Ana Sayfa Blog Sayfa 21

Yargı Etiği Açısından Tarihte Ünlü Davalar

0

Yargı Etiği Açısından Tarihte Ünlü Davalar, Prof. Dr. Aziz Can Tuncay tarafından kaleme alınmıştır. İlk baskısı 2019, ikinci baskısı 2021 ve üçüncü baskısı 2023’te yapılmıştır. Eser, Beta Yayınları tarafından okuyucuya takdim edilmiştir.

Kitabın yazarı, hukuk fakültelerinde Hukuksal Etik dersleri de vermektedir. Yazmış olduğu eseri ile, son yıllarda Türkiye’de yaşanan hukuksuzluklara tarihsel bir perspektif çizmektedir.

Eser, etik kavramının tanımı ile başlamaktadır.

Hukuksal etik kavramı uluslararası sözleşmeler ve etik beyannameleri çerçevesinde açıklamaktadır.

Hakimler, savcılar ve avukatlar açısından yargı etiği ilkeleri özetlenmektedir.

Sir John Macdonell‘ tarafından yazılan ve Türkçe’ye Mehmet Osman Dostel tarafından çevrilerek İstanbul Barosu tarafından yayınlanan Tarihi Davalar isimli eser yazarın ilham aldığı ve yararlandığı temel kaynaktır.

Kitapta, Sokrates’in Savunması, Galileo Galilei, Giordano Bruno, Miguel Servet, Jeanne d’Arc, Dreyfus Davası ve Rosenbergler Olayı kapsamlı şekilde ele alınmaktadır.

Ortaçağ Mahkemeleri; Sankt Vehme Mahkemeleri ve Engisizyon Mahkemeleri başlığı altında incelenmektedir. Mahkemelerin kuruluşu, oluşumu, yargılama usulü ve ülkelere göre mahkemelerin verdiği kararlar irdelenmektedir.

Kitapta, “Diğer Davalar” başlığı altında; Tapınak Şövalyelerinin yargılanması, Kadavra Sinodu, Martin Luther, Tommaso Crudeli ve Olimpia de Gouges davaları başroldeki mağdurların yaşam hikayeleri ile birlikte anlatılmaktadır.

Eserin son bölümünde, Cadı Avı Davaları ele alınmaktadır. Cadılık tarihi ve yargılamaları yapan Salem Cadı Mahkemeleri ele alınmaktadır.

İskenderiyeli Hypatia‘nın yaşamı, eserleri, öldürülmesi ve İskenderiye Kütüphanesi de aynı başlık altında sunulmaktadır.

Kitabın ekinde Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları bulunmaktadır.

“İnsanlık tarihi, haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik ve acılarla doludur. Bu kitap insanlığın yetiştirdiği başlıca mümtaz kişilerin, filozofların, bilginlerin, düşünce fedailerinin, özgürlük şehitlerinin acı hikayelerini dile getirmektedir. Sokratesler, Galileolar, Brunolar, Jeanne d’Ardar, Dreyfuslar ve diğerleri siyasi ve dini gücün yönlendirdiği bağımlı, önyargılı, gayri adil yargılamaların kurbanlarından bazılarıdır. Bu kitap önyargılı, taraflı, gayri adil ve politik yargılamaya bir başkaldırı kitabıdır.”

“Kadı’yı satın alırsan adalet ölür. Adaleti ölünce devlet ölür.”  Fatih Sultan Mehmet

 

“Siyaset mahkeme salonlarına girdiği anda adalet oradan çıkar.” François Guizot

 

Felsefe Dergisi Manifestosu

0
Felsefe Dergisi

Felsefe Dergisi Manifestosu, uzun bir aradan sonra yeniden yayın hayatına başlayan dergi yayın kurulu tarafından ilan edilmiştir.

Felsefe Dergisi, 1972 yılında Prof. Dr. Afşar Timuçin‘in yönetiminde yayın hayatına başlamış, Türkiye’de felsefi düşüncenin gelişmesine önemli katkılarda bulunmuş köklü bir dergidir. Kesintiler olmakla birlikte 12 Eylül darbesine kadar yayınlanmıştır. 1985 yılında tekrar Afşar Timuçin yönetiminde çıkan dergi 1986 yılında Aziz Çalışlar yönetiminde tekrar yayınlanmaya başlamış ve yayınına 1990 yılına kadar devam etmiştir. Birçok sayıya imza atan dergi, 1990 yılında yayımlanan 32./33. sayısıyla yayın hayatına ara vermiştir.

Uzun bir sessizlik döneminin ardından, Felsefe Dergisi Manifestosu aracılığıyla yeniden yayın hayatına dönen dergi, bu defa çevrimiçi bir sosyal girişim olarak yapılandırılmıştır. Derginin yeniden doğuşu, yalnızca bir yayın faaliyeti değil; aynı zamanda felsefeyi yaşamın merkezine taşıma ve herkes için erişilebilir hale getirme amacını taşıyan bir kültürel harekettir.

Yeni dönemde “Felsefe Dergisi – Diyalektik Düşünce Yazıları” başlığıyla sürdürülen yayınlar, Türkçe felsefeye özellikle diyalektik bir yaklaşımla katkı sunmayı hedeflemektedir. Dergi, felsefi bilgeliği yalnızca akademik çevrelere değil; aynı zamanda mutlu, anlamlı ve tatmin edici bir hayat arayışında olan tüm bireylere ulaştırma misyonunu taşımaktadır.

Felsefe Dergisi Manifestosu

Felsefe Özgürlük Bilimidir – Felsefe Dergisi Yayın Hayatına Yeniden Başlıyor

Felsefe Dergisi yayın hayatına 35 yıllık aradan sonra Felsefe Dergisi – Diyalektik Düşünce Yazıları adı altında yeniden başlıyor. Aralık 1972 yılında Prof. Dr. Afşar Timuçin’in yönetiminde yayın hayatına başlayan Felsefe Dergisi, 1980 yılında 12 Eylül askeri darbesi tarafından kapatılmıştır. Altı yıl sonra Haziran 1986 tarihinde Aziz Çalışlar’ın editörlüğünde yayın hayatına yeniden başlayan Felsefe Dergisi, Oğuz Özügül’ün de editörlüğünde 1990 yılına kadar devam etmiştir. Derginin son olarak 32./33. sayısı yayınlanmıştır.

Felsefe Dergisi – Diyalektik Düşünce Yazıları, Mayıs ve Kasım aylarında olmak üzere yılda iki defa yayınlanacaktır. En başta Türkçe felsefe dünyasını her bakımdan zenginleştirmeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla önce dijital olarak herkese açık bir şekilde yayınlanması planlanmaktadır. Ayrıca çevrim içi ve/veya yüz yüze ulusal ve uluslararası konferanslar, sempozyumlar ve çalıştaylar düzenleyecek, farklı kanallar üzerinden felsefenin ve bilimlerin sorunlarını ilgilendiren konularda farklı dillerde yayınlar yapacaktır.

Felsefe Dergisi’nin yayın hayatında kesintiler olmuş ve son olarak yayın hayatını 35 yıl önce durdurmuş olsa da; Türkçe Felsefeye telif yazılarla ve değişik dillerden yapılan çevirilerle çok büyük hizmetler vermiştir. Dergimiz gelecek yıl Mart ayında 53. yılını kutlayacaktır. Dergiyi 50. yılında yayınlamayı, hatta geniş çaplı uluslararası bir konferansla kutlamayı çok arzuladık, fakat olanaklarımız ancak şimdi el veriyor. Gelecek yıl Mayıs ayında 34. sayısını yayınlayarak bunu kısmen telafi etmeyi umuyoruz. Derginin yayınlanmasına Türkçe Felsefenin Macit Gökberk, Selahattin Hilav, Hilmi Yavuz, Uluğ Nutku, Afşar Timuçin gibi büyük kurucu isimleri aktif olarak katılmıştır. Felsefe Dergisi’ni yeni adıyla yayınlarken bu kurucu mirası eleştirel, yani diyalektik olarak sahipleniyoruz ve kapsayıp aşarak derinleştirerek sürdürmek istiyoruz.

Felsefe Dergisi – Diyalektik Düşünce Yazıları, yayın hayatına bütün insanlığın yaşadığı büyük ekonomik, politik, etik ve ekolojik, kısacası toplumsal, kültürel, ahlaki ve estetik bakımdan büyük bir anlam ve değer krizinin tüm insanları var olmak mücadelesiyle karşı karşıya getirdiği koşullarda başlıyor. Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde insanlık, tarihinin en derin ve en tehlikeli genel  krizlerinden birini yaşıyor. İnsanlığın içinde bulunduğu derin genel krizle birlikte ekonomik, ahlak, sanat, estetik, inanç, bilimsel, toplumsal yaşam; kısacası insanın yaşamına içerik ve anlam kazandıran her şey, eş deyişle insan yaşamının kendisi giderek daha çok değersizleşmektedir. Geçen her gün tam bir nihilist durumun hâkim hale geldiğine tanık oluyor.

İnsanın varlığı hâkim postmodern-neoliberal ideolojiye göre kurgulanan “yeni” insan tipi açısından yalnızca kâr, çıkar, yarar ve kazanç bağlamında bir önem arz etmektedir. Diğerleri ancak kâr kaynağı olarak çıkar sağlamak için iş görüyorsa bir anlam ifade etmektedir. Bu çerçevenin dışına düşen her kim olursa olsun herkes kelimenin gerçek anlamında “hiçbir şey” olarak işlem görmekte ve “değersiz” olarak alınmaktadır. Bu koşullar altında insanlığın Nazi toplama kamplarının geniş çaplı bir uygulaması ile karşı karşıya olduğunu düşünmeden etmek mümkün değildir.

Birkaç yıl önce dünya çapında yaşanan pandemi, insanlığın içinde bulunduğu bu genel krizi daha belirgin ve daha açık olarak görünür hale getirmiştir. Bölgemizde yaşanan savaşlar yeni bir “dünya savaşı” söylemini daha sıklıkla kullanılır kılmıştır. Hatta güçlü dünya politikacılarının insanlığı bir nükleer savaş ile tehdit ettiğine ve esir almak istediğine tanık olmuşuzdur. İnsanlık bu büyük genel krizin neden olduğu büyük bir çöküş ve yok olma tehlikesine doğru sürüklenip gitmektedir. Bu büyük tehlike, insanlık ve belki de gezegenimizde var olan tüm canlı organizmanın geleceğini ilgilendirmektedir. Bu nedenle insanlık bugün kelimenin gerçek anlamında bir “olmak ya da olmamak” sorunuyla karşı karşıya gelmiştir.

Çağdaş felsefenin kurucuları insanlığın içinde bulunduğu durumu ve tüm ilişkilerinde taşımış olduğu şiddet potansiyelini göz önünde bulundurarak modern insanlık halini ta başından beri “herkesin herkese karşı savaşı” ve “olmak ya da olmamak” durumu olarak belirlemiştir. Bu durumda ‘insan insanın kurdu’ olmaktan başka bir şey olamazdı. Bugün bu durum insanlık, diğer tüm canlılar ve genel olarak doğa bakımından gerçek anlamda çok acil hayati bir öneme sahiptir.

İnsanlığın genel krizi felsefenin hep alacakaranlığı olmuştur. İnsanlığın küllerinden yeniden doğuşu felsefenin de yeniden kendisine gelişinin ve kuruluşunun önkoşuludur. Felsefe insanlığın kâinatta veya evrende varlığına akla dayalı bir anlam kazandırma çabasının bir ürünü olarak varolmuştur. Akıl, çağımızı tüm çelişkileriyle ve çelişkilere içkin çözüm potansiyelleriyle kavrayan ve buna dayalı eylem perspektifi sunmakla yükümlü olan felsefenin en önemli aracıdır. Bu, felsefenin tüm bilimleri temellendirici ve ereği bilimselleştirici özgürlük bilimi olmasından kaynaklanır. Mevcut değer ve anlam krizinin bugün derinleşerek yıkıcı bir şekilde yaşanıyor olmasının nedeni, modern insanın başından beri çelişkili pratiğinde ve derme çatma olan dünya tasarımında birliğin ve bütünlüğün çökmüş olmasıdır. İnsanlık dünya çapında akla dayalı barışı ve özgürlüğü mümkün kılan yeni bir birlik ve bütünlük arayışı içindedir. Bu durum en başta felsefeyi göreve çağırmaktadır. Fakat özellikle Türkçe felsefede son 30-40 yıldır bilimsel gelişmenin çok gerisinde kalınmıştır. Bilim düşmanı Heideggerci ve başka mistik ve teolojik varlık teorileri üzerinden irrasyonel bir varlık ve anlam tartışması hâkim kılınmıştır. Perspektifinde ve içeriğinde özgürlük olmayan Nietzscheci güç istencini buna sanki bir çözümmüş gibi sunulmuştur. Ama bu, bugünkü zaten hâkim rekabetçi günlük pratiği onaylamaktan başka bir anlama gelmemektedir. Thomas Hobbes, “herkesinherkese karşı savaşı” anlamına gelen bu durumu “doğa durumu” olarak tanımlamıştır –ki bu, akıl dışı olan, akıl ile düzenlenmemiş, kendiliğinden oluşmuş olan anlamına gelmektedir. Kendiliğinden oluşmuş akıl dışı durum, “normal” durummuş gibi sunulmak istenmektedir.

Mitolojiler de kendi dönemlerinde bir anlam krizinin bir ürünü olarak doğmuştur. Hesiodos’un kendi coğrafyasında tüm kültürlerin büyük bir sentez denemesiyle rasyonelleştirdiği mitolojinin çökmesiyle, mitoloji kendi içinde oluşturduğu akıl (logos) potansiyelini serbest bırakmıştır. Felsefi düşüncenin habercisi olan Thales, mevcut durumda içinden çıkış aranan krizin aynı zamanda köken, geçmiş ve gelecek ile de doğrudan ilgili olduğunu ve bunun ancak logosa dayalı olarak çözülebileceğini göstermiştir. Epiküros’un insanın mutluluğu için gerçek doğanın incelenmesi gerektiğine dair talebi neredeyse tüm antikler için geçerlidir ve bu, felsefenin başından itibaren ontolojik bir kuruluş arayışı içine girdiğini göstermektedir.

Arkhe sorusu bir varlık sorusudur. Eş deyişle Arkhe sorusu ontolojik bir sorudur. Arkhe sorusu, sonra, bir epistemolojik sorudur. Arkhe sorusu tüm pratik yaşamımızı ilgilendiren, dünyanın varolma tarzına dair bir anlam, dolayısıyla ahlak sorusudur. Arkhe sorusu çöken hâkim çokluğun birliğini yeni ve daha ileri bir çokluğun birliğini kurmayı, daha üst seviyede yeni bir bütünlük oluşturmayı ve böylelikle dünyaya ve yaşama yeni bir anlam kazandırmayı amaçlamış olmanın sonucu oluşan dünyayı değiştirmeye dair bir sorudur. Platon ve Aristoteles ile sınırlı olmayan Atina klasik felsefe sistemleri bu arayışın üst uğrağıdır. Aristotles tüm antik tartışmayı ansiklopedik bir bakışla sentezlerken varlığı hem oluşum hem süreklilik ve hem de kopuş olarak kurgulamıştır. Buna göre çokluk ve birlik ontolojik bir zorunluluktur. Bilgi, ontolojik sürecin gerçekçi epistemolojik kurgulanışı olarak ortaya konmuştur. Bilgi varlığın bilgisidir. Çağımızda felsefede varlığın ontolojik kurgusunda antik akıl emeğinin ulaşmış olduğu bu seviyenin gerisine düşülemez. Felsefe ta başından beri ontolojik olarak temellendirilmiş olmaya dair formüle edilmiş olan bu talebinden vazgeçemez.

Descartes’ın evrende varolan her şeyin varlığının her şeyin varlığına bağlı olduğuna dair önermesi, Stoacı bir fikir olmasına karşın bilimsel modern dünya görüşüne dayanak oluşturur. Kopernik Devrimi ile güneş merkezli dünya tasarımı temellendirilmiş ve böylelikle insanın evrende imtiyazlı olduğuna dair yaratılış mitosuna dayalı efsane son bulmuştur. İnsan da evrende her varolan varlık gibi bir varlıktır. Dolayısıyla insanın evrende imtiyazlı bir varlık olduğuna dair söylem bir mittir.

İnsan da evrende varolan her şey gibi basit bir ayrıntıdan başka bir şey değildir. Fakat insan evrenden nesnel gerçekliğe anlam kazanabilmektedir ve ona kendi perspektifinden diğer canlıları ve doğanın gereksinimlerini göz önünde bulundurarak anlam katma kapasitesine sahiptir. Bunu mümkün kılan içimizdeki ahlak yasasıdır. Galileo Galilei’nin eylemsizlik yasasını temellendirmesiyle evrene dair Skolastik statik kurgunun yerini devinen bir evren tasarımı almıştır. Böylelikle insanın evrende varlık nedenine dair yaratılış mitosundan kazanılan (tanrı ve insan merkezci) anlam geçerliliğini yitirmiştir. Ancak bu kendi kendine devinen varlık görüşüne dayalı olarak, modern felsefenin üst uğrağı olan Hegel felsefesi çerçevesinde, insanın evrende varlığının anlamının özgürlük olduğu gösterilebilmiştir.

Evren kendiliğinden bir anlam sunmuyor. Evrene ve böylelikle evrende kendi varlığına anlam veren insandan başkası değildir.

Descartes “düşünüyorum, o halde varım” ilkesinin evrende, Hobbes ise insanın özgürlüğünün doğada temellendirildiğini modern felsefenin kuruluş aşamasında hâlihazırda göstermiştir. Hegel’in varlık kurgusuna göre, kendisini hareket ettirebilmek için kendi hareket gücünden başka aşkın bir güce ihtiyaç duymayan varlık, ancak kendi hareket kapasitesini kendisinde barındıran varlıklar varedebilir. Bu nedenle insanın özgürlüğü doğada, yani varlıkta temellendirilmiştir. Bu nedenle Locke, insanın şu veya bu kapasitesinin değil, bir bütün olarak aklıyla, vicdanıyla ve iradesiyle eylemde özgür olması gerektiğini talep etmiştir. Ne var ki, doğa bir özne gibi işlese de; doğada bir erek bulunmaktadır.

Kant’tan beri açıkça ifade edildiği gibi, doğa sanki bir özne gibi işlemektedir, fakat ereksel olmayan erekselliği doğayı bir özne olarak tanımlamayı mümkün kılmamaktadır. Evrende her şey birbiriyle ilişkili olsa da hiçbir şey başka bir şey için yaratılmamıştır. Hiçbir şey başka bir şeyin varlığı için varedilmemiştir. Hiçbir şey insanın varlığı için de yaratılmamıştır. Her şey kendiliğinden varolmuş ve evrim dolayısıyla değişerek gelişmiştir.

Heideggerci statik tasarımında olduğu gibi, varlığa antropomorfik özellikler yükleyip, onu konuşturan, ona varlığın anlamını söyleten mevcut varlık tasarımları bilim dışı ve irrasyoneldir. İrrasyonelizm, anti-felsefi yıkıcı bir ‘düşünce’ hareketidir ve kendisini felsefe tarihinde gücüne göre bazen felsefenin içinde yıkıcı güç olarak bazen de felsefenin dışında sanki asıl felsefeymiş gibi felsefeye, yani logosa dayalı düşünme tarzına karşı konumlandırarak varolmuştur. Rasyonel varlık tasavvurunda Spinozacı yaklaşımın ve rasyonel felsefe tasarımında Hegel’in gerisine düşülemez.

Modernler tarafından “ikinci doğa” olarak tanımlanan ve antikler tarafından physis, yani doğada ve aynı zamanda doğa karşısında nomos olarak belirlenen kültürel-toplumsal alan, bir ilişkiler, eylemler ve değerleri içeren erekler bütünüdür. Toplumun kavramlaştırılması konusunda Protogoras’tan beri biriken bu Aristotelesçi yaklaşımın gerisine düşülemez. İnsanın özgürlüğü doğada temellendirilmiştir, fakat onun toplumdaki özgürlüğünün yine onun kendisi tarafından temellendirilmesi ve kurulması gerekmektedir. Felsefe mevcut en son bilimsel bilgilere dayanarak genelleştirip kurguladığı dünya tasarımı dolayısıyla insanlığı dünyada özgürlüğünü gerçekleştirme konusunda yönlendirmekle yükümlüdür. Bu onun teorik olduğu kadar pratik bir özgürlük bilimi olma özelliğinden kaynaklanır. Kant, kendisini teoriye indirgeyen, eylem alanını sadece teori ile sınırlayan felsefi uğraşı haklı olarak basit bir ‘düşünce oyunu’ olarak tanımlamıştır.

Modern felsefe, Yeniçağ ve Modernlik koşullarında bir dünya tasarımı sunarken merkezinde bireyin öznelliğini temellendirme çabası olan Helenist felsefenin bir sentezine yönelir. Şüpheci düşünceyi dönüştürerek diyalektik düşünce çerçevesine yerleştiren modern filozoflar, insanı diyalektik bütüncül bakışla hem teorik hem de pratik varlık olarak kavramaya çalışır. Modernler insanlığın dünyada özgürlüğünün kurgulanması ve kurulması konusunda teorik kavrayışı, insanlık halini bir çelişkiler ve çatışkılar bütünü olarak ortaya koymaya kadar getirmiştir. Modern insanlık hali Hobbes tarafından ta başından itibaren kendinde büyük yıkıcı şiddet potansiyelleri barındıran bir savaş hali olarak betimlenmiştir. Kant, ahlaklılığı gönüllü ve özgür eylem alanı olarak belirlerken; bu eylemleri yargılayan formel hukuk alanının ilkesini mutluluk değil, cezalandırma olarak teşhis ederek, erdem ve yargı alanlarının çatışık durumuna dikkat çekmiştir. Hegel, modern insanlığa dair bu gözlemi geliştirerek modern insanlık halini bireyin vicdan hukuku ile toplumsal ahlaklılığın çelişkili trajik hali olarak ortaya koyar.

Marx, insanlık halini yeniden kurgularken, geleneksel olarak yapıldığı üzere doğayı zorunluluk ve toplumu özgürlük alanı olarak birbirinden ayrı bir şekilde belirlememiştir. Bu düalist yaklaşıma karşı diyalektik ilişkisel bir bakış geliştirmiştir. Marx üretim alanını zorunluluk alanı olarak belirlemiştir. Üretim alanı, doğal ilişiklerin ve toplumsal ilişkilerin kesişim noktasında ortaya çıkan, insanın iradesini ona tâbi kılmak zorunda olduğu alandır. Kültür, emek dolayısıyla üretim sonucu oluşur. Özgürlük alanı, üretim dolayısıyla mümkün olan, fakat üretim alanının ötesinde beliren ve insanın kendisini özgür iradesiyle ortaya koyduğu alandır. Sanat, zorunluluk alanı dolayısıyla mümkün olan bu özgürlük alanında oluşur. İnsanlık hali bu bütünlük içinde temelde olan ve onun üzerinde şekillenen ile birlikte kavrandığı oranda toplumsal ilişkilerdeki tüm çarpıklıklar, çelişkiler ve çatışmalar kaynaklarıyla birlikte kavranabilir ve açıklanabilir. Marx, insanlık haline dair bu bütüncül yaklaşımıyla zorunluluk alanının özgürleşmesine bağlı olarak özgürlük alanının da tahakküm ilişkilerindenarındırılabileceğini göstermiştir.

Modern devletin kaynağı kendisini mülkiyet problemi olarak ifade eden üretim ilişkilerinde gözlemlenen sınıfsal çelişkidir. Bu çelişkinin toplumsal ilişkiler bakımından yaygın izdüşümünü, toplumun ezici çoğunluğunun üretmesine karşın kendisini gerçekleştirmek için gerekli araçlardan yoksun olmasında görür. Adam Smith modern işbölümünü bir yandan insanı insanlıktan çıkaran, insanın insana dair tüm yetilerini çökerten bir durum olarak betimlerken, diğer yandan büyük kavgayı bir efendi-köle savaşı olarak ortaya koymuştur. Sınıf teorileri benden çok önce vardı diyen Marx, zamanı insanın kendisini gerçekleştirdiği mekân olarak belirler. Fakat aynı zamanda modern toplumda zamanın emekçi insanın emeğinin ücretlendirilmesi için bir ölçü olarak kullanılıyor olmasını, emeğin ontolojik ve teleolojik yaratıcı işlevini tersine çevirdiğini gösterir. John Miller, insanın insan tarafından köleleştirilmesinin temelinde kadının erkek tarafından köleleştirilmesinin yattığını göstererek sorunun kaynağının mülkiyet ilişkileri olduğunu ortaya koyar. Kadının köleleştirilmesi onu kamusallığın dışına itmiş ve eve hapsolmaya mahkûm etmiştir. Mary Wollstonecraft, kadının kamusallığını temellendirirken, böylelikle aynı zamanda aşkın özgürlük sorununu insanlığın gündemine taşımıştır.

Engels, toplumsal varlığın ontolojisinin sorununu emeğin ve aşkın özgürlük problemi olarak belirlemiştir.

Tasavvuf çerçevesinde ve şiir geleneğinde de olsa yeryüzünü gerçeğin, aşkın, dostluğun, kardeşliğin, dürüstlüğün, emeğin, sömürüyle değil, alın teriyle akla ve bilgeliğe dayalı yaşamanın yeryüzü yapma düşüncesi Türkçe Anadolu düşünce geleneğinde mevcuttur ve bu bakımdan birçok yanıyla Anadolu kaynaklı felsefe tarihi, bu geleneğin vasiyetinin de gerçekleştirilmesi anlamına gelmektedir. Türkçe felsefe mirası Tanzimat’tan beri birikerek gelmiştir ve özellikle 20. yüzyılda ortaya konan felsefi emek ile biçim kazanmaya başlamıştır.

Çağdaş felsefi düşünce Descartes ve Hobbes’tan beri insanlık halinin başlıca sorununu toplumsal varlığın ontoloji problemi olarak belirlemiştir. Hegel’in felsefe sistemi bu problemin kurgulanması ve kavramlaştırılmasında doruk noktasını oluşturmaktadır. 20. yüzyılda yapılan ontoloji araştırmalarının ve yürütülen tartışmaların ışığında varlık kavramı yakından tanımlanmıştır. Varlık bundan böyle artık genel olarak tanımlanmak yerine daha yakından kavranmış ve organik olmayan, organik olan ve toplum olarak katmanlara ayrılmıştır. Bu katmanlar iç içe geçmektedir, birinden diğerine zorunlu geçişler bulunmaktadır. Bilimsel bilginin ışığında bu katmanların her birinin kendisine has yasallığı vardır. Bu genel ontolojiye dayalı toplumsal varlığın ontolojisi Lukács tarafından emek ontolojisi olarak belirlenmiştir. Modern çağda emek, bağımlı ücretli, özgür olmayan emektir. Emeğin ücretli halinin bağımlılığı, modern çağda toplumsal varlığın ontolojik tutsaklığına işaret eder. Bu nedenle emeğin bağımlı halinden kurtarılıp özgürleştirilmesi, toplumsal varlığın ontolojik kurtuluşuna ve insanlığın her bakımdan yeniden kuruluşuna denk gelmektedir.

Bu bütünlüklü yeniden kuruluş aynı zamanda iklim ve ekolojik problemlerinin çözümü, sanatın metalaştırılmış halinden, ahlaklılığın yabancılaşmış halinden kurtarılması, insanın uzva indirgendiği teknolojiyle ilişkisinin tersine çevrilip yeniden düzenlenmesi ve bilimlerin sonuçlarının kötüye kullanmasını engellemek için bir çıkış olacaktır. Yapay zekâ insanın yarattığı kendi doğal zekâsının ürünüdür. Teknolojinin de özgürleşmesi anlamına gelen toplumsal varlığın ontolojisinin özgürleşmesi, insanı kendi emeğinin ürünü olan yapay zekâ karşında kapıldığı ve gelecek korkusuyla başat giden bu korkudan da kurtaracaktır. Felsefe Dergisi, insanlığın içinde bulunduğu derin anlam krizinden çıkış için gerekli olan yeni bir dünya tasarımının şekillenmesine bu perspektiften katkı sunmak için yayın hayatına yeniden başlamaktadır.

Felsefe Dergisi – Diyalektik Düşünce Yazıları, kendisini uzun ve zengin tarihi olan büyük diyalektik felsefe geleneği içinde görmektedir. Diyalektik bakış; formel ve içeriksel, teorik olduğu kadar pratik, tümeli de tikeli de aynı zamanda sürekli bir oluşum, her şeyi bir oluşum, varoluş, yokoluş ve yeniden varoluş olarak kavrayan, nedensel-süreçsel-sonuçsal düşünen bir bakışa sahiptir. Bu nedenle diyalektik, felsefi düşünce çerçevesinde tarihsel olarak geliştirilmiş olan en kapsamlı ve en gelişkin felsefe aracı olarak görünmektedir. Zira diyalektik Herakleitos’tan beri gösterilmeye çalışıldığı üzere doğada, toplumda ve düşüncede aynı zamanda farklı biçimlerde geçerli olan bir hareket yasasıdır. Bu nedenle Felsefe Dergisi – Diyalektik Düşünce Yazıları, Türkçe felsefeye öncelikle diyalektik bir bakışla katkı sunmayı amaçlamaktadır.

Felsefe Dergisi

Sorbon Deklarasyonu

0
Sorbon Deklarasyonu (Sorbonne Ortak Bildirgesi-The Sorbonne Declaration) Paris'te, 25 Mayıs 1998'de ilan edilmiştir. Avrupa Yükseköğretim Sistemi'nin Uyumlu Hale Getirilmesi İçin Ortak Bildirge başlığını taşımaktadır. Fransa, Almanya, İtalya ve Birleşik Krallık adına 4 Bakan tarafından deklare edilmiştir. Sorbonne Bildirisi ile Avrupa'da ortak bir yükseköğretim alanı yaratma fikri ilk kez gündeme gelmiş olup Bologna Süreci'nin ilk adımları atılmıştır. Deklarasyonun temel amacı Avrupa yükseköğretim sisteminin mimarisinin entegre hale getirilmesidir. Avrupa Yüksek Öğrenim Alanı içinde ortak bir referans çerçevesi oluşturmak ve ayrıca, iş piyasasıyla ilgili olarak yeterliliklerin teşvik edilmesi deklarasyonun diğer amaçlarıdır. 

Sorbon Deklarasyonu (Sorbonne Ortak Bildirgesi-The Sorbonne Declaration) Paris’te, 25 Mayıs 1998’de ilan edilmiştir. Avrupa Yükseköğretim Sistemi’nin Uyumlu Hale Getirilmesi İçin Ortak Bildirge başlığını taşımaktadır. Fransa, Almanya, İtalya ve Birleşik Krallık adına 4 Bakan tarafından deklare edilmiştir.

Sorbonne Bildirisi ile Avrupa’da ortak bir yükseköğretim alanı yaratma fikri ilk kez gündeme gelmiş olup Bologna Süreci’nin ilk adımları atılmıştır.

Deklarasyonun temel amacı Avrupa yükseköğretim sisteminin mimarisinin entegre hale getirilmesidir. Avrupa Yüksek Öğrenim Alanı içinde ortak bir referans çerçevesi oluşturmak ve ayrıca, iş piyasasıyla ilgili olarak yeterliliklerin teşvik edilmesi deklarasyonun diğer amaçlarıdır. 

Sorbon Deklarasyonu

Avrupa süreci, yakın zamanda ileriye dönük son derece önemli adımlar atmış bulunmaktadır. Ancak, Avrupa’nın yalnızca Euro, banka ve ekonomi Avrupa’sı olmakla kalmayıp bilgi Avrupa’sı olması gerektiği de unutulmamalıdır. Kıtamızın entelektüel, kültürel, sosyal ve teknik boyutlarını güçlendirmeli ve bilgi Avrupa’sını bu boyutlar üzerine inşa etmeliyiz. Bu boyutlar, gelişimlerinde de büyük rol oynayan üniversiteler tarafından şekillendirilmektedir.

Üniversiteler, yaklaşık 750 yıl önce Avrupa’da doğmuştur. Bu Bildiriyi hazırlayan dört ülke, bugün Paris Üniversitesi’nin yaptığı gibi, kuruluş yıldönümlerini kutlayan en eski üniversitelere sahip olmakla övünmektedir. O tarihlerde öğrenciler ve akademisyenler kıta içinde serbestçe dolaşabilmekte ve bilgiyi hızla yayabilmekteydiler. Ne var ki bugün, öğrencilerimizin bir çoğu ulusal sınırlar dışında öğrenim görmenin yararlarından faydalanamadan mezun olmaktadır.

Biz, eğitim ve çalışma koşullarında önemli bir değişiklik dönemine; yani yaşam boyu eğitim ve öğretimin belirgin bir yükümlülük haline gelmesiyle, mesleki kariyer ile ilgili derslerde çeşitliliğin oluşturulmasına öncülük etmekteyiz. Öğrencilerimize, ve daha geniş olarak düşünüldüğünde toplumumuza, en iyi oldukları alanı bulmalarını sağlamak için en iyi fırsatların sunulduğu bir yüksek öğretim sistemi sağlamakla yükümlüyüz.

Yüksek öğretimde, farklılıkların saygı gördüğü açık bir Avrupa fikri birçok olumlu düşünceyi de beraberinde getirirken, öğrenim ve öğretimde hareketliliği ve işbirliğini arttıracak bir çerçeve geliştirilmesi ve bu konudaki engellerin ortadan kaldırılması sürekli bir çabayı da zorunlu kılmaktadır.

Sistemlerimizin uluslararası tanınırlığı ve öğrenci çekme potansiyeli, içeride ve dışarıda kolay anlaşılabilir olmasıyla doğrudan alakalıdır. Uluslararası karşılaştırılabilirlik ve denklik için, lisans ve yüksek lisans olmak üzere iki temel aşamaya dayanan bir sistemin kabul edilmesi gerektiği kanısı giderek yaygınlaşmaktadır.

Bu sistemdeki özgünlük ve esneklik büyük ölçüde (Avrupa Kredi Transfer Sistemi’nde de olduğu gibi) kredi ve sömestr sistemlerinin kullanılması yoluyla sağlanacaktır. Böylelikle, eğitimlerine değişik Avrupa üniversitelerinde başlamayı veya devam etmeyi tercih eden ve hayatlarının herhangi bir döneminde derece kazanmak isteyen kişilerin, aldıkları kredilerin onaylanmasına imkan sağlayacaktır. Öğrenciler, farklı altyapılara sahip olsalar bile mesleki yaşamlarının herhangi bir döneminde akademik dünyaya adım atabilmelidirler.

Lisans öğrencileri, çok-disiplinli çalışmalar yürütme, yabancı dil yeteneğini geliştirme ve yeni bilgi teknolojilerini kullanma ile ilgili fırsatlar içeren çok yönlü programlara girme şansına sahip olmalıdır.

Birinci aşama sonunda elde edilen derecenin (lisans) uygun bir kalifikasyon düzeyi olarak uluslararası tanınması, yüksek öğrenim ile ilgili tasarılarımızın herkesçe anlaşılır olması yolunda sarfettiğimiz çabaların başarıya ulaşması açısından önem taşımaktadır.

Lisans sonrası dönemde ise, daha kısa olan yüksek lisans ile daha uzun olan doktora dereceleri arasında bir tercih yapılabilmeli ve iki program arasında geçiş yapmak mümkün olmalıdır. Her iki lisans sonrası derece için de, araştırma yapmanın ve bağımsız çalışmanın önemi vurgulanmalıdır.

Öğrenciler, hem lisans hem lisans sonrası dönemde en azından bir sömestrlerini kendi ülkeleri dışındaki bir okulda geçirmeleri konusunda teşvik edilmelidirler. Aynı zamanda daha fazla öğretim ve araştırma elemanı kendi ülkelerinden başka bir Avrupa ülkesinde çalışma yapmalıdır. Öğrencilerin ve öğretim elemanlarının hareketliliği konusunda Avrupa Birliği’nin giderek artan desteğinden tam olarak faydalanılmalıdır.

Avrupa dışındakiler de dahil olmak üzere pek çok ülke böyle bir değişimi teşvik etme gerekliliğinin bilincine varmıştır. Avrupa Rektörler Konferansları, rektörler ve ilgili ülkelerdeki uzmanlar ve akademisyenler bu doğrultularda düşünmeye başlamışlardır.

Avrupa akademik alanında yüksek öğretim kalifikasyonlarının tanınmasına ilişkin Konvansiyon geçtiğimiz yıl Lizbon’da kabul edilmiştir. Konvansiyon, bazı temel gereksinimleri belirlemiş, ve ülkelerin bireysel olarak daha yapıcı planlar ortaya koyabileceğini vurgulamıştır. Ülkeler bu sonuçlar ışığında kendi planlarını oluşturabilir ve ilerleme kaydedebilirler. Profesyonel amaçlar ışığında yükseköğrenim derecelerinin karşılıklı tanınması için Avrupa Birliği’nin ilgili direktifleri ile ortak bir zemin oluşturulmuştur.

Hükümetlerimiz, edinilen bilgilerin geçerli kılınması ve derecelerin karşılıklı olarak tanınması için gerekli uygulamaları teşvik ederek bu amaçların gerçekleşmesinde önemli rol oynamaya devam etmektedir. Bunun üniversitelerarası anlaşmaları daha da arttırmasını umuyoruz. Derece ve kademe çerçevelerimizin bütünüyle uyumlu hale getirilmesi için, mevcut tecrübelerin güçlendirilmesi, ortak diplomalar, pilot girişimler ve tüm ilgili taraflarla diyalog kurulması gerekmektedir.

Biz istihdam edilebilirliğin yanı sıra dış tanınmayı geliştirmeyi ve öğrenci hareketliliğini kolaylaştırmayı amaçlayan ortak referans çerçeve teşvik etmeyi üstlenmekteyiz. Bugün Sorbonne’da, Paris Üniversitesinin yıldönümü bize Avrupa’nın, öğrencilerin ve genel olarak vatandaşların çıkarları doğrultusunda, ulusal kimliklerin ve ortak çıkarların etkileşim halinde olduğu ve birbirini güçlendirdiği bir Avrupa Yüksek Öğretim Alanı yaratma gayretlerine katılmak için mükemmel bir fırsat sunuyor. Birliğin üye ülkelerini ve diğer Avrupa ülkelerini bu amaç için bize katılmaya, Avrupa Üniversitelerini vatandaşları için sürekli gelişen ve güncellenen bir eğitim yolunda Avrupa’nın dünyadaki yerini güçlendirmeye çağırıyoruz.


Claude Allegre – Milli Eğitim, Araştırma ve Teknoloji Bakanı (Fransa)
Luigi Berlinguer – Halk Eğitimi, Üniversiteler ve Araştırma Bakanı (İtalya)
Tessa Blackstone – Yüksek Öğretim Bakanı (Birleşik Krallık)
Jürgen Rüttgers – Eğitim, Bilim, Araştırma ve Teknoloji Bakanı (Almanya)

​Tarihî Kent ve Kentsel Alanların Korunması ve Yönetimi İçin Valetta İlkeleri

0

Tarihî Kent ve Kentsel Alanların Korunması ve Yönetimi İçin Valetta İlkeleri(The Valletta Principles for the Safeguarding and Management of Historic Cities), 28 Kasım 2011 tarihinde Paris’te yapılan 17. ICOMOS Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi) Genel Kurulunda kabul edilmiştir. UNESCO Genel Müdürü Sayın Irina Bokova ve Fransa Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Nicolas Sarkozy’nin de desteklediği kongre 106 ülkeden 1150 katılımcı ile düzenlenmiştir. Valetta İlkeleri, Türkçe’ye Zeynep Ahunbay tarafından 2014 yılında kazandırılmıştır. 

International Council on Monuments and Sites, Uluslararası ve hükümetler dışı bir organizasyondur. 1965 yılında Varşova’da kurulmuştur. Kuruluşun amacı, tarihi anıtlar ve sitlerin korunması ve değerlendirilmesine yönelik ilkeler, teknikler ve siyasetler geliştirmek ve ilgili her türlü araştırmayı desteklemek ve yönlendirmektir. ICOMOS’un kuruluşu 1964’de Venedik’te yapılan 2.Uluslararası Tarihi Anıtlar Mimar ve Teknisyenleri Kongresi’nin sonuç bildirgesi olan “Venedik Tüzüğü” nün, anıt ve yerleşmelerin korunması konusunda çalışacak uluslararası bir konseyin kurulması kararına dayanmaktadır. 1965’te, Varşova’da toplanan ICOMOS’un birinci genel kurulu niteliğindeki kongre hem Venedik Tüzüğü’nü uluslararası düzeyde kabul etmiş, hem de ICOMOS’un kuruluş kararını vermiştir. ICOMOS’un geçerli uluslararası tüzüğü, 22 Mayıs 1978’de Moskova’da yapılan beşinci genel kurulda son biçimini almış ve yürürlüğe girmiştir. Sekretaryası Paris’tedir. ICOMOS’un 110’dan fazla ülkede kurulmuş ulusal komiteleri ve 7500’ü aşkın üyesi bulunmaktadır. 

ICOMOS 17. Kongresi-Paris
​Tarihî Kent ve Kentsel Alanların Korunması ve Yönetimi İçin Valetta İlkeleri
GİRİŞ
Bugün insanlık bir takım değişikliklerle karşı karşıyadır. Bu değişiklikler genelde insan yerleşimlerini, özel olarak da tarihi kentleri ve kentsel alanları ilgilendirmektedir. Pazarların ve üretim yöntemlerinin küreselleşmesi bölgelerden şehirlere, özellikle büyük kentlere nüfus akınına neden olmaktadır. Siyaset ve iş dünyasındaki değişiklikler, kentlerde ve kentsel alanlarda yeni yapılanma ve çalışma koşulları ortaya çıkarmaktadır. Bunlar kimliği güçlendirme çabalarının parçası olarak, ayrımcılığa ve sosyal köksüzlüğe karşı da gereklidir.
Bugün artık uluslararası bir çerçevede ele alınan kentsel koruma alanında, yeni istekler konusundaki bilinç sürekli olarak artmaktadır. Kültür mirasının korunması ve değerlendirilmesinden sorumlu kuruluşlar becerilerini, araçlarını, eğilimlerini ve çoğu kez planlama sürecindeki rollerini geliştirmelidirler.
Buna dayanarak, ICOMOS’un Uluslararası Tarihi Kentler ve Köyler Komitesi CIVVIH, Washington Tüzüğü (1987) ve Nairobi Tavsiyesindeki (1976) yaklaşım ve düşünceleri güncellemiştir. Tarihi kentler ve kentsel alanların korunmasıyla ilgili tanım ve yöntemlerdeki belirgin evrim dikkate alınarak, amaçlar, eğilimler ve gerekli araçlar yeniden tanımlanmıştır.
Yapılan değişiklikler kültür mirasını kentsel alanın dar kapsamından çıkarmakta; konuya bölgesel ölçekten bakarak; süreklilik ve kimlik gibi somut olmayan değerler; geleneksel arazi kullanımı; kamusal alanın toplum ilişkilerindeki rolü; bütünleşme ve çevresel etkenler gibi diğer sosyo-ekonomik etkenler konularında daha derin bir farkındalık yansıtmaktadır.
Peyzajın kamusal alan olarak rolü veya kentin genel görünümünün topoğrafyası ve silueti ile birlikte bir bütün olarak kavramsallaştırılması gibi konular etrafında gelişen sorular eskiden olduğundan daha önemli gözükmektedir. Özellikle hızla büyüyen kentler için önem taşıyan diğer bir değişiklik, tarihi kentin morfolojisinin tanımlanmasına yardımcı olan geleneksel parsel boyutlarını değiştiren büyük ölçekli projelerin yarattığı sorunların ele alınmasıdır.
Bu anlamda, kültür mirasını kentsel ekosistemin parçası, önemli bir kaynak olarak ele almak gerekir. Tarihi kentlerin ve bulundukları çevrenin uyumlu gelişimi için bu görüşe saygı gösterilmelidir.
Sürdürülebilir gelişme kavramı o denli önem kazanmıştır ki, mimari planlama ve müdahaleler konusundaki temel yaklaşımlar kentin yayılmasını sınırlandırma ve kentsel mirası korumaya yönelik politikalara dayanmaktadır.
Bu belgenin temel amacı tarihi kentlerde ve kentsel alanlarda yapılacak her tür müdahaleye uygulanabilir ilke ve stratejiler önermektir. Bu ilke ve stratejiler hem tarihi kentlerin ve evrelerinin değerlerini korumak, hem de günümüz sosyal, kültürel ve ekonomik yaşamıyla bütünleşmelerine yöneliktir.
Yapılacak müdahaleler hem yörenin soyut ve somut kültürel miras değerlerine, hem de yaşayanların yaşam kalitesine saygı göstermelidir.
Tarihi kentler, kentsel alanlar ve çevrelerinin korunmasına yönelik bu belge dört bölümden oluşmaktadır:

1. Tanımlar,
2. Değişimin yönleri (zorluklar)
3. Müdahale ölçütleri,
4. Öneriler ve stratejiler,

1. TANIMLAR
a) Tarihi kentler ve kentsel alanlar

Tarihi kentler ve kentsel alanlar somut ve soyut ögelerden oluşurlar. Somut ögeler, kentin strüktürüne ek olarak, mimari ögeler, kentin içi ve çevresindeki peyzaj, arkeolojik kalıntılar, panoramalar, siluetler, bakı noktaları ve anıtsal sitleri kapsar. Soyut ögeler ise tarihi değerin özünü oluşturan etkinlikler, simgesel ve tarihi işlevler, görenekler, gelenekler, anılar ve kültürel kaynaklardan oluşur.

Tarihi kentler ve kentsel alanlar bir toplumun ve onun kültürel kimliğinin evrimini anlatan mekansal oluşumlardır. Büyük bir doğal veya insan yapısı çevrenin parçasıdırlar ve birbirlerinden ayrılmaları düşünülemez.

Tarihi kentler ve kentsel alanlar onları biçimlendiren geçmişin yaşayan kanıtlarıdırlar. Tarihi veya geleneksel alanlar günlük yaşamın parçasıdırlar. Korunmaları ve çağdaş toplumla bütünleşmeleri kent planlama ve imar hareketlerinin temelini oluşturur.

b) Çevre

Çevre tarihi kentsel mirasın bulunduğu ve onun kavranmasını, algılanmasını, yaşanmasını statik veya dinamik yönden etkileyen veya onunla sosyal, ekonomik, ya da kültürel olarak doğrudan ilişkili doğal ve/veya insan yapısı ortamdır.

c) Koruma

Tarihi kentler ile kentsel alanların ve çevrelerinin korunması, onların onarımı, konservasyonu, iyileştirilmesi ve yönetimi yanında, tutarlı gelişmeleri ve çağdaş yaşama uyarlanmaları için gerekli işlemleri kapsar.

d) Koruma altında olan kentsel alan

Korunan bir kentsel alan, şehrin tarihinin bir dönemini veya bir gelişim aşamasını temsil eder.

İçinde anıtlar ve alanın korunmasına neden olan kültürel değerleri yansıtan binaların yer aldığı özgün kentsel doku bulunur.

Koruma kentin tarihi gelişimini kapsayabilir ve onun temel sivil, dini ve sosyal işlevlerinin sürdürülmesini de destekleyebilir.

e ) Tampon bölge

Tampon bölge sit alanının dışında yer alan ve alanın kültürel değerlerini çevresindeki faaliyetlerin olumsuz etkilerine karşı korumaya yönelik, iyi tanımlanmış bir kuşaktır. Söz konusu zararlı etki fiziksel, görsel veya sosyal olabilir.

f ) Yönetim Planı

Yönetim Planı kültür mirasının korunması için kullanılacak tüm strateji ve araçları ayrıntılı
olarak tanımlayan ve aynı zamanda çağdaş yaşam gereklerini karşılayan bir belgedir. Yasal,
parasal, yönetimsel ve korumaya yönelik belgeler ile Koruma ve İzleme Planlarını içerir.

g ) Yerin ruhu

Alana özel kimliğini, anlamını, duygusunu ve gizemini kazandıran somut, soyut, fiziksel ve tinsel ögeler “yerin ruhu” olarak tanımlanmaktadır. Ruh mekânı yaratmakta; mekan da bu ruhu inşa etmekte ve biçimlendirmektedir (Quebec Bildirgesi, 2008).

2 DEĞİŞİMİN FARKLI YÖNLERİ

Yaşayan organizmalar olarak tarihi kentler ve kentsel alanlar sürekli değişime tabidirler. Bu değişiklikler kentin tüm ögelerini (doğal, insani, somut ve soyut) etkiler.

Uygun bir şekilde yönetildiğinde, değişim tarihi kent ve kentsel alanların niteliğinin, tarihi özellikleri gözetilerek geliştirilmesi için bir fırsat olabilir.

a) Değişim ve doğal çevre

Washington Tüzüğü’nde doğal çevredeki değişikliklerden kaynaklanan sorunlara dikkat çekilmiştir: “ Kültür mirasını yaşatmak, kentlilere güvenli ve sağlıklı bir ortam sunmak için, tarihi kentler (ve çevreleri) doğal afetlere ve hava kirliliği, titreşim gibi zararlı etkilere karşı korunmalıdır .“ (Madde 14)

Tarihi kent ve kentsel alanlarda değişim doğal dengeye saygı üzerine temellenmeli, doğal kaynakları yok etmekten, enerjiyi boşa harcamaktan ve doğal döngülerin dengesini bozmaktan kaçınılmalıdır.

Değişim tarihi kent ve kentsel alanlardaki ekolojik bağlamı geliştirmek; hava, su ve toprak kalitesini iyileştirmek; yeşil alanları genişletmek ve ulaşılabilirliğini artırmak, doğal kaynaklara gereksiz baskıları önlemek için kullanılmalıdır.

Tarihi kentler ve çevreleri iklim değişikliği ve sayıları artan doğal felaketlerin etkilerinden korunmalıdır.

İklim değişikliğinin tarihi kentler ve kentsel alanlara büyük ve yıkıcı etkileri olabilir çünkü kentsel dokunun kırılganlığının yanı sıra, birçok eski bina terk edilmekte ve iklim değişikliğinden kaynaklanan sorunları çözmek için büyük masraflar yapılması gerekmektedir.

Amaç iklim değişikliği karşısında tüm dünyada artan bilinçten kaynaklanan stratejilerden yararlanmak ve onları tarihi kentlerin korunması için uygun bir şekilde uygulamak olmalıdır.

b) Değişim ve yapılı çevre

Tarihi çevrede çağdaş mimarlık konusunda Washington Tüzüğü şöyle demektedir: “Çevreyle uyumlu çağdaş ögelerin katılımı bir alanın zenginleşmesine katkıda bulunabileceğinden, engellenmemelidir “ (Madde 10).

Tarihi çevreye katılan çağdaş mimari ögeler alanın değerlerine ve ortama saygılı olmalıdır.

Çağdaş mimari kentsel sürekliliği yeniden canlandırarak, şehrin estetik yönden zenginleşmesine katkıda bulunabilir.

Mekansal, görsel, soyut ve işlevsel yönden uygun mimari müdahalelerin temelinde tarihi değerlere, düzenlere ve katmanlara saygı olmalıdır.

Yeni mimari, tarihi alanın mekansal düzeni ile uyumlu ve geleneksel biçimlenmesine saygılı, günün ve yerin mimari eğilimlerinin gerçek bir ifadesi olmalıdır. Ne tür üslup ve anlatım aracıyla olursa olsun, yeni tasarımlarda çarpıcı veya aşırı tezatların olumsuz etkilerinden, kentsel dokunun ve mekanın parçalanması ve kesintiye uğratılmasından kaçınılmalıdır.

Mevcut mimariyi olumsuz etkilemeyen, yerin ruhunu kucaklayan ve ayırt edilebilen bir yaratıcılığa olanak tanıyan bir kompozisyon sürekliliğine öncelik verilmelidir.

Mimarlar ve kent plancıları tarihi kenti iyi tanımak, anlamak için yüreklendirilmelidir.

c) Kullanım ve sosyal çevre değişikliği

Yerel toplumların özel yaşam biçimlerinin değişmesi, geleneksel kullanım ve işlevlerin terk edilmesi, tarihi kent ve kentsel alanlarda olumsuz etkilere yol açabilir. Eğer bu değişimlerin niteliği dikkate alınmazsa, orada yaşayanların başka bir yere göçmesine; böylece, terk edilen yerdeki kültürel geleneklerin yok olmasına, kimlik ve karakterinin yitirilmesine yol açılabilir.

Bu durum tarihi kent ve kentsel alanların yalnız turizm ve tatile yönelik bir işleve yönelmesine, yerel halkın günlük yaşamına uygun olmayan bir yere dönüşmesiyle sonlanabilir.

Bir tarihi kentin korunması, geleneksel sanatların sürdürülmesine ve yerel halkın yerinde kalmasına yönelik çabalar gerektirir.

Kiralardaki artıştan kaynaklanan soylulaştırma sürecinin ve kentin veya kentsel alanın konut ve kamusal alanının çöküntüye uğramasının denetlenmesi önemlidir.

Soylulaştırmanın toplumları etkileyebileceğinin, alanı yaşanabilir olmaktan uzaklaştırabileceğinin ve sonunda karakterini yok etmeye kadar gidebileceğinin bilinmesi önemlidir.

Geleneksel kültürel ve ekonomik çeşitliliğinin korunması, özellikle bu o yerin ayırt edici özelliği olduğunda, çok önemlidir.

Tarihi kentler ve kentsel alanlar kitlesel turizmin bir tüketim ürünü olma riskiyle karşı karşıyadırlar; bu durum onların özgünlük ve kültür mirası değerlerini yitirmeleriyle sonuçlanabilir.

Yeni etkinlikler, ulaşım/taşıma sorunları veya trafik sıkışıklığı gibi ikincil olumsuz etkileri engelleyecek biçimde, dikkatle yönetilmelidir.

d) Değişim ve somut olmayan miras

Soyut kültürel mirasın korunması yapılı çevrenin korunması, yaşatılması kadar önemlidir.

Bir yerin karakter ve ruhunun tanımlanmasına yardımcı olan, o yerin kimliğini ve ruhunu oluşturan soyut ögeler belirlenmeli ve korunmalıdır.

3 MÜDAHALE ÖLÇÜTLERI
a) Değerler

Tarihi kentlerde ve kentsel alanlarda yapılacak tüm müdahaleler onların soyut ve somut kültür değerlerine saygı göstermeli ve dikkat çekmelidir.

b) Nitelik

Tarihi kent ve alanlarda yapılacak her müdahale, orada yaşayanların yaşam kalitelerini ve çevrenin niteliğini iyileştirmeyi hedeflemelidir.

c) Nicelik

Değişikliklerin artması tarihi kent ve değerleri üzerinde olumsuz etki yapabilir.

Eğer kentsel çevrenin ve kültürel değerlerinin iyileştirilmesine olumlu bir etkisi olmayacaksa, büyük niteliksel ve niceliksel değişikliklerden kaçınılmalıdır.

Kentin büyümesine bağlı değişiklikler denetlenmeli ve kentin genel görünümüne ve mimari dokusuna yapacakları fiziksel ve görsel etkileri en aza indirgemek için dikkatle yönetilmelidir.

d) Tutarlılık, ahenk

Tutarlılıkla ilgili olarak Nairobi Tavsiyelerinin 3. Maddesinde şöyle denilmektedir: “ Her tarihi alan ve çevresi, özel karakteri ve dengesi, onu oluşturan parçaların birbiriyle kaynaşmasına bağlı olan ve yapılar, mekânsal organizasyon ve çevresi kadar, insan faaliyetlerini de içeren tutarlı bir bütün olarak görülmelidir. Ne kadar mütevazi olurlarsa olsunlar, tüm geçerli ögeler, insan etkinlikleri de dahil olmak üzere, bütünle ilişkilerinde gözardı edilemeyecek bir anlam taşırlar. “

Tarihi kentler, kentsel alanlar ve çevreleri bir bütün olarak ele alınmalıdır.

Dengeleri ve özellikleri onları oluşturan parçalara bağlıdır.

Tarihi kentlerin ve kentsel alanların korunması, kentin ve çevresinin bütün olarak kavranması ve anlaşılması sürecinin bir parçası olmalıdır. Bu tarihi kentleri tüm planlama düzeylerinde ele alan, sosyal dokularına ve kültürel çeşitliliklerine saygı gösteren, tutarlı ekonomik ve sosyal gelişme politikaları gerektirir.

e) Denge ve uyum

Tarihi kentlerin korunması, zorunlu olarak, kentin temel mekansal, çevresel, sosyal, kültürel ve ekonomik dengelerinin korunmasını içermelidir. Bu durum, eski sakinlerin yerlerinde kalmalarına ve yeni sakinlerin katılımına (mahalleli veya tarihi kenti kullananlar olarak) olanak sağlayan, sıkışıklık yaratmadan gelişmeye yardımcı eylemler gerektirir.

f) Zaman

Değişim hızı denetlenmesi gereken bir parametredir. Aşırı hızla değişim, bir tarihi kentin değerlerinin bütünlüğünü olumsuz etkileyebilir.

Müdahalelerin boyutu ve sıklığı, şeffaf ve tanımlı müdahale süreçlerine bağlı olmak yanında, fizibilite çalışmalarına dayanmalı ve plan kararları ile uyumlu olmalıdır.

g) Yöntem ve bilimsel disiplin

“ Tarihi kent veya kentsel alanın geçmişi ile ilgili bilgiler arkolojik araştırmalar ile geliştirilmeli ve arkeolojik bulgular uygun şekilde korunmalıdır.” (Washington Tüzüğü, Madde 11)

Tarihi bir kent veya kentsel alanın korunması ve yönetimi, sürdürülebilir gelişme ilkeleri uyarınca, akıl, sistematik yaklaşım ve disiplinle yürütülmelidir.

Koruma ve yönetim, korunacak kentsel miras ögelerinin ve değerlerinin belirlenmesi için yapılacak disiplinlerarası ön çalışmalara dayandırılmalıdır. Koruma eylemlerini yönlendirmek için sit ve çevresi hakkında derin bilgi sahibi olunması gerekir.

Bir tarihi kenti veya kentsel alanı etkin bir biçimde korumak için sürekli izleme ve bakım zorunludur.

Doğru bir planlama için güncel bilgi ve verilere (çevre analizi, değişik ölçeklerde çalışmalar, bileşenlerin ve etkilerin envanteri, kentin tarihi ve gelişim evreleri, vb.) gerek vardır.

Tarihi kentin veya alanın korunması öncelikle ve en çok orada yaşayanları ilgilendirdiğinden, yöre halkı ve paydaşlarla görüşmek, onların fikirlerini almak ve sürekli iletişim içinde olmak kaçınılmazdır.

h) Yönetim

İyi yönetim tüm paydaşlar: seçilmiş yöneticiler, belediye çalışanları, kamu yöneticileri, uzmanlar, meslek örgütleri, gönüllü kuruluşlar, üniversiteler, alanda yaşayanlar vd. arasında geniş bir iletişim ağı oluşmasını sağlar. Tarihi kentlerin ve kentsel alanların başarıyla korunması, canlandırılması ve sürdürülebilir gelişimi için bu şarttır.

Alanda yaşayanların katılımı bilgi akışı sağlanarak, bilinçlendirme ve eğitimle kolaylaştırılabilir. Yeni gerçekliğe uygun demokratik kuruluşları oluşturmak için, geleneksel kentsel yönetimler kültürel ve sosyal çeşitliliğin tüm yönlerini incelemelidirler.

Tarihi kentleri planlama ve koruma süreçleri sırasında yörede oturanların konulara vakıf olarak doğru tepki vermelerini sağlamak için gerekli bilgiler ve süre verilmelidir.

Özel sektörden girişimcilerin yapılı çevrenin onarımı ve restorasyonuna katılımını kolaylaştırmak için, tarihi çevreyi koruma girişimleri cesaretlendirilmeli ve onarım için parasal destek sağlanmalıdır.

i) Çok disiplinlilik ve işbirliği

“Tarihi kentlerin ve kentsel alanların korunmasına yönelik planlama çalışmaları öncesinde disiplinlerarası araştırmalar yapılmalıdır. “ (Washington Tüzüğü, Madde 5)

Ön araştırmaların başlangıcından itibaren, tarihi kentlerin korunması birçok disipline mensup uzmanın etkili işbirliğine dayandırılmalı ve araştırmacıların, kamu hizmetlilerinin, özel girişimcilerin ve daha geniş bir halk kitlesinin katılımıyla gerçekleştirilmelidir.

Bu çalışmalar sonunda, karar verici politikacılar, sosyal ve ekonomik kuruluşlar ile yerel halk tarafından kullanılabilecek somut öneriler geliştirilmelidir.

j / Kültürel çeşitlilik

Kentsel koruma planlaması çerçevesinde, tarihi kentlerde yaşamış değişik toplulukların kültürel çeşitliliği saygı görmeli ve değer verilmelidir.

Tarihi mirası tüm çeşitliliğiyle, tam olarak korumak için hassas ve uzlaşılan bir denge oluşturmak gerekir.

4 ÖNERİLER VE STRATEJİLER
a) Korunacak ögeler

1.Tarihi kentlerin tüm somut ve soyut öğelerinin niteliği ve tutarlılığı ile ifade edilen özgünlük ve bütünlükleri, özellikle:

a-Sokak dokuları, parseller, yeşil alanlar ve yapılarla yeşil ve açık alanlar arasındaki ilişkilerin oluşturduğu kentsel dokular;

b-Yapıların strüktür, hacim, üslup, ölçek, malzeme, renk ve bezemeleriyle tanımlanan biçim, görünüş, iç ve dış özellikleri;

c-Kent veya kentsel alan ile onu saran doğal veya insan yapısı çevre arasındaki ilişki (Washington Tüzüğü, Madde 2 d);

d-Kent veya kentsel alanın zaman içinde üstlendiği değişik işlevler;

e- Kültürel gelenekler, geleneksel teknikler, yerin ruhu ve bir yerin kimliğine katkı yapan herşey,

2. Sit bütünü ile onu oluşturan bileşenler, sitin bağlamı ve bu bağlamı oluşturan parçalar arasındaki ilişkiler,

3. Sosyal doku; kültürel çeşitlilik

4. Yenilenemez kaynaklar; boşa harcamaların en aza indirgenmesi; yeniden kullanım ve dönüşümlerin teşviki.

b) Yeni işlevler

“Yeni işlevler ve etkinlikler tarihi kentlerin veya kentsel alanların karakteriyle uyumlu olmalıdır.” (Washington Tüzüğü, Madde 8)

Yeni etkinlikler geleneksel faaliyetlerin ve yerel halkın geçimini sağlayan işleri engellememelidir. Böylece, bu bağlamdaki en önemli ögelerden bazıları, tarihi kültürel çeşitlilik ve çoğulculuk korunabilir.

Yeni bir etkinlik getirilmeden önce, ondan yararlanacak olanların sayısının, kullanım süresinin, mevcut işlevlerle uyumunun ve geleneksel yerel faaliyetlere etkisinin ne olacağının değerlendirilmesi gerekir.

Yeni işlevler tarihi kentin ünik ve yenilenemez bir ekosistem olduğu düşüncesine koşut olarak, sürdürülebilir gelişme ihtiyacını da karşılamalıdır.

c) Çağdaş mimarlık

Yeni binalar yapmak, veya eskilerini uyarlamak gerektiğinde, çağdaş mimari kentsel çevrenin tümüyle ve tarihi kentin mevcut mekansal oluşumu ile ahenk içinde olmalıdır. Çağdaş mimarlık alanın ölçeğine saygı göstermeli; mevcut mimari ve çevredeki gelişme eğilimleriyle net bir ilişki kurmalıdır.

“Herhangi bir yeni inşaata girişmeden önce, yalnız tarihi yerleşmenin genel karakterini tanımlamak için değil, fakat belirgin özelliklerini, yani, yüksekliklerin uyumunu, kullanılan renk, malzeme ve biçimleri, cephe ve çatı tiplerini, bina kütlelerinin parsel içindeki konumlarını, parsellerdeki yapılaşma oranlarını tanımlayıcı bir kentsel çevre analizi yapılmalıdır. Parsellerin yeniden düzenlenmesi, kütle değişikliğine yol açarak bütünün uyumunu tehlikeye düşürebileceğinden, parsel boyutlarına özellikle dikkat edilmelidir. “ (Nairobi Tavsiyeleri, Madde 28)

Perspektifler, görünüşler, odak noktaları ve görsel koridorlar tarihi mekânların kavranmasını sağlayan temel bileşenlerdir. Yeni müdahaleler söz konusu olduğunda saygı görmelidirler. Bir müdahaleye girişmeden önce mevcut durum dikkatle analiz edilmeli ve belgelenmelidir. Yeni yapılara doğru veya onlardan başlayan görüş konileri tanımlanmalı, üzerinde çalışılmalı ve korunmalıdır.

Tarihi alan veya peyzajda yapılacak yeni bina, özellikle yeni etkinlikler için kullanılacaksa, biçimsel ve işlevsel yönlerden de değerlendirilmelidir.

d) Kamusal alan

Tarihi kentlerdeki kamusal alanlar yalnız dolaşıma ayrılan yerler değildir; aynı zamanda düşünme, öğrenme ve kentten zevk alma mekânlarıdırlar. Tasarımı, düzenlemeleri, kullanılan sokak mobilyaları, yönetimi, karakterini ve güzelliğini korumalı ve sosyal iletişime adanmış bir kamusal alan olarak kullanımını desteklemelidir.

Yeni müdahaleler ve kullanımlar söz konusu olduğunda, açık kamusal alanla yoğun yapılı çevre arasındaki denge, dikkatle analiz edilmeli ve denetlenmelidir.

e) Hizmetler ve değişiklikler 

Tarihi kentleri korumaya yönelik kentsel planlama çalışmalarında, alanda oturanların gereksindiği hizmetler dikkate alınmalıdır.

Tarihi alanlardaki eski binalara yeni donanım yerleştirilmesi yerel yönetimlerin gözden uzak tutmamaları gereken bir sorundur.

f) Devingenlik

“ Tarihi bir kentteki veya kentsel alandaki trafik kurallarla sıkı bir şekilde denetlenmelidir. “(Washington Tüzüğü, Madde 12)

“ Bir kent veya bölge planının öngördüğü yeni otoyolların tarihi kente veya kentsel alana girmemesi, fakat onlara ulaşılabilirliği arttırması gerekir. “ (Washington Tüzüğü, Madde 13)

Çoğu tarihi kent ve kentsel alan yayalar ve yavaş ulaşım türleri için tasarlanmıştır. Zamanla bu yerlerin motorlu taşıtlar tarafından işgal edilmesi bozulmalara neden olmuştur. Aynı zamanda yaşam kalitesi kötüleşmiştir.

Ulaşım altyapısı (otoparklar, metro istasyonları, vd.) tarihi dokuyu veya çevresini zedelemeyecek şekilde planlanmalıdır. Tarihi bir kentte ulaşım ağının hafif bir müdahaleyle oluşturulması tercih edilmelidir.

Yaya dolaşımını desteklemek önemlidir. Bunu gerçekleştirmek için araç trafiği ciddi şekilde kısıtlanmalı ve park olanakları azaltılmalıdır. Sürdürülebilir, havayı kirletmeyen kamu ulaşım sistemleri getirilmeli ve yumuşak ulaşım geliştirilmelidir.

Yollar araştırılmalı ve yayalara öncelik verecek şekilde planlanmalıdır. Otoparklar tercihan koruma bölgeleri dışında, mümkünse tampon bölgelerin de dışında yer almalıdır.

Metro sistemleri gibi altyapılar, tarihi ve arkeolojik dokuya veya çevresine zarar vermeyecek şekilde planlanmalıdır.

Korunan alanlar ve tampon bölgelerden otoyollar geçirilmemelidir.

g) Turizm

Turizm tarihi kentlerin ve kentsel alanların gelişmesinde ve canlandırılmasında olumlu bir rol oynayabilir. Turizmin tarihi kentlerde gelişmesi, anıtların ve açık alanların iyileştirilmesi; yerel toplumun kimliğine ve geleneksel etkinliklerine saygı ve destek; bölgesel ve çevresel karakterin korunması üzerine kurulmalıdır. Turizm etkinliği yerel halkın günlük yaşamına saygı göstermeli, müdahale etmemelidir.

Yoğun turist akını, anıtlar ve tarihi alanlar için bir tehlikedir. Koruma ve yönetim planları turizmin beklenen etkisini dikkate almalı ve süreci kültür mirasının ve yerel halkın yararına düzenlemelidir.

h) Riskler

“Bir tarihi kenti veya kentsel alanı etkileyen doğal afetin cinsi ne olursa olsun, alınacak koruyucu önlemler ve düşünülen onarım müdahaleleri söz konusu kültür varlıklarının özelliğine göre uyarlanmalıdır. “ (Washington Tüzüğü, Mad.14)

Koruma planları risklere hazırlık konusunda kapasite gelişimine, çevre yönetimi ile sürdürülebilirlik ilkelerinin uygulanmasına olanak sağlamaktadır.

i) Enerji tasarrufu

Tarihi kentlerde ve kentsel alanlarda yapılacak tüm müdahaleler, kültür mirasının özelliklerine saygı göstermenin yanı sıra, enerji verimliliğini arttırmayı, kirleticileri azaltmayı hedeflemelidir.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı geliştirilmelidir.

Tarihi alanlarda yapılacak yeni binalar enerji tasarruflu olmalıdır. Isı adalarının oluşmasını önlemek için kent planlamasında yeşil alanlara, yeşil koridorlara yer verilmeli ve diğer önlemler uygulanmalıdır.

j) Katılım

“Koruma programının başarısı kentlilerin ve tüm ilgili yerel grupların katılımı ve görev almalarıyla mümkün olabilir ve desteklenmelidir. Tarihi kentlerin ve kentsel alanların korunması öncelikle orada yaşayanları ilgilendirir. “ (Washington Tüzüğü, Madde 3)

Tarihi kentsel alanlardaki planlama, tüm paydaşları içine alan, katılımcı bir süreç olmalıdır.

Katılım ve ilgiyi artırmak için, okul çocuklarından başlayarak, tüm yerel halka yönelik bir genel bilgilendirme programı oluşturulmalıdır. Koruma derneklerinin faaliyetleri cesaretlendirilmeli, tarihi çevrenin korunmasını ve onarımını kolaylaştırıcı parasal olanaklar sağlanmalıdır.

Kamusal bilince dayalı karşılıklı anlayış ve yerel topluluklar ile mesleki gruplar arasında ortak hedef arayışı, tarihi kentlerin başarıyla korunması, canlandırılması ve geliştirilmesinin temelini oluşturur.

Bilgi teknolojileri doğrudan ve hızlı iletişimi mümkün kılmaktadır. Bu yerel grupların etkin ve sorumlu katılımlarına olanak sağlamaktadır.

Yetkililerin ilgileri tarihi kentlerin ve kentsel alanların korunmasına konusuna çekilerek, yönetim ve gelişim planlarının başarıya ulaşmasını sağlayacak parasal olanakların oluşturulması sağlanmalıdır.

k) Koruma Planı

“ Koruma planı tarihi kentsel alanlar arasında uyumlu bir ilişki kurulmasını sağlamayı hedeflemelidir. “ (Washington Tüzüğü, Madde 5)

Bir yerin gelişimini engellemeden kimliğini korumak için hazırlanan Koruma planı, somut ve soyut ögeleri kapsar.

Koruma Planının temel hedefleri “ ve onlara erişmek için gerekli yasal, yönetimsel ve parasal araçlar açıkça belirtilmelidir.“ (Washington Tüzüğü, Madde 5)

Koruma Planı tüm kent için hazırlanan ve arkeolojik, tarihi, mimari, teknik, sosyolojik ve ekonomik değerlerin analizini içeren kentsel planlamaya dayanan bir belge olmalıdır. Bir koruma projesi tanımlamalı, bir yönetim planıyla birleştirilmeli ve sürekli izlenmelidir.

Koruma planı değişimin koşullarını, kurallarını, amaçlarını ve sonuçlarını belirlemelidir.

“Hangi binaların ve mekanların kesinlikle korunması gerektiğini, hangilerinin belirli koşullarda korunacağını ve hangilerinin sıradışı durumlarda gözden çıkarılabileceğini belirlemelidir. “ (Washington Tüzüğü, Madde 5)

Herhangi bir müdahaleden önce, mevcut durum ayrıntılı olarak belgelenmelidir. Koruma planı kentin değerlerine ve karakterine katkıda bulunan öğelerin yanı sıra, tarihi kenti ve kentsel alanı zenginleştiren ve/veya karakterini yansıtan bileşenleri belirlemeli ve korumalıdır.

Koruma planındaki öneriler yasal, finansal ve ekonomik yönden olduğu kadar, gerekli standartlar ve kısıtlamalar yönünden de gerçekçi bir şekilde tanımlanmalıdır.

“Koruma Planı tarihi alanda yaşayanlar tarafından desteklenmelidir.“ (Washington Tüzüğü, Madde 5)

Eğer bir koruma planı yoksa, tarihi kente gerçekleşecek tüm koruma ve imar etkinlikleri koruma ve geliştirme ilke ve hedeflerine uygun bir şekilde yapılmalıdır.

l) Yönetim Planı

Her tarihi kent ve kentsel alan için, türüne ve özelliklerine, kültürel ve doğal bağlamına uygun, etkili bir yönetim sistemi geliştirilmelidir. Yönetim Planı geleneksel uygulamalarla bütünleşmeli ve yürürlükte olan diğer kentsel ve bölgesel planlarıyla eşgüdüm sağlanmalıdır.

Bir yönetim planı somut ve soyut kaynakların tanınması, korunması ve geliştirilmesi üzerine kurulur.

Dolayısıyla,

  •  kültürel değerleri belirlemelidir,
  •  paydaşları ve onların değerlerini saptamalıdır,
  •  olası çatışmaları saptamalıdır,
  •  koruma hedeflerini belirlemelidir,
  •  yasal, finansal, idari ve teknik yöntem ve araçları belirlemelidir,
  •  güçlü yönleri, zayıflıkları, fırsat ve tehditleri anlamalıdır,
  •  uygun stratejileri, işin bitirilme tarihini ve belli başlı eylemleri tanımlamalıdır.

Bu tür bir yönetim planının hazırlanması katılımcı bir süreçle olmalıdır.

Yerel yönetimler, görevliler, alan çalışması ve ayrıntılı belgelemeyle sağlanan bilgilere ek olarak, Yönetim Planının ekinde paydaşlarla yapılan toplantıların sonuçları ve tartışmaların analizi yer almalıdır.

İZLEME

Bu tavsiyeler ICOMOS tarafından yürütülen geniş çaplı tartışmalara bir katkı olmak üzere CIVVIH’nin ortak çalışmasıyla geliştirilmiştir.

Bu kaynak belge, tartışılan konuların evrimi ışığında güncellenebilir.

Yargıç-The Judge

0
The Judge - Yargıç

Yargıç – The Judge, hukuk filmleri arasında öne çıkan bir mahkeme ve aile dramıdır. Film, komedi unsurları da barındırır. Özellikle klasik bir hikaye içinde yer alan hukuki meseleler, hüzünlü bir ayrılığın ortasındaki bir avukat (Robert Downey Jr.) tarafından canlandırılmaktadır.

Yönetmenliğini David Dobkin‘in üstlendiği bu yapımda, başrollerde Robert Downey Jr., Robert Duvall ve Vera Farmiga yer alır. Filmin ana karakterleri, masumiyet, doğruluk ve adalet için savaşan bir yargıç babanın ideallerinden uzaklaşmış oğludur.

The Judge-Film Afişi
Filmin Künyesi
Yönetmen David Dobkin
Yapımcı Robert Downey Jr.,  Susan Downey
Senaryo Nick Schenk, Bill Dubuque
Hikaye Nick Schenk, David Dobkin
Oyuncular Robert Duvall, Robert Downey Jr, Vera Farmiga, Vincent D’Onofrio

Jeremy Strong, Dax Shepard, Leighton Meester, Billy Bob Thornton

Müzik Thomas Newman
Bütçesi 50 Milyon dolar
Gişe 84,4 Milyon dolar
Görüntü Yönetmeni Janusz Kaminski
Dağıtıcı Warner Bros
Türü Dram
Renk Renkli
Yapım yılı 4 Eylül 2014
Süre 141 dakika
Dil İngilizce


Yargıç – The Judge filminde, Hank Palmer, Chicago’da boşanma davalarında uzmanlaşmış, başarılı bir avukattır. Ancak vicdanını unutmuş ve ideallerinden vazgeçmiştir. Ayrıca, adalet duygusunu önemsemeyen bir avukatlık tarzı benimsemiştir. Bu sırada, önemli bir dava devam ederken, annesinin vefat haberini alır. Bu haberi ona erkek kardeşi iletmiştir. Babasıyla uzun süredir görüşmeyen Hank, ailede iletişimde olduğu tek kişi olan annesini kaybetmiştir.

Daha sonra, Hank, annesinin cenazesi için kasabaya döndüğünde sürprizlerle karşılaşır. Babası, ağabeyi, eski sevgilisi ve geçmişi yeniden karşısına çıkar. Bu nedenle, Hank, sıcak karşılanmadığı kasabadan uzaklaşmak isterken 42 yıllık yargıç olan babasını savunmak zorunda kalır. Her şeye rağmen, kırılgan ilişkilerini de önemsemeyerek Hank, babasına yardım edecek ve mahkemede onu savunacaktır. Yargıç babasının karşı karşıya olduğu cinayet suçlaması aydınlatılmaya çalışılırıken evdeki sorunların çözümü de ayrı bir gündem oluşturacaktır.

  

Genel olarak, Yargıç filminin sahneleri güçlüdür ve duygusal ögeler ön plandadır. Film, izleyicileri hem güldürür hem de ağlatır. Ayrıca, duygulara dokunarak ailenin karmaşık ilişkilerini etkileyici bir şekilde yansıtır. Filmin uzun süresi ve ağır çekimde işlenen konular, duyguların derinlemesine yansıtılmasını sağlar. Sonuç olarak, yaklaşık iki buçuk saat süren bu film, sürükleyiciliği ile izleyicilerin dikkatini çekecektir.

Filmdeki mahkeme sahneleri, teknik açıdan gerçeklere uygun olarak tasarlanmıştır. Amerikan adalet sisteminin işleyişi hakkında önemli detaylar, filmde başarılı bir şekilde aktarılmaktadır. Bu bağlamda, izleyici, aile içi ilişkiler ve hukuki olaylar üzerinden adalet ve vicdan üzerine derin bir hesaplaşma yaşamaktadır.
Hank Palmer, “Suçluları savunuyorum, çünkü masumların parası bana yetmiyor”

Jurisprudence- Jurisprudent

0

Jurisprudence ve Jurisprudent kavramları Roma Hukukunda günümüze gelen terimlerdir.

Romalı hukukçular, hukuki sorunları ve olaylar derinlemesine incelemekte, bunları belli bir metodoloji çerçevesinde yorumlayarak hayatın karmaşık olaylarına uyabilecek hukuk kurallarını, hakkaniyet ve adalet duygularından da esinlenerek kodifikasyona tabi tutmuşlardır.

Bu dönemde, ulaşılan hukuk çözüm yolları açık bir şekilde yazılmış ve halka ilan edilmiştir. Bu hukuki çabayı gösterenlere Jurisprudent, ulaşılan hukuki çözümlere ise Jurisprudence denilmiştir.

Jurisprudent, hukuk bilgini, hukuk uzmanı ya da hukuk bilimine vâkıf kimse olarak tanımlanabilir.

Jurisprudent olarak anılan kişilerin çabaları sonucunda, hukukun teorik olarak incelenmesi ve yasa çalışmalarının yapılması, hukuk sisteminin inşası, hukuk kurumlarının kurulması ve hukukun toplumdaki rolünün belirlenmesi sağlanmıştır. Roma yurttaşlığı ve devlet kavramları bu çabalar sonucunda gelişmiştir.

Roma Hukuku ile Medeni Hukuk arasında kuvvetli bağlar bulunmaktadır. Bu iki hukuk arasında köprüler kurma ve yabancı bir sistem olarak görülen Roma hukukuna kapılar açmak, çağdaş hukukçular için zorunluluktur.

Kavramın Anlamları

Kıta Avrupası ve Anglo Sakson Hukukunda jurisprudence kavramı çok değişik anlamlara gelmektedir. 
1.felsefe, bilim ve yoruma dayalı hukuk ve kararların incelenmesi,
2.hakların poizitf şekilde incelenmesini sağlayan bilim dalı,
3.hukuk bilimi veya beceri, kanunların oluşması,
4.hukuk felsefesi veya yasa ve hukuk bakımından ilkelerin oluşturulması,
5.yasal gerçekler çerçevesinde hukuk mesleğine ilişkin usuller ve çalışma prensipleri,
6.adaletin gereken şekilde uygulanmasına yönelik bir devlet veya toplum içinde oluşturulan kanun, örf ve haklar hakkında oluşturulan içtihat,
7. hakimlerin karar vermesine rehberlik edecek olan yasal kurallar ve dayandığı ilke ve araçlar,
8. mahkeme kararlarının bilim veya hukuk felsefesi açısından yorumlanması
9. bilim veya hukuk felsefesi

Denis Diderot

0
Denis Diderot

Denis Diderot  05 Ekim 1713 tarihinde, Fransa’nın kuzey doğusunda Langres kasabasında doğdu. (Ölümü:  31 Temmuz 1784)

Paris’te Louis le Grand Koleji’nde okudu. 2 Eylül 1732’de Grekçe, Latince ve felsefe okutma yetkisi alarak bu okuldan mezun oldu.

Denis Diderot: Aydınlanma Çağı’nın Öncü Filozofu

Ardından, iki yıl bir dava vekilinin (Avukat) yanında yazıcı olarak çalıştı. Daha sonra kitap çevirisi yaparak geçimini sağlamaya başladı. Ansiklopedi çevirmeni olarak girdiği işte zamanla yayınca ve editör olarak çalışmaya başladı.

1742’de, Jean-Jacques Rousseau ile tanıştı ve yakın dost oldu.

İlk özgün kitabı olan Felsefe Konuşmaları’ 1746’da yayımlandı. Ertesi yıl yayımlanan Filozofça Düşünceler adlı eseri Fransa Parlamentosu tarafından toplatıldı ve mahkeme kararıyla yakıldı. 1749’da Görenler İçin Körler Hakkında Mektup adlı eserlerini yayınladı.

1749’da tutuklandı. Bir süre sonra serbest bırakıldı. Bunun ardından, tüm çalışmalarını Ansiklopedi’de yoğunlaştırdı. Montesquieu, Jean-Jacques Rouseau ve Voltaire gibi aydınlarla ansiklopediyi tamamladı.

Çeşitli türlerde yazdı ve yazdığı her türde derin izler bıraktı. Yaşadığı yüzyılın çok ilerisindeki fikirleri ile sonraki nesillere ilham verdi.

31 Temmuz 1784 tarihinde Fransa’da, 70 yaşında iken ödü.

Felsefi ve Edebi Katkıları

Diderot, en çok baş editörü olduğu “Encyclopédie” adlı eseri ile tanınmaktadır.  Ancak, yalnızca bu eseriyle değil, aynı zamanda felsefi ve edebi eserleriyle de toplumu derinden etkiledi.

Dönemin dogmalarına ve mutlak otoritelere karşı eleştirel bir duruş sergiledi. Bu nedenle, yazıları ve düşünceleri Fransız Devrimi’ni tetikleyen faktörlerden biri haline geldi.

Filozof olarak Aydınlanma hareketindeki rolü yayınlanan eserlerinden kaynaklanmaktadır.

Diderot, sanat ve estetik üzerine önemli görüşler geliştirdi. Bu bağlamda, sanatı toplumsal bir araç olarak değerlendirdi.

Felsefesi, insanın düşünsel ve duygusal deneyimlerini ön plana çıkarmakta ve özgür düşünceyi teşvik etmektedir. Özgürleşmiş zihnin cesur bir savunucusu olarak tanımlanmıştır. Friedrich Engels onun hakkında “Bütün yaşamını gerçeğe ve doğruluğun coşkusuna adamış bir insan varsa, bu, Diderot’dur.” demiştir. 

ESERLERİ

Essai sur le mérite et la vertu (Hak etme ve yeti üzerine), Shaftesbury tarafından yazılmış ve Diderot tarafından Fransızcaya çevrilip notlandırılmıştır (1745)
Pensées philosophiques (Felsefi Düşünceler, deneme (1746)
La que (Kuşkucu gezintiler) (1747)
Les bijoux indiscrets, roman (1748)
Lettre sur les aveugles à l’usage de ceux qui voient (Görenler için körler hakkında mektup) (1749)
L’Encyclopédie (Ansiklopedi) (1750-1765)
Lettre sur les sourds et muets (Sağır ve dilsizler hakkında mektup) (1751)
Pensées sur l’interprétation de la nature (Doğanın yorumlanması üzerine düşünceler), deneme (1751)
Le fils naturel (Doğanın çocuğu) (1757)
Entretien sur le fils naturel (Doğanın çocuğu hakkında konuşma) (1757)
Salons, critique d’art (Salonlar, sanat eleştirisi) (1759-1781)
La Religieuse (Dindar kadın), roman (1760)
Le neveu de Rameau (Rameau’nun yeğeni, diyalog (1761 ?)
Lettre sur le commerce des livres (Kitapların ticareti hakkında mektup) (1763)
Mystification ou l’histoire des portraits (Mistifikasyon ya da portreler tarihi) (1768)
Entretien entre D’Alembert et Diderot (Diderot’yla D’Alembert’in tartışması) (1769)
Le rêve de D’Alembert (D’Alembert’in rüyası), dialogue (1769)
Suite de l’entretien entre D’Alembert et Diderot (D’Alembert Diderot tartışmasının devamı) (1769)
Paradoxe sur le comédien (Oyuncu hakkındaki paradoks) (1769 ?)
Apologie de l’abbé Galiani (Peder Galiani’nin övgüsü) (1770)
Principes philosophiques sur la matière et le mouvement (Madde ve hareket hakkında felsefi ilkeler), deneme (1770)
Entretien d’un père avec ses enfants (Bir babanın çocuklarıyla konuşması) (1771)
Jacques le fataliste et son maître (Kaderci Jacques ve Efendisi), roman (1771-1778)
Supplément au voyage de Bougainville (Bogainville seyahatine ek) (1772)
Histoire philosophique et politique des deux Indes (İki Hindistan’ın felsefi ve politik tarihi), Raynal’le birlikte (1772-1781)
Voyage en Hollande (Hollanda seyahati) (1773)
Eléments de physiologie (Fizyolojinin temelleri) (1773-1774)
Réfutation d’Helvétius (Helvetius’a reddiye) (1774)
Observations sur le Nakaz (Nakaz üzerine gözlemler) (1774)
Essai sur les règnes de Claude et de Néron (Claudius ve Neron’un iktidar dönemleri hakkında) (1778)
Lettre apologétique de l’abbé Raynal à Monsieur Grimm (Peder Raynal’ın Bay Grimm hakkında övgü mektubu) (1781)
Aux insurgents d’Amérique (Amerika isyancılarına) (1782)
Salons (Salonlar) 

Diderot’tan Özdeyişler 

“İki cumhuriyet savcısı var ve bunlardan biri kapınızda, topluma karşı suçları cezalandırıyor; diğeri doğadır. Yasadan kaçan tüm o ahlaksızlıkları biliyor.” 

“Boşunadır yasalar; herkesi eşit olarak bağlamıyorsa Boşunadır yasalar; toplumda 1 tek kişi bile ceza almadan onları çiğneyebiliyorsa.”

“İnsanlar erdemi övüyorlar, ama ondan nefret ediyorlar, ondan kaçıyorlar.” 

“Ahlaksızlık ile dinsizliği birbirine karıştırmamak gerekir. Din olmadan ahlaklılık olabilir ve din ahlaksızlıkla bir arada bulunabilir ve çoğunlukla da böyledir.”

“Ölüm hayat kadar doğal olduğu halde, neden bu kadar korkarız?”

“Filozoflar hiç din görevlisi öldürmemiştir, oysa din görevlileri çok fazla filozof öldürmüştür.”

“Felsefeye doğru atılan ilk adım, inançsızlıktır.”

“Düşünürü özel kılan, kanıtsız hiçbir olguyu kabullenmemesi ve yanıltıcı kavramlara kanmamasının yanı sıra mutlak, muhtemel ve şüphelinin sınırlarını kesin çizebilmesidir.”

“Eğer rahipleri istiyorsanız filozoflara ihtiyacınız yok demektir ve eğer filozofları istiyorsanız rahiplere ihtiyacınız yoktur; çünkü biri aklın dostu ve bilimin geliştiricisi olarak anılırken, diğeri aklın düşmanı ve cehaletin savunucusu olarak tanınır.”

“Fanatizmden barbarlığa tek adımda geçilir.” 

Özlü sözler gerçeği hafızalarımıza perçinleyen keskin çivilerdir.”  

“Sadece tutkular, büyük tutkular yükseltebilir insanı büyük işlere.”

“Hristiyan için inayet neyse filozof için mantık odur.”  

“O engin bilim dünyası bana bazı yerleri aydınlık, bazı yerleri karanlık olan büyük bir arazi gibi görünüyor. Çabalarımız ya aydınlık bölgelerin sınırlarını artırmak ya da aydınlatma merkezlerinin sayısını artırmak amacında olmalıdır. İkincisi için yaratıcı dehalar gerekiyor; ilki için ise geliştiren, genişleten, güçlendiren bir bilgelik.” 

“Bir kişi bana gerçeği aramamı söyleyebilir onu bulmamı değil.”

“Tanrıya inanmamı istiyorsan, ona dokunmamı sağla.”

“İnsanlar ikiye ayrılır: Tanıdıkça büyüyenler, tanıdıkça küçülenler.” 

“Açıkça nefret etmek, gerçek düşüncenin gizlenmesinden daha soylu bir davranıştır.” 

“Yalanın faydası bir defa içindir, gerçeğin faydası ise sonsuz ve ölümsüz. “

Şüphe etmek gerçeklere varmak için atılan ilk adımdır.”

“İnsan, hayatının dörtte üçünü yapamayacağı şeyleri istemekle geçirir.”

 

 

 

 

 

7 Ocak – Hukuk Takvimi

0

7 Ocak – Hukuk Takvimi – Hukuk Tarihinden Önemli Olaylar 

1634
Osmanlı İmparatorluğunda ilk defa bir şeyhülislam idam edildi. IV. Murad’ın emriyle, rüşvet iddiaları ile bir Kadı’nın idamına tepki gösteren Şeyhülislam Ahizade Hüseyin Efendi boğdurularak öldürüldü.
1714
İngiliz mühendis Henry Mill, daktilo makinesinin patentini aldı
1787
Delaware, Amerika Birleşik Devletleri Anayasasını onaylayan ilk eyalet oldu
1858
Tanzimat döneminin mimarı olan Mustafa Reşit Paşa öldü. (Doğumu 1800) Tanzimat Fermanını 3 Kasım 1839 tarihinde Gülhane Parkı’nda okuyarak ilân etti. Hukuk, eğitim, askeri ve sosyal alanlarda gerçekleşecek reformları başlattı. 1840’ta imzalanan Londra Antlaşması ile Mısır sorununun bir çözüme kavuşturulmasında büyük rol oynadı
1789
İlk Amerikan Başkanlık seçimleri yapıldı. Seçmenler delegeleri, onlar da bir ay sonra ülkenin ilk başkanı olan George Washington’u seçtiler
1836
Martin Van Buren, Amerika Birleşik Devletleri’nin sekizinci başkanı seçildi. Buren, hukuk eğitimi alan Amerikan başkanlarından biriydi ve 4 Mart 1833 – 4 Mart 1837 tarihleri arasında görev yaptı.
1873
Alman Yahudi felsefeci Rudolf Eisler doğdu (Ölümü 1926)
1920
Türkiye’nin ilk komünist partisi olan Türkiye Halk İştirakiyyun Fırkası resmen kuruldu. TKP, Ankara’da Halk Zümresi ve Yeşil Ordu ile beraber çalışacağını bildirerek Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası programını ve kuruluş bildirgesini yayınladı. İzinsiz kongre yapması ve Komintern’in kongresine katılması nedeniyle parti 2 Ekim 1922’de İcra Vekilleri Heyeti(Bakanlar Kurulu) kararıyla kapatıldı. Yöneticileri1923 yılında hapis cezasına çarptırıldı.
1922
Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılan Genel Af Kanunu, 7 Ocak 1922 tarihinde yürürlüğe girdi. Toplam dört maddeden oluşan yasa ile özellikle dava dosyaları Yunan işgal bölgelerinde kalan ve cezalarının üçte ikisini tamamlayan mahkumların kalan cezaları affedildi. İşgale uğrayan bölgelerdeki kişiler hakkında açılan davalar ise ertelendi. Irz düşmanları af kapsamı dışında tutuldu. 07 Ocak 1922 Genel Af Kanunu, af içerikli maddesine ilaveten erteleme ve ceza indirimini de ihtiva ediyordu
1924
Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığına bağlı yabancı eğitim kurumlarının laikleştirilmesi kapsamında bu okullarda mevcut dinsel alâmet ve işaretlerin kaldırılması için Maarif Vekâletince ‘Yabancı okullarda ki dini alametlerin yasaklanmasına dair genelge’ yayınlandı.
1934
Hukukçu ve Kıbrıs Cumhuriyeti eski Cumhurbaşkanı Tassos Nikolaou Papadopoulos doğdu. (Ölümü 12 Aralık 2008) Daha sonra Birleşik Krallık’ta dava vekili (Barrister at Law) derecesiyle mezun olduğu Londra Gray’s Inn’de hukuk eğitimi gördü.
1942
Hamlet davası sonuçlandı.1941 yılında Muhsin Ertuğrul‘un çevirisini yaptığı Hamlet’in İstanbul şehir tiyatrosunda oynanmaya başlaması üzerine başlayan tartışma ve hakaretlerin mahkemeye taşınmasıyla başlayan davanın sonunda Muhsin Ertuğrul, Peyami Sefa, Neyyire Ertuğrul, Zeki Coşkun, Cihat Baban, Ziyad Ebüzziya ve Celaleddin Ezine’ye verilen cezalar ertelendi.
1944
İdare hukuku profesörü Muslihiddin Adil Taylan  (Doğumu 1881)
1946
Cumhuriyet Halk Partisinden ayrılan Celâl Bayar, Adnan Menderes, Fuad Köprülü ve Refik Koraltan, Demokrat Parti‘nin kuruluş başvurusunu yaptı
1947
Batı Trakya Türkleri’nin insan hakları için verdiği mücadele ile bilinen Dr. Sadık Ahmet doğdu (Ölümü 1995)
1957
Millî Türk Talebe Birliği “rock and roll” ve “striptiz”in yasaklanmasını istedi
1961
Ekici Tütünleri Satış Piyasalarınını Desteklenmesine Dair Kanun resmi gazetede yayınlandı. Kanun, daha sonra yürürlükten kaldırıldı
1977
Türkiye Büyük Millet Meclisinde görev yapan milletvekilleri ilk kez oybirliği ile karar aldı. Tüm siyasal partiler oy birliği ile bir karara imza atarak milletvekilleri ve senatörlerin maaşını artırdı. Zam kararına Sayıştay tepki göstererek zammın enflasyonun çok üzerinde olduğunu bildirdi.
1996
TBMM’de, üniversite harçlarını protesto eden ve ücretsiz üniversite istemek için pankart açan öğrencilerin yargılanması sona erdi, gençler toplam 96 yıl hapse mahkûm oldu
1999
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Bill Clinton’ın azli istemiyle açılan dava başladı
2011
Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkilerin Satışına ve Sunumuna  İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik resmi gazetede yayınlandı
2020
Avrupa Komisyonu’nun; Tüketici Hakları Direktifi, Haksız Ticari, Uygulamalar Direktifi, Haksız Şartlar Direktifi, İhtiyati Tedbir (Injunctions) Direktifi ve Fiyat Bildirimi Direktiflerinde değişiklik yapan ve dijital tüketicinin korunması ile ilgili ilave hükümler getiren bütüncül AB Mevzuat değişiklikleri (New Deal for Consumers) yürürlüğe girdi.
2025
1994-1999 yılları arasında Adalar Belediye Başkanlığı yapan Avukat Can Esen yaşamını yitirdi.
2025
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “terör örgütü propagandası yapmak” ve “halkı yanıltıcı bilgiyi bilerek yaymak” suçlamasıyla başlattığı soruşturma kapsamında İstanbul Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu üyeleri Çağlayan Adalet Sarayı’nda ifade verdi. TBB Başkanı Av. Erinç Sağkan ve çeşitli illerden çok sayıda baro başkanı ve yönetim kurulu üyesi İstanbul Barosuna destek vermek üzere ifadeye katıldı. TBB Başkanı Av. Erinç Sağkan, Adliye’de bir basın açıklaması yaparak hukuksuzluğun karşsısında olduklarını bildirdi:“147 yıllık mücadele susturulamaz!”

7 Ocak – Hukuk Takvimi

Amerika Birleşik Devletleri Anayasası

0

Amerika Birleşik Devletleri Anayasası; 7 madde ve 27 yasa değişikliğinden oluşmaktadır. Yetkiyi ulusal ve eyalet hükumetleri arasında bölerek, federal bir sistem kurmaktadır. 17 Eylül 1787 tarihinde Pensilvanya’da toplanan Anayasa Konvansiyonu tarafından kabul edilerek imzalanmıştır.

 

 

ABD Anayasal Sistemi

Amerika Birleşik Devletleri Anayasası, devletin yetkilerini bağımsız üç organ olan yürütme, yasama ve yargı arasında paylaştırarak dengeli bir ulusal hükumet sistemi oluşturmuştur. Yürütme organı, yani Başkan, ulusal yasaları uygular; yasama organı, yani Kongre, yasa yapar. Yüksek Mahkeme ile diğer federal mahkemeler, kanunları yorumlayarak ve uygulayarak federal mahkemelerde görülmekte olan davaları karara bağlar.

Anayasa’da sıralanan federal yetkiler vergi toplama, savaş ilan etme ve eyaletler arası ve yabancı ticareti düzenleme haklarını da kapsar. Bu aktarılmış, ifade edilmiş ve Anayasa’da açıkça sıralanmış olan yetkilere ek olarak, ulusal hükumetin ima edilen yetkileri de bulunmaktadır. Bu ima edilen yetkiler hükumetin, ülkenin değişen gereksinimlerini karşılayabilmesini sağlar. Örneğin, Kongrenin kağıt para basması için kendisine verilmiş bir yetkisi yoktur. Fakat böyle bir yetki, borç alma ve madeni para basma yetkisinde dolaylı olarak vardır. Bazı durumlarda, ulusal hükumet ve eyalet hükumetleri birbirine koşut yetkilere sahiptir. Başka bir deyişle yönetimin her iki düzeyi de karar verebilir. Bir anlaşmazlık halinde ulusal hükumet son yetkiye sahiptir. Anayasanın ulusal hükumete vermediği ya da eyaletlere yasaklamadığı bazı yetkiler de vardır. Bu saklı yetkiler halka ya da eyaletlere aittir. Eyaletin sahip olduğu yetkilere boşanma, evlenme ve parasız resmi okullarla ilgili yasa yapma dahildir. Halk için saklı olan yetkilere mülk sahibi olma ve bir jüri tarafından yargılanma hakkı dahildir. Anayasayı yorumlamada nihai yetki Yüksek Mahkemeye aittir. Anayasanın herhangi bir bölümü ile çatışan, federal, eyalet veya yerel yasaları kaldırabilir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Tanzimat Fermanı

0
Padişah Abdulmecit-Tanzimat Fermanı

Tanzimat Fermanı, Mustafa Reşit Paşa tarafından Gülhane’de okunmuştur. Orijinal adı Gülhane hatt-ı Hümayunu’dur.

Tanzimat Fermanı,  3 Kasım 1839 yılında ilan edilmiştir. Dönemin padişahı olan Sultan Abdülmecid fermanı imzalamış, Hariciye nazırı Koca Mustafa Reşit Paşa ise Gülhane parkında fermanı ilan etmiştir. Ferman Türk Anayasa Hukuku Tarihi bakımından önemli bir metin ve tarihsel vesikadır.

Hayat Tarih Gazetesi Gazetesinin Tanzimat Fermanı hakkındaki duyurusu

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Tanzimat Fermanı Türkçe Metin

Herkesin bildiği gibi Osmanlı Devleti, doğuşundan beri şeriata bağlı olduğundan, saltanat, kuvvetli ve halk, refah içindeydi. Fakat 150 yıldan beri birbiri ardına gelen gaileler ve çeşitli sebepler yüzünden şeriata ve kanunlara uyulmadığından eski kuvvet ve zenginlik, güçsüzlük ve fakirliğe dönüşmüştür. Şeri kanunlarla yönetilmeyen memleketlerin ayakta kalamayacağı açık bir gerçek olduğundan tahta çıktığımız günden beri bütün düşüncemiz, sırf memleketi kalkındırmak ve halkı refaha kavuşturmak noktasında toplanmıştır. Halbuki devletimizin coğrafi konumu, verimli toprağı ve halkın yeteneği göz önüne alınırsa, gereken işlere girişilmediği takdirde 5-10 yıl içinde Tanrı’nın yardımıyla dilediğimiz şeylerin gerçekleşeceği muhakkaktır.Bu sebeple Tanrı’nın yardımına ve Peygamber’in rûhânîyetine güvenerek bundan böyle devletin ve ülkenin yönetimi için bazı yeni kanunlar konulması gerekli görülmüştür. Bu kanunların esasları ise, can güvenirliği, ırz, namus ve mülkiyetin korunması, verginin belirlenmesi ve gereken askerin toplanması ve hizmet süresi noktalarında toplanır. Şöyle ki: Dünyada can, ırz ve namustan daha aziz birşey yoktur. Bir insan, onları tehlikede gördükçe kendi yaratılışında ihanete eğilimi olmasa bile can ve namusunu korumak için muhakkak ki bir harekete girişir. Bununsa devlet ve memlekete ne kadar zararlı olacağı meydandadır. Buna karşılık şu da bir gerçektir ki, insan, canından ve namusundan emin olursa doğruluktan ayrılmaz. İşi ve gücü ile uğraşacağına yalnız devlet ve milletine yararlı olur. Mal güvenirliğine gelince, bu olmazsa kimse devletine ve milletine ısınamaz ve ülkesinin kalkınmasına ilgi göstermeyip sürekli bir kaygı içinde yaşar. Halbuki şu da bir gerçektir ki, malından emin olan kimse, kendi işiyle uğraşır geçim çevresini genişletmeye çalışır ve kendinde her gün devlet ve millet gayreti ve vatan sevgisi artar.Vergilerin belirli olması noktasına gelince, bir devlet, ülkesini korumak için elbette askere muhtaçtır ve bunun için gereken gideri yapmak zorundadır. Bu gider ise tebaanın vergisiyle meydana geleceğinden bunun daha iyi bir duruma getirilmesi yollarını aramak önemlidir. Eskiden bir gelir kaynağı sayılmış olan tekel belasından yakında kurtulduk. Bu yöntem, bir bir memleketin siyasi ve mali işlerini bir adamın keyfine ve hatta baskısı altına teslim etmek demektir. Eğer bir de o adamın iyi bir karakteri yoksa yalnız kendi çıkarına bakıp her işi zulümden ibaret olacaktır. İşte bu sebeple bundan sonra herkesin emlakine ve kudretine uygun bir vergi belirlenerek kimseden fazla birşey alınmayacak ve devletin kara ve deniz askeri giderleri ile öteki giderlerini gerekli kanunlarla sınırlandırıp belli ederek ona göre yapılacaktır. Asker sorunu dahi söylediğimiz gibi önemli sorunlardandır. Ülkesini korumak için asker vermek, halkın boynunun borcudur. Fakat şimdiye kadar bölgelerin nüfus miktarı göz önünde tutulmayarak kiminden çok kiminden az asker istenmekteydi. Bu da hem düzensizliğe hem de tarım ve ticaretin zara görmesine sebep olmaktaydı. Öte yandan askerliğe gelenlerin ömürlerinin sonuna kadar bu hizmette bırakılmaları, kendilerinin ümitsizliğe düşmeleri sorununu yaratmakta, soy-sop sahibi olmaları önlenmekteydi. Bu nedenle bundan sonra her bölgeden gerektiği zaman istenecek olan askerin daha iyi bir yönteme göre alınması ve 4-5 yıl süreyle sırayla hizmet etmelerini sağlayacak bir yöntem bulunması gerekmektedir. Bu düzenli kanunlar çıkarılmadıkça kuvvetlenme, kalkınama ve huzur mümkün olmayıp hepsinin esası da yukarıda açıklanan noktalardan ibarettir. Bundan sonra suçluların davaları, şeriat kanunlarına göre herkesin önünde incelenip hüküm verilmedikçe hiç kimse hakkında gizli/açık idam ve zehirlenme gibi işlemler yapılmayacak, hiç kimse başkasının ırz ve namusuna el uzatamayacak ve herkes, mal ve mülküne tam bir serbestlik içinde sahip olacak ve kullanacak, kimse kimsenin işine karışamayacaktır. Söz gelimi, biri bir suç işlemiş olsun, onun mirasçıları onun suçu ile suçlandırılamayacağından suçlunun malına devletin el koymasıyla mirasçılar, haklarından yoksun bırakılmayacaktır. Tebaamızdan olan Müslümanların ve diğer milletlerin bu el koymalarından istisnasız faydalanmaları için can, ırz, namus ve mülkiyet maddelerinde şeriat hükmü gereğince bütün ülke halkına tarafımızdan tam garanti verilmiştir. Başka hususlara dahi oy birliğiyle karar verilmesi gerektiğinden Meclis-i Ahkam-ı Adliyye üyeleri, gereği kadar çoğaltılacak, vekil ve devlet adamları, belirli günlerde oralarda toplanacak ve herkes, kendi düşüncelerini hiç çekinmeden serbestçe söyleyerek can ve mal güvenliği ve vergilerin belirlenmesi hususlarına dair kanunları karar altına alacaklardır. Öte yandan askeri düzenlemede Bab-ı Seraskerî Dâr-ı Şûrâ’sında söyleşilip gereken kanunlar kararlaştırılacaktır. Her kanun karara bağlandıkça hatt-ı hümâyûnumuzla onaylanması için tarafımıza arz olunacaktır. Şeriata uygun olan bu kanunlar, ancak din ve devlet, mülk ve milleti kalkındırmak için konulacağından tarafımızdan buna aykırı hareket vuku bulmayacağına ant içilip Hırka-i Şerife odasında bütün alimler ve vekillerin huzurunda, Tanrı adıyla ayrıca ant içilecektir. Ailem ve vekiller de ant ettirileceklerdir. Bu sebeple alimlerden ya da vezirlerden kim olursa olsun, bundan böyle kanunlara aykırı hareket edenlerin ortaya çıkan suçlarına göre rütbeye, hatır ve gönüle bakılmaksızın layık oldukları cezaya çarptırılmaları için özel bir ceza kanunnamesi düzenlenecektir. Bütün memurların şimdiki durumda yeterli maaşları vardır. Olmayanların da durumu ayarlanacaktır. Onun için şeriat bakımından çok kötü sayılan ve ülkenin yıkılmasına en büyük sebep olan rüşvetin bundan sonra olmamasının da bir kanunla sağlam bir şekilde sağlanmasına çalışılacaktır. Açıklanan bu hususlar, eski yönetimi tamamıyla değiştirip yenilileşme demek olacağından bu irâde-i şâhânemiz, İstanbul halkına ve bütün imparatorluk ahalisine ilan edilip duyurulacağı gibi, dost devletlerin de bu yöntemin inşallah sonsuza kadar kalmasına tanık olmak üzere İstanbul’da oturan sefirlere de resmen bildirilecektir. Yüce Tanrı, hepimizi başarılı kılsın, konulacak kanunlara aykırı hareket edenler, Tanrı’nın lânetine uğrasınlar ve sonsuza kadar felah bulmasınlar. Amin…

3 Kasım 1839, Pazar.

 Tanzimat Fermanı Orijinal Metni

Gülhane hatt-ı Hümayunu

Cümleye malûm olduğu üzere devlet-i âliyyemizin bidâyet-i zuhûrundan beri ahkâm-ı celîle-i Kurânîye ve kavânîn-i şerriyyeye kemâliyle riâyet olunduğundan saltanat-ı seniyyemizin kuvvet ve meknet ve bilcümle tebaasının refah ve ma’mûriyeti rütbe-i gayete vasıl olmuşken yüz elli sene vardır ki gavâil-i müteakibe ve esbâb-ı mütenevviâ’ya mebnî ne şer’-i şerife ve ne kavânîn-i münîfeye inkiyâd ve imtisal olunmamak hasebiyle evvelki kuvvet ve mamûriyyet bilâkis zaaf ve fakre mübeddel olmuş ve halbuki kavânîn-i şer’iyye tahtında idare olunmayan memâlikin payidar olamayacağı vazıhattan bulunmuş olup cülûs-ı hümâyunumuz rûz-ı fîrûzundan beri efkâr-ı hayriyet âsâr-ı mülûkânemiz dahi mücerret imar-ı memalik ve enha ve terfih-i ahali ve fukara kaziyye-i nâfıasına münhasır ve Memalik-i Devlet-i Aliyye’mizin mevki-i coğrafîsine ve arazi-i münbitesine ve halkın kabiliyet ve istidatlarına nazaran esbab-ı lâzimesine teşebbüs olunduğu halde beş on sene zarfında bi-tevfikihi teâlâ suver-i matlûba hasıl olacağı zahir olmakla avn ü inayet-i Hazret-i Bârîye itimat ve imdâd-ı rûhâniyyet-i Cenâb-ı Peygamberîye tevessül ve istinat birle bundan böyle Devlet-i Aliyye ve memalik-i mahrûsamızın hüsn-i idaresi zımnında bazı kavânîn-i cedide vaz ve tesisi lâzım ve mühim görülerek işbu kavânîn-i mukteziyenin mevadd-ı esasiyesi dahi emniyet-i can ve mahfuziyet-i ırz ve namus ve mal ve tayin-i vergi ve asâkir-i mukteziyenin suret-i celb ve müddet-i istihdamı kaziyelerinden ibaret olup şöyle ki dünyada candan ve ırz u namustan eazz birşey olmadığından bir adam onları tehlikede gördükçe hilkat-i zâtiye ve cibilliyet-i fıtriyesinde hıyanete meyil olmasa bile muhafaza-i can ve namusu için elbette bazı suretlere teşebbüs edeceği ve bu dahi devlet ve memlekete muzır olageldiği müsellem olduğu misillû bilâkis can ve namusundan emin olduğu halde dahi sıdk u istikametten ayrılamayacağı ve işi ve gücü hemen devlet ve milletine hüsn-i hizmetten olacağı dahi bedihî ve zahirdir ve emniyet-i mal kaziyesinin fıkdanı halinde ise herkes ne devlet ve ne milletine ısınmayıp ve ne imar-ı mülke bakmayıp endişe ve ıstıraptan hâli olamadığı misullû aksi takdirinde yani emval ü emlâkinden emniyet-i kâmilesi olduğu halde dahi kendi işi ile tevsi-i daire-i taayyüşiyle uğraşıp ve kendisinde günbegün devlet ve millet gayreti ve vatan muhabbeti artıp ona göre hüsn-i hareketle çalışacağı şüpheden azadedir. Ve tayin-i vergi maddesi dahi çünkü bir devlet muhafaza-i memâliki için elbette asker ve leşkere vesair masarif-i muktaziyeye muhtaç olarak bu ise akçe ile idare olunacağına ve akçe dahi tebaasının vergisiyle hasıl olacağına binaen dahi bir hüsn-i suretine bakılmak ehem olup eğer ki mukaddemlerde varidat zannolunmuş olan yed-i vahit beliyyesinden lehülhamd memalik-i mahrusamız ahalisi bundan evvelce kurtulmuş ise de âlât-ı tahribiyeden olup hiçbir vakitte semere-i nâfiası görülmeyen iltizamat usûl-i muzırrası elyevm cari olarak bu ise bir memleketin mesalih-i siyasiye ve umur-ı maliyesini bir adamın yed-i ihtiyarına ve belki pençe-i cebr ü kahrına teslim demek olarak ol dahi eğer zaten bir iyice adam değilse hemen kendi çıkarına bakıp cemi harekât ve sekenât-ı gadir ve zulümden ibaret olmasiyle bâdezin ahâli-i memalikten her ferdin emlâk ve kudretine göre bir vergi-i münasip tayin olunarak kimseden ziyade bir şey alınamaması ve devlet-i aliyyemizin berren ve bahren masarif-i askeriye vesairesi dahi kavânîn-i icabiye ile tahdit ve tayin olunup ona göre icra olunması lâzım edendir. Asker maddesi dahi ber minval-i muharrer mevadd-ı mühimmeden olarak eğer ki muhafaza-i vatan için asker vermek ahalinin farize-i zimmeti ise de şimdiye kadar cari olduğu veçhile bir memleketin aded-i nufus-ı mevcudesine bakılmayarak kiminden rütbe-i tahammülünden ziyade ve kiminden noksan asker istenilmek hem nizamsızlığı ve hem ziraat ve ticaret mevadd-ı nâfiasının ihlâlini mucip olduğu misullû askerliğe gelenlerin ilâ-nihâyeti’l-ömür istihdamları dahi füturu ve kat-ı tahassülü müstelzim olmakta olmasiyle her memleketten lüzumu takdirinde talep olunacak neferat-ı askeriye için bazı usûl-i hasene ve dört veyahut beş sene müddet istihdam zımnında dahi bir tarik-i münavebe vaz ve tesis olunması icab-ı haldendir.

Velhasıl bu kavânîn-i nizamiye hasıl olmadıkça tahsil-i kuvvet ve memuriyet ve asayiş ve istirahat mümkün olmayıp cümlesinin esası dahi mevadd-ı meşruhadan ibaret olduğundan fîmabad esbab-ı cünhadan dâvaları kavânîn-i şer’iye iktizasınca alenen berveçh-i tetkik görülüp hükmolunmadıkça hiç kimse hakkında hafî ve celî idam ve tesmim muamelesi icrası caiz olmamak ve hiç kimse tarafından diğerinin ırz ve namusuna tasallut vuku bulmamak ve herkes emval ve emlâkine kemâl-i serbestiyetle malik ve mutasarrıf olarak ona bir taraftan müdahale olunmamak ve firarda birinin töhmet ve kabahati vukuunda onun veresesi ol töhmet ve kabahatten beriyy-üz-zimme olacaklarından onun malını müsadere i!e veresesi hukuk-ı irsiyyelerinden kalınmamak ve tebaay-ı saltanat-ı seniyyemizden olan ahali-i İslâm ve milel-i saire bu müsaadât-ı şahanemize bil istisna mazhar olmak üzere can ve ırz ve namus ve mal maddelerinden hükm-i şer’î iktizasınca kâffe-i memalik-i mahrusamız ahalisine taraf-ı şahanemden emniyet-i kâmile verilmiş ve diğer hususlara dahi ittifak-ı ârâ ile karar verilmesi lâzım gelmiş olmakla Meclis-i Ahkâm-ı Adliye âzası dahi lüzumu mertebe teksir olunarak ve vükelâ ve rical-i devlet-i aliyyenin dahi bazı tayin olunacak eyyamda orada içtima ederek ve cümlesi efkârı ve mütaleatını hiç çekinmeyip serbestçe söyleyerek işbu emniyet-i can ve mal ve tayin-i vergi hususlarına dair kavânîn-i muktaziye bir taraftan kararlaştırılıp ve tanzimat-ı askeriyem addesi dahi Bâb-ı Seraskerî Dâr-ı Şûrasında söyleşilip her bir kanun karargir oldukça hatt-ı hümâyunumuz ile tasdik ve teşvik olunmak için taraf-ı hümâyunumuza arz olunsun ve işbu kavânîn-i şer’iyye mücerret din ve devlet ve mülk ve milleti ihya için vaz olunacak olduğundan canib-i hümâyunumuzdan hilâfına hareket vuku bulmayacağına ahd-ü misak olunup Hırka-i Şerife odasında cemi ulema ve vükelâ hazır oldukları halde kasemi billah dahi olunarak ulema ve vükelâ dahi tahlif olunacağından ona göre ulema ve vüzeradan velhasıl her kim olur ise olsun kavânîn-i şer’iyyeye muhalif hareket edenlerin kabahat-i sabitelerine göre tedibat-ı lâyikalannın hiç rütbeye ve hatır ve gönüle bakılmayarak icrası zımnında mahsusen ceza kanunnâmesi dahi tanzim ettirilsin ve cümle memurinin elhaletühazihi mıktar-ı vâfi maaşları olarak şayet henüz olmıyanları var ise onlar dahi bir tanzim olunacağından şer’an menfur olup harabiyet-i mülkün sebebi âzami olan rüşvet ;madde-i kerihasının fîmabâd adem-i vukuu maddesinin dahi bilkanun-ı kavi ile tekidine bakılsın. Ve keyfiyet-i meşruha usûl-i atîkayı bütün bütün tağyir ve tahdit demek olacağından işbu irade-i şahanemiz Dersaadet ve bilcümle memalik-i mahrusamız ahalisine ilân ve işae olunacağı misiilu düvel-i mütehabbe dahi bu usûlün inşaallah-ı Taa-iâ ilelebed bekasına şahit olmak üzere Dersaadetimizde mukim bilcümle süferaya dahi resmen bildirilsin. Hemen Rabbimiz Tealâ cümlemizi muvaffak buyursun ve bu kavânîn-i müessisenin hilâfına hareket edenler Allah-ı Tealâ nin lanetine mazhar olsunlar ve ilelebed felah bulmasınlar âmin.

Fî 26 Şaban, Sene: 1255, Yevm: Pazar, 3 Kasım 1839.

7 Ocak 1922 Genel Af Kanunu

0
7 Ocak 1922 Genel Af Kanunu

Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılan Genel Af Kanunu, 7 Ocak 1922 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Toplam dört maddeden oluşan yasa ile özellikle dava dosyaları Yunan işgal bölgelerinde kalan ve cezalarının üçte ikisini tamamlayan mahkumların kalan cezaları affedilmiştir. İşgale uğrayan bölgelerdeki kişiler hakkında açılan davalar ise ertelenmiştir. Irz düşmanları af kapsamı dışında tutulmuştur. 07 Ocak 1922 Genel Af Kanunu, af içerikli maddesine ilaveten erteleme ve ceza indirimini de ihtiva etmektedir.

Üçte İki Ceza Müddetini Tamamlayanların Affı Hakkında Kanun

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Download [48.32 KB]

Dava Dosyaları İşgal Sahasında Kalan Mahkum ve Şüpheliler Hakkında Kanun Tasarısı

Türkiye Büyük Millet Meclisi‘ne, hükumet tarafından, 1921 yılında çıkarılan kısmi afların yetersiz olduğu gerekçesiyle 27 ekim 1921 tarihinde bir teklif verilerek; “Dava Dosyaları İşgal Sahasında Kalan Mahkum ve Şüpheliler Hakkında Kanun Tasarısı” adıyla bir tasarı verilmiş, bu teklif ile “İşgale uğrayan yerlerden içerilere nakledilen cinayet şüphelileri ile zanlılarına ait evrak ve kayıt vesaire nakledilememiş veya nakil esnasında zarara uğramış ise bu gibiler imkân dâhilinde takibatları tehir olunmak üzere bulundukları yerler istinaf mahkemelerince takdir edilecek kefaletle tahliye olunası, suç mahiyeti idam ve müebbet hapis cezası ise bu gibi şüpheli ve zanlıların tahliyeden istifade edememesi, cinayet suçu ile yargılananların cezalarının beşte birini çekmiş olmaları halinde tahliye olmaları, kefaletle tahliyenin mümkün olması” teklif edilmiştir.

Dava Dosyaları İşgal Sahasında Kalan Mahkum ve Şüpheliler Hakkında Kanun Tasarısı

Üçte İki Ceza Müddetini Tamamlayanların Affı Hakkında Kanun Tasarısı

TBMM’ye 27 Ekim’de sunulan tekliften bir süre sonra 11 Aralık 1921 tarihinde yeni bir teklif sunularak; “Üçte İki Ceza Müddetini Tamamlayanların Affı Hakkında Kanun Tasarısı (Sülüsanı Müddeti Cezaiyelerini İkmal Eden Mahkûminin Affı)” ile; “Irz, zina, cinayet, hırsızlık ve rüşvet mahkûmları istisna olmak üzere üçte iki ceza müddetini tamamlayanların geri kalan cezalarının affedilmesi” teklif edilmiştir.

1922 Genel Af Kanununun Kabulü

TBMM’ye sunulan her iki teklif birlikte müzakere edilmiş, mecliste yapılan tartışmalar sonucunda Genel Af Kanunu; 7 Ocak 1922 tarihli meclis oturumunda oylamaya katılan 193 milletvekillinden 156 kabul, 22 ret, 15 çekimser oyla kabul edilmiştir. İşledikleri suçlardan pişmanlık duyanların devam eden Milli Mücadele saflarına çekilmesi ve insan gücüne ihtiyaç olması önemli bir gerekçe olmuştur. Irz ve namusla ilgili suçlara karşı duyarlılık sonucunda bu suçlar kapsam dışında tutulmuştur. Kanunun uygulanması konusunda Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlıklarının yetkilendirilmesi konusu tartışılırken Askeri Cezaevlerinde çok sayıda mahkumun olması nedeniyle Milli Savunma Bakanlığının da yetkili kılınmasına karar verilmiştir.

Türkiye – İsviçre Tarafsızlık Antlaşması

0

Türkiye – İsviçre Tarafsızlık Antlaşması, “Türkiye Cumhuriyeti ile İsviçre Hükümeti arasında imza edilen uzlaşma ve adlî tesviye ve tahkim muahedenamesi” adıyla 12 Eylül 1928 tarihinde Ankara’da imzalanmıştır. Antlaşma, Adli Yardımlaşma ve Yabancı Belge ve Kararların Geçerliliği-Uluslararası Uyuşmazlıkların Barışçı Yollarla Çözümünü amaçlamakta olup 25.05.1929 tarihinde TBMM’de kabul edilmiş ve 01 Haziran 1929 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak onay belgelerinin Bern’de teati edildiği tarih olan 07 Ağustos 1930 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti ile İsviçre Hükümeti arasında imza edilen uzlaşma ve adlî tesviye ve tahkim muahedenamesinin tasdikine dair kanun

Kabul tarihi: 25. 05/1929

Madde 1 — Türkiye Cumhuriyeti ile İsviçre Hükümeti arasında Ankara’da 9 Kanunuevvel 1928 tarihinde imza edilen uzlaşma, Adlî tesviye ve tahkim muahedenamesi tasdik edilmiştir.

Madde 2 — Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.
Madde 3 — Bu kanunun ahkâmını icraya Hariciye Vekili memurdur. 27/5/1929

Türkiye Hükümeti ile İsviçre Hükümeti arasındaki Uzlaşma, Adlî tesviye ve tahkim muahedenamesi

Türkiye Cumhuriyeti ile İsviçre Hükümeti arasında mevcut dostluk rabıtalarını sıkılaştırmak ve her iki memleket arasında baş gösterecek ihtilâfları muslihane bir tesviyeye tabi tutmak arzusunda bulunan Türkiye Cumhuriyeti Reisi ile İsviçre Federal Meclisi bunun için bir muahede akdine karar vermişler ve murahhasları olmak üzere:

Türkiye Cumhuriyeti Reisi:

Tokat Meb’usu ve Hariciye Vekâleti Müseteşan sabıkı Ali Şevki Beyefendi ile Hariciye Vekâleti Hukuk Müşaviri Veli Beyefendiyi,
Ve,
İsviçre Federal Meclisi :
Ankara’daki Fevkalâde Murahhas ve Orta Elçisi Müsyü Martini tayin etmişler ve müşarünileyhim usulüne muvafık ve muteber görülen salâhiyetnamelerini teati ettikten sonra aşağıdaki hükümleri kararlaştırmışlardır:

Madde 1

Akit taraflar, aralarında baş gösterecek ve münasip bir müddet içinde diplomasi yoluyla tesviye edilemeyecek olan bütün ihtilâfları, ikisinden birinin talebi üzerine uzlaşma usulüne ve icabında adlî tesviye veya tahkim usulüne tabi tutmayı taahhüt ederler.

Bununla beraber, âkitlerden her biri, kendi telâkkisine göre, teşkilâtı esasiye prensiplerine veya hayatî menfaatlerine dokunan veyahut beynetdüvel hukukun, devletlerin münhasıran kendi salâhiyetine terk etmiş olduğu meselelere müteallik ihtilâfları uzlaşma ve adlî tesviye veya tahkim usullerinden hariç tutmakta serbest bulunacaktır.

Akitlerden birinin, her türlü kayıt ve şarttan ari olarak, uzlaşma usulüne müracaatı kabul etmiş olması, işbu muahedenamenin altıncıdan sekizinciye kadar olan maddeleri mefhumuna göre adlî tesviye veya tahkim talebini yukarıdaki fıkrada derpiş edilen şartlarla reddetmek hakkını ihlâl etmez.

Bir ihtilâfın, uzlaşma mukaddemesine müracaat etmeksizin, doğrudan doğruya adlî tesviye veya tahkim yolu ile hal ve tesviye edileceğine karar vermeğe akitlerin daima hak v salâhiyetleri olacaktır.

Madde 2

Uzlaşma usulü, üç azadan mürekkep daimî bir komisyona tevdi edilecektir.

Âkit taraflardan her biri kendi arzusuna göre birer aza nasp ve uzlaşma daimî komisyonunun reisliği salâhiyetini haiz olacak üçüncü azayı da müttefikan tayin edeceklerdir.

Komisyon reisi, âkit devletler tebaasından olmayacak, ikametgâhı mezkûr devletler arazisi üzerinde ve kendisi işbu devletler hizmetinde bulunmayacaktır.

Komisyon, işbu muahedenamenin mer’i olmağa başlamasından itibaren altı ay zarfında teşkil olunacaktır.

Reisin tayini, altı aylık müddet zarfında yapılmaz ve tayin edilmiş bir reisin çekilmesi veya vefatı halinde reislik mevkiinin açılmasından itibaren üç ay içinde icra edilmez ise iki taraftan birinin müracaatı üzerine işbu tayin icabında Beynelmilel Daimî Adalet Divanı Reisi tarafından ve reis akitlerden birisinin tebaasından ise ikinci reis tarafından mumaileyhte aynı vaziyette bulunduğu takdirde mezkûr Divanın âkit Devletler tebaasından olmayan en yaşlı azası tarafından icra edilecektir.

Komisyon azaları üç sene için naspedilirler ve hiç bir taraf müddetin tecdidine itiraz etmediği takdirde mumaileyhimin vekâletleri üç senelik bir devre için tecdit edilmiş addolunur, ve bu suretle devam eder.

Madde 3

Âkit taraflar, her ihtilâf için o ihtilâfa mahsus olarak, taraflarından müttefikan tayin edilmek ve işin hitamına kadar ayniyle zaten vazifede bulunan azalar gibi komisyona iştirak etmek üzere, uzlaşma komisyonuna diğer iki azanın ilâvesi salâhiyetini muhafaza ederler.

Madde 4

Uzlaşma komisyonu, ihtilâfın mevzuunu teşkil eden meseleleri teşrih etmek ve tanzim edeceği raporda ihtilâfın hal ve tesviyesi için lâzım gelen teklifleri sert ve dermeyan etmek vazifesiyle mükellef olacaktır.

Her hangi bir ihtilâfın komisyona arzı, âkitlerden biri tarafından reisine hitaben yazılan talepname ile olur. Müddei taraf, uzlaşmağa müracaat etmek hakkındaki kararını evvelemirde hasım tarafa bildirecektir. İşbu ihbardan itibaren üç ay içinde müddei aleyh taraf muahedenamenin birinci maddesinin ikinci fıkrasına tevfikan bir defi dermeyan etmediği takdirde ihtilâfın komisyona arzı muteber olacaktır.

Madde 5

Uzlaşma komisyonu, ihtilâf kendisine arz edildiği günden itibaren altı ay zarfında, işbu müddeti akitler müttefikan kısaltmağa veya uzatmağa karar vermedikleri takdirde raporunu tevdi edecektir.

Akitlerden her birine raporun bir nüshası verilecektir. Gerek vakaların teşrihi gerek hukukî mülahaza noktasından raporun bir hakem kararı mahiyeti yoktur.

Komisyon kendi teklifleri hakkında her iki tarafın dermeyan edecekleri mülâhazalara ait lâzım gelen müddeti tespit edecektir, işbu müddet her halde üç ayı geçmeyecektir.

İşbu muahedenamenin muhalif ahkâmı müstesna olmak üzere, uzlaşma usulü milletler arasındaki ihtilâfları muslihane bir surette tesviyeye ait 18 teşrinievvel 1907 tarihli «La Haye» mukavelenamesinin üçüncü faslının havi olduğu ahkâm ile tedvir olunur.

Madde 6

Âkitlerden biri uzlaşma komisyonunun tekliflerini kabul etmez veyahut mezkûr komisyonun raporunda tesbit edilen müddet içinde kararını beyan eylemez ise âkitlerden her biri ihtilâfın tahkimname tanzimi suretiyle milletler arasındaki Daimî Adalet Divanına tevdiini talep edebilecektir.

Madde 7

Akitler müttefikan ve tahkimname ile, daimî hakem mahkemesinin nezareti altında bulunan bir mahkemeye ihtilâfı tevdi etmek hak ve salâhiyetini muhafaza ederler. İki taraf tahkime müracaat etmeğe karar verdikleri günden itibaren üç aylık bir müddet zarfında aralarında uzlaşmak suretiyle hakem mahkemesinin teşekkül etmemiş bulunması halinde bu mahkeme «La Haye» deki Daimî Hakem Mahkemesi listesinden intihap edilmiş beş hakemden mürekkep olacaktır.

İki tarafın her biri kendi arzusuna göre bir hakem tayin edecek ve içlerinden biri hakem alelhakem olmak üzere diğer üç hakemi de müttefikan tayin edeceklerdir.

Bu üç hakem âkit Devletler tebaasından olmayacak, ikametgâhları mezkûr devletler arazisi üzerinde ve kendileri de işbu devletler hizmetinde bulunmayacaktır. İki tarafın tahkime müracaat için karar verdikleri günden itibaren üç ay içinde müttefikan tayin edilecek hakemler tayin edilmez yahut hakem alelhakem naspedilmez ise milletler arasındaki ihtilâfların muslihane bir surette tesviyesine ait 18 teşrinevvel 1907 tarihli « La Haye » mukavelenamesinin kırk beşinci maddesine tevfikan işbu tayinlere tevessül edilecektir. İşbu muahedede hilâfına hüküm bulunmadıkça tahkim usulü milletler arasındaki ihtilâfların muslihane halline dair olan 18 teşrinievvel 1907 tarihli La Haye mukavelesinin üçüncü faslında münderiç ahkâm dairesinde tanzim edilecektir.

Madde 8

Altıncı ve yedinci maddelerde kastedilen tahkimname her iki hükümet arasında nota teatisiyle takarrür edecektir. İki taraftan biri diğer tarafa bir Adlî tesviyeye müracaat etmekteki kararını tebliğ ettiği günden yahut tahkime müracaat hakkında her iki taraf karar verdiği günden itibaren üç ay müddet içinde tahkimname tanzim edilmiş olduğu takdirde milletler arasındaki Daimî Adalet Divanı yahut Hakem Mahkemesi iki tarafın dermeyan edeceği iddialar esası üzerine hükmedecektir.

Madde 9

Uzlaşma veya Adliye ve tahkim usulünün devamı müddetince âkit taraflar gerek uzlaşma komisyonunun tekliflerinin kabulüne gerek milletler arasındaki Daimî Adalet Divanı hükmünün veya hakem mahkemesi kararının icrasına muzır bir tesir edebilecek olan her hangi bir tedbirden içtinap edeceklerdir.

Madde 10

Adlî ilâmın veya hakem kararnamesinin icrasında veyahut birinci maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları müstesna olmak üzere işbu muahedenamenin tefsirinde baş gösterecek ihtilâflar iki taraftan yalnız birinin talebi üzerine milletler arasındaki Daimî Adalet Divanına tevdi edilebilecektir.

Madde 11

İşbu muahede ahkâmı, tasdiknamelerin teatisinden evvelki ihtilâflara – mezkûr ihtilâfların akitler arasında elyevm mevcut muahedenamelerle münasebeti olsa bile – tatbik edilmeyecektir.

Bununla beraber bu muahedenamenin mevkii tatbika vazından itibaren mezkûr muahedenamelerden tehaddüs edebilecek ihtilâfların işbu muahedename ahkâmına tabi kalmaları mukarrerdir.

Madde 12

İşbu muahedename tasdik kılınacaktır. Tasdik edilmiş nüshaları «Bern» de mümkün mertebe kısa bir müddet zarfında teati edilecektir.

Muahedename, tasdiknamelerin teatisinden itibaren beş sene müddetle akdedilmiştir. İşbu müddetin hitamından altı ay evvel feshedilmediği takdirde iki taraftan birinin diğer tarafa muahedename hükümlerine nihayet vermek hakkındaki kararını tebliğ edeceği günden itibaren altı aylık bir müddetin hitamına Kadar mer’i kalacaktır. Murahhaslar, ifadelerini tasdik etmek için, iki nüsha üzerine tanzim edilmiş olan işbu muahedenameyi imza ve tahtim etmişlerdir.

İşbu muahedename Ankara’da bin dokuz yüz yirmi sekiz senesi kânunuevvelinin dokuzuncu günü tanzim edilmiştir.

İmza : Henri Martin İmza : Ali Şevki
İmza : Veli

Mustafa Saldırım

0
Mustafa Saldırım

Yargıç ve yazar Mustafa Saldırım, 1992 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Aynı Fakültede Medeni Usûl ve İcra İflâs Hukuku Anabilim Dalında ” İhtiyati haciz” başlığı altındaki yüksek lisans tezi ile master derecesini 1997 yılında elde etti. 2004 yılında “Özel hukukta cumhuriyet savcısının görevleri” başlıklı tezini savunarak hukuk doktoru unvanını kazandı. 

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsünün birer yıllık “Tahkim” ve “Ticaret Hukuku” programları ile Ankara Üniversitesi Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin bir yıllık “Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler” programından mezun oldu.

 Eğitim konusunda köşe yazarlığı yapmakta olup,  katıldığı çok sayıda ulusal ve uluslararası konferans ve sempozyumlarda; çocuk suçluluğu, infaz sistemi, suç ve ceza, ceza infaz kurumlarında eğitim ile yetişkin eğitimine ilişkin bildiriler sunmuştur.

Sırasıyla, Cumhuriyet Savcılığı (1995- 2002), Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünde hükümlü eğitiminden sorumlu tetkik hâkimliği (2002-2007) ve Yargıtay 19.HD. tetkik hâkimliği (2007-2014) görevlerinde bulunmuştur.

Singapore Mediation Centre’de(SMC’de) arabuluculuk eğitimi almış ve arabuluculuk kurumlarını incelemiş, Türkiye’de de “Arabuluculuk Eğitim Programı”nı tamamlamış ve sınavlarını geçerek arabuluculuk yapmaya hak kazanmıştır. Ayrıca, Yargıtay Başkanlığı Türkiye Uluslararası Uyuşmazlık Çözüm Merkezi’nden sorumludur.

Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Sisteminin Desteklenmesi Projesi kapsamında, Kasım ve Aralık 2017 tarihlerinde Avrupa Konseyi’nin İnfaz (Execution) bölümünde 2 ay araştırma yapmış ve AİHM kararlarının infazına ilişkin uygulamayı ve AK Bakanlar Konseyi çalışmalarını gözlemlemiştir.

“Hâkimin Hukuki Sorumluluğuna İlişkin Yargıtay Büyük Genel Kurulu ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararları (2010-2014), Ankara 2014.”, “Terör Suçları, İnsanlığa Karşı Suçlar ve Soykırım Suçları Konusunda Karşılaştırmalı Bir İnceleme (AİHM Yargıtay Sunumu, Ocak 2016)”, “Geri Gönderme Yasağı Konusunda Karşılaştırmalı Bir İnceleme (AİHM Yargıtay Sunumu, Ocak 2017)”, Yargıtay Yargı Etiği İlkeleri Taslağına İlişkin Görüşlerin Değerlendirilmesi ve Birleşmiş Milletler YARGITAY YARGI ETİĞİ İLKELERİ EĞİTİMİ 108 KOLAYLAŞTIRICI EL KİTABI Yargı Etiği Standartları ile Karşılaştırılması, (Doç. Dr. İbrahim Şahbaz ile ortak kitap) 2017”, “Yargıtay Etik İlkeleri ve Yargıda Şeffaflığa İlişkin İstanbul Bildirgesi Çerçevesinde Yargı Yetkisinin Güncel Sorunlarının Değerlendirilmesi (AİHM Yargıtay Sunumu, Ocak 2018)”,“Açıklamalı ve İçtihatlı Türk Borçlar Kanunu (2013)”, “Açıklamalı ve İçtihatlı Hukuk Mahkemeleri Kanunu (2011)”, “İhtiyati Haciz (2011)”, “Hükümlü ve Tutuklu Eğitiminin Temelleri (2011)”, “Cumhuriyet Savcısının Denetim Görevi (2007)”, ve “Özel Hukukta Cumhuriyet Savcısının Görevleri (2005)” adlı kitapları bulunmaktadır.

Birçok hukuk dergisinde yayımlanmış Türkçe ve İngilizce 29 makalesi vardır. Çeşitli paneller ile ulusal ve uluslararası toplantılarda çok sayıda bildiri sunmuş, etik ile ilgili 7 Kitapta editörlük yapmıştır. Ayrıca Yargıtay Yargı Etiği Danışma Kurulunda Sekretarya görevini sürdürmekte olup, aynı zamanda Yargıtay Personel Etik Komisyonu üyesidir.

Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler projeleri ile uluslararası ilişkiler, kanunlar, yargı reformu ve stratejik plandan sorumlu Yargıtay Genel Sekreter Yardımcısıdır

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu Adalet Komisyonu çalışmalarına Yargıtay’ı temsilen katılmıştır. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tasarısı’nın (Kanunlaşan metnin 70. maddesi ile sınırlı olarak) Bilim Komisyonu çalışmasında görev almıştır. Uluslararası ve ulusal projelerde kıdemli yönetici olarak da görevleri vardır. Evli ve iki çocuk babasıdır

Avukatın Hak ve Yükümlülükleri

0

Avukatın Hak ve Yükümlülükleri, Avukatlık kanununda ve Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları ile belirlenmiştir.  Avukatlık Kanununun 1. maddesi  avukatlığı ‘kamu hizmeti ve serbest meslek’ olarak tanımlamıştır. Avukatlık mesleği, temel olarak, hukuki mesele ve anlaşmazlıkların yasalara uygun bir şekilde çözümlenmesini sağlamaktadır. Avukat ise bu hizmeti alan kişileri yetkili mercilerde temsil etmektedir.

Avukatlar genel olarak Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdür. Avukatlığın o kişiye yüklediği saygı ve güvene uygun davranmak temel prensiptir.  Avukatlık Kanunu’na, göre yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek zorundadır.

Avukatın Hakları

Avukat-müvekkil ilişkisinden kaynaklanan haklar

Ücret hakkı

Taraflar arasında yapılan sözleşmede kararlaştırılmasa dahi avukat yaptığı işin karşılığı olarak ücrete hak kazanır. Avukatlık kanunun 164. maddesine göre %25 i aşmamak üzere işin belli bir yüzdesi ücret olarak kararlaştırılabilir. 164. maddesinin 4. fıkrasına göre ücret Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi altında olamaz. Avukat üstlendiği işi haklı sebep olmaksızın takipten vazgeçerse ücret talep edemez eğer ücret aldıysa geri vermekle yükümlüdür. Avukatın azli avukatın kusur veya ihmalinden kaynaklanmıyorsa ücretinin tamamı verilecektir.

Avans ve masraf talep hakkı

Avukatlık kanunun 173. maddesinin 2. fıkrasına göre avukat üstlendiği iş için giderleri ayrıca isteyebilir. İş sahibinin giderler için avukata avans vermiş olması gerekir.

Vekalet görevini yerine getirme dolayısıyla uğramış olduğu zarar ve ziyanın giderilmesini talep hakkı

 

Avukatın, statüsünden kaynaklanan yetkileri

Dosya evrakını tetkik yetkisi

Vekaletname sunmaksızın dava ve takip dosyalarını inceleyebilmek, Avukat veya stajyeri bakımından doğal bir haktır.

Dosya evrakından suret alma yetkisi
Avukat stajyeri veya yanında çalışan sekreteri vekaletname ibraz etme şartı ile kağıt veya belgelerin örneğini alabilir.
Hazır bulunma yetkisi

Hukuk davalarında kural olarak sadece baroya kayıtlı avukatlar vekil sıfatıyla mahkemeye kabul olunur, yani mahkemede hazır bulunur.

Soru sorma yetkisi

Avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, doğrudan soru yöneltme hakkında sahiptir. Ancak soru sorma hakkı duruşma disiplinine uygun biçimde kullanılmalıdır.

Örnek çıkarma ve onaylama yetkisi

Avukat, kendisine verilen vekaletnamenin örneğini çıkarıp aslına uygunluğunu imzası ile onaylayabilir. Avukatın çıkardığı vekaletname sureti, bütün yargı mercileri, resmi daire ve kurumlar ile gerçek ve tüzel kişiler için resmi örnek hükmündedir

Tebligat yapma yetkisi

Avukatlar, vekalet aldıkları işlerde, ilgili yargı mercii aracılığı ile ve bu yargı merciinin tebliğat konusunda bir kararı olmaksızın, diğer tarafa adli kağıt ve belge tebliğ edebilirler.

Duruşmayı terk hakkı

Meslek Kurallarının 21.maddesine göre, avukat duruşmayı terk edemez. Ancak kişisel veya meslek onurunun zorunlu kıldığı hallerde duruşmadan ayrılabilir.

Görüşme-yazışma yetkisi
Her avukat, vekaletini üstlendiği iş ile ilgili her türlü kurum, kuruluş ve kişi ile ilgili yazışma yapma yetkisine sahiptir.

Avukatın iş edinme yönünden hakları

Tekel hakkı

Avukatlık Kanununun 35.maddesinin I. fıkrası gereğince, kanun işlerinde ve hukukî meselelerde mütalâa vermek, mahkeme, hakem veya yargı yetkisini haiz bulunan diğer organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etmek ve savunmak, adlî işlemleri takip etmek, bu işlere ait bütün evrakı düzenlemek yalnız baroda yazılı avukatlara aittir. Yani avukatların bir tekel hakkı bulunmaktadır

İşi reddetme hakkı

Avukat, kendisine teklif olunan işi sebep göstermeden reddetme yetkisine sahiptir. İşi reddeden avukat isterse gerekçesini açıklayabilir.

Mesleki çalışmasını yapma yönünden yetkileri

Tanıklıktan çekinme hakkı

Avukat müvekkilin muvafakatini almış olsa dahi tanıklık etmekten çekinebilir ve çekinme sebebiyle hukuki ve cezai sorumluluğu doğmaz.

Dosya inceleme ve bilgi edinme hakkı
Gizlilik kararı alınmayan ceza işlerinde her türlü soruşturma ve kovuşturma dosyaları ile idari ve hukuki davalarda  avukatın tartışmasız şekilde dosyayı inceleme yetkisi bulunmaktadır. Bu yetkisini vekaletname sunmaksızın kullanabilir. Vekaletnamesini sunarak tüm dosyalardan suret alabilir. Avukat ayrıca her türü idari makamdan bilgi alma hakkına sahiptir.
Dosyadan örnek alma hakkı
Avukat, müvekkili tarafından kendisine verilen vekaletnameyi sunarak tüm dava ve soruşturma dosyalarından suret alabilir. Suret alma yetkisi tüm idari makamlardaki ilgili evraklara da şamildir.
Örnek çıkarabilme(kullanabilme)hakkı
Tebligat yapabilme hakkı
İşi stajyerle veya sekreterle takip hakkı
Avukat, kanun gereğince, yetkilendirdiği katip ve stajyeri vasıtasıyla işlerini takip edebilir.
Görevi sırasında veya görevinden dolayı avukata karşı suç işlenmesi halinde bu suçun yargıçlara karşı işlenmesine ilişkin hükümlerden yararlanma hakkı
Avukatın görevi sırasında yaptığı iş ve işlemler kamu görevi ve gerek kendisine karşı işlenen fiillerde gerekse kendisinin kusurlu davranışlarında bu usule göre hareket edilir.

Meslek örgütü ile ilişkileri yönünden hakları

Baro genel kuruluna katılma hakkı
Her avukatın bağlı olduğu baronun genel kurul toplantılarında temsil edilme ve oy kullanma hakkı bulunmaktadır. Baro ve TBB seçimlerindeki seçilme hakları Avukatlık Kanununun belirlediği ilkelere tabidir.
Baro organlarına seçme ve seçilme hakkı
TBB organlarına seçme ve seçilme hakkı
Hakkındaki soruşturmalarda kendisini savunma hakkı
Disiplin kurulunda duruşmalı inceleme yapılmasını isteme hakkı
Adli yardım görevini ücret ödeyerek yapmama hakkı
Avukatlar yardımlaşma sandığına girme hakkı

İş sahibi ile ilişkileri yönünden hakları

Avukatlık ücreti isteme hakkı
Üzerine aldığı işi bırakma(çekilme)hakkı
İşi başka bir avukatla birlikte veya başka bir avukata vererek takip etme hakkı
İş sahibinin avukatın yanı sıra bir başka avukatı görevlendirmesine olur vermeme hakkı

İş sahibinden ücret dışında talep edilebilecek haklar 

Avans isteme hakkı
Masrafları isteme hakkı
Tazminat talebi

Avukatın Yükümlülükleri

Özen yükümlülüğü

Avukatlık kanunu madde 34`e göre yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek; avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdür.

Sır saklama yükümlülüğü

Avukatların, kendilerine tevdi edilen veya gerek avukatlık görevi, gerekse, Türkiye Barolar Birliği ve barolar organlarındaki görevleri dolayısıyla öğrendikleri hususları açığa vurmaları yasaktır.

Reklam yasağı

Avukatların iş elde etmek için, reklam sayılabilecek her türlü teşebbüs ve harekette bulunmaları ve özellikle tabelalarında ve basılı kağıtlarında avukat unvanı ile akademik unvanlarından başka sıfat kullanmaları yasaktır

İşi ret yükümlülüğü
Avukatlık kanunun 38. maddesine göre;

  • Kendisine yapılan teklifi yolsuz veya haksız görür yahut sonradan yolsuz veya haksız olduğu kanısına varırsa,
  • Aynı işte menfaati zıt bir tarafa avukatlık etmiş veya mütalaa vermiş olursa,
  • Evvelce hakim, Cumhuriyet Savcısı, hakem, bilirkişi veya memur olarak o işte görev yapmış olursa,
  • Kendisinin düzenlediği bir senet veya sözleşmenin hükümsüzlüğünü ileri sürmek durumu ortaya çıkmışsa,
  • Görmesi istenilen iş, Türkiye Barolar Birliği tarafından tespit edilen mesleki dayanışma ve düzen gereklerine uygun değilse,

avukat işi mutlaka reddetmek zorundadır.

Aracı kullanmama yükümlülüğü

Avukat veya iş sahibi tarafından vaat edilen veya verilen bir ücret yahut da herhangi bir çıkar karşılığında avukata iş getirmek yasaktır.

Büro edinme zorunluluğu

Her avukat levhaya yazıldığı tarihten itibaren 3 ay içinde baro bölgesinde bir büro kurmak zorundadır

Çıkar çatışması nedeniyle vekalet almama yükümlülüğü

Bir uyuşmazlıkta taraflardan birine hukuki yardımda bulunan avukat yararı çatışan öbür tarafın vekâletini alamaz, hiçbir hukuki yardımda bulunamaz

Bildirim yükümlülüğü

Meslek Kuralının 13. Maddesine göre; Uzunca bir süre bürosundan uzak kalmak zorunda bulunan avukat, işlerine bakacak, müvekkillerini kabul edecek meslektaşının adını barosuna bildirir.

Defter tutma ve saklama yükümlülüğü

Avukat, kendisine tevdi olunan evrakı, vekaletin sona ermesinden itibaren üç yıl süre ile saklamakla yükümlüdür

Hesap verme yükümlülüğü

Avukat müvekkil veya üçüncü kişilerden aldığı değerler ve kendi ücret, masraf, tazminat alacakları hakkında hesap vermek zorundadır.

Mevzuatı Bilme ve Değişiklikleri ve Öğretiyi Takip Etme Yükümlülüğü

Avukatın, mevzuatta yapılan değişiklikler ile yargı içtihatlarını ve bilimsel öğretiyi takip etmesi gerekmektedir. Hukuki uyuşmazlığa tanı koyabilmek ve uyuşmazlığı doğru sonuçlandırabilmek bu bir yükümlülüktür.

Çekişmeli hakları edinmeme yükümlülüğü

Avukat, el koyduğu işlere ait çekişmeli hakları edinmez veya bunların edinilmesine aracılık edemez. Bu yasak, işin sona ermesinden itibaren bir yıl sürer. Yasak, avukatın ortaklarını ve yanında çalıştırdığı avukatları da kapsar.

 

Cezaevinin Aşırı Kalabalıklaşmasına Dair Kurallar

0
Cezaevinin Aşırı Kalabalıklaşmasına Dair Kuralllar

Cezaevinin Aşırı Kalabalıklaşmasına Dair Kurallar; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere, Cezaevinin Aşırı Kalabalıklaşması ve Cezaevi Mevcudu Enflasyonu Hakkındaki R (99) 22 sayılı Tavsiye Kararı adıyla Bakanlar Delegeleri Komitesinin 30 Eylül 1999 Tarihli 681’ci Sayılı Bakanlar Komitesince kabul edilmiştir.

Avrupa Konseyi

Cezaevinin Aşırı Kalabalıklaşmasına Dair Kurallar; Avrupa Cezaevi Kuralları olarak bilinen ve 11 Ocak 2006 tarihinde Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilen AVRUPA KONSEYİ BAKANLAR KOMİTESİ’NİN ÜYE DEVLETLERE AVRUPA CEZAEVİ KURALLARI HAKKINDA REC (2006) 2 SAYILI TAVSİYE KARARI‘nın oluşturulmasında referans alınan metinlerdendir.

Bakanlar Konseyi Avrupa Konseyi Statüsünün 15. b maddesi uyarınca Cezaevlerindeki kalabalıklaşmanın ve cezaevi mevcudundaki artışın bir bütün olarak hem insan hakları hem de ceza infaz kurumlarından, cezaevi idarelerine ve ceza adaleti sistemin önemli bir sorun yarattığını dikkate alarak,

Cezaevi topluluğunun etkin yönetiminin, tüm suç türleri, suçu önlemede öncelikler, kanun külliyatlarındaki cezaların dağılımı, hükmedilen cezaların ağırlığı, kamusal ceza ve tedbirlerin uygulanma sıklığı, yargılama öncesi tutukluluğun uygulanışı, adli ceza dairelerin etkinliği ve yeterliliği, diğerlerinden önemsiz olmaksızın halkın suç ve cezaya karşı yaklaşımı gibi konularla bağlantılı olduğunu olduğunu düşünerek,

Cezaevinin aşırı kalabalıklığı ile mücadele eden ve cezaevi mevcudunun azaltılmasını amaçlayan tedbirlerin; suç ve suça yönelmenin önlenmesini etkin yasa uygulamasını , kamu güvenliği ve bunun korunmasını, ceza ve tedbirlerin bireyselleştirilmesini ve mahkumların yeniden topluma kazandırılmasını amaçlayan tutarlı ve rasyonel bir suç politikasına yönelik olması gerektiğini onaylayarak,

Bu tür tedbirlerin, hukukun üstünlüğü ile yönetilen demokratik devletlerin temel prensipleriyle uyumlu olmasını ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Sözleşmenin uygulanmasında görevli organların içtihatlarına uygun olarak, insan haklarının garanti altına alınması yüksek hedefine tabi olması gerektiğini göz önünde bulundurarak,

Ayrıca cezanın işlevleri, özgürlüğü bağlayıcı ve bağlayıcı olmayan ceza tedbirlerin göreceli etkinliği ve cezaevleri gerçeğine ilişkin dengeli bilgi sağlamanın yanı sıra; siyasi ve idari yöneticiler, hâkimler, savcılar ve genel toplum tarafından bu tür tedbirler için gerekli desteğin sağlanmasının gerektiğini kabul ederek,

“İşkencenin Önlenmesi. İnsanlık Dışı ve Küçültücü Muamele veya Cezanın Önlenmesi Hakkındaki Avrupa Sözleşmesi”ni akılda tutarak,

Yargılama Bekleyenlerin Hapsedilmesi hakkındaki 80/11 nolu tavsiye kararının, Avrupa Cezaevi Kuralları hakkındaki 87/3 nolu Tavsiye Kararının, Ceza Adaletinin Sadeleştirilmesi’ne ilişkin 87/18 nolu tavsiye kararının, Kamusal Ceza ve Tedbirlere İlişkin Avrupa Kuralları hakkındaki 92/16 nolu Tavsiye Kararının ve Ceza Vermede Tutarlılık hakkındaki 92/17 nolu Tavsiye Kararlarının önemini kabul ederek,

Üye devletlerin hükümetlerine;

Cezaevindeki aşırı kalabalıklaşmaya ve cezaevi nüfusundaki şişkinliğe ilişkin mevzuatlarını ve uygulamalarını gözden geçirirken uygun olan tüm önlemleri almalarını ve bu tavsiye kararının ekinde açıklanan ilkeleri uygulamalarını,

Suç sorunlarına ilişkin Avrupa Komitesi tarafından cezaevinin aşırı kalabalıklaşması ve cezaevi nüfusunun artışı hakkında yayınlanan raporların ve alınan tavsiye kararının en geniş ölçüde yayılmasını teşvik etmelerini tavsiye eder.

Üye devletlerin hükümetlerine;

Cezaevindeki aşırı kalabalıklaşmaya ve cezaevi nüfusundaki şişkinliğe ilişkin mevzuatlarını ve uygulamalarını gözden geçirirken uygun olan tüm önlemleri almalarını ve bu tavsiye kararının ekinde açıklanan ilkeleri uygulamalarını;

Suç sorunlarına ilişkin Avrupa Komitesi tarafından cezaevinin aşırı kalabalıklaşması ve cezaevi nüfusunun artışı hakkında yayınlanan raporların ve alınan tavsiye kararının en geniş ölçüde yayılmasını teşvik etmelerini tavsiye eder.

Cezaevinin Aşırı Kalabalıklaşması ve Cezaevi Mevcudu Enflasyonu Hakkındaki R (99) 22 sayılı Tavsiye Kararına Ek
I. Temel İlkeler

1. Özgürlükten mahrumiyet bir ceza veya tedbir önlemi olarak en son başvuru yeri olarak düşünülmeli ve bu nedenle yalnızca suçun ağırlığının başka bir tedbir veya cezayı açıkça yetersiz hale getirdiği durumlarda kullanılmalıdır.

2. Genellikle cezaevi sayısının artırılmasının, aşırı kalabalıklaşma sorununa kalıcı bir çözüm sunacağı düşünülmediğinden, daha ziyade istisnai bir önlem olmalıdır. Cezaevlerinin ortalama kapasitesi bakımından yeterli olabilen, ancak iç ihtiyaçları karşılamakta yetersiz olan ülkeler, cezaevi kapasitelerinin dağılımının daha rasyonel bir şekilde yapılmasını başarmaya çalışmalıdır.

3.Kamusal ceza ve tedbirlerin mümkün olabilecek ağırlıklarına göre, uygun bir tertibe sokulması için düzenlemeler yapılmalı; hâkim ve savcılar mümkün olan en geniş ölçülerde onları kullanmaya özen göstermelidir.

4.Üye devletler belirli suç türlerinin suç olmaktan çıkarılması veya özgürlüğü; bağlayıcı cezayı gerektirmeyecek şekilde yeniden sınıflandırılması olasılığını güz önüne almalıdır.

5.Cezaevlerinin aşırı kalabalıklaşması ve cezaevi nüfusu enflasyonuna karşı doğru bir stratejinin belirlenebilmesi için; soruna katkıda bulunan temel unsurların ayrıntılı analizi yapılmalı, bu özellikle, uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı cezaları gerektiren suç tiplerine, suçun kontrol edilmesindeki önceliklere, toplumun tutum ve endişeleri ile mevcut cezalandırma uygulamalarına yönelik olmalıdır.

II. Cezaevlerindeki Yer Sıkıntısıyla Başa Çıkma

6.Aşırı kalabalıklaşma sınırlarının aşılmasını önlemek için ceza infaz kurumlan için maksimum bir kapasite belirlenmelidir.

7.Aşırı kalabalıklaşma koşullarının oluştuğu yerlerde; insan onuruna saygı, cezaevi idaresinin insani ve olumlu iyileştirme uygulama kararı, cezaevi personelinin rolünün ve etkili modern yönetim yaklaşımlarının tamamen tanınmasına özel önem verilmelidir.

Avrupa Cezaevi Kuralları ile uyumlu olarak mahkumlara sağlanan kullanılabilir boş alanın miktarına, sağlık bilgisi ve hijyen kurallarına, yeterli uygun şekilde hazırlanan ve sunulan yiyeceğe ilişkin düzenlemelere, mahkum, sağlık bakımlarına ve açık havada faaliyet fırsatları tanınmasına özel önem verilmelidir.

8.Cezaevinin aşırı kalabalıklaşmasının bazı olum için, mahkumların aileleri ile ilişkileri mümkün olduğu ölçüde kolaylaştırmalı ve toplumun maksimum seviyede desteği sağlanmalıdır.

9.Yarı özgürlük, açık rejimler, cezaevinden ayrıl bir yere yerleştirme gibi özgürlüğü bağlayıcı cezaların infazı için özel usuller; mahkumların iyileştirilmesi ve yeniden toplumla bütünleşmelerine, aile ve toplumsal bağlarını muhafaza etmelerine ve ceza infaz kurumlarındaki tansiyonun azaltılmasına katkı sağlanması için mümkün olabildiği ölçülerde kullanılmalıdır.

III. Yargılama Safhası Öncesi Döneme İlişki Ceza Usul İşlemlerinden Kaçınılması,
Yargı Tutukluluk Sürecinin Azaltılması

10.Ceza Adaletinin Sadeleştirilmesi’ne ilişkin öngörülen ilkelerin tamamen uygulanması amaç özellikle üye devletlerin, kendi anayasal ilkelerini veya hukuksal geleneklerini hesaba katarken, ihtiyari soruşturma (veya aynı amaca hizmet tedbirler) ilkelerine sık sık başvurmayı ve basitleştirilmiş yöntemler amacıyla, uygun davalarda soruşturmaya alternatif olarak mahkeme dışı anlaşmaların kullanılmasını içermelidir.

11. Duruşma öncesi tutukluluk uygulaması ve bunun süresi adaletle elde edilmek istenen amaca uygun olarak en aza indirilmelidir. Bu amaç için üye devletler, hukuk ve uygulamalarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ilgili hükümlerine ve denetim organlarının içtihatlarına uyumlu olmasını sağlamalı ve Duruşma Süresince Devam Eden Hürriyetinden Yoksun Kalınma’ya ilişkin 80/11 nolu Tavsiye Kararında ifade olunan ilkeleri; özellikle duruşma öncesi tutuklanma kararı verilebilecek hallere ilişkin ilkeleri, rehber edinmelidir.

12. Zanlı suçlunun belirli bir adreste ikamet etmesi zorunluluğu, izin almadan belirli bir yerden ayrılmasının veya o yere girmenin kısıtlanması, kefaletle salıverilme veya adli organlarca tayin edilen bir birim tarafından denetlenme ve yardım gibi tutuklamaya alternatif uygulamalar mümkün olabilen en geniş ölçüde kullanılmalıdır. Bu bağlamda, belirli bir yerde tutarak, elektronik izleme aletleriyle, gözetleme ihtiyacına da dikkat çekilmelidir.

13. Duruşma öncesi tutukluluğun etkin ve insani kullanımına yardımcı olmak için; elverişli mali kaynak ve insan kaynakları sağlanmalı ve uygun prosedür araçla yönetsel teknikler gerektiği gibi geliştirilmelidir.

IV. Duruşma Safhasına İlişkin Önlemler Cezalar/Tedbirler Sistemi / Ceza Süresinin Uzunluğu

14. Cezaevi sistemi üzerinde ağır bir yük olarak yer alan uzun süreli hürriyeti bağlayıcı cezaları içeren mahkumiyetlere başvurunun azaltılması ve kısa süreli özgürlüğü bağlayıcı cezaların kamusal ceza ve tedbirlerle ikame edilmesi için çaba harcanmalıdır.

15.Özgürlükten mahrumiyet yerine kullanılabilecek kamusal ceza ve tedbirlerin ihdas edilmesinde aşağıda belirtilen hususlar göz önünde bulundurulmalıdır.

  • Yüklenen koşullar ile birlikte hapis cezasının infazının ertelenmesi,
  • Bir hapis cezasına hükmedilmeksizin müstakil bir yaptırım olarak “probation’a (sanığın denetimli özgüllük altında tutulması) hükmedilmesi,
  • Yüksek yoğunluklu denetim,
  • Kamusal hizmet (yani kamu yararına ücretsiz çalışma)
  • İyileştirme emirleri / belirli suçlu kategorileri için sözleşmeyle iyileştirmenin uygulanması.
  • Mağdur-sanık uzlaşması / mağdurun tazmin edilmesi,
  • Hareket özgürlüğünün sokağa çıkma yasağı veya elektronik izleme gibi araçlarla kısıtlanması.

16.Kamusal cezalar ve tedbirler sadece Kamusal Cezalar ve Tedbirlere İlişkin Avrupa Kuralların’da öngörülen garantilere ve koşullara uygunluk içerisinde hükmetmiş olunabilir.

17. Hürriyeti bağlayıcı ve hürriyeti bağlayıcı olmayan ceza ve tedbirlerin birleşimi; tecil edilmemiş hürriyeti bağlayıcı cezaları müteakiben kamusal hizmet, toplumda yoğun denetim, evde infazın elektronik izlenmesi veya uygun durumlarda iyileştirmeye katlanma yükümlülüğü şeklinde yasa ve uygulamaların içine sokulmalıdır.

Mahkumiyet, savcı ve hâkimlerin rolü

18.Savcı ve hâkimler, kanunu tatbik ederken, özellikle cezaevi kapasitesi yönünden elde edilebilir kaynakları göz önünde bulundurmaya çalışmalıdırlar. Bu bağlamda, mevcut cezalandırma yapıları ile planlanan cezalandırma politikalarına cezaevi nüfusunun artması üzerindeki etkilerini değerlendirmeye sürekli bir özen gösterilmelidir.

19.Savcı ve hâkimlerin desteklerini sağlamak ve verimli olmayan mahkumiyet uygulamalarından kaçınmak amacıyla; cezaevinin aşırı kalabalıklığı ve cezaevi nüfusunun artışına ilişkin ceza politikalarının planlanması sürecine katılmaları sağlanmalıdır.

20.Cezalandırmanın mantıklı temelleri, kanun koyucu veya diğer yetkili otoriteler tarafından, hapis edilmenin azaltılması, kamusal ceza ve tedbirlerin alanının genişletilmesi ve arabuluculuk veya mağdurun tazmin edilmesi gibi değişik tedbirlerin kullanılması amacıyla hazırlanmalıdır.

21.Cezanın uygun miktarının belirlenmesi üzerinde eski mahkumiyetlerin oynadığı rolün yanında, cezayı ağırlaştıran ve hafifleten faktörlere de özel bir dikkat gösterilmelidir.

V. Yargılama Sonrası Döneme İlişkin Önlemler Kamusal Ceza ve Tedbirlerin Ugulanması-Özgürlüğü Bağlayıcı Cezanın İnfazı

22.Kamusal ceza ve tedbirlerin kısa süreli hapis cezalarına güvenebilir bir alternatif olabilmesi için etkin uygulama özellikle;

  • Hâkim ve savcılara etkinlikleri konusunda güvence vermek için bir tür kamusal cezaların infazı ve izlenmesi bakımından, en az olmayan alt yapısal düzenlemeler ile;
  • Toplumun korunması ve güvenliğinin sağlanması için suçlunun yeniden suç işleme riskini tanımlamak amacıyla gözetim stratejileri tahmini ve risk yönetiminin geliştirilmesi ve kullanılması aracılığıyla sağlanmalıdır.

23.Bireyselleştirilmiş tedbirler tercih edilmek suretiyle, çekilmekte olan asıl cezanın süresini azaltacak olan erken şartlı tahliye ve cezaevi kalabalığının yönetimi için toplu tedbirler (aflar, toplu indirimler) gibi tedbirlerin geliştirilmesi teşvik edilmelidir.

24.Af sadece mahkûmiyet süresini azaltan değil; aynı zamanda suçlunun topluma planlı dönüşüne önemli katkı sağlayan en etkin ve yapıcı tedbirlerden biri olarak düşünülmelidir.

25.Yetkili adli ve idari organların bu tedbiri değerli ve güvene layık bir seçenek olarak teşvik etmesi amacından az olmayacak şekilde; affın kullanımının artırılması ve genişletilmesi için toplumda suçluyu destekleyecek, yardım edecek ve denetleyecek en iyi koşullar yaratılmalıdır.

26.Hapishane sürecindeki iyileştirmenin ve tahliye sonrası iyileştirme ve gözetimleri bakımından; suçluların toplumla bütünleştirmelerini kolaylaştıracak, tekrar suç işlemeyi azaltacak, kamu güvenliğini ve korunmasını sağlayacak hakim ve savcılara; tedbirlerin amacının çekilmesi gereken asıl cezanın süresini azaltmak olduğunu ve kamusal ceza ve tedbirlerin yapıcı etkin programlar planlanmalı ve yürütülmelidir.

Daniş Tunalıgil

0

Büyükelçi Daniş Tunalıgil 1915 yılında Ankara’da doğdu.

1633 yılında Galatasaray Lisesi’nden, 1936 yılında da İstanbul Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu.

Tunalıgil, askerlik görevini tamamladıktan sonra 1939 yılında Dışişleri Bakanlığında Protokol Dairesi Genel Müdürlüğünde göreve başladı. 1940 yılında Birinci Daire Genel Müdürlüğünde 3. Kâtip oldu.

1941 yılında Milano Başkonsolosluğu kançılarlığına atandı. (Kançılar: Elçiliklerde, konsolosluklarda yazı ve evrak işlerini yürüten görevli) Bu görevi sırasında İtalyanca öğrendi.

1944 yılında Bern Büyükelçiliği 2. Kâtipliğine yükseldi. 1945 yılında Dışişleri Bakanlığı merkez teşkilatına döndü. Üç yıl kadar Birinci Siyasi daire Genel Müdürlüğünde Şube Müdürü olarak görev yaptı.

1948 yılında Roma Büyükelçiliği Başkâtipliğine atanan Tunalıgil, kısa bir süre sonra Elçilik Müsteşarlığına yükseldi. Müteakiben 1953 yılında Moskova Büyükelçiliği Müsteşarlığına atandı. Dört yıl bu görevde kaldıktan sonra Birinci Daire Genel Müdürü olarak Merkez’e döndü. Çok genç yaşta, 45 yaşında 1960’da Amman’a Büyükelçi olarak atandı. 1964 yılında Belgrad Büyükelçiliğine, daha sonra 1970 yılında Lahey Büyükelçiliğine atandı. 

Tunalıgil,1973 yılında son görev yeri olan Viyana Büyükelçiliğine atanmıştı.

Fransızca ve İtalyanca bilen Tunalıgil, Ferzane Tunaligil ile evliydi.

Dışişleri Bakanlığı ve Viyana Büyükelçiliği, her yıl Tunalıgil’i anma törenleri gerçekleştirmekte, hatırasını canlı tutmaktadır.  Ankara, Pursaklar’da “Şehit Büyükelçi Daniş Tunalıgil Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi” onun adını yaşatmaktadır. 

Teröre Kurban Verilen İlk Büyükelçi: Daniş Tunalıgil

Tunalıgil, 22 Ekim 1975 günü, büyükelçilik makamında Türkiye’yi temsilen görevinin başındayken makineli tüfekli üç terörist tarafından öldürüldü.

Daniş Tunalıgil, Türkiye Cumhuriyeti’nin terör kurbanı ilk büyükelçisidir.

Avusturya’nın başkenti Viyana‘daki Büyükelçilik önünde görevli güvenlik görevlisini öldürerek büyükelçinin ofisine giren teröristler, Tunalıgil’e büyükelçinin kim olduğunu sormuş,  kendisinin büyükelçi olduğunu söylemesi üzerine  otomatik silahlarıyla Büyükelçinin üzerine ateş açmışlardır. Tunalıgil, olay yerinde yaşamını yitirmiş, teröristler ise bir araca binerek büyükelçilikten kaçmışlardır. Katiller yakalanamamış, kimlikleri belirlenememiş ve cezalandırılmamışlardır. Saldırının, Ermeni Soykırımı Adalet Komandoları (ESAK) – Justice Commandos of the Armenian Genocide (JCAG) örgütüne mensup üç militan tarafından düzenlendiği bilinmektedir.  

Tunalıgil için Viyana’da, 25 Ekim 1975 günü yapılan cenaze töreninin ardından naaşı aynı gün Ankara’ya getirilmiştir. 27 Ekim günü Dışişleri Bakanlığı binasında başlayan cenaze merasimi, Maltepe Camii’nde kılınan öğle namazıyla sona ermiş, Etimesgut havaalanından İstanbul’a taşınan cenaze, 28 Ekim 1975 günü Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilmiştir. 

Diplomatlara Yapılan Sonraki Terör Saldırıları 

Bu saldırıdan iki gün sonra 24 Ekim 1975 tarihinde örgüt tarafından Fransa’da yeni bir suikast eylemi gerçekleştirilmiş, Türkiye’nin Paris Büyükelçisi İsmail Erez ve şoförü öldürülmüştür. 1984 yılına kadar 20 diplomat ve ailelerine yapılan saldırılar devam etmiştir.

Bir İdam Mahkûmunun Son Günü

0

Bir İdam Mahkûmunun Son Günü(Le Dernier Jour Du’n Condamme), Victor Hugo tarafından yazılmış ve Türkçe’ye çevrilerek Hasan Âli Yücel Klasikleri arasında basılmıştır.

Bir İdam Mahkûmunun Son Günü

İdam cezasına çarptırıldığını öğrenen bir mahkûm, infazından önce yaşadıklarını ölümsüzleştirebilmek için günlük tutmaya başlamıştır. Bu kısa günlükte hayatının önemli anlarından sahnelere, son günlerinde başından geçenlere, hayata tutunmak için gösterdiği umutsuzca çabalara ve kendisini artık tanıyamayan küçük kızıyla son görüşmelerine de yer vermektedir. Bir yanda halka açık infazları izlemeye gelen coşkulu kalabalığı, öte yanda tıkır tıkır işleyen adalet mekanizmasını infazını bekleyen bir mahkûmun gözünden anlatan bu eser, idam cezasına edebi bir karşı çıkış olarak nitelenmiştir.

Victor Hugo

Victor Hugo (1802-1885): Fransız edebiyatının en ünlü yazarlarından biri olan sanatçı, edebi ününü şiirleri ve oyunları ile kazandı. Romantik akımın en tanınmış adları arasında yer aldı. Toplumsal sorunlar ve politikayla yakından ilgilendi, 1848 ayaklanmalarının ardından Kurucu Meclis’e katıldı, daha sonra milletvekilliği yaptı. ’Evénement adlı bir gazete çıkardı. 1852’de Louis Bonaparte’ın imparatorluğunu ilan ettiği hükümet darbesine karşı çıktığı için sürgün edildi. Cezası 1859’da sona erdi, fakat imparatorluk yıkılana kadar gönüllü olarak sürgünde kaldı, 1870’de Fransa’ya döndü. 1871’de Paris Komünü’nü desteklemese de komüncüleri savundu.

Victor Hugo 1829 yılında yayımladığı Bir İdam Mahkûmunun Son Günü adlı romanıyla idam cezasına taviz vermez bir tavırla karşı çıktı. Çocukluk arkadaşlarından birisinin idam cezasına çarptırılmasının ardından, bir tutuklunun son gününü sahneye koymaya karar verdi. 1829’da, insanlık ve toplumla ilgili kaygılarının da sergilendiği Bir İdam Mahkûmunun Son Günü’nü yayınladı. Hugo bu eseriyle geriye, idam cezasının kaldırılması için sert bir tanıklık, ileride dile getireceği siyasi söylemlerinin birçoğunun haberini çok önceden veren gerçek bir yurttaş iddianamesi bıraktı. Klasik edebiyatın şaheserleri arasında yer alan Notre-Dame’ın Kamburu ve Sefiller adlı romanlarıyla dünya edebiyat tarihine geçti.

Victor Hugo, Bir İdam Mahkûmunun Son Günü’nü yazdığında 26 yaşındaydı. Ölüme mahkûm bir insanın son gününü büyük bir ustalıkla anlatarak kamu vicdanını etkilemeyi ve idam cezasına karşı bir protesto hareketi başlatmayı amaçlamıştı ve başarılı da oldu. Bugün dünyanın birçok ülkesinde idam cezasının yürürlükten kaldırılmasında etkili oldu. Hem trajik hem de insanlık dışı yanları olan idam cezasını XIX. yüzyılın ilk yarısında gözler önüne serdi ve insanlık tarihinde önemli bir yer edindi.

İş Bankası Kültür Yayınlarından basılan kitabın çevirmen Volkan Yalçıntoklu 1961’de doğdu. Saint-Joseph lisesinde okudu. 9 Eylül Üniversitesi Tıbbi Biyoloji ve Genetik bölümünü bitirdi. Uzun yıllar kitapçılık yaptı. Fransızca ve İngilizceden çeviriler yapıyor. Eserlerini çevirdiği yazarlar arasında Jules Verne, Helene DeWitt, Alan Snow, Richard Maltby Jr., Lyman Frank Baum, Charles Perrault yer alıyor.

Kitabın Önsözünden 

Bu kitabın yazarın isminin yer almadığı ilk baskılarında aşağıdaki satırlar mevcut değildi:

“Bu kitabın kaleme alınış nedeni iki türlü anlaşılabilir. Söz konusu olan ya bir bahtsızın son düşüncelerini karaladığı irili ufaklı bir tomar sarı kâğıdın bulunup kaydedilmesi ya da bu talihsize rastlayan bir adamın, bir filozofun, bir şairin zihninde takıntı halini alan, bütün benliğine hâkim olan, daha doğrusu bütün benliğine hâkim olmasına izin verdiği idam düşüncesinden onu ancak kitaba dönüştürerek kurtulmasıdır.”

Kitabın Can Yayınlarından yapılan baskısına yazılan Önsöz:

Hayatının beş yılını darbe ile başa gelen Louis Bonaparte’ye karşı çıktığı için sürgünde geçiren Victor Hugo’nun başkaldırı güncesi. Modern edebiyatın ilk monoloğu sayılan romanda Hugo, idam cezasının trajikomik yanını da gözler önüne seriyor. İdama mahkûm bir adamın altı haftaya yayılan güncesini okurken asıl suçlunun kim olduğuna karar veremeyeceksiniz. Cinayeti işleyen katil mi, idamı bir şölen gibi izlemek için can atan toplum mu?

“Giyotin en acısız ölüm şekliymiş. Oysa bedensel acı, ruhsal acının yanında hiç kalır. Belki günü geldiğinde, zavallı bir insanın bu son sözleri, payına düşeni yapacaktır.”

“Tanrım bir kaçabilsem! Lütfen bana bir şans ver! Kaçmam gerek! Hem de hemen! Kapılardan, pencerelerden, çatıdan! Nereden olursa olsun!”

 Eserin Tiyatroda Sahnelenmesi 

Victor Hugo’nun ölümsüz eseri Bir İdam Mahkumunun Son Günü, Türkiye’de ve dünyada birçok tiyatro eserine konu olmuş, sesli kitap ve radyo tiyatrosu olarak da işlenmiştir. Eser, bir mahkûmun yargılanmasını ve idama gidiş sürecini anlatmaktadır. İdam cezasına çarptırılan bir mahkûmun, cezasını beş hafta önce öğrenmesi üzerine yaşadığı dram üzerinden bir insanlık sorgulaması yapılıyor seyirci sorguluyor. Oyun, geçmişte birçok ülkede ve bugün halen bazı ülkelerde idam infazlarının bir eğlence gibi görülmesini, adalet, ceza hukuku, ölüm cezaları gibi konular üzerinde düşünmeye sevk ediyor.

https://www.youtube.com/watch?v=tBCRkoKWhqo

Victor Hugo’nun aynı adlı romanında sahneye taşınan oyun 22.02.2020 tarihinde Makü Konferans ve Sergi Salonunda sahnelenmişti. 

“İnsanların hepsi belirsiz bir süre için ertelenen ölüm cezasına mahkûmdurlar.”

“Ölüm cezası! İşte beş haftadan beri beni varlığıyla donduran, ağırlığıyla ezen bu tek düşünceyle yaşıyorum!”

“Delirmenin insanı yaşattığı söylenir; en azından bilinç kaybolduğu için daha az acı çekilir.”

“Manevi acının yanında fiziki acının ne önemi var?”

“Tıpkı uyurken rüya görenler gibi her şeyi oluruna bıraktım.”

“Herkes tarafından bu şekilde yüzüstü bırakılmışken içimde hissettiğim şiddetli ve bilinmeyen sarsıntıları neden kendi kendime anlatmayı denemeyeceğim ki?”

“Yüksek sesle bizi haksız bulup, alçak sesle hak vermişlerdi.”

Argumentum Ad Hominem – Ad Hominem

0
Argumentatum Ad Hominem - Ad Hominem

Argumentum Ad Hominem (Ad Hominem); bir argümana cevap verirken argümanı eleştirmekten ziyade argümanı ileri süren kişiye saldırarak argümanı etkisiz kılmaya çalışmaktır. (/æd ˈhɒmənəm -ˌnɛm, ɑd‐), Argumentum ad hominem ya da insan karalama safsatası olarak bilinen Ad hominem kalıplaşmış bir Latince deyimdir. Bir argümana karşı gösterilen tepki ve reaksiyon, muhatabın görüşünü karşılamaktan uzak şekilde görüş sahibinin şahsını hedef almakta, esas konudan uzaklaşılmaktadır.

Bir argümanı eleştirmek yerine, argümanı ortaya atan kişiyi hedefe koyarak onun fikirlerini önemsizleştirmeye ve çürütmeye çalışılmakta, etik dışı bir davranış olarak öne çıkmaktadır. Tartışılan fikir yerine, fikir  sahibi kişi ön plana çıkarılarak iddialar geri plana atılmaktadır. Ad hominem mantıksal bir safsata olarak tanımlanmaktadır.

Akıldan uzak bir yöntem olan ve mantıksal hata olarak tanımlanan safsata, temelden yoksun yanlış bir düşünme ve düşüncesini ileri sürme biçimidir.

Argumentatum Ad Hominem – Ad Hominem, serbest safsatadır ve etik dışıdır.

İleri sürülen mantıklı bir argümana karşı cevap olarak argümanla hiç ilgisi olmayan kişisel özelliklere saldırı gerçekleştirilir. Kimi zaman argüman sahibinin karakterine ve içinde bulunduğu durumlara veya davranışlarına saldırılmakta,; yapılan bu etik dışı saldırı, karşıdakinin argümanına karşı yeni bir argümanmış gibi sunulmaya çalışılmakta, bağlamdan çıkılmaktadır. Mantıklı argümanın mantıksız ve geçersiz bir yolla geçersiz kılınması amaçlanır. Bu yöntem kendi içinde tutarsız olduğu gibi ahlaki temelden ve bilimsellikten uzaktır.

Argumentum ad hominem, yeterli donanımı, bilimsel alt yapısı ve argümana karşı ileri sürecek fikri alt yapısı olmayan kişilerin tercih ettiği bir yöntem olarak bilinmektedir.

Gettysburg Konuşması – Abraham Lincoln

0

Gettysburg Konuşması(Gettysburg address), Hukukçu ve ABD’nin 16. başkanı olan Abraham Lincoln tarafından 19 kasım 1863 tarihinde gerçekleştirilen tarihi hitaptır.

Konuşma; Amerikan İç Savaşı’da, Gettysburg Muhabere’sini Birlik Ordusu’nun kazanmasından sonra Abraham Lincoln’ün 1863 yılında seferberlik çağrısında bulunması ile birlikte New York Eyaleti’nde hükümete karşı başlayan isyanı bastırmak üzere yapılmıştır.

Abraham Lincoln, halkı sakinleştirmiş, birliği sağlamış, ABD’de kölelik sistemini kaldırmış, dünya tarihinde dönüm noktası olarak kabul edilen bu devrim, tüm dünyada köleliğin tamamen kaldırılması yönündeki çalışmalara rehber olmuştur.

   

“87 yıl önce atalarımız bu kıtada, özgürlük içinde bütün insanların eşit yaratıldıkları ilkesine inanarak yeni bir ulus yarattılar. Şimdi bizler böyle bir temel üzerine kurulmuş herhangi bir ulusun ayakta kalıp kalamayacağını test eden büyük bir iç savaşın içindeyiz. Şu anda büyük bir çarpışmanın gerçekleştiği bir alanda bulunuyoruz. Biz buraya, bu alanın bir parçasını, bu ulusun yaşayabilmesi için canlarını verenlere son bir istirahatgâh yeri olarak armağan etmeye geldik. Bir diğer taraftan, bu toprağı kutsamamız, kutlu kılmamız mümkün değildir. Burada çarpışarak hayatını feda etmiş insanlar, burasını öylesine kutlu kılmışlardır ki ona bir şey eklemek ya da ondan bir şey eksiltmek bizim gücümüzün üstündedir. Dünya burada söylediklerimize az önem verse de, umursamasa da, o insanların burada yaptıklarını hiçbir zaman unutmayacaktır.

Burada bundan böyle kendini esas adaması gerekenler hayatta kalmış olanlardır. Bu bitmemiş görevi, bu cesur insanların bu kadar ilerlettiği noktadan alıp daha ileriye taşımalıyız. Biz hayatta kalanlar, işte bu görevi sırtlanıp, burada hayatını vermiş olanların fedakarlığından aldığımız kuvvetle daha çok ilerlemek zorundayız ki bu insanların bir hiç uğruna ölmediğini ispatlayalım. Tanrı’nın şahitliğindeki bu ülkenin yeni bir özgürlük doğuşu yaşamasını sağlayalım ve halkın, halk tarafından halk için yönetimi olduğu bu devlet yeryüzünden silinmesin.”

Gettysburg address

“Four score and seven years ago our fathers brought forth upon this continent, a new nation, conceived in Liberty, and dedicated to the proposition that all men are created equal.

Now we are engaged in a great civil war, testing whether that nation, or any nation so conceived and so dedicated, can long endure. We are met on a great battle-field of that war. We have come to dedicate a portion of that field, as a final resting place for those who here gave their lives that that nation might live. It is altogether fitting and proper that we should do this.

But, in a larger sense, we can not dedicate—we can not consecrate—we can not hallow—this ground. The brave men, living and dead, who struggled here, have consecrated it, far above our poor power to add or detract. The world will little note, nor long remember what we say here, but it can never forget what they did here. It is for us the living, rather, to be dedicated here to the unfinished work which they who fought here have thus far so nobly advanced. It is rather for us to be here dedicated to the great task remaining before us—that from these honored dead we take increased devotion to that cause for which they gave the last full measure of devotion—that we here highly resolve that these dead shall not have died in vain—that this nation, under God, shall have a new birth of freedom—and that government of the people, by the people, for the people, shall not perish from the earth.”

Abraham Lincoln

 

Gettysburg Konuşması – Kitap

Gettysburg Konuşması Kitap Açıklaması Tarihin en büyük hatiplerinden Abraham Lincoln’ın önemli konuşmalarından oluşan bu derleme, efsanevi Gettysburg Konuşması’nın yanı sıra, Lincoln’ın kölelik karşıtı fikirlerini ve bu konudaki tutkusunu, insanlık onuruna olan inancını, özgürlüğün galip geleceği yeni bir çağa yönelik umudunu ve hitabet yeteneğini ortaya koyan diğer pek çok etkili konuşmasını da içeriyor. Tarih boyunca bazı kitaplar dünyayı değiştirdi. Bununla kalmayıp; bizleri ve birbirimizi görme biçimimizi etkiledi. O kitaplar ki tartışmalara, muhalif fikirlere, savaş ve devrimlere esin kaynağı oldular. Aydınlattılar, harekete geçirdiler, kışkırttılar, teselli ettiler. Yaşamımızı zenginleştirdiler ve bizleri ayrı ayrı kendi yaşamlarımızı sorgulamaya yönelttiler. Şimdi Kafka Kitap sizlere uygarlığı sarsan, insanlık tarihine yön veren ve kendimizi keşfetmemize yardım eden fikirleriyle; büyük düşünürlerin, çığır açanların, radikallerin ve ileriyi görenlerin eserlerini sunuyor.

Brüksel Senedi – 1890

0

Brüksel Senedi, 2 Temmuz 1890’da Afrika’da Esir Ticaretinin Yasaklanmasına ilişkin Brüksel Konferansında (The Ban on Slave Trade in Africa: The Brussels Conference) imzalanmıştır.  Sözleşme (Afrika’ya Ateşli Silahlar, Mühimmat ve İtfaiye Maddelerinin Köle Ticareti ve İthal Edilmesine İlişkin Sözleşme), 31 Ağustos 1891’de yürürlüğe giren kölelik karşıtı önlemleri içermektedir. Sözleşme, karadan ve denizden yapılan siyahi köle ticaretine son vererek yerli ırkların maddi ve manevi yaşam koşullarını iyileştirmeyi hedeflemiştir. Uluslararası hukukun normlarının güçlendirilmesi yönüyle olumlu bulunan sözleşme, Avrupa devletlerinin Afrika’daki sömürgeciliği güçlendirmek için bir araç olarak kullanıldığı yönüyle eleştirilmiştir. 

Sözleşmenin Tarafları 

Konferans, İngiltere öncülüğünde toplanmış, taraf devletler 2 Temmuz 1890 tarihinde esir ticaretini yasaklamayı amaçlayan kurallara imza atmışlardır. Senet birçok Avrupa devletinin yanı sıra alınan kararları uygulamakta önemli bir aktör olan Osmanlı Devleti tarafından da imzalanmıştır. Avusturya-Macaristan, Belçika, Kongo, Danimarka, Fransa, Almanya, İtalya, Hollanda, Osmanlı İmparatorluğu, İran, Portekiz, Rusya, İspanya, Zanzibar, İsveç, Norveç, Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri ve Etiyopya sözleşmeye taraf olmuştur. 

Abdullah Özdağ‘ın Araştırması

Köleliğin kaldırılması için tarihi bir belge olan Brüksel Senedi hakkında araştırma yapan ve konuya özel kapsamlı bir makale yazan Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Abdullah Özdağ antlaşmayı sonuçları ile birlikte analize tabi tutmuştur.  

Sözleşmenin İçeriği ve Sonuçları 

Konferansta kabul edilen kararlar gereği imzalanan. Brüksel Senedi yedi bölümden ve toplam yüz maddeden oluşmaktadır. On dört maddeden oluşan birinci bölümde esir ticaretine ilişkin olarak alınacak tedbirler  belirlenmiştir. İkinci bölüm kervan yolları ve esirlerin nakline yönelik tedbirleri, üçüncü bölüm ise deniz yoluyla yapılan esir ticaretinin önlenmesi ve kesin olarak kaldırılmasına yönelik düzenlemeleri içermektedir. Dördüncü bölüm köle ticaretinin ithal ve ihracına yönelik alınması gereken tedbirleri ve azat edilmelerine dair hükümleri içermektedir. Beşinci bölüm esir ticaretini engellemeye yönelik kurulacak örgütleri, altıncı bölümde müskirat maddelerinin yasaklanması ve alınacak tedbirleri belirlemiştir. Yedinci ve son bölüm taraf devletlerin sened ile belirlenen kuralları uygulamadaki kararlılığı ifade etmektedir.

Sened ile, Fransız İhtilalinden sonra devletlerin esir ticaretini yasaklamak üzere koyduğu tekil kanunları uluslararası bir yükümlülüğe dönüştürmüştür. Antlaşmanın 68. maddesinde Osmanlı Delveti’nin esir ticaretini önlemek için yapmış olduğu faaliyetler övgü ile belirtilmiştir. Brüksel Antlaşması’nın beşinci bölümünde esir ticaretinin engellenmesine yönelik girişimler kurumsal bir çerçevede ele alınmış, Zengibar’da taraf devletlerin üyelerinin olduğu yeni uluslararası bir büro kurulmasına karar verilmiştir. Kurulan bu büronun Afrika kıtasındaki tüm faaliyetleri takip etmesi ve denetlemesi öngörülmüştür.

BRÜKSEL KONFERANSININ SENED-İ UMUMİSİ SURETİDİR

Dersaadet (Matbaa-yı Osmaniye) 1308

Zat-ı şevket-i semât Hazret-i Padişâhı ile Almanya Devleti nâmına haşmetlû Almanya İmparatoru ve Prusya Kralı ve Haşmetlû Avusturya İmparatoru ve Nemçe ve Macaristan Kralı ve Haşmetlû Belçika Kralı ve Haşmetlû Danimarka Kralı ve Haşmetlû İspanya Kralı nâmına naibe-i hükümet Haşmetlû Kraliçe ve Kongo Hükümet-i Müstâkilesi hükümdârı ve Amerika Hükümet-i Müçtemia’sı Reisi ve Fransa Hükümet-i Cumhuriyesi Reîsi ve Haşmetlû Britanya-yı Kebîr ve İrlanda Memâlik-i Müctemiâ’sı Kraliçesi ve Hindistan İmparatoriçesi ve Haşmetlû İtalya Kralı ve Haşmetlû Felemenk Kralı ve Lüksemburg Grandükası ve Şehâmetlû İran Şâh’ı ve Haşmetlû Portekiz ve Algaro Kralı ve Haşmetlû Rusya İmparatoru ve Haşmetlû İsveç ve Norveç Kralı ve Fehametlû Zengibâr Emiri üserâ-yı zenciye ticaretinden mütevellid cinayat ve tahribâta hitâm vermek ve Afrika yeni ahalisini sûret-i müessire de himaye ile kıt’a-yı vâsia-yı mezküreye naim-i sulh-u medeniyeti te’min etmek azm-i kavisinde bulundukları ve tevârih-i muhtelîfede devletler tarafından bu meâlde ittihâz olunan kararları ezsernev tasdik ile netâyic-i müstâhsileyi itmam eylemek ve husûlü kendilerince matlûb ve mültezim olan eserin ikmâlini te’min edecek kâffe-i tedâbiri kararlaştırmak istedikleri cihetle İngiltere Hükümetiyle müttefikân Belçika Hükümeti tarafından vakî’olan da’vet üzerine bu maksada mebnî Brüksel’de bir konferans akdine karar vermiş ve bunun için zât-ı şevket-semât Hazret-i Padişâhı Haşmetlû Belçika Kralı Hazretleri nezdinde fevkal-âde ve murahhas-ı ortaelçileri bulunan ricâl-i Devlet-i Âliye’den saadetlû iten Karatodori Efendi Hazretleri, Almanya Devleti nâmına olarak Haşmetlû Almanya İmparatoru ve Prusya Kralı Hazretleri mabeyncisi ve müşâvir-i has ve haşmetlû Belçika Kralı Hazretleri nezdinde fevk-al-âde ve murahhas ortaelçisi bulunan Sinyör “Frederik Jan Kont Dalvanislin’’ ile Sefâret Müşavir-i Hassıve Almanya Devleti’nin “Amsterdam“ General Konsolosu Sinyör “Gilyom Gohcrnik’’i Haşmetlû Avusturya İmparatoru ve Nemçe ve Macaristan Kralı Hazretleri Mabeyncisi ve Haşmetlû Belçika Kralı Hazretleri nezdinde fevk-al-âde ve murahhas ortaelçisi bulunan Sinyör “Rudolf Kont Guhlolermiç’’i

Haşmetlû Belçika Kralı Hazretleri vükelâsından fevk-al-âde ve murahhas ortaelçi ünvânını haîz olan Sinyör “Ogust Baron Lamberman’’ ile Belçika Hariciye Nezareti’nde Müdîr-i Umûmî Sinyör “Emıl Banteg’’ i

Haşmetlû Danimarka Kralı Hazretleri Danimarka Devleti’nin Anvers General Konsolosu Sinyör “Frederik Jorj Şak De Brukdorf’’ u

Haşmetlû İspanya Kralı Hazretleri nâmına naibe-i hükümet Haşmetlû Kraliçe Hazretleri, Haşmetlû Belçika Kralı nezdinde fevkal-âde ve murahhas ortaelçisi bulunan Don “Joze Gopeterez De Agire’’ yi

Kongo Hükümet-i Müstâkilesi Hükümdârı Hazretleri Kongo Hükümet-i Müstâkilesi Hariciye Dairesi’nin Müdir-i Umûmi’si Sinyör “Edmun Van Atyoled’’ ile Belçika Mahkeme-i Temyizi azâsından Sinyör “Ogust Van Maldekem’’i

Amerika Hükümet-i Müctemiâsı Rei’si Hazretleri Haşmetlû Belçika Kralı Hazretleri nezdinde fevk-a-lâde ve murahhas ortaelçisi bulunan Sinyör “Edvin Heztrel’’ ile Sinyör “ Hanri Şalton Sankurd’’ u

Fransa Hükümeti Cumhuriyesi Reis-i Hazretleri Haşmetlû Belçika Kralı Hazretleri nezdinde fevkal-âde ve Murahhas Ortaelçisi bulunan Sinyör “Alber Bure‘’ ile ortaelçi ünvânını haiz olan Fransa Hariciye Nâzırının Kalem-i Mahsûs Müdürü bulunan Sinyör “Jurj Kogordan’’ ı

Haşmetlû Britanya-yı Kebir ve İrlanda Memâlik-i Müctemi’ası Kraliçesi ve Hindistan İmporatoriçesi Hazretleri Lordlar Meclisi Azâsından ve Haşmetlû Belçika Kralı Hazretleri nezdinde Fevkalâde ve murahhas Ortaelçisi bulunan Lord “Viviyan’’ ile Sir “Con Girek’’ i

Haşmetlû İtalya Kralı Hazretleri, Haşmetlû Belçika Kralı nezdinde fevk-al-âde ve Murahhas Ortaelçisi bulunan Sinyör “Fransuva Dorentens, Baron Demontanaro’’ ile fevk-al-âde murahhas Ortaelçisi ünvânını haiz olan Sinyör “Tomas Katalani’’yi,

Haşmetlû Felemenk Kralı ve Lüksemburg Grandükası Hazretleri, Haşmetlû Belçika Kralı Hazretleri nezdinde fevkalâde ve murahhas Ortaelçisi bulunan Sinyör “Lui Baron Kerik Dö Heronenin’’ i

Şehâmetlû İran Şâh’ı Hazretleri Haşmetlû Belçika Kralı Hazretleri nezdinde fevk-al-âde ve murahhas Ortaelçisi bulunan General Vazar Ağa’yı,

Haşmetlû Portekiz ve Algaro Kralı Hazretleri Meclis-i Has ve Hey’et-i Ayân azâsından fahrî vükelâlık ünvânını haiz olan ve Haşmetlû Belçika Kralı Hazretleri nezdinde fevk-al-âde ve murahhas Ortaelçisi bulunan Sinyör “Hanrik Demasdo Perire Kotino’’ yu

Haşmetlû Rusya İmparatoru Hazretleri, Haşmetlû Belçika Kralı hazretleri nezdinde fevk-al-âde ve murahhas Ortaelçisi bulunan kurenâsından Sinyör “ Leyon Prens Orosof ’’ ile Rusya Hariciye Nezareti Meclis-i Azâ-yı Daîmesinden müşâvir-i has Sinyör “Frederik Demartenis’’ i

Haşmetlû İsveç ve Norveç Kralı Hazretleri Mabeyncisi ve Haşmetlû Belçika ve Felemenk Kralları Hazerâtı nezdinde Ortaelçisi bulunan Sinyör “Şarl Re Bornestam’’ı

Ve Zengibar Hâkimi tarafından Sir “Jon Carek ’’ ile Mösyö “Gilyom Guherning ’’i murahass tayin buyurmuş olduklarından mümâileyhim yolunda ve muntazam görünen ruhsatnameleri hâmil oldukları halde mevadd-ı âtiyeyi kararlaştırmışlardır.

BİRİNCİ FASIL

Esir Ticareti İcra Olunan Memalik Menşe’lerde İttihâz Olunacak Tedabir

Birinci Madde

Devletler Afrika’nın içeri taraflarında esir ticaretini men’ için tedâbir-i âtiyenin en müessir tedâbir olduğunu beyan ederler.

Evvelen: Milel-i mütemeddinenin hâkimiyeti veya himâyesi tahtında bulunan Afrika arazisinde hidemât-ı idâre ve adliyye ve dîniyye ve askeriyyenin tedricen tensiki.

Saniyen: İçeri taraflarda arazinin aid oldukları devletler tarafından kendilerinin muâmele-i himâyet-kârâne veya tenkiliyeleri esir ticareti münâsebetiyle harab olan mahallerde suret-i müessirede hiss olunabilmek için mikdâr-ı küllî asker ile işgal edilmiş bir takım mevküfların tedricên te’sisi.

Sâlisen: İçeri taraflarda vaki’ mevâkıf-ı sahile rabt edecek ve elyevm mevcûd olan hamallık yerine daha ehven ve ser’i ve sâit te’sisi maksadıyla dâhili sulara ve büyük akıntılar ve şelâleler ile münkat’i büyük ve küçük nehirlerin cihet-i ûlyâsına bi-l-suhûle duhûle müsâid olacak turuk-u maabîrin ve husüsân demir yolların inşâsı.

Rabiân: Kabîl-i seyr-ü sefâin olan dâhilî sular ile göller üzerinde sevâhilde te’sis edilecek mevâki’-i müstâhkemenin müzaherrti tahtında olarak vapurlar işlettirilmesi.

Hamisen: Karagol ve mevkufların sahil ve merkez idareler ile muhâberâtını te’min edecek hutût-ı telgrâfiyenin te’sisi.

Sadisen: mevâkıf beyninde mevâkıf ile sevâhil arasındaki turuk-ı mevârıdatı muhâfaza ve mevâkıf-ı mezkûrenin harekât-ı zecriyesini te’yid ve turuk ve maabirin emniyetini te’min etmek üzere sevkiyât-ı askerîyye ve seyyar kollar tertibi.

Sabiân: Esir ticaretinin sirâyet ettiği kâffe-i arazide eslihâ-yı nâriye hiç olmaz ise eslihâ-yı cedide ile mühimmât idhâlatının tahdidi.

İkinci Madde

Her devletin kendi sularında tertib eylediği mevkıf’lar ile dâhilî karagol gemileri ve bunların mensûb oldukları liman karagolları üserâ zabtını men’ ve esir ticareti tariklerini sed etmekten ibâret olan başlıca me’mûriyetlerinden gayrı vezâif-i âtiye ile dahi ya’ni:

Evvelen: Mevkufun aid olduğu hükümetin hâkimiyeti veyâ himâyesi tahtında bulunan yerli ahâliye veya ahâli-yi müstâkileye karibü’z-zuhûr bir tehlike hâlinde muvakkaten ahâli-yi saîreye dahi istinâd-gâh ve indi’l-icâb bir melce’ olmak ve yerlü ahâliyi kendilerini müdâfaaya ikdâr etmek ve aşâyir beynindeki muharebât-ı dâhiliyeyi hükm-i usûlûyle taklil eylemek ve bunları ameliyât-ı zirâiye ile hiref ve sanâiye alıştırıp saâdet-hallerini tezyîd ve daire-i medeniyete idhâl ve lahm-ı beşerin ekli ve insan zebhi gibi adât-ı vahşiyenin ref’ ve izâlesini istihsâl eylemek.

Saniyen: Teşebbüsaât-ı ticâriyeyi tervic ve himaye etmek ve husûsan yerliler ile münakid hizmet mukâvelâtını bi’t-teftiş teşebbüsât-ı mezkürenin meşrûiyetine nezâret eylemek ve daimi zirâat merkezleriyle müessesât-ı ticâriyenin te’sisini tehiyye eylemek.

Sâlisen: Te’sis olunan veyâ edilecek olan kâffe-i hey’et-i mezhebiye-yi tefrik-i din olmaksızın himâye etmek.

Rabian: Hidmet-i sıhıyye-yi ifa eylemek ve keşfiyât-ı fenniyye icrasına me’mur seyyahin ile Afrika’da userâ-yı zenciye ticaretinin men’i teşebbüsüne iştirak edenlerin kâffesi hakkında muâmele-i mihmân-nevâzî icrâ etmek ve muâvenatta bulunmak vazifeleriyle dâhi mükellef olacaklardır.

Üçüncü Madde

Afrika’da hakk-ı hâkimiyet veya hakk-ı himâye icrâ eden devletler beyânât-ı sabıkalarını tasdik ve ta’yin ederek esir ticaretinin men’ ve izâlesi husûsunu ilcâât-ı ahvâle göre gerek bâlâda muharrer vesâit ve gerek kendilerinin tensib edecekleri kâffe-i vesâit-i saîre ile tedricen ve herkesi kendi müstemlekâtına ve kendi idâresi tahtında ta’kib etmekliği ta’ahhüd eylerler düvel-i müşûrûn ileyhim sırf bir maksad-ı insaniyet perverâne ile Afrika’da böyle bir vazifeyi ifâ eden hükümat hakkında dahi imkân müsâid oldukça hüsn-ü muâvenette bulunacaklardır.

Dördüncü Madde

Afrika’da kuvve-i hâkimiyet veya hakk-ı himâyet icrâ eden devletler üçüncü madde mucebince der-ûhde ettikleri taahhüdâtı imtiyaz berâtını haiz şirketlere kâmilen veya kısmen devr ve ihâle edebilecekler ise de iş bu sened-i umûmî ile der-ûhde ettikleri taahhüdât için doğrudan doğruya mes’ûl bulunacaklar ve bu taahhüdâtın icrâsını te’min edeceklerdir. Devletler kendi müstemlekâtlarında esir ticaretini men’e muâvenet arzusunda bulunan Cem’iyât-ı Milliyye ile Efrâd-ı Nâs hakkında hüsn-ü kabul ve muâvenet ve himâye icrâsını vaâd ederler. Şu kadar ki: Düvel-i Müşârûn-ileyhim hukukun hâkimiyet icrası husûsu hâriç tutulmak üzere cem’iyat ve eşhâs-ı merkûmeye bu bâbda evvelce me’zûniyet i’tâ ve bu me’zûniyeti her vakit istirdâd ve teftiş ve nezâret icra eylemek hakkını muhafâza eylerler.

Beşinci Madde

Hükümat-ı müteakide  – madde-i hazıra mazmununa muvafık kavanin ile zaten icabı icra edilmemiş ise- işbu sened-i umuminin tarih-i imzasından i’tibaren nihayet bir sene zarfında bir tarafdan esir zabtı için çeteler teşkil ve bu çetelere muâvenet edenler zükûr-u baliğler ile etfâlin uzûvlarını kat’ve üseranın cebren zabtına iştirak eyleyenlerin cümlesi hakkında kendi ceza kanûnnamelerinin nev’i beşere karşı suikaste müteallik ahkâmını ve diğer taraftan esir karbâncılarıyla nakılları ve ticari hakkında hürriyet-i şahsiyye taarruzâtına müteallik ahkâm-ı kanûniyyeyi tatbik ve icrâya salih bir kanûn vaz’ etmeyi veyahut meclis kavaninlerine teklif eylemeyi taahhüt ederler.

Bâlâda sunuf-ı muhtelîfesi zikr ve ta’ddâd olunan esir gasıblarıyla tüccarının şürekâ ve avânesi dahî bizzât faillerin müstehâk oldukları mücazât ile mütenasib cezalara düçâr edileceklerdir. Cinayet veya cünhâların irtikâb olundukları memleket hükümetinin hakk-ı kazâsından tahlis-i giriban iden müttehimler ya harekât-ı kanun-şikenaneyi müşâhede eden me’mûrin tarafından evrâk-ı istintâkiyyenin tebliği veya kabahatı müsbet diğer bir delilin irâesi üzerine hangi hükümet toprağında meydana çıkarılmış ise o hükümet ma’rifetiyle taht-ı tevkife alınacak ve başka bir muâmele icrâsına hâcet kalmaksızın la ecel’elmuhâkeme muhâkim-i aidenin emrine hazır bulundurulacaktır. Devletler elyevm mevcut bulunan veya madde-i hâzıra ahkâmını icrâen neşr ve i’lân edilecek olan kanun ve kararnameleri müddet-i kalîle-i mümkine zarfında yekdiğerlerine tebliğ edeceklerdir.

Altıncı Madde

Afrika’nın içeri taraflarında bir kâfilenin tevkif olunması veya dağıtılması üzerine i’tâk edilen üserâ ahvâl müsâade ider ise memleket-i asliyyelerine iâde olunacak ve aksi takdirde hükümet-i mahalliyye üsera-yı merkûmeye maişetleri ve arzu ettikleri halde memlekette temekkünleri esbâbını teshîl edecektir.

Yedinci Madde

Afrika’da düvel-i mümziyenin himâyesini istidâ edecek olan esir firârileri himâye-i mezkûreye nail olacak düvel-i müşâr’ül-ileyhim tarafından resmen te’sis olunan ordugâh ve mevkuflara veyahut göl ve nehirlerde seyr-ü sefer eden beylik sefinelerine kabul edileceklerdir. Efrada aid olan mevâkıf ve sefâin evvelce devletin müsaadesi munzâm olmadıkça mültecileri kabul etmek hakkını icra edemeyeceklerdir.

Sekizinci Madde

Afrika ile münâsebatta bulunan bilcümle milletler eslihâ-yı nâriyenin esir ticaret muâmelâtınca ve yerli aşâir beynindeki muhârebât-ı dâhiliyece muzarrat-ı azime-yi dai’olduğunu bit-tecrübe anlamış ve bu tecrübe eslihâ-yı nâriye ve mühimmât ticaretince tedâbir-i tahdidiyye te’sis edilmedikçe muhafaza-yı vücudu devletlerce kat’iyyen matlûb olan Afrika ahâlisinin bekâsı külliyen mahal idigünü alenen ispat eylemiş olduğundan devletler hudutlarının hâl-i hazırı müsâit olduğu mertebe eslihâ-yı nâriyye husûsan şişehaneli ve usûl-ı cedide üzere ma’mûl esliha ile barut ve kurşun ve hartucların madde-i âtiyede musarrah ahvâl müstesna olmak ve madde-i mezkûre de zikr edilen şerâit tahtında bulunmak üzere sahilden yüz mil bahri mesafeye kadar kâin Cezayir-i mütecâvere dahi dâhil olduğu halde daire-i mütevâziye-i şimaliyenin yirminci derecesi ile daire-i mütevâziye-i cenûbiyenin yirmi ikinci derecesi beyninde vaki’ ve garben Bahr-ı Muhît-i Atlasiyye ve Şarken Bahr-ı Muhît-i Hindi’ye kadar mümted olan arazi ve müştemilâtına idhâlini men’e karar vermişlerdir.

Dokuzuncu Madde

Afrika’da hakk-ı hâkimiyet veya hakk-ı himaye icra eden düvel-i mümziye müstemlekâtına eslihâ-yı nariyye ile mühimmatının idhâline müsaade olunmak lazım geldiği vakit zaten oraca buna mümâsıl veya daha şiddetli bir usûl icra ediliyor ise eslihâ ve mühimmat-ı mezkûrenin idhali sekizinci maddede musarrah mıntıkada bervech-i âtî tanzim edilecektir. İdhâl olunan kâffe-i eslihâ-yı nâriyye idâre-i hükümetin teftiş ve nezareti tahtından bulunacak olan umûmî bir anbara mesârif ve hatar ve hasârı idhâl edenlere aid olmak üzere vaz’ edilmek lazım gelecektir. Evvelce idarenin müsaadesi istihsâl olunmadıkça idhâl olunan eslihâ-yı nâriyye ve mühimmatın hiçbiri anbarlardan ihraç edilemeyecektir. Zirde musarrah ahvâl müstesna olmak üzere şişhaneli ve mahzenli veya kıçdan dolar tüfengler gibi atım sıhhatini haiz olan yekpâre veya parça parça bulunan her nev’ esliha ile hartûclarının ve kapsüller ile eslihâ-yı mezküreye mahsus mühimmat sairenin ihrâcı için müsaade i’tasından imtinâ’ olunacaktır. Deniz limanlarında ve te’minâtı lâzimeyi cami’-i şerâit tahtında olarak devletle usûl-ü cedide üzere ma’mül esliha ile mühimmat hariç tutularak yalnız adi barut ile çakmaklı tüfenkler için hususi anbarlar te’sisine dahi muvafakat edebileceklerdir.

Kuvve-i umumiyeyi teslîh ve kendi müdâfaalarını tensik için hükümetler tarafından doğrudan doğruya ittihaz olunan tedabirden başka kendilerine verilecek silah ve mühimmatın diğerlere i’ta ve terk veya furuht olunmayacağına dair te’minât-ı kafiye veren kesân ve esliha ve mühimmatının münhasırân müdâfaa-yı zâtiyeleri için olduğunu müsaddak devlet-i metbua’ları tarafından bir beyannameyi haiz olan seyyahın hakkında şahsen bazı istisnaat kabul edilebilecektir. Fıkrâ-yı sâbıkada musarrah ahvalde her bir silah teftiş me’murları tarafından kayd ve işaret olunacak ve bu memurlar eşhas-ı merkümeye silah taşımak için hamilinin ismi ve silahın damgasını mübeyyin ruhsat tezkeresini i’tâ edecekdir. Sui-isti’mal vukuu tahakkuk eyledikte istirdâdı caiz olacak olan işbu ruhsat tezkereleri beş sene için i’tâ olunacak ve fakat tecdid edilebilecektir.

Anbara vaz’ ve idhal için balâda ta’yin olunan kaide barut hakkında dahi icrâ olunacaktır. Fürûht olunmak için anbarlardan ancak şişhanesiz çakmaklı tüfenkler ve “ esir ticareti ‘’namıyla yâd olunan adî barutlar ihrac olunabilecektir. Bu misilli esliha ve mühimmat li-ecli’l-bey’ ihrac olundukça me’mûrin-i mahalliyye işbu esliha ve mühimmatın hangi havalide füruht olunabileceğini tayin edeceklerdir. Esir ticaretinin sirayet ettiği havâli daima hariç tutulacaktır. Anbarlardan esliha veya barut çıkartmaya me’zun olan eşhâs füruht olunan iş bu eslihâ-yı nâriye ile barutların nereye gönderildiklerini ve mağazada kalan miktarını mübeyyin olmak üzere her altı ayda idareye mufassal defterler i’tâsını taahhüd edeceklerdir.

Onuncu Madde

Hükümetler eslihâ-yı nâriyye ile mühimmatının idhal ve füruhtuna ve nakline dair olan kâffe-i ahkâm ve şeraitin mümkün mertebe tamamı icrâsına te’min etmek ve esliha ve mühimmât-ı mezkürenin gerek hudûd-ı dahiliyelerinden idhâl ve ihrâcı ve gerek esir ticareti mevcût olan havaliye doğru imrârını men’ için lüzûm görecekleri kaffe-i tedâbiri ittihaz eyleyeceklerdir. Eslihâ ve mühimmât sened-i hâzıra vaz’-ı imzâ veya muvâfakat iden ve sahil üzerinde memâliği bulunan bir devlet arazisinden içeri taraflara vaki’ sened-i hâzırı imza veya buna muvafakat eden diğer bir devletin hâkimiyeti veya himayesi tahtına mevzu’ araziye doğru geçirilecek olur ise sekizinci madde de musarrah mıntıka dâhilinde transit için müsâade i’tâsından imtinâ olunamıyacaktır. Meğerki işbu ikinci devlet kendi arazisi üzerinde doğrudan doğruya denizi müntehi bir mahrece mâlik ola. Bu mahrec kâmilen münkati’ ise transit müsâadesi yine red olunamayacaktır. Her transit talebi ile beraber dahilde müstemlekâtı bulunan devlet tarafından verilmiş bir beyanname i’tâ olunmak lazım gelip bu beyanname esliha ve mühimmât-ı mezkûrenin füruht olunmayacağını ve devlet me’murlarının veya misyoner veya ticaret mevkiflerini himaye için lazım gelen kuvve-i askeriyenin veyahut beyannamede esamisi muharrer olan eşhasın isti’maline mahsus bulunduğunu musaddak olacaktır.

Ma’a-mâ-fih, sâhilin aid olduğu devlet eğer dâhilde şuriş zuhûrundan veya muhâtarât-ı vahime-i saîreden dolayı esliha ve mühimmat irsali maddesinin kendi emniyetini ihlâl edebilmesinden korkmaya mahal var ise atım sıhhatini haiz esliha ile mühimmatın kendi arazisinden transit tarikiyle imrârını sûreti istisnaiye ve muvakkate de olarak ta’til etmek hakkını muhâfaza eder.

On Birinci Madde

Devletler esliha-yı nâriye ve mühimmat ticaretine ve i’ta olunan ruhsat-nameler ile arazileri dâhilinde tatbîk olunan tedabir-i tenkiliyeye müteâllik ma’lümâtı yekdiğerine tebliğ edeceklerdir.

On İkinci Madde

Devletler sekizinci ve dokuzuncu maddelerde tayin olunan memnuniyetlere muhâlif harekette bulunanlar ile aveneleri esliha ve mühimmât-ı memnu’anın zabt ve müsaderesinden başka hareket-i kanun şiken-ânenin ehemmiyetine ve her bir vak’anın derece-i vahâmetine göre cezâ-yı nakdî veya habs veyahut bu iki ceza ile her yerde te’dib edilmek için lazım gelen tedâbirin ittihazını veya meclis kavaninlerine teklifini taahhüd eylerler.

On Üçüncü Madde

Afrika’da sekizinci maddede muayyen mıntıkaya muttasıl müstemlekâta mâlik olan düvel-i mümziyye hudûd-ı dahiliyelerinden mıntıkayı mezkûre havalisine eslihâ-yı nariye ve mühimmatın ve hiç olmaz ise usûl-ı cedîde üzere i’mâl olunmuş esliha ile hartucların idhâlini men’ için tedabir-i lazime ittihazını deruhte ederler.

On Dördüncü Madde

Sekizinci maddeden on üçüncü maddeye kadar (bu madde dâhil olduğu halde) meşrût olan usûl on iki sene meri’ül-icra olacaktır. İş bu müddetin inkızâsından on iki ay evvel hükümat-ı müteakidenin hiçbiri usûl-ı mezkûrun icrasına hitâm vermek hakkındaki niyetini ihbar veya işbu usûlün yeniden tedkikini talep etmez ise usûl-ı mezkûr iki sene daha mecburiü’l-icrâ tutulacak ve iki seneden iki seneye bu yolda hareket olunacaktır.

İKİNCİ FASIL

Kârbânların Yolları ve Berr-i Üserâ Nakli

 On Beşinci Madde

Te’sisi ikinci maddede musarrah olan mevkıf ve karagol gemileri ve karagollar ile dördüncü madde ahkâmına tevfikan her devlet tarafından kendi müstemlekâtında te’sis edilmiş veya tanınmış bulunan bil-cümle mevâkıf-ı saîre üserâ-yı zenciye ticareti merkezlerindeki muâmelât-ı tenkiliyye veya himayet karanelerinden maâda ahvâl müsaid olduğu mertebede ve tensikât idareleri terakki eyledikçe arazileri dâhilinde üserâ-yı zenciye ticaretinin mürur ettikleri yolları taht-ı nezârette bulundurmak ve yolda bulunan kâfileleri tevkif veya sûret-i meşrû’ada harekete muktedir olacakları mahallerde ta’kip eylemek me’muriyetini dahi haiz olacaklardır.

On Altıncı Madde

Sahil üzerinde vâki olub dahîl-i memleketten gelen üserâ nakliyâtına ber-mu’tâd mahal-i mürûr veya nukât-ı ictimaiyye olmakla ma’rûf bulunan havalide ve zaten düvel-i hâkime veya hamiyenin icrâatına tabi sahile mücâvir mıntıkadan mürûr eden başlıca kâr-bân yollarının nukât-ı iltisâkiyesinde kafileleri tevkif ve üserâyı i’tâk etmek üzere arazi-yi mezkürenin aîd olduğu devlet me’mûrları tarafından on üçüncü maddede münderic şerait ve kuyûd-ı ihtirâziye tahtında olarak karagollar te’sis olunacaktır.

On Yedinci Madde

Dahilden getirilen üseranın füruhtunu veyahût sefâîne irkâbını ve esir toplamak san’atıyla me’lûf kesân ile esir tüccarından mürekkep çetelerin teşkilini ve bu çetelerin dahil-i memlekete doğru azimetini men’ için limanlardan ve sahile yakın havalide me’mûrin-i mahalliye tarafından bir nezâret-i şedîde tertib olunacaktır. Sahile veya sahil civarına gelen karbanlar ile dâhilen sahîb-i memleket olan hükümet memurlarının taht-ı işgalinde bulunan bir mahale giden kârbanlar akib-i muvâsâlatlarında bunların kimlerden mürekkeb oldukları kemâl-i dikkatle teftiş olunacaktır.

Maskat-ı re’si olan memlekette veya esnâ-yı râhda cebren esir edildiği veya kaçırıldığı veyahut kat-ı uzv muamelesine dûçâr olduğu tebeyyûn edecek olan kesânın cümlesi salıverilecektir.

On Sekizinci Madde

Düvel-i müteâkideden her birinin müstemlekatından idare-i hükümet i’tâk olunan üserayı himaye ve mümkün ise vatanlarına iâde ve esbâb-ı maişetlerini tedarik etmek ve ez-cümle ortada kalan etfâlin terbiyesi ve yerleştirilmesi esbabını istihsâl eylemek vazifesiyle mükellef olacaktır.

On Dokuzuncu Madde

Beşinci maddede musarrah ahkâm-ı cezaiye üseranın berren nakli ve icrâ-yı ticareti maksadına müstenid muâmelatın hin-i icrasında irtikab olunan cinayet veya cünhâlar her ne vakit sabit olur ise haklarında tatbik ve icra olunacaktır. İşbu sened-i umûmide musarrah ahkâma mugâyir harekette bulunmasından dolayı düçar-ı mücâzât olmuş olanlar üserâ-yı zenciye ticaretinin icra olunduğu memâlikde bir muâmele-i ticariyeye teşebbüs etmezden evvel kefil irâesine mecbur olacaklardır.

ÜÇÜNCÜ FASIL

Bahren Esir Ticaretinin Men’i ve Ilgâsı Birinci Fıkra Ahkam-ı Umûmîye

Yirminci Madde

Düvel-i mümziyye üserâ-yı zenciye ticaretinin el’an mevcut olduğu mıntıka-yı bahriye dâhilinde daha müessir bir sûrette men’i ılgâsını te’min için bir ittifak bazı tedabir-i ittihaziyenin lüzum ve münasebetini tasdik ederler.

Yirmi Birinci Madde

Mıntıka-yı mezkure bir taraftan (Basra Körfezi ve Bahr-ı Ahmer sevahili dahil olduğu halde) Belûcistan’dan “ Kangalan ’’ (Kiliman) Burnuna kadar mümted olan Bahr-ı Muhit-i Hindî sevahili ve diğer taraftan evvel emirde Kangalan  Daire-i nısfü’n-neharını arz-ı cenûbun yirmi altıncı derecesine müsadif noktaya kadar ta’kib eden bir hatt-ı i’tibarî beyninde mümted olup bu hatt-ı muvâzi ile birleşir. Ba’da “ Amber ‘’ Burnunun daire-i nısf’ün-neharına tesadüf edinceye kadar “ Madagaskar ‘’ ceziresinin sahil-i şarkî şimâlisinden yirmi mil açık olarak cezire-i mezkûreyi şarken dolaşır. Bu noktadan itibaren mıntıkanın hudûdu “ Re’s’ül-had ‘’ Burnunun yirmi mil açığından bil-mürûr Belûcistan sahiline mülâkî olan bir hatt-ı münhâni ile tayin olunmuştur.

Yirmi İkinci Madde

İşbu sened-i umûmiyi imza edipte esir ticaretinin men’i için beynlerinde mukavelât-ı mahsûsa mevcût olan devletler mukavelât-ı mezkûrenin denizde muâyene ve taharri ve zabt-ı sefâin hakk-ı mütekabiline müteallik ahkâmını zikr olunan mıntıkaya hasr ve tahdide müttefikân karar vermişlerdir.

Yirmi Üçüncü Madde

Düvel-i müşarü’n-ileyhim hakk-ı mezkûru miktarı isti’âbı beş yüz tunilatodan dun olan sefâine hasr ve tahdide dahî müttehidü’lefkârdırlar bi’t-tecrübe lüzûmu sabit olmadığı anda bu şart bi-ttekrar gözden geçirilecektir.

Yirmi Dördüncü Madde

Üserâ-yı zenciye ticaretinin men’i için düvel-i müşarûn-ileyhim beyninde mün’akid mukavelâtın kâffe-i ahkâm-ı sairesi işbu sened-i umûmi ile ta’dîl olunmadıkça meriyyü’l-icrâ kalacaktır.

Yirmi Beşinci Madde

Düvel-i mümziyye bayraklarının bilâ-me’zûniyet kûşâdına meydan vermemek ve bayraklarını kûşâda me’zûn sefineler ile üserâ naklini men’eylemek için tedâbir-i müessîre ittihâzını deruhte ederler.

Yirmi Altıncı Madde

Düvel-i mümziyye üserâ-yı zenciye ticaretiyle me’lûf eşhâsı zahîre ihrâca medâr olabilecek ma’lûmâtın sür’at-ı teâtisini teshîl için iktizâ eden kâffe-i tedâbirin ittihâzını derûhte ederler.

Yirmi Yedinci Madde

Lâ-ekall bir muhtelit kalemi ihdâs olunacak ve bu kalem zengibar’da te’sis edilecektir. Hükümet-i müte’âkide kırk birinci maddede musarrah kâffe-i evrâkı ve esir ticaretini men’e salih her gune ma’lûmâtı kalem-i mezkûra îsâl etmeyi derûhte eyler.

Yirmi Sekizinci Madde

Düvel-i mümzîyyeden birisinin bayrağını hâmil bir harb sefinesine ilticâ eden her esir der-akâb sûret-i kat’iyede i’tâk olunacak ve fakat hukûk-ı umûmiyeye müteâllik bir cinayet veya cünhâ irtikâb etmiş ise emr-i i’tâk kendisini muhâkim-i aidenin hakk-ı kazasından kurtaramayacaktır.

Yirmi Dokuzuncu Madde

Kendi rızâ ve ihtiyârı hilâfına olarak yerli bir sefine derûnûnda alıkonulan her esir hürriyetini talep etmek hakkını haiz olacaktır. İşbu Sened-i Umûmi mucebince sefâin-i mezkûre derûnundaki kesânın ahvâlini teftiş etmek hakkını haiz olan düvel-i mümziyye me’mûrlarından her biri merkûm esiri i’tâk edebilecek ve fakat bu esir hukûk- umûmiyeye aid bir cinayet veya cünha irtikâb etmiş ise emr-i i’tâk kendisini muhâkim-i aidenin hakk-ı kazâsından kurtaramayacaktır.

İkinci fıkra bayrağın istimâline ve karagol sefineleri tarafından icrâ olunacak dikkat ve nezarete dair nizamnâme [1] yerli sefâine bayrak i’tâsına ve taife cetveli ile zenci yolcuların esamisini mübeyyin manifestoya dair kavaid.

Otuzuncu Madde

Düvel-i Mümziyye yirmi birinci maddede gösterilen mıntıka dâhilinde bayraklarını kûşâda me’zûn olan yerli sefineler ile sefâin-i mezkûrenin icra ettikleri muâmelât-ı ticâriyye hakkında nazâret-i kaviye icrasını deruhte ederler.

Otuz Birinci Madde

Zîrde münderic iki şarttan birini câmi’ olan yani evvelâ yerli usûlüne tatbîkân inşâ veya techiz edilmiş olduğu harice meşhûd olan sâniyen süvarisiyle taifesinin kısım-ı azâmı Bahr-ı Muhit-i Hindi ve Bahr-ı Ahmer’e veya Basra Körfezine sahil-dâr memleketlerden birinin ahalisinden bulunan sefâine yerli sefine ıtlâk olunur.

Otuz İkinci Madde

Düvel-i müşârûn-ileyhimden birinin bayrağını küşâd etmek me’zûniyeti ba’demâ ancak şerâit-i sâlise-i âtiyeye def’âten ifâ eden yerli sefinelere i’tâ olunacaktır.

Evvela; sefâin mücehhezleri veya sahipleri bayrağını küşâd etmek istedikleri devletin teb’a veya mahmiyelerinden bulunmalıdırlar.

Sâniyen; bunlar istidâ-yı me’zûniyet zımmında mûracâat ettikleri hükümetin daire-i idâresi dâhilinde emlâke mutasarrıf olduklarını ispat etmeye veyahût te’diyesine mahkûm olabilecekleri ceza-yı nakdileri te’min için bir kefâlet-i mu’tebere irâe eylemeye mecbur olacaklardır.

Sâlisen; Zikr olunan sefaîn mücehhezleri veya sahipleriyle sefine kapudan-ı hüsn-i siyyet ashâbından olduklarını ve husûsiyle üserâyı zenciye ticaretinden dolayı hiçbir vakit mahkûm olmadıklarını ispat etmelidirler.

Otuz Üçüncü Madde

İ’ta olunan me’zûniyet her sene tecdid olunmak lazım gelecek ve sefine hangi devletin bayrağını hâmil ise o devlet me’murları tarafından daima ta’til veya ref’ olunabilecektir.

Otuz Dördüncü Madde

Ruhsat tezkiresi sefinenin hüviyetini ispat için ta’rifât-ı lâzimeyi havi olacak ve kapudanın nezdinde bulunacaktır. Yerli sefinenin ismiyle tonilatosunun miktarı latin hurûfuyla sefinenin kıç tarafına kakma olarak muharrer ve menkûş olacak ve mensûp olduğu liman isminin ilk harfi veya harfleri ile liman-ı mezkûrca olan kayd numrosu siyah renkte olarak yelkenler üzerine basılacaktır.

Otuz Beşinci Madde

Sefinenin hareket edeceği limanda bayrağını hamil olduğu devletin me’mûru tarafından kapudana bir kıt’a taîfe cetveli i’tâ olunacak ve iş bu cetvel sefinenin her techizinde veya nihayet bir sene inkızâsında ve şerâit-i âtiye mücebince tecdid olunacaktır.

Evvela; Tâife cetveli hîn-i harekette onu i’tâ eden me’mur tarafından vize edilecektir.

Saniyen: Bir zencinin taîfe sıfatıyla bir sefineye kabûlü hüsn-ı rızasıyla hizmete girdiğini ispat için sefinenin mensûp olduğu devlet me’murları veya böyle bir me’mur bulunmadığı halde sahib-i memleket olan hükümet me’murları tarafından evvelce isticvâb edilmesine mütevâkıftır.

Sâlisen: Bu me’murlar taife veya taife yamağı olan muçolar adedinin sefâin miktarı istiâbı veya techizâtıyla gayr-ı mütenâsib olmamasına dikkat edecektir.

Rabian: Azimetlerinden evvel taifeyi isticvâb etmiş olacak olan me’mur bunları taîfe cetveline kayd ve herkesin ismi hizâsına eşkal-i mahsûsasını muhtasâran derc edecektir.

Hâmisen: Biri birine diğerinin gösterilmesini layıkıyla men’ için taîfeye bir alâmet-i farika dahi i’tâ olunabilir.

Otuz Altıncı Madde

Bir sefinenin kapudanı zenci yolcu almak istediği zaman mensûp olduğu devletin me’mûruna ve bu me’mûr bulunmadığı halde sahib-i memleket olan hükümet me’muruna beyan-ı keyfiyet etmelidir. Yolcular isticvâb olunacaklar ve kendi rızalarıyla sefineye râkib oldukları tebeyyün ider ise her birinin ismi hizasına eşgâl-i mahsûsasını ve ezcümle boyu ile zükûrdan veya inasdan bulunduğunu mübeyyin mahsûs bu manifestoya kayd edileceklerdir. Zenci çocuklar ebeveynleri veya mu’teber adamlar refâkatinde bulunmadıkça yolcu sıfatıyla kabul olunamaz. Hîn-i harekette yolcular yoklama edildikten sonra bunların manifestosu sâlif-üz-zikr me’murlar tarafından vize edilecektir. Eğer sefinede yolcu yoksa keyfiyet taife cetvelinde sarâhaten zikr ve beyân olunacaktır.

Otuz Yedinci Madde

Sefinenin esnâ-yı râhda bir limana uğradığında veya semt-i maksûdu olan limana muvasalatında kapudanı taife cetvelini ve lede-l-îcab evvelce i’tâ olunan yolcu manifestolarını mensûp olduğu devlet me’muruna ve bulunmadığı halde sahibi memleket olan hükümet me’muruna ibrâz edecektir. Bu me’murlar mahall-i maksûda vürûd veya esnâ-yı râhda bir limanda tevakkuf eden yolcuları mu’ayene ve bunların karaya çıktıklarını manifestoyu kayd edecekleri gibi sefinenin hîn-i hareketlerinde dahi taîfe defteriyle manifestoyu bi-t-tekrar vize edecekler ve yolcuları yoklama eyleyeceklerdir.

Otuz Sekizinci Madde

Afrika sevâhili ile Cezâyir-i mütecâverede düvel-i mümziyyeden birine mensup bir me’murun mukîm bulunduğu mahaller haricinde bir yerli sefineye hiçbir zenci yolcu irkâb edilmeyecektir. Yirmi birinci maddede muayyen mıntıkanın tekmil dairesi dâhilinde düvel-i müteakideden birine mensûp bir me’murun mukim bulunduğu mahal haricinde ve me’mur-ı mümâ-ileyh hazır bulunmadıkça yeni sefineden hiçbir zenci yolcu karaya çıkarılamayacaktır. İşbu ahkâmın ihlâlini müstelzim olan esbâb-ı mucbire sefinenin mensûp olduğu devletin me’muru veyahut bu me’mur bulunmadığı halde müttehem olan sefinenin uğradığı limanın hükümet-i mahalliyyesi tarafından tedkîk edilecektir.

Otuz Dokuzuncu Madde

Otuz beşinci, otuz altıncı, otuz yedinci ve otuz sekizinci maddelerin ahkâmı bütün güvertesine on neferden ziyâde taifesi olamayan ve atide muharrer iki şartın birini ifâ eden yani evvela; kara sularında münhâsıran sayd-ı mâhi ile iştigal eden sâniyen; sahilden beş milden ziyade tabâüd etmeksizin hükümet-i mahalliyenin muhtelif limanlarını beyninde sevâhil-i mütecâvireye seyr-ü sefer eyleyen sefâine şâmil değildir.

Bu muhtelif sefâin icabına göre me’murin-i mahalliye veyahut konsoloshane tarafından bir ruhsat-ı mahsûsa alacaklardır. Muttarid nûmûnesi işbu sened-i umûmîye merbût olup istihsâl-i ma’lûmata mahsus muhtelit kaleme tebliğ edilecek olan işbu ruhsatnâme her sene tecdid olunacak ve kırkıncı maddede münderic şerâit ile iptal edilecektir.

Kırkıncı Madde

Düvel-i mümziyyeden birinin bayrağını küşâda me’zun olan veyahût otuz dokuzuncu maddede musarrah ruhsatnameyi istihsâl etmiş olan bir sefinenin kapudan ve mücehhez veya sahibinin esir ticareti icra veya bu ticarete tasaddi ettiği nizamen tahakkuk eder ise zikr olunan me’zûniyet veya ruhsat derhal geri alınacaktır. Bundan başka üçüncü faslın ikinci fıkrası ahkâmına muhâlif kâffe-i harekatın mütecâsirleri düvel-i müteâkideden her birine mahsus kavânin mûcebince dûçâr-ı mücâzât edilecektir.

Kırk Birinci Madde

Düvel-i mümziyye âtide zikr olunan evrakın nûmunelerini istihsâl-i ma’lümata mahsûs muhtelit kaleme i’tâ etmeyi derûnde eylerler.

Evvela, bayrak-küşâdi ruhsatnâmesi

Sâniyen, tâife cetveli

Sâlisen, zenci yolcuların manifestosu

Mündericâtı her memlekete mahsûs nizâmâta göre tehâlüf edebilecek olan evrâk-ı mezkûre Avrupa lisanlarından biriyle muharrer mâ’lûmât-ı âtiyeyi be-eyyi-hâl hâvi olacaktır.

Evvelâ: Bayrak küşâdı me’zûniyetine dair,

Sefinenin ismiyle miktar-ı istiabı ve techizat ve eb’âd-ı aslîyesi

Kayıd numarasıyla sefinenin mensûb olduğu limânı müş’ar harf

Ruhsatnâmenin tarih-i istihsâliyle bunu i’tâ eden me’mûrun sıfatı

Sâniyen: Taîfe cedveline dair,

Sefine ile kapudan ve mücehhez veya sahiplerinin isimleri

Sefinenin miktar-ı isti’âbı

Sefinenin kayd numarasıyla mensûb olduğu limanın ismi ve semt-i maksûdu, ve yirmi beşinci maddede münderic ma’lûmât

Sâlisen: Zenci yolcuların manifestosuna dair. Bunları nakl eden sefinenin ismiyle otuz altıncı maddede zikr olunup yolcuların lâyıkîyla ta’yin-i hüviyetlerine mahsûs olan ma’lûmât.

Düvel-i mümziyye bayraklarının küşâdı hakkında me’zûniyet îtâ olunur olunmaz bu me’zûniyeti havî evraklar musaddak sûretlerinin ve me’zûniyet mezkûre ref’ve ibtal edilmiş ise bu bâbdaki haberin me’mûrîn-i mahalliyyeye veya kendi konsolosları tarafından kalem-i mezkûra irsâli zımnında lâzım gelen tedâbiri ittihâz edeceklerdir.

İşbu madde ahkâmının yalnız yerli sefinelere mahûs evrâka şümûlu vâriddir. (2) Maznûn olan sefinelerin tevkifi beyânındadır.

Kırk İkinci Madde

Düvel-i mümziyyeden birisine aid sefâin-i harbiyeye kumanda eden zabitânın miktar-ı istiâ’bı beş yüz tonilatodan dun olan ve sâlifü’l-beyân mıntıka dahilinde tesâdüf edilen bir sefinenin esir ticaretiyle me’lûf veya bilâ-me’zûniyet bayrak küşâdıyla müttehem olduğuna zâhib olurlar ise evrâk-ı sefineyi tedkîk edebileceklerdir. İşbu madde kara sularında hakk-ı kazânın ahvâl-i hazırâsınca hiçbir tebeddülü tazammun etmez.

Kırk Üçüncü Madde

Evrâk-ı sefinenin tedkiki için elbise-i resmîyesini lâbis bir bahriye zâbiti bir sandala rakiben maznûn olan sefineye irsâl olunacabilecek ve fakat bu niyette bulunduğu sefine-i mezkûreye seslenerek evvelce bildirilecektir.

Tevkif edilen sefineye gönderilen zâbit nezâket ve mülâyemet-i mümkîne ile harekete mecbûr olacaktır.

Kırk Dördüncü Madde

Evrak-ı sefînenin tedkiki âtide muharrer evrakın muayesinden ibaret olacaktır.

Evvela; Yerli sefineler için kırk birinci maddede musarrâh evrak

Sâniyen; Sefâîn-i saire için meriyyü’l-icrâ kalan muâhedât veyahut mukâvelât-ı muhtelîfede meşrût evrâk.

Evrâk-ı sefinenin tedkîki husûsunun ancak madde-i âtiyede musarrah ahvâl ve şerâit tahtında taîfe ve yolcuların yoklama olunmalarına mesâg verir.

Kırk Beşinci Madde

Bir sefinenin muâyenesi veyahut hamûlesinin tahkiki ancak yirmi ikinci maddede musarrah mukâmelât-ı mahsûsâyı akd eden veya edecek olan devletlerden birinin bayrağını hâmilen seyr ü sefer iden sefâin hakkında ve mukavelât-ı mezkûre ahkâmına tevfikân icrâ olunabilir.

Kırk Altıncı Madde

Zâbit tevkif edilen sefîneden çıkmazdan evvel mensûb olduğu memleketin usûl ve lisânı üzere muharrer vukuâtı müsbet bir zabt-nâme tanzim ve imza ve târihini vaz’ edecektir. Tevkif olunan sefinenin kapudanıyla şâhidler lûzum görecekleri kâffe-i izâhâtı zâbt-nameye ilave ettirmek hakkını haiz olacaklardır.

Kırk Yedinci Madde

Ecnebi bayrağını hâmil bir sefîneyi tevkîf etmiş olan bir harb sefinesinin süvârisi herhalde hareket-i vakıâsının esbâb-ı mucîbesini mübeyyin bir rapor tanzim ile hükümet-i metbû’asına irsâle mecbûrdur.

Kırk Sekizinci Madde

Bu raporun bir hülâsasıyla sefine-yi mevkûfeye gönderilen zâbit tarafından tanzim olunan zâbt-namenin bir sûreti istihsâl-i ma’lûmâta mahsûs muhtelit kaleme sür’ât-i mümkîne ile irsal edilecek ve kâlem-i mezkûr dahi bunları esnâ-yı râhda tevkîf olunan sefine hangi devlet bayrağını küşâd etmiş ise o devletin en yakın konsolosuna veya hükümet-i mahalliyyesine tebliğ eylecektir. Evrâk-ı mezkûrenin nüshâ-yı saniyeleri kalemin evrak ve kuyûdu meyânında hıfz edilecektir.

Kırk Dokuzuncu Madde

Mevadd-ı sâbıkada beyân olunan ma’lümât-ı teftişiyenin ifâsından dolayı karagol sefinesi esnâ-yı râhda sefîne derûnunda esir ticareti icrâ olunduğu veya sefine kapudan veya mücehhizini bilâme’zûniyet bayrak küşâd ve hile irtikâb veyâ esir ticaretine iştirak töhmetiyle ithâm için aleyhinde delâil-i gayr-ı mu’terize mevcûd olduğu hakkında itmi’nân hâsıl ettiği hâlde sefin-i mevkûfe hangi devlet bayrağını küşâd etmiş ise o devlet me’mûrin-i aîdesinin bulunduğu en yakın mıntıka limanına götürecektir.

Düvel-i mümziyyenin her biri bâlâda zikr olunan ahvâlde harekete salâhiyete olacak me’mûrîn-i mahalliyye veya konsoloslar veyahut me’mûrin-i mahsûsâyı mıntıka dâhilinde ta’yin ile marrü’zzikr muhtelit kâleme bildirmeyi derûhte eder. Maznûn olan sefîne eğer mensûb olduğu devlet karagol sefinelerinden biri onu almaya muvâfakat eder ise bu karagol sefinesine teslim olunabilir.

(3) Zabt olunan sefinenin tahkîk ve muhâkemesi beyânındadır.

Ellinci Madde

Madde-i sâbıkada zikrolunan ve bir sefine-i mevkûfeyi ahz ve teslim eden me’mur kendi milletinin kavânin ve nizâmatına tatbikan ve ecnebi karagol sefinesi zabitınından biri hazır bulunduğu halde tahkikât-ı mükümmele icrâsına mübâşeret eyleyecektir.

Elli Birinci Madde

Bilâ-me’zûniyet bayrak kûşâd edildiği tahkikât-ı mezkureden tebbeyün eder ise sefîne-i mevkûfe onu zabt edenin emri tahtında kalacaktır.

Elli İkinci Madde

Bir sefine derûnunda satılmak üzere üserâ bulunmasıyla taayyün etmiş bir esir ticareti muâmelesi yahûd mukâvelât-ı mahsûsada musarrah sair esir ticareti muâmelâtı ledi’ül tahkîk sabit olur ise sefine ile humûlesi tahkikâtı icra eden hükümetin taht-ı muhafazasında olarak mehcüz kalacaktır. Sefinenin kapudanı ile taîfesi elli dördüncü ve elli altıncı maddelerde gösterilen muhâkime havâle ve esirlerin ba’de-l-hükm sebilleri tahliye kılınacaktır.

İşbu maddede musarrah ahvâlde ı’tâk olunmuş üserâ hakkında düvel-i mümziyye beyninde akd edilen veya akd olunacak olan mukâvelât-ı mahsûsaya tevfikân muamele edilecektir.

Bu  gibi mukâvelât mevcud olmadığı takdirde üserâ-yı merküme mümkün ise memleket-i asliyelerine iâde olunmak üzere hükümet-i mahalliyeye teslim kılınabilecektir. Aksi takdirde hükümet-i mahalliyye üserâ-yı merkûmenin maişetleri ve arzu ettikleri halde memlekette iskânları esbâbını elden geldiği mertebe teshil edecektir.

Elli Üçüncü Madde

Sefinenin sûret-i gayrı meşruada tevkîf edildiği tahkikâttan sabit olur ise yolundan çevirilmiş olan bu sefinenin dûçar olduğu zarar nisbetinden tazminât i’tâsına bihakkın mahal olacak ve tazminât-ı mezkûrenin miktarı tahkikatı icra eden hükümet tarafından ta’yin kılınacaktır.

Elli Dördüncü Madde

Bir sefineyi zabt eden vapurun zâbiti kendisi hazır olduğu halde icra edilen tahkikâtın netayicini kabul etmediği takdirde keyfiyet-i sefine-i mevkûfe hangi milletin bayrağını küşâd etmiş ise o milletin mahkemesine bihakkın havale edilecektir. İşbu kâidece istisna vuk’u bulmayacaktır. Şu kadar ki; ihtilâf elli üçüncü maddede musarrah tazminatın miktarınca ise bu tazminâtın miktarı madde-i âtiyede gösterildiği üzere hakem vasıtasıyla ta’yin olunacaktır.

Elli Beşinci Madde

Sefineyi tevkîf eden zâbit ile tahkikatı icrâ eden hükümet kırk sekiz saat zarfında birer hakem ta’yin ve bu iki hakem dahi yirmi dört saat zarfında bir hakem-i sâlis intihâb edeceklerdir. Hakemler mümkün mertebe düvel-i mümziyye sefâret me’murlarıyla konsolosları veya me’murin-i adliyyesi meyânından intihâb olunmalıdır. Ücretle hükümet-i müteakide hidmetinde bulunan yerliler asla hakem ta’yin olunamaz. Karar, ekseriyet-i ârâ ile i’tâ olunur ve kat’i add edilmek lazım gelir. Hey’et-i hâkimiyye mahal-i mezkûre zarfında teşekkül etmediği takdirde tazminat ve faiz ve zarar ve hasâr hakkında ikinci fıkranın elli sekizinci maddesi ahkâmına tevfikân mu’âmele olunacaktır.

Elli Altıncı Madde

Deâvi maznûnlar hangi milletin bayrağını küşâd etmişler ise o milletin mahkemesine bilâ-imhâl hâvâle edilecektir. Maa-mâfih konsoloslar veyahut müttehimlerin mensûb oldukları milletin bu bâbda sûret-i mahsûsada ta’yin edilmiş olan sair me’mûrları muhâkim makamında hüküm ve kararlar i’tâsına hükûmet-i metbûaları tarafından me’zun edilebilirler.

Elli Yedinci Madde

Üçüncü faslın ahkâmına muhâlif harekâtın emr-i rü’iyet ve muhakemesi düvel-i mümziyyenin hüküm ve nüfûzuna tabi’ memâlikte cari olan kavanîn ve nizâmâtın mûsâade ettiği derecede sathiyyen vukû bulacaktır.

Elli Sekizinci Madde

Sefine-i mevkûfenin esir ticaretiyle iştigâl etmediğini mübeyyin mahkeme-i milliyye veya altmış birinci maddede musarrah me’mûrîn tarafından i’tâ olunan her bir hüküm derhal icra olunacak ve sefine-i mezkûre yoluna devamda kâmilen serbest bırakılacaktır. Bu halde daî-yi şübhe bir sebeb-i meşru olmaksızın tevkif veya rencide ve tazyik edilmiş olan sefinenin kapudanı veyahut mücehhezi zarar ve ziyan talep etmek hakkını haiz olacak ve bu zarar ve ziyan miktarı doğrudan doğruya ise alâkâdar olan hükümetler beyninde bil-ittifâk veyahut hakem vasıtasıyla ta’yin kıhnıb sefinenin tevkifi muâmelesini fesh eden hükmün tarih-i i’tâsından altı mah zarfında te’diye edilecektir.

Elli Dokuzuncu Madde

Mahkûmiyet vuk’uunda sefine-i mehcûze bunu tevkîf edenin menfaâtine olarak müsâdere edilecek ve kapudanıyla taîfesi ve töhmetleri sabit olan kâffe-i eşhâs-ı saîre irtîkâb ettikleri cinayet veya cünhâların derece-i vehâmetine göre ve beşinci maddeye tevfiken dûçâr-ı mücâzât edilecektir.

Altmışıncı Madde

Ellinci maddeden elli dokuzuncu maddeye kadar olan mevâddın ahkâmı esir ticaretine müteallik da’vâları rü’yet etmek üzere elyevm mevcûd olan veya ileride ihdâs olunacak olan mehâkim-i mahsûsanın salâhiyetine ve usûl-ü muhakemesine asla hâlel irâs etmez.

Altmış Birinci Madde

Düvel-i mümziyye salîf-üz-zikr mıntıka dâhilindeki denizlerde seyr-ü sefer eden sefâîn-i harbiyeleri kumandanlarına üçüncü faslın ahkâmını icrâen i’tâ edecekleri ta’limâtın yekdiğerine tebliğini darûhte ederler.

DÖRDÜNCÜ FASIL

Kavânîn ve Nizâmâtı Esaret-i Beytiyenin Vücûduna Müsâid Olan Mevrûd Memleketler

 Altmış İkinci Madde

 Kavânin ve nizâmâtı esâret-i beytiyenin vücûduna müsâid olan ve bundan dolayı Afrika dâhilinde veya haricinde vaki’ müstemlekâtları me’mûrin-i mahalliyyenin takayyüdatı hilâfına olarak Afrika üserâsına mevrûd ittihâz edilen düvel-i müteâkide üserâ-yı merkûmenin idhâlini veya transit sûretiyle imrârını ve ihrâcını ve ticaretini men’ etmeyi taahhüt ederler. Üserâ-yı merkûmenin idhâl ve imrâr ve ihrâc olundukları bilcümle nukât üzerinde düvel-i müşarün-ileyhim canîbinden mümkün mertebe en müessir ve şiddetli sûrette dikkat ve nezâret icra edilecektir.

Altmış Üçüncü Madde

Madde-i sâbıka ahkâmını icrâen ı’tâk edilen üserâ ahvâl müsâit olduğu takdirde memleket-i asliyyelerine iâde olunacaklardır. Herhalde üserâ-yı merkûme yedlerine me’mûriyet-i aîde canibinden ıtknâmeler verilecek ve esbâb-ı maişetlerini tedarik için me’mûrin-i mümâileyhim canibinden mazhâr-ı himaye ve muâvenet olmak hakkını haiz olacaklardır.

Altmış Dördüncü Madde

Fercâ-yâb-ı firâr olupta altmış ikinci maddede musarrah devletlerden birinin hudûduna muvasâlât eden her esir hür add olunacaktır ve me’mûrin-i aîdeden ıtknâme talep etmek hakkını haiz olacaktır.

Altmış Beşinci Madde

Altmış üçüncü ve altmış dördüncü maddelerde zikr olunan üserâ hakkında her ne ahvâlden dolayı olursa olsun icra olunan muâmele-i bei’ ve füruht veya saîr muâmele k’en-lem-yekûn hükmünde olacaktır.

Altmış Altıncı Madde

Altmış ikinci maddede zikr ve beyân olunan devletlerden birinin bayrağını hâmil yerli sefâinin esir ticareti muâmelâtıyla istigâl ettiklerine dair ba’zı emâreler mevcûd ise işledikleri limanlarda gerek duhûl ve gerek hurûclarında taîfe ve yolcuları me’mûrin-i mahalliye tarafından kemâl-i dikkatle muâyene ve teftiş olunacak ve sefâin-i mezkûre derûnunda üserâ-yı zenciye bulunursa gerek sefine ve gerek ittihâmına mahal görünecek bil-cümle eşhâs aleyhine ikâme-i da’va edilecektir. Sefain derûnunda bulunan üserâya bu sefâini zabt eden me’mûrin ma’rifetiyle ıtknâmeler verilecektir.

Altmış Yedinci Madde

Afrika üserasını idhâl ve nakl ve bunların ticaretiyle iştigâl edenler etfâl veya sinn-i rüşde baliğ olan zükûru recüliyyetden mahrûm eyleyenler veyahût bu ticaretle me’lûf olanlar ile faîl-i müşterek ve maiyetleri bulunanlar aleyhinde beşinci maddede musarrah ahkâm-ı cezâiyeye muvâfık bir takım ahkâm-ı  cezâiye vâz’ ve tanzim edilecektir.

Altmış sekizinci Madde 

Düvel-i mümziyye üserây-ı zenciye ticaretinin men’ine daîr tarâf-ı eşref-i hazret-i pâdişâhîden fî   kânun-ı evvel sene 889 fi 22 Rebi’yûlâhir sene 307 tarihinde tasdik buyrulan kanunnâmenin kadr ve kıymet-i azimesini teslim ettikleri gibi me’murîn-i saltanât-ı seniyye canibinden ale-l-husûs hıttâ-yı Irâkîyyenin sahîl-i garbiyesinde ve bu sahili Asya’da vaki’ saîr memâlik-i şâhâneye rabt eden tarik üzerinde nezâret-i kaviye icra olunacağından emindirler.

Altmış Dokuzuncu Madde

Şehâmetlû İran Şah’ı Hazretleri kara sularında Basra ve Umman Körfezlerinin kendi hakk-ı hâkimiyetine tâbi’ sevâhili ile içirilerde vaki’ olup üserâ naklinde istimâl olunan tarik üzerinde nezâret-i müessîre tertibine muvâfakât eder. Bunun için hûkkam ve me’mûrin-i saîreye iktidâr ve salâhiyet-i lâzime verilecektir.

Yetmişinci Madde

Zengibar hâkimi hazretleri Afrika üserası ticaretinin berren ve bahren irtikâb ettikleri cinayat ve ceraimin men’ ve zecri hususunda en müessir surette müzaheret icrasına muvâfakât eder. Bu maksada mebni Zengibar memalikinde te’sis kılınacak mehakim beşinci maddede musarrah ahkâm-ı cezaiyeyi tamamiyle tatbik ve icra edeceklerdir. Gerek iş bu sened-i umumi ahkâmınca ve gerek Zengibar hâkimiyle eslâfı canibinden bu iş hakkında sadır olan kararnameler mucebince azad edilen üseranın hürriyetlerini layıkiyle te’min içün Zengibarda ıtıknameler i’atısına mahsus bir kalem te’sis edilecekdir.

Yemiş Birinci Madde

Düvel-i müteâkidenin sefaret ve konsoloshane me’murları ile bahriye zabitanı her nerede esir ticareti hala mevcud ise bunu men’ ve zecre nuavenet için me’murin-i mahalliyeye mukavelat-ı mevcude dairesi dâhilinde icra-yı müzaheret edecekleri gibi üserayı zenciye ticaretinden dolayı hudusuna ba’is olacakları deavide hazır bulunmak hakkını haiz olacaklar ise de müzakerata iştirak edemeyeceklerdir.

Yetmiş İkinci Madde

Afrika üserasının mevrud memleketleri idareleri onsekizinci maddede muayyen maksad için ıtıknameler i’tasına mahsus kalemler veya bunların birine kalem olacak müessesat tertib ve teşkil eyleyeceklerdir.

Yetmiş Üçüncü Madde

Düvel-i mümziyye esir ticaretini men’ için bilcümle malumat-ı müfidenin yekdiğerlerine tebliğini taahhüd ettikleri cihetle iş bu fasılın ahkâmı hangi hükümetlere müteallik ise o hükümetler tevkif ve azad edilen üseraya dair m’alumat-ı istatistikiyye ile esir ticaretini men’ için kanunen ve idareten ittihaz olunan tedabiri evkat-ı muayenede hükümet-i saire ile teati edeceklerdir.

BEŞİNCİ FASIL

Sened-i Umumiyenin te’min icrasına mahsus müessesat Brinci Fıkra- Bahriye muhtelit kalemi

Yetmişdördüncü Madde

Yirmi yedinci madde ahkâmınca Zengibar’da muhtelit bir kalem te’sisi olunmuşdur. Düvel-i mümziyyeden herbiri daire-i mezkûrada bir me’mur bulundurabilecekdir.

Yetmişbeşinci Madde

Üç devlet kendi me’murlarını tayin edince kalem-i mezkûr teşkil etmiş olacakdır. İş bu kalem kendi vezaifinin sûret-i icrasını tayin eden bir nizamname kaleme alacakdır. Bu nizamname kalem-i mezkûrda me’mur bulundurmak niyetini izhar eden düvel-i mümziyyenin tasdikine derhal tebliğ olunacak ve düvel-i müşarülileyhim tarafından bu babda müddet-i kalile-i mümkine zarfında karar verilecekdir.

Yetmişaltıncı Madde

Kalem-i mezkûrun mesarifi madde-i sabıkada beyan olunan düvel-i mümziyye beyninde müsavaten taksim olunacaktır.

Yetmişyedinci Madde

Zengibar kalemi mıntıka-i bahriyede esir ticaretinin men’ini teshil edebilecek bilcümle evrak ve ma’lumatı bir merkezde cem’e me’mur olacakdır bunun için düvel-i mümziyye evvela kırkbirici maddede beyan olunan evrak-ı salisen kırksekizinci maddede mesarrah raporların hülasasıyla zabtnamelerin sûretini selasen sefain-i mevkufe hakkında kırkdokuzuncu madde ahkâmınca harekete selahiyeti olan me’murin-i mahalliye veya konsoloshane me’murlarıyla me’murin-i mahsusayı mübeyyin defteri rabian mahkûmiyeti mutazammın olarak elli sekizinci madde ahkâmınca i’ta olunan hüküm ve kararların sûretini hamsen mıntıka-i mezkûrede esir ticareti mu’amelatıyla melûf olan eşhasın zahire ihracına medar olacak bilcümle ma’lumat müddet-i kalile-i mümküne zarfında kalem-i mezkûra i’tâ etmeği taahhüd eylerler.      

Yetmiş Sekizinci Madde

Kalemin hazine-i evrâk-ı düvel-i mümziyyenin yirmi birinci maddede ta’yin olunan mıntıka hudûdu dâhilinde harekete me’zûn bahriye zabîtânıyla ve hükümet-i metbu’aları tarafından sûret-i mahsusâda ta’yin edilen me’muriyet-i mahalliyye veya adliyeye ve konsoloslara daima küşadı olacakdır. Mezkûr kalem-i evrâk ve defâtirini tetebbu’a me’zûn olan zabitân ve me’mûrîn-i ecnebiyeye elsene-yi şârkiyeden biri üzere muharrer evrakın Avrupa lisanlarının birine tercemelerini i’tâya mecbur olacağı gibi kırk sekizinci maddede musarrah tebligâtı icra edecektir.

Yetmiş Dokuzuncu Madde

Zengibar’daki kalemle münâsebette bulunacak bir takım şubelere alâkadâr olan devletler beyninde evvelce hâsıl olacak muvafakat-ı efkâr mucebince mıntıkanın ba’zı cihetlerinde te’sis olunabilecektir. İşbu şubeler düvel-i mezkûre me’mûrlarından mürekkep olacak ve yetmiş beşinci yetmiş altıncı ve yetmiş sekizinci maddeler ahkâmına tevfikân te’sis kılınacaktır. Yetmiş yedinci maddede musarrah evrak ve ma’lûmat-ı mıntıkanın kısm-ı aîdine taâllûk ettiği hâlde bu havâlinin me’mûrîn-i mahalliyesi ile konsoloshâne me’murları tarafından doğrudan doğruya mezkûr şubelere irsâl olunacak ve fakat madde-i mezkûre mûcebince Zengibâr kalemine icrası lazım gelen tebligata hâlel gelmeyecektir.

Sekseninci Madde

Zengibar kalemi her senenin ilk iki ayı zarfında sene-i sâbıkâ esnâsında kendi muâmelâtıyla şu’belerin muâmelâtı hakkında bir rapor tanzim edecektir.

İkinci fıkra- Esir ticaretine daîr evrâk ve ma’lûmatın devletler beyninde sûret-i teâtisi.

Seksen Birinci Madde

Devletler evvela idareye müteallik mevcûd olan veyahût işbu sened-i umûmî ahkâmını icrâen tanzim kılınan kavanîn ve nizâmâtın metinlerini sâniyen üserâ-yı zenciye ticaretine ve tevkîf ve azâd olunan üseraya ve eslihâ ve mühimât ve müskirât ticâretine dair ma’lûmât-ı istatistikîyeyi mümkün add edecekleri en vasi’ sûrette ve en kalîl müddet zarfında yekdiğerine tebliğ edeceklerdir.

Seksen İkinci Madde

İşbu evrak ve ma’lûmatın emr-i teâtisi Brüksel’de Hariciye Nezareti’ne merbût bir kalem-i mahsûs vasıtasıyla vuk’u bulacaktır.

Seksen Üçüncü Madde

Zengibar Kalemi sene-i sâbıka zarfında vuk’u bulacak mua’melâtı ile yetmiş dokuzuncu madde mûcebince te’sisi olunacak şu’belerin mua’melâtı hakkında sekseninci maddede beyân olunan raporu her sene Brüksel’deki kalem-i mahsûs’a isâl edecektir.

Seksen Dördüncü Madde

Evrak ve ma’lûmât-ı mezkûre cem’ ve evkât-ı muayenede neşr olunarak düvel-i mümziyyenin cümlesine tebliğ kılınacaktır. Seksen birinci ve seksen üçüncü maddelerde musarrah olup kavânin ve umûr-ı idâreye ve istâtistiklere müteallik olan evrâkın bir fihristi her sene evrak ve ma’lûmâtı mezkûre ile beraber neşr olunacaktır.

Seksen Beşinci Madde

Kalem ve muhâbere ve tercüme ve tab’ mesârifî düvel-i mümziyye tarafından tesviye olunacak ve Brüksel ve Hariciye Nezâreti ma’rifetiyle tahsîs olunacaktır.

Üçüncü fıkra-İ’tak Olunan Ûserânın Sûret-i Himâyesi

Seksen Altıncı Madde

Düvel-i mümziyye kendi müstemlekâtlarında azâd edilen üserâyı himâye etmek vazifesini tasdik ettikleri cihetle yirmi birinci maddede ta’yin olunan mıntıka limanlarıyla müstemlekât-ı mezkûrenin hangi mahallerinde Afrika üserâsı zabt olunuyor ve mürûr ve muvâsalat ediyor ise oralarda (eğer mevcut değil ise) kendilerince kâfî add olunacak miktarda aklâm ve müessesât teşkilini taahhüd ederler. Aklâm ve müessesât-ı mezkûre altıncı, on sekizinci, elli ikinci, altmış üçüncü ve altmış altıncı maddeler ahkâmına tevfikân ûserâ-yı mezkûreyi ı’tâk ve himayeye bilhassa me’mur olacaklardır.

Seksen Yedinci Madde

I’tâk kalemleri veyahût bu hizmetle mükellef ne’murin ıtknâmeleri i’tâ ve tescil edeceklerdir. Esir ticareti veya sûret-i gayr-ı meşru’ada mu’âmele-i tevkifiye vu’kuu ihbâr olunur veyahût bi-z-zat üsera tarafından müracaat vuk’u bulur ise aklâm veya me’murin-i merkûme üseranın i’tâkını ve mütecâsirinin te’dibini te’min için bilcümle mua’melat-ı lâzimeyi acilen icra edeceklerdir. Esir hukuk-ı umûmiyeye müteallik bir cinayet veya bir cünhâ ile mütteham ise ıtknâmelerin i’tâsı hiçbir vechile te’hir olunamayacak ve fakat ıtknâmelerin i’tasından sonra usûl-ü muhâkeme-i âdiye mücebince icra-yı tahkikâta ibtidâr olunacaktır.

Seksen Sekizinci Madde

Düvel-i mümziyye kendi müstemlekatlarında azad edilen kadınlar için dar’ül iczalar ve çocuklar için dahi dar’ül terbiyeler tesisini tervic edeceklerdir.

Seksen Dokuzuncu Madde

I’tâk olunan üserâ hürriyetlerinden istifâde husûsunda mazhâr-ı himâye olmak için daima kalemlere mürâcaat edebileceklerdir. Azâd olunan bir esirin elinden ıtknamesini almak veyahût esiri hürriyetinden mahrum eylemek için her kim hile ve desise veya cebir ve şiddet isti’mâl eder ise esir taciri add olunacaktır.

ALTINCI FASL

Müskirât Ticareti Hakkında Tedâbir-i Tahdidiye

Doksanıncı Madde

Düvel-i mümziyye müskiratın sû-i isti’mâlinden ahâliyi mahalliyece hâsıl olan netâic-i ma’neviyye ve maddiyyeden bi-hakkın endişnâk olmuş olduklarından, doksan birinci, doksan ikinci ve doksan üçüncü maddeler ahkâmını arz-ı şimalinin yirminci ve arz-ı cenûbinin yirmi ikinci derecesi ile mahdûd bulunan ve sahilden yüz mil bahri bir mesafeye kadar sahile yakın Cezayir dâhil olduğu halde garben Bahr-ı Muhit-i Atlasiye ve Şarken dahi Bahr-ı Muhit-i Hindi ile müştemilatına mûntehî olan bir mıntıka dahilinde tatbik ve icraya karar vermişlerdir.

Doksan Birinci Madde

İşbu mıntıkanın hangi havalisinde gerek i’tikâdat-ı mezhebiyye gerek esbâb-ı saireye mebni inbikten geçirilmiş müskîrât istimâli adetinin mevcud veya münteşir olmadığı tahakkuk eder ise devletler o havaliye müskirâtın idhalini men’ edeceklerdir. Oralarda inbikten geçirilmiş müskîratın i’mali dahi memnu olacaktır. Her devlet kendi müstemlekâtında veya zîr-i himayesinde mevzuu memalikte müskirâtın  idhali memnu olan mıntıkanın hududuna ta’yin edecek ve güzergâhını altı ay zarfında düvel-i saireye iş’âra mecbur olacaktır. Ancak yerli olmayan ahâlinin sarf ve istihlâkına mahsus olup her hükümetin ta’yin edeceği usûl ve şerait tahtında idhal olunacak olan mahdud’ul-mikdar müskirât için memnû’iyet-i mezkûre hilâfına hareket olunabilecektir.

Doksan İkinci Madde

Memnû’iyet usûlüne tabi’ olmayıp müskirât idhâli elyevm serbest olan veyahut santigrad elli derece ispirto halindeki müskirâtın her yüz litresi on beş franktan dun bir duhûliye resmine tabi’ bulunan mıntıka havalisinde müstemlekâtı olan veyahut icrâyı himaye eden devletler işbu sened-i umûminin mevki’-i icraya vaz’ından i’tibaren üç sene müddet için santigrat elli derece ispirto halindeki müskirâtın her yüz litresi için on beş frank duhûliye resmi tarh etmeği deruhte ederler. İşbu müddetin inkızâsında resm-i mezkur diğer üç senelik bir müddet için yirmi beş franka iblağ olunabilecek ve altıncı senenin nihayetinde doksan birinci maddede münderic memnûiyet usûlü mevcût olmayan mıntıka ittisâınca ıkall derece bir ücreti mümkün ise kararlaştırmak üzere sâlif-üz-zikr ta’rifelerden mütehassıl netâyici bil-mukâyese tetkik ile bu esas üzerine gözden geçirilecektir.

Düvel-i mümziyye elyevm ecûrâtı ibkâ ve işbu maddede muayyen ıkall dereceden ziyâde bir miktara iblağ etmek hakkını haîz olacakları havâlide bu hakkı muhafaza ederler.

Doksan Üçüncü Madde

Doksan ikinci maddede masarrah havalide imal olunup dahilen sarf ve istihlaka mahsus olan imbikten geçirilmiş müskirat bir zecriye resmine tabi’ olacaktır. Daire-i imkan dahilinde te’min istifası devletler tarafından deruhte edilen iş bu zecriye resmi doksan ikinci maddeden muayyen duhuliye rusumunun ıkall derecesinden dun olmayacaktır.

Doksan Dördüncü Madde

Afrika’da doksanıncı maddede beyân olunan mıntıkaya muttasıl müstemlekâta mâlik olan düvel-i mümziyye hudûd-ı dahiliyelerinden marr-üz-zikr mıntıka arazisine müskirâtın idhâlini men’ için tedâbir-i lâzime ittihâzını taahhüd ederler.

Doksan Beşinci Madde

Devletler kendi arazilerindeki müskirât ticaretine müteallik ma’lûmâtı beşinci fâsılda musarrah şerait tahtında olarak Brüksel kalemi vâsıtasıyla yekdiğerlerine tebliğ edeceklerdir.

 

YEDİNCİ FASIL

Ahkâm-ı Nihâiye

Doksan Altıncı Madde

İşbu sened-i umumî bundan evvel düvel-i mümziyye beyninde münakid mukâvelâtın bu senede muhâlif kâffe-i ahkâmını fesh ve ılgâ eder.

Doksan Yedinci Madde

On dördüncü, yirmi üçüncü ve doksan ikinci maddelerde meşrût hususâta hâlel gelmeksizin düvel-i mümziyye işbu sened-i umumice ileride bi’t-tecrübe lüzûm ve faîdesi sabit olacak ta’dilat veya ıslâhatı bil-ittihâd icra etmek hakkını muhâfaza eylerler.

Doksan Sekizinci Madde

İşbu sened-i umûmîyi imza etmeyen devletler buna muvafakâte kabul olunabileceklerdir. Düvel-i mümziyye işbu muvâfakatı muktezî add edecekleri şerâitte ta’lik etmek hakkını muhafaza ederler. Hiçbir şart vaz’olunmamış ise emr-i muvâfakat işbu sened-i umûmîde meşrût bil-cümle taahhüdatın kabulünü ve kâffe-i fevâid ve muhsenâtdan dahi istifade-yi icrasını te’min için muavenetleri muktezi veya müfîd add olunacak devletleri muvafakate sevk ve imâle maksadıyla icra olunacak teşebbüsâta dair beynlerinde istişâre edeceklerdir. Muvafakât-ı hususî ayrı bir senet ile icra olunacak ve keyfiyet diplomasi tarîkiyle Belçika Hükümetine ve Hükümet-i Müşarün-ileyhâ tarafından dahi işbu sened-i umûmiye vaz’-ı imza ve muvâfakat eden bilcümle hükümâta iş’âr ve tebliğ edilecektir.

Doksan Dokuzuncu Madde

İşbu sened-i umûmi müddet-i kalîle-i mümkine zarfında tasdik olunacak ve bu müddet hiçbir halde bir seneyi tecâvüz edemeyecektir. Her devlet kendi tastiknamesini Belçika Hükümetine irsâl edecek ve hükümet-i müşârün-ileyhâ işbu sened-i umûmiye vaz’ imzâ eden kâffe-i düvel-i saîreye ihbâr-ı keyfiyet eyleyecektir. Bil-cümle devletlerin tastiknameleri Belçika Devleti’nin hazine-i evrâkında mevdû ve mahfûz kalacaktır. Tasdiknamelerin cümlesi ibrâz olunur olunmaz veyahut işbu sened-i umuminin imzasından nihâyet bir sene sonra tasdiknamelerin tevdi’ini mübeyyin bir protokol tanzim olunacak ve bu protokol Sened-i Umûmiyeyi tasdik etmiş olan bilcümle devletlerin me’murları tarafından imza edilecektir. Mezkûr protokolün bir sûret-i musaddakası alâkadar olan bil-cümle devletlere irsâl kılınacaktır.

Yüzüncü Madde

İşbu Sened-i Umûmî madde-i sâbıkâda musarrah tasdiknâmelerin teslimini mübeyyin protokolün yevm-i tanziminden itibaren altmışıncı gün düvel-i müteakidenin kâffe-i müstemlekâtında mevkî-i icrâya vaz’ olunacaktır.

Tasdîkan li-l-makâl hükümet-i müteâkide murahhasları işbu sened-i umûmiyi imza ve kendi mühürleriyle temhir etmişlerdir.

İşbu Sened-i Umûmi bin sekiz yüz doksan senesi Temmuz’unun ikinci günü Brüksel’de tanzîm olunmuştur.

1960 Geçici Anayasası – Milli Birlik Komitesinin Kuruluşu

0

1960 Geçici Anayasası olarak nitelendirilen “1924 tarih ve 491 sayılı Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun bazı hükümlerinin kaldırılması ve bazı hükümlerinin değiştirilmesi hakkında Geçici Kanun“, 12 Haziran 1960 tarihinde kabul edilmiştir. Yeni Anayasa hazırlanmak koşuluyla 1924 Anayasasının birçok hükmünü yürürlükten kaldırmıştır.

Anayasa’da yer alan “Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türk Cumhuriyetini kollamak ve korumak” yetkisini kullanan Türk Silahlı Kuvvetlerinin 27 Mayıs 1960 tarihinde yapmış olduğu ihtilalden 15 gün sonra çıkarılan 1 Nolu Yasa ile Milli Birlik Komitesi kurulmuş; kendi istekleri dışında ancak “yemine ihanet” sonucunda Komiteden çıkarılabilmeleri öngörülmüştür.    

Milli Birlik Komitesi 

Millî Birlik Komitesinin Başkanı aynı zamanda Devletin ve Bakanlar Kurulunun da Başkanı olarak atanmıştır. Devlet Başkanı aynı zamanda Başkumandandır.

Yasa, 27 Mayıs tarihinden 12 Haziran’a kadar olan dönemde MBK tarafından kabul edilen kararları da geçerli kılmıştır.

Millî Birlik Komitesinin, yeni Anayasa’ya göre yapılacak genel seçimlerle kurulacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevine başlaması ile son bulması kararlaştırılmış, çalışma biçimini belirlemek üzere ayrıca bir Komite içtüzüğü yürürlüğe konulmuştur. Komitenin müzakerelerinin gizli yapılması, müzakere ve kararlarının yayınlanmaması kararlaştırılmıştır.

Komite’ye bağlı bir Bakanlar Kurulu teşkil edilmiştir. Bakanlar Kurulu üyelerinin 27 Mayıs 1960 tarihinde herhangi bir siyasi partiye kayıtlı olmayan vatandaşlardan seçilmesi şart koşulmuştur.

Millî Birlik Komitesi üyelerinin yargılanabilmesi, komite üyelerinin nitelikli çoğunluğunun vereceği karara bağlı kılınmıştır.

Yasa ile, İdam kararlarının infazı, bu kararların Millî Birlik Komitesince onayına bağlanmıştır.

Yasa Yapma Yetkisi 

Geçici dönemde, kanun teklif etme hakkı Bakanlar Kuruluna ve Millî Birlik Komitesi üyelerine bırakılmış, Tüzük çıkarma yetkisi Bakanlar Kurulu’na verilmiştir.

1924 Anayasasında yapılacak değişiklikler hakkında MBK üyelerinin beşte dördünün oyu şart koşulmuş, Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki maddenin hiçbir şekilde değiştirilemeyeceği kararı alınmıştır. Millî Birlik Komitesince çıkarılan geçici kanunlar, yeni Anayasa’ya göre kurulacak Türkiye Büyük Millet Meclisince kaldırılmadıkça yürürlükte kalacaktır.

Yüksek Adalet Divanı Başkan ve Üyeleri

Yeni Anayasa yürürlüğe girene kadar TBMM’nin tüm görevlerini MBK üstlenmiştir. Komite üyeleri yeminle göreve başlamıştır. Komite üyelerinin beşte dört çoğunlukla teklif ettiği kanunların Devlet Başkanı tarafından reddedilemeyeceği hükme bağlanmıştır.

Görevden Alınan Hükümet Üyelerinin Yargılanmasına İlişkin Hükümler

Görevden uzaklaştırılan hükümet üyelerini ve onların suçlarına iştirak edenleri yargılamak üzere Yüksek Adalet Divanı kurulmuş, bir tür avcılık makamı olan Yüksek Soruşturma Kurulu oluşturulmuştur.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

27 Mayıs 1960 Askeri Darbesinden sonra Yüksek Adalet Divanı’nın verdiği tüm kararları hükümsüz hale getiren yasa teklifi 2020 yılında TBMM’de kabul edilmiş, mağdurların zararlarının tazmini amacıyla kurulan komisyonun çalışma usul ve esasları Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Darbe sonrası kurulan Yüksek Adalet Divanı tarafından haklarında soruşturma ve kovuşturma yürütülenlerin ya da bu kişilerin mirasçılarının, maddi ve manevi zararlarının Hazine tarafından karşılanması için kurulan komisyonun çalışma biçimi 2021 yılında belirlenmiştir. 27 Mayıs 1960 darbesi sonrası zarar gördüğü iddiasıyla başvuracak kişilerin ya da yakınlarının son başvuru tarihi 24 Mayıs 2021 olarak açıklanmıştır.

[/box]

27 Mayıs’tan zarar görenlerin başvurularında kullanacağı form

Eski iktidar mensuplarından, kendilerinin ve yakınlarının servetlerini meşru yollardan edindiklerini mahkemede ispat edemeyenler hakkında 1924 Anayasasında yer alan müsadere yasağının uygulanmayacağı ve bu kişilerin malvarlıkları hakkında müsadere kararı verilebileceği kararlaştırılmıştır.

1924 tarih ve 491 sayılı Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun bazı hükümlerinin kaldırılması ve bazı hükümlerinin değiştirilmesi hakkında

Geçici Kanun

Kanun No : 1
Kabul tarihi : 12/6/1960
BİRİNCİ BÖLÜM
Genel Hükümler

İktidar Partisi idarecileri tarafından Anayasa’nın çiğnenmesi, Türk Milletinin bütün fert ve insanlık hak ve hürriyetlerinin ve masuniyetlerinin ortadan kaldırılması, muhalefet murakabesi işlemez hale getirilerek tek parti diktatoryası kurulması suretiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi fiilen bir parti grubu durumuna düşürülmüş ve meşruluğunu kaybetmişti.

Ordu Dahili Hizmet Kanununun 34 üncü maddesi ile «Türk yurdunu ve Teşkilâtı Esasiye Kanunu ile tayin edilmiş olan Türk Cumhuriyetini kollamak ve korumak» vazifesi kendisine verilmiş olan Türk Ordusu, vatandaşı birbirine düşürmek suretiyle Türk Vatanını ve millî varlığı tehlikeye koymuş olan eski iktidara karşı bu mukaddes kanuni vazifesini yerine getirmek ve Hukuk Devletini yeniden kurmak için, Türk Milleti adına harekete geçerek, Milleti temsil vasfını kaybetmiş olan Meclisi dağıtıp iktidarı, geçici olarak, Millî Birlik Komitesine emanet etmiştir.

Madde 1

Millî Birlik Komitesi, yeni Anayasa ve Seçim Kanunu, demokratik usullere uygun olarak, kabul edilip buna göre en kısa zamanda yapılacak genel seçimlerle yeniden kurulacak olan Türkiye Büyük Millet Meclisine iktidarı devredeceği tarihe kadar Türk Milleti adına hâkimiyet hakkını kullanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin Teşkilâtı Esasiye Kanununa göre sahip olduğu bütün hak ve yetkiler, bu süre içinde, Millî Birli k Komitesine aittir.

Madde 2

Millî Birlik Komitesi üyeleri kendi aralarında ve Türk Milleti huzurunda şu yeminle vazifeye başlarlar:

«Bir karşılık beklemeden, ahlâk, adalet, hukuk ve insan hakları prensiplerinden ve vicdani kanaatlerimden başka bir sınırla bağlı olmaksızın kendimi Türk Milletine adadım. Vatanın ve Milletin mutluluğuna ve Milletin egemenliğine aykırı bir ülkü gütmeyeceğim. Demokratik Cumhuriyeti yeni Anayasaya göre düzenlemek ve iktidarı yeni Meclise devretmek ülküsüne bağlılıktan ayrılmıyacağım. Bunun için şerefim, namusum ve bütün mukaddesatım üzerine and içerim.»

Madde 3

Millî Birlik Komitesi, yasama yetkisini doğrudan doğruya kendisi ve yürütme yetkisini Devlet Başkanınca tayin ve Komitece tasvip edilen Bakanlar Kurulu eliyle kullanır.

Madde 4

Millî Birli k Komitesi, Bakanları her vakit denetleyebilir ve görevinden çıkarabilir. Görevinden çıkarılan Bakanı n yerine yenisini Devlet Başkanı tayin eder.

Madde 5

Yargı hakkı, tarafsız ve bağımsız mahkemelerce kanun sınırları içinde, Millet adına kullanılır.

Madde 6

Sakıt Reisicumhur ile Başvekil ve Vekilleri ve eski iktidar mebuslarını ve bunların suçlarına iştirak edenleri yargılamak üzere bir «Yüksek Adalet Divanı» kurulur.

Yüksek Adalet Divanı, Adlî, İdari ve Askerî kazaya mensup Hâkimler arasından. Bakanlar Kurulunun teklifi üzerine, Millî Birli k Komitesince seçilecek bir Başkan, sekiz aslî ve altı yedek üyeden kurulur. Sanıkların sorumluluklarım araştırmak ve haklarında son tahkikat açılarak Yüksek Adalet Divanına verilmeleri gerekip gerekmediğine kararı vermek üzere bir «Yüksek Soruşturma Kurulu» teşkil olunur.

Yüksek Soruşturma Kurulu, Bakanlar Kurulunun teklifi üzerine Millî Birlik Komitesince seçilecek bir Başkan ile otuz üyeden kurulur bu Kurulun teşkilâtı ve çalışma usulü özel kanunla belirtilir. Yüksek Adalet Divanının Başsavcısı ile beş yardımcısı, Yüksek Soruşturma Kurulu Başkan ve üyeleri arasından, Bakanlar Kurulunun teklifi ile, Milli Birlik Komitesince tayin edilir.

Yüksek Adalet Divanının kararları kesindir; ancak idam kararlarının infazı, kararın Millî Birlik Komitesince tasdikine bağlıdır.

Millî Birlik Komitesi üyeleri, bu üyelikten ayrılmış olsalar bile, Yüksek Adalet Divanında, Yüksek Soruşturma Kurulunda ve Divan Savcılığında vazife alamazlar. Yargılanmaları, 1924 tarihli Teşkilâtı Esasiye Kanununa göre, Divan Âliye ait bulunan şahıslar hakkında soruşturma ve yargılama yetkisi dahi Yüksek Adalet Divanı ve Yüksek Soruşturma Kurulu tarafından kullanılır.

Madde 7

Geçici kanun teklif etme hakkı Bakanlar Kuruluna aittir. Millî Birlik Komitesi üyelerinden her biri de geçici kanun teklif edebilir.

Madde 8

Millî Birlik Komitesi genel seçimlerle kurulacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevine başlaması ile, hukuki varlığın kaybeder ve kendiliğinden dağılmış olur.

İKİNCİ BÖLÜM
Millî Dirlik Komitesi
Madde 9

Millî Birlik Komitesi, bu Kanunun altında imzası bulunan Başkan ve üyelerden kuruludur.

Madde 10

Millî Birlik Komitesi üyeleri, kendi dileğiyle Komiteden çekilebilir; fakat ikinci maddede yazılı yemine ihanetleri mahkeme hükmü ile sabit olmadıkça Komiteden çıkarılamaz.

Madde 11

Vatana ihanet, irtikâp, hırsızlık, sahtekârlık, dolandırıcılık, emniyeti suiistimal gibi şeref ve haysiyet kırıcı suçlardan veya adam öldürmekten mahkûm olanların veya kamu haklarından iskat edilmiş bulunanların Komite üyeliği düşer.

Madde 12

Millî Birlik Komitesinin bir üyesi hakkında 10 ve 11’inci maddelerdeki suçlardan biri ile soruşturma açılabilmesi yahut bu üyenin tevkif edilmesi veya yargılanması için Millî Birlik Komitesi üyelerinin yedide altısının katılacağı toplantıda bulunan üyelerin beşte dördünün oyu ile karar verilir. Bir üye hakkında diğer suçlardan dolayı soruşturma yapılması ve bu üyenin yargılanması, Millî Birlik Komitesindeki görevinin sona ermesine bırakılır. Bu süre içinde zamanaşımı işlemez.

Madde 13

Millî Birlik Komitesi üyeliği ile Devlet memurluğu aynı kişide ancak o’nun rızası ve Komitenin tasvibi ile birleşebilir.

Millî Birlik Komitesi üyelerinden yedide birinden fazlası Hükümet merkezi dışında devamlı görev alamaz.

Madde 14

Millî Birli k Komitesi müzakereleri, Komite içtüzüğü gereğince yapılır.

Madde 15

Millî Birli k Komitesi adi çoğunlukla aksine karar vermedikçe, Komitenin müzakereleri gizli yapılır ve müzakere ve kararları yayımlanamaz.

Madde 16

Millî Birli k Komitesi Başkanının bulunmadığı Komite toplantılarına üyelerden her biri, soyadı alfabe sırasına göre, başkanlık eder. Başkanlık Kâtipliğini Komitem n en genç iki üyesi yapar. Komitede her üye bir oy sahibidir. Oylar eşit olursa, Başkanın bulunduğu tarafın oyuna uyulur.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Devlet Başkanı
Madde 17

Millî Birlik Komitesinin Başkanı aynı zamanda Devletin ve Bakanlar Kurulunun Başkanıdır. Devlet Başkanı; hastalık, yurt dışına çıkma vesair sebeplerle vazifesi başında bulunmadığı zaman, kendisine Millî Birlik Komitesinin en yaşlı üyesi vekâlet eder. Bu vekil aynı süre İçinde Millî Birli k Komitesine de Başkanlık eder.

Devlet Başkanının çekilmesi, ölümü vesair sebeplerle Başkanlık boşalırsa, yenisi seçilinceye kadar, Komitenin en yaşlı üyesi Devlet ve Millî Birlik Komitesi Başkanlıklarına vekâlet eder.

Yeni Devlet Başkanı, Millî Birli k Komitesi üyeleri arasından ve bu üyelerin yedide altısının katılacağı ilk toplantıda üçte iki çoğunlukla seçilir.

Devlet Başkanı aynı zamanda Başkumandandır.

Madde 18

Devlet Başkanı, Millî Birlik Komitesince kabul edilen geçici kanunları en geç yedi gün içinde ilân eder. İlânını uygun bulmadığı kanunları, tekrar görüşülmek üzere, bu husustaki gerekçe ile birlikte, Komiteye geri gönderir. Komite, bu geçici kanunu beşte dört çoğunlukla  kabul ederse, Devlet Başkanı bunu en geç beş gün içinde ilân eder.

Devlet Başkam, Bakanlar Kurulunun teklifi üzerine, hükümlülerin cezalarını, devamlı sakatlık veya yaşlılık gibi sebeplerden dolayı kaldırabilir veya hafifletebilir; ancak Devlet Başkam bu yetkisini, devrilen
iktidar zamanında işlenen siyasi suçlardan veya siyasi maksatlı katil ve müessir fiillerden veya görevi kötüye kullanma, irtikap, nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle ve başka yollarla haksız servet yapmaktan hüküm giyenler hakkında kullanamaz.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Bakanlar Kurulu
Madde 19

Her Bakan, Bakanlar Kurulunca güdülen genel siyasetten, Kurulun diğer üyeleri ile birlikte, sorumludur.
Her Bakan kendi yetkisi içindeki işlerin yürütümünden ve maiyetinin bu ‘alandaki fiil ve işlemlerinden sorumludur.

Madde 20

İzinli veya mazeretli olan bir Bakana, Bakanlar Kurulu üyelerinden biri Devlet Başkanına vekil tayin edilir. Ancak her Bakan kendi aslî vazifesinden başka, bir Bakanlığa vekâlet edebilir.

Madde 21

Bakanlar, Millî Birlik Komitesi üyelerinden veya 27 Mayıs 1960 tarihinde herhangi bir siyasi partiye kayıtlı olmayan vatandaşlardan seçilir.

Madde 22

Bakanlar Kurulu, kanunların uygulanışını göstermek, yahut kanunun .emrettiği işleri belirtmek üzere, içinde yeni hükümler bulunmamak şartıyla, tüzükler çıkarır. Tüzükler Devlet Başkanının tasdik ve ilânı ile yürürlüğe girer.

Tüzüklerin kanuna aykırılığı iddia olunursa bunun çözüm yeri Millî Birlik Komitesidir.

Madde 23

Millî Birlik Komitesi üyeleri, Bakanlar, Millî Birlik Komitesince kurulan «Yüksek Adalet Divanı» Hâkimleriyle Savcıları ve Yüksek Soruşturma Kurulu üyeleri, malî ve iktisadi konularda incelemelerde bulunmak üzere görev alanlar; görevlerine mal beyanı ile başlarlar ve görevlerinin sonunda, mal beyanı ile ayrılırlar.

Millî Birli k Komitesi ayrıca, lüzum gördüğü şahıslardan mal beyanı isteyebilir.

Madde 24

1924 tarih ve 491 sayılı Teşkilâtı Esasiye Kanununun 4-7, 9-25, 27-36, 38-40’ıncı maddeleri ile 41inci maddesinin ikinci ve üçüncü cümleleri ve 42-50, 52, 61-67, 95, 102, 104 üncü maddeleri hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır.

Eski iktidar mensuplarından, kendilerinin ve yakınlarının servetlerini meşru yollardan edindiklerini mahkemede ispat edemeyenler hakkında Teşkilâtı Esasiye Kanununun 73 üncü maddesinde-yazılı müsadere yasağı yürürlükten kaldırılmıştır.

Teşkilâtı Esasiye Kanununun yürürlükte kalmış olan hükümlerinin ve bu geçici kanunun hükümlerinden herhangi birinin değiştirilmesi veya kaldırılması, Millî Birlik Komitesi Üyelerinin beşte birinin teklifi üzerine beşte dördünün oyu ile mümkündür.

Teşkilâtı Esasiye Kanununun, Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki birinci maddesinde değişiklik yapılması hiç bir suretle teklif dahi edilemez.

Madde 25

Millî Birlik Komitesince çıkarılan geçici kanunlar, yeni Anayasa’ya göre kurulacak Türkiye Büyük Millet Meclisince kaldırılmadıkça yürürlükte kalır.

Madde 26

Bu kanun, 27 Mayıs 1960 tarihinden itibaren yürürlüktedir.

Millî Birlik Komitesince Ve Bakanlar Kurulunca 27 Mayıs 1960 gününden başlayarak bu geçici kanunun yayınlanması tarihine kadar çıkarılmış olan kararnameler ve alınmış olan karar ve tedbirler muteber
ve mer’idir.

Madde 27

Bu Kanunu Millî Birlik Komitesi yürütür.

12/6/1960

6 Ocak – Hukuk Takvimi

0
6 Ocak – Hukuk Takvimi
1850
Alman sosyal demokrat teorisyen ve politikacı Eduard Bernstein doğdu. (Ölümü: 18 Aralık 1932) Reformizm ve sosyalist revizyonizmin kurucusudur. Marksizmi revize ve modernize etmek için çalışmalarda bulundu. İngiliz Fabianizminden ve Kant’ın felsefesinden etkilendi. Sınıf savaşının mevcut olmadığını savundu ve sosyalizme barışçıl bir şeklide geçmenin mümkün olduğunu belirten ampirik bir eleştiri geliştirdi. Genellikle modern sosyal demokrasinin kurucu figürlerinden biri olarak tanımlandı.
1852
Fransız eğitimci ve mucit Louis Braille yaşamını yitirdi. (Doğumu: 4 Ocak 1809) Görme engelli olan Louis Braille, görme engelliler için dünya çapında okuma ve yazmada kullanılan “körler alfabesi” sistemini icat etti. Braille alfabesi, 1’den 6’ya kadar belli bir düzen içinde sıralanmış kabartmalı noktaları parmaklarla üstünden geçerek okunan bir alfabedir. Özel karakterler içeren Asya dilleri dışında hemen her dile uyarlandı.
1862
ABD Başkanı Abraham Lincoln, Minnesota’daki Sioux isyanına katılarak tutuklanan 303 Kızılderiliden, 39’unun asılmasına karar verdi, idamlar 26 Aralık’ta infaz edildi.
1874
Hukukçu ve siyasetçi Robert Emmett Bledsoe Baylor yaşamını yitirdi. (Doğumu: 5 Mayıs 1793) Amcası Jesse Bledsoe’nun yanında hukuk okudu ve Kentucky’de avukatlık yaptı. İstifa edip Alabama’ya taşındı ve orada avukatlık yaparken siyasi kariyerinede devam etti. 1824’te Alabama Temsilciler Meclisi’ne seçildi. Din bilimi okudu, vaaz için yetkilendirildi ve törenle papaz unvanı verildi. Teksas’a taşındı ve Teksas’ın yüksek mahkemesine hakim olarak seçildi. 1845’te tasarlanan Teksas Eyalet anayasasının kurultay üyeliğinde bulundu. 25 yıl bölge yargıçlığı yaptı. Baylor Üniversitesi’nin kurucu ortağı oldu.
1883
Lübnan kökenli Amerikalı felsefi denemeci, şair ve ressam Halil Cibran doğdu.
1912
Fransız filozof ve sosyolog Jacques Ellul dünyaya geldi. (6 Ocak 1912 – 19 Mayıs 1994) Bordeaux Üniversitesi’nde kıdemli tarih ve kurum sosyolojisi profesörlüğü yapmıştır. Kariyeri boyunca 60’tan fazla kitap ve 600’dan fazla makale yayınlamıştır. Eserlerinin çoğu propaganda, teknolojinin toplum üzerindeki etkisi ve din ile politikanın etkileşimini konu almaktadır.
1919
Mahmut Şerafettin Dikerdem, 6 Ocak 1916 tarihinde İstanbul’da doğdu ve 3 Ekim 1993’te yine İstanbul’da yaşamını yitirdi. Gazeteci ve yazar Mehmet Ali Birand’ın dayısıdır. Dikerdem, 1935 yılında Galatasaray Lisesinden ve 1938 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 1942 yılında Cenevre’de devletler hukuku alanında doktorasını tamamladı.
1919
ABD’nin 26. Başkanı Theodore Roosevelt yaşamını yitirdi. (Doğumu: 27 Ekim 1858) Hukuk öğrenimi görmek üzere Columbia Üniversitesi’ne girdi ama ilgisini çekmediği için bir süre sonra okulu bıraktı. 1881’de, 23 yaşındayken, New York Eyalet Meclisi’ne Cumhuriyetçi Üye olarak girdi. ABD Kamu Hizmetleri Komisyonu üyeliğinde bulundu. New York Kenti Polis Memurları Kurulu’nun başkanlığını yaptı. Küba’nın bağımsızlığını kazanmasında İspanya’ya karşı savaşta rol aldı. 14 Eylül 1901 yılında henüz 42 yaşında iken başkanlığa geldi ve Amerikan tarihinin o döneme kadarki en genç devlet başkanı oldu. 1906’da Rus-Japon Savaşı’na arabuluculuk yaparak son verdirdiği için Nobel Barış Ödülü aldı.
1922
İrlanda, İngiliz-İrlanda Antlaşması’dan bir yıl sonra, 6 Ocak 1922’de Birleşik Krallık’tan tam bağımsızlığa kavuştu.
1924
Yazar Hafız İbrahim Efendi İstiklal Mahkemesi tarafından bir sene hapse mahkum edildi. Hafız İbrahim Efendi İslamiyette Ahlak ve Kadınlarda Tesettür adlı broşürde irtica propagandası yapmakla suçlandı.
1926
Türkiye’nin ilk iç ve dış istihbarat örgütü, Milli Emniyet Hizmeti Riyaseti kuruldu. Teşkilat daha önce Teşkîlât-ı Mahsûsa (1911-1918), Karakol Cemiyeti (1919-1920) ve Mim Mim Grubu (1920-1923) olarak faaliyet gösterdi. 1926 – 1965 arasına Millî Emniyet Hizmeti Riyâseti olarak faaliyet gösterdikten sonra MİT Müsteşarlığı olarak bugünkü kurumsal yapısına kavuştu.
1927
İstanbul liman şirketi ile mavnacılar arasındaki anlaşmazlığa polis müdahale etti. Polislerden dördü yaralandı. Gözaltına alınan 300 mavnacıdan 34’ü tutuklandı.
1929
Hukukçu ve Afganistan’ın üçüncü devlet başkanı Babrak Karmal doğdu. (Ölümü: 3 Aralık 1996) Kabil Üniversitesi’nde hukuk okudu. 1951’de üniversitenin öğrenci birliğinde eylemci oldu. Marksist siyasal faaliyetlere karışması nedeniyle beş yıl boyunca hapis yattı. 1965’te yapılan bir kongrede yirmi sekiz kurucu üye arasındaydı ve Kabil’de Afganistan Demokratik Halk Partisi’ni kurdu. Partinin genel sekreterliğine getirildi. 1965’ten 1973’e kadar bu partiye hizmet etti. Prag’a büyükelçi olarak atandı. Sovyetler tarafından Afgan hükümetinin yeni lideri olarak yerleştirildi.
1929
Yugoslavya Kralı I. Aleksandar, parlamentoyu feshetti ve ülkede askeri diktatörlük kurdu.
1937
Türkiye, 1927’de imzalanan Türkiye-Suriye iyi komşuluk sözleşmesini feshetti.
1938
Fransa ve Almanya dostluk anlaşması imzaladı.
1950
Birleşik Krallık, Çin’in Komünist Hükûmetini tanıdı.
1961
Milli Birlik Komitesi, 147 öğretim üyesinin üniversiteye dönmesi ile ilgili tasarıyı gündeminden çıkardı.
1961
Kurucu Meclis ilk toplantısını yaptı.
1964
Kölelik, Köle Ticareti, Köleliğe Benzer Uygulama ve Geleneklerin Ortadan Kaldırılmasına dair Ek Sözleşme, Türkiye tarafından 6 Ocak 1964 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. Sözleşme, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 27 Aralık 1963 tarihinde kabul edilen 361 numaralı kanun ile kabul edildi. Birleşmiş Milletler tarafından 7 Eylül 1956 tarihinde kabul edildi.
1969
Hukukçu, avukat, siyaset adamı, Bilal Uçar doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitirdi. İstanbul’da bulunduğu yıllarda basın yayın alanında çalıştı. 1997 yılından sonra Denizli’de serbest avukatlık yaptı. 2001 yılında AK Parti’nin kuruluş çalışmalarında aktif şekilde yer aldı. Parti kuruluşundan 2007 yılına kadar AK Parti Denizli İl yönetiminde Başkan Yardımcılığı, 2007-2011 yılları arasında İl Başkanlığı görevini yürüttü. Adalet Komisyonu Üyeliği, haberleşme özgürlüğüne ve özel hayatın gizliliğine yönelik ihlallerin tespiti ve önlenmesine ilişkin tedbirlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Üyeliği ve Türkiye-Malta Parlamentolararası Dostluk Grubu Kurucu Başkanlığı görevlerinde bulundu. 7 Ocak 2016 tarihinde Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcılığı görevine atandı.
1969
Ortadoğu Teknik Üniversitesi’ni (ODTÜ) ziyaret eden Amerikan Büyükelçisi Robert Komer’in makam otomobili öğrenciler tarafından yakıldı.
1971
Hindistan, Pakistan’dan bağımsızlığını ilan eden Bangladeş Demokratik Cumhuriyeti’ni tanıdığını açıkladı. Pakistan Hindistan’la bütün diplomatik ilişkilerini kesti.
1977
Dev-Genç İstanbul Başkanı Paşa Güven yakalandı. İstanbul Yurtsever Devrimci Gençlik  Derneği kapatıldı ve 39 kişi gözaltına alındı.
1977
Polonyalı avukat, eğitimci ve insan hakları aktivisti Adam Piotr Bodnar dünyaya geldi. 15 Nisan 2021’de Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla görevden alınana kadar 2015’ten itibaren Polonya Vatandaş Hakları Ombudsmanı olarak görev yaptı.
1980
Türkiye Emekçi Partisi (TEP) Genel Başkanı Mihri Belli tutuklandı.
1980
Adam öldürmekten hükümlü 3 “ülkücü” mahkûm Yozgat Cezaevi’nden firar etti.
1981
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) davasında, gözaltında tutulan ve aralarında Genel Başkan Kemal Nebioğlu’nun da bulunduğu 39 kişiden 15’i tutuklandı.
1982
TBB Başkan Yardımcısı Avukat Gülçin Çaylıgil ve bir avukatın 46 sanığı temsilen katıldığı DİSK Davası’nda, duruşma savcısını red ve yargıç Süleyman Takkeci’nin çekilmesi taleplerini içeren dilekçeler reddedildi.
1983
MGK yönetimi sona erdi. Konsey, çıkardığı son yasayla “Kendi dönemlerini kötüleyen ya da küçük düşüren her türlü yazılı ve sözlü beyanı” yasakladı.
1983
10 kişi Bakanlar Kurulu kararıyla vatandaşlıktan çıkarıldı. Vatandaşlıktan çıkarılanların arasında Yılmaz Güney ve Cem Karaca da vardı.
1983
Bölücülük iddiasıyla yargılanan Yazar Osman Şahin’in 1,5 yıllık hapis cezası Yargıtay’ca onaylandı.
1983
Aralarında Yılmaz Güney ve Cem Karaca’nın da olduğu 10 yurttaş Bakanlar Kurulu kararıyla vatandaşlıktan çıkarıldı.
1984
Adalet bakanlığı cezaevlerinde 74.946 tutuklu ve hükümlü olduğunu açıkladı.
1984
Türk Parasını Koruma Kanunu‘nda yapılan değişiklikle, döviz taşımak suç olmaktan çıkarıldı.
1994
İnterstar televizyonunun siyasi reklam yasağına uymayacağını açıklaması üzerine Yüksek Seçim Kurulu, İnterstar televizyonunun yayınını 5 gün süreyle durdurdu.
1997
Tarikat kisvesi altında bazı kadınlarla evlilik dışı ilişki kurduğu iddia edilen Ali Kalkancı, Fadime Şahin adlı kadının ihbarı üzerine gözaltına alındı.
1998
Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden’in yerine Ahmet Necdet Sezer seçildi. 28 Eylül 1998 tarihine kadar görevde kaldı.
2000
Dört kişiye ait ölüm cezasının yerine getirilmesine dair iki ayrı Başbakanlık tezkeresi TBMM Başkanlığı’na sunuldu. TBMM’de bekleyen idam dosyalarının sayısı 39’a, idam hükümlülerinin sayısı ise 57’ye yükseldi.
2001
Fazilet Partisi (FP) Rize Milletvekili Mehmet Bekaroğlu, Sincan F Tipi Cezaevi gözlemlerini İnsan Hakları Komisyonu’na sundu ve alt komisyon üyeliğinden çekildi. Rapor;  mahkumların hemen hepsinde darp izi mevcut olduğunu tespit etti. Mahkumlar, bu yaraların operasyonlarda, nakillerde ve cezaevinde gördükleri işkence sonucu olduğunu ifade ettiler.
2005
ABD’de siyah karşıtı ırkçı örgüt Klu Klux Klan üyesi Edgar Ray Killen 41 yıl önce üç siyah genç siyah hakları savunucusunun öldürülmesinden sorumlu olduğu gerekçesiyle tutuklandı. 1964’te siyah seçmenleri oy kullanmaya teşvik eden üç genç Klu Klux Klan üyelerince dövülerek öldürülmüş, olay daha sonra “Missisippi Burning” (Mississippi Yanıyor) filmine konu olmuştu.
2007
Bir grup aydın, F tipi cezaevlerinde tecridin kaldırılması için girdiği ölüm orucunun 278.gününde Avukat Behiç Aşçı’yı ziyaret etti.
2012
Genelkurmay Eski Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, örgüt yöneticiliği ile cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs suçlarından tutuklandı. Başbuğ, tutuklanan ilk Genelkurmay Başkanı oldu.
2012
Atanamayan Öğretmenler Platformu kurucularından Şafak Bay, kanser nedeniyle hayatını kaybettikten beş ay sonra, katıldığı bir basın açıklaması nedeniyle  ’Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet ettiği’ gerekçesiyle Elazığ 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nce 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Şafak Bay’ın ağabeyi Deniz Bay, kardeşinin ölümünün ardından hapis cezası almasının zoruna gittiğini ve tüm aileyi çok üzdüğünü söyledi. Anne Meryem Bay, “Mahkemeden gelen bu hapis cezası bizi ikinci kez yıktı. Şafak’tan geriye bana bir tek mezarı kaldı. Şimdi hapis cezası verenler ne yapacaklar? Gelsinler mezarını ablukaya alsınlar. Ben de 2.5 sene gitmem. Uzaktan izlerim oğlumun mezarını” diye konuştu.
2014
Genelkurmay Askeri Savcılığı, Roboski katliamını “kaçınılamayacak bir hata” olarak değerlendirerek dosya hakkında “Takipsizlik” kararı verdi.
2014
Sincan’dan Aliağa Şakran Cezaevi’ne nakledilen çocuk mahkumların, darp ve bir dizi işkenceye maruz kaldıkları açıklandı.
2017
Venezuelalı avukat ve siyasetçi Octavio Lepage yaşamını yitirdi. (Doğumu: 24 Kasım 1923) Venezuela Merkez Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü.
2018
Hukukçu ve Maryland’den ABD kongresine seçilen ilk Cumhuriyetçi kadın Marjorie Sewell Holt yaşamını yitirdi. (Doğumu: 17 Eylül 1920) Florida Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okudu. 1949’da Florida barosuna, 1962’de Maryland barosuna kabul edildi. Başkan Ronald Reagan tarafından Silah Kontrolü ve Silahsızlanma Genel Danışma Komitesi üyeliğine aday gösterildi. 3 Ocak 1973’ten 3 Ocak 1987’ye kadar Maryland’in 4. kongre bölgesini temsil etti.
2020
Amerikalı hukukçu ve siyasetçi Michael G. Fitzpatrick yaşamını yitirdi. (Doğumu: 28 Haziran 1963) St. Thomas Üniversitesi ve Dickinson Hukuk Yüksek Okulu‘nda eğitim gördü. Dickinson Uluslararası Hukuk Dergisi’ne işletme müdürü olarak atandı. Pennsylvania ve New Jersey’de hukuk pratiğine kabul edildi. Amerika Birleşik Devletleri Cumhuriyetçi Parti üyesi olarak 2005- 2007 ve 2011 – 2017 yıllarında Pensilvanya 8. Bölgeyi temsilen Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisi’nde delege olarak görev aldı.
2021
Amerika Birleşik Devletleri’nde 46. başkan Joe Biden’in başkanlığının tescilleneceği gün kongre binasında kaos çıktı, 4 kişi hayatını kaybetti. Eski Başkan Trump tarafından kışkırtılan bir kalabalık ABD kongre binasını bastı. 231 yıllık tarihinde ABD kongresi ilk kez bir iç ayaklanmadan dolayı saldırıya uğradı. Cumhuriyetçilerin itirazına rağmen Demokratlar tarafından hazırlanan, 6 Ocak Kongre baskınının soruşturulması amacıyla özel komite kurulmasını öngören yasa tasarısı, Temsilciler Meclisi Genel Kurulu’nda oylandı.
2023
Tayvanlı hukukçu ve diplomat Shen Lyu-shun yaşamını yitirdi. (12 Kasım 1949 – 6 Ocak 2023),

6 Ocak – Hukuk Takvimi

Kurucu Meclis

0
Kurucu Meclis

Kurucu Meclis, bir devletin, eyaletin ya da siyasal birliğin anayasasını hazırlamak veya mevcut anayasasını esaslı surette tadil etmek amacıyla, yasama organından farklı ve genellikle münhasıran bu görev için ihdas edilen; demokratik meşruiyetini halkın doğrudan veya dolaylı iradesinden yahut hukuki ve/veya siyasi uzlaşı süreçlerinden temin eden özel bir temsil organıdır. Kurucu meclisin üyeleri seçim, atama, kura veya bu usullerin bir arada uygulanması suretiyle belirlenebilmektedir. Meclisin yetkileri, görev süresi ve çalışma usulleri, kurucu iradenin niteliği ile içinde bulunulan siyasal bağlama göre değişiklik arz edebilmektedir. Dünyadaki örnekleri farklılıklar arz etmektedir ve tek tip bir uygulama bulunmamaktadır. Kurucu meclis, geniş katılımlı bir toplumsal mutabakat zemininde anayasal düzenin temel çerçevesini oluşturmak amacıyla hareket etmekte ve görevini tamamladıktan sonra prensip olarak kendiliğinden feshedilmektedir. Türkiye’de ve dünyada, yeni anayasa yapmak yahut mevcut anayasalarda köklü değişiklikler yapmak için kurucu meclis oluşturulması gerekip gerekmediği sıklıkla tartışılmaktadır. Ancak prensip olarak anayasa değişikliklerinin   mevcut anayasaların belirlemiş olduğu esaslara göre yapılacağı açıktır.

Kurucu Meclis Örnekleri 

Türkiye’de 1960 darbesi sonrası kurulan ve Temsilciler Meclisi ile Milli Birlik Komitesi’nden oluşan Kurucu Meclis, 1961 Anayasası’nı hazırlamış, hazırlanan 1961 Anayasası referandumdan kabul oyu çıkması üzerine uygulamaya geçmiştir. 12 Eylül Askeri Darbesinin ardından kurulan dikta rejimi tarafından Kurucu Meclis Hakkında Kanun 29 Haziran 1981’de düzenlenerek Resmi Gazetede yayınlanmış, yeni 1982 Anayasası bu kurul tarafından hazırlanmıştır. Ancak her iki darbe sonrası kurulan bu heyetlerin demokratik olup olmadıkları ve Kurucu Meclis olarak kabul edilip edilemeyeceği halen tartışmalıdır. 1921, 1924 Anayasaları ise doğrudan görevdeki parlamento tarafından hazırlanmıştır.

  • Avustralya: 1891, 1897, 1973 ve 1998 yıllarında dört anayasa konvansiyonu toplanmıştır.

  • Bangladeş: 1972’de bağımsızlık sonrası toplanarak anayasayı bir yıldan kısa sürede hazırlamıştır.

  • Şili: 2021’de seçilen 155 üyeli meclis, cinsiyet eşitliği ve yerli temsil kotasıyla yeni anayasa taslağı hazırlamıştır.

  • Kosta Rika: 1948 iç savaşının ardından seçilen meclis mevcut anayasayı hazırlamıştır. Anayasa, sağlıklı ve doğal bir çevrede yaşama hakkını kabul etmiştir. 

  • Danimarka: Kurucu Meclis 1848’de toplanarak 1849’da mutlak monarşiden anayasal monarşiye geçişi sağlayan anayasayı hazırlamıştır. Meclisteki 158 sandalyeden 114’ü seçimle göreve gelmiş, 44’ü ise Kral tarafından atanmıştır.

  • Avrupa Birliği: 2001’de Avrupa Anayasası taslağını hazırlayan Avrupa Konvansiyonu, üye ülkelerde reddedilince uygulanamamıştır. AB Anayasa taslağı kamuya açık bir şekilde oldukça geniş katılımlı bir şekilde Şubat 2002-Temmuz 2003 tarihleri arasında tartışılmış, 29 Ekim 2004 tarihinde üye ülkeler tarafından imzalanmıştır

  • Fransa: 1789’da Ulusal Kurucu Meclis, devrim döneminde yeni anayasayı hazırlamıştır.

  • Almanya: 1948’de Batı Almanya Ulusal Kurucu Meclisi, Federal Cumhuriyet’in Temel Yasası’nı hazırlamıştır.

  • İzlanda: 2010’da seçilen anayasa meclisi, referandumda kabul gören ancak parlamento tarafından onaylanmayan taslağı hazırlamıştır.

  • İrlanda: 2011’de anayasa değişikliklerini değerlendirmek üzere özel meclis kurulmuştur.

  • Hindistan: 1946’da seçilen kurucu meclis, 1949’da kabul edilen ve 1950’de yürürlüğe giren anayasayı yapmıştır. Hindistan Kurucu Meclisi, Hindistan Anayasası’nı oluşturmak üzere kısmen seçilmiş, kısmen de atanmış bir organdır.

  • Endonezya: 1955’te seçilen anayasa meclisi, 1959’da uzlaşma sağlanamadan feshedilmiştir.

  • İtalya: 1946’da monarşiden cumhuriyete geçişle birlikte seçilen meclis 1947’de anayasayı kabul etmiştir. 

  • Meksika: 19. ve 20. yüzyıllarda çeşitli dönemlerde toplanan kurucu kongreler, 1824, 1857 ve 1917 anayasalarını hazırlamıştır.

  • Nepal: İki kez seçilen kurucu meclis, son olarak 2015’te federal sistemi getiren anayasayı kabul etmiştir.

  • Polonya: 1788–1792 arasındaki Büyük Sejm, 3 Mayıs 1791 Anayasası’nı hazırlamıştır.

  • Filipinler: 1898, 1935, 1971 ve 1986’da farklı anayasalar hazırlayan kurucu kongreler toplanmıştır.

  • Rusya: 1917 Ekim Devrimi sonrası kurulan meclis, Bolşevikler tarafından kısa sürede dağıtılmıştır.

  • Sri Lanka: 2016’da parlamentonun onayıyla yeni anayasa taslağı hazırlamak üzere anayasa meclisi kurulmuştur. 

1961 kurucu Meclise ilişkin gazete haberi

Türkiye Adalet Akademisi

1
Türkiye Adalet Akademisi

23/7/2003 tarihli ve 4954 sayılı Türkiye Adalet Akademisi Kanunu ile kurulan Türkiye Adalet Akademisi 703 sayılı KHK ile 2018 yılında kapatılmıştır. Türkiye Adalet Akademisi, 34 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yeniden kurulmuştur.

Türkiye Adalet Akademisi, Türkiye’nin Avrupa Birliğine katılım süreci çerçevesinde üye ülkelerdeki mevzuata ve uygulamalara uyumu sağlamak üzere, adalet alanında eğitim ve diğer bazı görevleri yerine getirmek üzere kurulmuştur.

Türkiye Adalet Akademisi, 4954 sayılı Türkiye Adalet Akademisi Kanununun 23.07.2003 tarihinde kabul edilmesi ile kurulmuştur. Kurum, tüzel kişiliğe sahiptir ve bilimsel, idari ve mali özerklik prensibi ile çalışmaktadır. 

Hakim ve Savcı Adayları Eğitim Merkezi ise, 15.06.1985 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Hakim ve Savcı Adayları Eğitim Merkezi Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile kurulmuştur.  Merkez, adli ve idari yargı hakim ve savcı adaylarının yetiştirilmelerini sağlamak üzere Ankara’da Adalet Bakanlığına bağlı olarak kurulmuş; 4954 sayılı Kanun ile Hakim ve Savcı Adayları Eğitim Merkezi, Türkiye Adalet Akademisi bünyesinde Eğitim Merkezine dönüştürülmüştür.

Akademinin Amacı ve Misyonu 

Kurum, amacını hukuk ve adalet alanında uygulayıcılara verdiği eğitimle ulusal ve uluslararası düzeyde model alınan, özgün, saygın ve yenilikçi bir kurum olarak; hukuka ve insan haklarına bağlı, tarafsız, bağımsız, hür vicdanıyla karar veren, meslek etik ilkelerini benimseyen ve uygulayan, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebilecek nitelikte hakim ve savcılar yetiştirmek olarak açıklamaktadır.

Hukuk ve adalet eğitimi alanında ulusal ve uluslararası gelişmeleri takip etmek, bilimsel araştırma ve çalışmalar yapmak, eğitim faaliyetlerinin standart ve kalitesinin artırılmasına yönelik stratejik hedefler belirlemek, bu amaçla kurum ve kuruluşlarla işbirliği içerisinde projeler ve uygulamalar geliştirmek kurumun diğer amaçlarıdır. Bu çerçevede çok sayıda kitap ve dergiyi yayına hazırlamaktadır.

Türkiye Adalet Akademisinin İlke ve Değerleri
  • İnsan haklarına ve temel hürriyetlere saygılı olmak.
  • Evrensel değerlere ve farklılıklara saygılı olmak.
  • Toplumsal değerler ile ihtiyaçların farkında olmak.
  • Etik değerlere bağlı olmak.
  • Akademik özgürlük anlayışı ile araştırma ve geliştirme faaliyetlerine önem vermek.
  • Katılımcı, etkin, kaliteli ve çözüm odaklı hizmet sunmak.
  • Kaynakları etkin ve verimli kullanmak, liyakate önem vermek.
  • Şeffaf, ulaşılabilir ve hesap verebilir olmak.

Adalet Akademisi Kurumsal Şeması

Türkiye Adalet Akademisi Faaliyetleri 

Akademi, eğitim faaliyetleri, danışmanlık ve yardım hizmetleri, inceleme, araştırma ve yayın hizmetleri, dokümantasyon hizmetleri, meslek öncesi ve staj gibi alanlarda faaliyetler yürütmekte; Türk ve İslam dünyası  ile ilişkiler geliştirmekte; Ortadoğu ve Afrika’daki ülkelerle diyalog kurmakta; İslam ülkelerinde görev yapan hakim ve savcılara Türkiye’de uygulanan UYAP sisteminin aktarılması çalışmaları yapmaktadır.

Adalet Akademisi, yüksek lisans ve doktora eğitimi yaptırabilecek fonksiyona ulaşmayı hedeflemekte, Hakim ve Cumhuriyet Savcıları ile adaylarının yabancı dil eğitimlerini vermekte, yargı mensuplarına uzmanlık eğitimleri vermekte ve kişisel gelişim eğitimleri düzenlemektedir.

Adalet Akademisi Kütüphanesi

Adalet Akademisi Kütüphanesi 

Türkiye Adalet Akademisi Kütüphanesinde kitap mevcudu 22.000’in üzerindedir. Bu kitaplardan 13.000 adedi hukuk kitapları, 9.000 adedi ise kamu yönetimi, iktisat,  felsefe, sosyoloji,  tarih, iletişim ve kişisel gelişim alanındaki kitaplardır.

Raoul Wallenberg İnsan Hakları Enstitüsü tarafından kütüphaneye insan hakları ile ilgili 5.000 adet kitap bağışı yapılacağı açıklanmıştır. Ayrıca, elektronik kütüphane uygulamasına geçilmesi için çalışmalar devam etmektedir.

Adalet Akademisi Tarafından Çıkarılan Yayınlar 

Law and Justice Review 14. Sayı

Law and Justice Review

Law and Justice Review yılda iki kez yayımlanan uluslararası hakemli bir dergidir. Dergide Almanca, Fransızca ve İngilizce makaleler yayımlanmaktadır. Dergi, ASOS, EBSCO ve ULAKBİM veri tabanlarında taranmaktadır. Yayımlandığı aylar Haziran ve Aralık aylarıdır.

Akademi Dergisi 11. Sayı

Türkiye Adalet Akademisi Dergisi

Türkiye Adalet Akademisi Dergisi Hakemli bir dergidir ve dergide Türkçe ulusal hakemli makaleler yayımlanmaktadır. Dergiye gönderilen yazıların daha önce bir başka yayın organında yayımlanmamış veya yayımlanmak üzere gönderilmemiş olması gerekmektedir. Hukuk ve adalet alanını ilgilendiren konularda, üç ayda bir basılı ve elektronik ortamda yayımlanan dergi ULAKBİM, EBSCO ve ASOS veri tabanlarında taranmaktadır. Derginin yayımlandığı aylar, Ocak, Nisan, Temmuz ve Ekim aylarıdır. Akademi Dergisi Mayıs 2018 tarihine kadar 33 sayıya ulaşmıştır.

Akademi & Kürsü Dergisi

Akademi & Kürsü Dergisi

Akademi & Kürsü Dergisi Ocak 2018 itibari ile 3. Sayısını basmış süreli yayındır. Akademi & Kültür Dergisi, Türkiye Adalet Akademisi tarafından yılda iki kez yayınlanmaktadır. Dergide mesleki konulara yer verilmektedir. Dergiye gönderilen yazı ve görseller için herhangi bir telif ücreti ödenmemektedir.

Küresel Bakış Çeviri Hukuk Dergisi

Küresel Bakış Çeviri Hukuk Dergisi

Küresel Bakış Çeviri Hukuk Dergisinde hukuk, adalet, adli bilimler, yargı, yönetim, devlet ve sosyal bilimler konularında yabancı dilde yazılmış hakemli ve hakemsiz makaleler ile yüksek mahkeme kararları ve mevzuat hükümlerinin çevirilerine yer verilmektedir. Dergiye gönderilen çevirilerin daha önce bir başka yayın organında yayımlanmamış veya yayımlanmak üzere gönderilmemiş olması gerekir. Yabancı dillerden Türkçeye çevrilen mahkeme kararları ve hukuk alanındaki makalelerin yer aldığı dergi üç ayda bir, basılı ve elektronik ortamda yayımlanmaktadır. Derginin yayımlandığı aylar Ocak, Nisan, Temmuz ve Ekim aylarıdır.

Human Rights Review 13. Sayı

Human Rights Review

Human Rights Review yılda iki kez yayımlanan uluslararası hakemli bir dergidir. İnsan hakları alanında İngilizce, Fransızca, Almanca ve diğer yabancı dillerde yazılan makalelerin yer aldığı, altı ayda bir basılı ve elektronik ortamda yayımlanan, hakemli dergi; ASOS ve EBSCO veri tabanlarında taranmaktadır. Yayımlandığı aylar Haziran ve Aralık aylarıdır.

Adres: Ahlatlıbel Mah., Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz Bulvarı, 06095, Çankaya/ANKARA

Telefon: 0 (312) 489 81 80 (Santral)

Faks: 0 (312) 489 81 01 (İdarî Bina)

Faks: 0 (312) 489 81 18 (Eğitim Merkezi)

E-posta: taa@taa.gov.tr 

Suç Edebiyatı Terimleri Sözlüğü

0

Suç Edebiyatı Terimleri Sözlüğü, Yazar Alper Kaya tarafından kaleme alınarak 2024 yılında Karakarga Yayınları tarafından okuyucuya sunulmuştur. 

Suç Edebiyatı Terimleri Sözlüğü: Kitabın Tanıtım Yazısı

Scotland Yard’ın aslında bir birimin değil; Büyük Londra’daki bütün polislik faaliyetlerinden sorumlu olan Metropolitan Police Service teşkilatının karargâhının ismi olduğunu hiç duymuş muydunuz?

Popüler kurgu eserlerinde karşılaştığımızın aksine, Interpol memurlarının suç soruşturmalarında aktif bir görev alamayacağını biliyor muydunuz?

Peki hangi ülkede bir savcının öldürülmesinin ardından istihbarat birimi kapatılmış ve yeni bir istihbarat birimi kurulmuştur?

Bu ve bunlara benzer pek çok bilginin yanı sıra beyaz yaka suçları, bilişim suçları, kilitli oda polisiyeleri ve mali suçlar gibi suç edebiyatının alt türlerine derinlemesine bir yolculuğa hazır mısınız? Suç Edebiyatı Terimleri Sözlüğü; en çok kullanılan zehir türlerinden 550’yi aşkın kitaptan oluşan dev bir okuma listesine kadar hem yazarlara hem de meraklı okurlara rehberlik edecek. Bu sözlük, suç edebiyatını yeniden keşfetmek isteyen herkesin başucu kitabı olmaya aday!

Yazar Alper Kaya Hakkında 

1990 yılında Ankara’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Radyo, TV ve Sinema Bölümü’nü animasyon sinemasında filmsel zaman kurgusu üzerine yazdığı lisans teziyle başarıyla bitirdi.

2010 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nden “Yılın Spor Köşe Yazısı Övgü Ödülü”ne layık görüldü Böylece, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin ödüle layık gördüğü en genç gazeteci oldu.

On dört romanı, sinema ve polisiye üzerine üç araştırma kitabı yayımlandı; on dört kolektif kitapta yer aldı. Türkiye’nin yapay zekâ destekli ilk çizgi romanına ve ilk müzik albümüne imza attı.

Halen, 2024 yılında yayın hayatına başlayan SUÇÜSTÜ Dergisi’nin genel yayın yönetmenliğini yapmaktadır.

Yazar, kendisi gibi yazar olan eşi Gizem Şimşek Kaya, iki kaplumbağaları ve altı kedileri ile birlikte İstanbul’da yaşamaktadır.

Arusha Deklarasyonu

0
Arusha Deklarasyonu(WCO Revised Arusha Declaration), Dünya Gümrük Örgütü tarafından 1993 yılında kabul edilmiş ve 2003 yılında revize edilmiştir.
Arusha Deklarasyonu‘nda kabul edilen, yolsuzlukların ve diğer etik olmayan uygulamaların azaltılması konusundaki temel prensipler, ilgili herkes tarafından uyulması beklenen temel kurallardır.
Arusha Bildirgesi, Gümrük idarelerinin dürüstlükle ilgili diğer uluslararası yükümlülüklere uyumunu sağlamayı amaçlamakta, yolsuzluğu yok etmeyi ve dürüstlüğü ön plana çıkarmayı hedeflemektedir. Yolsuzluğa karşı mücadeleyi bir reform politikası olarak benimsemekte ve bunu bir öncelik olarak kabul etmektedir.

Arusha Deklarasyonu

1. Liderlik ve Sorumluluk
Yolsuzluğun önlenmesinde asıl sorumluluk gümrüklerin başındakiler ve yetkili yönetim takımına aittir.
2. Düzenleyici Çerçeve
Gümrük hukuku, düzenlemeler, idari yönergeler ve prosedürlerin ahenkleştirmeli ve basitleştirilmeli böylece gümrük formaliteleri kanunsuzluklar olmadan yürütülmeli.
3. Şeffaflık
 Gümrük alıcıları en yüksek seviyede tahmin edilebilirlik ve kesinliği hak  etmektedir. Gümrük hukuku, düzenlemeleri, prosedürleri ve idari yönergeleri açık olmalı, aynı zamanda bunlar ulaşılabilir ve standart uygulanabilir olmalıdır
4. Otomasyon
 Gümrük fonksiyonlarının otomasyonu ve bilgisayara uyarlaması  etkinliği ve verimliliği artıracak aynı zamanda çok sayıda yolsuzluk fırsatını ortadan kaldıracaktır.
5. Reform ve Modernleşme
Yolsuzluk çağdışı ve verimsiz uygulamalarla birlikte  olmaktadır. Kolaylaştırıcı ödemeler ve rüşvette böyle ortamlarda ortaya çıkmaktadır.
6. Denetleme ve Soruşturma
Gümrüklerde yolsuzlukların önlemesi ve kontrolü uygun  gözlemleme, iç kontrol programları, iç ve dış denetleme ve soruşturma programları ile adli kavuşturma sistemiyle mümkündür.
7. Yürütme Kodu
Etkili bir dürüstlük programı gümrük personelini beklenen  davranışlara hazırlama üzerine olmalıdır
8. Moral ve Kurumsal Kültür: Yolsuzluk genellikle moral değerlerin düşük olduğu ve  çalışanların kurumlarıyla övünç duymadıkları ortamlarda meydana gelmektedir.
9. İnsan Kaynakları Yönetimi
Gümrüklerde İKY uygulaması, politikası ve prosedürleri  yolsuzlukların önlenmesi konusunda temel bir rol oynamaktadır.
10. Özel Sektörle İlişkiler
Gümrük yönetimleri özel sektörle şeffaf ve verimli ilişkiler  geliştirmelidir. İstemci gruplar problemin tanımlanması ve çözümü konusunda her seviyede teşvik edilmelidir.

Prof. Dr. Mehmet İlhan Ulusan

0
Prof. Dr. Mehmet İlhan Ulusan

Prof. Dr. Mehmet İlhan Ulusan, 1946 yılında İstanbul’da doğmuş, 1965 yılında Alman Lisesi’ni, 1969 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirmiştir.

20.12.1969 tarihinde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Medeni Hukuk Asistanı olarak atanmış, 1976 yılında “Medeni Hukukta Fedakârlığın Denkleştirilmesi İlkesi ve Uygulama Alanı” adlı doktora tezinin kabulü ile “Hukuk Doktoru” unvanını kazanmıştır.

1982 yılı Mart ayında “İyiniyetli Sebepsiz Zenginleşenin İade Borcunun Sınırlanması Sorunu” adlı doçentlik tezini tamamlamış ve 05.11.1982 tarihinde doçent olmuş; 1988 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Anabilim Dalında profesör unvanını elde etmiştir.

Ulusan, 1973–1974 yıllarında Federal Almanya’da Bonn Üniversitesi Hukuk Fakültesinde, 1979–1980 yıllarında Avusturya’da Viyana Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eğitim ve öğretim faaliyetleri ile bilimsel inceleme ve araştırmalarda bulunuştur.

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesinde dersler vermiştir.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 2000 yılında emekli olan ULUSAN, aynı yıl İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesinde kurucu öğretim üyesi olarak yer almış, Özel Hukuk Bölüm Başkanlığı, Fakülte ve Üniversite Yönetim Kurulu Üyeliği, Üniversite Senato Üyeliği görevlerini uzun yıllar sürdürmüştür.

2005-2009 tarihleri arasında İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı olarak görev yapmıştır. 2012 yılından itibaren Fikri Haklar Uygulama ve Araştırma Merkezi (FİHAMER) Müdürlüğü görevini üstlenmiştir.

Aldığı Ödüller, Eserleri ve Sivil Toplum Çalışmaları 

Prof. Dr. ULUSAN 1970 yılında, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Seminer Yarışması ikincilik ödülü almıştır. 15.03.2013 tarihinde ise “Avusturya Cumhuriyeti Birinci Derece Bilim ve Sanat Nişanı (Ehrenkreuz für Wissenschaft und Kunst erster Klasse) kendisine törenle takdim edilmiştir.

İstanbul Barosuna kayıtlı avukattır.

Türkiye İş Bankası İstanbul Bölge Hukuk Müşavirliğinde görev yapmış, iki yıl süreyle “Türk Ekonomik Hukuk Araştırmaları Vakfı”nda başkan olarak çalışmıştır.

“Uluslararası Karşılaştırmalı Hukuk Akademisi (International Academy of Comparative Law)”, ”Türk Alman Hukukçular Derneği” ve “Alman Liseliler Kültür ve Eğitim Vakfı (ALKEV) üyesidir.

Türkçe ve Almanca yazılmış ve basılmış çok sayıda eseri vardır. Bu eserlerin hemen tamamına atıfta bulunulmuştur. Uzun yıllar boyunca yürüttüğü idari ve eğitim-öğretim faaliyetleri çerçevesinde yaptığı bilimsel yayınların yanı sıra çok sayıda doktora ve yüksek lisans tez danışmanlıklarını yürütmüş, organize ettiği ulusal ve uluslar arası yayınların editörlüğünü yapmıştır.

1980 yılından itibaren başta İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi olmak üzere Viyana Üniversitesi Hukuk Fakültesi ile belirli aralıklarla düzenlenen Hukuk Haftalarının gerçekleştirilmesinde, yürütülmesinde ve sürdürülmesinde düzenleyici olarak etkin görevler üstlenmiştir.

Prof. Dr. M. İlhan Ulusan’a Armağan Cilt III

Medeni Hukukta Fedakarlığın Denkleştirilmesi İlkesi ve Uygulama Alanı
Sorumluluk Hukuku, medeni Hukukun en canlı alanlarından birini oluşturmaktadır. Hızlı endüstrileşme evrimi, çağımızı sarsabilecek denli geniş boyutlara ulaşan çevre sorunları bu canlılığı ve gelişmeyi sağlayan etkenlerden sadece bir kaçıdır. Bu ve benzer etmenler hukuk uygulamasını ve öğretisini yeni arayışlara yöneltmiş ve sonuç olarak yeni sorumluluk ilkeleri doğmuş, eskilerinde de önemli değişiklikler ve gelişmeler meydana gelmiştir.

İşte doktora tezi olarak ele alınan bu araştırmanın konusunu oluşturan fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi de doğan yeni gereksinimleri karşılamak, zaman içinde gittikçe karmaşık bir görünüm kazanan çıkar çatışmalarına düzenlemek amacıyla, söz konusu yeni arayışların ürünü olarak doğmuş ve yaygın bir uygulama alanına kavuşabilmiştir.

Kitabın Konu Başlıkları
Tarihçe ve Çeşitli Ülke Topluluklarına Toplu Bakış
Fedakarlığın Denkleştirilmesi İsteminin Yasal Görünüm Biçimleri
Medeni Hukukta Fedakarlığın Denkleştirilmesi İsteminin Genişletilmesi
Medeni Hukukta Fedakarlığın Denkleştirilmesi İlkesinin Zaman İçinde Gelişimine İlişkin Bazı Kısa Bilgiler

Küresel Bakış Çeviri Hukuk Dergisi

0
Küresel Bakış Çeviri Hukuk Dergisi

Küresel Bakış Çeviri Hukuk Dergisi, 2011 yılında yayına başlamıştır. Adalet Bakanlığına bağlı Türkiye Adalet Akademisi tarafından yayınlanmakta olan dergide, yabancı dillerden Türkçeye çevrilen mahkeme kararları ve hukuk alanındaki makaleler yer almaktadır. Dergi 6 ayda bir, basılı ve elektronik ortamda yayımlanmaktadır. Derginin 25. sayısı 2018 yılı Aralık ayında yayınlanmıştır.

Küresel Bakış Çeviri Hukuk Dergisinde hukuk, adalet, adli bilimler, yargı, yönetim, devlet ve sosyal bilimler konularında yabancı dilde yazılmış hakemli ve hakemsiz makaleler ile yüksek mahkeme kararları ve mevzuat hükümlerinin çevirilerine yer verilmektedir.

Dergiye gönderilen çevirilerin daha önce bir başka yayın organında yayımlanmamış veya yayımlanmak üzere gönderilmemiş olması gerekir. Çeviri makalelerin yayınlanabilmesi için; söz konusu makalenin yazarından, makalesinin Türkçe’ye çevrilerek yayımlanmasına izin verdiğini gösteren yazının yanı sıra, makalenin Türkçe’ye çevrilerek yayımlanmasına izin verdiğini gösteren izin yazılarının Adalet Bakanlığı Eğitim Dairesi Başkanlığı Hakim ve Savcı Eğitim Merkezi Enformasyon Şubesine ulaştırılması gerekmektedir. Yazarlara ve hakemlere “Kamu Kurum ve Kuruluşlarınca Ödenecek Teklif ve İşlenme Ücretleri Hakkında Yönetmelik” hükümleri kapsamında hesaplanan ücretin 1.5 katı tutarında çeviri ücreti ödenmektedir.

Küresel Bakış Çeviri Hukuk Dergisi 1. Sayı

Türkiye Adalet Akademisi

Ahlatlıbel Mh., Incek Şht. Savcı Mehmet Selim Kiraz Blv, 06800

Çankaya/Ankara

Tel: 312. 489 81 80

Faks: 312. 489 81 01

E-posta: taa@adalet.gov.tr

Web: www.taa.gov.tr

Küresel Bakış Çeviri Hukuk Dergisi – 25. Sayı

Türkiye Adalet Akademisi Hakkında

23/7/2003 tarihli ve 4954 sayılı Türkiye Adalet Akademisi Kanunu ile kurulan Türkiye Adalet Akademisi 703 sayılı KHK ile 2018 yılında kapatılmıştır. Türkiye Adalet Akademisi, 34 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yeniden kurulmuştur.

Türkiye Adalet Akademisi, Türkiye’nin Avrupa Birliğine katılım süreci çerçevesinde üye ülkelerdeki mevzuata ve uygulamalara uyumu sağlamak üzere, adalet alanında eğitim ve diğer bazı görevleri yerine getirmek üzere kurulmuştur.

Türkiye Adalet Akademisi, 4954 sayılı Türkiye Adalet Akademisi Kanununun 23.07.2003 tarihinde kabul edilmesi ile kurulmuştur. Kurum, tüzel kişiliğe sahiptir ve bilimsel, idari ve mali özerklik prensibi ile çalışmaktadır.

Türkiye Adalet Akademisinin İlke ve Değerleri
  • İnsan haklarına ve temel hürriyetlere saygılı olmak.
  • Evrensel değerlere ve farklılıklara saygılı olmak.
  • Toplumsal değerler ile ihtiyaçların farkında olmak.
  • Etik değerlere bağlı olmak.
  • Akademik özgürlük anlayışı ile araştırma ve geliştirme faaliyetlerine önem vermek.
  • Katılımcı, etkin, kaliteli ve çözüm odaklı hizmet sunmak.
  • Kaynakları etkin ve verimli kullanmak, liyakate önem vermek.
  • Şeffaf, ulaşılabilir ve hesap verebilir olmak.

Sinema Sektörü Meslek Birlikleri

0

Sinema Sektörü Meslek Birlikleri, Sinema Eserleri Sahipleri alanında faaliyet göstermektedir. Türkiye’de 2018 yılı itibari ile kurulmuş 10 meslek birliği bu alanda faaliyette bulunmaktadır.

1. BSB (BSB Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği)

Belgesel Sinemacılar Birliği (BSB), 1997 yılı Mart ayında yapılan Ulusal Konferans ile örgütlenme sürecine girmiş, Sivil bir platform olarak yola çıkmış Kültür Bakanlığı tarafından onaylanmış meslek birliğidir. Üniversite öğretim üyeleri; TRT ve özel televizyonların belgeselcileri; şirket sahibi olarak belgesel çalışmalar gerçekleştirenler; piyasada serbest olarak çalışanlar ve ilgili fakültelerin öğrencilerinden oluşan geniş bir üye ve gönüllü yelpazesi bulunmaktadır. Türkiye’de Belgesel Sinema’nın kuramsal altyapısını oluşturmak ve bu konudaki çalışmaları desteklemek- çoğaltmak, uygulama ile teori arasındaki bağı güçlendirmek amacıyla, “Belgesel Sinema” adlı yıllık dergiyi yayınlamaktadır.

Kuruluş Tarihi:29.12.1999
Adresi : Ergenekon Cad. N:10 Ahmet Bey Plaza K:7
Pangaltı Şişli İSTANBUL
Telefon :0 212 245 89 58 – 0 212 245 90 96
Faks:0 212 245 89 58
Web Adresi: www.bsb.org.tr

 

2. SESAM (Türkiye Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği)

Türkiye Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği merkezi İstanbul’da olmak üzere  kurulmuştur.  Üyeleri arasında önde gelen birçok sinema şirketi ve yapımcı bulunmaktadır. Amacı “ görsel” , görsel- işitsel “  sunumlar taşıyan filmler, sinematografik eserler, Sinema, Video, TV Filmleri, bilgisayar ve internet ortamı filmleri, dizi filmler, öğretici, teknik,bilimsel,tanıtım, eğlence, canlandırma mahiyetli filmler, kısa ve uzun metrajlı filmler, sinematografik eser mahiyetindeki reklam filmleri ve/ veya klipler, güncel filmler, tespit edildiği materyale bakılmaksızın, elektronik veya mekanik veya benzeri ve sair araçlarla gösterilebilen veya izlenebilen, hülasa, film şeridi, video bant, disk, disket, video cd, lazer disk, dijital kayıt, bilgisayar ortamı, (v.b.)  hangi taşıyıcı  ortama  ve kayıt formatına tespit  edilmiş veya edilecek olursa olsun ve hangi tekniklerle sunulursa sunulsun , yasaya göre “ sinema eseri “  veya sinematografik eser” sayılacak her türlü eserin eser sahipleri ve / veya  mali hak sahiplerinin ortak çıkarlarını korumak, kollamak, haklarını  izlemek, haklarının idaresini, alınacak tazminat ve telif ücretlerinin tahsili ile hak sahiplerine  dağıtımını sağlamaktır.

Kuruluş Tarihi:08.05.1986
Adresi    :Ergenekon Cad. Ahmetbey Plaza No: 10 Pangaltı/İstanbul
Telefon :0.212.247 57 08
Faks: 0.212.247 57 03
Web Adresi: www.se-sam.org

 

3. SETEM (Sinema ve Televizyon Eseri Sahipleri Meslek Birliği)

SETEM-Sinema ve Televizyon Eseri sahipleri Meslek Birliği 16 Nisan 2003 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığının izni ile kurulmuş meslek birliğidir.

Kuruluş Tarihi : 16.04.2003
Adresi : Ergenekon Cad. Ahmetbey Plaza No: 10 Kat:5/6/7/8 Pangaltı/İstanbul
Telefon : 0.212.230 15 08 – 0 212 230 15 95
Fax: 0 212 230 15 95
Web Adresi: www.setem.org.tr

 

4. SİNEBİR (Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği)

Meslek Birliği, ”Fikir ve Sanat Eseri Sahipleri ile Bağlantılı Hak Sahipleri Meslek Birlikleri ve Federasyonları Hakkında Tüzük’ün 7 inci maddesi uyarınca “sinema eserleri” alanında faaliyet göstermektedir. Birlik idari ve mali yönden Bakanlığın denetimine tabidir.

Kuruluş Tarihi : 30.10.2006
Adresi : Ergenekon Cad. Ahmetbey Plaza No: 10 Pangaltı/İstanbul
Telefon: 0554 380 57 77
Faks :0 212 247 39 12
Web Adresi: www.sinebir.org.tr

 

5. FİYAB (Film Yapımcıları Meslek Birliği)

FİYAB, 23 Ağustos 2005 tarihinde 28 kurucu üye ile kurulmuştur. FİYAB çalışmalarını Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak yürütmektedir. Amacı Türkiye’deki film yapımcılarını bir araya getirmek ve bu birliktelik sayesinde Türk sinema sektörünün gelişimini ve uluslararası platformda üst düzeye taşınmasını sağlamak olarak açıklanmıştır. Birlik, film yapımcılarının ortak çıkarlarını korumak, haklarını izlemek, kanunla tanınmış hakların idaresini ve takibini, alınacak ücretlerin tahsilini ve hak sahiplerine dağıtımını sağlamak, film yapımcılarının gelişmesini ve kamuoyu tarafından tanınmasını sağlamak ve yapım tekniklerini geliştirmek için faaliyet göstermektedir. FİYAB 400 civarında üyeye sahiptir. .

Kuruluş Tarihi : 19.08.2005
Adresi : Atatürk Bulvarı Ata Apt. No.231/10 Kavaklıdere / ANKARA
Telefon : 0.312. 467 43 14 (pbx)
Faks: 0 312 467 43 37
Web Adresi: www.fiyab.org.tr

 

6. SE-YAP (Sinema Eseri Yapımcıları Meslek Birliği)

SE-YAP (Sinema Eseri Yapımcıları Meslek Birliği), filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren film yapımcılarının ortak çıkarlarını korumak,  kollamak, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunuyla tanınmış hakların idaresini ve takibini yürütmek, alınacak tazminat ve telif ücretlerinin tahsiliyle hak sahiplerine dağıtımını sağlamak amacıyla 2007 yılında kurulmuştur. SE-YAP, yapımcılık mesleğinin kamuoyu tarafından tanınması ve gelişmesi hedefi doğrultusunda faaliyetlerde bulunmaktadır. SE-YAP (Sinema Eseri Yapımcıları Meslek Birliği) AGICOA ve FIAPF üyesidir. SE-YAP hem AGICOA vasıtasıyla Avrupa ve Amerika’daki yeniden iletim teliflerinin toplanmasında hem de yurt içinde oteller, kablo, uydu ve dijital yayın platformlarında yeniden iletim teliflerinin toplanmasında çalışmalar yapmaktadır.

Kuruluş Tarihi : 25.05.2007
Adresi : Sinema Meslek Birlikleri Merkezi Ergenekon Cad. Ahmetbey Plaza
No:10 Kat: 6 Harbiye Şişli İstanbul
Telefon: 0 212 246 33 22
Faks: 0 212 246 33 28
Web Adresi:www.se-yap.org.tr

 

7. TESİYAP (Televizyon ve Sinema Filmi Yapımcıları Derneği)

TESİYAP 2003 yılında kurulmuştur. Yapımcı meslek birlikleri arasında kurulmuş olan ilk yapımcı meslek birliğidir. Televizyon ve Sinema Filmi Yapımcıları Birliği, ülke televizyon endüstrisi film üretiminin yüzde yüze yakınını üreten ve 15.000 bölümün üzerinde sinematografik televizyon ürünü repertuvarı olan bir üye portföyüne sahiptir. Televizyon ve film endüstrisine katkıda bulunan toplulukların haklarını desteklemek amacıyla kurulan birlik, film endüstrisi içinde mesleki stratejiler belirlemek, vizyon koymak ve fikri mülkiyet hukuku sistemini güçlendirmek için akademik ve sektörel çalışmalar yapmaktadır.

Kuruluş Tarihi : 23.06.2003
Adresi :Sinema Meslek Birlikleri Merkezi Ergenekon Cad. Ahmetbey Plaza
No:10 Kat: 5-6-7-8 Harbiye Şişli İstanbul
Telefon: 0 212 247 36 02 – 0 212 247 39 02
Faks :0 212 247 39 12
Web Adresi: www.tesiyap.com

 

8. BİROY (Sinema Oyuncuları Meslek Birliği)

BIROY Sinema ve Dizi Oyuncuları Meslek Birliği, görsel ve işitsel alanlarda oyuncuların telif hakkini takip etmek, toplamak ve dağıtmak üzere 2009 yılında kurulmuş olan meslek birliğidir. BİROY’un amaçları; her türden Sinema, Video, TV,  Dizi, Bilgisayar ve İnternet ortamı filmleri, Reklam, kısa veya uzun metrajlı filmler, her nevi bedii, ilmi, öğretici, teknik ve bilimsel filmler ve bunlarla sınırlı olmaksızın, formatına, süresine ve tekniğine bakılmaksızın her türden sinematografik sinema eserleri ve/veya yapımlarında yer alan Oyuncuların ortak çıkarlarını korumak, kollamak, 5846 sayılı Kanun ile tanınmış hakların idaresini ve takibini, alınacak tazminat ve telif ücretlerinin tahsili ile hak sahiplerine dağıtımını sağlamaktır.

Kuruluş Tarihi : 07.10.2009
Adresi: Ergenekon Cad. Ahmetbey Plaza No: 10 Kat:5/6/7/8 Pangaltı/İstanbul
Telefon :0212 343 1680
Faks : 0212 343 1679
Web Adresi: www.biroy.org

 

9. ASİTEM (Anadolu Sinema ve Televizyon Eseri Sahipleri Meslek Birliği)

ASİTEM “Anadolu Sinema ve Televizyon Eseri Sahipleri Meslek Birliği”, Fikir ve Sanat Eseri Sahipleri ile Bağlantılı Hak Sahipleri Meslek Birlikleri ve Federasyonları Hakkında Tüzük”ün 7 nci maddesi uyarınca Sinema Eserleri Sahipleri alanında faaliyet göstermektedir.

Kuruluş Tarihi : 29.02.2012
Adresi : 1594/1 Sokak Kızılata Sitesi No:17 Kat:4 D:10 Bayraklı /İZMİR
Telefon: 0232 348 48 98
Fax No: 0 232 332 05 08
Web Adresi: http://www.asitem.org.tr/

 

10. SENARİSTBİR (Senaryo ve Diyalog Yazarı Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği)

Eser sahibi meslek birliklerinin senaristlerin haklarını savunacak alt yapıda ve donanımda bir birlik kurma iddiasıyla kurulan birlik, senaryo ve diyalog yazarlarının kendi meslek birliklerini oluşturmuştur. Senaryo ve Diyalog Yazarı Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliğinin kısa adı SENARİSTBİR’dir. Senaryo ve diyalog yazarlarının, yasal zorluklar nedeniyle sendikalaşmaları mümkün olmadığından bu meslek birliği kurulmuştur. Birlik, çalışma koşulları, tip sözleşmeler ve taban ücretlerinin belirlenmesi; üretim sonrası hak edilen telif bedellerinin alınabilmesi; bunların takibi, tahsili ve dağıtımı için mesleki örgütlenme yapmaktadır.ye ihtiyaç vardı. Senaristbir işte bu yüzden kuruldu.

Adresi: Ergenekon Cad. Ahmet Bey Plaza No:10 Kat:7 Pangaltı-Şişli/İstanbul
Telefon : 0212 232 53 85
Faks : 0212 232 53 86
Web Adresi: https://www.senaristbir.com/

 

İlk Dilekçe Kanunu

0
Dilekçe Hakkı
Dilekçe Hakkı

İlk Dilekçe Kanunu, “Türk vatandaşlarının Türkiye Büyük Millet Meclisine dilekçeyle başvurmaları ve dilekçelerin incelenmesi ile karara bağlanmasının düzenlenmesine dair Kanun” adıyla 26 Aralık 1962 tarihinde kabul edilmiş ve Resmî Gazetenin 5 Ocak 1963  tarihli sayısında yayınlanmıştır. Kanun, Dilekçe Hakkını düzenleyen ilk yasal düzenlemedir.

1961 Anayasası döneminde çıkarılan bu kanunun ardından, 1984 yılında Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun düzenlenmiş ve dilekçe hakkını garanti altına alan kanunun geleneğini devam ettirmiştir.

İlk Dilekçe Kanunu

MADDE 1

Türk vatandaşlarının Millet Meclisi Başkanlığına tek başlarına veya toplu halde gönderdikleri dilekçeler, Türkiye Büyük Millet Mecüisi Dilekçe Karma Komisyonunda incelenir. Bu Karma Komisyon, her toplantı yılı başınla, Cumhuriyet Senatosunca kendi üyeleri arasından seçilecek yedi üye ile Millet Meclisince milletvekilleri arasından seçilecek onsekiz üyeden kuruludur.

Karma Komisyona her Meclisteki siyasi parti gruplarından ve siyasi parti grupu mensubu olmıyanlardan seçilecek olanların teshitinde, bunların o Meclisteki sayılarının yüzde onarı esastır.

Bu esasa göre, her Mecliste hangi siyasi parti gruplarından ve siyasi parti grupu üyesi olmıyanlardan ne kadar aday gösterileceği, önceden, o Meclisin İçtüzüğüne göre yetkili organ tarafından aynı İçtüzükte gösterilen komisyonların seçimine dair kuralların uygulanması suretiyle yapılır.

Bu Karma Komisyon üyeliği, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosunun diğer karma komisyon ve komisyonları üyeliğiyle bağdaşamaz; geçici nitelikteki komisyonları üyeliğiyle bağdaşabilir.

Dilekçelerin Kaydedilmesi 

Anayasanın 82. Maddesi uyarınca, vatandaşların gerek şahıslarına ve gerek kamuya aidolarak, kanunlara ve tüzüklere aykırı gördükleri hususlar ile bir hakkın hak sahibine tanınmaması veya ihmale uğraması hakkında gönderiılen dilekçeler ve dilekçe mahiyetindeki telgraflar, Dilekçe Karma Komisyonu Müdürlüğünce, üzerlerine bir sayı konup özel bir deftere kaydedilir ve dilekçe sahibi veya sahiplerine bir alındı varakası gönderilir.

Dilekçelerin kabul şartlan
MADDE 3

Dilekçelerde, sahibi veya sahiplerinin imzası bulunmak, iş ve unvanı gösterilmek ve sahiplerinden en az birinin ikametgâhı belirtilmek gerekir.

Dilekçelerin bir Cumhuriyet Senatosu üyesi veya milletvekili eliyle verilmesi de mümkündür.

Bu takdirde, o üye, dilekçenin kendi vasıtasiyle verildiğini dilekçeye kaydedederek bu kaydın altını imzalar.

Başkanlık Divanı
MADDE 4

Dilekçe Karma Komisyonu Başkanlık Divanı, bir başkan, bir başkanvekili, iki sözcü ile iki kâtipten kurulur. Başkan ve başkanvekili, Karma Komisyona aynı Meclis tarafından seçilmiş olan üyeler arasından seçilemezler. îki sözcüden biri ile iki kâtipten biri, Karma Komisyona Cumhuriyet Senatosu tarafından seçilmiş olan üyeler arasından seçilirler. Başkanlık Divanı seçimi, Karma Komisyon üye tamsayısının salt çoğunluğu ile ve gizli oyla yapılır.

Dilekçelerin Başkanlık Divanınca incelenmesi
MADDE 5

Dilekçe Karma Komisyonu Başkanlık Divanı, Karma Komisyona gelen dilekçeleri, icabında ilgili bakanlığın da görüşünü almak veya bir temsilcisini çağırmak suretiyle inceliyerek

I – Dilekçe,

a) Adlî, idari veya askerî kaza mercilerinden birinin veya Uyuşmazlık Mabkemesinin veyahut Anayasa Mahkemesinin kararına konu olan; veya

b) Yukardaki (a) fıkrasında bahis konusu kaza mercilerinden birinde incelenmekte olan; veya

c) Halli, yukardaki (a) fıkrasında zikredilen kaza mercilerinden birinin kararına bağlı bulunan hususlardan şikâyete dairse; veya

d) Kanun teklif veya tasarısına konu olmayı gerektiriyorsa, dilekçenin görüşülemiyeceğini;

II – Dilekçe, son kararı almaya yetkili – Yüksek Hakimler Kurulu dâhil olmak üzere – bir idari merci tarafından henüz kesin bir karara bağlanmamış bir hususa aitse, dilekçe sahibi veya sahiplerine, Karma Komisyonca yapılabilecek bir işlem olmadığı ve yetkili idari mercie başvurması lüzumunun bildirilmesi gerektiğini karara bağlar.

III – Karma Komisyon Başkanlık Divanı, bu maddede bahis konusu kararlarını, dilekçenin sahip ve sahiplerini, iş ve unvanlariyle ikametgâhlarını, tarihini, kayıt tarihi ve sayısını ve konusunu gösteren bir cetvele geçirerek her hafta başında Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerine dağıtır. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinden birinin, bu cetvelde gösterilen Başkanlık Divanı kararma cetvelin dağıtım tarihinden itibaren on gün içinde yazıyla itiraz etmemesi takdirinde, Başkanlık Divanı karan kesinlesir ve dilekçe sahip veya sahiplerine yazıyla bildirilir.

Dilekçelerin Karma Komisyonca incelenmesi
MADDE 6

Karma Komisyon Başkanlık Divanının 5 nci maddenin I ve II nci bendleri dışında gördüğü dilekçeler ile aynı maddenin zikri geçen bendleri gereğince karara bağladığı dilekçelerden süresi içinde itiraza uğrayanlar, Karma Komisyon Genel Kuruluna sevk edilir.

Karma Komisyon Genel Kurulu, kendisine sevk edilen dilekçeleri^ ilk önce, karar konusu olup olamayacakları noktasından 5 nci maddenin I ve II nci bendleri gereğince inceliyerek bu hususu karara bağlar.

Karma Komisyon Genel Kurulu, karar konusu olabileceğini kararlaştırdığı dilekçeleri, lüzum gördüğü takdirde, ilgili bakanlıktan gereken bilgiyi aldıktan sonra, esas bakımından inceliyerek karara bağlar. Bu kararın birer sureti ilgili bakanlığa veya bakanlıklara, birer sureti de dilekçe sahip veya sahiplerine ve dilekçe bir Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi eliyle verilmişse, o üyeye gönderilir.

T. B. M.M. üyelerine dilekçeler hakkında dağıtılan cetvel
MADDE 7

Karma Komisyon Başkanlık D vanı, her hafta, Karma Komisyon Genel Kurulunca alman kararları, 5 nci maddenin III ncü bendinde bahis konusu cetveldeki bilgilerin yer aldığı bir cetvel halinde bütün Cumhuriyet Sena’osu üyeleriyle milletvekillerinle ve bakanlara dağıtır. Bu cetvelde, Karma Komisyon Genel Kurulunun kararının ve gerekirse, gerekçesinin tam metni yayınlama

Bakanlıkların temsili
MADDE 8.

Dilekçe Karma Komisyonu Genel Kurulunda, Karma Komisyonca lüzum görülürse, görüşülen dilekçe ile ilgili bakanlık veya bakanlıklar temsilcileri hazır bulunur.

Karma Komisyon Genel Kurulu kararlarına itiraz
MADDE 9

Türkiye Büyük Millet Meclisinin her üyesi, 6 nci maddede bahis konusu cetvelin dağıtılması gününden itibaren otuz gün içinde, Dilekçe Karma Komisyonu Genel Kurulunun kararına, gerekçe göstererek yazıyla itiraz edebilir. Bu itirazlar, Dilekçe Karma Komisyonu Başkanlığına verilir. Bu süre içinde itirazda bulunulmamışsa, dilekçe hakkındaki karar kesinleşir.

Karma Komisyon Genel Kurulu, o dilekçe için, itiraz tarihinden itibaren otuz gün içinde bir rapor düzenliyerek Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına sunar,

Cumhuriyet Senatosunun alacağı karar, yenilen Karma Komisyon Genel Kurulunda görüşülür ve Karıma Komisyon, bu konudaki raporunu, Cumhuriyet Senatosunun kararı tarihinden itibaren yedi gün içinde, Millet Meclisi Başkanlığına sunar. Millet Meclisinin kararı kesindir.

Karma Komisyon, raporunu, Cumhuriyet Senatosu ve Millet Meclisi Genel kurullarında kendisi savunur. Raporun savunulmasında uygulanan kurallar, ilgili Meclisin İçtüzüğünün koyduğu kurallardır. Rapor, Meclisler Genel Kurullarında sadece bir defa görüşülür. Cumhuriyet Senatosu ve Millet Meclisi Genel Kurullarında bu konuda karar verilmeden önce, ilgili bakan veya bakanlar veyahut gönderecekleri yüksek dereceli memurlar dinlenir, Bu raporlar, itiraz sahibinin Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sıfatı kalkmış veya Millet Meclisi dönemi sona ermiş olsa bile, Yasama Meclislerinde görüşülür; ancak, Millet Meclisi döneminin sona ermiş bulunması takdirinde, Karma Komisyonun yeni bir rapor hazırlaması gereklidir.

Bu madde hükümleri gereğince kesinleşen kararlar, 6 nci maddenin 3 ncü fıkrası uyarınca, ilgililere ve ilgili bakanlık veya bakanlıklara bildirilir.

Sürelerin işlememesi hali
MADDE 10

Yasama Meclislerinin tatili veya ara vermesi sırasında, 5 ve 9 ncu maddelerde bahis konusu süreler işlemez; ancak, tatil veya ara verme sırasında Dilekçe Karma Komisyon çalışmaktaysa, 5 nci maddedeki süre işlemeye devam eder.

Kaza mercilerinde -incelenen ve bu mercilerde harar konusu olan dilekçeler
MADDE 11

Dilekçe Karma Komisyonuna gelmesinden sonra hakkında inceleme ve görüşmelerin devam ettiği bir dilekçenin konusu, bu devre sırasında adlî, idari veya askerî kasa mercilerine, Uyuşmazlık Mahkemesine veya Anayasa Mahkemesine aksetmişse, bu dilekçe hakkındaki işlemler derhal durdurulur ve durum 6 nci maddenin 3 ncü fıkrası uyarınca ilgililere ve ilgili bakanlık veya bakanlıklara bildirilir.

Konuları, adlî, idari veya askerî mahkemelerce, Uyuşmazlık Mahkemesince veya Anayasa Mahkemesince karara bağlanan dilekçeler hakkındaki işlemler derhal durdurulur ve dimim 1 nci fıkrada gösterilen şekilde ilgililere bildirilir.

Dilekçeler hakkındaki kesin kararların sonucu
MADDE 12

Bakanlar, 9 ncu madde gereğince kesinleşen kararlar hakkında yaptıkları işlemi, aynı maddenin son fıkrası uyarınca kendilerine yapılan bildiri tarihinden itibaren altmış gün içinde, Karma Komisyon Başkanlığına yazıyla bildirirler. Bu bildiriler, 7 nci maddede bahis konusu cetvelde ayrı bir kısımda yayınlanmakla beraber, Karma Komisyon Genel Kurulu, bunlardan gerekli gördüklerinin Yasama Meclislerinde görüşülmesini istiyebilir. Bu takdirde, Karma Komisyon, kendi görüşünü belirten bir rapor hazırlıyarak Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına sunar.

Karma Komisyonun bu istekte bulunması takdirinde, 9 ncu maddenin 3, 4 ve 5 nci fıkraları hükümleri uygulanır.

İlgili bakanlık 1 nci fıkra uyarınca yapması gereken bildiriyi yapmadığı takdirde de, aynı fıkra hükümleri uygulanır.

Özel af dilekçeleri
MADDE 13

Kesinleşmiş cezalann hafifletilmesi veya kaldırılması hakkındaki dilekçeler, ancak hükümlülerin kendileri, dördüncü dereceye kadar (bu derece dâhil) kan ve sıhrî hısımları, kanuni mümessilleri veya vekilleri tarafından verilebilir. Vekilin avukat olması şart değildir.

Bir özel af dilekçesinin Karma Komisyonca dikkate alınacak değerde görülmesi takdirinde, Karma Komisyon, bir özel af kanunu tasarısı hazırlıyarak Mîllet Meclisi Başkanlığına sunar. Bu tasarı Anayasanın 92 nci maddesi gereğince muamele görür.

Millet Meclisi Başkanının yetkileri
MADDE 14

Millet Meclisi Başkanı ve Başkanlık Divanı, Millet Meclisi İçtüzüğü gereğince komisyonlarla ilgili olarak haiz olduğu yetkileri, Dilekçe Karma Komisyonu için de haizdir.

İlga edilen komisyonlar ve geçici İçtüzük maddeleri
MADDE 15

Anayasanın 3 ncü geçici maddesi gereğince Cumhuriyet Senatosu ve Millet Meclisinde uygulanan Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1 Kasım 1956 tarihli Dahilî Nizamnamesi uyarınca her iki Mecliste kurulmuş olan Dilekçe komisyonları kaldırılmıştır.

Zikri geçen İçtüzüğün 50, 51, 52, 58, 54, 55, 56, 57, 58 ve 59 ncu maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır.

İlk Karma Komisyonun seçimi
GEÇİCİ MADDE

Bu kanunun yayımı tarihinden itibaren onbeş gün içinde birinci maddede derpiş edilen Karma Komisyonun seçimi her iki Yasama Meclisinde tamamlanır.

Bu kanunun yayımı Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatil zamanına rastlarsa, seçim, tatilin sona ermesinden itibaren aynı süre içinde yapılır.

Bu kanunun yürürlüğe girmesi

MADDE 16

Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Bu kanunun yürütülmesi
MADDE 17

Bu kanun Türkiye Büyük Millet Meclisince yürütülür,
4 Ocak 1963

5 Ocak – Hukuk Takvimi

0

5 Ocak – Hukuk Takvimi – Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar

1548

İspanyol Cizvit rahibi, filozof ve teolog Francisco Suárez doğdu. (Ölümü: 25 Eylül 1617) 13 yaşındayken  hukuk eğitimi almak üzere Salamanca Üniversitesi’ne girdi. 1565 ve 1570 yıllarında Salamanca Üniversitesi’nde felsefe ve ilahiyat eğitimi aldı. 1571 yılında Segovia Üniversitesi’nde profesör ünvanı aldı. Segovia, Valladolid Üniversitesi, Roma Üniversitesi ve Salamanca Üniversitesi’nde profesörlük yaptı. Doğal hukuk ile devletin hukuku arasındaki gözle görülür farkları ortaya koydu. Devletin hukukunun ihtiyaçlar doğrultusunda değiştirilebilir olduğunu savundu. “Devletin hukuku, insanlar belli topraklara bölünse de belli bir bütünlük var olduğundan dolayı vardır. İnsanlar doğaları gereği iletişim kurmadan veya yardımlaşmadan yaşayamazlar. Bu sebepledir ki insan ilişkilerini düzenleyen bir devlet ve devleti düzenleyen bir hukuk sistemine mecburiyet vardır” dedi.

1735

Venedikli devlet adamı ve diplomat Carlo Ruzzini öldü. (d. 11 Kasim 1653 – 5 Ocak 1735) Çok sayıda diplomatik misyona liderlik yaptı ve Osmanlı Devleti ile yapılan Karlofça Antlaşmasında da Venedik’i temsil etti. Çok sayıda ülkede elçilik yaptı ve uluslararası tecrübesi sayesinde Venedik’te aranan bir kişi olarak önemli roller oynadı. 4 Haziran 1732 – 5 Ocak 1735 döneminde Venedik Cumhuriyeti’ne “Doçe” unvanı ile devlet başkanlığı yaptı.

1767

Fransız felsefeci ve ekonomist Jean-Baptiste Say dünyaya geldi. (5 Ocak 1767 – ö. 15 Kasım 1832) Say Kanunu ya da Mahreçler Kanunu olarak bilinen teorisi ile tarihe geçti.

1809

Osmanlı-İngiliz Savaşı’nı sona erdiren Kale-i Sultaniye Antlaşması(Çanakkale Antlaşması) imzalandı. Antlaşmaya Osmanlı tarafını temsilen nişancı Mehmet Emin Vahat Efendi, Birleşik Krallık tarafını temsilen Robert Adair imza koydu. On iki maddeden oluşan bu antlaşmaya göre Birleşik Krallık’ın işgal etmiş olduğu Osmanlı toprakları Osmanlı İmparatorluğu’na geri verildi.

1846

Modern insanın, değişmez değerleri tanımadan kendini bulamayacağını savunan Alman felsefeci Rudolf Christoph Eucken dünyaya geldi. (5 Ocak 1846 – 14 Eylül 1926)

1851

Hukukçu ve bürokrat Böcüzade Süleyman Sami doğdu. (Ölümü: 30 Mayıs 1932) İstanbul Hukuk Mektebi’ni bitirdi. hakimlik icazeti aldı. 18 yaşında kâtip oldu. Isparta’ya gitti ve orada belediye başkanlığı görevinde bulundu. II. Meşrutiyet’in ilanı ile Isparta mebusu seçilerek Meclis-i Mebûsan’a girdi. 1899’da İzmir Hizmet gazetesinde yayımlatmış olduğu Isparta Tarihi’ni yeniden elden geçirerek 1000 sayfaya yakın bir kaynak kitap haline getirdi.

1867

Yunanistan Başbakanı Dimitrios Gunaris doğdu. (Ölümü: 15 Kasım 1922) Küçük Asya Faciası’ndan sonra Yunanistan’da düzenlenen Altılar davası olarak bilinen duruşma sonrası, idama mahkûm edildi. Duruşmalardan hemen sonra Atina’da bir aşağılama şekli olarak sandalyeye ters oturtulmuş şekilde sırtından kurşuna dizilerek idam edildi.

Dimitrios Gunaris

1876

İkinci Dünya Savaşı sonrası modern ve demokratik Almanya’nın mimarı olarak sayılan hukukçu ve Alman Şansölyesi, Konrad Hermann Josef Adenauer doğdu. (Ölümü: 19 Nisan 1967) Freiburg, Münih  ve Bonn’da Hukuk ve Ekonomi Politikası tahsili gördü. Daha sonra Köln’de stajyer hakim olarak çalıştı. Köln Eyalet mahkemesinde yardımcı hakim olarak görev aldı.  1906’da Köln Belediye Meclisi üyesi oldu. 1917’de Köln Belediye Başkanlığına seçildi. 1918’de ömür boyu Prusya Senatosu’nun üyesi oldu. İşçi ve Asker Kurulu tarafından disiplin görevlisi olarak atandı. 1946’da yeni kurulan CDU’nun ilk başkanı seçildi ve 1966 yılına kadar da bu görevde kaldı. 1949’da Alman Federal Meclisi üyesi oldu ve 1966 yılına kadar bu görevini sürdürdü. 15 Eylül 1949 – 16 Ekim 1963 tarihlerinde Almanya Şansölyesi olarak görev yaptı. Batılı devletlerle diplomatik ilişkileri yeniden kurma ve uluslararası organizasyonlara üye olma hakkı tanıyan Petersberg anlaşmasını imzaladı. 1963’te De Gaulle ile Paris’te Alman-Fransız İşbirliği Antlaşmasını imzaladı. 1963 sonbaharında Federal Şansölyelikten istifa etti. Köln Üniversitesi’nin kurulmasına olan katkılarından dolayı, Politika, Tıp, Hukuk ve Felsefe alanlarında Köln Üniversitesi fahri doktorluğuna layık görüldü. Son yurtdışı ziyaretini 1967 yılında İspanya’ya yaptı. 19 Nisan 1967 tarihinde Bonn yakınlarındaki Rhöndorf’ta 91 yaşında iken yaşamını yitirdi.

1895

Dreyfus Davasında, casusluk suçlamasıyla yargılanan Yüzbaşı Alfred Dreyfus ömür boyu hapse mahkûm oldu ve rütbeleri söküldü. Dreyfus’un haksız yere casusluk suçuyla yargılandığı dava, 22 Aralık 1894’te Fransa’da başladı. Dava, Alman Askeri Ataşesi’nin çöp sepetinde bulunan ve Dreyfus’ün el yazısıyla yazıldığı iddia edilen belgeye dayanarak açıldı. Dosyada başka delil bulunmamasına ve Dreyfus’un kağıttaki el yazısının kendisinin eli ürünü olmadığını ifade etmesine rağmen, bu belgenin Dreyfus’a ait olup olmadığı araştırılmak yerine Fransız İstihbaratının hazırlamış rapora göre mahkumiyet verildi. Emil Zola’nın ünlü “suçluyorum”u kamuoyunu harekete geçirdi ve Dreyfus’un yeniden yargılanarak aklanmasını sağladı.

Dreyfus Davası – Sami Selçuk

1928

Türkiye – Meksika Dostluk Antlaşmasının, onaylanmasına ilişkin kanun mecliste 5 Ocak 1928’de kabul edildi. Antlaşma 25 Mayıs 1927 tarihinde, Roma’da imzalandı, 12 Temmuz 1928’de yürürlüğe girdi.

1928

Hukukçu ve Pakistan Eski Devlet Başkanı Zülfikar Ali Butto, Sind eyaletinde doğdu. (5 Ocak 1928 – 4 Nisan 1979) Kaliforniya Üniversitesi ve Oxford Üniversitesi’nde eğitim gördü. Lincoln’s Inn’de avukatlık eğitimi aldı. Başkan İskender Mirza’nın kabine üyelerinden biri olarak siyasete girdi. 1973’ten 1977’ye kadar Pakistan’ın dokuzuncu Başbakanı, 1971’den 1973’e kadar Pakistan’ın dördüncü Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. Aynı zamanda Pakistan Halk Partisi’nin (PPP) kurucusudur. 1979’da idam edilinceye kadar partinin başkanlığını yürüttü. 1979 yılında idam edildi. 

1928

Hukukçu ve siyasetçi Walter Frederick Mondale doğdu. (Ölümü: 19 Nisan 2021) Minnesota Üniversitesi‘nde hukuk bölümünü bitirdi. Bir süre Minnesota Yüksek Mahkemesi’nde kâtip olarak çalıştıktan sonra, 1960’ta Minnesota valisi tarafından eyalet başsavcılığına atandı ve 1964’e kadar görev yaptı. 1966 ve 1972’de olmak üzere iki kez Minnesota senatörü seçildi. 1976’da başkanlık seçimini kazanan Jimmy Carter’ın başkan yardımcısı oldu. 1984’te Cumhuriyetçi Parti Amerika Birleşik Devletleri Başkan Adayı oldu. Bill Clinton’ın başkanlığı döneminde Japonya’ya büyükelçi olarak atandı ve 1993–1996 arasında görev yaptı. George H. W. Bush’un ölümünden sonra hayatta olan en yaşlı ABD Başkan Yardımcısı unvanını kazandı.

1929

Anadolu-Bağdat ve Mersin-Tarsus Demiryolları ile Haydarpaşa Garı devletleştirildi.

1933

Amerika Birleşik Devletleri’nin 30. başkanı olarak görev yapan hukukçu Calvin Coolidge yaşamını yitirdi. (4 Temmuz 1872 – 5 Ocak 1933)

1960

Kim Dergisi sorumlu yazı işleri müdürü Şahap Balcıoğlu hakkında kesinleşen 16 aylık cezayı çekmek üzere günü cezaevine girdi.

1961

6-7 Eylül Katliamı davası sonuçlandı. Sanıklardan Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve eski İzmir valisi Kemal Hadımlı mahkûm oldu. Aynı gün Fuad Köprülü ve Fahrettin Kerim Gökay Yassıada’dan tahliye edildi.

1963

İlk Dilekçe Kanunu, “Türk vatandaşlarının Türkiye Büyük Millet Meclisine dilekçeyle başvurmaları ve dilekçelerin incelenmesi ile karara bağlanmasının düzenlenmesine dair Kanun” adıyla 26 Aralık 1962 tarihinde kabul edildi ve Resmî Gazetenin 5 Ocak 1963  tarihli sayısında yayınlandı. Kanun, Dilekçe Hakkını düzenleyen ilk yasal düzenlemedir.

1963

Bağımsız Milletvekili Celal Kargılı’nın öncülüğünde Deniz- Yusuf-Hüseyin’in de yargılandığı “politik suçlarda idam cezasının kaldırılması” kampanyasında-aralarında Cumhuriyet Savcı Yardımcısı Doğan Öz’ün de bulunduğu 1.790 kişinin imzaladığı metin Cumhurbaşkanlığı, Meclis ve Senato’ya sunuldu.

1963

Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT) Yönetim Kurulu üyesi Emin Galip Sandalcı beraat etti. Emin Galip Sandalcı 4,5 aydır tutukluydu.

1973

İrlanda Anayasası‘nda yapılan değişikliklerle, oy verme yaşını 21’den 18’e düşürüldü,

1976

Demokratik Kamboçya Anayasası, Milli Kongre tarafından 14 Aralık 1975 tarihinde kabul edilmiş ve 5 Ocak 1976 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

1978

Kurucuları arasında oyuncular Fahrettin Cüreklibatur (Cüneyt Arkın) ve Semra Özdamar’ın da bulunduğu DİSK’e bağlı “Sinema Emekçileri Sendikası” SİNE-SEN) kuruldu.

1979

DİSK’in çağrısıyla Türkiye çapında 5 dakika iş bırakma eylemi (Faşizmi Lanetleme Eylemi) yapıldı.

1980

Adalet Bakanlığı, siyasal suçlara ilişkin ceza artırımını öngören Türk Ceza Kanunu (TCK) değişiklik tasarısını yılında Başbakanlığa sundu.

1981

UNESCO Atatürk Yılı, Kenan Evren’in TBMM’de yaptığı konuşmayla kutlamalara açıldı. UNESCO’nun 27 Kasım 1978’de Paris’te düzenlediği 20. Genel Kurul toplantısında UNESCO’nun 27 Kasım 1978’de Paris’te düzenlediği 20. Genel Kurul toplantısında 1981 yılının, doğumunun yüzüncü yılı olması nedeniyle, Atatürk Yılı olarak kutlanmasına karar verilmişti. “Atatürk uluslararası anlayış, işbirliği ve barış yolunda çaba göstermiş üstün kişi, UNESCO’nun yetki alanlarında yenilikler gerçekleştirmiş bir inkılapçı, sömürgecilik ve yayılmacılığa karşı savaşan ilk önderlerden biri, insan haklarına saygılı, insanları ortak anlayışa ve devletleri dünya barışına teşvik eden, bütün yaşamı boyunca insanlar arasında renk, din, ırk ayırımı gözetmeyen, eşi olmayan devlet adamı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusudur.”

1982

Kıbrıslı Türk hukukçu, siyasetçi ve diplomat Ahmet Zaim yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1927) İngiltere’de hukuk eğitimi gördü. 1947-1955 yılları arasında Mağusa’da avukatlık yaptı. 1959-1960 yıllarında geçici Kıbrıs hükûmetinde savunma bakanlığı müsteşarı olarak görev yaptı. 25 Kasım 1960’ta Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Bonn büyükelçiliğine atanan ilk büyükelçisi oldu. 28 Ağustos 1964’te bu görevinden azledildi. 28 Ekim 1964’te Türkiye büyükelçisi olarak atandı ve bu görevi 12 yıl boyunca sürdürdü.

1982

Seri katil William Bonin, 5 Ocak 1982’de, 10 genç erkeğe tecavüz etmek ve öldürmek suçundan idam cezasına mahkûm edildi. Hiçbir pişmanlık belirtisi göstermedi. 21 kişiyi öldürdüğü tahmin edilmekte olan Bonin, 23 Şubat 1996’da Kaliforniya’da zehirli iğne ile infaz edildi.

1983

Türkiye Yazarlar Sendikası’nın 17 yöneticisi ve bir üyesi hakkında açılan davaya, Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi’nde başlandı. 1985’te sona eren davada Aziz Nesin, Bekir Yıldız ve Asım Bezirci gibi yazarlar yargılandı.

1983

YÖK, öğretim üyeleri ve öğrenciler için yeni bir “kılık-kıyafet genelgesi” yayınladı.

1984

İsviçre Medenî Kanununda değişiklik yapıldı. Eşlerin mal rejimini düzenleyen İsviçre Medenî Kanununun altıncı bölümü (Sechster Titel) 1 Ocak 1988 tarihinde  yürürlüğe  giren  5 Ocak 1984 tarihli bir  Kanunla yeniden düzenlenerek mal birliği yerine “Edinilmiş Mallara Katılma” (Errungenschaftsbeteiligung) olarak kabul edildi. Medeni Kanun bakımından İsviçre’yi örnek alan Türkiye ise 2002 yılında aynı değişikliği uyguladı.

1992

“Komünist Manifesto” çevirisinden yargılanması sürerken darbe sonrası 1981’de İsviçre’ye giden, 1985’de kesinleşen 7.5 yıl hapis cezası üzerine iltica başvurusu yapıp İsviçre’ye yerleşen Nur Deriş, 141-142’den mahkumiyet davaları düşürüldükten sonra Türkiye’ye geldi.

1993

Kabardey-Balkarya Cumhuriyeti ilan edildi.

1993

ABD’de 1965’ten sonra ilk kez asılarak idam gerçekleştirildi. Seri katil Westley Allan Dodd Washington’da asıldı.

1994

Doç. Dr. Fikret Başkaya, Paradigmanın İflası adlı kitabından dolayı 20 ay hapis cezasına çarptırıldı.

1996

Üsküdar E Tipi (Ümraniye) cezaevi operasyonunda öldürülen 3 mahpus için Sultanahmet Adliyesi’ne yapılan suç duyurusuna polis müdahale etti: 100 gözaltı.

1997

Sabancı suikastı sanıklarından Mustafa Duyar, Şam’da Türk Büyükelçiliği’ne teslim oldu.

1998

Metin Göktepe’nin 8 Ocak 1996’da polislerce dövülerek öldürüldüğü Eyüp Kapalı Spor Salonu’nda olaydan 2 yıl sonra tanıklar ve sanık polislerle birlikte keşif yapıldı. Baret giyen gazeteciler ve Göktepe ailesi Eyüp Adliyesi önünde toplanıp spor salonunun önüne yürüdü.

1999

Adalet Bakanlığı, bir genelgeyle bekaret kontrolünü yasakladı.

2011

Yabancıların İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanun’dan ”çingene” tabirinin çıkarılmasına ilişkin yasa değişikliği, TBMM’de kabul edildi.

2016

Kanadalı hukukçu, liberal siyasetçi ve gazeteci Jean-Paul L’Allier yaşamını yitirdi. (Doğumu: 12 Ağustos 1938)  Ottawa Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı. Ottawa ve Outaouais’da avukatlık yaptı.  1980’lerde Le Devoir gazetesi için çalıştı. Deux-Montagnes bölgesindeki Quebec Ulusal Meclisi’ne aday oldu.  1970 yılından 1975 yılına kadar  Kültür Bakanı olarak 1975 den 1976 yılına kadar da Haberleşme Bakanı olarak görev yaptı. 1989’da şehrin 38. Belediye Başkanı olarak yemin etti. 1993 ve 1997 yıllarında yeniden seçildi.

2014

Seri katil Ali Kaya (Bebek Yüzlü Katil) hapishaneden ikinci kez firar etti. Gaziantep Hapishanesi’nden ziyaretçi kalabalığından faydalanarak kaçtığı anlaşıldı. Yokluğu akşam saatlerinde mahkûmların kontrolü sırasında fark edildi. Jandarma ekiplerince şiddetli bir çatışmanın ardından tekrar yakalandı.

2017

İzmir Adliyesi’ne bomba yüklü araç ile saldırı düzenlendi. Saldırıda Saldırıda polis memuru Fethi Sekin ile bir adliye çalışanı yaşamını yitirdi, saldırıyı düzenleyenlerden 2 kişi öldürüldü. Üçü polis, 7 kişi yaralandı.

2020

İspanyol asıllı Andorralı hukukçu, diplomat, bürokrat ve yazar Antoni Morell Mora yaşamını yitirdi. (Doğumu: 14 Aralık 1941) Universidad de Zaragoza ve Universitat de Barcelona’da hukuk eğitimi gördü.  1970’li yıllardan itibaren yerel yönetim görevlerinde bulundu. 1981’den 1984’e kadar  Birinci  Andorra Hükümeti Genel Sekreterliğini yaptı. 2005-2010 yılları arasında Andorra Büyükelçisi olarak görev aldı. Prenslik Yazarlar Derneği’nin Başkanıydı. Sosyoloji, coğrafya, tarih ve hukuk disiplinleri üzerine çok sayıda makale yazdı. Edebi faaliyetleri nedeniyle birçok ulusal ve uluslararası ödül kazandı.

2021

Brezilyalı siyasetçi, hukuk akademisyeni ve gazeteci, Bonifácio José Tamm de Andrada öldü. (Mayıs 1930 – Ocak 2021)

2023

Güney Koreli hukukçu, Kim Deok-ju öldü. (29 Eylül 1933 – 5 Ocak 2023) 29 Eylül 1933’te Güney ChungcheongGüney Kore‘de doğdu. Seul Ulusal Üniversitesi‘nden mezun oldu. 1990 ile 1993 yılları arasında Kore Yüksek Mahkemesi Başkanı olarak görev aldı. 5 Ocak 2023’te Seul, Güney Kore‘de 89 yaşında vefat etti.

2023

Güney Koreli hukukçu, Kim Deok-ju öldü. (29 Eylül 1933 – 5 Ocak 2023) 29 Eylül 1933’te Güney ChungcheongGüney Kore‘de doğdu. Seul Ulusal Üniversitesi‘nden mezun oldu. 1990 ile 1993 yılları arasında Kore Yüksek Mahkemesi Başkanı olarak görev aldı. 5 Ocak 2023’te Seul, Güney Kore‘de 89 yaşında vefat etti.

2025

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un “Bolu Belediye Başkanı Özcan hakkında Bolu Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatıldığını açıkladı. Özcan ise “Suriyelilerin işyeri ruhsatlarını hukuksuz şekilde iptal ettim” sözlerinden ötürü “Pişman değilim” açıklaması yaptı.

2026

ABD özel kuvvetlerinin düzenlediği operasyonla kaçırılan ve New York’ta gözaltında bulunan Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro Maduro ve eşi Cilia Flores, ifadeleri alınmak üzere mahkemeye götürüldü. Maduro’ya “uyuşturucu terörizmi, kokain kaçakçılığı, ABD’ye karşı makineli tüfek ve yıkıcı cihazlara sahip olma” suçlamalarının yöneltiliyor. 

İsviçre Federal Konseyi, ABD’nin alıkoyduğu Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve onunla bağlantılı kişilerin ülkedeki tüm mal varlıklarını dondurma kararı aldı.

2026

İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Özden Kaboğlu ve yönetim kurulu üyeleri, “basın ve yayın yoluyla terör propagandası yapmak” ve “basın ve yayın yoluyla yanıltıcı bilgi yaymak” suçlamalarıyla yargılandıkları davanın üçüncü duruşmasının ilk gününde İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıktı. Duruşmayı, 83 farklı ülkenin hukukçularını temsil eden 30 baro ile 17 uluslararası hukuk birliğinin, aralarında çok sayıda baro başkanı ve üst düzey yöneticinin de bulunduğu temsilcileri bizzat gözlemci olarak takip etti. Silivri’deki Marmara Cezaevi Yerleşkesi’nde bulunan 1 no’lu salonda görülen ve bir hafta sürecek duruşmaların ilk gününde esas hakkında mütalaaya karşı beyanlar sunuldu. Savcılık, esas hakkındaki mütalaasını yineleyerek sanıkların terör propagandası suçundan cezalandırılmasını talep etti.

Mississippi Yanıyor

0

Mississippi Yanıyor (orijinal adıyla Mississippi Burning), 1988 yapımı bir Amerikan suç drama filmidir. Film, gerçek bir olaya dayanmakta ve 1964 yılında Mississippi’de meydana gelen ırkçı şiddeti ve sivil haklar hareketini konu almaktadır.

Filmin yönetmenliğini Alan Parker yapmıştır, başrollerde ise Gene Hackman ve Willem Dafoe gibi ünlü oyuncular yer almaktadır.

Mississippi Yanıyor, iki FBI ajanının (Hackman ve Dafoe) üç sivil haklar savunucusunun kaybolmasını araştırmaları etrafında gelişmektedir. Bu kaybolma olayının, siyah Amerikalılara karşı ayrımcılık ve Ku Klux Klan’ın vahşi eylemleriyle bağlantılı olduğu tespit edilmiştir.

Mississippi Yanıyor filminin konusu 

Film, özellikle ırkçılık, adalet ve insan hakları üzerine sert mesajlar vermekte ve dönemin Amerika’sındaki toplumsal gerilimleri ele almaktadır. Dönemin atmosferini yansıtan sahneler, filmi unutulmaz kılmıştır.

Irkçı geçmişiyle tanınan, ABD’nin güney eyaleti Mississipi’de, 60’lı yıllarda bir zenci için yaşam hiç de kolay değildir. Bunu değiştirmek için çalışan 3 insan hakları eylemcisinin ortadan kaybolması iki FBI ajanının bölgeye gelmesiyle sonuçlanır.

Kendisi de bir Güneyli olan tecrübeli ajan Anderson, oralılarla nasıl iletişim kurulacağını gayet iyi bilmektedir ve soruşturmayı kendine has yöntemlerle yürütür. Genç Ajan Ward ise daha çok idealisttir ve delilleri ince eleyip sık dokumaktadır. İki ajanın yanı sıra valiyi, şerifin bürosunu, Ku Klux Klan’ı ve göründüğünden daha fazlasını barındıran esrar perdesini kaldırmak kolay olmayacaktır.

Film, En İyi Film kategorisi dahil olmak üzere 7 dalda Oscar’a aday gösterilmiştir.

Eleştirmenlerden olumlu yorumlar alan film, özellikle oyunculuk performansları, atmosferi ve sinematografisi ile beğeni toplamıştır. Ancak, tarihsel olayları yeniden canlandırma şekli bazı kesimlerden eleştiriler almıştır. Çünkü olaylar FBI’ın kahramanlığına odaklanarak sunulmuş, sivil haklar hareketinin kendi iç dinamikleri ve aktivistlerin katkılarının geri planda bırakıldığı düşünülmüştür.

Yönetmen Alan Parker
Yapımcı Frederick Zollo
Robert F. Colesberry
Yazar Chris Gerolmo
Oyuncular

Gene Hackman

Willem Dafoe

Müzik Trevor Jones
Görüntü yönetmeni Peter Biziou
Kurgu Gerald Hambling
Dağıtıcı Orion Pictures
Çıkış tarih(ler)i 2 Aralık 1988 (Washington)
9 Aralık 1988 (ABD)
Süre 128 dakika
Menşei Ülke ABD
Dil İngilizce
Bütçe 15 milyon $
Hasılat 34,6 milyon $ (ABD)
Filme Dönük Eleştiriler ve Sinematografi 

Mississippi Yanıyor filmi, Amerikan sinemasında toplumsal meseleleri güçlü bir şekilde ele alan yapımlar arasında yer almaktadır.

Tarihsel bir olayı dramatize etmesine rağmen, film önemli eleştiriler almıştır. Eleştirmenler, gerçek olayların yakın tarihte geçtiğine vurgu yaparak hikayenin abartılı ve değiştirilmiş yönlerine dikkat çekmiştir. Gerçek olayda kaybolan üç sivil haklar savunucusundan ikisi beyaz, biri ise siyah Amerikalıdır (James Chaney, Andrew Goodman, Michael Schwerner). Ancak film, bu olayın çözümünde FBI’ın katkısını vurgularken, sivil haklar hareketinin yerel halk üzerindeki etkisini ve aktivistlerin rolünü arka plana atmakla eleştirilmiştir.

Filmdeki karakter dinamikleri de dikkat çekicidir. Gene Hackman’ın canlandırdığı tecrübeli ve sert FBI ajanı ile Willem Dafoe’nun oynadığı idealist ve kuralcı genç ajan arasındaki çatışma, gerilimi artırmıştır. Hackman’ın karakteri şiddet ve tehditlerle mücadelede sert yöntemler kullanırken, Dafoe’nun karakteri kanunlara bağlı kalmayı tercih etmektedir. Bu durum, adaletin nasıl sağlanması gerektiğine dair derin bir ahlaki tartışma yaratmaktadır.

Sinematografi ve müzik de filmin güçlü yanları arasındadır. Güney’in kasvetli atmosferi, izleyiciye gerilim ve tehdit duygusunu hissettirirken Trevor Jones’un müzikleri, sahnelerin duygusal yoğunluğunu artırarak filmin etkileyiciliğini güçlendirmektedir.

Martin Luther King: Bir hayalim var

Uluslararası Menkul Kıymetler Komisyonları Örgütü Etik İlkeleri

0

Uluslararası Menkul Kıymetler Komisyonları Örgütü Etik İlkeleri; Sermaye Piyasası Kurulunun 1988 yılından beri üye olduğu Uluslararası Menkul Kıymetler Komisyonları tarafından kabul edilmiştir.

International Organization of Securities Commissions-IOSCO); sermaye piyasaları gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin sermaye piyasalarını düzenleyici otoritelerinin uluslararası alanda koordinasyon ve işbirliğini geliştirmek ¸zere oluşturdukları bir kuruluştur.

1990 yılı başlarında IOSCO Teknik Komitesi (Komite) sermaye piyasaları alanında t¸m ¸lkelere yol gˆsterici nitelikte olacak uluslararası ìEtik Davranışî ilkelerinin belirlenmesi amacıyla bir Áalışma grubu oluşturmuştur. Etik davranış kavramını kullanırken Komitenin amacı piyasanın b¸t¸nl¸ğ¸n¸ ve m¸şterileri Áıkarlarının ˆnceliğini korumak ¸zere oluşturulacak ve finansal aracılara
uygulanacak kuralların oluşturulması olmuştur.

«alışma grubunun hazırladığı raporda yer alan ˆnemli hususlara aşağıda ˆzet olarak değinilmektedir. İş ahlakı kurallarının uluslararası d¸zeyde ˆnem kazanmasının temel nedeninin 1970ílerden bug¸ne finansal piyasalarda meydana gelen değişimle birlikte ortaya Áıkan uluslarasılaşma olgusu olduğu ifade edilmekte, uluslarasılaşma olgusuna paralel bir başka değişim olarak da kurumsal yatırımcıların piyasalardaki payında ˆnemli artışlar ve bunların uluslararası d¸zeyde yatırımda bulunması belirtilmektedir.

«alışma grubu esas olarak finansal hizmet sunanlara yˆnelik ilkeler belirlemiştir. Bu ilkeler piyasanın g¸venliğini sağlamaya yˆnelik finansal yeterlilik ilkelerinden ayrı olmakla beraber yatırımcıların g¸veninin ve piyasanın işleyişinin geliştirilmesinde birbirini tamamlamaktadır. ÷nerilen ilkeler menkul kıymetler ile t¸m t¸rev araÁların alım satımı ile uğraşan ve bunlara yˆnelik tavsiyelerde bulunan
firmalara, bu firmaların Áalışanlarına ve temsilcilerine uygulanacaktır.

«alışma Grubuínun ˆnerileri 1990 yılının Kasım ayında bir IOSCO ÷nergeísi şeklinde IOSCO Başkanlar Komitesiínde kabul edilmiştir. Eyl¸l 2000 itibarıyla 58 IOSCO ¸yesi sˆzkonusu ˆnergeyi kabul etmiş olup T¸rkiyeíyi temsilen Kurulumuz bu 58 ¸ye arasında yer almamaktadır. ÷nergeíde yer alan ilkeler aşağıda verilmektedir;

1. Dürüst ve Adil Davranma

Firma faaliyetlerini yürütürken müşterilerinin çıkarlarını ve piyasaların  bütünlüğünü göz önünde tutacak şekilde dürüst ve adil bir şekilde davranmalıdır.

2. Özen

Firma faaliyetlerinin yürütülmesinde müşterinin en fazla yararına olabilecek ve piyasanın dürüst biçimde işlemesini sağlayacak şekilde gereken ˆzen , titizlik ve dikkati göstermelidir.

3. Yetenek (Capabilities)

Firma faaliyetlerinde başarılı olabilmesi için gerekli olan prosedür ve kaynakları etkin olarak kullanabilme yeteneğine sahip olmalıdır.

4. Müşterilere İlişkin Bilgi

Firma, müşterilere verilen hizmetlere ilişkin olarak müşterilerinin yatırım ama.ları, yatırım deneyimleri ve mali durumları hakkındaki bilgileri araştırmalı ve söz konusu bilgileri müşterilerden temin etmelidir.

5. Müşteriler İçin Bilgi

Firma, müşterileri ile olan ilişkilerinde ilgili belgelere ilişkin yeterli açıklamada bulunmalıdır.

6. Çıkar  Çatışması

Firma, müşterileri ile çıkar çatışmasından uzak durmaya çalışmalı ve eğer çıkar çatışması ile karşı karşıya kalınır ise müşterilerine adil davranmalıdır.

7. Uyum

Firmanın, müşterilerin çıkarlarını en iyi şekilde korumak ve piyasanın dürüst şekilde işlemesini sağlamak için tüm mesleki davranış kurallarına uyum konusunda gerekli ˆzeni göstermesi gerekmektedir

Türkiye’de İlk Banka Soygunu

0
Türkiye’de İlk Banka Soygunu

Türkiye’de ilk banka soygunu 1961 yılında gerçekleşti.

Necdet Elmas, 7 Temmuz 1961’de İstanbul Çemberlitaş’taki Buğday Bankası şubesine girerek “Kimse kıpırdamasın! Bu bir soygundur” diyerek Türkiye’deki ilk banka soygununu gerçekleştiren isimdir. Bankadan yaklaşık 2,900 lira (o dönemdeki değerine göre önemli bir meblağ) çaldı ve 1959 model Chevrolet marka arabasıyla olay yerinden kaçarak izini kaybettirdi. Ahlak anlayışıyla dikkat çeken bir anı olarak, bankada soygun sırasında işçi olduğunu söyleyen bir müşteriye “Ben işçinin parasını almam” diyerek parasını iade etmiştir. Bu davranışı onu halk nezdinde bir “Robin Hood” figürüne dönüştürmüştür.

İlk soygundan 12 gün sonra, 18 Ağustos 1961’de Kazlıçeşme’de bir İş Bankası şubesi soyuldu ve bu soygunu da Necdet Elmas gerçekleştirdi. Çaldığı tutar ise farklı kaynaklara göre 165,850 lira olarak geçmektedir.

Bankayı soyan Necdet Elmas arkadaşı olan Muzaffer Balçık’ın ihbarıyla 30 Ağustosta Darıca’da yakalandı. Mahkemede “Suç bir kir, ceza ise bir banyodur…” gibi çarpıcı savunmalar yaptı, duygu yüklü beyanlarda bulundu. 20 yıl hapse mahkûm edildi ve cezaevinde saygın biri haline geldi. Kütüphane kurdurdu, kitaplarla ilgilendi, sosyal işlerde görev aldı ve mahkumlar arasında arabuluculuk yaptı. 1974 yılında çıkan genel af ile serbest bırakıldı.

Serbest kaldıktan sonra Beşiktaş Belediyesi tarafından verilen büfeyi işletti. Ardından memleketi Konya’ya dönerek sessiz bir yaşam sürdürdü. 15 Ocak 2017’de Antalya’da vefat etti.

Yoksul bir ailenin çocuğu olarak 9 Ocak 1935′t3e Konya‘da doğan Necdet Elmas 12 yaşında evden kaçmış, çeşitli işlere girerek para kazanmaya çalışmıştı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni ikinci sınıfta bırakmış, bir süre memurluk yapmış, yedi yaşındaki çocuğunu kanser nedeniyle kaybettikten sonra yaşa dışı işlere yönelmişti.

Necdet Elmas

Hizmet İlişkisine Son Verilmesi Sözleşmesi

0
ILO 158 No’lu Hizmet İlişkisine Son Verilmesi Sözleşmesi

Hizmet İlişkisine Son Verilmesi Sözleşmesi, 2 Haziran 1982  tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiştir. Sözleşme, Türkiye tarafından 9 Haziran 1994 tarihinde 3999  sayılı yasa ile onaylanmış, Resmi Gazetenin 12 Ekim 1994 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

ILO 158 No’lu Hizmet İlişkisine Son Verilmesi Sözleşmesi

ILO Kabul Tarihi: 2 Haziran 1982 
Kanun Tarih ve Sayısı: 9 Haziran 1994 / 3999 
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 18 Haziran 1994 / 21964 
Bakanlar Kurulu Kararı Tarih ve Sayısı: 10 Ağustos 1994 / 94-5971 
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 12 Ekim 1994 / 22079 
Türkiye’de Yürürlüğe Girdiği Tarih: 4 Ocak 1995

Uluslararası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansı Çalışma Bürosu Yönetim Kurulunca 2 Haziran 1982 tarihinde Cenevre’de Toplanmaya çağrılmış ve düzenlediği 68 inci oturumunda,

Hizmet İlişkisinin Sona Ermesi Hakkında Tavsiyede (1963) mevcut uluslararası normları not ederek,

Hizmet ilişkisinin sona ermesi hakkında tavsiyenin (1963) kabulünden sonra bir çok üye devletin mevzuatında ve uygulamasında alınan Tavsiye’de sözü edilen sorunlarla ilgili olarak meydana gelen önemli gelişmeleri not ederek,

Bu konuda özellikle şu son yıllarda bir çok ülkede meydana gelen ekonomik güçlükler ve teknolojik değişiklikler sonucunda bu alanda karşılaşılan sorunlar çerçevesinde yeni uluslararası normları kabul etmenin uygun olacağına dikkate alarak,

Oturum gündeminde beşinci maddeyi teşkil eden “işverenin girişimiyle hizmet ilişkisinin sona ermesine” ilişkin çeşitli önerilerin kabulüne karar verdikten sonra,

Bu önerilerin uluslararası bir sözleşme şeklini almasına karar vererek,

Aşağıda Hizmet İlişkisine Son Verilmesi Hakkında Sözleşme (1982) olarak adlandırılacak olan bu sözleşmeyi 1982 yılı Haziran ayının 22 nci gününde kabul etmiştir.

BÖLÜM I 

UYGULAMA METODLARI 

UYGULAMA ALANLARI VE TANIMLAR 

MADDE 1

Bu sözleşme hükümlerinin, toplu iş sözleşmeleri, hakem kararları veya mahkeme kararları ile veya ulusal uygulamaya uygun başka bir yöntemle geçerlik kazanmadığı hallerde, yürürlüğe girmesi ulusal mevzuatla sağlanır.

MADDE 2

Bu sözleşme tüm ekonomik faaliyet alanlarına ve hizmet sözleşmesi ile istihdam olunanlara uygulanır.

Bir üye devlet hizmet ilişkisi içinde çalışanlardan aşağıdaki kategorilerde bulunanları iş bu sözleşme hükümlerinin tamamının veya bir kısmını uygulama alanı dışında bırakabilir

Belirli süreli veya belirli bir işin tamamlanması ile ilgili hizmet sözleşmesiyle çalıştırılan işçiler,

Süresi önceden ve makul olarak belirlenmiş deneme süreli hizmet sözleşmesi ile çalışan işçilerden deneme süresi içinde bulunanlar,

Süreksiz hizmet ilişkisi içinde çalışan işçiler.

Bu sözleşmenin koruyucu hükümlerinden kaçınmak amacıyla belirli süreli hizmet sözleşmeleri yapılmasına karşı yeterli güvenceler alınmalıdır.

Kendilerine en az bu sözleşmedekilere eşit güvenceler sağlayan özel bir istihdam rejiminin kurallarına tabi olarak çalışanların, gerektiğinde bu sözleşmenin tamamının veya bazı hükümlerinin kapsamı dışında bırakılması bir ülkedeki yetkili makamca veya uygun bir mekanizma aracılığıyla varsa işçi ve işveren kuruluşlarına danışıldıktan sonra kararlaştırılabilir.

İşçilerin özel istihdam şartları bakımından veya istihdam eden işletmenin büyüklüğü veya niteliği açısından esaslı sorunlar bulunan durumlarda hizmet sözleşmesiyle istihdam olunanlardan sınırlı bir kategori, gerektiği taktirde, bir ülkedeki yetkili makam veya uygun bir kuruluşça, varsa, işçi ve işveren kuruluşlarına danışıldıktan sonra bu Sözleşme hükümlerinin tamamı veya bazı hükümlerinin kapsamı dışında bırakabilir.

Bu Sözleşmeyi onaylayan her üye devlet, Uluslararası Çalışma Teşkilatı Anayasasının 22 nci maddesi uyarınca, Sözleşmenin uygulanması üzerinde vereceği ilk raporunda, bu maddenin 4 üncü ve 5 inci bentleri çerçevesinde kapsamdışı bırakılan işçi kategorilerini gerekçe göstererek belirtir ve sonraki raporlarında bunları kapsam dışı bırakan mevzuat hükümleri ve uygulama hakkında, bu Sözleşmenin bu işçi kategorilerini de kapsaması için ne ölçüde etkili olduğunu veya etkili olmada ne gibi önerilerde bulunulduğunu belirterek, bilgi verir.

MADDE 3

Bu sözleşmenin uygulanmasında, “son verme” ve “hizmet ilişkisine son verme” deyimleri hizmet ilişkisine işveren tarafından son verilmesi anlamına gelir.

BÖLÜM II. 

GENEL UYGULAMA STANDARTLARI 

KESİM A. 

SON VERMENİN HAKLI NEDENE DAYANDIRILMASI 

MADDE 4

İşçinin kapasitesine veya işin yürütümüne veya işyeri gereklerine dayalı geçerli bir son verme nedeni olmadıkça hizmet ilişkisine son verilemez.

MADDE 5

Özellikle aşağıdaki hususlar son verme için geçerli bir neden teşkil etmezler:

Sendika üyeliği veya çalışma saatleri dışında veya işverenin rızasıyla çalışma saatlerinde sendikal faaliyetlere katılma,

İşçi temsilciliği yapmış olmak, yapmak veya işçi temsilciliğine talip olmak,

İşvereni şikayet etmek veya işveren aleyhine mevzuata aykırılık iddiasıyla başlatılmış sürece katılım veya işveren aleyhine idari makamlar nezdinde müracaatta bulunmak,

Irk, renk, cinsiyet, medeni hal, aile sorumlulukları, hamilelik, din, siyasi görüş, etnik veya sosyal köken,

Doğum izni esnasında işe gelmeme,

MADDE 6

Hastalık veya kaza nedeniyle geçici devamsızlık işten çıkarma için geçerli neden değildir.

Hangi hallerin geçici olarak işe gelmeme sayılacağı hangi hallerde tıbbi raporun gerekli olacağı ve bu maddenin 1 inci bendinin uygulanmasına getirilebilecek sınırlamalar, sözleşme’nin 1 inci maddesinde belirtilen uygulama yöntemlerine göre belirlenir.

KESİM B. 

SON VERMEDEN ÖNCE VEYA SON VERME 

SIRASINDA İZLENECEK USÜLLER 

MADDE 7

İşveren den makul ölçülere göre beklenemeyecek haller hariç, hakkındaki iddialara karşı savunma fırsatı verilmeden bir işçinin hizmet ilişkisi, o işçinin tutumu ve verimi ile ilgili nedenlerle sona erdirilemez.

KESİM C. 

SON VERMEYE KARŞI İTİRAZ USULU 

MADDE 8

Hizmet ilişkisine haksız olarak son verildiği kanısında olan bir işçinin mahkeme, iş mahkemesi, hakemlik kurulu veya hakem gibi tarafsız bir merci nezdinde itirazda bulunma hakkı vardır.

Son verme işlemine yetkili merci tarafından izin verilmesi halinde, bu maddenin 1 inci bendi, ulusal mevzuat veya uygulamaya göre değişik şekillerde uygulanabilir.

Bir işçi hizmet ilişkisine son verme işlemine karşı makul bir süre içinde itirazda bulunmamışsa bu hakkını kullanmaktan vazgeçmiş sayılır.

MADDE 9

8 inci maddede belirtilen merciler, son verme nedenlerini ve davayla ilgili diğer vakaları incelemeye ve son vermenin haklı olup olmadığına dair bir karar vermeye yetkili kılınacaklardır.

İşçinin, son verme işlemine ilişkin ispat yükünü tek başına üstlenmemesi için, bu sözleşmenin 1 inci maddesinde belirtilen uygulama yöntemleri aşağıdaki olanaklardan birini veya her ikisini sağlamalıdır.

Bu Sözleşme’nin 4 üncü maddesinde tanımlandığı üzere, geçerli bir nedeninin bulunduğunu ispat yükü işverene ait olmalıdır.

Bu Sözleşmenin, 8 inci maddesinde belirtilen merciler, taraflarca getirilen kanıtlar ve ulusal mevzuat ve uygulamaların öngördüğü usuller çerçevesinde son verme nedeni üzerinde bir sonuca varmaya yetkili kılınmalıdırlar.

Son verme işleminin, işletmenin, işyerinin veya hizmetin yürütümü gereklerine dayandığının ileri sürülmesi halinde, bu Sözleşmenin 8 inci maddesinde belirtilen merciler son vermenin gerçekten bu nedenlere bağlı olup olmadığını belirlemeye yetkilidirler, bununla beraber bu sebeplerin söz konusu sona erdirmeyi haklı kılıp kılmadığına karar vermeye ne ölçüde yetkili kılınacakları işbu Sözleşmenin 1 inci maddesindeki uygulama yöntemlerine göre belirlenecektir.

MADDE 10

Bu sözleşme’nin 8 inci maddesinde belirtilen merciler son verme işlemini haksız bulurlarsa ve son verme işlemini iptale veya işçinin işe iadesini öngörmeye ya da önermeye ulusal mevzuat ve uygulamalara göre yetkili değillerse veya bunları uygulanabilir bulmazlarsa yeterli bir tazminat veya uygun addolunan bir diğer telafi biçimini kararlaştırmaya yetkili kılınacaklardır.

KESİM D. 

BİLDİRİM SURESİ 

MADDE 11

Hizmet ilişkisine son verilecek bir işçi,ciddi bir hizmet kusuru yani işverenin kendisini bildirim süresi zarfında çalıştırmaya devam etmesini istemenin makul sayılamayacağı türden bir hizmet kusuru atfedilmedikçe, makul bir bildirim süresine veya onun yerine bir tazminata hak kazanacaktır.

KESİM E. 

KIDEM TAZMİNATI VE GELİRİN KORUNMASINA 

İLİŞKİN DİGER ŞEKİLLER 

MADDE 12

Hizmet ilişkisine son verilen bir işçi, ulusal mevzuat ve uygulamaya uygun olarak aşağıdaki haklardan yararlanır;

Miktarı, diğer unsurların yanısıra, hizmet süresine ve ücret seviyesine göre belirlenecek ve doğrudan işveren tarafından veya işverenlerin katkısıyla oluşturulmuş bir fondan ödenecek bir kıdem tazminatı veya işten ayrılma nedeniyle doğan başka haklar, veya

Tabi oldukları koşullar çerçevesinde, işsizlik sigortası veya yardımından doğan haklar veya yaşlılık yahut malüllük gibi diğer sosyal güvenlik türleri yahut,

Bu tazminat ve ödeneklerin birleşimi.

Genel kapsamlı bir rejimde, bir işçi işsizlik sigortasından veya yardımlarından yararlanmak için aranan koşulları taşımıyor ise salt 1 inci bendin (b) alt bendinde işsizlik haklarından yararlanamaması nedeniyle aynı bendin (a) alt bendindeki tazminat ve hakların ödenmesi gerekmez.

Ciddi hizmet kusuru nedeniyle hizmet ilişkisine son verilme durumunda bu maddeııin 1 inci bendinin (a) alt bendinde bahsedilen tazminat veya haklardan yoksun kalınması bu sözleşmenin 1 inci maddesindeki uygulama yöntemleri ile öngörülebilir.

BÖLÜM III. 

EKONOMİK, TEKNOLOJİK, YAPISAL VEYA BENZER NEDENLERLE 

HİZMET İLİŞKİLERİNE SON VERME HAKKINDA EK HÜKÜMLER 

KESİM A. 

İŞÇİ TEMSİLCİLERİNE DANIŞMA 

MADDE 13

Ekonomik, teknolojik, yapısal veya benzer nedenlerle hizmet ilişkilerine son vermeyi düşünen işveren:

İlgili işçi temsilcilerine, düşünülen son verme işlemlerinin nedenleri, bu işlemden etkilenecek işçi sayısı ve grupları ve son verme işlemlerinin ne kadarlık bir zaman diliminde gerçekleştirileceği de dahil olmak üzere gerekli tüm bilgileri zamanında sağlar.

İlgili işçi temsilcilerine, ulusal mevzuat ve uygulamaya uygun olarak, mümkün olduğunca önceden, ilgili işçiler için her nevi son verme işlemini önlemek veya asgariye indirmek amacıyla alınacak önlemleri ve bu işlemlerin işçiler üzerindeki olumsuz etkilerini, başka iş bulmak gibi önlemlerle hafifletmek amacıyla alınacak önlemleri danışma fırsatı tanır.

Bu maddenin 1 inci bendinin uygulanması, bu Sözleşmenin 1 inci maddesinde belirtilen uygulama yöntemleriyle, hizmet ilişkisine son verilmesi düşünülen işçi sayısının, en azından belirli bir sayıya veya personel sayısının belirli bir yüzdesine ulaştığı hallerde sınırlandırılabilir.

Bu maddenin uygulanmasında “İLGİLİ İŞÇİ TEMSİLCİLERİ” deyimi, işçi Temsilcileri Hakkında 1971 tarihli Sözleşmeye uygun olarak ulusal mevzuat ve uygulamada benimsendiği şekliyle işçi temsilcileri anlamına gelir.

KESİM B. 

YETKİLİ MAKAMA BİLDİRİM 

MADDE 14

İşveren; ekonomik, teknolojik, yapısal ve benzer nedenlerle hizmet ilişkilerine son vermeyi düşündüğünde, ulusal mevzuat ve uygulamaya uygun olarak, son verme işlemlerini mümkün Olduğu kadar önceden yetkili makama bildirir ve bildirimde söz konusu son verme işlemlerinin yazılı gerekçeleri dahil bu işlemlerden etkilenecek işçi sayısı ve kategorileri ve son vermenin uygulanacağı süre hakkında bilgiler verir.

Ulusal mevzuat, bu maddenin 1 inci bendinin uygulanmasını, hizmet ilişkisine son verilmesi düşünülen işçi sayısının en azından belirli bir sayıya veya personel sayısının belirli bir yüzdesine ulaştığı hallerde sınırlandıralabilir.

İşveren, yetkili makamı, bu maddenin 1 inci bendinde belirtilen son vermelerden, son verme işlemlerine başlanmadan ve ulusal mevzuatla belirlenecek asgari bir süre öncesinden haberdar eder.

KISIM IV. 

SON HÜKÜMLER 

MADDE 15

Bu sözleşme’nin kesin onama belgeleri Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilir ve onun tarafından kaydedilir.

MADDE 16

Bu Sözleşme, ancak onama belgeleri Genel Müdür tarafından kaydedilmiş olan Uluslararası Çalışma Örgütü üyelerini bağlar.

Bu Sözleşme, iki üyenin onama belgesi Genel Müdür tarafından kaydedildiği tarihten oniki ay sonra yürürlüğe girer.

Daha sonra bu Sözleşme onu onaylayan her üye için, onama belgesi kaydedildiği tarihten oniki ay sonra yürürlüğe girer.

MADDE 17

Bu Sözleşmeyi onayan her üye onu ilk yürürlüğe girdiği tarihinden itibaren on yıllık bir süre sonunda Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne göndereceği ve bu Müdürün kaydedeceği bir belge ile feshedebilir. Fesih, kayıt tarihinden ancak bir yıl sonra geçerli olur.

Bu Sözleşmeyi onaylamış olup da, onu bundan önceki fıkrada sözü edilen on yıllık devrenin bitiminden itibaren bir yıl süresince bu madde gereğince feshetme seçeneğini kullanmayan her üye yeniden on yıllık bir süre için bağlanmış olur ve bundan sonra bu sözleşmeyi, her on yıllık süre bitince, bu maddenin içerdiği koşullar içinde feshedebilir.

MADDE 18

Uluslararası Çalışma Bürosu Müdürü, Örgüt üyeleri tarafından kendisine bildirilen bütün onama ve fesihlerin kaydedildiğini Uluslararası Çalışma Örgütünün bütün üyelerine duyurur.

Genel Müdür, kendisine gönderilen Sözleşme’nin ikinci onama belgesinin kaydedildiğini teşkilat üyelerine duyururken bu Sözleşmenin yürürlüğe gireceği tarih hakkında Örgüt üyelerinin dikkatini çeker.

MADDE 19

Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, yukarıdaki maddeler gereğince, kaydetmiş olduğu bütün onama ve fesihlere ilişkin tam bilgileri, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 102 nci maddesi uyarınca tescil edilmek üzere, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine ulaştırır.

MADDE 20

Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu, gerekli gördüğü zaman bu Sözleşmenin, uygulanması hakkındaki bir raporu Genel Konferansa sunar ve onun tamamen veya kısmen değiştirilmesi konusunun konferans gündemine alınması gereği hakkında karar verir.

MADDE 21

Konferansın bu Sözleşmeyi tamamen veya kısmen değiştiren yeni bir Sözleşme kabul etmesi halinde ve yeni sözleşme aksini öngörmediği takdirde;

Değiştirici yeni sözleşme’nin bir üye tarafından onanması durumu, yukarıdaki 16 ncı madde dikkate alınmaksızın ve değiştirici yeni Sözleşme yürürlüğe girmiş olmak kayıt ve şartı ile, bu Sözleşmenin derhal ve kendiliğinden feshini gerektirecektir.

Değiştirici yeni sözleşmenin yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren bu sözleşme üyelerin onamasına artık açık bulundurulamaz.

Bu sözleşme, onu onayıp da değiştirici sözleşme’yi onamamış bulunan üyeler için, herhalde şimdiki şekil ve içerliğiyle geçerli olmakta devam eder.

MADDE 22

Bu Sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinleri aynı derecede geçerlidir.

4 Ocak – Hukuk Takvimi

0
4 Ocak – Hukuk Takvimi
1643 İngiliz matematikçi ve modern fiziğin kurucusu Isaac Newton, doğdu. (Ölümü: 1727) evrensel kütleçekimini ve hareketin üç kanununu ortaya koydu ve sonraki üç yüzyıl boyunca bu bakış açısı bilim dünyasına egemen oldu.
1786

‘Yahudi Aydınlanması’ olan Haskala’ın temel fikirlerini yaratan Yahudi filozof, Moses Mendelssohn yaşamını yitirdi. (Doğumu: 6 Eylül 1729)

809 Fransız eğitimci ve mucit Louis Braille doğdu. (Ölümü: 6 Ocak 1852) Görme engelli olan Louis Braille, görme engelliler için dünya çapında okuma ve yazmada kullanılan “körler alfabesi” sistemini icat etti. Braille alfabesi, 1’den 6’ya kadar belli bir düzen içinde sıralanmış kabartmalı noktaları parmaklarla üstünden geçerek okunan bir alfabedir. Özel karakterler içeren Asya dilleri dışında hemen her dile uyarlandı.
1873 Eğitimci, tarihçi ve siyasetçi Avram Galanti Bodrumlu doğdu. (Ölümü: 8 Ağustos 1961) 1915 ile 1933 yılları arasında Darülfünun’da eğitimci ve profesör olarak çalıştı. 1944-46 yıllarında Niğde milletvekilliği yaptı. Cumhuriyetle birlikte kültürel devamlılığı savundu. Harf ve Dil Devrimlerine karşı çıktığı için üniversite kadrosunun dışında kaldı. Yabancı dilde eğitime karşı çıkanların öncüsü oldu. Galanti, bu konuda yazdıkları bağlamında yabancı dilde eğitimi ilk eleştiren ve karşı çıkan kişi olarak bilindi. Döneminde önemli fikir ayrılıklarından biri de Latin harflerine muhalif olmasıydı. Üç Sami Kanun Koyucu, Asur Kanunları, Hitit Kanunu ve Hamurabi Kanunu gibi hukuk tarihine ilişkin çalışmalarının dışında 50’ye yakın eser bıraktı.
1891 Belçikalı hukukçu ve politikacı Pierre de Decker yaşamını yitirdi. (Doğumu: 25 Ocak 1812) Paris’te hukuk okudu. Revue de Bruxelles’in editörlerinden biri oldu 1839’dan 1866’ya kadar parlamento üyeliği yaptı. 1855’te İçişleri Bakanlığı görevinde bulundu. Belçika’nın onuncu Başbakanı oldu ve  1830 devriminden bu yana hükûmetin ilk lideri konumuna geldi.  Katolik ve Liberal partilerin ılımlı unsurlarını birleştirdi. Belçika’nın eğitim ve diğer sorularını çözmek için çaba harcadı.
1892 Dil bilgini, mütercim, sözlük yazarı, Sir James William Redhouse, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 30 Aralık 1811, Londra) Ülkesinden ayrıldıktan sonra, İstanbul’da Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyun(Deniz Mühendishanesi)’da teknik ressam olarak çalıştı. İstanbul’da kaldığı 8 yıllık sürede Türkçe, Arapça, Farsça ve Fransızca öğrendi. Ünlü Redhouse Sözlüğü’nü yazdı.
1896 Utah, Amerika Birleşik Devletleri’nin 45. eyaleti oldu.
1910 Yeni Güney Galler’in altıncı Yüksek Yargıcı Frederick Matthew Darley yaşamını yitirdi. (Doğumu: 18 Eylül 1830) Trinity College‘de hukuk eğitimi gördü. 1862’de NSW Barosuna kabul edildi ve 1878’de Queens Counsel (QC) olarak atandı. 1868’de Yeni Güney Galler Yasama Konseyi’ne atandı. 1881’de, üçüncü Henry Parkes bakanlığında Yürütme Konseyinin Başkan Yardımcısı  ve Yasama Konseyinde Hükümetin Temsilcisi oldu. Darley parlamentoda eşitlik yasasını, kadına kocası ile aynı hakları veren bir boşanma yasasını ve ölen eşin kız kardeşiyle evlenmeye izin veren yasayı tanıttı. 7 Aralık 1886’da yargıç oldu. 1891’de Sir Alfred Stephen’ın emekli olması üzerine, New South Wales Valisi olarak atandı.
1918 Rusya, Finlandiya’nın bağımsızlığını tanıdı.
1918 Fransız hukukçu ve senatör Étienne Dailly doğdu. (Ölümü: 24 Aralık 1996) Paris Bayındırlık, Konut ve Endüstri Yüksek Okulundan mezun oldu. İş hukuku alanında yükseköğrenimini tamamladı ve bu alanda uzmanlaştı. Çeşitli kurum ve kuruluşlarda yöneticilik yaptı. 1957-1965 yıllarında Montcourt-Fromonville ve 1965-1977 yılları arasında Nemours belediye başkanlığı yaptı. 1959-1995 yılları arasında Seine-et-Marne senatörü oldu ve 1967-1979 yıllarında da Seine et-Marne genel konseyi başkanlığı görevini yürüttü. 1968-1995 yılları arasında Senato başkanvekilliği yaptı. 1995 yılında Senato Başkanı René Monory tarafından Anayasa Konseyi üyeliğine atandı.
1919 Felsefe Profesörü ve eski Alman Şansölyesi, Georg Friedrich Karl Freiherr von Hertling, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 31 Ağustos 1843) Münih Üniversitesi’nde felsefe profesörü oldu ve Aristoteles ve Albertus Magnus üzerine kitaplar yayınladı. 1 Kasım 1917 – 30 Eylül 1918 arasında Şansölye olarak görev yaptı.
1932 Hindistan’da Mahatma Gandhi tutuklandı.
1941 Hukukçu Johan Wilhelm (Jukka) Rangell, Finlandiya Başbakanlığına seçildi. Rangell, 25 Ekim 1894’te, Hauho’da doğdu. (Ölümü: 12 Mart 1982, Helsinki) Helsinki Üniversitesinde hukuk eğitimi gördü. Hâkim Yardımcısı olarak görev aldı. 1922-1925 yıllarında avukatlık yaptı. Finlandiya Bankasında önce yönetim kurulu üyesi sonra da yönetim kurulu başkanı oldu. 4 Ocak 1941 – 5 Mart 1943 tarihlerinde başbakan olarak görev yaptı.
1941 Fransız filozof, Henri-Louis Bergson yaşamını yitirdi. (Doğumu: 18 Ekim 1859, Paris)
1948 İngiliz Sömürgesi Burma(Myanmar Birliği Cumhuriyeti-Birmanya), Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını kazandı. 4 Ocak, Myanmar Bağımsızlık Günü olarak kutlanmaktadır.
1954 Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Kayseri’de Türkiye’nin ilk İşçi Bankasını açtı.
1960 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Fransız filozof Albert Camus, yaşamını yitirdi. (Doğumu:7 Kasım 1913)
1969 Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme, 4 Ocak 1969 tarihinde yürürlüğe girdi. Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 21 Aralık 1965 tarihli kararıyla kabul edildi. Türkiye, Sözleşme’yi 13 Ekim 1972 tarihinde imzaladı, sözleşmenin onaylanmasını uygun bulan 3 Nisan 2002 tarih ve 4750 sayılı Kanun, 9 Nisan 2002 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
1984 Kenan Evren, Bakanlar Kurulu toplantısında konuştu: “Memleketimiz için komünizm ne kadar tehlikeli ise faşizm ve dine dayalı veya onlara taviz veren rejimler de o kadar zararlıdır.”
1995 ILO 158 No’lu Hizmet İlişkisine Son Verilmesi Sözleşmesi, Türkiye’de 4 Ocak 1995’te yürürlüğe girdi. Sözleşme, 2 Haziran 1982  tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edildi. Türkiye tarafından 9 Haziran 1994 tarihinde 3999  sayılı yasa ile onaylandı.
1996 Ümraniye E-Tipi Cezaevi’nde çıkan olaylara askerlerin müdahalesi sonucu 3 kişi öldü, 67 kişi yaralandı.
2000 Hukukçu ve Yunanistan eski başbakanı Spyros Markezinis yaşamını yitirdi.(Doğumu:22 Nisan 1909)  Atina Üniversitesinde, hukuk ve siyaset bilim eğitimi aldı. 8 Ekim 1973 – 25 Kasım 1973 tarihlerinde başbakanlık yapmış ve cunta rejimine karşı demokrasi mücadelesi vermiş, cunta yönetimi altında görev üstlenmesi tartışma konusu olmuştu. Yaşamının son kısmını, anılarını ve çağdaş Yunanistan siyasi tarihini yazarak geçirdi.
2004 Afganistan’da büyük meclis Loya Jirga, yeni anayasayı kabul etti.
2004 Gürcistan’da “Kadife Devrim” öncülerinden Mihail Saakaşvili, devlet başkanı seçildi.
2006 İsrail Başbakanı Ariel Şaron beyin kanaması geçirerek komaya girdi. Yeni parti Kadima’nın 28 Mart’taki seçim zaferinden sonra hukukçu ve Felsefeci Ehud Olmert, İşçi Partisi lideri Amir Peretz ile yeni hükûmeti kurdu ve başbakan oldu.
2018

Amerikalı hukukçu ve politikacı Brendan Thomas Byrne yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1 Nisan 1924) 1951 yılında Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden hukuk diploması almaya hak kazandı. Hukuk  kariyerine serbest avukat olarak başladı. Kamu hizmetine girmeden önce, özel hukuk şirketlerinde çalıştı. Uzun bir süre savcı ve yargıç olarak görev yaptı. Valiliğe aday olmak için hukuk kariyerini bıraktı. 1974’ten 1982’ye kadar, iki dönem, New Jersey’nin 47. valisi olarak görev yaptı. Yüksek etik standartlara sahip olması ile bilinen Byrne, 2011 yılında, eyalete yaptığı hizmetlerden dolayı New Jersey Onur Listesi’ne girdi.

Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme

4 Ocak – Hukuk Takvimi

Drakon Kanunları

1

Drakon Kanunları, Atina’nın ilk kanun koyucusu olarak kabul edilen ve Atina’da M.Ö. VII. yüzyılda altı yargıçtan (arhon) biri olarak kabul edilen Drakon (Δράκων) tarafından yazılmıştır.

Batı dillerinde aşırı katı bir kural veya tedbiri nitelemek için kullanılan “draconian/draconien” sıfatı aracılığıyla ününü korumuştur.  Daha önce, Atina’da yazılı kanunlar bulunmadığından soylular, eski töre ve gelenekleri kendi çıkarlarına göre uygulamakta ve keyfi davranmaktaydı. Bu nedenle Drakon, toplumsal düzeni sağlayacak sistemli kurallar ve kanunlar oluşturmakla görevlendirilmiştir. Drakon, kan davalarını sona erdirmek için önlemler almış, çok sert ve şiddetli cezalar içeren bir ceza kanunu oluşturmuştur. Ancak toprakların ve idarenin çoğunu elinde tutan soyluların haklarını gözeten ve diğer sınıflara eşit şekilde uygulanması mümkün olmayan, küçük suç işleyenlere dahi ölüm cezası öngören bu kanunlar halkın diğer kesimlerini hoşnut etmemiş ve eleştirilmiştir. Drakon Kanunları, alt tabakaya çok ağır cezalar getirmesi ve soyluları koruması ile belleklere kazınmıştır.

Drakon kanunları esas itibariyle ceza alanını ilgilendirmektedir. Sadece kasten cinayet için değil, düşük önemdeki hırsızlık suçları için dahi idam cezası öngörülmektedir. Plutarkhos (Πλούταρχος) Yunanlıların Drakon’un kanunlarını mürekkeple değil kanla yazdığını söylediklerini nakletmektedir. Bununla birlikte bu kanunlar -bilhassa taammüden cinayet, kasten öldürme ve taksirle öldürme arasında ayrıma gitmeleri sebebiyle- ailevî intikama dayalı önceki hukuka nazaran bir iyileştirme getirmekteydiler. Dahası alenen ilân edilen bir yazılı hukuk olması sayesinde tüm Atinalılar kanunu bilebilecek duruma gelmekteydiler. Soylu bir aileden gelen Atinalı yasa koyucu Drakon atalardan kalma töresel yasaları kaldırarak işlenen suç karşılığında para ödeyerek kurtulma yöntemini uygulamadan kaldırmış, irade dışında adam öldürme ile bile bile adam öldürme ayrımını getirerek, kişisel sorumluluk kavramını yürürlüğe sokmuş, modern yasalarda da yer alan kasıt ve kusur kavramlarına tarihsel bir kapı aralamıştır. Drakon kanunları cezaî hükümlerin yanı sıra özel hukuk kuralları da içermekle beraber bunların somut içeriği belirsiz ve tartışmalıdır.

Drakon kanunlarının yerini M.Ö. VI. yüzyıl başlarında Solon Kanunları almıştır. Solon’un hazırladığı kanunlar Drakon kanunlarından daha esnek ve yumuşak olmakla bilinmektedir. Solon, köylülerin bütün borçlarını silmiş, borçlarını ödeyemedikleri için köle durumuna düşmüş kişileri bu durumdan kurtararak bu yöntemle kölelik uygulaması yapılmasını kaldırmış, doğuştan gelen soyluluğa son vermiş ancak sınıf ayrımını ortadan kaldırmayarak gelir durumuna göre halk sınıflandırması yapmış, halkı gelir düzeyine göre ”Dörtyüzler Meclisi” veya “Halk Meclisleri”’nde yönetime katılmaya hak sahibi kılmıştır.

Yargı Etiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir

0
Yargı Etiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir

Yargı Etiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir

Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: URKIYEDE-YARGI-BAGIMSIZ-VE-TARAFSIZDIR-1024x378.jpg

Etik Kavramı, Yargı Etiği İlkeleri ve Bu İlkelerin Yaşama Geçirilmesi Üzerine Bir Çalışma

“Yargı Etiği konusunda Türkiye olarak bizim keşfedeceğimiz veya keşfedebileceğimiz herhangi bir şey yoktur. Yoktur, çünkü bu ilkelerin hemen hepsi vazedilmiştir ve bellidir. O halde, bu konuda bizim yapacağımız şey, sadece ve sadece bu ilkeleri hayata geçirmekten ibarettir.”

#YargıEtiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir -1 

Etik Kavramı, Yargı Etiği İlkeleri ve Bu İlkelerin Yaşama Geçirilmesi Üzerine Bir Çalışma

İbralaşmayı Yoksayan Etik İlişki – Yozlaşan Gerekçe

“Etik bir ilişki olarak yargılamanın meşru sayılabilmesi için, yargının etik değerlerini hatırda tutması, bu değerlere sadık kalması ve bu değerler üzerinde ayaklanarak hukuk ya da adalete yürümesi gerekir.”

#YargıEtiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir -2

İbralaşmayı Yoksayan Etik İlişki – Yozlaşan Gerekçe

Yargı Etiği: Adı Var, Kendisi Yok (mu?)

“Kuvvetler ayrılığı ilkesi koşulsuz biçimde uygulanmalı; yargının bağımsı ve tarafsız olması sağlanmalıdır. Adalet Bakanının Hakimler ve Savcılar Kurulunun başkanı olması uygulamasına son verilmeli, bu uygulamadan vazgeçilemiyorsa oy hakkı kaldırılanıdır. HSK kararlarının tamamına karşı yargı yolunun açılması gerekir.”

#YargıEtiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir -3

Yargı Etiği: Adı Var, Kendisi Yok (mu?)

Yargı etiği mi o da ne?

“Yargı Etiği İlkelerini Nasıl Yaşama Geçirebiliriz?” sorunu, daha doğrusu sorunsalı bana hayli zorlayıcı geldi. Nasıl olmasın ki, yaklaşık 45 yılını yargıya vermiş biri olarak, çalıştığım süre boyunca yargı etiğinin, bırakın gerektiği gibi uygulanmasını, asgari düzeyde bile bunun gerçekleştiğini hatırlamıyorum.

#YargıEtiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir -4

Yargı etiği mi o da ne?

Yargı Etiği İlkeleri: Samimiyete ve Liyakate Davet

Yargı Etiği İlkeleri olarak ilan edilen değerlerin hayata geçmesi için öncelikle samimi ve liyakati önceleyen bir irade olması gerekir. Liyakati gözetmediği sürece etik kurallar sadece kağıt üzerinde kalmaya mahkumdur.

#YargıEtiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir -5

Yargı Etiği İlkeleri: Samimiyete ve Liyakate Davet

Avukatlıkta Meslek Etiği

“Henüz demokrasimizi kurumlaştıramadık, eksiklerimizi gideremedik. Erkler ayrımını yerleştirip, içselleştiremedik. Gerçek demokrasiye ulaşamayınca “hukuk devleti” de olamadık. Hukuk devletini oluşturamayınca yargımız bağımsız ve tarafsız olamadı ve böyle bir yargı organı içinde savunmamız da bağımsız değil.”

“Güçlü ve bağımsız savunma mesleği; hukukun üstünlüğünün, hukuksal uzlaşmanın, adil yargılanma duygusunun ve toplumsal barışın güvencesidir.“

#YargıEtiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir -6

Avukatlıkta Meslek Etiği

Türk Yargısı ve Etik Değerler: Kaf Dağının Ardı

“Cumhuriyet tarihimiz olağanüstü yargı uygulamaları ile geçmiştir ve bu durum halen devam etmektedir.”

“Türk yargısı kahir ekseriyetiyle hukukun evrensel değerlerini bugün dahil hiçbir şekilde içselleştirememiştir.”

#YargıEtiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir -7

Türk Yargısı ve Etik Değerler: Kaf Dağının Ardı

Bangalore Yargı Etiği İlkelerinde İlkelilik Değeri Üzerine Mülahazalar

Adalete yönelmiş yargı etiği ilkeleri çerçevesinde ortaya konulan bu “neredeyse kusursuz davranış biçimi” bir hedef olarak alınırsa, her bir hâkimin sorumluluğunun farkında olması, sorumluluğunu bildiği halde göz ardı etmemesi, sorumluluğu için çabalaması ve eyleme geçmesi hem toplumun hem de yargı sisteminin ihyası ve inkişafı için elzemdir. Sorumluluktan verilen her tavizin sadece yargı sistemini değil; aynı zamanda kaderdaşlığımıza işaret eden ve birbirimize kulak verme, birbirimizi önemseme irademizin ürünü olan toplumu da yozlaştırdığı unutulmamalıdır.

#YargıEtiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir -8

Bangalore Yargı Etiği İlkelerinde İlkelilik Değeri Üzerine Mülahazalar

Uzlaşı Hukuku ve Etik 

“Yargıç, savcı, avukat ilişkilerini eşit ve saygın bir düzeye getirmeden tam anlamıyla yargı etiğinden; yargı etiği olmadan adaletten; adalet olmadan hukuktan, uzlaşıdan, barıştan söz edemeyiz.”

“Yargının sorunları çözülmeden diğer ekonomik, sosyal, siyasal sorunların da layıkıyla çözülemeyeceğini biliyoruz.”

“Sadece yargıç, savcı ve avukatın değil adalet hizmetinde olan tüm görevlilerin birbiriyle iletişim kurmaya ve birlikte fikir ve emek üretmeye ihtiyaçları var.”

Yargı Etiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir-9

Uzlaşı Hukuku ve Etik

Yargı Etiği Konusunda Türkiye’deki Güncel Gelişmeler Üzerine Bir Değerlendirme

“Hukuk devleti ilkesinin bile tam oturmadığı Orta Doğu ya da Doğu Avrupa coğrafyasında yargı etiği ilkelerine daha sıkı ve daha güçlü bağlarla hukuk sisteminin içinde yer verilmesi yerinde olacaktır.”
“Yargı etiği ilkeleri ve yargı etiğinin sağlıklı bir şekilde uygulanabilmesi, eylemlerin değere yönelebilmesi için başta hukuk uygulayıcıları arasında bu konuda farkındalık yaratılması, değer yargılarından arınmış bağımsız yargı organı mensuplarının yetiştirilmesi önemlidir.”
“Her bireyin öğretim hayatı başlar başlamaz etik disiplini ile tanıştırılması gerekmektedir.”
“Etik kültürü oturan bir toplumun içinden yetişen yargı mensupları elbette değere yönelerek etik değeri temel alan kararlara imza atacaklardır.”
“Türk hukuk zihniyetinin geçmişi ve günümüzdeki yargılama refleksi göz önüne alındığında, yargıyı geliştirme ve hukuk uygulayıcılarında farkındalık oturtmak için hangi düzenlemeler yapılırsa yapılsın, bu düzenleme ve reformların kağıt üstünde kaldığı gerçeği değişmemektedir.”

Yargı Etiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir-10

Yargı Etiği Konusunda Türkiye’deki Güncel Gelişmeler Üzerine Bir Değerlendirme

Ülkemizde Yargı Etiği Sorunları ve Çözüm Yolları 

“Temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmadığı, hukukun evrensel kurallarına saygı gösterilmediği ve adaletli bir düzenin gerçekleşmediği ortamda hukuk devletinden söz edilemez.”

“Anayasalarında hukukun üstünlüğü ilkesi yer alan devletlerin karşılaşabileceği en problemli konu devlet yöneticilerinin kendilerini söz konusu kuralların üzerinde görmesi ve bu kuralların kendilerini sınırlayamayacağı düşüncesinde olmalarıdır”

“Köklü bir demokrasi ve hukuk kültürünü haiz olmayan yeni demokrasilerde, yargı bağımsızlığının korunması bakımından en iyi model, hakimlerin yasama ve yürütmemeden ayrışmış tam bağımsız bir kurul tarafından atanmaları ve özlük haklarının bu kurulca yerine getirilmesidir. Bu kurulun üyelerinin tamamı hakimlerden oluşmalıdır.”

“Yargı Bağımsızlığı ve Hakimlik Teminatı; hâkimin üstünlüğünü ve ayrıcalığını sağlamak için değildir. Bu ilkeler, egemen olan iktidar gücüne, devlete, sermayeye ve başkaca güçlere karşı hak arama özgürlüğünün sigortasıdır.”

“Mahkemeden adil bir karar çıkmasının ön koşulu hâkimin ekonomik, coğrafi ve mesleki güvencesinin varlığı hakimlik teminatı ile doğru orantılıdır.”

“Eğer liyakat ve yeterlik ilkeleri dışında başka etkilerle bir hâkim o göreve gelmişse burada bir bağımsızlıktan ve hukuk devletinden asla söz edilemez.”

Yargı Etiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir-11

YARGI ETİĞİ İLKELERİ, ÜLKEMİZDE YARGI ETİĞİ SORUNLARI VE ÇÖZÜM YOLLARI

Yargı Etiği ya da Yargıda Etik: Yargı Nasıl Etik Olur?

“Yargı, etik olmadan yargı olamaz”

“Etik olmak yargının önkoşuludur”

“İnsan onurunu göz ardı eden ya da çiğneyen kararlardan ancak etik bir yargılama yaparak uzak durabiliriz.”

“Olması gereken adil yargılamanın kahramanlık gerektiren bir etkinlik değil, normal insanların, normal davranışla başarabilecekleri bir etkinlik olmasıdır.”

“Totaliter yönetimlerin kuvvetler ayrılığı veya yargı bağımsızlığı gibi bir sorunu yoktur.” “Demokrasilerin, anayasal veya siyasal demokrasilerin yargıya bakışı ise tümüyle farklıdır.”

“Amacına uygun işleyen, özerk ve bağımsız olan, adil olan bir yargı yürütmenin başarısının –işini amacına uygun yapabilmesinin- teminatıdır.”

“Yargının devletten ya da yurttaştan yana olması, ikisinden birini seçmesi değildir yapması gereken. Kimin haklı kimin haksız olduğunu bulmak, adil kararlar vererek ülkede adaletin tesisini sağlamasıdır. Yargının işini yapması devletin varlık amacına uygun bir kurum olarak işlemesini de sağlayacaktır.”

“Adil yargılama öncelikle adil olma isteğine sahip olmayı gerektirir. Yargıcın böyle bir iradesi, doğru karar verme ya da adil olma iradesi varsa ve bunun için gerekeni yapmaya hazırsa bu durumda aşılması gereken başka aşamalar vardır.”

“Genel olarak ilkeler bize değerlerin nasıl hayata geçirileceğini, değerlere uygun bir işleyişin nasıl olacağını söylerler.”

“Etik davranış ilkeleri geliştirilip meslek mensupları “normlara uygun davranmaya zorlanabilirler, ama etik eylemde bulunmaya zorlanamazlar. Bu, her kişinin ancak kendi hesabına öğrenebileceği bir şeydir”

“Normlar, Kuçuradi’nin dediği gibi, sadece negatif belirlemelerde bulunabilirler, yargıca ne yapmaması gerektiğini, nasıl karar vermemesi gerektiğini söylerler, nasıl doğru karar vereceğini bulmak yargıca kalmaktadır.”

Yargı Etiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir? – 12

Yargı Nasıl Etik Olur?

Türkiye’de Hukuk ve Yargı’nın Demokratikleşmesinde Muhafazakâr Çoğunluğun Rolü: Mesele Etik mi? Siyasi mi? 

“Ülkemizde demokrasi, ağırlıklı olarak toplumsal kesimlerden birinin sadece kendi egemenliği için talep ettiği, kendisine layık gördüğü demokrasiden ibarettir.”

“Türkiye’de dar bir azınlık dışında demokratik hukuk devletini samimi olarak isteme arzusu bulunmuyor.”

“Türkiye’de cumhuriyetçi siyasi rejimden yana olanların azımsanmayacak bir oranının bakış açısının sırtını özgürlüğe değil devlete dayaması önemli bir sorundur.”

“Karşı karşıya olduğumuz sorun saf siyasi bir sorundur.”

“Hep beraber nasıl bir toplum içinde yaşamak istiyoruz?” sorusu asgari değerleri tespit açısından daha birleştirici bir sorudur.”

“Sağ muhafazakâr kesimin dışında kalanları bir bütün olarak “sol” ya da demokrat olarak kabul etmek mümkün değil. Bu kesimlerin tüm farklılıklarına rağmen insan haklarına dayalı bir hukuk üzerinde anlaşması nispeten daha kolay. Yine de bu kesimin henüz laiklik konusunda bile ortak bir görüşü olmadığını ifade etmeliyim.”

“Yasalar hukuki değerlere dayanır, hukuki değerler ise toplumsal değerler üzerinde şekillenir.”

“Toplumumuzda tasavvur dünyasının kontrolünü elinde tutan muhafazakâr zihniyetin belirlediği hukuki değer hiyerarşisi; insan hak ve özgürlükleri alanında evrensel kazanımları kendi içine dâhil etme yerine, buna karşı ciddi direnç göstermekte hatta set örmektedir.”

“…hukukun ve yargının demokratikleşmesi; seküler dünya anlayışından beslenen iktidar bloğu kesimleri ile iktidar dışında kalan muhafazakarların iç muhasebe yapmalarını gerektirmektedir.”

“Türkiye’nin %70 sini temsil ettiği söylenen ve şu an bir kısmının ülkeyi yönettiği muhafazakâr kesimin önünde büyük bir siyasi-ahlaki-vicdani muhasebe durmaktadır.”

Yargı Etiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir? – 13

Türkiye’de Hukuk ve Yargı’nın Demokratikleşmesinde Muhafazakar Çoğunluğun Rolü: Mesele Etik mi? Siyasi mi?

Ahlâksız Hukuk: Ahlâki Anomi, Amoral Bireycilik ve Siyâsi Otoriter Zihniyet Karşısında Yargı Etiği İlkeleri Hayata Geçebilir mi?  

“Türk toplumu ahlâken çocuk toplumdur. Topluma hâkim olan otoriter zihniyet de bu özellikleri destekler. Toplumdaki otoriter eğilim ve ahlâki yapı, olduğu gibi Türkiye’nin siyasi rejimine, hukuk sistemine, meslek örgütlenmelerine yansımıştır.”

“Yürütmeye bağımlı hale getirilen yargının bağımsızlık ilkesinden bahsetmek hukuksal oksimorondur. Türk Yargısı, dün askeri otoritenin önünde esas duruşa geçerken, bugün yürütmenin başıyla çay toplama partisi yapmaktadır. Yargı Etiği İlkeleri, daha ilk maddesinde inandırıcılığını ve uygulanabilirliğini yitirmiş durumdadır.”

“Kuvvetler ayrılığı yoksa hürriyet de yoktur (…) Kuvvetler ayrılığı yoksa Anayasa da yoktur.”  “Bunlar yoksa yargı etiği ilkeleri de yaşaması mümkün olmayan kâğıttan ilkelerdir.”

Yargı Etiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir? – 14

Ahlâksız Hukuk: Ahlâki Anomi, Amoral Bireycilik ve Siyâsi Otoriter Zihniyet Karşısında Yargı Etiği İlkeleri Hayata Geçebilir mi?

Yargıda Yapay Zekanın Kullanımı ve Etik Değerler

Yargının Geleceği: Yapay Zekâ, Adil Yargılanma ve Etik Değerler İlişkisi

Hukuk dünyası, yapay zekâ devriminin etkisi altında! Yargıda yapay zekanın kullanımı, daha hızlı, adil ve etkili kararlar alınmasına yardımcı olabilir mi? Yeni etik sorunlar doğar mı? Adaletin geleceği nasıl şekillenecek? İnsan ve yapay zekâ iş birliği ile neler başarılabilir?

“Yapay zekanın yargı sistemindeki kullanımı etik ve yasal sorunları beraberinde getirebilir ve bu nedenle dünya genelinde dikkatle incelenmektedir.”

“Yapay zekanın yargı alanındaki kullanımı, olumlu ve olumsuz yönleri, hukuk sistemlerinin dijitalleşme sürecinde ortaya çıkan zorluklar ve fırsatlar dikkatlice ele alınmalıdır.”

“Yapay zekâ, benzer olayların yaşandığı veya kararların verildiği davalara dayalı olarak mahkeme kararlarını da önceden tahmin edebilir. Yapay zekâ, bir suçlu için uygun cezanın hesaplanmasına yardımcı olabilir. Ceza hesaplamalarında tarafsızlığı ve adilliği artırabilir.”

“Hakimler de karar verirken bu tür yazılımlardan faydalanabilir veya yazılımlar robothakim olarak görev yapabilir. Zira geliştirilen algoritmalar, artık davaları hem yasal hem ahlaki boyutlarıyla inceleyebilir hale gelmiştir.”

“Yapay zekâ kullanılarak yargılama süreçlerinin adil, bağımsız ve güvenilir olmasını sağlamak için, yapay zekanın kötüye kullanımını ve olumsuz sonuçlarını önlemek, temel insan haklarına saygı göstermek, ayrımcılığı engellemek, veri işleme yöntemlerini şeffaf, tarafsız ve anlaşılır hale getirmek ve denetlenebilir kılmak gereklidir. Bu önlemler alındığında, yargı sistemi içinde güvenilir bir yapay zekâ geliştirilebilir.”

“Yapay zekâ, bir suçlu için uygun cezanın hesaplanmasına yardımcı olabilir. Ceza hesaplamalarında tarafsızlığı ve adilliği artırabilir.”

Yargı Etiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir – 15

Yargıda Yapay Zekanın Kullanımı ve Etik Değerler

Yargıcın Davranış İlkeleri / Dr. Enver Kumbasar, Yargıç

“Adaleti sağlamak için evrensel ilkelere uygun bir hukuk düzeninin kurulması, yargı bağımsızlığı ve yargıçların (mahkemelerin) tarafsızlığının sağlanması ön koşuldur.”
“Yargıda etik ilkeler, avukatlık ve savcılık mesleğini de kapsar biçimde iddia ve savunmanın etik ilkeleri ile bir bütün olarak değerlendirilmelidir ve bu ilkelerin yaşama geçirilmesi yargıç, avukat ve savcının ortaklaşa çalışması ve mücadelesi ile olanaklı olabilir”
“Mecelle’de Yargıç: Bilgin, zeki, doğru, güvenilir, vakar sahibi ve sağlam”
“Yargıda korunması gereken temel değerler: Bağımsızlık, tarafsızlık, dürüstlük, mesleğe yaraşırlık, eşitlik, ehliyet ve özen”
“Hukuk fakültelerinde “Yargı Etiği İlkeleri” dersi, hiç değilse seçimlik ders olarak okutulması gerekir.”
“Yargıç adayları, yargıda etik ilkeleri içselleştirmekten uzak, adeta bürokratik hiyerarşik yapının bir parçası gibi yetiştirilmektedir.”
“Adalet, toplumsal barış ve huzurun da temelidir. Dürüst yargıç, adil davranan yargıçtır.”
“Kanun önünde eşitliği bir yargıç, hukuk önünde eşitlik olarak değerlendirmelidir. Hukuktaki evrensel gelişmeler ve insanlığın ulaştığı yeni değerler eşitlik ilkesinin uygulanmasında yargıca yol göstermelidir.”
“Hukuk canlı bir varlık gibi sürekli değişme ve gelişme göstermektedir. Yargıç, bütün bu süreçleri yakından takip etmelidir.”
“Yargı etiği ilkelerinin yaşama geçirilebilmesi için, yargının bütün öznelerinin, dahası bütün toplumsal güçlerin örgütlü ortak mücadelesi kaçınılmaz gözükmektedir.”

Yargı Etiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir? – 16

Yargıcın Davranış İlkeleri

HER ŞEYİN BAŞI: ETİK  / Av. Murat Fatih Ülkü

“Yakındığımız konuların hepsi geliyor, sonunda etiğe dayanıyor; zaten orada da bitiyor, kalıyor, tıkanıyor:”“Yargı etiği ilkelerini uygulayacak yargı ögelerinin, özellikle de yargıçların temel ve asgari bir erdemlilikle donatılmadıkça, yargı etiği ilkelerinin yaşama geçirilmesini beklemek boşuna olacaktır.”

“Kötü kanun iyi uygulayıcının elinde en iyi kanun, iyi kanun kötü uygulayıcının elinde en kötü kanun haline gelebilir”

“Yinelene yinelene sıradanlaşmış, yasak savmak için söylenir hale gelmiş, böyle olduğu her halinden belli olduğu için değerini oldukça yitirmiş bir klişe artık bu söz: Yargının üç sacayağı vardır, bunlardan biri de avukatlıktır.”

“Avukatlara verilmek istenen bir duygu var hep: Dışlanmışlık.”

“Belki de artık klişe “sacayağı” söyleminden uzaklaşıp, avukatlığı sacayağının bir parçası olmaktan çıkarıp ayrı bir yerde tanımlamamız daha doğru olacak.”

Yargı Etiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir? – 17

Her Şeyin Başı Etik

GRECO: Türk Yargı Etiği İlkelerine Uluslararası Bir Bakış ve HSK Açmazı / Av. Dr. Ersoy Zırhlıoğlu

“Adalette atalet baş gösterirse, yalnızca yukarıda saydıklarımızın hiçbiri gerçekleşmemekle kalmaz; aynı zamanda hukuk sistemine gölge düşer, yargıya dair ümitler ve umutlar tükenir. Adalet, adalet saraylarında aranmaktan çıkar ve ihkak-ı hak, hak olarak algılanmaya başlanılır. Toplumdaki adalet ahlakı ile adaletteki ahlaka dair inanış; dolayısıyla topyekûn ahlak sükût eder.”

“Hukuken, bir insan bir başkasının haklarını ihlal ettiğinde suçludur. Etik konusunda ise sadece bunu yapmayı düşünüyorsa dahi suçludur.”

“Etik bir yargılama sürecinde ne hâkimin ne de avukatın, bir üste yahut asta ihtiyacı olmamalıdır; yargılamanın bütün tarafları eşit güçler ile donatılmış olmalıdır.”

“İnsanı insan yapan yahut tam ve iyi, erdemli bir insan yapan, onun etik değerleri ve bu değerlere bağlılığıdır.”

“Etik kurallar, hâkimlerin bağımsızlığını, tarafsızlığını, dürüstlüğünü ve adaletin gerçekleşmesini sağlamak amacıyla oluşturulmuştur.”

“Sistemik bozukluklar giderilmeden, bireysel etik değerlere uyumun arttırılması ancak bir noktaya kadar etkili olacaktır. Düzgün sistem, bozuk elemanını ayıklamayı ve düzeltmeyi becerme kuvvetine haizdir.”

“Hâkimler ve Savcılar Kurulu (“HSK”), tıpkı hâkimler ve savcıların yargılamalarda yan yana oturmasında olduğu gibi, halen adalet sistemimizin yan yana bulunması hatalı olan yapılarından birisidir”

“HSK varlığını sürdürdüğü ve hâkimlik ile savcılık arasındaki ayrım netleşmediği sürece, yargı etiğinin ülkemizdeki esaslarından bahsetmek hayaldir.”

“Bütün adalet sistemimizin HSK ile vedalaşma vakti gelmiştir.”

Etiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir? – 18

Greco: Türk Yargı Etiği İlkelerine Uluslararası Bir Bakış ve HSK Açmazı

YAPAY ZEKA ve YARGI ETİĞİ İLİŞKİSİ / Av. Gizem Yılmaz

“Yapay zekânın insanlığa hizmet edebileceği en önemli alanlardan biri, adaletin sağlanması için gerçekleştirilen yargılama faaliyeti olarak kendini göstermektedir.”

“Hukuk dünyası açısından Yapay Zeka alanındaki en önemli gelişme, Avrupa Birliği tarafından 2018 yılında kabul edilen “Yapay Zekânın Yargı Sisteminde Kullanılmasına Dair Avrupa Etik Şartı”dır.”

“Yapay zekâ hizmetlerinin Türkiye’de yargı sistemlerinde güvenle kullanılabilmesi için, öncelikle “insan odaklı etik” anlayışıyla hareket edilmesi gerekmektedir.”

“Dijital mühendisler ve hukukçular birlikte çalışarak yargı sistemini ileri taşıyacak ve hatta dünyaya örnek oluşturacak atılımlar yapabilir.”

“Yapay zekâ teknolojilerinin etik kurallar çerçevesinde kontrol altında tutulması gerekmektedir.”

“Yapay zekâ yazılımlarının amacı, insanın yeteneklerini ve potansiyelini artırmak olmalıdır”

“Yapay zekânın etik kullanımı konusunda insanlar denetimi ve kontrolü elden bırakmayacak, insan haklarına ve değerlerine saygılı, şeffaf, güvenilir ve hesap verebilir bir sistem oluşturma hedefinde olunacaktır.”

“Teknoloji çağının sunduğu imkânlardan en üst seviyede faydalanabilmek için riskleri en aza indirmek gerektiği açıktır.”

“Adil ve bağımsız bir yargı için güvenilir yapay zekâ uygulamalarının kullanılmasına bir an önce başlanması gerekliliği de ortadadır.”

#YargıEtiği #HukukFelsefesi #Bangalore #YargıSistemi #Adalet #MeslekKuralları #BağımsızYargı #Tarafsızlık #Dürüstlük #Eşitlik #Ehliyet #Liyakat #Özen #HukukEğitimi #OnarıcıAdalet #SosyalAdalet #YapayZeka

Yargı Etiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir? – 19

Yapay Zeka ve Yargı Etiği İlişkisi

AVUKATLIK MESLEĞİ VE MESLEK ETİĞİ

#YargıEtiği #HukukFelsefesi #Bangalore #YargıSistemi #Adalet #MeslekKuralları #BağımsızYargı #Tarafsızlık #Dürüstlük #Eşitlik #Ehliyet #Liyakat #Özen #HukukEğitimi #Avukat #Hakim #Savcılık #Uzlaştırma #Arabuluculuk #Bilirkişi #Hakem #Uzlaşma  #OnarıcıAdalet #SosyalAdalet #YapayZeka

Murat Sevinç

0

Doç. Dr. Murat Sevinç, 1970 yılında İstanbul’da dünyaya geldi.

1988 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini kazanarak lisans eğitimini burada tamamladı.

Mülkiye’den mezun olmasının ardından dil eğitimi için Londra’ya gitti. Üniversite yıllarında, yaz tatillerinde çeşitli işlerde ve Beyoğlu Sineması’nın büfesinde çalıştı.

Londra’da iken garsonluk yaptı. Yurda döndükten akademik faaliyetlere yoğunlaştı.  Yüksek lisans eğitimini aynı fakültede tamamladı.

Akademik Çalışmaları

Sevinç, 1995 Aralık ayı sonunda Anayasa Hukuku Kürsüsüne asistan oldu. Prof. Dr. Cem Eroğul’un asistanı olarak görev yaptı.

Doktora eğitiminden sonra da siyaset bilimi ve anayasa hukuku alanında çalışmalarına devam ederek doçent unvanını kazandı.

Türkiye’nin Anayasal Düzeni, Anayasa Hukuku, Anayasa Tarihi, Anayasa Hukukuna Giriş ve Çağdaş Devlet Düzenleri derslerini verdi.

Mülkiye’de vermiş olduğu derslerin yanı sıra Boğaziçi Üniversitesi’nde de Anayasa Hukukuna Giriş derslerini yürüttü.

Öğrencileri tarafından hukukçu kimliği yanında sanata, edebiyata, şiire sinemaya ve tiyatroya değer veren bir akademisyen olarak tanımlanmaktadır.

Doç. Dr. Murat Sevinç, Siyasal Bilgiler Fakültesi(Mülkiye) Anayasa Hukuku kürsüsünde öğretim üyesi olarak görev tapmakta iken 7 Şubat 2017 tarihli ve 29972 mükerrer sayılı Resmî Gazetede yayınlanan 686 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameyle üniversitedeki akademisyenlik görevinden ihraç edilmiştir. Boğaziçi Üniversitesi’ndeki son dersine Skype aracılığıyla katılmış, öğrencileri tarafından alkışlarla uğurlanmıştır. Sevinç, “Gün gelecek bize bu haksızlıkları yapanların hakkını da biz savunacağız” demiştir.

Mahatma Gandi’nin Tuz Yürüyüşü ile kıyaslanan ve 2017 yılında Ankara’dan İstanbul’a kadar devam eden Adalet Yürüyüşü’ne katılmıştır.

Üniversiteden ihraç edildikten sonra çok sayıda sivil toplum kuruluşunda Anayasa Hukuku dersleri vermiştir. Ankara 22. İdare Mahkemesi tarafından görevine iade kararı verilmiştir.

İnsan Hakları Okulu programında Anayasa Tarihi atölyesini yürütmüştür.

Açık Radyo’da ve birçok medya kuruluşunda röportajları ve yazıları yayınlanmıştır.

Kadıköy Moda Sahnesinde, halka açık Anayasa Tarihi dersleri vermektedir.

Akademik dünyada ve medyada açıkladığı görüşleriyle dikkat çekmiştir.

Sabahattin Ali‘yi hapislerde çürüten ülke Sevinç’in de saçlarını ağartmıştır.

Eserleri ve Makaleleri 

Doç. Dr. Murat Sevinç, Gazete Duvar, Diken, Radikal, Toplum ve Bilim, Birikim Dergisi, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi ile birçok dergi ve gazetede makale ve yazıları yayınlanmıştır.

Mümtaz Soysal’a Armağan kitabının hazırlanmasına katkıda bulunarak “Prof. Mümtaz Soysal’ın Dinamik Anayasa Anlayışı ve Kuruluş Anayasalarını Yeniden Okumak” isimli bölümü yazmıştır.

Gazete Duvar için yazdığı yazıların bir kısmını “Hey Garson!” adı altında kitaplaştırmıştır.

“Kuruluşun İhmal Edilmiş İstisnası 1921 Anayasası ve Tutanakları”; “Türkiye’nin Anayasa İmtihanı, Cumhurbaşkanlığı – Başkanlık Tartışması”; “Türkiye’de Milletvekillerinin Dokunulmazlıkları” ve “Anayasa Yazıları” başlıkları ile kitapları vardır.
Kuruluşun İhmal Edilmiş İstisnası 1921 Anayasası ve Tutanakları – Kitabın Sunumu

“Murat Sevinç ve Dinçer Demirkent’in etraflı bir yorum ve analizle sundukları 1921 Anayasası deneyimi, sadece ürünü olan belgeyle değil, asıl, müzakereleriyle dikkate değer. Bu müzakereler, anayasa ilkeleri ve kavramları hakkında, canlı ve zengin bir tartışma ortamını ortaya koyuyor. Aslında bütün temel politik meseleler hakkında – ve hâlâ canlılığını koruyan bir tartışma…

Kuruluşun İhmal Edilmiş İstisnası – İlk Bölüm

“Ne kadar daire küçülürse o kadar büyük salâhiyet veriniz, korkmayınız. Bahusus bu millet; kardaşlarım bu millet Türklük itibariyle asırlardanberi minelevvel demokratlıktan ruhunu almış ve islâmiyetin inzimamiyle bütün diğer anasırı muhtelife (çeşitli unsurlar) etrafına toplanarak bu dünyada demokratlığı, müsavatı (eşitliği) tesis etmiş bir millettir. Bundan hiç korkmayınız. Yalnız kardaşlarım asırlardanberi bu milletin hukuku şahsiyesi, hukuku milliyesi, hukuku umumiyesi istibdadın, kahrın altında zebun oldu, inledi, bitti. Arkadaşlar; bunun hukuki dairesi büyüdükçe emin olunuz kendi tarafından idare edilemez…”

Türkiye’nin Anayasa İmtihanı / Cumhurbaşkanlığı – Başkanlık Tartışması : Kitabın Sunumu

“Üretken anayasa hukukçusu Murat Sevinç, anayasa değişikliği teklifinin etraflı bir analizini yapıyor. Başkanlık, yarı başkanlık ve parlamenter sistem modellerinin hiçbirine uymayan bu “Cumhurbaşkanlığı sistemi”nin kendi içindeki analiziyle yetinmiyor. Bu modeli, içinden çıkıp geldiği anayasa tartışmaları ve Türkiye sağının “millî iradeci” arayışı içinde konumlandırıyor.

Hiçbir anayasa boşlukta durmaz. Ait olduğu ülkenin toprağından çıkar ve o toprağın niteliklerini barındırır. Yeşerdiği ülkede hangi sınıfın hâkim olduğu ve diğerleriyle ilişkisi, o ülkenin siyasal kültürü, tarihi, ekonomik ve kültürel gelişmişlik seviyesi, yaygın inanç ya da inançlar, anayasanın sözcükleri ve onların yorumlanması üzerinde belirleyici olur. (…) Buradan evrensel hukuk kural ve ilkeleri olmadığı, olamayacağı sonucu çıkmaz elbet. Birkaç bin yıldır tarih içinde oluşan ve çeşitli isimlerle adlandırılmış hukuk ekollerinin eleğinden geçip genel kabul görmüş temel ilkeler, evrensel kurallar var. Yüzyıllar içinde, çeşitli mücadeleler sonucunda ortaya çıkmış yönetim ilkeleri, hükümet biçimleri olduğu gibi.

2017 Nisan’ında halkoyuna sunulan Anayasa değişikliği teklifi, Türkiye’nin yönetim sisteminde köklü değişiklikler getiriyor. “Rejim değişikliği” ölçeğinde tartışmalara veya tehdit algılamalarına zemin oluşturan bir değişim…

Üretken anayasa hukukçusu Murat Sevinç, bu anayasa değişikliği teklifinin etraflı bir analizini yapıyor. Başkanlık, yarı başkanlık ve parlamenter sistem modellerinin hiçbirine uymayan bu “Cumhurbaşkanlığı sistemi”nin kendi içindeki analiziyle yetinmiyor. Bu modeli, içinden çıkıp geldiği anayasa tartışmaları ve Türkiye sağının “millî iradeci” arayışı içinde konumlandırıyor. Ülkenin 150 yıla yaklaşan modern anayasa tarihinin serüvenini, öncelikle 2017 değişiklik teklifinin merkezinde yer alan cumhurbaşkanlığının konumuna odaklanarak, yeniden hatırlamamızı ve değerlendirmemizi sağlıyor. Sahici bir tartışmanın pek mümkün olamadığı bir ortamda, eleştirel tutumunu, sakin, serinkanlı, bilimsel olma sorumluluğuyla bağdaştıran bir çalışma.

Kitabında ‘partili cumhurbaşkanlığı’nı esas alan anayasa değişikliği teklifini analiz eden Sevinç, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve hükümetin ‘Türkiye’ye özgü’ diye nitelediği yeni sistemin hangi anayasa tartışmaları içinden çıktığı ve sağın ‘milli iradeci’ arayışında nereye oturduğu sorularının yanıtını arıyor. Sevinç, giriş bölümünde kitabı yazma amacını “Gürültüden duyulmayan seslerden biri daha olmak” diye açıklıyor.”

Anayasa Yazıları – Kitabın Önsözü

“Anayasa Yazıları, 1920-2011 arası anayasal kurumların anlatıldığı kısım dışında, geçmiş yıllarda kaleme alınmış ve çoğu A.Ü. SBF Dergisi’nde olmak üzere yayımlanmış makalelerden oluşuyor. Makalelerin tümünü gözden geçirip gerektiğince güncelleştirmeye çalıştım. SBF Dergisi dışında bir yazı Birikim’de, bir diğeri AKP Kitabı’nda yayımlanmıştı.

Yazıların seçilmesinde birkaç ölçüt göz önünde bulundurmaya çalıştım. Bu derleme, öncelikle öğrencilerden derste okumalarını talep ettiğim makalelerden oluşuyor. Aralarında bir seçim yapıp güncel siyasi tartışmaları yakından ilgilendiren anayasa konuları hakkında yazılmış olanları; anayasanın sistematiğini göz önünde bulundurarak bir araya getirdim.

İlk yazı Kurtuluş Savaşı’ndan bugüne anayasal gelişmeleri içeriyor. Bu zaman zarfında yürürlüğe giren anayasaları çok kısa da olsa; temel ekonomik tercihler, başta asker-sivil olmak üzere hakim toplumsal katmanlar arasındaki ilişkiler bağlamında anlatmaya ve ayrıca her dönemin sonunda milletvekili genel seçim sonuçları ile seçim sistemindeki bazı değişiklikleri aktarmaya çalıştım. Sonraki yazıları, anayasanın sistematiği doğrultusunda; temel haklar, yasama, yürütme ve yargı organlarını göz önünde bulundurularak seçtim. Açlık grevleri, bayrağa saygısızlık ve vicdani retçilik gibi konular başta olmak üzere seçilen makalelerin ortak özelliği, Türkiye’de canlı siyasi tartışma ve kimi zaman yoğun duygusal tepkilere neden olmuş sorunların, anayasal açıdan, soğukkanlılıkla ele alınma çabasına ilişkin olmalarıdır. Öğrencilere olduğu kadar, söz konusu anayasal sorunlarla ilgilenen okuyucuya da hitap etmesini umduğum derlemenin içeriği anayasal gelişmelere bağlı olarak değişecektir.

Okuyacağınız makalelerin yazılması uzun yıllara yayıldı. Her birinde, burada isimleri anılması mümkün olmayan çok sayıda kişinin katkısı var. Ancak katkıda bulunanlardan ikisinin adını anmadan geçmem olanaksız. İlki, yitirdiğimiz Hocam Prof. Dr. Yavuz Sabuncu. İki Kürsü hocamdan biri olan Yavuz Sabuncu’nun benim ve Mülkiye’nin üzerinde emeği çoktur; nur içinde yatsın. Diğer Kürsü Hocam emekliye ayrılan Prof. Dr. Cem Eroğul. Hocamın, buradaki yazılarda, tezlerimde ve derslerde sarf ettiğim her sözcükte anlatılmaz emeği var. Üstelik yalnızca benim için değil, kendisinden akademik destek talep eden herkes için aynı özveriyi göstermiştir. Prof. Eroğul, gerek benim gerekse Mülkiye için, emektir. Kendisine kuru bir teşekkürden fazlasını borçluyum.” Murat Sevinç

Murat Sevinç’in Bazı Makaleleri

ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARININ RESMİ GAZETE’DE YAYIMI İLE BAĞLAYICILIĞI ARASINDAKİ İLİŞKİ

TÜRKİYE’DE BAYRAĞA SAYGISIZLIK KONUSU

KRONİK / Öncesi ve Sonrasıyla 29 Mart 2009 Yerel Seçimi

TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ KAPATMA DAVASI VE DEVLET YARDIMINDAN MAHRUM BIRAKMA YAPTIRIMI

Kronik: Devletin Siyasal Partilerle Sınavı: AKP’nin Kapatılması Davası

1995 ANAYASA DEĞİŞİKLİKLERİNİN SİYASAL PARTİLER TÜZEMİZE ETKİLERİ

2010 Anayasa Değişiklikleri: Yöntem ve İçerik Eleştirisi

Kronik: Hrant Dink Cinayetinin Düşündürdükleri

22. YASAMA DÖNEMİ’NİN (2002-2007) ARDINDAN, YASAMA BAĞIŞIKLIKLARI KONUSU

Kitap İncelemesi: Fazıl Sağlam, Siyasal Partiler Hukukunun Güncel Sorunları

Bir İnsan Hakları Olarak: Açlık Grevi

Güncel Gelişmelerin Işığında, 1982 Anayasasına Göre Cumhurbaşkanı

Kitap İncelemesi: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Önerisi

AMERİKAN YÜCE MAHKEMESİ

Prof. Mümtaz Soysal’ın Dinamik Anayasa Anlayışı ve Kuruluş Anayasalarını Yeniden Okumak

Gizem Yılmaz

0

Avukat Gizem Yılmaz, Bursa’da dünyaya geldi. Lise eğitimi sırasında “1982 Anayasası’nın 14.Maddesi” hakkında 2007 yılında yapılan makale yarışmasında yazdığı makale ile Bursa Atatürk Anadolu Lisesi’nde okul birincisi oldu. 2008 yılında Yahya Kemal Beyatlı’yı Anma şiir yarışmasında Bursa birincisi oldu.

2013 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu.

Marmara Üniversitesi Avrupa Araştırmaları Enstitüsü’nde Avrupa Birliği Hukuku üzerine yüksek lisansını tamamladı. “Avrupa Birliği Ortak Pazarında Miktar Kısıtlamalarına Eş Etkili Önlemler” başlıklı yüksek lisans teziyle Avrupa Birliği Antlaşmasına yeni bir taslak madde önerisi sundu. Tezi, kitap haline getirildikten sonra T.C. Ticaret Bakanlığı’na sunuldu ve Avrupa Komisyonu’nun konuyla ilgili hazırlık aşamasında olduğu yeni Tüzük hakkında devlet kurumları bilgilendirildi. Yılmaz, akademik kariyerine Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesindeki özel hukuk programında doktora yaparak devam etmekte ve “Milletlerarası İnşaat Sözleşmelerinde Çok Taraflı ve Birden Fazla Sözleşmeyle İlişkili (Kompleks) Tahkim” başlıklı tezini tamamlama  aşamasındadır. Eş zamanlı olarak Londra Queen Mary Üniversitesi Ticari Araştırmalar Merkezi bünyesindeki Uluslararası Tahkim Merkezinde ziyaretçi doktora araştırmacısı pozisyonuyla akademik çalışmalarını sürdürmektedir.

Mesleki Faaliyetleri, Sivil Toplum Çalışmaları, Projeleri ve Ödülleri  

İstanbul Barosu’na kayıtlı avukat olan Yılmaz arabuluculuk ve bilirkişilik faaliyetleri de yapmaktadır. Uluslararası sözleşmeler hukuku, inşaat ve gayrimenkul hukuku, tahkim ve uyuşmazlık çözümleri, milletlerarası özel hukuk, ticaret hukuku, borçlar hukuku, eşya hukuku, yabancılar ve aile hukuku, miras hukuku, alanlarında faaliyet mesleki faaliyet göstermektedir.

İstanbul Tahkim Derneği’nin (İSTA) ve İstanbul Barosu Tahkim Merkezi’nin üyesidir.

Avrupa Birliği’ne “Domestic Violence Suffered by Women Migrants Living Abroad” konulu bir proje yazarak aldığı fon ile Almanya’daki göçmen ailelerin yaşadığı sorunları incelemek ve raporlamak üzere yurt dışında proje gerçekleştirmiştir. Altı ay süren bu çalışmada, Avrupa’daki göçmenlerin yoğun olarak bulunduğu bölgelerden biri olan Almanya’da, kadın haklarının hukuki ve dini boyutu, göçmenlik statüsü, göçmenlerin yaşadığı problemlerin aile hayatına yansıması, asimilasyon ve entegrasyon süreçleri değerlendirilmiş, çeşitli toplumsal gruplar, uzmanlar ve halk ile söyleşiler, röportajlar ve paneller gerçekleştirilmiş, projenin sonuçları üzerine nihai bir rapor oluşturularak AB Bakanlığı ile Türkiye’deki Ulusal Ajans’a sunulmuştur.

NATO, Navarino Network ve Kadir Has Üniversitesi iş birliğiyle Yunanistan’da gerçekleştirilen “Türk – Yunan Genç Liderler” çalışmasına katılmış, farklı disiplinlerde çalışan genç uzmanların bir araya getirildiği bu projede iki ülkenin geleceğine ışık tutacak çalışmalar geliştirilmesi hedeflenmiştir.

2021 yılında, Avrupa Konseyi Siyaset Okulu üyesi olarak Strazburg’da gerçekleştirilen Demokrasi Forumu’na katıldı ve AİHM ziyaretinde bulundu. TRT Radyo-1’de Prof. Dr. Murat Topuz’un sunduğu “Hukuk ve Hayat” konulu programın daimi konukları arasında yer almaktadır.

2024’te Delhi’de gerçekleştirilecek LexTalk World Conference serisinin “Lex -Falcon Global Awards” Hukuk Ödüllerine, ilk on yıllık kıdem kategorisinde yılın tahkim hukukçusu olarak aday gösterilmiştir.

Lisanslı yüzücü olarak katıldığı müsabakalarda kazandığı sekiz adet altın madalyası bulunmaktadır.

Avukat Gizem Yılmaz’ın Eserleri

Yılmaz’ın iki kitabı, çeşitli kitap bölümleri, tebliğleri ve hakemli dergilerde yayınlanmış bilimsel makaleleri bulunmaktadır.

Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesi Çerçevesinde Aile İçi Çocuk Kaçırma: Uygulanması – Güncel Sorunlar ve İlgili Mevzuat” başlıklı kitabı, 2021 yılı Kasım ayında Seçkin Yayınlarından basılmıştır.

Milletlerarası Özel Hukuk Sözleşmelerinin Anayasa Madde 90 Uyarınca Türk Hukukunda Uygulanması Sırasında Karşılaşılan Sorunlar başlıklı kitap bölümü ile Milletlerarası Özel Hukukta Yetki Sözleşmeleri başlıklı kitap bölümünün yazarıdır.

6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’na Göre Ticaret Ortaklıklarında Bölünme Süreci”; “Hukuk Muhakemeleri Kanunu Kapsamında Hakem Kararlarının İptali Sebepleri ve Hâkimin Karara Müdahalesi”; “Yargıtay Kararları Işığında İş Sözleşmesinin Performans Düşüklüğü Nedeniyle Feshi”; “Haksız Fiil Sorumluluğunun Metodolojik Serüveni; Kanunlar İhtilafı ve AB Roma II Tüzüğü Kapsamında Haksız Fiil Sorumluluğuna Uygulanacak Hukuk”; “AB Hukuk Düzleminde Irk Ayrımcılığı ve Ayrımcılık Yasağı”; “Özgür Basın Ütopyası – 4. Erk Olarak Basın” başlıklı hakemli makaleleri bulunmakta, ayrıca Anonim Şirketler, Avrupa Birliği Hukuku ve İngiltere Tahkim Hukukuna ilişkin çeşitli araştırma ve inceleme yazıları yayınlamaktadır. Gelişmekte olan yapay zekâ hukuku ve etik konularında da mikro seviyede akademik çalışmalar yürütmekte olan Yılmaz’ın, “Yapay Zekâ ve Robotların Sebep Olduğu Zararlardan Doğan Sorumluluğun Kusursuz Sorumluluk Hükümleri Çerçevesinde İncelenmesi” ve “Yapay Zekanın Yargı Sistemlerinde Kullanılmasına İlişkin Avrupa Etik Şartı” başlıklı çalışmaları da makale olarak yayımlanmıştır.

Mobbing Hukuku

0

Mobbing, kelime anlamı olarak, psikolojik şiddet, baskı, kuşatma, taciz, rahatsız etme, bezdirme ve sıkıntı verme anlamlarına gelmektedir. Günümüzde mobbing kavramı, iş hayatında yaygın olarak kullanılmakta, yıldırma ve iş yerinde psikolojik baskılama anlamında kullanılmaktadır. Hiyerarşik düzenin hakim olduğu kurum ve iş yerlerinde özellikle daha güçlü olanların zayıf olanları yıldırmak, psikolojik olarak baskı altına almak ve sistematik baskı uygulaması mobbing olarak tanımlanmaktadır.

Mobbing, genellikle çalışanların şerefine, doğruluğuna, güvenilirliğine ve mesleki yeterliliğine yapılan saldırı olarak gerçekleşmekte; mobbing uygulayan amirlere en büyük desteği nevrotik, korkak ve iktidar hırsı olan kişiler vermektedir. İletişim dili, negatif, küçük düşürücü, taciz edici ve baskı kurucu olup çoğunlukla aynı anda birden fazla kişi tarafından uygulanmaktadır.

Mobbing, öncelikle psikologlar tarafından bilimsel incelemelere tabi tutulmuş, ardından hukuki bir kavram olarak kullanılmaya başlanmış, yargı kararlarına konu olmaya başlamıştır. Türkiy’de mobbinge uğrayan kişilerin korumaya alınmasının yolu 2011 tarihide kabul edilen yeni Türk Borçlar Kanunu ve 2016 yılında kabul edilen Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu ile açılmıştır. 

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasındaki Mobbing Yasağı ile İlişkili Maddeler

Anayasa 125. madde: “İdarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolu açıktır…”

Anayasa 129. madde: “Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler. Memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları mensuplarına savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez. Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.”

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunundaki Mobbing Yasağı ile İlişkili Maddeler

Türk Ceza Kanunu 94. madde: “Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında 3 yıldan 12 yıla kadar hapis cezasına hükmolunur…. Bu suçun işlenişine iştirak eden diğer kişiler de kamu görevlisi gibi cezalandırılır. Bu suçun ihmali davranışla işlenmesi halinde, verilecek cezada bu nedenle indirim yapılmaz.”

2011 Yılında Çıkarılan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunundaki Mobbing Yasağı ile İlişkili Maddeler

Türk Borçlar Kanunu 417.madde: “İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.”

657 Sayılı Devlet Memurları Kanunundaki Mobbing Yasağı ile İlişkili Maddeler

Devlet Memurları Kanunu 10. madde: “…Amir, maiyetindeki memurlara hakkaniyet ve eşitlik içinde davranır. Amirlik yetkisini kanun, tüzük ve yönetmeliklerde belirtilen esaslar içinde kullanır…”

Devlet Memurları Kanunu 11. madde: “Devlet memurları kanun, tüzük ve yönetmeliklerde belirtilen esaslara uymakla ve amirler tarafından verilen görevleri yerine getirmekle yükümlü ve görevlerinin iyi ve doğru yürütülmesinden amirlerine karşı sorumludurlar.”

Devlet Memurları Kanunu 17. madde: “Devlet memurları, bu kanun ve bu kanuna dayanılarak yayınlanan tüzük ve yönetmeliklere göre tayin ve tespit olunup yürürlükte bulunan hükümlerin kendileri hakkında aynen uygulanmasını istemek hakkına sahiptirler.”

Devlet Memurları Kanunu 21. madde: “Devlet memurları kurumlarıyla ilgili resmi ve şahsi işlerinden dolayı müracaat; amirleri veya kurumları tarafından kendilerine uygulanan idari eylem ve işlemlerden dolayı şikayet ve dava açma hakkına sahiptirler.”

Mobbing Hukuku Kitabı 

Mobbing Hukuku – Dr. Ferhat Uslu, Prof. Dr. Hasan Tutar

Mobbing Hukuku isimli eser Dr. Ferhat Uslu ve Hasan Tutar tarafından yazılmış, Adalet Yayınevi tarafından 2018 yılında basılmıştır. Eser, Mobbing ve Mobbing Hukuku alanında yazılmış istisnai eserlerdendir.

Mobbing Hukuku Kitabının tanıtım yazısı şu şekildedir:

“Örgütlenmenin olduğu her yerde mobbing olgusu her zaman vardı; ancak mobbing konusunda bilinç veya farkındalık “mobbing” kavramının tanımlandığı ve çerçevesinin çizildiği 1980’li yıllara gelinceye kadar bulunmamaktaydı. Bu yüzden mobbing, eski dönemlerden beri bir olgu olarak mevcudiyetini korumakla birlikte, 1980’li yıllardan önce kavram olarak ortaya çıkmamıştı. Mobbing olgusunun kavramsallaştırılması önce örgüt psikologlarının, sonra da hukukçuların çabalarıyla mümkün olmuştur.

Mobbingin çerçevesinin ortaya çıkıncaya kadar neyin mobbing neyin kötü muamele, neyin haksızlık olduğunun ayırımına varılamaması bu alanda önemli karmaşalara neden olmaktaydı. Önce Batıda daha sonra Türkiye’de ve dünyanın özellikle endüstri ilişkilerinin ve iş hukukun gelişmiş olduğu ülkelerinde mobbing olgusu üzerinde, teorik ve hukuksal düzeyde önemli somut gelişmeler yaşanmaya başlandı. Günümüzde mobbing hukuksal düzenlemelerin konusunu oluşturduğu gibi, ayrıca yargı organlarının kararlarında da kendisine sıklıkla yer bulmaktadır. Mobbingle mücadele için uluslararası ve ulusal hukuk düzeyinde önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Ülkemizde bu konuda en önemli adım, 11.01.2011 tarih ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile 06.04.2016 tarih ve 6701 sayılı Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu’nun kabul edilmesiyle atılmıştır.

Son zamanlarda sıklıkla gerek ilk derece mahkemeleri gerekse de istinaf ve yüksek yargı kararlarına konu olan mobbing, kamu-özel, kadın-erkek, yüksek eğitimli-ilk ya da orta eğitimli olmasına bakılmaksızın her yerde ve herkesin yaşayabileceği bir örgütsel sorun sarmalı olarak devam etmektedir. Ne var ki mobbingle ilgili, kimi bireysel, kurumsal ve hukuksal mücadele yolları da yok değildir. Bu çalışma mobbing olgusuyla hukuksal açıdan mücadele etmek amacıyla ele alınmıştır. Esas olan hukuksal yollara başvurmadan önleyici mekanizmalarla mobbingin önlenmesidir; ancak her şeye rağmen mobbing devam ediyor ise hukuksal başvuru yollarının var olduğunu unutmamak gerekir. “Mobbing Hukuku” adlı bu çalışmamızın, mobbingten kaynaklanan sorunların çözümünde yararlı olmasını dileriz.”

Mobbing Hukuku Kitabının Yazarı Dr. Ferhat Uslu

Dr. Ferhat Uslu

Ferhat Uslu, 27 Eylül 1979 Tarihinde Bursa ili, İnegöl ilçesi, Gündüzlü (Muzal) Köyü’nde dünyaya gelmiş, 1990 yılında Gündüzlü Köyü İlkokulu’ndan; 1993 yılında İnegöl Sinanbey Ortaokulu’ndan; 1996 yılında İnegöl Ticaret Meslek Lisesi’nden; 2000 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet Meslek Yüksekokulu’ndan; 2004 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuştur.

Anayasa Hukuku akademisyeni olan Uslu, 2008 yılında Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Hukuk Anabilim Dalı, Kamu Hukuku Bilim Dalı Tezli Yüksek Lisans Programı’nı, “Anayasa Yargısının Meşruluğu Sorunu Işığında Türk Anayasa Mahkemesi” adlı yüksek lisans teziyle; 2013 yılında İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Hukuku Anabilim Dalı Doktora Programı’nı “Anayasa Yargısının Sınırları Sorunu” adlı doktora teziyle tamamlamıştır.

Dr. Ferhat Uslu, 2007-2009 ve 2012-2014 yılları arasında Atatürk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Bölümü Anayasa Hukuku Anabilim Dalında ve 2009-2012 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Bölümü Anayasa Hukuku Anabilim Dalında Araştırma Görevlisi olarak görev yapmıştır.

Uslu, 18 Ağustos 2014 tarihinde Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Bölümü Anayasa Hukuku Anabilim Dalı’na Yardımcı Doçent Doktor unvanıyla Öğretim Üyesi olarak atanmıştır.

Uslu, Mayıs-Ağustos 2016 tarihleri arasında Harvard Law School’da (ABD-Boston-Massachusetts) bilimsel araştırmalarda bulunmuştur.

Ferhat USLU, halen Sakarya Üniversitesi’nin çeşitli fakültelerinde Hukuka Giriş, Anayasa Hukuku Genel Esaslar, Anayasa Yargısı, Türk Anayasa Hukuku, Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru, Siyasi Partiler Hukuku, İnsan Hakları Hukuku, Genel Kamu Hukuku ve Spor Hukuku dersleri vermektedir.

Uslu, İngilizce bilmektedir.

49’lar Davası

0

49’lar Davası, İleri Yurt gazetesini çıkaran Musa Anter, Canip Yıldırım ve Yusuf Azizoğlu’nun yayımladığı Kürtçe şiiri Qimil/Kımıl sebebiyle 1961 yılında açılan davadır. Sanıkların 16’sı hukukçulardan oluşmaktadır.

Musa Anter’e destek veren 50 kişi gözaltına alınmış, 22 eylül 1959’da tutuklamalar başlamıştır. Gözaltına alınanlardan Mehmet Emin Batu mide kanamasından ölünce geriye 49 kişi kalmış ve dava bu sayıyla anılır olmuştur. Sanıklar 14 ay tutuklu kalıp mahkemeye çıkarılmayı bekmiş, bu sırada 27 Mayıs Darbesi gerçekleşmiş ve 3 Ocak 1961 tarihinde yargılama başlamıştır.

Cumhuriyet Savcılığı, 49 sanığın 24 ‘ü hakkında TCK’nun 125. maddesinin “Türkiye Cumhuriyeti topraklarının tamamını veya bir kısmını bir ecnebi devlet idaresine geçirmeğe veya devletin istiklalini tenkise veyahut memleketin bir parçasını hükümet idaresinden çıkarmağa teşebbüs eden kimse idama mahkum olur.” hükmüne göre yargılanması istemiştir.  Yargılananlardan; Şevket Turan, Naci Kutlay, Ali Karahan, Koço Elbistan, Yavuz Çamlıbel, Mehmet Ali Dinler, Yusuf Kaçar, Ziya Nami Şerefhanoğlu, Medet Serhat, Hasan Akkuş, Örfi Akkoyunlu, Selim Kılıçoğlu, Şahabettin Septioğlu, Sait Elçi, Sait Kırmızıtoprak, Yaşar Kaya, Faik Savaş, Haydar Aksu, Ziya Acar, Fadıl Budak, Halil Demirel, Necati Siyahkan, A. Efem Dolak, Musa Anter, Canip Yıldırım ve Mehmet Bilgin’in idamı talep edilmiştir.

14 ay tutuklu kaldıktan sonra sanıklar mahkemeye çıkarılmayı beklerken 27 Mayıs Darbesi gerçekleşmiş, Bağımsız bir Kürt devleti kurmayı amaçlamakla suçlanan 49 kişinin yargılanmasına Ankara’da, 3 Ocak 1961 tarihinde başlamıştır.

49’lar Davasında yargılanan kişiler şu isimlerden oluşmaktadır:

  1. Şevket Turan, (Mardin – Gülhane Tıp Akademisi Maliye Şube müdürü ve levazım binbaşısı)
  2. Naci Kutlay, (Kars – Çamlıdere Devlet Hastanesi’nde uzman doktor)
  3. Ali Karahan, (Siverek – Avukat)
  4. Koço Elbistan, (Hassa – Kırıkhan’da ilçe doktoru)
  5. Yavuz Çamlıbel, (Doğubayazıt – Yedek topçu asteğmen)
  6. Mehmet Ali Dinler, (Cizre – Ankara Hukuk Fakültesi birinci sınıf öğrencisi)
  7. Yusuf Kaçar, (Dersim, Nazimiye – Birinci İnşaat Tekniker Okulu öğrencisi)
  8. Nurettin Yılmaz, (Cizre – Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi)
  9. Ziya Nami Şerefhanoğlu, (Bitlis – Avukat)
  10. Medet Serhat, (Iğdır – İstanbul Hukuk Fakültesi öğrencisi)
  11. Hasan Akkuş, (Urfa – İktisat Fakültesi öğrencisi)
  12. Örfi Akkoyunlu, (Pötürge – Madeni eşya fabrikatörü)
  13. Selim Kılıçoğlu, (Varto – Kıdemli üsteğmen)
  14. Şahabettin Septioğlu, (Palu – Yüksek Ziraat Mühendisi, Levazım Asteğmeni)
  15. Said Elçi, (Bingöl – Muhasebeci)
  16. Sait Kırmızıtoprak, (Dersim, Nazımiye – İstanbul Tıp Fakültesi son sınıf öğrencisi)
  17. Yaşar Kaya, (Iğdır – İstanbul Hukuk Fakültesi öğrencisi)
  18. Faik Savaş, (Genç – İstanbul Hukuk Fakültesi Öğrencisi)
  19. Haydar Aksu, (Kiğı – Stajyer Avukat)
  20. Ziya Acar, (Kulp – İstanbul Hukuk Fakültesi 2. sınıf öğrencisi
  21. Fadıl Budak, (Diyarbakır – İstanbul Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi)
  22. Halil Demirel, (Islahiye – Yardımcı topçu asteğmen)
  23. Ferit Bilen, (Diyarbakır – Kundura mağazası sahibi)
  24. Esat Cemiloğlu, (Diyarbakır – Yüksek Ziraat Mühendisi)
  25. Mustafa Nuri Direkçigil, (Diyarbakır – Sağlık Müfettişi)
  26. Fevzi Avşar, (Kars – İstanbul Tıp Fakültesi öğrencisi)
  27. Necati Siyahkan, (Siverek – İstanbul Hukuk Fakültesi 2. sınıf öğrencisi)
  28. Hasan Ulus, (Erzurum)
  29. Nazmi Balkaş, (Lice – İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi öğrencisi)
  30. Hüseyin Oğuz Üçok, (Diyarbakır – İstanbul Tıp Fakültesi Diş Hekimliği öğrencisi)
  31. Mehmet Nazım Çiğdem, (Ankara – Boya ve inşaat işleri ustası)
  32. Fevzi Kartal, (Van – Yedek asteğmen)
  33. Mehmet Aydemir, (Siverek – İstanbul Tıp Fakültesi öğrencisi)
  34. Abdurrahman Efem Dolak, (Diyarbakır – İleri Yurt Gazetesinin sahibi ve Güven Gazetesinin ortağı)
  35. Musa Anter, (Nusaybin)
  36. Canip Yıldırım, (Diyarbakır – Avukat)
  37. Emin Kotan, (Muş – Elektrik Muhasibi)
  38. Ökkeş Karadağ, (Maraş)
  39. Muhsin Şavata, (Malatya – Hayvan Tüccarı)
  40. Turgut Akın, (Ergani – Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi üçüncü sınıf örgencisi)
  41. Sıtkı Elbistan, (Hassa – Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi)
  42. Şerafettin Elçi, (Cizre – Hukuk Fakültesi 2. sınıf öğrencisi)
  43. Mustafa Ramanlı, (Beşiri – Ankara Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi)
  44. Mehmet Özer, (Siverek – Ankara Tıp Fakültesi son sınıf öğrencisi)
  45. Feyzullah Demirtaş, (Palu – Ziraat teknisyeni)
  46. Cezmi Balkaş, (Lice – Orman Fakültesi öğrencisi)
  47. Halis Yokuş, (Kars – İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi öğrencisi)
  48. İsmet Balkaş, (Lice – Tıp Fakültesi öğrencisi)
  49. Sait Bingöl, (Bingöl – İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğrencisi)

49’lar Davasında idamla yargılanan 25 sanıktan 10’u beraat etmiş, 15’i ise 1965 yılında TCK’nun 141 ve 142. maddelerinden 16 ay hapis, 5 ay 10 gün sürgün cezası almıştır.

İdam hükmü öngören TCK maddesi 2004 yılında AB düzenlemeleri kapsamında müebbet hapis öngören düzenleme ile değiştirilmiştir.

Sanıklardan Ali Karahan, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. 1956’da kısa süreliğine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı yardımcılığı yapıştır. Hakkari ve ilçelerinde hakimlik yaptıktan sonra 1959’da 49’lar Davası‘nda en yaşlı sanık olarak tutuklanmıştır. 

Sanıklardan hukukçu da olan Şerafettin Elçi, TKDP kurucusudur ve daha sonra Bayındırlık Bakanlığı yapmıştır. 

Davada yargılananlardan Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı kurucu üyesi Avukat Medet Serhat’ 12 Kasım 1994 yılında İstanbul’da uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirmiştir.

Musa Anter, 20 Eylül 1992’de Diyarbakır’ın Seyrantepe mahallesinde uğradığı silahlı saldırıda sol bacağına iki, kalbi ve kafasına birer kurşun sıkılarak öldürülmüştür. Ölümü, TRT 6 ekranlarında yayınlanan JAN (Sızı) dizisine konu edilmiştir.

Kırkdokuzlar Olayı ya da 49’lar Davası olarak tarihe geçen yargılamalar,  Yavuz Çamlıbel  tarafından bir kitap incelemesine konu edilmiş, “49’lar Davası: Bir garip ülkenin idamlık Kürtleri” isimli kitap Algı Yayıncılık tarafından 2007 yılında yayınlanmıştır.

Olayın tarihçesi, TRT6 televizyon kanalında Fetullah Kaya tarafından belgesel formatında yayınlanmış, Askeri Mahkemenin tüm iddianame, ifade ve kararlarına ulaşılmış, geniş bir arşiv taraması yapılmış, davanın son yaşayan mahkumları ile yapılan röportajlara yer verilmiştir.

Yargılananlardan, Avukat Medet Serhat Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV) kurucu üyesidir ve 12 Kasım 1994 tarihinde İstanbul’da uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirmiştir. 

 

“Diyorum ki; kamera şöyle bir kare ile başlasa! Ülke, istibdada hâlâ meyilli birilerinin “Artık yeter. Söz milletin” sloganına güvenip oy vererek yeni bir sürece girmiştir. Bolluk, refah ve hürriyet vaadi vardır söylemlerde. Bir gün gelmiştir ki; bu vaatleri paylaşanlar imtina etmişlerdir sözlerinden. Bu kez kamera kerli felli bir adamın dudaklarından dökülen kelimelere takılı kalmıştır: Üstelik zat ülkenin cumhurbaşkanıdır; “Kürtlerden bin tanesini Taksim Meydanında sallandıralım ki diğerlerine ibret-i âlem olsun” demektedir. Yetmemiştir muhterem zatın söyledikleri, ülkenin Başbakanı da teyit etmektedir: “Sallandıralım. Ama dış kamuoyuna da Komünist Kürtçü bir hareket olarak yansıtalım ki ekonomik anlamda bunu bir avantaja dönüştürelim”. Ve sonra kurulur tezgâh. 50 kişilik onay alınır. İsimlerin yazılacağı yerler boş bırakılıp sonra doldurulmak kaydıyla. Toparlanır 50 Kürt şahsiyeti. Mekân, İstanbul Harbiye Merkez Kumandanlığı olarak seçilir. Hücre sayısı 40 kişilik olduğundan 10 kişi duruşmalara dışarıdan katılır. Ve ülke 1959 senesinde Kürt şahsiyetler hakkında savcının idam istemiyle gündem tutar. Çok acı çeker içerdekiler. Biri ölür. İçerdekilerin yakınları perişan olur. Dört yıl sonra tümü beraat eder. Ama olayın yaşandığı tarihten tam 50 yıl sonra biri, Yavuz Çamlıbel çıkar ve bir kez daha 49’lar dosyasını, kendi tanıklığında yeniden açar.”

Mehmet Emin Artuk

0
Yazar Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk

Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk, 1948 yılında İstanbul’da Aksaray semtinde doğmuş, orta ve lise eğitimini Saint-Benoit Fransız Erkek Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine kaydını yaptırarak hukuk kariyerine başlamıştır. Artuk’un babası, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun olan tarihçi, İslami Nümizmat, Epigraf İbrahim ARTUK, annesi ise Ankara Dil-Tarih-Coğrafya Fakültesinde okuyan Türkiye’nin ilk arkeologlarından Cevriye ARTUK’dur. Artuk’un ilk çocukluk yılları anne ve babasının görevlerinden ötürü İstanbul’da geçmiş, akabinde Ankara’da bulunmuştur.

Emin Artuk:  “Bir fakültenin kütüphanesi o fakültenin kalbidir.”

Akademik Kariyeri

Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra 1972 yılında Köln Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Doktora öğrenimine başlamış, doktora tezini Prof. Dr. Dietrich Oehier’in akademik danışmanlığında hazırlamıştır. “Sinn und Zweck der Strafe und die Massnahmen zur Sicherung und Besserung im türkischen Strafrecht” (Cezanın Anlam ve Gayesi ve Türk Ceza Hukukunda Emniyet Tedbirleri) adıyla hazırladığı doktora tezi Magna Cum Laude (Pekiyi) derecesiyle 20.12.1977 tarihinde kabul edilmiş ve Hukuk Doktoru unvanını kazanmıştır. 

Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk’un doktora tezi Köln Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından “Neue Kölner Rechtswissenschaftliche Abhandlungen” adlı bilimsel seriye alınarak yayınlanmıştır.
.
Türkiye’de ceza hukukunun duayenlerinden kabul edilen Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk, 1978-1979 yıllarında Köln Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Ceza Hukuku Enstitüsünde çalışmalarını sürdürmüş, Türkiye’ye dönerek 7.1.1980 tarihinde İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Siyasal Bilgiler Fakültesi Ceza ve Ceza Usul Hukuku Öğretim görevliliğine atanmıştır.
Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk, 19 Ekim 1982’de yardımcı doçent olarak görevine devam etmiş, 1984 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyeliği görevine başlamıştır. Uzun yıllar boyunca Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde akademik faaliyet yürütmüş, bir çok idari ve bilimsel görev üstlenmiş, binlerce öğrenci yetiştirmiştir.  Artuk, 1984-85 ders yılında rotasyonla gönderildiği Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Ceza Hukuku Genel ve Özel Hükümler derslerini yürütmüş, buradaki çalışması takdirname ile ödüllendirilmiştir.

Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk-İstanbul Barosunun düzenlemiş olduğu bir sempozyumda

Artuk, 02 Kasım 1987 tarihinde Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde “Mukayeseli Çocuk Muhakemesi Hukuku” adlı çalışmasıyla doçentliğe atanmış, Ceza ve Ceza Usulü Hukuku Doçenti unvanını kazanmış, 21 Eylül 1993 tarihinde Hukuk Profesörü olmuştur.
Bilimsel ve İdari Görevleri 
İyi derecede Almanca ve Fransızca bilen Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki Lisans derslerini yürütürken bir yandan da Sosyal Bilimler Enstitüsünde Yüksek Lisans ve Doktora dersleri vermiştir.
Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Beykent Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Doğuş Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Şehir Üniversitesi Hukuk Fakültesinde ceza hukuku dersleri vermiştir.
Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk, hukuk fakültelerinde vermiş olduğu dersler yanında, Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çalışma Ekonomisi Bölümü, Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümü, Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Marmara Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü, Şükrü Balcı Polis Meslek Yüksekokulu, Adile Sadullah Mermerci Polis Meslek Yüksekokulu, Etiler Polis Eğitim Merkezi gibi kurumlarda ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora derslerine katılmış, yüksek lisans ve doktora tez jürilerinde görev almıştır.

Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza Hukuku Anabilim Dalı Başkanlığını yürütmüş, 2008 ile 2015 yılları arasında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı görevinde bulunmuştur.

Artuk, birçok ceza hukuku öğretim üyesine hocalık yapmış, ceza kanun taslaklarının hazırlandığı komisyonlarda görev yapmıştır. 1997 ve 2000 Ceza Kanunu tasarılarını hazırlayan bilimsel komisyonun üyeleri arasında yer almıştır. Emin Artuk, avukatlık yapmamıştır.

Ceza Hukuku alanında yazmış olduğu birçok eseri hukuk fakültesinde kaynak olarak kullanılan Artuk’un Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Baro dergileri ve diğer dergilerde yayınlanmış birçok bilimsel makalesi bulunmaktadır. Sayısız konferans ve panele katılan Artuk, Ceza Hukuku Dergisinin düzenlediği makale yarışmalarında jüri üyeliği yapmıştır.

Mehmet Emin Artuk-Medipost Röportajı

Ceza Hukuku Anlayışı ve Eserleri

Medipol Üniversitesi Dergisi Medipost’a vermiş olduğu bir röportajda Artuk, hukuk okumasının tamamen bir tesadüf olduğunu, babasından ötürü tarihe olan ilgisi sebebiyle üniversite sınavında tercihini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü olarak yaptığını; tarih okumak için kayda gittiğinde askerlik şubesinden evrak istenmesi üzerine Hukuk Fakültesine kayıt yaptırdığını ifade etmiştir.

Türk Ceza Kanununun iktibas edildiği İtalyan Ceza Kanununda ölüm cezası olmamasını da dikkate alarak ölüm cezasına karşı olan Artuk, Türk Hukukunda, Prof. Dr. Faruk Erem‘in yaşamı boyunca savunduğu hümanist doktrinin yaşayan temsilcisidir.

Cesare Beccaria Bonesana, Artuk’un referans verdiği önemli hukukçulardandır.

Artuk, popüler olma gayesi gütmeyen, kitaplarının arasında yaşamını devam ettiren ve eserleri ile ön plana çıkan bir hukukçu olması yanında öğrencileri tarafından Einstein’a benzetilen bir teorisyendir.

Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk’un Eserleri

Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk’un eserleri sade ve yalındır. Kitaplarını sade dilde yazmasının nedenini ”Bir çok hukuk kitaplarının dili oldukça ağır, önemli olan burada hukuk öğrencisinin dersi anlaması ve kavramasıdır. Bazı yazarlar, kitaplarının ağdalı bir dille yazılmış olmasını marifet sanırlar bu doğru değildir.” şeklinde açıklamıştır.

Uluslararası Adalet Divanı Statüsü

0
Uluslararası Adalet Divanı Statüsü

Uluslararası Adalet Divanı(The International Court of Justice), Birleşmiş Milletler’in (BM) başlıca yargı organı olan ve problemleri çözmede kullanılan uluslararası bir mahkemedir. Görevi, devletler arasındaki anlaşmazlıkları çözüme kavuşturmak ve birleşmiş Milletler ve ona bağlı özel teşkilatlara hukuk müşavirliği hizmeti vermektir. Birleşmiş Milletlere üye olan devletlere açık olan Uluslararası Adalet Divanı kişi ve uluslararası örgütlere açık değildir.

Lahey Divanı olarak bilinen divanın kuruluşu, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının ayrılmaz parçası olan Statü’nün 26 Haziran 1945 tarihinde San Francisco’da imzalanması ve 24 Ekim 1945’de yürürlüğe girmesi ile gerçekleşmiştir. Türkiye Antlaşmayı, BM Kuruluş Antlaşması ile birlikte 15 Ağustos 1945 tarihinde onaylamıştır. Antlaşmanın kabulüne dair onay kanunu 24 Ağustos 1945 tarihli ve 6902 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.

Uluslararası Adalet Divanının Faaliyet Alanı Divanın yetki alanı, uluslararası uyuşmazlıklarda taraf olan ülkelerin çözülmesi için kendisine getirdikleri davalardan oluşur. BM Antlaşmasında ya da yürürlükteki uluslararası antlaşmalarda öngörülmüş konular divanın görev alanına girmektedir. Mahkemenin görevi BM tarafından tanınan ülkeler arasında, uluslararası hukuka aykırı sorunları çözmek ve BM organları tarafından çözülemeyen problemlere çözüm önerileri getirmektir. Uluslararası Adalet Divanı (UAD), ceza mahkemesi değildir.

Uluslararası Adalet Divanı’nın merkezi Hollanda’nın Lahey kentindedir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden seçilen 15 yargıçtan oluşmaktadır. Yargıçlar değişik ülkelerden seçilmekte, böylece dünyadaki değişik hukuk sistemlerinin temsil edilmesi sağlanmaya çalışılmaktadır.

Uluslararası Adalet Divanı Statüsü, BM Antlaşması’nın (BM Şartı) ayrılmaz bir parçasıdır ve Adalet Divanı’nın çalışma esaslarını belirler.

Uluslararası Adalet Divanı

Uluslararası Adalet Divanı Statüsü
1. Madde

Birleşmiş Milletler Antlaşması ile, Birleşmiş Milletler’in başlıca adli organı olarak kurulan Uluslararası Adalet Divanı, işbu Statü hükümleri uyarınca oluşturulacak ve işlev görecektir.

I. BÖLÜM: 
Divan’ın Kuruluşu
2. Madde

Divan, yüksek ahlaki karaktere sahip, kendi ülkelerinde en yüksek adli görevlerin yerine getirilmesi için gerekli koşulları benliklerinde toplayan ya da uluslararası hukuk alanında yetkileri herkesçe kabul edilmiş birer hukukçu niteliğinde olan kişiler arasından uyruklarına bakılmaksızın seçilen bağımsız yargıçlardan oluşan bir kuruldur.

3. Madde

Divan 15 üyeden oluşur. Aynı devletin birden çok uyruğu aynı zamanda Divan’da yargıç olamaz. Divan’a üyelik açısından, birden fazla devletin uyruğu olarak kabul edilebilecek bir kişi kamusal ve siyasal haklarını olağan olarak hangi devlette kullanıyorsa, o devletin uyruğu sayılacaktır.

4. Madde

1. Divan üyeleri, Sürekli Hakemlik Mahkemesi ulusal hükümlerinin aday gösterdiği kişiler listesinden Genel Kurul ve Güvenlik Konseyi tarafından, aşağıdaki hükümler uyarınca seçilir.

2. Sürekli Hakemlik Mahkemesi’nde temsil edilmeyen Birleşmiş Milletler üyelerinin durumunda ise, adaylar, uluslararası uyuşmazlıkların barışçı yollarla çözümlenmesine ilişkin 1907 La Haye Sözleşmesi’nin 44. Madde’sinde öngörülen koşullar aynen uygulanarak, hükümetlerince bu amaçla atanmış ulusal kümeler tarafından gösterilecektir.

3. İşbu Statü’ye taraf olup da Birleşmiş Milletler üyesi olmayan bir devletin Divan üyelerinin seçimine hangi koşullar altında katılabileceği, bu konuda özel bir anla manın bulunmaması durumunda, Güvenlik Konseyi’nin tavsiyesi üzerine Genel Kurul tarafından belirlenir.

5. Madde

1. Seçim tarihinden en az üç ay önce, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, işbu Statü’ye taraf olan devletlerin Sürekli Hakemlik Mahkemesi’ndeki üyelerini ve 4. Maddenin 2. fıkrası uyarınca atanmış olan ulusal küme üyelerini, ulusal kümeler halinde, Divan üyeliği görevini kabul edebilecek durumda olan kişileri belirli bir süre içinde aday göstermeye yazılı olarak çağırabilir.

2. Hiçbir küme, en çok ikisi kendi uyrukluğunda olmak üzere dörtten çok aday gösteremez. Hiçbir durumda, doldurulacak yer sayısının iki katından çok aday gösterilemez.

6. Madde

Bu aday gösterme işlemine geçilmeden önce her ulusal kümenin, ülkesindeki en yüksek mahkemeye, hukuk fakülte ve okullarına, hukukun incelenmesi ile uğraşan ulusal akademilerle uluslararası akademilerin ulusal kollarına danışması tavsiye edilir.

7. Madde

1. Genel Sekreter, böylece saptanmış tüm adayların alfabe sırasına göre bir listesini hazırlar; 12. Maddenin 2. fıkrasında öngörülen durum dışında, yalnızca bu kişiler seçilebilir.

2. Genel Sekreter bu listeyi Genel Kurul’a ve Güvenlik Konseyi’ne sunar.

8. Madde

Genel Kurul ile Güvenlik Konseyi, Divan üyelerinin seçimini birbirlerinden bağımsız olarak yürütürler.

9. Madde

Her seçimde seçmenler Divan’a seçilecek kişilerin yalnızca istenen koşulları benliklerinde toplamış olmalarını değil, aynı zamanda kurul olarak belli başlı uygarlık biçimlerini ve dünyanın başlıca hukuk sistemlerini temsil etmelerini de göz önünde bulunduracaktır.

10. Madde

1. Genel Kurul’da ve Güvenlik Konseyi’nde oyların salt çoğunluğunu elde etmiş olan adaylar seçilmiş olurlar.

2. Gerek yargıçların seçimi, gerekse aşağıdaki 12. Madde’de öngörülen komisyon üyelerinin atanması konusunda Güvenlik Konseyi’nde yapılacak oylamada, Güvenlik Konseyi’nin sürekli olmayan üyeleri arasında hiçbir ayrım gözetilmeyecektir.

3. Aynı devletin birden çok uyruğunun hem Genel Kurul’un hem de Güvenlik Konseyi’nin oylarının salt çoğunluğunu elde etmesi durumunda, bunlardan yalnızca en yaşlısı seçilmiş sayılır.

11 . Madde

İlk seçim oturumu sonucunda bir ya da daha çok üyelik boş kalırsa, ikinci ve gerekirse üçüncü bir oturum yapılır.

12. Madde

1. Üçüncü seçim oturumundan sonra, yine boş üyelikler kalırsa, ya Genel Kurul’un ya da Güvenlik Konseyi’nin isteği üzerine, her boş üyelik için salt çoğunlukla bir ad seçip Genel Kurul’un ve Güvenlik Konseyi’nin ayrı ayrı kabullerine sunmak üzere, üçü Genel Kurul’ca üçü de Güvenlik Konseyi’nce atanan altı üyeli bir arabulma komisyonu her zaman kurulabilir.

2. Arabulma komisyonu, aranan koşulları yerine getiren bir kişi üzerinde oybirliğine varırsa, 7. Madde’de öngörülen aday listesinde yer almamı olsa bile, o kişinin adını listeye koyabilir.

3. Arabulma komisyonu, seçimi başaramayacağı yolunda kesin bir kanıya varırsa, Divan’ın önceden seçilmiş üyeleri, Güvenlik Konseyi’nce saptanacak bir süre içinde, ister Genel Kurul’da, isterse Güvenlik Konseyi’nde oy almış adaylar arasında bir seçme yaparak boş üyelikleri doldururlar.

4. Yargıçlar arasında oyların eşit bölünmesi durumunda en yaşlı yargıcın oyu üstün sayılır.

13. Madde

1. Divan üyeleri dokuz yıl için seçilirler ve yeniden seçilebilirler; bununla birlikte, ilk seçimde seçilen yargıçlardan beşinin görev süreleri üç yıl, beşininki ise altı yıl sonunda bitecektir.

2. Yukarıda belirtilen üç ve altı yıllık başlangıç dönemlerinin sonunda görev süreleri bitecek olan yargıçlar, ilk seçimin tamamlanmasından hemen sonra Genel Sekreter tarafından ad çekme yöntemi ile belirlenecektir.

3. Divan üyeleri yerlerine yenileri gelinceye dek görev başında kalırlar. Yerlerine yenileri seçilse dahi, ellerindeki işlere bakmayı sürdürürler.

4. Divan üyelerinden birinin görevden çekilmesi durumunda, çekilme mektubu, Genel Sekreter’e iletilmek üzere Divan Başkanı’na verilecektir. Bu son bildirimle birlikte üyelik makamı boşalmış olur.

14. Madde

Boşalan üyelikler ilk seçimde izlenen yönteme göre doldurulur; ancak, aşağıdaki hüküm saklıdır : üyeliğin boşalmasından sonra bir ay içinde Genel Sekreter, 5. Madde’de öngörülen çağrıyı yapacak, seçim tarihi de Güvenlik Konseyi’nce saptanacaktır.

15. Madde

Görev süresi bitmemi bir üyenin yerini doldurmak üzere seçilen bir Divan üyesi, öncekinin süresini tamamlar.

16. Madde

1. Divan üyeleri, siyasal ve idari herhangi bir görev yapamayacakları gibi, mesleki nitelikte herhangi bir başka işle de uğraşamazlar.

2. Bu konuda herhangi bir kuşku doğması durumunda, Divan karar verir.

17. Madde

1. Divan üyeleri hiçbir işte temsilcilik, danışmanlık ya da avukatlık yapamazlar.

2. Divan üyeleri, daha önce taraflardan birinin temsilcisi, danışmanı ya da avukatı, ulusal ya da uluslararası bir mahkemenin veya bir uluslararası soruşturma komisyonunun üyesi olarak ya da her hangi bir başka sıfatla karışmış oldukları hiç bir işin çözümüne katılamazlar.

3. Bu konuda herhangi bir kuşku doğması durumunda, Divan karar verir.

18. Madde

1. İstenen koşulları artık taşımadıklarına öteki üyeler tarafından oybirliğiyle hükmedilmedikçe, Divan üyeleri görevden alınamazlar.

2. Böyle bir görevden alma durumu Divan Yazmanı tarafından Genel Sekreter’e bildirilir.

3. Bu bildirimle birlikte üyelik makamı boşalmış olur.

19. Madde

Divan’ın üyeleri, görevlerini yaptıkları sırada diplomatik ayrıcalık, bağışıklık ve dokunulmazlıklardan yararlanırlar.

20. Madde

Divan’ın her üyesi, görevine başlamadan önce, açık celsede yetkilerini tam bir tarafsızlık ve vicdan bütünlüğü içinde kullanacağını resmen bildirir.

21. Madde

1. Divan kendisine üç yıl için bir Başkan, bir de Başkan Yardımcısı seçer; bu kişiler yeniden bu görevlere seçilebilirler.

2. Divan, Yazmanı’nı atar ve gerekli olabilecek başka memurların atamasını yapabilir.

22. Madde

1. Divan’ın merkezi Lahey olarak saptanmıştır. Bununla birlikte Divan, uygun gördüğü takdirde başka bir yerde toplanarak görevini yapabilir.

2. Başkan ve Yazman, Divan’ın merkezinde otururlar.

23. Madde

1. Divan, tarih ve süreleri kendisince saptanacak olan adli tatiller dışında, sürekli olarak görev halinde bulunur.

2. Divan üyelerinin belirli dönemlerde izne çıkma hakkı vardır; bunun tarih ve süreleri, her yargıcın eviyle Lahey arasındaki uzaklık gözönüne alınarak Divan’ca saptanır.

3. Divan üyeleri, izinde olmadıkça ya da hastalık veya Başkan’a gereğince açıklanan başka ciddi nedenler yüzünden mazeretli olmadıkça, her an Divan’ın hizmetine hazır olmakla yükümlüdürler.

24. Madde

1. Divan üyelerinden biri, özel bir neden dolayısıyla belirli bir işin karara bağlanmasına katılmaması gerektiği görüşüne varırsa, bunun Başkan’a bildirir.

2. Başkan, Divan üyelerinden birinin özel bir neden dolayısıyla belirli bir davanın görülmesinde bulunmaması gerektiği görüşüne varırsa, durumu üyeye duyurur.

3. Bu gibi durumlarda divan üyesi ile Başkan arasında görüş ayrılığı olursa, bunu Divan karara bağlar.

25. Madde

1. Divan, işbu Statü’de açıkça aksi öngörülmedikçe, toplantılarını genel kurul halinde yapar.

2. Divan oluşturmak için hazır bulunacak yargıç sayısının onbirin altına düşmemesi koşuluyla, Divan içtüzüğü, duruma göre ve sırayla, bir ya da birkaç yargıcın oturumda bulunma zorunluluğundan affedilebileceğini öngörmektedir.

3. Divan’ın oluşması için yetersayı dokuzdur.

26. Madde

1. Divan, zaman zaman, belirli türde işlere, örneğin çalışmaya ilişkin işlere ya da transit ve ulaştırma işlerine bakmak için, Divan’ın kendi kararına göre üç ya da daha çok yargıçtan oluşan bir ya da daha çok daire kurabilir.

2. Divan, her zaman, belirli bir işe bakmak üzere bir daire kurabilir. Bu dairenin yargıç sayısı, tarafların onayı ile, Divan tarafından saptanır.

3. Bu Madde’de öngörülen daireler, taraflar isterse yargılayıp hüküm verebilirler.

27. Madde

26 ve 29. Madde’lerde öngörülen dairelerce verilen her hüküm, Divan’ca verilmiş kabul edilecektir.

28. Madde

26. ve 29. Madde’lerde öngörülen daireler, tarafların uygun görmesi ile, Lahey’den başka bir yerde de toplanarak görevlerini yapabilirler.

29. Madde

Divan, işlerin çabuk bitirilmesi için her yıl, taraflar istediği takdirde basit yargılama yapacak beş yargıçlı daireler kurar. Yargılamaya katılmalarının olanaksızlığını ileri sürecek yargıçların yerini doldurmak üzere ayrıca iki yargıç daha atanır.
30. Madde

1. Divan, yetkilerini ne yolda kullanacağını bir içtüzükle belirler. Divan, özellikle, izleyeceği yargılama usulünü düzenler.

2. Divan içtüzüğü Divan’da ya da dairelerinden herhangi birinde, oy hakkı olmaksızın oturumlara katılacak yardımcı yargıçlar bulunmasını öngörebilir.

31. Madde

1. Taraflardan her birinin uyrukluğunda bulunan yargıçlar, Divan önüne getirilen davanın görülmesine katılma hakkını korurlar.

2. Divan’da taraflardan birinin uyrukluğunda bir yargıç bulunuyorsa, herhangi bir başka taraf, yargıç sıfatıyla oturuma katılmak üzere dilediği kişiyi atayabilir.

3. Divan’da taraflardan hiçbirinin uyrukluğunda yargıç yoksa, taraflardan her biri, bu maddenin 2. fıkrasında öngörülen usul gereğince bir yargıç atayabilir.

4. İş bu madde, 26. ve 29. Madde’lerdeki duruma da uygulanır. Bu gibi durumlarda Başkan, daireyi oluşturan Divan üyelerinden birinden ya da gerektiğinde ikisinden, yerlerini ilgili tarafların uyrukluğunda bulunan Divan üyelerine, böylesi yoksa ya da bu üyelerin hazır bulunmaları olanaksızsa, taraflarca özel olarak atanmış yargıçlara bırakmalarını ister.

5. Aynı davada ortak hareket eden birkaç taraf varsa, bunlar yukarıdaki hükümlerin uygulanması bakımından tek bir taraf sayılırlar. Bu konuda herhangi bir kuşku doğması durumunda, Divan karar verir.

6. İş bu maddenin 2, 3 ve 4. fıkralarında gösterilen biçimde atanan yargıçlar, işbu Statü’nün 2. Madde’sinde, 17. Madde’sinin 2. fıkrasında, 20 ve 24. Madde’lerinde öngörülen koşulları yerine getirmelidirler. Bu yargıçlar karara, öteki meslektaşlarıyla tam eşitlik koşullarında katılırlar.

32. Madde

1. Divan üyeleri yıllık maaş alırlar.

2. Başkan yıllık özel bir ödenek alır.

3. Başkan Yardımcısı, Başkanlık görevi yaptığı her gün için özel bir ödenek alır.

4. Divan üyesi olmayıp, 31. Madde uyarınca atanan yargıçlar, görev yaptıkları her gün için ödence alır.

5. Bu maaş, ödenek ve ödenceler Genel Kurul’ca saptanır. Görevin devamı süresince bunlarda bir azaltma yapılamaz.

6. Yazman’ın maaşı, Divan’ın önerisi üzerine Genel Kurul’ca saptanır.

7. Divan üyeleri ile Yazman’a emekli maaşlarının hangi koşullar altında bağlanacağı ve Divan üyeleri ile Yazman’ı yolluklarının ödenme koşulları, Genel Kurul’ca kabul edilen bir tüzükle saptanır.

8. Sözügeçen maaş, ödenek ve ödenceler her türlü vergiden bağışıktır.

33. Madde

Divan’ın giderleri, Genel Kurul’un kararlaştıracağı biçimde Birleşmiş Milletler tarafından karşılanır.

II. BÖLÜM:
Divan’ın Yetkileri
34. Madde

1. Divan önündeki davalarda yalnız devletler taraf olabilirler.

2. Divan, önüne getirilen işlere ilişkin olarak, uluslararası kamu kuruluşlarından, kendi içtüzüğünün öngördüğü koşullar içinde bilgi isteyebilecek, ayrıca bu kuruluşların kendi girişimleriyle sunacakları bu gibi bilgileri kabul edecektir.

3. Bir uluslararası kamu kurulu unun kurucu belgesinin ya da bu belge uyarınca kabul edilen bir uluslararası sözle menin yorumlanması, Divan’a sunulmuş bir davada sözkonusu olursa, Yazman, bu uluslararası kamu kuruluşuna durumu bildirir ve tüm yazılı işlemleri ona iletir.

35. Madde

1. Divan, işbu Statü’ye taraf olan devletlere açıktır.

2. Divan’ın hangi koşullarda öteki devletlere de açık olacağı, yürürlükteki antlaşmaların özel hükümleri saklı kalmak üzere Güvenlik Konseyi’nce belirlenir; ancak bu koşullar hiçbir durumda tarafları Divan önünde eşitsiz bir konuma sokmayacaktır.

3. Birleşmiş Milletler üyesi olmayan bir devlet, bir davada taraf ise, bu tarafın Divan
giderlerine katılma payını Divan saptar. Ancak, bu devlet Divan giderlerine katılıyorsa bu hüküm uygulanmaz.

36. Madde

1. Divan’ın yetki alanı tarafların kendisine sunacağı bütün işlerle Birleşmiş Milletler Antlaşması’nda ya da yürürlükteki antlaşma ve sözleşmelerde özel olarak öngörülmüş bütün durumları kapsar.

2. İş bu Statü’ye taraf olan devletler, herhangi bir anda, aynı yükümlülüğü kabul eden herhangi bir başka devlete karşı, konusu hepsine ilişkin olarak Divan’ın yargı yetkisini fiilen ve özel anlaşma olmaksızın zorunlu olarak tanıdıklarını bildirirler :

a. bir antlaşmanın yorumlanması;
b. uluslararası hukuka ilişkin her konu;
c. saptandığı takdirde, uluslararası bir yükümlülüğe aykırılık oluşturabilecek her olayın gerçekliği;
d. uluslararası bir yükümlülüğe aykırı bir davranışın gerektirdiği zarar giderimin niteliği ya da kapsamı.

3. Yukarıda sözü edilen bildirimler hiçbir koşula bağlı olmadan yapılabileceği gibi, birkaç devlet ya da belirli devletler bakımından karşılıklı olma koşuluna bağlı olarak, ya da belirli bir süre için yapılabilir.

4. Bu bildirimler Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi edilir, o da bunların birer örneğini işbu Statü’nün taraflarına ve Divan Yazmanı’na iletir.

5. Uluslararası Sürekli Adalet Divan Statüsü’nün 36. Madde’si uyarınca yapılmış ve  süresi henüz bitmemiş bildirimler, işbu Statü’nün tarafları arasındaki ilişkilerde, sözkonusu bildirimlere göre geri kalan süre için ve bu bildirimlerin koşulları uyarınca Uluslararası Adalet Divanı’nın zorunlu yargısının kabulünü içerir sayılacaklardır.

6. Divan’ın yetkili olup olmadığı konusunda bir uyuşmazlık çıkması durumunda, Divan karar verir.

37. Madde

Yürürlükte bulunan bir antlaşma ya da sözleşme bir davanın Milletler Cemiyeti tarafından kurulmuş olması gereken bir mahkemeye ya da Uluslararası Sürekli Adalet Divanı’na gönderilmesini öngörmekteyse, işbu Statü’nün tarafları arasında söz konusu davanın bakılacağı yargı organı Uluslararası Adalet Divanı olacaktır.

38. Madde

1. Kendisine sunulan uyuşmazlıkları uluslararası hukuka uygun olarak çözmekle görevli olan Divan:

a. uyuşmazlık durumundaki devletlerce açık seçik kabul edilmiş kurallar koyan, gerek genel gerekse özel uluslararası antlaşmaları;
b. hukuk olarak kabul edilmiş genel bir uygulamanın kanıtı olarak uluslararası yapılagelmiş kurallarını;
c. uygar uluslarca kabul edilen genel hukuk ilkelerini;
d. 59. Madde hükmü saklı kalmak üzere, hukuk kurallarının belirlenmesinde yardımcı araç olarak adli kararları ve çeşitli ulusların en yetkin yazarlarının öğretilerini uygular.

2. Bu hüküm, tarafların görü birliğine varmaları halinde, Divan’ın hakça ve eşitçe karar verme yetkisini zedelemez.

III. BÖLÜM: 
Divan’ın Kuruluşu
39. Madde

1. Divan’ın resmi dilleri Fransızca ve İngilizce’dir. Taraflar tüm yargılama usulünün Fransızca yürütülmesi konusunda görüş birliğine varmışlarsa, hüküm bu dilde verilecektir. Taraflar tüm yargılama usulünün İngilizce yürütülmesi konusunda görü birliğine varmışlarsa, hüküm bu dilde bildirilecektir.

2. Hangi dilin kullanılacağı konusunda bir anlaşma yoksa taraflar savunmalarında bu iki dilden hangisini yeğliyorlarsa onu kullanabilecekler, Divan’ın kararı da Fransızca ve İngilizce olarak bildirilecektir. Bu durumda, Divan ayrıca iki metinden hangisinin geçerli olacağını da belirleyecektir.

3. Divan, taraflardan herhangi birinin dileği üzerine, bu tarafın Fransızca ya da İngilizce’den başka bir dil kullanılmasına izin verecektir.

40. Madde

1. Davaların Divan önüne getirilmesi, duruma göre, ya varılan özel anlaşmanın bildirilmesi ile ya da Yazman’a yapılacak yazılı bir başvuru ile olur. Her iki durumda da uyuşmazlığın konusu ile taraflar gösterilmiş olmalıdır.

2. Yazman başvuruyu hemen bütün ilgililere iletir.

3. Yazman, Genel Sekreter aracılığıyla durumu Birleşmiş Milletler üyelerine ve Divan önünde dava açabileceği kabul edilen öteki devletlere de bildirir.

41 . Madde

1. Divan durumun gerektirdiğine hükmederse, tarafların her birinin haklarını korumak için hangi geçici önlemlerin alınması gerektiğini belirtme yetkisine sahiptir.

2. Öngörülen bu önlemler, kesin karardan önce hemen taraflara ve Güvenlik Konseyi’ne bildirilir.

42. Madde

1. Taraflar, temsilcileri aracılığı ile temsil edilirler.

2. Taraflar, Divan önünde danışman ya da avukatların yardımından da yararlanabilirler.

3. Divan önündeki tarafların temsilcileri, danışmanları ve avukatları, görevlerini bağımsız bir biçimde yerine getirmeleri için gerekli ayrıcalık ve dokunulmazlıklardan yararlanırlar.

43. Madde

1. Yargılama usulü iki evreden oluşur : yazılı ve sözlü evreler.

2. Yargılama usulünün yazılı evresi muhtıraların, karşı-muhtıraların, gerekiyorsa, yanıtların ve ayrıca savları destekleyecek her türlü evrak ve belgenin Divan’a ve taraflara iletilmesini kapsar.

3. Bu iletme işlemi, Divan’ca saptanan sıra ve süre içinde Yazman arcılığıyla yapılır.

4. Taraflardan birinin ileri sürdüğü her belgenin onaylanmış örneği öteki tarafa iletilecektir.

5. Yargılama usulünün sözlü evresi, Divan’ın tanıkları, bilirkişileri, temsilcileri, danışmanları ve avukatları dinlemesini kapsar.

44. Madde

1. Temsilciler, danışmanlar ve avukatlar dışında kalan kişilere yapılacak her bildirim için Divan, bu bildirim hangi devletin ülkesinde sonuç doğuracaksa o ülkenin devletine doğrudan başvurur.

2. Kanıtların yerinde saptanması gerektiği zaman da aynı hüküm uygulanacaktır.

45. Madde

Duruşmalar Başkan tarafından, Başkan’ın yokluğunda Başkan Yardımcısı tarafından yönetilir; her ikisinin de başkanlık edememesi durumunda yargıçların en kıdemlisi başkanlık eder.

46. Madde

Divan aksine karar vermedikçe ya da taraflar dinleyici alınmasını istemedikçe oturum açık olur.

47. Madde

1. Her oturumda bir tutanak tutulur ve bu, Yazman ile Başkan tarafından imzalanır.

2. Yalnızca bu tutanak resmi nitelik taşır.

48. Madde

Divan, davanın yönetilmesi ve tarafların savlarını hangi biçim ve sürede ortaya koyacaklarını belirlemek için kararlar çıkarır; kanıtların ortaya konması için gerekli tüm önlemleri alır.

49. Madde

Divan, duruşmaların başlamasından önce de temsilcilerden herhangi bir belgenin verilmesini ya da herhangi bir açıklama yapılmasını isteyebilir. Reddedilmesi halinde bunu resmen kayda geçirir.

50. Madde

Divan, her zaman seçeceği herhangi bir kişiyi, kurulu, büroyu, komisyonu ya da kuruluşu, bir soruşturmayı yürütmekle ya da bilirkişilik yapmakla görevlendirebilir.

51. Madde

30. maddede öngörülen içtüzükte Divan’ın saptayacağı koşullara göre, duruşmalar sırasında tanıklarla bilirkişilere yararlı görülecek her türlü soru yöneltilebilir.

52. Madde

Divan, kendisince saptanan süreler içinde kanıtları elde ettikten ve tanıkları dinledikten sonra, taraflardan birinin kendisine, öteki tarafın onayı olmaksızın, sunmak isteyebileceği sözlü ya da yazılı tüm yeni kanıtları reddedebilir.

53. Madde

1. Taraflardan biri Divan önüne çıkmaz ya da davasını savunmaktan kaçınırsa, öteki taraf Divan’dan kendi savları doğrultusunda karara varmasını isteyebilir.

2. Divan, bu isteği yerine getirmeden önce, yalnızca 36 ve 37. maddeler uyarınca yetkili olduğuna değil, aynı zamanda savların fiilen ve hukuken sağlam esaslara dayandığından emin olmalıdır.

54. Madde

1. Temsilciler, danışmanlar ve avukatlar Divan’ın denetimi altında savlarını sunmayı tamamladıktan sonra, Başkan duruşmaların bittiğini bildirir.

2. Divan, hükmü görüşmek üzere odasına çekilir.

3. Divanın görüşmeleri gizlidir ve gizli kalır.

55. Madde

1. Divan kararları, hazır bulunan yargıçların oyçokluğu ile alınır.

2. Oyların eşit bölünmesi durumunda Başkan’ın ya da onun yerini dolduran yargıcın oyu üstün sayılır.

56. Madde

1. Hüküm gerekçelidir.

2. Hükümde, ona katılan yargıçların adları belirtilir.

57. Madde

Hüküm, tümüyle ya da bir bölümü bakımından yargıçların oybirliğini yansıtmıyorsa, yargıçlardan her birinin hükme kişisel görüşünü ekleme hakkı vardır.

58. Madde

Hüküm, Başkan ve Yazman tarafından imzalanır. Temsilcilere yöntemine uygun olarak bildirildikten sonra, açık olarak yapılan oturumda okunur.
59. Madde

Divan’ın kararı ancak uyuşmazlığın tarafları bakımından ve karar verilen dava için bağlayıcıdır.

60. Madde

Hüküm kesindir ve buna karşı başvurma yolu yoktur. Hükmün anlam ya da kapsamı üzerinde uyuşmazlık çıkması durumunda, taraflardan herhangi birinin isteği üzerine Divan hükmü yorumlar.

61. Madde

1. Hükmün yenilenmesi isteği ile Divan’a başvurulması ancak, kesin bir etki yapabilecek nitelikte olup hükmün açıklanmasından önce Divan’ca ve hükmün yenilenmesini isteyen taraflarca bilinmeyen bir olayın keşfedilmiş olması nedeniyle ve olayın bilinmemesi anılan tarafın kusurundan ileri gelmemişse mümkündür.

2. Hükmün yenilenmesi usulü, yeni olayın varlığını açıkça ortaya koyan, bu olayın yenilenmeyi gerekli kılan nitelikleri bulunduğunu kabul eden ve yenilenme isteğinin bu nedenle kabul edilebilir olduğunu bildiren bir Divan kararı ile başlar.

3. Divan, hükmün yenilenmesi yöntemine geçmeden önce, hükmün koşullarına uyulmasını isteyebilir.

4. Yenileme istemi, yeni olayın keşfedilmesinden başlayarak en geç altı ay içinde yapılır.

5. Hüküm tarihinden başlayarak en geç on yıllık bir sürenin geçmesinden sonra hiçbir yenileme isteminde bulunulamaz.

62. Madde

1. Bir devlet, bir uyuşmazlıkta kendisi bakımından hukuksal nitelikte bir çıkarın söz konusu olduğunu görürse, davaya katılmak amacıyla Divan’a başvurabilir.

2. Bu istemi karara bağlamak Divan’a düşer.

63. Madde

1. Uyuşmazlığın taraflardan başka devletlerin de katıldığı bir antlaşmanın yorumlanması sözkonusu olduğu zaman, Yazman bu devletlere hemen durumu bildirir.

2. Kendisine duyuruda bulunulan her devlet yargı sürecine katılma hakkına sahiptir; ancak bu hakkı kullanırsa, yargının varacağı hüküm o devlet için de aynı ölçüde bağlayıcı olur.

64. Madde

Divan başka türlü karar vermemişse, taraflardan her biri mahkeme giderlerini kendisi karşılar

IV. BÖLÜM:
Danışma
65. Madde

1. Divan, Birleşmiş Milletler Antlaşması gereğince ya da bu Antlaşma hükümlerine uygun olarak görü istemeye yetkili kılınmış her organ ya da kuruluşun isteği üzerine her türlü hukuksal sorun konusunda görüş verebilir.

2. Divan’dan görüş istenen sorunlar, görüş verilmesi istenen sorunu açık ve kesin bir dille belirten yazılı bir dilekçe ile Divan’a sunulur. Bu dilekçeye sorunu aydınlatabilecek tüm belgeler eklenir.

66. Madde

1. Yazman, görüş istemini, Divan önünde dava açma hakkına sahip olan bütün devletlere hemen bildirir.

2. Ayrıca, Divan önünde dava açma hakkına sahip olan devletlerden ve uluslararası örgütlerden hangilerinin sorunla ilgili bilgi verebileceği, Divan tarafından ya da Divan toplantı halinde değilse Başkan tarafından düşünülüyorsa, bu devlet ve örgütlere Yazman özel olarak ve doğrudan doğruya saptanacak bir süre içinde yazılı açıklamaları dinlemeye hazır olduğunu bildirir.

3. Bu devletlerden biri, işbu Madde’nin 2. fıkrasında öngörülen özel bildirimi almamış olur ya da yazılı açıklama sunma ya da Divan tarafından dinletilmesi isteğini belirtirse, bu konuda Divan karar verir.

4. Yazılı ya da sözlü açıklamalarda bulunmuş olan devletlerin ya da örgütlerin, başka devletlerle örgütler tarafından yapılmış açıklamalar konusunda görüş bildirmelerine, ele alınan her soruna göre, Divan tarafından ya da Divan toplantı halinde değilse Başkan tarafından saptanacak biçim, ölçü ve süreler içinde izin verilir. Bu amaçla Yazman, yazılı açıklamaları, kendileri de böyle açıklamalarda bulunmuş olan devletlere ve örgütlere zamanında iletir.

67. Madde

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne Birleşmiş Milletler üyelerinin temsilcilerine ve doğrudan doğruya ilgili öteki devletlerle uluslararası örgütlerin temsilcilerine bildirim yapıldıktan sonra Divan, danışma görüşlerini açık olarak yapacağı oturumda bildirir.

68. Madde

Divan, danışma görevlerinin yerine getirilmesi, uygulanabilir gördüğü ölçüde, işbu Statü’nün hukuksal uyuşmazlıklara uygulanan hükümlerinden de esinlenecektir.

V. BÖLÜM: 
Değişiklikler
69. Madde

İş bu Statü’de yapılacak değişiklikler, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nda yapılacak değişiklikler için öngörülen yönteme göre gerçekleştirilir; şu kadar ki, Divan Statüsü’ne taraf olmakla birlikte Birleşmiş Milletler üyesi olmayan devletlerin bu yönteme katılmalarını sağlamak için Güvenlik Konseyi’nin tavsiyesi üzerine Genel Kurul’un kabul edeceği hükümler saklıdır.

70. Madde

Divan, işbu Statü’de gerekli gördüğü değişiklikleri 69. Madde hükümlerine uygun olarak incelemek üzere, Genel Sekreter’e yazılı bildirim yoluyla önerme yetkisine sahiptir.

Birleşmiş Milletler Antlaşmasını ve Uluslararası Adalet-Divanı Staütüsü Antlaşması PDF versiyonu

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Birleşmiş Milletler Antlaşması

0

Birleşmiş Milletler Antlaşması, 26 Haziran 1945 tarihinde San Francisco’da, Çince, Fransızca, Rusça, İngilizce ve İspanyolca dillerinde imzalanmış ve 110. maddeye uygun olarak 24 Ekim 1945’de yürürlüğe girmiştir. Yürürlüğe giriş tarihi anı zamanda Bileşmiş Milletler’in kuruluş tarihi olarak kabul edilmektedir.

Türkiye Antlaşmayı, Milletlerarası Adalet Divanı Statüsüyle birlikte 15 Ağustos 1945 tarihinde onaylamıştır. Antlaşmanın kabulüne dair onay kanunu 24 Ağustos 1945 tarihli ve 6902 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. 

Sözleşmenin yürürlüğe girdiği 24 Ekim tarihi, her yıl Birleşmiş Milletler Günü olarak kutlanmaktadır.

Milletlerarası Adalet Divanı Statüsü, Birleşmiş Milletler Antlaşmasın ayrılmaz parçasıdır.

Uluslararası Adalet Divanı Statüsü

Antlaşmanın 23., 27. ve 61. maddelerinde 17 Aralık 1963 tarihinde değişiklik yapılmış ve bu değişiklikler 31 Ağustos 1965 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 23. maddede yapılan değişiklik ile Güvenlik Konseyi’nin üye sayısı on birden on beşe çıkarmıştır. 61. maddede 20 Aralık 1971 tarihinde yeniden değiştirilmiş, 24 Aralık 1973’de yürürlüğe girmiş, 109. maddede yapılan değişiklik ise 20 Aralık 1965 tarihinde kabul edilerek 12 Haziran 1968’de yürürlüğe girmiştir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Birleşmiş Milletler Antlaşması

Bir insan ömrü içinde iki kere beşeriyete tarif olunmaz acılar yükleyen harb belâsından, geleceğin nesillerini korumaya, insanın ana haklarına, şahsın haysiyet ve değerine, erkek ve kadınlar için olduğu gibi büyük ve küçük milletler için de hak eşitliğine olan imanımızı yeniden ilân etmeğe,

Adaletin muhafazası ve andlaşmalarla devletlerarası hukukunun diğer kaynaklarından doğan vecibelere saygı gösterilmesi için gerekli şartları yaratmağa,

Sosyal ilerlemeyi kolaylaştırmağa ve daha büyük bir serbestlik içinde daha iyi yaşama şartları ihdas etmeğe,

Ve bu maksatla,

Tesamühle hareket etmeğe, iyi komşuluk zihniyeti içinde birbirimizle barışık yaşamağa,

Milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazası için kuvvetlerimizi birleştirmeğe,

Müşterek menfaatin icapları dışında, silâh kuvvetinin kullanılmamasını sağlayan prensipleri kabule ve usulleri tesise,

Bütün milletlerin ekonomik ve sosyal ilerlemesini kolaylaştırmak için milletlerarası müesseselere başvurmağa,

Azmetmiş olan, biz, Birleşmiş Milletler Halkı,

Bu amaçları gerçekleştirmek için, gayretlerimizi beraberce sarfetmeğe karar verdik.

Buna binaen, Sanfransisko şehrinde toplanıp, usulüne uygun görülen yetki mektuplarını hâmil bulunan temsilcileri vasıtasiyle, metbu Hükümetlerimiz, işbu Birleşmiş Milletler Andlaşmasını kabul etmişler ve aşağıdaki vesikalarla Birleşmiş Milletler adını alacak olan Milletlerarası bir Teşkilât kurmuşlardır

BOLÜM  I
Amaçlar ve Prensipler
Madde 1

Birleşmiş Milletlerin amaçları şunlardır:

1. Milletlerarası barış ve güvenliği muhafaza etmek, ve bu maksatla : Barışın uğrayacağı tehditleri önlemek ve uzaklaştırmak ve her türlü saldırma fiilini veya barışın başka suretle bozulması halini ortadan kaldırmak üzere, müessir müşterek tedbirleri almak; barışın bozulmasını intaç edebilecek milletlerarası mahiyette uyuşmazlıkların veya durumların düzeltilmesini veya çözülmesini, adalet ve devletlerarası hukuku prensiplerine uygun olarak barış yollariyle gerçekleştirmek;

2. Milletlerarasında, milletlerin hak eşitliği prensibine ve kendi mukadderatlarını kendilerinin tâyin hakkına saygı üzerine kurulmuş dostane münasebetler geliştirmek ve dünya barışının sağlamlaştırılması için elverişli her türlü diğer tedbirleri almak;

3. Ekonomik, sosyal, fikrî ve insani mahiyetteki milletlerarası dâvaları çözerek ve, ırk, cins, dil veya dm farkı gözetmeksizin herkesin insan haklarına ve ana hürriyetlerine karşı saygıyı geliştirerek ve teşvik ederek, milletlerarası işbirliğini gerçekleştirmek,

4. Milletlerin bu müşterek amaçlara doğru sarfettikleri gayretlerin ahenkleştiği bir merkez olmak.

Madde 2

Birleşmiş Milletler Teşkilâtı ve Üyeleri, birinci maddede beyan edilen amaçlara ulaşmak için aşağıdaki prensiplere uyarak hareket edeceklerdir;

1. Teşkilât bütün Üyelerinin egemen eşitliği prensibi üzerine kurulmuştur.

2. Teşkilâtın Üyeleri, üyelik sıfatından doğan hak ve menfaatlerden her birinin faydalanmasını sağlamak için, işbu Andlaşma müfadı gereğince üzerlerine aldıkları bütün vecibeleri iyi niyetle yerine getireceklerdir.

3. Teşkilâtın Üyeleri, milletlerarası mahiyetteki uyuşmazlıklarım, milletlerarası barış ve güvenliği ve adaleti tehlikeye koymayacak şekilde barış yollan ile çözerler.

4. Teşkilâtın Üyeleri, milletlerarası münasebetlerinde gerek herhangi bir başka Devletin toprak bütünlüğüne veya siyasî bağımsızlığına karşı, gerekse Birleşmiş Milletlerin amaçları ile telif edilemeyecek herhangi bir surette, tehdide veya kuvvet kullanılmasına başvurmaktan kaçınırlar.

5. Teşkilâtın Üyeleri, işbu Andlaşma hükümleri gereğince, Teşkilâtın giriştiği herhangi bir teşebbüse her türlü yardımda bulunurlar ve Teşkilâtça aleyhinde önleyici veya zorlayıcı tedbir alınan Devlete yardım etmekten kaçınırlar.

6. Teşkilât, Birleşmiş Milletler Üyesi olmayan Devletlerin, milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazasının icabettirdiği ölçüde, işbu esaslara uygun olarak hareket etmesini sağlar.

7. İşbu Andlaşmanın hiçbir hükmü, ne özü itibariyle bir Devletin millî yetkisi içinde bulunan işlere, Birleşmiş Milletlerin karışmasına cevaz verir, ve ne de Üyeleri, bu gibi işleri, işbu Andlaşma gereğince bir çözme tarzına bağlamaya İcbar eder; bununla beraber, VII nci bölümde derpiş edilen zorlama tedbirlerinin uygulanmasına bu prensip hiçbir suretle halel getirmez.

BÖLÜM : II
Üyeler
Madde 3

Milletlerarası Teşkilâtı kurmak İçin Sanfransisko’da toplanan Birleşmiş Milletler Konferansına iştirak etmiş veya 1 Ocak 1942 tarihli Birleşmiş Milletler Demecini önceden imzalamış bulunan ve işbu Andlaşmayı imzalayarak 110 uncu madde gereğince onayan Devletler, Birleşmiş Milletlerin aslî Üyeleridir.

Madde 4

1. işbu Andlaşma vecibelerini kabul edip bunları yerine getirmeğe muktedir ve istekli olduklarına Teşkilâtça hükmedilen bütün diğer barışsever Devletler Birleşmiş Milletler Üyesi olabilirler. 2. işbu şartları haiz olan her Devletin, Birleşmiş Milletler Üyeliğine kabulü, Güvenlik Meclisinin tavsiyesi üzerine, Genel Kurul kararıyla olur.

Madde 5

Güvenlik Meclisi tarafından aleyhinde önleyici veya zorlayıcı bir teşebbüse girişen bir Teşkilât Üyesi, Güvenlik Meclisinin tavsiyesi üzerine Üyelik sıfatından doğan hak ve imtiyazları kullanmaktan, Genel Kurulca men edilebilir. İşbu hak ve imtiyazların yeniden kullanılmasına Güvenlik Meclisi müsaade edebilir.

Madde 6

Bir Teşkilât Üyesi işbu Andlaşma’da beyan olunan prensipleri devamlı şekilde ihlâl etmekte ısrar ederse, Güvenlik Meclisinin tavsiyesi üzerine, Genel Kurulca Teşkilattan ihraç edilebilir.

BÖLÜM : III
Uzuvlar
Madde 7

1. Birleşmiş Milletler Teşkilâtının başlıca uzuvları olarak : Bir Genel Kurul, bir Güvenlik Meclisi, bir Ekonomik ve Sosyal Meclis, bir Vesayet Meclisi, bir Milletlerarası Adalet Divanı ve bir Sekreterlik ihdas edilmiştir.

2. Gerekli görülebilecek tâli uzuvlar işbu Andlaşmaya uygun olarak ihdas edilebilecektir.

Madde 8

Teşkilâtın başlıca ve tâli uzuvlarında, erkeklerin ve kadınların bütün görevlere, eşit şartlar İçinde, seçilebilmelerine, Teşkilâtça hiçbir kayıtlama konmayacaktır.

BÖLÜM : IV
Genel Kurul
Terekküp Tarat
Madde 9

1. Genel Kurul Birleşmiş Milletlerin bütün Üyelerinden terekküp eder.
2. Her Üyenin Genel Kurul’da en çok beş temsilcisi bulunur.

Görevler ve Yetkiler
Madde _ 10

Genel Kurul, işbu Andlaşma çerçevesine giren veya işbu Andlaşmada derpiş edilen uzuvlardan herhangi birinin yetki ve görevlerini ilgilendiren, her türlü mesele veya işleri görüşebilir ve 12 nci madde hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, işbu mesele veya işler hakkında, Birleşmiş Milletler Teşkilâtı Üyelerine, Güvenlik Meclisine veya Teşkilât Üyeleri ile beraber Güvenlik Meclisine tavsiyelerde bulunabilir.

Madde _ 11

1. Genel Kurul, silahsızlanmada ve silahlanmanın düzenlenmesinde hâkim olan prensipler dâhil olmak üzere, milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazası hususundaki işbirliğinin genel prensiplerini tetkik ve bu prensipler hakkında ya Teşkilât Üyelerine, ya Güvenlik Meclisine veya Teşkilât Üyeleri ile beraber Güvenlik Meclisine tavsiyelerde bulunabilir.

2. Genel Kurul, Birleşmiş Milletlerden her hangi biri, veya Güvenlik Meclisi veyahut Teşkilât Üyesi olmayan bir Devlet tarafından, 35 inci maddenin ikinci fıkrası hükümlerine göre kendisine sunulan ve milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazasını ilgilendiren her türlü meseleleri görüşebilir ve 12 nci madde hükmü mahfuz kalmak üzere, bu gibi her türlü meseleler hakkında ya ilgili Devlet veya Devletlere, ya Güvenlik Meclisine veyahut da Devletler ile beraber Güvenlik Meclisine tavsiyelerde bulunabilir. Bir teşebbüse lüzum gösteren bu neviden her mesele Genel Kurul tarafından görüşülmezden önce veya görüşüldükten sonra, Güvenlik Meclisine havale edilir

3. Genel Kurul, milletlerarası barış ve güvenliği tehlikeye koyacak gibi görünen durumlara, Güvenlik Meclisinin dikkatini çekebilir.

4. Genel Kurulun, işbu maddede sayılan yetkileri 10 uncu maddenin şümulünü tahdit etmez.

Madde 12

1. Güvenlik Meclisi, bir uyuşmazlık veya herhangi bir durum karşısında, işbu Andlaşmanın kendisine yüklediği görevleri yaptığı müddetçe, Genel Kurul bu uyuşmazlık veya durum hakkında hiçbir tavsiyede bulunmamalıdır, meğerki, Güvenlik Meclisi bunu ondan isteye..

2. Genel Sekreter, Güvenlik Meclisinin rızası ile her devrede, milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazasına müteallik olup, Güvenlik Meclisinin meşgul bulunduğu işleri Genel Kurulun ıttılaına sunar, keza Güvenlik Meclisi sözü geçen işlerle meşgul olmayı bıraktığı anda, Sekreterlik bundan Genel Kurulu veya, Genel Kurul toplantı halinde değilse, Teşkilât Üyelerini haberdar eder.

Madde _ 13

1. Genel Kurul;

a) Siyasî sahada milletlerarası iş birliğini geliştirmek ve devletlerarası hukukunun tedricî gelişmesi ile takninıni teşvik etmek

b) Ekonomik, sosyal alanlar ile fikrî kültür ve eğitim ve sağlık alanlarında milletlerarası işbirliğini geliştirmek ve ırk, cins, dil veya din farkı gözetmeksizin herkesin insan haklarından ve ana hürriyetlerden faydalanmasını kolaylaştırmak için tetkiklere yol açar ve tavsiyelerde bulunur.

2, Genel Kurulun, yukarıdaki 1 b fıkrasında sözü geçen meselelerle ilgili diğer sorum, görev ve yetkileri IX ve X uncu bölümlerde beyan edilmiştir.

Madde — 14

12 ncı madde hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, Birleşmiş Milletlerin amaç ve prensiplerini beyan eden işbu Andlaşma’ hükümlerinin İhlâlinden doğan durumlar da dâhil olmak üzere, Genel Kurulca umumun
iyiliğine zarar verecek veya milletler arasındaki dostane •münasebetleri tehlikeye koyacak mahiyette görülen, menşei ne olursa olsun, herhangi bir durumun, barış yoluyla düzeltilmesini temin edebilecek tedbirler tavsiye olunabilir.

Madde _ 15

1. Genel Kurul, Güvenlik Meclisinin yıllık raporları ile mahsus raporlarını kabul eder ve inceler, bu raporlar Güvenlik Meclisinin milletlerarası barış ve güvenliği muhafaza için kararlaştırdığı veya aldığı tedbirler hakkında malûmat ve izahat ihtiva eder.

2. Genel Kurul, Teşkilâtın diğer uzuvlarının raporlarım kabul eder ve inceler.

Madde _ 16

Genel Kurul, milletlerarası Vesayet rejimi hususunda, XII ve XIII üncü bölümler gereğince kendisine düşen görevleri yerine getirir; ezcümle, stratejik bölge olarak gösterilmemiş bulunan bölgelere müteallik Vesayet anlaşmalarını tasvip eder.

Madde _ 17

1. Genel Kurul, Teşkilâtın bütçesini inceler ve tasvip eder.

2. Teşkilâtın giderlerini, Genel Kurulun yaptığı taksim gereğince Üyeler üzerlerine alırlar.

3. Genel Kurul, 57 nci maddede bahis mevzuu olan ihtisas müesseseleri ile yapılan bütün malî ve bütçeye müteallik anlaşmaları inceler ve tasvip eder ve anılan müesseselerin idarî bütçelerini, kendilerine tavsiyelerde bulunmak üzere, inceler.

Oy
Madde _ 18

1. Genel Kurulun her Üyesi bir oya sahiptir.

2. önemli meseleler hakkında Genel Kurul, hazır bulunan ve oy veren üyelerin üçte iki çoğunluğu ile karar verir.

Önemli sayılan meseleler şunlardır: Milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazasına taallûk eden tavsiyeler, Güvenlik Meclisinin süresiz üyelerinin seçimi, Ekonomik ve Sosyal Meclis Üyelerinin seçimi, 86 ncı maddenin l c fıkrası gereğince,

Vesayet Meclisi Üyelerinin seçilmesi, Teşkilata yeni Üyeler kabulü, Üyelerin hak ve imtiyazlarının taliki,

Üyelerin ihracı, Vesayet rejiminin işlemesine müteallik meseleler ve bütçe meseleleri.

3. Üçte iki çoğunlukla! çözülecek yem mesele nevilerinin tespiti de dâhil olmak üzere, başka meseleler hakkındaki kararlar, hazır bulunan ve oy veren üyelerin çoğunluğu ile alınır.

Madde _ 19

Teşkilât giderlerine iştirak hissesinin ödenmesinde geciken bir Birleşmiş Milletler Üyesi, gecikmiş ödemelerinin tutarı, geçen tam iki senelik hissesine eşit veya bundan fazla ise, Genel Kurulda oya iştirak edemez.

Bununla beraber Genel Kurul, bu gecikmenin Üyenin iradesi dışında olan durumlardan ilen geldiğini görürse, bu Üyenin oya iştirakine müsaade edebilir.

Usûl
Madde _ 20

Genel Kurul yılda bir olağan toplantı ve durum icabettirince, olağanüstü toplantılar yapar. Olağanüstü toplantılar, Güvenlik Meclisinin veya Birleşmiş Milletler Üyelerinin çoğunluğunun isteği üzerine Genel Sekreterin daveti İle yapar.

Madde 21

Genel Kurul İçtüzüğünü kendi tesbit eder. Her toplantı için Başkanını seçer.

Madde _ 22

Genel Kurul görevlerinin yapılması için gerekli gördüğü tâli uzuvları vücuda getirebilir.

BÖLÜM: V
Güvenlik Meclisli
Terekküp Tarzı
Madde __ 23

1. Güvenlik Konseyi, Birleşmiş Milletlerin onbeş üyesinden oluşur. Çin Cumhuriyeti, Fransa, Rusya Federasyonu, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Krallığı ve Amerika Birleşik Devletleri Güvenlik Konseyinin sürekli üyeleridir. Genel Kurul, her şeyden önce Birleşmiş Milletler üyelerinin uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına ve örgütün öteki amaçlara katkılarını, aynı zamanda da hakça bir coğrafi dağılımı gözönünde tutarak, Birleşmiş Milletlerin öteki on üyesini de Güvenlik Konseyinin geçici üyeleri olarak seçer.

2. Güvenlik Konseyinin geçici üyeleri iki yıllık bir dönem için seçilirler. Güvenlik Konseyi üyelerinin sayısı onbirden onbeşe çıkarıldıktan sonra geçici üyeler için yapılacak ilk seçimde, dört yeni üyeden ikisi bir yıllık dönem için seçilecektir. Süresi biten bir üye hemen yeniden seçilemez.

3. Güvenlik Konseyinin her üyesinin Konsey’de bir temsilcisi vardır.

Görevler ve Yetkiler
Madde _ 24

1. Teşkilâta çabuk ve tesirli hareketinin temini için, Üyeleri, Milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazasının başlıça sorumunu Güvenlik Meclisine verirler ve Güvenlik Meclisinin, bu sorumun kendisine yüklediği görevleri yerine getirirken, kendi adlarına hareket ettiğini kabul
ederler.

2. Bu görevlerin yapılmasında, Güvenlik Meclisi, Birleşmiş Milletler amaç ve prensiplerine uygun olarak hareket eder. Güvenlik Meclisine işbu görevleri yerine getirebilmesi için verilen muayyen ve mahsus yetkiler VI, VII, VIII, ve XII nci bölümlerde gösterilmiştir.

3. Güvenlik Meclisi, Genel Kurulun incelemesine yıllık raporlar ve İcabı halinde mahsus raporlar sunar.

Madde 25

Teşkilât Üyeleri işbu Andlaşma gereğince, Güvenlik Meclisinin kararlarım kabul etmek ve uygulamak hususunda mutabıktırlar.

Madde _ 26

Dünya insan ve ekonomi kaynaklarının yalnız en küçük kısmım silahlanmaya ayırarak, milletlerarası barış ve güvenliğin kurulmasını ve muhafazasını kolaylaştırmak için, Güvenlik Meclisi 47 nci maddede derpiş edilen Kurmay Komitesinin yardımıyla bir silahlanmayı tanzim sistemi kurmak üzere Teşkilât Üyelerine sunulacak plânları hazırlamakla mükelleftir.

Oy
Madde _ 27
  1. Güvenlik Konseyinin her üyesinin bir oyu vardır.
  2. Güvenlik Konseyinin usule ilişkin konulardaki kararları dokuz üyesinin olumlu oyu ile alınır.

3. Güvenlik Konseyinin yöntem sorunlarındaki kararları dokuz üyenin olumlu oyu ile alınır; ancak, VI. Bölüm ile 52. maddenin 3. fıkrası hükümleri uyarınca alınan kararlarda bir uyuşmazlığa taraf olan oylamaya katılamaz

Usul
Madde _ 28

1. Güvenlik Meclisi, görevlerini süreli olarak yerine getirebilecek surette teşkilatlandırılmıştır. Bu maksatla, Güvenlik Meclisinin her Üyesi Teşkilâta makarrında her zaman bir temsilci bulundurmalıdır.

2. Güvenlik Meclisi, muayyen zamanlarda, her bir Üyesinin, dilerse, kendisini Hükümetinin bir Üyesi veya bilhassa tâyin edilen başka bir temsilci tarafından temsil ettirebileceği toplantılar yapar.

3. Güvenlik Meclisi, Teşkilâtın makarrından başka, ödevini kolaylaştırmak için en elverişli gördüğü herhangi bir yerde toplantılar yapabilir.

Madde _ 29

Güvenlik Meclisi görevlerinin yapılabilmesi için gerekli gördüğü tâli uzuvları vücuda getirebilir.

Madde _ 30

Güvenlik Meclisi Başkanının seçim şeklini de tâyin eden içtüzüğünü kendi tesbit eder.

Madde _ 31

Güvenlik Meclisi Üyesi olmayan her Teşkilat Üyesi, Güvenlik Meclisine sunulan ve işbu Üyenin menfaatlerine hassaten dokunduğu Meclisçe mütalâa olunan her meselenin görüşülmesine, oy sahibi olmaksızın, iştirak edebilir.

Madde _ 32

Güvenlik Meclisi Üyesi olmayan her hangi bir Birleşmiş Milletler Üyesi veya Birleşmiş Milletler Üyesi olmayan her hangi bir Devlet, Güvenlik Meclisince incelenen bir uyuşmazlıkta taraf olduğu takdirde, işbu uyuşmazlığın görüşülmesine oy sahibi olmaksızın iştirake davet edilir.

Güvenlik Meclisi Teşkilât Üyesi olmayan bir Devletin iştirakine koymayı uygun bulduğu şartları tâyin eder,

BÖLÜM : VI
Uyuşmazlıkların Barış Yolu ile Çözülmesi
Madde _33

1. Uzaması, milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazasını tehdit edebilecek mahiyette bir uyuşmazlıkta taraf olanlar, bu uyuşmazlığın çözülmesini her şeyden önce görüşme, soruşturma, ara bulma, uzlaşma, tahkim ve yargı yollarıyla veya bölge teşkil veya anlaşmalarına başvurarak veyahut kendi seçecekleri başka barış yollarıyla aramalıdırlar.

2. Güvenlik üyelisi, gerekli görürse tarafları, aralarındaki uyuşmazlığı bu gibi yollarla çözmeğe davet eder.

Madde _ 34

Güvenlik Meclisi, her hangi bir uyuşmazlık veya milletler arasına bir anlaşmazlıkla neticelenebilecek veya uyuşmazlık doğurabilecek durum hakkında; bu uyuşmazlığın veya durumun uzamasının milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazasını tehdit etmek istidadında olup olmadığını tesbit için soruşturmada bulunabilir.

Madde _ 35

1. Her Teşkilât Üyesi 34 üncü maddede kastolunan mahiyette bir uyuşmazlık veya durum üzerine Güvenlik Meclisinin veya Genel Kurulun dikkatini çekebilir.

2. Teşkilât Üyesi olmayan bir Devlet, taraf olduğu her hangi bir uyuşmazlık üzerine, Andlaşmada derpiş edilen barış yoluyla çözme mükellefiyetini, bu uyuşmazlık için önceden kabul etmek şartıyla, Güvenlik Meclisinin veya Genel Kurulun dikkatini çekebilir.

3. İşbu madde gereğince dikkatine sunulan meseleler hakkında Genel Kurulun hareketleri 11 ve 12 ncı maddeler hükümlerine tabıdır.

Madde 36

1. Güvenlik Meclisi, 33 üncü maddede zikredilen mahiyette bir uyuşmazlığın veya buna benzer durumun gelişmesinin her hangi bir safhasında, uygun düşen düzeltme usul veya tarzlarını tavsiye edebilir.

2. Güvenlik Meclisi, bu uyuşmazlığın çözülmesi için taraflarca önceden kabul edilmiş olan bütün usulleri gözönünde tutacaktır.

3. İşbu maddede derpiş edilen tavsiyelerde bulunurken, Güvenlik Meclisi, hukukî mahiyette uyuşmazlıkların umumiyet itibariyle taraflarca Milletlerarası Adalet Divanı Statüsü hükümlerine göre Divana sunulması lâzım geldiğini de nazara alacaktır.

Madde 37

1. 33 üncü maddede zikredilen mahiyette bir uyuşmazlıkta taraf olanlar onu, anılan maddede gösterilen yollarla çözmeğe muvaffak olamazlarsa, Güvenlik Meclisine sunarlar.

2. Güvenlik Meclisi bir uyuşmazlığın uzamasının filhakika, milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazasını tehdit eder göründüğüne hükmederse, 36 ncı madde gereğince mi hareket edeceğine yoksa uygun gördüğü başka çözme şekilleri mi tavsiye edeceğine karar verir.

Madde _ 38

33 ilâ 37 nci maddeler hükümlerine halel gelmemek üzere, Güvenlik Meclisi, bir uyuşmazlıkta taraf olanların hepsi arzu ettikleri takdirde, işbu uyuşmazlığın barış yolu Ue çözülmesi için taraflara tavsiyelerde bulunabilir.

BÖLÜM : VII
Barışın Tehdidi, Bozulması ve Saldırma Fiili Halinde
Yapılacak Hareket
Madde _ 39

Güvenlik Meclisi, bansın tehdit edildiğini, bozulduğunu veya bir saldırma fiilinin vuku bulduğunu tesbit eder ve milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazası veya yeniden tesisi için tavsiyelerde bulunur veya
41 ve 42 nci maddeler gereğince hangi tedbirler alınacağını kararlaştırır.

Madde 40

Durumun vahimleşmesine mâni olmak üzere, Güvenlik Meclisi, 39 uncu madde gereğince tavsiyelerde bulunmazdan veya alınacak tedbirleri kararlaştırmazdan evvel, ilgili tarafları, gerekli veya temenniye değer gördüğü geçici tedbirlere riayete davet edebilir. Bu geçici tedbirler her hangi bir şekilde, ilgili tarafların haklarına, iddialarına veya durumlarına halel getirmez, işbu geçici tedbirlerin yerine getirilmemesi halinde, Güvenlik Meclisi bu noksanı gereği gibi nazara alacaktır.

Madde 41

Güvenlik Meclisi, kararlarını yürütmek için silahlı kuvvet kullanılmasını gerektirmeyen ne gibi tedbirlerin alınması lâzım geleceğini tesbit ve Birleşmiş Milletler Üyelerini bu tedbirleri uygulamağa davet edebilir.

Bu tedbirlere, ekonomik münasebetlerin ve demiryolu, deniz, hava, posta, telgraf, radyo ve diğer ulaştırma vasıtalarının tamamen veya kısmen kesilmesi ile siyasi münasebetlerin kat’ı da dâhil olabilir.

Madde _ 42

Güvenlik Meclisi 41 nci maddede derpiş olunan tedbirlerin uygun olmayacaklarına veya uygun olmadıklarının sabit olduğuna hükmederse, milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazası veya yeniden tesisi için, hava, deniz veya kara kuvvetleri vasıtasıyla gerekli addettiği her türlü teşebbüse geçebilir. Bu teşebbüse, nümayişler, abluka tedbirleri ve Birleşmiş Milletler Üyelerinin hava, deniz veya kara kuvvetleri tarafından yapılacak başka hareketler dâhil olabilir.

Madde _ 43

1. Birleşmiş Milletlerin bütün Üyeleri milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazasını desteklemek üzere, Güvenlik Meclisinin daveti ile ve mahsus bir anlaşma veya mahsus anlaşmalar gereğince, milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazası için Kurulun emrine gerekli silahlı kuvvetleri vermeği ve geçit hakkı da dâhil olmak üzere yardım ve kolaylıklarda bulunmayı taahhüt ederler.

2. Yukarda kastolunan anlaşma veya anlaşmalar bu kuvvetlerin miktar ve mahiyetini, hazırlık derecelerini ve genel mevkileri ile gösterilecek kolaylık ve yardımın mahiyetini tesbit edecektir.

3. Anlaşma veya anlaşmalar Güvenlik Meclisinin teşebbüsü üzerine, kabil olur olmaz müzakere edilecektir. Bu anlaşmalar, Güvenlik Meclisi ile Teşkilat Üyeleri veya Güvenlik Meclisi ile Teşkilât Üyelerinden mürekkep guruplar arasında aktedilecek ve İmzalayan Devletler tarafından, her birinin anayasası usûlleri gereğince onanacaktır.

Madde 44

Güvenlik Meclisi kuvvete başvurmağa karar verınee, Mecliste temsil edilmeyen bir Üyeyi 43 ncü madde gereğince kabul edilen taahhütlerin yerine getirilmesi için Silâhlı kuvvet vermeğe davet etmezden once,
işbu Üyeyi silâhlı kuvvetlerine mensup birliklerin kullanılması hususundaki Güvenlik Meclisinin kararlarına, isterse, iştirake davet edecektir

Madde — 45

Teşkilatın süratle askerî mahiyette tedbirler alabilmesini mümkün kılmak üzere Birleşmiş Milletler Üyeleri milletlerarası zorlayıcı bir hareketin müşterek olarak yapılabilmesi için derhal kullanılabilecek millî hava kuvvetleri birlikleri bulunduracaklardır. 43 ncü maddede zikredilen mahsus anlaşma veya mahsus anlaşmalarla çizilen hadler içinde Güvenlik Meclisi, Kurmay Komitesinin yardımı ile, bu birliklerin kuvvetini ve hazırlık derecelerini tâyin ve bunların müşterek hareketlerini derpiş eden plânları tesbit eder.

Madde _ 46

Silâh kuvvetinin kullanılması için plânları Kurmay Komitesinin yardımı ile, Güvenlik Meclisi tesbit eder.

Madde 47

1. Milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazası, Güvenlik Meclisinin emrine verilen kuvvetlerin kullanılması ve komutası, silahlanmanın düzenlenmesi ve muhtemel silahsızlanma için Meclisin muhtaç olduğu askerî vasıtalarla ilgili her hususta Meclise tavsiyelerde bulunacak ve onu destekleyecek bir Kurmay Komitesi kurulmuştur.

2. Kurmay Komitesi, Güvenlik Meclisinin süreli Üyelerinin Kurmay Başkanlarından veya bunların temsilcilerinden terekküp eder. Komitede süreli olarak temsil edilmeyen herhangi bir Birleşmiş Milletler Üyesinin iştiraki, Komitenin ödevini iyi yapabilmesi hususunda çalışmaları için lüzumlu olduğu zaman Komite işbu Üyeyi kendisine katılmağa davet eder.

3. Kurmay Komitesi, Güvenlik Meclisinin emrine verilen bütün silahlı kuvvetlerin strateji bakımından idaresinden, işbu Meclise tabi olarak sorumludur. İşbu kuvvetlerin komutasına ait meseleler sonradan çözülecektir.

4. Kurmay Komitesi tarafından, Güvenlik Meclisinin izni ile ve ilgili bölge teşkillerine danıştıktan sonra tâli bölge komiteleri vücuda getirilebilir.

Madde _ 48

1. Güvenlik Meclisinin milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazası hususundaki kararlarının yürütülmesi için gerekli tedbirler, Meclisin takdirine göre Birleşmiş Milletlerin bütün Üyeleri veya bunlardan bazdan tarafımdan alınır.

2. İşbu kararlar, Birleşmiş Milletler Üyeleri tarafından doğrudan doğruya ve iştirak ettikleri milletlerarası teşkillerdeki hareketleri ile yürütülür.

Madde _ 49

Birleşmiş Milletler Üyeleri, Güvenlik Meclisi tarafından kararlaştırılan tedbirlerin yürütülmesinde karşılıklı olarak destekleşmek üzere birbirlerine katılırlar.

Madde __ 50

Bir Devlet, Güvenlik Meclisi tarafından alman önleyici veya zorlayıcı tedbirlerin mevzuu olursa, başka herhangi bir Devletin, Birleşmiş Milletler Üyesi olsun veya olmasın, işbu tedbirlerin yürütülmesi yüzünden özel ekonomik zorluklar karşısında kaldığı takdirde, bu zorlukların çözülmesi için Güvenlik Meclisine danışmaya hakkı olacaktır.

Madde 51

İşbu Andlaşmanın hiçbir hükmü, Birleşmiş Milletler Üyelerinden birinin silahlı bir saldırmaya hedef olması halinde, Güvenlik Meclisi milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazası için lüzumlu tedbirleri alıncaya kadar, tabu olan münferit veya müşterek meşru müdafaa hakkına halel getirmez. Bu meşru müdafaa hakkım kullanarak Üyelerin aldığı tedbirler derhal Güvenlik Meclisine bil dirilir ve Meclisin, işbu Andlaşmaya dayanarak milletlerarası barış ve güvenliğin muhafaza veya iadesi için lüzumlu göreceği şekilde her an hareket etmek yetki ve ödevine hiçbir veçhile tesir etmez.

BÖLÜM : VIII
Bölge Anlaşmaları
Madde 52

1. İşbu Andlaşmanın hiçbir hükmü, milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazasına müteallik olup, mevziî mahiyette bir harekete müsait bulunan işlerin çözülmesi amacım güden bölge anlaşma veya teşkillerinin mevcudiyetine mâni değildir; yeter ki işbu anlaşma veya teşkillerin ve bunların faaliyetinin Birleşmiş Milletler amaç ve prensipleri ile telifi kabil olsun.

2. Bu Anlaşmaları akdeden veya bu teşkilleri vücuda getiren Birleşmiş Milletler Üyeleri, mevzii mahiyette uyuşmazlıkları, Güvenlik Meclisine arzetmeden önce, işbu Anlaşma veya teşkiller vasıtasıyla, barış yoluyla çözmek hususunda bütün gayretlerini sarfetmelidir.

3. Güvenlik Meclisi, mevzu mahiyette uyuşmazlıkların, bu bölge anlaşmaları veya teşkilleri vasıtasıyla, barış yolu ile çözülmesinin gelişmesini, ister ilgili Devletlerin teşebbüsü, ister Meclisin havalesi üzerine,  teşvik eder.

4. İşbu madde, 34 ve 35 nolu maddelerin uygulanmasına hiçbir veçhile halel vermez.

Madde _ 53

1. Güvenlik Meclisi, icabederse, kendi yetkisi altında alman zorlayıcı tedbirlerin uygulanması için bölge anlaşmalarım veya teşkillerini kullanır. Bununla beraber, Güvenlik Meclisinin müsaadesi olmaksızın, bölge anlaşmaları gereğince veya bölge teşkilleri tarafından hiçbir zorlayıcı harekete teşebbüs edilmeyecektir; işbu maddenin ikinci fıkrasındaki tarife göre düşman Devlet sayılanlara karşı, 107 nci madde gereğince alman veya böyle bir Devlet tarafından yeniden saldırma siyasetine başlanmasına karşı tevcih olunan bölge anlaşmalarında derpiş edilen tedbirler, ilgili Hükümetlerin isteği üzerine, böyle bir Devlet tarafından yapılacak yeni bir saldırmayı önlemek ödevinin Teşkilâta verilmesi kabil oluncaya kadar, bundan müstesnadır.

2. İşbu maddenin birinci fıkrasında kullanılan «düşman Devlet» tâbiri, ikinci Dünya Harbinde, işbu Andlaşmayı imza edenlerden herhangi birinin düşmanı bulunan her Devlete şâmildir

Madde 54

Güvenlik Meclisi, her zaman milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazası için bölge anlaşmaları gereğince veya bölge teşkilleri tarafından girişilen veya tasarlanan her hareketten tamamıyla haberli bulundurulmalıdır.

BÖLÜM : IX
Milletlerarası Ekonomik ve Sosyal İşbirliği
Madde 55

Milletler arasında hak eşitliği prensibine ve her milletin kendi mukadderatını kendisinin tayin etmesi hakkına saygı gösterilmesine dayanan barış ve dostluk münasebetlerini sağlamak için lüzumlu istikrar ve refah şartlarını yaratmak üzere, Birleşmiş Milletler:

a) Hayat seviyelerinin yükselmesini, tam çalıştırmayı ve ekonomik ve sosyal alanda ilerleme ve gelişme şartlarım;

b) Ekonomik, sosyal alanlarla sağlık alanındaki milletlerarası dâvaların ve bunlara bağlı başka dâvaların çözülmesini; fikrî kültürle eğitim alanında milletlerarası işbirliğini;

c) Irk, cins, dil veya din farkı gözetmeksizin herkesin insan haklarına ve ana hürriyetlerine bütün dünyada bilfiil saygı gösterilmesini, kolaylaştıracaktır.

Madde 56

Üyeler, 55 nci maddede beyan olunan amaçlara erişmek için gerek beraberce gerek tek başlarına, Teşkilâtla işbirliği halinde hareket eylemeyi taahhüt ederler.

Madde 57

1. Hükümetlerarası anlaşmalarla kurulan ve statüleri hükümleri gereğince ekonomik, sosyal, fikrî kültür ve eğitim, sağlık ve sair bunlara bağlı alanlarda milletlerarası geniş yetkileri bulunan muhtelif ihtisas müesseseleri 63 üncü madde gereğince Teşkilâta bağlanmıştır.

2. Teşkilâta bu suretle bağlanan müesseseler aşağıda «ihtisas müesseseleri» diye anılacaklardır.

Madde 58

Teşkilât, ihtisas müesseselerinin programlarıyla faaliyetlerini ahenkleştirmek için tavsiyelerde bulunur

Madde 59

Teşkilât, 55 mci maddede beyan edilen amaçlara varmak üzere gerekli her türlü yeni ihtisas müesseselerinin kurulması için, icap edince, ilgili Devletler arasında görüşmeler yapılmasına önayak olur.

Madde _ 60

Genel Kurul ve ona tabı olarak, X ncu bölüm hükümleriyle kendisine bahşedilen yetkilere malik bulunan Ekonomik ve Sosyal Meclis, Teşkilâtın işbu bölümde beyan edilen görevlerim yerme getirmekle mükelleftir.

BÖLÜM X
Ekonomik ve Sosyal Meclis
Terekküp Tarzı
Madde 61

1. Ekonomik ve Sosyal Konsey, Genel Kurul’ca seçilen ellidört Birleşmiş Milletler üyesinden oluşur.

2. 3. fıkra hükümleri saklı kalmak üzere, her yıl Ekonomik ve Sosyal Konsey’inn ellidört üyesi bir yıllık bir süre için seçilir. Süresi biten üye hemen yeniden seçilebilir.

3. Ekonomik ve Sosyal Konsey ¸yelerinin sayısı yirmi yediden ellidörde çıkarıldıktan sonra yapılacak ilk seçimde, görev süreleri o yılın sonunda bitecek olan dokuz üyenin yerine yirmiyedi yeni üye seçilecektir. Genel Kurul’ca yapılan düzenlemelere uygun olarak, bu yirmiyedi yeni üyeden, bu şekilde seçilmiş dokuz tanesinin görev süresi bir yılın sonunda, öteki dokuz üyenin görev süresi de iki yılın sonunda sona erecektir.

4. Ekonomik ve Sosyal Konsey’in her üyesinin Konsey’de bir temsilcisi vardır.

Görevler ve Yetkiler
Madde 62

1. Ekonomik ve Sosyal Meclis, ekonomik, sosyal, fikrî kültür ve eğitim, sağlık ve diğer bunlara bağlı alanlarda milletlerarası meseleler üzerinde incelemeler ve raporlar yapabilir veya yaptırabilir ve bütün bu meseleler hakkında Genel Kurula, Teşkilât Üyelerine ve ilgili ihtisas müesseselerine tavsiyelerde bulunabilir.

2. Meclis, herkesin insan haklarına ve ana hürriyetlerine bilfiil saygı gösterilmesini sağlamak üzere tavsiyelerde bulunabilir.

3. Meclis, yetkisine giren meseleler hakkında Genel Kurula sunulmak üzere anlaşma projeleri hazırlayabilir.

4. Meclis, Teşkilât tarafından konulan kaidelere uygun olarak yetkisine giren meseleler hakkında milletlerarası konferanslar toplayabilir.

Madde _ 63

1. Ekonomik ve Sosyal Meclis, 57 nci maddede kastedilen müesseselerin herhangi birisi ile, işbu müessesenin Teşkilâta hangi şartlarla bağlanacağını tesbit edecek anlaşmalar yapabilir, işbu anlaşmalar Genel Kurulun tasvibine sunulur.

2. Ekonomik ve Sosyal Meclis, ihtisas müesseselerine danışarak, onlara tavsiyelerde bulunarak ve Genel Kurulla Birleşmiş Milletler Üyelerine tavsiyeler yaparak işbu müesseselerin çalışmalarını ahenkleştirebilir.

Madde 64

1. Ekonomik ve Sosyal Meclis, ihtisas müesseselerinden muntazam raporlar alabilmek için her türlü faydalı tedbirlere başvurabilir. Ekonomik ve Sosyal Meclis, kendi yaptığı tavsiyeler ve işbu Meclisin yetkisine giren konular hakkında Genel Kurul tarafından yapılan tavsiyeleri yürütmek üzere başvurulan tedbirler hususunda raporlar almak için Teşkilât Üyeleri ile ve ihtisas müesseseleri ile anlaşabilir.

2. Meclis, işbu raporlar hakkındaki mülâhazalarım Genel Kurula bildirebilir.

Madde 65

Ekonomik ve-Sosyal Meclis, Güvenlik Meclisine malûmat verebilecek ve bunun isteği üzerine kendisine yardım edecektir.

Madde — 66

1. Ekonomik ve Sosyal Meclis, Genel Kurulun tavsiyelerini yürütmek hususunda yetkisine giren bütün görevleri yerine getirir.

2. Meclis, Genel Kurulun tasvibi ile Teşkilât Üyelerinin veya ihtisas müesseselerinin kendisinden isteyecekleri hizmetleri yapabilir.

3. Meclis işbu Andlaşmanın diğer kısımlarında kendisine gösterilen veya Genel Kurulca kendisine verilebilecek olan ödevleri yerine getirir.

Oy
Madde — 67

1. Ekonomik ve Sosyal Meclisin her Üyesi bir oya sahiptir.

2. Ekonomik ve Sosyal Meclisin kararları, hazır bulunan ve oy veren Üyelerin çoğunluğu ile alınır.

Usul
Madde — 68

Ekonomik ve Sosyal Meclis, ekonomik ve sosyal meseleler ve insan haklarının gelişmesi için komisyonlar ile görevlerinin yapılmasına yarayacak her türlü başka komisyonlar kurabilir.

Madde — 69

Ekonomik ve Sosyal Meclis, Teşkilâtın bir Üyesini önemle ilgilendiren bir meseleyi incelerken, işbu Üyeyi oy hakkı olmaksızın görüşmelerine iştirake davet eder.

Madde — 70

Ekonomik ve Sosyal Meclis, ihtisas müesseseleri temsilcilerinin oy hakkı olmaksızın, Meclisin ve ihdas ettiği komisyonların görüşmelerine iştirak etmeleri, kendi temsilcilerinin de ihtisas müesseselerinin görüşmelerine iştirak etmeleri için bütün tedbirleri alabilir.

Madde — 71

Ekonomik ve Sosyal Meclis, yetkisine giren meselelerle uğraşan Hükümet dışı teşkillere danışmağa yarayan bütün tedbirleri alabilir. İşbu hükümler milletlerarası teşkillere ve, gereği halinde Teşkilâtın ilgili Üyesine danışıldıktan sonra, millî teşkillere tatbik edilebilir.

Madde — 72

1. Ekonomik ve Sosyal Meclis, Başkanının tâyin şeklini de tesbit eden içtüzüğünü kabul eder.

2. Meclis, tüzüğü uyarınca ihtiyaca göre toplanır; tüzükte, Meclisin, Üyelerinin çoğunluğunun isteği üzerine, toplanmasını derpiş eden hükümler bulunacaktır.

Bölüm : XI
Muhtar Olmayan Ülkeler hakkında Demeç
Madde — 73

Halkının kendi kendini henüz tamamen idare etmediği ülkeleri idare etmekle sorumlu olan veya bu sorumu yüklenen Birleşmiş Milletler Üyeleri, işbu ülkeler ahalisinin menfaatlerinin başta gelmesi prensibini tanırlar.

Birleşmiş Milletler Üyeleri bu ahalinin, işbu Andlaşma ile kurulan milletlerarası barış ve güvenlik sisteminin çerçevesi içinde, refahını imkânın son haddine kadar kolaylaştırmak mükellefiyetini kutsal bir ödev bilirler ve bu amaçla:

a) Sözü geçen ahalinin kültürüne saygı göstererek siyasî, ekonomik ve sosyal ilerlemesi ile eğitiminin gelişmesini sağlamağı, bu ahaliye hakkaniyetle muamele etmeyi ve onu suiistimallere karşı korumağı;

b) Her ülkenin ve ahalisinin ve bunun gelişmesindeki muhtelif derecelerin özel şartlarına uyar ölçüde, bu ahalinin kendi kendini idare edebilmek kabiliyetini geliştirmeyi, siyası emellerini göz önünde tutmayı ve hür siyasî müesseselerinin tedrici gelişmesine yardım etmeyi,

c) Milletlerarası barış ve güvenliği kuvvetlendirmeyi;

d) işbu maddede beyan edilen sosyal, ekonomik ve ilmî amaçlara bilfiil erişmek üzere yapıcı gelişme tedbirlerini kolaylaştırmayı, ilmî araştırmaları teşvik etmeyi, kendi aralarında ve şartlar müsaüt oldukça, Milletlerarası ihtisas müesseseleri ile işbirliği yapmayı,

e) Güvenlik icapları ve anayasalara müteallik mülâhazalar mahfuz kalmak üzere, sorumlu bulundukları ülkelerin ekonomik, sosyal ve eğitim şartları hakkında, XII ve XIII ncü bölümlerin mevzuu olanlardan gayri istatistik vesair teknik mahiyetteki malûmatı, bilgi İçin muntazaman Genel Sekretere vermeyi;

kabul ederler.

Madde — 74

Teşkilât Üyeleri, ana vatan ülkelerinde olduğu kadar işbu bolumun mevzuu olan ülkelerde de siyasetlerinin, dünyanın diğer kısımlarının menfaatleri ve refahı göz önünde tutulmak şartıyla, sosyal, ekonomik ve ticarî alanlarda iyi komşuluk genel prensibi üzerine kurulmuş olması gerektiği hususunda dahi mutabıktırlar.

BÖLÜM : XII
Milletlerarası Vesayet Rejimi
Madde _ 75

Birleşmiş Milletler Teşkilâtı, kendi yetkisi altında muahhar özel anlaşmalar gereğince Vesayet Rejimine tabi kılınabilecek ülkelerin idare ve murakabesi için, milletlerarası bir Vesayet Rejimi tesis edecektir. Bu gibi ülkeler aşağıda «Vesayet altında ülke» tabiri ile gösterilmiştir.

Madde _ 76

Vesayet rejiminin öz gayeleri, işbu Andlaşmanın birinci maddesinde beyan edilen Birleşmiş Milletler amaçlarına uygun olarak şunlardır:

a) Milletlerarası barış ve güvenliği kuvvetlendirmek;

b) Vesayet altındaki ülkeler halkının siyasi, ekonomik ve sosyal ilerlemesini ve eğitiminin gelişmesini kolaylaştırmak, her ülke ve ahalisine has şartları, ilgili ahalinin serbestçe izhar edilen emellerini ve her Vesayet anlaşmasında derpiş edilebilecek hükümleri de göz önünde tutmak şartıyla, işbu ülkeler halkının kendi kendilerini idare kabiliyetine veya bağımsızlığa doğru tedrici gelişmelerim de kolaylaştırmak;

c) Irk, cins, dil veya din farkı gözetmeksizin herkesin insan haklarına ve ana hürriyetlerine saygı gösterilmesini teşvik etmek ve dünya milletlerinin birbirlerine bağlı oldukları duygusunu geliştirmek;

d) Sosyal, ekonomik ve ticarî alanda bütün Teşkilât Üyeleri ile uyruklarına, eşit muamele yapılmasını sağlamak ve İşbu uyruklara adaletin tevziinde de, yukarda beyan edilen amaçların gerçekleştirilmesine halel gelmemek ve 80 inci madde hükümleri mahfuz kalmak şartıyla, keza eşit muamele yapılmasını sağlamak.

Madde _ 77

1. Vesayet rejimi aşağıdaki nevilerden olup, Vesayet anlaşmaları gereğince bu rejime tabi kılınabilecek olan ülkelere tatbik edilecektir:

a) Halen manda altında bulunan ülkeler;
b) ikinci Dünya Harbi neticesinde düşman Devletlerden ayrılabilecek ülkeler;
c) idarelerinden sorumlu Devletlerce, isteyerek bu rejime tabi kılınan ülkeler.

2. Yukarda zikredilen nevilere giren hangi ülkelerin hangi şartlar altmda vesayet rejimine tabi kılınacağını sonradan yapılacak bir anlaşma tesbit edecektir.

Madde _ 78

Birleşmiş Milletler Üyesi olan memleketlere, bunlar arasındaki münasebetlerin temeli eşit egemenlik prensibine saygı olmak gerektiğine göre, Vesayet rejimi tatbik edilmeyecektir.

Madde 79

Vesayet rejimine tâbi kılınacak her ülke için, işbu rejimin hükümleri ve bu rejimde yapılabilecek değişiklikler ve tashihler Birleşmiş Milletlerin bir Üyesinin mandasına tabi ülkelerde, manda sahibi Devlet de dâhil olmak şartıyla, doğrudan doğruya ilgili Devletler arasında yapılacak bir anlaşmaya mevzu olacak ve 83 ve 85 inci maddeler gereğince onanacaktır.

Madde _ 80

1. 77, 79 ve 81 inci maddelere uygun olarak yapılacak ve ülkelerden her birini Vesayet rejimi altına koyacak olan özel Vesayet anlaşmaları ile tesbit edilebilecek hususlar dışında ve sözü geçen anlaşmalar yapılıncaya kadar, işbu bölümün hiçbir hükmü, her hangi bir devletin veya herhangi bir milletin haklarını, yahut yürürlükte olup bazı Teşkilât Üyelerinin taraf bulunabilecekleri milletlerarası akitlerin hükümlerini herhangi
bir şekilde doğrudan doğruya veya dolayısıyla değiştirir gibi yorumlanmayacaktır.

2. işbu maddenin birinci fıkrası, 77 nci maddede derpiş edildiği üzere, manda altındaki ülkeleri veya başka ülkeleri Vesayet rejimi altına koymağa matuf anlaşmaların görüşülmesinin ve akdinin gecikmesini veya talikim haklı gösterecek şekilde yorumlanmamalıdır.

Madde _ 81

Vesayet anlaşması, herhalde, Vesayet altındaki ülkenin hangi şartlarla idare edileceğini ihtiva eder ve idareyi üzerine alacak makamı gösterir. Aşağıda «idare ile görevlendirilmiş makam» tabiri ile anılacak olan işbu makam bir veya birkaç devlet veya bizzat Teşkilât olabilir.

Madde _ 82

43 üncü maddeye uygun olarak akdedilen herhangi bir mahsus anlaşmaya veya mahsus anlaşmalara halel vermeksizin bir Vesayet anlaşmasının, tatbik edildiği Vesayet altındaki ülkenin tamamına veya bir kısmına şâmil, bir veya birkaç stratejik bölgeyi işbu anlaşma gösterebilir.

Madde 83

1. Stratejik bölgeler hususunda, Teşkilâta verilen bütün görevler, Vesayet anlaşmaları hükümlerinin tasvibi ve bunların muhtemel değişmeleri veya tashihleri de dahil olmak üzere, Güvenlik Meclisince görülür.

2. 76 nci maddede beyan edilen öz amaçlarını her stratejik bölge ahalisi için de tatbiki kabildir.

3. Güvenlik Meclisi, Vesayet anlaşmaları hükümleri hususunda ve güvenlik icapları mahfuz kalmak şartıyla, stratejik bölgelerde Teşkilâtın, Vesayet rejimi bakımından yüklendiği siyası, ekonomik ve sosyal mahiyette ve eğitime müteallik görevlerinin ifasında Vesayet Meclisinin yardımına başvuracaktır.

Madde 84

İdare ile görevlendirilmiş makam, Vesayet altındaki ülkenin milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazasına iştirak etmesine itina etmekle mükelleftir. Bu maksatla, Güvenlik Meclisine karşı giriştiği taahhütleri yerine getirmek ve mahallî müdafaayı ve ülke dâhilinde asayişin muhafazasını sağlamak için, işbu ülkeden gönüllü birlikler, kolaylıklar ve yardım temin edebilir.

Madde _ 85

1. Stratejik bölge olarak gösterilmemiş olan bütün bölgeler hakkındaki Vesayet anlaşmaları hususunda, Vesayet Anlaşmaları hükümlerinin tasvibi ve bunların değiştirilmesiyle tashihi de dâhil olmak üzere, Teşkilâtım görevlerini Genel Kurul yapar.
2. Genel Kurulun yetkisi altında hareket eden Vesayet Meclisi görevlerinin yapılmasında Genel Kurula yardım eder

BÖLÜM : XIII
Vesayet Meclisi
Terekküp Tarzı
Madde _ 86

1. Vesayet Meclisi Birleşmiş Milletlerin aşağıdaki Üyelerinden terekküp eder:

a) Vesayet altındaki ülkelerin idaresiyle görevlendirilmiş Üyeler,
b) 23 üncü maddede adları ile anılmış olupta Vesayet altında ülke idare etmeyen Üyeler,
c) Vesayet Meclisinin, eşit sayıda Vesayet altında ülke idare eden ve etmeyen Birleşmiş Milletler Üyelerinden müteşekkil olmasını sağlamak üzere, Genel Kurulca üç yıl için seçilecek gereken sayıda başka Üyeler,

2. Vesayet Meclisi Üyelerinden her biri kendisini Mecliste temsil etmek üzere özel ehliyette bir şahsı tâyin eder.

Görevler ve Yetkiler
Madde _ 87

Genel’ Kurul ve, onun yetkisi altında, Vesayet Meclisi görevlerini yerine getirirlerken:

a) İdare ile görevlendirilmiş makamın sunduğu raporları tetkik;
b) Dilekçeleri kabul ve bunları anılan makamla-danışarak tetkik;
c) Anılan makamca idare edilen ülkelerde, işbu makamla tesbit edilecek tarihlerde, zaman zaman teftişler tertip;
d) Vesayet anlaşmaları hükümleri gereğince işbu tedbirleri veya başka tedbirleri ittihaz, edebilir.

Madde _ 88

Vesayet Meclisi, Vesayet altındaki her ülke ahalisinin siyasi, ekonomik, ve sosyal alanlarla eğitim alanındaki ilerlemeleri hakkında bir soru
cetveli tanzim eder; Genel Kurulun yetkısme tabı Vesayet altındaki her
hangi bir ülkenin idaresiyle görevlendirilmiş makam, Genel Kurula, yukarıda zikredilen soru cetvelini esas tutan bir yıllık rapor sunar.

Oy
Madde _ 89

1. Vesayet Meclisinin her Üyesi bir oya sahiptir;

2. Vesayet Meclisinin kararları hazır bulunan ve oy veren Üyelerin çoğunluğu ile alınır.

Usul
Madde 90

1. Vesayet Meclisi, Başkanının tâyin şeklini de tesbit eden, içtüzüğünü kabul eder.

2. Meclis, İhtiyaca göre tüzüğü gereğince toplanır; tüzükte, Üyelerinin çoğunluğunun isteği üzerine Meclisin toplanmasını derpiş eden hükümler vardır.

Madde _ 91

Vesayet Meclisi, icabında, her birinin yetkisi* İçinde bulunan meselelerde, Ekonomik ve Sosyal Meclisle ihtisas müesseselerinin yardımına başvurur.

BÖLÜM : XIV
Milletlerarası Adalet Divanı
Madde _ 92

Milletlerarası Adalet Divanı, Birleşmiş Milletlerin başlıca adalet uzvu olacaktır Divan, Milletlerarası Daimî Adalet Divanının Statüsü esasına dayanan ve ayrılmaz bir cüzü olduğu işbu Andlaşmaya ekli bulunan bir Statüye göre çalışır.

Madde _ 93

1. Bütün Birleşmiş Milletler Üyeleri, ipso facto, Milletlerarası Adalet Divanı Statüsüne taraftırlar.

2. Teşkilât Üyesi olmayan Devletlerin Milletlerarası Adalet Divanı Statüsüne taraf olabilmeleri şartları, her bir halde, Güvenlik Meclisinin tavsiyesi üzerine Genel Kurul tarafından tâyin edilir.

Madde _ 94

1 Birleşmiş Milletlerin her Üyesi, taraf olduğu bütün uyuşmazlıklarda, Milletlerarası Adalet Divanının kararma uymağı taahhüt eder.

2. Bir uyuşmazlıkta taraf olan Devletlerden biri, Divanın verdiği bir hükme göre kendisine düşen vecibeleri yerine getirmezse, öbür taraf, Güvenlik Meclisine başvurabilir ve işbu Meclis, lüzum gördüğü takdirde hükmün yerine getirilmesi İçin tavsiyelerde bulunabilir veya alınacak tedbirleri kararlaştırabilir.

Madde __ 95

işbu Andlaşmanın hiçbir hükmü, Teşkilât Üyelerinin, uyuşmazlıklarının çözülmesini, zaten mevcut olan veya İleride akdedilebilecek olan anlaşmalar gereğince, başka mahkemelere tevdi etmelerine mâni değildir.

Madde 96

1. Genel Kurul veya Güvenlik Meclisi, Milletlerarası Adalet Divanından hukukî her hangi bir mesele hakkında iştişari rey isteyebilir.

2. Genel Kurulca bu hususta her hangi bir anda yetkili kılınabilecek olan Teşkilâtın bütün diğer uzuvları ve ihtisas müesseseleri, çalışmaları alanında karşılarına çıkacak hukuki meseleler hakkında keza Divandan iştişari rey isteyebilirler,

BÖLÜM : XV
Sekreterlik
Madde 97

Sekreterlik bir Genel Sekreter ile Teşkilâtın icabettirebileceği memurları ihtiva eder. Genel Sekreter Güvenlik Meclisinin tavsiyesi üzerine Genel Kurul tarafından tâyin edilir. Genel Sekreter Teşkilâtın en yüksek memurudur.

Madde_ 98

Genel Sekreter, Genel Kurulun, Güvenlik Meclisinin, Ekonomik ve Sosyal Meclisin, ve Vesayet Meclisinin bütün toplantılarında işbu sıfatla hareket eder. Bu uzuvlar tarafından kendisine yükletilen görevleri yapar. Teşkilâtın çalışması hakkında Genel Kurula bir yıllık rapor sunar.

Madde 99

Genel Sekreter, fikrince milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazasını tehlikeye koyabilecek her hususa Güvenlik Meclisinin dikkatini çekebilir.

Madde _ 100

1. Genel Sekreter ve sekreterlik memurları ödevlerinin görülmesinde her hangi bir Hükümetten veya Teşkilât dışında, her hangi bir makamdan ne talimat isterler ve ne de kabul ederler. Milletlerarası memurlukları durumu ile telif edilemeyecek her hareketten kaçınırlar ve yalnız Teşkilâta karşı sorumlu olurlar.

2. Teşkilâtın her Üyesi, Genel Sekreterin ve memurların görevlerinin milletlerarası mahiyetine saygı göstermeği ve kendilerine, ödevlerinin yerine getirilmesinde tesir etmeğe çalışmamağı taahhüt eder.

Madde _ 101

1 Memurlar, Genel Kurulca tesbit edilen kaidelere göre Genel Sekreter tarafından tâyin edilirler.

2. Ekonomik ve Sosyal Meclise, Vesayet Meclisine ve gerekiyorsa, Teşkilatın başka uzuvlarına süreli olarak mahsus memurlar verilir. İşbu memurlar Sekreterlik kadrosuna dâhildir.

3 Memurların alınmasında ve kullanılma şartlarının tespitinde hâkim mülâhaza, Teşkilâta en yüksek çalışma, ehliyet ve dürüstlük vasıflarını haiz kimselerin hizmetini sağlamak lüzumu olmalıdır. Memur alınırken mümkün olduğu kadar geniş bıu coğrafi taksim esasına uyulmasının önemi, gereği gibi göz önünde bulundurulacaktır

BÖLÜM : XVI
Çeşitli Hükümler
Madde 102

1 İşbu Andlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonra Birleşmiş Milletlerin bir Üyesi tarafından akdedilen her milletlerarası andlaşma veya anlaşma, mümkün olan en kısa zamanda Sekreterlikte tescil edilecek ve Sekreterlikçe neşredilecektir.

2. İşbu maddenin birinci fıkrası hükümlerine uygun olarak tescil edilmemiş olan bir milletlerarası andlaşma veya anlaşmanın taraflarından hiçbiri, Teşkilâtın bir uzvu önünde anılan andlaşma veya anlaşmayı ilen süremez.

Madde _ 103

Birleşmiş Milletler Üyelerinin işbu Andlaşmadan doğan vecibeleri ile başka her hangi bir milletlerarası anlaşmadan doğan vecibelerinin çatışması halinde Andlaşma vecibeleri üstün gelecektir.

Madde _ 104

Teşkilât, Üyelerinden her birinin ülkesinde, görevlerini yerme getirmesi ve amaçlarına erişmesi için gerekli hukuki ehliyeti haizdir

Madde _ 105

1. Teşkilât, Üyelerinden her birinin ülkesinde amaçlarına erişmek için gerekli olan imtiyaz ve dokunulmazlıklardan faydalanır.

2. Birleşmiş Milletler Üyelerinin temsilcileri ve Teşkilâtın memurları Teşkilât ile ilgili görevlerini tam bağımsızlık içinde yapabilmek için gerekli imtiyaz ve masuniyetlerden faydalanır.

3. Genel Kurul, işbu maddenin birinci ve ikinci fıkralarının uygulanması teferruatının tesbiti için tavsiyeler yapabilir veya Birleşmiş Milletler Üyelerine bu maksatla anlaşmalar teklif edebilir.

BÖLÜM • XVII
Güvenliğe müteallik Geçici Hükümler
Madde _ 106

Güvenlik Meclisine, kanaatince, 42 ncı maddeye göre kendisine düşen sorumları yüklenmeğe başlamak imkânını verecek olan ve 43 üncü maddede anılan mahsus anlaşmaların yürürlüğe girmesine deyin, 30 Ekim 1943 tarihinde Moskova’da imzalanan Dört Millet Demeci akitleri ile Fransa, aralarında ve gerekirse başka Teşkilât Üyeleri ile işbu Demecin 5 nci fıkrası hükümlerime uygun olarak Birleşmiş Milletler adına, milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazası için gerekli her türlü hareketin birlikte yapılması zımnında danışacaklardır.

Madde _ 107

İşbu Andlaşmanın hiçbir hükmü, Andlaşmayı imzalayan her hangi bir Devletin ikinci Dünya Harbinde düşmanı bulunmuş olan bir Devlete karşı, bu husustaki sorumluluğu haiz olan Hükümetler tarafından, bu harbin bir neticesi olarak girişilmiş veya tecviz edilmiş bir harekete ne tesir eder, ne de mâni olur.

BÖLÜM : XVIII
Değişiklikler
Madde _ 108

İşbu Andlaşmada yapılacak değişiklikler, Genel Kurul Üyelerinin üçte iki çoğunluğu ile kabul edilir ve Güvenlik Meclisi süreli Üyelerinin hepsi dâhil olmak üzere, Teşkilât Üyelerinin üçte ikisi tarafından her birinin anayasası hükümleri gereğince onandığı zaman, bütün Birleşmiş Milletler Üyeleri için yürürlüğe girer.

Madde 109
  1. İşbu Antlaşma’nın gözden geçirilmesi amacıyla, Genel Kurul’un üçte iki çoğunluğunun ve Güvenlik Konseyi’nin herhangi dokuz üyesinin oylarıyla saptanacak yer ve tarihte Birleşmiş Milletler üyelerinin bir Genel Konferansı düzenlenebilecektir. Konferansta Birleşmiş Milletler’in her üyesinin bir oyu olacaktır.

2. Konferansta üçte iki çoğunluk tarafından işbu Antlaşma’da yapılması tavsiye edilen her değişiklik, Güvenlik Konseyi’nin sürekli üyelerinin tümünü kapsamak üzere Birleşmiş Milletler üyelerinin üçte ikisi tarafından her birinin anayasa kuralları gereğince onaylandığında geçerlilik kazanacaktır.

3. Genel Kurul’un, işbu Antlaşma’nın yürürlüğe girmesini izleyen onuncu yıllık toplantısından önce bu konferans henüz yapılmamışsa, sözkonusu toplantının gündemine bu konferansın toplanması konusunda bir öneri konacak ve Genel Kurul çoğunluğunun ve Güvenlik Konseyi’nin herhangi yedi üyesinin oyuyla kararlaştırılırsa konferans yapılacaktır.

BÖLÜM . XIX
Onanma ve imza
Madde — 110

1. İşbu Andlaşma, imza eden Devletler tarafından her birinin anayasa kaideleri gereğince onanacaktır

2. Tasdiknameler, Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti nezdine tevdi edilecek ve her tevdi işbu Hükümetçe bütün imza eden Devletlere ve tâyin edildiği zaman, Teşkilât Genel Sekreterine bildirilecektir.

3 İşbu Andlaşma, Çın Cumhuriyeti, Fransa, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Kıratlığı Amerika Birleşik Devletleri ve imza eden diğer Devletlerin çoğunluğu tarafından tasdiknamelerin tevdiinden sonra yürürlüğe girecektir. Bundan sonra, Amerika Birleşik Devletleri Hükümetince tasdiknamelerin tevdiine dair bir mazbata tanzim edilerek bunun birer örneği bütün imza eden Devletlere verilecektir.

4 İşbu Andlaşmayı imzalamış olup yürürlüğe girmesinden sonra onayacak olan Devletler, her birinin tasdiknamesinin tevdii tarihinden itibaren Birleşmiş Milletler aslî Üyesi olacaklardır.

Madde — 111

Çince, Fransızca, Rusça, İngilizce ve İspanyolca metinleri aynı derecede muteber sayılacak olan işbu Andlaşma, Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arşivine tevdi edilecektir, işbu Hükümetçe, bütün diğer imza eden Devletler Hükümetlerine aslına uygunluğu usulünce tasdik edilmiş nüshalar verilecektir.

Yukarıdaki hükümleri tasdiken Birleşmiş Milletler Hükümetleri temsilcileri işbu Andlaşmayı imzalamışlardır.

Sanfransısko’da yirmi altı Haziran bin dokuzyüz kırkbeşte yapılmıştır

Schengen Yürütme Anlaşması

0

Schengen Yürütme Anlaşması, 14 Haziran 1985 tarihinde beş Avrupa ülkesi arasında imzalanan Schengen Anlaşması‘nın uygulama biçimini göstermek üzere hazırlanmıştır.  Anlaşma, 26 Mart 1995’te yürürlüğe girmiştir. Temel amacı, katılımcı ülkeler arasındaki sınır kontrollerini kademeli olarak kaldırarak insanların, malların, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımını sağlamaktır.

Schengen Anlaşması’nın Uygulama Sözleşmesi (resmi adıyla “Benelüks Ekonomik Birliği Ülkeleri Hükümetleri, Almanya Federal Cumhuriyeti Hükümeti ve Fransa Cumhuriyeti Hükümeti Arasındaki Müşterek Sınırlarda Kontrollerin Kademeli Olarak Kaldırılmasına İlişkin 14 Haziran 1985 Tarihli Schengen Anlaşması’nın Uygulama Sözleşmesi”), Avrupa’da sınır kontrollerinin kaldırılması ve serbest dolaşım bölgesinin oluşturulması amacıyla imzalanan Schengen Anlaşması’nın somut uygulama adımlarını belirlemektedir.

 

Ana Hatları:

  1. Sınır Kontrollerinin Kaldırılması: Anlaşma, iç sınırların kaldırılmasını ve buna karşılık dış sınırlarda daha sıkı kontrollerin yapılmasını öngörür. Schengen ülkeleri arasında vizesiz seyahat edilebilir hale gelmektedir.

  2. Polis ve Hukuki İşbirliği: Ülkeler arasında suçla mücadele ve güvenlik konularında daha fazla işbirliği yapılmasını sağlar. Ülkeler arasında bilgi paylaşımı, suçluların takibi ve iadesi gibi düzenlemeler yapılmıştır.
  3. Schengen Bilgi Sistemi (SIS): Sınırların kaldırılmasıyla doğabilecek güvenlik açıklarını gidermek için katılımcı ülkeler arasında ortak bir veri tabanı olan Schengen Bilgi Sistemi (SIS) kurulmuştur. Bu sistem, suçluların ve aranan kişilerin takibi gibi önemli güvenlik bilgilerini paylaşmak için kullanılacaktır.
  4. Dış Sınırların Yönetimi: İç sınırlar kalksa da dış sınırlarda daha sıkı kontroller öngörülür. Dış sınırdan giriş yapacak olan kişiler için ortak bir vize politikası uygulanacaktır.

Schengen Yürütme Anlaşması

BENELÜKS EKONOMIK BIRLIĞI ÜLKELERI HÜKÜMETLERI, ALMANYA FEDERAL CUMHURIYETI HÜKÜMETI VE FRANSA CUMHURIYETI HÜKÜMETI ARASINDAKI MÜŞTEREK SINIRLARDA KONTROLLERIN KADEMELI OLARAK KALDIRILMASINA ILIŞKIN 14 HAZIRAN 1985 TARIHLI SCHENGEN ANLAŞMASI’NIN UYGULAMA SÖZLEŞMESI

(Schengen Yürütme Anlaşması)
(19 Haziran 1990)

Belçika Krallığı, Almanya Federal Cumhuriyeti, Fransa Cumhuriyeti, Lüksembourg Büyük Dükalığı, ve Hollanda Krallığı bundan böyle Sözleşmeci Taraflar şeklinde anılarak,

Müşterek sınırlarda uygulanan kontrollerin kademeli olarak kaldırılmasına ilişkin 14 Haziran 1985 tarihli Schengen Anlaşmasını temel alarak,

Bu antlaşmada amaç olarak belirtilen müşterek sınırlardaki insan hareketlerine ilişkin kontrollerin kaldırılmasını gerçekleştirmek, ve mal taşımacılığını ve hareketini kolaylaştırmak yönündeki niyetin yerine getirilmesini kararlaştırarak,

Tek Avrupa Senediyle ekleme yapılan Avrupa Topluluğunu kuran Antlaşmanın, iç pazarın, iç sınırları bulunmayan bir alanı kapsamasını öngörmesine dayanarak,

Sözleşmeci Taraflar tarafından güdülen amacın bu hedefle, Antlaşmanın hükümlerini yerine getirmek için alınacak önlemlere aykırı olmayan bir biçimde çakışmasına dayanarak,

Bu niyetin uygulamasının bir dizi uygun önlemlerin alınmasına ve Sözleşmeci Tarafların yakın işbirliğini gerektirmesine dayanarak,

AŞAĞIDAKI MADDELERI KABUL ETMIŞTIR:
(…)

II. BAŞLIK
IÇ SINIRLARDA KONTROLLERIN KALDIRILMASI VE INSAN HAREKETLERI
7. BÖLÜM
Sığınma başvurularının incelenmesi sorumluluğu
28. Madde

Sözleşmeci Taraflar 31 Ocak 1967 New York Protokolü ile değişikliğe uğrayan Mülteciler Statüsüne ilişkin 28 Temmuz 1951 Cenevre Sözleşmesi’ndeki yükümlülüklerini, bu belgelerin kapsamına herhangi bir coğrafi sınırlama getirmeden
tekrar teyit ettikleri gibi, bu belgelerin uygulanmasında Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği ile işbirliği yapmaya dair taahhütlerini burada tekrar teyit ederler.

29. Madde

1. Sözleşmeci Taraflar, bir yabancının herhangi bir Sözleşmeci Tarafın topraklarında yapacağı sığınma başvurusunu incelemeyi taahhüt ederler.
2. Bu yükümlülük Sözleşmeci Tarafın iltica için başvuran herkesin ülkeye girişine ya da ülkede kalmasına izin vermesini zorunlu kılmaz.
3. Her Sözleşmeci Taraf kendi ulusal yasalarına dayanarak ve uluslararası taahhütlerine uygun olarak, sığınma başvurusunda bulunan bir kişiyi sınırdan geri çevirme ya da Üçüncü bir ülkeye sınır dışı etme hakkını elinde tutar.
4. Yabancının sığınma için başvurduğu Sözleşmeci Taraf hangisi olursa olsun başvuruyu tek bir Sözleşmeci Taraf inceler. Bu ülke 30. maddede belirtilen kıstaslara göre belirlenecektir.
5. 3. Paragrafa rağmen her Sözleşmeci Taraf, bu Sözleşmeye bağlı olarak sığınma başvurusunu inceleme yükümlülüğü başka bir Sözleşmeci Tarafa verilmiş olsa bile, özellikle kendi ulusal hukukunu ilgilendiren özel nedenlerden dolayı bir sığınma başvurusunu incelemek hakkını saklı tutabilir.

30. Madde

1. Sığınma başvurusunu incelemekten sorumlu olacak Sözleşmeci Tarafın belirlenmesi aşağıdaki kıstaslara göre yapılır:
(a) Eğer bir Sözleşmeci Taraf sığınma başvurusu yapan bir kişiye herhangi türde bir vize ya da oturma izni vermiş ise başvuruyu incelemekten kendisi sorumlu olur. Bu vizenin başka bir Sözleşmeci Tarafın onayına dayanarak verilmesi durumunda ise bu onayı veren ülke başvuruyu incelemekten sorumlu olur.
(b) Sığınma başvurusunda bulunan kişiye iki ya da daha fazla Sözleşmeci Tarafın, herhangi tür bir vize ya da oturma izni vermesi durumunda, bu belgelerden geçerlik süresi en geç sona ereni veren Sözleşmeci Taraf, başvuruyu incelemekten sorumlu olur.
(c) Sığınma başvurusunda bulunan kişi Sözleşmeci Tarafların topraklarını terk etmediği sürece, (a) ve (b) alt-paragraflarına uygun olarak tanımlanan sorumluluklar, herhangi bir tür vizenin ya da oturma izninin geçerlilik süresinin bitmesi durumunda bile devam eder. Eğer sığınma başvurusunda bulunan kişi vize verilmesi ya da oturma izninin sağlanmasından sonra Sözleşmeci Tarafların topraklarını terk etmiş ise, bu arada ulusal kanuni hükümlere bağlı olarak geçerlik süreleri sona ermedikçe bu belgeler paragraf (a) ve (b) deki sorumlulukların temelini oluşturur.
(d) Sözleşmeci Tarafların sığınma başvurusunda bulunan kişiye vize muafiyeti uygulamaları durumunda, sığınma başvurusunda bulunan kişinin Sözleşmeci Tarafların topraklarına dış sınırlarını kullanarak girdiği Sözleşmeci Taraf sorumlu olur.
Vize politikalarının uyumu tamamlanıncaya kadar, ve sığınma başvurusunda bulunan kişiye sadece bazı Sözleşmeci Taraflar tarafından vize muafiyeti verilmesi durumunda, sığınma başvurusunda bulunan kişinin, Sözleşmeci Tarafların
topraklarına vize muafiyeti sayesinde dış sınırlarını kullanarak girdiği Sözleşmeci Taraf, (a), (b) ve (c) alt-paragraflarına tabi olmak kaydıyla, sorumlu olur.
Eğer sığınma başvurusu başvurana geçiş vizesi veren bir Sözleşmeci Tarafa yapılmış ise -başvuranın sınır kontrollerinden geçip geçmemesine bakılmaksızın- ve eğer geçiş vizesi geçiş ülkesi Sözleşmeye Taraf olan varış ülkesinin diplomatik ya da konsolosluk kanallarından bu kişinin varış ülkesine giriş şartlarını yerine getirdiğine ilişkin bilgiyi sağlamasından sonra verildi ise, Sözleşmeye Taraf olan varış ülkesi sığınma başvurusunu incelemekten sorumlu olur.
(e) Eğer sığınma başvurusunda bulunan kişi Sözleşmeci Tarafların topraklarına Yürütme Komitesi tarafından kararlaştırılan ve sınırdan geçişi sağlayan bir ya da daha fazla belgeye sahip olmadan girmiş ise bu kişinin Sözleşmeci Tarafların topraklarına dış sınırlarını kullanarak girdiği Sözleşmeci Taraf sorumlu olur.
(f) Sığınma başvurusu Sözleşmeye Taraf olan bir Devletçe incelenen bir yabancı yeni bir başvuruda bulunursa sorumlu Sözleşmeci Taraf ilk başvuruyu incelemekte olandır.
(g) yaptığı önceki sığınma başvurusu bir Sözleşmeci Taraf tarafından nihai sonuca başlanan bir yabancının yeni bir başvuruda bulunması durumunda, başvuranın Sözleşmeci Tarafların topraklarını terk etmemesi halinde, sorumlu Sözleşmeci Taraf önceki talebi incelemiş olandır.
2. Bir Sözleşmeci Tarafın Madde 29 (4) uyarınca bir sığınma başvurusunu incelemesi durumunda, bu Maddenin 1. paragrafına bağlı olarak sorumlu olan Sözleşmeci Tarafın yükümlülükleri ortadan kalkar.
3. Sorumlu Sözleşmeci Taraf 1. ve 2. paragraflarda belirtilen kıstaslar aracılığıyla belirlenemiyorsa sığınma başvurusunun yapıldığı Sözleşmeci Taraf başvurudan sorumlu olur.

31. Madde

1. Sözleşmeci Taraflar bir sığınma başvurusunu inceleme sorumluluğunun aralarından hangisine ait olduğunu en hızlı şekilde kararlaştırmak için gayret gösterirler.
2. Eğer bir sığınma başvurusu 30. Maddeye göre sorumlu olmayan Sözleşmeci Taraf bir ülkeye, halen ülke topraklarında ikamet eden bir yabancı tarafından yapılmış ise, bu Sözleşmeci Taraf sorumlu olan Sözleşmeci Taraftan başvuranın sığınma başvurunu inceleme sorumluluğunu yüklenmesini isteyebilir.
3. Isteğin sığınma başvurusunun yapılmasından sonraki 6 ay içinde iletilmesi durumunda, sorumlu Sözleşmeci Taraf paragraf 2’de bahsedilen sığınma için başvuran kişinin sorumluluğunu üstlenir. Isteğin belirtilen süre içinde yapılmaması durumunda sığınma başvurusunun yapıldığı Sözleşmeci Taraf sığınma başvurusundan sorumlu olur.

32. Madde

Sığınma başvurusunu incelemekten sorumlu olan Sözleşmeci Taraf başvuruyu ulusal hukukuna göre inceler.

33. Madde

1. Sığınma için başvuran bir kişinin, sığınma işlemlerinin yapıldığı süre içinde başka bir Sözleşmeci Taraf topraklarında yasadığı yollarla bulunması durumunda, başvuruyu incelemekten sorumlu olan Sözleşmeci Taraf kendisini geri almaya
zorunludur.
2. Paragraf 1, diğer Sözleşmeci Tarafın sığınma başvurusunda bulunan kişiye bir yıl ya da daha fazla süreli oturma izni vermesi durumunda uygulanmaz. Bu durumda başvuruyu inceleme sorumluluğu diğer Sözleşmeci Tarafa devredilir.

34. Madde

1. Sorumlu Sözleşmeci Taraf, kendisi tarafından başvurusu kesin olarak reddedilen ve bir başka Sözleşmeci Tarafın topraklarına oturma izni olmaksızın giren bir yabancıyı geri almak zorundadır.
2. Paragraf 1 başvurudan sorumlu Sözleşmeci Tarafın yabancıyı Sözleşmeci Tarafların topraklarından sınır dışı ettiği durumlarda uygulanmaz.

35. Madde

1. Bir yabancıya mülteci statüsü tanıyan ve kendisine oturma izni veren Sözleşmeci Taraf, ilgili kişilerin onayı halinde, kişinin aile üyeleri tarafından yapılan sığınma başvurularını incelemekten sorumludur.
2. Paragraf 1’de belirtilen aile üyeleri, mültecinin eşi ve henüz evlenmemiş 18 yaşından küçük çocuğu, ya da eğer mülteci 18 yaşından küçük evlenmemiş bir çocuk ise mültecinin annesi ya da babasıdır.

36. Madde

Bir sığınma başvurusunu incelemekten sorumlu olan Sözleşmeci Taraf, eğer ilgili kişi isterse, ailevi ya da kültürel nedenlere bağlı insancıl temellere dayanarak diğer bir Sözleşmeci Taraftan bu sorumluluğu üstlenmesini isteyebilir. Kendisine talepte bulunulan Sözleşmeci Taraf bu isteğin yerine getirilip getirilemeyeceğini değerlendirir.

37. Madde

1. Sözleşmeci Tarafların yetkili mercileri aşağıdaki konulara ilişkin bilgilerin ayrıntılarını en kısa zamanda birbirlerine gönderirler:
(a) yürürlüğe giriş tarihlerinden daha geç olmamak üzere, mülteci hukuku ya da başvuran kişilere ilişkin muamelelerle ilgili yeni kurallar ve önlemler;
(b) sığınma başvurusunda bulunanların, menşe ülkelerini belirten aylık varışlarına ilişkin istatiksel bilgi, ve mümkün olduğu ölçüde sığınma başvurularında verilen kararlar;
(c) belli bazı grupların sığınma başvurularının ortaya çıkması ya da önemli artışlar göstermesi ile bu konuda eldeki her türlü bilgi;
(d) mülteci hukuku ile ilişkili her türlü önemli karar.
2. Sözleşmeci Taraflar, ortak bir değerlendirmeye varma hedefini gözeterek, sığınma başvurusunda bulunanların menşe ülkelerinin durumuna ilişkin bilgi toplamada yakın işbirliğini taahhüt ederler.
3. Herhangi bir Sözleşmeci Tarafın ilettiği bilgilerin tabi tutulduğu gizli işlemlere dair talimatlara diğer Sözleşmeci Taraflarca uyulmalıdır.

38. Madde

1. Bütün Sözleşmeci Taraflar, sığınma başvurusunda bulunan kişiyle ilgili olarak ellerinde bulunan bilgileri, aşağıdaki nedenlerle isteyen diğer bütün Sözleşmeci Taraf ülkelere gönderirler:
* sığınma başvurusunu incelemekten sorumlu Sözleşmeci Tarafın belirlenmesi;
* sığınma başvurusunun incelenmesi;
* bu bölümde belirtilen yükümlüklerin yerine getirilmesi;
2. Bu bilgiler yalnızca aşağıdaki konuları kapsayabilir:
(a) kimlik bilgileri (sığınma başvurusunda bulunanın, ve uygun durumlarda aile üyelerinin soyadı, adı, ve daha önceki adları, unvan ve lakapları, doğum tarihi ve yeri, şimdiki uyruğu ve daha önceki uyrukları);
(b) kimlik ve yolculuk belgeleri (referanslar, geçerlik süreleri, veriliş tarihleri, veren makam, verildiği yer vs.);
(c) başvuru sahibinin kimliğini tespit etmek için gerekebilecek diğer bilgiler,
(d) ikamet ettiği yerler ve yolcululuklarında kullandığı güzergahlar hakkında bilgiler;
(e) bir Sözleşmeci Taraf tarafından verilmiş oturma izinleri ve vizeler;sığınma başvurusunun yapıldığı yer;
(f) uygun durumlarda, daha önce sığınma için yapılan bütün başvuruların tarihleri; şimdiki başvurunun yapıldığı tarih, başvuruyu inceleme işlemlerinde gelinen nokta ve alınan bu kararların doğurduğu sonuçlar.
3. Bir Sözleşmeci Taraf diğer bir Sözleşmeci Taraftan sığınma başvurusunda bulunan kişinin başvurusunu desteklemek amacıyla öne sürdüğü dayanaklar ve uygun olduğu yerlerde başvuru hakkında verilen kararla ilgili dayanaklara ilişkin bilgi talep edebilir.
Bilgi istenen Sözleşmeci Taraf kendinden istenilen bu talebe uyup uyamayacağına karar verir. Her durumda, bu bilgilerin aktarımı, sığınma başvurusunda bulunan kişinin rızasına bağlıdır.
4. Bilgi alışverişi bir Sözleşmeci Tarafın isteği üzerine ve yalnızca her Sözleşmeci Tarafın Yürütme Komitesine bildirmiş olduğu yetkili merciler arasında gerçekleştirilir.
5. Değiş-tokuş edilecek bilgiler ancak 1. paragrafta belirtilen amaçlar için kullanılabilir. Bu bilgiler ancak aşağıda belirtilen konularda sorumlu olan yetkili ve adli makamlara iletilir:
* bir sığınma başvurusunu inceleyecek Sözleşmeci Tarafın belirlenmesi;
* sığınma başvurusunun incelenmesi;
* bu Bölümden kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getirilmesi.
6. Bir Sözleşmeci Taraf bilgi verirken bu bilgilerin doğru ve güncel olmasını sağlayacaktır.
Bir Sözleşmeci Tarafın gerçek olmayan ya da iletilmemesi gereken bilgi sağladığı anlaşılırsa, bilgiyi alan Sözleşmeci Tarafların vakit geçirmeksizin haberdar edilmesi gerekir. Bu durumda bilgiyi alan Sözleşmeci Tarafların bu bilgileri düzeltmeleri ya da tamamen iptal etmeleri zorunludur.
7. Sığınma başvurusunda bulunan kişinin, kendi başvurusu üzerine, mümkün olduğu süre boyunca, kendi hakkındaki değiş-tokuş edilen bilgiden haberdar olma hakkı vardır. Kişinin bilginin yanlış olduğu ya da taraflara iletilmemesi gerektiği konusunda kanaate varması durumunda, bilginin düzeltilmesini ya da silinmesini isteme hakkı saklıdır. Düzeltmeler 6. paragrafta belirtildiği şekilde yapılır.
8. Ilgili her bir Sözleşmeci Taraf ilettiği ve aldığı bilgilerin kaydını tutar.
9. Iletilen bilgiler iletildikleri amacın gerektirdiği süreden daha fazla saklı tutulmazlar. Bilgilerin saklanma gereksinimi ilgili Sözleşmeci Tarafça koşullara uygun olarak belirlenir.
10. Iletilen bilgiler, her durumda, en az aktarıldıkları Sözleşmeci Tarafın kanunlarında belirtilen benzeri bilgilere sağlananki kadar korumaya sahip olacaktır.
11. Bilgi aktarımının otomatik değil de başka yöntemlerle yapılması durumunda, her Sözleşmeci Taraf etkin denetlemeler vasıtasıyla bu Maddenin uygulanmasını temin etmek için gerekli önlemleri almalıdır. Bir Sözleşmeci Tarafın 12. paragrafta
belirtilen bir hizmete sahip olması durumunda, bu hizmete gerekli denetlemeleri sağlaması talimatını verebilir.
12. Sözleşmeci Taraflardan biri ya da birkaçının 2. ve 3. paragraflarda belirtilen bilgilerin tamamını ya da bir bölümünün işlemlerini bilgisayarla gerçekleştirmek istemeleri durumunda, bilgisayar kullanımına eğer söz konusu Sözleşmeci Taraf 28 Ocak 1981 tarihli Kişisel Bilgilerin Otomatik Işlenmesi Sırasında Kişilerin Korunmasına Ilişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin ilkelerinin uygulanmasını mümkün kılan yasaları yürürlüğe sokmuş ve uygun bir ulusal birimi bu Sözleşmeye göre iletilen bilgilerin işlenmesinin bağımsız denetiminden sorumlu tayin etmiş ise izin verilir.

Türkiye’de Hukuk ve Yargı’nın Demokratikleşmesinde Muhafazakar Çoğunluğun Rolü: Mesele Etik mi? Siyasi mi?

0

Türkiye’de Hukuk ve Yargı’nın Demokratikleşmesinde Muhafazakar Çoğunluğun Rolü: Mesele Etik mi? Siyasi mi?  /  Haluk İnanıcı (Avukat – Yazar) 

Yargı Etiği, Haluk İnanıcı’nın Hukuk Ansiklopedisi için kaleme aldığı “Türkiye’de Hukuk ve Yargı’nın Demokratikleşmesinde Muhafazakar Çoğunluğun Rolü: Mesele Etik mi? Siyasi mi?” başlıklı makalesi Açık Radyo’da yayınlanan Hukuk Güvenliği programının 21 Eylül 2023 günü yapılan yayınına konu oldu. Programa yapımcı Bahri Bayram Belen ve Ümit Altaş da yorumlarıyla katkıda bulundu. 

Program linki: https://acikradyo.com.tr/podcast/240879

Haluk İnanıcı’nın “Türkiye’de Yargı’nın Demokratikleşmesinde Muhafazakar Çoğunluğun Rolü: Mesele Etik mi? Siyasi mi?” başlığıyla yayımlanan makaleden seçtiği bölümlerle ilgili yaptığı; İstanbul Barosu’nun tarihinde 9.12.2023 tarihinde düzenlemiş olduğu “Yargılama Etiği” başlıklı panelde söyleşisinin video kaydını bu linkten izleyebilirsiniz. 

 

Yargı ve hukuk sorunlarının çözümü etik değil, saf siyasi bir meseledir. Bir diğer deyişle sorunların çözüm yeri hukuk aktörleri değil toplumdur. Unutmamak gerekiyor, yargı devletin baskı aygıtıdır ve hukuk egemen ideolojiye göre şekillenir. Durmadan etik kurallar uygulanmalıdır diye tekrar etmek, sorunun nedenlerini gizler. Ayrıca meslek kuralı yerine etik kelimesini kullanmak “kavramsal” olarak doğru değildir.

Haluk İnanıcı

Giriş

Türkiye’nin hukuk-yargı alanı Cumhuriyet kurulduğu günden beri sorunlu bir alandır. İlk dönem Cumhuriyet’in kuruluşu nedeniyle, eski hukukun ve eski hukuk aktörlerinin tasfiyesi ve yeni bir sistem kurulmasının zorluklarıyla geçti. 1924 yılında Muhamat Yasası’yla özellikle İstanbul’da işgalcilerle işbirliği yaptığı ileri sürülen oldukça fazla sayıda avukat tasfiye edildi[1]. 1925 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi açıldı. Fakültenin açılış nutkunda[2] Mustafa Kemal yapılan devrimin bir olup-bitti olduğunu, yeni bir hukuk sistemi kurulduğunu ve hukukçuların Cumhuriyet’in bu yeni hukukunu kuracağını ve koruyacağını belirtiyordu.

Ankara Hukuk Fakültesi Açılışında Atatürk’ün Yaptığı Konuşma

İlk dönemde, tıpkı Tanzimat Dönemi’nde olduğu gibi, başta Medeni Kanun olmak üzere temel kanunlar batıdan iktibas suretiyle iç hukuka katıldı. Şu halde kuruluş döneminde hukukun ve yargının politik dönüşüme eşlik ettiğini, yukarıdan aşağıda Jacoben tarzda Batılı bir toplum ve cumhuriyetin inşa edilmeye çalışıldığını, onu güvence altına almayı hedeflediğini söyleyebiliriz. Kuruluş döneminin felsefesi demokratik olmaktan, hukuk devleti kurmaktan ziyade devrimi ve cumhuriyeti korumaya yöneliktir.

İstiklal Mahkemeleri Kanunu

Cumhuriyetin ilk dönemi ayaklanmalar ve bu ayaklanmaların şiddetle bastırılmasına sahne olur.[3] Bu dönemde olağanüstü yargı rejimi benimsenir. Devlet, bölücü ve irticai sıfatlarla tanımladığı iki önemli tehlikeyi ortadan kaldırmak üzere örgütlenir. Haliyle, kuruluş dönemi olağanüstü hukuk ve yargı rejimi altında geçer. İstiklal Mahkemeleri’ni ve akabinde kurulan olağanüstü mahkemeleri bugünün deyişiyle adil yargılanma yerleri olarak kabul etmek elbette mümkün değildi[4]. Özetle Cumhuriyetin kuruluş döneminde demokratik bir yargı-hukuk sisteminin kurulması ön planda değildi.

Muhamat Kanunu 

Devletin yukarıdan aşağıya inşa edilmesi ve siyasi elit tarafında yönetilen 1930-Serbest Cumhuriyet Fırkası (SCF) deneyi; Şerif Mardin’in diliyle, “Osmanlı-cumhuriyet tecrübesi elinde siyasi, idari ve kültürel gücün tutan merkezle yerel kültür, heterodoksi ve eşrafın güncünü simgeleyen çevre arasında sürekli[5]” mücadele; ekonomik ve siyasi haklar temelinde ikincileri lehine büyük bir hareketlilik yaratmıştır. Milli Mücadele’ye karşı tavır alanların, CHF (Cumhuriyet Halk Fırkası) tarafından dışlanmış kesimlerin, CHF’den siyasi nedenlerle kendileri ayrılanların bu partide yer alması[6] karşısında, CHF paniğe kapılmış, SCF kapatılmış ve (sonradan yapılan yakıştırma ile) gerici halkın[7] henüz demokratik kıvama erişmediği yaklaşımıyla otoriter tek parti rejimine devam edilmiştir. Cumhuriyet’in kurucu kadrosuna ve elit ideolojisine karşı oluşan muhalefet muhafazakar kesimden oluşmakta ve fakat bu kesim özgürlük ve siyasi haklardan bahsetmektedir. SCF, hangi saiklerle kimin tarafından kurulduğundan bağımsız olarak; aynı zamanda muhafazakar kesimin Cumhuriyet döneminde, (Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası) TeCF’den sonra ikinci kez ortaya çıkışıydı. Muhafazakar kesimin ciddi bir çoğunluğu SCF’ye desteklemişti. SCF’nin kısa süre yaşanıp kapatılması deneyi bize ayrıca hukukun hâlâ siyasetin gölgesinde yaşadığını; Tek-parti iktidarının “değil bir hukuk devleti, basit bir kanun devleti dahi olamadığını göstermektedir[8].”

Demokrat Parti

“SCF bir anlamda 1945-1950 döneminin (Demokrat Parti’sinin) habercisidir.[9]” 1946 yılında kurulan Demokrat Parti’nin kuruluş ideolojisi, iktidarın halka verilmesi, anti demokratik yasaların ortadan kaldırılması, parti başkanlığı ve cumhurbaşkanlığının birbirinden ayrılması, seçim kanunun değişmesi gibi taleplerde şekillenen 1947 tarihli “Hürriyet Misakına dayanır[10]. Demokrat Parti 1950 yılına kadar siyasi rejime egemen olan tek parti anlayışına karşı özgürlükçü söylemi, CHP devletçiliğine karşı serbest ekonomi anlayışını kullanır. DP’nin inanılmaz bir farkla kazandığı 1950 yılı seçimlerinin en ilginç sonucu; CHP’nin ülkenin kalkınmış batı bölgesinde hiçbir yerde seçimini kazanamaması, oylarını Ankara’nın doğusunda almasıdır. Buna rağmen DP’nin önemli oy miktarı kırsal kesimden geliyordu. 1954 seçimlerinden sonra DP’nin başlangıçtaki özgürlükçü dilinin yerini baskıcı ve otoriter söylem ve uygulamaya bıraktığını görülür[11]. DP iktidara gelir gelmez ele geçirdiği devlet aygıtlarını bu kez muhataplarını sindirmek için kullanır. Öyle ki baskı ve şiddet yaygınlaştırılmaya, basın, siyaset alanında faaliyetleri sindirmeye hatta, iş İnönü’nün gezilerinde taşlı sopalı saldırılara kadar vardırılır. 6-7 Eylül olayları yaşanır. Vatan Cephesi ve Meclis Tahkikat Komisyonları kurulur. Özetle siyasi hayatına “Hürriyet Misakı” ile başlayan Demokrat Parti son döneminde Otorite-Baskı-Şiddet Misakına sarılır. Bir başka boyuttan bakarsak, kurucu kadronun seçkin-elit görüşü karşısında muhafazakar anlayışı temsil eden DP iktidara gelinceye kadar kullandığı özgürlükçü söylemi terk ederek, kuruluş döneminin otoriter zihniyetini ve devletin baskı aygıtlarını kullanmakta bir beis görmemişti. İktidara gelirken anti demokratik yasalardan kurtulmayı dile getiren DP iktidara kavuştuktan sonra kendisi anti demokratik yasa koyucusu ve uygulayıcısı haline dönüştü. DP’nin de yargı ve hukukun demokratikleştirilmesini hedeflemediği bu aygıtlara sadece araç gözüyle baktığı ortaya çıkmıştı.

1960 Geçici Anayasası – Milli Birlik Komitesinin Kuruluşu

27 Mayıs Darbesi ve Yeni Anayasa

Ordunun yönettiği elit kesimin darbesi ile gelen 1961 Anayasası bugüne kadar görebildiğimiz en demokratik anayasaydı. Ancak muhafazakar kesimin temsilcisi Demirel’e göre bu anayasa ülkeye bol gelmişti. Anayasa’nın yürürlüğe girmesini takip eden dönemde, ülke Demirel ve diğer parti liderlerinin anayasadan memnun olmadığını ifade ederek ona karşı mücadele vermesine, Anayasa’nın hak ve özgürlükler yönünden budanmaya çalışılmasına sahne oldu. Bu tartışmada sadece Türkiye İşçi Partisi demokrasiden, insan haklarından yana tavır koydu. Nitekim, 1971 ve 1980 yılında yaşanan iki darbe ile bu anayasanın getirdiği bütün hukuki güvenceler bir bir ortadan kaldırılmış hukuk sistemi yine otoriter bir hukuki veçhe kazanmıştır. Bu süreç bize bir toplumun gelişmiş bir anayasa ile değişmesinin bir diğer deyişle hukuk yoluyla toplumun demokratikleştirilmesinin mümkün olmadığını göstermiştir.

Esasen Türkiye’de uzun süreler olağanüstü yargı rejimleri altında geçmiştir. Olağanüstü yargı rejimlerini zaten hukukun denetimsiz askıya alındığı, idarenin hukuka aykırı işlemlerinin fiilen denetlenemediği dönemler olarak da düşünebiliriz: i) 1920-1931 Sıkıyönetim Evresi, ii) 1940-1947 Sıkıyönetim Evresi, iii)1955-1960 Sıkıyönetim Evresi, iv)1984-1987 evresi.

De facto sıkıyönetimleri: i) 27 Mayıs 1960 de facto sıkıyönetimi, ii) 12 Mart Muhtırası, iii) 12 Eylül 1980 de facto sıkıyönetimi.

12 Eylül Darbe Bildirisi

Ardından olağanüstü hal rejimi dönemleri: i)1984-1991 ANAP İktidar dönemi, ii)1992-1994 DYP-SHP İktidar Dönemi[12]. Bir diğer deyişle Cumhuriyet döneminin büyük bir bölümü olağanüstü yargı rejimi altında geçmiştir[13].

Şekli olarak olağan yargı rejiminin cari olduğu kısa dönemlerde de ülke hukuk krizleri-kriz hukuklarıyla yönetilir olmuştu. Ülkemizde hukuk devleti ilkelerinin (devlet kimin elinde olursa olsun) devlet (iktidar) tarafından hiçbir zaman benimsenmediğini söylersek sanırım yanlış olmayacaktır.

Toplumun ve Muhafazakar İktidarın Kaçırdığı Büyük Fırsat: AKP İktidarının Birinci Dönemi

AB’ye giriş çalışmalarının yoğunlaştığı muhafazakar AKP iktidarının kuruluşunda ve ilk döneminde de DP’nin kuruluşunda olduğu gibi insan haklarına dayanan özgürlükçü bir söylem benimsenerek hukukun demokratikleşmesi doğrultusunda çok önemli adımlar atılmıştır. Bir anlamda Türkiye’nin önemli vesayet kurumlarına karşı mücadele ederken zorunlu bir uğraktı bu aşama. Sadece ikisinden bahsetmekle yetinelim[14]. Yeni Türk Ceza Kanunumuzda devrim yapılarak ceza kanununun “insanları cezalandırmak” için değil, “hak ve özgürlükleri korumak” için var olduğu belirtildi. Bu amaç kanunların gerekçesine yazıldı[15]. Yine Ceza Muhakemesi Kanunu’nun gerekçesi Avrupa standardına yükseldiğimizi müjdeliyordu[16]. Bu düzenlemelerle insan haklarına dayalı hukukun iki ölçütünün benimsendiği belirtiliyordu: “Hürriyeti kısıtlayıcı tedbirlere ancak çok zorunlu hâllerde başvurmak ve kesin ihtiyaç ölçüsünde kısıtlama yapmak;” ve “bu yetkilerin ancak sonuncu bir çare olarak kullanılmasını benimsemek ve bunun koşullarını belirlemek.” Her iki yasada birçok antidemokratik hüküm bulunsa da bu gerekçe ve içinde ifadesini bulan özgürlükçü anlayışın ceza mevzuatına girmesi başlı başına önemli bir olaydır.

Bu süreçte devlet insan haklarına dayalı demokratik bir hukuk toplumunun kurulması hedefini yargı reformu strateji belgeleri kapsamına aldı[17]. İnsan haklarına dayalı demokratik bir hukuk toplumu için önümüzde duran engeller bir bir kaldırılacaktı. 10 yıla yayılan süreçte yapılan düzenlemeler ve kullanılan dil kolaycılıkla yapılan takiye suçlaması sınırlarını bir hayli aşacak genişlik ve düzeydi.

Özbudun Anayasa Taslağı

Gelişmeler Batı’nın Hıristiyan demokrat hareketlerine benzer bir muhafazakar demokrat hareketi yaşanabileceği izlenimi uyandırmıştı. Kendi ifadeleri de bu doğrultudaydı. Ancak süreç AKP’nin kapatılma davası ve 2007 Ergenekon davasıyla başlayan dönemde rotadan çıkmaya başlamıştı. Başlangıçta meşru gerekçelere dayanan yargı soruşturma ve kovuşturmalarda giderek adil yargılanma ilkesinden bir diğer deyişle demokratikleşmeden uzaklaşıyor, ucu açık iddianameler ve davalar siyasi tasfiyeye zemin hazırlıyordu. Özgürlükçü söylem sönmeye yüz tutmuştu. Özellikle 2013 Gezi Olaylarından sonra ve 2016 darbe girişiminden sonra yargı-hukuk sistemi, bıraktık AB standartlarına erişmeyi, kalan demokratik unsurlar da hızla kaybolmaya başladı. Olağanüstü rejim olağan hale geldi. Başlangıçta devletçi anlayışa karşı özgürlükçü bir anlayışı benimsediğini açıkça ifade eden, bunu uygulayan AKP ikinci döneminden itibaren ve devleti tamamen kontrolü altına almasını takiben tedrici olarak özgürlükçü anlayışı terk etti.

Ara Sonuç: Ülkemizde Neden Sürekliliği Olan Demokratik Bir Refleks Yok?

Özetle, gerek Tek Parti İktidarı döneminde gerekse ardından gelen bugünkü dahil tüm muhafazakar iktidar dönemlerinde demokratik hukuk devleti[18] ilkesini hedeflemekten çok uzak biçimde, hukukun ve yargının iktidarı ele geçirenlerce, bir zümrenin zenginleşmesi ve/veya siyasi tasfiye için araç olarak kullanıldığını görüyoruz. Muhafazakar iktidarlar tarafından iktidara gelmeden özgürlük söyleminin benimsenmesi, iktidara gelince bunun terk edilerek otoriter bir yönetim anlayışına geçilmesi de Türk siyasetinin bir rutinine dönüşmüş durumda. Her muhafazakar iktidar döneminde burjuva sınıfı ve tekelci sermaye büyümüş ve semirmiş ve her muhafazakar iktidar kendi zenginlerini yaratmıştır aynı zamanda. Cumhuriyet tarihinin her döneminde devletin bekası gerekçesiyle, insan haklarına dayalı hukuk yerine hep otoriter-devletçi anlayış savunuldu ve yargı-hukuk mekanizması bu amacın aracı olarak görüldü. Altını çizmek istediğimiz husus, Cumhuriyet’in ilk dönemindeki otoriterleşme eğilimi ile muhafazakar kesimin her iktidara gelişindeki otoriterleşme eğilimleri arasında, hedefler farklı gibi görünse de büyük benzerlik göze çarpar. Her iki dönemde amaçlara ulaşmak için yargı ve hukukun “araç olarak” kullanılma biçimleri benzerdir. Siyasi rejim aynı devletçi anlayışı kullanıyordu. Sadece kuruluş ve muhafazakar parti dönemlerinde toplumu konsolide etmek için yaratılan “düşman”ın cinsi değişiyordu. Ülkemizde demokrasi, ağırlıklı olarak toplumsal kesimlerden birinin sadece kendi egemenliği için talep ettiği, kendisine layık gördüğü demokrasiden ibarettir.

Bugünkü muhafazakar kesimin hukuk ve yargıyı kullanma biçimi kuruluş dönemi ya da kendinden önce iktidar olmuş muhafazakar blokların hukuk ve yargısından farklı değildir. Türk toplumunun, hukuk ve yargı sisteminin demokratikleşememesinde, bu olumsuz ortak paydanın önemine dikkat çekmek istiyorum.

Toplumun insan haklarına, demokrasiye sanki kendi dışında bir şeymiş gibi bakmasına neden olanın, vatandaşı özgürlük konusunda refleksiz hale getirenin, reayadan vatandaşlığa terfi edememeyle ilgili olduğunu; ister iktidar isterse muhalefette olsun toplumun büyük çoğunluğunun hukuk ve yargıyı araç olarak görmesiyle, demokrasiyi gerçek anlamıyla istememesiyle ilgili olduğunu söylüyorum. Türkiye’de dar bir azınlık dışında demokratik hukuk devletini samimi olarak isteme arzusu bulunmuyor. Kuruluş döneminde de devlet vatandaşa muhtemel suç işleyecek güvenilmez kişi olarak bakıyordu, şimdi de muhafazakar iktidar vatandaşa ele geçirdiği devletin eski bakış açısıyla ama farklı yönden bakıyor. Sadece korunacak menfaatler ve düşmanın kimliği değişmiş durumda… Bu iki damar da amacını gerçekleştirmek için devleti kullanıyor ve devletçi bir ideolojiyi benimsiyor. Bu iki ana damar dışında demokrasiyi gerçekten isteyen sosyalistlerin de içinde bulunduğu demokratik kanat ise zayıf bir dönemini yaşıyor[19]. Türkiye’de cumhuriyetçi siyasi rejimden yana olanların azımsanmayacak bir oranının bakış açısının sırtını özgürlüğe değil devlete dayaması önemli bir sorundur.

Devletçi bakış kuruluş ideolojisinden beslenerek, irtica, bölücü hareketler, komünizm, anarşist hareketler gibi düşmanlar yaratarak otoriterleşmeye gerekçe yaratmak istiyor ve vatandaşa güvenmeyen bir anlayış sergiliyordu. Şimdi de muhafazakar iktidar aynı yöntemle düşmanlar yaratarak otoriterleşmeye gerekçe yaratmak istiyor, hem devletçi ideolojiyi hem de devlet araçlarını aynı doğrultuda kullanıyor.

O zaman bir tespit daha yapmanın zamanı geldi. Bu ortak paydayı yani düşmanlaştırma gerekçesiyle hak ve özgürlükleri baskı altına alma pratiğinin, hukuk-yargının hangi siyasi eğilimin kontrolünde olursa olsun iktidar elinde basit bir cezalandırma aygıtına dönüştürme pratiğinin bizatihi kendisinin ortadan kaldırılması gerekliliğini gösteriyor bize. Her iktidar bloğunda yer alan muhafazakar çoğunluk ve dışında kalan azınlık ancak bu ortak olumsuz paydayı kaldırmayı hedeflerse, en azından çoğunluğu temsil eden muhafazakar dünya kendi içinde bu çabaya girişirse hak ve özgürlükler rejiminden, demokrasiden bahsetmek mümkün olacaktır. Bir başka açıdan, etiğin önemini küçümsememekle birlikte; bugün hukuk-yargı sorunları “etik”[20] alanının (bireysel alanın) dar kalıplarıyla ne anlaşılabilir ne de değiştirilebilir. Karşı karşıya olduğumuz sorun saf siyasi bir sorundur… Peki bugünün kutuplaşması içinde demokratik-özgürlükçü dönüşüm hala mümkün müdür?

Yargı Reformu Strateji Belgesi

Toplum ve Adalet Tasavvuru

Yargı ve hukuk sorunları öncelikle bir “toplum tasavvuru” ile ilgilidir. Bu konunun iki ayağı vardır. İlki nasıl bir toplum üzerinde yaşıyoruz diğeri nasıl bir toplum üzerinde yaşamak istiyoruz? sorusuyla ilgilidir. Bu cumhuriyetçiler[21], demokratlar, sosyalistler için de böyledir, muhafazakar kesim için de… En azından bugüne kadar muhafazakar partiler (TeCP, SCF, DP, AP vd.) dine bakış açısından bir yumuşatma için çabaladılarsa da Cumhuriyetin kuruluş değerlerine açıkça karşı çıkmadılar. Hatta Çoban Sülü’nün seçkin elit karşısında başbakan, cumhurbaşkanı olabilmesi Cumhuriyetin fazileti olarak anlatılır olmuştu. Bu kesimler isterlerse birbirleriyle de aynı konuda ortak bir zemin kurmayı başarabilir. “Hep beraber nasıl bir toplum içinde yaşamak istiyoruz?” sorusu asgari değerleri tespit açısından daha birleştirici bir sorudur. Müslümanıyla, demokratlarıyla, Hıristiyan vatandaşlarıyla, sağcısıyla, solcusuyla hep beraber nasıl yaşayacağız sorusu… Bu soruyu yeni baştan sormak için hâlâ zamanımız vardır.

Bugünün kapitalizmi insanlara artı değere sistematik el koyarken demokratik bir dünyada veya vahşi kapitalist bir form üzerinde otoriter bir dünyada veya bunların sentezi üzerinde de yaşama seçenekleri sunuyor. Bir diğer deyişle otoriter veya demokratik rejimler aynı kapitalist sistem üzerinde yaşayabilme imkanına sahiptir. Farklılıkların gerekçeleri toplumların geçmiş tarihlerindeki sınıf savaşının niteliği ve kapsamında saklıdır. İnsanların fikirleri ne olursa olsun birbirlerine saygı duyarak, birbirlerini düşmanlaştırmayarak, geçmişi gelecek için suçlama konusu yapmayarak, geleceği ve insan hak ve özgürlüklerini ön plana çıkarak aynı toplum içinde birlikte yaşama ihtimali her zaman mevcuttur. Böyle toplumlara demokratik toplumlar deniliyor. Yani reaya mensubu olmaktan çıkıp birer vatandaş gibi haklarını arayan, soran, verdiği vergileri, devleti denetleyen, özgürlüklerinin peşine düşen vatandaş kimliğinin ön plana çıktığı toplumlar… Böyle beraberce adil bir toplum içinde yaşama hedefinin ön plana çıkarılması adalet talebinin kapsamını değiştireceği gibi hukuk-yargı sisteminin azınlığın veya çoğunluğun elinde bir araç olmasının önünü de kapatıcı rol oynayacaktır. Bir diğer deyişle mesele bir etik meselesi değil, siyasal tasavvur meselesidir.

Kapitalizmin günümüz neoliberal saldırısına karşı koyabilmek ve doğaya-çevreye-insana zarar verici faaliyetleri engelleyebilmek de ancak belirttiğimiz müşterek siyasal tasavvur alanının oluşturulması oranında gerçekleşebilir.

Türkiye’nin Muhafazakar Dünyası ve Handikapları

Muhafazakarlık genel itibariyle “bir politik doktrin bir ideoloji ya da her ikisine nüfuz etmiş biçim ve Mannheim’ın kastettiği anlamda bir ‘düşünce üslubu’ olarak belirlenebileceği gibi, her türlü doktrine ya da ideolojiye eklemlenen bir ‘tavır’, ‘ruh hali’ olarak da anlaşılabilir.[22]Muhafazakarlık daha ziyade modernliğe karşı geleneği savunan reaksiyoner bir harekettir. Buna rağmen modernlik düşmanı olduğu da söylenemez. Modernlikle uyuşmaya da hazırdır aslında. Her ülkenin muhafazakar düşüncesi kendi tarihi birikimine göre şekillenir. Tüm muhafazakar düşünce formlarının İslamcıların “Asrı Saadeti” gibi geçmişlerinde bir “Altın Çağ”ları vardır.

Tanıl Bora’nın tasviriyle, milliyetçilik, muhafazakarlık ve İslamcılık Türk Sağının birbirine dönüşebilir oluş biçimleridir[23]. Bir diğer deyişle “Muhafazakarlık bir düşünce akımı olmaktan ziyade, bu vasfıyla Türk Sağı’nın, milliyetçiliğin ve İslamcılığın esansı olmuş, geniş bir asgari müşterek zemininin oluşumuna da katkıda bulunmuştur[24].”

Türk muhafazakarlığı Modern Cumhuriyet’in doğuşuna paralel gelişmiştir. Muhafazakarlığın önemli formu “İslamcılığın kendisini reaksiyoner bir retoriğe teslim ettiği zamanlarda bile ‘gericileşmediği’ var olanı korumaya ya da sürdürmeye bağlanmış bir muhafazakarlık değil geçmişi kutsamaya ya da en imkansızından bugüne aktarmaya yönelik bir tarih-dışılıkla mukayyed olduğu[25]” görülür. Ya da bir başka ifadeyle, Cumhuriyet sonrası muhafazakar düşüncenin temsilcisi Terakkiperver Fırkasında görüldüğü gibi; “Bu bağlamda muhafazakar, evrimci değişme ve demokrasi taraftarlarını içeren, bağımsızlık hareketinin mutedil kanadını resmeden bir terimdir[26].”

Bugün İslamcı muhafazakar kesimde bir grup, ilk Meclis’i savunmakta olup ikinci meclisle birlikte İslamcı harekete büyük haksızlık yapıldığı kanısındadır. Bir diğer deyişle Cumhuriyet’e değil, kadroya ve devrim hareketinden dışlanmalarına, tek adam rejimine karşıdırlar.

Türk toplumunun en az yüzde 70’inin sağ görüşlü ya da muhafazakar partilere oy verdiği söylenir. Bugün iktidarda olan AKP ve ona destek veren MHP ve diğer küçük partiler muhafazakar partilerdir. Ama iktidar dışında da muhafazakar partiler, kesimler vardır. Şu halde muhafazakar düşüncenin temsilcilerinin iki kanadından biri iktidarda, çeşitli partilerle temsil edilen diğeri iktidar dışındadır. İktidar’da olan kanat İslami duruşu ön plana çıkarmakta fakat ikinci kanat, bazı konularda çekinceleri olmakla birlikte “insan haklarına dayalı” hukuktan yana durmaktadır.

Muhafazakar duruş karşı çıkışı yukarıda değindiğimiz üzere Cumhuriyet’e değil, Tek Parti Rejimi’e, kadroya, CHP’ye, tek adam rejimine, İslamcılara yapılan büyük haksızlığa karşı çıkışı ile var olmuş sürekli gelişim, değişim, bölünmeler geçirmiş, terkibi dönem dönem değişmiştir. Son 20 yılda AKP iktidarıyla toplum üzerinde muhafazakar bir hegemonya kurulmuştur. Özellikle ikinci döneminden itibaren (2010) AKP İslamcı bir muhafazakar partiye[27] evrilmeye başlamıştır. 

AKP iktidarının ikinci döneminde özellikle son yıllarında başta içki, sokak halleri olmak üzere insan hayatına müdahale edildiğini, neredeyse tüm okulların imam hatip okullarına dönüştürülmeye çalışıldığını, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Şeyhülislam gibi fetva vermeye, seküler hayatın düzenlenmesiyle ilgili taleplerde bulunmaya başladığını görüyoruz. Bugünkü haliyle bu tür uygulamaların muhalif kesimi paralize etmek, ayrıştırmak, muhalefeti kendi gündemine tabi kılmak, muhalif partiler arasında uzlaşmazlıklar çıkarmak vb. amaçlarıyla kullanıldığı görülüyor. Anlaşılan odur ki, AKP’nin oy oranının düşmesi ve radikal İslamcı ideolojiye kayış arasında bir ilişki vardır.

Milliyetçi muhafazakar parti MHP, başlangıçta AKP hegemonyasının dışında dururken, en ağır eleştirileri yöneltirken ani bir kararla 2015 seçimlerinden sonra, tüm eleştirilerine son vermiş ve iktidar blokunun içine girmiş, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Referandumu’nın yapılmasına imkan vermiştir. Muhafazakarlık bugün sağın diğer iki haliyle, milliyetçilik ve İslamcılıkla birleşmiş durumdadır.

Muhafazakar Değerler Dünyası ve Batı

İslamcı muhafazakar anlayış bir yandan Batı’dan tam kopamıyor diğer yandan da Batı’nın materyalist olduğunu, oysa insanın ve onun manevi dünyasının daha önemli olduğunu belirterek cisimleşiyor.Yukarıda değindiğimiz AKP’nin ilk iktidar döneminde Batı’ya hızlı eklemlenme çabasını ya da bugünlerde AB’ye girmek istiyormuş görüntüsünü yani düşüncedeki eklektizmi bir kenara koyalım. Hatta Osmanlı’dan geçmiş bir “Altın Çağ” çıkarma eklektizmini, halife padişahları Batıcı uygulamalarını, Tanzimat’la birlikte Batılılaşma çabasının Osmanlının son iki yüzyılında başladığını bir kenara koyalım. İktidar blokunun Batı değerler sistemine karşı zaman zaman ciddi karşı çıkışları olduğunu görüyoruz. Bu bazen idam konusu oluyor, bazen AİHM mahkemesinin bir kararı oluyor, bazen insan hakları konusunda Türkiye ile ilgili bir rapor veya işlem oluyor, kimi zaman İstanbul Sözleşmesi, kadın-çocuk konusu oluyor. Buna rağmen zaman zaman da Batı’ya dahil olmak istiyormuş görüntüsü çiziliyor.

Batı kendi değerler sistemini, özellikle 2 dünya savaşından sonra kurduğu ve çoğuna bizim de üyesi olduğumuz uluslararası sözleşmeler ve kurumlar aracılığıyla var etmeye, korumaya çalışıyor. Değerler sistemini bu sözleşmelerde ortaya koyuyor. Günümüzde bu sözleşmeler temelinde “İnsan Haklarına Dayalı Hukuk Anlayışı” gelişiyor. Ayrıca dünyanın her yerinde insan hakları alanlarında aktif eylemler, mücadeleler devam ediyor. Batı değerler sistemi bu mücadeleleri koruyor. Kişisel haklar, sosyal haklar, siyasi haklar giderek gelişiyor. Materyalistlikle suçlanan Batı’daki bu mücadelelerin amacı, insanların kendi manevi varlığını geliştirebilmesi ve yaşadığımız doğa-çevrenin korunması esasına dayanıyor. Kadının kendi bedeninin sahibi olması (köle olmama hakkı), mazlum yararına pozitif ayrımcılık gibi kavramlar gelişiyor. Kapitalizmin sistematik sömürüsüne rağmen Batı’da insan hakları anlayışının geliştiğini görüyoruz.

Hukukun Evrensel İlkeleri

İslam muhafazakarlığı tarafından maddiyatçılıkla suçlanan Batı tam tersine insanın manevi varlığını geliştirmekten, refah toplumundan bahsediyor. Maneviyatçı olduğunu ileri süren muhafazakar dünya ise görüntüdeki sahte dünyası ardında maddi dünyaya, toplumun diğer kesimlerinden kaynak transferine; üretmeden, çalışmadan hak sahibi olmaya (maddiyata) daha fazla önem veriyor. Üstünlerin hukukundan, hukukun üstünlüğüne diye yola çıkan iktidar bugün yeni bir üstünler hukuku yaratıyor.

Muhafazakar dünyanın eklektik düşünce ve uygulama örnekleri burada saymakla bitmez. Bu konuda AKP’nin son 10 yılda söylediklerini eleştirmek için, ilk 10 yılda söylediklerini cevap olarak vermek yeterlidir. Bugün muhafazakarların çoğunluğu, ülkeyi muhafazakar bir iktidar yönettiği için memnun görünmektedirler. Oysa AKP iktidarının ülkeyi 3Y dediği yolsuzluk, yoksulluk, yasaklardan temizleyeceğiz diye yola çıktığı siyasi serüvende, 20 yıl sonra sanki iktidarda başka bir parti varmış gibi ülkeyi 3Y’den kurtaracağız demektedir… Üstelik yukarıda bazılarına değindiğimiz Batı’nın insan hakları yaklaşımının çok gerisindeki “toplumsal tahayyülleri”yle ve uygulamalarıyla, geçmişte ve bugün yapılan haksızlıklarla, adaletsizliklerle bir sorunları bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Fahiş Yargı ve Hukuk Sorunları

Hukukun anti-demokratik muhtevası bir yana uygulanmasında da sorunlar vardır. Hukuk iktidar yanlılarına başka, iktidar bloku dışında kalanlara başka türlü uygulanmaktadır. Anayasa kuralları uygulanmamaktadır. Yargı bağımsızlığına herkes şüpheyle bakmaktadır. Hakimler karar vermek üzereyken görevden alınmakta, savcılar bir soruşturmanın tam ortasındayken tayin edilmektedir. Hukuka uygun kararlar vermeye çalışan veya vereceği anlaşılan hakimler çeşitli nedenlerle başka yerlere atanmaktadır. Özel yetkili ağır ceza mahkemeleri ve sulh ceza mahkemeleri hukuka uygun davranmamaktadır. Basın hakları, toplantı gösteri hakları, grev hakları gibi teme hak ve özgürlükler kullanılamamaktadır. Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararları uygulanmamakta, üstelik bu kararlara uymayan yargıçlar terfien daha üst görevlere atanmaktadır. Böyle saymaya devam edersek, insan haklarına dayalı hukuk açısından bir kitap olabilecek kapsamda hukuki ayıp listesi ortaya çıkacaktır. Bu nedenle, küçük araları saymazsak son 70 yıldır iktidarda olan Muhafazakar görüşün yukarıda bir kısmına değindiğimiz eklektik dünyasının, yargı ve hukuk alanındaki sorunlarını tek tek saymak yerine genel bir fotoğrafını göstermek, yukarıda anlattıklarımız ile tablodakiler arasındaki ideolojik bağlantıyı da görme imkanı sunacaktır.

Bugün Egemen Muhafazakar Kültürün Yarattığı Hukuk ve Yargı Çarkı[28]

Kötü Tablodan Çıkış İmkanı

Bir ülkenin güçlü olması ve yaşayabilmesi için ortada tüm vatandaşların ortak çıkarlarını hedefleyen adil ve eşitlikçi bir politik-adalet-hukuki yapı olması gereklidir. İktidar bloğu dışında önemli bir kesim “İnsan Haklarına Dayanan Hukuk”u önemsemektedir. Zaten kurucusu olduğumuz Avrupa Konseyi Statüsüne bağlı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi girişinde demokratik toplum olmanın ölçütü olarak; “İnsan hakları ile temel özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi inancını taşıyan siyasal gelenekler, idealler, özgürlüklere saygı ve hukukun üstünlüğü konularında ortak bir mirası paylaşmak” ilkesi gösterilmemiş midir? Evrensel İnsan Hakları Bildirisine[29] göre, medeni ve siyasi özgürlükleri ve korku ve yoksulluktan kurtulma özgürlüğünü kullanan özgür insan idealinin, ancak, her kişinin medeni ve siyasi haklarının yanı sıra ekonomik, sosyal ve kültürel haklarından yararlanacağı koşulların yaratılması halinde gerçekleştirilebileceğini ve bu topraklar üzerinde yaşayan herkese karşı sorumlu olduğumuz ifadesi ne anlama gelmektedir? Peki, böyle bir ortak zemin yaratabilmek için muhafazakar kesimde hiç mi olumlu, umut verici çabalar yoktur?

İstanbul Barosu başkanlık seçimlerinde, Bağımsız Avukatlar Grubu’nun başörtülü başkan adayı Gülden Sönmez bir insan hakları aktivisti olarak görüyordu kendini. Kendine açıkça sorulduğunda insan haklarını, dini hassasiyetlerin önünde tuttuğunu açıkça söylemekte bir çekince duymamıştı[30]. IMAG, Milliyetçi Avukatlar Grubu Başkan Adayı Hakan Çatak da hukuki hassasiyeti, milliyetçi hassasiyetlerin önünde tuttuğunu belirtmişti[31]. Muhafazakar dünyanın iki kanadının barodaki temsilcilerinin hukuktan yana tavır koymaları küçümsenecek bir olgu değildir. Yine İstanbul, Ankara ve İzmir’de iktidara yakın (2) numaralı barolar kurmak amacıyla yasal düzenlemeler yapılmasına rağmen bu barolar uzun süre sayıyı tutturamadıkları için kurulamadılar. Ve yukarıda bahsettiğim iki harekete mensup avukatlar bu iktidar yanlısı barolara itibar etmediler.

Yine bazı muhafazakar isimler insanda umut uyandırıyor. Mehmet Bekaroğlu, Ömer Faruk Gergerlioğlu, Hüda Kaya gibi birçok milletvekili insan haklarını ön planda tutan muhafazakar siyasi aktörler. İnsan haklarından yana tavır koyan birçok muhafazakar oluşum, yayın organı var. İhsan Eliaçık gibi yukarıda değindiğimiz muhafazakar tutarsızlıkları teşhir eden, gündelik politika aracı olarak kullanılan dini söylemlerdeki İslam’a aykırılıkları ortaya koyan teolojik önderler konuşmaktan sakınmıyor. Bu kısa açıklamalarımla iktidarda olan muhafazakar ittifakın dışında kalan ve insan haklarına dayalı hukuktan yana tavır koyabilecek önemli bir damarın varlığı hissediliyor. Seküler hukukla arasında sorunu olmayan muhafazakar kesim azımsanmayacak orandadır.

Muhafazakar kesimin bugüne kadar tutarlı olduğu önemli bir konunun da altını çizmek gerekmektedir: Muhafazakar iktidarlar bugüne kadar dini kuralları temel hak ve hürriyetler alanında referans göstermemiştir. Bu siyasi dünyamızda hâlâ önemini muhafaza eden bir nirengi noktasıdır.

Muhafazakar Dünya Dışında Kalanlar

Muhafazakar tanımını daha literatürde olduğu gibi sağ kesim için kullandım. Sağ muhafazakar kesimin dışında kalanları bir bütün olarak “sol” ya da demokrat olarak kabul etmek mümkün değil. Sol olarak sayılan CHP’nin son dönemde sağ kesimin oylarını almak için sadece söylemde değil, sağ liderlerle işbirliği yaparak daha da sağa kaydığını söylemek sanırım yanlış olmaz. CHP’nin müzmin muhafazakarlığı da ayrı bir konu. Yeşil Sol Parti özgül bir yapıya sahip. Sosyalist sol hala pratik ve teorik güç olarak etkin konumda değil. Bu kesimlerin tüm farklılıklarına rağmen insan haklarına dayalı bir hukuk üzerinde anlaşması nispeten daha kolay. Yine de bu kesimin henüz laiklik konusunda bile ortak bir görüşü olmadığını ifade etmeliyim. 

Muhafazakar kesim karşısında olduğunu varsayan ana muhalefet partisi CHP’de temsil edilen önemli bir laikçi damar göze çarpar. Laikçi terimi, Dini kontrol altına, resmi devlet dini yaratma amacıyla laiklik ilkesinden uzaklaşmasına rağmen kendini ‘laik’ olarak tanımlayanlar”ı ifade amacıyla kullanıyorum. “Laikçi zihniyetin evrensel değerler karşısında verdiği sınav da aynı ölçüde başarısız olmuştur. Laikçi zihniyetin, evrensel insan haklarından kaynaklanan değerlerin, Cumhuriyet’i kuran kadronun kurucu değerleri yerine ikame edilmesini sağlayamamasının; gerçekten laikliğe terfi edememesinin bugünkü kaotik ortamdaki payının büyük olduğunu düşünürüm. Laikçi zihniyet ile muhafazakâr zihniyetin karşılıklı rövanş ataklarının, siyasi zenginlik yaratmayan, tam tersine gelişimin önünü tıkayan, toplumsal aklın gelişmesini önleyen yanları ve sonuçları görülmeden estetik ve kültür yoksulluğunun (hukuk ve yargıda demokratik refleks yokluğunun) anlaşılması mümkün değildir[32].” Bahsettiğim nedenle geçmişte türban konusunda tutarlı bir görüş bile geliştirilememiştir.

İktidar bloğu dışında kalan siyasi dünya, hâlâ insan haklarına dayalı bir hukuk anlayışı üzerinde bir manifesto hazırlayamasa da Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem adıyla ortak bir metin üzerinde anlaşmaları bile önemli bir adımdır[33]. Ancak 6 lider bu metin çerçevesinde seçimi kazanmaya yetebilecek ortak bir hegemonya dili oluşturamamıştır. İktidar bloku dışında en önemli siyasi hareketlerden biri de HDP-Yeşil Sol Parti’nin ise siyasette oyun kurucu-oyun bozucu etki doğurucu gücü hâlâ devam ediyor.

Ancak yazının amacı yönünden sadece büyük kısmı iktidarda olan %70’lik muhafazakar kesim üzerinde durdum. Nedeni de siyasi alanda çoğunluğu temsil eden, toplum üzerinde hegemonya kuran ve yasa çıkarma gücü olan bu %70’lik kesimdir. Bu %70’in içinde olan İyi Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Deva Partisi’nin önümüzdeki günlerde nasıl bir duruş sergileyeceği belli değildir. Yine de altını çizmek gerekir ki; hukukun ve yargının demokratikleşmesi; seküler dünya anlayışından beslenen iktidar bloğu kesimleri ile iktidar dışında kalan muhafazakarların iç muhasebe yapmalarını gerektirmektedir[34].

Seçim yenilgisinden sonra, iktidar dışı partilerin tüm yönetici kadrolarının istifa etmesi tüm partiden delegeler dahil, en küçük seçim bölgesinden en büyüğüne doğru yeniden örgütlenme ve parti görüşlerinin tartışmaya açılması, yeni bir sinerji yeni bir ruh haline geçilmesi gerekmektedir. Aksi halde iktidar dışı partiler arasında çatışma yaratıcı iktidar projeleri hızla yürürlüğe girecektir.

Yeni dönemde bunlardan ilki türban konusundaki anayasa değişikliği önerisinin önümüzdeki günlerde AKP tarafından Parlamento’ya getirilmesidir. Bütün muhalefet partilerinin kıyafet konusu anayasa ile düzenlenemez ilkesi etrafında bir araya gelip gelemeyeceğini bu vesile ile görmüş olacağız.

Muhalif kesimin, iktidarın kullandığı düşmanlaştırıcı dilin tuzağına düşmemek, muhafazakar kesimi komple gerici[35], yobaz diye adlandırmaktan kaçınması gerekmektedir. Ben muhafazakar kesimin içinde yer alan cumhuriyetçi kesimin radikal İslamcı anlayış ve unsurlardan temizleyecek güce sahip olduğuna inanmak isteyenlerdenim.

Değer-Hukuki Değer

Yukarıda belirttiğimiz toplumun %70’ini teşkil eden muhafazakarların eklektik değer sisteminin; geleneksel değerleri esas alan gündelik çıkarlarını gözeten kendileri dışındakileri önemsemeyen, çarpık bir değer sistemi olduğunu belirttim. Toplumumuzda tasavvur dünyasının kontrolünü elinde tutan muhafazakâr zihniyetin belirlediği hukuki değer hiyerarşisi; insan hak ve özgürlükleri alanında evrensel kazanımları kendi içine dâhil etme yerine, buna karşı ciddi direnç göstermekte hatta set örmektedir. İçişleri bakanı olan bir zat, polislere, bir hukuk devletinde suç kesinleşse bile söylenemeyecek bir ifadeyle, şüpheliler için “kırın ayaklarını” diye hitap edebilmektedir.

Yasalar hukuki değerlere dayanır, hukuki değerler ise toplumsal değerler üzerinde şekillenir. Hukuki değer, bir hukuk normunun koruma altına aldığı hukuki yararı[36] ifade ettiğine göre; bu değerlerde çarpıklık tabiri hukuki yararın “meşruiyeti”nde sorun olması anlamına gelmektedir. Şu halde tüm toplumu kapsayan adil-eşitlikçi bir insan hakları perspektifinde mutabakat sağlamanın önemi ortaya çıkmaktadır. Aksi halde meşruiyet ortadan kalkar. O zaman çoğunluğun meclisten çıkardığına yine kanun denir ama o kanun meşru bir kanun olarak nitelenmez.

Meşruiyet konusu kanımca muhafazakar dünyanın azımsanmayacak bir kısmı için hala geçerli bir kavramdır. Bu aşamada ve kısıtlı ortamda bazı muhalif yayın organlarının iç muhasebe anlamında itirazlarını dile getirmesi çok önemlidir. Böyle bir ortamda isteyen Hatemi gibi İlahi Hikmet’ten isteyen seküler görüşten ve ondan doğan değerlerden beslensin; insan haklarına dayalı bir hukuk üzerinde mutabakat sağlanması ihtiyacı üzerinde durulmalıdır. İktidar bloğu dışında kalan muhalefet partilerinin seçim öncesinde hazırladığı Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi programı bu anlamda önemlidir.

[toggle title=” HÜSEYİN HATEMİ – İlahi Hikmetin İnsan Hakları Öğretisi / Haluk İnanıcı” state=”close”]

HÜSEYİN HATEMİ / İlahi Hikmetin İnsan Hakları Öğretisi

Haluk İnanıcı tarafından açıklayıcı bir not olarak 22.01.2024 tarihinde kaleme alınmıştır. 

Hüseyin Hatemi’nin temel tezi, bugün insan hakları ve hukuku diye anılan şeyin İlahi Hikmetten (İslam) doğduğu varsayımıdır(i). Gerek “İnsan Hakları Öğretisi” gerekse “Hukuk Devleti Öğretisi” isimli kitaplarında işlediği bu teze göre; “İnsan Hakları, Yaratıcı’nın hiçbir istisna söz konusu olmaksızın ve tam bir eşitlikle insanlık ailesinin her bireyine tanıdığı insanlık onuruna (değerine) bağlı olan haklardır. İnsanlık onurunda din, dil, cins, renk, ırk ve millet farkı gözetilmediği gibi, insanlık onuruna sıkıca bağlı olan ve yararlanılabilmesi için ‘insan” bireyi olmaktan başka şart aranmayan dar ve gerçek anlamda insan haklarında hiç bir farklılık ve ayrıcalık söz konusu olamaz.”

Ona göre, Kant, Marx, Sartre gibi Batılı düşünürler; Herakletios, Pisagor, Platon gibi İlahi Hikmetten yararlanan filozofların gerisine düşmüştür. Aslında tarih boyunca insan haklarından kısımlar içeren belgelerin hepsi bu meyanda Batı’da siyasi ve hukuki metinlerde boy gösteren insan hakları, tabii hukuk veya benzer isimlerle ilahi öğretiden beslenir(ii). Fransız İhtilali ile insan haklarının İlahi Hikmet ile ilişkisi kesildiyse de II.Dünya Savaşı’ndan sonra “İnsan Hakları Genel Bildirisi” (1948) ile bu ilişki yeniden kurulmuştur(iii.)”

Değişmez Değerler ve Adalet Devleti

Hüseyin Hatemi’ye göre İlahi Hikmetten (değerlerden) kaynaklanan ilkeler değişmeziv. “Adalet de insanlar arasındaki ilişkilere uygulanması gereken ilk ölçüt ve adalete uyma gereği Allah’dan insanlara bu ilişkiler düzeyinde verilen ilk buyruktur.. Hukuk devletinin temel kavramı da adalettir”. Şu halde “Yaratıcı’dan ‘adalet’ emrini alan kimse, herkese hakkını ve istihkakını verirken herkesin ne gibi ‘hak’ka sahip olduğunu Yaratıcı’ya sormalıdırv.” Hukuk devleti terimi yerine “Adalet Devleti” terimini kullanmak daha doğrudur.

Marksist materyalizme gelince bu öğretinin elinde değişmez değerler dizisi yoktur. Materyalizme göre adalet kavramı görelidir(vi). Bireyi değil sınıfı esas alması bu sonuca yol açar(vii). Bu nedenle Adalet devletinden söz edemez(viii). İlahi Hikmetten uzaklaşma insan haklarından uzaklaşmadır, bir anlamda bozulmadır. İlahi Hikmetten kaynaklanan değerler dizisinin değeri ve öneminin bilincine varılmamışsa, kavram, terim ve değerler kargaşasına sürüklenmiş ise.. çıkar grupları ortalığa hakim olur(ix).

Hatemi Eleştirisi

Hatemi’nin neredeyse tüm Batı düşünürlerini küçümsemesi, içinde İlahi Hikmet kırıntıları olanları, bir anlamda monist düşünürleri makbul görmesi Batı düşünce tarihinin gelişimini tam olarak idrak edememesinden kaynaklanıyor. Örneğin bu yaklaşım içinde bilimin neden İlahi Hikmetin egemen olduğu Doğu’da değil de Batı’da geliştiğini açıklamak mümkün değildir. Özellikle Marks’ı küçümsemesi Marksist tarihi gelişim teorisini anlamamasından kaynaklanmaktadır. Hatta İlahi Hikmetten bahsettiğini sandığını (logos) Herakletios’un değişim kavramını, diyalektik düşüncenin bu ilk biçiminin önemini de ihmal ediyor görünmektedir. Herakletios aynı zamanda Hatemi’nin bozulma dediği değişimin ilkelerini bulmaya çalışan ilk düşünürler arasındadır. Bu anlamıyla Marks Herakletios’un ardılıdır.

Marks’ın Hatemi’nin İlahi Hikmetten uzaklaşma “bozulma” dediği şeye toplumsal değişim diyerek; bu değişimin maddi yasalarını bulmaya çalışmış bir düşünürdür öncelikle. Bir diğer deyişle Hatemi’nin birkaç cümle ile İlahi Hikmetten uzaklaşılırsa ortalığı çıkar gurupları ele geçirir diye bahsettiği konuyla; onun çıkar grupları dediğine sınıf diyerek sınıfların üretim tarzından tarzına değişiklik göstermesiyle, yani insanlığın gelişiminin toplumsal yasalarıyla uğraşmıştır. Toplumsal değer değişimlerinin üretim tarzlarındaki devrimlere bağlı olduğunu ispat etmiştir. Hatemi’nin bir düşünce serdetmediği bu konuda onlarca kitap, makale yazmanın ötesinde; bilimsel ve eylemsel bir devrimin kurucusudur. Kendisini yüzlerce düşünür, milyonlarca insan takip etmiştir. Bugün eserleri üniversitelerde ders kaynakları arasında gösterilmektedir.

Hatemi için insanlığın “bozulma” halinden kurtulmasının tek çaresi İlahi Hikmete inanmasıdır. Arada adaletsizliğe karşı durmaktan bahsetse de bu karşı duruşun nasıl olacağı konusunda bir düşünce modeli bulunmamaktadır. Bozulma karşısında insanların İlahi Hikmet bilincinin nasıl yükseleceğine ilişkin de bir önerisi yoktur. Bir anlamda onun teorisi “kadere razı” olma teorisidir. Oysa Marks önce bir inceleme yöntemi, soyutlama tarzı sonra da insanın değişiminin insan ilişkilerinin değişimine onun da maddi yasalara, sınıf mücadelesine tabi olduğunu ortaya koyar. Ardından insana değil, insan ilişkilerine, örgütlü mücadeleye dayanan bir eylem teorisi (praksis) koyar ortaya. İnsanların da ancak bu mücadele ilişkisi içinde bilinçleneceğini belirtir.

Hatemi’nin Önemi

Hatemi’nin geliştirmeye çalıştığı İlahi Hikmete dayalı İnsan Hakları ve Adalet Devleti öğretisi eleştirdiği Batı düşüncesine karşı çok zayıfsa da, İlahi Hikmet-İnsan Hakları ilişkisini kurması; İlahi Hikmeti, uygulamadaki modern dünya ile bağdaşmayan dini pratiklerden ayıklama çabası; tüm insan haklarının İlahi Hikmetten doğduğu iddiası; doğru olmamakla birlikte küçümsenmemesi gerekli bir çabadır. Çünkü farklı düşünce-inanç referansları olan insanları-toplumsal kesimleri insan haklarına dayanan hukuk temelinde bir araya getirme, uzlaşma imkanı içermektedir. Tabii, bu imkan İlahi Hikmetin insan haklarının geldiği seviyede, “Yaratıcı’ya sorma” ilkesi çerçevesinde insan haklarını budama çabasına da dönebilir. Ama tüm bunlar denenmeden bilinemez. Bu nedenle makalemizde Hatemi düşüncesine bir imkan olarak değindik.

i Hatemi, İnsan Hakları Öğretisi, s.196, İşaret Yayınları, 1988.
ii Hatemi, “ins..”, s.187; 196.
iii Hatemi, “ins..”, s.212,216.
iv Hatemi, Hukuk Devleti Öğretisi, s.9, İşaret Yayınları, 1989.
v Hatemi, “Huk…”, s.9.
vi Hatemi, “Huk..”, s.65. vii Hatemi, “Huk..”, s.116.
viiiHatemi, “Huk..”, s.34.
ix Hatemi, “Huk..”, s.106.

[/toggle]

İlahi Hikmetin İnsan Hakları Öğretisi / Haluk İnanıcı

Sonuç Yerine: Türkiye’nin demokratikleşmesinin ön koşulu.

Türkiye’nin %70 sini temsil ettiği söylenen ve şu an bir kısmının ülkeyi yönettiği muhafazakar kesimin önünde büyük bir siyasi-ahlaki-vicdani muhasebe durmaktadır. Bu muhasebe diğer kesimleri de içine dahil ederek; tüm vatandaşların tüm farklılıklarıyla birlikte yaşama hakkı olduğu, herkese eşit-adil davranıldığı, kimsenin yaşam güvencesinden yoksun olmadığı adil bir toplumu nasıl kuracağız sorusunu soran ve Batı’ya körü körüne karşı olmak yerine Batı’nın uygarlığa armağan ettiği insani kazanımları içine katmaya çalışan, kendisiyle yüzleşebilen muhafazakar iç muhasebeyi gerekli kırılıyor. Samimi bir muhasebeyi…

Prof. Dr. Bakır Çağlar, “İnsan haklarının yeni ideolojisinin formülü, mağdurların, hukuka ulaşmasını, hukuk barınağına girebilmelerini sağlama, hukuk tüketicilerini de hukuk üreticisi yapma, hukukun üretilmesine katılmalarını sağlama formülüdür,” diyordu.[37]

Bir diğer deyişle, toplumun çoğunluğunu teşkil eden muhafazakar kesimin önce kendi içinde; toplumsal değerler, muhafazakar ahlak, siyasi gelecekle ilgili olarak nasıl bir toplumda yaşamak istiyoruz sorusuyla başlayan, kendi eklektik yapısıyla ve görünür dünyadaki insan hakları karşıtı söylemle hesaplaşması ve tabandan başlayarak hukuk üretme çabasına girmesi, bu çabaya kendi dışındaki toplumsal kesimleri de dahil etmesi gerçekleşmeksizin hukukun-yargının demokratikleşmesini beklemek biraz zor görünüyor.

O halde tüm vatandaşların bu tartışmaya katılması, hukukun üretilmesinin aktörleri olması gerekiyor. Hukuk sanıldığı gibi hukukçuların yaptığı bir etkinlik ya da performans gösterisi değildir. Müşterek üretim alanıdır.

Etik Sorumluluk

Muhafazakar kesimin yapması gereken iç muhasebe, her bir muhafazakar için aynı zamanda bir etik sorumluluk gereğidir aynı zamanda. Bugün muhafazakar kesim yukarıda belirttiğim tahayyül dünyasının eklektik yapısıyla birlikte, bu yapının içinde yer alan bireyler olarak kendi ahlaki konumlarını da değerlendirmek durumundadırlar. Kendi hırsızına, ahlaksızına, çocuk tecavüzcüsüne, yetim hakkı yiyene, yolsuzluk yapanına, liyakatsiz atamalara, bilimden uzaklaşmaya, eğitimin kalitesinin düşmesine, hakimin hukuk-vicdan dışındaki gerekçelere göre karar vermesine, yol-su-elektrik-eğitim-sağlık-adalet vd. tüm kamu hizmetlerinin parayla satılır hale gelmesine, kamu kaynaklarının denetlenemez biçimde yok edilmesine, yoksulluğun derinleşmesine, çevre-doğa katliamına, ülke yapısını bozacak göç olgusuna ses çıkarmayıp, bunlar daha önce de oluyordu demek, öncelikle etik sorumluluk açısından değerlendirilmesi gereken bir olgudur. Ayrıca muhafazakar dünyanın böyle vasat bir tutarsızlığa ihtiyacı da bulunmamaktadır.

Evet korku veya çıkar kaybı endişesi böyle bir etik muhasebeyi engelliyor olabilir. Ama belirtelim, sürekli karşısındakinin ayıbına bakan, kendi ayıplarını, topluma yayılan kötülükleri görmezden gelen inançlı muhafazakar birey Hüseyin Hatemi’nin Asrı Saadet dediği döneme biçilen ilahi değerler sistemi açısından da sorumludur. Fırat’ın kuzeyinde kaybolan koyundan; sahibinin Müslüman mı, Hıristiyan mı olduğuna bakmaksızın kendini sorumlu tutan Hz. Ömer Adaleti karşısında da sorumludur. Elbette ayın etik sorumluluk muhafazakar kesim dışında yer alan bireyler açısından mevcuttur. Bireylerin etik sorumluluğu doğması, bu doğrultuda hareket etmesi için, önce ister cumhuriyetçi, muhafazakar ister demokrat, sosyalist olsun her vatandaşın taleplerini dile getirmesi onun için mücadele etmesi, bu talepler doğrultusunda örgütlenmesi, hukuk üretmesi kolektif ses haline dönüşmesi gerekir. Aksi halde toplumu bir arada tutan harç çözülmeye yüz tutacaktır. Tekrar pahasına belirtelim ki, bu durumda da en büyük sorumluluk, çoğunluğu temsil eden muhafazakar kesimde olacaktır.

Kaynakça ve İnternet Bağlantıları:
[1] Anılan Kanun uyarınca Adliye Vekilince tayin edilen kişilerden oluşan “Tefrik Meclisi” kurulmuş; bu meclis gerekli incelemeyi yapacak ve gerekli şartları taşımayanları “levha” dan silmiştir. Nitekim İstanbul Dava Vekilleri Cemiyeti çevresinde kurulan komisyon 960 dava vekilinden 473 ünü “levha” dan silmiştir. (Ali Haydar Özkent Avukatın Kitabı, s.115, 1940. Dava vekillerinin aşağı yukarı yarısının levhadan silinmesi “Milli Devletin” kurulması aşamasında avukat tasfiyesinin boyutlarını göstermektedir. Bu konuda bir yazı için bkz.: Haluk İnanıcı, Cumhuriyet Türkiye’sinde Bir Meslek: Avukatlık, İstanbul Barosu Dergisinin 2000/3 Sayısında Yayınlanmıştır
[2] Mustafa Kemal, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Açılış nutku; http://www.law.ankara.edu.tr/wp-content/uploads/sites/190/2019/10/Atat%C3%BCrk%C3%BCn-konusmas%C4%B1.pdf
[3] Hıdır Göktaş, Kürtler, İsyan-Tenkil, Alan Yayıncılık, 1991.
[4] Haluk İnanıcı, “Örfi İdare Yargısından Yeni Devlet Güvenlik Mahkemesine Sanık Hakları”, s.13; Haluk İnanıcı (der.) Parçalanmış Adalet, İletişim Yayınları, 2011.
[5] Aktaran, Cem Emrence, Serbest Cumhuriyet Fırkası, s.196, İletişim Yayınları, 2006,
[6] Cemil Koçak, İktidar ve Serbest Cumhuriyet Fırkası, s.598, İletişim Yayınları, 2006.
[7] Oysa belgeler CHF’nin dahi SCF kurucu ve üyelerinin gerici olabileceklerine ilişkin hiçbir ifade kullanmamıştır. Ayrıca üyeler üzerinde yapılan araştırma da sonradan uydurulan bu gerekçenin doğru olmadığını göstermektedir: Koçak, s.609,
[8] Koçak, s.619.
[9] Koçak, s.686.
[10] Cem Eroğul, Demokrat Parti, s.51, İmge Yayınevi,1998.
[11] Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, s.334, İletişim Yayınları, 1995.
[12] Sıkıyönetim süreleri konusunda, Zafer Üskül’ün çalışmasında küçük farklılıklar vardır. Bkz. Prof. Dr. Zafer Üskül, Türkiye’de Sıkıyönetim Uygulamaları, Toplum ve Bilim Dergisi, Sy.42,: Üskül’e göre 19.7.1987 tarihine kadar, Cumhuriyet döneminin toplam sıkıyönetim süresi; 25 yıl, 9 ay, 11 gündür. Buna 1987-2002 yılları arasında 15 yıl süren olağanüstü hal durumunu da eklersek, toplam sure Cumhuriyet’in yaşının yarısına yakındır.
[13] Daha detaylı bilgi için bkz.; Haluk İnanıcı, “Örfi İdare..” s.13.
[14] Haluk İnanıcı, Buhran Günlerinde Hukuk ve Yargı Dünyasının Haysiyeti, Birikim Dergisi, sayı 323, 2016.
[15] Örneğin, Yeni Ceza Kanunu’nun gerekçesinde, “Bireyin sahip bulunduğu hukukî değerlerle, hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması, tasarı metninde ceza kanununun amacı olarak belirlenmiştir. Böylece kanunun özgürlükçü karakteri vurgulanmıştır. Bireyin bir hukuk toplumunda yaşama hakkının gereği olarak, kamu düzeni ve güvenliğinin korunması ile suç işlenmesinin önlenmesi, ceza kanununun temel amaçları arasında sayılmıştır.”
[16] “Adil, hakkaniyete uygun yargılanma hakkı”na saygılı olmak ve bunun gerektirdiği usul hükümlerine Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda yer vermek, söz konusu dengenin, bireyin hak ve özgürlüklerine ilişkin kısmını karşılamaktadır: Kişinin, kanunun belirlediği, açıkça tanımladığı usullere göre itham edilebilmesi; güvencelere saygı göstererek yakalanabilmesi, gözaltında tutulabilmesi, tutuklanabilmesi; şüpheli veya sanığın aleyhindeki ithamları önceden bilmesi, savunmanın gerektirdiği bütün olanakların davanın tüm evre ve aşamalarında tanınması (sanık veya avukatın savunmasını hazırlamak için zorunlu vasıtalara ve zamana sahip kılınması, avukatın, müvekkili ile temas etmek ve dosyaya ulaşmak olanağının her evrede kabul edilmesi, sanık olmadan duruşma yapılıp hüküm verilememesi, susma hakkı kullanıldığında bunun şüpheli veya sanık aleyhinde sonuç meydana getirememesi, adlî işlemlere katılmak olanağı, zorunlu avukatlık ilkesinin mümkün olduğunca genişletilmesi ve diğerleri); silâhların eşitliğinin gerekli hükümlerle saptanması; suçsuzluk karinesi, susma hakkı, davanın bağımsız ve tarafsız, kanunla kurulmuş mahkemelerde alenen görülmesi ve makul bir süre içinde bitirilmesi; yakalama, adlî kontrol, tutuklama gibi önleyici tedbirlerin ancak çok sıkı koşullar altında ve itiraz hakları kabul edilerek uygulanabilmesi; tutuklamaya seçenek olarak adlî kontrolün kabulü; hukuka aykırı olarak elde edilen delil, iz, eser ve emarelerin hükümsüz sayılması, hazırlık evresinden kovuşturma evresine geçilirken bir orta evrenin kabulü ve diğerleri …” Kanunun gerekçesinde yazılı bu hususların, kanunu çıkaran iktidar partisinin uygulamalarıyla mukayese etmek ve bu ilkelerin pratik görünümünü düşünmek yargı ve hukukun serencamını ortaya çıkarmaya yeterlidir.
[17] Yargı Reformu Strateji Belgesi 2009 tarihinde hazırlandı. Bilgi için bkz.: https://yargireformu.adalet.gov.tr/Sayfa/bir-bakista-yargi-reformu-stratejisi66 2019 versiyonuna da belirtilen adresten erişilebilir: https://yargireformu.adalet.gov.tr/Resimler/yrs.pdf
[18] Hukuk devleti tanımı için Bkz.:Mithat Sancar, Devlet Aklı kıskacında Hukuk Devleti, İletişim Yayınları, 2000, s.35: “Devlet Erkini, içerik açısından bağlayan/sınırlayan değerlerin merkezinde ise, özgürlük ve insan onuru ya da (bu ikisini kapsayacak şekilde) insan hakları yer alır. Bu bakış açısından hukuk devleti kısaca hukuk aracılığıyla özgürlüğü koruyan devlet olarak tanımlanır.”
[19] Bugün toplumsal kesimleri kitabi deyimlerle tanımlamak mümkün çok mümkün değil. Muhafazakar kesimin bir kısmı iktidara tabi olmuş durumda bir kısmı dışında duruyor. Muhafazakar kesim içinde de cumhuriyetçilerden, liberallerden, şeriat isteyenlere kadar geniş bir yelpaze var. Ayrıca iktidar bloğu dışında kalanlar da cumhuriyetçi, liberal, demokrat, sosyalist birçok kesimden oluşuyor.
[20] Haluk İnanıcı, Avukatlık Mesleğinde Ahlak, Etik, Meslek Kuralları ve Etik Bir Deneme; İstanbul Barosu tarafından düzenlenen 1995 Antalya Sempozyumu’nda tebliğ olarak sunulmuştur. İstanbul Barosu tarafından yayınlanan Sempozyum kitabında yer almıştır. (Avukatlık Mesleği, 1996, İstanbul): “Pratik felsefe anlamında etik; iyiyi, güzeli, mutluluğu bulmayı hedefler, ahlak sistemleri ile bu anlamda hesaplaşır. Etik; amacın kendisini ve sonra da bu amaca ulaşmak için gereken araçların kullanılışını belirlemeyi hedefler. Bu anlamda etik bir seçimdir. İnsanın İnsani sorumluluğuna özgür kişi olarak üstlendiği sorumlulukların ilave olduğu alandır.” Bu tanıma göre, meslek etiği, meslek ahlakı gibi terimler yerine Faruk Erem’in tercih ettiği meslek ilke ve kuralları tanımını ya da yabancı terim olarak deontoloji tanımını kullanmak teknik olarak da kavramsal olarak da daha doğrudur.
[21] Cumhuriyetçi tanımını, kuruluş değerlerine, devlete önem verme, ulus-devlet anlayışına sahip olma, hak ve özgürlüklere mesafeli olma, tehlikeli olanların tahakküm altına alınması, demokratik katılıma önemli bir değer atfedilmeme yönlerinden benzer olduğu için kullandım.
[22] Ahmet Çiğdem, Taşra Epiği, s.36, Birikim Yayınları, 2001.
[23] Tanıl Bora, Türk Sağı’nın Üç Hali, s.8, Birikim Yayınları,1998.
[24] Tanıl Bora, “Muhafazakarlık”, Tanıl Bora, Cereyanlar, İletişim Yayınları, s.342, 2017.
[25] Çiğdem, s.56.
[26] Erik Van Zürcher, “Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Siyasal Muhafazakarlık”, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce, 5. Cilt, Muhafazakarlık, s.53.
[27] Muhafazakar kesim bugünkü siyasi biçimini ilk defa 1950 den sonra almıştır. Özellikle belirtilmesi gereken bir husus da “İslamcı anlayış 1972 yılında MSP’nin (1970’te kurulan MNP kapatılmıştı) kurulması ve aynı dönemde MTTB’nin İslamcı gençlerin eline geçmesiyle birlikte milliyetçi hareketten bağımsızlaşıp ayrı bir siyasi akım haline gelebilmiştir; bkz.: Osman Tiftikçi, Türkiye’de Muhafazakar Milliyetçi Blokun Tarihsel Oluşumu, https://www.gazeteduvar.com.tr/turkiyede-muhafazakar-milliyetci-blokun-tarihsel-olusumu-haber-1631778
[28] Haluk İnanıcı (Der.) “Türk Yargı Kültürü ve Hukuk Estetiği,”, Türkiye’de Hukuku Yeniden Düşünmek, İletişim Yayınları,2015, s.159 içinde yer alan tablonun revize edilmiş halidir.
[29] Sol görüş içinde insan hakları anlayışına itibar etmeyen radikal bir görüş mevcuttur. Ancak solun insan haklarıyla bir sorunu olmadığına, tam tersine sahip çıkmasıyla ilgili konuyu bir başka yazımda ele alacağım.
[30] https://www.hukukpolitik.com.tr/2022/10/03/istanbul-barosu-2022-secimleri-bagimsiz-avukatlar-grubu-baskan-adayi-gulden-sonmez/
[31] https://www.hukukpolitik.com.tr/2022/10/06/istanbul-barosu-2022-secimleri-imag-istanbul-milliyetci-avukatlar-grubu-baskan-adayi-hakan-catak/
[32] İnanıcı, “Türk Yar.. ”, s.155. 
[33] Altı muhalefet partisinin üzerinde anlaştığı, 28 Şubat 2023 tarihli Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem metninde sadece AİHM gibi insan hakları kurumları geçmesine rağmen, tek bir yerde insan haklarına dayalı hukuk anlayışından bahsedilmemesi, sadece anayasalardaki ifadesi ile temel hak ve hürriyetlerden bahsedilmesi ilginçtir: Yine de, Çoğulcu ve özgürlükçü demokrasi anlayışı, ifade, basın özgürlüğü ve diğer haklar temelinde mutabakat sağlanması küçümsenmemelidir. https://im.haberturk.com/images/others/2022/03/02/A4.pdf
[34] Seçim sonrası konuşmalara bakıldığında iktidar bloğu dışında kalan muhafazakar kesimin ciddi bir ses çıkarmadığını görülüyor. Bir iç muhasebeden uzak durumdalar. Seçim sonrası CHP sayesinde aldıkları milletvekili sayısından mutlu olmaları, zaten oylarının yüksek olduğu gibi gerçek dışı yorumlar insanın umudunu kırıyor
[35] İlerici-gerici kutuplaşması, tarafların birbirini anlamayı da zorlaştırmaktadır. Ayrıca ilerici, gerici gibi tanımlar an içinde değil, ancak tarihi süreçler içinde anlaşılır. Kendini ilerici zanneden çok sayıda gerici bulmak da mümkündür çoğu zaman.
[36] Çeşitli hukuk okullarının, hukuki değer tanımlarıyla ilgili bkz.: Prof. Dr. Yener Ünver; Ceza Hukukuyla Korunması Amaçlanan Hukuki Değer, Seçkin Yayıncılık, 2003, s. 67-68. Konumuz açısından ışık tutucu mahiyette sadece iki görüşe değinmekle yetineceğiz. Pozitivist ve Marksist yaklaşımlar. İlkine göre; hukuki değer kanunla doğar. Bir diğer deyişle gücü elinde bulunduranın çıkarlarını “norm” haline dönüştürme aracıdır kanun. Oysa ikinci görüşe göre, kanun, hukuki değeri açıklamakta yetersizdir. Örneğin sosyalist ceza hukukunca korunan hukuki değer, “bireyin gelişimine hizmet eden sosyalist toplum ilişkileri”dir. Bkz. Yener Ünver, age, s.95. Tarihin geldiği aşama itibariyle hukuki değer üreten ve ulus devletlerin egemenlik haklarını sınırlayan başka bir alan da “İnsan Hak ve Özgürlükleri” alanıdır. İnsan hakları, kişi onurunu ve kişiyi koruyan haklardır. Yener Ünver, age.s.925
[37] Prof.Dr.Bakır Çağlar, Bir Anayasacının Seyir Defteri, Su Yayınları, 2000, s.13

Enis Coşkun

0
Enis Coşkun

Avukat ve yazar Enis Coşkun, 1940 yılında dünyaya geldi İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitirdi. Avukatlık stajının ardından İstanbul Barosu’na bağlı serbest avukat olarak çalışmaya başladı. İşçi ve Memur Sendikalarının ve Konfederasyonlarının (DİSK) Hukuk Dairelerinde uzman, Akşam ve Cumhuriyet Gazetelerinde hukuk müşaviri ve avukat olarak çalıştı.

1968 Gençlik olaylarında, 15-16 Haziran Genel İşçi Direnişinde, 12 Mart Sıkıyönetim Mahkemelerinde yargılanan gençleri, işçileri, sendikacıları ve aydınları savunan avukatlar arasında yer aldı.

Akşam, Cumhuriyet, Finansal Forum ve Radikal gibi günlük ulusal gazetelerde, l’Humanité ve Recherches İnternationales gibi Fransızca gazete ve akademik dergilerinde, ANT, Açık Sayfa, Güncel Hukuk ve Glosbus gibi dergilerde köşe yazıları, araştırma ve yazı dizileri yayımlandı, Cumhuriyet’in 75.’inci yılı için YKB tarafından yayımlanan Cumhuriyet Ansiklopedisine yazılarıyla katkıda bulundu.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu, Avrupa Konseyi, Dünya Barış Konseyi, Uluslararası Demokratik Hukukçular Birliği, Uluslararası Af Örgütü Kongre ve Konferanslarında tebliğler ve raporlar sundu.

Avrupa Birliği Türkiye Temsilciliğinin Çeşitli Şehirlerimizdeki Ticaret ve Sanayi Odalarıyla birlikte düzenlediği toplantılarda konferanslar verdi.

İstanbul Barosu Staj Eğitim Merkezi Kurucu Başkanıdır. 

12 Eylül Askeri Darbesi’nin kapattığı Türkiye Barış Komitesi Derneği Kurucu Genel Sekreterliğini yapmıştır.  12 Eylül sonrası birçok aydının yargılandığı Barış Derneği Davası sanıklarındandır. Bir dönem Türkiye Avrupa Vakfı Yönetim Kurulu üyesi ve ve Başkan Vekili olarak görev alan Av. Atilla Coşkun’un ağabeyidir. Aynı vakfın danışma kurulu üyeliğini yapmıştır.

Enis Coşkun’un Kitap Olarak Yayınlanmış Eserleri 

  • Açıklamalı ve Notlu Askeri Yargılama Usulü YasasıArarat Yayınevi, İstanbul, 1972
  • Gizli Dinleme, May Yayınları, İstanbul,1974
  • Türkiye’deki Askersel Rejimin Anayasa Taslağı Üzerine Bir İncelemeTürkiye İle DayanışmaBülteni Yayını, (Türkçeden Almanca, İngilizce ve Fransızcaya çevrili) Paris, 1982
  • Küresel Gözaltı,  Ümit Yayıncılık, Ankara, 2000
  • Bütünleşme Sürecinde Avrupa Birliği ve Türkiye, Cem Yayınları, İstanbul, 2001
  • Türkiye Avrupa Bütünleşmesinin 100 Yıllık Seyir Defteri, Cem Yayınları, İstanbul, 2002
  • Avrupa Birliği’nde Hizmetlerin Serbest Dolaşımı ve Türkiye, Türkiye Avrupa Vakfı Yayını, İstanbul, 2005
  • Anayasa Değişikliğinin İçeriği ve Anlamı – 2017 Referandumu, Belge Yayınları, İstanbul, 2017

Barış Derneği Davası'nda yargılanan 9 aydının Büyükada'daki buluşması - 2021
Barış Derneği Davası’nda yargılanan 9 aydının Büyükada’daki buluşması – 2021

Uluslararası idare mahkemeleri

0

Uluslararası idare mahkemeleri(International Administrative Courts) uluslararası örgütler ile memurları arasındaki ihtilâfların hukuk çerçevesinde hallini sağlayan bağımsız ve tarafsız yargı mercileri olarak yapılandırılmıştır. Temel olarak uluslararası örgütlerde çalışan memurların özlük haklarının korunmasına hizmet eden organlardır. Bu itibarla uluslararası örgütlerin verimli ve etkili işleyişi bakımından önemli bir rol oynamaktadırlar.

Uluslararası İdare Mahkemelerinin ortaya çıkışı Milletler Cemiyetine dayanmaktadır. Bu yargı mercileri İkinci Dünya Savaşı sonrasında uluslararası örgütlerin sayısının artmasına paralel olarak niceliksel ve yapısal düzlemlerde büyük bir gelişim göstermiştir. Bu bağlamda uluslararası idare mahkemelerinin bağımsızlığını ve profesyonelliğini güçlendiren, işleyişlerini daha süratli ve şeffaf kılmayı hedefleyen düzenlemeler benimsenmiştir.

Başta Birleşmiş Milletler olmak üzere uluslararası örgütler, memurlarıyla aralarındaki istihdam ilişkisinden kaynaklanan hukukî ihtilâfların kesin sûrette halliyle görevli özel organlar tesis etmişlerdir. Pratikte münferiden muhtelif şekillerde adlandırılabilen bu merciler genel olarak uluslararası idâre mahkemeleri tabiriyle anılmaktadırlar. Uluslararası idare mahkemeleri arasında en önemlisi olan Birleşmiş Milletler İdari Mahkemesi (UNAT), Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1950 yılında, Birleşmiş Milletler Sekreterliği’nde çalışan tüm personelin iş sözleşmelerine ve diğer bağlayıcı düzenlemelere uymadığı iddiaları hakkında nihai hakem olmak üzere kurulmuştur. Bu mahkemenin görevi 30 Haziran 2009 itibarıyla sona ermiştir. Yeni sistem, Birleşmiş Milletler İhtilaf Mahkemesi  ve Birleşmiş Milletler Temyiz Mahkemesi(UNAT) şeklinde yapılandırılmış ve 1 Temmuz 2009 itibariyle yürürlüğe girmiştir.

Anılarım-Ernst Eduard Hirsch

0
Ernst Eduard Hirsch - Anılarım
Ernst Eduard Hirsch - Anılarım

“Anılarım: Kayzer Dönemi, Weimar Cumhuriyeti, Atatürk Ülkesi” isimli eser Nazi Almanya’sından kaçarak Türkiye’ye gelen Ernst E. Hirş tarafından 1982 yılında Almanca olarak yazılmıştır. Kitap 2017 yılı itibariyle 13. baskısını yapmıştır. Eser, Almanca’dan Türkçe’ye Fatma Suphi tarafından çevrilmiş, Prof. Dr. Ünal Tekinalp, Prof. Dr. Nuşin Ayiter ve Prof. Dr. İlhan Akipek katkıda bulunmuş ve kitabın sunuş yazısını Prof. Dr. Yaşar Karayalçın yazmıştır. Kitabın Türkçe baskısı ilk olarak 1997 yılı nisan ayında TÜBİTAK tarafından yapılmıştır.

Anılarım – Ernst Eduard Hirsch

Ord. Prof. Dr. Ernst Eduard Hirsch,1933 yılında Almanya’dan ayrılarak 1933-1943 yıllarında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde, 1943-1952 yıllarında ise Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde  Türkiye Cumhuriyeti’nin davetlisi olarak öğretim üyesi sıfatıyla çalışmıştır. Anılarım’da yer alan Weimar Cumhuriyeti’nin çöküş yılları, Hitler’in iktidara gelişi ve hukukçuların tutumu, Atatürk Türkiyesi’nin ilk otuz yılıyla ilgili görüşler ve gözlemler, hukukçu olsun olmasın yakın tarihle, toplum ve siyaset hayatı ile ilgilenen herkesin ilgisini çekecek niteliktedir. Kitap, hukuk tarihi ve üniversite hayatının gidişatı hakkında fikir edinmek isteyenler için önemli bir başvuru kaynağıdır.

Anılarım Kitabının Konu Başlıkları 

Kitap, üç bölümden oluşmakta; “Geldiğin Yeri Unutma Sakın” ve “Çalışan Kazanır” isimli ilk iki bölümü, Hirsch’in Türkiye’ye gelmeden önceki çocukluk ve gençlik yıllarını anlatmaktadır. Doğduğu ev, lise yılları, üniversite yaşamı, hakimlik mesleğine başlaması ve diğer detaylar bu bölümdedir.  Kitabın üçüncü bölümü ise Atatürk’ün Ülkesinde Bir Hukuk Hocası başlığını taşımakta ve Hirsch’in Türkiye ile ilgili hatıraları içermektedir.

Ernst Eduard Hirsch

İstanbul’da On Yıl başlığı le İstanbul’a ilikşin hatıralarını anlatmakta, Türkiye’den gelen daveti kabul etmesini, Türkiye’ye gelişini, üniversite ve topluma dair gözlemlerini yazmaktadır.  Hirsch, Türkiye’ye gelen diğer Alman akademisyenlere nazaran Türkçeyi kısa bir zamanda nasıl öğrendiğini, genç Türkiye Cumhuriyeti hakkındaki görüşlerini, özel hayatı, Türkiye’de yaptığı gezileri de anı kitabında açıklamaktadır. Bir anı kitabı olmasına nazaran Türkiye’nin o yıllardaki sosyal hayatı, sanat anlayışı, mimarisi, kültür durumu ve akademik yaşamın niteliği hakkında önemli detaylar içermektedir.

Anılarım kitabında Hirch Ankara ve İstanbul’da geçirdiği yılları, Türk vatandaşlığına geçiş hikayesini de anlatmaktadır. Türk Ticaret Kanunu, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve Marka Kanunu gibi konulardaki kodifikasyon çalışmalarına katkısı kitapta geniş bir şekilde yer almaktadır.

 

Ernst Eduard Hirsch

“Ve iş ben, kendi Alman vatanında Yahudi olduğu için hor görülen, “aşağılık” ırka mensup olduğu için işgal ettiği mevkilerden kovulan, evini yurdunu terk edip, yabancı ülkelere kaçmak zorunda bırakılan ben, “dünyanın bir ucundaki Türkiye’de, nice billurlarla, mermerler, somaki taşı, su mermeri, paha biçilmez kakma işlerinin ihtişamıyla parıldayan, nice değerli mobilyayla, halıyla, resimle süslü, bir zamanların taht salonu olan bu mekanda, ülkenin ilk bin seçkininden sayılan, saygıdeğer bir Alman profesör sıfatıyla hazır bulunmaktaydım.”