Nürnberg Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesi, 1945 yılı ve sonrasında, Birleşmiş Milletler kararı sonucunda, ABD, Birleşik Krallık, Fransa ve Sovyetler Birliği’nin insanlığa karşı suçlar kapsamında açtığı davaların yargılamasını yapan uluslararası mahkemeye verilen isimdir.
Nuremberg Mahkeme Salonu
Mahkemenin yaptığı yargılamalar, Almanya’nın Nürnberg şehrinde gerçekleştiği için dava da bu isimle anılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sona edikten sonra, insanlığa verilen zararlar ve çekilen acılar nedeniyle daha önce uygulanmamış olan Uluslararası Ceza Mahkemesi Kurulması fikri uluslararası toplumda kabul görmüş, savaşı kazanan devletler tarafından verilen karar sonucunda, geçici ve özel yetkiye sahip mahkeme kurulması kararlaştırılmış, Birleşmiş Milletlerin almış olduğu karara dayanarak Nürnberg Uluslararası Askeri Savaş Suçları Mahkemesi kurulmuştur.
Sovyetler Birliği yargılamanın Berlin’de yapılmasını önermiş, ancak yıkılmış olan Berlin yerine Nürnberg seçilmiştir. Nürnberg’in nazilerin propaganda merkezi olması sembolik açıdan da öneml bulunmuştur. Nürnberg’de birden fazla mahkeme kurulmustur ve en bilineni International Military Tribunal of Nurnberg’dir. Dört Müttefik devlet, ABD, Britanya, Sovyetler Birliği ve Fransa, birer yargıç ve savcı ekibi göndermiştir. Mahkeme kuralları, Kıta Amerikası ve Anglo-Amerikan yargı sistemlerinin birlikte uygulanması sonucu oluşmuştur. Yargılamalar sırasındaki tüm konuşmalar, tercümanlar yoluyla İngilizce, Fransızca, Almanca ve Rusça’ya tercüme edilmiş, kulaklıklı simultane çeviri sistemi tarihte ilk kez Nürnberg Uluslararası Askeri Savaş Suçları Mahkemesinde uygulanmıştır. Nazilerin üst düzey yetkililerinin yargılanmalarına, Almanya teslim olduktan sonra, 20 Kasım 1945’te Nuremberg’de başlanmıştır.
Adolf Hitler, Heinrich Himmler ve Joseph Goebbels, savaş sona ermeden önce intihar ettikleri için asla yargılanamamıştır. Hermann Goering, intihar etmesi nedeniyle idam edilememiştir.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin, aldığı karar sonucunda her galip ülke kontrolü altındaki bölgede askeri mahkeme kurma hakkı elde etmiştir. ABD bu mahkemeyi Nürnberg’de kurmuştur.
Yargılamaların Konusu
Nuremberg(Nürnberg) Uluslararası Askerî Ceza Mahkemesi yargılamaları, Uluslararası Ceza Hukukunun başlangıcı olarak kabul edilebilecek uygulamalar yapmış; sanıklar, “barışa karşı suç işlemek”, “savaş suçları” ve “insanlığa karşı suçlar” kapsamında, cinayet, kitle imha, köleleştirme, sürgün, insanlık suçları, eziyet ve işkence eylemleri ile itham edilmiş ve yargılanmışlardır.
Politik nedenlerle veya ırk ve din ayrımcılığına dayanılarak herhangi bir halka karşı gerçekleştirilen cinayet, toplu öldürme, sürgün ve benzeri tüm insanlık dışı eylemleri tanımlamakta kullanılan “İnsanlığa Karşı Suçlar” kavramının kullanıldığı ilk mahkeme olmuş; kavram ilk kez bu mahkemelerde kullanılmış, mahkemelerin bazı uygulamaları ise, ceza hukukunun yerleşik bazı prensiplerini çiğnediği yönünde eleştirilmiştir.
Yapılan yargılamalar hakkında bir çok kitap yazılmış, tiyatro oyunları sahnelenmiş, sinema filmi ve belgesel çekilmiştir.
Askerî Yargıtay, 6 Nisan 1914 tarihinde kurulmuş, 16 Nisan 2017 tarihli Anayasa değişikliği sonucunda Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) ile birlikte kapatılmıştır. Mahkemenin kapatıldıktan sonraki görevleri Yargıtay‘a devredilmiştir
Askeri Yargıtay, Türk Yargı Sistemi içinde askerî ceza yargısı yapan bir kurum olarak yer aldığı dönemde, askeri mahkemeler tarafından verilen karar ve hükümlerin temyiz incelemesini yapmakla görevli mahkeme olmuştur. Ayrıca, askerlerin yasayla belirlenmiş bazı davalarına ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmıştır.
Mahkemenin üyeleri, birinci sınıf askerî hâkimler arasından seçilmiştir. Askerî Yargıtay Genel Kurulunun üye tam sayısının salt çoğunluğu ve gizli oyla, her boş yer için üçer aday belirlenmiş ve seçilen adaylar arasından cumhurbaşkanı tercihte bulunmuş, görev yapacak üyeler bu şekilde belirlenmiştir. Askerî Yargıtay başkanı, başsavcısı, ikinci başkanı ve daire başkanları, üyeler arasından rütbe ve kıdem sırasına göre atanmıştır.
Askeri Yargıtay’ın Başkanı ise her sene toplanan Yüksek Askeri Şura tarafından, üyeler arasından birinin generalliğe veya amiralliğe yükseltilmesi ile seçilmiştir. Mahkemenin kuruluşu, işleyişi, üyelerinin disiplin ve özlük işleri, mahkemelerin bağımsızlığı, hâkimlik teminatı ve askerlik hizmetlerinin gerekleri, 1600 Sayılı Askeri Yargıtay Kanunu ile düzenlenmiştir. Anayasada belirtildiği üzere cezai sorumluluklarından kaynaklanan yargılamaların Anayasa Mahkemesi üyelerinden oluşan, Yüce Divan tarafından gerçekleştirilmesi öngörülmüştür.
Askerî Yargıtay Binası (Kapatılmadan Önce)
Askeri Yargıtay’ın Görevleri
Askeri mahkemelerden verilen ve kesin olmayan hüküm ve kararları son yargı yeri olarak inceleyip karara
bağlamak; askeri yargıda kanun hükümlerinin ve hukuk kurallarının uygulanmasında birliği sağlamak, gerektiğinde kurulları arasında beliren içtihat uyuşmazlıklarını birleştirmek; Başkanın, Başsavcının, İkinci Başkanın, daire başkanlarının ve üyelerin askeri yargıya tabi şahsi suçlarına ilişkin ceza davalarına ve kanunlarda gösterilen diğer davalara ilk ve son yargı yeri olarak bakmak.
Askeri Yargıtay Başkanının Görevleri
Askeri Yargıtayı temsil etmek, verimli ve düzenli çalışmasını sağlamak ve bu yolda uygun göreceği tedbirleri almak, dairelerin çalışma durumları hakkında gerekli gördüğü bilgileri yazı ile istemek; kurullara başkanlık etmek; üyeler arasından Genel Sekreteri seçmek; başkan, başsavcı ve üyelerin lüzumunda Yüksek Disiplin Kuruluna sevkleri için gerekli işlemleri yapmak; önemli geçici işlerde veya başkanlık ettiği kurullarda dosya tetkik etmek üzere üye veya tetkik hakimleri görevlendirmek; memur ve idari görevlilerini denetlemek veya denetletmek, hizmetin gereklerine göre uygungöreceği yerlerde görevlendirmek.
“Felsefenin değerini tamamen ruhun zenginlikleri arasında aramak gerekir ve yalnızca bu zenginliklere karşı kayıtsız olmayan insanlar, felsefeyle uğraşmanın boşuna vakit harcamak olmadığına inandırılabilirler.”
Hakikat Her Zaman Hakikattir.
Soruyorsunuz, soruyorsunuz,
Durmaksızın, kafa tutarak:
Bize felsefenin ne lüzumu var?
Bize sanatın ne lüzumu var?
Hadi sanatın da lüzumu yok,
Bize felsefenin de lüzumu yok:
Fakat anlatılsa da anlasak:
Şu cehaletin ne lüzumu var?
Tevfik Flkret-1912
Hukuk Felsefesinin Değeri
Genelde felsefenin ve özelde hukuk felsefesinin (legal philosophy veya jurisprudence) ne değeri olduğunu ve bunlarla niçin uğraşmak gerektiğini düşünmek iyi olacaktır.(1) Çoğu insan/hukuk pratisyenleri, bilimin/pratik aklın etkisi altında, felsefeyi zararsız, ama aslında bilmemize gerek olmayan (hukukun kaynağı, adalet, evrensel adalet gibi) şeyleri kılı kırk yararak inceleyen ve bunlar üzerinde çekişen (antinomi) faydasız bir oyun gibi görmek eğilimde olduklarından bu soruyu ele almak gerekmektedir.
Felsefe hakkındaki bu görüş, kısmen yaşamın anlamı ve amacı hakkındaki yanlış bir tasarımdan, kısmen de, felsefenin erişmek istediği amaç hakkındaki yanlış bir tasarımdan ileri gelmektedir. Doğa bilimleri ürünü olan icatlar ondan haberi olmayan sayısızca insana yarar sağlarken, felsefenin de yararı gündeme gelmektedir. işte öğrencileri doğa bilimleri öğrenimine yönelten bu yarar düşüncesi felsefenin işi değildir. felsefeye yabancılaşma, öte yandan, yalnızca maddi ihtiyaçları tanıyan, insanın bedeni için vitamine ihtiyacı olduğunu bilen, ama aklın da vitamine ihtiyacını unutan “pratik insan” düşüncesinden kaynaklanmaktadır.
Kuşkusuz, felsefenin değerini tamamen ruhun zenginlikleri arasında aramak gerekir ve yalnızca bu zenginliklere karşı kayıtsız olmayan insanlar, felsefeyle uğraşmanın boşuna vakit harcamak olmadığına inandırılabilirler.(2)
Hırs, güç objesi kendisini şimdilerde genellikle yalnızca para biçiminde göstermektedir. Rachel‘ln dediği gibi, servet zekanın ölçüsüdür. O insanları aptalın cennetinden uyandırmak için iyi bir söylemdir. Ne var ki, Hegel‘ln (1770-1831) belirttiği üzere, “sonuçta tatmin olması gereken iştah değil, fakat düşüncedir.” Her türden hayal eden için en uzak menzilli güç biçimi para olmayıp, idelerin hakimiyetidir. Örnek istiyorsanız, Leslie Stephen‘in XVIII. Yüzyılda İngiliz Düşünce Tarihi(3) adlı eserini okuyarak ölümünden yüz yıl sonra Descartes‘in soyut spekülasyonlarının insanların davranışlarını kontrol eden pratik bir güce dönüştüğünü görürsünüz. Büyük Alman hukukçularının eserlerini okuyarak dünyanın bugün Bonaparte‘dan daha çok Kant tarafından idare edildiğini görürsünüz. Ve mutluluğun, çoğu başarılı insanları tanıyan bir i olarak, büyük şirketlere sadece danışman olmakla ve elli bin dolar gelir elde etmekle sağlanamayacağından eminim. Yeteri kadar zekanın mükafat kazanması için başarı yanında başkaca gıdaya da ihtiyacı vardır.(4) O manevi gıda da felsefedir.
Felsefe her yerdedir; herkesin yaşamıyla ilgilidir ve herkesin yaşamını aydınlatabilir.
Felsefe sorgulama ile başlar. “Sorgulanmayan bir yaşam yaşamaya değmez” (Sokrates). Yalnızca limbik sistemle, hard disk’te ne varsa onunla yetinmek işte öyle bir şeydir. Önemli olan zihin hapishanesinden, Eflatun‘un mağara alegorisi/miti/meseli’nden/Albert Camus‘un duvarlarından kurtulmaktır. Bu eserin amacı da sizleri bu kurtuluşa yöneltmektir.
Eğitimin kökü acı ise de, meyvesi tatlıdır” (Aristoteles). Eğitim (education) kelimesinin de İngilizce etimolojik olarak “dışarı çıkarmak” anlamına geldiği unutulmamalıdır.
Felsefenin amacı, fikri çalışmaların tümünde olduğu gibi bilgidir. Söz konusu amaçlanan bilgi, bilimler kümesine sistem ve birlik veren tür ile inançlarımız, önyargılarımız ve kanılarımızın dayanaklarının eleştirisel bir incelemesinden çıkan türdür. Eleştiri ise (Yunan orijinindeki kritikein teriminden), tüm ayrımcılığın da üstünde olmak anlamındadır. Bugün için hatalı bir kullanımla polemik yaratmak ve daha kötüsü eleştirilen kişiye karşı polemik amaçlı kullanılmaktadır. Bu olgu toplumumuzda talihsiz bir çarpıtma olarak belirmektedir. Felsefede eleştiri esasta kişilere değil, fikirlere yöneltilmelidir: Kişiye saygılı olunmalı ve fakat hataya da ödün verilmemelidir.
Felsefede kişi evrenin dikkatli bir gözlemcisi olmalı; anlamak için sorular sormalıdır.
Analiz, her şeyin kendisine özgü anlaşılabilirliğini görmemize ve temel sorulara bir ilk yanıtlar vermeye elvermektedir. Bu sanatı yapmak, aklın gerçeği anlamasını geliştirmeye olanak sağlamaktadır. Anlamak, kavramaktır. Bu süreçte zeka, şeyleri ilişkilendirmemizi sağlamakta; bir şeyi anladığımızda bizle o şey arasındaki, J. Rawls‘un deyimiyle, cahillik peçesi kalkmakta; ve dünya ile etkileşim yaşam bulmaktadır.
Bunu sağlamak üzere, bir şeyi diğerinin yerine koyma hatası, önyargı, kafa karışıklığı ve illüzyondan kendimizi soyutlamamız gerekmektedir.
Yalnız felsefenin, kendi sorularına kesin karşılıklar bulmakta başarı gösterdiği iddia edilemez. Üzerinde kesin sonuçlar alınan bir konu da artık felsefe alanından çıkmaktadır.
Çoğu bilimlerin kendisinden ayrılıp bağımsız bir kimlik kazanmasına karşın felsefe ve hukuk felsefesi varlığını sürdürmektedir. Bunun nedeni, bir yandan, bilimlerin dışında ancak felsefenin araştırabileceği bir konunun bulunması, öte yandan felsefi düşüncenin salt teorik alanda kalmayıp, aynı zamanda pratik etkilerinin de (pratik hukuk felsefesi) bulunmasıdır.
Felsefe okuyan hakim veya avukat veya öğrenci olarak okuduğunu hatırlayan (büyük olasılıkla) mesleki kültürünü belirleyen kültürel öngörülerin ayakları altından kaydığını hissedebilir. Felsefe, özellikle pragmatik felsefe kuşkuyu ve kuşku da araştırmayı tahrik ederek, bir hakimi az dogmatik, fazlaca pragmatik veya açık fikirli bir yargılayıcı yapar.”(6)
Hukuk Felsefesi hukukun ne olduğunu, hukukun niteliğini belirlemeye çalışır. Burada hukuk, belli yer ve zaman boyutundaki hukuku(tikel) araştırma konusu yapan hukuk biliminin aksine, bütünü bakımından, tümel olarak ele alınmaktadır.’(7) Hakikati görmek evrensel ile bir karşılaşma/tanış olma ve özelden bir ayrılıştır.
Felsefenin ilk sorunu olan nitelik sorununa karşılık, hukuk felsefesinin de ilk sorunu hukukun niteliğidir. Yanıtlanması gereken soru hukukun nasıl olması gerektiği sorusu değil, hukukun nasıl olduğu, hukukun ne olduğu sorusudur.’ (8) Özetle, ele alınan hukuk genellikle hukuktur, onun niteliğidir.
Pozitif hukukçu, yöntemsel düşündüğünde bir şeyi neden ötürü hukuk olarak onayıp, diğerlerini böyle kabul etmediğini kendi kendine soracak ve bunu sorduğunda da hukuk felsefesine başvurmak gereğini duyacaktır. Soru. tümel olana (hukukun bütününe) ilişkin bulunmakla tamamen felsefi niteliktedir.
Felsefeciler hukukun ekonomik analizinde merkezi bir konumda olan rasyonalite fikrini sorgulayabilirler; avukatlar ve hâkimlerin yapabileceğinden daha etraflıca adalet. özgür istence ve kast gibi felsefi kavramları analiz edebilirler, hukukta “akıl” ve “duygu” arasındaki ilişkiye açıklık getirebilirler.
Hukuk felsefesi yıllardır adaletin ve onu tam gerçekleştirecek bir hukukun açıklamasını ve tartışmasını yapagelmektedir. Adil hukuk (just law/unjust law) ölçütlerinin neler olduğu sorusu. eskiden beri hukuk felsefesinin başlıca sorunu olmuştur. Adaletin, hukukun son amacı olması gerekir: Hukuk sonunda adaleti gerçekleştirmelidir. Adalete, onu gerçekleştirmeye yönelmeyen bir hukuktan söz etmek, estetik değeri amaç edinmemiş bir sanat ya da hakikate sırt çevirmiş bir bilimden söz etmek kadar anlamsızdır.
R. Pound‘un belirttiği gibi. hukuk, bilim olmak uğruna bilimsel değildir. Sonuca doğru bir vasıta olarak bilimsellik, elde edilen sonuçları ile değerIendirilmeli; yoksa iç yapısının güzelliği ile değil; amaçlanan sonuçlan elde ettiği ölçüde değerlendirilmelidir; yoksa mantıki sürecin veya temelini oluşturan dogmalardan kesin bir şekilde neşet etmesi ile değil. Bu bağlamda iki soru yanıt beklemektedir: 1) Hukuk felsefesi hukuk yargılamasını ne şekilde etkilemektedir? 2) Bazı felsefeler hukuk kurumları için yararlı olurken diğerleri neden bundan yoksun kalmışlardır?
Hukuk biçimsel olarak üç boyutludur: Hukuki analist ekseriya hukuk teorisi, öğretisi ve uygulamayı birlikte ele almalıdır. Bu boyutlardan biri eksik veya yetersiz olduğunda hukuk, insanların düzenli bir şekilde işlerini yürütmesine elveren bir çerçeve olma işlevini yerine getiremez. Hukuk öğretisi, halkın ve (ve hukuk fakültesi 1.sınıf öğrencilerinin hukuk olarak gördükleri) kişilerin davranışını yöneten kurallardır: Örneğin sözleşme hukukunu oluşturan kurallar. Böyle kurallar formüle edip bireysel gerçeklere uygulayarak ihtilafların karara bağlanması süreci biçimsel (formalistic) veya mekanik (mechanistic) olarak nitelendirilmektedir.
Kuşkusuz, biçimsel olup olmadığına bakılmaksızın, hukuk, kurallar olmaksızın işlevini yerine getiremez. Hukuk ajanlarınca kuralsız uygun davranış. uygun olmayandan ayırt edilemeyeceği gibi kuralsız tasarlanan eylemin hukuki olarak doğru veya yanlış olduğu da söylenemez.
Hukuk öğretisinin formüle edilmesi rastgele bir süreç değildir. Öğretisel özün samandan ayırt edilmesine gereksinim vardır. İşte hukuk teorisi bu seçim işleminde yardımcı olmak üzere tasarlanmıştır. Haksız fiilde mutlak sorumluluk teorisinin irdelenmesi ve nedensellik ilkeleri bu niteliği açıkça sergilemektedir.
Yalnız hukuk teorisi, öğreti ihtiyacını göz ardı etmemektedir. Hukuk öğretisinin verili gerçeklere uygulanması da göz önüne alınmalıdır.
Hukuk belli gerçek durumlara uygulanmadıkça yararsızdır. Ortalama bir hakimin veya avukatın, daha az ölçüde ortalama bir vatandaşın, hukuk teorisini bilmeleri ve anlamaları (ve çoğu yoksun bulunmakta) ve özel gerçek durumlara güvenilir şekilde uygulaması beklenemez. Bu önerme, kuşkusuz, hâkimler ve avukatların eleştirisi anlamında değildir. Teori yalnızca gerçeklere doğrudan uygulanmayacak derecede oldukça soyut bulunmaktadır.
Hukuk teorisi çeşitli olası kurallardan hangisini seçmemiz gerektiğini söylemekte; böylece bu kuralların uygulanması ile hukuk uygulaması yönetilebilmektedir. Hukuk öğretisi, bu üç boyutlu hukuki muhakeme zincirinde, teori ve uygulama arasında önemli bir ara halkadır. İşte hâkimlerin hukuk teorisi ve öğretisini olabildiğince tutarlı uygulamaları ile özel hukukta ayni haklar, haksız fiil ve sözleşme kategorileri gelişmiştir. Hukuk felsefesi bu temeli sağlamasaydı özel hukuka özgü haklar körü körüne takip edilen, geçmişten kalan boş veya irrasyonel eksersizler olarak kalacaktı.
Bu noktadır ki, pratik hukuk biliminin, değerleri ve bu arada adaleti araştıran felsefeye, hukuk felsefesine olan ihtiyacı önemle belirmektedir.(9)Bu ihtiyacı algılayan ve yargılarına yansıtan hukukçuların sayıca artması sonucu yakın bir gelecekte ülkemizde hukuka özgü yeni felsefi oluşumlara tanık olunacaktır. İşte bu amaçla, toplumun, kendi işlerinin doğru gitmesi ve aydınlığa kavuşması için hukukta bir filozoflar sınıfının oluşmasına olanak sağlamak üzere hukuk fakültesi programlarında hukuk felsefesi/sosyoloji/ metodolojisi konularına en az dogmatik dersler kadar zaman ayırmalı; normal hukuk derslerini vermek üzere (yarı-tam zamanlı olarak) hukuk fakülteleri kadrosunda yer verilmelidir.(10)
Bu bağlamda hukuk öğrencilerine tavsiyem şu olacaktır:
Kaynak bir eseri okuyup kenara koyduğunuzda ne okuduğunuzu/yazarın ne söylemek istendiğini sorgulayarak yazılı veya seslice dile getirmeye çalışmanız; bunu başarabilme yetisini kazanmanız; bunu yaptığınızı hatırlamanız felsefi uğraşlarınız için önemli bir giriş olacaktır. Ayrıca seçkin hukukçuların yıllardır süregelen sorular üzerine sergilediği önemli fikirleri işleme ve eleştirme yolunu seçerek hukuk bilincinizi/argümantasyon teorinizi geliştirme olanağına kavuşacağınızı unutmayınız. (11)
Çıkarım olarak, öğrencilerin kitapta yer alan filozofları anlamaları ve yorumlamalarının ilk başta yetersiz, bazen de olması normaldir. Rehberlikle aynı düşünceleri irdeleme yetisini zamanla kazanması da normaldir. Kuşkusuz, eleştiri olmadan hataya düştüğünü anlamasının bir yolu da yoktur. Hukuk fakülteleri, öğrencilerin pozitif hukuk metinleri ile içtihat hukukunu ezber mekânları olmak yerine, hukuk alanında yetkin bilgiye dayalı eleştiri yoğun kültürel mekânlar olmalıdır. (12)
Bu doğrultuda Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın vurguladığı üzere, hukuk felsefesi ve sosyolojisinin katkısı küçümsenmeyecek ölçüde olacaktır.(13)
“Hukukçular da hukukun diğer disiplinlerde olduğundan daha fazla felsefeden bağımsız olmadığını kabul etmek zorundadırlar.” (14)
Biz hukukçular ne yapıyoruz?
S, Hilav. “Felsefenin F’si” Felsefe Yazıları, Yapı Kredi Yayınları ist„ 1995* 284285; A. O. Boztosun, “Hukuk Eğitiminde Felsefe Dersinin Gereği ve Önemi” Erciyes Üniv, Hukuk Fak. Dergisi C, 1, S. 1, 2006, s. 393; Bkz. H. Chodosh. “Hukuk Eğitimi: Trendler, Sorunlar ve Stratejiler” Selçuk Üniv, Hukuk Fak, C. 9$, 1-2, 2001, s. 330.
Russel, “Felsefenin Değeri” Felsefe Meseleleri (Çev. H. Örs) Kültür serisi.9, Ist„ 1970, ss. 201-210/ “The Value of The Problems of Philosophy Oxford University Press 2001, pp. 8996; R, A. Posner “What Are Philosophers Good For” Overcominq Law, Harvard University Press, 1998,pp.444-467; S, Selçuk. ‘Filodoks” (laşan)lar ile “Kıen”(leşen)ler Kutuplaşmasında Bocalayan Hukukun Dramı Türkiye Adalet Akademisi Dergisi S. 12, 2013, ss. 9-64
W. The Path of Law, Boston, 1981
L Marinoff, Felsefe Hayatınızı Nasıl Değiştirir? (Therapy for the sane), Peqasus, 2007.
Hukuk felsefesinin sorunları için bkz. L B, Flores. “Hukuk Felsefesi için Savaşım: Yöntem ve Sorunlar (Çev. Ö, D. Aydın) HFSA 18 2008, s. 41.
Posner, R. A. The Problematics of Moral and Legal Theory Harvard University Press, Cambridge, 1999 pp. 227228.
“Kendi kendimize, adalet nedir? diye soracak olursak, o zaman tabii, önce bir sıra adalete uygun iş sayarız ve bunların tümünde ortak olan şeyi ararız. Tüm adaletli olan işlerde bulunup, başkalarında bulunmayan ortak bir niteliğin var olması elbette zorunludur Ele alınan işleri adaletli kılan bu ortak nitelik adaletin kendisi, gündelik yaşamın gerçekleriyle karışmasıyla adaletli işleri meydana getiren salt nitelik olacaktır. Bu salt niteliğe Eflatun ‘ldea’ ya da biçim adını verir, ‘Adalet’ ldea’sı hiçbir adaletli
şeyle aynı değildir; o özel nesnelerden tamamen ayrıdır ve özel nesneler yalnızca ondan pay alırlar.” B Russel, Felsefe Meseleleri {Çev. H. Örs) Kültür Serisl: 9, ist., 1970,ss. 132·133; V. Aral “Hukukta Felsefenin Önemi” İÜHFM 1973/1·4, 1st, ss. 623·646.
R. Dworkin’e göre, “hukukçular her zaman filozoflardır; çünkü hukuk bilimi mekanik ve özellikleri olmayan bir biçimde de olsa, her hukukçunun hukukun ne olduğu konusundaki açıklamalarının bir parçasını oluşturur. Anayasa teorisinde felsefe tartışmanın yüzeyine yakın bir yerdedir ve eğer teori iyi ise ayrıca belirgin bir biçim sergilemektedir.” Justice for Hedgehogs, Cambridge: Harvard Univ, Press, 2011, s. 157
“Üstün bir konu olarak felsefe, şeylerin bir yönüne sağladığı nüfuzla diğer yanlarına bizleri körleştirmektedir ve bizler durağanlaşan zorunlu …..yanlış olmayan saptamayı ilerletmek için diğer insanların görüşlerine olumlu yaklaşmalıyız.” The Rational Foundations of Ethics, 1990. p. 5. D. Özlem, haklı olarak bu yaklaşımın felsefe …… gereği olduğuna vurgu yapmaktadır. D. Özlem, Evrenselcilik, İnsan Hakları ve Liberalizm üstüne” HFSA 7 İst. Barosu. 2003, S.54; İ. Kuçuradi. “Hukuk Felsefesini Yeniden Düşünmek.” Prof. Yılmaz Aliefendioqiu’na Armağan, Yetkin, 2009, ss. 279·284; R. E. Barnet, “”Foreword: Why We Need Legal Philosophy” 8 Harvard J of Pub P 1(1985); L. Fuller. The Principles of Social Order. (K. Wlnston edJ.1981, 249·50: “Gördüğüm üzere, hukuk felsefesinin amacı avukat, hakim, yasa koyucu ve hukuk hocalarına etkili ve anlamlı bir yön vermektir. Onların faaliyetlerine dokunmadığı ve günlük çalışmalarındaki sorular için hiçbir çıkarımı olmadığında hukuk felsefesi başarısızdır.” Ayrıca bknz. R.Pound, “Do we need a philosoph of aw” Columbia Law Revlew, Vol V.No.5 May1905, ss. 339· 353.
Felsefenin bir argümantasyon işi olduğu unutulmamalıdır. Bkz. L.J.Mazor. “Küçük Bir Hukuk Felsefesi Kongresi-HFSA 18, İst, SS 62-68, E. T. Feteris. Hukuki Argümantasyonun Temelleri, Paradigma, İst, 2010, başka alanlarda olduğu gibi belli devimsel / dinamik bir anlayış olmadan yürütülen eğitim etkinliği felsefede de gerçekte ancak bir öğretim, giderek bir “ezberletime” dönüşmektedir.
T. Giegerich. “Yargının Bağımsızlığı-Kavramsal Çerçeve – Tarihsel Gelişim, Tarafsızlıkla İlişkisi ve Türkiye Üzerine Gözlemler” Yargının Bağımsızlığı, Tarafsızlığı ve Etkililiği, Adalet Akademisi Yayın No 6, 2009, s. 29
Bkz. I. McLeod. “Why study Legal Theory” Legal Theory, 2. bası, Palgrave Macmillan, 2003, ss. 14-16.
R, Dworkin. Taklng Rights Serlously, 1977, s 149
Makale, kapanan Güncel Hukuk Dergisinde yayımlanmıştır.
Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi 10 Aralık 2003
Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi, kurulan Geçici Komite tarafından 21 Ocak 2002 ve 1 Ekim 2003 tarihleri arasında yedi oturumda hazırlanmış ve Sözleşme BM Genel Kurulu tarafından 31 Ekim 2003 tarihinde 58/4 No.lu karar ile New York’taki Birleşmiş Milletler genel merkezi’nde kabul edilmiştir.
Sözleşme, yolsuzluğun önlenmesi ve yolsuzlukla mücadelenin daha etkin ve verimli hale getirilmesi için tedbirlerin teşvik edilmesi ve güçlendirilmesi amacıyla kabul edilmiştir.
Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi, yasal olarak bağlayıcı olan tek evrensel yolsuzlukla mücadele belgesidir.
Yolsuzluğa konu olan varlıkların halka iade edilmesi de dahil olmak üzere, yolsuzluğun önlenmesi ve yolsuzlukla mücadele sözleşmenin temel amacıdır.
Uluslararası işbirliği ve teknik yardımlaşmayı teşvik etmek, kolaylaştırmak ve desteklemek yönünde ilkesel adımlar atılmıştır.
Dürüstlük, hesap verebilirlik, kamu işlerinin ve kamu mallarının yüksek standartlara uygun yönetimi ve iyi yönetim ilkeleri temel hedeflerdendir.
Sözleşmenin kapsamlı yaklaşımı ve hükümlerinin çoğunun zorunlu olması, ulusal, bölgesel ve küresel düzeylerde etkin olmasını sağlamaktadır.
Sözleşme yolsuzlukla mücadele için ulusal düzeyde reformlar yapılmasını öngörmektedir.
Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi 31 Ekim 2003
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER YOLSUZLUKLA MÜCADELE SÖZLEŞMESİ
Bu Sözleşmeye Taraf Devletler;
Yolsuzluğun toplumların istikrarı ve güvenliğine getirdiği sorunların ve tehditlerin ciddiyetinden, demokrasi, etik değerler ve adaletin kurum ve değerlerini baltalayan, sürdürülebilir kalkınmayı ve hukukun üstünlüğünü tehlikeye atan,
Yolsuzluk ile kara para aklama dahil, özellikle organize ve ekonomik suçlar da dahil olmak üzere diğer suç türleri arasındaki bağlantıdan da endişe duyarak,
Devlet kaynaklarının önemli bir bölümünü oluşturan ve Devletlerin siyasi istikrarını ve sürdürülebilir kalkınmasını tehdit eden ve ayrıca sürdürülebilir kalkınmayı tehdit eden varlıklara konu olan yolsuzluk vakalarından da endişe duyarak,
Yolsuzluğun artık yerel bir sorun değil, tüm toplumları ve ekonomileri etkileyen ve onu önlemek ve kontrol altına almak için uluslararası işbirliğini gerektiren sınır ötesi bir olgu olduğuna inanarak,
Yolsuzlukla etkin bir şekilde mücadele etmek ve önlemek için kapsamlı ve çok yönlü bir yaklaşımın gerekli olduğuna inanarak,
Ülkelerin kurumsal kapasitelerin güçlendirilmesini içerecek şekilde yürütülecek teknik yardım faaliyetlerinin, yolsuzluğun önlenmesi ve yolsuzlukla etkin mücadele edilmesi hususunda, bu ülkelerin yeteneklerinin arttırılmasında önemli bir rol oynayacağı inancını taşıyarak,
Haksız zenginleşme yoluyla edinilen kişisel servetin özellikle demokratik kurumlara, ulusal ekonomilere ve hukukun üstünlüğü ilkesine zarar vereceğine inanarak,
Haksız olarak edinilmiş varlıkların uluslararası transferlerinin daha etkin bir şekilde önlenmesi, tespit edilmesi, caydırılması ve varlıkların geri verilmesi konusunda uluslararası işbirliğinin güçlendirilmesi kararlılığını taşıyarak,
Cezai yargılamalarda ve mülkiyet haklarını ilgilendiren hukuk davaları ve idari işlemlerde temel hukuka uygunluk ilkesini dikkate alarak,
Yolsuzluğun önlenmesi ve ortadan kaldırılmasının bütün ülkelerin ortak yükümlülüğü olduğu ve bu alandaki çabaların etkili olması amacıyla, sivil toplum ve sivil toplum örgütleri gibi kamu sektörü dışındaki birey ve grupların da destek ve katkıları ile her bir ülkenin diğeri ile işbirliği yapmasının zorunlu olduğunu hatırda tutarak,
Kamusal işlemler ve kamu malvarlığının uygun yönetimi, adil olma, sorumluluk ve yasa önünde eşitlik ilkelerini ve bütünlüğü koruma ve yolsuzluğu reddetme kültürünün geliştirilmesi ihtiyacını da hatırda tutarak,
Yolsuzluğun önlenmesi ve yolsuzlukla mücadele alanında Suçun Önlenmesi ve Ceza Adaleti Komisyonu ile Birleşmiş Milletler Uyuşturucu Maddeler ve Suçla Mücadele Ofisinin çabalarını takdir ederek,
Afrika Birliği, Avrupa Konseyi, Gümrük İşbirliği Konseyi (Dünya Gümrük Örgütü olarak da tanınan), Avrupa Birliği, Arap Ligi, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü ve Amerikan Devletleri Örgütü dahil olmak üzere, bu alanda diğer uluslararası ve bölgesel örgütlerin yürüttükleri çalışmaları hatırda tutarak,
Amerikan Devletleri Örgütü tarafından 29 Mart 1996 tarihinde kabul edilen, Amerikan Devletleri Arasında Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi; Avrupa Birliği Konseyi tarafından 26 Mayıs 1997 tarihinde kabul edilen, Avrupa Toplulukları Görevlilerini ya da Avrupa Birliği Üye Devlet Görevlilerini Kapsayan Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi; Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü tarafından 21 Kasım 1997 tarihinde kabul edilen Uluslararası Ticarî İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından 27 Ocak 1999 tarihinde kabul edilen Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesi; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından 4 Kasım 1999 tarihinde kabul edilen Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi ve Afrika Birliği Devlet ve Hükümet Başkanları tarafından 12 Temmuz 2003 tarihinde kabul edilen Afrika Birliği Yolsuzluğun Önlenmesi ve Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesini takdirle not ederek,
Birleşmiş Milletler Sınıraşan Örgütlü Suçlarla Mücadele Sözleşmesinin 29 Eylül 2003 tarihinde yürürlüğe girişinden memnuniyet duyarak,
Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:
BÖLÜM I
GENEL HÜKÜMLER
Madde 1
Amaç
Bu Sözleşmenin amaçları:
a) Yolsuzluğun önlenmesi ve yolsuzlukla mücadelenin daha etkin ve verimli kılınmasına yönelik önlemlerin teşvik edilmesi ve güçlendirilmesi;
b) Varlıkların geri alınması dâhil olmak üzere, yolsuzluğun önlenmesi ve yolsuzlukla mücadelede uluslararası işbirliği ve teknik yardımlaşmanın teşvik edilmesi, kolaylaştırılması ve desteklenmesi;
c) Dürüstlüğün, hesap verilebilirliğin ve kamusal işler ile kamu mallarının düzgün yönetiminin teşvik edilmesidir.
Madde 2
Terimler
Bu Sözleşmenin amaçları bakımından:
a) “Kamu görevlisi”: i) kıdemi göz önüne alınmaksızın, atanmış veya seçilmiş, sürekli veya geçici, ücretli veya ücretsiz, bir Taraf Devletin yasama, yürütme, adlî veya idarî bir görevinde bulunan herhangi bir kişi; ii) bir Taraf Devletin iç hukukunda tanımlanan ve iç hukukunun ilgili alanında uygulanan şekliyle, bir kamu kurumu veya bir kamu teşebbüsü de dâhil olmak üzere, bir kamu görevi ifa eden veya bir kamu hizmeti gören diğer bir kişi; iii) bir Taraf Devletin iç hukukunda “kamu görevlisi” olarak tanımlanmış diğer kişileri ifade eder. Bununla birlikte, bu Sözleşmenin II. bölümünde yer alan bazı özel önlemler nedeniyle “kamu görevlisi”, bir Taraf Devletin iç hukukunda tanımlandığı ve iç hukukun ilgili alanında uygulandığı şekliyle bir kamu görevi ifa eden veya kamu hizmeti gören kişi anlamına gelebilir.
b) “Yabancı kamu görevlisi”, yabancı bir ülkenin yasama, yürütme, adlî veya idarî bir organında görev yapan, seçilmiş veya atanmış herhangi bir kişi; ve bir kamu kurumu veya kamu teşebbüsü de dâhil olmak üzere, yabancı bir ülke adına kamu görevi ifa eden herhangi bir kişi anlamına gelir.
c) “Uluslararası kamu kuruluşu görevlisi”, bir uluslararası memur veya böyle bir kuruluş tarafından o kuruluş adına hareket etmeye yetkili kılınmış herhangi bir kişi anlamına gelir.
d) “Malvarlığı”, maddî veya gayri maddî, taşınır veya taşınmaz, somut veya soyut her türlü varlık ve bu tür varlıklara ilişkin tasarruf hakkını veya menfaati tevsik eden yasal belgeler veya araçlar anlamına gelir.
e) “Suç geliri”, bir suçun işlenmesinden kaynaklanan veya doğrudan ya da dolaylı olarak elde edilen malvarlığı anlamına gelir.
f) “Dondurma” ya da “el koyma”, bir mahkeme ya da diğer yetkili makamın emrine dayanılarak, malvarlığının transfer, dönüştürme, tasarruf veya hareketinin geçici olarak yasaklanması ya da malvarlığının muhafaza veya kontrolünün geçici olarak üstlenilmesi anlamına gelir.
g) “Müsadere”, uygulanabildiği hallerde belirli bir hakkın kaybını da kapsayan, malvarlığının bir mahkeme ya da diğer yetkili makamın emriyle sürekli olarak yitirilmesi anlamına gelir.
h) “Öncül suç”, işlenmesi sonucunda elde edilen gelir, bu Sözleşmenin 23 üncü maddesinde tanımlanan bir suçun konusu olabilecek herhangi bir suç anlamına gelir.
i) “Kontrollü teslimat”, bir suçun soruşturulması ve suçun işlenmesine karışmış kişilerin kimliklerinin tespiti amacıyla, yetkili makamların bilgisi ve gözetimi altında, yasadışı veya şüpheli sevkıyatın bir veya daha fazla Devletin ülkesinden dışarı çıkmasına, içinden geçmesine veya içeri girmesine izin verilmesi tekniğidir.
Madde 3
Kapsam
Bu Sözleşme, hükümlerine uygun olarak, yolsuzluğun önlenmesi, soruşturulması, kovuşturulması ve bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen suçların gelirlerinin dondurulması, bunlara el konulması, müsaderesi ve iadesine uygulanır.
Bu Sözleşmenin uygulanması amacıyla, aksi belirtilmediği sürece, Sözleşmede yer alan suçların devletin malvarlığına zarar veya ziyan vermiş olması gerekli değildir.
Madde 4
Egemenliğin Korunması
Taraf Devletler, bu Sözleşmedeki yükümlülüklerini, Devletlerin egemen eşitliği, ülke bütünlüğü ve diğer Devletlerin içişlerine karışmama ilkelerine uygun bir biçimde yerine getireceklerdir.
Bu Sözleşmedeki hiçbir hüküm, bir Taraf Devlete, bir diğer Devletin ülkesi içinde, diğer Devletin iç hukukunun münhasıran kendi makamları için saklı tuttuğu yargı yetkisini kullanma ve işlevleri icra etme yetkisi vermeyecektir.
BÖLÜM II
ÖNLEYİCİ TEDBİRLER
Madde 5
Yolsuzluğa Karşı Önleyici Politikalar ve Uygulamalar
1) Her Taraf Devlet, hukuk sisteminin temel ilkelerine uygun olarak, toplumsal katılımı teşvik eden ve hukukun üstünlüğü, kamusal işlerin ve kamu mallarının düzgün yönetimi, dürüstlük, saydamlık ve hesap verilebilirlik ilkelerini yansıtan, etkin ve eşgüdümlü yolsuzlukla mücadele politikaları geliştirecek, uygulayacak ya da sürdürecektir.
2) Her Taraf Devlet, yolsuzluğun önlenmesi amacıyla etkin uygulamaları oluşturmak ve teşvik etmek için çaba gösterecektir.
3) Her Taraf Devlet, ilgili yasal mevzuatını ve idarî önlemlerini, yolsuzlukla mücadele ve yolsuzluğun önlenmesine yönelik yeterliliklerini tespit etmek amacıyla düzenli aralıklarla değerlendirmeye almak için gayret gösterecektir.
4) Taraf Devletler, uygun olduğu ölçüde ve hukuk sistemlerinin temel ilkelerine uygun olarak, bu maddede belirtilen önlemleri teşvik etmek ve geliştirmek için birbirleriyle ve ilgili uluslararası ve bölgesel örgütlerle işbirliği yapacaklardır. Bu işbirliği, yolsuzluğun önlenmesini amaçlayan uluslararası program ve projelere katılımı kapsayabilir.
Madde 6
Yolsuzluğa Karşı Önleyici Birim ya da Birimler
1) Her Taraf Devlet, hukuk sisteminin temel ilkelerine uygun olarak;
a) Bu Sözleşmenin 5 inci maddesinde belirtilen politikaları uygulamak ve uygun olan hallerde, bu politikaların uygulanmasını kontrol ve koordine etmek;
b) Yolsuzluğun önlenmesi hakkında bilgiyi arttırmak ve yaymak,
suretiyle veya benzer yollarla yolsuzluğu önleyen uygun birim ya da birimleri oluşturacaktır.
2) Her Taraf Devlet, hukuk sisteminin temel ilkelerine uygun olarak, bu maddenin 1 inci fıkrasında belirtilen birim yada birimlere, görevlerini etkin bir biçimde ve gereksiz etkilerden uzak olarak yerine getirebilmeleri için gerekli özerkliği tanıyacaktır. Gerekli maddî kaynaklar ve uzman personel ile bu personelin görevini yerine getirmek için ihtiyaç duyduğu eğitim sağlanmalıdır.
3) Her Taraf Devlet, yolsuzluğun önlenmesi amacına yönelik özel önlemlerin geliştirilmesi ve uygulanmasında diğer Taraf Devletlere yardım edebilecek makam veya makamların isim ve adreslerini Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine bildireceklerdir.
Madde 7
Kamu Sektörü
1) Her Taraf Devlet, uygun olan hallerde ve hukuk sisteminin temel ilkelerine uygun olarak, memurların ve uygun olan hallerde, seçimle gelmeyen diğer kamu görevlilerinin istihdamı, çalıştırılması, terfileri ve emeklilikleri için:
a) Verimlilik ve saydamlık ilkeleri ile liyakat, eşitlik ve yetenek gibi nesnel kıstaslara dayalı,
b) Özellikle yolsuzluğa müsait kamu görevleri için görevlilerin seçim ve eğitimi ile uygun olan hallerde, bu görevlilerin diğer görevlere rotasyonuna yönelik yeterli usulleri kapsayan,
c) Taraf Devletin ekonomik kalkınmışlık düzeyini dikkate alarak, yeterli ücret ve adil maaş dereceleri geliştiren,
d) Kamu görevlilerinin, kamu görevlerinin doğru, onurlu ve düzgün bir biçimde ifasının gereklerini yerine getirebilmelerini sağlayacak ve onları, görevlerinin ifasının özünde mevcut olan yolsuzluk riski hakkında bilinçlerinin geliştirilmesine yönelik, uygulanabilir alanlarda davranış ilke ve standartlarına da atıfta bulunabilen, özel ve uygun eğitim ile donatacak öğretim ve eğitim programlarını teşvik eden,
sistemleri kabul etmek, uygulamak ve güçlendirmek için çaba sarf edeceklerdir.
2) Her Taraf Devlet ayrıca, bu Sözleşmenin amaçları ile uyumlu ve iç hukukunun temel ilkelerine uygun olarak, kamu görevleri için adaylık ve seçim ile ilgili kıstasları belirlemek üzere uygun yasal ve idarî önlemleri kabul etmeyi değerlendirecektir.
3) Her Taraf Devlet ayrıca, bu Sözleşmenin amaçları ile uyumlu ve iç hukukunun temel ilkelerine uygun olarak, kamu görevleri için seçilecek adayların finansmanında ve uygulanabilen hallerde, siyasî partilerin finansmanında saydamlığı arttıracak uygun yasal ve idarî önlemleri almayı değerlendirecektir.
4) Her Taraf Devlet, iç hukukunun temel ilkelerine uygun olarak, saydamlığı teşvik edici ve çıkar çatışmalarını önleyici sistemleri kabul etmek, korumak ve güçlendirmek için çaba sarf edecektir.
Madde 8
Kamu Görevlileri İçin Davranış İlkeleri
1) Her Taraf Devlet, yolsuzlukla mücadele amacıyla, hukuk sisteminin temel ilkelerine uygun olarak, kamu görevlileri arasında, diğerlerinin yanı sıra dürüstlüğü, doğruluğu ve sorumluluğu geliştirecektir.
2) Her Taraf Devlet, kendi kurumsal ve hukuk sistemi çerçevesinde, kamu görevlerinin doğru, onurlu ve düzgün bir biçimde yerine getirilmesi için davranış ilke ve standartlarını uygulamaya özellikle çaba sarf edecektir.
3) Her Taraf Devlet, bu madde hükümlerinin uygulanması amacıyla, uygun olan hallerde ve hukuk sisteminin temel ilkelerine uygun olarak, 12 Aralık 1996 tarih ve 51/59 sayılı BM Genel Kurul Kararına Ek Kamu Görevlileri Uluslararası Davranış İlkeleri gibi bölgesel, bölgelerarası ve çok taraflı örgütlerin ilgili çalışmalarını dikkate alacaktır.
4) Her Taraf Devlet, iç hukukunun temel ilkelerine uygun olarak, kamu görevlilerinin görevlerini ifa ederken farkına vardıkları yolsuzluk vak’alarını ilgili makamlara rapor etmelerini kolaylaştıracak önlemleri almayı ve sistemleri kurmayı da değerlendirecektir.
5) Her Taraf Devlet, uygun olan hallerde ve iç hukukunun temel ilkelerine uygun olarak, kamu görevlilerini, diğerlerinin yanı sıra, kamu görevlerinin ifasına ilişkin olarak bir çıkar çatışması yaratabilecek nitelikteki meslek dışı faaliyetlerini, işlerini, yatırımlarını, mal varlıklarını ve aldıkları hediye veya edindikleri faydaları ilgili makamlara bildirmeye zorunlu kılacak önlemleri almaya ve sistemleri kurmaya çaba sarf edecektir.
6) Her Taraf Devlet, bu maddeye uygun olarak ihdas edilen ilke ve standartları ihlal eden kamu görevlilerine karşı, iç hukukunun temel ilkelerine uygun olarak, disiplin önlemlerini veya diğer önlemleri almayı değerlendirecektir.
Madde 9
Kamu Alımları ve Kamu Maliyesinin Yönetimi
Her Taraf Devlet, hukuk sisteminin temel ilkelerine uygun olarak, diğerlerinin yanı sıra yolsuzluğun önlenmesinde de etkili olan, saydamlığa, rekabete ve karar alma sürecinde nesnellik ölçütüne dayalı uygun tedarik sistemlerini kurmak için gerekli adımları atacaktır. Bu sistemler, diğerlerinin yanı sıra, aşağıdaki hususlara dayanacak ve tatbikatta uygun eşik değerleri dikkate alabilecektir:
a) Potansiyel ihale katılımcılarının ihale tekliflerini hazırlamalarına ve sunmalarına yeterince zaman tanıyacak biçimde, ihale davetlerine ve ilgili sözleşme şartlarına ilişkin olanlar dâhil olmak üzere, alım usulleri ve sözleşmeler hakkındaki bilgilerin kamuya duyurulması;
b) Seçim, ihale ölçütleri ve teklif kuralları dâhil olmak üzere, ihaleye katılım şartlarının önceden belirlenmesi ve yayımlanması;
c) Kuralların veya usulün doğru olarak uygulandığını sonradan teyit etmeyi kolaylaştırmak amacıyla, kamu alım kararlarında nesnel ve önceden belirlenmiş ölçütlerin kullanılması;
d) Bu fıkra uyarınca ihdas edilen kurallara veya usule uyulmaması halinde, yasal müracaat hakkını sağlamak üzere, etkili bir itiraz sistemini de içeren etkili bir dâhilî yeniden inceleme sisteminin oluşturulması;
e) Uygun olan hallerde, kamu alımından sorumlu personele yönelik olarak, belli kamu alımlarına ilişkin menfaat beyanı, personeli değerlendirme usulü ve eğitim şartları gibi konuları düzenlemek üzere önlem alınması.
2) Her Taraf Devlet, hukuk sisteminin temel ilkelerine uygun olarak, kamu maliyesinin yönetiminde saydamlığı ve hesap verilebilirliği geliştirmek için uygun önlemleri alacaktır. Bu önlemler, diğerlerinin yanı sıra;
a) Ulusal bütçenin kabul usulünü,
b) Gelir ve giderlere ilişkin raporların zamanında hazırlanmasını,
c) Bir muhasebe ve denetim standartları sistemini ve gereken gözetimi,
d) Etkili ve verimli bir risk yönetimi ile dâhilî kontrol sistemlerini; ve
e) Uygun olan hallerde, bu fıkrada belirtilen koşullara uyulmaması durumunda düzeltici önlemleri kapsayacaktır.
3) Her Taraf Devlet, iç hukukunun temel ilkelerine uygun olarak, kamu gelir ve giderlerine ilişkin muhasebe defterlerinin, kayıtların, malî raporların ve diğer belgelerin doğru tutulmasını sağlamak ve bu belgelerin tahrifini önlemek için gerekli hukukî ve idarî önlemleri alacaktır.
Madde 10
Kamuya Rapor Verme
Her Taraf Devlet, yolsuzlukla mücadelenin gereğini dikkate alarak, iç hukukunun temel ilkelerine uygun biçimde ve uygun olan hallerde, örgütlenmesi, işleyişi ve karar alma süreci dâhil olmak üzere, kamu yönetiminde saydamlığı artırmak için gerekli önlemleri alacaktır. Bu önlemler, diğerlerinin yanı sıra, aşağıdakileri içerebilir:
a) Toplum bireylerinin, uygun olan hallerde, kamu yönetiminin örgütlenmesi, işleyişi ve karar alma süreci hakkındaki bilgileri, ve özel yaşamın ve kişisel bilgilerin korunmasına özen göstererek, toplum bireylerini ilgilendiren kararlara ve yasal düzenlemelere ilişkin bilgileri edinmelerine olanak tanıyacak usul ve düzenlemelerin kabul edilmesi;
b) Uygun olan hallerde, kamunun karar vermeye yetkili makamlara ulaşmasını kolaylaştırmak üzere idarî usullerin basitleştirilmesi; ve
c) Kamu yönetimindeki yolsuzluk riskleri hakkında düzenli aralıklarla hazırlanacak raporları da kapsayabilecek bilgilerin yayımlanması.
Madde 11
Yargı ve Kovuşturma Hizmetlerine İlişkin Önlemler
1) Her Taraf Devlet, yargının bağımsızlığını ve yolsuzlukla mücadele alanındaki önemli rolünü hatırda tutarak, hukuk sisteminin temel ilkelerine uygun biçimde ve yargı bağımsızlığını zedelemeden, dürüstlüğü güçlendirmek ve yargı mensupları arasında yolsuzluğa fırsat verecek durumları önlemek için önlemler alacaktır. Bu önlemler, yargı mensuplarının davranış kurallarını içerebilir.
2) Bu maddenin 1 inci fıkrası uyarınca alınanlarla aynı etkideki önlemler, Taraf Devletlerin yargısının bir parçasını oluşturmayan, ancak yargı hizmetlerine benzer bağımsızlığa sahip olan kovuşturma hizmetleri için kabul edilebilir ve uygulanabilir.
Madde 12
Özel Sektör
1) Her Taraf Devlet, iç hukukunun temel ilkelerine uygun olarak, yolsuzluğun özel sektöre sirayetini önlemek ve özel sektörde muhasebe ve denetim standartlarını yükseltmek amacıyla önlemler alacak ve uygun olan hallerde, bu önlemlerin ihlaline karşı etkin, orantılı ve caydırıcı hukukî, idarî ve cezaî yaptırımlar getirecektir.
2) Bu amaçlara ulaşmak için alınacak önlemler, diğerlerinin yanı sıra, aşağıdakileri içerebilir:
a) Yasa uygulayıcı kurumlar ile ilgili özel kuruluşlar arasında işbirliğinin geliştirilmesi;
b) Ticarî faaliyetlerin ve ilgili bütün mesleklerin doğru, onurlu ve düzgün bir biçimde yürütülmesi, çıkar çatışmalarının önlenmesi ve ticarî işletmelerin kendi aralarında ve Devlet ile akdî ilişkilerinde iyi ticarî uygulamaların kullanımının geliştirilmesine yönelik davranış ilkeleri dâhil olmak üzere, ilgili özel kuruluşların dürüstlüğünü korumaya yönelik standart ve usullerin geliştirilmesinin teşvik edilmesi;
c) Uygun olan hallerde, şirketlerin kuruluşu aşamasında ve yönetiminde yer alan tüzel ve gerçek kişilerin kimliklerine ilişkin önlemleri de içerecek şekilde, özel kuruluşlar arasında saydamlığın artırılması;
d) Kamu kurumlarınca ticarî faaliyetler için verilen lisans ve yardımlara ilişkin kurallar da dâhil olmak üzere, özel kuruluşları düzenleyen usullerin kötüye kullanılmasının önlenmesi;
e) Önceden yürüttükleri veya idarecisi oldukları görevleri yeni faaliyetleri veya yeni işleri ile doğrudan ilişkili olan eski kamu görevlilerinin, görevlerinden istifa ettikten veya emekli olduktan sonra, uygun biçimde ve makul bir süre için mesleki faaliyetlerine veya özel sektörde istihdam edilmelerine kısıtlama getirilmesi yoluyla çıkar çatışmalarının önlenmesi;
f) Yapı ve büyüklüklerini dikkate alarak, özel girişimlerin, yolsuzluk faaliyetlerinin fark edilmesi ve önlenmesine yardımcı olacak yeterli iç denetim yollarına sahip olmasının ve bu özel girişimlerin muhasebe kayıtlarının ve gerekli malî raporlarının uygun denetim ve tasdik usullerine tâbi olmasının sağlanması.
3) Yolsuzluğun önlenmesi amacıyla her Taraf Devlet, defter ve kayıtların tutulmasına, malî raporların beyan edilmesine ve muhasebe ve denetleme standartlarına ilişkin kanun ve tüzüklerine uygun biçimde, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilmiş suçlardan herhangi birisinin işlenmesi amacına yönelik aşağıdaki eylemleri yasaklayacaktır:
a) Kayıt dışı hesap tutulması;
b) Kayıt dışı veya yeterince tespit edilmemiş işlemler yapılması;
c) Var olmayan gider kaydı tutulması;
d) Konusu çarpıtılarak borç kaydedilmesi;
e) Sahte belge kullanımı; ve
f) Muhasebe belgelerinin kasıtlı olarak yasanın öngördüğü süreden evvel imhası.
4) Hiçbir Taraf Devlet, bu Sözleşmenin 15 inci ve 16 ncı maddelerine uygun olarak ihdas edilmiş suçların kurucu unsurlarından biri olan rüşvet niteliğindeki giderlerin ve uygun olan hallerde, yolsuzluğu kolaylaştıran diğer giderlerin vergiden mahsup edilebilmesine izin vermeyecektir.
Madde 13
Toplumsal katılım
1) Her Taraf Devlet, olanakları ölçüsünde ve iç hukukunun temel ilkelerine uygun olarak, yolsuzlukla mücadelede, yolsuzluğun önlenmesinde ve yolsuzluğun varlığı, nedenleri, boyutları ve yönelttiği tehdit hakkında toplumsal bilinci yükseltmek amacıyla sivil toplum, hükümet dışı kuruluşlar ve yerel toplum örgütleri gibi kamu sektörü dışındaki bireylerin ve grupların aktif katılımını geliştirmek için uygun önlemleri alacaktır. Bu katılım aşağıdaki önlemlerle güçlendirilmelidir:
a) Kamunun karar alma sürecine katkısının teşvik edilmesi ve saydamlığın artırılması;
b) Kamunun bilgiye etkin bir biçimde ulaşmasının sağlanması.;
c) Yolsuzluğun hoş görülmemesine yönelik olarak kamuyu bilgilendirme faaliyetlerinin ve okul ve üniversite müfredatı dâhil olmak üzere kamu eğitim programlarının yürütülmesi;
d) Yolsuzlukla ilgili bilgiyi araştırma, alma, yayımlama ve dağıtma özgürlüğüne saygı gösterilmesi, teşvik edilmesi ve korunması. Söz konusu özgürlük sadece;
i) Başkalarının haklarına ve itibarına saygı gösterilmesi;
ii) Ulusal güvenlik veya kamu düzeni veya kamu sağlığı yahut ahlâkın korunması için,
gerekli olan hallerde ve kanunla belli kısıtlamalara tâbi tutulabilir.
2) Her Taraf Devlet, bu Sözleşmede atıfta bulunulan ilgili yolsuzlukla mücadele birimlerinin kamu tarafından bilinmesini sağlamak için uygun önlemleri alacak ve kamunun, uygun olan hallerde, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilmiş suçlardan birini teşkil ettiği düşünülen herhangi bir vak’ayı, isim dahi belirtmeksizin bildirmek üzere bu birimlere ulaşmasını sağlayacaktır.
Madde 14
Karapara Aklamayla Mücadele Önlemleri
1) Her Taraf Devlet;
a) Karapara aklamanın her biçimini önlemek ve tespit etmek için, kendi yetkisi dâhilinde, para ve kıymetlerin transferi için resmî veya gayriresmî hizmet veren gerçek veya tüzel kişiler dâhil olmak üzere, bankalar ve bankalar dışındaki malî kuruluşlar ve uygun olan hallerde, özellikle karapara aklamaya müsait diğer kurumlar için kapsamlı bir düzenleyici ve denetleyici iç sistem oluşturacaktır. Bu sistem müşterinin ve uygun hallerde, yararlanıcı hesap sahibinin kimliğinin tespitini, kayıt tutulmasını ve şüpheli işlemlerin bildirilmesini zorunlu kılacaktır.
b) Bu Sözleşmenin 46 ncı maddesindeki hükümler saklı kalmak kaydıyla, (iç hukukunca uygun olan hallerde, adlî makamlar da dâhil) karapara aklamayla mücadeleye hasredilmiş idarî makamlar, düzenleyici makamlar, kolluk makamları ve diğer makamların, iç hukukunda öngörülen koşullar dâhilinde, ulusal ve uluslararası düzeyde işbirliği yapma ve bilgi değişiminde bulunma olanağına sahip olmalarını sağlayacak ve bu amaçla, muhtemel karapara aklamaya ilişkin bilginin toplanması, analizi ve dağıtılması için ulusal bir merkez olarak hizmet verecek bir malî istihbarat biriminin kurulmasını değerlendirecektir.
2) Taraf Devletler, bilginin yerinde kullanımını temin etmek kaydıyla ve yasal sermayenin dolaşımını herhangi bir biçimde engellemeksizin, paranın ve kıymetli evrakın sınırları içindeki dolaşımının denetlenmesi ve izlenmesi için makul önlemlerin uygulanmasını değerlendireceklerdir. Bu tür önlemler, kişi ve kuruluşların önemli miktarda para ve kıymetli evrakın sınır ötesi nakline ilişkin bildirimde bulunma zorunluluğunu içerebilir.
3) Taraf Devletler, para havale edenler de dâhil olmak üzere, malî kuruluşların aşağıdaki hususları yerine getirmelerini sağlayacak uygun ve makul önlemleri uygulamayı değerlendireceklerdir:
a) Fonların elektronik transferine ve ilgili mesajlara ilişkin formlara transfer edenle ilgili doğru ve anlamlı bilgi konulması;
b) Bu bilginin, ödemelerin her aşamasında yer almasının sağlanması; ve
c) Kaynak hakkında tam bilgi içermeyen fonların transferlerinin sıkı bir incelemeye tâbi tutulması.
4) Taraf Devletler, bu maddeye dayanarak düzenleyici ve denetleyici bir dahilî rejim kurarken, bu Sözleşmenin diğer maddelerinin hükümleri saklı kalmak kaydıyla, bölgesel, bölgelerarası ve çok taraflı örgütlerin karapara aklamaya karşı ilgili girişimlerini kılavuz olarak kullanmaya davet olunurlar.
5) Taraf Devletler, karapara aklamayla mücadele etmek için, adlî makamlar, kolluk makamları ve malî yönden düzenleyici makamlar arasındaki küresel, bölgesel, alt-bölgesel ve ikili işbirliğini geliştirmek ve teşvik etmek için çaba göstereceklerdir.
BÖLÜM III
SUÇ OLARAK DÜZENLEME VE YASA UYGULAMA
Madde 15
Ulusal Kamu Görevlilerinin Rüşveti
Her Taraf Devlet, kasten işlenmesi halinde, aşağıdaki eylemleri suç olarak düzenleyen yasal ve diğer gerekli önlemleri alacaktır:
a) Bir kamu görevlisine, resmi görevlerinin ifası zımnında hareket etmesi veya hareket etmekten kaçınması için, kendisi ya da bir başka kişi yahut kuruluş lehine, doğrudan ya da dolaylı olarak, haksız bir menfaatin vadedilmesi, teklif edilmesi veya sağlanması;
b) Bir kamu görevlisinin, resmi görevlerinin ifası zımnında hareket etmesi veya hareket etmekten kaçınması için, kendisi ya da üçüncü bir kişi yahut kuruluş lehine, doğrudan ya da dolaylı olarak, haksız bir menfaat talep veya kabul etmesi.
Madde 16
Yabancı Kamu Görevlilerinin ve Uluslararası Kamu Kuruluşu Görevlilerinin Rüşveti
1) Her Taraf Devlet, kasten işlenmesi halinde, uluslararası ticaretin yürütülmesinde iş ya da başka haksız menfaat elde etmek yahut sürdürmek amacıyla, yabancı bir kamu görevlisi veya bir uluslararası kamu kuruluşu görevlisine, resmi görevlerinin ifası zımnında hareket etmesi veya hareket etmekten kaçınması için, kendisi ya da bir başka kişi yahut kuruluş lehine, doğrudan ya da dolaylı olarak, haksız bir menfaatin vadedilmesini, teklif edilmesini veya sağlanmasını suç olarak düzenleyen yasal ve diğer gerekli önlemleri alacaktır.
2) Her Taraf Devlet, kasten işlenmesi halinde, yabancı bir kamu görevlisi veya bir uluslararası kamu kuruluşu görevlisinin, resmi görevlerinin ifası zımnında hareket etmesi veya hareket etmekten kaçınması için kendisi ya da bir başka kişi yahut kuruluş lehine, doğrudan ya da dolaylı olarak, haksız bir menfaat talep veya kabul etmesini suç olarak düzenleyen yasal ve diğer gerekli önlemleri almayı değerlendirecektir.
Madde 17
Malvarlığının Kamu Görevlilerince Zimmete Geçirilmesi, Kötüye
Kullanılması ya da Diğer Biçimlere Dönüştürülmesi
Her Taraf Devlet, kasten işlenmesi halinde, bir kamu görevlisinin, görevi gereği kendisine emanet edilen herhangi bir malvarlığını, kamu veya özel fonları ya da menkul kıymetleri yahut değer taşıyan diğer herhangi bir şeyi, kendisi ya da bir başka kişi yahut kuruluş menfaatine zimmetine geçirmesini, kötüye kullanmasını ve diğer biçimlere dönüştürmesini suç olarak düzenleyen yasal ve diğer gerekli önlemleri alacaktır.
Madde 18
Nüfuz Ticareti
Her Taraf Devlet, kasten işlenmesi halinde, aşağıdaki eylemleri suç olarak düzenleyen yasal ve diğer gerekli önlemleri almayı değerlendirecektir:
a) Bir kamu görevlisine veya bir başka kişiye, Taraf Devletin idaresinden veya bir kamu makamından kendisini buna teşvik eden kişi veya başka bir kişi lehine haksız bir menfaat elde etmeyi teminen gerçek veya sözde nüfuzunu kötüye kullanması için, doğrudan veya dolaylı olarak, haksız bir menfaatin vadedilmesi, teklif edilmesi veya sağlanması;
b) Bir kamu görevlisi veya başka bir kişinin, Taraf Devletin idaresinden veya bir kamu makamından haksız bir menfaat elde etmeyi teminen gerçek veya sözde nüfuzunu kötüye kullanması için, kendisi veya bir başka kişi lehine, doğrudan veya dolaylı olarak, haksız bir menfaat talep veya kabul etmesi.
Madde 19
Görevi Kötüye Kullanma
Her Taraf Devlet, kasten işlenmesi halinde, bir kamu görevlisinin, görevini yerine getirirken, kendisi ya da bir başka kişi yahut kuruluş lehine haksız bir menfaat sağlamak amacıyla, yasalara aykırı olarak bir işlem yapması ya da yapmaktan kaçınması suretiyle görevini ya da konumunu kötüye kullanmasını suç olarak düzenleyen yasal ve diğer gerekli önlemleri almayı değerlendirecektir.
Madde 20
Haksız Zenginleşme
Her Taraf Devlet, anayasasına ve hukuk sisteminin temel ilkelerine bağlı olarak, kasten işlenmesi halinde, bir kamu görevlisinin yasal geliri ile bağlantılı olarak makul bir açıklama getiremediği, malvarlığında önemli bir artış olan haksız zenginleşmeyi suç olarak düzenleyen yasal ve diğer gerekli önlemleri almayı değerlendirecektir.
Madde 21
Özel Sektörde Rüşvet
Her Taraf Devlet, ekonomik, malî ve ticarî faaliyetler sırasında kasten işlenmesi halinde, aşağıdaki eylemleri suç olarak düzenleyen yasal ve diğer gerekli önlemleri almayı değerlendirecektir.
a) Bir özel sektör kuruluşunda herhangi bir sıfatla çalışan veya kuruluşu yöneten bir kişiye, görevini ihlal edecek biçimde hareket etmesi veya hareket etmekten kaçınması amacıyla, kendisi ya da bir başka kişi lehine, doğrudan ya da dolaylı olarak, haksız bir menfaatin vadedilmesi, teklif edilmesi veya sağlanması;
b) Bir özel sektör kuruluşunda herhangi bir sıfatla çalışan veya kuruluşu yöneten bir kişinin, görevini ihlal edecek biçimde hareket etmesi veya hareket etmekten kaçınması amacıyla, kendisi ya da bir başka kişi lehine, doğrudan ya da dolaylı olarak, haksız bir menfaat talep veya kabul etmesi.
Madde 22
Özel Sektörde Zimmet
Her Taraf Devlet, ekonomik, malî ve ticarî faaliyetler sırasında kasten işlenmesi halinde, bir özel sektör kuruluşunda herhangi bir sıfatla çalışan veya kuruluşu yöneten bir kişinin, görevi dolayısıyla kendisine emanet edilen herhangi bir malvarlığını, özel fonları ya da menkul kıymetleri yahut değer taşıyan herhangi bir şeyi zimmetine geçirmesini suç olarak düzenleyen yasal ve diğer gerekli önlemleri almayı değerlendirecektir.
Madde 23
Suç Gelirlerinin Aklanması
1) Her Taraf Devlet, iç hukukunun temel ilkelerine uygun olarak, kasten işlenmesi halinde, aşağıdaki eylemleri suç olarak düzenleyen yasal ve diğer gerekli önlemleri alacaktır:
a) i) Malvarlığının yasadışı kaynağını gizlemek ya da değiştirmek yahut bir öncül suçun işlenmesine karışan bir kişiye eyleminin yasal sonuçlarından kurtulması için yardım etmek amacıyla, suç geliri olduğunu bilerek, bu malvarlığının dönüştürülmesi ya da transfer edilmesi;
ii) Bir malvarlığının, suç geliri olduğunu bilerek, gerçek mahiyetinin, kaynağının, yerinin, tasarrufunun, hareketlerinin ya da mülkiyetinin yahut malvarlığına ilişkin hakların gizlenmesi ya da değiştirilmesi.
b) Hukuk sisteminin temel kavramlarına bağlı kalarak;
i) Teslim alındığında suç geliri olduğu bilinen malvarlığının edinilmesi, bulundurulması ya da kullanılması;
ii) Bu maddeye uygun olarak ihdas edilen herhangi bir suçun işlenmesinde ya da işlenme teşebbüsünde yer almak, iştirak etmek veya tertip kurmak ve bu suçların işlenmesine yardım etmek, teşvikte bulunmak, kolaylaştırmak veya yol göstermek.
2) Bu maddenin 1 inci fıkrasındaki hükümlerin yerine getirilmesi veya uygulanması amacıyla:
a) Her Taraf Devlet, 1 inci fıkradaki hükümleri en geniş öncül suç grubuna uygulamaya çalışacaktır;
b) Her Taraf Devlet, en azından, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen suçların kapsamlı bir bölümünü öncül suç olarak hukukuna dâhil edecektir;
c) Yukarıdaki (b) bendinin amaçları bakımından öncül suçlar, ilgili Devletin hem yargı yetkisi dâhilinde, hem de dışında işlenen suçları kapsayacaktır. Bununla birlikte, bir Taraf Devletin yargı yetkisi dışında işlenen suçlar, sadece ilgili eylemin gerçekleştiği Devletin iç hukukunda bir adlî suç oluşturuyorsa ve bu madde hükümlerini yerine getirecek ya da uygulayacak Taraf Devletin ülkesinde işlenmesi halinde, o ülkenin hukukuna göre bir adlî suç oluşturacaksa, öncül suç teşkil edecektir;
d) Her Taraf Devlet, bu maddeyi yürürlüğe koyan yasalarının ve bu yasalarda yapılacak müteakip değişikliklerin yada bunların bir tanımının örneklerini Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine sunacaktır;
e) Bir Taraf Devletin iç hukukunun temel ilkelerinin gerektirdiği hallerde, bu maddenin 1 inci fıkrasında düzenlenen suçların, öncül suç işleyen kişilere uygulanmaması sağlanabilir.
Madde 24
Gizleme
Bu Sözleşmenin 23 üncü maddesindeki hükümler saklı kalmak kaydıyla, her Taraf Devlet, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen suçlara iştirak edilmeksizin, söz konusu suçların işlenmesinden sonra kasten işlenmesi halinde, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen suçların sonucunda elde edildiğini bilerek bir malvarlığının gizlenmesini ve sürekli olarak alıkonulmasını suç olarak düzenleyecek yasal ve diğer gerekli önlemleri almayı değerlendirecektir.
Madde 25
Adaletin Engellenmesi
Her Taraf Devlet, kasten işlenmesi halinde, aşağıdaki eylemleri suç olarak düzenleyen yasal ve diğer gerekli önlemleri alacaktır:
a) Bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilmiş suçların işlenmesine ilişkin davalarda gerçek dışı tanık ifadesi verilmesini sağlamak ya da tanıklık yapılmasına yahut delil sunulmasına müdahalede bulunmak için fiziksel güç kullanımı, tehdit veya korkutmaya başvurulması veya haksız bir menfaatin vadedilmesi, teklif edilmesi veya sağlanması;
b) Yargı görevlileri ya da yasa uygulayıcıların, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilmiş suçların işlenmesine ilişkin resmi görevlerini yerine getirmelerine fiziksel güç kullanımı, tehdit ya da korkutma yoluyla müdahalede bulunulması. Bu bentteki hiçbir hüküm, Taraf Devletlerin diğer sınıflardaki kamu görevlilerini koruyacak mevzuata sahip olma hakkına halel getirmez.
Madde 26
Tüzel Kişilerin Sorumluluğu
1) Her Taraf Devlet, hukuk ilkelerine uygun biçimde, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilmiş suçlara iştirak etmeleri durumunda tüzel kişilerin sorumluluğunu tesis etmek için gerekli önlemleri alacaktır.
2) Taraf Devletin hukuk ilkelerine bağlı kalınarak, tüzel kişilerin sorumluluğu cezaî, hukukî veya idarî olabilir.
3) Bu sorumluluk, suçları işleyen gerçek kişilerin cezaî sorumluluklarına etki etmez.
4) Her Taraf Devlet, özellikle, bu maddeye uygun olarak sorumlu tutulan tüzel kişilerin, malî yaptırımları da kapsayan etkin, orantılı ve caydırıcı cezaî ya da cezaî olmayan yaptırımlara tâbi olmasını sağlayacaktır.
Madde 27
İştirak ve Teşebbüs
1) Her Taraf Devlet, iç hukukuna uygun biçimde, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen suçların işlenmesine ortak, yardımcı veya teşvik edici gibi herhangi bir sıfatla iştiraki suç olarak düzenleyen yasal ve diğer gerekli önlemleri alacaktır.
2) Her Taraf Devlet, iç hukukuna uygun biçimde, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen suçların işlenmesine teşebbüsü suç olarak düzenleyen yasal ve gerekli diğer önlemleri alabilir.
3) Her Taraf Devlet, iç hukukuna uygun biçimde, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen suçlara hazırlık yapılmasını suç olarak düzenleyen yasal ve gerekli diğer önlemleri alabilir.
Madde 28
Bir Suçun Unsurları Olarak Bilgi, Kasıt ve Amaç
Bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen bir suçun unsurunu teşkil eden bilgi, kasıt ve amaç, nesnel vak’alaradayanan durumlardan çıkarılabilir.
Madde 29
Zamanaşımı
Her Taraf Devlet, uygun olan hallerde, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen herhangi bir suça yönelik adlî takibata başlamak için iç hukukunda uzun bir zamanaşımı süresi tesis edecek; suç isnat edilen kişinin adaletten kaçması halinde ise, daha uzun bir zamanaşımı süresi tesis edecek ya da zamanaşımının durmasını sağlayacaktır.
Madde 30
Kovuşturma, Yargılama ve Yaptırımlar
1) Her Taraf Devlet, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen bir suçun işlenmesini, o suçun ağırlığını dikkate alacak biçimde yaptırımlara tâbi tutacaktır.
2) Her Taraf Devlet, hukuk sistemine ve anayasal ilkelerine uygun olarak, kamu görevlilerine görevlerini ifa etmeleri için tanıdığı dokunulmazlık veya adlî ayrıcalıklar ile gerektiğinde, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen suçların soruşturulması, kovuşturulması ve yargılanması olasılığı arasında uygun bir denge kurmak ve sürdürmek için gerekli önlemleri alacaktır.
3) Her Taraf Devlet, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen suçları işleyenlerin kovuşturulmasına yönelik iç hukukundaki takdire dayalı tüm yasal yetkilerinin, bu suçlara ilişkin yasa uygulama önlemlerinin etkinliğini en üst düzeye çıkaracak ve bu tür suçların işlenmesinin caydırılması ihtiyacına gereken ehemmiyeti verecek biçimde kullanılmasını sağlamak için çaba gösterecektir.
4) Her Taraf Devlet, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen suçlar söz konusu olduğunda, iç hukukuna uygun biçimde ve savunma hakkına gereken saygıyı göstererek, devam eden ya da temyiz edilen davalarda tahliye kararı için öngörülecek şartların, davalının müteakip yargılamalarda hazır bulunması zorunluluğunu dikkate almasını sağlamak için uygun önlemleri alacaktır.
5) Her Taraf Devlet, hükümlülerin erken salıverilmesi veya şartla tahliye edilmeleri olasılığını değerlendirirken işlenen suçların ağırlığını göz önünde bulunduracaktır.
6) Her Taraf Devlet, hukuk sisteminin temel ilkelerine uygun olarak ve masumiyet ilkesini hatırda tutarak, kendisine bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen bir suç isnat edilen bir kamu görevlisinin, gerektiğinde, uygun makamlarca görevden el çektirilmesi, açığa alınması veya yeniden görevlendirilmesi için düzenleme yapmayı değerlendirecektir.
7) İşlenen suçun ağırlığının gerektirdiği hallerde, her Taraf Devlet, hukuk sisteminin temel ilkelerine uygun ölçüde, bu Sözleşmede belirtilen suçlardan mahkum olan kişilerin, mahkeme kararı veya diğer uygun yollarla, iç hukukunda belirtilen bir süre için;
a) Bir kamu görevini ifa etmekten; ve
b) Kısmen ya da tamamen Devlete ait bir işletmede görev yapmaktan,
men edilmesi için düzenleme yapmayı değerlendirecektir.
8) Bu maddenin 1 inci fıkrası, yetkili makamların memurlara yönelik disiplin yetkilerinin kullanılmasına halel getirmez.
9) Bu Sözleşmede yer alan hiçbir husus, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen suçların ve yapılabilecek hukukî savunmaların ya da işlemin hukuka uygunluğunu denetleyen diğer hukuk ilkelerinin tanımının Taraf Devletin iç hukuku tarafından yapılacağı ilkesini ve bu suçların, Taraf Devletin iç hukukuna göre kovuşturulup cezalandırılmasını etkilemeyecektir.
10) Taraf Devletler, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen suçlardan mahkum olan kişilerin toplum ile yeniden bütünleşmesini teşvik etmek için çaba sarf edecektir.
Madde 31
Dondurma, El koyma ve Müsadere
Taraf Devletler, iç hukuk sistemlerinin elverdiği en geniş biçimde aşağıdakilerin müsaderesinin sağlanması için gerekli önlemleri alacaklardır:
a) Bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen suçlardan elde edilen suç geliri veya değeri bunlara tekabül eden malvarlığı;
b) Bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen suçlarda kullanılmış veya kullanılması amaçlanan malvarlığı, teçhizat veya diğer araç-gereçler.
Taraf Devletler, muhtemel bir müsadere amacıyla, bu maddenin 1 inci fıkrasında bahsedilen herhangi bir malın tespitinin, izlenmesinin, dondurulmasının veya el konulmasının sağlanması için gerekli önlemleri alacaklardır.
Her Taraf Devlet, iç hukukuna uygun olarak, bu maddenin 1 inci ve 2 nci fıkralarına konu olan dondurulmuş, el konulmuş veya müsadere edilmiş malın yetkili makamlar tarafından yönetimini düzenlemek için yasal ve diğer gerekli önlemleri alacaktır.
Eğer suç geliri kısmen veya tamamen başka bir malvarlığına dönüştürülmüş veya çevrilmiş ise, söz konusu gelirin yerine bu malvarlığı, bu maddede belirtilen önlemlere tâbi tutulacaktır.
Eğer suç geliri meşru kaynaklardan kazanılan bir malvarlığı ile karıştırılmış ise, bu tür malvarlığı, dondurma veya el koymaya ilişkin yetkilere halel gelmeksizin, karıştırılmış suç gelirinin takdir edilen değerine kadar müsadereye tâbi olacaktır.
Suç gelirinden veya suç gelirinin dönüştürüldüğü veya çevrildiği malvarlığından veya suç gelirinin içine karışmış olduğu malvarlığından elde edilen kazanç veya diğer menfaatler de, suç gelirleri ile aynı biçim ve ölçüde, bu maddede belirtilen önlemlere tâbi tutulacaktır.
Bu madde ile bu Sözleşmenin 55 inci maddesinin amaçları bakımından, her Taraf Devlet, kendi mahkemelerini veya diğer yetkili makamlarını, ilgili banka kayıtlarının veya malî veya ticarî kayıtların ibrazı veya bunlara el konulması için emir vermeye yetkili kılacaktır. Taraf Devletler, bu maddenin hükümlerini uygulamaktan, bankacılık sırrı gerekçesiyle kaçınamayacaklardır.
Taraf Devletler, iç hukukunun temel ilkeleriyle ve yargılama ve diğer işlemlerin özüyle uyumlu olduğu ölçüde, bir sanığın, iddia edilen suç gelirinin veya müsadereye tâbi diğer malvarlığının meşru kaynağını göstermeye zorunlu kılınması olasılığını değerlendirebilirler.
Bu madde hükümleri, iyi niyetli üçüncü kişilerin haklarına zarar verecek biçimde yorumlanamaz.
Bu maddede yer alan hiçbir hüküm, söz konusu önlemlerin bir Taraf Devletin iç hukuk hükümlerine uygun ve tâbi olarak tanımlanması ve uygulanması ilkesini etkilemeyecektir.
Madde 32
Tanıkların, Bilirkişilerin ve Mağdurların Korunması
1) Her Taraf Devlet, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen suçlara ilişkin ifade veren tanık ve bilirkişilere ve uygun olduğu ölçüde, akraba ve yakınlarına yönelik muhtemel mukabele veya tehditlere karşı etkin koruma sağlamak için, iç hukuk sistemine uygun biçimde ve olanakları dâhilindeki uygun önlemleri alacaktır.
2) Bu maddenin 1 inci fıkrasında öngörülen önlemler, yargılama usulünden kaynaklanan haklar dâhil, sanığın haklarına halel getirmeksizin, diğerlerinin yanı sıra aşağıdakileri içerebilir:
a) Bu tür kişileri fiziksel olarak korumak için, ihtiyaca göre ve mümkün olduğu ölçüde onları başka yerlere yerleştirmek ve gerektiğinde, bu tür kişilerin kimlikleri ve bulundukları yerlere ilişkin bilgilerin açıklanmaması veya bu bilgilerin açıklanmasına sınırlama getirilmesi gibi usuller tesis etmek;
b) Video veya diğer uygun araçlar gibi iletişim teknolojisinden yararlanılarak ifade alınmasına izin verilmesi örneğinde olduğu üzere, tanık ve bilirkişilerin güvenliğini sağlayacak biçimde ifade vermelerini mümkün kılacak ispat kuralları tesis etmek.
3) Taraf Devletler, bu maddenin 1 inci fıkrasında söz konusu kişilerin başka yerlere yerleştirilmesi için, diğer Devletlerle anlaşmalar veya düzenlemeler yapmayı değerlendireceklerdir.
4) Bu madde hükümleri, tanıklık yapmaları halinde, mağdurlara da uygulanacaktır.
5) Her Taraf Devlet, iç hukukuna bağlı kalarak, ceza yargılamasının uygun aşamalarında mağdurun suç failleri hakkındaki görüş ve endişelerinin, savunma hakkına halel gelmeyecek biçimde açıklanmasına ve değerlendirilmesine olanak tanıyacaktır.
Madde 33
İhbarda Bulunan Kişilerin Korunması
Her Taraf Devlet, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen suçlarla ilgili hususlarda yetkili makamlara makul gerekçelerle ve iyi niyetli olarak ihbarda bulunan kişileri haksız muamelelerden koruyacak uygun önlemleri iç hukuk sistemine dâhil etmeyi değerlendirecektir.
Madde 34
Yolsuzluk Eylemlerinin Sonuçları
Üçüncü kişilerin iyi niyetli olarak kazanmış olduğu haklar dikkate alınmak suretiyle, her Taraf Devlet, iç hukukunun temel ilkelerine uygun biçimde, yolsuzluğun sonuçlarına ilişkin önlemler alacaktır. Bu bağlamda, Taraf Devletler, yolsuzluğu, bir sözleşmenin iptal veya feshedilmesi, bir imtiyaz ya da benzer bir vesikanın geri alınması yahut diğer telafi edici önlemlerin alınmasına ilişkin yasal işlemlerde uygun bir etken olarak değerlendirebilirler.
Madde 35
Zararın Tazmini
Her Taraf Devlet, iç hukuk ilkelerine uygun biçimde, bir yolsuzluk eylemi sonucunda zarara uğrayan kişi ya da kuruluşların, tazminat almak gayesiyle zarardan sorumlu olanlar aleyhine dava açma hakkını haiz olmalarını sağlamak üzere gerekli önlemleri alacaktır.
Madde 36
Uzman Makamlar
Her Taraf Devlet, hukuk sisteminin temel ilkelerine uygun olarak, yasaları uygulama yoluyla yolsuzlukla mücadelede uzmanlaşmış bir birim ya da birimlerin yahut kişilerin mevcudiyetini sağlayacaktır. Bu birim ya da birimler yahut kişilere görevlerini etkin ve dış etkilerden bağımsız bir biçimde yerine getirebilmeleri için Taraf Devletin hukuk sisteminin temel ilkelerine uygun olarak gerekli bağımsızlık tanınacaktır. Bu kişilere ya da bu birim yahut birimlerin personeline görevlerini yerine getirmek için gerekli eğitim ve kaynaklar temin edilmelidir.
Madde 37
Yasa Uygulayıcı Makamlarla İşbirliği
Her Taraf Devlet, bu Sözleşme ile ihdas edilmiş olan bir suçun işlenmesine iştirak eden veya etmiş olan kişilerin, yetkili makamlara, soruşturmaya ve delil elde etmeye yönelik faydalı bilgi sunmasını ve suçluları suç gelirlerinden mahrum kılmaya ve bu gelirlerin geri alınmasına katkı sağlayacak somut yardımlarda bulunmasını teşvik etmek üzere uygun önlemleri alacaktır.
Her Taraf Devlet, uygun durumlarda, bu Sözleşme ile ihdas edilmiş bir suçla ilgili soruşturma ya da kovuşturmada önemli işbirliğinde bulunan bir sanığın cezasının hafifletilmesine olanak sağlamayı değerlendirecektir.
Her Taraf Devlet, iç hukukunun temel ilkelerine uygun olarak, bu Sözleşme ile ihdas edilen bir suçla ilgili soruşturma ya da kovuşturmada önemli işbirliğinde bulunan bir kişiyi kovuşturmadan muaf tutma olanağını sağlamayı değerlendirecektir.
Bu kişilerin korunması, bu Sözleşmenin 32 nci maddesinde öngörülen biçim uyarlanmak suretiyle yapılacaktır.
Taraf Devletlerden birinde oturan ve bu maddenin birinci fıkrasında atıfta bulunulan bir kişinin diğer bir Taraf Devletin yetkili makamlarıyla etkili işbirliği sağlayabilmesi halinde, ilgili Taraf Devletler, iç hukuklarına uygun olarak, bu maddenin 2 nci ve 3 üncü fıkralarında öngörülen uygulamanın diğer Taraf Devletçe yerine getirilmesi hususunda bir anlaşma veya düzenleme yapılmasını değerlendirebilirler.
Madde 38
Ulusal Makamlar Arasında İşbirliği
Her Taraf Devlet, iç hukukuna uygun olarak, bir tarafta kamu kurumları ve görevlileri, diğer tarafta adlî suçların soruşturulması ve kovuşturulmasından sorumlu makamlar arasında işbirliğini teşvik etmek üzere gerekli önlemleri alacaktır. Bu işbirliği aşağıdakileri içerebilir:
a) Bu Sözleşmenin 15, 21 ve 23 üncü maddeleri uyarınca ihdas edilen suçlardan birisinin işlendiğine inanmak için haklı nedenlerin mevcut olması halinde, kamu kurumları ve görevlilerinin kendi inisiyatifleri ile cezaî soruşturma ve kovuşturmadan sorumlu makamları bilgilendirmeleri; veya
b) Talep olduğu takdirde, bu makamlara gerekli bütün bilgileri sağlamaları.
Madde 39
Ulusal Makamlar ile Özel Sektör Arasında İşbirliği
Her Taraf Devlet, iç hukukuna uygun olarak, ulusal soruşturma ve kovuşturma makamlarının özel sektör kuruluşları ile, özellikle malî kuruluşlarla, bu Sözleşme ile ihdas edilen suçların işlenmesini içeren hususlarda işbirliğini teşvik etmek üzere gerekli önlemleri alacaktır.
Her Taraf Devlet kendi vatandaşlarını ve mutat meskeni kendi ülkesinde bulunan diğer kişileri, bu Sözleşme ile ihdas edilen bir suçun işlenmesini ulusal soruşturma ve kovuşturma makamlarına ihbar etme hususunda teşvik etmeyi değerlendirecektir.
Madde 40
Bankacılık Sırrı
Her Taraf Devlet, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilmiş olan suçlara ilişkin cezaî soruşturmalarında, banka hesaplarının gizliliğine ilişkin yasalardan kaynaklanan engellerin aşılabilmesi amacıyla iç hukuk sisteminde uygun düzeneklerin mevcut bulunmasını sağlayacaktır.
Madde 41
Sabıka Kaydı
Her Taraf Devlet, uygun bulduğu şartlar ve amaçlar dâhilinde, suç isnat edilen bir kişinin başka bir Taraf Devletteki evvelki mahkumiyetini, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen bir suça ilişkin cezaî yargılamalarında kullanmak amacıyla gözönüne almak üzere gerekli yasal ve diğer önlemleri alabilir.
Madde 42
Yargı Yetkisi
Aşağıdaki durumlarda, her Taraf Devlet, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen suçlara ilişkin yargılama yetkisini tesis etmek için gerekli önlemleri alacaktır.
a) Suç, o Taraf Devletin ülkesinde işlenirse; veya
b) Suç, işlendiği sırada o Taraf Devletin bayrağını taşıyan bir gemide veya o Taraf Devletin mevzuatına uygun olarak kayıtlı olan hava taşıtında işlenirse.
Bir Taraf Devlet, bu Sözleşmenin 4 üncü maddesine bağlı olarak, aşağıdaki durumlarda bu tür suçlardan herhangi birisine ilişkin yargı yetkisini de tesis edebilir:
a) Suç, o Taraf Devletin bir vatandaşına karşı işlenirse; veya
b) Suç, o Taraf Devletin bir vatandaşı tarafından veya mutat meskeni o Taraf Devletin ülkesinde bulunan vatansız bir kişi tarafından işlenirse; veya
c) Suç, bu Sözleşmenin 23 üncü maddesinin 1 (b) (ii) bendinde belirtilen suçlardan birisiyse ve bu Sözleşmenin 23 üncü maddesinin 1 (a) (i) veya (ii) veya (b) (i) bentlerinde belirtilen bir suçun o Devletin ülkesi içinde işlenmesi amacıyla o Devletin ülkesi dışında işlenirse; veya
d) Suç Taraf Devlete karşı işlenirse.
Bu Sözleşmenin 44 üncü maddesinin uygulanması bakımından, her Taraf Devlet, suç isnat edilen ve kendi ülkesinde bulunan bir kişiyi, sırf vatandaşı olması gerekçesiyle iade etmediği takdirde, bu Sözleşme ile ihdas edilen suçlara ilişkin yargı yetkisini tesis etmek üzere gerekli olabilecek önlemleri alacaktır.
Her Taraf Devlet ayrıca, suç isnat edilen kişi kendi ülkesinde bulunduğunda ve bu kişiyi iade etmediğinde, bu Sözleşme ile ihdas olunan suçlara ilişkin yargı yetkisini tesis etmek için gerekli önlemleri alabilir.
Eğer bu maddenin 1 inci veya 2 nci fıkrasına göre yargı yetkisini kullanan bir Taraf Devlete, herhangi bir başka Taraf Devletin aynı eylem dolayısıyla bir soruşturma, kovuşturma veya yargısal bir işlem yürüttüğü bildirildiyse veya söz konusu Taraf Devlet bunu herhangi bir biçimde öğrenmiş ise, bu Taraf Devletlerin yetkili makamları, uygun olan hallerde, yapacakları işlemlerin eşgüdümü amacıyla danışmalarda bulunacaklardır.
Bu Sözleşme, genel uluslararası hukuk normları saklı kalmak kaydıyla, bir Taraf Devletin iç hukukuna uygun olarak tesis ettiği cezaî yargılama yetkisini kullanmasını ortadan kaldırmaz.
BÖLÜM IV
ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ
Madde 43
Uluslararası İşbirliği
Taraf Devletler, bu Sözleşmenin 44 ilâ 50 nci maddelerine uygun olarak cezaî konularda işbirliği yapacaklardır. Uygun olan hallerde ve iç hukuk sistemleri ile uyumlu olduğunda, Taraf Devletler, yolsuzluğa ilişkin hukukî ve idarî hususlardaki soruşturma ve davalarda birbirlerine yardım etmeyi değerlendireceklerdir.
Uluslararası işbirliği konularında, çifte cezalandırılabilirliğin zorunlu olduğu hallerde, eğer adlî yardımlaşma talebine konu suçu oluşturan fiil iki Taraf Devletin yasalarına göre de bir adlî suç ise, kendisinden talepte bulunulan Taraf Devletin yasalarının bu suçu talepte bulunan Taraf Devletin yasalarıyla aynı kategoriye koymasına ya da aynı terminolojiyle adlandırmasına bakılmaksızın, bu zorunluluk yerine getirilmiş sayılır.
Madde 44
Suçluların İadesi
Bu madde, iadeye konu olan suçun hem talepte bulunan, hem de talepte bulunulan Taraf Devletlerin iç hukuklarına göre cezalandırılabilir olması kaydıyla, iade talebine konu olan kişinin talepte bulunulan Taraf Devletin ülkesinde bulunması halinde, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilmiş olan suçlara uygulanır.
Bu maddenin birinci fıkrasındaki hükme rağmen, bir Taraf Devlet, kendi iç hukuku izin verdiği takdirde, kendi iç hukukunda cezalandırılabilir olmasa dahi, bu Sözleşmede belirtilen suçlardan herhangi birisi nedeniyle bir kişiyi iade edebilir.
Eğer iade talebi birbirinden ayrı birkaç suçu içeriyorsa, bu suçların en az birinin bu madde kapsamında faili iade edilebilir nitelikte olması, diğerlerinin de hapis süresi nedeniyle faili iade edilebilir nitelikte olmamakla birlikte bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen suçlarla ilgili olması şartıyla, talepte bulunulan Taraf Devlet bu maddeyi anılan suçlar için de uygulayabilir.
Bu maddenin uygulandığı suçların herbiri, Taraf Devletler arasında suçluların iadesine ilişkin herhangi bir andlaşmaya, faili iade edilebilir suçlar olarak dâhil edilmiş sayılacaktır. Taraf Devletler, bu tür suçları, aralarında akdedilecek her iade andlaşmasına faili iade edilebilir suçlar olarak dâhil edecektir. İç hukuku izin veren bir Taraf Devlet, bu Sözleşmeyi iadeye esas olarak kullandığında, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilmiş olan hiçbir suçu siyasi suç olarak saymayacaktır.
Suçluların iadesini bir andlaşmanın mevcut olması koşuluna dayandıran bir Taraf Devlet, andlaşma akdetmemiş olduğu diğer bir Taraf Devletten bir iade talebi alması halinde, bu maddenin uygulandığı suçlar bakımından, bu Sözleşmeyi, suçluların iadesi için bir hukuksal dayanak olarak kabul edebilir.
Suçluların iadesini bir andlaşmanın mevcut olması koşuluna dayandıran bir Taraf Devlet;
a) Bu Sözleşmeye ilişkin onaylama, kabul, uygun bulma veya katılım belgelerinin tevdii sırasında, Sözleşmeye taraf diğer Devletlerle suçluların iadesi hususunda işbirliği için, bu Sözleşmeyi hukuksal dayanak olarak kabul edip etmeyeceğini Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine bildirecek; ve
b) Bu Sözleşmeyi suçluların iadesi hususunda işbirliği için hukuksal dayanak olarak kabul etmezse, uygun olan hallerde, bu maddeyi uygulamak için, Sözleşmeye taraf diğer Devletlerle suçluların iadesi konusunda andlaşmalar yapmak için çaba gösterecektir.
Suçluların iadesini bir andlaşmanın mevcut olması koşuluna dayandırmayan Taraf Devletler, bu maddenin uygulandığı suçları kendi aralarında iade edilebilir suçlar olarak kabul edeceklerdir.
Suçluların iadesi, diğerlerinin yanı sıra, iade için asgarî cezanın gerekliliğine ilişkin koşullar ve talepte bulunulan Taraf Devletin iadenin reddini dayandırabileceği nedenler dâhil, talepte bulunulan Taraf Devletin iç hukukunca veya uygulanabilir iade andlaşmalarınca belirlenmiş koşullara tâbi olacaktır.
Taraf Devletler, iç hukuklarına bağlı kalmak kaydıyla, bu maddenin uygulandığı herhangi bir suçla ilgili iade işlemlerini hızlandırmak ve delil sunma koşullarını kolaylaştırmak için çaba göstereceklerdir.
Talepte bulunulan Taraf Devlet, iç hukuk hükümlerine ve taraf olduğu suçluların iadesi andlaşmalarına bağlı kalmak kaydıyla, durumun gerekli ve acil olduğuna kanaat getirmesi halinde ve talepte bulunan Taraf Devletin istemi üzerine, iadesi istenen ve kendi ülkesinde bulunan bir kişiyi gözaltına alacak veya kişinin iade işlemleri sırasında hazır bulunmasını teminen diğer uygun önlemleri alacaktır.
Ülkesinde suç isnat edilen bir kişi bulunan Taraf Devlet, eğer bu maddenin uygulandığı bir suç bakımından bu kişiyi sırf kendi vatandaşı olduğu gerekçesiyle iade etmez ise, iade isteyen Taraf Devletin isteği üzerine, vakit geçirmeksizin, kovuşturma amacıyla, olayı kendi yetkili makamlarına iletmek zorundadır. Bu makamlar, anılan Taraf Devletin iç hukukundaki vahim nitelikli diğer suçlarda olduğu gibi karar alacak ve işlemleri de aynı biçimde yürüteceklerdir. İlgili Taraf Devletler, bu tür bir kovuşturmanın etkinliğini teminen, özellikle usul ve ispata ilişkin konularda, birbirleriyle işbirliği yapacaklardır.
Bir Taraf Devlet, vatandaşı olan bir kişiyi iç hukukuna göre, yalnızca kişinin iadesinin veya tesliminin istendiği bir dava veya takibat sonucu çarptırılabileceği cezayı bu Taraf Devlette çekmesi için geri verilmesi koşuluyla iade veya teslim edebiliyorsa ve bu Taraf Devlet ile iadeyi isteyen Taraf Devlet gerek bu seçenek üzerinde, gerek uygun görecekleri diğer şartlarda anlaşmışlarsa, bu biçimde yapılacak şartlı bir iade veya teslim, bu maddenin 11 inci fıkrasında yer alan yükümlülüğün yerine getirilmesi için yeterli olacaktır.
Bir hükmün infazı amacıyla yapılan iade talebi, iadesi istenen kişinin talepte bulunulan Taraf Devletin vatandaşı olması nedeniyle reddedilirse, talepte bulunulan Taraf Devlet, talepte bulunan Tarafın başvurusu üzerine, kendi iç hukuku izin verirse ve yasaların gerektirdiği hususlara uygun olarak, talepte bulunan Tarafın iç hukukunca verilmiş cezanın veya geriye kalan kısmının infazını sağlama yollarını araştıracaktır.
Bu maddenin uygulandığı suçlarla bağlantılı olarak hakkında yargı işlemleri yürütülen herhangi bir kişiye, davanın bütün safhalarında, kişinin ülkesinde bulunduğu Taraf Devletin iç hukukunca sağlanan bütün hak ve güvencelerin kullanılması da dâhil olmak üzere, adil muamele garantisi verilecektir.
Eğer talepte bulunulan Taraf Devletin, talebin bir kişiyi cinsiyeti, ırkı, dini, vatandaşlığı, etnik kökeni veya siyasî görüşleri nedeniyle yargılamak veya cezalandırmak için yapıldığına veya bu nedenlerden herhangi biri bakımından, talebe uymanın anılan kişinin durumuna halel getireceğine inanmak için ciddi gerekçeleri bulunuyorsa, bu Sözleşmedeki hiçbir hüküm, iadeye ilişkin bir zorunluluk getirdiği biçiminde yorumlanmayacaktır.
Taraf Devletler, sırf suçun malî konuları da kapsadığının değerlendirildiği gerekçesiyle, suçluların iadesi talebini reddedemezler.
Talepte bulunulan Taraf Devlet, iadeyi reddetmeden önce, uygun olan hallerde, görüşlerini sunmak ve iddialarına ilişkin bilgi sağlamak için kendisine geniş olanak tanımak amacıyla talepte bulunulan Taraf Devlete danışacaktır.
Taraf Devletler, iadenin sağlanması veya etkinliğinin arttırılması için, ikili veya çok taraflı anlaşmalar veya düzenlemeler yapmak için çaba harcayacaklardır.
Madde 45
Hükümlülerin Nakli
Taraf Devletler, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen suçlar nedeniyle hapse mahkum olmuş veya diğer hürriyeti bağlayıcı cezalara çarptırılmış kişilerin, cezalarını tamamlamak üzere kendi ülkelerine nakline ilişkin ikili veya çok taraflı anlaşmalar veya düzenlemeler yapmayı değerlendirebilirler.
Madde 46
Karşılıklı Adlî Yardım
1) Taraf Devletler, bu Sözleşmede belirtilen suçlara ilişkin soruşturma, kovuşturma ve yargılamalarda birbirlerine en geniş ölçüde karşılıklı adlî yardımı sağlayacaklardır.
2) Karşılıklı adlî yardım, bu Sözleşmenin 26 ncı maddesi uyarınca bir tüzel kişinin talepte bulunan Taraf Devlette sorumlu tutulabileceği suçlarla ilgili soruşturma, kovuşturma ve yargılamalar işlemleri bakımından, talepte bulunulan Taraf Devletin ilgili yasaları, andlaşmaları, anlaşmaları ve düzenlemelerine göre mümkün olan en geniş ölçüde sağlanacaktır.
3) Bu madde uyarınca sağlanacak karşılıklı adlî yardım, aşağıdaki amaçlardan herhangi birisi için talep edilebilir:
a) Delil toplamak veya kişilerin ifadesini almak;
b) Adlî belgelerin tebliğini sağlamak;
c) Arama, el koyma ve dondurma işlemlerini yerine getirmek;
d) Eşya ve yer incelemesi yapmak;
e) Bilgileri, delil olabilecek şeyleri ve bilirkişi görüşlerini temin etmek;
f) Resmi daire, banka, şirket veya ticaret kayıtları ve malî kayıtlar dâhil, ilgili belge ve kayıtların asıllarını veya onaylı suretlerini temin etmek;
g) Delil elde etme amacıyla suç gelirinin, malvarlığının, araç-gereçlerin ve diğer şeylerin tespiti veya takibi;
h) Kişilerin, talepte bulunan Taraf Devlette gönüllü olarak bulunmalarını kolaylaştırmak;
i) Talepte bulunulan Taraf Devletin iç hukukuna aykırı olmayan diğer her türlü yardımı sağlamak;
j) Bu Sözleşmenin V. bölümündeki hükümlere uygun olarak suç gelirlerinin tespiti, dondurulması ve takibi;
k) Bu Sözleşmenin V. bölümündeki hükümlere uygun olarak varlıkların geri alınması.
4) Bir Taraf Devletin yetkili makamları, iç hukuk saklı kalmak kaydıyla, önceden bir talep olmaksızın, cezaî konulara ilişkin bilgilerin soruşturma ve yargılamaları yürütmede veya başarılı bir biçimde sonuçlandırmada diğer bir Taraf Devletin makamlarına yardımcı olacağına veya o Taraf Devletin bu Sözleşmeye istinaden bir talepte bulunmasıyla sonuçlanacağına inandıkları takdirde, bu tür bilgileri anılan Taraf Devletin yetkili makamlarına iletebilirler.
5) Bu maddenin 4 üncü fıkrasına dayanılarak bilgi iletilmesi, bilgiyi temin eden yetkili makamların bulunduğu Devletteki soruşturma ve yargılamalara halel getirmeyecektir. Bilgiyi alan yetkili makamlar anılan bilginin gizli kalması talebine veya kullanımındaki sınırlamalara, geçici bir süre dahi olsa uyacaklardır. Bununla beraber, bu durum, bilgiyi alan Taraf Devleti, sanığın suçsuzluğunu gösterecek bilgileri kendi yargılama süreci sırasında açıklamaktan alıkoymayacaktır. Böyle bir durumda, bilgiyi alan Taraf Devlet, açıklamadan önce bilgiyi veren Taraf Devleti haberdar edecek ve talep edilmiş ise, bilgiyi veren Taraf Devlete danışacaktır. Eğer, istisnaî bir durumda, önceden haber verme olanağı bulunmuyor ise, bilgiyi alan Taraf Devlet, bilgiyi veren Taraf Devleti gecikme olmaksızın açıklamadan haberdar edecektir.
6) Bu maddenin hükümleri, karşılıklı adlî yardımı tamamen veya kısmen düzenleyen veya düzenleyecek olan başka herhangi bir ikili veya çok taraflı andlaşmadan kaynaklanan yükümlülükleri etkilemeyecektir.
7) Eğer söz konusu Taraf Devletler bir karşılıklı adlî yardım andlaşmasıyla bağlı değillerse, bu maddeye dayanarak yapılan taleplerde, bu maddenin 9 ila 29 uncu fıkraları uygulanacaktır. Taraf Devletler bu tür bir andlaşmayla bağlı iseler, anılan Devletler bu maddenin 9 ilâ 29 uncu fıkralarını uygulamaya karar vermedikçe, o andlaşmanın ilgili hükümleri uygulanacaktır. İşbirliğini kolaylaştıracak ise, Taraf Devletlerin bu fıkraları uygulamaları kuvvetle teşvik edilir.
8) Taraf Devletler, bankacılık sırrı gerekçesiyle, bu maddeye istinaden karşılıklı adlî yardımda bulunmayı reddetmeyeceklerdir.
9) a) Talepte bulunulan Taraf Devlet, çifte cezalandırılabilirliğin bulunmadığı durumlarda bu maddeye istinaden bir yardım talebine karşılık verirken, bu Sözleşmenin 1 inci maddede öngörülen amaçlarını gözönünde bulunduracaktır;
b) Taraf Devletler, çifte cezalandırılabilirliğin bulunmadığı gerekçesiyle, bu maddeye istinaden yardımda bulunmayı reddedebilirler. Bununla beraber, talepte bulunulan Taraf Devlet, hukuk sisteminin temel kavramları ile uyumlu olan durumlarda, zorlayıcı eylem içermeyen yardım sağlayacaktır. Taleplerin çok cüzi meblağlara ilişkin olması ya da aranılan işbirliği ya da yardımın bu Sözleşmenin başka hükümleri gereğince sağlanabilmesi hallerinde, yardım talepleri reddedilebilir;
c) Her Taraf Devlet, çifte cezalandırılabilirliğin bulunmadığı durumlarda, bu maddeye istinaden daha geniş ölçüde yardımda bulunabilmesini sağlamak için gerekli önlemleri almayı değerlendirebilir.
10) Bir Taraf Devletin ülkesinde tutuklu veya cezasını çekmekte olan ve teşhis, tanıklık veya başka suretle bu Sözleşmede belirtilen suçlara ilişkin soruşturma, kovuşturma veya yargısal işlemler için delil toplamada yardım sağlamak amaçlarıyla başka bir Taraf Devlette bulunması talep edilen bir kişi, aşağıdaki koşullar sağlandığı takdirde nakledilebilir:
a) Kişi bilerek ve özgürce rıza gösterirse;
b) Taraf Devletlerin uygun görebileceği koşullara tâbi olarak, her iki Taraf Devletin yetkili makamları anlaşırsa.
11) Bu maddenin 10 uncu fıkrasının uygulanması bakımından:
a) Nakledilecek kişinin bulunduğu Taraf Devlet başka türlü talep etmedikçe veya müsaade etmedikçe, kişinin nakledileceği Taraf Devlet, nakledilen kişiyi gözaltında tutma yetki ve yükümlülüğünü haiz olacaktır;
b) Her iki Taraf Devletin yetkili makamlarınca önceden veya herhangi bir biçimde kararlaştırıldığı üzere, kişinin nakledildiği Taraf Devlet, kişiyi gönderen Taraf Devlete geri teslim etme yükümlülüğünü gecikmeksizin yerine getirecektir;
c) Kişinin nakledildiği Taraf Devlet, gönderen Taraf Devletten kişinin geri teslimi için yeni bir iade süreci başlatmasını talep etmeyecektir;
d) Nakledilen kişinin, nakledildiği Taraf Devlette gözaltında geçirdiği süreler, gönderen Devlette çekmesi gereken cezadan indirilecektir.
12) Bu maddenin 10 uncu ve 11 inci fıkralarına uygun olarak kişiyi nakledecek Taraf Devlet kabul etmedikçe, nakledilen kişi, vatandaşlığına bakılmaksızın, nakleden Devletin ülkesinden ayrılışından evvelki eylemleri, ihmalleri veya mahkumiyetleriyle ilgili olarak, nakledileceği Devletin ülkesinde kovuşturulmayacak, gözaltına alınmayacak, cezalandırılmayacak veya kişisel özgürlüğü bağlayıcı herhangi bir sınırlamaya tâbi tutulmayacaktır.
13) Her Taraf Devlet, karşılıklı adlî yardım taleplerini alma ve bunları yerine getirme veya yerine getirilmesi için yetkili makamlara iletme sorumluluğuna ve yetkisine sahip merkezi bir makam belirleyecektir. Bir Taraf Devletin karşılıklı adlî yardıma ilişkin ayrı bir sisteminin olduğu özel bir bölge veya ülkesi olması halinde, o bölge veya ülke için aynı işleve sahip ayrı bir merkezi makam belirleyebilir. Merkezi makamlar, alınan taleplerin süratli ve uygun bir biçimde yerine getirilmesini veya iletilmesini sağlayacaklardır. Merkezi makam, yerine getirilmesi için talebi yetkili bir makama iletmesi halinde, talebin yetkili makam tarafından, hızlı ve uygun bir biçimde yerine getirilmesini teşvik edecektir. Bu amaçla belirlenen merkezi makam, her Taraf Devletin bu Sözleşmeye ilişkin onaylama, kabul veya uygun bulma veya katılım belgelerini tevdii sırasında, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine bildirilecektir. Karşılıklı adlî yardım talepleri ve buna ilişkin herhangi bir yazışma Taraf Devletlerce belirlenmiş merkezi makamlara iletilecektir. Bu koşul, bir Taraf Devletin, bu taleplerin ve yazışmaların kendisine diplomatik kanallarla ve acil durumlarda, Taraf Devletlerin kararlaştırdıkları hallerde, mümkünse, Uluslararası Adlî Polis Teşkilatı kanalıyla ulaştırılmasını isteme hakkına halel getirmeyecektir.
14) Talepler yazılı olarak veya mümkünse yazılı kayıt elde edilmesini sağlayan herhangi bir yolla, talepte bulunulan Devletin kabul edebileceği bir dilde ve o Devletin, bildirimin sahih olup olmadığını tespit edebileceği koşullar altında yapılacaktır. Taraf Devletlerin her biri için kabul edilebilir olan dil veya diller, bu Sözleşmeye ilişkin onaylama, kabul veya uygun bulma veya katılım belgelerinin tevdii sırasında Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine bildirilecektir. Acil durumlarda ve Taraf Devletlerce kararlaştırıldığı takdirde, talepler sözlü olarak yapılabilir, ancak derhal yazılı olarak teyit edilecektir.
15) Karşılıklı adlî yardım için olan bir talep şunları içerecektir:
a) Talebi yapan makamın adı;
b) Talebin ilgili olduğu soruşturma, kovuşturma veya yargılamanın konusu ve mahiyeti ve soruşturmayı, kovuşturmayı ve yargılamayı yürüten makamın adı ve görevleri;
c) Adlî belgelerin tebliği amacıyla yapılanların dışındaki taleplerde, ilgili olayların bir özeti;
d) İstenen yardımın tanımı ve talepte bulunan Taraf Devletin uyulmasını istediği herhangi bir özel usulün açıklaması;
e) Mümkün olduğu takdirde, ilgili herhangi bir kişinin kimliği, yeri ve uyruğu; ve
f) Delilin, bilginin veya işlemin hangi amaçla istendiği.
16) Talepte bulunulan Taraf Devlet, talebin kendi iç hukukuna uygun olarak yerine getirilmesi için gerekli gördüğünde veya talebin yerine getirilmesine kolaylık sağlayabileceği durumlarda, ek bilgi talep edebilir.
17) Bir talep, talepte bulunulan Taraf Devletin iç hukukuna göre ve bu hukuka aykırılık teşkil etmediği ölçüde ve mümkün olduğunda, talepte belirtilen usullere uygun olarak yerine getirilecektir.
18) Mümkün olduğu ve iç hukukun temel ilkeleriyle uyumlu olduğu her durumda, bir kişi bir Taraf Devletin ülkesinde bulunduğunda ve bu kişinin diğer Taraf Devletin adlî makamları tarafından tanık veya uzman olarak dinlenmesi gerektiğinde, eğer söz konusu kişinin talepte bulunan Taraf Devletin ülkesinde şahsen hazır bulunması mümkün veya arzulanan bir durum değilse, talepte bulunulan Taraf Devlet, diğerinin talebi üzerine, dinlemenin video konferansıyla yapılmasına izin verebilir. Taraf Devletler, dinlemenin talepte bulunan Taraf Devletin bir adlî makamı tarafından yürütülmesine ve talepte bulunulan Taraf Devletin bir adlî makamının katılmasına karar verebilirler.
19) Talepte bulunan Taraf Devlet, talebe konu soruşturma, kovuşturma veya yargılamalar için talepte bulunulan Taraf Devlet tarafından sağlanan bilgiyi veya delili, talepte bulunulan Taraf Devletin önceden rızası olmaksızın, talepte belirtilen amaçlar dışında iletmeyecek veya kullanmayacaktır. Bu fıkradaki hiçbir hüküm, talepte bulunan Taraf Devleti, sanığın suçsuzluğunu gösterecek bilgi veya delili kendi yargılaması sırasında açıklamaktan alıkoymayacaktır. Bu son durumda, talepte bulunan Taraf Devlet, açıklamadan önce, talepte bulunulan Taraf Devleti haberdar edecek ve talep edilmişse, talepte bulunan Taraf Devlete danışacaktır. Eğer, istisnai bir durumda, önceden haber verme olanağı bulunmuyor ise, talepte bulunan Taraf Devlet, talepte bulunulan Taraf Devleti gecikmeksizin açıklama hakkında bilgilendirecektir.
20) Talepte bulunan Taraf Devlet, talepte bulunulan Taraf Devletten, talebin yerine getirilmesi bakımından zorunlu olmadığı ölçüde, yapılan talebin ve içeriğinin gizli tutulmasını isteyebilir. Eğer talepte bulunulan Taraf Devlet gizlilik zorunluluğuna uyamaz ise, talepte bulunan Taraf Devleti derhal bilgilendirecektir.
21) Karşılıklı adlî yardım talebi aşağıdaki hallerde reddedilebilir:
a) Talep bu maddenin hükümlerine uygun bir biçimde yapılmaz ise;
b) Talepte bulunulan Taraf Devlet, talebin yerine getirilmesinin, egemenliğine, güvenliğine, kamu düzenine veya diğer temel çıkarlarına zarar verebileceği kanaatinde ise;
c) Talepte bulunulan Taraf Devletin makamlarının, benzer herhangi bir suçun kendi yargı yetkileri dâhilinde soruşturma, kovuşturma ya da yargılamaya tâbi olması halinde, talep edilen işlemi yapması kendi hukukuna göre yasaklanmış ise;
d) Talebin kabul edilmesi, talepte bulunan Taraf Devletin karşılıklı adlî yardıma ilişkin hukuk sistemine aykırı ise.
22) Taraf Devletler, sırf suçun malî konuları da kapsadığının düşünüldüğü gerekçesiyle bir karşılıklı adlî yardım talebini reddedemezler.
23) Karşılıklı adlî yardıma ilişkin herhangi bir ret için gerekçe gösterilecektir.
24) Talepte bulunulan Taraf Devlet, karşılıklı adlî yardım talebini mümkün olan en kısa sürede yerine getirecek ve Taraf Devletçe gerekçeleri tercihen talepte belirtilen herhangi bir süreyi, mümkün olduğunca tam olarak göz önünde bulunduracaktır. Talepte bulunan Taraf Devlet, talebi karşılamak amacıyla talepte bulunulan Taraf Devletin aldığı önlemlerin durum ve safhasına ilişkin bilgi almak üzere makul taleplerde bulunabilir. Talepte bulunulan Taraf Devlet, talepte bulunan Taraf Devletin, talebin durumuna ve yerine getirilme safhasına ilişkin makul taleplerini yanıtlayacaktır. Talepte bulunan Taraf Devlet, istenen yardıma gerek kalmadığı takdirde, talepte bulunulan Taraf Devlete durumu derhal bildirecektir.
25) Karşılıklı adlî yardım, devam eden bir soruşturmayı, kovuşturmayı veya yargılamayı olumsuz etkileyebileceği gerekçesiyle, talepte bulunulan Taraf Devletçe ertelenebilir.
26) Bu maddenin 21 inci fıkrasına istinaden bir talebi reddetmeden veya bu maddenin 25 inci fıkrasına istinaden talebin yerine getirilmesini ertelemeden önce, talepte bulunulan Taraf Devlet, gerekli gördüğü bazı kayıt ve koşullarla yardımın yerine getirilip getirilemeyeceğini değerlendirmek üzere talepte bulunan Taraf Devlete danışacaktır. Eğer talepte bulunan Taraf Devlet, bu koşullara tâbi yardımı kabul ederse, söz konusu koşullara uyacaktır.
27) Bu maddenin 12 nci fıkrasının uygulanmasına halel gelmeksizin, talepte bulunan Taraf Devletin isteği üzerine, talepte bulunan Taraf Devletin ülkesindeki bir yargılamada delil sunmaya veya bir soruşturma, kovuşturma veya yargılamada yardım etmeye rıza gösteren bir tanık, bilirkişi veya başka bir kişi, talepte bulunulan Taraf Devletin ülkesinden ayrılışından evvelki eylemleri, ihmalleri veya mahkumiyetleriyle ilgili olarak, talepte bulunan Taraf Devletin ülkesinde kovuşturulmayacak, gözaltına alınmayacak, cezalandırılmayacak veya kişisel özgürlüğünü kısıtlayıcı herhangi bir sınırlamaya tâbi tutulmayacaktır. Bu tür bir güvence, bu tanık, bilirkişi veya başka kişinin hazır bulunmasının adlî makamlarca artık gerekli görülmediğinin resmen bildirildiği tarihten itibaren kesintisiz 15 gün veya Taraf Devletlerce kararlaştırılmış herhangi bir zaman dilimi zarfında ayrılma olanağına sahip olup da talepte bulunan Taraf Devletin ülkesinde kendi isteğiyle kaldığı veya bu ülkeyi terk ettikten sonra kendi isteğiyle geri döndüğü takdirde sona erecektir.
28) Bir talep yerine getirilirken ortaya çıkan olağan masraflar, ilgili Taraf Devletlerce aksi kararlaştırılmadıkça, talepte bulunulan Taraf Devletçe karşılanacaktır. Eğer talebi yerine getirmek için önemli veya olağan dışı masraflar gerekiyor veya gerekecekse, talebin hangi kayıt ve koşullarla yerine getirileceğini ve masrafların nasıl karşılanacağını belirlemek üzere, Taraf Devletler birbirlerine danışacaktır.
29) Talepte bulunulan Taraf Devlet;
a) Talepte bulunan Taraf Devlete, iç hukukuna göre kamuya açık olan elindeki resmi kayıtların, belgelerin veya bilginin örneklerini verecektir;
b) Kendi takdiriyle, tamamen, kısmen veya uygun gördüğü koşullara tâbi olarak, iç hukukuna göre kamuya açık olmayan resmi kayıt, belge ve bilgilerin örneklerini talepte bulunan Taraf Devlete verebilir.
30) Taraf Devletler, gerekli hallerde, bu madde hükümlerinin amaçlarına hizmet edecek, bunların uygulanmasını sağlayacak veya bu hükümleri güçlendirecek ikili veya çok taraflı anlaşma veya düzenlemeler yapma olanaklarını değerlendireceklerdir.
Madde 47
Ceza Yargılamalarının Nakli
Taraf Devletler, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen suçların kovuşturulması amacıyla ceza yargılamalarının birbirlerine nakledilmesi olanağını, bu naklin adaletin tecellisi bakımından yararlı görüldüğü durumlarda, özellikle birden fazla yargı yetkisinin söz konusu olduğu hallerde, kovuşturmanın tek merkezde toplanması düşüncesiyle değerlendireceklerdir.
Madde 48
Yasa Uygulamada İşbirliği
1) Taraf Devletler, bu Sözleşmede belirtilen suçlarla mücadeleye yönelik yasa uygulama faaliyetinin etkinliğinin arttırılması amacıyla, hukukî ve idarî sistemlerine uygun olarak, birbirleriyle yakın işbirliği yapacaklardır. Taraf Devletler, özellikle aşağıdaki hususlarda etkili önlemler alacaktır:
a) İlgili Taraf Devletlerin uygun görmeleri halinde, diğer suçlarla bağlantıları dâhil olmak üzere, bu Sözleşmede belirtilen suçların bütün yönlerine ilişkin bilgilerin çabuk ve güvenli değişimini kolaylaştırmak amacıyla yetkili makamlar, kurum ve hizmetler arasında iletişim kanallarını geliştirmek ve gerektiğinde tesis etmek;
b) Bu sözleşmede belirtilen suçlara ilişkin soruşturmaları yürütmek üzere aşağıdaki hususlarda diğer devletlerle işbirliği yapmak:
Bu tür suçlara karıştığından şüphe edilen kişilerin kimlikleri, bulundukları yer ve faaliyetleri veya diğer ilgili kişilerin yerleri;
ii. Bu tür suçların işlenmesinden elde edilen suç gelirinin veya malvarlığının hareketi;
iii. Bu tür suçların işlenmesinde kullanılan veya kullanılması amaçlanan malvarlığı, teçhizat ve diğer araç-gereçlerin hareketi;
c) Uygun olan hallerde, soruşturma ve analiz amacıyla, gereken kalemleri ve yeterli miktarda maddeyi sağlamak;
d) Uygun olan hallerde, bu Sözleşmede belirtilen suçların işlenmesi için başvurulan özel yol ve yöntemler hakkında diğer devletler ile sahte kimlik, tahrif edilmiş, değiştirilmiş ya da sahte evrak ve suçların gizlenmesi amacıyla başvurulan diğer yolları da içerecek biçimde bilgi değişiminde bulunmak;
e) Yetkili makamlar, kurum ve hizmetler arasında etkin eşgüdümü kolaylaştırmak ve ilgili Taraf Devletler arasındaki ikili anlaşma ve düzenlemelere bağlı kalarak irtibat görevlileri göndermek de dâhil olmak üzere, personel ve diğer uzmanların değişimini teşvik etmek;
f) Bu Sözleşmede belirtilen suçların erken teşhisi amacıyla bilgi değişiminde bulunmak ve uygun biçimde alınan idari ve diğer önlemlerin eşgüdümünü sağlamak.
2) Bu Sözleşmenin uygulanması amacıyla Taraf Devletler, kolluk makamları arasında doğrudan işbirliğine ilişkin ikili veya çok taraflı anlaşma veya düzenlemeler yapmayı ve bu tür anlaşma veya düzenlemeler mevcut ise, bunları değiştirmeyi değerlendireceklerdir. İlgili Taraf Devletler, aralarında bu tür anlaşma veya düzenlemelerin mevcut olmaması durumunda, bu Sözleşmede belirtilen suçlar bakımından karşılıklı yasa uygulama işbirliği için bu Sözleşmeyi temel olarak almayı değerlendireceklerdir. Taraf Devletler, uygun olduğu zaman, kolluk makamları arasındaki işbirliğini geliştirmek amacıyla, uluslararası ve bölgesel örgütler de dâhil olmak üzere, anlaşma ve düzenlemelerden tam olarak yararlanacaklardır.
3) Taraf Devletler, bu Sözleşmede belirtilen ve modern teknoloji kullanılarak işlenen suçlarla mücadele etmek için olanakları dâhilinde işbirliği yapmaya çaba sarf edeceklerdir.
Madde 49
Ortak Soruşturmalar
Taraf Devletler, bir veya daha fazla Devlette soruşturma, kovuşturma veya yargılama konusu olan meselelere ilişkin olarak, yetkili makamları aracılığıyla ortak soruşturma mercileri oluşturmak amacıyla, ikili veya çok taraflı anlaşma veya düzenlemeler yapmayı değerlendireceklerdir. Bu tür anlaşma veya düzenlemelerin mevcut olmaması halinde, ortak soruşturmalar her olay için ayrı ayrı yapılacak anlaşmalarla yürütülebilir. İlgili Taraf Devletler, ülkesinde bu tür bir soruşturma yürütülecek olan Taraf Devletin egemenliğine bütünüyle saygı göstereceklerdir.
Madde 50
Özel Soruşturma Teknikleri
1) Her Taraf Devlet, yolsuzlukla etkin biçimde mücadele etmek maksadıyla, iç hukuk sisteminin temel ilkelerinin elverdiği ölçüde ve iç hukukunda belirtilen şartlara uygun olarak, yetkili makamlarının, kendi ülkesinde, kontrollü teslimatı ve uygun gördüğü hallerde, elek- tronik veya diğer izleme biçimlerini ve gizli operasyonlar gibi diğer özel soruşturma tekniklerini uygun biçimde kullanmasına ve bu yöntemle elde edilen delillerin mahkemelerde kabul edilmesine izin vermek üzere, olanakları dâhilinde, gerekli önlemleri alacaktır.
2) Bu Sözleşmede belirtilen suçları soruşturmak amacıyla, Taraf Devletler, gerektiğinde, bu tür özel soruşturma tekniklerinin uluslararası işbirliği çerçevesinde kullanımı için uygun ikili veya çok taraflı anlaşmalar veya düzenlemeler yapmaya teşvik olunur. Bu tür anlaşmalar veya düzenlemeler devletlerin egemen eşitliği ilkesine bütünüyle uyularak yapılacak ve uygulanacak ve bu anlaşma veya düzenlemelerin hükümlerine kesinlikle uyularak yürütülecektir.
3) Bu maddenin 2 nci fıkrasında öngörülen türde bir anlaşma veya düzenlemenin mevcut olmaması halinde, bu tür soruşturma tekniklerinin uluslararası çerçevede kullanımına yönelik kararlar her olay için ayrı ayrı alınacak ve gerektiğinde, bu kararlarda, yargı yetkisinin ilgili Taraf Devletlerce kullanılmasına ilişkin malî düzenlemeler ve anlaşmalar da göz önünde tutulabilecektir.
4) Kontrollü teslimatın uluslararası düzeyde uygulanmasına yönelik kararlar, ilgili Taraf Devletlerin rızasıyla, malların ve fonların tespiti ve dokunulmamış olarak veya tamamen veya kısmen yeri değiştirilmiş veya başkalarının yerine konmuş olarak sevkıyatın devam etmesine izin verilmesi gibi yöntemleri içerebilir.
BÖLÜM V
VARLIKLARIN GERİ ALINMASI
Madde 51
Genel Hüküm
Bu bölüm uyarınca varlıkların iadesi bu Sözleşmenin temel bir ilkesidir ve bu bakımdan Taraf Devletler birbirlerine en geniş ölçüde işbirliği ve yardım sağlayacaktır.
Madde 52
Suç Gelirlerinin Transferinin Önlenmesi ve Tespit Edilmesi
Bu Sözleşmenin 14 üncü maddesi saklı kalmak kaydıyla, her Taraf Devlet, yargı yetkisi dâhilindeki malî kuruluşların, müşterilerin kimliklerini doğrulamasını, yüksek meblağlı hesaplara yatırılan fonların yararlanıcı hesap sahiplerinin kimliklerini belirlemek üzere makul teşebbüslerde bulunmasını ve önemli kamu görevlerini ifa edenler, aileleri yada yakınları tarafından yahut bunlar adına açılmak istenen ya da açılan hesaplar üzerinde yoğun bir inceleme yapmasını zorunlu kılmak amacıyla, iç hukukuna uygun biçimde gerekli önlemleri alacaktır. Bu tür yoğun incelemeler, yetkili makamlara rapor etmek amacıyla, şüpheli işlemleri tespit etmek üzere makul biçimde planlanacak ve malî kuruluşları, meşru müşterileri ile iş yapmaktan caydıracak ya da iş yapmayı yasaklayacak biçimde yorumlanmayacaktır.
Her Taraf Devlet, bu maddenin 1 inci fıkrasında belirtilen önlemlerin uygulanmasını kolaylaştırmak amacıyla, iç hukukuna uygun olarak ve karapara aklamaya karşı ilgili bölgesel, bölgelerarası ve çok taraflı örgütlerin girişimlerinden hareketle;
(a) Yargı yetkisi dâhilindeki malî kuruluşlar tarafından, hesapları üzerinde yoğun incelemeler yapılması beklenecek gerçek ya da tüzel kişi türleri, özel dikkat gösterilecek hesap ve işlem tipleri ve bu tür hesaplara ilişkin uygun hesap açma, işletme ve kayıt tutma önlemleri hakkında tavsiyeler yayınlayacak; ve
(b) Gerekli hallerde, diğer bir Taraf Devletin talebi üzerine ya da kendiliğinden, yargı yetkisi dâhilindeki malî kuruluşlara, bu kuruluşlar tarafından belirlenebilecek kişilere ek olarak, söz konusu kuruluşlar tarafından hesapları yoğun incelemeye tâbi tutulabilecek belirli gerçek ya da tüzel kişilerin kimliklerini bildirecektir.
Bu maddenin 2 (a) bendi bağlamında her Taraf Devlet, malî kuruluşlarının, uygun bir zaman süresince, bu maddenin 1 inci fıkrasında bahsedilen kişilere ait olanlar dâhil olmak üzere, hesap ve işlemler hakkında asgarî olarak müşterinin ve mümkünse yararlanıcı hesap sahibinin kimliklerine ilişkin bilgi içerecek biçimde yeterli kayıtları tutmasını sağlayacak önlemleri uygulayacaktır.
Bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen suçların gelirlerinin transferini önlemek ve tespit etmek amacıyla her Taraf Devlet, düzenleyici ve denetim birimlerinin yardımı ile, fiziksel varlığı bulunmayan ve denetim altındaki bir malî gruba bağlı olmayan bankaların kurulmasını önlemeyi teminen uygun ve etkili önlemleri uygulayacaktır. Bunun ötesinde, Taraf Devletler, malî kuruluşlarının, bu tür kuruluşlarla muhabir bankacılık ilişkisine girmesini ya da bu ilişkiyi sürdürmeyi reddetmesini ve hesaplarının, fiziksel varlığı bulunmayan ve denetim altındaki bir malî gruba bağlı olmayan bankalar tarafından kullanılmasına izin veren yabancı malî kuruluşlarla ilişki kurulmasına karşı çıkmasını zorunlu kılmayı değerlendirebilir.
Her Taraf Devlet, iç hukukuna uygun olarak, belli kamu görevlileri için etkili malî bildirim sistemleri kurmayı değerlendirecek ve ihlal halleri için uygun yaptırımlar öngörecektir. Her Taraf Devlet, aynı zamanda, gerektiğinde bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen suç gelirlerini soruşturmak, talep etmek ve geri almak amacıyla, yetkili makamlarının, bu bilgiyi diğer Taraf Devletlerdeki yetkili makamlarla paylaşmasına izin vermek üzere gerekli önlemleri almayı değerlendirecektir.
Her Taraf Devlet, iç hukukuna uygun olarak, yabancı bir ülkedeki bir malî hesapta menfaati, imzası ya da diğer bir yetkisi bulunan belli kamu görevlilerinin, bu ilişkiyi uygun makamlara rapor etmesini ve bu hesaplara ait gerekli kayıtları muhafaza etmesini zorunlu kılmak için gerekli önlemleri almayı değerlendirecektir. Bu önlemler, aynı zamanda, ihlal halleri için uygun yaptırımlar içerecektir.
Madde 53
Malvarlığının Doğrudan Geri Alınmasına Yönelik Önlemler
Her Taraf Devlet, iç hukukuna uygun olarak:
(a) Bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen bir suçun işlenmesi suretiyle elde edilen malvarlığı üzerindeki mülkiyet ya da diğer bir hak iddiasını ispat edebilmek için diğer Taraf Devletlerin, kendi mahkemelerinde hukuk davası açabilmelerini;
(b) Mahkemelerinin, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen suçları işleyenlerin, bu suçlardan zarar gören diğer Taraf Devlete tazminat ödemesine hükmedebilmesini; ve
(c) Mahkemelerinin ya da yetkili makamlarının, müsadereye ilişkin karar verirken, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen bir suçun işlenmesi suretiyle elde edilen malvarlığı üzerindeki diğer bir Taraf Devletin mülkiyet iddiasını kabul edebilmesini teminen gerekli önlemleri alacaktır.
Madde 54
Müsadere Hususunda Uluslararası İşbirliği Yoluyla Malvarlığının
Geri Alınması İçin Mekanizmalar
Her Taraf Devlet, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen bir suçun işlenmesi yoluyla kazanılan ya da bu suçta kullanılan malvarlığına ilişkin olarak bu Sözleşmenin 55 inci maddesi uyarınca karşılıklı adlî yardım sağlamak üzere, iç hukukuna uygun olarak:
a) Yetkili makamlarının, bir başka Taraf Devletin mahkemesi tarafından verilmiş bir müsadere kararını infaz etmesine izin vermek üzere gerekli önlemleri alacaktır.
b) Yargı yetkileri bulunduğunda, yetkili makamlarının, karapara aklama suçu veya yargı yetkisi dâhilinde olabilecek benzer bir suça ilişkin bir hüküm çerçevesinde veya iç hukukunun cevaz verdiği diğer usuller uyarınca, yabancı menşeli bu malvarlığına ilişkin müsadere emrini vermelerine izin vermek üzere gerekli önlemleri alacaktır.
c) Ölüm, firar ya da gaiplik nedenleriyle failin aleyhine dava açılamadığı hallerde veya diğer uygun hallerde cezaî mahkumiyet kararı olmaksızın, bu malvarlığının müsaderesine izin vermek üzere gerekli önlemleri almayı değerlendirecektir.
Her Taraf Devlet, bu Sözleşmenin 55 inci maddesinin 2 nci fıkrası uyarınca yapılan adlî yardımlaşma talebini yerine getirmek üzere, kendi iç hukukuna uygun olarak:
a) Talep eden Taraf Devletin yetkili makamları veya mahkemeleri tarafından verilmiş olan dondurma veya el koyma kararı üzerine, talep eden Taraf Devlet, talepte bulunulan Taraf Devlete, bu yönde hareket etmek için yeterli nedenlerin bulunduğuna ve bu malların nihayetinde bu maddenin 1 (a) bendinde öngörülen amaçlar doğrultusunda bir müsadere kararına tâbi olacağına inanmasını sağlayacak makul bir gerekçe göstermesi halinde, ilgili makamlarına, malvarlığını dondurma veya el koyma izni vermek için gerekli önlemleri alacak;
b) Talepte bulunulan Taraf Devletin, bu yönde hareket etmek için yeterli nedenlerin bulunduğuna ve bu malların nihayetinde bu maddenin 1 (a) bendinde öngörülen amaçlar doğrultusunda bir müsadere kararına tâbi olacağına inanmasını sağlayacak makul bir gerekçe sağlayan bir talep üzerine, yetkili makamlarına, malvarlığını dondurma veya el koyma izni vermek için gerekli önlemleri alacak; ve
c) Yetkili makamlarına, bu tür malvarlığının edinilmesi ile ilgili bir yabancı tutuklama ya da suç isnadı gibi nedenlerle, müsadere amacıyla malvarlığını muhafaza etmek için izin vermek üzere ilave önlemleri almayı değerlendirecektir.
Madde 55
Müsadere Amacıyla Uluslararası İşbirliği
Bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen bir suç üzerinde yargı yetkisi bulunan diğer bir Taraf Devletten, bu Sözleşmenin 31 inci maddesinin 1 inci fıkrasında bahsedilen ve ülkesinde bulunan suç gelirleri, malvarlığı, teçhizat ve diğer araç-gereçlerin müsaderesi için talep alan bir Taraf Devlet, iç hukuk sistemi dâhilinde mümkün olan en geniş ölçüde;
(a) Bu talebi, bir müsadere kararının verilmesi ve böyle bir kararın verilmesi durumunda infazı amacıyla, kendi yetkili makamlarına iletecek; ya da,
(b) Bu Sözleşmenin 31 inci maddesinin 1 inci fıkrası ve 54 üncü maddesinin 1 (a) bendine uygun olarak talepte bulunan Taraf Devletin ülkesindeki bir mahkeme tarafından verilen müsadere kararını, 31 inci maddenin 1 inci fıkrasında sözü edilen ve kendi ülkesinde bulunan suç geliri, malvarlığı, teçhizat veya diğer araç-gereçler ile bağlantılı olduğu ölçüde, talep çerçevesinde infaz edilmek üzere, yetkili makamlarına iletecektir.
Bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen bir suç üzerinde yargı yetkisi bulunan diğer bir Taraf Devletin talebi üzerine, gerek talepte bulunan Taraf Devlet, gerekse bu maddenin 1 inci fıkrası çerçevesinde yapılan talep uyarınca talep edilen Taraf Devlet tarafından verilecek karar gereğince müsadere yapılması amacıyla, talep edilen Taraf Devlet, bu Sözleşmenin 31 inci maddesinin 1 inci fıkrasında belirtilen suç gelirleri, malvarlığı, teçhizat veya diğer araç-gereçlerin tespiti, izlenmesi ve dondurulması veya el konulması için önlemler alacaktır.
Bu Sözleşmenin 46 ncı maddesinin hükümleri, uyarlanmak suretiyle bu maddeye de uygulanır. 46 ncı maddenin 15 inci fıkrasında belirtilen hususlara ek olarak, bu maddeye istinaden yapılan talepler aşağıdakileri de içerecektir:
a) Bu maddenin 1 (a) bendi ile ilgili bir talep olması durumunda, talepte bulunan Taraf Devletin kendi iç hukukuna uygun olarak müsadere kararının takibini yapabilmesine yetecek biçimde, mümkün olduğu ölçüde bulunduğu yer ve gerektiğinde tahmini değeri de dâhil olmak üzere, müsadere edilecek olan malvarlığının bir tanımı ve talepte bulunulan Taraf Devletin dayandığı vak’a beyanı;
b) Bu maddenin 1 (b) fıkrası ile ilgili bir talep olması durumunda, talepte bulunan Taraf Devletin çıkardığı ve talebe esas olan müsadere kararının yasal olarak geçerli bir örneği, bir vak’a beyanı ve kararın hangi ölçüde yerine getirilmesinin istendiğine ilişkin bilgi, iyi niyetli üçüncü kişilere yeterli bildirimde bulunmak ve işlemlerin hukuka uygun olmasını sağlamak amacıyla talepte bulunan Taraf Devlet tarafından alınan önlemleri belirten bir beyan ve müsadere kararının nihaî olduğuna ilişkin bir beyan;
c) Bu maddenin 2 nci fıkrası ile ilgili bir talep olması durumunda, talepte bulunan Taraf Devletin dayandığı bir vak’abeyanı, talep edilen işlemlerin tanımı ve mevcut ise talebe esas kararın yasal olarak geçerli bir örneği.
Bu maddenin 1 inci ve 2 nci fıkralarında yer alan karar ve işlemler, talepte bulunulan Taraf Devlet tarafından, kendi iç hukuk hükümlerine ve usul kurallarına veya talepte bulunan Taraf Devletle ilişkilerinde bağlı olduğu herhangi bir ikili veya çok taraflı anlaşma veya düzenlemeye uygun ve tâbi olarak yerine getirilecektir.
Her Taraf Devlet, bu maddeye işlerlik sağlayan kendi yasa ve düzenlemelerinin ve bu yasa ve düzenlemelerde sonradan yapılacak değişikliklerin birer örneğini veya bunların bir tanımını Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine iletecektir.
Eğer bir Taraf Devlet bu maddenin 1 inci ve 2 nci fıkralarında belirtilen önlemlerin alınmasını, ilgili bir andlaşmanın mevcudiyeti şartına bağlamışsa, o Taraf Devlet bu Sözleşmeyi gerekli ve yeterli bir andlaşma zemini olarak kabul edecektir.
Talepte bulunulan Taraf Devlet zamanlıca ve yeterli delil elde etmez ya da malvarlığının değeri çok az ise, bu madde çerçevesindeki işbirliği reddedilebilir ya da geçici önlemler kaldırılabilir.
Talepte bulunulan Taraf Devlet, bu madde gereğince alınmış olan herhangi bir geçici önlemi kaldırmadan evvel, talepte bulunulan Taraf Devlet, mümkün olduğunda, talepte bulunan Taraf Devlete önlemin sürdürülmesi lehine gerekçelerini sunması için bir şans tanıyacaktır.
Bu maddenin hükümleri iyi niyetli üçüncü kişilerin haklarına halel getirecek biçimde yorumlanmayacaktır.
Madde 56
Özel İşbirliği
İç hukukuna aykırı olmamak kaydıyla, her Taraf Devlet, bilgi göndermenin alıcı Taraf Devletin soruşturma, kovuşturma ve yargılamaları başlatmasına ya da yürütmesine yardımcı olacağını ya da o Taraf Devleti Sözleşmenin bu bölümü çerçevesinde bir talepte bulunmaya yönelteceğini değerlendirmesi halinde, kendi yürüttüğü soruşturma, kovuşturma ve yargılamalara halel gelmeksizin, diğer Taraf Devlete, daha önce bir talebi olmaksızın, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen suçların gelirleri hakkında bilgi gönderebilmeyi teminen önlem almaya çaba gösterecektir.
Madde 57
Malvarlığının İadesi ve Tasarrufu
Bir Taraf Devlet tarafından bu Sözleşmenin 31 inci ya da 55 inci maddesine dayanarak müsadere edilmiş malvarlığı, bu maddenin 3 üncü fıkrası gereğince önceki yasal maliklerine iade edilmesi dâhil olmak üzere, o Taraf Devlet tarafından, bu Sözleşmenin hükümlerine ve iç hukukuna uygun olarak tasarruf edilecektir.
Her Taraf Devlet, diğer bir Taraf Devletin bu Sözleşmeye uygun bir talebi üzerine, iyi niyetli üçüncü kişilerin haklarını gözetmek suretiyle, yetkili makamlarının müsadere edilen malvarlığını iade edebilmelerini teminen, iç hukukunun temel ilkelerine uygun olarak, gerekli yasal ve diğer önlemleri alacaktır.
Talep edilen Taraf Devlet, bu Sözleşmenin 46 ncı ve 55 inci maddelerine ve bu maddenin 1 inci ve 2 nci fıkralarına uygun olarak:
(a) Bu Sözleşmenin 17 nci ve 23 üncü maddelerinde bahsedildiği üzere, kamu fonlarının zimmete geçirilmesi ya da zimmete geçirilen kamu fonlarının aklanması hallerinde, 55 inci maddeye uygun biçimde ve talepte bulunan Taraf Devletteki nihaî bir hükme dayanmak suretiyle müsadere yapılmışsa, ki talepte bulunulan Taraf Devlet müsadereye esas teşkil eden hükmün nihaî olması şartından sarfınazar edebilir, müsadere edilen malvarlığını talep eden Taraf Devlete iade edecektir;
(b) Bu Sözleşmede öngörülen diğer herhangi bir suç gelirine ilişkin olarak, 55 inci maddeye uygun biçimde ve talepte bulunan Taraf Devletteki nihaî bir hükme dayanmak suretiyle müsadere yapılmışsa, ki talepte bulunulan Taraf Devlet müsadereye esas teşkil eden hükmün nihaî olması şartından sarfınazar edebilir, talepte bulunan Taraf Devletin, müsadere edilen malvarlığına ilişkin önceki mülkiyet hakkını talepte bulunulan Taraf Devlete makul biçimde kanıtlaması ya da talepte bulunulan Taraf Devletin, müsadere edilen malvarlığını iade etmek üzere talepte bulunan Taraf Devletteki zararı kabul etmesi halinde, müsadere edilen malvarlığını talepte bulunan Taraf Devlete iade edecektir;
(c) Diğer bütün hallerde, müsadere edilen malvarlığını talepte bulunan Taraf Devlete iade etmeyi, bu malvarlığını önceki yasal maliklerine iade etmeyi ya da suç mağdurlarını tazmin etmeyi öncelikle değerlendirecektir.
Uygun olan hallerde, diğer Taraf Devletler aksini kararlaştırmadıkça, talepte bulunulan Taraf Devlet, müsadere edilen malvarlığının bu madde gereğince iade ya da tasarruf edilmesine neden olan soruşturma, kovuşturma ya da yargılamalardan kaynaklanan makul masrafları mahsup edebilir.
Uygun olan hallerde, Taraf Devletler, müsadere edilen malvarlığının nihaî tasarrufu amacıyla, her olay için ayrı ayrı anlaşmalar ya da karşılıklı kabul edilebilir düzenlemeler yapmayı da özel olarak değerlendirebilir.
Madde 58
Malî İstihbarat Birimi
Taraf Devletler, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen suçların gelirlerinin transfer edilmesinin önlenmesi, bununla mücadele edilmesi ve bu gelirlerin geri alınmasına yönelik yol ve yöntemlerin teşvik edilmesi amacıyla birbirleriyle işbirliği yapacak ve bu maksatla, şüpheli malî işlem raporlarını almak, analiz etmek ve yetkili makamlara iletmekten sorumlu bir malî istihbarat birimi kurmayı değerlendirecektir.
Madde 59
İkili ve Çok Taraflı Anlaşma ve Düzenlemeler
Taraf Devletler, Sözleşmenin bu bölümü uyarınca yürütülen uluslararası işbirliğinin etkinliğini artırmak amacıyla ikili ya da çok taraflı anlaşmalar veya düzenlemeler yapmayı değerlendirecektir.
BÖLÜM VI
TEKNİK YARDIM VE BİLGİ DEĞİŞİMİ
Madde 60
Eğitim ve Teknik Yardım
Her Taraf Devlet, gerekli olduğu ölçüde, yolsuzluğun önlenmesi ve yolsuzlukla mücadeleden sorumlu personeli için bilimsel eğitim programları başlatacak, yürütecek ve geliştirecektir. Bu eğitim programları, diğerlerinin yanı sıra, aşağıdaki konuları içerebilir:
(a) Delil toplama ve soruşturma yöntemlerinin kullanımı dâhil olmak üzere, yolsuzluğun önlenmesi, tespit edilmesi, soruşturulması, cezalandırılması ve kontrol edilmesine yönelik etkili önlemler;
(b) Stratejik yolsuzlukla mücadele politikasının geliştirilmesi ve planlanmasında kapasite oluşturulması;
(c) Sözleşmenin şartlarına uygun biçimde karşılıklı adlî yardım taleplerinin hazırlanması konusunda yetkili makamların eğitilmesi;
(d) Kuruluşların, kamu alımları dâhil olmak üzere kamu hizmet yönetimi ve kamu maliyesi yönetiminin ve özel sektörün değerlendirilmesi ve güçlendirilmesi;
(e) Bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen suçların gelirlerinin transfer edilmesinin önlenmesi, bununla mücadele edilmesi ve bu gelirlerin geri alınması;
(f) Bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen suçların gelirlerinin tespit edilmesi ve dondurulması;
(g) Bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen suçların gelirlerinin hareketinin ve bu gelirlerin transfer edilmesi, gizlenmesi ve değiştirilmesinde kullanılan yöntemlerin izlenmesi;
(h) Bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen suçların gelirlerinin iade edilmesini kolaylaştırmak için uygun ve etkili yasal ve idarî düzenek ve yöntemler;
(i) Yargı makamları ile işbirliği yapan mağdur ve tanıkların korunmasında kullanılan yöntemler; ve
(j) Ulusal ve uluslararası düzenlemeler ile lisan eğitimi.
Taraf Devletler, kapasitelerine uygun olarak, özellikle kalkınmakta olan ülkelerin yararına, bunların yolsuzlukla mücadele plan ve programlarına yönelik olarak, bu maddenin 1 inci fıkrasında belirtilen alanlardaki maddî destek ile eğitim dâhil olmak üzere, birbirine en geniş biçimde teknik yardım sağlamayı; ayrıca, iade ve karşılıklı adlî yardım alanlarında Taraf Devletler arasında işbirliğini kolaylaştıracak eğitim, yardım ve gerekli deneyim ile uzmanlık bilgisinin karşılıklı değişimini sağlamayı değerlendirecektir.
Taraf Devletler, gerekli olduğu ölçüde, uluslararası ve bölgesel örgütlerdeki ve ilgili ikili ve çok taraflı anlaşmalar ve düzenlemeler çerçevesindeki operasyonel ve eğitim faaliyetlerini en üst düzeye çıkarma çabalarını artıracaktır.
Taraf Devletler, yetkili makamlar ve toplumun katılımıyla, yolsuzlukla mücadele strateji ve eylem planlarını geliştirmek üzere, talep halinde, yolsuzluğun ilgili ülkelerdeki çeşitleri, nedenleri, etkileri ve maliyetine ilişkin değerlendirme, çalışma ve araştırmaları yürütmede birbirine yardım etmeyi değerlendirecektir.
Taraf Devletler, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen suçların gelirlerinin geri alınmasını kolaylaştırmak üzere, bu amaca ulaşılmasına yardımcı olabilecek uzmanların isimlerini birbirine bildirmek suretiyle işbirliği yapabilirler.
Taraf Devletler, işbirliği ve teknik yardımı teşvik etmek ve kalkınmakta olan ülkeler ile ekonomileri geçişsürecinde olan ülkelerin özel problemleri ve gereksinmeleri dâhil olmak üzere, müşterek problemlerin tartışılmasını sağlamak üzere altbölgesel, bölgesel ve uluslararası konferans ve seminerlerden istifade etmeyi değerlendirecektir.
Taraf Devletler, kalkınmakta olan ülkeler ile ekonomileri geçiş sürecinde olan ülkelerin bu Sözleşmeyi uygulama çabalarına, teknik yardım program ve projeleri aracılığı ile malî katkıda bulunmak amacıyla gönüllü düzenekler kurmayı değerlendirecektir.
Her Taraf Devlet, bu Sözleşmenin uygulanmasına yönelik olarak kalkınmakta olan ülkelerdeki program ve projeleri Birleşmiş Milletler Uyuşturucu Maddeler ve Suç Ofisi aracılığıyla desteklemek üzere, Ofise gönüllü katkılarda bulunmayı değerlendirecektir.
Madde 61
Yolsuzluğa İlişkin Bilgilerin Toplanması, Değişimi ve Analizi
Her Taraf Devlet, uzmanlarla danışma halinde, yolsuzluk suçlarının işlendiği hallerin yanı sıra, ülkesindeki yolsuzluk eğilimlerini analiz etmeyi değerlendirecektir.
Taraf Devletler, yolsuzlukla mücadele ve yolsuzluğun önlenmesine yönelik en iyi uygulamalar hakkındaki bilginin yanı sıra, mümkün olduğu ölçüde ortak tanımlar, standartlar ve metodolojilerin geliştirilmesi amacıyla, yolsuzluk ve bilgiye ilişkin istatistikleri ve analitik uzmanlığı geliştirmeyi ve bunları birbirleriyle ve uluslararası ve bölgesel örgütler aracılığıyla paylaşmayı değerlendirecektir.
Her Taraf Devlet yolsuzlukla mücadele politikalarını ve aldığı önlemleri izlemeyi ve bunların etkinlik ve verimliliğini ölçmeyi değerlendirecektir.
Madde 62
Diğer Önlemler: Sözleşmenin Ekonomik Kalkınma ve
Teknik Yardım Aracılığıyla Uygulanması
Taraf Devletler, yolsuzluğun genel olarak toplum ve özellikle sürdürülebilir kalkınma üzerindeki olumsuz etkilerini göz önüne alarak, bu Sözleşmenin en uygun biçimde uygulanmasına olanak tanıyan önlemleri uluslararası işbirliği yoluyla, mümkün olan en geniş biçimde alacaktır.
Taraf Devletler, mümkün olduğu ölçüde ve uluslararası ve bölgesel örgütlerin yanı sıra birbirleriyle işbirliği içinde, aşağıdaki hususlar için somut çaba göstereceklerdir:
(a) Kalkınmakta olan ülkelerin yolsuzluğu önleme ve yolsuzlukla mücadele etme kapasitelerini güçlendirmek maksadıyla, bu ülkelerle değişik seviyelerdeki işbirliğini artırmak;
(b) Kalkınmakta olan ülkelerin etkin bir biçimde yolsuzluğu önlemek ve yolsuzlukla mücadele etmek için gösterdikleri çabaları desteklemek ve bu Sözleşmeyi başarılı bir biçimde uygulamalarına yardım etmek için malî ve maddî yardımı arttırmak;
(c) Kalkınmakta olan ve ekonomileri geçiş sürecinde olan ülkelere, bu Sözleşmenin uygulanması için duydukları ihtiyaçlarını karşılamaya yardımcı olmak için teknik yardım sağlamak. Bu maksatla, Taraf Devletler, bir Birleşmiş Milletler fonu düzeneğinde özel olarak bu amaçla belirlenen bir hesaba yeterli ve düzenli olarak gönüllü katkılarda bulunmaya çaba gösterecektir. Taraf Devletler, ayrıca, iç hukuklarına ve bu Sözleşmenin hükümlerine uygun olarak, bu Sözleşme hükümleri uyarınca müsadere edilmiş suç gelirlerinin veya malvarlığının parasal bir yüzdesini yahut bu paraya tekabül eden meblağı, söz konusu hesaba bağışlamayı özel olarak değerlendirebilirler;
(d) Diğer Taraf Devletleri ve malî kuruluşları, özellikle bu Sözleşmenin amaçlarına ulaşmalarına yardım edebilmek için kalkınmakta olan ülkelere daha fazla eğitim programları ve modern teçhizat sağlama suretiyle, gerektiğinde, bu maddeye uygun olarak yürütülen çabalara katılmaya teşvik ve ikna etmek.
Bu önlemler, mümkün olduğu ölçüde, mevcut dış yardım taahhütlerine veya ikili, bölgesel veya uluslararası düzeydeki diğer malî işbirliği düzenlemelerine halel getirmeyecektir.
Taraf Devletler, bu Sözleşmede öngörülen uluslararası işbirliği yöntemlerinin etkili olabilmesi ve yolsuzluğun önlenmesi, tespiti ve kontrol edilmesi için gerekli olan malî düzenlemeleri dikkate almak suretiyle, maddî ve lojistik yardım konusunda ikili veya çok taraflı anlaşmalar veya düzenlemeler yapabilirler.
BÖLÜM VII
UYGULAMA MEKANİZMALARI
Madde 63
Sözleşmeye Taraf Devletler Konferansı
Taraf Devletlerin bu Sözleşmedeki hedeflere ulaşabilmeleri için kapasitelerini ve aralarındaki işbirliğini artırmak, bu Sözleşmenin uygulanmasını teşvik etmek ve gözden geçirmek amacıyla, bu Sözleşmeye Taraf Devletler Konferansı kurulur.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Taraf Devletler Konferansını, bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesini müteakip en geç bir yıl içinde toplayacaktır. Daha sonra, Taraf Devletler Konferansının olağan toplantıları Konferans tarafından kabul edilen usul kurallarına uygun olarak yapılacaktır.
Taraf Devletler Konferansı, usul kurallarını, gözlemcilerin kabulü ve katılımına ilişkin kurallar da dâhil olmak üzere, bu maddede öngörülen faaliyetlerin yürütülmesine yönelik kuralları ve bu faaliyetlerin yerine getirilmesinde ortaya çıkan masrafların ödenmesine ilişkin kuralları belirleyecektir.
Taraf Devletler Konferansı, bu maddenin 1 inci fıkrasında belirtilen hedeflere ulaşmak için, aşağıdakiler dâhil olmak üzere, faaliyetler ve çalışma usul ve yöntemleri üzerinde mutabakat sağlayacaktır:
(a) Gönüllü katkılarda bulunmanın teşvik edilmesi dâhil olmak üzere, Taraf Devletlerin, bu Sözleşmenin 60 ıncı ve 62 nci maddeleri ile II. ilâ V. bölümlerindeki faaliyetlerinin kolaylaştırılması;
(b) Diğerlerinin yanı sıra, bu maddede bahsedildiği üzere gerekli bilgilerin yayımlanması suretiyle, Taraf Devletler arasında, yolsuzluk model ve eğilimleri, yolsuzluğun önlenmesi ve yolsuzlukla mücadelede başarılı uygulamalar ve suç gelirlerinin iadesine ilişkin bilgi değişiminin kolaylaştırılması;
(c) İlgili uluslararası ve bölgesel örgüt ve düzenekler ve sivil toplum örgütleri ile işbirliği yapılması;
(d) İş yükünün gereksiz yere artmasını önlemek amacıyla, diğer uluslararası ve bölgesel düzenekler tarafından yolsuzluğun önlenmesi ve yolsuzlukla mücadele çerçevesinde elde edilen gerekli bilgilerden uygun biçimde istifade edilmesi;
(e) Bu Sözleşmenin Taraf Devletler tarafından uygulanmasının düzenli aralıklarla gözden geçirilmesi;
(f) Bu Sözleşmenin ve uygulanmasının geliştirilmesi için önerilerde bulunulması;
(g) Taraf Devletlerin, bu Sözleşmenin uygulanmasına ilişkin teknik yardım ihtiyaçlarına önem verilmesi ve bu bağlamda, gerekli görülebilecek önerilerde bulunulması.
Bu maddenin 4 üncü fıkrasının amaçları bakımından, Taraf Devletler Konferansı, bu Sözleşmenin uygulanmasında alınan önlemlere ve karşılaşılan güçlüklere ilişkin gerekli bilgileri, Taraflarca temin edilen malumat ve kendisi tarafından tesis edilebilecek ek gözden geçirme düzenekleri aracılığıyla elde edecektir.
Her Taraf Devlet, bu Sözleşmeyi uygulamak için alınan yasal ve idarî önlemlerin yanı sıra, plan, program ve uygulamaları hakkındaki bilgileri Taraf Devletler Konferansına, Konferans tarafından talep edildiği biçimde temin edecektir. Taraf Devletler Konferansı, diğerlerinin yanı sıra, Taraf Devletler ve yetkili uluslararası örgütlerce temin edilenler dâhil olmak üzere, bilgilerin alınması ve işleme tâbi tutulmasının en etkili yöntemini araştıracaktır. Taraf Devletler Konferansınca kabul edilecek usule uygun olarak akredite edilen ilgili sivil toplum örgütlerinin temin ettiği veriler de ayrıca değerlendirilebilir.
Bu maddenin 4 üncü ve 6 ncı fıkraları uyarınca, Taraf Devletler Konferansı, gerekli görürse, Sözleşmenin etkili biçimde uygulanmasına yardımcı olmak üzere uygun bir düzenek ya da birim kuracaktır.
Madde 64
Yazmanlık
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu Sözleşmeye Taraf Devletler Konferansına gereken yazmanlık hizmetlerini sağlayacaktır.
Yazmanlık:
a) Taraf Devletler Konferansına, bu Sözleşmenin 63 üncü maddesinde öngörülen faaliyetleri yürütmelerinde yardım edecek ve Taraf Devletler Konferansının oturumları için gereken düzenlemeleri ve hizmetleri sağlayacak;
b) Talep üzerine, Taraf Devletlere, bu Sözleşmenin 63 üncü maddesinin 5 inci ve 6 ncı fıkralarında öngörüldüğü üzere, Taraf Devletler Konferansına bilgi temin etmelerinde yardım edecek; ve
c) İlgili uluslararası ve bölgesel kuruluşların yazmanlıkları ile gerekli eşgüdümü sağlayacaktır.
BÖLÜM VIII
NİHAİ HÜKÜMLER
Madde 65
Sözleşmenin Uygulanması
Her Taraf Devlet, yasal ve idarî önlemler dâhil, iç hukukunun temel ilkelerine uygun olarak, bu Sözleşmedeki yükümlülüklerinin yerine getirilmesini sağlamak için gereken önlemleri alacaktır.
Her Taraf Devlet, yolsuzlukla mücadele ve yolsuzluğun önlenmesi için bu Sözleşme ile sağlananlardan daha sıkı ve ağır önlemleri alabilir.
Madde 66
Uyuşmazlıkların Çözümü
Taraf Devletler, bu Sözleşmenin yorumlanmasına veya uygulanmasına ilişkin uyuşmazlıkları görüşme yoluyla çözmek için çaba gösterecektir.
İki veya daha fazla Taraf Devlet arasında, bu Sözleşmenin yorumlanmasına veya uygulanmasına ilişkin olarak makul bir süre içerisinde görüşme yoluyla çözülemeyen herhangi bir uyuşmazlık, bu Taraf Devletlerden birinin talebi üzerine, tahkime götürülecektir. Eğer tahkim talebinin yapıldığı tarihten 6 ay sonra, Taraf Devletler tahkimin oluşturulmasına ilişkin bir mutabakat sağlayamazlarsa, bu Taraf Devletlerden herhangi biri uyuşmazlığı, Divan’ın statüsüne uygun bir taleple, Uluslararası Adalet Divanı’na götürebilir.
Her Taraf Devlet, bu Sözleşmeye ilişkin imzalama, onaylama, kabul ya da uygun bulma yahut katılım sırasında, kendisini bu maddenin 2 nci fıkrası ile bağlı saymadığını bildirebilir. Diğer Taraf Devletler, böyle bir çekince koyan Taraf Devlet bakımından bu maddenin 2 nci fıkrası ile bağlı olmayacaktır.
Bu maddenin 3 üncü fıkrası uyarınca çekince koymuş herhangi bir Taraf Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine bildirmek suretiyle, herhangi bir zamanda bu çekinceyi kaldırabilir.
Madde 67
İmza, Onay, Kabul, Uygun Bulma ve Katılım
Bu Sözleşme, 9-11 Aralık 2003 tarihleri arasında Meksika’nın Merida kentinde ve ondan sonra da 9 Aralık 2005 tarihine kadar New York’daki Birleşmiş Milletler Genel Merkezinde bütün Devletlerin imzasına açık olacaktır.
Bu Sözleşme, bu maddenin 1 inci fıkrası uyarınca, üyelerinden en az bir Devletin bu Sözleşmeyi imzalaması koşuluyla, bölgesel ekonomik bütünleşme örgütlerinin imzasına da açık olacaktır.
Bu Sözleşme, onaylamaya, kabule veya uygun bulmaya tâbidir. Onaylama, kabul veya uygun bulma belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine tevdi edilecektir. Bir bölgesel ekonomik bütünleşme örgütü, üye Devletlerinden en az biri öyle yaptığı takdirde, onaylama, kabul veya uygun bulma belgesini tevdi edebilir. Bu tür örgütler, onaylama, kabul veya uygun bulma belgelerinde, bu Sözleşmeyle düzenlenen konulara ilişkin yetkilerinin sınırını beyan edecektir. Bu örgütler yetkilerinin kapsamına ilişkin herhangi bir değişikliği de saklayıcıya bildirecektir.
Bu Sözleşme herhangi bir Devletin veya üye Devletlerinden en az birisi bu Sözleşmeye taraf olan herhangi bir bölgesel ekonomik bütünleşme örgütünün katılımına açıktır. Katılım belgeleri, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine tevdi edilecektir. Katılım sırasında, bölgesel ekonomik bütünleşme örgütü bu sözleşmeyle düzenlenen konulara ilişkin yetkilerinin sınırını beyan edecektir. Bu tür bir örgüt yetkilerinin kapsamına ilişkin herhangi bir değişikliği de saklayıcıya bildirecektir.
Madde 68
Yürürlüğe Girme
Bu Sözleşme, otuzuncu onaylama, kabul, uygun bulma veya katılım belgesinin tevdi edildiği tarihten sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecektir. Bu fıkranın amaçları bakımından, bölgesel bir ekonomik bütünleşme örgütü tarafından tevdi edilmiş herhangi bir belge, bu tür örgütlere üye Devletler tarafından tevdi edilenlere ilave olarak sayılmayacaktır.
Bu Sözleşmeyi otuzuncu belgenin tevdiinden sonra onaylayan, kabul eden, uygun bulan ya da katılan her Devlet veya bölgesel bir ekonomik bütünleşme örgütü bakımından, bu Sözleşme, bu Devlet ya da bölgesel ekonomik bütünleşme örgütünün ilgili belgeyi tevdiinden otuz gün sonraki tarih ile bu maddenin 1 inci fıkrası gereğince Sözleşmenin yürürlüğe gireceği tarihten hangisi daha sonra ise, o tarihte yürürlüğe girecektir.
Madde 69
Değişiklikler
Bu Sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beşinci yılın sonunda, bir Taraf Devlet bir değişiklik önerisinde bulunabilir ve bunu Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine sunabilir. Genel Sekreter, bunun üzerine, değişiklik önerisini Taraf Devletlere ve bu Sözleşmeye Taraf Devletler Konferansına, önerilerin görüşülmesi ve karara bağlanması amacıyla iletecektir. Taraf Devletler Konferansı her bir değişiklik üzerinde oydaşmaya varabilmek için her türlü çabayı gösterecektir. Eğer, oydaşmaya yönelik bütün çabalar tükenmiş ve anlaşmaya varılamamışsa, değişikliğin kabul edilmesi için son çare olarak Taraf Devletler Konferansında hazır bulunan ve oy kullanan Taraf Devletlerin üçte iki oy çokluğu aranacaktır.
Bölgesel ekonomik bütünleşme örgütleri, kendi yetkileri dâhilindeki konularda, bu maddedeki oy haklarını, bu Sözleşmeye Taraf olan kendi üye Devletlerinin sayısına eşit sayıda oyla kullanacaktır. Bu tür bir örgüte üye Devletler kendi oy haklarını kullanırlarsa, örgüt oy hakkını; örgüt oy hakkını kullanırsa, üye Devletler oy haklarını kullanamazlar.
Bu maddenin 1 inci fıkrası uyarınca kabul edilen bir değişiklik Taraf Devletlerce, onaya, kabule veya uygun bulmaya tâbidir.
Bir Taraf Devlet açısından bu maddenin 1 inci fıkrası uyarınca kabul edilen bir değişiklik, bu tür bir değişikliğe ilişkin onaylama, kabul veya uygun bulma belgesinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine tevdi edildiği tarihten doksan gün sonra yürürlüğe girecektir.
Yürürlüğe giren bir değişiklik, bağlanmaya dair rızalarını belirten Taraf Devletler için bağlayıcılık kazanacaktır. Diğer Taraf Devletler ise bu Sözleşmenin hükümleriyle ve daha önce onaylamış, kabul etmiş veya uygun bulmuş oldukları herhangi bir değişiklik ile bağlı kalmaya devam edeceklerdir.
Madde 70
Çekilme
Bir Taraf Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine yapacağı yazılı bir bildirimle bu Sözleşmeden çekilebilir. Bu tür bir çekilme, bildirimin Genel Sekreter tarafından teslim alınmasından bir yıl sonra yürürlüğe girecektir.
Bölgesel bir ekonomik bütünleşme örgütünün bu Sözleşmeye taraf olma durumu, örgütün üyesi bütün Devletlerin Sözleşmeden çekilmeleri halinde sona erer.
Madde 71
Saklayıcı ve Kullanılacak diller
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu Sözleşmenin saklayıcısı olarak tayin edilmiştir.
Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca metinlerinin eşit derecede geçerli olduğu bu Sözleşmenin orijinal metni, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından saklanacaktır.
Aşağıda imzası bulunan ve kendi Hükümetleri tarafından usulüne uygun olarak yetkilendirilmiş tam yetkili temsilciler bu Anlaşmayı imzalamışlardır.
İşbu sözleşmenin İngilizce metni 2/10/2006 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
Hukukçu ve Papa IV. Pius yaşamını yitirdi. (Doğumu: 31 Mart 1499) Pavia Üniversitesi’nde felsefe ve tıp üzerinde tahsil yaptı. Sonra Bologna Üniversitesi‘ne geçti ve burada hukuk ve felsefe okudu. 11 Mayıs 1525’te bu üniversiteden kilise hukuku ve medeni hukuk üzerinde doktora aldı. Bu üniversitedeyken iyi bir hukuk bilgini olarak isim yapmaya başladı. Papazlık mesleğine girmeyi seçerek 27 Aralık 1527’de Roma’ya geçip orada hem papazlık yapıp hem de Papalık Devleti’nde çalışmaya başladı. Papalık yönetiminde yüksek dereceli bir hukuk görevlisi olan Prothonotary, olarak görevlendirildi. 1553’de Ragusa Başpiskoposu oldu. Bologna’da Papalık yardımcı temsilciliğine tayin edildi. Papalık elçisi olarak Almanya ve Macaristan’a gönderildi. 1559 yılından ölümüne kadar papalık görevinde bulundu. Papalık döneminde ortaya çıkan en önemli gelişme Trento Konsili’nin sona erip kapatılmasıdır.
1674
İngiliz hukuku, devlet adamı ve tarihçi Edward Hyde yaşamını yitirdi. (Doğumu: 18 Şubat 1609) Ailesi din adamı olmasını istedi ancak abisinin ölümü üzerine tek varisi oldu ve hukuk okumasına karar verildi. Oxford Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. 1634 yılında halktan gelen dilekçelerin işleme konmasından sorumlu oldu. Londra’daki ve Portland’daki tacirler arasındaki anlaşmazlıkları çözmesiyle isminden söz ettirdi. 1640 yılında hem Shaftesbury hem de Wootton Bassett bölgesinden parlamentoya seçildi. 1641 yılında kralın gayriresmî danışmanı oldu. 1660-1667 yılları arasında Oxford Üniversitesi yönetiminde görev aldı. İç savaş ve sonrasındaki dönemdeki tüm suçlular için genel af kapsamındaki Breda anlaşmasının hazırlanmasında bulundu.
1854
Portekizlihukukçu, şair, oyun yazarı, romancı, siyaset adamı Almeida Garrettyaşamını yitirdi. (Doğumu: 4 Şubat 1799)
1905
Fransa’da din ve devlet işlerini birbirinden ayıran yasa kabul edildi.
1946
Nürnberg Uluslararası Askerî Ceza Mahkemesi‘nin ikinci aşaması olan, doktorların duruşmalarıyla başladı. Bu duruşmalarda insanlar üzerinde deneyler yapan Nazi doktorlar yargılandı.
Nuremberg Mahkeme Salonu
1954
Mısırlı hukukçu, Müslüman Kardeşler teşkilâtının önde gelen lideri Abdülkadir Udeh yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1907) Kahire Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Daha sonra savcılık ve hâkimlik yaptı. Kuruluş yıllarından itibaren Müslüman Kardeşler (el-İhvânü’l-müslimîn) teşkilâtında yer aldı. Kral Fâruk tahttan indirildikten sonra yeni Mısır anayasasını hazırlamak üzere kurulan komisyonda üyelik yaptı. Komisyon çalışmaları sırasında hürriyetleri savunan ve anayasanın İslâmî esaslara dayandırılmasını isteyen tavırlarıyla dikkati çekti. Müslüman Kardeşler teşkilâtındaki çalışmalarına daha çok zaman ayırabilmek için 1951’de resmî görevlerinden istifa ederek avukatlığa başladı. 1953 yılında anayasa hazırlamak üzere Libya’ya davet edildi. Kasım 1954’te Abdünnâsır’a karşı girişilen başarısız suikast teşebbüsünden sonra bu suikasta katılmakla itham edilen Abdülkādir Ûdeh, özel bir mahkemede kısa süren bir yargılama sonunda idama mahkûm edildi. 9 Aralık 1954’te Müslüman Kardeşler mensubu diğer beş kişi ile birlikte idam edildi.
1961
Tanganika Cumhuriyeti, Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını kazandı. Ülke, 26 Nisan 1964 tarihinde Zanzibar ve Pemba Halk Cumhuriyeti ile birleşerek günümüzde de varlığını sürdüren Tanzanya Birleşik Cumhuriyeti’ni oluşturdu.
1966
Barbados, Birleşmiş Milletler’e üye oldu.
1971
Birleşik Arap Emirlikleri, Birleşmiş Milletler’e üye oldu.
1971
Amerikalı siyaset bilimci ve diplomat Ralph Johnson Bunche yaşamını yitirdi. (Doğumu: 7 Ağustos 1903) Birleşmiş Milletler’de çeyrek yüzyıla yakın bir süre görevler alan Bunche, 1949’da Filistin’de Arap-İsrail ateşkes görüşmelerini başarıyla yürütmesinden dolayı Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü ve 1950 yılında bu ödülü alan ilk siyahi oldu. BM tarafından desteklenen sayısız barışı koruma operasyonunda önemli bir rol oynadı. 1963 yılında Başkan John F. Kennedy tarafından Başkanlık Özgürlük Madalyası ile ödüllendirildi. Ebony dergisi tarafından 20. yüzyılın ilk yarısının belki de en etkili Afro- Amerikalısı ilan etti.
1981
Tarık Akan, Almanya’da bir konserde Türkiye aleyhine propaganda yaptığı iddiasıyla 6 yıl 8 ay hapis istemiyle, Adalet Ağaoğlu ise “Fikrimin İnce Gülü” romanında devletin askeri kuvvetlerini tahkir ve tezyif ettiği iddiasıyla 1-6 yıl arası hapis istemiyle yargılandı.
1982
Türkiye Gazetesi’nin yayını, Sıkıyönetim Komutanlığınca durduruldu.
1991
MEB ve YÖK tarafından ABD’ye burslu gönderilen araştırma görevlileri ve doktora öğrencilerinin kurdukları İslamcı Türk Öğrencileri Konseyinde EARN ağı üzerinden mesajlaşmalarını haberleştiren Cumhuriyet Gazetesinden 7 kişi 2’şer milyon TL manevi tazminata mahkum edildi.
1994
Türkiye Büyük Millet Meclisi, Çocuk Hakları Sözleşmesi Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni onayladı.
2002
Endonezya Hükümetiyle, Aceh’teki ayrılıkçılar arasında 26 yıllık savaşı sona erdiren antlaşma imzalandı.
2003
31 Ekim 2003 tarihinde Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi kabul edildi. Sözleşme kapsamında 9 Aralık’ın Uluslararası Yolsuzlukla Mücadele Günü olarak benimsendi. BM sözleşmesi Türkiye’de 24.05.2006 tarihli resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi.
2004
Aile Hekimliği Kanunu, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi, birey ihtiyaçları doğrultusunda koruyucu sağlık hizmetlerine ağırlık verilmesi, kişisel sağlık kayıtlarının tutulması ve bu hizmetlere eşit erişimin sağlanması amacıyla; 5258 sayılı kanun numarası ile 24.11.2004 tarihinde kabul edildi, Resmi Gazetenin 9 Aralık 2004 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi.
2004
ABD Kongresi’nde bütçe yasasının bir parçası olarak Amerikan vatandaşlarına Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde dokunulmazlık vermeyi reddeden ülkelerin mali yardımdan faydalanmamasını öngören karar kabul edildi.
2004
Kanada Anayasa Mahkemesi, eşcinsel evliliklerin anayasaya uygun olduğu kararını verdi.
2011
Türk İdare Dergisi, kamu yönetimi, güvenlik, yönetim bilimleri ve İçişleri Bakanlığı faaliyet alanına giren konuları ele alan makaleler yayınlayan ulusal bir dergi olarak 09 Aralık 2011 tarihli Yayın Kurulu kararıyla kuruldu. Dergi, 2012 yılından itibaren Haziran ve Aralık aylarında olmak üzere, yılda iki kez yayımlanmaktadır.
Türk İdare Dergisi
2013
Gümrük Müşavirleri Etik Değerleri Beyannamesi; Etik ve İtibar Derneği (TEİD), İstanbul, İzmir, Bursa, Ankara ve Mersin Gümrük Müşavirleri Dernekleri ortak projesi olarak düzenlenip Kamu Görevlileri Etik Kurulu‘na sunulduktan sonra ilan edildi. İstanbul Gümrük Müşavirleri Derneği, 9 Aralık 2013 tarihinde Türk Patent Enstitüsü’ne başvurarak “Gümrük Müşavirleri Etik Değerleri Beyannamesi” logosunu 10.08.2015 tarihinde markalaştırarak marka tescil belgesini aldı.
2017
Birleşmiş Milletler, 1990 yılında Kuveyt’i işgali nedeniyle Irak’a uyguladığı yaptırımları kaldırdı.
2021
CHP lideri Kılıçdaroğlu Urfa’da 276 gündür ‘Adalet Nöbeti’ tutan Emine Şenyaşar’ı adliye önünde ziyaret etti, “Bir evladın, kardeşin olarak ben de davanın takipçisi olacağım” dedi.
2021
Konya’da bir kişinin kiraladığı villaya düzenli olarak köpek getirip götürdüğü ve köpeklere işkence yaptığı iddia edildi. Olay ile ilgili 2 kişi gözaltına alınırken, 14 köpek barınağa götürüldü.
2021
Mücahit Birinci’ye ait olduğu ileri sürülen cinsel içerikli mesajlar ve otel kayıtlarının sosyal medyada paylaşılmasıyla ilgili olarak 8 polise soruşturma açıldı. Bir polis açığa alındı.
2021
Birleşmiş Milletler, halk, Tigraylar ve hükümet güçleri arasında iç savaşa sahne olan Etiyopya’da depoların yağmalanması sonrası iki kasabada gıda yardımını askıya aldı.
2021
Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu, ‘Feminist Akademi’yi kurdu. Akademi ile cinsiyete duyarlı veri üretmek, feminist harekete bilgi ve belge sağlamak, katılımcı demokrasiyi güçlendirmek amaçlanıyor.
Zonguldak’ta kuyuda cesedi bulunan Aydın Zengin’in üç yakınına ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.
2024
İsrail ile ticareti protesto ettikleri için tutuklanan gençlerden bazılar, gözaltında çıplak arama, işkence ve kötü muameleye uğradıkları gerekçesiyle suç duyurusunda bulunacaklarını açıkladı.
Hafız Esad’ın başkanlığı döneminde bir ayaklanmaya karşı Hama kentini bombalamayı reddeden pilot Raghad al-Tatary 43 yıl sonra hapishaneden tahliye oldu.
2024
Yazar Yavuz Ekinci’nin, 2014’te yayınlanan ‘Rüyası Bölünenler’ romanı nedeniyle 7 Şubat 2023’te CİMER’e yapılan şikayetin ardından toplatılan “Rüyası Bölünenler” romanında “terör propagandası” yaptığı iddiasıyla İstanbul 23’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılaması ikinci duruşmada sona erdi. Romanın tam bir nüshasının mahkemeye sunulduğu duruşma sonunda Ekinci beraat etti.
ABD’de Samuel Gompers başkanlığında Amerikan Emek Federasyonu kuruldu.
1925
İtalyan hukukçu ve Başbakan Arnaldo Forlani doğdu.Urbino Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. 1948 yılında Pesaro il meclis üyesi ve Pesaro belediye konsey üyesi görevlerinde bulundu. 1954’te ilk kez DC’ye katıldı. 1955’te, Propaganda ve Basın bölümünü yönetmeye başladı. Bakanlar Kurulu Başkan Yardımcılığı, Dışişleri Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı yaptı. 1992 yılında partisi tarafından Cumhurbaşkanlığına aday gösterildi ancak başarısız oldu. Hristiyan Demokratların önde gelen bir siyasetçisi oldu. 18 Ekim 1980 – 28 Haziran 1981 tarihlerinde başbakanlık yaptı.
Arnaldo Forlani
125
Maarif Vekaleti (Milli Eğitim Bakanlığı) “Türk Birliğini Parçalamaya Çalışan Cereyanlar” üzerine bildirisini yayınladı. Bildiri; Kürt, Laz, Çerkez, Kürdistan, Lazistan adlarının kullanılmaması, bu konularda mücadele edilmesini öngörüyordu.
1942
Vatan gazetesi, Hitler ve Mihver devletleri karşıtı yazılar nedeniyle kapatıldı.
1948
Birleşmiş Milletler, Güney Kore’nin tanınmasını onayladı.
1948
Prof. Dr. Ayşe Işıl Karakaş, İstanbul’da dünyaya geldi. Karakaş, 23 Ocak 2008 tarihinde Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye’yi temsil eden ilk kadın yargıcı olarak seçildi.
Işıl Karakaş yemin töreninde
1962
Avrupa Birliği üyesi ülkeler arasında “Karşılıklı Sağlık Yardımı Anlaşması” imzalandı. Türkiye’nin de katıldığı anlaşmaya göre, kendi ülkesinde tedavisi mümkün olmayan hastaların bakımı, bu imkânlara sahip ülkelerde yapılacak.
1966
Dünyadaki ilk işçi şirketi Türksan kuruldu.
1971
DİSK Ankara Bölge Temsilcisi Uğur Cankoçak, DİSK Gazetesinde Kasım 1970’de yazdığı bir yazıdan dolayı 1.5 yıl hapse mahkum oldu.
1972
Yazar Doğan Koloğlu 7,5 yıl hapse mahkûm oldu.
1973
Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk yazar Çetin Altan’ın cezasını affetti. Ancak Altan’ın 2 yıllık hapis cezası af kapsamı dışında kaldı.
1975
Uçaklarda İşlenen Suçlar ve Diğer Bazı Eylemlere İlişkin Tokyo Sözleşmesi’nin, kabulüne dair kanun 8 Aralık 1975 tarihli resmi gazetede yayınlandı. Sözleşme, 14 Eylül 1963 tarihine Tokyo’da imzalanmış olan Sözleşme, devletlerin ceza kanunlarında yer alan suçlara ve suç olmasa dahi uçağın ve içindekilerin güvenliğini ‘tehlikeye düşürecek veya uçakta düzen ve disiplini bozan fiillere uygulanmak üzere düzenlenmiş uluslararası bir antlaşmadır.
1976
8 yıl 4 ay ağır hapis cezasına çarptırılan ve asıl adı Meryem Dumlupınar olan Türk halk ozanı Şah Turna, kararın Yargıtay’da bozulması üzerine tahliye oldu.
1987
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Ronald Reagan ve Sovyetler Birliği lideri Mihail Gorbaçov bütün orta ve kısa menzilli füzelerin sökülmesine ilişkin antlaşmayı imzaladı.
1987
Dev-Sol duruşmasında tek tip elbise giymeyi reddettikleri için haklarının gasp edildiğini, işkence gördüklerini söyleyen ve tek tip elbiselerini yırtıp slogan atan 6 sanık salondan çıkarıldı. Sanıklar duruşmadaki eylemlerinden ötürü 6’şar ay hapis ve hücre cezası aldı.
1989
Gazi Üniversitesi Öğrenci Derneği’nin düzenlediği şenlikle ilgili olarak 3 Aralık’ta gözaltına alınıp Ankara Emniyet Müdürlüğü Siyasi Şube’de 5 gün kalan şair Ahmet Telli ve yazar Vecihi Timuroğlu ile düzenleme komitesinden 4 öğrenci DGM Savcılığı’nca serbest bırakıldı.
1992
ILO 123 No’lu Asgari Yaş (Yeraltı İşleri) Sözleşmesi, Türkiye’de 8 Aralık 1992 tarihinde yürürlüğe girdi. Sözleşme, 22 Haziran 1965 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş ve 08.05.1991 tarihli ve 3729 sayılı yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 02.10.1991 tarihli sayısı ile yayınlanmıştı.
1991
Boris Yeltsin ile Ukrayna ve Beyaz Rusya cumhuriyetlerinin devlet başkanları Bağımsız Devletler Topluluğu’nun (BDT) kuruluşunu ilan ettiler.
1992
Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası 8 Aralık 1992 yılında kabul edildi. Anayasada 28 Aralık 1993, 24 Nisan 2003, 11 Nisan 2007, 25 Aralık 2008 ve 18 Nisan 2011 yıllarında değişiklik ve ilaveler yapıldı.
1993
Türkiye Cumhuriyeti ile Ukrayna Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşması’nı onaylayan kanun 8 Aralık 1993 tarihinde resmi gazetede yayınlandı. TBMM tarafından 2 Aralık 1993 tarihinde kabul edilen Sözleşme, Türkiye adına dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Ukrayna adına ise Cumhurbaşkanı Leonid M. Kravçuk tarafından 4 Mayıs 1992 tarihinde imzalanmıştı.
1994
Demokrasi Partisi (DEP) davası sonuçlandı. İdamları istenen Hatip Dicle, Orhan Doğan, Leyla Zana, Selim Sadak, Sırrı Sakık ve bağımsız milletvekili Mahmut Alınak toplam 89 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.
1995
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) yüzlerce kamu çalışanının İstanbul Valiliği’ne yaptığı başvuruyla resmen kuruldu. Kamu sendikacılığı alanında 28 Mayıs 1990 yılında EĞİTİM-İŞ kısa adıyla Eğitim İşkolu Kamu Görevlileri Sendikası kurulmuş, daha sonra EĞİTİM-SEN kısa adıyla Eğitim, Bilim ve Kültür Emekçileri Sendikası ve TÜM BEL-SEN kısa adıyla Tüm Belediye Memurları Sendikası kurulmuştur.
1995
Anayasa Mahkemesinin kapattığı partilerden biri olan ÖZDEP hakkında AİHM 8 Aralık 1999 günü, Türkiye aleyhine karar verdi ve Türkiye’nin Sözleşmenin 11. maddesini ihlal ettiğini saptadı. ÖZDEP, 19 Ekim 1992’de kuruldu. 29 Ocak 1993 tarihinde aleyhinde kapatma davası açıldı. Parti, kapatma kararının sonuçlarından etkilenmemek için 30 Nisan 1993’te kendini feshetti. Anayasa Mahkemesi, 14 Temmuz 1993’te kapatma kararı verdi. ÖZDEP, 21 Mart 1994’te Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na başvurdu.
1999
İşçi sendikaları konfederasyonları Türk-İş, Hak-İş, DİSK ile işveren konfederasyonu TİSK, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Türkiye Esnaf ve Sanatkarlâr Konfederasyonu ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği başkanları, 7’li Sivil İnisiyatif oluşumunu kurumlaştırma kararı aldı.
Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Türkiye’nin AB Müzakere Sürecinde, tek taraflı olarak 6 faslı bloke ettiğini açıkladı. Bu başlıklar; İşçilerin Serbest Dolaşımı, Eğitim ve Kültür, Enerji, Adalet, Özgürlük ve Güvenlik, Yargı ve Temel Haklar ile Dış, Güvenlik ve Savunma Politikaları idi.
Kamuoyunda “Kozmik Oda” olarak anılan soruşturmayı yürüten, FETÖ soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski Ankara Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili tutuklandı.
2018
Rus yazar, tarihçi ve insan hakları aktivistidir Lüdmila Mihaylovna Alekseyeva yaşamını yitirdi. (Doğumu: 20 Temmuz 1927 ) Sosyal yardım çalışmaları yapan aktivizm grubu “Moskova Helsinki Watch Group” kurucu üyesidir. 1996 yılında Moskova Helsinki Grubu Başkanı oldu. 2000 yılında Başkan Vladimir Putin’e insan hakları konularında tavsiyelerde bulunmak üzere kurulan bir komisyona katıldı ve bu, diğer bazı hak aktivistlerinin eleştirilerini tetikleyen bir hareketti. İnsan hakları sicilini eleştirdi ve hükümeti, şiddet içermeyen toplantı ve gösterilerin düzenli olarak yasaklanması ve 2006’da Gürcülerin toplu olarak sınır dışı edilmesi ve polis baskınları gibi milliyetçi politikalarıyla aşırılık yanlılarının teşvik edilmesi de dahil olmak üzere çok sayıda insan hakları ihlaliyle suçladı. Ayrıca İnguşetya’daki kolluk kuvvetlerinin davranışlarını eleştirdi ve cumhuriyette artan şiddetin tüm Rusya Federasyonu’na yayılabileceği konusunda uyardı. Rus yetkililer tarafından İngiliz istihbaratına karışmakla suçlandı ve milliyetçi gruplardan tehditler aldı.
HDP Milletvekili Nusrettin Maçin’e Genel Kurul’a 3 birleşim katılmama cezası verildi. Cezanın sebebi “Türkiye’ye demokrasi ve barış, Kürdistan’a özgürlük şiarıyla iktidara geleceğiz” sözleri oldu.
2021
Ankara Barosu’nun yeni başkanı Kemal Koranel oldu. Ankara Barosu Başkanı Erinç Sağkan’ın Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanlığı’na seçilmesinin ardından Ankara Barosu Başkanlığı görevi boşalmıştır. Kemal Koranel, 2002 yılında Doğu Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 16 Ekim 2016 tarihinden itibaren sırasıyla Ankara Barosu Yönetim Kurulu Üyeliği, Ankara Barosu Genel Sekreterliği ve Başkan Yardımcılığı görevini üstlenmişti.
Antalya’da aşçı olarak çalıştığı tarikat yurdunda kalan üniversite öğrencisi Mehmet Sami Tuğrul’un (18) vahşice öldüren İhsan Güney, çıkarıldığı sulh ceza hakimliği tarafından tutuklandı.
Osman Kavala tutukluluğuna ilişkin “Siyasi amaçlarla içeride tutulduğumu biliyorum. Çok kötü bir kurguya dayalı iddianamelerle cezaevinde tutuluyorum. Demokrasi ve hukuk adına çok üzgünüm” dedi.
2023
Anayasa Mahkemesi
8 Aralık 2023 günü Resmi Gazete’de yayımlanan kararı ile, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 220/6 maddesinde yer alan “örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan da cezalandırılır hükmünü, “kanunilik” ilkesi ile öngörülebilirlik ve belirlilik kriterlerine aykırı olduğu
gerekçesiyle iptal etti. Mahkeme, kararını Patnos Ağır Ceza Mahkemesi ve İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesinin başvurusu üzerine vermişti.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Doğu Perinçek hakkında ÖSO’yu ‘terörist’ olarak nitelemesi ve Esad rejimini övmesi gerekçesiyle soruşturma başlatıldığını duyurdu.
İsrail Başbakanı Netanyahu işgal altındaki Golan Tepeleri’ne ilişkin olarak Suriye ile yaptıkları anlaşmanın çöktüğünü açıkladı.
Noam Chomsky, 7 Aralık 1928 tarihinde William Chomsky ve Elsie Simonofsky’nin çocuğu olarak ABD’nin Pensilvanya eyaletine bağlı Philadelphia şehrinin East Oak Lane bölgesinde dünya’ya gelmiştir.
Yahudi soyundan gelen Noam Chomsky, 1945 yılında Pensilvanya Üniversitesi’nde felsefe ve dil bilimi bölümünde eğitime başlamıştır. ABD’nin önde gelen dil bilimcileri olan Zellig S. Haris ve felsefeci Nelson Goodman’dan dersler alan Chomsky’nin düşünce dünyası bu yıllarda şekillenmeye başlamıştır. Chomsky 1949 yılında meslektaşı dilbilimci Carol Chomsky ile evlenmiştir.
Noam-Chomsky-Hayaller ve Umutlar
Noam Chomsky, Harvard Üniversitesi’nde de bir süre eğitim almış, 1951 yılında Modern İbranilerin Morfophonemiği adıyla Yüksek lisans tezini yazmış, 1955 yılında Dil Teorisinin Mantıksal Yapısını kaleme almış, 1955 yılında Pensilvanya Üniversitesi felsefe ve dil bilimi bölümünde doktorasını tamamlamıştır. Doktora tezi The Logical Structure of Linguistic Theory-Dilbilim Teorisinin Mantıksal Yapısı ismi ile daha sonra yayınlanmıştır.
Noam Chomsky-Sicience of Language
Bilimsel Çalışmaları
Chomsky, 1957 yılında Linguistik alanındaki ‘Syntactic Structures’da-Sentaktik Yapılar isimli en çok tanınan kitabını yazmış, asistan olarak akademisyenliğe devam etmiş, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü, Dilbilimi ve Felsefe bölümünde profesör olmuştur.
Noam Chomsky, tüm dünyada en önemli dil bilimi ve felsefe kuramcılardan birisi olarak tanınmakta ve tezleri bilim dünyası tarafından yakından takip edilmekte, 1965 yılından bu yana ABD dış politikasını ağır bir şekilde eleştiren muhalif görüşleri dünya demokrasi hareketlerince referans gösterilmektedir. Yaptığı konuşmalar kitap , ses ve görüntü olarak çoğaltılarak basılmaktadır.
Noam Chomsky’nin dilbilimi ve felsefe alanındaki teorileri ve eserleri psikoloji alanında etki yaratmış, Evrensel Dilbilgisi Teorisi büyük tartışmalar meydana getirmiştir. Chomsky’nin fikirleri psikoloji alanında model olarak kullanılmış, dünya çağında kullanılan birçok kavramı kullanıma sokmuştur.
Noam Chomsky
Noam Chomsky ve Politik Muhalefet
Noam Chomsky, 1964 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Vietnam’a savaş ilan etmesine karşı çıkmış ve bu itirazını kamuoyuna deklare etmiş, Amerika und die neuen Mandarine-Amerika ve Yeni Mandarin isimli eserini yazmış, 1969 yılında Vietnam Savaşı’na karşı oluşan muhalefeti etkilemiştir.
Chomsky, savaşlara karşı çıkmış, Küba, Haiti, Nikaragua, Arap–İsrail Savaşı, Körfez Savaşı, Kosova Savaşı gibi insan hakları ihlallerinin olduğu müdahalelere muhalif tutum takınmış, küreselleşme karşıtı fikirler ileri sürmüş, liberalleşme akımına karşı çıkmıştır.
Chomsky, kendisini geleneksel anarşist olarak tanımlamakta, sendikal hareketlere ve işçi haklarını savunan kolektif oluşumlara destek vermektedir.
Noam Chomsky, Yahudi Soykırımı ile ilgili farklı fikirlerin ileri sürülebilmesini de savunmuş, insanların fikir özgürlüğü kapsamında her türlü düşüncesini açıklayabilmesini temel prensip kabul etmiş, gerek ABD’de ve gerekse dünyanın diğer bölgelerinde fikir ve ifade özgürlüğü ihlallerini sert bir şekilde eleştirmiştir.
Noam Chomsky Geleceği Kurgulamak
Aldığı Ödüller
Chomsky, dünyadaki kutuplaşma ve küreselleşmeye dönük eleştirileri nedeniyle öncü bir filozof olarak New York Times Book Review tarafından ‘Günümüzün önemli entelektüeli’ seçilmiştir. ‘Dünya’nın en fazla alıntı ve atıf yapılan kişisi’ olarak kabul görmektedir. Chomsky, 1984 Amerikan Psikoloji Örgütüne Bilimsel Katkı Ödülü, 1988 Kyoto Ödülü, 1996 Berlin- Brandenburg Bilim ödülü, 2004 Carl Von Ossietzky Çağdaş Tarih ve Oldenburg Politika Ödülü, 2005 Dünya Çapında Entelektüel Ödülü ve 2006 Uppsala üniversitesi Fahri Doktora Ödüllerinin sahibidir.
Türkçeye de Çevrilen Eserleri
Noam Chomsky-Bilgi ve Özgürlük Sorunları
Noam Chomsky’nin eserleri birçok dile çevrilmiş, bazı kitapları Türkçe olarak yayınlanmıştır. Bilgi Sorunları ve Dil, Dil ve Zihin, Dil ve Sorumluluk, Doğa ve Dil Üzerine, Korsanlar ve İmparatorlar Gerçek Dünya’da Uluslararası Terörizm, Kader Üçgeni, Modern Çağda Entelektüellerin Rolü, Medya Denetimi Immediast Bildirgesi, Düşük Yoğunluklu Demokrasi Yeni Dünya Düzeni ve Yeni Politik Güçler, Demokratik İdeallerin Çöküşü, Medya Gerçeği, Terörizm Efsanesi, Yeni Dünya Düzeninde Yalanlar ve Gerçekler, Dünya Düzeni: Eskisi Yenisi, Halkın Sırtından Kazanç, Sam Amca Ne İstiyor İkinci Dünya Savaşı’ndan Günümüze Amerikan Politikaları, Demokrasi Gerçek ve Hayal, Amerikan Müdahaleciliği, 11 Eylül, 11 Eylül ve Sonrası Dünya Nereye Gidiyor?, Batı’nın Yeni Standartları Kosova, Doğu Timor ve Dünya’ya Hükmeden Yeni Kuşak, Medya Gerçeği, Terörizm Kültürü, İktidarı Anlamak, Hayaller ve Umutlar, Yaşam ve Ölüm Arasında Gazze, Demokrasi ve Eğitim, Sömürgecilikten Küreselleşmeye, Yeni Dünya Düzeninde Yalanlar ve Gerçekler bu eserlerden bazılarıdır.
“Gerçekleri dile getirmek ve yalanları teşhir etmek, aydınların sorumluluğudur. Bu, en azından, üzerinde daha fazla durulmadan geçip gidilecek kadar açık ve herkesin bildiği bir gerçek gibi görünüyor. Ama, acaba öyle mi? Aydın denen bu nahoş tipler genellikle psikologlar, matematikçiler, kimyacılar ya da felsefeciler arasından çıkıyor.” (Şubat 1967’de The New York Review of Books’ta yayımlanan “Aydınların Sorumluluğu” başlıklı makalesinden)
Yargı kararları yerine getirilmiyor, Anayasa’nın açık hükümleri göz ardı ediliyor. İşte 30 maddede, derhal hayata geçirilmesi gereken bazı karar ve normlar…
“Terörsüz Türkiye” adı verilen süreç kapsamında kurulan ve adı “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” olarak duyurulan komisyon, çalışmalarına başladı. Tutanaklara göre Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Cumhur İttifakı’nın “yeni anayasa” yönündeki isteğine mesafeli yaklaşıyor ve komisyonun bu doğrultuda adım atmasına karşı çıkıyor. Parti, önceliğin Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İHAM) kararlarının uygulanmasına verilmesi gerektiğini vurguluyor.
Bu tartışma yeni değil. 1960’larda, Türkiye İşçi Partisi’nin (bugünkü TİP değil, tarihsel TİP) genel başkanı Mehmet Ali Aybar, “önce mevcut Anayasa’yı tastamam uygulansın” diyerek anayasa değişikliği çağrılarına şerh düşerdi. Aybar’a göre, 1961 Anayasası tam olarak işletilse Türkiye daha demokratik ve sosyal bir ülke olabilirdi.
Aradan on yıllar geçti, Anayasa hâlâ tastamam uygulanmış değil. Bugünse tablo daha ağır: Yargı kararları yerine getirilmiyor, Anayasa’nın açık hükümleri göz ardı ediliyor. Üstelik bu durum, temel hak ve özgürlüklerden sosyoekonomik düzenlemelere kadar uzanıyor.
Bir anayasa hukukçusu olarak, derhal hayata geçirilmesi gereken bazı karar ve normlara dikkat çekmek istiyorum. Liste uzun, listemde yaklaşık 100 madde var. Her biri için de bir yargı kararı referansım var.
Burada en acil gördüğüm 30 tanesini (bu bir gazete yazısı olduğu için bunların dayanağı olan kararları ve normları yazmadan) fikir vermesi için paylaşıyorum:
1-) AYM’nin siyasilerin keyfî tutuklulukları konusunda sayısız kararı var. AYM özetle, seçimle iş başına gelen makamlarda tutukluluğun diğer kişilere nazaran çok çok ayrıksı hâllerde söz konusu olabileceğini söylüyor. Öte yandan makul bir üçüncü kişinin tutuklamayı haklı göremeyeceği tüm hâllerde (örneğin Fatih Altaylı vakası tipik örnektir) özgürlüğün esas kılınması gerektiğini vurguluyor. Hâl böyleyken başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere milyonlarca kişinin oyuyla iş başına gelmiş ve kaçma şüphesi bulunmayan siyasilerin tutuksuz yargılanması sağlanmalıdır. Tüm keyfî tutukluluklar sonlanmalıdır.
2-) Belediye Kanunu’ndaki yerel yönetimlere keyfî biçimde kayyım atanmasına olanak tanıyan hükümler kaldırılmalıdır.
3-) AYM’nin ve İHAM’ın kararları gereği olarak Can Atalay, Selahattin Demirtaş, Osman Kavala derhal serbest bırakılmalıdır. (Gazeteci Can Dündar açısından da AYM’nin kararının dolaylı olarak yok sayıldığını kaydetmek isterim.)
4-) AYM ve İHAM kararlarını icra etmeyen kişiler hakkında ceza sorumluluğu için soruşturma başlatılmalı, bu kararlara uymama fiili için yüksek bir olumsuz sicil puanı ve sert disiplin cezası getirilmelidir.
5-) AYM ve İHAM kararlarının objektif etkisi netleştirilmeli, tüm yargılama ve soruşturmaların yeniden canlanma koşulları (buna 15 Temmuz yargılamaları dahil) ayrıntılandırılmalıdır.
6-) AYM’nin iptal ettiği kanunların aynen çıkarılması hâlinde, hızlandırılmış bir iptal kararı verilmesinin önü açılmalıdır.
7-) Yaşam hakkı ve işkence yasağı bağlamında etkili soruşturma yapılmadığı saptanan tüm vakalarda zamanaşımı engeli kaldırılmalıdır.
😎 Hâkim ve savcılara coğrafi teminat sağlanmalıdır.
9-) Özerkleştirilmiş bir adli kolluk birimi oluşturulmalıdır.
10-) Hâkim ve savcılık mesleğine girişte mülakatların kameraya alınması sağlanmalı; üst kademe atamalarının ön prosedürü netleştirilip bu süreçler keyfîlikten çıkarılarak şeffaflaştırılmalıdır.
11-) Savcıların, siyasi yönlendirmelerden ve özellikle “delilleri değerlendirme ve suçu niteleme yetkisi” konusunda Cumhuriyet başsavcısının denetiminden arınması ve bağımsızlığı sağlanmalıdır.
12-) İHAM ve AYM’nin verdiği ihlal kararlarının niceliksel ve niteliksel ağırlığını oluşturan Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin bağımsız biçimde oluşturulması konusunda özel bir tedbir öngörülmeli; sulh ceza hâkimlikleri güdülenmemiş ve müdahalesiz bir usulle yeniden atanmalıdır.
13-) İstinaf yargılamalarında duruşma açılması için gereklilikler netleştirilmeli ve bu husus keyfî olmaktan çıkarılmalı; idari yargıda, başta tanık dinleme olmak üzere silahların eşitliğini sağlayacak diğer güvenceler temin edilmelidir.
14-) Duruşmalarda savcı ve avukatların eş düzeyde oturmalarını ve avukat-müvekkil mahremiyetine saygıyı temin eden bir tasarım sağlanmalıdır.
15-) Kadınların evlenmeden önceki soyadlarını kullanması önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.
CHP ikinci kurultayı 15-23 Ekim 1927 tarihlerinde toplanmıştır. Bu kurultayda cumhuriyetçilik, halkçılık, laiklik ve milliyetçilik Cumhuriyet Halk Partisi’nin dört ilkesi olarak benimsenmiştir.
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””] Modern Türkiye için Cumhuriyet Halk Fırkası İkinci Kongresi önemli bir dönüm noktasıdır. Kongrede; fırkanın (partinin) genel başkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1919-1927 yılları arasında yaşanan gelişmelerle ilgili olarak millete hesap vermiştir. Kongrenin idaresi, umumî reis vekili (genel başkan vekili) sıfatıyla İsmet Paşa tarafından yürütülmüştür. Atatürk’ün nutku altı gün sürmüştür. CHF’nın 1923’te hazırlanan tüzüğünün değiştirildiği kongre sonunda yayınlanan Bildiri, dönemin sosyal, siyasal ve ekonomik sorunlarına Cumhuriyet Halk Fırkası’nın yaklaşımını yansıtmaktadır. [/box]
CHP İkinci Kurultay Bildirisi – 1927
Cumhuriyet Halk Fırkası, Cumhuriyetçi; Halkçı; Laik; ve Milliyetçidir. Ve milletin iktisadi menfaatlerini sağlamayı birinci derecede önemli addeder. Bu esaslar, Fırkamız için bütün siyasetinde; ve bütün kanunların yapılması ve tatbik edilmesinde hakimdir. İç siyasette, memleketin her tarafında sarsılmaz bir emniyet ve asayişin hakim olması, en evvel dikkat ettiğimiz noktadır.
İdare amirlerinin gereken salahiyete malik olmasına itina ve bu konuda kanunlarımızın gerektiği şekilde düzeltilmesi durumu, ihtiyaçlarımızdandır.
Mevcut olan mali buhranı devletin gelir ve giderleri arasındaki dengesizlik ve devletin parasının esas ihtiyaçlarını karşılamaya yetmemesi gibi, iki noktada hülasa ediyoruz. Fırkamız, her iki noktanın da sağlanmasını mali siyasetimizin esası kabul eder.
Meclisten açık bütçeler çıkarmamak bütçenin birliğini ve umumiyetini tamamlamak muhasebe ve kontrol kayıtlarını itina ile takip etmek hedefimizdir.
Adalet işlerindeki siyasette asrımızın demokratik medeniyetinin zihniyetini Türkiye Cumhuriyetinin adalet kanunlarına ve teşkilatına dayanak yapmak ve hakkın ışığından en çabuk ve kolay vasıtalarla halkı faydalandırmak, vatandaşların kapılarına kadar adaleti götürmek esaslı prensibimizdir.
Sosyal hayatımızda, ailenin bütünlüğü, esas dayanağımızdır. Hürriyet ve halkçılık prensiplerinin men ettiği her türlü müdahaleden uzak olan sağlam aile hayatı; sosyal sahada başlıca dikkat edeceğimiz konudur.
Ekonomide gelişmek için çıkarılacak kanunların ve devletçe alınacak tedbirlerin münhasıran halkın umumi menfaati düşüncesine dayanmış olması başlıca gayemizdir. Ne kadar mühim olursa olsun, özel bir menfaatin yaratılması veya korunması için devletçe tedbir alınmasına ve bilhassa fertlerin hususi menfaatleri için devlet hazinesinden, doğrudan doğruya ve dolambaçlı yolla, her hangi bir fayda beklemenin, mümkün ve caiz olmadığının kanaat haline gelmesine bilhassa ehemmiyet veriyoruz.
Maarifin milli laik ve mektep esasına dayanması prensibimizdir. Terbiyede hedefimiz; milli cemiyetin medeni ve içtimai kıymetini yükseltecek ve iktisadi kudretini arttıracak vatandaşlar yetiştirmektir. İlk tahsilin parasız ve mecburi olması esasının en kısa müddet zarfında, bilfiil tahakkuk ettirilmesini birinci derecede ehemmiyetle takip ediyoruz. İlk tahsili bitiren vatan çocuklarının muhtelif istidatları inkişaf edebilmeli ve onların maddi ve manevi sahada müstahsil olabilmeleri temin edilebilmelidir. Onun için umumi maarif müesseseleri yanında meslek mekteplerini inkişaf ettirmek, milli eğitim siyasetimizin anahtarlarındandır.
Dış siyasetimiz; devlet haysiyet ve mevcudiyetinin ve milletin uzun mücadeleleri neticesinde kazandığı hukukun, her halde muhafaza ve müdafaası, başlıca vazifemiz olarak sulh ve selametin muhafazasına dayanır. Bu hudut dahilinde ve fiili müsavaat temin eden karşılıklı davranışlar dairesinde, beynelmilel dostane münasebetin genişletilmesi taraftarıyız.
Memleketin ekonomisi, Cumhuriyetin ilanından beri mütemadiyen ilerlemiştir. İthalat ve ihracat arasındaki nisbet, mütemadiyen iyiye doğru ilerlemiştir. Memleketin ekonomisi nokta-i nazarından, ileride dahi, bir an evvel iktisadi açığın kapanması ve iktisadi kudretin arttırılması takip edeceğimiz başlıca hedefler olacaktır.
Biz; kara ve deniz nakliyatının teminini ve bu maksatla, demiryolları ve limanlar inşasını ve deniz nakliyatının arttırılmasını memleketimiz için ekonomik tedbirlerin, başında görüyoruz. Partimiz; bu maksatla aldığı tedbirleri takip ve arttıracaktır.
Alelumum kredi müesseselerini dahi, başlıca tedbirlerden addediyoruz. Küçük müstahsil olan ziraat ve sanayi erbabına, kredi temin edecek itibarı zirai birlikleri, ve mütekabil kredi bankaları, kooperatifler tesisini, tesçi ve temin etmeye çalışacağız.
Devlet bankasını bir an evvel meydana getirmeyi lüzumlu görüyoruz. Paramız; takriben on seneden beri fevkalade müşkülat içerisinde bulunmasına rağmen, komşularımıza nisbetle daha yüksek bir kıymette ve istikrar içinde kalmıştır. Paramızın, sağlam olarak her vakit aynı iştira kudretini haiz bulunmasını temin edecek tedbirler, ehemmiyetle tetkik ve tatbik olunacaktır.
Ekserisi; iptidai madde cinsinden olan milli mahsullerimizin ıslahını ve madenler ve ormanlar gibi milli servetlerimizin inkişafını tahakkuk ettirecek tedbirler alacağız. Sanayide küçük sanayiin ve o sanayiin inkişafı için, icap eden fenni vasıtaların ve sınai kooperatiflerin ve muhtaç oldukları kredilerin teminine çalışacağız.
Fakat; büyük sanayiden memleketin her suretle ihtiyacı hissedilen kısımlarını, yavaş yavaş tahakkuk ettirmeyi gaye addediyoruz. Memleket ekonomisindeki açığı en evvel kapayacak olan sanayi şubesinin, mensucat sanayii olduğu müşahede edilmektedir.
7 Aralık – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
MÖ: 43
Romalı hukukçu, filozof ve hatip Marcus Tullius Cicero idam edilerek öldürüldü. (Doğumu: MÖ 3 Ocak 106 Ölümü M.Ö. 43) Yoğun bir hukuk öğrenimi gördü. Felsefe öğrenimini, Epikürcü Phaedros, Stoacı Diodotos ve Akademi’ye bağlı Philon‘dan aldı. Mahkemelere başkanlık yaptı, ünlü ve başarılı bir hukukçu oldu. Edebiyat ve felsefeyle daha çok ilgilendi. Bilgi kuramı açısından, kesinliğe bağlanmak yerine olasılıkların yolunu izlemeyi tercih etti. Ahlak alanında, dogmatik bir tavır sergiledi. Dinsel açıdan agnostik fikirlere sahip oldu. Latincenin felsefe dili olarak gelişmesine katkı sağladı. Soylu sınıftan gelmemesine rağmen senatoya girdi. MÖ 44 yılında Caesar’ın öldürülmesinin ardından Maccus Antonius ile birlikte en güçlü figürlerden biri haline geldi. Bir süre sonra devlet düşmanı ilân edilerek yakalandı ve 7 Aralık (M.Ö) 43 yılında başı kesilerek idam edildi. Cesedi halka teşhir edildi, elleri ise Senato binasının kapısına çivilendi. Hitabeti ile yönetici sınıfları ve kitleleri etkileyen Cicero’nun 58 konuşması günümüze ulaşabildi. Cicero’nun 27 yaşında iken ilk müdafiliğini sergilediği Sextus Roscius Davası, milattan önce 80 yılında Roma’da gerçekleşen ve hikayesi ile günümüze kadar ulaşan tarihi bir davadır. Cicero ayrıca, Yunan düşüncesini daha sonraki kuşaklara aktaran en önemli düşünürdür. Çok sayıda eseri Türkçe’ye tercüme edildi.
1787
Delaware, Amerika Birleşik Devletleri Anayasasını onaylayan ilk eyalet oldu.
1823
Alman matematikçi ve mantık bilimci Leopold Kronecker doğdu. (7 Aralık 1823-29 Aralık 1891)
1836
Martin Van Buren, Amerika Birleşik Devletleri’nin 8. Başkanı seçildi.
1894
Süveyş Kanalı’nı hayata geçiren Fransız diplomat Ferdinand de Lesseps öldü
1920
Türkiye Halk İştirakiyyun Fırkası kuruluşunu ilan etti. Salih Hacıoğlu genel sekreterliğindeki gizli Türkiye Bolşevik Komünist Partisi (TBKP) 7 Aralık 1920’de Ankara’da Halk Zümresi ve Yeşil Ordu Cemiyeti ile beraber çalışacağını bildirerek Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası programını ve kuruluş bildirgesini yayınladı. Türkiye Komünist Partisinin (TKP) yasal örgütlenmesi olarak THİF böylece Türkiye’nin ilk yasal komünist partisi oldu. Parti kısa bir süre sonra bakanlar kurulu kararı ile kapatıldı. Üyeleri yargılandı.
1924
Hukukçu felsefeci ve Portekiz Cumhurbaşkanı Mário Soares, dünyaya geldi. (7 Aralık 1924-7 Ocak 2017), Lizbon Üniversitesi’nde tarih, felsefe ve hukuk eğitimi aldı. 1957 yılında üniversitede öğretim görevlisi oldu. Diktatör António de Oliveira Salazar’a karşı eylemleri sebebiyle tutuklanarak görevinden alındı. Estado Novo döneminde de aktif olarak siyasetin içinde yer aldı. Karanfil Devrimi’nden sonra 1974-1975 yılları arasında Dışişleri Bakanı, Nisan 1976’da yapılan seçimlerin ardından da Portekiz Başbakanı oldu. 1976-1978 ve 1983-1985 yılları arasında Başbakanlık ve 1986-1996 yılları arasında iki dönem Portekiz Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı.
1928
Noam Chomsky, 7 Aralık 1928 tarihinde William Chomsky ve Elsie Simonofsky’nin çocuğu olarak ABD’nin Pensilvanya eyaletine bağlı Philadelphia şehrinin East Oak Lane bölgesinde dünya’ya geldi.
1933
Eski Adalet Bakanı ve avukat Şevket Kazan doğdu. (Ölümü: 2020)
1937
Fransa Hatay’ın bağımsızlığını resmen ilan etti.
1940
Hukukçu, siyasetçi ve eski TBMM başkanı İsmail Kahraman doğdu.
7 Aralık 1946 tarihli Ürdün Anayasası kabul edildi. Bu Anayasa, 1 Ocak 1952 tarihinde kabul edilen Haşimi Ürdün Krallığı Anayasası ile yürürlükten kaldırıldı.
1947
1931 yılında Nobel Barış Ödülü’nün sahibi, Amerikalı eğitimci, filozof, diplomat, siyasetçi ve uluslararası ilişkiler uzmanı Nicholas Murray Butler yaşamını yitirdi. (2 Nisan 1862, -7 Aralık 1947 Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’nın başkanlığını yaptı.
1949
Katoliklerin ruhani lideri Papa Pius komünizme savaş açtı, Komünist Parti’ye üye olanların aforoz edileceği açıklandı.
1950
Cevat Fehmi Başkut’un, “Sana Rey Veriyorum” oyunu yasaklandı.
1955
Basın özgürlüğünde kara gün: İstanbul Ekspres gazetesi kapatıldı.
1960
Said-i Nursi’nin mezarı açıldı, kemikleri İsparta civarında bilinmeyen bir yere gömüldü.
1961
Türkiye’nin Ortak Pazar’a üyelik başvurusu reddedildi.
1971
Profesör Mümtaz Soysal ile yazar Sevgi Soysal Mamak Askeri Cezaevi’nde evlendi.
İslam Konferansı Örgütü’ne üye 7 ülke tarafından geri kalmış İslam ülkelerini kalkındırmak amacı ile İslam Kalkınma Bankası kuruldu.
1976
Adana’nın Yumurtalık ilçesi yargıcını öldürme iddiasıyla yargılanan Yılmaz Güney 19 yıla mahkum edildi.
1978
31 Ekim 1978 tarihinde yapılan Kongre ve Senato Genel Kurul toplantılarında (Cortes Generales) tarafından kabul edilen İspanya Anayasası, 7 Aralık 1978’de yapılan referanduma sunuldu. Halkın kabulü ve 27 Aralık 1978 tarihinde Majesteleri Kral tarafından onaylanmasının ardından yürürlüğe girdi.
1980
12 Eylül’de gözaltına alınan 67 DİSK yöneticisi tutuklandı.
1982
Yılmaz Güney, kendisinin çıkardığı, 12 Eylül öncesinde sıkıyönetimce kapatılan “Güney” dergisinde 1978’de yayınlanan bir yazısında “komünizm propagandası yaptığı” gerekçesiyle gıyabında 7.5 yıl hapse mahkum edildi.
1988
Cem Karaca “Töre” adlı kasetinde “dini duyguları zayıflatıcı unsurlar bulunduğu” gerekçesiyle savcılığa ifade verdi.
1989
Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulu, sıkıyönetim komutanlıklarınca görevlerine son verilmiş olup sıkıyönetim kalktığı halde “sakıncalılıkları” henüz kaldırılmayan 1402’lik kamu personelinin görevlerine dönmesi gerektiğine karar verdi.
1993
Üç aydır tutuklu olan Demokrasi Partisi (DEP) Genel Başkanı Yaşar Kaya serbest bırakıldı
Çocuk Haklarına Dair Sözleşme‘ye ilişkin 4058 sayılı Onay Kanun Türkiye Büyük Millet Meclisinde 7 Aralık 1994 tarihinde kabul edildi.
1994
İnsan Hakları Derneği’nin yayınladığı ”Yakılan Köylerden Bir Kesit. 1993 Olağanüstü Hal Bölge Raporu” başlıklı kitapta “bölücülük propagandası yapıldığı” iddiasıyla 2-5 yıl arası hapis istemiyle dava açılan İHD Genel Başkanı, Genel Sekreteri ve 2 yöneticinin yargılanmasına devam edildi.
1998
İsviçre/Cenevre sorgu yargıcı C.Junod, Arjantin’de 1976-1981 arası askeri cuntanın üyesi-ve Arjantin’de tutuklu- general Videla için tutuklama emri çıkardı. Emir, kaybolan ve Şili tabiyeti de taşıyan bir İsviçre vatandaşıyla ilgili soruşturma kapsamında çıkarıldı.
2004
Hollanda hükümeti, PKK’nın terörist örgütler listesine alınmasına karar verdi. Bakanlar Kurulu’nda kabul edilen karara göre, listedeki örgütler bir başka isim altında da faaliyet gösteremeyecek, mal varlıkları dondurulacak.
2005
ABD’de Temsilciler Meclisi işkence mağdurlarına destek öngören yasa tasarısını kabul etti. Beyaz Saray ise CIA ve ABD ordusunun işkence yapmasını yasaklayan madde eklenirse tasarıyı veto edeceğini duyurdu.
2012
Kadın örgütleri 4 kentte Adli Tıp yöneticileri hakkında “taciz-tecavüz davalarında görevi ihmal”den eş zamanlı olarak suç duyurusunda bulundu.
2017
Belçikalı akademisyen, avukat, ekonomist, siyasetçi Philippe Maystadt (14 Mart 1948, 7 Aralık 2017) 69 yaşında iken akciğer hastalığından ötürü hayatını kaybetti. 22 Ekim 1980 – 17 Aralık 1981 arasında Çevre Politikalarının Koordinasyonunun sorumlu Kamu Hizmeti ve Bilimsel Politikalar Bakanı, 17 Aralık 1981 – 14 Ekim 1985 : arasında Bütçe, Plan ve Bilimsel Politikalar Bakanı, 14 Ekim 1985 – 9 Mayıs 1988 arasında Ekonomik İşler Bakanı, 18 Ekim 1986 – 9 Mayıs 1988 ve 23 Haziran 1995 – 19 Haziran 1998 tarihleri arasında Başbakan yardımcısı, 9 Mayıs 1988 – 19 Haziran 1988 : arasında Maliye Bakanı ve 23 Haziran 1995 – 19 Haziran 1998 arasında ise Dış Ticaret Bakanı olarak görev yapmıştı.
2018
Kolombiyalı hukukçu, siyasetçi ve yazar Belisario Betancur Cuartas 95 yaşında iken hayatını kaybetti. (4 Şubat 1923 – 7 Aralık 2018), 1982 ile 1986 yılları arasında 26’ncı Kolombiya Devlet Başkanı olarak görev yaptı. Çok sayıda eser yazmıştır.
İspanya Anayasası, 31 Ekim 1978 tarihinde yapılan Kongre ve Senato Genel Kurul toplantılarında (Cortes Generales) tarafından kabul edilmiştir. 7 Aralık 1978’de yapılan referandumda İspanya halkı tarafından kabul edilmiştir. 27 Aralık 1978 tarihinde Majesteleri Kral tarafından Parlamento (Cortes Generales) önünde onaylanmıştır.
İspanyol Milleti, adalet, özgürlük ve güvenlik oluşturmak ve her üyesinin refahını desteklemek için, egemenliğini kullanarak, şunları yapmak için iradesini ilan eder:
Adil bir sosyal ve ekonomik düzen uyarınca, Anayasa ve kanunlar kapsamında, bir arada demokratik yaşama güvencesi vermek;
Halk iradesinin bir ifadesi olarak hukukun üstünlüğünü teminat altına alan Hukuk Devletini güçlendirmek;
Tüm İspanyolları ve İspanya halklarını, bunların kültür ve geleneklerini, insan haklarını, dillerini ve kurumları korumak;
Herkesin hakettiği kaliteli bir yaşamı sağlamak için kültürel ve ekonomik gelişmeyi teşvik etmek; Demokratik ve ileri bir toplum oluşturmak;
ve dünyanın bütün halklarıyla barışçı ilişkiler ve etkili işbirliğini güçlendirmek için İşbirliği yapmak.
Bu sebeple, aşağıdaki metni Parlamento (Cortes Generales) kabul etmiş ve İspanya halkı onaylamıştır
Giriş
Madde 1. (Egemenlik Yurttaşlarındır.)
Bu Anayasa, İspanya’yı, hukukun üstünlüğüne bağlı, kanun düzeni, özgürlük, adalet, eşitlik ve siyasi çoğulculuğun en yüksek değerlerini savunan sosyal ve demokratik bir Devlet olarak kurar.
Ulusal egemenlik, Devletin gücünü aldığı İspanya halkınındır.
İspanyol Devleti’nin siyasi şekli parlamenter monarşidir.
Madde 2. (Milletin Birliği ve Özerklik hakkı.)
Anayasanın temeli, İspanyol milletinin ayrılmaz birliği, tüm İspanyolların ortak ve bölünmez ülkesidir.
Madde 3. (Kastilyanca ve diğer İspanyol dilleri.)
Devletin resmi dili kastilyancadır. Tüm İspanyolların bu dili bilme ödevi ve kullanma hakkı vardır.
Diğer İspanyol dilleri de, kendi Yasalarına göre, ilgili Özerk Topluluklarda resmi dildir.
İspanya’nın farklı dillerden oluşan zenginliği özel saygı ve koruma gösterilmesi gereken bir kültürel mirastır.
Madde 4. (İspanya Bayrağı ve Özerk Toplulukların Bayrakları.)
İspanya’nın bayrağı üç yatay şeritten oluşur: sarı şeridin her kırmızı şeridin iki katı olduğu kırmızı, sarı ve kırmızı.
Yasalar Özerk Toplulukların bayrak ve sancaklarını tanıyabilir. Bu bayraklar kendi kamu binalarında ve resmi törenlerinde İspanya bayrağı ile birlikte kullanılır.
Madde 5. (Başkent Madrid.)
Devletin başkenti Madrid şehridir.
Madde 6. (Siyasi Partiler.)
Siyasi partiler siyasi çoğulculuğun ifadesidir; halk iradesinin oluşumu ve ifadesine katkıda bulunurlar ve siyasi katılımın temel araçlarıdırlar. Anayasa ve kanunlara saygı koşuluyla kurulmaları ve faaliyet göstermeleri serbesttir. İç yapıları ve faaliyetleri demokratik olmalıdır.
Madde 7. (Sendikalar ve işveren kuruluşları.)
Sendikalar ve işveren kuruluşları temsil ettikleri ekonomik ve toplumsal çıkarların savunulmasına ve ilerletilmesine katkıda bulunur. Anayasa ve kanunlara saygılı oldukları sürece kurulmalarına ve faaliyetlerine sınır konulmaz. İç yapıları ve faaliyetleri demokratik olmalıdır.
Madde 8. (Silahlı Kuvvetler.)
Ordu, Donanma ve Hava Kuvvetlerinden oluşan Silahlı Kuvvetlerin görevi, İspanyanın hükümranlığını ve bağımsızlığını güvence altına almak ve toprak bütünlüğünü ve anayasal düzenini savunmaktır.
Askeri teşkilatın temel yapısı, Anayasanın esaslarına göre esas kuruluş kanunuyla düzenlenir.
Madde 9. (Kanuna saygı), (Özgürlük ve eşitlik), (Kanun güvencesi)
Vatandaşlar ve kamu makamları Anayasa ve diğer kanun hükümleriyle birbirine bağlıdır.
Bireylerin ve ait oldukları grupların özgürlük ve eşitliğinin gerçek ve etkili olabilmesini sağlayacak koşulları geliştirmek, bunları tam olarak kullanmalarının önündeki engelleri kaldırmak ve tüm vatandaşların siyasi, ekonomik, kültürel ve toplumsal yaşama katılmalarını kolaylaştırmak kamu makamlarının görevidir.
Kanunlara uygunluk ilkesini, kanuni hükümlerin hiyerarşisini, kanun yapmanın saydamlığını, kişi haklarını sınırlayan veya uygunsuz cezai tedbirlerin geriye işletilemeyeceği, hukukun üstünlüğünün galip geleceğini, kamu yetkililerinin hesap verebilirliği ve keyfi işlem yapmalarının yasak olması Anayasa güvencesindedir.
Kısım I.
Temel haklar ve ödevler
Madde 10. (Kişi hakları.)
İnsan onuru, ihlal edilemez ve temel haklar, kişiliğin serbest gelişimi, kanunlara ve başkalarının haklarına saygı politik düzen ve sosyal barışın temelidir.
Anayasa tarafından tanınan temel haklar ve hürriyetlerle ilgili ilkeler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne ve bu konuda İspanya’nın onay verdiği uluslararası antlaşmalar ve sözleşmelere uygun olarak yorumlanır.
Bölüm I.
İspanyollar ve Yabancılar
Madde 11. (Vatandaşlık.)
İspanyol uyruğu kanun hükümlerine göre edinilir, korunur ve kaybedilir.
İspanyol kökenli hiçbir kimse vatandaşlıktan çıkarılamaz.
Devlet Latin Amerika ülkeleriyle veya İspanya’yla tarihte ya da günümüzde özel bağları olan ülkelerle çifte vatandaşlık anlaşmaları yapabilir.
Söz konusu ülkeler, kendi vatandaşlarına karşılıklı bir hak tanımasalar bile, bu ülkelerde, İspanyollar kendi vatandaşlıklarını kaybetmeden vatandaşlığa kabul edilebilirler
Madde 12. (Erişkinlik: 18 yaş.)
İspanyollar onsekiz yaşında rüştünü ispat eder.
Madde 13. (Yabancıların hakları.)
Yabancılar, antlaşmalar ve kanunun belirlediği koşullarda, mevcut sıfatlarıyla güvence altındaki kamu hürriyetlerinden yararlanır.
Karşılıklılık ilkesiyle uyumlu olarak, yerel seçimlerde oy verme ve seçilme hakkıyla ilgili yapılan bir anlaşma veya kanunla düzenlenmiş durumlar hariç, 23’üncü maddede tanınan haklara sadece İspanyollar hak kazanır.
Suçluların iadesi, karşılıklılık ilkesi temelinde, sadece bir antlaşma veya kanun çerçevesinde mümkündür. Siyasi suçlar, suçluların iadesi kapsamında değildir, ancak terörist eylemler bu şekilde değerlendirilmez.
Kanun, başka ülkelerden vatandaşların ve vatansız kişilerin İspanya’da sığınma hakkından yararlanma koşullarını belirler.
Bölüm II.
Haklarve Özgürlükler
Madde 14. (Kanun önünde eşitlik.)
İspanyollar kanunlar önünde eşittir ve hiçbir şekilde doğum, ırk, cinsiyet, din, fikir veya herhangi bir kişisel, toplumsal koşul veya durumdan dolayı ayrıma tabi tutulamazlar.
Kesim I.
Temel Haklar ve Kamu Hürriyetleri
Madde 15. (Yaşam hakkı.)
Herkesin yaşama, bedensel ve manevi bütünlük hakkı vardır ve hiçbir koşulda işkence ve insanlık dışı veya onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulamaz. Savaş zamanlarında askeri ceza kanununun belirttiği durumlar hariç, ölüm cezası kadlırılmıştır.
Madde 16. (Fikir ve inanç özgürlüğü.)
Kişilerin ve toplulukların fikir, din ve ibadet özgürlükleri güvence altındadır ve bunların ifade edilmesinde, kanunla korunan kamu düzeninin devamı için gerekli olanların dışında hiçbir sınır yoktur.
Din, inançlar, fikirler
Devlet dini yoktur. Kamu yetkilileri İspanyol toplumunun dini inançlarını dikkate alır ve dolayısıyla Katolik Kilisesi ve diğer mezheplerle uygun işbirliğini sürdürür.
Madde 17. (Kişisel özgürlük.)
Herkesin özgürlük ve güvenlik hakkı vardır. Kimse, bu maddenin hükümleri ve kanunda belirtilen hal ve şekiller dışında özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.
Önleyici tutukluluk, gerçeklerin saptanması amacıyla gerekli soruşturmanın yapılması için tam olarak ihtiyaç duyulan zamandan daha fazla süremez; her durumda, tutuklanan kimse en fazla yetmişiki saat içinde ya serbest bırakılır ya da adli makamlara teslim edilir.
Tutuklanan kişiye, hemen ve kendisinin anlayabileceği şekilde, hakları ve tutuklanma nedeni bildirilir ve ifade vermeye zorlanamaz. Tutukluya, poliste ve mahkemede, kanunun belirlediği şartlarda bir avukat yardımı temin edilir.
Haksız tutuklanan herhangi bir kişinin adli makamlara derhal teslim edilmesini temin için, haksız tutuklamayı yasaklayan usuller kanunla düzenlenir.
Aynı şekilde, geçici hapsin azami süresi kanun tarafından belirlenir.
Madde 18. (Mahremiyet hakkı, Konut dokunulmazlığı.)
Namus, kişi ve aile mahremiyeti ve kişinin kendi görüntüsüyle ilgili hakları teminat altındadır.
Konuta dokunulamaz. Suçüstü durumları hariç, ev sahibinin rızası veya yasal belge olmaksızın eve girilemez, arama yapılamaz.
Aksine bir mahkeme kararı olmaksızın, özellikle posta, telgraf, telefon haberleşmesi olmak üzere, haberleşmenin gizliliği teminat altındadır.
Kanun, namus, kişi ve aile mahremiyeti ve kişinin kendi görüntüsüyle ilgili haklarını teminat altına almak için, veri işlemeye sınır koyar.
Madde 19. (İkamet ve seyahat özgürlüğü.)
İspanyollar, ulusal sınırlar içinde serbestçe ikamet ve seyahat etme hakkına sahiptir.
Aynı şekilde, kanunun belirlediği koşullara tabi olarak, İspanya’ya serbestçe giriş çıkış yapma hakkına sahiptirler. Bu hak siyasi veya ideolojik sebeplerle kısıtlanamaz.
Madde 20. (İfade özgürlüğü.)
Aşağıdaki haklar tanınır ve korunur:
a) Düşünceleri, fikirleri ve görüşleri, söz, yazı veya başka herhangi bir iletişim aracıyla, serbestçe ifade etme ve yayma hakkı;
b) Edebiyat, sanat, bilim ve teknoloji üretme ve yaratma hakkı;
c) Akademik özgürlük hakkı;
d) Her türlü yayım aracıyla serbestçe haberleşme veya doğru bilgi edinme hakkı. Kanun aşağıdaki konuyu düzenler. Bu hürriyetlerin kullanılmasında şahsi vicdan ve profesyonel gizliliğe başvurma hakkı.
Bu hakların kullanılması herhangi bir ön denetimle kısıtlanamaz.
Kanun, Devletin veya herhangi bir kamu kurumunun denetimindeki sosyal iletişim medyasının kuruluşunu ve Parlamento (Cortes Generales) tarafından denetimini düzenler ve toplumun ve çeşitli dillerin çoğulculuğuna saygı göstermek suretiyle, ana toplumsal ve siyasi grupların bu medyaya erişimini teminat altına alır.
Hürriyetler bu Başlık altında tanımlanan haklara saygıyla, bunları uygulayan kanuni hükümlerle ve özellikle, namus, kişi mahremiyeti ve şahsi ün ve gençlerin çocukların korunması hakkıyla sınırlıdır.
Yayım veya kayıtlar veya herhangi bir başka medyaya sadece mahkeme emriyle el konulabilir.
Madde 21. (Toplantı hakkı.)
Silahsız ve barışçı toplantı hakkı tanınmıştır. Bu hakkın kullanımı ön izin gerektirmez.
Halka açık yerlerde yapılacak toplantılar ve gösteriler için yetkili makamlara önceden haber verilir. Bu makamlar, sadece, kişilere ve mülke tehdit içeren ciddi emniyet ve kamu güvenliği ihlali beklentisi ile bunları yasaklayabilir.
Madde 22. (Dernek kurma hakkı.)
Dernek kurma hakkı tanınmıştır.
Suç amacı güden veya bu kapsamda araçları kullanan dernekler yasadışıdır.
Bu madde kapsamında kurulan derneklerin sadece kamusal bilgi amacıyla tescil edilmesi gerekir.
Dernekler sadece gerekçeli mahkeme emri ile feshedilebilir veya faaliyetleri askıya alınabilir.
Gizli ve yarı askeri dernekler yasaktır.
Madde 23. (Katılım hakkı.)
Vatandaşların, doğrudan veya genel oyla periyodik seçimlerde serbestçe seçilen temsilciler aracılığıyla kamu işlerine katılma hakkı vardır.
Aynı şekilde, kanunun belirlediği şartlar çerçevesinde, eşit koşullarla kamu görevi elde etme hakları vardır.
Madde 24. (Hakların kanunen korunması.)
Herkes, meşru haklarını kullanmak için hâkim ve mahkemeler tarafından etkin korunma elde etme hakkına sahiptir ve hiçbir şekilde savunmasız bırakılamaz.
Aynı şekilde, herkesin, kanunun belirlediği adli hâkime erişme; bir avukatın savunması ve yardımı; kendisine yöneltilen suçlamaları öğrenme; gecikmeden ve tam güvenceli açık yargılanma; savunma için uygun delilleri kullanma; kendi aleyhine tanıklık etmeme; kendini suçlu ilan etmeme ve masum olduğuna inanma hakkı vardır.
Kanun, aile ilişkileri veya meslek sırrı nedenleriyle, iddia edilen suçlarla ilgili ifade verme zorunluluğu olmayan halleri belirler.
Madde 25. (Cezanın meşruluğu ilkesi), (Mahkumların ücretli çalışması)
Kimse, işlendiği zaman yürürlükte olan bir kanunun bir cürüm, kabahat veya idari suç saymadığı bir fiil veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz veya mahkûm edilemez.
Hapis gerektiren cezalar ve güvenlik önlemleri ıslah ve topluma kazandırmayı amaçlar ve zorla çalıştırmayı içermez. Hapse mahkûm edilen kimse, mahkûmiyet süresi, cezanın amacı ve ceza kanunu tarafından açıkça sınır getirilenler dışında, mahkûmiyeti sırasında, bu Bölümde ele alınan temel haklardan yararlanır. Her durumda, ücretli istihdam ve uygun Sosyal Güvenlik yardımlarına olduğu gibi kültürel olanaklar ve genel kişilik geliştirme hakkına sahiptir.
Mülki idare, doğrudan ya da dolaylı olarak hürriyetlerden mahrum etme cezası veremez.
Madde 26. (Haysiyet Divanı yasağı.)
Mülki İdare ve meslek örgütleri çerçevesinde Haysiyet Divanı yasaktır.
Madde 27. (Öğretme özgürlüğü), (Eğitim hakkı), (Üniversite Özerkliği)
Herkesin eğitim hakkı vardır. Öğretme hürriyeti tanınmıştır.
Eğitim, insan karakterinin, demokratik bir arada yaşama ilkeleri ve temel haklar ve özgürlüklere saygılı olarak gelişmesini amaçlar.
Kamu makamları, ebeveynlerin, çocuklarına kendi mezheplerine uygun dini ve ahlaki eğitim aldırma hakkını teminat altına alır.
İlköğretim zorunlu ve ücretsizdir.
Kamu yetkilileri, ilgili tüm tarafların etkin olarak katıldığı genel eğitim programı ve eğitim merkezlerini kurarak, herkesin eğitim hakkını teminat altına alır.
Anayasa ilkelerine saygı göstermek koşuluyla, bireylerin ve tüzel kişilerin eğitim merkezleri kurma hakkı vardır.
Öğretmenler, ebeveynler ve uygun olduğunda öğrenciler, kanunun belirlediği şartlarda, kamu fonlarıyla idare edilen merkezlerin kontrol ve yönetimini paylaşır.
Kamu makamları, kanuna uygunluğu sağlamak amacıyla, eğitim sistemini inceler ve standart hale getirir.
Kamu makamları, kanunun koyduğu şartları karşılayan öğretmen kuruluşlarına yardımda bulunur.
Üniversiteler, kanunun koyduğu koşullara göre, özerktir.
Madde 28. (Sendikalaşma hakkı), (Grev hakkı.)
Herkesin sendikaya serbestçe üye olma hakkı vardır. Kanun, Silahlı Kuvvetler veya askeri disipline tabi diğer kurumlar ve organlar için bu hakkın kullanımına sınır getirebilir, memurların bu hakkı kullanmasının özel koşullarını düzenler. Sendikal özgürlük, sendika kurma ve kişinin istediği sendikaya girme hakkını ve aynı zamanda sendikaların konfederasyon oluşturma, uluslararası sendika örgütleri kurma veya bunların üyesi olma haklarını içerir. Kimse bir sendikaya girmeye zorlanamaz.
İşçilerin çıkarlarını korumak için grev yapma hakkı vardır. Bu hakkın kullanılmasını düzenleyen kanun temel haberleşme hizmetlerinin devamlılığını güvence altına alır.
Madde 29. (Dilekçe hakkı.)
Tüm İspanyolların, kanunun belirlediği şekilde ve neticelerine bağlı olarak, bireysel veya toplu olarak yazılı dilekçe verme hakkı vardır.
Askerî disipline tabi Silahlı Kuvvetler veya Kurum ve organlarının üyeleri bu hakkı sadece bireysel olarak ve ilgili mevzuat hükümlerine göre kullanabilir.
Kesim II.
Vatandaşların hakları ve ödevleri
Madde 30. (Askerlik hizmeti ve Vicdani Ret.)
Vatandaşların İspanya’yı savunma hakkı ve ödevi vardır.
Kanun İspanyolların askeri yükümlülüklerini belirler ve uygun teminatlarla, zorunlu askerlik hizmetinden muaf tutulmak için diğer sebeplerle birlikte, vicdani reddi de düzenler; uygun olduğunda, bunun yerine bir sosyal hizmet biçimi koyabilir.
Kamu yararına yönelik amaçları olan bir sivil hizmet oluşturulabilir.
Tabii afet, felaket, ciddi risk olması durumunda, vatandaşların görevleri kanunla düzenlenebilir.
Madde 31. (Vergi Sistemi.)
Herkes kendi mali olanaklarına göre, eşitlik ilkeleri temelinde, hiçbir şekilde yıkıcı olmayan, adil ve kademeli bir vergi sitemi aracılığıyla, kamu harcamalarına katkıda bulunur.
Kamu harcamaları, kamu kaynaklarının adil olarak paylaştırılmasına izin verecek şekilde yapılır ve planlaması ve yürütülmesi verimlilik ve tasarruf kriterleriyle uyumlu olur.
Kamu amaçlı kişisel veya mülkiyet katkıları sadece kanun çerçevesinde konabilir.
Madde 32. (Evlilik.)
Erkek ve kadın tam kanuni eşitlikle evlenme hakkına sahiptir.
Kanun evlilik şekillerini, girilmesi gereken yaşı ve bunun için gerekli ehliyeti, eşlerin hak ve ödevlerini, ayrılma ve sona erme sebeplerini ve bunların sonuçlarını düzenler.
Madde 33. (Mülkiyet hakkı.)
Kişisel mülkiyet ve miras hakkı tanınmıştır.
Bu hakların içerikleri, kanun uyarınca, yerine getirdikleri toplumsal işlevle saptanır.
Kimse, kamu yararı ve toplum çıkarına haklı sebepler ve kanun hükümleriyle uyumlu tazminat olmaksızın, mülkiyet ve haklarından yoksun bırakılamaz.
Madde 34. (Vakıf hakkı.)
Kanuna göre, kamu yararını amaçlayan vakıf kurma hakkı tanınmıştır.
22’nci maddenin iki ve dördüncü fıkraları vakıflar için de geçerlidir.
Madde 35. (Çalışma, haklar ve ödevler.)
Tüm İspanyolların çalışma görevi ve işe girme, serbestçe meslek veya iş seçme, işinde ilerleme, kendisinin ve ailesinin ihtiyaçlarını karşılaması için yeterli gelir hakkı vardır ve ayrıca cinsiyetleri nedeniyle hiçbir şekilde ayrımcılığa tabi tutulmazlar.
Kanun, bir İş Kanunu oluşturur.
Madde 36. (Mesleki dernekler)
Kanun meslek örgütlerinin hukuki statüsünün ve akademik derece gerektiren mesleklerin yapılmasıyla ilgili özelliklerini düzenler. Meslek örgütlerinin iç yapıları ve faaliyetleri demokratik olmalıdır.
Madde 37. (Çalışma anlaşmaları ve uyuşmazlıklar)
Kanun, işçi ve işveren temsilcileri arasında toplu iş pazarlığı hakkını olduğu kadar, anlaşmaların bağlayıcı kuvvetini de güvence altına alır.
İşçilerin ve işverenlerin toplu iş uyuşmazlığı önlemlerine başvurma hakkı tanınmıştır. Bu hakkın kullanılmasını düzenleyen kanun, oluşturabileceği kısıtlamalar saklı kalmak koşuluyla, temel haberleşme hizmetlerinin sürdürülmesi için gerekli önlemleri içerir.
Madde 38. (Serbest girişim. Piyasa ekonomisi.)
Piyasa ekonomisi çerçevesinde serbest girişim hakkı tanınmıştır. Kamu makamları, bu hakkın kullanımını ve genelde ekonominin talepleriyle uyumlu verimliliğin korunmasını ve duruma göre, planlanmasını güvence altına alır.
Bölüm III.
Ekonomik ve Sosyal Politika Düzenleme İlkeleri
Madde 39. (Ailenin ve çocukların korunması.)
Kamu makamları, ailenin sosyal, ekonomik ve hukuki korumasını sağlar.
Aynı şekilde, kamu makamları, soyuna ve annelerin evlilik durumuna bakılmaksızın, kanunlar önünde eşit olan çocukların tam korumasını sağlar. Kanun, babalık tetkikini sağlar.
Ebeveynler, evlilikten veya evlilik dışı olsun, çocuklarına, reşit oluncaya kadar ve kanunun geçerli olduğu diğer durumlarda her tür yardımı yapar.
Çocuklar, haklarını güvence altına alan uluslararası anlaşmaların sağladığı korumadan da yararlanır.
Madde 40. (Gelir dağılımı). (Tam istihdam.) (Mesleki Eğitim. İşgünü ve dinlenme.)
Kamu makamları, bir istikrar politikası çerçevesinde, sosyal ve ekonomik gelişme, kişisel ve bölgesel gelirin daha eşit dağılımı için uygun koşulları sağlar. Herkese iş sağlamaya yönelik bir politika uygulamak üzere özel çaba harcarlar.
Aynı şekilde, kamu makamları, mesleki eğitim ve meslek içi eğitimi temin eden bir politikayı teşvik ederler; işyeri güvenliği ve hijyenin sağlanmasını, sınırlı çalışma günleri, ücretli tatilleri güvence altına alır ve uygun merkezleri teşvik ederler.
Madde 41. (Sosyal Güvenlik.)
Kamu makamları, tüm vatandaşlar için, özellikle işsizlik durumları gibi zor zamanlarda yeterli sosyal yardım ve faydaları güvence altına alan bir kamu sosyal güvenlik sistemini sürdürür. Tamamlayıcı yardım ve faydalar isteğe bağlıdır.
Madde 42. (Göçmenler.)
Devlet, yurtdışındaki İspanyol işçilerin ekonomik ve sosyal haklarının güvence altına alınması konusunda özel çaba gösterir ve geri dönüşlerini sağlamaya yönelik politikalar güder.
Madde 43. (Sağlığın korunması.), (Sporun teşviki.)
Sağlığın korunması hakkı tanınmıştır.
Önleyici tedbirler, gerekli yardım ve hizmetlerle kamu sağlığının teşkilatlanması ve korunması kamu makamlarının üstüne düşen bir görevdir. Kanun, bu açıdan ilgili hak ve görevleri oluşturur.
Kamu makamları sağlık eğitimi, beden eğitimi ve sporu teşvik eder. Aynı şekilde, boş zamanların uygun geçirilmesini özendirir.
Madde 44. (Kültüre erişim.)
Kamu makamları, herkesin hakkı olan kültürel olanaklara erişimini teşvik eder ve gözetir.
Kamu makamları, kamu yararına bilim, bilimsel ve teknik araştırmayı teşvik eder.
Madde 45. (Çevre. Yaşam kalitesi.)
Herkesin kişisel gelişimine uygun bir çevrede yaşama hakkı ve onu koruma ödevi vardır.
Kamu makamları, temel toplum dayanışmasına dayalı olarak, yaşam kalitesini geliştirme ve çevreyi koruma ve eski haline getirme amacıyla, doğal kaynakların akılcı kullanımını güvence altına alır.
Bir önceki fıkradaki hükümleri ihlal edenlere karşı, kanunun belirlediği koşullarda, zararın tazmin edilmesi yanı sıra, cezai veya, mümkünse, idari yaptırımlara başvurulur.
Madde 46. (Sanat mirasının korunması.)
Kamu makamları, hukuki statüsüne ve mülkiyetine bakılmaksızın, İspanya halkının tarihi, kültürel ve sanatsal mirasını ve bunlara ait mülkiyetin korunmasını güvence altına alır ve gelişmelerini teşvik eder. Bu mirasa karşı işlenen suçlar ceza kanuna göre cezalandırılır.
Madde 47. (Konut hakkı), (Arazi kullanım planı.)
Tüm İspanyolların insana yakışır yeterli konut hakkı vardır. Kamu makamları, bu hakkın etkili bir şekilde kullanılabilmesi için gerekli koşulları geliştirir ve uygun standartları oluşturur ve spekülasyonu önlemek için, kamu yararını gözeterek arazi kullanım planını düzenler.
Toplum, kamu makamlarının kent politikalarından ortaya çıkan yardımlara katılır.
Madde 48. (Gençlerin katılımı.)
Kamu makamları, gençlerin siyasi, ekonomik ve kültürel kalkınmaya serbestçe ve etkin katılımı yönünde düzenlenen koşulları teşvik eder.
Madde 49. (Bedensel engelliler için hizmetler.)
Kamu makamları, kendilerine gerekli olan uzman bakımı verilecek olan ve bu Bölümde tüm vatandaşlara tanınan hakları kullanabilmeleri için özel koruma sağlanacak olan bedensel, duyumsal ve zihinsel engellilerin önleyici bakımı, tedavisi, rehabilitasyonu ve toplumla bütünleşebilmesi yönünde bir politika yürütür.
Madde 50. (Yaşlılar.)
Kamu makamları, emekli vatandaşlara, yeterli ve düzenli güncellenen maaşlarla yeterli mali olanakları sağlar.
Aynı şekilde, ailelerinin engellilere karşı yükümlülüklerinden bağımsız olarak, kamu makamları, özel sağlık sorunları, konut, kültür ve dinlenmeleriyle ilgili sosyal hizmetler sistemi yoluyla refahlarını arttırır.
Madde 51. (Tüketicinin korunması.)
Kamu makamları, tüketicilerin ve kullanıcıları etkin önlemlerle korur, güvenliklerini, sağlıklarını ve meşru çıkarlarını güvence altına alır.
Kamu makamları, tüketici ve kullanıcıların bilgilendirilmesi ve eğitilmesi için olanak sağlar, tüketici örgütlerini destekler ve kanunun belirlediği şartlarda, üyelerini ilgilendiren tüm konularda bu örgütlerin sesini duyurabilmesi için oturumlar düzenler.
Yukarıdaki fıkralardaki hükümler çerçevesinde, kanun, iç ticareti ve ticari ürünlerin ruhsatlandırılmasını düzenler.
Madde 52. (Mesleki örgütler.)
Yasa, kendi ekonomik çıkarlarını savunmaya katkıda bulunan meslek kuruluşlarını düzenler. Bu kuruluşların iç yapıları ve faaliyetleri demokratik olmalıdır.
Bölüm IV.
Temel Hak ve Özgürlüklerin Teminatı
Madde 53. (Özgürlük ve hakların korunması), (Anayasaynın ihlaliyle ilgili başvurular.)
Bölüm II’de aynı Başlıkta tanınan haklar ve özgürlükler tüm kamu makamları için bağlayıcıdır. 161’inci madde 1.a) bendi hükümlerine göre korunan bu hakların ve özgürlüklerin kullanımı, her durumda esasına saygı göstermek koşuluyla, sadece kanunla düzenlenebilir.
Her vatandaş, umumi mahkemelerde bir tercihli ve acil muhakeme usulüyle, uygun olursa, bireysel olarak korunma istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurarak 14’üncü maddede ve Bölüm II. Kesim 1’de tanınan haklar ve özgürlüklerin korunmasını talep edebilir. Bu ikinci usul, 30’uncu maddede tanınan vicdani ret için uygulanır.
Temel mevzuat, yargı içtihadı ve kamu makamlarının fiilleri Bölüm III’de tanınan ilkelerin korunmasına ve bu ilkelere saygıya dayandırılır. Sonraki, geliştirildikleri hukuki hükümler bağlamında sadece umumi mahkemelerden istenebilir.
Madde 54. (Ombudsman.)
Bir kuruluş kanunu Ombudsman kurumunu düzenler. Parlamentonun yüksek temsilci olarak atayacağı bir kişi bu Başlık altındaki hakları savunur ve bu amaçla İdarenin faaliyetlerini denetleyebilir ve Parlamento’ya rapor sunabilir.
Bölüm V.
Hakların ve özgürlüklerin askıya alınması
Madde 55. (Hakların ve özgürlüklerin askıya alınması.)
Anayasada belirtilen koşullara göre, olağanüstü hal veya sıkıyönetim (sıkıyönetim kanunu) ilan edildiğinde, 17 ve 18’inci maddelerin iki ve üçüncü fıkraları, 19’uncu madde ve 20’nci maddenin birinci fıkrasının a) ve d) bentleri ve 5’inci madde, 21 ve 28’inci maddelerin ikinci fıkrası ve 37’nci maddenin ikinci fıkrası uyarınca askıya alınabilir. Olağanüstü hal ilan edilmesi durumunda, 17’nci maddenin üçüncü fıkrası yukarıda anılan hükümlerin dışında bırakılır.
Bir kuruluş kanunu, bireysel temelde ve mahkemelerin ve Parlamento denetiminin katılımıyla, silahlı çeteler ve terörist grupların faaliyetleriyle ilgisi olan belirli kişilere ilişkin olarak 17’nci maddenin ikinci fıkrası ve 18’inci maddenin iki ve üçüncü fıkralarda tanınan hakların askıya alınacağı şekil ve koşulları belirleyebilir.
Yukarıda anılan kuruluş kanununda tanınan yetkilerin haksız ve kötüye kullanımı, kanunun tanıdığı hak ve özgürlüklerin ihlali nedeniyle cezai yükümlülük doğurur.
Kısım II.
Krallık
Madde 56. (Kral)
Kral Devletin başı, birliğinin ve bekasının sembolüdür. Kurumların normal işlevlerini yerine getirmeleri için denge oluşturur, uluslararası ilişkilerde, özellikle aynı tarihi topluluğun parçası olan ülkeler için, İspanya Devletini en yüksek düzeyde temsil etme görevini üstlenir, ve anayasa ve kanunlarla açıkça kendisine verilen görevleri yerine getirir.
Unvanı İspanya Kralı’dır ve Taca ilişkin diğer unvanları da kullanabilir.
Kral’ın kişiliği dokunulmazdır ve hesap sorulamaz. Fiilleri, her zaman, 64’üncü maddede belirtilen şekilde ikinci bir onay gerektirir.
Madde 57. (Tahta geçiş.) (Asturias Prensliği.)
İspanya Tahtı, Majesteleri Juan Carlos I de Borbon’dan hanedanın meşru varisine geçer. Tahta geçiş, aşağıdaki öncelik sırasına göre, normal büyük evlat hakkını ve temsil etme hakkını izler: daha önceki nesil sonraki nesillerden önce gelir; aynı nesilde, daha yakın derecedeki daha uzak derecedekinin önüne geçer; aynı derece içinde, erkek kadından önce gelir; aynı cinsiyet için, daha yaşlı olan daha genç olandan önce gelir.
Veliaht Prens, doğumundan itibaren veya bu mevkiyi ona veren olaydan itibaren, Asturias Prensi unvanını ve geleneksel olarak İspanya Tahtı’nın varisinin sahip olduğu diğer unvanları elinde bulundurur.
Kanunun belirlediği tüm nesiller yok olacak olursa, Parlamento, İspanya’nın çıkarlarına en çok uyacak şekilde Taht’a geçişini sağlar.
Taht’a geçişinde hakkı olan kişilerden Kral’ın veya Parlamentonun açık yasağına karşı evlilik yapanlar, soylarından gelenlerle birlikte Saltanat sırasının dışında tutulurlar.
Taht’tan çekilmeler ve vazgeçmeler ve Taht’ın geçişiyle bağlantılı ortaya çıkabilecek bir olgu veya kanunla ilgili herhangi bir kuşku kuruluş kanunuyla çözülür.
Madde 58. (Kraliçe)
Kraliçe veya Kraliçe’nin eşi, Krallık tarafından konulan hükümlere göre yapılanlar dışında, hiçbir anayasal görev üstlenemez.
Madde 59. (Naiplik)
Kral’ın reşit olmaması durumunda, Kral’ın babası veya annesi, yoksa, Taht sırasında en yakın olan reşit akraba, anayasada belirlenen sıraya göre, Prens’in erişkin olmasına kadar sürdüreceği Naiplik (vekil) görevini üstlenir.
Kral yetkisini kullanamayacak duruma gelirse ve bu yetersizlik Parlamento tarafından tanınırsa, Veliaht Prens, eğer reşit ise, derhal Kral’ın yetkilerini üstlenir. Değilse, Prens erişkin olana kadar yukarıdaki fıkrada özetlenen süreç izlenir.
Naiplik görevini üstlenecek kimse yok ise, Parlamento tarafından atanır ve bir, üç veya beş kişiden oluşur.
Naipliği yürütmek için, İspanyol vatandaşı ve reşit olmak gerekir.
Naiplik, her zaman Kral adına ve anayasal vekâletle yürütülür.
Madde 60. (Kral’ın vasisi)
Kral’ın çocukluğunda vasisi, doğumdan İspanyol ve reşit olması koşuluyla, merhum Kral’ın vasiyetinde belirttiği kişi olur. Bir vasi belirtilmemişse, duruma göre, dul oldukları sürece, baba veya anne vasi olur. Bunların da yokluğunda, vasi Parlamento tarafından tayin edilir, ancak Naiplik ve vasilik görevleri, Kral’ın babası, annesi veya doğrudan soyundan gelenler dışında, aynı kişi tarafından üstlenemez.
Ayrıca, vasilik görevi yürütenler başka bir devlet görevi veya temsilcilik üstlenemez.
Madde 61. (Kral’ın vasisi)
Parlamento önünde ilan edilen Kral, görevini sadakatle yapacağına, anayasa ve kanunlara itaat edeceğine ve itaat edilmelerini sağlayacağına ve vatandaşların ve özerk toplulukların haklarına saygı duyacağına yemin eder.
Erişkin yaşa gelen Veliaht Prens veya görevi üstlenen Naip veya Naipler, Kral’a sadakat yemini yanı sıra bu yemini de ederler.
Madde 62. (Kral’ın görevleri)
Kral’ın görevleri şunlardır:
a) Kanunları onaylamak ve yayımlamak;
b) Parlamentoyu göreve çağırmak veya feshetmek ve anayasada belirtilen sürede seçime götürmek;
c) Anayasada belirtilen koşullarda referandum yapmak;
d) Başbakan için bir aday önermek ve duruma göre, anayasada belirtildiği üzere, atamak veya görevden almak;
e) Başbakanın teklifiyle Hükümet üyelerini atamak veya azletmek;
f) Bakanlar Kurulu’nun kabul ettiği kararnameleri yayımlamak, sivil ve askeri mevkilere görevlendirme yapmak ve kanuna uygun olarak şeref rütbe ve payeleri vermek;
g) Devlet işleriyle ilgili bilgi almak ve Başbakanın isteği üzerine, uygun gördüğünde Bakanlar Kurulu’na Başkanlık etmek;
h) Silahlı Kuvvetlerin Başkomutanlığını yapmak;
i) Kanun uyarınca, genel içerikli olmayan af hakkını kullanmak;
j) Kraliyet Akademilerinin Yüksek Hamiliğini yapmak.
Madde 63. (Kral’ın görevleri)
Kral elçileri ve diğer diplomatik temsilcileri atar. İspanya’daki yabancı temsilcilerin güven mektuplarını kabul eder.
Anayasa ve kanunlara uygun olarak, Devletin, antlaşmalar yoluyla uluslararası taahhütlere girmesine muvafakat vermek Kral’ın görevidir.
Parlamentodan yetki aldıktan sonra, savaş ilan etmek veya barış yapmak Kral’ın görevidir.
Madde 64. (Kral’ın işlemlerinin ikinci imzası)
Kral’ın işlemleri Başbakan ve uygunsa yetkili bakanlarca da imzalanır. Başbakan adayının açıklanması ve atanması ve 99’uncu maddede belirtilen fesih kararına Meclis Başkanı da imza koyar.
Kral’ın işlemlerine imza atanlar bunların sorumluluğunu taşır.
Madde 65. (Kralın ailesi)
Kral Ailesi ve konut giderleri için Devlet bütçesinden pay alır ve serbestçe harcar.
Kral Konutundaki sivil ve askeri personeli serbestçe atar veya azleder.
Kısım III.
Parlamento (Cortes Generales)
Bölüm I.
Meclisler
Madde 66. (Parlamento: Yasama yetkisi ve hükümetin denetimi)
Parlamento İspanyol halkını temsil eder ve Kongre ve Senato’dan oluşur.
Parlamento Devletin yasama yetkisini kullanır, bütçesini onaylar, Hükümet icraatını denetler ve anayasanın kendilerine verdiği diğer tüm görevleri üstlenir.
Parlamento dokunulmazdır.
Madde 67. (Parlamento vekaleti)
Kimse aynı zamanda her iki Meclisin üyesi olamaz veya aynı zamanda Mecliste bir Özerk Topluluğun temsilcisi ve Milletvekili olamaz.
Parlamento üyeleri zorunlu emirle bağlanamaz.
Parlamento üyelerinin kanuni biçimde yapılmayan toplantıları Meclisler için bağlayıcı değildir ve üyeler bu toplantılarda görevlerini yapamaz ve görevlerinden kaynaklanan ayrıcalıklardan yararlanamaz.
Madde 68. (Milletvekili Meclisi) (Seçim sistemi) (Dört yıllık yasama)
Milletvekili Meclisi, kanunlarla belirlenmiş koşullarda, genel, serbest, eşit, doğrudan ve gizli oylamayla seçilmiş en az üçyüz ve en fazla dörtyüz vekilden oluşur.
Seçim çevresi ildir. Ceuta ve Melilla şehirleri birer vekille temsil edilir. Toplam Milletvekili sayısı, kanuna göre, her seçim çevresine asgari bir başlangıç temsilcisi verildikten sonra kalanı nüfusa oranlanarak dağıtılır.
Her seçim çevresinde seçimler nispi temsil usulüne göre yapılır.
Kongre dört yıllığına seçilir. Milletvekillerinin görev süresi seçilmelerinden veya Meclisin feshedildiği günden itibaren dört yıl sonra sona erer.
Siyasi haklarını tam olarak kullanmaya hak kazanan tüm İspanyollar seçme ve seçilme hakkına sahiptir.
Kanun İspanya toprakları dışında bulunan İspanyolların oy verme hakkını tanır ve Devlet oy vermelerini kolaylaştırır.
Seçimler bir önceki görev döneminin sona ermesinden itibaren otuz ve altmış gün sonar yapılır. Bu şekilde seçilen Meclis seçimlerin yapılmasından yirmibeş gün sonra toplanmalıdır.
Madde 69. (Senato, Bölgesel Temsil Meclisi) (Dört yıllık yasama)
Senato, bölgesel temsil Meclisidir.
Her ilde, kuruluş kanununun belirlediği koşullara göre, buradaki seçmenlerin genel, serbest, eşit, doğrudan ve gizli oylarıyla dört Senatör seçilir.
Ada illerde, «Cabildo» veya Ada Konseyi olan her ada veya adalar grubu, Senatör seçimi için bir seçim çevresi oluşturur. Büyük adalar –Gran Canaria, Mallorca ve Tenerife– için üçer Senatör ve aşağıdaki her ada veya adalar grubu için birer Senatör seçilir: Ibiza-Formentera, Menorca, Fuerteventura, Gomera, Hierro, Lanzarote ve La Palma.
Ceuta ve Melilla şehirlerinin her biri iki senatör seçer.
Özerk topluluklar, ayrıca, ilgili topraklarda yaşayan her bir milyon kişi için bir Senatör ve artı bir Senatör adayı gösterirler. Aday gösterme Yasama Meclisinin görevidir, yokluğunda ise, her durumda yeterli nispi temsili güvence altına alan statülerin hükümlerine göre, özerk topluluğun en yüksek organına düşer.
Senato dört yıllığına seçilir. Senatörlerin görev süresi seçilmelerinden veya Meclisin feshedildiği günden itibaren dört yıl sonra sona erer.
Madde 70. (Bağdaşmazlık ve yeterli nitelikleri taşımama)
Seçim kanunu seçilmeye engel sebepleri ve Milletvekili olamayacak kişileri belirler ve her durumda bunlar arasında şu kişiler vardır:
a) Anayasa Mahkemesi üyeleri;
b) Hükümet üyeleri hariç, Devletin yüksek idari makamlarını elinde bulunduranlar;
c) Ombudsman;
d) Sulh hâkimleri, hâkimler ve görevdeki savcılar;
e) Profesyonel askerler ve güvenlik ve kolluk güçleri mensupları ve muvazzaf subaylar.
f) Seçim Kurullarının üyeleri.
Her iki Meclisin üyelerinin seçim belgelerinin ve yetki belgelerinin geçerliliği, seçim kanununun belirlediği koşullarda, hâkim denetiminden geçer.
Madde 71. (Parlamenter dokunulmazlık ve muafiyet)
Milletvekilleri ve Senatörler görevleri sırasındaki ifade ettikleri fikirlerden dolayı sorumlu tutulamaz.
Aynı şekilde, görevleri süresince, Milletvekilleri ve Senatörlerin dokunulmazlıkları vardır ve sadece suçüstü durumunda tutuklanabilirler. İlgili Meclislerin ön izni olmaksızın ne suçlanabilir ne de yargılanabilirler.
Milletvekilleri ve Senatörlere karşı ceza kovuşturmasında, yetkili mahkeme Yargıtay Ceza Dairesidir.
Milletvekilleri ve Senatörler ilgili Meclislerin belirlediği maaşı alırlar.
Madde 72. (Parlamento İçtüzüğü)
Meclisler kendi İçtüzüklerini oluşturur, bütçelerini özerk olarak kabul eder ve ve ortak mutabakatla, Parlamentonun Personel Statülerini düzenlerler. İçtüzükler ve bunlarla ilgili değişiklikler, salt çoğunluk gerektiren son bir oylamaya tabidir.
Meclisler kendi başkanlarını ve komisyon üyelerini seçer. Ortak oturumlara Kongre Başkanı başkanlık eder ve her bir Meclisin üyelerinin çoğunluk oylarıyla kabul edilen İçtüzükle yönetilir.
Meclislerin başkanları, ikincisinin adına, tüm idari yetkileri ve disiplin işlevlerini kendi Meclislerinde kullanırlar.
Madde 73. (Meclislerin oturumları)
Meclisler yılda iki olağan toplantı dönemi vardır. ilki Eylül-Aralık arası, ikincisi de Şubat-Haziran arası.
Meclisler, Hükümetin, Daimi Temsilcilerin veya Meclislerden birinin üyelerinin salt çoğunluğunun talebi üzerine olağanüstü toplantıya çağrılabilir. Olağanüstü oturumlar özel bir gündemle toplanmalıdır ve görüşme yapıldıktan sonra kapatılır.
Madde 74. (Meclislerin müşterek oturumları)
Meclisler, Başlık II. altında açıkça Parlamentoya verilen yasama dışı yetkileri kullanmak üzere ortak oturumla toplanır.
94/1 ve 158/2’nci maddelerde belirtilen Parlamentonun kararları her bir Mecliste çoğunluk oylarıyla kabul edilir. İlk durumda, süreç Milletvekili Meclisince ve diğer ikisinde ise senato tarafından başlatılır. Her iki durumda, Senato ve Kongre arasında bir mutabakat sağlanmamışsa, eşit sayıda Senatör ve Milletvekilinden oluşan bir ortak komisyon tarafından anlaşma sağlanmaya çalışılır. Komisyon her iki Mecliste oylanacak olan bir metin sunar. Eğer bu metin olağan usulde kabul edilmezse, Milletvekili Meclisi salt çoğunlukla karar alır.
Madde 75. (Genel Kurullar ve Meclis Komisyonları)
Meclisler Genel Kurul ve Komisyonlar halinde toplanır.
Meclisler Daimi Kanun Komisyonlarına hükümet veya hükümet dışı kanun Tasarılarını Kabul yetkisini verebilir. Bununla birlikte, Birleşik Oturum, bu Komitelerin konusu olan herhangi bir hükümet veya hükümet dışı kanun Tasarısının görüşülmesini isteyebilir.
Anayasa reformu, uluslararası işler, kuruluş ve temel kanunlar ve Genel Devlet Bütçesi yukarıdaki fıkra hükümleri dışındadır.
Madde 76. (Araştırma Komisyonları)
Kongre ve Senato, ve uygun olduğu hallerde, iki Meclis birlikte, kamuyu ilgilendiren herhangi bir konuda araştırma komisyonu kurabilir. Komisyonun bulguları mahkemeler üzerinde bağlayıcı olmaz, yargı kararlarını etkilemez, ancak, araştırma sonuçları, gerektiğinde harekete geçmesi için Cumhuriyet savcısına verilebilir.
Meclisler tarafından davet edildiğinde huzura çıkılması zorunludur. Bu yükümlülüğü yerine getirilmemsi durumu için uygulanacak cezalar kanunla belirlenir.
Madde 77. (Meclislere dilekçeler)
Meclislere, her zaman yazılı olarak, bireysel veya toplu dilekçe ile başvurulabilir; vatandaşların bizzat başvurusu gelerek yasaktır.
Meclisler, aldıkları dilekçeleri hükümete gönderebilirler. Meclisin istemesi halinde, Hükümet dilekçe içeriğiyle ilgili olarak açıklama yapmakla yükümlüdür.
Madde 78. (Daimi Temsilciler Komisyonu)
Her bir Mecliste, Grupları sayıları oranında temsil eden en az yirmi bir üyeden oluşan bir Daimi Temsilciler Komisyonu olur.
Daimi Temsilciler Komisyonuna ilgili Meclislerin Başkanları Başkanlık eder ve aşağıdaki işlevleri yerine getirir: 73’üncü maddede belirtilen, 85 ve 116’ncı maddeler uyarınca Meclislerin feshedilmesi veya görev sürelerinin bitmesi durumunda, Meclislerin yetkilerinin üstlenilmesi ve oturum halinde değilken Meclis yetkilerinin korunması.
Parlamentonun görev süresinin sona ermesi durumunda, Daimi Temsilciler Komisyonu yeni Parlamento oluşuncaya kadar işlevlerini sürdürür.
İlgili Meclis toplandığında, Daimi Temsilciler Komisyonu ele aldığı konular ve kararlarıyla ilgili rapor sunar.
Madde 79. (Kararların kabulü)
Meclislerin karar alabilmesi için kanuna uygun olarak, üyelerinin çoğunluğunun hazır bulunmasıyla, toplanmış olmaları gerekir.
Geçerli olmaları için, bu kararların, Anayasa veya kuruluş kanunları ve Meclislerin İçtüzüklerince konulan mukayyet çoğunluklara halel getirmeksizin, oturuma katılan üyelerin çoğunluğuyla kabul edilmesi gerekir.
Senatör ve vekillerin oyları şahsidir ve vekalet verilemez.
Madde 80. (Oturumların halka açık olması)
Meclislerin genel kurulları, İçtüzük uyarınca, her Mecliste salt çoğunlukla, aksi yönde bir karar alınmadıkça, halka açıktır.
Bölüm II.
Kanun Tasarılarının Hazırlanması
Madde 81. (Kuruluş Kanunları)
Kuruluş kanunları, temel haklar ve kamu hürriyetlerine ilişkin olan, Özerklik Statüsü ve genel seçimlerle ilgili statüleri oluşturan kanunlar ve anayasada belirtilen diğer kanunlardır.
Kuruluş kanunlarının kabulü, değiştirilmesi veya iptali, kanun Tasarısının tümü üzerinde yapılan nihai oylamada kongre üyelerinin salt çoğunlunu gerektirir.
Madde 82. (Yasama yetkisinin devri), (Kanun metinlerinin gözden geçirilmesi)
Parlamento yukarıda geçen maddenin içermediği özel konularda kanun hükmünde kararname yetkisi verebilir.
Amacı çeşitli maddelerden oluşan metinler oluşturmak olduğunda bir temel kanun yoluyla veya birkaç hukuki metni tek bir metinde birleştirmek bir olağan kanun yoluyla yasama yetkisi devredilebilir.
Yasama yetkisi Hükümete açıkça belirli amaçlar ve uygulanması için sabit bir zaman sınırıyla verilmelidir. Yetki devri, Hükümet söz konusu düzenlemeyle ilgili uygun yönetmelikleri yayınladığında sona erer. Bu yetkinin, zımnen veya sınırsız verildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Hükümete verilen yetkinin kendisi dışında bir başka makama devri söz konusu olamaz.
Temel kanunlar, yasama yetkisinin devrinin kesin amacını ve kapsamını ve aynı zamanda bunun kullanılmasında izlenecek ilke ve kriterleri tanımlar.
Hukuki metinlerin gözden geçirilmesi yetkisi, girişimdeki yasama kapsamını belirler, tek bir metnin oluşturulmasıyla veya birleştirilecek kanun metinlerinin düzenlenmesi, açıklığa kavuşturulması ve uyumlaştırılması ile sınırlı olup olmadığını belirler.
Girişimler, mahkeme kararlarına halel getirmeksizin, her bir durum için kontrol formülleri koyabilir.
Madde 83. (Temel kanunların sınırlandırılması)
Temel kanun hiçbir şekilde:
a) Temel kanunun kendisini değiştirmeye yetki vermez;
b) Geriye dönük düzenleme yapma yetkisi vermez.
Madde 84.
Hükümet dışı bir kanun ya da değişikliğin, mevcut geçerli yasama inisiyatifine karşı olması durumunda, Hükümet oylanmasına muhalefet edebilir. Bu durumda, inisiyatifin tamamen veya kısmen iptali için Hükümet dışı bir kanun sunulur.
Madde 85. (Kanun hükmünde kararnameler)
Devredilen yasama yetkisi içeren Hükümet kararları “Kanun Hükmünde Kararname” adını alır.
Madde 86. (Kanunlar ve geçerlilikleri)
Olağanüstü durumlarda ve acil ihtiyaç halinde, Hükümet, temel Devlet kurumlarının yönetimini, Başlık 1, altında bulunan hakları, görevleri ve özgürlükleri, özerk toplulukların sistemlerini veya Genel Seçim Kanununu etkilemeyecek olan, kanun hükmünde kararname biçiminde geçici önlemler alabilir.
Kanun hükmünde kararnameler, hâlihazırda oturum halinde değilse bile toplantıya çağrılarak, derhal Kongreye sunulur. Bu kararnameler, yayımlanmalarından itibaren otuz gün içinde bütün olarak görüşülmeli ve oylanmalıdırlar. Kongre, belirtilen süre içinde, bu amaçla İçtüzük hükümlerince belirlenen özel özet usulüyle, onaylanması lehine veya iptali yönünde iradesini açıkça beyan etmelidir.
Yukarıda belirtilen fıkrada belirlenen süre içinde, bu kararnamelerin Parlamento tarafından kabulü, acil durum usulüyle, Hükümet kanun Tasarılarınınkiyle aynı olabilir.
Madde 87. (Kanun girişimi), (Özerk Toplulukların Kanun girişimi), (Halkın Kanun girişimi)
Hükümet, Kongre ve Senato, Anayasa ve Meclislerin İçtüzüklerine uygun olarak, kanun teklifi vermeye yetkilidir.
Özerk Toplulukların Meclisleri Hükümetten bir kanun Tasarısını geçirmesini talep edebilir veya Kongre Daimi Komitesine hükümet dışı bir kanun Tasarısı verebilir ve bu Tasarıyı savunmak için en fazla üç Meclis üyesini vekil tayin edebilir.
Bir kuruluş kanunu Hükümet dışı kanun Tasarılarının verilmesiyle ilgi olarak halkın girişiminin şekil ve şartları belirler. Her durumda, en az 500,000 onaylı imza şarttır. Bu girişim, kuruluş kanunu, vergilendirme, uluslararası ilişkiler veya affa ilişkin ayrıcalık konularında olamaz.
Madde 88. (Hükümetin Kanun Tasarıları)
Hükümetin kanun Tasarıları, Bakanlar Kurulu tarafından kabul edilir ve üzerinde karara varabilmek için gerekçeleriyle birlikte Kongre’ye gönderilir.
Madde 89. (Hükümet dışı Kanun Tasarısı)
Hükümet dışı kanun Tasarıları Meclislerin İçtüzüklerince, Hükümetin kanun Tasarılarına verilen önceliğin, 87’nci maddede belirtilen koşullarda kanun teklifi sunma hakkının kullanılmasını engellemeyecek şekilde ele alınır.
87’nci madde hükümlerine uygun olarak Hükümet dışından gelen kanun Tasarıları, kanunlaşmaları için Kongreye gönderilir.
Madde 90. (Senato’nun yasama faaliyeti)
Hükümetin normal ya da kuruluşla ilgili bir kanun Tasarısı Kongre’de kabul edildiğinde, Meclis Başkanı derhal Senato Başkanı’na bununla ilgili rapor verir. Senato Başkanı da ele alınmak üzere Senato’ya sunar.
Senato, kanun Tasarısı metnini almasından itibaren iki ay içinde, bir mütalaa ile birlikte, Tasarıyı veto edebilir veya değişiklikler getirebilir. Veto kararının salt çoğunlukla alınması gerekir. Tasarı, veto durumunda, Kongre ilk metni salt çoğunlukla (veya verildiğinden itibaren iki ay geçmişse basit çoğunlukla) onaylamış veya değişikliklere ilişkin olarak, kabul edip etmeme konusunda basit çoğunlukla karar almadıkça Kral’a sunulamaz.
Senato’ya bir kanun Tasarısını veto etme veya değiştirme için verilen iki aylık süre, Hükümet veya Kongre tarafından acil ilan edilen Tasarılar için yirmi takvim gününe düşer.
Madde 91. (Kanunların onayı ve yayımlanması)
Kral, onbeş gün içinde, Parlamentodan geçen kanunları onar ve ilan eder, derhal yayımlanmasını emreder.
Madde 92. (Referandum)
Özel önem taşıyan siyasi kararlar bir referandumla tüm vatandaşların oyuna sunulabilir.
Referandum, Kongrenin verdiği yetki ardından Başbakanın önerisiyle, Kral tarafından ilan edilir.
Bir kuruluş kanunu, bu anayasada belirtilen farklı referandum türleri için koşulları ve usulleri düzenler.
Bölüm III.
Uluslararası Antlaşmalar
Madde 93. (Uluslararası Antlaşmalar)
Bir kuruluş kanunu aracılığıyla, anayasadan alınan yetkinin, uluslararası bir kuruluş ya da kuruma verildiği antlaşmaların sonuçlandırılması için yetki verilebilir. Duruma göre, bu antlaşmalara ve yetki verilen uluslararası ve uluslarüstü kurumların aldığı kararlara uyulmasını temin etmek Parlamento ve Hükümetin görevidir.
Madde 94. (Belirli uluslararası antlaşmalar için Parlamentonun yetkilendirilmesi)
Devlet, antlaşmalar veya sözleşmelerle yükümlülük altına girmeden önce, aşağıdaki durumlarda Parlamentodan ön izin alır:
a) Siyasi nitelikte anlaşmalar;
b) Antlaşmalar ya da askeri nitelikte anlaşmalar;
c) Devlet toprak bütünlüğünü veya Başlık I altında temel hak ve ödevleri etkileyen antlaşmalar veya sözleşmeler;
d) Hazineye mali yükümlülük getiren anlaşmalar veya sözleşmeler;
e) Bir kanunun iptali ve değişikliğini içeren veya uygulanabilmesi için kanuni önlem gerektiren antlaşma ve sözleşmeler.
Kongre ve Senato’ya diğer anlaşmaların veya sözleşmelerin yapılması hususunda derhal bilgi verilir.
Madde 95. (Uluslararası antlaşmalar ve Anayasa)
Anayasaya aykırı hükümler içeren herhangi bir uluslar arası anlaşmanın sonuçlandırılması önce Anayasa değişikliği gerektirir.
Hükümet veya Meclislerden biri, Anayasa Mahkemesinden herhangi bir Anayasaya aykırılık olup olmadığını bildirmesini isteyebilir.
Madde 96. (Antlaşma ve Sözleşmelerin İptali ve Feshi)
Geçerli biçimde sonuçlandırılan uluslararası antlaşmalar, İspanya’da resmi olarak yayımlandıktan sonra iç hukuk düzeninin bir parçası olur. Bu antlaşmaların hükümlerinin iptali, değiştirilmesi veya askıya alınması için, sadece antlaşmaların kendi içinde bulunan usullere veya uluslararası hukukun genel kurallarına uygun işlem yapılabilir.
Uluslararası antlaşmalar ve sözleşmelerin feshi için de, 94’üncü maddede bunlara girilirken belirtilen aynı usuller kullanılır.
Kısım IV.
Hükümet ve Yönetim
Madde 97. (Hükümet)
Hükümet, Devletin iç ve dış siyasetini, hukuki ve askeri idaresini ve savunmasını yönlendirir. anayasa ve kanunlar uyarınca yürütme ve kanuni yetkiyi Hükümet kullanır.
Madde 98. (Hükümetin oluşumu ve Statüsü)
Hükümet, Başbakan, Başbakan yardımcıları, Bakanlar ve kanunla tesis edilebilecek diğer üyelerden oluşur.
Başbakan, Hükümetin faaliyetlerini yönlendirir ve görevlerini yerine getirmelerinde yeterlik doğrudan sorumluluklarına halel getirmeksizin, diğer üyelerin görevlerini koordine eder.
Hükümet üyeleri, ne Parlamentonun kendilerine devrettiği temsil fonksiyonlarından başkasını ne de kendi görevleri dışında bir kamu görevini yürütebilirler ve ne de bunlarla ilgili herhangi bir mesleki veya ticari faaliyetle meşgul olabilirler.
Hükümet üyelerinin statüleri ve görevleriyle bağdaşmayan eylemleri kanunla düzenlenir.
Madde 99. (Başbakanın atanması), (Güvenoyu)
Kongre’nin yenilenmesinden sonra ve anayasa’da belirtilen diğer durumlarda, Kral, Parlamento’da temsil edilen siyasi gruplarca atanmış temsilcilere ve Kongre Başkanına danıştıktan sonra, bir Başbakan adayı belirler.
Yukarıdaki fıkradaki hükümlere göre gösterilen aday, Kongre’ye kurmayı düşündüğü Hükümetin programını sunar ve Meclislerden güvenoyu ister.
Kongre, üyelerinin salt çoğunluğunun oylarıyla söz konusu adaya güvenini bildirirse, Kral kendisini Başbakan olarak atar. Salt çoğunluk elde edilemediği takdirde, İlk oylamadan kırk sekiz saat sonra yeni bir oylama yapılır ve basit çoğunluk oyları ile kabul edilirse güvenoyu aldığı kabul edilir.
Bu oylamadan sonra, aday güvenoyu alamamışsa, yukarıdaki fıkralarda belirtildiği şekilde birbirini izleyen teklifler oylanır.
Eğer, atama için ilk oylamadan itibaren iki ay içinde hiçbir aday Kongre’nin güvenoyunu alamazsa, Kral Kongreyi fesheder ve, Kongre Başkanının da onayıyla, yeni seçime götürür.
Madde 100. (Bakanların atanması)
Hükümetin diğer üyeleri Başkanın teklifi üzerine Kral tarafından atanır ve görevden alınır.
Madde 101. (Hükümetin görevinin bitmesi)
Hükümet, anayasada belirtildiği üzere, Parlamento’nun güvenini alamaması durumunda veya Başbakanın istifası veya ölümü durumunda, seçimleri gerçekleştirdikten sonra istifa eder.
Yeni Hükümet göreve kadar, eski Hükümet iktidarda kalır.
Madde 102. (Hükümetin üyelerinin sorumluluğu)
Başbakan ve Hükümetin diğer üyeleri, icap ederse, Yargıtay Ceza Dairesi önünde, cezai sorumlu tutulabilir.
Eğer suçlama, görevleri sırasında vatana ihanet veya Devletin güvenliğine karşı işlenen herhangi bir suçla ilgiliyse, sadece Kongre üyelerinin üçte birinin teklifiyle görüşülebilir ve salt çoğunluğuyla karar alınır.
Kraliyetin af yetkisi bu maddede belirtilen durumlarda geçerli değildir.
Madde 103. (Kamu Yönetimi), (Memurların Statüsü)
Kamu yönetimi, tarafsız olarak kamu yararına hizmet eder ve adalet ve kanunlara tam tabi olarak, verimlilik, hiyerarşi, yerinden yönetim, yetkilerin dağıtılması ve koordinasyon ilkelerine uygun olarak faaliyet gösterir.
Devlet Yönetiminin organları kanunlarla oluşturulur, yönetilir ve koordine edilir.
Kanun devlet memurlarının statüsünü, liyakat ve yetenek ilkelerine göre memuriyete girişlerini, sendikalara girme haklarının kullanılmasındaki özel durumlarını, memuriyetle bağdaşmayan eylemlerini ve görevlerini yapmalarını sırasında tarafsızlıklarıyla ilgili teminatları düzenler.
Madde 104. (Devlet Güçleri ve Güvenlik Güçleri)
Güvenlik Güçleri ve Hükümetin hizmetindeki Birliklerin görevi hak ve özgürlüklerin serbestçe kullanılmasını korumak ve vatandaşların güvenliğini teminat altına almaktır.
Güvenlik Güçleri ve Birliklerin görevleri, faaliyetlerinin temel ilkeleri ve statüleri bir kuruluş kanunuyla belirlenir.
Madde 105. (Vatandaş Katılımı)
Kanun aşağıdaki konuları düzenler:
a) Kendilerini etkileyecek idari hükümleri oluşturma sürecinde, vatandaşları, doğrudan veya kanunun tanıdığı kuruluş ve dernekler aracılığıyla dinleme;
b) Devletin güvenlik ve savunması, suç soruşturmaları ve bireylerin özel hayatı dışındaki konularda, idari dosya ve kayıtlara erişimi;
c) İlgili tarafları dinlemeyi teminat altına alan, idari dava açma usulleri.
Madde 106. (İdarenin Yargı Denetimi)
Mahkemeler yönetmelik çıkarma yetkisini ve hukukun üstünlüğünün idari eylemlerde hâkim olmasını güvence altına almak ve ayrıca idari eylemlerin onu haklı çıkaran amaçlara bağlı olduğunu temin etmek için kontrol eder.
Özel şahıslar, Mücbir sebep halleri dışında, kamu hizmetlerinin faaliyetlerinden doğan bir zarar olduğunda, kanunun belirlediği şartlarda, mülkiyetlerine veya haklarına gelen zararlar için tazmin edilmeye hak kazanır.
Madde 107. (Danıştay)
Danıştay, Hükümetin yüksek danışma organıdır. Oluşumu ve yetkisi bir kuruluş kanunu ile düzenlenir.
Kısım V.
Hükümet ve Parlamento arasındaki
ilişkiler
Madde 108.(Hükümetin Parlamentoya karşı sorumluluğu)
Hükümet, siyasi yönetimi için Kongreye karşı müştereken sorumludur.
Madde 109. (Meclislerin Bilgi İsteme hakkı)
Meclisler ve Komisyonları, ihtiyaç duydukları bilgiyi, kendi Başkanları aracılığıyla, Hükümetten ve Devlet Dairelerinden ve Devletin herhangi bir kurumundan veya Özerk Topluluklardan isteyebilir.
Madde 110. (Meclislerde Hükümet)
Meclisler ve Komisyonlar Hükümet üyelerini toplantıya çağırabilir.
Hükümet üyeleri Meclislerin ve Komisyonların toplantısına katılma ve konuşma hakkına sahiptir ve kendilerine bağlı Dairelerinden görevlilerin buralarda rapor vermesini isteyebilirler.
Madde 111. (Gensoru ve sorular)
Hükümet ve her bir üyesi Meclislerdeki genel görüşme önerilerinin (gensoru) ve soruların muhatabı olabilir. İçtüzük bu tür görüşmeye en az bir hafta ayırır.
Herhangi bir genel görüşme isteği Meclisin görüşünü ilan ettiği bir önergeye neden olabilir.
Madde 112. (Güven konusu)
Başbakan, Bakanlar Kuruluna danıştıktan sonra, programı veya genel siyasi durum için Kongre’den güvenoyu isteyebilir. Vekillerin basit çoğunluğu lehte oy kullandığında güvenoyu alınmış kabul edilir.
Madde 113. (Gensoru Önergesi)
Kongre, üyelerinin salt çoğunluğuyla bir gensoru önergesi kabul ederek Hükümetin politikasını sorgulayabilir.
Gensoru önergesi, Milletvekillerinin en az onda biri tarafından verilmeli ve bir Başbakan adayı da göstermelidir.
Gensoru önergesi, verildikten en az beş gün sonra görüşülebilir. Bu sürenin ilk iki günü boyunca, alternatif öneriler sunulabilir.
Gensoru önergesi Kongre’de kabul edilmezse, önergeyi verenler aynı oturum sırasında başka bir önerge sunamazlar.
Madde 114 (Hükümetin istifası)
Kongre Hükümetten güvenoyunu çekerse, Hükümet Krala istifasını sunar ve bundan sonra 99’uncu madde hükümleri uyarınca bir Başbakan adayı açıklanır..
Kongre gensoru önergesini kabul ettiğinde, Hükümet Krala istifasını sunar, bu arada gensoru önergesinde önerilen aday 99’uncu maddede belirtilen amaçlar için güvenoyu almış kabul edilir. Kral onu Başbakan olarak atar.
Madde 115 (Meclislerin feshi)
Başbakan, Bakanlar Kuruluyla görüştükten sonra, kendi münhasır sorumluğunda, Kongre’nin, Senato’nun veya Parlamento’nun (Cortes Generales) feshini önerebilir ve Kral bu öneri hakkında karar verir. Fesih kararı seçim tarihini belirler.
99’uncu maddesinin beşinci fıkrasında belirtilen hüküm dışında, ilk feshin üzerinden bir yıl geçmeden ikinci bir fesih olamaz.
Madde 116 (Acil durum), (Olağanüstü Hal), (Sıkıyönetim)
Bir kuruluş kanunu, acil durum, olağanüstü hal ve sıkıyönetim durumunu ve ilgili yetki ve sınırlamaları düzenler.
Acil durum, Hükümet tarafından, en fazla on beş gün için, Bakanlar Kurulu tarafından hazırlanan bir kararname ile ilan edilir. Kongre bilgilendirilir ve bu amaçla derhal toplanır. Kongrenin izni olmaksızın bu süre uzatılamaz. Kararname, ilan edilen acil durumun uygulanacağı bölgeyi belirler.
Sıkıyönetim, Hükümet tarafından, Kongrenin ön onayı alındıktan sonra, Bakanlar Kurulu tarafından hazırlanan bir kararname ile ilan edilir. Olağanüstü hal yetkisi ve ilanı özellikle hükümlerini, uygulanacağı bölgeyi ve süreyi belirtilmelidir, ki bu süre otuz günü geçemez ve bir başka otuz günlük süre için aynı koşullarda uzatılmaya tabidir.
Sıkıyönetim, münhasıran Hükümetin önerisiyle, Kongredeki milletvekillerinin salt çoğunluğu ile ilan edilir. Kongre uygulanacağı bölge, süre ve koşulları belirler.
Kongre, bu maddede belirtilen hallerin herhangi biri yürürlükteyken feshedilemez ve Meclisler toplantı döneminde değillerse, kendiliğinden toplanmalıdır. Diğer anayasal Devlet kurumları gibi, Meclislerin fonksiyonları da bu hallerde kesintiye uğratılamaz.
Kongre’nin feshedilmesi veya döneminin sona ermesi durumunda, bu hallerden herhangi birine yol açacak bir durum ortaya çıkarsa, Kongre’nin yetkileri Daimi Temsilciler Komisyonu’nca üstlenilir.
Acil durum, olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilanı, Hükümetin veya Anayasa ve kanunlarca tanınan kurumlarının sorumluluğu ilkesini değiştirmez.
Kısım VI.
Yargı Erki
Madde 117. (Yargı bağımsızlığı), (Hâkimlerin görev süresi güvencesi), (Yargılamada birlik)
Adaletin kaynağı halktır ve Kral adına, bağımsız, azlolunamaz ve sadece hukukun üstünlüğü karşısında sorumlu olan adliyenin hâkimleri tarafından idare edilir.
Hâkimler, sadece kanunların belirttiği sebeplerle görevden alınabilir, işlerine ara verilebilir veya emekli edilebilirler ve kanun güvencesi altındadırlar.
Her tür davada, hem karar verirken hem de kararı uygulatırken, yargı yetkisinin kullanımı, muhakeme usullerine göre, münhasıran kanunlar tarafından kurulan mahkemelerin yetkisinde bulunmaktadır.
Mahkemeler, sadece yukarıdaki fıkrada belirtilen yetkileri ve kanunlarla bir hakkın teminatı olarak açıkça kendilerine verilenleri uygular.
Yargılamada birlik ilkesi mahkemelerin kuruluş ve çalışmalarının temelini oluşturur. Kanun, askerî yargı uygulamasını kesinlikle askerî sınırlar içinde ve sıkıyönetim durumunda, Anayasa ilkelerine göre düzenler.
İtiraz mahkemeleri yasaktır.
Madde 118. (Yargıyla işbirliği)
Hâkimlerin ve Mahkemelerin karar ve kesinleşmiş hükümlerinin uygulanması zorunlu olduğu gibi, duruşmalar ve hükümlerin uygulanması sırasında gerektiğinde işbirliği yapmak da zorunludur.
Madde 119. (Adalet bağımsızlığını korur)
Böylece kanunla sağlanan Adalet serbest kalacaktır ve her durumda, dava için yeterli imkanlara sahip olmayanlar açısından da böyle olacaktır.
Madde 120. (Yargılamanın açıklığı)
Muhakeme usulleri kanununda belirtilen istisnalar dışında, adli muameleler alenidir.
Özellikle ceza davalarında, yargılama ağırlıklı olarak sözlü yapılır.
Kararlar daima gerekçeli olur ve açık duruşmada okunur.
Madde 121. (Adli hatalardan kaynaklanan zararlar)
Adli hatalardan veya adli yönetimdeki düzensizliklerden kaynaklanan zarar, kanuna uygun olarak, Devlet tarafından tazmin edilir.
Madde 122. (Mahkemeler), (Hâkimler Genel Kurulu)
Adalet Teşkilatı Kanunu, Mahkemelerin oluşturulması, çalışması ve denetimini belirlediği gibi, tek bir organı meydana getiren Hâkimlik mesleğindekileri ve adalete hizmet eden personeli de belirler.
Yönetim organı Hâkimler Genel Kuruludur. Bir kuruluş kanunu, kurulun statülerini ve üyelikle bağdaşmayan durumları ve özellikle atamalar, terfiler, soruşturma ve disiplin sistemiyle ilgili fonksiyonları belirler.
Hâkimler Genel Kurulu, başkanlık edecek olan Yargıtay Başkanı ve Kral tarafından beş yıllık bir dönem için atanan, aralarında teşkilat kanununca belirlenen şartlarda, tüm adli kategorilerden on iki hâkimin de bulunduğu yirmi üyeden oluşur. Yirmi yıllık mesleki deneyimi olan ve yeterlikleri kabul edilen avukat ve diğer hukukçular arasından dört üye Kongre tarafından ve dört üye de Senato tarafından, üyelerinin beşte-üçünün oylarıyla seçilerek aday gösterilir.
Madde 123. (Yargıtay)
İspanya’nın tamamında yargı yetkisi olan Yargıtay, Anayasal güvencelerle ilişkin hükümlerle ilgili olanlar dışında, hukukun tüm dallarında en yüksek yargı organıdır.
Yargıtay Başkanı, Hâkimler Genel Kurulu’nun kanunla belirlenen şekilde önerilerek Kral tarafından atanır.
Madde 124. (Cumhuriyet Savcılığı), (Cumhuriyet Başsavcısı)
Diğer organlara verilen yetkilere halel getirmeksizin, Cumhuriyet Savcılığının görevi, kendiliğinden veya ilgili tarafların talebi üzerine, kanunlarla korunan hukukun üstünlüğü, vatandaşların hakları ve kamu yararının savunulmasında adaletin işletilmesini geliştirmek ve bunun yanı sıra mahkemelerin bağımsızlığını korumak ve bunlar aracılığıyla toplum çıkarını gerçekleştirmektir.
Cumhuriyet Savcılığı, her durumda hukukun üstünlüğü ve tarafsızlık ilkelerine tabi olarak, davaların birliği ve hiyerarşik bağımlılık ilkeleri çerçevesinde kendi organlarıyla görev yapar.
Cumhuriyet Savcılığının kuruluş statüsü kanuna düzenlenir.
Cumhuriyet Başsavcısı, Hükümet tarafından aday gösterilir ve Hâkimler Genel Kuruluna danıştıktan sonra Kral tarafından atanır.
Madde 125. (Jüri oluşturulması)
Vatandaşlar popüler davalarda görev alabilirler, Jüri kurumu yoluyla, kanunun belirleyebileceği şekilde ve bunlarla ilgili olarak ve ayrıca mutat ve geleneksel mahkemelerde, adaletin yönetimine katkıda bulunurlar.
Madde 126. (Adli Zabıta)
Adli zabıta, kanunun belirttiği şartlarda, cinayetin ortaya çıkarılması ve suçluların bulunması görevini yerine getirirken hâkimlere, Mahkemelere ve savcıya karşı sorunludur.
Madde 127. (Hâkimlik ve Savcılık göreviyle bağdaşmayan durumlar)
Hâkimler ve savcılar, fiilen görev yaptıkları sure boyunca, başka bir kamu görevi üstlenemezler, siyasi partilere veya sendikalara üye olamazlar. Kanun, hâkimler ve savcılar için mesleki örgütlenme yöntem ve sistemlerini belirler.
Kanun, yargı mensuplarının tam bağımsızlığını sağlamak üzere, görevleriyle bağdaşmayacak durumları belirler
Kısım VII.
Ekonomi ve Maliye
Madde 128. (Zenginliğin Kamu işlevi)
Sahipliğinden bağımsız olarak, ülkenin çeşitli şekillerdeki tüm zenginlikleri kamu yararına tabidir.
Ekonomik faaliyetlerde kamu girişimi tanınmıştır. Özellikle tekel durumlarında, kamu sektörüne temel kaynaklar ve hizmetler kısıtlanabilir. Aynı şekilde, kamu çıkarı gerektirdiğinde, şirketlere müdahale kararı alınabilir.
Madde 129. (Şirketlere ve Kamu Kurumlarına katılım)
Kanun, Sosyal Güvenlik ve çalışmaları yaşam kalitesini veya genel refahı doğrudan etkileyen kamu kuruluşlarının faaliyetlerine katılım biçimlerini belirler.
Kamu makamları şirketler içinde çeşitli katılım biçimlerini etkin olarak teşvik eder ve uygun mevzuatla kooperatifleri özendirir. Aynı zamanda işçilerin üretim araçlarına kolay erişimi için vasıtalar oluşturur.
Madde 130. (Kamu Sektörünün kalkınması)
Kamu makamları, tüm İspanyolların yaşam standartlarını aynı seviyeye getirmek için, özellikle tarım, büyükbaş hayvan yetiştiriciliği, balıkçılık ve el sanatları olmak üzere, tüm ekonomik sektörlerin modernizasyonu ve kalkınmasına hizmet eder.
Aynı amaçla, dağlık alanlara özel muamele yapılır.
Madde 131. (Ekonomik faaliyetlerin planlanması)
Devlet, kanun aracılığıyla, toplu ihtiyaçları karşılamak, bölgesel ve sektörsel kalkınmayı dengelemek ve uyumlulaştırmak ve gelir artışı ve zenginliği ve bunun daha eşit dağılımını kamçılamak için genel ekonomik faaliyetleri planlar.
Hükümet, Özerk Topluluklardan gelen tahminlere ve sendikalar ve diğer meslek, iş ve finans kuruluşlarının tavsiyeleri ve işbirliğine göre planlama projeleri hazırlar. Bu amaçla, oluşumu ve görevleri kanunla belirlenen bir konsey kurulur.
Madde 132. (Kamu varlıkları)
Kamu malını ve ortak mülkiyeti düzenleyen hukuk sistemi, bunların devredilemez ve daimi olmaları ve bağlanma veya ipotek altına alınamamaları ilke çerçevesinde, kanun tarafından düzenlenir.
Devletin kamusal alandaki mülkiyeti kanunla belirlenir ve her durumda
kıyıları, kumsalları, kara sularını ve ekonomik bölge doğal kaynaklarını ve kıta sahanlığını içerir.
Devlet ve Ulusal Miras ve bunların yönetimi, korunması ve saklanması kanunla düzenlenir.
Madde 133. (Vergi Kurumu)
Temel vergi toplama yetkisi kanunla Devlete verilmiştir.
Özerk Topluluklar ve yerel kurumlar, Anayasa ve kanunlarla uyum içinde vergi koyabilir.
Devletin vergilerini etkileyen herhangi bir mali fayda kanun yoluyla belirlenmelidir.
Kamu İdareleri sadece kanunlara uygun olarak mali sorumluluk üstlenebilir ve masraf yapabilirler.
Madde 134. (Devlet bütçesi)
Devlet Bütçesini Hükümet hazırlar ve Parlamento (Cortes Generales) inceler, değişiklik yapar ve onaylar.
Devlet Bütçesi yıllık hazırlanır ve Devlet kamu sektörünün bütün gelir ve harcamalarını içerir ve Devletin vergilerini etkileyen mali faydaların miktarı kaydolunur.
Hükümet, bir önceki yıla ait bütçenin sona ermesinden en az üç ay önce Devlet Bütçesini Kongre’ye sunmalıdır.
Eğer Devlet Bütçesi, ilgili mali yılın ilk gününden önce kabul edilmezse, bir önceki yılın bütçesi, yenisi onaylanıncaya kadar, kendiliğinden uzatılır.
Devlet Bütçesi onaylandığında, Hükümet, ilgili mali yıla denk düşen kamu harcamalarındaki artışlar veya gelirlerdeki düşüşlerle ilgili kanun Tasarıları verebilir.
Hükümet dışından, kredilerde bir artış veya bütçe gelirlerinde bir düşüş içeren bir kanun Tasarısı veya değişikliği, kabulünden önce Hükümetin onayını alması gerekir.
Bütçe Kanunu yeni vergiler koyamaz. Ayrı bir vergi kanunu bununla ilgili hüküm koymuşsa değişiklik yapabilir.
Madde 135. (Kamu borcu)
Hükümete, kanunla kamu borçlanma senetleri veya bonolar çıkarma yetkisi verilmelidir.
Devlet kamu borçlarının faiz ve anaparasını karşılamak için krediler her zaman bütçe harcamaları içinde anlaşılmalıdır ve çıkarma kanununun koşullarına uyduğu sürece değişiklik veya modifikasyona tabi olamaz.
Madde 136.(Sayıştay)
Sayıştay devletin ve kamu sektörünün hesaplarını ve mali yönetimini denetlemekle görevli en üst organdır.
Doğrudan Parlamento’ya (Cortes Generales) karşı sorumludur ve Devletin genel hesaplarını incelerken ve doğrularken Parlamentonun kendisine verdiği yetkiyi kullanarak görev yapar.
Devletin ve Devlet kamu sektörünün Hesapları Sayıştay’a gönderilir ve Sayıştay tarafından denetlenir.
Sayıştay, kendi yetkilerine halel getirmeksizin, Parlamento’ya (Cortes Generales) yıllık rapor sunar ve kendi görüşüne göre ihlaller ve maruz kalınan borçlanmalar konusunda Parlamentoyu bilgilendirir.
Sayıştay üyeleri de hâkimler gibi azledilmeme güvencesinden yararlanır ve hâkimlerdeki gibi görevleriyle bağdaşmayan durumlarla ilgili kurallara tabidir.
Sayıştayın oluşumu, teşkilatlanması ve görevleri bir kuruluş kanunuyla düzenlenir.
Kısım VIII.
Devletin Bölgesel Teşkilatlanması
Bölüm I.
Genel ilkeler
Madde 137. (Şehirler, İller ve Özerk Topluluklar)
Devlet bölgesel olarak şehir, il ve kurulabilecek Özerk Topluluklar halinde teşkilatlanmıştır. Bütün bu organlar, kendi işlerinin yönetimiyle ilgili özyönetim hakkına sahiptir.
Madde 138. (Birlik ve Bölgesel Eşitlik)
Devlet, Anayasanın 2’nci maddesinde bulunan birlik ilkesinin etkin uygulamasını güvence altına alır, İspanya’nın farklı bölgeleri arasında adil ve yeterli ekonomik denge kurulmasını temin eder ve adalarla ilgili koşullara özel dikkat sarf eder.
Farklı Özerk Topluluklar arasındaki farklılıklar hiçbir şekilde ekonomik ve sosyal ayrıcalık getirmez.
Madde 139. (İspanyolların Devlet Topraklarında Eşitliği)
Devlet topraklarının her yerinde tüm İspanyollar aynı haklara ve yükümlülüklere sahiptir.
Hiçbir makam, doğrudan ya da dolaylı, İspanyol topraklarında dolaşım ve yerleşme özgürlüğünü ve malların serbest dolaşımını engelleyecek önlemler alamaz.
Bölüm II.
Yerel Yönetim
Madde 140. (Özerklik ve Yerel Demokrasi)
Anayasa, tam tüzel kişiliği olan şehirlerin özerkliğini güvence altına alır. Yönetim ve idareleri, Belediye Başkanları ve Meclis Üyelerinden oluşan Şehir Konseylerine aittir. Meclis Üyeleri şehir halkı tarafından genel, eşit, serbest ve gizli oyla, kanunun belirlediği şekilde seçilir. Belediye Başkanları Meclis Üyeleri veya şehir halkı tarafından seçilir. Kanun, açık konsey sisteminin geçerli olduğu koşulları düzenler.
Madde 141. (İller. Adalar)
İl, Devletin faaliyetlerini yerine getirmek için, şehirlerin bir araya gelmesiyle ve bölgesel bölümleme ile belirlenen, kendi tüzel kişiliği olan yerel bir oluşumdur. İl sınırlarındaki herhangi bir değişiklik Parlamento tarafından bir kuruluş kanunuyla onaylanmalıdır.
İllerin idaresi ve illerin özerk yönetimlerinin yetkisi İl Konseylerine (“Diputaciones”) veya temsil karakteri olan diğer kurumlara verilir.
İllerin dışında şehir grupları da oluşturulabilir.
Takımadalarda, adaların da “Cabildo” ya da Konsey biçiminde kendi yönetimleri olabilir.
Madde 142. (Yerel maliyetler)
Yerel maliyelerin, ilgili kurumlara verilen görevlerin yapılabilmesi için yeterli kaynakları olmalıdır ve Devlet vergilerinden ve Özerk Toplulukların vergilerinden aldıkları pay kadar, temelde kendi koydukları vergilerle finanse edilirler.
Bölüm III.
Özerk Topluluklar
Madde 143. (Özerk Toplulukların Özyönetimi), (Özerklik girişimi)
Anayasanın 2’nci maddesinde tanınan özyönetim hakkının kullanılmasında, ortak tarihi, kültürel ve ekonomik özelliklere sahip sınırdaş iller, tarihi olarak bölge statüsünde olan ada toprakları, bu Başlık altında ve ilgili Statülerinde bulunan hükümlere göre, özyönetim şeklini kabul edebilir ve Özerk Topluluklar oluşturabilirler.
Özyönetime yönelik bir girişim başlatma hakkı söz konusu İl Konseylerine veya buna denk gelen adalar arası organa ve nüfusları, her bir il veya adanın en azından seçmenlerinin çoğunluğunu temsil eden şehirlerin üçte ikisine aittir. Söz konusu yerel Kurumlar tarafından bu amaçla yapılan başlangıç anlaşmasından itibaren altı ay içinde bu şartların yerine getirilmesi gerekir.
Bu girişimin başarılı olmaması durumunda, tekrarlanabilmesi için beş yıl geçmesi gerekir.
Madde 144. (Özerk Toplulukların Özyönetimi), (Özerklik girişimi)
Parlamento (Cortes Generales) ulusal çıkarlar adına ve bir kuruluş kanunu aracılığıyla:
a) Arazi alanı bir ilin alanından daha fazla olmaması ve 143’üncü madde birinci fıkrasında sıralanan özellikleri taşımaması koşuluyla, bir Özerk Topluluk kurmaya yetki verir;
b) İl teşkilatının parçası olmayan topraklar için, duruma göre bir Özerklik Statüsü verir;
c) 143’üncü maddenin ikinci fıkrasında sözü edilen yerel Kurumların girişimini devralır.
Madde 145. (Özerk Topluluklar arasında işbirliği)
Özerk Topluluklar federasyonuna hiçbir koşulda izin verilmez.
Statüler, Özerk Toplulukların, yönetim için aralarında anlaşmalar yapabilecekleri durumlar, şartlar ve koşulları ve kendileriyle ilgili konulardaki hizmetlerin verilmesi ve bunun yanı sıra, takip eden Parlamento ile iletişimin niteliği ve etkilerini öngörebilir. Diğer tüm durumlarda, Özerk Topluluklar arasındaki işbirliği anlaşmaları Parlamentonun onayını gerektirir.
Madde 146. (Statülerin hazırlanması)
Statü taslağı, İl Konseyi veya söz konusu illerin adalar arası kurumundan üyeler ve bunların içinden seçilen Senatörler ve Milletvekillerinden oluşan bir Meclis tarafından hazırlanır ve kanunlaştırılması için Parlamento’ya gönderilir.
Madde 147. (Özerklik Statüleri), (Özerklik Statülerinin değiştirilmesi)
Anayasa hükümleri uyarınca, Statüler her Özerk Topluluğun temel kurumsal kurallarını oluşturur ve Devlet bunları tanır ve kendi hukuk düzeninin ayrılmaz bir parçası olarak muhafaza eder.
Özerklik Statüleri şunları içermelidir:
a) Topluluğun, tarihi kimliğinin en yakın karşılığı olan adı;
b) bölgesinin sınırları
c) kendi özerk kurumlarının adı, teşkilatı ve merkezi;
d) Anayasanın belirlediği çerçeve içinde kabul edilen yetkiler ve bunlara karşılık gelen hizmetlerin aktarılması için temel koşullar.
Statülerin değiştirilmesi bununla ilgili öngörülen usule uygun olacaktır ve her durumda bir kuruluş kanunu yoluyla Parlamentonun onayını gerektirir.
Madde 148. (Özerk Toplulukların Yetkileri)
Özerk Topluluklar aşağıdaki konularda yetki üstlenebilir:
i) Kendi özyönetim kurumlarının teşkilatlanması;
ii) Kendi bölgeleri içindeki şehir sınırlarında değişiklik ve genel olarak, aktarılmaları için yerel yönetim tarafından mevzuatla yetki verilen yerel Kurumlara ilişkin Devlet Yönetimiyle ilgili fonksiyonlar;
iii) Şehir ve kırsal kesim planlaması ve konut;
iv) Kendi bölgesi içinde, Özerk Topluluğun yararına olan bayındırlık işleri;
v) Güzergahları münhasıran Özerk Topluluğun bölgesi içinde olan yollar ve demiryolları ve yukarıdaki vasıtalarla veya aynı koşulları yerine getiren teleferikle ulaştırma;
vi) Gemi sığınakları, yat limanları ve hava alanları ve, genelde, ticari faaliyetlerin olmadığı limanlar
vii) Genel ekonomik planlamaya uygun tarım ve hayvan yetiştiriciliği;
viii) Ağaçlık alanlar ve ormanlar
ix) Çevre koruma yönetimi;
x) Özerk Topluluğun yararına hidrolik projelerin, kanalların ve sulamanın planlanması, inşası ve işletmesi; mineral ve termal sular;
xi) İç sulardaki balık avı, kabuklu deniz ürünleri sanayi ve su ürünleri, avcılık ve nehir balıkçılığı;
xii) Yerel fuarlar;
xiii) Ulusal ekonomik politika tarafından belirlenen hedefler içinde Özerk Toplulukların ekonomik kalkınmasını teşvik;
xiv) El sanatları;
xv) Özerk Toplulukların yararına müzeler, kütüphaneler ve müzik konservatuarları;
xvi) Özerk Toplulukların ilgi alanına giren anıtlar;
xvii) Kültürü, araştırmanın teşviki ve uygulanabildiğinde Özerk Topluluğun dilinin öğretimi;
xviii) Kendi bölgesinde turizmin tanıtım ve planlaması;
xix) Sporun ve boş zamanların uygun kullanımını teşvik;
xx) Sosyal yardım;
xxi) Sağlık ve hijyen;
xxii) Bina ve tesislerinin bakım ve korunması; bir kuruluş kanununun belirlediği şartlarda yerel kolluk güçleriyle ilgili koordinasyon ve diğer kuvvetler.
Beş yıl geçtikten sonra, Özerk Topluluklar, 149’uncu maddede belirtilen çerçevede, Statülerinde değişiklik yaparak, yetkilerini aşamalı olarak arttırabilirler.
Madde 149. (Devletin münhasır yetkileri), (Devletin Kültür Hizmeti)
Devlet, aşağıdaki konularda münhasıran yetkilidir;
f) Tüm İspanyolların haklarını kullanmada ve anayasal görevlerini yerine getirmede eşitliğini güvence altına alan temel koşulların düzenlenmesi;
ii) Vatandaşlık, göçmenlik, yabancıların statüsü ve sığınma hakkı;
iii) Uluslararası ilişkiler;
iv) Savunma ve Silahlı Kuvvetler;
v) Adliye;
vi) Özerk Toplulukların temel kanununun kendine has özelliklerinden türetilmiş alanlardaki gerekli özel uygulamalar saklı kalmak üzere, ticaret, ceza ve tevkif evleri mevzuatı; muhakeme usulleri;
vii) Özerk Toplulukların organlarının uygulamaları saklı olmak üzere iş mevzuatı;
viii) Medeni kanun, Özerk Toplulukların “fueros” ya da özel kanunları olan kendi Medeni Kanunlarını muhafaza, modifikasyon ve geliştirmesi saklı kalmak üzere; her durumda, kanun hükümlerinin, evliliklerle ortaya çıkan hukuki-medeni ilişkilerin uygulanması ve etkisinin kanunlaşması. Kayıtların tutulması ve noter belgelerinin hazırlanması, sözleşmeden doğan borçlar, hukuki anlaşmazlıkları çözme kuralları ve uyumlu olarak hukukun kaynaklarını belirleme, bu son durumda “fueros” veya özel kanunların kuralları ile uyumlu.
ix) Fikri ve sınai mülkiyetle ilgili mevzuat;
x) Gümrük ve tarife yönetmelikleri; dış ticaret;
xi) Para sistemi: yabancı ülke parası, bozdurma ve dönüştürülebilirlik; kredi, bankacılık ve sigorta ile ilgili yönetmeliklerin esasları;
xii) Ağırlık ve ölçüler ve resmi saatin belirlenmesiyle ilgili mevzuat;
xiii) Ekonomik faaliyetlerin genel planlamasının esasları ve koordinasyonu;
xiv) Genel maliye ve Devlet Borcu;
xv) Bilimsel ve teknik araştırmanın teşviki ve genel koordinasyonu;
xvi) Harici sağlık önlemleri; sağlık işlerinin esasları ve genel koordinasyonu; farmakolojik ürünlerle ilgili mevzuat;
xvii) Sosyal Güvenlik temel mevzuatı ve mali sistemi–Özerk Toplulukların hizmetleri uygulamaları saklı kalmak üzere;
xviii) Kamu Yönetiminin hukuki sisteminin esasları ve kendi memurlarının statüleri ki her durumda, söz konusu yönetimdeki herkesin eşit muamele görmesini garanti eder; Özerk Toplulukların kendi teşkilatlarının hususi özellikleri saklı kalmak üzere, ortak idari usuller; kamulaştırma mevzuatı; sözleşmelerle ve idari ruhsatlarla ilgili temel mevzuat ve tüm Kamu Yönetiminin sorumluluk sistemi;
xix) Deniz balıkçılığı–bu sektörün düzenlenmesinde Özerk Topluluklara devredilen yetkiler saklı kalmak üzere;
xx) Ticari filo ve gemilerin kaydı; kıyıların ışıklandırılması ve denizdeki işaretler; genel amaçlı limanlar, genel amaçlı havaalanları; hava sahası denetimi, hava trafiği ve ulaşımı; hava araçlarının kaydı ve meteoroloji hizmetleri;
xxi) Demiryolları ve birden fazla Özerk Topluluk bölgesinden geçen kara taşımacılığı; genel haberleşme sistemi; motorlu taşıt trafiği; Posta hizmetleri ve telekomünikasyon; hava ve sualtı kabloları ve telsiz haberleşmesi;
xxii) Suların birden fazla Özerk Topluluk bölgesinden geçmesi durumunda su kaynaklarını mevzuatı, düzenlenmesi ve kullanım yetkisi ve yapılması bir başka Topluluğu etkiliyorsa ve enerji taşımacılığı kendi sınırları dışına çıkıyorsa hidroelektrik santrallerin izni;
xxiii) Temel çevre koruma mevzuatı–Özerk Toplulukların ek koruma önlemi alma yetkisi saklı kalmak üzere; ağaçlık alanlar, ormanlar ve otlaklarla ilgili temel mevzuat;
xxiv) Kamu yararına veya yürütülmesi birden fazla Özerk Topluluğu ilgilendiren bayındırlık işleri;
xxv) Madencilik ve enerjinin düzenlenmesinin temelleri;
xxvi) Silah ve patlayıcı madde üretimi, satışı ve kullanımı;
xxvii) Basın, radyo ve televizyon ve genel olarak tüm sosyal haberleşme araçlarını düzenlenmesiyle ilgili temel kurallar–Özerk Topluluklara bırakılan geliştirme ve uygulama yetkileri saklı kalmak üzere;
xxviii) İspanya’nın tarihi ve sanatsal mirasının ve milli anıtların yurtdışına çıkarılması ve yağmasına karşı koruma; müzeler, kütüphaneler ve Devlete ait arşivler –bunların Özerk Topluluklarca yönetimi saklı olmak üzere;
xxix) Kamu güvenliği–kendi Statülerinde belirtildiği şekilde ve bir kuruluş kanunuyla oluşturulan çerçeve dahilinde Özerk Toplulukların kolluk gücü oluşturma olasılığı saklı kalmak üzere;
xxx) Akademik derece ve mesleki ehliyetlerin elde edilmesi, verilmesi ve standardizasyonuyla ilgili koşulların düzenlenmesi ve bu konuda kamu makamlarının yükümlülüklerini yerine getirmelerini güvence altına almak için Anayasanın 27’nci maddesinin geliştirilmesinde temel kurallar;
xxxi) Devlet amaçlı istatistikler;
xxxii) Referandum yoluyla halka danışma izni.
Özerk Topluluklar tarafından üstlenebilecek yetki sınırları saklı kalmak üzere, Devlet kültürün geliştirilmesini bir görev ve asli işlev olarak görür ve kendileriyle işbirliği içinde, Özerk Topluluklar arasında kültür iletişimini kolaylaştırır.
Mevcut Anayasayla açıkça Devlete atfedilmemiş konular, kendi Statülerine dayanarak Özerk Toplulukların yetkisinde olabilir. Özerklik Statülerinde üstlenilmemiş yetki alanlarıyla ilgili konular Devletin yetki alanına girer ve anlaşmazlık durumunda, yetkinin açıkça bırakılmadığı tüm konularda, Devletin kanunları Özerk Topluluklarınkinin önüne geçer. Devlet hukuku, her durumda özerk Toplulukların hukukunu tamamlayıcıdır.
Madde 150. (Yasama yetkisinin koordimasyonu)
Parlamento (Cortes Generales), Özerk Topluluklara, Devlet hukukunca oluşturulan rehber ilkeler, temeller ve esaslar çerçevesinde, Devlet yetkileri konusunda her türlü kanun yapma yetkisini devreder. Mahkemelerin yetkileri saklı kalmak üzere, her temel kanun, Parlamento tarafından, Özerk Toplulukların mevzuatı üzerinden denetim yöntemini içerir.
Devlet Özerk Topluluklara, bir kuruluş kanunu yoluyla, doğaları gereği aktarılma veya devredilmeye uygun yetkileri aktarabilir veya devredebilir. Kanun, her durum için, mali araçların uygun aktarılmasını ve Devlette bırakılacak denetim biçimlerini öngörebilir.
Devlet, kamu çıkarı söz konusu olduğunda, yargılama yetkisi devredilmiş olan konularda bile, Özerk Toplulukların kural koyuculuk hükümlerini uyumlaştırmak için gerekli ilkeleri belirleyen kanunlar çıkarabilir. Her bir Meclisin salt çoğunluğunun oylarıyla, bu gerekliliği değerlendirmek Parlamento’ya (Cortes Generales) kalmıştır.
Madde 151. (Statü hazırlanması)
Sadece İl Konseyleri veya adalar arası organlar tarafından değil, her birinde seçmenlerin çoğunluğunu temsil eden, ilgili her bir ilin dörtte üçü tarafından da 143’üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen zaman sınırında, özyönetim elde etmek için girişim konusunda mutabakat sağlandığında ve söz konusu girişim, bir kuruluş kanununun belirlediği koşullarda, her bir ildeki seçmenlerin salt çoğunluğu tarafından bir referandumla onaylanırsa, 148’inci maddenin ikinci fıkrasında atfedilen beş yıllık dönemi beklemek gerekmez.
Yukarıdaki fıkrada öngörülen durumda, Statü hazırlama usulü aşağıdaki gibidir:
i) Hükümet, üyelerinin salt çoğunluğu tarafından kabul edilmek üzere, sadece Özerklik Statüsünün taslağını hazırlamak amacıyla, kendilerinin bir Meclis oluşturabilmeleri maksadıyla özyönetim isteyen bölgedeki seçim çevrelerinden seçilerek gelmiş tüm Milletvekili ve Senatörleri toplantıya çağırır.
ii) Taslak Statü Parlamenter Asamblesinde kabul edildiğinde, ortak mutabakatla nihai şekline karar vermek için, öneren Asamble’den bir delegasyonun yardım ve işbirliğiyle, iki aylık bir süre zarfında inceleyecek olan Anayasa Komisyonuna gönderilir.
iii) Böyle bir anlaşma sağlanırsa, ortaya çıkan metin bir referandumla, önerilen Statü kapsamında olacak bölge içindeki illerin seçmenlerine sunulur.
iv) Taslak Statü, her bir ilde, kullanılan geçerli oyların çoğunluğu ile onaylanırsa, Parlamento’ya (Cortes Generales) sevk edilir. Her iki Meclisin genel kurulunda yapılan oylamayla metin kaabul edilir.
v) Kabul edildikten sonra, Kral Statüyü onaylar ve kanun olarak yayımlar. Bu fıkranın ii) numaralı bendinde sözü edilen anlaşma sağlanamazsa, taslak Statünün Parlamento’daki yasama süreci, kanun Tasarılarınınkiyle aynı olur. Parlamento’da Kabul edilen metin, bir referandumla, taslak statünün kapsayacağı bölge içindeki illerin seçmenlerinin oylarına sunulur. Her ildeki kullanılan geçerli oyların çoğunluğu ile kabul edilmesi durumunda, yukarıdaki bentte belirtildiği şekilde yayımlaır.
Yukarıdaki fıkranın iv) ve v) numaralı bentlerinde tanımlanan durumlarda, bir ya da birkaç ilde taslak Statünün kabul edilmemesi, bu maddenin birinci fıkrasında öngörülen kuruluş kanunuyla şartları belirtilen bir şekilde, kalan illerin bir Özerk Topluluğa dönüşmesine engel oluşturmaz.
Madde 152. (Özerk Toplulukların Organları)
Statülerin yukarıdaki maddede sözü edilen usulle kabul edilmesi durumunda, kurumsal Özerk teşkilat, bölgenin çeşitli alanlarının temsilini güvence altına alan bir nispi temsil sistemine gore genel oyla seçilmiş bir Yasama Meclisi; yürütme ve idare fonksiyonlarına sahip bir Yönetim Konseyi ve Meclis tarafından üyeleri arasından seçilen ve Kral tarafından atanan bir Başkan üzerine temellendirilir. Başkan, ilgili Topluluğu en üst düzeyde temsil eden Yönetim Konseyinin yönlendirmekten ve Devletin normal temsilinden sorumludur Başkan ve Yönetim Konseyi üyelerinin Meclise karşı siyasi sorumlulukları vardır.
Yargıtay tarafından yürütülen yargılama yetkisi saklı kalmak üzere, Yüksek Adalet Divanı Özerk Topluluk bölgesi içinde Yargı erkinin başında olacaktır. Özerk Toplulukların Statüleri, bölgenin yargıyla ilgili sınırlarını belirleyen düzenlemeye katkıda bulunacakları, tamamı yargı erki konusundaki kuruluş kanunu hükümleri ve birlik ve bağımsızlıkla uyum halinde olması gereken koşulları ve şekli belirler.
123’üncü madde hükümleri saklı kalmak üzere, varsa birbirini izleyen yargılamalar, ilk derece yetkili Mahkemenin bulunduğu Özerk Topluluk bölgesiyle aynı bölgede bulunan yargı organları önünde görülür.
İlgili Statüler bir kez kabul edildikten ve yayımlandıktan sonra, değiştirilmeleri için kendilerinde belirtilen usuller çerçevesinde ve ilgili seçim kütüklerinde kayıtlı seçmenlerin referandumuna başvurulur.
Sınırdaş şehirleri bir araya getirerek, Statüler, tam tüzel kişiliğe sahip olacak kendi bölgesel seçim çevrelerini kurabilirler.
Madde 153. (Özerk Topluluk organlarının denetimi)
Özerk Toplulukların organlarının denetimi aşağıdakiler tarafından yapılır:
a) Anayasa Mahkemesi, kanun hükmünde olan düzenleyici hükümlerinin anayasaya uygunluğu ile ilgili konularda;
b) Hükümet, 150’nci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen temsilci fonksiyonların yürütülmesi konusunda, kendi görüşünü Danıştay’a devrederek;
c) Özerk yönetim ve yönetmelikler ile ilgili idari dava yargı organları;
d) Mali ve bütçesel konular ile ilgili olarak Sayıştay.
Madde 154. (Özerk Topluluklarda Devlet Temsilcisi)
Hükümet tarafından atanan bir temsilci Özerk Topluluğun bölgesel alanında Devlet idaresini yönlendirir ve gerektiğinde, Topluluğun kendi idaresi ile koordine eder.
Madde 155. (Özerk Topluluklarda Devlet Temsilcisi)
Eğer bir Özerk Topluluk, Anayasa veya diğer kanunların koyduğu yükümlülükleri yerine getirmez veya İspanya’nın genel çıkarlarına ciddi biçimde zarar verecek şekilde hareket ederse, Hükümet, Özerk Topluluğun Başkanına şikayette bulunur ve doyurucu bir cevap alamazsa, Senato’nun salt çoğunluğuyla aldığı bir kararın ardından, söz konusu Özerk Topluluğu, ilgili yükümlülükleri yerine getirmeye zorlamak veya yukarıda söz edilen kamu çıkarlarını korumak için gerekli önlemleri alır.
Hükümet, yukarıdaki fıkrada öngörülen tedbirleri uygulamak amacıyla, bütün Özerk Topluluklara talimat gönderebilir.
Madde 156. (Özerk Toplulukların Mali Özerkliği)
Özerk Topluluklar, Hazine ile koordinasyon ve tüm İspanyollar arasında birlik ilkeleriyle uyum içinde, yetkilerini geliştirmek ve uygulamak için mali özerkliğe sahiptir.
Özerk Topluluklar, kanun ve Statülere uygun olarak, Devletin vergi kaynaklarının toplanması, yönetimi ve tasfiyesi için Devletin temsilcisi veya işbirlikçisi olarak hareket edebilir.
Madde 157. Özerk Toplulukların kaynakları)
Özerk Toplulukların kaynakları şunlardan oluşur:
a) Devlet tarafından kısmen veya tamamen devredilen vergiler; Devlet vergileri ve diğer Devlet gelirlerine sürşarj.
b) Kendilerine özel vergiler, tarife bedelleri ve özel resimler;
c) Bölgeler arası bir takas fonundan transferler ve Devlet Bütçesinden alınan ödenekler;
d) Mülklerinden ve özel hukuk kazançlarından toplanan gelirler;
e) Kredi operasyonlarından elde edilen gelirler.
Özerk Topluluklar, hiçbir şekilde, kendi bölgeleri dışında bulunan mülkiyet üzerinden vergi toplayamaz veya malların ve hizmetlerin serbest dolaşımını engelleyemezler.
Yukarıdaki birinci fıkrada sıralanan mali yetkilerin kullanımı, çıkabilecek anlaşmazlıkların çözümü ve Özerk Topluluklarla Devlet arasındaki olası mali işbirliği bir kuruluş kanunuyla düzenlenebilir.
Madde 158. (Bölgeler arası Takas Fonu)
Üstlendikleri Devlet hizmetlerinin hacmiyle ve temel kamu hizmetlerinin asgari düzeyde bütün İspanya topraklarında sağlama teminatlarına orantılı olarak Özerk Topluluklara Devlet Bütçesinden ödenek ayrılabilir.
Bölgeler arası ekonomik dengesizliklerin düzeltilmesi ve birlik ilkesinin uygulanması amacıyla, yatırım harcamaları için, duruma göre, Parlamento’nun (Cortes Generales) kaynakları Özerk Topluluklar arasında dağıtacağı bir takas fonu kurulur.
Kısım IX.
Anayasa Mahkemesi
Madde 159. (Anayasa Mahkemesi)
Anayasa Mahkemesi Kral tarafından atanan on iki üyeden oluşur. Bunlardan dördünü ğyelerinin beşte üç çoğunluğuyla Kongre, dördünü aynı çoğunlukla Senato aday gösterir, ikisi Hükümet tarafından ve ikisi de Hâkimler Yüksek Kurulu tarafından aday gösterilir.
Anayasa mahkemesi üyeleri, tamamı en az on beş yıllık mesleki deneyime sahip Hâkimler, üniversite profesörleri, Savcılar, kamu görevlileri ve avukatlar arasından atanır.
Anayasa Mahkemesi üyeleri dokuz yıllık bir süre için atanırlar ve her üç yılda bir üçte biri yenilenir.
Anayasa mahkemesi üyeliği ile bağdaşmayan durumlar: her tür temsil görevi, her türlü siyasi veya idari görev, bir siyasi partide veya sendikada yönetim rolü veya bunların hizmetinde herhangi bir istihdam, hâkim veya savcılık ve herhangi bir mesleki ya da ticari faaliyet. Ayrıca, yargı mensuplarının kısıtlılık halleri Anayasa Mahkemesi üyeleri için de geçerlidir.
Anayasa Mahkemesi üyeleri, görevleri süresinde bağımsızdırlar ve azledilemezler.
Madde 160. (Anayasa Mahkemesi Başkanı)
Anayasa Mahkemesi Başkanı, Mahkemenin genel kurulunun önerisiyle, mahkeme üyeleri arasından üç yıllık bir süre için Kral tarafından atanır.
Madde 161. (Anayasa Mahkemesinin yetkileri)
Anayasa Mahkemesi İspanyol topraklarının tamamı üzerinde yargılama yetkisine sahiptir ve aşağıdakilere bakmak için yetkilidir:
a) Kanunlar ve kanun hükmünde düzenlemelerin anayasaya aykırılık iddiasıyla başvuruları. İçtihatla yorumlandığında, bir kanun gücünde hükmün anayasaya aykırılığının ilanı, geçersiz kılınan mahkumiyet veya mahkumiyetler kesin hüküm statüsünü kaybetmese de, bu hükmü etkiler.
b) Kanunun ortaya koyduğu şartlar ve şekillerde, Anayasanın 53’üncü maddesinin ikinci fıkrasında geçen haklar ve özgürlüklerin ihlaline karşı, bireysel korunma başvuruları;
c) Devlet ve Özerk Topluluklar arasında veya Özerk Toplulukların kendi aralarında görev uyuşmazlıkları;
d) Anayasa veya kuruluş kanunlarıyla kendisine devredilen diğer konular.
Hükümet, Özerk Toplulukların kuruluşlarının kabul ettiği hüküm ve kararlara Anaya Mahkemesinde itiraz edebilir ve itiraz edilen hüküm veya kararların yürütmesi durdurulabilir, ancak, Mahkeme, beş ayı geçmeyen bir süre içinde, duruma göre, yürütmeyi durdurmayı onaylar veya kaldırır.
Madde 162. (Anayasaya aykırılık başvuruları)
Başvuru yapabilenler:
a) Anayasaya aykırılık itirazları: Başbakan, Ombudsman, elli Milletvekili, elli Senatör, Özerk Toplulukların yürütme organları, mümkünse Meclisleri;
b) Bireysel korunma başvurusu: meşru menfaati olan herhangi bir birey ya da tüzel kişi ve ayrıca Ombudsman ve Cumhuriyet savcılığı.
Diğer tüm durumlarda, kuruluş kanunu hangi kişi ve kuruluşların başvuru yapabilmeye uygun olduğunu belirler.
Madde 163. (Anayasaya aykırılık başvuruları)
Eğer bir yargı organı, bir davada, ona uygulanan kanun statüsüne sahip bir yönetmelik ve kararın dayandığı hükmün Anayasaya aykırı olduğunu değerlendirirse, hiçbir durumda ertelenemeyen, kanunla belirlenmiş haller, şekiller ve neticelere tabi olarak, konuyu Anayasa Mahkemesine götürebilir.
Madde 164. (Anayasa Mahkemesi kararları)
Anayasa Mahkemesinin kararları, Devletin Resmi Gazete’sinde, varsa karşı oylarıyla birlikte, yayımlanır. Yayımlandıkları günü izleyen günden itibaren kesin hüküm halini alırlar ve bunlara karşı başvuru yapılamaz. Bir kanunun veya kanun hükmünde hükmün anayasaya aykırılığını ilan eden kararlar ve bir hakkın kişisel tanıması ile sınırlı olmayanlar, tüm kişiler için bağlayıcıdır.
Karar aksine hükmetmedikçe, kanunun anayasaya aykırılık hükmünden etkilenmeyen kısmı yürürlükte kalır.
Madde 165. (Anayasa Mahkemesi kararları)
Bir kuruluş kanunu, Anayasa Mahkemesinin işleyişini, üyelerinin statülerini, kendisinden önce izlenmesi gereken süreci ve önüne getirilen davaları belirleyen koşulları düzenler.
Kısım X.
Anayasada Değişiklik
Madde 166. (Anayasada değişiklik)
Bir Anayasa değişikliği önerme hakkı 87’nci maddenin bir ve ikinci fıkralarında yer alan şartlar dâhilinde uygulanır.
Madde 167. (Anayasada değişiklik)
Anayasa değişikliği Tasarıları her bir Meclisin üyelerinin beşte üç çoğunluğuyla onaylanır. Meclisler arasında mutabakata sağlanamadığı takdirde, Milletvekili ve Senatörlerden oluşan bir ortak komisyon kurulur ve bu komisyon Kongre ve Senatoda oylanmak üzere bir metin sunar.
Yukarıdaki fıkrada belirtilen usulde bir onay sağlanamazsa ve metin Senato’da salt çoğunlukla kabul edildiği takdirde, Kongre değişikliği üçte iki oranında lehte oyla kabul edebilir.
Değişiklik Parlamento (Cortes Generales) tarafından kabul edildikten sonra, kabul edilmesinden itibaren on beş gün içinde Meclislerden birinin üyelerinin onda bir oyuyla talep edildiğinde, onaylanmak üzere referanduma sunulur.
Madde 168. (Anayasada Temel Reformlar)
Anayasanın topluca değiştirilmesi veya Başlangıç Başlığı, Başlık I, Bölüm İki, Kesim 1 veya Başlık II’yi etkileyen kısmi bir değişiklik önerilirse, esas her bir Meclisin üyelerinin üçte iki çoğunluğuyla onaylanır ve Parlamento derhal fesholur.
Seçilmiş Meclisler kararı onaylar ve, her iki Meclisin üyelerinin üçte iki çoğunluğuyla onaylanması gereken yeni Anayasa metnini inceler.
Değişiklik Parlamento (Cortes Generales) tarafından kabul edildikten sonra onaylanmak üzere referanduma götürülür.
Madde 169. (Anayasada Temel Reformlar)
Savaş sırasında veya 116’ncı maddede sıralanan hallerde Anayasa değişikliği süreci başlatılamaz.
Ek Hükümler
Bir. (Özerk Bölgelerin tarihi hakları)
Anayasa, “fueros” (yerel kanunlar) ile konan bölgelere ait tarihi haklara saygı gösterir ve korur.
“Fuero” sisteminin genel güncellemesi, uygun olduğunda, Anayasa ve Özerklik Statüleri çerçevesinde yapılır.
İki.
Bu Anayasanın 12’nci maddesinde söz konusu olan reşit olmaya ilişkin beyan, Özel Hukuk alanında “fuero”ların uygulandığı hallerde geçerli değildir.
Üç. (Kanarya Adalarının Ekonomik ve Vergi Rejimi)
Kanarya Takımadalarının maliye ve vergi sisteminde herhangi bir değişiklik önceden Özerk Topluluğun, veya duruma göre geçici özerklik organının, bir raporunu gerektirir.
Dört.
Birden fazla Bölge Mahkemesinin yetkili olduğu Özerk Topluluklarda, Özerklik Statüsü, Yargı Erki konusundaki Kuruluş Kanunu hükümleriyle uyumlu olmak koşuluyla, aralarında görev dağılımı yaparak, mevcut Mahkemeleri devam ettirebilir.
Geçici Hükümler
Bir. (Özerklik öncesi Organların Özerklik Statüsü yazma girişimi)
Geçici Özerk yönetim olan bölgelerde, bunların tüzel kişileri, üyelerinin salt çoğunluğunun kabul ettiği kararlar vasıtasıyla, 143’üncü maddenin ikinci fıkrasında Geçici Konseylere veya adalar arası organlara devredilen yetkiyle, özerklik yönünde girişim üstlenebilir.
İki. (Özerklik öncesi Organların Özerklik Statüsü yazma girişimi)
Geçmişte, plebisitle, taslak Özerklik Statüleri Kabul eden ve bu Anayasanın ilanı zamanında geçici özerk yönetimleri olan bölgeler, kendi özerklik öncesi yüksek tüzel kişiliklerinin salt çoğunluğu ile mutabakat sağladıklarında, derhal 148’inci maddenin ikinci fıkrasında öngörülen şekilde ilerleyebilirler. Özerklik öncesi tüzel kişilikler istediğinde, taslak Statüler 151’inci maddenin ikinci fıkrası hükümlerine uygun olarak hazırlanır.
Üç. (Özerklik öncesi Organların Özerklik Statüsü yazma girişimi)
143’üncü maddenin ikinci fıkrasında yer alan, yerel tüzel kişilere veya üyelerine devredilen Özerkliğe giden süreci başlatma hakkı, Anayasa yürürlüğe girdiğinde, durumda, yerel seçimler yapılıncaya kadar ertelenir.
Dört. (Navarra)
Navarra ile ilgili olarak ve Navarra’nın Bask Genel Konseyine veya yerini alan Bask özerk yönetimine katılma amacıyla, Anayasanın 143’üncü madde hükümleriyle belirlenen süreç yerine, girişim yetkisi “Foral” organa bırakılır ve bu organ kendisini oluşturan üyelerin çoğunluğu ile karar alır. Bu girişimin geçerli olabilmesi için, yetkili “Foral” organın aldığı karar açıkça bu amaç için yapılan referandumla ve kullanılan geçerli oyların çoğunluğuyla onaylanır.
Girişim başarılı olmazsa, sadece yetkili “Foral” organın başka bir görev döneminde ve her durumda, sadece 143’üncü maddede belirtilen asgari süre geçtikten sonra tekrarlanabilir.
Beş. (Ceuta ve Melilla)
Ceuta ve Melilla şehirleri, ilgili belediye Meclisleri, üyelerinin çoğunluğuyla kabul edilen bir karar vasıtasıyla böyle bir karar alırsa ve Parlamento (Cortes Generales) 144’üncü maddede belirtilen şartlarda, bir kuruluş kanunuyla bunu onayladığı takdirde, kendilerini Özerk Topluluklara dönüştürebilirler.
Altı. (Ceuta ve Melilla)
Kongrenin Anayasa Komisyonuna gönderilen taslak Statüler alındıkları sıraya gore işleme konulur. 151’inci maddede geçen iki aylık dönem, Komisyonun taslağı veya peş peşe gelen taslakları incelemeyi tamamladığı andan itibaren sayılır.
Yedi. (Geçici Özerk organların feshi)
Aşağıdaki hallerde geçici özerk organlar feshedilmiş sayılır:
a) Özerklik Statüleri ile oluşturulan organlar Anayasaya uygun olarak kurulduğunda;
b) Özerklik elde etmeye yönelik girişim, 143’üncü maddede belirtilen şartlara uymaması sebeiyle başarısız olduğunda;
c) Organ, geçici hükümle tanınan hakları üç yıllık bir dönem içinde kullanmadığında.
Sekiz. (Anayasanın onaylanmasından sonra mevcut Parlamento ve Hükümet)
Şu anki Anayasa yürürlüğe girdiğinde, bunu kabul eden Meclisler, burada sırasıyla Kongre ve Senato için belirtilen işlev ve yetkileri üstlenir. Öte yandan, görev dönemleri hiçbir koşulda 15 Haziran 1981’i aşamaz.
99’uncu maddeye ilişkin olarak, Anayasanın ilanının, bu hükümlerin müteakip uygulamaları için Anayasal temel oluşturduğu kabul edilir. Bu amaçla, söz konusu maddede yer alan hükümlerin uygulanabilmesi için, Anayasanın ilanından itibaren otuz günlük süre vardır. Bu süre içinde, bu görev için Anayasanın belirlediği işlev ve görevleri üstlenen mevcut Başbakan, 115’inci maddeyle kendisine verilen yetkiyi kullanma kararı alabilir ya da istifa yoluyla, 99’uncu maddede konulmuş olan hükümlerin uygulanması için yolu açar. Sözü edilen ikinci durumda, Cumhurbaşkanına ilişkin durum 101’inci maddenin ikinci fıkrasına öngörüldüğü gibidir.
Fesih durumunda, Anayasanın 115’inci madde hükümlerine göre ve 68 ve 69’uncu maddelerde yer bulan hükümler kanunlaşmamışsa, 70’inci maddesinin birinci fıkrası ve b) bendinin ve oy verme yaşıyla ilgili hükümleri ve 69’uncu maddenin üçüncü fıkrasında yer alan hükümlerin doğrudan geçerli olacağı seçilememe ve bağdaşmazlık durumlarıyla ilgili olanlar hariç, seçimlerde daha önceki kurallar geçerli olur.
Anayasa Mahkemesi üyelerinin ilk kez seçilmelerinde üç yıl sonra, istifa etmek ve yerlerini yeni üyelere bırakmak üzere, aynı seçim çevresinden gelen dört üyelik bir grup kura ile tespit edilir. Bu amaca münhasır olmak üzere, Hükümetin teklifiyle atanan iki üye ve Hâkimler Genel Kurulunun teklifiyle atanan iki üye aynı seçim çevresinden kabul edilir. Üç yıl geçtikten sonra, aynı süreç, yukarıda sözü edilen kura çekme işleminden etkilenmeyen iki grup için tekrarlanır. Bundan sonra da 159’uncu maddenin üçüncü fıkrasında yer alan hükümler geçerlidir.
Yürürlükten Kaldırılanlar
(Temel Kanunların Yürürlükten Kaldırılması)
(25 Ekim 1839 ve 21 Temmuz 1876 tarihli Kanunların yürürlükten kaldırılması)
(Yürürlüğe girme/Geçerli olma)
Politika reformu için 4 Ocak 1977 tarihli Kanun ve aşağıdaki diğer kanunlar, daha önce yukarıda geçen kanunla kaldırılmamışlarsa, bu Anayasayla yürürlükten kalkar: 17 Mayıs 1958 tarihli Dolaşım Temel İlkeleri Kanunu, 17 Temmuz 1945 tarihli İspanya Halkı «Fuero»su, 9 Mart 1938 tarihli Emek «Fuero»su, 17 Temmuz 1942 tarihli Cortes Anayasası, 26 Temmuz 1947 tarihli, 10 Ocak 1967 yılında tamamı değişikliğe uğrayan Devlet Başkanlığının İntikali Kanunu. Aynı şekilde son sözü edilen kanun ve 22 Ekim 1948 tarihli Milli Referandum Kanunu da yürürlükten kalkmıştır.
Halâ geçerliliği olma ihtimaline karşı, Alava, Guipuzcoa ve Vizcaya illeriyle ilgili olabilecek 25 Ekim 1839 tarihli Kanun kesin olarak iptal edilmiş sayılır.
Aynı şartlara istinaden, 21 Temmuz 1876 tarihli Kanun yürülükten kalkar.
Aynı şekilde, Anayasada yer alan hükümlerle çelişen her türlü hüküm yürürlükten kalkar.
Son Hüküm
Bu Anayasa, Devletin Resmi Gazete’sinde yayımlandığı gün yürürlüğe girer. Ayrıca İspanya’nın diğer dillerinde de yayımlanır.
Bireyler Olsun, Makamlar Olsun Tüm İspanyolların Bu Anayasaya Bağlı Kalmasını Buyurur ve Devletin Temel Kanunu Olarak Saygı Duyulmasını Güvence Altına Alırız.
Daha önce bu sütunlarda yayımlanan “Adaletsizliği Görmek” (Cumhuriyet, 07.11.2025) başlıklı yazımızda; adalete giden yolun adaletsizliği görmekten geçtiğini, bir hukuk düzeninde karar veren konumundaki tüm görevliler ile hukuk normlarını uygulayan tüm yetkililerin adaletsizliği görmek, önlemek ve adaleti yerine getirmekle görevli olduklarını, adaletsizliği görme yetisine sahip olmayanların yargıç ve savcı yapılmaması gerektiğini belirtmiştik. Ayrıca, göz göre göre adaletsiz karar verenlerin yalnızca vicdani bir sorumluluk değil, Radbruch formülü çerçevesinde hukuki sorumluluk taşıdıklarını da vurgulamıştık.
Bu yazıda Radbruch formülünün anlamı ve Türkiye bağlamı üzerinde durmak istiyoruz.
Nazi Almanya’sı döneminde, insan haklarına açıkça aykırı olan yasaları uygulayan yargıçların verdikleri kararlardan dolayı sorumlu olup olamayacakları tartışması, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra gündeme gelen önemli bir hukuk sorunu olmuştu. Bu sorunu aşmak üzere hukuk felsefecisi Gustav Radbruch tarafından formüle edilen ve yargıçların verdikleri kararlar nedeniyle sorumlu tutulmaları gerektiğini ortaya koyan anlayışa “Radbruch formülü” denmektedir.
Gustav Radbruch, başlangıçta, hukuki pozitivizmden yana görüşlere sahip bir hukuk felsefecisi olarak bilinmektedir. Hukuki pozitivizm, yürürlükteki kuralların öncelikle uygulanmasını ve kuralların meşruiyetini yürürlükte olmalarından aldığını savunan bir hukuk görüşüdür. Ancak Nazi döneminde yaşananları gördükten sonra Radbruch, görüş değiştirerek bir bakıma doğal hukuk ilkesine ve Kantçı ahlak anlayışına dayanan önerisini geliştirmiştir.
YASA ADALETSİZLİK ÜRETİRSE
Hukuki pozitivizm anlayışına göre yargıç, önüne gelen olayda, öngörülebilirlik ilkesi gereğince, yürürlükteki yasaları uygulamak zorundadır. Hukuk düzeninin sağlanması için yürürlükteki yasalara güvenilmeli ve uygulanmalıdır. Ancak yürürlükteki yasaların açıkça adaletsizlik üretmesi durumunda ne yapılacağı konusu tartışmalıdır. İşte bu sorunun aşılmasında Radbruch formülü etkili olmuş ve Nazi yasalarını uygulayan yargıçların cezalandırılması olanaklı olabilmiştir.
Formüle göre bir yargıç, yasayı uyguladığında adalet ile hukuki güvenlik arasında bir çatışma çıkacağını öngörse bile öncelikle yürürlükteki yasayı uygulamalıdır. Ancak aradaki çelişki katlanılmayacak derecede adaletsizlik üretiyor ve insanların yasa önündeki eşitliğini kasıtlı olarak göz ardı ediyorsa artık o yasa, yasa olmadığından yargıcın bu kuralı uygulaması mümkün değildir. Böylece yargıçların “biz yasayı uyguluyoruz” şeklindeki savunması boşa çıkartılmış oluyordu.
Ayrıca, hukukun görevi adaleti gerçekleştirmek olduğundan yargıçlar yalnızca yasayla değil, aynı zamanda adaletle de bağlı olduklarını bilmelidirler. Radbruch, ahlaken geçersiz olan bir yasanın hukuken de geçersiz olduğunu formüle ettiğinden, insan onurunu yok eden yasaya uyulmaması aynı zamanda ahlaki bir ödev durumuna gelmektedir. Çünkü yasanın kendisi suç işlemektedir ve yasallık adaletin önüne geçemez. Bu formül Immanuel Kant’ın ahlak felsefesine de uygundur. Çünkü Kant’a göre bir yasa meşruiyetini yürürlükte olmasından değil, akla ve ahlaka uygun olmasından almaktadır.
KASITLI YANLIŞ UYGULAMA SUÇTUR
Türkiye’de yaygın biçimde yaşanan adaletsizlik sorunu, Nazi Almanya’sında olduğu gibi adaletsiz yasaların varlığından değil, mevcut yasalara ve anayasaya açıkça aykırı uygulamalardan kaynaklanmaktadır. Ülkemizde yasaları uygulayan kimi yargıç ve savcılar verdikleri kararların adaletsizlik yarattığını ya görememektedirler ya da görmezlikten gelmektedirler. Bu durumda, hukukta adaletsizliği görmeyenlerin ya da kasıtlı olarak görmezlikten gelenlerin sorumluluklarının bulunup bulunmadığının tartışılması gerekmektedir. Çünkü yasayı uygulamak başka bir şey, yasayı açıkça yanlış uygulamak bambaşka bir şeydir. Eğer yasa açıkça adaletsizlik üretiyorsa, yasa değildir, uygulanmamalıdır. Yasa, doğru olduğu halde yanlış uygulanıyor ise ortada kasıtlı bir durum söz konusudur ki bu da mevcut hukuk sistemimize göre suçtur.
YORUM VE KEYFİLİK FARKI
Radbruch formülünde olduğu gibi, bir yasa açıkça adalete aykırı ise ve o yasaya göre yargıcın verdiği kararlar adaletin özüne aykırı olacak biçimde haksızsa, yasa geçerli değildir ve yargıç, “Ben yasayı uyguluyordum” savunmasının arkasına sığınamaz. Benzer biçimde bir yargıç, mevcut bir yasayı açıkça adaletsizlik yaratacak biçimde uyguluyorsa, “Ben yasayı bu şekilde yorumluyorum” savunması da yapamaz. Çünkü yorum; uygulanan kural, hukuki ve felsefi anlamda farklı değerlendirilebiliyorsa ya da uygulanan kuralın bulanık bıraktığı bir alanda takdir hakkı kullanılıyorsa yorumdur.
Yasaların yargıca takdir hakkı bırakmayacak denli açık olduğu konularda yargıcın kuralın aksi yönünde bir uygulama yapması ise açık keyfilik ve bariz takdir hatası olarak nitelendirilmektedir. Benzer şekilde bir idari karar veya işlem, kişilere, kamuya, doğaya ve çevreye karşı açıkça adaletsizlik üreten sonuçlar yaratıyorsa o karar uygulanmamalıdır. Uygulama sonucu ortaya çıkan görüntü, hukukçu olmayı gerektirmeyecek kadar adaletsiz sonuçlar üretmekteyse, bu tür bir karar alan ve uygulayanın, “Ben emirlere uydum” savunması kendisini kurtarmayacaktır. (Anayasa m.137)
HUKUK, ÇIKARA ALET EDİLİYOR
Dolayısıyla yasaları uygularken bilinçli olarak bariz takdir hatası yapanlar, hukuku açıkça kişisel veya politik çıkarlarına göre keyfi olarak kullananlar, adaleti ve sağduyuyu hiçe sayanlar, kim olursa olsunlar bu davranışlarından dolayı hesap vermek zorundadırlar.
Örneğin, anayasanın yok sayılması, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmaması yargıçların keyfiliğine bırakılmış değildir (anayasa m.153/son). Benzer şekilde yargı yolunu çiğneyip YSK yerine geçerek karar verenler, yasak delillerle iddianame düzenleyenler, tutuklama önlemini cezalandırma amacıyla kullananlar, kararlarıyla insan yaşamı ve güvenliğini hiçe sayanlar, politik yandaşlığı açık olan siyasal nitelikli karar verenler ve bu tür keyfi kararlarında ısrar edenler, yaptıkları mevcut yasalara göre suç olduğundan (TCK m.257, 2802 sk. m. 69,70,72 vd) bugün olmasa dahi ileride sorumlu tutulmaktan kurtulamayacaklarını bilmelidirler.
Unutulmasın, “Kötü yasa yoktur, iyi yargıç vardır.” Adalet, hukukun varlık nedenidir. Mevcut hukuk düzeni açık şekilde haksızlık, yolsuzluk, sömürü yarattığı halde, bu durumu yaratanlardan hesap sorulamıyorsa demokratik hukuk devleti batıyor demektir. Artık görev, sorumlu yurttaşların hukuka ve demokrasiye olan bağlılık ve sevgisine dayalı omuzlarının üzerindedir.
Uçaklarda İşlenen Suçlar ve Diğer Bazı Eylemlere İlişkin Tokyo Sözleşmesi, 14 Eylül 1963 tarihine Tokyo’da imzalanmıştır. Sözleşmenin Türkiye tarafından kabulüne dair kanun 8 Aralık 1975 tarihli resmi gazetede yayınlanmıştır. Sözleşme, devletlerin ceza kanunlarında yer alan suçlara ve suç olmasa dahi uçağın ve içindekilerin güvenliğini ‘tehlikeye düşürecek veya uçakta düzen ve disiplini bozan fiillere uygulanmak üzere düzenlenmiş uluslararası bir antlaşmadır.
Sözleşme, Uluslararası Sivil Havacılık Örgütünün(International Civil Aviation Organization, ICAO), 1963 yılında Tokyo’da düzenlediği Hava Hukuku Konferansına katılan 51 ülke temsilcilerinin çalışmaları sonunda, 16 Devlet tarafından imzalanmış ve 4 Aralık 1969 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye sözleşmeye katılmadan önce 31 Aralık 1973 tarihi itibariyle, ‘Tokyo Sözleşmesine taraf olan devletlerin sayısı 67’yi bulmuştur.
Uçaklarda İşlenen Suçlar ve Diğer Bazı Eylemlere İlişkin Sözleşme
Bu Sözleşmeye taraf olan Devletler aşağıdaki hükümler üzerinde anlaşmışlardır:
BÖLÜM — I
Sözleşmenin kapsamı MADDE 1
1. Bu Sözleşme,
a) Ceza Kanunlarını ihlal eden suçlara;
b) Bir suç teşkil etsin veya etmesin, uçağın veya içindeki şahısların veya malların güvenliğini tehlikeye düşürebilecek veya düşüren, uçak içindeki düzen ve disiplini bozan fiillere; uygulanır.
2. III ncü bölüm hükümleri saklı kalmak şartıyle, bu Sözleşme, Âkit Devletlerden birinde tescil edilmiş bir uçakdaki bir şahıs tarafından, uçuş halinde veya açık deniz yüzeyinde veya herhangi bir Devletin ülkesi dışındaki bir bölge yüzeyinde işlenen suçlar veya tamamlanan fiillere uygulanır.
3. Bu Sözleşmenin amaçları bakımından, bir uçak, motor gücünün kalkış maksadıyle kullanılmaya başlanmasından inişin son bulduğu ana kadar uçuş halinde sayılır.
4. Bu Sözleşme askerî amaçlarla ve gümrük veya polis hizmetlerinde kullanılan uçaklara uygulanmaz.
MADDE 2
Dördüncü madde hükümlerini haleldar etmemek ve uçağın veya içindeki şahısların veya malların güvenliğinin icapları saklı kalmak şartıyle, işbu Sözleşmenin hiçbir hükmü, siyasî mahiyetteki veya ırk
veya din ayırımı üzerine müesses ceza kanunlarına aykırı suçlar halinde herhangi bir tedbir alınmasına yetki verir veya işlem yapılmasını gerektirir bir anlamda yorumlanamaz.
BÖLÜM — II
Kaza yetkisi MADDE 3
1. Uçağın tescilli bulunduğu Devlet, uçak içinde işlenen suçlarda ve ika edilen fiillerde kaza yetkisini haizdir.
2. Her Âkit Devlet, tescil eden Devlet sıfatıyla, sicilinde kayıtlı uçaklarda işlenen suçlarda kaza hakkını kullanmak maksadıyla, yetkisini tesis sadedinde gerekli tedbirleri alır.
3. İşbu Sözleşme, millî kanunlar uyarınca kullanılan hiçbir cezaî kaza yetkisini- ortadan kaldırmaz.
MADDE 4
Uçağın sicilinde kayıtlı bulunmadığı bir Âkit Devlet, uçakta işlenen bir suç dolayısıyla ceza yetkisini kullanmak maksadıyle, uçuş halindeki bir uçağa aşağıdaki haller dışında müdahalede bulunamaz :
a) Bu suçun neticeleri anılan Devletin ülkesinde hasıl olmuş ise;
b) Bu suç anılan Devletin bir uyruğu tarafından veya o Devlet uyruğuna karşı veya o Devlette daimî ikametgâhı bulunan bir şahıs tarafından veya ona karşı işlenmişse;
c) Bu suç anılan Devletin güvenliğini tehlikeye düşürüyorsa;
d) Bu suç anılan Devlette yürürlükte olup uçakların uçuşu veya manevrasına müteallik kural veya nizamların bir ihlali mahiyetinde ise;
e) Çok taraflı bir milletlerarası anlaşma gereğince anılan Devlete düşen bir yükümlülüğü yerine getirmek için bu yetkinin kullanılması gerekliyse.
BÖLÜM — III
Uçak kaptanının yetkileri
MADDE 5
1. Bu bölümdeki hükümler, tescil eden Devletin hava sahasında veya açık deniz üzerinde ya da hiçbir Devlet ülkesine ait olmayan bir bölge üzerinde uçan bir uçak içindeki bir şahıs tarafından işlenen veya tamamlanan veya işlenmek veya tamamlanmak üzere olan suçlar ve fiillere tatbik edilemez.
Son kalkış noktası veya planlanan müteakip iniş noktasının tescil eden Devletten başka bir Devlet ülkesinde olması, veya uçağın, aynı şahıs içinde bulunduğu halde müteakip merhale olarak tescil eden Devletten başka bir Devlet hava sahasında uçması halleri hariçtir.
2. inci maddenin 3 ncü paragrafı hükümleri saklı kalmak şartıyle, işbu bölümdeki anlamda bir uçak, bindirme ve yükleme tamamlandıktan sonra, bütün dış kapılarının kapanmasından itibaren, indirme ve boşaltma maksadıyle bu kapılardan birinin açılması anına kadar uçuş halinde kabul edilir. Mecburi iniş halinde, uçak içinde vuku bulan suçlar ve filler muvacehesinde, bir Devletin yetkili makamı uçağın ve içindeki şahıs ve malların sorumluluğunu üzerine alıncaya kadar, işbu bölüm hükümleri cari olmaya devam eder.
MADDE 6
1. Uçak kaptanı, uçak içindeki bir şahsın, 1 nci maddenin 1 nci paragrafında öngörülen bir suç veya fiili işlediği veya tamamladığı veya işlemek veya tamamlamak üzere olduğu yolunda muhik bir kanaate sahip olması halinde, bu şahsa karşı, zorlama tedbirleri dahil olmak üzere, aşağıdaki maksatlar için gerekli, makul tedbirleri alabilir :
a) Uçağın veya içindeki şahısların veya malların güvenliğini teminini
b) Uçak içindeki düzen ve disiplini muhafaza
c) Anılan şahsın yetkili makamlara teslim edilmesini veya işbu bölüm hükümleri uyarınca uçaktan indirilmesini temin.
2. Uçağın kaptanı, almak hakkına sahip bulunduğu zorlama tedbirlerini tatbik zımnında, mürettebatın diğer üyelerinden yardım isteyebilir veya onlara müsaade verebilir ve, mecbur etmemek şartıyla, yolcuların yardımını isteyebilir veya onlara bu yolda müsaade verebilir. Bu müsaade olmadan, da, mürettebattan herhangi bir üye veya yolculardan herhangi biri, uçağın veya içindeki şahısların veya malların güvenliğini temin için derhal alınması gerektiğine haklı nedenlerle her türlü makul önleyici tedbiri alabilir.
MADDE 7
1. 6 nci madde hükümleri uyarınca bir şahıs hakkında alınmış olan zorlama tedbirlerinin uygulanması uçağın indiği herhangi bir noktada sona erer.
Aşağıdaki durumlar hariçtir:
a) Bu nokta Âkit olmayan bir Devletin ülkesinde ise ve bu Devletin yetkili makamları ilgili şahsın indirilmesine müsaade etmiyorlarsa veya zorlama tedbirleri, bu şahsın 6 nci maddesinin 1, (c) paragrafı uyarınca yetkili makamlara teslimi maksadıyla alınmamışsa;
b) Uçak mecburi iniş yapmış ve uçağın kaptanı ilgili şahsi yetkili makamlarca teslim edebilmek imkânına sahip değilse;
c) İlgiii şahıs zorlama tedbirleri altında bu noktadan öteye götürülmesine rıza gösterirse,
2. Uçağın kaptanı en kısa müddet zarfında ve mümkünse, içinde 6 nci madde hükümleri uyarınca zorlama tedbirine tabi tutulmuş bir şahısla birlikte uçağın iniş yapacağı Devlet ülkesine inmeden önce, anılan Devlet yetkili makamlarını, uçakta zorlama tedbiri uygulanan bir şahsın bulunduğundan ve bu tedbirin nedenlerinden haberdar etmek zorundadır.
MADDE 8
1. Uçak kaptanı, 6 nci maddenin 1 nci paragrafının a) veya b) Fıkraları bakımından gerekli gördüğü takdirde, 1 nci b) paragrafında öngörülen bir fiili işlediğine veya işlemek üzere olduğuna, makul nedenlerle inandığı bir şahsı, uçağın iniş yaptığı herhangi bir devlet ülkesinde uçaktan indirebilir.
2. Uçak kaptanı, bu madde uyarınca, ülkesinde herhangi bir şahsı uçaktan indirdiği devletin yetkili makamlarına, bu indirme olayı ve nedenleri hakkında rapor verir.
MADDE 9
1. Uçak kaptanı, uçağın içinde, uçağın tescil edildiği Devletin ceza Kanunlarına göre ciddî bir suç teşkil ettiği kanaatinde olduğu bir fiili ika ettiğine makul nedenlerle inandığı herhangi bir şahsı, uçağın ülkesine indiği, herhangi bir Âkit Devletin yetkili makamlarına teslim edebilir.
2. Uçak kaptanı, en kısa süre içinde ve mümkünse, bir önceki paragraf hükümleri uyarınca teslim etmek niyetinde olduğu şahıs uçakta bulunduğu halde bir Âkit Devletin ülkesine iniş yapmadan önce o devletin yetkili makamlarına, bu şahsı teslim etmek niyetini ve bunun nedenlerini bildirir.
3. Uçak kaptanı, bu madde hükümleri gereğince sanığın teslim edildiği yetkili makamlara, uçağın tescil eden Devletin kanunlarına uygun olarak sahip bulunduğu delil ve bilgileri verir.
MADDE 10
İşbu sözleşmeye uygun olarak alman tedbirler dolayısıyla ne uçak kaptanı, diğer herhangi bir mürettebat herhangi bir yolcu, uçağın sahibi veya işleticisi, ne de uçuşun adına yapılmış olduğu şahıs, hakkında bu tedbirlerin alındığı şahsın maruz kaldığı muamelelerle ilgili herhangi bir kovuşturmada sorumlu tutulamaz.
BÖLÜM — IV
Uçağın Kanun dışı yollarla ele geçirilmesi MADDE 11
1. Kanunsuz şekilde, şiddet veya şiddete başvurma tehdidiyle, uçaktaki bir şahıs, uçuş halindeki bir uçağın faaliyetini engellediği kontrolünü ele geçirdiği veya kontrolü altına aldığı, veya böyle bir fiili tamamlamak üzere olduğu takdirde, Âkit Devletler, uçağın kontrolünü meşru kaptanına geri vermek veya onun, uçağı kontrole devam etmesini sağlamak için bütün uygun tedbirleri alırlar.
2. Bir önceki paragrafta öngörülen durumlarda, uçağın iniş yaptığı Âkit Devlet, yolcularının ve mürettebatın, mümkün olur olmaz yollarına devam etmelerine müsaade verir ve uçağı ve yükünü meşru
sahiplerine iade eder.
BOLÜM — V Devletlerin yetkileri ve yükümlülükleri MADDE 12
Herhangi bir Âkit Devlet, diğer bir Âkit Devletin sicilinde kayıtlı bir uçağın kaptanının, herhangi bir şahsı 8 nci maddenin 1 nci paragrafı uyarınca uçaktan indirmesine müsaade etmek zorundadır.
MADDE 13
1 — Herhangi bir Âkit Devlet, uçak kaptanının 9 uncu maddenin 1 inci paragrafı uyarınca teslim ettiği herhangi bir şahsı teslim almak zorundadır.
2 — Herhangi bir Âkit Devlet, şartların gereği olarak gördüğü takdirde, teslim aldığı veya 11 inci maddenin 1 inci paragrafında öngörülen bir fiili işlediğinden şüphelenilen bir şahsı gözaltına alır veya muhafazası için gerekli diğer tedbirleri alır. Gözaltına alma ve diğer tedbirler, o Devletin kanunları uyarınca olur, fakat, sadece ceza yargılaması veya iade işlemlerinin başlatılmasını mümkün kılmak için gerekli makul bir süre boyunca devam edebilir.
3 — Önceki paragraf uyarınca gözaltına alınan bir şahsın, vatandaşı olduğu Devletin en yakındaki ilgili temsilcisiyle derhal irtibat kurmasına yardımcı olunur.
4 — 9 uncu maddenin 1 inci paragrafı hükümleri uyarınca bir şahsın teslim edildiği veya bir uçağın, 11 inci maddenin 1 inci paragrafında öngörülen bir fiilin işlenmesinden sonra ülkesine inmiş olduğu herhangi bir Akit Devlet, derhal olay hakkında bir hazırlık soruşturması yapar.
5 — Bir Devlet, bu madde uyarınca bir şahsı gözaltına alınca, uçağın tescil edildiği Devlete, gözaltına alınan şahsın uyruğu bulunduğu Devlete ve gerekli görüyorsa, diğer ilgili Devletlere, o şahsın gözaltına alındığı ve gözaltına alınmasını gerektiren şartlan derhal bildirir. Bu maddenin 4 üncü paragrafında öngörülen hazırlık soruşturmasını yapan Devlet, bulgularını, anılan Devletlere derhal bildirir ve kaza yetkisini kullanmak niyetinde olup olmadığını belirtir.
MADDE 14
1 — Herhangi bir şahıs, 8 inci maddenin 1 inci paragrafı uyarınca uçaktan indirildiği veya 9 uncu maddenin 1 inci paragrafı uyarınca teslim edildiği veya 11 inci maddenin 1 inci paragrafında öngörülen bir fiili ika ettikten sonra uçaktan indiği zaman, yolculuğuna devam etmek istemez veya devam edemezse ve iniş yapılan
Devlet, eğer söz konusu kişi kendi uyruğunda değilse veya daimî ikametgâhı kendi ülkesinde bulunmuyorsa o kişiyi uyruğunda olduğu veya daimî ikametgâhının bulunduğu Devletin ülkesine veya, hava yolculuğuna başlamış olduğu Devletin ülkesine geri gönderebilir.
2 — Ne uçaktan indirme, ne teslim, ne 13 üncü maddenin 2 nci paragrafında öngörülen gözaltına alma ve diğer tedbirler, ne de söz konusu şahsın geri gönderilmesi, şahısların giriş ve kabulüne ilişkin kanunları bakımından ilgili Akit Devletin ülkesine kabul edilme şeklinde telakki olunmayacak ve işbu Sözleşmedeki hiçbir hüküm, bir Âkit Devletin şahısların kendi ülkesinden çıkarılmasına ilişkin
kanunlarını etkilemeyecektir.
MADDE 15
1 — 14 üncü madde hükümleri saklı kalmak şartıyla, 8 inci maddenin 1 inci’ paragrafı uyarınca uçaktan indirilen ve 9 uncu maddenin 1 inci paragrafı uyarınca teslim edilen veya 11 inci maddenin 1 inci paragrafında öngörülen bir fiili ika ettikten sonra uçaktan inen ve yolculuğuna devam etmek isteyen herhangi bir şahıs, iniş yapılan Devletin kanunlarına göre iade işlemi veya ceza kovuşturması bakımından orada kalması gerekli olmadıkça, mümkün olur olmaz istediği istikamete gitmekte serbesttir.
2 — Ülkeye giriş ve kabule, suçluların iadesine ve ülkeden çıkarılmaya ilişkin kanun hükümleri saklı kalmak şartıyla, ülkesinde 8 inci maddenin 1 inci paragrafı uyarınca uçaktan indirilmiş veya 9 uncu maddenin 1 inci paragrafı uyarınca teslim edilmiş veya 11 inci maddenin 1 inci paragrafında öngörülen bir fiili ika ettiğinden şüphelenilen ve uçaktan inmiş olan bir şahıs hakkında bir Akit Devlet, onun muhafazası ve güvenliği için, benzer durumlarda kendi uyruklarına tatbik olunandan farklı bir muamele tatbik etmeyecektir.
BÖLÜM — VI Diğer hükümler MADDE 16
1 — Bir Âkit Devlette tescil edilmiş bir uçakta işlenen suçlar, suçluların iadesi bakımından, sadece işlendikleri yerde değil aynı zamanda uçağı tescil eden Devletin ülkesinde de işlenmiş gibi muameleye tabi tutulurlar.
2 — Önceki paragrafın hükümleri saklı kalmak şartıyla, bu Sözleşmenin hiçbir hükmü, suçlunun iadesi yükümlülüğünü doğurduğu şekilde telakki edilemez.
MADDE 17
Âkit Devletler, uçakta işlenen bir suç dolayısıyla kovuşturma veya tutuklama için herhangi bir tedbir alırlarken veya başka bir şekilde kaza yetkilerini kullanırlarken, hava seyrüseferinin güvenliği
ve diğer menfaatleri bakımından gereken dikkati gösterecekler ve
uçağın, yolcuların, mürettebatın veya yükün gereksiz olarak gecikmesini önleyecek şekilde hareket edeceklerdir.
MADDE 18
Âkit Devletler, hiçbir Devlette tescil edilmemiş uçaklar işleten müşterek hava ulaştırma işletmeleri veya milletlerarası işletme teşekkülleri kurarlarsa, duruma göre, aralarından birini, bu sözleşmenin amaçları bakımından tescil eden Devlet sayılmak üzere tayin edecekler ve bunu Milletlerarası Sivil Havacılık Teşkilâtına bildireceklerdir. Bu teşkilât da, bu hususu, bu sözleşmeye taraf olan bütün devletlere duyuracaktır.
BÖLÜM — VII
Nihai Hükümler MADDE 19
İşbu Sözleşme, 21 nci madde hükümleri gereğince yürürlüğe gireceği tarihe kadar, Birleşmiş Milletlerin veya İhtisas teşekküllerinden birinin o tarihte üyesi bulunan herhangi bir devlet adına imzalanmaya açık tutulacaktır.
MADDE 20
1 — İşbu sözleşme, imzalayan devletlerin anayasa usullerine uygun olarak onaylanacaktır.
2 — Onay belgeleri Milletlerarası Sivil Havacılık Teşkilâtına tevdi edilecektir.
MADDE 21
1 — İşbu Sözleşme on iki imzalayan Devletin onay belgelerini tevdi ve on ikinci onay belgesinin tevdiinden sonraki doksanıncı günde bu Devletler arasında yürürlüğe girecektir. Bundan sonra onaylanan her Devlet bakımından Sözleşme, onay belgesinin tevdiinden sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.
2 — İşbu Sözleşme yürürlüğe girdiğinde Milletlerarası Sivil Havacılık Teşkilâtı tarafından Birleşmiş Millet Genel Sekreteri nezdinde tescil ettirilecektir.
MADDE 22
1 — İşbu Sözleşme, yürürlüğe girdikten sonra, Birlemiş Milletler veya İhtisas Teşekküllerinden birinin üyesi bulunan herhangi bir Devletin katılmasına açık olacaktır.
2 — Bir Devletin katılması, katılma belgesini Milletlerarası Sivil Havacılık Teşkilâtına tevdi etmesi ile ve katılma keyfiyeti belgenin tevdi tarihinden sonraki doksanıncı günde hüküm ifade edecektir.
MADDE 23
1 — Âkit Devletlerden herhangi biri Milletlerarası Sivil Havacılık Teşkilâtına bir ihbarda bulunmak suretiyle bu Sözleşmeyi feshedebilir.
2 — İşbu fesih keyfiyeti, Milletlerarası Sivil Havacılık Teşkilâtı tarafından çekilme ihbarının alınmasından 6 ay sonra hüküm ifade edecektir.
MADDE 24
1 — İki veya daha fazla Âkit Devlet arasında bu Sözleşmenin yorumlanması veya uygulanması hususunda ortaya çıkan anlaşmazlık müzakere yolu ile halledilemez ise, taraflardan birinin talebi üzerine, hakeme sunulacaktır. Tahkim talebi tarihinden itibaren 6 ay içinde taraflar hakem heyetinin teşekkül tarzı halkında anlaşmaya varamazlarsa, taraflardan herhangi biri anlaşmazlığı Divan Statüsüne uygun olarak yapılacak bir müracaatla. Milletlerarası Adalet Divanına götürebilir.
2 — Her Devlet, bu Sözleşmeyi imzalarken veya onaylarken veya Sözleşmeye katılırken bir önceki paragrafla kendisini bağlı saymadığını beyan edebilir. Böyle bir ihtirazı kayıt ileri sürmüş olan herhangi bir Âkit Devlete karşı diğer Âkit Devletler önceki paragrafla bağlı sayılmayacaklardır.
3 — Önceki paragraf uyarınca bir ihtirazi kayıt ileri süren Âkit Devlet, Milletlerarası Sivil Havacılık Teşkilâtına bildirmek suretiyle her zaman için bu kaydı geri alabilir.
MADDE 25
Bu Sözleşmeye 24 üncü madde hükümleri dışında, herhangi bir ihtirazi kayıt ileri sürülemez.
MADDE 26
Milletlerarası Sivil Havacılık Teşkilâtı aşağıdaki hususları Birleşmiş Milletlerin veya ihtisas Teşekküllerinde herhangi birinin üyesi bulunan bütün Devletlere bildirecektir:
a) Sözleşmeye konan her imzayı ve tarihini,
b) Tevdi olunan her onay veya katılma belgesini ve tarihini,
c) Bu Sözleşmenin, 21 inci maddenin 1 inci paragrafı hükümleri uyarınca yürürlüğe giriş tarihi,
d) Her çekilme ihbarının alınışını ve tarihini,
e) 24 üncü madde hükümlerine göre yapılan her beyan veya ihbarın almışını ve tarihini,
Yukarıdaki hususları tasdiken usulü veçhile hüküm etlerine yetkili kılman ve aşağıda imzaları bulunan tam yetkili Temsilciler bu Sözleşmeyi imza etmişlerdir.
İngilizce, Fransızca ve İspanyolca üç muteber metin halinde Bindokuzyüzaltmışüç yılı Eylül ayının ondördüncü günü Tokyo’da tanzim edilmiştir.
Bu Sözleşme, Milletlerarası Sivil Havacılık Teşkilâtına tevdi edilecek ve 19 uncu madde hükümleri uyarınca bu Teşkilât nezdinde imzaya açık bulundurulacaktır. Sözü geçen Teşkilât, Sözleşmenin onaylı örneklerini Birleşmiş Milletler ve İhtisas Teşekküllerinden herhangi birinin üyesi bulunan bütün Devletlere gönderecektir
9–22 Aralık 2000’de, 20 cezaevine birden, 14 Aralık 2000 tarihli ve “Cezaevleri Müdahale Harekât Emri No:1” başlıklı üst emir doğrultusunda operasyon düzenlendi. Eşzamanlı yürütülen bu saldırıya utanmadan “Hayata Dönüş Operasyonu” adını verdiler. Oysa gerçekte yaşanan, hayatın değil ölümün operasyonuydu. Kimyasal silahlar, gazlar, yanıcı bombalar ve sinir gazları kullanıldı. 14 saat süren Bayrampaşa Cezaevi operasyonunda altısı kadın 12 mahpus diri diri yakılarak katledildi. Toplamda 32 kişi yaşamını yitirdi, 600’den fazla kişi sakat bırakıldı. Bu, Türkiye cezaevi tarihinin en karanlık sayfalarından biridir; devletin cezaevlerine karşı yürüttüğü en büyük ve en organize şiddet eylemidir.
Bayrampaşa Cezaevi’nde 12 insanın yakılarak öldürüldüğü operasyon ise yıllarca süren hukuki mücadeleye rağmen, devlet suçlarının “meşhur kılıfı” olan zamanaşımıyla kapatıldı. Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 39 er ve 157 rütbeli askeri personelin yargılandığı dava zamanaşımı nedeniyle düşürüldü. Ümraniye Cezaevi’ne ilişkin 267 askerin yargılandığı davada verilen beraat kararları da İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 2021’de onandı.
***
Türkiye’de yaşanan en büyük cezaevi katliamında soruşturmanın davaya dönüşmesi bile 10 yıl sürdü. İnsanlık suçlarının yargılanmasında zamanaşımı kılıfı ile katillerin sırtı sıvazlandı. Bir karanlık dönemin daha üstü örtüldü. Zamanaşımı kararları ağır insan hakları ihlallerinin faillerine fiilî dokunulmazlık kazandırdı. Bayrampaşa Cezaevi’nin C-1 koğuşunda kadın mahpusların diri diri yakıldığı, savunmasız insanların katledildiği bu saldırının sorumluları ise korunmakla kalmadı, terfi ettirildi. Hatta dönemin Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun, bu katliamdaki rolüne rağmen 2004 yılında “Devlet Üstün Hizmet Madalyası” ile ödüllendirildi. Sonradan da Yargıtay Üyesi oldu.
Peki, insanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı olur mu?
Türkiye’de işkence ve yargısız infazlara ilişkin soruşturma ve davalar sistematik biçimde cezasızlıkla sonuçlanmaktadır. Bu cezasızlık politikası hem yürütme organının pratiklerinde hem de yargı pratiğinde kendisini açık biçimde göstermektedir. Yaşam hakkının keyfi ihlal edildiği dosyalarda bile tutuksuz yargılama norm haline gelmiştir.
Türkiye’de ağır insan hakları ihlallerinin zamanaşımına uğramasının temel nedenlerinden biri, bu suçların münferit olaylar olarak değerlendirilmesi ve yaygın-sistematik karakterinin araştırılmamasıdır. Ayrıca uluslararası hukukun emredici (jus cogens) normlarının ve uluslararası içtihadın dikkate alınmaması da önemli bir paya sahiptir.
Oysa dünya örnekleri çok başka bir yargı pratiğini gösteriyor. Latin Amerika ülkelerinde yerel hukuktaki zamanaşımı engeli uluslararası hukuk aracılığıyla aşıldı; darbecilere af ilan edilmiş olsa dahi, yıllar sonra bile çok sayıda üst düzey sorumlu yargılandı ve cezalandırıldı. Arjantin’de 1976–1983 döneminin kirli savaş suçlarına ilişkin davalarda, darbenin lideri General Videla dahil sanıklar zamanaşımı savunması yapsa da, Yüksek Mahkeme insanlığa karşı suçların zamanaşımına tabi olamayacağına hükmetti. Plaza de Mayo Anneleri ve CELS’in (Cento de Estudios Legales y Sociales, Arjantin’de 1979’da kurulan ülkenin en önemli insan hakları STK’lerinden biri) yürüttüğü mücadele sonucunda af yasaları dahi geçersiz sayıldı ve failler cezalandırıldı.
Ağır insan hakları ihlalleri ve devlet şiddeti, yüzleşme ve onarım süreçlerinden geçmedikçe toplumların hafızasında derin yaralar bırakır. Mağdurların ve toplumsal kesimlerin taşıdığı bu acı, ancak hakikatle yüzleşme, hesaplaşma ve onarımla dönüşebilir. Oysa zamanaşımı, hem suçların toplumsal hafızadan silinmesine hem de yüzleşme süreçlerinin tıkanmasına yol açar. Bu, geçmişin karanlığını geleceğe miras bırakmak demektir. O yüzden insanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı olmaz.
***
Adaletin zamana bırakılamayacağı, özellikle de devletin öldürdüğü her insanın hesabının sorulmasının bir toplumun demokratik varoluşunun temel şartı olduğu unutulmamalıdır.
Bugün bu topraklarda adalet, yıllar içinde bir dosya numarasına, zamanaşımı gerekçesinin yazıldığı bir tutanağa, bir mahkeme salonundaki sessizliğe sıkıştırılmak isteniyor. Ama biz biliyoruz: Yanan koğuşların, gazla boğulan bedenlerin, sabaha kadar süren çığlıkların zamanı yoktur. Bu ülkenin karanlık sayfaları, üzerlerine mühür basılarak kapanmaz; halk nefes aldıkça o sayfalar yeniden açılır. Hakikat er ya da geç kendine yol bulur çünkü adaletin çürümesi toplumun çürümesidir. Ve biz çürümeyi kader diye kabul etmiyoruz. O yüzden 19–22 Aralık’ın ateşi hâlâ sönmedi: Sönmesin ki karanlığı yarıp adalete giden yolu aydınlatsın.
Dünya Tabipler Birliğinin İnsan Hakları Konusundaki Kararı, 1990 yılı Ekim ayında Caliornia’da toplanan 42. Genel Kurul toplantısında alınmıştır.
Dünya Tabipler Birliğinin İnsan Hakları Konusundaki Kararı
1-Dünya Tabipler Birliği ve üyesi olan tabip birlikleri, herkes için insan haklarının geçerli olmasını bekler ve insan hakları ihlalleri görüldüğünde üzerine gider.
2-Tıp meslekleri üyeleri, genellikle insan hakları ihlallerinin ilk tanıklarıdır.
3-Tabip Birliklerinin, ülkelerindeki insan hakları ihlallerine dikkat çekmek temel görevleridir.
Dünya Tabipler Birliği bu nedenle üye tabip birliklerini;
1-Kendi ülkelerindeki hak ihlallerinin sorumlu otoritelerin baskısı korkusu ile olup olmadığını araştırmaya ve eğer insan hakları ihlali varsa sorumlu otoriteleri insan haklarına uymaya çağırmaya,
2-Cezaevi sisteminde çalışan doktorları net etik doğrular konusunda bilgilendirmeye,
3-İnsan hakları alanında etik olmayan uygulamalarda bulunan hekimleri soruşturmak üzere etkin bir mekanizma geliştirmeye,
4-Herkesin cins, ırk, vs. ayrımcılığı yapılmadan yeterli bir sağlık hizmeti alabilmesi için tüm olanaklarını kullanmaya,
5-Hükümlülerin insani bir bakım almalarını engelleyen durumları çeşitli yollarla protesto etmeye ve gereksiz tutuklu bulunanların acilen salıverilmeleri için çağrıda bulunmaya davet eder.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu, 8 Aralık 1995 tarihinde kurulan memur sendikaları konfederasyonudur. Konfederasyonun kısa adı KESK’tir. Kamu sendikacılığı alanında 28 Mayıs 1990 yılında EĞİTİM-İŞ kısa adıyla Eğitim İşkolu Kamu Görevlileri Sendikası kurulmuş, daha sonra EĞİTİM-SEN kısa adıyla Eğitim, Bilim ve Kültür Emekçileri Sendikası ve TÜM BEL-SEN kısa adıyla Tüm Belediye Memurları Sendikası kurulmuştur.
Konfederasyonun üye sendikaları; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası, Diyanet ve Vakıf Emekçileri Sendikası, Kültür ve Sanat Emekçileri Sendikası, Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası, Yol, Yapı, Altyapı, Tapu ve Kadastro Emekçileri Sendikası, Basın Yayın İletişim ve Posta Emekçileri Sendikası, Tarım Ormancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası, Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası, Büro Emekçileri Sendikası, Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’dır.
Konfederasyona bağlı sendikaların üye sayısı toplamda 239.700 kişi civarındadır. KESK, Avrupa Sendikalar Konfederasyonu, Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu üyesidir. Konfederasyonun organları, Genel Kurul, KESK Genel Meclisi, KESK Kadın Meclisi, Yürütme Kurulu, Denetleme Kurulu, Disiplin Kurulu ve Danışma Meclisidir. Tüzük 2014 yılında değişikliğe uğramıştır.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu Amaçları
Toplumun karar süreçlerinde örgütlü olarak söz sahibi olduğu; devletten ve piyasadan azami ölçüde arındırılmış kamusal alanda eşit, ücretsiz, nitelikli, erişilebilir ve anadilinde kamu hizmetini savunur. Konfederasyon, tüm maddi değerlerin yaratıcısı emeğin en yüce değer olduğu gerçeğinden hareketle ve sendikal mücadelenin demokrasi ve özgürlük mücadelesinin bir parçası olduğunun bilinciyle;
a) Grev ve toplu iş sözleşmeli sendikal hakların tanınması/uygulanması ve mevzuatımızda çalışma koşullarını düzenleyen hükümlerin evrensel normlara uyumunun sağlanması için gerekli mücadeleyi yürütmeyi;
b) Çalışma yaşamında ve hayatın diğer alanlarında üyelerin ve tüm emekçilerin ekonomik, demokratik, sosyal, siyasal, yasal, kültürel, mesleki, hukuksal, özlük haklarını ve çıkarlarını korumayı ve geliştirmeyi;
c) Evrensel insan hakları belgelerine dayanan ve uluslararası hukuk ve sözleşmelerden doğan bütün hak ve özgürlükleri eksiksiz yaşama geçirmek için mücadele etmeyi;
d) Uluslararası düzeyde emeğin birlik ve dayanışmasını sağlamak için çaba göstermeyi, uluslararası emek örgütleriyle ilişkiler kurmayı ve geliştirmeyi;
e) Tüm emekçilerin birlikte mücadelesi ve ortak demokratik örgütlenmesi hedefiyle ortak çalışanlar yasasının yaratılması amacıyla her türlü örgütsel formu yaşama geçirmek için çaba harcamayı, bu doğrultuda işyerlerinde ve hizmet kollarında ortak mücadeleyi örgütlemeyi, ilişkiler kurmayı ve geliştirmeyi;
f) Emekçilerin sosyal ve kültürel gelişmelerinin sağlanması, sınıf bilincinin geliştirilmesi, örgütlülüğün ve demokrasinin bir yaşam biçimi haline gelmesi için mücadele etmeyi; bu doğrultuda bilimsel ve kültürel etkinliklerde bulunmayı;
g) Savaşsız ve sömürüsüz bir dünya amacıyla; ülkede ve dünyada savaşa karşı kalıcı barışın yaratılması, tüm ulusların eşit ve özgürce geleceklerini belirleyebilmelerinin ve evrensel insan haklarının önündeki engellerin kaldırılması, faşizme karşı demokrasi, emperyalizme karşı bağımsızlık, baskılara karşı özgürlük, ırkçılığa ve şovenizme karşı halkların kardeşliği için mücadele etmeyi;
ğ) Toplumsal yaşamın her alanında cinsiyet ayrımcılığına karşı çıkarak, başta çalışma yaşamı olmak üzere her alanda cinsiyetler arası eşitsizliğin ortadan kaldırılması için mücadele etmeyi;
i) Ekolojik denge ile tarihi ve kültürel çevreyi korumayı ve üretim süreçleri içerisinde zarar görmemesini sağlayacak sendikal inisiyatifleri geliştirmeyi;
j) İşsizlik ve yoksulluktan etkilenen başta emekliler ve işsizler olmak üzere tüm toplum kesimleriyle dayanışma ilişkilerini geliştirmeyi;
k) Emekçilerin çıkarlarının aynı zamanda tüm toplumun da çıkarları olduğu gerçeğinden hareketle; mal, hizmet üretimi ve paylaşım süreçlerine emekçiler lehine müdahale edilmesini, emekçilerin denetiminin ve katılımının sağlanmasını;
l) Hizmet kollarında örgütlü sendikaların örgütlü bulunduğu hizmet kollarının hizmet üretme politikasının belirlenmesinde, hizmet kollarında planlamadan, uygulamaya ve denetlemeye kadar tüm faaliyetlerde söz ve karar sahibi olmayı;
m) Engellilerin çalışma yaşamına en uygun koşullarda katılımını sağlamayı, engellerinden kaynaklanan sorunlarına çözüm üretmeyi ve olanaklar sunmayı amaçlar.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu Görev ve Yetkileri
a) Konfederasyon, sınıf çıkarları temelinde üyelerini bilinçlendirmek; örgütsel bilinci, dayanışma ve işbirliğini geliştirmek için her türlü eğitim çalışmasını yapar.
b) Amaç ve ilkelerini hayata geçirebilmek için, ulusal ve uluslararası düzeyde açık ve kapalı yer toplantıları, gösteri, eğitim etkinlikleri, kurs, seminer, panel vb. eylem ve etkinlikleri düzenler. Konukevi, eğitim ve dinlenme tesisleri kurar.
c) Amaç ve ilkeleri doğrultusunda her türlü görsel ve yazılı yayın haklarını kullanır. Bu çalışmaları yürütebilmek için tesis, basın ajansları vb kurar.
d) Toplu iş uyuşmazlıklarında üye sendikanın inisiyatifi doğrultusunda taraf olur. Gerekli durumlarda ilgili makamlara ve yargı organlarına başvurur. Konfederasyon üyesi olan sendikaların hazırladıkları toplu iş sözleşme taslakları doğrultusunda, toplu iş sözleşme görüşmelerini basına açık olarak yapar. Toplu iş sözleşmesi görüşmelerine yetkili organlar katılır.
e) Konfederasyona üye sendikaların bir bölümünün ortaklaşa aldıkları grev kararını, kararı alan sendikaların ortak kararı olmadan kaldırılmaması için koordinatörlük yapar.
f) Üye sendikaların kararı doğrultusunda grev kararı alır, uygular. Ayrıca emekçiler aleyhine gelişen toplumsal ve siyasal gelişmeler karşısında eylem ve grev yapar.
g) Amaçları doğrultusunda her türlü taşınır ve taşınmaz mal edinir, satar ve kiraya verir. Bu işlemleri yaparken aynı amaç ve ilkelere göre kurulmuş bir sendikaya ya da temel özgürlükleri savunmak amacıyla kurulmuş tüzel kişilikler ya da vakıflara devredebilir.
h)Ulusal ve uluslararası kuruluşlarla amaçları doğrultusunda işbirliği yapar. Bu kuruluşlara üye olur, gerektiğinde üyelikten ayrılır.
i) Örgüt içi demokrasiyi hayata geçirir.
j) Üye sendikaların konfederasyon tüzüğünün amaç ve ilkelerine uygun hareket etmesini sağlar
k) Ulusal ve uluslararası hukuk ve sözleşmelerden doğan hakları kullanır.
l) KESK bütün plan, program ve faaliyetlerine dair bütçe planlamasını oluştururken toplumsal cinsiyete duyarlı bütçe yaklaşımını esas alır.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu Üyesi Sendikalar, Hizmet Kolları ve Kuruluş Yılları
Üye Sendika Adı
Kısa Adı
Hizmet Kolu
Kuruluş Tarihi
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası
EĞİTİM-SEN
Eğitim,Öğretim ve Bilim Hizmetleri
1995
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası
SES
Sağlık ve Sosyal Hizmetler
1996
Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası
TÜM-BEL-SEN
Yerel Yönetim Hizmetleri
1990
Büro Emekçileri Sendikası
BES
Büro,Bankacılık ve Sigortacılık Hizmetleri
1998
Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası
ESM
Enerji,Sanayi ve Madencilik Hizmetleri
1992
Tarım Ormancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası
TARIM ORKAM-SEN
Tarım ve Ormancılık Hizmetleri
1992
Basın Yayın İletişim ve Posta Emekçileri Sendikası
HABER-SEN
Basın,Yayın ve İletişim Hizmetleri
1996
Yol, Yapı, Altyapı, Tapu ve Kadastro Emekçileri Sendikası
YAPIYOL-SEN
Bayındırlık,İnşaat ve Köy Hizmetleri
1995
Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası
BTS
Ulaştırma Hizmetleri
1994
Kültür ve Sanat Emekçileri Sendikas
KÜLTÜR-SANAT SEN
Kültür ve Sanat Hizmetleri
1992
Diyanet ve Vakıf Emekçileri Sendikası
DİVES
Diyanet ve Vakıf Hizmetleri
2002
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu İletişim Adresi
Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi, AB vatandaşlarının temel haklarını ve sorumluluklarını düzenlemektedir. Belge 13-14 Ekim 2000’de Fransa’nın Biarritz kentinde gerçekleşen AB zirvesine sunulmuş ve kabul edilmiştir. (Temel Haklar Şartı-CHARTER OF FUNDAMENTAL RIGHTS OF THE EUROPEAN UNION) Devlet ve hükümet başkanları tarafından benimsenen Temel Haklar Şartı, 7-8 Aralık 2000 tarihindeki “Nice Zirvesi”nde onaylanmıştır.
Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi ve Getirdiği Hukuki Çerçeve
Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi, bireylerin temel haklarını koruma amacı taşımaktadır.
Avrupa Adalet Divanı ve AİHM içtihatları ile yerleşen ilkeler benimsenmektedir.
Avrupa Birliği’nin insan haklarına saygı gösterme taahhüdünü vurgulamaktadır.
Temel Haklar Şartı, insan onuru, özgürlük, eşitlik ve dayanışma gibi temel değerleri içermektedir.
Şart, Avrupa Birliği üye ülkelerinde hukuki bağlayıcılık taşımaktadır.
İfade özgürlüğü, din özgürlüğü ve özel yaşamın korunması gibi haklar güvence altına alınmıştır.
Ayrımcılık yasağı ve herkesin yasalar önünde eşit olması ilkesi Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi için iki temel yapıtaşıdır.
Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi
GİRİŞ
Avrupa halkları, aralarında daha yakın bir birlik oluşturmak için ortak değerlere dayalı barışçı bir geleceği paylaşmaya kararlıdır.
Ruhani ve manevi mirasının bilincinde olan Birlik, bölünmez ve evrensel değerler olan insan onuru, özgürlük, eşitlik ve dayanışma değerleri üzerine inşa edilmiştir. Demokrasi ve hukukun üstünlüğü ilkelerine dayanmaktadır. Birlik vatandaşlığını tesis ederek ve bir özgürlük, güvenlik ve adalet bölgesi oluşturarak bireyi, faaliyetlerinin merkezine yerleştirir.
Birlik, bu ortak değerlerin korunması ve geliştirilmesine katkıda bulunurken Avrupa halklarının kültürleri ve geleneklerinin çeşitliliği yanısıra Üye Devletlerin ulusal kimlikleri ve bunların ulusal, bölgesel ve yerel düzeylerdeki kendi kamu makamlarının düzenlenmesine saygı gösterir. Dengeli ve sürdürülebilir kalkınmayı teşvik etmeye çalışır ve insanların, eşyaların, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımını ve yerleşme özgürlüğünü sağlar.
Bu amaçla, toplum, sosyal ilerleme, bilimsel ve teknolojik gelişmeler ışığında temel hak ve özgürlüklerin bir Bildirge’de daha açık bir şekilde ortaya konulması yoluyla bu hak ve özgürlüklerin korunmasının güçlendirilmesi gerekmektedir.
Bu Bildirge, Topluluk ve Birliğin yetkileri ve görevlerini ve yetki ikamesi ilkesini dikkate alarak özellikle Üye Devletlerin ortak uluslararası yükümlülükleri ve anayasal gelenekleri, Avrupa Birliği Antlaşması, Topluluk Antlaşmaları, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Hak ve Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi, Topluluk ve Avrupa Konseyi tarafından kabul edilen Sosyal Bildirgeler ve Avrupa Toplulukları Adalet Divanı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihat hukukundan kaynaklanan hakları yeniden teyid etmektedir.
Bu haklardan yararlanılması, öteki kişiler, insanlık ve gelecekteki kuşaklar konusunda sorumluluklar ve görevleri beraberinde getirmektedir.
Birlik, bu nedenle, aşağıda belirtilen hakları, özgürlükleri ve ilkeleri tanımaktadır.
BÖLÜM I
ONUR
Madde 1. – İnsanlık onuru
İnsanlık onuru, ihlal edilemez. Saygı gösterilmeli ve korunmalıdır.
Madde 2. – Yaşama hakkı
1. Herkes, yaşama hakkına sahiptir.
2. Hiç kimse, ölüm cezasına çarptırılmamalı veya idam edilmemelidir.
Madde 3. – Kişinin bedensel ve ruhsal dokunulmazlık hakkı
1. Herkes, kendi bedensel ve ruhsal dokunulmazlığına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Tıp ve biyoloji alanlarında, özellikle aşağıda belirtilenlere saygı gösterilmelidir:
– yasada belirtilen usüllere uygun olarak ilgili kişinin özgürcü ve bilinçli olarak vereceği muvafakat,
– özellikle kişilerin seçilmesini amaçlayan insan ırkının soyaçekim yoluyla islahına yönelik uygulamaların yasaklanması,
– insan bedeninin ve bölümlerinin ticari bir kazanç kaynağı haline getirilmesinin yasaklanması,
– insanların kopyalama yoluyla üretilmesinin yasaklanması.
Madde 4. – İşkence veya insanlık dışı veya alçaltıcı muamele veya ceza yasağı
Hiç kimse, işkenceye veya insanlık dışı veya alçaltıcı muamele veya cezaya tabi tutulmamalıdır.
Madde 5. – Kölelik ve zorla çalıştırılma yasağı
1. Hiç kimse, kul ya da köle olarak tutulamaz.
2. Hiç kimse zorla çalıştırılamaz ve zorunlu çalışmaya tabi tutulamaz.
3. İnsan kaçakçılığı yasaklanmıştır.
BÖLÜM II
ÖZGÜRLÜKLER
Madde 6. – Özgürlük ve güvenlik hakkı
Herkes kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahiptir.
Madde 7. – Özel ve aile yaşamına saygı
Herkes, özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
Madde 8. – Kişisel bilgilerin korunması
1. Herkes, kendisine ilişkin kişisel bilgilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir.
2. Bu tür bilgiler, belirtilen amaçlar için ve ilgili kişinin muvafakatine veya yasada öngörülen başka meşru temele dayalı olarak adil şekilde kullanılmalıdır. Herkes, kendisi hakkında toplanmış olan bilgilere erişme ve bunlarda düzeltme yaptırma hakkına sahiptir.
3. Bu kurallara uyulması, bağımsız bir makam tarafından denetlenecektir.
Madde 9. – Evlenme ve aile kurma hakkı
Evlenme hakkı ve aile kurma hakkı, bu hakların kullanılmasına ilişkin ulusal mevzuata uygun olarak teminat altına alınacaktır.
Madde 10. – Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü
1. Herkes, düşünce, din ve vicdan özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, din veya inancını değiştirme özgürlüğünü ve din veya inancını tek başına veya topluluk halinde, aleni veya gizli olarak ibadet etme, öğretme, uygulama ve gereklerine uyma şeklinde açığa vurma özgürlüğünü içerir.
2. Bu hakkın kullanılmasına ilişkin ulusal mevzuata uygun olarak dini nedenlerle askerlik görevini yapmayı reddetme hakkı tanınmaktadır.
Madde 11. – İfade ve haber alma özgürlüğü
1. Herkes, ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ulusal sınırlarla kısıtlanmaksızın bir görüşe sahip olma, haber ve düşünceleri elde etme ve bunları ulaştırma özgürlüğünü içerir.
2. Basının özgürlüğü ve çoğulculuğuna saygi gösterilmelidir.
Madde 12. – Toplanma ve örgütlenme özgürlüğü
1. Herkes, barışçıl bir biçimde toplanma özgürlüğü ile her düzeyde, özellikle siyaset, sendika ve yurttaşlıkla ilgili konularda örgütlenme özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu, herkesin kendi çıkarlarını korumak için sendika kurma ve sendikalara girme hakkını da içerir.
2. Birlik düzeyindeki siyasi partiler, Birliğin vatandaşlarının siyasi iradesinin ifade edilmesine katkıda bulunurlar.
Madde 13. – Sanat ve bilim özgürlüğü
Sanat ve bilimsel araştırma, kısıtlamaya tabi olmamalıdır. Akademik özgürlüğe saygı gösterilmelidir.
Madde 14. – Eğitim hakkı
1. Herkes, eğitim görme ve mesleki ve sürekli eğitimden yararlanma hakkına sahiptir.
2. Bu hak, serbest zorunlu eğitim görme olasılığını da içerir.
3. Demokratik ilkelere ve ailelerin çocuklarının kendi dini, felsefi ve eğitim konusundaki inançlarına uygun olarak eğitim ve öğretim görmelerini sağlama hakkına saygı gösterilerek eğitim kurumları tesis etme özgürlüğüne, bu özgürlük ve hakkın kullanılmasına ilişkin ulusal mevzuata uygun olarak saygı gösterilmelidir.
Madde 15. – Meslek seçme ve çalışma hakkı
1. Herkes, çalışma ve serbestçe seçilmiş veya kabul edilmiş bir mesleği ifa etme hakkına sahiptir.
2. Birliğin her vatandaşı, herhangi bir Üye Devlette iş arama, çalışma, yerleşme hakkını kullanma ve hizmet verme özgürlüğüne sahiptir.
3. Üye Devletlerin ülkelerinde çalışma izni almış olan üçüncü ülkelerin vatandaşları, Birliğin vatandaşlarının çalışma şartlarına eşit çalışma şartlarından yararlanma hakkına sahiptir.
Madde 16. – Bir ticari faaliyette bulunma özgürlüğü
Topluluk hukuku ve ulusal yasalar ve uygulamalara göre bir ticari faaliyette bulunma özgürlüğü tanınmaktadır.
Madde 17. – Mülk edinme hakkı
1. Herkes, yasal şekilde elde ettiği mülküne sahip olma, kullanma, elden çıkarma ve miras bırakma hakkına sahiptir. Bunların kaybı karşılığında zamanında adil bir tazminat ödenmesi koşulu ile kamu menfaati nedeniyle veya yasada öngörülen koşullar çerçevesinde yapılması dışında hiç kimsenin elinden mülkü alınamaz. Mülkün kullanımı, kamu menfaati için gerekli olduğu ölçüde yasa ile düzenlenebilir.
2. Fikri mülkiyet, korunmalıdır.
Madde 18. – Sığınma hakkı
Sığınma hakkı, 28 Temmuz 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi ve sığınmacıların statüsüne ilişkin 31 Ocak 1967 tarihli Protokol kuralları dikkate alınarak ve Avrupa Topluluğunu kuran Antlaşma’ya uygun olarak teminat altına alınmalıdır.
Madde 19. – İhraç, sınırdışı veya iade etme yasağı
1. Toplu sınır dışı etmeler yasaktır.
2. Hiç kimse, ölüm cezası, işkence veya başka insanlık dışı veya alçaltıcı muamele veya cezaya tabi tutulması konusunda ciddi bir tehlikenin bulunduğu bir Devlete geri gönderilemez, sınırdışı edilemez veya iade edilemez.
BÖLÜM III
EŞİTLİK
Madde 20. – Yasa önünde eşitlik
Herkes, yasa önünde eşittir.
Madde 21. – Ayrımcılık yasağı
1. Cinsiyet, ırk, renk, etnik veya sosyal köken, kalıtımsal özellikler, dil, din veya inanç, siyasi veya başka herhangi bir görüş, bir ulusal azınlığın üyesi olma, hususiyet, doğum, maluliyet, yaş veya cinsel eğilim gibi herhangi bir nedenle ayrımcılık yapılması yasaktır.
2. Avrupa Topluluğunu kuran Antlaşma ve Avrupa Birliği Antlaşmasının uygulanması kapsamı çerçevesinde ve sözkonusu Antlaşmaların özel hükümleri saklı kalmak üzere milliyet nedeniyle her türlü ayrımcılık yasaktır.
Madde 22. – Kültürel, dini ve dilsel çeşitlilik
Birlik, kültürel, dini ve dilsel çeşitliliğe saygı gösterecektir.
Madde 23. – Erkekler ve kadınlar arasında eşitlik
Erkekler ve kadınlar arasında eşitlik, istihdam, çalışma ve ücret dahil olmak üzere bütün alanlarda sağlanmalıdır.
Eşitlik ilkesi, yeterli şekilde temsil edilmeyen cinsin lehine belirli avantajlar sağlanmasını öngören önlemlerin sürdürülmesini veya benimsenmesini engellemez.
Madde 24. – Çocukların hakları
1. Çocuklar, kendi refahları için gerekli olan koruma ve ihtimamdan yararlanma hakkına sahiptir. Görüşlerini serbestçe ifade edebilirler. Bu görüşler, kendi yaşları ve olgunluk düzeylerine uygun olarak kendilerini ilgilendiren konularda dikkate alınır.
2. Kamu makamları veya özel kuruluşlar tarafından çocuklarla ilgili olarak yapılan bütün işlemlerde, çocuğun çıkarlarının en iyi şekilde korunmasına öncelik verilmelidir.
3. Her çocuk, bunun kendi çıkarlarına aykırı olması haricinde anne ve babasının her ikisi ile düzenli olarak kişisel ilişki ve doğrudan temas sürdürme hakkına sahiptir.
Madde 25. – Yaşlıların hakları
Birlik, yaşlıların, onurlu ve bağımsız bir yaşam sürdürme ve sosyal ve kültürel yaşama katılma haklarını tanımakta ve saygı göstermektedir.
Madde 26. – Engellilerin toplumla bütünleştirilmesi
Birlik, engelli kişilerin, bağımsızlıklarını, toplumsal ve mesleki yaşamla bütünleştirilmelerini ve toplum yaşamına katılmalarını sağlamaya yönelik önlemlerden yararlanma hakkını tanımakta ve saygı göstermektedir.
BÖLÜM IV
DAYANIŞMA
Madde 27. – İşçilerin işletme içinde bilgi alma ve danışma hakkı
Topluluk mevzuatı ve ulusal yasalar ve uygulamalarda öngörülen durumlar ve koşullarda işçiler veya temsilcilerine, uygun düzeylerde zamanında bilgi verilmeli ve danışmalarda bulunulmalıdır.
Madde 28. – Toplu sözleşme görüşmeleri yapma ve eylem hakkı
İşçiler ve işverenler veya bunların ilgili kuruluşları, topluluk mevzuatı ve ulusal yasalar ve uygulamalara göre uygun düzeylerde toplu sözleşmeler müzakere etme ve imzalama ve menfaat ihtilafı olması halinde grev eylemi dahil olmak üzere kendi çıkarlarını korumak için ortak eylem yapma hakkına sahiptir.
Madde 29. – İşe yerleştirme hizmetlerinden yararlanma hakkı
Herkes, işe yerleştirme hizmetinden ücretsiz olarak yararlanma hakkına sahiptir.
Madde 30. – Haksız işten çıkarmaya karşı koruma
Her işçi, Topluluk hukuku ve ulusal yasalar ve uygulamalara göre haksız işten çıkarmaya karşı korunma hakkına sahiptir.
Madde 31. – Adil ve hakkaniyete uygun çalışma koşulları
1. Her işçi, kendi sağlığı, emniyeti ve onuruna saygı gösteren çalışma koşullarından yararlanma hakkına sahiptir.
2. Her işçi, azami çalışma saatlerinin sınırlandırılması, günlük ve haftalık dinlenme dönemleri ve yıllık ücretli izin hakkına sahiptir.
Madde 32. – Çocuk işçi çalıştırmanın yasaklanması ve çalışan gençlerin korunması
Çocuk işçi çalıştırılması yasaktır. Gençler için daha elverişli olabilecek kurallar saklı kalmak üzere ve sınırlı istisnalar dışında istihdam edilmek için asgari yaş sınırı, zorunlu eğitimin tamamlanması için belirlenen asgari yaştan daha düşük olamaz.
İşe alınan gençler, yaşlarına uygun çalışma koşullarında çalıştırılmalı ve ekonomik sömürüye ve emniyetlerine, sağlıklarına veya fiziksel, ruhsal, ahlaki veya sosyal gelişimlerine zarar verme olasılığı bulunan veya eğitimlerini engelleyebilecek her türlü işe karşı korunmalıdır.
Madde 33. – Aile ve meslek yaşamı
1. Aile, yasal, ekonomik ve sosyal korumadan yararlanmalıdır.
2. Aile ve meslek yaşamının bağdaştırılması için herkes, doğumla bağlantılı bir nedenle işten çıkarmaya karşı korunma hakkına ve bir çocuğun doğumu veya evlat edinilmesinden sonra ücretli doğum ve ebeveynlik izni alma hakkına sahiptir.
Madde 34. – Sosyal güvenlik ve sosyal yardım
1. Birlik, Topluluk hukuku ve ulusal yasalar ve uygulamalarda belirtilen usullere göre doğum, hastalık, iş kazaları, bakıma muhtaç olma veya yaşlılık gibi durumlarda ve işten çıkarılma durumunda koruma sağlayan sosyal güvenlik yardımları ve sosyal hizmetlerden yararlanma hakkını tanımakta ve saygı göstermektedir.
2. Avrupa Birliği’nde yasal olarak ikamet eden ve dolaşan herkes, Topluluk hukuku ve ulusal yasalar ve uygulamalara göre sosyal güvenlik yardımları ve sosyal avantajlardan yararlanma hakkına sahiptir.
3. Birlik, Topluluk hukuku ve ulusal yasalar ve uygulamalarda belirtilen usullere göre sosyal dışlanma ve yoksullukla mücadele için yeterli imkanlara sahip olmayan herkes için uygun bir yaşam sağlamak amacıyla sosyal ve konut yardımından yararlanma hakkını kabul etmekte ve saygı göstermektedir.
Madde 35. – Sağlık hizmetleri
Herkes, ulusal yasalar ve uygulamalarda belirtilen şartlar çerçevesinde koruyucu sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkına ve tıbbi tedaviden yararlanma hakkına sahiptir. Bütün Birlik politikaları ve faaliyetlerinin tanımlanmasında ve uygulanmasında yüksek düzeyde bir insan sağlığı koruması sağlanmalıdır.
Madde 36. – Genel ekonomik konulardaki hizmetlerden yararlanma
Birlik, sosyal ve bölgesel uyumunu artırmak için Avrupa Topluluğu’nu oluşturan Antlaşma’ya uygun olarak ulusal yasalar ve uygulamalarda öngörülen genel ekonomik konulardaki hizmetlerden yararlanma hakkını kabul etmekte ve saygı göstermektedir.
Madde 37. – Çevresel koruma
Yüksek düzeyde bir çevresel koruma ve çevrenin kalitesinin iyileştirilmesi, Birliğin politikalarına dahil edilmeli ve sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak sağlanmalıdır.
Madde 38. – Tüketici Koruması
Birlik politikaları, yüksek düzeyde tüketici koruması sağlamalıdır.
BÖLÜM V
VATANDAŞLIK HAKLARI
Madde 39. – Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy kullanma ve aday olma hakkı
1. Birliğin her vatandaşı, ikamet ettiği Üye Devlette, bu Devletin vatandaşları ile aynı koşullar altında Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy kullanma ve aday olma hakkına sahiptir.
2. Avrupa Parlamentosu üyeleri, genel serbest ve gizli oyla doğrudan seçilir.
Madde 40. – Yerel seçimlerde oy kullanma ve aday olma hakkı
Birliğin her vatandaşı, ikamet ettiği Üye Devlette, bu Devletin vatandaşları ile aynı koşullar altında yerel seçimlerde oy kullanma ve aday olma hakkına sahiptir.
Madde 41. – İyi idare hakkı
1. Herkes, işlerinin Birliğin kurumları ve organları tarafından tarafsız ve adil bir şekilde ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.
2. Bu hak, şunları içermektedir:
– herkesin, kendisini olumsuz şekilde etkileyebilecek herhangi bir işlemin yapılmasından önce görüşlerinin dinlenmesini isteme hakkı;
– herkesin, kendi dosyasına erişme hakkı ve meşru gizlilik çıkarlarına ve mesleki ve ticari gizliliğe saygı gösterilmesi;
– idarenin, kararları konusunda gerekçe gösterme yükümlülüğü.
3. Herkes, Topluluğun kuruluşları veya görevlilerinin, görevlerinin ifası sırasında yolaçtıkları her türlü zararı, Üye Devletlerin yasalarındaki ortak genel ilkelere göre Topluluğa tazmin ettirme hakkına sahiptir.
4. Herkes, Birliğin kuruluşlarına, Antlaşmaların lisanlarından birinde mektup gönderebilir ve kendisine aynı lisanda cevap verilmesi zorunludur.
Madde 42. – Belgelere erişme hakkı
Birliğin bütün vatandaşları veya bir Üye Devlette ikamet eden veya kanuni adresi bu devlette bulunan bütün gerçek veya tüzel kişiler, Avrupa Parlamentosu, Konsey ve Komisyon belgelerine erişme hakkına sahiptir.
Madde 43. – Kamu Denetçisi
Birliğin bütün vatandaşları veya bir Üye Devlette ikamet eden veya kanuni adresi bu devlette bulunan bütün gerçek veya tüzel kişiler, adli görevleri çerçevesinde hareket eden Adalet Divanı Bidayet Mahkemesi hariç olmak üzere Topluluk kuruluşları veya organlarının faaliyetlerinde karşılaşılan kötü idare vakalarını Birlik kamu denetçisine havale etme hakkına sahiptir.
Madde 44. – Dilekçe ile başvurma hakkı
Birliğin bütün vatandaşları veya bir Üye Devlette ikamet eden veya kanuni adresi bu devlette bulunan bütün gerçek veya tüzel kişiler, Avrupa Parlamentosu’nu dilekçe ile başvurma hakkına sahiptir.
Madde 45. – Dolaşım ve ikamet özgürlüğü
1. Birliğin her vatandaşı, Üye Devletlerin ülke sınırları içinde serbestçe hareket etmek ve ikamet etmek özgürlüğüne sahiptir.
2. Bir Üye Devletin ülkesinde yasal olarak ikamet eden üçüncü ülkelerin vatandaşlarına, Avrupa Topluluğu’nu tesis eden Antlaşma’ya uygun olarak dolaşım ve ikamet özgürlüğü tanınabilir.
Madde 46. – Diplomatik ve konsolosluk koruması
Birliğin her vatandaşı, tabiyetinde olduğu Üye Devletin temsil edilmediği bir üçüncü ülkenin topraklarında, herhangi bir Üye Devletin diplomatik veya konsolosluk makamları tarafından, sözkonusu Üye Devletin vatandaşları ile aynı şartlarda korunma hakkına sahiptir.
BÖLÜM VI
ADALET
Madde 47. – Etkili hukuki bir yola başvurma ve adil yargılanma hakkı
Birlik hukuku tarafından teminat altına alınmış olan hakları ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, bu Maddede belirtilen şartlara uygun olarak bir mahkemede etkili bir hukuki yola başvurma hakkına sahiptir.
Herkes, daha önceden yasa ile tesis edilmiş bağımsız ve tarafsız bir mahkemede makul bir süre içinde yapılacak adil ve kamuya açık bir duruşma yapılması hakkına sahiptir. Herkes, kendisine bilgi verilmesi, savunulması ve temsil edilmesi fırsatına sahip olmalıdır.
Gerekli imkanlara sahip olmayan herkese, bu yardımın adalete etkin bir şekilde ulaşılmasının sağlanması için gerekli olması koşulu ile hukuki yardım sağlanacaktır.
Madde 48. – Masumiyet karinesi ve savunma hakkı
1. Kendisine karşı ithamda bulunulan bir kişinin, yasaya göre suçlu olduğu kanıtlanıncaya kadar masum olduğu kabul edilecektir.
2. Kendisine karşı ithamda bulunulmuş olan bir kişinin savunma haklarına saygı gösterilmesi teminat altına alınmalıdır.
Madde 49. – Cezayı gerektiren suçların ve cezaların orantılı olması ve yasada tanımlanması ilkeleri
1. Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir fiil veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Hiç kimseye, suçu işlediği zaman verilebilecek olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. Cezayı gerektiren bir suçun işlenmesinden sonra yasanın daha hafif bir ceza öngörmesi durumunda bu ceza uygulanır.
2. Bu madde, işlendiği zaman uluslar topluluğu tarafından tanınmış genel ilkelere göre suç sayılan bir eylem veya ihmal nedeniyle bir kimsenin yargılanmasına veya cezalandırılmasına engel değildir.
Madde 50. – Cezayı gerektiren aynı suçtan iki kere yargılanmama veya cezalandırılmama hakkı
Hiç kimse, daha önce yasaya göre Birlik içinde kesin olarak beraat ettiği veya mahkum olduğu bir suç nedeniyle mahkemede yeniden yargılanamaz veya cezalandırılamaz.
BÖLÜM VII
GENEL HÜKÜMLER
Madde 51. – Kapsam
1. Bu Bildirgenin hükümleri, yetki ikamesi ilkesi dikkate alınarak Birliğin kurumları ve organlarına ve sadece Birlik hukukunu uyguladıklarında Üye Devletlere yöneliktir. Bu nedenle,kendi yetkilerine uygun olarak haklara saygı gösterecekler, ilkelere uyacaklar ve bunların uygulanmasını teşvik edeceklerdir.
2. Bu Bildirge, Topluluk veya Birlik için yeni bir yetki veya görev tesis etmemektedir veya Antlaşmalarda belirtilen yetkilerde ve görevlerde değişiklik yapmamaktadır.
Madde 52. – Teminat altına alınan hakların kapsamı
1. Bu Bildirgede kabul edilen hakların ve özgürlüklerin kullanılmasına getirilecek her türlü sınırlandırma, yasada öngörülmeli ve bu hak ve özgürlüklerin özüne saygı göstermelidir. Orantılı olma ilkesine tabi olarak sınırlandırmalar sadece gerekli olmaları ve Birlik tarafından kabul edilen kamu yararı amaçlarına veya başkalarının hak ve özgürlüklerini koruma gereksinimine gerçekten hizmet etmeleri koşulu ile uygulanabilir.
2. Topluluk Antlaşmaları veya Avrupa Birliği Antlaşmasına dayalı olan bu Bildirgede tanınan haklar, sözkonusu Antlaşmalarda belirtilen şartlar ve sınırlar çerçevesinde kullanılır.
3. Bu Bildirge’nin, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi ile teminat altına alınmış olan haklara tekabül eden hakları içermesi durumunda sözkonusu hakların anlamı ve kapsamı, sözkonusu Antlaşma’da belirtilenlerle aynı olacaktır. Bu hüküm, Birlik hukukunun daha kapsamlı koruma sağlamasını engellemez.
Madde 53. – Koruma düzeyi
Bu Bildirge’de yeralan hiç bir şey, Birlik hukuku ve uluslararası hukuk ve Birlik, Topluluk veya Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi dahil olmak üzere Üye Devletlerin taraf olduğu uluslararası anlaşmalarla ve Üye Devletlerin anayasaları ile kendi uygulama alanlarında tanınmış olan insan hakları veya temel özgürlükleri kısıtladığı veya olumsuz şekilde etkilediği şeklinde yorumlanamaz.
Madde 54. – Hakların istismar edilmesi yasağı
Bu Bildirge’de yeralan hiç bir şey, işbu Bildirge’de tanınan haklar ve özgürlüklerden herhangi birinin ortadan kaldırılmasını veya bunun, burada öngörülenden daha fazla kısıtlanmasını amaçlayan herhangi bir faaliyette bulunma veya herhangi bir fiili gerçekleştirme hakkını verdiği şeklinde yorumlanamaz.
Felsefe profesörü, biyolog ve düşünür Prof. Dr. Teoman Duralı, İstanbul’da yaşama veda etti.
74 yaşında hayatını kaybeden Duralı’nın, bilim felsefesi, dilbilim, siyaset felsefesi, felsefe tarihi, biyoloji felsefesi ve savaş felsefesi alanlarında birçok makalesi ve kitabı bulunmaktadır.
Prof. Dr. Şaban Teoman Duralı Hakkında
Prof. Dr. Şaban Teoman Duralı, 1947 tarihinde Zonguldak Kozlu’da doğdu. Felsefe, Antropoloji ve Biyoloji alanlarında yüksek öğrenimini yaptı. İstanbul Üniversitesinde Biyoloji ve Felsefe bölümlerinde okudu. Üniversiteden 1973 yılında mezun oldu.
‘Çağdaş Düşüncede Canlı Sorunu’ çalışmasıyla 1977’de doktorasını tamamladı. 1978 yılında NATO bursu ile Paris’te biyoteknoloji seminerlerine katıldı.
1982 yılında biyoloji felsefesi üzerine yazdığı tezle doçent oldu.
1985 yılında ABD Penn State University’de “Kant’ın A Priori Bilgi İstidâtı” adlı çalışmasının tamamladı ve 1988 yılında mezun olduğu bölümde Profesörlük unvanını kazandı.
Viyana Üniversitesi Bilim Felsefesi Bölümünde misafir öğretim üyesi olarak bulundu.
1977’den 2015’e kadar İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünde Öğretim üyesi olarak görev yaptı.
Prof. Duralı; Kırklareli Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesinde 2009- 2016 arasında dekan olarak görev yaptı.
İbn Haldun Üniversitesi akademik kadrosunda hizmet verdi ve İnsan Ve Toplum Bilimleri Fakültesi Felsefe Bölümü öğretim üyesi olarak çalıştı.
Bülent Ecevit Üniversitesi Senatosu tarafından 2016 yılında yılında Fahri Doktora unvanı verildi.
Bilim felsefesi, felsefe tarihi ve biyoloji felsefesi alanlarında birçok çalışma yaptı.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından Kültür Sanat Büyük Ödülü verildi.
TÜBA(Türkiye Bilimler Akademisi) Şeref Üyesi idi ve TRT 2’de “Felsefe Söyleşileri” programını yapıyordu.
Çocuk Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Tarafından 20 Kasım 1989 tarihinde benimsenen sözleşme 2 Eylül 1990 tarihinde de yürürlüğe girmiştir. Türkiye de dâhil olmak üzere yaklaşık 142 ülke sözleşmeyi imzalamış ya da onay ve katılma yoluyla taraf devlet durumuna gelmiştir. Türkiye, Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni 2 Ekim 1995’te uygulamaya başlamıştır. Sözleşmeyle çocuk haklarının korunması amaçlanmış ve taraf devletlerin sözleşme maddelerine kesinlikle uymaları gerektiği hükme bağlanmıştır.
Bu Sözleşmeye Taraf Devletler: Birleşmiş Milletler Antlaşmasında ilân edilen ilkeler uyarınca insanlık ailesinin tüm üyelerinin, doğuştan varlıklarına özgü bulunan haysiyetle birlikte eşit ve devredilemez haklara sahip olmalarının tanınmasının, dünyada özgürlük, adalet ve barışın temeli olduğunu düşünerek,Birleşmiş Milletler halklarının, insanın temel haklarına ve bireyin, insan olarak taşıdığı haysiyet ve değere olan kesin inançlarını Birleşmiş Milletler Antlaşmasında bir kez daha doğrulamış olduklarını ve daha geniş bir özgürlük ortamında toplumsal ilerleme ve daha iyi bir yaşam düzeyi sağlama yolundaki kararlılıklarını hatırda tutarak,
Birleşmiş Milletlerin, İnsan Hakları Evrensel Bildirisinde ve Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmelerinde herkesin, bu metinlerde yer alan hak ve özgürlüklerden ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka görüş, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğuştan veya başka durumdan kaynaklanan ayırımlar dahil, hiçbir ayırım gözetilmeksizin yararlanma hakkına sahip olduklarını benimsediklerini ve ilân ettiklerini kabul ederek,
Uluslararası İnsan Hakları Evrensel Bildirisinde, Birleşmiş Milletlerin, çocukların özel ilgi ve yardıma hakkı olduğunu ilân ettiğini anımsayarak,
Toplumun temel birimi olan ve tüm üyelerinin ve özellikle çocukların gelişmeleri ve esenlikleri için doğal ortamı oluşturan ailenin toplum içinde kendisinden beklenen sorumlulukları tam olarak yerine getirebilmesi için gerekli koruma ve yardımı görmesinin zorunluluğuna inanmış olarak,
Çocuğun kişiliğinin tam ve uyumlu olarak gelişebilmesi için mutluluk, sevgi ve anlayış havasının içindeki bir aile ortamında yetişmesinin gerekliliğini kabul ederek,
Çocuğun toplumda bireysel bir yaşantı sürdürebilmesi için her yönüyle hazırlanmasının ve Birleşmiş Milletler Antlaşmasında ilân edilen ülküler ve özellikle barış, değerbilirlik, hoşgörü, özgürlük, eşitlik ve dayanışma ruhuyla yetiştirilmesinin gerekliliğini göz önünde bulundurarak,
Çocuğa özel bir ilgi gösterme gerekliliğinin, 1924 tarihli, Cenevre Çocuk Hakları Bildirisi‘nde ve 20 Kasım 1959 tarihinde Birleşmiş Milletler (27 Ocak 1995 tarihli ve 22184 sayılı Resmi Gazete’den aynen alınmıştır).
Teşkilatı Genel Kurulunca kabul edilen Çocuk Hakları Bildirisinde belirtildiğini ve İnsan Hakları Evrensel Bildirisinde, Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nde (özellikle 23 ve 24 üncü maddelerinde) ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmede (özellikle 10 uncu maddesinde) ve çocukların esenliği ile ilgili uzman kuruluşların ve uluslararası örgütlerin kurucu ve ilgili belgelerinde tanındığını hatırda tutarak,
Çocuk Hakları Bildirisinde de belirtildiği gibi “çocuğun gerek bedensel gerek zihinsel bakımdan tam erginliğe ulaşmamış olması nedeniyle doğum sonrasında olduğu kadar, doğum öncesinde de uygun yasal korumayı da içeren özel güvence ve koruma gereksiniminin bulunduğu” nu hatırda tutarak,
Ulusal ve uluslararası düzeyde çocukları aile yanına yerleştirme ve evlât edinmeye de özel atıfta bulunan Çocuğun Korunması ve Esenliğine İlişkin Toplumsal ve Hukuksal İlkeler Bildirisi; Çocuk Mahkemelerinin Yönetimi Hakkında Birleşmiş Milletler Asgari Standart Kuralları (Beijing Kuralları) ve Acil Durumlarda ve Silâhlı Çatışma Halinde Kadınların ve Çocukların Korunmasına İlişkin Bildirinin hükümlerini anımsayarak, Dünyadaki ülkelerin tümünde çok güç koşullar altında yaşayan ve bu nedenle özel bir ilgiye gereksinimi olan çocukların bulunduğu bilinci içinde,
Çocuğun korunması ve uyumlu gelişmesi bakımından her halkın kendine özgü geleneklerinin ve kültürel değerlerinin taşıdığı önemi göz önünde tutarak,
Her ülkedeki, özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki çocukların yaşama koşullarının iyileştirilmesi için uluslararası işbirliğinin taşıdığı önemin bilincinde olarak, aşağıdaki kurallar üzerinde anlaşmaya varmışlardır:
Madde 1
Bu Sözleşme uyarınca çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, on sekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır.
Madde 2
1. Taraf Devletler, bu Sözleşmede yazılı olan hakları kendi yetkileri altında bulunan her çocuğa, kendilerinin, ana babalarının veya yasal vasilerinin sahip oldukları, ırk, renk, cinsiyet, dil, siyasal ya da başka düşünceler, ulusal, etnik ve sosyal köken, mülkiyet, sakatlık, doğuş ve diğer statüler nedeniyle hiçbir ayrım gözetmeksizin tanır ve taahhüt ederler.
2. Taraf Devletler, çocuğun ana-babasının, yasal vasilerinin veya ailesinin öteki üyelerinin durumları, faaliyetleri, açıklanan düşünceleri veya inançları nedeniyle her türlü ayırıma veya cezaya tâbi tutulmasına karşı etkili biçimde korunması için gerekli tüm uygun önlemi alırlar.
Madde 3
1. Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.
2. Taraf Devletler, çocuğun ana-babasının, vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de göz önünde tutarak, esenliği için gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alırlar.
3. Taraf Devletler, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu kurumların, hizmet ve faaliyetlerin özellikle güvenlik, sağlık, personel sayısı ve uygunluğu ve yönetimin yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulan ölçülere uymalarını taahhüt ederler.
Madde 4
Taraf Devletler, bu Sözleşmede tanınan hakların uygulanması amacıyla gereken her türlü yasal, idari ve diğer önlemleri alırlar. Ekonomik, sosyal ve kültürel haklara ilişkin olarak, Taraf Devletler eldeki kaynaklarını olabildiğince geniş tutarak, gerekirse uluslararası işbirliği çerçevesinde bu tür önlemler alırlar.
Madde 5
Taraf Devletler, bu Sözleşmenin çocuğa tanıdığı haklar doğrultusunda çocuğun yeteneklerinin geliştirilmesi ile uyumlu olarak, çocuğa yol gösterme ve onu yönlendirme konusunda ana-babanın, yerel gelenekler öngörüyorsa uzak aile veya topluluk üyelerinin, yasal vasilerinin veya çocuktan hukuken sorumlu öteki kişilerin sorumluluklarına, haklarına ve ödevlerine saygı gösterirler.
Madde 6
1. Taraf Devletler, her çocuğun temel yaşama hakkına sahip olduğunu kabul ederler.
2. Taraf Devletler, çocuğun hayatta kalması ve gelişmesi için mümkün olan azami çabayı gösterirler.
Madde 7
1. Çocuk doğumdan hemen sonra derhal nüfus kütüğüne kaydedilecek ve doğumdan itibaren bir isim hakkına, bir vatandaşlık kazanma hakkına ve mümkün olduğu ölçüde ana-babasını bilme ve onlar tarafından bakılma hakkına sahip olacaktır.
2. Taraf Devletler, özellikle çocuğun tabiiyetsiz kalması söz konusu olduğunda kendi ulusal hukuklarına ve ilgili uluslararası belgeler çerçevesinde üstlendikleri yükümlülüklerine uygun olarak bu hakların işlerlik kazanmasını taahhüt ederler.
Madde 8
1. Taraf Devletler, yasanın tanıdığı şekliyle çocuğun kimliğini; tabiiyeti, ismi ve aile bağları dahil, koruma hakkına saygı göstermeyi ve bu konuda yasa dışı müdahalelerde bulunmamayı taahhüt ederler.
2. Çocuğun kimliğinin unsurlarının bazılarından veya tümünden yasaya aykırı olarak yoksun bırakılması halinde, Taraf Devletler çocuğun kimliğine süratle yeniden kavuşturulması amacıyla gerekli yardım ve korumada bulunurlar.
Madde 9
1. Yetkili makamlar uygulanabilir yasa ve usullere göre ve temyiz yolu açık olarak, ayrılığın çocuğun yüksek yararına olduğu yolunda karar vermedikçe, Taraf Devletler, çocuğun; ana-babasından, onların rızası dışında ayrılmamasını güvence altına alırlar. Ancak, ana-babası tarafından çocuğun kötü muameleye maruz bırakılması ya da ihmâl edilmesi durumlarında ya da ana-babanın birbirinden ayrı yaşaması nedeniyle çocuğun ikametgâhının belirlenmesi amacıyla karara varılması gerektiğinde, bu tür bir ayrılık kararı verilebilir.
2. Bu maddenin birinci fıkrası uyarınca girişilen her işlemde, ilgili bütün taraflara işleme katılma ve görüşlerini bildirme olanağı tanınır.
3. Taraf Devletler, ana-babasından veya bunlardan birinden ayrılmasına karar verilen çocuğun, kendi yüksek yararına aykırı olmadıkça, ana babanın ikisiyle de düzenli bir biçimde kişisel ilişki kurma ve doğrudan görüşme hakkına saygı gösterirler.
4. Böyle bir ayrılık, bir Taraf Devlet tarafından girişilen ve çocuğun kendisinin ana veya babasının veya her ikisinin birden tutuklanmasını, hapsini, sürgün, sınır dışı edilmesini veya ölümünü (ki buna devletin gözetimi altında iken nedeni ne olursa olsun meydana gelen ölüm dahildir) tevlit eden herhangi benzer bir işlem sonucu olmuşsa, bu Taraf Devlet, istek üzerine ve çocuğun esenliğine zarar vermemek koşulu ile; ana-babaya, çocuğa veya uygun olursa, ailenin bir başka üyesine, söz konusu aile bireyinin ya da bireylerinin bulunduğu yer hakkında gereken bilgiyi ÇOCUK HAKLARINA DAİR SÖZLEŞME verecektir. Taraf Devletler, böyle bir istemin başlı başına sunulmasının ilgili kişi veya kişiler bakımından aleyhe hiç bir sonuç yaratmamasını ayrıca taahhüt ederler.
Madde 10
1. 1.9 uncu Maddenin 1 inci fıkrası uyarınca Taraf Devletlere düşen sorumluluğa uygun olarak, çocuk veya ana-babası tarafından, ailenin birleşmesi amaçlarıyla yapılan bir Taraf Devlet ülkesine girme ya da onu terk etme konusundaki her başvuru, Taraf Devletlerce olumlu, insani ve ivedi bir tutumla ele alınacaktır. Taraf Devletler, bu tür bir başvuru yapılmasının başvuru sahipleri veya aile üyeleri aleyhine sonuçlar yaratmamasını taahhüt ederler.
2. 2.Ana-babası, ayrı devletlerde oturan bir çocuk olağanüstü durumlar hariç, hem ana hem de babası ile düzenli biçimde kişisel ilişkiler kurma ve doğrudan görüşme hakkına sahiptir. Bu nedenle ve 9 uncu maddenin 1 inci fıkrasına göre Taraf Devletlere düşen sorumluluğa uygun olarak, Taraf Devletler çocuğun ve ana-babasının Taraf Devletlerin ülkeleri dahil herhangi bir ülkeyi terk etmeye ve kendi ülkelerine dönme hakkına saygı gösterirler. Herhangi bir ülkeyi terk etme hakkı, yalnızca yasada öngörüldüğü gibi ve ulusal güvenliği, kamu düzenini, kamu sağlığı ve ahlak veya başkalarının hak ve özgürlüklerini korumak amacı ile ve işbu Sözleşme ile tanınan öteki haklarla bağdaştığı ölçüde kısıtlamalara konu olabilir.
Madde 11
1. Taraf Devletler, çocukların yasa dışı yollarla ülke dışına çıkarılıp geri döndürülmemesi halleriyle mücadele için önlemler alırlar.
2. Bu amaçla Taraf Devletler iki ya da çok taraflı anlaşmalar yapılmasını ya da mevcut anlaşmalara katılmayı teşvik ederler.
Madde 12
1. Taraf Devletler, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendini ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını bu görüşlere çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine uygun olarak, gereken özen gösterilmek suretiyle tanırlar.
2. Bu amaçla, çocuğu etkileyen herhangi bir adli veya idari kovuşturmada çocuğun ya doğrudan doğruya veya bir temsilci ya da uygun bir makam yoluyla dinlenilmesi fırsatı, ulusal yasanın usule ilişkin kurallarına uygun olarak çocuğa, özellikle sağlanacaktır.
Madde 13
1. Çocuk, düşüncesini özgürce açıklama hakkına sahiptir; bu hak, ülke sınırlarına bağlı olmaksızın; yazılı, sözlü, basılı, sanatsal biçimde veya çocuğun seçeceği başka bir araçla her türlü haber ve düşüncelerin araştırılması, elde edilmesi ve verilmesi özgürlüğünü içerir.
2. Bu hakkın kullanılması yalnızca:
a) Başkasının haklarına ve itibarına saygı,
b) Milli güvenliğin, kamu düzeninin, kamu sağlığı ve ahlakın korunması nedenleriyle ve kanun tarafından öngörülmek ve gerekli olmak kaydıyla yapılan sınırlamalara konu olabilir.
Madde 14
1. Taraf Devletler, çocuğun düşünce, vicdan ve din özgürlükleri hakkına saygı gösterirler.
2. Taraf Devletler, ana-babanın ve gerekiyorsa yasal vasilerin; çocuğun yeteneklerinin gelişmesiyle bağdaşır biçimde haklarının kullanılmasında çocuğa yol gösterme konusundaki hak ve ödevlerine, saygı gösterirler.
3. Bir kimsenin dinini ve inançlarını açıklama özgürlüğü kanunla öngörülmek ve gerekli olmak kaydıyla yalnızca kamu güvenliği, düzeni, sağlık ya da ahlâki ya da başkalarının temel hakları ve özgürlüklerini korumak gibi amaçlarla sınırlandırılabilir.
Madde 15
1. Taraf Devletler, çocuğun dernek kurma ve barış içinde toplanma özgürlüklerine ilişkin haklarını kabul ederler.
2. Bu hakların kullanılması, ancak yasayla zorunlu kılınan ve demokratik bir toplumda gerekli olan ulusal güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni yararına olarak ya da kamu sağlığı ve ahlâkın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla yapılan sınırlamalardan başkalarıyla kısıtlandırılamaz.
Madde 16
1. Hiçbir çocuğun özel yaşantısına, aile, konut ve iletişimine keyfi ya da haksız bir biçimde müdahale yapılamayacağı gibi, onur ve itibarına da haksız olarak saldırılamaz.
2. Çocuğun bu tür müdahale ve saldırılara karşı yasa tarafından korunmaya hakkı vardır.
Madde 17
Taraf Devletler, kitle iletişim araçlarının önemini kabul ederek çocuğun; özellikle toplumsal, ruhsal ve ahlâki esenliği ile bedensel ve zihinsel sağlığını geliştirmeye yönelik çeşitli ulusal ve uluslararası kaynaklardan bilgi ve belge edinmesini sağlarlar. Bu amaçla Taraf Devletler:
a) Kitle iletişim araçlarını çocuk bakımından toplumsal ve kültürel yararı olan ve 29 uncu maddenin ruhuna uygun bilgi ve belgeyi yaymak için teşvik ederler;
b) Çeşitli kültürel, ulusal ve uluslararası kaynaklardan gelen bu türde bilgi ve belgelerin üretimi, değişimi ve yayımı amacıyla uluslararası işbirliğini teşvik ederler;
c) Çocuk kitaplarının üretimini ve yayılmasını teşvik ederler;
d) Kitle iletişim araçlarını azınlık grubu veya bir yerli ahaliye mensup çocukların dil gereksinimlerine özel önem göstermeleri konusunda teşvik ederler;
e) 13 ve 18 inci maddelerde yer alan kurallar göz önünde tutularak çocuğun esenliğine zarar verebilecek bilgi ve belgelere karşı korunması için uygun yönlendirici ilkeler geliştirilmesini teşvik ederler.
Madde 18
1. Taraf Devletler, çocuğun yetiştirilmesinde ve gelişmesinin sağlanmasında ana-babanın birlikte sorumluluk taşıdıkları ilkesinin tanınması için her türlü çabayı gösterirler. Çocuğun yetiştirilmesi ve geliştirilmesi sorumluluğu ilk önce ana-babaya ya da durum gerektiriyorsa yasal vasilere düşer. Bu kişiler her şeyden önce çocuğun yüksek yararını göz önünde tutarak hareket ederler.
2. Bu Sözleşmede belirtilen hakların güvence altına alınması ve geliştirilmesi için Taraf Devletler, çocuğun yetiştirilmesi konusundaki sorumluluklarını kullanmada ana-baba ve yasal vasilerin durumlarına uygun yardım yapar ve çocukların bakımı ile görevli kuruluşların, faaliyetlerin ve hizmetlerin gelişmesini sağlarlar.
3. Taraf Devletler, çalışan ana-babanın, çocuk bakım hizmet ve tesislerinden, çocuklarının da bu hizmet ve tesislerden yararlanma hakkını sağlamak için uygun olan her türlü önlemi alırlar.
Madde 19
1. Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, çocuğun ana-babasının ya da onlardan yalnızca birinin, yasal vasi veya vasilerinin ya da bakımını üstlenen herhangi bir kişinin yanında iken bedensel veya zihinsel saldırı, şiddet veya suistimale, ihmal ya da ihmalkâr muameleye, ırza geçme dahil her türlü istismar ve kötü muameleye karşı korunması için; yasal, idari, toplumsal, eğitsel bütün önlemleri alırlar.
2. Bu tür koruyucu önlemler; burada tanımlanmış olan çocuklara kötü muamele olaylarının önlenmesi, belirlenmesi, bildirilmesi, yetkili makama havale edilmesi, soruşturulması, tedavisi ve izlenmesi için gerekli başkaca yöntemleri ve uygun olduğu takdirde adliyenin işe el koyması olduğu kadar durumun gereklerine göre çocuğa ve onun bakımını üstlenen kişilere, gereken desteği sağlamak amacı ile sosyal programların düzenlenmesi için etkin usulleri de içermelidir.
Madde 20
1. Geçici ve sürekli olarak aile çevresinden yoksun kalan veya kendi yararına olarak bu ortamda bırakılması kabul edilmeyen her çocuk, Devletten özel koruma ve yardım görme hakkına sahip olacaktır.
2. Taraf Devletler bu durumdaki bir çocuk için kendi ulusal yasalarına göre, uygun olan bakımı sağlayacaklardır.
3. Bu tür bakım, başkaca benzerleri yanında. bakıcı aile yanına verme, slâm Hukukunda kefalet (kafalah), evlât edinme ya da gerekiyorsa çocuk bakımı amacı güden uygun kuruluşlara yerleştirmeyi de içerir. Çözümler düşünülürken, çocuğun yetiştirilmesinde sürekliliğin korunmasına ve çocuğun etnik, dinsel, kültürel ve dil kimliğine gereken saygı gösterilecektir.
Madde 21
Evlât edinme sistemini kabul eden ve/veya buna izin veren Taraf Devletler, çocuğun en yüksek yararlarının temel düşünce olduğunu kabul edecek ve aşağıdaki ilkeleri gerçekleştireceklerdir:
a) Bir çocuğun evlât edinilmesine ancak yetkili makam karar verir. Bu makam uygulanabilir yasa ve usullere göre ve güvenilir tüm bilgilerin ışığında; çocuğun, ana-babası, yakınları ve yasal vasisine göre durumunu gözönüne alarak ve gereken durumlarda tüm ilgililerle yapılacak görüşme sonucu onların da evlât edinme konusundaki onaylarını alma zorunluluğuna uyarak, kararını verir.
b) Çocuğun kendi ülkesinde elverişli biçimde bakılması mümkün olmadığı veya evlât edinecek veya yanına yerleştirilecek aile bulunmadığı taktirde, ülkelerarası evlât edinmenin çocuk bakımından uygun bir çözüm olduğunu kabul ederler.
c) Başka bir ülkede evlât edinilmesi düşünülen çocuğun, kendi ülkesinde mevcut evlât edinme durumuyla eşdeğer olan güvence ve ölçülerden yararlanmasını sağlarlar.
d) Ülkelerarası evlât edinmede, yerleştirmenin ilgililer bakımından yasadışı para kazanma konusu olmaması için gereken bütün önlemleri alırlar.
e) Bu maddedeki amàçları, uygun olduğu ölçüde, ikili ya da çok taraflı düzenleme veya anlaşmalarla teşvik ederler ve bu çerçevede, çocuğun başka bir ülkede yerleştirilmesinin yetkili makam veya organlar tarafından yürütülmesini güvenceye almak için çaba gösterirler.
Madde 22
1. Taraf Devletler, ister tek başına olsun isterse ana babası veya herhangi bir başka kimse ile birlikte bulunsun, mülteci statüsü kazanmaya çalışan ya da uluslararası veya iç hukuk kural ve usulleri uyarınca mülteci sayılan bir çocuğun, bu Sözleşmede ve insan haklarına veya insani konulara ilişkin ve sözkonusu Devletlerin taraf oldukları diğer Uluslararası Sözleşmelerde tanınan ve bu duruma uygulanabilir nitelikte bulunan hakları kullanması amacıyla koruma ve insani yardımdan yararlanması için gerekli bütün önlemleri alırlar.
2. Bu nedenle, Taraf Devletler, uygun gördükleri ölçüde, Birleşmiş Milletler Teşkilatı ve onunla işbirliği yapan hükümetlerarası ve hükümet dışı yetkili başka kuruluşlarla bu durumda olan bir çocuğu korumak, ona yardım etmek, herhangi bir mülteci çocuğun ailesi ile yeniden biraraya gelebilmesi için ana-babası veya ailesinin başka üyeleri hakkında bilgi toplamak amacıyla işbirliğinde bulunurlar. Herhangi bir nedenle kendi aile çevresinden sürekli ya da geçici olarak ayrı düşmüş bir çocuğa bu Sözleşmeye göre tanınan koruma, aynı esaslar içinde, ana-babası ya da ailesinin başkaca üyelerinden hiçbirisi bulunmayan çocuğa da tanınacaktır.
Madde 23
1. 1.Taraf Devletler zihinsel ya da bedensel özürlü çocukların saygınlıklarını güvence altına alan, özgüvenlerini geliştiren ve toplumsal yaşama etkin biçimde katılmalarını kolaylaştıran şartlar altında eksiksiz bir yaşama sahip olmalarını kabul ederler.
2. 2.Taraf Devletler, özürlü çocukların özel bakımdan yararlanma hakkını tanırlar ve eldeki kaynakların yeterliliği ölçüsünde ve yapılan başvuru üzerine, yardımdan yararlanabilecek durumda olan çocuğa ve onun bakımından sorumlu olanlara, çocuğun durumu ve ana-babanın veya çocuğa bakanların içinde bulundukları koşullara uygun düşecek yardımın yapılmasını teşvik ve taahhüt ederler.
3. Özürlü çocuğun, özel bakıma gereksinimi olduğu bilincinden hareketle bu maddenin 2 nci fıkrası uyarınca yapılması öngörülen yardım, çocuğun ana-babasının ya da çocuğa bakanların parasal (mali) durumları gözönüne alınarak, olanaklar ölçüsünde ücretsiz sağlanır. Bu yardım; özürlü çocuğun eğitimi, meslek eğitimi, tıbbi bakım hizmetleri, rehabilitasyon hizmetleri, bir işte çalışabilecek duruma getirme hazırlık programları ve dinlenme/eğlenme olanaklarından etkin olarak yararlanmasını sağlamak üzere düzenlenir ve çocuğun en eksiksiz biçimde toplumla bütünleşmesi yanında, kültürel ve ruhsal yönü dahil bireysel gelişmesini gerçekleştirme amacını güder.
4. Taraf Devletler, uluslararası işbirliği ruhu içinde, özürlü çocukların koruyucu sıhhi bakımı, tıbbi, psikolojik ve işlevsel tedavileri alanlarına ilişkin gerekli bilgilerin alışverişi yanında, rehabilitasyon, eğitim ve mesleki eğitim hizmetlerine ilişkin yöntemlerin bilgilerini de içerecek şekilde ve Taraf Devletlerin bu alanlardaki güçlerini, anlayışlarını geliştirmek ve deneyimlerini zenginleştirmek amacıyla bilgi dağıtımını ve bu bilgiden yararlanmayı teşvik ederler. Bu bakımdan, gelişmekte olan ülkelerin gereksinimleri, özellikle gözönüne alınır.
Madde 24
1. Taraf Devletler, çocuğun olabilecek en iyi sağlık düzeyine kavuşma, tıbbi bakım ve rehabilitasyon hizmetlerini veren kuruluşlardan yararlanma hakkını tanırlar. Taraf Devletler, hiçbir çocuğun bu tür tıbbi bakım hizmetlerinden yararlanma hakkından yoksun bırakılmamasını güvence altına almak için çaba gösterirler.
2. Taraf Devletler, bu hakkın tam olarak uygulanmasını takip ederler ve özellikle:
a) Bebek ve çocuk ölüm oranlarının düşürülmesi;
b) Bütün çocuklara gerekli tıbbi yardımın ve tıbbi bakımın; temel sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine önem verilerek sağlanması;
c) Temel sağlık hizmetleri çerçevesinde ve başka olanakların yanısıra, kolayca bulunabilen tekniklerin kullanılması ve besleyici yiyecekler ve temiz içme suyu sağlanması yoluyla ve çevre kirlenmesinin tehlike ve zararlarını gözönüne alarak, hastalık ve yetersiz beslenmeye karşı mücadele edilmesi:
d) Anneye doğum öncesi ve sonrası uygun bakımın sağlanması;
e) Bütün toplum kesimlerinin özellikle ana-babalar ve çocukların, çocuk sağlığı ve beslenmesi, anne sütü ile beslenmenin yararları, toplum ve çevre sağlığı ve kazaların önlenmesi konusunda temel bilgileri elde etmeleri ve bu bilgileri kullanmalarına yardımcı olunması;
f) Koruyucu sağlık bakımlarının, ana-babaya rehberliğini, aile planlanması eğitimi ve hizmetlerinin geliştirilmesi; amaçlarıyla uygun önlemleri alırlar.
3. Taraf Devletler, çocukların sağlığı için zararlı geleneksel uygulamaların kaldırılması amacıyla uygun ve etkili her türlü önlemi alırlar.
4. Taraf Devletler, bu maddede tanınan hakkın tam olarak gerçekleştirilmesini tedricen sağlamak amacıyla uluslararası işbirliğinin geliştirilmesi ve teşviki konusunda karşılıklı olarak söz verirler. Bu konuda gelişmekte olan ülkelerin gereksinimleri özellikle gözönünde tutulur.
Madde 25
Taraf Devletler, yetkili makamlarca korunma ve bakım altına alma, bedensel ya da ruhsal tedavi amaçlarıyla hakkında bir yerleştirme tedbiri uygulanan çocuğun, gördüğü tedaviyi ve yerleştirilmesine bağlı diğer tüm şartları belli aralıklarla gözden geçirme hakkına sahip olduğunu kabul ederler.
Madde 26
1. Taraf Devletler, her çocuğun, sosyal sigorta dahil, sosyal güvenlikten yararlanma hakkını tanır ve bu hakkın tam olarak gerçekleşmesini sağlamak için ulusal hukuklarına uygun, gerekli önlemleri alırlar. 2. Sosyal Güvenlik, çocuğun ve çocuğun bakımından sorumlu olanların kaynakları ve koşulları gözönüne alınarak ve çocuk tarafından ya da onun adına yapılan sosyal güvenlikten yararlanma başvurusuna ilişkin başkaca durumlar da gözönünde tutularak sağlanır.
Madde 27
1. Taraf Devletler, her çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâksal ve toplumsal gelişmesini sağlayacak yeterli bir hayat seviyesine hakkı olduğunu kabul ederler.
2. Çocuğun gelişmesi için gerekli hayat şartlarının sağlanması sorumluluğu; sahip oldukları imkânlar ve mali güçleri çerçevesinde öncelikle çocuğun ana-babasına veya çocuğun bakımını üstlenen diğer kişilere düşer.
3. Taraf Devletler, ulusal durumlarına göre ve olanakları ölçüsünde, anababaya ve çocuğun bakımını üstlenen diğer kişilere, çocuğun bu hakkının uygulanmasında yardımcı olmak amacıyla gerekli önlemleri alır ve gereksinim olduğu takdirde özellikle beslenme, giyim ve barınma konularında maddi yardım ve destek programları uygularlar.
4. Taraf Devletler, Taraf Devlet ülkesinde veya başka ülkede bulunsun; ana-babası veya çocuğa karşı mali sorumluluğu bulunan diğer kişiler tarafından, çocuğun bakım giderlerinin karşılanmasını sağlamak amacıyla her türlü uygun önlemi alırlar. Özellikle çocuğa karşı mali sorumluluğu olan kişinin, çocuğun ülkesinden başka bir ülkede yaşaması halinde, Taraf Devletler bu konuya ilişkin uluslararası anlaşmalara katılmayı veya bu tür anlaşmalar akdinin yanısıra başkaca uygun düzenlemelerin yapılmasını teşvik ederler.
Madde 28
1. Taraf Devletler, çocuğun eğitim hakkını kabul ederler ve bu hakkın fırsat eşitliği temeli üzerinde tedricen gerçekleştirilmesi görüşüyle özellikle:
a) lk öğretimi herkes için zorunlu ve parasız hale getirirler;
b) Orta öğretim sistemlerinin genel olduğu kadar mesleki nitelikte de olmak üzere çeşitli biçimlerde örgütlenmesini teşvik ederler ve bunların tüm çocuklara açık olmasını sağlarlar ve gerekli durumlarda mali yardım yapılması ve öğretimi parasız kılmak gibi uygun önlemleri alırlar;
c) Uygun bütün araçları kullanarak, yüksek öğretimi yetenekleri doğrultusunda herkese açık hale getirirler;
d) Eğitim ve meslek seçimine ilişkin bilgi ve rehberliği bütün çocuklar için elde edilir hale getirirler;
e) Okullarda düzenli biçimde devamın sağlanması ve okulu terketme oranlarının düşürülmesi için önlem alırlar.
2. Taraf Devletler, okul disiplininin çocuğun insan olarak taşıdığı saygınlıkla bağdaşır biçimde ve bu Sözleşmeye uygun olarak yürütülmesinin sağlanması amacıyla gerekli olan tüm önlemleri alırlar.
3. Taraf Devletler eğitim alanında, özellikle cehaletin ve okuma yazma bilmemenin dünyadan kaldırılmasına katkıda bulunmak ve çağdaş eğitim yöntemlerine ve bilimsel ve teknik bilgilere sahip olunmasını kolaylaştırmak amacıyla uluslararası işbirliğini güçlendirir ve teşvik ederler. Bu konuda, gelişmekte olan ülkelerin gereksinimleri özellikle gözönünde tutulur.
Madde 29
1. Taraf Devletler çocuk eğitiminin aşağıdaki amaçlara yönelik olmasını kabul ederler;
a) Çocuğun kişiliğinin, yeteneklerinin, zihinsel ve bedensel yeteneklerinin mümkün olduğunca geliştirilmesi;
b) Insan haklarına ve temel özgürlüklere, Birleşmiş Milletler Andlaşmasında benimsenen ilkelere saygısının geliştirilmesi;
c) Çocuğun ana-babasına, kültürel kimliğine, dil ve değerlerine, çocuğun yaşadığı veya geldiği menşe ülkenin ulusal değerlerine ve kendisininkinden farklı uygarlıklara saygısının geliştirilmesi;
d) Çocuğun, anlayışı, barış, hoşgörü, cinsler arası eşitlik ve ister etnik, ister ulusal, ister dini gruplardan, isterse yerli halktan olsun, tüm insanlar arasında dostluk ruhuyla, özgür bir toplumda, yaşantıyı, sorumlulukla üstlenecek şekilde hazırlanması;
e) Doğal çevreye saygısının geliştirilmesi,
2. Bu maddenin veya 28 inci maddenin hiçbir hükmü gerçek ve tüzel kişilerin öğretim kurumları kurmak ve yönetmek özgürlüğüne, bu maddenin 1 inci fıkrasında belirtilen ilkelere saygı gösterilmesi ve bu kurumlarda yapılan eğitimin Devlet tarafından konulmuş olan asgari kurallara uygun olması koşuluyla, aykırı sayılacak biçimde yorumlanmayacaktır.
Madde 30
Soya, dine ya da dile dayalı azınlıkların ya da yerli halkların varolduğu Devletlerde, böyle bir azınlığa mensup olan ya da yerli halktan olan çocuk, ait olduğu azınlık topluluğunun diğer üyeleri ile birlikte kendi kültüründen yararlanma, kendi dinine inanma ve uygulama ve kendi dilini kullanma hakkından yoksun bırakılamaz.
Madde 31
1. Taraf Devletler çocuğun dinlenme, boş zaman değerlendirme, oynama ve yaşına uygun eğlence (etkinliklerinde) bulunma ve kültürel ve sanatsal yaşama serbestçe katılma hakkını tanırlar.
2. Taraf Devletler, çocuğun kültürel ve sanatsal yaşama tam olarak katılma hakkını saygı duyarak tanırlar ve özendirirler ve çocuklar için, boş zamanı değerlendirmeye, dinlenmeye, sanata ve kültüre ilişkin (etkinlikler) konusunda uygun ve eşit fırsatların sağlanmasını teşvik ederler.
Madde 32
1. Taraf Devletler, çocuğun, ekonomik sömürüye ve her türlü tehlikeli işte ya da eğitimine zarar verecek ya da sağlığı veya bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâksal ya da toplumsal gelişmesi için zararlı olabilecek nitelikte çalıştırılmasına karşı korunma hakkını kabul ederler.
2. Taraf Devletler, bu maddenin uygulamaya konulmasını sağlamak için yasal, idari, toplumsal ve eğitsel her önlemi alırlar. Bu amaçlar ve öteki uluslararası belgelerin ilgili hükümleri gözönünde tutularak, Taraf Devletler özellikle şu önlemleri alırlar:
a) işe kabul için bir ya da birden çok asgari yaş sınırı tesbit ederler;
b) Çalışmanın saat olarak süresi ve koşullarına ilişkin uygun düzenlemeleri yaparlar.
c) Bu maddenin etkili biçimde uygulanmasını sağlamak için ceza veya başka uygun yaptırımlar öngörürler.
Madde 33
Taraf Devletler, çocukların uluslararası anlaşmalarda tanımladığı biçimde uyuşturucu ve psikotrop maddelerin yasadışı kullanımına karşı korunması ve çocukların bu tür maddelerin yasadışı üretimi ve kaçakçılığı alanında kullanılmasını önlemek amacıyla, yasal, sosyal ve eğitsel niteliktekiler de dahil olmak üzere, her türlü uygun önlemleri alırlar.
Madde 34
Taraf Devletler, çocuğu, her türlü cinsel sömürüye ve cinsel suistimale karşı koruma güvencesi verirler. Bu amaçla Taraf Devletler özellikle:
a) Çocuğun yasadışı bir cinsel faaliyete girişmek üzere kandırılması veya zorlanmasını;
b) Çocukların, fuhuş, ya da diğer yasadışı cinsel faaliyette bulundurularak sömürülmesini;
c) Çocukların pornografik nitelikli gösterilerde ve malzemede kullanılarak sömürülmesini, önlemek amacıyla ulusal düzeyde ve ikili ile çok taraflı ilişkilerde gerekli her türlü önlemi alırlar.
Madde 35
Taraf Devletler, her ne nedenle ve hangi biçimde olursa olsun, çocukların kaçırılmaları, satılmaları veya fuhuşa konu olmalarını önlemek için ulusal düzeyde ve ikili ve çok yanlı ilişkilerde gereken her türlü önlemleri alırlar.
Madde 36
Taraf Devletler, esenliğine herhangi bir biçimde zarar verebilecek başka her türlü sömürüye karşı çocuğu korurlar.
Madde 37
Taraf Devletler aşağıdaki hususları sağlarlar:
a) Hiçbir çocuk, işkence veya diğer zalimce, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele ve cezaya tâbi tutulmayacaktır. Onsekiz yaşından küçük olanlara, işledikleri suçlar nedeniyle idam cezası verilemiyeceği gibi salıverilme koşulu bulunmayan ömür boyu hapis cezası da verilmeyecektir.
b) Hiçbir çocuk yasadışı ya da keyfi biçimde özgürlüğünden yoksun bırakılmayacaktır. Bir çocuğun tutuklanması, alıkonulması veya hapsi yasa gereği olacak ve ancak en son başvurulacak bir önlem olarak düşünülüp, uygun olabilecek en kısa süre ile sınırlı tutulacaktır.
c) Özgürlüğünden yoksun bırakılan her çocuğa insancıl biçimde ve insan kişiliğinin özünde bulunan saygınlık ve kendi yaşındaki kişilerin gereksinimleri gözönünde tutularak davranılacaktır. Özgürlüğünden yoksun olan her çocuk, kendi yüksek yararı aksini gerektirmedikçe, özellikle yetişkinlerden ayrı tutulacak ve olağanüstü durumlar dışında ailesi ile yazışma ve görüşme yoluyla ilişki kurma hakkına sahip olacaktır.
d) Özgürlüğünden yoksun bırakılan her çocuk, kısa zamanda yasal ve uygun olan diğer yardımlardan yararlanma hakkına sahip olacağı gibi özgürlüğünden yoksun bırakılmasının yasaya aykırılığını bir mahkeme veya diğer yetkili, bağımsız ve tarafsız makam önünde iddia etme ve böylesi bir işlemle ilgili olarak ivedi karar verílmesini isteme hakkına da sahip olacaktır.
Madde 38
1. Taraf Devletler, silahlı çatışma halinde kendilerine uygulanabilir olan uluslararası hukukun, çocukları da kapsayan insani kurallarına uymak ve uyulmasını sağlamak yükümlülüğünü üstlenirler.
2. Taraf Devletler, onbeş yaşından küçüklerin çatışmalara doğrudan katılmaması için uygun olan bütün önlemleri alırlar.
3. Taraf Devletler, özellikle onbeş yaşına gelmemiş çocukları askere almaktan kaçınırlar. Taraf Devletler, onbeş ile onsekiz yaş arasındaki çocukların silah altına alınmaları gereken durumlarda, önceliği yaşça büyük olanlara vermek için çaba gösterirler.
4. Silahlı çatışmalarda sivil halkın korunmasına ilişkin uluslararası insani hukuk kuralları tarafından öngörülen yükümlülüklerine uygun olarak, Taraf Devletler, silahlı çatışmadan etkilenen çocuklara koruma ve bakım sağlamak amacıyla mümkün olan her türlü önlemi alırlar.
Madde 39
Taraf Devletler, her türlü ihmal, sömürü ya da suistimal, işkence ya da her türlü zalimce, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele ya da ceza uygulaması ya da silahlı çatışma mağduru olan bir çocuğun, bedensel ve ruhsal bakımdan sağlığına yeniden kavuşması ve yeniden toplumla bütünleşebilmesini temin için uygun olan tüm önlemleri alırlar. Bu tür sağlığa kavuşturma ve toplumla bütünleştirme, çocuğun sağlığını, özgüvenini ve saygınlığını geliştirici bir ortamda gerçekleştirilir.
Madde 40
1. 1.Taraf Devletler, hakkında ceza yasasını ihlâl ettiği iddia edilen ve bu nedenle itham edilen ya da ihlâl ettiği kabul edilen her çocuğun; çocuğun yaşı ve yeniden topluma kazandırılmasının ve toplumda yapıcı rol üstlenmesinin arzu edilir olduğu hususları göz önünde bulundurularak, taşıdığı saygınlık ve değer duygusunu geliştirecek ve başkalarının da insan haklarına ve temel özgürlüklerine saygı duymasını pekiştirecek nitelikte muamele görme hakkını kabul ederler.
2. Bu amaçla ve uluslararası belgelerin ilgili hükümleri göz-önünde tutularak Taraf Devletler özellikle, şunları sağlarlar:
a) İşlendiği zaman ulusal ya da uluslararası hukukça yasaklanmamış bir eylem ya da ihmâl nedeniyle hiçbir çocuk hakkında ceza yasasını ihlâl ettiği iddiası ya da ithamı öne sürülemeyeceği gibi böyle bir ihlâlde bulunduğu da kabul edilmeyecektir.
b) Hakkında ceza kanununu ihlâl iddiası veya ithamı bulunan her çocuk aşağıdaki asgari güvencelere sahiptir:
i) Haklarındaki suçlama yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılmak;
ii) Haklarındaki suçlamalardan kendilerinin hemen ve doğrudan doğruya; ya da uygun düşen durumlarda ana-babaları ya da yasal vasileri kanalı ile haberli kılınmak ve savunmalarının hazırlanıp sunulmasında gerekli yasal ya da uygun olan başka yardımdan yararlanmak;
iii) Yetkili, bağımsız ve yansız bir makam ya da mahkeme önünde adli ya da başkaca uygun yardımdan yararlanarak ve özellikle çocuğun yaşı ve durumu göz önüne alınmak suretiyle kendisinin yüksek yararına aykırı olduğu saptanma-dığı sürece, ana-babası veya yasal vasisi de hazır bulundurularak yasaya uygun biçimde adil bir duruşma ile konunun gecikmeksizin karara bağlanmasının sağlanması;
iv) Tanıklık etmek ya da suç ikrarında bulunmak için zorlanmamak; aleyhine olan tanıkları sorguya çekmek veya sorguya çekmiş olmak ve lehine olan tanıkların hazır bulunmasının ve sorgulanmasının eşit koşullarda sağlanması;
v) Ceza yasasını ihlâl ettiği sonucuna varılması halinde, bu kararın ve bunun sonucu olarak alınan önlemlerin daha yüksek yetkili, bağımsız ve yansız bir makam ya da mahkeme önünde yasaya uygun olarak incelenmesi;
vi) Kullanılan dili anlamaması veya konuşamaması halinde çocuğun parasız çevirmen yardımından yararlanması;
vii) Kovuşturmanın her aşamasında özel hayatının gizliliğine tam saygı gösterilmesine hakkı olmak;
3. Taraf Devletler, hakkında ceza yasasını ihlâl ettiği iddiası ileri sürülen, bununla itham edilen ya da ihlâl ettiği kabul olunan çocuk bakımından, yalnızca ona uygulanabilir yasaların, usullerin, onunla ilgili makam ve kuruluşların oluşturulmasını teşvik edecek ve özellikle şu konularda çaba göstereceklerdir:
a) Ceza Yasasını ihlâl konusunda asgari bir yaş sınırı belirleyerek, bu yaş sınırının altındaki çocuğun ceza ehliyetinin olmadığının kabulü;
b) Uygun bulunduğu ve istenilir olduğu takdirde, insan hakları ve yasal güvencelere tam saygı gösterilmesi koşulu ile bu tür çocuklar için adli kovuşturma olmaksızın önlemlerin alınması.
4. Koruma tedbiri, yönlendirme ve gözetim kararları, danışmanlık, şartlı salıverme, bakım için yerleştirme, eğitim ve meslek öğretme programları ve diğer kurumsal bakım seçenekleri gibi çeşitli düzenlemelerin uygulanmasında, çocuklara durumları ve suçları ile orantılı ve kendi esenliklerine olacak biçimde muamele edilmesi sağlanacaktır.
Madde 41
Bu Sözleşmede yer alan hiçbir husus, çocuk haklarının gerçekleştirilmesine daha çok yardımcı olan ve;
a) Bir Taraf Devletin yasasında; veya
b) Bu Devlet bakımından yürürlükte olan uluslararası hukukta yer alan hükümleri etkilemeyecektir.
II. KISIM
Madde 42
Taraf Devletler, Sözleşme ilke ve hükümlerinin uygun ve etkili araçlarla yetişkinler kadar çocuklar tarafından da yaygın biçimde öğrenilmesini sağlamayı taahhüt ederler.
Madde 43
1. Taraf Devletlerin bu Sözleşme ile üstlendikleri yükümlülükleri yerine getirme konusunda kaydettikleri ilerlemeleri incelemek amacıyla, görevleri aşağıda belirtilen bir Çocuk Hakları Komitesi kurulmuştur.
2. Komite bu Sözleşme ile hükme bağlanan alanda yetenekleriyle tanınmış ve yüksek ahlâk sahibi on uzmandan oluşur. Komite üyeleri Taraf Devletlerce kendi vatandaşları arasından ve kişisel olarak görev yapmak üzere, adil bir coğrafi dağılımı sağlama gereği ve başlıca hukuk sistemleri göz-önünde tutularak seçilirler.
3. Komite üyeleri, Taraf devletlerce gösterilen kişiler listesinden gizli oyla seçilirler. Her Taraf Devlet, vatandaşları arasından bir uzmanı aday gösterebilir.
4. Komite için ilk seçim, bu Sözleşmenin yürürlüğe girişini izleyen altı ay içinde yapılır. Sonraki seçimler iki yılda bir yapılır. Her seçim tarihinden en az dört ay önce, Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri, Taraf Devletleri iki ay içinde adaylarını göstermeye yazılı olarak davet eder. Daha sonra Genel Sekreter böylece belirlenen kişilerden, kendilerini gösteren Taraf Devletleri de işaret ederek, alfabetik sıraya göre oluşturduğu bir listeyi, Taraf Devletlere bildirir.
5. Seçimler, Birleşmiş Milletler Teşkilatı Merkezinde, Genel Sekreter tarafından davet edilen Taraf Devletler toplantılarında yapılır. Nisabı, Taraf Devletlerin üçte ikisinin oluşturduğu bu toplantılarda, hazır bulunan ve oy kullanan Devletlerin salt çoğunluğuyla en fazla oy alan kişiler Komiteye seçilir.
6. Komite üyeleri dört yıl için seçilir. Aday gösterildikleri takdirde yeniden seçilebilirler. lk seçimde seçilmiş olan beş üyenin görevi iki yıl sonra sona erer, bu beş üyenin isimleri ilk seçimden hemen sonra toplantı başkanı tarafından çekilen kura ile belirlenir.
7. Bir komite üyesinin ölmesi veya çekilmesi ya da başka herhangi bir nedenle bir üyenin Komitedeki görevlerini yapamaz hale gelmesi durumunda adaylığını öneren Taraf Devlet, Komitenin onaylaması koşuluyla, böylece boşalan yerdeki görev süresi doluncaya kadar, kendi vatandaşları arasından başka bir uzmanı atayabilir.
8.Komite, iç tüzüğünü kendisi belirler.
9. Komite, memurlarını iki yıllık bir süre için seçer.
10. Komite toplantıları olağan olarak Birleşmiş Milletler Teşkilatı Merkezinde ya da Komite tarafından belirlenecek başka uygun bir yerde yapılır. Komite olağan olarak her yıl toplanır. Komite toplantılarının süresi, gerektiğinde, Genel Kurulca onaylanmak koşuluyla, bu Sözleşmeye Taraf Devletlerin bir toplantısıyla belirlenir veya değiştirilir.
11. Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri gerekli maddi araçları ve personeli bu Sözleşme ile kendisine verilen görevleri etkili biçimde görebilmesi amacıyla, Komite emrine verir.
12. Bu Sözleşme uyarınca oluşturulan Komitenin üyeleri, Genel Kurulun onayı ile, Birleşmiş Milletler Teşkilatının kaynaklarından karşılanmak üzere, Genel Kurulca saptanan şart ve koşullar çerçevesinde kararlaştırılan ücreti alırlar.
Madde 44
1. Taraf Devletler, bu Sözleşmede tanınan hakları yürürlüğe koymak için, aldıkları önlemleri ve bu haklardan yararlanma konusunda gerçekleştirilen ilerlemeye ilişkin raporları:
a) Bu Sözleşmenin, ilgili Taraf Devlet bakımından yürürlüğe giriş tarihinden başlayarak iki yıl içinde,
b) Daha sonra beş yılda bir,
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri aracılığı ile Komiteye sunmayı taahhüt ederler.
2. Bu madde uyarınca hazırlanan raporlarda, bu Sözleşmeye göre üstlenilen sorumlulukların, şayet varsa, yerine getirilmesini etkileyen nedenler ve güçlükler belirtilecektir. Raporlarda ayrıca, ilgili ülkede Sözleşmenin uygulanması hakkında Komiteyi etraflıca aydınlatacak biçimde yeterli bilgi de bulunacaktır.
3. Komiteye etraflı bilgi içeren bir ilk rapor sunmuş olan Taraf Devlet, bu maddenin 1 (b) bendi gereğince sunacağı sonraki raporlarında daha önce verilmiş olan temel bilgileri tekrarlamayacaktır.
4. Komite, Taraf Devletlerden Sözleşmenin uygulamasına ilişkin her türlü ek bilgi isteminde bulunabilir.
5. Komite, iki yılda bir Ekonomik ve Sosyal Konsey aracılığı ile Genel Kurula faaliyetleri hakkında bir rapor sunar.
6. Taraf Devletler kendi raporlarının ülkelerinde geniş biçimde yayımını sağlarlar.
Madde 45
Sözleşmenin etkili biçimde uygulanmasını geliştirme ve Sözleşme kapsamına giren alanda uluslararası işbirliğini teşvik etmek amacıyla:
a. a)Uzmanlaşmış kurumlar, UNICEF ve Birleşmiş Milletler Teşkilatının öteki organları, bu Sözleşmenin kendi yetki alanlarına ilişkin olan hükümlerinin uygulanmasının incelenmesi sırasında, temsil edilmek hakkına sahiptirler. Komite; uzmanlaşmış kurumları, UNICEF’i ve uygun bulduğu öteki yetkili kuruluşları, kendi yetki alanlarını ilgilendiren konularda uzman olarak görüş vermeye davet edebilir. Komite, uzmanlaşmış kurumları, UNICEF’i ve Birleşmiş Milletler Teşkilatının öteki organlarını kendi faaliyet alanlarına ilişkin kesimlerde Sözleşmenin uygulanması hakkında rapor sunmaya davet edebilir;
b) Komite, uygun bulduğu takdirde, Taraf Devletlerce sunulmuş, bir istem içeren ya da teknik danışma veya yardım ihtiyacını belirten her raporu, gerekiyorsa Komitenin bu istek veya ihtiyaca ilişkin tavsiye ve gözlemlerini de ekleyerek, uzmanlaşmış kurumlara, UNICEF’e ve öteki yetkili kuruluşlara gönderir;
c) Komite, Genel Kurula Genel Sekreterden Komite adına çocuk haklarına ilişkin sorunlarda incelemeler yaptırması isteğinde bulunulmasını, tavsiye edebilir;
d) Komite, bu Sözleşmenin 44 ve 45 inci maddeleri uyarınca alınan bilgilere dayanarak, telkin ve genel nitelikte tavsiyelerde bulunabilir. Bu telkin ve genel nitelikteki tavsiyeler, ilgili olan her Taraf Devlete gönderilir ve şayet varsa, Taraf Devletlerin yorumları ile birlikte Genel Kurulun dikkatine sunulur.
III. KISIM
Madde 46
Bu Sözleşme bütün Devletlerin imzasına açıktır.
Madde 47
Bu Sözleşme onaylamaya bağlı tutulmuştur. Onay belgeleri Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri nezdine tevdi edilecektir.
Madde 48
Bu Sözleşme bütün Devletlerin katılmasına açık olacaktır. Katılma belgeleri Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri nezdine tevdi edilecektir.
Madde 49
1. Bu Sözleşme, yirminci onay ya da katılma belgesinin Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri nezdine tevdi tarihini izleyen otuzuncu gün yürürlüğe girecektir.
2. Yirminci onay ya da katılma belgesinin tevdiinden sonra bu Sözleşmeyi onaylayacak ya da ona katılacak Devletlerin her biri için, bu Sözleşme, sözkonusu Devletin onay ya da katılma belgesini tevdi tarihinden sonraki otuzuncu gün yürürlüğe girecektir.
Madde 50
1. Bu Sözleşmeye Taraf herhangi bir Devlet bir değişiklik önerisinde bulunabilir ve buna ilişkin metni Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri nezdine tevdi edebilir. Genel Sekreter bunun üzerine değişiklik önerisini Taraf Devletlere, önerinin incelenmesi ve oya konulması amacıyla bir Taraf Devletler Konferansı oluşturulmasını isteyip istemediklerini kendisine bildirmeleri kaydıyla, iletir. Böyle bir duyuru tarihini izleyen dört ay içinde Taraf Devletlerin en az üçte biri sözkonusu konferansın toplanmasından yana olduklarını ifade ederlerse Genel Sekreter, Birleşmiş Milletler ÇOCUK HAKLARINA DAIR SÖZLEŞME Teşkilatı çerçevesinde bu konferansi düzenler. Konferansta hazır bulunan ve oy kullanan Taraf Devletlerin çoğunluğu tarafından kabul edilen her değişiklik, onay için Birleşmiş Miletler Genel Kuruluna sunulur.
2. Bu maddenin 1 inci fıkrasında yeralan hükümlere uygun olarak kabul edilen bir değişiklik, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca onaylandığı ve bu Sözleşmeye Taraf Devletlerin üçte iki çoğunluğu tarafından kabul edildiği zaman yürürlüğe girer.
3. Bir değişiklik yürürlüğe girdiği zaman, onu kabul eden Taraf Devletler bakımından bağlayıcılık taşır. Öteki Taraf Devletler bu Sözleşme hükümleri ve daha önce kabul ettikleri her değişiklikle bağlı kalırlar.
Madde 51
1. Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri, onay ya da katılma anında yapılabilecek çekincelerin metnini alacak ve bütün Devletlere bildirecektir.
2. Bu Sözleşmenin amacı ve konusu ile bağdaşmayan hiçbir çekinceye izin verilmeyecektir.
3. Çekinceler, Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreterince, geri alınacağına ilişkin bildirimde bulunma yoluyla her zaman geri alınabilir. Bunun üzerine Genel Sekreter, bütün Devletleri haberdar eder. Böyle bir bildirim, Genel Sekreter tarafından alındığı tarihte işlerlik kazanır.
Madde 52
Bir Taraf Devlet, bu Sözleşmeyi, Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreterine vereceği yazılı bildirim yoluyla feshedebilir. Fesih, bildirimin Genel Sekreter tarafından alınması tarihinden bir yıl sonra geçerli olur.
Madde 53
Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri, bu Sözleşmenin tevdi makamı olarak belirlenmiştir.
Madde 54
İngilizce, Arapça, Çince, İspanyolca, Fransızca ve Rusça metinleri de aynı derecede geçerli olan bu Sözleşmenin özgün metni, Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri nezdine tevdi edilecektir. Hükumetleri tarafından tam yetkili kılınan aşağıda imzaları bulunan Temsilciler, yukarıdaki kuralların ışığında, bu Sözleşmeyi imzalamışlardır.
Türkiye’de Bulunan Uygur-Doğu Türkistanlı Mültecilerin Durumu Hakkında Rapor – MAZLUMDER
GİRİŞ
Çin’in farklı etnik kültür ve dini yapıya sahip olan Xinjiang (Sincan / Uygur / Doğu Türkistan) bölgesinde yaşanan sorunlar, Çin hükümetinin baskıları, asimilasyon politikaları ve Çin’in insan hakları karşısındaki tutumu genel olarak bilinmektedir. Sincan bölgesinde yaşanan sorunlar nedeniyle bir çok kişi başta komşu ülkeler olmak üzere farklı ülkelere kaçmak ve sığınmak zorunda kalmışlardır. Çin hükümetinin özellikle siyasi suçlulara karşı işkence, idam ve kayıp edilme yoluna sıklıkla başvurduğunu da hatırlamak gerekir. Bu nedenle ülkesini terk etmek zorunda kalan ve iltica amacıyla başka ülkelere sığınan Uygurlulardan, Türkiye’de bulunan Uygurlu sığınmacıların durumu ve tesbit edilen önemli sorunları aşağıda açıklanmaya çalışılmıştır. Bu bilgiler Türkiye’de yaşayan Uygurlularla yapılan yüzyüze görüşmelerden elde edilen bilgilere göre hazırlanmıştır. Uygurlu sığınmacılara ulaşmak için İstanbul’da bulunan Doğu Türkistan Vakfı görevlileri yardımcı olmuştur.
GENEL DURUM (YAŞAM KOŞULLARI)
Türkiye’de bulunan Uygurlu sığınmacıların hemen hepsinin İstanbul’da yaşadığı sanılmaktadır. Halen sığınmacı olarak Türkiye’de bulunanların sayısı tahminen 300 – 400 kişi civarındadır. Bunlar son 10 yıllık zaman dilimi içinde Türkiye’ye gelmişlerdir. Çoğunluğunun ise 1999 yılından sonra geldiği ifade edilmektedir. Sığınmacıların çoğu 1997 yılında Gulca şehrindeki ayaklanmadan sonra aranmış, sorgulanmış, gözaltına alınmış veya hapse atılmışlar.
Uygur kökenli olarak ise yaklaşık 300-350 aile / yaklaşık 2500-3000 kişi civarında Uygurlu olduğu tahmin ediliyor. Çoğu 1980’den sonra gelmiş ve İstanbul’a yerleşmişler. Uzun süredir bulunanlar Türkiye’ye vatandaşlığına geçmişlerdir.
Uygurlu sığınmacılar, genellikle kiralık ev tutmakta veya kendilerinden önce gelen tanıdıklarının evinde kalmaktadırlar.
Yabancı oldukları için Türkiye kanunlarına göre bir çok işte çalışmaları yasaktır. Çoğu ekonomik olarak zorluk çekmektedir. Geçimlerini genellikle, pazarlarda tezgahçılık, seyyar satıcılık, işportacılık gibi geçici işlerle sağlamaktadırlar.
Uygurlu sığınmacılardan aileleriyle gelen (veya daha sonra ailesi gelenler) vize süresinin aşılması veya benzeri sebeplerden dolayı yasadışı olarak Türkiye’de bulunduklarından resmi ikametgahları sahip değildirler. Bu nedenle çocuklar okullara (ilkokul) kabul edilmiyorlar. İkamet sorunu devam ettiği müddetçe çocukların eğitim kurumlarına devam etmesi mümkün olmamaktadır.
HUKUKİ SORUNLAR
GENEL OLARAK
Siyasi düşünceleri nedeniyle hapis yatanlar, şüpheliler veya yakınları yurtdışına kaçmış olanlara Çin Hükümeti pasaport vermek konusunda sorun çıkarıyor veya vermiyor. Çin’den kaçanlar genellikle sahte pasaportla veya yüklü miktarda para vererek (rüşvetle) elde ettikleri pasaportla yurtdışına çıkabiliyorlar. Bir kısmı da kaçak olarak çıkış yapıyor. Bu çıkışların hemen hepsi karayoluyla yapılıyor.
Çin’e komşu ülkelere geçiş yaptıktan sonra bir kısmı havayoluyla direkt İstanbul’a geliyor. Karayoluyla gelenler İran üzerinden geliyor. İran’daki Türk Konsolosluğundan vize alarak Türkiye’ye geçiyorlar. Çok az sayıda da olsa havayoluyla Urumçi’den Bakü veya Dubai üzerinden İstanbul’a gelenler var.
Ayrıca Çin’deki Türk konsolosluğu Uygurluların az bir kısmına vize veriyor, çoğunun vize başvurusu red ediliyor.
Uygurlular genel olarak Çin’den Kırgızistan’a geçmekte ve oradan diğer ülkelere gitmektedirler. Ayrıca Afganistan, Kazakistan ve Pakistan’a bağlı Azad Keşmir üzerinden de çıkış yapanlar da vardır. Kırgızistan, Pakistan ve Kazakistan’da güvenli bir şekilde bulunma imkanı yok. Çünkü –ifade ettiklerine göre- Çin istihbaratı kendilerini izliyor ve tesbit edildiklerinde Çin tarafından resmi olarak iade edilmeleri (sınırdışı edilmeleri) isteniyor. Her üç ülkeden Çin’e bir çok defa iade olmuş.
Kazakistan, 1997’deki Gulca ayaklanmasından sonra 3 kişiyi Çin’e iade etmiş ve bunlar idam edilmişler. Pakistan 1997 yılında Keşmir’de bulunan 13 kişiyi Çin’e iade etmiş. Bunlardan 12’si idam edilmiş. 1998 yılında da 11 kişinin -bütün çabalara rağmen- Çin’e iade edildiği belirtiliyor. Bazı durumlarda Çin güvenlik görevlileri doğrudan yakaladıklarını götürebiliyorlarmış.
Çin Hükümeti Uygurları daha önce “ayrılıkçı” olarak nitelendiriyordu. 11 Eylül’den sonra “terörist” olarak nitelendirmeye başladı. Çin Başbakanlık Enformasyon Merkezi Uygurlular hakkında “terörist” olduklarına ilişkin kitap, cd vs. yayın hazırlayıp dağıtıyormuş. Örneğin Türkiye’deki Doğu Türkistan Vakfı’nın faaliyetleri de terörist faaliyet arasında gösteriliyormuş.
Örneğin, Türkiye’de bulunduğu sırada yılbaşı partisinde fotoğraf çeken bir Uygurlu dönüşte fotorafları incelenmiş ve bir fotoğrafta TV üzerinde küçük bir Uygur bayrağı göründüğü için 15 yıl hapis cezası almış. Gidenlerin bir kısmından bir daha haber alınamıyormuş. Çin’deki yakınlarıyla telefonla görüştüklerinde konuşmaları dinleniyormuş. Yakınları bazen telefon konuşması bittikten sonra polis gelip telefon konuşması ile ilgili olarak sorguluyorlarmış. Çin’deki birisi ülke dışında bulunan abisine “gelme” dediği için 3 ay hapis yatmış. Gönderilen mektuplar çoğu zaman ulaşmıyormuş.
Siyasi açıdan sıkıntılı olmayanlar -tüccar olanlar- istedikleri zaman Çin’e girip çıkabiliyorlar. Mülteci olarak kaçıp gelenlerin geri dönmesi halinde hapis, işkence, ölüm, kaybedilme tehlikesi ile karşı karşıya olduğu söyleniyor. Siyasi durumu itibariyle dönmesi riskli olduğu halde vatanlarına dönenlere uzun süreli hapis cezası veriliyor, bir kısmından haber alınamıyor.
Sığınmacıların hepsinde ortak bir özellik var, güvensizlik. Çin istihbaratından çok korkuyorlar. Kendi vakıfları olan İstanbul’daki Doğu Türkistan vakfına gelenler foto veya kamera çekimi yaptırmıyorlar. Örneğin yardıma muhtaç birisi için kendi aralarında yardım topladıklarında isim listesi yapılmasına bile karşı çıkmışlar. Yani kendi Vakıflarına bile güvenmiyorlar.
Bu güvensizlik bazen kendi aralarında bile olabiliyor. Sahte pasaportla geldikleri için birbirlerinin gerçek isimlerini bazen bilmiyorlar.
İKAMET
Türkiye’de bulunan Uygurlu sığınmacıların en önemli sorunların başında ikamet sorunu gelmektedir. Yasadışı yollarla veya sahte pasaportla girenler zaten bu sorunu aşamamaktadırlar. Geçici vize ile gelenler ise ikamet belgesi verilmesi sınırlı olmaktadır.
İkamet sorununun kısmi çözümü tanıdık etkili birilerinin devreye sokulması ile mümkün olabiliyor. Mayıs 2003 itibariyle pasaportlu olan 57 kişiye 2003 sonuna kadar ikamet izni alınmış. İllegal giriş yapan 13 kişiye ikamet izni talebi red edilmiş. İllegal olarak bulunanların sayısı tahminen 40 civarında. Bu 40 kişinin durumu yasadışı oldukları için kritik.
PASAPORT
Çin Devleti siyasi mahkum olan veya şüpheli gördüğü Uygurlulara pasaport vermiyor. Bu nedenle çoğu sahte pasaportla Çin’den çıkış yapıyor. Sahte pasaportla çıkıldığı için doğal olarak daha sonra pasaport süresini uzatma imkanı da olmuyor.
Pasaportların süresinin bitmesi de önemli bir sorun. Pasaportu yenileme imkanı olmadığı için hukuki açıdan sıkıntılar yaşanıyor. Çin konsolosluğu pasaportların süresini uzatmıyormuş. Sadece geri dönüş için kullanılabilir olan “beyaz pasaport” veriyormuş.
Bu nedenle, şu anda Türkiye’de bulunan Uygurlu sığınmacıların az bir kısmı dışında pasaport ve ikamet sorunları nedeniyle yasadışı / kaçak konumda.
POLİS
11 Haziran 2003 gecesi İstanbul’da polis Uygurlulara yönelik –ikamet izni olmayanlar için-operasyon yapmış, evlere baskın yapılmış. Üç ev basılmış, 5 kişi gözaltına alınmış. Birbirlerine haber vermeleri nedeniyle diğerleri evlerinden ayrılmış ve gözaltına alınmaktan kurtulmuşlar. Operasyonun zamanı da ilginçtir. 12 Haziran’da Ankara’da yapılacak olan Uygurların Türkiye’ye gelişlerinin 50. yılı nedeniyle Şükran Günü toplantısına denk gelmektedir. Böylece İstanbul’dan toplantıya gitmek Uygurluların çoğu bu nedenle gidememişler.
Gözaltına alınan bazı Uygurlu sığınmacılar diğer yabancı veya sığınmacılar gibi İstanbul Emniyet Müdürlüğünde Yabancılar Polisi’nde ayarca tutulabilmektedir.
Tahminlere göre; 2001’de 3, 2002’de 10, 2003’te 4 (Toplam 5-6 aile) UNHCR tarafından gerekli prosedür tamamlanarak 3. ülkeye yerleştirildiği ifade ediliyor. Son 5 ayda bir kişi ve bir ailenin Kanada’ya yerleştirilmesi yapılmış.
3. ülkeye yerleştirme yapıldığında UNHCR’e daha önce başvurmayanlar gelip başvuruyormuş. UNHCR’e başvuranlar daha çok pasaportsuz veya ikametsiz olanlar.
Halen UNHCR’de 40-50 civarında başvurunun beklediği tahmin ediliyor. Başvurucuların çoğu 1997 ayaklanması nedeniyle kaçmak zorunda vatanılarını terk etmek zorunda kalanlar. Çok sayıda kişinin başvurusu red edildiği ifade ediliyor.
İlk başvuranların çoğu red edildiği için daha sonra gelenler UNHCR’e başvurmak konusunda isteksiz davranmışlar. UNHCR’e başvuruda durumu çok zor ve kritik olmasına rağmen hala mülteci statüsü verilmeyenlerin sayısının çok olduğu ifade ediliyor. Türkiye’de yaklaşık 300 Uygurlu sığınmacı olmasına rağmen yaklaşık 50 kişinin UNHCR’e başvurduğunu bunun sebebinin ise UNHCR’in bir çok başvuruyu reddetmesinden kaynaklanan güvensizlik olduğu belirtiliyor. (Bu raporun hazırlanması sırasında, bazı Uygurlu sığınmacılar, başvuruları UNHCR tarafından red edilmiş olduğu için, görüşmek istemediler.)
UNHCR’e başvurupta mülteci statüsü verilen Uygurluların oranı tahminen %10-20 civarında. 1998’den beri yerleştirilen Uygurlu sayısı tahminen 15 kişi olduğu söyleniyor.
Bazı Uygurluların görüşüne göre; UNHCR, bir çok Uygurlunun başvurusunu “bir örgüt veya teşkilata üye olmadıkları için” red ediliyor. Fakat bireysel olarak mücadele edenler, baskı ve zulüm gören çok sayıda kişi Çin’den kaçmak zorunda kaldığı bu durumun göz önüne alınmadığı belirtiliyor.
Uygurlu sığınmacıların çoğu Türk mevzuatında öngörülen ülkeye giriş yaptıktan sonra 10 günlük süre içinde sığınmacı olarak müracaat etme şartını yerine getirmedikleri için –çoğu ilk geldiği zaman bilmediği için- hem Türk idari makamları karşısında hem de UNHCR Ankara Ofisi’ne yaptıkları başvurularda sıkıntı çekiyorlar.
Az sayıda da olsa Avrupa’ya illegal yollardan geçenler de var. Son zamanlarda çok fazla masraflı olduğu için artık tercih edilmiyor.
Uygurlu sığınmacılar, UNHCR’deki görevlilerin kendilerinin yaşadıklarını anlamadıklarını, bütün samimiyetleri ile bütün sıkıntılarını anlatmalarına rağmen bazen inandıramadıklarını söylüyorlar. Örneğin birisi, 6 senedir Çin’den çıkmış ve çoluk çocuğu orada olmasına rağmen Çin’e gidemeyen birisine “Çin’e istersen gidebilirsin” yorumu yapılmasına isyan ediyor. “Eğer gidebilseydim en azından 6 yıldır göremediğim çocuklarım için giderdim, bizim yaşadığımız sıkıntıları anlamıyorlar” diyor.
Ayrıca bazı sığınmacıların iltica statüsü hakkında karar verilmesi çok uzun sürüyor. 2-3 yıl beklemelerine rağmen hala karar çıkmayanlar, veya red kararına itiraz etmiş olup da hala cevap alamayanlar varmış.
Güvensizliğin temel sebebi UNHCR’deki bilgilerin Çin yetkililerin eline geçebileceği korkusu. Ülkelerinde gördükleri yoğun baskı ve Çin istihbaratının yaygınlığı hepsini psikolojik olarak etkilemiş.
UNHCR’de Uygurlu başvurucular için tercümanlık yapan Şevket’e güvenmiyorlar. Sebep olarak da onun vasıtasıyla görüşme yapan hiç kimseye şu ana kadar mülteci statüsü verilmediği ifade ediliyor. Mülteci başvurusu kabul edilenlerin Şevket’in tercümanlık yapmadığı kişiler olduğunu söylüyorlar.
Başvurucular Şevket’in Çin konsolosluğuna bilgi aktarımı yaptığı konusunda endişe duyuyorlar. Görüşmelerde en küçük detayları bile anlattıklarından tedirginlik duyuyorlar. Tercüman konusunda şüphelenmelerinin sebebi olarak da birisi Şevket’i Çin konsolosluğunda görmüş ve kısa bir zamanda ekonomik olarak çok iyi bir hale geldiğini söylüyorlar. Bazı başvurucuların iyi Türkçe bilmesine rağmen yine de görüşme sırasında Tercüman olarak Şevketin çağrılmasından rahatsızlık duyuyorlar. UNHCR’e bu nedenle güvenlerinin yıkıldığını söylüyorlar.
UNHCR’deki Uygurlulara tercümanlık yapan kişiye karşı (o da bir Uygurlu) ortak şüpheleri / güvensizlikleri gerçek de olabilir, Çin istihbaratına karşı paranoya haline gelmiş korkuyarı da olabilir. Uygurlu sığınmacıların bir kısmı, tercümanın Çin konsolosluğu ile organik bağı oldu iddiasındalar.
BAZI BAŞVURUCULAR HAKKINDA
ŞEVKET İMAN
1989 yılında üniversiteden mezun, bir süre öğretmenlik yapmış. 1997 ayaklanmasında kardeşi tutuklanmış. Kardeşi hakkında bir bilgi alamayınca kardeşini arayıp soruşturmuş. Bu araştırma sırasında polisle sorunlar yaşamış. Öğretmenilk yaptığı okuldan atılmış. Çin dışında basılan –yasaklanmış olan- UÇKUN gazetesini dağıtmış.
2000 yılında Çin’den çıkmış. Kırgızistan’dan Kazakistan’a geçmiş. Çin’de yasaklanmış olan 18 kitabı bir kamyoncu ile Çin’e göndermiş, fakat Çin’e girerken kitaplar yakalanmış. Artık Çin’e dönemeyeceğini, dönerse 10-15 yıl hapis cezası verileceği korkusuyla dönememiş. Kırgızistan’a dönmüş ve elde ettiği sahte Kırgız pasaportu ile 12.7.2001’de Türkiye’ye gelmiş. Sahte pasaport nedeniyle dört ay Antalya’da Yabancılar Polisinde gözaltında kalmış. Orada UNHCR’i duymuş ve serbest kalınca gidip başvurmuş. 2-3 ay sonra görüşmeyi yapmış. Görüşmeden 4-5 ay sonra red cevabı gelmiş. İtiraz etmiş, halen –yaklaşık 6 aydır- itirazı hakkında bir cevap gelmemiş. Çin’den ayrıldıktan sonra polisler sık sık evine gelerek ailesini rahatsız etmişler. 2003 Mart ayında eşi iki çocuğunu (8 ve 12 yaşında) yanına alarak Türkiye’ye gelmiş. Çocukları okula kaydetmek istemişler fakat ikamet alamadıkları için kaydedememişler. Şu anda ise eşinin 3 aylık ikamet izin var. Kendisi ise pasaportsuz ve ikametsiz.
MUHAMMET DURSUN AİMAİT
1987 Yılında siyasi açıdan şüpheli görüldüğü için bir buçuk ay hapis yatmış. Çin’de iken Kuyumcu dükkanı çalıştırıyormuş.
1997 yılında Şubat ayında Kırgızistan’a, aradan da Mart ayında Türkiye’ye gelmiş. 20 Temmuz 2000’de UNHCR’a başvurmuş. Görüşmede biraz Türkçe bildiği için ve verdiği bilgilerin 3. kişilerin öğrenmemesi için tercüman istememiş. Halen başvurusu hakkında olumlu veya olumsuz bir cevap alamamış. Çin’de 1987 ile 1997 yılında 180 defadan fazla sorgulanmış. UNHCR görüşmesinde kendisini sürekli izleyen ve sorgulayan karakol ve polisler hakkında ayrıntılı bilgiler vermiş.
Başvurusunun üzerinden üç yıl geçmesine rağmen hala bir cevap alamamasına isyan ediyor. Siyasi sorunu olmayan Uygurluların Çin’e rahatlıkla gidip geldiklerini söylüyor. Giden bazı tanıdıklarına, Çin polisi kendisinin fotoğrafı gösterip hakkında bilgi istiyorlarmış. UNHCR için “Eğer yalan söylüyorsam red etsinler, üç yılda bir karara varamadılar mı?” diyor. 3 yıl boyunca dosyası ile ilgili olarak 2-3 ayda bir defa Ankara’ya gidiyor. Şimdiye kadar yaklaşık 15 defa gitmiş. Bir çok defa da mektup ve telefonla sormuş. UNHCR’de yaşadıklarını bütün ayrıntılarıyla anlatmış. (1988’de kurdukları yasal teşkilatı –derneği-, başkanlığını yapmasını, 1993’te kapatılmasını, arkadaşlarının bir kısmının hala hapiste olduğunu anlatmış.
İki çocuğu hala Çin’de bulunuyor. Çinden ayrılırken biri 3 aylık diğeri ise 3 yaşında imiş, 6 senedir onları göremiyor. Eşi Mart 2003’te Türkiye’ye gelmiş. Eşi pasaport çıkarabilmek için 4,5 yıl uğraşmış. Polisler evlerine gelip “”Yabancı memleketlere kaçanların yakınlarına pasaport vermiyoruz” demişler. Kayınpederinin evine de baskın yapmışlar. En sonunda bir yolunu bularak normalde 20-30 $’a alınabilecekken 1500 $ rüşvet vererek bir şirket / ticari pasaport almayı başarmış.
Çin’deki yakınlarıyla arada bir telefonla görüşüyor, telefonlar dinlenildiği için rahat konuşamıyorlarmış. Gönderdiği hiçbir mektup adrese ulaşmamış.
5 yıldır ikamet alamıyor. En son başvurusunda ikamet izini vermişler, 2003’ sonuna kadar.
AİMAİT’de diğer bazı Uygurlular gibi tercümandan rahatsız. Çin’le çalıştığına dair şüpheleri var. Normalde onun görüşmesine katılmadığı halde dosyasını incelemiş ve niye böyle ifade verdin diye bir şeyle söylemiş. Başvurusunun üzerinden üç yıl geçtiği halde bir cevap alamamasının nedeni görüşmeyi yapan avukattan kaynaklanabileceğini söylüyor. Çünkü ilk görüşmeden hemen sonra “Kate’in dosyaları çok bekliyor, sen de çok beklersin” demişler. Kararın gecikmesi ve çok defa görüşme yapmasına rağmen aynı bilgiler kendisine tekrar sorulduğu için kendi hukuk danışmanı olan Kate (Unhcr görevlisi avukat!) ile tartışmış.
UNHCR’le 11 Eylülden sonra yaptığı görüşmelerde kendisine sık sık sizin teşkilatınızda terörist var mı diye soruyorlarmış.
Ekonomik olarak da sıkıntı çekiyor. Eşi ve kendisi Türkiye’de olması, çocukların Çin’de olması sebebiyle aile bölünmüş.
MUHAMMED EMİN ABDULVELİ
Bağımsızlıkçı siyasi düşüncelerinden dolayı 1990’da 12 ay ve 1993 – 1994’te 18 ay hapis yatmış. Hapiste çeşitli işkencelere ve zorla çalıştırmaya muhatap olmuş. İkinci defa hapse girmesi İslami Islahatçı Partisi ile ilgili olmasından. Abisi bu partinin başkanı imiş. Ağabeyi 12 yıl hapis cezasına çarptırılmış, cezası dolmasına rağmen hala salmamışlar. Üç yıl daha hapis yatacağı söylenmiş.
Abdulveli, 2. defa hapis yatıp serbest kaldıktan sonra evinin çevresindeki 1 km alanın dışına çıkması ve geceleri evden dışarı çıkması yasaklanmış. Bu baskılara dayanamayınca 1994 Mayıs ayında bir kamyon içerisinde kaçak olarak Kırgızistan’a kaçmış. Kırgızistan’da üç yıl kalmış kaldıktan sonra elde ettiği bir Kırgızistan pasaportu ile 1997 Temmuzunda Türkiye’ye gelmiş.Sahte pasaport nedeniyle gözaltına alınmış. 1999 Haziranında UNHCR’e başvurmuş. 2000 yılında da müteci başvurusu kabul edilmiş. Halen 3. bir ülkeye yerleştirilmeyi bekliyor. Kanada, USA ve Norveç yerleştirmeyi kabul etmemişler. Kanada red yazısında “İsterse Çin’e dönebilir, hayati tehlikesi yok” demiş.
İkamet ve pasaportu yok. Eşi 1996’da Çindeki arkadaşlarının yardımıyla Türkiye’ye gönderilmiş. Çin’de hala 3 çocuğu var, Yaklaşık 10 yıldır çocuklarını görmemiş.
GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Çin’den kaçan Uygurlu sığınmacılar komşu ülkelerde uzun süre kalamıyorlar. Çin’in baskıları nedeniyle özellikle Pakistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Özbekistan’da her an Çin’e sınırdışı gönderilme risk var. Çin’e gönderilenlerin çoğu idam ediliyor. İdam edilmeyenleri ise mutlaka işkence ve en hafifinden 15 yıl hapis cezası ile karşılaşabiliyorlar. İade edilenlerin bir kısmından hiç haber alınamıyor.
Bir çoğu kendi pasaportu ile çıakmadığı için sahte pasaportla seyahat etmek zorunda kalıyor. Bu nedenle her an her an sahte pasaport nedeniyle, gözaltına alınma, yargılanma veya hapis yatma tehlikesi ile karşı karşıyalar. Böyle bir risk gerçekleşmezse bile pasaportun süresini uzatma imkanı olmadığından kısa bir süre sonra illegal konuma düşebiliyorlar. Giderek ikamet izni imkanı da olmuyor.
Türkiye’de bulunan Uygurlu sığınmacıların önemli bir kısmı illegal olarak bulunuyor. Yasal olarak Türkiye’ye giriş yapıp ikamet izni alabilenlerin sayısı az. Bunların her an polisle başlarının derde girmesi riski var. Yabancılar polisinde kalanlar normalden farklı bir uygulama ile aylarca gözaltında kalabiliyorlar. Polis, uzun tutulmanın yargısal gözaltı değil, idari tedbir olduğunu, tutuldukları yerin ise misafirhane olduğunu söylüyor. Hukuken yasadışı gözaltıdır, çünkü kişinin özgürlüğü bir yargıç kararı olmaksızın uzun süre sınırlandırılmaktadır.
UNHCR’e karşı düş kırıklığı veya güvensizlikleri var. Çok sayıda Uygurlunun başvurusu red edilmiş. UNHCR görevlilerinin, Çin’de yaşadıkları baskı ve zulümleri, geri dönme halinde karşılaşabilecekleri riskleri anlayamadıklarını düşünüyorlar. Bazı başvurucuların dosyalarının uzun süre bekletilmesi / uzun süre karar verilmemesi de önemli bir şikayet konusu. Ayrıca UNHCR’e verdikleri ayrıntılı bilgilerin Çin devletinin eline geçmesi konusunda endişe taşıyorlar.
Çin hükümetinin yoğun baskılarından dolayı yaşam hakları riske giren, veya işkence veya suçsuz yere uzun süre hapis yatma veya kayıp edilme tehlikesi ile karşı karşıya kalarak ülkelerini terk etmek zorunda kalan ve bir şekilde Türkiye’ye gelen Uygurlu sığınmacılar zor koşullar altında yaşamlarına devam etmektedirler.
Laiklik İhlalleri Raporlarını, Laiklik Meclisi her ay periyodik olarak yayınlamaktadır
Laiklik Meclisi, laiklik karşıtı uygulamalara tepki gösteren 90 kişilik aydın grubu tarafından 25 Eylül 2023 tarihinde kuruluşunu açıkladı. Meclis, “Eşit, Özgür Bir Ülke İçin Laiklik Bildirgesi” yayınlayarak yola çıktı. Oluşum, Laiklik Meclisi İzleme Merkezi‘ni kurarak aylık raporlar yayınlamaya başladı. Ayrıca, gündeme ilişkin basın bildirileri ve açıklamalar yaptı. Raporlarda siyasi parti ayrımı yapılmaksızın tüm ihlaller kamuoyuna durdurulmaktadır.
Laiklik karşıtı karanlık kuşatmayla mücadele etmek için ihlallerin tespit edilerek bütünlüklü bir mücadelenin örgütlenmesine katkı sunmak Laiklik Meclisi’nin önemli görevlerinden biridir. Meclis, 8 Ekim 2023’te ilan ettiği bildirgesinin hedefler ve mücadele başlıkları bölümünde belirttiği, 26 Kasım 2023 tarihinde Ankara’da yaptığı toplantısında da güçlendirilmesi yönünde karara bağladığı İzleme Merkezi çalışmaları kapsamında laiklik ihlalleri raporunu düzenli olarak kamuoyunun bilgisine sunmaktadır. 2024 Ocak ayı itibariyle raporlar aylık olarak yayınlanmaktadır.
ABD Başkanı Abraham Lincoln, Minnesota’daki Sioux isyanına katıldığı için tutuklanan 303 Kızılderililerden 39’unun asılmasına karar verdi; idamlar 26 Aralık’ta infaz edildi. Olay, Kızılderililer ve insanlık için kara bir gün olarak tarihe geçti.
İsviçreli hukukçu, politikacı ve iş adamı Alfred Escher, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 20 Şubat 1819- Ölümü: 6 Aralık 1882) Zürih Üniversitesinde hukuk eğitimine başladı ancak ağır bir hastalık geçirmesi sebebi ile eğitimine Bonn ve Berlin’de devam etti. 1837’de İsviçreli öğrencilerin oluşturduğu Sofingia (Schweizerischer Zofingerverein) adlı derneğe üye oldu, 1839/40’ta derneğin Zürih şubesinin başkanı, 1840’ta ise genel başkanı olarak seçildi. 1942’de Zürih Üniversitesinden hukuk doktoru unvanı kazandı. 1843 yazında Paris’ten döndükten sonra kendisini bilimsel çalışmalara verdi. Kapsamlı bir İsviçre Hukuk Tarihi yazmayı planlıyordu, ancak bunu hiçbir zaman gerçekleştiremedi. 1844’te Zürih Üniversitesinde bir deneme dersi verdikten sonra, sözleşmeli öğretim görevlisi oldu. 1848 yılında yeni İsviçre Anayasasının oluşturulmasıyla, Federal Meclise girmesi talep edildi. Escher yapılan seçimlerde 15 Ekim 1848’de federal meclise girdi ve 7 Kasım 1848’de ikinci başkan oldu, toplam 4 defa meclise başkan olarak seçildi. İsviçre’de demiryollarının geliştirilmesine öncülük etti. Birçok politik görevde bulundu, bunun yanında İsviçre Kuzeydoğu Demiryolu Şirketi, İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü (ETH-Zürih), Credit Suisse, Swiss Life ve Gotthard demiryollarının kuruculuğunu yaptı. 19. yüzyıl İsviçresinin siyasi ve ekonomik gelişimi üzerinde önemli bir etki bıraktı.
1917
Finlandiya, Rusya’dan bağımsızlığını ilan etti.
1917
Hukukçu ve siyasetçi Kemal Canbolat 6 Aralık 1917’de doğdu. (Ölümü: 16 Mart 1977) Sorbonne Üniversitesinde felsefe sanat, psikoloji, sosyoloji ve vatandaşlık eğitimi aldı. Daha sonra Lübnan’a döndü ve Saint-Joseph Üniversitesi’nde hukuk okudu. 1941-1942 yılları arasında avukat olarak çalıştı ve Lübnan hükûmetinin resmi devlet avukatı oldu. 1946 yılında ekonomi, tarım ve sosyal ilişkiler bakanı oldu. 1947 yılında, ikinci kez Lübnan Parlamentosunda milletvekili seçildi fakat hükûmeti, genel seçimlerde hile karıştırdığı sebebiyle suçlayarak istifa etti. İlerici Sosyalist Partiyi kurdu. Lübnan Dürzilerinin liderliğini yaptı. 1972’de Lenin Barış Ödülü aldı. 16 Mart 1977 tarihinde Suriye kontrol noktasının yakınlarında öldürüldü. Lübnan Dürzilerinin şimdiki lideri olan oğlu Velid Canbolat, Suriye Gizli Servisi’ni babasını öldürmekle suçladı.
1922
İrlanda; İngiliz-İrlanda Antlaşmasından bir yıl sonra, 6 Aralık 1922 tarihinde Birleşik Krallıktan bağımsızlığına kavuştu.
Fransa ve Almanya arasında dostluk anlaşması imzalandı.
1967
Cumhuriyet yazarı İlhan Selçuk ile Yazı İşleri Müdürü Erol Dallı, gazetede yayınlanan bir yazıda Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a hakaret ettikleri gerekçesiyle yargılanmaya başladı.
1971
Hindistan, Pakistan’dan bağımsızlığını ilan eden Bangladeş Demokratik Cumhuriyeti’ni tanıdığını 6 Aralık 1971’de açıkladı. Pakistan Hindistan’la bütün diplomatik ilişkilerini kesti.
1976
Hukukçu ve devlet başkanı João Goulart yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1 Mart 1918) Porto Alegre Üniversitesi Hukuk Okulu’ndan mezun oldu. 1946’da Rio Grande do Sul eyalet meclisine seçildi; ardından eyaletin adalet ve içişleri bakanı oldu. Brezilya İşçi Partisi’ne girdi, 1951’de İşçi Partisi’nin başkanı oldu. 1953 ve 1954’te çalışma, sanayi ve ticaret bakanı olarak görev yaptı. 1956’dan 1961’e kadar Başkan Başkan Juscelino Kubitschek‘in yardımcısı olarak görev yaptı. Kendisini komünistlere sempati duymakla suçlayan ordunun güçlü muhalefetine rağmen 1961’de Brezilya Devlet Başkanlığı görevini üstlendi. Yabancı şirketlerin kâr transferlerini sınırlayan yasayı uygulamaya koydu. ABD ile büyük sorunlar yaşadı. çıkarılmasını sağladı. 1964 yılındaki askerî darbe sonucunda devrildi ve Brezilya’yı terk ederek Uruguay’a sığındı. Arjantin’in kuzeyindeki çiftliğinde sürgünde iken yaşamını yitirdi.
12 Eylül Darbesinin arından kurulan Milli Güvenlik Konseyi yönetimi sona erdi. Konsey, çıkardığı son yasayla “Kendi dönemlerini kötüleyen ya da küçük düşüren her türlü yazılı ve sözlü beyanı” yasakladı. Aynı tarihte, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı oluşturuldu. Yeni Anayasaya konulan geçici maddeye, 12 Eylül 1982’den bu tarihe kadar geçen süre içinde çıkarılmış olan yasaların Anayasa’ya aykırılığının ileri sürülemeyeceği hükmü konulmuştu.
1990
Tunku Abdurrahman yaşamını yitirdi.
Hukukçu ve Malezya’nın ilk başbakanı Tunku Abdurrahman yaşamını yitirdi. (Doğumu: 8 Şubat 1903) Cambridge Üniversitesi’nde hukuk ve tarih okudu. 1949’da baroya kabul edildi. Bir süre sonra Malaya Federal Adalet Bakanlığı’nda Savcı yardımcılığına atandı. 1951’de politikaya atılmak için bu görevinden ayrıldı. Birleşik Malayalılar Ulusal Örgütü’nün başkanı oldu. Bu örgütün, 1951’de Malaya Çinliler Birliği ve 1955’te Malaya Hintler Kongresi ile ittifak kurmasını sağladı. Başkanı olduğu İttifak Partisi’nin, 1955 seçimlerini büyük çoğunlukla kazanması üzerine kabine başkanı ve içişleri bakanı oldu. Londra’da yaptığı görüşmede Malaya’ya içişlerinde hemen özerklik tanınmasını ve Ağustos 1957’den sonra da bağımsızlık ilan edilmesini kabul ettirdi. Malaya Federasyonu’nun bağımsızlığını kazanmasından sonra, ülkenin ilk başbakanı oldu. Bu görevini, 1963’te Malezya Federasyonu kurulduktan sonra da sürdürdü. 1970-1973 yılları arasında İslam Konferansı Örgütü’nün genel sekreterliği görevinde bulundu.
1993
1958-1987 yılları arasında Demokratik Alman Cumhuriyeti’nin istihbarat servisini yöneten Markus Wolf, Almanya’ların birleştiği Ekim 1990 sonrasında açılan davada, Batı Alman yönetimini yıkmak için gizli faaliyetlerde bulunduğu gerekçesiyle 6 yıl hapse mahkum edildi.
1996
Danıştay, Sivas ve Başbağlar katliamlarında hayatını kaybeden 70 kişinin yakınları ile zarara uğrayanlar tarafından İçişleri Bakanlığı aleyhine açılan davalarda, Sivas İdare Mahkemesi’nin verdiği yaklaşık 120 milyon TL miktarlı tazminat kararlarını onadı.
1996
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, SİP’in KP ile birleşip adını Türkiye Komünist Partisi(TKP) olarak değiştirmesinin ardından, TKP adından komünist sözcüğünün çıkarılması talebiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.
2001
Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, Şebinkarahisar’da atık havuzunun patlaması sonucu çevreyi kirleten Nesko Maden şirketi ve olayda sorumluluğu olan kamu görevlileri hakkında suç duyurusunda bulundu.
2021
Bazı Hukuk Olayları
Van’ın Çatak ilçesinde 11 Eylül 2020’de gözaltına alındıktan sonra helikopterden atıldığı iddia edilen Osman Şiban hakkında Van Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla hazırlanan iddianame Van 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Mahkeme, “yetkisizlik” kararı vererek, dosyayı Mersin’e gönderdi.
Kız arkadaşıyla öpüştüğü iddiasıyla okul müdüründen azar yediği için okulun balkonundan atlayıp felç kalan Hamza İpek’in Hatay 1. İdare Mahkemesinde açtığı davada verilen karar, Adana Bölge İdare Mahkemesi tarafından onandı. Yerel mahkeme idare aleyhine 1 milyon 700 bin TL’lik tazminata hükmetmişti.
Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, ihtisas mahkemelerinin 15 Aralık itibarıyla göreve başlayacağını açıkladı.
Kocaeli’nin Derince ilçesinde tartıştığı komşusunu tabanca ile vurarak kolundan yaralayan avukat D.K., çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklandı.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 11 Şubat 2020’de, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmanın T’24 isimli internet sitesindeki haberine İstanbul Anadolu 3. Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla, yaklaşık iki yıl sonra erişim engeli getirildi.
Derya Tuna, Asena, Perihan Savaş ve Yıldız Tilbe gibi pek çok kadına sözlü ve fiziksel şiddet uygulayan Tatlıses’e, 47.Altın Kelebek Ödülleri töreninde, ‘Yaşam Boyu Onur Ödülü’ verilmesi kadın örgütleri tarafından protesto edildi. Ödülün, 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü’ne denk gelmesi ayrıca eleştirildi.
2021
Amiraller Bildirisi İddianamesi
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen ve “Montrö Bildirisi“ ya da ‘Amiraller Bildirisi’ olarak bilinen açıklamadan sonra başlatılan soruşturma sonucunda düzenlenen iddianame Ankara 20’nci Ağır Ceza Mahkemesine sunuldu. İddianamede, 103 emekli amiral hakkında TCK’nın 316/1’inci maddesi kapsamında, ‘devletin güvenliğine veya anayasal düzene karşı suç işlemek için anlaşma’ suçundan 12 yıla kadar hapis cezası talep edildi. 4 Nisan Bildirisi ya da 104 Emekli Amiral Bildirisi olarak da bilinen açıklamada “Montrö; sadece Türk Boğazlarından geçişi düzenleyen bir sözleşme değil, Türkiye’ye İstanbul, Çanakkale, Marmara Denizi ve Boğazlardaki tam egemenlik haklarını geri kazandıran, Lozan Barış Antlaşmasını tamamlayan büyük bir diplomasi zaferidir. Montrö, Karadeniz’e kıyıdaş ülkelerin güvenliğinin temel belgesi olup Karadeniz’i barış denizi yapan sözleşmedir. Türkiye’nin herhangi bir savaşta, savaşan taraflardan birinin yanında istemeden savaşa girmesini önleyen bir sözleşmedir. Montrö, Türkiye’nin II. Dünya Savaşında tarafsızlığını korumasına imkân yaratmıştır. Bu ve benzeri nedenlerle, Türkiye’nin bekasında önemli bir yer tutan Montrö Sözleşmesinin tartışma konusu yapılmasına/masaya gelmesine neden olabilecek her türlü söylem ve eylemden kaçınılması gerektiği kanaatindeyiz.” denilmişti.
2023
Yapay zeka tarafından yazılan bir metni yasalaştıran ilk ülke Brezilya oldu.
Ülkenin güneyindeki Porto Alegre kentinde çalıntı su sayaçlarının yenilenme masraflarına dair tasarı, 36 üyeli belediye meclisinde kabul edilerek yürürlüğe girdi. Meclis üyesi Ramiro Rosario, oylamadan 6 gün sonra metni yapay zekaya yazdırdığını açıklayarak, metni hazırlamanın normalde üç gününü alacağını, yapay zeka sayesinde sadece 15 saniyede metni hazırladığını söyledi ve yapay zekanın kullanımını övdü.
2024
Türkiye’den bir diplomat ilk kez AGİT sekreteri oldu.
Feridun Sinirlioğlu, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Genel Sekreteri olarak seçildi. Sinirlioğlu’nun seçilmesini sağlayan en önemli unsur, Türk diplomatın Türkiye-Yunanistan tarafından ortak aday olarak gösterilmesi oldu. İki komşu ülke arasında yapılan uzlaşı kapsamında Yunanistan Dışişleri Bakanlığı hukuk danışmanı Maria Telalian da AGİT’in Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi’nin başına getirildi. Yeni yönetim Malta’da toplanan AGİT 31. Bakanlar Konseyi toplantısında onaylandı.
2024
Narin Güran cinayetiyle ilgili görülen davada savcı mütalaasını mahkemeye sundu. Narin’in amcası Salim Güran, annesi Yüksel ve ağabeyi Enes Güran ile cesedi taşıyan Nevzat Bahtiyar hakkında kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edildi.
İsrail ile ticaret yapıldığı iddiası ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı protesto eden ve sonrasında tutuklanan 9 kişi hakkında tahliye kararı verildi.
2024
Romanya Anayasa Mahkemesi, ilk turu 24 Kasım’da yapılan Cumhurbaşkanı seçimine sonuçların geçersiz olduğuna hükmetti.
Noktasız Dergi, ne akademinin fildişi kulelerine kapanan ne de sokağın gelip geçici gündemlerine kapılan bir grup üniversite öğrencisinin girişimleriyle, 2020 yılının başında kurulmuştur.
Dergi, insana ve dünyaya dair kaygıların alevlendirdiği düşünce üretimini somutlaştırmayı hedeflemiş, düşüncenin diyalektiğini yansıttığına inanılarak “noktasız” adını almıştır.
Tarihin noktasız akışı içerisinde Noktasız, çağının seyircileri değil, özneleri olma amacıyla kalemini silahı bellemiş kişilerin yapıtlarını yayımlamayı kendisine amaç edinmiştir.
Dergi, açık erişim ve gönüllülük esası ile yayım hayatına devam etmektedir. Ayrıca Noktasız Dergi bünyesinde kurulan “Noktasız Konuşmalar” platformunda alanında uzman kişilerin konuşmacı olduğu konferanslar ve Mart 2023’ten beri İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kütüphaneleri ile birlikte akademisyenlerin katılımıyla “Eleştirel Yaklaşımlar” üst başlığını taşıyan konuşmalar düzenlenmektedir.
Noktasız Dergi senede iki kez yayımlanan, kâr amacı gütmeyen, açık erişimli, bağımsız bir düşünce dergisidir. Hakemli olmamakla birlikte ulusal ve uluslararası dizinlerin ilgili kategorilerinde dizinlenmekte ve üniversite kütüphanelerinin kataloglarında yer almaktadır. Dergi, felsefe ve sosyal bilimler alanlarında üretilmiş düşünsel çalışmaları yayımlayarak bu alanlardaki Türkçe literatürü genişletmeyi amaçlamaktadır.
Dergide, her sayı için belirlenen temaya uygun olarak felsefe ve sosyal bilimler alanlarında makale, çeviri, düşünce ve inceleme yazıları yayımlanır. Öğrenci kongreleri ve sempozyumları da dahil olmak üzere bilimsel toplantılarda sunulan bildiriler de yayımlanmak üzere gönderilebilir. Kitap veya film gibi eserler üzerine yazılmış eleştiri yazıları da derginin kapsamına dahildir.
Açık Erişim, Lisanslama ve Arşivleme Politikası
Noktasız Dergi, bilgiye erişimin önündeki engelleri kaldırmak ve bilgiyi kamusallaştırmak amacıyla açık erişim politikasını benimsemiştir. Noktasız Dergi, yazarlardan herhangi bir makale işleme ücreti talep etmez ve derginin tüm sayılarına abonelik gerektirmeden ücretsiz bir şekilde erişilebilir. Noktasız Dergi, Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır. Noktasız Dergi‘nin tüm sayıları; noktasizdergi.com adresinin yanı sıra Academia üzerinden de arşivlenmekte, ayrıca derleme mükellefiyeti dolayısıyla Milli Kütüphane Elektronik Yayın Derleme Sistemine yüklenerek derlenmektedir. Noktasız Dergi‘de çalışması yayımlanmış yazarlar, çalışmalarını, dergide yayımlanmış haliyle ve derginin internet sitesini kaynak göstermek kaydıyla kendi kendilerine arşivleyebilirler.
Bence çok değerli bir çalışma olarak hukuk tarihine geçecek niteliktedir. Tebrik ve teşekkürlerimle saygılar sunarım.
Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel
ÖNSÖZ – Av. Mehmet Durakoğlu
Türkiye, Cumhuriyetin yüzüncü yılını tamamlarken çok ciddi bir yargı bunalımı yaşıyor. Tarihinin ilk yüzyılında idealize edilmiş bir düzlemi elde edemeyen ülkemiz, şimdilerde bunu bir kriz noktasına kadar taşıyabilmiştir. Cumhuriyetin ikinci yüzyılına bu bunalımı taşımadan girmek mecburiyeti, öncelikli olarak yargı bileşenleri için temel bir sorunsal olarak yorumlanmalıdır. Bu düşüncenin başlangıç kıldığı yaklaşımla çıkılan yolda yapılması gerekenler, çarpıcı da olsa, şok edici de görülse öncelikle doğru bir tespitten geçmektedir. Bu belge öncelikle bu tespiti amaçlamıştır. Adaletten vazgeçmek olası bulunmadığına göre, onu yeniden elde edeceğimiz atmosfere ulaşmak için tespitle başladığımız süreci çözümle sonlandırmak zorundayız. Aslında sorun tam da burada galiba… Çözüm arayışındaki farklılıklar çıkışa ilişkin zorluğun göstergesi konumundadır. İstanbul Barosu olarak çıkışı sağlayacak yöntemin katılımcılıktan geçtiğini düşünerek çıktığımız yolda bazen çarpıcı, bazen şok edici, bazılarımıza göre yanlış, kimilerine göre temel doğru olan tespitleri bir araya toplamayı amaçladık. Bu amaçla bir yandan makale ile görüş oluştururken, onu daha da yaygınlaştıran bir yöntemle, anketle alternatif bir katılım mekanizması daha oluşturduk. Şimdi elimizde “söylenmedik sözün kalmadığı” bir çalışma var. Buradan yürüyebiliriz. İstanbul Barosu Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonuna bu çalışması nedeniyle teşekkür ederim. Geleceğin biçimlendirilmesinde onu hak sahibi kılacak bir çalışmayı sundular. Emeklerine sağlık.
İstanbul Barosu Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu’nun (HFSK) adalet arayışına katkı sunmak üzere düzenlemiş olduğu makale yarışmasına katılan 180 makale ve anket çalışmasına katkıda bulunan 1.009 kişinin yaklaşık 10.000 sayfalık görüşleri çerçevesinde Yargı Sistemi ile ilgili sorunlar tespit edilmiş ve çözüm önerileri özetlenerek raporlanmıştır.
Makale yazarları ve anket katılımcılarının büyük çoğunluğunun hemfikir olduğu sorunlar ve gerçekleştirilmesini zorunlu gördüğü çözüm önerileri raporun sonuç kısmına dercedilmiştir.
Yargı Sisteminin Sorunları ve Çözüm Yolları Raporu Özet ve Sonuç Bölümü
1) Yargının bağımsız ve tarafsız olmadığı konusunda fikir birliği bulunmaktadır. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı derhal sağlanmalıdır. Yargı personelinin tarafsızlığı ve bağımsızlığı sadece şekli değil maddi anlamda da garanti altına alınmalıdır.
2) Bağımsızlık ve tarafsızlığın ön koşullarından biri olan hâkimlik teminatı yasal güvence altına alınmalıdır.
3) Hâkim ve savcıların atama-terfi ve disiplin işlemleri için objektif kriterler konulmalıdır. Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun tüm kararlarına karşı yargı yolu açık olmalıdır.
4) Yargının bağımsız bütçesi olmalı; dava harçları, gelir ve gider kalemlerinin tüm tasarrufu yargı kurumlarına bırakılmalıdır.
5) AİHM ve AYM kararlarına açıkça uymayan hâkim ve savcılara cezai ve mali yaptırım getirilmelidir.
6) “Yargı Sistemine Güvensizlik” en önemli sorunlardan biri olarak tespit edilmiştir.
7) Liyakatsizlik yargı sistemi içinde ciddi bir sorun olarak ortaya çıkmıştır. Bu problem yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile doğrudan ilişkilidir ve hukuki güvenlik ilkesine ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Yargı mensupları liyakatli olma konusunda tüm toplumsal sınıflardan daha hassas olmak zorundadır.
8) Kayırmacılık ve nepotizmin toplumun sadece belli bir kesimiyle ilişkili olmadığı sosyolojik bir gerçekliktir.
9) Torba yasa uygulamalarına son verilmeli ve kanunların sık sık değiştirilmesi önlenmelidir. Yeni kanun çıkarılırken ya da kanunlarda değişiklik yapılırken yasa ve yönetmeliklerle belirlenen standartlara uyulmalıdır.
10) Yargısal süreçlerin uzaması adalete erişimi geciktirmektedir. Yargı sisteminin temel problemlerinden olan iş yükü sorunu personel, fiziki ve teknik eksiklikler giderilmek suretiyle acilen çözülmelidir. İş yükü fazlalığının temel nedenlerinden biri olan adli tatil uygulamasında değişikliğe gidilmelidir.
11) Vatandaşların adalete erişim sorunları çözülmeli, ilköğretimden başlayarak vatandaşlık hakları ve anayasal güvenceler öğretilmelidir.
12) Hukuk fakültelerindeki eğitimin kalitesi arttırılmalı ve bilimsel standartlara sahip olmayan fakülteler derhal kapatılmalıdır. Hukuk fakültelerine ait binalar gecekondu ve plaza görünümlü olmaktan çıkarılıp gerçek bir üniversite kampüsüne çevrilmelidir.
13) Avukat, hâkim ve savcıların staj dönemindeki eğitimlerinin niteliği yükseltilmeli, tüm adli personelin sürekli meslek içi eğitime tabi tutulması ve kamu hizmet etiği standartlarına uygun davranmaları sağlanmalıdır.
14) Hâkim ve savcılar aynı örgütsel yapı içinde bulunmamalı ve duruşmalar dışında aynı binada çalışmamalıdır. Hâkimler ve savcılar kurulu iki ayrı birim olarak örgütlenmelidir. Duruşma düzeni avukat ve savcıların eşit konumda olacakları şekilde yeniden dizayn edilmelidir.
15) Toplumsal cinsiyet eşitliği ilkelerine uygun olarak kadın hâkim ve savcı sayısının artırılması gerekmektedir.
16) Doğal hâkim ilkesine aykırı bir şekilde işleyen Sulh Ceza Hâkimlikleri derhal kaldırılmalıdır.
17) Hâkimlik ve savcılık mülakat sınavı kaldırılmalı ya da objektif ve şeffaf bir sisteme geçilmelidir.
18) Avukatlık Asgari Ücret Tarifesindeki ücretler güncel koşullara uygun bir hale getirilmeli, bu tarifeye uyulup uyulmadığı barolar tarafından sıkı şekilde denetlenmeli ve ihlal durumunda cezai müeyyideler uygulanmalıdır.
19) Avukatlık sınavı derhal uygulanmalıdır.
20) Avukat stajyerleri ile hâkim-savcı stajyerlerinin aynı ekonomik koşullara sahip olması sağlanmalıdır.
21) İhtisas mahkemeleri yaygınlaştırılmalı, hâkim ve savcıların uzmanlaşması sağlanmalı, hemen her dosyanın bilirkişiye gönderilmesi uygulaması terk edilmelidir.
22) Devletin güvenlik mekanizması dışında, yargının emrinde, bağımsız ve adliye ortamında çalışabilir adli kolluk teşkilatı derhal kurulmalıdır.
23) Arabuluculuk ve uzlaştırma sistemi amacına ve etik ilkelere uygun biçimde yapılandırılmalıdır.
24) Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP), Adalet Bakanlığı bünyesinden çıkartılmalı, sistemin işletimi ve denetimi hâkim, savcı ve avukatlardan oluşan bir kurula bırakılmalıdır. Kamu kurumlarının tüm veri tabanları UYAP ile entegre edilmeli ve sistem güvenilirliği artırılarak belli kurallar çerçevesinde avukatların erişimine sunulmalıdır. UYAP Sistemi hatasız ve defosuz bir hale getirilmeli, avukatların değişik iş ve savcılık dosyalarına sınırsız erişimi sağlanmalıdır.
25) Mahkeme ve icra dosyaları belirli bir standarda göre düzenlenmeli ve ilgililerin kolayca ulaşabilmesi sağlanmalıdır.
26) Adliyelerin, infaz kurumlarının ve kolluk birimlerinin mekânsal düzenlemeleri insani koşullara uygun hale getirilmelidir.
27)Barolar, Türkiye Barolar Birliği, Adalet Akademisi ve Hukuk Fakülteleri arasındaki iş birliği artırılmalıdır.
28) Tüm davalarda avukatla temsil zorunluluğu getirilmeli ve adli yardım müessesesinin kapsamı genişletilmelidir.
29) Avukatlar için mesleki sorumluluk sigortası zorunlu hale getirilmelidir.
30) Kamu görevlilerinin hukuka uygun olmayan fiil ve davranışları cezasız bırakılmamalıdır.
31) Dezavantajlı grupları tam anlamıyla koruyacak tedbirler ivedilikle alınmalıdır.
32) Hâkimlerin duruşmalardaki keyfi davranışlarına, savunma kısıtlamalarına ve keyfi tutuklamalara son verecek düzenlemeler yapılmalıdır. Duruşmaların belirlenen zamanda başlamaması sorunu bir an evvel çözülmelidir.
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]
HERKES İÇİN ADALET
Makale yarışmasının amacı; Adil ve demokratik bir yargı sisteminin inşası ve sürdürülebilir kılınması için birey, toplum ve kamuoyu nezdinde duyarlılık ve farkındalık yaratmak; yargıç ve savcılar, avukatlar, akademisyenler, hukuk öğrencileri, adliye personeli ve diğer katılımcıların özellik geliştiren yargısal sorunları teşhis ve tanıma yönündeki istek ve çabalarını canlı tutmak, belirlenen sorunlarla etkin ve verimli bir mücadele için gerekli yöntem, araç ve ajandayı oluşturmalarını teşvik etmek; idari tedbir veya davranış kurallarının değiştirilmesi yoluyla çözülebilecek sorunlar ile mevzuat değişikliği gerektiren çözüm önerilerini ayrı ayrı belirlemek, tasnif etmek ve derlemek; belirlenen sorunları; üniversiteler, hukuk fakülteleri, barolar, Türkiye Barolar Birliği, Adalet Bakanlığı, hukuk örgütleri ve diğer paydaşlarla müzakere ederek, her birinin sorunun aşılması için verebileceği katkıyı tartışmaya açmak ve adli politikalara demokratik bir katkı sunmaktır
Avukat Mehmet Can Seyhan, 1991 yılında Lüleburgaz’da doğdu. 2012 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. 2013 yılında stajını tamamlayarak İstanbul Barosu’na kayıt oldu ve serbest avukatlığa başladı. Halihazırda İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde Yüksek Lisans eğitimine devam etmekte, Avukatlık hukuku ile ilgili bir tez çalışması yürütmektedir. Marka vekilliği ve Patent vekilliği unvanları bulunmaktadır. Ağırlıklı olarak özel hukuk alanında avukatlık yapmaktadır. İş Hukuku ile Avukatlık Ücreti Uyuşmazlıklarında nitelikli hesap bilirkişisidir. İstanbul Barosu Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu çalışmalarında görev almaktadır. İstanbul Barosu Staj Eğitim Merkezinde “Avukatlık Sözleşmeleri ve Avukatın Yükümlülükleri” dersleri vermektedir.
[/box]
Hukukbook: Sayın Seyhan, HFSK’daki görev döneminiz sona erdi. Çalışma dönemindeki faaliyetlerle ilgili okuyucularımızı bilgilendirebilir misiniz?
Seyhan: Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu (HFSK) sözcülüğü görevimde, temel hedefimiz, hukukun yalnızca bir kurallar bütünü olmadığını, aynı zamanda toplumun dinamikleri ve adalet anlayışıyla şekillenen derin bir düşünce sistemi olduğunu vurgulamaktı. Bu kapsamda, düzenlediğimiz etkinlikler, paneller, yuvarlak masa toplantıları ve çalıştaylarla kendimizden başlayarak hem meslektaşlarımızın hem de akademisyenlerin bu alandaki bilgi ve farkındalık düzeylerini artırmayı amaçladık. Ayrıca, hukuk felsefesi ve hukuk sosyolojisinin gündelik hukuk pratiklerine katkısını göstermek adına somut projeler gerçekleştirdik. Bu dönemde, teoriyi pratiğe entegre etmeye yönelik yoğun bir çaba gösterdik.
Hukukbook: Bunu somutlaştırır mısınız?
Seyhan: İlk olarak şunu söylemek isterim, Hukuk Felsefesi dendiğinde, Hukuk Sosyolojisi dendiğinde avukatların mesafe koymaması adına büyük uğraş verdik. Çünkü biliyoruz ki yaygın davranış biçimi şudur; “Hukukçular, hukuk dışındaki şeyler, disiplinleri konuşmaktan biraz korkarlar, en çok gündelik hukuku konuşmak isterler.” Ama bu da hukukçuları maalesef eksik bırakır. Biz o eksikliği fark ederek, kapatmak istedik. Şunu söyledik; burada yaptığımız tüm çalışmaların “avukatın uygulaması ve yargıdaki pozisyonu itibari ile” ne işe yarayacağını, yani her faaliyetin amacını ortaya koyacağız. Avukat komisyona gelirken, komisyon faaliyetinde çalışırken, adaleti gerçekleştirmedeki rolünü hissedecek, fark edecek. Yoksa komisyon misyonunu gerçekleştiremez, buralar genel kültür seviyemizi artıracağımız yerler olarak, hobi mekanları olarak kalır. Yine, Mantık, muhakeme ve metodoloji alt çalışma grubumuzun çalışmalarında kaynakları irdeleyerek hukuk felsefesinin düşünme ve analiz etme süreçlerine nasıl bir derinlik kattığını anlatmaya, özellikle Staj Eğitim Merkezinde okutulmak üzere yazılı kaynak üretmeye çalıştık, çalışıyoruz. Meslek Kuralları ile ilgili bir anket çalışmamızvar, Meslek Kurallarının Meslek ve Meslektaşa etkisini tespit etmeyi amaçlıyoruz. Cezaevi Koşullarının Suçta Tekerrüre Etkisini tespit etmeyi amaçlayan bir alt çalışma grubumuz aktif, HFSK Kütüphanesinin Bibliyografyasını oluşturduk. Bununla beraber meslektaşlarla sadece Baro ve Adliye binalarına sıkışıp kalmadan farklı ilişki biçimleri ile bir araya gelebilmek adına Şirince, Gümüşlük ve Kartepe gibi kamp alanlarında hukuk felsefesi ve sosyolojisi kampları düzenledik. Bu kamplardaki temel amacımız, doğa ile iç içe bir ortamda entelektüel birikimi bulunan hoca ve üstatlarla beraber, hukuk felsefesi ve sosyolojisindeki temel problemleri tartışmak ve kendimizi dönüştürmek olmuştur.
Tüm bu çalışmalar, katılımcıların yalnızca bilgi edinmesini değil, aynı zamanda bu bilgiyi mesleki hayatlarına entegre etmelerini sağlamayı hedefliyordu. Nihayet, bu komisyondaki herkes adalet düşüncesine sahip entelektüel avukatlar vasıtası ile toplumu iyileştirmeyi, dönüştürmeyi amaçlıyor. Bu yüzden her meslektaşımız bizim için çok önemli.
Hukukbook: Biliyorsunuz, HFSK 2008 yılında faaliyete geçmişti. Bilmeyen okuyucularımız için geçmiş 15-16 yılın bir özetini yaparak bugüne yansımalarını ve hukuk dünyasına katkılarını anlatabilir misiniz?
Seyhan: HFSK’nın 2008 yılında faaliyete geçmesinden bu yana, komisyon hukuk felsefesinin ve hukuk sosyolojisinin temel ilkelerini meslektaşlarımıza tanıtmayı amaçlayan birçok etkinlik düzenledi. Geçmiş dönemlerdeki başkanlarımız, emektar meslektaşlarımız baronun çatısı altında disiplinler arası tartışmalara zemin hazırlayarak bu alanın gelişimine önemli katkılarda bulundular. Bugüne kadar yapılan bu çalışmalar, HFSK’nın kurumsal hafızasını oluşturdu ve bizim de gelecekteki faaliyetlerimize yön verdi. Ayrıca belirtmek gerekir ki son birkaç dönemde, komisyonun demokratikleşmesi yönünde olumlu gelişmeler yaşanmıştır. Bu bakımdan komisyon, her geçen yıl genç meslektaşları bünyesinde daha da toplayarak onlara komisyon çatısı altında alana katkı sunacak çalışmalarını gerçekleştirme olanağı sunmuştur ya da bu meslektaşlar komisyonda aktif bir şekilde yer aldıkça komisyon daha da çoğulcu bir yapıya bürünmüştür.
Hukukbook: Geçmiş yıllara ilişkin çalışmaları görebileceğimiz bir dijital portal var mı?
Seyhan: Maalesef geçmiş yıllara ait çalışmaların tümünü kapsayan bir dijital portal şu an için bulunmuyor. Tabii İstanbul Barosu web sitesinin alt kısmında, komisyonumuza ayrılan alanda birçok çalışma, rapor da yer alıyor. Ama bunu iyileştirmemiz gerekiyor. Geçmiş etkinliklerin raporlarını, video kayıtlarını ve diğer belgeleri bir araya getirerek meslektaşlarımızın erişimine sunmayı hedefliyoruz. Bu portalın, komisyonun geçmiş birikimini görünür kılmasının yanı sıra gelecekteki çalışmalara da ilham vereceğine inanıyorum. Bunun için de Baro’daki bürokrasinin azaltılmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü 2024 Kasım itibari ile Komisyonlar kendi alanlarına çalışmalarını kendi iradeleri ile koyamıyorlar. Okuyucular, komisyon çalışmalarının yer aldığı web sayfasını inceleyebilirler.
Hukukbook: Size göre ülkemizde hukuk felsefesi ve sosyolojisi yeterince ilgi görüyor mu? Uluslararası standartlara göre çalışmalar yapılabiliyor mu?
Seyhan: Ne yazık ki ülkemizde hukuk felsefesi ve hukuk sosyolojisi yeterince ilgi gören disiplinler değil. Bunun en temel nedenlerinden biri, hukuk eğitiminin ağırlıklı olarak pozitif hukuk kurallarına odaklanması ve analitik düşünceyi geri planda bırakması. Oysa uluslararası standartlarda, hukuk eğitimi yalnızca kural öğretmeyi değil, bu kuralların arkasındaki adalet anlayışını, toplumsal bağlamını ve etik temellerini de sorgulamayı içeriyor. Ancak son yıllarda, bu alanda daha fazla çalışma yapıldığını ve uluslararası iş birliklerinin arttığını görüyoruz. Özellikle felsefe ve sosyoloji perspektifli hukuk konferansları, akademik yayınlar ve öğrenci toplulukları umut verici adımlar atıyor. Ayrıca hukuk mesleklerine giriş sınavı soru dağılımında bu disipline yer ayrılması da elbette olumlu bir gelişmedir. Zira bildiğimiz gibi hakimlik-savcılık sınavında bu alandan soru gelmezken bu yeni sınav sisteminde hukuk felsefesi ve sosyolojisinin es geçilmemesi bu alana dair bilincin yükseldiğini göstermektedir.
Hukukbok: Avukatların felsefeye, mantığa, hukuk metodolojisine ve retoriğe ilgisi yükseliyor mu? Umutlu musunuz?
Seyhan: Avukatların bu disiplinlere ilgisinin giderek arttığını söyleyebilirim. Özellikle mesleğin zorluklarının artması, hukukçuları daha derin düşünmeye ve çözüm üretmeye yöneltiyor. Retorik ve mantık, avukatların dava süreçlerinde daha etkili olmasını sağlarken, hukuk metodolojisi ise karmaşık hukuki sorunları çözmelerine yardımcı oluyor. Bu disiplinler, yalnızca mesleki birer araç değil, aynı zamanda hukukçuların toplumsal sorunlara daha geniş bir perspektiften yaklaşmasını sağlıyor. Bu ilginin artmasında düzenlediğimiz eğitim programlarının ve atölyelerin de payı olduğunu düşünüyorum. Umutluyum; çünkü genç hukukçular arasında bu disiplinlere yönelik bir merak ve öğrenme isteği giderek yükseliyor.
Hukukbook: Hukuk Sosyolojisi bağlamında adli istatistikler, saha araştırmaları, kriminoloji, hukuk fakültelerinin durumu, liyakat, yargı kadrosunda olması gereken standartlar ve benzer konularla ilgili baronun ve özelde de komisyonun somut çalışmaları var mı?
Seyhan: Komisyonumuzun Anket ve Makale Yarışması sonrasında geniş katılım ve uzun çalışmalar neticesinde oluşturduğu “Yargı Sorunları ve Çözüm Yolları” raporunun, komisyonumuzun alameti farikası olduğunu düşünüyorum. Az önce ifade etmiştim; “Cezaevleri Koşulları”, “Meslek Kuralları” kapsamında çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Ayrıca, hukuk fakültelerindeki eğitim kalitesini değerlendirmek ve liyakat sisteminin yargıdaki etkilerini araştırmak üzere akademisyenlerle ortak projeler geliştirmeyi planlıyoruz. Ancak bu çalışmaların daha somut sonuçlar verebilmesi için baronun daha geniş bir destek sağlaması gerektiği kanaatindeyim.
Hukukbook: Hukuk Felsefesi ve Hukuk Sosyolojisi disiplinlerinin teoride ve uygulamada yapması gereken çalışmalar hakkında neler düşünüyorsunuz?
Bu disiplinlerin en büyük sorumluluğu, hukukun temelini oluşturan adalet anlayışını sürekli sorgulamak ve geliştirmektir. Teoride, hukuk felsefesi ve sosyolojisi, hukukun toplumsal etkilerini ve adalet ilkelerini analiz ederek daha adil bir hukuk sisteminin temellerini atmalı. Uygulamada ise, bu analizlerin pratiğe aktarılması gerekiyor. Örneğin, yasa yapım süreçlerinde, sosyal adalet ve insan hakları odaklı yaklaşımlar geliştirmek, bu disiplinlerin katkılarıyla mümkün olabilir. Ayrıca, hukuk eğitiminin her aşamasında felsefe ve sosyoloji perspektiflerinin daha fazla yer alması gerektiğine inanıyorum.
Hukukbook: Fakültelerin HFS birimleri ile ilişkileriniz nasıl? Akademi, hukuk krizini aşmak için yeterince çalışıyor mu?
Seyhan: HFS birimleriyle oldukça yakın bir ilişki içerisindeyiz. Akademisyenlerle ortak projeler yürütüyor, konferanslar düzenliyor ve bu disiplinlerin daha fazla tanınmasını sağlamaya çalışıyoruz. Ancak, akademinin hukuk krizini aşma konusundaki çabalarının yeterli olduğunu söylemek zor. Özellikle hukukun güncel sorunlarına hızlı yanıt verilebilmesi adına akademi ile uygulama arasında daha güçlü bir bağ kurulması gerekiyor. Hukuk, statik bir alan değil; toplumsal değişimlere sürekli uyum sağlaması gereken bir yapı. Akademisyenlerin bu değişimleri daha fazla göz önünde bulundurarak çalışması gerektiğini düşünüyorum.
Hukukbook: HFSK’nın pediyodik bir yayını var mı?
Seyhan: Şu an için HFSK’nın düzenli olarak yayınladığı bir süreli yayını bulunmuyor. Ancak komisyon olarak, hukuk felsefesi ve sosyolojisi alanındaki çalışmaları derleyip paylaşabileceğimiz bir dergi veya bülten çıkarmayı hedefliyoruz. Bu yayın, hem meslektaşlarımız arasında bu disiplinlere olan ilgiyi artıracak hem de akademi ve baro arasında bir köprü görevi görecektir. Ancak, bu hedefi gerçekleştirebilmemiz için entelektüel meraka sahip nitelikli meslektaş sayımızı artırabilmemiz gerekir.
Hukukbook: Baro’nun bir kütüphanesi var mı? Eğer yoksa bu bağlamda HFSK ne yapabilir? Baronun Kanlıca ya da Balmumcu binaları kütüphaneye çevrilebilir mi?
Seyhan: İstanbul Barosu’nun, avukatların gidip emanet kitap alabilecekleri, okuyabilecekleri, vakit geçirebilecekleri bir kütüphanesi maalesef yok. Çok büyük bir eksiklik bu. Ekonominin hali de ortada, avukatların tüm kaynaklara parasız ulaşacakları bir kütüphanelerinin olması gerekir. Kitaba ulaşamayan mensubu olan bir Baro hangi misyonu üstlenebilir ki? Bunu temin edememiş bir Baro meslektaşını hangi meşru zeminde disiplin yargılamasına tabi tutacak, denetleyecek? Biz HFSK olarak, “HFSK Kütüphanesi” projesi başlattık ve Hukuk Felsefesi ve Hukuk Sosyolojisi ile ilgili eserleri derleyerek Bibliyografya oluşturduk. Bunu da Baro Yönetimine sunduk. Çok fazla bir maliyeti yok, umarım en kısa sürede Avukatların rahat erişebileceği bir lokasyonda en azından HFSK Kütüphanesine kavuşuruz. Balmumcu veya Kanlıca binalarının bir kısmının kütüphane olarak düzenlenmesi de değerlendirilebilir, şu an Staj Eğitimin yer aldığı Galata’daki binamız da var, umarım bu konuda ivedilikle bir proje geliştirilir.
Hukukbook: Avukatlar bazında baronun ve komisyonun sosyolojik araştırmaları mevcut mu? Sosyoloji bir toplum bilim olduğuna göre komisyondan ampirik incelemeler beklenmeli mi? Örneğin son yıllarda kaç avukat şiddete uğramış? Kaç Avukat, kaç yargı personeli yargılanmış ne kadarı olmuş olmuş ne kadarı beraat etmiş? Kaç avukat disipline sevk edilmiş? Kaç avukat ve yargı mensubu şiddete ya da cinsel tacize uğramış? Düşünce suçları felsefe ile doğrudan ilgili olduğu için soruyoruz; İstanbul’da son on yılda kaç kişi düşünce suçundan yargılanmış? Krizler hangi konularda yoğunlaşıyor? Eğer komisyon bu alanlara çalışmamışsa fakülteler çalışmış mı?
Seyhan: Komisyon değil de öncelikle Baro’dan başlamak lazım. Baro sicilinde kayıtlı kaç avukatın serbest çalıştığını, kaç avukatın bağlı çalıştığını, kaç avukatın masraf ortaklığı yaptığını dahi bilmiyor, maalesef. Bunları bilmeden, tespit etmeden neyi çözeceğinizi de bilemezsiniz. Bu dedikleriniz öncelikle baronun görevleridir. Ayrıca Komisyon olarak, avukatların mesleki ve sosyolojik durumunu analiz eden araştırmalar yapılması gerektiğine inanıyoruz. Özellikle avukatlara yönelik şiddet, meslek içi etik sorunlar ve çalışma koşulları gibi konularda ampirik çalışmaların yapılması, bu sorunların çözümü için önemli bir zemin hazırlayacaktır. Ancak şu ana kadar bu konuda sistematik bir araştırma gerçekleştirilmiş değil. Fakültelerin de bu yönde spesifik bir çalışmasının olduğunu bilmiyorum.
Hukukbook: Akademi ve özel olarak da HFS kürsüleri somut olarak neler yapabilir? Sahadaki adalet arayışına nasıl bir katkı sunabilirler? HFSK’nın 2022’de yaptığı Yargı Raporu ve İÜ akademisyenlerinin Tübitak ile birlikte yaptıkları Yargı Etiği çalışmalarını biliyoruz. Hukuk Felsefesi kürsü başkanı Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel HFSK’nın raporunu tarihe geçecek bir çalışma olarak nitelendirse de bu çalışmaların hukuk camiasında yeteri kadar ilgi görmediğini biliyoruz. Anket şirketleri ve bazı bireysel girişimlerle yapılan çalışmalar dışında kamuoyunun ve karar vericilerin dikkatini çekecek hangi çalışmalar yapılabilir?
Seyhan: Akademi ve HFS kürsüleri, sahadaki adalet arayışına katkıda bulunmak adına birkaç somut adım atabilir. Öncelikle, ampirik saha araştırmalarına daha fazla ağırlık verilmesi gerekiyor. Bu çalışmalar, yargının mevcut sorunlarını daha net bir şekilde ortaya koyabilir ve çözüm önerileri sunabilir. Örneğin, mahkemelerdeki iş yükünün adaletin işleyişini nasıl etkilediğine dair veri odaklı araştırmalar yapılabilir. Ayrıca, avukatların ve yargı mensuplarının etik ihlalleri konusundaki farkındalığını artırmak için eğitim programları ve atölyeler düzenlenebilir.
HFSK’nın 2022’de yaptığı Yargı Raporu ve İstanbul Üniversitesi akademisyenlerinin TÜBİTAK iş birliğiyle gerçekleştirdiği Yargı Etiği çalışmaları bu anlamda çok değerli. Ancak, bu çalışmaların hukuk camiasında yeterince yankı bulmaması, sunum biçimlerinin ve sonuçlarının etkili bir şekilde duyurulamamasıyla ilgili olabilir. Bu eksikliği gidermek için şu önerilerde bulunabilirim:
Kapsamlı Raporlama ve Duyuru: Akademik çalışmaların sonuçlarının, yalnızca bilimsel çevrelerle değil, kamuoyu ve karar vericilerle de paylaşılmasını sağlamak için sadeleştirilmiş raporlar hazırlanmalı. Bu raporlar, infografikler ve kısa videolar gibi görsel materyallerle desteklenebilir.
Meclis ve Medya ile İşbirliği: Çalışmaların kamuoyunda yankı bulması için medya kuruluşlarıyla iş birliği yapılabilir. Ayrıca, yargı reformlarını yönlendirecek meclis komisyonlarına bu çalışmaların çıktıları sunulabilir.
Düzenli Konferans ve Çalıştaylar: Anket şirketleri ve bireysel girişimlerin ötesine geçmek adına, yargı ve adalet sistemi üzerine düzenli olarak ulusal konferanslar düzenlenebilir. Bu etkinliklerde hem akademik hem de pratik öneriler tartışılabilir.
Halkla İlişkiler ve Kamu Farkındalığı: Hukuk felsefesi ve sosyolojisi çalışmaları, toplumsal adaleti desteklemek adına kamuoyunun anlayabileceği şekilde daha erişilebilir hale getirilmelidir. Bu kapsamda, üniversiteler, barolar ve STK’lar arasında ortak platformlar oluşturulabilir.
Karar Vericilere Doğrudan Raporlama: HFSK ve akademi tarafından yapılan çalışmalar, yalnızca bilimsel çevrelerde değil, bakanlıklar ve diğer yargı organlarında da dikkate alınmalıdır. Bu nedenle, bu kurumlarla düzenli iletişim kanalları kurulmalı.
Sonuç olarak, hukuk felsefesi ve sosyolojisi disiplinleri, yalnızca teorik bilgi üretmekle kalmamalı; aynı zamanda sahadaki adalet arayışına doğrudan katkıda bulunacak araçlar ve politikalar geliştirmelidir. Bu, hem akademinin hem de baroların ortak sorumluluğudur ve HFSK olarak bu süreçlere katkıda bulunmaya hazırız.
Hukukbook: Türkiye’de Hukuk Felsefesi yahut Hukuk Sosyolojisi alanında çalışan bir enstitü ya da araştırma merkezi var mı?
Seyhan: Türkiye’de bu alanda çalışan bağımsız bir enstitü veya araştırma merkezi maalesef bulunmuyor. Ancak üniversitelerin hukuk fakülteleri bünyesinde bu disiplinlere odaklanan kürsüler mevcut. Bu kürsülerin daha aktif ve üretken hale gelmesi için barolar ile iş birliği halinde olmaları gerektiğini düşünüyorum.
Hukukbook: Son genel kurulda divan başkanlığı yapan Bahri Bayram Belen’in “Felsefe olmazsa hukukun da bir anlamı olmadığı kanaatindeyim” sözleri üzerinden İstanbul Barosu avukatlarına neler söylemek istersiniz?
Seyhan: Sayın Bahri Belen’in bu sözleri, hukukun felsefi bir temelden yoksun olamayacağını çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Hukuk, yalnızca kurallar manzumesi değil, aynı zamanda bu kuralların dayandığı etik, adalet ve toplumsal denge anlayışıdır. İstanbul Barosu avukatlarına bu bağlamda çağrım, mesleklerini yalnızca bir “iş” olarak görmemeleri ve hukuku derin bir düşünce sistemi olarak ele almalarıdır. Hukukçular, toplumsal adaletin mimarlarıdır; ancak bu mimarlık, sağlam bir felsefi temel olmadan mümkün değildir.
Hukukbook: Bilim insanı Sayın Kaboğlu’nun baro başkanı seçilmiş olması HFSK’nın çalışmalarını olumlu yönde tetikleyecek mi?
Seyhan: Sayın Kaboğlu’nun baro başkanı seçilmiş olması, hukuk felsefesi ve sosyolojisi çalışmalarını ön plana çıkarma konusunda bir fırsat sunabilir. Anayasa hukuku ve insan hakları konularındaki bilgi birikimi, baro çalışmalarına disiplinlerarası bir perspektif kazandırabilir. Ancak, bu durumun HFSK’nın çalışmalarını olumlu yönde tetiklemesi, yalnızca başkanın kişisel katkılarından değil, tüm baro yönetiminin bu alanlara ayıracağı öncelikten ve komisyon üyelerinin iş birliğinden geçmektedir.
Hukuk felsefesi ve sosyolojisinin baro politikaları içinde daha fazla yer alabilmesi için HFSK olarak mevcut projelerimizi tamamlamaya ve özellikle yeni projeler geliştirmeye hazırız. Son olarak söylemeden edemeyeceğim, avukatların kişilerden çok yapıları konuşması gerektiğini düşünüyorum.
Hukukbook: Avukatlara, barolara, akademisyenlere ve topluma bir çağrınız var mı?
Seyhan: Avukatlara çağrım, hukuku yalnızca yazılı kurallardan ibaret görmeyip, toplumsal sorunları çözme ve adaleti sağlama sorumluluğunu taşımalarıdır. Barolar, meslek örgütü olmanın ötesinde, hukuk devletinin savunucuları olarak daha aktif bir rol üstlenmelidir. Akademisyenlerden beklentimiz, hukuk felsefesi ve sosyolojisi alanındaki çalışmaları yalnızca teoride bırakmayıp, uygulamaya aktarılabilir çözümler üretmeleridir. Topluma ise, hukukun yalnızca mahkeme salonlarında değil, hayatın her alanında etkili olduğunu hatırlatmak istiyorum. Adalet, herkesin ortak sorumluluğudur; bu sorumluluğu paylaşarak daha iyi bir toplum inşa edebiliriz.
Hukukbook: HFSK’nın yeni döneminde bu alanda çalışacak avukatlara ne söylemek istersiniz?
Seyhan: HFSK’nın yeni döneminde görev alacak meslektaşlarıma çağrım, bu alanın toplumsal adaleti şekillendirme potansiyelini unutmadan çalışmalarını sürdürmeleridir. Hukuk felsefesi de hukuk sosyolojisi de yalnızca teorik değil, aynı zamanda pratik alanlar. Bu nedenle hem meslektaşlarımızın hem de toplumun faydasına somut projeler üretmeye devam etmelerini diliyorum. Hep söylediğimiz gibi Baro, hepimizin çatısı altında beraberce üretebileceğimiz ve dayanışma sergileyebileceğimiz bir kurumdur. Bu nedenle de Baro’da gördüğümüz eksiklikleri Baro’nun komisyon ve merkezlerinde yer alarak düzeltmeye çalışmalıyız ki Baro’yu olumlu manada dönüştürebilme olanağına sahip olabilelim. Böylece yeni dönemde bu alana ilgi duyan tüm meslektaşları komisyonda aktif rol almaya bir kez daha davet ediyor ve bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ediyorum.
Hukukbook: Biz de okurlarımız adına teşekkür ederiz.
Dünya Tabipler Birliği Gürültü Kirliliği Raporu, 1992 yılı eylül ayında İspanya’nın Marbella kentinde 44. Dünya Tıp Kongresi’nde kabul edilmiş, Ekim 2007’de Danimarka’nın Kopenhag kentinde DTB Genel Kurulu’nda güncellenmiştir.
Dünya Tabipler Birliği Gürültü Kirliliği Raporu
Önsöz
Gelişen çevresel farkındalık/duyarlılık ve gürültünün sağlık üzerine, ruhsal duruma, performans ve iyi halde olma üzerine etkileri bilgisiyle, çevresel gürültüyle savaş gittikçe önem kazanmıştır. Dünya Sağlık Örgütü gürültüyü, endüstriyel uluslarda başlıca çevresel sorun olarak tanımlamaktadır.
Gürültü insanları çeşitli yollarla etkiler. İşitme, vejetatif sinir sistemi, ruhsal durum, sesli iletişim, uyku ve performans ile ilişkili etkileri vardır. Gürültü daha fazla enerji tüketimine ve daha yüksek yıpranmaya neden olarak vücudun üzerinde artan bir yük olan stres etkeni gibi davranır. Bu yüzden gürültünün, stresin katkıda bulunduğu; hipertansiyon, miyokard enfaktüsü, angina pektoris ya da hatta inme gibi şekillerde görülebilen kardiyovasküler hastalıklar için başlıca kolaylaştırıcı olabileceğinden kuşkulanılır.
Ayrıca gürültünün psikososyal alanda etkileri dramatiktir. Çevresel gürültünün neden olduğu stres, özellikle trafik gürültüsü, yalnızca endüstriyel uluslarda değil aynı zamanda gelişmekte olan ülkelerde de temel endişedir. Hem yollarda, hem de havada sürekli ve muazzam büyüklükteki trafik sesleri yüzünden, strese neden olan çevresel gürültü, hem devamlığı anlamında, hem de etkilenen alan anlamında sürekli artmaktadır. Bu gürültünün neden olduğu işitme hasarı büyüyen bir endişedir.
Bu bağlamda sesin en çok ortak kaynağı, kulağın çeşitli yerlerde, çeşitli ses araçları (taşınabilir müzik çalarlar, stereo sistemler, diskotekler, konserler) ile maruz kaldığı müziktir. Duyma hasarına maruz kalma riski, birçok kişi tarafından tahmin edilemez ya da hatta bile bile inkar edilir. En büyük sorun (ya da görünüm) yüksek risk gruplarındaki (genelde genç kişiler anlamına gelir) farkındalık yaratma sorunu altında yatar. Bu açıdan kanun yapıcılar müdahale etmek ve potansiyel ses düzeyi limitlerini ve müzik olaylarında izin verilen en fazla ses düzeylerini ortaya koyarak ya da çocukların çok yüksek sesli ya da yüksek gürültü düzeyleri üreten oyuncaklarını yasaklayarak, hasarı azaltmak için yardıma çağrılır.
DTB sosyo-medikal sözlerini tutarak, daha geniş bilgilendirme ve daha akut farkındalık aracılığıyla, çevresel gürültüyle müdadeleye katkıda bulunmak amacıyla, gürültü kirliliği sorunu konusunda bir rapor yayınlamıştır.
Öneriler
DTB aşağıdaki konuları ulusal tabip birliklerinin dikkatine sunar:
1. Toplumu, özellikle çevresel gürültüden etkilenen insanları olduğu kadar, politika üretenleri ve karar verenleri, gürültü kirliliği hakkında bilgilendirin.
2. Ulaşım bakanlarınını ve şehir planlamacılarını büyüyen çevresel gürültü kirliliğine karşı koymak duyarlılığında alternatif fikirler geliştirmeleri için yardıma çağırın.
3. Çevresel gürültü kirliliğini yok etmek için uygun yasal düzenlemeyi destekleyin.
4. Yasal gürültü kirliliği uygulamalarını destekle ve kontrol ölçümlerinin etkililiğini izleyin.
5. Gençleri taşınabilir müzik çalarlardan, kulaklıklı stereo sistemlerin kullanımından, arabalardaki ses sistemlerinden, rock konserleri ve diskoteklerde bulunanlardan yayılanlar gibi, yüksek sesli müzik dinleme ile bağlantılı riskler hakkında bilgilendirin.
6. Eğitim otoritelerini, erken durumda kişiler üzerinde gürültünün etkilerine dikkat etmeleri için, çevresel gürültü yüzünden oluşan stresin, nasıl etkisiz hale getirilebileceğini, gürültü kirliliğinde payı olmada bireylerin rolleri ve yükse sesle müzik dinleme ile bağlantılı riskler hakkında insanları bilgilendirmeler için yöneltin.
7. Güç araçları ile çalışma ya da yüksek sesli motorlu araçları yönetme sonucu, özel sektörde gittikçe artan duyma hasarının riskleri hakkında bilgi sağlayın.
8. İş yerinde yüksek sesli gürültüye maruz kalan bu bireylerin azaltılamaz gürültüye karşı kendilerini korumalarının önemini vurgulayın.
9. İşte mesleki güvenlik ve sağlıktan sorumlu kişileri, işyerindeki çalışanların sağlığının korunmasından emin olmak için gürültü yayılımını azaltmak amacıyla, daha fazla harekette bulunmaları için yardıma çağırın
Psikolojik Danışmada Etik ve Hukuk isimli eser Aynur Eren Gümüş, Mustafa Alper Gümüş tarafından yazılmış ve hukuk yayınları alanında faaliyet gösteren On İki Levha yayınları tarafından 2018 yılında basılmıştır.
Psikolojik Danışmada Etik ve Hukuk isimli eser Aynur Eren Gümüş, Mustafa Alper Gümüş tarafından yazılmış ve hukuk yayınları alanında faaliyet gösteren On İki Levha yayınları tarafından 2018 yılında basılmıştır.
Rehberlik ve psikolojik danışma alanında uzman Yrd. Doç. Dr. Aynur Eren-Gümüş ile medeni hukuk alanında uzman Doç. Dr. Mustafa Alper Gümüş tarafından “Psikolojik Danışmada Etik ve Hukuk“adı ile yayınlanan kitap alandaki sorunları hukuk ve ahlak ilkeleri açısından irdeleyen bir ilk çalışmadır.
Kitabın giriş niteliği taşıyan birinci bölümünde mesleki etik kuralların, ahlak kuralları ve hukuk kurallarından farklı yönleri ve birbirleri ile ilişkisi ele alınmıştır. Bu bölümde ayrıca, psikolojik danışma ve rehberlik alanını temsil eden meslek Derneklerinin hukuksal niteliği ve etik kuralların yaptırımının ne olduğu A.B.D. ile Türkiye’deki uygulamalar karşılaştırmalı olarak açıklanmıştır.
Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisinde yayınlanan bir makalede Prof. Dr. Yıldız KUZGUN tarafından kitap hakkında şu bilgiler verilmektedir:
“Kitabın diğer bölümlerine, özellikle büyük kentlerde sayısı giderek artan özel danışım merkezlerinin bulunduğun, burada çalışan psikolojik danışman ve psikologların mesleki faaliyetlerinin etik kurallara uygunluğunun denetlenmesi gereği üzerinde durulmakta ve hukuk mesleklerinin uygulamalarından yararlanılarak soruna açıklık getirilmeye çalışılmaktadır. Özel psikoloji danışma yardımının hukuksal niteliğinin Bir Vekâlet Sözleşmesi Olduğu; bu sözleşmede vekil durumunda olan psikolojik danışmanın danışana karşı olan başlıca hukuk dili ile borçlarının neler olduğu; bu borçları kusurlu olarak hiç yerine getirmemesi ya da gereği gibi yerine getirmemesi halinde tazmin etmesi gereken zararın ne olduğu; sözleşmenin sona erdirilmesi ve böyle bir borç ilişkisinde psikolojik danışma merkezlerinin sorumluluğunun neler olacağı üzerinde durulmuştur.
Kitabın son bölümünde psikolojik danışma sürecinde etik ikilemler ve etik karar verme üzerinde durulmuştur. Cinsel istismara uğramış ya da uyuşturucu kullanan kişilerin (okulda öğrencilerin) ifadelerinin gizliliğinin korunması profesyonel kimliğin ön koşulu olarak görüldüğüne dikkat çekilmektedir. Bu bölümün sonunda karar verme modellerinin bütünleştirilebilir yönlerinden yedi basamaklı bir model tanımlanarak, ülkemiz koşulları için daha uygun modeller oluşturmaya aracılık edebilecek bir model ele alınmıştır.” (Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi -Prof. Dr. Yıldız KUZGUN)
Kitabın “Meslek Etiği ve Yasal Konular” dersi için lisans ve lisansüstü düzeyde ders kitabı olması ve alanda çalışan psikolojik danışman ve hekim dışı ruh sağlığı meslek mensupları için etik ve yasal konulara ilişkin kaynak oluşturması amaçlanmıştır. Kitabın bu basısında Meslek Etiği ve Yasal Konular dersinin yürütülmesi sırasında daha uygun bir sıra oluşturması amacıyla kitaba yeni bölümler eklenmiş ve önceki basıdaki bölüm sırası değiştirilmiştir.
Birinci Bölüm olarak, Mesleki Etik Kuralların Genel Özellikleri ve Yaptırım Gücü; İkinci Bölüm olarak, Mesleki Etik Kodların Temelinde Bulunan İlke ve Erdemler; Üçüncü Bölüm olarak, Psikolojik Danışma Meslek Etiği Kurallarına Etik ve Yasal Açıdan Genel Bir Bakış yer almakta; sonraki bölümler ise önceki basımın düzeninde ard arda gelmekte ve kitap toplamda sekiz bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerdeki kaynakların bir kısmı güncellenmiş ve bazı alt başlıklara eklemeler yapılmıştır.
Okul Psikolojik Danışmanlarının Hukuksal Sorumluluğu bölümünde yeni Yönetmelik kapsamında önemli değişiklikler ve eklemeler yapılmış; çocuk cinsel istismarının bildirim yükümü kapsamında ise yeni alt başlıklar yaratılmıştır. Kitabın ekler bölümüne psikolojik danışmanların Türkiye Cumhuriyeti mevzuatına dayalı olarak hangi mesleki hizmetleri yürütebileceklerine ilişkin mevzuat taramasına dayalı açıklayıcı bir bölüm eklenmiştir.
İÇİNDEKİLER
Psikolojik Danışmada Etik ve Hukuk
BİRİNCİ BÖLÜM
Mesleki Etik Kuralların Genel Özellikleri ve Yaptırım Gücü
Mustafa Alper Gümüş, Aynur Eren Gümüş
Mesleki Etik Kuralların Ahlak Kuralları ve Hukuk Kuralları ile İlişkisi
Meslek Birliklerinin Hukuksal Niteliği ve Etik Kurallarının Yaptırımı
Sonuç ve Öneriler
İKİNCİ BÖLÜM
Mesleki Etik Kuralların Temelinde Bulunan İlke ve Erdemler
Aynur Eren Gümüş
Etik Yaklaşımın Zorunlu ya da İdeal Olması
Psikolojik Danışma Meslek Etiğinin Temel Ahlak İlkeleri
Psikolojik Danışma Meslek Etiğinin Temel Erdemleri
Sonuç ve Öneriler
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Psikolojik Danışma Meslek Etiği Kurallarına Etik ve Yasal Açıdan Genel Bir Bakış
Aynur Eren Gümüş
Psikolojik Danışmanın Yeterliği
Gizlilik ve Mahremiyet
Psikolojik Danışma İlişkisinde Çoklu İlişkiler ve Sınırlar
Sonuç ve Öneriler
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Psikolojik Danışmanın Psikolojik Danışma Sözleşmesine Dayalı Hukuksal Sorumluluğu
Mustafa Alper Gümüş, Aynur Eren Gümüş
Psikolojik Danışmanın Sözleşmeye Dayalı Sorumluluğu ile Mesleki Sorumluluğu Arasındaki Ayırım
Psikolojik Danışmanın Psikolojik Danışma Sözleşmesinden Doğan Borçlarını Kusurlu Olarak Hiç veya Gereği Gibi Yerine Getirmemesi Durumunda Tazmin Etmesi Gereken Zarar
Psikolojik Danışma Sözleşmesinin Sona Ermesi
Psikolojik Danışmanın Yardım İlişkisi Dışındaki Öğüt ve Önerilerinden Doğan Sorumluluğu
Tüzel Kişiliğe Sahip Psikolojik Danışma Merkezlerinin Sorumluluğu
Sonuç ve Öneriler
BEŞİNCİ BÖLÜM
Okul Psikolojik Danışmanlarının Hukuksal Sorumluluğu
Aynur Eren Gümüş, Mustafa Alper Gümüş
Devlet ve Özel Okul Psikolojik Danışmanlarının Hukuksal Sorumluluğunun Niteliği ve Dayanakları
Okul psikolojik danışmanlarının hukuksal sorumluluğuna ilişkin temel görevleri
Sonuç ve Öneriler
ALTINCI BÖLÜM
Bilgilendirilmiş Onay: Psikolojik Danışma Sürecindeki Yasal ve Etik Yükümlülük
Aynur Eren Gümüş, Mustafa Alper Gümüş
Psikolojik yardım sürecinde bilgilendirilmiş onay
Bilgilendirilmiş onayın içeriği
Bilgilendirilmiş onayın alınmasına ilişkin görüş farklılıkları ve ilgili araştırmalar
Bilgilendirilmiş onayın hukuki temeli
Bilgilendirilmiş onayın hukuka uygunluğu için aranan koşullar
Okul psikolojik danışma ve rehberlik hizmetleri için bilgilendirilmiş onay alma
Bilgilendirilmiş onayın alınma biçimi
Sonuç ve Öneriler
YEDİNCİ BÖLÜM
Psikolojik Danışma Sürecinde Etik İkilemler ve Etik Karar Verme
Aynur Eren Gümüş
Etik Karar Verme Kuramları
Etik Karar Verme Modelleri
Sonuç ve Öneriler
Yukarıdaki etik ikilemin çözümünde dikkate alınması gerekenler
SEKİZİNCİ BÖLÜM
Karara Bağlanmış Bir Ensest Davası Örneği Üzerinden Çocuğun Cinsel İstismarı Durumunda Okul Psikolojik Danışmanlarının Bildirim Sürecinde Dikkate Alması Gereken Önemli Konular
Aynur Eren Gümüş
2006 Yılında Karara Bağlanmış Bir Ensest Davası Örneği
Olayın Ve Dava Sürecinin Özeti
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararının Gerekçesi ve Sonucu
ILO 123 No’lu Asgari Yaş (Yeraltı İşleri) Sözleşmesi
ILO 123 No’lu Asgari Yaş (Yeraltı İşleri) Sözleşmesi, 22 Haziran 1965 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 08.051991 tarihli ve 3729 sayılı yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 02.10.1991 tarihli sayısı ile yayınlanarak 08.12.1992 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
ILO 123 No’lu Asgari Yaş (Yeraltı İşleri) Sözleşmesi
ILO Kabul Tarihi: 22 Haziran 1965 Kanun Tarih ve Sayısı: 8.5.1991 / 3729 Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 21.5.1991 / 20877 Bakanlar Kurulu Kararı Tarih ve Sayısı: 19.8.1991/91-2163 Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 2.10.1991/21009 Türkiye’de Yürürlüğe Girdiği Tarih: 8 Aralık 1992
Uluslararası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu’nun daveti üzerine 2 Haziran 1965 tarihinde Cenevre’de toplanan uluslararası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansı kırkdokuzuncu toplantısında;
Oturum gündeminin dördüncü maddesinde yer alan yeraltı madenlerinde işe alınmada asgari yaşa ilişkin bazı tekliflerin kabul edilmesine karar vererek;
1935 tarihli Yeraltı Çalışmaları (Kadınlar için) Sözleşmesinin, ilke olarak, yaşları ne olursa olsun kadınların her türlü madenlerde, yeraltında çalışmasını yasakladığını not ederek;
Madenler içinde uygulanan, 1937 tarihli Asgari Yaş (sanayi) Sözleşmesinin 15 yaşından küçük çocukların kamu ya da özel işletmelerde veya bunların bağlı birimlerinde istihdam edilmesi veya çalışmaması hükmünü getirdiğini not ederek;
Aynı sözleşmede, ayrıca, mahiyeti icabı veya çalışma şartlarından dolayı orada istihdam edilen kişilerin hayatı, sağlığı veya ahlakı bakımından tehlike arzeden işler için milli mevzuatta, ya bu işlere gençlerin kabulu için 15 yaş üstünde bir yaşın veya yaşların tesbit edilmesini, ya da bu yaşları tesbit edecek uygun bir makamın görevlendirilmesi gerektiğinin beyan edildiğini kaydederek ;
Madenlerde yeraltında istihdamın tabiyatı icabı bu işlere kabulde 15 yaş üstünde bir yaş tesbit eden uluslararası standartların arzulanır olduğunu düşünerek;
Bu standartların uluslararası bir Sözleşme şekli alması gerektiğini düşünerek ;
Bindokuzyüzaltmışbeş senesinin Haziran ayının yirmiikinci günü 1965 tarihli Asgari Yaş (Yeraltı Çalışması) adı verilecek olan aşağıdaki sözleşmeyi kabul etmiştir.
MADDE 1
Bu sözleşmenin amacı bakımından “Maden” terimi, yeraltında insanları istihdam etmek suretiyle, yeraltından cevher çıkaran kamu ya da özel sektör olmak üzere herhangi bir işletmeyi ifade eder.
Madenlerde yeraltında isatihdama ya da çalışmaya ilişkin bu Sözleşme hükümleri taş ocaklarında yer altında istihdamı ya da çalışmayı da kapsar.
MADDE 2
Tesbit edilmiş belirli bir yaş altındaki kişiler yeraltında madenlerde istihdam edilemez veya çalıştırılamazlar.
İşbu sözleşmeyi onaylayan her ülke onay belgesine ekleyeceği bir açıklamada tesbit ettiği asgari yaşı belirtecektir.
Asgari yaş hiçbir şekilde 16 yaştan aşağı olamaz.
MADDE 3
İşbu Sözleşmeyi onaylamış olan her üye ülke, daha sonra onay esnasında tesbit etmiş olduğundan daha yüksek bir asgari yaş tesbit eder ise bu durumu ek bir çalışma ile Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne bildirebilir.
MADDE 4
Yetkili makam işbu Sözleşme hükümlerinin etkin olarak uygulanmasını sağlamak amacıyla uygun cezalar da dahil olmak üzere gerekli tüm tedbirleri alır.
İşbu Sözleşmeyi onaylamış olan her üye ülke, Sözleşme hükümlerinin uygulanmasını denetlemek amacıyla, uygun bir teftiş hizmeti idame ettirmeyi veya uygun bir teftişin yapıldığına kani olmayı taahhüt eder.
Milli mevzuat işbu Sözleşmenin hükümlerine uymaktan sorumlu kişileri belirler.
İşveren, yeraltında istihdam edilen veya çalışan ve tesbit edilen asgari yaşın en fazla iki yaş üstündekiler için aşağıdaki huısuslarda kayıt tutar ve müfettişlerin denetimine hazır bulundurur.
Mümkün olan hallerde belgelenmiş doğum tarihlerini, ve
Kişinin işletmede yeraltında ilk defa istihdam edildiği veya çalıştığı tarihi,
İşveren, işçi temsilcilerinin talepleri üzerine yeraltında istihdam edilen ya da çalışan ve tesbit edilen asgari yaşın en fazla 2 yaş üstündeki kişilerin listelerini verir. Bu listeler, bu kişilerin doğum tarihlerini ve işletmede yer altında ilk defa istihdam edildikleri ya da çalıştıkları tarihi gösterir.
MADDE 5
İşbu Sözleşmenin 2 nci ve 3 ncü maddeleri mucibince belirlenecek asgari yaş, en fazla temsil yetkisini haiz ilgili işveren ve işçi kuruluşlarıyla istişare sonunda tesbit edilir.
MADDE 6
Bu sözleşmenin onay belgeleri tescil edilmek üzere Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilecektir.
MADDE 7
Bu Sözleşme, Milletlerarası Çalışma Teşkilatı üyelerinden sadece onay belgeleri Genel Müdür tarafından tescil edilmiş olanları bağlayacaktır.
Bu Sözleşme, iki üyenin onay belgelerinin Genel Müdür tarafından tescil tarihinden oniki ay sonra yürürlüğe girecektir.
Bunu takıben, Sözleşme herhangi bir üye için, onaylamanın tescil edildiği tarihten oniki ay sonra yürürlüğe girecektir.
MADDE 8
Bu sözleşmeyi onaylamış olan bir üye, Sözleşmenin ilk yürürlüğe giriş tarihinden itibaren on yıl geçtikten sonra, Milletlerarsı Çalışma Bürosu Genel Müdürüne göndereceği ve onun tescil edilecek bir bildirim ile Sözleşmeyi feshedebilir. Fesih, tescil tarihinin üzerinden bir yıl geçmeden muteber olmaz.
Bu Sözleşmeyi onaylamış bulunan ve önceki fıkrada belirtilen on yıllık devrenin sonundan itibaren bir yıl içinde bu Madde hakkını kullanmamış her üye yeniden on yıllık müddet için bağlanmış olacak ve bundan sonra bu Sözleşmeyi, her on yıllık sürenin sona ermesinden sonra, bu maddede derpiş edilen hükümlere göre feshedilebilecektir.
MADDE 9
Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, Teşkilat üyeleri tarafından kendisine bildirilen bütün onay ve fesihlerin tescil işlemini Milletlerarası Çalışma Teşkilatının bütün üyelerine bildirecektir.
Genel Müdür, kendisine gönderilen sözleşmenin ikinci onay belgesinin tescil edildiğini ikinci teşkilat üyelerine bildirirken bu Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihine Teşkilat üyelerinin dikkatini çekecektir.
MADDE 10
Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, önceki maddeler gereğince tescil etmiş olduğu onay ve fesih işlemlerine dair bilgilerin tamamını Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 102 nci maddesi uyarınca tescil edilmek üzere Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine ulaştıracaktır.
MADDE 11
Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu gerekli gördüğü hallerde, bu Sözleşmenin uygulanması hakkında Genel Konferansa bir rapor sunacak ve sözleşmenin tamamen veya kısmen değiştirilmesi konusunun Konferans gündemine alınıp alınmaması hususunu inceleyecektir.
MADDE 12
Genel Konferansın, bu Sözleşmenin tamamını veya bir kısmını değiştiren yeni bir Sözleşme kabul etmesi halinde ve bu yeni Sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde;
Değişiklik getiren yeni Sözleşmenin bir üye tarafından onaylanması bu yeni Sözleşmenin yürürlüğe girmesi kaydıyla, yukarıdaki sekizinci madde hükümleri gözönünde tutulmaksızın, İşbu Sözleşmenin derhal feshi neticesini doğuracaktır.
Değişiklik getiren yeni Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihinden itibaren işbu sözleşme üye onayına artık açık tutulmayacaktır.
Bu Sözleşme’yi onaylamış bulunan ve değişiklik getiren Sözleşmeyi onaylamayacak olan ülkeler açısından işbu Sözleşme aynı muhteva ve biçimde yürürlükte kalacaktır.
MADDE 13
Bu sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinleri aynı derecede muteberdir.
Şerafettin Can Atalay tarafından Anayasa Mahkemesi‘ne yapılan bireysel başvuru hakkında Mahkeme Genel Kurulu 25 Kasım 2023 tarihinde 2023/53898 sayılı kararı vermiştir. Mahkeme, Anayasa’nın 67. maddesinde güvence altına alınan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Karar, 27.1.2023 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
KARAR
ŞERAFETTİN CAN ATALAY BAŞVURUSU (2)
(Başvuru Numarası: 2023/53898)
Karar Tarihi: 25/10/2023
R.G. Tarih ve Sayı: 27/10/2023-32352
Başkan
:
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
:
Kadir ÖZKAYA
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Selahaddin MENTEŞ
Basri BAĞCI
İrfan FİDAN
Kenan YAŞAR
Muhterem İNCE
Raportörler
:
Yunus HEPER
Kübra ÇİFTÇİ
Başvurucu
:
Şerafettin Can ATALAY
Vekilleri
:
1. Av. Fikret İLKİZ
2. Av. Evren İŞLER
I.BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; milletvekili seçilerek yasama dokunulmazlığı kazanan başvurucunun yargılamada durma kararı verilmesi talebinin reddedilerek yargılamaya devam edilmesi nedeniyle seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının, tahliye talebinin reddedilmesi nedeniyle de kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II.BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 20/7/2023 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.
5. İkinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.
III.OLAY VE OLGULAR
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. Bir avukat olan başvurucu; Taksim Yayalaştırma Projesini protesto etmek amacıyla 28 Mayıs – 30 Ağustos 2013 tarihleri arasında Gezi Parkında düzenlenen eylemlerin ülke çapında kitlesel şiddet olaylarına dönüşmesi nedeniyle yürütülen ve Gezi Parkı Davası olarak bilinen ceza davasının sekiz sanığından biridir.
8. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince görülen söz konusu davada, başvurucu hakkında Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs suçundan 25/4/2022 tarihinde mahkûmiyet kararı verilmiş; başvurucunun suçu yardım etme niteliğinde görülerek 18 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükümle birlikte tutuklanmasına karar verilmiştir. Başvurucunun anılan karara yönelik istinaf başvurusu tahliye talebiyle birlikte, Bölge Adliye Mahkemesinin 28/12/2022 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
9. Anılan karar Yargıtay 3. Ceza Dairesinde temyiz incelemesindeyken başvurucu 14 Mayıs 2023 tarihinde yapılan milletvekili genel seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi 28. Dönem Hatay milletvekili olarak seçilmiştir. Başvurucu, milletvekili seçilmesi nedeniyle yasama dokunulmazlığına sahip olduğunu belirterek ilgili Ceza Dairesinden Anayasa’nın 83. maddesi gereğince durma kararı verilmesini ve tahliye edilmesini talep etmiştir. Başvurucunun bu talebi, işin esası bilahare incelenmek üzere münhasıran Dairenin, 13/7/2023 tarihli kararıyla incelenmiş ve reddedilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
“Yasama dokunulmazlığınagetirilen ikinci istisna ise soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlardır. Anayasanın 14 üncü maddesi 03.10.2001 gün 4709 sayılı Kanunla değiştirilmeden önce düşünce özgürlüğüne aykırı birçok yasak bulunmaktaydı. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 17 nci maddesine uyumun amaçlandığı düzenlemeyle maddenin kapsamı daraltılmış ve anlaşılır hale getirilmiştir.
Anayasanın 14 üncü maddesinde sayılan durumların yasama dokunulmazlığı kapsamının dışında olması için bulunması gereken şartlar Anayasanın 83 üncü maddesinin 2. fıkrasında belirtilmiştir. Buna göre:
i)Suçun Anayasanın 14. maddesinde sayılan durumlarla ilgili olması,
ii)Suçun soruşturmasına seçimden önce başlanılmış olması,
iii)Yetkili makamın, durumu hemen ve doğrudan doğruya TBMM’ye bildirmesi gerekir.
Anayasanın 14 ‘ üncü maddesinde doğrudan doğruya bir suç tanımı yapılmış, bir suç ihdas edilmiş veya birtakım suç tipleri sayılmış değildir; ancak kavram, ilke ve faaliyetler ile genel çerçeveye yer verilmiştir.
Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması başlıklı 14. madde incelendiğinde kötüye kullanma olarak adlandırılan faaliyetler;
i) Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak,
ii) İnsan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetlerde bulunmak,
iii) Devletin veya kişilerin, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlamak, şeklinde düzenlenmiştir.
Anayasa koyucu hangi suçların Anayasanın 14 üncü maddesi kapsamına gireceğine ilişkin somut bir niteleme yapmamış, bunun kapsamını belirlenmesini bilinçli olarak yargı içtihatlarına bırakmıştır. Anayasa Koyucunun iradesinin, milletvekilinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığına kasteden bir faaliyette bulunduğu takdirde dokunulmazlıktan yararlanmaya devam etmemesi gerektiği yönünde olduğu açıktır.
Her ne kadar Anayasa Mahkemesi’nin Ömer Faruk Gergerlioğlu ve Leyla Güven kararlarında ‘Anayasa’nın 14. maddesinin birinci fıkrasının metninin Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ‘Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar’ ibaresini dolayısıyla da Anayasa’nın 14. maddesinin birinci fıkrası kapsamına girmesi nedeniyle yasama dokunulmazlığı dışında bırakılan suçları salt yargı organlarının kararlarıyla anlamlı bir şekilde belirlemeye ve böylece belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayacak şekilde yorumlamaya elverişli olmadığı’ ifade edilmiş ise de; Anayasa’nın 148. maddesi ile Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45 vd. maddeleri gözetildiğinde asli görevi norm denetimi olan Anayasa Mahkemesi’nin bir anayasa hükmüne yönelik inceleme ve denetleme yetkisinin şekil bakımından denetleme ile sınırlı olduğu ve tali nitelikteki bireysel başvuru yolu ile bir anayasa hükmünün yürürlükten kaldırılamayacağı veya uygulanmasının olanaksız hale getirilemeyeceği dikkate alındığında Anayasa Mahkemesi’nin meri anayasa normunu esastan iptal etme yetkisinin bulunmadığı, anayasa değişikliklerini sadece şekil bakımından inceleyip denetleyebildiği ve bireysel başvuru yoluyla meri anayasa normunun uygulanmasının ortadan kaldıracak veya işlevsiz hale getirecek şekilde bir karar vermesinin hukuken mümkün olmadığı cihetle, Anayasa Koyucunun 14 üncü maddede bilinçli olarak bıraktığı boşluğun maddede öngörülen faaliyetlerin devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyete yönelen tehdidin ağırlığı ile orantılı olacak bir biçimde içtihatta süreklilik ve istikrar ilkeleri de gözetilerek yargı kararları ile doldurularak belirli hale getirilmesi ilgili anayasa normunun yürürlüğünün ve işlevinin korunması bakımından hukuk devletinin bir gereğidir.
Belirlilik ilkesi yalnızca kanuni belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki belirliliği ifade etmektedir. Buna göre hukuk kurallarının belirliliğinin sağlanması yalnızca kanuni düzenleme ile sınırlanamaz. Normlara dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir nitelikleri haiz olması koşuluyla mahkeme içtihatları ile de hukuki belirlilik sağlanabilir.
O halde çözülmesi gerekenhukuki mesele hangi suçların Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlar kapsamında değerlendirileceğine ilişkindir.
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun ‘Terör Tanımı’ başlıklı 1 inci maddesine göre, terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini , kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir. Aynı Kanunun “Terör Suçları” başlıklı 3 üncü maddesinde ise 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, mutlak ve asli nitelikte terör suçu olarak tanımlanmıştır.
5237 sayılı Kanun’un ‘Anayasayı İhlal’ başlıklı 309. maddesi cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler hakkında hapis cezasına hükmolunacağını bildirmektedir. Kanunun ilgili madde gerekçesinde; ‘Anayasanın Başlangıç Kısmında aynen ‘Millet iradesinin mutlak üstünlüğü; egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk dışına çıkamayacağı: Hiç bir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığını, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerini, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılmayacağı;’ şeklindeki ifade ile siyasal iktidarın kuruluş ve işleyişine egemen olması gereken ilkeler gösterilmiş bulunmaktadır. Siyasal iktidarın kuruluşu ve işleyişine egemen olan bu ilkeleri içeren kuralların bütünü, Anayasal düzeni teşkil etmektedir. Bu madde ile korunmak islenen hukuki yarar Anayasa düzenine egemen olan ilkelerdir. Madde ile korunmak istenen hukuki yararın niteliği dikkate alınarak, ‘Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzen’ ibaresi kullanılmış böylece korunmak istenen hukuki yarara açıklık getirilmiştir.’ şeklinde ifadelere yer verilmiştir.
Keza 5237 sayılı Kanun’un ‘Hükümete karşı suç’başlıklı 312. maddesi cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs edenler hakkında hapis cezasına hükmolunacağını bildirmektedir. Kanunun ilgili madde gerekçesinde: ‘Madde metninde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluştuğu üç güçten yönetim gücünü temsil eden Hükümetin ortadan kaldırılmasına veya böyle olmamakla birlikte görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs edilmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suç tanımında da Anayasa düzeninin temel organlarından biri olan Hükümetin ortadan kaldırılmasına veya görevlerinin engellenmesine yönelik teşebbüse ait icra hareketlerini tam suç gibi cezalandırılmaktadır. Maddenin uygulamasına ilişkin diğer hususlar için Anayasayı ihlal ve Yasama organına karşı suça ilişkin maddelerin gerekçelerine bakılmalıdır’ açıklamalarına yer verilmiştir.
Anayasa’nın 14. maddesinde ‘devletin ülkesi ve milleriyle bölünmez bütünlüğünü bozma’ ve ‘insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetlerde bulunma biçiminde’ çerçevesi çizilen faaliyetlerin 3713 sayılı Kanunun terör ve terör suçları tanımında tam da aynı kavram ve kurumlara vurgu yapıldığı ve 5237 sayılı Kanunda düzenlenen anayasayı ihlal suçunun unsurları ve madde gerekçesinde özellikle Anayasa’nın başlangıç hükümlerine yaptığı atıf ve korunan hukuki yarar birlikte değerlendirdiğinde Anayasa’nın 14. maddesinin yargı organlarının kararlarıyla belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayacak şekilde yorumlamaya elverişli olmadığını değerlendirmek mümkün olmayıp, açık bir şekilde 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçların Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Aksi takdirde Türkiye Cumhuriyeti’nin devleti ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne kasteden pek çok kanlı terör eylemini gerçekleştirdikleri için haklarında yukarıda sayılan mutlak terör suçlarından soruşturma ve kovuşturma bulunup yakalanması mümkün olmayan ve kırmızı bültenle aranan şahısların milletvekili seçilmesinin ve yemin ederek göreve başlamalarının önü açılır ki bu durumun hukuken isabetli olduğunu savunmak mümkün değildir.
Muhakeme engeli olan yasama dokunulmazlığı Meclis kararıyla veya 83 üncü maddenin 2. fıkrasında iki istisna olarak getirilen ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumların varlığı halinde kendiliğinden ortadan kalkacaktır.
…
Sanığın üzerine atılı cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunun Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında yer alması ve soruşturmasına seçimden önce başlanmış olması dikkate alındığında Anayasa’nın 83 üncü maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi uyarınca yasama dokunulmazlığından faydalanamayacağıkanaatine varılmakla yargılamanın genel usul hükümlerine göre devam etmesi gerektiği sonucuna ulaşılmış ve aşağıdaki karar verilmiştir.”
10. Başvurucu tarafından söz konusu karara, Yargıtay 4. Ceza Dairesi nezdinde yapılan itiraz da anılan kararda isabetsizlik, usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle ve oy çokluğuyla 17/7/2023 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir.
11. Başvurucu nihai hükmü 18/7/2023 tarihinde öğrendikten sonra 20/7/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
12. Söz konusu bireysel başvuru inceleme aşamasındayken Yargıtay 3. Ceza Dairesi 28/9/2023 tarihli kararıyla başvurucu hakkındaki mahkûmiyet hükmünü onamıştır.
IV.İLGİLİ HUKUK
13. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Hükûmete karşı suç” kenar başlıklı 312. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.”
14. İlgili diğer mevzuat ve Yargıtay kararları için ayrıca bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu [GK], B. No: 2019/10634, 1/7/2021, §§ 26-33; Leyla Güven [GK], B. No: 2018/26689, 7/4/2022, §§ 43-50).
V.İNCELEME VE GEREKÇE
15. Anayasa Mahkemesinin 25/10/2023 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A.Seçilme ve Siyasi Faaliyette Bulunma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia Yönünden
1.Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
16. Başvurucu, yargılama devam ederken milletvekili seçilmiş olması nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisinden (TBMM) dokunulmazlığın kaldırılmasına dair parlamento kararı alınıncaya kadar yargılamada durma kararı verilmesi gerektiği halde talebi reddedilerek yargılamaya devam edilmesinin seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlali olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca Anayasa Mahkemesinin Ömer Faruk Gergerlioğlu ve Leyla Güven kararlarında aynı konuyu nihai bir şekilde hükme bağladığını; ancak Yargıtayın, durma talebinin reddine dair kararda Anayasa Mahkemesi kararlarından açık bir şekilde bahsettiği halde bu kararlara bilinçli bir şekilde uymadığını belirterek adil yargılanma hakkının da ihlal edildiğini iddia etmiştir.
17. Bakanlık 22/8/2023 tarihli görüşünde, Anayasa Mahkemesinin Ömer Faruk Gergerlioğlu kararında, Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlar kapsamında görülen bir suç nedeniyle yasama dokunulmazlığının bulunmadığı yönünde karar verilirken yetkili hâkim veya Cumhuriyet savcısı tarafından yapılacak değerlendirmenin usulünü belirlediğini, Yargıtay ilgili Dairesinin yargılamada durma kararı verilmesine yönelik talebi reddederken Anayasa Mahkemesinin Ömer Faruk Gergerlioğlu kararında belirlediği usule uygun karar verdiğini belirtmiştir. Öte yandan, hangi suçların 14. madde kapsamındaki durumlara gireceğinin yargı kararlarıyla belirlenebileceğini, ayrıca mevcut başvurunun Ömer Faruk Gergerlioğlu kararına konu olaydan farklı yönlerinin bulunduğunu, anılan karara konu olayda başvurucu terör örgütü propagandası yapma suçundan yargılanmakta iken mevcut başvuruda başvurucunun Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçundan yargılandığını, Yargıtayın mevcut başvurudaki suçun 14. madde kapsamında olduğuna dair içtihadının istikrarlı olduğunu, bu durumun başvurucu tarafından da öngörülebilir olduğunu ileri sürmüştür.
18. Başvurucu 28/8/2023 tarihinde Bakanlık görüşüne karşı beyanında; demokratik hukuk devleti ilkelerine aykırı olduğunu ileri sürdüğü Bakanlık görüşünün, hukuki değil siyasi bir görüş olduğunu belirterek başvuru formunda ileri sürdüğü ihlal iddialarını yinelemiştir.
2.Değerlendirme
19. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun bu başlık altındaki şikâyetlerinin “Anayasa’nın Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması” kenar başlıklı 14. ve “Yasama dokunulmazlığı” kenar başlıklı 83. maddelerinin ışığında ve bir bütün olarak Anayasa’nın 67. maddesinde güvence altına alınan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 49).
20. Anayasa’nın“Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması” kenar başlıklı 14. maddesi şöyledir:
“Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.
Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.”
21. Anayasa’nın“Seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları” kenar başlıklı 67. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı ve dördüncü fıkrası şöyledir:
“Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak … seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma … hakkına sahiptir.
“Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisçe başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.
Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır; üyelik süresince zamanaşımı işlemez.
Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.
Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasi parti gruplarınca, yasama dokunulmazlığı ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.”
a.Kabul Edilebilirlik Yönünden
23. Milletvekillerinin yasama faaliyetine katılmasına yönelik müdahaleler Anayasa Mahkemesinin konu bakımından inceleme alanına girer (Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 123; Sebahat Tuncel, B. No: 2012/1051, 20/2/2014, §§ 56-58; Kadri Enis Berberoğlu (2) [GK], B. No: 2018/30030, 17/9/2020, § 55; Ömer Faruk Gergerlioğlu, §§ 56-60).
24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b.Esas Yönünden
i.Müdahalenin Varlığı
25. Anayasa Mahkemesi, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile ilgili genel ilkelere çok sayıda kararında yer vermiştir. Anayasa Mahkemesi, seçilme hakkının sadece seçimlerde aday olma hakkını değil aynı zamanda ilgilinin seçildikten sonra milletvekili sıfatıyla temsil yetkisini fiilen kullanabilmesini de kapsadığını kabul etmiş ve seçilmiş milletvekillerinin yasama faaliyetine katılmasına yönelik sınırlamaların onların seçilme haklarına ve dolayısıyla siyasi faaliyette bulunma hakkına yönelik birer müdahale teşkil ettiği sonucuna ulaşmıştır (diğerleri arasından bkz. Mustafa Ali Balbay, § 132; Mustafa Hamarat [GK], B. No: 2015/19496, 17/1/2019, § 39; Kadri Enis Berberoğlu (2), §§ 61, 62). Nitekim Gergerlioğlu kararında da Anayasa Mahkemesi, bir ceza mahkemesinde yargılanmakta iken milletvekili seçilerek yasama dokunulmazlığını kazanan başvurucunun hukuksal durumunu incelemiş ve durma kararı verilmeyerek yargılamaya devam edilmesinin başvurucunun seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkına müdahale oluşturduğuna karar vermiştir (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 69).
26. Eldeki olayda başvurucu, 14/5/2023 tarihinde yapılan 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nde milletvekili seçilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun genel olarak yasama dokunulmazlığına sahip olduğu konusunda kuşku bulunmamaktadır. Bununla birlikte başvurucunun durumunun Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen istisna kapsamında olduğu gerekçesiyle yargılamaya devam edilmiş ve tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir. Başvurucu, milletvekili seçildikten sonra tahliye edilmediğinden TBMM’de yemin edememiş ve milletvekilliği görevini fiilen yerine getirememiştir. Bu görevin yerine getirilmesine engel olan tutukluluk halinin milletvekili olarak siyasi faaliyet ve temsil hakkını engellemiş olması da seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkına ayrıca bir müdahale teşkil etmektedir (yasama dokunulmazlığı müessesesine ve yasama dokunulmazlığı kapsamına giren yargılama işlemlerine ilişkin ayrıntılı açıklamalar için bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu, §§ 61-68). Dolayısıyla yargılamaya ve tutukluluk halinin devamına karar verilmesiyle birlikte başvurucunun seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkına müdahale edilmeye başlandığı kabul edilmiştir.
ii.Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
27. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 67. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.“
28. Somut başvuruya benzer nitelikte olan Ömer Faruk Gergerlioğlu başvurusunda Anayasa Mahkemesi dokunulmazlık müessesesinin teminat altına almaya çalıştığı güvenceleri yargı makamları eliyle sağlayacak yargısal mekanizmaların bulunmadığını, Anayasa’nın 14. maddesinin yasama dokunulmazlığı dışında bırakılan suçları salt yargı organlarının kararlarıyla anlamlı bir şekilde belirlemeye ve böylece belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayacak şekilde yorumlamaya elverişli olmadığını tespit etmiş; bu bağlamda seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarının korunmasına ilişkin temel güvencelere sahip, belirliliği ve öngörülebilirliği sağlayan anayasal veya yasal bir düzenlemenin bulunmaması nedeniyle başvurucunun Anayasa’nın 67. maddesinde güvence altına alınan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Ömer Faruk Gergerlioğlu, §§ 119-134).
29. Buna karşın eldeki başvuruda Yargıtay 3. Ceza Dairesi, temyiz için önünde bulunan davanın sanığı olan başvurucunun üzerine atılı cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunun Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında yer aldığı ve bu nedenle Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi uyarınca yasama dokunulmazlığından faydalanamayacağı kanaatine varmış, tahliye ve yargılamanın durması taleplerinin reddi ile yargılamanın devamına karar vermiştir.
30. Yargıtay 3. Ceza Dairesine göre Anayasa’nın 14. maddesinde doğrudan doğruya bir suç tanımı yapılmış, bir suç ihdas edilmiş veya birtakım suç tipleri sayılmış olmasa da kavram, ilke ve faaliyetler ile genel çerçeveye yer verilmiştir. Yine Daire, Anayasa koyucunun iradesinin, milletvekilinin Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığına kasteden bir faaliyette bulunduğu takdirde dokunulmazlıktan yararlanmaya devam etmemesi gerektiği yönünde olduğunu ifade etmiştir (bkz. § 9).
(1)Sınırlamanın Doğrudan Bir Anayasa Kuralına Dayanması
31. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru yolunda kamu gücünü kullanan bir organ doğrudan doğruya bir Anayasa normuna dayanarak bir temel hak veya özgürlüğe müdahalede bulunmuş ise müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçütlere uygun olup olmadığını incelemektedir.
32. Söz konusu ölçütlerin başında “kanunilik” gelmektedir. Anayasa Mahkemesi 13. maddede yer alan kanunilik kavramını özerk olarak yorumlamaktadır (kanunilik ölçütüne ilişkin temel ilkelerin vurgulandığı kararlar için bkz. Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 36; Tuğba Arslan [GK], B. No: 2014/256, 25/6/2014, § 82 vd.; Fikriye Aytin ve diğerleri, B. No: 2013/6154, 11/12/2014, § 34 vd.; Hayriye Özdemir, B. No: 2013/3434, 25/6/2015, §§ 56-61; Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş. [GK], B. No: 2014/19270, 11/7/2019, §§ 35-36).
33. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan “kanunla sınırlanabilir” lafzı açık olmakla birlikte, Anayasa Mahkemesi doğrudan Anayasa metnine dayanılarak gerçekleştirilen temel hak ve özgürlüklere yönelik müdahalelerin kanunilik şartını sağlamadığının -kategorik olarak- ileri sürülemeyeceğinin altını çizmiştir. Somut olayda başvurucunun seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkına Anayasa’nın 14. maddesi uyarınca müdahale edilmiştir. Derece mahkemeleri kanun koyucu tarafından kabul edilmiş olan bir kanun metnini yorumlayıp uygulayarak değil doğrudan Anayasa hükmüne dayanarak başvurucunun Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan yasama dokunulmazlığından faydalanamayacağına karar vermiştir. Eldeki başvuruda olduğu gibi müdahaleye imkân veren kuralın bir kanun hükmü değil de doğrudan doğruya, normlar hiyerarşisinde daha üstte yer alan ve kanunlara göre temel hak ve özgürlüklere çok daha yüksek güvence sağlayan Anayasa’nın bir kuralı olması da mümkündür. Bu çerçevede, temel hak ve özgürlüklere müdahale belirli ve öngörülebilir bir yorum ve uygulama yapmaya elverişli olan bir Anayasa normuna dayanmışsa müdahalenin kanuniliği şartı sağlanmış olacaktır (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 75).
34. Bununla birlikte birçok kararda ifade edildiği üzere kanunilik ölçütü aynı zamanda maddi bir içeriği de gerektirir ve bu noktada kanunun niteliği önem kazanır. Bu anlamıyla kanunilik ölçütü, sınırlamaya ilişkin kuralın erişilebilirliğini ve öngörülebilirliği ile kesinliğini ifade eden belirliliğinigaranti altına alır (Metin Bayyar ve Halkın Kurtuluş Partisi [GK], B. No:2014/15220, 4/6/2015,§ 56; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri [GK], B. No: 2014/920, 25/5/2017, § 55; Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş., § 37). Tam da bu sebeple Anayasa Mahkemesi Gergerlioğlu kararında, aynı şekilde sınırlama doğrudan doğruya bir Anayasa kuralına dayanıyorsa söz konusu kuralın da belirli ve öngörülebilir olarak yorumlanıp yorumlanamayacağının değerlendirilmesi gerektiğine karar vermiştir (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 76).
35. Nitekim Gergerlioğlu kararından önce verdiği bir kararında Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 28. maddesinin sekizinci fıkrasını, başvuruya konu müdahalenin koşullarında Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan “kanunla sınırlanma” ölçütünü taşıyıp taşımadığı yönünden incelemiştir (Ersin Basın ve Yayıncılık San. ve Tic. Ltd. Şti. ve diğerleri, B. No: 2016/54096, 30/6/2021). Anılan fıkrada Türkiye’de yayımlanan süreli yayınların “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Cumhuriyetin temel ilkelerine, millî güvenliğe ve genel ahlâka aykırı yayımlardan mahkûm olma” hâli söz konusu olduğunda mahkeme kararı ile geçici olarak kapatılabileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın bu hükmü doğrultusunda süreli yayınların geçici olarak kapatılabilmesinin usulü ve şartları, 15/7/1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanunu’nun ek 2. maddesinde düzenlenmişti. 26/6/2004 tarihinde, 5680 sayılı Kanun’u tamamen yürürlükten kaldıran 9/6/2004 tarihli ve 5187 sayılı Basın Kanunu yürürlüğe girmiştir. Bu alanda yeni bir kanuna ihtiyaç duyulmasının sebebi Kanun’un genel gerekçesinde “günümüzün düşünce ve basın özgürlüğü kavramına ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere uygun yeni bir basın kanunu hazırlamak” olarak belirtilmiştir. Kanun koyucu 5187 sayılı Kanun’da süreli yayınların geçici olarak kapatılabilmesi usulüne hiç yer vermemeyi daha uygun görmüştür. Dolayısıyla 5680 sayılı Kanun’un mülga olmasıyla birlikte hukuk sistemimizde süreli yayınların geçici olarak kapatılması yolunu basın özgürlüğüne getirilebilecek bir sınırlama tedbiri olarak düzenleyen yürürlükteki yegâne hüküm olarak Anayasa’nın 28. maddesinin sekizinci fıkrası kalmıştır. Başka bir deyişle Anayasa koyucu söz konusu fıkrada süreli yayınların kapatılabileceğini ve buna ilişkin asgari standartları belirlemiş ancak kanun koyucu süreli yayınların kapatılması usulüne ifade özgürlüğünü koruma gerekçesiyle kanunlarda yer vermemeyi tercih etmiştir (Ersin Basın ve Yayıncılık San. ve Tic. Ltd. Şti. ve diğerleri, §§ 58-63). Bu kararda şu değerlendirmelere yer verilmiştir:
“64.Anayasa’nın anılan hükmünde, süreli yayınlara ilişkin kapatma kararı verilebilmesinin şartları ve kararın geçiciliğine ilişkin koşul açıkça daraltıcı nedenler olarak sayılmıştır. Buna göre Türkiye’de yayım yapan bir süreli yayının kapatılabilmesi için ilk olarak söz konusu yayının devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Cumhuriyet’in temel ilkelerine, millî güvenliğe ve genel ahlaka aykırılık oluşturması gerekir. İkinci olarak söz konusu yayında sorumluluğu olan kişinin yayın sebebiyle devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, millî güvenliğe ve genel ahlaka aykırılık kapsamında kalan bir suçtan dolayı mahkûm olması gerekir. Üçüncü olarak söz konusu ceza mahkûmiyeti nazara alınarak verilecek kapatma kararı ancak bir mahkeme tarafından verilebilir. Son olarak kapatma kararı yalnızca geçici olarak verilebilir.
65. Görüldüğü üzere 28. maddenin sekizinci fıkrası Anayasal düzlemde; sınırlandırma aracının kullanılabileceği meşru sebepleri sıralayan, bu aracı kullanabilecek merciyi ve aracın kullanılabileceği süreyi sınırlandıran bir çerçeve çizmekte ancak anılan aracın kullanılması ile ilgili usul ve şartları yeterli açıklıkta düzenlememektedir. Söz konusu hükümde süreli yayının geçici olarak kapatılabilmesinin şartı “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Cumhuriyetin temel ilkelerine, millî güvenliğe ve genel ahlâka aykırı yayımlardan mahkûm olma” hâli olarak belirtilmiş olmakla birlikte hangi suçların bu hâl kapsamında değerlendirileceği belirli değildir. Dahası Anayasa hükmü, kapatma kararının verilebileceği azami süre, kararı vermeye yetkili mahkeme, izlenecek yargılama usulü gibi hususlara ilişkin herhangi bir hüküm ihtiva etmemektedir. Bu nedenle söz konusu hükümde süreli yayınların geçici olarak kapatılmasının, hangi davranış veya olgulara hangi hukuksal sonuçların bağlanacağı ve bu bağlamda kamusal makamlar için nasıl bir müdahale yetkisi doğacağının belirli bir kesinlik ölçüsünde düzenlendiğinden söz edilemez.
66. Anayasa’nın 14. maddesinin birinci fıkrasında “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozma” ve “insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırma” amaçlarıyla kullanılması temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılması olarak sayılmıştır. Şüphesiz bir temel hak ve özgürlüğün kötüye kullanılmasının hukuk tarafından himaye edilmesi beklenemez. Bunun Anayasa koyucu tarafından ayrıca belirtilmesi maddede belirtilen halleri vurgulamak içindir. Anayasa Mahkemesinin, Anayasa’nın 14. maddesinin metninin Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin belirliliği ve öngörülebilirliğini sağlayıp sağlamadığına ilişkin değerlendirmelerinin 14. maddenin birinci fıkrasında yer alan hakkın kötüye kullanılması yasağının anlam ve kapsamına ilişkin hukuk aleminde doğuracağı bir sonuç yoktur.
67. Anayasa’nın 14. maddesinin ikinci fıkrasında ise Anayasa hükümlerinin nasıl yorumlanacağına ilişkin bir yorum kuralına yer verilmiştir. Söz konusu kural ile Anayasa koyucu Anayasa hükümlerinin temel hak ve özgürlüklerin yok edilmesini ve Anayasa’da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlanmasını mümkün kılacak şekilde yorumlanmasını yasaklamaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi,Gergerlioğlukararında Anayasa’nın 83. ve 14. maddelerini demokrasinin korunması bağlamında sistematik ve hak eksenli bir yoruma tabi tutmuş, milletvekili olan başvurucunun Anayasa’nın 83. maddesinde koruma altına alınan yasama dokunulmazlığından faydalanamaması nedeniyle aynı zamanda Anayasa’nın 67. maddesinde yer alan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarına yapılan müdahalenin Anayasa’yı ihlal ettiğine karar vermiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesinin Gergerlioğlu kararının, Anayasa’nın 14. maddesinin ikinci fıkra hükmünün “uygulanmasının ortadan kaldırılması veya işlevsiz hale getirilmesi” sonucunu doğurduğunun ileri sürülmesi mümkün değildir.
68. Kanun koyucu yasama sürecinde, 5680 sayılı mülga Kanun’da düzenlenen süreli yayınların geçici olarak kapatılması usulüne 5187 sayılı Kanun’da yer vermemesinin gerekçesini açıklamamıştır. Bununla birlikte 5187 sayılı Kanun’un basın özgürlüğünün güçlendirilmesine ağırlık veren genel gerekçesi dikkate alındığında bu yola basın özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahale aracı olması nedeniyle yeni kanunda yer verilmediği anlaşılmaktadır.
69. Müdahaleye dayanak olan kanunların öngörülebilirliği ve belirliliği bağlamında gereken kesinlik düzeyi, büyük ölçüde şikâyet konusu kuralın içeriğine, kapsaması öngörülen alana ve hitap ettiği kişilerin sayısına ve durumuna bağlıdır. Anayasal hükümlerin genel niteliği nedeniyle bunlardan beklenen kesinlik düzeyinin kanunlardan düşük olabileceği unutulmamalıdır (aynı yönde bkz. Rekvényi/Macaristan, B. No: 25390/94, 20/5/1999). Dolayısıyla ifade ve basın özgürlükleri yönünden oluşturduğu tehlikenin ağırlığı doğrultusunda süreli yayınların geçici olarak kapatılması, kamu otoriteleri tarafından gerçekleştirilebilecek muhtemel suistimalleri engelleyecek belirli ve kesin kurallar ile sıkı denetim öngören özel bir kanuni düzenleme gerektirmektedir. Bu doğrultuda eldeki başvuruda gazetenin süresiz olarak kapatılmasının süreli yayınların geçici olarak kapatılmasını düzenleyen “öngörülebilirlik ve belirlilik” ölçütlerini karşılayan kaliteli bir kanunun bulunmamasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Anayasa’nın 28. maddesinin sekizinci fıkrasının soyut kuralına dayanarak (bkz. § 65) yapılan müdahalenin kanunilik şartını karşılamadığı sonucuna varılmıştır.“
36. Görüldüğü üzere Ersin Basın ve Yayıncılık kararında Anayasa Mahkemesi Anayasa’nın 28. maddesinin sekizinci fıkrasının Anayasa’nın diğer maddelerine uygunluğunu incelememiş, kanun koyucuya süreli yayınların kapatılması için kanun çıkarması yönünde cevaz veren bu hükmün -bu hükme dayanarak çıkarılan kanunun ilga edilmesi nedeniyle- doğrudan doğruya uygulandığı başvuruya konu müdahalede, Anayasa’nın 13. maddesinin aradığı anlamda kamu gücünü kullanan organların keyfî davranışlarının önüne geçen ve kişilerin hukuku bilmelerine yardımcı olacak “öngörülebilirlik ve belirlilik” ölçütlerini karşılayan kaliteli bir kanunun bulunmadığı ve bu nedenle Anayasa’nın 28. maddesinin sekizinci fıkrasının soyut kuralının yorumlanması suretiyle yapılan müdahalenin kanunilik şartını karşılamadığı sonucuna varmıştır.
37. Benzer şekilde Anayasa Mahkemesi Gergerlioğlu kararında da -bu hükme dayanarak çıkarılmış bir kanun bulunmaması nedeniyle- doğrudan doğruya uygulandığı müdahalede Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresi yönünden Anayasa’nın 14. maddesinin belirli ve öngörülebilir olarak yorumlanıp yorumlanamayacağını değerlendirmiştir. Anayasa Mahkemesi söz konusu değerlendirmeyi yapmaya başlamadan önce dikkatli bir ayrıma gitmiştir:
“82. Belirtmek gerekir ki anayasa koyucu Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresi kapsamındaki suçların neler olduğunu açıkça belirlememiş, kanun koyucu da söz konusu suçları belirleyen bir kanuni düzenleme yapma yoluna gitmemiştir. Bu nedenle de derece mahkemeleri yargılamaya konu edilen suçun Anayasa’nın 14. maddesi kapsamına giren bir suç olup olmadığını kanun koyucu tarafından çıkarılmış bulunan bir kanun metnini yorumlayıp uygulayarak değil doğrudan Anayasa hükmünü yorumlayıp uygulayarak belirlemektedir. O hâlde derece mahkemelerinin Anayasa’nın 14. maddesine ilişkin olarak yaptığı yorumun öngörülebilirliği ve belirliliği ifade eden kanunilik ölçütüne uygun olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Norm denetiminde olduğu gibi bireysel başvuru yolunda da Anayasa maddelerinin nihai yorum yetkisi Anayasa Mahkemesine aittir (Kadri Enis Berberoğlu (2), § 71).”
38. Ayrıntılı bir değerlendirme sonucunda Anayasa Mahkemesi Anayasa’nın 14. maddesinin metninin Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin yasama dokunulmazlığı dışında bırakılan suçları salt yargı organlarının kararlarıyla anlamlı bir şekilde belirlemeye ve böylece belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayacak şekilde yorumlamaya elverişli olmadığına karar vermiştir (bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu,§§ 79-134). Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Gergerlioğlu kararında ve daha önce verdiği Ersin Basın ve Yayıncılık kararında herhangi bir Anayasa normunun şekil veya esas bakımından denetimini yapmamış, Anayasa normlarının müdahalenin kanuni dayanağı olarak doğrudan doğruya uygulandığı müdahalelerde o tür müdahaleler yönünden belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayacak şekilde yorumlanmaya elverişli olup olmadığını incelemiş; her iki kararında da başvuruya konu ve benzer müdahaleler yönünden “öngörülebilirlik ve belirlilik” ölçütlerinin ancak ilgili Anayasa maddelerine dayanılarak yapılacak bir kanun ile sağlanmasının mümkün olduğunu ifade etmiştir. Açıktır ki Anayasa koyucunun cevaz verdiği bu tür bir kanunun çıkarılması da ancak yasama organının takdirindedir.
(2)Yargı Kararları ile “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” belirlenemez
39. Anayasa koyucunun hangi suçların Anayasa’nın 14. maddesi kapsamına gireceğine ilişkin somut bir niteleme yapmayarak bunun belirlenmesini bilinçli olarak yargı içtihatlarına bıraktığı şeklindeki başvuruya konu Yargıtay kararındaki değerlendirmelere Gergerlioğlu kararında ayrıntılı olarak açıklanan nedenlerle katılmak mümkün değildir. Başvuruya konu müdahale yönünden Anayasa’nın 14. maddesinin metninin kanunilik şartını taşıyıp taşımadığını değerlendirirken Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin kapsamına ilave olarak Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlar kapsamında görülen bir suç soruşturması ve kovuşturması nedeniyle yasama dokunulmazlığının bulunmadığının tespiti yönteminde kötüye kullanmalara karşı usule ve esasa ilişkin yeterince güvence sağlanıp sağlanmadığını da incelemiştir.
40. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin kapsamı yönünden yaptığı değerlendirmelere Anayasa’nın 14. maddesi metnini inceleyerek başlamıştır. Anayasa Mahkemesinin değerlendirmeleri ve ulaştığı sonuçlardan eldeki başvuru için önem taşıyanları özet olarak şöyledir (bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu, §§ 85-93):
i. Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasının gerekçesinde “14 üncü maddede yer alan suçlardan birini seçimden önce işlemiş olanlar, milletvekili seçilmeden önce haklarında bu suça ilişkin olarak soruşturmaya başlanmış ise madde hükümlerine göre dokunulmazlıktan yararlanamayacaklardır.” denilmiştir. Gerekçede “14 üncü maddede yer alan suçlar” ifadesine yer verilmiş ise de Anayasa’nın 14. maddesinde herhangi bir suça yer verilmemiştir.
ii. Anayasa’nın 14. maddesinin başlığı “Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması” olarak belirlenmiştir. Maddenin birinci fıkrası uyarınca kötüye kullanmadan bahsedebilmek için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir. Birincisi ortada her şeyden önce Anayasa’da yer alan bir temel hak ve hürriyetin kullanımı söz konusu olmalıdır. İkinci olarak da söz konusu temel hak ve hürriyetler “devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler” biçiminde kullanılmalıdır. Dikkat edilirse 14. maddede “suçlar” değil hakkın kötüye kullanılması “durumları” düzenlenmiştir. Bir hakkın kötüye kullanılmasının otomatik olarak suç kabul edilmesi mümkün değildir. Bunun için bir kötüye kullanmanın ayrıca ve açıkça kanunla suç olarak düzenlenmesi gerekir. Nitekim kuralın üçüncü fıkrasında 14. maddedeki durumların müeyyidesinin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir. 14. maddede ne bir suç tanımı yapılmış ne de bir suç listesi verilmiştir.
iii. Öte yandan Anayasa’nın 14. maddesinin birinci fıkrasının, 83. maddenin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresi yönünden yorumlanması -atfın 14. maddeye bir bütün olarak yapılması nedeniyle- anlamsız sonuçlara neden olacaktır. Şöyle ki, bir milletvekilinin Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetlerini temel bir hak veya özgürlüğü kullanma kapsamında gerçekleştirdiği iddia edildiğinde yasama dokunulmazlığından yararlanması mümkün değilken herhangi bir temel hak ve özgürlük kapsamına girmeyen ve çok daha ağır suçlara vücut veren eylemler işlediği iddia edildiğinde milletvekili yasama dokunulmazlığından yararlanabilecektir.
iv. Yukarıda sayılan nedenlerle Anayasa’nın 14. maddesinin birinci fıkrasının metni, Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresini, dolayısıyla da Anayasa’nın 14. maddesinin birinci fıkrası kapsamına girmesi nedeniyle yasama dokunulmazlığı dışında bırakılan suçları salt yargı organlarının kararlarıyla anlamlı bir şekilde belirlemeye ve böylece belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayacak şekilde yorumlamaya elverişli değildir.
v. Anayasa’nın 14. maddesinin ikinci fıkrası ise hem devlete hem de kişilere hitap etmekte ve bunların Anayasa’nın hükümlerinden birini yorumlayarak temel hak ve özgürlüklerin yok edilmesini veya Anayasa’da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmasını yasaklamaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılması yasağını düzenleyen 17. maddesi hükmü Anayasa’nın 14. maddesinin ikinci fıkrası ile paralellik arz etmektedir. Nitekim eldeki başvuruya konu Yargıtay 3. Ceza Dairesinin kararında da kuraldaki değişikliklerin Sözleşme’nin 17. maddesine uyum amacıyla yapıldığı ifade edilmiştir. Buna karşın bugüne kadar bir suçun Anayasa’nın 14. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında kalıp kalmadığının değerlendirilmesinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Sözleşme’nin 17. maddesi kapsamında temel hak ve özgürlüklerin kişi ve gruplarca kötüye kullanılması olarak değerlendirdiği fiiller dikkate alınmamıştır. Nitekim eldeki başvuruya konu Yargıtay 3. Ceza Dairesinin kararında da -atıf yapılmasına rağmen- AİHM’in Sözleşme’nin 17. maddesi kapsamındaki içtihadı göz önüne alınmamıştır. Sonuç olarak bugüne kadar hangi suçların anılan fıkra kapsamına dâhil olduğunun ikinci fıkranın genel ifadelerinden hareketle tutarlı biçimde belirlendiğini söyleyebilmek zordur.
vi. Anayasa’nın 14. maddesinin üçüncü fıkrasında “Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.” hükmüne yer verilmiştir. Kanun koyucu ceza kanunlarında birçok suç tipini düzenlemiş olmasına karşın bu suç tiplerinden hangilerinin Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında olduğu TBMM iradesinin ürünü olan bir kanun ile belirlenmiş değildir.
41. Yukarıdaki değerlendirmelerden çıkan sonuç ise Gergerlioğlu kararında şu şekilde ifade edilmiştir:
“95. Görüldüğü üzere Anayasa’nın 14. maddesi bir taraftan temel hak ve özgürlüklerin hangi amaçlarla kullanılabileceğine, diğer taraftan Anayasa hükümlerinin temel hak ve özgürlükleri Anayasa’nın öngördüğünden daha geniş sınırlandıracak şekilde yorumlanmasını engellemeye ilişkin genel hükümler ihtiva etmektedir. Maddeyle engellenmek istenilen faaliyetlerin suç teşkil eden eylemlerle sınırlı olmadığı, maddenin suç teşkil etsin ya da etmesin belli amaçlarla yapılacak tüm faaliyetleri içeren geniş bir kapsama sahip olduğu anlaşılmaktadır. Asıl amacı yasama dokunulmazlığının kapsamı dışında bırakılan suçları belirlemek olmayan Anayasa’nın 14. maddesinin genel ifadeler içeren metninden hareketle Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin yargı organlarınca belirliliği ve öngörülebilirliği sağlayarak anlamlı bir şekilde yorumlanması mümkün görünmemektedir.”
42. Yargıtayca değişik tarihlerde, Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresi yorumlanırken farklı sonuçlara ulaşılmış olması nedeniyle Anayasa Mahkemesi Gergerlioğlu kararında bunun sebeplerine odaklanmıştır. Yargıtay’ın söz konusu ibarenin kapsamını kimi zaman 14. maddenin birinci, kimi zaman ikinci fıkrasına atfen belirlediği tespit edilmiştir. Nitekim Gergerlioğlu kararında atıf yapılan bir kararında Yargıtay, söz konusu ibarenin kapsamını sadece Anayasa’nın 14. maddesinin birinci fıkrasını dikkate alarak belirlediğinden, aynı maddenin ikinci fıkrası kapsamında olduğunda kuşku bulunmaması gereken halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama suçunu yasama dokunulmazlığına istisna olan suçlar arasında görmemiştir (bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 27).
43. Yargıtayın Gergerlioğlu dosyasına sunulan kararları (bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu, §§ 26-33) ile başvuruya konu kararından (bkz. § 9) sadece terörle bağlantılı suçları “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresi kapsamında görme eğiliminde olduğu anlaşılmaktadır. Hâlbuki 14. maddenin kapsamı terörle bağlantılı meselelerden daha geniştir (bkz. §§ 37-40). Üstelik Yargıtay kararlarında temel haklar kötüye kullanılmadan işlenen terörle bağlantılı suçların yasama dokunulmazlığı kapsamında kalıp kalmadığı ile kapsam dışı bırakılan suçların bir temel hak ve özgürlüğün kötüye kullanılarak işlenmesinin zorunlu olup olmadığı açıklanmamaktadır (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 96).
44. Nitekim eldeki başvuruya konu Yargıtay kararında da “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresi, “Anayasa’nın 14. maddesinde ‘devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozma’ ve ‘insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetlerde bulunma biçiminde’ çerçevesi çizilen faaliyetlerin 3713 sayılı Kanunun terör ve terör suçları tanımında tam da aynı kavram ve kurumlara vurgu yapıldığı” gerekçesiyle “5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçların Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatine” varıldığı ifade edilmiş, kapsam bir kez daha sadece terörle bağlantılı bazı suçlarla sınırlandırılmıştır. Ancak bu kez de Yargıtay, Gergerlioğlu kararına konu mahkûmiyet kararını onayan kararında terör örgütünün propagandasını yapma suçunun Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında kaldığına karar vermesine karşın (bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 20), Yargıtay 3. Ceza Dairesi eldeki başvuruya konu kararında “mutlak ve asli nitelikte terör suçu” olarak görmediği suçları ve bu kapsamda terör örgütünün propagandasını yapma suçunu Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında görmemiştir (bkz. § 9).
45. Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında Anayasa’nın 83. maddesine getirilen istisnaların -Anayasa’nın 67. maddesinde güvence altına alınan seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı da dikkate alındığında- dar ve özgürlük lehine yorumlanması gerektiğini ifade etmiştir (Mustafa Ali Balbay, § 114; Mehmet Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, § 99; Kadri Enis Berberoğlu (2), § 91). Eldeki başvuruya konu 3. Ceza Dairesi kararında Yargıtay’ın önceki içtihatlarından farklı olarak Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında kaldığı düşünülen suçlar sayma yoluyla gösterilmiş, ancak içtihadın neden değiştirildiğine, Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasındaki “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresi maddenin tümüne atıf yaptığı halde 14. maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarının niçin tamamen değerlendirme dışında bırakıldığına ilişkin makul bir gerekçeye yer verilmemiştir.
46. Hal böyle olunca Yargıtay 3. Ceza Dairesinin başvuruya konu kararında Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresine ilişkin olarak Anayasa’nın 14. maddesi metni üzerinden yaptığı yorumların kuralda bir belirlilik ve öngörülebilirlik sağladığını söylemek mümkün değildir. Dolayısıyla belirtmek gerekir ki Yargıtay kararları söz konusu belirsizliği ortadan kaldırmakta yetersiz kalmaya devam etmektedir.
(3)“Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” İbaresindeki Belirliliği Sağlama Görevi Kanun Koyucunundur
47. Anayasa Mahkemesi Gergerlioğlu kararında, Anayasa koyucunun “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresindeki belirsizliği giderme yetkisini münhasıran kanun koyucuya bıraktığının altını önemle çizmiştir. Gerçekten de Anayasa koyucu Anayasa’nın 14. maddesinin üçüncü fıkrasında “Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.” ve Anayasa’nın seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkını düzenleyen 67. maddesinin üçüncü fıkrasında “Bu hakların kullanılması kanunla düzenlenir.” hükümlerine yer vermiştir. Görüldüğü üzere Anayasa koyucu Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin belirliliğini sağlama görevini kanun koyucuya vermiş, yorum yoluyla 14. madde kapsamına giren suçları belirlemek için yargı organına açık bir yetki vermemiştir. Kuşkusuz ki yargı organı kural koyucu bir organ olmadığı için yorum yolu ile yasama dokunulmazlığının ve dolayısıyla seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının kapsamını belirleyemez (bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 98; bu konuyla ilgili olarak ayrıca bkz. Kadri Enis Berberoğlu (2), § 89).
48. Anayasa Mahkemesi, TBMM’nin iradesi olan bir kanun bulunmaksızın temel hak ve özgürlüklerin Anayasa Mahkemesi veya diğer mahkeme içtihatları ile sınırlanmasının mümkün olmadığını kabul etmektedir (Tuğba Arslan, § 80 vd.; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 54; Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş., § 36; Süleyman Kurtel [GK], B. No: 2016/1808, 22/1/2021, § 56). Esasen temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinde hak ve özgürlüklerin “ancak kanunla” sınırlanabileceği temel bir ilke olarak benimsenmiştir (kanunilik şartına başka bağlamlarda temel ilkelerin vurgulandığı kararlar için bkz. Sevim Akat Eşki, § 36; Tuğba Arslan, § 82; Hayriye Özdemir, §§ 56-61; Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş. § 35).
49. Anayasa’nın temel hak ve özgürlüklere müdahale eden şeklî anlamda bir kanunun varlığını şart koşmasının sebebi, bunun biçimsel anlamda hukuk devletinin bir gereği olmasıdır. Kanun, TBMM’nin iradesinin ürünü ve Anayasa’da öngörülen usullere uyularak yapılan bir yasama işlemidir. Bu anlayış temel hak ve özgürlükler alanında önemli bir güvence sağlar (Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş., § 36). Bu sayede yürütme ve yargı organlarının, yasamanın belirlediği ilke ve çizdiği sınırlara bağlı kalması ve hukuk düzeninde Anayasa’nın öngördüğü usule uygun olarak çıkarılan kanunların alt kademelerinde yer alan düzenlemelerle temel hak ve özgürlüklerin kolaylıkla sınırlandırılabilmesinin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Anayasa Mahkemesi temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında şeklî anlamda bir kanunun yokluğunu Anayasa’ya aykırılığın ağır bir biçimi olarak kabul etmektedir (Tuğba Arslan, § 98).
50. Anayasa Mahkemesi Tuğba Arslan kararında Anayasa’nın 87. maddesine göre “kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak” görev ve yetkisinin TBMM’ye ait olduğunun altını çizmiştir. Anayasa’nın 7. maddesinde yer alan “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez” kuralı, bir ayrım yapmadan, kanunun maddi ve şekli anlamlarını kapsamaktadır. Anayasa’nın 7. maddesinin anlamı, kanun yapma yetkisinin başka bir mercie devredilemeyeceği ve bunun doğal sonucu olarak da Anayasa’ya göre kanunla yapılması zorunlu olan bir düzenlemenin başka bir merci tarafından yapılamayacağıdır (bkz. Tuğba Arslan § 85).
51. Buna ilave olarak Anayasa’nın “Mahkemelerin bağımsızlığı” kenar başlıklı 138. maddesinde “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.” hükmüne yer verilmiştir. Bu bakımdan, Anayasa’nın 9. maddesi ile Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılan yargı yetkisinin “Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak” kullanılması gerekir. Buna karşın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasının ancak kanunla yapılacağına ilişkin Anayasa’nın 13. maddesinin amir hükmü, bir kanun hükmü olmaksızın mahkemelerin bir hak ve özgürlüğü ilk elden sınırlamasına izin vermez. Anayasa’nın açıkça yasama organına verdiği bir yetkinin mahkemelerce ilk elden kullanılması Anayasa’nın “Egemenlik” kenar başlıklı 6. maddesinde yer alan “Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.” ve “Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.” hükümlerine açık aykırılık oluşturacaktır.
52. Kamu otoritelerinin kaynağını Anayasa’dan almayan bir yetkiyi kullanmalarının devlet ve toplum hayatı için ağır sonuçları olmuştur. Bunun tipik örneği yükseköğretim kurumlarında kız öğrencilerin başörtüleri ile öğrenim göremeyeceklerine dair mahkeme kararları olmuştur. Anayasal ve yasal temelleri bulunmayan ve önceleri idarenin keyfi uygulamaları ile yürütülen başörtüsü yasaklarına daha sonra Anayasa Mahkemesinin 1989 ve 1991 yıllarında verdiği iki kararla hukuksal dayanak bulunmaya çalışılmış, bahsi geçen Anayasa Mahkemesi kararları uzun yıllar boyunca başörtüsü bağlamında din ve inanç özgürlüğünü sınırlandırmanın hukuki dayanağı kabul edilmiştir (bahsi geçen kararlar için bkz. AYM, E.1989/1, K.1989/2, K.T. 7/3/1989; AYM, E.1990/36, K.1991/8, K.T. 9/4/1991).
53. Daha sonra AİHM de başörtüsüne ilişkin Leyla Şahin/Türkiye kararında, hukuken öngörülmüş olma (prescribed by law) şartını kendi özerk yorum ilkeleri ışığında incelemiştir. Hakların biçimsel kanun hükümleri bulunmadan sınırlandırılabileceğini kabul eden AİHM, Anayasa Mahkemesinin konuya ilişkin kararlarından uzun alıntılar yaparak bu kararların ve -kanuni ve anayasal dayanakları olmayan- yönetmeliklerin yeterli hukuki dayanak oldukları sonucuna ulaşmıştır (bkz. Leyla Şahin/Türkiye, B. No. 44774/98, 29/6/2004, §§ 33-51).
54. AİHM’in Sözleşme’ye taraf ülkelerin farklı hukuk sistemlerini dikkate alarak yaptığı söz konusu değerlendirmelerine karşılık Anayasa Mahkemesi Tuğba Arslan kararında, hâkimin yarattığı hukukun insan hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması gibi tamamen biçimsel kanunilik ilkesi temelinde örgütlenen bir alanda hiçbir zaman “kanun” niteliğinde kural özelliği kazanamayacağına, Türkiye’de öğrencilerin kılık ve kıyafetlerine ilişkin uygulamanın dayanağı haline gelen Anayasa Mahkemesinin 1989 ve 1991 tarihli kararlarının, Anayasa’nın 13. maddesindeki temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğine ilişkin hükümde yer alan “kanunilik şartı”nı taşıyan kurallar olarak kabul edilemeyeceğine karar vermiştir (bkz. Tuğba Arslan §§ 96, 98).
55. Bu kapsamda 3. Ceza Dairesinin başvuruya konu kararı yahut başka bir yargı merciinin içtihatları, Anayasa’nın 13. maddesindeki temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğine ilişkin hükmünde yer alan “kanunilik şartı”nı taşıyan kurallar olarak kabul edilemez. Anayasa koyucunun kanunla düzenlenmesini öngördüğü bir hususun “boşluk” olarak değerlendirilmesi (bkz. § 9) anayasal olarak mümkün olmadığı gibi bu yönde bir girişim Anayasa’nın açıkça parlamentoya verdiği bir yetkinin bir yargı merciince kullanılması anlamına da gelecektir. Aksine bir kabulün ne 14. maddenin lafzıyla ne de Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen temel hak ve özgürlükleri sınırlama rejimiyle bağdaştırılması mümkündür. Kanun koyucuya Anayasa’yı yorumlarken belirli bir esneklik aralığı bırakan soyut anayasal normlar “Anayasa Koyucunun bilinçli olarak bıraktığı boşluklar” olarak nitelendirilemez. Temel hak ve özgürlükleri düzenleyen Anayasa normlarının yorumu eğer bir sınırlama niteliğinde ise yargı kararları ile değil Anayasa’nın 13. maddesinin amir hükmü gereği ancak kanun koyucu tarafından “doldurulabilir“.
56. Anayasa Mahkemesinin 1/7/2021 tarihli Gergerlioğlu kararından bugüne kadar kanun koyucu Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin belirliliğini sağlamak için yasal bir düzenleme yapmamıştır. Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında TBMM’nin rızası olmadıkça seçilmiş bir milletvekilinin görevi süresince hiçbir şekilde tutulamayacağı, tutuklanamayacağı, sorgulanamayacağı ve yargılanmayacağı belirtilmektedir. Meclis uygulaması ve geleneği gözönünde bulundurulduğunda bir milletvekili olan başvurucunun görev süresi esnasında -milletvekili seçilmeden önce soruşturmasına başlanmış olsa bile- yasama dokunulmazlığının bulunmadığının yargı makamlarınca tespit edilebileceğini makul bir şekilde öngörmesi beklenemez. Bu itibarla Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 14. maddesindeki durumların kapsamını ortaya koyan yasama dokunulmazlığının güvencelerini sağlayacak öngörülebilirlikte anayasal veya kanuni kurallar bulunmadığının açık olduğunu bir kez daha tekrarlamaktadır (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 102).
57. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde Anayasa’nın 14. maddesi ile Anayasa’nın seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkını düzenleyen 67. maddesinin üçüncü fıkralarından hareketle Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin kapsamına hangi suçların girdiği konusunda kanun koyucunun düzenlemesi dışında yargı organlarınca yapılan yorumlarla belirlilik ve öngörülebilirliği sağlamanın mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 103). Bu itibarla Gergerlioğlu kararında varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
(4)Kötüye Kullanmalara Karşı Güvencelerin Varlığı
58. Anayasa Mahkemesi Gergerlioğlu kararında kanunilik şartının sağlanabilmesi için ayrıca yasama dokunulmazlığının Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlar kapsamında görülen bir suç soruşturması ve kovuşturması nedeniyle bulunmadığının tespiti yönteminde usule ve esasa ilişkin güvenceler bulunup bulunmadığı yönünden de inceleme yapmıştır.
59. Temel hak ve özgürlüklere müdahaleye izin veren bir kanunun kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu birtakım güvenceler de içermesi gereklidir. Zira kanunilik ölçütü, sınırlamaya ilişkin kuralın öngörülebilirliği ile kesinliğini ifade eden belirliliğini de garanti altına almaktadır. Belirlilik, temel hakların sınırlandırılmasına ilişkin kanuni düzenlemenin içerik, amaç ve kapsam bakımından belirli ve muhataplarının hukuksal durumlarını algılayabilecekleri açıklıkta olmasına ilave olarak keyfîliğe yol açmayacak bir içerikte olmasını da ifade eder. Bir kanuni düzenlemede hangi davranış veya olgulara hangi hukuksal sonuçların bağlanacağı ve bu bağlamda kamusal makamlar için nasıl bir müdahale yetkisinin doğacağı belirli bir kesinlikte ortaya konmalıdır. Ancak böyle bir durumda bireylerin hak ve yükümlülüklerini öngörerek davranışlarını bu doğrultuda tanzim etmeleri mümkün olabilir (bkz. Atilla Yazar ve diğerleri [GK], B. No: 2016/1635, 5/7/2022, § 100-178; Hamit Yakut [GK], B. No: 2014/6548, 10/6/2021, § 76-137; Hayriye Özdemir, §§ 56, 57; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 56; Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş., § 38; Metin Bayyar ve Halkın Kurtuluş Partisi, § 57; norm denetimine ilişkin kararlarda belirliliğe ilişkin açıklamalar için çok sayıda karar arasından bkz. AYM, E.2009/51, K.2010/73, 20/5/2010; AYM, E.2011/18, K.2012/53, 11/4/2012). Ayrıca ilgili kanuni düzenleme temel haklara ne oranda müdahale ediyorsa söz konusu düzenlemede aranacak belirlilik oranı da aynı doğrultuda yükselecektir (Sara Akgül [GK], B. No: 2015/269, 22/11/2018, § 109; Hayriye Özdemir, § 58).
60. Anayasa Mahkemesi Gergerlioğlu kararında, Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin hem kişiler hem de mahkemeler başta olmak üzere kamu gücünü kullanan organlar yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmadığı sonucuna ulaşmıştır.
61. Bir kez daha vurgulamak gerekmektedir ki yasama dokunulmazlığının Meclis kararıyla kaldırılması kuralının iki istisnasından biri olarak düzenlenmiş bulunan ve eldeki bireysel başvuruya konu olan, milletvekilinin seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlardan biri kapsamında işlediği suç nedeniyle yargılanmasına ilişkin olarak Anayasa’da, kanunlarda veya TBMM İçtüzüğü’nde esasa ve usule yönelik güvenceler içeren hükümlere yer verilmemiştir (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 114).
62. Bu çerçevede bir milletvekilinin Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlar kapsamında görülen suçlardan dolayı yasama dokunulmazlığından yararlanamaması için tek şart olarak soruşturmanın seçimden önce başlamış olması gerektiği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesi soruşturmanın seçimden önce başlatılmış olması şartının Anayasa’nın 14. maddesindeki durumların belirsizliğine yönelik olarak asıl amacı milletvekillerinin demokratik işlevlerini gereği gibi yerine getirmesi olan yasama dokunulmazlığının korunması bağlamında seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkına yönelik müdahaleler yönünden yeterli bir güvence oluşturmadığını ifade etmiştir. Buna ilave olarak Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasının “Ancak, bu halde yetkili makam durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır.” biçimindeki son cümlesinde yer verilen zorunluluğun ise dokunulmazlığın bulunmadığının tespit edilmesinde kurucu bir etkisi bulunmadığını, dolayısıyla bu hükmün yargı makamlarınca dokunulmazlığın bulunmadığının tespiti yönteminde bir güvence olmadığını tespit etmiştir. Anayasa Mahkemesinin yaptığı tespitlerden bir başkası ise bahsi geçen ve durumu TBMM’ye bildirmekle yükümlü olan yetkili makamın kim olduğunun açıklanmamış olmasıdır (bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu, §§ 115-118).
63. Gergerlioğlu kararında, yargı mercilerinin seçilmiş bir milletvekilinin dokunulmazlığının bulunmadığına ilişkin bir kararı verebilmesi için Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarıyla ortaya koyduğu ve yapılmasını beklediği asgari değerlendirmeleri yapmadıkları, yalnızca başvurucuya isnat edilen suçun “Anayasanın 14. maddesindeki durumlar“dan birinin kapsamında kalan suçlardan olup olmadığını değerlendirdikleri tespit edilmiştir (bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu, §§ 106-112, 119-123). Nitekim eldeki olayda da Yargıtay 3. Ceza Dairesi -kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu güvenceler içeren bir kanun bulunmadığı için- kendisinden beklenen ve Gergerlioğlu kararında gösterilen aşağıdaki asgari değerlendirmeleri yapmamıştır:
i. Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14. maddesindeki durumlar” ibaresinin kapsamını ortaya koyan bir kanunun bulunup bulunmadığı,
ii. Anayasa Mahkemesinin içtihadında ortaya konulduğu gibi suç isnadının milletvekilinin yasama dokunulmazlığından faydalanmasını engelleyecek derecede ciddi bulunup bulunmadığı, milletvekilinin görevini tam olarak yerine getirmesini engelleyecek gereksiz suçlamalardan olup olmadığı,
iii. Yasama dokunulmazlığının bulunmadığının tespitine konu olan suçlamaların sırf siyasi amaçlarla yapılmış olup olmadığı ve özellikle suçlamanın gerçek amacının bir milletvekiline adil olmayan bir şekilde müdahale etmek ve görevini yerini getirirken özgürlük ve bağımsızlığını tehdit etmek amacı taşıyıp taşımadığı,
iv. Bu kapsamda suçlamaya temel teşkil eden gerekçelerin ciddiye alınması gerektiğini ortaya koyan ve olguları doğrulayan uygun bir soruşturma yapılıp yapılmadığı,
v. Söz konusu eylemin başta ifade özgürlüğü olmak üzere Anayasa’da koruma altında bulunan temel hak ve özgürlüklerin kapsamı içinde olup olmadığı ve hangi sebeplerle demokratik sisteme yönelik bir tehdit ve dolayısıyla bir hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirildiği,
vi. Anayasa’nın 14. maddesinde 2001 yılında yapılan değişiklikle, Anayasa’da yer alan hak ve özgürlüklerin bu hak ve özgürlükleri yıkmak “amacıyla kullanılamayacağı” hükmü yerine getirilen ve bu hak ve özgürlükleri yıkmayı “amaçlayan faaliyetler” olarak kullanılamayacağını öngören hükme göre isnat edilen suçlarda fiil, düşüncelerin açıklanması ve yayılması biçimindeyse bunların demokratik yaşam için doğrudan açık ve yakın tehlike oluşturup oluşturmadığı, gerçek bir zarara sebebiyet verip vermediği ve son olarak başvurucunun amacının başkalarının haklarını yok etmek olup olmadığı,
vii. Yasama dokunulmazlığının bulunmadığının tespitinin milletvekilinin şeref ve haysiyetinin korunması ile parlamentonun çalışmalarını aksatmaması yönünden gerekli olup olmadığı, dokunulmazlık kapsamında kalan soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin -özellikle de koruma tedbirlerinin- uygulanmasının milletvekilliği süresinin sonuna kadar veya Meclisin dokunulmazlığın kaldırılması kararı vermesine kadar ertelenip ertelenemeyeceği,
viii. Yasama dokunulmazlığının bulunmadığının tespiti hâlinde isnat edilen suçlamaların hukuki nitelendirmelerinin sonradan değişme ihtimalinin yüksek olup olmadığı ve bu anlamda muhtemel yeni nitelendirmelerin de “Anayasanın 14. maddesindeki durumlar“dan birinin kapsamında kalıp kalmayacağı,
ix. Anayasa’nın 14. maddesinin devlete verdiği yetki “demokratik sisteme yönelik tehdidin ağırlığı ve süresi ile sıkı sıkıya orantılı bir şekilde” kullanılması gerektiğinden bir milletvekilinin eylemlerinin “Anayasanın 14. maddesindeki durumlar“dan birinin kapsamında kaldığı iddiasıyla yasama dokunulmazlığının bulunmadığının tespitinin başvurulabilecek en son çare olup olmadığı.
64. Hukuk sistemimizde soruşturmaya veya kovuşturmaya devam etmeden önce bir milletvekilinin eylemi nedeniyle demokratik yaşam ve başkalarının hakları üzerinde meydana gelen zararın veya tehlikenin ağırlığını ölçen bağımsız yargısal bir mekanizma bulunmamaktadır. Mevcut durumda ne böyle bir mekanizma ne de savcılıkların ve mahkemelerin milletvekilinin dokunulmazlığının bulunmadığını tespit yetkisini nasıl kullanacağını tarif eden, dahası değerlendirme yaparken yargı makamlarına milletvekillerinin dokunulmazlığının bulunmadığını tespit ederek seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarına yaptıkları müdahalelerin Anayasa’ya uygun olup olmayacağını değerlendirmelerinde yardımcı olacak araçları sunan bir kanun bulunmaktadır. Mevcut uygulama milletvekillerinin yasama dokunulmazlıklarına bir ceza soruşturması veya kovuşturması ile yapılabilecek keyfî ve orantısız müdahaleleri önlemeye elverişli değildir. Milletvekillerinin gereksiz müdahale kaygı ve baskısı taşımalarına neden olacak olan bu uygulama, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarına ağır bir müdahale biçimidir ve dokunulmazlığın Meclisçe kaldırılması veya yargılamanın milletvekilliği görevinin sonuna kadar bekletilmesi gibi daha güvenceli diğer başka usuller varken kanun koyucu bu alanı anayasal güvenceleri sağlayan bir kanun ile düzenlemediği müddetçe başvurulmaması gereken bir yöntemdir (Ömer Faruk Gergerlioğlu, §§ 124-125).
(5)Anayasa’nın 14. Maddesinin Kapsamı ve Sağladığı Koruma
65. Anayasa Mahkemesinin Ömer Faruk Gergerlioğlu kararında vardığı sonuç “meri anayasa normunun uygulanmasının ortadan kaldırılması veya işlevsiz hale getirilmesi” (bkz. § 9) olarak nitelendirilemez. Bu kapsamda tekrar belirtilmelidir ki Anayasa’nın 14. maddesi, yasama dokunulmazlığının dışında bırakılan suçları belirleme amacı ile vazedilmemiştir (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 84). Temel hak ve özgürlüklere ilişkin bazı genel ilkeleri belirlemek üzere getirildiği anlaşılan Anayasa’nın 14. maddesine göre, Anayasa Mahkemesinin Ömer Faruk Gergerlioğlu ve Leyla Güven kararlarının Anayasa hükmünü ortadan kaldırmasının yahut işlevsiz hale getirmesinin söz konusu olmadığı açıktır.
66. Anayasa’nın 14. maddesinin birinci fıkrasında “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozma” ve “insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırma” amaçlarıyla kullanılması temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılması olarak sayılmıştır. Şüphesiz bir temel hak ve özgürlüğün kötüye kullanılmasının hukuk tarafından himaye edilmesi beklenemez. Bunun Anayasa koyucu tarafından ayrıca belirtilmesi maddede belirtilen halleri vurgulamak içindir. Anayasa Mahkemesinin, Anayasa’nın 14. maddesinin metninin Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin belirliliği ve öngörülebilirliğini sağlayıp sağlamadığına ilişkin değerlendirmelerinin 14. maddenin birinci fıkrasında yer alan hakkın kötüye kullanılması yasağının anlam ve kapsamına ilişkin hukuk aleminde doğuracağı bir sonuç yoktur.
67. Anayasa’nın 14. maddesinin ikinci fıkrasında ise Anayasa hükümlerinin nasıl yorumlanacağına ilişkin bir yorum kuralına yer verilmiştir. Söz konusu kural ile Anayasa koyucu Anayasa hükümlerinin temel hak ve özgürlüklerin yok edilmesini ve Anayasa’da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlanmasını mümkün kılacak şekilde yorumlanmasını yasaklamaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi, Gergerlioğlu kararında Anayasa’nın 83. ve 14. maddelerini demokrasinin korunması bağlamında sistematik ve hak eksenli bir yoruma tabi tutmuş, milletvekili olan başvurucunun Anayasa’nın 83. maddesinde koruma altına alınan yasama dokunulmazlığından faydalanamaması nedeniyle aynı zamanda Anayasa’nın 67. maddesinde yer alan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarına yapılan müdahalenin Anayasa’yı ihlal ettiğine karar vermiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesinin Gergerlioğlu kararının, Anayasa’nın 14. maddesinin ikinci fıkra hükmünün “uygulanmasının ortadan kaldırılması veya işlevsiz hale getirilmesi” sonucunu doğurduğunun ileri sürülmesi mümkün değildir.
68. Anayasa’nın 14. maddesinin son fıkrasında hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı davranılması halinde müeyyidelerin kanunla düzenlenmesi gerektiği ifade edilmiştir. Bir kere bir milletvekilinin bir faaliyeti ile temel bir hak veya özgürlüğünü kötüye kullandığı tespit edilse ve müeyyide olarak Anayasa’nın 83. maddesinde yer alan yasama dokunulmazlığından faydalanamayacağı kuralı getirilebileceği kabul edilse bile Anayasa’nın amir hükmü gereği söz konusu müeyyidenin kanunla düzenlenmesi gerekmektedir. Böyle bir kanun bulunmadığı gibi Anayasa Mahkemesi’nin bahsi geçen kararlarında ceza kanunlarındaki suçlardan hangilerinin 14. madde kapsamında kötüye kullanma olarak kabul edileceği ve dolayısıyla yasama dokunulmazlığının kapsamı dışında tutulacağına ilişkin bir kanun hükmünün bulunmadığı da ifade edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi içtihadının bu yönden Anayasa’nın 14. maddesinin üçüncü fıkrasını da “ortadan kaldırması” yahut “işlevsiz bırakması” söz konusu değildir.
69. Esasen somut olayda ve Anayasa Mahkemesinin bahsi geçen Gergerlioğlu kararına konu olayda bir anayasal hükmün ortadan kaldırılması veya işlevsiz bırakılması değil, Anayasa’nın 14. maddesinde 2001 yılında yapılan değişikliğin ruhuyla bağdaşmayan, “kötüye kullanma” yasağının açıkça ihlali söz konusudur. 2001 değişikliği sonrasında Anayasa’nın 14. maddesi ile yalnızca temel hak ve özgürlükleri kötüye kullanan kişilere karşı bir koruma sağlanmasının amaçlanmadığı, Anayasa ile tanınan temel hak ve özgürlüklerin yok edilmesini veya Anayasa’da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunan devlete ve bu bağlamda kamu gücünü kullanan organlara karşı da bir koruma sağladığı tekrar hatırlatılmalıdır. Buna göre devletin, temel hak ve hürriyetlerin “Anayasa’da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlanmasını amaçlaması” da artık bir kötüye kullanma biçimi sayılacaktır. Başka bir deyişle devlet, Anayasa’da yer alan hak ve özgürlüklerin yok edilmesini ve temel hak ve özgürlükler için Anayasa’da gösterilen sınırlamalardan daha geniş sınırlamalar getirmesini amaç edinen bir faaliyette bulunamayacaktır (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 100).
70. Gergerlioğlu kararında Devlet için getirilmiş bu yeni “kötüye kullanma” yasağının varlığına rağmen mahkemelerin “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresine ilişkin olarak Anayasa’nın 14. maddesi metni üzerinden yapacağı her yorum denemesinin -kuralda geçen kavram ve ilkelerin ceza hukukunda hangi suçlara tekabül ettiklerinin ancak kanun koyucu tarafından belirlenmesi gerektiği ve mahkemelerce objektif olarak belirlenmesinin mümkün olmaması nedeniyle- kanunilik ve kıyas yasağı ilkelerini kaçınılmaz olarak zedeleyeceği ve Anayasa koyucunun kuralda gerçekleştirdiği 2001 yılı değişiklikleri ile ortaya koyduğu temel hak ve özgürlüklerin Anayasa’da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmaması yönündeki iradesine aykırılık oluşturacağı ifade edilmiştir (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 101).
71. Anayasa koyucunun Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresindeki belirliliği sağlama görevini münhasıran kanun koyucuya verdiği, yargı içtihatlarının Anayasa’nın 13. maddesindeki temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğine ilişkin hükümde yer alan “kanunilik şartı”nı taşıyan kurallar olarak kabul edilemeyeceği açıktır. Buna karşın Anayasa’nın TBMM’ye verdiği bu yetki yargı organlarınca kullanılarak başvurucunun Anayasa’nın 83. maddesinde koruma altına alınan yasama dokunulmazlığından faydalanamamasına ve dolayısıyla Anayasa’nın 67. maddesinde yer alan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarını kullanamamasına yol açan bir karar verilmiştir. Somut olayda Anayasa’nın açık hükmüne ve Anayasa Mahkemesinin açık içtihadına rağmen temel hak ve özgürlüklerin Anayasa’da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandıran bir yorum tercih edilerek Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmaması” kenar başlıklı 14. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan yorum yasağına aykırı hareket edilmiştir.
(6)Kanunilik Kapsamında Ulaşılan Sonuçlar
72. Kanunilik başlığı altında yapılan değerlendirmeleri şu şekilde özetlemek mümkündür:
i. Anayasa’nın 14. maddesinin metni, Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin yasama dokunulmazlığı dışında bırakılan suçları salt yargı organlarının kararlarıyla anlamlı bir şekilde belirlemeye ve böylece belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayacak şekilde yorumlamaya elverişli değildir.
ii. Nitekim Yargıtay 3. Ceza Dairesinin kararında ve Anayasa Mahkemesine sunulan bugüne kadar aynı konuda verilmiş diğer mahkeme kararlarında ulaşılan farklı sonuçlar Anayasa Mahkemesinin değerlendirmelerini doğrulamış, kuralın belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayacak şekilde tutarlı ve sürdürülebilir bir yoruma ulaşmaya elverişli olmadığını göstermiştir.
iii. Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresindeki belirliliği sağlama görevi münhasıran kanun koyucuya aittir ve kanun koyucu söz konusu ibarenin belirliliğini sağlamak için bugüne kadar yasal bir düzenleme yapmamıştır.
iv. Seçilmiş milletvekillerinin seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarına müdahalenin dayanağı haline gelen yargı içtihatları, Anayasa’nın 13. maddesindeki temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğine ilişkin hükümde yer alan “kanunilik şartı”nı taşıyan kurallar olarak kabul edilemez.
v. Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin belirliliğinin yargı kararları ile sağlanması seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkına bir müdahale oluşturacağı için anayasal olarak mümkün olmadığı gibi Anayasa’nın açıkça parlamentoya verdiği bir yetkinin de kullanılması anlamına gelecektir.
vi. Milletvekilinin seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlardan biri kapsamında işlediği suç nedeniyle yargılanmasına ilişkin olarak Anayasa’da, kanunlarda veya TBMM İçtüzüğü’nde esasa ve usule yönelik güvenceler içeren hükümlere yer verilmemiştir.
vii. Mevcut uygulama yargı makamlarının takdir yetkisini düzenleyen ve keyfî davranışların önüne geçebilmek için gerekli usule ilişkin bütün güvenceleri içermemekte; yargı makamlarını yasama dokunulmazlığına müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelip gelmediğini ve orantılı olup olmayacağını değerlendirmeye zorlayan -dokunulmazlıkların Meclisçe kaldırılması usulünde sağlanan güvence düzeyinde- bir usul ihtiva etmemektedir.
(7)Anayasa’nın Yeknesak Yorumu ve Anayasa Mahkemesi Kararlarının Objektif İşlevi
73. Anayasal organların görev ve yetkileri bizzat Anayasa koyucu tarafından düzenlenmiştir. Yargıtay adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adlî yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercii olarak görevlendirilmişken Anayasa hükümlerinin yeknesak bir biçimde uygulanmasını ve yorumlanmasını sağlama görevi de Anayasa Mahkemesine verilmiştir. Anayasa koyucunun 148. maddenin gerekçesinde de ifade ettiği üzere Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru yolunda verdiği kararlar “kamu organlarını, Anayasaya ve kanunlara daha uygun davranma konusunda zorlayıcı” niteliktedir. Esasen 153. maddesinin son fıkrası da, Anayasa Mahkemesi kararlarının mahkemeler dahil kamu gücünü kullanan tüm organlar bakımından bağlayıcı olduğunu ifade etmektedir.
74. Öte yandan Anayasa’nın nihai yorum yetkisine dayanarak Anayasa Mahkemesinin ortaya koyduğu içtihatlara kamu gücünü kullanan organların ve bilhassa mahkemelerin aykırı davranmaları yorum karmaşasına yol açar ve anayasanın üstünlüğüne dayanan bir hukuk düzeninde kabul edilemez. Bu sebeple Anayasa Mahkemesinin diğer kararları gibi bireysel başvuru yolunda verdiği kararlarından sonra kamu gücünü kullanan organların işlem ve eylemlerini, mahkemelerin mevcut içtihatlarını Anayasa’nın 138. maddesi gereğince öncelikle Anayasa’ya uygun karar verme yükümlülüğü karşısında yeniden gözden geçirmeleri gerekir. Anayasal düzenin yeknesak bir biçimde işlemesinin başka türlü sağlanması mümkün değildir.
75. Kamu gücünü kullanan organlar, Anayasa Mahkemesince ihlalin saptandığı andan itibaren, Mahkemenin benzer davalarda ihlal tespitlerini yinelemesine gerek kalmadan, onu telafi etmek için gerekli olan tedbirleri almakla yükümlüdür. Mevcut başvuruda olduğu gibi yapısal bir sorun tespit edilmişse, Anayasa Mahkemesi kararının objektif etkisinin çok daha kuvvetli olduğu kabul edilmelidir. Farklı bir kabul halinde, hakkında Anayasa’ya aykırılığı hükmen saptanmış olan aynı hukuksal durumda bulunan kişilerden yalnızca bir kısmının hukuki korunmadan yararlanabileceği ve bunun ise anayasanın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği kabul edilmelidir. Buna ilave olarak kamu gücünü kullanan organların Anayasa Mahkemesi kararlarına uymamaları, yahut kararlarda varılan sonuçları gözardı etmeleri bu organların kararlarının anayasal meşruiyetine gölge düşüreceği gibi demokratik bir hukuk devletinde anayasa yargısının temel amacı olan ve kamu gücünü kullanan tüm aktörlerin Anayasa’da belirtilen ilke ve normlara göre hareket etmesini ifade eden anayasanın üstünlüğü ilkesini de işlevsiz hâle getirir (bkz. Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021,§§ 107-108).
76. Kuşkusuz Anayasa Mahkemesi Anayasa hükümlerini yorumlama konusunda yegâne makam değildir. Anayasa hükümlerini uygulamak, temel hak ve özgürlükleri korumak ve uyuşmazlıklarda somutlaştırmak diğer yargı organlarının ve kamu gücünü kullanan tüm organların da yükümlülüklerindendir. Bu bağlamda, bir kez daha vurgulamak gerekirse, Anayasa’da yer alan kuralların, temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence ve ölçütlerin yorumlanması bakımından bütün anayasal organların yetkisi bulunmakla birlikte norm denetiminde olduğu gibi bireysel başvuru yolunda da Anayasa maddelerinin nihai yorum yetkisi Anayasa Mahkemesine aittir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Kadri Enis Berberoğlu (2), § 71).
77. Nitekim, Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında, mahkemelerin Anayasa’nın 14. maddesine ilişkin olarak yaptığı yorumların öngörülebilirliği ve belirliliği ifade eden kanunilik ölçütüne uygun olmadığı sonucuna ulaşmış ve Anayasa’nın 14. maddesini dar, özgürlükler lehine ve nihai bir şekilde yorumlamıştır. Anayasa Mahkemesinin Gergerlioğlu kararındaki tespitleri o başvurucuya benzer durumdaki diğer bireyler yönünden olduğu gibi eldeki başvuru için de geçerlidir. Buradaki benzerlik suç isnadındaki benzerlik değil Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında dokunulmazlığın bulunmadığı yönünde yapılan tespitte ortaya çıkan benzerliktir.
78. Diğer yandan Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kararlarının objektif ve subjektif olmak üzere iki temel işlevi bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesinin kararlarının objektif işlevi, genel olarak Anayasa’nın temel hak ve özgürlükleri düzenleyen hükümlerini yorumlamak ve bunların uygulanmasını gözetmektir. Subjektif işlevi ise bireysel başvuru yoluyla önüne gelen somut olayda anılan hükümlerin ihlal edilip edilmediğini incelemek, gerektiğinde başvurucu lehine giderime hükmetmektir (bkz. K.V. [GK], B. No: 2014/2293, 1/12/2016, §§ 52-53; F.N.G., B. No: 2014/11928, 21/6/2017, §§ 37-38).
79. Bireysel başvuru kararlarından sonra kamu makamları ve derece mahkemelerinin aynı meseleye ilişkin incelemelerinde, Anayasa Mahkemesinin Anayasa’nın uygulanması ve yorumlanması, temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ve insan haklarının gerekli kıldığı hâllere ilişkin olarak verdiği kararları dikkate almaları ve Anayasa hükümlerinin yorumuyla varılan sonuçları değerlendirilmeleri gerekir (İbrahim Er ve diğerleri [GK], B. No: 2019/33281, 26/1/2023, § 47). Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruda belirlediği ilkeler, vardığı sonuçlar ve bir ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağına ilişkin belirlemelerine göre hareket ederek kamu gücünü kullanan organların temel hak ve özgürlüklerin mevcut ihlallerinden kaynaklanan Anayasa’ya aykırılığı kaldırması ve yeni ihlallerin önlenmesi için tedbirler alması Anayasa Mahkemesi kararının objektif işlevidir. Böylece Anayasa Mahkemesi temel hak ve özgürlükleri yorumlarken diğer organlar ve kişilerin uygun davranmakla yükümlü oldukları bir hukuk düzeni yaratarak objektif bir işlev üstlenir.
80. Anayasa Mahkemesi kararlarının genel olarak Anayasa’yı yorumlama ve uygulama şeklinde ortaya çıkan objektif işlevinin subjektif işlevine göre ön planda olduğu kabul edilmelidir. Bunun sebeplerinden biri Anayasa’nın 2. maddesinde ifade edildiği gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin niteliklerinden birinin “insan haklarına saygılı” demokratik bir hukuk devleti olmasının ve Anayasa’nın 14. maddesinde ifade edildiği üzere devletin “insan haklarına dayanan demokratik” bir devlet olmasının doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesince tespit edilen bir ihlalin altında yatan sorunları giderme yönünde devletin bir yükümlülüğünün bulunmasıdır. İnsan haklarına saygı gösterme ve dayanma yükümlülüğü devlete, Anayasa’daki bütün hak ve özgürlükleri yetki alanı içerisindeki herkese sağlama ve hak ihlallerini önleme sorumluluğu getirir.
81. İkincillik ilkesi uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu ancak diğer yargı organlarınca ortadan kaldırılmayan ihlaller bakımından bir hak arama imkânı sunmaktadır. Dolayısıyla temel hak ve özgürlüklerin ilk elden kamu makamları ve derece mahkemeleri tarafından korunması gerekir. Bu durum da göstermektedir ki Anayasa Mahkemesi kararlarının öncelikli işlevi anayasal haklar ve özgürlüklerin yorumlanmasıdır. Böylece bireysel başvuru yolu somut bir başvuru ile başlatılmış olmasına rağmen sonuçları itibariyle objektif bir niteliğe bürünmektedir ve bu anlamda aynı zamanda objektif bir hukuk koruması aracı haline gelmektedir.
82. Öte yandan aynı meseleye ilişkin tüm uyuşmazlıkların Anayasa Mahkemesi önüne taşınması sonucunun doğmaması için objektif işlev bireysel başvuru açısından yaşamsaldır. Anayasa Mahkemesince çözümlenmiş meselelere ilişkin tüm uyuşmazlıkların tekrar bireysel başvuruya konu edilerek Anayasa Mahkemesince karara bağlanmasının beklendiği bir bireysel başvuru yolunun sürdürülebilmesi imkânsızdır. Bireysel başvuru yolunun işlerliğini devam ettirmesinde Anayasa Mahkemesinin Anayasa’yı yorumlamasının kritik önemi vardır. Bu işlevini en iyi şekilde yerine getirebilmesi ise -her bir başvuruda adaleti sağlamaktan ziyade- Anayasa Mahkemesinin daha önce Anayasa’yı yorumlamadığı meselelere odaklanmasına bağlıdır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. K.V., § 53; F.N.G., § 38; İbrahim Er ve diğerleri, § 47).
83. Kamu gücünü kullanan organların aynı ihlallerinin devam etmesi, Anayasa Mahkemesinin iş yükünü artırarak bireysel başvuru yolunu etkisizleştireceği gibi kararların sonuçlarının yalnızca somut olaya uygulanması bireysel başvurunun temel hak ve özgürlükleri koruma işlevini de olumsuz etkileyecektir. Bu nedenle kamu gücünü kullanan organlar gerektiğinde, ihlalin tekrarlanmamasına yönelik genel tedbirler almak ve Anayasa Mahkemesi kararları doğrultusunda bu ihlalin hukuk aleminde sebep olduğu sonuçları telafi etmek zorundadır.
84. Nitekim Gergerlioğlu kararında Anayasa Mahkemesi yasama dokunulmazlığının sağlanması için yeterli güvenceler ihtiva etmeyen mevcut sistemin yasama organına seçilmiş milletvekillerinin halkın görüşlerini serbestçe açıklamalarını ve bu anlamda belli kişilerin veya grupların ülkenin siyasal hayatına katılımlarını engelleyici nitelikte olduğu, bu itibarla seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarının etkisini ortadan kaldırdığını (bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 130) tespit ettikten sonra seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı yönünden ihlalin giderimi için yapılması gerekenlere ilişkin şu değerlendirmelerde bulunmuştur:
“198. Diğer taraftan mevcut başvuruda seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı yönünden ulaşılan ihlal, yasama dokunulmazlığına ilişkin olarak Cumhuriyet savcılıklarının veya derece mahkemelerinin Anayasa’ya uygun yorum yapmalarına imkân verecek açıklıkta bir Anayasa veya kanun hükmünün bulunmamasından kaynaklanmıştır.
199. Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlar kapsamında görülen bir suç soruşturması ve kovuşturması nedeniyle yetkili adli makamlarca yasama dokunulmazlığının bulunmadığının tespiti yönteminin hukuk aleminde etkin bir şekilde uygulanabilmesi için gerek 14. maddedeki durumlar kapsamına giren suçların belirlenmesi ve gerekse de usul ve esasa ilişkin güvencelerin bulunduğu bir yasal sistemin kurulması konusunda takdir yetkisi yasama organına aittir.
200. Bununla birlikte böyle bir kanunun çıkartılmaması anayasal bir boşluk meydana getirmeyecektir. Zira Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulmazlıkların Meclisçe kaldırılması usulünün tüm suçlar yönünden uygulanması mümkündür.
201. Bu itibarla başvurucunun yargılama sırasında milletvekili olması, başvuruya konu olayın dokunulmazlığın istisnalarından birini oluşturması ve Anayasa Mahkemesi kararının bu konudaki anayasal ve yasal belirsizliği ortaya koyması nedeniyle kararın bir örneğinin bilgi için yasama organına gönderilmesi gerektiği değerlendirilmiştir.”
85. Belirli durumlarda Anayasa Mahkemesi, ihlale sebep olan durumları ortadan kaldırmak için devletin alabileceği veya alması gereken tedbirleri belirtmeyi faydalı veya gerekli görebilmektedir. Bununla beraber bazı durumlarda, tespit edilen ihlalin doğası gereği alınması gereken bireysel veya genel tedbirler de bulunabilmektedir.
86. Gergerlioğlu kararında Anayasa Mahkemesi, mahkemelerce yapılması gerekenin, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkını koruyan temel güvencelere sahip, belirliliği ve öngörülebilirliği sağlayan anayasal veya yasal bir düzenleme yapılmadığı müddetçe, başvurucu hakkında TBMM tarafından dokunulmazlığın kaldırıldığına dair karar alınıncaya kadar yargılamada durma kararı verip başvurucunun tahliye edilmesine hükmetmekten ibaret olduğunu ifade etmiştir. Anayasa Mahkemesi kararında genel bir tedbir olarak “anayasal veya yasal bir düzenleme” gereğine dikkat çektikten sonra mevcut sistemde milletvekillerinin dokunulmazlığının ancak TBMM tarafından kaldırılmasının mümkün olduğunu belirtmiş ve özel bir tedbir olarak da böyle bir karar alınıncaya kadar başvurucunun tahliye edilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
87. Anayasa Mahkemesi Gergerlioğlu kararında seçilmiş milletvekillerinin seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarına müdahalenin dayanağı olan Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresi kapsamında ortaya çıkan meseleyi çözümlemiş, yapısal sorunu ortaya koymuştur. Açıktır ki Anayasa Mahkemesinin Gergerlioğlu kararındaki yapısal sorunları ortaya koyan değerlendirmeleri başvuruculara isnat edilen suçlara bağlı değildir ve bu nedenle sonuçları itibariyle objektif niteliği çok daha belirgindir.
88. Anayasa Mahkemesince tespit edilen ihlalin altında yatan sorunları giderme yönünde kamu gücünü kullanan makamlar genel bir yükümlülüğe sahip olmasına karşın Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Anayasa Mahkemesi içtihadına aykırı davranmış, benzer ihlalleri önleme yükümlülüğünü yerine getirmemiş; aksine başvurucunun anayasal haklarını -Anayasa’nın parlamentoya verdiği bir yetkiyi kullanarak- daraltıcı bir şekilde yorumlamak suretiyle ihlal etmiştir.
(8)Nihai Değerlendirmeler
89. İncelenen başvuruda bir ceza davasında tutuklu olarak yargılanmakta iken milletvekili seçilerek yasama dokunulmazlığını kazanan başvurucunun durumunun Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen istisna kapsamında olduğu gerekçesiyle durma kararı verilmeyerek hakkındaki yargılamanın devamına karar verilmiş, tahliye edilmemiş, TBMM’de yemin edememiş ve milletvekilliği görevini fiilen yerine getirememiştir.
90. Yasama dokunulmazlığının sağlanması için yeterli güvencelerin olmadığı bir hukuk düzeninde seçmenini temsil eden ve onların taleplerine dikkat çekerek menfaatlerini savunan halkın seçilmiş temsilcilerinin kendileri için vazgeçilmez olan -başta ifade özgürlüğü ve siyasi faaliyetlere katılma hakkı olmak üzere- çok sayıda temel hak ve özgürlükleri üzerinde ciddi ve caydırıcı bir baskı oluşacak, söz konusu hak ve özgürlüklerden serbestçe yararlanmaları mümkün olmayacaktır (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 128).
91. Oysa milletvekilliği görevi demokratik bir siyasal hayatın bahşettiği üstün bir kamusal yarar ve öneme sahiptir. Tam da bu sebeple milletvekilleri anayasal bir koruma alanına sahip kılınmıştır. Seçilmiş milletvekillerinin ifade özgürlüğüne veya milletvekilliği görevini yerine getirmek için kullandıkları diğer hak ve özgürlüklerine yapılacak Anayasa’ya aykırı müdahaleler halk iradesiyle oluşan siyasal temsil yetkisini ortadan kaldıracak, seçmen iradesinin parlamentoya yansımasını önleyecektir (Mustafa Ali Balbay, § 129; Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 129).
92. Gerek yasama dokunulmazlığını koruma altına alan Anayasa’nın 83. maddesi ve gerekse temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmasını yasaklayan Anayasa’nın 14. maddesi ancak demokrasinin korunması bağlamında ve hak eksenli yorumlandıkları takdirde işlevlerini tam olarak yerine getirebilir. Mahkemeler söz konusu anayasal hükümleri özgürlükler lehine yorumlamadıkları gibi onları böyle bir yorum yapmaya sevk edecek esasa ve usule ilişkin güvencelerin bulunduğu bir yasal sistem de bulunmamaktadır (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 133).
93. Netice olarak eldeki başvuruda da Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan Ömer Faruk Gergerlioğlu kararında varılan sonuçtan ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır. Seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarının korunmasına ilişkin temel güvencelere sahip, belirliliği ve öngörülebilirliği sağlayan anayasal veya yasal bir düzenlemenin bulunmaması nedeniyle başvurucunun Anayasa’nın 67. maddesinde güvence altına alınan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.
Muammer TOPAL, Yıldız SEFERİNOĞLU, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN ve Muhterem İNCE bu görüşe katılmamışlardır.
94. Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı başvurucuya isnat edilen suçlardan tamamen bağımsız, yapısal bir sorundan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle başvurucunun yargılandığı davanın esasına ilişkin bir değerlendirme içermemektedir.
B.Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia Yönünden
1.Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
95. Başvurucu, 25/4/2022 tarihinde verilen mahkûmiyet hükmüyle birlikte tutuklandığını, ancak 14/5/2023 tarihinde milletvekili seçildiğini, TBMM kararı olmadıkça tutuklanamayacağını ve yargılanamayacağını, dolayısıyla Anayasa’nın 83. maddesinin gereği olarak tutukluluk halinin derhal sonlandırılması gerektiğini belirterek Yargıtayca tahliye talebinin reddedilmesinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali olduğunu ileri sürmüştür.
96. Bakanlık, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak, öncelikle sadece seçilme hakkından inceleme yapılması gerektiğini, eğer kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından da inceleme yapılacaksa seçilme hakkı başlığı altında yapılan açıklamaların bu hak için de dikkate alınması gerektiğini, öte yandan başvurucunun mahkûmiyet hükmüne bağlı olarak tutulması nedeniyle bu hak kapsamındaki ihlal iddialarının kabul edilemez olduğunu, ayrıca mahkemenin tutuklamanın devamına karar verirken sonuç ceza miktarını dikkate aldığını, başvurucunun kaçma şüphesinin bulunduğunu da değerlendirerek bu karara hükmettiğini belirtmiştir.
97. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı vermiş olduğu beyanında başvuru formunda ileri sürdüğü ihlal iddialarını yinelemiştir.
2.Değerlendirme
98. Başvurucunun bu başlık altındaki şikâyetleri, mahkûmiyet hükmüyle birlikte verilen tutuklama kararı sonrasında milletvekili seçilmesi ve dolayısıyla yasama dokunulmazlığından yararlanmasına rağmen Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından tutukluluğun devam ettirilmesine yöneliktir. Dolayısıyla bu kısımdaki iddiaların Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.
99. Anayasa’nın “Kişi hürriyeti ve güvenliği” kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ve ikinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
Şekil ve şartları kanunda gösterilen:
Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; … halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz.”
a.Kabul Edilebilirlik Yönünden
100. 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca suç soruşturması veya kovuşturması sırasında “kanunlarda belirtilen koşullar dışında … tutukluluğunun devamına karar verilen” kişilerin maddi ve manevi her türlü zararlarını devletten istemeleri mümkündür. Buna karşılık Yargıtay 3. Ceza Dairesi, başvurucunun yeniden milletvekili seçilmesinin bireysel başvuruya konu dosya bakımından yasama dokunulmazlığından yararlanması sonucunu doğurmadığını kabul etmiş ve tutukluluğu devam ettirmiştir. Yargıtay tarafından yapılan bu değerlendirme sebebiyle 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi uyarınca açılacak davada derece mahkemelerinin başvurucunun milletvekili seçildikten sonra tutukluluğunun devam ettirilmesinin kanuna uygun olmadığı sonucuna varmaları mümkün görünmemektedir. Buna göre anılan başvuru yolunun somut olayın koşullarında başvurucu bakımından etkili ve sonuç almaya elverişli bir hak arama yolu olarak değerlendirilmemesi gerekir (benzer değerlendirmeler için bkz. Kadri Enis Berberoğlu (2), § 103).
101. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b.Esas Yönünden
102. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konulduktan sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).
103. Kişilerin fiziksel hürriyetlerini güvence altına alan Anayasa’nın 19. maddesinin kişi hürriyetinin kısıtlanmasına imkân tanıdığı durumlardan biri de maddenin ikinci fıkrasında “mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi” olarak belirlenmiştir. Bu nedenle yargı organlarınca verilecek mahkûmiyet kararları kapsamında hapis cezasının veya güvenlik tedbirlerinin infaz edilmesi kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal etmez (Tahir Canan (2), B. No: 2013/839, 5/11/2014, § 33).
104. Buna karşılık mahkûmiyet hükmüne bağlı tutmanın hukukiliğini etkileyen bir durum söz konusu olduğunda tutulma hâli “mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi” kapsamında olsa bile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaline sebebiyet verebilir. Özellikle tutmanın önünde doğrudan Anayasa’dan veya kanunlardan kaynaklanan bir engelin bulunduğu (mahkûmiyete konu olan eylemin suç olmaktan çıkarılması, bir cezasızlık hâlinin bulunduğunun anlaşılması, mahkûmiyet hükmünü geçersiz kılan bir kanun değişikliği yapılması gibi) ya da tutmayı sona erdirmeyi zorunlu kılan yargısal bir kararın mevcut olduğu durumlarda özgürlükten yoksun bırakma ile mahkûmiyet kararı arasındaki bağ ortadan kalkar. Bu hâllerde tutmaya devam edilmesi hukuki dayanaktan yoksun bir şekilde özgürlüğün kısıtlanması sonucunu doğurur (Kadri Enis Berberoğlu(3), § 127).
105. Somut olayda başvurucunun Yargıtay 3. Ceza Dairesi önünde temyiz incelemesinde bulunan mahkûmiyet hükmüne bağlı olarak hürriyetinden yoksun bırakıldığı dönemde gerçekleştirilen genel seçimler sonucunda milletvekili seçildiği görülmektedir. Başvurucunun milletvekili seçilmesi halinde Anayasa’nın 83. maddesinde güvence altına alınan yasama dokunulmazlığından yararlanıp yararlanmayacağı meselesi, hükme bağlı tutmanın hukukiliğini doğrudan etkileyen bir durumdur (Mehmet İlker Başbuğ, B. No: 2014/912, 6/3/2014, §§ 78-86).
106. Anayasa Mahkemesi, Ömer Faruk Gergerlioğlu kararında olduğu gibi eldeki başvuruda da başvurucunun seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkını koruyan temel güvencelere sahip, belirliliği ve öngörülebilirliği sağlayan anayasal veya yasal bir düzenlemenin bulunmaması nedeniyle seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır. Bir kimsenin milletvekili seçildikten sonra yargılanıp yargılanmayacağı meselesi ile tutuklanıp tutuklanamayacağı meselesi aynı niteliğe sahiptir. Bu sebeple seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı yönünden yapılan tüm tespit ve değerlendirmeler kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı yönünden de geçerlidir.
107. Buna göre, başvurucunun 14/5/2023 tarihinde yapılan genel seçimlerde milletvekili seçilmesi nedeniyle -seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkını koruyan temel güvencelere sahip, belirliliği ve öngörülebilirliği sağlayan anayasal veya yasal bir düzenleme yapılmadığı müddetçe- yasama dokunulmazlığından yararlanmaya başladığı açıktır. Bu durumda başvurucunun tahliye talebine rağmen tutulmaya devam ettirilmesinin Anayasa’nın 83. maddesiyle bağdaşmadığının kabulü gerekir.
108. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 19. maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
Muammer TOPAL, Yıldız SEFERİNOĞLU, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN ve Muhterem İNCE bu görüşe katılmamışlardır.
C.Diğer İhlal İddiaları
109. Başvurucunun seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden, tutukluluk haliyle ilgili olarak Yargıtay tarafından kırkdört gün sonra karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki diğer şikâyeti hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
D.Giderim
110. Başvurucu; ihlalin tespit edilerek yargılamada durma kararı verilmesini, tahliyesine karar verilmesini ve 50.000TL manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir.
111. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).
112. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
113. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), § 57).
114. Ayrıca Anayasa Mahkemesince yeniden yargılamaya hükmedilen hâllerde derece mahkemesinin yeniden yargılamaya karar vermesi için lehine ihlal kararı verilenin ya da ilgili başka kişi veya kişilerin talepte bulunması gerekmemektedir. Derece mahkemesi, Anayasa Mahkemesi kararı kendisine ulaşır ulaşmaz -ilgili usul kanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak- taraflarca başvuru yapılmasını beklemeksizin yeniden yargılama yapmak yükümlülüğündedir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının gereği olarak yeniden yargılama yapılacak hâllerde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak bir kabule değerlik incelemesi aşaması da bulunmamaktadır (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), § 58).
115. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken şey, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı gereğince yeniden yargılamaya başladığına dair karar almaktır. Esasen derece mahkemesinin yeniden yargılama yapılması yönünde karar almasıyla birlikte bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği Anayasa Mahkemesince tespit edilen önceki kararı kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Mahkeme sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), § 59).
116. İncelenen başvuruda yasama dokunulmazlığına rağmen hükümle birlikte uygulanan tutukluluğun sürdürülmesi sebebiyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; tutukluluğun sürdürülmesi, yargılamaya devam olunması nedenleriyle de seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararlarından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
117. Başvurucu yargılandığı dava kapsamında bireysel başvuru anında tutuklu statüsünde iken mahkûmiyet hükmünün onanmasıyla hükümlü haline gelmiştir (bkz. §12). Bu durumda başvurucu milletvekili seçildiği halde tutuklu yargılanmaya devam edilmiş ve hakkındaki mahkûmiyet hükmü de onanmıştır. Buna göre Anayasa Mahkemesince başvurucu hakkında tespit edilen hak ihlallerinin sonlandırılmasına ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yönelik olarak;
i. Yeniden yargılama işlemlerine başlanması,
ii. Mahkûmiyet hükmünün infazının durdurulması ve ceza infaz kurumundan tahliyesinin sağlanması,
iii. Başvurucunun hükümlü statüsünün sona erdirilmesi,
iv. Yeniden yapılacak yargılamada durma kararı verilmesi
işlemlerinin yerine getirilmesi zorunludur (Kadri Enis Berberoğlu (3), §§ 140; ayrıca aynı kararın Anayasa Mahkemesi İhlal Kararlarının Gereğinin Yerine Getirilmesi Usulü başlığı altındaki ayrıntılı değerlendirmeler için bkz. §§ 93-100).
118. Bu amaçla iş bu kararın ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
119. Ayrıca eski hâle getirme kuralı çerçevesinde başvurucuya manevi zararları karşılığında taleple bağlı kalınarak net 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI.HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
2. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. 1. Anayasa’nın 67. maddesinde güvence altına alınan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Muammer TOPAL, Yıldız SEFERİNOĞLU, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN ve Muhterem İNCE’nin karşı oyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2. Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Muammer TOPAL, Yıldız SEFERİNOĞLU, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN ve Muhterem İNCE’nin karşı oyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK BULUNMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,
D. Kararın bir örneğinin hak ihlallerinin ortadan kaldırılması için başvurucunun yeniden yargılanmasına başlanması, mahkûmiyet hükmünün infazının durdurulması, ceza infaz kurumundan tahliyesinin sağlanması ve yeniden yapılacak yargılamada durma kararı verilmesi şeklindeki işlemlerin yerine getirilmesi için İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2021/178) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
F. 2.220,60 TL harç ve 18.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 21.020,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 25/10/2023 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY
Başvurucu Şerafettin Can Atalay’ın seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin çoğunluk görüşüne, Anayasa Mahkemesi’nin 2019/10634 Başvuru Sayılı ve 01/07/2021 tarihli Ömer Faruk Gergerlioğlu kararına eklenen “Farklı Gerekçe” ve 2018/26689 Başvuru Sayılı ve 07/04/2022 tarihli Leyla Güven kararının ekinde yer alan “Karşı Oy” muhtevasında dile getirilen görüşler çerçevesinde, iştirak edilmemiştir.
Üye
Muammer TOPAL
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
Üye
Basri BAĞCI
Üye
İrfan FİDAN
KARŞIOY
Bu kararda tartışılan temel anayasal sorun ile aynı mahiyetteki sorunun tartışıldığı Leyla Güven ([GK], B. No: 2018/26689, 7/4/2022) kararında karşı oy kullanan üyelerin karşı oylarında belirttikleri gerekçelerle Mahkememiz çoğunluğunun tespit ettiği ihlal sonucuna katılmıyorum.
5 Aralık – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
1782
Martin Van Buren (d. 5 Aralık 1782 – ö. 24 Temmuz 1862) Amerika Birleşik Devletleri’nin 8. başkanıdır. 4 Mart 1837’den 4 Mart 1841’e kadar başkanlık görevini yürütmüştür. Başkanlık görevinden önce ABD’nin 8. başkan yardımcısı ve 10. Dışişleri Bakanı olarak görev yapmıştır. Amerika Birleşik Devletleri’nin İngiliz asıllı olmayan ilk başkanıdır. Aslen Hollandalı olan Van Buren, aynı zamanda, Amerikan Devrimi’nin ardından Amerikan vatandaşı unvanıyla dünyaya gelen ilk devlet başkanıdır. Amerika Birleşik Devletleri tarihinde, Thomas Jefferson ile birlikte başkan, başkan yardımcısı ve dışişleri bakanı olarak hizmet vermiş iki başkandan birisidir.
1894
Güney Afrikalı hukukçu ve 1961 ile 1967 yılları arasında devlet başkanlığı yapan Charles Robberts Swart dünyaya geldi. (Doğumu: 5 Aralık 1894- Ölümü: 16 Temmuz 1982)
1920
TBMM’de Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Grubu kuruldu. Mustafa Kemal Grup Başkanlığına seçildi
1921
23 Ocak 1912-23 Temmuz 1912 tarihlerinde Şura-yı Devlet Reisliği yapan Said Halim Paşa, yaşamını yitirdi. (19 Şubat 1864, Kahire-5 Aralık 1921, Roma)
1921
Britanya İmparatorluğu, İrlanda devrimci grubu Sinn Fein ile anlaşmaya vardı ve İrlanda bağımsız bir devlet oldu.
1921
5 Aralık 1921 tarihinde çıkarılan Genel Af Kanunu ile Fransızların tahliye ettiği işgal bölgelerinde işlenmiş bütün suçların affedildiği TBMM tarafından kabul ve ilan edilmiştir. Kanun, 168 nolu Aff-ı Umumi Hakkında Kanun adını taşımaktadır. 20 Ekim 1921 tarihinde Fransızlarla imzalanan Ankara Anlaşmasının (İtilafnamesinin) beşinci maddesince öngörülen ve Fransızlar tarafından tahliye edilen bölgede genel af ilan edilmesi şartını yerine getirmek amacıyla çıkarılmıştır. Diplomatik ilişkiler sonucunda öngörülen bir siyasi aftır.
1927
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Vaşington Büyükelçisi, Ahmet Muhtar Mollaoğlu güven mektubunu sundu.
1927
Cumhuriyet döneminin ilk kâğıt paraları tedavüle çıkarıldı. 1, 5, 10, 50, 100, 500 ve 1000 liralık olmak üzere 7 ayrı değerde çıkarılan banknotlar eski Türkçe ve Fransızca bastırıldı.
1933
ABD’de 14 yıldır devam eden içki yasağı kalktı. 1920 ile 1933 yılları arasında alkollü içeceklerin üretilmesi, satılması ve taşınması yasaklanmıştı.
1934
Kadın Hakları Günü
Türkiye’de kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanıyan kanun kabul edildi. 5 Aralık 1934 yılında 1924 Anayasasında ve Seçim Kanununda yapılan yasa değişikliği ile kadınların ilk kez oy kullanmasının ve aday olabilmesinin önü açıldı, yürürlüğe giren son yasayla Teşkilat-ı Esasiye Kanununun 10 ve 11. maddeleri değiştirilerek kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı. Türkiye, Fransa’dan Fransa ve İtalya’dan 11, Romanya’dan 12, Bulgaristan’dan 13, Belçika’dan 14, İsviçre’den ise 36 yıl önce kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıdı. Türkiye’de kadınların katıldığı ilk genel seçimler, 8 Şubat 1935 yılında yapılan TBMM 5. dönem seçimleridir. Bu seçimlerde 17 kadın milletvekili TBMM’ye girmiştir.
Bektaşi Şeyhi Sırrı Baba, Bakanlar Kurulu kararıyla sınır dışı edildi.
1951
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) kuruldu. İlk kuruluş adı “Geçici Hükümetlerarası Göçmen Komitesi” idi.
5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 5 Aralık 1951’de kabul edildi. Resmi Gazetenin 7931. sayısında 13 Aralık 1951’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.
1957
Sukarno, tüm Hollandalıları Endonezya’dan sınır dışı etti
1963
Arjantinli savcı Natalio Alberto Nisman dünyaya geldi. (Doğumu: 5 Aralık 1963- Ölümü: 18 Ocak) Buenos Aires Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu ve Ulusal Mahkemeler Adliyesi’nde hukuk katibi olarak görev yaptı. Daha sonra Buenos Aires ilçe banliyösüne savcı olarak atandı. 2004’te AMIA bombalama soruşturmasından sorumlu Özel Savcı oldu. 2006’da Nisman, İran hükümetini AMIA bombalama eylemini yönetmek ve Hizbullah milislerini bunu gerçekleştirmekle resmen suçladı. 18 Ocak 2015’te yaşamını yitirdi.
1972
Milli Eğitim Bakanı Sabahattin Özbek: “12 Mart 1971 muhtırasından bu yana soruşturma açılan-ceza verilen 848 öğretmenin 767’si aşırı solcu, 81’i aşırı sağcıdır”.
1978
Sovyetler Birliği, Afganistan ile 20 yıllık dostluk anlaşması imzaladı.
1986
Pınar Kür’ün “Bitmeyen Aşk” adlı romanı “müstehcenlik” gerekçesiyle toplatıldı.
1978
İlerici Kadınlar Derneği (İKD), kamu kurumlarında kreş-çocuk yuvaları açılması için Meclis’e 60 bin imzalı dilekçe verdi.
1987
Türkiye İşçi Partisi (TİP) genel Sekreteri Nihat Sargın ve Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Nabi Yağcı (Haydar Kutlu) tutuklandı. 1987- 16 Kasım’da TBKP’yi kurmak için Türkiye’ye dönüşte havaalanında gözaltına alınan TKP Genel Sekreteri Haydar Kutlu (Nabi Yağcı) ile TİP Genel Sekreteri Nihat Sargın DGM’ce tutuklandı. Kutlu ve Sargın cezaevine götürülürken “işkence gördük” diye seslendi.
1989
6 yıldır görev yapan Cumhurbaşkanlığı Konseyi’nin görevi sonlandı. 12 Eylül 1980’darbesinin ardından 5 kuvvet komutanının yönetiminde faaliyet gösteren Milli Güvenlik Konseyi, 6 Aralık 1983’den itibaren Cumhurbaşkanlığı Konseyi ismiyle göreve devam etmişti.
1995
MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş, “Cumhuriyetimizin ilk dönemlerinde olduğu gibi ezan Türkçe okunsun” diyen eski Devlet Güvenlik Mahkemesi başsavcısı Nusret Demiral’ın istifasını istedi.
1997
16 Mart 1978 Katliamı davasına bakan avukatlar “yargı yolunun tıkandığı” gerekçesiyle çekilme kararı aldı. Avukatlar, Emniyet’in katliamda sorumluluğu olan polisler hakkındaki evrakı yok etmesi, MİT’in bilgi vermemesi ve dava açması vb. engellemeleri gerekçe olarak sundu.
1997
Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofisinin Genel Kurulu 5 Aralık 1997 tarihinde Buenos Aires’de (Arjantin) gerçekleştirdiği oturumunda, COMEX 2/97 sayılı Karara bağlı olarak, Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofısi’nin yeni uluslararası ortama uyumunu sağlamaya karar vermiştir. https://hukukansiklopedisi.com/uluslararasi-bag-ve-sarap-orgutunun-kurulus-anlasmasi/
1998
Galatasaray Lisesi önünde 15 haftadır polisçe engellenen Cumartesi Anneleri 196.buluşmalarını İHD İst.Şubesi önünde gerçekleştirdi.
2001
Çocukların Korunması ve Ülkelerarası Evlat Edinme Konusunda İşbirliğine Dair Sözleşme, 29 Mayıs 1993 günü Lahey’de düzenlenmiştir. (The Convention of 29 May 1993 on Protection of Children and Co-operation in Respect of Intercountry Adoption) Türkiye, 5 Aralık 2001 tarihinde sözleşmeyi imzalamış, 5049 Sayılı Yasa ile 14 Ocak 2004 tarihinde sözleşme kabul edilmiş, onay işlemi 27 Mayıs 2004 tarihinde gerçekleşmiştir.
2011
Vicdani reddin temel bir insan hakkı olarak tanınması için, vicdani retçi Mehmet Tarhan’ın girişimiyle kampanya başlatıldı.
2012
“Tıp öğrencileri davası”nda 13’ü tutuklu 43 üniversite öğrencisinin “terör örgütü üyeliği”nden yargılanmasına başlandı. 6 aydır tutuklu olan 13 öğrenci tahliye edildi.
2013
Nelson Mandela Aramızdan Ayrıldı
Güney Afrika’nın efsanevi lideri Nelson Mandela, 95 yaşında hayata gözlerini yumdu. Irkçı beyaz rejim tarafından 1962’de ömür boyu hapse mahkûm edildi, yürütülen etkin kampanyalar sonucu 1990’da salıverildi. 1994’de ırk ayrımını sonlandıran seçimlerde ANC’nin başında devlet başkanı seçildi.Nelson Rolihlahla Mandela ya da kabile adıyla Madiba (18 Temmuz 1918 – 5 Aralık 2013), Güney Afrikalı Anti Apartheid (ayrımcılık karşıtı) aktivist ve Güney Afrika Cumhuriyeti’nin ilk siyahî devlet başkanı. 1994’te ilk defa tüm halkın katıldığı seçimlerde devlet başkanı seçilmiştir. Yönetimi, Apartheid’ın mirasının dağılmasına, ırkçılığı engellemeye, fakirlik ve eşitsizliğe odaklanmıştır. Siyasi görüş olarak Demokratik Sosyalist olan Mandela, Afrika Ulusal Konseyi siyasi partisinde 1990’dan 1999’a kadar parti başkanlığı yapmıştır.
2013
“2013 Yılı Uluslararası Basın Özgürlüğü Ödülü”nü Toronto’da törenle teslim aldı. Ödül’ün Eritre’li üç gazeteciyle birlikte Ahmet Şık’a verilmesine karar verilmişti.
2017
Halk oyunları yarışması için Macaristan’a giden 16 kişilik ekipten 11’i iltica etti. Türkiye’ye 5 kişi döndü.
2021
Derya Tuna, Asena, Perihan Savaş ve Yıldız Tilbe gibi pek çok kadına sözlü ve fiziksel şiddet uygulayan Tatlıses’e, 47.Altın Kelebek Ödülleri töreninde, ‘Yaşam Boyu Onur Ödülü’ verilmesi kadın örgütleri tarafından protesto edildi. Ödülün, 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü’ne denk gelmesi ayrıca eleştirildi.
2021
Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanlığına, 348 delegeden 182’sinin oyunu alan Ankara Barosu Başkanı Ramiz Erinç Sağkan seçildi.
2021
Amerikalı siyasetçi ve avukat Bob Dole(Robert Joseph “Bob” Dole ) yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1923 Ölümü: 5 Aralık 2021) 1969’dan 1996’ya kadar ABD Senatosu’nda Kansas’ı temsil etti. Görev süresinin son 11 yılı boyunca Amerika Birleşik Devletleri Senatosunun Cumhuriyetçi Parti Lideri olarak çoğunluk grubunu temsil etti. Senatoda geçirdiği 27 yıldan önce, 1961’den 1969’a kadar ABD Temsilciler Meclisi’nde görev yaptı. Dole, aynı zamanda 1996 seçimlerinde Cumhuriyetçi başkan adayı ve 1976 seçimlerinde başkan yardımcısı adayıydı.
2024
23. Asliye Hukuk Mahkemesi, Rasim Ozan Kütahyalı’nın, Ekrem İmamoğlu’na 60 bin lira tazminat ödemesine hükmetti. Rasim Ozan Kütahyalı, katıldığı canlı yayında 31 Mart’ta yapılan yerel seçimlere ilişkin değerlendirmelerde bulunurken İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile ilgili söyledikleri, “Risk alarak söylüyorum her türlü şerefsizliği yapıyorsun. Adam satın alma, adam kayırma, ona buna paralar dağıtma” ifadelerini kullanmıştı.
2024
Nasuh Mahruki ve İsrail Protestocularına Tahliye
YSK’ye ilişkin paylaşımları nedeniyle 20 Kasım’da tutuklanan Nasuh Mahruki hakkında nöbetçi mahkeme tahliye kararı verdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı protesto ettikleri için tutuklanan kadınların ‘cezaevine girişleri sırasında başörtülerinin kesilmesi’ olayıyla ilgili üç infaz koruma memuru görevden uzaklaştırıldı.
2024
GazeteciAyşenur Arslan hakkında, 2 Ekim 2023’te Halk TV’deki programda, Meclis açılışı sırasında İçişleri Bakanlığına yapılan terör saldırısıyla ilgili haberi yorumlarken kullandığı ifadeler nedeni ile dava açıldı.Arslan’a ‘terör örgütü PKK propagandası yapmak’ suçlaması yöneltildi. Hakkında 1 yıldan 7,5 yıla kadar hapis cezası talep edilen Arslan, önümüzdeki günlerde İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde hakim karşısına çıkacak.
Uluslararası Bağ ve Şarap Örgütünün Kuruluş Anlaşması (Agreement establishing the International Organisation of Vine and Wine), 3 Nisan 2001 tarihinde imzalanmış, bu anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle birlikte de 1 Ocak 2004 itibarıyla Uluslararası Bağ ve Şarap Örgütü resmî olarak faaliyete geçmiştir. 1924 yılında kurulan Dünya Bağ ve Şarap Ofisi’nin yerini, 3 Nisan 2001 tarihli anlaşma ile kurulan Dünya Bağ ve Şarap Örgütü (OIV) almıştır.
Sözleşme, Türkiye Cumhuriyeti adına 2 Temmuz 2001 tarihinde Paris’te imzalanmıştır.
OIV; üzüm, şarap, şarap bazlı içecekler, sofralık üzüm, kuru üzüm ve diğer asma tabanlı ürünler ile ilgili işlerde yeterlilikleri tanınmış bilimsel ve teknik nitelikte uluslararası bir kuruluştur.
Amaçları:
Dünya Bağ ve Şarap Örgütü’nün kendi yetkisi çerçevesinde amaçları şu şekildedir;
Bağcılık ve şarap sektöründeki üreticilerin, tüketicilerin ve diğer paydaşların ilgilerini dikkate alarak üyelerini bilgilendirmek,
Özellikle standardizasyon çalışmaları yürüten hem devletlerarası hem de sivil toplum kuruluşları gibi uluslararası kuruluşlara yardımcı olmak,
Mevcut uygulama ve standartların uluslararası uyumlaştırılmasına katkıda bulunmak ve gerektiğinde bağ ve şarap ürünlerinin pazarlama ve üretim koşullarını geliştirmek amacıyla yeni uluslararası standartların hazırlanması ve tüketicilerin çıkarlarının dikkate alınmasını sağlamak.
Bu hedeflere ulaşmak için, Dünya Bağ ve Şarap Örgütü’nün faaliyetleri aşağıdaki şekildedir:
Bilimsel araştırma ve deneylere rehberlik ve teşvik etmek,
Üyeleri ile irtibat halinde özellikle üzüm üretimi, şarapçılık uygulamaları, ürünlerin tanımı ve/veya tanımlanması etiketleme ve pazarlama koşulları, asma ürünlerinin incelenmesi ve değerlendirilmesi alanlarında bu önerilerin uygulanmasını izlemek ve öneriler hazırlamak,
Özellikle tüketiciler açısından bağ ve şarap üretim alanlarında ve ilgili orijin isimlerinde asma ürünlerinin orijinalliğinin garanti edilmesi, yeni bağcılık ve şarapçılık bitki varyetelerinin tanınması ve korunması için teknik ve bilimsel kriterlerin geliştirilmesi ile ilgili bütün önerilerin üyelerine sunulması,
Üyeleri veya ilgili olduğu yerde düzenlemelerin uyumlaştırılması ve kabulünün teşviki, faaliyet alanına giren uygulamaların karşılıklı tanınmasını kolaylaştırmak,
Tüketicilerin sağlığının korunmasına ve gıda güvenilirliğinin sağlanmasına katkıda bulunmak.
Yönetim Organları:
OIV’de en yetkili organ Genel Kurul’dur ve yılda bir kez toplanmaktadır. Üye devletler Genel Kurul’da delegeler tarafından temsil edilmektedir. Her ülkenin temel iki oy hakkına, Dünya bağ ve şarap sektöründeki görece pozisyonunu belirleyen objektif kriterlerden hesaplanacak ilave oy sayısı eklenmektedir. Kararlar oybirliği ile alınmaktadır.
Genel Kurul dışında, İcra Komitesi, Bilimsel ve Teknik Komite, İzleme Komitesi, Komisyonlar, Alt Komisyonlar ve Uzman Grupları mevcuttur. OIV’de Başkan ve Başkan Yardımcılarının yanı sıra örgütün iç idaresinden sorumlu bir de Genel Direktör görev yapmaktadır.
OIV, etkinliklerini Genel Kurul tarafından onaylanan bir stratejik plan çerçevesinde Bilimsel ve Teknik Komitenin eşgüdümünde diğer organları aracılığıyla yürütmektedir. Söz konusu Komite, bağcılık, önoloji (şarap bilimi) ve ekonomi olmak üzere üç ana başlık altında etkinliklerini sürdürmekte, bu konuda veri toplama, yayınlama, değerlendirme, tanım yapma ve standart oluşturma çalışmaları yapmaktadır. Komisyon ve alt komisyonlar, özellikle şarapçılık konusunda pek çok uluslararası normun belirlenmesi ve kontrol çalışmalarında etkin rol üstlenmektedirler.
Örgüt, tüm dünya devletlerinin katılımına açık olup, başvuran devletin üyeliği 6 ay içinde üye ülkelerin çoğunluğu tarafından karşı çıkılmadığı sürece kabul edilmektedir.
Halihazırda örgütün 44 üyesi vardır. Örgüte, gözlemci olarak devletler, bölgeler ve konuyla ilgili örgütler üye olabilmektedir.
OIV uluslararası planda pek çok örgüt ile eşgüdüm veya işbirliği içinde çalışmakta, bağcılık ve şarap alanında diğer örgütlerin çalışmalarına önemli katkılarda bulunmaktadır.
Bunların başında Avrupa Birliği Komisyonu gelmektedir. OIV’nin analiz yöntemleri AB mevzuatına olduğu gibi alınmaktadır, Önolojik (şarap bilimine ilişkin) uygulamalar için de aynı yönde bir proje mevcuttur. Ayrıca şarap yapımı için kullanılan türlerin listesi konusunda da işbirliği sağlanmıştır.
OIV, Codex Alimentarius ile sofra üzümleri normu, FAO (Gıda ve Tarım Örgütü) ile dünya bağ istatistikleri, MAYZEM (Milletlerarası Akdeniz Yüksek Zirai Etüdler Merkezi) ile Akdeniz Havzasının kartografisinin çıkarılması, UPOV (Yeni Bitki Türleri Koruma Birliği) ile asma türleri betimleme kodu hakkında ortak çalışmalar yürütmektedir.
Bunların yanında, işbirliği yaptığı diğer kuruluşlar arasında Uluslararası Şarap ve İspirtolu İçkiler Federasyonu (FİVS), Avrupa Şarapçılık Bölgeler Kurulu (AREV), Uluslararası Şarap Üniversitesi Derneği (AUİV), Uluslararası Şarapçılık Birliği (UİOE), AMORİM Uluslararası Akademisi, Avrupa Şarapçılık ve Bağcılık Hukukçuları Derneği
(AİDV) sayılabilir.
Türkiye ile İlişkileri:
Türkiye 1940 yılında o zamanki adıyla Uluslararası Şarapçılık Ofisi’ne üye olmak için başvurmuş ve 1946 yılında üye olmuştur. 1961 yılında kendi isteği ile çekilmiş ve 1976 yılında yeniden üye olmuş, 3 Nisan 2001 tarihli OIV Kurucu Anlaşmasını 15 Mart 2005 tarihinde onaylamıştır.
Türkiye Dünya üzüm üretiminde 6’ncı, çekirdeksiz kuru üzüm üretiminde ise 2. sırada bulunmakta olup, 1200 üzüm çeşidini içeren üretim alanı ile çok zengin asma gen potansiyeline sahip önemli bir üzüm üreticisi ülkedir.
Türkiye’deki bağ alanlarının % 38’inin, toplam üzüm üretiminin % 40’ının, çekirdeksiz kuru üzüm üretiminin büyük bölümü ile şaraplık üzümün % 20’sinin Ege Bölgesinde üretilmekte olup, sofralık ve çekirdeksiz kuru üzüm üretiminde dünyada söz sahibi ülkelerden biridir.
35. Dünya Bağ ve Şarap Kongresi ve 10. Genel Kurulu Sayın Bakanımızın himayelerinde, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (TAPDK) ev sahipliğinde 18–22 Haziran 2012 tarihleri arasında 45 ülkeden 300 bilim insanının katılımıyla İzmir’de gerçekleştirilmiştir. OIV 10. Genel Kurulu’nda Claudia Ines Quini 3 yıllık dönem için OIV Başkanlığına seçilmiştir. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Altındişli, Uluslararası Bağ ve Şarap Örgütü (OIV) Sofralık Üzüm, Kuru Üzüm ve Fermente Olmamış Üzüm Ürünleri Komisyonu Başkanlığı’na seçilmişlerdir.
Kanun Gerekçesi:
İspanya, Fransa, Yunanistan, Macaristan, İtalya, Lüksemburg, Portekiz ve Tunus Hükümetleri, 29 Kasım 1924 tarihinde Uluslararası Şarapçılık Ofisini (OIV) kurmuşlardır. OIV, bağ ve şarapla ilgilenen ülkelerin işbirliği sonucu oluşturulmuş, yalnızca devletlerin üye olabildiği bir kuruluştur. Kuruluş, 4 Eylül 1958 tarihinde o zamanki üye ülkelerin kararıyla “Uluslararası Bağcılık ve Şarapçılık Ofisi” ismini almıştır. Ofis, halen kırk beş ülkeden oluşmaktadır. Türkiye, 18 Eylül 1975 tarih ve 7/10738 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla üye olmuştur. Buenos Aires’te 5 Aralık 1997 tarihinde düzenlenen Genel Kurul Toplantısında, ofis, görevlerinin yeni uluslararası anlayışa uygun olarak düzenlenmesi gereksinimiyle, yeniden yapılanma kararı almaştır. Bu çerçevede, dünya bağcılık-şarapçılık sektörünün geleceğini güvenceye almak ve eksiklikleri gidermek amacıyla, kuruluş bünyesinde, çalışma kuralları, mevzuat, bütçe, insan kaynaklan yönetimi vb. konularda tadilat yapılması gerekmiştir. Yukarıda anılan düzenlemenin 7 nci maddesi gereğince Fransız Hükümeti, 36 üye ülkenin talebiyle Paris’te 14, 15, 22 Haziran 2000 ve 3 Nisan 2001 tarihlerinde Üye Ülkeler Konferansı düzenlemiştir. Bu toplantılarda yeniden yapılanma yasal düzenlemesi oluşturulmuş ve eski tüzüğün yürürlükten kaldırılarak, yeni Kurucu Anlaşmasının onun yerine geçmesi kararlaştırılmıştır. OIV, üye devletlerin ortak çıkarlarının korunması ve düzenlenmesi amacıyla genel politikalar oluşturulup, uygulanmasını hedeflemektedir. Dünyada bağ alanı bakımından 5 inci sırada gelen, önemli bir yaş, kuru üzüm ve şarap üreticisi olan ülkemizin, anılan organizasyonda etkin olarak yer almasının yararlı olacağı düşünülmektedir.
ULUSLARARASI BAĞ VE ŞARAP ÖRGÜTÜNÜN (UBŞÖ) KURULUŞ ANLAŞMASI Giriş
29 Kasını 1924 tarihinde yapılan bir uluslararası Anlaşma ile ispanya, Fransa, Yunanistan, İtalya, Lüksemburg, Portekiz ve Tunus Hükümetleri bir Uluslararası Şarap Ofisi oluşturmak üzere bir araya gelmişlerdir.
4 Eylül 1958 tarihinde üye ülkelerin kararı ile, ofis adım, Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofisi olarak değiştirmiştir. Bu hükümetierarası kuruluşun 3 Nisan 2001 tarihi itibariyle 45 üye ülkesi bulunmaktadır.
Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofisinin Genel Kurulu 5 Aralık 1997 tarihinde Buenos Aires’de (Arjantin) gerçekleştirdiği oturumunda, COMEX 2/97 sayılı Karara bağlı olarak, Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofısi’nin yeni uluslararası ortama uyumunu sağlamaya karar vermiştir. Bu karar, dünya bağcılık ve şarap sektörünün geleceğini garanti altına almak ve zorluklarım aşmak için, ofisin hedeflerinin, insan, malzeme ve bütçe kaynaklarının, mevzuat ve işleyiş kurallarının yeniden uyarlanmasını kapsamaktadır.
Yukarıda bahsi geçen Anlaşma’mn 7. maddesinin uygulanması kapsamında, Fransa Cumhuriyeti, 36 üye ülkenin talebi üzerine, 14,15, 22 Haziran 2000 ve 3 Nisan 2001 tarihlerinde Paris’te üye ülkeler Konferansı gerçekleştirmiştir.
Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofısi’nin üye devletleri, bundan sonra Taraflar olarak anılacaktır, aşağıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır:
Bolum 1 – Amaçlar ve Faaliyetler Madde 1
1. “Uluslararası Bağ ve Şarap Örgütü” (UBŞÖ) bu Anlaşma ile oluşturulmuştur. UBŞÖ, değişik şekliyle 29 Kasım 1924 tarihli Anlaşma ile oluşturulmuş bulunan Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofısi’nin yerine geçecek ve mevcut Anlaşmanın hükümlerine tâbi olacaktır.
2. UBŞÖ’nün amaç ve faaliyetleri 2 nci maddede tanımlanmışta”. UBŞÖ, bağlar, şarap, şarap bazlı içecekler, üzüm, kuru üzüm ve diğer bağ ürünleri konusundaki çalışmaları, uluslararası düzeyde kabul görecek bilimsel ve teknik yetkiye haiz bir hükümetierarası kuruluş olacaktır.
a. üye devletleri, üreticileri, tüketicileri, bağcılık ve şarap ürünleri sektörünün diğer aktörlerini ilgilendiren tedbirlere ilişkin olarak bilgilendirmek;
b. özellikle standardizasyon faaliyetlerini yürüten diğer hükümetierarası ve hükümet dışı uluslararası örgütlere yardım etmek;
c. mevcut uygulama ve standartların uluslararası düzeyde uyumlaştırılmasına ve gerektiğinde, bağcılık ve şarap ürünlerinin üretim ve pazarlama koşullarının iyileştirilmesine yönelik yeni uluslararası standartların hazırlanmasına katkıda bulunmak ve tüketicilerin çıkarlarının dikkate alınmasını sağlamaya yardım etmek.
2. Bu amaçlara ulaşmak için, UBŞÖ şu faaliyetlerde bulunacaktır:
a. üyeler tarafından dile getirilen ihtiyaçların karşılanmasına yönelik bilimsel ve teknik araştırma ve deneyleri teşvik etmek ve yol göstermek, sonuçları değerlendirmek, gerektiğinde kalifiye uzmanlara danışmak ve gerektiğinde sonuçları uygun şekilde dağıtmak;
b. özellikle aşağıdaki alanlarda, önerilere varmak ve üyelerle bağlantılı olarak bu önerilerin uygulanmasını izlemek:
i. üzüm üretim koşulları,
ii. önolojik uygulamalar,
iii. ürünlerin tanımı ve/veya tarifi, etiketleme ve piyasa koşulları;
iv. bağ ürünlerinin analiz ve değerlendirme yöntemleri;
c. üyelerine aşağıdakilerle ilgili öneriler sunmak:
i. özellikle tüketicilere yönelik ve bilhassa etiketlerde bulunan bilgilere ilişkin bağ ürünlerinin
güvenilirliğinin garanti edilmesi,
ii. ticaret ve fikrî mülkiyete ilişkin uluslararası anlaşmalara ters düşmemek şartıyla, coğrafi isimlerle tayin edilmiş olsun ya da olmasın, coğrafî işaretlerin, özellikle bağ ve şarap üretim alanlarının ve ilgili kökeninin korunması, iii. bağcılık bitki çeşitlerinin tanınması ve korunmasına ilişkin bilimsel ve teknik kriterlerin geliştirilmesi;
d. düzenlemelerin üyeler tarafından uyumlaştırılması ve benimsenmesine katkıda bulunmak veya gereğine göre faaliyet alanındaki uygulamaların karşılıklı olarak tanınmasını kolaylaştırmak e. talep üzerine, doğacak masraflar talepte bulunanlar tarafından karşılanmak şartıyla, ülkeler ve kuruluşlar arasında arabuluculuk yapmak
f. şarap sektörü üzerinde önemli ve sürekli etkileri olabilecek bilimsel ve teknik gelişmeleri izlemek. değerlendirmek ve üyeleri zamanında bilgilendirmek;
g. tüketicilerin sağlığının korunmasına yardım etmek ve gıda güvenliğine aşağıdaki yöntemlerle katkıda bulunmak:
i. bağ ürünlerinin spesifik özelliklerini değerlendirmeyi mümkün kılacak şekilde, ihtisaslaşmış bilimsel izleme yoluyla,
ii. uygun beslenme ve sağlık konularında araştırmaların teşvik edilmesi ve yol gösterilmesi yoluyla,
iii. bu araştırmalardan çıkacak bilgilerin, 2 nci maddenin n. paragrafında belirtilen alıcıların dışındaki tıp ve sağlık mesleklerine de ulaştırılması yoluyla;
h. üyeler arasındaki işbirliğinin şu şekilde geliştirilmesi:
i. idarî işbirliği,
ii. spesifik bilgilerin değişimi,
iii. uzmanların değişimi,
iv. özellikle ortak projelerin ve diğer ortak araştırmaların oluşturulmasında yardım ve
uzman danışmanlık sağlama;
i. faaliyetlerinde, her üyenin bağ ürünleri üretim sistemlerinin, şarap, şarap bazlı ve üzüm bazlı içeceklerin yapım yöntemlerinin özelliklerini dikkate almak;
j . bağcılık ve şarap üretimi ile ilgili eğitim ağlarının gelişimine katkıda bulunmak;
k. dünya şarap ve bağcılık üretim mirasının ve tarihî, kültürel, insanî, sosyal ve çevresel yönlerinin tanınmasına ve geliştirilmesine katkıda bulunmak;
1. ticarî nitelik taşımayan ve amacı Kuruluşun yetki alanına giren kamusa! ve özel etkinlikleri himaye altıma almak,
m. sektördeki aktörlerle faaliyetleri kapsamında uygun bir diyalog kurmak ve gerektiğinde onlarla uygun düzenlemeler yapmak;
n. uygun bilgileri toplamak, işlemek ve bu bilgileri aşağıdakilere bildirmek:
i. üyeler ve gözlemciler,
ii. hükümetlerarası ve hükümetdışı diğer uluslararası örgütler,
iii. üreticiler, tüketiciler, bağcılık ve şarap sektöründeki diğer aktörler,
iv. diğer ilgili ülkeler,
v. basın ve kamu;
Bir bilgi ve iletişim kaynağı olarak rolünü kolaylaştırmak için UBŞÖ üyelerinden, muhtemel
faydalanıcılarından ve gerektiğinde uluslararası örgütlerden belli ölçüde bilgi ve veri talep edebilir.
0. yapısının ve çalışma usullerinin etkinliğini düzenli olarak yeniden değerlendirmek.
Bölüm II – Teşkilât Madde 3
1. UBŞÖ’nün organları şunlardır:
a. Genel Kurul;
b. Başkan;
c. Başkan Yardımcıları;
d. Genel Müdür;
e. icra Komitesi;
f. Bilimsel ve Teknik Komite;
g. İzleme Komitesi;
h. Komisyonlar, alt komisyonlar ve uzman grupları;
i. Sekreterya.
2. UBŞÖ’ye üye devletler, kendi seçtiği delegelerle temsil edilecektir. Genel Kurul UBŞÖ’nün tüm üyelerinin temsil edileceği bir organ olacak ve üyeler tarafından atanmış delegelerden oluşacaktır. Genel Kurul bazı yetkilerini, üye başına bir delegeden oluşan icra Komitesine devredebilir. İcra Komitesi, bazı olağan idarî yetkilerini, UBŞÖ’nün Başkanı, Başkan Yardımcıları ve UBŞÖ Komisyonlarının ve Alt Komisyonlarının Başkanlarından oluşan UBŞÖ İzleme Komitesine devredebilir. Başkan, birinci Başkan Yardımcısı ve Komisyon Başkanları farklı uyruklardan olacaktır.
3.UBŞÖ bilimsel faaliyetlerini Genel Kurul tarafından onaylanan bir stratejik plan çerçevesinde, Bilimsel ve Teknik Komitenin koordinasyonunda, uzman gruplar, alt komisyonlar ve komisyonlar aracılığıyla yürütecektir.
4. Genel Müdür UBŞÖ’nün iç idaresinden, personelin işe alınması ve yönetiminden sorumlu olacaktır. İşe alınma mevzuatı mümkün olduğu ölçüde kuruluşun uluslararası karakterine uygun olacaktır.
5. UBŞÖ’de gözlemciler de yer alabilir. Gözlemciler, sadece işbu Anlaşma ve İç Tüzük hükümleri ile kendilerini bağlı sayacaklarını yazılı olarak bildirmelerinin akabinde kabul edileceklerdir.
6. Kuruluşun merkezi Paris’te (Fransa) olacaktır.
Bölüm III – Oy Hakkı Madde 4
Her üye devlet delege sayışım belirleyecek; ancak iki temel oya ve ilaveten, gerektiğinde, işbu Anlaşmanın ayrılmaz parçalarım teşkil eden 1 inci ve 2 nci eklerinde yer alan her üye ülkenin bağcılık ve şarap sektöründeki göreceli pozisyonunu belirleyen objektif kriterlerden hesaplanacak ilave oy sayısına sahip olacaktır. Bu iki rakamın toplamı, ağırlıklı oyların sayısını oluşturacaktır. Her üye bağcılık ve şarap sektöründeki durumunu belirleyen katsayı, 1 inci ekteki hükümlere uygun bir şekilde düzenli olarak güncelleştirilecektir.
Bölüm IV – Çalışma Yöntemleri, Karar Alma Süreci Madde 5
1. Genel Kurul UBŞÖ’nün üst organı olacaktır. Genel Kurul UBŞÖ’nün teşkilâtı ve çalışması ile ilgili düzenlemeleri tartışarak kabul edecek ve genel, bilimsel, teknik, ekonomik ve yasal nitelikli Komisyonların ve Alt Komisyonların oluşturulması ve sona erdirilmesine ilişkin karar taslaklarını hazırlayacaktır. Mevcut ödeneklerin sınırları içinde gelir ve masraflara ilişkin bütçeye karar verecek, hesapları denetleyecek ve onaylayacaktır. Genel Kurul UBŞÖ’nün uluslararası örgütlerle yapacağı bağ ve şarap ürünleriyle ilgili işbirliği ve birlikte çalışma protokollerini kabul edecektir.
Genel Kurul yılda bir kez toplanacaktır. Olağanüstü oturumlar UBŞÖ üyelerinin üçte birinin talebi üzerine gerçekleştirilebilir.
2. Oturumlarda çoğunluk, ağırlıklı oyların en az yarısına haiz ülkelerin üçte birinin hazır bulunması ile sağlanır. Bir üye başka bir üye devlet delegasyonu tarafından temsil edilebilir, ancak bir delegasyon birden fazla üye devleti temsil edemez.
3.
a) Genel Kurulun genel, bilimsel, teknik, ekonomik ve yasal nitelikli Komisyonların ve Alt Komisyonların oluşturulması ve sona erdirilmesine ilişkin karar taslaklarını kabul edeceği normal yöntem oydaşma olacaktır. Aym şey, İcra Komitesi bu konulardaki görevlerini yerine getirirken de geçerli olacaktır.
b) Oydaşma UBŞÖ Başkanı’nın, Komisyonların ve Alt Komisyonların veya Genel Müdürün seçiminde gerekmeyecek, bütçe ve üyelerin malî katkılarında uygulanmayacaktır, ilaveten, İç Tüzükte belirlendiği şekilde diğer malî kararlarda da uygulanmayacaktır.
c) Genel Kurul ya da icra Komitesi taslak bir önerge veya karar üzerinde ilk etapta oydaşmaya varamadığı takdirde, Başkan bir sonraki Genel Kurul veya İcra Komitesinden önceki ara döneminde üyelere danışarak görüşleri bir araya getirmek üzere tüm insiyatifî alacaktır. Oydaşma sağlamaya yönelik tüm bu çabalar sonuç vermediği takdirde, Başkan ağırlıklı çoğunluk esasına göre oylama yapacaktır ki bu da bir üyenin bir oyu olduğu temeline dayanarak, mevcut veya temsil edilen üyelerin üçte ikisinin bir fazlasının oyu anlamına gelmektedir. Yine de, bir üyenin ulusal çıkarlarının risk altında olduğunu düşünmesi halinde oylama bir yıl ertelenecektir. Müteakiben, muhalefet, ilgili üyenin Dışişleri Bakanı ya da yetkili siyasi otoritesi tarafından yazılı olarak teyid edilirse, oylama yapılmayacaktır.
4.
a) UBŞö Başkanı, Komisyon ve Alt Komisyon Başkanları ve Genel Müdürü, mevcut ya da temsil edilen üyelerin yarısından bir fazlasının aday için oy vermesi şartıyla, mevcut ya da temsil edilen üyelerin ağırlıklı oylarının üçte ikisinin bir fazlası anlamına gelen ağırlıklı çoğunluk oyuyla seçilecektir. 3u koşullar sağlanamadığı takdirde, en fazla üç ay içinde Genel Kurul olağanüstü toplantıya çağrılır. Duruma göre, mevcut Başkan, Komisyon ve Alt Komisyon Başkanları ve Genel Müdür bu ara dönemde görevlerine devam ederler.
b) UBŞÖ Başkanı, Komisyon ve Alt Komisyon Başkanları üç yıllık dönem için seçilirler. Genel Müdür beş yıllık görev dönemi için seçilir; Genel Müdür kendi seçimiyle aynı koşullar altında ikinci bir beş yıllık dönem için yeniden seçilebilir. Genel Kurul, ağırlıklı çoğunluk ve kendisini seçen üye devletlerin çoğunluğuna dayanarak Genel Müdürü görevden alabilir.
5. Bütçe ve üyelerin malî katkılarıyla ilgili oylamalarda ağırlıklı çoğunluk; mevcut ya da temsil edilen üyelerin ağırlıklı oylarının üçte ikisinin bir fazlası olarak uygulanacaktır. Genel Kurul aynı koşullarda, Genel Müdür ve UBŞÖ Yönetim Komitesinin ortak önerisi üzerine, İcra Komitesi’nin olumlu görüşü ile bir malî denetçi atayacaktır.
6. Resmî diller Fransızca, İspanyolca ve İngilizce olacaktır. Tercüme için gerekli fon işbu Anlaşmanın 2 nci ekine uygun olarak belirlenecektir. Bununla birlikte Genel Kurul, gerekli hallerde, 5 inci maddenin 3.a paragrafında yer alan koşullarda fon miktarını yeni ihtiyaçlara uyarlayabilir. Bir veya daha fazla sayıda üyenin talebi üzerine, diğer diller, özellikle İtalyanca ve Almanca, üyeler arasında iletişimi arttırmak için aynı finansman yöntemlerine uygun olarak ilave edilebilir, önceden, ilgili kullanıcıların, taleplerinden doğacak yeni malî katkıları resmî olarak kabul etmeleri gerekmektedir. Toplam beş dilin üzerinde yeni talepler, Genel Kurula sunulacak ve Genel Kurul kararını 5 inci maddenin 3.a paragrafında belirtilen koşullarda alacaktır. Kuruluşun üyesi olmayan üçüncü kişilerle olabilecek anlaşmazlıklarda referans dil Fransızca olacaktır.
7. UBŞÖ’nün organları açık ve şeffaf bir şekilde görev yapacaktır.
Bölüm V – UBŞÖ’nün Finansmanı Madde 6
1. UBŞÖ’nün her üyesi, her yıl miktarı işbu Anlaşmanın 1 inci ve 2 nci ekindeki hükümlerinin uygulanmasıyla belirlenen ve Genel Kurulca kararlaştırılan bir malî katkı payı ödeyecektir. Genel Kurul, herhangi bir yeni üyenin malî katkısım, işbu Anlaşmanın 1 inci ve 2 nci ekindeki hükümlere göre belirleyecektir.
2. UBŞÖ’nün malî kaynakları her üyenin ve gözlemcinin yıllık zorunlu katkısı ve kendi faaliyetlerinden doğan gelirlerden meydana gelmektedir. Zorunlu ödemeler UBŞÖ’ye ilgili takvim yılı içerisinde yapılacaktır. Bu zamandan sonra, ödemeler gecikmiş sayılacaktır.
3. UBŞÖ’nün malî kaynakları, Genel Kurul tarafından 5 inci maddenin 3.a paragrafına uygun olarak oluşturulacak ve İç Tüzüğe dahil edilecek esaslara uygun olarak yapılmak şartıyla; üyelerin gönüllü katkılarını, kamu, yarı kamu ve özel nitelikli uluslararası ve ulusal kuruluşların bağışlarım, hibeleri, yardımları ve başka şekillerdeki ödemeleri içerebilecektir.
Madde 7
1. Bir üye devlet iki katkı payını ödemezse, bu durumun kesinleşmesini müteakip, bir sonraki İcra Komitesi toplantısı ve Genel Kuruldaki oy hakları ve katılım hakları otomatik olarak durdurulacaktır, İcra Komitesi durumu ayrı ayeı inceleyerek ilgili üyenin hangi koşullar altında durumunu düzeltebileceğini veya Anlaşmayı feshetmiş sayılabileceğini belirleyecektir.
2. Arka arkaya üç katkı payının ödenmemesi durumunda, Genel Müdür durumu ilgili üyeye veya gözlemciye bildirir. Eğer durum üçüncü yılın 31 Aralık gününü takip eden iki yıl boyunca düzeltilmezse, ilgili üye veya gözlemci otomatik olarak ihraç edilir.
Bölüm VI – Uluslararası Hükümetlerarası Örgütlerin Katılımı Madde 8
Uluslararası hükümetlerarası bir örgüt, durumu İcra Komitesinin önerisi üzerine Genel Kurul tarafından incelenmek suretiyle, belirlenen koşullar altında UBŞÖ’ye katılabilir veya üyesi olabilir ve UBŞÖ’nün finansmanına katkıda bulunabilir.
Bölüm VII – Anlaşmanın Değiştirilmesi ve Gözden Geçirilmesi Madde 9
1. Her üye, Genel Müdüre yazılı olarak bildirmek suretiyle işbu Anlaşmaya değişiklik önerisi getirebilir. Genel Müdür bu önerileri tüm Kuruluş üyelerine bildirir. Bildirim tarihinin ardından altı ay içinde üyelerin yarısının bir fazlası öneriye olumlu cevap verirse. Genel Müdür öneriyi bu sürenin ardından toplanan ilk Genel Kurula kabul için sunar. Değişiklikler mevcut veya temsil edilen üyelerin oy birliği ile kabul edilir. Genel Kurul tarafından kabul edilmesinin ardından, değişiklikler üyelerin iç mevzuatında belirtilen kabul, onay, uygun bulma veya katılım sürecine tâbi olacaktır. Değişiklikler kuruluşun üyelerinin üçte ikisinin bir fazlasının kabul, onay, uygun bulma veya katılım teminatı vermesini müteakip 30 gün sonra yürürlüğe girer.
2. Bu Anlaşma, üyelerin üçte ikisinin bir fazlasının bu yönde bir talebi onaylaması halinde gözden geçirilecektir. Bu durumda, Fransa Cumhuriyeti Hükümeti altı ay içinde bir üye devletler konferansı düzenleyecektir. Program ve önerilen gözden geçirme, konferanstan en az iki ay önce üyelere bildirilecektir. Konferans kendi kurallarını belirleyecektir. UBŞÖ’nün Genel Müdürü Genel Sekreter olarak hareket edecektir.
3. Gözden geçirilmiş Anlaşmanın yürürlüğe girmesinden önce, kuruluşun Genel Kurulu mevcut Anlaşmayla ve 10 uncu Maddedeki İç Tüzük ile belirlenmiş koşullarda, işbu Anlaşmaya taraf olan ancak gözden geçirilmiş anlaşma için kabul, onay, uygun bulma veya katılım garantisi vermemiş olan üyelerin, yürürlük sonrası UBŞÖ’nün faaliyetlerine ne ölçüde katılabileceğini belirleyecektir.
Bölüm VIII – İç Tüzük Madde 10
Genel Kurul, işbu Anlaşmanın uygulanmasına ilişkin hüküm ve koşulları belirleyen UBŞÖ’nün iç Tüzüğünü kabul edecektir. Bu kabule kadar, Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofisinin tüzüğü UBŞö için geçerli olacaktır. Bu tüzük, özellikle, önceki maddelerde atıfta bulunulan organların çalışma kurallarını, gözlemcilerin hangi koşullar altında katılabileceğini, mevcut Anlaşmada yapılması önerilen değişikliklerin incelenme koşullarını ve UBŞÖ’nün idarî ve malî yönetimine ilişkin hükümleri belirleyecektir. Ayrıca, belgelerin, özellikle finansman ile ilgili olanların, karar alma sürecinden önce Genel Kurula ve İcra Komitesi’ne bildirimine ilişkin koşullan belirleyecektir.
Bölüm IX – Son Hükümler Madde 11
UBŞÖ’nün tüzel kişiliği bulunacak ve faaliyetlerinin yürütülmesi için gereken yasal yetki her üye devlet tarafından Kuruluşa ayrıca tevdi edilecektir.
Madde 12
İşbu Anlaşmaya çekince koyma imkânı bulunmaktadır. Bu, 5 inci Maddenin 3.a paragrafı hükümleri uyarınca Genel Kurul tarafından kabul edilecektir.
Madde 13
İşbu Anlaşma 31 Temmuz 2001 tarihine kadar Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofisinin bütün üye
devletlerinin imzasına açık kalacaktır. Bu Anlaşma kabul, onay, uygun bulma ve katılıma açık olacaktır.
Madde 14
Bu Anlaşmanın 13. Maddesi kapsamına girmeyen herhangi bir ülke, üye olmak için başvurabilir. Üyelik başvuruları, doğrudan UBŞÖ’ye yapılacak olup, bir kopyası Fransa Cumhuriyeti Hükümetine iletilecek ve Fransa Cumhuriyeti Hükümeti Anlaşmayı imzalayanları ve Anlaşmanın taraflarını başvurulardan haberdar edecektir. UBŞÖ üyelerine üyelik başvuruları ve yapılan gözlemlere ilişkin olarak bilgi verecektir. Üyelerin görüşlerini bildirmek için 6 aylık bir süreleri bulunmaktadır. Başvuru, bildirimi takip eden altı aylık sürenin bitiminde üyelerin çoğunluğu tarafından karşı çıkılmadığı takdirde kabul edilecektir. Saklayıcı makam başvuran ülkeye sonuç hakkında bilgi verecektir. Başvuru kabul edildiği takdirde, ilgili ülkenin katılım belgesinin tevdii için 12 ayı olacaktır. Madde 13’te atıfta bulunulan ancak verilen zaman sınırı içinde bu Anlaşmayı imzalamamış bulunan ülkeler, istedikleri zaman giriş yapabilirler.
Madde 15
Kabul, onay, uygun bulma ve katılım belgeleri Fransa Cumhuriyeti Hükümeti’ne teslim edilecek ve Fransa Cumhuriyeti Hükümeti bunu Anlaşmayı imzalayanlara ve Anlaşmanın taraflarına bildirecektir. Kabul, uygun bulma, onay ve katılım belgeleri Fransa Cumhuriyeti Hükümeti’nin arşivlerinde muhafaza edilecektir.
Madde 16
1. İşbu Anlaşma, otuz birinci kabul, onay, uygun bulma ve katılım belgesinin saklayıcı makama tevdiini takip eden yılın ilk günü yürürlüğe girecektir.
2. Bu tarihten sonra Anlaşmayı kabul eden, onaylayan, uygun bulan veya katılan devletler için bu Anlaşma, ilgili devletin kabul, onay, uygun bulma ve katılım belgesini saklayıcı makama tevdiini takip eden otuzuncu gün yürürlüğe girecektir.
3. Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofisinin Genel Kurulu, 29 Kasım 1924 tarihli Anlaşmanın değiştirilmiş şekli ve buna ekli İşleyiş Kurallarında belirlenen koşullarda, işbu Anlaşmanın yürürlüğe girmesini müteakip kabul, onay, uygun bulma ve giriş belgelerini vermemiş bulunan ülkelerin ne ölçüde UBŞÖ faaliyetlerine katılabileceğini belirleyecektir.
Madde 17
1. Değiştirilmiş şekli ile 29 Kasım 1924 tarihli Anlaşma, işbu Anlaşmanın yürürlüğe girmesini müteakip ilk Genel Kurulda oybirliği ile; işbu Anlaşmanın yürürlüğe girmesinden önce Anlaşmanın tüm tarafları oybirliğiyle mutabakat vermezse, sona erme koşullarına istinaden sona erdirilecektir.
2. “Uluslararası Bağ ve Şarap örgütü” Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofisinin tüm hak ve yükümlülüklerini devralacaktır.
Madde 18
İşbu Anlaşmanın taraflarından biri, altı ay önce UBŞÖ’nün Genel Müdürüne ve Fransa Cumhuriyeti Hükümetine yazılı bildirimde bulunarak Anlaşmayı tek yanlı olarak feshedebilir. Gözlemciler UBŞÖ’nün Genel Müdürüne altı ay önce yazılı bildirimde bulunarak çekilebilirler.
Madde 19
işbu Anlaşmanın aslı, Fransızca, İspanyolca ve İngilizce dillerindeki metinleri eşit ölçüde geçerli olmak üzere, Fransa Cumhuriyeti Hükümeti tarafından muhafaza edilecektir.
Aşağıda imzası bulunanlar, kendi Hükümetleri tarafından yetkilendirilmiş olup, “Uluslararası Bağ ve Şarap Örgütü (UBŞÖ)”nü oluşturan Anlaşmayı imzalamışlardır.
Paris’te 3 Nisan 2001 tarihinde yapılmıştır.
Ek 1, (Anlaşmanın 4. ve 6. Maddelerinde atıfta bulunulmaktadır)
Her üye ülkenin bağcılık ve şarap sektöründeki pozisyonunun belirlenmesi yöntemi
1. Her üye ülkenin bağcılık ve şarap sektöründeki göreceli pozisyonunu belirlemeye yarayan objektif kriterler:
a) En uç iki değer dışarıda bırakılmak suretiyle, istatistiklerin mevcut olduğu son beş yıllık dönemdeki ortalama şarap, özel şarap, şıra, üzüm bazlı ve şarap bazlı içecekler (şarap dengi olarak ifade edilmek suretiyle) üretimi (P);
b) İstatistiklerin mevcut bulunduğu son üç yıllık dönemdeki ortalama toplam bağcılık alanı (S);
c) İstatistiklerin mevcut bulunduğu son üç yıllık dönemdeki ortalama görünür şarap ve şarap dengi tüketimi (C) = (P) üretim-E (ihracat) +1 (ithalat)
2. Her üye ülkenin katsayısının belirlenmesi için formül:
X% = ( 0,60 P (ûve devlet) + 0,20 S (üye devlet) + 0,20 C (üye devlet) ) 100
P (UBŞÖ Toplamı) S (UBŞÖ Toplamı) C (UBŞÖ Toplamı)
3. Her üyenin katsayısı şu zamanlarda güncelleştirilir :
a) yeni bir üyenin girişini müteakip bütçe yılının başında;
b) en yeni istatistiklerin ışığında her üç yılda bir.
4. Yeni üyeler :
Gelecek yıllarda UBŞÖ’ye katılan yeni üyeler 1 inci ekte belirlenen formüle göre hesaplanan
zorunlu bir malî katkı ve 2 nci ekte tanımlandığı şekilde tercüme için ayrılan fona katılım payı
ödemelidirler.
Ek 2, (Anlaşmanın 4., 5. ve 6. Maddelerinde atıfta bulunulmaktadır)
Üye ülkelerin oy haklarının, zorunlu mali katkılarının belirlenmesi yöntemi ve dillerin finansmanı yöntemi
1. Temel oylar:
Her üye devlet iki temel oya sahiptir.
2. İlave oylar:
İlave oyların toplam sayısı, temel oyların toplam sayısının yarısına eşittir, ilave oylar, temel oylara eklenmek üzere, 1 inci ekte verilen formüle göre, üye ülkelerin bağcılık ve şarap sektöründeki göreceli pozisyonu ile orantılı olacak şekilde dağıtılır.
3. Ağırlıklı oylar:
Her üye devletin ağırlıklı oylarının sayısı, temel oyları ile varsa, ilave oylarının toplamına eşittir.
4. Zorunlu katkıların dağıtımı:
Üyeler tarafından ödenecek zorunlu katkıların toplam miktarı, Genel kurul tarafından kabul edilecek bütçeye göre hesaplanır.
Zorunlu katkıların toplam miktarının üçte biri, temel oylar arasında eşit olarak bölünür. Zorunlu katkıların toplam miktarının üçte ikisi, ilave oyların oranına göre bölünür.
Önceki ve mevcut Anlaşmalar arasında geçişi kolaylaştırmak için, ilk bütçe yılında, her üye ülkenin iki temel oyuna denk gelen malî katkı mevcut Anlaşmanın yürürlüğe girmesinden önce “katkı birimi”nden daha az olamayacaktır.
Gerekirse, ilave oylar için malî katkının miktarı, kabul edilmiş bulunan bütçedeki toplam zorunlu katkı miktarına ulaşmak üzere ayarlanır.
5. Dillerin finansmanı:
Dillerin finansmanına, üyelerin ve gözlemcilerin oluşturduğu değişik dil gruplarının öze! katkısı olmaksızın, UBŞÖ’nün genel bütçesinde yer verilmiştir.
Dillerin uygulanmasına ilişkin detaylı düzenlemeler İç Tüzükteki uygun hükümlerle belirlenecektir
Av. Dr. Ersoy Zırhlıoğlu, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 2007 yılında mezun oldu. Ankara Barosu’ndaki avukatlık stajını 2008 yılında tamamladı ve serbest avukat olarak çalışmaya başladı. Çeşitli baro faaliyetlerine aktif olarak katıldı, stajyer avukatlar ile Ankara Barosu arasında yaşanan sorunlarda stajyer avukatlar grup başkanı ve sözcüsü olarak görev yaptı. Ankara Barosu Bilişim ve Hukuk Dergisi Üyesi olarak çalıştı. Ankara Barosu Radyosu Kurucu Üyesi olarak görev aldı.
Yabancı dil, yüksek lisans ve doktora eğitimi için 10 yıllık bir süre için ABD’de ve Kanada’da bulundu. ABD’de geçirdiği öğrencilik döneminde, çeşitli dil okullarını bitirdi ve birçok fakülteden yüksek lisans öğrenimi (LL.M) için kabul aldı. 2009-2010 arasında New York’ta bulunan Pace Üniversitesi’nde (Pace Univesity) dil eğitimi aldı. Ersoy, bu süreçte Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu çatısı altında sivil tolum faaliyetlerine katıldı ve 2008-2010 yıllarında federasyonun(FTAA) disiplin kurulu üyeliğini yürüttü.
Pensilvanya Üniversitesi(University of Pennsylvania) Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu ve yüksek lisans (LL.M.) eğitimini 2010-2011 yılarında burada tamamladı. Dünyaca ünlü Prof. Dr. Stuart Diamond’dan müzakere eğitimi aldı. Programa sunduğu tezi ile daha sonra görev yaptığı ve doktora eğitimini tamamladığı Arizona Üniversitesi’ndeki öğrencilere rehberlik eden bir taslak model geliştirdi. British Columbia Üniversitesi’nden misafir araştırmacı olarak çalışmak üzere teklif aldı, 2012-2014 yıllarında misafir öğretim üyesi olarak iki yıl çalıştıktan sonra New York’a döndü. 2014-2016 yıllarında Arizona Üniversitesinde doktora çalışmaları için araştırmalarda bulundu. Doktora tezini “Uluslararası fikri mülkiyet anlaşmazlıklarını çözmenin etkili yöntemleri” konusunda tamamladı. Tezi, örnek doktora tez önerisi olarak kullanıldı. Doktora tezi ve sonrasındaki çalışmaları sonrası, dünyadaki birçok ülkenin patent, marka ve telif hakları uyuşmazlıklarının çözümlenmesi konularında uzman oldu. Doktora eğitiminin ardından 2017 yılı Aralık ayında Türkiye’ye döndü.
Dünya fikri Mülkiyet Örgütünde (WIPO) kayıtlı hakem ve arabulucudur. Amerikan Barolar Birliği üyesidir, birliğin 2022-2024 Alternatif Uyuşmazlıklar Bölümü Üyesi olarak görev yapmış, başarılarından dolayı Nisan 2022’de “ayın avukatı” ödülüne layık görülmüştür.
Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Ankara Barosu Dergisi, ABA tarafından yayınlanan Dispute Resolution Magazine, ABA Journal ve International Law News dergilerinde makaleleri yayınlanmakta, ABA tarafından düzenlenen seminerlerde eğitmen olarak görev almaktadır. Avrupa Konseyi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi eğitimlerinde görev almıştır.
Uluslararası ve ulusal müvekkilleri için çalışmakta, fikri mülkiyet anlaşmazlıkları, karşılaştırmalı özel hukuk, ABD hukuku, uluslararası ticaret hukuku, sözleşme müzakereleri, gayrimenkul hukuku ve yönetimi, ulusal ve uluslararası tahkim, karşılaştırmalı ticaret hukuku ve alternatif uyuşmazlık çözümü alanlarında çalışmaktadır.
Aydınlar Dilekçesi Savunması, Avukat Halit Çelenk tarafından 27 Eylül 1985 tarihinde Ankara Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’ne sunulmuştur.
“Türkiye’de Demokratik Düzene İlişkin Gözlem ve İstemler” başlıklı Aydınlar Dilekçesi 1383 imza ile Mayıs 1984’te TBMM ile Cumhurbaşkanlığına verilmiştir. Metin hakkında Sıkıyönetim tarafından yayın yasağı getirilmiş, metnin imzacılarından 59 kişi hakkında Ağustos 1984’te dava açılmıştır. Halit Çelenk’in de sanıkları arasında bulunduğu bu davada yapılan savunma metni ya konu olan Dilekçe, Halit Çelenk’in yazıları, yaşam öyküsü ve eserlerinin yer aldığı www.halitcelenk.org adresinden alınmıştır. Adam Yayınları tarafından yayınlanan Aydınlar Dilekçesi Davası isimli kitap Ekim 1986’da yayınlanmıştır.
ANKARA SIKIYÖNETİM 1 NO’LU ASKERİ MAHKEMESİ HAKİMLİĞİNE
Bu salonda önemli bir dava görülüyor. Çünkü bu dava ile “insan hakları” ve “demokratik rejim” yargılanıyor. Davanın önemi, iddianın tutarlı olmasından değil, dönemin “demokrasi” anlayışından, “hak ve özgürlük” anlayışından kaynaklanıyor.
Gerçekte yargılanan, iddianamede adları yazılı sanıklar değil, onlar tarafından hazırlanıp imzalanan bir dilekçenin içeriği, önerdiği ve dile getirdiği düşüncelerdir. Halkımızın, yılların süzgecinden geçerek gelen demokratik özlem ve dileklerini ve çağdaş bir demokrasinin ilkelerini içeren dilekçede suç bulamayanlar, biçimsel bir dava görüntüsü altında dilekçede yer alan düşüncelerin yargılanmasını istemişlerdir.
Görmekte olduğunuz dava, ülkemizin Adalet tarihinde önemli bir yer alacaktır. Bu dava, Adalet tarihine, dönemin demokrasi anlayışının, hak ve özgürlük anlayışının bir simgesi olarak geçecektir.
Bu dava, ülkemizde, özellikle 12 Martın bir devamı olan 12 Eylül döneminin getirdiği “hukuk anlayışı”nın bir göstergesi olacaktır.
ŞAŞIRMADIM
Gerçekten bu dava karşısında şaşırmadım.
Çünkü, dört yılı İstanbul Hukuk Fakültesinde, bir yılı stajda olmak üzere 42 yıldan beri hukuk okuyorum. Araştırıyorum, yerli ve yabancı yayınları inceliyorum, uygulamaları izliyorum. Ulaştığım sonuç odur ki, Hukuk, sınıflı toplumlarda, egemenlerin iradesinin bir yansıması olarak ortaya çıkmakta, bu iradenin bir baskı aracı olarak kullanılmaktadır. Bir ünlü düşün adamı ve hukukçunun savunduğu bu görüşü ben de paylaşıyorum.
2362 yıl önce Eflatun “Devlet” adlı yapıtında Trasymakhus’un diliyle şunları söylemiştir: “Her hükümet kanunları kendi işine geldiği gibi kurar, demokratlık demokratlığa uygun kanunlar, Tyrannis Tyrannis’e uygun kanunlar kurar, ötekiler de tıpkı böyle; kanunları kurmakla kendi işine gelen şeylerin idare edilenler için de doğru olduğunu söylerler; kendi işlerine gelenden ayrılanı da kanuna, hakka karşı geliyor diye cezalandırırlar… Her şehirde kuvvet, hüküm süren unsurun elindedir.” (Devlet, kitap I, s. 31)
Tarih boyunca, özel koşulların getirdiği nadir istisnalar dışında, aynı gelişmeler süregelmiştir.
Kölelik düzeni kendi hukukunu, feodal düzen feodal hukuku, kapitalist düzen de yine kendine özgü hukuku getirmiş ve bunu egemenlerin çıkarları doğrultusunda oluşturmuş ve kullanmıştır
Ekonomik ve giderek siyasal gücü ellerinde bulunduran sınıflar ve bunların temsilcileri, yasal düzenlemeleri kendi çıkarları doğrultusunda yapmışlar, uygulamaları bu doğrultuda yürütmüşler, yönetilen sınıf ve tabakaları bu kurallara uymak zorunda bırakmışlar ve yasalara uymayanları suçlu ilan etmişlerdir.
Böylece hukuk kuralları, egemenler tarafından bir baskı aracı olarak kullanılagelmiştir. Bir incelememizde bu konuda şunları söylemiştik: Çağımız hukuk anlayışında, kuramsal açıdan, insancıl değerlerin ilke olarak ön planda yer alması gerekir. Bu, özellikle ceza ve ceza yargılama hukuku için geçerli. İnsancıl değerleri hedef olarak ele almayan, “İnsan Hakları”nı temel saymayan bir Ceza Yargılama anlayışına “Çağdaş” gözü ile bakmak olanaksız. Bir ülkenin Ceza ve Ceza Yargılama anlayışı, o ülkenin demokrasi anlayışının bir ölçüsüdür.
Kendi kendimize hep sorduk: Hukukçuların, düşünürlerin, yazar ve sanatçıların savunageldikleri “İnsan Hakları”, “İnsancıl hukuk”, “Hukukun üstünlüğü” ve hukuk devleti ilkelerinin günümüzde durumu nedir? “İnsan Hakları” ve “Hukuk devleti ilkesi” yaşama geçebilmiş midir? Anayasalarda yer almasına rağmen siyasal iktidarlar bu ilkelere uymakta mıdırlar? “Her şey insan için, insanın mutluluğu için”, “İnsan hukuk için değil, hukuk insan içindir” özdeyişleri toplum yaşamına ne oranda yansıyabilmiştir? Devlet ve toplum yaşamında, değişik görüntülere rağmen, temelde bu ilkelere hangi oranda değer verilmekte ve saygı gösterilmektedir?
GİDERİLEMEYEN ÖZLEMLER
Ülkemizde hukukçular, Üniversite öğretim üyeleri ve demokratik ilkelere inanmış kişi ve kuruluşlar; yıllardan beri Ceza Hukuku alanında, düşünce suçlarının ceza yasasından çıkarılmasını, Ceza yasasındaki suç ve cezaya ilişkin uyumsuzlukların, dengesizliklerin giderilmesini, bu yasanın çağdaş ve demokratik bir niteliğe kavuşturulmasını, Ceza Yargılama Hukuku alanında da, İdare kolluğu (İdari zabıta) yerine Adalet kolluğu (Adli zabıta)’nun oluşturulmasını, suçların hazırlık soruşturmasının İdare’ye bağlı polis görevlilerinden alınarak C. Savcılıklarına verilmesini, böylece soruşturmanın temelini oluşturan bu aşamada hukuk eğitimi görmüş Savcılarının görev yapmasını, giderek soruşturmanın güvenceye kavuşturulmasını ve sanıklar üzerinde baskı olanaklarının en aza indirilmesini, Çapraz Sorgu sisteminin getirilmesini, savunmanın suçlama ile birlikte başlatılmasını, polisin yasadışı uygulamalarının önlenmesini vb. ısrarla istemişlerdir.
İnsan Haklan, Hukukun Üstünlüğü ve Hukuk Devleti kavramları bu kişi ve kuruluşların sürekli sloganları olmuştur.
Yurdumuzda hukukçuların ve demokrasiden yana kişi ve kuruluşların anılan özlem ve taleplerine karşın, bu dilek ve istemler göz önüne alınmak şöyle dursun, bunun tersi doğrultuda yeni düzenlemelere gidilmiştir.
İnsancıl değerlere, hak ve özgürlüklere geniş oranda yer veren ve belli tarihsel koşulların bir ürünü olan 1961 Anayasası 12 Mart döneminde geriye doğru değiştirilmiş ve halkımıza tanınmış olan hak ve özgürlükler büyük çapta kısıtlanmıştır. Daha sonra 1982 Anayasası ile de 1961 Anayasası tümden yürürlükten kaldırılmış, kişinin hak ve özgürlükleri tamamen kısıtlanmış, Yargı Erki’nin özgürlüklerle ilgili en önemli görevleri Yürütme organına devredilerek Anayasanın kabul ettiği Güçler Ayrılığı ilkesi bir kenara itilmiş ve ülkemizde demokratik bir rejimin yerleşme olanakları büsbütün sınırlanmıştır.
“…Demokratik hukuk devleti, çağdaş insan haklarını korumak ve olgulara geçirmek işleviyle yükümlüdür. Oysa 1982 Anayasası, devletin kuruluşundaki tüm organ, yetki ve görevleri söz konusu işleve ve ereğe ters düşen bir biçimde düzenlemekle kalmamış, askeri yönetim kanunlarından aktarılan ilke ve kurallarla temel hak ve özgürlükleri genel olarak ve her birini ayrı ayrı alabildiğine sınırlamış ve kısıtlamış bulunmaktadır.” (Prof. Lütfi Duran, Cumhuriyet, 23 Ocak 1985).
Ceza ve Ceza yargılama hukuku alanında, tüm demokratik düzenleme önerilerine karşın, Ceza yasasında bu doğrultuda düzenlemeler yapılmadığı gibi aksine, düşünce suçlarının cezaları yükseltilmiş, Yargılama Hukukunda Adalet kolluğu doğrultusunda bir düzenlemeye gidilmediği gibi, 1982 Anayasasıyla getirilen yeni hükümler ve Polis Görev ve Yetki Yasasında yapılan değişikliklerle idareye bağlı emniyet görevlilerinin yetkileri arttırılmış ve genişletilmiştir.
ÖRNEKLER
1961 Anayasasının kabulünden bu yana, kısa ama önemli bir zaman kesitinden alınacak birkaç örnek, değerlendirmemizin doğruluğunu gösterecektir:
A) 1961 Anayasasının kabulünden 12 yıl gibi kısa bir zaman sonra “Bu anayasa ile devlet idare edilmez” denilerek, 12 Mart dönemine gelinmiş ve bu dönemde 1961 Anayasası ile halka verilen hak ve özgürlüklerin geri alınması için çalışmalar yapılmış ve bu anayasanın hak ve özgürlüklerle ilgili en önemli maddeleri değiştirilmiştir.
B) Bu değişikliklerle Yargı organlarının birçok görev ve yetkileri Yürütme organına verilmiş, giderek hak ve özgürlüklerin güvencesi ortadan kaldırılmıştır.
C) Bu değişikliklerle kamu görevlilerinin sendika kurma hakları ellerinden alınmış ve memur sendikaları yok edilmiştir.
D)Bu değişiklikler sonunda, T.B.M.M. tarafından yapılan Anayasa değişikliklerinin, Anayasa mahkemesince esas yönünden incelenemeyecekleri hükmü getirilerek Anayasa mahkemesinin temel görevi ortadan kaldırılmıştır.
E)Yürütme organına bağımlı hâkimlerden kurulu Devlet Güvenlik Mahkemeleri Yasası kabul edilerek sıkıyönetim sürekli hale getirilmiştir.
F)1969 sayılı yasa ile Ceza Yargılamaları Usulü Yasasında yapılan bir değişiklikle, Ceza yasasının temel ilkelerinden biri olan “Suçsuzluk karinesi” yani kişinin kesin bir mahkeme kararıyla mahkûm oluncaya kadar suçsuz sayılması kuralı kimi suçlarda kaldırılmıştır.
G)Danıştay yasasının 82. maddesinde yapılan bir değişiklikle, Danıştay davalarında İdare tarafından “gizli” kaydıyla gönderilen dosya ve belgelerin avukat ve davacı tarafından incelenemeyeceği kuralı getirilerek savunma hakkı çiğnenmiştir.
H)12 Eylül döneminde 1961 Anayasası tamamen ortadan kaldırılarak, demokratik bir rejimin, hak ve özgürlükler rejiminin gerçekleşmesine olanak vermeyen bir Anayasa getirilmiştir.
İ) Bağımsız sendika anlayışı kaldırılmış, sendikalar etkisiz duruma getirilmiş, işçi hakları savunulamaz hale getirilmiştir.
J) Polis görev ve yetki yasasında yapılan değişikliklerle kişinin ve özgürlükleri yaralanmış ve kullanılamaz hale getirilmiştir.
K) Dernekler, üyelerinin özlük hakları içine hapsedilmiş ve yurt sorunları üzerinde düşünce açıklama hakkından yoksun bırakılmışlardır.
L) Düşünce suçlarına ilişkin yasa maddelerinin kaldırılması şöyle dursun, bu maddelerin cezaları arttırılmıştır.
M) YÖK yasası ile üniversitelerin özerkliği ortadan kaldırılmış ve bilimsel araştırma olanakları sınırlanmıştır.
N) İnsanlar düşüncelerinden ötürü yargılanmış ve cezalandırılmışlardır.
O) İşkence sistematik bir hale getirilmiş ve sorgulamanın kuralı kabul edilmiştir. Gözler bağlanarak sorguya çekme soruşturmanın yöntemi olmuştur.
Ö) Emniyet ve cezaevlerinde çok sayıda kişi işkence sonucu ölmüş ya da sakat kalmıştır.
P) 12 Eylül döneminde, mahkemeye ve Askeri savcıya verdiği ifadelerde “Tutuklu sanıkların dövülmeleri için ben emir verdim” diyen böylece suçunu ikrar eden cezaevi müdürleri görülmüş ama tüm taleplere rağmen bunlar hakkında kamu davası açılmamıştır.
R) Savunma yapan avukatlar duruşma salonlarından çıkarılarak; kimi kez tutuklanarak, cezaevlerinde tutuklu-avukat görüşmeleri bazen telefonla bazen açıktan dinlenerek, mahkemelerde ülkemizde savaş olmadığı halde, “Savaş hali hükümleri” uygulanarak yanlı davranmaktan ötürü hâkimin reddi hakkı ortadan kaldırılarak savunma hakkı ihlal edilmiştir.
S) Devlet başkanı, soruşturma ve davalar devam ederken, bir yandan mahkemeleri etki altında bırakacak şekilde konuşmalar yapmış, böylece anayasanın açık hükümlerine aykırı bir davranış içine girmiş, öte yandan da 1985 adalet yılı açılış toplantısında: “Yargıda görev alanların ve alacak olanların, şartlar ne olursa olsun, etki altında kalmadan çalış- sürdürmeleri başta gelen görevleri olmalıdır.” sözlerini söylemiştir. Bu örnekler daha da çoğaltılabilir. Ama bütün bu yasama ve uygulama biçimleri hukuk’un nasıl kullanıldığını ve hangi sınıfların amaçlarına hizmet eder duruma getirildiğini göstermeye yeter sanırım. Hukukun, yasal düzenlemelerin ve uygulamaların bu niteliğinin bilincinde olarak davaya konu yapılan dilekçenin, “Bir dilekçe mi yoksa bildiri mi?” tartışmasına girmekte yarar görmüyorum. Bu, eski bir deyimle “Malum’u ilâm” olacaktır.
Dünya Tabipler Birliği Teletıp Etiği Raporu, 2007 yılı ekim ayında Danimarka’nın Kopenhag kentinde, Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir.
Dünya Tabipler Birliği Teletıp Etiği Raporu
Tanım
Teletıp, veri, doküman ve diğer bilgilerin telekomünikasyon sistemleri üzerinden taşınmasıyla girişimlerin, tanı/tedavi kararlarının ve önerilerin belli bir mesafe üzerinden yapıldığı tıp uygulamasıdır.
Önsöz
Bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişmesi ve ilerlemesi, hasta bakım hizmetlerinde yeni tıbbi tedavi yaklaşımlarının oluşturulmasına neden olmaktadır. Bu araçlar tıbbi uygulamada değişik yollar sunar. Teletıp uygulamasının benimsenmesi, hızı, tıbbi yardıma ulaşmada kısıtlılık halinde hastalara ulaşım kapasitesi ve ek olarak sağlık bakımını geliştirme gücü nedeniyle haklı çıkarılabilir.
Hekimler teletıp uygulamalarında aşağıdaki etik rehbere uymalıdırlar.
Prensipler
Hasta-hekim ilişkisi ve mahremiyet
Hasta-hekim ilişkisi kişisel karşılaşma, yeterli hasta öyküsü ve bilgisine dayanmalıdır. Teletıp birincil olarak, hekimin güvenli ve kabul edilebilir sürede fiziksel olarak var olamadığı durumda kullanılmalıdır.
Hasta-hekim ilişkisi, karşılıklı güven ve saygıya dayanmalıdır. Hasta ve hekimin teletıp yöntemleri kullanıldığında, itimat edecek kadar birbirlerini tanıyabilmeleri önemlidir.
İdeal olarak teletıp önceden hasta ve hekim arasında kişisel bir ilişkinin var olduğu durumlarda, yalnızca teletıp hizmeti sağlanırken ve düzenlenirken kullanılmalıdır.
Hekim, teletıp konsültasyonu sırasında toplanan veri kodlanarak (kriptolanarak) güvenli hale getirilip yetkisiz kişilerin erişimini engelleyecek diğer güvenlik önlemleri alınarak, hasta mahremiyetinin ve veri doğruluğunun tehlikeye atılmadığından emin olmalıdır.
Hekimin sorumlulukları
Teletıp kullanımı sırasında öneride bulunan hekim, kendisine verilen ve önerinin dayandığı bilgi kadar iyi, kendisinin verdiği öneriye ilişkin detaylı bir kayıtı da saklamalıdır.
Hekim, hasta ve sağlık çalışanlarının ya da hastaya bakan aile üyesinin gerekli telekomünikasyon sistemlerini ve ilgili araçları kullanabiliyor olduğundan emin olmak durumundadır. Hekim hastanın öneriyi ve tedaviyi anladığından ve bakımın sürekliliğinin garanti edildiğinden emin olmak için araştırmalıdır.
Bir diğer hekimden öneri ya da farklı fikir alan hekim, tedaviden ve hasta için verilen diğer kararlardan/önerilerden sorumludur.
Hekim uzaktan – iletişim sırasında, hasta ile temasında özel zorlukların ve belirsizliklerin farkında olmalı ve bunu kabullenmelidir. Hekim böyle bir durumun olduğunu hissettiği anda hasta ile doğrudan teması önermek konusunda hazırlıklı olmalıdır.
Bakımın niteliği
Teletıpta da en iyi olası tanı ve tedavi uygulamalarından emin olmak için düzenli olarak nitelik değerlendirme ölçekleri kullanılmalıdır.
Acil durumlarda teletıp uygulamalarının olanaklılığının ve zayıflıklarının (zayıf yönleri) farkında olunmalıdır. Eğer acil bir durumda teletıp kullanım gerekliliği doğarsa, tedavi ve önerileri, hastalığın tehlike seviyesinden ve hasta ile birlikte olan kişilerin kapasitesinden ve bilgi düzeylerinden etkilenir.
Öneri
DTB ve ulusal tabip birlikleri, elektronik reçete, hekim tescili, sorumluluk ve elektronik tıbbi kayıtların yasal durumu gibi, teletıp uygulaması ile ilişkili konularda ulusal kanun yapma girişimini ve ilgili uluslararası anlaşmaları özendirmelidir.
Nelson Mandela, Güney Afrika’nın seçimle iktidara gelen ilk siyah başkanıdır. Devlet başkanı olmadan önce Nelson Mandela, 1964 yılında 46 yaşındayken ömür boyu hapis cezasına çarptırılmış ve 27 yıl hapis yatmış, 1993 yılında Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmüştür.
Mandela Nobel hapishane günlerinde
Nelson Mandela, 1918 yılında, Güney Afrika’nın Doğu Cape eyaletinde küçük bir köyde doğmuştur. Dedesi Thembu aşiretinin kralı, babası ise kabile şefidir. Güney Afrika’da aşirette çağrıldığı takma adla “Madiba” diye bilinmektedir. Rolihlahla Dalibhunga adıyla doğmuş; öğretmeni kendisine, İngilizce “Nelson” ismini vermiştir. Annesi Hristiyan Metodist mezhebine bağlı olduğundan, Metodist yatılı okullarda okuduktan sonra Güney Afrika’da siyahların öğrenim görebildiği tek üniversitede hukuk eğitimi görmüştür. Öğrenimini tamamladıktan sonra ilk avukatlık bürosunu, ortağı Oliver Tambo ile beraber 1952 yılında Johannesburg’da açmıştır.
Nelson Mandela, ilk eşi Evelyn Mase ile 1944 yılında evlenmiş, üç çocuk sahibi olmuş ancak 1957 yılında boşanmıştır.
Güney Afrika Cumhuriyetinde 1950’li yıllara gelindiğinde ırk ayrımcılığı etkisini göstermeye başlamış, Nelson Mandela, Afrika Ulusal Kongresi’nde etkin rol almıştır. Militanca bir örgütlenmeyi savunan Mandela, defalarca tutuklanmış ve siyasi faaliyetlerde bulunması yasaklanmıştır.
Mandela, Yerli halkın beyazlara karşı hak mücadelesini savunan Afrika Ulusal Kongresi’ne (ANC) ilk kez 25 yaşındayken ve eylemci olarak 1943 senesinde katılmış, daha sonra ANC Gençlik Kolu’nu kurmuş ve başkanlığını üstlenmiştir.
Nelson Mandela, 1944 yılında Afrika Ulusal Kongresi’ne katılmış, 1956 yılında Vatana ihanetle suçlanmış, daha sonra suçlamalar düşürülmüştür.
Mandela, 1962 yılında tekrar gözaltına alınmış ve sabotajdan suçlu bulunmuş, beş yıl hapis cezasına çarptırılmış, 1964 yılına gelindiğinde ise ömür boyu hapis cezasına çarptırılmış, 28 yıl hapis yattıktan sonra 1990 yılında serbest bırakılmıştır.
Mandela, 1994 yılında Güney Afrika’nın ilk siyah cumhurbaşkanı seçilmiş ve 1999’da Cumhurbaşkanlığından kendi isteğiyle ayrılmıştır.
Nelson Mandela 1993 yılında Nobel Barış Ödülüne layık görülmüştür
Nelson Mandela, görevden ayrıldıktan sonra Güney Afrika’nın en üst düzey elçisi olarak görev yapmış ve HIV/Aids’e karşı kampanyalarda yer almış, ülkesinin 2010 Dünya Futbol Kupası’na ev sahipliği hakkını kazanması için çaba harcamıştır. 2001 yılında prostat kanseri teşhisi konulmuş, hastalığına rağmen Kongo Demokratik Cumhuriyetinde, Burundi’de ve diğer Afrika ülkelerinde barış müzakerelerinde yer almıştır.
Mandela, 2004’te 85 yaşına bastığında ailesine ve dostlarına daha fazla zaman ayırabilmek için kamu yaşamından çekildiğini açıklamıştır.
“Eğer onları affetmezsek, kırgınlık ve intikam duyguları hep var olacaktır. Biz ise, geçmişi unutalım, şimdiye ve geleceğe bakalım ama geçmişte yaşanan acımasızlıkların da bir daha yaşanmasına asla izin vermeyelim diyoruz.”
Fransızlar tarafından işgal edilen topraklarda işlenen suçlara ilişkin Genel Af, hukuki sonuçlar doğurmasına karşın diplomatik ilişkiler sonucunda öngörülen bir siyasi af mahiyetindedir. 5 Aralık 1921 tarihinde çıkarılan Genel Af Kanunu ile Fransızların tahliye ettiği işgal bölgelerinde işlenmiş bütün suçların affedildiği TBMM tarafından kabul ve ilan edilmiştir. Kanun, 168 nolu Aff-ı Umumi Hakkında Kanun adını taşımaktadır. 20 Ekim 1921 tarihinde Fransızlarla imzalanan Ankara Anlaşmasının (İtilafnamesinin) beşinci maddesince öngörülen ve Fransızlar tarafından tahliye edilen bölgede genel af ilan edilmesi şartını yerine getirmek amacıyla çıkarılmıştır.
Genel Af Kanunu – Aff-ı Umumi Hakkında Kanun
Madde 1
Fransızlar tarafından işgal edilip 20 Teşrinievvel 1337 (1921) tarihli itilâfname mucibince tahliye edilen arazide ika edilmiş olan bilcümle ceraim mürtekipleri hakkında aff-ı umumî ilan edilmiştir.
Madde 2
İşbu kanun tarih-i neşrinden itibaren merʻiyyü’l-icradır.
Hacı Tevfik Efendi (Kengırı) — Teklif olunan şu aff-ı umumi alenen ilan ediyor ki; Meclis Fransızlarla yapılan itilâfnamenin bir maddesini kabul ediyor. Bunu herhalde bir mıntıkaya, bir yere tahsis etmemelidir, umum memleket aff-ı umumiye muhtaçtır. Her yerde birçok şeyler olmuştur. Aff-ı umumi olmalıdır.
Lûtfi Bey (Malatya) — Hukuk-ı şahsiye ne olacak?
Yusuf Ziya Bey (Bitlis) — Fransızlarla akdedilen itilâfnameyi Meclis-i Âli henüz tetkik ve tasdik etmedi. Onu tetkik etmeden böyle bir af kanunu yapmak doğru mudur? Bu ciheti nazar-ı dikkatinize arz ediyorum.
Adlîye Encümeni namına Nafiz Bey (Canik) — Efendim! Fransızlarla akdedilen muahedenamenin beşinci maddesinde “Tarafeyn-i âkideyn arazi-i meşgulenin tahliyesini müteakip bir aff-ı umumi ilan edecektir” deniyor. Beşinci maddede tarafeynin kabul ettiği şu kayıt mevcuttur. Binaenaleyh itilâfnamede mucibince Hükûmet o muhitte aff-ı umumi ilan etmek mecburiyetindedir. Yalnız rüfekadan birisinin buyurduğu veçhile, hukuk-ı şahsiye tabiî aff-ı umumi dâhilinde değildir. Esasen bu kavaid-i umumiye ahkâmındadır. Bunu tasrih etmeye lüzum yoktur. Biz encümende itilâfnamedeki maddeyi aynen naklederek madde-i kanuniye tanzimini daha muvafık gördük. Hukuk-ı şahsiyenin affı zaten ahkâm-ı umumiyeye mugayirdir. Binaenaleyh zikredilse de edilmese de ehemmiyeti yoktur. Kanunun bilâ münakaşa kabulünü teklif ederim.
Şeref Bey (Edirne) — Efendim! Hukuk-ı şahsiye hakkında Adliye Encümeni mazbata muharriri kardeşimiz kâfi izahatta bulunduğundan onu tekrar etmeyeceğim. Yalnız Ziya Bey kardeşimize cevap vereceğim. Malûm-ı âliniz muahedeler yapıldıktan sonra Meclisten geçmediği takdirde adem-i tatbiki lâzım gelmez. Muahedeler yapılır. İhtimal bir müddet sonra Meclisten geçer. Yalnız yeter ki biz burada kabul ve itilâf eylediğimiz noktada sadık kalalım.
Müfid Efendi (Kırşehir) — Refik-i muhteremimiz Nafiz Beyefendi hukuk-ı şahsiye hakkında bir şey denilemeyeceğini çünkü bunun için kaavid-i umumiye mevcut bulunduğunu beyan buyurdular. Bendeniz elimizde bulunan ve Meclis-i Âlinize resmen haber verilen itilafnamenin bir maddesinde tam bir aff-ı umumi kaydını, yani tam kelimesini gördüğüm için bunun hukuk-ı şahsiyeye de şümulü olabileceğini, binaenaleyh bu tam kelimesinin buradan kaldırılarak yalnızca aff-ı umumi denilmesi icap edeceğini Hariciye Vekilimize söylemiştim. Yusuf Kemal Bey biraderimiz o vakit bu tam kelimesinin neden ibaret olduğunu sarahaten izah etmediler. Bu kelime belki Hariciye Vekilimizi mahçup edecek bir şeydir. Binaenaleyh bu kelimenin mana-yı vuzuh ve şümulünü anlatmalıdır.
Saniyen; Şeref Beyefendi biraderimizin buyurdukları gibi bu itilâfnamede taahhüt ettiğimiz affın mütekabil olması lâzımdır. Meclis-i Âli, bu aff-ı umuminin orada ilanıyla beraber, öbür tarafın da aff-ı umumisini nazar-ı dikkate almalıdır. Biz orada aff-ı umumi ilan ederiz. Fakat diğer taraftan da kendi tebaamız hakkında aff-ı umumi ilan ettirmek ve onları da mağduriyetten kurtarmak çaresine tevessül etmek lâzım gelir. Binaenaleyh buradaki, tam kelimesinin hukuk-ı şahsiyeye taallûk edip etmediğini Hariciye Vekilinden sual ediyorum.
Mustafa Kemal Bey (Ertuğrul) — Efendim! Bendeniz, Fransızlarla akdettiğimiz bu itilâfname bu Meclis-i Âlice resmen tanınmış bir şey değildir. Onun tazammun ettiği bu af kanununun da burada müzakere edilmesi muvafık değildir, mütalâasında bulunuyorum.
Hafız Mehmed Bey (Trabzon) — Efendim! Müfid Efendi biraderimiz muahedenamedeki tam bir aff-ı umumi tâbirinden, yani buradaki tam kelimesinin vazʻından istidlalen bu aff-ı umuminin hukuk-ı şahsiyeye dâhi şümulü olmak ihtimalinden bahsettiler. Hukuk-ı şahsiyeyi Allah affedemiyor, değil ki biz affedeceğiz. Bu kavaidi hukukiye icabındandır. Biz affettik desek de nazar-ı hukukta hiçbir kıymeti yoktur, hiç manası yoktur. Af ancak hukuk-ı umumiyeye, cürme şâmildir. Katiyen hukuk-ı şahsiyeye taallûk ve şümulü yoktur. Bunun için hiç tereddüde lüzum yoktur. Hukuk-ı şahsiyeyi o adam affedebilir.
Ali Sürurî Efendi (Karahisar-ı Şarki) — Hafız Mehmed Efendi Bey biraderimizin mütalâalarına karşı bir nokta arz edeceğim; hukuk-ı şahsiyeyi af caizdir. Şu kadar ki taraf-ı Hükûmetten ashabına tazminat verilmek icap eder. Yoksa hukuk-ı şahsiye affedilmez diye bir kaide mevcut değildir.
Hafız Mehmed Bey (Trabzon) — Efendim! Bizim kavaid-i fıkhiye ve hukukiyemiz nokta-i nazarından hukuk-ı şahsiye kabil-i af değildir. Efendi hazretlerinin buyurdukları tazmindir. Hâlbuki zaten matlûp olan şey tazmindir. Bir şey tazmin edildikten sonra tabiîdir ki kendi kendine bertaraf olur. Yine hukuk-ı şahsiyeyi o adam affetmiş oluyor. Parayı almakla affediyor. Yoksa Hükûmet kendi kendine böyle bir şey yapamaz. Yani bunun kanunda kıymeti yoktur. Bunun üzerinde oynamayalım. Mahkeme bunu dinlemez.
Musa Kâzım Efendi (Konya) — Tarafeyn-i âkideyn arasında münakit olan itilâfnamede, itilâfnamenin akdini müteakip bir aff-ı umumi ilanı mezkûrdur. Bu muahedenamede tam bir af zikredilmiştir. Onu tefsir edecek tam bir affın medlulü dâhiline hukuk-ı şahsiye hiçbir vakit giremez. Hukuk-ı şahsiyeyi affetmek, hiçbir vakit Hükûmetin salâhiyeti dâhilinde değildir. Af bir hak mukabilinde olur. Bir kimse kendi hakkını affedebilir. Kendi hakkı meyanına dâhil olmayan hakkı ne Hükûmet ne efrat, hiçbir suretle affedemez çünkü bu eda-yı deyn kabilinden bir şey olamaz. Hukuk-ı şahsiyeyi af salâhiyeti olmayınca, aff-ı umumi ilanına dair olan, tam bir af değil, nâkis bir aftır. Bu mutlaka Hükûmetin salâhiyeti dairesinde bulunan hukuk-ı umumiyeye ait aksamı ceraim için mevzuubahistir. Hukuk-ı şahsiye tam bir af kelimesi içinde dâhil değildir. Bundan başka esasen bir itilâfname ile Hükûmetin mütekabilen yapmaya mükellef olduğu bu Aff-ı Umumi Kanununu müzakere ederken, itilâfnameyi müzakere eder gibi, kelimeler üzerinde münakaşa etmesek de çıkarıversek herhalde daha isabet olur. İtilâfnamedeki tam bir aff-ı umumi kelimesinin tefsiri bize düşmez. Bunun için bunda hukuk-ı şahsiye dâhildir. Mademki itilâfnâme kabul edilmiştir. İtilâfnameyi müzakere etmiyoruz. O kelime konduğu gibi muhafaza edilsin. Onu tefsir edecek Hariciye Vekâleti ve onun zabıtlarıdır. Binaenaleyh biz burada aff-ı umumiyi kabul edelim. Burada hukuk-ı şahsiye dâhil değildir. (Doğru sadaları)
Hariciye Vekili Yusuf Kemal Bey (Kastamonu) — Efendim! Zannediyorum ki tereddüdü mucip olan nokta kelimenin Fransızca’dan Türkçe’ye tercümesinden ileri geliyor. Türkçe ifadesinden ileri geliyor. Yani biz aff-ı umumi diyoruz. Umumi kelimesi olunca “tam”a ne lüzum var gibi zihinlere bir sual geliyor. Hâlbuki bizde bu aff-ı umumi, aff-ı hususi suretinde ifade edilen şey, Fransız lisanında bir kelime ile ifade olunuyor. Birisi; yani bu aff-ı umumiye mukabil olan kelime Amnistie’dir. Bu cüzi de olur, sonra da olur. Bunun umuma şamil olacağını ifade için konmuştur. “Plein” kelimesi yani tam kelimesi başka bir mana değil. Yani umumi kaydı olunca artık tam kelimesine hacet yoktur demeyiniz. Vardır. Çünkü bizde aff-ı umumi sözü, malum-ı âliniz, aff-ı hususiye mukabilidir. Aff-ı umumi dendiği vakitte umum affolunacak değildir. Aff-ı umumi nedir, ne gibi netayiç tevlit eder? Aff-ı hususi nedir, ne gibi netayiç tevlit eder? Bunları burada izaha lüzum görmüyorum. Onun için bizde aff-ı umumi denilince manası umuma şamil demek değildir. Aff-ı umumi o aftır ki; bilirsiniz, cürmü ortadan kaldırır. Bu manayadır. Buradaki umumi kelimesi mânayı lûgavisini tevsi etmiş bir mana-yı ıstılahide müstameldir. Onun için zihinlere tereddüt gelmesin rica ederim. Sonra diğer hususatta, itilafname ve saire hususatında Hariciye Vekiliniz itilâfname akdolunduğunu size resmen tebliğ etti. İtilâfnameyi burada okudu. Rica ederim bunları tefrik edelim. Her noktayı düşünelim. Yaptığımız işin yalnız bir muamele-i adliye olmayıp bir muamele-i siyasiye olduğunu ve büyük büyük neticeler tevlit ettiği ve edeceğini nazar-ı dikkatten dûr tutmalıyız. (Doğru sadaları)
Hukuki Araçların Eşitliği İlkesi, dil ve söylemde şiddeti reddeden hukukçular tarafından “silahların eşitliği ilkesi” yerine kullanılan kavramdır. Hakkaniyete uygun yargılamanın temel güvencelerinden biridir. Adil bir yargılama hakkının temini için, bağımsız ve tarafsız bir mahkemede, aleni bir şekilde yapılacak duruşmalarda hukuki araçların (silahların) eşitliği ilkesi geçerli olmalıdır. Eşitlik, yargı makamının takdirinde kalmamalı, silâhların eşitliğinin gerekli yasal hükümlerle saptanarak zorunlu kılınması gerekmektedir. Bu hak temel olarak, yargılamanın tarafları arasında denge sağlanmasını ve yargılama aşamalarında hak ve yükümlülükler bakımından tarafların eşitliğini şart koşmaktadır. Yargılama usulünde iddia ve savunma makamlarının delil sunma, itiraz etme ve savunma yapma hakları bakımından şeffaflığı ve eşitliği öngörmektedir.
Ceza soruşturmalarında, taraflar arasında, soruşturmanın tüm unsurlarını tartışabilecekleri adil bir denge kurulmalıdır. Savvcılar, isnat olunan suça ilişkin bilgileri, şüpheli ve/veya sanık ile müdafiine bildirmeli ve bu hakkı güvence altına almalıdır.
Yargı organı, tarafların hiçbirinin davasını savunurken ve savunma yaparken dezavantajlı duruma düşmemesini sağlamakla yükümlüdür. Özellikle ceza davalarında, tüm taraflar eşit fırsata sahip olmalı ve yargılama çekişmeli olmalıdır. Delillerin toplanmasını isteme ve tanıkların mahkemede hazır edilip sorgulanması konusunda iddia ve savunma makamları aynı kurallara tabidir. Bu hak, hem savcılığa ve katılan tarafa hem de sanık ve vekiline(savunma), her iki tarafça sunulan görüşler veya sunulan deliller hakkında bilgi edinme ve yorum yapma fırsatı sunmaktadır.
Silahların eşitliği ilkesi(the principle of equality of arms), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından adil yargılanma hakkı (AİHS m.6) bağlamında oluşturulmuş bir kavramdır.
Silahların eşitliği, arabuluculuk ve uzlaştırma işlemlerinde de geçerlidir. Arabulucu ve uzlaştırmacı, taraflara bir çözüm dayatmamalıdır.
Bu ilke, adil yargılanma hakkının ayrılmaz bir parçası olarak yargılamanın tüm aşamalarında tarafların eşit konumda bulunmasını güvence altına almaktadır.
Kendini Tüketen Hukukun Dramı -Bir Doğululaşma Serüveni isimli eser Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk tarafından 2015 yılında kaleme alınarak İmge Kitabevi tarafından okuyucuya sunulmuştur.
Kitap; “Toplum, İnsan ve Hukuk”, “Hastalığın Virüsü: Bilim Başka, Uygulama Başka”, “Türk Hukuk Devriminin Amacı Ne idi?”, “Hukuk Devriminin Amacı Gerçekleşti mi?”, “Başarılı Bir Örnek: Japonya’da Hukuk Devrimi”, “Filodoks (laşan)lar İle Kien(leşen) lerin Kutuplaşması” başlıklarını taşımakta, sonuç kısmında “Çözüm” sunulmaktadır. Kitapta ayrıca “Dünler” ve “Bugünler” başlığı altına ekler yer almaktadır.
Kendini Tüketen Hukukun Dramı -Bir Doğululaşma Serüveni
Kitabın Takdimi
“Türkiye, Batı hukukunu aldığını sanıyor. Bu doğru değil. Bunun nedenlerini Kendini Tüketen Hukukun Dramı, Bir Doğululaşma Serüveni adlı yapıtımda yeterince açıklamıştım. Aslında Türkiye Batı’dan hukuku değil, Batı hukukunun meyvesi olan yasaları aldı. Hukukun kökü ve gövdesi Batı’da kaldı. Dolayısıyla hukukun gövdesi ve kökleri doğrultusunda görüşler geliştiremedik.
Hukuk, biçim değil, içeriği ve ilkeleri zengin bir bilim dalı. Hukukun binlerce beyinden yüzyıllarca süzülüp gelen kavramları bizde iyi anlaşılamamıştır.
Dolayısıyla yasaları almışız, ama hukuk orada kalmış. Bu yüzden 1980 yılında, dünyanın en büyük cezacılarından “Yeni Toplamsal Okul”un kurucusu Marc Ancel, 765 sayılı Eski Türk Ceza Yasası’nın uygulanmasıyla, dolayısıyla alıntı yasaların başarısızlığıyla ilgili olarak şu tanıda bulunmuştu: “İtalyan Ceza Yasası, Türk uygulamasında büyük ölçekte yozlaştırılmıştır”.
BATI’DAN YASALARI ALMADAN ÖNCE HUKUKU ALMALIYDIK
Peki, ne yapmalıydık?
“Batı’dan yasaları almadan önce hukuku almalı ve hukukun kavramlarını ve ilkelerini içselleştirmeli, bilinçlenmeliydik.
Unutmayalım ki, Türkler Atatürk’ün dediği gibi sürekli Batı’ya “yönelmişlerdir.” Bir Balkan imparatorluğu olan Osmanlı Devleti bu yönelimi güçlendirmiş, Balkanları “Anadolu”laştırmış, daha sonra da Balkanlardan Anadolu’ya göçler olmuş, Anadolu “Balkan”laştırılmıştır. Bütün bunlar, yoğun kültürel değişimlere yol açmıştır.
1856’da resmen Avrupa Devleti niteliğini kazanan Osmanlı İmparatorluğu, bu evrede Batı uygarlığını benimsemişse de bu uygarlığın özümsendiği söylenemez.
Eziklik karmaşasına kapılmaksızın uygarlaşma ve çağcıllaşma tasarısını yürütmek gerekiyordu. Bu başarılamamıştır. Atatürk bunu gerçekleştirmek için yola çıktı. Bu konuda hukuk önemli bir araçtı.
Helen ve Hıristiyanlık kültür geleneğinde gelişen Batı kimliğinin temelinde ve toplumsal yaşamında Rönesans, insancılık, bilimsellik, akılcılık, demokrasi, insan hakları, çok dil, çok din, çok gelenek gibi bir itici güce ve zenginliğe yaslanan çoğulculuk, yaratılan değerlerin adil üleşilmesi olguları varsa, Türk kültürünün de aynı doğrultuda ilerlemesi, uygar toplumu yaratmanın vazgeçilemez koşuludur.
İşte hukuk ve uygulaması, bütün bu değerleri çiğneyenleri hizaya getiren biricik kurumdur. Yeter ki, hukukun dayandığı felsefeyi doğru algılayalım ve doğru uygulayalım. Zira hukuk kültürü doğru öğrenilen bilgilerin doğru uygulanmasıdır.
Bu konuda birinci soru şudur: Acaba Batı kültürünün ürünü olan Batı hukukunun felsefesini doğru öğrenip özümsedik mi?
İkinci soru da “Batı hukukunu doğru uyguluyor muyuz?” sorusudur.
Birinci soruya evet diyemiyorsak ikincisini sormaya elbette gerek yoktur. Vaktiyle “Auschwitz’ten sonra şiir yazmak barbarcadır,” demişti Adorno. Acaba ikinci soruyu soramıyorsak yaşanan hukuku ısrar-la uygulamak, Türk insanı için nasıl bir çabadır?
Bunun üzerinde herkesin nesnel biçimde düşünmesi gerek.”
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]Hukuk Defterleri Dergisi, Şubat ayında yayınlanan 29. sayısında Hukuk Ansiklopedisi hakkında yapılan geniş bir röportaja yer verdi. [/box]
Hukuk Defterleri Dergisi, 29. Sayısında Hukuk Ansiklopedisine sayfalarında geniş bir yer verdi.
Hukuk Ansiklopedisi, hukuk alanında büyük bir boşluğu doldurmaya aday bir site. Hem içindeki farklı başlıklar hem de bu başlıklardaki içerikler, özveriyle verilen gönüllü emeğin sonucunda oluşuyor. Biz de bu değerli çalışmayı bizlere kazandıran ekipten İbrahim Aycan ile Hukuk Ansiklopedisi’ne, hukuk eğitimi ve hukuka ilişkin keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.
Hukuk Defterleri: Hukuk Ansiklopedisi olarak birçok söyleşi yaptınız ama sanıyoruz ilk defa Hukuk Ansiklopedisi olarak bir röportaj veriyorsunuz. Öncelikle bunun için teşekkür etmek isteriz, onur duyduk. İsterseniz ilk olarak okurlarımız için Hukuk Ansiklopedisi’nin nasıl bir fikirle, ne zaman başladığı ve ne amaçladığını sorarak başlayalım.
İbrahim Aycan: 2018 başında başladık diyebiliriz. Ancak şöyle söyleyelim, bu fikir aşağı yukarı 2013- 2014’lerde benim zihnimde dolaşıyordu ama tam tanımlayamamıştım. Bu alanda büyük bir eksiklik olduğunu düşünmüştüm, hala da aynı düşüncedeyim. Bu bir fikir. Bu fikir herkese açık bir fikir, herkes çalabilir bu fikri, herkes yapabilir, hiç sorun yok. Yapsın herkes ama kimse yapmıyor, yapmamış ve şimdiye kadar yapılmamış.
HD (Hande): Çünkü çok büyük ve özverili bir uğraş.
İA: Büyük bir emek gerektiriyor, maalesef bizde de bu tarz emek veren insan sayısı çok az. Kafamda hep tasarlıyordum, bir hukuk bilgi bankası ya da online bir hukuk kütüphanesi şekilleniyordu, o zaman öyle tasarlıyordum. Online bir kütüphane olsun ama hukukla ilgili temel bilgilerin olduğu, şimdilerde bazı okuyucularımızın bir tür Hukuk Wikipedia’sı olarak tanımladığı bir portal olsun, sadece basit bilgilerin değil, kaynak olarak da kullanılabilecek, herkesin istifade edebileceği, hem hukukçuların hem sosyal bilimcilerin, felsefecilerin ya da bu alanlara yakın kitlenin, hukukla az çok uğraşan kesimin ilgisini çekebilecek bir portal olsun düşüncesi vardı. Hukukla ilişkisi olan, doğrudan bağı olan önemli bir kitle var.
Ukalalık olarak algılayabilirsiniz ama hukuk eğitiminde de çok büyük bir eksiklik var. Nosyon eksikliği var. Bünyesinde profesör olmayan hukuk fakültesi bile var. Bunu hukuk kurumları ve barolar da teyit ediyor. Hukuk nosyonundan mahrum yetişen büyük bir hukukçu kitlesi, her gün aramıza katılıyor. Dolayısıyla hukuk nosyonuna hizmet edecek, topluma faydalı olacak, belli duyarlılıkları olan, kadın haklarını ve kadını öne çıkaran; çevreyi, doğayı ve insanı, bilimselliği, analitik düşünceyi ön plana koyan bir bilgi bankası olsun istedik. Mantık ve felsefeyle yoğrulmuş bilgi olsun istedik. Buna mantığı ve felsefeyi benimseyen bir hukuk zihniyetini ön plana çıkarma çabası da diyebiliriz.
Röportaj, Hukuk Defterleri Dergisi yayın kurulundan Selin Aksoy ve Hande Heper tarafından editör İbrahim Aycan ile gerçekleştirildi. Dergi, “Hukukun Tersyüzü” mottosu ile Mayıs 2016’dan beri iki ayda bir yayınlanıyor.
İlk başta online kütüphane gibi oluşan fikir zamanla dönüştü, nasıl ilerleneceği konusunda belirsizlik olsa da zamanla bu fikir gelişti ve büyüdü. Çok geniş bir alan, olağanüstü geniş bir alan, Ansiklopedi’nin hala yüzde biri dahi tamamlanmamış durumda. Bildiğim kadarı ile batıda bu tür çalışmalar 20-30 yılda tamamlanabiliyor. Acemilikle geçen ilk yılı saymazsak, mevcut hizmeti iki yıllık bir çaba ile veriyoruz diyebiliriz. Gerçekten doyurucu içerik vermeye başladığımız son iki yılda, okuyucu kitlemiz hiç azalmıyor, hatta tam tersine sürekli artıyor. Yani bu sevindirici bir şey ve çok nitelikli bir okuyucu kitlesi var. Maalesef halka inmeyi, özellikle halkın ve geniş kitlelerin okumasını istedikçe, okuyucu kitlesi yüksek lisanslı, doktoralı bir kesimden oluşmaya başladı. Bu iyi mi, kötü mü bilmiyorum. Ellinin üzerinde doktora tezi, yüksek lisans tezi ve bilimsel makalede referans gösterilmek sevindirici olsa da bu konuda bir problemimiz olduğunu kabul etmek gerek.
Ne yazık ki okumayan bir toplumla karşı karşıyayız, çok ciddi bir sorun bu. Muhtemelen sizin dergide de aynı sorun vardır. Okuması gereken, okuduğunu varsaydığımız kesimin de çok az okuduğunu biliyoruz ama hiç okumadığını düşündüğümüz kesim gerçekten vahim durumda. İnsanlar okumadıkları için de zaten toplumun vahameti ortada. Ama yine de inatla okumayı, araştırmayı ve belli değer yargılarını hatırlatmaya devam etmemiz gerekiyor.
HD (Hande): Şu an ki popüler kültür de zaten bunu yönlendiriyor, dediğiniz gibi… Siz aslında buna karşı bir “başkaldırı” da yapıyorsunuz.
İA: Topluma, istikrarla ve ısrarla, biraz da sosyal medya gücüyle, sürekli belli değerleri hatırlatıyor, hatırlatmayı prensip edinmeye çalışıyor; göz ardı edilen, görmezden gelinmeye çalışılan konuları gündeme getiriyoruz. En azından kendi takipçi kitlemize… Örneğin felsefe ve mantık olmadan hukukun olamayacağını her daim hatırlatmak görevimiz. Evrensel normlar olmadan hukukun var olamayacağını, var olsa bile adalet üretemeyeceğini hukukçulara hatırlatmak da öyle. Bu bağlamda hukuk felsefecilerine ve hukuk felsefesine okuyucuyu teşvik etmek de misyonumuzun bir parçası.
HD (Hande): Düşünüyorum da, hukukla ilgilenmesem bile hukuk filmlerine dair olan bölümü takip ederdim. Yalnızca filmleri izlemek isteyen ya da hukuk ve film bağını kurmaya çalışan biri olsaydım burayı takip ederdim. Bence sizin belirttiğiniz gruplar haricinde birçok insan bu ansiklopedide ilgileneceği bir alan bulabilecektir.
İA: Evet, tek başına hukuk filmleri kategorisi bile önemli bir kategori. Sadece oraya odaklanılsa ve dünyada sinema ile hukukun bağını kuran bütün filmler ve tiyatro oyunları bir araya getirilse muhteşem olur. Sinema ile adaletin ve hukukun bağını kuran çok önemli filmler var. Tiyatro oyunları da var tabi bunun içerisinde. Sinemayla adaletin ve hukukun bağını kuracak muhtemelen binlerce demeyeyim ama yüzlerce filmvardır.Bunlarınhepsininincelenmesiçok önemli bir uğraş olacaktır, diye düşünüyorum. Hukuk ile sanatın bağını kuran bir eseri de anmadan geçmeyelim: Yener Ünver ve Özlem Yenerer Çakmut öncülüğünde hazırlanan “Hukuk ve Sanat” bu anlamda önemli bir çalışma. Hukuk ve Sanat kitabına hayran kaldım. Orada Meriç Renkver’in kaleme aldığı bölümde hukuk ve sinemayı incelemişler. Hukukçu da değil. Kendisiyle tanışmayı mutlaka isterim. Hukukçu olmadığı halde hukuk filmleri üzerinden, adalet ve hukuk üzerine inceleme yapmış.
HD (Selin): Sinemayla ilgili Sevtap Metin’in Hukuku Sinemada Görmek başlıklı Tekin Yayınları’ndan basılmış bir çalışması da var. Sevtap Hoca’nın aslında İstanbul Üniversitesi’nde bir dersindeki öğrencileri ile birlikte hazırladığı bir kitap. O da çok güzeldi. Biz de onun atölyesini yapmıştık.
İA: Burada bir anekdotu anlatmadan geçmek istemem. Emin Artuk Hoca’yla bir röportaj yaptık. Henüz yayınlanmadı ama ansiklopedinin röportaj serisinden yayınlanacak. Ona hukukçu öğrenciler ne yapsınlar, ne tavsiye ediyorsunuz diye bir soru yöneltmiştik. Normalde bir hukuk hocasından, şu kitabı okusunlar gibi bir cevap beklersin. Hoca ise müzelere gitsinler efendim dedi. Hukukçulara müzeye gitmeyi, sanat eserlerini incelemeyi ve arkeoloji ile ilgilenmelerini tavsiye etti. Gerçekten bizde eksik olan da bu belki. Üniversitede öğrenciler felsefe, sosyoloji, hukuk tarihi gibi alanlardan zaten kaçarlar, sevmezler, benim gözlemim bu en azından. Çok az bir kitle ilgileniyor bu alanlarla.
HD (Selin): Hukuk açısından bu derslerin zorunlu olması gerektiği konusuna çok katılıyorum. Hakikaten hukuk çok sosyal bir bölüm. Hukukun hangi alanında çalışıyorsanız çalışın; yargıç, savcı, avukat veya akademisyen olabilirsiniz ama hukukçunun her zaman dayandığı nokta toplum. Toplumun en çok yansıdığı yer de sanat olduğu için bu derslerin olması önemli. Mesela biz atölyelerden birini resimle ilgili yapmıştık. Hukukun edebiyata, resme ve sinemaya yansısı çok fazla. Devletin, devlet idaresinin, iktidarın, iktidar biçimlerinin, hukukun alanlarının, yasanın, cezalandırmanın vb. bunların hepsinin yansısı çok fazla ve sanatın diliyle çok daha doğal halde görünüyor. Dolayısıyla hukukçular ve hukuk öğrencileri bunlardan bağımsız değil, bilakis bu nedenle sanatın kimi alanlarına ilişkin dersler zorunlu olarak fakültelerde verilmeli.
İA: Kesinlikle. Bu anlamda hukuk tarihi, felsefe ve sosyoloji de önemli. Mesela feminizmin nasıl doğduğunu hukukçuların bilmesi gerekir ki, kadın haklarını anlayabilsin. Ya da siyahi birinin birçok ülkede -batı ülkelerinde- kamu yönetiminde görev almasının eski olmadığını bilmesi gerekir. Tıpkı bir Ermeni ya da Roman kökenli bir Türk yurttaşının nasıl ki yargıç olamaması insan hakları bağlamında yadırganıyorsa, ABD’de de bir siyahinin yargıç olabilmesinin çok eski olmadığının bilinmesi lazım. Hukukçunun, evrensel hakların çok da eski olmadığını görmesi, sanki yüzyıllardan beri olan haklar gibi davranmaması, bu hakların her an elden gidebileceği riskini göz ardı etmemesi ve toplumsal sorumluluk sahibi olması gerekir.
Selin Aksoy, Hande Heper ve İbrahim Aycan
HD (Hande): Tam da bu konularla ilgili alt başlıklarınızda da çok fazla detay var.
İA: Özellikle kurumdan bahsetmek isterim, ansiklopedi fikri başladıktan sonra çeşitli araştırmalar yaptım. Fiziki olarak Türk Hukuk Kurumu bu alanlarda zamanında çok çalışmış. Gerçekten çok çalışmış. Özellikle 1950’ler ve sonrasında çok çalışmışlar ama ondan sonra sebebini bilmediğim bir şekilde, bu çalışmalar azalmış. Son zamanlarda Kurum’un çabalarının arttığını biliyorum. Bunun yanında bir sürü girişimler olmuş hukuk ansiklopedisi adıyla. İnternette de olmuş. Birileri başlamış ama bir süre sonra âtıl kalmış, duraksamış, sönümlenmiş ve bitmiş. İnternet sitesinin adını almışlar ancak üç beş madde girmişler ve öyle kalmış. Uzun soluklu olamamış, çok uzun sürmemiş, hep yarım kalmış ama fiziki olarak hukuk ansiklopedisi daha önce üretilmiş, hatta birkaç tane var.
Bu araştırmaları yaparken hukuk alanında yayıncılık yapan, bu konularda kafa yoran başkaları olmuş mu, bunu araştırdım öncelikle. Yapan birileri varsa tekrar yapmaya gerek yok. Yapılıyorsa ona katkı verirsin, başka bir şekilde yardımcı olursun. Ansiklopedi düşüncesinden sonra gerçekten iyice araştırdım bunu ve gerçekten olmamasına çok şaşırdım. Bir hukuk bilgi bankasının kamuya açık şekilde olmamasına inanamadım. Yani gerçekten yok muymuş dedim, olmadığını tespit ettim. Yurt dışına da baktım ama bu formatta yok. Bizim gibi bir sürü kategoriyi bir araya getiren bir portal yok. Mesela makaleler yayınlayan, binlerce makale yayınlayan siteler var ve tabi ki mükemmel çalışmalar var.
Bir hayalden bahsedeyim; her ülkeden önemli hukukçuların, adını kalın harflerle tarihe yazdırmış hukukçuların biyografilerinin ve eserlerinin olduğu bir platforma ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla bunu global olarak birilerinin yapması gerekiyor. Evrenselleşen bir dünyada hukukçuların ve aynı alanda çalışanların birbirine entegre çalışmaları gerektiğini düşünüyorum. Birbirleriyle iletişim kurmasını, aynı alanlarda çalışan uzmanların birbirinden haberdar olmasını mesela Venezuela’da insan hakları alanında çalışan birisiyle buradaki bilim insanının birbiriyle entegre olması, Kore’deki hukuk tarihçisi ile Irak’takinin, Rusya’daki hukuk felsefecisi ile Brezilya’dakinin birbirini tanıması, aynı alandaki eser sahiplerinin birbirini öğrenmesi ve interaktif iletişime geçebilmesi gerekiyor. Günümüzün teknolojisi bunu sağlayabilir.
Uzun açıklamanın arasına bir hayal de karışmış oldu. Bununla birlikte, Ansiklopedi fikri başlayıp araştırma yaparken gördüğüm sitelerin içerisinde forum sitelerinin ve makale sitelerinin ve içtihat sitelerinin yoğun olduğunu gördüm. Hatta bu siteler için de Ansiklopedi’de sayfalar açtık. Abartmış olmayalım ama Hukuk Defterleri’nin internet sitesini gördüğümde işte bu dedim, yani gerçekten kaliteli bir hukuk sitesi bu dedim. İlk başta dergi olarak algılamadım tabi, portal olarak algıladım. Dedim ki gerçekten en niteliklisi bu! Bunlarla tanışabilsek, acaba kim bunlar diye düşündüm. Bir süre sonra başka bir vesile ile Hukuk Defterleri ile tanıştık. Nasıl oldu bilmiyorum ve bir süre sonra gerçekten Hukuk Ansiklopedisi, Hukuk Defterleri’ni kardeş portal olarak benimsedi, her zaman da destek olmak istedi. Bildiğim kadarı ile hukuk yayıncılığında sayılı yayından birisi Defterler!
HD (Hande): Çok teşekkür ederiz, Hukuk Defterleri Dergisi’ne sayfalarınızda da çokça yer verdiniz, veriyorsunuz. Bununla birlikte, Türkiye’deki bütün hukukla ilgili yayınlara, dergilere de sitenizde yer veriyorsunuz. Daha önce bunu yapan bir site ya da yayınevi olmadı. Onların bilgilerine yer veriyorsunuz ve bizim bile sonlarına denk geldiğimiz kimi hukuk dergilerine yeni kuşakların erişmesine veya onları araştıran gençlerin nereye bakacağını bilmesine imkân tanımış oluyorsunuz.
İA: Evet, hukuk dergileri kategorisini geliştirmeye devam ediyoruz. Üniversitelerin klasik anlamda birkaç ayda bir bastığı fasiküller ve akademik dergiler mevcut ancak onlar sosyal dergicilik yapmıyor. Daha çok akademik yayınlar yaygın, onları da kaç kişinin okuduğunu bilmiyoruz. Bu anlamda Güncel Hukuk Dergisi kapandığında hepimiz üzülmüştük. Neyse ki Defterler bir boşluğu dolduruyor.
HD (Hande): Haklısınız, ne yazık ki hukuk ve siyaset alanında veya hukuk ve toplum, hukuk ve sanat alanında dergiler neredeyse hiç kalmadı. Oysaki bu alanda bizim bir geçmişimiz, külliyatımız var ama bunlar hep sönümlendi. Bu açıdan şu anda var olan bir iki dergiyiz, ama bu külliyatı bilmeyenlerin internette, sizin sitenizde topluca bunları görebilmelerinin, en azından gelecek nesiller için önemli olduğunu düşünüyorum. Bizim geçmişimizin ve bir külliyatımızın olduğunu, Türkiye’de hukuka, topluma bir nosyonla, başka bir yerden bakan hukukçuların bir geçmişinin ve aslında bu anlamda bir devamlılığın olduğunu göstermek açısından da çok değerli.
İA: Tam da ansiklopedinin aslında ana misyonu diyebileceğimiz bir konuya temas ettiniz. Hafıza aktarımı, yani toplumun belleğinde var olanı görünür kılma çabası da diyebiliriz buna. Aslında var, bir yerlerde bir kütüphane köşesinde, internetin dibinde bir yerde, bir pdf dosya olarak gömülü bir yerde bazı bilgiler var. Bir pdf dosyasında kocaman beş yüz sayfanın dip köşesindeki güzel bir bilgiyi bulup çıkarıp, buyurun okuyun arkadaşlar diyoruz. 1970’te yazılmış muhteşem bir kitap var diyelim ki, hukuk kitapları kategorisinde görünür kılıyoruz ve gündeme getiriyoruz. Hukuk kitapları kategorisi de çok geniş bir alan, belki binlerce kitap vardır. Her biri için ayrı ayrı tanıtım sayfası yapılacak zaman oldukça. Ansiklopedi 100.000 sayfa olduğunda hukukçuların okuması gereken kitapların konu dizinli listeleri de oluşturulabilir. Örneğin 1970’lerde yazılmış o zamanın en iyi hukukçuları o kitapla tedrisat almışlar. Ne muhteşem kitap demişler ama kitap şimdi piyasada yok, yazarı ölmüş, yeni baskı yapan bir yayınevi de olmamış. Aslında güncellemeye bile ihtiyacı olmayan bir kitaptır belki ama böyle yok olan değerlerimiz var. Belki bunları ön plana çıkararak, gün ışığına çıkararak, yayınevlerinin bunları yeniden basmaları da sağlanabilir. Böylece yeniden basılması gerekenler listesi bile oluşturulabilir.
Evet, kategorilerimiz ilk başta azdı tabii. Türkiye’de bu kısırdöngüde, kadına değer verilmeyen bir toplumda, kadınların da neler ürettiğini göstermek adına kadınları zaten her zaman en başa koyuyoruz. Siteyi açan ilk başta bu ülkenin çalışkan kadınlarını görüyor. Hep kadınları görüyor ve görecekler. Dolayısıyla bu toplumda kadınlar var mesajını vermek istiyor Ansiklopedi. Ansiklopedi’de ilk başta kadın hukukçular diye bir kategori açtık. Ayrıca geniş hukukçu biyografileri var. Burada da tabii ki Ansiklopedi’nin kendi değerleri çerçevesinde öncelik sıralamasını yapıyoruz.
Sonuç itibariyle Ansiklopedi’de yer almak isteyenin hukuk kültürümüze bir değer katmış olması gerekir. Hem ülkeye bir katkısı olsun, hem hukuka bir katkısı olsun, hem de bir çizgisi olsun istiyoruz. Bu anlamda, hukuka az çok hizmet etmiş herkesin biyografisini ansiklopediye koymayı hedefliyoruz. Kategorilerden bir tanesi de buydu. Bunun yanında, yine hukuk ve sanat, hukuk tiyatrosu, hukuk tarihi vb. birçok kategorimiz de bulunuyor …
HD: Şu ana kadar iki söyleşi kitabı çıktı değil mi? Hukuk Ansiklopedisi olarak sadece söyleşiler yayınlamayı mı planlıyorsunuz ya da başka kitap planlarınız var mı?
İA: Elbette ki var ama röportajlar sonradan ortaya çıktı. Ansiklopedi ilk başta hiç bu tarz toplumla ya da insanlarla doğrudan diyaloğa girmeyi hedeflememişti. Dolaylı ya da doğrudan ilişkiye girmeyi hedeflemeden tamamen nötr bir bilgi bankası şeklinde ilerlemeyi seçmişti ama bir süre sonra kendiliğinden gelişen süreç yaşandı. Hukukçuların biyografisini yazarken, biyografisini yazdığımız kişilerden de fikir alma gereği oldu. Kurumları tanıtırken, kendilerinden doğrudan bilgi alma gereği doğdu. Bu arada onlarla etkileşime girince acaba onların görüşlerini yansıtsak mı diye bir düşünce oluştu ve Hukuk Ansiklopedisi’nin tırnak içerisinde söylüyorum “magazin”i oluştu. Ve karşımıza röportaj kitapları çıkmaya başladı.
Yeniden keşfetmemiz gereken bir bellek var. O belleği muhakkak yeni kuşağa aktarmamız lazım. Yeni kuşak, tüketim kültürünün ve hukukun ticarileşmesinin trajedisini yaşıyor.
Müktesebatı öğrenme gereği de duymuyor. İçtihat zannedilen sıradan yargı kararları üzerinden bir hukuk okuması ile karşı karşıyayız. Belki hızlı ve yoğun kent yaşamının ve daralan ekonomik alanların, okumak için zamanı kısıtlaması da söz konusu olabilir. Ama yine de hukukun hafızasını canlandırmamız ve hukuk nosyonunu öne çıkarmamız gerekir. Hak üzerine inşa edilmiş hukuk sisteminin ticarileşmesini ve hukuk bilgisinin sadece tüketilmek üzere edinilmesine karşı dur demek gerekiyor. Sizin gibi dergiler de aslında bunu yapmaya ısrarla devam etmek zorunda.
HD (Selin): Söyleşilerle, hukuk alanında sözlü tarih çalışması yapıyorsunuz. Röportajların altında bir eksikliği de tarif etmiş oldunuz. Röportaj yapılan kişiye dair kaynak azlığından ötürü doğru sorular sormakta da sorun doğabiliyor. Aslında biz de sizle bu amaçla röportaj yapıyoruz. Röportajda o kişiyi daha iyi aktarmak amacıyla doğrudan kaynağa başvuruyor olmak, sözlü tarihi üretmek açısından da çok değerli.
İA: Hukukçularla yapılan röportajlarda, dolaylı bir şekilde onları anlatmaktansa, doğrudan kendisine müracaat edip hem fikirlerini yansıtmak, hem de biyografilerini birlikte oluşturmak şeklinde bir format ortaya çıktı. Mesela geçen ay aramızdan ayrılan Atilla Sav üstadımızla da röportaj yapmak üzere sözleşmiştik, maalesef yapamadık. Yaşamını yitirdi. Çok üzüldük. Eğer yapmış olsaydık hukuk tarihine bir dipnot düşmüş olacaktık. Çünkü Atilla Sav hakkında açık kaynak çok fazla yok ve Türk hukuk tarihinde iz bırakmış bir kişilik.
Röportajlar bu şekilde değer üretmiş kişileri topluma lanse etme görevini, toplumun bu insanları daha çok tanımasını amaçlıyor. Birinci kitap olarak yayınladığımız, Hilmi Şeker Röportajı, toplumun daha çok tanıması gerektiğini düşündüğümüz bir hukukçunun vicdanından yükselen akademik bir çığlık idi. Sıradakiler de öyle. Emin Artuk Hoca, toplumun az tanıdığı bir kişi, çünkü medyatik değil ama onun daha çok tanınması gerektiğini düşündüğü için Ansiklopedi onunla röportaj yaptı. Vedat Ahsen Coşar ile de yaptık. Çevre davaları denildiğinde ilk akla gelen isimlerden Senih Özay ile de yaptık. Çin’de yaşayan Türk yazar Ali Rıza Arıcan ile Doğu Asya Hukuk Sitemi ve Toplum Yapısı üzerine geniş bir mülakat yaptık. Hukuk Ansiklopedisi’ni az sayıda kişi okusa da, yarın günde bir milyon kişi okusa da bu değerlerimizi yansıtmaya devam edeceğiz. İnsan için, hukuk için, demokrasi için çalışan Bahri Belen’i de hukuk yayıncılığında bir boşluğu dolduran diğer kişileri de unutmayacağız. Ticari davranmayan ve değer üretenlere karşılıksız desteğimiz devam edecek.
HD (Hande): Geçmiş dönem de hukuka ve hukuk mücadelesine çok büyük katkısı olan ama pek tanınmayan insanlar da var. Çoğu vefat etmiş olabilir ama hala yaşayan şu anda aktif olmadığı için belki bilmediğimiz meslektaşlarımız var… Aslında onları da keşke bu çalışmaların içine katabilsek ya da Ansiklopedi’yle daha da ön plana çıkabilseler. Ansiklopedi veya söyleşiler belki buna da bir vesile olur.
İA: Biraz önce de söylediğim gibi, sürekli topluma bunu hatırlatma görevi ve misyonunu önemsiyoruz. Özellikle sosyal medyada sürekli gündemde tutuyoruz. Bülent Tanör’ün yaşamını bu toplumun bilmesi lazım, öğrenmesi lazım. Çünkü temel bir sorun var. Tanör bütün dönemlerde zulme uğramış. Sadece bir dönemde değil. Niye bütün dönemlerde zulme uğruyor? Bunu toplumun düşünmesi lazım. Bunu topluma sürekli hatırlatmamız ve düşünmesini sağlamamız lazım.
Çünkü bu toplumun zihninin altında bilime düşmanlık var. Düşünceye düşmanlık var. Toplumdaki bu düşünceye ve bilime düşmanlık tarihsel bir geçmiş taşıdığı için devlete de yansıyor. Devlet tartışmasına girmek istemiyorum elbette. Devlet bu toplumun devletidir, devlet insanlar, binalar ve kanunlardan oluşan bir yapı. Yani Amerika gelip yukarıdan bize devletçilik yapmıyor. Bu toplumun ürettiği bir şey, dolayısıyla bu toplumun devletidir. 1971 Muhtırası da, 12 Eylül Darbesi de Amerikan darbesi olarak tanımlanır, ama Bülent Tanör bütün dönemlerde zulüm görmüştür. 28 Şubat döneminde de zulüm görmüştür. Saygıdeğer eşi Öget Hoca 2016’da üniversiteden ihraç edilmiştir. Bilim düşmanlığını Amerika bize zorla dikte etmiyor ki! Gelişen bütün olaylar toplum sosyolojisi ile doğrudan uyumludur. Bu nedenle bilim ve düşünce düşmanlığını yok etmek için tüm aydınların çalışması gerektiğini düşünüyorum. Bu ülkede, şiddet içeren hiçbir fikirleri olmamasına rağmen Sabahattin Ali de, Nazım Hikmet de üstelik Cumhuriyet Halk Partisi dönemlerinde zindanlarda çürümüştür. Eğer toplum şiddet içermeyen düşünceye dahi düşman olmasaydı, bu iki kişi de Bülent Tanör de zulüm görmezdi. Kadın düşmanlığını da eklemeden edemeyeceğim.
HD: İbrahim Bey, Ansiklopedi’de en son hukuk takvimi kısmını da açtınız değil mi?
İA: Evet, Ansiklopedi’de açtığımız son kategori bu. Oldukça ilgi de gördü. Hukuk tarihine hizmet edecek. Ancak ondan daha önemli kategorilerimiz var. Hukuk felsefesi ve sosyolojisi bizim hukukçularımızın kaçtığı bir alan. Felsefenin ve sosyolojinin hukukla bağını pek çoğu kurmak istemiyor, oysaki içinde yaşadığımız ve bütün hukukçuların şikâyet ettiği, sızlandığı adaletsizliklerin ve her şeyin temeli felsefedir. Hukukçular özenle kaçıyorlar hukuk felsefesinden ve sosyolojisinden. Hukukçular, toplumun sosyolojisini, yargıçların sosyolojisini, adalet personelinin psikolojisini ve geçmiş uygulamaların felsefi ve toplumsal temellerini düşünerek ortak bir akıl üretme yoluna gitseler, belki de içinde bulunduğumuz kaotik sorunların çoğu çözülebilir. Olaylar ve tarihsel süreç hakkında düşünerek bu konularda kafa yormak, öneriler ortaya çıkarmak ve sorunların çözümü için daha köklü akılcıl önermeler getirmek gerekiyor. Bu ancak Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi ile mümkün. O yüzden de bu kategoriyi hukukla felsefenin bağını güçlendirmek için açtık. Hukuk ve Felsefe Dergileri kategorimiz de mevcut. Orada bir liste oluşturarak hepsinin kurumsal biyografisini ve tarihçesini çıkarıyoruz.
HD: Çalışmalarınızı yaparken eskiden görülmüş davalardan da kimi kesitler sunuyorsunuz ve kitaplardan, o dönemki hukukçulardan, dönemin hukukçularının yaptıklarından bahsediyorsunuz. Bir bakıma onları tekrar hatırlatmış oluyorsunuz. Eski dönem ve yeni dönemin bir karşılaştırmasını yapmak hukuk alanında mümkün mü? Sizce bir süreklilik mi yoksa kopuş mu? Geldiğimiz nokta nedir?
İA: Aslında süreklilik var. Toplum sosyolojisi de devamlılığın nedeni. Bugünkü kuşaklar şu an yaşananların ilk defa bugün yaşandığını zannediyorlar ancak başka versiyonları daha önce yaşanmış süreçler tekrarlanıyor. Başka bir dozajda, başka bir türde. Belki daha yoğundur, belki daha az yoğundur, belki hakikatle bağı kopuktur. Ama her halükârda benzer kötülüklerin her devirde yaşandığını söyleyebilirim. 1972’de İstanbul’da yüzbinlerce eve baskın yapılıp aramalar gerçekleştirildiğini toplum çabuk unutuyor. 12 Eylül döneminde İstanbul Baro Başkanı’nın yapılan muamelelerden kanser olduğunu unutuyoruz. Sabahattin Ali, Nazım Hikmet ve Tanör, bu çerçevede çok önemli figürlerdir. Her devirde kötü olduğumuzun fotoğrafıdır bu. Bugün başka bir şekilde, başka versiyonla karşı karşıyayız. Bugün hakikatle bağı kopuk bir dünyada yaşıyoruz ve dünyada ilk defa yaşanan bir süreç var. İnternet çağı, bilginin bu kadar dolaşması, toplumların iç içe geçmesi, görevi halka sadece doğru bilgi vermek olan medyanın lümpenleşmesi, kırsal kesimden şehirlere aşırı bir göç yaşanması ve kentlerin büyük bir köye dönüşmesi, kuralsızlığın kural haline gelmesi… Türkiye özelinde söylüyorum. Burada akıl, mantık, nedensellik bağı vb. her şeyin yok olduğu, daha saçma sapan bir durumla karşı karşıyayız. Dincilik ve faşizm soslu vahşi kapitalizm diyebileceğim, yeni ve garip, kötücül bir dönem yaşıyoruz. Bu çok özel ve ekstrem bir durum, ama sizin sorduğunuz soruya gelirsek, tarihsel olarak da bence aynı şeyleri yaşıyoruz. Zamanında vatan haini ilan edilen Bülent Tanör’ün 1971’de, 1980’de ve 1999’da yaşadığı garabetin aynısını, 2016’da yaşayan sevgili eşi Öget Öktem Tanör dedi ki: “Bülent yaşasaydı şu an hapiste olurdu.” Bu insanlar bilim ve düşünce üretmekten başka ne yaptı?
HD: Söyleşimizin sonlarına gelirken, Hukuk Ansiklopedisi olarak bundan sonraki projeleriniz, yapmak istediklerinizi sormak isteriz.
İA: Aslında standart bir şekilde devam etmek istiyoruz. Hukuk Ansiklopedisi’nin önünde sınırsız bir hukuk bilgi kaynağı var. Bu sınırsız kaynaktan toplumun, hukukçuların, hukuk ile içli dışlı insanların ya da hukuki bilgiye ihtiyaç duyan kesimlerin istifade etmeleri için mümkün olan en geniş kaynağı bir araya getirmek istiyoruz. Mümkünse bu bilgi kaynağını sonuna kadar ücretsiz şekilde sunmak istiyoruz.
Wikipedia ve benzeri portallarda hukuk alanında yeterli bilgi olmadığını düşünüyorum. Bildiğim kadarı ile Google geçtiğimiz yıllarda tüm Dünya Anayasalarının İngilizce versiyonlarını bir araya getirme projesi başlatmıştı. Sonucu ne oldu bilmiyorum. Bizim hedeflerimizden bir tanesi de Dünya Anayasalarının tamamının Türkçe versiyonlarını Ansiklopedi’de bir araya getirerek hizmete sunmak. Hatta bu yöndeki çabaları nedeniyle Sayın Doç. Dr. Ali Asker’e özel bir ödül verdi Ansiklopedi.
Hukuk Defterleri Dergisi’nden Hande Heper ve Selin Aksoy’a Hukuk Ansiklopedisi tarafından hazırlanan Benim Umudum Var isimli kitap İbrahim Aycan tarafından takdim edildi.
Evrensel belgeleri, tüm etik beyannameleri, tüm uluslararası sözleşmeleri bir araya getiriyoruz. Bütün ulusal ya da uluslararası kuruluşların etik beyannamelerini, yargı etiği, tıp etiği, basın etiği belgelerini topluyoruz. Bunlara üniversitelerin etik beyannameleri de dâhil. Bunu bir sürü kurum yapıyor ancak sadece kendisini ilgilendiren konularla ilgili sözleşmeleri, beyannameleri koydukları için tamamını bir arada görme şansımız yok. Daha önce yapılmayan bir çalışma olarak her şeyin aynı ortamda olduğu bir bilgi havuzu yapıyoruz. Bütün evrensel kültürün, bütün dünyadaki metinlerin, kayda değer belgelerin bir arada olduğu bir havuz oluşuyor ve zamanla da büyüyor. İnsanlığın ortak mirasını ve müktesebatını hukukçulara sunmak ve sürekli hatırlatmak ansiklopedinin önemli misyonlarından bir tanesi.
Bu metinlere uyulsa da uyulmasa da, bir araya topluyor ve toplumun okumasını, bu kuralları içselleştirmesini istiyoruz. Hatta biz bunları yayınladığımız zaman alay eden insanlar olabiliyor. İnsanlarda inanç yok olmuş. Toplumun inancı kalmamış, nasıl olsa bu kurallara uyulmuyor neden gündeme getiriyorsunuz diyorlar.
Sınırlı sayıda da olsa makale yayınlamaya da başladık. Keşke mümkün olsa da Türkiye Barolar Birliği’nin daha önce yaptığı Hukuk Fakülteleri kalite ölçümlerini de bilimsel standartlara ve somut verilere uygun şekilde her yıl yapabilsek. Ancak bu çok zor bir iş. Umarım bir kuruluş bunu her yıl yapar ve biz de yayınlarız.
HD: Bu keyifli sohbet için teşekkür ederiz İbrahim Bey, son söz olarak okuyucularımıza bir şey söylemek ister misiniz?
İA: Ben umutlu olmak gerektiğini düşünüyorum. Okuyucularınıza Hukuk Ansiklopedisi çalışmasında ortaya çıkan bir sonucu söylemek isterim. Bu ülkenin kötülüklerle anılan hafızası çok güçlü ama bu ülkenin önemli bir birikimi de var. Bunu açıkça görüyoruz. Bu ülkenin kaynakları çok çeşitli, toplum çok renkli ve geçmişimizde, bugün de kıymetinin bilinmesi gereken çok önemli bir hafıza var. Hatta ve hatta hiç beğenmediğimiz, şu anda da adaletsizlik ürettiğini düşündüğümüz kurumların internet sitelerine girip baktığımızda, hafızanın hala yerinde ve canlı olduğunu görürüz. Toplumun birikiminin kısa sürelerde yok olmayacağını düşünüyorum. O yüzden Hukuk Ansiklopedisi çalışması ısrarla devam edecek; hukukun hafızasını, toplumun belleğini ve kültürel birikimini hatırlatmaya, biriktirmeye ve topluma sunmaya devam edecek. Benzer çalışmaların da artmasını dilerim.
Hukuk Defterleri’nin okuru bol olsun diyorum.
HD: Sizin de okurunuz bol olsun. Çok teşekkür ederiz.
Ruhsal Hastalığı Olan Kişilerin Korunması ve Ruh Sağlığı Hizmetlerinin Geliştirilmesi İçin İlkeler, 17 Aralık 1991 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmiştir. (Akıl Hastası Kişilerin Korunması ve Akıl Sağlığı Bakımının Geliştirilmesi için Prensipler)
Tüm dünya tarafından kabul edilen uluslararası bir insan hakları belgesidir. Bu ilkeler, ruh sağlığı sorunları olan bireylerin haklarını korumayı ve onlara sağlanan sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmayı amaçlamaktadır. İlkeler, Birleşmiş Milletler (BM) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) gibi uluslararası kuruluşlar tarafından belirlenen standartlar ve rehberlerdir. Bu prensipler, akıl hastalığına sahip kişilerin onur ve haklarının korunmasını sağlamak için geliştirilmiştir.
RUHSAL HASTALIĞI OLAN KİŞİLERİN KORUNMASI VE RUH SAĞLIĞI HİZMETLERİNİN GELİŞTİRİLMESİ İÇİN İLKELER
Birleşmiş Milletler Genel Kurul 75. Olağan Toplantı
17 Aralık 1991 (A/RES/46/119)
Principles for the Protection of Persons with Mental Illness and the Improvement of Mental Health Care
46/119. Ruhsal hastalığı olan kişilerin korunması ve ruh sağlığı hizmetlerinin geliştirilmesi
Ruhsal hastalık nedeniyle alıkonulan kişilerin korunmasına ilişkin kılavuz ilkelerin oluşturulması amacıyla İnsan Hakları Komisyonunun Ayrımcılıkla Mücadele ve Azınlıkların Korunması Altkomitesi tarafından bir çalışma yapılmasını istediği 14 Aralık 1978 tarihli 33/53 sayılı kararını anımsatarak,
Aynı zamanda Ayrımcılığın Önlenmesi ve Azınlıkların Korunması Alt komitesi tarafından Komisyon’a sunulan taslağa dayanarak İnsan Hakları Komisyonunun oluşturduğu çalışma grubunun hazırladığı Ruhsal Hastalığı Olan Kişilerin Korunması ve Ruh Sağlığı Hizmetlerinin Geliştirilmesi için Taslak İlkeleri memnuniyetle karşıladığı 14 Aralık 1990 tarih ve 45/92 sayılı kararını hatırlatarak,
İnsan Hakları Komisyonunun, çalışma grubu tarafından kendisine sunulan taslak ilkeler ve çalışma grubunun raporunu Ekonomik ve Sosyal Konsey aracılığıyla Genel Kurul’a iletme kararı aldığı 5 Mart 1991/46 sayılı kararını not ederek,
Ekonomik ve Sosyal Konsey’in, çalışma grubunun hazırladığı taslak ilkeleri ve raporu Genel Kurul’a iletme kararı aldığı 31 Mayıs 1991 tarih ve 1991/29 sayılı Kararını göz önünde bulundurarak,
Taslak İlkelerin Genel Kurul tarafından kabul edilmesinin ve tam metnin mümkün olduğunca yayılmasının ve hükümetlerin ve tolumun çoğunluğunun yararına olan eşdeğer belgelerle aynı zamanda basılmasının tavsiye edildiği İnsan Hakları Komisyonu’nun 1997/46 sayılı kararı ile Ekonomik ve Sosyal Konsey’in 1991/29 sayılı kararını not ederek,
Genel Sekreter’in notunu, taslak ilkelerin yer aldığı eki ve giriş bölümü göz önünde bulundurarak,
1. Mevcut karara ek Ruhsal Hastalığı Olan Kişilerin Korunması ve Ruh Sağlığı Hizmetlerinin Geliştirilmesi için İlkeleri kabul eder.
2. Genel Sekreter’den, İlkelerin yer aldığı metnin giriş bölümüyle birlikte “İnsan Hakları: Uluslararası Araçların Derlenmesi” başlıklı yayının bir sonraki baskısına dâhil edilmesini talep eder.
3. Genel Sekreter’den, İlkelerin mümkün olduğunca yayılmasını ve Giriş Bölümünün Hükümetlerin ve toplumun çoğunluğunun yararına olan eşdeğer belgelerle aynı zamanda yayımlanması ister.
EK
Ruhsal Hastalığı Olan kişilerin Korunması ve Ruh Sağlığı Hizmetlerinin Geliştirilmesi için İlkeler
Uygulama
Bu ilkeler engellilik, ırk, renk, cinsiyet, dil, inanç, siyasi ya da felsefi düşünce, ulusal, etnik ya da toplumsal köken, hukuki ya da sosyal statü, yaş, servet veya doğum vb. temelinde ayrımcılık yapılmadan uygulanır.
Tanımlar
Bu İlkelerde:
(a) “Avukat” yasal veya nitelikli temsilci anlamına gelir.
(b) “Bağımsız kurum” kanun tarafından belirlenmiş yetkili ve bağımsız bir kurum anlamına gelir.
(c) “Ruh sağlığı hizmetleri” bir kişinin akli denge durumunun incelenmesi ve tanı koyulması, akıl ve ruh hastalığı veya muhtemel akıl ve ruh hastalığı için tedavi edilmesi, bakılması ve rehabilite edilmesini kapsar.
(d) “Ruh sağlığı kurumu” ruh sağlığı hizmetleri veren bütün kurumları veya kurumların birimleri anlamına gelir.
(e) “Ruh sağlığı çalışanları”, tıp doktoru, klinik psikolog, hemşire, sosyal hizmet uzmanı veya akıl ve ruh sağlığına ilişkin özel becerileri olan uygun eğitim almış kalifiye personel anlamına gelir.
(f) “Hasta”, ruh sağlığı hizmetlerinden faydalanan ve ruh sağlığı kurumuna yatırılan herkes anlamına gelir.
(g) “Kişisel temsilci”, hastanın menfaatlerini her şekilde temsil etmesi veya hasta adına hakları kullanması için kanun tarafından görevlendirilmiş kişilerdir ve kanunda başka bir hüküm yoksa küçüğün ailesini veya vasisini kapsar.
(h) “Denetleme organı” hastanın ruh sağlığı kurumuna zorla yatırılmasını veya kurumda zorla tutulmasını incelemek üzere İlke 17’ye göre kurulan organdır.
Genel Sınırlandırma Hükmü
Bu ilkelerde düzenlenen hakların kullanılması ancak kanunla, ilgili kişinin veya başkalarının sağlığının veya güvenliğinin korunması veya kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, kamu sağlığının, kamu ahlakının veya başkalarının temel hak ve özgürlüklerinin korunması için sınırlandırılabilir.
İlke 1
Temel Hak ve Özgürlükler
1. Herkes, sağlık ve sosyal güvenlik sisteminin bir parçası olan ruh sağlığı hizmetlerinden mümkün olan en iyi şekilde faydalanma hakkına sahiptir.
2. Ruhsal hastalığı olan ya da bu şekilde tedavi gören herkese insan onuruna yakışır ve insancıl bir şekilde davranılır.
3. Ruhsal hastalığı olan ya da bu şekilde tedavi gören herkes ekonomik, cinsel ve diğer istismar türlerinden, fiziksel ya da diğer kötüye kullanılma biçimlerinden ve aşağılayıcı muameleden korunma hakkına sahiptir.
4. Ruhsal hastalık temelinde ayrımcılık yapılması yasaktır. “Ayrımcılık” haklardan eşit bir şekilde faydalanmayı engelleyecek veya buna zarar verebilecek her türlü ayrım, dışlama veya ayrıcalık anlamına gelmektedir. Ruhsal hastalığı olanların haklarının korunmasını ve geliştirilmesini sağlayan özel önlemler ayrımcılık olarak kabul edilmez. Ruhsal hastalığı olan kişilere veya başkalarının insan haklarının korunması için gerekli olan ve bu İlkelerle uyumlu bir şekilde yapılan
ayrım, dışarıda bırakma veya ayrıcalık; ayrımcılık olarak nitelendirilemez.
5. Ruhsal hastalığı olan herkes, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Uluslararası Sözleşmesi, Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi ile Engelli Bireylerin Hakları Deklarasyonu ve Her Türlü Alıkonulma veya Tutulma Altındaki Kişilerin Korunması İçin İlkeler gibi ilgili diğer belgelerde tanınmış bütün sivil, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel haklardan faydalanma hakkına sahiptir.
6. Kişinin ruhsal hastalık nedeniyle hukuki ehliyetini ortadan kaldıran ve kişiye yasal temsilci atanmasıyla sonuçlanan her türlü karar ancak kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından adil yargılama sonrası verilebilir. Davaya konu olan kişi, avukat tarafından temsil edilme hakkına sahiptir. Söz konusu kişi ödeme gücünden yoksun ise ücretsiz olarak bu haktan faydalandırılır. Avukat, aynı duruşmada ruh sağlığı kurumunu ve kurum personelini temsil edemez ve mahkeme çıkar çatışması olmadığına hükmetmedikçe söz konusu kişinin aile üyelerinden birinin temsilcisi olamaz. Kişinin hukuki ehliyetine ve kişiye yasal temsilci atanmasına ilişkin olarak verilen karar kanunla belirlenen makul aralıklarla gözden geçirilir. Hukuki ehliyeti ihtilaf konusu olan kişinin kendisinin, yasal temsilcisinin veya ilgili diğer kişilerin temyize gitme hakkı
vardır.
7. Yetkili mahkeme ruhsal hastalığı olan kişinin kendi ilişkilerini sürdürme kapasitesinden yoksun olduğuna karar verirse, kişinin çıkarlarının korunması için gerekli ve durumuna uygun önlemlerin alınmasına hükmedebilir.
İlke 2 Küçüklerin Korunması
İlkelerin amacı ve çocuk haklarının korunmasına ilişkin iç hukuk bağlamında çocuğa aile dışında vasi atanması dâhil çocuğun haklarının korunması için özel önlemler uygulanır.
İlke 3
Toplum İçerisinde Yaşama
Ruhsal hastalığı olan herkes, mümkün olduğu ölçüde toplum içerisinde yaşama ve çalışma hakkına sahiptir.
İlke 4
Ruhsal Bozukluğun Teşhisi
1. Ruhsal hastalığın teşhisi uluslararası olarak kabul edilmiş tıbbi standartlara göre yapılır.
2. Ruhsal hastalık teşhisi hiçbir şekilde politik, ekonomik veya sosyal statüye, kültürel, ırksal veya dini bir gruba mensubiyete veya ruh sağlığı ile doğrudan ilgili olmayan nedenlere dayanılarak yapılamaz.
3. Aile veya mesleki çatışmalar, toplumda hakim olan ahlaki, sosyal, kültürel veya politik değerler veya dini inançlara uymama ruhsal hastalık teşhisinde bir faktör olarak değerlendirilemez.
4. Hasta olarak geçmişte tedavi olmak veya hastanede yatmış olmak, mevcut zamanda ve gelecekte ruhsal hastalık teşhisinde gerekçe olarak gösterilemez.
5. Ruhsal hastalığa veya hastalığın sonuçlarına ilişkin olmadıkça hiçbir kişi ya da kurum bir kişiyi ruhsal hasta olarak ilan edemez veya bu şekilde sınıflandıramaz.
İlke 5 Tıbbi Muayene
Hiç kimse, kanunun öngördüğü durumlar haricinde, ruh sağlığının yerinde olup olmadığının belirlenmesi maksadıyla tıbbi muayeneden geçmeye zorlanamaz.
İlke 6 Mahremiyet
Bu İlkelerin uygulandığı kişilere ait bilgilerin mahremiyeti korunur.
İlke 7 Toplum ve Kültürün Rolü
1. Bütün hastaların mümkün olduğunca yaşadığı toplum içerisinde tedavi olma ve hizmet alma hakkı vardır. Tedavinin ruh sağlığı kurumunda verilmesi durumunda, bütün hastaların mümkün olduğunca evine veya ailesine veya arkadaşlarına yakın bir kurumda tedavi görme ve toplum içerisine en kısa zamanda geri dönme hakkı vardır.
2. Bütün hastalar kendi kültürlerine uygun tedavi görme hakkına sahiptir.
İlke 8 Hizmet Standardı
1. Bütün hastaların kendi sağlık durumlarına uygun sağlık ve sosyal hizmet alma hakkı vardır ve bakım ve tedavi hizmetleri diğer hastalara verilen bakım ve tedavi hizmetleriyle aynı standartta verilir.
2. Her hasta gereksiz ilaç kullanımından, diğer hastalar, personel ya da başkaları tarafından istismar edilmekten veya ruhsal sıkıntı ya da fiziksel rahatsızlığa neden olabilecek eylemlerden korunur.
İlke 9 Tedavi
1. Her hasta sağlık ihtiyacına uygun, mümkün olan en az kısıtlayıcı çevrede, en az kısıtlayıcı veya müdahaleci tedaviyi görme ve fiziksel güvenliğinin korunması hakkına sahiptir.
2. Her hasta, düzenli olarak gözden geçirilen, gerektiğinde revize edilen ve kalifiye personel tarafından kendisi ile görüşülerek hazırlanan, kişiye özel tedavi planına göre tedavi görme ve hizmet alma hakkına sahiptir.
3. Ruh sağlığı hizmetleri, her zaman, BM Genel Kurulu’nca kabul edilen tutuklu ve hükümlülerin işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezaya karşı korunmasında başta doktorlar olmak üzere sağlık çalışanlarının rolüne ilişkin Tıp İlkeleri Etiği gibi uluslararası geçerliliği olan standartları içeren ruh sağlığı çalışanları için uygulanabilir etik standartlara göre verilir. Ruh sağlığı bilgi ve becerileri hiçbir şekilde kötüye kullanılamaz.
4. Her hastanın tedavisi kişisel otonominin korunmasını ve genişletilmesini amaçlar.
İlke 10 İlaç Tedavisi
1. İlaç hastanın sağlık ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılar, sadece terapötik veya diyagnostik amaçlarla verilir ve hiçbir şekilde cezalandırma ya da başkalarının rahat etmesi amacıyla verilemez. İlke 11’in 15’inci paragrafında yer alan hükümler saklı kalmak üzere, ruh sağlığı çalışanları ilaç tedavisini ancak bilinen veya ispatlanmış etkilerine göre uygular.
2. Bütün ilaçlar sadece kanunla belirlenen ruh sağlığı çalışanları tarafından reçetelendirilir ve hasta kayıtlarına işlenir.
İlke 11
Tedavinin Onaylanması
1. Bu ilkenin 6‘ıncı, 7’inci, 8’inci, 13’üncü ve 15’inci paragrafında belirtilen durumlar hariç, hiçbir tedavi hastadan aydınlatılmış onam alınmadan uygulanmaz.
2. Aydınlatılmış onam; hastanın anlayabileceği şekilde ve dilde, yeterli bilgi verildikten sonra, tehdit altında veya yanlış yönlendirme olmadan hastanın kendi rızasıyla şu hususlara ilişkin verilir:
(a) Tanı değerlendirmesi.(b) Önerilen tedavinin amacı, metodu, muhtemel süresi ve beklenilen faydaları.
(c) Daha az müdahaleci tedaviler dahil alternatif tedavi yolları.
(d) Önerilen tedavinin muhtemel acı veya sıkıntıları, riskleri ve yan etkileri.
3. Hasta, onay verme işlemi esnasında seçmiş olduğu kişi ya da kişilerin yanında bulunmasını talep edebilir.
4. Bu ilkenin 6’ıncı, 7’inci, 8’inci ve 15’inci paragrafındaki hükümler hariç, hasta tedaviyi reddetme veya tedavinin durdurulmasını isteme hakkına sahiptir.
5. Hiçbir hastadan aydınlatılmış onam verme hakkından vazgeçmesi istenemez veya hiçbir hastaya bu haktan vazgeçmesi için telkinde bulunulamaz. Hastanın aydınlatılmış onam hakkından vazgeçmek istediği durumlarda aydınlatılmış onam alınmadan tedaviye başlanılamayacağı hastaya açıklanır.
6. Bu ilkenin 7’inci, 8’inci, 12’inci, 13’üncü, 14’üncü ve 15’inci paragrafındaki hükümler saklı kalmak üzere, aşağıdaki şartlar oluşursa aydınlatılmış onam alınmadan hastaya tedavi uygulanır:
(a) Hasta, ilgili zamanda istemsiz yatış ile gelmişse;
(b) Bağımsız bir kurum, hastanın bu ilkenin 2’inci paragrafında belirtilenler dahil tüm bilgilere dayanarak ilgili zamanda önerilen tedaviye onay verme yada onayı geri alma kapasitesine sahip olmadığına veya hasta onayını makul bir gerekçe olmaksızın çektiğinde kanunda öngörülmüşse hastanın veya başkalarının güvenliği göz önünde bulundurularak, tedavi uygulanmasına karar vermişse.
(c) Bağımsız kurum, önerilen tedavi planının hastanın sağlık ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşıladığına karar vermişse.
7. 6’ıncı paragrafta yer alan hükümler hastanın tedavisini onaylayacak yasal bir temsilcisi varsa uygulanmaz; bu ilkenin 12’inci, 13’üncü, 14’üncü ve 15’inci paragrafında belirtilen durumlar hariç, yasal temsilci ancak bu ilkenin 2’inci paragrafında öngörüldüğü şekilde bilgilendirilmiş ise hasta yerine aydınlatılmış onam verebilir.
8. Bu ilkenin 12’nci, 13’üncü, 14’üncü ve 15’inci paragraflarında belirtilen durumlar hariç, kanun tarafından yetkilendirilmiş kalifiye bir ruh sağlığı çalışanı hastanın veya başkalarının acil veya yakın zamanda zarar görmemesi için derhal müdahale edilmesi gerektiğine karar verirse aydınlatılmış onam alınmadan hastaya tedavi uygulanabilir. Bu tür bir muamele, amaca yönelik gereken sürenin ötesine kesinlikle uzatılamaz.
9. Hastaya aydınlatılmış onam alınmadan tedavi uygulanması durumunda hastanın tedavinin niteliği ve olası alternatifler hakkında bilgilendirmesi ve tedavi planının oluşturulmasına mümkün olduğunca katılımı için her türlü çaba gösterilir.
10.Tüm tedavi, hastanın tıbbi kayıtlarına istemsiz veya gönüllü olup olmadığına dair bir gösterge ile derhal kaydedilir.
11.Ruh sağlığı kurumunun resmi prosedürleri dışında ve hastaya ya da başkalarına derhal veya yakın zamanda gelmesi muhtemel zararların önlenmesi için tek yol olmadıkça tespit veya tecrit uygulanmaz. Bu uygulama, amacın gerçekleşmesi için gerekli olan süreyi aşamaz. Bütün tespit ve tecrit uygulamaları, nedenleri, niteliği ve süre uzatmaları hastanın tıbbi kayıtlarına işlenir. Tespit ya da tecrit insani koşullarda uygulanır ve hasta nitelikli personelin bakımı, yakın ve düzenli gözetimi altında bulundurulur. Hastanın yasal temsilcisine bütün tespit ve tecrit uygulamaları derhal bildirilir.
12.Kısırlaştırma, ruhsal hastalığın tedavisi için kesinlikle uygulanmaz.
13.Büyük tıbbi veya cerrahi işlemler ancak kanunun izin verdiği durumlarda, hastanın sağlık ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılayacaksa ve hastadan aydınlatılmış onam alınmışsa uygulanabilir. Hasta aydınlatılmış onam veremiyorsa bu işlemler ancak bağımsız bir inceleme sonrasında uygulanabilir.
14.Psikocerrahi ve diğer telafisi mümkün olmayan tedaviler, istemsiz yatış ile kuruma yatırılan kişilere hiçbir şekilde uygulanmaz. Zorla yatırılan hastalara bu tedavilerin uygulanmasına kanunun izin veriyorsa tedavi, ancak hastanın aydınlatılmış onam vermesi ve bu onayı hastanın kendi rızasıyla verdiğine ve sağlık ihtiyacını en iyi şekilde karşılayacak tedavinin bu olduğuna bağımsız bir kurum tarafından karar verilmişse uygulanabilir.
15.Aydınlatılmış onam alınmadan hiçbir hastaya klinik araştırmalar ve deneysel tedaviler uygulanamaz; aydınlatılmış onam veremeyecek durumda olan bir hasta ancak bu amaca özgülenmiş yetkili ve bağımsız bir inceleme organının izin vermesi durumunda klinik araştırmalara ve deneysel araştırmalara katılabilir.
16.Bu ilkenin 6’ıncı, 7’inci, 8’inci, 13’üncü, 14’üncü ve 15’inci paragrafında belirtilen durumlarda, hasta veya yasal temsilcisi veya ilgili kişiler tedaviye ilişkin olarak yargı ya da diğer bağımsız kurumlara temyize gitme hakkına sahiptir.
İlke 12 Hakların Bildirilmesi
1. Bir hasta, kuruma kabul edildikten sonra mümkün olan en kısa sürede, bu ilkelerde ve kanunda tanınmış bütün hakları konusunda anlayabileceği bir şekilde ve dilde bilgilendirilir ve verilen bilgi bu hakların açıklamasını ve faydalanma yollarını kapsar.
2. Hasta uzun süre verilen bilgiyi anlayamayacak durumdaysa hastanın hakları, varsa kişisel temsilcisine ve hastanın çıkarlarını en iyi temsil edebilen ve bunu yapmaya istekli olan kişi ya da kişilere bildirilir.
3. Yeterli kapasiteye sahip hastanın kendi adına bilgilendirilecek ve kurum yetkilileri karşısında hastanın çıkarlarını temsil edecek bir kişiyi seçme hakkı vardır.
İlke 13 Ruh Sağlığı Kurumunda Haklar ve Koşullar
1. Ruh sağlığı kurumunda bulunan her hasta özellikle:
(a) Her yerde, kanun önünde kişi olarak tanınma,
(b) Mahremiyet,
(c) Kurumdaki kişilerle iletişim kurma hakkı, sansürsüz haber gönderme ve alma hakkı, avukat veya yasal temsilciyle özel olarak görüşme hakkı, uygun zamanlarda diğer ziyaretçilerle görüşme hakkı, posta, telefon, gazete, radyo ve televizyona erişim özgürlüğü dâhil haberleşme özgürlüğü,
(d) Din ve inanç özgürlüğü, hakkına sahiptir.
2. Ruh sağlığı kurumlarında çevre ve yaşam şartları aynı yaş grubundaki kişilerin sürdürdüğü normal hayata mümkün olduğunca yakın olmalıdır ve özellikle:
(a) Eğlence ve boş zaman aktiviteleri için tesisler,
(b) Eğitim tesisleri,
(c) Günlük yaşam, eğlence ve iletişim için gereçlerin satın alınabileceği ya da edinilebileceği yerler,
(d) Hastanın sosyal ve kültürel yapısına uygun bir işte çalışmasını sağlayacak veya topluma yeniden entegrasyonunu kolaylaştıracak mesleki rehabilitasyon önlemleri için tesisler olmalıdır ve bunların kullanılması teşvik edilmelidir. Bu önlemler; mesleki rehberliği, mesleki eğitimi ve uygun hastaların toplum içerisinde istihdam edilmesini güvence altına alan veya bunu sürdüren istihdam hizmetlerini kapsar.
3. Bir hasta hiçbir durumda zorla çalıştırılamaz. Hastanın gereksinimlerine ve kurumsal yönetimin gereklerine uygun olarak hasta yapmak istediği bir iş türünü seçebilir.
4. Ruh sağlığı kurumlarında hastaların emeği istismar edilemez. Çalışan hastalar, yaptığı işler için kanunda veya geleneklerde sağlıklı kişilere verilmesi öngörülen ücreti alır. Çalışan hastalar her durumda yaptığı iş için kuruma yapılan ödemeden adil bir pay alma hakkına sahiptir.
İlke 14 Ruh Sağlığı Kurumlarının Kaynakları
1. Ruh sağlığı kurumlarına diğer sağlık kuruluşlarıyla eşit derecede kaynak ayrılır ve özellikle:
(a) Yeterli sayıda, tıp ve ilgili diğer mesleklerde kalifiye personel istihdam edilir, her hastanın mahremiyetini koruyacak ve aktif terapi programlarının yürütülmesine yetecek kadar alan tahsis edilir.
(b) Hasta için tanı ve terapötik malzemeler bulundurulur.
(c) İlaçların verilmesi dahil, yeterli, düzenli ve kapsamlı tedavi uygulanır.
2. Yetkili makamlar, tüm ruh sağlığı kurumlarının fiziksel koşullarının, tedavi ve bakım hizmetlerinin bu ilkelere uygunluğunun sağlanması için bu kurumları
denetler.
İlke 15 Hasta Kabul İlkeleri
1. Bir kişinin ruh sağlığı kurumlarında tedavi edilmesi gerektiği durumlarda istemsiz yatıştan kaçınmak için gerekli bütün çaba gösterilir.
2. Ruh sağlığı kurumlarına erişim, diğer sağlık kurumlarına erişim ile aynı şekilde olmalıdır.
3. Gönüllü yatış yapan hastalar istediği zaman kurumdan ayrılma hakkına sahiptir ve bu hak konusunda bilgilendirilir. Ancak, gönüllü hastaların kurumda tutulma sebepleri istemsiz yatış ile gelen hastalarla aynı ise 16’ncı İlke hükümleri uygulanır.
İlke 16 İstemsiz Yatış
1. Ancak kanun tarafından yetkilendirilmiş kalifiye bir ruh sağlığı çalışanının İlke 4’e uygun olarak bir kişinin ruhsal hastalığının olduğunu tespit etmesi ve aşağıdaki hususları göz önünde bulundurulması durumunda kişinin hasta olarak ruh sağlığı kurumuna istemsiz yatışı yapılabilir veya gönüllü yatış yapan bir hasta kurumda zorla tutulabilir:
(a) Ruhsal hastalık nedeniyle kişinin veya başkalarının derhal veya yakın zamanda zarar görmesine ilişkin kuvvetli ihtimal, veya
(b) Kişinin kuruma yatırılmaması veya kurumda tutulmamasının kişinin durumunda ciddi kötüleşmeye yol açacağı veya en az kısıtlayıcı alternatif ilkesine göre kişiye uygun tedavi verilmesinin engelleneceği ruhsal hastalığın şiddetli ve muhakeme yeteneğinin düşük olduğu durumlar. (b) bendinin uygulanacağı durumlarda, mümkün olduğunca ilkinden bağımsız bir ruh sağlığı çalışanına danışılmalıdır. Bu danışma yapılırsa, ikinci ruh sağlığı çalışanı ilkiyle aynı fikirde olmadıkça istemsiz yatış veya zorla alıkoyulma gerçekleştirilmeyebilir.
2. Başlangıçta istemsiz yatış veya zorla tutulma, denetleme organı tarafından incelenene kadar gözlem ve ön tedavi amacıyla kanunda öngörülen kısa bir süre için yapılabilir. Hastaneye yatırılma nedenleri hastaya derhal bildirilir ve istemsiz yatış yapıldığı ve nedenleri gecikme olmaksızın ayrıntılı olarak denetleme organına, hastanın yasal temsilcisine ve hastanın itirazı bulunmuyorsa ailesine bildirilir.
3. Ruh sağlığı kurumu ancak kanun tarafından belirlenen yetkili bir organ tarafından istemsiz yatış için tayin edilmişse hasta kabul edebilir.
İlke 17 Denetim Organı
1. Denetim organı, mahkemeler ya da kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız organlardır ve kanunla belirlenmiş görevleri yerine getirir. Kararlarını verirken, bir ya da daha fazla kalifiye ve bağımsız ruh sağlığı çalışanının yardım ve tavsiyelerini göz önünde bulundurur.
2. Denetim organı, bir kişinin İlke 16’nın 2’nci paragrafına uygun olarak kuruma zorla yatırılması veya kurumda zorla tutulması kararının ilk incelemesini, karar verildikten sonra mümkün olan en kısa sürede, kanunla belirlenmiş basit ve hızlı bir usule göre yürütmelidir.
4. İstemsiz yatış yapan hastalar, kanunla belirlenen makul aralıklarla denetim organına taburcu olmak veya gönüllü hasta statüsüne alınmak için başvurabilir.
5. Denetim organı her bir değerlendirmesinde İlke 16’nın 1’nci paragrafında belirtilen istemsiz yatış şartlarının devam edip etmediğini göz önünde bulundurur ve şartlar artık karşılanmıyorsa hasta istemsiz yatış statüsünden çıkartılır.
6. Ruh sağlığı çalışanları bir hastanın istemsiz yatış için gereken şartları sürdürmediğine karar verirse bu kişilerin istemsiz yatış statüsünün kaldırılmasını isteyebilir.
7. Hastanın kendisi, kişisel temsilcisi veya ilgili kişiler, kişinin ruh sağlığı kurumuna yatırılması veya kurumda tutulması kararına karşı temyiz mahkemesine başvurabilir.
İlke 18 Usul Garantileri
1. Hasta, temyiz veya itirazı da kapsayan herhangi bir başvuru usulünde, kendisini temsil edecek bir avukat seçme ve tutma hakkına sahiptir. Hasta maddi nedenlerle bu haktan faydalanamıyorsa, ücret alınmadan hastaya avukat tayin edilir.
2. Gerektiği durumlarda hasta tercüme hizmetlerinden faydalanır. Hasta maddi nedenlerle bu hizmetten faydalanamıyorsa hastanın ücret ödemeden bu hizmetten faydalanması sağlanır.
3. Hasta ve avukatı, duruşmada ilgili ve geçerli tüm bağımsız akıl sağlığı raporlarını, diğer raporları ve sözlü, yazılı ve diğer kanıtları talep edebilir veya sunabilir.
4. Hastanın sağlığına ciddi zararlar verebilecek ya da başkalarının güvenliğinin tehlike altına gireceği özel durumlar hariç, hasta kayıtlarının, ilgili raporların ve belgelerin kopyaları hastaya ve avukatına verilir. Hastaya hiçbir belgenin verilmemesini gerektiren durumlarda, gizlilik korunabiliyor ve kanunda öngörülüyorsa, ilgili belgeler, hastanın kişisel temsilcisine ve avukatına verilir. Bir belge eksik bir şekilde teslim edildiğinde hasta veya avukatı, belgedeki eksikliğe ve nedenine ilişkin bir belge alabilir ve yargısal incelemeye başvurabilir.
5. Hastanın kendisi, hastanın kişisel temsilcisi ve avukatı duruşmalarda bulunabilir, duruşmaya katılabilir ve söz alabilir.
6. Hastanın sağlık durumuna ciddi zarar verebileceği veya başkalarının güvenliğinin risk altına gireceği kararlaştırılmadıkça, hastanın, kişisel temsilcisinin veya avukatının belirli bir kişinin duruşmada bulunması talebi kabul edilir.
7. Hastanın veya başkalarının mahremiyetine saygı gösterilmesi, hastanın sağlığına ciddi zarar verilmemesi ve başkalarının güvenliğinin tehlikeye atılmaması için duruşmanın tamamının veya bir kısmının kamuya açık ya da gizli olması ve raporların yayımlanması kararı tamamen hastanın isteğine bağlıdır.
8. Duruşmadan çıkan karar ve gerekçeleri yazılı olarak açıklanır. Kararın kopyaları hastaya, kişisel temsilcisine ve avukatına verilir. Hastanın veya başkalarının mahremiyetine saygı gösterilmesi, adaletin açık yönetimindeki kamu çıkarı ve hastanın sağlığının ciddi zarar görmesinin engellenmesi veya başkalarının güvenliğine tehlikeye atmaktan kaçınmak için kararın tamamının veya bir kısmının yayınlanması tamamen hastanın isteğine bağlıdır.
İlke 19 Bilgiye Erişim
1. Hasta (bu ilkede hasta kavramı, geçmişte hastalığı olanları da kapsamaktadır), kendi sağlığı hakkında kurum tarafından tutulan kişisel kayıtlara ilişkin bilgi edinme hakkına sahiptir. Bu hak, hastanın sağlık durumunun korunması veya başkalarının güvenliğinin sağlanması için sınırlandırılabilir. Hastanın sağlık kayıtlarına ulaşmaması gereken durumlarda kanun öngörmüşse hasta kayıtları yasal temsilcisine veya avukata gösterilebilir. Hasta kayıtlarına ilişkin hiçbir bilgi verilmediği durumlarda, hasta veya avukatı bilgi verilmemesi ve bunun nedenine ilişkin bir belge talep edebilir ve yargısal incelemeye başvurabilir.
2. Hastanın, avukatının ya da temsilcisinin yazılı görüşleri, talep etmeleri halinde hastanın dosyasına eklenir.
İlke 20 Adli Hastalar
1. Bu ilke, işlediği suç nedeniyle hapis cezası alan, tutuklu yargılanan veya kovuşturması süren kişilere, ruhsal bozukluk olduğunun tespit edilmesi veya şüphelenilmesi durumunda uygulanır.
2. Bu kişilere, İlke 1’de belirtilen en uygun ruh sağlığı hizmeti verilir. Bu ilke, durumun gerektirdiği modifikasyonlar ve istisnalar hariç mümkün olan en geniş kapsamda uygulanır. Hiçbir modifikasyon ve istisna ilke 1’in 5’inci paragrafında yer alan haklara halel getiremez.
3. Kanun, mahkemenin ya da başka bir organın, yetkili ve bağımsız tıbbi konsültana dayanarak bu kişilerin ruh sağlığı kurumlarına yatırılmasına hükmetmesini öngörebilir.
4. Ruhsal bozukluğu olduğu tespit edilen kişilerin tedavisi her durumda yukarıda yer alan İlke 11’ göre yapılır.
İlke 21
Şikayetler
Tüm hastalar ve geçmişte hastalığı olanlar kanunun öngördüğü şekilde şikayette bulunma hakkına sahiptir.
İlke 22 İzleme ve Yasal Yollar
Devletler, ruh sağlığı kurumlarının denetlenmesi, şikayetlerin alınması, soruşturulması ve sonuçlandırılması, kurum içerisinde hasta haklarını suiistimal veya ihlal eden çalışanlar için disiplin veya yargı yollarının oluşturulması için bu ilkelere uygunluğu sağlayacak gerekli mekanizmaları oluşturmakla yükümlüdür.
İlke 23 Uygulama
1. Devletler bu ilkeleri uygun yasal, yargısal, idari, eğitimsel ve diğer yollar aracılığıyla uygular ve bu önlemleri periyodik olarak gözden geçirir.
2. Devletler bu ilkelerin yayılması için gerekli ve aktif önlemleri alır.
İlke 24 Ruh Sağlığı Kurumlarına İlişkin İlkelerin Ölçeği
Bu ilkeler ruh sağlığı kurumunda kalan herkese uygulanır.
İlke 25 Mevcut Hakların Korunması
Bu ilkelerin yürürlükteki uluslararası veya ulusal hukukta mevcut olan hasta haklarını tanımadığı ya da daha kısıtlayıcı olduğu ileri sürülerek tanınmış haklar kısıtlanamaz veya kaldırılamaz.
İstanbul Protokolü: İşkence ve Diğer Zalimane İnsanlık Dışı Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi için EI Kılavuzu; İşkence ve kötü muameleye karşı etkin mücadele amacıyla oluşturulmuştur.
1999 yılı sonunda Birleşmiş Milletler’e sunulan İşkence ve Diğer Zalimane İnsanlık Dışı Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi için EI Kılavuzu, “İstanbul Protokolü” (Manual on the Effective Investigation and Documentation of Torture and Other Cruel, Inhuman or Degrading Treatment or Punishment, ”The Istanbul Protocol”) işkence ve kötü muamelenin etkin araştırması ve dokümantasyonu için uluslararası standartları oluşturmaktır.
Uluslararası insan hakları belgeleri ve insancıl hukuk, işkence ve kötü muameleyi istisnasız olarak yasaklamasına rağmen, dünya ülkelerinin yarısından fazlasında işkence ve kötü muamele uygulamasına sıklıkla rastlanmaktadır. Süregelen işkence uygulamalarından ötürü pek çok insan acı çekmektedir.
Bu el kılavuzu devletlerin bireyleri işkence ve kötü muameleden daha etkin biçimde koruyabilmelerini ve suçluları eylemlerinden ötürü sorumlu tutabilmelerini sağlamak için oluşturulmuştur.
Bu kılavuzda yer alan prensiplerin amacı ise devletlerin, işkence ve kötü muamelenin etkin dokümantasyonu ve araştırmasını sağlaması için uyması gereken minimum standartları belirlemektir.
Her ne kadar bu el kılavuzu öncelikle devletler için yazıldıysa da, onun içeriği birçok koşulda örneğin insan hakları araştırmaları ve gözlemi, politik sığınma talepleri, işkence sırasında suçlarını itiraf eden bireylerin savunması ve işkence kurbanlarının tedavisinde yapılması gerekenleri saptayabilmek için de uygulanabilir. Ayrıca, işkence izlerini görmezden gelmeye, yanlış yazmaya ya da tamamen sahte rapor vermeye zorlanan sağlık çalışanları ya da benzer biçimde karar verme durumunda olanlar için bu el kılavuzu uluslararası referans veya dayanak noktası sağlar.
İstanbul Protokolü, işkence ve kötü muamelenin soruşturması ve dokümantasyonu amacıyla oluşturulmuş ilk uluslararası tüzük veya kılavuzdur. El kılavuzu ve prensiplerin, var olan işkence ve kötü muamele konusundaki kesin yasaklar ile işkencecilerin suçlarından ötürü sorumlu tutulmaları arasındaki boşluğu kapatmada yararlı olacaktır. İşkence ve diğer zalimane, gayri insani veya aşağılayıcı davranış ve cezalardan kurtulmanın yolu, diğer hakların korunması ve desteklenmesinden geçmektedir. Hiçbir hukuk kuralı olmadığında, özgür konuşma suç olduğunda, çeşitli kutsal mazeretlere işkence ve kötü muamele uygulamalarını haklı çıkarmak için başvurulduğunda, hiç bir el kitabı, kanun yada prensip bireyleri koruyamayacaktır.
Prensipler
Devletlerin işkenceyi etkin biçimde araştırması ve dokümante etmesinin prensipleri ya da “minimum standardları” kılavuzun Ekler 1 kısmındadır. Aslında bu kitaptaki kılavuz kurallar bu prensiplerin detaylı olarak işlenmesinden ibarettir. BM Özel Raportörü Sir Nigel Rodley, 4 Kasım 1999’da BM Genel Kurulunda sunduğu raporunda bu prensipleri de eklemiştir. İşkence konusunda işkencenin engellenmesi ve yasaklanması için birçok uluslararası hukuki standart mevcuttur. Bu yüzden işkence ve kötü muamele ile ilgili prensipler taslağını hazırlarken işkenceyi önleme ve yasaklama konularından çok, sadece işkencenin araştırılması ve dokümantasyonu ile ilgili şartları koyduk.
Özet olarak prensiplerin önerdiği şartlar
1-Konularında yetkin bireyler tarafından hiç vakit kaybetmeden etkin ve bağımsız araştırmaların yapılması
2-Araştırmacı otoritenin yetkilendirilmesi
3-İşkence kurbanı olduğu iddia edilenlerin ve araştırmacıların (soruşturmacıların) kendilerinin ve ailelerinin güvenliğinin sağlanması
4-İşkence kurbanı olduğu iddia edilen kişiler ve onların yasal temsilcilerinin tüm duruşmaları izlemesinin ve ilgili bilgilere ulaşmasının sağlanması
5-Varolan soruşturma prosedürleri yetersiz olduğunda bağımsız soruşturma komisyonları tarafından tarafsız soruşturmaların yapılması
6-Vakit geçirmeden, doğru ve halk diliyle gerçeğin bulgularını içeren ve uygulanabilir kanunlar temelinde devletlerin cevaplaması gereken raporların hazırlanması
7-Kişiye özel ve tıbbi uzmanın kontrolünde olan klinik değerlendirmelerin yüksek etik standartlarda oimasının sağlanması
8-Tıbbi raporun tam manasıyla gizliliğinin sağlanması
9-En azından aşağıdakileri içeren hızlı ve doğru raporların hazırlanması
Görüşme koşulları, başvurucunun anlattığı öykünün detaylı kaydının alınması, klinik muayenedeki tüm fiziki ve psikolojik bulguların kaydının alınması, saptanan fiziki ve psikolojik bulguların olası işkence ve kötü muamele ile meydana gelme olasılığı hakkında yorum ve muayeneyi yapanların kimlik bilgileridir.
El kılavuzu, İşkence ve Kötü Muamelenin Tıbbi Değerlendirmeleri için Kılavuz Kuralların aşağıda özetlenerek sunulan detaylı bir toplamının gerekliliğini öngörür. Olgu bilgisi, mahkemedeki şahitlik için klinisyenin mesleki özellikleri, mahkemedeki şahitlik için kanaatin doğruluğu hakkında beyan, arka plan bilgisi, işkence ve kötü, muamele iddiaları, fiziki semptom ve kısıtlılıklar, fizik muayene, psikolojik öykü ve muayene, fotoğraflar, tanısal testlerin sonuçları, konsültasyonlar, bulguların yorumu, fiziki deliller ve psikolojik deliller somut bir değerlendirme için gerekli koşullardır. Değerlendirmeler bireysel ve olgulara dayalı olmalıdır.
Hannah Arendt, dünyaca ünlü filozof Martin Heidegger’in Marburg Üniversitesi’nde öğrencisidir ve felsefe eğitimi almasına ve birçok kişinin kendisini filozof olarak görmesine karşın, kendini “siyaset kuramcısı” olarak tanımlayan Amerikalı siyaset bilimci ve filozoftur.
Hannah Arendt 14 Ekim 1906 tarihinde Almanya’da, yaşadığı dönemde bağımsız bir şehirken şimdi Hanover’in bir parçası olan Aşağı Saksonya’nın Linden şehrinde doğmuştur. Seküler yaşam biçimini benimsemiş Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Arendt, bugünkü adıyla Kaliningrad olan ve kendisinin hayranlık duyduğu ünlü düşünür Immanuel Kant’ın şehri olan Königsberg’de ve Berlin’de yaşamının ilk yıllarını geçirmiş, Naziler döneminde kaçarak hayatını kurtarmış ve ABD’ye yerleşmiştir.
Martin Heidegger ile birlikte Marburg Üniversitesinde felsefe üzerine çalışmalar yapan Arendt’in onunla uzun, fırtınalı romantik bir ilişkisi olmuştur. Heidegger’den ayrıldığı dönemlerden birinde Heidelberg’e taşınmış ve orada varoluş felsefesi üzerine çalışan Karl Jaspers’in danışmanlığında Aziz Augustinus’un düşüncesinde aşk kavramı üstüne bir tez yazmıştır. Arendt’in tez çalışması 1929 yılında yayınlanmş ancak 1933 yılında Yahudi olduğu gerekçesi ile üniversite öğretim üyeliği niteliklerine sahip olmadığı gerekçesiyle Alman üniversitelerinde ders vermesi engellenmiş, bu engelleme sebebiyle Paris’e kaçan Arendt orada edebi eleştirmen ve Marxist gizemci Walter Benjamin ile tanışarak dost olmuştur. Fransa’da kaldığı süre boyunca Yahudi göçmenlere yardım ve destek sağlamaya çalışmıştır. Paris’te bulunduğu dönemde Fransa’nın II. Dünya Savaşında taraf olarak savaş ilan etmesi ve Alman askeri kuvvetlerinin Fransa’nın bazı bölgelerini işgal ederek Yahudilerin toplama kamplarına gönderilmesi üzerine Arendt Fransa’dan da kaçmak zorunda kalmıştır.
Arendt, 1940 yılında Alman şair ve felsefeci Heinrich Blücher ile evlenmiş,1941 yılında kocası ve annesi ile birlikte, ona ve yaklaşık 2500 Yahudi göçmene yasa dışı vize veren Amerikalı diplomat Hiram Bingham’ın yardımları ile ABD’ye kaçmıştır.
II. Dünya Savaşı bittikten sonra Heidegger ile ilişkisini sürdürmüş, Almanya’nın Nazilerden arındırılması etkinliklerinde onun lehinde tanıklık etmiştir. Arendt, 1950 yılında Amerika Birleşik Devletleri vatandaşı olmuş ve 1959’da da Princeton Üniversitesi’nde ilk tam kadrolu kadın profesör olmuştur.
Arendt New York’taki Alman-Yahudi topluluğun aktif bir üyesi olmuş ve haftalık Aufbau dergisi için yazılar yazmıştır. Felsefeci olarak tanınmasına karşın, kendisi felsefenin “bireyin kendisi”ne dair sorunlarla uğraştığını söyleyerek bu sıfatı reddetmiş, siyaset bilimci olarak tanımlanmayı istemiş, bunun sebebini ise çalışmalarının “tekil olarak insana değil, dünyada yaşayan ve dünyayı kaplayan insanlığa” odaklanmış olması, olarak açıklamıştır. Kişisel yaşamı ile örtüşen şekilde Arendt’in bilimsel çalışmaları otoriterlik, totalitarizm ve kötülük gibi konular üzerinde yoğunlaşmıştır. Genellikle, iktidar, politikanın özneleri, otorite ve totaliterlik ile ilgili olan çalışmalarında, eşitler arasındaki kolektif politik eylem ile eş anlamlı olan özgürlük kavramının doğrulanmasına odaklanmıştır.
İlk büyük eseri Totaliterizmin Kökenleri isimli kitabıdır. Son kitabı The Life of the Mind ölümü nedeniyle yarım kalmıştır.
Arendt, 1975 yılı Sonning Ödülü sahibi olup, 4 Aralık 1975 tarihinde, 69 yaşında hayata veda etmiştir. Mezarı Newyork’tadır.
Hannah Arendt, Naziler döneminde Yahudilerin kamplara toplanması işini organize edenlerden olan ve 1960 yılında yargılanarak idam cezası alan Adolf Eichmann’ın davasını izlemiş ve bu dava üzerine yazdığı yazıları kitaplaştırmıştır.
Nazi Adolf Eichmann´ın Kudüs´teki mahkemesine katıldıktan sonra, Holokost´u daha önce kimsenin yapmadığı şekilde yazma cesaretini göstermiştir.
Çalışması, anında bir skandala yol açmış, rakipleri ve arkadaşları tarafından saldırıya uğrasa da sarsılmamıştır.
Hannah Arendt’in yaşadığı bu mahkeme süreci, diğer biyografik ögelerle beraber sinema filmine dönüştürülmüştür.
“Düşünen bir kadının filmini” yaptığını belirten Alman auteur Margarethe Von Trotta, Arendt´i gözlemci ve yazar olarak, 1961-1964 yıllarında Eichmann hakkındaki çalışmasına verilen tepkilere direnirken resmetmiştir.Filmin tanıtımı şu şekildedir: “Dâhi, düşünür, sert ve ateşli, sigaraları uç uca ekleyen, “kötülüğün sıradanlığı”nı keşfiyle dünyayı sarsan bir kadın…”
Hannah Arendt’in Eserleri
Der Liebesbegriff bei Augustin. Versuch einer philosophischen Interpretation (1929)
Totaliterizmin Kökenleri (1951)
Rahel Varnhagen: Bir Yahudi Kadının Hayatı (1958)
İnsanlık Durumu (1958)
Geçmişle Gelecek Arasında (1961)
On Revolution (1963)
Eichmann in Jerusalem: A Report on the Banality of Evil (1963)
Men in Dark Times (1968)
Crises of the Republic: Lying in Politics; Civil Disobedience; On Violence; Thoughts on Politics and Revolution (1969)
“Civil Disobedience” originally appeared, in somewhat different form, in The New Yorker. Versions of the other essays originally appeared in The New York Review of Books.
The Jew as Pariah: Jewish Identity and Politics in the Modern Age; Edited by Ron H. Feldman (1978)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Dilekçe Komisyonu, Anayasa’nın 74. maddesinde düzenlenen dilekçe hakkı kapsamında TBMM’ye gönderilen dilekçelerin incelenmesi ve karara bağlanmasıyla görevli komisyondur. Dilekçe komisyonu Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 20. maddesi ve 3071 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca; vatandaşların komisyona ulaştırdıkları talep ve şikayetler üzerine idari işlem ve eylemleri denetlemektedir. Dilekçe Komisyonunun dilekçeleri inceleme ve karara bağlamanın usul ve esasları TBMM İçtüzüğü’nde gösterilen şekilde yapılmaktadır.
İçtüzüğün dilekçe hakkı ile ilgili hükümleri şu şekildedir.
Dilekçelerin İncelenmesi ve Karara Bağlanması Esas ve Usulleri
Dilekçe Komisyonu
Madde 115. – Dilekçe Komisyonu, Türk vatandaşlarının ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancıların kendileriyle veya kamu ile ilgili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gönderdikleri dilek ve şikâyetleri inceler.
Dilekçelerin Başkanlık Divanınca incelenmesi
Madde 116. – Dilekçe Komisyonunun; Başkan, Başkanvekili, Sözcü ve Kâtibinden oluşan Başkanlık Divanı, komisyona gelen dilekçeleri inceleyerek;
1. Belli bir konuyu ihtiva etmeyen,
2. Yeni bir kanunu veya bir kanun değişikliğini gerektiren,
3. Yargı mercilerinin görevine giren konularla ilgili olan veya haklarında bu merciler tarafından verilmiş bir karar bulunan,
4. Yetkili idarî makamlarca verilen kesin cevap suretini ihtiva etmeyen,
5. Kanunun dilekçede bulunmasını zorunlu gördüğü şartlardan herhangi birini taşımayan,
Dilekçelerin görüşülemeyeceğini karara bağlar.
Komisyon Başkanlık Divanı, bu kararlarını; bastırır ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerine dağıtır. Dağıtım tarihinden itibaren onbeş gün içinde itiraz olunmayan Baş-kanlık Divanı kararları kesinleşir ve durum dilekçe sahiplerine yazılı olarak bildirilir.
Komisyon Başkanlık Divanı; görüşülemeyeceğini karara bağladığı dilekçelerden, kanun olarak düzenlenmelerinde toplumsal yarar gördüklerinin birer örneğini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına ve Başbakanlığa bilgi olarak gönderir.
Dilekçelerin Komisyon Genel Kurulunca incelenmesi
Madde 117. – Komisyon Başkanlık Divanının 116 ncı maddenin dışında gördüğü dilekçeler ile aynı madde gereğince karara bağladığı dilekçelerden süresi içinde itiraza uğrayanlar, Komisyon Genel Kuruluna sevk edilir.
Komisyon Genel Kurulu, kendisine gönderilen dilekçeleri, ilk önce; 116 ncı madde hükmü gereğince inceleyerek karar konusu olup olamayacakları hususunu kararlaştırır.
Komisyon Genel Kurulu kararlarının bastırılması ve dağıtılması
Madde118. – Komisyon Başkanlık Divanı, Komisyon Genel Kurulunca alınan kararları bastırır, bütün milletvekillerine ve bakanlara dağıtır.
Komisyon Genel Kurulu kararlarına itiraz
Madde 119. – Türkiye Büyük Millet Meclisinin her üyesi Komisyon Genel Kurulunun kararına, kararın dağıtım gününden itibaren otuz gün içinde gerekçeli bir yazıyla itiraz edebilir. Aksi halde, dilekçe hakkındaki karar kesinleşir.
Komisyon GenelKurulu, itiraz edilen dilekçeler için, itiraz tarihinden itibaren otuz gün içinde bir rapor düzenleyerek Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunar. Türkiye Büyük Millet Meclisinin alacağı karar kesindir.
Bu madde hükümleri gereğince kesinleşen kararlar, dilekçe sahiplerine ve ilgili bakanlıklara bildirilir.
Dilekçeler hakkındaki kesin kararların sonucu
Madde 120. – Bakanlar 119 uncu madde gereğince kesinleşen kararlar hakkında yaptıkları işlemi, aynı maddenin son fıkrası uyarınca kendilerine yapılan bildiri tarihinden itibaren otuz gün içinde, Komisyon Başkanlığına yazıyla bildirirler. Komisyon Genel Kurulu, bunlardan gerekli gördüklerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmesini isteyebilir. Bu takdirde, komisyon kendi görüşünü belirten bir rapor hazırlayarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunar. Komisyonun bu istekte bulunması halinde 119 uncu maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları hükümleri uygulanır.
İlgili bakanlık birinci fıkra uyarınca yapması gereken bildiriyi yapmadığı takdirde de, aynı fıkra hükümleri uygulanır.
The Dancer Upstairs(Yukarıdaki Dansçı), hukukçu, felsefe profesörü ve Peru Aydınlık Yol Devrimci Hareketi Lideri Abimael Guzmán‘ın(Manuel Rubén Abimael Guzmán Reynoso) yaşamından kesitler sunmaktadır.
The Dancer Upstairs- Yukarıdaki Dansçı
Filmin başrollerini Javier Bardem, Juan Diego Botto ve Laura Morante’nin oynadığı yapımcılığını ve yönetmenliğini John Malkovich’in yaptığı Abimael Guzmán’ın yakalanma hikayesini anlatan 2002 İspanyol-Amerikan suç gerilim filmidir.
Hikaye Perulu Maoist gerilla örgütü Shining Path’den esinlenmiştir. Başkan Gonzalo takma adıyla tanınan lideri Abimael Guzmán’dır. Film, senaryoyu da yazan Nicholas Shakespeare’in 1995 tarihli The Dancer Upstairs adlı romanından uyarlanmıştır. Yönetmeni John Malkovich olan filmde Javier Bardem, Juan Diego Botto ve Laura Morante oynamıştır.
Malkovich’in sinemada yönetmen olarak ilk adımını oluşturan iddialı yapım adı verilmeyen bir Latin Amerikan ülkesindeki kötü olayları anlatmaktadır. Taşrada düşük kademeli devlet memurları öldürülmekte, başkentte ise sokak lambalarından üzerlerine sloganlar sıvanmış ölü köpekler sallanmaktadır. Ortaya “Ezequiel” diye bir isim çıkmıştır; devrim yapmaya ant içmiş, fanatik taraftarlarının bir Tanrı gibi taptığı gizemli bir lider herkesin dilindedir. Telaşa kapılan ordu, saldırılara karşı aynı şiddette karşılık vermeyi kararlaştırınca ortalık panik havasına bürünmüştür. Operasyon görevi, eskiden avukatlık da yapmış olan polis müfettişi Augustin Rejas’a verilecektir.
Mazlum kitleleri, Latin Amerika ülkelerindeki faşist hükümete karşı, yürüttüğü vahşi devrime katılmaya teşvik eden hayalperest bir anarşist olan Ezequiel’in izini süren Rejas’in görevi, olayın boyutlarını araştırmak ve gizemli liderin bir efsane mi, yoksa devlete yönelik ciddi bir tehdit mi olduğunu araştırmaktır.
Rejas, Ezequiel’in ayak izlerini sürmeye başlayacak ve olayı çözmede tek yol gösterici işaret kızının bale öğretmeni Yolanda olacaktır.
Dernek, Türkiye’deki hukuk sisteminin temel insan hakları, çağdaş hukuk normları ve demokratik değerlerle uyumlu hale getirilmesini sağlamak amacıyla faaliyet göstermektedir.
Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneğinin tüm üyeleri engelli hukukçulardan oluşmaktadır. Üyelerinin tamamı engelli hukukçulardan oluşan ilk ve tek sivil toplum örgütüdür.
Kuruluş Amacı ve Misyonu
İnsanlık tarihinin binlerce yıllık kazanımları ile elde edilen hakların korunması ve geliştirilmesi yönünde çalışmalar yürütmek, özellikle engellilerin sosyal, kültürel ve ekonomik haklarını kullanmalarını engelleyen ayrımcı hukuk normlarının ortadan kaldırılmasına yönelik hukuki girişimlerde bulunmaktadır.
Görme engelli hukukçuların mesleki sorunlarının çözülmesi, mesleki gelişimlerinin desteklenmesi ve meslek içi dayanışmanın güçlendirilmesi temel hedefler arasındadır. Ayrıca engellilerin hukuki haklarına ilişkin toplumsal farkındalığın artırılması, akademik ve yargısal mercilerin dikkatinin bu alana yönlendirilmesi, engelli bireylerin adalet sistemine tam ve etkin katılımının sağlanması adına çeşitli çalışmalar yürütülmektedir.
Engelli bireylerin adalete tam ve eşit erişiminin sağlanması, hukukun evrensel ilkeleri çerçevesinde ayrımcılığa karşı mücadele edilmesi ve hukuk mesleğinde engelli bireylerin etkin temsiline yönelik çalışmalar, derneğin temel misyonudur.
Derneğin Faaliyet Alanları
Eğitim ve Mesleki Gelişim: Görme engelli hukukçuların bilgi birikimini artırmak amacıyla akademisyenler ve uzmanlarla iş birliği içinde eğitim programları düzenlenmektedir.
Engelli Haklarının Savunulması: Engelli haklarının geliştirilmesi yönünde akademik ve yargısal çalışmalar yürütülmekte, engelli hakları ile ilgili literatürün zenginleştirilmesi amaçlanmaktadır.
Genç Hukukçuların Yetiştirilmesi: Hukuk fakültelerinde eğitim gören görme engelli öğrencilerin mesleğe hazırlanmasına yönelik programlar hayata geçirilmektedir.
İstihdam Projeleri: Görme engelli hukukçuların meslek alanlarında daha geniş istihdam olanaklarına erişimini sağlamak amacıyla projeler geliştirilmekte, iş piyasasındaki engellerin kaldırılması için hukuki girişimlerde bulunulmaktadır.
Mevzuat Değişiklikleri ve Yargı Süreçleri: Engelli hakları ile bağdaşmayan mevzuat hükümlerinin iptali ve düzeltilmesi amacıyla yargı mercilerine başvurular yapılmakta, hukuki reform önerileri sunulmaktadır.
Hukuk Yapıcılarla İş Birliği: Engelli haklarının hukuk düzeninde daha etkin korunmasına yönelik yasa koyucular, yargı organları ve idari merciler ile temaslarda bulunulmaktadır.
Bireysel Hak Mücadeleleri: Engelli bireylerin maruz kaldığı hak ihlallerine karşı hukuki süreçlerde tüzel kişilik sıfatıyla müdahil olunmakta, engelli bireylerin haklarını koruyucu davalar açılmaktadır.
Akademik Literatüre Katkı: Engelli haklarına ilişkin akademik çalışmalara destek vermek ve hukuk literatürüne katkı sunmak amacıyla yılda iki kez Elektronik Yarasa Hukuk Dergisi yayımlanmaktadır.
Erişilebilirlik Sorunlarının Tespiti: Başta adalet sistemindeki erişilebilirlik sorunları tespit edilerek, ilgili mercilere raporlanmakta ve çözüm önerileri sunulmaktadır.
Yarasa Hukuk Elektronik Dergisi
Dernek, Yarasa Hukuk Elektronik Dergisini çıkarmaktadır. Dergi yılda iki sayı olarak yayınlanmaktadır. Görme Engelli Hukukçular Derneği Genel Başkanı Avukat Şerif Ali Mutlu yönetimindeki dergi, Avukat Kamer Beyaztaş, Avukat Hüseyin Varol, Avukat Hikmet Karadağ, Avukat Gizem Tanay, Aksaç, Avukat Arzu Şenyurt Akdağ, Avukat Ayşe Begüm Başbozkurt, Avukat Müjgan Bilgen Özen, Avukat Osman Sezer, Avukat Ümit Deniz Kurt ve Avukat Hikmet Karadağ ile eğitmen ve hukukçu Sinan Saltık katkıları ile hazırlanmaktadır. Yarasa Hukuk Dergisi’nde yayınlanacak bilimsel yazılarda, Yükseköğretim Kurulu Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Yönergesi ve COPE (Committee on Publication Ethics)’un Editör ve Yazarlar için Uluslararası Standartları ile bunlara dayanılarak hazırlanan Araştırma ve Yayın Etiği İlkeleri dikkate alınmaktadır.
Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği temsilcileri Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu ziyaretinde
Av. Merve Erten Yılın Genç Hukukçusu Ödüllü
Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği, 2020 yılında yaşamını yitiren Avukat Merve ERTEN anısına, 2021 yılından itibaren yılın genç görme engelli hukukçusu ödülü düzenlemektedir.
2021 yılı ödülü Mustafa Keskin’e, 2022 yılı ödülü Çağrı Yıldırım’a, 2023 yılı ödülü Sabit Kılıç’a, 2024 yılı ödülü ise Hüseyin Varol’a tevcih edilmiştir.
Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği İletişim
Adres: Eti mahallesi Toros sokak Bahar apartmanı No:11/4 Sıhhıye/Çankaya/Ankara
Hukukçu, felsefe profesörü ve Peru Aydınlık Yol Devrimci Hareketi Lideri Abimael Guzmán(Manuel Rubén Abimael Guzmán Reynoso) 3 Aralık 1934 tarihinde doğdu.
San Agustín Ulusal Üniversitesi‘nde felsefe ve hukuk eğitimi gördü. Öğrencilik döneminde Marksizm ile tanıştı, 1962 yılında San Cristóbal Huamanga Üniversitesi felsefe bölümünde öğretim üyesi olarak görev yaptı.
1965 yılında Çin Halk Cumhuriyeti’ni ziyaret etti. Sovyet emperyalizmini ABD emperyalizmine benzetti ve eleştirdi.
1970’li yıllarda hükûmet karşıtı gösterilerde iki kez tutuklandı, daha sonra üniversitedeki görevinden istifa ederek yer altı örgütlerine katılarak benzer düşüncede devrim yaratmaya kendini adamış genç akademisyeni etrafında topladı. Peru üniversitelerindeki akademik çevrelerle sınırlı hareket zamanla genişledi. Peru’daki, Aydınlık Yol devrimci hareketinin liderliğini üstlendi ve Gonzalo takma adını alarak Maoist modele göre devrimci köylü halk savaşını başlattı. Yoğun iç savaş ortamında yaklaşık 70 bin kişi hayatını kaybetti. Takipçileri, onu Marx , Lenin ve Mao’dan sonra Komünizmin Dördüncü Kılıcı ilan etti.
Abimael Guzmán, 1985 yılında, Aydınlık Yol posterinde
17 Mayıs 1980 tarihinden itibaren hükûmete karşı silahlı mücadele başlattı. Peru hükûmeti tarafından terörizm ve vatana ihanet suçlarından arama kararı çıkarıldı ve 12 Eylül 1992 günü hükümet kuvvetleri tarafından bir bale okuluna yapılan baskında diğer örgüt mensupları ile birlikte yakalandı. Hâkimlere karşı gerillalar tarafından saldırı yapılmasından çekinen hükûmet başları kapalı askeri hâkimlerce yargılanmasını uygun gördü. Üç gün süren duruşmalarda, başları kapalı askeri yargıçlarca yargılandı ve ömür boyu hapis cezasına çarptırılarak Lima’daki Callao askeri deniz üssü hapishanesine gönderildi. Peru hükûmeti tarafından bir kafesin içerisinde mahkûm kıyafetleriyle kamuoyuna teşhir edildi.
Yakalanmasının ardından hükümet tarafından çıkarılan af kanunu sonucunda 23.000 civarındaki gerilladan altı bini silah bırakarak teslim oldu. Silahlı mücadeleye devam kararı alan Aydınlık Yol gerillaları ise Oscar Ramirez Durand önderliğinde yollarına devam etti. Ancak 1999 yılında Ramirez’in de yakalanmasıyla örgüt daha büyük bir darbe aldı.
Peru Anayasa Mahkemesinin antiterör yasasını iptal etmesi ile Guzmán, 2004 yılında basına kapalı olarak yeniden yargılandı ve 13 Ekim 2006 tarihinde yeniden ömür boyu hapis cezası verildi. Ölümüne kadar Lima yakınlarındaki Callao Deniz Üssü’nde hükümlü olarak hapis hayatı yaşadı.
Anıları ve değerlendirmelerini, De puño y letra isimli kitapta topladı. Kitapta gerilla savaşı döneminde yaşadıklarını, yakalandıktan sonra mahkemede yaptığı savunmalarını ve geleceğe dönük düşüncelerini açıkladı. Sıkı güvenlik tedbirleri uygulanan hapishane hücresinden el yazması bu kitabın dışarıya çıkarılabildiği halen gizemini korumaktadır.
11 Eylül 2021 tarihinde uzun yıllardır tek başına kaldığı hücresinin bulunduğu Callao Deniz Üssü’nde, 86 yaşında öldü. Cesedi 24 Eylül 2021 günü yakıldı ve külleri bilinmezliğe savruldu.
Kendisi gibi hukukçu olan Fidel Castro‘dan sonra devrime en çok yaklaşan kişi olarak anıldı.
Avrupa Demokratik Güç Birliği) Peru devletini protesto etmek için yayımladığı basın açıklamasında, Guzan’ın ağır hastalıklarına ve yaşına rağmen serbest bırakılmaması eleştirilmiş ve “Dr. Abimael Guzmán Reynos’un (Başkan Gonzalo) Katili Peru Devletidir!” demiştir.
The Dancer Upstairs(Yukarıdaki Dansçı), başrollerini Javier Bardem, Juan Diego Botto ve Laura Morante’nin oynadığı yapımcılığını ve yönetmenliğini John Malkovich’in yaptığı Abimael Guzmán’ın yakalanma hikayesini anlatan 2002 İspanyol-Amerikan suç gerilim filmidir. Hikaye Perulu Maoist gerilla örgütü Shining Path’den esinlenmiştir. Başkan Gonzalo takma adıyla tanınan lideri Abimael Guzmán’dır. Film, senaryoyu da yazan Nicholas Shakespeare’in 1995 tarihli The Dancer Upstairs adlı romanından uyarlanmıştır. Yönetmeni John Malkovich olan filmde Javier Bardem, Juan Diego Botto ve Laura Morante oynamıştır.
İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi, Avrupa Konseyi çerçevesinde Kasım 1996’da kabul edilerek, 4 Nisan 1997 tarihinde imzaya açılmış olan “Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi: İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi” adıyla, 03.12.2003 tarihinde 5013 sayılı kanun ile onaylanmıştır. Oviedo Sözleşmesi olarak da bilinmektedir.
Sözleşme ile; biyolojik ve tıbbi uygulamalarda ayrım gözetmeden insan hakları ve temel özgürlükler temel alınarak bütün bireylerin onur ve kişilik özellikleri garanti altına alınmış, bilimin ilgi alanının insanların iyiliğinin önüne geçmesi yasaklanmıştır. Sözleşmeye taraf olan devletler, sağlık gereksinimlerini ve kaynakları göz önüne alarak yeterli kalitede bir sağlık hizmetine erişmede eşitliği sağlamaya çalışacaklar; sağlık alanındaki tüm girişimlerin mesleki standartlarını oluşturacaklardır. Sözleşme, insan hakları ve hasta hakları çerçevesinde önemli bir metindir.
Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi: İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi
BAŞLANGIÇ
Bu Sözleşmeyi imzalayan, Avrupa Konseyi Üyesi Devletler diğer Devletler ve Avrupa Topluluğu,
Avrupa Konseyinin amacının, üyeleri arasında daha büyük bir birliğe ulaşılması olduğunu ve bu amacın izlenmesinde kullanılacak yöntemlerden birinin, insan hakları ve temel özgürlüklerin idamesi ve daha da gerçekleştirilmesi olduğunu dikkate alarak;
Biyoloji ve tıp alanında gittikçe artan bir hızla ortaya çıkan gelişmelerin bilinciyle;
İnsana, hem birey, hem de insan türünün bir üyesi olarak saygı gösterilmesi ihtiyacına inanarak ve insan onurunu güvence altına almanın önemini kabul ederek;
Biyoloji ve tıbbın kötüye kullanılmasının, insan onurunu tehlikeye sokacak eylemlere neden olacağının bilinciyle;
Biyoloji ve tıptaki ilerlemenin, şimdiki ve gelecek kuşakların yararı için kullanılması gerektiği fikrini onaylayarak;
Biyoloji ve tıbbın yararlarından tüm insanlığın faydalanabilmesi için uluslararası işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu vurgulayarak;
Biyoloji ve tıbbın uygulanmasında ortaya çıkan sorular ve bunlara verilecek cevaplar üzerinde bir kamuoyu tartışması açılmasının teşvik edilmesinin önemini kabul ederek;
Toplumun tüm üyelerine, hakları ve sorumluluklarını hatırlatma arzusuyla;
Bir Biyoetik Sözleşmesi hazırlanmasına ilişkin 1160 (1991) sayılı Tavsiye Kararı dahil, Parlamenter Meclisinin bu alandaki çalışmalarını gözönüne alarak;
Biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, insan onuru ve bireyin temel hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bu tedbirlerin alınması kararına vararak;
Aşağıdaki hususları kabul etmişlerdir :
Avrupa Konseyi 1996 Liderler Toplantısı
BÖLÜM I
Genel Hükümler
Madde 1. (Amaç ve konu)
Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayırım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.
Tarafların her biri, bu Sözleşme hükümlerinin yürürlüğe sokulması bakımından kendi iç hukuklarında gerekli tedbirleri alacaklardır.
Madde 2. (İnsanın önceliği)
İnsanın menfaatleri ve refahı, bilim veya toplumun menfaatlerinin üstünde tutulacaktır.
Madde 3. (Sağlık hizmetlerinden adil şekilde yararlanma)
Taraflar, sağlığa duyulan ihtiyaçları ve kullanılabilir kaynakları gözönüne alarak, kendi egemenlik alanlarında, uygun nitelikteki sağlık hizmetlerinden adil bir şekilde yararlanılmasını sağlayacak uygun önlemleri alacaklardır.
Madde 4. (Meslekî standartlar)
Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahelenin, ilgili meslekî yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.
BÖLÜM II
Muvafakat
Madde 5. (Genel Kural)
Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir.
Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir.
İlgili kişi, muvafakatini her zaman, serbestçe geri alabilir.
Madde 6. (Muvafakat verme yeteneği bulunmayan kişilerin korunması)
Aşağıda, 17 ve 20. maddelere tâbi olmak koşuluyla, muvafakat verme yeteneği bulunmayan bir kimse üzerinde tıbbî müdahale, sadece onun doğrudan yararı için yapılabilir.
Kanuna göre bir müdahaleye muvafakatini verme yeteneği bulunmayan bir küçüğe, sadece temsilcisinin veya kanun tarafından belirlenen makam, kişi veya kuruluşun izni ile müdahalede bulunabilir.
Küçüğün görüşü, yaşı ve olgunluk derecesiyle orantılı bir şekilde, gittikçe daha belirleyici bir etken olarak gözönüne alınacaktır.
Kanuna göre, akıl hastalığı, bir hastalık veya benzer nedenlerden dolayı, müdahaleye muvafakat etme yeteneği bulunmayan bir yetişkine, ancak temsilcisinin veya kanun tarafından belirlenen kişi veya makamın izni ile müdahalede bulunulabilir.
İlgili kişi mümkün olduğu ölçüde izin verme sürecine katılacaktır.
Yukarıda 2 ve 3. paragraflarda belirtilen temsilci, makam, kişi veya kuruluşa, aynı şartlarda, Madde 5’te belirtilen bilgi verilecektir.
Yukarıda 2 ve 3. paragraflarda belirtilen izin, ilgili kişinin en fazla yararı bakımından her zaman geri çekilebilir.
Madde 7. (Akıl hastalığı olan kişilerin korunması)
Gözetim, denetim ve başka bir makama başvurma süreçleri dahil, kanun tarafından öngörülen koruyucu şartlarla bağlı olmak üzere, ciddî nitelikli bir akıl hastalığı olan kişi, yalnızca böyle bir tedavi yapılmadığı takdirde sağlığına ciddî bir zarar gelmesinin muhtemel olduğu durumlarda, muvafakatı olmaksızın, akıl hastalığının tedavi edilmesini amaçlayan bir müdahaleye tâbi tutulabilir.
Madde 8. (Acil durum)
Acil bir durum nedeniyle uygun muvafakatın alınamaması halinde, ilgili bireyin sağlığı için tıbbî bakımdan gerekli olan herhangi bir müdahale derhal yapılabilir.
Madde 9. (Önceden açıklanmış istek)
Müdahale sırasında isteğini açıklayabilecek bir durumda bulunmayan bir hastanın, tıbbî müdahale ile ilgili olarak önceden açıklamış olduğu istekler gözönüne alınacaktır.
BÖLÜM III
Özel yaşam ve bilgilendirilme hakkı
Madde 10. (Özel yaşam ve bilgilendirilme hakkı)
Herkes, kendi sağlığıyla ilgili bilgiler bakımından, özel yaşamına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
Herkes, kendi sağlığı hakkında toplanmış herhangi bir bilgiyi öğrenme hakkına sahiptir. Bununla beraber, bireylerin, bilgilendirilmeme istekleri de gözetilecektir.
İstisnai durumlarda, 2 nci paragrafta belirtilen hakların kullanılmasında hastanın yararları bakımından kanun tarafından kısıtlamalar öngörülebilir.
BÖLÜM IV
İnsan genomu
Madde 11. (Ayırım yapmama)
Bir kimseye, genetik kalıtımı nedeniyle herhangi bir ayrımcılık uygulanması yasaktır.
Madde 12. (Genetik teşhise yönelik testler)
Genetik hastalıkları teşhise yönelik veya ya kişinin bir hastalığa neden olan bir geni taşıdığını belirlemeye ya da genetik bir yatkınlığı veya bir hastalığa eğilimi ortaya çıkarmaya yönelik testler, sadece sağlık amaçlarıyla veya sağlık amaçlı bilimsel araştırma için ve uygun genetik danışmada bulunmak şartıyla yapılabilir.
Madde 13. (İnsan genomu üzerinde müdahaleler)
İnsan genomu değiştirmeye yönelik bir müdahale, yalnızca, önleme, teşhis ve tedavi gayeleriyle ve sadece, amacının, herhangi bir altsoyun genomunda değişiklik yapılması olmaması halinde yapılabilir.
Madde 14. (Cinsiyet seçememe)
Cinsiyetle ilgili ciddî bir kalıtsal hastalıktan kaçınma hali hariç, doğacak çocuğun cinsiyetini seçmek amacıyla suni döllenme tekniklerinin kullanımından kaçınılacaktır.
BÖLÜM V
Bilimsel araştırma
Madde 15. (Genel kural)
Biyoloji ve tıp alanında bilimsel araştırma, bu Sözleşme hükümlerine ve insan varlığının korunmasını güvence altına alan diğer yasal hükümlere bağlı kalmak kaydıyla,serbestçe yapılabilir.
Madde 16. (Üzerinde araştırma yapılan kişilerin korunması)
Bir kimse üzerinde araştırma, ancak aşağıdaki şartların tümünün yerine getirilmesi halinde yapılabilir:
i) insanlar üzerindeki araştırmayla karşılaştırılabilir etkinlikte başka bir seçeneğin bulunmaması;
ii) araştırmaya konu olan şahsın maruz kalabileceği tehlikelerin, araştırmanın beklenen yararlarıyla oransız olmaması;
iii) araştırma projesinin bilimsel değerinin, araştırma amacının öneminin değerlendirilmesi ve etik bakımdan kabul edilebilirliğinin çok disiplinli bir gözden geçirmeye tâbi tutulması dahil, yetkili bir kurum tarafından bağımsız bir şekilde incelenmeden sonra onaylanmış olması;
iv)üzerinde araştırma yapılan kişilerin, korunmaları için kanun tarafından öngörülen hakları ve güvenceleri hakkında bilgilendirilmiş olmaları;
v) Maddede öngörülmüş bulunan muvafakatin açıkça ve belirli bir şekilde verilmiş olması ve bunun belgelendirilmiş bulunması. Bu muvafakat her zaman serbestçe geri alınabilir.
Madde 17. (Araştırmaya muvafakat etme yeteneği olmayan kişilerin korunması)
5. Maddede belirtildiği şekilde muvafakatini açıklama yeteneği bulunmayan bir kimse üzerinde araştırma ancak, aşağıdaki şartların tümünün yerine getirilmesi halinde yapılabilir:
i) Madde 16 alt paragraf (i)’den (v)’e kadar olan şartların gerçekleşmiş olması;
ii) araştırmanın sonuçlarının ilgilinin sağlığı üzerinde gerçek ve doğrudan yarar sağlama beklentisinin bulunması;
iii) muvafakat etme yeteneği bulunan bireyler üzerinde karşılaştırılabilir nitelikte bir etkinlik doğuracak bir araştırmanın yapılamaması;
iv) Madde 6’da öngörülen gerekli iznin belirli ve yazılı olarak verilmiş bulunması ve
v) ilgili kişinin itirazda bulunmaması.
Araştırmanın ilgilinin sağlığı üzerinde doğrudan yararlı sonuçlar sağlayacağı beklentisinin bulunmadığı durumlarda, istisnai olarak ve kanun tarafından öngörülen koruyucu şartlar altında, sözkonusu araştırmaya, yukarıda 1. paragraf ve alt paragraf (i), (iii), (iv) ve (v)’de öngörülen şartlarla birlikte aşağıdaki ek şartların da bulunması halinde izin verilebilir:
i) araştırmanın, hastanın sağlık durumu, hastalığı veya rahatsızlığı hakkındaki bilimsel bilginin önemli derecede geliştirilmesine katkıda bulunma yoluyla, ilgili kişiye veya aynı yaş grubunda olan veya aynı hastalık ya da rahatsızlığa yakalanmış bulunan veya aynı durumda olan diğer kimselere yarar sağlamaya elverişli nihai sonuçlara ulaşılması amacını taşıması;
ii) araştırmanın, ilgili kişi bakımından sadece asgarî bir tehlike ve asgarî bir külfeti gerektirmesi
Madde 18. (Tüpte embriyonlar üzerinde araştırma)
Hukukun embriyon üzerinde tüpte araştırmaya izin vermesi halinde, embriyon için uygun koruma sağlanacaktır.
Sadece araştırma amaçlarıyla insan embriyonlarının yaratılması yasaktır.
BÖLÜM VI
Nakil amaçlarıyla canlı vericilerden organ ve doku alınması
Madde 19. (Genel kural)
Yaşayan bir kimseden nakil amaçlarıyla organ veya doku alınması, sadece alıcının tedaviye ilişkin istifadesi için ve ölmüş bir kimseden uygun organ veya doku bulunmadığı ve karşılaştırılabilir etkinlikte başka bir tedavi yönteminin olmadığı durumlarda gerçekleştirilebilir.
Gerekli muvafakat, Madde 5’te öngörüldüğü üzere, açıkça ve belirli bir şekilde, yazılı olarak veya resmî bir makam önünde verilmiş olmalıdır.
Madde 20. (Organ alınmasına muvafakat verme yeteneği olmayan kişilerin korunması)
5. Maddeye göre muvafakatini açıklama yeteneği bulunmayan bir kimseden organ veya doku alınamaz.
İstisnai olarak ve kanun tarafından öngörülmüş koruyucu şartlar altında, muvafakat verme yeteneği olmayan bir kimseden kendisini yenileyen dokuların alınmasına aşağıdaki şartların gerçekleşmesi halinde izin verilebilir:
i) muvafakat verme yeteneği bulunan uygun bir vericinin bulunmaması;
ii) alıcı şahsın, vericinin erkek veya kız kardeşi olması;
iii) bağışın, alıcı bakımından hayat kurtarıcı olma beklentisinin bulunması;
iv) Maddenin 2 ve 3. paragraflarında öngörülen yetkinin, kanuna uygun olarak yetkili kurum tarafından onaylanan şekilde, belirli ve yazılı olarak verilmiş olması;
v) muhtemel vericinin buna itirazda bulunmaması.
BÖLÜM VII
Ticarî kazanç yasağı ve insan vücudundan
alınmış parçalar üzerinde tasarruf
Madde 21. (Ticarî kazanç yasağı)
İnsan vücudu ve onun parçaları, bu nitelikleri dolayısıyla, ticarî kazanç sağlanmasına konu olmayacaktır.
Madde 22. (İnsan vücudundan alınmış parçalar üzerinde tasarruf)
Bir müdahale sırasında insan vücudunun herhangi bir parçası alındığında, çıkarılan parça, yalnızca uygun bilgi verme ve muvafakat alma usullerine uyulduğu takdirde, çıkarılma amacından başka bir amaç için saklanabilir ve kullanılabilir.
BÖLÜM VIII
Sözleşme hükümlerinin ihlali
Madde 23. (Hakların veya ilkelerin ihlali)
Taraflar, bu Sözleşme’de öngörülen hakların ve ilkelerin hukuka aykırı bir şekilde ihlalinin en kısa sürede önlenmesi veya durdurulması için uygun yargısal korumayı sağlayacaklardır.
Madde 24. (Uygun olmayan zararın tazmini)
Tıbbî bir müdahale sonucunda, uygun olmayan bir zarara uğrayan kişinin, kanun tarafından öngörülen koşullar ve usuller uyarınca, adil bir tazminat isteme hakkı vardır.
Madde 25. (Yaptırımlar)
Taraflar, bu Sözleşme’de yer alan hükümlerin ihlal edilmesi halinde uygulanacak uygun yaptırımları sağlayacaklardır.
BÖLÜM IX
Bu Sözleşme ve diğer hükümler arasındaki ilişki
Madde 26. (Hakların kullanılmasının kısıtlanması)
Bu Sözleşmede yer alan haklar ve koruyucu hükümlerin kullanılmasında, kamu güvenliği, suçun önlenmesi, kamu sağlığının korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için kanun tarafından öngörülen ve demokratik bir toplumda gerekli olanlardan başka kısıtlama konulmayacaktır.
Yukarıdaki paragrafta sözü edilen kısıtlamalar, Madde 11, 13, 14, 16, 17, 19, 20 ve 21’e uygulanmayacaktır.
Madde 27. (Daha geniş koruma)
Bu Sözleşmedeki hükümlerden hiçbiri, Tarafların, biyoloji ve tıbbın uygulanmasında bu Sözleşmede belirtilenden daha geniş bir koruma sağlama imkânını kısıtlayacak veya etkileyecek şekilde yorumlanmayacaktır.
BÖLÜM X
Kamuoyu tartışması
Madde 28. (Kamuya açık tartışma)
Bu Sözleşmenin Tarafları, biyoloji ve tıp alanındaki gelişmelerin doğurduğu temel soruların, özellikle ilgili tıbbî, sosyal, ekonomik, ahlakî ve hukukî yansımaların ışığında, uygun şekilde kamusal tartışmaya konu olmasını ve bunların muhtemel uygulamalarının, uygun istişarelere konu olmasını sağlayacaklardır.
BÖLÜM XI
Sözleşmenin yorumu ve izlenmesi
Madde 29. (Sözleşmenin yorumu)
Avrupa İnsan Hakları Divanı,
– Taraflardan birinin Hükümeti’nin, diğer Taraflara bilgi verdikten sonra ileteceği,
– 32. Maddeye göre, Sözleşme Taraflarının temsilcileriyle kısıtlı bir şekilde oluşturulan Komitenin, kullanılan oyların üçte iki çoğunluğuyla alacağı karara dayalı talepler üzerine, bir mahkemede görülmekte olan herhangi belirli bir davaya doğrudan atıfta bulunulmaksızın, işbu Sözleşmenin yorumuna ilişkin hukukî sorunlar hakkında istişari nitelikte görüş bildirilebilir.
Madde 30. (Sözleşmenin uygulanması hakkında raporlar)
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’nden alınan bir talep üzerine, Taraflardan herhangi biri, iç hukukunun, Sözleşme hükümlerinden herhangi birinin etkin şekilde uygulanmasını sağlama tarzı hakkında açıklamada bulunacaktır.
BÖLÜM XII
Protokoller
Madde 31. (Protokoller)
Bu Sözleşmede yer alan ilkelerin geliştirilmesi amacıyla belirli alanlarda, 32. Madde uyarınca protokoller aktedilebilir.
Protokoller, Sözleşmeyi imzalayan Devletlerin imzasına açılacaktır. Protokoller, onay, kabul veya uygun bulmaya tabi olacaklardır. İmzacı bir Devlet, önceden veya aynı anda Sözleşmeyi onaylamadan, kabul etmeden ya da uygun bulmadan, Protokolleri onaylayamaz, kabul edemez, ya da uygunluk veremez.
BÖLÜM XIII
Sözleşmede değişiklik yapılması
Madde 32. (Sözleşmede değişiklik yapılması)
İşbu Madde ve 29. Madde ile Komite’ye verilen görevler, Biyoetik Yürütme Kurulu (CDBİ) veya Bakanlar Komitesi tarafından tayin edilecek herhangi başka bir komite tarafından yerine getirilecektir.
29. Maddenin özel hükümlerine zarar gelmeksizin, Avrupa Konseyi’ne üye Devletlerden her biri ve bu Sözleşmenin Avrupa Konseyi üyesi olmayan Taraflarının her biri, Komite bu Sözleşme tarafından verilen görevleri yerine getirirken, Komitede temsil edilebilecek ve bir oy hakkına sahip olacaktır.
33. Maddede atıfta bulunulan veya bu Sözleşmeye Taraf olmayıp, 34. Madde hükümleri uyarınca Sözleşmeye katılmaya davet olunan herhangi bir Devlet Komite’de bir gözlemci ile temsil edilebilecektir. Avrupa Topluluğu, Taraf değilse, komitede bir gözlemci ile temsil edilebilecektir.
Bilimsel gelişmelerin izlenmesi amacıyla, işbu Sözleşme, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş yılı aşmayacak bir süre içinde, ve müteakiben Komite tarafından belirlenebilecek aralarla, Komite tarafından gözden geçirilecektir.
Taraflardan herhangi biri, Komite veya Bakanlar Komitesi’nin, bu Sözleşmeye bir değişiklik getirilmesi, herhangi bir Protokol aktedilmesi veya Protokollerden birine bir değişiklik getirilmesi önerileri, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne iletilecek ve onun tarafından Avrupa Konseyi’ne üye Devletler, Avrupa Topluluğu, herhangi bir İmzacı Devlet, herhangi bir Taraf, 33. Madde hükümleri uyarınca bu Sözleşmeyi imza etmeye davet edilen herhangi bir Devlet ve 34. Madde hükümleri uyarınca bu Sözleşme’ye katılmaya davet olunan herhangi bir Devlet’e gönderilecektir.
Komite, öneriyi, 5. paragraf uyarınca Genel Sekreter tarafından iletildiği tarih üzerinden iki aydan az olmayan bir süre geçtikten sonra inceleyecektir. Komite, kullanılan oyların üçte iki çoğunluğuyla kabul edilen metni, onay için Bakanlar Komitesine sunacaktır. Bakanlar Komitesi’nin onayından sonra, metin, onay, kabul veya uygun bulma için Taraflara iletilecektir.
Herhangi bir değişiklik, değişikliği kabul eden Taraflar bakımından, en az dördü Avrupa Konseyi üyesi olmak üzere, beş Tarafın değişikliği kabul etmiş olduklarını Genel Sekretere bildirdikleri tarihi izleyen bir aylık sürenin geçmesinden sonra gelen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
Sonradan kabul eden Taraf bakımından değişiklik, bu Tarafın, kabul keyfiyetini Genel Sekretere bildirdiği tarihi izleyen bir aylık sürenin geçmesinden sonraki ilk günü yürürlüğe girecektir.
BÖLÜM XIV
Son hükümler
Madde 33. (İmza, onay ve yürürlüğe girme)
Bu Sözleşme, Avrupa Konseyi’ne üye Devletler, Sözleşme’nin oluşumuna katkıda bulunan üye olmayan Devletler ve Avrupa Topluluğu’nun imzasına açık olacaktır.
Bu Sözleşme, onay, kabul veya uygun bulmaya tabidir. Onay, kabul veya uygun bulma belgeleri, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tevdi edilecektir.
Bu Sözleşme, en azından dördü Avrupa Konseyi üyesi olmak üzere beş Devletin, işbu Maddenin 2. paragrafı hükümleri uyarınca Sözleşme ile bağlı oldukları iradesini beyan ettikleri tarihi izleyen üç aylık sürenin geçmesinden sonra gelen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
Sözleşmeyle bağlılık iradesini sonradan açıklayan herhangi bir İmzacı Devlet bakımından Sözleşme, bu Devletin, onay, kabul veya uygun bulma belgesini tevdii tarihini izleyen üç aylık sürenin geçmesinden sonra gelen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
Madde 34. (Üye olmayan Devletler)
İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Taraflara danıştıktan sonra, Avrupa Konseyi Statüsü’nün 20. Maddesi (d) alt paragrafında belirlenen çoğunlukla ve Bakanlar Komitesine katılmaya yetkili olan Akit Devletler temsilcilerinin oybirliğiyle Avrupa Konseyine üye olmayan herhangi bir Devleti bu Sözleşmeye katılmaya davet edebilir.
Katılan herhangi bir Devlet bakımından Sözleşme, katılma belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tevdii tarihini izleyen üç aylık sürenin geçmesinden sonra gelen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
Madde 35. (Bölgeler)
Herhangi bir İmzacı Devlet, Sözleşmeyi imzalama aşamasında veya onay, kabul veya uygun bulma belgelerini tevdi ettiği sırada, bu Sözleşmenin uygulanacağı bölge veya bölgeleri belirleyebilir. Diğer herhangi bir Devlet, katılma belgesini tevdi ettiği zaman aynı beyanda bulunabilir.
Herhangi bir Taraf, daha sonraki bir tarihte, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yönelik bir beyan ile, bu Sözleşmenin uygulama alanını, beyanda belirtilen ve uluslararası ilişkilerinden sorumlu olduğu veya yararına taahhütte bulunmaya yetkilendirilmiş bulunduğu diğer bir bölgeye teşmil edebilir. Sözkonusu bölge bakımından, Sözleşme, sözü geçen beyanın Genel Sekreter tarafından alındığı tarihi izleyen üç aylık sürenin geçmesinden sonra gelen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
Yukarıdaki iki paragrafta istinaden yapılmış herhangi bir beyan, sözkonusu beyanda belirtilen bölge bakımından, Genel Sekreter’e yönelik bir bildirimle geri alınabilir. Geri alma, sözkonusu bildirimin Genel Sekreter tarafından alındığı tarihi izleyen üç aylık sürenin geçmesinden sonra gelen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Madde 36. (Çekinceler)
Herhangi bir Devlet ve Avrupa Topluluğu, imza aşamasında veya onay, kabul veya uygun bulma belgesini tevdi ederken, o sırada ülkesinde yürürlükte bulunan herhangi bir kanunun, bu Sözleşmenin herhangi bir hükmü ile uyum halinde olmaması nedeniyle, herhangi bir hüküm için çekince koyabilir. Genel nitelikteki çekincelere, bu madde uyarınca izin verilmeyecektir.
Bu madde uyarınca konulacak çekince, ilgili kanun hakkında kısa bir açıklama içerecektir.
Bu Sözleşmenin uygulanma alanını 35. Maddenin 2. paragrafında belirtilen bildirgede sözü edilen bir bölgeye teşmil eden herhangi bir Taraf, sözkonusu bölge bakımından yukarıdaki paragraflar hükümleri uyarınca çekince koyabilir.
Bu maddede zikredilen çekinceye koyan herhangi bir Taraf, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne muhatap bir beyanla çekinceyi geri alabilir. Geri alma, sözkonusu beyanın Genel Sekreter tarafından alındığı tarihi izleyen bir aylık sürenin geçmesinden sonra gelen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Madde 37. (Fesih)
Herhangi bir Taraf, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yönelik bir bildirimde bulunmak suretiyle, her zaman, bu Sözleşmeden ayrılabilir.
Sözkonusu fesih, buna ilişkin bildirimin Genel Sekreter tarafından alındığı tarihi izleyen üç aylık sürenin geçmesinden sonra gelen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Madde 38. (Bildirimler)
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Konsey üyesi Devletlere, Avrupa Topluluğuna, herhangi bir İmzacı Devlete, herhangi bir Tarafa ve bu Sözleşmeye katılmaya davet edilmiş diğer herhangi bir Devlete :
a) herhangi bir imza;
b) herhangi bir onay, kabul veya uygun bulma belgesinin tevdii;
c) 33 veya 34. Maddeler uyarınca bu Sözleşmenin yürürlüğe girdiği herhangi bir tarih;
d) 32. Madde uyarınca kabul edilmiş herhangi bir değişikliği veya Protokolü ve bu değişiklik veya Protokolün yürürlüğe girdiği tarih;
e) 35. Madde uyarınca yapılmış herhangi bir beyan;
f) 36. Madde hükümleri uyarınca konulmuş herhangi bir çekince ve çekincenin geri alınışı;
g) bu Sözleşmeyle ilgili diğer herhangi bir fiil, bildirim veya bilgi iletimi
hakkında bildirimde bulunacaktır.
Aşağıda imzası bulunanların huzurunda, tam yetkiye sahip İmzacılar, bu Sözleşmeyi imzalamışlardır.
Oviedo’da, 4 Nisan 1997 tarihinde, her ikisi de eşit şekilde resmiyet taşıyan İngilizce ve Fransızca dillerinde ve Avrupa Konseyi arşivlerine tevdi edilecek tek nüsha halinde düzenlenmiştir. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, onaylanmış metinleri, Avrupa Konseyi üyesi Devletler, Avrupa Topluluğu, bu Sözleşmenin oluşumuna katılmış olan üye olmayan Devletler ve bu Sözleşmeye katılmaya davet edilen Devletlere iletilecektir.
ÇEKİNCE METNİ
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, “Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi : İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi”nin 36 ncı maddesi uyarınca, Sözleşmenin 20 nci maddesinin, muvafakat verme yeteneği olmayan kimselerden kendisini yenileyen dokuların alınmasını mümkün kılan 2 numaralı bendinin, 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanunun 5 inci maddesiyle uyum halinde olmaması nedeniyle, işbu madde fıkrasını uygulamamak hakkını saklı tutar.
Türkiye, Sözleşme’yi 30 Mart 2007 tarihinde imzalamıştır. Sözleşme’nin onaylanması 3 Aralık 2008 tarih ve 5825 sayılı Kanunla uygun bulunmuştur. Sözleşme’nin onayına ilişkin 27 Mayıs 2009 tarih ve 2009/15137 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ve resmi Türkçe çeviri, 14 Temmuz 2009 tarih ve 27288 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Onay belgeleri 28 Eylül 2009 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne tevdi edilmiş ve Sözleşme Türkiye bakımından, 28 Ekim 2009 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Türkiye’nin Sözleşme’ye ilişkin bir çekince veya beyanı söz konusu değildir.
Engelli Kişilerin Hakları Sözleşmesi nedir?
Engelli Hakları Sözleşmesi (GA kararı A / RES / 61/106), 13 Aralık 2006 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen uluslararası bir insan hakları sözleşmesidir. Şubat 2011 tarihi itibariyle, Sözleşmenin 98 Taraf Devleti vardır ve bir bölgesel entegrasyon örgütü olan Avrupa Birliği tarafından onaylanan ilk İnsan Hakları Sözleşmesi oluştur. Halihazırda sözleşme 147 ülke tarafından imzalanmıştır.
Sözleşme, engelli bireylerin tüm insan haklarından ve temel özgürlüklerden faydalanması gerektiğini teyit etmektedir. Engelli bireyler için tüm hak kategorilerinin nasıl uygulanması gerektiği açıklanmakta ve engellilerin haklarının ihlal edildiği alanlarda haklarını etkin bir şekilde kullanmaları ve bu hakların korunmasını sağlamayı amaçlamaktadır.
Komite Cenevre’de ve yılda iki defa toplanmaktadır. Komite 18 bağımsız uzmandan oluşan bir organdır. Engelli Hakları Sözleşmesi’nin uygulanmasını izleyen komite üyeleri, bir hükumet temsilcisi olarak değil bireysel sorumluluk sahibi uzman olarak görev yaparlar.
Bütün Taraf Devletler, Sözleşme’de yer alan hakların nasıl uygulandığı konusunda Komiteye düzenli olarak raporlar sunmak zorundadırlar. Komite her raporu incelemekte ve rapor hakkında öneri ve tavsiyelerde bulunmakta, bu tavsiyeleri sonuç raporu şeklinde Taraf Devlete iletmektedir.
Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme Metni
Giriş
İşbu Sözleşme’ye Taraf Olan Devletler,
(a) Birleşmiş Milletler Şartı’nda ilan edilmiş olan ve insanlık ailesinin tüm mensuplarının doğuştan sahip oldukları onuru, değeri, eşit ve devredilmez hakları dünyada özgürlüğün, adalet ve barışın temeli olarak kabul eden ilkeleri anımsayarak,
(b) Birleşmiş Milletler’in, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmeleri ile tanınan hak ve özgürlüklere herhangi bir ayrımcılığa uğramaksızın herkesin sahip olduğunu kabul ve ilan ettiğini göz önünde bulundurarak,
(c) Tüm insan haklarının ve temel özgürlüklerin evrensel, bölünmez, birbiriyle bağlantılı ve karşılıklı bağımlı olma niteliği ile engelli bireylerin bu haklardan herhangi bir ayrımcılığa uğramaksızın yararlanmalarının güvence altına alınması gerekliliğini tekrar teyit ederek,
(d) Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’yi, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’yi, Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme’yi, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesine İlişkin Uluslararası Sözleşme’yi, İşkence ve Diğer İnsanlık Dışı veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme’yi, Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni ve Uluslararası Göçmen İşçilerin ve Aile Bireylerinin Korunması Sözleşmesi’ni akılda tutarak,
(e) Engelliliğin gelişen bir kavram olduğunu ve engellilik durumunun, sakatlığı olan kişilerin topluma diğer bireyler ile birlikte eşit koşullarda tam ve etkin katılımını engelleyen tutumlar ve çevre koşullarının etkileşiminden kaynaklandığı gerçeğini kabul ederek,
(f) Engelliler için Dünya Eylem Programı ve Engelliler için Fırsat Eşitliğinin Sağlanmasına Yönelik Standart Kurallar’da yer alan ilke ve politika önerilerinin engellilere fırsat eşitliği sağlanmasına yönelik ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeyde politikaların, planların, programların ve eylemlerin geliştirilmesi, tasarlanması ve değerlendirilmesine katkısını göz önünde bulundurarak,
(g) Engelliliğe ilişkin konuların sürdürülebilir kalkınmayla ilgili stratejilerin ayrılmaz bir parçası olarak ele alınmasının önemini vurgulayarak,
(h) Bir kişinin engelli olduğu için ayrımcılığa maruz kalmasının her bireyin doğuştan sahip olduğu insanlık onuru ve değerinin de ihlal edilmesi anlamına geldiğini de kabul ederek,
(i) Bunun yanısıra engelli bireylerin çeşitliliğini kabul ederek,
(j) Daha yoğun desteğe ihtiyacı olan engelliler dahil olmak üzere, tüm engellilerin insan haklarının güçlendirilmesi ve korunmasının gerektiğini kabul ederek,
(k) Çeşitli araç ve yükümlülüklerin varlığına rağmen engelli kişilerin topluma eşit bireyler olarak katılmaları önündeki manilerin halen varolmaya devam ettiği ve dünyanın her yerinde engelli bireylerin insan hakları ihlallerine maruz kaldıkları gerçeğinden endişe duyarak,
(1) Özellikle gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere tüm ülkelerde engellilerin yaşam koşullarının geliştirilmesinde uluslararası işbirliğinin öneminin bilincinde olarak,
(m) Engellilerin toplumun refah ve çeşitliliğine yaptıkları ve yapabilecekleri olumlu katkıları ve engellileri insan haklarını ve temel özgürlükleri tam kullanmaya ve topluma tam katılmaya teşvik etmenin onların toplumsal aidiyetlerine, toplumun insani, sosyal ve ekonomik yönden kalkınmasına ve yoksulluğun azalmasına katkıda bulunacağını kabul ederek,
(n) Kendi seçimlerini yapma özgürlüğü de dahil olmak üzere engellilerin bireysel varlıklarının ve bağımsızlığının önemini kabul ederek,
(o) Engellilerin kendilerini doğrudan ilgilendirenler de dâhil olmak üzere politika ve programlarla ilgili karar alma süreçlerine etkin olarak katılabilmeleri gerektiğini dikkate alarak,
(p) Irk, ten rengi, cinsiyet, dil, din, siyasi veya başka fikir, ulusal, etnik veya toplumsal köken, mülkiyet, doğum, yaş veya başka bir statü bakımından birçok nedene dayalı olarak ve bu nedenle daha ağırlaştırılmış bir ayrımcılığa maruz kalan engellilerin karşılaştığı zor koşullardan kaygı duyarak,
(q) Engelli kadınların ve kızların hem ev içinde hem de ev dışında şiddete uğramaya, yaralanmaya veya istismara, ihmale, ihmalkar muameleye, kötü muameleye veya istismara karşı daha büyük bir risk altında oldukları gerçeğinin farkında olarak,
(r) Engelli çocukların diğer çocuklarla eşit koşullar altında tüm insan haklarından ve temel özgürlüklerden tam olarak yararlanması gereğini kabul ederek ve bu bağlamda Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne Taraf Devletlerin üstlendiği yükümlülükleri yeniden hatırlatarak,
(s) Engellilerin insan temel hak ve özgürlüklerinden tam yararlanmasını teşvike yönelik çabalara cinsiyet eşitliği perspektifinin de eklenmesi gerektiğini vurgulayarak,
(t) Engellilerin çoğunluğunun yoksulluk koşullarında yaşadığının altını çizerek ve bu bakımdan, yoksulluğun engelliler üzerindeki olumsuz etkisine dikkat çekmenin kritik önemini kabul ederek,
(u) Birleşmiş Milletler Şartı’nda yer alan amaç ve ilkelere saygı üzerine kurulu barış ve güvenlik ortamının ve yürürlükteki insan hakları belgelerine riayet edilmesinin özellikle silahlı çatışma ve işgal koşullarında engellilerin korunması için vazgeçilmez olduğunu akılda tutarak,
(v) Fiziksel, sosyal, ekonomik ve kültürel çevreye, sağlık ve eğitim hizmetlerine, bilgiye ve iletişime erişimin engellilerin tüm insan haklarından ve temel özgürlüklerden tam yararlanmasını sağlamadaki önemini kabul ederek,
(w) Diğer bireylere ve ait olduğu topluma karşı görevleri bulunan bireyin Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmesi’nde tanımlanan hakların güçlendirilmesi ve bu haklara riayet edilmesi için çaba gösterme yükümlülüğü altında olduğunun farkında olarak,
(x) Ailenin toplumun doğal ve temel birimi olduğu ve toplum ve devlet tarafından korunması gerektiğinin ve engellilerin tüm insan haklarından tam ve eşit ölçüde yararlanabilmesinin sağlanabilmesi için engelliler ile aile bireylerinin gerekli koruma ve desteği alması gerektiğine inanarak,
(y) Engellilerin haklarını ve onurunu güçlendiren ve koruyan kapsamlı bir uluslararası sözleşmenin engellilerin ağır sosyal dezavantajlarının ortadan kaldırılmasına ve onların medeni, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel ortamlara eşit fırsatlarla katılımının teşvik edilmesine, hem gelişen hem de gelişmekte olan ülkelerde önemli bir katkı sağlayacağına ikna olarak,
Aşağıdaki hükümler üzerinde anlaşmaya varmışlardır:
Madde 1
Amaç
Bu Sözleşme’nin amacı, engellilerin tüm insan hak ve temel özgürlüklerinden tam ve eşit şekilde yararlanmasını teşvik ve temin etmek ve insanlık onurlarına saygıyı güçlendirmektir.
Engelli kavramı diğer bireylerle eşit koşullar altında topluma tam ve etkin bir şekilde katılımlarının önünde engel teşkil eden uzun süreli fiziksel, zihinsel, düşünsel ya da algısal bozukluğu bulunan kişileri içermektedir.
Madde 2
Tanımlar
İşbu Sözleşme’nin amaçları açısından;
“İletişim” erişilebilir bilgi ve iletişim teknolojisi dahil dilleri, metin gösterimini, Braille alfabesi kullanarak ve dokunarak iletişimi, büyük harflerle baskıyı, yazılı, işitsel ve erişilebilir çoklu medyayı, sade dili, işitsel okumayı, beden dilini, diğer tür, biçem ve araçlarla gerçekleşen iletişimi içermektedir;
“Dil” sözlü dili, işaret dilini ve sözlü olmayan diğer dilleri kapsamaktadır;
“Engelliliğe dayalı ayrımcılık” siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel, medeni veya başka herhangi bir alanda insan hak ve temel özgürlüklerinin tam ve diğerleri ile eşit koşullar altında kullanılması veya bunlardan yararlanılması önünde engelliliğe dayalı olarak gerçekleştirilen her türlü ayrım, dışlama veya kısıtlamayı kapsamaktadır. Engelliliğe dayalı ayrımcılık makul düzenlemelerin gerçekleştirilmemesi dahilher türlü ayrımcılığı kapsar.
“Makul düzenleme”, engellilerin insan haklarını ve temel özgürlüklerini tam ve diğer bireylerle eşit şekilde kullanmasını veya bunlardan yararlanmasını sağlamak üzere belirli bir durumda ihtiyaç duyulan, ölçüsüz veya aşırı bir yük getirmeyen, gerekli ve uygun değişiklik ve düzenlemeleri ifade eder.
“Evrensel tasarım” ürünlerin, çevrenin, programların ve hizmetlerin özel bir ek tasarıma veya düzenlemeye gerek duyulmaksızın, mümkün olduğunca herkes tarafından kullanılabilecek şekilde tasarlanmasıdır. “Evrensel tasarım” gerek duyulduğu takdirde bazı engelli grupları için ihtiyaç duyulan yardımcı cihazların tasarımı zorunluluğunu da dışlamayacaktır.
Madde 3
Genel İlkeler
İşbu Sözleşme’nin dayandığı ilkeler şunlardır:
(a) Kendi seçimlerini yapma özgürlükleri ve bağımsızlıklarını da kapsayacak şekilde, kişilerin insanlık onuru ve bireysel özerkliklerine saygı gösterilmesi;
(b) Ayrımcılık yapılmaması;
(c) Engellilerin topluma tam ve etkin katılımlarının sağlanması;
(d) Farklılıklara saygı gösterilmesi ve engellilerin insan çeşitliliğinin ve insanlığın bir parçası olarak kabul edilmesi;
(e) Fırsat eşitliği;
(f) Erişilebilirlik;
(g) Kadın-erkek eşitliği;
(h) Engelli çocukların gelişim kapasitesine ve kendi kimliklerini koruyabilme haklarına saygı duyulması.
Madde 4
Genel Yükümlülükler
1. Taraf Devletler engelliliğe dayalı herhangi bir ayrımcılığa izin vermeksizin tüm engellilerin insan hak ve temel özgürlüklerinin eksiksiz olarak yaşama geçirilmesini sağlamak ve engellilerin hak ve özgürlüklerini güçlendirmekle yükümlüdür. Bu amaç doğrultusunda Taraf Devletler;
(a) Bu Sözleşme’de tanınan hakların uygulanması için gerekli tüm yasal, idari ve diğer tedbirleri almayı;
(b) Yürürlükte mevcut, engelliler aleyhinde ayrımcılık teşkil eden yasalar, düzenlemeler, gelenekler ve uygulamaları değiştirmek veya ortadan kaldırmak için gerekli olan, yasama faaliyetleri dahil uygun tüm tedbirleri almayı;
(c) Tüm politika ve programlarda engellilerin insan haklarının korunmasını ve güçlendirilmesini dikkate almayı;
(d) Bu Sözleşme’yle bağdaşmayan eylemler veya uygulamalardan kaçınmayı ve kamu kurum ve kuruluşlarının bu Sözleşme’ye uygun davranmalarını sağlamayı;
(e) Kişiler, örgütler veya özel teşebbüslerin engelliliğe dayalı ayrımcı uygulamalarını engellemek için gerekli tüm uygun tedbirleri almayı;
(f) Standartlar ve rehber ilkelerin geliştirilmesinde Sözleşme’nin ikinci maddesinde tanımlandığı gibi evrensel tasarımdan yararlanılması ve engellilerin özel ihtiyaçlarını karşılamak üzere evrensel olarak tasarlanmış ve mümkün olduğunca az değişikliği ve düşük maliyeti gerektiren ürünler, hizmetler, ekipman ve tesislerin araştırılması, geliştirilmesi, temini ve kullanılabilirliğini sağlamayı veya desteklemeyi;
(g) Maliyeti karşılanabilir teknolojilere öncelik vererek bilgi ve iletişim teknolojileri, hareket kolaylaştırıcı araçlar, yardımcı teknolojiler gibi engellilere yönelik yeni teknolojilerin araştırılması, geliştirilmesi, temini ve kullanılabilirliğini sağlamayı veya desteklemeyi;
(h) Engellilere yeni teknolojiler dahil hareket kolaylaştırıcı araçlara, yardımcı teknolojilere ve bunların beraberindeki diğer yardımcı ve destekleyici hizmetler ile tesislere ilişkin erişim bilgilerinin sağlanmasını,
(i) Engellilerle çalışan meslek sahipleri ve işyeri personelinin bu Sözleşme’de tanınan haklara ilişkin eğitiminin geliştirilmesi ve böylece bu haklarla güvence altına alınan destek ve hizmetlerin iyileştirilmesini
taahhüt eder.
2. Taraf Devletler ekonomik, sosyal ve kültürel haklarla ilgili olarak kaynakları ölçüsünde azami tedbirleri almayı ve gerektiğinde uluslararası işbirliği çerçevesinde engellilerin bu haklardan tam olarak yararlanmasını aşamalı olarak sağlamak için işbu Sözleşme’de yer alan ve uluslar arası hukuka göre derhal uygulanması gereken yükümlülükleri yerine getirmeyi taahhüt eder.
3. Taraf Devletler işbu Sözleşme’nin uygulanmasını sağlayacak yasalar ve politikaların geliştirilmesi ve yaşama geçirilmesi ile engellilere ilişkin diğer karar alma süreçlerinde engelli çocuklar da dahil olmak üzere engellilere onları temsil eden örgütler aracılığıyla sürekli danışacak ve etkin bir şekilde bu sürece dahil edeceklerdir.
4. Bu Sözleşme’deki hiçbir hüküm engelli kişilerin haklarının sağlanması bakımından daha elverişli nitelikte olan ve Taraf Devlet’in yasalarında veya Taraf Devlet’in uymayı taahhüt ettiği uluslar arası hukuk kurallarında mevcut bulunan hükümleri etkilemeyecektir. Taraf Devletler’den herhangi birinin hukuka, sözleşmelere, hukuki düzenlemelere, geleneğe göre yürürlükte bulunan temel insan haklarından herhangi birini işbu Sözleşme’nin bu hakları öngörmediği veya daha dar kapsamlı olarak öngördüğü gerekçesiyle kısıtlaması veya kısmen değiştirmesi mümkün değildir.
5. Bu Sözleşme’nin hükümleri herhangi bir sınırlama veya istisnaya tabi olmaksızın federal devletlerin bütün bölgelerinde uygulanır.
Madde 5
Ayrımcılık Yapılmaması ve Eşitlik
1. Taraf Devletler herkesin hukuk önünde ve karşısında eşit olduğunu ve ayrımcılığa uğramaksızın hukuk tarafından eşit korunma ve hukuktan eşit yararlanma hakkına sahip olduğunu kabul eder.
2. Taraf Devletler engelliliğe dayalı her türlü ayrımcılığı yasaklar ve engellilerin herhangi bir nedene dayalı ayrımcılığa karşı eşit ve etkin bir şekilde korunmasını güvence altına alır.
3. Taraf Devletler eşitliği sağlamak ve ayrımcılığı ortadan kaldırmak üzere engellilere yönelik makul düzenlemelerin yapılması için gerekli tüm adımları atar.
4. Engellilerin fiili eşitliğini hızlandırmak veya sağlamak için gerekli özel tedbirler işbu Sözleşme amaçları doğrultusunda ayrımcılık olarak nitelendirilmez.
Madde 6
Engelli Kadınlar
1. Taraf Devletler engelli kadınlar ile kız çocuklarının çok yönlü ayrımcılığa maruz kalmakta olduğunu kabul eder ve bu bakımdan onların tüm insan hak ve temel özgürlüklerinden tam ve eşit koşullarda yararlanmalarını sağlamaya yönelik tedbirleri alır.
2. Taraf Devletler kadınların tam gelişimi, ilerlemesi ve güçlenmesini ve bu Sözleşme’de belirtilen insan hak ve temel özgürlüklerini kullanmalarını ve bunlardan yararlanmalarını sağlamak için gerekli tüm tedbirleri alır.
Madde 7
Engelli Çocuklar
1. Taraf Devletler, engelli çocukların diğer çocuklarla eşit bir şekilde tüm insan temel hak ve özgürlüklerinden tam olarak yararlanmasını sağlamak için gerekli tüm tedbirleri alır.
2. Engelli çocuklarla ilgili tüm eylemlerde çocuğun en çıkarının gözetilmesine öncelik verir.
3. Taraf Devletler engelli çocukların kendilerini etkileyen her konuda diğer çocuklarla eşit koşullar altında görüşlerini serbestçe ifade etme hakkına sahip olmalarını, yaşları ve olgunluk seviyelerine göre görüşlerine önem verilmesini ve onlara bu hakkın tanınması için engeline ve yaşına uygun destek sunulmasını sağlar.
Madde 8
Bilinçlendirme
1. Taraf Devletler, aşağıdaki amaçları gerçekleştirmek için acil, etkin ve uygun tedbirleri almayı taahhüt eder:
(a) Aile dahil toplumun her kesiminde engellilere yönelik bilinci arttırmak ve engellilerin hakları ve insanlık onurlarına saygı duyulmasını teşvik etmek;
(b) Yaşamın her alanında engellilere yönelen klişeler, önyargılar, incitici uygulamalar ile cinsiyet ve yaş temelli ayrımcı davranışlarla mücadele etmek;
(c) Engelli bireylerin kapasiteleri ve katkılarına ilişkin bilinç yaratmak.
2. Bu amaca yönelik tedbirler aşağıdakileri içermektedir:
(a) Toplumda bilinç yaratmaya yönelik etkin kampanyaların tasarlanması, başlatılması ve sürdürülmesi:
(i) Engelli bireylerin haklarının kabul edilebilirliği konusunda toplumun eğitimi;
(ii) Engellilere yönelik olumlu yaklaşımların ve toplumsal bilincin artırılması;
(iii) Engelli bireylerin becerileri, meziyetleri ve yeteneklerinin işyerlerine ve iş piyasasına katkısının toplumca tanınmasını teşvik etmek;
(b) Erken yaştan itibaren tüm çocukların eğitim sisteminin her aşamasında engelli bireylerin insan haklarına saygıyla yaklaşmasını teşvik etmek;
(c) Tüm kitle iletişim araçlarında engellilerin işbu Sözleşme’nin amacına uygun bir yaklaşımla tanımlanmasını cesaretlendirmek;
(d) Engellilere ve haklarına ilişkin bilinci artırıcı eğitim programlarını desteklemek.
Madde 9
Erişebilirlik
1. Taraf Devletler engellilerin bağımsız yaşayabilmelerini ve yaşamın tüm alanlarına etkin katılımını sağlamak ve engellilerin diğer bireylerle eşit koşullarda fiziki çevreye, ulaşıma, bilgi ve iletişim teknolojileri ve sistemleri dahil olacak şekilde bilgi ve iletişim olanaklarına, hem kırsal hem de kentsel alanlarda halka açık diğer tesislere ve hizmetlere erişimini sağlamak için uygun tedbirleri alacaklardır. Erişim önündeki engellerin tespitini ve ortadan kaldırılmasını da içeren bu tedbirler diğerlerinin yanında, aşağıda belirtilenlere de uygulanır:
(a) Binalar, yollar, ulaşım araçları ve okullar, evler, sağlık tesisleri ve işyerleri dahil diğer kapalı ve açık tesisler;
(b) Elektronik hizmetler ve acil hizmetler de dahil olmak üzere bilgi ve iletişim araçları ile diğer hizmetler.
2. Taraf Devletler aşağıdakileri gerçekleştirmek için de uygun tedbirleri alacaklardır:
(a) Kamuya açık veya kamu hizmetine sunulan tesis ve hizmetlere erişime ilişkin asgari standart ve rehber ilkelerin geliştirilmesi, duyurulması ve bunlara ilişkin uygulamaların izlenmesi;
(b) Kamuya açık tesisleri işleten veya kamuya hizmet sunan özel girişimlerin engellilerin ulaşılabilirliğini her açıdan dikkate almalarının sağlanması;
(c) İlgili kişilerin engellilerin karşılaştığı ulaşılabilirlik sorunlarıyla ilgili olarak eğitilmesi;
(d) Kamuya açık binalar ve diğer tesislerde Braille alfabesi ve anlaşılması kolay nitelik taşıyan işaretlemelerin sağlanması;
(e) Kamuya açık binalara ve tesislere erişimi kolaylaştırmak için rehberler, okuyucular ve profesyonel işaret dili tercümanları dahil çeşitli canlı yardımların ve araçların sağlanması;
(f) Engellilerin bilgiye erişimini sağlamak için onlara uygun yollarla yardım ve destek sunulmasının teşvik edilmesi;
(g) Engellilerin İnternet dahil yeni bilgi ve iletişim teknolojilerine ve sistemlerine erişiminin teşvik edilmesi;
(h) Erişilebilir bilgi ve iletişim teknolojileri ve sistemlerinin tasarım, geliştirme ve dağıtım çalışmalarının ilk aşamadan başlayarak teşvik edilmesi ve böylece bu teknoloji ve sistemlere engelliler tarafından asgari maliyetle erişilebilmesinin sağlanması.
Madde 10
Yaşama Hakkı
Taraf Devletler her insanın yaşama hakkına sahip olduğunu yeniden onaylayarak engellilerin bu haktan etkin ve diğer bireylerle eşit koşullar altında yararlanmalarını sağlayacak gerekli tüm tedbirleri alır.
Madde 11
Risk Durumları ve İnsani Bakımdan Acil Durumlar
Taraf Devletler silahlı çatışma halleri, acil insani durumlar ve doğal afetler de dahil olmak üzere risk durumlarında engellilerin korunması ve güvenliğinin sağlanması için insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukuku dahil uluslararası hukuk çerçevesindeki yükümlülüklerini yerine getirmek için gerekli tüm tedbirleri alır.
Madde 12
Yasa Önünde Eşit Tanınma
1. Taraf Devletler, engellilerin bulundukları her yerde kişi olarak tanınma hakkına sahip olduklarını yeniden onaylar.
2. Taraf Devletler engellilerin tüm yaşam alanlarında diğer bireylerle eşit koşullar altında hak ehliyetine sahip olduğunu kabul eder.
3. Taraf Devletler engelli bireylerin hak ehliyetlerini kullanırken gereksinim duyabilecekleri desteği alabilmeleri için uygun tedbirleri alır.
4. Taraf Devletler hak ehliyetinin kullanımına ilişkin tüm tedbirlerin uluslararası insan hakları hukukuna uygun olarak istismarı önleyici uygun ve etkin bir şekilde güvenceler sağlamasını temin eder. Sözkonusu güvenceler hak ehliyetinin kullanımına ilişkin tedbirlerin kişinin haklarına, iradesine ve tercihlerine saygılı olmasını, çıkar çatışmasından bağımsız olmasını, kişinin iradesine haksız bir müdahalede bulunmamasını, kişinin içinde bulunduğu koşullar ile orantılı olmasını ve bu koşulları gözetmesini, mümkün olan en kısa süre içinde uygulanmasını, yetkili, bağımsız ve tarafsız bir merci veya yargı organı tarafından sürekli olarak gözden geçirilmesini sağlamalıdır. Bu güvenceler söz konusu tedbirlerin kişinin hak ve çıkarlarını etkilediği derecede ölçülü olmalıdır.
5. Taraf Devletler işbu Madde çerçevesinde engellilerin mülk edinmek veya mirasa hak kazanmak, mali işlerini kontrol etmek ve banka kredileri, ipotekleri ve diğer mali kredilere erişim açısından diğer bireylerle eşit haklara sahip olmasını sağlamak için uygun ve etkin bir şekilde tüm tedbirleri almalı ve engellilerin mülklerinden keyfi olarak mahrum bırakılmamasını sağlar.
Madde 13
Adalete Erişim
1. Taraf Devletler engellilerin diğer bireylerle eşit koşullar altında adalete etkin bir şekilde erişimini sağlamalıdır. Bunun için usule ve yaşa uygun düzenlemeler yapılmalı ve soruşturma ve diğer hazırlık aşamaları ve tanıklık dahil tüm hukuki işlemlere doğrudan ve dolaylı katılımları kolaylaştırılmalıdır.
2. Taraf Devletler engellilerin adalete etkin bir şekilde erişimini sağlamak için polis ve cezaevi personeli dahil adalet sistemi çalışanlarının gerekli eğitimi almalarını sağlamalıdır.
Madde 14
Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği
1. Taraf Devletler engellilerin diğer bireylerle eşit koşullar altında aşağıdaki haklardan yararlanmasını sağlar:
(a) Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkından yararlanma;
(b) Özgürlüklerinden hukuka aykırı veya keyfi bir şekilde mahrum bırakılmamaları, özgürlüğün kısıtlandığı hallerin hukuka dayalı olması ve engelliliğin, hiçbir koşulda özgürlüğün kısıtlanmasının gerekçesi olarak gösterilmemesi.
2. Taraf Devletler engelli kişiler eğer herhangi bir süreç sonunda özgürlüklerinden mahrum edildiyse; bunun diğer bireylerle eşit koşullar altında yapılmasını; engellilerin uluslararası insan hakları hukukuna uygun olarak güvencelere sahip olmasını ve makul düzenlemeye ilişkin hükümler dahil olmak üzere Sözleşme’nin hedefleri ve ilkeleriyle uyumlu muamele görmesini sağlar.
Madde 15
İşkence, insanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Maruz Kalmama
1. Hiç kimse işkence veya zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye veya cezaya maruz kalmamalıdır. Özellikle, hiç kimse rızası alınmaksızın tıbbi veya bilimsel deneye tabi tutulmamalıdır.
2. Taraf Devletler engellilerin işkence veya zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye veya cezaya karşı diğer bireylerle eşit koşullar altında korunmasını sağlamak için etkin bir şekilde tüm yasal, idari, yargısal ve diğer tedbirleri alır.
Madde 16
Sömürü, Şiddet veya İstismara Maruz Kalmama
1. Taraf Devletler engellilerin ev içinde ve dışında sömürüye uğramasının, şiddete ve istismara maruz kalmasının, bu tutumların cinsiyete dayalı hali dahil her biçiminden korumak için uygun yasal, idari, sosyal, eğitsel ve diğer tüm tedbirleri alır.
2. Taraf Devletler engellilere, ailelerine, onların bakımını sağlayanlara cinsiyetlerine ve yaşlarına uygun yardım ve desteği sağlayarak sömürü, şiddet ve istismar vakalarının nasıl önleneceğine, tespit edileceğine ve bildirileceğine dair bilgi ve eğitim vererek sömürünün, şiddetin ve istismarın her biçimini önleyici uygun tüm tedbirleri alır. Taraf Devletler koruma hizmetlerinin yaş, cinsiyet ve engellilik konularına duyarlı olmalarını sağlar.
3. Taraf Devletler sömürünün, şiddetin ve istismarın her biçimini önlemek için engellilere hizmet etmeye yönelik tüm tesislerin ve programların bağımsız merciler tarafından etkin bir şekilde denetlenmesini sağlar.
4. Taraf Devletler koruyucu hizmetlerin sunulması sırasında meydana gelenler de dahil olmak üzere sömürünün, şiddetin veya istismarın herhangi bir biçiminin mağduru olan engellilerin fiziksel, zihinsel ve psikolojik olarak tedavisi, rehabilitasyonu ve sosyal açıdan yeniden bütünleşmesini sağlayıcı uygun tüm tedbirleri alır. Sözkonusu iyileşme ve yeniden bütünleşme, kişinin sağlığına, öz saygısına, onuruna, özerkliğine kavuşmasını sağlar ve yaş ve cinsiyetiyle bağlantılı özel ihtiyaçlarını dikkate alır.
5. Taraf Devletler engellilere karşı sömürü, şiddet ve istismar vakalarının tespiti, soruşturulması ve gerekli hallerde kovuşturulmasını sağlamak için kadın ve çocuk merkezli yasa ve politikalar dahil etkili yasa ve politikaları yürürlüğe koyar.
Madde 17
Kişisel Bütünlüğün Korunması
Engelli her kişi, beden ve ruh bütünlüğüne diğer bireylerle eşit bir şekilde saygı duyulması hakkına sahiptir.
Madde 18
Seyahat Özgürlüğü ve Uyrukluk
1. Taraf Devletler engellilerin diğer bireylerle eşit koşullar altında seyahat ve yerleşim yerini seçme özgürlüğüne ve uyrukluk hakkına sahip olduğunu kabul eder ve engellilerin aşağıdaki haklarını sağlar:
(a) Uyrukluk kazanma ve değiştirme hakkı olması ve keyfi olarak veya engelli olması nedeniyle uyrukluktan mahrum bırakılmaması;
(b) Kişinin engelli olması nedeniyle uyrukluğuna veya kimliğine ilişkin diğer belgeleri elde etme, bu belgelere sahip olma ve bu belgeleri kullanma veya seyahat özgürlüğünden yararlanmasını sağlamak için gerekli olabilecek göçmenlik işlemleri gibi süreçleri yürütme olanağından mahrum bırakılmaması;
(c) Kendi ülkesi dahil herhangi bir ülkeden ayrılma özgürlüğünün olması;
(d) Kendi ülkesine girme hakkından engelli olmasına dayanılarak veya keyfi olarak mahrum bırakılmaması.
2. Engelli çocuklar doğum sonrasında derhal nüfusa kaydedilmeli ve doğuştan isim edinme, uyrukluk kazanma ve mümkün olduğu ölçüde kendi ebeveynlerini bilme ve onlar tarafından bakılma hakkına sahip olmalıdır.
Madde 19
Bağımsız Yaşayabilme ve Topluma Dahil Olma
İşbu Sözleşmeye Taraf Devletler tüm engellilerin diğer bireylerle eşit koşullar altında toplum içinde yaşama hakkına sahip olduğunu kabul eder ve engellilerin bu haktan eksiksiz yararlanabilmeleri ve topluma tam katılımlarını kolaylaştırmak için gerekli tedbirleri etkin bir şekilde alır. Bu çerçevede aşağıdaki noktalara dikkat edilmelidir:
(a) Engelliler diğer bireylerle eşit koşullar altında ikametgahlarını ve nerede ve kiminle yaşayacaklarını seçme hakkına sahiptirler ve özel bir yaşama düzenine zorlanamazlar;
(b) Engellilerin kişisel destek dahil olmak üzere toplum içinde yaşamak ve topluma dahil olmak için ihtiyaç duydukları konut içi, kurum içi ve diğer toplumsal destek hizmetlerine erişimleri sağlanmalı ve engellilerin toplumdan tecridi ve ayrı tutulması önlenmelidir;
(c) Kamusal hizmet ve tesisler engellilere diğer bireylerle eşit şekilde açık olmalı ve onların ihtiyaçlarına yanıt verebilmelidir.
Madde 20
Kişisel Hareketlilik
Taraf Devletler engellilerin olanaklar çerçevesinde azami ölçüde bağımsız hareket edebilmesini sağlamak için etkin bir şekilde gerekli tüm tedbirleri alır. Bu tedbirler şunlardır:
(a) Engellilerin istedikleri şekil ve zamanda ve karşılanabilir bir maliyetle hareket edebilmelerinin kolaylaştırılması;
(b) Engellilerin hareketi kolaylaştırıcı kaliteli araç ve gerece, yardımcı teknolojilere, yardım sunan insanlara ve araçlara karşılanabilir bir maliyetle erişiminin kolaylaştırılması;
(c) Engellilere ve engelli kişilerle çalışan uzman personele engellilerin hareket becerilerinin geliştirilmesi konusunda eğitim verilmesi;
(d) Harekete yardımcı araç ve gereçlerle yardımcı teknolojileri üretenlerin engellilerin her türlü ihtiyacını dikkate almaları hususunda teşvik edilmesi.
Madde 21
Düşünce ve İfade Özgürlüğü ile Bilgiye Erişim
Taraf Devletler engellilerin işbu Sözleşme’nin 2. Maddesinde tanımlanmış tüm iletişim araçlarını tercihe bağlı kullanabilmesi, bilgi ve fikir araştırma, alma ve verme özgürlüğü dahil düşünce ve ifade özgürlüğünden diğer bireylerle eşit koşullar altında yararlanabilmesi için uygun tüm tedbirleri alır. Bu tedbirler aşağıdakileri içermelidir:
(a) Kamuya sunulması amaçlanan bilginin engellilerin erişebileceği biçimlerde ve farklı engelli gruplarına uygun teknolojilerle güncel olarak ve ek bir bedel alınmaksızın sunulması;
(b) Engellilerin resmi temaslarda işaret dillerini, Braille alfabesini, beden dilini ve tercih ettikleri diğer tüm erişilebilir iletişim araç ve biçimlerini kullanmalarının kolaylaştırılması;
(c) Kamuya açık hizmet sunan özel kuruluşların internet dahil olmak üzere, engellilerin erişilebileceği ve kullanılabileceği biçimde bilgi ve hizmet sunmalarının teşvik edilmesi;
(d) İnternet aracılığıyla bilgi sunanlar dahil olmak üzere kitle iletişim hizmeti sunan kurumların hizmetlerini engellilerin erişebileceği şekillerde sunmalarının teşvik edilmesi;
(e) İşaret dili kullanımının kabul ve teşvik edilmesi.
Madde 22
Özel Hayata Saygı
1. İkametgahı ve yaşama biçimi ne olursa olsun hiçbir engelli bireyin özel hayatı, ailesi, konutu, haberleşmesi ve diğer iletişimlerine keyfi veya hukuka aykırı şekilde müdahale edilemez ve şeref ve haysiyetine yönelik hukuka aykırı uygulamalarda bulunulamaz. Engelliler söz konusu müdahale veya saldırılardan hukuken korunma hakkına sahiptir.
2. Taraf Devletler engellilerin kişisel, sağlık ve rehabilitasyon bilgilerinin gizliliğini diğer bireyler ile eşit koşullar altında korur.
Madde 23
Hane ve Aile Hayatına Saygı
1. Taraf Devletler evlilik, aile, ebeveynlik ve özel ilişkilere dair meselelerde engellilere karşı ayrımcılığı ortadan kaldırmak için uygun tedbirleri etkin bir şekilde ve engellilerin diğer bireylerle eşit olduğunu gözeterek alır. Bu çerçevede aşağıda belirtilenler sağlanmalıdır:
(a) Evlilik çağına gelmiş engellilerin evlenme ve aile kurma hakkının tanınması ve bu hakkın evlenmek isteyen eşlerin serbest iradeleri ve rızaları doğrultusunda kullanılması;
(b) Engellilerin çocuklarının sayısına ve yaş aralığına, serbestçe ve sorumluluğunu taşıyarak karar verme hakkının tanınması ve yaşlarına uygun bilgiye, üreme ve aile planlaması eğitimine erişim hakkının tanınması ile bu haklarını kullanmaları için gereken araçların oluşturulması;
(c) Çocuklar dahil olmak üzere engellilerin diğer bireylerle eşit koşullar altında doğurganlıklarından mahrum bırakılmaması.
2. Taraf Devletler, velayet, vesayet, kayyımlık, evlat edinme veya ulusal mevzuatta bu kavramların benzerlerinin yer aldığı kurumlar hususunda-her durumda çocukların yararlarının üstün tutulması şartıyla-engelli hakları ve sorumluluklarını güvence altına alır. Engelliler çocuklarının bakım sorumluluklarını yerine getirirken Taraf Devletler uygun desteği sunar.
3. Taraf Devletler, engelli çocukların aile yaşamlarıyla ilgili olarak diğer bireylerle eşit haklara sahip olmasını sağlar. Taraf Devletler bu hakları yaşama geçirmek ve engelli çocukların saklanması, terk edilmesi, ihmal edilmesi ve ayrı tutulmasının önüne geçmek üzere engelli çocuklara ve ailelerine erken ve kapsamlı bilgi, hizmet ve destek sunar.
4. Taraf Devletler, bir çocuğun ailesinin istemi olmadan ailesinden ayrılmamasını sağlar. Bunun istisnası yargısal denetime tabi yetkili mercilerin çocuğun üstün yararı gereğince ailesinden ayrılmasının gerekli olduğuna uygulanan yasa ve usuller uyarınca karar vermesidir. Hiçbir koşulda çocuğun veya ebeveynlerinden biri ya da hepsinin engelli olması nedeniyle çocuk anne ve babasından ayrı tutulamaz.
5. Taraf Devletler, engelli çocuğun çekirdek ailesinin çocuğa bakamaması durumunda, çocuğa geniş anlamda aile üyeleri, bunun mümkün olmadığı takdirde aile ortamını sağlayacak bir sosyal çevrede alternatif bakım sağlanması için her türlü çabayı göstermeyi taahhüt eder.
Madde 24
Eğitim
1. Taraf Devletler engellilerin eğitim hakkını tanır. Taraf Devletler, bu hakkın fırsat eşitliği temelinde ve ayrımcılık yapılmaksızın sağlanması için eğitim sisteminin bütünleştirici bir şekilde her seviyede engellileri içine almasını ve ömür boyu öğrenim imkanı sağlar. Bunun için aşağıdaki hedefler gözetilmelidir:
(a) İnsan potansiyelinin, onur ve değer duygusunun tam gelişimi ve insan haklarına, temel özgürlüklere ve insan çeşitliliğine saygı duyulmasının güçlendirilmesi;
(b) Engellilerin; kişiliklerinin, yeteneklerinin, yaratıcılıklarının, zihinsel ve fiziksel becerilerinin potansiyellerinin en üst derecesinde gelişiminin sağlanması;
(c) Engellilerin özgür bir topluma etkin bir şekilde katılımlarının sağlanması.
2. Taraf Devletler bu hakkın yaşama geçirilmesi için aşağıda belirtilenleri sağlar:
(a) Engelliler engelleri nedeniyle genel eğitim sisteminden dışlanmamalı ve engelli çocuklar engelleri nedeniyle parasız ve zorunlu ilk ve ortaöğretim olanaklarının dışında tutulmamalıdır;
(b) Engelliler yaşadıkları çevrede bütünleştirici, kaliteli ve parasız ilk ve orta öğretime diğer bireylerle eşit olarak erişebilmelidir;
(c) Bireylerin ihtiyaçlarına göre makul düzenlemeler yapılmalıdır;
(d) Engellilerin genel eğitimden etkin bir şekilde yararlanabilmeleri için genel eğitim sistemi içinde ihtiyaç duydukları desteği almalıdır;
(e) Engellilere yönelik bireyselleştirilmiş etkin destekleyici tedbirler, engellilerin tam katılımı hedefine uygun olarak, akademik ve sosyal gelişimi artırıcı ortamlarda sağlanmalıdır.
3. Taraf Devletler engellilerin toplumun eşit üyeleri olarak eğitime tam ve eşit katılımlarını kolaylaştırmak için yaşamı ve sosyal gelişim becerilerini öğrenmelerini sağlar. Taraf Devletler bu amaçla aşağıda belirtilen tedbirleri alır:
(a) Braille ve diğer biçimlerdeki yazıların okunmasının öğrenilmesi, beden dilinin ve alternatif iletişim araçları ve biçimleri ile yeni çevreye alışma ve bu çevrede hareket etme becerilerinin öğrenilmesi, akran desteği ve rehberlik hizmetlerinin kolaylaştırılması;
(b) İşaret dilinin öğrenilmesine, işitme ve konuşma engellilerin dilsel kimliğinin gelişimine yardımcı olunması;
(c) Görme, işitme veya hem görme hem işitme-konuşma engellilerin özellikle çocukların eğitiminin en uygun dille, iletişim araç ve biçimleriyle, onların akademik ve sosyal gelişimini artırıcı ortamlarda sunulmasının sağlanması.
4. Taraf Devletler bu hakkın yaşama geçmesini sağlamak için, engelli olanlar dahil olmak üzere, işaret dilini ve Braille alfabesini bilen öğretmenlerin işe alınması ve eğitimin her düzeyinde çalışan uzmanların ve personelin eğitimi için uygun tedbirleri alır. Sözkonusu eğitim engelliliğe ilişkin bilincin artırılmasını, alternatif iletişim araç ve biçimleri ile destekleyici eğitim tekniklerinin ve materyallerinin kullanılmasını içermelidir.
5. Taraf Devletler engellilerin genel yüksek okul eğitimine, mesleki eğitime, erişkin eğitimine ve ömürboyu süren eğitime ayrımcılığa uğramaksızın diğer bireylerle eşit koşullar altında erişimini sağlar. Taraf Devletler bu amaçla engellilerin ihtiyaçlarına uygun makul düzenlemelerin yapılmasını temin eder.
Madde 25
Sağlık
Taraf Devletler engellilerin engelliliğe dayalı ayrımcılığa uğramaksızın ulaşılabilir en yüksek sağlık standardından yararlanma hakkını tanır. Taraf Devletler engellilerin sağlıkla ilgili olarak rehabilitasyon da dahil olmak üzere, cinsiyete duyarlı sağlık hizmetlerine erişimini mümkün kılmak için uygun tüm tedbirleri alır.
Taraf Devletler;
(a) Parasız veya karşılanabilir bir maliyetle sağlanan sağlık bakımı ve programlarının, engellilere diğer bireylerle aynı kapsam, kalite ve standartta sağlanmasını ve bu hizmetlerin cinsel ve üreme sağlığı ile halk sağlığı programlarını da içermesini sağlar;
(b) Engellilerin özellikle engellilikleri nedeniyle gereksinim duyduğu sağlık hizmetlerini sağlar. Bu sağlık hizmetleri erken tanı ve mümkünse müdahaleyi, çocuklar ve yaşlılar dahil olmak üzere, engelliliğin azaltılmasını ya da artmasını önlemeyi hedefleyen hizmetleri kapsamalıdır;
(c) Sağlık hizmetlerini kırsal alanlar dahil olmak üzere mümkün olduğu kadar kişilerin yaşadıkları yerlerin yakınına götürülmesini temin eder;
(d) Sağlık profesyonellerinin engellilere sunduğu tıbbi bakımın diğer bireylere sundukları bakımla aynı kalitede olmasını ve bu bakımın hastaların bağımsız ve aydınlatılmış onaylarına dayanmasını sağlamak amacıyla diğer tedbirlerin yanısıra eğitim vererek, kamu kurumları ile özel kurumlar tarafından sunulan sağlık bakımının etik standartlarını yayımlayarak engellilerin insan hakları, onuru, özerkliği ve ihtiyaçları hakkında bilinç yaratır;
(e) Ulusal mevzuatın sağlık ve yaşam sigortasını düzenlediği hallerde engellilerin bu sigortalardan yararlanmaları bakımından ayrımcılık yapılmasını yasaklar ve sigortanın adil ve makul olmasını sağlar;
(f) Engelliliğe dayalı olarak sağlık bakımı veya hizmetlerinin sunulmamasını veya yiyecek ve içecek verilmemesini önlemek üzere gerekli tedbirleri alır.
Madde 26
Habilitasyon ve Rehabilitasyon
1. Taraf Devletler engellilerin azami bağımsızlığını, tam fiziksel, zihinsel, sosyal ve mesleki becerilerini elde etmelerini ve yaşamın her alanına tam katılımlarını sağlamak için akran desteği dahil uygun tedbirleri etkin bir şekilde alır. Bu bakımdan Taraf Devletler özellikle sağlık, istihdam, eğitim ve sosyal hizmetler alanlarında kapsamlı habilitasyon ve rehabilitasyon hizmetlerini sunar; mevcut hizmetleri güçlendirir ve genişletir. Bunun için şöyle bir yol izlemelidirler:
(a) Habilitasyon ve rehabilitasyon hizmet ve programları mümkün olan en erken evrede başlamalıdır ve bireylerin ihtiyaçlarının ve güçlü olduğu yönlerin çok-disiplinli bir çerçevede değerlendirilmesine dayanmalıdır;
(b) Engellilerin topluma katılımını ve toplumla bütünleşmesini destekleyen habilitasyon ve rehabilitasyon hizmet ve programlarına katılmak rızaya dayalı olmalıdır ve bu hizmet ve programlar kırsal alanlar dahil olmak üzere, engellilerin yaşadıkları yerlerin mümkün olduğu kadar yakınında sunulmalıdır.
2. Taraf Devletler habilitasyon ve rehabilitasyon hizmetlerinde çalışan profesyoneller ve personel için, temel ve sürekli eğitim programları geliştirilmesini destekler.
3. Taraf Devletler engelliler için hazırlanmış, habilitasyon ve rehabilitasyonla ilgili yardımcı cihazlar ve teknolojilerin erişilebilirliğini, bunlara ilişkin bilgiyi ve bunların kullanımını teşvik eder.
Madde 27
Çalışma ve İstihdam
1. Taraf Devletler engellilerin diğer bireylerle eşit koşullar altında çalışma hakkına sahip olduğunu kabul eder. Bu hak, engellilerin, açık, bütünleştirici ve erişilebilir bir iş piyasası ve çalışma ortamında serbestçe seçtikleri bir işle hayatlarını kazanmaları fırsatını da içerir. Taraf Devletler çalışırken engelli olanlar dahil olmak üzere tüm engellilerin çalışma hakkının yaşama geçmesini yasama çalışmalarını da içeren uygun tüm tedbirleri alarak güvence altına alır. Taraf Devletler bunların yanısıra;
(a) İşe alım ve istihdam edilme koşullarında, istihdamın sürekliliği, kariyer gelişimi ve sağlıklı ve güvenli çalışma koşulları dahil olmak üzere, istihdama ilişkin her hususta, engelliliğe dayalı ayrımcılığı yasaklar;
(b) Fırsat eşitliği, eşit değerde işe eşit ücret ilkesi, tacizden korunma ve mağduriyetin giderilmesi, güvenli ve sağlıklı çalışma koşulları dahil olmak üzere diğer bireylerle eşit koşullar altında adil ve uygun çalışma koşullarının sağlanmasına ilişkin olarak engellilerin haklarını korur;
(c) Engellilerin iş ve sendikal haklarını diğer bireylerle eşit koşullar altında kullana bilmelerini sağlar;
(d) Engellilerin genel teknik ve mesleki rehberlik programlarına, yerleştirme hizmetlerine, mesleki ve sürekli eğitime diğer bireylerle eşit koşullar altında etkin bir şekilde erişimini sağlar;
(e) İş piyasasında engellilerin istihdam olanaklarının ve kariyer gelişiminin desteklenmesine ve engellilerin iş aramasına veya işe başlamasına, çalışmaya devam etmesine ve işe geri dönmelerine yardım eder;
(f) Serbest çalışma, girişimcilik, kooperatif kurma ve kendi işini kurma konusundaki fırsatları geliştirir;
(g) Engellileri kamu sektöründe istihdam eder;
(h) Olumlu eylem programları, teşvikler ve diğer tedbirleri de içerebilecek uygun politika ve önlemlerle, engellilerin özel sektörde istihdam edilmelerini destekler;
(i) Engellilerin çalıştığı işyerlerinde makul düzenlemelerin yapılmasını sağlar;
(j) Engellilerin açık iş piyasasında iş deneyimi kazanmasını temin eder;
(k) Engelliler için mesleki rehabilitasyon, işte kalma ve işe dönüş programları yürütür.
2. Taraf Devletler engellilerin kölelik altında tutulmalarını engeller ve engellileri zorla veya mecburi çalışmaya karşı diğer bireylerle eşit koşullar altında korur.
Madde 28
Yeterli Yaşam Standardı ve Sosyal Korunma
1. Taraf Devletler, engellilerin yiyecek, giysi ve barınma dahil kendileri ve aileleri için yeterli yaşam standardı hakkını ve yaşam koşullarının sürekli olarak iyileştirilmesi hakkını tanır. Taraf Devletler bu hakkın engelli olmaları nedeniyle ayrımcılığa uğramaksızın tanınmasını temin etmek için gerekli adımları atar.
2. Taraf Devletler engellilerin sosyal korunma ve engelliliğe dayalı ayrımcılığa uğramadan bu haktan yararlanma hakkını tanır ve aşağıda belirtilen tedbirler dahil olmak üzere bahsekonu hakkın tanınmasını temin etmek ve geliştirmek için gerekli adımları atar:
(a) Engellilerin temiz su hizmetlerine, uygun ve bedeli ödenebilir hizmetlere eşit erişimlerini sağlamak ve engellilerin ihtiyaçlarına ilişkin araç-gereç ve diğer yardımlara erişimlerini temin etmek;
(b) Özellikle engelli kadın ve kızlar ve engelli yaşlılar dahil olmak üzere, engellilerin sosyal koruma programlarına ve yoksulluk azaltıcı programlara erişimini sağlamak;
(c) Yoksulluk koşullarında yaşayan engellilerin ve ailelerinin uygun eğitim, danışmanlık, mali yardım ve süreli bakım dahil engelliliğe ilişkin harcamalarında devlet yardımına erişimini sağlamak;
(d) Engellilerin toplu konut programlarına erişimini sağlamak;
(e) Engellilerin emeklilik fırsatları ve programlarına eşit erişimini sağlamak.
Madde 29
Siyasal ve Toplumsal Yaşama Katılım
Taraf Devletler, engellilerin siyasi haklarını ve diğer bireylerle eşit koşullar altında bunlardan yararlanma fırsatını güvence altına alır ve aşağıda belirtilenleri yerine getirir:
(a) Diğerlerinin yanısıra aşağıda belirtilenler yoluyla, engellilerin diğer bireylerle eşit koşullar altında seçme ve seçilme hakları dahil olmak üzere siyasi ve kamusal yaşama etkin şekilde ve tam katılımını doğrudan veya serbestçe seçilmiş temsilciler aracılığıyla sağlamak,
(i) Seçim usullerinin, tesislerinin, materyallerinin uygun, erişilebilir ve anlaşılması ve kullanılmasının kolay olmasını sağlamak,
(ii) Engellilerin, seçimlerde ve referandumlarda baskıya uğramadan, gizli oy kullanarak, aday olma ve etkili bir mevkide görev alma ve devletin tüm kademelerinde tüm kamu görevlerini yerine getirme haklarını koruyarak, uygun olan yardımcı ve yeni teknolojilerin kullanılmasını kolaylaştırmak,
(iii) Engellilerin seçmen olarak tercihlerini özgürce ifade edebilmelerini güvence altına alarak ve bu amaçla gerektiğinde, talep etmeleri durumunda oy kullanırken kendi seçtikleri bir kişinin desteğini almalarına izin vermek,
(b) Engellilerin ayrımcılığa uğramadan, diğer bireylerle eşit koşullar altında, kamu işlerinin idaresinde etkin ve tam katılımlarının sağlanacağı bir ortamı yaratmak ve aşağıda belirtilenler de dahilolmak üzere, kamu işlerine katılımlarının cesaretlendirmek;
(i) Ülkenin kamusal ve siyasi yaşamı ile ilgili sivil toplum kuruluşları, dernekler ve siyasi partilerin etkinliklerine ve yönetimine katılım;
(ii) Engellileri uluslararası, ulusal, bölgesel ve yerel düzeylerde temsil eden engelli örgütlerinin kurulması ve engellilerin içinde yer almalarının sağlanması.
Madde 30
Kültürel Yaşama, Dinlenme, Boş Zaman Aktiviteleri ve Spor Faaliyetlerine Katılım
1. Taraf Devletler engellilerin diğer bireylerle eşit koşullar altında kültürel yaşama katılım hakkını tanır ve engellilerin aşağıda belirtilenlerden yararlanmasını sağlamak için gerekli tüm tedbirleri alır:
(a) Kültürel materyallere ulaşılabilir biçimleri aracılığıyla erişmek;
(b) Televizyon programlarına, filmlere, tiyatroya ve diğer kültürel etkinliklere ulaşılabilir biçimleri aracılığıyla erişmek;
(c) Tiyatro, müze, sinema, kütüphane ve turistik hizmetler gibi kültürel etkinliklerin yapıldığı veya hizmetlerin sunulduğu yerlere ve ayrıca mümkün olduğu ölçüde ulusal kültür açısından önemli anıtlar ve alanlara erişmek.
2. Taraf Devletler, sadece engellilerin yararı için değil, toplumu zenginleştirmek amacıyla da engellilerin yaratıcı, sanatsal ve entelektüel kapasitelerini geliştirme ve kullanma imkanına sahip olmalarını sağlayıcı gerekli tedbirleri alacaklardır.
3. Taraf Devletler, uluslararası hukuka uygun olarak, fikri mülkiyet haklarını koruyan yasaların, engellilerin kültürel materyallere erişimine uygun olmayan veya ayrımcılık yaratan bir engel çıkarmaması için tüm uygun tedbirleri alır.
4. Engelliler, diğer bireylerle eşit koşullar altında, kendilerinin özel kültürel ve dil kimliklerinin, örneğin işaret dilleri ve işitme engelliler kültürü, tanınması ve desteklenmesi hakkına sahiptir.
5. Taraf Devletler, engellilerin eğlence, dinlenme ve spor etkinliklerine diğer bireylerle eşit koşullar altında katılımını sağlamak amacıyla aşağıda yazılı tedbirleri alır:
(a) Engellilerin her seviyedeki genel spor etkinliklerine mümkün olduğunca tam katılımını cesaretlendirmek ve artırmak;
(b) Engellilerin, özel spor ve eğlence etkinliklerini örgütleme, geliştirme ve bu etkinliklere katılma imkanına sahip olmasını temin etmek ve bu nedenle, diğer bireylerle eşit koşullar altında onlara uygun bilgi ve eğitimin verilmesini ve kaynakların sunulmasını sağlamak;
(c) Engellilerin spor, eğlence yerleri ile turistik alanlara erişimini sağlamak;
(d) Engelli çocukların, okullardaki etkinlikler dahil olmak üzere, oyun, eğlence, boş zaman aktiviteleri ve spor etkinliklerine eşit şekilde katılabilmelerini sağlamak;
(e) Eğlence, turistik, boş zaman aktiviteleri ve spor etkinliklerini organize edenlerin sunduğu hizmetlere engellilerin erişebilmesini sağlamak.
Madde 31
İstatistikler ve Veri Toplama
1. Taraf Devletler bu Sözleşmenin uygulanması açısından gerekli politikaları formüle etmeleri ve geliştirmelerinde kendilerine yol gösterecek, istatistik veriler ve araştırmalar da dahil olmak üzere uygun bilgileri toplar. Bilgi toplama ve bilginin sürdürülebilirliği için aşağıdaki noktalar dikkate alınır:
(a) Verinin korunması, engelli kişilerin özel yaşamlarına saygı ve gizliliğin sağlanmasına ilişkin yasal olarak oluşturulmuş güvenlik tedbirlerine uygun olmalıdır.
(b) İstatistiklerin toplanması ve kullanımında insan hakları, temel özgürlükler ve etik ilkelerin korunması konularındaki uluslararası düzeyde kabul edilen normlara uygunluk aranmalıdır.
2. Bu Maddeye göre toplanan bilginin, uygun olması halinde, dağıtılması ve mevcut sözleşme kapsamında taraf devletlerin uygulamalarının değerlendirilmesi ve engellilerin haklarını kullanırken karşılaştıkları güçlüklerin ortaya konulmasında kullanılması sağlanmalıdır.
3. Taraf Devletler topladıkları istatistiklerin dağıtılması konusunda sorumluluk almalı ve bu verilerin engelli kişiler ve diğerleri için erişilebilir olmasını sağlamalıdır.
Madde 32
Uluslararası İşbirliği
1. Taraf Devletler bu sözleşmenin amaç ve yükümlülüklerinin yerine getirilmesine yönelik olarak ulusal çabaların desteklenmesi konusunda uluslararası işbirliğinin önemini kabul eder ve teşvik eder. Bu doğrultuda devletlerarası ve devletler düzeyinde, gerektiğinde ilgili uluslararası ve bölgesel örgütler ve sivil toplumla özellikle engellilere yönelik örgütlerle işbirliğini sağlamak üzere gerekli tedbirleri alır. Bu tedbirler diğerlerinin yanı sıra şunları içerir:
(a) Uluslararası kalkınma programları da dahil olmak üzere uluslararası işbirliğinin, engellileri kapsamasını ve engelliler için erişilebilir olmasını güvence altına almak,
(b) Bilgi, deneyim ve eğitim programları ve iyi uygulamaların değişimi ve paylaşımı aracılığıyla kapasite geliştirmeyi teşvik etmek ve desteklemek,
(c) Araştırma, bilimsel ve teknik bilgiye erişim konularında işbirliğini geliştirmek,
(d) Erişilebilir ve destek sağlayıcı teknolojilere ulaşımın sağlanması aracılığıyla ve teknoloji transferi yoluyla uygun görülen teknik ve ekonomik yardımı sağlamak.
2. Bu Maddenin hükümleri, her taraf devletin mevcut sözleşmenin getirdiği yükümlülükleri yerine getirmesini gözardı etmez.
Madde 33
Ulusal Uygulama ve Denetim
1. Taraf Devletler kendi örgütlenme biçimlerine uygun olarak mevcut sözleşmenin uygulanmasıyla ilgili konular için hükümet içinde bir veya daha fazla kilit nokta tahsis eder ve hükümet içinde farklı sektörler ve farklı düzeylerdeki konuyla ilgili faaliyetlerin teşvik edilmesi için koordinasyon mekanizması kurar.
2. Taraf Devletler, kendi bünyeleri içerisinde, işbu Sözleşmeyi teşvik ve temin edip düzeltmek amacıyla kendi yasal ve idari sistemlerine uygun olan ve bir veya daha fazla bağımsız mekanizmayı içeren bir yapı bulundurur veya kurar ve bu yapıyı güçlendirir. Taraf Devletler bu yapıyı kurarken, insan haklarının teşviki ve korunması için ulusal kurumların statü ve işleyişine ilişkin ilkeleri de gözönünde bulundururlar.
3. Taraf Devletler, başta engelliler ve onları temsil eden kuruluşlar olmak üzere sivil toplumun denetim sürecine tam katılımını sağlar.
Madde 34
Engelli Hakları Komitesi
1. İşbu Sözleşmede verilen görevleri yerine getirmek üzere bir Engelli Hakları Komitesi kurulur (bundan sonra “Komite” olarak adlandırılacaktır).
2. Komite, işbu Sözleşme’nin yürürlüğe girdiği tarihte 12 uzmandan oluşur. 60 onay veya katılımdan sonra, Komite’nin üye sayısı altı kişi arttırılarak azami üye sayısı olan 18’e ulaşılır.
3. Komite üyeleri kişisel kapasiteleri ölçüsünde çalışmalı ve ahlaki değerleri yüksek, sözleşmenin içerdiği alanlarla ilgili başarıları ve deneyimleri kabul gören kişiler arasından seçilmelidirler. Taraf Devletler, adaylarını belirlerken bu sözleşmenin 4. Maddesinin 3. paragrafındaki hükümleri göz önünde bulundurmaya davet edilir.
4. Komite üyeleri Taraf Devletlerce seçilir. Taraf Devletler komite üyelerinin seçiminde eşit coğrafi dağılım, farklı medeniyetlerin ve yasal sistemlerin temsil edilmesi, kadın-erkek temsilinin dengeli olması ve engelli uzmanların katılımı hususlarını dikkate alır.
5. Komite üyeleri, Taraf Devletler Konferansı sırasında, Sözleşmeye Taraf Devletlerin vatandaşları arasından belirlediği adaylardan oluşan bir listeden gizli oyla seçilir. Taraf Devlet sayısının 2/3’ünün karar yeter sayısı olduğu bu toplantılarda, en fazla oyu alan ve temsil edilen devletlerin oylarının mutlak çoğunluğuna ulaşan kişiler seçimi kazanırlar.
6. İlk seçim, Sözleşmenin yürürlüğe girişinden itibaren altı ay içinde yapılır. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, her seçimden en az dört ay önce Taraf Devletlere yazı göndererek iki ay içinde adaylarını bildirmelerini ister. Genel Sekreter, taraf devletlerce gösterilen ve sözleşmeye uygun olan adaylarını adlarını alfabetik sıraya göre, kendisini aday gösteren Taraf Devletin adıyla birlikte listeler ve Sözleşmeye taraf devletlere gönderir.
7. Komite üyeleri dört yıllık bir dönem için seçilir. Üyeler, sadece bir dönem daha tekrar seçilebilirler. Ancak, ilk seçimlerde seçilen altı üyenin dönemi iki yıl sonunda biter. Bu altı üye, ilk seçimlerin hemen ardından, bu maddenin 5. paragrafında bahsekonu oturum başkanı tarafından kura yöntemiyle belirlenir.
8. Altı yeni üyenin seçimi, bu Maddenin ilgili hükümlerine göre gerçekleştirilen düzenli seçimlerle yapılır.
9. Komite üyelerinden biri ölüm, istifa ya da başka herhangi bir nedenle süresi dolmadan görevinden ayrılırsa, temsil ettiği Taraf Devlet, bu Maddenin ilgili hükümlerinde aranan nitelik ve yeterliliklere sahip bir başka uzmanı atar. Yeni üye kalan süreyi tamamlar.
10. Komite çalışmalarıyla ilgili kurallarını kendisi belirler.
11. Komitenin bu Sözleşmeyle verilen görevlerini etkin olarak yerine getirebilmesini teminen gereksinim duyacağı personel ve diğer ihtiyaçları Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından sağlanır. Ayrıca, Genel Sekreter Komite’yi ilk toplantı için toplar.
12. Bu Sözleşme hükümlerine göre kurulan Komitenin üyeleri, Genel Kurulun kararıyla, Birleşmiş Milletler kaynaklarından bir ücret alır. Genel Kurul bu kararı verirken Komite’nin sorumluluklarını dikkate alır.
13. Komite üyeleri, Birleşmiş Milletler misyonlarında görevli uzmanlar olarak Ayrıcalık ve Bağışıklıklar Sözleşmesinin ilgili kısımlarında yer alan imkan, ayrıcalık ve bağışıklıklardan yararlanırlar.
Madde 35
Taraf Devletlerce Sunulacak Raporlar
1. Her Taraf Devlet, Sözleşmenin ilgili Devlet için yürürlüğe girmesinden sonra iki yıl içerisinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri aracılığıyla Komiteye Sözleşmenin gereklerinin yerine getirilmesi için alınan önlemeler ve kaydedilen gelişmeler hakkında kapsamlı bir rapor sunar.
2. Bundan sonra, Taraf Devletler en az dört yılda bir ve buna ilave olarak zamana bağlı olmaksızın Komitenin talep etmesi durumunda müteakip raporları sunar.
3. Komite, raporların içeriği için başvurulabilecek temel noktaları belirler.
4. Komiteye ilk kapsamlı raporunu sunan bir Taraf Devletin müteakip raporlarının eski bilgileri içermesine gerek yoktur. Taraf Devletler komiteye rapor hazırlarken, açık ve şeffaf bir yöntem izlemeli ve bu Sözleşmenin 4. Maddesinin 3 paragrafındaki hükümleri gözönünde bulundurmalıdır.
5. Raporlar, Sözleşme yükümlülüklerinin yerine getirilme düzeyini etkileyen güçlükleri ve etkenleri de içerebilir.
Madde 36
Raporların Değerlendirilmesi
1. Komite, her raporu inceler, varsa önerilerini ve genel yorumlarını da ekleyerek ilgili devlete geri gönderir. Taraf devlet, seçtiği herhangi bir bilgiyle komiteye yanıt verir. Komite, Sözleşmenin uygulanmasına ilişkin ek bilgileri Taraf Devletlerden isteyebilir.
2. Bir Taraf Devlet, raporunu sunmada kaydadeğer ölçüde geç kalmışsa Komite, ilgili devlete, raporun sunulması yönünde çağrıda bulunabilir. Bu çağrıyı takip eden üç ay içerisinde sözkonusu rapor Komite’ye iletilmezse, Komite sözleşme hükümlerinin bahsekonu ülkede yerine getirilmesine yönelik çalışmaların gözden geçirilmesi ihtiyacının ortaya çıktığı yönde bildirimde bulunabilir. Taraf Devlet bu bildirime sözkonusu raporu sunarak yanıt verirse, bu maddenin birinci paragrafının hükümleri uygulanır.
3. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri raporların erişilebilir olmasını sağlar.
4. Taraf Devletler raporlarının, kendi ülkelerindeki kamuoyu için geniş ölçüde erişilebilir olmasını sağlar ve sözkonusu raporlara tavsiye ve önerilerin getirilmesini teşvik eder.
5. Komite, uygun gördüğü takdirde, içinde teknik yardım talebi ya da belirtisi bulunan raporları, kendi görüş ve önerileriyle Birleşmiş Milletler ihtisas kuruluşları, fon ve programları ile ilgili diğer kuruluşlara iletebilir.
Madde 37
Taraf Devletler ve Komite Arasındaki İşbirliği
1. Taraf Devletlerin her biri Komite’yle işbirliği yapmalı ve üyelere görevlerini yerine getirmede yardımcı olmalıdır.
2. Komite, Taraf Devletlerle ilişkisi çerçevesinde, bir devlete sözleşmenin uygulanması için ulusal kapasitesini geliştirici yollar ve araçlar konularında uluslararası işbirliği de dahil sorumluluklar verir.
Madde 38
Komitenin Diğer Organlarla İlişkisi
Sözleşme hükümlerinin etkin olarak yerine getirilmesinin güçlendirilmesi ve sözleşmenin kapsadığı alanla ilgili uluslararası işbirliğinin teşvik edilmesi açısından:
1. Birleşmiş Milletler’in ihtisas kuruluşları ve diğer organları, sözleşmenin, kendi çalışma alanlarına giren hükümlerinin uygulanmasının incelenmesi sırasında temsil edilmelidir. Komite, uygun görmesi halinde, ihtisas kuruluşları ve diğer organları, bu Sözleşmenin alanlarıyla ilgili hükümlerin nasıl yerine getirileceği hakkında uzman görüşüne başvurmak üzere çağırabilir. Komite, ihtisas kuruluşları ve diğer organlardan, sözleşmenin kendi faaliyet alanlarıyla ilgili uygulamalarına ilişkin rapor sunmalarını isteyebilir.
2. Komite, yetkisini kullanırken, raporlama ilkeleri, önerileri ve genel yorumlarında tutarlılığı sağlayabilmek, yetki ve görev alanlarının çatışmasından kaçınmak açısından, uygun görmesi halinde, uluslararası insan hakları anlaşmalarıyla oluşturulan diğer ilgili organlara danışır.
Madde 39
Komitenin Raporu
Komite, her iki yılda bir, faaliyetleri hakkında, Genel Kurul ve Ekonomik ve Sosyal Konsey’e rapor sunar. Komite raporunda ayrıca, Taraf Devletlerden alınan bilgiler ve raporların incelenmesi doğrultusunda ortaya çıkan öneri ve genel yorumları da belirtebilir. Bu öneri ve değerlendirmeler, Taraf Devletlerin olabilecek yorumlarıyla birlikte Komite raporunda yer alır.
Madde 40
Taraf Devletler Konferansı
1. Taraf Devletler sözleşme hükümlerinin yerine getirilmesi ile ilgili konuları tartışabilmek için düzenli aralıklarla Taraf Devletler Konferansı’nda biraraya gelir.
2. Sözleşmenin yürürlüğe girmesini takip eden altı ay içinde ilk Taraf Devletler Konferansı Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin çağrısıyla toplanır. Bundan sonraki toplantılar Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından iki yılda bir ya da Taraf Devletler Konferansı’nın kararıyla toplanır.
Madde 41
Depozitör
Sözleşmenin depozitörlük görevini Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri yürütür.
Madde 42
İmzalanma
İşbu Sözleşme, 30 Mart 2007 tarihinden itibaren, New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde, tüm devletler ve bölgesel bütünleşme örgütlerinin imzasına açılır.
Madde 43
Bağlanma İradesi
İşbu Sözleşme, imzacı Devletlerin onaylamasına ve bölgesel bütünleşme örgütlerinin resmi teyidine tabidir. Sözleşmeyi imzalamamış devlet veya bölgesel bütünleşme örgütlerinin katılımına açıktır.
Madde 44
Bölgesel Bütünleşme Örgütleri
1. “Bölgesel bütünleşme örgütü”, belirli bir bölgedeki bağımsız devletlerce kurulan ve bu sözleşme kapsamındaki konulardaki yetkilerini devrettikleri örgütü ifade etmektedir. Bu örgütler, onay veya katılım belgelerinde Sözleşme kapsamına giren konulardaki yetki düzeylerini açıklarlar. Sonrasında, bu yetki düzeylerinde değişiklik olduğu takdirde depozitorü bilgilendirirler.
2. Mevcut Sözleşmede “Taraf Devletler”e yapılan atıflar, yetkileri dahilinde bu örgütlere uygulanacaktır.
3. 45. maddenin 1. paragrafı, 47. maddenin 2. ve 3. paragrafları açılarından, bölgesel bütünleşme örgütlerince depozit edilen belgeler sayıma dahil edilmez.
4. Bölgesel bütünleşme örgütleri, Taraf Devletler konferansında yetkileri kapsamındaki konular hakkında oy kullanabilirler. Oyları, bu Sözleşmeye taraf üyelerinin sayısı kadardır. Bünyesindeki Taraf Devletlerden birinin oy kullanması durumunda bu örgütler oy haklarını kullanamazlar. Bu kural, tersi için de geçerlidir.
Madde 45
Yürürlüğe Girme
1. İşbu Sözleşme, 20. onay veya katılım belgesinin depozit edilmesini takip eden 30. gün yürürlüğe girer.
2. Sözkonusu 20. belgenin depozit edilmesinin ardından Sözleşme, onu imzalayan, resmen teyid eden veya ona katılan herhangi bir devlet ya da bölgesel bütünleşme örgütü için, onay belgelerini depozit etmelerini takip eden 30. gün yürürlüğe girer.
Madde 46
Çekinceler
1. Mevcut Sözleşmenin kapsamı ve amaçlarıyla uyumlu olmayan çekinceler kabul edilemez.
2. İleri sürülen çekinceler her zaman geri çekilebilir.
Madde 47
Değişiklikler
1. Herhangi bir Taraf Devlet Sözleşme üzerinde bir değişiklik önererek, bunu Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine bildirebilir. Genel Sekreter, öneriyi Taraf Devletlere bildirerek, tartışılıp karara bağlanması için bir konferans toplanması hakkındaki görüşlerini sorar. Bildirimi takip eden dört ay içinde Taraf Devletlerin en az 1/3’ü konferansın toplanmasından yana görüş bildirirse, Genel Sekreter, Birleşmiş Milletlerin himayesi altında Taraf Devletleri toplantıya davet eder. Sözkonusu değişiklik tasarısı, toplantı sırasında mevcut bulunan ve oy kullanan Taraf Devletlerin 2/3’ünün desteğini alması durumunda kabul edilir ve Genel Sekreter tarafından, onay için Genel Kurul’a, daha sonra ise kabulleri için tüm Taraf Devletlere iletilir.
2. Paragraf 1’e göre kabul edilen ve onaylanan bir değişiklik, anılan değişikliğin kabulü sırasında hazır bulunan Taraf Devlet sayısının 2/3’ü kadar onay belgesinin depozit edilmesini takip eden 30. günde yürürlüğe girer. Daha sonra, bahsekonu değişiklik herhangi bir Taraf Devlet için, kendi onay belgesini depozit etmesini takip eden 30. günde yürürlüğe girer. Bir değişiklik, sadece onu kabul eden devletleri bağlar.
3. Taraf Devletler konferansı sırasında oybirliğiyle karar verildiği takdirde, Paragraf 1 çerçevesinde kabul edilen ve onaylanan ve Sözleşmenin sadece 34, 38, 39 ve 40. maddelerine ilişkin bir değişiklik, anılan değişikliğin kabulü sırasında hazır bulunan Taraf Devlet sayısının 2/3’ü kadar onay belgesinin depozit edilmesini takip eden 30. günde tüm Taraf Devletler için yürürlüğe girer.
Madde 48
Çekilme
Herhangi bir Taraf Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne yazılı olarak bildirmek suretiyle sözleşmeden çekilebilir. Bu çekilme, sözkonusu bildirimin Birleşmiş Milletler Genel Sekreterince alınışından 1 yıl sonra geçerlilik kazanır.
Madde 49
Erişilebilir Format
Bu sözleşme erişilebilir formatlarda hazır bulundurulur.
Madde 50
Orijinal Metinler
Bu sözleşmenin Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca metinleri orijinalinin aynıdır.
Aşağıda imzaları bulunan ve temsil ettikleri devletlerce tam olarak yetkili kılınmış katılımcılar işbu Sözleşme’yi temsil ettikleri Devlet namına imzalamışlardır.