Ana Sayfa Blog Sayfa 22

Aydın Sefa Akay Kararı – AİHM

0
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü 12/9/2019 tarihinde, Aydın Sefa Akay (B. No: 2016/24562) başvurusunda Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesinin bu kararı üzerine Akay, AİHM’ye başvurmuştur.

Aydın Sefa Akay Kararı – AYM

AİHM’nin ihlal kararı 23 Nisan 2024 tarihinde açıklanmıştır.

Aydın Sefa Akay Kararı 

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

AYDIN SEFA AKAY/TÜRKİYE

(Başvuru no. 59/17)

KARAR
Madde 5 § 1
  • Kanunla öngörülen usul
  • Birleşmiş Milletler Uluslararası Ceza Mahkemeleri Rezidüel Mekanizmasında görev yapan bir hâkimin Mekanizma Statüsü’nün kendisine tanıdığı diplomatik bağışıklığa rağmen yakalanması ve tutuklanması
  • Mahkemenin ulusal yargının bağımsızlığına ilişkin içtihatlarında belirtilen ilkelerin, uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), uluslararası hâkim ve mahkemelere uygulanması
  • Yerel mahkemelerin başvuranın diplomatik bağışıklığının geçerliliğini değerlendirmede gecikmesinin 5. maddenin 1. fıkrasıyla bağdaşmaması ve bu bağışıklık sayesinde başvurana sağlanan korumayı boşa çıkarması
  • Yerel mahkemelerin bağışıklığa ilişkin yorumunun ne öngörülebilir ne de 5. maddenin 1. fıkrasının hukuki güvenlik gerekliliklerine uygun olması
  • Uluslararası mahkeme hâkimlerinin BM organına üye bir Devletin temsilcisi olmaması
  • Başvuranın, kişisel dokunulmazlık ve görev süresi boyunca ve uzaktan çalışırken herhangi bir yakalama veya tutuklamaya tabi olmama da dâhil olmak üzere tam diplomatik bağışıklığa sahip olması
  • Ayrıcalıkların ve bağışıklığın nihai amacının hâkimlerin ve dolayısıyla Mekanizma mahkemesinin herhangi bir Devlet karşısındaki bağımsızlığını korumak olması

Madde 8  Özel hayat ve konut

  • Başvuranın şahsının ve evinin aranmasının “kanunla öngörülmüş” olmaması
  • Başvuranın ikamet ettiği yerin, Mekanizma için uzaktan çalıştığı göz önünde bulundurulduğunda, ofise benzer bir konumda olması
  • İkametgahın, Mahkemenin 8. maddeye ilişkin içtihatları uyarınca bir avukatın bürosunun aranmasına sağlanan korumaya benzer bir korumaya tabi olması
  • Yerel mahkemelerin başvuranın bağışıklığının bu yönünü incelememesi
  • Ele geçirilen bazı eşyaların daha sonra kendisine karşı açılan ceza davasında kullanılması
  • BM Genel Sekreteri’nin bağışıklığı kaldırmaması ya da BM veya başvuranın geriye dönük (ex post facto) rızasının olmaması
*Madde 15
  • Olağanüstü hallerde derogasyon
Madde 5 § 1  • Madde 8
  • Davalı Devletin “uluslararası hukuk kapsamındaki diğer yükümlülükleri” ile uyumlu olmayan tedbirler

[/box]

STRAZBURG

23 Nisan 2024

İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.

Aydın Sefa Akay/Türkiye davasında,

Başkan

Arnfinn Bårdsen,

Hâkimler

Jovan Ilievski,

Pauliine Koskelo,

Saadet Yüksel,

Lorraine Schembri Orland,

Frédéric Krenc,

Diana Sârcu,

ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),

Türk vatandaşı olan Aydın Sefa Akay’ın (“başvuran”), 21 Aralık 2016 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkemeye yapmış olduğu başvuruyu (no. 59/17),

Başvurunun Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi kararını,

Tarafların beyanlarını dikkate alarak,

26 Mart 2024 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,

Aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:

GİRİŞ

1.Başvuru, esas olarak, Birleşmiş Milletler Uluslararası Ceza Mahkemeleri Rezidüel Mekanizmasında görev yapan bir hâkim olarak diplomatik bağışıklığa sahip olan başvuranın yakalanması ve tutuklanmasının, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası anlamında “kanunla öngörülen usule uygun” olup olmadığı sorusuyla ilgilidir.

2.Dahası söz konusu başvuru, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi kapsamında, ağırlıklı olarak ByLock akıllı telefon uygulamasını kullanmasına dayanan başvuranın tutukluluğunu gerektirecek herhangi bir makul şüphenin bulunmadığı iddiası ve Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası kapsamında, yerel mahkemelerin, başvuranın tutukluluğuna karşı itirazlarını incelerken diplomatik bağışıklığına ilişkin argümanlarını dikkate almadıkları iddiasıyla ilgilidir. Son olarak, başvuru, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında, diplomatik bağışıklığı dikkate alınmaksızın başvuranın evinin ve üstünün hukuka aykırı olarak arandığı iddiasıyla ilgilidir.

OLAYLAR VE OLGULAR

3.Başvuran, 1950 doğumlu olup Rize’de ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde Ankara Barosuna kayıtlı Avukat Dr. K. Altıparmak tarafından temsil edilmiştir.

4.Hükümet, kendi görevlisi Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilmiştir.

5.Dava konusu olaylar aşağıdaki gibi özetlenebilir.

  1. Başvuranın Mesleki Kariyeri

6.Başvuran, 1987 yılında Türkiye Dışişleri Bakanlığında hukuk müşaviri olarak çalışmaya başlamış ve 1989-2012 yılları arasında Türkiye Birleşmiş Milletler (“BM”) Daimi Temsilciliği, Mahkeme önünde Türkiye’yi temsil ettiği Avrupa Konseyi nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” Lefkoşa’daki Türkiye Büyükelçiliği, Türkiye UNESCO Daimi Temsilciliği ve Ankara’daki Dışişleri Bakanlığı da dâhil olmak üzere farklı yerlerde görev yapmıştır. Başvuran, 2012 ve 2014 yılları arasında Türkiye’nin Burkina Faso Büyükelçisi olarak görev yapmış ve 2015 yılında emekli olmuştur.

7.Başvuran, 2003-2012 yıllarında Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesinde (“URCM”) hâkim olarak görev yapmıştır. 20 Aralık 2011 tarihinde BM Genel Kurulu, 87. toplantısı sırasında, başvuranı, görev süresi 1 Temmuz 2012 tarihinde başlamak üzere dört yıllığına BM Uluslararası Ceza Mahkemeleri Rezidüel Mekanizması (“Mekanizma”) hâkimi olarak seçmiştir. BM Genel Sekreteri, 24 Haziran 2016 tarihinde, başvuranın görev süresini, 1 Temmuz 2016 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere iki yıllığına uzatmıştır. BM Genel Sekreteri, Haziran 2018’de başvuranı tekrar atamamış, böylece başvuranın görev süresi 30 Haziran 2018 tarihinde sona ermiştir.

8.Mekanizma Başyargıcı Hâkim Theodor Meron, 25 Temmuz 2016 tarihinde, Augustin Ngirabatware’in davasına ilişkin olarak Mekanizma İstinaf Dairesi tarafından 18 Aralık 2014 tarihinde verilen kararla (Savcı/Augustin Ngirabatware)[1] ilgili olarak 8 Temmuz 2016 tarihinde sunduğu gözden geçirme başvurusunu değerlendirmek üzere, biri başvuran olmak üzere beş hâkimden oluşan bir heyet görevlendirmiştir. Mevcut başvuruya neden olan olaylar sırasında başvuran, Mekanizma Statüsü’nün 8. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, Mekanizma hâkimleri için yaygın olduğu üzere, kendi ülkesi olan Türkiye’den uzaktan dava üzerinde çalışmaktaydı (bk. aşağıdaki 81. paragraf).

  1. 15 Temmuz 2016 Tarihli Darbe Girişimi ve Olağanüstü Hal İlanı

9.15 Temmuz 2016 tarihinde gece, Türk Silahlı Kuvvetlerinde bulunan ve kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak adlandırılan bir grup, demokratik yollarla seçilen Meclisi, Hükümeti ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanını devirme amacıyla askeri bir darbe girişiminde bulunmuştur.

10.Darbe teşebbüsü sırasında, azmettiricilerinin kontrolü altındaki askerler, Meclis binası ve Cumhurbaşkanlığı da dâhil olmak üzere çeşitli stratejik Devlet binalarını bombalamış; Cumhurbaşkanının kaldığı otele saldırıda bulunmuş; Genel Kurmay Başkanını rehin almış ve televizyon kanallarına saldırarak göstericilere ateş etmişlerdir. Bu şiddet dolu gecede, 300’den fazla kişi öldürülmüş, 2.500’den fazla kişi ise yaralanmıştır.

11.Askeri darbe girişiminden sonra, ulusal makamlar Pensilvanya’da (Amerika Birleşik Devletleri) yaşayan bir Türk vatandaşı olan ve Türk Makamları tarafından FETÖ/PDY (“Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması”) olarak adlandırılan terör örgütünün lideri olarak değerlendirilen Fetullah Gülen’i suçlamışlardır. Darbe girişimi sırasında ve sonrasında, Hükümet içine sızmayı ve Hükümete yönelik süregelen tehdidi ortadan kaldırmak amacıyla, Türkiye’nin her yerindeki Cumhuriyet savcılıkları, darbe girişimine doğrudan karışmış olanların yanı sıra, doğrudan karışmamış olmakla birlikte FETÖ/PDY’nin çeşitli kamu, sağlık, eğitim, ticaret ve medya kurumlarındaki yapısal örgütlenmesinin bir parçası olduğundan şüphelenilen kişiler hakkında da ceza kovuşturmaları başlatmıştır. Bu ceza soruşturmaları sırasında çok sayıda kişi yakalanmış ve akabinde tutuklanmıştır.

12.Hükümet, 20 Temmuz 2016 tarihinde, 21 Temmuz 2016’da başlamak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan etmiştir. Bu süre daha sonra Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından doksanar günlük sürelerle uzatılmıştır.

13.Türk makamları, 21 Temmuz 2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterini bilgilendirerek Sözleşme’nin 15. maddesi uyarınca derogasyon bildirimi ilan edildiğini bildirmişlerdir.

14.Olağanüstü hal 18 Temmuz 2018 tarihinde kaldırılmıştır.
  1. Başvuran Hakkındaki Ceza Yargılamaları
    1. Başvuranın yakalanması, tutuklanması ve konutunda ve üstünde arama yapılması

15.Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, darbe girişiminden kısa bir süre sonra, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne karıştıklarından şüphelenilen Dışişleri Bakanlığı çalışanları hakkında ceza soruşturması başlatmıştır. Soruşturmadan sorumlu Cumhuriyet savcısı, (i) başvuranın yakalanmasını ve (ii) konutunun, üstünün ve aracının aranmasını ve FETÖ/PDY üyesi olduğuna dair kuvvetli şüphe ve deliller ışığında bulunan her türlü malzeme ve eşyaya el konulmasını emreden bir yazıyı polise göndermiştir. Cumhuriyet savcısı dahası, söz konusu davada yüzlerce şüphelinin Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi tarafından soruşturulduğunu belirterek, başvuranın Ankara’ya nakledilmesini emretmiştir.

16.Başvuran, 21 Eylül 2016 tarihinde İstanbul, Büyükada’daki evinde yakalanmış ve soruşturma sırasında gözaltına alınmıştır. Büyükada polis karakolunda üstü aranmış ve saatine, gözlüğüne, alyansına, cüzdanına, kemerine ve ilaçlarına el konulmuştur. Daha sonra Cumhuriyet savcısının talimatıyla Ankara’ya nakledilmiştir.

17.Başvuranın yakalandığı gün polis ayrıca İstanbul’daki evini aramış ve dört bilgisayar, üç cep telefonu, iki flash bellek, üç disket, bir video kaset ve FETÖ/PDY lideri Fetullah Gülen tarafından yazılan Örnekleri Kendinden Bir Hareket ve aynı örgütün üst düzey bir üyesi olduğu iddia edilen E.D. Tarafından yazılan Medya: Makasların Gölgesinden İlkelerin Hareketi adlı iki kitaba el koymuştur. Ertesi gün Adalar Sulh Ceza Hâkimliği, başvuranın evinin aranması sırasında toplanan eşyalara el konulmasını onaylamıştır.

18.26 Eylül 2016 tarihinde polis, Ankara Emniyet Müdürlüğünde avukatının huzurunda başvuranın ifadesini almıştır. Başvuran, kendisine isnat edilen suçları, yani silahlı terör örgütüne üye olma, bu örgüt adına anayasal düzeni güç kullanarak yıkmaya teşebbüs etme, adam öldürme, yaralama, mala zarar verme ve askeri darbeye teşebbüs etme gibi eylem ve faaliyetlerde bulunma suçlarını reddetmiştir. Başvuran, FETÖ/PDY veya başka bir terör örgütü ile herhangi bir ilişkisi olmadığını belirtmiştir. Başvuran dahası, diğerlerinin yanı sıra, Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası üyesi olduğunu ifade etmiştir. Başvuran, ByLock mobil uygulamasını kullanıp kullanmadığı, nasıl indirdiği, ne amaçla kullandığı ve kimlerle iletişime geçtiği gibi çeşitli sorulara şu şekilde cevap vermiştir:

“Programı Burkina Faso eski Dışişleri Bakanı [D.B.]nin isteği üzerine 2015 yılı Aralık ayında Google Play Store’dan indirmiştim ve üç dört ay boyunca kendisi ve [H.Z.] ile masonik konular hakkında görüştüm…

Bu programı sadece Google Play Store’dan herhangi bir şifreleme kullanmadan indirdim ve kullandım. Şifreleme yok. Şifrelemeyi ilk defa burada duyuyorum… [D.B. ve H.Z.] dışında başka kimseyle konuşmadım. …”

Başvuran, evinde el konulan iki kitap hakkında şu cevabı vermiştir:

“Kütüphanemde her konuda 2.000’den fazla kitap var. Bunların suç teşkil etmediğinden eminim. Ayrıca ben de kitap yazıyorum, akademik araştırmalar yapıyorum ve konferanslar/seminerler düzenliyorum. Kütüphanemde farklı yazarlara ait kitapların olması doğal.”

19.Başvuran, 28 Eylül 2016 tarihinde altı kişiyle birlikte Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliği önüne çıkarılmıştır. Başvuran şahsen ifade vermiş ve aşağıdaki hususları belirtmiştir:

“… Bylock programını aydınlatmak istiyorum. Bu programı zannedersem 2015 yılı Aralık ayında telefonuma indirdim. Afrika’da bulunan arkadaşlarımla masonik konularda görüşmek için Google Play Store’dan indirmiştim. Görüştüğüm kişi benim daha önce büyükelçilik yaptığım Burkinafaso eski Dışişleri Bakanı idi. Bende masonum, ayrıca görüştüğüm kişi bu kuruluşun üstadlarındandı. Daha sonra kullanması zor olduğu için kaldırdım. Benim geçmişim, çevrem, yaşam tarzım incelendiğinde zaten bu örgüt ile hiçbir ilgim olmadığı anlaşılacaktır. Kitap okumayı seven biriyim. Evimde 2500 civarında kitap vardır. Bunlardan 2 tanesi nedeniyle suçlanmış olabilirim. Belirttiğim üzere ben her türlü kitabı okurum. Benim yaşım 66’dır, şeker ve tansiyon rahatsızlıklarım vardır. Ulusal ve uluslararasında saygın bir kişiliğim vardır. Halen Birleşmiş Milletler Uluslararası Ceza Mahkemeleri Reziduel Mekanizması Hâkimliği görevim devam etmektedir. Benim diplomatik pasaportum vardır. 1 hafta önce yurtdışına gidip geldim. Bu suçlamayı kendime kesinlikle yakıştırmıyorum. Bu nedenlerle kaçma ihtimalim yoktur. Serbest bırakılmamı talep ediyorum, aksi kanaat hasıl olursa uygun bir adli kontrol hükmünün uygulanmasını talep ederim.”

20.Aynı gün Hâkimlik, Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca silahlı bir terör örgütüne üye olduğu gerekçesiyle başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir. Diğer altı şüpheli de tutuklanmıştır. Başvuranla ilgili olarak aşağıdaki gerekçe gösterilmiştir:

“… isnat edilen suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, dosyada mevcut tutanaklar, arama ve el koyma tutanakları, Bylock tutanağı ve tüm dosya kapsamı ile üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması, üzerlerine atılı suçun Ceza Muhakemeleri Kanunu 100. maddesinde öngörülen katalog suçlardan olması, yasada öngörülen ceza miktarı nedeni ile verilen tutuklama kararının ölçülü oluşu, kaçma ve delilleri karartma ihtimaline binaen adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı anlaşılmakla şüphelilerin Ceza Muhakemeleri Kanunu 100. ve devamı maddeleri gereğince tutuklanmasına, [karar verildi].”

  1. Başvuranın tutukluluğunu uzatan ve itirazlarını reddeden kararlar

21.Başvuranın avukatı, 4 Ekim 2016 tarihinde, başvuranın suçlandığı suçun manevi unsurunun karşılanmadığını ileri sürerek tutukluluk kararına itiraz etmiştir. Başvuranın ByLock kullanmasının FETÖ/PDY ile herhangi bir bağlantısı yoktur, zira başvuran, ByLock’u örgütle herhangi bir bağı olmayan Burkina Faso eski Dışişleri Bakanı ile masonik konuları tartışmak için kullanmıştır. Avukat, sadece ByLock kullanımının silahlı terör örgütüne üyelik suçunu oluşturmak için yeterli olmadığını ve ByLock’un herkes tarafından Google Play Store’dan indirilip kullanılabileceğini ileri sürmüştür. Diğer bir ifadeyle, ByLock uygulamasına erişmek için FETÖ/PDY üyesi olmak gerekmiyordu. Her hâlükârda, başvuranın avukatı, başvuranın uygulamayı kullandığını inkâr etmemesi nedeniyle, ilk kullanmaya başladığı tarihi, iletişim kurduğu kişileri ve iletişiminin tarih ve içeriğini belirlemek için gerekli soruşturmaları yürütmenin yetkili makamların görevi olduğunu ifade etmiştir. Avukat, başvuranın yaşına, hastalıklarına, mesleki kariyerine ve profiline atıfta bulunarak ve niyeti bu olsaydı ülkeden serbestçe kaçabileceğine işaret ederek, başvuranın uygun adli denetim tedbirleri uygulanarak serbest bırakılmasını talep etmiştir.

22.Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği, 10 Ekim 2016 tarihinde, aralarında başvuranın da bulunduğu dört şüphelinin tutukluluk kararına yaptıkları itirazı incelemiş ve reddetmiştir. Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği, (i) kararların bozulmasını gerektirecek herhangi bir delil sunulmadığına ve (ii) Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 28 Eylül 2016 tarihli kararında sunduğu gerekçenin usul ve yasaya uygun olduğuna hükmederek şüphelilerin tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir.

23.Başvuranın avukatı, 24 Ekim 2016 tarihinde, başvuranın, Güvenlik Konseyi’nin 1966 (2010) sayılı kararıyla kabul edilen ve BM’nin tüm üye Devletleri için bağlayıcı olan Mekanizma Statüsü’nün 29. maddesi uyarınca Mekanizmada görevli bir hâkim olarak diplomatik ayrıcalık ve bağışıklıklara sahip olduğunu ileri sürerek serbest bırakılmasını talep etmiştir (aşağıdaki 81. paragraf). Talebe ekli belgelerden biri, Mekanizma Başyargıcı’nın başvuranın statüsünü ve bağışıklığını belirten 30 Eylül 2016 tarihli bir yazısıdır.

24.Birleşmiş Milletler Hukuk İşleri Bürosu, 25 Ekim 2016 tarihinde, Türkiye’nin BM Daimi Temsilciğine bir sözlü nota (note verbale) vermiş ve başvuranın Mekanizma Statüsü’nün 29. maddesi uyarınca diplomatik bağışıklığı olduğunu vurgulamıştır. Söz konusu büro başvuranın derhal serbest bırakılmasını ve başvuran hakkındaki hukuki sürecin durdurulmasını talep etmiştir.

Kararın Devamı İçin PDF Dokümana tıklayınız.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Sextus Roscius Davası

0

Sextus Roscius Davası, milattan önce 80 yılında Roma’da gerçekleşen ve hikayesi ile günümüze kadar ulaşan tarihi bir davadır. Roscius vakasını meydana getiren olgulara ilişkin tüm bilinenler Cicero’nun bu davada verdiği Pro Sexto Roscio Amerino (“Ameria’lı Sextus Roscius İçin”) adlı nutkuna dayanmaktadır.

Roscius Davası, Lucius Cornelius Sulla Felix ve Quintus Caecilius Metellus Pius’un consul’lükleri döneminde, Roma’nın geniş ölçekli ilk iç savaşının (M.Ö. 88-82) neden olduğu toplumsal kargaşanın etkilerinin sürdüğü bir ortamda görülmüştür. Sulla rejiminin getirdiği siyasi, kurumsal ve sosyal dönüşümlerin yarattığı zemine oturan bu dava cumhuriyetin krizine ve Roma ceza yargılamasının gelişimine ışık tutması nedeniyle önem taşımaktadır.

Sextus Roscius Davası ile ilgili en kapsamlı çalışma Prof. Dr. Halide Gökçe TÜRKOĞLU ve Dr. Fehmi Kerem BİLGİN tarafından; “CICERO’NUN İLK MÜDÂFİLİĞİ: PRO SEXTO ROSCIO AMERINO” (Cicero’s First Criminal Defence: Pro Sexto Roscio Amerino) adıyla yapılmıştır. Tarihi olayı tüm yönleriyle açıklayan ortak hakemli makale Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi‘nde 2020 yılında yayınlanmıştır.

Roma Capitoline Müzesi’nde bulunan Cicero’nun büstü
Sextus Roscius Davasının Konusu 

Romalı hatip Marcus Tullius Cicero (M.Ö. 106–M.Ö. 43) babasının katili olmakla itham edilen Ameria’lı Sextus Roscius’un savunmasını üstlenmiş; henüz yirmi yedi yaşındayken ilk defa bir ceza davasında görev almıştır. (M.Ö. 80). Cicero’nun senatörlerden oluşan bir jüri ihtiva eden daimî bir mahkeme (quaestio perpetua) önünde görülen bu ilk kamu davası (causa publica) gayrı insani bir idamla cezalandırılabilecek parricidium suçuna ilişkin olmanın ötesinde siyasi açıdan da önemlidir. Cicero, dönemin siyasi koşulları sebebiyle pek çok tecrübeli hatibin görev almaktan çekindikleri hassas bir davada Sextus Roscius’un müdafiliğini üstlenerek büyük bir cesaret örneği göstermiştir.

Sextus Roscius Davası, taşra eşrafından bir şahsın öldürülmesi ile malvarlığının haksız surette iktisap edilmesinin eklemlendiği karmaşık bir olay örgüsünü konu almakta ve dönemin siyasal koşullarında hassasiyet arz etmektedir. Dönemin siyasi ve toplumsal koşullarıyla irtibatlı meseleler davayı adi bir suça ilişkin yapılacak alelâde bir yargılama olmanın ötesine taşımıştır.

Baba katili olmakla suçlanan sanık Sextus Roscius, davadaki tüm deliller aleyhine olmasına ve babasının arazilerine diktatör Sulla’nın el koymasına rağmen, Cicero’nun sıra dışı  ve etkili savunması ile beraat etmiştir. Cicero, sanık olaylar yaşanırken sanığın orada olmadığını, katil olmak için hiçbir geçerli sebebinin olmadığını, bu olaydan kimin çıkarı varsa şüphelerin onun üzerinde yoğunlaşması gerektiğini savunmuştur. Suçlayanlar, Chrysogonus’un nüfuzu karşısında kimsenin Sextus’u savunmaya cesaret edemeyeceğini ve mülklerin satışı ile suç ortaklığı hakkında herhangi bir tartışma yapılmayacağını hesaplamışlar ancak gerçeği çıkarmayı başaran yargılama bu planı alt üst etmiştir. Günümüze kadar ulaşan Latince deyimlerden olan ve ‘kimin faydasına’ anlamına gelen “cui bono” kavramını kullanan Cicero, “Kim Fayda Sağladı?” ve “Cinayet kime yarar?” sorularını tartışmaya açarak müvekkilini haklı çıkarmıştır.

Yargılama Safhası ve Cicero’nun Rolü

İsnat edilen suç ve adlî soruşturma yönünden geleneksel; yasaklama uygulaması ve yargı mercii yönünden yeni unsurlardan oluşan bir hukukî çerçeve davayı şekillendirmiştir. Cicero’nun yaptığı savunma; olaya iddianamenin dar çerçevesini aşan bir yorum getirmiş, olgusal ve hukukî argümanlardan hareketle ithamı dayanaksız bırakmanın yanı sıra, sanıktan ziyade suçlayan tarafta yer alanların suçluluğunun daha muhtemel olduğunu ortaya koymaya yönelmiştir. Bu savunma ile, itham edilmekteyken itham eden durumuna gelmiş ve maktul baba Roscius’un arazilerine el koyanları şüpheli ilan etmiştir. Müvekkilinin beraat etmesini sağlayan Cicero;  kendisine büyük itibar ve şöhret kazandıran bu dava neticesinde her türlü dava için yetkin addedilir olmuş ve büyük şöhret kazanmıştır.

Cicero müvekkilinin babasını öldürmesi için hiçbir sebebi olmadığını anlattıktan sonra, suçun işlenmesinde bundan kimin fayda sağladığı konusuna dikkatleri çekmiş; şüpheleri Magnus ve Capito;’ya yönlendirmiştir. Davayı açtıranların nüfuzlarını kullandıklarına özel vurgu yapmış; babasının
öldürülmesinden sonra fakir halde yaşayan Sextus Roscius ile cinayetin sonuçlarından faydalanarak maktul babanın malvarlığını elinde tutanları hatiplinin gücü ile mahkemeye resmetmiş, hiç kimsenin bir kazanç ummadan suç işlemeye girişmeyeceğini savunmuştur.

Cicero’nun, eski bir yargıç olan Lucius Cassius Longinus Ravilla‘ya atıf yaparak mahkemede kullandığı “cui bono” kavramı ve ortaya attığı ve “Cinayet kime yarar?” sorusu ile başlattığı tartışma, şüpheli durumlarda cinayetleri çözmede kullanılan yaygın bir tekniğe dönüşmüştür. Günümüzde de cinayetleri çözmede ilk akla gelen sorulardandır.

Türkiye – Ermenistan Barış Antlaşması (Gümrü)

0
Türkiye - Ermenistan Barış Antlaşması

Türkiye – Ermenistan Barış Antlaşması(Gümrü Antlaşması), 2 Aralık 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile Ermenistan Cumhuriyeti arasında Ermenistan’a bağlı Gümrü’de (Alexandropol) imzalanmıştır. Gümrü Antlaşması, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin bir yabancı devlet ile yaptığı ilk uluslararası antlaşma olmasına karşın bu antlaşma onaylanmadığı için yürürlüğe girememiş, 16 Mart 1921 tarihinde Moskova’da imzalanan yeni Antlaşma, Gümrü Antlaşmasının yerini almıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ve Misak-ı Milli‘yi ilk tanıyan devlet Ermenistan olmuştur.

Antlaşmanın imzalanmasından hemen sonra Ermenistan Kızıl Ordu tarafından işgal edilmiş ve Erivan bölgesinde Sovyet Ermeni Cumhuriyeti kurulmuş; yeni hükümetin kurulmasıyla Gümrü antlaşmasının onayı askıya alınmış, yürürlüğe girmemiştir. Sovyetler Birliği ile 16 Mart 1921 tarihinde Moskova Antlaşması ve 13 Ekim 1921 tarihinde Kars antlaşması imzalanmış, Türkiye – Ermenistan sınırı bu antlaşmalarla belirlenmiştir.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

ATATÜRK’ÜN NUTUK’TA GÜMRÜ ANTLAŞMASI HAKKINDA SÖYLEDİKLERİ

Efendiler, Gümrü Antlaşması, Millî Hükûmet’in yaptığı ilk antlaşmadır. Bu antlaşma ile, düşmanlarımızın hayallerinde ta Harşit vadisine kadar uzanan Türk ülkelerini kendisine bağışlamış oldukları Ermenistan, Osmanlı Devleti’nin 1877 seferiyle kaybetmiş olduğu yerleri, bize, Millî Hükûmet’e terk ederek aradan çıkarılmıştır. Doğudaki durumlarda önemli değişiklikler olması yüzünden, bu antlaşma yerine, daha sonra yapılan 16 Mart 1921 tarihli Moskova ve 13 Kasım 1921 tarihli Kars Antlaşmaları geçerli olmuştur.

Efendiler, o bölgenin genel durumu ve sınırlarımız bakımından temas halinde bulunduğumuz Gürcistan ile olan ilişkilerimiz ve aramızda geçen olaylar hakkında da kısaca bilgi vereyim:1920 yılının Temmuzunda, Batum, İngilizler tarafından boşaltılınca, Gürcüler hemen işgal ettiler. Bu durum Brest – Litowsk ve Trabzon Antlaşmalarına aykırı olduğundan, 25 Temmuz 1920’de tarafımızdan protesto edilmişti.8 Şubat 1921’de Ankara’da itimatnamesini sunmuş olan Gürcü elçisiyle de, Türkiye – Gürcistan antlaşması için görüşmeler başlamıştı. Nihayet 23 Şubat 1921’de verdiğimiz kesin bir ültimatom üzerine Ardahan, Artvin ve Batum’un bize bırakılmasına razı olundu. Batum’un işgali bu tarihten on beş gün sonra gerçekleşmiştir. Bu yerlere, Türkiye’ye katılmayı sabırsızlıkla bekleyen halkın alkışları içinde girildi. Daha sonra, Moskova Antlaşması gereğince Batum boşaltıldı; fakat işgal etmiş olduğumuz öteki yerlerin anavatan sınırları içinde kalması pekiştirildi. [/box]

Türkiye – Ermenistan Barış Antlaşması

Gümrü (Alexandropol), 2 Aralık 1920

Bir yandan Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, öte yandan Ermenistan Cumhuriyeti, aralarındaki savaş durumuna son vermek ve sürekli bir barış yaratmak amacıyla, aşağıda adları yazılı yetkili Temsilcileri, görüşmeler yapmak için, görevlendirmişlerdir:

Türkiye Hükümetince:

Doğu Cephesi Komutanı Ferit Kazım Kara Bekir Paşa,
Erzurum Valisi Hamid Bey,
Erzurum Milletvekili Süleyman Necati Bey;

Ermenistan Cumhuriyetince:

Eski Başbakan Mösyü Aleksander Hatisiyan,
Eski Maliye Bakanı Mösyü Avram Gülhandaniyan,
İçişleri Bakan Yardımcısı Mösyü İstepan Gorganiyan.

Adı geçen yetkili Temsilciler, barış görüşmeleri için Gümrü’de toplanıp yöntemine uygun görülen yetki belgelerinin verişimi üzerine, aşağıdaki Maddeleri kararlaştırmışlardır:
1. Türkiye ile Ermenistan arasında savaş durumuna son verilmiştir.
2. Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınır, ilişik krokide gösterildiği üzere, (aşağı Karasunun döküldüğü yerden başlayarak, Aras ırmağı Kekaç kuzeyine dek Arpaçayı, daha sonra Karahan Deresi – Tiğnis batısı – Büyük Kımlı doğusu – Kızıltaş – Büyük Akbaba Dağı) çizgisinden oluşur. Sınır çizgisinin kesin biçimde belirlenmesi işi, bu Andlaşmanın imzası gününden iki hafta sonra, Karma bir Komisyonca yerinde yapılacaktır.
Kuki Dağı 10282-8022-Gamasur Dağı 8160-Kurdkulak Köyü-Saat Dağı 7868-Arpaçay Evleri 3080-Kemurlu Dağı 6930-Saraybulak 8071-Ararat İstasyonu – Aras ırmağı üzerinde Aşağı Karasu’nun döküldüğü yerden geçen çizginin güneyindeki (Nahçivan, Şahtahtı, Şarur) bölgesinde daha sonra bir plebisitle saptanacak yönetim biçimine ve bu
yönetimin kapsayacağı topraklara Ermenistan karışmayacak ve işbu bölgede şimdilik Türkiye koruyuculuğunda bir yerel yönetim kurulacaktır.
3. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, ikinci Maddede sözügeçen sınır ile Osmanlı sınırı arasında bulunup işbu Andlaşma uyarınca Türkiye’de kalacak olan ve üzerine Türkiye’nin tarihsel, etnik ve hukuksal ilişkisi inkar edilemez toprakların hukuksal durumu konusunda, Ermenistan Cumhuriyeti istediği takdirde, asıl halkının tümüyle geri dönmesinin gerçekleşebilmesi için, Andlaşmanın onaylanmasından sonra üç yıl geçince plebisite başvurmayı kabul eder. Bir Alt Komisyon bunun biçimini belirleyecektir.
4. Emperyalist Devletlerin kışkırtma ve özendirmeleri sonucu olarak, düzen ve güvenliği bozucu durum ve eylemlere bundan böyle olanak bırakılmaması yolundaki iyiniyeti nedeniyle, Erivan (Ermenistan) Cumhuriyeti iç güvenliği korumağa yetecek düzeyde, hafif silahlı jandarma kuvveti ve ülkeyi savunmaya ayrılan sekiz dağ ya da sahra topu ile yirmi makineli tüfeğe sahip ücretle tutulacak bin beşyüz askerden oluşan bir birlikten fazla bir askersel kuruluşa izin vermemeği yükümlenir. Ermenistan’da zorunlu askerlik hizmeti olmayacaktır. Ülkeyi dış düşmanlara karşı savunmak için tahkimat yapmak ve bu tahkimata istediği sayıda ağır toplar yerleştirmekte Ermenistan Cumhuriyeti özgürdür. Bu ağır toplar arasında, hareket halindeki Orduda kullanılabilecek onbeş santimetrelik obüsler ile onbeş santimetrelik uzun toplar ve daha küçük çapta her türlü ağır ateşli silahlar bulunmayacaktır.
5. Barışın yapılmasından sonra Erivan’da yerleşecek Türkiye’nin siyasal Temsilcisi ya da Büyükelçisinin yukarıda sözü edilen konularda her zaman denetleme ve soruşturma yapmasına Erivan Hükümeti izin vermeği işbu Andlaşma ile kabul etmiştir. Buna karşılık, Ermenistan Cumhuriyeti istemde bulunursa, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti Ermenistan’a silahlı yardımda bulunmağı yükümlenir.
6. Bağıtlı Taraflar, Büyük Savaş sırasında düşman ordularına katılarak kendi devletine karşı silah kullanmış ya da işgal altındaki topraklar üzerinde toptan kırımlara katılmış olanları dışındaki göçmenlerin eski sınır içindeki yurtlarına dönmelerine izin verir. Böylece, ülkelerine döneceklerin en uygar ülkelerdeki azınlıkların yararlandıkları haklardan bütünüyle yararlanmalarını, karşılıklı olarak yükümlenirler.
7. Altıncı Maddede sözü geçen göçmenlerden işbu Andlaşmanın onayı ve onay belgelerinin verişimi gününden sonra bir yıllık süre içinde yurtlarına dönmeyenler o Maddenin verdiği olanaktan yararlanamayacakları gibi, tasarruf haklarına ilişkin savları da geçerli olmayacaktır.
8. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, iki yıldan beri silah altında tutmak zorunda kaldığı Ordunun büyük harcamalar gerektirmiş olmasına karşın, Ermenistan’a karşı girişmek zorunluluğunda kaldığı savaş nedeniyle hakkı olan zarar gideriminden, benimsenip açıklanan insancıl ve hukuksal ilkelere uymak isteğiyle, vazgeçmiştir. Bundan başka, Taraflar Büyük savaş sırasında ortaya çıkan zararlar ve tasarruf haklarındaki değişikliklerin gerektirdiği zarar gideriminden de aklanmışlardır.
9. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Erivan Cumhuriyetine, İkinci Maddede belirlenen sınır içinde, egemenliğini bütünüyle geliştirmek ve güçlendirmek üzere, içtenlikle yardımda bulunmağı yükümlenir.
10. Erivan Hükümeti, Türkiye Büyük Milletince kesinlikle reddedilmiş olan (Sevr) Andlaşmasını hükümsüz sayıp bunu ve kimi emperyalist hükümet ve siyasal çevreler elinde bir kışkırtma aracı olan Avrupa ve Amerika’daki Temsilci Heyetlerini geri çağırmayı, bundan böyle iki ülke arasında her türlü yanlış düşünceleri ortadan kaldırmak iyiniyetiyle yükümlendiğini açıklar. Ermenistan Cumhuriyeti barış ve esenlik içinde gelişmesini sağlama ve Türkiye’nin komşuluk haklarına saygılı olma doğrultusundaki iyiniyetlerinin bir kanıtı olmak üzere, emperyalist amaçlar güderek, iki ulusun barış ve esenliğini tehlikeye sokan haris, savaşçı kişileri hükümet yönetiminden uzak tutmağı yükümlenir.
11. Ermenistan Cumhuriyetinin toprakları üzerinde yaşayan Müslüman halkın haklarını korumak ve onların dinsel ve kültürel özellikleri içinde gelişmelerini sağlamak için, toplumsal biçimde örgütlenmelerini, Müftülerin doğrudan doğruya Müslüman toplumunca seçilmesini ve yerel müftülerin seçecekleri Başmüftü’nün memurluk görevinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Şer’iye Vekaletince onaylanmasını kabul ederek yükümlenir.
12. Bağıtlı Taraflardan her biri, karşı Tarafa ilintili kişi ve malların kendi demiryolları ve genellikle tüm ulaşım yolları üzerinden özgürce geçmelerini ve öteki Tarafın denize ya da herhangi bir ülkeye transitini, hiç bir biçimde, engellememeği yükümlenir. Türkiye Hükümeti, Şerur, Nahçivan, Şahtahtı ve Culfa yoluyla İran, Maktu ve Ermenistan arasında transit işlerinin serbestliğini sağlar. Ermenistan Hükümeti, Azerbaycan, İran, Gürcistan ve Türkiye arasında eşya, araba, vagon ve tüm transit işlerinden vergi almamağı yükümlenir.
Türkiye Devleti, varlık ve yaşamına Emperyalistler tarafından girişilmesi kesinlikle beklenen yıkıcı kışkırtmalara karşı koymak zorunluğunda bulunduğundan, genel barışın gerçekleşmesine değin, ulaşım serbestliğini bozmamak koşulu ile, Dördüncü Maddede sözü edilen sayıdan fazla silah sokulmasını önlemek için, Erivan Cumhuriyeti içindeki demiryolları ve ulaşım yollarını denetim ve gözetim altında bulunduracaktır. Emperyalist devletlere ilintili resmi olmayan heyetlerin bu ülkeye girme ve sızmalarına Taraflar engel olacaklardır.
13. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Devletin bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünü tehdit edebilecek saldırılara karşı, işbu Andlaşmanın Erivan Cumhuriyetine sağladığı haklara zarar gelmemek koşulu ile Ermenistan içinde geçici olarak askersel önlemler alabilir.
14. Erivan Cumhuriyetince her hangi bir Devletle yapılmış olan tüm Andlaşmaların Türkiye’yi ilgilendiren, ya da Türkiye’nin çıkarlarına zararlı hükümlerini geçersiz saymayı bu Cumhuriyet kabul eder ye yükümlenir.
15. Bağıtlı Taraflar arasında Andlaşmanın imzasından sonra ticaret ilişkileri başlayacak ve Taraflar Büyükelçi ve Konsolos atayabilecektir.
16 Telgraf, posta, telefon, konsolosluk ve ticarete ilişkin bağıtlar Alt – Komisyonlarca işbu Andlaşma hükümleri uyarınca yapılacaktır. Bununla birlikte, komşu ülke ve işgal altındaki topraklar ile Ermenistan arasında demiryolu, telgraf ve posta ulaşımının, bu Andlaşma imza edilir edilmez, başlamasına Türkiye Hükümetince izin verilecektir.
17. Bu Andlaşma gereğince Ermenistan’ın olup Türk Ordusu işgali altında bulunan toprakların boşaltılması ve tutsakların geri verilmesi ve değiştirilmesi, Andlaşmada Ermenistan Hükümetine ilişkin yükümlülüklerin yerine getirilmesinden sonra gerçekleştirilecektir. Alıkonulan siviller ve Devlet ileri gelenleri geri verilecektir. Tutukluların geri verilmesi işi Alt – Komisyonca yerine getirilecektir.
18. İşbu Andlaşma bir ay içinde onaylanarak, onaylanmış örnekleri Ankara’da verişilecektir.
Bu hükümlere olan inançla, yukarıda adları yazılı yetkili Temsilciler işbu Barış ve Dostluk Andlaşmasını imza etmişlerdir. Andlaşma iki örnek olarak 2 Aralık 1920 günü Gümrü (Aleksandropol)’de düzenlenmiştir. Anlaşmazlık çıkınca, Türkçe metnine başvurularak çözümlenecektir.

KAZIM KARABEKİR
HAMİD
SÜLEYMAN NECATİ ALEKSANDER HATİSİYAN
AVRAM GÜLHANDANİYAN
ISTEPAN GORDANIYAN

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi

0

BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi, 16 Aralık 1966 tarihli, 2200A (XXI) sayılı Genel Kurul kararıyla kabul edilmiş ve imza, onay ve katılmaya açılmıştır. Sözleşme, 27. Madde uyarınca, 3 Ocak 1976 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye, “Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi“ni 15 Ağustos 2000 tarihinde imzaladı. Bugüne kadar BM üyesi 188 ülkeden 137’sinin imzaladığı sözleşme, 4 Haziran 2003 tarihinde TBMM’de onaylandı, 17 Haziran 2003 tarihinde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından onandıktan sonra Resmi Gazete’de yayınlandı.

BAŞLANGIÇ

I. BÖLÜM: KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKI

II. BÖLÜM: GENEL HÜKÜMLER

III. BÖLÜM: MADDİ HAKLAR

IV. BÖLÜM: ULUSLARARASI UYGULAMA HÜKÜMLERİ

V. BÖLÜM: SON HÜKÜMLER

BM Genel Kurulu’nun 16 Aralık 1966 tarihli ve 2200 A (XXI) sayılı kararıyla kabul edilmiş ve imzaya, onaya ve katılmaya açılmıştır.

Yürürlüğe giriş: 3 Ocak 1976

GİRİŞ

Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler,

Birleşmiş Milletler Şartı’nda ilan edilmiş ilkelere uygun olarak, insanlık ailesinin tüm mensuplarının doğuştan sahip oldukları onurun ve eşit ve devredilmez haklarının tanınmasının, dünyada özgürlük, adalet ve barışın temeli olduğunu gözönünde bulundurarak;

Bu hakların, kişinin doğuştan sahip olduğu onurundan kaynaklandığını kabul ederek;

İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’ne uygun olarak, korku ve yoksulluktan kurtulma özgürlüğüne sahip özgür insan ülküsüne ancak, herkesin kişisel ve siyasal haklarının yanısıra ekonomik, sosyal ve kültürel haklarından yararlanabileceği şartların yaratılması ile ulaşılabileceğini kabul ederek;

Birleşmiş Milletler Şartı uyarınca, Devletlerin insan hak ve özgürlüklerine tüm dünyada saygı gösterilmesini ve bunların uygulanmasını teşvik etmek yükümlülüğünü gözönüne alarak;

Diğer bireylere ve bağlı olduğu topluluğa karşı görevleri olan bireyin bu Sözleşme’de tanınan haklara saygı gösterilmesi ve bunların uygulanması için çaba gösterme sorumluluğu altında bulunduğunu dikkate alarak;

Aşağıdaki hükümler üzerinde anlaşmışlardır:

BÖLÜM I

 MADDE 1

1. Bütün halklar kendi kaderlerini tayin etme hakkına sahiptirler. Bu hak gereğince halklar, kendi siyasal statülerini özgürce kararlaştırırlar ve ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmelerini özgürce sağlarlar.

2. Bütün halklar, kendi amaçları doğrultusunda, karşılıklı yarar ilkesine dayanan uluslararası ekonomik işbirliği ve uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerine halel getirmemek kaydıyla, kendi doğal zenginlik ve kaynaklarından özgürce yararlanabilirler. Bir halk, hiç bir durumda, kendi varlığını sürdürmesi için gerekli olan kendi olanaklarından yoksun bırakılamaz.

3. Özerk olmayan ve Vesayet altında bulunan ülkelerin yönetilmesinden sorumlu olan Devletler de dahil, bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, Birleşmiş Milletler Şartı’nın hükümleri uyarınca, halkların kendi kaderlerini tayin etme hakkının gerçekleştirilmesini kolaylaştıracaklar ve bu hakka saygı göstereceklerdir.

BÖLÜM II

 MADDE 2

1. Bu Sözleşme’ye Taraf her Devlet, münferiden ve ekonomik ve teknik plan başta olmak üzere uluslararası yardım ve işbirliği yoluyla, mevcut kaynakların azamisini kullanarak, bilhassa yasal düzenleme suretiyle alınacak tedbirleri de içerecek şekilde her türlü uygun yöntem vasıtasıyla, bu Sözleşme’de tanınan hakların tam olarak kullanılmasını aşamalı olarak sağlamak amacıyla tedbirler almayı taahhüt eder.

2. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, bu Sözleşme’de belirtilen hakların ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka fikir, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğum ya da başka bir statü bakımından herhangi bir ayrım gözetilmeksizin uygulanmasını taahhüt ederler.

3. Gelişmekte olan ülkeler, insan haklarını ve kendi ulusal ekonomilerini dikkate alarak, bu Sözleşme’de tanınan ekonomik hakları hangi ölçüde yabancılara da vereceklerini belirleyebilirler.

MADDE 3

Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, bu Sözleşme’de belirtilen bütün ekonomik, sosyal ve kültürel hakları kullanmada kadınlarla erkeklere eşit hak sağlamakla yükümlüdürler.

MADDE 4

Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, bu Sözleşme’ye uygun olarak Devletin sağladığı haklardan yararlanılmasında, Devletin, bu hakları ancak yasanın belirlediği ölçüde sınırlayabileceğini ve bu sınırlamayı da ancak bu hakların niteliği ile bağdaştığı ölçüde ve yalnızca demokratik bir toplumda genel refahın arttırılması amacı ile yapabileceğini kabul ederler.

MADDE 5

1. Bu Sözleşme’deki hiç bir hüküm, herhangi bir Devlete, gruba ya da kişiye, Sözleşme’de tanınmış hakların ya da özgürlüklerin herhangi birinin ortadan kaldırılmasına ya da bu Sözleşme’de öngörülmüş olandan daha geniş ölçüde sınırlanmasına yönelik herhangi bir eyleme girişme ya da bir davranışta bulunma hakkını sağlar biçimde yorumlanamaz.

2. Bir ülkede kanun, sözleşmeler, yönetmelik ya da teamül ile tanınmış ya da var olan temel insan haklarından hiç biri, bu Sözleşme’nin bu gibi hakları tanımadığı ya da daha az ölçüde tanıdığı gerekçesiyle sınırlanamaz veya kaldırılamaz.

BÖLÜM III

 MADDE 6

1. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, herkesin serbestçe seçtiği ya da kabul ettiği bir işte çalışarak hayatını kazanma fırsatı veren çalışma hakkını tanırlar ve bu hakkın korunması için gerekli tedbirleri alırlar.

2. Bu Sözleşme’ye Taraf bir Devletin, bu hakkı tam olarak gerçekleştirmek için alacağı tedbirler, teknik ve mesleki rehberlik ile eğitim programlarını, bireyin temel ekonomik ve siyasal özgürlüklerini koruyan şartlar altında, düzenli şekilde ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimi ile tam ve üretken istihdamını sağlamaya yönelik politika ve teknikleri içermelidir.

MADDE 7

Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, herkesin adil ve elverişli çalışma koşullarından yararlanmak hakkını kabul ederler. Bu hak özellikle şunları güvence altına alır:

(a) Bütün işçilere emeklerine karşılık, asgari olarak;

(i) Adil ücretler ve eşit işlere, hiç bir ayrım yapılmaksızın eşit ödeme, özellikle kadınlara, kendilerine sunulan çalışma koşullarının erkeklerin koşullarından daha aşağı olmayacağı ve aynı iş için aynı ücreti alacakları konusunda güvence verilmesi;

(ii) Bu Sözleşme’nin hükümlerine uygun olarak, kendilerine ve ailelerine saygın bir yaşam düzeyi sağlayacak bir ücret verilmesi;

(b) Güvenli ve sağlıklı çalışma koşulları;

(c) Herkese, işyerinde uygun bir üst kademeye yükselmede eşit olanak ve bu yükselmenin yalnızca kıdem ve yeterlilik esaslarına göre yapılması;

(d) Dinlenme, boş zaman, çalışma saatlerinin makul ölçülerde sınırlanması, ücretli dönemsel tatiller ve resmi tatillerde ücret verilmesi.

MADDE 8

1. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler aşağıdaki hakları güvence altına almakla yükümlüdürler:

(a) Herkesin, ekonomik ve sosyal çıkarlarını geliştirmesi ve koruması için sendika kurma ve yalnızca ilgili örgütün kurallarına bağlı olarak dilediği sendikaya girme hakkı. Bu hakkın kullanılmasına, yasalarda belirtilen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik ve kamu düzeni menfaati ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması bakımından gerekli olan sınırlamalardan başka bir sınırlama getirilemez;

(b) Sendikaların ulusal federasyonlar ya da konfederasyonlar kurma hakkı ve konfederasyonların uluslararası sendikal örgütler kurma ya da bunlara katılma hakkı;

(c) Sendikaların, yasalarda belirtilen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik ve kamu düzeni menfaati ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması bakımından gerekli olan sınırlamalardan başka bir sınırlama olmaksızın özgürce faaliyette bulunma hakkı;

(d) Her ülkenin yasalarına uygun olarak kullanılmak kaydıyla, grev hakkı.

2. Bu madde, sözü edilen hakların, silahlı kuvvetler, polis ya da devlet yönetiminin mensupları tarafından kullanılmasına yasal kısıtlamalar getirilmesine engel olmaz.

3. Bu maddenin hiçbir hükmü, Sendika Özgürlüğü ve Sendika Hakkının Korunmasına İlişkin 1948 tarihli Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmesi’ne Taraf Devletlere, Sözleşme’de öngörülen güvenceleri haleldar edici yasal tedbirler alma ya da yasaları bu güvenceleri ihlal edici şekilde uygulama yetkisi vermez.

MADDE 9

Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, herkesin sosyal sigorta da dahil olmak üzere sosyal güvenlik hakkını tanırlar.

MADDE 10

Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler aşağıdaki hususları kabul ederler:

1. Toplumun doğal ve temel birimi olan aileye, özellikle ailenin kurulması için ve aileye bağımlı çocukların bakım ve eğitiminden sorumlu oldukları sürece, en geniş koruma ve yardımın yapılması gerektiğini kabul ederler. Evlenme, buna istekli olan eşlerin hür rızası ile olmalıdır.

2. Annelere, doğumdan önce ve sonra makul bir süreyle özel bir koruma sağlanmalıdır. Bu dönem içinde, çalışan anneler ücretli izinden ya da yeterli sosyal güvenlik tedbirlerini kapsayan izinden yararlanmalıdırlar.

3. Bütün çocuklar ve gençler yararına, ebeveynlikten ya da başka koşullardan dolayı hiçbir ayrım gözetilmeksizin, özel koruma ve yardım tedbirleri alınmalıdır. Çocuklar ve gençler ekonomik ve sosyal sömürüden korunmalıdır. Onların ahlaki değerlerine ya da sağlıklarına zararlı olabilecek, hayatlarını tehlikeye sokabilecek ya da normal gelişmelerini engelleyebilecek işlerde çalıştırılmaları yasalarla cezalandırılmalıdır. Devletler, ayrıca, yaş sınırları koyarak, çocukların bu yaş sınırları altında ücretli olarak çalıştırılmasını yasalarla yasaklamalı ve cezalandırmalıdırlar.

MADDE 11

1. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, herkesin, yeterli beslenme, giyim ve konut da dahil olmak üzere, kendisi ve ailesi için yeterli bir yaşam düzeyine sahip olma ve yaşam koşullarını sürekli geliştirme hakkına sahip olduğunu kabul ederler. Taraf Devletler bu hususta hür rızaya dayalı uluslararası işbirliğinin temel önemini kabul ederek, bu hakkın gerçekleşmesini güvence altına almak için uygun tedbirler alacaklardır.

2. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, herkesin açlıktan kurtulma temel hakkını kabul ederek, münferiden ve uluslararası işbirliği yoluyla, özel programları da içeren gerekli tedbirleri aşağıdaki amaçlara yönelik olarak alacaklardır:

(a) Teknik ve bilimsel bilgilerden tam olarak yararlanmak suretiyle, beslenme ilkeleri konusundaki bilgileri yayarak ve doğal kaynakların en etkin bir şekilde geliştirilmesini ve kullanılmasını sağlayacak şekilde tarımsal sistemleri düzelterek ya da geliştirerek, besinlerin üretilmesi, korunması ve dağıtılması yöntemlerini iyileştirmek; ve

(b) Gerek gıda maddeleri ihraç eden, gerek gıda maddeleri ithal eden ülkelerin sorunlarını dikkate alarak, dünyadaki besin maddelerinin ihtiyaca göre adil bir şekilde dağıtımını sağlamak.

MADDE 12

1. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, herkesin, ulaşılabilecek en yüksek fiziksel ve zihinsel sağlık standardına sahip olma hakkını kabul ederler.

2. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletlerin, bu hakkın tam olarak kullanılmasını sağlamak için alacakları tedbirler şu amaçlara yönelik olacaktır:

(a) Ölü doğum ve çocuk ölümleri oranlarının düşürülmesini ve çocuğun sağlıklı bir şekilde gelişmesini sağlamak;

(b) Çevresel ve sınai sağlık şartlarının her yönüyle iyileştirilmesi;

(c) Salgın, yöresel, mesleki ve diğer hastalıkların önlenmesi, tedavisi ve kontrolü;

(d) Hastalık durumunda herkese tıbbi hizmet ve tıbbi bakım sağlayacak koşulların yaratılması.

MADDE 13

1. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, herkesin eğitim görme hakkına sahip olduğunu kabul ederler. Taraf Devletler, eğitimin, insanın kişiliğinin ve onur duygusunun tam olarak gelişmesine yönelik olacağı ve insan hakları ile temel özgürlüklere saygıyı güçlendireceği hususunda mutabıktırlar. Taraf Devletler, ayrıca, eğitimin, herkesin özgür bir topluma etkin bir şekilde katılmasını sağlayacağı, tüm uluslar ve tüm ırksal, etnik ve dinsel gruplar arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu geliştireceği ve Birleşmiş Milletler’in barışın korunmasına yönelik faaliyetlerini güçlendireceği hususlarında mutabıktırlar.

2. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, bu hakkın tam olarak gerçekleştirilmesi amacı ile aşağıdaki hususları kabul ederler:

(a) İlköğretim herkes için zorunlu ve parasız olacaktır;

(b) Teknik ve mesleki eğitim de dahil olmak üzere, orta öğretimin çeşitli biçimlerinin, her türlü uygun yöntemle ve özellikle parasız eğitimin tedricen yaygınlaştırılması yoluyla herkes için açık ve ulaşılabilir olması sağlanacaktır;

(c) Yüksek öğretimin, özellikle parasız eğitimin tedricen geliştirilmesi yoluyla, kişisel yetenek temelinde herkese eşit derecede açık olması sağlanacaktır;

(d) İlköğretim görmemiş ya da ilköğretimi tamamlamamış olanlar için temel eğitim elden geldiğince teşvik edilecek veya yoğunlaştırılacaktır;

(e) Her düzeyde okullar sisteminin geliştirilmesi aktif bir şekilde yürütülecek, yeterli bir burs sistemi yerleştirilecek ve öğretim personelinin maddi koşulları sürekli olarak iyileştirilecektir.

3. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, ana-babaların veya -bazı durumlarda- yasal yoldan tayin edilmiş velilerin çocukları için, kamu makamlarınca kurulmuş okulların dışında, Devletin koyduğu ya da onayladığı asgari eğitim standartlarına uygun diğer okulları seçme özgürlüğüne ve çocuklarına kendi inançlarına uygun dinsel ve ahlaki eğitim verme serbestliklerine saygı göstermekle yükümlüdürler.

4. Bu maddenin hiç bir hükmü, bireylerin ve kuruluşların eğitim kurumları kurma ve yönetme özgürlüklerini kısıtlayacak şekilde yorumlanamaz; bu özgürlüğün kullanılması, daima, bu maddenin 1. fıkrasında ortaya konmuş olan ilkelere uyulmasına ve böyle kurumlarda verilen eğitimin Devlet tarafından belirlenebilecek asgari standartlara uygun olması gereğine bağlıdır.

MADDE 14

Bu Sözleşme’ye Taraf olup, taraf olduğu tarihte, ülkesinde veya yargı yetkisi altında bulunan topraklarda zorunlu ve parasız ilköğretim sistemini sağlayamamış olan her Devlet, Taraf olma tarihini izleyen iki yıl içinde, herkes için zorunlu parasız ilköğretim ilkesinin, tedricen uygulanması amacıyla ayrıntılı bir eylem planını, planda belirtilen makul sayıda yıllar içinde uygulamak ve kabul etmekle yükümlüdür.

MADDE 15

1. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, herkesin:

(a) Kültürel yaşama katılma hakkına;

(b) Bilimsel ilerlemeden ve uygulamalarından yararlanma hakkına;

(c) Kendisinin yarattığı herhangi bir bilimsel, edebi ya da sanatsal üründen doğan maddi ve manevi çıkarların korunmasından yararlanma hakkına sahip olduğunu kabul ederler.

2. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletlerin, bu hakkın tam olarak kullanılmasını sağlama yönünde alacakları tedbirler, bilim ve kültürün korunması, geliştirilmesi ve yayılması için gerekli olan tedbirleri kapsayacaktır.

3. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, bilimsel araştırma ve yaratıcı faaliyetler için gerekli özgürlüğe saygı göstermekle yükümlüdürler.

4. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, bilimsel ve kültürel alanda uluslararası işbirliğinin ve temasların özendirilmesinden ve geliştirilmesinden doğacak yararları kabul ederler.

BÖLÜM IV

 MADDE 16

1. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, bu Sözleşme’de tanınmış haklara saygı gösterilmesinin sağlanmasında aldıkları tedbirler ve kaydedilen gelişmeler konusunda, Sözleşme’nin bu bölümüne uygun olarak, raporlar vermekle yükümlüdürler.

2. (a) Bütün raporlar Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne sunulacaktır; Genel Sekreter, bu raporların birer örneğini, bu Sözleşme’nin hükümleri uyarınca, incelenmek üzere Ekonomik ve Sosyal Konsey’e gönderecektir.

(b) Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu Sözleşme’ye Taraf ve aynı zamanda ihtisas kuruluşlarına da üye olan Devletlerden gelen raporların veya bunların bazı bölümlerinin, kuruluş belgeleri uyarınca ihtisas kuruluşlarının sorumluluk alanları içine giren konulara ilişkin olması halinde, bu raporların veya ilgili bölümlerinin örneklerini, sözkonusu ihtisas kuruluşlarına da gönderecektir.

MADDE 17

1. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, raporlarını aşamalı olarak, Ekonomik ve Sosyal Konsey’in, bu Sözleşme’nin yürürlüğe girmesini izleyen bir yıl içinde Taraf Devletlere ve ilgili ihtisas kuruluşlarına danışarak hazırlayacağı bir programa uygun olarak sunacaklardır.

2. Raporlar, bu Sözleşme’den doğan yükümlülüklerin tam olarak yerine getirilme derecesini etkileyen unsurları ve güçlükleri belirtebilir.

3. Şayet bu Sözleşme’ye Taraf Devletlerden biri tarafından Birleşmiş Milletler’e ya da ihtisas kuruluşlarına ilgili bilgiler daha önce verilmiş ise, aynı bilgiyi tekrar vermek gerekli olmayacak, bu şekilde sunulmuş bilgiye yapılacak açık bir atıf yeterli olacaktır.

MADDE 18

Ekonomik ve Sosyal Konsey, insan hakları ve temel özgürlükler alanında Birleşmiş Milletler Şartı’ndan doğan sorumlulukları uyarınca, ihtisas kuruluşlarıyla, bu Sözleşme’nin, ihtisas kuruluşlarının faaliyet alanlarına giren konulardaki hükümlerine uyulmasında sağlanan ilerlemeler hakkında kendisine rapor sunmalarına ilişkin düzenlemeler yapabilir. Bu raporlar, ihtisas kuruluşunun yetkili organlarının, uygulama konusunda kabul ettiği karar ve tavsiyelerin ayrıntılarını içerebilir.

MADDE 19

Ekonomik ve Sosyal Konsey, 16. ve 17. maddeler uyarınca insan hakları konusunda devletlerin sundukları raporlarla, 18. madde uyarınca insan hakları konusunda ihtisas kuruluşlarının sundukları raporları, incelemek ve genel tavsiyelerde bulunulmak üzere ya da, gerekiyorsa, bilgi için İnsan Hakları Komisyonu’na gönderebilir.

MADDE 20

Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler ve ilgili ihtisas kuruluşları, 19. madde uyarınca verilmiş bir genel tavsiye konusunda, ya da İnsan Hakları Komisyonu’nun herhangi bir raporunda yer alan böyle bir genel tavsiye konusunda, veya orada belirtilen herhangi bir belge konusunda, Ekonomik ve Sosyal Konsey’e görüş bildirebilirler.

MADDE 21

Ekonomik ve Sosyal Konsey, Sözleşme’ye Taraf Devletlerin ve ihtisas kuruluşlarının, bu Sözleşme’de tanınan haklara genel olarak saygı gösterilmesini sağlamak üzere alınan tedbirler ve gerçekleştirilen gelişmeler konusunda verdikleri bilgilerin bir özetini ve genel nitelikli tavsiyeleri içeren raporları zaman zaman Genel Kurul’a sunabilir.

MADDE 22

Ekonomik ve Sosyal Konsey, bu Sözleşme’nin bu bölümünde sözü edilen raporlardan doğan herhangi bir sorunu Birleşmiş Milletler’in diğer organlarının, bunların yardımcı organlarının ve teknik yardım sağlamakla görevli ihtisas kuruluşlarının dikkatlerine sunabilir. Böylece, bu Sözleşme’nin tedricen etkili şekilde uygulanmasına katkıda bulunabilecek uluslararası tedbirlerin uygunluğu konusunda bu organların kendi yetki alanları çerçevesinde karar vermelerine yardım edebilecek sorunlar dikkatlerine sunulmuş olacaktır.

MADDE 23

Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, bu Sözleşme’de tanınan hakların gerçekleştirilmesine yönelik uluslararası düzeyde tedbirlerin, Sözleşmeler yapılması, tavsiye kararları alınması, teknik yardımda bulunulması ve danışma ve inceleme amacı ile ilgili Hükümetlerle birlikte düzenlenecek bölgesel ve teknik toplantılar yapılması gibi yöntemleri kapsadığını kabul ederler.

MADDE 24

Bu Sözleşme’nin hiç bir hükmü, Sözleşme’de ele alınan konularda Birleşmiş Milletler’in ve ihtisas kuruluşlarının çeşitli organlarının sorumluluklarını belirleyen Birleşmiş Milletler Şartı’nın ve ihtisas kuruluşlarının kuruluş belgelerinin hükümlerini haleldar edecek şekilde yorumlanamaz.

MADDE 25

Bu Sözleşme’nin hiç bir hükmü, tüm halkların, doğal zenginlik ve kaynaklarından tam olarak özgürce yararlanma ve bunları kullanma konusunda kendiliğinden sahip bulundukları hakları haleldar edecek şekilde yorumlanamaz.

BÖLÜM V

 MADDE 26

1. Bu Sözleşme, Birleşmiş Milletler’in ya da onun ihtisas kuruluşlarından herhangi birine üye olan ya da Uluslararası Adalet Divanı Statüsü’ne taraf olan bir Devletin ya da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından bu Sözleşme’ye taraf olmaya çağrılan herhangi bir başka Devletin imzasına açıktır.

2. Bu Sözleşme onaya tabidir. Onay Belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi edilecektir.

3. Bu Sözleşme, bu maddenin 1. fıkrasında belirtilen herhangi bir Devlet’in katılmasına açıktır.

4. Katılma, bir katılma belgesinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi edilmesi ile gerçekleşir.

5. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, her onaylama ya da katılma belgesinin kendisine iletildiğini, bu Sözleşme’yi imzalamış ya da ona katılmış olan tüm Devletlere bildirecektir.

MADDE 27

1. Bu Sözleşme, otuzbeşinci onaylama belgesinin ya da katılma belgesinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne iletilmesi tarihinden üç ay sonra yürürlüğe girecektir.

2. Otuzbeşinci onaylama belgesinin ya da katılma belgesinin iletilmesinden sonra bu Sözleşme, onaylayan ya da buna katılan her Devlet bakımından, o Devletin kendi onaylama ya da katılma belgesinin iletilmesinden üç ay sonra yürürlüğe girecektir.

MADDE 28 Bu Sözleşme’nin hükümleri, hiçbir sınırlama ya da istisna yapılmaksızın Federal Devletlerin bütün kesimleri bakımından geçerli olacaktır.

MADDE 29

1. Bu Sözleşme’ye Taraf her Devlet değişiklik önerebilir ve bunu Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi edebilir. Bunun üzerine, Genel Sekreter bütün değişiklik önerilerini bu Sözleşme’ye Taraf Devletlere göndererek, önerileri ele almak ve bunlar üzerinde bir oylama yapmak amacı ile bir Taraf Devletler konferansı düzenlenmesinden yana olup olmadıklarını bildirmelerini ister. Taraf Devletlerden en az üçte birinin böyle bir konferans toplanmasını desteklemesi halinde Genel Sekreter, Birleşmiş Milletler’in gözetimi altında böyle bir konferansı toplar. Konferansta hazır bulunan ve oy veren Taraf Devletlerin çoğunluğu tarafından kabul edilen herhangi bir değişiklik, onaylanmak üzere Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na sunulur.

2. Değişikliklerin yürürlüğe girmesi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nca onaylandıktan ve bu Sözleşme’ye Taraf Devletlerin üçte ikisi tarafından kendi anayasa kurallarına uygun olarak kabul edilmesiyle olur.

3. Değişiklikler yürürlüğe girdiği zaman, bunları kabul eden Devletleri bağlar; öteki Taraf Devletler ise bu Sözleşme’nin hükümleri ile ve daha önce kabul etmiş oldukları değişiklikler ile bağlı kalırlar.

MADDE 30

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, 26. maddenin 5. fıkrasındaki bildirimler dışında, aynı maddenin 1. fıkrasında zikredilen bütün Devletlere şunları bildirir:

(a) 26. madde uyarınca yapılan imzalar, onaylamalar ve katılmalar;

(b) 27. madde uyarınca bu Sözleşme’nin yürürlüğe giriş tarihi ve 29. madde uyarınca değişikliğin yürürlüğe giriş tarihi.

MADDE 31

1. Çinçe, Fransızca, İngilizce, İspanyolca ve Rusça metinleri aynı derecede geçerli olan bu Sözleşme, Birleşmiş Milletler arşivinde saklanacaktır.

2. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu Sözleşme’nin onaylı örneklerini, 26. maddede belirtilen tüm Devletlere iletecektir.

BİRİNCİ BEYAN

Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin onayı sırasında Türkiye Cumhuriyeti tarafından yapılan beyanın metni.

“Türkiye Cumhuriyeti bu Sözleşme’den doğan yükümlülüklerini, BM Yasası (Charter) (özellikle 1. ve 2. Maddeler) çerçevesindeki yükümlülüklerine uygun olarak yerine getireceğini beyan eder.”

Text of the declaration made by the Republic of Turkey upon ratification of the International Covenant on Economic, Social and Cultural Rights.

“The Republic of Turkey declares that; it will implement its obligations under the Covenant in accordance to the obligations under the Charter of the United Nations (especially Article 1 and 2 thereof).”

İKİNCİ BEYAN

Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin onayı sırasında Türkiye Cumhuriyeti tarafından yapılan beyanın metni.

“Türkiye Cumhuriyeti, bu Sözleşme’nin hükümlerinin yalnızca diplomatik ilişkisi bulunan Taraf Devletlere karşı uygulanacağını beyan eder.”

Text of the declaration made by the Republic of Turkey upon ratification of the International Covenant on Economic, Social and Cultural Rights.

“The Republic of Turkey declares that it will implement the provisions of this Covenant only to the States with which it has diplomatic relations.”

ÜÇÜNCÜ BEYAN

Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin onayı sırasında Türkiye Cumhuriyeti tarafından yapılan beyanın metni.

Türkiye Cumhuriyeti, bu Sözleşme’nin ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin yasal ve idari düzeninin yürürlükte olduğu ülkesel sınırlar itibarıyla onaylanmış bulunduğunu beyan eder.

Text of the declaration made by the Republic of Turkey upon ratification of International Covenant on Economic, Social and Cultural Rights.

The Republic of Turkey declares that this Convention is ratified exclusively with regard to the national territory where the Constitution and the legal and administrative order of the Republic of Turkey are applied.

ÇEKİNCE

Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 13. Maddesiyle ilgili olarak konan çekincenin metni.

“Türkiye Cumhuriyeti, Sözleşme’nin 13. Maddesinin (3). ve (4). Paragrafları hükümlerini, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 3., 14. ve 42. Maddelerindeki hükümler çerçevesinde uygulama hakkını saklı tutar.”

Text of the Reservation of the Republic of Turkey upon ratification of the International Covenant on Economic, Social and Cultural Rights.

“The Republic of Turkey reserves the right to interpret and apply the provisions of the paragraph (3) and (4) of the Article 13 of the Covenant on Economic, Social and Cultural Rights in accordance to the provisions under the Article 3, 14 and 42 of the Constitution of the Republic of Turkey.”

[1] Bakanlar Kurulu’nun 11.08.2003 tarih ve 25196 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 10.07.2003 tarih ve 2003/5923 sayılı kararnamesi ile yürürlüğe girmiştir.

3 Ocak – Hukuk Takvimi

0
Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, önemli hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuki düzenlemeler

3 Ocak – Hukuk Takvimi

M.Ö. 106 Romalı hukukçu, filozof ve hatip Marcus Tullius Cicero doğdu. (Ölümü M.Ö. 43) Yoğun bir hukuk öğrenimi gördü. Mahkemelere başkanlık yaptı, ünlü ve başarılı bir hukukçu oldu. Edebiyat ve felsefeyle daha çok ilgilendi. Bilgi kuramı açısından, kesinliğe bağlanmak yerine olasılıkların yolunu izlemeyi tercih etti. Ahlak alanında, dogmatik bir tavır sergiledi. Dinsel açıdan agnostik fikirlere sahip oldu. Latincenin felsefe dili olarak gelişmesine katkı sağladı. Soylu sınıftan gelmemesine rağmen senatoya girdi. MÖ 44 yılında Caesar’ın öldürülmesinin ardından Maccus Antonius ile birlikte en güçlü figürlerden biri haline geldi. Bir süre sonra devlet düşmanı ilân edilerek yakalandı ve 7 Aralık (M.Ö) 43 yılında başı kesilerek idam edildi. Cesedi halka teşhir edildi, elleri ise Senato binasının kapısına çivilendi. Hitabeti ile yönetici sınıfları ve kitleleri etkileyen Cicero’nun 58 konuşması günümüze ulaşabildi.
1431

Jeanne d’Arc, Piskopos Pierre Cauchon başkanlığındaki bir engizisyon mahkemesine teslim edildi. Mahkeme onu “erkek giysileri giyip savaşan ve gaipten sesler duyan bir kâfir” olduğu gerekçesiyle, 30 Mayıs 1431 tarihinde Rouen kentinde 10.000 kişinin toplandığı Vieux-Marchè meydanında diri diri yaktı. İdam edildiğinde 19 yaşındaydı. Katledişinden, 490 yıl sonra öldürme kararını veren aynı kilise tarafından azize ilan edildi. Hakkında birçok kitap yazılı ve yaşamı sinemaya aktarıldı.  

1521

Dinde reform isteyen Martin Luther, Roma Katolik Kilisesi(Papa X. Leo) tarafından aforoz edildi. 15 Haziran 1520’de Papa, Luther’i, aforoz edilebileceği konusunda uyarmış ancak eleştirel fikirlerden geri adım attıramamışı. Teolog ve üniversite profesörü olan Luther, Protestanlığın kurucusu olarak tarihe geçti.

1794

Hukukçu ve Belçika’nın ikinci Başbakanı Jean Louis Joseph Lebeau 3 Ocak 1794’re doğdu. (Ölümü 19 Mart 1865)  Liège Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı ve 1819’da avukat oldu. 1824’te Liège’de Mathieu Laensbergh’i kurdu. Katolik Partisi’nin Liberallerle kabinedeki muhalefetinde birleşmesine yardım etti. 1831’de Érasme-Louis Surlet de Chokier’in geçici rejimi sırasında dışişleri bakanlığına getirildi. Londra Antlaşması’na karşı çıktığı için Belçika çıkarlarına ihanetle suçlandı. 1833’te milletvekili seçildi ve 1848 yılına kadar görevde kaldı. Namur Eyaleti Valisi ve Frankfurt büyükelçisi görevlerini ifa etti.

1872 Litvanyalı avukat, siyasetçi ve diplomat Jonas Vileišis doğdu (Ölümü 1942) Saint Petersburg Üniversitesi’nde fizik ve matematik alanında eğitim gördü. Daha sonra hukuk  okumaya karar verdi ve 1898 yılında hukuk fakültesinden mezun oldu. Litvanya’ya döndükten sonra avukatlık yapmaya başladı. 1917’den 1920’ye kadar Litvanya Konseyi’nin çalışmalarına katıldı. Litvanya’nın Almanya’nın uydusu olmayı vaat ettiği 11 Aralık 1917 Bağımsızlık Bildirgesi’ne karşı çıkan tek üye oldu. 1918’de Litvanya’nın İkinci Kabinesinde İçişleri Bakanı oldu. Bakan olarak çalışırken belediyeleri örgütledi, Litvanya’nın her ilçesine doktorlar atadı, kooperatifleri ve orduya asker alımını yöneten yasalar yayınladı. 1921’den 1931 yılına kadar belediye başkanı olarak görev yaptı. Vytautas Magnus Üniversitesi’nde profesörlük yaptı. 1933’te Litvanya Devlet Konseyi’ne atandı ve Litvanya Medeni Kanunları üzerinde çalıştı.
1875

Fransız ansiklopedi ve sözlük yazarı, Pierre Larousse yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1817)

1875

Hukukçu ve eski İngiltere Başbakanı Clement Attlee doğdu. (Ölümü 8 Ekim 1967) Oxford Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okudu. Bağımsız İşçi Partisi’ne katıldı. Avukatlık yapmayarak hukuk kariyerinden vazgeçti ve London School of Economics’te ders vermeye başladı. I. Dünya Savaşında Osmanlı devletine karşı Çanakkale’de savaştı. 1919’da Stepney belediye başkanı oldu. 1945 yılında Winston Churchill’in yerine Başbakan oldu ve 6 yıl bu görevi sürdürdü.

1875

Hukukçu ve devlet başkanı, Alexandros Diomidis yaşamını yitirdi. 3 Ocak 1875’te doğdu. Atina Üniversitesinde  hukuk ve ekonomi okudu. Berlin Üniversitesi’nden doktora unvanı aldı. 1905 yılında Atina Ulusal ve Kapodistrian Üniversitesi’nde profesör oldu. Atina Bilim Akademisi üyeliğine seçildi. 1909’da Attika ve Boeotia Eyaletinin valisi oldu. 1910’da Liberal Parti’den Yunan Meclisi’ne seçildi. 1912-1915 yılları arasında ve 1922’de Maliye Bakanlığı yaptı. 1923’te Yunanistan Merkez Bankası Başkanlığı görevinde bulundu. 1949 yılında Themistoklis Sophoulis’in ölümünden sonra Yunanistan başbakanı seçildi. Görev yaptığı kısa dönemde (28 Haziran 1949 – 6 Ocak 1950) Yunan İç Savaşı sona erdi. Ulaşım Bakanı Hatzipanos’un adının geçtiği bir skandaldan sonra istifa etmek zorunda kaldı. Aynı yıl, 11 Kasım 1950’de yaşamını yitirdi.

Aleksandros Diomidis
1901

Vietnamlı hukukçu ve devlet başkanı Ngô Đình Diệm doğdu. (Ölümü: 2 Kasım 1963) 1918’de Vietnam’da bürokrat yetiştiren bir Fransız okulu olan Kamu Yönetimi ve Hukuk Okuluna girdi. 28 yaşında 300 köyden sorumlu olduğu tuần phủ pozisyonuna getirildi. 1929’da Bình Thuận ilinin valisi oldu ve komünistlerce organize edilen köylü isyanlarının bastırılmasında Fransız güçlerine yardım etti. 1933 yılında içişleri bakanı olarak görev yaptı. Fransız yönetimi Vietnam’da parlamento kurulması da dahil olmak üzere sunduğu siyasi reform önerilerini reddedince göreve gelişinden üç ay sonra istifa etti. Daha sonra ülkeden kaçma zorunda kaldı.1954’te Güney Vietnam’da ABD desteğinde kurulan hükûmetin başına geçmek üzere sürgünden döndü. 26 Kasım 1955 – 2 Kasım 1963 tarihlerinde Güney Vietnam devlet başkanlığını yürüttü. 1 Kasım 1963’te gerçekleştirilen ve ABD’nin de gizlice desteklediği darbeden bir gün sonra öldürüldü.

Ngo Dinh Diem, 4 Nisan 1955 tarihinde Time Dergisi kapağına konu olmuştu.
1920 Ankara Hükümeti ile Ermenistan arasında barış anlaşması yapıldı.
1925 Türkiye Cumhuriyeti ile Letonya arasında dostluk antlaşması (Varşova) yapıldı.
1925 İtalya’da faşizmin kurucusu Benito Mussolini, 3 Ocak 1925’te bütün yetkileri elinde topladı
1933
1934 Cumhuriyetin ilanının ardından ilk kez yapılan geniş katılımlı Türkiye Avukatlar Birliği toplantısı İzmir’de gerçekleştirildi. TBB’nin kurulması ilk kez 1934 yılında gündeme gelmesine karşın, 27 Haziran 1938 de kabul edilerek 1 Aralık 1938′ de yürürlüğe giren ve günün koşullarına göre pek çok ileri yeni hüküm içeren 3499 sayılı Avukatlık Kanunu‘nda Barolar Birliğine yer verilmemişti. TBB’nin kuruluşu, Prof. Dr. Faruk Erem’in öncülüğünde, 1979 yılında gerçekleşebildi.
1936 Belçikalı hukukçu, avukat, kültür eleştirmeni ve sosyalist politikacı Jules Destrée yaşamını yitirdi. (Doğumu: .Belçika Kralı I. Albert’e yazdığı Valonya ve Flaman Bölgesinin Ayrılmasına Dair Krala Mektup” başlıklı bildirisi ile meşhurdur. Valon ve Flaman Bölgelerinin özerkleşmesini savundu. Belçika Krallığı’nın federal bir devlete dönüşmesinde önemli bir referans kaynağıdır.
1943 Avukat ve TBMM eski başkanı Köksal Toptan doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. 1963-1966 yılları arasında İstanbul’da Adalet Partisi’nin gençlik kollarında başkanlık ve yönetim kurulu üyeliği yaptı. Aynı zamanda Milli Türk Talebe Birliği çalışmalarına katıldı. Zonguldak’ta maden fakültesi kurulması ve ihtiyaçlarının karşılanması için çalışacak bir dernek başta olmak üzere pek çok sivil toplum kuruluşunun başkan, kuruculuk ve yöneticilik görevlerini yaptı. Pek çok davada Süleyman Demirel’in avukatlığını üstlendi ve bu davaların tamamı beraatle sonuçlandı. 28 Eylül 1986 tarihinde yapılan ara seçimlerde Doğru Yol Partisi’nden (DYP) Zonguldak 2. Bölge milletvekili seçildi. 2002’de  TBMM Adalet Komisyonu Başkanı oldu. 20 Haziran 2017 tarihinde Resim Gazete’de yayımlanan bakanlar kurulu kararnamesi ile Kamu Görevlileri Etik Kurulu Başkanı olarak atandı.
1945 Türkiye Cumhuriyeti, Japonya ile diplomatik ilişkilerini 3 Ocak 1945’te kesti. Yeni kurulacak olan Birleşmiş Milletlere yalnızca 1 Mart 1945 tarihine kadar Almanya’ya savaş açmış ülkelerin katılacağının kararlaştırılması üzerine, 23 Şubat 1945’te Japonya ve Almanya’ya savaş ilan etti. 
1946 İkinci Dünya Savaşı sırasında Birleşik Krallık’ta Nazi yanlısı yayınlar yapan William Joyce, vatana ihanet suçundan Londra’da idam edildi.
1951 Türk-Amerikan Kadınlar Derneği (TAD), Türkiye ve A.B.D. arasında yapılan ikili anlaşma sonucunda  kuruldu.
1959 Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Eisenhower, Alaska’nın 49. eyalet olarak Birleşik Devletler’e katıldığını açıkladı. Alaska, Rus İmparatorluğu’ndan 30 Mart 1867’de 7,2 milyon dolar karşılığında satın alındı. ABD’nin yüzölçümü en büyük, nüfus yoğunluğu ise en az olan eyaletidir.
1961 Küba’nın, büyükelçilik personelinin ülkeyi terk etmesini istemesi üzerine Amerika Birleşik Devletleri, Küba ile tüm diplomatik ilişkilerini kestiğini açıkladı.2 yıl önce, 1 Ocak 1959’da Küba’da, Fidel Castro liderliğinde devrim gerçekleşmişti.
1961 Bağımsız bir Kürt devleti kurmak istemekle suçlanan 49 kişinin yargılanmasına Ankara’da başlandı. 49’lar Davası olarak olayda 22 eylül 1959’da tutuklamalar başlamış, İleri Yurt gazetesi yazarı Musa Anter’e yayımladığı Kürtçe şiiri Qimil/Kımıl sebebiyle dava açılmıştı. Musa Anter’e destek veren 50 kişi gözaltına alınmış, gözaltına alınanlardan Mehmet Emin Batu mide kanamasından ölünce geriye 49 kişi kalmış ve dava bu sayıyla anılır olmuştu. 14 ay tutuklu kaldıktan sonra sanıklar mahkemeye çıkarılmayı beklerlerken 27 Mayıs Darbesi gerçekleşmiş, yargılamalar 3 Ocak 1961 tarihinde başlamıştı.
1962 Papa, Fidel Castro’yu aforoz etti. Papa XXIII. Ioannes, Küba’da Katolik rahiplerin dini eylemlerine engel olunduğu, bazılarının hapsedildiği gerekçesiyle Castro ve sorumlu mevkideki yöneticilerin aforoz edildiğini açıkladı.
1963 Ataç dergisinde çıkan bir çevirisi nedeniyle Adnan Bend ve derginin yazı işleri müdürü Afşar Timuçin tutuklandı.
1973 Türkiye’de polis elektrikli cop kullanmaya başladı.
1976 Uluslararası Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi yürürlüğe girdi. Sözleşme, 16 Aralık 1966 tarihli, 2200A (XXI) sayılı Genel Kurul kararıyla kabul edilmişti. Türkiye, sözleşmeyi 15 Ağustos 2000 tarihinde imzaladı.
1976 Hindistan tarihinin tek kadın başbakanı İndira Gandhi, Kongre Partisinden çıkarıldı.
1977 İstanbul Hukuk Fakültesi’nde öğrenciler arasında çıkan silahlı çatışmada dokuz öğrenci yaralandı.
1977 Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER), işçiler ve alevi yurttaşlar aleyhine ayrımcı/ aşağılayıcı ifadeler bulunan, Ahlak, Felsefe ve Sosyoloji ders kitaplarının müfredattan çıkarılması Danıştay’da dava açtı.
1978 Başbakan Bülent Ecevit, kontrgerilla adında resmi bir kolluk kuvveti bulunmadığını açıkladı.
1980 İstanbul’da dur ihtarına uymayan bir fransız turist öldürüldü.
1988 Hukukçu Margaret Thatcher, 20. yüzyılda Birleşik Krallık’ın en uzun süre görevde kalan Başbakanı unvanını kazandı. 4 Mayıs 1979’da başladığı görevi 28 Kasım 1990’da son buldu.
1989 Uluslararası Af Örgütü’nün yayınladığı “Türkiye: İnsan Haklarının Şiddetle ve Sistemli Olarak İhlali” başlıklı 73 sayfalık raporda ”12 Eylül 1980 darbesinden bu yana 229 kişinin gözaltında ya da tutuklu iken öldüğünü ve devlet yetkililerinin 144 ölümü izah edemediğini” açıkladı.
1989 Devrik Panama Devlet Başkanı Manuel Noriega, Panama City’de sığındığı Vatikan Elçiliği’nde, Amerika Birleşik Devletleri güçlerine teslim oldu.
1990 Romanya Sosyalist Cumhuriyeti Devlet Başkanı ve eşinin kurşuna dizilmelerini protesto ederek; “Çavuşeskular ölümsüzdür” ve “Devrimci Sol Güçler” yazılı pankartlarla Beyoğlu’nda korsan gösteri yapanken gözaltına alınan 14 kişi Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından serbest bırakıldı.
1990 Kanserden ölen Devrimci Yol davası hükümlüsü İnkılap Dal’ın Akhisar’daki cenaze törenine katılıp slogan attıkları ve görevli polislere karşı geldikleri gerekçesiyle 42 kişi hakkında “örgüt üyesi oldukları” iddiasıyla 15 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Hapisteyken ilik kanserine yakalanan İnkılap Dal 1988’de cezaevinden çıktıktan sonra ilik nakli için yurtdışına çıkması gerekirken tüm başvurulara rağmen pasaport verilmemiş, 1 yıl sonra pasaportunu aldıktan sonra 11 Ağustos 1989’da Fransa’ya gitmiş ve 22 Ağustos’ta yaşamını yitirmiştir.
1990 2 Ocak’ta Metris cezaevinden firar eden Sinan Kukul’un kaçmasına yardım eden Yeni Çözüm dergisi Gebze muhabiri Veysel Kukul “Öneri Sinan’dan geldi, pişman değilim” dedi. Sinan Kukul’un 3 yakını ile 10 cezaevi görevlisi gözaltına alındı.
1991 Ceyhan Özel Tip Cezaevi önünde açık görüş kısıtlamasına karşı slogan atarken gözaltına alınan 17 mahpus yakınından 8’i “Kürtçülük propagandası yaptıkları” iddiasıyla tutuklandı.
1991 Türkiye genelinde yüz binlerce işçi, 1 günlük işe gitmeme eylemi yaptı. Devlet Güvenlik Mahkemesi  eylem hakkında soruşturma başlattı.
1993 Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George H. W. Bush ve Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin, stratejik nükleer silahlarda indirimi öngören START-2 anlaşmasını imzaladı.
1995 Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi kuruldu. Fakülte 1997-1998 döneminde öğrenci alarak eğitim vermeye başladı.
1995 Yazar Metin Kaçan ve spiker Alp Buğdaycı işkenceyle tecavüz suçlamasıyla tutuklandı.
1998 Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanındaki 138.buluşmalarında, 4 yıl önce gözaltına alınıp haber alınamayan inşaat mühendisi Ali Efeoğlu’nun akıbetini devlet görevlilerine sordu.
2002 Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan kadınların “streç, kot ve benzeri” dışında pantolon giyebilmelerine izin verildi. Kadın memurlar 7 Aralık 2001’de pantolon giyebilmek için ülke genelinde eylemler yapmıştı.
2006 Daha önce iç savaş sırasında Cezayir’de uygulanan ve göçmen isyanını bastırmak için 1955’den beri ilk defa Fransa’da yürürlüğe konulan olağanüstü hal yasası kaldırıldı.
2014 Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi, BDP‘nin tutuklu milletvekilleri Gülser Yıldırım ve İbrahim Ayhan’ın tahliye edilmesine karar verdi.
2017 Reina Gece Kulübüne yapılan saldırı sonrası yaptığı sosyal medya paylaşımları nedeniyle KKTC’den sınır dışı edilen ve Türkiye’ye getirilen modacı Barbaros Şansal, savcılık sorgusunun ardından çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Şansal’a, kolluk kuvvetlerinin gözetimindeki havalimanında linç girişiminde bulunulmuştu. 
2018 ABD’de devam eden Halkbank Eski Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla’nın davasında karar verildi. Jüri üyeleri, Hakan Atilla’ya yöneltilen 6 suçtan 5’inde Atilla’yı suçlu buldu. 27 kasım 2017’de başlayan ve Rıza Sarraf’ın  tanık olarak aleyhte ifade verdiği ambargo davası kamuoyunu meşgul etmişti.
2019 Güncel Hukuk Dergisi, Ocak – Şubat 2019 tarihli 175. sayısıyla okurlarına veda edeceğini duyurdu.
2021
2021 Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri ve öğrencileri eyleme başladı. #KayyımRektörİstemiyroruz başlığı ile yapılan açıklamada, “Boğaziçi öğrencileri olarak demokratik süreçleri tanımadan atanan yandaş rektörleri kabul etmiyoruz. Melih Bulu bizim rektörümüz değildir” denildi.
2021 George Orwell’ın eserlerinin büyük çoğunluğunun, 70 yıl süren telif hakkı 1 Ocak 2021 itibarıyla sona erdi.
2022 Eskişehir 1. İdare Mahkemesi, Merkezi Hekim Randevu Sistemi’ndeki randevu aralığının beş dakikaya düşürülmesine ilişkin olarak Eskişehir Tabip Odası’nın açtığı davada, yürütmenin durdurulmasına hükmetti. Kararın, 9 Aralık 2021’de alındığı açıklandı.
2022- Festus Okey, Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Amirliğinde görevli polislerce 20 Ağustos 2007’de gözaltına alınmış, götürüldüğü şubedeki görüşme odasında tek kurşunla vurularak öldürülmüştü. Olayın izini süren Burak Delier’in ”Tarihin Küçük Odası” başlıklı sergisinin 6 Ocak’ta açılarak 21 Ocak’a kadar ziyaret edilebileceği açıklandı.
2022 Hollanda’da, Mark Rutte başbakanlığında kurulan yeni hükümette yer alacak 28 bakanın 14 kadın, 14 erkek üyeden oluşacağı ve bakanlardan ikisinin Türk olduğu açıklandı.
2022 Avrupa Parlamentosu Milletvekilleri Demirel, Villanueva Ruiz, Köster ve Nienass, tutuklu Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin derhal serbest bırakılmasını talep etti.
2022 TEMA Vakfı, 2021’in öne çıkan iyi ve kötü çevre olaylarını değerlendirdiği yazılı bir açıklama yayımladı. Vakıf, Türkiye’nin yeni iklim taahhütlerini, taş ocağı ve termik santrallere karşı nöbetleri, madenlere karşı alınan yürütmeyi durdurma kararlarını “umut yeşerten çevre haberleri” olarak nitelendirdi. Açıklamada; müsilaj, orman yangınları, atık barajı kazaları, kuraklık, seller ve Türkiye’de maden ruhsatı sahalarının büyüklüğü olumsuz çevre haberleri zikredildi.
2022 Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), dernek üyesi avukatların yargılandığı davanın 5-6-7 Ocak’ta Silivri Hapishane Kampüsü Duruşma Salonunda, İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesinde görülecek duruşmasına çağrı yaptı.

2026

İtalya’da tutuklu bulunan Barış Boyun’un elebaşı olduğu suç örgütüne ilişkin İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve 305 sanığın yargılandığı “Barış Boyun–Daltonlar Suç Örgütü” davasının karar duruşması sırasında izinsiz ses ve görüntü kaydı aldığı belirlenen 3 avukattan biri, silahlı suç örgütüne üye olmak suçlamasıyla tutuklanarak cezaevine gönderildi. Savcılık, üç avukat hakkında “ses veya görüntülerin kayda alınması” ile “örgüte üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme” suçlarından gözaltı kararı vermişti. Duruşma sırasında sanıklar ile jandarma arasında arbede yaşanmış, olaylar yaklaşık yarım saat sürmüş ve Türk yargılama tarihinde, duruşma salonunda ilk kez jandarma tarafından biber gazı kullanılmıştı.

Türkiye – Ermenistan Barış Antlaşması (Gümrü)

Sextus Roscius Davası

BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi

3 Ocak – Hukuk Takvimi

Tahsin Bekir Balta

0
Tahsin Bekir Balta

Prof. Dr. Tahsin Bekir Balta (diğer adıyla Hasan Tahsin Balta), 1902 yılında Rize’nin Pazar ilçesinde, emekli Mal Müdürü Bekir Sıtkı Bey ile Gülsüm Hanım’ın çocuğu olarak dünyaya geldi. Pazar’ın köklü ailelerinden Baltazadelere mensuptur. TBMM arşivlerinde ismi Hasan Tahsin Balta olarak geçmektedir.

İlk ve orta öğreniminin ardından Trabzon Lisesi’ne kaydoldu. Lise öğrenimi sırasında Mustafa Suphi’yi Trabzon’da karşılayan gençler arasında yer aldı. Çalışkan bir öğrenci olarak dikkat çeken Tahsin Bekir Bey, okul arkadaşı olan Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun deyimiyle her kitabı okur ve Fransızca çalışırdı. 1924’te Trabzon Lisesi’nden mezun oldu.

Üniversite ve Yükseköğrenim

İstanbul Darülfünun Hukuk Fakültesi’ne(İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi) kaydoldu. Dönemin ünlü hukukçuları Ebül’ula Mardin ve Hacı Adil Arda gibi hukukçulardan ders aldı. Yükseköğrenimini 1927 yılında tamamladı. Bu süreçte Darülfünun Hukuk Fakültesi Talebe Cemiyeti Başkanlığı görevini yürüttü. İbrahim Öktem’le birlikte Milli Türk Talebe Birliği’nin yeniden canlandırılmasına katkı sundu ve başkanlığını yaptı.

Hukuk Fakültesi’nde öğrenimini sürdürdüğü sırada, 30 Eylül 1925’te İstanbul Asliye Mahkemesi’nde zabit katipliğine atandı. 11 Kasım 1927’de de İstanbul Muhtelit Hakem Mahkemeleri Türkiye Umumi Ajanlığı’nda kâtip ve mütercim olarak göreve başladı.

Almanya’daki Doktora Dönemi ve Yurda Dönüşü

Mezuniyetinden sonra Adliye Vekaleti tarafından açılan sınavı kazanarak 31 Ekim 1928’de hukuk eğitimi için Berlin’e gönderilmiştir. 1937 yılında Berlin Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde doktora eğitimini tamamladı.  Doktora tezi, Almanca olarak yayımlanan “Die Kollisionerechtiche Behandlung der Zusammen Haengenden Frugen bei einer Auslaendischen Anknüpfung” başlıklı çalışmasıdır. Berlin Hukuk Fakültesi’nde öğrenim gördüğü yıllarda Hatay meselesiyle yakından ilgilendi.

Türkiye’ye döndükten sonra dönemin 31 Temmuz 1937’de Siyasal Bilgiler Okulu’nda Anayasa Hukuku Öğretim Üyesi olarak akademisyenliğe ilk adımını attı. Zorunlu askerlik hizmetini tamamladıktan sonra mesleğine devam etti ve Adalet Bakanlığı denetiminde hazırlanan Türk Hukuk Kamusu’nun hazırlanmasında Siyasal Bilgiler Okulu’nu temsilen katılım sağladı.

30 Aralık 1940 tarihi itibariyle Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde İdare Hukuku Profesörü olarak Teşkilat-ı Esasiye hukuku, amme hukuku ve idare hukuku alanlarında ders vermeye başladı. Ayrıca, Polis Enstitüsü’nde de idare hukuku dersleri verdi.

Siyasi Yaşamı

1943 yılında siyasete atıldı ve akademik yaşamına ara verdi. Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi üyesi oldu. 1943 yılının Şubat ayında gerçekleştirilen seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Rize adayları arasında yer aldı ve 28 Şubat 1943’te Rize Milletvekili seçildi. Yedinci ve sekizinci dönemlerde (1943–1950) TBMM’de görev yaptı. 31 Ekim 1945’te Parti Grubu İdare Kurulu Üyeliği’ne seçildi. Recep Peker Hükümeti’nde (15. Hükümet – 1946 yılı) Ekonomi Bakanlığını üstlendi. Bu dönemde İkinci Dünya Savaşı’nın etkilerini hafifletmeye yönelik çalışmalar yaptı. Truman Doktrini çerçevesinde ABD’den sağlanacak mali desteği olumlu buldu ve ABD- Türkiye Yardım Antlaşması onun döneminde imzalandı. 5 Eylül 1947’de kabine içerisinde yapılan revizyon kapsamında Ekonomi Bakanlığı’ndan ayrılarak Çalışma Bakanı olarak aynı kabinede tekrar görevlendirildi. 10 Haziran 1948’de oluşturulan ikinci Hasan Saka Hükümeti’nde Çalışma Bakanı oldu.

Türkiye’deki ilk Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) Hastanesi, İstanbul Nişantaşı’nda, 5 Şubat 1949’da gerçekleştirilen törenle hizmete girdi. Türkiye, onun döneminde, Milletlerarası Çalışma Teşkilatı İdare Meclisi’ne dahil oldu. Ayrıca 30.01.1950 tarih ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’na dair taslağı ve maluliyet, yaşlılık ve ölüm sigortalarını içeren 02.06.1949 tarih ve 5417 sayılı İhtiyarlık Sigortası Kanunu’na dair taslağı hazırladı. Kısa dönemlerle Adalet Bakanı’na ve Dışişleri Bakanı’na vekalet etti. 14 Ocak 1949’da Hasan Saka Kabinesi’nin istifasıyla görevinden ayrıldı.

Çalışma Bakanlığı sonrasında TBMM Bütçe Komisyonu Üyeliği ve Anayasa Komisyonu Üyeliği görevlerini yürüttü, Milletlerarası Çalışma Konferansı’nda Türkiye’yi temsil etmeyi sürdürdü.

1949 Ağustos’unda Türkiye adına Avrupa Konseyi İstişare Meclisi’ne katılacak heyete seçildi.

Avrupa Konseyi İstişare Meclisi’nde Türkiye’yi temsil etti. 1950 seçimleri öncesinde yapılan parti içi aday yoklamasında 106 oy alarak 3. sıradan CHP’nin Rize Milletvekili Adayı oldu ancak seçilemedi. Milletvekilliği sona erdikten sonra da siyasi faaliyetlerine devam etti, 1956 Mayıs’ındaki CHP 12. Kurultayında Parti Meclisi Üyesi seçildi, 1957 Eylül’ündeki kurultayda Yüksek Haysiyet Divanı Üyeliğine getirildi. 27 Mayıs Darbesi sonrasında parti içerisinde yeniden Parti Meclisi Üyesi olarak görev yapan Balta, bu görevini vefatına değin kesintisiz olarak sürdürdü.

Akademik Kariyerinde İkinci Dönem

1950 seçimlerinden sonra Bakanlar Kurulu’nun 21 Haziran 1951 tarihli kararıyla Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde İdare Hukuku Profesörü olarak akademiye geri döndü. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde İdare Hukuku Kürsü Başkanı ve İdari İlimler Enstitüsü Müdürü olarak görev yaptı. Daha sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Kamu Hukuku ve Siyasal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü görevlerinde bulundu.

Şubat 1952’de kurulan Türk Devrim Ocakları’nın kurucu üyeleri arasında yer aldı.

1960 darbesinden sonra Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen 5 Temmuz 1954 tarih ve 6435 sayılı Bağlı bulundukları teşkilât emrine alınmak suretiyle vazifeden uzaklaştırılacaklar hakkında Kanun’a istinaden Ord. Prof. Aziz Kansu, Prof. Dr. Bülent Nuri Esen ve Prof. Dr. Yavuz Abadan’la birlikte üniversitedeki görevinden uzaklaştırıldı. Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı’yla birlikte 1957’de Chicago’da Batıda Hukuk Egemenliği konusunda düzenlenen uluslararası yuvarlak masa toplantısına katıldı ve Türkiye’de Hukuk Devleti Kavramı başlıklı bir rapor sundu.

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü’nde (TODAİE) Bilim Kurulu ve İdare Heyeti üyeliği yaptı ve burada uzun yıllar ders verdi. Ayrıca merkezi Brüksel’de bulunan Milletlerarası İdari İlimler Enstitüsü’nde uzun süre Türkiye’yi temsil etti, yönetim kurulu üyeliğine seçildi ve ikinci başkanlık görevini yürüttü.

Avrupa İnsan Hakları Komisyonu Görevi

1963 yılında Avrupa İnsan Hakları Komisyonu üyeliğine getirildi ve 1969’a kadar bu görevini sürdürdü. 1969’da insan haklarına aykırı davranışları nedeniyle Yunanistan’daki cunta aleyhinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde açılan davanın ön soruşturmasını yapan komisyonda da yer aldı.

Ölümü ve Hatırası 

Prof. Dr. Tahsin Bekir Balta, 24 Temmuz 1970’te Londra’da kaldığı otelde kalp krizi geçirdi ve kaldırıldığı West Norwich Hastanesi’nde yaşamını yitirdi. 29 Temmuz akşamı Ankara’ya getirildi, ertesi gün kılınan cenaze namazı kılındı, görev yaptığı fakültelerin önünde düzenlenen törenlerin ardından Cebeci Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Almanca, Fransızca, İngilizce, Latince ve İtalyanca dillerini biliyordu. Türkiye’nin hukuk alanındaki otoritelerinden biriydi. Türk İdare Hukuku’na ciddi katkılar sunu. Hüseyin Nail Kubalı ve Suat Hayri Ürgüplü gibi isimlerle fakülte arkadaşıydı. Hukukçu ve gazeteci Uğur Mumcu, 1965 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra Balta’nın asistanlığını yapmıştır. Rize, Pazar’daki evinin onarılarak müze haline getirilmesi için talepler bulunmaktadır.

Tahsin Bekir Balta’nın Başlıca Eserleri

  • İdare Hukukuna Giriş, TODAİE, Ankara, 1970.
  • İdare Hukuku I, A.Ü. SBF, Ankara, 1970.
  • İdare İlmi Sahasındaki İncelemeler, TODAİE Yay. No. 83, Ankara, 1965.
  • Kısa İdare Hukuku I, TODAİE Yay. No. 74, Ankara, 1964.
  • Türkiye’de Yürütme Kudreti, A.Ü. SBF Yay. No. 35, 1960.
  • Türkiye ve Orta Doğu Memleketlerinde Siyasi ve Hukuki Müesseseler, TODAİE, Ankara, 1955.
  • Die Kollisionerechtiche Behandlung der Zusammen Haengenden Frugen bei einer Auslaendischen Anknüpfung, Berlin, 1937.
  • “İdare Hukuku ve İdare Bilimi”, SBF Dergisi, Cilt 22, 1967, s. 61-65.
  • “Turkish Administrative Law”, içinde: Introduction to Turkish Law, (Ed. Ansay ve Wallace), 1966, s. 51 vd.
  • “L’Administration et le Droit Administratif en Turquie”, Bulletin International des Sciences Sociales, IX, No. 1, UNESCO, 1957, s. 39-51.
  • Rapports du Législatif et de l’Exécutif en Turquie (ortak yayın), Ankara: Yeni Matbaa, 1958.
  • İncelemeler (ortak yayın), Ankara: Siyasal Bilgiler Fakültesi, 1960.
  • T.C. Devlet Teşkilatı Rehberi (ortak yayın), Ankara: Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü, 1963.
  • Administrative Law, in Introduction to Turkish Administrative Law, Ankara: Güzel İstanbul Matbaası,1966.
  • Organization and Functions of the Central Government of Turkey (ortak yayın), Ankara: TODAİE, 1966.

Atıf

0
atıf

Atıf (citation / reference)  bilimsel, akademik veya entelektüel bir çalışma aşamasında kullanılan bilgi, düşünce, veri ya da ifadelerin ilk kaynağının belirtilmesinde kullanılan tanımdır.  Bilimsel çalışmaların güvenilirliğini artıran en önemli bir mekanizmalardan biridir.

Atıf, bir yazarın kendi görüşlerini başkalarının çalışmalarından ayırt etmesine, bilimsel dürüstlüğü korumasına ve kullanılan bilginin doğruluğunun denetlenebilmesine imkân tanımakta, bilimsel araştırmaların güvenilirliğini denetleyen önemli bir mekanizma olarak işlev görmektedir.

Atıf sayesinde; bilimsel ve entelektüel çalışmada kullanılan fikirlerin kökeni izlenebilmekte, bilimsel birikimin kuşaklar arasında aktarımı sağlanmakta, intihal (plagiarism) engellenmekte, akademik iletişim ve bilgi üretim halkası süreklilik kazanmaktadır.

Yargıçlar Sendikasının Yargı Bağımsızlığına ilişkin Görüş ve Önerileri

0

Yargıçlar Sendikası tarafından düzenlenen Yargı Bağımsızlığına ilişkin Görüş ve Öneriler, 2023 yılı  Haziran ayında hazırlanarak; Adalet ve Kalkınma Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, İyi Parti, Milliyetçi Hareket Partisi, Halkların Demokratik Partisi genel başkanlıkları ile TBMM Anayasa Komisyonu ve TBMM Adalet Komisyonu ve Türkiye Barolar Birliği Başkanlıklarına gönderilmiştir.

Yargıçlar Sendikasının Yargı Bağımsızlığına ilişkin Görüş ve Önerileri; Anayasa’nın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına ilişkin Öneriler, 2802 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına ilişkin Öneriler ve 3087 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına ilişkin Öneriler’den oluşmaktadır.  Görüş ve önerilerin ekindeki taslak metinler bir manifesto eşliğinde ilan edilerek ilgili kurumlara gönderilmiştir.

Yargıçlar Sendikasının Yargı Bağımsızlığına ilişkin Görüş ve Önerileri

Genç Cumhuriyetimiz 100. yaşına ulaştı. Cumhuriyet Devrimiyle birlikte; ulusal egemenliğimizi kurmak ve sürdürmek için,  büyük toplumsal dönüşümler yaşadık. Aynı zamanda, bir aydınlanma devrimi olan Cumhuriyet ile ulusumuz derin kültürel zenginliklerinin verdiği özgüvenle uygar toplumlar arasında saygın yerine kavuştu. Oligarşik ve vesayetçi  devlet anlayışının halkın egemenliğine yönelik güç odaklı müdahalelerinin, kaynağı ve amacı ne olursa olsun demokrasimize zarar verdiğini gördük. En son 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşadığımız darbe girişimi;  siyasetin kuralları değiştirerek ve anayasal kurumları  ele geçirerek iktidarını sürdürme arayışlarının çok tehlikeli sonuçları olduğunu ve her zaman demokrasimize zarar verdiğini bize açıkça gösterdi.

Anayasal demokrasimiz; açık, çoğulcu ve katılımcı bir demokratik toplumu öngörüyor.  2012 yılından bu yana sendikamız, demokratik toplum düzeninin anılan gerekleri yanında; hukuk devleti anlayışının olmazsa olmazı,  güçler ayrılığı ilkesinin savunucusu olmaktan asla ödün vermiyor. Yargıçlar Sendikası olarak; anayasal iktidarı paylaşan yasama, yürütme ve yargı güçleri arasındaki ilişkinin birbirleri arasında üstünlük üzerine değil, bu organlar arasında medeni bir işbölümü üzerine kurulması gerektirdiğine inanıyoruz. Yasama ve yürütme organlarının; yargı bağımsızlığının gerektirdiği özen ve duyarlılığı her zaman göstermesini bekliyoruz.

Yargı Etiği Belgeleri

Ülkemiz; Cumhuriyetimiz 100. Yılında, yasama organının temsilcilerini ve yürütmenin başı olarak Cumhurbaşkanı’nın belirleneceği bir seçime gidiyor. Halkımız seçimini yapacak, yasama organına, temsilcilerini gönderecek ve  yürütme görevini adaylar arasından layık gördüğüne verecektir. Geldiğimiz aşamada; seçimlere bu olağan sonuçları dışında olağanüstü anlam ve sonuçlar yüklenmesinden endişe duyuyoruz. Halkımızın; kutuplaşarak ayrışmak yerine, uzlaşarak bütünleşmesi gerektiğine inanıyoruz. Uzlaşma kültürü için; toplumun salt siyasal partiler aracılıyla ve seçimlerle değil; sürekli ve her durumda örgütlü sivil toplum olarak demokratik kitle örgütleri aracılığıyla yönetime katılması ve kamuoyu denetimi yoluyla yasama, yürütme ve yargı organlarını denetime tabi tutması gerektiğini düşünüyoruz.

Sendikamız bugüne kadar; ülkemizde özgürlükler, toplumsal eşitlik, hukukun üstünlüğü, yargıç ve savcıların sadece mesleki liyakat esas alınarak seçimi ve kariyer yapması, yargının toplumsal saygınlık ve güvenilirliğinin sağlanması, mahkemelerin bağımsızlığı ve yargıçlık güvencesinin korunması için evrensel değerlerden aldığı güçle örgütlü mücadelesini sürdürdü. Gücünü; tarafsız, bağımsız ve güvenilir yargının toplumun adalet gereksinimini tatmin etmesinin sağlayacağı üstün toplumsal yarara olan inancından aldı. Artık; tamamen sivil bir iradeyle, başkaca bir gücün desteğine ihtiyaç duymadan, siyasetin gölgesinde kalmadan, yargıç ve savcılar olarak yalnızca  mesleki özgüvenimiz ve toplumun adalet gereksiniminin bağımsız ve güvenilir yargı eliyle tatmin edilebileceğine olan inancımız ile kurduğumuz sendikal örgütlenmemizin; yargıç ve savcıların katılımı ile niceliksel olarak güçlenmesinin ve yargı kamuoyundaki temsil yeteneğini arttırmasının zamanının geldiğini düşünüyoruz.

Her bir meslektaşımızı; mutlak saygı duyulması gereken kişisel inançları, kimlikleri, değerleri üzerinden ayrıştırılmak yerine onlardan  bağışıklanarak; mesleki onurumuz, tarafsızlık ve bağımsızlık değerlerimiz etrafında sendikamıza katılmaya çağırıyoruz.

Örgütlü gücümüz ile toplumla dayanışma içinde, yasama ve yürütme ile medeni bir işbölümü anlayışıyla ama tarafsızlık ve bağımsızlık değerlerimizden asla ödün vermeden; sağduyu içinde yargıya olan güveni azaltan, saygınlığımızı gölgeleyen her türlü uygulamaya direneceğiz.

Savunduğumuz bu ilkeler ışığında;

✓ Tarafsızlığımızın gereği olarak, siyasal iktidarların etki ve yönlendirmesine açık yargı bürokrasisinin oluşmasını REDDEDİYORUZ.

✓  Yargıç ve savcıların iradesi ile ekli önerimizde belirttiğimiz demokratik ilkeleri görmezden gelen kurallara dayalı biçimde oluşturulmuş Hakimler ve Savcılar Kurulu yapılanmalarını REDDEDİYORUZ.

✓  Yine yürürlükte bulunan Anayasa gereği TBMM’nin nitelikli çoğunluğunun uzlaşması ile belirlenecek temsilciler yerine siyasal partilerin kendi aralarındaki paylaşmaya  göre belirlenen temsilcilerden oluşmuş Hakimler ve Savcılar Kurulu yapılanmalarını da REDDEDİYORUZ.

✓  Bağımsızlığımızı gölgeleyen, kıdem ve  liyakat gibi kolay uygulanıp, denetlenebilecek ilkelere aykırı, kayırmacı ve dışlayıcı görüntü veren mesleki seçim ve atamaları REDDEDİYORUZ.

✓  Eşit ve nesnel değerlendirme ilkeleri ile bağdaşmayan, kamuoyu ve yargı denetimine olanak tanımayan mesleğe alım yöntemlerini REDDEDİYORUZ.

✓ Mesleki özgüvenimizi zedeleyen, yargıçlık güvenceleri ile asla uyuşmayan, mesleki saygınlığımız, değerlerimiz ve yargının kabul edilmiş  etik ilkeleriyle ilişkilendirilmemiş  siyasal tasfiye ve/veya kadrolaşma görüntüsü veren uygulamaları REDDEDİYORUZ.

✓ Diğer yargıç ve savcıların adil ve tarafsız karar verme motivasyonunu engelleyecek biçimde, evrensel hukuk ilkeleri dışına çıkılarak politik saiklerle yapılan soruşturma ve disiplin uygulamalarını REDDEDİYORUZ.

✓  Yargının verimliliğini, meslektaşlarımızın çalışma isteğini azaltan yargı içinde çalışma uyumunu bozan, kıdem ve liyakat ilkeleri ile açıklanamayan unvanlı atamaları ve yer değiştirme atamalarını REDDEDİYORUZ.

✓  Adil yargılanma hakkını, mahkemeye erişim hakkını kısıtlayıcı sonuçlara neden olan iş yükü, yargılama  süreleri (hedef süre vb.) gibi düzenlemeleri REDDEDİYORUZ.

✓  Yargıçlar arasında mesleki eşitlik ilkesini bozan, özlük haklarındaki nesnellikten uzak farklılaşmaları REDDEDİYORUZ.

✓  Meslektaşlarımızın kariyeri, toplumsal saygınlığı ve temsil ettiği değerlerin gerekleri ile bağdaşmayan düşük ücret  politikalarını REDDEDİYORUZ.

✓ Adalet hizmetini sağlamak için birlikte çalıştığımız özverili adalet personelinin yoksulluk sınırının altında ücrete mahkum eden uygulamaları REDDEDİYORUZ.

Değindiğimiz temel sorunları örgütlü sendikal mücadelemizin odağı olarak ele aldık ve almaya devam edeceğiz.

Tüm bu sorunları; demokratik bir kitle örgütü olarak, barolar ve diğer yargı örgütleri ile dayanışma içinde kalmak suretiyle, yasama – yürütme ile işbirliği yaparak ve sağlıklı iletişim kurarak, sağduyuyla, çözüm odaklı bir yaklaşım içinde ve meslektaşlarımızın kitleselleşmemize verdikleri ve verecekleri destekten gücümüzü alarak çözeceğiz ya da çözümüne katkıda bulunacağız.

-Bu hedefte uzun çalışmalar sonucu hazırladığımız, yargıya ilişkin Anayasa, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu ile 3087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu metinlerinde yapılması gereken değişikliklere ilişkin önerilerimizi, dikkate alınması temennisi ile tüm Siyasal Parti Başkanlıklarına, Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı’na, TBMM Anayasa ve Adalet Komisyonu Başkanlıklarına sunuyoruz .

Demokratik bir ülkede barış içinde, eşit, güvende ve  hakça bir yaşam için adalet, adalet için tarafsız ve bağımsız bir yargı istiyoruz. Hukuk devletine olan inancımızı, ulusumuza ve Cumhuriyetimizin laik, demokratik, sosyal devlet niteliklerine  olan bağlılığımızı  saygı ile  kamuoyuna duyuruyoruz.

                                                                                                                                              YARGIÇLAR SENDİKASI

                6087 SAYILI HAKİMLER VE SAVCILAR KURULU KANUNU DEĞİŞİKLİK   ÖNERİLERİ;

Madde. 1

6087 Sayılı Kanunda geçen Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunun adı Adalet Yüksek Kurulu olarak değiştirilmiştir.

Gerekçe :

Kurul sadece hakim ve savcılar ile ilgili işlem yapmamakta olup hakim ve savcılık adaylığına kabul ile birlikte staj bitiminde mesleğe kabul kararı veren kurul olarak görev yapması öngörüldüğünden, henüz hakim, savcı olmayan kişilerle ilgili olarak karar veren kurul olması nedeniyle adalet kurulu olarak adlandırılmıştır.

Madde. 2

6087 Sayılı Kanun da geçen Hakimler ve Savcılar Kurulu ibaresi Adalet Yüksek Kurulu olarak değiştirilmiştir.

Gerekçe: Bu kanunun birinci maddesiyle uyumlu olmasının sağlanması için değiştirilmiştir.

Madde. 3

6087 sayılı kanunun 5.maddesinin 3.fıkrası kaldırılmıştır.

Gerekçe: Adalet Bakanının yargı bağımsızlığı ilkesinin zedelenmemesi için hakim üzerinde gözetim yapma yetkisi veren düzenleme kaldırılmıştır.

Madde. 4

6087 sayılı Kanunda geçen daire ibaresi 1,2, ve 3. Daire olarak, Daire Başkanı ibaresi 1. ,2. ve 3. Daire Başkanları ibaresi olarak değiştirilmiştir.

Gerekçe: Adalet Yüksek Kurulu’nun üç daire olarak çalışması öngörüldüğünden bu değişiklik yapılmıştır.

Madde. 5

6087 Sayılı Kanunun 3. maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir

Adalet Yüksek Kurulu 19 kişiden oluşur;

Genel Kurul ile biri adlî yargı hâkimlerinin, biri adlî yargı ve idari yargı savcılarının, biri idarî yargı hâkimlerinin özlük işlerinden sorumlu üç daire halinde çalışır.

Kurul üyelerinin üçü Yargıtay, üçü Danıştay Başkan ve üyelerinin; üçü Yargıtay ve Danıştay Savcılarının; kendi aralarında ve gizli oyla yapacağı seçimle belirlenir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, en az biri hukukçu olmak üzere üç üyeyi Yükseköğretim Eşgüdüm Kurulunun üniversite öğretim üyeleri arasından; üç üyeyi Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulunun/Yönetim Kurulunun avukatlar arasından göstereceği üç katı kadar aday içinden, iki üyeyi Adli Yargı ilk derece mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi hakimleri, iki üyeyi İdari Yargı İlk Derece Mahkemesi ve Bölge İdare Mahkemesi hakimleri ve savcıları arasından seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisinin yapacağı bu seçimden önce, adaylar, Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan her siyasal partinin eşit sayıda temsil edileceği bir komisyon tarafından dinlenir. Bu komisyon, her bir adayın başvuru dosyasını inceleyerek hazırlayacağı raporu Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna sunar. Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçimini üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla ve gizli oyla yapar.

Adalet Yüksek Kurulu üyelerinin görev süresi altı yıldır. Süresi biten üye yeniden seçilemez. Kurul üyeleri, görevlerinin devamı süresince kanunda belirlenenler dışında başka bir görev alamazlar veya kurul tarafından başka bir göreve atanamaz ve seçilemezler.

Adalet Yüksek Kurulunun, adlî yargı hâkimlerinin özlük işlerinden sorumlu dairesinde, Yargıtay, bölge adliye mahkemeleri ve ilk derece adliye mahkemelerinden seçilen 5 hâkim üye ile Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilen bir avukat ve bir öğretim üyesi; adlî yargı savcılarının özlük işlerinden sorumlu dairesinde Yargıtay, Danıştay bölge adliye ve mahkemeleri ve ilk derece adliye mahkemelerinden seçilen 3 savcı üye ile Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilen bir avukat ve bir öğretim üyesi; idarî yargı hâkimlerinin özlük işlerinden sorumlu dairesinde, Danıştay, bölge idare mahkemeleri ve ilk derece idare mahkemelerinden seçilen 5 hâkim üye ile Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilen bir avukat ve bir öğretim üyesi görev yapar.

Adalet Yüksek Kurulu içindeki her bir dairenin üyeleri, gizli oyla ve salt çoğunlukla daire başkanlarını seçerler. Daire başkanlarının katılımıyla Adalet Yüksek Kurulunun genel yönetiminden sorumlu bir Başkanlık Kurulu oluşturulur. Başkanlık Kurulu üyesi daire başkanlarından her biri, Adalet Yüksek Kurulunu temsil etmek üzere iki yıl için başkanlık görevini üstlenirler.

Adalet Yüksek Kurulunun kendisine bağlı bir Genel Sekreterliği ve Teftiş Kurulu bulunur. Genel Sekreter ile Teftiş Kurulu Başkanı ve Teftiş Kurulunda görev yapacak hâkim müfettişler Genel Kurulun teklifi üzerine Başkanlık Kurulu tarafından atanır.

Adalet Bakanı, Kurulun daveti ya da kendi istemi üzerine, gerekli gördüğü açıklamaları yapmak ya da bilgileri paylaşmak amacıyla Adalet Yüksek Kurulu toplantılarına katılabilir.

Adalet Yüksek Kurulu çalışma usulü, Dairelerin ve Genel Kurulun görev ve yetkileri, toplantı ve karar yeter sayıları, çalışma usulleri ile Genel Sekreterlik ve Teftiş Kurulunun oluşum biçimi ve görev ve yetkilerine ilişkin usul ve esaslar kanun ve yönetmelikle düzenlenir.

Gerekçe: Bağımsız ve tarafsız yargının hukuk devletinin olmazsa olmazı olması nedeniyle yürütme erkinden olan Adalet Bakanının ve Bakan Yardımcısının kurulda bulunmaması ve yargının her kademeden temsili gerekmektedir. Bağımsız yargı, yönetilenlerin yasama ve yürütme organları karşısındaki en temel güvencesidir. Bu güvence nedeniyle ki, kuvvetler ayrılığına dayalı hukuk devletinin kurumsallaşarak yaşama geçmesini sağlar. Anayasamızın 6. maddesi, yargı egemenliği de dahil bütün egemenliğin Türk milletine ait olduğunu ve milletin bu egemenliği yetkili organlar eliyle kullanacağını düzenler. Bu yüzden mahkeme kararlarının başında daima “Yüce Türk Milleti Adına” ifadesi geçer. Ayrıca anayasa koyucu “mahkemelerin bağımsızlığı” başlıklı 138.maddede objektif bağımsızlığa, “hâkimlik ve savcılık teminatı” başlıklı 139. maddede kişisel bağımsızlığa vurgu yapmıştır.

Ancak yargı bağımsızlığının tam olarak gerçekleştirilmesi ve kurumsallaşması için “hâkimlik teminatı”nın sağlanmasının yanında, yargının yönetim ve denetiminin nasıl yapıldığı büyük bir öneme sahiptir. Yargının yönetimi ve denetimi yetkisi, bağımsız yargısal idari kurullara verilmesi yargıç teminatı için en temel koşuldur. Kurulun bağımsızlık, objektiflik, tarafsızlık ve şeffaflık temelinde uluslararası standartlar ve karşılaştırmalı hukuk verileri ışığında geniş tabanlı temsil esasına göre yeniden yapılandırılması gerekmiştir. Bu tartışmanın en önemli boyutlarından biri hâkimlerin hangi organ tarafından seçildiği ve atandığıdır. Karşılaştırmalı hukukta hâkimlerin seçimi ve atanması konusunda beş farklı yöntemin varlığı göze çarpmaktadır. Bunlar;

1. Halk tarafından seçim ve atanma,

2.Yasama Organı tarafından seçim ve atanma,

3, Yürütme Organı tarafından seçim ve atanma,

4. Bizzat Hâkimler tarafından seçim ve atanma,

5. Bağımsız yargısal idari kurullar tarafından seçim ve atanma.

Bu yöntemlerin her birinin yararlı ve sakıncalı yanları vardır. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri gibi bazı ülkelerde hâkimler halk tarafından seçilebilmekte ve yine halk tarafından görevden alınabilmektedir(Recall). Bu durum kuvvetler ayrılığının doğal bir sonucu olarak görülmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nde yaklaşık 38 eyalette hâkimler halk tarafından seçilmektedir.

Bu uygulama yasama ve yürütme egemenliği gibi yargı egemenliğinin de sahibinin halk olduğuna duyulan inancı göstermektedir. Öyle ki bazı davalarda halk jüri sistemi vasıtasıyla bizzat yargılamaya da katılmaktadır. Böylece halk, yargı erkini kullanma yetkisini sadece mahkemelere devretmemekte, bazı hallerde doğrudan kendisi kullanabilmektedir. Ancak bu düzenlemeler, son zamanlarda, uygulandığı ülke olan ABD’de bile haklı olarak yoğun eleştirilere uğramaktadır. Özellikle hâkimlerin halk tarafından seçilmesi beklenen yararı sağlamadığı gibi, yargının siyasallaşmasını artırmakta ve hâkim seçiminde halkın o anki siyasal sorunların etkisinde kalarak oy kullanma olasılığı nedeniyle nitelik arka planda kalabilmektedir.

Yargının yönetimi ve denetimini yapmak üzere kurulan bağımsız yargısal kurullar, son yıllarda ülke sınırlarını aşarak uluslararası bir nitelik kazanmaya başlamıştır. HSYK benzeri yargı kurullarına sahip olan Fransa, İtalya, Belçika, İspanya, Portekiz, İrlanda, Polonya, Macaristan, Bulgaristan, Estonya, Litvanya, Slovakya ve Romanya gibi bazı Avrupa ülkelerinin uygulamalarına bakıldığında, bu ülkelerdeki yargı kurullarının kurumsallaşmalarını tamamlamak üzere oldukları görülmektedir. Bu bağlamda 2002 yılında kurulan ve HSYK’nın da 2005 yılından bu yana gözlemci sıfatıyla üye olduğu, Avrupa Yargı Kurulları Ağı,4 Avrupa’daki tüm yargı kurullarını, ortak bazı standartlara ulaştırmaya çalışmaktadır. Bu süreçte çeşitli ülkeler kendi sistemlerini diğerleriyle kıyaslayarak gözden geçirme fırsatına sahip olmuşlardır. Bu çabalar ile yargı organının her türlü baskı ve etkiden uzak bir şekilde yönetilebilmesi ve denetlenebilmesi hedeflenmektedir. Günümüzde giderek artan tartışmalar, ülkemizde yargının yönetimi ve denetimi konusunda bazı yaşamsal sorunların olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda siyasal parti başkanı olabilen Cumhurbaşkanının bizzat seçtiği kişilerin HSK üyesi olarak görev yapması ve Adalet Bakanı ve Bakan Yardımcısının üyeliği ve yetkileri, Kurulun siyasetin etkisinde görev yaptığı algısına neden olacağından kuruldaki görevlerine son verilmiş ve seçim usulü değiştirilmiştir. Adli ve idari yargı ile adli yargı ve idari yargı cumhuriyet savcılarının görevleri ve yetkileri farklılık arz ettiğinden Adalet Yüksek Kurulunun üç daire şeklinde yapılandırılması gerekmiştir.

Madde. 6

6087 Sayılı Kanunun 4. Maddesi b bendi” hakim ve savcıların adaylığa kabul edilecek olanlar ile hakim ve savcılık mesleğine kabul edilecek olanlar” şeklinde değiştirilmiştir.

Gerekçe: Siyasetin etkisi ile verilecek adaylığa kabul kararı ile staja başlayan kişilerin ileride hakim ve savcı mesleğini icra etmeleri nedeniyle siyasetten bağımsız bir görüntü vermenin yargıda en temel kurallarının başında gelen “adil olmak kadar adil görünmek de gerekir” kuralına uygun olarak getirilmiştir.

Madde. 7

6087 Sayılı Kanunun 6.maddesinin 1. Fıkrası kurul başkan ve başkan vekillerinden oluşur şeklinde değiştirilmiştir.

Gerekçe: Adalet yüksek Kurulunun üç daire şeklinde çalışması öngörüldüğünden bu değişiklik yapılmıştır.

Madde. 8

6087 sayılı. Kanunun aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir

Adalet kurulu 3 daire şeklinde görev yapar.

a. 1. Daire Adli Yargı Hakimlerinin özlük işlerinden sorumlu olup Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi yargıçlarından iki üye, Yargıtay üyelerinden 3 üye, Yüksek Öğrenim Kurumlarından bir üye ve avukat bir üyeden oluşur.

b. 2. Daire İdari Yargıda görev yapan hakimlerin özlük işlerinden sorumlu olup İdari Yargı İlk Dereceve Bölge İdare Mahkemesinde görev yapan hakimler arasından iki üye, Danıştay dan 3 üye, Yüksek Öğretim Kurumlarından seçilen bir üye, avukatlardan seçilen bir üyeden oluşur.

c. 3. Daire Adli ve İdari Yargı Savcılarının özlük işlerinden sorumlu olup Yargıtay Cumhuriyet Savcılığından seçilen 3 üye, avukatlardan seçilen bir üye, akademisyenlerden seçilen bir üyeden oluşur.

Gerekçe: Adalet hizmetlerinin yürütülmesinde farklı kurallara tabi olan yargı birimlerinde çalışan hakim ve savcıların çalışma usullerinin farklılığı, sorunların çözümünde daha isabetli kararlar alınmasının sağlanması için Adalet Yüksek Kurulunun Adli, idari yargı hakimleri ile savcılarla ilgili işlem yapma görev ve yetkisi adli yargı hakimlerinin özlük işlerinden sorumlu daire, idari yargı hakimlerinin özlük işlerinden sorumlu daire ve savcılarının özlük işlerinden sorumlu daire olarak çalışması öngörülmüştür.

Madde. 9

6087 sayılı kanunun 9.maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Birinci Dairenin görevleri şunlardır:

1) Adli yargıda görevli Hâkimler ile ilgili olarak yetki verme,

2) Kadro dağıtma,

3) Müstemir yetkileri düzenleme,

4) Yıllık ve mazeret izinleri dışında her türlü izin verme,

5) Eğitim programlarına katılmaya ilişkin izin verme işlemlerini yapmak.

6) Hâkimlerin görevlerini; kanun ve diğer mevzuata (hâkimler için idarî nitelikteki genelgelere) uygun olarak yapıp yapmadıklarına ilişkin denetleme işlemlerini Teftiş Kuruluna yaptırmak.

7) Hâkim hakkındaki ihbar ve şikâyetleri inceleyip gereğini yapmak.

8) Hâkimlerin görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, hâl ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup uymadığını Kurul müfettişleri veya müfettiş yetkilerini haiz kıdemli hâkim eliyle araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma işlemleri ile inceleme ve soruşturma yapılmasına yer olmadığına ilişkin işlemler için teklifte bulunmak.

9) İlgili kanunlarda verilen görevlerin yerine getirilmesi bakımından en yakın mahkeme veya hâkimlikleri belirlemek.

10) Meslek öncesi eğitimde staj mahkemelerini belirlemek.

11)Bölge adliye ve bölge idare mahkemesi daireleri arasındaki iş bölümü ile ilk derece mahkemeleri arasındaki iş dağılımını karara bağlamak.

12) Genel Kurul tarafından verilen diğer işleri yapmak.

(2) İkinci Dairenin görevleri şunlardır:

İdari yargıda görevli Hâkimlerin

1) Her türlü yükselme ve birinci sınıfa ayırma işlemlerini yapmak,

2) Görevlerinden dolayı veya görevleri sırasındaki suç soruşturması ile disiplin soruşturma ve kovuşturması sonucu hakkında karar vermek

3) Disiplin veya suç soruşturma ve kovuşturması nedeniyle geçici yetkiyle yer değiştirmesine veya görevden uzaklaştırılmasına karar vermek,

4) Meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar vermek,

5) Diğer kurumların geçici görevlendirme ve nakil taleplerine ilişkin izin işlemlerini yürütmek.

6)Hâkim adaylarını mesleğe kabul etmek.

7) Hâkimlik ve savcılık görevine tekrar atanma ile diğer hizmetlerden mesleğe atanma talepleri hakkında karar vermek.

8) Meslekten çekilme, çekilmiş sayılma ve görevin sona ermesi hakkında karar vermek.

9) Genel Kurul tarafından verilen diğer işleri yapmak.

10) hakim ve savcı adaylığına kabul kararını vermek

3. Daire Adlive idari yargı savcılarının her türlü özlük işlerini yapmakla görevlidir.

Adli ve idari yargıda görevli savcılarla ile ilgili olarak;

1) Atama

2) Yetki verme,

3) Kadro dağıtma,

4) Müstemir yetkileri düzenleme,

5) Yıllık ve mazeret izinleri dışında her türlü izin verme,

6) Eğitim programlarına katılmaya ilişkin izin verme, işlemlerini yapmak.

7)Görevlerini; kanun ve diğer mevzuata uygun olarak yapıp yapmadıklarına ilişkin denetleme işlemlerini Teftiş Kuruluna yaptırmak.

8)Savcı hakkındaki ihbar ve şikâyetleri inceleyip gereğini yapmak.

9) Savcıların görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, hâl ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup uymadığını Kurul müfettişleri veya müfettiş yetkilerini haiz kıdemli savcı eliyle araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma işlemleri ile inceleme ve soruşturma yapılmasına yer olmadığına ilişkin işlemler için teklifte bulunmak.

10) Meslek öncesi staj yapılacak yerleri belirlemek

11) Genel Kurul tarafından verilen diğer işleri yapmak.

12) Savcılık mesleğine alım kararı vermek

Gerekçe: Her dairenin ilgili hakim ve savcının özlük işleri takip görev ve yetkisi adli yargı, idari yargı ve savcılık olarak belirlendiğinden bu şekilde bir görev dağılımı gerekliliği doğmuştur.

Madde. 10

6087 sayılı kanunun 15. Maddesinin 2.fıkrası bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. Kurul müfettişleri, hâkimlik ve savcılık mesleğinde fiilen en az beş yıl görev yapmış ve üstün başarısı ile Kurul müfettişliği hizmetinde yararlı olacağı anlaşılmış bulunanlar arasından muvafakatleri alınarak Genel Kurul tarafından atanır. Kurul müfettişleri, hâkimlik ve savcılık mesleğinde fiilen en az 10 yıl görev yapmış ve görevi içerisinde 1. Bölgede en az iki yıl görev yapmış ve üstün başarısı ile Kurul müfettişliği hizmetinde yararlı olacağı anlaşılmış bulunanlar arasından muvafakatleri alınarak Genel Kurul tarafından atanır.

Gerekçe: Adalet Yüksek Kuruluna bağlı olarak görev yapacak, hakim ve savcıların yaptığı işleri denetleyecek teftiş kurulunda görev alacak müfettişlerin teftişin doğasından kaynaklı olarak bizatihi denetleyeceği işi bilen, bilebilecek durumunda olan hakim ve savcılardan seçilmesi gerekliliği ve meslekteki kıdemi önem arz ettiğinden bu şekilde süre ve yer koşuluna bağlanmıştır.

Madde. 11

6087 sayılı Kanunun 18.maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Kurul üyelerinin üçü Yargıtay başkan ve üyelerinin, üçü Danıştay Başkan ve üyelerinin; üçü Yargıtay ve Danıştay Cumhuriyet Savcılarının; kendi aralarında ve gizli oyla yapacağı seçimle belirlenir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, en az biri hukukçu olmak üzere üç üyeyi Yükseköğretim Eşgüdüm Kurulunun üniversite öğretim üyeleri arasından; üç üyeyi Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulunun/Yönetim Kurulunun avukatlar arasından göstereceği üç katı kadar aday içinden, iki üyeyi Adli Yargı ilk derece mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi hakimleri, iki üyeyi İdari Yargı İlk Derece Mahkemesi ve Bölge İdare Mahkemesi hakimleri ve savcıları arasından seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisinin yapacağı bu seçimden önce, adaylar, Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan her siyasal partinin eşit sayıda temsil edileceği bir komisyon tarafından dinlenir. Bu komisyon, her bir adayın başvuru dosyasını inceleyerek hazırlayacağı raporu Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna sunar. Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçimini üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla ve gizli oyla seçer.

Ancak öğretim üyeleri ile avukatlar arasından seçilen üyelerden, en az birinin öğretim üyesi ve en az birinin de avukat olması zorunludur.

Süresi biten üyeler bir kez daha seçilebilirler.

Kurul üyelerinin görev sürelerinin tamamlanmasından en geç iki ay önce; ilgisine göre Yargıtay, Danıştay, Yargıtay Başsavcılığı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bu husus bildirilir.

Gerekçe: Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının sağlanması ve Türk Milleti adına karar verme yetkisine sahip Hakim ve Savcıların teminatlı olabilmesi için onlarla ilgili her türlü karar alma yetki ve görevine sahip olan Adalet Yüksek Kurulunun bağımsız ve tarafsız bir kurul olarak yapılandırılması adalet hizmetinin verildiği her katmanda temsili öngörülmüştür.

Madde. 12

6087 sayılı kanunun 27.maddesi şu şekilde değiştirilmiştir

Kurul üyeliğinin ölüm, emeklilik, istifa ve benzeri nedenlerle boşalması hâlinde durum, ilgisine göre Yargıtay, Danıştay Başkanlığı ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına veya Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına derhal bildirilir ve boşalmayı takip eden otuz gün içinde, yeni üye seçimi yapılır.

Gerekçe: Adalet Yüksek Kurulu üyeliği seçimine ilişkin düzenlenen maddelerle uyumlu olması için bu değişikliğin yapılması gerekmiştir.

Madde. 13

6087 sayılı kanunun 28.maddesinde belirtilen yaş 67 olarak değiştirilmiştir.

Gerekçe: Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaşam süresinin uzaması ve meslekteki kıdemin adalet hizmetinin sunulmasında azami seviyede katkısının sağlanması için bu düzenleme yapılmıştır.

Madde. 14

6087 sayılı kanunun 36.maddesinde geçen salt çoğunluk ibaresi nitelikli çoğunluk olarak değiştirilmiştir.

Gerekçe: Hakim ve Savcılarla ilgili her türlü kararı alan Adalet Yüksek Kurulu ilgili dairesinin mümkün olduğunca çoğunlukla karar alabilmesinin sağlanması için bu düzenleme yapılmıştır.

Madde. 15

6087 sayılı kanunun 33.maddesi şu şekilde değiştirilmiştir.

Genel Kurulun ilk defa aldığı kararlara karşı, Başkan veya ilgililer, tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde, Genel Kuruldan yeniden inceleme talebinde bulunabilir; yeniden inceleme talebi üzerine verilen kararlara karşı yargı yolu açıktır.

(2) Dairelerin kararlarına karşı, Başkan veya ilgililer, tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde, kararı veren daireden yeniden inceleme talebinde bulunabilir.

(3) Dairelerin yeniden inceleme talebi üzerine verdiği kararlara karşı, Başkan veya ilgililer tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde, Genel Kurula itiraz edebilir. İtiraz üzerine verilen Kararlara karşı ilgisini göre Yargıtay veya Danıştaya ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargı yoluna başvurulabilir

(4) Disipline ilişkin kararlara karşı da şikâyetçilerin de yeniden inceleme ve itiraz hakları vardır.

(5) Genel Kurulun veya dairelerin, tüm kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabilir;

Meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davaları ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda görülür. Bu davalar, acele işlerden sayılır.

Gerekçe: Adalet Yüksek Kurulunun vermiş olduğu tüm kararlar idari karar mahiyetinde olduğundan hak arama özgürlüğünün en yüksek halde korunması ve kollanması gerektiğinden Adalet Yüksek Kurulu kararlarına karşı yargı yolu açılmıştır.

2802 SAYILI HAKİMLER VE SAVCILAR KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK ÖNERİLERİ

Madde 1.

2802 sayılı kanunda geçen Hakimler ve Savcılar Kurulu ibaresi Adalet Yüksek Kurulu olarak değiştirilmiştir.

Gerekçe:

Anayasa ve Hakimler ve savcılar kanunu ile uyum sağlaması için değişiklik yapılması gerekmiştir.

Madde 2.

2802 sayılı kanunun 8. Maddesinin k bendi “Avukatlık mesleğinden adaylığa geçmek isteyenler için; yukarıdaki (ı) bendi hariç diğer şartları taşımakla birlikte, mesleklerinde fiilen en az 5 yıl çalışmış, giriş sınavının yapıldığı yılın ocak ayının birinci günü itibariyle kırk  beş yaşını doldurmamış ve kendi aralarında yapılacak olan yazılı yarışma sınavında ve mülâkatta başarılı olmak” şeklinde değiştirilmiştir.

Gerekçe:

Avukatlık mesleğinden geçiş yapmak isteyenlerde avukatlık mesleğinde geçecek sürenin azami fayda sağlaması için üç yıllık sürede edinilen mesleki tecrübenin yetersiz olduğu , bu sürenin en az beş yıl olması ve bu sürede kazanılacak tecrübenin hakimlik ve savcılık mesleğine katkı sağlayacağı öngörülmüştür.

Madde 3. 

2802 sayılı Kanun’un 8. maddesinin K bendinden sonra gelmek üzere “Hakim ve savcı adaylığına başvurmadan önce herhangi bir siyasi partinin il, ilçe ve merkez teşkilatında görev almamış olmak” ifadesi eklenmiştir.

Gerekçe: Hakimlik ve savcılık mesleğinin tarafsızlık içinde icra edilmesi, tarafsızlığın görüntü itibariyle de sağlanması gerektiğinden siyasi partilerin yönetim kadrosunda çalışmamış olanların her siyasal görüşe eşit mesafede durduklarına olan inancı kuvvetlendireceğinden bu değişikliğin yapılması gerekmiştir.

Madde 4.

2802 sayılı kanunun9.maddesi “Her yıl alınacak aday sayısı, avukatlık mesleğinden alınacaklarla birlikte Adalet Yüksek Kurulunun ve Türkiye Adalet Akademisinin görüşü alınmak suretiyle, kadro ve ihtiyaç durumuna göre Adalet Bakanlığınca tespit edilir.” şeklinde değiştirilmiştir.

Gerekçe:

Hakim ve savcıların tüm sicil dosyalarının Adalet yüksek kurulunda tutulması nedeniyle ihtiyaçların belirlenmesinde görüş bildirmesi işin özelliğine uygun olacağında bu değişikliğin yapılması gerekmiştir.

Madde 5. 

2802 sayılı kanunun 9/A maddesi “Mülâkat Kurulu; Adalet Yüksek Kurulunun belirleyeceği YÖK’nın, Sosyoloji, Psikoloji bölümlerinde görevli akademisyenlerden birer kişi ile hukuk fakültelerinde hukuk felsefesi öğrenimi vermekle görevli bir akademisyen, Yargıtay’dan bir üye, Danıştay’dan bir üye, Anayasa mahkemesinden bir üye, Adalet Yüksek Kurulu Teftiş Kurulundan bir üye olmak üzere 7 kişiden oluşur.” şeklinde değiştirilmiştir.

Gerekçe: Adaletin dağıtılması için toplumun adalet beklentisi, kanunun oluşturulma süreci, yasa maddesine ihtiyacın neden kaynaklandığı, mahkeme kararının kişiler ve toplum üzerindeki etkisi sosyal ve psikolojik etkilerinin dikkate alınması ile hukukçudan beklenenin bilimsel konularda uzman olması olmayıp, bilimsel bilginin nasıl üretildiği, metodolojisi ve bir değer sistemi olan bilginin diğer değer sistemleri üzerindeki etkisinin diyalektik düşünme yöntem felsefi açıdan değerlendirilmesi, yargılamanın bir iletişim süreci olduğu, mesleki yetkinlik derecesinin takdir ve değerlendirilmesinin de Yargıtay, Danıştay üyelerinden birer kişi ile teftiş kurulu baş müfettişlerinden belirlenen bir kişinin katılımı ile oluşturulacak, siyasetin etkisinin olamayacağı bir mülakat kurulunun oluşturulmasının yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının sağlanması için olması gereken olarak değerlendirilmiş ve değişiklik yapılması gerekmiştir.

Madde 6.

2802 sayılı kanunun 9/A maddesinin 10.fıkrası “Mülâkat sonucu en yüksek puan alandan başlamak üzere sıraya konularak mülâkat başarı listesi hazırlanır ve bu listenin altı Mülâkat Kurulu tarafından imzalanarak Adalet Yüksek Kuruluna teslim edilir.” şeklinde değiştirilmiştir.

Gerekçe: Hakim ve Savcılık adaylığına kabul kararının Adalet Yüksek Kurulu tarafından verilmesi gerektiği kabul edilerek listenin de yeterliliklerin saptanması ve son karar merci olması nedeniyle Adalet Yüksek Kuruluna verilmesi gerektiği için bu değişiklik yapılmıştır.

Madde 7.

2802 sayılı kanunun 9/A maddesinin 7.fıkrasından sonra gelmek üzere “Mülakat görsel ve sözlü kayıt altına alınır .” fıkrası eklenmiştir.

Gerekçe: Hakimlik ve Savcılık mülakat sınavı sonuçlarına yapılacak itiraz ve dava sürecinde denetlenebilmesi için görsel ve sözlü kayıt altına alınma zorunluluğu bulunduğundan bu değişikliğin yapılması gerekmiştir.

Madde 8. 

2802 sayılı kanunun12 maddesi “Adayın;

a) Adaylığa atanma niteliklerinden herhangi birini taşımadığının sonradan anlaşılması,

b) Adaylığa alındıktan sonra bu niteliklerden herhangi birini yitirmesi,

c) Adaylık süresi içindeki davranışlarında hakimlikle bağdaşmayacak tutumları, göreve devamsızlığı, bilgi ve iş yapma kabiliyeti bakımından yeterli olmadığının tespit edilmesi,

Hallerinde adaylığına Adalet Yüksek Kurulu tarafından son verilir.” şeklinde değiştirilmiştir.

Gerekçe: Hakim ve Savcı adaylığına kabul kararının Adalet Yüksek Kurulu tarafından verilmesi gerektiğinden hakimlikle bağdaşmayacak tutumları, göreve devamsızlığı, bilgi ve iş yapma kabiliyeti bakımından yeterli olmadığının tespit edilmesi, hallerinde de adaylığına Adalet Yüksek Kurulu tarafından son verilme kararının verilmesi gerektiğinden bu değişikliğin yapılması gerekmiştir.

Madde 9.

2802 sayılı kanunun 47. maddesinin 3. fıkrasındaki “Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, hizmetin aksamaması için Adalet Bakanı, kadro durumu müsait bulunan bir yargı çevresindeki hakim veya savcıyı ihtiyaç duyulan başka bir yargı çevresinde görev yapmak üzere geçici olarak yetkili kılabilir.” düzenlemesindeki Adalet Bakanı ibaresi Adalet Yüksek Kurulu başkanı olarak değiştirilmiştir.

Gerekçe: Adalet Yüksek Kurulunun hakim ve savcılarla ilgili karar veren kurul olması nedeniyle bu geçici yetkilendirme kararının da kurul başkanına verilmesinin, siyaseten yetkilendirmelerin önüne geçilmesinin sağlanması için bu değişiklik gerekmiştir.

Madde 10.

2802 sayılı kanunun 48. Maddesinin 3. Fıkrası “Hakim ve Savcılar, Adalet Yüksek Kurulunun izin vermesi koşuluyla adalet yüksekokulları ile hizmet öncesi, hizmet içi ve bir üst göreve hazırlama kurslarında meslek ile ilgili konularda ders ve konferans verebilirler.” şeklinde değiştirilmiştir.

Gerekçe: Adalet Yüksek Kurulunun Hakim ve Savcılarla ilgili her türlü kararı vermekle yetkili olması, tüm özlük dosyasının burada tutulması nedeniyle yetkinliklerine göre bu şekilde eğitim, öğretim faaliyetlerine katılması kararını veren kurul olması gerektiğinden bu değişiklik yapılmıştır.

Madde 11.

2802 sayılı kanunun 49.maddesinin 1.fıkrası “Bilgi ve görgülerini artırmak, meslekleriyle ilgili staj ve araştırma yapmak, kurs, eğitim ve öğrenim görmek üzere seçilen ya da iç veya dış burstan yararlanan Hâkim ve Savcılar iki yılı; doktora yapmak üzere görevlendirilenler ise üç yılı aşmamak üzere Adalet Yüksek Kurulunca yurtdışına gönderilebilir. Bu süreler, gerekirse en çok bir katına kadar uzatılabilir.” şeklinde değiştirilmiştir.

Gerekçe: Adalet Yüksek Kurulunun Hakim ve Savcılarla ilgili her türlü kararı vermekle yetkili olması, tüm özlük dosyasının burada tutulması nedeniyle yetkinliklerine ve mahkemelerin ihtiyaç durumunu bilebilecek durumda olması nedeniyle bu şekilde eğitim, öğretim faaliyetlerine katılması kararını veren kurul olması gerektiğinden bu değişiklik yapılmıştır.

Madde 12.

2802 sayılı kanunun 51. Maddesinin 1.fıkrası “Hakim ve Savcılar, Adalet Yüksek Kuruluna yazılı olarak başvurmak suretiyle mesleklerinden çekilme isteğinde bulunabilirler.” şeklinde değiştirilmiştir.

Gerekçe: Hakim ve Savcı adaylığına kabul, mesleğe kabul kararını veren Adalet Yüksek Kuruluna meslekten çekilme talebinin yapılması gerekliliği bulunduğundan bu değişiklik yapılmıştır.

Madde 13.

2802 sayılı kanunu 62. Maddesi “Hakim ve Savcılara; sıfat ve görevleri gereklerine uymayan hal ve hareketlerinin tespit edilmesi üzerine durumun niteliğine ve ağırlık derecesine göre, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca aşağıda yazılı disiplin cezalarından biri verilir:

a) Uyarma,

b) Kınama,

c) Kademe ilerlemesini durdurma,

ç) Derece yükselmesini durdurma,

d) Meslekten çıkarma

Gerekçe: Anayasanın 139.Maddesi “Hakimler ve savcılar azlolunamazlar, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.” hükmü gereğince Hakimler ve Savcıların hiçbir şekilde özlük haklarından mahrum bırakılmayacağına dair hükmü bulunduğundan aylıktan kesme cezasının verilmesi Anayasanın hükmünü ihlal eder mahiyette olması nedeniyle kaldırılmıştır. Yer değiştirme cezası da Hakim ve Savcı ile birlikte ceza nedeniyle atandığı yeni görev yerinde hak arayan kişiler üzerinde olumsuz bir etki yapacağı, bir nevi cezanın yeni görev yerinde yaşayanlara verilmiş bir ceza olarak nitelendirilmesi sonucunu doğuracağından yer değiştirme cezası kaldırılmıştır.

Madde 14.

2802 sayılı kanunun 64. Maddesi Yürürlükten kaldırılmıştır.

Gerekçe: Aylıktan kesme cezası kaldırıldığından aylıktan kesme cezasının nasıl uygulanacağına dair belirlemeye ilişkin olması nedeniyle bu madde kaldırılmıştır.

Madde 15.

2802 sayılı kanunun 68.maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.

Gerekçe: Yer değiştirme cezası kaldırıldığından bu maddedeki düzenlemeye ihtiyaç kalmaması nedeniyle kaldırılmıştır.

Madde 16.

2802 sayılı kanunun 67 maddesi fıkrasından sonra gelmek üzere;

c) Kusurlu veya uygunsuz hareket ve ilişkileriyle mesleğin şeref ve nüfuzunu veya şahsi onur ve saygınlığını yitirmek,

d) Yaptıkları işler veya davranışlarıyla görevini doğru ve tarafsız yapamayacağı kanısını uyandırmak,

e) Hatır ve gönüle bakarak veya kişisel duygulara kapılarak görev yaptığı kanısını uyandırmak,

f) Göreve dokunacak surette ve kendi kusurlarındın dolayı meslektaşlarıyla geçimsiz ve dirliksiz olmak,

g) Madde tayin ve deliller elde edilmemiş olsa bile, rüşvet aldığı veya irtikapta bulunduğu kanısını uyandırmak,

ğ) Doğrudan doğruya veya aracı eliyle hediye istemek ve görev sırasında olmasa dahi çıkar sağlamak amacı ile verilen hediyeyi kabul veya iş sahiplerinden borç istemek veya almak, hallerinde uygulanır.

Gerekçe: Yer değiştirme cezası kaldırıldığından derece ilerlemesinin durdurulması cezası verilmesini gerektiren eylem ve işlemler içerisine alınmıştır.

Madde 17.

“2802 sayılı kanunun 69. maddesinin 2 fıkrası ” 68 inci maddenin (e) bendinde yazılı hallerden dolayı hangi sınıf ve derecede olursa olsun üç defa derece ilerlemesinin durdurulması cezası veya taksirli suçlar hariç olmak üzere, altı aydan fazla hapis veya affa uğramış olsa bile 8 inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan biri ile kesin hüküm giymek meslekten çıkarılmayı gerektirir. Ancak, verilen cezanın 8 inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan dolayı verilmemiş olması ve cezanın ertelenmiş, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki tedbirlerden birine çevrilmiş veya yüz seksen günden fazla adlî para cezası olması halinde meslekten çıkarma cezası yerine, yer değiştirme cezası verilir. ” şeklinde değiştirilmiştir.

Gerekçe: Yer değiştirme cezasının disiplin cezası olarak verilmesi düzenlemesi kaldırıldığından bu düzenleme yapma ihtiyacı doğmuştur.

Madde 18.

“2802 sayılı kanunun 68.maddesinin 3. fıkrası “Birinci fıkra dışında kalan ceza mahkûmiyetlerinin ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki ceza veya tedbirlere çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın suçun niteliğine göre 64, 65, 66, 67 inci maddelerde sayılan disiplin cezalarından biri verilir. “ şeklinde değiştirilmiştir.

Gerekçe: Yer değiştirme cezasının disiplin cezası olarak verilmesi düzenlemesi kaldırıldığından bu düzenleme yapma ihtiyacı doğmuştur

Madde 19.

2802 sayılı kanunun 78. maddesinin 2. fıkrası”  meslekten çıkarma cezasını gerektiren eylemler hariç olmak üzere, bu Kanuna göre disiplin soruşturmasını gerektiren eylemlerin işlenmesinden itibaren üç yıl geçmiş ise disiplin soruşturması açılamaz. Disiplin cezasını gerektiren eylemin işlendiği tarihten itibaren beş yıl geçmiş ise disiplin cezası verilemez “ şeklinde değiştirilmiştir.

Gerekçe: Yer değiştirme cezasının disiplin cezası olarak verilmesi düzenlemesi kaldırıldığından bu düzenleme yapma ihtiyacı doğmuştur.

Madde 20.

2802 sayılı kanunun 73.maddesi 5.fıkrası itiraz üzerine verilen kararlara karşı yargı yolu açıktır. İlk derece mahkemesi sıfatıyla görmek üzere ilgilinin görevine göre Yargıtay veya Danıştay bu davalara bakmakla görevlidir.

Gerekçe: Hak aramanın önünde engel olan tamamen idari karar mahiyetinde olan Adalet Yüksek Kurulu kararlarına karşı yargı yolu açılması gerektiğinden bu değişiklik yapılmıştır.

Madde 21.

2802 sayılı kanunun 78. Maddesinde geçen Adalet Bakanlığı ibaresi Adalet Yüksek Kurulu olarak değiştirilmiştir.

Gerekçe: Hakim ve savcılar hakkındaki özlük dosyalarının Adalet Yüksek Kurulunda tutulması ve her türlü kararın Adalet Yüksek Kurulu tarafından verilmesi nedeniyle Adalet Bakanlığı ibaresi Adalet Yüksek Kurulu olarak değiştirilmiştir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM : YARGI
GENEL HÜKÜMLER
MAHKEMELERİN TARAFSIZLIĞI VE BAĞIMSIZLIĞI

Hâkimler, görevlerinde tarafsız ve bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.

Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.

Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.

Yasama ve yürütme organları ile idare, her türlü mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez. Bu konudaki yaptırımlar kanunla ayrıntılı olarak düzenlenir.

HAKİMLİK MESLEĞİ VE HAKİMLİK TEMİNATI

Hâkimler, görevlerini, mahkemelerin bağımsızlığı ve mutlak hâkimlik teminatı esaslarına göre, yargısal etik kurallarına uygun olarak yerine getirirler.

Hâkimler, kanunda belirtilenlerden başka, resmî ve özel hiçbir görev alamazlar.

Hâkimlerin nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.

Hâkimler azlolunamaz, kendileri istemedikçe yetmiş iki yaşından önce emekliye ayrılamaz; coğrafi teminatlarından mahrum bırakılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.

Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.

SAVCILIK MESLEĞİ VE SAVCILIK TEMİNATI

Savcılar, görevlerini, mahkemelerin bağımsızlığı ve savcılık teminatı esaslarına göre, yargısal etik kurallarına uygun olarak yerine getirirler.

Savcılar, kanunda belirtilenlerden başka, resmî ve özel hiçbir görev alamazlar.

Savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve savcılık teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.

İl ve ilçelerde savcıya bağlı olarak görev yapan adli kolluğun kuruluşuna ve çalışma usullerine ilişkin esaslar kanunla düzenlenir.

Savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe yetmiş iki yaşından önce emekliye ayrılamaz; coğrafi teminatlarından mahrum bırakılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.

Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.

HAKİMLİK VE SAVCILIK MESLEKLERİ ARASINDA GEÇİŞ

Yargı örgütünün gereksinimleri ya da görevin gerekleri dolayısıyla bir hâkimin savcılığa ya da bir savcının hâkimliğe atanması ancak ilgilinin rızası ile olur.

SAVUNMA MESLEĞİ VE BAROLAR

Savunma bağımsızdır ve yargının kurucu öğelerindendir.

Avukatlık, kamu hizmeti niteliğinde bir serbest meslektir.

Barolar ve Türkiye Barolar Birliği, kamu kurumu niteliğinde bağımsız meslek kuruluşlarıdır. Avukatlık mesleğine kabul, mesleğe hazırlama, mesleğin yerine getirilme koşulları ve disiplin konularında barolar ve Türkiye Barolar Birliği yetkilidir.

Baroların ve Türkiye Barolar Birliğinin bağımsızlığını zedeleyecek malî ve idarî denetim yapılamaz; bu kuruluşların kararları sadece yargı denetimine tabidir.

Baroların ve Türkiye Barolar Birliğinin oluşumu ve çalışma usulleri, savunmanın bağımsızlığı esası gözetilerek kanunla düzenlenir. Kanun, Türkiye Barolar Birliğinin oluşumuna baroların temsil ettikleri üye sayısıyla orantılı biçimde katılmalarını teminat altına alır.

KARARLARIN GEREKÇELİ VE KAMUYA AÇIK OLMASI

Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Ancak çocukların menfaatlerinin korunmasının veya davaya katılanların özel hayatlarının gizliliğinin gerektirdiği durumlarda veya aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği hallerde, duruşmaların kısmen veya tamamen basına ve dinleyicilere kapatılması söz konusu olabilir. Bu tür bir istisnaî tedbir, davayı gören mahkemenin bunun kaçınılmaz olduğu sonucuna ulaşması şartıyla ve ölçülülük kuralına uygun olarak verilebilir.

Bütün mahkemelerin her türlü kararı gerekçeli olarak yazılır.

Mahkeme kararları kamuya açıktır. Kesinleşmiş bütün yargı kararları, üçüncü kişilere ilişkin bilgilerin korunması kaydıyla ilgili mahkemenin internet sitesinde yayımlanır.

YÜKSEK YARGI
ANAYASA MAHKEMESİ
ANAYASA MAHKEMESİNİN YAPISI

Anayasa Mahkemesi genel kurul ve iki daire halinde çalışmak üzere on sekiz üyeden oluşur.

Anayasa Mahkemesinin üyeleri şu şekilde seçilir:

(a) Cumhurbaşkanı, avukatlar ve üst kademe kamu görevlisi olarak çalışanlar arasından üye yapısındaki dengeyi gözeterek üç üye atar.

(b) Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu beş üye seçer. Bu seçim, her boş kadro için gösterilecek üç aday arasından yapılır. Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulu,  avukatlar arasından; Üniversitelerarası Genel Kurul, anayasa veya genel kamu hukuku alanlarında çalışan öğretim üyeleri arasından; il genel meclislerinin üyelerinden oluşan genişletilmiş meclis, avukatlar veya hukuk alanında çalışan öğretim üyeleri arasından üçer aday gösterir.

(c) Yargıtay Genel Kurulu, dört üyeyi; Danıştay Genel Kurulu, dört üyeyi; Sayıştay Genel Kurulu, bir üyeyi kendi başkan ve üyeleri arasından seçer. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, bir üyeyi; en az beş yıldan beri görev yapmış olan raportörler arasından seçer.

Bütün seçimler, söz konusu genel kurulların üye tam sayısının üçte ikisinin gizli oyuyla gerçekleştirilir. Üye seçim süreci, eski üyenin görev süresi dolmadan önceki 60 gün içinde yapılır. Üyelik kontenjanının herhangi bir nedenle boşalası halinde, boşalmadan itibaren 60 gün içinde yeni seçim tamamlanır. Yeni bir üye seçilene kadar eski üye görevine devam eder.

Seçimlerin eşitlik ve saydamlık ilkeleri ışığında yapılması için bir Ön Eleme Komisyonu kurulur.

Anayasa Mahkemesi üyeliği için öngörülen üyelik kontenjanlarına, üç seçim üst üste aynı cinsiyette kişi seçilemez.

Anayasa Mahkemesinin kuruluşu ve yargılama usulleri kanunla; Mahkemenin çalışma tarzı ve üyeleri arasındaki işbölümü kendi yapacağı İçtüzükle düzenlenir.

ANAYASA MAHKEMESİ’NE ÜYELİK ŞARTLARI

Anayasa Mahkemesi’ne üye seçilmek için hukuk fakültesi mezunu olmak, 40 yaşını doldurmuş olmak ve Anayasa Mahkemesi üyesi olmanın gerektirdiği niteliklere sahip olmak gerekmektedir.

Avukat, öğretim üyesi, üst kademe kamu görevlisi ve yargıç kontenjanından seçilecek kişilerin, 15 yıllık mesleki tecrübeye sahip olması gerekmektedir.

Anayasa Mahkemesi üyelerinin görev süresi yedi yıldır. Yeniden seçilmek mümkün değildir. (Anayasa Mahkemesi üyelerinin üçte biri, üç yılda bir yenilenir.)

Üniversite öğretim üyeliği dışında başka bir iş Anayasa Mahkemesi üyeliği bağdaşmaz

Anayasa Mahkemesi üyeliği; bir üyenin yargıçlık mesleğinden çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymesi halinde kendiliğinden, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceğinin kesin olarak anlaşılması halinde ise Anayasa Mahkemesinin üye tam sayısının salt çoğunlunun kararı ile son bulur.

ANAYASA MAHKEMESİ ÖNÜNDE GÖRÜLEBİLECEK DAVALAR
ÖN DENETİM DAVASI

Cumhurbaşkanı, mecliste üyesi bulunan bütün siyasi partiler, uluslararası antlaşmaların ve bunların uygun bulunmasına ilişkin kanunların, Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi veren kanunların ve meclis üyelerinin özlük işlerine ilişkin kanunların Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla, kanunun kabul tarihinden itibaren 7 gün içinde Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Anayasa Mahkemesi, 10 gün içinde kararını verir.

İPTAL DAVASI

Anayasa değişikliklerin, kanunların, parlamento karlarının ve meclis içtüzüğü değişikliklerinin, kanun hükmünde kararnamelerin Anayasa’ya aykırı olduğu iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne iptal davası açılabilir.

Anayasa Mahkemesi’ne iptal davası açmaya yetkili kişi ve organlar şunlardır:

  1. Cumhurbaşkanı,

  2. Toplam oy sayıları, son milletvekili genel seçimlerindeki geçerli oy sayısının en az yüzde beşini geçen siyasi partiler,

  3. Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsilcisi bulunan siyasi partiler veya bunların meclis grupları,

  4. TBMM üye tam sayısının en az yirmide biri kadar üyesi,

  5. Kendi varlık, görev ve yetkilerini ilgilendiren alanlarda Anayasada düzenlenen tüm organ, kurum ve kurullar ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve yerel yönetimler,

  6. Kamu baş denetçisi,

  7. Çevre ile ilgili konularda, Ekonomik, Sosyal Haklar ve Çevre Konseyi veya menfaatinin ihlal edildiği iddiasındaki kişiler.

İptal davası açma yetkisi, dava konusu düzenlemenin Resmi Gazetede yayımlanmasından sonra 90 gün sonra düşer.

İptal davası açıldığı derhal Meclise bildirilir. Bakanlar Kurulu ve milletvekilleri on gün içinde cevap hakkını kullanabilir.

İTİRAZ DAVASI

Mahkeme veya yargısal faaliyet gösteren bir kurul, yükümlü oldukları uyuşmazlığın herhangi bir aşamasında uygulayacakları kanun veya kanun hükmünde kararname hükmünün Anayasaya aykırı olduğu kanısına varır ya da tarafların bu konuda ileri sürdükleri iddiayı ciddi bulursa, bu sorunun çözümü için Anayasa Mahkemesine başvurur.

Anayasa Mahkemesi, işin kendisine gelmesinden başlamak üzere altı ay içinde kararını verir ve açıklar. Uyuşmazlık çözümü, bu süre içinde geri bırakılır. Altı aylık sürenin sonunda hala bir karar verilmemişse, uyuşmazlığı çözmekle yükümlü mahkeme veya kurul, Anayasa’ya aykırılık iddiasını kendi kanısına göre çözer. Anayasa Mahkemesinin, somut uyuşmazlığa ilişkin karar kesinleşmeden önce karar vermesi halinde bu karara uyulması zorunludur.

ANAYASA ŞİKAYETİ DAVASI

Herkes Anayasa’daki temel hak ve özgürlüklerinden herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine anayasa şikâyetinde bulunma hakkına sahiptir. Bu fıkrada geçen kamu gücü kavramı, yasama, yürütme ve yargı erklerinin istisnasız bütün eylem, işlem ve ihmallerini kapsar.

Ağır bir temel hak ihlalin söz konusu olduğu hallerde, kamu baş denetçisi de doğrudan anayasa şikâyetinde bulunabilir.

Anayasa şikâyeti yapabilmesi için etkili ve olağan yargı yollarının tüketilmesi şarttır. Sonradan düzeltilemeyecek ağır sakıncaların ortaya çıkacağı hallerde ya da anayasa şikâyetinin önemli bir soruna ışık tutacak olması hallerinde; Anayasa Mahkemesi, diğer başvuru yollarının tüketilmesi koşulunu aramayabilir.

Anayasa şikâyeti davasının sonuçlarından etkilenecek gerçek ve tüzel kişiler davaya görüş sunabilirler. Anayasa Mahkemesi, davanın etkili bir şekilde sonuçlanması için tüm özel ve kamu kişilerinden görüş isteyebilir.

İHMAL YOLUYLA ANAYASA’YA AYKIRILIK

Anayasa Mahkemesi, cumhurbaşkanının istemi üzerine, yasama erkinin Anayasa hükümlerinin uygulanması için zorunlu yasal düzenlemeleri yapmadığını tespit edebilir. Yasama erkinin ihmalinden kaynaklanan anayasaya aykırılık parlamentolara yazıyla bildirilir.

ORGAN DAVASI

Bir anayasal organ, bir başka anayasal organın Anayasa’da düzenlenen kurallara uygun hareket etmediği iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilir. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın konuyla ilgili hükmünü yorumlayarak uyuşmazlığı çözüme bağlar. Bu konudaki ayrıntılar kanunla düzenlenir.

ANAYASA MAHKEMESİNİN KARARLARI

Anayasa Mahkemesi, anayasa değişikliklerinin, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin, parlamento kararlarının ve Meclis İçtüzüğünün Anayasa’ya uygunluğunu biçim ve esas yönünden denetler. İlan kararları yalnız biçim yönünden denetlenir.

Anayasa Mahkemesi, yaptığı inceleme sonucunda anayasaya aykırılık tespit ederse iptal veya yokluk kararı verir. Esas yönünden iptaline veya yokluğuna karar verilen bir norm, hiçbir değişiklik yapılmadan yeniden çıkartılamaz.

Anayasa Mahkemesi, hukuki güvenlik ilkesine uymak şartıyla, iptal kararının zaman bakımından etkisini bizzat belirler. Bu kapsamda, iptal kararının yürürlüğü en çok bir yıl ertelenebilir. İptal kararının yürürlüğünün ertelenmesi halinde, erteleme süresinin bitmesinden bir ay önce yasama organlarına yeniden çağrı yapılır.

Dava konusu normun Anayasaya uygun yorumlanma olanağı varsa bu yorum, kararın hüküm kısmında açıkça belirtilmek şartıyla başvurunun reddine karar verilebilir.

Anayasa Mahkemesi, talep üzerine veya kendiliğinden geçici tedbir kararı verebilir. Geçici tedbir kararı verilmesi durumunda bir ay içinde kararını verir ve yayımlar. Aksi takdirde, tedbir kararı kendiliğinden kalkar.

Anayasa şikâyeti davalarında, temel hak ve özgürlüklerden birinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılması durumunda, mağdurun ihlalden önceki duruma dönmesini sağlayacak ve kamuoyunun konuyla ilgili olarak hakikati öğrenme hakkına saygı gösterilecek şekilde karar verilir. Bu amaçla verilebilecek karar türleri sınırlı sayıda değildir. Ayrıntılar, kanunla düzenlenir.

Anayasa Mahkemesi kararları, Resmi Gazetede en geç bir hafta içinde gerekçeli olarak yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organları, idare makamları ile bütün gerçek ve tüzel kişileri bağlar. Anayasal gerekliliklerden dolayı olayla sınırlı ve yalnızca taraflar için bağlayıcı karar verilebilmesi mümkündür. İlke kararı niteliği taşımayan anayasa şikâyeti kararları, ara kararlar, kabul edilmezlik kararları ile geçici tedbir talebinin reddine ilişkin kararların Resmi Gazetede yayımlanmamasına karar verilebilir. Bu kararlar, resmi internet sitesinde yayımlanır.

Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu herhangi bir kararın Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası bir sözleşmeye aykırılığının tespit edilmesi, yargılamanın yenilenmesi nedenidir.

Burada ifade edilenler dışında, yeni karar türleri kanunla düzenlenebilir.

YÜCE DİVAN SIFATIYLA YARGILAMA YETKİSİ

Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanı, Başbakan, Bakan, Anayasa Mahkemesi başkanı veya üyesi, Yargıtay Başkanı veya üyesi veya başsavcısı, Danıştay başkanı veya üyesi veya başsavcısı, Sayıştay Başkanı veya üyesi veya başsavcısı,  Hâkimler Yüksek Kurulu başkanı veya üyesi, Genel Kurmay Başkanı,  Kuvvet Komutanı sıfatlarından biri veya birden fazlasını taşımış veya taşımakta olan ve bu sıfatlardan birini taşırken göreviyle ilgili suç işlemiş kişiler, bu suçlarından dolayı Yargıtay önünde yargılanırlar.

Yargıtay, yürürlükteki ceza ve ceza usul hukuku hükümlerine dayanarak  gerçekleştireceği bu yargılamayı “Yüce Divan” sıfatıyla yapar. Yüce Divan sıfatıyla yapılacak yargılamada, Yargıtay Ceza Dairelerinin Başkanları görev alır. Bu yargılamada savcılık görevini Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı yerine getirir.

Suçun iştirak halinde işlenmesi halinde, diğer kişiler de Yüce Divan önünde yargılanırlar.

ANAYASA MAHKEMESİNİN DİĞER GÖREV VE YETKİLERİ

Anayasa Mahkemesi, siyasal partileri denetler, yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına, TBMM üyeliğinin düşmesine karşı açılan davalara bakar.

Anayasa Mahkemesi, siyasi partilerin mali denetiminde Sayıştay’dan yardım alabilir.

Anayasa Mahkemesi’ne kanunla başkaca yetkiler tanınabilir.

YARGITAY

Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adlî yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.

Yargıtay üyeleri, birinci sınıfa ayrılmış adlî yargı hâkim ve Cumhuriyet savcıları arasından Adalet Yüksek Kurulunca seçilir.

Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Cumhuriyet Başsavcı Vekili, kendi üyeleri arasından Yargıtay Genel Kurulunca üye tamsayısının salt çoğunluğu ve gizli oyla yedi yıl için seçilirler; süresi bitenler yeniden seçilemez.

Yargıtay’ın kuruluşu, işleyişi, Başkan, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyeleri ile Cumhuriyet Başsavcısı ve Cumhuriyet Başsavcıvekilinin nitelikleri ve seçim usulleri, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.

DANIŞTAY

Danıştay, idarî mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idarî yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.

Danıştay, davaları görmek, Başbakan ve Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarıları hakkında görüşünü bildirmek, tüzük tasarılarını ve kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerini incelemek, idarî uyuşmazlıkları çözmek ve kanunla gösterilen diğer işleri yapmakla görevlidir.

Danıştay üyelerinin dörtte üçü, birinci sınıf idarî yargı hâkim ve savcıları (ile bu meslekten sayılanlar) arasından Adalet Yüksek Kurulu; dörtte biri, nitelikleri kanunda belirtilen görevliler arasından Cumhurbaşkanı tarafından seçilir.

Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri ve daire başkanları, kendi üyeleri arasından Danıştay Genel Kurulunca üye tamsayısının salt çoğunluğu ve gizli oyla dört yıl için seçilirler. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler.

Danıştayın, kuruluşu, işleyişi, Başkan, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ile üyelerinin nitelikleri ve seçim usulleri, idarî yargının özelliği, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir. Ulusal ve uluslararası çevre mevzuatının uygulanacağı davalara bakmak üzere özel bir daire kurulur.

ADALET YÜKSEK KURULU
KURULUŞ

Adalet Yüksek Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.

Adalet Yüksek Kurulu on beş oluşur; Genel Kurul ile biri adlî yargı hâkimlerinin, biri adlî yargı savcılarının, biri idarî yargı hâkimlerinin özlük işlerinden sorumlu üç daire halinde çalışır.

Kurul üyelerinin üçü Yargıtay, üçü Danıştay Başkan ve üyelerinin; üçü Yargıtay Cumhuriyet Savcılarının; kendi aralarında ve gizli oyla yapacağı seçimle belirlenir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, en az biri hukukçu olmak üzere üç üyeyi Yükseköğretim Eşgüdüm Kurulunun üniversite öğretim üyeleri arasından; üç üyeyi Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulunun/Yönetim Kurulunun avukatlar arasından göstereceği üç katı kadar aday içinden seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisinin yapacağı bu seçimden önce, adaylar, Mecliste grubu bulunan her siyasal partinin eşit sayıda temsil edileceği bir komisyon tarafından dinlenir. Bu komisyon, her bir adayın başvuru dosyasını inceleyerek hazırlayacağı raporu Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna sunar. Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçimini üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla ve gizli oyla yapar.

Adalet Yüksek Kurulu üyelerinin görev süresi altı yıldır. Süresi biten üye yeniden seçilemez. Kurul üyeleri, görevlerinin devamı süresince kanunda belirlenenler dışında başka bir görev alamazlar veya Kurul tarafından başka bir göreve atanamaz ve seçilemezler.

Adalet Yüksek Kurulunun, adlî yargı hâkimlerinin özlük işlerinden sorumlu dairesinde, Yargıtay, bölge adliye mahkemeleri ve ilk derece adliye mahkemelerinden seçilen yedi hâkim üye ile Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilen bir avukat ve bir öğretim üyesi; adlî yargı savcılarının özlük işlerinden sorumlu dairesinde Yargıtay, bölge adliye mahkemeleri ve ilk derece adliye mahkemelerinden seçilen yedi savcı üye ile Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilen bir avukat ve bir öğretim üyesi; idarî yargı hâkimlerinin özlük işlerinden sorumlu dairesinde, Danıştay, bölge idare mahkemeleri ve ilk derece idare mahkemelerinden seçilen yedi hâkim üye ile Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilen bir avukat ve bir öğretim üyesi görev yapar.

Adalet Yüksek Kurulu içindeki her bir dairenin üyeleri, gizli oyla ve salt çoğunlukla daire başkanlarını seçerler. Daire başkanlarının katılımıyla Adalet Yüksek Kurulunun genel yönetiminden sorumlu bir Başkanlık Kurulu oluşturulur. Başkanlık Kurulu üyesi daire başkanlarından her biri, Adalet Yüksek Kurulunu temsil etmek üzere iki yıl için başkanlık görevini üstlenirler.

Adalet Yüksek Kurulunun kendisine bağlı bir Genel Sekreterliği ve Teftiş Kurulu bulunur. Genel Sekreter ile Teftiş Kurulu Başkanı ve Teftiş Kurulunda görev yapacak hâkim müfettişler Genel Kurulun teklifi üzerine Başkanlık Kurulu tarafından atanır.

Adalet Bakanı, Kurulun daveti ya da kendi istemi üzerine, gerekli gördüğü açıklamaları yapmak ya da bilgileri paylaşmak amacıyla Adalet Yüksek Kurulu toplantılarına katılabilir.

Adalet Yüksek Kurulunun kuruluşu, dairelerin ve Genel Kurulun görev ve yetkileri, toplantı ve karar yeter sayıları, çalışma usulleri ile Genel Sekreterlik ve Teftiş Kurulunun oluşum biçimi ve görev ve yetkilerine ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.

GÖREV VE YETKİLERİ

Adalet Yüksek Kurulu, yargının yönetim ve denetimi ile adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarının özlük işlerinden sorumludur.

Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; meslek öncesi ve meslek içi eğitim işlerini planlar ve yürütür; yargıya ait bütçe taslağını hazırlar ve bütçenin uygulanmasını gözetir; mahkemelerin çalışmalarını denetler ve değerlendirir; yargıyla ilgili kanun taslakları hazırlar ve hazırlanan taslaklar hakkında görüş bildirir; kendi varlık ve görevlerini ilgilendiren konularda Anayasa Mahkemesinde iptal davası açabilir; Anayasa ve kanunlarla kendisine verilen diğer görevleri yerine getirir.

ÇALIŞMA USULLERİ

Adalet Yüksek Kurulunun çalışmalarında ve kararlarında açıklık esastır. Kurulun toplantı gündemi, tutanakları ve kararları internet sayfasında yayımlanır.

Adalet Yüksek Kurulu, her yıl, kendi çalışmaları, yargının durumu, gereksinimleri ve Kurulun bu konudaki görüş ve önerilerine ilişkin olarak hazırlayacağı raporu kamuya sunar.

Kurulun bütün kararlarına karşı yargı yolu açıktır.

Kıbrıs: BM Güvenlik Konseyi 186 Sayılı Kararı

0

Kıbrıs Adasında yaşanan toplumlar arası kriz nedeniyle toplanan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 4 Mart 1964 tarihli 1098. toplantısında aldığı Karar‘ı oy birliğiyle kabul etmiştir.

 186 sayılı Karar, tüm üye devletleri Birleşmiş Milletler Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerine uymaya çağırmış, Kıbrıs Hükümeti’nden şiddeti ve kan dökülmesini durdurmak için gerekli önlemleri almasını istemiştir. Kıbrıs’taki toplulukları ve liderler itidalli davranmaya davet edilmiştir. Kararda uluslararası barışı korumak ve çatışmaları önlemek amacıyla bir barış gücü oluşturulması ve Yunanistan , Türkiye ve Birleşik Krallık Hükümetleri ile mutabakat sağlanarak Kıbrıs sorununa barışçıl bir çözüm bulunması tavsiye edilmiştir.

Kıbrıs: BM Güvenlik Konseyi 186 Sayılı Kararı 

Güvenlik Konseyi,

Kıbrıs’taki mevcut durumun uluslararası barış ve güvenliği tehdit edebileceğini ve barışın korunup kalıcı bir çözüme ulaşılması için ek önlemler acilen alınmadıkça daha da kötüleşebileceğini dikkate alarak,

Tarafların Lefkoşa’da 16 Ağustos 1960 tarihinde imzalanan anlaşmalarla ilgili savlarını göz önünde bulundurarak,

Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın ilgili hükümleri, özellikle aşağıda bulunan ikinci maddenin dördüncü paragrafından hareketle:

“Tüm üyeler, uluslararası ilişkilerinde gerek herhangi bir başka devletin toprak bütünlüğüne ya da siyasal bağımsızlığa karşı, gerek Birleşmiş Milletlerin Amaçları ile bağdaşmayacak herhangi bir biçimde kuvvet kullanma tehdidine ya da kuvvet kullanılmasına başvurmaktan kaçınırlar.”
1. Tüm üye devletlere, Birleşmiş Milletler Antlaşması’ndan doğan sorumlulukları gereğince egemen Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki durumu kötüleştirmesi veya uluslararası barışı tehlikeye atması muhtemel herhangi bir eylem veya tehditten kaçınmaları çağrısında bulunur;
2. Hukuk ve düzenin korunması ve yeniden tesisinden sorumlu Kıbrıs Cumhuriyeti’nden Kıbrıs’ta şiddet ve kanı durduracak gerekli tüm ek önlemleri almasını talep eder;
3. Kıbrıs’taki cemaatler ve cemaat liderlerine son derece ihtiyatlı davranmaları çağrısında bulunur;
4. Kıbrıs Hükümeti’nin de izniyle Kıbrıs’ta bir Birleşmiş Milletler Barış Gücü kurulmasını tavsiye eder. Gücün içeriği ve büyüklüğü, Kıbrıs Hükûmeti, Yunanistan, Türkiye ve Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı’yla istişare içinde olacak Genel Sekreter tarafından belirlenecektir. Gücün komutanı Genel Sekreter tarafından atanacak ve ona bağlı olacaktır. Gücü sağlayan ülkeleri tüm detaylarla bilgilendirecek olan Genel Sekreter faaliyetler hakkında Güvenlik Konseyine düzenli raporlar sunacaktır;
5. Gücün görevinin uluslararası barış ve güvenliği sağlamaktansa elinden geldiğince çatışmaların devamını önlemek ve hukuk ve düzenin korunması ve yeniden tesisiyle olağan koşullara dönüşe katkı bulunmak olmasını tavsiye eder;
6. Gücün konuşlanma süresinin üç ay olmasını ve finansmanının güç, birlikleri sağlayacak ülkeler ve Kıbrıs Hükümeti’nin mutabakatıyla karşılanmasını tavsiye eder. Genel Sekreter bu amaca yönelik gönüllü katkıları kabul edebilir;
7. Ek olarak Genel Sekreter’in Kıbrıs Hükümeti’yle Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Krallık hükûmetlerinin mutabakatıyla Birleşmiş Milletler Antlaşması çerçevesinde, Kıbrıs halkının tümünün refahını ve uluslararası barış ve güvenliğin korunmasını göz önünde bulundurarak, tüm gücüyle topluluk temsilcileri ve yukarıda belirtilen dört ülkenin hükûmetleriyle beraber Kıbrıs’ın yüzleştiği soruna barışçıl ve tam mutabakata sahip bir çözüm bulmaya çabalayacak bir arabulucu atamasını tavsiye eder. Arabulucu çalışmalarıyla ilgili Genel Sekreter’e düzenli raporlar sunacaktır;
8. Genel Sekreter’in Birleşmiş Milletlerin kaynaklarından uygun gördüğünce arabulucu ve çalışanlarının masraflarını karşılamasını talep eder.

Leuven Bildirgesi

0

Leuven Bildirgesi, Bologna Sürecini değerlendirmek üzere, Belçika’nın Louvain-la-Neuve kentinde, 28-29 Nisan 2009 tarihlerinde toplanan, Avrupa Yükseköğretimden Sorumlu Bakanlar Konferansındaki “Yeni On Yılda Avrupa Yükseköğretim Alanı” başlıklı toplantıda kabul edilmiştir.

Leuven Bildirgesi- Avrupa Yükseköğretimden Sorumlu Bakanlar Konferansı Bildirgesi​

46 Bologna Süreci üye ülkeleri yükseköğretimden sorumlu Bakanları olarak, Bologna Sürecinde günümüze kadarki gelişmeleri değerlendirmek ve önümüzdeki on yıl için Avrupa Yükseköğretim Alanı için öncelikleri belirlemek üzere 28-29 Nisan 2009 tarihlerinde Leuven’de bir araya gelmiş bulunuyoruz.

Giriş

1. 2020’ye kadarki on yılda Avrupa yükseköğretimi, yaratıcı ve yenilikçi, bilgiye dayalı Avrupa hedefinin gerçekleştirilmesinde büyük katkılar sağlayacaktır. Yaşlanan Avrupa nüfusu bu amaca, vatandaşlarının beceri ve kabiliyetlerini en üst seviyeye çıkararak, hayat boyu öğrenimi uygulayarak ve yükseköğretime girişi genişleterek ulaşabilecektir.

2. Avrupa yükseköğretimi aynı zamanda küreselleşme, yüksek hızda gerçekleşen teknolojik gelişmeler ve yeni öğrenci ve öğrenme yollarının ortaya çıkmasıyla da karşı karşıyadır. Öğrenci merkezli eğitim ve hareketlilik öğrencilerin bu değişen iş piyasasında bilgi ve becerilerini geliştirmelerini ve aktif ve sorumluluk sahibi vatandaşlar olmalarını sağlayacaktır.

3. Bu günlerde toplumlarımız küresel ekonomik krizin etkileriyle yüz yüzedir. Sürdürülebilir ekonomik iyileşme ve gelişmeyi sağlamak için dinamik ve her düzeyde eğitim ve araştırma arasındaki bütünleşme temelinde yenilikler getirmek için çalışacaktır. Toplumlarımızda kültürel ve sosyal gelişmeleri desteklemek ve yüz yüze kaldığımız sorunları başarı ile atlatmak istiyorsak, bunları gerçekleştirmede yükseköğretimin kilit bir rol oynadığını kabul etmeliyiz. Bu nedenle, yükseköğretimde kamu yatırımının çok önemli olduğunu düşünmekteyiz.

4. Yükseköğretimin bir kamu sorumluluğu olduğu ve tüm yükseköğretim kurumlarının misyonları ve çeşitlilikleriyle toplumun ihtiyaçlarına cevap vermeye hazır olduğu Avrupa Yükseköğretim Alanı amaçları yönündeki sorumluluklarımızı taahhüt etmekteyiz. Buradaki amaç, tüm yükseköğretim kurumlarının öğrencilerini demokratik toplumun aktif katılımcıları olarak hazırlamak, öğrencilerin ileriki kariyerlerini şekillendirebilmelerine ve kişisel gelişimlerini tamamlamalarına yardımcı olmaya yönelik üst seviye bilgiye dayalı araştırma ve icatlar geliştirecek kurumlar olmalarını temin etmektir. Yükseköğretim alanındaki halihazırda devam eden reformlar, yüksek Avrupa değerleri olan kurumsal özerklik, akademik özgürlük, sosyal eşitlik gözetilerek devam edecek ve öğrenci ve öğretim elemanlarının tam katılımı istenecektir.

I. Kazançlar

5. Geçen on yılda Avrupa entelektüel bilimsel ve kültürel mirası temelinde ve hükümetler, yükseköğretim kurumları, öğrenciler, öğretim elemanları, işverenler ve diğer paydaşlar arası sürekli işbirliğini gözeten Avrupa Yükseköğretim Alanı oluşturduk. Avrupa kurum ve organizasyonlarının bu sürece vermiş oldukları destek de yadsınamaz büyüklüktedir.

6. Bologna Süreci yükseköğretim sistemleri arasında bir uyum ve karşılaştırılabilirlik getirmekte, öğrencilerin daha hareketli olmasını ve diğer ülkelerden öğrenci ve akademisyenlerin yükseköğretim kurumlarına akışını da kolaylaştırmaktadır. Yükseköğretim, ulusal sistemde ara derecelerin birinci derece ile ilişkilendirilmesini de içeren üç aşamalı sistemin uygulanması, kalite güvencesinde Avrupa Standart ve İlkelerinin uygulanması ile modernleştirilmiştir. Bunların yanında, kalite güvencesi için Avrupa Kayıt Ajansı’nın (EQAR) kurulduğunu ve Avrupa Yeterlikler Çerçevesi ile uyumlu olarak öğrenme çıktıları ve iş yükü esasına dayalı ulusal yeterlikler çerçevesinin oluşturulduğunu görmekteyiz. Ayrıca, Bologna Süreci, Diploma Eki ve Avrupa Kredi Transfer Sisteminin uygulamalarını yükseköğretimde şeffaflık ve tanımayı artırmayı özendirmiştir.

7. Bologna Deklarasyonu ile belirlenen hedefler ve geliştirilmiş olan politikalar günümüzde halen geçerliliğini korumaktadır. Tüm hedeflere ulaşılamadığından, bu hedeflerde Avrupa, ulusal ve kurumsal temelde tam uygulamanın başlatılabilmesi, 2010’dan sonra da artan bir ivme ile çalışmalara devam edilmesini gerektirmektedir.

II. Gelecek için öğrenmek: önümüzdeki on yıl için yükseköğretim öncelikleri

8. Yükseköğretimin her alanında mükemmeliyet için mücadelede yeni dönem sorunlarının giderilmesi, kalite konusuna sürekli odaklanmayı gerektirmektedir. Bunun yanısıra, yükseköğretim sistemlerimizin çeşitliliğinin muhafaza edilmesi ile kamu politikaları, yükseköğretim kurumlarının öğretim ve araştırmadan, sosyal uyum ve kültürel gelişim alanında sorumluluklarına ve kamu yararına yaptıkları hizmetlere kadar değişen görevlerinin değerini tam anlamıyla tanıyacaktır. Tüm öğrenciler ve yükseköğretim kurumları personeli, hızla değişen toplumun ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde bilgi donanımına sahip olmalıdır.

Sosyal Boyut: Eşit Erişim

9. Yükseköğretimdeki öğrenci kitlesi Avrupa nüfusunun çeşitliliğini yansıtmalıdır. Dolayısıyla, yükseköğretimin sosyal niteliğinin önemini vurguluyor ve kaliteli eğitime erişimde fırsat eşitliğinin sağlanmasını hedefliyoruz. Temsil edilmeyen gruplara ait öğrencilerin imkanlarının teşvik edilmesi ve eğitimlerini tamamlamaları için elverişli koşulların sağlanması yolu ile yükseköğretime erişim genişletilmelidir. Bu da, öğrenme çevrelerinin iyileştirilmesi, eğitimin önündeki tüm engellerin kaldırılması ve öğrencilerin her seviyede eğitim imkanlarından faydalanabilmesi için uygun ekonomik koşulların sağlanması ile mümkün olacaktır. Her katılımcı ülke, yükseköğretime katılımın genişletilmesi ve temsil edilmeyen gruplara ait öğrencilerin yükseköğretime katılımlarının arttırılması için önümüzdeki on yılın sonunda gerçekleşecek ölçülebilir hedefler belirleyeceklerdir. Yükseköğretimde eşitliğin sağlanması için harcanan çabalar, eğitim sisteminin diğer alanlarında gerçekleştirilecek eylemler ile de desteklenmelidir.

Yaşam Boyu Öğrenme

10. Katılımın genişletilmesi eğitim sistemlerimizin tamamlayıcı bir parçası olan Yaşam Boyu Öğrenme yolu ile de gerçekleştirilmelidir. Yaşam Boyu Öğrenme kamu sorumluluğunun bir parçasıdır. Erişilebilirlik, kalite güvencesi ve bilginin şeffaflığı sağlanmalıdır. Hayat Boyu Öğrenim, niteliklerin edinilmesini, bilgi birikiminin arttırılmasını, kişisel gelişimin sağlanması için yeni beceri ve yetkinliklerin kazanılmasını içermektedir. Yaşam Boyu Öğrenme, yarı zamanlı eğitim ve meslekte edinilen bilgileri içeren esnek eğitim yolları ile edinilen yeterlilikler anlamına gelmektedir.

11. Yaşam Boyu Öğrenme politikalarının uygulaması, kamu otoriteleri, yükseköğretim kurumları, öğrenciler, iş verenler ve çalışanlar arasında güçlü bir ortaklık gerektirmektedir. Avrupa Üniversiteler Birliği (EUA) tarafından geliştirilen Yaşam Boyu Öğrenmede Avrupa Üniversiteleri Sözleşmesi (European Universities’ Charter on Lifelong Learning) bu tür ortaklıkların temininde faydalı veriler içermektedir. Yaşam Boyu Öğrenme alanında getirilecek olan başarılı politikalar, bilgi, beceri ve yetkinliklerin, örgün (formal), yaygın (non-formal) ve sargın eğitim (informal) yollarından hangisiyle kazanılmış olduğuna bakılmaksızın, önceki eğitimin (prior learning) öğrenim çıktıları temelinde tanınması için temel ilke ve yöntemleri içerecektir. Yaşam Boyu Öğrenme, uygun örgütsel yapılar ve finansal kaynakla desteklenecektir. Ulusal politikalarla desteklenen Yaşam Boyu Öğrenme, yükseköğretim kurumlarının çalışmalarını bilgilendirilmelidir.

12. Yaşam Boyu Öğrenmenin uygulanması doğrultusunda, ulusal yeterlikler çerçevesinin geliştirilmesi önemli bir adımdır. Ulusal çerçevelerin, Avrupa Yükseköğretim Alanı için Yeterlikler Çerçevesi ile uyumluluğunun belgelendirilmesi (self-certification) sürecinin 2012 yılına kadar tamamlanmasını amaçlıyoruz. Bu da, Avrupa Yükseköğretim Alanı ile Yaşam Boyu Öğrenme için Avrupa Yeterlikler Çerçevesi’nin devamlı bir koordinasyonunu gerektirmektedir. Ulusal alanda, birinci dereceye dahil olan ara derecelerin tanınması da yükseköğretime erişimi arttıracak bir araç olabilir.

İstihdam Edilebilirlik

13. İş piyasası giderek yüksek beceri düzeyi ve yeterliklere sahip elemanlara ihtiyaç duymaktadır. Bu sebeple yükseköğretim, öğrencileri, mesleki hayatları boyunca ihtiyaç duyacakları ileri düzeyde bilgi, beceri ve yetkinliklerle donatmalıdır. İstihdam edilebilirlik, bireye değişen iş piyasasındaki fırsatları tümüyle yakalama gücü verir. Bizler, kazanılan ilk yeterlikleri arttırmanın yanı sıra, hükümetlerin, yükseköğretim kurumlarının, sosyal ortakların ve öğrencilerin birbirleriyle yakın işbirliği içerisinde, vasıflı işgücünü korumayı ve yenilemeyi de hedefliyoruz. Böylelikle kurumlar iş piyasasının ihtiyaçlarına daha fazla cevap verebilir durumda olacak, işverenler de eğitime dayalı bakış açısını anlayabileceklerdir. Yükseköğretim kurumları, hükümetler, hükümet ajansları ve işverenlerle birlikte, öğrencilerin ve mezunların kariyerleri ile ilgili rehberlik hizmetlerinin sağlanmasını geliştirmelidirler.

Öğrenci-merkezli Öğrenme ve Yükseköğretim Kurumunun Öğretme Görevi

14. Yükseköğretim kurumlarının öğretimle ilgili misyonlarının ve öğrenim çıktılarının gelişimine yönelik olarak düzenlenen müfredat değişiminin gerekliliğinin önemini yeniden vurguluyoruz. Öğrenci merkezli öğrenme, bireysel öğrenmenin güçlendirilmesini, öğrenme ve öğretme ile ilgili yeni yaklaşımları, etkili destek ve rehberlik yapılarıyla ve her üç düzeyde öğrenene daha net odaklanan bir müfredatı gerektirmektedir. Böylelikle müfredat reformu, yüksek kalite, esneklik ve daha fazla bireyselliğe uyarlanmış bir süreç olacaktır. Akademisyenler, öğrenciler ve işveren temsilcileriyle yakın işbirliği içinde giderek artan sayıdaki konu alanları için uluslararası referans noktaları ve öğrenme çıktıları geliştirmeye devam edeceklerdir. Yükseköğretim kurumlarından tüm seviyelerdeki programlarında öğretim kalitesinin artırılmasına büyük önem vermelerini talep ediyoruz. Bu husus kalite güvencesi için Avrupa Standart ve İlkelerinin daha ileri uygulamalarında bir öncelik oluşturmalıdır.

Eğitim, Araştırma ve Yenilik

15. Yükseköğretim, toplumda yeniliğin ve yaratıcılığın gelişebilmesi için, her düzeyde sanatsal araştırma ve gelişim temelli olmalıdır. Uygulamalı bilimler temelli olan eğitim programları da dahil olmak üzere potansiyel yükseköğretim programlarını, yenilik geliştirmeleri açısından tanımaktayız. Sonuç olarak, araştırma yetkinliğine sahip kişilerin sayısı artmalıdır. Doktora programları, yüksek kalitede disipliner araştırma ve bunu tamamlayıcı şekilde de disiplinler ve sektörler arası programlar sağlamalıdır. Ayrıca, kamusal otoriteler ve yükseköğretim kurumları başlangıç aşamasındaki araştırmacıların kariyer gelişimlerini daha cazip hale getirmelidir.

Uluslararası Açıklık

16. Avrupa yükseköğretim kurumlarına, faaliyetlerini daha fazla uluslararası hale getirme ve sürdürülebilir kalkınma için küresel işbirliğine dahil olmalarına yönelik çağrıda bulunuyoruz. Avrupa yükseköğretim alanının cazibesi ve açıklığı, ortak Avrupa eylemleriyle vurgulanacaktır. Küresel düzeyde rekabet, çeşitli paydaşların katılacağı Bologna Politika Forumları ve dünyanın farklı bölgeleriyle işbirliği temelli ortaklıklarla ve geliştirilmiş politika diyaloglarıyla tamamlanacaktır.

17. Ulus aşırı eğitim, kalite güvencesi için Avrupa İlke ve Standartlarına uygun olarak yürütülmelidir ve böyle programlar aynı zamanda UNESCO/OECD’nin “Yükseköğretimde Sınır Ötesi Eğitimde Kalite Rehberi” ile de uyumlu olmalıdır.

Hareketlilik

18. Öğrencilerin, başlangıç aşamasındaki araştırmacıların ve personelin hareketliliğinin, programların kalitesini ve araştırmada mükemmelliği arttıracağına inanıyoruz. Böylelikle Avrupa yükseköğretim alanı akademik ve kültürel anlamda daha uluslararası bir düzeye ulaşacaktır. Hareketlilik, kişisel gelişim ve istihdam edilebilirlik için önemlidir. Çeşitliliğe saygıyı duyma ve diğer kültürlerle iletişim kurma kapasitesinin gelişmesine yardım eder. Dilsel çoğulculuğu teşvik eder, böylece Avrupa yükseköğretim alanının çok dilli geleneğini destekler ve yüksek öğretim kurumları arasında işbirliği ve rekabeti arttırır. Her ülkeye hareketliliği arttırma, hareketliliğin yüksek kalitesini koruma ve şekil ve alanlarını çeşitlendirme çağrısı yapmaktayız. 2020’de, Avrupa yükseköğretim alanına dahil olan ülkelerdeki mezunların en az %20’si yurtdışında bir süre eğitim veya staj amaçlı bulunmuş olmalıdır.

19. Her üç derece içinde (lisans, yüksek lisans, doktora) hareketlilik fırsatları derece programlarının yapısında yer almalıdır. Ortak dereceler ve programların yanında hareketlilik pencereleri de daha fazla uygulanmalıdır. Ayrıca, hareketlilik politikaları hareketliliğin finansmanı, tanınma, mevcut altyapı, vize ve çalışma izinleri gibi bir dizi uygulamaya yönelik eylemlerle uyum içerisinde olmalıdır. Bunun için gerekli olan şeyler; esnek çalışma yolları, aktif bilgi politikaları, öğrenim kazanımlarının tam olarak tanınması ve öğrenim desteği ve kazanılan burs ve kredilerin taşınabilirliğinin sağlanmasıdır. Hareketlilik aynı zamanda Avrupa yüksek öğretim alanında dengeli bir öğrenci akışını sağlamalıdır. Çeşitli öğrenci gruplarından daha fazla katılımı hedefliyoruz.

20. Yükseköğretim kurumlarına yüksek kaliteli öğretmen ve araştırmacıları daha fazla çekebilmek için çekici çalışma koşulları, kariyer yolları ve bunlara ek olarak açık uluslararası işe alımlar gereklidir. Öğretmenlerin kilit rol oynadıkları göz önüne alındığında, öğretmenlerin, ilk aşama araştırmacılarının ve diğer personelin hareketliliğini kolaylaştıracak kariyer yapıları düzenlenmelidir. Çerçeve koşullar, mevcut yasal çerçevelerin en iyi şekilde kullanımını sağlayarak, sosyal güvenlik sistemine girebilecek ve hareketli personel için emeklilik ve ek emeklilik haklarının kullanımını kolaylaştıracak şekilde oluşturulacaktır.

Veri Toplama

21. Geliştirilmiş ve zenginleştirilmiş bir veri koleksiyonu, sosyal boyut, istihdam, hareketlilik ve bunlara ek olarak diğer politika alanlarının gündemlerindeki hedeflere ulaşmadaki ilerlemeyi izlemeye yardımcı olacağı gibi, durum değerlendirmesi ve kıyaslaması için de bir temel olarak kullanılabilecektir.

Çok Boyutlu Şeffaflık Araçları

22. Avrupa Yükseköğretim Alanındaki yükseköğretim kurumlarının çeşitliliğinin daha şeffaf olması için bu yükseköğretim kurumları hakkında daha detaylı bilgi sağlanması adına mekanizmalar geliştirilmesine yönelik çeşitli girişimler mevcuttur. Göreceli güçlerini tanımlama ve karşılaştırma konularında yükseköğretim sistemlerine ve kurumlarına yardım edenlerini de kapsayan bu tür mekanizmaların, kilit paydaşlar ile yakın işbirliği içerisinde geliştirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu şeffaflık araçları Bologna Süreci ilkelerinden ve öncelik alanlarımız olan kalite güvencesi ve tanıma ilkeleri ile yakından ilişkili olmalı ve yükseköğretim kurumları ve programlarının çeşitlilik gösteren profilini yansıtması açısından karşılaştırılabilir bilgi ve uygun göstergeler temeline dayanmalıdır.

Finansman

23. Yükseköğretim kurumları, sosyal ihtiyaçlara cevap verebilme ve hesap verebilir olma ile ilgili artan beklentilerle birlikte daha fazla özerklik kazanmışlardır. Kamusal sorumluluk çerçevesinde, özerk yükseköğretim kurumlarının sürdürülebilir gelişimi ve eşit erişimin garantilenmesi için devlet kaynaklı finansmanın ana öncelik olmayı sürdürdüğünü teyit ediyoruz. Yeni ve çeşitli finansman kaynakları ve yöntemleri bulmak için daha fazla dikkat sarf edilmelidir.

III. Örgütsel Yapı ve İzleme

24. Hükümetler, temsilci yapılarıyla akademik topluluklar ve diğer paydaşlar arasında şekillenmiş olan Bologna Süreci’nin mevcut örgütsel işbirliği, amacına uygun olarak kabul edilmektedir. Bologna Süreci gelecekte AB dönem başkanı ve bir de AB üyesi olmayan bir ülke tarafından eş-başkanlık yöntemiyle yürütülecektir.

25. Diğer politika alanlarıyla da etkileşimde olmak için BFUG araştırma, göç, sosyal politika ve istihdam gibi diğer alanlardan da uzmanlarla ve karar alıcılarla da irtibat kuracaktır.

26. Bu belgede belirtilen önceliklerimize ve Bakanlar Konferansı’na sunulan raporlardaki tavsiyelere ulaşabilmek için BFUG’un 2012’ye kadar, Bologna Sürecinin bağımsız değerlendirmesinin çıktılarının ileriki dönemlerde entegrasyonuna/ bütünleşmesine izin veren bir çalışma planı oluşturacağına inanmaktayız.

BFUG’dan özel olarak talep edilen hususlar:

· hareketlilik ve sosyal boyut alanında ölçme ve izleme için belirleyicilerin (indicator) veri toplama ile bağlantılı şekilde tanımlanması;

· Avrupa Yükseköğretim Alanı içerisinde ne kadar dengeli bir hareketliliğin sağlanabileceğinin göz önüne alınması;

· Şeffaflık mekanizmalarındaki gelişmelerin izlenmesi ve 2012 Bakanlar Konferansı’nda rapor edilmesi;

· Bologna Süreci’nin Avrupa Yükseköğretim Alanı dışında daha iyi anlaşılması ve teşvik edilmesi için, mevcut yapıları en iyi şekilde kullanarak, bir ağ oluşturulması;

· Tanıma alanındaki ulusal eylem planlarının analiz edilmesine dair tavsiyelerin izlenmesi.

27. Bologna Süreci uygulamalarının raporlama süreci koordineli bir şekilde gerçekleştirilecektir.

· Durum değerlendirmesi, (Stocktaking) kanıta dayalı metodolojiyi daha da sadeleştirecektir.

· Eurostat, Eurostudent ile beraber ve Eurydice ile işbirliği içerisinde ilgili veri toplama konusuna katkıda bulunacaktır.

· Raporlama çalışmaları BFUG tarafından yürütülecek/denetlenecek ve 2012 Bakanlar Konferansı için yukarıda belirtilen kaynakları da içerecek bir rapor hazırlayacaktır.

28. E4 grubunun (ENQA, EUA, EURASHE, ESU) genel olarak kalite güvencesi ve özel olarak da Avrupa Kalite Güvencesi Kayıt Ajansı’nın (EQAR) tüm paydaşların görüşlerini de dikkate alacak şekilde dış değerlendirme yapmalarını sağlamaya yönelik işbirliklerini devam ettirmelerini bekliyoruz.

29. Bologna yıl dönümü vesilesi ile 11-12 Mart 2010 tarihinde Avusturya ve Macaristan’ın ortaklaşa olarak düzenleyecekleri toplantıda buluşacağız. Bir sonraki Bakanlar Konferansı Romanya tarafından Bükreş’te Nisan 2012’de düzenlenecektir. Takip eden konferanslar 1015, 2018 ve 2020 yıllarında gerçekleştirilecektir.

Leuven Bildirgesi’nin orijinal metnine ulaşmak ve konferansla ilgili ayrıntılı bilgi edinmek için bkz:
 http://www.ond.vlaanderen.be/hogeronderwijs/Bologna/conference/index.htm

Tutuklanacaklar Listesi

0

Tutuklanacaklar Listesi, Avukat-Yazar Yiğit Okur tarafından yazılmış, 2007 yılı Ekim ayında Can Yayınları tarafından okuyucu ile buluşturulmuştur.

Kitabın Tanıtım Yazısı

“Yaşadıklarımın üstünden o kadar zaman geçti ki, yazdıklarımın ne kadarı gerçek, ne kadarı düşsel, bilemez oldum. Gerçeklerden düşler yaptım; düşlerimi gerçek sanmaya başladım.’ Beş uzun ve bir kısa öyküden oluşan bu yapıtındaki üslup da, bundan önceki roman ve öykülerindeki gibi, koşan, koşuşturan, kısa cümleler örgüsü, yüksek tempolu diyaloglar, denizlerin gel-gitleri gibi coşup kıyıya vuran, çekilip yatışan duygular yumağı, erotik dokunuşlarla, geriye doğru anlatımlarla güldüren, gülümseten, gizli bir hüzün taşıyan, mizah yüklü yalın bir anlatım.

Altı romanından Deniz Taşları’yla 2006 Yunus Nadi Roman Ödülü’nü ve O Zaman Kim Söyleyecek Şarkıları adlı 2003 Haldun Taner Öykü Ödülü’nü alan Yiğit Okur’un Tutuklanacaklar Listesi, ikinci öykü kitabı.

Yiğit Okur’un önsöz niteliğinde kaleme aldığı satırlar şöyle:

“Yaşadıklarımın üstünden o kadar zaman geçti ki, yazdıklarımın ne kadarı gerçek, ne kadarı düşsel, bilemez oldum. Gerçeklerden düşler yaptım; düşlerimi gerçek sanmaya başladım.” Beş uzun ve bir kısa öyküden oluşan bu yapıtındaki üslup da, bundan önceki roman ve öykülerindeki gibi, koşan, koşuşturan, kısa cümleler örgüsü, yüksek tempolu diyaloglar, denizlerin gel-gitleri gibi coşup kıyıya vuran, çekilip yatışan duygular yumağı, erotik dokunuşlarla, geriye doğru anlatımlarla güldüren, gülümseten, gizli bir hüzün taşıyan, mizah yüklü yalın bir anlatım.

“Cenevre’de geçen sekiz yılımın sonuna gelmiştim. Öğrenimden çok, bir gençlik serüveniydi. Akıp gitmişti sekiz yıl. Üç diploma, bir ödül… Bitmiyordu ki… Daha dönüş vardı. Dönüş. Vatan. Tekrar sınavlar. Denklikler. Sonra askerlik, staj, ruhsat. Sonra küheylanların birbirine çifte atıp kişnediği at pazarında, sıpalık… Bir oda, bir masa, bir kasa… Babamdan kalma. Tırmanırken mesleğin insaf tanımaz yokuşlarını, birkaç yıl da öyle geçti. Bir gün çat kapı, postacı. Elinde bir kartpostal. Uzattı. Baktım. Monica’nın el yazısı. Yüreğim hop etti. “Birkaç gün sonra İstanbul’dayım.” Yüreğim bir daha hop etti. ‘Birkaç gün sonra?.’

Önce saate baktım. Üçü geçiyor. Bilinçaltı dürtüyle bakmış olmalıyım. “Birkaç gün sonra” cümlesine kesinlik kazandırabilmek için en kolay yöntem, o an için, masa saatine bakmak olmuştu. Ama Monica’nın geleceği günü, saate bakmakla kestiremeyeceğimi anlayınca, kartpostalın puluna, damgasına baktım. Pul, baştan başa yırtık. Sadece minik bir benek halinde göbeği kalmış. Renkli bir nokta. Öpüşürken ağzıma uzattığı, çilek kırmızısı dilinin, belli ki, sadece ucunu dokundurmuş pula. Yanı yöresi yapışmamış pul, posta kutuları, postaneler, kurşun mühürlü, branda bezinden üretilmiş posta torbaları, uçaklar, kargolar, tekrar postaneler derken, bunca elden geçtikten sonra, zamkının tek damlasıyla karta tutunamazdı. Yırtılıp gitmişti. Pula basılan damga da pulla birlikte yitip gidince, damgadan kartta kalan bir çimdik siyahlıktı. Ne ülke, ne tarih yansıtmayan bir leke. Çevirdim kartın yüzünü. Resme bakıp ülkeyi keşfedeceğim. Bir alan, bir yapı, bilinen bir heykel? Hayır! Van Gogh. Kulağının biri kesik. Hırsımdan kartı bir ucundan ısırdım…”

“Şu minicik kahvede Türk, Yunan, kardeş kardeş oturup eğleniyoruz. İdareyi uluslara bıraksalar hiç sorun kalmaz. İşi bok eden siyasiler.”

“Beni saldılar, şiirleri tutukladılar.”

“Yargı, çok kanatlı görkemli bir çarktı. ince hassas çarklardı kanatları çeviren. minik titret titrek kımıldamalarla öylesine yavaş dönüyorlardı ki, bu görkemli çarklar yargının önüne düşenleri yaşadıklarına pişman ediyordu.”

“Cenevre’ de geçen o sekiz yılımın sekiz yazını tekrar yaşamak için ya­şam süremden bir şey ödemem gerekirse, onu da duraksamadan öder, takası hemen kabullenirim.”

Yiğit Tahsin Okur Hakkında:

Avukat, yazar Yiğit Okur 30 Ağustos 1934 tarihinde, Emine Hanım ile hukukçu Hasan Tahsin Bey’in oğlu olarak Erzincan’da doğdu 1939 Erzincan Depreminde enkaz altında kaldı ve bir mahkûm tarafından kurtarıldı. 1940’ta ailesiyle birlikte İstanbul’a yerleşti. Orta ve lise öğrenimini Galatasaray Lisesi’nde tamamladı.  Galatasaray Lisesi, Fransızcayla, şiirle ve tiyatroyla tanışmasını sağladı. İlk şiiri Yeni Erzincan gazetesinde yayımlandı. Lise yıllarında Galatasaray Dergisinde şiir yayınlamaya devam etti. 50’li yıllardan itibaren yazıları ve şiirleri, Varlık, Yenilik, Mavi dergilerinde yayınlandı. Ugo Betti, Jean Cocteau, Herman Wook, André Maurois’dan roman, oyun çevirileri yaptı. Sabah, Vatan gazetelerinde tiyatro eleştirileri yayınlandı. Cep Tiyatrosu’nun kurucuları arasında yer aldı. Bir süre sahneye çıktı.

Liseyi bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde okumaya hak kazandı. ‘Yenilik Dergisi’nin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. Eğitim yaşamına devam ederken. çevirileri yapaya ve Küçük Parmakkapı’daki Cep Tiyatrosu’na sahneye çıkmaya devam etti. Yeni Sabah Gazetesi’nde Anadolu sayfasını hazırladı. İstanbul Hukuk Fakültesinde başladığı hukuk eğitimine 1958’de Cenevre’ye giderek devam etti.

Hukuk Fakültesi’ni birincilikle bitirdi. Aynı fakültede tamamladığı doktora tezi, Cenevre Üniversitesi Hukuk Ödülü’ne layık görüldü. İsviçre Federal Mahkemesi, 93 yıl sürmüş jüriprüdansını, Okur’un tezindeki görüş yönünde değiştirdi.

1965’te yurda dönen Okur, aile geleneğini sürdürerek avukatlığa başladı ve babasının kurduğu hukuk bürosunu devam ettirdi. Avukatlığa devam ettiği süreçte çeşitli gazete ve dergilerde, söyleşi ve mesleki makaleler yayınladı. Yiğit Okur, “Hulki bey ve arkadaşları’ adlı romanıyla 199 yılında yeniden yazın dünyasına döndü. O Zaman Kim Söyleyecek Şarkıları adlı romanı 2003 yılında Haldun Taner Öykü Ödülü’nü aldı. Deniz Taşları romanı ise 2006 Yunus Nadi Roman Ödülü’ne layık görüldü. Yaşamını yitirdiği 1 Ocak 2016 tarihine kadar 16 eser üretti. İstanbul’da haya gözlerini yumdu. 04 Ocak 2016 Pazartesi günü, Teşvikiye Camii’nde kılınan öğle namazını müteakip Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Galatasaray Lisesi’ne bağışladığı on bine yakın kitapla bir kütüphane yaptırdı. Yiğit Okur Kütüphanesi, 1996 yılında hizmete açıldı. Koleksiyonunu da liseye bağışladı.

GSL Gazete’yi çıkardı. Galatasaray Üniversitesinin kuruluşunda da büyük rol oynadı. eserlerinin tamamı Can Yayınlarından basıldı.

Eserleri: Hulki Bey ve Arkadaşları (1999), Güvercinler (2000), Topal Viktor’un Anıları (2001), O Zaman Kim Söyleyecek Şarkıları (2002), Piyano (2003), Tutuklanacaklar Listesi (2007), Büyücü (2007), Deniz Taşları (2008), Piç Osman’ın Pabuçları (2010), Sıfırlamak (2010), Tır Kamyonları (2011), Yazamadığım Romanın Öyküsü (2011), Buralardan Geçerken (2015)

Çekişmeli Yargılama İlkesi

0

Çekişmeli Yargılama İlkesi, [cmh] adil yargılama, yargılamaların çekişmeli olarak gerçekleşmesini talep hakkını içerir. Çekişmeli yargılama hakkı; ilke olarak, bir ceza veya hukuk davasının taraflarına, her kimden gelirse gelsin mahkeme kararını etkilemeye özgülenen tüm deliller, hazırlanan mütalaalar hakkında bilgi sahibi olma ve onları yorumlama fırsatı verilmesini gerektirir.

  • Çekişmeli yargılama hakkı; tatmin edici koşullar altında tarafların, mahkeme önündeki delillere aşina olmalarını, kanıtların gerçek ve doğruluğu ile muhteviyatı hakkında uygun yer, zaman ve şekilde yorum yapmalarına olanak ve kolaylık tanımayı içerir.
  • Taraflar, iddialarının başarısı için gerekli unsurları açıklama hakkına sahip olmalıdır. Temyize başvuru hakkının düştüğüne karar verilmesi ve kanun yolu mahkemelerinin gerekçe değişikliğine gitmesi halinde dahi bu ilkenin gereklerine riayet edilmelidir.
  • Diğer tarafın sunduğu bir kanıtın, tanıklarca ibraz olunan belgelerin yorum gerektirip gerektirmediğine karar vermek uyuşmazlığın taraflarına tanınan bir haktır. Bu hak, içine davanın tarafı olmayanları alacak şekilde genişletilemez. Tarafların adaletin işleyişine olan güvenleri; mahkemenin resen elde ettiği belgeler dahil dosyadaki tüm bilgi, belgelere ulaşma, bunlar hakkında bilgi edinme, bilgiyi etkin ve verimli şekilde kullanma olanağına sahip olduklarını bilmeleriyle sağlanır.
  • Yargılanan taraf ve nesnelere ilişkin bilgiler, davanın geçmişiyle ilgili ayrıntı ve tavsiye içeren adli tıp ve sosyal hizmet kurumu raporları, taraf olsun ya da olmasın görev ve yetkileri dahilinde mahkemenin kararını etkileyen Cumhuriyet savcısı mütalaası ile dayanağı deliller, ortaya yeni gerçek veya iddia koymasa da alt derece mahkemesinin, temyiz mahkemesine kararını etkilemek amacıyla gönderdiği notun taraflarla paylaşılması gerekir.
  • Zamandan tasarruf etme ve yargılamaların hızlandırılması isteği, temel ilke olan çekişmeli yargılama hakkının göz ardı edilmesini haklı kılamaz. Kişinin bilgi edinme ve yorumlama için duruşmaları ertelemesini talep hakkı vardır.

Çekişmeli yargılama hakkı mutlak değildir. Kapsamı, davanın niteliklerine bağlı olarak değişiklik gösterebilir. İlke, mahkemeye sunulmamış olan belgelerle, davanın neticesini etkileme ihtimali olmayan bir dilekçenin davanın taraflarıyla paylaşılmasını garanti etmez. [Yargıç Hilmi Şeker tarafında kaleme alınmıştır.]

Fikret İlkiz

0
avukat Fikret İlkiz

Avukat Fikret İlkiz, 1950 yılında Eskişehir’de dünyaya geldi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Avukatlık stajını tamamladıktan sonra İstanbul Barosu’na kayıt oldu ve serbest avukat olarak çalışmaya başladı.

Kariyeri, basın hürriyeti, ifade özgürlüğü ve insan hakları alanında şekillendi. 1982 yılında Cumhuriyet Gazetesi’nde hukuk danışmanı ve avukat olarak görev aldı. Bu görevini 2004 yılına kadar sürdürdü. 1997-2002 yılları arasında Cumhuriyet Gazetesi’nin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü olarak görev yaptı.

Mesleki Çalışmaları, Baro ve STK’lardaki Görevleri 

1992-2003 arasında İstanbul Barosu Dergisi Yayın Kurulu üyeliğini yürüttü. İstanbul Barosu Staj Eğitim Merkezi’nin (SEM) kuruluşuna katkı sağladı, kurucu üyesidir.  olarak Yürütme Kurulu’nda yer aldı. 1996-2002 yılları arasında SEM bünyesinde “AİHS ve Bireysel Başvuru” bölüm başkanlığı yaptı. 2002-2005 arasında Türkiye Barolar Birliği İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi Yürütme Kurulu’nda görev aldı.  1992-1996 yıllarında Basın Konseyi’nin hukuk danışmanlığını ve Genel Sekreter Vekilliğini üstlendi. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi ve Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi ile İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde medya ve hukuk alanında dersleri verdi.

Mart 2016’dan itibaren Güncel Hukuk Dergisi’nin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü oldu ve derginin Genel Yayın Koordinatörlüğünü üstlendi. 2018 yılında Bahri Belen, Haluk İnanıcı ve Can Atalay gibi isimlerin yer aldığı liste ile İstanbul Barosu başkanlığına aday oldu ancak seçilemedi.

Sivil Topluma Katkıları

Basın Konseyi Dayanışma Vakfı ve Türkiye İnsan Hakları Kurumu Vakfı’nın kurucu üyeleri arasında yer aldı. Umut Vakfı Yönetim Kurulu Üyeliğini üstlendi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından Onursal Üye ilan edildi. 2009-2011 yılları arasında Türk Ceza Hukuku Derneği’nin Genel Sekreteri oldu, 2012 yılından itibaren ise Dernek Başkanı olarak görev yapmaya başladı.

Ödülleri

1998 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından Basın Özgürlüğü Ödülü’ne layık görüldü. 2013 yılında Türkiye Yayıncılar Birliği tarafından İfade Özgürlüğü Onur Ödülü verildi.

Yayınları

Fikret İlkiz’in ifade özgürlüğü ve ceza hukuku alanlarında yayımlanmış çok sayıda yazısı ve kitap bölümü bulunmaktadır. Öne çıkan eserleri şunlardır: Parçalanmış Adalet / Türkiye’de Özel Ceza Yargısı – İletişim Yayınları, 2011 İfade Özgürlüğü: İlkeler ve Türkiye – İletişim Yayınları, 2007 Demokratik Anayasa – Görüş ve Öneriler – Metis Yayınları, 2012 İfade Özgürlüğünün On Yılı 2001–2011 – IPS Yayınları (BİA), 2012 Türkiye’de Hukuku Yeniden Düşünmek – İletişim Yayınları, 2015 Ayrıca Güncel Hukuk, Ceza Hukuku Dergileri ile Bianet.org ve T24 başta olmak üzere birçok mecrada makaleleri yayımlanmıştır. Evli ve iki çocuk babasıdır.

 

Hak Düşürücü Süre

0

Hak Düşürücü Süre (hak düşürücü mühlet) : Kanunen belirlenen hakların kanunda belirtilen süre içerisinde kullanılmaması durumunda hakkın ortadan kalkmasına neden olan süredir. (final term, latest term, strict time limit)

Sürenin dolması ile birlikte hakkın dava edilebilirliği ile birlikte hakkın kendisi de sona ermektedir. Hak düşürücü sürelerde, sürelerin durması ya da kesilmesi söz konusu değildir.

Süre sona erdiğinde hakkın kendisi ve kullanma süresi sona ermektedir.

Kanunlarla istisnai olarak belirlenen hak düşürücü süreler genellikle zamanaşımı sürelerine göre daha kısa tutulmuştur. Sınırlı sayıda belirlenmiş olma durumu Roma Hukuku‘ndan gelen Numerus Clausus ilkesi ile açıklanmaktadır.

Zamanaşımı süresi, kanunlarda aksine bir hüküm bulunmadığı sürece 10 yıl olarak belirlenmiştir. Hak düşürücü süre için ise öngörülmüş genel bir süre bulunmamaktadır.

Zamanaşımı, davalı ya da borçlu tarafından ileri sürülmedikçe, yargıç tarafından re’sen dikkate alınamaz ve bir sonuç yaratmaz iken hak düşürücü mühlet, yargıç tarafından doğrudan ve kendiliğinden göz önüne alınmak zorundadır.

Hak Düşürücü Mühletlere Örnekler 

İcra ve İflas Kanunu 134. maddesinde ihalenin feshini isteme süresi olarak düzenlenen yedi günlük ve bir yıllık süreler

  • İş Hukuku alanındaki Hizmet Tespit Davalarında beş yıllık Hak Düşürücü Süre
  • İşe iade davası açmak için öngörülen bir aylık süre
  • Danıştay’da ve İdare Mahkemelerinde dava açmak için öngörülen altmış günlük süre
  • Vergi Mahkemelerinde dava açmak için öngörülen otuz günlük süre
  • Çeşitli kanunlarda istinaf ve temyiz haklarının kullanılması için belirlenmiş süreler 
  • Bilirkişi raporuna karşı beyanda bulunmak için belirlenen iki haftalık süre
  • İtirazın alacaklıya tebliğinden başlayarak bir yıl içinde açılması gereken itirazın iptali davasına ilişkin süre
  • İç hukuk yollarının tüketilmesinden başlayarak AİHM ve AYM’ye açılacak davalardaki süre.
  • İcra takibinde ödeme emrinin tebliğinden itibaren beş ve yedi günlük itiraz süreleri
  • İhalenin feshi davası açabilmek için kanunun öngördüğü kesin süreler

 

 

 

Sivil Toplum Kuruluşu

0
Sivil Toplum Kuruluşları

Sivil Toplum Kuruluşu veya Sivil Toplum Örgütü, siyasi, ekonomik, sosyal, çevresel, kültürel, hukuki ve benzeri alanlarda faaliyet gösteren, resmi kurum statüsü taşımayan, bağımsız olarak çalışan, gönüllülük esasına dayalı, kar amacı taşımayan kuruluştur. Gelirleri üyelerinden aldığı aidatlar ile topladığı bağışlardan oluşur.

Dar anlamda vakıf ve dernekleri kapsayan Sivil Toplum Örgütleri geniş anlamda oda, sendika,  meslek örgütü ve diğer kuruluşları da içine alır ve topluma, bireylere ve üyelerine yararlı faaliyetler yürütür. Sivil toplum kuruluşunun ilgi alanına duyarlı bireylerin bir araya gelerek eğitim, sağlık, çevre, kültür, insan hakları, bilim ve teknoloji gibi toplumun temel sorunlarına çözüm bulmak amaçlanır.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab
Demokratik toplumlarda tüm ihtiyaçların devlet tarafından tek başına karşılanamaması nedeniyle Kamuya Yararlı Dernekler de bulunmakta ve bu dernekler devlet tarafından desteklenmektedir.

Sivil toplum örgütlerinin en önemli özelliği hizmetin para karşılığında değil de gönüllü olarak yapılmasıdır. Sivil Toplum Örgütlerinin tek amacı topluma hizmet etmek, toplumun sorunlarına çözüm bulmak ve hizmetlerinin karşılığında ücret almamaktır. Dayanışma prensibi ile çalışan bu kuruluşlar örgütlenmelerini ve faaliyetlerini devletin koyduğu yasalar çerçevesinde gerçekleştirir ve devletin yetersiz kaldığı hizmetlerde halkın yararına çalışırlar.

Doktora

0
doktora

Doktor unvanı, akademik bir seviyeyi ve akademideki çalışmaların getirmiş olduğu saygınlığı ifade etmektedir. Doktor kelimesi, Türkçe’ye Avrupa kökenli dillerden girmiştir. Uzmanlık ve doktora çalışmalarını tamamlamış kişiler bu unvanı kazanır ve kullanabilir.

Fransadaki ilk üniversitelerden bu yana, bin yılı aşkın bir süredir, akademik bir unvan olarak kullanılmıştır. Kelime aslı itibarıyla Latince kökenlidir ve aynı şekilde okunan docēre kelimesinden gelmektedir ve anlamı öğretmektir. Üniversitedeki kullanılan anlamı, üniversitede öğreten kişidir. Kısaca Dr. olarak isimlerin önünde de kullanılabilir. Amerika kıtasındaki kolonilerin yayılması ile ve geç dönem Avrupa etkisi ile Dr. olarak kısaltılmış hali, kişi isimlerinin önünde unvan olarak kullanılmaya başlamıştır.

Özellikle rönesans hareketi ile akademik hayatta, Avrupa ve daha sonraları Amerika kıtalarının hakimiyeti ile, dünya üzerindeki pek çok ülkede doktora derecesi almış kişilere verilen unvandır. Latince kökeninde de öğreten kişi anlamının taşıdığı gibi, üniversitelerde uzun süreli çalışmalar sırasında, kişilerin yapmış olduğu eğitim faaliyetlerinin kazandırdığı bir unvandır. Orta Çağ Avrupasındaki anlamıyla, hayatını öğrenmeye, öğretmeye ve hikmeti yaymaya adamış kişi anlamındadır.

Avrupa ve amerikan ekolünde kullanılan doktor unvanını günümüzde de Ph.D. (philosophy of doctorate) yada Doctor of Philosophy yani felsefe’nin doktoru kullanmaktadırlar.  Bu unvan ilk kez 19. yüzyılda, Berlindeki Friedrich Wilheliıotiıizm University tarafından verilmiştir. Doktor kelimesinin felsefe üzerine kurgulanmasının sebebi, ilk dönem üniversitelerinin genel yapılanması 3 ana alan üzerinden kurgulanmış olmasıdır. Buna göre üniversitedeki bir kişi, hukuk, din (teoloji) veya ilaç alanlarında çalışabilirdi ve bu üç alan da o zamanlar felsefenin çalışma alanları olarak kabul ediliyordu. Günümüzde ise unvanın taşıdığı anlam yapılan işin felsefesine uzmanlık alanına hakim olmaktır.

Venedik Taciri

0
Avukat Vedat Ahsen Coşar
Avukat Vedat Ahsen Coşar

Venedik Taciri  / Av. Vedat Ahsen COŞAR

Tanrı bilgeleri şaşırtmak için dünyanın aptalca şeylerini seçmiştir ve Tanrı güçlü olanları şaşırtmak için dünyanın zayıf şeylerini seçmiştir ve dünyanın aşağılık şeyleri ve hor görülmüş şeyleri Tanrı tarafından seçilmişlerdir ve olmayan şeyler, olan şeylere yokluğu getirmek için seçilmişlerdir.” Korintoslululara yazılan 1. Mektup: 27-28

Ben bir Yahudi’yim. Bir Yahudi’nin gözleri yok mudur? Bir Yahudi’nin elleri yok mudur? Organlar? Duyular? Bizi yaraladığınız zaman, biz kanamıyor muyuz? Her anlamda size benziyorsak, intikam almada neden farklı olalım?

Bu sözler Shakespeare’in önemli eserlerinden birisi olan “Venedik Taciri” isimli hem komik, hem de trajik tiyatro oyununun kötü adamı tefeci Shylock’a ait. Yahudi olan Shylock’un, kendisine yönelik düşmanlığa karşı gösterdiği tepkiyi ifade eden bu konuşma, edebi eserler içinde ırkçılık karşıtlığı konusunda yazılmış en iyi tiratlardan biridir. İnsana ait olan ama insani olmayan intikam sözcüğünü, Shylock’un tiradının içinden söküp bir kenara atarsak eğer, bu tiradın hem gerçekçi, hem insani, hem duygusal, hem de eğitici olduğunu çok daya iyi anlayabiliriz.

Sanırım Shakespeare, Shylock’a söylettirdiği bu sözleri, sevgi dolu, iyilik dolu, ahlaklı insanlar kadar, onun bunun canını acıtan, içinde biriktirdiği nefreti intikam olarak kusan kötü insanların da yer aldığı dünyamızda, kötü insanların yaptıklarını, herhangi bir ırkla ya da bir dinle ilişkilendirmeyelim diye yazmış olsa gerek.

Esere yönelik bir kısım eleştirilerde, her ne kadar eserin ve yazarı Shakespeare’in antisemitik olduğu iddiaları yer almakta ise de, bu iddia ve eleştiriler bana ve edebiyat eleştirmenlerine göre doğru ve haklı değildir. Aksine, bu yazdıklarıyla Shakespeare, üç kağıtçı bir tefecinin ağzından hepimize ırkçılığın, nefretin, intikam alma duygusunun, kötü bir şey olduğunu, insani bir şey olmadığını anlatmak ister.

Michael Radford tarafından yönetilen 2004 yapımı “Venedik Taciri” adlı sinema eserinde Shylock rolünü oynayan, çok iyi bir Shakespeare okuyucusu olan Al Pacino, Lawrence Grobel tarafından yazılan, Merve Namlı’nın Türkçe’ye çevirdiği biyografisinde, Venedik Taciri’nin, antisemitik ögeler içermekle birlikte, özünde antisemitik olmadığını ifade etmekte, bu görüşünü bu yazının en başında verdiğim Shylock’un tiradına dayandırmaktadır.

Shylock önce insan, sonra Yahudi…Yahudi doğmuş bir adam, dini bu. Onun yaptıklarını yapmayan Yahudiler de var.” diyen Al Pacino, Shylock’un dramını içinde yaşadığı toplumun üzerindeki baskısına, ilişki içerisinde olduğu insanların kendisine yaptıklarına bağlar ve sözlerine şöyle devam eder; “Benim Shylock’um kötü muamele görmüş, sömürülmüş ve öfkesiyle kendi kazdığı kuyuya düşmüş biridir…Shylock eşini kaybetmiş olanve Venedik’te Hıristiyanların baskısı altında yaşayan depresif bir adamdır. Varoşlarda yaşayan bir insandır. O, birçok insanın gücünün yettiği sosyal olanaklardan yoksundur. Zira o zamanlar Yahudiler bu durumdadırlar… Onun deneyimlediği derin öfkeden de bir şeyler anlamak mümkündür. Shylock, bir yıl önce ölen eşinin kaybından, ırkçı tacizden ve ona göre kızını çalmalarından dolayı depresyondadır. Kızı, bir Hıristiyan ile evlenmek için onu terk etmiştir. Bütün bunlar ona intikam alma hakkı olduğu hissini verir. O, mutlu bir adam değildir ama onuru, yüreği ve cesareti olan bir adamdır…

Tiyatrosunu, filmini seyredenlerin, eseri okuyanların çok iyi hatırlayacağı üzere, Shakespeare’in önemli eserlerinden birisi olan “Venedik Taciri”, geleneklerin, dinsel ve toplumsal ahlak kurallarının sorgulandığı bir oyundur. Hepsi hayata ve insana dair olan, aşk, intikam, ekonomik, dini ve ırksal ayrımcılık temaları üzerine kurulu bulunan oyunun kötü adamı Shylock’tur. Yahudi bir tefeci olan Shylock, Shakespeare’in yarattığı en tartışmalı karakterlerden birisidir.

Eserin son derece basit bir olay örgüsü, olayların yaşandığı yüzyıla egemen olan anlayışa uygun bir kurgusu vardır. Bununla birlikte Shakespeare, okurlarını, ırkçılık gibi, dindarlık gibi, adalet duygusu gibi, kanun önünde eşitlik ilkesi gibi, ayrımcılık gibi, intikam alma isteği gibi, nefret, lanet ve bağışlama gibi, evrensel olan, insanlık tarihinin bütün zamanlarında var olan duygu, düşünce, inanç, değer ve zaaflar ile insana ait arızalar üzerine düşünmeye sevk ve davet eder.

Gemicilik yapan, varlıklı bir adam olan ama nakit sıkıntısı çeken ve o nedenle çaresiz durumda kalan Antonio, bir zamanlar aşağıladığı, yüzüne tükürdüğü, hakaretler yağdırdığı Yahudi tefeci Shylock’tan borç para alır. Shylock ile Antonio arasında borcun teminatı ve kanıtı olarak bir senet düzenlenir. Senet de, Antonio’nun borcu ödeyememesi halinde, vücudunun neresinden isterse, o kısımdan yaklaşık 450 grama tekabül eden bir pound tutarında et kesileceği ve alacaklıya verileceği yazılıdır.

Shylock’un senede böyle bir şart koymasının nedeni, pazarda yüzüne tüküren, bu tükürüğün sadece kendisine karşı değil, kendi şahsında tüm Yahudilere ve Yahudiliğe karşı yapıldığını düşünmesi, o nedenle Antonio’dan ve diğer Hıristiyanlardan intikam almak istemesidir. Kendisinden ve borcunu ödeyeceğinden emin olan Antonio için senetteki bu şartın önemi yoktur, o nedenle, Antonio senedi çekincesiz olarak imzalar.

Ne var ki, gemileri batan, o nedenle mali durumu daha da bozulan soylu tüccar Antonio borcunu ödemez, daha doğrusu ödeyemez. Karısının ölümü, onu takiben kızının bir Hıristiyan ile evlenmesinden dolayı depresyona giren ve esasen o güne kadar uğradığı haksızlıklar, kendisine ve diğer Yahudilere karşı yapılan hakaretler nedeniyle Antonio’ya ve onun şahsında bütün Hıristiyanlara karşı nefret içinde olan Shylock, Venedik sokaklarında “alacağımı isterim, hakkımı isterim, senette ne yazıyorsa onu isterim” diye bağırmaya ve intikam yeminleri etmeye başlar.

Shylock ile Antonio arasındaki ihtilaf Venedik mahkemesine intikal eder. Shylock’un saldırgan sözleri ve eylemleri nedeniyle hemen her duruşma olaylı ve gerilimli geçer. Antonio’nun avukatı, “senette sadece et yazılı olduğunu, kan yazılo olmadığını, Shylock’un kan dökmeden senette yazılı olan ve o nedenle hakkı sayılan eti alması gerektiğini, müvekkilinin de bunu vereceğini” savunur.

On altıncı yüzyılda Hıristiyan egemenliğindeki Venedik’de yürürlükte olan yasaya göre, “kan aktığı ve akan bu kanın Hıristiyan’ın kanı olduğu takdirde Shylock’un bütün malının ve mülkünün müsadere edilmesi” gerektiğinden, malını ve mülkünü korumak için Shylock, senette yazılı olan et hakkından vazgeçmek zorunda kalır. Ancak bu vazgeçme, Shylock’u malını, mülkünü kaybetmekten yine de kurtarmaz, kanunda bulunan “bir Hıristiyan’ın canına dolaylı yoldan kastetmek” suçunu işlediği için mahkemece bütün mallarına el konur.

Shylock’un el konulan malını ve mülkünü kurtarması, ancak ve ancak Antonio’nun onu bağışlaması, yani ona merhamet etmesi durumunda mümkündür. Antonio, Shylock’u Hıristiyan olması şartıyla bağışlayacağını ifade eder. Dinini değiştirmekle mali yönden ölümü arasında bir seçim yapmak zorunda kalan Shylock, Hıristiyan olmayı kabul eder, yani hayatı seçer, Hıristiyan olduktan sonra “mesudum” der ve Shylock ile Antonio arasındaki ihtilaf bu şekilde sona erer.

Al Pacino’nun yorumuna göre, Shylock’un Hıristiyan olduktan sonra “mesudum” demesi, gerçekten mesut olmasından dolayı değil, yaşamak istemesinden, ölmek istememesinden dolayıdır. Son derece ironik olan bu yanıt aslında, hayatta kalan bir insanın matemidir. Adaletsizliğe karşı olan öfkesi nedeniyle büyük sıkıntılar yaşayan, dinini değiştirmek zorunda kalan Shylock bütün bu yaptıklarının cezasını yaşayarak çekecek, neden bunlara neden oldum diye belki kendisine kızacak, bunların cevabını ise yaşarken bulacaktır.

Shakespeare’in ustaca kurguladığı oyun, gücün ve güçlü olanın zaman zaman yer değiştirdiği bir güç oyunudur aslında. Bu oyunun sonunda kazanan, haklı olan Shylock değil, güçlü olan Antonio’dur. Antonio’nun gücü soyluluğundan, Hıristiyan olmasından gelir. Shylock kaybetmiştir, çünkü o, Hıristiyan egemen bir toplumda tarih boyunca itilen, kakılan, ezilen, ötekileştiren bir dinin mensubudur, yani Yahudi’dir.

Shakespeare, bu oyunu ile bize, dinsel bir çatışmadan daha ziyade, paranın gücüne dayanan sömürü düzeninin çarpıklığını, toplumsal sınıflar arasındaki ekonomik eşitsizliğin, hukuk önündeki eşitsizliğin yarattığı adaletsiz sonuçları anlatır.

Bir şeyi daha anlatır: nefretin insana ait bir duygu olmakla birlikte, insani bir duygu olmadığını, insanlar ve dinler arasındaki barışın, yani toplumsal barışın, ancak bağışlamayla sağlanabileceğini, yani bağışlamanın iyileştirici gücünü anlatır.

Yani bu oyun bize şunu demek ister, insan olarak birbirinizi bağışlamaz iseniz eğer, başka insanların malına, canına göz dikerseniz eğer, uygar, medeni bir toplum değil, duygusuz bir caniler topluluğu olursunuz.

İnsanlık tarihinde, insanlığın rezil olduğu yıllar ve olaylar vardır. Savaşlar mesela. Hiroşima mesela. Holocaust mesela. Gulag mesela. Şimdilerde yaşadığımız İŞİD terörü ve İsrail’in Filistin’de uyguladığı soykırım mesela. Türkiye bağlamında ve yerel düzeyde; binlerce insanımızı yitirdiğimiz terör belası mesela; Gar katliamı mesela; Madımak Oteli’nin kundaklanması ve insanların orada diri diri yakılması mesela.

Bunları düşününce insanın aklına Amin Maalouf’un şu sözleri geliyor: “Seçmek durumunda bırakılıyorlar, zorlanıyorlar dedim. Kim tarafından mı? Sadece her çeşidinden fanatikler ve yabancı düşmanları değil, sizin ve benim tarafımdan da, aramızdaki herkes tarafından. Gerçekten de hepimizin içinde kök salmış bu düşünce ve ifade alışkanlıkları yüzünden, bütün bir kimliği, öfkeyle ilan edilen tek bir aidiyete indirgeyen o dar, o sığ, o yobaz kolaycı yaklaşım yüzünden. İçimden katiller böyle imal ediliyor diye haykırmak geliyor.

Peki, insanlığın rezil olduğu bütün bu olanlardan ve olaylardan kim ya da kimler sorumludur? Onu da Dostoyevski söylüyor: “Biz hepimiz her şeyden sorumluyuz; ve her şeyden önce tüm insanlardan sorumluyuz ve başkalarından daha çok kendimizden sorumluyuz.

Evet, biz sorumluyuz, çünkü insan varoluşunun en başta gelen ve tarih boyunca değişmeyen niteliği “başkalarıyla birlikte olmak, başkalarıyla birlikte barış içinde yaşamaktır.’ Bu ise en başta ve hatta tek başına, sorumluluk demektir.

Bu sorumluluk, ötekine, yani bizim gibi olmayana, bize göre farklı olana, Shylock’un söylediği gibi bizim gibi gözleri, elleri, organları, duyuları olana, yaralandığı zaman kanayana, yani insana karşı duyduğumuz, duymamız gereken sorumluluktur. Bu sorumluluk koşulsuz bir sorumluluktur. Nesnesinin ve öznesinin; kimliğinden, ırkından, dininden, yaşam tarzından, siyasal görüş ve tercihlerinden uzak ve bağımsız olan bir sorumluluktur. İnsan olmanın sorumluluğudur. Beni, benim gibi olmayana, yani ötekine bağlayan bu sorumluluktur.

Bu sorumluluğun merkezinde yer alan en önemli duygu, beni başkalarına, hatta hiç tanımadığım insanlara – salt insan oldukları için – bağlayan yakınlık duygusudur. Zira ahlaki ve etik davranışın temelini, ötekine olan yakınlık oluşturur. Esasen yakınlık sorumluluk, sorumluluk da yakınlık demektir. Yakınlığa son vermek için sorumluluğa, sorumluluktan kurtulmak için de yakınlığa son vermek gerekir. Kötü insanların yaptıkları da bu değil midir? Yani sorumsuzluk, sorumluluktan kurtulmak için yakınlığa son vermek, insanlık camiasından uzaklaşarak caniler topluluğuna katılmak değil midir?

Benimle öteki arasındaki bu bağ, yani insan olmaktan kaynaklanan yakınlık ve sorumluluk bağı, ötekinin filozofu olan Emmanuel Levinas’ın ifadesiyle; “…kabul de edilse, ret de edilse; nasıl üstlenileceği bilinse de, bilinmese de; öteki için somut bir şeyler yapılabilse de, yapılamasa da vardır. Bu ‘Me Voici/İşte Ben’ diyebilmektir. Öteki için bir şey yapmaktır. Vermektir, insan ruhuna sahip olmaktır, hepsi bu…Ben insanlar arası ilişkiyi, öteki ile yakınlıkta beni ona yardım etmeye yazgılı kılan – diğer insan hakkında kendi oluşturduğum imajın ötesinde – onun yüzüymüş, yani ötekinin ifadesiymiş gibi çözümlüyorum… Çünkü biz aslında, ötekinin, bendeki öteki düşüncesini aşarak kendini tanıtma biçimine yüz diyoruz. Bu tarz, bakışım altındaki tema veya bir imgeyi oluşturan nitelikler topluluğu gibi art arda sıralanmaktan ibaret değildir. Ötekinin yüzü, bu yüzün bende bıraktığı görsel izlenim, benim ölçülerimle bana uygun olan düşünceyi sürekli olarak yıpratır ve aşar. …Yakınımın yüzü beni yoksunluğa davet eder. Bana bakar, her şeyiyle bana bakar, ben onun hiçbir şeyine kayıtsız kalamam. Yüz bana emreder ve beni yazgılı kılar. Onun anlamı, görüntüyle iletilen emirdir. Daha doğrusu, yüz benim açımdan bir emir gösteriyorsa bu, sıradan bir işaretin ileteceği şeyi iletmesi şeklinde değildir, bu emir özellikle yüzün ifade edici oluşundandır…Yüz karşısındakini sorumluluğa davet eder. Onun için yüzü öldürmek imkansızdır.

Romantizm ve lirizmden çok, akılcılığa yakın olan Jean-Paul Sartre, “varoluş, özden önce gelir” ilkesine dayandırdığı varoluşçu felsefenin ilkelerini açıkladığı “Varlık ve Hiçlik” isimli kitabında: “Öteki benim için, kah varlığımı benden çalan, kah bana ait bir varlık olduğunu ortaya çıkarandır.” diye yazar. Gerçekten, öteki ile karşılaşma, karşılaşılan her iki kişiye de yalnız olmama durumunu hatırlatır. Zira öteki bakış değil, yüzdür. Öteki, beğeni veya hayranlığın hizmetine sunulmuş plastik bir figür, taştan veya bronzdan yapılmış bir heykel, ruhsal hareketlerin sabırla deşifre edilmek üzere yazıldığı ve sergilendiği bir metin değil, yüzdür.

Yahudi katliamı sırasında Sobibor’da ve Treblinka’da komutanlık yapan Nazi subayı Franz Stangl, gazeteci Gitta Sereny’ye şunları söylüyor: “Anlıyor musunuz, onları nadiren birer insan olarak gördüm. Onlar her zaman için devasa bir kitleydiler. Kimi zaman duvarın üstünde ayakta duruyorlardı ve onları avluda seyrediyordum. Nasıl anlatmalı bilmem ki, çıplaktılar… Kamçılarla yönetilerek koşturulan devasa bir yığındılar.

Gitta Sereny, Franz Stangl’un söylediklerini şöyle okuyor: “İnsanlar soyunma barakalarındayken, yani çıplakken Franz Stagl veya aynı konumdaki başkası için artık insan değildirler. İnsanların çıplak olarak istiflenmesiyle, gruplaştırılmasıyla, her birinin diğerinin yerine geçebildiği, homojen ve benzer bir yığın oluşur. Böyle yapılmak suretiyle, yüzünün insana atfettiği gizemli ayrıcalık elinden alınır. Bedenler bir yerde çıplak olarak toplandığında sınırlar ortadan kaldırılır, birey kitle içinde boğulur, yüz artık vücudun geri kalanından ayrı değildir. Yüz, yüz olmaktan çıkmıştır. Nazilerin öldürmeye hazırlandıkları insanları giysilerinden arındırmalarının neden işte budur. Yani onları görünmez hale getirmek ve yüzü yok etmektir.

Yüzü yok etmek! Peki neden? Yüz insanı, ona yakın ve aşina olanları ama en çok canileri rahatsız eder de ondan. Ama yüzü, insanın yüzünü yok etmek mümkün değildir. Bunu da en iyi, bir caniler, bir de yakınının yüzünü yok etmeye çalışanlar bilir…!

Teorik Çerçevede Türkiye’de Yargı Bağımsızlığı

0

Teorik Çerçevede Türkiye’de Yargı Bağımsızlığı, Doç. Dr. Peri URAN MURPHY tarafından kaleme alınmış, 2019 yılı Nisan ayında Yetkin Yayınları tarafından okuyucu ile buluşturulmuştur.

Anayasa hukuku literatüründe büyük öneme sahip olan yargı bağımsızlığı konusunun ele alındığı eserde; yargı bağımsızlığının anayasal ilke ve kurumlarla ilişkisi, uluslararası belgelerde ne şekilde düzenlendiği ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nin söz konusu kuruma ilişkin karar ve değerlendirmeleri incelenerek yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının önemine odaklanılmıştır. Çalışma, yargı bağımsızlığının 1982 Anayasasından önceki anayasalarda nasıl düzenlendiğini ele alınmış ve son 1982 Anayasası döneminde yargı bağımsızlığına ilişkin olarak mevzuatta yapılan yeni düzenlemeler ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Son yıllarda yoğun bir biçimde gündemde yer alan yargı bağımsızlığına ilişkin tartışmalara da yer verilerek anayasa değişiklikleri ışığında irdelenmiştir.
KİTABIN ÖNSÖZÜ 

Bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin korunması adına iktidarın sınırlandırılması düşüncesi, anayasacılık hareketlerinin özünü oluşturmaktadır.  Demokrasinin özgürlük, eşitlik, adalet, katılım, gibi birtakım kavramları içine alan bir değerler sistemi olduğu dikkate alındığında, bu dengenin bozulmaması, süreklilik gösterebilmesi ve demokrasinin çoğunluk baskısına dönüşmemesi için, çoğunluğun hukukla sınırlandırılması bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Hukuk devleti ise kendisini ancak bağımsız bir yargı mekanizmasıyla koruyabilir. Bu nedenle yargı bağımsızlığının güvence altına alınmamış olduğu bir devletin tam anlamıyla bir hukuk devleti olduğundan söz edilemez.

Anayasa hukuku literatüründe büyük öneme sahip olan yargı bağımsızlığı konusu her daim güncelliğini korumaktadır. Özellikle, son yıllarda yapılan anayasa değişiklikleri ile yargı bağımsızlığı konusu daha da tartışılır hale gelmiştir. Bu eserle, konuya ilişkin güncel akademik tartışmalar irdelenmeye, literatürdeki mevcut yaklaşım ve görüşlere ilişkin eleştiri ve değerlendirmeler son gelişmeler ışığında ortaya koyulmaya çalışılmıştır.

Yargı bağımsızlığının ele alındığı bu çalışmanın ilk bölümünde, söz konusu kurum, bu konudaki mevcut çalışmalardan farklı olarak, teorik çerçevede ele alınmış ve ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin söz konusu kuruma ilişkin karar ve değerlendirmelerine yer verilmiştir. Söz konusu bölümde ayrıca yargı bağımsızlığının anayasal ilke ve kurumlarla ilişkisi, uluslararası belgelerde ne şekilde düzenlendiği ve önemi ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünde yargı bağımsızlığının 1982 Anayasası’ndan önceki anayasalarda ve 1982 Anayasası’nda nasıl düzenlendiği ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Üçüncü bölümde Anayasa Hukuku alanındaki en tartışmalı konulardan biri olan Hakimler ve Savcılar Kurulu, son anayasa değişiklikleri ve akademik tartışmalar ışığında incelenmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümünde, yargı mensuplarının özlük işlerinin yürütülmesi, sorumluluğu ve denetlenmesi konuları ele alınmıştır. Sonuç kısmında ise, yargı bağımsızlığı konusunun önemi bir kez daha vurgulandıktan sonra, konuyla ilgili güncel tartışmalara ilişkin değerlendirme ve öneriler ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Dileğimiz, eksikliklerine karşın çalışmamızın yargı bağımsızlığına ilişkin literatüre bir katkı sağlayabilmesidir.

Bu uzun soluklu çalışma sürecinde teşekkür borçlu olduğum bazı kişiler var. Öncelikle varlıklarından güç bulduğum, sevgili annem         Av. Işık Uran, sevgili babam Prof. Dr. Necati Uran ve sevgili kardeşim Doç. Dr. Pınar Uran’a ne kadar teşekkür etsem azdır. Sevgileri, sabırları ve özverileriyle bu yoğun süreçte en büyük desteği kendilerinden gördüm.

Çalışmalarım sırasında bana gösterdiği anlayış için sevgili eşim Av. David Michael Murphy’e ve sağladıkları motivasyon için sevgili Mary Murphy ve Michael Murphy’e de teşekkür borçluyum.

Bu çalışmanın bir kısmı Yükseköğretim Kurulu’nun doktora sonrası araştırma desteği ile Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan New York Üniversitesi’nde yürütülmüştür. Bu süreçte derin bilgi ve tecrübesinden istifade ettiğim ve birlikte akademik çalışmalar yürüttüğüm değerli Prof. Dr. Pasquale Pasquino’ya da müteşekkirim.

Bu kitabın gerek Eylül/2016 tarihli ilk baskısını, gerekse son anayasa değişiklikleri ışığında güncellenmiş ve genişletilmiş 2019 tarihli ikinci baskısını yayına hazırlayan Yetkin Basım, Yayım ve Dağıtım A.Ş sahipleri Sayın Muharrem Başer ve Sayın Y. Ziya Gülkök’e de ayrıca teşekkür etmek isterim. Yrd. Doç. Dr. Peri URAN MURPHY İstanbul, Şubat 2019.”

 

İÇİNDEKİLER

KISALTMALAR

BİRİNCİ BÖLÜM
GENEL OLARAK YARGI BAĞIMSIZLIĞI

I. Yargı Fonksiyonunun Mahiyeti ve Niteliği

II. Teorik Çerçevede Yargı Bağımsızlığı

III. Bir Kavram Olarak Yargı Bağımsızlığı ve Yargı Tarafsızlığı ile İlişkisi

IV. Yargı Bağımsızlığının Önemi ve Anayasal İlke ve Kurumlarla İlişkisi

1.Kuvvetler Ayrılığı ve Yargı Bağımsızlığı

2.Hukuk Devleti ve Yargı Bağımsızlığı

3.Demokrasi ve Yargı Bağımsızlığı

V. Yargı Bağımsızlığına İlişkin Evrensel İlkeler ve Uluslararası Düzenlemeler

VI. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Kararları’nda Yargı Bağımsızlığı

İKİNCİ BÖLÜM
YARGI BAĞIMSIZLIĞININ UNSURLARI ve YARGININ SAHİP OLDUĞU GÜVENCELER

I. 1982 Anayasası’ndan Önceki Anayasalarda Yargı Bağımsızlığı

1.1876 Anayasası 

2.1921 Anayasası

3.1924 Anayasası

4.1961 Anayasası

II. 1982 Anayasası’nda Yargı Bağımsızlığı

1.Genel Olarak

2.Yasamaya Karşı Bağımsızlık

3.Yürütmeye Karşı Bağımsızlık

4.Yargıya Karşı Bağımsızlık

5.Basın Karşısında Bağımsızlık

6.Uyuşmazlığın Tarafları Karşısında Bağımsızlık

7.Üçüncü Kişiler Karşısında Bağımsızlık

III. Yargı Bağımsızlığı ve Tarafsızlığının Korunmasına Yönelik Tedbirler ve Yargı Mensuplarının Sahip Olduğu Güvenceler

1.Yargı Bağımsızlığı ve Tarafsızlığının Korunmasına Yönelik Tedbirler

a. Yargılamayı Etkilemenin Suç Olarak Düzenlenmesi

b. Başkaca Bir Görev Yapamama

c. Hakimin Davadan Çekilmesi ve Reddi141

d. Duruşmaların Aleni, Kararların Gerekçeli Olması

e. Yüksek Mahkeme Üyelerinin Yargılamalarının Ayrı Olması

f. Tabii Hakim ilkesi

 

2. Hakimlik ve Savcılık Teminatı

a. Genel Olarak

b. Hakimlik ve Savcılık Teminatının Unsurları

1.Azledilemezlik Teminatı

2.Coğrafi Teminat1

3.Emekliye Sevkedilmeme Teminatı

4.Maaş ve Ödenekten Yoksun Bırakılmama Teminatı1

5.İsteği Dışında İdari Göreve Atanmama Teminatı1

6.Savcılık Sınıfına Atanmama Teminatı1

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
BİR YARGISAL ÜST KURUL OLARAK HAKİMLER ve SAVCILAR KURULU (HSK)

I. Genel Olarak Yargı Alanındaki Üst Kurullar

II. Türkiye’de Yargısal Üst Kurulların Tarihsel Gelişimine Kısa Bir Bakış

III.1982 Anayasası’nda Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK)

1.2010 Anayasa Değişikliği Öncesinde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) Kuruluşu, İşleyişi ve Kurul’a İlişkin Temel Sorunlar1

2.2010 Anayasa Değişikliği Sonrası Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK)

a. Kurulun Üye Kompozisyonu

b. Üyelerin Seçimi

c. HSYK’nın Teşkilatı

d. Kurul’un Toplantı ve Karar Alma Usulü

 e. Kurul’un Kararlarının Yargısal Denetimi

3.2017 Anayasa Değişikliği Sonrası Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK)

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
YARGI MENSUPLARININ ÖZLÜK İŞLERİNİN YÜRÜTÜLMESİNDE YARGI BAĞIMSIZLIĞI

I. Yargı Mensuplarının Seçilmesi ve Atanması

1. Genel Olarak

2. Ülkemizde Yargı Mensuplarının Seçilmesi ve Atanması

II. Yargı Mensuplarının Tayinleri

III. Yargı Mensuplarının Terfileri

IV. Yargı Mensuplarının Sorumluluğu ve Denetlenmesi

 

SONUÇ –  247

KAYNAKÇA  –  259

Doç. Dr. Peri Uran Murphy Hakkında

Doç. Dr. Peri Uran Murphy, 2006-2007 yılları arasında TÜBİTAK Yurt Dışı Araştırma Bursiyeri olarak Columbia Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde doktora tez çalışmasını yürütmüş, 2008 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Doktora Programı’nı tamamlayarak Anayasa Hukuku alanında doktora derecesini elde etmiştir.

9 Aralık 2009 tarihinde Türk Sosyal Bilimler Derneği tarafından düzenlenen Genç Sosyal Bilimciler Yarışması’nda “Yasama İşlevinin Yerine Getirilmesinde Çift Meclis Sistemi ve Türk Siyasal Tarihindeki Yeri” başlıklı doktora tezi ile 2009 Yılı Genç Sosyal Bilimci Birincilik Ödülü’nü almıştır.

Doktora tezi daha sonra Yetkin Yayınevi tarafından kitap olarak basılmıştır.

2009-2010 yılları arasında Columbia Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne, 2012-2013 yılları arasında New York Üniversitesi (NYU) Siyaset Bilimi Bölümü’ne, 2013-2014 yılları arasında City University of New York, Graduate School’a tam burslu Doktora Sonrası Araştırmacı olarak kabul edilmiştir.

2019 yılında Anayasa Hukuku alanında doçent unvanını almıştır.

Hacettepe Üniversitesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümü, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı’nde görev yapmıştır. Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi yayın kurulu üyeliğini ve editörlüğünü yürütmüştür.

Birleşmiş Milletler bünyesinde faaliyet gösteren World Council of Peoples for the United Nations isimli Sivil Toplum Örgütü’nün (New York) Hukuk Danışmanlığı’nı yürütmektedr.  Örgütün yılda bir kez yayınladığı “Centerpoint Now” adlı derginin “Medeniyetler İttifakı” temalı 2011 Sayısında (9. sayı) Uran’ın “Osmanlı’dan Günümüze Türkiye’de Anayasal Gelişim Süreci” adlı çalışması da yer almıştır. 

2023 yılı itibariyle Trinity College Dublin Hukuk Fakültesi ve Max Planck Institute for Comparative Public Law and International Law Merkezi’nde çalışmalarını sürdürmektedir.

Eserleri, Kitap Bölümleri ve Makaleleri

Teorik Çerçevede Türkiye’de Yargı Bağımsızlığı (Genişletilmiş ve Gözden Geçirilmiş 2. Baskı), Yetkin Yayınevi, Ankara, 2019
“Yasama İşlevinin Yerine Getirilmesinde Çift Meclis Sistemi ve Türk Siyasal Tarihindeki Yeri”, Yetkin Yayınevi, Ankara, 2008

“Egemenliğin Nihai Taşıyıcısı Olarak Milli Güvenlik Kurulu”, Hukuk ve Adalet Eleştirel Hukuk Dergisi, Sayı 6-7, Ekim 2005; “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Yorumları Işığında 1982 Anayasası ile Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin Karşılaştırmalı İncelemesi“, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl 13, Sayı 26, Güz 2014/2; Turkey’s Hasty Constitutional Amendment Devoid of Rational Basis: From a Political Crisis to a Governmental Sytem Change” Journal of Politics and Law, Cilt 3, Sayı 1, Mart 2010; “Anayasaların Başlangıç Kısımları” İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Sayı 1, Yıl 2015; “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Türk Anayasa Mahkemesi’nin Basın Özgürlüğü’ne Yaklaşımı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı 120, 2015; “The Guardian of the Turkish Constitution: A Special Court”, The Journal of Politics and Law, Cilt 8, Sayı 2, 2015; “Anayasa Yargısında Karşıoy’un Rolü ve Önemi Üzerine Bir İnceleme” Legal Hukuk Dergisi, Vol.17, No. 195, 2019; “Hayvanların Anayasal Çerçevede Korunması”, Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, Vol. 7, No. 88, 2019; “Long Lasting State of Emergency in Turkey and the Recent Constitutional Amendments Under Its Shade”, International Journal of Human Rights and Constitutional Studies, DOI: 10.1504/IJHRCS.2022.10045866 yayımlanmış makalele ve kirap bölümlerinden bazılarıdır.

Bir Hayalim Var – Avukat Ergin Cinmen / Hukukçular Diyor ki!

0

Bir hayalim var!  – Avukat Ergin Cinmen 

”Hukuk Ansiklopedisi’nde yayınlanmak üzere bir manifesto yazar mısın?” denildiğinde açık söyleyeyim, Hukukbook’tan haberim yoktu. Okuduğumda ise utandığımı itiraf edeyim. Müthiş bir çalışma yürütülüyor. Demek ki İstanbul’dan uzak kalmak ister istemez güncelden de uzak tutuyor insanı.

Ansiklopedi önce hayal edilmiş ve sonra da bu eser yaratılmış. Uzun sürmesini, yani kurumsallaşmasını çok istiyorum.

Sorunların çözümü için analiz yeteneğinin bulunması şart. Bu yetenek de bilgiyi gerektirir.

Avukatlık mesleğimizin sorunları varsa önce bu sorunların ortaya konması ve sonra da bunların analizi gerekmektedir. Analiz için de önce geçmişin değerlendirilmesi elzem. İşte Ansiklopedi bunu yapıyor. Hukukun Takvimi kategorisi ile de hukukun tarihini yazıyor.

Ve Hayal Etmek her şeyin ilk adımını oluşturuyor. Hayalinizi kurarsanız, bunu bilgiyle bezerseniz, başarı için ilk ve sağlam adımı atmış oluyorsunuz.

Martin Luther King, ABD’de “Bir hayalim var” başlıklı manifestosunu haykırırken “Afro Amerikalı” yoktu, “Zenci” vardı ve otobüslerdeki, lokantalardaki yerleri de beyazlardan ayrıydı. Her ne kadar Eric Garner’in son iki kelimesi olan “Nefes Alamıyorum!”; bu gün ırkçılık karşıtı slogan halini almışsa da ABD Başkanı Barak Obama’nın yarım, eşi Michelle Obama’nın ise tam Afro Amerikalı oluşunu da gözden uzak tutmamak gerekiyor. Zamanında ne kadar hayal kurarsa kursun Martin Luther King’in bir Afro Amerikalının ABD Başkanı olabilmesini hayal etmesinin mümkün olamayacağını kabul etmek gerekir.

Bu girişi neden yazdım?

Türkiye, tarihinin en karanlık döneminden geçiyor. Bu tespitim kırk yılı geçen avukatlıktan edindiğim bilgiden kaynaklanıyor.

Popülizm ve Post throuth(izm) kıskacındaki Yalanlar Dünyasında ve fazladan totalitarizmin Türkiye’sinde “Nasıl bir avukatlık!” tartışmasının yapılabilmesi için çok gerilerde olduğumuz açıktır. Ama bu durum hayal kurmamıza da engel değildir.

Şartlar ne kadar kötü olursa olsun eğer hayallerimizden vazgeçersek işte o zaman yenilmişiz ve imkânsızlık dünyasındaki yerimizi almışızdır. Nasıl ki tüm canlıların yaşaması için oksijen ve su şartsa; biz avukatların da yaşaması ve mesleğini doğru dürüst idame ettirebilmesi için demokrasiye ihtiyacı vardır. “Öyle radikal falan değil, bildiğimiz demokrasi yoksa bağımsız yargı da yoktur. Bağımsız yargı yoksa avukatlığı nereye kadar yapacaksınız; demokrasinin gerçekleşmesi siyasetin işidir, biz avukatlar bunun için ne yapabiliriz ki?” sorusunu sorduğumuzda ise bilin ki kaybetmişizdir.

Evet! Her şey çok kötü ama şu Çoklu Baro adlı tuhaf sistemin kelimenin tam anlamıyla “foss” çıkması ve Sayın Erinç Sağkan’ın TBB başkanlığına seçilmesi çok fazla şey ifade etmektedir. Hangi ideolojiden olursa olsun, avukatlar, sıra baro seçimlerine geldiğinde, yargı bağımsızlığını ve hukukun üstünlüğünü savunan anlayışı tercih ediyorsa; biz avukatların Baroları vasıtasıyla ve doğru enstrümanları kullanmaları halinde çok şey başarabileceğine inanıyorum.

Bu bir hayal ise evet hayal kuruyorum. Hayal kurmak tekeli yalnızca Martin Luther King’e mi aittir? İster misiniz 2022 yılı hayallerimizi paylaştığımız yıl olsun. Ne dersiniz? Belki de 2023’e daha fazla gülümseyerek girebiliriz.

 

Ergin Cinmen Kimdir?

İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1975 yılında mezun oldu. Askerlik görevini yaptıktan sonra 1979’da İstanbul Barosu’na kaydoldu. Baro’nun çeşitli komisyonlarında görev aldı. 1990-1992 döneminde, Turgut Kazan başkanlığındaki yönetim kurulunda yer aldı ancak eleştirerek istifa etti. Avukat kimliğinin yanında aktivist kimliğiyle öne çıktı. Çeşitli sivil toplum yapılanmalarında ve derneklerde yöneticilik yaptı. 3 Kasım 1996’da meydana gelen Susurluk olayından sonra tüm Türkiye’de ses getiren, “Sürekli Aydınlık için bir dakika karanlık” eyleminin sözcüsü ve mucidi olarak bilindi. 2000 yılında düzenlenen “Hapishaneler Gerçeği Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri Kurultayı”na katılmış, kurultay sonrasında hazırlanan aynı isimli derleme kitabın bölüm yazarlığını yaptı. Akın Atalay yönetmenliğinde, 1997 yılında yayına başlayan “Açık Sayfa” isimli aylık aktüel hukuk dergisinin yayın kurulu üyeliğini yürüttü. Kamuoyunca bilinen birçok davada avukat ve müdahil olarak bulundu. 2000 yılında yapılan İstanbul Barosu seçimleri öncesinde, Çağdaş Avukatlar Grubu önce seçimlerinde, Yücel Sayman‘a karşı aday oldu ancak kazanamadı. Yüzlerce panel ve konferansta organizatör ve konuşmacı olarak yer aldı. Uzun yıllar İstanbul’da serbest avukat olarak çalıştıktan sonra 2012 yılında Bodrum’a yerleşti. Avukat Ahmet Dindar ile birlikte 2015 yılında kaleme aldıkları, “Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararları- Notlu Konu Esaslı Sistematik Derleme” isimli eseri bulunmaktadır. Çağdaş Hukukçular Derneği üyesi olan Cinmen; yazı ve makalelerini Serbestiyet.com internet sitesinde yayınlamakta, Avukat Ahmet Dindar ile birlikte bireyselbasvurukararlari.com adlı internet sitesini yönetmektedir.

Millet Mektebi Talimatnamesi

0

Millet Mektebi Talimatnamesi, İcra Vekilleri Heyetinin(Bakanlar Kurulu) 11 Kasım 1928 tarihli toplantısında uygun bulunarak kabul edilmiştir. Yönetmelik 24 Kasım 1928 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Amacı yeni Türk Alfabesini halka öğretmek olan ilk Millet Mektepleri 1 Ocak 1929’da açılmıştır.

Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun

Türkiye’de yeni Türk harf sisteminin kabul edilmesi sonrasında halkın bu yeni harfleri öğrenmesini sağlamak ve okuryazarlığı artırmak için “Millet Mektebi” adı verilen bir eğitim teşkilatının oluşturulması öngörülmüş, bu teşkilatın nasıl çalışacağı, hangi bölgelerde ve kimlere hizmet edeceği, finansmanının nasıl sağlayacağı ve eğitim felsefesi detaylı bir şekilde belirlenmiştir. Eğitim faaliyetlerini yürütecek olan Millet Mektebi’nin yanı sıra hapishaneler, fabrikalar ve diğer kamu ve özel kurumlar aracılığıyla okuma ve yazma öğretme sorumluluğu da ele alınmış, yeni harf sisteminin halk arasında yaygınlaştırılması ve okuryazarlık seviyesinin artırılması amaçlamıştır.

Yönetmeliğin dördüncü maddesi ; “Bu teşkilatın Genel Başkanlığını ve Millet Mektebinin Baş Öğretmenliğini Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Hazretleri kabul buyurmuşlardır.” şeklindedir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün başöğretmenliği kabul ettiği 24 Kasım tarihi, Türkiye’de Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır.

UNESCO’nun kabul ettiği Öğretmenlerin Statüsü ve Hakları‘na ilişkin tavsiye kararına göre ise, dünyada 100’den fazla ülkede 5 Ekim tarihi Dünya Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır.

Millet Mektebi Talimatnamesi

(Gaye)
Madde 1

Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türk dilinin ferdî ve umumî, hususî ve resmî bilcümle muharreratta Türk harfleriyle tespiti kanunen kabul edilmiş olmasından bu kanuna müsteniden tatbikinde vuzuh ve vücuha iraesi için yani Türk harflerinin kısa bir zamanda ve kolay surette her ferde okuyup yazabilmek imkânını bahşeden mahiyetten Türk milleti azami surette istifade ettirmek ve büyük halk kitlelerini süratle okuryazar bir hale getirmek maksadıyla Millet Mektebi Teşkilatı yapılmıştır.

Madde 2

Millet Mektebi Teşkilatı iki türlüdür:

A) Tahsil çağını geçirmiş olup ne eski Arap ve ne de Türk harflerini bilmeyen vatandaşların Türk harfleriyle okuyup yazmayı öğrenmelerine mahsus olmak üzere dört aylık bir devreyi ihtiva eder.

B) Eski Arap harfleriyle okuyup yazan ancak Türk harflerini bilmeyen vatandaşların Türk harfleriyle okuyup yazmayı öğrenmelerine mahsus olmak üzere iki aylık bir devreyi muhtevidir.

Madde 3

Her Türk kadın ve erkek vatandaşı bu teşkilatın azasıdır.

Madde 4

Bu teşkilatın reis-i umumisi ve Millet Mektebinin Başmuallimi Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal hazretleridir.

Madde 5

Büyük Millet Meclisi Reisi, Başvekil ve İcra Vekilleri Heyeti ve Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi, Halk Fırkası Kâtib-i Umumisi bu teşkilatın reisleridir. Umum vekâletler müfettişleri aynı zamanda bu teşkilatın da müfettişleridir. Bu müfettişler gittikleri yerlerde “Millet Mektebi” Teşkilatını teftiş ve murakabe ederek gördükleri noksanları ve muvaffakiyetleri her ay nihayetinde birer raporla doğruca teşkilat merkezine bildirirler.

Madde 6

(Millet Mektebi)ʼnin umumi teşkilatına ait veçheler devlet merkezinde Maarif Vekilinin riyaseti altında M. T. T. Reisi ve azalarından mürekkep olarak teşkil eden heyet tarafından verilir.

Her üç ay nihayetinde Maarif Vekili reis-i umumiye bir rapor verir.

Madde 7

Bu teşkilatın altıncı maddesinde zikredilen heyet tarafından verilen veçheler dâhilinde faaliyeti Maarif Vekâleti İlk Tedrisat Umumi Müdürlüğü tarafından ve Halk Terbiyesi Şubesi marifetiyle tedvir olunur.

Madde 8

Türkiye Millet Mektebi teşkilatı itibarıyla maarif eminlik mıntıkasına tabiidir.

Madde 9

Bu mıntıkalarda (Millet Mektebinin) tedris faaliyeti itibarıyla veçhelerini (6)ʼncı maddede zikredilen heyetten alacak olan maarif eminleri bu veçhelerin tarz-ı icra ve suret-i takiplerini mıntıkası dâhilinde tespit tanzim ve tamim eder.

Madde 10

“Millet Mektebi” teşkilatının ihzarî ve idari faaliyet itibarıyla cüz ü tamlarını vilayetler teşkil ederler.

Bu cüz ü tamın emr-i idaresi her vilayette valinin riyaseti altında müddeiumumi, defterdar, başmühendis, sıhhiye müdürü, jandarma kumandanı, muhasebe-i hususiye müdürü ve encümen-i vilayetten müntahap bir aza, polis müdürü, belediye reisi, Halk Fırkası mutemedinden ve maarif müdüründen terekküp eden heyete mevdudur. Bu vilayet heyetinin kâtib-i umumiliğini maarif müdürü tedvir eder.

Madde 11

(Millet Mektebi Vilayet Heyeti) kendi icra hududu dâhilinde aynı zamanda teftiş ve murakabe vazifesiyle muvazzaftır. Bu heyete mensup her aza kendi idaresi altında bulunan memur ve mensuplarına gayenin husulü hususunda müfit görecekleri vezaifi heyet kararıyla tevdi etmekle mükelleftirler.

Madde 12

Millet Mektebi Teşkilatının kaza heyeti kaymakamın riyaseti altında müddeiumumi, mal müdürü, jandarma kumandanı, polis komiseri, belediye reisi, Halk Fırkası mutemedinden terekküp eder. Bu heyetin kâtib-i umumiliğini kaza maarif memuru tedvir eder. Bu heyetler de kendi kazaları hudutları dâhilinde aynen vilayet heyetlerinin vazifeleriyle muvazzaf ve salahiyetleriyle mücehhez olup vilayet heyetlerine merbutturlar.

Madde 13

Bu teşkilatın nahiye heyetleri, nahiye müdürüyle, mektep başmualliminden ve mevcut ise jandarma karakol kumandanı ve belediye reisi ve Halk Fırkası nahiye mutemedinden terekküp eder.

Madde 14

Köylerde ihtiyar heyetleri teşkilatının ilk faaliyet nüvelerini temsil edip idari vezaifin icrasını tekeffül ederler.

İhzarî ve İdari Teşkilat Heyetlerinin Vazifeleri
Madde 15

Her vilayet, kaza, nahiye, ve köy millet mektebi idare heyetleri aşağıdaki vazifelerin ifasıyla mükelleftirler:

A) Millet mektebi dershanelerine yer ihzar etmek (bu yerlerin ihzarı için mektepler, camiler, hükûmet salonları, kulüpler, salonlar, kahveler ilh… gibi mahallinde mevcut olup da içtimaa müsait bulunan her mahal)
B) Bu dershanelerin tenvir ve teshin, tathir hususatını temin etmek.
C) Künye kayıt ve yoklama defterleriyle yazı tahtası, tebeşir gibi umumi; defter; kalem, kitap gibi hususi ders malzemesini tedarik etmek.
D) Mahallinin içtimai, iktisadi ve sıhhi şeraiti nazarıdikkate alarak gerek mektebin ve gerekse derslerin başlama ve bitme zamanlarını tespit etmek. (Hiçbir ders bir saatten aşağı olamaz.)
E) Polis, jandarma, belediye memurları, muhtar yer ve esnaf teşkilatından istifade ederek Millet Mektebi talebesinin derse muntazaman devamlarını temin eylemek.
F) Millet Mektebi muallimlerine verilecek olan devre ücreti ile masarif-i zaruriye, harcırah ve yevmiyeden kanunen verilmesi icap edenlerin temini. İki aylık devre ücreti 30 ve dört aylık devre ücreti 50 liradır.
G) Seyyar muallim teşkilatının faaliyetini teshil edecek istihzaratı yapmak.

(Tedrisat)
Madde 16

Millet Mektebi tedrisat, teşkilat itibarıyla Maarif teşkilatına muvazi olarak tesis eder. Yani ilk mektep bulunan her mahalde mektep muallimi adedince Millet Mektebi dershaneleri açılır. Bu suretle maarif müdürleri ilk tedrisat müfettişleri, ilk mektep müdür, başmuallim ve muallimleri sırasıyla bu sahada tedrisat ve teftişat icrasıyla mükelleftirler.

Madde 17

Maarif müdürleri gerek asli vazifeleri ve gerek millet mektebi idare heyetlerindeki umumi kâtiplikleri dolayısıyla (Millet Mektebi) dershanelerinin,

A) Muallimlerinin tayinini ve tedrisat yapacakları mahallerin tespitini,
B) Tedrisatın verilecek müfredat ve usuller dâhilinde cereyanının teminini,
C) Millet Mektebi müdavimlerinin yoklamaları neticesinde muallimlerden alacağı malumata göre Millet Mektebi İdare Heyetiyle biʼl-müzakere devamın teminini.
D) Tedris faaliyetini sektedar edecek noksanların Millet Mektebi idare heyetleriyle müştereken izalesi esbabının istikmalini,
E) Teftiş neticelerine göre başmuallim ve muallimlere icap eden veçhe ve talimatın itasını,
F) İkmal-i tahsil edenlerin vakt ü zamanında imtihanlarının icrasını temin eylemek vazifesiyle mükelleftirler.
G) Her ayda bir verilmesi icap eden ihsaî malumatın muayyen vakitlerinde eminliğe irsalini,
H) İkmal-i tahsil edenlerin vakit ve zamanında imtihanlarının icrasını temin eylemek vazifesiyle mükelleftirler.

İlk Tedrisat Müfettişlerinin Vazifeleri
Madde 18

İlk tedrisat müfettişleri mıntıkalarındaki (Millet Mektep)lerinin

A) Küşat ve devam faaliyetlerinden,
B) İzdiham bulunan dershanelerde talebenin daha az talebe mevcut diğer mektep dershanelerine nakil ve tevzininden,
C) Muallimlerin devamının kontrol ve temininden,
D) Tedrisatın verilen veçhe ve usuller dâhilinde idaresinin temininden,
E) Devam etmeyen talebenin adlarının tespitiyle devamlarının kaza idare heyeti marifetiyle temininden,
F) Her ayda bir verilmesi lazım gelen ihsaî malumatın cem ve cetvellerinin tanzimiyle Maarif Müdürlüğüne takdiminden birinci derecede mesuldürler.

Başmuallim ve Muallimler
Madde 19

Mektebinde (Millet Mektebi) dershanesi açılan her ilk mektep müdür ve başmuallimi bu dershanelerin muallim ve müdavimlerinin muntazaman devamını ve programın hüsn-i tatbikini temin ile mükelleftirler.

Madde 20

Her muallim bulunduğu mahalde (30-50) vatandaştan mürekkep bir millet mektebi dershanesinin tedrisatını ifa ile mükelleftirler. Bu mükellefiyeti ifa ederken gerek talebenin devamından ve gerek vesaitinin ve diğer levazımın noksanından dolayı bir müşkülata uğrarsa derhal mıntıkasının müfettişini haberdar ederek devamı temin ve noksanını izale ettirmeye mecburdur.

Madde 21

Resmi ve hususi Türk mektepleri muallimleri gibi ecnebi ve ekalliyet hususi mekteplerinin Türkçe, Tarih ve Coğrafya muallimleri de (20)ʼnci maddede zikredildiği vecihle Millet Mekteplerinde tedrisat vazifesiyle mükelleftirler.

Madde 22

Bir mahalde okuyup yazmak isteyenlerin adedi o mahalde mevcut muallimlerin okutabilecekleri miktardan fazla olursa mahallinde mevcut diğer münevverlerden de şu suretle istifade edilecektir. Muallim olmayan münevverlere Millet Mektebi vilayet veya kaza idare heyetinin kararıyla ve idare heyeti reisinin huzuruyla mahalli maarif müdürü veya memuru ile bir ilk tedrisat müfettişinden ve bir de Millet Mektebi dershanesi idare etmiş bir muallimden mürekkep bir mümeyyizler heyeti tarafından bu münevverlere millet mektebi muallimi unvan ve vesikası verilerek kendileri mektep muallimi olarak tavzif edilirler. Bu muallimler yalnız iki aylık devreli mekteplerin muallimliğini yaparlar.

Madde 23

Maarif mıntıka eminleri lüzum gördükleri herhangi bir mahalde mevcut orta dereceli mekteplerin binalarından dershanelerinden istifade edebilecekleri gibi bu müessesatın muallimlerine de vazife zamanları haricinde (Millet Mektebi) dershanelerinde müfettişlik ve muallimlik vezaifini tevcih ederler.

Madde 24

Maarif mıntıka eminleri mahallinde mevcut yüksek dereceli müessesat ve mektep binalarından bu müessesat ve mektep muallimlerinden Millet Mektebi dershaneleri için ancak Maarif Vekâletinden hususi müsaade aldıktan sonra istifade edebilirler.

Madde 25

Maarif Vekâleti müfettişleri vekâletten alacakları direktifler dâhilinde her nevi Millet Mektebi teşkilatının her nevi faaliyetini teftiş, tetkik ve tahkik ederler.

Millet Mektebi) Dershanelerinin Nevileri ve Devam Şartları
Madde 26

Talimatname maksadını tespit eden maddesinde zikredilen dershaneler mahallinin ihtiyaçları ve devam eden vatandaşların miktarı nazarıdikkate alınarak şu suretle teşkil edilir:

A) Ne eski ve ne de yeni harflerle okuyup yazma bilmeyenler için bir mahalde:

a) Tahsil çağını geçirenlerden on altı – otuz yaşına kadar olanlar (bu mekteplerin erkek, kadın dershanelerine ayrılacakları gibi muhtelit de olabilirler.)
b- Yine bunlardan otuzdan yukarı olanlar için mikdar-ı kâfi dershaneler küşat olunur.

B) Arap harfleriyle okuyup yazma bilip de Türk harfleriyle okuyup yazma bilmeyenler için bu maddenin (A) fıkrasının a, b kısımlarında gösterildiği şekilde dershane açılır. Bu yaş taksimatı mecburi olmayıp taliplerin fazlalığı halinde kolaylık ve tecanüsü temin için yapılmıştır. Mahalli idareler icabına göre dershaneleri tevhit ve taaddüt ettirebilirler.

Madde 27

“Millet Mektebi”ne devam eden vatandaşlar kolaylık olmak için teşkilatın vatandaşların ayağına götürülmesi lazımdır. Bunun için de bu dershaneler büyükşehir ve kasabaların müsait mahallerinde ve muhtelif semtlerde tesis edilirler.

Halkın Millet Mekteplerine Devamlarının Temini
Madde 28

Büyükşehir ve kasabalarda (Millet Mektebi) teşkilatı muhtelif semtlere ayrıldığı takdirde her semtte bir merkez ittihaz edilerek o semte tabi mahallelerde ikamet edenlerden on altı yaşından kırk yaşına kadar olan hiçbir mektebe devam etmeyenlerin isimlerini, aile lakaplarını, yaşlarını, mesleklerini ve eski harflerle okuyup yazma bilip bilmediklerini gösterir bir defter mahalle ihtiyar heyetlerince ihzar edilerek Millet Mektebi İdare Heyetine verilir. İdare heyeti bu defter muhteviyatı semte tahsis ettiği muallim ve dershane adedine göre (ellişer üzerinden) tefrik ederek ait oldukları muallimlere tevdi eder. Bir taraftan heyet-i ihtiyariye vasıtasıyla keyfiyeti ilan ederler. Yeni harfleri tamamen öğrendiğini iddia edenlere, en yakın mektepte imtihan edildikten sonra vesika verilecek ve bunlar Millet Mektepleri dershanelerine devamdan muaf tutulacaklardır. Yeni Türk harfleriyle tedrisat icrasına liyakati olan aile reisleri kendi aileleri efradından okuyup yazma bilmeyenlerin tedrisini taahhüt ettikleri takdirde bunlar millet dershanelerine devam etmeyebilirler.

Ancak civardaki dershanenin ilk devresi nihayetinde dershane müdavimleri ile birlikte imtihana girerek öğrendiklerini ispat eylemeleri şarttır.

Madde 29

Her muallim kendi dershanesinde okumaları lazım gelenlerin yoklamalarını 20ʼnci maddede zikredildiği vecihle yapar devam etmeyenlerin isimlerini mıntıka ilk tedrisat müfettişlerine tevdi eyler.

Derslere Başlangıç ve İkmal Merasimi
Madde 30

Her Millet Mektebinin ilk küşat günü muallim okuyup yazma ve harfler hakkında bir mukaddime yapar. Gramofon tedarik edilebildiği takdirde reisicumhur hazretlerinin yeni harfler hakkındaki hitabelerini ihtiva eden plağı çalar ve bunu müteakip derse başlar. Tedrisat müfredat programları ve usul-i tedris kavaidine tevfikan devam eder.

Madde 31

Her iki nevi dershanede tahsil müddetlerini ikmal edenler devre nihayetinde bir imtihana tabi tutulurlar. Muvaffakiyetle ikmal edenlere şehadetname verilir. Diğerleri ikinci bir ikmal kursuna sevk olunurlar.

Madde 32

“Millet Mektebi” dershanelerinde yeni harflerle okuyup yazmak öğrenenler 28 Mayıs 1928 tarihli Halk Dershaneleri Nizamnamesi’ne tevfikan halka muhtaç olduğu mesleki ve fenni bilgileri vermek, icap eden tatbikatı yaptırmak ve bu suretle halkın istihsal kudretini arttırmak maksadıyla, açılacak, lisan, ticaret ve sanat ikmal halk dershanelerine devam ederler. “Millet Mektebi” dershanesini ikmal etmeyenler halk dershanesine kabul olunmazlar.

Millet Mektebi Dershaneleri İçin Sarf Edilecek Paranın Suret-i Temini
Madde 33

Her vilayet ve kazada Millet Mektebi teşkilatı varidat ve masarifatı için Millet Mektebi İdare Heyeti tarafından bir bütçe tanzim ve Maarif Vekâletine tasdik ettirilir. Bu teşkilat için ber vech-i zir menabiden
istifade olunur.

A) Hususi bütçelerden tefrik ve nakil olunacak miktar (Bu sene için tasarrufattan nakil suretiyle temin edilir.),
B) Mahalli ticaret ve ziraat odalarından tahsis edilecek muavenet,
C) Mahalli belediyelerden yapılacak muavenet (Bu sene için tasarrufattan nakil suretiyle temin edilir.),
D) Hususi teberrular,
E) “Gazi hitabesi” plağından hasıl olacak varidatın hasılat-ı safiyesi,

Madde 34

Tasdik edilen varidat ve masarif idare-i hususiye bütçesinin varidat ve masraf sütunlarına ayrı bir kısım halinde aynen nakledildikten sonra Millet Mektebi idare heyetlerinin kararı, vali veya kaza kaymakamının ita emriyle münhasıran millet mektebi dershanelerinin 15ʼnci maddede zikredilen ihtiyaçlarına sarf olunur.

Hapishanelerle Hususi Müesseseler, Fabrikalar
Madde 35

Hapishanelerde bulunan vatandaşlar okutulup yazdırılacaktır. Altı aydan fazla mahkûmiyeti olanları hakkıyla okuyup yazdırmadan çıkaran hapishane müdürleri mensup oldukları vekâletçe mesul edilecektir. Hapishane müdürleri muhtaç oldukları muallimleri Millet Mektebi İdare Heyetinden talep ederler. Hapishaneler dâhilinde tesis edilecek bu mektepler teşkilatı da aynen diğerleri gibi idare ve teftişata tabiidirler.

Madde 36

Daimi asgari yirmi memur, amele veyahut rençber çalıştıran müessese, fabrika, müteahhitler, çiftlik sahipleri maarif teşkilatına dair kanunun altıncı maddesi mucibince istihdam ettikleri anasıra yeni harflerle okuyup yazmayı öğretmek vazifesiyle mükelleftirler.

Madde 37

Bu vazifeyi kendi anasırıyla yapamayanlar bulundukları mahal idare heyetine müracaat ederek muallim temin ederler bu müessese ve müteşebbisler açacakları mekteplerin 15ʼnci maddede zikredilen ihtiyaçlarını temin ve muallimin ücret ve harcırahını tediye ederler.

Madde 38

Devlet müesseseleriyle şehremanetleri ve belediyelerde, inhisar müdüriyetlerinde, bankalarda, demiryolu ve liman idareleriyle nısfından fazla sermayesi devlet tarafından verilen bilumum şirketlerdeki mevcut daimi memur ve müstahdemlerle hamallar, ameleler 36ʼncı maddede zikredildiği vecihle okutulacaktır.

Bu memurlar, müstahdem ve amele ve hamal 1929 senesi Haziranına kadar bir Millet Mektebine devam edecekler ve kendilerinden devam vesikası aranılacaktır.

Seyyar Talim Heyetleri
Madde 39

Maarif Vekâletinin resmi teşkilatının henüz tesis edemediği yerlerdeki vatandaşlara okuyup yazma öğretmek üzere seyyar muallim teşkilatı yapılacaktır.

Madde 40

Seyyar Muallimler Teşkilatının üssüʼl-harekesi nahiye merkezleridir.

Madde 41

Sırasıyla bütün idare heyetleri bu teşkilatla yakından alakadar olarak seyyar muallimlerin lüzum gösterecekleri hususatın sürat-i temin ve icrasına çalışırlar.

Madde 42

Seyyar talim heyetlerinin vezaifi ve tarz-ı mesaileri aşağıdadır:

A) Seyyar talim heyetleri mektebi olmayan küçük köylere giderek köy halkını muayyen zamanlarda köyün en münasip bir mahalline toplayarak tedrisat yaparlar. Köy haricinden gelmiş olanlar da bu derslere kabul olunur.

B) Tedrisatın zaman-ı icrası ve müddeti alakadar köyler ihtiyar heyetleriyle biʼl-müşavere tespit olunur. Fakat bu müddet bir buçuk aydan ve haftada altı saatten aşağı olamaz.

C) Gerek seyyar talim ve gerek Millet Mektebi idare heyetleri tedrisatın zaman-ı icrasının köylünün zirai ve iktisadi faaliyetine katiyen sekte getirmeyecek zamanlarda yapılmasına riayet edeceklerdir.

D) Şehirlerde kahve ve gazino gibi umumi mahallerde dersler verirler.

Madde 43

Seyyar talim heyetleri gidecekleri yerlere tebeşir, kağıt, kalem, defter ve kitap ve siyah mat muşamba veyahut buna müşabih portatif kara tahta gibi malzemeyi beraberlerinde götürürler.
(Propaganda Teşkilatı)

Madde 44

İdare heyeti tarafından halkın yeni harflere karşı alaka ve incizabını cezp ve temin için propaganda heyetleri teşkil olunur. Bu heyetler ber vech-i âti mahal ve fırsatlardan istifade ederler.

A) Sinema, tiyatrolarda numaralar arasında okuyup yazmanın fevaidine ait münasip propaganda numaraları tertip etmek.
B) Kahvehane, gazino gibi umumi mahallerde konferanslar vermek.
C) Kasaba ve köylerde panayır, pazar, güreş, koşu, sergi gibi halk izdihamını celp eden mahallerde konferanslar vermek, tedris levhaları asmak, alaka celp edecek nümayişler tertip etmek.
D) Mecmua, gazete, risale gibi matbualar tertip şehirlerde ve köylerde umumi alakayı calip mevzular duvar gazeteleri ve levhalar tahrir ve talik etmek.
E) Vesaiti bulunan mahallerde radyo hitabeleri tertip ve caddelere meydanlara hoparlörler vazedilerek halkı tenvir eylemek propaganda faaliyeti ve vesaiti ancak lüzumu kadar istimal edildikleri takdirde müfit olurlar bunun için itidale riayet şart olup halkı taciz etmemek lazımdır.

Dershane Mezunlarına Verilecek Vesika
Madde 45

Mahiyetleri ikinci maddede zikredilen (Millet Mektebi) dershanelerini ikmal edenlere bir sureti talimatnameye merbut şehadetname verilecektir.

Madde 46

Her dershaneyi muvaffakiyetle ikmal edenlerden imtihanda en iyi numara alanlardan üç vatandaşa Gazi hazretlerinin imzalarıyla müzeyyen birer nüsha Teşkilat-ı Esasiye Kanunu hediye edilir.

Madde 47

Her iki dershaneyi muvaffakiyetle ikmal etmiş ve şehadetname almış olan vatandaşlar:

A- Ziraat, ticaret ve sanayi kurslarına tercihen alınırlar.

B- Millet Mektebi idare heyetleri tarafından kendilerine münasip hediyeler verilir.

C- Bu vatandaşlar Maarif Vekâleti halk neşriyatından meccanen istifade ederler.

Menfaatler
Madde 48

Bir devreyi muvaffakiyetle ikmal eden muallimlere ücretlerinden başka biri devre ortasında diğeri de nihayetinde maarif müdürünün teklifi ile maarif emini tarafından birer takdirname verilir.

Madde 49

Köyünde yeni harflerle okuyup yazma bilmeyen her ferdi okutmuş ve bu suretle ümmiliği kaldırmış olan muallimler ayrıca mükafat-ı nakdiye ile taltif olunurlar.

Madde 50

Muallim olmayıp da Millet Mektebi muallimi vesikası alarak bu mekteplerde hüsn-i hizmeti sebk eden memurlar mahalli idare heyetinin teklifi ile mensup oldukları devair tarafından takdir ve taltif edilirler.

Madde 51

Bu talimatname neşri tarihinden itibaren muteberdir.

Madde 52

Bu talimatname ahkâmının icrasına İcra Vekilleri Heyeti memurdur

Alcatraz’dan Kaçış – Escape from Alcatraz

0

Alcatraz’dan Kaçış (Escape from Alcatraz) Don Siegel’in yönetmenliğini yaptığı ve Clint Eastwood’un başrolde yer aldığı, gerçek olaylara dayanan 1979 ABD yapımı bir hapishane filmidir. Amerikan hapishane tarihinin en ünlü kaçış hikayesini anlatan film J. Campbell Bruce’un 1963 tarihli kitabından beyazperdeye uyarlanmıştır.  Yönetmenliğini Donald Siegel’in üstlendiği filmin senaryosu ise Richard Tuggle’a aittir. Filmin başrollerini Clint Eastwood, Patrick  McGoohan ve Roberts Blossom üstlenmiştir. Paul Benjamin, Fred Ward ve Jack Thibeau de kadroda yer almaktadır.

Alcatraz’dan Kaçış – Afiş

Film, daha önce de defalarca kaçış denemelerinin olduğu hapishaneden kaçış ve mahkumların maceraları üzerine kurgulanmıştır. Ünlü Alcatraz Adası üzerinde bulunan ve daha sonra müzeye dönüştürülen yüksek güvenlikli hapishaneden kaçış denemesi üzerine sinemaya yansıyan filmlerden en ünlüsüdür. Alcatraz’dan Kaçış filmi, kendisinden sonra çekilen birçok filme olduğu gibi ünlü Esaretin Bedeli (The Shawshank Redemption) filmine de ilham kaynağı olmuştur.

Alcatraz Cezaevi

Alcatraz’dan Kaçış Hikayesi

Uzun metrajlı Escape from Alcatraz, firar edilmesi neredeyse imkansız olan Alcatraz Ada Hapishanesi’nden 1962 yılında kaçmayı başaran üç hükümlünün gerçek öyküsünü başarılı bir şekilde yansıtmaktadır.

Alcatraz, kaçmayı imkansız kılmak için tasarlanmış bir hapishanedir. En azılı mahkumların sürgün edildiği ıssız Alcatraz Hapishanesi’nde yatan ve dosyasında  IQ’su yüksek yazan banka soyguncusu Frank Morris, adadan kaçmayı kafasına koymuş; hapishaneye gelir gelmez gözlem yapmaya ve kaçma fikrine kafa yormaya başlamıştır. Morris, kötü karakterli ceberrut bir hapishane müdürüne rağmen, iki arkadaşını,  John ve Clarence Anglin kardeşler de yanına alarak, aylarca süren, son derece detaylı, soğukkanlı, cesur ve zekice bir kaçış planı ile özgürlük için ilk adımı atmıştır.

Alcatraz’dan Kaçış filmi J. Campbell Bruce’un gerçek öyküsüne sadık kalmıştır. Hapishaneden kaçmayı başaran mahkumların akıbeti hakkında bir bilgi verilmemiş, gerçek olayda olduğu gibi izleyici merak içinde bırakılmıştır.

Filmde, hapishanedeki olaylar hızla gelişmekte, merak utandırıcı bir akıcılık bulunmaktadır. Filmdeki birçok sahne ve sinematografik ses ve görsel hikayenin yaşandığı adayı sürekli hatırlatmaktadır. Filmin çekimleri olayların yaşandığı orijinal mekanlarda yapılmıştır. Alcatraz’da hapis yatmış olan Al Capone karakterine de filmde yer verilmiştir.

FBI, mahkumların San Fransisco Körfezi’nin soğuk sularında boğulmuş olabileceklerini açıklamış anacak bir kanıt yada ceset bulamamıştır. Kaçıştan sonra kullanılan bot bulunmuş ancak cesetlere dair bir ize rastlanmamıştır.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]Toplum kurallarına karşı gelirsen hapishaneye gönderilirsin. Hapishane kurallarına karşı gelirsen Alcatraz’a gönderilirsin.[/box]

Alcatraz’dan Kaçış Film Künyesi

Yönetmen
Don mühür
Yapımcı
Don mühür
Yazar
Richard Tuggle
Uyarlama
Alcatraz’dan Kaçış
-J. Campbell Bruce
Oyuncular
Clint Eastwood, Patrick McGoohan
Fred Ward, Jack Th ibeau, Fred Ward, Patrick McGoohan, Larry Hankin, Paul Benjamin, Frank Ronzio, Roberts Blossom, Bruce M.Fischer, Danny Glover, Don Michaelian
Müzik
Jerry Fielding
Görüntü yönetmeni
Bruce Surtees(Nevin)
Kurgu
Joel Cox
Stüdyo
Malpaso Şirketi
Dağıtıcı
Paramount Resimleri
Çıkış tarih(ler)i
22 Haziran 1979
Süre
112 dakika.
Ülke
ABD
Dil
İngilizce
Bütçe
8 milyon $
Hasılat
43,000,000 $

1988 yılında 29 kişinin Metris Askerî Cezaevi’nden firar edişine ilişkin gazete haberi

İtalya Cumhuriyeti Anayasası

0
İtalya Cumhuriyeti Anayasası

İtalya Cumhuriyeti Anayasası

İtalya Cumhuriyeti Anayasası TBMM tarafından da basılmıştır.

İtalya Cumhuriyeti Anayasası, İtalya Resmi Gazetesinin 27 Aralık 1947 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Kurucu Meclis, 22 Aralık 1947 tarihli oturumunda İtalyan Cumhuriyeti Anayasasını onaylamış, Geçici Devlet Başkanı İtalya Cumhuriyeti Anayasasını ilan etmiştir.

İtalya Haritası

İtalya Cumhuriyeti Anayasası, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kabul edilen anayasalardandır. Kazuistik yapıya sahip olmayan Anayasa 139 maddeden ve 18 geçici hükümden oluşmaktadır. İtalya, üniter sisteme sahip parlamenter cumhuriyettir.

İtalya Cumhuriyeti Anayasası

Geçici Devlet Başkanı 22 Aralık 1947 tarihli oturumda İtalyan Cumhuriyeti Anayasasını onaylamış olan Kurucu Meclisin kararına; Anayasanın XVIII inci maddesi hükmüne dayanarak; İtalya Cumhuriyeti Anayasasını aşağıdaki metin halinde ilan eder:

Temel ilkeleri
Madde  1.

İtalya çalışma üzerine kurulu bir demokratik Cumhuriyettir.

Egemenlik halka aittir ve halk bu egemenliği Anayasanın şekilleri ve sınırları içinde kullanır.

Madde  2.

Cumhuriyet, bir birey olarak ve kişiliğini ifade ettiği sosyal gruplarda, insanın dokunulmaz haklarını tanır ve garanti eder; siyasi, ekonomik ve sosyal dayanışmayla ilgili  asli görevlerini yerine getirmesini talep eder.

Madde  3.

Bütün vatandaşlar, cinsiyet, ırk, dil, din, siyasi görüş, kişisel ve sosyal şartlar açısından ayrım gözetmeksizin eşit sosyal derecededir ve kanun önünde eşittir.

Vatandaşların özgürlük ve eşitliğini fiilen sınırlayan, beşeri kişiliğinin tam gelişmesine ve bütün işçilerin ülkenin siyasi, ekonomik ve sosyal örgütlenmesine etkin katılımına engel oluşturan ekonomik ve sosyal nitelikteki engellerin kaldırılması Cumhuriyetin görevidir.

Madde  4.

Cumhuriyet tüm vatandaşların çalışma hakkını tanır ve bu hakkı etkin hale getirecek koşulları düzenler.

Her vatandaşın, kendi imkânlarına ve bireysel seçimine göre, faaliyette bulunma ya da toplumun maddi veya manevi ilerlemesine katkıda bulunan işlevi gerçekleştirme görevi vardır.

Madde  5.

Tek ve bölünmez Cumhuriyet, yerel özerklikleri tanır ve güçlendirir; Devlete bağlı hizmetlerde idari ademi merkeziyeti tam olarak uygular; kendi mevzuat, ilke ve yöntemlerini özerklik ve yerinden yönetimin gerekliliklerine uyumlu hale getirir.

Madde  6.

Cumhuriyet, dil azınlıklarını, uygun tedbirler aracılığıyla himaye eder.

Madde  7.

Devlet ve Katolik Kilisesi, her biri kendi düzeni içinde, bağımsız ve egemendir.

İlişkileri Latran Antlaşmalarına göre düzenlenir. Her iki tarafın kabul ettiği anlaşma değişiklikleri anayasa değişikliği sürecine tabi değildir.

Madde  8.

Bütün dinî mezhepler kanun önünde eşit olarak serbesttir.

İtalyan kanunlarına aykırı olmadığı sürece, Katolik mezhebi dışındaki diğer dini mezhepler kendi kuralları uyarınca örgütlenme hakkına sahiptir.

Bu mezheplerin Devletle olan ilişkileri, temsilcileriyle yapılacak anlaşma esasları dahilinde kanunla düzenlenir.

Madde  9.

Cumhuriyet, kültürün, bilimsel ve teknik araştırmanın gelişimini teşvik eder.

Doğal güzellikleri, Milletin tarihi ve sanat mirasını himaye eder.

Madde  10.

İtalyan yasaları uluslararası hukukun genel kabul gören ilkelerine uyar.

Yabancıların hukuki statüsü uluslararası hükümler ve anlaşmalara uygun olarak kanunla düzenlenir.

Kendi ülkesinde İtalyan Anayasası ile güvence altına alınan demokratik özgürlükleri fiilen yaşamasına izin verilmeyen yabancılar, kanunla belirlenen şartlara uygun olarak, Cumhuriyet topraklarında sığınma hakkına sahiptir.

Bir yabancı siyasi suçlar nedeniyle iade edilemez.

Madde  11.

İtalya başka halkların özgürlüklerine karşı bir saldırı aracı olarak ve uluslararası anlaşmazlıkları çözme aracı olarak savaşı reddeder; uluslararasında barış ve adaleti koruyacak bir düzen için gerekli olan egemenliğin sınırlandırılmasını kabul eder. İtalya böyle amaçları gerçekleştirmeye çalışan uluslararası kuruluşları teşvik eder.

Madde  12.

Cumhuriyetin bayrağı üç renkli İtalyan bayrağıdır: eşit boyutlardaki üç dikey çubuk olarak yeşil, beyaz ve kırmızı.

Kısım I
Vatandaşların Hakları ve Görevleri
Bölüm I.
Hukuki İlişkiler
Madde  13.

Kişi hürriyetine dokunulamaz.

Sadece kanunun belirttiği haller ve şekillerde ve bir yargı makamının gerekçelerini belirten müzekkeresi olmaksızın hiçbir şekilde ne tutuklama, kontrol veya şahsi arama ne de kişi hürriyetinin kısıtlanması kabul edilemez.

Kanunun açıkça belirttiği istisnai gereklilik ve acil durumlarda, emniyet makamları, keyfiyeti kırksekiz saat içerisinde adli makamlara bildirmek suretiyle geçici önlemler alabilir; bu önlemler, izleyen kırksekiz saat içinde adli makamlarca onaylanmazsa kaldırılmış sayılır ve hiçbir sonuç doğurmamış olurlar.

Herhangi bir şekilde özgürlüğü sınırlanan bireylere karşı her türlü fiziki ve manevi şiddet cezalandırılır.

Mahkemeye çıkıncaya kadarki azami gözetim süresi kanunla belirlenir.

Madde  14.

Konuta dokunulamaz.

Kişinin meskeni dokunulmazdır. Kişi hürriyetlerini teminat altına alan güvencelere göre kanunun emrettiği hallerin ve şeklin dışında konutta kontrol, arama veya yakalama yapılamaz.

Ekonomik ve mali amaçlı veya kamu sağlığı ve güvenliği nedenleriyle yapılacak kontroller ve denetimler özel kanunlarla düzenlenir.

Madde  15.

Haberleşme ve her türlü iletişim özgürlüğü ve gizliliği dokunulmazdır.

Bunlarla ilgili kısıtlama sadece yasa ile kurulmuş güvenceleri olan bir yargı makamınca çıkarılan gerekçeli bir karar ile uygulanabilir.

Madde  16.

Sağlık ve güvenlik sebepleriyle kanun tarafından konulan sınırlamalar dışında herkes yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir. Siyasi nedenlerle hiçbir sınırlama konulamaz.

Yasal yükümlülüklerin yerine getirilmesi şartıyla tüm vatandaşlar Cumhuriyet topraklarından ayrılmakta ve bu topraklara yeniden girmekte serbesttir.

Madde  17.

Vatandaşlar silahsız ve sükun içinde toplanma hakkına sahiptir.

Halka açık yerlerde yapılanlar da dahil, toplantılar için önceden izin almak gerekmez.

Umumi yerlerde yapılacak toplantılar için yetkili makamlara önceden haber verilir. Bu makamlar sadece ciddi emniyet ve kamu güvenliği nedenleri ile toplantıları yasaklayabilirler.

Madde  18.

Ceza kanununun bireylere yasaklamadığı amaçlar için, vatandaşlar izin almadan, serbestçe dernek kurma hakkına sahiptir.

Gizli dernekler ve askeri nitelikli örgütler aracılığıyla dolaylı da olsa siyasi amaçlar peşinde giden dernekler yasaktır.

Madde  19.

Törenleri genel ahlaka aykırı olmamak şartıyla, herkes

Senih Özay

0
İzmir Havagazı Fabrikasında düzenlediğimiz imza gününde coşkusunu gizleyemediği konuşma sırasında

Avukat Senih Özay,1951 yılında Manisa Salihli’de doğmuş, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra Ankara Barosu ve İzmir Barosunda avukatlık yapmıştır. İzmir Barosunun 1988-1990 döneminde Sabri Kurt başkanlığındaki yönetim kurulunda üye olarak yer almıştır.  Özay, 1980’lerden günümüze toplu dava aktivizmi, geçmişle hesaplaşma, siyasi ayrımcılık, çevre koruma, türcülükle mücadele alanlarında sayısız dava ve kampanya yürütmüş, pek çok sivil girişimin kurulmasına önayak olmuştur.

Sınır Tanımayan Avukatlar ( STAD) Kurucu Üyesidir. STAD, sahadaki insan hakları avukatlarına ve savunucularına destek vermek, kişisel veya mesleki bütün hayat alanlarında insan hakları odaklı yaklaşım geliştirmek isteyen gençleri yetiştirmek, bununla sınırlı olmadan herkeste, hayatın her alanında insan hakları duyarlılığı geliştirmek ve örselenebilir kesimlere mensup bireyleri ve insan hakları ihlallerinin mağdurlarını korumak ve savunmak amacıyla kurulmuş bir dernektir.

Özerk bireyi esas alan STAD, Avrupa İnsan Hakları Savunucuları İlkeleri’ni (“European Guidelines on Human Rights Defenders”) benimsemektedir.  İnsanları birleştiren davalar için bir araya gelen STAD avukatlar, hiçbir siyasal gündemin insan haklarına saygı prensibinden vazgeçmeyi haklı çıkarmayacağını savunmaktadır.

Avukat Senih Özay, Yeşiller Partisi Kurucu Üyeliği, İnsan Hakları Derneği, Çağdaş Hukukçular Derneği, Savaş Karşıtları Derneği, Sosyal Araştırmalar Vakfı, Kuzey Kafkasya Kültür Derneği, Düşünce Suçu Müzesine Doğru Hareketi, Kuşaklararası Dayanışma Hareketi yönetici ve üyeliği yapmıştır. Senih Özay, hukuk ve çevre alanında yoğun çalışmalarla dolu bir yaşam sürmektedir. Çevre politikaları, lobicilik, çevre koruma aktivizmi, kuşaklar arası dayanışma, stratejik ve taktik davalama, baskı grupları konularıyla ilgilenmektedir. İzmir Çevre Hareketi Avukatları ve Çetelere Karşı Mücadele Avukatları adlı iki örgütün ve Barış ve Sivil Anayasa Girişimi’nin üyesidir. Yeşiller Partisi’nin kurucuları arasında iken partinin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasının ardından İzmir Barosu’ndan bir grup avukatla çevre hareketini oluşturmuştur.

Avukat Senih Özay’ın “İnsanlığın Ortak Orospusu Altın” ve “Anılarım… Ağzımı Hayır’a Açtığım Davalarım” isimli yayınlanmış kitapları bulunmaktadır. “Yalan Dünya” dizi filminde canlandırdığı “Nurhayat Karakaş” karakteri ve senaryosunu yazıp oynadığı Deliha sinema filmi ile adını duyuran yönetmen ve oyuncu Gupse Özay ile Kış Uykusu’nun hukuk müşaviri Osman Betal Özay’ın babasıdır.

Senih Özay, Karaburun Yeni Liman’da denize sıfır noktada doğa ortamında bulunan özel karavanında yaşamakta, sosyal medyadaki ve internetteki takipçilerine yönelik şiir, sanat, felsefe, doğa ve insana dair paylaşımları büyük ilgi görmektedir. Özay, toplumsal mücadelenin yükseldiği yıllarda genç olması kadar Çerkes kökenli oluşunun da siyasi kimliğini belirlediğini söylemiştir.

Senih Özay öncülüğündeki 4 kişilik duyarlı yurttaş grubu her geçen gün daha fazla insanın ölmesini engellemek için Suriye savaşı sonucunda mülteci durumuna düşen insanların durumunu Lahey’de bulunan Uluslararası Adalet Divanı‘na taşımış ve 194 ülke hakkında suç duyurusunda bulunmuştur.

Avukat Senih Özay, Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’nın yargılandığı 12 Eylül Darbe yargılamalarında Avukat Ömer Kavili ile birlikte yoğun mücadele vermiş, darbecilerin ve darbe döneminde suç işleyen özellikle işkence suçu işlemiş gerçek faillerin yargılanması için uzun süren yargı aşamalarını takip etmiş, İstanbul Üniversitesi’ne dava açarak Kenan Evren’e verilen hukuk doktoru unvanının geri alınmasını talep etmiştir. Özay, Kenan Evren’in maaşının kesilmesi, adının cadde ve okullardan silinmesi, Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nün geri alınması için de davalar açmıştır.

İnsanlığın Ortak Orospusu ALTIN

Üniversitelerin aksi yöndeki birçok raporuna rağmen Yamanlar’da çöp bertaraf tesisi kurmak için proje geliştiren İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı aleyhine avukat arkadaşları ile birlikte İdare Mahkemesi’ne dava açmış ve tüm Karşıyakalıları, Yamanlar’daki bu mücadeleye destek olmaya çağırmıştır. İdare mahkemesi tarafından atanan bilirkişi heyetlerinin de proje aleyhine raporlar vermesi ve davanın belediye aleyhine sonuçlanacağının anlaşılması üzerine belediye başkanı tarafından yanına gidilerek yalvarıldığı konusunda medyada haberler çıkmıştır.

Avukat Senih Özay aracılığıyla 1992 yılında  başlattığı hukuk mücadelesi ile Bergama-Ovacık’ta siyanürlü maden aranmasını önüne geçmeye çalışmış ve “siyanüre hayır” diyerek Bergama altın madeninin kapatılması için dava açmıştır. Bergama davalarının devam ettiği dönemde ve hukuki süreçlerde Senih Özay da soruşturmaya uğramış, hakkında dava açılmış ve İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi 2009 yılında “Muhtelif tarihlerde gerçeğe aykırı basın açıklaması yaptığı” gerekçesiyle 11 ay 20 gün hapis cezasına çarptırılmış ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Avukat Senih Özay “Biz bugüne kadar çok şikayet edildik. Barolara, Sermaye Piyasası Kurulu’na, savcılıklara. Bunlar doğaldır. Benim Alman ajanı olduğum dahi iddia edilmişti. Bundan da beraat ettiğim hatırlanmalıdır. Bu yargı kararına itiraz edeceğim, hatta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘ne bu kararı taşıyacağım” demiştir. Devam eden dava süreçleri sonunda köylüler adına açılan davaların sonucunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Bergama köylüleri lehine tazminata hükmedilmiştir. Yargılama sonucunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları  Sözleşmesinin 6. maddesi olan Adil yargılama ilkesinin ve 8. maddesi olan Özel ve aile yaşamı maddelerinin ihlal edildiğine karar vererek Türkiye’nin davacılara tazminat ödemesine karar vermiştir.

Anılarım / Senih Özay

Bergamalı köylülerin avukatı Senih Özay, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı doğrultusunda köylülere ödenen tazminatın 1998 yılından bu yana Türkiye Cumhuriyetinin başbakanı, bakanları ve diğer sorumlularından tahsil edilmesi için Başbakanlığa, Maliye ve Dışişleri bakanlıklarına başvuruda bulunmuştur.

Avukat Senih Özay’ın hem hukuk yoluyla hem de sivil toplum çalışmaları ve sivil itaatsizlikle engel olmaya çalıştığı Bergama Maden sahasındaki çalışmaların halk sağlığı bakımından zararlı olduğu uzun yıllar sonra ortaya çıkmaya başlamış, Bergama’da siyanür yöntemi ile altın çıkarıldığını, bunun da insan sağlığını olumsuz yönde etkilediğini iddia eden doğa savunucusu avukat Senih Özay, İzmir Valiliği ve İzmir İl Sağlık Müdürlüğü nezdinde girişimlerde bulunarak Çamköy, Ovacık ve Narlıca köylerinde kanser taraması yapılması için idari başvurularda bulunmuş, bölgede artmakta olan kanser hastalığının bilimsel çevrelerce ve idari kurumlarca araştırılmasını ve soruşturulmasını talep etmiştir.

“Anılarım… Ağzımı Hayır’a Açtığım Davalarım” isimli kitabın takdimi şu şekildedir: “Senih Özay, tartışmalı davaların inatçı ama kibar savunucusu, doğa ve insan dostu avukat-yazar… ‘Türkiye’de avukatlar ne hikmetse anılarını yazmıyorlar. Ben yazdım’ diyen Özay’ın anıları hukuk öğrencilerine bir ders niteliğinde… ‘Ben başkasının yapabileceği şeyleri yapmamalıyım. Dışımdakilerin çok şey yapabileceklerine, yapmaları gerektiğine inanmalıyım. Bana yine de çok önemli işler kalacaktır’ diyecek kadar mütevazı. Çevre hakları ve insan hakları birbirinden ayrılır mı? Ayrılmaz. Anayasalarda gelecek nesillerin hakları da kapsama dahil edilmelidir. Hiçbir politikacı gelecek nesiller için karar verememelidir. Çünkü sadece oy verebilen kitleler tarafından seçilmiştir. Hayvanlar, çocuklar, ağaçlar, doğmamış çocuklar oy veremezler. Onların hakları ise mahkeme kararı ile korunur. Avukatlar, çevre hareketleri, insan hakları duyarlıları, böcekler, kuşlar, incir, zeytin, fesleğenler ve kadınlar için..”

http://www.sabah.com.tr/egeli/2014/10/26/davalarin-adami

http://www.hurriyet.com.tr/gupse-ozayin-babasi-senih-ozaydan-the-interview-filminin-turkiye-gosterimi-icin-dilekce-27828364

https://www.haberler.com/senih-ozay/

https://www.haberler.com/cesme-icin-korkutan-lady-tuna-raporu-9547535-haberi/ 

http://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/suriye-sorununda-sorumlu-193-ulke-uluslararasi-adalet-divanina-sikayet-edildi-1101443/

http://arsiv.dha.com.tr/en-son-haber-suriye-sorununda-sorumlu-193-ulke-uluslararasi-adalet-divanina-skayet-edildi-son-dakika-haberleri_1143969.html

https://www.evrensel.net/haber/173539/agzini-hayir-a-acan-br-nbsp-nbsp-nbsp-avukat-senih-ozay

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR)

0
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), II. Dünya Savaşı sonrasında evlerinden kaçan veya evlerini kaybetmiş milyonlarca Avrupalıya yardım etmek amacıyla 1950 yılında kurulmuştur.

UNHCR, iki defa Nobel Barış Ödülünü kazanmıştır.

UNHCR, mültecileri korumak ve mültecilerin sorunlarına çözüm bulmak amacıyla yürütülen uluslararası müdahaleye liderlik etme ve bu müdahalenin koordinasyonunu sağlama yetkisiyle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kurulmuştur.

Temel amacı, mültecilerin haklarını ve refahını korumaktır. Bir noktada evlerine gönüllü dönüş, yerel entegrasyon ve üçüncü bir ülkeye yerleştirme seçenekleriyle, her bireyin sığınma talebinde bulunma hakkını kullanabilmesini ve başka bir ülkede mülteci olarak güvenli bir şekilde barınabilmesini sağlamak için mücadele etmektedir. UNHCR’nin yetki alanı içerisinde vatansız kişilere yardım etmek de bulunmaktadır. 

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), dünya genelinde mültecileri korumayı ve onlara yardım etmeyi amaçlamaktadır.

UNHCR’nin şu anda 10.800’den fazla personeli bulunmaktadır. Toplamda 128 ülkede faaliyet göstermekte ve kurulduğu ilk yılda 300.000 ABD doları olan bütçe 2016 yılında 6,54 milyar ABD dolarına ulaşmıştır. UNHCR, faaliyet gösterdiği süre boyunca 50 milyondan fazla mültecinin başarılı bir şekilde hayata tekrar adım atmalarına yardımcı olmuştur.

UNHCR, Avrupa’da çığır açan çalışmaları sebebiyle 1954 yılında Nobel Barış Ödülünü kazanmıştır.

Bu ödülün üzerinden fazla zaman geçmeden acil ve büyük bir olayla karşılaşmış, 1956 yılında Macar Devrimi sırasında 200.000 kişi komşu ülke olan Avusturya’ya kaçmıştır. Komşu ülkeye kaçan Macarları  mülteci statüsünde kabul eden UNHCR, onların üçüncü ülkeye yerleştirilmesine yönelik çalışmalara liderlik etmiştir. Bu ayaklanma ve sonrasındaki olaylar sonraki yıllarda insani yardım kuruluşlarının mülteci krizlerine müdahale etme yöntemini şekillendirmiş ve geliştirmiştir.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), 1960’lı yıllar boyunca, Afrika’nın sömürgeden kurtulup bağımsızlığını kazanma sürecinde tanık olunan birçok mülteci krizinde rol sahibi olmuştur. UNHCR Asya ve Latin Amerika’da yerinden edilmiş kişilere de yardım etmiş, ırk, renk ve din ayrımı yapmaksızın tüm mültecilere yardımda en önemli rolü oynamıştır.

UNHCR, dünya genelindeki mültecilere sağlanan yardımlar sebebiyle, 1981 yılında ikinci defa Nobel Barış Ödülüne layık görülmüştür.

UNHCR, 21. yüzyılın başlarında Afrika, Ortadoğu ve Asya’da yaşanan büyük mülteci krizlerinde yardım sağlamıştır. Aynı zamanda çatışma nedeniyle ülke içinde yerinden edilmiş kişilere yardım etmek için uzmanlığını kullanması istendiğinde UNHCR vatansız kişilere yardım etmek suretiyle rol oynadığı alanları genişletmiştir. Mültecilerin Hukuki Statüsüne ilişkin 1951 Sözleşmesi, Afrika ve Latin Amerika gibi dünyanın bazı yerlerinde kabul edilen ek bölgesel ve yasal belgelerle güçlendirilmiştir.

Günümüzdeki çatışmaların sayısı, karmaşıklığı ve uzun süreye yayılması, zorla yerinden edilmenin Birleşmiş Milletler’in kuruluşundan bu yana görülmemiş bir düzeye ulaştığını göstermektedir. Halihazırda dünyada 65 milyondan fazla insan zulüm, çatışma, yaygın şiddet ya da insan hakları ihlalleri sebebiyle yerlerinden edilmiş durumdadır. Türkiye dünyada en yüksek sayıda mülteciye ev sahipliği yapan ülke olmayı sürdürmektedir. 

UNHCR Türkiye Ofisi

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), Türk makamlarına doğrudan operasyonel destek, kapasite geliştirme ve teknik tavsiye sağlamaktadır. UNHCR, mülteci örgütü olarak aynı zamanda Türkiye’nin mülteci müdahalelerini desteklemek ve yardım alanında boşluklar olmasını engellemek amacıyla BM örgütlerinin ve ortaklarının çabalarını koordine etmektedir. UNHCR Türkiye’nin merkez ofisi Ankara’da bulunmaktadır. Danışma Hattı, Pazartesi ve Perşembe günleri 09:00-17:00, Cuma günleri ise 09:00-16:00 saatleri arasında Arapça, Farsça, İngilizce ve Türkçe dillerinde hizmet sunmaktadır. Danışma Hattı’na, e-posta ile unhcr-asam.line@sgdd-asam.org  adresinden de ulaşılabilmektedir.

UNHCR Türkiye Ofisi, bağışçı ülkeler olan Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Japonya, Kanada, Fransa, Finlandiya, İsveç, Hollanda, Norveç, Danimarka, Avustralya ve İsviçre’nin yardımları ve katkılarıyla finanse edilmektedir.

1960’dan bu yana, BM Mülteci Örgütü (UNHCR) sığınma ve mülteci konularında Türkiye ile yakın işbirliği içerisinde çalışmaktadır. Türkiye ve UNHCR mevcut işbirliğine resmiyet kazandıran ve sağlamlaştıran Ev Sahibi Ülke Anlaşması’nı 1 Eylül 2016’da imzalamıştır. UNHCR’nin Türkiye operasyonu, Ankara’daki merkez ofisinin yanı sıra İstanbul, İzmir, Gaziantep, Hatay, Şanlıurfa ve Van’daki saha varlığıyla dünyadaki en büyük operasyonlarından biridir. 

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin Türkiye Raporları 

UNHCR Global Report 1999 Türkiye için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2000 Türkiye için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2001 Türkiye için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2002 Türkiye için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2003 Türkiye için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2004 Türkiye için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2005 Türkiye için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2006 Türkiye için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2007 Türkiye için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2008 Türkiye için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2009 Türkiye için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2010 Türkiye için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2011 Türkiye için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2012 Türkiye için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2013 Türkiye için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2014 Avrupa için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2015 Avrupa için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2016 Avrupa için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2017 Avrupa için tıklayınız.

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu

0
5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu

Kabul Tarihi: 5.12.1951
Resmi Gazete Tarih ve Sayısı: 13.12.1951/7931

Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine İlişkin Kanun
Kabul Tarihi ve Sayısı: 1.11.1983/2936
Resmi Gazete Tarih ve Sayısı: 3.11.1983/18210

Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine İlişkin Kanun
Kabul Tarihi ve Sayısı: 7.6.1995/4110
Resmi Gazete Tarih ve Sayısı: 12.6.1995/22311

Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine İlişkin Kanun
Kabul Tarihi ve Sayısı: 21.2.2001/4630
Resmi Gazete Tarih ve Sayısı: 3.3.2001/24335 (mükerrer)

Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun
Kabul Tarihi ve Sayısı: 3.3.2004/5101
Resmi Gazete Tarih ve Sayısı: 12.3.2004/25400

Birinci Bölüm – Fikir ve Sanat Eserleri

A) Amaç

Madde 1- (Değişik: 21.2.2001-4630/1) Bu Kanunun amacı, fikir ve sanat eserlerini meydana getiren eser sahipleri ile bu eserleri icra eden veya yorumlayan icracı sanatçıların, seslerin ilk tespitini yapan fonogram yapımcıları ile filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren yapımcıların ve radyo-televizyon kuruluşlarının ürünleri üzerindeki manevi ve mali haklarını belirlemek, korumak, bu ürünlerden yararlanma şartlarını düzenlemek, öngörülen esas ve usullere aykırı yararlanma halinde yaptırımları tespit etmektir.

Kapsam

Madde 1a- (Ek: 21.2.2001-4630/2) Bu Kanun, fikir ve sanat eserlerini meydana getiren eser sahipleri ile bu eserleri icra eden veya yorumlayan icracı sanatçıların, seslerin ilk tespitini yapan fonogram yapımcıları ile filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren yapımcıların ve radyo-televizyon kuruluşlarının ürünleri üzerindeki manevi ve mali haklarını, bu haklara ilişkin tasarruf esas ve usullerini, yargı yollarını ve yaptırımları ile Kültür Bakanlığının görev, yetki ve sorumluluğunu kapsamaktadır.”

Tanımlar

Madde 1b-

(Ek: 21.2.2001-4630/2) Bu Kanunda geçen tanımlardan;

a) Eser: Sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsullerini;

b) Eser sahibi: Eseri meydana getiren kişiyi;

c) İşlenme eser: Diğer bir eserden istifade suretiyle vücuda getirilip de bu esere nispetle müstakil olmayan ve işleyenin hususiyetini taşıyan fikir ve sanat mahsullerini;

d) Derleme eser: Özgün eser üzerindeki haklar saklı kalmak kaydıyla, ansiklopediler ve antolojiler gibi muhtevası seçme ve düzenlemelerden oluşan ve bir düşünce yaratıcılığı sonucu olan eseri;

e) Tespit: Seslerin veya ses temsillerinin veya ses ve görüntülerin anlaşılabilecek, çoğaltılabilecek veya iletilebilecek şekilde bir araca kaydedilmesi işlemini;

f) Fonogram: Sinema eseri gibi görsel-işitsel eserler içindeki ses tespitleri hariç olmak üzere, bir icrada yeralan seslerin veya diğer seslerin veya ses temsillerinin tespit edildiği ses taşıyıcısı fiziki ortamı;

g) Bilgisayar programı: Bir bilgisayar sisteminin özel bir işlem veya görev yapmasını sağlayacak bir şekilde düzene konulmuş bilgisayar emir dizgesini ve bu emir dizgesinin oluşum ve gelişimini sağlayacak hazırlık çalışmalarını;

h) Arayüz: Bilgisayarın donanım ve yazılım unsurları arasında karşılıklı etkilenme ve bağlantıyı oluşturan program bölümlerini;

ı) Araişlerlik: Bilgisayar program bölümlerinin fonksiyonel olarak birlikte çalışması ve karşılıklı etkilenmesi ve alışverişi yapılan bilginin karşılıklı kullanım yeteneğini;

j) Bağlantılı haklar: Eser sahibinin manevi ve mali haklarına zarar vermemek kaydıyla komşu hak sahipleri ile filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren film yapımcılarının sahip oldukları hakları,

k) Komşu haklar: Eser sahibinin manevi ve mali haklarına zarar vermemek kaydıyla ve eser sahibinin izniyle bir eseri özgün bir biçimde yorumlayan, tanıtan, anlatan, söyleyen, çalan ve çeşitli biçimlerde icra eden sanatçıların, bir icra ürünü olan veya sair sesleri ilk defa tespit eden fonogram yapımcıları ile radyo-televizyon kuruluşlarının sahip oldukları hakları,

B) Fikir ve Sanat Eserlerinin Çeşitleri

I- İlim ve Edebiyat Eserleri

Madde 2- İlim ve edebiyat eserleri şunlardır:

  1. (Değişik:7.6.1995-4110/1) Herhangi bir şekilde dil ve yazı ile ifade olunan eserler ve her biçim altında ifade edilen bilgisayar programları ve bir sonraki aşamada program sonucu doğurması koşuluyla bunların hazırlık tasarımları;
  2. (Değişik:1.11.1983-2936/1) Her nevi rakıslar, yazılı koreografi eserleri, Pandomimalar ve buna benzer sözsüz sahne eserleri;
  3. (Değişik:7.61995-4110/1) Bedii vasfı bulunmayan her nevi teknik ve ilmi mahiyette fotoğraf eserleriyle, her nevi haritalar, planlar, projeler, krokiler, resimler, coğrafya ve topoğrafya’ya ait maket ve benzerleri, her çeşit mimarlık ve şehircilik tasarım ve projeleri, mimari maketler, endüstri, çevre ve sahne tasarım ve projeleri.

Ara yüzüne temel oluşturan düşünce ve ilkeleri de içine almak üzere, bir bilgisayar programının herhangi bir öğesine temel oluşturan düşünce ve ilkeler eser sayılmazlar.

II- Musiki Eserleri

Madde 3-Musiki eserleri, her nevi sözlü ve sözsüz bestelerdir..

III- Güzel Sanat Eserleri

Madde 4- (Değişik:7.6.1995-4110/2) Güzel sanat eserleri, estetik değere sahip olan;

  1. Yağlı ve sulu boya tablolar, her türlü resimler, desenler, pasteller, gravürler, güzel yazılar ve tezhipler, kazıma, oyma, kakma veya benzeri usullerle maden, taş ağaç veya diğer maddelerle çizilen veya tespit edilen eserler kaligrafi, serigrafi.
  2. Heykeller, kabartmalar ve oymalar.
  3. Mimarlık eserleri.
  4. El işleri ve küçük sanat eserleri, minyatürler ve süsleme sanatı ürünleri ile tekstil, moda tasarımları.
  5. Fotografik eserler ve slaytlar,
  6. Grafik eserler,
  7. Karikatür eserleri,
  8. Her türlü tiplemelerdir.

Krokiler, resimler, maketler, tasarımlar ve benzeri eserlerin endüstriyel model ve resim olarak kullanılması, düşünce ve sanat eserleri olmak sıfatlarını etkilemez.

IV. Sinema Eserleri

Madde 5- (Değişik: 21.2.2001-4630/3) Sinema eserleri, her nevi bedii, ilmi, öğretici veya teknik mahiyette olan veya günlük olayları tespit eden filmler veya sinema filmleri gibi, tespit edildiği materyale bakılmaksızın, elektronik veya mekanik veya benzeri araçlarla gösterilebilen, sesli veya sessiz, birbiriyle ilişkili hareketli görüntüler dizisidir.

C) İşlenmeler ve Derlemeler

Madde 6- Diğer bir eserden istifade suretiyle vücuda getirilip de bu eserlere nispetle müstakil olmayan ve aşağıda başlıcaları yazılı fikir ve sanat mahsulleri işlenmedir;

  1. Tercümeler;
  2. Roman, hikaye, şiir ve tiyatro piyesi gibi eserlerden birinin bu sayılan nevilerden bir başkasına çevrilmesi;
  3. Musiki, güzel sanatlar, ilim ve edebiyat eserlerinin film haline sokulması veya filme alınmaya ve radyo ve televizyon ile yayıma müsait bir şekle sokulması;
  4. Musiki aranjman ve tertipleri;
  5. Güzel sanat eserlerinin bir şekilden diğer şekillere sokulması;
  6. Bir eser sahibinin bütün veya aynı cinsten olan eserlerinin külliyat haline konulması;
  7. Belli bir maksada göre ve hususi bir plan dahilinde seçme ve toplama eserler tertibi.
  8. Henüz yayımlanmamış olan bir eserin ilmi araştırma ve çalışma neticesinde yayımlanmaya elverişli hala getirilmesi (ilmi bir araştırma ve çalışma mahsulü olmayan alelade transkripsiyonlarla faksimileler bundan müstesnadır.);
  9. Başkasına ait bir eserin izah veya şerhi yahut kısaltılması.
  10. (Ek:7.6.1995-4110/3) Bir bilgisayar programının uyarlanması, düzenlenmesi veya her hangi bir değişim yapılması.
  11. (Ek:7.6.1995-4110/3) Belli bir maksada göre ve hususi bir plan dahilinde verilerin ve materyallerin seçilip derlenmesi sonucu ortaya çıkan (Ek: 21.2.2001-4630/4) ve bir araç ile okunabilir veya diğer biçimdeki veri tabanları. (Ancak, burada sağlanan koruma, veri tabanı içinde bulunan veri ve materyalin korunması için genişletilemez)

(Değişik: 21.2.2001-4630/) İstifade edilen eserin sahibinin haklarına zarar getirmemek şartıyla oluşturulan ve işleyenin hususiyetini taşıyan işlenmeler, bu Kanuna göre eser sayılır.

Ç) Alenileşmiş ve Yayınlanmış Eserler:

Madde 7- Hak sahibinin rızasıyla umuma arz edilen bir eser alenileşmiş sayılır.

Bir eserin aslından çoğaltmayla elde edilen nüshaları hak sahibinin rızasıyla satışa çıkarılma veya dağıtılma yahut diğer bir şekilde ticaret mevkiine konulma suretiyle umuma arz edilirse o eser yayımlanmış sayılır.

5680 sayılı Basın Kanununun 3 üncü maddesinin 2 nci fıkrası hükmü mahfuzdur.

İkinci Bölüm – Eser Sahibi

A) Tarif

I-Genel Olarak

Madde 8- (Değişik: 21.2.2001-4630/5) Bir eserin sahibi onu meydana getirendir.

Bir işlenmenin ve derlemenin sahibi, asıl eser sahibinin hakları mahfuz kalmak şartıyla onu işleyendir.

Sinema eserlerinde; yönetmen, özgün müzik bestecisi, senaryo yazarı ve diyalog yazarı, eserin birlikte sahibidirler. Canlandırma tekniğiyle yapılmış sinema eserlerinde; animatör de eserin birlikte sahipleri arasındadır.

II- Eser Sahiplerinin Birden Fazla Oluşu

Madde 9- Birden fazla kimselerin birlikte vücuda getirdikleri eserin kısımlara ayrılması mümkünse, bunlardan her biri vücuda getirdiği kısmın sahibi sayılır.

Aksi kararlaştırılmış olmadıkça, eseri birlikte vücuda getirenlerden her biri bütün eserin değiştirilmesi veya yayımlanması için diğerlerinin iştirakini isteye bilir. Diğer taraf muhik bir sebep olmaksızın iştirak etmezse, mahkemece müsaade verilebilir. Aynı hüküm mali hakların kullanılmasında da uygulanır.

III- Eser Sahipleri Arasındaki Birlik

Madde 10- Birden fazla kimsenin iştirakiyle vücuda getirilen eser ayrılmaz bir bütün teşkil ediyorsa, eserin sahibi onu vücuda getirenlerin birliğidir.

Birliğe adi şirket hakkındaki hükümler uygulanır. Eser sahiplerinden biri, birlikte yapılacak bir muameleye muhik bir sebep olmaksızın müsaade etmezse, bu müsaade mahkemece verilebilir. Eser sahiplerinden her biri, birlik menfaatlerine tecavüz edildiği takdirde tek başına hareket edebilir.

Bir eserin vücuda getirilmesinde yapılan teknik hizmetler veya teferruata ait yardımlar, iştirake esas teşkil etmez.

(Ek: 21.2.2001-4630/6) Birden fazla kimsenin iştiraki ile vücuda getirilen eser, ayrılmaz bir bütün teşkil ediyorsa bir sözleşmede veya hizmet şartlarında veya eser meydana getirildiğinde yürürlükte olan herhangi bir yasada aksi öngörülmediği takdirde birlikte eser üzerindeki haklar eser sahiplerini bir araya getiren gerçek veya tüzel kişi tarafından kullanılır. Sinema eseri ile ilgili haklar saklıdır.

B) Eser Sahipleri Hakkında Karineler

I- Sahibinin Adı Belirtilen Eserlerde

Madde 11- Yayımlanmış eser nüshalarında veya bir güzel sanat eserinin aslında, o eserin sahibi olarak adını veya bunun yerine tanınmış müstear adını kullanan kimse, aksi sabit oluncaya kadar o eserin sahibi sayılır.

(Değişik:7.6.1995-4110/5) Umumi yerlerde veya radyo-televizyon aracılığı ile verilen konferans ve temsillerde, mutat şekilde eser sahibi olarak tanıtılan kimse o eserin sahibi sayılır; meğer ki, birinci fıkradaki karine yoluyla diğer bir kimse eser sahibi sayılsın.

II- Sahibinin Adı Belirtilmeyen Eserlerde

Madde 12- Yayımlanmış olan bir eserin sahibi 11 inci maddeye göre belli olmadıkça, yayımlayan ve o da belli değilse çoğaltan, eser sahibine ait hak ve salahiyetleri kendi namına kullanabilir.

Bu salahiyetler, 11 inci maddenin ikinci fıkrasındaki karine ile eser sahibi belli olmadığı hallerde konferansı verene veya temsili icra ettirene aittir.

Bu maddeye göre salahiyetli kimselerle asıl hak sahipleri arasındaki münasebetlere, aksi kararlaştırılmamışsa, adi vekalet hükümleri uygulanır.

Üçüncü Bölüm – Fikri Haklar

A) Eser Sahibinin Hakları

I- Genel olarak

Madde 13- Fikir ve sanat eserleri üzerinde sahiplerinin mali ve manevi menfaatleri bu Kanun dairesinde himaye görür.

Eser sahibine tanınan hak ve salahiyetler eserin bütününe ve parçalarına şamildir.

(Değişik: 3.3.2004 – 5101/10) Filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren film yapımcıları ile seslerin ilk tespitini gerçekleştiren fonogram yapımcıları, hak ihdas etmek amacı taşımaksızın, sahip oldukları hakların ihlâl edilmemesi, hak sahipliklerinin belirlenmesinde ispat kolaylığı sağlanması ve malî haklara ilişkin yararlanma yetkilerinin takip edilmesi maksadıyla, sinema ve müzik eserlerini içeren yapımlarının kayıt ve tescilini yaptırırlar. Aynı maksatla, eser sahiplerinin talebi üzerine, bu Kanun kapsamında korunan tüm eserlerin kayıt ve tescili yapılabilir, malî haklara ilişkin yararlanma yetkileri de kayıt altına alınabilir. Beyana müstenit yapılan bu işlemlerden Bakanlık sorumlu tutulamaz. Ancak, kayıt ve tescil işlemlerine esas teşkil edecek işlemlerde, mevcut olmadığını bildiği veya bilmesi icap ettiği veya kendisine ait olmayan malî ve manevî haklara ilişkin yanlış beyanda bulunanlar, bu Kanunda öngörülen hukukî ve cezaî müeyyidelere tâbidirler. Bu Kanun kapsamında yapılan tüm kayıt ve tescil işlemlerine ilişkin ücretler Bakanlık tarafından belirlenir. Kayıt ve tescilin usul ve esasları, ücretlerinin belirlenmesi ile diğer hususlar Bakanlıkça çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir.

II- Manevi Haklar
1. Umuma Arz Salahiyeti

Madde 14- Bir eserin umuma arz edilip edilmemesini yayımlanma zamanını ve tarzını münhasıran eser sahibi tayin eder.

Bütünü veya esaslı bir kısmı alenileşmemiş olan, yahut ana hatları her hangi bir suretle henüz umuma tanıtılmayan bir eserin muhtevası hakkında ancak o eserin sahibi malumat verebilir.

(Değişik: 21.2.2001-4630/8) Eserin umuma arz edilmesi veya yayımlanma tarzı, sahibinin şeref ve itibarını zedeleyecek mahiyette ise eser sahibi, başkasına yazılı izin vermiş olsa bile eserin gerek aslının gerek işlenmiş şeklinin umuma tanıtılması veya yayımlanmasını menedebilir. Menetme yetkisinden sözleşme ile vazgeçmek hükümsüzdür. Diğer tarafın tazminat hakkı saklıdır.

2. Adın Belirtilmesi Salahiyeti

Madde 15- Eseri, sahibinin adı veya müstear adı ile yahut adsız olarak, umuma arzetme veya yayımlama hususuna karar vermek salahiyeti münhasıran eser sahibine aittir.

Bir güzel sanat eserinden çoğaltma ile elde edilen kopyalarla bir işlenmenin aslı veya çoğaltılmış nüshaları üzerinde asıl eser sahibinin ad veya alametinin, kararlaştırılan veya adet olan şekilde belirtilmesi ve vücuda getirilen eserin bir kopya veya işlenme olduğunun açıkça gösterilmesi şarttır.

Bir eserin kimin tarafından vücuda getirildiği ihtilaflı ise, yahut herhangi bir kimse eserin sahibi olduğunu iddia etmekte ise, hakiki sahibi, hakkının tespitini mahkemeden isteyebilir.

(Ek :7.6.1995-4110/6) Eser niteliğindeki mimari yapılarda, yazılı istem üzerine eserin görülen bir yerine, eser sahibinin uygun göreceği malzeme ile silinmeyecek biçimde eser sahibinin adı yazılır.

3. Eserde Değişiklik Yapılmasını Menetmek

Madde 16- Eser sahibinin izni olmadıkça eserde veyahut eser sahibinin adında kısaltmalar, ekleme ve başka değiştirmeler yapılamaz.

Kanunun veya eser sahibinin müsaadesiyle bir eseri işleyen, umuma arzeden, çoğaltan, yayımlayan, temsil eden veya başka bir suretle yayan kimse; işleme, çoğaltma, temsil ve yayım tekniği icabı zaruri görülen değiştirmeleri eser sahibinin hususi bir izni olmaksızın da yapabilir.

(Değişik: 21.2.2001-4630/9) Eser sahibi, kayıtsız ve şartsız olarak yazılı izin vermiş olsa bile şeref ve itibarını zedeleyen veya eserin mahiyet ve hususiyetlerini bozan her türlü değiştirilmeleri menedebilir. Menetme yetkisinden bu hususta sözleşme yapılmış olsa bile vazgeçmek hükümsüzdür.

4. Eser Sahibinin Zilyed ve Malike Karşı Hakları

Madde 17- (Değişik: 21.2.2001-4630/10) Eser sahibi, gerekli durumlarda, aslın maliki ve zilyedinden, koruma şartlarını yerine getirmek kaydıyla, 4 üncü maddenin 1 inci ve 2 nci bendlerinde sayılan güzel sanat eserlerinin ve 2 nci maddenin 1 inci bendinde ve 3 üncü maddede sayılıp da yazarlarla bestecilerin el yazısıyla yazılmış eserlerinin asıllarından geçici bir süre için yararlanmayı talep etme hakkına sahiptir. Eser sahibinin bu hakkı, bu eserlerin ticaretini yapanlar tarafından eseri satın alan veya elde eden kişilere müzayede ve satış kataloğu veya ilgili belgeler ile açıklanır.

(Değişik:7.6.1995-4110/7) Aslın maliki, eser sahibi ile yapmış olduğu sözleşme şartlarına göre eser üzerinde tasarruf edebilir. Ancak eseri bozamaz ve yok edemez ve eser sahibinin haklarına zarar veremez.

(Ek :7.6.1995-4110/7) Eserin tek ve özgün olması durumunda eser sahibi, kendisine ait tüm dönemleri kapsayan çalışma ve sergilerde kullanmak amacıyla, koruma şartlarını yerine getirerek iade edilmek üzere eseri isteyebilir.

III- Hakların Kullanılması
a) Genel Olarak

Madde 18- (Değişik: 21.2.2001-4630/11) Mali hakları kullanma yetkisi münhasıran eser sahibine aittir.

Aralarındaki özel sözleşmeden veya işin mahiyetinden aksi anlaşılmadıkça; memur, hizmetli ve işçilerin işlerini görürken meydana getirdikleri eserler üzerindeki haklar bunları çalıştıran veya tayin edenlerce kullanılır. Tüzel kişilerin uzuvları hakkında da bu kural uygulanır.

Bir eserin yapımcısı veya yayımcısı, ancak eserin sahibi ile yapacağı sözleşmeye göre mali hakları kullanabilir.

b) Hakları Kullanabilecek Kimseler

Madde 19- Eser sahibi 14 ve 15 inci maddelerin birinci fıkralarıyla kendisine tanınan salahiyetlerin kullanılış tarzlarını tespit etmemişse yahut bu hususu her hangi bir kimseye bırakmamışsa bu salahiyetlerin ölümünden sonra kullanılması, vasiyeti tenfiz memuruna, bu tayin edilmemişse sırayla sağ kalan eşi ile çocuklarına ve mensup mirasçılarına, ana-babasına, kardeşlerine aittir.

(Değişik: 21.2.2001-4630/12) Eser sahibinin ölümünden sonra yukarıdaki fıkrada sayılan kimseler eser sahibine 14, 15 ve 16 ncı maddelerin üçüncü fıkralarında tanınan hakları eser sahibinin ölümünden itibaren 70 yıl kendi namlarına kullanabilirler.

Eser sahibi veya birinci ve ikinci fıkralara göre salahiyetli olanlar, salahiyetlerini kullanmazlarsa, eser sahibinden veya halefinden mali bir hak iktisap eden kimse meşru bir menfaatı bulunduğunu ispat şartıyla, eser sahibine 14, 15 ve 16 ncı maddelerin üçüncü fıkralarında tanınan hakları kendi namına kullanabilir.

Salahiyetli kimseler birden fazla olup müdahale hususunda birleşemezlerse, mahkeme, eser sahibinin muhtemel arzusuna en uygun bir şekilde basit yargılama usulü ile ihtilafı halleder.

(Değişik:1.11.1983-2936/2) 18 inci madde ile yukarıdaki fıkralarda sayılan salahiyetli kimselerden hiç biri bulunmaz veya bulunup da salahiyetlerini kullanmazlarsa yahut ikinci fıkrada belirlenen süreler bitmişse eser memleketin kültürü bakımından önemli görüldüğü takdirde Kültür Bakanlığı 14, 15, 16 ncı maddelerin üçüncü fıkralarında eser sahibine tanınan hakları kendi namına kullanabilir.

IV- Mali Haklar
1. Genel Olarak

Madde 20- (Değişik: 1.11.1983-2936/ 3) Henüz alenileşmemiş bir eserden her ne şekil ve tarzda olursa olsun faydalanma hakkı münhasıran eser sahibine aittir. Alenileşmiş bir eserden, eser sahibine münhasıran tanınan faydalanma hakkı, bu Kanunda mali hak olarak gösterilenlerden ibarettir. Mali haklar birbirine bağlı değildir. Bunlardan birinin tasarrufu ve kullanılması diğerine tesir etmez

(3.3.2004-5101/28) İkinci fıkra yürürlükten kaldırılmıştır.

(3.3.2004-5101/28) Üçüncü fıkra yürürlükten kaldırılmıştır.

Bir işlemenin sahibi, kendisine bu sıfatla tanınan mali hakları, işleme hususunun serbest olduğu haller dışında, asıl eser sahibinin müsaade ettiği nispette kullanabilir.

2. Çeşitleri
a) İşleme Hakkı

Madde 21- Bir eserden, onu işleme suretiyle faydalanma hakkı münhasıran eser sahibine aittir.

b) Çoğaltma Hakkı

Madde 22- (Değişik: 21.2.2001-4630/13) Bir eserin aslını veya kopyalarını, herhangi bir şekil veya yöntemle, tamamen veya kısmen, doğrudan veya dolaylı, geçici veya sürekli olarak çoğaltma hakkı münhasıran eser sahibine aittir.

Eserlerin aslında ikinci bir kopyasının çıkarılması ya da eserin işaret, ses ve görüntü nakil ve tekrarına yarayan, bilinen ya da ileride geliştirilecek olan her türlü araca kayıt edilmesi, her türlü ses ve müzik kayıtları ile mimarlık eserlerine ait plan, proje krokilerin uygulanması da çoğaltma sayılır. Aynı kural, kabartma ve delikli kalıplar hakkında da geçerlidir.

Çoğaltma hakkı, bilgisayar programının geçici çoğaltılmasını gerektirdiği ölçüde, programın yüklenmesi, görüntülenmesi, çalıştırılması, iletilmesi ve depolanması fiillerini de kapsar.

c) Yayma Hakkı

Madde 23- (Değişik: 21.2.2001-4630/14) Bir eserin aslını veya çoğaltılmış nüshalarını, kiralamak, ödünç vermek, satışa çıkarmak veya diğer yollarla dağıtmak hakkı münhasıran eser sahibine aittir.

Eser sahibinin izniyle yurt dışında çoğaltılmış nüshaların yurt içine getirilmesi ve bunlardan yayma yoluyla faydalanma hakkı münhasıran eser sahibine aittir. Yurt dışında çoğaltılmış nüshalar her ne surette olursa olsun eser sahibinin ve/veya eser sahibinin iznini haiz yayma hakkı sahibinin izni olmaksızın ithal edilemez. Kiralama ve kamuya ödünç verme yetkisi eser sahibinde kalmak kaydıyla, belirli nüshaların hak sahibinin yayma hakkını kullanması sonucu mülkiyeti devredilerek ülke sınırları içinde ilk satışı veya dağıtımı yapıldıktan sonra bunların yeniden satışı eser sahibine tanınan yayma hakkını ihlal etmez.

Bir eserin veya çoğaltılmış nüshalarının kiralanması veya ödünç verilmesi şeklinde yayımı, eser sahibinin çoğaltma hakkına zarar verecek şekilde, eserin yaygın kopyalanmasına yol açamaz. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kültür Bakanlığınca hazırlanacak bir yönetmelikle düzenlenir.

ç) Temsil Hakkı

Madde 24- Bir eserden , doğrudan doğruya yahut işaret, ses veya resim nakline yarayan aletlerle umumi mahallerde okumak, çalmak, oynamak ve göstermek gibi temsil suretiyle faydalanma hakkı münhasıran eser sahibine aittir.

Temsilin umuma arz edilmek üzere vuku bulduğu mahalden başka bir yere teknik vasıta ile nakli de eser sahibine aittir.

(Ek :1.11.1983-2936/4) Temsil hakkı; eser sahibinin veya meslek birliğine üye olması halinde, yetki belgesinde belirttiği yetkiler çerçevesinde meslek birliğinin yazılı izni olmadan, diğer gerçek ve tüzel kişilerce kullanılamaz. Ancak, 33 üncü ve 43 üncü maddelerdeki hükümler saklıdır.

d) İşaret, Ses ve/veya Görüntü Nakline Yarayan Araçlarla Umuma İletim Hakkı

Madde 25- (Değişik: 21.2.2001-4630/15) Bir eserin aslını veya çoğaltılmış nüshalarını, radyo-televizyon, uydu ve kablo gibi telli veya telsiz yayın yapan kuruluşlar vasıtasıyla veya dijital iletim de dahil olmak üzere işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla yayınlanması ve yayınlanan eserlerin bu kuruluşların yayınlarından alınarak başka yayın kuruluşları tarafından yeniden yayınlanması suretiyle umuma iletilmesi hakkı münhasıran eser sahibine aittir.

Eser sahibi, eserinin aslı ya da çoğaltılmış nüshalarının telli veya telsiz araçlarla satışı veya diğer biçimlerde umuma dağıtılmasına veya sunulmasına ve gerçek kişilerin seçtikleri yer ve zamanda eserine erişimini sağlamak suretiyle umuma iletimine izin vermek veya yasaklamak hakkına da sahiptir.

Bu madde ile düzenlenen umuma iletim yoluyla eserlerin dağıtım ve sunumu eser sahibinin yayma hakkını ihlal etmez.

3. Süreler
a) Genel Olarak

Madde 26- Eser sahibine tanınan mali haklar zamanla mukayyettir. 46 ve 47 nci maddelerdeki haller dışında koruma süresinin bitiminden sonra herkes, eser sahibine tanınan mali haklardan faydalanabilir.

Bir eserin aslı veya işlenmeleri için tanınan koruma süreleri birbirine tabi değildir.

Bu hüküm 9 uncu maddenin birinci fıkrasındaki eserler hakkında da uygulanır. Koruma süresi, eserin alenileşmesinden önce cereyana başlamaz.

Forma veya fasikül halinde yayımlanan eserlerde son forma veya fasikülün yayımlandığı tarih, eserin aleniyeti tarihi sayılır. Fasıla ile yayımlanan müteaddit ciltlerden müteşekkil eserlerin her bir cildi ile bülten, risale, mevkute ve yıllıklar gibi eserlerde aleniyet tarihi bunlardan her birinin yayımlanma tarihidir.

Aleniyet tarihinden başlayan süreler eserin ilk defa aleniyetleştiği veya dördüncü fıkraya göre alenileşmiş sayıldığı yıldan sonraki senenin ilk gününden itibaren hesap olunur.

Eser sahibinin ölümünden itibaren başlayan sürelerin hesabında eser sahibinin öldüğü seneyi takip eden yılın ilk günü başlangıç tarihi sayılır. 10 uncu Maddenin birinci fıkrasında zikredilen hallerde süre, eser sahiplerinden son sağ kalanın ölüm tarihinden sonra başlar.

b) Sürelerin Devamı

Madde 27- (Değişik:7.6.1995-4110/10) Koruma süresi eser sahibinin yaşadığı müddetçe ve ölümünden itibaren 70 yıl devam eder. (Ek: 21.2.2001-4630/16) Bu süre, eser sahibinin birden fazla olması durumunda, hayatta kalan son eser sahibinin ölümünden itibaren 70 yıl geçmekle son bulur.

Sahibinin ölümünden sonra alenileşen eserlerde koruma süresi ölüm tarihinden sonra 70 yıldır.

12 nci maddenin birinci fıkrasındaki hallerde koruma süresi, eserin aleniyet tarihinden sonra 70 yıldır; meğer ki eser sahibi bu sürenin bitmesinden önce adını açıklamış bulunsun.

İlk eser sahibi tüzel kişi ise, koruma süresi aleniyet tarihinden itibaren 70 yıldır.

c) Türkçe Tercüme Hususunda Koruma Süresi:

Madde 28- (Yürürlükten kaldırılmıştır: 21.2.2001-4630/36-b)

ç) El İşleri, Küçük Sanat Eserleri, Fotoğraf ve Sinema Eserlerinde Süre

Madde 29- (Yürürlükten kaldırılmıştır: 21.2.2001-4630/36-c)

B) Tahditler

I- Amme İntizamı Mülahazasıyla

Madde 30- Eser sahibine tanınan haklar, eserin ispatı maksadıyla mahkeme ve diğer resmi makamlar huzurunda ve alelıtlak zabıta ve ceza işlerinde bir muameleye konu teşkil etmek üzere kullanılmasına mani değildir. Fotoğraflar, umumi emniyet mülahazasıyla veya adli maksatlar için sahibinin rızası alınmaksızın, resmi makamlar veya bunların emriyle başkaları tarafından her şekilde çoğaltılabilir ve yayılabilir.

Eserin herhangi bir suretle ticaret mevkiine konmasını, temsilini veya diğer şekillerde kullanılmasını men eden yahut müsaade veya kontrole bağlı tutan kamu hukuku hükümleri mahfuzdur.

II- Genel Menfaat Mülahazasıyla
1. Mevzuat ve İçtihatlar

Madde 31- Resmen yayımlanan veya ilan olunan, kanun tüzük, yönetmelik, tebliğ, genelge ve kazai kararların çoğaltılması, yayılması, işlenmesi veya her hangi bir suretle bunlardan faydalanma serbesttir.

2. Nutuklar

Madde 32- Büyük Millet Meclisinde ve diğer resmi meclis ve kongrelerde, mahkemelerde, umumi toplantılarda söylenen söz ve nutukların haber ve malumat verme maksadıyla çoğaltılması, umumi mahallerde okunması veya radyo vasıtasıyla ve başka suretle yayımı serbesttir.

Hadisenin mahiyeti ve vaziyetin icabı gerektirmediği hallerde söz ve nutuk sahiplerinin adı zikredilmeyebilir.

Bu söz ve nutukları birinci fıkrada zikredilenden başka bir maksatla çoğaltmak veya diğer bir suretle yaymak eser sahibine aittir.

3. Temsil Serbestisi

Madde 33- (Değişik: 21.2.2001-4630/17) Yayımlanmış bir eserin, tüm eğitim ve öğretim kurumlarında, yüzyüze eğitim ve öğretim maksadıyla doğrudan veya dolaylı kâr amacı gütmeksizin temsili, eser sahibinin ve eserin adının mutad şekilde açıklanması şartıyla serbesttir.

4. Eğitim ve Öğretim İçin Seçme ve Toplama Eserler

Madde 34- (Değişik:7.6.1995-4110/13) Yayımlanmış musiki, ilim ve edebiyat eserlerinden ve alenileşmiş güzel sanat eserlerinden, maksadın haklı göstereceği bir nispet dahilinde iktibaslar yapılmak suretiyle, hal ve vaziyetinden eğitim ve öğretim gayesine tahsis edildiği anlaşılan seçme ve toplama eserler vücuda getirilmesi serbesttir. 2inci maddenin üçüncü bendinde ve 4 üncü maddenin birinci fıkrasının birinci ve beşinci bentlerinde gösterilen neviden eserler, ancak seçme ve toplama eserin münderecatını aydınlatmak üzere iktibas edilebilir. Ancak bu serbestlik, hak sahibinin meşru menfaatlerine haklı bir sebep olmadan zarar verir veya eserden normal yararlanma ile çelişir şekilde kullanılamaz.

Münhasıran okullara mahsus olarak hazırlanan ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onanan (okul-radyo) yayımları için de birinci fıkra hükümleri uygulanır.

(Değişik: 21.2.2001-4630/18) Yayımlanmış musiki, ilim ve edebiyat eserlerinden ve alenileşmiş güzel sanat eserlerinden, iktibaslar yapılmak suretiyle eğitim ve öğretim gayesi dışında seçme ve toplama eserler vücuda getirilmesi ancak eser sahibinin izniyle mümkündür.

Bütün bu hallerde eser ve eser sahibinin adı mutat şekilde zikredilmek icap eder.

5. İktibas Serbestisi

Madde 35- Bir eserden aşağıdaki hallerde iktibas yapılması caizdir:

  1. Alenileşmiş bir eserin bazı cümle ve fıkralarının müstakil bir ilim ve edebiyat eserine alınması:
  2. Yayımlanmış bir bestenin en çok tema, motif, pasaj ve fikir nevinden parçalarının müstakil bir musiki eserine alınması;
  3. Alenileşmiş güzel sanat eserlerinin ve yayımlanmış diğer eserlerin, maksadın haklı göstereceği bir nispet dahilinde ve münderecatını aydınlatmak maksadıyla bir ilim eserine konulması;
  4. Alenileşmiş güzel sanat eserlerinin ilmi konferans veya derslerde konuyu aydınlatmak için projeksiyon ve buna benzer vasıtalarla gösterilmesi.
  5. İktibasın belli olacak şekilde yapılması lazımdır. İlim eserlerinde iktibas hususunda kullanılan eserin ve eser sahibinin adından başka bu kısmın alındığı yer belirtilir.
6. Gazete Münderecatı

Madde 36- Basın Kanununun 15 inci maddesi hükmü mahfuz kalmak üzere basın veya radyo tarafından umuma yayılmış bulunan günlük havadisler ve haberler serbestçe iktibas olunabilir.

Gazete veya dergilerde çıkan içtimai, siyasi veya iktisadi günlük meseleler müteallik makale ve fıkraların iktibas hakkı sarahaten mahfuz tutulmamışsa aynen veya işlenmiş şekilde diğer gazete ve dergiler tarafından alınması ve radyo vasıtasıyla ve diğer bir suretle yayılması serbesttir. İktibas hakkı mahfuz tutulsa bile sözü geçen makale ve fıkraların kısaltılarak basın özetleri şeklinde alınması, radyo vasıtasıyla veya diğer bir suretle yayılması caizdir.

Bütün bu hallerde, iktibas edilen gazete, dergi ve ajansın ve eğer bunlar da başka bir kaynaktan alınmışlarsa o kaynağın adı ve sayısından başka makale sahiplerinin adı, müstear adı veya alameti zikredilmek icap eder.

7. Haber

Madde 37- (Değişik: 21.2.2001-4630/19) Haber mahiyetinde olmak ve bilgilendirme kapsamını aşmamak kaydıyla, günlük hadiselere bağlı olarak fikir ve sanat eserlerinden bazı parçaların işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan vasıtalara alınması mümkündür. Bu şekilde alınmış parçaların çoğaltılması, yayılması, temsil edilmesi veya radyo ve televizyon gibi araçlarla yayınlanması serbesttir. Bu serbestlik, hak sahibinin hukuki menfaatlerine zarar verecek şekilde veya eserden normal yararlanmaya aykırı biçimde kullanılamaz.

III- Hususi Menfaat Mülahazasıyla
1. Şahsen Kullanma:

Madde 38- (Değişik:7.6.1995-4110/14) Bütün fikir ve sanat eserlerinin, kar amacı güdülmeksizin şahsen kullanmaya mahsus çoğaltılması mümkündür. Ancak, bu çoğaltma hak sahibinin meşru menfaatlerine haklı bir sebep olmadan zarar veremez ya da eserden normal yararlanmaya aykırı olamaz.

2 nci fıkra yürürlükten kaldırılmıştır. (21.2.2001-4630/36-d)

Sözleşmede belirleyici hükümlerin yokluğu durumunda, hata düzeltme de dahil, bilgisayar programının düşünüldüğü amaca uygun kullanımı için gerekli olduğu durumda, bilgisayar programının onu hukuki yollardan edinen kişi tarafından çoğaltılması ve işlenmesi serbesttir.

Bilgisayar programını yasal yollardan edinen kişinin programı yüklemesi, çalıştırması ve hataları düzeltmesi sözleşme ile önlenemez. Bilgisayar programının kullanımı için gerekli olduğu sürece, bilgisayar programını kullanma hakkına sahip kişinin bir adet yedekleme kopyası yapması sözleşme ile önlenemez

Bilgisayar programının kullanım hakkına sahip kişinin yapmaya hak kazandığı bilgisayar programının yüklenmesi, görüntülenmesi çalıştırılması, iletilmesi veya depolanması fiillerini ifa ettiği sırada, bilgisayar programının herhangi bir öğesi altında yatan düşünce ve ilkeleri belirlemek amacı ile, programın işleyişini gözlemlemesi, tetkik etmesi ve sınaması serbesttir.

Bağımsız yaratılmış bir bilgisayar programı ile diğer programların ara işlerliğini gerçekleştirmek üzere gerekli bilgileri elde etmek için, bilgisayar programının çoğaltılması ve işlenmesi anlamında kod’un çağaltılmasının ve kod formunun çevirisinin de zorunlu olduğu durumlarda, bu fiillerin ifası aşağıdaki şartların karşılanması halinde serbesttir: 1. Bu fiillerin, ruhsat sahibi veya bir bilgisayar programının kopyasını kullanma hakkı sahibi diğer bir bilgisayar sahibi diğer bir kişi tarafından veya onların adına bunu yapmaya yetkili kişi tarafından ifa edilmesi, 2. Ara işlerliği gerçekleştirmek için gerekli bilginin, (1) numaralı bentte belirtilen kişilerin kullanımlarına sunulmaması, 3. Bu fiillerin, ara işlerliği gerçekleştirmek için gereken program parçaları ile sınırlı olması.

Yukarıdaki fıkra hükümleri, onun uygulanması ile elde edilen bilgilerin; 1. Bağımsız yaratılmış bilgisayar programının ara işlerliğini gerçekleştirmenin dışında diğer amaçlar için kullanılmasına, 2. Bağımsız yaratılmış bilgisayar programının ara işlerliği için gerekli olduğu durumlar dışında başkalarına verilmesine, 3. İfade ediliş bakımından esastan benzer bir bilgisayar programının geliştirilmesi, üretilmesi veya pazarlanması veya fikri hakları ihlal eden herhangi diğer bir fiil için kullanılmasına, izin vermez.

Altıncı ve Yedinci fıkra hükümleri, programdan normal yararlanma ile çelişir veya hak sahibinin meşru yararlarına makul olmayan müdahale eder şekilde kullanılmasına izin verecek tarzda yorumlanamaz.

2. Bestekarlara Tanınan Haklar

Madde 39- (Yürürlükten kaldırılmıştır: 21.2.2001-4630/36-e)

3. Kopya ve Teşhir

Madde 40- Umumi yollar, caddeler ve meydanlara, temelli kalmak üzere konulan güzel sanat eserlerini; resim, grafik, fotoğraf vesaire ile çoğaltma, yayma, umumi mahallerde projeksiyonla gösterme, radyo ve benzeri vasıtalarla yayımlama caizdir. Bu salahiyet mimarlık eserlerinde yalnız dış şekle münhasırdır.

Üzerlerine, sahibi tarafından sarahaten men edici bir kayıt konulmuş olmadıkça güzel sanat eserleri, malikleri veya bunların muvafakatıyla başkaları tarafından umumi mahallerde teşhir edilebilir.

Açık artırma ile satılacak eserler umuma teşhir olunabilir. Umumi mahallerde teşhir edilen veya açık arttırmaya konulan bir eseri sergi veya arttırmayı tertip eden kimseler tarafından bu maksatlarda çıkarılacak katalog, kılavuz veya bunlara benzer matbualar vasıtasıyla çoğaltma ve yayma caizdir.

Bu hallerde, aksine yerleşmiş adet yoksa, eser sahibinin adının zikrinden vazgeçilebilir.

4. Umuma açık mahallerde eser, icra, fonogram, yapım ve yayınların kullanılması ve/veya iletilmesine ilişkin esaslar:

Madde 41. – (Değişik: 3.3.2004-5101/11) Girişi ücretli veya ücretsiz umuma açık mahaller; eser, icra, fonogram, yapım ve yayınların kullanım ve/veya iletimine ilişkin 52 nci maddeye uygun sözleşme yaparak hak sahiplerinden veya üyesi oldukları meslek birliklerinden izin alır ve sözleşmelerde yazılı malî hak ödemelerini bu madde hükümlerine göre yaparlar.

Eser, icra, fonogram, yapım ve yayınları kullanan ve/veya ileten umuma açık mahaller; mahallin bulunduğu bölgenin özelliği, mahallin nitelik ve niceliği, fikrî mülkiyete konu eser, icra, fonogram, yapım ve yayınların mahalde sunulan ürün veya hizmetin ayrılmaz bir parçası ve ürün veya hizmete katkısı olup olmadığı ve benzeri hususlar dikkate alınmak suretiyle sınıflandırılır veya sınıflandırma dışı bırakılır.

Faaliyet gösterdikleri sektörlerde; eser sahipleri ve/veya bağlantılı hak sahipleri meslek birlikleri, yapılan sınıflandırmaya bağlı olarak eser, icra, fonogram, yapım ve yayınların kullanımından ve/veya iletiminden kaynaklanan ödemelere ilişkin tarifeleri tespit ederler. Meslek birlikleri ile umuma açık mahaller arasındaki sözleşmeler, bu tarife bedelleri veya taraflarca yapılabilecek müzakereler sonucu belirlenecek bedeller üzerinden yapılır.

Tarifelere ilişkin sözleşmelerde takvim yılı esas alınır ve bu tarifeler takvim yılı başından itibaren geçerli olur.

Bu madde hükümlerinin uygulanmasını teminen: 1. Meslek birlikleri temsil ettikleri eser, icra, fonogram ve yapımlar ile üyelerine ilişkin bilgileri, Bakanlığa bildirmek zorundadırlar. Bu bildirimler her üç ayda bir güncellenir ve Bakanlıkça oluşturulan ortak bir veri tabanı üzerinden ilgili taraflara açılır. 2. Eser sahipleri alanında kurulmuş meslek birlikleri veya bağlantılı hak sahipleri alanında kurulmuş meslek birlikleri veya aynı sektörlerde faaliyet gösteren meslek birlikleri, biraraya gelerek protokole bağlamak suretiyle ortak tarifeler belirleyebilirler. Ortak tarifeler protokole taraf meslek birlikleri açısından bağlayıcıdır.

Meslek birlikleri, tarifeler veya ortak tarifeleri her takvim yılının dokuzuncu ayında kullanıcıları temsil eden ve kanunla kurulmuş kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile Bakanlığa bildirirler ve kamuoyuna duyururlar. Umuma açık mahaller, müzakere ve sözleşme yapılmasına ilişkin verecekleri bağlayıcı nitelikteki yetki belgeleri ile üye oldukları meslek kuruluşları aracılığıyla da tarifeleri veya ortak tarifeleri müzakere edebilir ve sözleşme yapabilirler. Ancak, tarifelerin götürü usulde tespit edilmesi halinde umuma açık mahaller sadece meslek kuruluşları aracılığı ile müzakere edebilir ve sözleşme yapabilirler.

Onuncu ayda umuma açık mahaller veya meslek kuruluşları ile meslek birlikleri arasında tarifeler veya ortak tarifeler üzerinde uzlaşma sağlanamaması ve sözleşme yapılamaması halinde, en geç bu ayın sonuna kadar, meslek birlikleri ve/veya meslek kuruluşları tarafından bu tarifelerin Bakanlıkça oluşturulacak uzlaştırma komisyonunda müzakere edilmesi talep edilebilir.

Uzlaştırma komisyonu, taraflardan birinin talebi ve Bakanlığın uygun görmesi halinde, tarifeleri müzakere etmek üzere, Bakanlık tarafından talep tarihinden itibaren onbeş gün içinde oluşturulur. Komisyon Bakanlıktan bir, Rekabet Kurumundan iki temsilci ve ilgili meslek birlikleri ile kullanıcıları temsil eden meslek kuruluşlarının birer temsilcisinden oluşur. Bakanlık temsilcisi aynı zamanda komisyon başkanıdır. Aynı usulle, komisyon üye sayısı kadar yedek üye seçilir. Komisyonun sekretarya hizmetleri Bakanlık ilgili birimi tarafından yürütülür.

Komisyon, oluşturulduğu tarihten itibaren onbeş gün içinde, raporunu hazırlayarak, Bakanlığa ve taraflara bildirir. Umuma açık mahaller ve meslek birlikleri, Komisyon raporunun açıklandığı tarihten itibaren onbeş gün içinde, meslek birliklerinin açıklamış oldukları tarifeleri veya müzakereler neticesinde mutabakata vardıkları tarifeleri sözleşmeye bağlayabilirler.

Meslek birliklerince belirlenen tarife veya ortak tarifeler üzerinden sözleşmenin yapılmaması halinde, taraflar yargı yoluna başvurabilirler. Yargılama sürecinde, bir önceki yıl sözleşme yapmış olan mahaller, ilgili meslek birlikleri aksini bildirmedikçe, dava konusu tarifenin 1/4’ünü dava sonuçlanıncaya kadar her üç ayda bir meslek birlikleri adına açılmış banka hesabına yatırmak suretiyle eser, icra, fonogram, yapım ve yayınları kullanabilir ve/veya iletebilirler. Bir önceki yıl sözleşme yapmamış umuma açık mahaller ile ilk defa sözleşme yapacak umuma açık mahallerin bu fıkrada öngörüldüğü şekilde eser, icra, fonogram, yapım ve yayınları kullanabilmeleri ve/veya iletebilmeleri ise ilgili meslek birliklerinin iznine bağlıdır. Dava sonuçlanıncaya kadar bu şekilde ödenen miktar, mahkeme kararıyla tespit edilen tarife bedelinden mahsup edilir.

Tarifelerin tespit edilmesinde ve uzlaşmazlıkların hallinde, bu Kanunun 42/A maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan, tarife tespitine ilişkin esaslar dikkate alınır.

Mahallerde kullanılan ve/veya iletimi yapılan eser, icra, fonogram, yapım ve yayınlar üzerinde hak sahibi olan gerçek veya tüzel kişiler, bunların kullanımına ve/veya iletimine ilişkin ödemelerin yapılmasını ancak yetki verdikleri meslek birlikleri aracılığı ile talep edebilirler. Sinema eserleri bakımından bu fıkranın uygulanması zorunlu değildir.

Sınıflandırma, uzlaştırma komisyonuna başvuru halinde Bakanlıkça alınacak ücretler ve uzlaştırma komisyonunun çalışması ile bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir.

IV- Hükümete Tanınan Yetkiler 1. Meslek Birliklerinin Kurulması

Madde 42- (Değişik: 21.2.2001-4630/21) Eser sahipleri ve eser sahiplerinin hakları ile bağlantılı hak sahipleri (Ek: 3.3.2004-5110/12) ile bu Kanunun 52 nci maddesine uygun biçimde düzenlenmiş sözleşmelerle eser veya hak sahibinden malî hakları kullanma yetkilerini devralarak bu Kanunun 10 uncu maddesine göre ilim-edebiyat eserleri üzerindeki hakları kullanarak, süreli olmayan yayınları çoğaltan ve yayanlar, üyelerinin ortak çıkarlarını korumak ve bu Kanun ile tanınmış hakların idaresini ve takibini, alınacak ücretlerin tahsilini ve hak sahiplerine dağıtımını sağlamak üzere, Kültür Bakanlığınca hazırlanan ve Bakanlar Kurulunca onaylanan tüzük ve tip statülere uygun olarak tespit edilecek alanlarda birden fazla meslek birliği kurabilirler. Eser sahipleri veya icracı sanatçılar bakımından zorunlu organlarının asıl üye sayısının dört katı kadar ; yapımcılar veya radyo-televizyon kuruluşları bakımından bu organların asıl üye sayısının iki katı kadar üye olma niteliklerini taşıyan gerçek veya tüzel kişiler meslek birliği olarak faaliyet gösterebilmek için izin almak üzere Bakanlığa başvurmak zorundadırlar. Meslek birlikleri bu izni aldıktan sonra kuruldukları alanda faaliyet gösterirler.

(Değişik: 21.2.2001-4630/21) Aynı alanda, başka bir meslek birliğinin kurulabilmesi için, yukarıda zikredilen kurucu üye sayılarından az olmamak kaydıyla o alanda kurulmuş en fazla üyesi olan meslek birliğinin üye tam sayısının 1/3 ü kadar üye olma niteliklerini taşıyan gerçek veya tüzel kişiler faaliyet izni almak üzere Bakanlığa başvururlar. Bakanlığın bu başvuruyu uygun bularak izin vermesi halinde faaliyet gösterirler. Her birlik ihtiyaçlar doğrultusunda şubeler açarak çalışabilir. Aynı alanda kurulmuş en az iki meslek birliği, Bakanlıkça hazırlanan tüzük ve tip statülerin belirlediği usul ve esaslar çerçevesinde federasyon kurabilir. Aynı alanda birden fazla federasyon kurulamaz.

Meslek birlikleri ve federasyonu özel hukuka tabi tüzel kişilerdir. Üyeleri sermaye koymak, kar ve zarara, hukuki mesuliyete iştirak etmekle yükümlü tutulamazlar.

Meslek birlikleri ve federasyonu tip statülerinde genel kurul, yönetim kurulu, denetleme kurulu, teknik-bilim kurulu ve haysiyet kurulu mecburi organ olarak düzenlenir. Bu birliklerin ve federasyonun kurulması, kontrolü, denetlenmesi ile ilk genel kurullarını toplayabilmeleri için gerekli en az üye sayısı diğer ihtiyari organları, kurullarının teşekkül tarzı, üye sayısı ve görevleri, üyeliğe girme, çıkma ve çıkarılma şartları, şubelerini kurabilecekleri bölgelerin tespiti, yurt içi ve yurt dışındaki kamu kurum ve kuruluşları, gerçek ve özel hukuk tüzel kişileri ile olan ilişkileri, bu ilişkilerdeki hak ve yetkileri, üyeleriyle olan mali ilişkileri, elde edilen telif ücreti ve tazminatların dağıtımı ve diğer usul ve esaslara ilişkin hususlar, ilgili kuruluşların görüşleri alındıktan sonra Kültür Bakanlığınca hazırlanacak tüzük ile belirlenir.

6/10/1983 tarihli ve 2908 sayılı Dernekler Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası, 30, 37, 40, 42, 43, 44, 45, 48, 65, 66, 67, 68, 69, 70 ve 90 ıncı maddeleri, bu maddeye göre kurulacak meslek bilgileri ve federasyon için de ceza hükümleriyle birlikte uygulanır.

(Değişik: 21.2.2001-4630/21) Eser sahipleri ile bağlantılı hak sahiplerinin bu Kanunla tanınmış hakları, ülke içinde bu maddeye göre kurulan meslek birlikleri dışında; başka birlik, dernek ve benzeri kuruluşlar tarafından takip edilemez. Bu maddede geçen üyelik, kurucu üye sayısı ve üye tam sayısı gibi hususlar bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş meslek birlikleri için de aranır. Bütün meslek birlikleri bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren 6 ay içerisinde bu maddede getirilen esaslara uygun hale gelmek mecburiyetindedirler. Bu süre içinde bu şartı yerine getirmeyen meslek birlikleri 6 ay sonunda kendiliğinden dağılmış sayılır.

2. Meslek birliklerinin yükümlülükleri ve tarife tespitine ilişkin esaslar:

MADDE 42/A – (Ek: 3.3.2004-5101/13) Bu Kanunun 42 nci maddesinde öngörülen amaçlarla hakların idaresini sağlamak üzere kurulan meslek birlikleri; 1. Temsil ettikleri eser, icra, fonogram ve yapımlar ile üyelerine ilişkin tüm bilgileri Bakanlığa bildirmek ve ilgili kişilere açık bu bildirimi her üç ayda bir güncellemekle, 2. Üyesi olan hak sahiplerinin faaliyetlerinden kaynaklanan haklarının idaresini hakkaniyete uygun koşullarda sağlamakla, 3. Üyelerinin haklarının idaresine ilişkin faaliyetlerinden elde ettikleri gelirleri, dağıtım plânlarına uygun olarak hak sahiplerine dağıtmakla, 4. Yazılı talepte bulunan ilgili kişilere, temsil ettikleri eser, icra, fonogram ve yapımlar ile ilgili bilgileri vermekle, 5. Sözleşme yapılırken idare ettikleri haklara ilişkin olarak hakkaniyete uygun davranmakla, kendi maddî ve/veya manevî menfaatleri bakımından gerekli gördükleri indirim veya ödeme kolaylıklarını sağlamakla, 6. Sözleşme yapılabilmesi için idaresini sağladıkları haklara ilişkin ücret tarifelerini süresinde belirlemek ve belirlenen tarifeleri ve bu tarifelerdeki her türlü değişikliği süresinde duyurmakla, 7. Hesaplarını yeminli malî müşavirlere onaylatmakla, yükümlüdürler.

Yukarıdaki fıkranın radyo-televizyon kuruluşlarının yayınları bakımından uygulanmasında Radyo ve Televizyon Üst Kurulu kayıtları esas alınır.

Tarifelerin tespit edilmesinde; tarifelerin uluslararası uygulamaların ülkenin ekonomik ve toplumsal koşullarına uyarlanabilirliği göz önünde bulundurularak makul seviyede belirlenmesi ile teknolojik alandaki değişimlerin yanı sıra eser, icra, fonogram, yapım ve yayınların yaratıldığı ve kullanıldığı sektörlerin yapısını tahrip edici, üretimi ve kullanımı engelleyici ve genel kabul görmüş uygulamalara zarar verici bir etki yaratılmaması, rekabeti bozucu şartlar oluşturulmaması, yapılan sınıflandırma, ilgili sektörlerdeki ürün fiyatları ve bu sektörlerin gayrisafi millî hâsıladaki payı, eser, icra, fonogram, yapım ve yayınların kullanım ve/veya iletim sıklığı, birim fiyat veya götürü usulü ödeme, ödeme plânı ve benzeri hususlar esas alınır.

Aynı alanda ve/veya sektörde faaliyet gösteren birlikler, tarife tespitinde, sözleşme yapılmasında ve bu Kanunun uygulanması ile ilgili diğer iş ve işlemlerde birlikte hareket edebilirler.

Ortak tarife yapılmış olması halinde, aynı alanda faaliyet gösteren meslek birlikleri, tarifelere esas olmak üzere her takvim yılının başında, alandaki temsil kabiliyetleri ile temsil ettikleri eser, icra, fonogram, yapım ve yayınlara ilişkin kullanım oranlarını tespit ederek Bakanlığa bildirmek zorundadırlar. Bu oranların tespitinde anlaşma sağlanamaması ve/veya bu oranların Bakanlığa bildirilmemesi halinde, Bakanlıkça oluşturulacak bir komisyon bu tespiti yapar. Bu tespit yapılıncaya kadar, sözleşme yapmış kullanıcılar, ödemeleri gereken meblağı, Bakanlığın talebi üzerine mahkemece belirlenmiş tevdi mahalline yatırırlar. Burada toplanan meblağ, komisyon çalışma giderleri mahsup edildikten sonra, ilgili meslek birlikleri arasında, komisyonca tespit edilen orana ya da herhangi bir aşamada, birliklerin aralarında anlaşmaları halinde, mutabakata vardıkları kullanım oranına göre paylaştırılır. Komisyon Bakanlık, Rekabet Kurumu ve ilgili meslek birliklerini temsilen birer kişiden oluşur. Bakanlık temsilcisi aynı zamanda komisyon başkanıdır. Komisyon kararlarına yargı yolu açık olup, görevli mahkeme ilgili ihtisas mahkemesidir.

Bu maddede belirtilen esaslar çerçevesinde yapılması gereken bildirimlere ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmediği belirlenen meslek birliklerinin dağıtıma ilişkin hesabına Bakanlıkça, mahkemeden yükümlülüklerini yerine getirinceye kadar tedbir konulması istenebilir.

Meslek birliğine üye eser veya bağlantılı hak sahiplerinin alenileşmiş veya yayımlanmış tüm eser, icra, fonogram, yapım ve yayınlarına ilişkin haklarının takibi meslek birliğine verilecek yetki belgesine göre yapılır. Yetki belgesine ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

3. Meslek birliklerinin denetimi:

MADDE 42/B – (Ek: 3.3.2004-5101/13) Meslek birlikleri, idarî ve malî açıdan Bakanlığın denetimine tâbidir. Bakanlık, meslek birliklerinin bu Kanunla belirlenmiş görev ve yükümlülükleri yerine getirip getirmediklerini her zaman kendisi denetleyebileceği gibi bu denetimin bağımsız denetim kuruluşlarına yaptırılmasını meslek birliklerinden de isteyebilir. Bu kuruluşlarca yapılan denetimlere ilişkin raporların bir örneği Bakanlığa gönderilir.

Denetimler sırasında, denetim yapmakla görevlendirilenler tarafından istenecek her türlü defter, belge ve bilgilerin ibraz edilmesi veya verilmesi, kasa veya veznenin kontrol ettirilmesi, yönetim yerleri, şubeler ve eklentilerine girme gibi taleplerin yerine getirilmesi zorunludur.

Meslek birlikleri tarafından; 1. Bu Kanunun 42 ve 42/A maddeleri ile bu maddede belirlenen görev ve yükümlülüklerin yerine getirilmediği, 2. Sözleşmelere uygun tahsilat veya dağıtımın yapılmadığı ya da yanlış ve haksız dağıtım yapıldığı, 3. Tarifelerin bu Kanunun 42/A maddesinin üçüncü fıkrasında belirlenen esaslara göre düzenlenmediği, tespit edildiği takdirde, bu birlikler Bakanlıkça yazılı olarak bir defa uyarılır, uyarının tebliği tarihinden itibaren otuz gün içinde kusurun giderilmemesi halinde, meslek birliği ikinci kez uyarılır.

Yukarıdaki fıkrada bahsi geçen kusurların ikinci uyarıyı takip eden otuz gün içinde de giderilmemesi veya yapılan denetimlerde, birlik kayıtlarında ve diğer iş ve işlemlerinde mevzuata aykırılık tespit edilmesi halinde, Bakanlık en geç üç ay içinde olağanüstü genel kurul yapmak üzere üyeleri davet eder. Olağanüstü genel kurul yapılıncaya kadar, birliğin iş ve işlemlerinde suiistimali görülenler tedbiren işten el çektirilir, Bakanlıkça yerine atama yapılır veya sırası gelen yedek üye göreve çağrılır.

Bu Kanunun 42 ve 42/A maddeleri ile bu madde hükümleri, 42 nci madde çerçevesinde kurulacak federasyonlar için de uygulanır.

4. Eser, icra, fonogram ve yapımların yayınlanmasına ve/veya iletilmesine ilişkin esaslar:

Madde 43. – (Ek: 3.3.2004-5101/14) Radyo-televizyon kuruluşları, uydu ve kablolu yayın kuruluşları ile mevcut veya ileride bulunacak teknik imkânlardan yararlanarak yayın ve/veya iletim yapacak kuruluşlar, yayınlarında yararlanacakları opera, bale, tiyatro ve benzeri sahneye konmuş eserlerle ilgili olarak hak sahiplerinden önceden izin almak zorundadırlar.

Bu kuruluşlar sahneye konmuş eserler dışında kalan eser, icra, fonogram ve yapımlar için ilgili alan meslek birlikleri ile 52 nci maddeye uygun sözleşme yaparak izin almak, söz konusu yayın ve/veya iletimlere ilişkin ödemeleri bu birliklere yapmak ve kullandıkları eser, icra, fonogram ve yapımlara ilişkin listeleri bu birliklere bildirmek zorundadırlar.

3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun çerçevesinde faaliyet gösteren radyo-televizyon kuruluşları Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından, anılan Kanun dışında kalan ve yayın ve/veya iletim yapan diğer kuruluşlar ise Bakanlık tarafından sınıflandırılır.

Faaliyet gösterdikleri sektörlerde eser sahipleri ve/veya bağlantılı hak sahipleri meslek birlikleri, yapılan sınıflandırmaya bağlı olarak eser, icra, fonogram ve yapımların yayın ve/veya iletiminden kaynaklanan ödemelere ilişkin tarifeleri tespit ederler. Meslek birlikleri ile kuruluşlar arasındaki sözleşmeler, bu tarife bedelleri veya taraflarca yapılan müzakereler sonucu belirlenecek bedeller üzerinden yapılır.

Meslek birliklerinin temsil ettikleri eser, icra, fonogram ve yapımlar ile üyelerine ilişkin bildirim zorunluluğu, tarifelerin belirlenmesi, duyurulması, müzakere edilmesi, sözleşme yapılması, uzlaşmazlıkların halli ve diğer hususlarda bu Kanunun 41 inci maddesinin dört ilâ onüçüncü fıkraları uygulanır. Ancak yayın ve/veya iletim yapan kuruluşlar bakımından 41 inci maddenin altıncı fıkrasının son cümlesinin uygulanması zorunlu değildir.

Ayrıca, 41 inci maddenin 10 uncu fıkrasının uygulanması bakımından, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, yayınlarında yer verdiği eser, icra, fonogram ve yapımları her üç ayda bir meslek birliklerince belirlenen yıllık tarifenin 1/4’ünü yatırmak suretiyle kullanabilir.

5. Fikir ve Sanat Eserlerinin İşaretlenmesi

Madde 44- (Değişik: 3.3.2004-5101/15) Fikrî mülkiyet haklarının korunması ve etkin bir şekilde takibinin sağlanması amacıyla, fikir ve sanat eserlerinin tespit edilmesi ve çoğaltılmasına ilişkin materyalleri üreten ve/veya bu materyallerin dolum, çoğaltım ve satışını yapan veya herhangi bir şekilde yayan ve umuma arz eden yerler, Bakanlıkça ücret mukabili sertifikalandırılır. Bakanlıkça belirlenen yerler, Bakanlıkça onaylanmış bir yazılım ile Bakanlıkça belirlenecek kriterlere uygun bir donanımı bulundurmak, gerekli alt yapıyı oluşturmak ve gerçekleştirdikleri işlemleri her takvim yılı itibarıyla Bakanlığa bildirmek zorundadır. Bu yerler ve malî hak sahipleri ayrıca, Bakanlıkça gerekli görülecek işaret ve seri numaraları ile uluslararası standartlara uygun kodları, taşıyıcı materyaller üzerinde bulundurmakla müştereken yükümlüdürler.

(Değişik: 21.2.2001-4630/23) Her türlü boş video kaseti, ses kaseti, bilgisayar disketi, CD, DVD gibi taşıyıcı materyaller ile, fikir ve sanat eserlerinin çoğaltılmasına yarayan her türlü teknik cihazı ticari amaçlı imal veya ithal eden gerçek ve tüzel kişiler, imalat veya ithalat bedeli üzerinden yüzde üçü geçmemek üzere Bakanlar Kurulu Kararıyla belirlenecek orandaki miktarı keserek, ay içinde topladıkları meblağı, sonraki ayın en geç yarısına kadar Kültür Bakanlığı adına bir ulusal bankada açılacak özel hesaba yatırmakla yükümlüdürler.

(Değişik: 21.2.2001-4630/23) Bakanlık bu hesapta toplanan miktarı fikri mülkiyet sisteminin güçlendirilmesi ile yurt içindeki ve yurt dışındaki kültür mirasının korunmasına ve devam ettirilmesine yönelik faaliyetlerde kullanır. Bu miktarın dağıtım ve kullanımına ilişkin usul ve esaslar Kültür Bakanlığı tarafından çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir.

(Değişik: 3.3.2004-5101/15) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar ile alınacak ücretler Bakanlıkça çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir.

6. Güzel Sanat Eserlerinin Satış Bedellerinden Pay Verilmesi

Madde 45-(Değişik: 3.3.2004-5101/16) Mimarî eserler hariç olmak üzere, bu Kanunun 4 üncü maddesinde sayılan güzel sanat eserlerinin asılları ile eser sahibinin kendisinin sınırlı sayıda meydana getirdiği veya eser sahibinin kontrolünde ve izniyle meydana getirilmiş ve eser sahibi tarafından imzalanmış veya başka bir şekilde işaretlenmiş olmaları nedeniyle özgün eser olduğu kabul edilen kopyaları, 2 nci maddenin (1) numaralı bendinde ve 3 üncü maddede sayılıp da yazarlarla bestecilerin el yazısıyla yazılmış eserlerinin asıllarından biri, eser sahibi veya mirasçıları tarafından bir defa satıldıktan sonra, koruma süresi içinde, bir sergide veya açık artırmada yahut bu gibi eşyayı satan bir mağazada veya başka şekillerde satış konusu olarak el değiştirdikçe, bu satış bedeli ile bir önceki satış bedeli arasında açık bir nispetsizlik bulunması halinde, her satışta, satışı gerçekleştiren gerçek veya tüzel kişi, bedel farkından münasip bir payı eser sahibine, o ölmüşse miras hükümlerine göre ikinci dereceye kadar (ve bu derece dahil) yasal mirasçılarına ve eşine, bunlar da yoksa ilgili alan meslek birliğine Bakanlar Kurulunca çıkarılacak bir kararname ile belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde ödemekle yükümlüdür.

Kararnamede: 1. Bedel farkının yüzde onunu geçmemek şartıyla farkın nispetine göre tespit edilecek bir pay tarifesi; 2. Bedeli kararnamede tespit edilecek miktarı aşmayan satışların pay vermek borcundan muaf tutulacağı; 3. Eser nevileri itibarıyla mesleki birliğin hangi kolunun ilgili sayılabileceği; gösterilir.

Satışın vuku bulduğu müessese sahibi satıcı ile birlikte müteselsilen mesuldür.

Cebri satış hallerinde pay ancak diğer alacaklar tamamen ödendikten sonra ödenir.

Pay verme borcunun zamanaşımı, bu borcun doğumunu intaç eden satıştan itibaren beş yıldır.

7. Devletin Faydalanma Salahiyeti

Madde 46- (Değişik:1.11.1983-2936/10 md.) Çoğaltma ve yayımı eser sahibi tarafından açıkça menedilmemiş olan ve umumi kütüphane, müze ve benzeri müesseselerde saklı bulunan henüz yayımlanmamış veya alenileşmemiş eserler, mali haklarla ilgili koruma süresi dolmuş olmak şartıyla, bulunduğu kamu kurum ve kuruluşlarına ait olur. Bunlardan kamu kurum ve kuruluşları ile bilimsel vesair amaçla yararlanmak isteyen kişi ve kuruluşların izin alacakları merci ve bunlardan alınacak ücretlerle bu ücretlerin hangi kültürel gayelerde sarf edileceği ve diğer hususlar, ilgili kuruluşların görüşü alındıktan sonra Kültür Bakanlığınca hazırlanacak tüzükle belirlenir.

8. Kamuya Maletme

Madde 47- Bir kararname ile memleket kültürü için önemi haiz görülen bir eser üzerindeki mali haklardan faydalanma salahiyeti, hak sahiplerine münasip bir bedel ödenmesi suretiyle koruma süresinin bitiminden önce kamuya maledilebilir.

(Değişik: 21.2.2001-4630/24) Bu hususta karar verilebilmesi için eserin Türkiye’de veya Türkiye dışında Türk vatandaşları tarafından vücuda getirilmiş olması ve aynı zamanda yayımlanmış eser nüshalarının iki yıldan beri tükenmiş bulunması ve hak sahibinin uygun bir süre içinde eserin yeni baskısını yapmayacağının tespit edilmesi gerekir.

  1. Bu kararnamede:
  2. Eser ve sahibinin adı;
  3. Müktesep hakları ihlal edilen kimselere ödenecek bedel;
  4. Mali hakları kullanacak makam ve müessese;
  5. Verilen bedelin itfasından sonra elde edilecek safi karın hangi kültürel gayelere tahsis edileceği; yazılır.

Dördüncü Bölüm – Sözleşme ve Tasarruflar

A) Hayattaki Vaki Tasarruflar

I-Asli İktisap

Madde 48- Eser sahibi veya mirasçıları kendilerine kanunen tanınan mali hakları süre, yer ve muhteva itibarıyla mahdut veya gayri mahdut, karşılıklı veya karşılıksız olarak başkalarına devredebilir.

Mali hakları sadece kullanma salahiyeti de diğer bir kimseye bırakılabilir. (Ruhsat)

Yukarıdaki fıkralarda sayılan tasarruf muameleleri henüz vücuda getirilmemiş veya tamamlanacak olan bir esere taaluk etmekte ise batıldır.

II-Devren İktisap

Madde 49- Eser sahibi veya mirasçılarından mali bir hak veya böyle bir hakkı kullanma ruhsatını iktisap etmiş olan bir kimse, ancak bunların yazılı muvafakiyetiyle bu hakkı veya kullanma ruhsatını diğer birine devredebilir.

İşleme hakkının devrinde, devren iktisap eden kimse hakkında da eser sahibi veya mirasçılarının aynı suretle muvafakatı şarttır.

III-Sözleşmeler
1. Vücuda Getirilecek Eserler

Madde 50- 48 ve 49’uncu maddelerde sayılan tasarruf muamelelerine dair taahhütler eser henüz vücuda getirilmeden önce yapılmış olsa dahi muteberdir.

Eser sahibinin ileride vücuda getireceği eserlerin bütününe veya muayyen bir nevine taalluk eden bu kabil taahhütleri taraflardan her biri ihbar tarihinden bir yıl sonra hüküm ifade etmek üzere fesh edebilir.

Eser tamamlanmadan önce, eser sahibi ölür veya tamamlama kabiliyetini zayi eder, yahut kusuru olmaksızın eserin tamamlanması imkansız hale gelirse zikri geçen taahhütler kendiliğinden münfesih olur. Diğer taraftan iflas etmesi veya sözleşme uyarınca devraldığı mali hakları kullanmaktan aciz duruma düşmesi yahut kusuru olmaksızın kullanmanın imkansız hale gelmesi hallerinde de aynı hüküm caridir.

2. İleride faydalanma imkanları

Madde 51- İleride çıkarılacak mevzuatın eser sahibini tanınması muhtemel mali hakların devrine veya bunların başkaları tarafından kullanılmasına mütaallik sözleşmeler batıldır.

İleride çıkarılacak mevzuatla mali hakların şümulünün genişletilmesi veya koruma süresinin uzatılmasından doğacak salahiyetlerden vazgeçmeyi yahut bunların devrini ihtiva eden sözleşmeler hakkında aynı hüküm caridir.

IV-Şekil

Madde 52- Mali hakları dahil sözleşme ve tasarrufların yazılı olması ve konuları olan hakların ayrı ayrı gösterilmesi şarttır.

V-Tekeffül
1. Hakkın Mevcut Olmaması

Madde 53- Mali bir hakkı başkasına devreden veya kullanma ruhsatını veren kimse iktisab edene karşı hakkın mevcudiyetini Borçlar Kanununun 169 ve 171inci maddeleri hükmünce zamindir.

Haksız fiillerden ve sebepsiz mal iktisabından doğan talepler mahfuzdur.

2. Salahiyetin Mevcut Olmaması

Madde 54- Mali bir hakkı yahut kullanma ruhsatını devre salahiyetli olmayan kimseden iktisab eden hüsnüniyet sahibi olsa bile himaye göremez.

Salahiyet olmaksızın mali bir hakkı başkasına devreden veya kullanma ruhsatını veren kimse; salahiyeti bulunmadığına diğer tarafın vakıf olduğunu veya vakıf olması lazım geldiğini ispat etmedikçe tasarrufun hükümsüz kalmasından doğan zararı tazminle mükellefdir. Kusur halinde mahkeme; hakkaniyet gerektiriyorsa daha geniş bir tazminata hükmedebilir.

Haksız fiillerden ve sebepsiz mal iktisabından doğan talepler mahfuzdur.

VI-Yorum Kaideleri
1. Şümul

Madde 55-Aksi kararlaştırılmış olmadıkça mali bir hakkın devri veya bir ruhsatın verilmesi eserin tercüme veya sair işlenmelerine şamil değildir.

2. Ruhsat

Madde 56- Ruhsat; mali hak sahibinin başkalarına da aynı ruhsatı vermesine mani değilse (basit ruhsat), yalnız bir kimseye mahsus olduğu takdirde (tam ruhsattır).

Kanun veya sözleşmeden aksi anlaşılmadıkça her ruhsat basit sayılır.

Basit ruhsatlar hakkında hasılat kirasına, tam ruhsatlar hakkında intifa hakkına dair hükümler uygulanır.

3. Mülkiyetin intikali

Madde 57- Asıl veya çoğaltılmış nüshalar üzerindeki mülkiyet hakkının devri, aksi kararlaştırılmış olmadıkça fikri hakların devrini ihtiva etmez.

Bir güzel sanat eseri üzerinde çoğaltma hakkını haiz olan bir kimse kalıp, vesair çoğaltma aletlerinin zilyedliğini iktisap eden kimse aksi kararlaştırılamamışsa çoğaltma hakkını da iktisap etmiş sayılır.

Son fıkra yürürlükten kaldırılmıştır. (21.2.2001-4630/36-f)

VII-Cayma Hakkı

Madde 58- Mali bir hak ve ruhsat iktisap eden kimse; kararlaştırılan süre içinde ve eğer bir süre tayin edilmemişse icabi hale göre münasip bir zaman hak ve salahiyetlerden gereği gibi faydalanmaz ve bu yüzden eser sahibinin menfaatleri esaslı surette ihmal edilirse eser sahibi sözleşmeden cayabilir.

Cayma hakkını kullanmak isteyen eser sahibi sözleşmedeki hakların kullanılması için noter vasıtasıyla diğer tarafa münasip bir mehil vermeye mecburdur. Hakkın kullanılması, iktisap eden kimse için imkansız olur veya tarafından reddedilir yahut bir mehil verilmesi halinde eser sahibinin menfaatleri esaslı surette tehlikeye düşmekte ise mehil tayinine lüzum yoktur.

Verilen mehil neticesiz geçerse veya mehil tayinine lüzum yoksa noter vasıtasıyla yapılacak ihbar ile cayma tamam olur. Cayma ihbarının tebliğinden itibaren 4 hafta geçtikten sonra caymaya karşı itiraz davası açılamaz.

İktisap edenin mali hakkı kullanmamakta kusuru yoksa veya eser sahibinin kusuru daha ağır ise hakkaniyet gerektiği hallerde iktisap eden, münasip bir tazminat isteyebilir.

Cayma hakkından önceden vazgeçme caiz olmadığı gibi bu hakkın dermeyanını iki yıldan fazla bir süre için meneden takyitler de hükümsüzdür.

VIII-Hakkın Eser Sahibine Avdeti

Madde 59- Eser sahibi veya mirasçıları mali bir hakkı muayyen bir gaye zımnında yahut muayyen bir süre için devretmişlerse gayenin ortadan kalkması veya sürenin geçmesiyle ilgili hak, sahibine avdet eder. Bu hüküm, başkasına devrine sözleşme ile müsaade edilmemiş olan mali bir hakkı iktisap eden kimsenin ölümü yahut iflası halinde cari değildir; meğer ki, işin mahiyeti icabı, hakkın kullanılması, iktisap edenin sahsına bağlı bulunsun.

Muayyen bir gaye zımnında veya muayyen bir süre için verilen ruhsatlar birinci fıkrada sayılan hallerde son bulur.

B) Vazgeçme

Madde 60- Eser sahibi yahut mirasçıları, kendilerine kanunen tanınan mali haklardan, önceden vakı tasarruflarını ihlal etmemek şartıyla bir resmi senet tanzimi ve bu hususun Resmi Gazetede ilanı suretiyle vazgeçebilirler.

Vazgeçme, ilan tarihinden başlayarak koruma süresinin bitmesi halindeki hukuki neticeleri doğurur.

C) Haciz ve Rehin I-Caiz Olmayan Haller

Madde 61- İcra ve iflas kanunun 24 ve 30 uncu maddelerinin hükümleri mahfuz kalmak şartıyla; 1. Eser sahibinin veya mirasçılarından birinin mülkiyeti altında bulunan henüz alenileşmemiş bir eserin müsvedde veya asıları; 2. Sinema eserleri hariç olmak üzere 1inci bentde zikredilen eserler üzerindeki mali haklar; 3. Eser sahibinin, mali haklara dair hukuki muamelelerden doğan paradan gayrı alacakları; kanuni veya akdi bir rehin hakkının, cebri icranın veya hapis hakkının konusu olamaz.

II-Caiz Olan Haller

Madde 62- Aşağıdaki hükümler dairesinde; 1. Alenileşmiş bir eserin müsveddesi veya aslı; 2. Yayımlanmış bir eserin çoğaltılmış nüshaları; 3. Eser sahibinin korunmaya layık olan manevi menfaatlerini ihlal etmemek şartıyla alenileşmiş bir eser üzerindeki mali hakları; 4. Eser sahibinin mali haklara dair hukuki muamelelerden doğan para alacakları; kanuni veya akdi bir rehin hakkının, cebri icranın yahut hapis hakkının konusunu teşkil edebilir.

Birinci fıkrada sayılan konulara dair rehin sözleşmesinin muteber olması için yazılı şekilde yapılması lazımdır. Sözleşmede rehin olarak verilenler ayrı ayrı gösterilmelidir.

Güzel sanat eserlerine ait kalıplar vesair çoğaltma vasıtaları birinci fıkranın üçüncü bendinde yazılı mali haklar üzerinde cebri icra tatbiki için lüzumlu görüldüğü nispette zilyet olan kimselerden geçici olarak alınabilir.

Mimarlık eserleri hariç olmak üzere güzel sanat eserlerinin asılları ve eser sahibine yahut mirasçılarına ait musiki ilim ve edebiyat eserlerinin müsveddeleri, birinci fıkranın üçüncü bendin de yazılı mali haklar üzerinde cebri icra tatbiki için lüzumlu görüldüğü nispette zilyet olan kimselerden geçici olarak alınabilir.

C) Miras

I-Genel Olarak

Madde 63- Bu Kanunun tanıdığı mali haklar miras yolu ile intikal eder. Mali haklar üzerinde ölüme bağlı tasarruflar yapılması caizdir.

II-Müşterek Eser Sahiplerinden Birinin Ölümü

Madde 64- Eseri birlikte vücuda getirenlerden biri, eserin tamamlanmasından yahut alenileşmesinden önce ölürse hissesi, diğerleri arasında taksime uğrar bunlar, ölenin mirasçılarına münasip bir bedel ödemekle mükelleftirler. Miktar üzerinde uzlaşamazlarsa bunu mahkeme tayin eder.

Eseri birlikte vücuda getirenlerden biri eserin alenileşmesinden sonra ölürse diğerleri, ölenin mirasçılarıyla birliği devam ettirip ettirmekte serbesttirler.

Devama karar vermeleri halinde sağ kalan eser sahipleri mirasçılardan birliğe karşı haklarının kullanılması hususunda bir temsilci tayini talep edebilirler.

Devama karar verilmediği takdirde birinci fıkra hükümleri uygulanır.

III-Mirasçıların Birden Fazla Oluşu

Madde 65- Eser sahibinin terekesinde bu Kanunun tanıdığı mali haklar mevcut olup da Medeni Kanunun 581 inci maddesi uyarınca bir temsilci tayin edilmişse temsilci bu haklar üzerinde yapacağı muameleler için mirasçıların kararını almaya mecburdur.

Beşinci Bölüm – Hukuk ve Ceza Davaları

A ) Hukuk davaları

I-Tecavüzün ref’i davası
1. Genel olarak

Madde 66-Manevi ve mali hakları tecavüze uğrayan kimse tecavüz edene karşı tecavüzün ref’ini dava edebilir.

Tecavüz, hizmetlerini ifa ettikleri sırada bir işletmenin temsilcisi veya müstahdemleri tarafından yapılmışsa işletme sahibi hakkında da dava açılabilir.

Tecavüz edenin veya ikinci fıkrada yazılı kimselerin kusuru şart değildir.

Mahkeme, eser sahibinin manevi ve mali haklarını, tecavüzün şümulünü, kusurun olup olmadığını, varsa ağırlığını ve tecavüzün ret’i halinde tecavüz edenin düçar olması muhtemel zararları takdir ederek halin icabına göre tecavüzün ref’i için lüzumlu göreceği tedbirlerin tatbikatına karar verir.

(Ek:7. 6. 1995-4110/19) Eser sahibi, ikamet ettiği yerde de tecavüzün ref’i ve men davası açabilir.

2. Manevi Haklara Tecavüz Halinde

Madde 67- Henüz alenileşmemiş bir eser sahibinin rızası olmaksızın veya arzusuna aykırı olarak umuma arz edildiği takdirde tecavüzün ref’i davası, ancak umuma arz keyfiyetinin çoğaltılmış nüshaların yayımlanması suretiyle vaki olması halinde açılabilir. Aynı hüküm, esere sahibinin arzusuna aykırı olarak adının konulduğu hallerde de caridir.

Eser üzerinde sahibinin adı hiç konulmamış veya yanlış konulmuş yahut konulan ad iltibasa meydan verecek mahiyette olup da eser sahibi 15 inci maddede zikredilen tespit davasından başka tecavüzün ref’ini talep etmişse, tecavüz eden gerek aslına, gerek tedavülde bulunan çoğaltılmış nüshalar üzerine eser sahibinin adını derç etmeye mecburdur. Masrafı tecavüz edene ait olmak üzere, hükmen en fazla 3 gazetede ilan talep edilebilir.

32, 33, 34, 35, 36, 39 ve 40 ıncı maddelerde sayılan hallerde yanlış veya kifayetsiz kaynak tasrih edilmiş veyahut hiç kaynak gösterilmemişse ikinci fıkra hükmü uygulanır.

Eser haksız olarak değiştirilmiş ise hak sahibi aşağıdaki taleplerde bulunabilir: 1) Eser sahibi, eserin değiştirilmiş şekilde çoğaltılmasının, yayım ve temsilinin, radyo ile yayımının men edilmesini ve tecavüz edenin, tedavülde bulunan çoğaltılmış nüshalardaki değişikliklerin düzeltmesini veya bunların eski haline getirilmesini talep edebilir. Değişiklik, eserin, gazete, dergi veya radyo ile yayımı sırasında yapılmışsa eser sahibi, masrafı tecavüz edene ait olmak üzere, eseri değiştirilmiş şekilde yayımlamış olan bütün gazete, dergi ve radyo idarelerinde değişikliğin ilan yolu ile düzeltilmesini talep edebilir; 2) (Değişik:7.6.1995-4110/20) Güzel sanat eserlerinde, eser sahibi asıldaki değişikliğin kendisi tarafından yapılmadığını veya eserdeki adının kaldırılmasını yahut değiştirilmesini talep edebilir. Eski halin iadesi mümkün ise değişikliğin izalesi ammenin veya malikin menfaatlerini esaslı surette haleldar etmiyorsa eser sahibi eseri eski hale getirebilir.

3. Mali Haklara Tecavüz Halinde

Madde 68- (Değişik: 21.2.2001-4630/25) Eser, eser sahibinin izni olmadan çevrilmiş, sözleşme dışı veya sözleşmede belirtilen sayıdan fazla basılmış, diğer biçimde işlenmiş veya radyo-televizyon gibi araçlarla yayınlanmış veya temsil edilmiş ise; izni alınmamış eser sahibi, sözleşme yapılmış olması halinde isteyebileceği bedelin veya emsal veya rayiç bedel itibarıyla uğradığı zararın en çok üç kat fazlasını isteyebilir. Bu bedelin tespitinde öncelikle ilgili meslek birliklerinin görüşü esas alınır.

Bir eserden izinsiz çoğaltma yolu ile yarar sağlanıyorsa ve çoğaltılan kopyaları satışa çıkarılmamışsa, eser sahibi;çoğaltılmış kopyaların, çoğaltmaya yarayan film, kalıp ve benzeri araçların imhasını veya maliyet fiyatını aşmamak üzere çoğaltılmış kopyaların ve çoğaltmaya yarayan film, kalıp ve benzeri gereçlerin uygun bir bedel karşılığında kendisine verilmesini ya da sözleşme olması durumunda isteyebileceği miktarın üç kat fazlasını talep edebilir. Bu husus, izinsiz çoğaltma yoluna giden kişinin yasal sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Bir eserin izinsiz çoğaltılan kopyaları satışa çıkarılmışsa veya satış haksız bir tecavüz oluşturuyorsa , eser sahibi tecavüz edenin elinde bulunan nüshalar hakkında ikinci fıkrada yazılı şıklardan birini seçebilir.

Bedel talebinde bulunan kişi, tecavüz edene karşı onunla bir sözleşme yapmış olması halinde haiz olabileceği bütün hak ve yetkileri ileri sürebilir.

II-Tecavüzün Men’i Davası

Madde 69- Mali veya manevi haklarında tecavüz tehlikesine maruz kalan eser sahibi muhtemel tecavüzün önlenmesini dava edebilir. Vaki olan tecavüzün devam veya tekrarı muhtemel görülen hallerdede aynı hüküm caridir.

66 ncı maddenin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarının hükümleri burada da uygulanır.

III-Tazminat Davası

Madde 70-(Değişik: 7. 6. 1995-4110/22) Manevi hakları haleldar edilen kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat ödenmesi için dava açabilir. Mahkeme, bu para yerine veya bunlara ek olarak başka bir manevi tazminat şekline de hükmedebilir.

Mali hakları haleldar edilen kimse, tecavüz edenin kusuru varsa haksız fiillere müteallik hükümler dairesinde tazminat talep edebilir.

Birinci ve ikinci fıkralardaki hallerde, tecavüze uğrayan kimse tazminattan başka temin edilen karın kendisine verilmesini de isteyebilir.

Bu halde 68 inci madde uyarınca talep edilen bedel indirilir.

B) Ceza Davaları

1. Manevi Haklara Tecavüz

Madde 71- (Değişik:1. 11. 1983-2936/11)

Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak kasten: 1. Alenileşmiş olsun veya olmasın, eser sahibi veya halefinin yazılı izni olmadan bir eseri umuma arz eden veya yayımlayan, 2.Sahip veya halefinin yazılı izni olmadan, bir esere veya çoğaltılmış nüshalarına ad koyan, 3. Başkasının eserini kendi eseri veya kendisinin eserini başkasının eseri olarak gösteren veya 15’nci maddenin ikinci fıkrası hükmüne aykırı hareket eden, 4. 32, 33, 34, 35, 36, 37, 39 ve 40 ıncı maddelerdeki hallerde kaynak göstermeyen veya yanlış yahut kifayetsiz veya aldatıcı kaynak gösteren, 5. (Ek: 21.2.2001-4630/26) Eser sahibinin yazılı izni olmaksızın bir eseri değiştiren,

(Değişik: 3.3.2004-5101/17) Kişiler hakkında, iki yıldan dört yıla kadar hapis veya ellimilyar liradan yüzellimilyar liraya kadar ağır para cezasına veya zararın ağırlığı dikkate alınarak her ikisine birden hükmolunur.

3. Mali Haklara Tecavüz

Madde 72. – (Değişik: 3.3.2004-5101/18) Bu Kanuna aykırı olarak kasten; 1. Aralarında mevcut bir sözleşme olmasına rağmen bu sözleşme hükümlerine aykırı olarak bir eser veya işlenmelerinin kendi tarafından çoğaltılmış nüshalarını satan veya dağıtan kişiler hakkında, üç aydan iki yıla kadar hapis veya onmilyar liradan ellimilyar liraya kadar ağır para cezasına veya zararın ağırlığı dikkate alınarak her ikisine birden, 2. Hak sahibinin izni olmaksızın bir eseri ve çoğaltılmış nüshalarını, bu Kanunun 81 inci maddesinin yedinci fıkrasında sayılan yerlerde satan kişiler hakkında üç aydan iki yıla kadar hapis veya beşmilyar liradan ellimilyar liraya kadar ağır para cezasına veya zararın ağırlığı dikkate alınarak her ikisine birden, 3. Hak sahibinin izni olmaksızın; a) Bir eseri herhangi bir şekilde işleyen, b) Bir eseri herhangi bir şekilde çoğaltan, c) Bir eseri herhangi bir şekilde yayan, d) Bir eserin nüshalarını yasal veya yasal olmayan yollardan ülkeye sokan ve her ne şekilde olursa olsun ticaret konusu yapan, e) Bir eseri topluma açık yerlerde gösteren veya temsil eden, bu gösterimi düzenleyen veya dijital iletim de dahil olmak üzere her nevi işaret, ses ve/veya görüntü iletimine yarayan araçlarla yayan veya yayımına aracılık eden, Kişiler hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis veya ellimilyar liradan yüzellimilyar liraya kadar ağır para cezasına veya zararın ağırlığı dikkate alınarak her ikisine birden hükmolunur.

3. Diğer Suçlar

Madde 73 – (Değişik: 3.3.2004-5101/19) Bu Kanunun 71, 72, 80 ve 81 inci maddelerinde belirtilen suçlar dışında kalan diğer suçlar hakkında aşağıdaki hükümler uygulanır: 1. Kasten; a) Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak çoğaltıldığını bildiği veya bilmesi icap ettiği bir eserin nüshalarını ticarî amaçla elinde bulunduran, b) Mevcut olmadığını veya üzerinde tasarruf selahiyeti bulunmadığını bildiği veya bilmesi icap ettiği malî hakkı veya ruhsatı başkasına devreden veya veren yahut rehneden veyahut herhangi bir tasarrufun konusu yapan, c) Yegâne amacı bir bilgisayar programını korumak için uygulanan bir teknik aygıtın geçersiz kılınmasına veya izinsiz ortadan kaldırılmasına yarayan herhangi bir teknik aracı, ticarî amaç için elinde bulunduran veya dağıtan, Kişiler hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis veya ellimilyar liradan yüzellimilyar liraya kadar ağır para cezasına veya zararın ağırlığı dikkate alınarak her ikisine birden, 2. Kasten; bu Kanunun hükümlerine uygun olarak çoğaltılmış ve yayılmış eser nüshalarının, yapımların ve fonogramların, çoğaltma ve yayma hakkı sahiplerinin ayırt edici unvan, marka ve künye bilgileriyle birlikte tıpkı basım ve yapım yoluyla, işaret, yazı, ses, hareketli veya hareketsiz görüntü ya da veri tekrarına yarayan alet veya yöntemlerle çoğaltan veya bu şekilde çoğaltılmış nüshaları yayan, kişiler hakkında üç yıldan altı yıla kadar hapis veya yirmimilyar liradan ikiyüzmilyar liraya kadar ağır para cezasına veya zararın ağırlığı dikkate alınarak her ikisine birden, hükmolunur.

II-Fail

Madde 74- (Değişik: 3.3.2004-5101/20) 71, 72, 73 ve 80 inci maddelerde sayılan suçlar, hizmetlerini ifa ettikleri sırada bir işletmenin temsilcisi veya müstahdemleri tarafından işlenmiş ise, suçun işlenmesine mani olmayan işletme sahibi veya müdürü yahut herhangi bir nam ve sıfatla olsun işletmeyi fiilen idare eden kimse de fail gibi cezalandırılır. Cezayı mucip fiil işletme sahibi veya müdürü yahut işletmeyi fiilen idare eden kimse tarafından emredilmiş ise bunlar fail gibi;temsilci veya müstahdem ise, yardımcı gibi cezalandırılır.

Temsil edilmesinin kanuna aykırılığını bildiği bir eserin umuma gösterilmesi için karşılıklı veya karşılıksız olarak bir mahalli tahsis eden veya böyle bir eserin temsilinde vazife veya rol alan kimse, yardımcı olarak cezalandırılır.

(Değişik: 3.3.2004-5101/20) 71, 72, 73 ve 80 inci maddelerde sayılan suçlardan biri işlenirse masraf veya para cezasından tüzel kişi diğer suçlularla birlikte müteselsilen mesuldür.

Ceza Kanununun 64, 65, 66 ve 67 nci maddelerinin hükümleri mahfuzdur.

III- Kovuşturma ve Tekerrür

Madde 75- (Değişik: 3.3.2004-5101/21) 71, 72, 73 ve 80 inci maddelerde sayılan suçlardan dolayı soruşturma şikâyete bağlıdır. Şikâyet üzerine hak sahiplerinin haklarını kanıtlayan belge ve/veya nüshaları Cumhuriyet savcılığına sunmaları halinde kamu davası açılır. Altı ay içinde bu belge ve/veya nüshaların sunulmaması halinde takipsizlik kararı verilir, bu Kanunun 76 ncı madde hükümleri saklıdır. Bu madde hükümlerinin uygulanmasında 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 344 üncü maddesinin birinci fıkrasının (8) numaralı bendi uygulanmaz.

Hakları tecavüze uğrayan kimseden başka şikayete selahiyetli olanlar şunlardır: 1.71 inci maddenin dört numaralı bendinde belirtilen hallerde 35 inci madde gereğince kaynak gösterme mükellefiyetine aykırı fiiller söz konusu ise, Milli Eğitim ve Kültür Bakanlıkları, 2.71 inci maddenin dört numaralı bendinde belirtilen hallerde 36 ncı madde gereğince kaynak gösterme mükellefiyetine aykırı fiiller söz konusu ise, Kültür Bakanlığı ile Basın-Yayın Genel Müdürlüğü ve Türk Basınını temsil eden kurumlar, 3. 19 uncu maddenin son fıkrası çerçevesinde 14 ve 16 ncı maddelerin üçüncü fıkralarında belirtilen hallerde Kültür Bakanlığı, 4.Faaliyet gösterdikleri alanlarda meslek birlikleri.

(Değişik: 3.3.2004-5101/21) Eser sahiplerinin, eser sahiplerinin hakları ile bağlantılı hak sahiplerinin veya diğer hak sahiplerinin haklarının ihlâli halinde, şikâyete selahiyeti olanların başvurması üzerine, tecavüzün gerçekleştiği veya sonuçlarının meydana geldiği yerin Cumhuriyet savcısı, yetkili mahkemeden usulsüz çoğaltılmış nüsha veya yayınlara el konulmasını, bunların imha edilmesini, bu konuda kullanılan teknik araçların mühürlenmesini, satışını ve usulsüz çoğaltımın gerçekleştirildiği yerin kapatılmasını talep edebilir.

(Ek: 3.3.2004-5101/21) Nüsha ve süreli olmayan yayınların el konulduğu tarihten itibaren onbeş gün içerisinde, eser veya hak sahipleri tarafından yetkili mahkemeye herhangi bir şikâyet veya başvuruda bulunulmaz ise Cumhuriyet savcısının talebi üzerine yetkili mahkeme, davaya esas olacak sayıda nüshanın muhafaza edilerek, diğerlerinin imhasına veya bunların hammadde olarak yeniden kullanımlarına dair imkânların olması halinde, mevcut halleriyle veya bir daha kullanılmayacak derecede vasıfları bozulmak suretiyle, hammadde olarak satışına karar verir. Belirtilen süre içinde eser veya hak sahipleri tarafından bir şikâyet veya başvuru yapılması halinde bu Kanunun 68 inci maddesi hükümleri uygulanır. El konulan nüsha ve süreli olmayan yayınların imhasına, bunların hammadde olarak yeniden kullanımlarına ve hammadde olarak satışına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir.

Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcısı üç gün içinde yetkili mahkemeye sunulmak üzere el koyma ve mühürleme kararını res’en verebilir.

Hak sahipleri, haklarını kanıtlayan belgelerle birlikte, suçun dava zamanaşımı süresi içinde kalmak koşuluyla tecavüzü ve faili öğrendikleri tarihten itibaren 6 ay içinde Cumhuriyet Başsavcılığına başvurabilirler. Bu suç ile ilgili olarak, 3005 Sayılı Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Kanununun 1 inci maddesinin (A) bendindeki mahal ve 4 üncü maddesindeki yazılı zaman kaydına bakılmaksızın, aynı Kanundaki muhakeme usulü uygulanır.

Bu Kanunda yazılı suçlardan dolayı hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı olan kişi, iki yıl içinde aynı suçu bir defa daha işler ise yeni suçtan dolayı verilecek ceza bir kat artırılır. (Ek: 3.3.2004-5101/21) Tekerrür üzerine verilen hapis cezası ertelenemez ve para cezasına veya tedbire çevrilemez. Bu Kanunda belirtilen suçlara, unsurlarını taşıması halinde 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.

C) Çeşitli Hükümler

I-Görev ve İspat

Madde 76- (Değişik: 21.2.2001-4630/30) Bu Kanunun düzenlediği hukuki ilişkilerden doğan davalarda, dava konusunun miktarına ve Kanunda gösterilen cezanın derecesine bakılmaksızın, görevli mahkeme Adalet Bakanlığı tarafından kurulacak İhtisas Mahkemeleridir. İhtisas Mahkemeleri kurulup yargılama faaliyetlerine başlayıncaya kadar, Asliye Hukuk ve Asliye Ceza mahkemelerinden hangilerinin İhtisas Mahkemesi olarak görevlendirileceği ve bu mahkemelerin yargı çevreleri Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir.

Şahsi dava açılmışsa Ceza Mahkemeleri Usulü Kanununun 358 inci maddesi uygulanır. Ceza davasıyla birlikte şahsi hak da talep edilmişse beraat halinde, bu cihetlerin halli için evrak hukuk mahkemesine re’sen havale olunur.

(Ek: 21.2.2001-4630/30) Bu Kanun kapsamında açılacak davalarda mahkeme, davacının iddianın doğruluğu hakkında kuvvetli kanaat oluşturmaya yeter miktar delil sunması halinde, korunmakta olan eserler, fonogramlar, icralar, filmler ve yayınları kullananların, bu Kanunda öngörülen izin ve yetkileri aldıklarına dair belgeleri ve/veya tüm yararlanılan eser, fonogram, icra, film ve yayınların listelerini sunmasını isteyebilir. Belirtilen belge ve/veya listelerin sunulamaması tüm eser, fonogram, icra, film ve yayınların haksız kullanılmakta olduğuna karine teşkil eder .

II- İhtiyati Tedbirler ve Gümrüklerde Geçici Olarak El Koyma

Madde 77- (Değişik: 21.2.2001-4630/31) Esaslı bir zararın veya ani bir tehlikenin veya emrivakilerin önlenmesi için veya diğer herhangi bir sebepten dolayı zaruri ve bu hususta ileri sürülen iddialar kuvvetle muhtemel görülürse mahkeme, bu Kanunla tanınmış olan hakları ihlal veya tehdide maruz kalanların veya şikayete selahiyetli olanların talebi üzerine, davanın açılmasından önce veya sonra diğer tarafa bir işin yapılmasını veya yapılmamasını, işin yapıldığı yerin kapatılmasını veya açılmasını emredebileceği gibi, bir eserin çoğaltılmış nüshalarının veya hasren onu imale yarayan kalıp ve buna benzer sair çoğaltma vasıtalarının ihtiyati tedbir yolu ile geçici olarak zaptına karar verebilir. Kararda emre muhalefetin İcra ve İflas Kanununun 343 üncü maddesindeki cezai neticeleri doğuracağı tasrih edilir.

(Değişik: 3.3.2004-5101/22) Haklara tecavüz oluşturulması ihtimali halinde yaptırım gerektiren nüshaların ithalat veya ihracatı sırasında, 4458 sayılı Gümrük Kanununun 57 nci maddesi ile 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.

Bu nüshalara gümrük idareleri tarafından el konulmasına ilişkin işlemler Gümrük Yönetmeliğinin ilgili hükümlerine göre yürütülür.

III- Hükmün İlanı

Madde 78- 67 nci maddenin ikinci fıkrasında yazılı halden maada, haklı olan taraf, muhik bir sebep veya menfaati varsa, masrafı diğer tarafa ait olmak üzere, kesinleşmiş olan kararın gazete veya buna benzer vasıtalarla tamamen veya hulasa olarak ilan edilmesini talep etmek hakkına haizdir.

İlanın şekil ve muhtevası kararda tespit edilir.

İlan hakkı, hükmün kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde kullanılmazsa düşer.

IV- Zabıt, Müsadere ve İmha

Madde 79- Bu Kanun hükümlerine göre imali veya yayımı cezayı mucip olan çoğaltılmış nüshalarla bunları çoğaltmaya yarayan kalıp ve buna benzer vasıtaların zabıt, müsadere ve imhasında Ceza Kanununun 36 ncı maddesi hükümleriyle Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 392, 393 ve 394 üncü maddeleri uygulanır.

Haşimi Ürdün Krallığı Anayasası

1

Haşimi Ürdün Krallığı Anayasası, 1 Ocak 1952 tarihinde kabul edilmiş ve 08/01/1952 tarihli Resmi Gazetede yayınlanmıştır. Kabul edilen Anayasa ile; Birleşik Krallıktan(İngiltere) bağımsızlığın kazanıldığı 25 Mayıs 1946 tarihinden hemen sonra düzenlenen 7 Aralık 1946 tarihli Ürdün Anayasası kaldırılmış, yeni Anayasa yürürlüğe girmiştir. Anayasa’da; 1954, 1955, 1958, 1960, 1965, 1973, 1974, 1976 ve 1984 yıllarında çeşitli değişiklikler yapılmıştır.

Ürdün Haritası

Ürdün Krallığının dini İslam ve resmî dili Arapçadır. Yönetim şekli, parlamenter monarşidir.

Haşimi Ürdün Krallığı Anayasası, Prof Dr. Ahmet Ceylan tarafından 2002 yılında, Yardımcı Doçent iken Türkçe’ye tercüme edilerek hukukçuların istifadesine sunulmuştur.

Ürdün Bayrağı

Haşimi Ürdün Krallığı Anayasası

“Biz, Hâşimî Ürdün Krallığı Kralı I. Talâl, Anayasanın 25. maddesi gereğince, Âyan ve Temsilciler Meclisi’nin Kararına dayanarak, gözden geçirilen aşağıdaki anayasayı onaylıyoruz ve yayınlanmasını emrediyoruz”

HÂŞİMî ÜRDÜN KRALLIĞI ANAYASASI
 Birinci Bölüm
Devlet ve Yönetim Şekli
Madde-1

Hâşimî Ürdün Krallığı, bağımsız, egemen, bölünemez ve kendisinden bir şey ferâgat  dilemez bir Arap devletidir. Ürdün Halkı, Arap Milletinin bir parçasıdır. Yönetim şekli, parlamenter ırsî monarşidir.

Madde-2

Devletin dini İslam’dır. Resmî dili Arapçadır.

Madde-3

Amman şehri Krallığın başkentidir. Özel bir kanunla başka bir yere nakledilebilir.

Madde-4

Ürdün Bayrağı aşağıdaki şekil ve ölçülerden oluşur:

Boyu eninin iki katıdır. Yatay olarak, en üstte siyah ortada beyaz ve en altta yeşil olmak üzere üç eşit ve paralel kısma ayrılır. Direği yönünde bayrak üzerinde, tabanı bayrağın enine eşit ve yüksekliği bayrağın boyunun yarısına denk kırmızı üçgen bulunur. Bu üçgende yedi köşeli; merkezinin, kırmızı üçgenin açıları arasındaki çizgilerin kesiştiği yerde, köşelerinin birinden geçen eksenin bu üçgenin tabanına paralel şekilde konmuş olduğu, dairesi çapının bayrak uzunluğunun ondörtte birini bulduğu beyaz bir yıldız bulunur.

İkinci Bölüm

Ürdünlülerin Hakları ve Ödevleri

Madde-5

Ürdün vatandaşlığı kanunla belirlenir.

Madde-6 

1. Ürdünlüler kanun önünde eşittir. Irk, dil veya din farklılığı, haklar ve    ödevlerde ayrıcalık oluşturmaz.

2. Devlet, çalışma ve eğitimi imkanları ölçüsünde üstlenir. Huzuru ve tüm Ürdünlüler için fırsat eşitliğini sağlar.

Madde-7

Şahsi hürriyet korunmuştur.

Madde-8

Hiç kimse kanun hükümleri dışında alıkonamaz ve hapsedilemez.

Madde-9
  1. Hiçbir Ürdünlü, ülkeden uzaklaştırılamaz.
  2. Kanunda belirtilen haller dışında, Ürdün vatandaşı herhangi bir yerde ikametten yasaklanamaz ve de belirli bir yerde ikamete zorlanamaz.
Madde-10

Meskenler dokunulmazdır. Kanunda belirtilen haller ve usuller dışında meskenlere girilemez.

Madde-11

Kamu yararı ve kanunda belirlenen adil bir tazminat karşılığı dışında hiç kimsenin mülkü istimlâk edilemez.

Madde-12

Kanunun gerekli kıldığı haller dışında zorla borç yüklenemez, menkul veya gayrimenkul mallar müsadere edilemez.

Madde-13

Hiçimse zorla çalıştırılamaz. Ancak kanun uyarınca herhangi bir kişiye çalışma veya görev yüklenebilir:

  1. Harp hali gibi, genel tehlike vukuu, yangın, tufan, kıtlık, deprem, insan ve hayvanlarda ciddi salgın hastalık, hayvan felaketlerinde veya haşere, bitki veya benzeri diğer felaketlerde, nüfusun hepsinin veya bir kısmının güvenliğinin tehlikeye maruz kaldığı diğer zorunlu hallerde.
  2. Mahkeme tarafından, çalışma veya görevi resmi otoritenin nezareti altında yerine getirmesine hükmedilmesi ve de mahkum kişinin, şahıslara, şirketlere, derneklere veya herhangi bir kamu kuruluşuna kiralanmaması veya onların emri altında olmaması şartıyla.
Madde-14

Devlet, ülkede geçerli âdetlere göre kamu düzenini bozucu ve adaba aykırı olmayan inanç ve dinlerin törenlerini yerine getirme hürriyetini korur.

Madde-15
  1. Devlet, düşünce özgürlüğünü temin eder. Her Ürdün vatandaşı, kanunî sınırlar ölçüsünde, söz, yazı, resim ve diğer ifade araçlarıyla düşünce özgürlüğünü kullanır.
  2. Basın ve matbaacılık kanunî sınırlar ölçüsünde serbesttir.
  3. Gazete yayınlarının durdurulması ve izinlerinin iptali ancak kanun hükümleri uyarınca mümkündür.
  4. Kanun, sıkıyönetim veya olağanüstü hal durumunda kamu güvenliği ve milli savunma amaçlarıyla bağlantılı olarak, gazeteleri, yayınları, kitapları ve radyo-televizyon yayınını sınırlı bir sansüre tâbi kılabilir.
  5. Kanun, gazetelerin kaynaklarının  denetim şeklini düzenler.
Madde-16
  1. Ürdünlüler, kanunî sınırlar ölçüsünde toplanma hakkına sahiptir.
  2. Ürdünlüler, amaçları kanuna uygun, yöntemleri barışçıl ve tüzükleri anayasa hükümlerine aykırı olmayan siyasi partiler ve dernekler kurma hakkına sahiptir.
  3. Kanun, derneklerin ve siyasi partilerin kurulma usullerini ve kaynaklarının denetimini düzenler.
Madde-17
  1. Ürdünlüler, kanunda belirlenen usûl ve şartlarla, şahsî işlerinde veya kamusal konularda kamu otoriteleriyle yazışma hakkına sahiptir.
Madde-18

Tüm posta, telgraf yazışmaları ve telefon konuşmaları gizli kabul edilir. Kanunda belirlenen haller dışında denetime tâbi tutulamaz veya durdurulamaz.

Madde-19

Cemaatler, kanunda düzenlenen genel hükümleri dikkate alma ve müfredat programlarında ve yönlendirmelerinde hükümet denetimine tâbi olmak kaydıyla okullarını kurma ve mensuplarının eğitimini gerçekleştirme hakkına sahiptir.

Madde-20

Temel öğretim Ürdün vatandaşları için zorunludur ve hükümet okullarında ücretsizdir.

Madde-21
  1. Siyasi mülteciler, siyasi ideolojileri veya onların özgürlüğünü savunmaları nedeniyle iâde edilemez.
  2. Adi suçluların iade usulleri uluslararası anlaşmalar ve kanunlarla belirlenir
Madde-22
  1. Her Ürdün vatandaşı, kanunlar veya tüzüklerde belirlenen şartlarla kamu makamlarını üstlenme hakkına sahiptir.
  2. Devlette, ona bağlı idarelerde ve belediyelerde sürekli ve geçici kamu görevine atama liyakat ve yetenek esasına göredir.
Madde-23

Çalışma tüm vatandaşlar için haktır. Devlet, milli ekonomiyi yönlendirerek ve geliştirerek vatandaşlara yeterli çalışma imkanı sağlar.

      Devlet çalışmayı korur ve onun için aşağıdaki ilkelere dayanan kurallar koyar:

a. Çalışana, işinin miktar ve niteliğiyle uyumlu ücret verilmesi,

b. Haftalık çalışma saatlerinin belirlenmesi ve çalışanlara haftalık ve ücretli yıllık tatil günleri verilmesi,

c. İşten çıkarma, hastalık, yaşlılık ve işten kaynaklanan olağanüstü durumlarda, çalışanın geçimini sağladıklarına özel bir tazminat verilmesi,

d. Gençlerin ve kadınların çalışması için özel şartların belirlenmesi,

e. İşyerlerinin sağlık kurallarına tâbi kılınması,

f. Kanunî sınırlar ölçüsünde hür sendika kurulması.

Üçüncü Bölüm
Kuvvetler
Genel Hükümler
 Madde-24
    1. Millet, kuvvetlerin kaynağıdır.
    2. Millet, kuvvetlerini bu anayasada belirtildiği şekilde kullanır.
Madde-25

Yasama kuvveti, Millet Meclisi ve Kral’a aittir. Millet Meclisi, Temsilciler Meclisi ve Âyan Meclisi’nden oluşur.

Madde-26

Yürütme kuvveti Kral’a aittir. Kral bu gücü, bu anayasa hükümleri uyarınca bakanları aracılığıyla kullanır.

Madde-27

Yargı kuvveti, farklı tür ve derecelerdeki mahkemelerce kullanılır. Hükümlerin hepsi kanuna uygun olarak Kral’ın ismiyle yayınlanır.

Dördüncü Bölüm
Yürütme Kuvveti
Birinci Kısım
Kral ve Hakları
 Madde-28

Hâşimi Ürdün Krallığı tahtı Kral Abdullah b. Hüseyin’in hanedanında ırsîdir. Taht veraseti, aşağıdaki hükümler uyarınca arkadan gelen erkek evlatlara aittir:

a. Krallık, tahtta bulunan kralın yaşça en büyük evladına, sonra bu en büyük oğulun en büyük oğullarına tabaka tabaka intikal eder. Oğulların en büyüğü, krallık ona intikal etmeden önce ölürse, krallık, ölenin kardeşleri olsa dahi oğullarının en büyüğüne geçer. Fakat, kral, erkek kardeşlerinden birini veliaht olarak seçebilir ve bu durumda krallık tahtta bulunandan ona intikal eder.
b. Ardından gelen erkek evlat olmadığında, krallık, kardeşlerin en büyüğüne intikal eder. Kardeşleri olmadığı zaman, kardeşlerin en büyüğünün oğullarının en büyüğüne, kardeşlerin en büyüğünün oğlu olmadığı zaman yaş sırasına göre diğer kardeşlerin oğullarının en büyüğüne intikal eder.
c. Kardeşler ve kardeşlerin oğullarının yokluğu durumunda krallık, amcalara ve (b) fıkrasında belirlenen sıraya göre zürriyetlerine intikal eder.
d. Son Kral, açıklanan yollarla varis bırakmaksızın ölürse, krallık, Millet Meclisi’nin Arap yükselişinin kurucusu merhum Hüseyin b. Ali’nin sülalesinden seçeceği kişiye ait olur.
e. Kral olacak kişinin, Müslüman, akıllı, meşru bir eş ve Müslüman anne babadan doğmuş olması gerekir.
f. Liyakatsizliği sebebiyle Krallık Kararnâmesiyle verasetten hariç tutulan kimse tahta çıkamaz. Bu hariç tutma bu kimsenin soyundan gelenleri kapsamaz. Bu Kararnâmenin, başbakan ve aralarında adliye ve içişleri bakanlarının da bulunduğu en az dört bakan tarafından imzalanmış olması gerekir.
g. Kral, kameri takvime göre 18 yaşını tamamladığında rüşd yaşına ulaşır. Taht bir kimseye bu yaşa ulaşmadan intikal ederse, kralın yetkileri, tahtta oturan tarafından yayınlanan Yüksek Krallık Kararnâmesiyle atanan Vasi veya Vesayet Meclisi tarafından yerine getirilir. Kral vasi bırakmaksızın vefat ederse Bakanlar Kurulu vasi veya vesayet meclisini tayin eder.
h. Kral, hastalığı sebebiyle yetkilerini kullanmaya güç yetiremez olursa, yetkileri naip veya niyabet heyeti tarafından kullanılır. Naip veya niyabet heyeti, Krallık Kararnâmesiyle belirlenir. Kral bu atamayı yerine getiremezse, atama Bakanlar Kurulu tarafından gerçekleştirilir.
i.  Kral ülkeden ayrılmak istediğinde, ayrılmadan önce Krallık Kararnâmesiyle yokluğu müddetince yetkilerini kullanmak üzere naip veya niyabet heyetini tayin eder. Naip veya niyabet heyetinin bu iradenin kapsamındaki şartları gözetmesi gerekir. Kralın yokluğu dört aydan fazla olduğunda ve Millet Meclisi toplantı halinde olmadığında bu konuyu görüşmek üzere derhal toplantıya çağrılır
j. Vasi veya naip veya vesayet meclisi üyesi veya niyabet heyeti görevi üstlenmeden önce, Bakanlar Kurulu önünde, Anayasanın 29. maddesinde yer alan yemini eder.
k. Vasi, naip, vesayet meclisi veya niyabet heyeti üyelerinden biri öldüğünde yada görevinin gereklerini yerine getiremez olduğunda Bakanlar Kurulu onun yerine münasip bir şahsı atar.
l. Vasi, kral naibi, vesayet meclisi veya niyabet heyeti üyelerinden birinin kamerî seneyle 30 yaşından az olmaması gerekir. Bununla birlikte, kralın akrabalarının erkeklerinden biri kamerî olarak 18 yaşını tamamlamış olduğunda tayin edilebilir.
m. Akıl hastalığı sebebiyle yönetme kral için imkansız olduğunda, Bakanlar Kurulu bunu tetkikten sonra millet meclisini derhal toplantıya çağırır. Bu hastalığın  kesin olarak varlığı sabit olduğunda, Millet Meclisi bu kişinin krallığının sona erdiğine karar verir ve krallık ondan sonra anayasa hükümlerine göre hak sahibine intikal eder. O sırada Temsilciler Meclisi hal edilmiş veya süresi sona ermiş ve yeni meclis seçimi gerçekleşmemiş ise önceki Temsilciler Meclisi bu amaçla toplantıya çağrılır.
Madde-29

Kral tahta çıkışının akabinde, Âyan Meclisi reisi başkanlığında toplanan Millet Meclisi önünde, anayasayı gözeteceğine ve millete sadık kalacağına yemin eder.

Madde-30

Kral, devletin başıdır ve tüm sorumluluklardan muaftır.

Madde-31

Kral, kanunları onaylar ve yayınlar. Kanun hükümlerine aykırılık içermemek kaydıyla kanunun uygulanması için gerekli tüzüklerin yapılmasını emreder.

Madde-32

Kral, kara, deniz ve hava kuvvetlerinin başkomutanıdır.

Madde-33
  1.  Kral, savaş ilan eder, barışa karar verir, anlaşma ve ittifakları onaylar.
  2. Ürdün vatandaşlarının genel ve özel haklarına dokunan yada devlet hazinesine yük getiren anlaşma ve ittifaklar, ancak Millet Meclisi uygun bulduğu takdirde geçerlidir. Hiç bir şekilde, bir anlaşma ve ittifakta alenî şartlarla çelişik gizli şartlar olamaz.
Madde-34
  1.  Kral, kanun hükümlerine uygun olarak Temsilciler Meclisi seçimlerinin yerine getirilmesi için emirler yayınlar.
  2.  Kral, Millet Meclisini toplantıya çağırır, anayasa hükümlerine uygun olarak açılışını yapar, tehir eder ve fesheder.
  3. Kral, Temsilciler Meclisini feshedebilir.
  4. Kral, Âyan Meclisini feshedebilir ya da üyelerinden birini üyelikten azledebilir.
Madde-35

Kral, başbakanı atar, görevden alır, istifasını kabul eder. Başbakanın uygun görmesiyle bakanları atar, görevden alır ve istifalarını kabul eder

Madde-36

Kral, Âyan Meclisi üyelerini atar ve onlar arasından Âyan Meclisi başkanını atar ve istifalarını kabul eder.

Madde-37
  1. Kral, sivil ve askerî rütbeler, nişanlar ve diğer şeref pâyeleri oluşturur, verir ve geri alır. Bu yetkisini özel bir kanunla başkasına devredebilir.
  2.  Para, kanunu uygulama çerçevesinde kral adına basılır.
Madde-38

Kral, özel af ve ceza indirimi hakkına sahiptir. Ancak, genel af özel bir kanunla kararlaştırılır.

Madde-39

İdam hükmü ancak kralın onayından sonra uygulanır. Bu türden tüm hükümler, Bakanlar Kurulu görüşü eklenerek sunulur.

Madde-40

Kral, yetkilerini Krallık Kararnâmesiyle yerine getirir. Krallık Kararnâmesi, başbakan ve bakan veya ilgili bakanların imzasını taşır. Kral uygun bulduğunu, imzasını, mezkur imzaların yukarısına atmakla gösterir.

İkinci Kısım
Bakanlar
Madde-41

Bakanlar Kurulu, başbakanın başkanlığında, kamu yararı ve ihtiyaca göre gerekli sayıda bakandan oluşur.

Madde-42

Ürdün vatandaşı olmayan bakanlık makamını üstlenemez.

Madde-43

Başbakan ve bakanlar görevlerine başlamadan önce kral önünde aşağıdaki yemini ederler:

 “Krala sadık kalacağıma, anayasayı gözeteceğime, millete hizmet edeceğime, bana yüklenen sorumlulukları dürüstlükle yerine getireceğime dair Yüce Allaha yemin ederim”.

Madde-44

Bakan, alenî bir müzayede ile dahi olsa, devlet arazisini satın alamaz veya  kiralayamaz. Aynı şekilde, bakanlığı esnasında, herhangi bir şirketin yönetim kurulu üyesi olamaz, mali ve ticari herhangi bir faaliyete katılamaz, herhangi bir şirketten maaş alamaz.

Madde-45

Bakanlar Kurulu, anayasa veya diğer yasal düzenlemeler uyarınca diğer herhangi bir şahsın veya heyetin yetkilendirildiği işler hariç, devletin iç ve dış tüm işlerinin yönetim sorumluluğunu üstlenir.

Başbakan, Bakanlar ve Bakanlar Kurulunun yetkileri, Bakanlar Kurulunun yaptığı ve kral tarafından onaylanan tüzüklerle belirlenir

Madde-46

Bakan, atanma kararnâmesinde belirtiliş şekline göre, bir veya daha fazla bakanlık işleriyle görevlendirilebilir.

Madde-47
  1. Bakan, bakanlığıyla ilgili bütün işlerin idaresinden sorumludur. Yetki alanı dışındaki herhangi bir meseleyi başbakana arz eder.
  2. Başbakan, sorumluluk alanı ve yetkileri dahilinde hareket eder. Diğer işleri, hakkında gerekli kararları almak üzere Bakanlar Kuruluna havale eder.
Madde-48

Başbakan ve bakanlar, Bakanlar Kurulu kararlarını imzalar. Bu kararlar, Anayasa veya herhangi bir kanunî düzenlemece öngörülmesi yada bir tüzük tarafından zorunlu görülmesi hallerinde onay için krala arz edilir. Bu kararlar, Başbakan ve bakanlarca, yetki sahaları dahilinde uygulanır.

Madde-49

Kralın sözlü veya yazılı emirleri bakanları sorumluluktan kurtarmaz.

Madde-50

Başbakanın istifası veya azli durumunda bütün bakanlar istifa etmiş veya azledilmiş kabul edilir.

Madde-51

Başbakan ve bakanlar, Temsilciler Meclisi önünde devletin genel siyasetinden ortaklaşa sorumlu oldukları gibi, her bakan da, Temsilciler Meclisi önünde bakanlığının işlerinden sorumludur.

Madde-52

Başbakan veya Temsilciler ya da Âyan Meclisinin birinde üye olan bir bakan, üyesi olduğu mecliste oylama hakkına, meclislerin her ikisinde de konuşma hakkına sahiptir. Ancak, iki meclisin herhangi birinde üye olmayan bakanlar, oylama hakkı olmaksızın her iki mecliste de konuşma hakkına sahiptir. Bakanlar veya onlara vekalet edenler, her iki mecliste konuşmada, diğer üyelere öncelik hakkına sahiptir. Bakanlık maaşı alan bir bakan, aynı zamanda iki meclisin herhangi birinden üyelik ödeneği alamaz.

Madde-53
  1. Hükümet veya bakanlardan biri hakkında Temsilciler Meclisi önünde güven oylamasına gidilebilir.
  2. Meclis, üye sayısının mutlak çoğunluğuyla hükümet hakkında güvensizlik oyu verirse hükümetin istifa etmesi gerekir.
  3. Güvensizlik kararı bakanlardan biriyle ilgili olursa, bakan makamından çekilir.
Madde-54
  1. Hükümet veya herhangi bir bakan hakkında güvenoyu oturumu, başbakan veya      en az on Temsilciler Meclisi üyesinin imzalı talebi üzerine yapılır.
  2. Güven oylaması, Bakanlar kurulu veya ilgili bakanın talebi üzerine on günü aşmamak üzere bir kez ertelenebilir. Bu süre esnasında Meclis feshedilemez.
  3. Her yeni hükümet, meclis toplantı halinde ise, kuruluşundan itibaren bir ay içinde Temsilciler Meclisine hükümet programını sunar ve bu program hakkında güvenoyu ister. Meclis toplantı halinde değil veya feshedilmişse, Kraliyet Beyanı bu maddedeki amaçlar doğrultusunda hükümet programı kabul edilir.
Madde-55

Bakanlar, görevleriyle ilgili suçlardan ötürü  Meclis-i Âli önünde yargılanırlar.

Madde-56

Temsilciler Meclisi, bakanları ithâm hakkına sahiptir. İthâm kararı, Temsilciler Meclisi üyelerinin üçte iki çoğunluk oyuyla verilebilir. Meclis, üyeleri arasından, ithâmda bulunacak ve Meclis-i Âli önünde öne sürecek kişiyi belirler.

Madde-57

Meclis-i Âli, Âyan Meclisi reisi başkanlığında sekiz üyeden oluşur. Bu üyelerden üçünü, Âyan Meclisi, üyeleri arasından seçimle belirler. Beşi, en yüksek Nizamiye Mahkemesi hakimleri arasından kıdem esasına göre belirlenir ve zorunluluk halinde sayı, kıdem sırasına göre izleyen mahkeme başkanları arasından tamamlanır.

Madde-58

Meclis-i Âli, işlenen suçların düzenlenmiş olması durumunda yürürlükteki Ceza Kanununu, ceza kanununun o suçları düzenlemediği durumlarda, bakanların sorumluluğunu gerektiren suçları düzenleyen özel kanunu belirler.

Madde-59

Meclis-i Âli’nin hükümleri ve kararları altı oy çoğunluğuyla verilir.

Madde-60

Meclis-i Âli, bakanların yargılanmasında izleyeceği usulü, bu amaçla yayınlanacak özel kanuna kadar kendisi belirler.

Madde-61

Temsilciler Meclisince itham edilen bakan, Meclis-i Âli hakkında karar verinceye kadar görevinden çekilir. Bakanın istifası, dava açılmasını veya yargılamanın sürdürülmesini engellemez.

Beşinci Bölüm
Yasama Kuvveti
Millet Meclisi
Madde-62

Millet Meclisi iki meclisten oluşur: Âyan Meclisi ve Temsilciler Meclisi.

Birinci Kısım
Âyan Meclisi
Madde-63

Âyan Meclisi, başkan da dahil olmak üzere, Temsilciler Meclisi üye sayısının yarısını geçmeyen sayıda üyeden oluşur.

Madde-64
  1. Bir Âyan Meclisi üyesi, anayasanın 75. maddesinde belirlenen şartlara ilaveten, şemsî takvime göre kırk yaşını tamamlamış ve aşağıdaki tabakaların birinden olmalıdır:
  2.  Başbakanlar, Eski ve Yeni Bakanlar, Eski Büyükelçi ve Elçiler, Temsilciler Meclisi Başkanları, Temyiz Mahkemesi Reis ve Hakimleri, Nizamiye ve Şer’iyye İstinaf Mahkemeleri Reis ve Hakimleri, Tuğgeneral ve daha üst rütbedeki emekli subaylar, en az iki kere temsilci seçilen eski Temsilciler Meclisi üyeleri ve vatan ve millet için çalışma ve hizmetlerinde halkın güven ve itimadını kazanmış benzeri şahıslar.
Madde-65
  1. Âyan Meclisinde üyelik süresi dört yıldır. Üyelerin tayini her dört yılda bir yenilenir. Üyelerden süresi bitenler tekrar tayin edilebilir.
  2. Âyan Meclisi başkanının süresi iki yıldır. Tekrar tayin edilebilir..
Madde-66
  1. Âyan Meclisi, Temsilciler Meclisi toplandığında toplanır. Her iki meclisin toplanma dönemleri birdir.
  2.  Temsilciler Meclisi feshedildiğinde, Âyan Meclisi oturumları durur.
İkinci Kısım
Temsilciler Meclisi
 Madde-67

Temsilciler Meclisi, aşağıdaki ilkeleri temin eden Seçim Kanununa uygun olarak, genel, gizli ve doğrudan bir seçimle seçilmiş üyelerden oluşur:

                     1.Seçimin güvenliği,

                     2.Adayların seçim işlerini kontrol hakkı,

                     3.Seçmenlerin iradesini olumsuz etkileyenlerin cezalandırılması.

Madde-68
  1. Temsilciler Meclisinin müddeti, genel seçim sonuçlarının Resmi Gazetede ilanı tarihinden başlayan dört şemsî senedir. Kral, Krallık Kararnâmesiyle Meclisin süresini, bir yıldan az ve iki yıldan çok olmamak üzere uzatabilir.
  2. Seçimler, Meclis müddetinin sona erişinden itibaren dört ay içinde yapılır. Meclis süresinin bitmesine rağmen seçimler yapılamadığında veya seçimlerin yapılması herhangi bir sebeple geciktiğinde, yeni Meclis seçimi tamamlanıncaya kadar Meclis görevine devam eder.
Madde-69
  1. Temsilciler Meclisi, her olağan döneminin başında bir şemsî sene için başkanını seçer. Süresi sona eren başkan tekrar seçilebilir.
  2. Meclis, olağanüstü bir dönemde başkanı olmadığı halde toplandığında, ilk normal dönemde süresi bitecek bir başkan seçer.
Madde-70

Bir Temsilciler Meclisi üyesi, anayasanın 75. maddesinde belirlenen şartlara ilâveten, şemsî takvimle otuz yaşını tamamlamış olmalıdır.

Madde-71

Temsilciler Meclisi, üyelerinin temsilciliğinin geçerliliğine karar verme hakkına sahiptir. Her seçmen, bölgesindeki seçimlerin sonuçlarının ilanı tarihinden itibaren onbeş gün içinde Meclis Sekreterliğine itiraz edebilir. İtirazda, itiraz edilen temsilciliğin geçerli olmadığının kanuni sebepleri belirtilir. Meclis üyelerinin üçte iki çoğunluğuyla karar verilmesi durumunda temsilcilik geçersiz sayılır.

Madde-72

Temsilciler Meclisi üyelerinden herhangi birisi Meclis başkanına sunacağı bir yazıyla istifa edebilir. Meclis başkanı bu istifayı, kabul veye reddine karar verilmek üzere Meclise sunar.

Madde-73
  1. Temsilciler Meclisinin feshi halinde fesih tarihinden itibaren en fazla dört ay sonra yeni Meclis olağanüstü toplanacak şekilde genel seçimlerin yapılması gerekir. Bu dönem, anayasanın 78. maddesine göre olağan bir dönem gibi kabul edilir ve uzatma ve erteleme şartları bakımından aynı madde hükümlerine tâbidir.
  2.  Seçimler dört ayın bitiminde gerçekleştirilmediğinde, feshedilen Meclis anayasal yetkilerini tam olarak yeniden kazanır ve sanki fesholmamış gibi derhal toplanır, yeni Meclis seçilinceye kadar çalışmalarına devam eder.
  3. Bu olağanüstü dönem herhangi bir şekilde 30 Eylül’ü aşamaz. Meclis, 1 Ekim’de olağan dönemin ilk oturumunu yapabilmek için zikredilen tarihte kapanır. Olağanüstü dönem toplantısı Ekim ve Kasım aylarında gerçekleştiğinde, o zaman bu Temsilciler Meclisi için ilk olağan dönem kabul edilir.
  4. Bu maddedeki 1 ve 2. fıkraya rağmen, kral, kendisiyle beraber Bakanlar Kurulunun da seçimlerin yapılmasını imkansız gördüğü beklenmedik hallerin varlığı halinde genel seçimlerin yapılmasını erteleyebilir.
  5. Kral, bu maddenin 4. fıkrasında düzenlenen beklenmedik hallerin devamı halinde, Bakanlar Kurulunun kararına istinâden feshedilmiş meclise haklarını iade ederek toplantıya çağırabilir. Bu meclis, haklarını iade eden Krallık Kararnâmesinin yayınlanmasından itibaren bütün yönleriyle mevcut sayılır. Anayasal yetkilerinin tümünü kullanır ve ona, anayasanın Meclis süresi ve feshiyle ilgili hükümleri uygulanır. Meclisin bu halde toplandığı dönem, meydana geldiği tarihe bakılmaksızın ilk olağan dönemi sayılır.
  6. Bakanlar Kurulu, bu maddede işaret olunan beklenmedik hallerin devam etmesine rağmen, seçim bölgelerinin en az yarısında genel seçimlerin yapılmasını mümkün görürse, kral bu bölgelerde seçimlerin yapılmasını emredebilir. Kazanan üyeler, sayılarının dörtte üçü çoğunluğuyla toplanmak, seçimin en az üçte iki çoğunlukla gerçekleşmesi ve anayasanın 88. maddesindeki usul ve hükümlere uygun olması şartlarıyla, seçimlerin yapılmasının mümkün olmadığı üye sayısının yarısını geçmeyen diğer seçim bölgelerinde seçimi üstlenir. Kazanan üyeler ve bu fikra uyarınca seçilen üyeler, o seçim bölgelerinde üyelerin kalanını bu fıkrada beyan olunan hükümler uyarınca seçerler.
Madde-74

Temsilciler Meclisinin feshedildiği bir sebeple yeni meclis feshedilemez. Seçimde aday olmaya karar veren bakanın adaylık başlangıcından en az on beş gün önce istifa etmesi gerekir.

Üçüncü Kısım
Her İki Meclisle İlgili Ortak Hükümler
 Madde-75

1.  Âyan ve Temsilciler Meclisinde üye olamaz:

   a.Ürdünlü olmayan,

   b.Yabancı vatandaşlığı ve himayesinde olan,

   c.İflasdan dolayı mahkum olup hukuken itibarını elde edemeyen,

   d.Hukuken kısıtlı olup bu hal kendisinden kaldırılmayan,

   e.Siyasi olmayan bir suçla bir yıldan fazla hapisle mahkum olup ondan affa   uğramamı olan,

   f.Mülk ve arazi kiralama akitleri haricindeki bir akitle devlet dairelerinden maddi menfaat temin eden kişi. Bu hüküm, azası on kişiden fazla olan bir şirkette hissedar olanlar için uygulanamaz,

   g.Deli veya akıl zayıfı olan kişi,

   h.Özel bir kanunla belirlenen derecede kralın akrabalarından olan kişi.

2. Âyan ve Temsilciler Meclisi’nin herhangi bir üyesi, üyeliği esnasında veya seçimden sonra, geçen fıkrada düzenlenen uygunsuzluk hallerinden herhangi birisine duçar olur ise, mensup olduğu meclis üyelerinin üçte iki çoğunluk kararıyla üyeliği düşer ve yeri boşalır. Karar, Âyan Meclisinden sâdır olduğunda onay için krala sunulur.

Madde-76

  Anayasanın 52. maddesindeki hükümler göz önünde bulundurularak, Âyan veya Temsilciler Meclisi üyeliği ile kamu görevinin aynı kişide bir arada toplanması mümkün değildir. Kamu görevi ile, belediye daireleri de dahil kişinin maaşını devlet hazinesinden elde ettiği her görev kastedilir. Aynı şekilde, aynı kişide Temsilciler Meclisi üyeliği ile Âyan Meclisi üyeliği bir arada toplanamaz.

Madde-77

Anayasanın Temsilciler Meclisinin feshi ile ilgili düzenlemesi göz önünde bulundurarak, Millet Meclisi, süresinin her yılı içinde bir olağan dönem toplanır.

Madde-78
  1. Kral, olağan dönemde Millet Meclisini, her sene Ekim ayının ilk günü; Ekim ayının ilk günü resmi tatil olduğunda, onu takip eden ve resmi tatil olmayan ilk gün toplantıya davet eder. Bununla beraber, kral, Millet Meclisinin toplanmasını iki aylık bir süreyi geçmemek kaydıyla Resmi Gazetede yayınlanan Krallık Kararnâmesiyle ve Kararnâmede belirlenen süre boyunca erteleyebilir.
  2. Millet Meclisi, geçen fıkra gereğince toplantıya davet edilmediğinde, sanki ona göre davet edilmiş gibi kendiliğinden toplanır.
  3. Millet Meclisinin olağan dönemi geçen iki fıkra uyarınca toplantıya davet edildiği tarihte başlar. Bu olağan dönem, kral Temsilciler Meclisini o sürenin bitiminden önce feshetmedikçe, dört ay sürer. Kral, olağan dönemi, yapılması gereken işler dolayısıyla üç ayı geçmeyecek şekilde başka bir tarihe uzatabilir. Dört ay veya herhangi bir uzatma bitiminde, kral zikredilen dönemi kapatır.
Madde-79

Kral, Millet Meclisinin olağan dönemini, ortak toplanan iki meclis önünde Krallık Hitabını yapmakla açar. Kral, başbakanı veya bakanlardan birini açılış merasimini gerçekleştirmek ve Krallık Hitabını yapmakla vekil kılabilir. Buna mukabil her meclis, cevabî nitelik içeren bir yazı takdim eder.

Madde-80
  1. Âyan ve Temsilciler Meclisinin her bir üyesi göreve başlamadan önce, meclisinin önünde, metni şu olan yemini eder:
  2.  “Krala ve vatana sadık kalacağıma, anayasayı gözeteceğime, millete hizmet edeceğime ve bana yüklenen sorumlulukları hakkıyla yerine getireceğime dair Yüce Allaha yemin ederim”.
Madde-81
  1. Kral, Krallık Kararnâmesi ile Millet Meclisi oturumlarını sadece üç kez erteleyebilir. Meclis toplantısı 78. maddenin 1. fıkrası uyarınca ertelenmiş olduğunda, iki kez ertelemede bulunabilir. Bununla beraber, uzatma süresi dahil erteleme müddetlerinin bir olağan dönem esnasında iki ayı geçmemesi gerekir. Dönem süresi hesabında bu erteleme süreleri gözönüne alınmaz.
  2. Âyan ve Temsilciler Meclisinden her biri iç tüzüklerine uygun olarak, oturumlarını bazen erteleyebilir.
Madde-82
  1. Kral, zaruret halinde Millet Meclisini, davet olunduğunda her bir oturumda Krallık Kararnâmesinde açıklanan belirli işleri kararlaştırmak üzere süresi belirli olmayan olağanüstü oturumlar yapmak için toplanmaya davet edebilir. Olağanüstü oturum Krallık Kararnâmesiyle kapanır.
  2. Temsilciler Meclisinin mutlak çoğunluğunun, ele alınmasını istedikleri konuların belirtildiği imzalı dilekçe ile talepte bulunmaları halinde, kral, Millet Meclisini olağanüstü toplantıya davet eder.
  3. Millet Meclisi herhangi bir olağanüstü toplantıda, gereğince toplandıkları Krallık Kararnâmesinde belirlenen işler dışında bir konuyu müzâkere edemez.
Madde-83

Meclislerden her biri çalışmalarını yapmak ve düzenlemek için içtüzük çıkarır. Bu içtüzükler onay için krala arz olunur.

Madde-84
  1.  Meclislerden herhangi birinin oturumu meclis üyelerinin üçte ikisi hazır olmadıkça kanunî sayılamaz. Meclis üyelerinin mutlak çoğunluğu hazır bulunduğu sürece, oturum kanunî olmaya devam eder.
  2. Meclislerden her biri, Anayasanın aksini düzenlemesi dışında, başkan hariç hazır olan üyelerinin oyçokluğuyla karar alır. Oyların eşitliği durumunda, başkan, oyunu kullanır.
  3. Oylama, anayasaya, hükümet yada bakanlardan birinin güvenoylamasına ilişkin olduğunda; oyların, üyelerin adları okunmak suretiyle yüksek sesle verilmesi gerekir.
Madde-85

Meclislerden her birinin oturumları alenîdir. Ancak, hükümet veya üyelerden beşinin talebi üzerine gizli oturumlar yapılabilir. Meclis, yapılan talebin kabulü veya reddini kararlaştırır.

Madde-86
  1. Âyan ve Temsilciler Meclisinin herhangi bir üyesi; alıkonması veya yargılanması için yeterli sebep olduğuna mensup olduğu meclis tarafından mutlak çoğunlukla karar verilmedikçe veya cinayet niteliğindeki bir suçtan suçüstü halinde yakalanmadıkça, meclisin toplantıda olduğu süre boyunca alıkonamaz ve yargılanamaz. Suçüstü yakalanma durumunda meclisin derhal bilgilendirilmesi gerekir.
  2. Bir üye, Millet Meclisinin toplantı halinde olmadığı bir esnada herhangi bir sebeple tutuklanırsa, başbakan, bu üyenin mensup olduğu meclisin oturumu esnasında gerekli açıklamayla birlikte alınan tedbirleri haber verir.
Madde-87

Âyan ve Temsilciler Meclisinin herbir üyesi, mensup oldukları meclisin içtüzükleri dahilinde tam bir konuşma ve ifade hürriyetine sahiptir. Üye, herhangi bir oylama, düşünce açıklaması yada meclis oturumları esnasında yaptığı bir konuşma sebebiyle kınanamaz.

Madde-88
  1. Âyan ve Temsilciler Meclisi üyelerinden birinin yeri, vefat, istifa yada bunlar dışındaki sebeplerle boşalırsa; yerin boşaldığının meclisçe hükümete bildirildiği tarihten itibaren iki ay içerisinde, âyan ise tayin yoluyla, temsilci ise ara seçim yoluyla doldurulur. Yeni üyenin üyeliği, yerine geçtiği üyenin süresinin sonuna kadar devam eder.
  2. Herhangi bir sebeple bir seçim bölgesinde Temsilciler Meclisi üyelerinden birinin yeri boşaldığında ve Bakanlar Kurulu o yerin doldurulması için ara seçimin yapılmasını imkansızlaştıran beklenmedik hallerin varlığını gördüğünde, Temsilciler Meclisi, bildirilme tarihinden itibaren bir ay içinde üyelerinin mutlak çoğunluğuyla, o seçim bölgesi halkı arasından anayasa hükümlerine uygun düşen bir kimseyi uygun gördüğü bir usulle o yeri doldurmak için üye olarak seçer.
Madde-89
  1. Âyan ve Temsilciler Meclisinin, anayasanın 34, 79 ve 92. maddelerindeki hükmüyle ortak toplanma hallerine ilâveten, başbakanın talebi halinde her iki meclis birlikte toplanır.
  2. İki meclis birlikte toplandığında, başkanlığı, Âyan Meclisi başkanı üstlenir.
  3. Ortak Meclis oturumları, meclislerden her birinin üyelerinin mutlak çoğunluğu hazır bulunmadıkça kanunî değildir. Oyların eşit olması durumunda oyunu kullanması gereken başkan hariç, kararlar, hazır bulunanların oyçokluğuyla alınır.
Madde-90

Mensup olduğu meclisin kararı hariç, bir kimse, Âyan ve Temsilciler Meclisi üyeliğinden çıkarılamaz. Anayasa ve seçim kanununda belirlenen üyelik düşüşü ve üyelikte toplanmaması gerekli haller dışında, üyelikten çıkarma kararı, meclisi oluşturan üyelerin üçte iki çoğunluğuyla alınır. Çıkarma, Âyan Meclisi üyesi ile ilgili olduğunda, meclis kararı onay için krala sunulur.

Madde-91

Başbakan her kanun tasarısını, tasarıyı kabul, değiştirme veya red hakkına sahip olan Temsilciler Meclisine sunar. Her halde, tasarı Âyan Meclisine sunulur. Tasarı ancak iki meclisin kabulü ve kralın onayı ile kanunlaşır.

Madde-92

Meclislerden biri herhangi bir kanun tasarısını iki kez reddeder ve diğeri onu değiştirerek veya değiştirmeksizin kabul ederse, iki meclis, ihtilaf konularını görüşmek üzere Âyan Meclisi reisi başkanlığında ortak bir oturumda toplanır. Ortak mecliste tasarının kanunlaşabilmesi için, hazır bulunan üyelerin üçte iki çoğunluğuyla kabul edilmesi gerekir. Tasarı yukarıda açıklandığı şekilde reddedilirse, aynı dönem içinde meclise ikinci kez sevk olunamaz.

Madde-93
  1. Âyan ve Temsilciler Meclisince kabul edilen her kanun tasarısı kralın onayına sunulur.
  2. Daha sonra yürürlüğe gireceğine dair özel bir hüküm bulunmadıkça, kanun, kral tarafından onaylanıp Resmi Gazetede yayınlandıktan 30 gün sonra yürürlüğe girer.
  3. Kral, bir kanunu onaylamadığında, kanunun kendisine arz edildiği tarihten itibaren altı ay içinde onamama sebepleriyle birlikte meclise iade edebilir.
  4. Kral tarafından, yukarıdaki fıkrada beyan edilen süre içerisinde, anayasa hariç herhangi bir kanun tasarısı iade edilir ve Âyan ve Temsilciler Meclisinin her birini oluşturan üyelerin üçte ikisinin muvafakatiyle ikinci kez kabul edilirse kral kanunu onaylar. Bu maddenin 3. fıkrasında belirlenen sürede, kanun onaylanarak iade edilmediği takdirde, tasdik olunarak yürürlüğe girmiş kabul edilir. Üçte iki çoğunluk elde edilemediğinde, tasarı bu yasama dönemi içerisinde ele alınamaz. Ancak, Millet Meclisi bu tasarıyı sonraki olağan dönemde tekrar ele alabilir.
Madde-94

Millet Meclisi toplantı halinde olmadığında veya feshedilmiş olduğunda, geciktirilmesi mümkün olmayan zorunlu tedbir alınması gerekliliğinde veya ertelenmesi mümkün olmayan acil gider harcamalarında, kralın uygun görmesiyle Bakanlar Kurulu geçici kanunlar çıkarabilir. Anayasa hükümlerine aykırı olmaması gereken bu geçici kanunlar, ilk toplantısında meclise arzedilmek kaydıyla kanun kuvvetindedir. Meclis bu kanunlara rıza gösterebilir veya değiştirebilir. Ancak, Meclis onu reddettiğinde, kralın uygun görmesiyle Bakanlar Kurulu onun hükümsüzlüğünü hemen ilan eder. Bu kanunlar, bu ilan tarihinden itibaren, sözleşmeleri ve müktesep hakları etkilememek kaydıyla yürürlükten kalkar.

      Geçici kanunların yürürlükleri, anayasanın 93. maddesinin 2. fıkrası gereği normal kanunların yürürlükte olma biçimi gibidir.

Madde-95
  1. Âyan ve Temsilciler Meclisinin on veya daha fazla üyesi kanun teklifinde bulunabilir. Her teklif görüşü alınmak üzere meclis ihtisas komisyonuna gönderilir. Meclis teklifin kabulüne karar verdiğinde, onu kanun taslağı şekline getirmesi ve o dönem veya sonraki yasama dönemi içerisinde meclise sunması için Bakanlar Kuruluna havale eder.
  2. Âyan ve Temsilciler Meclisi üyelerince geçen fıkra uyarınca sunulan kanun teklifleri meclis tarafından reddedildiğinde o dönem içerisinde tekrar sunulamaz.
Madde-96

Âyan ve Temsilciler Meclisi üyelerinden herhangi birisi bağlı olduğu meclisin içtüzük düzenlemesine uygun olarak, bakanlara sorular yöneltebilir ve kamusal olaylarla ilgili olarak haklarında gensoru verebilir. Gensoru, acil durum ve ilgili bakanın sürenin kısaltılmasını uygun görmesi hariç, bakana ulaşmasından itibaren sekiz gün geçmedikçe müzâkere edilemez.

Altıncı Bölüm
Yargı Kuvveti
Madde-97

  Hakimler bağımsızdır. Yargı görevinde, kanun dışında otoriteye tâbi değildirler.

Madde-98

Nizamiye ve Şer’iye  Mahkemeleri hakimleri, kanun hükümlerine göre Krallık Kararnâmesiyle atanır ve azledilirler.

Madde-99

Mahkemeler üç çeşittir:

                     1.Nizâmiye Mahkemeleri,

                     2.Dîni Mahkemeler,

                     3.Özel Mahkemeler.

Madde-100

Mahkemelerin çeşitleri, dereceleri, kısımları, yetkileri ve yönetim usulü, Yüksek Adalet Mahkemesi kurulmasını da düzenleyen özel bir kanunla belirlenir.

Madde-101
  1. Mahkemeler herkese açıktır, işlerinde müdahaleden korunmuştur
  2. Mahkeme oturumları, mahkemenin, kamu düzeni ve adabı gözeterek gizliliğine karar vermesi dışında alenîdir.
Madde-102

Nizamiye Mahkemeleri, Hâşimî Ürdün Krallığında yargı yetkilerini; yargı yetkisinin anayasa veya yürürlükteki herhangi bir yasal düzenlemeyle dini mahkemelere veya özel mahkemelere devredildiği konular hariç, devletin açtığı ve devlete karşı açılan davalar da dahil olmak üzere bütün medenî ve ceza yasaları kapsamındaki konularda, bütün şahıslara karşı uygular.

Madde-103
  1.   Nizamiye mahkemeleri, hukuki ve cezai yargıdaki yetkilerini, ülkede yürürlükte olan kanun hükümleri uyarınca yerine getirir. Ancak, yabancıların ahvâl-i şahsiye meselelerinde veya uluslararası uygulamadaki geleneğin diğer ülke kanununun uygulanmasını kabul ettiği ticari ve hukuki meselelerde, o kanunda düzenleniş şekliyle kanun yürürlüktedir.
  2. Ahvâl-i şahsiye meseleleri kanunla belirlenir ve Müslüman gruplar soz konusu olduğunda kanun gereği tek başına Şer’iye Mahkemesi yargılama yetkisine sahiptir.
Madde-104

Dini Mahkemeler şu şekilde taksim edilmiştir:

                     1.Şer’iye Mahkemeleri,

                     2.Diğer Dîni Topluluk Meclisleri.

Madde-105

Şer’iye Mahkemeleri, özel kanunları uyarınca aşağıdaki meselelerde tek başına yargı yetkisine sahiptir:

  1. Müslümanların ahvâl-i şahsiye meselelerinde,
  2. Her iki tarafın Müslüman olduğu veya onlardan biri gayrimüslim olup iki tarafın  şer’iye mahkemesinin yargı yetkisine razı olduğu diyet davalarında,
  3. İslami vakıflarla ilgili işlerde.
Madde-106

 Şer’iye Mahkemeleri yargılamalarında şer’i şerif hükümlerini uygular.

Madde-107

İslâmî vakıfların işlerinin tanzim usulü, mâlî işlerinin yönetimi ve benzeri diğer işleri özel kanunla belirlenir.

Madde-108

Dini Topluluk Meclisleri, gayrimüslim olarak bilinmiş olan veya devletin Hâşimî Ürdün Krallığında kurulu olarak tanıdığı Dini Topluluk Meclisleridir.

Madde-109.
  1. Dini Topluluk Meclisleri, kendisiyle ilgili yayınlanan özel kanun hükümlerine göre oluşur. Bu kanunlarda, ahvâl-i şahsiye meseleleri ve ilgili topluluk yararına kurulan vakıflarla ilgili zikredilen meclislerin yetkileri belirlenir. Bu toplulukların ahvâl-i şahsiye meseleleri, şer’iye mahkemeleri kapsamındaki Müslümanlar için olan ahvâl-i şahsiye meseleleridir.
  2. Dini Topluluk  Meclislerinin uyması  gereken  esaslar zikredilen kanunlarda belirlenir.
Madde-110

Özel mahkemeler yargı yetkilerini, kendileriyle ilgili özel kanun hükümlerine göre yerine getirir.

Yedinci Bölüm
Mâli İşler
 Madde-111

Vergi ve resim ancak kanunla konabilir. Maliye hazinesinin, devlet dairelerinin fertler için gerçekleştirmiş oldukları hizmetler mukabilinde veya fertlerin devlet mallarından yararlanmaları karşılığında talep ettiği ödeme türleri o ikisi cümlesinden değildir. Devlet vergi koymada, eşitlik ve sosyal adalet düşüncesi ile tedrici vergilendirme ilkesini ve yükümlülerin edâ güçlerini ve devletin gelir ihtiyacını aşmamayı  gözetir.

Madde-112
  1. Genel bütçe kanun tasarısı, anayasa hükümlerine uygun olarak incelenmesi için mâli yılın başlangıcından en az bir ay önce Millet Meclisine sunulur.
  2. Genel bütçe, bölüm bölüm oylanır.
  3. Genel bütçenin gider bölümündeki herhangi bir meblağın bir bölümden diğerine nakli ancak kanunla mümkündür.
  4. Millet Meclisi, genel bütçe kanunu tasarısı veya bütçeyle ilgili geçici kanunların müzâkeresi sırasında kamu yararına uygun gördüğü takdirde bölümlerde giderleri azaltabilir, ancak ne değiştirme usulüyle ne de ayrı olarak sunulan önergeyle bu giderlerde artış sağlayamaz. Fakat, müzâkereler bittikten sonra yeni giderler oluşturacak kanun teklifinde bulunulabilir.
  5. Genel bütçe görüşmeleri esnasında, mevcut bir vergiyi kaldıran, yeni bir vergi yükleyen veya yürürlükteki mali kanunların getirdiği vergileri azaltma veya artırma şeklinde değiştirme kapsayan teklifler kabul edilemez. Sözleşmelerle ilişkili gelir veya gider değişiklikleriyle ilgili herhangi bir teklif de kabul edilemez.
  6.  Her mali yıl için takdir edilen devletin gelir ve giderleri genel bütçe kanunu ile onaylanır. Ancak mezkûr kanun, bir seneden daha fazla bir süre için belirli miktarların tahsisini düzenleyebilir.
Madde-113

Yeni mali yıl öncesi bütçe kanununun kararlaştırılması mümkün olmadığında, geçen yılın bütçesi her ay için 1/12 ile orantılı olarak temel alınarak aylık harcamalar devam eder.

Madde-114

Bakanlar Kurulu kralın uygun görmesiyle, ödeneklerin denetimi, kamusal sermayenin harcanması ve devlet stoklarının düzenlenmesi ile ilgili olarak tüzükler koyabilir.

Madde-115

Vergiler ve diğer devlet gelirlerinden tahsil olunanların tümü, kanunda aksi düzenlenmedikçe, mâliye hazinesine ulaştırılır ve devlet hazinesine dahil edilir. Genel hazine mallarından herhangi bir kısmı, bir kanun olmaksızın, tahsis edilemez ve de herhangi bir amaçla harcanamaz.

Madde-116

Kralın tahsisatı genel gelirden ödenir ve genel bütçe kanununda belirlenir.

Madde-117

Madenler, mineraller veya kamu hizmetlerinin işletilmesi ile ilgili herhangi bir hak bahşedilmesini öngören bir ayrıcalık kanunla kararlaştırılır.

Madde-118

Bir kimse, kanunda belirlenen haller dışında vergi ve resim ödemekten muaf tutulamaz.

Madde-119
  1. Devletin gelir ve giderlerini ve harcama usullerini denetlemek üzere, kanunla bir Divân-ı Muhasebe kurulur:
  2. Divân-ı Muhasebe, Temsilciler Meclisine, her olağan dönem başlangıcında veya Temsilciler Meclisinin talep ettiği herhangi bir zamanda; görüş ve düşüncelerini, işlenen ihlâlleri ve doğan sorumluluğu içeren genel bir rapor sunar.
  3. Kanun Divân-ı Muhasebe başkanının dokunulmazlığını düzenler.
Sekizinci Bölüm
Genel Maddeler
Madde-120

Hâşimî Ürdün Krallığı’nda idari taksimat, devlet dairelerinin teşkilâtı, dereceleri, isimleri, idâre usulleri, görevlilerin tayin şekli, azilleri, denetlenmeleri, yetkileri ve yetki alanlarının sınırları kralın uygun görmesiyle Bakanlar Kurulunun yayınlayacağı tüzüklerle belirlenir.

Madde-121

Belediye ve mahallî meclislerin işleri, belediye veya mahallî meclisler tarafından özel kanunlara uygun olarak yerine getirilir.

Madde-122

Anayasanın 57. maddesinde düzenlenen Meclis-i Âlî, Bakanlar Kurulu veya Millet Meclisinden birinin mutlak çoğunluğu tarafından alınan bir kararla talep edildiğinde anayasa hükümlerini yorumlama yetkisine sahiptir. Bunlar, Resmi Gazetede yayınlandıktan sonra yürürlüğe girer.

Madde-123 
  1. Divân-ı Hâs, mahkemeler tarafından yorumlanmamış olan herhangi bir kanun metnini başbakanın talep etmesi durumunda yorumlama yetkisine sahiptir.
  2. Divân-ı Hâs, en yüksek nizamiye mahkemesi reisi başkanlığında, onun iki üye hakiminden, Bakanlar Kurulunun belirlediği bir yüksek idare görevlisinden ve onlara, talep olunan yorumla ilgili bakanın görevlendireceği yüksek bakanlık görevlisi bir üyenin eklenmesinden oluşur.
  3. Divân-ı Hâs, kararlarını çoğunluk oyuyla alır.
  4. Divân-ı Hâs’ın almış olduğu kararlar Resmi Gazetede yayınlanır ve kanun gücündedir.
  5. Kanunların yorumlanmasıyla ilgili diğer meselelerin tümü, alışılagelmiş olduğu üzere, bahis konusu olmaları durumunda mahkemelerce kararlaştırılır.
Madde-124

Vatanın savunmasını gerektiren acil bir durum meydana geldiğinde Savunma Kanunu adıyla bir kanun yayınlanır. Kanun gereğince kanunun belirlediği bir şahsa, vatanın savunmasını temin için devletin normal kanunlarının durdurulması yetkisi dâhil zaruri tedbirleri alma ve uygulama yetkisi verilir. Savunma Kanunu, Bakanlar Kurulunun kararına dayanarak Krallık Kararnâmesiyle ilan edildiğinde yürürlüğe girer.

Madde-125

Önemli bir acil durum meydana geldiğinde, anayasanın geçen maddesi uyarınca göz önüne alınan tedbir ve uygulamalar ülkenin savunması için yeterli olmadığında, kral, Bakanlar Kurulu kararına dayanarak Krallık Kararnâmesiyle ülkenin tümünde veya bir kısmında sıkıyönetim ilan edebilir.

Sıkıyönetim ilan edildiğinde, kral Krallık Kararnâmesiyle, yürürlükte olan herhangi bir kanun hükmünü göz önüne almaksızın ülkenin savunması amacıyla gerekli olan talimatlar yayınlayabilir. Bu talimatlar, kendilerine görevler yükleyen kanun hükümlerinden kaynaklanan kanunî sorumluluk dolayısıyla, sorumluluklarını kaldıran özel bir kanun çıkarılıncaya kadar, mevcut bütün vatandaşlara uygulanır.

Madde-126
  1. Bu anayasada kanun tasarıları ile ilgili olarak belirlenen esaslar anayasa değişiklik tasarıları hakkında da uygulanır. Anayasa değişiklik tasarıları, Âyan ve Temsilciler Meclisinin her birinin üyelerinin üçte iki çoğunluğuyla kabul edilmelidir. Anayasanın 92. maddesine uygun olarak iki meclisin toplanması durumunda, değişikliğin, her meclisi oluşturan üyelerin üçte iki çoğunluğuyla kabul edilmesi gerekir. Her iki halde değişiklik tasarısı kral tarafından onanmadıkça yürürlükte sayılmaz.
  2.  Vesayet müddeti boyunca, kralın hakları ve verasetiyle ilgili anayasada değişiklik yapılamaz.
Madde-127

Ordunun görevi vatanın savunması ve güvenliğiyle sınırlıdır:

 Askere alma usulü, ordu teşkilatı ve ordu personelinin hakları ve görevleri kanunla belirlenir.

 Jandarma ve polisin teşkilat ve yetki alanları kanunla belirlenir.

Dokuzuncu Bölüm
Kanunların Yürürlüğü ve İlgalar
Madde-128

Bu anayasanın yürürlüğü esnasında Hâşimî Ürdün Krallığı’nda yürürlükte olan tüm kanunlar, tüzükler ve diğer yasama işlemleri, yasama tarafından sâdır olan bir işlemle ilga edilinceye veya değiştirilinceye kadar yürürlükte kalmaya devam eder.

Madde-129
  1. 7 Aralık 1946 tarihli Ürdün Anayasası değişiklikleriyle birlikte ilga edilmiştir.
  2.       1922 tarihli mersûm Filistin Anayasası değişiklikleriyle birlikte ilga edilmiştir.

      Geçen iki fıkrada düzenlenen ilgalar, bu anayasa hükümlerinin yürürlüğünden önceki herhangi bir kanunun, kanun gereğince sâdır olan bir tüzüğün veya kanun ve tüzük gereğince uygulanan bir şeyin geçerliliğini etkilemez.

Madde-130

Bu anayasa hükümleri Resmi Gazetede yayınlandığı tarihten itibaren yürürlüğe girer.

Madde-131

Bakanlar Kurulu anayasa hükümlerinin uygulanmasını üstlenir.

Çevirmen Ayhan Ceylan’ın Notları 
Çeviride; “ed-Düstûru’l-Ürdünî Mea Cemîi’t-Tadilâti’l-letî Tareet Aleyhi, Matbûâtu Meclisi’l- Ümme, byy.,1986”, adlı anayasa kitapçığı esas alınmış, anayasanın ilk şekli bakımından da; “Hânî Selim Hayr, et-Tatavvuru’l-Amelî li’d-Düstûru’l-Ürdünî 1921-1989, byy., ts.”, adlı kaynaktan yararlanılmıştır.
08/01/1952 tarih ve 1093 sayılı Resmi Gazetede yayınlanmıştır.
(Madde-28/a) 01/04/1965 tarih ve 1831 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince, fıkraya: “Fakat, kral, erkek kardeşlerinden birini veliaht olarak seçebilir ve bu durumda krallık tahtta bulunandan ona intikal eder” cümlesi ilave edilmiştir.
(Madde-33) 04/05/1958 tarih ve 1380 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan değişiklik gereğince 33. maddenin 1 ve 2. fıkrasında değişiklik öngörülmüştür. Maddenin Anayasanın ilk halinde: “Kral, savaş ilan eder, barışa karar verir ve anlaşmaları onaylar” şeklinde olan 33. maddesinin 1. fıkrası bu değişiklikle: “Kral anlaşma ve ittifakları onaylar” biçimini almıştır. 2. fıkra da bu değişiklikle halen yürürlükte olmaya devam etmektedir. Bu fıkranın ilk şekli ise şöyledir: “Barış, ittifâk, ticaret ve denizcilik anlaşmaları, devletin toprağında değişiklik, egemenlik haklarında azalma, Ürdün vatandaşlarının genel ve özel haklarına dokunma yada devlet hazinesine yük getirme sonucu doğuran diğer anlaşmalar, ancak Millet Meclisi uygun bulduğu takdirde geçerlidir. Hiç bir şekilde bir anlaşmada alenî şartlarla çelişik gizli şartlar olamaz”.
(Madde-33/1) 01/09/1958 tarih ve 1396 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince, daha önce 04/05/1958 tarih ve 1380 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan değişiklik gereği: “Kral, anlaşma ve ittifakları onaylar” şeklinde yeniden düzenlenmiş olan 33. maddenin 1. fıkrası ilgâ edilmiş ve bu ilgâya karşılık fıkra bu son şekline kavuşmuştur.
(Madde-34/4) 10/11/1974 tarih ve 2523 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince, maddeye 4. bir fıkra eklenmiştir.
(Madde-45/1) 04/05/1958 tarih ve 1380 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince 1. fıkra cüzî olarak şu şekilde değiştirilmiştir: “Bakanlar Kurulu, bu anayasa, Arap birliği anayasası veya diğer yasal düzenlemeler uyarınca diğer herhangi bir şahsın veya heyetin yetkilendirildiği işler hariç, devletin iç ve dış tüm işlerinin yönetim sorumluluğunu üstlenir”. Fıkranın anayasadaki ilk şekli şöyledir: “Bakanlar Kurulu, bu anayasa, herhangi bir kanun veya kanun gereğince çıkarılan bir tüzük uyarınca diğer herhangi bir şahsın veya heyetin yetkilendirildiği işler hariç, devletin iç ve dış tüm işlerinin yönetim sorumluluğunu üstlenir”.
(Madde-45/1) 01/09/1958 tarih ve 1396 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince, daha önce 04/05/1958 tarih ve1380 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik ile fıkraya dâhil edilen: “veya Arap birliği anayasası” ibaresi metinden çıkarılmıştır.
(Madde-53) 17/04/1954 tarih ve 1179 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince madde üç fıkra halinde yeniden düzenlenmiştir. Madde ilk haliyle şöyledir: “Hükümet veya bakanlardan biri hakkında Temsilciler Meclisi önünde güven oylamasına gidilebilir. Meclis, üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla hükümet hakkında güvensizlik oyu kararı verirse hükümetin istifa etmesi gerekir. Karar, bakanlardan biriyle ilgili olduğunda, bakanın makamından çekilmesi gerekir”.
(Madde-54/2) 04/05/1958 tarih ve 1380 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince 54. maddenin 2. fıkrasının sonuna aşağıdaki ibâre eklenmiştir: “Bu süre esnasında Meclis feshedilemez”.
(Madde-54/3) 17/04/1954 tarih ve 1179 sayilı ve 04/05/1958 tarih ve 1380 sayılı Resmi Gazetetelerdeki değişiklikler gereğince. Fıkranın anayasadaki ilk düzenleniş şekli şöyledir: “ Her yeni hükümet, meclis toplantı halinde ise Temsilciler Meclisine hükümet programını sunar ve bu program hakkında güvenoyu ister”. 17/04/1954 tarih ve 1179 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik ile fıkra: “Her yeni hükümet, Temsilciler Meclisine, meclis toplantı halinde ise kuruluşundan itibaren 30 gün içinde, toplantı halinde olmadığında ise iki ay içinde hükümet programını sunar ve bu program hakkında güvenoyu ister. Meclis feshedilmiş olduğunda, hükümet, yeni meclisin toplanmasından itibaren 15 gün içinde programı sunar ve güvenoyu ister” biçimini almıştır. 04/05/1958 tarih ve 1380 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik ile de fıkra hâlihazırdaki şeklini almıştır.
(Madde-57) 04/05/1958 tarih ve 1380 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince. Maddenin ilk düzenleniş biçimi şöyledir: “Meclis-i Âli, en yüksek Nizâmiye Mahkemesi reisi başkanlığında sekiz üyeden oluşur. Bu üyelerden dördünü, Âyan Meclisi, üyeleri arasından seçimle belirler. Dördü, en yüksek Nizamiye Mahkemesi hakimleri arasından kıdem esasına göre belirlenir ve zorunluluk halinde sayı, kıdem sırasına göre izleyen mahkeme reisleri arasından tamamlanır”.
(Madde-59) 04/05/1958 tarih ve 1380 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince. Maddenin anayasadaki ilk düzenleniş şekli şöyledir. “Meclis-i Âlî, müyyide kararlarını altı oy çoğunluğuyla verir”.
(Madde-65) 16/10/1955 tarih ve 1243 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince. Maddenin ilk hâli şu şekildedir:
“1-Âyan Meclisinde üyelik süresi sekiz yıldır. Üyelerin yarısının tayini her dört yılda bir yenilenir. Üyelerden süresi bitenler tekrar tayin edilebilir.
2-İlk dört yıl sonunda üyeliği sona erecekler kura ile belirlenir. Kurada çıkanlar tekrar tayin edilebilir. Kura, üye olması sıfatıyla meclis başkanını da kapsar.
3-Âyan Meclisi başkanının süresi iki yıldır. Tekrar tayin edilebilir”.
(Madde-68) 16/2/1960 tarih ve 1476 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince, fıkranın ilk şekline aşağıdaki ibâre eklenmiştir: “Kral, Krallık Kararnâmesiyle Meclisin süresini, bir yıldan az ve iki yıldan çok olmamak üzere uzatabilir”.
(Madde-73/3) 16/10/1955 tarih ve 1243 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince; fıkranın ilk şeklinde yer alan, “31 Ekim” ibâresi “30 Eylül” olarak, “Kasım ayı” “Ekim ayı” olarak ve “Kasım ve Aralık ayları” ibâresi de “Ekim ve Kasım ayları” şeklinde değiştirilmiştir.
(Madde-73/4) 10/11/1974  tarih ve 2523 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik ve sonra bundan dönülen 07/02/1976 tarih ve 2605 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince. İlk değişiklikte maddeye eklenen 4. fıkra şöyledir: “Bu maddedeki 1 ve 2. fıkraya rağmen, kral, kendisiyle beraber Bakanlar Kurulunun da seçimlerin yapılmasını imkansız gördüğü beklenmedik hallerin varlığı halinde genel seçimlerin yapılmasını bir seneyi geçmeyecek şekilde erteleyebilir”. Daha sonraki değişiklikte, fıkrada yer alan “bir seneyi geçmeyecek şekilde” ibâresi ilgâ edilmiştir.
(Madde-73/5) 07/02/1976 tarih ve 2605 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince maddeye 5. bir fıkra eklenmesi öngörülmüştür. Bu fıkra: “Geçen fıkrada belirtilen erteleme devresi boyunca anayasa değişikliğini gerektiren beklenmedik haller meydana gelirse, kral, Bakanlar Kurulunun kararına dayanarak önceki Temsilciler Meclisini bu amaçla olağanüstü bir oturumda toplantıya davet edebilir” şeklindeydi. Ancak bu fıkra 09/01/1984 tarih ve 3201 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereği ilgâ edilmiş ve onun yerine hâlihazırdaki düzenleme getirilmiştir.
(Madde-73/6) 09/01/1984 tarih ve 3201 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklikle maddeye eklenen fıkra gereğince.
(Madde-74) 17/04/1954 tarih ve 1179 sayılı ve 04/05/1958 tarih ve 1380 sayılı Resmi Gazetelerdeki değişiklikler gereğince. Maddenin anayasadaki ilk düzenlenişi: “Temsilciler Meclisinin feshedildiği bir sebeple yeni meclis feshedilemez” şeklindeydi. 1954 yılındaki değişiklikte maddenin aslı 1. fıkra olarak kabul edilerek 2. bir fıkra eklenmiştir. Bu fıkra şöyledir: “Döneminde Temsilciler Meclisi feshedilen bir hükümet, geçici bir hükümet parlamento seçimlerini icrâ etmek şartıyla fesih tarihinden itibaren bir hafta içinde görevinden istifa eder. Bu seçimlerde hükümetin herhangi bir bakanı kendisini aday gösteremez”. 1958 yılındaki değişiklikte, maddenin önceki şekli ilgâ edilerek bugünkü halini almıştır.
(Madde-78) 17/04/1954 tarih ve 1179 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince, 1. fıkradaki “Kasım ayı” ibâresi “Ekim ayı”, 3. fıkranın ilk şeklinin 2. satırındaki “üç ay” ibâresi “altı ay” ve fıkra sonundaki “ilk üç ay” ibâresi de “altı ay” olarak değiştirilmişlerdir.
(Madde-78/3) 16/10/1955 tarih ve 1243 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik ile, 17/04/1954 tarih ve 1179 sayılı Resmi Gazetedeki 3. fıkra ile ilgili değişikli klikler tekrar düzenlenmiştir. Buna göre, “altı ay” ibâreleri “dört ay” olarak değiştirilmiştir. Fıkranın anayasadaki ilk düzenleniş biçimi şöyledir: “Millet Meclisinin olağan dönemi geçen iki fıkra uyarınca toplantıya davet edildiği tarihte başlar. Bu olağan dönem, kral Temsilciler Meclisini o sürenin bitiminden önce feshetmedikçe, üç ay sürer. Kral, olağan dönemi, yapılması gereken işler dolayısıyla üç ayı geçmeyecek şekilde başka bir tarihe uzatabilir. İlk üç ay veya herhangi bir uzatma bitiminde, kral zikredilen dönemi kapatır.
(Madde-84) 17/04/1954 tarih ve 1179 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince, 1. fıkranın sonuna şu ibâre eklenmiştir: “Meclis üyelerinin mutlak çoğunluğu hazır bulunduğu sürece, oturum kanunî olmaya devam eder”.
(Madde-88) 08/04/1973 tarih ve 2414 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince, maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir: “Herhangi bir sebeple bir seçim bölgesinde Temsilciler Meclisi üyelerinden birinin yeri boşaldığında ve Bakanlar Kurulu o yerin doldurulması için ara seçimin yapılmasını imkansızlaştıran beklenmedik hallerin varlığını gördüğünde, Temsilciler Meclisi, bildirilme tarihinden itibaren bir ay içinde üyelerinin mutlak çoğunluğuyla, o seçim bölgesi halkı arasından anayasa hükümlerine uygun düşen bir kimseyi uygun gördüğü bir usulle o yeri doldurmak için üye olarak seçer”.
(Madde-89/3) 04/05/1958 tarih ve 1380 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince. Fıkranın ilk şekli şu şekildedir: “Bu madde uyarınca toplanan iki meclisin kararları hazır olan üyelerin mutlak çoğunluğu ile elde edildiğinde geçerlidir”.
(Madde-94)
“1.Millet Meclisi toplantı halinde olmadığında, aşağıda beyan olunan beklenmedik hallere karşı koyabilmek için kralın uygun görmesiyle Bakanlar Kurulu geçici kanunlar çıkarabilir:
a. Genel afetler,
b. Acil durum ve harp halinde,
c. Ertelenmesi mümkün olmayan herhangi bir harcamaya ihtiyaç duyulduğunda.
Anayasa hükümlerine aykırı olmaması gereken bu geçici kanunlar, ilk toplantısında meclise arz edilmek kaydıyla kanun kuvvetindedir. Kabulüne karar verilmediğinde, kralın uygun görmesiyle Bakanlar Kurulu onun hükümsüzlüğünü hemen ilan eder. Bu kanunlar, bu ilan tarihinden itibaren, sözleşmeleri ve müktesep hakları etkilememek kaydıyla kanun kuvvetini kaybederler.
2.Geçici kanunların yürürlükleri, anayasanın 93. maddesi gereği normal kanunların yürürlükte olma biçimi gibidir”,
şeklinde olan maddenin ilk düzenleniş hali 04/05/1958 tarih ve 1380 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince bugünkü halini almıştır.
(Madde-95) 04/05/1958 tarih ve 1380 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince. Maddenin ilk biçimi şöyledir: “1.Âyan ve Temsilciler Meclisinin bir veya daha fazla üyesi teklifleri, görüşü alınmak ve incelenmek üzere meclis ihtisas komisyonuna gönderilmek kaydıyla kanun teklifinde bulunabilir. Meclis teklifin kabulüne karar verdiğinde, onu kanun taslağı şekline getirmesi ve o dönem veya sonraki yasama dönemi içerisinde meclise sunması için Bakanlar Kuruluna havale eder.
2.Âyan ve Temsilciler Meclisi üyelerince sunulan herbir kanun tasarısı meclis tarafından reddedildiğinde o dönem içerisinde tekrar sunulamaz”.
(Madde-102) 04/05/1958 tarih ve 1380 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince, maddenin ilk biçimindeki “anayasa” ibâresinden sonra, “(,) Arap birliği anayasası veya yürürlükte olan herhangi bir yasal düzenleme” cümleciği eklenmiştir. Maddenin ilk şekli şöyledir: “Nizamiye Mahkemleri, Hâşimî Ürdün Krallığında yargı yetkilerini;yargı yetkisinin anayasa veya yürürlükteki herhangi bir kanunla dîni mahkemelere veya özel mahkemelere devredildiği konular hariç, devletin açtığı ve devlete karşı açılan davalar da dahil olmak üzere bütün medenî ve ceza yasaları kapsamındaki konularda, bütün şahıslara karşı uygular”.
(Madde-102) 01/09/1958 tarih ve 1396 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince, daha önce 04/05/1958 tarih ve1380 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik ile fıkraya dâhil edilen: “(,) Arap birliği anayasası” ibaresi metinden çıkarılmıştır.
(Madde-113) 04/05/1958 tarih ve 1380 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince. Maddenin ilk şekli şöyledir: “Yeni mâli yıl öncesi genel bütçe kanununun kararlaştırılması mümkün olmadığında, yeni mâli bütçe tasarısındaki giderler önceki yıldan daha az ise, o takdirde, giderler, onaylanıncaya kadar yeni genel bütçe tasarısı sınırları içinde yerine getirilir”.
(Madde-123/3) 04/05/1958 tarih ve 1380 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince. Fıkranın anayasadaki ilk düzenlenişi şöyledir: “Divân-ı Hâs, kendisine arzedilen meselelerde uygun gördükleri hakkında karar verir”.

Avrupa Birliği Tarihçesi

0
Avrupa Birliği Hukuku

Avrupa Birliği; Avrupa’nın politik, ekonomik, toplumsal, kültürel alandaki birliğidir. Avrupa’nın birleştirilmesi düşüncesi Avrupa tarihi kadar eskidir. Avrupa Birleşik Devletleri hümanist ve barışçı bir hayalin parçasıydı. Avrupa yüzyıllarca, sık sık yaşanan kanlı savaşlara sahne oldu. 1870-1945 yılları arasında Fransa ve Almanya üç kez savaştılar. Bu savaşlarda birçok insan yaşamını kaybetti. Bu felaketler üzerine bazı Avrupalı lider ve düşünürleri, barışın sürdürülebilmesinin tek yolunun, ülkelerinin ekonomik ve siyasi yönlerden birleşmesi olduğu fikrine vardılar. Avrupa’da ulusal uzlaşmazlıkları aşabilecek bir örgütlenmenin kuruluşu İkinci Dünya Savaşı sırasında totaliter yönetimlere karşı savaşan direniş hareketlerinden kaynaklandı.

Schuman Planı

Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT)İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Avrupalı devlet adamlarının Avrupa’da kalıcı bir barış oluşturma çabaları hız kazandı. Robert Schuman (Fransa Dışişleri Bakanı), Eski Milletler Cemiyeti Genel Sekreteri Jean Monnet’in tasarısına dayanarak, 9 Mayıs 1950 tarihinde, Avrupa Devletlerini, kömür ve çelik üretiminde alınan kararları bağımsız ve uluslarüstü bir kuruma devretmeye davet etti. Schuman Planına göre, Avrupa’da bir barışın kurulabilmesi için Fransa ve Almanya arasında yüzyıllardır süregelen çekişmenin son bulması gerekiyordu. Bunun yolu ise, söz konusu kurumun gözetiminde, ortak kömür ve çelik üretimini sağlamak ve bu örgütlenmeyi tüm Avrupa devletlerinin katılımına açık tutmaktı.

 Schuman Deklarasyonunun bir sonucu olarak, 1951 yılında, Belçika, Federal Almanya, Lüksemburg, Fransa, İtalya ve Hollanda’dan oluşan 6 üye ile Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) kuruldu. Söz konusu Topluluğun Yüksek Otoritesi’nin ilk başkanı ise, Schuman Deklarasyonu’na ilham veren bu fikrin sahibi Jean Monnet oldu. Böylece, savaşın ham maddeleri olan kömür ve çelik, barışın araçları oluyor; dünya tarihinde ilk defa devletler kendi iradeleri ile egemenliklerinin bir kısmını ulusüstü bir kuruma devrediyordu.

Roma Antlaşması ve Avrupa Ekonomik Topluluğu

Altı üye devlet, 1957’de, işgücü ile mal ve hizmetlerin serbest dolaşımına dayanan bir ekonomik topluluk kurmaya karar verdiler. Böylece, kömür ve çeliğin yanısıra diğer sektörlerde de ekonomik birliği kurmak amacıyla, 1957’de Roma Antlaşması imzalanarak Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) kuruldu. AET’nin amacı, malların, işgücünün, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaştığı bir ortak pazarın kurulması, ve en nihayetinde siyasi bütünlüğe gidilmesiydi.

Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (EURATOM)

Avrupa Ekonomik Topluluğu gibi, Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (EURATOM) da 1 Ocak 1958 tarihinde yürürlüğe giren Roma Antlaşması ile kuruldu. Topluluğun amacı, nükleer enerjinin barışçıl amaçlarla ve güvenli biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla üye devletlerin araştırma programlarını koordine etmek olarak belirlendi.

Füzyon Antlaşması ve Avrupa Toplulukları

1965 yılında imzalan Füzyon Antlaşması (Birleşme Anlaşması) ile, yukarıda adı geçen üç topluluk (Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu, Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu) için tek bir Konsey ve tek bir Komisyon oluşturularak, bu Topluluklar, Avrupa Toplulukları adı altında anılmaya başlandı.

Gümrük Birliği

Mamul mallarda gümrük vergileri, planlanandan önce 1 Temmuz 1968’de kaldırıldı; özellikle tarım ve ticaret politikaları olmak üzere ortak politikalar 60’ların sonunda yerli yerine oturmuştu.

İlk Genişleme Dalgası

Altılar’ın başarısı Birleşik Krallık, Danimarka ve İrlanda’yı Topluluk üyeliğine başvurmaya yöneltti. General de Gaulle yönetimindeki Fransa’nın 1963’de ve 1967’de İngiltere’nin üyeliğine karşı iki kez veto yetkisini kullandığı çetin bir pazarlık dönemini takiben, bu üç ülke 1973’te üye oldular.

1980’ler: Topluluk Güneye Doğru Genişliyor

Topluluk 1981’de Yunanistan’ın, 1986’da da İspanya ve Portekiz’in katılmalarıyla güneye doğru genişledi. Böylece, üye sayısı 12’ye ulaştı.

Avrupa Tek Senedi

Dünyadaki durgunluk ve mali yükün paylaşımı konusundaki iç çekişmeler 1980 başlarında bir “Avrupa karamsarlığı” havasının doğmasına neden oldu. Ancak, 1984’ten sonra bunun yerini Topluluğun canlandırılması konusunda daha umutlu beklentiler aldı. Jacques Delors başkanlığındaki Komisyonun 1985’te hazırladığı Beyaz Kitaba dayanarak Topluluk 1 Ocak 1993’e kadar tek pazar oluşturmayı kendisine hedef edindi. Avrupa Tek Senedi, 17 Şubat 1986’da Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, İngiltere, İrlanda, İspanya, Lüksemburg ve Portekiz tarafından, 28 Şubat 1986’da ise Danimarka, İtalya ve Yunanistan tarafından imzalandı.

1987 yılında yürürlüğe giren Avrupa Tek Senedi ile Avrupa Topluluklarını kuran Antlaşmalar kapsamlı bir biçimde değişikliğe uğradı.

Maastricht Antlaşması ve Avrupa Birliği

Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından 3 Kasım 1990’da iki Almanya’nın birleşmesi, Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerinin Sovyet denetiminden kurtulmaları ve demokratikleşmeleri, Aralık 1991’de de Sovyetler Birliği’nin çözülmesi Avrupa’nın siyasi yapısını baştan aşağı değiştirdi. Üye Devletler bağlarını güçlendirme kararlılığıyla, temel özellikleri 9-10 Aralık 1991’de Maastricht’te toplanan Avrupa Birliği Zirvesi’nde kararlaştırılan yeni bir Antlaşmanın müzakerelerine başladılar. Maastricht Antlaşması, diğer adıyla Avrupa Birliği Antlaşması, 1 Kasım 1993 tarihinde yürürlüğe girdi. Bu antlaşma ile 1999’a kadar parasal birliğin tamamlanmasına, Avrupa vatandaşlığının oluşturulmasına ve ortak dış ve güvenlik ile adalet ve içişlerinde işbirliği politikalarının meydana getirilmesine karar verildi.

Maastricht Antlaşması ile üç sütunlu Avrupa Birliği yapısı oluşturuldu. Bu yapının ilk sütununu Avrupa Toplulukları (AKÇT, AET ve EURATOM), ikinci sütununu “Ortak Dışişleri Güvenlik Politikası”, üçüncü sütununu ise “Adalet ve İçişleri” oluşturuyordu.

Yeni Bir Genişleme: Avusturya, Finlandiya, İsveç

1995 yılında, Avusturya, Finlandiya İsveç’in katılımıyla, Avrupa Birliği’nin üye sayısı 15’e yükseldi.

Ekonomik ve Parasal Birlik

Avrupa ortak para birimi olan Euro, 1 Ocak 2002 tarihinde resmen tedavüle girerek, 12 ülkede kullanılmaya başlandı.

Son Genişleme Dalgaları

2004 yılında, Avrupa Birliği’nin tarihindeki en büyük genişleme dalgası gerçekleşti ve 10 yeni ülke (Çek Cumhuriyeti, Estonya, GKRY, Letonya, Litvanya, Macaristan, Malta, Polonya, Slovakya ve Slovenya) Avrupa Birliği’ne katıldı. 2007 yılında, Bulgaristan ve Romanya’nın katılımıyla AB’nin üye sayısı 27’ye yükseldi. 2013 yılında Hırvatistan’ın katılımıyla Avrupa Birliği Üye Devlet sayısı 28’e ulaştı.

Lizbon Antlaşması

Avrupa Birliği’nin derinleşme sürecindeki son önemli aşama, 2007 yılında imzalanan ve 2009 yılında yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması ile gerçekleşti. Bu antlaşma ile, temel olarak, AB’nin karar alma mekanizmalarındaki tıkanıklıkların giderilmesi ve Birliğin daha demokratik ve etkili işleyen bir yapıya kavuşması hedeflendi. Bu hedef doğrultusunda kapsamlı değişikliklere gidilerek, Avrupa Topluluğu’nu kuran Antlaşmanın adı “Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma” olarak değiştirildi.

Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu Arasında Katma Protokol

0

Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu Arasında Katma Protokol, 23 Kasım 1970 tarihinde Brüksel’de imzalanmış, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 5 Temmuz 1971’de kabul edilmiş, 22 Temmuz 1971 tarihinde Cumhuriyet Senatosu’nda onaylanmış, 3 Ağustos 1971 tarihinde resmi gazetede yayınlanan 1448 sayılı Kanun gereğince 1 Ocak 1973’te yürürlüğe girmiştir.

Türkiye ile AB arasında daha önce Ankara Antlaşması adıyla imzalanmış olan ortaklık anlaşmasının uygulanmasına ilişkin düzenlemeleri içermekte; malların, sermayenin, hizmetlerin ve kişilerin serbest dolaşımını nihai hedef olarak belirlemektedir. Ankara Anlaşmasının 4. maddesine dayanılarak hazırlanan Katma Protokol, uygulamayı gösteren bir antlaşma olup tam üyelik öncesi dönemi düzenleyen Geçici Anlaşma niteliğindedir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Katma Protokol, Katma Protokol, Geçiş Dönemi’nin uygulanmasına ilişkin şartları, usulleri, sıra ve süreleri belirlemektedir. Taraflar arasında karşılıklı ve dengeli yükümlülüklerin esas alınması, gümrük birliğinin uygulamaya sokulması, tarafların ekonomik program ve politikalarının yakınlaştırılarak ortak iktisadi faaliyetlerin geliştirilmesi Katma Protokolün amaçlarındandır. Protokol ile öngörülen Gümrük Birliği 1995 yılında imzalanan Gümrük Birliği Antlaşmasına kadar uygulamaya girememiştir.

Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu Arasında Katma Protokol Kapsamı ve Hedefleri 

Türkiye ile AET arasında Gümrük Birliği hedefine dayanan ve 64 maddeden oluşan Katma Protokol, malların, kişilerin, hizmetlerin, sermayenin serbest dolaşımını öngörmekte, ulaştırma, rekabet, vergilendirme konularında mevzuatın uyumlaştırılmasını, iktisadi politikaların eşgüdüm içinde yürütülmesini kapsamaktadır. Ekonomik, sosyal ve siyasi niteliği Ankara Anlaşmasının devamı ve tamamlayıcı bir ekini olduğunu göstermektedir. Malların Serbest Dolaşımı; Gümrük Birliğini, Türkiye ile AET arasında vergilerinin kaldırılmasını, ortak gümrük tarifesinin Türkiye tarafından uygulanmasını, taraflar arasında  miktar kısıtlamasının kaldırılmasını ve ortak tarım politikalarının yürürlüğe konulmasını gerektirmektedir. Kişilerin ve Hizmetlerin Serbest Dolaşımı ise, işçilerin ve tüm yurttaşların birlik içinde serbest dolaşımını, yerleşme ve ikamet hakkını öngörmekte ancak bu dolaşımın mevcut kısıtlamaların kademeli olarak kaldırılması sonucunda gerçekleşmesini hedeflemektedir. Bu kısıtlamaların kaldırılması için uygulanacak yöntem, sıra ve süreler Ortaklık Konseyince saptanacaktır. Topluluğa katılmak isteyen Türkiye, AET tarım politikasına uyum sağlayacak, Türk tarımının çıkarları gözetilecek ve tarafların tarım politikaları birbirine yaklaştırılacaktır. Katma Protokol, nihai olarak ekonomik bütünleşme amacıyla imzalanmıştır. Sermaye, işgücü ve hizmetler bakımından bağlayıcı olmayan hedefler konulmuş, geleceğe ilişkin bir perspektif konulmuştur.

Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu Arasında Katma Protokol

BAŞLANGIÇ
Bir yandan,
Türkiye Cumhurbaşkanı,
Öte yandan,
Majeste Belçika Kralı,
Federal Almanya Cumhurbaşkanı,
Fransa Cumhurbaşkanı,
İtalya Cumhurbaşkanı,
Altes Ruayal Lüksemburg Büyük Dükü,
Majeste Hollanda Kraliçesi,
ve Avrupa Toplulukları Konseyi,

Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında bir Ortaklık Yaratan Anlaşma’nın ortaklığın hazırlık döneminden sonra bir geçiş dönemi öngördüğünü göz önünde bulundurarak,

Ortaklık Anlaşması hedeflerine uygun olarak, Hazırlık döneminin Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında genellikle ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesine ve özellikle ticari alışverişlerin gelişmesine büyük ölçüde katkıda bulunduğunu kaydederek,

Hazırlık döneminden geçiş dönemine intikal için şartların bir araya geldiği kanısına vararak,

Söz konusu geçiş döneminin gerçekleşme şartları, usulleri, sıra ve süreleri ile ilgili hükümlerini bir katma protokol ile tespit etmeye, azmederek,

Geçiş dönemi süresince Akit Taraflar’ın, karşılıklı ve dengeli yükümler esası üzerinden Türkiye ile Topluluk arasında bir gümrük birliğinin gitgide yerleşmesini ve ortaklığın iyi işlemesini sağlamak amacıyla, Türkiye’nin ekonomik politikalarının Topluluğunkilere yaklaştırılmasını ve bunun için gerekli ortak eylemlerin geliştirilmesini sağlayacaklarını gözönünde tutarak,

TÜRKİYE CUMHURBAŞKANI:
Dışişleri Bakanı Bay İhsan Sabri Çağlayangil’i,
MAJESTE BELÇİKA KRALI:
Dışişleri Bakanı Bay Pierre Harmel’i,
FEDERAL ALMANYA CUMHURBAŞKANI:
Dışişleri Bakanı Bay Walter Scheel’i,
FRANSA CUMHURBAŞKANI:
Dışişleri Bakanı May Maurice Schumann’ı
İTALYA CUMHURBAŞKANI:
Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Bay Mario Pedini’yi,
ALTES RUAYAL LÜKSEMBURG BÜYÜK DÜKÜ:
Dışişleri Bakanı Bay Gaston Thorn’u,
MAJESTE HOLLANDA KRALİÇESİ:
Dışişleri Bakanı Bay J.M.A.H. Luns’u,
AVRUPA TOPLULUKLARI KONSEYİ:
Avrupa Toplulukları Konseyi Dönem Başkanı Bay Walter Scheel’i,
Avrupa Toplulukları Komisyonu Başkanı Bay Franco Maria Malfatti’yi,

Tam yetki ile atamışlardır. Adları geçenler, yetki belgelerinin karşılıklı olarak verilmesinden ve bunların usul ve şekil bakımından uygunluklarının anlaşılmasından sonra,

Ortaklık Anlaşması’na eklenen aşağıdaki hükümler üzerinde uyuşmuşlardır:

MADDE – 1

Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında bir ortaklık yaratan Anlaşma’nın 4. maddesinde belirtilen Geçiş Dönemi’nin gerçekleşme şartları, usulleri, sıra ve süreleri, bu protokol ile tespit edilmiştir.

KISIM: I
Malların Serbest Dolaşımı
MADDE – 2

1. Bu kısmın I. bölümünün I. kesimi ile II. bölümü hükümleri:

a) Türkiye veya Topluluk’ta serbest dolaşım durumunda bulunan üçüncü ülkeler çıkışlı maddelerden tamamen veya kısmen elde edilenler de dahil olmak üzere, Türkiye veya Topluluk’ta üretilen mallara,

b) Türkiye ve Topluluk’ta serbest dolaşım durumunda bulunan üçüncü ülkeler çıkışlı mallara,

uygulanır.

2. Türkiye veya Topluluk’ta ithal işlemleri tamamlanmış, gerekli Gümrük Vergisi ve eş etkili vergi veya resimleri tahsil edilmiş ve bu vergi veya resimleri tam veya kısmi bir iadeden yararlanmamış olan üçüncü ülkeler çıkışlı mallar, Türkiye veya Topluluk’ta serbest dolaşım durumunda sayılır.

3. Kaynağı veya çıkış nedeni ile özel bir gümrük rejiminden yararlanarak üçüncü ülkelerden Türkiye veya Topluluğa ithal edilmiş mallar, diğer Akit Taraf’a tekrar ihraç edildiğinde serbest dolaşım durumunda sayılamaz. Bununla beraber, Ortaklık Konseyi, tespit edeceği şartlar içinde, bu kurala sapmalar getirebilir.

4. 1. ve 2. fıkraların hükümleri bu Protokol’ün imzası tarihinden itibaren Türkiye veya Topluluk’tan ihraç edilen mallara uygulanır.

MADDE – 3

1. Bu kısmın I. bölümünün I. kesimi ile II. bölümü hükümleri, Türkiye veya Topluluk’ta elde edilen ve imaline Türkiye veya Topluluk’ta serbest dolaşım durumunda bulunmayan üçüncü ülkeler çıkışlı maddeler giren mallara da uygulanır. Bununla beraber, söz konusu malların bu hükümlerden yararlanabilmesi, imallerine giren, söz konusu malların bu hükümlerden yararlanabilmesi, imallerine giren üçüncü ülkeler maddeleri için Ortak Gümrük Tarifesi’nde öngörülen vergi hadlerinin belli bir yüzdesine eşit bir fark giderici verginin ihracatçı devlette tahsiline bağlıdır. Ortaklık Konseyi’nin belirteceği her dönem için tespit edeceği bu oran, İthalatçı Devlet tarafından bu mallara tanınan tarife indirimine bağlı olarak değişir. Ortaklık Konseyi, üye Devletler arasındaki alış verişlerde 1 Temmuz 1968 tarihinden önce bu konuda yürürlükte olan kuralları gözönünde tutarak, fark giderici verginin tahsil usullerini de tespit eder.

2. Bununla beraber, bu maddede belirtilen şartlar içinde elde edilmiş olan malların Türkiye ve Topluluk tarafından ihracı sırasında, bu Protokolle tespit edilmiş bulunan değişik gümrük indirimi sıra ve sürelerine göre diğer Akit Taraf’a ithal edilen malların çoğunluğu için Gümrük Vergileri indirim oranı %20’yi aşmadıkça, fark giderici vergi alınmaz.

MADDE – 4

Ortaklık Konseyi, 2. ve 3. maddelerin uygulanması için gerekli idari işbirliği usullerini, Üye Devletler arasındaki mal alışverişleri konusunda Toplulukça kararlaştırılan usulleri gözönünde tutarak, tespit eder.

MADDE – 5

1. Gerek Gümrük Vergileri, gerek miktar kısıtlamaları, gerekse ithalattaki bütün eş etkili tedbirlerin diğer herhangi bir ticaret politikası tedbirinin uygulanmasından meydana gelen uyarsızlıkların alışverişlerde yön değişmelerine yol açmak veya ülkesinde ekonomik güçlüklere sebep olmak tehlikesini doğurduğu kanısına varan her Akit Taraf Ortaklık Konseyi’ne başvurabilir ve Konsey, gerektiğinde, bu uyarsızlıklardan doğabilecek zararları önleyecek nitelikte usulleri tavsiye eder.

2. Alış verişlerde yön değişmeleri veya ekonomik güçlükler ortaya çıktığında bunların ivedi bir eylemi gerektirdiği kanısına varan ilgili Taraf gerekli korunma tedbirlerini kendisi alabilir, ve bunları Ortaklık Konseyi’ne geciktirmeksizin bildirir; Ortaklık Konseyi ilgili Tarafın bu tedbirleri değiştirmesi veya kaldırması gerekip gerekmediği hususunda karar verebilir.

3. Bu tedbirlerin seçiminde, ortaklığın işleyişini ve özellikle alış verişlerin normal gelişmesini en az bozacak olanlara öncelik verilmelidir.

MADDE – 6

Geçiş Dönemi süresinde Akit Taraflar, Topluluk üyesi devletlerce daha önce yapılmış yaklaştırmaları da gözönünde tutarak, gümrüklerin ilgili kanun, tüzük ve yönetmelik hükümlerini, Ortaklığın iyi işlemesinin gerektirdiği ölçüde, yaklaştırma yoluna giderler.

BÖLÜM: I

GÜMRÜK BİRLİĞİ

KISIM – I

Türkiye ve Topluluk arasında Gümrük Vergilerinin kaldırılması

MADDE – 7

1. Akit Taraflar, aralarında ithalat ve ihracata yeni Gümrük Vergileri veya eş etkili vergi veya resimler koymakta ve bu Protokol’ün yürürlüğe giriş tarihinde karşılıklı ticari ilişkilerinde uyguladıkları gümrük vergileri ile eş etkili vergi veya resimleri artırmaktan sakınırlar.

2. Bununla beraber, Anlaşma sonuçlarının gerçekleşmesi için gerekli olduğunda, Ortaklık Konseyi Akit Taraflar’ı ihracata yeni gümrük vergileri veya eş etkili vergi veya resimler koymaya yetkili kılabilir.

MADDE – 8

Türkiye ve Topluluk arasında yürürlükte olan ithalat gümrük vergileri ile eş etkili vergi veya resimler, bu Protokolün 9 ila 11. maddelerinde öngörülen şartlar içinde, gitgide kaldırılır.

MADDE – 9

Topluluk, bu Protokol’ün yürürlüğe girişinde, Türkiye çıkışı ithalata uyguladığı Gümrük Vergileri ile eş etkili vergi veya resimleri kaldırır.

MADDE – 10

1. Her madde için Türkiye’nin yapacağı birbirini izleyecek indirimlerin uygulanacağı temel vergi, Protokol’ün imzası tarihinde Topluluğa karşı fiilen uygulanan vergidir.

2. Türkiye tarafından yapılacak indirimlerin sıra ve süreleri aşağıdaki şekilde tespit edilmiştir: İlk indirim bu Protokol’ün yürürlüğe girişinde uygulanır. İkinci ve üçüncü indirimler sırasıyla üç yıl ve beş yıl sonra yapılır. Dördüncü ve daha sonraki indirimler ise, son indirim Geçiş Döneminin sonunda gerçekleştirilecek şekilde, her yıl uygulanır.

3. Her indirim, her maddenin temel vergisi %10 azaltılarak yapılır.

MADDE – 11

10. maddenin 2. ve 3. fıkraları hükümlerinden sapma olarak, Türkiye, 3 sayılı ekte yer alan maddeler için, Topluluğa uyguladığı temel vergileri, yirmi iki yıllık bir dönemde, aşağıdaki sıra ve sürelerle, gitgide kaldırır: Bu Protokol’ün yürürlüğe girişinde her vergi üzerinden %5 indirim yapılır. %5 oranındaki diğer üç indirim sırasıyla üç, altı ve on yıl sonra uygulanır. %10 oranındaki diğer sekiz indirimin her biri, sırasıyla bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden oniki, onüç, onbeş, onyedi, onsekiz, yirmi, yirmibir ve yirmiiki yıl sonra yapılır.

MADDE – 12

1. Bu Protokol yürürlüğe girdiği sırada Türkiye’de olmayan yeni bir işleme sanayiinin kurulup gelişmesini korumak veya mevcut bir işleme sanayiinin o sırada uygulanmakta olan Türk Kalkınma Planı’nda öngörülen gelişmesini sağlamak amacıyla Türkiye, Geçiş Döneminin ilk sekiz yılında, aşağıdaki şartlarla, 3 sayılı ekte gerekli değişiklikleri yapabilir:

– Bu değişikliklerin tümü, 1967 yılına ait Topluluk çıkışlı toplam ithalat değerinin %10’unu aşmamalıdır,

– 3 sayılı ekte yer alan tüm maddelerin, yine 1967 yılı rakamlarına göre hesaplanan Topluluk çıkışlı ithalat değeri artmamalıdır.

3 sayılı eke alınan maddelere, 11. madde hükümlerine göre hesaplanmış olan vergiler derhal uygulanabilir; bu ekten çıkarılanlara 10. madde hükümlerine göre hesaplanmış olan vergiler derhal uygulanır.

2. Türkiye, yukarıdaki hükümler uyarınca almayı tasarladığı tedbirleri Ortaklık Konseyi’ne bildirir.

3. Yukarıdaki 1. fıkrada belirtilen amaçla ve 1967 yılında Topluluk çıkışlı ithalatın %10’u ile sınırlı kalmak üzere, Geçiş Dönemi süresince Ortaklık Konseyi, Türkiye’yi 10. madde hükmüne giren maddelerin ithalatında, kaldırılan Gümrük Vergilerini yeniden koymak, olanları artırmak veya yeni vergiler koymaya yetkili kılabilir.

Bu tarife tedbirleri, etkilediği tarife pozisyonlarının her birinde, Topluluk çıkışlı ithalata uygulanan vergileri, ad valorem %25’in üstünde bir orana çıkaramaz.

4. Ortaklık Konseyi 1. ve 3. fıkralar hükümlerinin dışına çıkabilir.

MADDE – 13

1. 9 ila 11. maddeler hükümlerine bağlı olmaksızın, Akit Taraflar – özellikle ekonomik kalkınmasını teşvik için gerekli bazı malların ithalatını kolaylaştırmak amacıyla Türkiye – birbirlerinden ithal ettikleri maddelere uygulanan vergilerin tahsili, karşı tarafa bildirmek suretiyle tamamen veya kısmen durdurabilirler.

2. Akit Taraflar, genel ekonomik durumları ve ilgili sektörün durumu elverdiği takdirde, diğer tarafa karşı gümrük vergilerini 9 ila 11. maddelerde öngörülenden daha hızlı bir sıra ve süre içinde indirmeye hazır olduklarını bildirirler. Ortaklık Konseyi bu amaçla tavsiyelerde bulunur.

MADDE – 14

Türkiye’nin ortaklık dışı bir ülkeye karşı, gümrük vergilerine eş etkili bir vergi veya resmi, 10. ve 11. maddelerde öngörülenden daha hızlı bir sıra ve süre ile kaldırma yoluna gitmesi halinde, aynı sıra ve süre, bu vergi veya resmin Topluluğa karşı kaldırılması için de uygulanacaktır.

MADDE – 15

7. maddenin 2. fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, Akit Taraflar, bu protokolün yürürlüğe girişinden en geç dört yıl sonra, aralarındaki ihracat gümrük vergileri ile eş etkili vergi veya resimleri kaldırırlar.

MADDE – 16

1. 7. maddenin 1. fıkrasıyla 8 ila 15. (dahil) maddeler hükümleri mali nitelikteki gümrük vergilerine de uygulanır.

2. Türkiye ve Topluluk, bu Protokol’ün yürürlüğe girişiyle birlikte, mali nitelikteki gümrük vergilerini Ortaklık Konseyi’ne bildirirler.

3. Türkiye, bu mali nitelikteki gümrük vergileri yerine 44. madde hükümlerine uygun bir iç vergi veya resim koymak hakkını saklı tutar.

4. Ortaklık Konseyi, Türkiye’de mali nitelikteki bir gümrük vergisi yerine bir iç vergi veya resim konulmasının ciddi güçlükler yaratacağını tespit ettiği takdirde, en geç geçiş dönemi sonunda kaldırılmak şartıyla, Türkiye’ye bu vergiyi yürürlükte bırakmak yetkisini tanır. Yetki, bu Protokolün yürürlüğe girişinden itibaren oniki ay içinde istenmelidir.

Türkiye, Ortaklık Konseyi tarafından bir karar verilinceye kadar, söz konusu vergileri geçici olarak yürürlükte bırakabilir.

KISIM – II
Ortak Gümrük Tarifesi’nin Türkiye tarafından kabulü
MADDE – 17.

Türk Gümrük Tarifesi’nin Ortak Gümrük Tarifesi’ne uyumu, bu Protokol’ün imzası tarihinde Türkiye’nin üçüncü ülkelere fiilen uyguladığı vergilerden hareket edilerek, Geçiş Dönemi içinde, aşağıdaki usullerle yapılır:

1. Yukarıda belirtilen tarihte Türkiye tarafından fiilen uygulanan vergi hadleri, Ortak Gümrük Tarifesi hadlerine göre, fazla veya eksik olarak, %15’i aşan bir farklılık göstermeyen maddelere, 10. maddede öngörülen ikinci indirimden bir yıl sonra, Ortak Gümrük Tarifesi hadleri uygulanır.

2. Diğer hallerde Türkiye, 10. maddede öngörülen ikinci indirimden bir yıl sonra, bu Protokolün imzası tarihinde fiilen uyguladığı gümrük haddi ile Ortak Gümrük Tarifesi haddi arasındaki farkı %20 oranında azaltan Gümrük Vergisi hadleri uygulanır.

3. Bu fark, 10. maddede öngörülen beşinci ve yedinci Gümrük Vergisi indirimleri sırasında, yeniden %20 oranında azaltılır.

4. Ortak Gümrük Tarifesi, 10. maddede öngörülen onuncu gümrük vergisi indirimi ile birlikte tam olarak uygulanır.

MADDE – 18

17. madde hükmünden sapma olarak ve 3 sayılı ekte yer alan maddeler için Türkiye, yirmiiki yıllık bir süre içinde, aşağıdaki usullere göre, tarifesinin uyumu yoluna gider:

1. Bu protokolün imzası tarihinde Türkiye tarafından fiilen uygulanan vergi hadleri; ortak gümrük tarifesi hadlerine göre, fazla veya eksik olarak %15’i aşan bir farklılık göstermeyen maddelere, 11. maddede öngörülen dördüncü vergi indirimi sırasında, ortak gümrük tarifesi hadleri uygulanır.

2. Diğer hallerde, Türkiye, 11. maddede öngörülen dördüncü vergi indirimi sırasında, bu protokolün imzası tarihinde fiilen uyguladığı gümrük haddi ile ortak gümrük tarifesi haddi arasındaki farkı %20 oranında azaltan gümrük vergisi hadleri uygular.

3. Bu fark, 11. maddede öngörülen yedinci ve dokuzuncu indirimler yapılırken, sırasıyla, %30 ve %20 oranında yeniden azaltılır.

4. Ortak gümrük tarifesi yirmiikinci yılın sonunda tam olarak uygulanır.

MADDE – 19

1. 1967 yılı toplam ithalatının değer olarak %10’unu aşmayan bir kısım maddeler için, Türkiye, Ortaklık Konseyi’nde danışmadan sonra, 17. ve 18. maddeler uyarınca üçüncü ülkelere yapacağı gümrük vergisi indirimlerini, bu protokolün yürürlüğe girişini izleyen yirmiikinci yılın sonuna kadar ertelemeye yetkilidir.

2. 1967 yılı toplam ithalatının değer olarak % 5 ini aşmayan bir kısım maddeler için Türkiye, ortaklık konseyinde danışmadan sonra, üçüncü ülkelere yirmi iki yıllık sürenin ötesinde de ortak gümrük tarifesi hadleri üstünde vergi uygulamaya yetkilidir.

3. Bununla beraber, yukarıdaki fıkralar hükümlerinin uygulanmasının ortaklık içinde malların serbest dolaşımına zarar vermemesi gerekir ve bu uygulama Türkiye’nin 5 inci madde hükümlerine başvurmasına yol açamaz.

4. Gümrük tarifesinin ortak gümrük tarifesine uyumunu hızlandırması halinde, Türkiye bu bölümde öngörülen uygulamalardan doğana eş bir tercihi topluluğa saklı tutar.

Ortaklık konseyinin ön müsaadesi olmadıkça, 3 sayılı ekte yer alan maddeler için geçiş döneminin sonundan önce bu hızlandırma yapılamaz.

5. 16. maddenin 4 üncü fıkrasının 1 inci bendinde öngörülen yetki talebine konu olan veya 16. maddenin 4 üncü fıkrasının 2. bendi uyarınca geçici olarak yürürlükte bırakabileceği Gümrük Vergileri için Türkiye, 17. ve 18. maddeler hükümlerini uygulamakla yükümlü değildir. Yetki süresinin bitiminde Türkiye bu maddelerin uygulanmasıyla ulaşılmış olacak vergi hadlerine uygular.

MADDE – 20

1. Türkiye’nin ikili ticaret anlaşmalarının işlemesi, bu protokol hükümleri veya bu protokolün uygulanması yolunda alınan tedbirler dolayısıyla hissedilir şekilde aksarsa, Türkiye, söz konusu anlaşmalarla bağlı bulunduğu ülkeler çıkışlı bazı maddelerin ithalini kolaylaştırmak için, ortaklık konseyinin ön müsaadesi ile sıfır veya indirilmiş Gümrük Vergili tarife kontenjanları açmaya yetkilidir.

2. 1 inci fıkrada belirtilen tarife kontenjanlarının aşağıdaki şartlara uymaları halinde, bu müsaade verilmiş sayılır:

a) Bu kontenjanların yıllık toplam değeri istatistik verilerin bulunduğu son üç yıl içinde Türkiye’nin üçüncü ülkeler çıkışlı ithalatında, 4 sayılı ekte belirtilen kaynaklarla gerçekleştirilen ithalat çıkarıldıktan sonra bulunacak ortalama değerin %10’unu aşmamalıdır. %10 tutarındaki bu miktardan 4 sayılı ek çerçevesinde üçüncü ülkelerden gümrük vergilerinden muaf olarak yapılan ithalatın miktarı düşülür.

b) Her madde için, tarife kontenjanları çerçevesinde öngörülen ithalat değeri, Türkiye’nin, istatistik verileri bulunan son üç yıl için üçüncü ülkeler çıkışlı ithalat değeri ortalamasının üçte birini geçmemelidir.

3. Türkiye, 2. fıkra hükümlerine uygun olarak almayı düşündüğü tedbirleri Ortaklık Konseyi’ne bildirir.

Ortaklık Konseyi, geçiş döneminin sonunda, 2. fıkra hükümlerinin kaldırılmasının veya değiştirilmesinin gerekip gerekmediğine karar verebilir.

4. Bir tarife kontenjanı çerçevesinde uygulanan vergi, hiçbir halde, Türkiye tarafından Topluluk çıkışlı ithalatta fiilen uygulanan vergiden düşük olamaz.

BÖLÜM – II
Akit Taraflar arasında miktar kısıtlamalarının kaldırılması
MADDE – 21

Aşağıdaki hükümler saklı kalmak üzere, Akit Taraflar arasında ithalat miktar kısıtlamaları ve eş etkili bütün tedbirler yasaklanmıştır.

MADDE – 22

1. Akit Taraflar, aralarında, ithalata yeni miktar kısıtlamaları ve eş etkili tedbirler koymaktan sakınırlar.

2. Bununla beraber, bu protokolün yürürlüğe girişinde, Türkiye yönünden bu yüküm, 1967 yılında Topluluk çıkışlı özel ithalatının ancak %35’i için uygulanır. Bu protokolün yürürlüğe girişinden üç, sekiz, on üç ve on sekiz yıl sonra bu oran, sırasıyla %40, 45, 60 ve 80’e yükseltilir.

3. Son üç vadenin her birinden altı ay önce, Ortaklık Konseyi, liberasyon oranının yükseltilmesinin Türkiye’nin ekonomik kalkınması üzerinde yapacağı etkileri inceler ve gerektiğinde, Türk ekonomisinin hızlı kalkınmasını sağlamak için, vadenin, tespit edeceği bir süre kadar ertelenmesini kararlaştırır.

Bir karar alınmadığı takdirde, söz konusu vade bir yıl ertelenmiş olur. İnceleme işlemi, bu sürenin son bulmasından altı ay önce yeniden başlar. Ortaklık Konseyi yine bir karar almadığı takdirde, bir yıllık ikinci bir erteleme daha yapılır.

Bu ikinci sürenin sonunda, Ortaklık Konseyi’nin aksine kararı olmadıkça, liberasyon oranı artırımı Türkiye tarafından uygulanır.

4. Türkiye’ye ithali libere edilen Topluluk çıkışlı maddelerin listesi, bu protokolün imzası sırasında Topluluğa bildirilir. Bu liste Topluluğa konsolide edilir. 2. fıkrada belirtilen vadelerin her birinde libere edilen maddelerin listeleri Topluluğa bildirilir ve konsolide edilir.

5. Türkiye, libere olmakla beraber bu madde uyarınca konsolide edilmemiş bulunan maddeler ithalatına, kısıtlama koyduğu tarihten önceki son üç yıllık Topluluk çıkışlı ithalat ortalamasının en az %75’ine eşit miktarda Topluluk lehine kontenjanlar açmak şartıyla, yeniden miktar kısıtlamaları koyabilir. Bu kontenjanlara 25. maddenin 4. fıkrası hükümleri uygulanır.

6. Türkiye Topluluğa, her halükârda üçüncü ülkelerden daha az elverişli bir işlem uygulamaz.

MADDE – 23

Akit Taraflar, 22. maddenin 5. fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, karşılıklı alışverişlerinde bu Protokol’ün yürürlüğe giriş tarihinde mevcut ithalat miktar kısıtlamalarını ve eş etkili tedbirleri daha kısıtlayıcı hale getirmekten sakınırlar.

MADDE – 24

Topluluk, bu Protokol’ün yürürlüğe girişinde, Türkiye çıkışlı ithalata uyguladığı bütün miktar kısıtlamalarını kaldırır. Bu liberasyon Türkiye’ye konsolide edilir.

MADDE – 25

1. Türkiye, aşağıdaki fıkralarda belirtilen şartlar içinde, Topluluk çıkışlı ithalata uyguladığı miktar kısıtlamalarını gitgide kaldırır.

2. Bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden bir yıl sonra, Türkiye’de libere olmayan her maddenin ithalatında Topluluk lehine kontenjanlar açılır. Bu kontenjanlar, istatistik verileri bulunan son üç yılda gerçekleştirilen Topluluk çıkışlı ithalattan:

a) Belirli yatırım projelerine bağlı özel yardım kaynaklarıyla,

b) Bedelsiz ithalat yoluyla,

c) Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu çerçevesinde,

Gerçekleştirilen ithalat düşüldükten sonra bulunacak ortalamaya eşit bir miktarda tespit edilir.

3. Libere edilmemiş bir maddenin Topluluk çıkışlı ithalatı, bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden sonraki ilk yılda o maddenin toplam ithalatının %7’sini bulmadığı takdirde, bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden bir yıl sonra, söz konusu toplam ithalatın %7’sine eşit bir kontenjan açılır.

4. Bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden üç yıl sonra, Türkiye, bu suretle tespit edilmiş bütün kontenjanları, bir yıl öncesine göre, toplam değer olarak en az %10 ve her madde ile ilgili kontenjanın değerinde de en az %5 oranında bir genişleme gerçekleştirilecek şekilde artırır. Bu değerler, her iki yılda bir, önceki döneme göre aynı oranlarda artırılır.

5. Bu Protokol’ün yürürlüğe girişinin onüçüncü yılından başlayarak, iki yılda bir, her kontenjan, önceki döneme göre en az %20 oranında artırılır.

6. Bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden sonraki ilk yılda, libere edilmemiş bir madde için, Türkiye’de hiçbir ithalat gerçekleştirilmemiş ise, bir kontenjanın açılması ve genişletilmesi usulleri Ortaklık Konseyi tarafından tespit edilir.

7. Ortaklık Konseyi, libere edilmemiş bir maddenin ithalatının, birbirini izleyen iki yıl içinde, açılmış olan kontenjanın hissedilir şekilde altında kaldığı kanısına varırsa, bu kontenjan, Topluluğa açılacak kontenjanların toplam değeri hesaplanırken göz önüne alınamaz. Bu durumda Türkiye, Topluluğa bu maddedeki kontenjan kısıtlamasını kaldırır.

8. Türkiye’de uygulanan bütün ithalat miktar kısıtlamalarının bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden en geç yirmiiki yıl sonra kaldırılması gereklidir.

MADDE – 26

1. Akit Taraflar, aralarında uyguladıkları ithalat miktar kısıtlamalarına eş etkili bütün tedbirleri en geç yirmiiki yıllık bir dönem sonunda kaldırırlar. Ortaklık Konseyi, Topluluk içinde alınmış olan kararları da göz önünde bulundurarak, bu dönemde kademeli olarak yapılacak uyumlar hususunda tavsiyede bulunur.

2. Özellikle, Türkiye, Topluluk çıkışlı malların ithalatında, ithalatçılar tarafından yatırılması gerekli teminatları, 10. ve 11. maddelerde öngörülen sıra ve sürelere göre gitgide kaldırır.

Ayrıca, bu Protokol’ün yürürlüğe girişiyle birlikte, Topluluk’tan ithal edilen, Türk Gümrük Tarifesi’nin 87.06 pozisyonundaki Topluluk çıkışlı motorlu kara nakil vasıtalarının aksam, parça ve teferruatında, bu malların gümrük değerinin %140 ını ve diğer Topluluk çıkışlı mallarda da aynı değerin %120 sini aşan ithalat teminatları bu oranlar seviyesine indirilir.

MADDE – 27

1. Akit Taraflar arasında ihracat miktar kısıtlamaları ve bütün eş etkili tedbirler yasaklanmıştır.

Türkiye ve Topluluk, en geç Geçiş Döneminin sonunda, aralarındaki ihracat miktar kısıtlamalarını ve bütün eş etkili tedbirleri kaldırırlar.

2. Yukarıdaki fıkra hükmünden sapma olarak, Türkiye ve Topluluk, Ortaklık Konseyi’ne danıştıktan sonra, ekonomilerinin bazı faaliyet dallarının gelişmesini teşvik veya temel maddelerde muhtemel bir kıtlığa karşı konulması için gerekli olduğu ölçüde, bu maddeler ihracatındaki mevcut kısıtlamaları muhafaza edebilir veya yeni kısıtlamalar koyabilirler.

Bu durumda, ilgili Taraf, diğeri lehine, bir yandan istatistik verileri bulunan son üç yıllık ihracatın ortalamasını, öte yandan da gitgide gerçekleşecek Gümrük Birliği içinde alışverişlerin normal gelişmesini göz önünde bulundurarak bir kontenjan açar.

MADDE – 28

Türkiye, genel ekonomik durumu ve ilgili sektörün durumu elverdiği takdirde, ithalat ve ihracat miktar kısıtlamalarını Topluluğa karşı yukarıdaki maddelerde öngörülenden daha hızlı sıra ve sürelerde kaldırmaya hazır olduğunu beyan eder. Ortaklık Konseyi bu konuda Türkiye’ye tavsiyelerde bulunur.

MADDE – 29

21 ila 27. (dahil) maddeler hükümleri, kamu ahlakı, kamu düzeni, kamu güvenliği, insan ve hayvanların hayat ve sağlıklarının veya bitkiler ile sanat, tarih veya arkeoloji değeri olan milli servetlerin veya ticari ve sınai mülkiyetin korunması nedenlerinin haklı kıldığı ithalat, ihracat veya transit yasaklamaları veya kısıtlamaları konulmasına engel teşkil etmez. Bununla beraber, bu yasaklama veya kısıtlamalar, ne bir keyfi ayırım aracı, ne de Akit Taraflar arasındaki ticarette örtülü bir kısıtlama niteliği taşımalıdır.

MADDE – 30

1. Akit Taraflar ticari nitelik taşıyan milli tekellerini, tedarik ve sürüm şartları bakımından, Türkiye ve Topluluk üyesi Devletler uyrukluları arasındaki her türlü farklılığın yirmi iki yıllık bir süre sonunda kalkmasını sağlayacak şekilde, gitgide düzenlerler.

Bu madde hükümleri, Türkiye’nin veya bir üye devletin Türkiye ile Topluluk arasındaki ihracat veya ithalatı dolaylı veya dolaysız, hukuken veya fiilen kontrol ettiği, yönettiği veya hissedilir şekilde etkilediği bütün kuruluşlara uygulanır. Bu hükümler, idaresi devredilmiş Devlet tekellerine de uygulanır.

2. Akit Taraflar, 1. fıkrada yer alan ilkelere aykırı veya aralarındaki gümrük vergilerinin ve miktar kısıtlamalarının kaldırılması ile ilgili maddelerin hükümlerinin kapsamını daraltan her türlü yeni tedbir almaktan sakınırlar.

3. Bu maddede belirtilen Türk tekellerinin uyumu ve Türkiye ile Topluluk arasındaki alışveriş engellerinin azaltılmasıyla ilgili usul, sıra ve süreler, bu protokolün yürürlüğe girişinden en geç altı yıl sonra, Ortaklık Konseyi tarafından tespit edilir.

Yukarıdaki bentte öngörülen Ortaklık Konseyi kararına kadar, Akit Taraflar, diğer tarafta tekel konusu olan maddelere en çok kayrılan üçüncü ülkenin aynı mallarına uygulanana en azından eşit bir işlem uygularlar.

4. Akit Tarafların yükümlülükleri, mevcut milletlerarası anlaşmalarla bağdaştığı ölçüde geçerlidir.

BÖLÜM – III

Ortak tarım politikasının uygulama alanına konulması sonucu olarak Topluluğa ithali özel düzene bağlı ürünler

MADDE – 31

Tarım ürünleri için IV. bölümde belirtilen rejim, ortak tarım politikasının uygulama alanına konulması sonucu olarak Topluluğa ithali özel bir düzene bağlı ürünlere uygulanır.

BÖLÜM – IV
TARIM
MADDE – 32

Bu Protokol’ün hükümleri, 33 ila 35 inci maddelerde öngörülen aykırı hükümler saklı kalmak üzere, tarım ürünlerine uygulanır.

MADDE – 33

1. Yirmiiki yıllık dönem içinde, Türkiye, tarım ürünlerinin Türkiye ile Topluluk arasında serbest dolaşımı için Türkiye’de uygulanması gerekli ortak tarım politikası tedbirlerini bu dönemin sonunda alabilmek amacıyla, kendi tarım politikasının uyumu yoluna gider.

2. 1. fıkrada belirtilen sürede Topluluk, tarım politikasının tespiti veya ilerideki gelişmesi sırasında Türk tarımının çıkarlarını göz önünde tutar. Türkiye, bu amaca yararlı bütün unsurları Topluluğa bildirir.

3. Topluluk, Ortak Tarım Politikası’nın tespiti veya gelişmesi ile ilgili Komisyon tekliflerini, bu tekliflere ilişkin görüşleri ve alınan kararları Türkiye’ye bildirir.

4. Tarım alanında Türkiye tarafından Topluluğa bildirilmesi gereken hususları Ortaklık Konseyi kararlaştırır.

5. 3. fıkrada belirtilen Komisyon teklifleri ve 1. fıkra uyarınca Türkiye’nin tarım alanında almayı öngördüğü tedbirlerle ilgili olarak, Ortaklık Konseyi çerçevesinde, danışmalar yapılabilir.

MADDE – 34

1. Yirmiiki yıllık dönemin sonunda Ortaklık Konseyi, Türkiye’nin 33. maddenin 1. fıkrasında belirtilen Ortak Tarım Politikası tedbirlerini aldığını tespit ettikten sonra, tarım ürünlerinin Türkiye ve Topluluk arasında serbest dolaşımının gerçekleşmesi için gerekli hükümleri tespit eder.

2. 1. fıkrada belirtilen hükümler, bu Protokol’de öngörülen kurallardan gerekli her türlü sapmayı kapsayabilir.

3. Ortaklık Konseyi 1. fıkrada belirtilen tarihi değiştirebilir.

MADDE – 35

1. 34. maddede öngörülen hükümlerin tespit edilmesine kadar ve 7 ila 11, 15 ila 18. maddeler, 19. maddenin 1. ve 5. fıkraları, 21 ila 27 ve 30. maddeler hükümlerinden sapma olarak, Türkiye ve Topluluk, birbirlerine, tarım ürünleri alışverişleri için, genişliği ve usulleri Ortaklık Konseyi tarafından tespit edilecek olan tercihli bir rejim tanırlar.

2. Bununla beraber, geçiş döneminin başından itibaren uygulanacak rejim 6 sayılı ekte tespit edilmiştir.

3. Bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden bir yıl sonra ve bundan sonra da iki yılda bir, Ortaklık Konseyi, iki Taraftan birinin isteği üzerine tarım ürünlerine uygulanan tercihli rejimin sonuçlarını inceler. Ortaklık Konseyi, Ortaklık Anlaşmasının amaçlarının gitgide gerçekleşmesini sağlamak üzere, gerekli olabilecek iyileştirmeleri kararlaştırabilir.

4. 34. maddenin 2. fıkrası hükümleri bu madde için de geçerlidir.

KISIM – II
Kişilerin ve hizmetlerin dolaşımı
BÖLÜM – 1
İşçiler
MADDE – 36

Türkiye ile Topluluk üyesi Devletler arasında işçilerin serbest dolaşımı, Ortaklık Anlaşması’nın 12. maddesinde yer alan ilkelere uygun şekilde, Anlaşma’nın yürürlüğe girişinden sonraki onikinci yılın sonu ile yirmiikinci yılın sonu arasında kademeli olarak gerçekleştirilecektir.

Ortaklık Konseyi bu konuda gerekli usulleri kararlaştıracaktır.

MADDE – 37

Her Üye Devlet, Topluluk’ta çalışan Türk uyruklu işçilere, çalışma şartları ve ücret bakımından, Topluluk üyesi diğer devletler uyruklu işçilere göre uyrukluktan ötürü herhangi bir farklı işleme yer vermeyen bir rejim tanır.

MADDE – 38

Türkiye ile Topluluk Üyesi Devletler arasında işçilerin serbest dolaşımının kademeli olarak gerçekleşmesine değin, Ortaklık Konseyi, Türk uyruklu işçilerin her üye devlette çalışmalarını kolaylaştırmak amacıyla, bu işçilerin serbestçe meslek ve yer değiştirmelerinden ortaya çıkan bütün sorunları ve özellikle çalışma ve oturma izinlerinin uzatılmasını inceleyebilir.

Bu amaçla, Ortaklık Konseyi Üye Devletlere tavsiyelerde bulunabilir.

MADDE – 39

1. Bu Protokol’ün yürürlüğe girişinin birinci yılının bitiminden önce, Ortaklık Konseyi, sosyal güvenlik alanında, Topluluk içinde yer değiştiren Türk uyruklu işçiler ve bunların Topluluk’ta oturan aileleri yararına hükümler tespit eder.

2. Bu hükümler, tespit edilecek usullere göre, Türk uyruklu işçilere yaşlılık, ölüm ve sakatlık gelir ve aylıkları ile işçi ve Topluluk içinde oturan ailesine sağlanan sağlık hizmetleri yönünden, çeşitli üye Devletlerde geçen sigorta veya çalışma sürelerinin birleştirilmesine imkan verecektir. Bu hükümler, Topluluk Üyesi Devletler için, Türkiye’de geçmiş süreleri göz önünde tutmak zorunluluğu yaratmaz.

3. Yukarıda belirtilen hükümler, işçinin ailesinin Topluluk içinde oturmaması halinde, aile yardımlarının ödenmesini sağlayacak nitelikte olmalıdır.

4. 2. fıkranın uygulanması sonucu kararlaştırılan hükümler uyarınca hak kazanılan yaşlılık, ölüm ve sakatlık gelir ve aylıkları Türkiye’ye gönderilebilecektir.

5. Bu maddede belirtilen hükümler, Türkiye ile Topluluk Üyesi Devletler arasındaki ikili anlaşmalardan doğan hak ve yükümleri, bunlar Türk uyruklular yararına daha elverişli bir rejim öngördükleri ölçüde değiştirmez.

MADDE – 40

Ortaklık Konseyi, Topluluğu kuran Antlaşma’nın 50. maddesinin Üye Devletler’ce uygulama alanına konması sonucu alınan tedbirlerden esinlenerek, aralarında genç işçi değişimini kolaylaştırmak üzere, Türkiye ve diğer devletlere tavsiyelerde bulunabilir.

BÖLÜM – II
Yerleşme hakkı, hizmetler ve ulaştırma
MADDE – 41

1. Akit Taraflar, aralarında, yerleşme hakkı ve hizmetlerin serbest edimine yeni kısıtlamalar koymaktan sakınırlar.

2. Ortaklık Konseyi, Ortaklık Anlaşması’nın 13. ve 14. maddelerinde yer alan ilkelere uygun olarak, Akit Taraflar’ın yerleşme hakkı ve hizmetlerin serbest edimindeki kısıtlamaları aralarında gitgide kaldırmalarında uygulanacak sıra, süre ve usulleri tespit eder.

Ortaklık Konseyi, söz konusu sıra, süre ve usulleri, çeşitli faaliyet dalları için bu alanlarda Topluluğun daha önce koyduğu hükümleri ve Türkiye’nin ekonomik ve sosyal alanlardaki özel durumunu göz önüne alarak, tespit eder. Üretim ve alışverişlerin gelişmesine özellikle katkıda bulunan faaliyetlere öncelik verilir.

MADDE – 42

1. Ortaklık Konseyi, özellikle-Türkiye’nin coğrafi durumunu da göz önünde bulundurarak, tespit edeceği usullere göre, Topluluğu kuran Antlaşma’nın ulaştırma ile ilgili hükümlerini Türkiye’ye teşmil eder. Ortaklık Konseyi, bu hükümlerin demiryolu, karayolu ve su yolu ulaştırmalarına uygulanması amacıyla Topluluk tarafından alınmış olan kararları Türkiye’ye, aynı şartlar içinde, teşmil edebilir.

2. Topluluğu kuran Antlaşma’nın 84. maddesinin 2. fıkrası uyarınca Topluluk, deniz ve hava ulaştırmasına ilişkin hükümler tespit ettiği takdirde, Ortaklık Konseyi, Türk deniz ve hava ulaştırması için hangi ölçüde ve hangi usule göre hükümler tespit edilebileceğini kararlaştırır.

KISIM – III
Ekonomi politikalarının yaklaştırılması
BÖLÜM – I
Rekabet, vergileme ve mevzuatın yaklaştırılması
MADDE – 43

1. Ortaklık Konseyi, bu Protokol’ün yürülüğe girişinden sonra altı yıllık bir süre içinde, Topluluğu kuran Antlaşma’nın 85, 86, 90 ve 92. maddelerinde belirtilen ilkelerin uygulama şartlarını ve usullerini tespit eder.

2. Geçiş döneminde Türkiye, Topluluğu kuran Antlaşma’nın 92. maddesinin 3 (a) fıkrasında öngörülen durumda sayılabilir. Bu bakımdan Türkiye’nin ekonomik kalkınmasının kolaylaştırılmasına yönelen yardımlar, alışveriş şartlarını Akit Taraflar’ın ortak çıkarına aykırı düşecek ölçüde değiştirmedikçe, ortaklığın iyi işlemesi ile bağdaşır kabul edilir.

Geçiş döneminin sonunda, Ortaklık Konseyi, Türkiye’nin o tarihteki ekonomik durumunu gözönünde bulundurarak, yukarıdaki bentte öngörülen hükmün uygulanma süresinin uzatılmasının gerekip gerekmeyeceğini kararlaştırır.

MADDE – 44

1. Hiçbir Akit Taraf, diğer tarafın mallarına, benzeri milli mallara dolaylı veya dolaysız şekilde uyguladıklarından, hangi nitelikte olursa olsun, dolaylı veya dolaysız daha yüksek bir iç vergi uygulayamaz.

Hiçbir Akit Taraf, diğer tarafın mallarına, başka üretimleri dolaylı olarak koruyacak nitelikte bir iç vergi uygulayamaz.

Akit Taraflar, imza tarihinde mevcut olan ve yukarıdaki kurallara aykırı bulunan hükümleri en geç bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden sonraki üçüncü yılın başında kaldırırlar.

2. Türkiye ile Topluluk arasındaki mal alışverişlerinde, ihraç edilen mallar, dolaylı veya dolaysız olarak bu mallara uygulanan vergilerden daha yüksek bir iç vergi iadesinden yararlanamaz.

3. Muamele Vergisi kademeli toplu vergi sistemine göre olmuyorsa, ithal mallarına uygulanan iç vergiler veya ihraç mallarına tanınan iadeler için yukarıdaki fıkralarda yer alan ilkelere dokunmamak şartıyla, mallar veya mal grupları itibariyle ortalama hadler tespit olunabilir.

4. Ortaklık Konseyi, Topluluğun bu maddede belirtilen alandaki tecrübesini gözönünde bulundurarak, yukarıdaki hükümlerin uygulanmasını gözetir.

MADDE – 45

Muamele vergileri, tüketim vergileri ve diğer dolaylı vergiler dışındaki vergilendirmelerde, Türkiye ile Topluluk arasındaki mal alışverişlerinde, muafiyet tanınması ve ihracatta vergi iadesi yapılması ile ithalatta fark giderici vergi veya resimler konulması, ancak alınması tasarlanan bu tedbirlerin, Ortaklık Konseyi’nce, sınırlı bir süre için, önceden onaylanmış olmasına bağlıdır.

MADDE – 46

Akit Taraflar, Ortaklık Konseyi’nin 43. maddenin 1. fıkrasında belirtilen şart ve usulleri tespit eden bir karar almamış olmasından ve bu kararların veya 44. ve 45. maddelerde öngörülen hükümlerin uygulanmamasından doğacak güçlükleri gidermek için gerekli gördükleri korunma tedbirlerini alabilirler.

MADDE – 47

1. Yirmiiki yıllık bir dönem içinde Ortaklık Konseyi, Akit Taraflar’dan birinin istemi üzerine, Türkiye ile Topluluk arasındaki ilişkilerde damping uygulamaları bulunduğunu tespit ederse, dampinge sebep olanlara bu uygulamaya son vermeleri amacıyla tavsiyelerde bulunur.

2. Zarar gören Taraf:

a) Ortaklık Konseyi’nin, 1. fıkra uyarınca, istemin yapıldığı tarihten başlayarak üç aylık bir süre içinde hiçbir karar almaması,

b) 1. fıkrada öngörülen tavsiyelerin yapılmasına rağmen damping uygulamalarının devam etmesi,

hallerinde, Ortaklık Konseyi’ne haber verdikten sonra, uygun gördüğü korunma tedbirlerini alabilir.

Ayrıca, zarar gören tarafın çıkarı derhal bir eylemi gerektiriyorsa, bu taraf, çıkarını korumak amacıyla, Ortaklık Konseyine haber verdikten sonra, dampinge karşı konulacak vergiler de dahil olmak üzere, koruyucu nitelikte geçici tedbirler alabilir. Bu tedbirlerin uygulama süresi, istemin yapıldığı veya zarar gören tarafın yukarıdaki bendin (b) hükmü uyarınca korunma tedbirlerini aldığı tarihten başlayarak üç ayı geçemez.

3. 2. fıkranın 1. bendinin (a) hükmü veya 2. bendinde belirtilen hallerde korunma tedbirleri alındığı takdirde, Ortaklık Konseyi, 1. fıkrada öngörülen tavsiyeler yapılıncaya kadar bu korunma tedbirlerinin geriye bırakılmasını her an kararlaştırabilir.

2. fıkranın 1. bendinin (b) hükmünde belirtilen halde korunma tedbirleri alındığı takdirde, Ortaklık Konseyi, bu korunma tedbirlerinin kaldırılmasını veya değiştirilmesini tavsiye edebilir.

4. Akit Taraflar’dan biri kaynaklı veya o Akit Taraf ülkesinde serbest dolaşım durumunda bulunan ve diğer Akit tarafa ihraç edilen mallar, birinci Akit Taraf ülkesine tekrar ithal edildiğinde, hiçbir gümrük vergisi, miktar kısıtlaması veya eş etkili tedbir uygulanmaksızın kabul olunur.

Ortaklık Konseyi, bu fıkra hükümlerinin uygulanması amacıyla, bu alanda Topluluğun edindiği tecrübeden esinlenerek, her türlü yararlı tavsiyelerde bulunabilir.

MADDE – 48

Bu Protokol hükümlerinin kapsamına girmemekle beraber ortaklığın işlemesini doğrudan doğruya etkileyen veya bu hükümler kapsamına girdiği halde bunlarla ilgili herhangi bir özel usul öngörülmemiş olan alanlarda Ortaklık Konseyi, Akit Taraflardan her birine, kanun, tüzük ve yönetmelik hükümlerinin yaklaştırılmasına yönelen tedbirler almalarını tavsiye edebilir.

BÖLÜM: II
Ekonomi Politikası
MADDE – 49

Ortaklık Anlaşması’nın 17. maddesinde yer alan hedeflerin gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak amacıyla, Akit Taraflar, ekonomi politikalarını koordine etmek için, Ortaklık Konseyi’nde, düzenli olarak danışmada bulunurlar.

Ortaklık Konseyi, gerektiğinde, duruma uygun tedbirler tavsiye eder.

MADDE – 50

1. Akit Taraflar, genellikle ekonomik durumları ve özellikle ödemeler dengelerinin durumu elverdiği ölçüde, ödemelerini, Ortaklık Anlaşması’nın 19. maddesinde öngörülenden daha fazla serbestleştirme yoluna gitmeye hazır olduklarını bildirirler.

2. Mal ve hizmet alışverişleri ile sermaye hareketleri sadece bunlara ait ödemelerin kısıtlanmasıyla sınırlandırıldığı ölçüde; bu kısıtlamaların gitgide kaldırılması amacıyla, miktar kısıtlamalarının kaldırılmasına hizmet edimi ve sermaye hareketleriyle ilgili hükümler kıyas yoluyla uygulanır.

3. Akit Taraflar, Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu kuran Antlaşma’nın III sayılı ekinde yer alan görünmeyen işlemlere ilişkin transferlere uygulamakta bulundukları rejimi, Ortaklık Konseyi’nin ön müsaadesi olmadıkça, daha kısıtlayıcı bir hale getirmemeyi üstlenirler.

4. Ortaklık Anlaşması’nın 19. maddesi ile bu maddede belirtilen ödemelerin ve transferlerin gerçekleştirilmesini sağlamak için alınacak tedbirler konusunda Akit Taraflar, gerektiğinde, birbirlerine danışırlar.

MADDE – 51

Ortaklık Anlaşması’nın 20. maddesinde yer alan hedeflerin gerçekleştirilmesi amacıyla, Türkiye, bu Protokol’ün yürürlüğe girişiyle birlikte, Topluluk’tan gelen ve ekonomik kalkınmasına katkıda bulunabilecek özel sermayeye tanıdığı rejimi iyileştirmek için çaba gösterir.

MADDE – 52

Akit taraflar, aralarındaki sermaye hareketlerine ve bu hareketlere ilişkin cari ödemelere zarar verecek yeni kısıtlamalar koymamaya ve mevcut rejimi daha kısıtlayıcı hale getirmemeye çaba gösterirler.

Akit Taraflar, sermaye işlem ve sermaye transferlerinin yapılmasında veya yürütülmesinde uygulanan izin ve kontrol işlemlerini mümkün olan ölçüde basitleştirirler ve gerektiğinde, bu basitleştirme için birbirlerine danışırlar.

BÖLÜM: III
Ticaret Politikası
MADDE – 53

1. Akit Taraflar, geçiş dönemi süresince, ticaret politikalarının, özellikle Topluluğu kuran Antlaşma’nın 113. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen alanlarda, üçüncü ülkelere karşı koordinasyonunu sağlamak için, Ortaklık Konseyi’ne danışmada bulunurlar.

Bu amaçla her Akit Taraf, diğerinin istemi üzerine, akdettiği tarife veya ticari hükümleri kapsayan anlaşmalarla dış alışverişler rejiminde yaptığı değişiklikler hakkında yararlı bütün bilgileri verir.

Bu anlaşmaların veya değişikliklerin Ortaklığın işleyişi üzerinde doğrudan doğruya ve özel bir etkisi olması halinde, Akit Taraflar’ın çıkarlarını gözetmek amacıyla, Ortaklık Konseyi’nde duruma uygun danışmalar yapılacaktır.

2. Geçiş döneminin sonunda, Akit Taraflar, eş biçimde ilkeler üzerine kurulmuş bir ticaret politikasına erişmek amacıyla, Ortaklık Konseyi’nde, ticaret politikalarının koordinasyonunu güçlendirirler.

MADDE – 54

1. Topluluk, Ortaklığın işleyişi üzerinde doğrudan doğruya ve özel bir etkisi olan bir ortaklık anlaşması veya bir tercihli anlaşma akdettiği takdirde, Türkiye ile Topluluk arasındaki Ortaklık Anlaşmasında belirtilen karşılıklı çıkarların Topluluk’ca dikkate alınmasını sağlamak üzere, Ortaklık Konseyi’nde duruma uygun danışmalar yapılacaktır.

2. Ortaklık içinde malların dolaşımında karşılaşılan engellerin kaldırılması için gerekli olduğu takdirde, Türkiye, Topluluğa bir ortaklık anlaşması veya bir tercihli anlaşma ile bağlı ülkelerle olan alışverişlerinin ortaya çıkarabileceği pratik meselelerin çözümünü kolaylaştırmak amacıyla yararlı bütün tedbirleri almak için çaba gösterir.

Bu tedbirlerin alınmamış olması halinde, Ortaklığın iyi işlemesini sağlamak için Ortaklık Konseyi gerekli hükümleri tespit edebilir.

MADDE – 55

“Kalkınma için Bölgesel İşbirliğinin (RCD)” uygulanması konusunda Ortaklık Konseyi’nde danışmalar yapılacaktır.

Ortaklık Konseyi, icabında gerekli hükümleri kararlaştırabilir. Bu hükümler ortaklığın iyi işlemesini engellememelidir.

MADDE – 56

Bir üçüncü devletin Topluluğa katılması halinde, Türkiye ve Topluluğun Ortaklık Anlaşması’nda belirtilen karşılıklı çıkarlarının dikkate alınmasını sağlamak amacıyla, Ortaklık Konseyi’nde duruma uygun danışmalar yapılacaktır.

KISIM – IV
Genel ve son hükümler
MADDE – 57

Akit Taraflar, kamu idareleri veya teşebbüsleri ile kendilerine özel veya münhasır haklar tanınmış olan özel teşebbüsler tarafından girişilecek satınalmalara katılma şartlarını, birbirlerinin ülkelerinde yerleşmiş Türk ve üye devletler uyrukluları arasında fark gözeten bütün işlemleri yirmiiki yıllık bir sürenin sonunda kaldıracak şekilde gitgide düzenlerler.

Ortaklık Konseyi bu düzenlemenin sıra, süre ve usullerin bu alanda Topluluk’ta kabul edilmiş çözüm yollarından esinlenerek tespit eder.

MADDE – 58

Bu Protokol’ün kapsamına giren alanlarda;

– Türkiye tarafından, Topluluğa uygulanan rejim, üye devletler ile bunların uyrukları veya ortaklıkları arasında hiçbir farklı işleme meydan veremez;

– Topluluk tarafından, Türkiye’ye uygulanan rejim, Türk uyrukluları veya Türk ortaklıkları arasında hiçbir farklı işleme meydan veremez.

MADDE – 59

Bu Protokol’ün kapsamına giren alanlarda, Türkiye üye devletlerin, Topluluğu kuran Antlaşma uyarınca birbirlerine tanıdıklarından daha elverişli bir işlemden yararlanamaz.

MADDE – 60

1. Türk ekonomisinin bir faaliyet sektörünü veya dış mali istikrarını tehlikeye düşürecek ciddi bozukluklar ortaya çıkar veya Türkiye’nin bir bölgesinin ekonomik durumunun bozulması şeklinde güçlükler belirirse, Türkiye gerekli korunma tedbirlerini alabilir.

Bu tedbirler ve bunların uygulama usulleri Ortaklık Konseyi’ne geciktirmeksizin bildirilir.

2. Topluluğun, bir veya birkaç üye devletin bir ekonomik faaliyet sektörünü; bir veya birkaç üye devletin dış mali istikrarını tehlikeye düşüren ciddi bozukluklar ortaya çıkar veya Topluluğun bir bölgesinin ekonomik durumunun bozulması şeklinde güçlükler belirirse; Topluluk, gerekli korunma tedbirlerini alabilir veya ilgili üye devlet veya devletleri bu tedbirleri almakla yetkili kılabilir.

Bu tedbirler ve bunların uygulama usulleri Ortaklık Konseyi’ne geciktirmeksizin bildirilir.

3. 1. ve 2. fıkralar hükümlerinin uygulanmasında, ortaklığın işleyişini en az aksatacak tedbirlerin öncelikle seçilmesi gereklidir. Bu tedbirler, ortaya çıkan güçlüklerin giderilmesi için gerekli ölçüyü hiçbir şekilde aşmamalıdır.

4. 1. ve 2. fıkraların uygulanması sonucu alınan tedbirler üzerinde Ortaklık Konseyi’nde danışmalar yapılabilir.

MADDE – 61

Geçiş döneminin süresi, bu Protokol’ün özel hükümleri saklı kalmak üzere, oniki yıldır.

MADDE – 62

Bu Protokol ve ekleri, Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında bir ortaklık yaratan Anlaşma’nın ayrılmaz parçalarıdır.

MADDE – 63

1. Bu Protokol, imza eden devletlerin kendi anayasa, usullerine uyularak onaylanır ve Topluluk yönünden Konsey’ce, Topluluğu kuran, Antlaşma hükümleri uyarınca bir karar alınması ve bu kararın Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında bir ortaklık yaratan Anlaşma’nın Akit Tarafları’na tebliği ile geçerli bir şekilde aktedilmiş olur.

Yukarıda belirtilen aktin onaylama ve tebliğ belgeleri Brüksel’de karşılıklı olarak verilir.

2. Bu Protokol, 1. fıkrada belirtilen onaylama ve tebliğ belgelerinin karşılıklı olarak verilmesi tarihini izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.

3. Bu Protokol’ün yürürlüğe giriş tarihinin takvim yılı başına rastlamaması halinde, Ortaklık Konseyi, bu Protokol’de öngörülen süreleri, özellikle malların serbest dolaşımının gerçekleştirilmesi bakımından, takvim yılı ile birlikte son bulacak şekilde kısaltabilir veya uzatabilir.

MADDE – 64

Bu Protokol, her metin eşit olarak geçerli olmak üzere, Türk, Alman, Fransız, İtalyan, Hollanda dillerinde ikişer nüsha olarak yazılmıştır.

Bunun belgesi olarak, aşağıda adları yazılı tam yetkili temsilciler bu Katma Protokol’ün altına imzalarını atmışlardır.

Zu Urkund Dessen haben die unterzeichneten Bevollmächtigten ihre Unterschriften unter dieses Zusatzprotokoll gesetzt.
En foi de Quoi, les plénipotentiaires soussignés ont aposé leurs signatures au bas du présent Protokole additionnel.
In Fede Di Che, i plenipotenziari sottoscritti hanno apposto le loro firme in calce al presente Protocollo addizionale.
Ten Blıjke Waarhvan de ondergetekende gevolmachtigden hun handtekening onder dit Aanvullend Protocol hebben gesteld.
Brüksel’de, yirmiüç Kasım bindokuzyüzyetmiş gününde yapılmıştır.
Gescheben zu Brüssel am deriundzwanzigsten November neunzehnhundertsiebzig.
Fait à Bruxelles, le vingt-trois novembre mil neuf cent soixantedix.
Fatto a Bruxelles, addi’ ventitre novembrè millenovecentosettants.
Gedaan te Brussel, de drieëtwintigste november negentienhonderd zeventig.
Türkiye Cumhurbaşkanı adına,
İhsan Sabri Çağlayangil.
Pour sa Majesté le Roi des Belges,
Voor Zijne Majesteit de Koning der Belgen,
Pierre Harmel.
Für den Präsidente der Bundesrepublik Deutschland,
Walter Schell.
Pour le Président de la République Française,
Maurice Schuman.
Per il Presidente della Republica Italiana,
Mario Pedini.
Pour Son Altesse Royale le Grand Due de Luxembourg,
Gaston Thorn.
Voor Hare Majesteit de Koningin der Nederlanden,
J. M. A. H. Luna.
In Namen des Rates der Europäischen Gemeinschaften,
Pour le Conseil des Communautés Européennes,
Per il Consiglio delle Communità Europee,
Voor de Raad der Suropese Gemeenschappen,
Walter Schell Franco Maria Maifatti

Ulusal Azınlıkların Dil Haklarına İlişkin Oslo Tavsiyeleri

0

Ulusal Azınlıkların Dil Haklarına İlişkin Oslo Tavsiyeleri, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (The Organization for Security and Co-operation in Europe (OSCE) tarafından 1 Şubat 1998 tarihinde kabul edilmiştir. Oslo Tavsiyeleri, ulusal azınlıklara ilişkin genel uygulanabilir dil haklarının içeriğini sade bir dille açıklığa kavuşturma girişimidir.

ULUSAL AZINLIKLARIN DİL HAKLARINA İLİŞKİN OSLO TAVSİYELERİ ve AÇIKLAYICI NOT

Oslo Tavsiyeleri

GİRİŞ

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), Temmuz 1992 tarihinde aldığı Helsinki Kararları ile “mümkün olan en erken aşamada çatışmaları önlemenin bir aracı” olarak Ulusal Azınlıklar Yüksek Komiserliği pozisyonunu kurdu. Bu yetki ve sorumluluk büyük ölçüde eski Yugoslavya’daki duruma tepki olarak ve buna benzer olayların Avrupa’nın başka yerlerinde, özellikle de demokrasiye geçmekte olan ülkelerde tekrarlanması endişesiyle, 1990 yılı Kasım ayında kabul edilen Yeni bir Avrupa için Paris Şartı’nda öngörülen barış ve refahın sağlanması yönündeki taahhütleri zedeleyebileceği korkusuyla Devlet ve Hükümet başkanları tarafından oluşturuldu.

1 Ocak 1993’te Max Van der Stoel, ilk AGİT Ulusal Azınlıklar Yüksek Komiseri (UAYK) olarak göreve başladı. Hollanda Parlamentosu üyeliği, Dışişleri Bakanlığı, Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği ve uzun süre insan hakları savunuculuğu yapmış, biri olarak hatırı sayılır bir kişisel deneyime sahip olan Van der Stoel, dikkatini özellikle, Avrupanın bir çok yerinde azınlıklarla, merkezi otoriteler arasında tırmanma potansiyeli olduğunu düşündüğü anlaşmazlıklar üzerine yoğunlaştırdı. Diplomatik yollarla sessizce faaliyetlerini yürüten UAYK, Arnavutluk, Hırvatistan, Estonya, Macaristan, Kazakistan, Kırgızistan, Latviya, eski Yugoslav Cumhuriyeti Makedonya, Romanya, Slovakya ve Ukrayna’nın dahil olduğu bir düzineyi aşkın ülkeyle ilgilendi. Müdahaleleri öncelikle, bir Devletin sınırları içinde sayısal çoğunluğu oluştururken diğer bir yandan başka bir Devlette sayısal azınlığı oluşturan ulusal/etnik gruplara mensup bireylerin dahil olduğu ve dolayısıyla her iki Devletin hükümet yetkililerini ilgilendiren ve devletlerarası gerilimlere, eğer henüz bir çatışma haline gelmemişse, potansiyel kaynak oluşturan durumlar üzerinde yoğunlaşmıştır. Zira bu tür gerginlikler Avrupa kıtasının tarihinin büyük kısmını belirlemiştir.

UAYK ulusal azınlıkların dahil olduğu gerilimlerin özüne değinirken, bu sorunlara bağımsız, tarafsız ve işbirliğinden yana bir aktör olarak yaklaşmaktadır. UAYK denetleyici bir mekanizma olmamakla beraber; analizlerinin temel çerçevesi ve özel tavsiyelerinin dayanağı her bir Devletin kabul etmiş olduğu uluslararası standartlardır. Bu bağlamda, tüm AGİT katılımcısı Devletlerin üstlenmiş oldukları yükümlülükleri, özellikle de, IV. Bölümü’nde Devletlerin ulusal azınlıklarla ilgili yükümlülüklerinin ayrıntılı olarak belirtildiği 1990 tarihli İnsani Boyut Konferansı Kopenhag Belgesi’ni kabul eden Devletlerin üstlenmiş oldukları yükümlükleri hatırlamak önemlidir.

Ayrıca, AGİT üyesi bütün Devletler, azınlık hakları da dahil olmak üzere Birleşmiş Milletler’in insan haklarıyla ilgili taahhütlerini yerine getirmekle ve yine AGİT üyesi Devletlerin büyük bir çoğunluğu Avrupa Konseyi standartlarına uymakla yükümlüdürler. Yaklaşık 5 yıllık yoğun bir faaliyet sürecinden sonra, UAYK, ilgilendiği birçok Devlette dikkatini çeken ve tekrarlanmakta olan bazı sorunları ve konuları tespit etmiştir. Ulusal azınlıkların dil hakları; yani ulusal azınlıklara mensup kişilerin kendi dillerini özel ve kamusal alanda kullanma hakkı, bunlardan sorunlardan birisidir. Uluslararası insan hakları belgeleri birçok farklı bağlamda bu hakka işaret eder. Dil bir yandan, kimlikle yakından ilgili kişisel bir konudur. Diğer yandan, birçok durumda kamu çıkarına konu olan toplumsal örgütlenmenin önemli bir aracıdır. Doğal olarak, dilin kullanımı birçok açıdan Devletin işlevselliği ile doğrudan ilgilidir. Dolayısıyla, insan haklarına uymayı taahhüt eden demokratik bir Devlette, mevcut farlılıklar arasında uyum sağlama, siyaset ve hukukun önemli bir konusu haline gelmektedir. Bu farklılıklar arasında doğru bir denge kurulamaması etnik gruplar arası gerilimlere kaynak olabilmektedir.

UAYK bu düşünceyle 1996 yazında, AGİT üyesi Devletlerde ulusal azınlıklara mensup kişilerin dil haklarının uygun ve tutarlı bir şekilde uygulanması konusunda tavsiyelerini almak üzere, Etnik Gruplar Arası İlişkiler Vakfı’ndan, uluslararası düzeyde tanınmış bir grup uzmana danışmasını talep etti.

UAYK’nin daha önceki benzer bir talebi sonucunda Ulusal Azınlıkların Eğitim Haklarına İlişkin Lahey Tavsiyeleri ve Açıklayıcı Not ortaya çıkmıştır. Lahey Tavsiyeleri’nde ulusal azınlık dili veya dillerinin eğitim alanında kullanılması kapsamlı olarak ele alındığından bu konunun uzmanların değerlendirmesi dışında tutulmasına karar verildi.

Etnik Gruplar Arası İlişkiler Vakfı (UAYK’ni destekleyici uzmanlık faaliyetlerinde bulunmak üzere 1993 yılında kurulan bir sivil toplum örgütü) Oslo’da düzenlenen iki toplantı ve Lahey’de düzenlenen bir toplantı da dahil olmak üzere, konuyla ilgili çeşitli bilim dallarından uzmanlarla bir dizi görüşmelerde bulundu. Görüşülen uzmanlar arasında, uluslararası hukukta uzman hukukçular, dilbilimciler, azınlık sorunları ve gereksinimleri alanında uzman avukatlar ve politika analistleri vardı.

Bu uzmanlar şunlardı:
Prof. Gudmundur Alfredsson, eş-Direktör,
Raoul Wallenberg Enstitüsü (İsveç);
Prof. Asbjørn Eide, Kıdemli Üye,
Norveç İnsan Hakları Enstitüsü (Norveç);
Angelita Kamenska, Kıdemli Araştırmacı, Latviya
İnsan Hakları ve Etnik Araştırmalar Merkezi (Latviya);
Dónall Ó Riágain, Genel Sekreter, Az Konuşulan Diller Avrupa Bürosu (İrlanda);
Beate Slydal, Danışman, Norveç İfade Özgürlüğü Forumu (Norveç);
Dr. Miquel Strubell, Direktör, Katalan Sosyolinguistik Enstitüsü, Katalonya Hükümeti (İspanya);
Prof. György Szepe, Janus Panonius Üniversitesi Dil Bilimleri Bölümü (Macaristan);
Prof. Patrick Thornberry, Keele Üniversitesi Hukuk Bölümü (Birleşik Krallık);
Dr. Fernand de Varennes, İnsan Hakları ve Etnik Çatışmaları Önleme Asya-Pasifik Merkezi
Direktörü (Avustralya);
Prof. Bruno de Witte, Maastricht Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Hollanda);
Jean-Marie Woehrling, Yerel AlsacienMoellan Hukuk Enstitüsü (Fransa).

Mevcut azınlık hakları standartları insan haklarının bir parçası olduğundan, uluslararası uzmanlarla yapılan görüşmelerin başlama noktası, Devletlerin, eşitlik, ayrım gözetmeme, ifade özgürlüğü, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü başta olmak üzere insan hakları ile ilgili diğer tüm yükümlülükleriyle birlikte azınlıklara mensup kişilerin hakları ve özgürlüklerine de ilişkin taahhütlerine de uyduğunu varsaymak olacaktı.

Ayrıca, bütün insan haklarının temel hedefinin, birey kişiliğinin eşit koşullarda tam ve özgür gelişimini sağlamak olduğu varsayıldı. Sonuç olarak, sivil toplumun açık ve esnek olması ve böylece ulusal azınlıklara mensup kişiler de dahil herkesi kapsaması gerektiği varsayıldı. Ayrıca, dilin kullanımı özünde
iletişimle ilgili bir konu olduğundan, bu alandaki deneyimlerin sosyal boyutunun önemi ayrıca dikkate alındı.

Sonuçta ortaya çıkan Ulusal Azınlıkların Dil Haklarına İlişkin Oslo Tavsiyeleri, UAYK’nin ilgilendiği sorunlarda, azınlıklara ilişkin genel uygulanabilir dil haklarının içeriğini göreceli olarak sade bir dille açıklığa kavuşturma girişimidir. Buna ek olarak, standartlar, bu hakların bir bütünlük içerisinde uygulanabilirliğini sağlayacak şekilde yorumlanmıştır. Tavsiyeler, dille ilgili pratikte ortaya çıkan sorunlara cevap verecek şekilde alt başlıklara ayrılmıştır.

Tavsiyelerin daha ayrıntılı açıklaması, ilgili uluslararası standartlara işaret eden Açıklayıcı Not’da yer almaktadır. Her tavsiyenin Açıklayıcı Not’da yer alan ilgili paragraf ile birlikte okunması amaçlanmıştır. Tavsiyelerin, ulusal azınlıklara mensup kişilerin dil haklarının özellikle kamusal alanda etkin bir şekilde hayata geçirilmesine katkı sunacak Devlet politikalarının ve yasalarının geliştirilmesi açısından yararlı bir başvuru kaynağı olacağı umulmaktadır.

Bu Tavsiyeler ulusal azınlıklara mensup kişilerin kendi dillerini kullanma haklarıyla ilgili olmakla birlikte, Tavsiyelerin kapsamı ile onlara kaynaklık eden uluslararası belgelerin içeriğinin diğer tür azınlıklara da uygulanabilme potansiyeli taşıdığına dikkat edilmelidir. Aşağıda yer alan Tavsiyeler, mevcut haklara açıklık getirmeyi amaçlamaktadır. Herhangi bir kişi veya grubun insan haklarını sınırlandırma amacı yoktur.

İSİMLER

1) Ulusal azınlıklara mensup kişiler, kişisel isimlerini geleneklerine ve dilbilimsel sistemlerine uygun olarak kendi dillerinde kullanma hakkına sahiptirler. Bu isimler resmi olarak tanınmalı ve kamu makamları tarafından kullanılmalıdır.

2) Benzer şekilde, azınlık mensubu kişiler tarafından kurulan kültürel dernekler ve ticari şirketler gibi özel oluşumlar da isim konusunda aynı haktan yararlanmalıdırlar.

3) Kamu makamları, ulusal bir azınlığa mensup kişilerin önemli sayıda ikamet ettiği bölgelerde ve eğer bu yönde yeterli bir talep varsa, kamuya yönelik yerel isimlerin, sokak isimlerinin ve diğer topoğrafik işaretlerin azınlık dilinde de gösterilmesine ilişkin düzenlemeler yapmalıdırlar.

DİN

4) Herkes, kendi dinini bireysel olarak veya toplu halde diğerleriyle birlikte ifade ederken ve ibadet ederken, tercih ettiği dil(ler)i kullanma hakkına sahip olacaktır.

5) Devlet, medeni statü ile ilgili ve söz konusu Devlet içinde hukuksal sonucu olan dinsel törenler veya faaliyetlerle ilgili olarak, bu statülere ilişkin sertifika ve belgelerin Devletin resmi dili veya dillerinde de düzenlenmesini isteyebilir. Devlet, dini makamlarca medeni statüye ilişkin tutulan kayıtların, Devletin resmi dili veya dillerinde de tutulmasını isteyebilir.

TOPLULUK YAŞAMI VE STÖ’ler

6) Ulusal azınlıklara mensup kişiler de dahil, herkes, kendi sivil toplum örgütlerini, derneklerini ve kurumlarını kurma hakkına sahiptir. Bu oluşumlar kendi tercih ettikleri dil(ler)i kullanabilirler. Devlet bu kuruluşlara dil temelinde ayrımcı davranamaz ve bu kuruluşların Devlet bütçesinden, uluslararası kaynaklardan veya özel sektörden mali kaynak arayışlarını haksız yere kısıtlamamalıdır.

7) Devlet, eğer diğer faaliyet alanlarının yanı sıra, sosyal, kültürel ve sportif alanlardaki faaliyetleri aktif olarak destekliyorsa, bu alana ayrılan toplam kaynaktan uygun oranda bir pay ulusal azınlıklara mensup kişilerce yürütülen benzer faaliyetleri desteklemek üzere de kullanılmalıdır. Devletin ulusal azınlıklara mensup kişilerin kendi dil(ler)inde yürüttükleri bu tür faaliyet alanlarına mali desteği ayrım gözetmeksizin sağlanmalıdır.

MEDYA

8) Ulusal azınlıklara mensup kişiler, kendi dillerinde medya organları kurma ve sürdürme hakkına sahiptirler. Radyo televizyon yayıncılığı alanındaki Devlet yönetmelikleri tarafsızlık ve ayrım gözetmeme kriterlerine dayanacak ve azınlık haklarını sınırlama amacıyla kullanılmayacaktır.

9) Devletin mali kaynak sağladığı medya organlarında, ulusal azınlıklara mensup kişilere kendi dillerinde yayın yapmaları için bir zaman ayrılmalıdır. Ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeylerde azınlık
dilinde yayına ayrılan süre ve bu sürenin niteliği, söz konusu ulusal azınlığın sayısal büyüklüğüne ve yoğunluğuna göre belirlenmeli ve bu azınlığın durumu ile ihtiyaçlarına uygun olmalıdır.

10) Azınlık dil(ler)indeki kamusal ve özel medya programlarının bağımsız niteliği korunmalıdır. Programların içeriğini ve yönelimlerini denetleyen kamu medyası yayın kurulları bağımsız olmalı ve bu kurullarda bağımsız mevkileriyle hizmet veren ulusal azınlık mensubu kişiler de olmalıdır.

11) Yurt dışından yayın yapan medyaya erişim gereksiz ölçüde kısıtlanmamalıdır. Bu tür medyaya erişim olanağı, azınlıkların yaşadığı Devletin kamu kaynaklarıyla desteklenen medyada azınlık dilinde yayın için ayrılan sürenin kısaltılmasına gerekçe gösterilmemelidir.

EKONOMİK HAYAT

12) Ulusal azınlık mensubu kişiler de dahil, herkes, özel ticari faaliyetlerini yürütmede kendi tercih ettiği dil veya dilleri kullanma hakkına sahiptir. Devlet, ancak işçilerin veya tüketicinin korunmasına ilişkin çıkarlar gibi meşru kamu çıkarlarının ortaya konabildiği durumlarda veya hükümet yetkilileri ile özel teşebbüs arasındaki ticari ilişkilerde, Devletin resmi dili veya dillerinin de kullanılmasını talep edebilir.

İDARİ MAKAMLAR VE KAMU HİZMETLERİ

13) Ulusal bir azınlığa mensup kişilerin önemli sayıda bulunduğu bölge ve mahallerde ve bu yönde bir isteğin ifade edilmiş olması durumunda, bu ulusal azınlığa mensup kişilerin bölgesel ve/veya yerel kamu
kurumlarından vatandaşlıkla ilgili belge ve sertifikaları hem Devletin resmi dil veya dillerinde hem de söz konusu azınlığın kendi dilinde elde etme hakları olmalıdır. Benzer şekilde, bölgesel ve/veya yerel kamu kurumları vatandaşlıkla ilgili kayıtları ulusal azınlık dilinde de bulundurmalıdır.

14) Ulusal azınlıklara mensup kişiler, özellikle bu yönde bir isteği ifade ettikleri ve söz konusu azınlığın sayıca önemli oranlarda bulunduğu bölge ve mahallerde idari makamlarla iletişimde kendi dillerini kullanmalarını sağlayacak yeterli olanaklara sahip olmalıdırlar. Benzer şekilde, idari makamlar, mümkün olan her yerde, kamu hizmetlerinin ulusal azınlığın dilinde de sağlanmasını güvence altına almalıdır.. Bu amaçla, uygun işe alma ve/veya hizmet içi eğitim politika ve programları benimsemelidirler.

15) Ulusal bir azınlığa mensup kişilerin sayıca önemli bir oranda bulunduğu bölge ve mahallerde Devlet, bölgesel ve yerel hükümet organlarına seçilmiş kişilerin bu organlarla ilgili faaliyetlerinde söz
konusu ulusal azınlığın dilini kullanabilmelerini sağlayacak önlemler
almalıdır.

BAĞIMSIZ ULUSAL KURUMLAR

16) Ulusal azınlıklara mensup kişilerin yaşadığı Devletler, bu kişilerin dil haklarının ihlal edildiğini düşündükleri durumlarda, uygun yargı yollarına başvurmalarını sağlamanın yanı sıra Ombudsman veya insan hakları komisyonları gibi bağımsız ulusal kurumlara başvurabilmelerini de güvence altına almalıdırlar.

YARGI MAKAMLARI

17) Ulusal bir azınlığa mensup kişiler de dahil, herkes, gözaltına alınma ve/veya tutuklanma nedenleri ve kendisine yöneltilen suçlama konusunda anladığı bir dilde hemen bilgilendirilme ve kendisini bu dilde savunma, gerekli görüldüğü takdirde yargılama öncesi, yargılama süresince ve temyiz aşamasında bir çevirmenin ücretsiz yardımını alma hakkına sahiptir.

18) Ulusal bir azınlığa mensup kişilerin sayıca önemli bir oranda olduğu bölge ve mahallerde ve bu yönde bir isteğin ifade edilmiş olması halinde, bu azınlığa mensup kişilerin hukuksal süreçlerde kendilerini bu dilde ifade etme ve gerekiyorsa ücretsiz olarak bir çevirmenin
yardımını alma hakkı olmalıdır.

19) Ulusal bir azınlığa mensup kişilerin sayıca önemli bir oranda olduğu bölge ve mahallerde ve bu yönde bir isteğin ifade edilmiş olması halinde, Devlet, bu kişileri etkileyen tüm yargılama süreçlerinin o
azınlığın dilinde gerçekleştirilmesi olanaklarını dikkate almalıdır.

ÖZGÜRLÜKTEN MAHRUMİYET

20) Bir cezai kurumun yöneticisi ve diğer personelinin, tutukluların büyük çoğunluğunun konuştuğu dil veya dilleri ya da bu kişilerin büyük çoğunluğunun anladığı bir dili konuşabilmeleri gerekir. İşe alma ve/veya hizmet içi eğitim programları bu amaca yönlendirilmelidir. Gerektiğinde bir çevirmenin yardımına başvurulmalıdır.

21) Gözaltına alınan ulusal azınlıklara mensup kişiler, gözaltındaki kişilerle ve başkalarıyla, tercih ettikleri bir dilde iletişim kurma hakkına sahip olacaklardır. Yetkililer, hukukun öngördüğü sınırlamalar dahilinde, mümkün olan her yerde, tutukluların hem sözlü olarak hem de kişisel yazışmalarında kendi dillerinde iletişim kurmalarını sağlayacak tedbirler alacaklardır. Bu bağlamda, gözaltına alınmış veya tutuklanmış bir kişi, genellikle her zaman ikamet ettiği yere yakın bir gözaltı biriminde veya cezaevinde tutulmalıdır.

ULUSAL AZINLIKLARIN DİL HAKLARINA İLİŞKİN OSLO TAVSİYELERİ AÇIKLAYICI NOTU

GENEL GİRİŞ

Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nin 1. Maddesi, tüm insan hakları standartlarının temel kavramı olarak her insanın doğuştan sahip olduğu onura işaret eder. Bildirge’nin 1. Maddesi “her insan özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğar…” demektedir. Bu Madde tahmin edildiğinden daha önemlidir. Sadece genel anlamda insan haklarıyla ilgili olmayıp aynı zamanda ulusal azınlıklara mensup kişilerin dil haklarının temellerinden birini oluşturmaktadır. Onur ve haklar bakımından eşitlik, bir insan olarak birey kimliğine saygı göstermeyi gerektirir. Dil, kimliğin en temel unsurlarından birisidir. Dolayısıyla, kişinin onuruna saygı, kişinin kimliğine ve sonuç olarak diline saygı göstermekle doğrudan ilişkilidir.

Bu bağlamda Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi hatırı sayılır bir öneme sahiptir. Sözleşme’nin 2. Maddesi, Devletlere, kendi topraklarında bulunan ve yargı yetkisi altındaki herkesin insan haklarını “örneğin … dil… gibi herhangi bir ayrım gözetmeksizin” güvenceye alma ve bu haklara saygı gösterme yükümlülüğünü getirmektedir. Sözleşmenin 19. Maddesi ifade özgürlüğünü garanti etmektedir; sadece ülke sınırları gözetilmeksizin her türlü haber ve düşünce verme veya alma hakkını değil, ayrıca kişinin kendi tercih ettiği bir araçla veya dille bu haktan yararlanmasını da garanti etmektedir.

Haber verme ve alma hakkı insanların birlikte hareket etmeleri anlamına da gelir. Bu açıdan, Sözleşme’nin barışçıl toplanma ve örgütlenme özgürlüğünü garanti eden 21 ve 22. Maddeleri, bu haklarla özellikle ilişkilidir. Benzer şekilde Avrupa ölçeğinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin 10. Maddesi ile hüküm altına alınan ifade özgürlüğü, aynı Sözleşmenin 14. Maddesi’ne göre “… dil,.. gibi herhangi bir temelde ayrım gözetmeksizin güvence altına alınacaktır.” Hem Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi hem de Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’ne gönderme yapan Avrupa Konseyi’nin İfade ve Haber Alma Özgürlüğü Bildirgesi “ifade ve haber alma özgürlüğü, her insanın sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasal gelişimi açısından gereklidir ve bu özgürlük, sosyal ve kültürel grupların, ulusların ve uluslararası toplumun uyumlu bir şekilde gelişmesinin koşuludur” demektedir. Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin 11. Maddesi’nde garanti edilen barışçıl toplanma ve örgütlenme özgürlükleri bu açıdan önemlidir.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) kapsamında ifade, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü konusunda aynı temel düşünceler, İnsani Boyut Konferansı Kopenhag Toplantısı Belgesi’nin 9.1-9.3 Paragraflarında tek tek sıralanmaktadır.

Yeni bir Avrupa için Paris Şartı’nda, AGİT katılımcısı Devletlerin Devlet ve hükümet başkanları “ayrım gözetmeksizin, her bireyin: ifade özgürlüğü, örgütlenme ve barışçıl toplanma özgürlüğüne hakkı …. olduğunu teyit ederler.”

Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 27. Maddesi, ulusal azınlıkların dil haklarıyla doğrudan ilgili bir diğer önemli Maddedir. Bu Madde “ …azınlıklara mensup kişilerin kendi gruplarındaki diğer üyelerle birlikte, … kendi dillerini kullanma hakları engellenemez” demektedir. Benzer şekilde, BM Ulusal veya Etnik, Dinsel ve Dilsel Azınlıklara Mensup Kişilerin Hakları Bildirgesi’nin 2(1) Maddesi ulusal azınlıklara mensup kişilerin “kendi dillerini özel ve kamusal alanda özgürce ve müdahale edilmeksizin veya herhangi bir ayrım gözetilmeksizin kullanma” hakkı olduğunu ifade eder. Avrupa Konseyi, Ulusal Azınlıkların Korunmasına ilişkin Çerçeve Sözleşmesi’nin 10(1) Maddesi, Devletlerin, ulusal azınlıklara mensup kişilere “kendi dilini özel ve kamusal alanda sözlü ve yazılı olarak, özgürce ve müdahale edilmeksizin kullanma hakkı” tanımasını gerektirmektedir.

Bu belgeler azınlık dillerinin özel ve kamusal alanda kullanımına işaret etmekle birlikte, “özel” alanına karşılık “kamusal” alan sınırını net olarak belirtmemektedirler. Aslında bu alanlar birbirini kapsayabilmektedir. Örneğin bireylerin yalnız veya başkalarıyla birlikte hareket ederek kendi özel medyalarını veya okullarını açmaya çalışmaları halinde böyle bir durum söz konusudur. Özel girişim olarak başlayan bir şey meşru kamu çıkarının konusu haline gelebilir. Bu durumda, bazı kamusal düzenlemelere gidilmesi gerekebilir. Azınlık dillerinin ulusal azınlık mensubu kişilerce “kamusal ve özel alanda” kullanımı eğitim konusuna değinmeden değerlendirilemez. Ulusal azınlıkların dilleriyle ilgili eğitim sorunları, hem uluslararası insan hakları alanında hem de eğitim alanında uluslararası üne sahip uzmanların işbirliği ile AGİT Ulusal Azınlıklar Yüksek Komiserliği yararına Etnik Gruplar Arası İlişkiler Vakfı tarafından geliştirilen Lahey Tavsiyeleri’nde ayrıntılı olarak ele alınmıştır.

Lahey Tavsiyeleri, ulusal azınlıklara mensup kişilerin kimliklerinin korunması ve geliştirilmesinin yaşamsal bir önemde olduğu AGİT bölgesinde ulusal azınlıklara mensup kişilerin haklarıyla ilgili uluslararası standartların daha açık bir şekilde anlaşılmasını sağlama amacıyla geliştirildi.

Uluslararası insan hakları belgeleri, insan haklarının evrensel olduğunu ve bu haklardan eşit bir şekilde ve ayrım gözetmeksizin yararlanılması gerektiğini şart koşar. Bununla birlikte hakların çoğu sınırsız değildir. Bu belgeler, sınırlı sayıda durumlarda Devletlerin belirli hakların kullanımını kısıtlayabileceğini
öngörmektedir. Uluslararası insan hakları hukukunun izin verdiği kısıtlamalara, insan yaşamını tehdit eden acil durumlarda ve başkalarının hak ve özgürlüklerini tehdit edici durumlar ortaya çıktığında veya demokratik bir toplumda kamu ahlakını, sağlığını, ulusal güvenliği ve genel refahı tehdit edici durumlarda başvurulabilir.

Ulusal Azınlıkların Dil Haklarına İlişkin Oslo Tavsiyeleri’nde düzenlenen ve ayrıntılı olarak ele alınan ulusal azınlıklara mensup kişilerin kendi dil(ler)ini kamusal ve özel alanda kullanma hakkı, daha geniş topluma dengeli bir tam katılımın sağlanması çerçevesinde değerlendirilmelidir. Tavsiyeler dış dünyaya
kapalı bir yaklaşım önermemektedir, daha çok ulusal azınlıklara mensup kişilerin kendi kimliklerini, kültürlerini ve dillerini koruma ve geliştirme hakları ile bu kişilerin daha geniş topluma tam ve eşit birer üye olarak entegre olmalarını sağlama gereği arasında bir denge kurulmasını teşvik etmektedir. Bu bakış açısıyla, Devletin resmi dil(ler)ini iyi bilmeden bu entegrasyonun sağlanması mümkün değildir. Böyle bir eğitimin nasıl olacağı, eğitimin bir hak olduğunu ifade eden ve Devletlere eğitimi zorunlu kılma yükümlülüğü getiren Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nin 13. ve 14. Maddeleri ile Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 28. ve 29. Maddelerinde belirtilmektedir. Aynı zamanda, Ulusal Azınlıkların Korunmasına ilişkin Çerçeve Sözleşmesi’nin 14(3) Maddesinde azınlık dilinin öğretilmesi “resmi dilin öğrenilmesine veya bu dildeki eğitime zarar vermeden ve de ön yargılı olmadan uygulanacaktır” ifadesi yer almaktadır.

İSİMLER

1) Ulusal Azınlıkların Korunmasına ilişkin Çerçeve Sözleşmesi’nin 11(1) Maddesi, ulusal azınlıklara mensup kişilerin azınlık dilindeki ad ve soyadlarını kullanma hakkı olduğunu şart koşar. Birey kimliği açısından temel olan bu haktan yararlanma, her Devletin kendi özgün koşulları ışığında sağlanmalıdır. Örneğin, kamu görevlilerinin Devletin resmi dili veya dillerindeki alfabeyi kullanarak ulusal azınlıklara mensup kişilerin adlarını azınlık dili fonetik formuna uygun bir şekilde kaydetme hakkı vardır. Bununla birlikte, bu tür kayıt, söz konusu ulusal azınlığın dil sistemine ve geleneklerine uygun olarak yapılmalıdır. Kişilerin dili ve kimliğiyle yakından ilgili bu temel hak kapsamında, kamu makamları tarafından kendi özgün ad veya soy ad(lar)ından vazgeçmeye zorlanmış ya da kendi iradesi dışında ad(lar)ı değiştirilmiş kişilere, herhangi bir harcama yapmak zorunda kalmadan bu isimleri tekrar edinme hakkı tanınmalıdır.

2) İsimler, özellikle “toplulukla birlikte” hareket eden ulusal azınlıklara mensup kişilerin kolektif kimliği açısından da önemli bir unsurdur.BM Ulusal veya Etnik, Dinsel ve Dilsel Azınlıklara Mensup Kişilerin Hakları Bildirgesi’nin 2(1) Maddesi, ulusal azınlıklara mensup kişilerin “kendi dilini özel ve kamusal alanda, özgürce ve müdahale edilmeden veya herhangi bir ayrım gözetilmeksizin” kullanma hakkı olduğunu ifade etmektedir. Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşmesi’nin 10(1) Maddesi, Devletlerin, ulusal azınlıklara mensup kişilere “azınlık dilini özel ya da kamusal alanda, sözlü ve yazılı olarak özgürce ve müdahale edilmeden kullanma hakkı” tanıyacağını şart koşar. Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 27. Maddesi, “…azınlıklara mensup kişilerin kendi grubundaki diğer üyelerle birlikte…. kendi dillerini kullanma hakları engellenemez” demektedir. Bir kimsenin kendi dilini
kamusal alanda, diğerleriyle birlikte ve hiçbir müdahale olmadan ve ayrımcılığın hiçbir biçimine maruz kalmadan kullanma hakkı, ulusal azınlıklara mensup kişiler tarafından kurulan ve işletilen kurumlar, dernekler, örgütler veya ticari kuruluşlar gibi yasal oluşumların kendi azınlık dillerinde tercih ettikleri bir isim alma hakkını kullanabileceklerinin güçlü bir göstergesidir. Böylesi bir tüzel isim kamu makamları tarafından tanınmalı ve söz konusu toplumun dil sistemi ve geleneklerine göre kullanılmalıdır.

3) Çerçeve Sözleşmesi’nin 11(3) Maddesi “ulusal bir azınlığa mensup önemli sayıda kişinin geleneksel olarak yaşadığı bölgelerde, Taraf Devletler, … bu tür işaretlerin azınlık dilinde olması yönünde yeterli bir talep olması durumunda, geleneksel yerel adların, sokak adlarının ve kamuya yönelik diğer topoğrafik işaretlerin azınlık dilinde kullanımına … çaba göstereceklerdir.” demektedir. Bu tür tarihsel adları tanımayı reddetmek, tarihi değiştirme ve azınlıkları asimile etme girişimi halini alabilir ve dolayısıyla azınlık mensubu kişilerin kimliklerine yönelik ciddi bir tehdit oluşturabilir.

DİN

4) Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 27. Maddesi, “Etnik, dinsel ya da dilsel azınlıkların bulunduğu Devletlerde, bu azınlıklara mensup kişilerin kendi gruplarındaki diğer üyelerle birlikte … kendi dinlerini açıkça ifade etme ve uygulama veya kendi dillerini kullanma hakları engellenemez” demektedir. BM Ulusal veya Etnik, Dinsel ve Dilsel Azınlıklara Mensup Kişilerin Hakları Bildirgesi’nin 3(1) Maddesi, “Azınlık mensubu kişiler, …haklarından bireysel olarak veya mensubu oldukları grubun diğer üyeleriyle birlikte, herhangi bir ayrım gözetmeksizin yararlanabilirler” demektedir.

Dinsel inanç ve bu inancın gereklerini “toplulukla birlikte” yerine getirme, ulusal azınlıklara mensup birçok kişi için önemli bir alandır. Bu bağlamda, bir kimsenin hangi dine inanacağı konusundaki serbestiliğinin sınırsız bir hak olduğunu ve bu hakkın Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 18(1) Maddesi ile Avrupa İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesi’nin
9(1) Maddesinde garanti altına alındığını belirtmek gerekir. Bununla birlikte, halka açık ibadet de dahil olmak üzere, bir kimsenin kendi dinini ve inancını açıklama özgürlüğü, aynı Maddelerin alt Paragraflarında listelenen çok sayıda sınırlamaya tabidir. Bu sınırlamalar yasalarca düzenlenmeli ve kamu güvenliği, düzeni, sağlığı, ahlakı ve başkalarının hak ve özgürlükleriyle ilgili olmalıdır.

Bu sınırlamalar amaçlanan hedefe ulaşmada makul ve oranlı olmalıdır. Devletler, ulusal azınlıklara mensup kişilerin manevi, dilsel veya kültürel alandaki meşru isteklerini bastırmak amacıyla bu sınırlamalara başvurmamalıdırlar

Azınlıklar açısından ise, dinin gereklerini yerine getirme genellikle kültürel ve dilsel kimliğin korunması ile yakından ilişkilidir. Bir azınlık dilini halka açık ibadette kullanma hakkı, dinsel kurumlarını kurma ve halka açık ibadet hakkı kadar doğal bir haktır. Bu nedenle, kamu makamları, ne halka açık ibadet konusunda ne de, ister söz konusu ulusal azınlığın dili olsun ister o toplumun kullandığı ayin dili olsun, herhangi bir dilin kullanımı konusunda gereksiz kısıtlamalara gitmemelidirler.

5) Düğün veya cenaze törenleri gibi dinsel eylemler de, bazı ülkelerde, medeni durumu belirleyen hukuksal işlemler olabilirler. Bu tür durumlarda, kamu yararının gözetilmesi gerekir. İdari değerlendirmelerin insan haklarından yararlanmayı engellememesi gerektiğini dikkate alarak, kamu makamları dinsel topluluklara herhangi bir şekilde dilsel kısıtlamalar getirmemelidirler. Bu, dinsel toplulukların üstlendiği ve sivil idare ile iç içe geçebilen her türlü idari işlemde eşit olarak uygulanmalıdır. Bununla birlikte, Devlet, yasal düzenlemelerini ve idari görevlerini yerine getirebilmek için, dinsel topluluktan yetkisi dahilindeki hukuksal işlemleri Devletin resmi dili veya dillerinde de kaydetmesini isteyebilir.

TOPLULUK YAŞAMI VE STÖ’ler

6) Ulusal azınlıklara mensup kişilerin kolektif yaşamı, uluslararası belgelerde ifade edildiği gibi “toplulukla birlikte” hareket etmeleri, pek çok faaliyet ve çalışma alanında ifadesini bulur. Varlıkları azınlık kimliğinin korunması ve geliştirilmesi açısından yaşamsal öneme sahip olan sivil toplum örgütlerinin, derneklerin ve kurumların yaşaması önemlidir ve bu tür oluşumların varlığı sivil toplumun ve Devletin demokratik değerlerinin gelişmesine yarayan faydalı oluşumlar olarak görülürler.

Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 21 ve 22. Maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesi’nin 11. Maddesi kişilerin barışçıl toplanma ve örgütlenme özgürlüğünü garanti eder. Kişilerin grubunun diğer üyeleriyle “birlikte” hareket etme hakkı -kendi sivil toplum örgütlerini, derneklerini ve kurumlarını kurma ve yönetme hakkı- açık ve demokratik bir toplumun niteliğini belirleyen unsurlardan birisidir.

Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 27. Maddesi “…. azınlıklara mensup kişilerin kendi gruplarındaki diğer üyelerle birlikte, … kendi dillerini kullanma hakları engellenemez.” demektedir. Bu nedenle kural olarak, kamu makamları “toplulukla birlikte hareket eden” bu tür oluşumların içişlerine karışmamalı ve uluslararası hukuk kapsamında izin verilen durumlar dışında bu oluşumlara herhangi bir kısıtlama getirmemelidirler. Ulusal Azınlıkların Korunmasına ilişkin Çerçeve Sözleşmesi’nin 17(2) Maddesi de benzer şekilde Devletlerin “ulusal azınlıklara mensup kişilerin sivil toplu örgütlerinin faaliyetlerine hem ulusal hem de uluslararası düzeyde katılma hakkına müdahale etmeyeceği”ni ifade etmektedir.

Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 2(1) Maddesi, Devletlere “kendi ülkesinde bulunan ve yargı yetkisine tabi olan herkese, … örneğin dil gibi, herhangi bir ayrım gözetmeksizin bu Sözleşme’de tanınan hakları sağlanacaktır” yükümlülüğü getirmektedir. Bu standart doğrultusunda, Devletler, hükümet dışı örgütlere dil temelinde ayrımcı davranamaz ve dil konusunda gereksiz taleplerde bulunamaz. Bu noktadan hareketle, kamu makamları, kamu kuruluşları ile yüz yüze gelmeyi gerektiren hallerde Devletin resmi dil(ler)ini kullanmasını istemek de dahil, bu tür örgütlerin, derneklerin ve kuruluşların meşru kamu çıkarları temelinde iç hukukun gerektirdiklerini yerine getirmesini isteyebilir. Bu tür kurumların kaynak bulması konusunda, Kopenhag Belgesi’nin 32.2 Paragrafı, ulusal azınlıklara mensup kişilerin “ulusal mevzuata uygun olarak kamu yardımının yanı sıra gönüllü mali veya diğer tür katkıları alabilecekleri eğitimle ilgili, kültürel ve dinsel kurumlarını, örgütlerini ve derneklerini kurma ve sürdürme” hakkı olduğunu ifade eder. Buna göre, Devletler, bu tür oluşumların Devlet bütçesinden, kamusal uluslararası kaynaklardan ve özel sektörden mali kaynak bulmasını engellememelidirler.

7) Devletin, diğer faaliyet alanlarının yanında, sosyal, kültürel ve sportif alanlardaki hükümet dışı faaliyetleri finanse etmesi konusunda, eşitlik ve ayrım gözetmeme prensiplerinin uygulanması, kamu makamlarının, Devletin sınırları içerisinde yaşayan ulusal azınlıkların kendi dilinde yürüttükleri benzer faaliyetlere uygun oranda bir mali kaynak ayırmasını gerektirir. Bu bağlamda, Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 2(1) Maddesi kişilere muamelede dil temelinde fark gözetilmeyeceğine vurgu yapmakla kalmayıp 2(2) Maddesinde, Devletlerin “ … Sözleşme’de tanınan haklara işlerlik kazandırmak için gerekli olabilecek yasal ve diğer tedbirleri alması” koşulu getirmektedir. Daha da ötesi, Irksal Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi (ırk, renk, soy veya ulusal ya da etnik köken temelinde her türlü ayrım, dışlama, kısıtlama ya da tercih durumunu ortadan kaldırmayı amaçlayan), 2(2) Maddesi, “Taraf Devletler, koşullar çok gerekli kılıyorsa, sosyal, ekonomik, kültürel ve diğer alanlarda, belirli ırksal grupların veya bu gruplara mensup kişilerin bütün insan hakları ve temel özgürlüklerden tam ve eşit olarak yararlanmalarını garanti etmek amacıyla ve bu kişi ve grupların yeterli
düzeyde gelişmesini ve korunmasını sağlamak üzere özel ve somut tedbirler alacaklardır” koşulu getirmektedir. Dil çoğu zaman yukarıda sözü edilen Sözleşmece korunan etnik grubu tanımlayan bir kriter  olduğundan, dilsel azınlıklara da bu tür “özel ve somut tedbirler”den yararlanma hakkı tanınabilir.

Avrupa düzeyinde, Kopenhag Belgesi’nin 31. Paragrafı “Devletler, gerekirse, ulusal azınlıklara mensup kişilerin insan hakları ve temel özgürlüklerden yararlanma ve bu hakları kullanmada diğer yurttaşlarla tam eşitliğini güvence altına almak amacıyla özel önlemler alacaklardır” ifadesi yer almaktadır. Ulusal Azınlıkların Korunmasına ilişkin Çerçeve Sözleşmesi’nin 4. Maddesinin 2.Paragrafı, Taraf Devletlere “gerektiğinde, bir ulusal azınlığa mensup kişilerle çoğunluk mensubu kişiler arasında ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel yaşamın tüm alanlarında tam ve etkin bir eşitlik geliştirmek üzere yeterli tedbirleri alacaklardır” yükümlülüğü getirmektedir; aynı Maddenin 3. Paragrafı “2. Paragrafa göre alınan tedbirler, ayrımcı bir davranış olarak değerlendirilmeyecektir” demektedir. Bunun da ötesinde, Bölgesel veya Azınlık Dilleri Avrupa Şartı’nın 7(2) Maddesi “bölgesel diller ve azınlık dilleri lehine ve bu dilleri konuşanlarla toplumun geri kalanı arasında eşitliği geliştirmeyi amaçlayan veya bu dillerin özgün koşullarını dikkate alan özel tedbirlerin benimsenmesi, daha fazla kullanılan dilleri konuşanlara karşı ayrımcı bir davranış olarak değerlendirilmez” demektedir. Bu nedenle, kamu makamları, diğer alanların yanı sıra, ulusal azınlıklara mensup kişilerin sosyal, kültürel ve sportif alanlardaki faaliyetlerine de Devlet bütçesinden yeterli bir pay ayırmalıdırlar. Sübvansiyonlar, kamu yardımları ve vergi muafiyetleri
ile bu tür bir destek sağlanabilir.

MEDYA

8) Görüş edinme ve bu görüşleri ifade etme hakkını garanti eden Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 19. Maddesi, medyanın demokratik toplumlardaki rolü ve yeri konusunda temel referans noktasıdır. Sözleşme’nin 19(1) Maddesi, “herkesin her hangi bir engelleme olmaksızın görüş edinme hakkı vardır” derken 19(2) Maddesi daha da ileri giderek, herkesin “ülke sınırları dikkate alınmaksızın, sözlü, yazılı veya basılı olarak, sanatsal formda veya tercih edeceği bir başka araçla her türlü bilgiyi ve düşünceyi araştırma, edinme ve yayma” hakkını garanti etmektedir. Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesi’nin 10. Maddesi, ifade özgürlüğünü benzer şekilde garanti etmektedir. Avrupa Konseyi’ne üye Devletler, İfade ve Haber Alma Özgürlüğüne İlişkin Bildirge’nin I. Maddesinde “demokratik ve çoğulcu toplumun temel unsuru olan ifade ve haber alma özgürlüğü ilkelerine kesin bir şekilde bağlı kalacaklarını” tekrarlamaktadırlar. Bu temelde, aynı belgede, Devletlerin “haber alma ve kitle iletişim alanında … fikir ve görüşlerin yansımasına izin veren geniş bir çeşitlilikte bağımsız ve özerk bir medyanın var olmasını … başarmanın yollarını araştıracakları” ifade edilmektedir.

Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşmesi’nin 9(1) Maddesi, ulusal azınlıklara mensup kişilerin “kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları dikkate alınmaksızın azınlık dilinde görüş edinme, haber ve fikir alma ve verme” açısından özgür olduklarını açıkça ifade etmektedir. Aynı Madde, Devletlere “kendi yasal sistemleri çerçevesinde, ulusal bir azınlığa mensup kişilerin kitle iletişim araçlarına erişimlerinde ayrım gözetilmemesini güvence altına alma” yükümlülüğü getirmektedir. Çerçeve Sözleşme’nin 9(3) Maddesi, Devletler “ulusal azınlıklara mensup kişilerin yazılı kitle iletişim araçları kurmalarını ve kullanmalarını engellemeyecek” demektedir. Aynı Madde, “radyo ve televizyon yayıncılığının yasal çerçevesi kapsamında, [Devletlerin] mümkün olduğunca, ulusal azınlıklara mensup kişilere kendi iletişim araçlarını kurma ve kullanma olanakları sağlamalarını” gerektirmektedir. Ayrıca, Kopenhag Belgesi’nin, ulusal azınlıklara mensup kişilere “eğitimle ilgili, kültürel ve dinsel kurumlarını, örgütlerini veya derneklerini … kurma ve sürdürme” hakkı sağlayan 32.2 Paragrafında öngörüldüğü üzere, bu tür oluşumların da kitle iletişim araçları olarak anılabileceğini belirtmek gerekir. Bu standartta açıkça belirtilmemiş olmasına rağmen, kitle iletişim araçları çoğu kez dilin, kültürün ve kimliğin korunmasında ve geliştirilmesinde temel bir rol oynamaktadır.

Ulusal azınlıklara mensup kişilerin kendi özel iletişim araçlarını kurma ve sürdürme hakkı olduğuna şüphe yoktur. Ancak bu hakkın uluslararası hukukun getirdiği sınırlamalar ile Devletin medyanın düzenlenmesine ilişkin meşru gereklilikleri çerçevesinde getirdiği sınırlamalara tabi olduğu da bir gerçektir. Çerçeve Sözleşmesi’nin 9(2) Maddesi, aynı Sözleşme’nin 9(1) Maddesinde belirtilen ifade özgürlüğünün “Taraf Devletlerin, ayrım gözetmeksizin ve nesnel kriterlere dayanarak, radyo ve televizyon yayıncılığı veya sinema işletmeciliği konusunda izin talep etmelerini engellemeyeceği” vurgusuyla konuya açıklık getirmektedir. Haklılığı ortaya konduğu ve gerekli görüldüğü sürece, düzenlemeye ilişkin gereklilikler, bu hakkın kullanımına zarar vermez.

9) Devlet yardımı sağlanan kitle iletişim araçlarına erişim konusu ifade özgürlüğü kavramıyla yakından ilişkilidir. Çerçeve Sözleşme’nin 9(1) Maddesi, ulusal azınlıklara mensup kişilerin ifade özgürlüğünün, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın azınlık dilinde haberleri ve fikir verme özgürlüğünü de kapsadığını belirtmekte ve “azınlık üyelerine kitle iletişim araçlarına erişimde ayrımcı davranılmayacaktır” demektedir. Çerçeve Sözleşmesi’nin 9(4) Maddesi, “Taraflar, ulusal azınlıklara mensup kişilerin kitle iletişim araçlarına erişimini sağlamak için yeterli önlemler alacaklardır” koşulu getirmektedir. Bu, dikkate değer sayıda mensubu bulunan bir ulusal azınlığa, kamu eliyle yürütülen radyo ve/veya televizyon yayınında, söz konusu azınlığın sayısal büyüklüğü oranında adil bir yayın zamanı tanınması gerektiğine işaret etmektedir.

Bununla birlikte, herhangi bir ulusal azınlığa tahsis edilen yayın zamanının belirlenmesinde sayısal büyüklük ve yoğunluk tek ölçüt olarak görülemez. Daha küçük azınlık topluluklarının söz konusu olması durumunda, bu azınlıkların kitle iletişim araçlarından yararlanmasının anlamlı olmayacağı gibi bir değerlendirmeye gidilmeksizin bu tür bir yayın için asgari zaman ve kaynak ayrılması dikkate alınmalıdır.

Bunun da ötesinde, azınlık programlarına tahsis edilen zamanın niteliği, makul bir şekilde ve ayrım gözetmeksizin ele alınması gereken bir konudur. Azınlık dilinde programlara ayrılan zaman dilimi, ulusal azınlıklara mensup kişilerin kendi dillerindeki programdan hoşnut kalmasını sağlayacak şekilde olmalıdır. Bu nedenle, kamu makamları, bu programların günün makul bir zamanında yayınlanmasını güvence altına almalıdırlar.

10) Açık ve demokratik bir toplumda, medya programlarının içeriğine kamu makamlarınca gereksiz ölçülerde sansür uygulanmamalıdır.

Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 19(1) Maddesi ile Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesi’nin 10(1) Maddesi’nde garanti altına alınan ifade özgürlüğü bu açıdan önemlidir. Kamu makamlarınca getirilen herhangi bir kısıtlama, Medeni ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 19(3) Maddesinde belirtildiği gibi “ancak, a) başkalarının hakları ve itibarı, b) ulusal güvenliğin veya kamu düzeninin ya da kamu sağlığı ve ahlakının korunması amacıyla yasalarca düzenlenmiş olan ve gerekli görülen” kısıtlamalar olabilir.

Avrupa İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesi’nin 10(2) Maddesi de, kamu makamlarının ifade özgürlüğüne yönelik herhangi bir müdahalesi konusunda hemen hemen aynı kısıtlamaları öngörmektedir.

Devlet yayıncılığında, ulusal azınlıklarca veya onlar adına yapılan medya programlarının topluluk üyelerinin ilgi ve isteklerini yansıtacak ve söz konusu topluluk üyelerinin bu programların bağımsız olduğuna inanmalarını sağlayacak mekanizmalar oluşturulmalıdır. Bu bağlamda, ulusal azınlıklara mensup kişilerin editörlük sürecine katılımı (kişisel yeteneklerine göre), kitle iletişim araçlarının bağımsız özelliğinin korunmasını güvence altına almakta ileri bir adım olacak ve hizmet sunulan topluluğun ihtiyaçlarına cevap verecektir.

Kamu kurumları, eşitlik ve ayrım gözetmeme ilkeleri doğrultusunda ve hizmet sunulacak toplumu yansıtacak şekilde oluşturulmalıdır. Bu, kamusal iletişim araçları için de geçerlidir. Çerçeve Sözleşmesi’nin 15. Maddesi Devletlere “ulusal azınlıklara mensup kişilerin kültürel, sosyal ve ekonomik hayata ve özellikle onları ilgilendiren kamusal işlere etkin katılımlarını sağlayacak gerekli koşulları yaratmaları” yükümlülüğü getirmektedir. Uluslararası İş Örgütü’nün (İLO) İstihdam ve Mesleki Alanda Ayrımcılığa İlişkin 111. No’lu Sözleşmesi’nin 2. Maddesi, Devletlere “bu yönde herhangi bir ayrımcı muamaleyi önlemek üzere, istihdam ve meslek açısından fırsat eşitliği ve eşit muamelenin … geliştirilmesi için tasarlanan bir ulusal politika yürütmeleri” konusunda daha açık hükümler getirmektedir. Ulusal azınlıklara mensup kişilerin ayrım gözetmeksizin kitle iletişim araçlarında çalışmak üzere işe alınması medyanın temsiline ve tarafsızlığına katkı sağlar.

11) Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 19(2) Maddesi ile Ulusal Azınlıkların Korunmasına ilişkin Çerçeve Sözleşmesi’nin 9(1) Maddesi’nin ve ayrım gözetmeme ilkesinin özünden hareketle, ulusal bir azınlığa mensup kişilerin başka bir Devletten veya söz konusu azınlık dilini resmi olarak konuşulduğu Devlet’ten yapılan yayına erişimi, bu azınlığa mensup kişilerin yaşadığı Devlette, kamu eliyle yürütülen yayında bu azınlığa ayrılan program süresinin azaltılmasının gerekçesi olmamalıdır.

Artan teknolojik ilerlemeler bağlamında sınır ötesi bilgiye ve kitle iletişim ağlarına erişim, giderek önemi artan haber alma hakkının temel unsurudur. Sonuç olarak, kablolu yayın izni söz konusu olduğunda, örneğin, ilgili ulusal azınlık tarafından verici istasyonlara erişim isteği açıkça dile getirildiğinde, Devletin, söz konusu azınlık dilini resmi olarak konuşulduğu bir ülkede bulunan televizyon veya radyo istasyonlarının izin talebini reddetmesi meşru değildir. Bu hak sadece kablolu iletişim araçları için değil, ulusal azınlığın diliyle gerçekleştirilen elektronik bilgi iletişim ağları için de geçerlidir.

Avrupa Konseyi üyesi Devletler, İfade ve Haber Alma Özgürlüğüne İlişkin Bildirge’nin III (c) Maddesi ile genel anlamda “bilginin serbest akışını geliştirmek, böylece uluslararası anlayışa, inanç ve gelenekler hakkında daha fazla bilgi sahibi olmaya, fikirlerin çeşitliliğine saygı göstermeye ve farklı kültürlerin karşılıklı olarak zenginleşmesine katkı sağlayacaktır” sonucuna varmıştır. Devletler, sınır ötesi medya iletişimine ilişkin politikalarını bu Maddenin özüne uygun hale getirmelidirler.

EKONOMİK HAYAT

12) Uluslararası belgeler, ulusal azınlığa mensup kişilerin ekonomik faaliyet alanına ilişkin haklara pek az değinmektedir. Bununla birlikte bu belgeler ulusal azınlığa mensup kişilerin kendi dillerini kamusal ve özel alanda özgürce ve herhangi bir ayrım gözetmeksizin, sözlü ve yazılı olarak, bireysel ve başkalarıyla birlikte, kullanma hakkına işaret etmektedir. Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 19(2) Maddesi ile Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin 10(1) Maddesi, sadece başkalarına iletilebilecek (örneğin içeriği bakımından) fikir ve görüşler açısından değil, aynı zamanda iletişim aracı olan dil bakımından da ifade özgürlüğünü garanti etmektedir. Eşitlik ve ayrım gözetmeme ilkeleriyle güçlendirilen bu haklar, ulusal azınlıklara mensup kişilerin kendi ticari işlerini tercih edecekleri dilde sürdürme hakkına işaret etmektedir. Özel girişimcilerin müşterileriyle etkin bir iletişim kurabilmeleri ve işlerini adil koşullarda yürütebilmelerinin önemi dikkate alınarak, bu tür özel girişimcilerin özgür tercihleriyle seçtikleri dil konusunda gereksiz kısıtlamalara tabi tutulmamalıdırlar.

Çerçeve Sözleşmesi’nin 11(2) Maddesi, “bir ulusal azınlığa mensup herkes, kamunun görebileceği tabela, yazı ve özel nitelikli diğer açıklamalarında kendi azınlık dilini kullanma hakkına sahiptir” demektedir. Çerçeve Sözleşmesi’deki “özel nitelikli” ifadesi resmi olmayan her şeye işaret etmektedir. Bu nedenle, Devlet, özel ticari girişimlerin idaresinde tercih edilen dil konusunda herhangi bir kısıtlama koymamalıdır.

Bununla birlikte Devlet, başkalarının haklardan yararlanmasını etkileyen veya kamu organlarıyla alışveriş ve iletişim gerektiren ekonomik faaliyet sektörlerinde resmi dil veya dillerin kullanılmasını isteyebilir. Bu, Uluslararası Sivil ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 19(3) Maddesi ile Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesi’nin 10(2) Maddesinde belirtilen ifade özgürlüğüne ilişkin izin verilebilir kısıtlamalardan kaynaklanmaktadır.

Yukarıdaki Maddelerde belirtilen izin verilebilir kısıtlamalar sadece iletişimin içeriğine yönelik kısıtlamaları haklı kılabilir, iletişim aracı olarak bir dilin kullanılmasına getirilen kısıtlamaları hiçbir zaman haklı kılmaz. Ancak, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması ve kamu idaresince yerine getirilmesi istenen sınırlı bazı talepler gereği, Devletin resmi dil veya dillerinin de kullanılmasına ilişkin düzenlemelere gidilmesini haklı kılar. Bu, koşullara bağlı olarak çalışma yeri sağlığı ve güvenliği, tüketiciyi koruma, çalışan ilişkileri, vergilendirme, mali rapor hazırlama, Devlet sağlık ve işsizlik sigortası ve ulaşım gibi faaliyet sektörlerinde uygulanır. Devlet, meşru kamu çıkarları temelinde, kamuya yönelik işaretleme ve etiketleme gibi ekonomik faaliyetlerde herhangi başka bir dilin kullanımına ek olarak Devletin resmi dili veya dillerinin de kullanılmasını -Ulusal Azınlıkların Korunmasına ilişkin Çerçeve Sözleşmesi Hakkında Açıklayıcı Rapor’un 60. Paragrafında açıkça ifade edildiği gibiisteyebilir. Kısacası, Devlet hiçbir zaman bir dilin kullanımını yasaklayamaz, ancak, meşru kamu çıkarları temelinde Devletin resmi dili veya dillerinin de kullanılmasına ilişkin düzenlemelere gidebilir.

Meşru kamu çıkarı mantığını akılda tutarak, dilin kullanımına ilişkin Devletçe öne sürülebilir gereklilik (ler), gözetilen kamu çıkarıyla orantılı olmak zorundadır. Herhangi bir talebin oransallığı ne derece gerekli olduğu dikkate alınarak belirlenmelidir. Buna göre örneğin, çalışma yeri sağlığı ve güvenliği konusunda kamu çıkarı gözetilirken, Devlet, özel fabrikaların güvenlikle ilgili uyarı işaretlerinin, işletmenin seçtiği dil(ler)in yanı sıra Devletin resmi dil veya dillerinde de olmasını şart koşabilir. Benzer şekilde, vergilendirmeye ilişkin kamu idaresi çıkarları söz konusu olduğunda Devlet, idari formların Devletin resmi dili veya dillerinde düzenlenmesini ve kamu makamlarının denetim yapması halinde bu alanla ilgili kayıtların da Devletin resmi dili veya dillerinde sunulmasını; kayıtların denetlenmesi, özel teşebbüsün tüm kayıtlarını Devletin resmi dili veya dillerinde tutmasını gerektirmez ancak bir çeviri gereksinimi olması halinde bunu özel teşebbüs üstlenir. Bu, Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşmesi’nin 10(2) Maddesinde öngörülen, ulusal azınlıklara mensup kişilerin kendi dil(ler)ini idari makamlarla iletişimde kullanma hakkını engellemez.

İDARİ MAKAMLAR VE KAMU HİZMETLERİ

13/14/15) AGİT katılımcısı Devletler, sadece ulusal azınlıklara mensup kişilerin kimliklerini (dilleri dahil olmak üzere) sürdürmelerini değil, aynı zamanda bu kimliğin gelişmesi ve desteklenmesini sağlamaya yönelik dinamik bir ortam yaratmaya katkı sunacak önlemler almakla da yükümlüdürler. Dolayısıyla, bu Devletler, Kopenhag Belgesi’nin 35. Paragrafında belirlenen “ulusal azınlıklara mensup kişilerin kamusal
işlere etkin katılım hakkı”na saygı göstermeyi üstlenmiş olmaktadırlar. Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşmesi’nin 10(2) Maddesi Devletlerden açıkça “idari makamlarla ilişkilerde azınlık dillerinin kullanımını mümkün” kılmalarını istemektedir. Kopenhag Belgesi’nin 35. Paragrafı da, “söz konusu Devletin politikalarına uygun olarak, azınlıkların özgün tarihsel ve bölgesel koşullarına cevap verecek uygun yerel veya özerk idarelerin” kurulması suretiyle ulusal azınlıkların kamusal işlere kendi dillerinde katılımını sağlayacak bir ortam yaratma olanağına işaret etmektedir.

Çerçeve Sözleşmesi’nin 15. Maddesi, Devletlere “ulusal azınlıklara mensup kişilerin kültürel, sosyal ve ekonomik hayata ve özellikle onları ilgilendiren kamusal işlere, etkin katılımlarını sağlayacak gerekli koşulları yaratmaları” yükümlülüğü getirmektedir. Bu hükümler, kamu makamlarına, ulusal azınlıklara mensup kişilerin yerel yetkililerle ilişkilerini kendi dillerinde yürütme ve resmi belge ve sertifikaları kendi dillerinde edinme hakkı tanıma imkanını vermektedir. Bu hükümler, eşitlik ve ayrım gözetmeme ilkeleri doğrultusunda, azınlık dilinin yerel siyasi yaşamda ve kamu hizmetlerinin sağlanması süreci de dahil, yurttaşlarla kamu makamlarının yüz yüze ilişkilerinde tam bir iletişim aracı olabileceği dinamik katılımcı ilişkiler kurmak açısından da geçerlidir.

Halka hizmet sunmak üzere planlanmış idari kurum ve kuruluşlarda etnik temsiliyet, çoğu kez çoğulcu, açık ve ayrımcı olmayan bir toplumun göstergesidir. Uluslararası İş Örgütü’nün (İLO) İstihdam ve Mesleki Ayrımcılığa İlişkin 111. No’lu Sözleşmesi’nin 2.Maddesi, sistemin geçmişteki veya mevcut ayrımcı etkilerinin giderilmesi amacıyla Devletlerin “herhangi bir ayrımcı muameleyi önlemek üzere, istihdam ve meslek açısından fırsat eşitliği ve eşit muamelenin geliştirilmesi için tasarlanan bir ulusal politika yürütmeleri”ni talep etmektedir.

Kamuya hizmet amaçlı program ve hizmetlerin planlanması ve yürütülmesinde yukarıda sözü edilen ilkeleri yerine getirmeyi taahhüt eden hükümetlerin, ulusal azınlıklara mensup kişilerin bu yönde bir isteği ifade etmiş olmalarını ve sayısal büyüklük ilkesini dikkate almasını beklemek doğaldır. Bu tür bir talebin dile getirilmesi ve talep eden sayısının önemli bir büyüklüğe ulaşması halinde, ulusal azınlıklara mensup vergi mükelleflerinin hizmetlere kendi dillerinde de ulaşması hakkaniyete uygundur. Bu, insanların yaşam kalitesini doğrudan ve temelden etkileyen sağlık ve sosyal hizmet alanlarında özellikle geçerlidir.

İdari makamların, eşitlik ve ayrım gözetmeme ilkeleri doğrultusunda, ulusal azınlıklara mensup kişilere eşitlikçi ve kapsayıcı bir şekilde davranması beklenir. Devletler, yetki alanı dahilindeki bölgelerin demografik gerçeğini dikkate almalıdırlar. Her şeyin ötesinde, Devletler, bir bölgenin demografik gerçeğini değiştirerek yükümlülüklerinden kaçma yoluna gitmemelidirler. Çerçeve Sözleşmesi’nin özellikle 16. Maddesi, Devletlerin, ulusal azınlıklara mensup kişilerin bulunduğu bölgelerde bu azınlıkların haklarını kısıtlama amacıyla nüfus oranlarını keyfi olarak değiştirecek düzenlemelere gitmekten kaçınmasını öngörmektedir. Keyfi kamulaştırma, boşaltma ve sürgünlerin yanı sıra idari sınırların keyfi olarak yeniden belirlenmesi ve nüfus sayımıyla ilgili manipülasyonlar bu tür düzenlemeler arasındadır.

BAĞIMSIZ ULUSAL KURUMLAR

16) Kamu makamları, uluslararası sözleşmeler ve bildirgelerce veya iç mevzuata göre garanti edilen hakların etkin bir şekilde gerçekleştirilmesini ve korunmasını sağlayacak mekanizmalar yarattığında, insan hakları amaçlanan hedefine ulaşmış olur. Hukuksal prosedürlerin tamamlayıcısı niteliğindeki bağımsız ulusal kurumların varlığı genellikle daha hızlı ve daha ucuz başvuru yolları sağlar ve bu kurumlardan yararlanmayı daha kolaydır.

Irksal Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nde sözü edilen ayrımcılık, katı bir şekilde ırkla ilgili bir kritere göre tanımlanmamıştır. Sözleşme’nin 1(1) Maddesi’nde, ırksal ayrımcılık kavramı “ırk, renk, soy veya ulusal ya da etnik köken temelinde ve politik, ekonomik, sosyal, kültürel veya kamusal yaşamın herhangi bir alanında insan hakları ve temel özgürlüklerin eşitlik temelinde tanınmasını, bu haklardan yararlanılması veya kullanımını ortadan kaldırmak veya zayıflatmak amacında olan veya bu yönde etki eden her türlü ayrım, dışlama, kısıtlama veya tercih” olarak tanımlanmaktadır. Sözleşme’nin 6. Maddesi, “Taraf Devletler, yetkili ulusal mahkemeler ve diğer Devlet kurumları aracılığıyla, kendi yetkisi alanındaki herkese, bu Sözleşme’ye aykırı olacak şekilde insan hakları ve temel özgürlükleri ihlal eden her türlü ırksal ayrımcılık fiillerine karşı etkin koruma ve hak arama yolları sağlayacaktır” demektedir.

Bu bağlamda, ombudsman veya insan hakları komisyonu gibi, zararın telafisi ve tazmini işlevi görecek mekanizmalar oluşturulması amacıyla Devletler tarafından kurulan bağımsız ulusal kurumlar, bir Devletin demokratik ve çoğulcu niteliğinin ölçüsüdür. Buna göre ve Birleşmiş Milletler’in 48/134 sayılı 20 Aralık 1993 tarihli Kararı’na gönderme yapan Avrupa Konseyi, Bakanlar Komitesi’nin R(97)14 sayılı ve 30 Eylül 1997 tarihli Tavsiye Kararı’nda, “insan hakları kurumlarının, özellikle üye profili çeşitlilik gösteren insan hakları komisyonlarının ve ombudsman veya buna karşılık gelecek kurumların” kurulmasını teşvik etmiştir. Bu tür zararı telafi etme mekanizmaları, dilsel ve diğer haklarının ihlal edildiğini düşünen ulusal azınlıklara mensup kişilere de açık olmalıdır.

YARGI MAKAMLARI

17/18) Uluslararası hukuk, kamu makamlarının, tutuklanan, suçlanan ve yargılanan herkesin kendilerine yöneltilen suç ve diğer tüm süreçler hakkında anladığı bir dilde bilgilendirilmesini sağlamayı gerektirir.

Gerekiyorsa ücretsiz bir çevirmen sağlanmalıdır. Hukuksal süreçte bu standardın uygulanması evrenseldir ve ulusal azınlıkların dil hakları ile ilgili değildir. Üzerinde durulan, daha çok hukuk önünde eşitlik ve ayrım gözetmeme ilkeleridir. Bu ilkelere saygı gösterilmesi, özellikle cezai yargılamalarda ve süreçlerde yaşamsal önemdedir.

Sonuç olarak, Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 14(3)(a) Maddesi’ne göre, cezai bir suç işlemekle yargılanan herkesin “hakkındaki suçlamanın niteliği ve nedeni hakkında anladığı bir dilde hemen ve ayrıntılı olarak bilgilendirilme”si gerekir. Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin 6(3)(a) Maddesi aynı gerekliliği hemen hemen aynı dille ifade eder. Bunun yanı sıra, bu Sözleşme’nin 5(2) Maddesi, tutuklama ile ilgili olarak aynı gereklilikleri ortaya koyar. Daha da ötesi, Sivil ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 14(3) (e) Maddesi, herkesin “tam bir eşitlikle” “aleyhindeki tanıkları sorgulamak veya sorgulatmak ve kendisi için tanıklık edenlerin kendi aleyhine tanıklık edenlerle aynı koşullarda hazır bulunması ve sorgulanmasını sağlamak” hakkına sahip olduğunu ifade etmektedir. Bu bağlamda, Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 14(3)(f) Maddesi ile Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin 6(3)(e) Maddesi, herkesin “mahkemede konuşulan dili anlamıyor veya konuşamıyorsa bir çevirmenin ücretsiz yardımını alma” hakkını garanti etmektedir. Özellikle cezai prosedüre ilişkin ve açıkça dilin kullanımı ile ilgili olan bu güvenceler, her türlü hukuksal sürecin, koşulların tam eşitliğini sağlayacak ölçüde ve adil bir biçimde olması gerektiğini ifade eden Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 14(1) Maddesinin ilk cümlesinde belirtildiği gibi, mahkemeler önünde eşitlik sağlayan temel güvenceden kaynaklanmaktadır. Hukuksal süreçlerin tümünde dil tercihi açısından eşit biçimde uygulanan bu hüküm, eşit ve etkin bir adalet yönetimiyle ilgili politikalar geliştirmekte Devletlere rehber olmalıdır.

Bölgesel ve Azınlık Dilleri Avrupa Şartı’nın 7(1) Maddesi daha genel olarak, Devletlerin politikalarını, mevzuatlarını ve uygulamalarını “bölgesel veya azınlık dilinin tanınması kültürel zenginliğin bir ifadesidir…” ve “bu dillerin korunması, bölgesel veya azınlık dillerinin gelişmesini sağlayacak cesur eylemler gerektirir” gibi amaç ve ilkelere dayandıracaklarını belirtmektedir. Avrupa Şartı’nın 7(4) Maddesi, “Taraflar, bölgesel ve azınlık dilleriyle ilgili politikalarını belirlerken, …, bu dilleri konuşan grupların ihtiyaç ve isteklerini dikkate alacaklardır.” koşulu getirmektedir. Bunun da ötesinde, Çerçeve Sözleşmesi’nin 15. Maddesi, Devletlere “ulusal azınlıklara mensup kişilerin kültürel, sosyal ve ekonomik hayata ve özellikle onları ilgilendiren kamusal işlere, etkin katılımlarını sağlayacak gerekli koşulları yaratmaları” yükümlülüğü getirmektedir.

Yukarıda sözü edilen standartlar demokratik toplumlarda adalet hizmetlerinden yararlanabilmenin önemi dikkate alınarak değerlendirildiğinde, başkalarının haklarına saygı gösteren ve temyiz başvuruları da dahil hukuksal süreçlerin bütünselliğini sağlayan Devletlerin, bu hukuki süreçlerin (cezai, medeni veya idari yargılama) mümkün olduğunca bütün aşamalarında ulusal azınlıklara mensup kişilerin kendilerini kendi dillerinde ifade etme hakkını güvence altına almasını beklemek makuldür.

19) İnsan haklarından yararlanmada adalet hizmetlerinden yararlanabilmek hayati bir değer taşıdığından, kişinin mevcut prosedürlere doğrudan ve kolayca ne derece ulaşabildiği, bu haklardan yaralanma düzeyini belirleyen önemli bir ölçüttür. Bu nedenle, ulusal azınlıklara mensup kişilerin dil(ler)inin kullanıldığı hukuksal süreçler, bu kişilerin yargıdan daha doğrudan yararlanabilmesini sağlar.

Bu temelde, Bölgesel veya Azınlık Dilleri Avrupa Şartı’nın 9.Maddesi, bütün hukuksal süreçlerin elverdiği ölçüde ve etkilenen taraflardan birinin talebi gereğince, bölgesel veya azınlık dilinde yürütülmesi gerektiğini ifade etmektedir. Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi, 1201 sayılı Tavsiye Kararı’nın 7(3) Maddesinde “Ulusal bir azınlığın önemli sayıda yerleşik olduğu bölgelerde, ulusal bir azınlığa mensup kişilerin idari makamlarla ilişkilerinde ve mahkemeler veya hukuksal makamlar karşısındaki yargılama süreçlerinde kendi ana dillerini kullanma hakkı vardır” diyerek aynı sonuca varmıştır. Buna göre, Devletler, yargı açısından uygun işe alma ve hizmet içi eğitim politikaları benimsemelidirler.

ÖZGÜRLÜKTEN MAHRUMİYET

20) Birlemiş Milletler Tutuklulara Muamele Hakkında Minimum Standart Kuralları’nın Kural 51, 1 ve 2. Paragrafları ile Avrupa Konseyi, Cezaevi Avrupa Kuralları’nın Kural 60, 1 ve 2. Paragrafları, tutuklunun cezaevi yönetimince anlaşılma hakkına ve ayrıca tutukluların da cezaevi idaresini anlamasının önemine vurgu yapar. Bu Maddeler, azınlık haklarıyla ilgili değildir. Bununla birlikte, ilgili nüfusun ifade etmiş olduğu taleplerinin yanı sıra, sayısal büyüklük ile eşitlik ve ayrım gözetmeme ilkeleri dikkate alınarak, yukarıdaki hükümlerin ulusal azınlıklara mensup kişilerin önemli sayıda bulunduğu bölge veya mahallerde uygulanması daha da zorunlu hale gelmektedir.

21) Birleşmiş Milletler Tutuklara Muamele Hakkında Minimum Standart Kuralları’ndan Kural 37 ile Avrupa Konseyi, Avrupa Cezaevi Kuralları’nın 43(1) Maddesi, tutukluların aileleri, yakın arkadaşları ve kurumlardan kişiler veya bu kurumların temsilcileriyle iletişim kurma hakkı olduğunu ifade eder. İfade özgürlüğü hakkı ve kişinin kendi dilini özel ve kamusal yaşamda kullanma hakkı gibi, insan haklarının önemi ışığında, yetkililer bu haklara cezaevlerinde dahi, yasalarca belirlenen sınırlar çerçevesinde saygı göstermekle yükümlüdürler. Kural olarak, tutukluların kendi dillerinde diğer tutuklular ve ziyaretçilerle ve ayrıca kişisel yazışmalarında, hem sözlü hem de yazılı olarak iletişim kurabilmeleri gerekir. Bununla birlikte, cezai eylemleri nedeniyle tutuklanmış kişilerin belirli hak ve özgürlükleri uluslararası belgelerle düzenlenen kısıtlamalara uygun bir şekilde meşru olarak kısıtlanabilir veya askıya alınabilir. Tutuklanan
kişilerin dil haklarından yararlanması en iyi şekilde, bu dilin genel olarak konuşulduğu bir yerde tutulmaları ile sağlanabilir.

Çek Cumhuriyeti Anayasası

0
Çek Cumhuriyeti Anayasası

Çek Cumhuriyeti Anayasası Türkiye Barolar Birliği önceki başkanı Vedat Ahsen Coşar tarafından 1999 yılında Türkçeye tercüme edilmiş ve Barolar Birliği tarafından Faruk Erem‘e Armağan kitabının bir bölümü olarak yayınlanmıştır.

Çek Cumhuriyeti Anayasası, 01 Ocak 1993 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Çek Cumhuriyetinin anayasal düzeni; Birleşmiş Milletler Temel Hak ve Özgürlükler Bildirgesini, bu Anayasa’ya uygun duruma ge­tirilen temel yapılanma yasalarını, 06 Haziran 1992’den itibaren uygulanan Çekoslovak Cumhuriyeti Milli Meclisi, Çekoslovak Sos­yalist Cumhuriyeti Federal Meclisi ve Çek Cumhuriyetinin devlet sı­nırlarını tanımlayan Çek Milli Konseyi’nin temel yapılanma yasa­larını kapsamaktadır. Anayasa, Çekoslovak Federasyonu’nun Temel Yapı­lanma Yasası ile bunları değiştiren yasalar, Çek Cumhuriyeti sembolleri ile ilgili Çek Milli Konseyinin 67/1990 sayılı Yasalar Külliyesi yürürlükten kaldırılmıştır. Bu Anayasanın yürürlüğe gireceği güne kadar, diğer yasa­lar Çek Cumhuriyeti sınırları içinde yürürlükte kalmıştır.

Önsöz

Bohemya, Moravya ve Silezya’daki Çek Cumhuriyetinin va­tandaşı olan biz,

Bağımsız bir Çek Devletinin yeniden kurulması sürecinde,

Tarihi Çek Krallığı ile Çekoslovak Devleti birlikteliğinin kurul­duğu topraklardaki, bütün iyi geleneklere bağlı olarak,

İnsan özgürlüğünün ve onurunun inkar edilmez değerlerinin ruhuna bağlı Çek Cumhuriyetimi kurmak, korumak ve geliştirmek kararı ile,

Başkalarına karşı görevlerinin ve herkese karşı sorumlulukla­rının bilincinde olan, kendi yurdunda eşit ve özgür vatandaşlar olarak,

Sivil toplum ilkeleri ile insan haklarına saygılı özgür ve de­mokratik bir devlet olarak,

Dünya demokrasisinin ve Avrupa ailesinin bir parçası olarak,

Maddi ve manevi, doğal ve kültürel refahın mirasında, birlikte korunmak ve gelişmek kararlığıyla,

Her koşulda, hukuka saygılı bir devletin ilkelerine bağlı kal­mak kararlılığı içinde,

İçimizden serbestçe seçilmiş temsilcilerimiz, bu Anayasayı uy­gularlar.

Birinci Bölüm – Temel Hükümler
Madde 1

Çek Cumhuriyeti, bireyin ve vatandaşın haklarına ve özgür­lüklerine saygılı bağımsız, birleşik ve demokratik bir hukuk devletidir

Madde 2
  1. Devlet erkinin kaynağı halktır; halk bu erkini yasama, yü­rütme ve yargı organları eliyle kullanır.
  2. Anayasa hukuku, halkın devlet erkini doğrudan kullanabi­leceği koşulları belirler.
  3. Devlet erki, halkın tamamına hizmet eder, bu erk sadece hukukun düzenlediği koşullarda ve alanda ve hukuki çerçevede kullanılabi­lir.
  4. Yasa ile yasaklanmadığı sürece, her vatandaş dilediğini yap­makta serbesttir. Yasal bir zorunluluk olmadıkça, hiç kimse, hiçbir şeyi yapmaya zorlanamaz.
Madde 3

Temel Hak ve Özgürlükler Bildirgesi, Çek Cumhuriyeti anaya­sal düzeninin bir parçasıdır.

Madde 4

Temel hak ve özgürlükler, yargının koruması altındadır.

Madde 5

Siyasal sistem; temel demokratik ilkelere saygılı, çıkarları için güç kullanmayı reddeden siyasi partilerin, serbest ve gönüllü biçimde kurulmalarına ve serbest rekabetlerine dayanır.

 Madde 6

Siyasal kararlar, serbest oylama sonucu ortaya çıkan çoğunlu­ğun iradesine dayanır.

Kararların alınmasında, azınlıklar çoğunluk tarafından koru­nur.

Madde 7

Devlet, doğal kaynakların ekonomik kullanılmasını ve doğal zenginliklerin korunmasını gözetir.

Madde 8

Bölgesel yerinden yönetim birimlerinin özerklikleri güvence al­tındadır.

Madde 9
  1. Anayasa, ancak anayasa ile değiştirilebilir veya ortadan kaldırılabilir.
  2. Demokratik hukuk devletinin temel niteliklerini değiştir­meye yönelik hiçbir değişiklik kabul edilemez.
  3. Yasa normları, demokratik devletin esaslarını tehlikeye atacak veya değiştirecek biçimde yorumlanamaz.
Madde 10

Çek Cumhuriyetinin kendisini hasrettiği, insan hakları ve te­mel özgürlükler ile ilgili olarak onaylanmış ve yayınlanmış ulus­lararası düzenlemeler, yasaların üstündedir ve bunlar Çek Cumhuriye­tini öncelikle  bağlar.

Madde 11

Çek Cumhuriyeti ülkesinin sınırları, sadece anayasal yasama organı tarafından değiştirilebilen, bölünmez bir bütündür.

Madde 12
  1. Çek vatandaşlığının kazanılmasına ve yitirilmesine ilişkin usuller yasa ile düzenlenir.
  2. Hiç kimse, kendi isteği dışında vatandaşlıktan çıkarılamaz.
Madde 13

Çek Cumhuriyetinin başkenti, Prag’dır.

Madde 14
  1. Büyük ve küçük devlet amblemleri, devletin renkleri, dev­letin bayrağı, Cumhurbaşkanlığı sancağı, devletin marşı, devletin mührü; Çek Cumhuriyeti’nin sembolleridir.
  2. Devletin sembolleri ile bunların kullanılmaları yasa ile dü­zenlenir.

İkinci Bölüm – Yasama Erki

Madde 15
  1. Çek Cumhuriyetinde yasama yetkisi, Parlamento tarafın­dan kullanılır.
  2. Parlamento, Millet Meclisi ve Senato olmak üzere, iki mec­listen oluşur.
Madde 16
  1. Millet Meclisi, dört yıllık dönem için seçilmiş 200 vekilden oluşur.
  2. Senato, altı yıllık dönem için seçilmiş 81 senatörden oluşur. Senatörlerin üçte biri, her iki yılda bir yenilenir,
Madde 17
  1. Her iki meclisin seçimleri, seçim döneminin sona ermesin­den önceki otuzuncu gün ile seçimlerin sona erdiği gün arasında­ki süreyi kapsar.
  2. Millet Meclisi’nin fesih olunması durumunda, seçimler fesih tarihinden itibaren altmış gün içinde yapılır,
Madde 18
  1. Millet Meclisi seçimleri; nispi temsil ilkelerine göre ve ge­nel, eşit, doğrudan, gizli oy verme esaslarına uygun olarak yapılır.
  2. Senato seçimleri; çoğunluk sistemine göre ve genel, eşit, doğrudan, gizli oy verme esaslarına uygun olarak yapılır.
  3. 18 yaşına ulaşan her Çek Cumhuriyeti vatandaşı, oy kul­lanma hakkına sahiptir.
Madde 19
  1. Seçilme yeterliliğine sahip ve 21 yaşma ulaşmış olan her Çek Cumhuriyeti vatandaşı, Millet Meclisi vekilliğine seçilebilir.
  2. Seçilme yeterliliğine sahip ve 40 yaşına ulaşmış olan her vatandaş, senatör seçilebilir,
  3. Milletvekili ve senatörlerin görev ve yetkileri, kendi seçilme alanı üzerinde etkilidir.
Madde 20

Oy verme, seçimlerin yürütülmesi ve yargının denetim alanı ile ilgili ek koşullar, yasa ile düzenlenir.

Madde 21

Hiç kimse, aynı zamanda, Parlamento’nun her iki meclisinde birden üye olamaz.

Madde 22
  1. Cumhurbaşkanlığı ve yargıçlık görevleri ile yasada belirti­len diğer görevler, senatörlük ve milletvekilliği görevleri ile bağ­daşmaz.
  2. Senatörlük veya milletvekilliği görevleri, bu kişilerin Cum­hurbaşkanı veya yargıç seçildikleri ya da milletvekilliği veya sena­törlük ile bağdaşmayan bir başka göreve atandıkları tarihte sona erer.
Madde 23
  1. Milletvekili, Millet Meclisinde hazır bulunduğu ilk oturum­da yemin eder.
  2. Senatör, Senatoda hazır bulunduğu ilk oturumda yemin eder.
  3. Milletvekili ve senatörlük yemini aşağıdaki gibidir; “Çek Cumhuriyeti’ne sadık kalmaya söz veriyorum. Onun Anayasasını ve yasalarını her şeyin üstünde tutmaya söz veriyorum. Vekillik gö­revimi, halkın yararına, inançla ve vicdanıma uygun olarak yap­maya şerefim üzerine söz veriyorum.”
Madde 24

Milletvekili veya senatör, görevinden feragat ettiğini, üyesi olduğu meclisin oturumunda bizzat açıklar. Önemli bir mazereti ne­deni ile bunu yapamadığı takdirde, yasada düzenlenen şekilde görevinden feragat edebilir.

Madde 25
Milletvekili ve senatörlük görevleri;
  1. Yemin etmekten kaçınılması veya ihtiraz-i kayıtla yemin edilmesi,
  2. Görev süresinin sona ermesi,
  3. Vekillikten feragat edilmesi,
  4. Seçilme yeterliliğinin yitirilmesi,
  5. Millet Meclisi’nin fesih olunması,
  6. Milletvekilliği ve senatörlük ile bağdaşmayan, 22.maddede belirtilen görevlerin üstlenilmesi durumlarında sona erer.
Madde 26

Milletvekilleri ve senatörler, görevlerini yeminlerine uygun biçimde ve tarafsız olarak yaparlar.

Madde 27
  1. Milletvekili veya senatörler hakkında, gruplarında ya da Millet Meclisinde veya Senato’da kullandıkları oylardan dolayı ko­vuşturma yapılamaz.
  2. Milletvekili veya senatörler haklarında, gruplarında ya da Millet Meclisi veya Senato’da yaptıkları açıklamalardan dolayı kovuşturma yapılamaz. Milletvekili veya senatörler, sadece üyesi oldukları meclisin disiplin otoritesine karşı sorumludurlar.
  3. Yasada aksine bir düzenleme yok ise, milletvekili veya senatörler, kabahatlerinden dolayı, yalnızca üyesi oldukları meclisin disiplin otoritesine karşı sorumludurlar.
  4. Bir milletvekili veya senatör aleyhinde, üyesi olduğu mecli­sin onayı olmadan ceza kovuşturması yapılamaz. Üyesi olduğu meclis onay vermediği takdirde, milletvekili veya senatör hakkın­da sonsuza kadar ceza kovuşturması yapılamaz.
  5. Bir milletvekili veya senatör, ancak suçüstü veya suçtan hemen sonra yakalandığı takdirde, gözaltına alınabilir. Sorumlu organ, gözaltına alınan vekilin/senatörün bağlı olduğu meclisin başkanına  durumu derhal bildirmek zorundadır. İlgili meclisin başkanı 24 saat içinde gözaltına alman vekilin/senatörün, mahke­meye sevkine onayı olduğunu bildirmediği takdirde, sorumlu or­gan vekili/senatörü serbest bırakmak zorundadır. Bunu izleyen ilk oturumunda meclis, kovuşturmanın yürütülüp yürütülmeyeceğini kesin olarak karara bağlar.
Madde 28

Milletvekili veya senatör, görevi nedeni ile öğrendiği konular hakkında, milletvekili veya senatörlük görevi sona erdikten sonra dahi tanıklık yapamaz.

Madde 29
  1. Millet Meclisi, kendi başkanını ve vekilini seçer ve azleder.
  2. Senato, kendi başkanını ve vekilini seçer ve azleder.
Madde 30
  1. Millet Meclisi, milletvekillerinin en az 1/5’inin teklifi ile, araştırılmasında kamu yararı olan konular hakkında, araştırma komisyonu kurabilir.
  2. Komisyonun çalışma usulleri yasa ile düzenlenir.
Madde 31
  1. Meclisler, kendi organları olarak, kurullar ve komisyonlar kurabilirler.
  2. Kurulların ve komisyonların faaliyetleri yasa ile düzenle­nir.
Madde 32

Hükümet üyesi olan milletvekili veya senatör, Millet Meclisi’ne veya Senato’ya, başkan veya başkan vekili olamayacağı gibi, Par­lamento kurullarında, araştırma komisyonu veya komisyonlarında üye olamaz.

Madde 33
  1. Millet Meclisi fesih olunduğunda; Senato, ertelenemez nite­likteki konular ile ihtiyaç duyulan bir yasanın kabulü konusunda, gerekli yasama tedbirlerini almakla yükümlüdür.
  2. Bununla birlikte Senato; Anayasal konular, devlet bütçesi, devletin yıllık hesapları, seçim yasası ve 10.maddeye göre kabul edilmiş olan uluslararası anlaşmalar hakkında, yasama tedbirleri alamaz.
  3. Sadece Hükümet, Senatoya yasama tedbirleri ile ilgili ola­rak teklif sunabilir.
  4. Senato’nun yasama tedbirleri; Senato Başkanı, Cumhur­başkanı ve Başbakan tarafından imzalanır ve yasalar gibi yayım­lanır.
  5. Senato’nun aldığı yasama tedbirlerinin, ilk oturumunda Millet Meclisi’nin onayına sunulması zorunludur. Millet Meclisi ta­rafından onaylanmayan yasama tedbirleri, geleceğe etkili olarak hükümsüzdür.
Madde 34
  1. Meclisler, sürekli olarak oturum halindedir. Millet Meclisi, seçim gününü izleyen otuzuncu günü geçmeyecek şekilde toplan­mak üzere, Cumhurbaşkanı tarafından toplantıya çağrılır. Cum­hurbaşkanı çağrıda bulunmasa dahi, Millet Meclisi seçim gününü izleyen otuzuncu günde toplanır,
  2. Meclislerin oturumu, karar alınarak ertelenebilir. Oturum­lar, bir yıl içinde toplam 120 günden fazla ertelenemez.
  3. Erteleme döneminde, Millet Meclisi veya Senato Başkanı, meclislerini toplantı için belirlenen günden önce toplantıya çağıra­bilir, Toplantı isteği, Cumhurbaşkanı, Hükümet veya ilgili meclis üyelerinin 1/5’inden geldiği takdirde, başkanlar toplantı için, çağrı­da bulunmak zorundadırlar.
  4. Millet Meclisi oturumları, seçilme döneminin sona ermesi veya Millet Meclisi’nin feshi ile sona erer.
Madde 35

1-) Cumhurbaşkanı, Millet Meclisini aşağıdaki hallerde feshe­der;

a-Millet Meclisi Başkanının önerisi üzerine, Cumhurbaşka­nınca atanmış bir Başbakan tarafından kurulmuş olan yeni Hükü­metin, güvenoyu alamaması durumunda,

b-Hükümet bütçesinin, üç ay içinde Millet Meclisi tarafından incelenip kararlaştırılamamış olmasının, Hükümet tarafından gü­ven sorununa bağlanması durumunda,

c-Millet Meclisi oturumlarının, kabul edilebilir süreden daha fazla süre ile ertelenmesi durumunda,

d-Millet Meclisi’nin; oturumlarının ertelenmemiş veya yeni­den çağrıda bulunulmuş olunmasına rağmen, üç aydan daha fazla bir süre ile toplanamaması durumlarında,

2-) Seçim döneminin sona ermesine üç aylık bir süre olması durumunda, Millet Meclisi fesih olunamaz.

Madde 36

Her iki meclisin oturumları halka açıktır. Halkın, oturumları izlemesi ancak yasa ile yasaklanabilir.

Madde 37
  1. Her iki meclis, Millet Meclisi Başkanının çağrısı üzerine, birlikte toplanır.
  2. Birleşik oturumda, Millet Meclisi oturumlarına ait usul hü­kümleri uygulanır.
Madde 38
  1. Hükümet üyesi, her iki meclisin oturumları ile kurul ve ko­misyon toplantılarında, istediği zaman hazır bulunma hakkına sa­hiptir.
  2. Hükümet üyesi, kendisi ile ilgili bir önerge olması duru­munda, Millet Meclisi oturumunda bizzat hazır bulunmak zorun­dadır. Bu kural, kurul, komisyon veya araştırma komisyonu top­lantılarında da uygulanır. Şu kadar ki, bizzat hazır olmasının iste­nilmemesi   Hükümet üyesinin kendisini bir milletve­kili veya kabinenin diğer bir üyesi ile temsil ettirmesi mümkün­dür.
Madde 39
  1. Meclis oturumları, üye tam sayılarının en az üçte birinin hazır bulunmaları halinde açılır.
  2. Anayasada aksine bir hüküm olmadığı takdirde, kararlar, il­gili meclisin hazır bulunan üyelerinin salt çoğunluğunun kabul oyu ile alınır.
  3. Savaş ilanı ve başka bir ülkenin askerlerinin Çek toprakla­rında bulunmasına izin verilmesi ile ilgili kararların alınması, mil­letvekili ve senatörlerin üye tam sayısının salt çoğunluğunun ka­bul oyunu gerektirir,
  4. Anayasa değişikliği ile maddede öngörülen uluslararası anlaşmaların onaylanması, hazır bulunan, milletvekili ve senatör­lerin tamamının, beşte üçünün kabul oyunu gerektirir.
Madde 40

Seçim yasası, müzakere esasları, her iki meclisin birbirleri ile olan ilişkileri ve dış ilişkileri hakkındaki yasal düzenlemeler ve Se­nato’nun çalışma usulleri ile ilgili yasaların kabulü, her iki mecli­sin de onayını gerektirir.

Madde 41
  1. Yasa taslakları, Millet Meclisi’ne
  2. Yasa taslakları; milletvekilleri, milletvekilleri grubu, Sena­to, Hükümet ile daha yüksek bölge yerinden yönetim kuruluşlarının  temsilcileri tarafından sunulabilir.
Madde 42
  1. Devlet bütçesi ve devletin yıllık hesapları ile ilgili yasa tas­lakları, Hükümet tarafından sunulur.
  2. Bu taslak teklifler, yalnızca Millet Meclisi’nin halka acık oturumlarında tartışılır ve karara bağlanır.
Madde 43
  1. Parlamento, Çek Cumhuriyeti saldırıya uğradığında veya uluslararası anlaşmaların saldırıya karşı birlikte savunma yapıl­masını zorunlu kıldığı durumlarda savaş ilan eder.
  2. Silahlı kuvvetler, ancak her iki meclisin onayı ile Çek Cum­huriyeti sınırları dışına gönderilebilir.
Madde 44
  1. Hükümet, tüm yasa taslakları ile ilgili olarak görüş bildir­mek yetkisine sahiptir.
  2. Hükümetin, yasa taslağı ile ilgili olarak otuz gün içinde gö­rüşünü bildirmemesi, taslağı kabul ettiği anlamındadır,
  3. Hükümetin, kendi hazırladığı bir yasa taslağının, sunuldu­ğu tarihten itibaren üç ay içinde incelenmesinin tamamlanmasını Millet Meclisi’nden istemeye ve bunu güvenoyu isteğine bağlama­ya hakkı vardır.
Madde 45

Millet Meclisi, kabul ettiği yasa taslağının, gecikmeksizin ona­yı için Senato’ya süre verebilir.

Madde 46
  1. Senato, kendisine tanınan otuz günlük süre içinde yasa tas­lağını inceler ve karara bağlar.
  2. Senato, yasa taslağını onaylayabilir, geri çevirebilir veya değişiklik teklifi ile birlikte Millet Meclisi’ne geri gönderebilir ve­ya taslakla ilgilenmediğini
  3. Senato (1) nolu paragrafta belirtilen süre içinde bir karar vermez ise, yasa taslağını kabul etmiş sayılır.
Madde 47
  1. Senatomun reddettiği yasa taslağı, Millet Meclisi’nde yeni­den oylanır. Üye tam sayısının salt çoğunluğunun kabul oyu ile taslak yasalaşır.
  2. Senato’nun, yasa taslağını değişiklik önergesi ile birlikte Millet Meclisi’ne göndermesi durumunda, Millet Meclisi taslağı Senato’da kabul gören şekli ile oylar, kabul edildiği takdirde taslak yasalaşır.
  3. Millet Meclisi, Senato’nun değişiklik teklifini kabul etmedi­ği takdirde, taslak, Senato’nun değiştirdiği şekli ile bir kez daha oylanır. Üye tam sayısının salt çoğunluğunun kabul oyu ile taslak yasalaşır.
  4. Reddedilmiş veya geri çevrilmiş yasa taslağının, Millet Meclisi’nde incelenmesi aşamasında, taslakta değişiklik yapılma­sına ilişkin önergeler kabul edilmez.
Madde 48

Senato, yasa taslağının kendi ilgi alanına girmediğini açıkladı­ğı takdirde, taslak bu kararla yasalaşmış sayılır.

Madde 49
  1. Parlamentonun onayını gerektiren uluslararası düzenle­meler, yasa taslaklarının Parlamento’dan geçmesine ilişkin usullere tabidir.
  2. İnsan hakları ve temel özgürlükler ile ilgili düzenlemeler, genel nitelikteki siyasi anlaşmalar ile ekonomik anlaşmalar, anlaşmaların uygulanmasına ilişkin yasalar gibi, Parlamento’nun onayını
Madde 50
  1. Anayasa hariç olmak üzere, Cumhurbaşkanı, kendisine ta­nınan on beş günlük süre içinde, gerekçe göstererek, Parlamen­tonun kabul ettiği bir yasayı veto edebilir.
  2. Cumhurbaşkanı tarafından veto edilen yasa, Millet Mecli­si’nde bir kez daha oylanır. Bu aşamada değişiklik yapılmasına ilişkin önergeler kabul edilmez. Veto edilen yasa, üye tam sayısı­nın salt çoğunluğunun oyu ile yeniden kabul edilirse yasalaşır ve yayınlanır. Aksi halde yasa kabul edilmemiş sayılır.
Madde 51

Kabul edilen yasalar, Millet Meclisi Başkanı, Cumhurbaşkanı ve Başbakan tarafından imzalanır.

Madde 52

Yasa, yayınlandıktan sonra yürürlüğe girer. Yayınlanma usu­lü yasa ile düzenlenir. Bu kural, Parlamento’nun onayladığı ulus­lararası anlaşmalar için de aynı biçimde uygulanır.

Madde 53
  1. Her milletvekilinin, Hükümet veya herhangi bir üyesi hak­kında gensoru vermek hakkı vardır.
  2. Gensoruya muhatap olan Hükümet üyesi, gensorunun ken­disine tebliğinden itibaren otuz gün içinde, gensoruya cevap ver­mek zorundadır.

Üçüncü Bölüm – Yürütme Erki

Cumhurbaşkanı
Madde 54
  1. Cumhurbaşkanı, devletin başıdır,
  2. Cumhurbaşkanı, Parlamentomun her iki meclisinin birleşik toplantısında seçilir,
  3. Cumhurbaşkanı, görevinden dolayı sorumsuzdur.
Madde 55

Cumhurbaşkanı, yemin ettikten sonra görevine başlar, Cumhur- başkanı’nın görev süresi yemin ettiği tarihten itibaren beş senedir.

Madde 56

Cumhurbaşkanı’nın görev süresinin sona ermesine otuz gün kala, yeni Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılır. Cumhurbaşkanlığı makamının, herhangi bir nedenle boşalması durumunda, otuz gün içinde seçim yapılır.

Madde 57
  1. Senatör seçilme yeterliliğine sahip olan herhangi bir vatan­daş, Cumhurbaşkanı seçilmeye de
  2. Bir kişi, arka arkaya iki dönemden daha fazla, Cumhurbaş­kanı seçilemez.
Madde 58
  1. On veya daha fazla senatör, Cumhurbaşkanlığı için aday önerebilir.
  2. Milletvekili ve senatörlerin, üye tam sayısının salt çoğunluğunun oyunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilir. :
  3. Adaylardan hiçbirisi tüm milletvekili ve senatörlerin salt çoğunluğunun oyunu alamaz ise, on dört gün içinde ikinci tur se­çim yapılır.
  4. İlk turda. Millet Meclisi’nin ve Senato’nun ayrı ayrı en faz­la oyunu alan iki aday ikinci tura katılır.
  5. Millet Meclisi’nde ve Senato’da, birden fazla aday aynı oranda oy alırsa, bunlardan her iki meclisin toplam oyunun en fazlasını alan aday ikinci tura katılır.
  6. İkinci turda, hazır bulunan milletvekili ve senatörlerin her ikisinin de en fazla oyunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilir.
  7. Cumhurbaşkanı, ikinci turda da seçilemez ise, on dört gün içinde, ikinci turda yarışan adaylar arasında, üçüncü tur seçimler yapılır.
  8. Cumhurbaşkanı, üçüncü turda da seçilemez ise, yeni seçim­lere gidilir.
Madde 59
  1. Cumhurbaşkanı, her iki meclisin birleşik oturumunda, Mil­let Meclis Başkanı’nın önünde yemin eder.
  2. Cumhurbaşkanının yemini aşağıdaki gibidir;

“Çek Cumhuriyetine sadık kalacağıma söz veriyorum.. Omun Anayasasını ve yasalarını, her şeyin üstünde tutacağıma söz veriyorum. Görevimi halkın yararı için vicdanıma ve inançlarıma göre yapacağıma şerefim üzerine söz veriyorum.”

Madde 60

Cumhurbaşkanı, yemin etmekten kaçınır veya ihtiraz-i kayıtla yemin eder ise, seçilmemiş sayılır.

Madde 61

Cumhurbaşkanı’na, Millet Meclisi Başkanı vekalet eder.

Madde 62
Cumhurbaşkanı;
  1. Başbakan ve Hükümet üyelerini atar, azleder, istifalarını kabul eder; Hükümeti görevden alır, Hükümetin istifasını kabul eder,
  2. Millet Meclisi’ni toplantıya çağırır,
  3. Millet Meclisi’ni fesheder,
  4. İstifasını kabul ettiği veya görevden aldığı Hükümetten, ye­ni Hükümet kuruluncaya kadar görevine devam etmesini ister,
  5. Anayasa Mahkemesinin, başkanı ile başkan vekilini ve üyelerini atar,
  6. Yargıçlar arasından, Yüksek Mahkemenin başkanı ile veki­lini atar,
  7. Ceza mahkemeleri tarafından verilen cezaları affeder, hafif­letir, ceza kovuşturmasına başlamamasınıı, başlanılmış ise devam edilmemesini ve önceden verilen hükümlerin ortadan kaldırıl­masını emreder,
  8. Anayasa hariç olmak üzere, Parlamentomun kabul ettiği ya­saları veto eder,
  9. Yasaları imzalar,
  10. Yüksek Denetleme Kurulu’nun başkan ve üyelerini atar,
  11. Çek Milli Bankası Banka Konseyi üyelerini atar,
Madde 63
Cumhurbaşkanı ayrıca;

a-Devleti dış işlerde temsil eder,

b-Uluslararası anlaşmaları görüşür ve onaylar; uluslararası anlaşmaların görüşülmesi yetkisini, Hükümete veya Hükümetin onayı ile onun üyelerine intikal ettirebilir.

c-Silahlı Kuvvetlere Başkomutanlık eder,

d-Diplomatik misyon şeflerini kabul eder,

e-Diplomatik misyon şeflerini onaylar veya geri çağırır,

f-Millet Meclisi ve Senato seçimlerine çağrıda bulunur,

g-Generallerin atama ve terfilerini yapar,

h-Başka bir organa yetki vermediği takdirde, devlet nişanları­nı verir,

i-Yargıçları atar,

j-Genel af çıkarır

2-) Cumhurbaşkanının; Anayasada açıkça düzenlenmemiş, ancak yasalarda düzenlenmiş olan diğer yetkileri saklıdır.

3-)Yukarıda (1) ve (2) nolu paragraflarda düzenlenmiş olan Cum- hurbaşkanı’nın kararları, Başbakan’ın veya onun yetki verdi­ği bir Hükümet üyesinin imzalamasından sonra yürürlüğe girer.

4-) Başbakan veya onun yetki verdiği Hükümet üyesi, tarafın­dan imza edilen Cumhurbaşkanının kararlarından dolayı, Hükü­met sorumludur.

Madde 64
  1. Cumhurbaşkanı, Parlamento’nun her iki meclisinin veya bunların komisyon ve kurullarının toplantılarına dilediği zaman katılma hakkına sahiptir.
  2. Cumhurbaşkanı’nın, Hükümetin toplantılarına katılmak, Hükümetten veya üyelerinden rapor istemek, Hükümetin veya üyelerinin yetkisindeki işlerin sonuçlarını incelemek hakkı vardır.
Madde 65
  1. Cumhurbaşkanı; gözaltına alınamaz, hakkında ceza kovuş­turması yapılamaz, kabahatinden veya idari bir suçtan dolayı kovuşturulamaz.
  2. Cumhurbaşkanı, Senato tarafından hazırlanan iddianame­ye dayalı olarak ve sadece vatana ihanetten dolayı Anayasa Mah­kemesi’nce yargı1anır, Mahkum olması durumunda, seçilebilme ni­teliğini yitirir ve görevi sona erer.
  3. Cumhurbaşkanı hakkında, görevi nedeni ile işlediği suçlar­dan dolayı, sonsuza kadar ceza kovuşturması yapılamaz.
Madde 66

Cumhurbaşkanlığı makamının boşalması ve yeni bir Cumhur­başkanının seçilmemiş olması veya seçilenin henüz yemin etmemiş bulunması ya da ciddi nedenler ile görevini yapamayacağına Mil­let Meclisi ve Senato’nun kararı vermesi durumlarında; 83.mad­denin (1) nolu paragrafının (a,h,c,d,e,h,i,j) fıkraları ile 83.madde­nin (2) nolu paragrafındaki yetkiler, Başbakan tarafından kullanılır. Başbakan’ın, Cumhurbaşkanına ait olan özel yetkileri kullana­maması durumunda, Cumhurbaşkanına ait olan 62. maddenin (a,b,c,d ve k) fıkralarındaki yetkiler Millet Meclis Başkanı, Millet Meclisi de feshedilmiş durumda ise, Senato Başkanı tarafından kullanılır.

Hükümet

Madde 67
  1. Hükümet, yürütmenin en üst organıdır.
  2. Hükümet, Başbakan, Başbakan Vekili ile Bakanlardan olu­şur.
Madde 68
  1. Hükümet, Millet Meclisine karşı sorumludur.
  2. Cumhurbaşkanı, Başbakanı, onun teklifi üzerine. Hüküme­tin diğer üyelerini atar. Bakanlıklar ile diğer organların yönetimi­ni onlara emanet eder,
  3. Hükümet, atanma tarihinden itibaren otuz gün içinde, Mil­let Meclisi’nden güvenoyu ister,
  4. Yeni atanmış olan Hükümet, Millet Meclisi’nden güvenoyu alamaz ise, (2) ve (3) nolu paragraflarda yer alan prosedür yeniden işler. Bu suretle atanan yeni Hükümet de güvenoyu alamaz ise, Cumhurbaşkanı; Başbakanı, Millet Meclisi Başkanı’nın teklifi üze­rine atar.
  5. Diğer durumlarda. Cumhurbaşkanı Başbakanın teklifi üze­rine, diğer kabine üyelerini atar veya azleder ve Bakanlıklar ile di­ğer organların yönetimini onlara emanet eder.
Madde 69
  1. Hükümet üyesi, Cumhurbaşkanı’nın huzurunda yemin eder.
  2. Hükümet üyesinin andı aşağıdaki gibidir; Çek Cumhuri­yetine sadık kalacağıma söz veriyorum. Onun Anayasasını ve ya­salarını her şeyin üstünde tutacağıma ve onları yaşama geçireceği­me söz Görevimi vicdanıma uygun olarak yapacağıma ve görevimi kötüye kullanmayacağıma şerefim üzerine söz ve­riyorum.”
Madde 70

Hükümet üyesi, görevi ile bağdaşmayan işleri takip edemez. Diğer hususlar yasa ile düzenlenir.

Madde 71

Hükümetin, Millet Meclisi’nden güvenoyu istemeye yetkisi vardır.

Madde 72
  1. Millet Meclisi, Hükümet hakkında güvensizlik oyu verebi­lir.
  2. Elliden daha az olmayan sayıdaki milletvekilinin yazılı tek­lifi üzerine Millet Meclisi, Hükümet hakkındaki güvensizlik oyu is­temini karara bağlar. Teklifin kabulü, tüm milletvekillerinin salt çoğunluğunun kabul oyunu gerektirir.
Madde 73
  1. Başbakan istifasını, Cumhurbaşkanı’na Diğer üyeler istifalarını, Başbakan aracılığıyla Cumhurbaşkanı’na sunarlar.
  2. Hükümet, güvenoyu isteğinin Millet Meclisi tarafından red­dedilmesi veya kendisine güvensizlik oyu verilmesi durumlarında istifa eder. Hükümet daima, yeni seçilen Millet Meclisi’ne, Meclis’in ilk oturumunda istifasını verir.
  3. Hükümetin, (2) nolu paragrafa göre sunduğu istifası Cum­hurbaşkanı tarafından kabul
Madde 74

Cumhurbaşkanı, Başbakanın teklifi üzerine, bir Hükümet üye­sini görevinden azleder.

Madde 75

Cumhurbaşkanı, istifası gerektiği halde istifa etmeyen Hükü­meti görevinden alır.

Madde 76
  1. Hükümet, kararlarını kurul olarak verir.
  2. Hükümetin kararları, tüm üyelerinin salt çoğunluğunun kabul oyunu
Madde 77
  1. Başbakan; Hükümetin faaliyetlerini düzenler, toplantıları­na başkanlık ve onun adına hareket eder, Anayasa ve diğer yasa­lar ile kendisine verilen başkaca görevleri
  2. Başbakanı, Başbakan Vekili veya yetkili kılınan bir başka Hükümet üyesi temsil
Madde 78

Hükümetin, yasanın yürütülmesini sağlamak amacıyla ve be­lirlenen sınırlar içinde kalmak koşulu ile kararname çıkartmak yetkisi vardır. Kararnameler, Başbakan ve ilgili Hükümet üyesi ta­rafından imza edilir.

Madde 79
  1. Bakanlıklar ile diğer idari organlar, sadece yasa ile kurulur ve yetkileri yasa ile
  2. Bakanlıklar ile diğer idari kurumlarda, devletçe istihdam edileceklerin hukuki durumları yasa ile düzenlenir,
  3. Bakanlıklar, diğer idari kuruluşlar ve bölgesel yerinden yö­netim organları, yasa ile yetki verilmiş olması durumunda, yasaya dayanarak ve yasanın sınırları içinde kalarak, hukuki düzenleme­lerde bulunabilirler.
Madde 80
  1. Savcılık makamı, ceza kovuşturmasında kamuyu temsil eder ve yanı sıra yasa ile düzenlenmiş olan diğer görevleri yapar.
  2. Savcılık makamının, statüsü ile yetki alanı yasa ile düzen­lenir.

Dördüncü Bolüm – Yargı Erki

Madde 81

Yargı yetkisi, bağımsız mahkemeler tarafından, Cumhuriyetin yararları doğrultusunda kullanılır.

Madde 82

  • Yargıçlar, görevlerini yerine getirmede bağımsızdırlar. Yar­gıçların tarafsızlığı, hiçbir kişi tarafından tehdit edilemez.
  • Yargıç, kendi isteği dışında görevinden alınamaz ve bir baş­ka mahkemeye atanamaz. Disiplin ile ilgili istisnai durumlar yasa ile düzenlenir.
  • Yargıcın görevinden azli, Cumhurbaşkanı, parlamento üye­si ya da diğer kamu yöneticilerininkine Yargıcın göre­vinden azli ile bağdaşmayan hususlar yasa ile düzenlenir.

Anayasa Mahkemesi

Madde 83

Anayasa Mahkemesi, anayasaya uygunluğu korumakla görev­li, bir yargı organıdır.

Madde 84
  1. Anayasa Mahkemesi, on yıl sure ile görev yapmak üzere se­çilmiş on beş yargıçtan oluşur.
  2. Anayasa Mahkemesi yargıçları, Senatonun onayıyla Cum­hurbaşkanı tarafından atanır.
  3. Senatör seçilebilme niteliğine sahip olan, Hukuk Fakülte­sinden mezun ve en az on yıl süreli mesleki deneyimi bulunan her vatandaş. Anayasa Mahkemesi üyeliğine atanabilir.
Madde 85
  • Anayasa Mahkemesi yargıcı, Cumhurbaşkanının huzurun­da yemin ettikten sonra görevine başlar.
  • Anayasa Mahkemesi, yargıcının andı aşağıdaki gibidir; “Bi­reylerin doğal haklarını ve vatandaşların haklarını koruyacağıma, Anayasaya bağlı kalacağıma, vicdanıma göre, tarafsız ve bağımsız olarak karar vereceğime, şerefim ve vicdanım üzerine söz veririm.”
  • Yemin etmekten kaçınan veya ihtiraz-i kayıtla yemin eden yargıç, atanmamış kabul edilir.
Madde 86
  1. Senato’nun onayı olmadan. Anayasa Mahkemesi yargıcı hakkında, ceza kovuşturması yapılamaz. Senato’nun onay verme­mesi durumunda, ceza kovuşturması sonsuza kadar yapılamaz.
  2. Anayasa Mahkemesi yargıcı, ancak suçüstü veya suçu işle­dikten hemen sonra yakalanmış ise gözaltına alınabilir. İlgili ma­kam, tutuklamayı derhal Senato Başkanı’na bildirmek zorundadır. 24 saat içinde Senato Başkanı, gözaltındaki yargıcın mahkemeye sevkine onay vermez ise, ilgili makam yargıcı serbest bırakmak zo­rundadır. Senato ilk oturumunda, ceza kovuşturmasına onay ve­rilip verilmeyeceğine kesin olarak karar verir.
  3. Anayasa Mahkemesi yargıcının, görevi nedeni ile öğrendiği hususlar hakkında, Anayasa Mahkemesi yargıçlığı sona erdikten sonra dahi tanıklık etmeyi reddetmek hakkı vardır.
Madde 87
1-) Anayasa Mahkemesi;

a-Anayasaya veya 10.maddede öngörülen uluslararası anlaş­malara aykırı olan yasaların veya ilgili hükümlerinin geçersizliği­ni,

b-Anayasaya, yasamaya veya 10.maddede öngörülen uluslara­rası anlaşmalara aykırı olan diğer hukuki düzenlemelerin veya bunların ilgili maddesinin geçersizliğini,

c-Bölgesel yerinden yönetim organlarının, devletin hukuk dışı müdahalesine yönelik anayasal şikayetlerini,

d-Kamu gücü kullanan organların, Anayasa ile korunan temel hak ve özgürlüklere yönelik müdahaleleri ile otorite kararlarına karşı yapılan anayasal şikayetleri,

e-Senatör ve milletvekili seçimlerini onaylayan kararlara yö­nelik itirazların hukuki çözümünü,

f-Senatör ve milletvekili seçilebilme niteliğinin yitirilmesi ile ilgili ihtilafları ve maddeye göre milletvekili veya senatörlük gö­revlerinin sona ermesinin uygunluğu ile ilgili ihtilafları,

g-Cumhurbaşkanı hakkında, 65.maddenin 2.paragrafına gö­re, Senato tarafından hazırlanan anayasal iddianameyi,

h-maddeye göre Millet Meclisi ve Senato tarafından alman kararın iptali isteğine ilişkin Cumhurbaşkanı’nı  başvurusunu,

i-Başka türlü uygulanması olanaksız ve Çek Cumhuriyetini bağlayacak olan bir uluslararası mahkeme kararının uygulanması ile ilgili tedbirleri,

j) Bir siyasal partinin kapatılmasını veya bir siyasal partinin eylemlerinin anayasa ile diğer yasalara uygun olup olmadığını,

k) Yasaya göre yargılama yetkisi bir diğer organa ait değil ise, Devlet organları ile bölgesel yerinden yönetim organları arasındaki, yetki alanı ile ilgili olarak doğan ihtilafları karara bağlar,

2- ) Yasa, Anayasa Mahkemesinin yerine Yüksek İdare Mahke­mesini yetkili kıldığı takdirde, bu mahkeme;

a-Yasaya aykırı olan hukuki düzenlemelerin veya bunların özel hükümlerinin iptalini,

b-Yasaya göre yargılama yetkisi bir başka organa ait değil ise, Devlet organları ile bölgesel yerinden yönetim organları arasında­ki. yetki alanı ile ilgili olarak doğan ihtilafları.

karara bağlar.

Madde 88
  1. Anayasa Mahkemesinde, kimlerin, hangi koşullarda dava açabileceklerine ve yargılama usullerine ilişkin kurallar yasa ile düzenlenir,
  2. Anayasa Mahkemesi yargıçları karar verirken, sadece Ana­yasanın maddesinde belirtilen uluslararası anlaşmalar ve (I) nolu pa­ragrafta sözü edilen yasalarla bağlıdır.
Madde 89
  1. Anayasa Mahkemesi kararı, yürürlüğe girmesi konusunda mahkemenin aksine bir kararı olmadığı takdirde, yasada öngörülen biçimde yayınlandığı tarihte yürürlüğe girer.
  2. Yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi kararları, bütün kişi ve kuruluşları bağlar.

Mahkemeler

Madde 90

Mahkemelerin, yasada belirlenen şekilde hakların korunmasının sağlanmasına ilişkin görevi her şeyin üzerindedir. Suçluluğa ve cezaya, sadece mahkeme karar verebilir.

Madde 91
  1. Yargı; Yüksek Mahkemeden, Yüksek İdare Mahkemesinden, yüksek, bölge, ilçe mahkemelerinden oluşur. Diğer husus­lar yasa ile düzenlenir.
  2. Mahkemelerin, yargılama yetkileri ve örgütlenmeleri ya­sa ile düzenlenir.
Madde 92

Anayasa Mahkemesi ve Yüksek İdare Mahkemesinin görev alanına giren konular dışında kalan ve genel mahkemelerin yetki­si içinde olan konularda, Yüksek Mahkeme en yüksek yargı orga­nıdır.

Madde 98
  1. Yargıçlar, sınırsız süre ile görev yapmak üzere, Cumhurbaşkanı tarafından atanırlar. Yargıçlar, görevlerine yemin ettikten sonra başlarlar.
  2. Hukuk Fakültesi mezunu olan her dürüst vatandaş, yargıç olarak atanabilir, Diğer usul ve gereklilikler yasa ile düzenlenir.
Madde 94
  1. Yargıçların, heyet olarak bakacakları davalar ile mahkeme heyetinin, oluşumu yasayla düzenlenir. Yasada belirtilenlerin dı­şında kalan davalar, tek yargıç tarafından karara bağlanır.
  2. Vatandaşların; hangi davalarda ve ne şekilde, yargıçlarla birlikte mahkeme kararlarının verilmesine katılacakları hususu yasa ile düzenlenir.
Madde 95
  1. Yargıçlar, karar verirken yasa ile bağlıdırlar. Yargıçlar, ya­sada yer alan hukuki düzenlemelere uygun şekilde yargılama yap­makla yükümlüdürler.
  2. Mahkeme, kararın verilmesinde uygulayacağı yasa madde­sinin Anayasa’ya aykırı olduğu sonucuna vardığı takdirde, konuyu Anayasa Mahkemesine intikal ettirir.
Madde 96
  • Taraflar, mahkeme önünde eşit hukuki haklara sahiptirler.
  • Yasada belirlenen istisnalar dışında, yargılama sözlü ve halka açıktır. Mahkeme kararlan, halka daima açıklanır.

Beşinci Bölüm – Yüksek Denetleme Dairesi

Madde 97
  1. Yüksek Denetleme Dairesi, bağımsız bir organdır. Bu or­gan, devlet mallarının yönetimi ve devlet bütçesinin uygulanması ile ilgili olarak denetleme görevini yapar.
  2. Yüksek Denetleme Dairesi’nin başkan ve yardımcısı, Millet Meclisi’nin önerisi üzerine, Cumhurbaşkanı tarafından atanır.
  3. Yüksek Denetleme Dairesinin statüsü, yetki alanı, örgüt­lenme yapısı ile diğer hususlar yasa ile düzenlenir.

Altıncı Bölüm – Çek Milli Bankası

Madde 98
  1. Çek Milli Bankası, devletin merkez bankasıdır. Bankanın temel işlevi, nakit istikrarını sağlamaktır; bankanın, hukuka uygun biçimde müdahalede bulunma hakkı vardır.
  2. Bankanın; statüsü, yetkileri ve diğer hususlar yasa ile düzenlenir.

Yedinci Bölüm – Bölgesel Yerinden Yönetim

Madde 99

Çek Cumhuriyeti, bölgesel yerinden yönetimin temel birimleri olan yerel belediyelere bölünmüştür. Yöre veya bölgeler, daha yük­sek bölge yerinden yönetimleridir.

Madde 100
  1. Bölgesel yerinden yönetim birimleri, yerinden yönetim hak­kına sahip olan bölge vatandaşlar topluluğudur. Bunların, ne zaman idari ilçeler olacağı yasa ile düzenlenir.
  2. Belediye, daima yüksek bölgesel yerinden yönetim birimi­nin bir parçasıdır.
  3. Daha yüksek bölge yerinden yönetim birimi, ancak Anaya­sa ile kurulabilir veya fesih olunabilir.
Madde 101
  1. Belediye, temsilciler kurulu tarafından bağımsız olarak yö­netilir.
  2. Daha yüksek bölge yerinden yönetim birimi, temsilciler ku­rulu tarafından bağımsız olarak yönetilir.
  3. Bölgesel yerinden yönetim birimleri, kendi malvarlıkları olan ve kendilerine ait bütçe ile yönetilen kamu tüzel kişilikleridir.
  4. Devlet, sadece hukuku korumak gerektiğinde ve ancak ya­sada belirlenen şekilde bölgesel yerinden yönetim organına müda­hale edebilir.
Madde 102
  1. Temsilciler kurulu üyeleri, genel, eşit, doğrudan oy verme esasına göre ve gizli oy ile seçilirler.
  2. Temsilciler kurulunun, görev süresi 4 yıldır. Görev sürelerinin sona ermesinden önce, yeni temsilciler kurulu seçiminin, han­gi koşullarda yapılacağı hususu yasa ile düzenlenir.
Madde 103

Daha yüksek bölge yerinden yönetim organının ismi, kendi temsilciler kurulunca kararlaştırılır.

Madde 104
  1. Temsilciler kurulunun yetkileri, ancak yasa ile düzenlenir.
  2. Yasa ile daha yüksek bölge yerinden yönetim temsilciler ku­ruluna yetki verilmediği takdirde, yerinden yönetimin sorunları kendi temsilciler kurulu tarafından çözümlenir.
  3. Temsilciler kurulu, kendi yetki sınırları içinde olmak koşu­lu ile genel olarak bağlayıcı nitelikte kararnameler çıkartabilir.
Madde 105

Devlet işlerinin yürütülmesi, ancak yasada düzenlendiği tak­dirde yerinden yönetim organına bırakılabilir.

Sekizinci Bölüm – Geçici ve Son Hükümler

Madde 106
  1. Bu Anayasanın yürürlüğe girdiği gün, seçilme süresi 06 Ha­ziran 1996 tarihinde sona erecek olan Çek Milli Konseyi, Millet Meclisi statüsünü kazanır.
  2. Bu Anayasa’ya göre Senato oluşuncaya kadar, Senato’nun işlevleri Geçici Senato tarafından yerine getirilir, Geçici Senato, Anayasal kurallara uygun şekilde yapılanır. Anayasa yürürlüğe girinceye kadar Millet Meclisi, Senato’nun işlevlerini yerine geti­rir.
  3. Millet Meclisi, paragrafa göre Senato’nun işlevlerini yeri­ne getirdiği sürece fesih olunamaz.
  4. Meclislerin çalışma usullerine ilişkin yasalar yürürlüğe gi­rinceye kadar, Çek Milli Konseyi’nin çalışmasına ilişkin usullerin uygulanmasına devam edilir,
Madde 107
  1. Seçim dönemleri iki yıl olan senatörlerin 1/3’ünün, dört yıl olanların 1/3’ünüıı seçilmesine ilişkin usul, ilk senato seçimlerinde uygulanmak üzere seçim yasasında düzenlenir.
  2. Cumhurbaşkanı, Senato seçimlerinden itibaren 13 gün için­de Senato’yu toplantıya çağırır. Cumhurbaşkanı’nın çağrıda bulun­maması durumunda Senato, seçim gününden sonraki otuzuncu günde kendiliğinden toplanır,
Madde 108

1992 seçimlerinden sonra göreve atanan Hükümet, bu Anayasanın yürürlüğe gireceği tarihe kadar görevini, bu Anayasa’ya gö­re atanmış Hükümet gibi sürdürür.

Madde 109

Devlet Savcılar Dairesi kuruluncaya kadar, ona ait yetkiler Çek Cumhuriyeti Savcılar Dairesi tarafından kullanılır.

Madde 110

31 Aralık 1993’e kadar yargı, askeri mahkemeleri de kapsar.

Madde 111

Çek Cumhuriyeti mahkemelerinin bütün yargıçları, bu Anaya­samın yürürlüğe gireceği güne kadar görevlerini, Çek Cumhuriye­tinin bu Anayasasına göre atanmış yargıçları gibi yaparlar.

Madde 112
  1. Çek Cumhuriyetinin anayasal düzeni; bu Anayasayı, Temel Hak ve Özgürlükler Bildirgesini, bu Anayasa’ya uygun duruma ge­tirilen temel yapılanma yasalarını, 06 Haziran 1992’den itibaren uygulanan Çekoslovak Cumhuriyeti Milli Meclisi, Çekoslovak Sos­yalist Cumhuriyeti Federal Meclisi, Çek Cumhuriyetinin devlet sı­nırlarını tanımlayan Çek Milli Konseyi’nin temel yapılanma yasa­larını kapsar.
  2. Mevcut Anayasa, Çekoslovak Federasyonu’nun Temel Yapı­lanma Yasası ile bunları değiştiren yasalar, Çek Cumhuriyeti sembolleri ile ilgili Çek Milli Konseyinin 67/1990 sayılı Yasalar Külliyesi yürürlükten kaldırılmıştır.
  3. Bu Anayasanın yürürlüğe gireceği güne kadar, diğer yasa­lar Çek Cumhuriyeti sınırları içinde yürürlüktedir.
Madde 113

Bu Anayasa, 01 Ocak 1993 tarihinde yürürlüğe girer.

Faruk Erem Armağanı

Çek Cumhuriyeti Anayasası Türkiye Barolar Birliği önceki başkanı Vedat Ahsen Coşar tarafından Türkçeye tercüme edilmiş ve Barolar Birliği tarafından Faruk Erem‘e Armağan ismi ile 1999 yılında yayınlanan eserde yayınlanmıştır. Hukuk Ansiklopedisi Dünya Anayasaları listesine eklemiş olduğu Çek Cumhuriyeti Anayasasını Türk hukukçuların istifadesine sunan Sayın Vedat Ahsen Coşar’a teşekkür etmektedir.

Vedat Ahsen Coşar

Schengen Vizesi

0

Schengen Vizesi, ismini Avrupa’da bulunan bir ülke olan Lüksemburg’un güney kesimlerinde kalan küçük bir kentin isminden almıştır. 14 Haziran 1985 yılında I.Schengen Anlaşması Lüksemburg’un Schengen şehrinde imzalandığı için bu adı taşımaktadır.

II.Schengen Anlaşması ise 19 Haziran 1990 yılında yapılmış ve Schengen yürürlüğe girmiştir. İmzalanan anlaşmaya göre, Fransa, Batı Almanya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg (Bu 3 ülke Benelux ülkeleri olarak da bilinirler) vatandaşları, anlaşmaya katılan ülkelere vizesiz giriş-çıkış giriş-çıkış yapma hakkında sahip olmuşlardır.

İç sınırların kaldırılması, Schengen ülkelerinin bölgede üst düzey güvenliğin sağlanabilmesi için işbirliğine gitmelerini gerektirmektedir. Bu işbirliğine ortak dış sınırların düzenlenmesi ve AB dışında, Schengen’e dahil olmayan komşularla işbirliği kurulması konularında ortak sorumluluk duygusuyla hareket edilmesi de dahildir. Schengen işbirliği dış sınırların kontrolünde ortak kriterler, Schengen Bölgesi’ne girişte ortak kurallar ve katılan ülkeler arasında ileri polis işbirliği getirmektedir.

Schengen vizesi, Schengen bölgesi ülkelerinden birine gidilmesi halinde alınması gereken bir vize türüdür. Birden fazla Schengen ülkesine gidilecekse ilk gidilecek Schengen ülkesinin vizesinin alınması yeterlidir. A tipi vize, havaalanlarında transit geçiş olanağı sağlamaktadır. C tipi Schengen Vizesi, Schengen ülkelerine 90 günlüğüne giriş hakkı sağlamaktadır.  C tipi vize türü, turistik, ziyaret, kültür ve spor amaçlarını içermektedir. D tipi Schengen Vizesi ise Schengen ülkesinde 90 güne kadar çalışma, girişimcilik, eğitim, aile birleşimi gibi amaçlar hizmet eden vize türüdür.  Uzun Süreli Vize ise Schengen ülkesinde 90 günden fazla daimi oturum veya uzun dönem çalışma ve okuma iznini sağlamaktadır.

26 Schengen ülkesi 27 AB ülkesinin 22’si ve dört AB üyesi olmayan ülkeden oluşmaktadır. İtalya 27 Kasın 1990’da, İspanya ve Portekiz 25 Haziran 1992’de, Yunanistan 6 Kasım 1992’de, Avusturya 28 Nisan 1995’te, Danimarka, İzlanda ve İskandinav Ülkeleri (İsveç, Norveç, Finlandiya) 19 Aralık 1996’da, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Polonya, Litvanya, Slovakya, Slovenya, Malta ve Letonya 1 Ocak 2007’de, İsviçre 16 Ekim 2004’te, Liechtenstein 19 Aralık 2011’de Avrupa Birliği’nin Schengen bölgesine dahil olmuşlardır. Üyelik müzakerelerine Türkiye ile aynı zamanda (3 Ekim 2005)’te başlayan Hırvatistan, 2011 yılında Avrupa Birliği ile kabul anlaşmasını imzalayarak, Avrupa Birliği’ne üyelik sürecini tamamlamış, AB’nin resmi üyesi olmuştur.

Shengen Üyesi Ülkeler

Shengen üyesi ülkeler, Avusturya, Belçika, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, Macaristan, İzlanda, İtalya, Letonya, Liechtenstein, Litvanya, Lüksemburg, Malta, Hollanda, Norveç, Polonya, Portekiz, Slovakya, Slovenya, İspanya, İsveç ve İsviçre’dir.

Bulgaristan ve Romanya, en son Avrupa Birliği’ne üye olan iki ülkedir. Fakat Almanya, Fransa ve Hollanda’nın karşı çıkmasından dolayı, henüz Schengen bölgesine alınmamışlardır. Avrupa Birliği üyesi olmamasına rağmen, İzlanda, Norveç, İsviçre ve Lihtenştayn vatandaşları Schengen Bölgesi’nde serbestçe seyahat etme hakkına sahiptir.  Birleşik Krallık ve İrlanda Schengen bölgesinde değildir fakat Schengen ile ortak veritabanı kullanırlar. Bu yüzden, AB dışından ülkeye girecek olan kişiler, özel olarak İngiltere ve İrlanda vizesi almalıdır. Schengen vizesiyle İngiltere’ye veya İrlanda’ya giriş yapılamaz. Avrupa Birliği’nin ve Schengen Antlaşması’nın üç özel üyesi bulunmaktadır. Avrupa kıtasının dışında kalan ve Portekiz’e bağlı olan ada topluluğu Azorlar, Madeira ve İspanya’ya bağlı Kanarya Adaları Schengen sınırları içerisinde yer almaktadır. Monako, San Marino ve Vatikan Schengen Antlaşması’na tabi olmadığı halde, şehir devlet statüleri gereğince, sınırlarını Schengen üyesi ülke vatandaşlarına açmaktadır.

Türk Medeni Kanunu Gerekçesi

0

Türk Medeni Kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 22 Kasım 2001’de kabul edilen ve 1 Ocak 2002’de yürürlüğe giren 4721 sayılı kanundur. Yeni kanun 17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi‘ni yürürlükten kaldırmıştır. Başlangıç hükümleri dışında, kişiler hukuku, aile hukuku, miras hukuku, eşya hukuku ve borçlar hukuku olmak üzere beş kitap ve 1030 maddeden oluşmaktadır.

Türk Medeni Kanunu Gerekçesi

Türk hukuk devriminin temel taşlarının en büyüğü olarak nitelendirilebilecek olan “Türk Kanunu Medenîsi”, Türkiye Büyük Millet   Meclisi tarafından 17 Şubat 1926  tarihinde  kabul  edilmiş,   4 Nisan 1926 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış ve Borçlar Kanunu ile birlikte 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türk Kanunu Medenisinin ve onun yerini alacak olan Yeni Türk Medeni Kanununun amacını ve işlevini iyice kavrayabilmek, özellikle Türk Ulusu için arzettiği önemi belirtmek üzere, dönemin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt imzasını taşıyan ve o günün diliyle ve mükemmel bir üslupla kaleme alınmış olan gerekçenin yeni kuşakların anlayabileceği şekilde sadeleştirilmiş hâlinden özetle aşağıya alınmıştır.

“Günümüzde Türkiye Cumhuriyetinin tevdin edilmiş bir Medenî Kanunu yoktur. Yalnız, sözleşmelerin küçük bir kısmına değinebilen Mecelle vardır. 1851 maddedir. 20 Nisan 1869 tarihinde yazılmaya başlanmış ve 16 Ağustos 1876 tarihinde tamamlanarak yürürlüğe konulmuştur. Denilebilir ki: bu kanunun günümüz ihtiyaçlarına uyan ancak 300 maddesidir. Geriye kalanı Ülkemizin ihtiyaçlarını ifade edemeyecek kadar ilkel bir takım kurallardan oluştuğundan uygulanamamaktadır….

Ulusal toplum yaşamının düzenleyicisi olan ve yalnız ondan esinlenilmesi gereken tedvin edilmiş bir medenî kanundan Türkiye Cumhuriyeti’nin yoksun kalması ne yüzyılımızın uygarlığının gerekleriyle ne de Türk devriminin hedeflediği anlam ve kavramla bağdaştırılabilir. Yüzyılımızın devletini ilkel siyasal kuruluşlardan ayıran niteliklerin birisi de, toplumun kaderine uygulanan kanunların akılcı bir zihniyetle hazırlanıp tedvin edilerek konulmasıdır. Göçebe dönemlerde hükümler tedvin edilmiş değildir. Hâkim gelenek ve göreneklere dayanarak hüküm verir. Mecelle’nin anılan 300 maddesi bir yana bırakılmak koşulu ile Medenî Kanun içine giren sorunları çözmek için Türkiye Cumhuriyeti Hâkimleri derme çatma eski hukuk kitaplarından ve din esaslarından çıkartılan bilgilerle yargı işini görmektedirler. Türk Hâkimi hükümlerinde belli bir içtihat, bir söz ve bir esasla bağlı değildir. Bundan dolayı herhangi bir sorunu çözmek için Ülkemizin bir yerinde verilen bir hüküm ile aynı koşullar altında doğan aynı sorunda diğer bir yerde verilen hükümler ekseriya birbirinden farklı ve çelişkili bulunmaktadır. Sonuç olarak Türkiye halkı, adaletin uygulanmasında kuralsızlık ve sürekli kargaşa karşısındadır. Halkın kaderi belli ve yerleşmiş bir adalet esasına değil, rastlantı ve talihe bağlı, birbiriyle çelişkili ortaçağ fıkıh kurallarına bağlı bulunmaktadır. Cumhuriyet, Türk  adaletinin bu karışıklıktan,  yokluktan ve pek ilkel durumdan kurtarılmasını devrimin ve yüzyılımız uygarlığının gereklerine uyan yeni bir Türk Medenî Kanununun hızla vücuda getirilmesini ve uygulamaya konulmasını zorunlu kılmıştır. Bu amaçla hazırlanan Türk Medenî Kanunu, medenî kanunlar içinde en yeni, en eksiksiz ve halkçı olan İsviçre Medenî Kanunundan alınmıştır. Bu görevi Adalet Bakanlığı tarafından verilen direktifler içinde Ülkemizin seçkin uzman hukukçularından oluşan özel bir komisyon yerine getirmiştir.

Yüzyılımızın uygarlık ailesine mensup olan ulusların ihtiyaçları arasında esaslı bir fark yoktur. Toplumsal ve ekonomik sürekli ilişkiler insanlığın büyük bir uygar bölümünü bir aile durumuna getirmiştir ve getirmektedir. İlkeleri yabancı bir ülkeden alınmış olan Türk Medenî Kanunu Tasarısının yürürlüğe konulmasından sonra yurdumuzun ihtiyaçları ile bağdaşmayacağı savı geçerli görülmemiştir. Özellikle İsviçre Devleti’nin çeşitli tarih ve geleneklere mensup Alman, Fransız ve İtalyan ırklarını içerdiği bilinmektedir. Bu kadar, hattâ kültür bakımından bile birbirinden farklı bir ortamda uygulanma esnekliğini gösteren bir kanunun Türkiye Cumhuriyeti gibi yüzde doksanı bakımından aynı ırka sahip bir devlette uygulanma yeteneğini bulabilmesi kuşkusuz görülmüştür. Bundan başka, uygar bir ulusun gelişmiş, ileri bir kanunun Türkiye Cumhuriyetinde uygulanma ortamı bulamayacağı düşüncesi sakat görülmüştür. Bu tez, Türk ulusunun uygarlık yeteneğine sahip bulunmadığını belirten bir mantık dizisine varılmasıyla sonuçlanabilir. Halbuki olayların gerçeği, durum ve tarih bu savın tamamen tersidir. Türk yenileşme tarihi tanık tutularak denilebilir ki: Türk ulusu yüzyılımızın gereklerine uygun olarak vücuda getirilen kabul edilebilir ve sağlam ve akıl ve zekâ ile yoğrulmuş yeniliklerden hiçbirine karşı çıkmamıştır. Bütün bir yenileşme tarihimiz sürecinde kamunun yararı düşüncesiyle vücuda getirilen yeniliklerle yalnız çıkarları bozulmuş olan gruplar mücadele etmek durumunda kalmışlar ve halkı din adına, yanlış ve geçersiz inançlar adına kandırıp düzensizliğe sürüklemişlerdir. Unutmamak gerektir ki Türk ulusunun kararı çağdaş uygarlığı kayıtsız ve koşulsuz bütün ilkeleri ile kabul etmektir. Bunun en açık ve canlı kanıtı devrimimizin kendisidir. Çağdaş uygarlığın Türk toplumu ile bağdaşmayan noktaları görülüyorsa bu, Türk ulusunun beceri ve yeteneğindeki eksiklikten değil, onu gereksiz bir biçimde sarıp sarmalamış ortaçağ örgütü ve dinsel bazı düzenlemeler ve kurumlardandır.

Gerçekten çağdaş uygarlıkla Mecelle hükümleri kuşkusuz bağdaşamaz. Fakat Mecelle ve buna benzer diğer düzenlemeler ile Türk yaşamının uyuşmadığı da açıktır. Adalet Bakanlığı en yeni ve en gelişmiş olan İsviçre Medenî Kanununu ulusumuzun şimdiye kadar bağlı kalan geniş zekâ ve yeteneğini doyuracak ve ona gerçek bir yarış yeri ve alan olabilecek bir uygarlık yapıtı olarak görmektedir. Bu Kanunda ulusumuzun duygularına ters düşecek hiç bir nokta düşünmemektedir.

Şu yanı da belirtmek gerektir ki: çağdaş uygarlığı almak ve benimsemek kararıyla yürüyen Türk ulusu, çağdaş uygarlığı kendisine değil, kendisi çağdaş uygarlığın gereklerine her neye mal olursa olsun ayak uydurmak zorundadır. Yaşamak kararında olan bir ulus için bu şarttır. Hazırlanan Tasarı bu gereklerin önemli bölümlerini içermektedir. Gelenek ve göreneklere kesin olarak bağlı kalmak davası, insanlığın en ilkel durumundan bir adım dahi ileri götüremeyecek kadar tehlikeli bir kuramdır. Hiç bir uygar ulus böyle bir inanç çevresinde kalmamış ve yaşamın gereklerine uygun hareketle zaman zaman kendini bağlayan gelenek ve görenekleri yıkmakta duraklamamıştır. (Gerçekler karşısında babalardan ve atalardan gelen inançlara her ne olursa olsun bağlı kalmak akıl ve zekâ gereklerinden değildir). Aslında devrimler bu konuda en etkili bir araç olarak kullanılmışlardır….

Yüzyılımızın uygar uluslara tanıdığı bütün hukuku uygarlık dünyasından kayıtsız koşulsuz isterken, bu hukukun yerine getirilmesi gereken uygarlık görevlerini de Türk ulusu kendi eliyle kendisine yüklemiş bulunuyor. Bu kanun tasarısının anlamlarından birisi de budur.

Türk ulusunun yüksek temsilcisi olan büyük Meclis’in uygun bulunmasına ve onayına sunulan Türk Medenî Kanunu Tasarısı yürürlüğe konulduğu gün ulusumuz on üç yüzyılın kendisini çeviren hastalıklı inançlarından ve kargaşadan kurtulmuş, eski uygarlığın kapılarını kapayarak yaşam ve verimlilik getiren çağdaş uygarlığın içine girmiş bulunacaktır.”

İşte bu gerekçe ile kabul edilmiş olan ve Türk hukuk hayatında fevkalâde önemli bir yeri ve işlevi olan Türk Kanunu Medenîsi -kısaca Medenî Kanun- yürürlükte bulunduğu 74 yıllık uygulama sürecinde, ilki 1938 yılında olmak üzere çeşitli tarihlerde pek çok değişiklikler geçirmiştir.

Canlı varlıkların, organizmaların zamanla yaşlanması ve beklenen  performansı göstermekten yavaş yavaş uzaklaşması gibi, sosyal varlıklar olan kanunlar da zamanla yaşlanmakta ve günün ihtiyaçlarına gereği gibi cevap vermekte zorlanmaktadırlar. Bu sebepledir ki kanunların, özellikle Medenî Kanun, Ceza Kanunu, Ticaret Kanunu ve Usul  Kanunları gibi temel kanunların belli bir süre geçtikten sonra baştan aşağıya yeniden gözden geçirilmesi ve yaşanan çağın ve gelişen teknolojinin ihtiyaçlarına cevap  verebilir hâle getirilmesi kaçınılmazdır. Nitekim son yıllarda Almanya ve İsviçre’de bu yola gidilmiş, Alman Medenî Kanunu (BGB) ve Medenî Kanunumuzun kaynağını oluşturan İsviçre Medenî Kanununda (ZGB) yapılan köklü değişikliklerle bazı kurumlar geliştirilerek yeni sosyal görüşlere ve ihtiyaçlara cevap verebilir duruma getirilmişlerdir.

Türk Medenî Kanununun bu gelişmelerden uzak kalması düşünülemeyeceğinden, Adalet Bakanlığı, yürürlükteki Kanunu baştan sona gözden geçirmek ve günümüzün ihtiyaçlarına cevap verecek yeni  bir tasarı hazırlamak üzere bilim adamları ve uygulayıcılardan oluşan bir “Medenî Kanun Komisyonu”nun kurulmasına karar vermiştir.

Oluşturulan Medeni Kanun Komisyonu, 4 yıl gibi oldukça uzun sayılabilecek bir sürede hazırladığı “Türk Medenî Kanunu Tasarısı”nda yürürlükteki Türk Kanunu Medenîsinin genel yapısını ve sistematiğinin bozulmamasına gayret göstermiş ve böylece, bazı küçük değişiklikler dışında mevcut yapı ve sistematik  aynen korunmuştur.

Gerçekten Tasarı, aynen yürürlükteki Kanunda olduğu üzere, “Başlangıç” ile “Kişiler Hukuku” başlığını taşıyan Birinci Kitap, “Aile Hukuku” başlığını taşıyan İkinci Kitap, “Miras Hukuku” başlığını taşıyan Üçüncü Kitap ve “Eşya Hukuku” başlığını taşıyan Dördüncü Kitap olmak üzere dört kitaptan oluşmaktadır. Kitaplar “kısımlara”, kısımlar “bölümlere”, bölümler de “ayırımlara” ayrılmıştır. Kitapların olduğu gibi, bölümlerin ve ayırımların da başlıkları vardır. Ancak, bölümlere numara verilirken yürürlükteki Kanundan farklı bir yol izlenmiştir. Yürürlükteki Kanun bölümlerin numaralarını her kısım içinde ayrı ayrı vermemiş, sonuna kadar devam ettirmiş, böylece de “yirmibeş” bölümden (Bab’tan) oluşmuştur. Oysa Tasarıda her kısıma ait bölümlere yeni baştan numara verilmiş, böylece o kısmın kaç bölümden oluştuğu belirtilmek istenmiştir. Örneğin Aile Hukuku Kitabının Birinci Kısmı olan “Evlilik Hukuku” dört bölümden oluşmuş, onu izleyen ve “Hısımlık” başlığını taşıyan İkinci Kısmın ilk bölümü “Beşinci Bölüm” şeklinde değil fakat “Birinci Bölüm” olarak isimlendirilmiştir. Oysa aynı bölüm yürürlükteki Kanunda “Yedinci Bab (Bölüm) olarak numaralandırılmıştır. Her kısmın ilk bölümünün baştan beri gelen numarayı izleyeceği yerde, tekrar birden başlayarak numaralandırılması, sistematiğe daha uygun görülmüştür. Böylece her kısma ait bölümler bir bütün olarak ele alınmış olmaktadır.

Alışılmış olması bakımından yürürlükteki Kanunun madde numaralarının aynen korunması, yeni maddelere a, b, c gibi harfler verilmesi düşünülmüş ise de, zorunluluk karşısında bu düşüncenin gerçekleştirilmesi maalesef mümkün olamamıştır. Böylece madde numaralarında da yürürlükteki Kanundan ayrılınmak zorunda kalınmıştır. Çünkü yürürlükteki Kanun 937 maddeden oluştuğu hâlde, Tasarı 1027 esas madde ile yürürlüğe ait 3 maddeden oluşmaktadır. Tasarıya eklenen yeni maddeler o kadar çoktur ki, neredeyse alfabenin harfleri bunları belirtmeye yetmeyecektir. Kaldı ki, yürürlükteki Kanunun pek çok maddesi Tasarıya alınmayarak yürürlükten kaldırıldığı için, metinde bir hayli boş madde kalmaktadır. Bu sakıncalar dikkate alınarak madde numaralarının yeni baştan birbirini izler biçimde düzenlenmesi yoluna gitmek zorunlu olmuştur.

Komisyonu bu yolu seçmeye yönelten bir diğer sebep de, Tasarının Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmesindeki yöntemle ilgilidir. Tasarı yürürlükteki Kanunun bazı maddelerinin değiştirilmesi, Kanuna bazı yeni maddeler eklenmesi şeklinde düzenlenecek olursa, Tasarının tamamının görüşülerek oylanması mümkün olmayacak, her madde tek tek görüşülerek oya sunulacaktır. Bu ise yapılacak çeşitli değişiklik önerileriyle Tasarının bütünlüğünü ve sistematiğini bozabilecektir.

Maddelerin  konu ve kenar başlıkları yürürlükteki Kanunda olduğu gibi aynen korunmuştur. Ancak madde metinleri kaynak İsviçre Medenî Kanununa uydurulmak ve ifadeler günümüzde geçerli Türkçeye uygun şekilde arılaştırılmak suretiyle maddelerin daha kolay anlaşılır hâle gelmesi sağlanmıştır.

Tasarı hazırlanırken Adalet Bakanlığının daha önce oluşturduğu komisyonlar tarafından hazırlanarak Bakanlıkça 1971 ve 1984 tarihlerinde yayımlanmış bulunan iki Öntasarı ile kaynak İsviçre Medenî Kanunu, Alman Medenî Kanunu, Fransız Medenî Kanunu ve kısmen de İtalyan Medenî Kanunundan yararlanılmıştır. Ayrıca gerek İsviçre gerek Türk doktrin ve yargı içtihatlarında ileri sürülen görüşler ile sayılan ülkelerdeki gelişmeler de gözden geçirilmiş ve bunlar olanak bulunduğu ölçüde maddelere yansıtılmıştır. Böylece yürürlükteki Kanundan farklı pek çok yeni hükümleri içeren, özellikle kadın-erkek eşitliğine her alanda yer veren çağdaş bir Tasarı ortaya çıkarılmıştır.

I- ŞEKLE VE İFADEYE İLİŞKİN YENİLİKLER

Yukarıda da açıklandığı üzere Tasarıda yürürlükteki Kanunun bölüm ve madde numaralarından ayrılınmış, bölüm ve maddelere birbirini izleyen yeni numaralar verilmiştir.

Tasarıda kullanılan dil oldukça arılaştırılmış, yürürlükteki Kanunun günümüzde geçerli olan dile oranla eskimiş olan ifadeleri kolay anlaşılabilir bir ifadeye dönüştürülmüştür. Daha önceki Öntasarıda olduğu gibi bu Tasarıda da genellikle Anayasada kullanılan dil esas alınmıştır.

Tasarıda kullanılan kavram, deyim ve terimler olanak bulunduğu ölçüde arılaştırılmış ve Tasarının tümünde “terim birliği”nin sağlanmasına büyük çaba harcanmıştır. Bir çok kavram, deyim ve terim günümüzde yerleşmiş olan yeni karşılıkları ile değiştirilmiştir. Ancak, bütün uğraşılara karşın bazı kavram, deyim ve terimlere uygun arı Türkçe karşılık bulunamamış, bunları aynen kullanmak zorunda kalınmıştır.

A) Yenileştirilen kavram, deyim ve terimler

Hüsnüniyet (objektif)=Dürüst davranma; Hüsnüniyet (sübjektif) =İyiniyet, Beyyine külfeti=İspat yükü; Nısfet= Hakkaniyet; Şahıs=Kişi; Şahsiyet=Kişilik; Şahsın Hukuku=Kişiler Hukuku; Medenî haklardan istifade=Hak ehliyeti; Medenî hakları kullanma=Fiil ehliyeti; Temyiz kudreti=Ayırt etme gücü; Rüşt= Erginlik; Reşit=Ergin; Kazaî rüşt=Ergin kılınma; Mahcur=Kısıtlı; Hacir=Kısıtlama; İvazsız iktisap=Karşılıksız kazanma; Şahsa merbut haklar=Kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar;   Kanunî   mümessil  = Yasal   temsilci; Usul=Üstsoy; Füru  = Altsoy;  Usul-füru hısımlığı=Üstsoy-Altsoy hısımlığı; Civar hısımlığı=Yan soy hısımlığı; Sıhrî Hısımlık=Kayın hısımlığı; İkametgâh=Yerleşimyeri; Mesken=Konut; Tecavüz=Saldırı; Ahvali şahsiye sicilleri=Kişisel durum sicili; Şahsî hâl=Kişisel durum; Hükmî şahıs=Tüzel kişi; Cemiyet=Dernek; Nizamname=Tüzük; İstifa=Çıkma; İhraç=Çıkarılma; Hata=Yanılma; Hile=Aldatma; Tehdit=Korkutma; Müşterek ev=Aile konutu; Evlenme mukavelesi=Mal rejimi sözleşmesi; Nesep=Soybağı; Kanunî mirasçı =Yasal mirasçı; Mahfuz hisse=Saklı pay; Tasarruf nisabı=Tasarruf edilebilir kısım; Mirasçı nasbı=Mirasçı atama; Teberru=Karşılıksız kazandırma; Mirastan ıskat=Mirasçılıktan çıkarma; Alalâde ikame=Yedek mirasçı atama; Fevkalâde ikame= Artmirasçı atama; Muayyen mal vasiyeti= Belli mal bırakma; Vasiyeti tenfiz memuru= Vasiyeti yerine getirme görevlisi; Mirasta iade= Mirasta denkleştirme; Mirastan Mahrumiyet= Mirastan yoksunluk; Taksim= Paylaşma; Gayrimenkul =Taşınmaz; Menkul= Taşınır; Mütemmim cüz= Bütünleyici parça; Teferruat= Eklenti; Müşterek mülkiyet= Paylı mülkiyet; İştirak hâlinde mülkiyet= Elbirliği mülkiyeti; Tabiî semere= Doğal ürün;  Lükata= Bulunmuş eşya; İştira hakkı= Alım hakkı; Şuf’a hakkı=Önalım hakkı; Vefa hakkı= Geri alım hakkı; Hukukî  tağyir= İşleme; Gayrimenkul mükellefiyeti= Taşınmaz yükü; Sükna hakkı= Oturma hakkı; temettü=kâr payı gibi.

B) Aynen korunması zorunda kalınan kavram ve terimler

Aşağıdaki kavram, deyim ve terimlerin arı Türkçe tam karşılığı bulunamadığından aynen korunması zorunda kalınmıştır:

Ehliyet, velâyet, veli, vasi, kayyım, nafaka, tazminat, vakıf, irat, tasfiye, ret, miras, tereke, vasiyet, vasiyetname, mirastan feragat, iptal, tenkis, miras sebebiyle istihkak davası, aynî hak, mülkiyet, istihkak davası, define, zilyetlik, irtifak, intifa hakkı, üst hakkı, mecra, rehin, ipotek, ipotekli borç senedi, irat senedi, hapis hakkı, tescil, şerh, beyan, terkin, ihraz.

C) Arı Türkçe olarak karşılığı bulunamayan sözcükler

Feragat, temlik, tevdi, tasarruf, intifa, muacceliyet, gaip, menfaat, takyit, müteselsil, miktar, ıslah, usul, ihbar, halefiyet, zanaatkâr, ibraz, rücu, mahsup, gasp, fer’i, fiilî hâkimiyet, ihtar, tahsil, tebliğ, takip, emtia, gibi.

II- ESASA İLİŞKİN YENİLİKLER

Tasarıda yürürlükteki Kanuna oranla çeşitli kurumlarda oldukça önemli ve köklü değişiklikler yapılmıştır. Bunlardan bir kısmı, günümüzde ortaya çıkan bir takım yeni ihtiyaçlara cevap vermek amacıyla; diğer bir kısım ise, yabancı hukuk sistemlerinde, özellikle İsviçre ve Alman hukuklarında gerçekleşen değişiklikler ve gelişmelerden esinlenmek suretiyle yapılmıştır.

Değişikliklerin önemli ve oldukça büyük bir kısmı aile hukuku alanında ve özellikle kadın-erkek eşitliğini zedelediği iddia edilen hükümlerde yapılmış, böylece bütün modern hukuk sistemlerinde benimsenmiş olan ve yürürlükteki Kanunda da büyük ölçüde yer verilmiş bulunan “eşitlik ilkesi”, yeni düzenlemeyle daha da pekiştirilmiş, bu ilkeye ters düşen düzenlemelerin hepsi değiştirilmiştir. Aşağıda bu değişiklikler yeri geldikçe açıklanacaktır.

A) BAŞLANGIÇ

Yürürlükteki Kanunda “Başlangıç” başlığını taşıyan kısımda yedi madde hâlinde düzenlenen konular, Tasarıda da aynen korunmuştur. Bu kısımda “Medenî hukukun kaynakları ve uygulanması”; “hakların kullanılması ve yükümlerin yerine getirilmesinde uyulması gereken davranış biçimi” (objektif hüsnüniyet); “hakların kazanılmasında aranılan iyiniyet (sübjektif hüsnüniyet)”;  “hâkimin takdir yetkisi”; “Borçlar Kanununun genel hükümlerinin medenî hukukun diğer alanlarında da uygulanması şartları”; “ispat yükü” ile “resmî sicil ve senetlerin ispat işlevi” düzenlenmektedir.

Bu konularda önemli değişiklikler yapılmıştır. Öncelikle birinci maddenin kenar başlığı ile içeriği uyumlu hâle getirilmiş “Kanunu medenînin tatbiki” biçimindeki başlık, maddenin içeriğini yansıtır şekilde “Hukukun uygulanması ve kaynakları” olarak değiştirilmiştir.

İkinci ve üçüncü maddelerde geçen “Hüsnüniyet” terimi karışıklığa yol açtığından farklı konulara ilişkin olmaları dikkate alınarak “Dürüstlük kurallarına uymak” ve “İyiniyet” terimlerine dönüştürülmüştür.

Dördüncü maddedeki “hak ve nısfetle” deyimi “hukuka ve hakkaniyete” şekline dönüştürülmüştür.

Beşinci maddenin ifade biçimi değiştirilerek Medenî Kanun ile Borçlar Kanununun genel nitelikteki hükümlerinin uygun düştükleri ölçüde “tüm özel hukuk ilişkilerine” uygulanacağı hükme bağlanmış, böylece maddenin uygulama alanı genişletilmiştir.

B) KİŞİLER HUKUKU

Yürürlükteki Kanunda olduğu gibi Tasarıda da birinci kitap “Kişiler Hukuku”nu oluşturmaktadır. Bu kitap iki bölüme ayrılmış olup birinci bölümde “Gerçek Kişiler”, ikinci bölümde “Tüzel Kişiler” düzenlenmiştir.

1) Gerçek Kişiler Bölümü

Bu bölüm biri “Kişilik”, diğeri “Kişisel Durum Sicili” başlığını taşıyan iki ayırımdan oluşmaktadır.

“Kişilik” başlığını taşıyan birinci ayırımda kişilere tanınan hak ve fiil ehliyetleri, hısımlık, yerleşimyeri, kişiliğin korunması, kişiliğin başlangıcı ve sonu gibi konular düzenlenmiştir.

Bu ayırımda yer alan hükümlerde terim, deyim ve ifadenin arılaştırılmasından başka esasa ilişkin önemli değişiklikler yapılmıştır.

Hak ehliyetini düzenleyen 8 inci maddenin birinci fıkrasındaki “Her şahıs..” deyimi “Her insan..” şeklinde değiştirilerek bu maddede düzenlenen ehliyetin gerçek kişilerle ilgili olduğu vurgulanmıştır.

Ergin kılınmayı düzenleyen 12 nci maddede vasinin dinlenmesi şartına yer verilmemiştir. Tasarının 463 üncü maddesi uyarınca, vesayet altındaki küçüğün ergin kılınmasında vesayet ve denetim makamlarının izni gerekli olduğundan, ayrıca vasinin dinlenmesine gerek görülmemiştir.

Yürürlükteki Kanunun ikametgâhı düzenleyen 21 inci maddesinin “Kanunî ikametgâh” biçimindeki kenar başlığı arılaştırılarak “Yasal yerleşimyeri” şeklinde değiştirilmiş, ancak kadın-erkek eşitliğinin sağlanması amacıyla “Kocanın ikametgâhı karının ikametgâhı addolunur” hükmü Tasarıya alınmamıştır.

Kişilerin kısmen bile olsa vazgeçemeyecekleri hususun haklar değil, hak ve fiil ehliyetleri olduğu 23 üncü maddenin birinci fıkrasında açıklığa kavuşturulmuştur.

Saldırının hukuka aykırılık niteliğini ortadan kaldıran sebeplerden bazıları 24 üncü maddenin ikinci fıkrasında örnek olarak belirtilmiş, bütün sebeplerin sayılması yoluna gidilmemiştir.

Yürürlükteki Kanunun gaiplik kararının verilmesinde yetkili mahkemeyi düzenleyen 31 inci maddesinin ikinci fıkrasında geçen “pederinin mukayyet olduğu mahal” deyimi, kadın-erkek eşitliğini sağlayacak şekilde “anasının veya babasının kayıtlı olduğu yer” biçiminde değiştirilmiştir.

“Kişisel Durum Sicili” başlığı altında düzenlenen ikinci ayırımda sicillerin tutulmasından doğan zararlardan doğrudan doğruya görevli memurların sorumlu olacağını öngören Yürürlükteki Kanunun 37 nci maddesi hükmünün Anayasanın 129 uncu maddesindeki ilkeyle çeliştiği dikkate alınarak, maddeye sorumluluk konusunda “Kişisel durum sicilinin tutulmasından doğan zararlar kusurlu memura rücu edilmek kaydıyla Devletçe tazmin edilir.” hükmü konulmuş, böylece medenî hukukta sorumluluk konusunda vesayet organları ve tapu memurları ile nüfus memurları arasındaki farklılık da ortadan kaldırılmıştır.

Yürürlükteki Kanunun 29 uncu maddesine sonradan 3444 sayılı Kanunla eklenen ve cinsiyet değişikliği konusunu düzenleyen hükmün yerine Tasarıya 40 ıncı madde olarak yeni bir madde eklenmiş ve bu önemli konu yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile cinsiyet değiştirebilme bazı şartlara bağlanmıştır. Bunlar, on sekiz yaşını tamamlamış olma, bekâr olma, transseksüel yapıda olup cinsiyet değiştirmenin ruh sağlığı açısından zorunluluğunu ve üreme yeteneğinden sürekli olarak yoksunluğunu uzmanlardan oluşan resmî sağlık kurulu raporuyla belgeleme ve mahkemece izin verilmiş olma şartlarıdır.

2) Tüzel Kişiler Bölümü

Bu bölüm üç ayırımdan oluşmaktadır. Bunlar “Genel Hükümler”, “Dernekler” ve “Vakıflar” başlıklarını taşıyan bölümlerdir.

Birinci ayırımda tüzel kişilerle ilgili genel kurallara yer verilmiştir. Bu ayırımda yapılan önemli değişiklik, tüzel kişiliğin sona ermesi durumunda tasfiyenin “terekenin resmî tasfiyesi” hükümlerine göre yürütüleceğidir. Bu değişiklik yürürlükteki Kanunun tasfiyeyi tabî tuttuğu hükümlerin dernek ve vakıflara uygulanmasının isabetli olmaması gerekçesiyle yapılmıştır.

Yürürlükteki Kanunun ikinci ayırımda derneklere ilişkin hükümler, ayrıntılı biçimde düzenlenmemektedir. Buna karşılık vakıflar oldukça ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Bu durum dikkate alınarak Tasarıda derneklerle ilgili hükümler daha ayrıntılı şekilde düzenlenmiş böylece de düzenleme bakımından dernekler ile vakıflar arasında bir denge sağlanmıştır.

Tasarının 80 inci maddesinin ikinci fıkrasında genel kurulun diğer organları haklı sebeplerle her zaman görevden alabileceği hükme bağlanmıştır. Pek tabiîdir ki, haklı sebeple olsa bile görevden alınan diğer organların, sözleşmeden doğan hakları saklı olacaktır. Tabiî olan bu durumun fıkrada ayrıca ifade edilmesine gerek görülmemiştir.

89 uncu madde uyarınca, amacı kanuna ve ahlâka aykırı hâle gelen bir derneğin feshi, Cumhuriyet savcısı tarafından resen veya bir ilgilinin ihbarı üzerine açılacak bir dava ile istenebileceği gibi, bir ilgilinin de doğrudan doğruya açacağı bir dava ile istenebilecektir.

Vakıflara ayrılmış bulunan üçüncü ayırımda vakfa özgülenecek olan malların ve hakların “yeterli” olması şartı eklenerek açıklık sağlanmıştır. Yürürlükteki Kanunda Vakıflar Genel Müdürlüğüne tanınan temyiz süresi iki aydan bir aya indirilmiştir. Ayrıca eklenen yeni bir maddeyle Vakıflar Genel Müdürlüğüne ve diğer ilgililere, vakfın kurulmasını engelleyen sebepleri göstermek suretiyle iptal davası açma hakkı tanınmıştır. Tasarının 110 uncu maddesinin kenar başlığı yürürlükteki Kanunda yeralan “istihdam edilenler” ifadesi “çalıştırılanlar” şeklinde değiştirilmiştir.

Tasarıya yürürlükteki Kanunda mevcut olmayan bir hüküm 115 inci madde olarak konulmuştur. Bu hüküm vakfın geçici olarak faaliyetten alıkonulmasını düzenlemektedir. Madde vakıf kurma özgürlüğüyle yakından ilgili olduğundan, Anayasanın 23.7.1995 tarih ve 4121 sayılı Kanunla değişik 33 üncü maddesinin dördüncü ve sonuncu fıkraları esas alınmak suretiyle kaleme alınmıştır.

C) AİLE HUKUKU

Yürürlükteki Kanunda olduğu gibi Tasarıda da ikinci kitap “Aile Hukuku”nu düzenlemektedir. Bu kitap “Evlilik Hukuku”, “Hısımlık” ve “Vesayet” başlıklarını taşıyan üç kısıma ayrılmıştır.

1) EVLİLİK HUKUKU KISMI

Tasarı bu kısımda önemli ve köklü değişiklikler getirmektedir. Bu değişiklikler her şeyden önce, günümüzde modern hukuk sistemlerinin istisnasız hepsinde temel ilke olarak kabul edilen “kadın-erkek eşitliği” ilkesinin hukukumuzda da eskiden olduğu gibi sürdürülmesi, bu eşitliğe ters düşen hükümlerin kanundan çıkarılması veya eşitliği sağlayacak şekilde düzenlenmesi düşüncesine dayanmaktadır.

Evlilik Hukuku Kısmı “Evlenme”,”Boşanma”,”Evliliğin Genel Hükümleri” ve “Eşler Arasındaki Mal Rejimi” başlıklarını taşıyan dört bölümden oluşmaktadır.

a) Evlenme Bölümü

Evlilik Hukuku Kısmının birinci bölümü olan “Evlenme” bölümü dört ayırımdan oluşmaktadır. Bunlar “Nişanlılık”, “Evlenme Ehliyeti ve Engelleri”,”Evlenme Başvurusu ve Töreni” ile “Batıl olan evlenmeler”den ibarettir.

“Nişanlılık” başlığını taşıyan birinci ayırımda 123 üncü maddede yürürlükteki Kanunda kullanılan “nişanlanmaktan mütevellit davalar” ifadesi yerine “nişanlılığın sona ermesinden doğan dava hakları” ifadesi tercih edilmiştir. Böylece madde, nişanlılığın sadece bozulması hâlini değil, fakat ölüm ve gaiplik gibi diğer sona erme sebeplerini de kapsayacak biçimde kaleme alınmıştır. Ayrıca manevî tazminatı düzenleyen 121 inci madde de, tazminatın “uygun bir miktar para” olarak ödenmesi şeklinde kaleme alınarak açıklığa kavuşturulmuştur.

“Evlenme Ehliyeti ve Engelleri” başlığını taşıyan ikinci ayırımda yapılan en önemli değişiklik, evlenme yaşının hem erkek hem kadın bakımından yükseltilmesidir. Gerçekten, 1984 tarihli Öntasarıda kabul edilmeyen yaşları yükseltme konusu, Komisyonca küçük yaştaki kişilerin, özellikle kızların evlenmesine imkân tanınmış olmasının gerek biyolojik, gerek psikolojik açıdan olumsuz etkiler gösterdiği gerekçesiyle kabul edilmiştir. Bu değişiklikle normal evlenme yaşı kadın-erkek farkı da kaldırılarak on yedi yaşın doldurulması, yani on sekizinci yaşa girilmiş olması biçiminde düzenlenmiştir. Olağanüstü evlenme yaşı ise, aynı şekilde kadın-erkek farkı kaldırılarak on altı yaşın doldurulması, yani on yedinci yaşa girilmiş olması biçiminde düzenlenmiştir.

Yürürlükteki Kanunun 89 uncu maddesinin ikinci fıkrasındaki “Akıl hastalıklarından birine müptelâ olan kimse asla evlenemez” hükmü metinden çıkarılmış, daha sonra 133 üncü madde olarak düzenlenen yeni maddeyle “Akıl hastaları evlenmelerinde tıbbî sakınca bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla anlaşılmadıkça evlenemez.” hükmü getirilmiştir. Bu değişiklikle evlenmeleri tıbbî açıdan sakınca doğurmayacak olan bazı önemsiz akıl hastalarının evlenmelerine imkân tanınmıştır.

Bu değişiklik, Komisyona davet edilen adlî tıp uzmanı öğretim üyelerinin akıl hastalıkları konusunda yaptıkları açıklamalara dayanmaktadır. Bu açıklamalarda bazı akıl hastalarının tedavi sonucunda iyileşebilecekleri, bu gibi akıl hastalıklarının hepsinin aynı mahiyette olmadığı, bunların bu sebeple aynı düzenlemeye tâbi tutulmasının isabetli olmayacağı sonucu ortaya çıkmıştır.

Tasarıya yasal temsilcilerin izni konusunda yürürlükteki Kanunda mevcut olmayan yeni bir madde (m.128) konulmuştur. Bununla yasal temsilcilerin, evlenme yaşına erişmiş olan kişilerin evlenmelerine hiç de haklı olmayan sebeplerle engel olmaya kalkmaları hâlinde, özellikle kız kaçırma ve kocaya kaçma gibi olaylar yüzünden aileler arasında kavgalara sebebiyet verecek sonuçların doğmasını önlemek amacıyla hâkimin evlenmeye izin verebilmesi imkânı getirilmiştir.

“Evlenme Başvurusu ve Töreni” başlığını taşıyan üçüncü ayırımda 134 üncü maddeyle birbiriyle evlenecek erkek ve kadının içlerinden birinin oturduğu yerdeki evlendirme memuruna birlikte başvurabilmeleri imkânı getirilmiştir. Yürürlükteki Kanunun 98 inci maddesi ise başvurunun evlenecek erkeğin ikametgâhındaki evlendirme memuruna yapılması gerektiğini öngörmektedir. Bu değişiklikle de kadın-erkek eşitliği sağlanmış olmaktadır.

“Batıl olan evlenmeler” başlığını taşıyan dördüncü ayırımda evlenmenin mutlak butlanı yanı sıra nisbî butlanı da düzenlenmektedir. Yürürlükteki Kanunun evlenmenin nisbî butlanını düzenleyen 115, 116, 117 ve 118 inci maddelerinde geçen “evlenmenin feshini” deyimi, Tasarıda doğru olarak “evlenmenin iptalini” şekline dönüştürülmüştür. Çünkü bu maddelerde, geçerli olarak doğmamış olan bir evliliğin iptal yoluyla ortadan kaldırılması düzenlenmektedir. Fesih ise baştan geçerli olan bir evliliğin sonradan belli bir sebebe dayanılarak ortadan kaldırılması yoludur. Bunun en güzel örneği de Tasarının 119 uncu (yürürlükteki Kanunun 94 üncü) maddesinde düzenlenmiş olan gaiplik hâlinde evliliğin feshidir.

Yürürlükteki Kanunun 119 uncu maddesi fesih (doğru olarak iptal) davasının altı ay ve beş yıllık sürelerin geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağını düzenlemektedir. Doktrin ve yargısal içtihatlarda öne sürülen görüşlere göre, yenilik doğuran hak olan iptal davası açma hakkına ilişkin süre zamanaşımı değil, hak düşürücü süredir. Bu sebeple Tasarının bu maddeyi karşılayan 152 nci maddesinin kenar başlığı ve metni bu şekilde düzeltilerek kaleme alınmıştır.

b) Boşanma Bölümü

“Boşanma” başlığını taşıyan ikinci bölümde boşanma sebepleri ve boşanmanın sonuçlarıyla ilgili bazı değişiklikler yapılmıştır.

Komisyon çalışmaları sırasında Medenî Kanunda ayrı ayrı özel boşanma sebeplerine yer verilmeyerek bunların yerine Alman Medenî Kanununda (BGB) olduğu gibi, genel bir sebep olarak sadece “temelden sarsılma” ilkesine dayanan bir boşanma sebebinin kabul edilip edilmemesi konusu uzunca süre tartışılmış, ancak yürürlükteki Kanunun 134 üncü maddesinde 3444 sayılı Kanunla yapılan değişikliğin genel bir boşanma sebebi olarak Alman Medenî Kanununun 1555 ve 1567 nci maddelerine benzer bir hüküm içerdiği, bu genel boşanma sebebi dışında Tasarının 161 ilâ 165 inci maddelerinde öngörülen özel boşanma sebeplerinin uygulamada bugüne kadar herhangi bir sorun yaratmamış olmaları ve özellikle “zina”nın özel bir boşanma sebebi olmaktan  çıkartılıp genel boşanma sebebi olarak “evlilik birliğinin temelden sarsılması” sebebi içinde değerlendirilmesinin Türk toplumunda yanlış yorumlara yol açabileceği düşüncesiyle, mevcut durumun aynen korunması görüşü ağırlık kazanmıştır.

Böylece boşanma sebepleri konusunda yürürlükteki Kanunda mevcut düzenlemeden farklı bir düzenlemeye gidilmemiş, sadece kaynak Kanun olan İsviçre Medenî Kanununun 138 inci maddesinde öngörülmüş iken yürürlükteki Kanunumuza her nedense alınmamış olan “onur kırıcı davranış”  (Ehrenkraenkung)  sebebi,  Tasarının 162 nci maddesinde mevcut “hayata kast” ve “pek kötü davranış” sebeplerine üçüncü bir sebep olarak eklenmek suretiyle doktrin ve yargısal içtihatlarda ortaya atılan görüşlere yer verilmiş olmaktadır.

Tasarının 163 üncü maddesinde düzenlenen “suç işleme” sebebiyle boşanmaya “çekilmezlik şartı” eklenmiş, böylece aynı madde içinde düzenlenen “haysiyetsiz hayat sürme” sebebi ile uyum sağlanarak her iki sebep  “nisbî” boşanma sebebi hâline getirilmiştir.

Tasarının 164 üncü maddesinde düzenlenen “terk” sebebiyle boşanmada yürürlükteki Kanunun öngördüğü üç aylık terk süresi altı aya çıkarılmıştır. Sürenin uzatılmasının dayandığı düşünce, eşlerin barışma ve bir araya gelme ihtimalinin daha uzunca bir sürede gerçekleşebileceğidir. Terkeden eşe dördüncü ayın sonunda ihtarda bulunularak iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği hususunda uyarılacaktır.

Yürürlükteki Kanunun 134 üncü maddesinde 3444 sayılı Kanunla yeniden düzenlenmiş olan “evlilik birliğinin sarsılması” adlı genel boşanma sebebi aynen korunmuştur.

Boşanma davalarında yetki konusunu düzenleyen 168 inci madde yeniden kaleme alınmış ve yetkili mahkemenin, eşlerden birinin yerleşimyeri veya eşlerin davadan önce son defa altı aydan beri oturdukları yer mahkemesi olması uygun görülmüştür.

Boşanan kadının kişisel durumuyla ilgili olarak yürürlükteki Kanundan ayrılınmak suretiyle Tasarının 173 üncü maddesi, boşanan kadının “evlenmeden önceki soyadını yeniden alabilmesi”ne imkân verecek şekilde kaleme alınmıştır. Çünkü yürürlükteki Kanunun aynı maddeyi karşılayan 141 inci maddesinde öngörülen “bekârlık soyadını yeniden alması” hükmünün çoğu kez boşanan kadının menfaatine ters düşeceği kabul edilmiştir.

Boşanmada maddî tazminatı düzenleyen 174 üncü madde yürürlükteki maddeden farklı olarak daha az kusurlu tarafın da dava açabilmesi imkânını getirmiştir. Yoksulluk nafakasını düzenleyen 175 inci madde yeniden kaleme alınmış ve yürürlükteki Kanunun 144 üncü maddesinde öngörülen “Ancak, erkeğin kadından yoksulluk nafakası isteyebilmesi için, kadının hâli refahta bulunması gerekir.” hükmü kadın-erkek eşitliği ilkesini zedelediği için metinden çıkartılmıştır.

Tasarıyla yeni getirilen 178 inci madde, boşanma sebebiyle açılacak davaların boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağını hükme bağlamıştır. Yürürlükteki Kanunda böyle bir hüküm mevcut değildir. Aynı şekilde yeni getirilen 177 nci maddeyle de boşanmadan sonra açılacak davalarda yetkili mahkemenin, nafaka alacaklısının yerleşimyeri mahkemesi olduğu hükme bağlanmıştır. Yürürlükteki Kanunda bu konuda da bir hüküm mevcut değildir.

Tasarıyla yeni getirilen 181 inci maddenin ikinci fıkrası, boşanma davası devam ederken davacı eşin ölümü hâlinde diğer eşin mirasçı olup olamayacağının şartını düzenlemektedir. Buna göre, mirasçılardan herhangi birinin davayı devam ettirmesi ve davalı eşin kusurlu olduğunun sabit olması hâlinde, davalı eş ölmüş olan davacı eşe mirasçı olamayacaktır. Bu durumda mirasçıların devam ettirdikleri dava, artık boşanmaya yönelik olmayacak (zira ölümle evlilik zaten sona ermiştir), bu davada davalının boşanmada kusurlu olup olmadığı karara bağlanacaktır. Başka bir deyişle, bu durumda devam eden dava, boşanmada hangi eşin kusurlu olduğunun saptanmasına yönelik olacaktır.

c) Evliliğin Genel Hükümleri Bölümü

“Evliliğin Genel Hükümleri” başlığını taşıyan üçüncü bölümde yapılan değişikliklerin büyük bir çoğunluğu kadın-erkek eşitliğinin sağlanması amacına yöneliktir.

Konutun seçimi, birliğin yönetimi ve giderlere katılma konularını düzenleyen 186 ncı maddeyle yürürlükteki Kanunun konutun seçimini kocaya tanıyan hükmü değiştirilmiş ve eşlerin beraberce oturacakları ortak konutu birlikte seçmeleri ilkesi getirilmiştir. Böylece konutun seçiminde kadına nazaran üstün konuma getirilmiş bulunan kocanın tek başına konutu seçmesi imkânı ortadan kaldırılmıştır. Aynı şekilde, eşitliği sağlamak amacıyla yürürlükteki Kanunun “koca birliğin reisidir” hükmü kaldırılmış, böylece konut seçiminde olduğu gibi evlilik birliğinin yönetiminde de eşlere eşit söz hakkı tanınmış, eşlerin evlilik birliğini beraberce yönetmeleri ilkesi kabul edilmiştir.

Aynı maddenin üçüncü fıkrasında, eşlerin evlilik birliğinin giderlerine  katılmaları  konusunda  da  eşitlik ilkesine yer verilmiştir. “Karı ve çocukların infak ve iaşesinin” kocaya ait olduğuna ilişkin hüküm değiştirilerek, bu konuda her iki eşin de giderlere katılma zorunluluğu kabul edilmiş, fakat giderlere katılmada ölçü olarak eşlerin malî güçleri, emek ve malvarlıkları esas alınmıştır.

Kadının soyadı konusunda yürürlükteki Kanunun 153 üncü maddesinde 4248 sayılı Kanunla yapılan ve kadının kocasının soyadının önünde “önceki” soyadını da taşımasına imkân sağlayan değişiklik, tasarının 187 nci maddesinde aynen korunmuştur.

Evlilik birliğinin temsilinde de kadın-erkek eşitliğini sağlayacak biçimde esaslı değişiklik yapılmıştır. Buna göre 188 inci madde uyarınca eşlerden her biri, ortak yaşamın devamı süresince ailenin sürekli ihtiyaçları için evlilik birliğini temsil etme yetkisine sahip olacaklardır. Eşler aynı zamanda birliğin temsili yetkisini kullandıkları hâllerde, üçüncü kişilere karşı müteselsilen sorumlu tutulacaklardır. 189 uncu maddede düzenlenen bu hükümle, bu tür borçlardan sadece kocanın şahsen sorumlu olmasını öngören ilke değişmiş olmakta ve sonuçta kadın-erkek eşitliği sağlanmaktadır.

Temsil yetkisinin kaldırılması, sınırlanması ve kaldırılan yetkinin geri verilmesi konularında da kadın-erkek eşitliğini sağlayan yeni düzenlemeler yapılmıştır.

Yürürlükteki Kanunun “Karının meslek veya san’atı” kenar başlığını taşıyan 159 uncu maddesi, eşitlik ilkesine aykırı bulunarak Anayasa Mahkemesi tarafından 29.11.1990 tarih ve 30/31 sayılı kararla iptal edilmiştir. Komisyon bu maddeyi kadın-erkek eşitliğine uygun şekilde yeniden kaleme alarak Tasarıya 192 nci madde olarak dahil etmiştir. Bu maddeyle eşlerden her birinin meslek veya iş seçiminde diğerinin iznine bağlı olmadığı, dilediği meslek ve işi seçmekte ve yürütmekte tamamiyle özgür olduğu açıkça dile getirilmiştir.

Tasarıya konulan yeni 194 üncü maddeye göre, aile konutuyla ilgili hukukî işlemler söz konusu olduğunda, örneğin konutla ilgili kira sözleşmesinin feshedilmesi, konutun devredilmesi veya konut üzerindeki hakların tamamen veya kısmen sınırlandırılması gibi işlemlerde eşlerden her biri, diğerinin açık rızasına muhtaç olacaktır. Rıza verilmedikçe bu işlemler yapılamayacaktır. Bu hüküm, bir önceki maddede kabul edilen “eşlerden her birinin diğeri ve üçüncü kişilerle her türlü hukukî işlemi yapabilme” ilkesine getirilmiş bir istisnadır. Aynı maddeyle, aile konutu olarak özgülenen taşınmazın   maliki olmayan eşe, tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesini  isteme  hakkı tanınmaktadır. Eğer bu taşınmaz, eşlerden biri tarafından kira yoluyla sağlanmışsa, kira sözleşmesinin tarafı olmayan eş, kiralayana yapacağı bildirimle taraf haline gelecek, konut da bu bildirimle aile konutu niteliğini kazanacaktır. Bu hükümlerle eşlerin menfaatini koruma amacı güdüldüğü açıktır.

“Birlikte yaşamaya ara verilmesi” kenar başlığını taşıyan yeni 197 nci madde, ortak yaşam nedeniyle eşlerden birinin kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru tehlikeye düştüğü sürece, o eşe ayrı yaşama hakkı tanımaktadır. Bu hükmün düzenlenmesinde kaynak Kanunun 175 inci maddesinden esinlenilmiştir.

Tasarının 199 uncu maddesiyle İsviçre Medenî Kanununun 178 inci maddesine uygun olarak özel bir önlem mahiyetinde olmak üzere hâkime eşlerden birinin tasarruf yetkisinin sınırlanmasına karar verme yetkisini tanımaktadır. Bu hükümle, boşanmaya kararlı olan kocanın sırf kadına nafaka veya tazminat ödememek için mevcut mallarını başkalarına devretme imkânı önlenmekte ve bu yolla kadın korunmuş olmaktadır. Aynı maddenin üçüncü fıkrasında, hâkimin eşlerden birinin taşınmazlarıyla ilgili olarak tasarruf yetkisini kaldırması hâlinde, tasarruf yetkisinin kaldırılmasına ilişkin önlemin tapuya şerh edilmesine re’sen karar vermesi imkânı getirilmekte ve böylece eşlerin birbirlerinden mal kaçırmaları yolu da kapatılmış olmaktadır.

Yürürlükteki Kanunun karı koca arasında cebrî icra yasağını ve karının koca lehine yapacağı bazı işlemlerin geçerliliğini hâkimin onayına tâbi tutan  167, 168 ve 169 uncu maddeleri kadın-erkek eşitliğine aykırı görüldüğü  ve aynı zamanda günümüz şartlarında hiç de gerekli bulunmadığından Tasarıya alınmamıştır.

d) Eşler Arasındaki Mal Rejimi Bölümü

Dördüncü Bölüm “Eşler Arasındaki Mal Rejimi” başlığı altında ve beş ayırım hâlinde eşler arasındaki mal rejimlerini düzenlemektedir.

Yürürlükteki Kanuna göre eşler, evlenmeden önce veya evlilik devam ederken Kanunda belirlenen mal rejimlerinden birini evlenme mukavelesi yapmak suretiyle seçebilirler. Eşler bu konuda bir seçim yapmazlarsa, aralarında Kanundan ötürü “mal ayrılığı” rejimi geçerli olacaktır. Kanun “yasal rejim” olan bu rejimin yanında “akdî rejim” olarak “mal ortaklığı” ve “mal birliği” rejimlerini de düzenlemiştir.

Kaynak Kanun olan İsviçre Medenî Kanunu yasal rejim olarak  “mal birliği” rejimini benimsemiş idi. Ancak, İsviçre’de Medenî Kanununun eşlerin mal rejimini düzenleyen altıncı bölümü (Sechster Titel) 1 Ocak 1988 tarihinde  yürürlüğe  giren  5 Ocak 1984 tarihli bir  Kanunla yeni baştan düzenlenmiş, mal birliği olarak geçerli olan yasal mal rejimi bu değişiklikte “Edinilmiş Mallara Katılma” (Errungenschaftsbeteiligung) olarak kabul edilmiştir.

Uygulamada hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurduğu gözden kaçırılmayarak Ülkemizde geçerli olan “mal ayrılığı” rejiminin değiştirilmesi cihetine gidilerek bunun yerine Tasarıda “Edinilmiş Mallara Katılma” rejimi yasal rejim olarak kabul edilmiştir. Bunun yanında eşler dilerlerse akdî rejim olarak “Mal Ayrılığı”, “Paylaşmalı Mal Ayrılığı” ve “Mal Ortaklığı” rejimlerinden birini seçebileceklerdir. Bunun için yapacakları tek şey, 205 inci madde uyarınca noterde bir mal rejimi sözleşmesi yapmaktan veya aralarında yapacakları yazılı sözleşmeyi notere onaylatmaktan ibarettir.

Edinilmiş Mallara Katılma rejimi 24 madde halinde ayrıntılı biçimde İkinci Ayırımda düzenlenmiştir.

Bu rejimde iki türlü mal vardır :Eşlerin kişisel malları ve edinilmiş mallar.

Kişisel malların nelerden oluştuğu 220 nci maddede bentler halinde sayılmıştır. Bu mallar kanundan ötürü kişisel mal sayılır. Ayrıca eşler mal rejimi sözleşmesiyle bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan edinilmiş mallara dahil olması gereken malvarlığı değerlerini kişisel mal sayılacağını kabul edebilirler. Tasarının 221 inci maddesi eşlere bu imkânı tanımaktadır.

Edinilmiş malların nelerden oluştuğu ise, 219 uncu maddede beş bent halinde sayılmaktadır. Aynı maddeye göre edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir. Böylece bir eşin çalışmasının karşılığı olan edinimleri, çalışma gücünü kaybetmesi sebebiyle kendisine ödenen tazminatlar, kişisel mallarının gelirleri, sosyal güvenlik ve sosyal yardım kurumlarının, sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler ve nihayet edinilmiş malların yerine geçen değerler, bir eşin edinilmiş malı sayılacaktır. Bir eşin bütün malları aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilecek, eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar, onların paylı mülkiyetinde sayılacaktır. (m. 222)

Tasarının 223 üncü maddesine göre, her eş yasal sınırlar içinde kişisel malları ile edinilmiş malları yönetme, bunlardan yararlanma ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir. Ancak bir eş diğerinin rızası olmadıkça paylı mülkiyet konusu maldaki payı üzerinde tasarrufta bulunamaz.

Tasarının 224 üncü maddesi eşlerden her birinin kendi borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı bütün malvarlığıyla sorumlu olmasını öngörmektedir.

Tasarının 225 ve devamı maddelerinde rejimin sona ermesi halleri ile bu durumda tasfiyenin nasıl yapılacağı, eşlerin paylarının nasıl hesaplanacağı, eklenecek değerler, kişisel mallar ile edinilmiş mallar arasında denkleştirme, artık değer ve artık değerin paylaştırılması, aile konutu ve ev eşyası üzerinde sağ kalan eşe tanınan haklar düzenlenmektedir.

Edinilmiş mallara katılma rejiminin düzenlenmesinde kaynak İsviçre Medenî Kanununun 196 ilâ 220 nci maddeleri hükümlerinden geniş ölçüde yararlanılmıştır. Hatta birkaç istisna dışında bu hükümlerin tamamen adı geçen Kanundan alındığı da söylenebilir.

Yürürlükteki Kanunda yasal mal rejimi olarak kabul edilen “mal ayrılığı” rejimi, Tasarıda akdî rejim olarak üçüncü ayırımda düzenlenmiştir.

Dördüncü ayırımı oluşturan paylaşmalı mal ayrılığı rejimi mal ayrılığı rejiminin sakıncalarını gidermek amacıyla kısmen edinilmiş mallara katılma rejimine benzeyen yeni bir rejim olarak düzenlenmiştir.

Paylaşmalı mal ayrılığı rejiminde, eşlerden her biri yasal sınırlar içinde kendi malvarlığı üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf hakkına sahiptir. Bu husus 244 üncü maddede gayet açık bir ifadeyle dile getirilmiştir. 246 ncı madde uyarınca eşlerden her biri, kendi borçlarından bütün malvarlığıyla bizzat sorumlu olacaktır.

Paylaşmalı mal rejimi, eşlerden birinin ölümü, başka bir mal rejiminin kabulü, mahkemece evliliğin iptaline, boşanmaya veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde sona erecektir. Bu durumda rejimin tasfiyesine geçilecektir.

Tasarının 250 nci maddesi uyarınca, eşlerden biri tarafından bu rejimin kurulmasından sonra edinilmiş olup da ailenin ortak kullanım ve yararlanmasına özgülenmiş olan mallar ile ailenin geleceğini güvence altına alma amacıyla yapılan yatırımlar veya bunların yerine geçen değerler, mal rejiminin sona ermesi hâlinde eşler arasında eşit olarak paylaşılacaktır. Ancak, manevî tazminat alacakları ve miras yoluyla edinilen mallar ile karşılıksız kazandırmada bulunanın iradesinden açıkça anlaşılmadıkça, sağlararası veya ölüme bağlı tasarruflarla edinilen mallar eşler arasında paylaşılmayacaktır.

Getirilen 251 inci madde, eşlerden birinin diğer eşin payını azaltmak kastıyla paylaşmadan önce bir malı karşılıksız olarak elden çıkarması hâlinde hâkime, diğer eşin alacağı denkleştirme bedelini hakkaniyete uygun biçimde belirleme yetkisi vermektedir.

Paylaşmanın açıkça hakkaniyete aykırı olduğunun veya istemde bulunan eşin mirasçılıktan çıkarılmasını (ıskatını) gerektirecek davranışlarda bulunduğunun anlaşılması hâlinde hâkim, 252 nci madde uyarınca paylaştırma istemini reddedecektir.

Paylaştırma yöntemi 253 üncü maddede; “Paylaştırmanın aynen yapılmasına olanak yoksa, malın maliki eş diğer  eşin  payını  parayla  ödeyebileceği gibi malı ona vererek kendi payına düşen bedelin parayla ödenmesini isteyebilir. Paylaştırmada, paylaşım konusu olan malın edinilmesinden doğan borçlar indirilir.” şeklinde düzenlenmiştir.

Tasarı eşlerden birinin katkısından doğan hakkını da düzenlemektedir. Buna göre, eşlerden biri diğerine ait olup paylaştırma dışı kalan bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, mal rejiminin sona ermesi hâlinde, katkısı oranında hakkaniyete uygun bir bedel ödenmesini isteyebilecektir.

Tasarı, paylaşmalı mal ayrılığı rejimi sona erdiğinde, eşlerden her birine, paylı mülkiyetteki bir malın kendisine özgülenmesinde üstün yararı olduğunu ispat ederek eşine karşılığını ödemek suretiyle bu malın kendisine özgülenmesini isteme hakkı tanımaktadır.

Tasarının 254 üncü maddesinde ekonomik ve sosyal açıdan korunması gereken eşi koruma amacını taşıyan bir hüküm getirilmektedir. Buna göre, evliliğin iptal veya boşanma kararıyla sona erdirilmesi hâlinde, taraflardan birine ait olmakla beraber paylaşım konusu olan konutta paylaşmadan sonra da hangisinin kalmaya ve ev eşyasını kullanmaya devam edeceği konusunda  tarafların anlaşmaları mümkündür. Eğer taraflar bu konuda  anlaşamazlarsa, hâkim hakkaniyet gerektiriyorsa iptal veya boşanma kararıyla birlikte bu hakka hangisinin sahip olacağına kendiliğinden, yani bir istem olmaksızın karar verecektir. Hâkim karar verirken, olayın özelliklerini, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını ve varsa çocukların menfaatlerini göz önünde bulunduracaktır.

Anlaşma sonucunda bu hakkı elde eden eş veya anlaşmazlık hâlinde karar veren hâkim, bu hakkın şerh edilmesini sağlamak üzere tapu idaresine bildirimde bulunacaklardır. Şerh süresinin sonunda bu hak kendiliğinden sona erecektir.

Aile konutunda kalmaya  ve  ev eşyasını kullanmaya devam etmesine mahkemece karar verilmiş olan tarafın durumunda değişiklik olması, örneğin ekonomik durumunun iyileşmiş veya bu arada kendisine miras yoluyla yeterince mal varlığı değeri kalmış olması durumunda, diğer taraf hâkimden kararını yeniden gözden geçirmesini isteyebilecektir. Hâkim, şartlar gerektiriyorsa, kararını değiştirebilecektir.

Eşlerden birinin ölümü hâlinde, tereke malları arasında ev eşyası veya birlikte yaşanmış konut varsa, sağ kalan eş bunlar üzerinde kendisine, miras ve paylaşmadan doğan hakkına mahsup edilmek ve yetmezse bir  bedel eklenmek  suretiyle mülkiyet hakkı  tanınmasını 255 inci maddenin birinci fıkrasına dayanarak isteyebilecektir. Bu hüküm sayesinde  sağ kalan eşin birlikte yaşadıkları ve acı tatlı hatıralarla dolu olan aile konutunda yaşantısını sürdürmesi mümkün olacaktır.

Beşinci bölümde düzenlenen “mal ortaklığı”na ilişkin hükümler büyük ölçüde İsviçre  Medenî Kanununun 221 ilâ 246 ncı maddelerinden yararlanılarak kaleme alınmıştır.

2) HISIMLIK KISMI

Yürürlükteki Kanunda aile hukuku kitabının ikinci kısmının başlığı “Hısımlar” biçimindedir. Bu kısımda hısımlardan çok hısımlığın nasıl doğacağı veya kurulacağı ve hısımlık ilişkisinin hukukî sonuçları düzenlenmekte olduğundan, başlık kaynak Kanuna da uygun olarak “Hısımlık” şeklinde değiştirilmiştir.

Yürürlükteki Kanunun bu kısmı, “Nesebi Sahih Çocuklar”, “Nesebi Sahih Olmayan Çocuk” ve  “Aile” başlıklarını taşıyan üç bölümden (babtan) oluşmakta iken, Tasarıda iki bölüm hâlinde düzenlenmiştir. Zira bu sistematik aynen İsviçre’de 1 Ocak 1978 tarihinde gerçekleşen değişiklikle uyumlu olarak “sahih nesep”, “sahih olmayan nesep” ayrılığına son vermektedir. Bu itibarla birinci bölümün başlığı “Nesebi Sahih Çocuklar” yerine “Soybağının Kurulması” şeklinde değiştirilmiştir. Nesep terimi çok eskimiş olduğu ve çoğu kez “mezhep” terimiyle karışıklığa sebep  olduğu  için, Tasarıda arı Türkçe bir sözcük olan “soybağı” şekline dönüştürülmüştür. İkinci bölüm “Aile” başlığını taşımaktadır.

a) Soybağının Kurulması Bölümü

Bu  bölüm “Genel Hükümler”, “Kocanın Babalığı”, “Tanıma ve Babalık Hükmü”, “Evlât Edinme”, “Soybağının Hükümleri”, “Velâyet” ve “Çocuk Malları” olmak üzere yedi ayırım şeklinde düzenlenmiştir.

“Genel  Hükümler” başlığını taşıyan ve yürürlükteki Kanunda olmayan birinci  ayırımda çocuk ile ana ve çocuk ile baba arasında soybağının kurulmasına ilişkin genel kurallara yer verilmiştir.

Bu ayırımda 282 nci maddenin birinci fıkrası, aslında doğal ve hukukî bir gerçeği dile getirmekle birlikte, Medenî  Kanunun  soybağını düzenleyen hükümlerinde çocuk ile baba arasında olduğu gibi, çocuk ile ana arasındaki soybağının da nasıl kurulduğunu açıklayan bir hükmün bulunması gereğini yerine getirmektedir. İkinci fıkrada, çocuk ile baba arasında soybağının kurulmasını sağlayan hukukî  olaylar sayılmaktadır. Buna göre, çocuk ile baba arasında soybağının kurulmasına kaynaklık eden hukukî olaylar, seçenek olarak  evlilik, tanıma veya hâkim kararıdır. Üçüncü fıkrada da soybağının kurulmasını sağlayan “evlât edinme” belirtilmektedir.

Yürürlükteki Kanunda mevcut olmayan 282 nci madde kaleme  alınırken kaynak İsviçre Medenî Kanununda yapılan ve 1978 yılı başında yürürlüğe giren değişiklik örnek alınmıştır.

İkinci ayırım “Kocanın Babalığı” başlığını taşımaktadır. Bu ayırımda evliliğe dayalı “babalık karinesi” ile bunun sonuçları düzenlendikten hemen sonra, “sonradan evlenme” sayesinde evlilik içinde  doğan  çocuklara  ilişkin  hükümlere  kendiliğinden  tâbi olma, yani koca ile çocuk arasında soybağının kurulması, kocanın babalığının bu sayede hukuken kabullenilmesi olanağı da yer almakta ve yürürlükteki Kanunun ikinci fasılında olduğu gibi “Nesebin Tashihi” şeklinde bir başlık altında bağımsız bir ayırıma yer verilmemektedir.

Bu ayırımın başlığı, çocuk ile soybağı ilişkisi kurulan kişinin, çocuğu doğuran kadın ile evli olan kişi olması hâline işaret etmek üzere “Kocanın Babalığı”  şeklinde belirlenmiştir. Bu ayırımda çocuğu doğuran kadın ile evli olan veya evliliği sona ermiş bulunan kişinin çocuk ile olan soybağı düzenlenmektedir.

Soybağının reddi konusunu düzenleyen 286 ncı maddenin ikinci fıkrasında, ilgili olan çocuğa da dava hakkının tanınması gerektiği görüşü benimsenmiştir.

Tasarının 288 inci maddesinin birinci fıkrasında, yürürlükteki metinden farklı olarak “yüz seksen günlük süre” bir ölçü olarak zikredilmemiş, sadece “evlenmeden önce…ana rahmine düşmüşse” deyimi kullanılmıştır. Çünkü evlilik içinde ana rahmine düşmüş olma olgusunun hangi durumda kabul edileceği, yüz seksen günlük süre ölçüsü de zikredilmek suretiyle zaten bir önceki maddede düzenlenmiştir ki, o maddenin zıt anlamı, evlenmeden önce ana rahmine düşmenin ne zaman söz konusu olacağını da ortaya koymaktadır.

Tasarının 289 uncu maddesiyle yürürlükteki Kanunda öngörülen bir aylık dava açma süresi bir ve beş yıllık süreler hâline getirilmiştir.

“Karinelerin çakışması” kenar başlığını taşıyan 290 ıncı madde ile yürürlükteki Kanunda düzenlenmemiş olan önemli bir konu hükme bağlanmaktadır. Kaynak Kanundan esinlenerek kaleme alınan bu maddeye göre, çocuk evliliğin  sona ermesinden başlayarak üç yüz gün geçmeden önce doğmuş ve ana da bu arada, yani çocuk doğmadan  önce  yeniden evlenmiş olursa, ikinci evlilikteki koca baba sayılacaktır. Ancak bu karine âdi bir karine mahiyetindedir, yani aksi ispatlanarak çürütülebilir. Bu durumda ise, sona eren birinci evlilikteki koca baba sayılacaktır.

Diğer ilgililerin dava hakkının düzenlendiği 291 inci maddenin ikinci fıkrasıyla, ergin olmayan çocuğun dava hakkı hükme bağlanmaktadır. Davayı çocuk adına kayyım açacaktır. Kayyım, atanma kararının kendisine tebliğinden itibaren bir yıl içinde soybağının reddi davasını açabilecektir.

292, 293 ve 294 üncü maddeler yürürlükteki Kanunun “Nesebin Tashihi” başlığını taşıyan 247 ve devamı maddelerini karşılamaktadır. Madde sonradan evlenme yoluyla çocuk ile koca arasında soybağı kurabilme imkânını düzenlemektedir. Bu durumda çocuk kendiliğinden evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tâbi olacaktır.

Üçüncü ayırım “Tanıma ve Babalık Hükmü” başlığı altında çocuk ile babası arasındaki soybağının “tanıma” ve “babalığa mahkemece karar verilmesi” yoluyla  kurulmasını düzenlemektedir. Tasarıda  “sahih  nesep -sahih olmayan nesep”  farklılığı kaldırıldığı için tanıma ve babalık hükmü, yürürlükteki Kanunun sistematiğinden farklı olarak, soybağının hükümlerinden önce düzenlenmiştir. Tanıma ve babalık hükmü çocuk ile baba arasında “sahih olmayan (gayri sahih)  nesep” değil, normal bir soybağı kurmaktadır.

Tanımanın koşullarını ve şeklini düzenleyen 295 inci maddede, şartları varsa tanımanın babanın babası tarafından da yapılmasına imkân tanıyan yürürlükteki hükme yer verilmemiştir. Şekil konusunda yürürlükteki Kanundan farklı olarak, tanımanın resmî senet veya vasiyetname ile yapılabilmesi yanında, nüfus memuruna   veya mahkemeye yazılı başvuruda bulunmak suretiyle de yapılmasına imkân sağlanmıştır.

Dördüncü ayırımda “Evlât Edinme” düzenlenmektedir. Tasarıyla getirilen yeni düzenleme, evlât edinme konusunda büyük değişiklikleri içermektedir. Bu değişiklikler aşağıda ilgili maddelerde açıklanacaktır.

Küçüklerin, yani henüz ergin olmamış bulunan kişilerin evlât edinilmesi, onların evlât edinen tarafından iki yıl  süreyle bakılmış ve eğitilmiş  olmaları  koşuluna  bağlanmıştır. (m.305)  Bir sonraki 306  ncı madde uyarınca, evli olmayanların birlikte evlât edinmeleri mümkün olmayacak, ancak eşler birlikte evlât edinebileceklerdir. Ancak eşlerden biri en az iki yıldan beri evli olmaları veya otuz yaşını doldurmuş bulunması koşuluyla diğer eşin önceki evliliğinden olan çocuğunu evlât edinebilecektir. Bu hüküm, birinci fıkra hükmünün istisnasını oluşturmaktadır.

Eşlerin bir kimseyi birlikte evlât edinebilmeleri için, en az beş yıldan beri evli olmaları veya otuz yaşını doldurmuş bulunmaları gerekecektir.  Böylece yürürlükteki Kanunun öngördüğü yaş, otuz beşten “otuza” indirilmiş olmaktadır. Yapılan bu yeni düzenlemeyle örneğin iki yıldan beri evli olmakla birlikte otuz yaşını doldurmuş bulunan eşler evlât edinebilecekleri gibi, henüz otuz yaşını doldurmamış olmakla beraber en az beş yıldır evli olan eşler de evlât edinebileceklerdir.

Tek başına evlât edinmenin   düzenlendiği 307 nci maddeye göre, evli olmayan bir kimse otuz yaşını doldurmuş olduğu takdirde tek başına evlât edinebilecektir.

Aynı madde uyarınca, otuz yaşını doldurmuş olan eş, diğer eşin ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksunluğunu veya iki yılı aşkın süreden beri nerede olduğunun bilinmemesi ya da iki yıldan beri mahkeme kararıyla eşinden ayrı yaşamakta olması yüzünden birlikte evlât edinmesinin mümkün olmadığını ispat ederse, tek başına evlât edinebilecektir. Bu hüküm bir önceki maddeyle getirilen “eşlerin ancak birlikte evlât edinebilecekleri” kuralının istisnasını oluşturmaktadır.

Tasarıyla yeni getirilen 312 nci maddenin birinci fıkrası, küçüklerin evlât edinilmek amacıyla bu işlerle görevli bir kuruma yerleştirilmesi ve ana ve babadan birinin rızasının bulunmaması hâlinde, kural olarak küçüğün yerleştirilmesinden önce, evlât edinen veya evlât edinmeye aracılık yapan kurumun istemi üzerine, hâkimin bu rızanın aranıp aranmamasına karar verebilmesini  düzenlemektedir. Üçüncü fıkra ise, ana ve babadan birinin küçüğe karşı özen yükümlülüğünü yeterince yerine getirmemesi sebebiyle rızasının aranmaması kararının kendisine yazılı olarak bildirilebileceğini hükme bağlamaktadır.

Tasarı, küçüklerin evlât edinilmesinde yürürlükteki Kanundan ayrılarak, evlât edinenin “nesebi sahih füruunun bulunmaması” şartını benimsememiş, böylece altsoyu bulunsa dahi bir kimsenin  bir veya birden fazla küçüğü evlât edinebilmesine olanak tanımıştır. Oysa Tasarıda erginlerin ve kısıtlıların evlât edinilmesi, evlât edinenin altsoyunun bulunmaması koşuluna bağlanmıştır. Böylece küçükler ile erginlerin ve kısıtlıların evlât edinilmelerinde farklı bir yol izlenmiştir. Erginlerin ve kısıtlıların evlât edinebilmeleri 313 üncü maddede üç bent hâlinde şu hâllere indirgenmiştir:

  1. Bedensel veya zihinsel özrü sebebiyle sürekli olarak yardıma muhtaç ve evlât edinen tarafından en az beş yıldan beri bakılıp gözetilmekte ise,
  2. Evlât edinen tarafından, küçükken en az beş yıl süreyle bakılıp gözetilmiş ve eğitilmiş ise,
  3. Diğer haklı sebepler mevcut ve evlât edinilen, en az beş yıldan beri evlât edinen ile aile halinde birlikte yaşamakta ise.

Evlât edinme kararının, evlât edinenin oturmayeri; birlikte evlât edinmede  eşlerden  birinin  oturmayeri  mahkemesince  verileceği 315 inci maddeyle öngörülmüştür. Bunu izleyen maddede, evlât edinmeye  ancak esaslı sayılan her türlü durum ve koşulların kapsamlı biçimde araştırılmasından ve gerektiğinde uzmanların görüşünün alınmasından sonra karar verileceği vurgulanmaktadır. Bu aşamada, evlât edinenin altsoyu varsa onların evlât edinmeyle ilgili tavır ve düşüncelerinin de değerlendirilmesi gerekecektir.

Tasarının 320 nci maddesi yürürlükteki Kanunda düzenlenmemiş olan “evlâtlık işlemlerinde aracılık” kurumunu hükme bağlamaktadır. Uygulamada çoğu kişiler evlât edinmeyi, bir çok aileler de kendi çocuklarının evlât edinilmesini arzuladıkları hâlde, bunları bir araya getiren kurumlar ve bu kurumların yasal statülerini düzenleyen hükümler mevcut olmadığı için, Ülkemizde evlât edinme işlemleri sağlıklı ve etkin biçimde gerçekleştirilememektedir. Yeni getirilen  bu madde, Ülkemizde bu alanda mevcut olan söz konusu  eksikliği gidermek amacını taşımaktadır. Bu yeni hükme göre, evlât edinme işlemlerinde aracılık sadece Devletin kendi yetkili kurumları tarafından yapılabilecek, gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileri bu faaliyetleri yürütemeyeceklerdir.

Küçüklerin evlât edinilebilmeleri için, ayırt etme gücüne sahip bulunan  küçüğün rızası gerekli olduğu gibi, ana ve babasının rızası da gerekecektir. Rıza, küçüğün veya ana ve babasının oturdukları yer mahkemesinde sözlü veya yazılı olarak açıklanmak suretiyle tutanağa geçirilecektir (m.309). Ancak, rıza küçüğün doğumunun üzerinden altı hafta geçmeden önce verilemeyecektir. Ana ve babaya, verdikleri rızayı bir defa geri alabilmeleri imkânı tanınmıştır. Ancak, geri almadan sonra verilecek rıza kesin rıza sayılacaktır (m.310).

Beşinci ayırım “Soybağının Hükümleri” başlığını taşımakta ve yürürlükteki Kanunun 259 ilâ 261 inci maddelerinin yer aldığı “Nesep Sıhhatinin Umumî Hükümleri” başlıklı dördüncü faslını karşılamaktadır.

Çocuğun soyadı konusunun düzenlendiği 321 inci maddeye göre çocuk, ana ve baba evliyse ailenin soyadını taşıyacaktır. Eğer ana ve baba evli değilse, yani çocuk yasal olmayan bir birleşme sonucunda  dünyaya gelmişse, ananın soyadını taşıyacaktır. Ancak, ana  önceki evliliğinden dolayı çifte soyadı taşımakta ise, o zaman çocuk onun bekârlık (kızlık) soyadını taşıyacaktır.

Tasarıyla yeni getirilen 323 üncü madde ana ve babanın, kendi velâyetleri altında bulunmayan, örneğin ana ve babadan alınarak başka bir kimsenin koruma ve gözetimine bırakılmış olan çocuk ile uygun bir biçimde kişisel ilişki kurulmasını isteme haklarını düzenlemektedir. Bir sonraki 324 üncü madde ise, ana ve babanın bir önceki madde uyarınca çocuk ile kurabilecekleri kişisel ilişkinin sınırlarını belirlemektedir. Buna göre, ana ve babadan herbiri diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun eğitilmesini ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmak zorundadırlar. İkinci fıkrada belirlenen hâllerde kişisel ilişki kurma hakkının reddedilmesi veya onlardan geri alınması söz konusu olacaktır.

Yeni getirilen 325 inci madde ise olağanüstü hâllerin mevcut olması durumunda çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkının diğer kişilere, özellikle hısımlara da tanınabilmesini  hükme bağlamaktadır. Bu ilişkilerin kurulmasıyla ilgili bütün düzenlemelerde çocuğun oturduğu yer mahkemesi yetkili kılınmıştır. (m.326) Ancak, aynı madde uyarınca, çocuk ile kişisel ilişkiye yönelik bir düzenleme yapılıncaya kadar, velâyet hakkına sahip veya çocuk kendisine bırakılmış olan kimsenin rızası dışında  kişisel ilişki uygulanması mümkün olmayacaktır. Örneğin çocuğun korunması ve gözetimi bir başka kimseye bırakılmışsa, mahkemece düzenleme yapılıncaya kadar ana ve baba, çocuğun kendisine bırakıldığı bu kimsenin rızası olmadıkça çocukları ile kişisel ilişki kuramayacaklardır.

Çocuğun bakımıyla ilgili olarak getirilen yeni 328 inci madde, ana ve babanın bakım borcunun çocuğun ergin olmasına kadar devam edeceğini, ancak çocuk ergin olmuş olsa bile bakım borcunun çocuğun eğitiminin sona ermesine kadar ana ve babadan durum ve koşullara göre beklenebilecek ölçüde olmak üzere devam edeceğini hükme bağlamaktadır.

Tasarının 329 uncu maddesi yürürlükteki Kanunda mevcut olmayan “nafaka davası açma hakkı”nı düzenlemektedir. Buna göre, küçüğe fiilen bakan ana veya baba diğerine karşı doğrudan doğruya kendi  adına nafaka davası açabilecektir. Küçük de ayırt etme gücüne sahip ise nafaka davası açabilecek, sahip değilse onun adına bu davayı atanacak kayyım veya vasi açabilecektir. Nafaka miktarı çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenecek ve her ay peşin olarak ödenecektir. Durumun değişmesi hâlinde hâkim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirleyecek veya kaldıracaktır.

Babalık davası ile birlikte nafaka istenir ve hâkim, babalık olasılığını kuvvetli bulursa, hükümden önce çocuğun  ihtiyaçları  için uygun bir nafakaya karar verebilecektir. Soybağı tespit edilirse davalı uygun nafaka  miktarını  depo  etmeye veya geçici olarak  ödemeye mahkûm edilebilecektir.

Yürürlükteki Kanunda bulunmayan yeni bir maddede (m.334) ana ve babanın nafaka yükümlülüklerini ileride de yerine getirmeyeceklerine  dair veri oluşturan bazı hâller sayılmakta ve bunların varlığı hâlinde hâkimin, ana ve babayı uygun bir güvence sağlamaya mahkûm edebileceği yahut başka önlemlerin alınmasına karar verebileceği hükme bağlanmaktadır.

Altıncı ayırım “Velâyet” konusunu düzenlemektedir. Bu ayırım yürürlükteki Kanunun yedinci babının beşinci faslını karşılamaktadır. Bu ayırımda yer alan maddelerin bazıları İsviçre Medenî Kanununun 1976 tarihli değişikliğinden esinlenilerek düzenlenmiş, bazıları yürürlükteki Kanundan, bazıları ise 1984 tarihli Öntasarıdan alınmıştır.

Tasarının 335 inci maddesinde ergin olmayan çocuklar üzerinde velâyet hakkının ana ve babaya ait olduğu kuralı tekrarlandıktan sonra, 336 ncı maddede evlilik devam ettiği sürece ana ve babanın velâyeti birlikte kullanacakları vurgulanmaktadır. Yürürlükteki Kanunun velâyetin yürütülmesinde ana ve babanın anlaşamamaları hâlinde babanın oyuna üstünlük tanıyan 263 üncü maddesindeki hüküm, kadın-erkek eşitliğini bozmakta olduğundan Tasarının bu maddesine alınmamıştır.

Tasarıya yeni konulan 337 nci maddeyle, ana ve baba evli değilse velâyetin anaya ait olduğu hükme bağlanmıştır. Ancak, aynı maddede ananın küçük, kısıtlı veya ölmüş olması ya da velâyetin kendisinden alınmış olması durumunda, hâkimin çocuğun menfaatine göre çocuğa vasi atama ya da velâyeti babaya verme konusunda yetkili olduğu açıklanmaktadır.

Yürürlükteki Kanunda düzenlenmemiş olan bir başka konu da yeni 338 inci maddeyle hükme bağlanmıştır. Buna göre, eşler ergin olmayan üvey çocuklarına da özen ve ilgi göstermekle yükümlüdürler. Bir eş, kendi çocuğu üzerinde velâyeti kullanan eşine uygun bir şekilde yardımcı olacak, hatta durum ve koşullar zorunlu kılarsa çocuğun ihtiyaçları için onu temsil edecektir. Bu madde hükmü, bir sosyal ahlâk gerekliliğini, Medenî Kanunda yer alan bir özel hukuk kuralı düzeyine çıkarmaktadır.

“Çocuk Malları” başlığını taşıyan yedinci ayırımda düzenlenen maddelerde yürürlükteki Kanuna nazaran büyük ve önemli değişiklik olmamıştır.

Değişiklik getiren bir hüküm 354 üncü maddededir. Yürürlükteki Kanun çocuk malları üzerinde istifade (yararlanma) hakkı tanırken, Tasarı daha sınırlı bir anlamı olan “kullanma” deyimini tercih etmiş, böylece de çocuğu korumak amacıyla, ana ve babanın çocuk mallarını sadece kullanabilecekleri, onlardan yararlanamayacakları hükme bağlanmıştır.

355 inci maddeyle getirilen değişiklik, çocuk mallarının gelirlerinin çocuğa sarfedilmesinden sonra artan kısmın aile ihtiyacına sarfedileceği, kalanın ise çocuğun mallarına katılacağı şeklindedir.

Kısmen kaynak Kanunun 320 nci maddesinden alınan yeni 356 ncı maddede, çocuğa yapılan sermaye biçimindeki ödemelerin, tazminat ödemelerinin  ve maddî değeri olan benzeri edimlerin, olağan ihtiyaçlar gerektirdiği ölçüde çocuğun bakımı için kısmen kullanılabileceği hükme bağlanmaktadır. İkinci fıkra, çocuğun bakımı, eğitimi ve yetiştirilmesi için zorunluluk varsa, hâkimin ana ve babaya, belirlediği miktarlarda çocuğun diğer mallarına da başvurma yetkisi tanıyabileceğini belirtmektedir.

Tasarının 359 uncu maddesinde yürürlükte olan Kanundaki “küçüğün kazancının, yanlarında yaşadığı sürece, ana ve babaya ait olduğuna” ilişkin hükme yer verilmemiş, ancak ana ve baba ile birlikte yaşayan çocuğun kendi bakımı için uygun bir katkıda bulunması esası getirilmiştir. Bir önceki 358 inci maddede de yeni bir hüküm olarak ölüme bağlı tasarruf yoluyla çocuğun saklı payının ana ve babanın yönetimi dışında bırakılabileceği hükme bağlanmıştır.

Çocuk mallarının geri verilmesinde ana ve babanın sorumluluğu yürürlükteki Kanundan farklı biçimde düzenlenmiştir. Yürürlükteki Kanun onların intifa hakkı sahibi gibi sorumlu olacaklarını öngörmüş iken, Tasarı onları “vekil” gibi sorumlu tutmaktadır.

b) Aile Bölümü

Bu bölüm “Nafaka Yükümlülüğü”, “Ev Düzeni” ve “Aile Malları” başlıklarını taşıyan üç ayırımdan oluşmaktadır.

Ayırımın başlığında yer alan “Nafaka” terimi eski bir terim olmakla beraber, uygulamada geniş ölçüde alışılmış ve anlamı herkes tarafından bilinmekte olduğundan, değiştirilmesi yoluna gidilmeyerek aynen korunmuştur.

Birinci ayırımda 364 üncü maddeye eklenen üçüncü fıkrayla eşin ve ana ve babanın bakım borçlarına ilişkin hükümlerin saklı olduğu vurgulanmıştır.

Kaynak Kanundan esinlenerek kaleme  alınan yeni 366 ncı madde, korunmaya muhtaç kişilerin bakımının bununla yükümlü kurumlar tarafından sağlanacağını öngörmektedir. Esasında bu hükümle korunmaya muhtaç kişilere ilişkin özel kanunlara yollama yapılmaktadır. Maddede özellikle “korunmaya muhtaç çocuklardan” değil, fakat “korunmaya muhtaç kişilerden” söz edilmektedir. Bu kurumlar, söz konusu kişiler için yaptıkları giderleri nafaka yükümlüsü hısımlarından isteyebileceklerdir.

İkinci ayırımda “Ev Hakimiyeti” düzenlenmektedir.

367 nci madde, sadece “aynı çatı altında” sözcüklerinin çıkarılması suretiyle, yürürlükteki Kanundan aynen alınmıştır. 368 inci maddede yapılan tek değişiklik, ev başkanının göstermesi gereken özenle ilgilidir. Yürürlükteki metinde bu özen, ev başkanının kendi eşyasına göstereceği özen ile aynı iken, maddede bu ölçüden ayrılınmış ve somut olayın özelliğine göre gösterilmesi gereken objektif bir özen aranmıştır.

Ev  başkanının sorumluluğunu düzenleyen 369 uncu maddeye, yürürlükteki Kanunun 320 nci maddesindeki hükme ilâveten, “bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini” deyimi konulmuş, böylece ev başkanının Borçlar Kanununun  55 ve 56 ncı maddelerinde olduğu gibi sorumluluktan kurtulabilmesi olanağı kabul edilmiştir.

Tasarıya konulan yeni 370 ve 371 inci maddeler uyarınca talep edilebilecek denkleştirme bedelinin istenmesi zamanı düzenlenmektedir.

“Aile Malları” başlığını taşıyan üçüncü ayırımda yer alan hükümlerde esasa ilişkin önemli değişiklik yapılmamış, sadece bazı deyim ve terimler arılaştırılmıştır. “Aile şirketi emvali” eskimiş bir terim olduğundan “Aile malları ortaklığı” şeklinde; “Hissei temettü şartiyle şirket” terimi ise “Kazanç paylı aile malları ortaklığı” şeklinde değiştirilmiştir.

3) VESAYET KISMI

Aile hukuku kitabının üçüncü kısmında düzenlenen vesayet, “Vesayet Düzeni”, “Vesayetin Yürütülmesi” ve “Vesayetin Sona Ermesi” başlıklarını taşıyan üç bölümden oluşmaktadır.

Vesayet kısmında düzenlenmekte olan kurumlarda ve bunlara ilişkin hükümlerde önemli ve esaslı değişiklikler söz konusu değildir. Daha çok şekle ilişkin olarak bazı terim ve deyimler arılaştırılmış, bu suretle maddelerin içerikleri ile uyum sağlanmış ve hükümlerin daha kolay anlaşılması mümkün hâle getirilmiştir. Örneğin alışılmış olmaları sebebiyle vesayet, vasi, vesayet makamı, aile meclisi ve kayyım terimleri aynen korunurken, “kanunî müşavir” yerine “yasal danışman” terimi tercih edilmiştir. Aynı şekilde “vesayet teşkilâtı” yerine “veyaset düzeni”; “vesayet uzuvları” yerine “vesayet organları”  terimlerine yer verilmiştir.

a) Vesayet Düzeni Bölümü

Özel vesayetin kurulmasında istemde bulunacakları belirleyen 399 uncu maddeye, yürürlükteki metinde geçen “vesayet altındaki kimsenin yakın kan veya sıhrî hısımlarından iki reşidin” deyimi yerine, “vesayet altına alınan kişinin fiil ehliyetine sahip iki yakın hısımının” deyiminin konulması tercih edilmiştir.

“Vesayeti Gerektiren Hâller” başlığını taşıyan ikinci ayırımda istek  üzerine kısıtlanmayı düzenleyen 408 inci maddede sayılan hâllere “ağır hastalık” hâli de eklenmiştir.

Yürürlükteki Kanunun 356 ncı maddesini karşılayan 406 ncı maddenin kenar başlığı arılaştırılmış, ayrıca hem kenar başlığında, hem de  madde metninde  “ayyaşlık” yerine “alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı” deyiminin kullanılması uygun görülmüştür. Bu suretle ayyaşlığın sadece alkol bağımlılığını ifade etmediği vurgulanmıştır.

409 uncu maddede akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya ancak resmî sağlık kurulu raporu üzerine karar verilebileceği hükmü getirilmiş, bu suretle herhangi bir hekimin raporuyla karar verme imkânı ortadan kaldırılmıştır.

“Vasinin atanması” başlıklı dördüncü ayırımda vasiliği kabul yükümlülüğünü düzenleyen maddede yapılan değişiklikle, bu yükümlülüğün sadece erkekler için değil, fakat kadınlar için de öngörüldüğünü vurgulamak üzere yürürlükteki Kanunda yer alan “erkekler”  sözcüğü “vasiliğe atananlar” şekline dönüştürülmüştür. Böylece erkekler aleyhine bozulan eşitlik de giderilmiş olmaktadır.

Vasilikten kaçınma sebeplerini düzenleyen 417 nci maddeye yürürlükteki metinde sayılanlardan başka Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu üyeleri, hâkimlik ve savcılık mesleği mensupları da eklenmiş, böylece kaçınabileceklerin alanı bir ölçüde genişletilmiştir.

Beşinci ayırımın başlığı yürürlükteki Kanunda “Kayyımlık” iken Tasarıda bu başlığa “Yasal Danışmanlık” da eklenmiştir. Zira bu ayırımda aynı zamanda yasal danışmanlık da düzenlenmektedir.

429 uncu maddenin kenar başlığı yürürlükteki Kanunda “Mahdut ehliyet” tir. Oysa bu  maddede ehliyet konusu değil, “yasal danışmanlık” düzenlenmektedir. Bu sebeple başlık “Yasal danışmanlık” olarak değiştirilmiştir. Ayrıca madde içerisinde de “reyi alınmak üzere müşavir” yerine “yasal danışmanı” deyimi kullanılmıştır. Maddenin birinci bendinde  “husumet”  deyimiyle kastedilen, “dava açma”dır. Bu sebeple “dava açma” şeklinde terim değişikliği yapılmıştır.

Yürürlükteki Kanunda beş ayırımdan (fasıldan) oluşan birinci bölüm (bab), Tasarıda “Koruma Amacıyla Özgürlüğün Kısıtlanması” başlıklı yeni bir ayırımın eklenmesiyle altı ayırımdan oluşur duruma gelmiştir.

Yürürlükteki Kanunda ve 1984 tarihli Öntasarıda mevcut olmayan bu altıncı ayırım, İsviçre Medenî Kanununda 1 Ocak 1981 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan yeni düzenlemeden esinlenerek ve aynı düzenlemenin Ülkemiz için de gerekli ve yararlı olduğu düşünce ve inancıyla  Tasarıya alınmıştır. Nitekim aynı ihtiyaç Anayasamızın 19 uncu maddesinde de açıkça ifade edilmiştir.

432 nci madde ve  onu izleyen maddelerde, kişinin korunması amacıyla özgürlüğünün kısıtlanması söz konusu olup, bu denli önemli bir konunun koşulları, hüküm ve sonuçları, bir takım özel hükümlerin konulmasını gerektirmiştir.

432 nci maddede  kişinin bir kuruma yerleştirilmesi veya alıkonulması belli sebeplere bağlanmıştır. Bunlar toplum için tehlike oluşturan akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlığı, ağır tehlike arzeden bulaşıcı hastalık veya serserilik hâlleridir. Ağır tehlike arzeden hastalıkların neler olduğunun belirlenmesi tıp biliminin işi olmakla beraber, buraya AIDS, ilerlemiş verem, kolera ve veba gibi bulaşıcı hastalıkların gireceği düşünülebilir. Madde sadece ergin kişilerin bir kuruma yerleştirilmesini veya kurumda alıkonulmasını öngörmektedir. Ergin olmayan kişiler, yani küçükler bu maddenin kapsamına girmemektedir. Bu kişilere ilişkin koruma önlemleri daha önceki maddelerde hükme bağlanmıştır. Ergin kişinin bu madde uyarınca bir kuruma yerleştirilmesi veya kurumda alıkonulması için, kısıtlı olup olmaması önemli değildir. Kısıtlı olmamasına karşın eğer maddede sayılan sebeplerden biri söz konusu ise, yani kişi toplum için bir tehlike oluşturuyor ise, bu kişi bir kuruma yerleştirilebilecek ya da kurumda alıkonulmaya devam edilecektir.

433 ve devamı maddelerde bu konuda karar vermeye yetkili vesayet makamı, bildirim yükümlülüğü, itiraz, usul ve yargılama usulü konuları düzenlenmektedir.

b) Vesayetin Yürütülmesi Bölümü

Bu bölüm “Vasinin Görevleri”, “Kayyımın Görevleri”, “Vesayet Dairelerinin  Görevleri” ve “Vesayet Organlarının Sorumluluğu” başlıklarını taşıyan dört ayırımdan oluşmaktadır.

Birinci ve daha sonraki ayırımlarda esasa ilişkin olarak büyük ve  önemli değişiklik yapılmamış, bazı küçük değişikliklerle yetinilmiştir. Örneğin yürürlükteki Kanunun 392 nci maddesinde vasinin bağış yapamayacağı öngörülmüş iken, Tasarının bu maddeyi karşılayan 449 uncu maddesinde yapılması yasak olan bağışın “önemli” olması şartı getirilmektedir.

454 üncü maddenin kenar  başlığı “malların idaresi” yerine “malvarlığının yönetilmesi” şeklinde değiştirilmiştir. Çünkü burada mallar değil, malvarlığının kül hâlinde yönetilmesi söz konusudur. Aynı şekilde 451 inci maddenin kenar başlığı da içeriğiyle uyumlu olmak üzere “vesayet altındaki kişinin yapabileceği işler” şeklinde kaleme alınmıştır. Yürürlükteki maddenin kenar başlığı ise “Küçüğün tasarrufu” şeklindedir.

Vasilik süresi yürürlükteki Kanunda dört yıl iken, yeni düzenlemede bu süre kaynak Kanuna da uygun olarak iki yıla indirilmiştir.

Vesayet organlarının sorumluluğunun düzenlendiği dördüncü ayırımda, vesayet ve denetim makamı gibi organlarda görevli olanların haksız  fiilleriyle verdikleri zararlardan dolayı Devlet’in doğrudan doğruya sorumlu olması esası getirilmiştir. Aynı maddede Devlet, vasi, kayyım ve  yasal danışmanların verdikleri zararlardan da sorumlu tutulmuştur. Ancak, burada Devletin sorumluluğu, bu kişilerin zararı ödeyememeleri hâlinde ikinci derecede bir sorumluluk olarak düzenlenmiştir.

c) Vesayetin Sona Ermesi Bölümü

Bu bölüm “Vesayeti Gerektiren Hâllerin Sona Ermesi”, “Vasilik Görevinin Sona Ermesi” ve “Vesayetin Sona Ermesinin Sonuçları” olmak üzere üç ayırımdan oluşmaktadır.

Bu ayırımlarda esasa ilişkin önemli değişiklik yapılmamıştır. Değişiklikler daha çok şekil ve ifadenin arılaştırılması yönünde olmuştur.

Esasa ilişkin bir değişiklik, yürürlükteki Kanunun 429 uncu maddesinde hafif yolsuzlukta sulh mahkemesi tarafından vasiye verilmesi  öngörülen yirmi beş liralık para cezasının, bu maddeyi karşılayan 485 inci maddeden kaldırılması olmuştur. Zira Medenî Kanunda para cezasına ilişkin bir hükmün yer alması söz konusu olmamak gerekir.

D) MİRAS HUKUKU

Tasarının “Miras Hukuku” başlığını taşıyan üçüncü kitabı iki kısımdan oluşmaktadır. Bunlar “Mirasçılar” ve “Mirasın Geçmesi” başlıkları altında düzenlenmektedir.

1) MİRASÇILAR KISMI

Bu kısım biri “Yasal Mirasçılar” diğeri “Ölüme Bağlı Tasarruflar” olmak üzere iki bölüme ayrılmıştır.

a) Yasal Mirasçılar Bölümü

Tasarının 497 nci maddesine eklenen yeni bir hükümle, büyük analar ve büyük babaların kendi çocukları yani mirasbırakanın amcası, halası, dayısı veya teyzesi hayatta iseler, mirasbırakandan önce ölmüş olan büyük analar ve büyük babalara düşen miras paylarının onların çocuklarına, yani yukarıda sayılan kişilere geçmesi imkânı sağlanmıştır. Yürürlükteki Kanunun 441 inci maddesinde 14.11.1990 tarihli ve 3678 sayılı Kanunla yapılmış olan değişiklik, söz konusu miras paylarının bu kişilere geçmesini önlemektedir. Bu ise, Türk toplumunun aile yapısı ve amca, hala, dayı ve teyze ile yeğenleri arasındaki aile bağlarına ters düşmektedir. Bu sebeple, yapılan değişiklik sayesinde sağ kalan eş varsa, büyük analar ve büyük babalardan birinin mirasbırakandan önce ölmüş olması hâlinde, ona düşen pay kendi çocuğuna, yani mirasbırakanın amca, hala, dayı veya teyzesine geçecektir.

500 üncü maddede, yürürlükteki 447 nci maddede geçen “kendisini evlât edinen kimseye, nesebi sahih füruu gibi mirasçı olurlar” ifadesi tamamen çıkarılmış, bunun yerine evlâtlığın “evlât edinene kan hısımı gibi mirasçı olurlar” ifadesi konulmuştur. Zira yeni düzenlemeyle sahih- sahih olmayan nesep ayırımı kaldırılmış bulunmaktadır.

501 inci maddeye, bunu karşılayan 448 inci maddede “Hazine” sözcüğü yerine daha doğru olan “Devlet” sözcüğü konulmuştur. Zira mirasçı olan Devlettir.

b) Ölüme Bağlı Tasarruflar Bölümü

Bu bölüm “Tasarruf Ehliyeti”, “Tasarruf Özgürlüğü”,  “Ölüme Bağlı Tasarrufların Çeşitleri”, “Ölüme Bağlı Tasarrufların Şekilleri”, “Vasiyeti Yerine Getirme Görevlisi”, “Ölüme Bağlı Tasarrufların İptali ve Tenkisi”  ve “Miras Sözleşmesinden Doğan Davalar” başlıklarını taşıyan yedi ayırımdan oluşmaktadır.

Birinci ayırımda yer alan ve yürürlükteki Kanunun 450 nci maddesini karşılayan 503 üncü maddeye, miras sözleşmesi yapabilmek için, tasarrufta bulunanın “kısıtlı olmaması” koşulu da eklenmiş, böylece bilimsel ve yargısal içtihatlardaki görüşlerle uyum sağlanmıştır.

Yürürlükteki 451 inci maddenin “Batıl tasarruflar” şeklindeki kenar başlığı, bunu karşılayan 504 üncü maddede doğru ve içeriğine uygun olarak “İrade sakatlığı”na dönüştürülmüştür. Zira maddede bu konu düzenlenmektedir.

“Tasarruf Özgürlüğü” başlığını taşıyan ikinci ayırımın saklı payları düzenleyen 506 ncı maddesinde, mirasbırakanın tasarruf özgürlüğünün genişletilmesi yönündeki eğilimler göz önünde tutularak saklı pay oranları yeniden belirlenmiştir. Saklı paylı mirasçılarda değişiklik yapılmamış, sadece onların alacakları saklı payların azaltılması yoluna gidilmiştir. Maddenin dördüncü bendinde sağ kalan eşin saklı payı belli miktarda artırılmıştır. Yürürlükteki Kanunun 453 üncü maddesinin ikinci fıkrası, indirilmiş saklı pay oranlarıyla ilgilidir. Sağ kalan eş dışındaki saklı pay sahibi mirasçıların saklı pay oranları oldukça düşürülmüş olduğundan, bu fıkra hükmü yeni düzenlemede maddeye alınmamıştır.

Yürürlükteki Kanunun 457 nci maddesinde mirasçılıktan çıkarma sebebi olarak “ağır bir cürüm” öngörülmüş iken, Tasarının bunu karşılayan 510 uncu maddesinde bunun yerine “ağır bir suç” deyimi kullanılmıştır. Kaynak Kanun da “cürüm” yerine “suç” sözcüğünü kullanmaktadır.

Tasarının 513 üncü maddesinde yürürlükteki metinde geçen “keenlemyekün” sözcüğü yerine “iptal olunur” deyimi kullanılmıştır. Bu suretle genel ilkeye uygun olarak mirasçılıktan çıkarma tasarrufunun kendiliğinden hükümsüz kalması yerine, iptal edilmesi gereği kabul edilmiştir. Bunun sonucu olarak buradaki iptal davası da ölüme bağlı tasarrufların iptaline ilişkin 557 nci madde hükümlerine tâbi tutulmuştur.

Üçüncü ayırımda ölüme bağlı tasarrufların çeşitleri düzenlenmektedir. Yürürlükteki Kanunun 464 üncü maddesinin kenar başlığı “Muayyen bir malda tasarruf” şeklindedir. Bunun yerine 517 nci maddenin kenar başlığında “belirli mal bırakma” deyimi kullanılmış, böylece konunun daha iyi anlaşılması sağlanmıştır. Mirasbırakanın belli bir malını bir başkasına bırakması, bu hükme göre o kimsenin mirasbırakan tarafından mirasçı olarak atandığı anlamına gelmez.

520 nci maddenin kenar başlığı, yürürlükteki 467 nci maddedeki “Alelâde ikame” yerine “Yedek mirasçı atama”; 468 inci maddenin kenar başlığı olan “Fevkalâde ikame” yerine de 521 inci maddenin kenar başlığı “Ardmirasçı atama” şekline dönüştürülmüştür.

Yürürlükteki Kanunun 473 üncü maddesini karşılayan 526 ncı maddeye eklenen ikinci fıkrayla, ölüme bağlı tasarrufla kurulması öngörülen vakfın, mirasın açılması anında değil, ancak bundan sonraki yasal koşulların gerçekleşmesiyle tüzel kişilik kazanacağı vurgulanmıştır.

Dördüncü ayırımda ölüme bağlı tasarrufların şekilleri düzenlenmektedir.

Yürürlükteki Kanunun 482 nci maddesinde geçen “okuyamama  veya imza edememe” yerine bu maddeyi karşılayan 535 inci maddede  “bizzat okumaz veya okuyamazsa ve bizzat imzalamaz veya imzalayamazsa” ifadesi kullanılmıştır. Zira bu madde sadece okuyup yazamayan kişilerin vasiyetnamesini düzenlememektedir. Burada okuyup yazma bildiği hâlde, bedensel bir özrü nedeniyle imza yeteneğine sahip olmayan kişilerin vasiyeti de söz konusudur.

536 ncı maddenin kenar başlığı maddenin içeriğine uygun olarak “Düzenlemeye katılma yasağı” şeklinde değiştirilmiştir. Maddeye kaynak Kanunun 503 üncü maddesinin ikinci fıkrasına paralel olarak ikinci fıkra eklenmiş, böylece  bize alınmamış olan ikinci fıkranın yarattığı tereddütler de giderilmeye çalışılmıştır.

El yazılı vasiyetnamenin düzenlendiği 538 inci maddede “yer” koşulu metinden çıkarılmıştır. Yer koşulu Fransız Medenî Kanununda da bulunmadığı gibi, daha önce hazırlanan 1971 ve 1984 tarihli Öntasarılar da yer koşulunu metne almamışlardır.

Sözlü vasiyetin düzenlendiği 539 uncu maddede, yürürlükteki metinde geçen “salgın hastalık” yerine sadece “hastalık” deyimine yer verilmiş, böylece sadece hastalık durumu, sözlü vasiyet için yeterli görülmüştür. Üçüncü fıkrada, tanıkların okur yazar olması şartı   aranmamıştır.  540  ıncı  maddeye  eklenen yeni üçüncü fıkra ile ülke dışında seyreden bir ulaşım aracında yapılan sözlü vasiyetin sorumlu yöneticiye; sağlık kurumlarında tedavi edilmekte olanların vasiyetinin sağlık kurumunun en yetkili yöneticisine tevdi edilmesi imkânı getirilmiştir.

546 ncı maddenin ikinci fıkrasında, mirasbırakanın miras sözleşmesinden tek taraflı olarak dönebilmesi için öngörülen davranışların, miras sözleşmesinin yapılmasından sonra olması koşuluna yer verilmiştir.

Yürürlükteki Kanunun 495 inci maddesi, ölenin mirasçılarının ölüm tarihinde elde kalan miktarı geri vermekle yükümlü olduklarını öngörmüştür. Bu hüküm haksızlıklara yol açtığından yeni düzenlemede 548 inci maddede  “ölüm tarihindeki zenginleşmeyi geri isteyebilirler” şeklinde düzeltilmiştir.

“Vasiyeti Yerine Getirme Görevlisi” başlıklı beşinci ayırımda bazı değişiklikler yapılmıştır. Bu ayırımda yer alan yürürlükteki hükümlerin yetersizliği bilimsel içtihatlarda eleştiri konusu olmuştur. Bu eleştiriler dikkate alınarak Alman Medenî Kanununun 2197 ilâ 2228 inci maddeleri ile İtalyan Medenî Kanununun 700 ilâ 711 inci maddeleri göz önünde tutularak bu ayırıma yedi madde tahsis edilmiştir.

Bu maddelerde birden çok atanma hâlinde uyulacak esaslar, vasiyeti yerine getirme görevlisinin görev ve yetkileri, tereke malları üzerinde hangi koşullarda tasarrufta bulunabileceği, görevinin sona ermesi, denetlenmesi, sorumluluğu gibi konular düzenlenmektedir.

Altıncı ayırım “Ölüme Bağlı Tasarrufların İptali ve Tenkisi” başlığını taşımaktadır. Yürürlükteki 499 uncu maddede yer alan ilk üç bentte değişiklik yapılmamış, bu maddeyi karşılayan 557 nci maddeye eklenen yeni dördüncü bentle şekle aykırılığın da iptal sebebi oluşturduğu hükme bağlanmıştır. 558 inci maddenin üçüncü fıkrasında yürürlükteki 500 üncü maddeden farklı olarak “vasiyetnamenin tanzimine iştirak edenlere veya aileleri efradından  birine” ifadesi yerine “ölüme bağlı tasarrufla kendilerine, eşlerine veya hısımlarına” ifadesi kullanılmıştır.

Yürürlükteki 501 inci madde iptal davaları için belirtilen süreleri zamanaşımı olarak öngörmektedir. Oysa bu sürelerin zamanaşımı değil, hak düşümü süresi olduğu görüşü ağır basmaktadır. Bu sebeple süreler 559 uncu maddede hak düşümü süresi olarak düzenlenmiştir. Yürürlükteki maddede öngörülen otuz yıllık süre 713 üncü maddede olduğu gibi kaynak Kanundan ayrılmak suretiyle iki madde arasında paralellik sağlamak amacıyla 559 uncu maddede yirmi yıla indirilmiştir.

Yürürlükteki 506 ncı maddenin “Muayyen bir şeyin vasiyeti” şeklindeki kenar başlığı 564 üncü maddenin kenar başlığında “Bölünmez mal vasiyetinde” şeklinde değiştirilmiştir. Yürürlükteki madde bu konuyu ölüme bağlı tasarruf açısından düzenlemekte ise de, Yargıtay içtihatları bunun belirli mala ilişkin sağlararası kazandırmaların tenkisinde de uygulanmasını kabul etmektedir. İşin mahiyetine uygun olan bu çözüm kabul edilerek maddeye yeni ikinci fıkra eklenmiştir.

Yürürlükteki 511 inci maddede geçen “batıldır” sözcüğü bu maddeyi karşılayan 569 uncu maddeye alınmamıştır. Burada butlan değil, tasarrufun tenkisi söz konusudur. Madde buna uygun olarak kaleme alınmıştır.

513 üncü maddede öngörülen süreler zamanaşımı süresi olarak düzenlenmiştir. Oysa bilimsel görüşler ve İsviçre Federal Mahkemesi bu sürenin hak düşümü süresi olduğunu kabul etmektedir. Bu sebeple bunu karşılayan 571 inci madde hem kenar başlığı, hem de içeriği itibarıyla değiştirilerek, bu sürenin hak düşürücü süre olduğu hükme bağlanmıştır.

“Miras Sözleşmesinden Doğan Davalar” başlığını taşıyan yedinci ayırımda düzenlenen 572 nci madde kaynak Kanuna uygun olarak üç fıkra hâline getirilmiş, yürürlükteki metinde geçen “mallarını teslim eylediği” sözcüğü yeni düzenlemede “malvarlığını miras sözleşmesiyle atadığı mirasçıya devretmişse” olarak kaleme alınmıştır.

Yürürlükteki 515 inci maddenin kenar başlığı “B. Tenkis I. Geri verme”dir. Bu başlık isabetli değildir. Zira bu madde mirastan feragat  durumunda tenkis; bunu izleyen 516 ncı madde ise geri verme konularını düzenlediğinden, kenar başlıklar bu maddeleri karşılayan 573 ve 574 üncü maddelerde düzeltilmiştir. Ayrıca 515 inci maddede geçen “mallar” sözcüğü yerine, daha üst ve geniş bir kavram olarak kaynak Kanunun 535 inci maddesinde de kullanılan “edimler” deyimine 573 üncü maddede yer verilmiştir.

Yürürlükteki 516 ncı maddenin “Muhayyerlik” şeklindeki kenar başlığı, bu maddeyi karşılayan 574 üncü maddenin kenar başlığında “Geri verme” şekline dönüştürülmüştür.

2) MİRASIN GEÇMESİ KISMI

Bu kısım “Mirasın Açılması”, “Mirasın Geçmesinin Sonuçları” ve “Mirasın Paylaşılması” başlıklarını taşıyan üç bölümden oluşmaktadır.

a) Mirasın Açılması Bölümü

Bu bölümdeki hükümlerde de bir takım değişiklikler yapılmıştır.

Yürürlükteki 517 nci maddenin kenar başlığı “A. Açılma sebebi” şeklindedir. Oysa burada mirasın hangi anda açıldığı ve terekenin hangi andaki değerinin esas alınacağı hususları düzenlenmekte olduğundan, bu maddeyi karşılayan 575 inci maddenin kenar başlığı “Açılma ve değerlendirme anı” şeklinde değiştirilmiştir.

576 ncı maddenin birinci fıkrasında, miras malları nerede bulunursa bulunsun miras işlerinin tek elden, yani aynı mahkeme tarafından yürütülmesinin uygun olacağı düşüncesiyle, mirasın malvarlığının tamamı için mirasbırakanın yerleşim yerinde açılacağı düzenlenmiş, yürürlükteki metinde yer alan “mahkeme” sözcüğü yeni metne alınmamıştır. Çünkü mahkeme sözcüğü, mirasın mutlaka  bir dava veya mahkemeye yapılacak bir başvuru ile açılacağı izlenimini yaratmaktadır.

Yürürlükteki 519 uncu maddenin “Ehliyet” şeklindeki konu başlığı bu kez 577 nci maddenin konu başlığında “Mirasa ehliyet” şeklinde ifade edilmiştir. Zira burada söz konusu olan, genel anlamda fiil ehliyeti değil, mirasçı olabilme ehliyetidir.

581 inci maddenin ikinci fıkrasının yeni düzenlemesinde, mirasbırakandan önce ölmüş olan vasiyet alacaklısının vasiyet alacağı hakkının mirasçılarına geçmeyeceği hükme bağlanarak, mirasçının haklarının kendi mirasçılarına geçeceğine ilişkin hükmün aksine bir hüküm getirilmiş olmaktadır. Bu durumda vasiyet alacağı vasiyet alacaklısının mirasçılarına geçmeyecek, vasiyeti yerine getirmekle yükümlü olan mirasçılar lehine ortadan kalkacaktır. Ancak, bu düzenleme emredici nitelikte değildir, mirasbırakan dilerse aksini kararlaştırabilir.

b) Mirasın Geçmesinin Sonuçları Bölümü

“Mirasın Geçmesinin Sonuçları”nın düzenlendiği bu bölüm, “Koruma Önlemleri”, “Mirasın Kazanılması”, “Resmî Defter Tutma”, “Resmî Tasfiye” ve “Miras Sebebiyle İstihkak Davası” ayırımlarından oluşmaktadır.

Birinci ayırımın “İhtiyatî Tedbirler” şeklindeki başlığı yeni düzenlemede “Koruma Önlemleri” şeklinde değiştirilmiştir.

589 uncu maddeye yeni eklenen bir fıkrayla, koruma önlemleriyle ilgili giderlerin, ileride terekeden alınmak üzere, istemde bulunan kişi tarafından; eğer önleme hâkim re’sen karar vermişse Devlet tarafından karşılanması esası  kabul edilmiştir.

598 inci maddenin kenar başlığı, yürürlükteki 538 inci maddenin “Malların itası” şeklindeki kenar başlığının içeriğiyle uyumlu olmaması sebebiyle “Mirasçılık belgesi” şeklinde ifade edilmiştir. Yürürlükteki madde sadece atanmış mirasçılara mirasçılık   belgesi verilmesini öngörmektedir. Oysa yasal mirasçıların da böyle bir belgeye ihtiyaç duyduklarına şüphe yoktur. Bu sebeple yeni düzenlemede yasal mirasçılara da yer verilmiştir.

İkinci ayırımda mirasın kazanılması düzenlenmektedir.

Yürürlükteki Kanunun 549 uncu maddesini karşılayan 609 uncu maddeye eklenen yeni iki fıkra ile reddin şekli ve ret iradesinin açıklanması üzerine yapılacak işlemlere açıklık getirilmiştir.

Yürürlükteki Kanunun 553 üncü maddesini karşılayan 613 üncü madde yeniden kaleme alınarak altsoyun tamamının mirası reddetmesi hâlinde, bunların payının sağ kalan eşe kalacağı hükme bağlanmış ve böylece sağ kalan eş daha fazla korunmuştur.

Üçüncü ayırımın başlığı “Resmî Defter Tutma” şeklinde değiştirilmiştir. Bu ayırımda yer alan maddelerde esasa ilişkin önemli değişiklik yapılmamıştır.

Dördüncü ayırımda “Resmî Tasfiye” başlığı altında terekenin resmen tasfiyesi düzenlenmektedir. Bu ayırımda yer alan hükümlerde de esasa ilişkin değişiklik yapılmamıştır.

Beşinci ayırımda “Miras Sebebiyle İstihkak Davası” düzenlenmektedir. Bu davanın adının 1971 tarihli Öntasarıda önerildiği gibi “Mirasçılık Davası” şeklinde arılaştırılması düşünülmüş ise de, bu terimin söz konusu davayı tam anlamıyla ifade etmediği ve ayrıca hâlen kullanılmakta olan terimin uygulamada yerleşmiş olduğu dikkate alınarak değiştirme yoluna gidilmemiştir.

637 nci maddeye eklenen yeni bir fıkra ile, miras sebebiyle istihkak davası vesilesiyle mirasçılık sıfatı tartışmalı ise, hâkimin bunu da çözmesi hükme bağlanmıştır.

Yürürlükteki Kanunun 579 uncu maddesinde zamanaşımı iyiniyetli olmayanlara karşı otuz yıldır. Mülkiyetin olağanüstü zamanaşımıyla kazanılmasına ilişkin yirmi yıllık süre ile miras sebebiyle istihkak davası arasında paralellik sağlamak üzere bu süre Tasarının 639 uncu maddesinde yirmi yıla indirilmiştir.

c) Mirasın Paylaşılması Bölümü

Bu bölüm “Paylaşımdan Önce Miras Ortaklığı”, “Paylaşmanın Nasıl Yapılacağı”, “Mirasta Denkleştirme” ve “Paylaşmanın Tamamlanması ve Sonucu” başlıklarını taşıyan dört ayırımdan oluşmaktadır.

Birinci ayırımda “Paylaşımdan Önceki Miras Ortaklığı” düzenlenmektedir.

Yürürlükteki Kanunun 581 inci maddesini karşılayan 640 ıncı maddeye eklenen yeni bir fıkra ile, mirasçılardan her birinin hakkını korumak için tek başına dava açmasına imkân sağlanmıştır.

641 inci maddenin ikinci fıkrasında yapılan yeni düzenlemeyle, maddede belirtilen çocuklar ile torunlara verilecek uygun tazminat, terekenin paylaşılmasından önce hak sahiplerine ödenecek, bundan sonra geri kalan tereke değerleri mirasçılar arasında paylaşılacaktır.

Mirasbırakanın ölümünde onunla birlikte yaşayan ve onun tarafından bakılan kimselerin geçim masraflarının terekeden sağlanması süresi, yürürlükteki Kanunda bir ay iken 645 inci maddede Ülkenin koşulları da göz önünde bulundurularak üç aya çıkarılmıştır.

İkinci ayırımda “Paylaşmanın Nasıl Yapılacağı” hükme bağlanmıştır.

652 nci maddedeki yeni hüküm, sağ kalan eşin korunması amacıyla getirilmiştir. Bu hükmün kaleme alınmasında İsviçre Medenî Kanununa 1984 yılında eklenen 612 a maddesinden esinlenilmiştir. Getirilen yeni hüküm, eşler arasındaki mal rejimiyle ilgili 240 ıncı maddeyle aynı yöndedir. Burada, sağ kalan eşe konut ve ev eşyasıyla ilgili olarak mülkiyet ya da haklı sebeplerin varlığı hâlinde talep üzerine intifa veya oturma (sükna) hakkının tanınması olanağı getirilmektedir.

656 ncı maddenin yürürlükteki Kanunda karşılığı yoktur. Bu yeni madde, mirasın paylaşılması sırasında, taşınmazların bölünmelerine kısıtlama getiren özel kanunların dikkate alınacağını vurgulamak için konulmuştur.

Tarımsal işletmelerin varlık ve bütünlüğünü korumaya yönelik olan 662 nci madde hükmü Tasarıya yeni konulmuş bir hükümdür. Bu hükmün Ülkemiz açısından yararlı olacağı düşünülmüştür.

Yeni getirilen 663 üncü maddeyle, mirasçılar arasında ergin olmayan, fakat ayırt etme gücüne sahip bulunan altsoy hısımların bulunması hâlinde, bunların ergin olmalarına kadar paylaşmanın ertelenmesi kabul edilmiştir.

667 nci maddenin ikinci fıkrasında tarımsal işletmenin gelir değeriyle, sınaî işletmenin ise sürüm değeriyle özgüleneceği ilkesi kabul edilerek, yine tarımsal işletmenin varlığının korunması amaçlanmıştır. Maddenin kenar başlığı da içeriğine uygun olarak “Yan sınaî işletme” şeklinde kaleme alınmıştır.

668 inci maddenin yürürlükteki Kanunda karşılığı yoktur. Bu yeni madde İsviçre Medenî Kanununa eklenen 625 bis maddesinden alınmıştır. Burada, işletmenin bir bütün olarak özgülenmesini mirasçılardan hiç birisi istemez ya da böyle bir istekte bulunmasına karşın bu istek reddedilirse, mirasçılardan her birinin işletmenin bir bütün hâlinde satılmasını isteyebileceği kabul edilerek, işletmenin varlığının ve bütünlüğünün korunması amaçlanmıştır.

Üçüncü ayırım “Mirasta Denkleştirme”  başlığını taşımaktadır. Bu ayırımın başlığı yürürlükteki Kanunda “Mirasta İade” şeklindedir. Bu başlık, düzenlenen kurumu daha iyi açıklaması bakımından “Mirasta Denkleştirme” şeklinde değiştirilmiştir. Zira burada, alınanı fiilen geri verme anlamında bir “iade” değil, terekeye geri verilmiş gibi kâğıt üzerinde değerinin terekenin hesabında göz önünde tutulması ve paylaşma sonucu mirasçıya düşecek paydan indirilmesi söz konusudur. Bu ise “iade” değil, bir “denkleştirme”dir.

669 uncu maddenin ikinci fıkrasına yürürlükteki Kanunda bulunmayan, fakat İsviçre Medenî Kanununun 626 ncı maddesinde yer alan “bir malvarlığını devretme” hususu da karşılıksız kazandırmalar arasına eklenmiştir.

673 üncü maddenin kenar başlığı kaynak Kanuna uygun olarak “Denkleştirme değeri” şeklinde değiştirilmiştir. İkinci fıkrayla getirilen yeni hüküm, maddenin amacına uygun olarak yarar ve zarar ile gelir ve giderler hakkında mirasçılar arasında sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre işlem yapılacağını düzenlemektedir. Oysa yürürlükteki madde mirasçıların sorumluluğu konusunda “zilyedin haklarına” ilişkin hükümlere yollama  yapmaktadır.

Dördüncü ayırım “Paylaşmanın Tamamlanması ve Sonucu”nu düzenlemektedir.

Yeniden kaleme alınan 676 ncı maddenin ikinci fıkrasıyla, paylaşmanın tereke mallarının tamamını kapsamasının zorunlu olmadığı ifade edilmiştir. Mirasçılar, tereke mallarının tamamı  veya bir kısmıyla ilgili olarak elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesini kabul edebilirler. Böylece paylaşmanın paylı mülkiyete dönüşüm şeklinde gerçekleşmesine de olanak sağlanmış olmaktadır.

677 nci maddenin  birinci fıkrasına, miras payının devrinin terekenin tamamı veya bir kısmı üzerinde olabileceği hükmü eklenmiştir. Böylece doktrinde ve yargı kararlarında kabul edilen, payın devrinin terekenin tamamı üzerindeki payı kapsamasının zorunlu olmadığı yolundaki görüşe yasal dayanak sağlanmak istenmiştir.

E) EŞYA HUKUKU

Medenî Kanunun dördüncü kitabını oluşturan “Eşya Hukuku”, “Mülkiyet”, “Sınırlı Aynî Haklar”, “Zilyetlik ve Tapu Sicili” başlıklarını taşıyan üç kısımdan oluşmaktadır.

1- MÜLKİYET KISMI

Bu kısım, “Genel Hükümler”, “Taşınmaz Mülkiyeti” ve “Taşınır Mülkiyeti” bölümlerini içermektedir.

a) Genel Hükümler Bölümü

Yürürlükteki 621 inci maddeyi karşılayan 686 ncı maddenin birinci fıkrasında, yürürlükteki metinde geçen “temlikî tasarruflar” deyimi taahhüt işlemlerini hariç bıraktığından sadece “tasarruflar” şekline getirilmiştir.

Yürürlükteki Kanunun 623 üncü maddesinin “Birden ziyade kimselerin bir şey üzerinde mülkiyeti” ve “Müşterek mülkiyet” şeklindeki konu ve kenar başlığı, bu maddeyi karşılayan 688 inci maddede “Birlikte mülkiyet” ve “Paylı mülkiyet” şeklinde değiştirilmiştir. Konu başlığı olarak seçilen “Birlikte Mülkiyet” terimi her iki tür mülkiyeti de daha iyi şekilde ifade etmektedir. Doktrin ve  uygulamada da “müşterek mülkiyet” yerine “paylı mülkiyet” terimi kullanılmaktadır. İsviçre Medenî Kanununun paylı mülkiyete ilişkin hükümleri 1965 yılında yürürlüğe giren kanunla esaslı bir değişikliğe uğramıştır. Yeni düzenlememizde İsviçre’deki bu değişiklikler de göz önünde tutularak bu mülkiyet türü günün şartlarına uygun hâle getirilmiştir. Paylı mülkiyet yeni bir düzenlemeye tâbi tutulduğu için, yürürlükteki maddenin “1. Hissedarlar arasındaki münasebetler” biçimindeki kenar başlığı, “l. Genel kurallar” şeklinde değiştirilmiştir.

Yeni getirilen 689 uncu maddeyle, paydaşların kendi aralarında oybirliğiyle anlaşarak  yararlanma, kullanma ve yönetime ilişkin olarak kanun hükümlerinden farklı düzenleme yapmalarına imkân tanınmıştır.

Tasarının 693 üncü maddesini tamamen karşılayan bir hüküm yürürlükteki kanunda mevcut değildir. Yeniden düzenlenen bu madde, paylı mala ilişkin yararlanma, kullanma ve koruma esaslarını belirlemektedir.

695 inci madde kaynak Kanunun 647 nci maddesinden alınmıştır. Paydaşların yararlanma, kullanma ve yönetime ilişkin konularda yaptıkları düzenleme ve aldıkları kararlar ile mahkemece verilen kararların, sonradan paydaş olanları veya pay üzerinde aynî hak kazananları bağlayacağı, bunun için taşınmazlarda, yararlanmaya, kullanmaya ve yönetime ilişkin kararların tapu kütüğüne şerh edilmesi gerektiği esası getirilmiştir.

 Yürürlükteki Kanunun 627 nci maddesini karşılayan 698 inci maddenin ikinci fıkrası ile, taşınmazlarda paylı mülkiyetin devamına  ilişkin sözleşmelerin resmî şekilde yapılması ve bunun tapu kütüğüne şerh  edilebilmesi  öngörülmüştür.  Böylece, söz konusu sözleşmelerin sonraki paydaşlara etkili olmasının nasıl sağlanacağı hususunda yürürlükteki Kanun döneminde ortaya çıkan tereddütlere son verilmek istenmiştir.

Yürürlükteki Kanunda Tasarının 700 üncü maddesini karşılayan bir madde yoktur. Yeni getirilen bu madde, bir pay üzerinde intifa hakkı kurulması hâlinde, diğer paydaşlardan biri üç ay içinde paylaşma isteminde  bulunursa, satış yoluyla yapılacak paylaşmada pay üzerinde intifa hakkı bulunmaksızın satışın yapılması ve intifa hakkının söz konusu paya düşen bedel üzerinde devam etmesi esasını öngörmektedir. Üç ay geçtikten sonra yapılacak paylaşma istemleri ise, intifa hakkını etkilemeyecektir.

701 inci maddenin kenar başlığı yürürlükteki maddede kullanılan “İştirak hâlinde mülkiyet” yerine “Elbirliği mülkiyeti” şeklinde değiştirilmiştir.

702  nci maddeye eklenen dördüncü fıkra ile, ortaklardan her birinin, topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabileceği, bu korumadan da bütün ortakların yararlanacağı öngörülmüştür.

b) Taşınmaz Mülkiyeti Bölümü

Bu bölüm, “Taşınmaz Mülkiyetin Konusu, Kazanılması ve Kaybı” ve “Taşınmaz Mülkiyetinin İçeriği ve Kısıtlamaları” başlıklarını taşıyan iki ayırımdan oluşmaktadır.

Birinci ayırımda 704 üncü maddeye üçüncü bent olarak “kat mülkiyeti  kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler” eklenmiş, yürürlükteki üçüncü bentte yer alan “madenler” maddeye alınmamıştır.

706 ncı maddenin kenar başlığı “Mülkiyeti nakleden akitler” yerine “Hukukî işlem” şeklinde kaleme alınmıştır. Çünkü devir tek taraflı işlemle, örneğin vasiyet yoluyla da gerçekleşmektedir.

Yeni arazi oluşmasını düzenleyen 708 inci maddeye eklenen bir fıkra ile, yeni oluşan ve Devlete ait olan arazinin, kamusal bir sakınca bulunmayan hâllerde öncelikle arazisi kayba uğrayan veya bu araziyle bitişik olan arazi sahibine devredilebilmesine olanak sağlanmıştır. Üçüncü fıkra, yeni arazi oluşumunda toprak parçalarının kendi arazisinden koptuğunu kanıtlayan kişiye, bunu öğrenme tarihinden itibaren bir yıl ve her durumda bu arazi oluşumunun gerçekleşmesinden itibaren on yıl içinde geri alabilme olanağını vermektedir.

710 uncu madde İsviçre Medenî Kanununun 660 a maddesinden alınan yeni bir maddedir. Ülkemizde sık sık karşılaşılan heyelân (akı) olayları göz önünde tutularak bu hükmün bizde de büyük bir ihtiyacı karşılayacağı kabul edilmiştir. Bu hükümle, arazi kaymasının sınır değişikliğine yol açmayacağı ilkesinin, yetkili makamlar tarafından heyelân bölgesi olduğu belirlenen yörelerde uygulanmayacağı kabul edilmiştir. Üçüncü fıkra ile bir yörenin heyelân yöresi olduğu hususunun o taşınmazın kayıtlı bulunduğu tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilmesi zorunluluğu getirilmiş ve böylece tapuya güven ilkesi korunmak istenmiştir.

Yeni 711 inci madde ile bir sınırın arazi kayması sebebiyle artık gerçeği yansıtmaması durumunda, ilgili taşınmazın maliklerinin sınırın yeniden belirlenmesini isteyebilecekleri hükme bağlanmıştır.

Yürürlükteki 638 inci maddede geçen “nizasız” deyimi, bu maddeyi karşılayan 712 nci maddede “davasız” şeklinde ifade edilmiştir. Bu suretle taraflar arasında her türlü niza değil, ancak dava şeklindeki nizaların kazanmayı engelleyeceği vurgulanmıştır. Dava dışı nizalar mülkiyeti kazanacak kişinin iyiniyetini ortadan kaldırmayacaktır.

Yürürlükteki Kanunun “Fevkalâde müruruzaman” başlığını taşıyan  639 uncu  maddesi, Tasarının  bu  maddeyi karşılayan 713 üncü maddesinde kısmen hüküm değişikliği yapılmak suretiyle yeniden kaleme alınmıştır. Birinci fıkrada belirtilen yolla kazanmanın taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerinde de olabileceği kabul edilmiştir. Doktrinde kazanmanın taşınmazın bir parçası üzerinde de olabileceği savunularak yürürlükteki madde eleştirilmektedir. Maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikle, tescil davasında sadece Hazine ve ilgili kamu tüzel kişilerinin değil, varsa tapuda malik görünen kişinin mirasçılarının da davalı (hasım) gösterilmesi zorunluluğu getirilmiştir. Üç kez gazeteyle ilân koşulu, bir kez ilân şeklinde değiştirilmiş, buna karşılık gazete dışında uygun araçlarla ilânda üç kez ilân koşulu değiştirilmemiştir. Beşinci fıkrayla doktrinde ve uygulamada uzun süredir tartışmalı olan bir konu açıklığa kavuşturulmuştur. Gerçekten, mülkiyet hakkının hangi anda kazanılmış olacağı sorusunu cevaplayan bu yeni hükme göre, mülkiyet birinci fıkrada öngörülmüş olan bütün şartların gerçekleştiği anda kazanılmış olacak, yani hâkimin vereceği tescil kararı geriye dönük (makable şamil) sonuç doğuracaktır. Yedinci fıkrası, ilgili taşınmazın “uzmanlarca düzenlenen teknik bilgileri içeren krokisinin eklenmesi” koşulunu getirmektedir.

714 üncü maddede yapılan değişiklikle, sürelerle ilgili olarak Borçlar Kanununun zamanaşımına ilişkin hükümlerinin kıyas yoluyla uygulanacağı belirtilmiştir.

İkinci ayırımın başlığı yürürlükteki Kanunda “Gayrimenkul Mülkiyetinin Hükümleri” şeklindedir. Bu başlık Tasarıda ayırımın içeriğine ve kaynak Kanuna uygun olarak “Taşınmaz Mülkiyetin İçeriği ve Kısıtlamaları” şeklinde değiştirilmiştir.

Yürürlükteki Kanunun 650 nci maddesini karşılayan 724 üncü maddede yapılan değişiklikle malzeme sahibine yapının ve arazinin tamamının veya yeterli bir kısmının verilebileceği  kabul edilmiş, böylece uygulamada kısmî devrin mümkün olup olmayacağı konusundaki tereddüt ortadan kaldırılmıştır.

725 inci maddede yapılan değişiklikle, bir irtifak hakkına dayanarak yapılan taşkın yapılar ile böyle bir irtifaka dayanmadan yapılanlar ayrı fıkralarda düzenlenerek konuya açıklık getirilmiştir.

Taşınmaz malikinin sorumluluğunu düzenleyen 730 uncu maddeye eklenen yeni bir fıkra ile, iki koşulun bir arada bulunması hâlinde, taşınmaz malikinin taşkınlıklardan doğan sorumluluğunda çatışan yararların denkleştirilmesine olanak sağlanmıştır. Aranan koşullardan birincisi taşkınlığın “yerel âdete uygun olması”, ikincisi bu taşkınlığın “kaçınılmaz olması”dır. Böylece bu maddede mevcut olan bir boşluk doldurulmuştur.

Önalım (şufa) hakkının düzenlediği maddeleri karşılayan İsviçre Medenî Kanununun 681 ilâ 683 üncü maddelerinde Ocak 1965’de yürürlüğe giren Kanunla esaslı ve önemli değişiklik yapılmıştır. Bu değişiklikler göz önünde tutulmak suretiyle Tasarının bu kısmında gerekli değişikliklere yer verilmiş, bu amaçla iki yeni madde (733 ve 734) kaleme alınmıştır.

732 nci maddede, paylı mülkiyette herhangi bir paydaşın kendi payını ister tamamen,  ister kısmen bir başkasına satması hâlinde, diğer paydaşların önalım haklarını kulanabilecekleri hükme bağlanmıştır. Böylece önalım hakkının, üçüncü kişiye payın tamamen veya kısmen satılması hâlinde de kullanılabileceği kanuna konulmuştur.

Yeni 733 üncü maddenin birinci fıkrasında, önalım hakkının paylı mülkiyetteki payın cebri icrayla satışında kullanılmayacağı belirtilmiştir. İkinci fıkrada, önalım hakkından feragatın resmî şekilde yapılması ve tapuya şerh verilmesi zorunluluğu getirilmiştir. Buna karşılık, böyle bir haktan feragatı içermeyen, sadece belirli bir satışta önalım hakkını kullanmaktan vazgeçmenin yazılı şekilde yapılabileceği, bu vazgeçmenin satıştan önce veya sonra verilebileceği kabul edilmiştir. Üçüncü fıkra, satışın alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilmesini, dördüncü fıkra ise önalım hakkının satışın hak sahibine bildirildiği tarihten itibaren bir ay ve her hâlde satıştan itibaren beş yıl geçmekle düşeceğini hükme bağlamaktadır. Bu son fıkrada yürürlükteki maddede öngörülen on yıllık süre oldukça uzun görülerek beş yıla indirilmiştir.

Yürürlükteki Kanunda karşılığı olmayan yeni 734 üncü maddeyle, önalım hakkının dava açılması suretiyle kullanılması esası getirilmiştir. Yürürlükteki hükümler uyarınca önalım hakkının dava dışı bir beyanla (açıklamayla) kullanılabilmesi mümkündür. Ancak buna karşın sonuçta bu beyan ile istenilen sonucun elde edilebilmesi bir dava açılmasını gerektirmektedir. Bu sebeple bu durum bir kanun hükmü hâline getirilmiştir. Maddenin ikinci fıkrası, önalım bedelinin  depo edilmesi konusunda uygulamada kabul edilen esası, kanun hükmü hâline getirmektedir.

748 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, yürürlükteki Kanunda mevcut değildir. Bu fıkralarda zorunlu geçit dışında kalan geçici nitelikteki geçitler ile kırsal alanlarda ihtiyaç duyulan diğer geçitlerin özel kanunla düzenleneceği, özel kanun hükmü yoksa yerel âdetin uygulanacağı belirtilmiştir. Yürürlükteki Kanunun 672 nci maddesini karşılayan, fakat yeniden kaleme alınan üçüncü fıkra ile, doğrudan doğruya kanundan kaynaklanan geçit haklarının tescilsiz olarak doğduğu kabul edilmiş, bunlar arasında sürekli nitelikte olanların ise tapu kütüğünün beyanlar sütununda gösterilmesi öngörülmüştür.

Tasarının 754 üncü maddesinin karşılığı yürürlükteki Kanunda mevcut değildir. Medenî Kanunun İsviçre’den alınması sırasında bir unutkanlık eseri olarak alınmadığı kabul edilen kaynak Kanunun  702 nci maddesi göz önünde tutularak bu yeni madde kaleme alınmıştır. Bu maddede sayılan kısıtlamaların özel kanun kurallarına tâbi olduğu vurgulanmıştır. Nitekim eski eserlere ilişkin olmak üzere bazı kanunlarımız mevcuttur.

Tasarının 760 ıncı maddesini karşılayan bir hüküm yürürlükteki Kanunda mevcut değildir. Madde 1984 tarihli Öntasarıdaki düzenleme de göz önünde tutularak kaleme alınmıştır. Maddede özel mülkiyete tâbi  arazide bulunan kaynak, kuyu veya derelerden komşuların ve diğerlerinin yararlanmalarının özel kanun hükümlerine tâbi olduğu, özel kanun hükmü yoksa yerel âdetin uygulanacağı belirtilmektedir.

c) Taşınır Mülkiyeti Bölümü

767 nci maddenin konu başlığında kullanılan “ihraz” terimi aynen korunmuştur.

769 uncu maddenin kenar başlığı, yürürlükteki 693 üncü maddenin kenar başlığında kullanılan “Lükata” teriminin eskiliği ve herkes tarafından kolaylıkla anlaşılamayacak olması sebebiyle arılaştırılarak “Bulunmuş eşya” şekline dönüştürülmüştür. Yürürlükteki maddede geçen “zabıta memurları”  yerine    “kolluk    kuvvetleri” deyimi kullanıldığı gibi, bildirimin köylerde “muhtara” da yapılabileceği birinci fıkrada düzenlenmiştir. İkinci fıkrada, bulunan şeyin önemli ölçüde değerli olması hâlinde, bildirme kanunî bir zorunluluk durumuna getirilmiştir. Yürürlükteki maddenin üçüncü fıkrasında öngörülmüş olan “bir liralık” değer yerine konulacak miktar ölçüsünün her zaman sübjektif olabileceği ve zaman içinde değersiz hâle gelebileceği düşünülerek miktar belirtme yerine, “önemli ölçüde değerli olma” ölçüsü getirilmiştir.

773 üncü maddede, bilimsel değeri olan eşya Ülkemizde bu alanda çıkarılan, örneğin Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu gibi, özel kanunlarla korunduğundan, özel hükümlere yollama yapılmıştır.

2) SINIRLI AYNÎ HAKLAR KISMI

Bu kısım “İrtifak Hakları ve Taşınmaz Yükü”, “Taşınmaz Rehni” ve “Taşınır Rehni” başlıklarını taşıyan üç bölümden oluşmaktadır.

a) İrtifak Hakları ve Taşınmaz Yükü Bölümü

Bu bölüm “Taşınmaz Lehine İrtifak Hak”, “İntifa Hakkı ve Diğer İrtifak Hakları” ile “Taşınmaz Yükü” ayırımlarından oluşmaktadır.

Birinci ayırımda 790 ıncı maddenin birinci fıkrasında, kaynak Kanun göz önünde tutulmak suretiyle, irtifak hakkının kullanılması için gerekli tesislerin bakımının kime ait olacağı düzenlenmiştir.

İkinci ayırımda yer alan ve intifa hakkının sona ermesini düzenleyen 796 ncı madde, Tasarıda kanunî intifa hakkına yer verilmediği göz önünde tutularak yeniden yazılmış ve yürürlükteki 720 nci maddenin son fıkrası aynı gerekçeyle bu maddeye alınmamıştır.

814 üncü maddenin kenar başlığı içeriğine uygun hâle getirilmek amacıyla “Bir mamelekin borçlarının faizi” yerine “Malvarlığı intifaında borçların faizi” şeklinde ifade edilmiştir.

Ormanlar üzerindeki intifa hakkının düzenlendiği ve yürürlükteki Kanunun 742 nci maddesini karşılayan 818 inci  maddede intifa hakkı sahibinin ormandan yararlanabilmesinin ancak özel kanun hükümlerine uygun bir işletme plânı çerçevesinde mümkün olabileceği esası vurgulanmıştır.

Üçüncü ayırımda düzenlenen “Taşınmaz Yükü”ne ilişkin maddelerde hüküm değişikliği yapılmamıştır.

b) Taşınmaz Rehni Bölümü

Bu bölüm, “Genel Hükümler”, “İpotek”, “İpotekli Borç Senedi ve İrat Senedi” ile “Taşınmaz Rehni ile Güvence Altına Alınan Ödünç Senetleri” başlıklarını taşıyan dört ayırımdan oluşmaktadır.

Birinci ayırımda 857 nci maddeye yeni bir fıkra eklenmiş ve bu yeni hükümle, bir veya bir kaç pay üzerine rehin kurulduktan sonra, o taşınmazın tümü üzerinde rehin kurulması yasaklanmıştır.

İkinci ayırımda düzenlenen “İpotek” konusunda, üçüncü ayırımda düzenlenen “İpotekli Borç Senedi ve İrat Senedi” konusunda yürürlükteki Kanunun hükümleri esas alınmış, kaynak Kanunun hükümleri dikkate alınarak bazı düzeltme ve değişikliklere yer verilmiştir.

Dördüncü ayırımın başlığı “Taşınmaz Rehni ile Güvence Altına Alınan Ödünç Senetleri” şeklinde kaleme alınmıştır. Yürürlükteki başlık ise “Gayrimenkul Karşılık Gösterilerek Senet İhracı”dır.

c) Taşınır Rehni Bölümü

Bu bölüm, “Teslime Bağlı Rehin ve Hapis Hakkı”, “Alacaklar ve Diğer Haklar Üzerinde Rehin”, “Rehin Karşılığında Ödünç Verme İşi ile Uğraşanlar” ve “Rehinli Tahvil” ayırımlarından oluşmaktadır.

Bu ayırımlarda yürürlükteki Kanunun hükümleri esas alınmış,  kaynak İsviçre Medenî Kanununun ilgili hükümleri göz önünde bulundurularak bazı değiştirme ve düzeltmeler yapılmıştır.

3) ZİLYETLİK VE TAPU SİCİLİ KISMI

Bu kısım biri “Zilyetlik”, diğeri “Tapu Sicili” olmak üzere iki bölüme ayrılmıştır.

a) Zilyetlik Bölümü

Yürürlükteki Kanunda ve İsviçre Medenî Kanununda karşılığı olmayan yeni 975 inci madde ile, “dolaylı ve dolaysız zilyetlik” tanımları yapılmaktadır.

Gasp ve saldırıdan doğan dava hakkının, zilyedin fiili ve failini öğrendiği tarihten itibaren iki ay geçmekle düşeceği, yürürlükteki Kanundan farklı olarak 984 üncü maddede düzenlenmiştir.

Yürürlükteki Kanunun 901 inci maddesini karşılayan 988 inci maddenin kenar başlığında “istihkak davası” terimi yerine “taşınır davası” terimine yer verilmiştir. Zaten bu davaya doktrinde “menkul davası” adı verilmektedir.

Bu bölümde yer alan maddelerde değişiklik yapılmamıştır.

b) Tapu Sicili Bölümü

Yürürlükteki Kanunun 910 uncu maddesini karşılayan 997 nci maddenin yeni ikinci fıkrası, tapu sicilinin unsurlarını düzenlemektedir. Bu unsurlar arasında kat mülkiyeti kütüğü de yer almaktadır.

Tapu siciline taşınmaz olarak kaydedilecek taşınmazların belirtildiği 998 inci maddede esaslı değişiklik yapılmıştır. Bir defa, madenler madde metnine alınmamıştır. Zira madenler 3213 sayılı Maden Kanunu ile özel mülkiyet konusu olmaktan çıkarılmıştır. Buna karşılık maddeye “kat mülkiyetine konu olan bağımsız bölümler” alınmıştır. Üçüncü fıkrada, bağımsız ve sürekli hakların taşınmaz olarak kaydedilmesi için hakkın süresiz veya en az otuz yıl süreli olması koşulu getirilmiştir.

1000 inci maddenin konu ve kenar başlığı “3. Sicilin unsurları” “a.Tapu kütüğü” şeklinde kaleme alınmış, birinci fıkrada yürürlükteki Kanunda yer verilmeyen, tapu sicili sisteminin temelini oluşturan ve taşınmaza sayfa açılması ilkesini belirleyen hükme yer verilmiştir. Maddede ayrıca kütüğün her sayfasındaki özel sütunlara nelerin tescil edileceği belirtilmiştir.

Yürürlükteki Kanunda karşılığı olmayan yeni 1001 inci maddede “kat mülkiyeti kütüğü”ne yazılacaklar düzenlenmiştir.

Yürürlükteki Kanunda karşılığı bulunmayan yeni 1002 ve 1003 üncü maddelerde yevmiye defteri ve belgeler ile plân düzenlenmektedir.

Yürürlükteki Kanunun 919 uncu maddesini karşılayan 1009 uncu maddede şerh verilebilecek haklar arasına “taşınmaz satış vaadi sözleşmesi” ile “arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi” de eklenmiştir.

1010 uncu maddenin (1) numaralı bendinde, yürürlükteki Kanunun bu maddeyi karşılayan 920 nci maddesindeki “icraî iddia zımnında müttehaz resmî kararlar” deyimi yerine “çekişmeli hakların korunmasına ilişkin mahkeme kararları” ifadesine yer verilmiştir.

Son üç maddede 17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsinin yürürlükten kaldırıldığı, yeni kanunun yürürlük tarihi ve kanunu yürütecek makam belirtilmiştir.

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği

0

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), 2006 yılında kurulmuştur. Dernek, yayın ve etkinliklerin yanı sıra kapatılma/hapishaneler alanında çalışanlara kaynak sunmayı hedeflemektedir. Hapishane Çalışmaları Kütüphanesi, bu alanda çalışacak olanlara önemli bir zemin oluşturmuştur. Derneğin 0 216 450 50 04 numaralı Hapishane Danışma Hattı bulunmaktadır.

Kuruluş Amacı

Dernek, insan hakları ihlalleri anlamında en riskli mekânlardan biri olan hapishanelerde, mahpusların hak ve özgürlüklerini korumak; haklar, koşullar ve uygulamalar bağlamında hapishanelerin uluslararası insan hakları standartlarına ve insan onuruna uygun hale getirilmesini sağlamak amacıyla kurulmuştur.

Derneğin Politika Belgeleri 

CISST, kuruluş amaçları ve faaliyet alanları ile ilgili çok sayıda politika belgesi oluşturmuştur.

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği-CİSST

Yürütmekte olduğu projeler kapsamında, amaçlarına ulaşabilmek için raporlar, broşürler, kitaplar, el kitapları gibi yayınlar yapmakta ve toplantı, seminer, konferans tarzı etkinlikler düzenlemektedir.

Derneğin mahpus yakınlarının yetkili kamu kurumlarına erişimini kolaylaştırmak üzere hazırladığı Başvuru Rehberi çalışması bulunmaktadır.

Türkiye Hapishaneler Enformasyon Ağı” adını taşıyan ve Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu  ve Açık Toplum Vakfı tarafından desteklenen projeleri bulunmaktadır.

Türkiye Hapishane Çalışmaları Merkezi – (Turkey’s Center for Prison Studies – TCPS)

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nin (CİSST) ve hapishaneler üzerine tez yazmakta olan master ve doktora öğrencilerinin 2012 yılında bir araya gelmesiyle oluşturmuş olduğu Hapishaneler Çalışma Grubu’nun birikim ve deneyimleri ışığında kurulmuştur. Türkiye Hapishane Çalışmaları Merkezi (Turkey’s Center for Prison Studies – TCPS) hapishaneleri akademinin araştırma alanlarından biri haline getirmek ve üreteceği, üretimini destekleyeceği yayınlar, raporlar, araştırmalar aracılığıyla üçüncü sayfa haberlerinin ötesinde gündeme getirebilmek iddiasını taşımaktadır.

Dernek; Hapiste Engelli, Yabancı, LGBTİ Olmak, Türkiye Hapishaneler Enformasyon Ağı, Hapiste Sağlık, Hapishaneler, Sivil Toplum ve Üniversitelerin Rolü Projesi, Mahpus Hakları El Kitabı, Özel İhtiyaçları Olan Mahpuslar Projesi, Eğitim Hakkı Önündeki Engellerin Kaldırılması, Onarıcı Adalet Seminerleri ve F Tipi, Sorunlar ve Çözüm Önerileri benzeri projeler yürütmüştür.

Derneğin Amaçları

    • Mahpusların haklarının ve özgürlüklerinin korunması, bu hak ve özgürlüklerin insan onuruyla ve evrensel değerlerle bağdaşır duruma gelebilmesinin sağlanması;
    • Türkiye’de hapishanelerin şartlarının uluslararası insan hakları standartlarına ve insan onuruna olabildiğince uygun olması için yerel ve uluslararası sivil toplumun katkısının mobilize edilmesi;
    • Hapishanelerin şeffaflaştırılması, sivil toplumla bağlarının güçlendirilmesi;
    • LGBTİ, engelli, yaşlı, yabancı uyruklu, kadın, çocuk, ağırlaştırılmış müebbet, hasta, Roman, işçi, öğrenci gibi “dezavantajlı”, “hassas” veya “kırılgan” olarak da adlandırılan “özel ihtiyaçları olan” mahpus gruplarına ilişkin farkındalığın arttırılmasının yanı sıra bu mahpus gruplarının haklarının korunması ve ihtiyaçlarının karşılanması için özel çalışmalar yürütülmesi;
    • Ceza infaz sistemi üzerine akademik veya profesyonel faaliyet gösterecek/gösteren kişilerin deneyimlerini arttırmak için yerel ve uluslararası gönüllülerle birlikte çalışılması;
    • Yazılı ve görsel medya ile sosyal medyanın ve internetin etkin kullanımı yoluyla hapishaneler konusunda farkındalık ve hassasiyet yaratılması;
    • Hapishanelere ilişkin uluslararası standartları içeren belge ve kaynakların Türkçeye çevrilerek basılmasının sağlanması ve bu yolla hapishaneler alanında çalışan kişi, kurum ve kuruluşlara kaynak yaratılması;
    • Mağdurların da durumunu dikkate alarak hapsetmeye alternatif, onarıcı, sosyal entegrasyonu teşvik eden yaptırımların uygulanmasına katkıda bulunulması, suçu önleyici çalışmaların yaygınlaştırılması ve bu sayede hapishanelerin kullanımının azaltılabilmesi için destek olunmasıdır.

Derneğin İlkeleri

    • Tüm çalışmalarında insan haklarını ve insan onurunu temel alır ve hak temelli mücadeleye katkıda bulunmayı hedefler.
    • Her türlü şiddeti ve ayrımcılığı reddeder.
    • İnsan haklarının bütüncül olduğunu savunur ve haklar arasında hiyerarşi kurmaz.
    • Ceza infaz sistemi ile ilgili sorunların toplumun sorunları olduğunu kabul eder ve toplumun bu konuda sorumluluk üstlenmesi gerektiğine inanır.
    • Tarafsız ve kapsayıcıdır. Gerek çalışmalarındaki partnerlerini belirlerken ve mahpus gruplarıyla ilgilenirken gerekse de çalışmaları esnasında taraf gözetmez.
    • Mahpusların sadece “suçlu” olarak kodlanmasını ve nesneleştirilmesini reddeder ve onları hak özneleri olarak görür.
    • Şeffaftır. Çalışmalarını raporlar ve çıktılar aracılığıyla kamuoyuyla paylaşır.
    • Enternasyonalisttir. Uluslararası çalışmalar gerçekleştirilmesi gerektiğine inanır ve uluslararası çalışmalar yürütür, bu çalışmaları destekler.
    • Kolektiviteye ve demokrasiye inanır. Çalışmaların ekip içerisinde demokratik ve şeffaf olarak yürütülmesini destekler.
    • Zarar vermeme ve gizlilik açısından sorumluluk ilkelerini benimser. Yaptığı çalışmaların mahpuslara olumsuz geri dönüşleri olmamasına dikkat eder. Bulgulara ilişkin raporlarını kamuoyuyla paylaşırken mahpusların özel hayatlarını deşifre etmez.
    • Bağımsızdır. Devlet veya fon veren herhangi bir kuruluşla bağımsızlığını zedeleyecek bir ilişki geliştirmez. Çalışmalarını destekleyen kuruluşların çalışmaların içeriğine ve çıktılarına müdahalesini reddeder.
Derneğin Adresi ve İletişim Bilgileri

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST)
Caferağa Mahallesi, General Asım Gündüz Caddesi, 34710, No 68/9
Kadıköy/ İstanbul / Türkiye

Telefon: +90 216 450 50 05
Faks: +90 216 519 45 05
info@cisst.org.tr

Ötanazi

0

Ötanazi, Yunancadaki euthanasía kavramına dayanmaktadır. Türkçedeki “ötanazi” Fransızca euthanasie veya İngilizce euthanasia kelimesinin karşılığıdır. Bir kimseyi acı çekmemesi amacıyla öldürme anlamında kullanılmaktadır.

Ötanazi kavramı modern anlamda ilk kez Francis Bacon tarafından kullanılmıştır. Yunanca eu (iyi, güzel) ve thanatos (ölüm) sözcüklerinden türeyen euthanasía, ‘güzel ölüm’, ‘kolay ve rahat ölüm’, ‘ızdırapsız doğal ölüm’, ‘tatlı ve acısız ölüm’ gibi anlamlara gelmektedir (Artuk). Hukuki açıdan ötanazi; ölümün kaçınılmaz olduğu, tıp bilimine göre iyileştirilmesi imkânsız veya dayanılmaz acılar içindeki bir kişinin tıbbi yollarla öldürülmesi ya da tıbbi desteğin kesilerek ölüme bırakılması şeklinde tanımlanmaktadır.

Aktif Ötanazi: Hastanın hekim yardımıyla ilaç verilerek öldürülmesidir.

Pasif Ötanazi : Tıbbi destek olmadan yaşayamayacak durumda olan hastaya hekim desteğinin kesilmesiyle hayatının sonlandırılmasıdır. Hastanın yaşamını sürdürebilmesi için gerekli tıbbi müdahaleler ve tedaviler durdurulmakta, böylece ölümün doğal olarak gerçekleşmesine izin verilmektedir.

Etik, dini ve hukuki yönü

Tarih boyunca en çok tartışılan konulardan biridir. Etik, dini ve hukuki açılardan tartışmalı bir konudur. Özellikle 20. yüzyılda tıbbi ilerlemelerle birlikte daha fazla tartışılmaktadır. Tartışmalar, bireysel özgürlük ve özerklik ile yaşamın kutsallığı üzerinden yürümektedir.

Gönüllü tıp yardımı ile kendi yaşamını sonlandırmaya karar verme hakkının çaresiz hastalar için bir seçenek olması gerektiğini savunan hukuki görüşler ve ülkeler azınlıktadır. Özellikle terminal evredeki, hayatının son günlerini yaşayan, ölmek üzere olan hastalara bu hakkın verilmesi savunulmaktadır. Terminal hastalık büyük bir olasılıkla kısa sürede ölümü beklenen, tedavi edilemeyen veya geriye dönüşü olmayan hastalıktır. Ayıca, ağır zihinsel hastalıklar, kalıcı bitkisel hayatta olma durumlarında da kişinin ya da yakınlarının yaşama son verme hakkı ileri sürülmektedir.

Hekim Yardımlı İntihar ve Ötanazi Bildirgesi, 2001 yılı Mayıs ayında Washington’da yapılan Dünya Tabipler Birliği genel kurul toplantısında kabul ve ilan edilmiştir. Birlik, bu yöndeki tıbbi uygulamanın temel etik ilkeleriyle çeliştiğini açıklamakta, aktif ötanazinin yasak olmadığı ülkelerde de etik kuralların uygulanmasını talep etmektedir.

Modern hukuk kapsamında hekimlerin yükümlülükleri ve olası istismar riskleri, ötanazi hakkına ilişkin tartışmaların merkezinde yer almaktadır. Hekimlerin temel görevi yaşamı korumak olduğundan, ötanazi uygulamaları mesleki sorumluluk ve etik yükümlülükler bakımından yoğun biçimde tartışılmaktadır. Bu noktada, hastanın rızasının geçerliliğinin doğru şekilde değerlendirilmemesi, baskı altında karar verilmesi veya ekonomik ve sosyal nedenlerle istismara açık durumların ortaya çıkması, ötanazi hakkına dair görüş ayrılıklarını derinleştirmektedir.

Türkiye’de ötanazi yasal mı?

Ötanazi uygulaması bazı ülkelerde yasal olmasına karşın Türkiye’de suçtur. Yürürlükte olan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na göre suç oluşturmaktadır. Hastaya ötanazi uygulayan hekim, tasarlayarak insan öldürme suçu hükümlerine tabidir.

Hollanda, ölümcül hastaların hayatlarını sonlandırma hakkını tanıyan ilk ülke olarak 1 Ocak 2002 tarihinde bu uygulamayı yasallaştıran kararı yürürlüğe sokmuştur.

Yiğit Okur

0

Avukat, yazar, oyuncu, çevirmen Yiğit Okur 30 Ağustos 1934 tarihinde, Emine Hanım ile hukukçu Hasan Tahsin Bey’in oğlu olarak Erzincan’da doğdu. Amcası Cumhuriyet Savcısı İzzet Akçal’dır.

1939 Erzincan Depreminde enkaz altında kaldı ve babasının idama mahkum ettiği ancak hükmü infaz edilmemiş bir mahkum tarafından kurtarıldı. 1940’ta ailesiyle birlikte İstanbul’a yerleşti. Orta ve lise öğrenimini Galatasaray Lisesi’nde yatılı olarak tamamladı.  Galatasaray Lisesi, Fransızcayla, şiirle ve tiyatroyla tanışmasını sağladı. Okulun tiyatro kolunda çalıştı. İlk şiiri Yeni Erzincan gazetesinde yayımlandı. Lise yıllarında Galatasaray Dergisinde şiir yayınlamaya devam etti. 50’li yıllardan itibaren yazıları ve şiirleri, Varlık, Yenilik, Mavi dergilerinde yayınlandı. Ugo Betti, Jean Cocteau, Herman Wook, André Maurois’dan roman, oyun çevirileri yaptı. Oyun çevirileri yapması nedeniyle Şehir Tiyatrosu mensupları tarafından tanınmaya başladı. Sabah, Vatan gazetelerinde tiyatro eleştirileri yayınlandı. Cep Tiyatrosu’nun kurucuları arasında yer aldı. Bir süre sahneye çıktı.

Hukuk Eğitimi ve Mesleki Kariyeri

Liseyi bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde okumaya hak kazandı. ‘Yenilik Dergisi’nin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. Eğitim yaşamına devam ederken. çevirileri yapaya ve Küçük Parmakkapı’daki Cep Tiyatrosu’na sahneye çıkmaya devam etti. Yeni Sabah Gazetesi’nde Anadolu sayfasını hazırladı. İstanbul Hukuk Fakültesinde başladığı hukuk eğitimine 1958’de Cenevre’ye giderek devam etti. 3 ay kalmak ve denklik alarak fakülteyi bitirmek üzere gittiği Cenevre’de 8 yıl kaldı. Hukuk Fakültesi’ni birincilikle bitirdikten sonra aynı fakültede tamamladığı doktora tezi, Cenevre Üniversitesi Hukuk Ödülü’ne layık görüldü. İsviçre Federal Mahkemesi, 93 yıl sürmüş jürisprüdansını, Okur’un tezindeki görüş yönünde değiştirdi. 1965’te yurda dönen Okur, aile geleneğini sürdürerek avukatlığa başladı ve babasının kurduğu hukuk bürosunu devam ettirdi. Avukatlığa devam ettiği süreçte çeşitli gazete ve dergilerde, söyleşi ve mesleki makaleler yayınladı. 36 yıl boyunca hukuki yazılar dışında hiçbir şey yazmadı.

Yiğit Okur, “Hulki bey ve arkadaşları’ adlı romanıyla 1999 yılında yeniden edebiyat dünyasına döndü.

O Zaman Kim Söyleyecek Şarkıları adlı romanı 2003 yılında Haldun Taner Öykü Ödülü’nü aldı.

Deniz Taşları romanı ise 2006 Yunus Nadi Roman Ödülü’ne layık görüldü.

Yaşamını yitirdiği 1 Ocak 2016 tarihine kadar 13 eser üretti. “Bu dünyadan geçiyorum, o kadar” diyen Okur, İstanbul’da haya gözlerini yumdu. 04 Ocak 2016 Pazartesi günü, Teşvikiye Camii’nde kılınan öğle namazını müteakip Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Galatasaray Lisesi’ne bağışladığı on bine yakın kitapla bir kütüphane yaptırdı. Yiğit Okur Kütüphanesi, 1996 yılında hizmete açıldı. Koleksiyonunu da liseye bağışladı. GSL Gazete’yi çıkardı. Galatasaray Üniversitesinin kuruluşunda da büyük rol oynadı. eserlerinin tamamı Can Yayınlarından basıldı.

Galatasaray Lisesi tarafından, 2005 yılından itibaren Yiğit Okur Sanat Ödülü tertip edilmekte; Edebiyat, müzik, güzel sanatlar vb. alanlarında, yurtiçi veya yurtdışında gerçekleşen yarışmalarda en yüksek dereceyi alan Galatasaray Lisesi öğrencilerine verilmektedir.

Avukat Yiğit Okur’un Eserleri

Hulki Bey ve Arkadaşları (1999)
Güvercinler (2000)
Topal Viktor’un Anıları (2001)
O Zaman Kim Söyleyecek Şarkıları (2002)
Piyano (2003)
Tutuklanacaklar Listesi (2007) Büyücü (2007)
Deniz Taşları (2008)
Piç Osman’ın Pabuçları (2010)
Sıfırlamak (2010)
Tır Kamyonları (2011)

“Hayır, hiç de iyi değildi. Humeyni’yle daha da kötü oldu. Yalnız şöyle bir şey var: Monarşide yalan yoktur. En fazla yalan söylenen rejim demokratik rejimdir. Demokraside iktidara talip olanlar kürsüden halka seslenirler: ‘Siz patates yiyorsunuz. Biz devletin başına geçersek, hepiniz biftek yiyeceksiniz.’ Devletin başına geçerler, biftek yemeye başlarlar. Halk gene patatese talim eder. Monarşide bu ikiyüzlülük yoktur. Monark, kral, hükümdar, her neyse der ki: ‘Ben biftek yemeye devam edeceğim. Siz de patates yemeye devam edeceksiniz. İtirazı olan varsa içeri tıkarım.’”Tır Kamyonları, bir Yiğit Okur klasiği. Gülümseten, güldüren, düşündüren.

Yazamadığım Romanın Öyküsü (2011)
Buralardan Geçerken (2015)

“Benim için evren var. Benim tanrım evren. O evrenin içerisinde bir toz parçası kadar yer bize düşüyor. Ben o dünyanın içinde o tozdan da ufağım. Ve ben bu dünyadan geçiyorum, o kadar. Dönüşmeye gidiyorum, bir şey olmaya, başka bir şey olmaya… Kitabın isminin Buralardan Geçerken olmasının sebebi, buralardan geçerken bunları yazmış olmam. Sonra daha da geçeceğim, sonra dönüşeceğim, sonra başka bir şey olacağım. O isim, bu inancın ürünü.”

“Bence 3 meslek sahibi mesleki anılarını yazmamalı. Bunlar; doktorlar, avukatlar, Katolik papazlarıdır. Aksi halde bu meslekler birer güvence kalesi olmaktan çıkar, dedikodu merkezi haline gelir.”

Ömercan Sönmez tarafından yazılan “Galatasaraylı Bir Aydın Yiğit Okur” isimli biyografi kitabı Paradigma Akademi Yayınları tarafından 2022 yılında yazılmıştır. 

Galatasaraylı Bir Aydın Yiğit Okur /Yaşamı Sanatı ve Eserleri
“Cumhuriyetin değerlerine inanmış bir ailenin çocuğu Yiğit Okur, 1934’te Erzincan’da dünyaya gelmiştir. 1939’da Erzincan’da yaşanan deprem sonrasında ailesiyle birlikte eğitim, sanat ve meslek hayatının büyük bir bölümünü geçirdiği İstanbul’a yerleşmiştir. 1946’da kapısından içeri adım attığı Galatasaray Lisesi onun Fransızcayla, şiirle ve tiyatroyla tanışmasını sağladığı gibi önemli dostluklar kurduğu bir yuva olmuştur. 1954’te Galatasaray Lisesindeki serüvenini tamamlayan Okur, önce İstanbul Üniversitesi ardından Cenevre Üniversitesi’nde hukuk eğitimini tamamlayıp doktor unvanına da sahip olarak donanımlı bir hukukçu olur. Avukat, şair, yazar Yiğit Okur, seksen bir yıllık ömründe hukuk alanındaki çalışmaları ve başarıları dışında şiir, roman, öykü ve anı gibi edebiyatın başat türlerinde imzası olan bir sanat adamıdır. Sanatçı ve hukukçu kimliğinin yanı sıra eğitim, kültür, spor alanlarında Galatasaray camiasına önemli hizmetleri olmuş, kendisini yetiştiren topluluğa aidiyetini her fırsatta göstermiş vefakâr bir Galatasaraylıdır.

İşçilere Hafta Tatili ve Genel Tatil Günlerinde Ücret Ödenmesi Hakkında Kanun

0
calendar sheet May 2017, Saturday and Sunday the weekend of the red color, vector easy to edit

İşçilere Hafta Tatili ve Genel Tatil Günlerinde Ücret Ödenmesi Hakkında Kanun, 5837 kanun numarası ile 9 Ağustos 1951 tarihinde mecliste kabul edilmiş, 15 Ağustos 1951’de resmi gazetede yayınlanarak 1 Mart 1952 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

İşçilere Hafta Tatili ve Genel Tatil Günlerinde Ücret Ödenmesi Hakkında Kanun öncesinde çıkan bir gazete haberi

Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından kabul edilen ve Türkiye tarafından onaylanan sözleşmeler çerçevesine kabul edilen kanun, İşçi Hakları alanında tarihi bir dönüm noktası olmuştur. Kanun gereğince, işçilerin hafta sonu tatil günlerinde çalışmaları halinde % 50daha fazla ücret almaları esası getirilmiştir. İşçilerine hafta tatili ve genel tatil günleri ücretini vaktinde ödemeyen veya ödememek için ücretlerde indirime giden işveren veya işveren vekillerine, ödemedikleri hafta tatili ve genel tatil günleri ücretleri miktarının iki katı ceza ödeme yükümlülüğü getirilmiştir. Kanun ile, 21 Ocak 1924 tarihli Hafta Tatili Hakkında Kanun esaslı değişikliğe uğramıştır.

İşçilere Hafta Tatili ve Genel Tatil Günlerinde Ücret Ödenmesi Hakkında Kanun

Madde 1

İ ş Kanununu n uygulanmakta olduğu İşyerlerinde haftanın tatilden evvelki günlerinde devamlı olarak çalışmış olan işçilere çalışılmıyan hafta tatili günü için işveren tarafından bir iş karşılığı olmaksızın yarım gündelik ücret ödenir.

Madde 2

Birinci maddedeki ücretli hafta tatilin e ha k kazanmak için iş müddetleri il e alâkalı nizamnamelerde kabul edilen günlük iş müddetlerine uygun olarak haftanın altı gününde muntazaman çalışmış olmak şarttır.

Şu kadar ki:

A ) Çalışılmadığı halde kanunen iş müddetinden sayılan zamanlarla günlük ücret ödenen veya ödenmiyen kanuni tatil günleri; evlenme halinde üç güne kadar; ana veya babanın, karı veya kocanın, kardeş veya çocukların ölümü halinde iki güne kadar verilmiş izin müddetleri ile işveren tarafından verilen diğer izinler filen çalışılmış günler gibi hesaba katılır.

B ) Mücbir ve İktisadi bir sebep olmada n işyerindeki çalışmanın haftanın bir veya bir kaç gününde işveren tarafından tatil edilmesi halinde, haftanın çalışılmıyan bu günleri ücretli hafta tatiline hak kazanmak için çalışılması gereken altı günün hesaplanmasında nazara alınır.

C ) Bir işyerinde işin bir haftadan fazla bir müddetle tatil edilmesini gerektiren mücbir sebepler hadis olduğu takdirde İş Kanununun 15inci maddesinin III numaralı bendi mucibince mücbir sebeplerden ötürü çalışılmıyan günler için işçilere ödenen yarım ücret hafta tatili günü için dahi ödenir.

Madde 3

İş Kanununa tabi olan işyerlerinde çalışan İşçilere, 2739 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Kanunu ile bu kanuna ek 3466 sayılı kanunda yazılı bulunan genel tatil günlerinde çalışmadıkları takdirde bir iş karşılığı olmaksızın o güne ait ücretleri yarım olarak, tatil yapmıyarak çalıştıkları takdirde ise çalıştıkları bu günlere ait ücretleri % 50 fazlasiyle ödenir.

Madde 4

Devletin idare ve murakabesi altında bulunan veya Devlet nam ve hesabına işleyipte Millî Savunma ile alâkadar olan müesseselerde Hafta Tatili Kanununun 7nci maddesine göre yılda 15 hafta müddetle hafta tatilinden istisna edilen işçiler de çalıştıkları hafta tatili günü için % 50 nispetinde fazla ücret alırlar.

Madde 5

Hafta Tatili Kanununu n 4, 5 v e 6nci maddeleri gereğince hafta tatili günü çalışan işçilere de hafta arasında verilecek tatil günü için yarım gündelik ücretleri bir iş karşılığı olmaksızın ödenir.

Madde 6

İş kazalariyle meslek hastalıkları ve hastalık ve analık sigortaları kanunları hükümlerine göre İşçi Sigortaları Kurumunca ödenek verilmekte olan sigortalı işçilere, i ş göremezlik süresine dâhil olan hafta tatili günlerine ait ödenekleri aynı ölçülere göre kurum tarafından verilir.

Madde 7

Saat veya parça hesabiyle veya götürü olarak çalışılan işlerde hafta tatili günü için ödenecek ücret, o haftanın altı gününe tekabül edecek ücret yekûnunun on ikide biridir. Hafta, on beş gün veya ay hesabiyle ücret alarak çalışan işçilere hafta tatilleri için ödenecek ücret beher çalışma gününe tekabül eden ücretin yarısıdır.

Madde 8

Aylık ücret alan işçilere hafta tatili günü çalıştıkları takdirde tatil günlerine alt ücretleri ayrıca verilir.

Madde 9

Fazla mesai karşılığı olarak alman ücretler ve primlerle işyerinin asil işçisi olarak normal çalışma saatleri dışında hazırlama, tamamlama, temizleme işlerinde çalışan işçilerin bu işlerden dolayı aldıkları ücretler hafta tatili için verilen ücretlerin hesabında nazara alınmaz.

Madde 10

394 sayılı Hafta Tatili Kanununun 3 üncü maddesiyle adı geçen kanunun şümul sahası dışında bırakılmış olan işlerde çalışanlara bu kanun uygulanmaz. .

Madde 11

İş mukavelelerine bu kanuna aykırı olarak konulacak hükümler bâtıldır.

Madde 12

Bu kanunla işçilere bir hak olarak tanınan hafta tatili ve genel tatil günleri ücretini tamamen veya kısmen ödememek gayesiyle işçilere ödenmekte olan ücretler üzerinde bir indirme yapılamaz.

Bu kanunun hiç bir hükmü, işçilere hafta tatili ve genel tatillerde ücret verilmesi hakkında daha elverişli hak ve menfaatler sağlıyan kanun, mukavele, teamül veya âdetlerden doğan müktesep haklara halel getirmez .

Madde 13

Bu kanun hükümlerine uygun olarak işçilerine hafta tatili ve genel tatil günleri ücretini vaktinde ödemiyen veya ödememek maksadiyle ücretlerde indirme yapan işveren veya işveren vekilleri, ödemedikleri hafta tatili ve genel tatil günleri ücretleri yekûnunun iki misli miktarında ağır para cezasına çarptırılırlar. Bu maddenin tatbiki ile ilgili dâvalar a sulh ceza mahkemelerince bakılır.

Madde 14

Bu kanun 1 Mart 1952 tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 15

Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

10/8/1951

Soyadı Kanunu

1
Oy Verme Düzeni, Süresi, Oy Verme Sırası ve Kimlik Tespiti, 298 Sayılı Seçim Yasası ile belirlenmiş, 135 sayılı Genelge ile detaylıca izah edilmiştir.

Soyadı Kanunu, 21 Haziran 1934 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilmiştir.

Soyadı Kanunu Cumhuriyet Devrimlerinin önemli bir parçasıdır. Çıkarılan 2525 sayılı Soyadı Kanunu ile her vatandaşın öz adından başka bir de soyadı taşıması zorunlu kılınmıştır. Kanuna göre soyadları Türkçe olacak, rütbe, memurluk, yabancı ırk ve millet adları ile ahlaka aykırı ve gülünç kelimeler soyadı olarak kullanılmayacaktır.

Mustafa Kemal’e Atatürk soyasının verilmesi hakkında gazete haberi

Soyadı kanununun kabulünden sonra 24 Kasım 1934 yılında 2258 Sayılı Kanunla, TBMM Türk milletinin bir şükran ifadesi olarak, Gazi Mustafa Kemal Paşaya Atatürk soyadını vermiştir. Atatürk soyadının başkaları tarafından kullanılması yasaklanmıştır.

26 Kasım 1934 tarihinde kabul edilen diğer bir kanunla; “Ağa, Hacı, Hafız, Hoca, Molla, Efendi, Paşa” gibi, eski toplum zümrelerini belirten unvanlar kaldırılmıştır. Aynı kanunla yurt savunmasında, Milli Mücadelede gösterilen başarılar karşılığı verilen madalyalar dışında, eski Osmanlı idarecilerinin verdiği tüm nişan ve rütbeleri taşımak da yasaklanmıştır.

Soyadı Kanunu

Kanun Numarası : 2525
Kabul Tarihi : 21/6/1934
Yayımlandığı R. Gazete : Tarih : 2/7/1934 Sayı : 2741
Yayımlandığı Düstur : Tertip : 3 Cilt : 15 Sayfa : 506

Madde 1 – Her Türk öz adından başka soy adını da taşımağa mecburdur.

Madde 2 – Söyleyişte, yazışta, imzada öz ad önde, soy adı sonda kullanılır.

Madde 3 – Rütbe ve memuriyet, aşiret ve yabancı ırk ve millet isimleriyle umumi edeplere uygun olmıyan veya iğrenç ve gülünç olan soyadları kullanılamaz.

Madde 4 – Soy adı seçme vazifesi ve hakkı evlilik birliğinin reisi olan kocaya aittir.

(İptal birinci cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 8/12/2011 tarihli ve E.: 2010/119, K.: 2011/165 sayılı Kararı ile.) Koca ölmüş ve karısı evlenmemiş olursa veyahut koca akıl hastalığı ve akıl zaifliği sebebiyle vesayet altında bulunuyor ve evlilik de devam ediyorsa bu hak ve vazife karınındır. Kocanın vefatiyle karı evlenmiş veya koca evvelki fıkrada zikredilen sebeplerle vesayet altına alınmış ve evlilik de zeval bulmuş ise bu hak ve vazife çocuğun baba cihetinden olan kan hısımlarından en yakın erkeğe ve bunların en yaşlısına yok ise vasiye aittir.

Madde 5 – Mümeyyiz olan reşit soy adını seçmekte serbesttir. Akıl hastalığı ve akıl zaifliği dolayısiyle vesayet altına alınmış olan reşidin adını babası, yok ise anası, bu da yok ise vasisi seçer.

Madde 6 – En büyük mülkiye memurunun vereceği müzekkere üzerine Cumhuriyet Müddeiumumisi, 3 üncü maddedeki memnuiyete uygun olmıyarak soy adı kullananların bu adı değiştirmelerini ve tarihte ün almış olanlara ilişik anlatan adların, hilafını iddia ile, kullanılmamasını mahkemeden istiyebilir.
Kanunla taayyün eden unvanlar mahfuzdur.

Madde 7 – Bu kanunun neşri tarihinden itibaren iki yıl içinde gerek soy adı olmıyanlar ve gerekse soy adlarını değiştirmek istiyenler taşıyacakları adı Hükümetin tayin edeceği şekilde nüfus kütüklerine geçirilmek üzere bildirirler. Bu iş için verilecek her nevi evrak pul resminden muaftır.

Lakap ve Unvanların Kaldırılması Hakkında Kanun

Kanun No : 2590

Madde 1- Ağa, Hacı, Hafız, Hoca, Molla, Efendi, Bey, Beyefendi, Paşa, Hanım, Hanımefendi, ve Hazretleri gibi lakap ve unvanlar kaldırılmıştır. Erkek ve kadın vatandaşlar, kanunun karşısında ve resmi belgelerde yalnız adlarıyla anılırlar.

Madde 2- Sivil rütbe ve nişanlar ve madalyalar kaldırılmıştır ve bu nişan ve madalyaların kullanılması yasaktır. Harp madalyaları bundan müstesnadır. Türkler, yabancı devlet nişanları da taşıyamazlar.

Madde 3- Askeri rütbelerden adın başına gelmek üzere, kara ve havacılarda müşirlere mareşal, birinci ferik, ferik ve livalara general, denizcilerde, birinci ferik, ferik ve livalara amiral denir. General ve amirallerin derecelerini gösteren unvanlarla, deniz müşirleri unvanlarının ve diğer askeri rütbelerin karşılıkları Yüksek Askeri Şura kararı ve İcra Vekilleri Heyetinin tasdiki ile konulur.

Madde 4- Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.

Madde 5- Bu kanunun icrasına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

İbrahim Hamdi Yasaman

0
Prof. Dr. İbrahim Hamdi Yasaman

Prof. Dr. İbrahim Hamdi Yasaman 02 Ocak 1947 tarihinde İstanbul’da doğmuş, 1968 yılında Galatasaray Lisesinden ve 1972 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuştur.

Yasaman, 1973 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Kürsüsüne asistan olarak atanarak akademik kariyerine başlamıştır. “İsviçre ve Fransız Hukuklarında Yatırım Fonları ve Türk Hukukunda Uygulanma İmkanları” başlıklı tezi ile doktorasını tamamlayarak hukuk doktoru olmuş, 1982 yılında yardımcı doçent olarak göreve atanmıştır.

Anonim Ortaklıkların Birleşmesi” başlıklı tezi ile 1985 yılında doçent ve “Menkul Kıymetler Borsası Hukuku” tezi ile 1992 yılında profesör unvanını kazanmış, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 26 yıl akademisyen olarak görev yapmıştır.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki bilimsel çalışmalarının ardından 1998 yılında Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne geçerek Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Başkanı olarak görev almış, 2004-2005 yılları arasında bu fakültede dekanlık görevini yürütmüştür.

Okan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Anabilim Dalında öğretim üyesi olarak görev yapmıştır.

İbrahim Hamdi Yasaman

Prof. Dr. İbrahim Hamdi Yasaman ve Sivil Toplum

Yasaman, Galatasaray Spor Kulübü Divan Kurulu Üyeliği ve Galatasaray Voleybol Takımında oyunculuk yapmış, AIG Pay Satışı ve Goldman Sachs Yapılandırma Komisyonu Üyeliği görevlerini üstlenmiştir. 2014 yılında Galatasaray Spor Kulübü yönetim kuruluna seçilmiş ve kulübün ikinci başkanlığını yürütmüştür.

Yasaman Hukuk Bürosu’nun kurucusu Mahmut Ekrem Yasaman, 1909 tarihinde doğmuş, 1931 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuş, 24 yıl hakimlik yaptıktan sonra, emekliliğini takiben 1956 yılından 1981’de vefatına kadar İstanbul Barosuna bağlı olarak avukatlık mesleğini icra etmiştir.

Yasaman’ın babası Mahmut Ekrem Yasaman, Mustafa Kemal Atatürk’ün İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine yaptığı ziyaret sırasında orada bulunan öğrenciler arasındadır.

Eserleri

Prof. Dr. İbrahim Hamdi Yasaman, şirketler hukuku, ticari işletme hukuku, kıymetli evrak hukuku, sermaye piyasası hukuku, banka hukuku ve fikri ve sınaî mülkiyet hukuku alanında birçok eser yayımlamış, bildiriler sunmuş, bilirkişi raporları ve hukuki mütalaalar hazırlamış, makaleler yazmıştır.

TİCARİ İŞLETME HUKUKU, İSVİÇRE BORÇLAR KANUNU’NUN İKTİBASININ 80. YILINDA İSVİÇRE BORÇLAR HUKUKU’NUN TÜRK TİCARET HUKUKU’NA ETKİLERİ, ŞİRKETLER HUKUKU ve SERMAYE PİYASASI HUKUKU ile ilgili Makaleler, Mütalaalar, Bilirkişi Raporları II, ŞİRKETLER HUKUKU ve SERMAYE PİYASASI HUKUKU ile ilgili Makaleler, Mütalaalar, Bilirkişi Raporları I, ANONİM ORTAKLIKLARIN BİRLEŞMESİ, ŞİRKETLER HUKUKU ve SERMAYE PİYASASI HUKUKU ile ilgili Makaleler, Mütalaalar, Bilirkişi Raporları II, BANKA HUKUKU ile ilgili Makaleler, Mütalaalar, Bilirkişi Raporları II, ŞİRKETLER HUKUKU ve SERMAYE PİYASASI HUKUKU ile ilgili Makaleler, Mütalaalar, Bilirkişi Raporları I, BANKA HUKUKU ile ilgili Makaleler, Mütalaalar, Bilirkişi Raporları I, MENKUL KIYMETLER BORSASI HUKUKU, İSVİÇRE ve FRANSIZ HUKUKUNDA YATIRIM FONLARI ve TÜRK HUKUKUNDA UYGULANMA İMKÂNLARIMARKA HUKUKU 556 Sayılı KHK Şerhi I – II , MARKA HUKUKU ile ilgili Makaleler, Hukuki Mütalaalar, Bilirkişi Raporları IV, MARKA HUKUKU ile ilgili Makaleler, Hukuki Mütalaalar, Bilirkişi Raporları III,  MARKA HUKUKU ile ilgili Makaleler, Hukuki Mütalaalar, Bilirkişi Raporları II, MARKA HUKUKU ile ilgili Makaleler, Hukuki Mütalaalar, Bilirkişi Raporları I, FİKRİ VE SINAÎ MÜLKİYET HUKUKU – Fikir ve Sanat Eserleri, Endüstriyel Tasarımlar, Patentler ile ilgili Makaleler, Hukuki Mütalaalar, Bilirkişi Raporları II ve FİKRİ VE SINAÎ MÜLKİYET HUKUKU– Fikir ve Sanat Eserleri, Endüstriyel Tasarımlar, Patentler ile ilgili Makaleler, Hukuki Mütalaalar, Bilirkişi Raporları isimli yayınlanmış eserleri bulunmaktadır.

Birleşmiş Milletler Faaliyetleri

1

Birleşmiş Milletler faaliyetleri, korkunç bir savaş sonrasında uluslararası ilişkileri istikrara kavuşturmaya yardım etmek ve barış için daha güvenli bir temel oluşturmak üzere kurgulanmıştır.

Nükleer savaş tehdidi ve hiç bitmeyecekmiş gibi gözüken bölgesel ihtilafların ortasında,barışı korumak Birleşmiş Milletler’in öncelikli konusu olmuştur ve BM Barış Gücü’nün faaliyetleri daha göz önünde olmuştur.

Fakat Birleşmiş Milletler sadece barışı koruyan bir kurumdan daha ötedir. Birleşmiş Milletler, ihtilafların çözüldüğü bir forumdur aynı zamanda. Çoğu zaman dikkati çekmeden, Birleşmiş Milletler ve kuruluşları dünyadaki insanların hayatlarını iyileştirecek çok çeşitli çalışmalarda bulunmaktadırlar.

Çocukların hayatta kalması ve gelişmeleri. Çevrenin korunması. İnsan hakları. Sağlık ve tıbbi araştırmalar. Yoksulluğun azaltılması ve ekonomik kalkınma. Tarımsal kalkınma ve balıkçılık. Eğitim. Kadınların toplumsal ilerlemesi. Acil durum ve afetlerde yardım. Hava ve deniz ulaşımı. Atom enerjisinin barışçıl kullanılması. Çalışanların hakları ve bu liste daha devam etmektedir.

Bu sayfada Birleşmiş Milletler ve kuruluşlarının Teşkilat’ın kurulduğu 1945 yılından bu yana başardıklarının örnekleri 70 madde halinde yer almaktadır.

peace-and-security(3)

 BARIŞ VE GÜVENLİK

1-BM Barış ve Güvenliği Sağlar 
Kuruluşundan bu yana geçen 70’i aşkın yılda, dünyanın sorunlu bölgelerine 69 barış gücü ve gözlemci heyeti gönderen Birleşmiş Milletler (BM), çoğu ülkenin savaştan kurtulmasını sağlamış, huzuru tesis etmiştir. Günümüzde 120 ülkeden yaklaşık 125,000 cesur kadın ve erkek tarafından başkalarının gidemediği veya gitmek istemediği bölgelerde 16 barış gücü harekâtı yürütülmektedir.

2-BM Uzlaşı Sağlar

Gerek BM arabuluculuğuyla gerekse BM’nin desteğiyle hareket eden üçüncü tarafların çabaları sonucu 1990’dan bu yana çoğu çatışma, sona erdirilmiştir. Bunları şöyle sıralayabiliriz; El Salvador, Guatemala, Namibya, Kamboçya, Mozambik, Afganistan, Sierra Leone, Burundi ve Sudan’daki kuzey-güney ihtilafı. Araştırmalar, 1990’lardan bu yana dünya genelinde çatışmalardaki yüzde 40’lık düşüşün arkasındaki en önemli faktör olarak BM’nin barışı sağlamak, korumak ve çatışmayı engellemek amacıyla yürüttüğü faaliyetleri göstermektedir. Birleşmiş Milletlerin başta önleyici diplomasi olmak üzere yürüttüğü çeşitli barış girişimleri birçok olası çatışmayı önlemiştir. Buna ek olarak, BM barış gücü görev bölgesinde çatışma sonrası durum değerlendirmesi yapmakta ve barışın inşasına yönelik önlemleri hayata geçirmektedir.

3-Barışın Bütün Unsurlarını Biraraya Getirir 

Birleşmiş Milletler Barışı İnşa Etme Komisyonu ihtilaf durumundan çıkan ülkelerdeki barış çabalarını destekler. Uluslararası donörler, finans kuruluşları, hükümetler ve barış gücü askeri sağlayan ülkeleri bir araya getirerek kaynakların düzenlenmesine yardımcı olur, barışın inşa edilmesi ve ihtilaftan çıkan ülkenin iyileşmesi için yapılabilecekleri önerir. Birleşmiş Milletler Barışı İnşa Etme Fonu 22 ülkede 222 projeyi hızlı ve esnek fonlar sağlayarak desteklemektedir.

4-BM Nükleer Silahlanmayı Engeller
Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) 50 yıldır dünyanın nükleer denetçisi olarak görev yapmaktadır. UAEK uzmanları kontrol altındaki nükleer maddelerin sadece barışçıl amaçlar doğrultusunda kullanılmasını sağlamak için çalışmaktadır. Günümüzde, kurumun 180’den fazla ülke ile güvenlik tedbirleri antlaşması bulunmaktadır.

5- BM Dünyanın Kara Mayınlarından Arındırılması için Çalışır 
Birleşmiş Milletler, Afganistan, Kolombiya,Kongo Demoratik Cumhuriyeti, Libya ve Sudan’ın da aralarında olduğu yaklaşık 30 ülke veya bölgede mayın temizleme çabalarını sürdürmektedir. Kara mayınları her yıl binlerce sivili öldürmekte ya da sakatlamaktadır. BM insanlara tehlikeden nasıl uzak duracaklarını öğretir, mayın kurbanlarının kendi kendilerine yeterli hale gelmelerine yardımcı olur, ülkelerin stoklarındaki kara mayınlarının imhası konusunda destek sağlar ve kara mayınları ile ilgili antlaşmalara uluslararası tam katılımı destekler.

6- BM Silahsızlanmayı Destekler

Birleşmiş Milletler’e göre küresel olarak silahsızlanma ve silah kısıtlaması barış ve güvenlik için şarttır. Nükleer silahları azaltmak ve nihayetinde yok etmek, kimyasal silahları yok etmek, biyolojik silahların yasaklanmasını sağlamak ve kara mayınları, küçük ve hafif silahların yaygın kullanımını durdurmak için çalışır.  BM Anlaşmaları silahsızlanma çabalarının temelini oluşturur. Kimyasal Silah Konvansiyonu 190, Mayınların Yasaklanması Konvansiyonu 162 ve Silah Ticareti Konvansiyonu 69 ülke tarafından onaylanmıştır.  Yerel düzeyde de BM Barış Gücü misyonları savaşan taraflar arasında silahsızlanma anlaşmalarının imzalanması için çaba gösterir. Bu tür çalışmalar El Salvador, Sierra Leone, Liberya gibi ülkelerde muharebe kuvvetlerinin dağılmasına ve barış anlaşmaları uyarınca silahlarını yok etmelerini sağlamıştır.

7- BM Terörizmle Mücadele Eder 

Üye devletler terörle mücadele çabalarını BM aracılığıyla koordine eder. BM, 2006’da bütün devletlerin terörle mücadelede kapsamında birleştiği ortak yaklaşım olan küresel terörle mücadele stratejisinin kabulüyle birlikte, teröre karşı uluslararası işbirliğini teşvik etmekte ve gerektiğinde yardımda bulunarak ülkelerin bu ortak stratejiyi uygulamaya koymasına destek olmaktadır. BM terörle mücadelede ayrıca yasal çerçeveyi de yürürlüğe koymuştur. BM’nin desteğiyle, rehin alma, hava korsanlığı, bombalı terörist saldırılar, bunlara mali destek sağlanması ve en güncel olarak nükleer terörizm konularını içeren 14 küresel yasal konu müzakere edilmektedir.

8- Soykırımları Önler

Soykırımla mücadele etmeyi amaçlayan ilk anlaşmayı Birleşmiş Milletler gündeme getirmiştir. 1948 Soykırım Konvansiyonu 146 ülke tarafından onaylanmış, konvansiyonu onaylayan ülkeler savaşta ve barışta soykırım eylemlerini önlemeyi ve cezalandırmayı taahhüt etmişlerdir.  Yugoslayva ve Ruanda BM Uluslararası Ceza Mahkemeleri ve BM tarafından Kamboçya’da desteklenen mahkemeler soykırım faili olabilecekleri bu çeşit suçların asla tolere edilmeyeceği konusunda uyarırlar. Birleşmiş Milletler’in Holokost programı gelecekte başka soykırım olayları yaşanmaması için Yahudi Soykırımından alınan dersleri Dünya ile paylaşır. BM Genel Sekreter’inin Soykırımın Önlenmesi Özel Danışmanı tehlikeli olabilecek durumları izler ve gerekli durumları Genel Sekreter ve Güvenlik Konseyi’nin dikkatine sunarak, ne yapıması gerektiği konusunda tavsiyede bulunur.

9- İhtilaflar Sırasında Cinsel Şiddet ile Mücadele Eder

Tecavüz artarak bir savaş silahı olarak kullanılıyor. Sierra Leone iç savaşı sırasında (1991-2002) 60 bin, eski Yugoslavya’da 1992-1995 yılları arasında 60 bin, 1994 yılında yaşanan Ruanda Soykırımında 250 bin, 1989-2003 yılları arasında Libarya’da 40 bin ve 1998 yılından bu yana Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde en az 200 bin kadına tecavüz edildi. Cinsel şiddete Afganistan’dan Irak’a, Somali’den Suriye’ye yaşanan ihtilaflarda rastlanıyor. Genel Sekreterin İhtilaflarda Cinsel Şiddet Özel Temsilcisi savaş zamanında meydana gelen tecavüz vakalarının cezalandırılması, faillerin cezasız kalmasının önüne geçilmesi için ülkeleri yasalar geliştirmeleri  ve uygulamaları için destekliyor, aynı zamanda tecavüz kurbanlarının yeniden hayatlarını kurabilmeleri için programlar geliştiriyor. Polis memurları, savcılar ve hakimler için böylesi suçlar karşısında daha donanımlı olmaları için eğitimler düzenliyor ve savaş zamanı tecavüz iddialarının araştırılması için uzmanlaşmış kadın polis memurları birimlerinin oluşturulmasını destekliyor.

economic-developmentEKONOMİK KALKINMA

10BM Kalkınmayı Destekler 

Birleşmiş Milletlerin, dünyanın dört bir yanında insanların yaşam koşullarını yükseltmeye, yaratıcılık ve becerilerini artırmaya adadığı kaynak ve çalışmalar 2000 yılından bu yana, Binyıl Kalkınma Hedefleri adı altında yürütülmektedir. Birleşmiş Milletler kalkınmayı destekleme fonlarının hemen hemen tamamı, üye ülkeler tarafından yapılan bağışlardan oluşmaktadır. Örneğin, 170 ülkedeki personeli ve 4800’ün üzerindeki projesi ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) yoksullukla mücadele, iyi yönetişimi teşvik etme, krizle mücadele ve çevreyi koruma projelerini desteklemektedir. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) öncelikli olarak çocukların korunması, aşılanması, kız çocuklarının eğitimi ve HIV/AIDS ile mücadele edilmesi konusunda 150 ülkede faaliyet göstermektedir. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) gelişmekte olan ülkelerin ticaret imkânlarından en iyi şekilde yararlanmalarına yardımcı olmaktadır. 1947’den bu yana  12,000’den fazla kalkınma projesini desteklemiş olan Dünya Bankası gelişmekte olan ülkelere hibe yardımı ve kredi sağlamaktadır.

11- BM Gelişmekte Olan Ülkelerde Kırsal Kesimdeki Yoksulluğun Azaltılmasına Yardımcı Olur

Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD), kırsal kesimde yaşayan çok yoksul insanlara düşük faizle kredi sağlamakta ve bağışta bulunmaktadır. IFAD, 1978’den bu yana 430 milyondan fazla kadın ve erkeğin gelirlerini artırmak suretiyle ailelerini geçindirmelerini sağlamış, bu alanda yaptığı yatırımların miktarı  15 milyar doları aşmıştır. Bugün IFAD gelişmekte olan 147 ülkede 240’dan fazla program ve projeyi desteklemektedir.

12-BM Afrika’nın Kalkınmasına Yardım Eder
Afrika, Birleşmiş Milletler için büyük öncelik olmaya devam etmektedir. 2001 yılında, Afrikalı Devlet Başkanları Afrika’nın Kalkınması için Yeni Ortaklık Planı adı altında bir program oluşturdu. BM Genel Kurulu da 2002 yılında aldığı bir karar ile uluslararası yardımın Afrika’ya bu plan çerçevesinde aktarılmasını kabul etti. Birleşmiş Milletlerin kalkınmaya yönelik mali yardımının yüzde 38’sini Afrika almaktadır. Bu da Afrika’yı en fazla BM mali yardımı alan kıta yapmaktadır. Bütün BM kuruluşlarının Afrika’ya yönelik özel programları bulunmaktadır.

13-BM Kadınların Refahının Artırılmasını Destekler
Toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadınların konumlarının güçlendirilmesi için çalışan BM’nin kadın kuruluşu UN WOMEN kadın ve kız çocukları için küresel bir şampiyon olarak, onların ihtiyaçlarını karşılama konusunda ilerleme sağlanmasını hızlandırmak için çalışır. UN WOMEN toplumsal cinsiyet eşitliği sağlamada küresel standartlar koyma çalışmalarında ülkeleri destekler, bu standartları uygulamak için gerekli yasalar, politikalar, programlar ve hizmetlerin tasarlanması için hükümetler ve sivil toplumla birlikte çalışır. Hayatın bütün yönlerinde kadınların katılımının olması için kadınların arkasında durur, kadınların liderlik ve katılımının artırılmasına odaklanır, kadınlara karşı şiddetin sonlanması, kadınların barış ve güvenliğin her aşamasında bulunması, kadınların ekonomik olarak güçlenmelerinin sağlanması ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin ulusal kalkınma planları ve bütçelerinin merkezinde yer alması için çalışır.

14-BM Çalışma Hayatını Kolaylaştırıcı Önlemler Alır 
BM iş dünyasına yararlı katkılarda bulunur. BM, istatistik, ticaret hukuku, gümrük yöntemleri, fikri mülkiyet, hayvancılık, gemicilik, iletişim, ekonomik faaliyetlerin kolaylaştırılması ve işlem maliyetlerinin azaltılması gibi çok çeşitli alanlarda standartları belirleyerek küresel ekonomi için şeffaf bir altyapı oluşturur. Ayrıca, siyasi istikrarı, iyi yönetimi, yolsuzlukla mücadeleyi, gerekli iktisadi politikaları ve ticari hayatı kolaylaştıracak hukuki düzenlemeleri destekleyerek, gelişmekte olan ülkelerde yatırım için uygun ortam yaratır.

15-BM Gelişmekte Olan Ülkelerde Sanayiyi Destekler
BM Sınayi Kalkınma Örgütü (UNIDO) Kuzey-Güney ve Güney-Güney endüstriyel işbirliği, girişimciliğin desteklenmesi, yatırım, teknoloji transferi ve uygun maliyetli, sürdürülebilir kalkınma konularında arabulucu rolü üstlenmektedir. Ülkelerin küreselleşme sürecine rahatça geçmelerine ve yoksulluğu azaltmalarına yardımcı olmaktadır.

16- BM Açlıkla Mücadele Eder 
BM Tarım ve Gıda Örgütü (FAO) açlıkla mücadele konusundaki uzun vadeli küresel çabalara öncülük etmektedir. İnsanların her yerde yüksek kaliteli gıdaya ve sağlıklı yaşama erişmesi amacıyla yürütülen evrensel gıda güvenliğinin sağlanması çalışmalarının merkezinde FAO vardır. Hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelere hizmet veren FAO, tüm ülkelerin eşit ortaklar olarak katıldıkları toplantılarda uluslararası anlaşmaların ve politikaların oluşması için tarafsız bir platform oluşturmaktadır. Ayrıca, FAO doğal kaynakları koruyarak ve beslenmeyi geliştirerek gelişmekte olan ülkelerin tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörlerinin modernleştirilmesine yardım etmektedir.

17- BM Küresel Ticari İlişkileri Geliştirir 
Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) yaptığı ticaret anlaşmalarıyla kalkınmakta olan ülkelerin ürettikleri malların uygun fiyattan satışına yardım eder, ticari alt yapılarının verimliliğini artırarak bu ülkelerin ürettikleri mallara çeşitlilik kazandırır ve küresel ekonomiye uyum sağlamalarını destekler.

18- BM Ekonomik Reformları Destekler 
Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) pek çok ülkeye ekonomi yönetimlerinin geliştirilmesi konusunda yardımcı olmakta, ödemeler dengesindeki bozuklukları gidermek üzere geçici mali destek ve devlet memurlarına eğitim imkânı sağlamaktadır.

19- BM Sivil Havacılığı Destekler

BM kuruluşları hava ve deniz yolculuğu için güvenlik standartlarını belirlemektedir. Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO) sayesinde hava seyahati en güvenli taşımacılık aracı haline gelmiştir. ICAO hava seyahatinin güvenliği, güvenilirliği, etkinliği ve çevreye duyarlılığı ile ilgili standartları ve yönergeleri belirler. 1947 yılında havayolculuğu yapan 21 milyon kişiden sadece 590’ı uçak kazası sonucu hayatını kaybetmiştir. 2013 yılında havayolu seyahati yapan kişi sayısı 3,1 milyara çıkarken kazalarda ölenlerin sayısı 173’e düşmüştür.

20. Deniz Taşımacılığını Geliştirir

Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) denizleri daha temiz, deniz yolculuğunu da daha sağlam ve güvenli hale getirmek için çalışır. İstatistiklere göre küresel ticaretin yüzde 90’ı deniz yoluyla yapılmaktadır. IMO tarafından alınan önlemler gemilerin dizaynından,  yapımına, kullanıma ve imhasına kadar uluslararası deniz taşımacılığının tüm açılarını kapsar.  IMO’nun çalışmaları sayesinde gemi kayıpları azalmış, ölümlü kazaların sayısı düşmüş, denizlerdeki yağ, hava ve kanalizasyon kaynaklı kirlilik sorunları azalmış, deniz yoluyla taşınan kargo miktarı artmıştır. Bu gelişmeler deniz üzerinden taşınan kargoların miktarı artmasına rağmen devam etmektedir. 2013 yılında gemi ile taşınan malların toplamı 9.6 milyar tona ulaşmıştır.

21- BM Çocuklara Karşı Olan Sorumluluk Bilincinin Dünya Genelinde Artırılması için Çalışır 

Afganistan’dan Lübnan’a, Sudan’dan eski Yugoslavya’ya kadar uzanan bir coğrafyada “ateşkes günleri”nin yerleşmesine öncülük eden, “barış koridorları” açan Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) savaşlarda iki ateş arasında kalan çocuklara aşı ve gerekli yardım maddelerini ulaştırmaktadır. Çocuk Hakları konulu anlaşma, 192 ülke tarafından onaylanmıştır. BM’de 2002 yılında çocuklar ile ilgili olarak düzenlenen özel oturumundan sonra, 190 hükümet ve devlet başkanı sağlık, eğitim, çocukların istismardan korunması, sömürü, şiddet ve HIV/AIDS’e karşı mücadele konusunda belli bir süre içerisinde gerçekleştirilmesi öngörülen hedefleri belirlemiştir.

22- BM Gecekondu Mahallelerini İnsana Yakışır Yerleşimlere Dönüştürmek İçin Çalışır 
Günümüzde dünya nüfusunun yarısının yaşadığı şehirler hem ulusal üretimin ve tüketimin hem de ekonomik ve sosyal gelişimin merkezidir. Aynı zamanda, hastalıkların, suçun, kirliliğin ve yoksulluğun da yaşandığı yerlerdir. Gelişmekte olan ülkelerde gecekonduda yaşayan kesim, nüfusun yüzde 50’sinden fazlasını oluşturmaktadır ve bu kişilerin barınacakları bir yere, içme suyuna ve sağlık hizmetlerine erişme imkanları yok denecek kadar azdır. BM İnsan Yerleşimleri Programı (UN-HABITAT) 150’yi aşkın teknik program ve projeleriyle, yaklaşık 70 ülkede, hükümetler, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği halinde şehirlerdeki gecekondu soruna çözüm bulmak için çalışmaktadır. Yoksullar açısından sırasıyla temel hizmetler ve barınmaya yönelik yatırımlar için hızlı adımlar atılması ve şehirde yaşayan yoksullara mülkiyet güvencesi sağlaması ana hedeflerdir.

23-BM Küresel Ağa Yerel Erişimi Sağlar
Evrensel Posta Birliği (UPU), güncel posta hizmet ve ürünleriyle şirketler ve insanlar arasında ticari, kültürel ve sosyal iletişimi geliştirir ve uluslararası posta değişimini kolaylaştırır. Dünya genelinde yaklaşık 660 bin postane ile dünyadaki en yaygın ağı oluşturur.  Böylelikle, bilgi, mal ve paranın transferini kolaylaştırır. İnternet ve yeni teknolojiler, özellikle, siparişler sanal olarak verilmesine rağmen elektronik olarak gönderilemediğinden e-ticaret alanında posta servisi için yeni fırsatlar ortaya çıkarmıştır. Posta, günlük ticari, dijital ve finansal işlemler arasında önemli bir köprü durumundadır ve küresel kalkınmanın ana unsurlarından biri olmaya devam etmektedir.

24-BM Küresel Haberleşmenin Geliştirilmesi için Çalışır
Uluslararası Telekomünikasyon Birliği, hükümetleri ve sanayiyi bir araya getirerek küresel telekomünikasyon ağlarını ve hizmetlerini düzenlemekte  ve geliştirmektedir. Bu kuruluş, radyo dalgalarının ortak kullanım şartlarını belirlemekte, uydu yörüngelerinin tahsis edilmesinde uluslararası işbirliğini sağlamakta, gelişmekte olan dünyada telekomünikasyon altyapısını güçlendirmekte ve iletişim araçlarının birbirlerine kesintisiz bağlanması için dünya çapında standartlar oluşturmaktadır. Uluslararası Telekomünikasyon Birliği, geniş bantlı internetten son çıkan kablosuz teknolojilere, havacılık faaliyetlerinden gemi seferlerindeki teknolojik gelişmelere, astronomiden uydu tabanlı meteorolojik araştırmalara, telefon ve faks hizmetlerinden televizyon yayıncılığıyla tüm dünyayı birbiri ile bağlamaya kendini adamıştır. Birliğin çalışmaları sonucu telekomünikasyon bugün 2,1 trilyon dolarlık küresel bir sektör haline gelmiştir.

25-Turizmi geliştirir 

2014 yılında uluslararası turizm 1,1 milyar sayısına ulaşırken, turizm 1,5 tirlyon dolar ihtacat kazancı sağladı. Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü (WTO) sürdürülebilir, sorumluluk sahibi ve evrensel olarak erişilebilir turizmin geliştirilmesi için çalışır.  WTO piyasa bilgisi toplar, rekabetçi ve sürdürülebilir turizm politikaları geliştirir, turizm eğitim ve öğretimini destekler ve 100’den fazla ülkede turizmi bir kalkınma aracı yapmak için çaba gösterir. WTO’nun Turizm Küresel Etik Kuralları turizmin olumsuz etkisini en aza indirerek, faydalarını maksimize etmeyi hedefler.

26. Kalkınma ve Barış için Gönüllüleri Seferber Eder

Birleşmiş Milletler Gönüllüleri (UNV) programı tüm dünyada barış ve kalkınmayı desteklemek üzere gönüllülüğü teşvik eder. Gönüllülük kalkınmanın gidişatını ve yapısını dönüştürebileceği gibi hem topluma hem de bireysel olarak gönüllüye fayda sağlar.  UNV her yıl 160 farklı milletten 8 bin deneyimli BM Gönüllüsünü seferber eder. 130’dan fazla ülkede çalışan bu gönüllüler kalkınma projelerini destekler ve varışı koruma ve insani yardım operasyonlarında çalıırlar.  Gönüülülerin yüzde 75’ten fazlası kalkınmakta olan ülkelerden gelirken, üçte biri kendi ülkelerinde BM gönüllüsü olarak çalışırlar.

27. Küresel bir Düşünce Kuruluşu olarak Hareket Eder

Birleşmiş Milletler küresel sorunlara çözüm bulma arayışında en başta gelir. BM Nüfus Dairesi küresel nüfus eğilimleri, demografik tahminler ve projeksiyonlar konusunda başta gelen bir bilgi ve araştırma kaynağıdır.  BM İstatistik Dairesi ise küresel istatistik sisteminin merkezidir. Ekonomik, demografik, toplumsal, cinsiyet, çevre ve enerji istatistiklerini toplar ve dağıtır.  BM Kalkınma Programı’nın her yıl yayınladığı İnsani Kalkınma Raporu, alanında çığır açan İnsani Kalkınma Endeksi de dahil olmak üzere başlıca kalkınma konuları, eğilimleri ve politikaları konusunda bağımsız ve deneylere dayalı analizler sağlar. Birleşmiş Milletler Dünya Ekonomik ve Sosyal Araştırması, Dünya Bankası’nın yayınladığı Dünya Kalkınma Raporu, Uluslararası Para Fonu’nun yayınladığı Dünya Ekonomik Görünümü ve benzer başka çalışmalar politika yapıcıların bilgilendirilmiş kararlar vermesine yardımcı olur.

TOPLUMSAL KALKINMA

28- BM Gelişmekte Olan Ülkelerde Okur-Yazar Sayısını ve Eğitim Seviyesini Artırmaya Çalışır
Gelişmekte olan ülkelerde günümüzde yetişkinlerin yüzde 84’ü okuma-yazma bilmekte ve çocukların yüzde 91’i ilkokula devam etmektedir.  Kadınların gelişimini ve eğitimini teşvik edici programlar sayesinde, gelişmekte olan ülkelerde kadın okuma-yazma oranını 1970’lerde yüzde 36 oranında iken  2007 yılında yüzde 79,9’a yükselmiştir. Bir sonraki hedef ise  bütün kız çocuklarının temel eğitimi tamamlamalarını sağlamaktır.

29- BM Tarihi, Kültürel, Mimari ve Doğal Alanları Korur 
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) 137 ülkeye eski anıtların, tarihi, kültürel ve doğal alanların korunmasında yardımcı olmaktadır. Kültürel çeşitliliğin, varlığın, seçkin doğal ve kültürel alanların korunması için uluslararası antlaşmalar yapmaktadır. Bu bağlamda binden fazla alanın olağanüstü evrensel değere sahip olduğu belirlenmiştir.

30- BM Akademik ve Kültürel Değişimi Mümkün Kılar 
BM, UNESCO ve Birleşmiş Milletler Üniversitesi aracılığıyla, bilimsel işbirliğinin sağlanmasını, yüksek eğitim kurumları arasında bilgi ağının oluşmasını ve azınlıklar ve yerli halklar da dâhil herkesin kültürel zenginliklerini yansıtmasını teşvik eder.

31. Küresel Sorunları Ele Alır

Birleşmiş Milletler Üniversitesi küresel bir düşünce kuruluşu ve 12 ülkede 13 araştırma ve eğitim enstitüsüne sahip lisans üstü eğitim kurumudur.  BM Üniversitesi, sürdürülebilir kalkınma, kalkınma yönetişimi, bilim, teknoloji, inovasyon ve toplumsal konularda Dünya’daki belli başlı üniversiteler ve araştırma kurumları ile birlikte çalışr. Lisans üstü eğitim faaliyetleri kalkınmakta olan ülkelerde kapasite arttırımı çalışmalarına katkı sağlar.

32. Küresel Konularda Liderlik Yapar 

1972 yılında Stockholm’de yapılan çevre konusundaki ilk BM Konferansı gezegenimizin karşı karşıya olduğu tehlikeler hakkında dünyanın bilgilenmesini sağlamış, ülkelerin harekete geçmesini tetiklemiştir. 1085 yılında Meksika’da yapılan kadın konulu ilk dünya konferansı sayesinde kadınların hakları, eşitliği ve ilerlemeleri konuları küresel gündeme dahil edilmiştir. 1968 yılında Tahran’da toplanan ilk İnsan Hakları Konferansı, 1974 yılında Bükreş’te toplanan ilk Dünya Nüfus Konferansı, 1979 yılında Cenevre’de toplanan ilk Dünya İklim Konferansı da kürese konularda dönüm noktası sayılan toplantılardır.  Bu toplantılar uzmanlar ve politika yapıcıların yanında tüm dünyadan aktivistleri de bir araya getirmiş, sürdürülebilir küresel eyleme geçilmesini sağlamışlardır.

İNSAN HAKLARI

33- BM İnsan Haklarının Gelişmesini Destekler 
BM, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin Genel Kurul’da kabul edildiği 1948 yılından bu yana, siyasi, medeni, ekonomik, sosyal ve kültürel haklar alanında düzinelerce geniş kapsamlı antlaşmayı hayata geçirmiştir. BM İnsan Hakları kuruluşları, bireysel şikâyetlerin araştırılması sonucunda dünyanın dikkatini işkence, keyfi gözaltına alma ve diğer insan hakları ihlalleri üzerine çekerek hükümetlerin insan hakları konusunda daha duyarlı olmalarını sağlamaktadır.

34- BM Demokrasiyi Destekler 
Birleşmiş Milletler, çoğu ülkede insanların özgür ve adil bir biçimde seçimlere katılmasına yardımcı olması dâhil dünya genelinde demokratik kurumları ve uygulamaları desteklemektedir. Birleşmiş Milletler, Kamboçya, El Salvador, Mozambik, Güney Afrika, Doğu Timor, Afganistan, Irak, Burundi, Kongo ve Nepal Demokratik Cumhuriyeti gibi 100’den fazla ülkeye, tarihlerinde bir dönüm noktası olan siyasi seçimlerde gözlemci olarak yardım ve destek sağlamaktadır.

35-BM Ülkelerin Bağımsızlıklarına ve Kendi Geleceklerini Tayin Etmelerine Yardımcı Olur
BM, 1945 yılında kurulduğunda, 750 milyon insan, sömürgeci güçlerin idaresinde yaşıyordu. BM, 80’den fazla ülkenin bağımsızlığını kazanmasına yardımcı olmuştur.

36- BM Güney Afrika’da Irkçı Rejimin Sona Erdirilmesine Yardımcı Oldu 
BM, silah ambargosundan, ayrımcı spor karşılaşmalarının önlenmesine kadar çeşitli girişimleriyle ırkçı rejimin sona erdirilmesinde önemli bir rol oynamıştır. 1994’de yapılan seçimlere Güney Afrikalıların eşit şartlarda katılmasına imkân sağlanması sonucu siyahların da yer aldığı bir hükümet kurulmuştur.

37- BM Kadın Haklarını Destekler
Kadınların yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve kendi hayatları üzerinde daha fazla söz sahibi olabilmeleri için konumlarının güçlendirilmesi BM’nin uzun vadeli amaçlarından biridir. Birleşmiş Milletler kadınlar üzerine ilk Dünya Konferansı’nı 1975’te Meksika’da düzenlemiştir. Bu konferansla birlikte, Beijing Dünya Konferansı (1995) ve Dünya Kadınlar 10 Yılı (1976-1985) sırasında iki Dünya Konferansı’nda kadın haklarını geliştirme ve cinsiyet eşitliğini teşvik etme gündeme alınmıştır. 1979 yılında, 186 ülke tarafından onaylanan, BM Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi, dünya çapında kadın haklarının gelişmesine yardımcı olmaktadır.

38- Kadına Karşı Şiddet ile Mücadele Eder

Dünyada kadınlar ve kız çocuklarını yüzde 35’i fiziksel ve cinsel şiddete maruz kalıyor. Yaklaşık 603 milyon kadın hane içi şiddetin suç olmadığı ülkelerde yaşıyor. Her dört kadından biri hamileliği sırasında fiziksel ya da cinsel şiddete uğruyor. Hane içi şiddete hala pek çok toplumda göz yumuluyor.  Bu sorunlara çözüm bulmak için BM Kadın Birimi erkekler ve erkek çocuklarını çalışmalarına dahil ediyor, yerel ortaklarla çalışıyor aile içi ve cinsel şiddete karşı yasaların benimsenmesi için çalışıyor. Kadına karşı şideetin önlenmesi fonu 136 ülkede, 393 projeye 103 milyon Dolar kaynak sağlamış bulunuyor. Küresel olarak sürdürülen Kadına Karşı Şiddete Karşı Birleşin (UNITE) kampanyası da konu hakkında farkındalık yaratıyor ve kadına karşı şiddeti sonlandırmak için siyasi irade ve kaynakları artırmayı hedefliyor.

39- BM İnsan Onuruna Uygun Çalışma Ortamını Geliştirir 
Uluslararası Çalışma Örgütü, iş hayatında toplu sözleşme hakkı, zorla insan çalıştırılmasının ve çocuk işçiliğinin ortadan kaldırılması, işyerinde ayrımcılığın engellenmesi gibi temel hak ve ilkeler ve bu alanlarda standartlar getirmiştir. Herkes için terfi imkânı ve sosyal güvenlik hakkının sağlanması ve işverenler, çalışanlar ve hükümetler arasında güçlü bir sosyal diyalog kurulması Çalışma Örgütünün faaliyetlerinin özünü oluşturmaktadır.

40- BM Basın ve İfade Özgürlüğünü Savunur 
UNESCO, tüm insanların sansürden uzak ve kültürel açıdan çeşitlilik arz eden bilgi edinmesini sağlamak için medyanın gelişimine yardımcı olmakta, bağımsız gazeteleri ve yayıncıları desteklemektedir. Örgüt gazetecilerin maruz kaldıkları cinayet ve gözaltına alma gibi ciddi ihlalleri açıkça kınayarak basın özgürlüğünün koruyuculuğunu da yapmaktadır.

41- BM Özürlülerin Haklarını Savunur 
BM, bedensel özürleri bulunan insanların eşit şartlarda sosyal, ekonomik ve politik hayata katılımlarının sağlanması için yürütülen çalışmalara öncülük etmektedir. BM, bedensel özürlü kişilerin toplum için bir kaynak olduğunu ortaya koyan ve onların dünya çapında hak ve itibarlarını artıracak ilk antlaşmayı kaleme almıştır. 2006 tarihli Engelli Kişilerin Hakları Sözleşmesi 97 ülke tarafından onaylanmıştır.

42- BM Yerli Halkların Yaşam Koşullarını İyileştirmek İçin Çalışır 
Dünya çapında 90 ülkede yaşayan ve dünya nüfusunun en mağdur insanları arasında yer alan 370 milyon ile 500 milyon arasında değişen yerliye yapılan haksızlıkları gün ışığına çıkaran BM’dir. 2000’de kurulan ve 16 üyeden oluşan Yerel Halklar için Daimi Forum, kalkınma, kültür, insan hakları, çevre, eğitim ve sağlık konularında çalışmalar yapmakta, bu halkların konumunu küresel seviyede iyileştirmeye çalışmaktadır.

glacier-smallÇEVRE

43-BM İklim Değişikliğine Küresel Çözüm Arar
İklim değişikliği küresel çözüm gerektiren küresel bir sorundur. Birleşmiş Milletler bilimsel çalışma ve siyasi çözüm oluşturmada en önde gelen kuruluştur. İklim değişikliği alanında önde gelen  2000 bilim adamını bir araya getiren Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli her 5 veya 6 yılda bir kapsamlı bilimsel değerlendirmeleri ele alır: 2007 yılındaki panelde, iklim değişikliğinin meydana geldiği ve bunun ana nedeninin de insani faaliyetler olduğu kesin olarak kabul edilmiştir. Paris İklim Değişikliği ile Mücadele Anlaşması 12 Aralık 2015 tarihinde BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC)’ne taraf 196 ülke ve bölgesel kuruluş tarafından oybirliği ile kabul edildi. Paris Anlaşması küresel ısınmayı 2 santrigrad derecenin altında tutmayı amaçlıyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP)ve diğer BM kuruluşları iklim değişikliği konusunda farkındalık yaratılması konusunda en ön sırada geliyorlar.

44- İklim Değişikliği ile Mücadelede Ülkelere Yardımcı Olur
Birleşmiş Milletler, gelişmekte olan ülkelere küresel iklim değişikliğinin getirdiği zorluklarla mücadele etmede yardımcı olur. Sorun ile geniş kapsamlı olarak mücadele etmek üzere 39 BM kuruluşu ortaklık kurmuştur. Örneğin, BM Kalkınma Programı, BM Çevre Programı ve Dünya Bankası gibi 10 BM kuruluşunu bir araya getiren Küresel Çevre Fonu, gelişmekte olan ülkelerdeki projeleri finanse eder. İklim Anlaşması’nın finansal mekanizması olarak bu fon, enerji yeterliliği, yenilenebilir enerji ve sürdürülebilir taşıma alanındaki projelere yılda 550 milyon dolar ayırır.

45- BM Çevreyi Korumaya Yardımcı Olur 
BM küresel çevre sorunlarına çare bulmak için çalışır. Anlaşmaları müzakere etmek ve ortak görüş belirlemek için bir platform olan BM, iklim değişikliği, ozon taba-kasının delinmesi, toksik atıklar, ormanların ve canlı türlerinin yok olması, hava ve su kirliliği gibi küresel sorunlara çözüm bulmak amacıyla çalışır. Bu sorunlar dile getirilmediği sürece, çevresel kayıplar, gelişmenin ve insan yaşamının dayanağı olan doğal “sermayeyi” tüketecek, uzun vadede pazarlar ve ekonomiler sürdürülebilirliklerini kaybedecektir.

46- BM Ozon Tabakasını Korumak Üzere Çalışmalar Yapar
Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) ve Dünya Meteoroloji Örgütü, tüm dünyanın dikkatini ozon tabakasına verilen zararın yarattığı tehlikeye çekmektedir. Montreal Protokol’ü olarak bilinen anlaşmanın sonucu olarak, dünya hükümetleri, ozon tabakasının delinmesine neden olan kimyasal maddelerin üretimini durdurmaya ve bu maddelerin yerine daha güvenli maddeleri kullanmaya başladı. Böylece, milyonlarca insan aşırı ultraviyole ışınına maruz kalmaktan kaynaklanan deri kanserinden korunmuş oldu.

47-BM Temiz İçme Suyu Sağlar
BM’nin su konusundaki çalışmalarının ilk on yılı içinde (1981-1990) 1 milyardan fazla insan, hayatlarında ilk kez temiz içme suyuna kavuştu. Buna ilaveten, 2002 yılı itibarıyla 1,1 milyar ilave insan daha temiz içme suyuna ulaştı. Uluslararası Tatlı Su Yılı olan 2003 yılında, çok değerli su kaynaklarının önemi ve korunmasına yönelik toplumsal duyarlılık artırıldı. İkinci Uluslararası Tatlı Su On yılı (2005-2015) kapsamında temiz içme suyuna ve kaynaklarına erişimi olmayan insan sayısının yarıya indirilmesi hedeflemektedir.

48- BM Balık Stokunun Azalmasını Önlemeye Çalışır  
Dünyanın başlıca ticari balık stoklarının yüzde 70’i dayanılır sınırlarının da ötesinde sömürülmektedir. FAO (Gıda ve Tarım Örgütü) küresel balık üretimini ve doğadaki balık stoklarını denetler ve balıkçılık yönetimini geliştirmek, yasa dışı avlanmayı ortadan kaldırmak, uluslararası sorumlu balık ticaretini teşvik etmek, zayıf türlerin ve çevrenin korunması için ülkelerle iş birliği içinde çalışmaktadır.

49- BM Zehirli Maddeleri Yasaklar 
BM, Dünya’yı şimdiye kadar üretilmiş en tehlikeli kimyasal maddelerin etkilerinden koruma amacıyla Sürekli Organik Kirleticiler Stokholm Sözleşmesini hazırlamıştır. 179 ülkenin kabul ettiği Sözleşme ile insanların ölümüne, sinir ve bağışıklık sisteminde tahribata, kansere ve üreme bozukluklarına neden olan ve çocuk gelişimine zarar veren 23 tehlikeli böcek ilacı ve endüstriyel kimyasal maddenin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. BM ayrıca biyolojik çeşitliliğin korunmasına, iklim değişikliğine çözüm bulunmasına, soyu tehlikede olan türlerin korunmasına, çölleşme ile mücadeleye, bölgesel denizlerin temizlenmesine, tehlikeli atıkların sınır ötesi geçişlerinin engellemesine yardımcı olmaktadır.

peace-palace-smallULUSLARARASI HUKUK

50- BM Savaş Suçlularını Yargılar
Yugoslavya ve Ruanda için kurulan BM mahkemeleri, savaş suçlularını adalet önüne çıkararak soykırımla ve diğer uluslararası hukuk ihlalleriyle ilgili uluslararası insani ve uluslararası suç hukukunun geliştirilmesine yardımcı olmuştur. Her iki mahkeme de, görev alanlarına giren ülke ve bölgede barış ve adaleti temin etmede büyük katkılar sağlamıştır. Ulusal otoriteler isteksiz veya yapamayacak durumdaysa, Uluslararası Ceza Mahkemesi çok ciddi uluslararası suçlarla, soykırımla, insanlığa karşı işlenen suçlarla, savaş suçuyla suçlanan kişilerin soruşturulması ve yargılanmasını sağlayan daimi ve bağımsız bir mahkemedir. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde, kuzey Uganda’da, Sudan’ın Darfur bölgesinde ve Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki durumlar uluslararası ceza adaleti sisteminin temelini oluşturan Uluslararası Ceza Mahkemesine sunulmuştur. Sierra Leone ve Kamboçya’daki BM destekli mahkemeler ise toplu katliamlar ve savaş suçları dahil ciddi uluslar arası hukuk ihlallerinden sorumlu kişileri yargılamaktadır.

51- BM Uluslararası Hukukun Güçlendirilmesine Yardımcı Olur
Birleşmiş Milletlerin çabaları sonucu, insan hakları, terörizm, küresel suçlar, silahsızlanma, ticaret, emtialar ve açık denizlerle ilgili ve diğer birçok konuda 510’dan fazla çok taraflı antlaşma müzakere edilmiş ve karara bağlanmıştır.

52- BM Büyük Uluslararası Sorunlara Hukuki Çözümler Sağlar 
Uluslararası Adalet Divanı, sınır anlaşmazlıkları, deniz sınırları, diplomatik ilişkiler, devlet sorumluluğu, yabancılara muamele ve güç kullanımı gibi tüm uluslararası anlaşmazlıklara çözüm bulunması amacıyla görüş ve tavsiye bildirerek katkıda bulunur.

53- BM Açık Denizlerde İstikrar ve Düzeni Sağlar 
Açık denizlerin kullanımının tek bir anlaşma etrafında düzenlenmesine yönelik uluslararası çabaların önderi BM’dir. 1982’de düzenlenen ve neredeyse evrensel kabul görmüş Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi okyanuslar ve denizlerdeki tüm faaliyetler için hukuksal bir çerçeve sunmaktadır. Bu anlaşma, deniz sınırlarının çizilmesine, denizcilik bakımından denize kıyısı olan ve olmayan devletlerin hak ve görevlerine, deniz ortamının korunmasına, bilimsel deniz araştırmasına ve deniz canlı kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı ve korumasına ilişkin kuralları oluşturmaktadır. Antlaşma ayrıca, anlaşmazlıkları çözüme kavuşturma mekanizmalarını da kapsamaktadır.

54- BM Uluslararası Suçla Mücadele Eder 
Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç ile Mücadele Ofisi (UNODC) yolsuzluk, rüşvet, para aklama, uyuşturucu kaçakçılığı, göçmen kaçakçılığı gibi uluslararası organize suçlarla mücadele etmek için örgütlere ve ülkelere yasal ve teknik destek sağlar, ceza hukuku sistemlerini güçlendirir. Ülkelere terörizmi önlemede yardımcı olur ve insan ticaretine karşı mücadelede dünyada öncüdür. Aynı zamanda dünya bankasıyla birlikte yolsuzluklarla mücadele amacıyla üye ülkelere yardımcı olmaktadır. BM Yolsuzlukla Mücadele ve BM Uluslararası Organize Suçla Mücadele Sözleşmeleri gibi birbiriyle ilintili antlaşmaları uygulamada da en büyük rolü oynamaktadır.

55-BM Dünyanın Uyuşturucu Sorununa Çözüm Arar
Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç ile Mücadele Ofisi (UNODC) yasadışı uyuşturucu arz ve talebini azaltmak için uyuşturucu kontrolü üzerine üç BM sözleşmesi temelinde çalışmalarını yürütmektedir. Büro, ilaç suistimalini kontrol etmek ve engellemek yoluyla kamu güvenliğini ve sağlığını geliştirmek için üye ülkelerle birlikte çaba sarf etmektedir. Küresel uyuşturucu sorunuyla mücadele 25 yıldır güçlenerek  devam etmektedir ancak neredeyse kontrolden çıkma noktasına gelen ilaçların istismar edilmesi  kötüye kullanımını sağlanan başarıyı tersine çevirmektedir. Birçok ülke veya bölge ise uyuşturucu üretimi ve ticaretinin sebep olduğu istikrarsızlık ortamına sürüklenebilmektedir.UNODC, bu yüzden özellikle Afganistan’da, Andean ülkelerinde, Orta Asya’da Birmanya ve Batı Afrika’da uyuşturucu kontrolünü sağlamaya çalışmaktadır.

56- BM Yaratıcılığı ve Yeniliği Teşvik Eder
Dünya Fikri Mülkiyet Hakları Örgütü (WIPO), fikri mülkiyet haklarının korunmasını teşvik eder ve ülkelerin etkili bir fikri mülkiyet sisteminden verimli bir şekilde faydalanacak bir konuma gelmelerini sağlar. Özünde kamunun ilgisini de güvenceye alarak mucit ve yaratıcıları ödüllendirme ve tanıma mekanizması olan fikri mülkiyet, kalkınmayı ve sermaye yaratmayı teşvik eder. Fikri mülkiyet sistemine dâhil edilen güdüler, bilim ve teknolojinin sınırlarını ilerleterek ve edebiyat ile sanat dünyasını geliştirerek insanın yaratıcılığına destek görevi görür.

humanitarianİNSANİ YARDIM

57- BM Mültecilere İnsani Yardım Sağlar
BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), savaş, salgın hastalık veya zulümden kaçan mültecilere 1951 yılından bu yana diğer BM kuruluşlarının da katkılarıyla yardımda bulunmaktadır. UNHCR mültecilerin sorunlarına uzun vadeli veya sürekli çözümler bulmayı, onların anavatanlarına dönmelerini sağlamayı, sığındıkları ülkelere uyum sağlamalarına yardımcı olmayı veya onları üçüncü bir ülkeye yerleştirmeyi amaçlamaktadır. Çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu sığınma hakkı arayan ve yerlerinden edilmiş 26 milyonun üzerindeki mülteci, yemek, sığınak, tıbbi yardım, eğitim ve kendi vatanlarına geri dönme konularında BM’den yardım almaktadır.

58- BM Filistinli Mültecilere Yardım Eder
Uluslararası toplum, Filistin-İsrail sorununa kalıcı bir çözüm ararken, bir insani yardım ve kalkınma kuruluşu olan BM Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu (UNRWA), Filistinli mültecilere dört nesildir sağlık, eğitim, sosyal hizmet, mikro finans ve acil yardım desteği vermektedir. Bugün, Orta-doğu’da 5 milyon mülteci bu kuruluştan hizmet almaktadır.

59- BM Afetzedelere Yardım Eder 
BM, doğal afetlerde ve diğer buhranlarda afetzedelere yapılacak yardım çalışmalarını koordine eder ve uygular. BM, uluslararası Kızılay, uluslararası Kızılhaç gibi kurumlarla, büyük yardım kuruluşları ve hayırseverlerle birlikte çalışarak afetzedelere en çok ihtiyaç duydukları alanlarda insani yardım sağlar. BM’nin acil yardım için yıllık topladığı bağış birkaç milyar dolar civarındadır.

60- BM Doğal Afetlerin Etkilerini Azaltır
Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) milyonlarca insanı doğal ve insan kaynaklı afetlerin korkunç etkilerinden korumaktadır. WMO binlerce gözlem istasyonu ve uyduya sahip erken uyası sistemi sayesinde, meteorolojik nedenlere bağlı afetler büyük bir doğruluk payı ile tahmin edilebilmekte, petrol, kimyasal madde ve nükleer sızıntılar ile mücadelede teknik bilgi aktarımı yapılabilmektedir. Ayrıca uzun süreli kuraklık dönemleri önceden tahmin edilebilip kuraklıktan etkilenmiş bölgelere verimli bir şekilde yiyecek yardımı sağlanabilmektedir.

61- BM En Fazla İhtiyacı Olanlara Gıda Yardımı Yapar 

Dünya’nın en büyük insani yardım kuruluşu olan Dünya Gıda Programı (WFP), her yıl 80 ülkede mültecilere ve yerinden edilmiş kişilere yardım etmektedir ve açlık çeken yaklaşık 80 milyon insana gıda yardımı ulaştırmaktadır. Dünya Gıda Programı’nın yiyecek yardımı, özellikle açlıktan kolay etkilenebilen kadın ve çocukların çoğunluğu oluşturduğu aç insanların özel ihtiyaçlarını giderecek şekilde düzenlenir. WFP, en yoksul ve en kötü beslenen kişilere ulaşarak açlık döngüsünü kökünden çözmeye çalışır. 2014 yılında WFP 17 milyon çocuğa okul yemeği sağlamıştır. WFP artan biçimde nakit temelli yardımlar programlayarak insanların gıdaları kendilerinin almalarını sağlamaktadır. Bu şekilde 2014 yılında 9 milyon kişiye ulaşılmıştır. WFP aynı zamanda tüm insani yardım topluluğuna lojistik, telekomünikasyon ve havacılık konularında önemli desteklerde bulunur.

health-small(2)SAĞLIK

62- BM Üreme ve Ana Sağlığı Konularında Çalışır
Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA), gönüllü aile planlaması projeleriyle bireylerin ne zaman ve kaç çocuk sahibi olacaklarına kendilerinin karar verme haklarını desteklemekte ve ailelere, özellikle de kadınlara, kendi hayatlarını kontrol edebilmeleri yönünde olanaklar sağlamaktadır. Bu çalışmaların sonucu olarak, gelişmekte olan ülkelerde kadınlar daha az çocuk sahibi olmayı (1960’ta ortalama 6 çocuk iken günümüzde 3 çocuk seviyesine gelmiştir) tercih etmektedir.  Böylece dünya nüfus artış hızı yavaşlamaktadır. Bu durum daha az istenmeyen gebelik yani daha az anne ölümü ve daha az tehlikeli düşük anlamına gelmektedir. UNFPA’nın faaliyete geçtiği 1969 yılında, dünya genelinde aile planlaması uygulayan aile sayısı yüzde 20’nin altındaydı. Bugün ise yüzde 63 civarındadır. Ayrıca UNFPA ve ortak çalışmalar yaptığı bir çok kuruluş, anne adaylarının doğum sırasında vasıflı kişilerden tıbbi yardım almasını sağlamakta, gebelikle bağlantılı hayati tehlike arz eden rahatsızlıklarda doğum uzmanlarına erişimi mümkün kılmaktadır. UNFPA yaklaşık 90 ülkede güvenli annelik girişimlerini desteklemektedir.

63- BM HIV/AIDS ile Mücadele Eder
Dünya üzerinde 33 milyona yakın kişiyi etkileyen HIV/AIDS hastalığına karşı verilen küresel savaşın koordinasyonu BM HIV/AIDS Ortak Programı (UNAIDS) tarafından yürütülmektedir. BM 80’den fazla ülkede HIV/AIDS hastalığının yayılmasının engellenmesi ve tedavi hizmetlerinin herkese ulaşması için çalışmakta, hastalığın bireyleri ve toplumları daha az etkilemesini sağlamak için önlemler almakta, bireylerin ve toplumların bu hastalığa karşı bilinçlenmesi için çaba harcamaktadır. 11 BM kuruluşu, tecrübe ve bilgi birikimlerini UNAIDS çatısı altında bir araya getirmiştir.

64- Çocuk Felcini BM Ortadan Kaldırdı
Bugüne kadar düzenlenmiş en büyük uluslararası halk sağlığı kampanyası olan Küresel Çocuk Felcini Yok Etme Girişimi sonucunda, çocuk felci 4 ülke dışında yok edilmiştir. Bu ülkeler Afganistan, Hindistan, Nijerya ve Pakistan’dır. Bu teşebbüsün başını çeken BM Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF, Uluslararası Rotary Kulübü, Amerika Birleşik Devletleri Hastalık Kontrolü ve Engellenmesi Merkezi’nin girişimleri sonucunda, en az 10 milyon çocuğun hastalığa kapılarak sakat kalması önlendi. Bir zamanlar 125 ülkede çocukları sakat bırakan bu hastalık, günümüz itibari ile yok edilmenin eşiğindedir.

65- Çiçek Hastalığını BM Ortadan Kaldırdı
Dünya Sağlık Örgütü’nün 13 yıl süren çabaları sonucu çiçek hastalığının dünyadan silindiği 1980 yılında resmen açıklandı. Hastalığın yok olması, aşılama ve izleme faaliyetlerinde yaklaşık bir milyar dolarlık tasarruf sağladı. Bu rakam, söz konusu öldürücü hastalığın yok edilmesi için harcanan paranın yaklaşık üç katıdır.

66- BM Tropik Hastalıklarla Mücadele Eder
Dünya Sağlık Örgütü Programı 25 milyon hektarlık verimli araziyi tarıma açarak 10 Batı Afrika ülkesinde nehir körlüğü (onkoserkoz) ) hastalığını gidermiştir. Günümüzde Afrika Onkoserkoz Kontrolü Programı çerçevesinde hastalık 19 ülkede daha kontrol altına alınmıştır. 1991’de BM’nin kuzey Afrika’daki kuruluşlarının çabaları, insan ve hayvan etinden beslenen bir parazit olan sivri kurdu yok etmiştir. Gine kurdu hastalığı (drankunkuliyaz) yok olmanın eşiğindedir. Diğer yandan 122 ülkede yaygın olup 119’unda yok edilen cüzzam hastalığı gibi ihmal edilen lenfatik, filaryaz, sistozomyas ve uyku hastalıkları (Afrika tripanozmoz) günümüzde kontrol altına alınmıştır.

67- BM Aşıyı Herkes İçin Ulaşılır Kılar
Aşılama her yıl 2 milyon hayat kurtarmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü’nün, UNICEF’in, diğer kurumların ve hükümetlerin çabaları sonucunda, günümüzde dünya çocuklarının yüzde 79’una difteri, boğmaca, tetanos aşısı yapılmaktadır, bu oran 1980’lerde yüzde 59 civarındayken, 2000-2012 yılları arasında kızamıktan ölüm küresel olarak yüzde 78 azalmıştır. Yeni aşıların önündeki engellerin yavaş yavaş ortadan kaldırılmasıyla birlikte açılan kapılar sayesinde sıtmaya karşı koruma sağlamak üzere haşere ilaçlı cibinlikler ve kötü beslenmeyi engellemek için A vitamini gibi ek hayat kurtarıcı yardımlar ihtiyaç sahiplerine daha etkin bir şekilde sunulmaktadır.

68- BM Çocuk Ölümlerini Azaltmak İçin Çalışır
1990’larda her 10 çocuktan 1’i 5 yaşına gelmeden hayatını kaybetmekteydi. BM durumlarının aldığı, hidroterapi, temiz su, temizlik, diğer sağlık ve beslenme önlemleri neticesinde, gelişmekte olan ülkelerdeki çocuk ölümlerinin oranı 2009 yılına kadar 13 çocukta 1’kadar düştü. BM 2015 yılı itibariyle çocuk ölümlerini 1990 rakamlarına göre üçte iki oranında azaltmayı öngörmektedir.

69- BM Salgın Hastalıklarla Mücadele Eder
Dünya Sağlık Örgütü SARS hastalığının engellenmesine yardımcı olmuştur. Mart 2003’te küresel alarm ve acil seyahat danışması sistemi oluşturmuş, böylece dünya genelinde bir salgın olma potansiyeline sahip bu yeni hastalığın yayılması engellenmiştir. Dünya Sağlık Örgütü her yıl 15-20’si uluslararası müdahale gerektiren 200 den fazla salgın ile mücadele etmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün küresel müdahalede öncü olduğu bazı belirgin hastalıklar menenjit, sarıhumma, kolera ve H1N1 türünün de dahil olduğu gribi kapsamaktadır.

70- BM Tüketici Sağlığını Korur 
FAO ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO), üye ülkelerle beraber çalışarak yiyecek güvenliğini sağlamak amacıyla 200’den fazla gıda maddesi ve 3200’den fazla gıda kontamine edici için standartlar, gıdaların kutulanma, şişelenme, işlenme, taşınma ve paketlenme yöntemlerine yönelik güvenlik kuralları geliştirmiştir. Etiketlemeye ve tanımlamaya yönelik standartlar tüketicilerin doğru bilgilendirilmesini garanti altına almayı amaçlamaktadır. BM, Dünya’da daha önce görülmemiş oranlara çıkan gıda ithalatı ve ihracatının güvenli bir şekilde yapılması için çalışmaktadır.

Birleşmiş Milletlerin Nobel Barış Ödülünü kazandığı yıllar

2007 – İklim Değişikliği Üzerine Hükümetlerarası Panel
2005 – Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ve Kurum Başkanı  Mohamed ElBaradei
2001 – Birleşmiş Milletler ve Genel Sekreter Kofi Annan
1988 – Birleşmiş Milletler Barışgücü
1981 – Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği
1969 – Uluslararası Çalışma Örgütü
1965 – UNICEF
1961 – Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjöld
1954 – Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği
1950 – Birleşmiş Milletler Vesayet Meclisi Başkanı Ralph Bunche

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER INTERNET SİTELERİ
Birleşmiş Milletler: www.un.org
Birleşmiş Milletler Sistemi: www.unsystem.org

Birleşmiş Milletler Programları ve Büroları

Uluslararası Ticaret Merkezi (UNCTAD/WTO): www.intracen.org
Birleşmiş Milletler HIV/AIDS’ le Mücadele Ortak Programı: www.unaids.org
Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF): www.unicef.org
Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD): www.unctad.org
Birleşmiş Milletler Kadınların Kalkınma Fonu( UNIFEM): www.unifem.org
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP): www.undp.org
Birleşmiş Milletler Çevre Programı(UNEP): www.unep.org
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği: www.ohchr.org
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR): www.unhcr.org
Birleşmiş Milletler HABITAT: (UN-HABITAT): www.unhabitat.org
Birleşmiş Milletler Silahsızlanma Araştırmaları Enstitüsü (UNIDIR): www.unidir.org
Birleşmiş Milletler Eğitim ve Araştırma Kurumu (UNITAR): www.unitar.org
Birleşmiş Milletler Kadının İlerlemesi İçin Uluslararası Araştırma ve Eğitim Enstitüsü (INSTRAW):www.un-instraw.org
Birleşmiş Milletler Bölgeler Arası Suç ve Adalet Araştırmaları Enstitüsü(UNICRI): www.unicri.it
Birleşmiş Milletler Proje Hizmetleri Bürosu (UNOPS): www.unops.org
Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Bürosu (UNODC): www.unodc.org
Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu(UNFPA): www.unfpa.org
Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Kurumu (UNRWA): www.unrwa.org
Birleşmiş Milletler Sosyal Kalkınma ve Araştırma Enstitüsü (UNRISD): www.unrisd.org
Birleşmiş Milletler Sistemi Harp Akademisi (UNSSC): www.unssc.org
Birleşmiş Milletler Üniversitesi (UNU): www.unu.edu
Birleşmiş Milletler Gönüllüleri ( UNV): www.unv.org
Dünya Gıda Programı (WFP): www.wfp.org

Birleşmiş Milletler Bölge Komisyonları
Afrika Ekonomik Komisyonu (ECA): www.uneca.org
Asya ve Pasifik Ekonomik Komisyonu (ESCAP): www.escap.org
Avrupa Ekonomik Komisyonu (ECE): www.unece.org
Latin Amerika ve Karayipler Ekonomik Komisyonu (ECLAC): www.eclac.org
Batı Asya Ekonomik Komisyonu (ESCWA): www.escwa.org.lb

Birleşmiş Milletler İhtisas Teşkilatları
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO): www.fao.org
Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO): www.icao.org
Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD): www.ifad.org
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO): www.ilo.org
Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO): www.imo.org
Uluslararası Para Fonu (IMF): www.imf.org
Uluslararası Telekomünikasyon  Birliği (ITU): www.itu.int
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO): www.unesco.org
Birleşmiş Milletler Endüstriyel Kalkınma Örgütü (UNIDO): www.unido.org
Evrensel Posta Birliği (UPU): www.upu.int
Dünya Bankası: www.worldbank.org
Dünya Sağlık Örgütü (WHO): www.who.int
Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO): www.wipo.int
Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO): www.wmo.ch
Dünya Turizm Örgütü (WTO): www.world-tourism.org

Bağlı  Kuruluşlar
Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA): www.iaea.org
Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW): www.opcw.org
Nükleer Denemeleri Kapsamlı Yasaklama Anlaşması Örgütü (CTBTO): www.ctbto.org
Dünya Ticaret Örgütü (WTO): www.wto.org

Kopenhag Kriterleri

0
Kopenhag Kriterleri

Kopenhag Kriterleri, Avrupa Konseyinin 22 Haziran 1993 tarihinde yapılan Kopenhag Zirvesi’nde kabul edilmiş olan kriterlerdir.

Avrupa Konseyi, bu zirvede Avrupa Topluluğunun genişlemesinin Merkezi Doğu Avrupa Ülkelerini kapsayacağını kabul etmiş ve aynı zamanda adaylık için başvuruda bulunan ülkelerin tam üyeliğe kabul edilmeden önce yerine getirmesi gereken kriterleri belirlemiştir. Belirlenen bu kriterler siyasi, ekonomik ve topluluk mevzuatının benimsenmesi olmak üzere üç temel grupta toplanmıştır. Topluluk, Avrupa’nın entegrasyonunu hedeflerken aynı zaman da yeni üyelerin kapasite ve uyum bakımından birlik hedeflerine uyum sağlamasını amaçlamaktadır.

Avrupa Topluluğu, 1 Ocak 1995’ten itibaren Avrupa Birliği(AB) olarak anılmaya başlanmış, aynı yıl Avusturya, Finlandiya ve İsveç’in katılımıyla 15 üyeli hale gelmiş, sonraki dönemde meydana gelen genişlemeler sonucunda 28 üyeye ulaşmıştır. Bosna Hersek’in üyelik başvurusu 2016 yılında kabul edilmiştir.

Avrupa Birliği Zirvesi – 1993

Siyasi Kriterler 
  • İstikrarlı ve kurumsallaşmış bir demokrasinin var olması,
  • Hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü,
  • İnsan haklarına saygı,
  • Azınlıkların korunması

Aday ülkenin çok partili bir demokratik sistemle yönetiliyor olması, hukukun üstünlüğüne saygı, idam cezasının olmaması, azınlıklara ilişkin herhangi bir ayrımcılığın bulunmaması, ırk ayrımcılığının olmaması, kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın yasaklanmış olması gereklidir.

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Sözleşmesinin tüm maddeleri ile çekincesiz kabul edilmiş olması, Avrupa Konseyi Çocuk Hakları Sözleşmesinin kabul edilmiş olması gibi özellikler dikkate alınmaktadır. Bu ilkelerin varlığı tek başına yeterli olmamakta, aynı zamanda kesintisiz olarak uygulanması gerekmektedir.

Ekonomik Kriterler
  • İşleyen bir piyasa ekonomisinin varlığını ve Birlik içinde piyasa güçleri ve rekabetçi baskı ile baş edebilecek kapasiteyi garanti eden kurumların istikrarını sağlamış olmalıdır.
  • Merkez bankasının bağımsızlığı, ekonomik politikaların koordinasyonu, İstikrar ve Büyüme Paktına katılım, merkez bankasının kamu sektörü açıklarını finanse etmesinin yasaklanması gibi konularda üye ülkelerin aldıkları kararlara katılmak gerekmektedir.
  •  Gümrük Birliği, malların serbest dolaşımı, sermayenin serbest dolaşımı gibi ortaklık anlaşmalarında belirtilen şartlara uyum sağlanmalıdır.
  • İstikrarlı piyasa ekonomisinin mevcudiyeti gereklidir.
  • AB ve dış dünya rekabetine dayanma kapasitesi gerekmektedir.
  • Üyelik, aday ülkenin siyasal, ekonomik ve parasal birliğin hedeflerine katılma da dahil olmak üzere üyelik yükümlülüğünü üstlenme yeteneğine sahip olmasını da öngörmektedir.
  • Arz talep dengesi piyasa güçlerinin bağımsız bir şekilde karşılıklı etkileşimi ile kurulmuş olmalıdır.
  • Ticaret kadar fiyatların da liberal olması, piyasaya giriş ve çıkış için engellerin bulunmaması gereklidir.
  • Mülkiyet haklarına ilişkin düzenlemeler yasal güvence altına olmalı ve bu yasal sistem işlerlik arz etmelidir.
  • Fiyat istikrarını içeren bir ekonomik gelişmişliğe ulaşılmış olması ve sürdürülebilir dış dengenin varlığı gereklidir.
  • Topluluk Ekonomik politikaların uygulanmasında geniş bir fikir birliği olması gerekmektedir.
  • Mali sektörün, tasarrufları üretim yatırımlarına yönlendirebilecek kadar gelişmiş olması gerekmektedir.
  • Öngörülebilir ve istikrarlı bir ortamda karar alabilen ekonomik kurumların makro ekonomik istikrarının olması ve bununla beraber işlevsel bir piyasa ekonomisinin varlığı şarttır.
  • Alt yapı, eğitim ve araştırmayı içeren yeterli miktarda fiziki ve beşeri sermaye olmalıdır.
  • Firmaların teknolojiye uyum sağlama kapasitesinin bulunması gerekmektedir.
  • Bu çerçevede rekabet edebilme derecesinin göstergeleri olarak, birliğe girişten önce birlik ile o ülke arasında belirli bir ticaret ortaklığının olması ve ülke ekonomisinde küçük firmaların oranı sayılmaktadır.
Topluluk Mevzuatının Benimsenmesi Kriterleri 
  • Siyasi, ekonomik ve parasal birliğin hedeflerine bağlı kalmak üzere üyelik için gerekli yükümlülükleri yerine getirebilme kapasitesine sahip olmak gerekmektedir.
  • Topluluğun tarım, iletişim ve bilgi teknolojileri, çevre, ulaşım, enerji, taşımacılık, tüketici hakları, adalet ve içişleri, iş gücü ve sosyal haklar, eğitim ve gençlik, vergilendirme, istatistik, bölgesel politikalar, genel dış ve güvenlik politikası gibi alanlardaki her türlü düzenlemesine uyum sağlanmalıdır.
  • Siyasi Birlik ile Ekonomik ve Parasal Birlik de dahil olmak üzere, AB müktesebatına uyum kapasitesi olmalıdır.
  • Avrupa Birliğinin siyasi birlik ile ekonomik ve parasal birlik hedeflerini kabul etmek gerekmektedir.
  • Birliğin ortak dış politika ve güvenlik politikasına etkin bir katılım için aday ülkelerin buna hazır olması gerekmektedir.
  • Tek pazara geçişi gerektiren Topluluk müktesebatına uyum sağlanmalıdır.

Avrupa Birliği Liderler Zirvesi – 1997 – Amsterdam

2 Ocak- Hukuk Takvimi

0
2 Ocak Hukuk Takvimi; geçmişten günümüze hukuk tarihine ışık tutan önemli olaylar, yasal düzenlemeler, tarihte bugün ilan edilen bildirgeler, uluslararası sözleşmeler ve diplomatik adımların kronolojik dizini. bu gün doğan ve vefat eden hukukçular, görülen önemli davalar, alınan kararlar, yapılan tutuklamalar, infazlar ve hukuk dünyasını etkileyen eylemler. Tarihte bugün hukuk alanında yaşanan gelişmeler, takip ederek kolektif hukuki hafızanızı güçlendirin.

2 Ocak- Hukuk Takvimi

1891 İngiliz hukukçu, devlet adamı ve tarihçi Alexander William Kinglake yaşamını yitirdi. (Doğumu: 5 Ağustos 1809) Cambridge Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. 1837’de Baro’ya çağrıldı ve hukuk pratiğini geliştirdi. Özellikle uluslararası politika alanında görev aldı. 1837 yılında Londra’da yerel yönetici oldu. 1856’da kendisini edebiyata ve kamu yaşamına adadı. Yedi ciltlik eseri The invasion of the Crimea ile ünlendi.  

1895 İsveçli insan hakları savunucusu ve diplomat Folke Bernadotte doğdu (Ölümü 17 Eylül 1948) Alman toplama kamplarından yaklaşık 20 bin kişiyi kurtararak saygınlık kazandı. 20 Mayıs 1948’de BM Güvenlik Konseyi’nce Filistin’de arabuluculuk görevine atandı. Arap ülkeleri  ile İsrail’in, 11 Haziran’da yürürlüğe giren BM ateşkes kararını kabul etmesini sağladı. Birleşmiş Milletler adına arabuluculuk yaptığı sırada öldürüldü.

1896 Belçikalı hukukçu ve eski Başbakan Walthère Frère-Orban yaşamını yitirdi. (Doğumu: 24 Nisan 1812) Liège Üniversitesi ve State University of Leuven’da hukuk eğitimi gördü. Serbest avukat olarak çalıştı. Liberal partiye katıldı ve Katolik din adamları ile yapılan tartışmalarda öne çıktı. 1846’da liberal bir siyasi parti tüzüğü olarak kabul edilen programı yazdı. 1847’de Bayındırlık Bakanı oldu. 1848’den 1852’ye kadar Maliye Bakanlığı yaptı. Belçika ulusal bankasını kurdu, posta ücretini düşürdü, gazete vergisini kaldırdı ve serbest ticaretin güçlü bir savunucusu oldu. Muhafazakârlara karşı yöneltilen La mainmorte et la charité  adlı eseri Belçika’daki partilerin konumu üzerinde büyük bir etki yarattı. 3 Ocak 1868-2 Temmuz 1870 ve 19 Haziran 1878-16 Haziran 1884 arasında Belçika Başbakanı olarak görev yaptı. 

1897 Fransız hukukçu ve siyasetçi Gaston Monnerville doğdu. (Ölümü: 7 Kasım 1991) Toulouse Üniversitesi’nde hukuk ve edebiyat eğitimi gördü. 1918’de Toulouse Barosu’na kaydoldu ve avukatlık yapmaya başladı. Radikallerden milletvekili seçildi ve 2 hükûmette görev aldı. II. Dünya Savaşı süresince Vichy hükûmetine karşı direnişçiler arasında bulundu. Vichy Hükûmetinden sonraki geçiş dönemi hükûmetinde Sömürgelerden sorumlu Devlet Sekreteri olarak çalıştı. 1946 yılında Cumhuriyet Konseyi’nin(Senato) başkanlığına getirildi. 1958 yılından 1968 yılına kadar Senato Başkanlığı yaptı. Demokratik Sol Grubun üyesi olarak 1946-1974 yıllarında Senatörlük yaptı. 1974 yılında Senato Başkanı Alain Poher tarafından Anayasa Konseyi’ne üye olarak atandı ve 1983 yılına kadar bu görevini sürdürdü. 1983 yılında Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand tarafından kendisine Légion d’honneur ödülü verildi. 1991 yılında kanser nedeniyle yaşamını yitirdi.

1919 Lord Curzon’un, “Doğu Trakya’daki Türkler ile Batı Anadolu’daki Rumlar mübadele edilmelidir” yönündeki muhtırası açıklandı. Bu  açıklamadan 4 yıl sonra, “Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi Anlaşması”, 30 Ocak 1923 tarihinde İsviçre’nin Lozan kentinde imzalandı.
1922

Ankara Hükümeti ile Ukrayna Hükümeti arasında dostluk antlaşması imzalandı. 1993 tarihli anlaşma ile dostluk anlaşması yenilendi.

1922 Fransız hukukçu ve siyasetçi Maurice Faure doğdu. (Ölümü: 6 Mart 2014) Toulouse Siyasal Bilgiler Enstitüsü’nde Tarih ve Coğrafya eğitimi aldı. Doktorasını hukuk üzerine tamamladı. 1947’de Milli Eğitim Bakanlığı’nda çalışmaya başladı. 1951-1983 yılları arasında milletvekili oldu ve 1983-1988 yıllarında senatörlük görevini yürüttü. 1956-57 yıllarında Dışişleri Bakanı, 1958 yılında kısa bir süre İçişleri Bakanı ve aynı yıl yine kısa bir süre Avrupa Kurumları Bakanı oldu. 1956 yılında, Ortak Pazar ve Euratom için yapılan hükümetlerarası konferansta Fransız heyetinin başkanı idi. 1962-1967 arasında Demokratik Birlik Meclis Grubu başkanlığı yaptı. 10 Mayıs 1988 – 22 Şubat 1989 arasında Devlet Bakanı, 22 Mayıs 1981 – 23 Haziran 1981 arasında, Pierre Mauroy hükûmetinde Adalet Bakanlığı yaptı. Mitterand tarafından, Anayasa Konseyi üyeliğine atandı ve 1 Mart 1989 – 1 Mart 1998 arasında bu görevi yürüttü. Radikal Sol Parti’nin onursal başkanı seçildi.

1924 Hafta Tatili Hakkında Kanun kabul edildi. Bu tarihe kadar, hafta tatili zorunluluğu bulunmuyordu.
1924

İstanbul İstiklal Mahkemesi, İstanbul Barosu Başkanı Lütfi Fikri Bey hakkında, Hıyanet-i Vataniye Kanunu‘na aykırı davranmakla suçlandığı davada, 5 yıl kürek hapsine hükmetti. Aynı mahkemede yargılanan gazeteciler ise beraat etti. Lütfü Fikri Bey, meşruti yönetimi ve hilâfeti savunuyordu. Lütfi Fikri Bey, 1920-1925 yıllarında İstanbul Barosu Başkanlığı yapmıştı.

1935 Soyadı Kanunu yürürlüğe girdi.
1947

Prof. Dr. İbrahim Hamdi Yasaman doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. 1985 yılında doçent, 1992 yılında profesör unvanını kazandı. Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Başkanı olarak görev aldı ve 2004-2005 yılları arasında bu fakültede dekanlık görevini yürüttü.

Prof. Dr. İbrahim Hamdi Yasaman
1948

İnsan Hakları Derneği‘nin başkanlığını yapan hak savunucusu Akın Birdal, Niğde’de doğdu. Birdal daha sonra bağımsız milletvekilliği yaptı. Demokratik Toplum Partisi’nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasının ardından kurulan Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) adına Diyarbakır 23. dönem milletvekilliği yaptı.

1951 Türkiye, Hollanda ve Brezilya Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Geçici üyeliğine seçildi.
1959 Devrimin ardından, hukukçu Fidel Castro, Küba lideri oldu.
1985

Amerika Birleşik Devletleri, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü‘nden (UNESCO) çekildi.

1990 Devrimci-Sol hareketin kurucularından Sinan Kukul, Metris Cezaevi’nden firar etti. Kukul, 1980’de tutuklanmış ve Devrimci Sol ana davasında yargılanmıştı.
1995

Eski İstanbul Su ve Kanalizasyon İşletmesi (İSKİ) Genel Müdürü Ergun Göknel’in 8,5 yıllık hapis cezası kesinleşti.

2001

İstanbul 1 Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesi, Egebank soruşturması kapsamında İnterbank’ın eski sahibi Cavit Çağlar hakkında gıyabi tutuklama kararı verdi. Türk İnterpolü, 5 Ocak’ta Çağlar hakkında kırmızı bülten çıkardı.

2003

Kopenhag Kriterleri ile Anayasal düzenlemelere uyum yasaları çerçevesinde bazı yasalarda değişiklik öngören tasarı TBMM’de kabul edildi. Yasa ile; siyasi partilerin kapatılması davalarında 5/3 çoğunluk aranması, bazı durumlarda parti kapatma yerine siyasi partinin devlet yardımından yoksun bırakma cezasının verilmesi, işkence ve kötü muamele suçlarından verilen cezaların para cezasına çevrilememesi, cemaat vakıflarının mülk edinebilmesi ve gazetecilerin haber kaynaklarını açıklamaya zorlanamaması gibi düzenlemeler getirildi.

Kopenhag Zirvesi 1993
2013

İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal’ın baro merkezinde kullandığı makam odası kurşunlandı. Dışarıdan ateş edilen bir silahtan çıkan mermi Kocasakal’ın makamının bulunduğu 7. kattaki odasının tavanını delerek masasına isabet etti, masadan seken mermi koltuğa saplandı.

2018 İtalyan hukukçu, aktivist ve siyasetçi Ferdinando Imposimato yaşamını yitirdi (Doğumu: 9 Nisan 1936) University of Naples Federico II da hukuk eğitimi gördü. Bir yıl Hazine Bakanlığı memuru olarak çalıştı. İki defa İtalyan Senatosu’na delege olarak seçildi. 1964’te yargıç olarak atandı. Aralarında önemli kişi ve olayların bulunduğu Aldo Moro cinayeti Mehmet Ali Ağca‘nın gerçekleştirdiği Papa II. John Paul suikastı, banker Michele Sindona davası ve mafya davalarına baktı. İtalyan Yüksek Mahkemesi üyesi ve onursal başkanı oldu. 
2020 Bangladeşli kadın hukukçu ve siyasetçi Fazilatunesa Bappy yaşamını yitirdi. (Doğumu: 31 Aralık 1970) Öğrencilik hayatı boyunca Bangladeş Awami Ligi siyasetiyle ilgilendi. Bangladeş’te kurulan Uluslararası Suçlar Mahkemesi’nde(International Crimes Tribunal) başsavcı yardımcısı olarak görev yaptı. 2011 yılında Bangladeş Ulusal Parlamentosu olan Jatiya Sangsad’a seçildi. 2018 yılına kadar iki dönem meclis üyesi olarak görev yaptı.
2020 Amerikalı hukukçu ve siyasetçi Nicholas Stuyvesant Fish yaşamını yitirdi. (Doğumu: 30 Eylül 1958) Harvard Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra Massachusetts Kongre Üyesi Barney Frank için yasama yardımcısı olarak çalıştı. 1986’da Northeastern Üniversitesi’nden hukuk diploması aldı. New York City ve Portland, Oregon’da avukatlık yaptı. Manhattan Community Board Five’a atandı ve iki yıl başkanlık yaptı. Times Meydanı’nın yenilenmesi üzerine 1997’de Rudy Bruner Kentsel Mükemmellik Ödülü’nü aldı. Amerika Birleşik Devletleri Demokratik Partisi üyesi olarak 2008’den 2020’de ölümüne kadar Portland, Oregon’da komisyon üyesi olarak görev yaptı. 
2021 İspanyol hukukçu, siyasetçi, yazar ve ekonomist Arsenio Lope Huerta yaşamını yitirdi. (Doğumu: 15 Kasım 1943) Madrid Complutense Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. ICADE’de İşletme Bilimleri ve Paris Yüksek Okulu’nda İktisadi ve Ticari Bilimleri okudu.  Madrid il milletvekili, Alcalá de Henares belediye başkanı, Kültür Bakanlığı Kültürel İşbirliği genel müdürü, Leon sivil valisi ve hükümet delegesi olarak görev yaptı. Çeşitli konferanslara konuşmacı ve moderatör olarak katıldı ve tarihi-kültürel açıdan çok sayıda konferans verdi. Miguel de Cervan tes’in El colloquio de los perros adlı romanının tiyatro versiyonunun prömiyerini yaptı.
2025 Zimbabve hükümeti, Devlet Başkanı Emmerson Mnangagwa’nın idam cezasının kaldırılmasına ilişkin yasa tasarısını imzaladığını açıkladı. En son idam cezasının 2005’te infaz edildiği ülkede 60 idam mahkumunun cezaları hapse çevrildi.
2025

Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığı, ülkeye uyuşturucu sokmaya çalıştıkları gerekçesiyle 6 İranlının idam edildiğini duyurdu. Açıklamada, “Casım Muhammed Şabani, Abdurrıza Yunus Tenkasiri, Halil Şehid Samri, Muhammed Cevat Abdulcelil, Mehdi Kenan Ganımi ve Hür Muhammed Şabani adlı İran vatandaşları ülkeye uyuşturucu sokmaya çalışmışlardır” ifadelerine yer verildi.

2025 Kocaeli Adliyesi’nde Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olan eski öğrencisini ziyaret eden avukat ve profesör S.D., hediye verdiği Dubai çikolatası poşetinin içinden 2 bin 500 dolar çıkınca “rüşvet” iddiasıyla tutuklandı. Suçlamaları kabul etmeyen şahıs uzun yıllar çeşitli üniversitelerde dersler verdiğini ifade ederek, “Birçok TV kanallarına aktif olarak çıkmaktayım. Bunları söylememin sebebi bu tarz işlere tenezzül etmeyeceğimi anlatmak içindir” dedi.

2 Ocak- Hukuk Takvimi

1 Ocak – Hukuk Takvimi

0
1 Ocak – Hukuk Takvimi

1 Ocak – Hukuk Takvimi

M.Ö. 45

Jülyen takvimi ilk kez kullanılmaya başlandı, 16. yüzyıla kadar kullanıldıktan sonra yerini Gregoryen takvime bıraktı.

404

Telemachus, Kolezyum’daki bir gladyatör dövüşünü ayırmak isteyince taşlanarak öldürüldü. Honorius ise onun anısına dövüşleri yasakladı. Bu dövüş son gladyatör dövüşü olarak tarihe geçti.

1515

1498 – 1515 arasında hüküm süren Fransa kralı XII. Louis yaşamını yitirdi. (Doğumu: 27 Haziran 1462) İngiltere’de VII. Henry’nin yaptığı düzenlemelere benzer şekilde hukuk, vergi ve devlet yönetimi alanında reformlar yaptı. Mahkeme hakimlerinin güçlerini artırarak yolsuzluğun önüne geçmeye çalıştı.

1788

Fransız hukukçu felsefeci, ütopik sosyalist ve kuramcı Étienne Cabet doğdu. (Ölümü: 9 Kasım 1856) Hukuk eğitimi alarak avukatlık yaptı. Bir süre öğretmenlik görevinde de bulundu fakat devletin o dönemlerdeki baskıcı ve denetimci yönetimine karşı çıkarak öğretmenlik görevinden ayrıldı. Bastia kentine başsavcı olarak atandı, cumhuriyetçi görüş ve düşüncelerinden ötürü Mayıs 1831 yılında görevinden alındı. 1833 yılında Popularie Gazetesi’ni kurdu. 1834 yılında basın suçu işlemekten ötürü iki yıl hapis cezasına mahkûm edildi.

Hukukçu ve filozof Étienne Cabet
1808

Amerika Birleşik Devletleri’ne köle girişi yasaklandı. Kölelik, 1862 yılında ABD’de tamamen yasaklandı. Köleliğin yasaklanmasına ilişkin ilk kanunlar İngiltere’de ve ABD’de 19. yüzyılın ilk çeyreğinde, 1807 yılında çıkarıldı ve daha sonra diğer Avrupa devletleri onları izledi.

1884

Yunan hukukçu ve iki kez başbakanlık görevinde bulunmuş Yunan politikacı, Konstandinos Çaldaris, İskenderiye’de doğdu. (Ölümü: 15 Kasım 1970, Atina) Atina Üniversitesinde hukuk okudu. 1926’da, Özgür Düşünenler Partisi ile Argolidokorinthia eyaletinden milletvekili seçildi. 1933-1935 yılları arasında Panagis Çaldaris’in ikinci hükûmetine Ulaştırma Bakan Yardımcısı olarak girdi ve Başbakan Vekili olarak devam etti. 1946 seçimlerine, sağcı “Birleşik Yurtsever Parti” koalisyonunun lideri olarak katıldı ve seçimi kazandı. Ocak 1947’ye kadar Yunanistan başbakanlığı görevini yürüttü. 1947-1949 yıllarında BM Genel Kurulunda Yunaninstan’ı temsil eden heyete başkanlık yaptı.

Hukuk ve Yunanistan eski devlet başbakanı Konstandinos Çaldaris
1891

Penaltı, Birleşik Krallık’taki Stoke City-Notts maçındaki tartışmalar üzerine futbol kuralları kitabına dahil edildi.

1895

Hukukçu ve FBA kurucusu John Edgar Hoover doğdu. (Ölümü 2 Mayıs 1972) George Washington Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı ve 1916 yılında master derecesi kazandı. 1917’de Adalet Bakanlığı’na girdi, iki yıl sonra Başsavcı A. Mitchell Palmer’ın yardımcılığına getirildi. 1924’te Federal Soruşturma Bürosu’nun(FBI) başkan yardımcılığına atandı, yedi ay sonra başkan oldu ve ölümüne kadar bu görevi yürüttü. Harding yönetimindeki skandallardan dolayı saygınlığı sarsılan kuruluşun personel seçimi ve eğitimi konusunda etkili yöntemler geliştirdi. Dünyanın en büyük parmak izi kataloğunu yarattı. Bilimsel bir suç araştırma laboratuvarı ile FBI Ulusal Akademisi’ni kurdu. ABD’de gangsterlerin dünya çapında ün kazandığı 1930’ların başında, ünlü suçluları izleyip ele geçirerek FBI’ın başarılarını geniş bir biçimde kamuoyuna duyurdu. Yaşamını anlatan biyografi türündeki J. Edgar isimli film, Clint Eastwood yönetmenliğinde ve 2011 yılında vizyona girdi.

1901 Avustralya’daki Britanya kolonileri federasyonlaşarak tek bir çatı altında birleşti.
1911

Hukukçu ve diplomat İsmail Necdet Kent doğdu. (Ölümü 20 Eylül 2002) Yüksek öğrenimini New York Üniversitesi Kamu Hukuku bölümünde tamamladı. 1937 yılında Dışişleri Bakanlığına girdi. 1944 yılına kadar Marsilya Başkonsolosluğundaki görevinde kaldı. İkinci Dünya Savaşı sırasında birçok Yahudi’ye Türk pasaportu vererek hayatlarını kurtardı. Aynı zamanda güney Fransa’da yaşayan veya oraya kaçan, geçerli Türk pasaportu olmayan birçok Türk Musevi’ye Türk kimliği sağladı. ‘Üstün Hizmet Madalyası’ ile ödüllendirildi. Muhtar Kent’in babasıdır.

İsmail Necdet Kent
1921

Hukukçu Theobald von Bethmann Hollweg yaşamını yitirdi. (Doğumu: 29 Kasım 1856) Leipzig ve  Berlin’de hukuk öğrenimi gördükten sonra devlet hizmetine girdi. 1905’te Prusya içişleri bakanlığına 1907’de de imparatorluk içişleri bakanlığına atandı. 14 Temmuz 1909’da istifa eden Prens Bernhard von Bülow’un yerine şansölye oldu ve Alman bürokrasisinde idari kademelerinden şansölyeliğe atanan ilk kişi unvanını aldı.

1923 Türkiye’nin ilk Futbol Federasyonu olan Türk İdman Cemiyetleri İttifakı kuruldu.
1924

ILO 11 No’lu Örgütlenme Özgürlüğü (Tarım) Sözleşmesinin birinci maddesi hükümleri imzacı devletler tarafından uygulanmaya başlandı.

1926

Uluslararası Takvim ve Saat kullanılmaya başlandı. Uluslararası saat ve takvimin kullanımına ilişkin “Takvimde Tarih Mebdeinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun” TBMM’de 1925 yılında kabul edilmişti. Türkiye, bir kanunla Gregoryen takvime geçti. Hicri ve Rumi takvimler yerine Miladi takvim kabul edilerek 1 Ocak 1926’dan itibaren de kullanılmaya başlandı.

1929

Millet Mektepleri açıldı. Millet Mektebi Talimatnamesi, İcra Vekilleri Heyetinin (Bakanlar Kurulu) 11 Kasım 1928 tarihli toplantısında uygun bulunarak kabul edilmiş ve Yönetmelik 24 Kasım 1928 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmişti.

1929

Avukat, siyasetçi ve öğretmen Mustafa Necati yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1894) İstanbul Hukuk Mektebi’nden mezun oldu. I. Dünya Savaşı yıllarında İzmir’de avukatlık, eğitimcilik, gazetecilik yaptı. 1915 yılında arkadaşı Hüseyin Vasıf Bey ile Özel Şark İdadisi adlı bir okul kurdu ve bu okulda müdürlük ile beraber edebiyat öğretmenliği yaptı. Savaştan sonra itilaf devletlerince işlerine son verilen demiryolu işçilerinin haklarını savunmak, savaştan dönen işsiz yedek-subayların sıkıntılarını gidermek için çalışmalar yaptı. TBMM 1. Dönem Saruhan milletvekilliği sırasında önce Sivas İstiklal Mahkemesi üyesi olarak görevlendirildi. Daha sonra Kastamonu İstiklal Mahkemesi Başkanlığı ve Amasya İstiklal Mahkemesi Başkanlığı yaptı. Kastamonu’da görevli olduğu bir yıl içinde Himaye-i Etfal Cemiyeti (Çocuk Esirgeme Kurumu) ve Kastamonu İlim Cemiyeti’nin kurulmasına öncülük etti. Hilâl-i Ahmer Cemiyeti(Kızılay), Gençler Mahfeli (Derneği) ve Muallimler Derneği’nin çalışmalarına destek verdi. Tüm bu çalışmalarından ötürü belediye tarafından fahri hemşehrilik unvanı verildi. Mübadele esnasında Bayındırlık ve İskan Bakanlığı yaptı. 1924 Anayasası’nın yürürlüğe konulduğu sırada Adalet Bakanlığı yaptı. Tevhidi Tedrisat sürecinde ve Harf Devrimi esnasında Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı yaptı. Necatibey Eğitim Fakültesi’ne adı verildi.

Mustafa Necati Bey ve Mustafa Kemal Atatürk bir arada
Mustafa Necati Bey ve Mustafa Kemal Atatürk bir arada
1929 Anadolu demiryolu hattı ile Haydarpaşa Limanı millileştirildi.
1934 Ölçüler Kanunu yürürlüğe girdi.
1934

Alcatraz adası, Amerika Birleşik Devletleri’nin bir hapishanesi haline dönüştürüldü. Ada hakkında daha sonra birçok film çekildi.

1934 Fransa, Birleşmiş Milletler Cemiyeti’ne(Cemiyet-i Akvam) kabul edildi.
1935 İstanbul Ruhtım Şirketi Devletçe satın alındı.
1940

1935 yılında kabul edilen “Tunceli vilâyetinin idaresi hakkında kanun” yürürlükten kaldırıldı.

1942

26 ülkenin Mihver Devletleri’ne karşı birleşme ve savaşı sürdürme kararlarını içeren Birleşmiş Milletler Bildirisi (Declaration by United Nations) ilan edildi. ABD Başkanı F. D. Roosevelt tarafından ortaya atılan ve müttefik ülkeler için kullanılan “Birleşmiş Milletler” terimi, resmi olarak ilk kez kullanıldı. Birleşmiş Milletler Demeci olarak da bilinen bildiri, Atlantik Bildirisindeki ilkeleri aynen kabul etti. BM, savaştan sonra 1945’te kuruldu.

1946 İşçi Sigortaları Kanunu yürürlüğe girdi.
1948

İtalya Cumhuriyeti Anayasası geçici devlet başkanı tarafından resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. İtalyan Kurucu Meclisi, 22 Aralık 1947 tarihli oturumunda İtalyan Cumhuriyeti Anayasasını onaylamış ve Geçici Devlet Başkanı olarak belirlenen Enrico Roberto De Nicola, İtalya Cumhuriyeti Anayasasını ilan etmişti. İtalya Cumhuriyeti Anayasası, İtalya Resmi Gazetesinin 27 Aralık 1947 tarihli sayısında yayınlandı ve 1 Ocak 1948 tarihinde yürürlüğe girdi.

1950 Gelir Vergisi Kanunu yürürlüğe girdi.
1951

İzmir Barosu eski yönetim kurulu üyesi ve çevreci Avukat Senih Özay doğdu.

Avukat ve Yazar Senih Özay
1951

Birleşmiş Milletlere bağlı ilk Mülteciler Yüksek Komiseri ilk kez göreve başladı. İlk komiser Hollanda asıllı Gerrit Jan van Heuven Goedhart oldu ve 3 yıllığına seçildi.

1952 Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu yürürlüğe girdi.
1952

Haşimi Ürdün Krallığı Anayasası, 1 Ocak 1952 tarihinde kabul edildi. Anayasa, 8 Ocak 1952 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak; Birleşik Krallıktan(İngiltere) bağımsızlığın kazanıldığı 25 Mayıs 1946 tarihinden hemen sonra düzenlenen 7 Aralık 1946 tarihli Ürdün Anayasasını yürürlükten kaldırdı.

1952

Türkiye, Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına İlişkin Bern Sözleşmesinin 1948 yılında tadil edilmiş metnine katılma kararı aldı.

1955

Hukuk profesörü ve siyasetçi Burhan Kuzu doğdu. (Ölümü: 1 Kasım 2020) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde okudu. Üniversiteden mezun olduktan sonra hakimlik ve kaymakamlık sınavını kazandı. Tekirdağ’da kaymakamlık stajına başladı. 1976 yılında üniversitede asistan kadrosuna alınınca akademisyen olmayı tercih etti. Yüksek lisans ve doktora eğitimini İstanbul Üniversitesi’nde tamamladı. Anayasa hukuku alanında çalıştı. 1980-1982 yılları arasında Paris Sorbonne Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Avrupa Konseyi bursuyla araştırmalar yaptı. 1998 yılında profesör unvanı aldı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Anayasa Hukuku Anabilim Dalı öğretim üyeliği ve başkanlığı görevlerini yürüttü. Hukuk alanında makale ve kitaplar yayımladı. Uzun süre Polis Okulları’nda ders verdi. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarında üyelik ve yöneticilik yaptı. Bir süre Beykent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde öğretim üyeliği yaptı. Zirve Üniversitesi Hukuk Fakültesinde misafir öğretim üyesi olarak ders verdi. Milletvekilliği ve Adalet Komisyonu başkanlığı yaptı. Zindaşti suç örgütü ve başkaca oluşumlarla ilgili olarak nüfuz ticareti ve adli yargıyı etkileme suçundan hakkında soruşturma yapılmakta iken 1 Kasım 2020 tarihinde COVID-19 ‘a bağlı olarak hayatını kaybetti.

Burhan Kuzu
1956

Sudan bağımsız bir cumhuriyet olduğunu ilan etti. 1 Ocak Sudan Bağımsızlık Günü olarak kutlanmaya başlandı.

1958 Roma Antlaşmasının kabulü sonucunda Avrupa Ekonomik Topluluğu kuruldu.
1958

Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (EURATOM) 1 Ocak 1958 tarihinde yürürlüğe giren Roma Antlaşması ile kuruldu. Topluluğun amacı, nükleer enerjinin barışçıl amaçlarla ve güvenli biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla üye devletlerin araştırma programlarını koordine etmek olarak belirlendi.

1959

Küba Devrimi sonuçlandı. Bütün Küba‘da işçiler ve köylüler Fidel Castro‘nun çağrısına uyarak genel greve başladı. Batista kovuldu ve Küba’nın kontrolü Fidel Castro, Che Guevara ve Raul Castro liderliğinde yeni yönetimin elinde geçti. 1 Ocak Küba Milli Günü (Küba Devrimi’nin Yıldönümü) olarak kutlanmaya başlandı. Küba Cumhuriyeti Anayasası, Devrim’den sonra 1959 yılının Şubat ayında “Temel Kanun” adıyla kabul edildi. 1976’da yeniden düzenlendi, 2019 yılında yeni Anayasa kabul edildi. 

1960 Kamerun, BM kararı gereğince bağımsızlığını kazandı.
1964

Anayasa Mahkemesi Başkanı Prof. Dr. Zühtü Arslan, 01 Ocak 1964 tarihinde Yozgat’ın Sorgun ilçesinde doğdu. 1987’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünden mezun oldu. 2007 yılında ise profesör unvanını aldı ve 2015’te AYM başkanlığına seçildi.

Prof. Dr. Zühtü Arslan
Prof. Dr. Zühtü Arslan
1971 Amerika Birleşik Devletleri’nde, televizyonlara sigara reklamı yapılması yasaklandı.
1973

Avrupa Son Senedi ve Türkiye ile imzalanan Katma Protokol yürürlüğe girdi. Senedin yürürlüğü 31 Mayıs 1963 tarih 244 sayılı Kanun uyarınca Bakanlar Kurulunun 21 Aralık 1973 tarihli kararı ile onaylanmıştı. («Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında bir Ortaklık Yaratan Anlaşma» ya ekli «Geçici Protokol»ün birinci maddesi uyarınca 23 Kasım 1970 tarihinde Brüksel’de imzalanmış olan Katma Protokol ve Ekleri ile Malî Protokol, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu yetki alanına giren maddelerle ilgili Anlaşma ve Son Senet’in onaylanmasının uygun bulunduğuna dair Kanun)

Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Türkiye Arasında Ortaklık İlişkisi Kurulmasına Dair Anlaşmaya Katma Protokole Ek Geçici Protokol imza töreni – Protokole, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil imza koymuştu – 23 Kasım 1970
1973

Birleşik Krallık, İrlanda ve Danimarka, Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) üyesi oldu. Birleşik Krallık, Avrupa Birliği Antlaşması’nın 50. maddesi ile tüm üye ülkelere tanınan hakkını kullanarak 2020 yılında birlikten ayrıldı.

1979

Çin Halk Cumhuriyet ve Amerika Birleşik Devletleri arasında diplomatik ilişkiler başladı.

1981 Yunanistan, Avrupa Ekonomik Topluluğu üyeliğine kabul edildi.
1984 Brunei Sultanlığı, Birleşik Krallık ‘tan bağımsızlığını kazandı.
1985

Katma Değer Vergisi Kanunu yürürlüğe girerek uygulanmaya başladı. TBMM tarafından 25 Ekim 1984’te kabul edilen Katma Değer Vergisi kanunu 2 Aralık’ta Resmi Gazetede yayınlandı ve 1 Ocak’ta yürürlüğe girdi.

1985

İsviçre Medenî Kanunu’nun, eşlerin mal rejimini düzenleyen altıncı bölümünde (Sechster Titel) yapılan 5 Ocak 1984 tarihli değişiklik 1 Ocak 1988 tarihinde yürürlüğe girdi. Mal birliği olarak geçerli olan yasal mal rejim bu değişiklikte “Edinilmiş Mallara Katılma” (Errungenschaftsbeteiligung) olarak kabul edildi.

1990

İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesine Ek 8 nolu Protokol Türkiye bakımından yürürlüğe girdi. Türkiye, Protokol’ü 4 Şubat 1986 tarihinde imzaladı, 12 Nisan 1989 tarih ve 3526 sayılı Onaya Uygun Bulma Kanunu, 20 Nisan 1989 tarih ve 20145 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı. Protokol’ün onaylanmasını kararlaştıran 23 Haziran 1989 tarih ve 89/14295 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Protokol’ün resmi Türkçe çevirisi, 29 Ağustos 1989 tarih ve 20267 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı. Onay belgeleri 19 Eylül 1989 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne tevdi edildi.

1992

Schengen Antlaşması yürürlüğe girdi. Birinci Schengen Anlaşması Lüksemburg’un Schengen şehrinde 14 Haziran 1985 tarihinde imzalanmıştı.

1993

Çekoslovakya dağıldı. Slovakya ve Çek Cumhuriyeti kuruldu. Çek Cumhuriyeti Anayasası, 01 Ocak 1993 tarihinde yürürlüğe girdi. Anayasa, Türkiye Barolar Birliği önceki başkanı Vedat Ahsen Coşar tarafından Türkçeye tercüme edilmiş ve Barolar Birliği tarafından Faruk Erem‘e Armağan ismi ile 1999 yılında basılan eserde yayınlandı.

1993

Max van der Stoel (1924–2011), 1992’de ilk AGİT Ulusal Azınlıklar Yüksek Komiseri olarak atandı. 2001’e kadar, sekiz buçuk yıl görev yaptı.

Max van der Stoel, Hırvatistan'da
Max van der Stoel, Hırvatistan’da
1994 NAFTA (Kuzey Amerika Ülkeleri Serbest Ticaret Anlaşması) yürürlüğe girdi.
1995 Dünya Ticaret Örgütü kuruldu.
1995

İsveç, Avusturya ve Finlandiya, Avrupa Birliği üyeliğine kabul edildi, birlik 15 üyeye ulaştı. Avrupa Topluluğu, 1 Ocak 1995’ten itibaren Avrupa Birliği(AB) olarak anılmaya başlandı ve gerçek bir birlik olma yönünde yeniden yapılandırıldı.

1996

Gümrük Birliği Anlaşması Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Anlaşma, Türkiye ile o günkü 15 Avrupa ülkesi arasında geçerli oldu. Türkiye, Avrupa Birliği sanayi mallarına uygulanan gümrük vergilerini kaldırdı.

1997 Zaire, Dünya Ticaret Örgütü üyesi oldu.
1998 Almanya’da, Belediye ve köyler, katma değer vergisinden pay almaya başladı.
1998 Avrupa Merkez Bankası kuruldu.
1999

1960 tarihli “Tıbbi Deontoloji Tüzüğü” yapılan çalışmalar sonunda 1998 Ekim ayında Ankara’da toplanan TTB 47. Olağanüstü Genel Kurulu’nda görüşüldükten sonra son şeklini aldı ve yasa gereği TTB’nin Tıp Dünyası adlı 15 günlük gazetesinin 1 Ocak 1999 tarihli nüshasında Türk Tabipler Birliği Meslek Etiği Kuralları adıyla yayınlanarak yürürlüğe girdi.

2001

İsviçreli Hukukçu Moritz Leuenberger, devlet başkanlığına seçildi. 1 Ocak 2001– 31 Aralık 2001 ve 1 Ocak 2006 – 31 Aralık 2006 tarihlerinde iki kez İsviçre Devlet Başkanlığı görevi yaptı

2002

Hollanda’da ötanaziyi yasallaştıran karar yürürlüğe girdi. Hollanda, ölümcül durumdaki hastalara hayatlarını sona erdirme hakkı veren ilk ülke oldu.

2002

3721 Sayılı Yeni Türk Medeni Kanunu yürürlüğe girdi ve 7 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi yürürlükten kaldırıldı. Kanun 22 Kasım 2001’de kabul edilmişti.

2002

Avrupa ortak para birimi olan Euro, 1 Ocak 2002 tarihinde resmen tedavüle girerek, 12 ülkede kullanılmaya başlandı.

2005 Türk Lirasından (TL) 6 sıfır atıldı. Yeni Türk Lirası (YTL) tedavüle girdi.
2007 Bulgaristan ve Romanya, resmen AB üyesi oldular. Slovenya Euro bölgesine dahil oldu.
2007

Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri, Kofi Atta Annan, 10 yıllık bir hizmetten sonra 1 Ocak 2007’de görevini Güney Koreli Ban Ki-moon’a devretti. Annan, 8 Nisan 1938’de, Gana’da doğdu ve 18 Ağustos 2018’de yaşamını yitirdi. Birleşmiş Milletler, 2001 yılında Kofi Annan sekreterliğinde Nobel Barış ödülü kazanmıştı.

Kofi Atta Annan ve Ban Ki-moon bir arada
2007

Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Polonya, Litvanya, Slovakya, Slovenya, Malta ve Letonya Schengen bölgesine dahil oldu.

2008

Malta, Kıbrıs Cumhuriyeti(Güney Kıbrıs), Agrotur ve Dikelya, Euro para birimini kullanmaya başladı.

2009

Avusturya, Japonya, Meksika, Türkiye ve Uganda, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine geçici üye oldu.

2010 İspanya, Avrupa Birliği Konseyi Başkanlığını İsveç’ten devraldı.
2011 Macaristan, AB Dönem Başkanlığını devraldı.
2011

Brezilya’nın ilk kadın Devlet Başkanı Dilma Vana Rousseff, göreve başladı. 31 Ağustos 2016’ya kadar iki dönem görev yaptı. Yolsuzluk suçlamaları nedeniyle Brezilya Senatosu tarafından görevinden alındı.

Dilma Vana Rousseff ve ABD Başkanı Obama bir arada Beyazsaray’da
2015

Lübnanlı hukukçu ve siyasetçi Ömer Karami yaşamını yitirdi. (Doğumu: 7 Eylül 1934) Kahire Üniversitesi’nden hukuk diploması aldı ve hem avukat hem de iş insanı olarak çalıştı. 1989 yılında eğitim bakanı, 24 Aralık 1990’da başbakan oldu. 1991 yılında Trablus’un Parlamento temsilcisi olarak seçildi. 1992 yılında Lübnan sterlininin ABD doları karşısındaki çöküşünün sokak ayaklanmalarına yol açması nedeniyle istifa etti. Ekim 2004’ten Nisan 2005’e kadar tekrar Başbakan oldu.

2015

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği-CİSST, 1 Ocak 2015 tarihinde, “Türkiye Hapishaneler Enformasyon Ağı” adını taşıyan ve Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu  ve Açık Toplum Vakfı tarafından desteklenen projesi kapsamında kuruldu.

2016

Avukat ve yazar Yiğit Okur yaşamını yitirdi. (Doğumu, 1934) 1950’li yıllarda Varlık, Yenilik, Mavi dergilerinde şiirleri yayınlandı ve çeşitli roman, oyun çevirileri yaptı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde başladığı hukuk öğrenimini tamamlamak için 1958 yılında İsviçre’deki Cenevre Üniversitesi’ne gitti. 1965 yılında yurda döndü ve avukatlık yapmaya başladı. 40 yıllık bir aradan sonra Hulki Bey ve Arkadaşları romanıyla yazın dünyasına geri döndü. Haldun Taner Öykü Ödülü ve Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazandı. Çok sayıda eser bıraktı. 

Hukukçu, yazar Yiğit Okur
2017 Halil Cin tarafından yazılan Türk Hukuk Tarihi isimli eser yayımlandı.
2018

Azerbaycan’da 1 Ocak 2018 tarihi itibariyle Hukuk Muhakemeleri Usul Kanunu, İdari Yargılama Usulü Kanunu ve Avukatlar ve Avukatlık Faaliyetleri Hakkında Kanunda (Law № 853-VQD; Law № 854-VQD;Law № 855-VQD) yapılan değişiklikler yürürlüğe girdi. Bu değişiklikle Azerbaycan Barosu’na(ABA) kayıtlı olmayan avukatlar ile stajyerlerin, avukatlık mesleğini ifa etmelerine kısıtlama getirildi.

2018

İspanyol avukat ve akademisyen Manuel Olivencia Ruiz yaşamını yitirdi. (Doğumu: 25 Temmuz 1929) Bologna Üniversitesi’nden cum laude derecesiyle mezun oldu. Madrid Complutense Üniversitesi’nde ticari hukuk profesörü oldu. 1960’ta Sevilla Üniversitesi’nde ticaret hukuku profesörlüğü yaptı. Aynı üniversitede, 1968-1971 yılları arasında hukuk fakültesi dekanı ve 1971-1975 yılları arasında ekonomi fakültesi dekanı oldu. Ülkesi İspanya’nın demokrasi yönetimine geçmesiyle Eğitim ve Bilim Müsteşarı, İspanya Bankası danışmanı ve RTVE yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. 1984-1991 yılları arasında Sevilla Expo Fuarı ’92 Komiseri olarak görev yaptı.

2021

Amerikalı hukukçu, çiftçi ve siyasetçi Ben Chafin (Doğumu: 18 Mayıs 1960) Doğu Tennessee Üniversitesi ve Richmond Üniversitesi’nde hukuk öğrenim gördü. 1986’da Virginia’da Chafin Hukuk Bürosu’nu kurdu. 2014 yılında Virginia Temsilciler Meclisi’ne delege olarak girdi. 2014’ten 2021’deki ölümüne kadar Virginia Eyalet Senatosu üyeliği yaptı.  Eyalet senatosunda Eğitim, Sağlık, Yargı, Ayrıcalıklar, Seçimler, Rehabilitasyon ve Sosyal Hizmetler komitelerinde görev yaptı.

2022

21 Aralık 2022 tarihinde yayınlanan Harçlar Kanunu Genel Tebliği (Seri No: 89) göre, Yargı Harçları, Noter Harçları, Tapu Harçları, Trafik Harçları, Sürücü Belgesi- Pasaport-Kimlik-Ruhsat Harçları, Okul Harçları, Marka ve Patent Başvuru Haçları, Gemi ve Liman Harçları, Konsolosluk-Vize-İkamet Tezkeresi ve Yurtdışı Çıkış Harcı güncellendi. 1 Ocak 2022’den itibaren özel iletişim vergisi, çevre temizlik vergisi, damga vergisi, harçlar, Vergi Usul Kanunu (VUK) kapsamındaki cezalar yüzde 36,2 oranında artırıldı. Emlak vergisi ise yüzde 18,10 oranında zamlandı. Motorlu Taşıtlar Vergisine (MTV) de yüzde 25 oranında zam yapıldı.

1 Ocak – Hukuk Takvimi

Örgütlenme Özgürlüğü (Tarım) Sözleşmesi

0

Örgütlenme Özgürlüğü (Tarım) Sözleşmesi, 25 Ekim 1921 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)  tarafından kabul edilmiştir.

Türkiye sözleşmeyi 24 Ekim 1960 tarihinde 110 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 28.10.1960 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir.

Sözleşme, kadınların maden ocaklarında yeraltı işlerinde çalıştırılmasını yasaklamıştır.

1 No’lu Örgütlenme Özgürlüğü (Tarım) Sözleşmesi

ILO Kabul tarihi: 25 Ekim 1921

Kanun Tarih ve Sayısı: 24.10.1960 / 110

Resmi Gazete Yayım Tarih ve Sayısı: 28.10.1960 / 10641

Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu tarafından vaki davet üzerine 25 Ekim 1921 tarihinde Cenevre’de 3 üncü toplantısını yapan Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansı, toplantı gündeminin 4 üncü maddesine dahil bulunan Tarım İşçilerinin Dernek Kurma ve Birleşme Haklarına mütallik tekliflerin kabulüne ve,

Bu tekliflerin Milletlerarası bir sözleşme şeklini almasına karar verdikten sonra,

Milletlerarası Çalışma Teşkilatının üyeleri tarafından, Milletlerarası Çalışma Teşkilatının statüsü hükümleri gereğince onanmak üzere, (Tarımda) dernek kurma hakkkına müteallik 1921 Sayılı Sözleşmesi adını taşıyacak olan aşağıdaki sözleşmeyi kabul eder.

ILO 11 No’lu Örgütlenme Özgürlüğü (Tarım) Sözleşmesi Maddeleri :
MADDE 1

Milletlerarası Çalışma Teşkilatının bu Sözleşmeyi onayan her üyesi, tarımda çalışan bilumum şahıslara, sanayi işçilerinde olduğu gibi, dernek kurma ve birleşme haklarını aynen sağlamayı tarım işçileri bakımından bu hakları tahdidedici kanuni veya sair hükümleri ilga etmeyi taaahhüt eder.

MADDE 2

Bu Sözleşmenin, Milletlerarası Çalışma Teşkilatının statüsünde belirtilen şartlar dahilindeki kesin onama belgeleri Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilecek ve onun tarafından tescil edilecektir.

MADDE 3

Bu Sözleşme Milletlerarası Çalışma Teşkilatı üyelerinden ikisinin onama belgelerinin Genel Müdür tarafından tescil edildiği tarihte mer’iyete girecektir.

Sözleşme ancak onma belgeleri Milletlerarası Çalışma Bürosunca, tescil edilmiş üyeleri bağlayacaktır.

Bundan sonra bu Sözleşme, her bir üye hakkında, kendisinin onama belgesinin Milletlerarası Çalışma Bürosunca tescil edildiği tarihte mer’iyete girecektir.

MADDE 4

Milletlerarası Çalışma Teşkilatı üyelerinden ikisinin onam belgelerinin tescili akabinde, Milletlerarası Çalışma Bürosunca Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü keyfiyeti Milletlerarası Çalışma Teşkilatının bütün üyelerine tebliğ edecektir. Teşkilatın diğer üyeleri tarafından daha sonra gönderilecek onama belgelerinin tescil edildiğini de onlara tebliğ edecektir.

MADDE 5

Bu Sözleşmeyi onayan her üye 3 üncü madde hükümleri mahfuz kalmak şartıyla, 1 inci madde hükümlerini en geç 1 Ocak 1924 tarihinden itibaren tatbik etmeyi ve bu hükümleri muassır kılmak için gerekli olan tedbirleri almayı taahhüt eder.

MADDE 6

BU Sözleşmeyi onayan Milletlerarası Çalışma Teşkilatının her üyesi Sözleşmeyi müstemlekelerinde, idaresi ve himayesi altındaki ülkelerde Milletlerarası çalışma Teşkilatının Statüsünün 35 inci maddesine uygun olarak tatbik etmeyi taahhüt eder.

MADDE 7

Bu Sözleşmeyi onayan her üye, onu ilk yürürlüğe giriş tarihinden itibaren on yıllık bir devre sonunda; Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne göndereceği ve bu Genel Müdürce tescil edilecek bir ihbarname ile feshedebilir. Fesih, keyfiyetin Milletlerarssı Çalışma Bürosu tarafından tescil tarihinden itibaren bir sene sonra muteber olacaktır.

MADDE 8

Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu en az on senede bir bu Sözleşmenin tatbikatı hakkında genel konferansa bir rapor sunacak onun yeniden gözden geçirilmesi veya tadili meselesinin konferans gündemine konulması lüzumu hakkında karar verecektir.

MADDE 9

BU Sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinleri aynı derecede muteberdir.

Russell-Einstein Manifestosu

0

Russell-Einstein Manifestosu, Bertrand Arthur William Russelll tarafından, 9 Temmuz 1955 tarihinde, Londra’da okunmuştur. Bildiri, “Franck Bildirisi” olarak da bilinmektedir.

Franck Bildirisi, nükleer silahların dünya için büyük bir tehlike olduğunu Amerika Birleşik Devletleri ve SSCB’ye anlatmak amacıyla ilan edilmiş ancak etkisi sınırlı kalmıştır.

Manifesto; ölümünden kısa bir süre önce imza koyan Albert Einstein’ın yanı sıra, Max Doğdu, Percy W. Bridgman, Leopold Infeld, Frédéric Joliot-Curie, Hermann J. Muller, Linus Pauling, Cecil F. Powell, Joseph Rotblat ve Hideki Yukava dahil olmak üzere, çoğunluğu Nobel ödüllü bilim insanları tarafından deklare edilmiştir.

Bertrand Russell ve Albert Einstein liderliğindeki önde gelen aydınların yayınladığı bildirinin bir benzeri İklim Krizine karşı devletleri uyarmak için Noam Chomsky önderliğinde 15.000 kişi tarafından imzalanmıştır.

Russell-Einstein Manifestosu

“İnsanlığın karşı karşıya kaldığı bu trajik durumda, bilim insanlarının kitle imha silahlarının geliştirilmesi sonucunda ortaya çıkan tehlikeleri değerlendirmek üzere bir konferansta bir araya gelmesi ve ekteki taslağın ruhuna uygun bir kararı tartışması gerektiğini düşündük.

Biz burada bugün; o veya bu ulusun, kıtanın veya inancın üyeleri olarak değil, birer insan olarak, varlığının devamı şüpheye düşen İnsan türünün üyeleri olarak konuşuyoruz. Dünya çatışmalarla dolu ve tüm küçük çatışmaların üzerinde Komünizm ile Komünizm karşıtları arasındaki o büyük mücadele var.

Siyasi bir bilinci olan hemen herkes bu konuların biri veya daha fazlası hakkında kuvvetli fikirlere sahiptir; ancak sizden, yapabilirseniz şayet, söz konusu düşünceleri bir kenara koyup kendinizi dikkate değer bir geçmişi bulunan ve yok oluşunu hiç birimizin arzu etmeyeceği biyolojik türün üyeleri olarak düşünmenizi istiyoruz.

Herhangi bir tarafı kayıracak tek bir söz bile söylememeye çalışacağız. Hepsi, aynı oranda tehlike içerisindeler ve şayet bu tehlike anlaşılabilirse bunu işbirliğiyle önlemek için umut olabilir.

Yeni bir şekilde düşünmeyi öğrenmemiz lazım. Kendimize, hangi grubu tercih edersek edelim askeri zaferi sağlayacak hangi adımların atılması gerektiğini değil, tarafların tümü için yıkıcı olabilecek bir askeri mücadeleyi önlemek için hangi adımların atılması gerektiğini sormayı öğrenmek zorundayız.

Kamuoyunda ve hatta yönetimde çeşitli kademelerde bulunan insanlar bile nükleer bombalarla gerçekleştirilecek bir savaşın neler getireceğinin farkında değil. Kamuoyu hâlâ sadece basitçe şehirlerin yok edileceğini düşünüyor. Yeni bombaların eskisinden daha güçlü olduğunu ve bir Atom bombasının Hiroşima’yı yok edebildiğini düşünürsek, Hidrojen bombasının Londra, New York ve Moskova gibi en büyük şehirleri yok edebileceği anlaşılıyor.

Hidrojen bombalarıyla yapılacak bir savaşta büyük şehirlerin yok edileceğine şüphe yok. Ancak bu karşı karşıya kalınacak felaketlerin en küçüğü olacaktır. Londra, New York ve Moskova’daki herkes ortadan kaldırılırsa dünya kendini birkaç yüzyılda toparlayabilir. Ancak, özellikle Bikini testinden beri artık biliyoruz ki bu nükleer bombalar, yıkımı öngörülen bölgenin dışına, daha geniş bir alana aşamalı olarak yaymaktadır.

Bir yetkilinin belirttiğine göre yeni nesil bir bomba Hiroşima’yı yıkan bombadan 2,500 kat daha güçlü bir şekilde üretilebilmektedir. Böyle bir bomba yerde veya su altında patlatıldığında üst hava katmanlarına radyoaktif parçacıklar göndermektedir. Daha sonra yavaş yavaş çökerek dünyanın yüzeyine öldürücü toz ve yağmurlar olarak inmektedirler. Japon balıkçıları ve yakaladıkları balıkları zehirleyen işte bu tozdur.

Böyle öldürücü radyoaktif parçacıkların ne kadar geniş bir alana yayılacağını kimse bilmiyor ancak saygın yetkililerin tümü Hidrojen bombalarının kullanılacağı bir savaşın insanlığın sonunu getirebileceği konusunda hemfikirler. Birçok Hidrojen bombasının kullanılmasının, küçük bir azınlık için mutlak ve ani bir ölüm, çoğunluk içinse hastalıklar ve çürümeyle gelen yavaş bir azap olacağından korkuluyor.

Seçkin bilim adamları ve askeri strateji alanındaki yetkililer tarafından birçok uyarıda bulunuldu. Hiç biri en kötü sonuçların kesin olduğunu söylemiyor. Söyledikleri bu sonuçların mümkün olduğu ve hiç kimse bunların gerçekleşmeyeceğinden emin değil. Uzmanların bu soruyla ilgili görüşlerinin kendi siyasi görüşleri veya ön yargılarıyla herhangi bir düzeyde ilgisi olup olmadığını bilmiyoruz. Şimdiye kadar yürüttüğümüz araştırmalara göre görüşler o belirli uzmanın bilgisiyle sınırlıdır. En çok bilenlerin en ümitsiz olanlar olduğunu anladık..

Şimdi size sunacağımız soru kati, ürkütücü ve kaçınılmazdır: İnsan ırkının sonunu mu getireceğiz? Yoksa insan ırkı savaşmaktan vazgeçecek mi? İnsanlar bu alternatifle yüzleşemez çünkü savaşmaktan vazgeçmek çok zordur.

Savaşmaktan vazgeçmek ulusal hakimiyet üzerinde tatsız sınırlamalar gerektirir. Ancak durumun anlaşılmasını her şeyden daha çok engelleyecek olan, “insan türü” ifadesindeki belirsizlik ve soyutluktur. İnsanlar sadece belli belirsiz tarif edilmiş insanlığın değil kendilerinin ve çocuklarının ve torunlarının da tehlikede olduğunun ancak farkına vardılar. Kendilerinin ve sevdiklerinin ıstıraplı bir ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olduğu fikrini ancak idrak edebiliyorlar. Bu sebeple, modern silahların yasaklanması şartıyla belki savaşların devam etmesine izin verilebileceğini umuyorlar.

Bu umut yanıltıcıdır. Barış zamanında hidrojen bombalarının kullanılmayacağına dair hangi anlaşma yapılırsa yapılsın savaş zamanında bunların hiç bir bağlayıcılığı olmaz ve savaş patlak verir vermez her iki taraf da Hidrojen bombası üretmeye girişir; bir taraf bombayı üretir diğer taraf üretmezse bombayı üreten taraf kaçınılmaz olarak galip gelecektir.

Genel olarak silahların azaltılması kapsamında nükleer silahlardan vazgeçmek için yapılacak bir anlaşma kesin çözüm sunmasa da bazı önemli amaçlara hizmet edebilir. İlk olarak Doğu ile Batı arasında yapılacak herhangi bir anlaşma gerilimi azaltacağı için iyidir. İkinci olarak termonükleer silahlardan vazgeçilmesi, taraflar birbirlerinin samimi olduğuna inanırsa, Pearl Harbour tarzı ani bir saldırı olacağı korkusunu azaltacaktır ki, halihazırda bu durum her iki tarafı da gergin bir bekleyiş durumunda tutmaktadır. Bu nedenle böyle bir anlaşmayı ancak bir ilk adım olarak hoş karşılanabilir.

Birçoğumuz duygularımız söz konusu olduğunda tarafsız olamayız ancak birer insan evladı olarak unutmamalıyız ki Doğu ile Batı arasındaki sorunlar; Komünistlere veya Komünizm karşıtlarına, Asyalılara veya Avrupalılara veya Amerikalılara, Beyazlara veya Siyahlara; herhangi birine olası herhangi bir tatmin sağlayacak şekilde çözülecekse bu sorunlar savaşla çözülmemelidir. Bunun hem Doğu’da hem de Batı’da anlaşılmasını umut ediyoruz.

Önümüzde; seçmemiz durumunda mutluluk, bilim ve ilimde sürekli gelişim yatıyor. Kavgalarımızı unutamadığımız için bunun yerine ölümü mü seçeceğiz? Biz birer insan olarak insanlığa sesleniyoruz: İnsanlığınızı hatırlayın ve gerisini unutun. Bunu yapabilirseniz önümüzde yeni cennete uzanan bir yol açılacak; yapamazsanız önümüzde evrenin ölümü riski duracak.

Sonuç

Kongreyi ve aracılığıyla dünyadaki bilim adamlarını ve kamuoyunu aşağıdaki kararın altına imza atmaya çağırıyoruz:

“Gelecekte yapılacak herhangi bir savaşta nükleer silahların kesinlikle kullanılması ve söz konusu silahların insanlığın devamını tehdit ettiği gerçeği karşısında, dünya hükümetlerinden, amaçlarını bir dünya savaşıyla gerçekleştiremeyeceklerini anlamalarını ve kabul etmelerini ve sonuç olarak tüm ihtilafların çözümü için barışçıl yöntemler bulmalarını talep ediyoruz.”

30 Aralık – Hukuk Takvimi

0
30 Aralık Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, önemli hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuk düzenlemeler
30 Aralık - Hukuk Takvimi

30 Aralık – Hukuk Takvimi 

39 Roma’daki kamu alanlarında yaptığı düzenlemelerle bilinen imparator  Titus Flavius Vespasianus doğdu.(Öümü: 13 Eylül 81) 79 yılında babasının halefi olarak İmparator oldu. Vatana ihanet yargılamalarını durdurdu, Muhbirleri cezalandırdı. Beş İyi İmparator tarafından bir model olarak kullanıldı.
1490 Osmanlı Devletinde şeriat hukuku alanında önemli kararlara imza atan, din ve devlet görevlisi Ebussuud Efendi doğdu. Kızılbaşlar hakkında verdiği fetvalarıyla anıldı.  Yunus Emre‘yi kafir ilan etti ve şiirlerini okuyanların öldürülmesi gerektiğini savundu. (Ölümü:1574) Mezarı Eyüp’te Daru’l Hadis’in yanında Ebussuud Haziresindedir.
1886 Finlandiya Yüksek İdare Mahkemesi(Danıştay) eski başkanı Urho Castrén, Jyväskylä’da doğdu (Ölümü 1965) Jyväskylä Lisesi’ni bitirdikten sonra girdiği hukuk fakültesinden 1907’de diploma aldı. 1910’da hukuk yüksek lisansını ve 1912’de doktorasını tamamladı. 1918-1927 yıllarında üniversitelerde ders verdi.  1925-1926 yıllarında Adalet Bakanı olarak görev yaptı. Çeşitli mahkemelerde yargıç olarak çalıştıktan sonra, 1929 yılında Yüksek İdare Mahkemesi başkanlığına seçildi ve 1956’ya kadar bu görevi yürüttü. 21 Eylül 1944 – 17 Kasım 1944 tarihleri arasında kısa bir süre için Finlandiya Başbakanı olarak görev yaptı.
1911 Çin’in seçimle işbaşına gelen ilk Başkanı ve filozof Sun Yat-sen görevine başladı.
1920 İkinci Yozgat Ayaklanması 30 Aralık 1920 tarihinde sonlandırıldı. Yozgat isyanını bastırmakla görevlendirilen Çerkez Ethem kuvvetleri (Kuvayi Seyyare) Yozgat’a girdi ve isyan elebaşlarından bir çoğunu idam ederek ayaklanmaya son verdi.
1922 Vladimir İlyiç Lenin, Sovyetler Birliği’nin kurulduğunu deklare etti. 10.Tüm Rusya Sovyetleri Kongresi’nde Rusya, Ukrayna, Beyaz Rusya ve Transkafkasya delegeleri Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ni kurdu.
1931 İklim değişikliği alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli bilimsel değerlendirme çalışma grubu başkanlığı da yapan fizikçi John Theodore Houghton dünyaya geldi. (Ölüm: 15 Nisan 2020)
1946 Demokrat Parti’yi komünistlikle suçlayan Yozgat Valisi Sadri Aka mahkûm oldu. Aka, aynı zamanda hukuk fakültesi mezunu idi. Yozgat Valiliği görevi sırasında DP’nin Ruslar tarafından kurulduğunu, komünist olduğunu iddia etmiş ilgili makamlarca tahkikat açılarak 30 Aralık 1946’da yapılan mahkeme neticesi 3 gün hapis ve 1 TL para cezası verilmiş ancak cezası tecil edilmişti. Aka, daha sonrasında ise aynı partinin faşist olduğu şeklinde sözler sarf etmişti.
1947 İngiliz matematikçi ve filozof Alfred North Whitehead yaşamını yitirdi. (Doğumu: 15 Şubat 1861 – 30 Aralık 1947) Birleşik Krallık’ta doğdu, Cambridge, Massachusetts’ta öldü. 1880–1910 arasında matematik üzerinde çalıştı. 1910–1924 arasında fizik, bilim felsefesi, eğitim pratik ve teoriği üzerine araştırmalarda bulundu. 1924–47 arasında Harvard Üniversitesi’nde felsefe profesörü olarak görev yaptı. Bertrand Russell‘la beraber Principia Mathematica kitabını yazdı.
1950 Türkiye’nin 25 Temmuz’da Kore’ye asker gönderme kararı alması üzerine Türk Barışseverler Cemiyeti, Kore’ye asker gönderilmesini protesto eden Behice Boran ve Adnan Cemgil dahil 7 kişi 3 yıl 9’ar ay hapse mahkum edildi. 2 celse evvel tahliye edilmiş olan sanıklar tekrar tutuklandı. Kore’ye asker gönderilmesine karşı bildiri dağıtıp Meclise ve Başbakan Adnan Menderes’e mektup gönderen Cemiyet başkanı Behice Boran ve arkadaşları Ankara Garnizon Komutanlığına bağlı askeri mahkemenin verdiği kararda “Dernek tüzüğünde siyasetle ilgilenilmeyeceği belirtilmesine karşın, siyasal amaçla Türkiye’nin ABD ile dostluğunun bozulmaya ve halkın hükümete olan güveninin sarsılmaya çalışıldığı” belirtildi. Dernek kurucuları on beşer yıl hapse mahkûm edildi ancak  suç, barış zamanına işlendiği için ceza 3 yıl 9 aya düşürüldü.

Behice Boran
1959 Sigorta Murakabe Kanunu Resmi Gazetede yayınlandı.
1968 1946’dan 1952’ye kadar Birleşmiş Milletler’in ilk Genel Sekreteri olarak görev yapan Doğumu: 16 Temmuz 1896) Trygve Halvdan Lie 30 Aralık 1968’de yaşamını yitirdi.  1919’da Oslo Üniversitesi Hukuk fakültesini bitirdi. İkinci dünya savaşı sırasında 1941’den 1946’y kadar sürgündeki Norveç hükümetinin Dışişleri Bakanı görev yaptı. Savaşın ardından 1946’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki Norveç delegasyonunun lideri olarak çalıştı. İlk Genel Kurulun Başkanlığına aday oldu ancak Belçikalı Paul-Henri Spaak‘a yenildi. Güvenlik Konseyi’nde oybirliğiyle genel sekreter olarak seçildi. Rusya ile Batı arasındaki arabuluculuk girişimlerinde yer aldı. İsrail ve Endonezya’nn bağımsızlığını destekledi. Kore savaşı sırasında genel sekreterdi. 1952’de görevinden istifa etti. Aralarında BM’deki yıllarını anlatan “Barış Davası: Birleşmiş Milletlerle Yedi Yıl” isimli eserin de bulunduğu çok sayıda kitap yazdı. ABD ve Avrupa’daki üniversiteler tarafından çok sayıda fahri doktora unvanı verildi. Birçok madalya aldı. 30 Aralık 1968’de Norveç’in Geilo kentinde kalp krizinden öldüğünde 72 yaşındaydı. Oslo’da Trygve Lie Meydanı’nda 1994 yılında dikilen Trygve Lie’nin bronz heykeli yer almaktadır.
1963 Harvard Üniversitesi’nde hukuk eğitimi alan ve Harvard Law Review adlı derginin yayın yönetmenliğini de yapan Avukat Michael Richard Pompeo, doğdu. Amerika Birleşik Devletleri dışişleri bakanlığı ve CIA başkanlığı yapan hukukçulardan biri oldu.
1968 İşçi-Çiftçi Partisi’nin Kapatılmasına Dair Anayasa Mahkemesi Kararı, resmi gazetenin 30 Aralık 1968 tarihli sayısında yayınlandı. İşçi-Çiftçi Partisi Kapatma Davası, 1961 Anayasası ile kurulan Anayasa Mahkemesi tarafından görülen ilk parti kapatma davalarından biri olmuş ve 15 Ekim 1968 tarihinde karara bağlanmıştı.
1971 14 Nisan 1965’ten 22 Kasım 1966’ya kadar Hollanda Başbakanı olarak görev yapan hukukçu Jozef Maria Laurens Theo “Jo” Cals yaşamını yitirdi. (Doğumu: 18 Temmuz 1914) Cals, Radboud Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı ve yüksek Lisans derecesi elde etti. Kasım 1940’tan Ağustos 1948’e kadar Nijmegen’de avukat ve savcı olarak çalıştı, Şubat 1941’den Mayıs 1949’a kadar mezun olduğu okulda araştırmacı olarak çalıştı. 1948’de siyasete atıldı. Çeşitli bakanlıklar ve kamu görevlerinin ardından 1965 yılına Başbakan oldu. Kısa süren görevinin ardından aktif siyasetten çekildi, 1967’den itibaren Anayasa değişikliği Ulusal Danışma Komitesi’nin başkanlığını yaptı ve özel sektörde çalıştı. 57 yaşındayken beyin tümöründen öldü.
1972 Yargıtay, Çetin Altan’ın Akşam Gazetesi’nde yayınlanan “Sovyet İhtilalinin 50.Yılı” başlıklı yazısından aldığı 1.5 yıl hapis ve 4 ay sürgün cezalarını onadı.
1981 DİSK duruşmasında mahkeme heyeti ile tartışan İçişleri eski Bakanı Av. Hasan Fehmi Güneş ve İstanbul Barosu Eski Başkanı Av. Turgut Kazan salondan çıkarıldı. 46 sanığın savunmasını üstlenen 23 avukat da, savunma hakkının engellendiğine dair dilekçeleri mahkeme heyetince okunmayınca salonu terk etti.
1981 Ali Özgentürk “DİSK’in eğitim çalışmalarına yardım ettiği” iddiasıyla Sıkıyönetim Komutanlığı’nca tutuklandı. Özgentürk’ün montaj çalışmalarını yaparken gözaltına alınması üzerine yarım kalan son filmi “At” Cannes, Berlin ve Hong Kong film festivallerine çağrılmıştı.
1987 Papa suikastıyla ilgili ikinci davaya adı karışan ülkücü Samet Aslan’ın, tutuklu bulunduğu Ağrı Cezaevi’nde intihar ettiği açıklandı.
1990 Türkiye İnsan Hakları Kurumu Vakfı, İnsan Hakları Derneği (IHD) ve 32 insan hakları savunucusu tarafından kuruldu.
1993 Şeriat üzerine kurulu iki devlet olan İsrail ve Vatikan karşılıklı olarak birbirlerini tanıma kararı aldı.
1995 İlk kez 27 Mayıs 1995’de oturma eylemlerine başlayan Cumartesi Anneleri, 31 haftadır sürdürdükleri eylemlerine kayıplar bulunana kadar 1996 yılında da her hafta devam edeceklerini açıkladılar.
1999 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, idama mahkum edilen  Abdullah Öcalan’ın karar düzeltme istemini reddetti. Davada, iç hukuk yollarının tamamlanmasıyla, dosya Adalet Bakanlığına gönderildi.
2002 Türkmenistan Devlet Başkanı Sefermurat Türkmenbaşı’na 25 Kasım’daki suikast girişimi ile ilgili tutuklanan eski Dışişleri Bakanı Boris Şıhmuradov ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
2002 Cezaevinde bulunan Fadıl Akgündüz hakkında SPK mevzuatına aykırı işlemden dolayı verilen 2 yıl hapis ve para cezası kararı Yargıtay’ca onandı. Akgündüz’ün yenilenecek Siirt seçimlerinde milletvekili adayı olma ve tekrar seçilerek dokunulmazlık kazanma imkanı kalmadı.
1993 İhsan Sabri Çağlayangil yaşamını yitirdi. Çağlayangil, 1965-1971 ve 1975-1977 arasında Dışişleri Bakanlığı, 1979-1980’de Cumhuriyet Senatosu başkanlığı ve Cumhurbaşkanı vekilliği yaptı. Çerkes kolu olan Ubıh kökenliydi ve 1932’de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitirmişti.

İhsan Sabri Çağlayangil
İhsan Sabri Çağlayangil
2006 Saddam Hüseyin, 30 Aralık 2006 tarihinde Kurban Bayramı’nın ilk gününde yerel saatle 04;45’te asılarak idam edildi. Son sözleri; “Allah büyüktür. Halk muzaffer olacak. Filistin Arap’tır” oldu. Şiilerle Kürtler idamı kutlarken, Sünniler yas tuttu.  asılarak idam edildi. İdamından kısa bir süre önce Amerikalılar tarafından yakalanarak Iraklılara teslim edilen Saddam Hüseyin’in idam cezası, Bağdat’ın kuzey mahallelerinden Kazımiye’de bulunan bir askeri üste yerel saatle sabah 06:00’da infaz edildi. 16 Mart 1988’de, tarihe Halepçe Katliamı olarak geçen Kürtlere karşı kimyasal silah kullanımı nedeniyle başta insanlığa karşı suçlar olmak üzere cinayet, işkence ve yasa dışı tutuklama gibi bir çok suçtan yargılanan Hüseyin, gençliğinde Suriye’ye, oradan da Mısır’a kaçarak sürgünde olduğu dönemde Kahire Üniversitesi’nde hukuk öğrenimi almış (1962-63), Baasçıların iktidarı ele geçirdiği 1963’te Bağdat’a dönerek hukuk eğitimini sürdürmüştü.

Hukukçu ve Irak Eski Devlet Başkanı Saddam Hüseyin
2008 Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanununda, 30 Aralık 2008 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 5827 sayılı Kanunla değişiklik yapıldı
2008 Hukukçu ve diplomat Kyriakos Amiridis öldürüldü. (Modern Yunanca: Κυριάκος Αμοιρίδης, 30 Eylül 1957, Karaferye – 30 Aralık 2016, Rio de Janeiro), Amiridis 30 Eylül 1957 tarihinde Yunanistan’ın Karaferye şehrinde doğdu. Selanik Aristoteles Üniversitesi’nin Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Daha sonra Paris Üniversitesi uluslararası ceza hukuku alanında yüksek lisans derecesini tamamladı. Yunan diplomat, 1988 yılında katip pozisyonundaki ilk yurtdışı görevi Yunanistan’ın Yugoslavya Büyükelçiliği oldu. 1993’te Yunanistan’ın Avrupa Birliği Daimî Temsilciliği’nde görev aldı. 1997 yılında Yunanistan’a geri döndü Dışişleri Bakanlığı bünyesindeki Avrupa Dışişleri biriminde çalıştı. 2000 yılında, Yunanistan’ın Rio de Janeiro Fahri Başkonsolosu olarak görevlendirildi ve Brezilya’ya taşındı. 2003’te Rotterdam Başkonsolosu olarak Hollanda’ya gönderildi. 2008’de Atina’ya geri döndü 2012-2016 yılları arasında Yunanistan’ın Libya büyükelçisi olarak görev yaptı. 25 Mayıs 2016’dan 30 Aralık 2016’ya kadar Yunanistan’ın Brezilya büyükelçisi olarak görev aldı. Brezilya polisi 29 Aralık 2016’da Amiridis’in kiraladığı araç ile birlikte cesedini yanmış olarak buldu. yapılan soruşturmada cinayetin Amiridis’in eşi Oliveir ve polis memuru sevgilisi Sergio Gomez Moreira tarafından işlendiği tespit edildi. Suçlarını itiraf eden katillerin, Amiridis’i bıçaklayarak öldürdükten sonra cesedi otomobile taşıyıp birkaç kilometre uzakta ateşe verdiği açıklandı.
2013 Mısır’da Ramses Meydanı’nda darbe karşıtı eylemlere katılan 138 kişi, ikişer yıl hapis cezasına çarptırıldı.
2023 Aynı zamanda Arnavutluk’un en büyük muhalefet partisi DP’nin lideri olan eski cumhurbaşkanı ve başbakan Sali Berisha, ‘yolsuzluk’ iddiasıyla ev hapsine alındı ve hakkında  yurtdışına çıkış yasağı konuldu.
2023 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, T24’ün kısıtlama karar verilen “Sinan Ateş cinayeti soruşturmasına ilişkin” yaptığı haberle ilgili soruşturma başlattı. Savcılık açıklamasında “adli soruşturmanın gizliliği kuralına ve kısıtlama kararına aykırı olarak; soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek, delillerin karartılmasına ve/veya maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellemeye elverişli, ayrıca masumiyet karinesini zedelemeye neden olacak değerlendirmelere sebebiyet veren bir haber” yayımlandığı ve gizliliği ihlal eden kişi/kişiler hakkında soruşturma başlatıldığı belirtildi.
2023

Güney Afrika Cumhuriyeti, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze’de işlediği fiillerle 1948 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi‘ni ihlal ettiği gerekçesiyle Uluslararası Adalet Divanında (ICJ) dava açtı.

30 Aralık – Hukuk Takvimi

Romalıların Yükselişi ve Çöküşü

0

Romalıların Yükselişi ve Çöküşü 1734 yılında Montesquieu tarafından yazılmıştır.

Montesquieu

Montesquieu’ya göre Roma, yükselişini önce kralların kişisel değerlerine sonra da imparatorluğun ve cumhuriyetin erdemlerine borçludur. Bu değerler, disiplin, kanunlara saygı, yurdunu sevme, eşitlik duygusu, senatonun ölçülü davranması ve sözünü geçirmeyi bilmektir.

Roma’nın çöküşü; imparatorluğun gelişigüzel bir şekilde büyümesinin, uzak ülkelerde yapılan savaşların, imparatorluğun savunmasında barbarlara güvenilmesinin ve törenlerin bozulmasının bir sonucudur.

Montesquieu’nun kitabı yazdığı dönemin koşulları göz önünde bulundurulduğunda, aydınlanma düşüncesinin sahip olduğu genellemeci ve yer yer ortaya çıkan indirgemeci yaklaşımlar ön plandadır.

Montesquieu’nun diğer kitaplarında olduğu gibi Romalıların Yükselişi ve Çöküşü isimli eserinde de Türkler ve doğu toplumlarıyla ilgili değerlendirmelerinde oryantalist bakış açısının izleri görülmektedir.

Romalıların Yükselişi ve Çöküşü, batı düşünce tarihi içerisinde önemli yer tutan Montesguieu’nun Kanunların Ruhu Üzerine ve İran Mektupları isimli eserleri ile birlikte en önemli kitaplarından birisidir.

Montesquieu Fransız aydınlanmasının en önde gelen  aydınlarındandır. 1689 yılında Fransa’nın güney batısındaki Brede şatosunda aristokrat sınıfından bir ailede doğmuş ve 1755 yılında ölmüştür.  Katolik Juilly kolejinde okuduktan sonra Bordo Parlamentosunda görev aldı. Hukuk felsefesi alanında döneminin en önemli şahsiyetidir. İlk eseri 1721 yılında kaleme aldığı İran Mektupları’dır. 1734 yılında Romalıların Yükselişi ve Çöküşü‘nü yazmıştır.

1748 yılına gelindiğinde ise tüm dünyada bilinen ve hukukçuların, felsefecilerin siyaset bilimcilerin ve sosyologların başyapıt olarak kabul ettiği  Kanunların Ruhu Üzerine isimli eserini yayımlandı.  Bu eser Fransa’da tüm kesimler tarafından eleştirildi ve Katolik kilisesi tarafından yasaklandı.

Montesquieu, anayasaların somut özelliklerine ve güçler ayrılığı ilkesine özel bir önem vermiştir. Bu ilke kendi ülkesinde derhal uygulanmasa da dünyanın diğer ülkelerinde ciddiye alınmış ve dünya hukuk sistemlerini derin şekilde etkilemiştir. Montesquieu’nun fikirleri ölümünden sonra daha etkili olmuştur.

1791 Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesinde özgürlükle ilgili görüşleri belirleyici olmuş ve siyasal tarihin akışında önemli katkısı olmuştur.

Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi

0
Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Amerika Birleşik Devletlerinin kuzeydoğu kıyısında, New England bölgesindeki Massachusetts eyaletine bağlı  Boston’a komşu olan ve 110.000 civarında nüfusu olan Cambridge kentinde bulunmaktadır. Fakülte, 1817 yılında kurulmuştur ve ülkedeki en eski sürekli hukuk okuludur. Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Yale, Stanford ve Chicago Hukuk Fakülteleri ile birlikte Amerika Birleşik Devletlerinin en prestijli hukuk fakültelerinden birisi olarak kabul edilmekte, dünyanın en iyi hukuk fakülteleri sıralamasında da ilk sıralarda yer almaktadır. Fakülte, QS World University Rankings tarafından her yıl düzenlenen dünyanın en iyi hukuk fakülteleri sıralamasında birinci sıradadır.

Okul,  Harvard Law veya HLS olarak bilinmektedir. Kurucuları, Joseph Story ve Simon Greenleaf olan fakültenin 2017 yılı itibariyle 1.990 öğrencisi bulunmaktadır. Okulun büyük imkanları, kampüsü ve mezunlarının yargı, hükumet ve iş dünyasında kendilerine seçkin yerler bulmaları saygınlığını artırmaktadır.

Mezunlar, bileşik devletlerde Baro ve mahkemelerde en yüksek oranda başarı sağlamakta, yüksek mahkemelerde önemli oranda Harvard mezunu bulunmakta, özel sektör ve kamuda kurumlarında iş bulma oranı % 90 a ulaşmaktadır.

Harvard Hukuk Fakültesinin 1 Temmuz 2017’de göreve gelen dekanı John F. Manning’dir ve fakültede çoğunluğu profesör olmak üzere 328 öğretim üyesi kadrolu olarak akademik faaliyet yürütmektedir. Fakülte öğrenciler arasındaki yoğun rekabet ortamından ötürü rekabetçi kültürün temsilcisi olarak bilinmektedir. Öğrenim ücreti yıllık olarak yaklaşık 60.000 USD’dir.

Harvard Hukuk Fakültesi kampüsünde 90’dan fazla öğrenci organizasyonu bulunmakta, fakülte ve öğrencileri tarafından birçok bilimsel dergi çıkarılmaktadır. Harvard Law Review, Irk ve Etnik Adalet Üzerine Harvard Dergisi, Harvard Çevre Hukuku Dergisi, Harvard İnsan Hakları Dergisi, Harvard Uluslararası Hukuk Dergisi, Harvard Hukuk ve Cinsiyet Dergisi(Kadın Hukuku Dergisi), Harvard Hukuk ve Kamu Politikası Dergisi, Harvard Hukuk ve Teknoloji Dergisi, Harvard Spor ve Eğlence Hukuku Dergisi, Harvard Mevzuat Dergisi, Harvard Latino Law Review, Harvard Ulusal Güvenlik Dergisi, Harvard Müzakere Hukuku Dergisi ve Harvard İş Hukuku Dergisi bu dergilerden bazılarıdır.

Fakülte, dünyanın en büyük akademik hukuk kütüphanesine sahiptir.

Türkiye’deki Bahçeşehir Üniverstesi Hukuk Fakültesi ile Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi birçok alanda ortak çalışma yürütmektedir. İki üniversitenin hukuk fakülteleri arasında ortak araştırma, öğrenci değişimi, misafir akademisyen çalışmaları da bulunmaktadır. Harvard Law Review dergisinin bütün sayıları Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesinde mevcuttur.

Harvard Hukuk mezunları olan Barack ve Michelle Obama

Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi, ABD ve dünyanın sosyal, ekonomik ve politik hayatında önemli yer tutan mezunlar vermiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nin 19. başkanı Rutherford B. Hayes , 44. başkanı Barack Obama, Obama’nın karısı Michelle Obama, Michael Dukakis , Ralph Nader ve Mitt Romney, Ted Cruz, Mike Crapo, Tim Kaine, Jack Reed, Chuck Schumer, Tom Cotton, Mark Warner, Robert Zoellick, Navanethem ve İrlanda eski başkanı Mary Robinson Harvard Hukuk’tan mezundur. Goldman Sachs başkanı Lloyd Blankfein, Reddit CEO’su Ellen Pao, TIAA-CREF başkanı Roger W. Ferguson, Toys R Us başkanı Gerald L. Storch, Delta Air Lines CEO’su Gerald Grinstein okuldan mezundur.

Hukuk bilimciler, Payam Akhavan, William P. Alford, Rachel Barkow, Yochai Benkler, Alexander Bickel, Erwin Chemerinsky, Amy Chua, Sujit Choudhry, Robert C. Clark, I. Glenn Cohen, Ronald Dworkin, Christopher Edley, Jr. , Melvin A. Eisenberg, Susan Estrich, Jody Freeman, Gerald Gunther, Andrew T. Guzman, Louis Henkin, Harold Koh, Richard J. Lazarus, Arthur R. Miller, Gerald L. Neuman, Eric Posner, Richard Posner, John Mark Ramseyer, Jed Rubenfeld, Lewis Sargentich, John Sexton, Jeannie Suk, Kathleen Sullivan, Cass Sunstein, C. Raj Kumar ve daha birçok büyük hukuku Harvard hukuk okulundan mezundur. Ünlü hukuk felsefecisi Lon Luvois Fuller Harvard’da uzun yıllar ders vermiştir.

İşçi-Çiftçi Partisi’nin Kapatılmasına Dair Anayasa Mahkemesi Kararı

0

İşçi-Çiftçi Partisi Kapatma Davası, 1961 Anayasası ile kurulan Anayasa Mahkemesi tarafından görülen ilk parti kapatma davalarındandır.  İşçi-Çiftçi Partisi’nin Kapatılmasına Dair Anayasa Mahkemesi Kararı, 15 Ekim 1968 tarihinde alınmış resmi gazetenin 30 Aralık 1968 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

Anayasa Mahkemesi Kararı

Esas No:1968/31
Karar No:1968/44
Karar Tarihi:15/10/1968
Resmi Gazete tarih/sayı:30.12.1968/13088

Davacı: Kamu Hukuku Dâvâlı: İşçi-Çiftçi Partisi geçici 5. maddesinde öngörülen sekiz aylık süre içinde tüzük ve program ile yönetmeliklerini ve diğer parti mevzuatını, merkez karar organlarının karariyle, sözü geçen kanun hükümlerine uydurmadığını ve bu konuda Anayasa Mahkemesince 648 sayılı kanunun 113 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince yapılan ihtar gereğini de yerine getirmediğini ileri sürerek İşçi-Çiftçi Partisinin anılan kanunun 108. ve 113. maddeleri uyarınca kapatılmasına karar verilmesini istemiştir.

Anayasa Mahkemesi duruşma salonunda Cumhuriyet Başsavcısı Hikmet Gündüz ve tutanakta imzaları bulunan kâtipler hazır oldukları halde İşçi-Çiftçi Partisi Genel Başkanı Suavi Raşitoğlu’nun kısmen yüzüne karşı kısmen de gıyabında yapılan açık duruşma sonunda gereği görüşülüp düşünüldü ve aşağıda yazılı karar verildi:

Parti sicil dosyasındaki bilgi ve belgelere ve İşçi-Çiftçi Partisi Genel Başkanı Suavi Raşitoğlu’nun duruşmadaki beyanına göre: İşçi – Çiftçi Partisi, 17/6/1946 gününde merkezi İstanbul’da olmak üzere kurulmuştur.

Partinin, ilk genel kongresi 15/4/1951 gününde toplanmış bundan sonra da hiç toplanmamıştır.

Cumhuriyet Başsavcılığınca, İşçi-Çiftçi Partisinin, yönetim organlarının tüzüklerine göre kurulmasına imkân kalmadığının anlaşılması nedeniyle Medenî Kanunun, Siyasî Partiler Kanununa aykırı bulunmayan, 70. maddesi uyarınca kendiliğinden infisah etmiş olduğunun kaydına işaret edilmesi gerektiği İçişleri Bakanlığına ve Mahkememize bildirilmiş ise de, Mahkememizce; İşçi-Çiftçi Partisinin, hukukî varlığını kaybetmemiş olduğuna 1/3 siyasî partiler siciline geçirilmesine 3/5/1967 gününde karar verilmiş ve bu karar anılan parti başkanlığına 18/5/1967 gününde bildirilmiştir.

Bu kez, Cumhuriyet Başsavcılığı, 22/5/1967 günlü ve S.P. 259 sayılı yazı ile Mahkememize başvurarak, İşçi-Çiftçi Partisinin siyasî partilerle ilgili kanunların emredici hükümlerine aykırılık halinde olduğunun açıkça anlaşılması sebebiyle, aykırılığın giderilmesi için Siyasî Partiler Kanununun 113. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları hükümlerine göre parti genel başkanlığına gerekli ihtarda bulunulmasını istemiştir. Bu istek, Mahkememizce incelenmiş, genel kongresini yapması ve siyasî Partiler Kanununun geçici 5. maddesi hükümlerini yerine getirmesi için, aynı kanunun 113. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, İşçi Çiftçi Partisine ihtarda bulunulmasına 10/11/1957 gününde karar verilmiş ve bu karar da parti başkanlığına 22/11/1967 gününde tebliğ edilmiştir.

Siyasî Partiler Kanununun 113 üncü maddesinde öngörülen süre geçtiği halde, adı geçen kanunun emredici hükümlerine aykırılığın giderilmediği parti genel başkanının duruşmadaki sözlerinden de açıkça anlaşılmıştır.

Her ne kadar, İşçi-Çiftçi Partisi Genel Başkanı Suavi Raşitoğlu, tüzüklerinin kanuna aykırı bir yönü bulunmadığını, İdarenin partilerini münfesih sayması üzerine kongrelerini yapmakta ve Anayasa Mahkemesinin ihtar konularını yerine getirmekte tereddüde düştüklerini söylemiş ve Danıştay’da İdare aleyhine açtıkları dâva ile ilgili dosyanın getirtilerek incelenmesini istemişse de, siyasî partilerin kapatılması konusunda yalnızca Mahkememizi yetkili kılan Anayasa’nın 57. ve 648 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 108. maddeleri hükümleri, dosyadaki belgeler ve Mahkememizin yukarıda sözü edilen kararları ve işlemleri karşısında bu savunma ve istem kabule değer nitelikte görülmiyerek reddedilmiştir. Üyelerden Fazlı Öztan, Celâlettin Kuralmen ve Avni Givda partinin münfesih sayılması gerçekleştiği takdirde kapatılmasının söz konusu edilemeyeceğini Heri sürerek red kararına muhalif kalmışlardır.

Hüküm : .648 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 113 üncü maddesine aykırı davranışı dosyadaki belgeler ve Genel Başkanı Suavi Raşitoğlu’nun duruşmadaki sözleri ile sabit olan İşçi-Çiftçi Partisinin, aynı maddenin son fıkrası uyarınca kapatılmasına Cumhuriyet Başsavcısı hazır bulunduğu halde partinin Genel Başkanı Suavi Raşitoğlu’nun gıyabında Cumhuriyet Başsavcısının İstemine uygun ve kesin olarak karar verildi.

Başkanvekili
Lütfi Ömerbaş
Üye
İhsan Keçecioğlu
Üye
Salim Başol
Üye
Feyzullah Uslu
Üye
A. Şeref Hocaoğlu
Üye
Fazlı Öztan
Üye
Celalettin Kuralmen
Üye
Hakkı Ketenoğlu
Üye
Sait Koçak
Üye
Avni Givda
Üye
Muhittin Taylan
Üye
Recai Seçkin
Üye
Ahmet Akar
Üye
Halit Zarbun
Üye
Muhittin Gürün

İhsan Sabri Çağlayangil

0
İhsan Sabri Çağlayangil
İhsan Sabri Çağlayangil

İhsan Sabri Çağlayangil, 1908 yılında İstanbul’da doğmuş, 1931 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde mezun olmuş, İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü Polis Koleji ve Yüksek Polis Enstitüsünde öğretmenlik yapmıştır.

Emniyet Genel Müdür Muavinliği görevinden sonra, sırasıyla Yozgat, Antalya, Çanakkale, Sivas, ve Bursa Valilikleri görevlerinde bulunmuştur.

1947 yılında İsviçre’de toplanan Uluslararası Pasaport ve Hudut Formaliteleri Konferansına Türk Heyeti Başkanı olarak katılmıştır.

Süleyman Demirel, Sabri Çağlayangil ve Bülent Ecevit

Yunanistan, İtalya, İsviçre, Fransa Hükümetlerinin zabıta teşkilatlarında resmi araştırmalar yapmış, 1956 da Amerika ICA teşkilatının davetlisi olarak 2 ay süreyle Birleşik Amerika’da 16 eyalette çeşitli sahalarda araştırmalarda bulundu. Münih Uluslararası İpekçilik Kongresine Türk Heyeti Başkanı olarak katılmıştır.

İhsan Sabri Çağlayangil, 1960 yılından sonra mülki yöneticilik mesleğinden ayrılarak siyasi hayata girmiştir. 1961 yılında Bursa Senatörlüğüne, Cumhuriyet Senatosu Adalet Partisi Grup Başkanlığı ve Genel Kurul Üyeliğine seçilmiştir. 4. Koalisyon Hükümetinde Çalışma Bakanı olarak görev almış, 1965 yılında Demirel Kabinesinde Dışişleri Bakanı olmuştur.

Çağlayangil,  1975 ve 1977 yıllarında Dışişleri Bakanı olarak atanmış, 1979 yılında ise Cumhuriyet Senatosu Başkanı olmuştur. 06.04.1980-12.09.1980 tarihleri arasında Cumhurbaşkanına Senato Başkanı olarak vekalet etmiştir.

1983 de Büyük Türkiye Partisinin Kurucu üyesi olmuş, Parti kapatılınca bir süre Zincirbozan’da gözaltında tutulmuş, 30 Eylül 1983’te serbest bırakılmıştır. Daha sonra DYP’ye katılmış ve 1990’da aktif politikadan ayrılmış ve 30 Aralık 1993 tarihinde Ankara’da vefat etmiştir. Çağlayangil’in bir kızı bulunmaktadır.

Fransızca, İngilizce ve Rusça bilen Çalayangil’in; Arşiv İlmi, Polis Psikolojisi ve Anılarım adlı üç eseri bulunmaktadır. Kendisine Afgan Krallığı ve Mısır Cumhuriyeti tarafından nişan verilmiştir.

Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Türkiye Arasında Ortaklık İlişkisi Kurulmasına Dair Anlaşmaya Katma Protokol ve Ekleri 23 Kasım 1970 tarihinde Belçika’nın başkenti Brüksel’de İhsan Sabri Çağlayangil tarafından imzalanmıştır.

Çağlayangil’ in Anıları – Kader Bizi Una Değil, Üne İtti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Yargı Etiği Kuralları

0
European Convention on Human Rights

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Yargı Etiği Kuralları, mahkemenin genel kurulu tarafından 23 Haziran 2008 tarihinde kabul edilmiştir. Mahkeme tarafından güncellenen etik kodlar(Resolution on Judicial Ethics) 1 Eylül 2021 tarihinde yürürlüğe girmek üzere 21 Haziran 2021 tarihinde kabul edilerek mahkemenin web sayfasında yayınlanmıştır.

Mahkeme, güncellenen kararında, görevdeki yargıçlar ile birlikte eski yargıçları da etik kurallardan sorumlu tutmaktadır. Mahkeme dışı faaliyetler ve alınan ödül ve hediyeler de  etik kuralların gözlemi altındadır. Yargı görevinin doğasında bulunan yükümlülükler daha şeffaf şekilde denetlenmesi ve halkın mahkemeye olan güvenini arttırmak etik kuralların temel amaçlarındadır. Etik kuralların eski versiyonu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Yargı Etiği Bürosu tarafından 2020 yılında Türkçeye kazandırılmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Yargı Etiği Kuralları – 21 Haziran 2021 tarihinde güncellenen metin 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi,

Yargı görevine ilişkin kriterleri belirleyen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 21. maddesini dikkate alarak;

Bu kriterleri geliştiren Mahkeme İçtüzüğü‘nün 3, 4 ve 28. kurallarını dikkate alarak;

Yukarıda belirtilen hükümlerin yorumlanması veya uygulanmasına halel getirmeksizin, açıklık ve şeffaflık adına, bu kriterlerin temelini oluşturan ilkeleri açıkça ifade etmenin uygun olduğunu değerlendirerek;

Bu metinde ortaya konan ilkelere bağlılığın kamuoyunun Mahkemeye olan güvenini sürdürdüğünü ve artırdığını dikkate alarak;

Mahkeme Genel Kurulu tarafından 23 Haziran 2008 tarihinde kabul edilen yargı etiğine ilişkin ilkeleri inceledikten sonra işbu kararı kabul etmiştir:

1. Dürüstlük

Hâkimlerin davranışları, yargı görevi için bir ölçüt olan yüksek ahlaki karaktere uygun olmalıdır. Mahkeme’nin içinde ve dışında, gerekli dürüstlük ve ayrıca Mahkeme’nin otoritesi ve itibarının doğasında bulunan sadakat, haysiyet ve sağduyu ile hareket etme görevlerinin her zaman farkında olmalıdırlar. Hâkimler, sürmekte olan davalarla ilgili taraflarla ve diğer kişilerle olan tüm temaslarında özel dikkat göstermelidirler.

2. Bağımsızlık

Hâkimler, adli görevlerini yerine getirirken, herhangi bir ulusal veya uluslararası kamu kurumundan, organından veya makamından veya herhangi bir özel kuruluştan bağımsız olacaklardır. Kendilerini dahili veya harici, doğrudan veya dolaylı her türlü uygunsuz etkiden uzak tutacaklardır. Her türlü faaliyetten, ifadeden ve ilişkilendirmeden kaçınmalı, talimata uymayı reddetmeli, yargı görevine engel olacağı ve bağımsızlığına olan toplumsal inancı olumsuz yönde etkileyeceği düşünülebilecek her türlü durumdan kaçınmalıdırlar.

3. Tarafsızlık

Hâkimler görevlerini tarafsız bir şekilde yerine getirmeli ve tarafsız bir görüntü sergilemelidir. Mahkeme içinde ve dışında çıkar çatışmasına yol açacak şekilde algılanabilecek durumlardan ve çıkar çatışmalarından kaçınmaya özen göstermelidirler. Hâkimler, kişisel çıkarlarının olduğu bir davaya müdahil olmamalıdır. Tarafsızlıklarına yönelik kamu inancını olumsuz yönde etkileyebileceği düşünülen her türlü faaliyet, ifade ve ortaklıktan kaçınmalıdırlar.

4. Çalışkanlık ve Yeterlilik

Hâkimler, görevlerini özenle ve saygılı bir şekilde yerine getirirler. Yargı görevleri diğer tüm faaliyetlerden önceliklidir ve çok önemli ve istisnai nedenler dışında hâkimler, yargı görevlerini yerine getirmek ve tüm toplantılara katılmak için hazır bulunmalıdırlar. Yüksek düzeyde yeterliliklerini sürdürmek üzere hâkimler mesleki bilgi ve becerilerini geliştirmeye çalışmalıdır.

5. İhtiyat ve Gizlilik

Hâkimler, adli görevlerini yerine getirirken ihtiyatlı davranmalıdır. Müzakerelerin gizliliğine saygı göstereceklerdir. Hâkimler, Mahkeme önündeki işlemlerle ilgili veya gizli bilgilerle ilgili olarak ihtiyatlı
davranmalıdır.

6. İfade ve Bağlantılar

Hâkimler, ifade hürriyetlerini, görevlerinin haysiyeti ve Mahkeme kurumuna sadakatleri ile bağdaşacak şekilde kullanırlar. Mahkeme’nin otoritesini ve itibarını zedeleyecek veya bağımsızlıkları veya tarafsızlıkları konusunda makul şüpheye yol açacak şekilde, kendilerini ifade etmekten kaçınacaklardır. Bu, yargı işlevinin yerine getirilmesi, Mahkeme’nin temsili ve Mahkeme dışındaki akademik veya diğer kamu veya özel faaliyetler için eşit şekilde geçerlidir. Sosyal medyayı kullanırken son derece dikkatli hareket edeceklerdir.

7. Ek Aktivite

Hâkimler, bağımsızlık, tarafsızlık ve tam zamanlı görevlerinin gereklilikleriyle bağdaşmadığı sürece herhangi bir ek faaliyette bulunamazlar. Mahkeme İçtüzüğü’nün 4. maddesinde öngörüldüğü üzere, herhangi bir ek faaliyeti Mahkeme Başkanına bildireceklerdir. Sadece öğretim, araştırma ve yayım faaliyetleri ücretlendirilebilir. Adli veya diğer görevler için izin talepleri Mahkeme Başkanına sunulmalıdır.

8. Hediye ve Avantajlar

Hâkimler, adli makamlarının prestijini herhangi bir kişisel kazanç için kullanmamalıdır. Hâkimler, görevleri veya görevleri ile ilgili olarak kendileri veya herhangi bir aile ferdi için hediye, iltimas veya menfaat kabul edemezler. Bu mütevazi değerden daha fazla takdir ve misafirperverlik göstergeleri için de aynı derecede geçerlidir, ancak bunlarla sınırlı değildir.

9. Nişan ve Onurlar

Hâkimler, Mahkeme yargıçları olarak görev yaptıkları süre boyunca herhangi bir nişan veya unvan
kabul edemezler.

10. Ad Hoc Yargıçlar

Bu Kararın maddeleri, ilgili olduğu ölçüde, ad hoc hâkimler, için geçerli olacaktır.

11. Eski Yargıçlar

Madde V ve ilgili olduğu ölçüde, Madde VI eski Hâkimler için geçerli olacaktır. Eski Hâkimler İçtüzük uyarınca, görevden ayrıldıkları tarihten önce yapılan bir başvuruyla ilgili olarak veya daha sonra yapılan başvurularla ilgili olarak, görevden ayrıldıktan sonraki iki yıl boyunca Mahkeme önünde herhangi bir tarafı temsil edemezler.

12. Uygulama

Belirli bir durumda bu ilkelerin uygulanmasına ilişkin şüphe olması durumunda, bir hâkim Mahkeme Başkanının tavsiyesine başvurabilir. Başkan gerektiğinde Büroya danışabilir. Başkan, bu ilkelerin uygulanması hakkında Mahkeme Genel Kuruluna yıllık olarak rapor verir.

13. Yürürlük

Bu düzenleme 1 Eylül 2021 tarihinde yürürlüğe girer.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 23 Haziran 2008 Tarihli Yargı Etiği Kuralları

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi,

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin yargı görevine ilişkin ölçütleri belirleyen 21. maddesini göz önünde bulundurarak;

Mahkeme iç tüzüğünün, bu ölçütleri geliştiren 3., 4. ve 28. maddelerini göz önünde tutarak;

Yukarıda atıfta bulunulan hükümlerin yorumlanışına ya da uygulanışına zarar vermeden, bu ölçütlere temel oluşturan ilkelerin, açıklık ve şeffaflık adına, ifade edilmesinin uygun olacağını değerlendirerek;

Bu metinde belirlenen ilkelerin, insan haklarının korunmasını amaçlayan uluslararası bir mahkeme konumundaki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine kamuoyunun duyacağı güveni artıracağını düşünerek;

Bu yargı etiği tavsiye kararını kabul eder.

I. Bağımsızlık

Hâkimler, yargı görevlerini yerine getirirlerken, her türlü dış kaynaklı merci ve etkiden bağımsızdırlar. Bağımsızlıklarına duyulan güveni etkileyebilecek her türlü faaliyete katılmaktan, derneğe üye olmaktan ve durumdan kaçınırlar.

II. Tarafsızlık

Hâkimler görevlerini tarafsız şekilde yerine getirirler ve tarafsızlıklarının görünürlüğünü de temin ederler. Çıkar çatışmalarından ve çıkar çatışmasının doğduğu algısını yaratabilecek durumlardan kaçınırlar.

III. Doğruluk

Hâkimlerin davranışları, yargı görevinin bir kıstası olan yüksek ahlâki karakter ile tutarlı olmalıdır. Hâkimler, Mahkemenin duruşunu ve itibarını koruyup sürdürme görevlerinin daima bilincinde olmalıdırlar.

IV. Özen ve Yetkinlik

Hâkimler, mevkilerinin gerektirdiği görevleri özenle yerine getirirler. Üst düzeydeki yetkinliklerini sürdürebilmek için, mesleki becerilerini geliştirmeye devam ederler.

V. Ketumluk

Hâkimler, mahkemede görülen davalara ilişkin sırlar veya gizli bilgiler hususunda azami şekilde ketum davranırlar ve müzakerelerin gizliliğine saygı duyarlar.

VI. İfade Özgürlüğü

Hâkimler ifade özgürlüklerini, bulundukları mevkiin gerektirdiği meslek haysiyetiyle bağdaşır şekilde kullanırlar. Mahkemenin otoritesine zarar verebilecek ya da tarafsızlıkları hususunda şüphe uyandırabilecek kamuoyu açıklamalarından ve görüş bildirmekten kaçınırlar.

VII. Ek Faaliyetler

Hâkimler, bağımsızlık, tarafsızlık ilkeleri ile ve tam zamanlı görevlerinin gereklilikleri ile bağdaşmadığı sürece, hiçbir ek faaliyette bulunamazlar. Mahkeme iç tüzüğünün 4. kuralı gereği, gerçekleştirmek istedikleri bir ek faaliyeti, Mahkeme Başkanına bildirirler.

VIII. Ödüller ve Avantajlar

Hâkimler, bağımsızlıklarının ya da tarafsızlıklarının sorgulanmasına sebebiyet verebilecek hiçbir hediyeyi, ödülü ya da avantajı kabul edemezler.

IX. Nişan ve Onur Belgeleri

Hâkimler, kendilerine sunulan nişan ve onur belgelerini, ancak böyle bir kabulün onların bağımsızlığına ve tarafsızlığına dair şüpheler uyandırmaması durumunda kabul edebilirler. Mahkeme başkanına önceden bilgi vermelidirler.

X. Tavsiye Kararının Kapsamı

Yukarıda belirlenen ilkeler, Mahkeme üyelerini ve ilgili bazı durumlarda eski üyeler ile geçici hâkimleri kapsar.

Son Hükümler

Belirli bir durumda bu ilkelerin uygulanışına dair şüphe duyan hâkim, Mahkeme Başkanından tavsiye isteyebilir. Başkan, gerektiğinde büroya danışabilir. Başkan, bu ilkelerin uygulanışına ilişkin bir raporu Genel kurula sunabilir.