Birleşmiş Milletler Tüketici Hakları Evrensel Bildirgesi, Uluslararası Tüketici Birlikleri Örgütünün önerisi ve oybirliği ile 16 Nisan 1985 tarihinde kabul edilmiştir.
Bildirge ile ilan edilen haklar ilk kez 15 Mart 1962’de ABD eski başkan J.F.Kennedy tarafından temsilciler meclisine sunulan raporda yer almış ve daha sonra Avrupa Konseyi tarafından 14 Nisan 1975’de evrensel tüketici hakları olarak beş madde halinde ilan edilmiştir.
John F. Kennedy
Bu haklar; Tüketicinin sağlık ve güvenliğinin korunması hakkı, Tüketicilerin ekonomik çıkarlarının korunması hakkı Tüketicinin şikayet yada sesini duyurma hakkı, Tüketicinin temsil edilme hakkı ve Tüketicinin aydınlatılma, eğitilme ve bilgilendirilme hakkı şeklindeki temel haklar 1985 yılındaki evrensel bildiri ile sekiz temel hak olarak tanımlanmıştır.
15 Mart gününün içinde bulunduğu hafta her yıl, Tüketiciyi Koruma Haftası olarak kutlanmaktadır. ABD Başkanı John Kennedy tarafından ilk olarak kullanılan tüketiciyi koruma kavramı, Amerika’dan tüm dünyaya yayılmıştır.
1975 yılını takip eden dönemde Avrupa Konseyi tarafından 19 Mayıs 1981 tarihinde kabul edilen “2.Tüketici Koruma Programı” ve 23 Haziran 1986 tarihinde yürürlüğe giren “Tüketiciyi Koruma Politikasına Yeni Hız Kazandırma Programı” çerçevesinde tüketici hakları yeniden gözden geçirilerek Uluslararası Tüketici Birlikleri Örgütü tarafından da ilan edilen sekiz evrensel kurala ulaşılmıştır.
Birleşmiş Milletler, 1985 yılında aldığı bir kararla; temel gereksinimlerin karşılanması hakkı, sağlık ve güvenliğin korunması hakkı, ekonomik çıkarların korunması hakkı (seçme hakkı), bilgilendirme hakkı, eğitilme hakkı, tazmin edilme hakkı, temsil edilme hakkı, sağlıklı bir çevrede yaşama haklarını içeren Tüketici Hakları Evrensel Bildirgesi’ni ilan etmiştir.
Türkiye de sözleşmeyi imzalamış, 1995 yılında, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanununun yürürlüğe girmesiyle birlikte tüketiciyi korumaya yönelik olarak il ve ilçelerde Tüketici Sorunları Hakem Heyetleri ve Tüketici Mahkemeleri kurulmuştur.
Birleşmiş Milletler Tüketici Hakları Evrensel Bildirgesi
I – HEDEFLER
Madde 1
Bütün ülkelerdeki, özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki tüketicilerin menfaatlerini ve ihtiyaçlarını göz önüne alarak tüketicilerin çoğu zaman ekonomik şartlar, eğitim seviyeleri ve pazarlık gücü yönünden dengesizliklerle karşılaştıklarının idrakinde olarak; ve adil, tarafsız ve idame ettirilebilecek ekonomik ve sosyal bir gelişmeyi teşvik etmenin önemi kadar, tüketicilerin zararlı olmayan ürünlere erişme haklarına sahip olması gerektiği düşüncesi ile tüketicinin korunmasına ilişkin temel esaslar aşağıdaki hedefleri ihtiva eder:
Ülkelere, halklarına, tüketici olarak yeterli korumayı sağlamak ve idame ettirmek yönünde yardımcı olmak.
Tüketicilerin ihtiyaçlarına ve isteklerine cevap verecek üretim ve dağıtım şekillerini kolaylaştırmak,
Malların üretimi ve dağıtımı ve tüketicilere hizmet vermekle iştigal edenler için yüksek ahlaki davranış seviyesini teşvik etmek,
Tüketicileri olumsuz yönde etkileyen ulusal ve uluslararası düzeyde faaliyette bulunan bütün teşebbüslerin iş yolsuzluklarına mani olmak için ülkelere yardımcı olmak,
Bağımsız tüketici gruplarının gelişmesini kolaylaştırmak,
Tüketiciyi koruma alanında uluslararası işbirliğini kolaylaştırmak,
Tüketiciye daha düşük fiyatlarla daha çok seçenek temin edecek pazar şartlarının gelişmesini teşvik etmek.
II – GENEL İLKELER
Madde 2
Hükümetler, aşağıda belirtilen ilkeleri göz önünde tutarak güçlü bir tüketiciyi koruma politikası geliştirip, kuvvetlendirmeli veya idame ettirmelidir. Bunu yaparken her hükümet, tüketicilerin korunması ve sosyal şartları ile halkının ihtiyaçları doğrultusunda ve önerilen tedbirlerin bedelini ve yararlarını idrak etmiş olarak kendi önceliklerini tayin etmelidirler.
Madde 3
Tüketicilerin karşılanması istenilen yasal ihtiyaçları şunlardır:
Tüketicilerin kendi sağlık ve güvenliklerine karşı tehlikelerden korunması,
Tüketicilerin ekonomik menfaatlerinin geliştirilmesi ve korunması,
Tüketicilere, kendi ferdi istek ve ihtiyaçlarına göre bilinçli seçim imkanı sağlamak için yeterli bilgilere erişim sağlanması,
Tüketici eğitimi,
Etkili bir hata telafi merciinin tüketicilere temini,
Tüketici ve diğer ilgili grup ve kuruluşların oluşturulması özgürlüğü ve bu gibi kuruluşların kendilerini etkileyen karar verme işlemlerinde kendi görüşlerini ortaya koyma fırsatı,
Madde 4
Hükümetler, tüketiciyi koruma politikalarını geliştirmek, uygulamak, kontrol etmek için yeterli bir altyapı temin etmeli ve idame ettirmelidir. Tüketiciyi koruma tedbirlerinin, nüfusun tüm bölümlerinin, bilhassa kırsal nüfusun menfaatleri için uygulanmasını sağlamak amacıyla özel çaba harcanmalıdır.
Madde 5
Bütün teşebbüsler, sınırları içinde iş yaptıkları ülkelerin ilgili kanun ve kurallarına uymalıdırlar. Ayrıca söz konusu ülkenin yetkili kişilerince kabul edilmiş bulunan uluslararası koruma standartlarının uygun hükümlerine itaat etmelidirler.
Madde 6
Tüketiciyi koruma politikası geliştirilirken araştırma yapan üniversiteler ile özel ve kamu teşebbüslerinin olumlu rolünün potansiyeli göz önünde bulundurulmalıdır.
III – ESASLAR
Madde 7
Aşağıdaki esaslar hem mahalli olarak üretilen mal ve hizmetlere, hem de ithal edilenlere uygulanmalıdır.
Madde 8
Tüketiciyi korumak için herhangi bir usul veya kural tatbik edilirken bunların uluslararası ticarete engel teşkil etmemesine ve uluslararası ticaret taahhütleri ile uyumlu olmalarını temin etmek için gerekli özen gösterilmelidir. (Bu esaslardan ülkemiz için öncelikli olanlar aşağıdadır.)
A – FİZİKİ GÜVENLİK:
Madde 10
İmalatçıların ürettiği malların öngörülen veya tahmini normal kullanım süreleri boyunca güvenli olmalarını sağlamak için uygun politikalar temin edilmelidir. Malları pazara getirmekle yükümlü olanlar, bilhassa müteahhitler, ihraç ve ithal edenler, perakendeciler ve benzerleri (Bunlar bundan böyle dağıtımcılar olarak anılacaktır) bu malların uygunsuz muamele veya depolama sonucunda güvenli olmayan bir hale gelmiş olmamasına ve bu mallar kendi gözetimleri altında iken uygunsuz muamele veya depolama sebebiyle güvenli olmayan bir hale gelmemelerini sağlamalıdırlar. Tüketiciler malların usulüne uygun kullanımı hususunda uyarılmalı ve öngörülen veya tahmini kullanım süresince içerebilecekleri tehlikeler bildirilmelidir. Önemli güvenlik bilgileri mümkün olan her yerde tüketiciye uluslararası anlaşılabilen semboller vasıtasıyla aktarılmalıdır.
Madde 11
İmalatçıların veya dağıtımcıların ürünlerinin pazara çıkartılmasından sonra, daha önce fark edilmeyen tehlikelerin farkına varıldığında, ilgili yetkilileri ve gerekirse halkı, vakit geçirmeden haberdar etmeleri uygun politikalarla temin edilmelidir. Hükümetler de, tüketicilerin bu gibi tehlikeler hakkında uygun şekilde haberdar edilmelerini temin için yollar araştırmalıdır.
Madde 12
Hükümetler gerektiğinde bir ürünün ciddi bir şekilde hatalı olduğu veya usulünce kullanıldığı taktirde dahi külliyetli ve şiddetli bir tehlike arz ettiği tespit edilirse, imalatçıların veya dağıtımcıların o mali geri almasını ve değiştirmesini veya tadil etmesini veya yerine başka bir ürün vermesini ve bunları makul bir zaman içinde yapması kabil değilse, tüketicinin yeterli şekilde tazminini sağlayacak politikaları benimsemelidirler.
B – TÜKETİCİLERİN EKONOMİK KARLARININ İYİLEŞTİRİLMESİ VE KORUNMASI
Madde 14
Hükümetler, mal ve hizmetlerin temini ile ilgili imalatçılar, dağıtımcılar ve diğerlerinin yürürlükteki kanunlara ve zorunlu standartlara uymalarını sağlamak suretiyle tüketicilerin ekonomik çıkarlarına aykırı olan icraatları önleme gayretlerini artırmalıdırlar.
Madde 15
Tüketici kuruluşları, gıdaların katkı maddeleri ile saflıklarının bozulması, pazarlama sırasında yanlış veya yanıltıcı beyanlarda bulunulması gibi hileli uygulamaları izlemeleri için teşvik edilmelidir.
Madde 16
Hükümetler, malların makul dayanıklılık, kullanışlılık ve güvenirlilik ve kullanım maksatlarına uygunluk gereklerinin yerine getirildiğini gözetmeleri mecburiyetini açıklayan politikaları geliştirmeli veya idame ettirmelidirler. Benzer politikalar hizmetlerin temini için de uygulanmalıdır.
Madde 17
Hükümetler, tüketicilere en çok ürün ve hizmet seçeneğinin en düşük fiyatlarla temini için adil ve etkin bir rekabeti teşvik etmelidirler.
Madde 18
Hükümetler, gereken hallerde imalatçıların veya perakendecilerin güvenilir ve satış sonrası hizmeti ve yedek parçaları yeterli bir şekilde temin etmelerini sağlamalıdırlar.
Madde 19
Tüketiciler, tek taraflı standart sözleşmeler ve sözleşmeler içinde temel hakların bulunmaması gibi sözleşme yolsuzluklarına ve satıcıların vicdana aykırı kredi şartları uygulamalarına karşı korunmalıdırlar.
Madde 20
Satış yükseltici pazarlama ve satış faaliyetleri tüketicilere adil muamele edilmesi prensibi ile yönlendirilmeli ve hukuki gereksinimlere uyulmalıdır. Bu tüketicilerin bilinçli ve de verilen bilgilerin doğru olması gereklerini sağlayacak tedbirleri içerir.
Madde 21
Hükümetler tüketici mallarının her yönü hakkında doğru bilgilerin serbest akışı tüm ilgililerin iştiraklerini teşvik etmelidirler.
Madde 22
Hükümetler, kendi milli bünyeleri içinde ve tüketici kuruluşlarıyla işbirliği yaparak, tüketicilerin yeterli korunması için pazarlama ve diğer iş faaliyetlerinde kuralların belirlenmesini ve uygulanmasını teşvik etmelidir.
Madde 23
Hükümetler muntazaman ölçüler ve ayarlarla ilgili kanunları gözden geçirmeli ve bu kanunların infaz mekanizmasının yeterliliğini değerlendirmelidir.
C – TÜKETİCİ MALLARI VE HİZMETLERİNİN GÜVENLİK VE KALİTESİ İÇİN STANDARTLAR
Madde 26
Hükümetler temel tüketim malları ile hizmetlerin güvenlik, kalite ve performanslarını testlere tabi tutarak sınayabilecek ve belgeleyecek tesislerin mevcudiyetini teşvik ve temin etmelidirler.
D – TÜKETİCİLERE TANZİM İMKANI SAĞLAMA TEDBİRLERİ
Madde 28
Hükümetler tüketicilerin veya uygun olduğu takdirde ilgili kuruluşların süratli, adil, ucuz ve ulaşılabilir resmi veya gayri resmi usullerle tazmin edilebilmeleri imkanını sağlayacak hukuki veya idari tedbirleri tesis ve idame ettirmelidir. Bu gibi usuller özellikle düşük gelirli tüketicilerin ihtiyaçlarını göz önüne almalıdır.
Madde 29
Hükümetler geçici uyuşmazlıklarının, adil, süratli ve gayri resmi yoldan çözebilecek teşebbüsleri teşvik etmeli ve tüketicilere danışmanlık hizmetleri ve gayri resmi şikayet usulleri hakkında yardımcı olacak gönüllü mekanizmaları tesis etmelidir.
Madde 30
Mevcut tazmin şekilleri ve diğer uyuşmazlık çözme usulleri hakkındaki bilgiler tüketiciye sunulmalıdır.
E – EĞİTİM VE BİLGİ PROGRAMLARI
Madde 31
Hükümetler ilgili halkın kültürel geleneklerini de göz önüne alarak, genel tüketici eğilim ve bilinçlendirme programlarının geliştirilmesini sağlamalı veya teşvik etmelidir. Bu gibi programların amacı halkın kendi hak ve sorumluluklarının idrakında olarak mal ve hizmetleri bilinçli bir şekilde seçebilmesi ve bu şekilde ayırım yapabilen tüketici olmalarına imkan sağlanmaktadır. Bu programların geliştirilmesinde gerek kırsal, gerekse kent kesimindeki düşük gelirle ve okuma yazma bilmeyen mağdur tüketicilere özel önem verilmelidir.
Madde 32
Tüketici eğitimi, müsait olduğunda öğrenim sisteminin temel müfredatının tercihen mevcut konuların bölünmez bir parçası haline getirilmelidir.
Madde 33
Tüketici eğitim ve bilinçlendirme programları aşağıda belirtilen önemli yönleri de kapsamalıdır:
Sağlık, beslenme, gıda kökenli hastalıkların ve gıdalara gereksiz katkı maddelerinin konulmasının önlenmesi,
Ürün tehlikeleri,
Ürünlerin etiketlenmesi,
İlgili kanunlar, tazmin sağlanması ve tüketiciyi korumak için teşkilatlar ve kuruluşlar,
Ölçüler ve ayarlar, fiyatlar, kalite, kredi şartları ve temel ihtiyaçların mevcudiyeti hakkında bilgiler,
Gerekirse kirlilik ve çevre.
Madde 34
Hükümetler tüketici kuruluşları ve basın dahil diğer ilgili grupları eğitim ve bilinçlendirme programlarını özellikle kırsal kesim ve kentteki düşük gelirli tüketicilerin menfaatine önem vererek ele almaları için teşvik etmelidir.
Madde 35
İş kesimi müsait olduğunda, gerçeğe uygun ve geçerli tüketici eğitim ve bilinçlendirme programları yapmalı veya bunlara iştirak etmelidir.
Madde 36
Kırsal kesim tüketicilerini ve okuma yazma bilmeyen tüketicileri dikkate alarak, hükümetler müsait olduğunda, toplu basın ve yayında tüketici bilgi programlarının geliştirilmesini sağlamalı veya teşvik etmelidir.
Madde 37
Hükümetler tüketici bilinçlendirme ve öğrenim programlarının yürütülmesini sağlayabilmek için eğitimcilere, toplu iletişim uzmanlarına ve tüketici danışmanlarına uygun eğitim programları düzenlemeli ve bunları teşvik etmelidirler.
SETEM-Sinema ve Televizyon Eseri sahipleri Meslek Birliği 16 Nisan 2003 tarihinde kurulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığının izni ile kurulmuş olan ve Sinema Eserleri Sahipliği alanında faaliyet gösteren bir meslek birliğidir.
Birlik, Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 42. Maddesi ve “Fikir ve Sanat Eseri Sahipleri ile Bağlantılı Hak Sahipleri Meslek birlikleri ve Federasyonları Hakkında Tüzük” hükümlerine göre merkezi İstanbul’da olmak kurulmuştur.
Birliğin Amacı ve Misyonu
Birliğin Amacı, üyelerinin, Sinema filmleri, Video filmleri, TV filmleri, dizi filmler, her nevi bedii, ilmi, öğretici veya teknik mahiyette veya günlük olayları tespit eden filmler, sinematografik eser mahiyetindeki reklam filmleri, kısa veya uzun metrajlı filmler, belgesel veya müzikal filmler gibi tespit edildiği materyale bakılmaksızın elektronik veya mekanik veya benzeri araçlarla gösterilebilen her türlü esere bağlı maddi ve manevi hakların korunmasını sağlamaktır.
SETEM-Sinema ve Televizyon Eseri sahipleri Meslek Birliği, yönetmen, senaryo yazarı, özgün müzik bestecisi ve diyalog yazarlarının hak sahipliğinden kaynaklanan ortak çıkarlarını korumak, kanun ile tanınmış hakların idaresini, takibini ve alınacak telif ücretlerinin ve tazminatlarının tahsili ile hak sahiplerine dağıtımını sağlamaktadır.
SETEM-Sinema ve Televizyon Eseri sahipleri Meslek Birliğinin Yönetim ve Denetim kurulları yanında Teknik-Bilim ve Haysiyet Kurulları bulunmaktadır.
Meslek Birliği, Kamu kurum ve kuruluşları, gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileriyle ilişkilerinde, Birliğe kayıtlı eser sahibi üyelerin haklarının takibinde, üyelerinin devrettikleri haklar çerçevesinde yetkilidir.
Birlik, üyelerine ait fikir ve sanat eserlerinin ve yayınlarının kullanılmasını izlemek ve izinsiz kullananlar için gerekli girişimlerde bulunmaktadır.
Birlik düzenli eğitim programları düzenlemekte, her yıl vermiş olduğu ödüllerle sinema sektörünü ve genç yönetmenleri desteklemektedir.
Kurumsal Yapı
SETEM-Sinema ve Televizyon Eseri sahipleri Meslek Birliği üyeleri arasında Metin Erksan, Ömer Lütfi Akad, Halit Refiğ, Semih Kaplanoğlu, Nuri Bilge Ceylan, Mehmet Güleryüz ve Ahmet Çadırcı gibi ünlü yönetmenler bulunmaktadır.
SETEM-Sinema ve Televizyon Eseri sahipleri Meslek Birliği, yabancı ülkelerin Meslek Birlikleriyle karşılıklı anlaşmalara sahiptir ve Uluslararası Asıl Eser Sahipleri Birliği CISAC üyesidir. Setem ayrıca, Sinema Meslek Birlikleri Güç Birliği ve SEK (Sanatsal Etkinlikler Komisyonu) üyesidir.
Birlik, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Destek Komisyonuna seçici üye yollamakta, Sinema Eseri Değerlendirme ve Sınıflandırma alt ve üst kurullarında temsilci bulundurmaktadır.
SETEM-Sinema ve Televizyon Eseri sahipleri Meslek Birliğinin, 2003-2005 yılları yönetim kurulunda ERSİN PERTAN,ORHAN AKSOY, FEZA SINAR, ÖZGÜL BEYAZIT KIVANÇ ve SEMİH KAPLANOĞLU görev yapmıştır.
SETEM Yönetim Kurulları
Birliğin 2005-2007 yılları yönetiminde ERSİN PERTAN, MECİT BEŞTEPE, SEMİH KAPLANOĞLU, MEHMET GÜLERYÜZ, ÖZGÜL BEYAZIT KIVANÇ, HÜSAMETTİN ÜNLÜOĞLU ve AHMET ÇADIRCI, 2007-2009 yıllarında ERSİN PERTAN, MECİT BEŞTEPE, SEMİH KAPLANOĞLU, MEHMET GÜLERYÜZ, ÖZGÜL BEYAZIT KIVANÇ, HÜSAMETTİN ÜNLÜOĞLU ve AHMET ÇADIRCI, 2009-2011 yıllarında MEHMET GÜLERYÜZ, MECİT BEŞTEPE, SELİM EVCİ, AYDIN BAĞARDI ve HÜSEYİN KARABEY, 2011-2013 yılları arasında MEHMET GÜLERYÜZ, MERAL OKAY, OĞUZ MAKAL, HÜSEYİN KARABEY, UFUK GÜRGENÇ, SEMİH KAPLANOĞLU, 2013-2015 yıllarında MEHMET GÜLERYÜZ, Semih KAPLANOĞLU, HÜSEYİN KARABEY ve Mecit BEŞTEPE, 2015-2017 yıllarında MEHMET GÜLERYÜZ, Semih KAPLANOĞLU, HÜSEYİN KARABEY, Mecit BEŞTEPE ve Selim EVCİ görev almıştır.
SETEM-Sinema ve Televizyon Eseri sahipleri Meslek Birliğinin mevcut yönetimi Başkan MEHMET GÜLERYÜZ, As Başkan Semih KAPLANOĞLU, Genel Sekreter HÜSEYİN KARABEY, Sayman Ahmet ÇADIRCI ve Üye Mecit BEŞTEPE’den oluştmaktadır.
Askerî Yargıtay, 6 Nisan 1914 tarihinde kurulmuş, 16 Nisan 2017 tarihli Anayasa değişikliği sonucunda Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) ile birlikte kapatılmıştır. Mahkemenin kapatıldıktan sonraki görevleri Yargıtay‘a devredilmiştir
Askeri Yargıtay, Türk Yargı Sistemi içinde askerî ceza yargısı yapan bir kurum olarak yer aldığı dönemde, askeri mahkemeler tarafından verilen karar ve hükümlerin temyiz incelemesini yapmakla görevli mahkeme olmuştur. Ayrıca, askerlerin yasayla belirlenmiş bazı davalarına ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmıştır.
Mahkemenin üyeleri, birinci sınıf askerî hâkimler arasından seçilmiştir. Askerî Yargıtay Genel Kurulunun üye tam sayısının salt çoğunluğu ve gizli oyla, her boş yer için üçer aday belirlenmiş ve seçilen adaylar arasından cumhurbaşkanı tercihte bulunmuş, görev yapacak üyeler bu şekilde belirlenmiştir. Askerî Yargıtay başkanı, başsavcısı, ikinci başkanı ve daire başkanları, üyeler arasından rütbe ve kıdem sırasına göre atanmıştır.
Askeri Yargıtay’ın Başkanı ise her sene toplanan Yüksek Askeri Şura tarafından, üyeler arasından birinin generalliğe veya amiralliğe yükseltilmesi ile seçilmiştir. Mahkemenin kuruluşu, işleyişi, üyelerinin disiplin ve özlük işleri, mahkemelerin bağımsızlığı, hâkimlik teminatı ve askerlik hizmetlerinin gerekleri, 1600 Sayılı Askeri Yargıtay Kanunu ile düzenlenmiştir. Anayasada belirtildiği üzere cezai sorumluluklarından kaynaklanan yargılamaların Anayasa Mahkemesi üyelerinden oluşan, Yüce Divan tarafından gerçekleştirilmesi öngörülmüştür.
Askerî Yargıtay Binası (Kapatılmadan Önce)
Askeri Yargıtay’ın Görevleri
Askeri mahkemelerden verilen ve kesin olmayan hüküm ve kararları son yargı yeri olarak inceleyip karara
bağlamak; askeri yargıda kanun hükümlerinin ve hukuk kurallarının uygulanmasında birliği sağlamak, gerektiğinde kurulları arasında beliren içtihat uyuşmazlıklarını birleştirmek; Başkanın, Başsavcının, İkinci Başkanın, daire başkanlarının ve üyelerin askeri yargıya tabi şahsi suçlarına ilişkin ceza davalarına ve kanunlarda gösterilen diğer davalara ilk ve son yargı yeri olarak bakmak.
Askeri Yargıtay Başkanının Görevleri
Askeri Yargıtayı temsil etmek, verimli ve düzenli çalışmasını sağlamak ve bu yolda uygun göreceği tedbirleri almak, dairelerin çalışma durumları hakkında gerekli gördüğü bilgileri yazı ile istemek; kurullara başkanlık etmek; üyeler arasından Genel Sekreteri seçmek; başkan, başsavcı ve üyelerin lüzumunda Yüksek Disiplin Kuruluna sevkleri için gerekli işlemleri yapmak; önemli geçici işlerde veya başkanlık ettiği kurullarda dosya tetkik etmek üzere üye veya tetkik hakimleri görevlendirmek; memur ve idari görevlilerini denetlemek veya denetletmek, hizmetin gereklerine göre uygungöreceği yerlerde görevlendirmek.
Çocuklara Karşı Nafaka Yükümlülüğü Konusundaki Kararların Tanınması ve Tenfizine İlişkin Sözleşme, 15 Nisan 1958 tarihinde La Haye’de düzenlenerek kabul edilmiştir. Sözleşme 2 Ekim 1973 tarihinde La Haye’de yeniden düzenlenmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin anılan La Haye Sözleşmesinin 34 üncü maddesine uygun olarak, 26 ncı maddenin 2nci ve 3 üncü fıkralarında öngörülen civar ve sıhri hısımlar arasındaki nafaka yükümlülüğüne ilişkin kararlar ve sulhler ile nafakanın belirli aralıklarla ödenmesini hükme bağlamayan kararlar ve sulhleri tanımamak hakkı saklı tutulmak kaydıyla” onaylanmıştır.
Çocuklara Karşı Nafaka Yükümlülüğü Konusundaki Kararların Tanınması ve Tenfizine İlişkin Sözleşme
Bu Sözleşmeyi imzalayan Devletler,
Büyüklere karşı nafaka yükümlülüğü konusundaki kararların karşılıklı olarak tanınması ve tenfizini düzenlemek için müşterek hükümler tesis etmeyi arzu ederek,
Bu hükümler ile Çocuklara Karşı Nafaka Yükümlülüğü Konusundaki Kararların Tanınması ve Tenfizine İlişkin 15 Nisan 1958 tarihli Sözleşmenin hükümleri arasında ahenk sağlamak arzusunu taşıyarak,
Bu amaçla bir Sözleşme akdetmeyi kararlaştırmışlar ve aşağıdaki hükümlerde mutabık kalmışlardır:
BÖLÜM I
Sözleşmenin Uygulama Alanı
Madde 1
Bu Sözleşme, nesebi sahih olmayan bir çocuğu karşı nafaka yükümlülüğü de dahil, aile, hısımlık, evlilik veya sıhriyet ilişkilerinden doğan nafaka yükümlülüğü konusunda, bir Akid Devletin adli ve idari mercileri tarafından verilmiş olan:
Bir nafaka alacaklısı ile nafaka borçlusu veya,
Bir nafaka borçlusu ile bir nafaka alacaklısına yaptığı ödemelerin iadesini talep eden bir kamu kurumu,
Arasındaki kararlar hakkında uygulanır.
Sözleşme, bu merciler önünde ve bu kişiler arasında anılan yükümlülüklere ilişkin olarak yapılan sulhlere de uygulanır.
Madde 2
Sözleşme, niteliklerine bakılmaksızın, kararlara ve sulhlere uygulanır.
Sözleşme, Akid olmayan bir Devlette verilmiş veya yapılmış dahi olsa, önceki bir kararı veya sulhu değiştiren kararlara veya sulhlere de uygulanır.
Sözleşme, nafaka talebinin milletlerarası veya milli niteliği dikkate alınmaksızın ve tarafların uyrukluk ve mutad meskenlerine bakılmaksızın uygulanır.
Madde 3
Karar ve sulhün münhasıran nafaka yükümlülüğüne ilişkin olması halinde, Sözleşmenin etkisi sadece nafaka yükümlülüğü ile sınırlıdır.
BÖLÜM II
Kararların Tanınması ve Tenfizi Şartları
Madde 4
Akid Devletlerden birinde verilmiş olan karar:
Yedinci veya 8. maddelere göre yetkili sayılan bir merci tarafından verilmişse ve.
Karar hakkında verildiği Devlette mutad kanun yollarına başvurulması mümkün değilse,
Diğer bir Akid Devlette tanınacak veya hakkında tenfiz kararı verilecektir.
Mutad kanun yollarının açık bulunmasına rağmen, geçici olarak icra edilebilen ara kararları ve geçici tedbirler, talep edilen Devlette benzer kararların verilebilmesi, icra edilebilmesi halinde, bu Devlet tarafından tanınacak veya haklarında tenfiz kararı verilecektir.
Madde 5
Bununla beraber, kararın tanınması veya tenfizi aşağıdaki hallerde reddedilebilir:
Kararın tanınması veya tenfizinin talep edilen Devletin kamu düzeniyle açıkça bağdaşmaması veya,
Kararın usul işlemlerinde yapılan bir hilenin sonucu olması veya,
Tarafları ve konusu aynı olan bir davanın daha önce talep edilen Devletin bir merciinde açılmış ve görülmekte olması veya,
Kararın talep edilen Devlette veya talep edilen Devlette tanıma ve tenfiz için gerekli şartları haiz olsa dahi başka bir Devlette aynı konuda ve aynı taraflar arasında verilmiş bir kararla bağdaşmaması.
Madde 6
Bir gıyap kararı, ancak talebin başlıca unsurlarını kapsayan dava dilekçesi gaip tarafa kararın verildiği Devletin hukuku uyarınca tebliğ edildiği ve hal ve şartlara göre gaip tarafa savunması için yeterli bir süre verildiği takdirde tanınabilir veya hakkında tenfiz kararı verilebilir. Beşinci madde hükümleri saklıdır.
Madde 7
Sözleşmenin uygulanması bakımından kararın verildiği Devletin mercii aşağıdaki hallerde yetkili sayılır:
Nafaka borçlusu veya alacaklısının mutad meskeninin davanın açıldığı sırada kararın verildiği Devlette bulunması veya,
Nafaka Borçlusu veya alacaklısının davanın açıldığı sırada, kararın verildiği Devlet vatandaşlığını haiz olması veya,
Davalının açıkça veya yetki konusunda hiçbir itirazda bulunmaksızın davanın esasına girmek suretiyle bu merciin yetkisini kabul etmesi.
Madde 8
Nafaka alacağı hakkında karar vermiş olan Akid Devletin mercileri, bu nafakanın sözkonusu Akid Devletin talep edilen Devletin hukukuna göre, yetkili kabul olunan mercii önünde vuku bulmuş olması halinde, sözleşmenin uygulanması bakımından yetkili sayılırlar. Yedinci madde hükümleri saklıdır.
Madde 9
Talep edilen Devletin mercii, kararın verildiği Devletin merciinin kendi yetkisini tespit için dayandığı vakalarla bağlıdır.
Madde 10
Kararın nafaka konusunda birden fazla talebe ilişkin olması ve tanıma ve tenfizin bu taleplerin tümü için kabul edilememesi hallerinde, talep edilen devletin mercii Sözleşmeyi kararın tanınabilecek veya tenfiz edilebilecek kısmına uygular.
Madde 11
Nafakanın kararda belirli aralıklarla ödenmesinin öngörülmesi halinde, tenfiz kararı birikmiş nafaka borçlarını olduğu gibi, işleyecek nafaka borçlarını da kapsar.
Madde 12
Sözleşmede aksine bir hüküm bulunmaması halinde, talep edilen Devletin mercii kararın esasına ilişkin hiçbir inceleme yapamaz.
BÖLÜM III
Kararların Tanınması ve Tenfizi Usulü
Madde 13
Sözleşmede aksine bir hüküm bulunmaması halinde. kararın tanınması veya tenfizi usulü talep edilen Devletin hukukuna tabidir.
Madde 14
Bir kararın kısmen tanınması veya tenfizi her zaman talep edilebilir
Madde 15
Kararın verildiği Devlette adli müzaheretten veya masraf muafiyetinden kısmen veya tamamen yararlanmış olan nafaka alacaklısı, tanımaya veya tenfize dair bütün usul işlemlerinde de, talep edilen Devletin hukukunun öngördüğü en ziyade müzaheretten veya en geniş muafiyetten yararlanır.
Madde 16
Sözleşmede öngörülen usul işlemlerindeki masrafların ödenmesini teminat altına almak üzere, her ne ad altında olursa olsun hiçbir kefalet veya teminat istenemez.
Madde 17
Bir kararın tanınmasını veya tenfizini talep eden taraf talebine aşağıdaki belgeleri eklemelidir:
Kararın tam ve aslına uygun bir örneği:
Verildiği Devlette karar hakkının mutad kanun yollarına başvurulamayacağını ve gerekiyorsa, kararın bu Devlette İcra edilebilir olduğunu kanıtlayacak bir belge;
Kararın gıyahta verilmesi halinde, talebin başlıca unsurlarını kapsayan dava dilekçesinin, gaif tarafa kararın verildiği Devletin hukukuna uygun şekilde tebliğ edildiğini veya bildirildiğini kanıtlayacak bir belgenin aslı veya aslına uygunluğu onaylanmış bir örneği.
Gerektiğinde, kararın verildiği Devlette adli müzaheretten veya masraf muafiyetinden yararlandığını kanıtlayacak bir belge;
Talep edilen Devletçe istenmemesi hali dışında, yukarıda belirtilen belgelerin aslına uygunluğu onaylanmış tercümeleri.
Yukarıda belirtilen belgelerin ibraz edilmemesi veya talep edilen Devlet Mercii tarafından karar muhtevasından Sözleşmenin şartlarının yerine getirildiğinin belirlenememesi halinde, bu merci gerekli bütün belgelerin ibrazı için belirli bir süre tayin eder.
Sözkonusu belgelerin ayrıca onaylanması veya benzer bir işleme tabi tutulması istenmez.
BÖLÜM IV
Kamu Kuruluşlarına İlişkin Tamamlayıcı Hükümler
Madde 18
Bir nafaka alacaklısına ödediği nafakaların borçludan iadesini takip eden bir kamu kuruluşunun talebi üzerine, bu nafaka borçlusu aleyhinde verilmiş olan karar, aşağıdaki hallerde Sözleşmeye uygun olarak tanınacak ve hakkında tenfis kararı verilecektir:
Yapılan ödemenin tabi olduğu kanuna göre, bu kuruluş tarafından tahsil edilebilmesi ve,
Talep edilen Devletin Devletler Özel Hukuku tarafından tayin edilen iç hukukuna göre asıl alacaklı ile borçlu arasında bir nafaka yükümlülüğünün bulunmaması.
Madde 19
Bir kamu kuruluşunun tabi olduğu kanun bir kararın tanınmasını veya tenfizini alacaklı yerine tam yetki ile talep etme hakkını kendisine veriyorsa, bu kamu kuruluşu nafaka alacaklısı ile borçlusu arasında verilmiş olan kararın tanınmasını veya tenfizini alacaklıya yaptığı ödemeler nisbetinde talep edebilir.
Madde 20
Tanıma veya tenfizi talep eden kamu kuruluşu 18. maddenin birinci fıkrasında veya 19. maddede öngörülen şartları haiz olduğunu belirten ve ödemelerin nafaka alacaklısına yapıldığını kanıtlayaan her türlü belgeyi ibraz etmelidir. Onyedinci madde hükümleri saklıdır.
BÖLÜM V
Sulhler
Madde 21
Yapıldığı Devlette icra edilebilen sulhler, kararlarına tabi olduğu aynı şartlar altında ve bu şartların sulhlere de uygulandığı ölçüde tanınacak veya haklarında tenfiz kararı verilecektir.
BÖLÜM VI
Çeşitli Hükümler
Madde 22
Mevzuatı para transferlerine kısıtlamalar koyan Akid Devletler, nafaka olarak ödenmek veya Sözleşme çerçevesindeki nafaka talepleri için yapılan masrafları karşılamak üzere tahsis edilen paraların transferlerine birinci derecede öncelik tanıyacaklardır.
Madde 23
Bu Sözleşme, bir kararın veya bir sulhün tanınmasını veya tenfizini sağlamak için, kararın verildiği veya sulhün yapıldığı Devlet ile talep edilen Devleti bağlayan uluslararası başka bir belgeye veya talep edilen Devletin iç hukukuna başvurulmasına engel değildir.
Madde 24
Sözleşme, karar tarihine bakılmaksızın uygulanır.
Kararın, verildiği Devlet ile talep edilen Devlet arasında Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden önce verilmiş olması halinde, talep edilen Devlette, bu karar hakkında sadece yürürlüğe giriş tarihinden sonra muaccel olacak borçlar için tenfiz kararı verilecektir.
Madde 25
Her Akid Devlet aynı beyanı yapmış olan devletlerle ilişkilerinde, Sözleşme hükümlerinin resmi bir merci veya memur önünde düzenlenmiş ve düzenlendiği Devlette geçerli ve icrası mümkün resmi senetlere, Sözleşme hükümlerinin bunlara uygulanabildiği ölçüde teşmil edileceğini her zaman beyan edebilir.
Madde 26
Her Akid Devlet, 34. maddeye uygun olarak aşağıdaki hallerde tanıma veya tenfiz talebini reddetme hakkını saklı tutabilir:
Alacaklının evliliğinden veya yirmibir yaşını bitirdikten sonraki döneme ait olup, alacaklının eşi veya eski eşi dışındaki bir borçlu tarafından verilmesi gerekli nafakaya ilişkin kararlar ve sulhler;
a) Civar hsımları ve
b) Sıhri hısımlar,
arasındaki nafaka yükümlülüğüne ilişkin karar ve sulhler,
Belirli aralıklarla nafaka ödenmesini hükme bağlamayan kararlar ve sulhler.
Bir ihtirazi kayıtta bulunmuş olan Akid Devlet, sözleşmenin kendi ihtirazi kaydına konu olan kararlara ve sulhlere uygulanmasını talep edemez.
Madde 28
Bir Akid Devletin nafaka yükümlülüğü konusundaki kararların tanınması ve tenfizine farklı hukuk sistemlerinin uygulandığı iki veya daha çok bölgeye sahip bulunması halinde:
Kararın verildiği Devletin kanununa, usul hükümlerine veya merciine yapılan her atıftan, kararın verildiği bölgenin kanunu, usul hükümleri veya mercii anlaşılır.
Talep edilen Devletin kanununa, usul hükümlerine veya merciine yapılan her atıftan, kararın tanınması veya tenfizi talep edilen bölgenin kanunu, usul hükümleri veya mercii anlaşılır.
Birincisi ve 2. fıkraların uygulanmasında, gerek kararın verildiği Devletin kanununa veya usul hükümlerine gerekse talep edilen Devletin kanununa veya usul hükümlerine yapılan her atıftan, Akid Devleti teşkil eden o bölgede geçerli ve konuyla ilgili bütün hukuk kuralları ve ilkeleri anlaşılır.
Kararın verildiği Devlette nafaka alacaklısının veya borçlusunun mutad meskenine yapılan her atıftan, o kişinin kararın verildiği bölgedeki mutad meskeni anlaşılır.
Her Akid Devlet bu kurallarının bir veya birkaçını, Sözleşmenin bir veya birçok hükümlerine uygulamayacağını her zaman beyan edebilir.
Madde 29: Bu sözleşme, taraf olan Devletler arasındaki ilişkilerde 15 Nisan 1958 tarihinde Lahey’de akdedilmiş “Çocuklara Karşı Nafaka Yükümlülüğü Konusundaki Kararların Tanınması ve Tenfizine İlişkin Sözleşme’nin”nin yerini alır.
BÖLÜM VII
Son Hükümler
Madde 30
Bu Sözleşme, Devletler Özel Hukuku Lahey Konferansı’nın Onikinci dönem toplantısı sırasında, üyesi bulunan Devletlerin imzasına açıktır.
Sözleşme onaylanacak, kabul veya tasvip edilecek ve onay, kabul veya tasvip belgeleri Hollanda Dışişleri Bakanlığına tevdi edilecektir.
Bölüm 31
Onikinci dönem toplantısından sonra Konferansa üye olan veya Birleşmiş Milletler Teşilatına veya onun bir ihtisas kuruluşun mensup veya Uluslararası Adalet Divanının Statüsüne taraf bulunan her Devlet bu Sözleşmeye 35. maddenin 1. fıkrası uyarınca yürürlüğe girmesinden sonra da katılabilir.
Katılma belgesi Hollanda Dışişleri Bakanlığına tevdi edilecektir.
Katılma yalnızca katılan Devletle 37. maddenin 3. fıkrasında öngörülen tebliğin alınmasından sonraki oniki ay içinde bu katılmaya karşı bir itirazdermeyan etmemiş olan akid Devletler arasındaki ilişkilerde hüküm ifade eder.
Böyle bir itiraz, Sözleşmenin, katılmadan sonra vuku bulacak onaylanması, kabulu veya tasvibi sırasında da her üye devlet tarafından dermeyan edilebilir. Bu itirazlar Hollanda Dışişleri Bakanlığına tebliğ edilecektir.
Madde 32
Her Devlet, imza, onay, tasvip kabul veya katılma sırasında Sözleşmenin uluslararası alanda temsil ettiği toprakların tümüne veya bunlardan birine veya birkaçına teşmil olunacağını beyan edebilir. Bu beyan, Sözleşmenin sözkonusu Devlet için yürürlüğe girdiği tarihte hüküm ifade edecektir.
Bundan sonra yapılacak bu nitelikteki her teşmil Hollanda Dışişlei Bakanlığına tebliğ edilecektir.
Teşmil 37. maddenin 4. fıkrasında öngörülen tebliğin alınmasını izleyen oniki ay içinde, teşmile karşı itiraz dermeyan etmemiş olan Akid Devletlerle, uluslararası ilişkileri bir Akid Devlet tarafından sağlanan ve sözkonusu tebliğe konu olmuş bulunan ülke veya ülkeler arasındaki ilişkilerde hüküm ifade eder.
Böyle bir itiraz, Sözleşmenin, teşmilden sonra vuku bulacak onaylanması, kabulu veya tasvibi sırasında da her üye Devlet tarafından dermeyan edilebilir.
Bu itirazlar, Hollanda Dışişleri Bakanlığına tebliğ edilecektir.
Madde 33
Nafaka yükümlülüğü konusundaki kararların tanınmasına veya tenfizine uygulanan çeşitli hukuk sistemlerinin bulunduğu iki veya daha çok bölgeye sahip olan her Akid Devlet, imza, onay, kabul, tasvip veya katılma sırasında, bu Sözleşmenin, bu bölgelerin tümüne veya bunlardan birine veya birkaçına teşmil olunacağını beyan edebilir ve yeni bir beyan yapmak suretiyle bu beyanı her zaman değiştirilebilir.
Sözleşmenin hangi bölgeye uygulanacağını açıkça belirtecek olan bu beyanlar Hollanda Dışişleri Bakanlığına tebliğ edilecektir.
Nafaka yükümlülüğü konusundaki bir kararın tanınmasını talep edildiği tarihte, kararın verdiği toprak biriminde Sözleşme uygulanmıyorsa, diğer Akid Devletler bu kararın tanınmasını reddedebilirler.
Madde 34
Her Devlet, en geç, onay, kabul, tasvip veya katılma sırasında 26. maddede öngörülen ihtirazi kayıtlardan birini veya birkaçını dermeyan edebilir. Başka hiçbir ihtirazi kayıt kabul edilmeyecektir.
Aynı şekilde her Devlet, 32. maddeye uygun olarak Sözleşmenin teşmilini tebliğ ederken, teşmile konu olan bölgelerin tümü veya bunların bazılarıyla sınırlı hüküm ifade etmek üzere, sözkonusu ihtirazi kayıtlardan birini veya birkaçını dermeyan edebilir.
Her Akid Devlet, dermeyan etmiş olduğu ihtirazi kaydı her zaman geri alabilir. Bu geri alma Hollanda Dışişleri Bakanlığına tebliğ edilecektir.
İhtirazi kaydın hükmü yukarıdaki fıkrada öngörülen tebliği izleyen üçüncü takvim ayının birinci günü sona erecektir.
Madde 35
Sözleşme, 30. maddede öngörülen onay, kabul veya tasvip belgelerinden üçüncüsünün tevdiini izleyen üçüncü takvim ayının birinci günü yürürlüğe girecektir.
Bilaher Sözleşme:
– Sonradan onaylayan, kabul eden veya tasvip eden her imzalayan Devlet için onay, kabul veya tasvip belgesinin tevdiini izleyen üçüncü takvim ayının birinci günü;
– Katılan her Devlet için, 31. maddede öngörülen sürenin hitamını izleyen üçüncü takvim ayının birinci günü;
– Otuzikinci madde uyarınca, Sözleşmenin teşmil olunduğu bölgeler için, söz konusu madde öngörülen sürenin hitamını izleyen üçüncü takvim ayının birinci günü yürürlüğe girecektir.
Madde 36: Sözleşme, sonradan onaylayan, kabul veya tasvip eden veya katılan Devletler için dahil 35. maddenin 1. fıkrasına uygun olarak yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş yıl sürelidir.
Sözleşme fesholunmadıkça, beşer yıllık sürelerle zımmen yenilenecektir.
Fesih, beş yıllık sürenin hitamından en az altı ay önce Hollanda Dışişleri Bakanlığına tebliğ edilecektir. Fesih,
Sözleşmenin uygulandığı bölgelerin bazıları ile sınırlandırılabilir.
Fesih sadece, bunu bildiren Devlet için hüküm ifade eder. Sözleşme diğer Akid Devletler için yürürlükte kalacaktır.
Madde 37
Hollanda Dışişleri Bakanlığı Konferansın üyesi olan Devletlerle, 31. maddenin hükümlerine uygun olarak, Sözleşmeye katılacak devletlere aşağıdaki hususları tebliğ edecektir.
30. maddede öngörülen imzalama, onay, kabul ve tasvipleri;
Sözleşmenin 35. maddesinin hükümlerine uygun olarak, yürürlüğe gireceği tarih;
31. maddede öngörülen katılmaları ve bunların hüküm ifade edeceği tarihleri;
32. maddede öngörülen teşmilleri ve bunların hüküm ifade edeceği tarihleri;
31. ve 32. maddelerde öngörülen katılmalara ve teşmillere karşı yapılan itirazları;
25. ve 32. maddelerde sözü edilen beyanları;
36. maddede öngörülen fesihleri;
26. ve 34. maddelerde öngörülen ihtirazi kayıtları ve 34. maddede öngörülen ihtirazi kayıtların geri alınmasını.
Bunu teyyiden, usulüne uygun şekilde yetkili kılınmış aşağıdaki imza sahipleri bu Sözleşmeyi imzalamışlardır.
Fransızca ve İngilizce dillerindeki her iki metin de aynı şekilde geçerli olmak ve Hollanda Dışişleri Bakanlığı arşivlerine tevdi etmek ve aslına uygunluğu onaylı bir örneği, diplomasi yolu ile, Onikinci dönem Konferansı Üyesi bulunan Devletlere verilmek üzere, bir tek nüsha halinde, 2 Ekim 1973 günü Lahey’de düzenlenmiştir.
Sözleşmenin düzenlendiği tarih ve yer: 15 Nisan 1958, La haye. Yeniden düzenlenme tarihi ve yeri: 2 Ekim 1973 Lahey.
Sözleşme, Türkiye’de Çocuklara Karşı Nafaka Yükümlülüğü Konusundaki Kararların Tanınması ve Tenfizine İlişkin Sözleşme’nin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun ile onaylamıştır. Kanun No: 1620; Resmi Gazete, 27.09.1972; Sayı: 14319. 16 Şubat 1983 tarih ve 17961 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 8/5725 Sayılı Bakanlar Kurulu kararına göre, “Türkiye Cumhuriyeti’nin anılan Sözleşmenin 34 üncü maddesine uygun olarak, 26 ncı maddenin 2nci ve 3 üncü fıkralarında öngörülen civar ve sıhri hısımlar arasındaki nafaka yükümlülüğüne ilişkin kararlar ve sulhler ile nafakanın belirli aralıklarla ödenmesini hükme bağlamayan kararlar ve sulhleri tanımamak hakkı saklı tutulmak kaydıyla” onaylanmıştır.
Benim Umudum Var isimli eser hakkındaki eleştiri ve yorum yazısı, Senih Özay‘ın hukuk fakültesinden sınıf arkadaşı da olan Kıbrıslı Müzeyyen Yeşilada tarafından 27 Aralık 2019 tarihinde yazılmıştır.
Avukat Müzeyyen Yeşilada
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]Müzeyyen Yeşilada, 15 Nisan 1949 yılında Mağusa’da doğdu. Namık Kemal Lisesi ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Kamu yönetiminin çeşitli kademelerinde görev yapan Müzeyyen Yeşilada en son görev yaptığı Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı Hukuk İşleri Amirliği’nden 1995 yılında emekliye ayrılmıştır. Evli ve üç çocuk annesi olan Müzeyyen Yeşilada, Kamu Hizmeti Komisyonu üyeliği görevini de yürütmüştür. Lefkoşa’da avukat olarak görev yapmaktadır. Ali Atakan ve Salih Bayraktar’dan resim ve Özden Selenge’den de minyatür dersleri almıştır. XIV. Devlet Resim Heykel Sergisi teşvik ödülüne sahiptir.[/box]
Avukat Sayın Senih Özay’ın Müzeyyen Yeşilada tarafından yapılan karakalem portresi
Bu aslında bir eleştiri değil çünkü ben eleştirmen değilim. Eleştiri tamamıyla apayrı bir dal. Ve bilmediğim bir alan. Kitap hakkındaki düşüncelerimi naifçe kaleme aldığım bir yazı diyebilirim.
Bu kitap 11 saat süren içkili bir söyleşi etrafında oluşmuş. Kafalar dumanlı yani. Ve her şey doğaçlama.
Kitabın Kapağına Dair
Kapaktan başlamak istiyorum. Kapak çok önemli. Kitabın satışında ve tanıtımında etkili oluyor. Tasarımcı çok başarılı. Kapak içerikle bağlantılı. Yani kapağa baktığınız zaman içerik hakkında bir fikriniz oluyor. Kapak rengi soft ve etkileyici. Tasarımcı tarihi simge bir ismi kapağa koyarak kitabı daha güçlü kılıyor. Kapaktaki fotoğraf en etkili öğe ve sağ üst köşeye yerleştirilerek kitabın kahramanına vurgu yapıyor.
Kitabın İçeriğine Dair
Kitabın farklı bir içeriği var. Sıra dışı bir avukatın 50 yıllık hukuk serüvenindeki sıra dışı toplumsal, çevresel atakları, mücadeleleri karşılıklı soru cevap şeklinde doğaçlama olarak anlatılıyor. Bu da kitaba daha samimi bir hava veriyor ve daha kolay okunmasını sağlıyor.
Bu doğaçlama konuşmalar üzerinden Türkiye’nin ekonomisi, sosyolojisi, siyasi tarihi ve milletin olumsuzluklar karşısındaki psikolojisi, tutumu, toplumsal dinamizmin eksikliğini öğreniyorsunuz.
Aslında kitap, heyecanını, yüksek enerjisini ve coşkusunu bütün meslek hayatı boyunca devam ettiren, cesur ve inançlı sıra dışı bir avukatın ( risklerle dolu ) hukuksal yolculuğunda, sistemin ne kadar kötü çalıştığını ve insanların da bunu sessizce kabullenişini heyecanla ve aynı zamanda üzülerek okuyorsunuz.
Bu kitapta, bildiğiniz ama dillendiremediğiniz adalet sisteminin ve bürokrasinin kokuşmuşluğunun
açıkça yazıya dökülmüş halini görüyorsunuz. Baroların kanunsuzluklar karşısında çok etkili olmaları gerekirken ne kadar etkisiz ve silik kaldıklarına tanıklık ediyorsunuz.
Kitapta yargıçlık makamı ile avukatlık mesleğinin karşılıklı pozisyonları cesurca ve korkusuzca sorgulanıyor. Bence de sorgulanması gerekir. Sayfa 103 de dördüncü paragrafta yazılanlara da aynen katılıyorum.
Sivil itaatsizlik kavramının ne kadar önemli olduğunu, eğitimsiz kadınların bile sivil itaatsizlik içinde ne kadar etkili olabileceklerini görüyorsunuz. İnsanların nasıl da korktuğunu ama, bu korkuyu nasıl yendiğini, sivil itaatsizliğin dev bir güç haline gelip her şeyi ezip geçebileceğini öğreniyorsunuz.
Kıbrıs Harekatı
27.sayfanın ilk paragrafında ne güzel ve cesurca söylemişsin Senih Özay! Seni kutlarım, aynı duyguları paylaşıyorum. Kıbrıs harekatında ölenler için dava açman çok enteresan ve cesurca. Böyle davalar açıldığını bilmiyordum. Kimseden de duymadım. Ve bence çok doğru bir hareket. Ama böyle bir dava değil, davalar açılmasını ve karşılığında tazminat alınmasını aklım ve havsalam almıyor. Burada bile böyle bir dava açılamazken sen orda bunu nasıl başardın.
Otokontrollüsün ama her zaman şeffaf değilsin. Veya başka türlü ifade edeyim işine geldiğinde şeffafsın, işine gelmediğinde değilsin. Örneğin 20. Sayfada kendini tarif ediyorsun. Orada şeffaf olmadığını söylüyorsun.
106. sayfada İbrahim Aycan’ın sondan bir yukarıdaki cümlesine çok güldüm. Bağışla. Şövalye ruhlusun, bu kitapta söylediğin hemen hemen her şeye katılıyorum. Ve onaylıyorum. Sayfa 12’de irrite kelimesi üç yerde kullanıldı. Türkçesi kullanılabilirdi. Bu kitap karşılıklı soru cevap şeklinde olduğu için hoş karşılanabilirse de, ben yine de irrite kelimesinin Türkçesinin kullanılmasını tercih ederdim.
İbrahim Aycan ve Neyir Şeyda Musal’ı da bu kitap dolayısıyla tanımış oldum. Ellerine sağlık. Özellikle mesleğine tutkulu genç avukatların okuması gereken bir kitap diye düşünüyorum. Farklı, hareketli, heyecanlı, başarılı, adrenalin yüklü, tutkulu bir hayatın olmuş.
Kitaplaştırmaya değerdi. Kutlarım.
——————————————————————————————————————-
Aşağıdakiler Senih Özay ile ilgili eleştirilerdir
119. sayfada sözünü ettiğin test fakültede bana yapılmadı. Ama yapılmış olsaydı ben de aşk derdim.
Sayfa 20’de ikinci paragrafın ilk dört paragrafında söylediklerine aynen katılıyorum. Ama son üç satırında zeki erkeği tarif etmişsin. Tarifin de çok yanlış. Çok iyi bildiğim bir konu. Zeki bir erkeği ben söylediği tek kelimeden, görmesem bile gözünden tanırım. Uzun yıllar üstün zekaları tescilli, ödüllü dört erkekle beraber yaşadım. Hayatı paylaştım. Onlar beni, ben onları şekillendirdim. Biri dışardan gelmeydi. Üçü kendi canımdandı. Sen zeki erkek tanımında kendini tarif etmişşin. Kendince. Dolanarak söyleyecek gibi laflar ediyorsun. Genelleme yapamazsın.
Kitabın başka yerlerinde çok şeffaf olduğundan bahsediyorsun. Ya şeffafsın ya değilsin. Baban hakkında hiç dolandırmadan, doğrudan doğruya çok yalın duygularını ifade etmişsin ama. Kitabın başka yerlerinde de şeffaf olduğunu söylüyorsun. Ve kendi kendinle çelişiyorsun, ne yazık ki.
27. sayfada söylediklerin için sınıf arkadaşların seni linç edebilir.
Bu kitapta hiçbir yerde okuyamayacağım cesur ve korkusuz cümleler okudum. Dünyayı değiştirmeye çalışan coşkulu bir kavga adamının İronik tavrı beni güldürse de o gaddar ve acımasız bir çocuk. Yine de diyorum ki, İyi ki arkadaşımsın. Ama benim merak ettiğim bir husus var. Çevre için, insan için, toprak için bu kadar kendini harap eden sen bir an soluklanıp ben kendim için ne yapıyorum dedin mi? Harcadığın enerji, eforun sana getirisi-maddiyatı saymıyorum – başarı duygusu, beğenilme, takdir edilme alkışlanma sana yetiyor muydu? Tüm bu mücadeleli hayatı sen dolu dolu yaşarken fazla fazla sağlığından verdiğinin farkında değil miydin? Veya tüm kazanımların sana getirisi olan takdir, şöhret bana yetiyordu, sağlığımdan daha önemliydi mi diyordun? Farklı bir psiko-analitik bir durum bence.
Spor, lüks, uçak gibi araban vardı diyorsun, markası neydi. Burjuva seni.
Destansı bir hayatın olmuş. İyi ki arkadaşımsın ve hayatıma dokundun!
Platon Akademisi ve matematik tarihi açısından önemli bir filozof olan Proklos yaşamını yitirdi. (8 Şubat 412, Konstantinopolis – 17 Nisan 485, Atina) Yunan filozof Proklos, 8 Şubat 412 yılında doğdu. Likya’nın güney kıyısındaki Ksanthos’ta büyüdü. Olympiodorus’un yanında felsefe öğrendi. Aristoteles’in eserlerini inceledi. İskenderiye’de felsefe, matematik ve hukuk eğitimi aldıktan sonra Atina’ya döndü. Platon Akademisi’ni yönetti. Diadochus unvanını kazandı. Ölümüne kadar Akademi’nin başında kaldı. Bizans mahkemelerinde kıdemli bir hukukçu ve muhakemesi güçlü bir diyalektik ustası idi. Hiç evlenmedi. Çağdaşları tarafından büyük saygı gördü. Aynı zamanda büyük bir şairdi. Yunan geometrisinin erken tarihi hakkında ana kaynak olan Öklid Üzerine Yorum (Commentary on Euclid) adlı eseri yazdı. 17 Nisan 485’te öldü. Onuruna Ay’daki bir kratere adı verildi.
1903
Türkiye’nin ilk kadın rektörü ve ilk kadın kimyacı Ayşe Safvet Rıza Alpar doğdu. (Ölümü: 1 Şubat 1981)
1916
Sri Lankalı politikacı ve Dünyanın ilk kadın başbakanı Sirimavo Ratwatte Dias Bandaranaike doğdu. (Ölümü: 10 Ekim 2000) 1960-65, 1970-77 ve 1994-2000 yılları arasında 3 kez başbakanlık yaptı.
Tanin gazetesi sahibi ve başyazarı Hüseyin Cahit Yalçın tutuklandı.
1929
Umumi Hıfzıssıhha Kanunu, Gerekçesi, Başbakanlık tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine “Umumî Ilıfzıssıhha kanunu esbabı mucibe lâyihası” adıyla 17 Nisan 1929 tarihinde sunuldu. 24 Nisan 1930 tarihinde 1593 kanun numarası ile mecliste kabul edildi, 6 Mayıs 1930 tarihli Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kanun aradan geçen zamanda kısmi değişikliklere uğradı.
1939
Hatay Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen ve Başbakanı Abdurrahman Melek, Türk mebusu sıfatıyla TBMM’de yemin etti.
1940
Köy Enstitüleri Kanunu, 17 Nisan 1940 tarihinde 3803 sayılı yasa olarak mecliste kabul edildi ve 22 Nisan 1940 tarihinde Resmî Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. Yasa ile 1936 yılında başlanan eğitmen projesi, Köy Enstitüsü projesine dönüştürüldü.
1946
Suriye, Fransız Mandası’ndan bağımsızlığını ilan etti. Bağımsızlık günü, Eid-ul Jalaa adıyla ulusal resmi tatil günü ilan edildi.
1957
Atatürk Orman Çiftliğinden arazi satılabilmesine olanak tanıyan kanun kabul edildi.
1961
İşçiye “Şartlı grev hakkı” veren Anayasa’nın 46. maddesi Temsilciler Meclisi’nde kabul edildi. İşverenlere lokavt hakkı verilmesi hususunda anayasaya bir madde eklenmesini isteyen temsilcilerin önerisi ise reddedildi.
ABD’de, Nixon yönetiminin 1972 seçimlerinde siyasal rakiplerini yasa dışı dinleme faaliyetleri açığa çıkarıldı. Watergateadıyla anılan skandala adı karışan üç danışman ve bir savcı istifa etti.
1972
Anayasa Mahkemesi’nin usul yönünden iptal ettiği Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın ölüm cezalarının infazına ilişkin kanunun yerine düzenlenen yeni tezkere, Meclis Adalet Komisyonu’nda 3 CHP milletvekilinin red oyuna karşılık 14 oyla yeniden kabul edildi.
1972
Yılmaz Güney, 23 Mayıs 1971’de karikatürist Turhan Selçuk’u gözaltında iken dövmekten sanık 3 polisin duruşmasında tanıklık yaptı.
1974
Sol Yayınlarından çıkan “Halk Savaşı, Halk Ordusu” adlı kitapta komünizm propagandası yapıldığı iddiasıyla yayınevi yönetmeni Muzaffer Erdost 7,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Cenazelerin Nakli Antlaşması, Türkiye, tarafından 17 Nisan 1975 tarihinde 1887 sayılı Kanunla kabul edildi. “Cenazelerin Nakli Anlaşması”nın onaylanması; Dışişleri Bakanlığı’nın 20/5/1975 günlü ve ASGM (ASKD) – 702.478/543 sayılı yazısı üzerine, 31/5/1963 günlü ve 244 sayılı Kanunun 3. ve 5. maddelerine göre, Bakanlar Kurulu’nca 3/6/1975 tarihinde kararlaştırıldı.
1976
İstanbul Barosu’nun, “Kan Dökmeye Son” mitingine 1000 civarında avukat katıldı.
1978
Nükleer Araştırma Merkezi’nde bomba yaptıkları iddiasıyla Ülkü Ocakları eski başkanlarından Muharrem Şemsek gözaltına alındı.
1980
CHP Adana İl Başkanı Avukat Ahmet Albay, Adana’da uğradığı faşist saldırı sonrası yaralandı. Tedavi için götürüldüğü Ankara’daki hastanede 3 Mayıs 1980’de hayatını kaybetti.
1981
12 Eylül Darbesi’nden sonra 12 Nisan 1981 tarihinde İdealtepe’de bir eve düzenlenen baskınla gözaltına alınan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Nurettin Yedigöl tutuklu bulunduğu cezaevinde kaybedildi. Son kez 17 Nisan 1981’de görüldüğü anlaşıldı. Ailesi, 15 Şubat 2013 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Ancak Mahkeme, 10 Aralık 2015 tarihinde, başvuruyu zaman bakımından yetkisizlik gerekçesiyle kabul edilemez buldu. (Başvuru No: 2013/1566) Yasal takibat 2 Şubat 2015’te İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından zamanaşımı gerekçesiyle sonlandırıldı.
1982
Kanada Anayasası, Birleşik Krallık Parlamentosu tarafından Kanada’nın isteği üzerine çıkarıldı. Yasayla Kanada’nın, anayasası üzerinde yapacağı değişiklikler için Birleşik Krallık’ın onayını alma zorunluluğu kaldırıldı.
1990
Amerikalı rahip, Güneyli Hristiyan Liderler Konferansı kurucusu ve Siyahi Hakları önderi Ralph David Abernathy yaşamını yitirdi. (Doğumu: 11 Mart 1926) Martin Luther King ile birlikte 1955’te ırk ayrımcılığı protestosu için Montgomery’de otobüs boykotunu düzenledi. 1957’de M. Luther King ile Güneyli Hristiyan Liderler Konferansı’nı kurdu. 1977 yılına kadar Güneyli Hristiyan Liderler Konferansı’nın başkanlığını yaptı. 1989 yılında kendi hayat öyküsünün yer aldığı And the Walls Came Tumbling Down (Ve Duvarlar Yıkılmaya Başlar) adlı kitabını yayımladı. Fikirleri ve protestoları nedeniyle ırkçı beyaz gruplar tarafından çoğu kez saldırıya uğradı.
1993
Türkiye Cumhuriyeti’nin sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi.
1995
DGM’de Akın Birdal’ın duruşmasını izledikten sonra yakınlarının bulunması için Mahkeme Heyeti’ne bağırdıkları gerekçesiyle tutuklanan Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak ile Hasan Gülünay’ın eşi G.Birsen Gülünay’a 1 ay hapis cezası verildi ve Ankara/ Merkez Cezaevi’ne konuldu.
1995
Düşünceye Özgürlük kitabına ilişkin soruşturmada DGM; 1.080 kişinin ifadeleri almaya başladı.
1995
Yaşar Kemal “Düşünce Özgürlüğü ve Türkiye” kitabının toplatılmasına yapılan itirazın reddi üzerine Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na başvurdu.
1996
Aralarında 29 Şubat 1996’da Meclis’te pankart açıp tutuklandıktan sonra verilen ara kararla tahliye edilen öğrencilerden 3’ünün de bulunduğu Üniversite Öğrenci Koordinasyonu üyesi 50 civarında öğrenci, Ankara’da evleri polisçe basılarak gözaltına alındı.
1997
İrlanda doğumlu bir İsrailli avukat, politikacı, general ve yazar Chaim Herzog yaşamını yitirdi. (Doğumu: 17 Eylül 1918) University of London’da hukuk eğitimi aldı. Lincoln’s Inn’de avukatlık yaptı. Yahudi Öğrenciler Birliği’nin Başkanı olarak görev yaptı. 1972’de kurucu ortağı olduğu Herzog, Fox & Ne’eman İsrail’in en büyük hukuk firmalarından biri oldu. 1975 ve 1978 yılları arasında İsrail’in Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi olarak görev yaptı ve bu sıfatla BM Genel Kurulu’nun 3379 sayılı “Siyonizm Irkçılıktır” kararını reddetti. 1983 ile 1993 yılları arasında İsrail’in altıncı Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı.
2002
Yayıncı, yazar, Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) parti meclisi üyesi Melih Pekdemir’in 3 yıl 9 ay hapis cezası Yargıtay tarafından onandı. Pekdemir “Öç Alan Devlet mi?” kitabında ‘PKK propagandası yapmaktan TCK’nın 169. Maddesi gereğince mahkûm edilmişti.
2003
“Büyük Adam Küçük Aşk” filminde “devleti küçük düşürmek ve emniyet güçlerine güveni zedelemek” suçlamasıyla hakkında 1 ile 3 yıl arası hapis cezası istemiyle dava açılan yönetmen Handan İpekçi’nin yargılanmasına başlandı.
Atılım gazetesi yazarı, Yayıncı ve Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu sözcüsü Necati Abay, 13 Nisan 2003’te İstanbul/Kadıköy’deki evinden İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi polislerince gözaltına alındıktan sonra 17 Nisan 2003’te İstanbul/Beşiktaş’taki Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) savcılığına çıkarıldı, tutuklama talebiyle Sorgu Hâkimliğine sevk edildi. Sorgusunun ardından serbest bırakıldı. Aynı gün yapılan itiraz üzerine DGM tarafından tutuklanarak Tekirdağ F Tipi Cezaevine götürüldü.
2004
Makedon komünist kadın direnişçi Fana Koçovska yaşamını yitirdi. (Doğumu: 27 Temmuz 1927) Yugoslavya’nın ulusal kahramanları arasında yer alan en genç kişidir. Çocuk yaşta Nazilere karşı mücadelede gösterdiği kahramanlıklarıyla bilinir.
2004
Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu “Koruma imar planı yapılmamış doğal sit alanına hidro elektrik santral yapılamaz” yönündeki ilke kararıyla Fırtına Vadisi’ne baraj yapılmasına ilişkin kararı iptal etti. Mesut Yılmaz tarafından temeli atılan çevrecilerin büyük tepkilerine yol açan Dilek-Güroluk Hidroelektrik Santralı’nın inşaatı, Trabzon İdare Mahkemesi’nce daha önce iki kez durdurulmuş, ancak bu kararlar Bölge İdare Mahkemesi tarafından bozulmuştu.
2005
KKTC’de (Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti) Başbakan ve Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat ilk turda cumhurbaşkanı seçildi.
2006
25 yaşındaki Yasin Hayal Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’nce altı yıl sekiz ay hapis cezasına çarptırıldı. Hayal 2004’te Mc Donald’s’ın kapısında bomba patlatmış, olayda beşi çocuk altı kişi yaralanmıştı. Hayal bombayı ABD’nin Irak’ı işgalini protesto için patlattığını söylemişti.
2007
Avrupa’da kadınlara seçilme hakkını veren ilk ülke olan Finlandiya’nın Başbakanı Matti Vanhanen 20 bakanlıktan 12’sine kadın vekil atadı. Hükümette kadın oranı yüzde 60’a yükseldi.
2007
Türkiye Barolar Birliği’nin eski Başkanlarından Eralp Özgen yaşamını yitirdi. (d. 1936)
2008
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda değişiklik öngören tasarı TBMM’de kabul edildi. Emeklilik yaşı 65’e çıkarıldı. Emeklilikte SSK (SGK) kapsamında çalışanlarda aranan 7 bin günlük prim ödeme gün sayısı 7 bin 200’e yükseltildi.
2009
Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan 39 kişiden 8’i tutuklandı. Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal, İnönü Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, Uludağ Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran, 19 Mayıs Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Ferit Bernay, Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Prof. Dr. Erol Manisalı, ÇYDD Yönetim Kurulu üyeleri Prof. Dr. Ayşe Yüksel, Gökhan Ecevit ve Ömer Sadun Akyaltırık tutuklandıktan sonra Metris cezaevine gönderildi. Zanlılar Terör örgütünü kurmak, yönetmek, Yasa dışı terör örgütü üyesi olmak ve Türkiye Cumhuriyeti hükûmetini ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye teşebbüs ile suçlandı. Böylece dava kapsamında tutuklu bulunanların sayısı 111’e yükseldi.
2009
Hukukçu Şirin Yazıcıoğlu Cemgil yaşamını yitirdi. (Doğumu: 11 Mayıs 1945) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. 1968 öğrenci hareketi içinde aktif olarak yer aldı. Bir süre avukatlık yaptı. Siyasi davalarda yargılanan ilerici-demokratların davalarını üstlendi. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra tutuklandı ve iki yıl hapis yattı. 1981 yılında serbest kalınca politik sürgün olarak ülkeyi terk etti.
2009
Ergenekon soruşturması kapsamında 13 Nisan 2009’da tarihinde Ankara’da gözaltına alınan ve 16 Nisan 2009 tarihinde soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nda ifadesi alınarak mahkemeye sevk edilen Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal tutuklandı. Bireysel başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesi tarafından 4 Aralık 2013 tarihli ihlal kararı verilmiştir.
2012
BM Mülteciler Yüksek Komiserliği, ünlü aktris Angelina Jolie’yi örgütün özel temsilcisi olarak atadı.
2012
Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’nın yargılandığı 12 Eylül Darbe Davasının görüldüğü Ankara 12.Ağır Ceza Mahkemesi, Abdi İpekçi, Doğan Öz ve Cavit Orhan Tütengil’in ailelerinin davaya müdahil olma taleplerini reddetti. Mahkemenin kararında Ahmet Türk ve Abdülgani Aşık ile gözaltında hayatı kaybeden Süleyman Cihan’ın kardeşi Ahmet Cihan’ın müdahillik başvurularının, “suçtan zarar görmüş olma ihtimalleri ve üsulüne uygun yaptıkları talep doğrultusunda” kabul verildiği bildirildi.
2013
6460 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun mecliste kabul edildi. Kanun, 30 Nisan 2013 tarihinde Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanun ile HSYK tarafından idari mahkemelerde görev dağılımına ilişkin esaslar belirlenmiş, alternatif uyuşmazlık çözüm uygulamalarının artırılması öngörülmüş, birden fazla mahkeme kurulan hukuk mahkemelerinde ihtisaslaşma için yasal zemin oluşturulmuş ve ilk derece mahkemeleri ile üst mahkemeler arasında dosya transferinin sınırlanması yoluyla yargılamaların makul süreyi aşmaması için Yargıtay Hukuk Dairelerinin işleyişinde teknik değişiklikler getirilmiştir.
2014
Aziz Nesin’in Şimdiki Çocuklar Harika adlı kitabını öğrencilere tavsiye eden İstanbul Kumport Ortaokulu’ndaki 13 Türkçe öğretmeni hakkında soruşturma başlatıldı.
2017
İsrail hapishanelerinde tutuklu bulunan yaklaşık 2 bin Filistinli mahkum, tutukluluk şartlarının iyileştirilmesi için açlık grevi başlattı.
2018
İlahiyatçı yazar İhsan Eliaçık, “silahlı terör örgütünün propagandasını yapmak” suçundan İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davada 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.
2018
Eski Anayasa Mahkemesi Genel Sekreteri Mehmet Oğuz Kaya, “FETÖ üyeliği” iddiasıyla yargılandığı davada 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Hukukçu ve eski Peru devlet başkanı Alan García (Doğumu: 23 Mayıs 1949) Peru Papalık Katolik Üniversitesi ve San Marcos’ta Ulusal Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. 1978’de Peru Cumhuriyeti Kurucu yardımcısı olarak görev yaptı. 1990’da Peru Cumhuriyeti Senatörü oldu. 1992’de Peru Aprista Partisi’nin 9. ve 12. Genel Sekreteri oldu. 2006 yılında Peru Cumhuriyeti Anayasal Başkanı oldu. 2017 yılından ölümüne kadar Peru Aprista Partisi Başkanı olarak görev yaptı.
2019
ÖSYM eski Başkanı Prof. Dr. Ali Demir adli kontrol -konutu terk etmeme- şartıyla serbest bırakıldı.
2019
Yeni Zelandalı hukukçu Peter Cartwright yaşamını yitirdi. (1940)
2020
Nijeryalı iş insanı, avukat ve hükûmet yetkilisi Abba Kyari yaşamını yitirdi. (d. 1952)
2021
Mısırlı yargıç ve siyasetçi Hisham Bastawisy yaşamını yitirdi. (d. 1951)
2024
Erzincan’ın İliç ilçesinde 13 Şubat 2024 günü yaşanan ve dokuz işçinin ölümüne sebep olan maden felaketinin ardından, Ergan ilçesinde bulunan kayak merkezinin yanına kalker taş ocağı yapılacağına ilişkin haberi gerekçe gösterilerek, gazeteci Duygu Kıt hakkında, Erzincan Valiliğinin şikâyeti üzerine “yanıltıcı bilgiyi yayma” (TCK 217/A) ve “iftira” (TCK 267) suçlamalarıyla soruşturma açıldı.
2025
Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat ve diğer yetkililer hakkında başlatılan soruşturma kapsamında başlatılan ek operasyonlar kapsamında gözaltına alınan 12 kişiden Beşiktaş Belediye Başkan Yardımcısı Ali Rıza Yılmaz ve dört belediye çalışanı tutuklandı. Yedi şüpheliyse yurt dışına çıkış yasağı ve imza atma şartıyla serbest bırakıldı. Soruşturma kapsamında Aziz İhsan Aktaş’ın da aralarında bulunduğu 23 kişi tutuklanmıştı.
2025
CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nın iptali için açılan davanın ilk duruşması Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde yapıldı. Dava 26 Mayıs tarihine ertelendi.
Çağdaş Hukukçular Derneği’nin (ÇHD) onursal genel başkanı Avukat Selçuk Kozağaçlı, tahliyesine yapılan itiraz sonrası yeniden cezaevine gönderildi. Kozağaçlı 8 yıldır tutulduğu Silivri’deki Marmara Cezaevi’nden şartlı tahliye kapsamında İdare Gözlem Kurulu kararı ile serbest bırakılmış, İstanbul Barosu’nda yüzlerce avukatın katıldığı bir karşılama programı düzenlenmişti. Törene, Başkan Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu da katılmıştı.
16 Nisan – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
1763
Hukukçu George Grenville 16 Nisan 1763 günü Birleşik Krallık başbakanlığına seçildi. Görevi 10 Temmuz 1765 günü sona erdi.
1856
Korsanlığın kaldırılması, deniz kuşatmalarının fiili olması, tarafsız gemilerdeki düşman eşyasının ve düşman gemilerindeki tarafsız eşyanın savaş kaçağı olmadıkça müsadere edilmemesine ilişkin 16 Nisan 1856 tarihli Paris Deniz Hukuku Beyannamesi kabul edildi.
1861
Nobel Barış Ödülü sahibi Norveçli gezgin, bilim insanı ve diplomat Fridtjof Nansen dünyaya geldi.(10 Ekim 1861 – 13 Mayıs 1930) Milletler Cemiyeti’ndeki çalışmaları ile 1922’de barış ödülünü kazandı. Cesedi yakıldı, külleri Polhøgda’da bir ağacın altına döküldü.
1913
Meşrutiyet’in ilanını hazırlayan İttihatçılardan Resneli Niyazi Bey öldürüldü.
1917
Hukukçu ve Bolşevik lider Lenin, sürgünde bulunduğu İsviçre’den Rusya’ya döndü: ”Uluslararası sosyalist devrim başlamış bulunuyor. Yaşasın dünya sosyalist devrimi!”
1919
Osmanlı Devleti’nin Kürt asıllı Fransız Büyükelçisi Şerif Paşa, 12 Ocak 1919’da başlayan Paris Barış Konferansı’ndaki görevinden azledildi. Şerif Paşa, bağımsız bir Kürt Devleti kurulması İçin Kürdistan Teali Cemiyeti’nin de Fransa temsilciydi.
1924
Lozan Antlaşması’nı takiben imzalanan Umumi Af Beyannamesi gereğince 1 Ağustos 1914-20 Kasım 1922 arasında askeri ve siyasi nitelikte suçlardan maznun ve mahkûm Türkler ve İtilaf Devletleri tebaasından kişilerin affı hakkında kanun kabul edildi. Kurtuluş Savaşı’na ihanet edenler olarak değerlendirilen 150’likler bu affın kapsamı dışında tutuldu. 1 Haziran 1924’de listesi çıkartılan bu kişiler 15 Haziran 1924’te vatandaşlıktan çıkarıldı.
1925
Tanin gazetesi süresiz kapatıldı.
1928
Yüce Divan, Cumhuriyet döneminin ilk mahkûmiyet kararını, Yavuz Zırhlısı’nın tamiratında yolsuzluk yaptığı gerekçesiyle İhsan Eryavuz’a verdi.
1948
Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü kuruldu. Türkiye örgüte katıldı.
1949
Hukukçu ve akademisyen Şükrü Karatepe doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. Bir süre avukatlık ve iş müfettişliği görevlerinde bulundu. Daha sonra Ege Üniversitesi İktisat Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nde asistan oldu. 1983 yılında siyaset bilimi alanında doktora yaptı. 1989 yılında aynı üniversitede Anayasa doçenti oldu. 1994’e kadar Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde Kamu Yönetimi Bölümü Başkanlığı görevini yürüttü. 1994 tarihinde yapılan yerel seçimlerde Refah Partisi’nden Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. 2016’dan itibaren Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanlığına atandı.
1952
Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında 3091 sayılı Kanun, 4 Aralık 1984 tarihinde kabul edildi ve Resmi Gazete’nin 15 Aralık 1984 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi. Kanunun amacı, kamuya ait taşınmazların korunması ve haksız tecavüzlerin önlenmesidir. Kanun, 16 Nisan 1952 günlü ve 5917 sayılı Gayrimenkule Tecavüzün Defi Hakkında Kanunu yürürlükten kaldırıldı.
1952
Gayrimenkule tecavüzün defi hakkında Kanun, 5917 kanun numarası ile 16 Nisan 1952 tarihinde kabul edilerek 24 Nisan1952 tarihinde Resmî Gazetede yayınlandı ve yürürlüğe girdi. Kanun, 4 Aralık 1984 tarihinde kabul edilen ve Resmî Gazete’nin 15 Aralık 1984 tarihli sayısında yayımlanarak yürürlüğe giren Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında 3091 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırıldı.
1968
Türkiye İşçi Partisi (TİP) yöneticileri Rıza Kuas ve Prof. Dr. Sadun Aren hakkında, “Akdeniz Ülkeleri İlerici ve Anti Emperyalist Partiler Konferansı”na katıldıkları için soruşturma açıldı.
1971
Türkiye İşçi Partisi yönetimine “Kürtçülük” iddiasıyla dava açıldı.
1973
Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C) davası başladı. 256 sanıktan 10’u için idam istendi.
1974
Eski Demokrat Partililere siyasal hakları geri verildi.
1982
Bir Norveç gazetesine verdiği demeçten dolayı tutuklanma istemi reddedilen Eski CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit, sıkıyönetim komutanlığının itirazı üzerine 3 no’lu Sıkıyönetim Askeri Mahkemesince verilen kararla tutuklandı.
1984
Selda Bağcan 1975 yapımı, derlemesini Muhlis Akarsu’nun yaptığı “Galdı galdı” adlı uzunçalarında “Komünizm propagandası” iddiasıyla gözaltına alındıktan sonra 16 Nisan’da serbest bırakıldı. İtiraz üzerine 17 Nisan’da gıyabi tutuklama kararı çıktı, 24 Nisan’da teslim oldu.
54 sanıklı Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) davasında avukatlar savunmalarını yaptı.
1990
DGM Savcılığı, Yıldız Üniversitesi rektörlük binasının 2 Mart’taki işgaline katıldıkları, devlet malına zarar verdikleri ve polise mukavemet ettikleri savıyla çeşitli üniversitelerden 84’ü tutuklu 101 kişi hakkında dava açtı.
1992
HEP kökenli bağımsız milletvekilleri Hatip Dicle, Leyla Zana ve Nizamettin Toğuç, ÇHD Başkanı Şenal Sarıhan, Yalçın Küçük, Musa Anter ile İsmail Beşikçi’nin de aralarında bulunduğu 260 kişi Birleşmiş Milletler’e verdikleri “Nevruz Dilekçesi”yle ilgili DGM de ifade vermeye başladı.
1995
Gelişmekte olan ülkelerde çocuk emeği istismarı sembolü olan Pakistanlı İkbal Mesih yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1982) 10 yaşında, Pakistan Yüce Mahkemesinin esir çalıştırmanın yasak olduğunu ilan ettiğini öğrendikten sonra çalıştırıldığı yerden kaçtı. Buna rağmen polis tarafından yakalandı ve çalıştığı yere geri gönderildi, polis tarafından kaçmaması için bağlanması önerildi. İkbal tekrar kaçtı ve Pakistan Esir Emekçiler Kurtuluş Cephesi’ne katıldı. Tüm dünyada çocuk işçileriyle ilgili konuşmalar yaptı. 1995’te suikasta uğradı, vuran kişinin esir işçi çalıştıran bir çiftçi olduğu iddia edildi. Cenazesine 800’e yakın kişi katıldı.
1995
Güney Afrika Cumhuriyeti, ağır insan hakları ihlalleri olduğu gerekçesiyle Türkiye’ye silah ambargosu koydu. Ambargo, 16 Nisan 1997’de kaldırıldı.
1996
Uluslararası Af Örgütü, Türkiye’de çocuk yaştakilere işkence yapıldığına dair raporlar bulunduğunu bildirerek acil önlem alınmasını istedi.
1996
11 kişinin 15 Ocak’ta Güçlükonak’ta köy minibüsü içinde taranıp yakılarak öldürülmesi olayında, öldürülen köylülerin yakınları askerler hakkında suç duyurusunda bulundu.
2000
Ukrayna’da Devlet Başkanı Leonid Kuçma, Parlamentoyu feshetme yetkisi, milletvekili sayısının azaltılması ve dokunulmazlıkların kaldırılmasını da kapsayan halk oylaması yaptırdı.
2001
Eski Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan suikastı zanlılarından olduğu belirtilen Mehmet Fidancı, İstanbul’da yakalandı.
2002
İsrail Kudüs’teki Filistin mahalleleri ve Tulkarim’i işgal etti. 4 bin 258 kişiyi tutukladı.
Ceza Genel Kurulu, Savcı Sacit Kayasu hakkında yerel mahkemece verilen kararın görevi kötüye kullanmaya (TCK 240. madde) ilişkin kısmını onadı.
2003
Karadeniz Ekonomik İşbirliği Bölgesinin Gelişiminde Kültürün Rolü, başlıklı tavsiye kararı Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi tarafından “Doc. GA21/CC20/REC70/03” sayılı karar ile 12 Haziran 2003 tarihinde kabul edildi. Tavsiye kararı metninin raportörü Azerbaycan’dan Shaitdin Aliyev’dir. Metin, 12 Haziran 2003 tarihli Asamble görüşmeleri öncesinde Kültür, Eğitim ve Sosyal İşler Komisyonu tarafından Kiev’de 16 Nisan 2003 tarihindeki Yirminci Toplantısında tartışılmış ve aynı tarihli 21. Genel Kurul’da kabul edilmiştir. KEİ Bölgesinin Gelişiminde Kültürün Rolü’ne ilişkin tavsiye kararında Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü(UNESCO) ve Avrupa Konseyinin norm ve kararları ile KEİ’nin önceki metinleri referans alınmıştır.
KKTC (Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti) Bakanlar Kurulu KKTC ile Kıbrıs Rum Kesimi arasındaki ticaret yasağını kaldırdı.
2003
AB en büyük genişlemeyle 25 üyeli bir birlik oldu. 10 yeni üye AB’ye (Avrupa Birliği) katılım anlaşmasını imzaladı. Çek Cumhuriyeti, Estonya, Litvanya, Letonya, Macaristan, Malta, Polonya, Slovenya, Slovakya ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin fiilen 1 Mayıs 2004’te birliğe üye olması kararlaştırıldı.
2004
Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Bedrettin Cömert’in 1978’de öldürülmesiyle ilgili yargılanan Rıfat Yıldırım beraat etti.
2004
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, memurlarda zorunlu emeklilik yaşını 65’ten 61’e çeken yasayı kabul etti. Yasayla maaştan yapılan emeklilik kesintisi yüzde 1 arttırıldı.
2007
Ceza Hukukçusu Eralp Özgen yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1936) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. 1970-1982 yıllarında öğretim üyeliği ve avukatlık yaptı. 1998’de Türkiye İş Bankası’nda hukuk müşaviri olarak çalıştı. 1996-2001 yılları arasında Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı yaptı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Ceza ve Ceza Usulü Hukuk Anabilim Dalı Başkanı oldu.
2015
LGBT aktivisti Avukat Levent Pişkin, Recep Tayyip Erdoğan’a Başbakanlığı döneminde hakaret ettiği gerekçesiyle 10 bin TL tazminat ödemeye mahkum oldu.
2017
Askerî Yargıtay, 6 Nisan 1914 tarihinde kuruldu, 16 Nisan 2017 tarihli Anayasa değişikliği sonucunda Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) ile birlikte kapatıldı. Mahkemenin kapatıldıktan sonraki görevleri Yargıtay‘a devredildi.
CHP tarafından Türkiye genelinde OHAL’in kaldırılması için eş zamanlı oturma eylemi yapıldı.
2019
İranlı eğitimci, hukukçu, yazar, tarihçi ve coğrafyacı Ahmed İktidari (Ahmed Han İktidari Geraşi) yaşamını yitirdi. (1925 -16 Nisan 2019) Kırk yılı aşkın süre avukat olarak çalıştı. 40 kitap ve 100’den fazla eğitim makalesi yazdı.
2020
Amerikalı avukat, hukukçu ve yazar Henry Miller yaşamını yitirdi. (18 Şubat 1931-16 Nisan 2020) Amerikalı avukat ve hukukçu. New York Barosu’nun eski başkandır.
2025
Çağdaş Hukukçular Derneği Onursal Başkanı Avukat Selçuk Kozağaçlı 8 yıldır tutulduğu Silivri’deki Marmara Cezaevi’nden şartlı tahliye kapsamında İdare Gözlem Kurulu kararı ile serbest bırakıldığı açıklandı. Kozağaçlı için İstanbul Barosu’nda yüzlerce avukatın katıldığı bir karşılama programı düzenlendi. Törene, Başkan Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu da katıldı.
15 Nisan – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
1858
Sosyolojinin kurucularından sayılan Fransız sosyolog, Émile Durkheim dünyaya geldi. (Ölümü: 15 Kasım 1917) Durkheim, toplumun bir arada yaşayabilmesi için hukukun hayati rolüne vurgu yaptı.
1865
Amerikalı hukukçu, siyasetçi ve devlet başkanı, Abraham Lincoln suikast sonucu yaşamını yitirdi. (Doğumu: 12 Şubat 1809)
1889
Filoksera hastalığına karşı alınacak önlemlere ilişkin Sözleşme kabul edildi.
1901
Hukukçu ve Fransa Başbakanı René Pleven dünyaya geldi. (d. 15 Nisan 1901, Rennes – ö. 13 Ocak 1993)
1920
Sacco ve Vanzettiadlarındaki iki İtalyan göçmeni, Massachusetts’te cinayet ve gasp suçlarıyla tutuklandı. Yedi yıl sonra suçlulukları konusunda derin şüpheler mevcutken idam edilmeleri, Amerikan adalet sisteminin bir ayıbı olarak kaldı.
1923
Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nda değişiklik yapılarak kapsamı genişletildi.
Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi, yeni seçimlerin yapılması kararını alarak son oturumunu gerçekleştirdi.
Siyahi İngiliz siyasetçi, iş kadını, insan hakları aktivisti ve eğitimci Jocelyn Barrow dünyaya geldi. BBC Kanalı Yönetim Kurulu’nda yönetici olan ilk siyahi kadındır. (Ölümü: 9 Nisan 2020)
1935
Tarihsel eserlerin, sanat kurumları ve bilimsel yapıtların korunmasına yönelik Washington Sözleşmesi kabul edildi.
1937
1Selaların kaldırıldığı, diyanet işleri reisliğinin yazısı ile valiliklere bildirildi.
Amerikalı avukat ve siyasetçi Howard Lawrence Berman dünyaya geldi. 1983’ten 2013’e dek Kaliforniya 28. Bölgeden ABD Temsilciler Meclisi üyesi olarak görev yaptı. 2008-2011 yılları arasında ABD Temsilciler Meclisinin Dış İlişkiler Komitesi Başkanlığını yaptı.
1945
İkinci dünya savaşının etkileri: Zeytinyağı karne ile satılmaya başlandı.
1946
Şair Necip Fazıl Kısakürek, Sümerbank’ın devlet kurumu gibi değil, bir partinin organı gibi çalıştığını söylediği gerekçesiyle üç buçuk ay hapis, 115 lira para cezasına çarptırıldı.
1946
Millî Kütüphane Hazırlık Bürosu kuruldu.
1948
Avrupa İktisadi İş birliği Kuruluş Belgesi, Paris’te Türkiye’nin de katıldığı 16 devlet arasında imzalandı.
Çocuklara Karşı Nafaka Yükümlülüğü Konusundaki Kararların Tanınması ve Tenfizine İlişkin Sözleşme, 15 Nisan 1958 tarihinde La Haye’de düzenlenerek kabul edildi. Sözleşme 2 Ekim 1973 tarihinde La Haye’de yeniden düzenlendi. Türkiye, Çocuklara Karşı Nafaka Yükümlülüğü Konusundaki Kararların Tanınması ve Tenfizine İlişkin Sözleşmeyi onayladı ve Resmi Gazetenin 27.09.1972 tarihli sayısında yayınladı.
22 Şubat 1972’de Ankara’da defnedilen Ulaş Bardakçı’nın cenazesine çelenk hazırlayıp üzerine slogan yazdıkları için Kanun’un suç saydığı fiili övmekten yargılanan 3 kadının duruşmasına Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nde devam edildi.
1973
Duruşmalara başörtülü giren kadın avukatın Ankara Barosu’ndan kaydı silindi.
1979
Fikirtepe’deki Türk Yurdu’nda 6 Nisan’da 15 yaşındaki bir öğrencinin parasını elinden alarak falakaya yatıran ve tecavüze kalkışan Eğitim Enstitülü öğrencilerden 3’ü şikâyet üzerine yakalanıp Sıkıyönetim’ce tutuklandı, firarı beş öğrencinin aranmasına devam edildi.
1980
Ünlü Fransız yazar ve düşünür Jean-Paul Sartre yaşamını yitirdi. (Doğumu: 21 Haziran 1905) Varoluşçu Marksizm şekillendirmesi ve siyasetteki etkinlikleriyle 20. yüzyıla damgasını vuran düşünürlerden biri oldu.
1980
TÖB-DER Trabzon Şubesi eski başkanlarından Bekir Cebeci’ye ait Çağdaş Kitabevi gece bombalandı, yoldan geçmekte olan yerel Hizmet Gazetesi eski yazı işleri müdürü Muzaffer Feyzioğlu (64) hayatını kaybetti.
1981
Sıkıyönetim Askeri Savcılığı, Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği’nin (TÖB-DER) 58 yöneticisi hakkında dava açtı.
1982
689 sanıktan 64’ü için ölüm cezası istenen THKP-C Devrimci Yol Yeni Çeltek İşçi Davası Amasya’da başladı.
1982
Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) 80 yöneticisi hakkında açılan davanın duruşmasına İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde başlandı.
1983
İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı, vatandaşlıktan çıkarılan Yılmaz Güney ve Cem Karaca‘ya ait her türlü eserin basım, yayım, dağıtım ve bulundurulmasını yasakladı.
1984
ABD Başkanı Reagan, Nikaragua’daki Sandinist yönetimin, kontra güçlerini destekleyen ABD’yi Lahey Uluslararası Adalet Divanı’na şikâyet etmesine karşı, Adalet Divanı’nın yargı yetkisini tanımadıklarını yineledi.
1985
Türk-İş, Yüksek Hakem Kurulu’ndan çekildi.
1987
Edep dışı bulunan Binbir Gece adlı oyunun dört oyuncusunun çarptırıldıkları para cezalarını ödememesi üzerine haklarında açılan dava zamanaşımına uğrayarak düştü.
1988
İstanbul DGM, komünizm propagandası yapıldığı gerekçesiyle Alman toplumbilimci, tarihçi Jurgen Kuczynski’nin Torunuma Mektuplar adlı kitabının toplatılması kararı aldı.
1993
Çağdaş Avukatlar Grubu’ndan 85 avukat, Bakırköy ve Kartal’daki Devrimci Sol operasyonlarında yargısız infaz yapıldığı iddiasıyla İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir hakkında suç duyurusunda bulundu.
İHD Ankara Şubesi, 26 Mart’tan beri “gözaltında kayıp” olan Hasan Ocak’ın annesi ve ablasının Kızılay’da gözaltına alındığını duyurdu.
1998
Düş ve Yaşam adlı kitabından dolayı 2 yıl 6 ay hapis cezası alan Yılmaz Odabaşı hakkındaki karar Yargıtay 11.Ceza Dairesi’nce bozuldu.
1998
Kamboçya’nın eski lideri Pol Pot, Kızıl Kmer tarafından çarptırıldığı müebbet hapis cezasını çektiği cezaevinde öldü.
2000
Siyanürlü altına karşı çıkan Bergamalı köylülere, “Yaşadıkları çevreyi korumak için onurlu başkaldırıları” nedeniyle Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) tarafından özel ödül verildi.
2001
F tipi cezaevlerine karşı ölüm orucundaki yakınına destek için dışarıda ölüm orucuna yatan Canan Kulaksız hayatını yitirdi.
2008
Roj TV davasında yargılanan DTP’li 53 belediye başkanına 2 ay 15 gün hapis cezası verildi. Ceza 1835 YTL para cezasına çevrildi.
2009
Meclis Grup Toplantısı’nda Kürtçe konuşan DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ve milletvekili Selahattin Demirtaş hakkında cumhuriyet savcılığınca yürütülen soruşturmada “kovuşturmaya yer olmadığına” karar verildi.
2013
İstanbul 19. Sulh Ceza Mahkemesi, halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağıladığı iddiasıyla yargılandığı davada, Fazıl Say’a 10 ay hapis cezası verdi. 26 Nisan’da karara yapılan itiraz kabul edildi ve kurulan hüküm kaldırıldı.
Avrupa Parlamentosu, 1915 Ermeni soykırımını kabul eden bir karar tasarısını oy çokluğuyla kabul etti
2020
İdare Hukukçusu ve akademisyen Ali Ülkü Azrak yaşamını yitirdi. (24 Temmuz 1933, İstanbul – 15 Nisan 2020, İstanbul)
2020
Motorlu Araçlar ve römorkları ile Bunların Aksam, Sistem ve Ayrı Teknik Ünitelerinin Tip Onayı ve Piyasa Gözetimi ve Denetimi ile İlgili İdari Gereklilikler Hakkında (AB) 15 Nisan 2020 tarihli ve 2020/683 Sayılı Komisyon Uygulama Tüzüğü kabul edildi.
2020
İklim değişikliği alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli bilimsel değerlendirme çalışma grubu başkanlığı da yapan fizikçi John Theodore Houghton yaşamını yitirdi.
2021
Perulu siyasetçi ve LGBT hakları aktivisti Luisa Revilla yaşamını yitirdi. (Doğumu: 12 Ekim 1971)
2021
ABD Başkanı Joe Biden, 10 Rus diplomatın, siber saldırı girişimi ve başkanlık seçimlerine müdahale ile bağlantıları nedeniyle istenmeyen kişi ilan edileceğini ve sınır dışı işleminin uygulanacağını açıkladı.
2025
TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmekte olan İklim Kanunu tasarısı muhalefet partilerinin ve sivil toplum örgütlerinin yoğun eleştirileri sonucunda tekrar görüşülmek üzere Çevre Komisyonuna çekildi.
Endülüslü Arap felsefeci İbn Rüşd(Averroes) doğdu. (Ölümü:10 Aralık 1198) Araplar tarafından Ebul-Velid Muḥammed ibn Aḥmed ibn Muḥammed ibn Rüşd olarak anılmaktadır. İbn Rüşd, batılılar tarafından Latince adıyla Averroes olarak bilinmekte birçok ülkede heykelleri bulunmaktadır.
İbn-i Rüşd
1849
Macar Demokrasisinin Babası, Macar Devlet Adamı, Özgürlük Savaşçısı, avukat, gazeteci, politikacı Lajos Kossuth 14 Nisan 1849’da Cumhurbaşkanlığı görevine başladı ve 11 Ağustos 1849 tarihine kadar görev yaptı. Macar Anayasasının taslağını hazırladı.
Lajos Kossuth
1891
Hint hukukçu, politikacı, filozof, antropolog, ekonomist ve tarihçi Bhimrao Ramji Ambedkar doğdu. (Ölümü: 6 Aralık 1956) Columbia Üniversitesi ve London School of Economics’te ekonomi eğitimi ve Gray’s Inn‘de hukuk eğitimi aldı. Kariyerinin ilk yıllarında bir ekonomist ve avukat olarak çalıştı. Daha sonra siyasete atıldı. Hindistan’ın bağımsızlığı için kampanya ve müzakerelere katıldı, dergiler yayınladı. Dalitler için siyasi hakları ve sosyal özgürlüğü savundu. Hindistan devletinin kurulmasına önemli ölçüde katkıda bulundu. 1956’da Budizm’e geçerek Dalitlerin toplu dönüşümlerini başlattı. 1942’de Çalışma Bakanı olarak görev yaptı. 1946’da Hindistan Kurucu Meclis Üyeliğinde bulundu. 1947 yılında Adalet Bakanı olarak görev yaptı. 1952 yılında Rajya Sabha Parlamento Üyesi oldu. 1990 yılında, Hindistan’ın en yüksek sivil ödülü olan Bharat Ratna Ödülü ölümünden sonra Ambedkar’a verildi.
Bhimrao Ramji Ambedkar
1928
Eski Ticaret Bakanı Ali Cenani, Bakanlık bütçesinin kullanılmasında usulsüzlük yaptığı gerekçesiyle dokunulmazlığı kaldırılarak Yüce Divan’a verildi.
1928
Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun, 14 Nisan 1928 tarihinde resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kanun, Türkiye’de Hasta Hakları ile ilgili olarak yapılan yasal düzenlemelerin başlangıcını oluşturmaktadır.
1931
İspanya’da Kral XIII. Alfonso, tahttan çekildi ve cumhuriyet ilan edildi.
1936
Yazar, şair ve akademisyen Hilmi Yavuz doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ndeki eğitimini yarıda bıraktı.Londra Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından diğer birçok Zaman Gazetesi yazarı ile birlikte gözaltına alındı ancak sağlık sorunları sebebiyle serbest bırakıldı. Şair kimliğiyle çağdaş Türk edebiyatının önemli isimlerinden biri oldu.
1956
Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesinin 15. Başyargıcı Warren E. Burger, 1 Mayıs 1953 ile 14 Nisan 1956 arasında başsavcı Yardımcısı olarak görev yaptı.
1975
Birleşmiş Milletler Tüketici Hakları Evrensel Bildirgesi, ile ilan edilen haklar ilk kez 15 Mart 1962’de ABD eski başkan J.F.Kennedy tarafından temsilciler meclisine sunulan raporda yer aldı ve daha sonra Avrupa Konseyi tarafından 14 Nisan 1975’de evrensel tüketici hakları olarak beş madde halinde ilan edildi.
1981
Hukukçu, siyasetçi ve yazar Faik Kurdoğlu yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1892)Brüksel Üniversitesi‘nde Ekonomi ve Hukuk eğitimi gördü. İktisat Vekaleti Müsteşarlığı yaptı. Adana Ticaret Borsası’nın yeniden yapılandırılmasında büyük hizmetlerde bulundu. 1946 yılında Ziraat – Tarım Bakanlığı görevinde bulundu.
Gezi protestoları sırasında 22 yaşında iken (3 Haziaran 2013) öldürülen Abdullah Cömert’i “gaz fişeğini ateşleyerek” öldüren polis memuru hakkında “olası kastla insan öldürmek” suçundan düzenlenen iddianame Hatay 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Davanın ilk duruşması 4 Temmuz’da yapıldı. Dava dosyası, güvenlik gerekçesiyle Balıkesir’e gönderildi. Balıkesir 2.. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki ilk duruşma 4 Kasım 2024’te görüldü.
2021
Türkiye Cumhuriyeti’nin 20’inci başbakanı, avukat ve siyasetçi. Yıldırım Akbulut yaşamını yitirdi. (Doğumu: 2 Eylül 1935) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. Bir süre avukatlık yaptı. 1983’de Anavatan Partisi‘nin kurucuları arasında yer aldı ve ilk defa 1983 Türkiye genel seçimlerinde ANAP Erzincan milletvekili olarak meclise girdi. 1984’deiçişleri bakanı olarak görev yaptı. 1989’da 20. Türkiye başbakanı olarak görev yaptı. 1999’da TBMM başkanı seçildi.
Hukukçu ve eski bakan Hilmi İşgüzar, 1929 yılında Nevşehir’in Kozaklı ilçesine bağlı Büyükyağlı köyünde doğdu. İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Nancy Üniversitesi Millî Orman ve Su Yüksekokulunda yüksek lisans yapmıştır. Eğitim hayatının ardından bir süre serbest avukatlık yaptı. XIII, XIV ve XVI Dönem Sinop Milletvekilliği ile 42. Türkiye Hükûmeti Sosyal Güvenlik Bakanlığı görevlerini yürüttü.
Türk siyasi hayatının en büyük skandallarından biri olan Güneş Motel Olayından sonra Adalet Partisi’nden ayrılarak Mustafa Bülent Ecevit kabinesinde yer aldı.
12 Eylül 1980’de gerçekleşen askeri darbeden sonra, “kayırma, yolsuzluk, nüfuz ticareti, vazifeyi suistimal ve menfaat temini suretiyle Bağ-Kur ve SSK’yı zarara uğrattığı” gerekçesiyle Millî Güvenlik Konseyi tarafından 2 Şubat 1981 tarihinde Yüce Divan’a sevk edildi. İşgüzar ile birlikte toplam 16 kişi 26 Mart 1981 tarihinde yargılanmaya başladı. Dava 12 Nisan 1982 tarihinde sonuçlandı. Hilmi İşgüzar, 9 yıl 8 ay ağır hapis ve 5 milyon 251 bin lira para cezasına çarptırıldı. Sayıları yargılama aşamasında 18’e yükselen diğer sanıklara ise 3 ay ile 4 yıl arasında hapis cezaları verildi. (Yüce Divan; Esas Sayı 1981/1, Karar Sayısı 1982/2, Karar Tarihi 12.4.1982)
Hilmi İşgüzar 2 Haziran 2019’da öldü. Cenazesi Edremit’te toprağa verildi. Evli ve iki çocuk babasıydı.
Kamu Hizmetlerinin Sunumunda Uyulacak Usul ve Esaslara İlişkin Yönetmelik, Resmi Gazetenin 13.04.2005 tarih ve 25785 nolu sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Bu kanun Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Bakanlar Kurulu üyeleri, Türk Silahlı Kuvvetleri, yargı mensupları ve üniversiteler hakkında bu Yönetmelik hükümleri uygulanmaz.
Kamu Hizmetlerinin Sunumunda Uyulacak Usul ve Esaslara İlişkin Yönetmelik
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Amaç
Madde 1 — Bu Yönetmeliğin amacı; kamuda etik kültürünü yerleştirmek, kamu görevlilerinin görevlerini yürütürken uymaları gereken etik davranış ilkelerini belirlemek, bu ilkelere uygun davranış göstermeleri açısından onlara yardımcı olmak ve görevlerin yerine getirilmesinde adalet, dürüstlük, saydamlık ve tarafsızlık ilkelerine zarar veren ve toplumda güvensizlik yaratan durumları ortadan kaldırmak suretiyle kamu yönetimine halkın güvenini artırmak, toplumu kamu görevlilerinden beklemeye hakkı olduğu davranışlar konusunda bilgilendirmek ve Kurula başvuru usul ve esaslarını düzenlemektir.
Kapsam
Madde 2 — Bu Yönetmelik; genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, kamu iktisadi teşebbüsleri, döner sermayeli kuruluşlar, mahalli idareler ve bunların birlikleri, kamu tüzel kişiliğini haiz olarak kurul, üst kurul, kurum, enstitü, teşebbüs, teşekkül, fon ve sair adlarla kurulmuş olan bütün kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan; yönetim ve denetim kurulu ile kurul, üst kurul başkan ve üyeleri dahil tüm personeli kapsar.
Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Bakanlar Kurulu üyeleri, Türk Silahlı Kuvvetleri, yargı mensupları ve üniversiteler hakkında bu Yönetmelik hükümleri uygulanmaz.
Madde 3 — Bu Yönetmelik, 25/5/2004 tarihli ve 5176 sayılı Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 3 ve 7 nci maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.
Tanımlar
Madde 4 — Bu Yönetmelikte geçen;
a) Kanun: 25/5/2004 tarihli ve 5176 sayılı Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunu,
b) Kurum ve kuruluş: 2 nci maddede geçen ve kapsama dahil kamu kurum ve kuruluşlarını,
c) Kamu görevlileri: 2 nci maddede geçen ve kapsama dahil kamu kurum ve kuruluşlarında görevli tüm personeli,
d) Kurul: Kamu Görevlileri Etik Kurulunu,
e) Etik davranış ilkeleri: Kamu görevlilerinin uyması gereken etik davranış ilkelerini,
f) Başvuru sahibi: Kanun kapsamında başvuru hakkını kullanarak Kurula veya yetkili disiplin kurullarına başvuran gerçek kişileri,
g) Bilgi: Kurum ve kuruluşların kayıtlarında yer alan 5176 sayılı Kanun kapsamında yapılacak inceleme ve araştırmalara ilişkin her türlü veriyi,
h) Belge: Kurum ve kuruluşların sahip oldukları 5176 sayılı Kanun kapsamında yapılacak inceleme ve araştırmalarla ilgili yazılı, basılı veya çoğaltılmış dosya, evrak, kitap, dergi, broşür, etüt, mektup, program, talimat, kroki, plan, film, fotoğraf, teyp ve video kaseti, harita, elektronik ortamda kaydedilen her türlü bilgi, haber ve veri taşıyıcılarını,
ifade eder.
İKİNCİ BÖLÜM
Etik Davranış İlkeleri
Görevin yerine getirilmesinde kamu hizmeti bilinci
Madde 5 — Kamu görevlileri, kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde; sürekli gelişimi, katılımcılığı, saydamlığı, tarafsızlığı, dürüstlüğü, kamu yararını gözetmeyi, hesap verebilirliği, öngörülebilirliği, hizmette yerindenliği ve beyana güveni esas alırlar.
Halka hizmet bilinci
Madde 6 — Kamu görevlileri, kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde; halkın günlük yaşamını kolaylaştırmayı, ihtiyaçlarını en etkin, hızlı ve verimli biçimde karşılamayı, hizmet kalitesini yükseltmeyi, halkın memnuniyetini artırmayı, hizmetten yararlananların ihtiyacına ve hizmetlerin sonucuna odaklı olmayı hedeflerler.
Hizmet standartlarına uyma
Madde 7 — Kamu kurum ve kuruluşlarının yöneticileri ve diğer personeli, kamu hizmetlerini belirlenen standartlara ve süreçlere uygun şekilde yürütürler, hizmetten yararlananlara iş ve işlemlerle ilgili gerekli açıklayıcı bilgileri vererek onları hizmet süreci boyunca aydınlatırlar.
Amaç ve misyona bağlılık
Madde 8 — Kamu görevlileri, çalıştıkları kurum veya kuruluşun amaçlarına ve misyonuna uygun davranırlar. Ülkenin çıkarları, toplumun refahı ve kurumlarının hizmet idealleri doğrultusunda hareket ederler.
Dürüstlük ve tarafsızlık
Madde 9 — Kamu görevlileri; tüm eylem ve işlemlerinde yasallık, adalet, eşitlik ve dürüstlük ilkeleri doğrultusunda hareket ederler, görevlerini yerine getirirken ve hizmetlerden yararlandırmada dil, din, felsefi inanç, siyasi düşünce, ırk, cinsiyet ve benzeri sebeplerle ayrım yapamazlar, insan hak ve özgürlüklerine aykırı veya kısıtlayıcı muamelede ve fırsat eşitliğini engelleyici davranış ve uygulamalarda bulunamazlar.
Kamu görevlileri, takdir yetkilerini, kamu yararı ve hizmet gerekleri doğrultusunda, her türlü keyfilikten uzak, tarafsızlık ve eşitlik ilkelerine uygun olarak kullanırlar.
Kamu görevlileri, gerçek veya tüzel kişilere öncelikli, ayrıcalıklı, taraflı ve eşitlik ilkesine aykırı muamele ve uygulama yapamazlar, herhangi bir siyasi parti, kişi veya zümrenin yararını veya zararını hedef alan bir davranışta bulunamazlar, kamu makamlarının mevzuata uygun politikalarını, kararlarını ve eylemlerini engelleyemezler.
Saygınlık ve güven
Madde 10 — Kamu görevlileri, kamu yönetimine güveni sağlayacak şekilde davranırlar ve görevin gerektirdiği itibar ve güvene layık olduklarını davranışlarıyla gösterirler. Halkın kamu hizmetine güven duygusunu zedeleyen, şüphe yaratan ve adalet ilkesine zarar veren davranışlarda bulunmaktan kaçınırlar.
Kamu görevlileri, halka hizmetin kişisel veya özel her türlü menfaatin üzerinde bir görev olduğu bilinciyle hizmet gereklerine uygun hareket eder, hizmetten yararlananlara kötü davranamaz, işi savsaklayamaz, çifte standart uygulayamaz ve taraf tutamazlar.
Yönetici veya denetleyici konumunda bulunan kamu görevlileri, keyfi davranışlarda, baskı, hakaret ve tehdit edici uygulamalarda bulunamaz, açık ve kesin kanıtlara dayanmayan rapor düzenleyemez, mevzuata aykırı olarak kendileri için hizmet, imkan veya benzeri çıkarlar talep edemez ve talep olmasa dahi sunulanı kabul edemezler.
Nezaket ve saygı
Madde 11 — Kamu görevlileri, üstleri, meslektaşları, astları, diğer personel ile hizmetten yararlananlara karşı nazik ve saygılı davranırlar ve gerekli ilgiyi gösterirler, konu yetkilerinin dışındaysa ilgili birime veya yetkiliye yönlendirirler.
Yetkili makamlara bildirim
Madde 12 — Kamu görevlileri, bu Yönetmelikte belirlenen etik davranış ilkeleriyle bağdaşmayan veya yasadışı iş ve eylemlerde bulunmalarının talep edilmesi halinde veya hizmetlerini yürütürken bu tür bir eylem veya işlemden haberdar olduklarında ya da gördüklerinde durumu yetkili makamlara bildirirler.
Kurum ve kuruluş amirleri, ihbarda bulunan kamu görevlilerinin kimliğini gizli tutar ve kendilerine herhangi bir zarar gelmemesi için gerekli tedbirleri alırlar.
Çıkar çatışmasından kaçınma
Madde 13 — Çıkar çatışması; kamu görevlilerinin görevlerini tarafsız ve objektif şekilde icra etmelerini etkileyen ya da etkiliyormuş gibi gözüken ve kendilerine, yakınlarına, arkadaşlarına ya da ilişkide bulunduğu kişi ya da kuruluşlara sağlanan her türlü menfaati ve onlarla ilgili mali ya da diğer yükümlülükleri ve benzeri şahsi çıkarlara sahip olmaları halini ifade eder.
Kamu görevlileri, çıkar çatışmasında şahsi sorumluluğa sahiptir ve çıkar çatışmasının doğabileceği durumu genellikle şahsen bilen kişiler oldukları için, herhangi bir potansiyel ya da gerçek çıkar çatışması konusunda dikkatli davranır, çıkar çatışmasından kaçınmak için gerekli adımları atar, çıkar çatışmasının farkına varır varmaz durumu üstlerine bildirir ve çıkar çatışması kapsamına giren menfaatlerden kendilerini uzak tutarlar.
Görev ve yetkilerin menfaat sağlamak amacıyla kullanılmaması
Madde 14 — Kamu görevlileri; görev, unvan ve yetkilerini kullanarak kendileri, yakınları veya üçüncü kişiler lehine menfaat sağlayamaz ve aracılıkta bulunamazlar, akraba, eş, dost ve hemşehri kayırmacılığı, siyasal kayırmacılık veya herhangi bir nedenle ayrımcılık veya kayırmacılık yapamazlar.
Kamu görevlileri, görev, unvan ve yetkilerini kullanarak kendilerinin veya başkalarının kitap, dergi, kaset, cd ve benzeri ürünlerinin satışını ve dağıtımını yaptıramaz; herhangi bir kurum, vakıf, dernek veya spor kulübüne yardım, bağış ve benzeri nitelikte menfaat sağlayamazlar.
Kamu görevlileri, görevlerinin ifası sırasında ya da bu görevlerin sonucu olarak elde ettikleri resmi veya gizli nitelikteki bilgileri, kendilerine, yakınlarına veya üçüncü kişilere doğrudan veya dolaylı olarak ekonomik, siyasal veya sosyal nitelikte bir menfaat elde etmek için kullanamazlar, görevdeyken ve görevden ayrıldıktan sonra yetkili makamlar dışında hiçbir kurum, kuruluş veya kişiye açıklayamazlar.
Kamu görevlileri, seçim kampanyalarında görev yaptığı kurumun kaynaklarını doğrudan veya dolaylı olarak kullanamaz ve kullandıramazlar.
Hediye alma ve menfaat sağlama yasağı
Madde 15 — Kamu görevlisinin tarafsızlığını, performansını, kararını veya görevini yapmasını etkileyen veya etkileme ihtimali bulunan, ekonomik değeri olan ya da olmayan, doğrudan ya da dolaylı olarak kabul edilen her türlü eşya ve menfaat hediye kapsamındadır.
Kamu görevlilerinin hediye almaması, kamu görevlisine hediye verilmemesi ve görev sebebiyle çıkar sağlanmaması temel ilkedir.
Kamu görevlileri, yürüttükleri görevle ilgili bir iş, hizmet veya menfaat ilişkisi olan gerçek veya tüzel kişilerden kendileri, yakınları veya üçüncü kişi veya kuruluşlar için doğrudan doğruya veya aracı eliyle herhangi bir hediye alamazlar ve menfaat sağlayamazlar.
Kamu görevlileri, kamu kaynaklarını kullanarak hediye veremez, resmi gün, tören ve bayramlar dışında, hiçbir gerçek veya tüzel kişiye çelenk veya çiçek gönderemezler; görev ve hizmetle ilgisi olmayan kutlama, duyuru ve anma ilanları veremezler.
Uluslararası ilişkilerde nezaket ve protokol kuralları gereğince, yabancı kişi ve kuruluşlar tarafından verilen hediyelerden, 3628 sayılı Kanunun 3. maddesi hükümleri saklı kalmakla birlikte, sözkonusu maddede belirtilen sınırın altında kalanlar da beyan edilir.
Aşağıda belirtilenler hediye alma yasağı kapsamı dışındadır:
a) Görev yapılan kuruma katkı anlamına gelen, kurum hizmetlerinin hukuka uygun yürütülmesini etkilemeyecek olan ve kamu hizmetine tahsis edilmek, kurumun demirbaş listesine kaydedilmek ve kamuoyuna açıklanmak koşuluyla alınanlar (makam aracı ve belli bir kamu görevlisinin hizmetine tahsis edilmek üzere alınan diğer hediyeler hariç) ile kurum ve kuruluşlara yapılan bağışlar,
b) Kitap, dergi, makale, kaset, takvim, cd veya buna benzer nitelikte olanlar,
c) Halka açık yarışmalarda, kampanyalarda veya etkinliklerde kazanılan ödül veya hediyeler,
d) Herkese açık konferans, sempozyum, forum, panel, yemek, resepsiyon veya buna benzer etkinliklerde verilen hatıra niteliğindeki hediyeler,
e) Tanıtım amacına yönelik, herkese dağıtılan ve sembolik değeri bulunan reklam ve el sanatları ürünleri,
f) Finans kurumlarından piyasa koşullarına göre alınan krediler.
Aşağıda belirtilenler ise hediye alma yasağı kapsamındadır:
a) Görev yapılan kurumla iş, hizmet veya çıkar ilişkisi içinde bulunanlardan alınan karşılama, veda ve kutlama hediyeleri, burs, seyahat, ücretsiz konaklama ve hediye çekleri,
b) Taşınır veya taşınmaz mal veya hizmet satın alırken, satarken veya kiralarken piyasa fiyatına göre makul olmayan bedeller üzerinden yapılan işlemler,
c) Hizmetten yararlananların vereceği her türlü eşya, giysi, takı veya gıda türü hediyeler,
d) Görev yapılan kurumla iş veya hizmet ilişkisi içinde olanlardan alınan borç ve krediler.
Bu Yönetmelik kapsamına giren en az genel müdür, eşiti ve üstü görevliler, bu maddenin 5 inci fıkrası ve 6 ncı fıkranın (a) bendinde sayılan hediyelere ilişkin bir önceki yılda aldıklarının listesini, herhangi bir uyarı beklemeksizin her yıl Ocak ayı sonuna kadar Kurula bildirirler.
Kamu malları ve kaynaklarının kullanımı
Madde 16 — Kamu görevlileri, kamu bina ve taşıtları ile diğer kamu malları ve kaynaklarını kamusal amaçlar ve hizmet gerekleri dışında kullanamaz ve kullandıramazlar, bunları korur ve her an hizmete hazır halde bulundurmak için gerekli tedbirleri alırlar.
Savurganlıktan kaçınma
Madde 17 — Kamu görevlileri, kamu bina ve taşıtları ile diğer kamu malları ve kaynaklarının kullanımında israf ve savurganlıktan kaçınır; mesai süresini, kamu mallarını, kaynaklarını, işgücünü ve imkanlarını kullanırken etkin, verimli ve tutumlu davranırlar.
Bağlayıcı açıklamalar ve gerçek dışı beyan
Madde 18 — Kamu görevlileri, görevlerini yerine getirirken yetkilerini aşarak çalıştıkları kurumlarını bağlayıcı açıklama, taahhüt, vaat veya girişimlerde bulunamazlar, aldatıcı ve gerçek dışı beyanat veremezler.
Bilgi verme, saydamlık ve katılımcılık
Madde 19 — Kamu görevlileri, halkın bilgi edinme hakkını kullanmasına yardımcı olurlar. Gerçek ve tüzel kişilerin talep etmesi halinde istenen bilgi veya belgeleri, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununda belirlenen istisnalar dışında, usulüne uygun olarak verirler.
Üst yöneticiler, ilgili kanunların izin verdiği çerçevede, kurumlarının ihale süreçlerini, faaliyet ve denetim raporlarını uygun araçlarla kamuoyunun bilgisine sunarlar.
Kamu görevlileri, kamu hizmetleri ile ilgili temel kararların hazırlanması, olgunlaştırılması, alınması ve bu kararların uygulanması aşamalarından birine, bir kaçına veya tamamına, aksine yasal bir hüküm olmadıkça, o karardan doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenecek olanların katkıda bulunmasını sağlamaya dikkat ederler.
Yöneticilerin hesap verme sorumluluğu
Madde 20 — Kamu görevlileri, kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi sırasında sorumlulukları ve yükümlülükleri konusunda hesap verebilir ve kamusal değerlendirme ve denetime her zaman açık ve hazır olurlar.
Yönetici kamu görevlileri, kurumlarının amaç ve politikalarına uygun olmayan işlem veya eylemleri engellemek için görev ve yetkilerinin gerektirdiği önlemleri zamanında alırlar.
Yönetici kamu görevlileri, yetkisi içindeki personelin yolsuzluk yapmasını önlemek için gerekli tedbirleri alırlar. Bu tedbirler; yasal ve idari düzenlemeleri uygulamayı, eğitim ve bilgilendirme konusunda uygun çalışmalar yapmayı, personelinin karşı karşıya kaldığı mali ve diğer zorluklar konusunda dikkatli davranmayı ve kişisel davranışlarıyla personeline örnek olmayı kapsar.
Yönetici kamu görevlileri, personeline etik davranış ilkeleri konusunda uygun eğitimi sağlamak, bu ilkelere uyulup uyulmadığını gözetlemek, geliriyle bağdaşmayan yaşantısını izlemek ve etik davranış konusunda rehberlik etmekle yükümlüdür.
Eski kamu görevlileriyle ilişkiler
Madde 21 — Kamu görevlileri, eski kamu görevlilerini kamu hizmetlerinden ayrıcalıklı bir şekilde faydalandıramaz, onlara imtiyazlı muamelede bulunamaz.
Kamu görevlerinden ayrılan kişilere, ilgili kanunlardaki hükümler ve süreler saklı kalmak kaydıyla, daha önce görev yaptıkları kurum veya kuruluştan, doğrudan veya dolaylı olarak herhangi bir yüklenicilik, komisyonculuk, temsilcilik, bilirkişilik, aracılık veya benzeri görev ve iş verilemez.
Mal bildiriminde bulunma
Madde 22 — Kamu görevlileri, kendileriyle eşlerine ve velayeti altındaki çocuklarına ait taşınır ve taşınmazları, alacak ve borçları hakkında, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu hükümleri uyarınca, yetkili makama mal bildiriminde bulunurlar.
Kurul, gerek gördüğü takdirde mal bildirimlerini inceleme yetkisine sahiptir. Mal bildirimlerindeki bilgilerin doğruluğunun kontrolü amacıyla ilgili kişi ve kuruluşlar (bankalar ve özel finans kurumları dahil) talep edilen bilgileri, en geç otuz gün içinde Kurula vermekle yükümlüdürler.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Etik Davranış İlkelerinin Uygulaması ve Etik Kültürün Yerleştirilmesi
Etik davranış ilkelerine uyma
Madde 23 — Kamu görevlileri, görevlerini yürütürken bu Yönetmelikte belirtilen etik davranış ilkelerine uymakla yükümlüdürler. Bu ilkeler, kamu görevlilerinin istihdamını düzenleyen mevzuat hükümlerinin bir parçasını oluşturur.
Bu Kanun kapsamındaki kamu görevlileri, bir ay içinde, Ek-1fde yer alan “Etik Sözleşme” belgesini imzalamakla yükümlüdürler. Bu belge, personelin özlük dosyasına konur.
Kurum ve kuruluşların yetkili sicil amirleri, personelin sicil ve performansını, bu Yönetmelikte düzenlenen etik davranış ilkelerine uygunluk açısından da değerlendirirler.
Personeli bilgilendirme
Madde 24 — Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen her düzeydeki personel, istihdama ilişkin koşulların bir parçası olarak etik davranış ilkeleri ve bu ilkelere ilişkin sorumlulukları hakkında bilgilendirilir.
Etik kültürün yerleştirilmesi ve eğitimi
Madde 25 — Kurul, etik kültürün yerleştirilmesi ve geliştirilmesi konusunda her türlü çalışmayı yapar, yaptırır, araştırma, yayın, anket, kamuoyu yoklaması, bilimsel toplantılar ve benzeri etkinlikler düzenler, kamu görevlileri için eğitim programları hazırlar, koordine eder, yürütür veya bu konularda bakanlıklar, diğer kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler, mahalli idareler ve konusunda uzman sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği yapabilir.
Etik davranış ilkelerinin, kamu görevlilerine uygulanan temel, hazırlayıcı ve hizmet içi eğitim programlarında yer alması, kurum ve kuruluş yöneticilerince sağlanır.
Kurumsal etik ilkeleri
Madde 26 — Bu Yönetmelikle belirlenen etik davranış ilkeleri, kapsama dahil kurum ve kuruluşlarda uygulanır. Ayrıca, yürüttükleri hizmetin veya görevin niteliğine göre kurum ve kuruluşlar kendi kurumsal etik davranış ilkelerini düzenlemek üzere Kurulun inceleme ve onayına sunabilir.
Bilgi ve belge isteme yetkisi
Madde 27 — Bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve kuruluşları, Kurulun başvuru konusu ile ilgili olarak istediği bilgi ve belgeleri süresi içinde vermek zorundadırlar.
Kurul, bu Yönetmelik kapsamındaki kuruluşlardan ve özel kuruluşlardan ilgili temsilcileri çağırıp bilgi alma yetkisine sahiptir.
İnceleme ve araştırma yetkisi
Madde 28 — Kurul, etik davranış ilkelerine aykırı davranış ve uygulamalar hakkında, resen veya yapılacak başvurular üzerine, gerekli inceleme ve araştırmayı yapmaya yetkilidir. Kurul, etik ilkelere aykırı davranış ve uygulamalar hakkında yapacağı inceleme ve araştırmalara esas olmak üzere gerektiğinde yetkili makamlar kanalıyla kurum ve kuruluşlardan bilgi ve belge toplayabilir.
Kurul inceleme ve araştırmasını etik davranış ilkelerinin ihlal edilip edilmediği çerçevesinde yürütür. Kurul yapacağı inceleme ve araştırmayı, en geç üç ay içinde sonuçlandırır.
Kurul, ayrıca kurum ve kuruluşlarda etik davranış ilkelerinin yerleştirilmesi ve geliştirilmesi konusunda faaliyet, inceleme ve araştırma yapabilir.
Etik komisyonu
Madde 29 — Kurum ve kuruluşlarda, etik kültürünü yerleştirmek ve geliştirmek, personelin etik davranış ilkeleri konusunda karşılaştıkları sorunlarla ilgili olarak tavsiyelerde ve yönlendirmede bulunmak ve etik uygulamaları değerlendirmek üzere kurum veya kuruluşun üst yöneticisi tarafından kurum içinden en az üç kişilik bir etik komisyonu oluşturulur.
Etik komisyonu üyelerinin ne kadar süreyle görev yapacağı ve diğer hususlar, kurum ve kuruluşun üst yöneticisince belirlenir. Etik komisyonu üyelerinin özgeçmiş ve iletişim bilgileri, üç ay içinde Kurulfa bildirilir. Etik komisyonu, Kurul ile işbirliği içinde çalışır.
Görüş bildirme
Madde 30 — Kurul, kurum ve kuruluşların, etik davranış ilkeleri konusunda uygulamada karşılaştıkları sorunlara yönelik olarak görüş bildirmeye yetkilidir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Başvuru ve Resen İnceleme Usul ve Esasları
Başvuru hakkı
Madde 31 — 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına İlişkin Kanunda belirlenen esaslara göre, medeni hakları kullanma ehliyetine sahip Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşları ile Türkiye’de oturan yabancı gerçek kişiler başvuruda bulunabilirler. Herhangi bir nedenle Türkiyefde bulunup da başvuru nedeni sayılan etik ilkelerden birisine aykırı davranıldığına tanık olan yabancı, başvuru hakkı açısından Türkiyefde oturuyor kabul edilir. Başvuruda bulunabilmek için başvuranın menfaatinin etkilenmesi koşulu aranmaz.
Ancak, kamu görevlilerini karalama amacı güttüğü açıkça anlaşılan ve başvuranın kimliği tespit edilemeyen başvurular değerlendirmeye alınmaz.
Yargı organlarınca incelenmekte olan veya karara bağlanmış bulunan uyuşmazlıklar hakkında Kurula veya yetkili disiplin kurullarına başvuru yapılamaz. İnceleme sırasında yargı yoluna gidildiği anlaşılan başvuruların işlemi durdurulur. Daha önce Kurulca incelenmiş şikayet konusu, yeni kanıtlar gösterilmedikçe bir daha şikayet konusu yapılamaz ve incelenemez.
Başvuru biçimleri
Madde 32 — Başvurular;
a) Yazılı dilekçe,
b) Elektronik posta,
c) Tutanağa geçirilen sözlü başvuru yolları ile yapılır.
Başvuru usulü
Madde 33 — Başvuru, gerçek kişiler tarafından adı, soyadı, oturma yeri veya iş adresi ile imzayı kapsayan dilekçelerle, en az genel müdür ve Kurulca genel müdür düzeyinde oldukları kabul edilen EK-2 listede bulunan unvanlarda bulunanlar için Kurul Başkanlığına, diğer görevliler için ise kurum yetkili disiplin kurullarına yöneltilmek üzere ilgili kurum amirliğine yapılır.
Dilekçede, etik ilkeye aykırı davranış iddiasına ilişkin bilgi ve belgeler açık ve ayrıntılı olarak belirtilir. Elde bulunan belgeler dilekçeye eklenir. Başvuru konusu aykırı davranış iddiası, kişi, zaman ve yer belirtilerek somut biçimde gösterilir.
Başvuru dilekçelerinin daktilo ile yazılması veya bilgisayar çıktısı olması koşulu aranmaz. Dilekçelerin okunaklı ve anlaşılır olması yeterlidir. Başvurunun Kurul kayıtlarına geçtiği tarih, başvuru tarihidir. Başvuru dilekçeleri posta yoluyla da Kurula gönderilebilir. Bu durumda dilekçenin Kurul kayıtlarına geçtiği tarih süre başlangıcına esas alınır. Başvurunun tutanağa geçirilmek koşuluyla sözlü yapılması durumunda başvuranın imzası ve adresi de tutanağa alınır.
Elektronik ortamda yapılacak başvurular
Madde 34 — Başvurunun; gerçek kişiler tarafından elektronik posta yoluyla yapılması halinde, başvuru sahibinin adı ve soyadı, oturma yeri veya iş adresi belirtilir. Türkiyefde oturan yabancıların bu yolla yaptıkları başvurularda, pasaport numarası ve uyruğu gösterilir. Elektronik posta yolu ile yapılacak başvurularda, başvurunun Kurulun elektronik posta adresine ulaştığı tarih başvuru tarihidir.
Başvuruların kabulü ve işleme konulması
Madde 35 — Başvuru dilekçeleri kaydedilir ve başvuran hazır ise tarih ve sayı içeren alındı verilir. Kurum ve kuruluşların herhangi bir birimine yanlışlıkla ulaşan başvuru dilekçeleri işleme konulmadan ilgisine göre yetkili disiplin kuruluna veya Kamu Görevlileri Etik Kurulu Başkanlığına gönderilir.
a) Kaydedilen başvuru en kısa zamanda Kurul Başkanı veya görevlendireceği üye tarafından bir raportöre verilir.
b) Raportör başvuruyu görev, konu ve kabul edilebilirlik yönlerinden inceleyerek bir ön rapor hazırlayıp Kurul Başkanına sunar.
c) Raportörün raporunda, başvuranın adı, soyadı, şikayet edilen kamu görevlisinin adı, soyadı, görevi, başvuru konusu, raportörün önerisi, adı, soyadı ile tarih ve imzası yer alır.
d) Rapor, Kurul Başkanı veya ilgili üye tarafından, gerekirse ilgili yerlerden gerekli ek bilgi ve belgeler de istenip eklenerek görüşülmek üzere Kurul gündemine alınır.
e) Kurul raporu görüşerek gerekirse incelemeyi derinleştirmek suretiyle ilgili yerlerden gerekli bilgi ve belgelerin istenmesine karar verir. Başvurunun kabul edilebilir bulunması durumunda, şikayet edilen kamu görevlisinin savunması alınır. Savunma süresi, istem yazısının kendisine bildirildiği tarihi izleyen günden itibaren 10 gündür. Sürenin son gününün resmi tatil gününe rastlaması durumunda, tatili izleyen çalışma günü sürenin son günü olarak kabul edilir.
f) Kendisinden bilgi istenen resmi ve özel kurum ve kuruluşlar istenen bilgi ve belgeleri belirlenen süre içinde Kurula vermekle yükümlüdürler.
g) Kurul incelemesini en geç üç aylık süre içinde bitirerek üye tam sayısının salt çoğunluğu ile karar verir. Bu süre, başvurunun kayda alındığı tarihte başlar.
h) Kurul Üyelerine, incelemelerin gerektirdiği durumlarda iş bölümü çerçevesinde görev verilebilir.
ı) İsim ve imza bulunmayan başvuru dilekçeleri ile 33 ve 34 üncü maddelerde belirtilen unsurları içermeyen elektronik posta yolu ile gönderilmiş başvurular işleme konulmaz ve mümkünse durum başvuru sahibine bildirilir.
Gerçeğe aykırı beyanları içerdiği sonradan anlaşılan başvurular, bu durumun anlaşıldığı tarihte işlemden kaldırılır.
Elektronik posta yoluyla yapılan başvurularda, başvuru sahibi gerçek kişilerin verdiği T.C. kimlik numarası, İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün internet sayfasından başvuru sahibi tarafından verilen kimliğin doğru olup olmadığının tespiti amacıyla gerektiğinde sorgulanır. Gerçeğe aykırı ad ve soyadı ile yapılan başvurular işleme konulmaz.
Elektronik ortamda veya yazılı olarak alınan başvuruların bilgi veya belge güvenliği kurum ve kuruluşlarda genel hükümlere göre sağlanır. Kurula gönderilen bilgi ve belgeler ile Kurul tarafından edinilen bilgilerin değerlendirme ve incelenmesinde gizlilik derecesi bulunanların korunmasında ve saklanmasında gizlilik ilkesine uyulur. Kurul Başkanı ve Üyeleri ile sekretarya personeli, gizlilik ilkesinin gereklerine uymakla yükümlüdür. Bu yükümlülük Kurul Başkan ve Üyeleri ile diğer personelin görevlerinden ayrılmalarından sonra da devam eder. İncelenmesi biten belgeler yerine geri gönderilir.
Resen inceleme
Madde 36 — Kurulun inceleme yetkisi içinde bulunan bir kamu görevlisinin etik ilkelere aykırı davrandığının çeşitli yollarla öğrenilmesi üzerine Kurul resen inceleme yetkisini kullanabilir.
a) Bu konuda Kurul Başkanınca görevlendirilecek bir üyenin veya raportörün gözetiminde gerekli bilgiler toplanarak hazırlanan rapor Başkana sunulur.
b) Başkan tarafından belirlenecek gündemde konu Kurulda görüşülerek gerekirse inceleme derinleştirilmek suretiyle gerekli bilgi ve belgeler getirtilir. İnceleme 35 inci maddede belirlenen usule göre tamamlanır, gerekli karar verilir.
Toplanma ve karar yeter sayısı ile kararlarda bulunacak hususlar
Madde 37 — Kurul, Başkan veya Başkanın özrü nedeniyle toplantıya katılamaması durumunda vekil olarak belirlediği Üyenin Başkanlığında üye tam sayısının salt çoğunluğu ile toplanır ve aynı çoğunlukla karar verir.
Kararlarda, başvuranın adı, soyadı ile şikayet edilen kamu görevlisinin adı, soyadı, görevi, karar tarih ve sayısı ile kararın dayandığı belge ve bilgiler, savunma ve inceleme sonucu ile karara katılan Başkan ve Üyelerin ad ve imzaları, varsa azlık oyu, raportörün adı, soyadı yer alır.
İncelenmekte olan başvuru konusunun yargıya götürüldüğü anlaşılırsa inceleme bulunduğu aşamada durdurulur ve yargı kararı sonucuna göre değerlendirilir.
Disiplin kurullarında inceleme ve karar verme usulü
Madde 38 — 5176 sayılı Kanun ile bu Yönetmelik kapsamında bulunan ve Kurulun görev alanı dışındaki kamu görevlilerinin etik ilkelere aykırı davrandığı yolunda disiplin kurullarına yapılan başvurular, yetkili disiplin kurullarınca bu Yönetmelikte düzenlenen etik davranış ilkeleri ile başvuru usul ve esasları çerçevesinde incelenir.
Bu kurulların verdiği etik ilkeye aykırı davranışın varlığı veya yokluğu konusundaki kararlar ilgili kurum veya kuruluş yetkilisine, hakkında başvuru yapılan kamu görevlisine ve başvuru sahibine bildirilir. Disiplin kurullarının kararları kamu oyuna duyurulmaz.
Kararlar üzerine yapılacak işlem
Madde 39 — Kararlar Başkan ve Üyeler tarafından imzalanmakla kesinleşir. Kesinleşen karar Başbakanlık Makamına sunulur. Kararlara karşı idari yargı yolu açıktır.
Kurul, başvuruya konu işlem veya eylemi gerçekleştiren kamu görevlisinin etik davranış ilkelerine aykırı işlem ve eylemi olduğunu tespit etmesi halinde bu durumu Başbakanlık, Kurul kararı olarak Resmî Gazete aracılığıyla kamu oyuna duyurur, ancak, Kurul kararlarının yargı tarafından iptali halinde Kurul, yargı kararını yerine getirir ve Resmî Gazetefde yayımlatır.
Etik ilkeye aykırı davranışın saptanamadığına ilişkin kararlar da Başbakanlık Makamına ve ilgililere yazılı olarak bildirilir. Bu kararlar kamu oyuna duyurulmaz. Kabul edilebilirliliği bulunmayan başvurular hakkında verilen kararlar yalnızca başvuru sahibine iletilir.
Madde 40 — Oluştuğu tarihi izleyen günden başlayarak iki yıl içinde yapılmayan etik ilkelere aykırı davranışlar hakkındaki başvurular incelenmez.
Geçici Madde 1 — Bu Yönetmeliğin Resmî Gazetefde yayımı tarihinden önce gerçekleşen etik ilkelere aykırı davranışlar şikayet ve ihbar konusu yapılamaz.
Geçici Madde 2 — Bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden itibaren üç ay içinde kapsam içindeki kamu görevlileri, 23 üncü maddede düzenlenen “etik sözleşme” belgesini imzalarlar ve bu belgeler personelin özlük dosyasına konulur.
Yürürlük
Madde 41 — Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
Madde 42 — Bu Yönetmelik hükümlerini Başbakan yürütür.
________________
(1) Danıştay İkinci Dairesinin 12/12/2017 tarihli ve Esas No: 2016/12183 ; Karar No: 2017/7808 sayılı kararı ile Yönetmeliğe ekli Ek-2 listesinin “D” bölümünün iptaline karar verilmiştir.
Sayfa 1
EK-1
Kamu Görevlileri Etik Sözleşmesi
Kamu hizmetinin her türlü özel çıkarın üzerinde olduğu ve kamu görevlisinin halkın hizmetinde bulunduğu bilinç ve anlayışıyla;
* Halkın günlük yaşamını kolaylaştırmak, ihtiyaçlarını en etkin, hızlı ve verimli biçimde karşılamak, hizmet kalitesini yükseltmek ve toplumun memnuniyetini artırmak için çalışmayı,
* Görevimi insan haklarına saygı, saydamlık, katılımcılık, dürüstlük, hesap verebilirlik, kamu yararını gözetme ve hukukun üstünlüğü ilkeleri doğrultusunda yerine getirmeyi,
* Dil, din, felsefi inanç, siyasi düşünce, ırk, yaş, bedensel engelli ve cinsiyet ayrımı yapmadan, fırsat eşitliğini engelleyici davranış ve uygulamalara meydan vermeden tarafsızlık içerisinde hizmet gereklerine uygun davranmayı,
* Görevimi, görevle ilişkisi bulunan hiçbir gerçek veya tüzel kişiden hediye almadan, maddi ve manevi fayda veya bu nitelikte herhangi bir çıkar sağlamadan, herhangi bir özel menfaat beklentisi içinde olmadan yerine getirmeyi,
* Kamu malları ve kaynaklarını kamusal amaçlar ve hizmet gerekleri dışında kullanmamayı ve kullandırmamayı, bu mal ve kaynakları israf etmemeyi,
* Kişilerin dilekçe, bilgi edinme, şikayet ve dava açma haklarına saygılı davranmayı, hizmetten yararlananlara, çalışma arkadaşlarıma ve diğer muhataplarıma karşı ilgili, nazik, ölçülü ve saygılı hareket etmeyi,
* Kamu Görevlileri Etik Kurulunca hazırlanan yönetmeliklerle belirlenen etik davranış ilke ve değerlerine bağlı olarak görev yapmayı ve hizmet sunmayı taahhüt ederim.
Sayfa 2
EK-2
KAMU GÖREVLİLERİ ETİK KURULUNUN YETKİ ALANINA GİREN EN AZ GENEL MÜDÜR, EŞİTİ VE ÜSTÜ KAMU GÖREVLİLERİ
A) TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinde
– Genel Sekreter
– Genel Sekreter Yardımcısı
– Devlet Denetleme Kurulu Üyeleri
B)
1 — Başbakanlık ve Bakanlıklarda
– Müsteşar
– Müsteşar Yardımcısı
– Genel Müdür
– Teftiş Kurulu Başkanı
– Kurul Başkanı (Ek göstergesi 6400 ve üzerinde olanlar)
– Valiler
– Kaymakamlar
– Büyükelçiler, Daimi Temsilciler
– Başbakan Başmüşaviri
2 — Bağlı-İlgili ve İlişkili Kurum ve Kuruluşlarda
– Müsteşar
– YÖK Başkanı, Yürütme Kurulu Üyeleri, Genel Sekreteri ve ÖSYM Başkanı
– Müsteşar Yardımcısı
– Genel Müdür
– Teftiş Kurulu Başkanı ve Diğer Denetim Kurullarının Başkanları
– Genel Sekreter ve Genel Sekreter Yardımcıları (ek göstergesi 6400 ve üzeri)
– Başkan (ek göstergesi 6400 ve üzeri olanlar)
– Düzenleyici ve denetleyici Kurum ve Kurul Başkan ve Yardımcıları
– Kurul Üyeleri
– Kurum ve Kuruluş Başkan Yardımcıları (ek göstergesi 6400 ve üzeri olanlar)
– Kamu İktisadi Teşekkülleri ve bağlı ortaklıklarının Genel Müdürü
– Kamu İktisadi Teşekkülleri Yönetim ve Denetim Kurulu Üyeleri
C) Mahalli İdarelerde
– Büyükşehir Belediye Başkanı
– İl ve İlçe Belediye Başkanları
– Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri ve Genel Sekreter Yardımcıları
– Büyükşehir Belediyesi ve Bağlı Kuruluşları Genel Müdürü
– Büyükşehir Belediyesi Teftiş Kurulu Başkanı
– İl Belediye ve İl Özel İdare Birlikleri ile bunların Üst Birlik Başkanları
– Büyükşehir Belediye Şirketleri Genel Müdürleri, Yönetim ve Denetim Kurulu Üyeleri
– Büyükşehir sınırları içindeki Belediye Başkanları
D)(1)Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında
– Yönetim Kurulu Başkanı
– Üst Birliklerde Başkan, Yönetim Kurulu Üyeleri ve Genel Sekreter (1)
E) 5176 sayılı Kanun çerçevesinde; ilgili mevzuatında özlük hakları veya emeklilik yönünden müsteşar, müsteşar yardımcısı, genel müdür statüsünde olduğu belirtilenler, Kanun kapsamında bulunan kurum ve kuruluşlardaki diğer yönetim ve denetim kurulu üyeleri ile teşkilat yapısı ve yürüttükleri hizmetlerin niteliği dikkate alınarak Kurul tarafından en az genel müdür veya eşiti sayılan diğer Kamu Görevlileri.
Nantes Fermanı veya Nant Buyruğu Fransızcada édit de nantes diye ifade edilmektedir. Ferman,13 Nisan 1598 tarihinde Fransa Kralı IV. Henry tarafından yayınlanmıştır ve ilk evrensel insan hakları metinlerinden sayılmaktadır. Fermanın yayımlanmasının temel sebebi Fransa’nın uzun yıllar boyunca din savaşlarının içinde olması ve yoğun bir istikrarsızlık yaşamasıdır. Ferman, çoğunluğu Katolik olan ülkede Calvinciprotestanlara önemli haklar vermiş, dinde reformu savunan cemaatlerin varlığı resmen tanınmıştır.
Nantes Fermanı
Nantes Fermanının Öncesi ve Sonrası
Nantes Fermanından önceki süreçte Fransa’da Strasburg şehri Protestanlar için bir model ve merkez oluşturmuş; Calvin ile birlikte düşünce bağımsız bir şehir olan Cenevre’ye geçmiştir. Katolikler’le Protestanlar arasında da din ve mezhep savaşları baş çıkmış, Lutherci ve Calvinci görüşler geniş halk kitlelerine yayılmıştır.
Fransa’da Protestan Huguenotlar ile Katolikler arasındaki çatışmalar uzun savaşlara sebep olmuş; 16. yüzyılın ikinci yarısındaki bu savaşlar Nantes fermanına kadar devam etmiştir.
Kral II. Henry 1589 yılında öldürülmüş, arından Protestan olan IV. Henry tahta çıkmış, ancak tahta çıkmasından bir süre sonra Temmuz 1593′te Katolik olmayı kabul etmesi sayesinde ülkede barışı sağlayabilmiştir. Kral IV. Henry’nin 1598 yılında yayımladığı Nantes Fermanı‘yla Huguenot’ya dinsel ve siyasal özgürlükler tanınmıştır. Dini birlik yerine milli birlik ön plana çıkarılmış, görece laiklik ve hoşgörünün yolu açılmıştır. Protestanları ve Katolikleri konu alan ferman diğer din ve mezheplerden bahsetmemektedir. Dinsel inanç bakımından özgürlük getiren Nantes Fermanı protestanlara genel af ve vatandaşlık haklarının iadesini vermiş; 16. yüzyılda Fransa halkını bölen din savaşlarına son vermiştir.
Kral IV. Henry zamanında devlet işlerinde sağlanan istikrar ve kurulan düzen onun ölümünden sonra tahta çıkan genç oğlu XIII. Louis tarafından devam ettirilememiştir. Protestanlar 1629 yılında dinsel özgürlüklere ilişkin güvencelerini kaybetmiş, 1685 yılı Ekim ayında XIV. Louis tarafından Nantes Fermanı feshedilmiş ve Fontainebleau Fermanı ile Protestanlık mezhebi yasa dışı ilan edilmiştir. Bu olaydan sonra izleyen birkaç yıl içinde 250 bini aşkın Protestan Fransa’yı terkedip; İsviçre, Hollanda, İngiltere, Prusya, Felemenk ve Amerika’ya ve başkaca Protestan ülkelerine yerleşmiştir.
édit de nantes posta pulu
Nantes Fermanı
Tanrı’nın inayetinin bize ita ve ihsan etmeyi uygun bulduğu en büyük lütufların başında, kuşkusuz biz tahta çıktığımızda, ülkeyi kamplara bölen o akıl almaz düzensizlikler karşısında pes etmememiz ve geri çekilmememiz için bize verdiği güç ve yüreklilik gelir. Adil bir yönetim kuracak tek bir grubun bile kalmadığı bir zamanda, bize bu fırtınayı nihayet atlatabilmemiz ve devlet teknesini selamet limanına sokabilmemiz için, yılmadan, usanmadan direnebilme gücü vermiştir. Ama açıkçası, hep üst üste gelen bu denli büyük ve tehlikeli iç olayların tümünü topluca ve aynı zamanda halletmeyi göze alamadık. İlkin silah zoruyla bitirebileceklerimizle uğraşmamız gerekti. Çözümlenmeleri için anlayışlı, ılımlı bir yaklaşım ve sezgi gereken diğerlerini daha uygun bir zamana erteledik. Bunlar arasında, özellikle bize bağlı uyruklarımız iki kampa bölen dinsel çatışmalar da vardı.
Bir seferinde başımızdan büyük işlere kalkışmak istemiyorduk; dahası silahların gümbürtüsüyle böyle iyi ve anlamlı yasaların çıkarılması birbirlerine pek bağdaşmayacaktı. Bu yüzden, bu iç sorunları nihai çözüme kavuşturmak konusunda sürekli kararsızlık içindeydik. Ama şimdi Tanrı bize daha iyi ve huzurlu günler gösterdiğine göre; artık birinci görevimiz olan, Tanrıya hizmet ve kutsal adının ününü yaygınlaştırmak konuların ele almalıyız. Tüm uyruklarımızın ona ibadet etmelerini ve duacı olmalarını sağlamak da bu görevimizin bir parçasıdır. Sonuç olarak, Tanrı bizi şu anda, bir tek biçim ve dinde toplamayı uygun görmemektedir.
Biz yine de, hiç olmazsa bir tek anlamda ve aynı amaçta birleşmek; aramızda kavga ve kargaşalık doğurmayacak bir düzen kurmak ve İmparatorluğumuzun gelecekte de tüm Hıristiyan ülkeleri içinde eskiden olduğu gibi, şanlı unvanını taşıması ve hak etmesi için özen göstermek zorundayız.
1585 Mart ayının başından bizim tahta çıkışımıza değin geçen zamanda ve daha önceki kargaşalıklar sırasında, bu kargaşalıklarla aynı bağlamda cereyan eden olaylarla ilgili tüm anıların belleklerden silinmesini ve bu anıların hiçbir şey olmamışçasına maziye gömülmelerini emir ve ilan ediyoruz. Hiçbir adliyede, hiçbir mahkemede ne krallık temsilcilerinin, ne de memur ya da özel kişilerin, herhangi bir zamanda herhangi bir nedenden dolayı, o günleri ağızlarına almalarına, o günlerle ilgili dava açmalarına ya da birine bu yüzden zulmetmelerine ne izin verilecek, ne de böyle bir şey tasvip edilecektir.
Uyruklarımız arasında huzursuzluk ve kargaşa doğurabilecek hiçbir nedenin kalmaması için, sözüm ona ıslah edilmiş o dinin yandaşlarına, krallığımızın tüm kent ve yerleşim bölgelerinde, egemenliğimiz altındaki topraklarda, kovuşturmaya uğramadan, baskı görmeden, huzurları bozulmadan, kendi vicdanlarına aykırı bir şey yapmaya zorlanmadan yaşamalarına izin verdik, veriyoruz.
Adı geçen dinin yandaşlarına, 1596 yılı içinde ve 1597 yılının Ağustos ayının sonuna dek, birçok ve çeşitli kezler, kendi dinlerini yayıp, tanıttıkları ve bu dinin gereklerini yerine getirdikleri egemenliğimiz altındaki kent ve yerleşim bölgelerinde, bu etkinliklerini şimdi ve gelecekte de sürdürmelerine izin veriyoruz.
Bu adı geçen dinin bizim sarayımıza, hizmetimizdekilerin arasına, Paris kentimize ve Paris’i çevreleyen beş millik alan içine sızmasını yasaklıyoruz. Bunun üzerinde ısrarla duruyoruz.
Tüm papazlara, profesörlere ve topluluğa hitap eden diğer kişilere, halkı galeyana getirmek amacını taşıyan herhangi bir söz söylemeyi, konuşma yapmayı, demeç vermeyi yasaklıyoruz. Makul ve alçakgönüllü davranmaları, dinleyicileri bilgilendirmeyen ya da duygulandırmayan konuşmalardan kaçınmaları için onları uyardır, uyarıyoruz.
Tüm uyruklarımıza, hangi zümre ve dereceden olurlarsa olsunlar, adı geçen dinin yandaşlarının çocuklarını, ebeveynlerinin rızası olmadan zorla olmayı ve bu çocukları Katolik, havari yuna ve Roma kiliselerinde vaftiz ettirip, kutsatmalarını yasaklıyoruz.
Adı geçen dinin yandaşları Katolik, havari yuna ve Roma kiliselerinin bayramlarını gözetecekler ve onlara uyacaklardır. Bayram günlerinde ne çalışabilirler, ne de açık dükkanlarda ya da tezgahlarda satış yapabilirler. Aynı biçimde esnaf da, bu sözü edilen bayram günlerinde ve diğer yasak günler ve komşular tarafından duyulabilecek işlerde, kapalı yerlerde ya da evlerinde bile olsa çalışamazlar.
Üniversitelere, liselere ve okullara öğrencilerin, bakımevlerine ve hastanelere hastaların ve yoksulların kabul edilmesi ya da halka sadaka dağıtılması sırasında, adı geçen dinden dolayı bir ayrım yapılmamasını buyuruyoruz.
Uyruklarımızı birbirlerine daha iyi kaynaştırmak ve amaçladığımız gibi, ilerde tüm yakınmaları ortadan kaldırmak için, o adı geçen dine katılanların ya da katılacak olanların tümünün, krallığımızda, topraklarımızla, nüfuzumuz altında bulunan tüm hükümdarlık ve eyaletlerde, saray, hükümdarlık ya da kent yönetimiyle ilgili her türlü kamu görevini, unvanı, makamı ve işlevi üstlenmeye ve yerine getirmeye muktedir olacaklarını ilan ediyoruz.
Krallığımızın tüm kentleri ve yerleşim bölgeleri dahil olmak üzere her yerde, memurlarımız, belediye meclislerimiz ve bu halihazırdaki fermanın uygulanması için yollayacağımız denetçiler aracılığıyla, adı geçen dinden olan ölülerin defnedilmeleri için derhal, olabildiğince elverişli bir toprak parçasının bulunmasını buyuruyoruz. Dahası, eskiden sahip oldukları ve kargaşalıklar sırasında ellerinden alınmış olan tüm mezarlıklar da kendilerine geri verilecektir.
Hukukçu, siyasetçi ve yazar Aykut Edibali Afyonkarahisar’ın Sandıklı ilçesinde dünyaya geldi. (Ölümü: 14 Ocak 2022) İlkokulu Afyon Dumlupınar İlkokulunda (1953), orta eğitimin Afyon Ortaokulunda (1956) ve liseyi Afyon Lisesinde (1959) tamamladı.
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. Yeni bir siyasi hareket başlattı. Lideri olduğu bu hareket, “Yeniden Millî Mücadele” ismiyle Türk siyasal ve sosyal hayatında yerini aldı. Yeniden Millî Mücadele, Bayrak, Pınar, Çınar, Gerçek ve Çağrı gibi dergilerde yazılar yazdı.
1970’te Otağ Yayınevi ve Matbaacılık tesislerini kurdu. Aynı yıl haftalık Yeniden Millî Mücadele dergisini, 1973’te de üç aylık araştırma inceleme dergisi Gerçek ile aylık kültür-sanat-edebiyat dergisi Pınar’ı çıkardı.
1974 yılında yazdığı, Türkiye’nin Kıbrıs Politikası ne Olmalıdır adlı kitabında, Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulmasını ve Ada’nın ilhakını önerdi.
1975’te Yeni Ortam Gazete ve Matbaacılık tesislerini satın alarak Bayrak gazetesini çıkardı.
21 Mart 1984’da Islahatçı Demokrasi Partisi’ni kurdu ve Kurucu Genel Başkan oldu.
1986’da arkadaşlarıyla birlikte Mücadele Birliği derneğini kurarak bu dernek etrafındaki fikir ve gençlik hareketlerinin öncülüğünü yaptı.
1991 yılında üçlü ittifak olarak anılan Refah Partisi, Milliyetçi Çalışma Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi arasındaki işbirliğine katıldı ve bu işbirliği sonucunda Kayseri Milletvekili olarak 19. dönemde TBMM’ye girdi. “Muhteşem Türkiye” olarak idealize ettiği siyasi projeyi yürüttü.
Islahatçı Demokrasi Partisi’nin ikinci olağan kongresinde (23 Kasım 1992) Birlik Barış Partisi, Bayrak Partisi ve Millet Partisi IDP‘ye katıldı. Yeni partinin adı Millet Partisi oldu
23 Kasım 1992’den kalp yetmezliği nedeniyle Ankara’da 80 yaşında hayatını kaybettiği 14 Ocak 2022 tarifine kadar Millet Partisi’nin Genel Başkanlığı yürüttü.
5 Ocak Cumartesi günü öğle namazını müteakip Ankara Hacı Bayram Veli Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından TBMM’de düzenlenen törenin ardından cenazesi İstanbul’a gönderildi. 16 Ocak 2022 günü İstanbul’da Marmara İlahiyat Cami’nde kılınan cenaze namazının ardından İstanbul’da Nakkaştepe Mezarlığı’na defnedildi.
Arapça ve İngilizce biliyordu. Evli ve 6 çocuk babasıydı.
ESERLERİ
Millî Mücadele Kadroların Vazifeleri (1970), Beş Çayı (Piyes), Komünist İhtilale Karşı Tedbirler (1973), Türkiye’nin Kıbrıs Politikası Ne Olmalıdır? (1974), Sosyal Sistemlerin Temelleri (1979), Islahatçı Demokrasi Partisi Programı ve Tüzüğü (1984), Islahatçı Demokrasi Partisi Seçim Bildirgesi, 24 Ocak Kararları (1986), Birlik Davamız (1991), Kur’an’ın Aksiyon Öğretisi (2002), Akaid (İslam İnancının Temelleri), İlmi Sağ (İslam düşüncesinde hayat, kâinat ve tarih), Milli Mücadelenin Stratejisi, Beynelmilel Sermaye ve İhtilaller, İslam Peygamberinin Siret ve Siyeri Çerçevesinde Büyük İnkılapların Dersleri, Gerçeğin Araştırılması (Düşünce, inceleme, bilimsel araştırma kılavuzu), Millet Partisi Programı ve Tüzüğü, Sosyal Sistemlerin Temelleri, Türk İnkılabı Üzerine, İnkılap İlmi, Rejim Tartışmaları ve İslam, Muhteşem Türkiye’ Projesi.
Nantes Fermanı, 13 Nisan 1598 tarihinde Fransa Kralı IV. Henry tarafından yayınlanmıştır ve ilk evrensel insan hakları metinlerinden biri sayılmaktadır. Nant Buyruğu Fransızcada édit de nantes diye ifade edilmektedir. Fermanın Yayımlanmasının temel sebebi Fransa’nın uzun yıllar boyunca din savaşlarının içinde olması ve yoğun bir istikrarsızlık yaşamasıdır. Ferman, çoğunluğu Katolik olan ülkede Calvinci Protestanlara önemli haklar vermiş, dinde reformu savunan cemaatlerin varlığı resmen tanınmıştır.
Nantes Fermanı
1743
Amerikalı avukat, devlet adamı, diplomat, mimar ve filozof Thomas Jefferson doğdu. (Ölümü: 4 Temmuz 1826) Virginia Eyalet Meclisi’nde çalıştı ve daha sonra Virginia valisi oldu. Görevi başındayken yasaları daha demokratikleştirmeye çalıştı, dinî özgürlük sağlanması için büyük çabalar harcadı. 1785 yılında Amerika Birleşik Devletleri Fransa Büyükelçisi olarak görev yaptı. 1790’da Dışişleri Bakanı olarak atandı. 1797 yılında Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı. 1801’de 3. Amerika Birleşik Devletleri başkanı oldu. Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’nin asıl yazarı olması ve ABD’deki Cumhuriyetçilik akımının ideallerini savunması ve yayması nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri’nin kurucu babaları arasında en etkili olanlarından biri olarak kabul edilir.
1794
Fransız İhtilali’nin en önemli devrimcilerinden biri olan Fransız gazeteci ve devrimci Jacques-René Hébert‘in dul karısı, kendisinden yirmi gün sonra 13 Nisan 1794’te idam edildi ve cesedi Errancis Mezarlığına atıldı. Hébert ise, Katolik Kilisesi’ne olan karşıtlığı ve halkçılığıyla nam salmış, ateizm hakkında meydanlarda konuşmalar yapmış, Hristiyanlık karşıtı kampanyalar yürütmüş ve akılcılığı savunmuş; Devrim’den birkaç yıl sonra, 24 Mart 1794’te giyotin yöntemi ile infaz edilmiş ve Cesedi Madeleine Mezarlığı’na kaldırılmıştı.
Jacques-René Hébert
1839
El Salvador bağımsızlığını ilan etti.
1885
Hollandalı hukukçu ve politikacı Pieter Sjoerds Gerbrandy doğdu. (Ölümü: 7 Eylül 1961) Vrije Universiteit Amsterdam‘da hukuk eğitimi gördü. 1911’de Hukuk alanında doktora yaptı. 1911’den 1920’ye kadar avukatlık ve savcılık mesleğini icra etti. Londra merkezli sürgündeki hükümeti denetledi. 1940’da Hollanda Başbakanı olarak görev yaptı. 1945’te Adalet Bakanı olarak görev yaptı.
1909
Hasan Fehmi Paşa’nın ikinci dönem Danıştay(Şuray-ı Devlet) başkanlığı sona erdi. Paşa, ilk kez 29 Ekim 1907-2 Ağustos 1908 tarihleri arasında görev yapmış, 28 Kasım 1908’de ikinci kez greve gelmişti.
Eski Danıştay başkanlarından Hasan Fehmi Paşa
1924
Mithat Paşa, Mahmut Şevket Paşa, Talat Paşa, Reşit Hikmet Bey ve diğerlerinin ailelerine vatan hizmetinden dolayı maaş bağlanması konusunda kanun T.B.M.M.’nde kabul edildi.
1933
Yüksek Mühendislik Mektebi’ni (İstanbul Teknik Üniversitesi) bitiren Sabiha ve Melek Hanım, Türkiye’nin ilk kadın mühendisleri oldu.
Avrupa Konseyi Statüsü’ne Dair Londra Sözleşmesi, 3 Ağustos 1949 tarihinde yürürlüğe girdi. Türkiye 12 Aralık 1949 tarihli 5456 Sayılı Kanun ile onaylayarak 13 Nisan 1950 tarihinde sözleşmeye katıldı. Sözleşmenin onaylandığına dair kanun 17 Aralık 1949 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.
1962
Hukukçu ve Nazi Almanyası’nda kiliselerden sorumlu Devlet Bakanı Hermann Muhs (Doğumu: 16 Mayıs 1894) Göttingen Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. Kendisine avukat bürosu açtı ve 1929 yılında NSDAP üyesi oldu. 1930 yılında Prusya Eyalet Parlamentosu üyeliği yaptı. 1933’ten sonra Hildesheim ilçe başkanı oldu. 1935 yılında Devlet Bakanı oldu. Eşitlik çabaları ve teolojik beceriksizlikleri kiliseler ile birçok anlaşmazlıklara neden oldu.
1978
Nijeryalı avukat, öğretmen, politika lideri, kadın hakları savunucusu ve feminist Funmilayo Ransome-Kuti, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 25 Ekim 1900) The University of Ibadan‘da hukuk öğrenimi gördü. Yaşamı boyunca eğitimci ve aktivist kimliği ile bilindi. İzlediği politika sayesinde “Nijerya’nın annesi” olarak anıldı. İlk yıllarında Nijerya’da kadınların oy hakkı için avukatlık yaptı. Abeokuta Kadınlar Birliği ve Nijerya Kadınlar Birliği liderliğini yürüttü. 1947’de West African Pilot tarafından Egba halkının kadınlarına öncülük ettiği için “Lisabi aslanı” lakabını aldı. Kadınlara komünist fikirler aşıladığı gerekçesiyle 1956’da pasaportu iptal edildi. Halkçı İnsanlar Partisini kurdu. Nijerya’nın bağımsızlığını İngiliz hükûmeti ile görüşen heyette yer aldı Nijerya’da otomobil kullanan ilk kadın oldu. Lenin Barış Ödülü kazandı.
Funmilayo Ransome-Kuti
1982
Türkiye’de eski bakanlardan Hilmi İşgüzar, Yüce Divan’da 9 yıl 8 ay hapse mahkûm edildi.
1994
Kamuoyunda RTÜK Yasası diye bilinen Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Mülga 3984 Sayılı Kanun Meclis’te kabul edildi.
2005
Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri, 25 Nisan 2004 tarihli ve 5176 sayılı ‘Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ile Başvuru ve Esasları Hakkında Kanun’ ve bu kanun çerçevesinde hazırlanan 13 Nisan 2005 tarihli ‘Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ile Başvuru ve Esasları Hakkında Yönetmelik‘ ile belirlenmiştir.
Balyoz Davasında dosyası ayrılan 6 asker hakkında verilen hapis cezaları Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından onandı. İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi; Çetin Doğan’a 6 yıl 8 ay, Behzat Balta’ya 5 yıl 10 ay, Mehmet Kaya Varol ve İhsan Balabanlı’ya 5 yıl 5 ay, Erdal Akyazan ve Emin Küçükkılıç’a 5 yıl hapis cezası vermiş, Metin Yavuz Yalçın yaşamını yitirdiği için hakkındaki dava düşürülmüştü. Sanık avukatları, kararın bozulması için Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na itiraz ettiklerini açıkladı.
Hukukçu ve Amerika Birleşik Devletleri’nin 44. Dışişleri Bakanı Charles Evans Hughes, dünyaya geldi. (Ölümü: 27 Ağustos 1948) Brown Üniversitesi ve Columbia Hukuk Fakültesi‘nden mezun oldu. Birkaç yıl özel olarak çalıştıktan sonra, 1905’te kamu hizmetleri ve hayat sigortası endüstrisine yönelik başarılı devlet araştırmalarını yönetti. 1906’da New York Valisi seçildi ve çeşitli ilerici reformlar uyguladı. 1910’da Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi’ne yargıç olarak atandı. 1930’dan 1941’e kadar bu görevde kaldı.
Charles Evans Hughes
1893
Amerikalı avukat ve devlet adamı Dean Gooderham Acheson dünyaya geldi. (Ölümü: 12 Ekim 1971) Yale ve Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden mezun oldu. İki yıl süreyle Yüksek Mahkeme yargıcı Louis Brandeis’nin özel katipliğini yaptı. 1921’de Washington’da bir hukuk firmasında çalışmaya başladı. 1933’te hazine müsteşarlığında görev aldı. Dışişleri bakanlığına 1941 yılında müsteşar olarak atandı. 1945-1947 yılları arasında dışişleri bakan yardımcılığı yaptı. Ocak 1949’da Dışişleri Bakanı olarak görevlendirildi ve 21 Ocak 1949 – 20 Ocak 1953 arasında bu görevi yürüttü. ABD’nin barış zamanında girdiği ilk savunma ittifakı olan Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı‘nın (NATO) kuruluşuna öncülük etti. Soğuk Savaş döneminde ABD’nin dış politikasının mimarlığını yaptı. Devlet görevlerinden ayrıldıktan sonra avukat olarak çalışmaya devam etti ve devlet başkanlarına danışmanlık yaptı.
ABD’nin soğuk savaş politikalarının mimarı Avukat ve Dışişleri Bakanı Dean Acheson
1905
Dünyaca ünlü bilim insanı Albert Einstein, İzafiyet Teorisini ilan etti.
Singapur, Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Krallıktan bağımsızlığını ilân etti.
1920
Osmanlı Padişahı Vahdettin, Meclis-i Mebûsan’ı feshetti. Yeni seçimler yapıldıktan sonra açılan Meclis 11 Nisan 1920’de resmen kapatıldı. Sultanahmet’te büyük kadın mitingi yapıldı. Türk Kadınlar Birliği’nin düzenlediği mitingde, “kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınması” kutlandı.
1920
Şeyhülislâm Dürrizâde Abdullah’ın, “Padişah ve Halife kuvvetleri dışındaki millî kuvvetleri kâfir ilan eden ve katlinin vacip (gerekli)” olduğunu bildiren fetvası Takvim-i Vekayi’de yayınlandı.
Takvim-i Vekayi Dergisi
1930
Sultanahmet’te büyük kadın mitingi yapıldı. Türk Kadınlar Birliği’nin düzenlediği mitingde, “kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınması” kutlandı.
1935
Amerikalı seri katil Richard Kuklinski doğdu. (Ölümü: 5 Mart 2006) Cinayetleri işledikten sonra cinayet zamanının belli olmaması için cesetleri dondurduğundan dolayı Iceman takma adıyla anıldı.
1938
Üsküdar ve Kadıköy Su Şirketi satın alınarak kamulaştırıldı.
1950
Açlık grevini erteleyen Nazım Hikmet, Cerrahpaşa Hastanesi’ne götürülerek muayene edildi. Muayene sonucunda kalbinden ve karaciğerinden rahatsız olduğu kesinleşti.
1957
Halk Gazetesi’nin sahibi Ratip Tahir Burak, bir karikatürü nedeniyle tutuklandı.
Ratip Tahir Burak
1965
Time Dergisi Atatürk’ü küçük düşürdüğü iddia edilen yazıları nedeniyle toplatıldı. dergi daha önce Atatürk’ü iki defa kapağına taşımış ve dünya gündemine getirmişti.
Mustafa Kemal Paşa, Time Dergisi kapağında
1967
Kadınlar I-ıh Derse adlı oyun müstehcen olduğu gerekçesiyle yasaklandı. Başrol oyuncusu Lale Oraloğlu açlık grevine başladı ve 17 gün sonra perdenin yeniden açılmasını sağladı. Hikayede yıllardır süren savaşlardan çok çeken Atina ve Spartalı kadınlar, barışı sağlamak için harekete geçiyorlardı. Kadınlar kocalarını savaştan vazgeçirebilmek için yataklarına almıyor, barış için seks yasağı uygulamaya başlıyorlardı.
1975
Bursa’da Uludağ, Elazığ’da Fırat, Samsun’da Ondokuz Mayıs ve Konya’da Selçuk Üniversitelerinin kurulmasına ilişkin kanun yürürlüğe girdi.
1980
TRT İstanbul çalışanı, gazeteci Ümit Kaftancıoğlu öldürüldü. Kaftancıoğlu, İstanbul Radyosu Eğitim-Kültür Yayınları’nda programcı olarak görev yapmaktaydı. Romanlarında, Doğu Anadolu bölgesini anlatan yazar, insanın insanla ve doğayla mücadelesine önem verdi. Alevilikteki dedelik kurumunu sorguladığı ‘Hakullah’ röportajıyla Milliyet-Karacan Armağanı’nı kazandı.
Ümit Kaftancıoğlu
1984
Tek tip elbise uygulaması, dayak, hücre cezası, işkence, sevk zinciri ve benzeri uygulamalara karşı ilk ölüm oruçları Metris Cezaevinde başladı. Dev-Sol ve TİKB’lilerin tecrit koğuşlarında başlatılan ölüm oruçları Sağmalcılar Özel Tip Cezaevi’ne yayıldı. Ölüm oruçlarına başlayan mahpuslar, tek tip elbise ve sevk zincirinin kaldırılmasını, işkencelere, ve hücre cezalarına son verilmesi ile tutuklu ve hükümlülere siyasi tutuklu statüsü tanınmasını talep etti.
1984
Halkevleri yöneticileri hakkında açılan davada tüm sanıklar beraat etti, Halkevlerinin kapatılması talebi reddedildi.
1991
Terörle Mücadele Yasası mecliste kabul edildi. TBMM TCK’nın 141, 142 ve 163. maddelerini kaldırdı. 125. ve 146. maddelerden hüküm giyenlerin düzenlemeden şartlı biçimde yararlanması kabul edildi. Cezaevlerinde, TCK’nın 125. ve 146. maddelerinden dolayı tutuklu ve hükümlü olan yaklaşık 2.500 kişinin kalabileceği hesaplandı. Şartla tahliyeyi de içeren Terörle Mücadele Yasası ile Yargıtay’da olan DİSK davası düşürüldü, 12 Eylül darbesi sonrası faaliyeti durdurulan DİSK’in tekrar açılması sağlandı. Türkçe dışında, Kürtçe dahil herhangi bir dille kamuya açık yerlerde konuşma, her türlü yayın yapma, toplantı ve gösterilerde başka dilden pankart, döviz vb. taşıma yasağı kaldırıldı.
Oğuzhan Müftüoğlu, Devrimci Yol Davasında yargılananlar adına Şartlı Salıverme Yasasındaki adaletsizliklerin giderilmesi ve 12 Eylül hukukunun tüm sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılması hakkında bir çağrı metni yayınladı.
İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde 300’ü aşkın kamu emekçisi, sendikalarının mühürlenmesini protesto etti.
2001
Ölüm orucu eylemcilerinden Nergis Gülmez, Fatma Ersoy ve Tuncay Günel yaşamını yitirdi. F tipi cezaevi uygulamasını protesto amacıyla devam eden ölüm oruçlarında yedi kişi yaşamını yitirmişti.
2001
İran’da 150’den fazla milletvekili, devrim mahkemesinin tutukladığı muhaliflere yönelik kötü muameleyi protesto etti.
2002
Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (ICC) kuruluşu onaylandı. Statü gereğince, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin faaliyete geçebilmesi için 60 ülkenin onayı beklendi ve 11 Nisan 2002 tarihinde söz konusu 60 onaya ulaşıldı. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail çıkarlarına uygun bulmadıkları için anlaşmaya katılmadı. Türkiye, Avrupa Birliği üyesi ve adayları arasında tüzüğü onaylamayan tek ülke oldu. Mahkeme 1 Temmuz 2002 tarihinde resmen göreve başladı.
Uluslararası Ceza Mahkemesi Binası
2003
Ordu ili Mesudiye ilçesi Güneyce köyünde, 23 Ağustos 1997 tarihinde, hayvanları ahıra bıraktıktan sonra evlerine dönen 3 çocuğu ”terörist sandıkları için” kurşun yağmuruna tutarak 2’sini öldüren ve 1 hafta tutuklu kalıp bırakılan kolluk görevlisi özel timcilerden 4’ü 10’ar yıl hapse mahkum oldu.
2003
Küba’da, 2 Nisan 2003 tarihinde, bir yolcu gemisini kaçırarak Amerika Birleşik Devletleri’ne gitmeye zorlamak suçlamasıyla hüküm giyen üç kişi idam edildi. Uluslararası Af Örgütü idamları protesto etti.
2003
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Savcılığın temyiz ettiği Devrimci Sol ana davasına ait 100 klasörün mahkemeler arasında kaybolması nedeniyle, temyiz mercii olarak inceleme yapacak olan Yargıtay 11.Ceza Dairesi’ne tebliğname göndererek kararın bozulmasını istedi.
2007
Özbekistan Cumhuriyeti Anayasasında değişiklikler yapıldı. Anayasa, 8 Aralık 1992 yılında kabul edilmiş ve 28 Aralık 1993, 24 Nisan 2003, 11 Nisan 2007, 25 Aralık 2008 ve 18 Nisan 2011 yıllarında değişiklik ve ilaveler yapılmıştır. Anayasaya göre Özbekistan Cumhuriyeti; iller, ilçeler, şehirler, kasabalar, beldeler (kışlaklar), köyler (aullar), ayrıca Karakalpakistan Cumhuriyetinden oluşmaktadır. Anayasa, diğer Türk Cumhuriyetleri Anayasalarına benzer nitelikler taşımaktadır.
2012
Kamuoyunda 4+4+4 olarak bilinen ve zorunlu eğitimi, kademeli olarak 12 yıla çıkaran ”İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
2013
Anayasa Mahkemesi, Milli Savunma Bakanlığı ile (TSK) sivil memurların sendika kuramayacağı ve sendikaya üye olamayacağına ilişkin kanun hükmünü iptal etti. Karar sonucunda, sivil memurların, sendika kurabilmesi ve sendikalara üye olabilmesi mümkün hale geldi.
2014
UNESCO, gazeteci Ahmet Şık’ın “Guillermo Cano Dünya Basın Özgürlüğü 2014 Yılı Ödülü”ne layık görüldüğünü açıkladı. Kolombiya’da uyuşturucu çeteleri ve yolsuzluklarla ilgili haberlere imza atan Guillermo Cano, 17 Aralık 1986’da silahlı saldırıda hayatını kaybetmişti.
2014
Anayasa Mahkemesi, Bilgi Teknolojileri Kurumu’a, elektronik haberleşme sektörüyle ilgili kişisel verilerin işlenmesi ve gizliliğinin korunmasına ilişkin usul ve esasları belirleme yetkisi veren Kanun hükmünü iptal etti.
2016
Üniversite öğrencisi Özgecan Aslan’ın öldürülmesiyle ilgili müebbet hapis cezasına çarptırılan Ahmet Suphi Altındöken, cezaevinde uğradığı silahlı saldırıda öldü, babası Necmettin Altındöken ise yaralandı.
Denizbank’ın eski Florya Şube Müdürü Seçil Erzan, yüksek getirili gizli fon vaadiyle aralarında Fatih Terim ile Fernando Muslera, Arda Turan, Emre Belözoğlu gibi ünlü futbolcuların da olduğu 30’dan fazla kişiyi yüksek getirili gizli fon vaadiyle dolandırdığı iddiasıyla 11 Nisan 2023’te tutuklandı.
2025
İstanbul’da Saraçhane’deki protestolar sonrası tutuklanan 34 kişi için mahkemeden tahliye kararı çıktı. Böylece tutuklanan 301 kişiden çoğu öğrenci olmak üzere tahliye sayısı 84’e çıktı.
Ekrem İmamoğlu’nun, 6 kişi ile birlikte Beylikdüzü Belediye Başkanı olduğu dönemde ‘İhaleye fesat karıştırma’ suçlamasıyla 3 yıldan 7 yıla kadar hapis istemiyle Büyükçekmece 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davaya devam edildi.
CHP İstanbul İl Başkanlığı’nda çekildiği iddia edilen ve İmamoğlu İnşaat şirketi yetkilisinin de bulunduğu para sayma görüntülerine ilişkin başlatılan soruşturma kapsamında açılan davanın duruşması Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nda 59. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşma 19 Kasım’a ertelendi.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’i ve ailesini tehdit edip hedef gösterdiği’ gerekçesiyle “tehdit”, “kamu görevlisine karşı görevinden dolayı alenen hakaret” ve “terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek” suçlarından 7 yıl 4 aya kadar hapis istemiyle İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın ilk duruşması güvenlik nedeniyle Çağlayan Adliyesi yerine Silivri’deki Marmara Açık Ceza İnfaz Kurumu’nda yapıldı.
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), 211 Nisan 1919’da kurulmuştur. Dünyada çalışma yaşamına ilişkin standartların uygulanması için temel işçi hak ve özgürlüklerinin belirlenmesi amacıyla kurulan bir teşkilattır. ILO’nun 187 üye ülkesi bulunmaktadır. Üyeler tarafından onaylanmış anayasası bulunmaktadır.
Uluslararası Çalışma Örgütü, uluslararası alanda çalışma standartları belirlemeye ve uygulamaları denetlemeye çalışan kuruluştur. 1919 yılında kurulmuş olan Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), sosyal adaletin ve uluslararası insan ve çalışma haklarının iyileştirilmesi için çalışan bir Birleşmiş Milletler ihtisas kuruluşudur.Örgüt, Sözleşme ve Tavsiye Kararları ile işçilerin hak ve menfaatlerini korumaya, çalışma hayatında genellikle daha fazla istismar edilen kadın ve çocuk işçileri özel koruma altına almaya, çocuk işçiliğini ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Birleşmiş Milletlerde uygulanan değerleme esasları çerçevesinde üye devletlerden alınan katılım payları ile finanse edilen ILO bütçesi iki yıllık dönemleri kapsamaktadır.
ILO, Birleşmiş Milletler Teşkilatına bağlı bir örgüttür.
ILO’nun dört temel stratejik hedefi vardır:
1-Çalışma yaşamında standartlar, temel ilke ve haklar geliştirmek ve gerçekleştirmek.
2-Kadın ve erkeklerin insana yakışır işlere sahip olabilmeleri için daha fazla fırsat yaratmak,
3-Sosyal koruma programlarının kapsamını ve etkinliğini artırmak
4-Üçlü yapıyı ve sosyal diyalogu güçlendirmekILO, hükümetlerarası kuruluş olmakla birlikte, tüm faaliyetlerini hükümet-işçi-işveren temsilcilerinden oluşan üçlü (tripartite) yapı çerçevesinde yürütmektedir.
Bugüne kadar yapılan konferanslarla 185 sözleşme ve 195 tavsiye kararı kabul edilmiştir.
Kuruluşun Faaliyetini Belirleyen İlkeler
1944 yılında ILO Konferansı’nın onayladığı Filedelfiya Bildirisi halen geçerli olan aşağıdaki ilkeleri kapsamaktadır;
1- Emek ticari bir meta değildir.
2- Düşünce ve dernek kurma özgürlükleri, kalıcı bir ilerlemeyi gerçekleştirmenin temel ögeleridir.
3-Yoksulluk, görüldüğü her yerde, refaha yönelik bir tehlikedir.
4- Bütün insanlar, ırk, inanç ve cinsiyetleri ne olursa olsun, kendi maddi durumlarını ve manevi gelişmelerini özgürlük, vakar, ekonomik güvence ve fırsat eşitliği koşulları altında geliştirmek hakkına sahiptir.Yoksulluğa karşı mücadele, her ulusun kendi içerisinde tükenmez bir şevkle ve genel refahın geliştirilmesi için işçi ve işveren temsilcilerine, hükumetleri ile eşit statü sağlayan özgürce tartışma ve demokratik kararlara birlikte katılma suretiyle, sürekli ve ortak bir uluslararası gayretle yürütülmeyi gerektirir.
FAALİYET ALANLARI
Çalışma ve yaşam koşullarını iyileştirmeye, iş bulma olanaklarını artırmaya ve insan temel haklarını daha ileri düzeylere götürmeye yönelik katkılarda bulunacak uluslararası politika esasları ve faaliyet programlarını hazırlamak,Bu politikaların ulusal yetkililer tarafından onaylanarak uygulanabilmesi için, uluslararası düzeyde çalışma standartları oluşturmak,Bu politikaların etkinlikle uygulanabilmesinde, hükumetlere yardımcı olacak içerikli bir uluslararası teknik işbirliği programı hazırlamak,Bu çabaların tümünü daha etkin bir çerçeve içinde ilerletebilmek amacı ile öğretim, eğitim, araştırma ve yayın faaliyetlerinde bulunmak.1994 yılından itibaren ve özellikle 1995’te Kopenhag’da yapılan “Dünya Sosyal Gelişme Zirvesi”nde ve 1996 Singapur Dünya Ticaret Örgütü Bakanlar Konferansı’nda ILO’ya atfedilen özel roller, ILO’nun, faaliyetlerini; yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde, artan biçimde işsizlik ve yoksulluk ile savaşın ve Dünya ticaretinin serbestleştirilmesi ile küreselleşmenin yol açmakta olduğu değişimler sürecinde çalışanların temel haklarının korunması ve standart tesisi işlevi ve ilgili denetim mekanizmasının güçlendirilmesi üzerinde yoğunlaştırmaya başlamasına yol açmıştır.
KURULUŞUN YAPISI:Her yıl yapılan ve genel kurul niteliği taşıyan Uluslararası Çalışma Konferansı; İcra Konseyi niteliğindeki Yönetim Kurulu ve örgütün sekretarya hizmetlerini yürüten Uluslararası Çalışma Bürosu’ndan oluşmaktadır.
ULUSLARARASI ÇALIŞMA KONFERANSI
Üçlü yapı çerçevesinde her yıl gerçekleştirilen Konferans’da her üye ülke, refakatlerinde gerekli görülen sayıda teknik danışman olmak üzere 2 hükumet, 1 işçi ve 1 işveren olmak üzere 4 delege ile temsil edilmektedir.
ILO’nun yasama organı niteliğinde olan, sosyal ve çalışma sorunlarının tartışıldığı evrensel bir forum olarak kabul edilen Uluslararası Çalışma Konferansı;
1-Yönetim Kurulunun seçimle gelen üyelerini seçer.
2-Örgütün bütçesini kabul eder.
3-Sözleşme ve/veya tavsiye kararları biçiminde yetki alanına ilişkin uluslararası kuralları belirler.
4-Örgütün genel politikasını ve çalışmalarını yönlendirmeye yönelik kararlar alır.
YÖNETİM KURULU
Yönetim Kurulu 28’i hükümetleri temsilen, 14’ü işçileri temsilen, 14’ü de işverenleri temsilen olmak üzere 56 üyeden oluşmaktadır. Hükümetleri temsil eden 28 üyenin 10’u büyük sınai önemi olan ülkeler tarafından18’i ise yukarıda sözü edilen on üye ülkenin delegeleri dışında Konferansa katılan hükümet delegeleri tarafından bu amaç için seçilen üye ülkelerce atanırlar. Yönetim Kurulunun görev süresi üç yıldır.
Yönetim Kurulu yardımcı üyelerinin toplantılarda söz hakları olmakla birlikte, oylamalara katılma hakları bulunmamaktadırGenel Müdür;Uluslararası Çalışma Bürosu (UÇB)’nun Genel Müdürü, Yönetim Kurulu tarafından atanır ve kurulun talimatlarına uyar; UÇB’nun iyi bir şekilde çalışmasından, kendisine verilen diğer görevlerin yürütülmesinden sorumludur. Genel Müdür veya Yardımcısı Yönetim Kurulunun bütün toplantılarına katılır.ILO’ya üye ülkelerin sanayi ve istihdam sorunuyla ilgili Bakanlıkları, Yönetim Kurulundaki temsilcileri aracılığıyla ya da böyle bir temsilcisi yoksa hükümet tarafından belirlenmiş bir yetkili vasıtasıyla Genel Müdür ile doğrudan iletişim kurabilmektedirler.
ULUSLARARASI ÇALIŞMA BÜROSU
ILO sekreteryası, merkez büroları, araştırma merkezi ve basımevi Cenevre’deki Uluslararası Çalışma Ofisi’nde faaliyet göstermektedir. 40’ı aşkın ülkede ILO’nun bölge, alan ve ülke ofisleri bulunmaktadır ve yerinden yönetim ilkesine göre çalışmaktadır.Yönetim Kurulu tarafından 5 yıl için seçilen Genel Müdür’ün yönetimindeki değişik uzmanlık birimlerinden oluşmaktadır. Büro; Konferansın, uzmanlar denetim organları ve sektörel komite toplantılarının belge ve raporlarını hazırlar, dünya genelinde bölgesel ve ülkesel bürolar ile çok uzmanlıklı ekiplerce (multidisciplinary team) yürütülen teknik işbirliği programlarını yönlendirir ve araştırma ile eğitim faaliyetlerinde bulunur.
SÖZLEŞMELER VE TAVSİYE KARARLARI AÇISINDAN ÜYE ÜLKELERİN YÜKÜMLÜLÜKLERİ
Sözleşmelerin söz konusu olması halinde;
1- Sözleşme tüm üye ülkelere onaylanmak üzere gönderilir.
2- Üye ülkelerden her biri, Konferans oturumunun kapanışından itibaren bir yıllık süre içersinde veya istisnai koşullar nedeniyle bir yıllık süre ve Konferans oturumunun kapanışından itibaren 18 ayı geçmeyecek şekilde Sözleşmeyi mevzuat haline getirecek makam veya makamlara sunmayı üstlenir;
3- Üye Ülkeler, Sözleşmenin söz edilen yetkili makam veya makamlara sunulması için bu madde gereğince alınan önlemler ile yetkili sayılan bu makam veya makamlarla ilgili ayrıntılı bilgiler ve bu makamlar tarafından alınan uygulama kararları hakkında Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne bilgi verirler.
4- Üye ülke, yetkili makam veya makamlarının olurunu almış ise, Sözleşmenin resmi onayını Genel Müdüre iletmek ve Sözleşme hükümlerine yürürlük kazandırmak üzere gerekli önlemleri alır.
5- Üye ülke, yetkili makam veya makamların olurunu alamamış ise, üye ülkeye, Yönetim Kurulu tarafından istenilen uygun dönemlerde Sözleşmeyi ilgilendiren konulara ilişkin mevzuat ve uygulama hakkında Sözleşme hükümlerinden herhangi birinin mevzuat, idari önlemler, toplu sözleşme veya diğer şekillerle ne dereceye kadar yürürlüğe konulduğunu ya da konulmasının önerildiğini göstermek ve bu tür Sözleşmenin onaylanmasını engelleyen ya da geciktiren güçlükleri belirlemek suretiyle Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne rapor göndermek dışında herhangi bir zorunluluk yüklenmez.
Tavsiye Kararlarının söz konusu olması halinde;
1- Tavsiye Kararı ulusal mevzuat ya da başka şekillerle yürürlüğe konulmak amacıyla incelenmek üzere tüm üye ülkelere gönderilir.
2- Üye ülkelerden her biri, Konferans oturumunun kapanışından itibaren en fazla bir yıllık süre içersinde yerine getirme olanağı olmadığı takdirde, mümkün olan en yakın süre ve Konferans oturumunun kapanışından itibaren 18 ayı geçmeyecek şekilde Tavsiye Kararı’nı mevzuat haline getirmek veya başka türlü önlem almak üzere bu husustaki yetkili makam veya makamlara sunmayı üstlenir.
3- Üye ülkeler, Tavsiye Kararı’nın söz edilen yetkili makam veya makamlara sunulmak için bu madde gereğince alınan önlemler ile yetkili sayılan bu makam veya makamlarla ilgili ayrıntılı bilgiler ve bu makamlar tarafından alınan uygulama kararları hakkında Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne bilgi verirler.
4- Tavsiye Kararı’nın söz edilen yetkili makam veya makamlara sunulmasından dolayı üye ülkelere, Yönetim Kurulu tarafından istenilen uygun dönemlerde Tavsiye Kararını ilgilendiren konulara ilişkin o ülkelerdeki mevzuat ve uygulama hakkındaki Tavsiye Kararı hükümlerinin ne dereceye kadar yürürlüğe konulduğunu ya da konulmasının önerildiğini göstermek ve bu hükümlerin kabul edilmesi ve uygulanması için gerekli görülen veya görülebilecek olan değişiklikleri Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne rapor göndermek dışında herhangi bir zorunluluk yüklenmez. Üye ülkelerde çalışma barışının tesis edilmesi ve korunması açısından, tüm çalışanlara sendika kurma hakkı tanıyan 87 sayılı Sözleşme ve çalışanların özgürce toplu pazarlık yapma hakkına sahip olmasını öngören 98 sayılı Sözleşme hükümlerinin bir üye ülkede ihlal edilmesi durumunda, ILO Yönetim Kurulu’na yapılan şikayetleri incelemekle, 1951 yılında Yönetim Kuruluna bağlı üçlü yapıda kurulan Sendikal Özgürlük Komitesi’nin görevli olduğu özel bir denetim mekanizması da bulunmaktadır.
ILO-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ
Örgüte, Cumhuriyetin kuruluşunun henüz 9. yılında, yani 1932 yılında üye olan Türkiye, 2001 yılına kadar toplam 185 Sözleşmeden 56’sını onaylamıştır. Avrupa Birliği ülkelerince onaylanan Sözleşme sayısı ortalaması 73, ILO’ ya üye ülkeler ortalaması 38’dir.Ülkemiz,1998 yılında;Bütün sektörlerde çocukların çalıştırılmasını etkili biçimde yasaklayacak ulusal bir politika izlenmesini ve giderek çocuklarda çalışma yaşının, fiziksel ve ruhsal açıdan olgunlaşmalarıyla uyumlu biçimde yükseltilmesini amaçlayan İstihdama Kabulde Asgari Yaşa İlişkin 138 sayılı ve Zorla ve zorunlu çalıştırmaya izin verilmesini koşullara bağlayan Cebri veya Mecburi Çalıştırmaya İlişkin 29 sayılı Sözleşme’yi, onaylamıştır.
Bu iki Sözleşme, ILO’nun temel haklara ilişkin 8 Sözleşmesi arasında yer almaktadır. Türkiye, temel haklara ilişkin 87, 98, 100, 105 ve 111, 182 sayılı Sözleşmeleri de onaylamış bulunmaktadır.Ülkemiz, 29 ve 138 sayılı Sözleşmeleri onaylamakla ILO’nun temel haklara ilişkin 8 sözleşmenin tamamını onaylayan 38 dünya ülkesinden biri durumuna gelmiştir.Anayasamızın 90. Maddesine göre, ülkemiz tarafından onaylanan ILO Sözleşmeleri yasa hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz. Ancak Sözleşmelerin uygulanabilmesi için, eğer gerekiyorsa iç hukukta düzenleme yapılması yoluna gidilmektedir.ILO, standart belirleme ve bunların uygulanmasını izleme çalışmalarının yanında, teknik işbirliği çalışmalarıyla da üyesi bulunan ülkelere yardımcı olmaktadır. Türkiye uzun yıllardan bu yana ILO ile işbirliği yaparak çeşitli projeler gerçekleştirmiş ve bu işbirliğinden başarılı sonuçlar almıştır. Şu anda süren en önemli projelerden birini Çocuk İşçiliğinin Ortadan Kaldırılması Programı (IPEC) oluşturmaktadır.
ILO ile işbirliği halinde “Türkiye’de Yeniden Yapılanmaya Eşlik Edecek Aktif Politikalar: Kocaeli Pilot Projesi 2003 Eylül ayında başlatılmıştır. Bu projenin genel amacı; aktif işgücü piyasası politikalarının belirlenmesi ve tüm sosyal tarafların katılımı ile Kocaeli’nde istihdam hizmetlerinin geliştirilmesidir. Proje kapsamında, İlin İstihdam Durumu Raporu hazırlanmıştır. İki kez işgücü piyasası ihtiyaç analizi yapılmış, sonuçlari İl İstihdam Kurulunda tartışılmış ve işgücü yetiştirme faaliyetleri bu kapsamda planlanmıştır. ILO Uluslararası Eğitim Merkezi ile işbirliği yapılarak İŞKUR personeli ve sosyal taraflar personeline “Aktif İşgücü Piyasası Politikaları, Kamu İstihdam Kurumlarının Yeni Görev Tanımları, Mesleki Rehberlik Ve Danışmanlık” eğitimi ile“Kendi İşini Kur Geliştir” eğitimi sağlanmıştır.Ayrıca, ILO 2004 yılında Kayıt dışı İstihdam konulu sosyal diyalog projesi Gaziantep ve Çorum illerinde başlatılmıştır. Bu kapsamda oluşturulan proje çerçevesinde üçlü yapının tarafları bir araya gelerek kayıt dışı istihdama neden olan faktörlerin belirlenmesine yönelik sorun analizi yapmış ve seçilmiş illere yönelik konu ile ilgili genel çerçevenin çıkması açısından akademisyenler birer rapor hazırlamıştır. Amaç, seçilmiş illerde elde edilecek proje çıktılarını yerelden genele yaymak ve Türkiye genelinde tüm taraflar olarak birlikte çalışarak sorunları aşmaktır.Üçüncü bin yıla girerken, dünyada yaşanan hızlı değişim ve küreselleşme olgusu karşısında ILO’nun nasıl bir rol üstlenmesi gerektiği günümüzde yoğun olarak tartışılmaktadır. Bu bağlamda, ILO’nun standart belirleme işlevinin yanı sıra, dünyada işsizliğin önlenmesi, istikrarlı ve üretken istihdamın geliştirilmesi konusunda etkin çalışmalar yapması üzerinde durulmaktadır. Hiç kuşku yok ki, eşitsizliklerin, gelir dağılımı adaletsizliklerinin, işsizliğin artmakta olduğu dünyamızda, ILO 21. yüzyılda da önemini ve uluslararası topluluk için vazgeçilmezliğini sürdürecektir.
“Evrensel ve kalıcı bir barışın ancak sosyal adalet temeline dayalı olması nedeniyle;Çok sayıda insan için, adaletsizliğin, sefaletin ve yoksulluğun bulunduğu çalışma koşullarının varlığı ve bunun dünya barışı ve ahengini tehlikeye düşürecek bir hoşnutsuzluğa yol açtığı ve bu koşulların örneğin günlük ve haftalık maksimum çalışma saatlerinin düzenlenmesi, işçilerin işe alınması, işsizliğe karşı mücadele, yeterli yaşam koşullarını sağlayacak bir ücretin güvence altına alınması, işçilerin genel ve mesleki hastalıklara ve iş sırasında meydana gelen kazalara karşı korunması, çocukların, gençlerin ve kadınların korunması, yaşlılık ve maluliyet aylıklarının bağlanması, “eşit işe eşit ücret” ilkesinin tanınması, sendikal özgürlük ilkesinin sağlanması, teknik ve mesleki eğitimin düzenlenmesi ve benzer diğer önlemler bakımından bu koşulları iyileştirmenin acilen gerekliliği nedeniyle;Gerçekten insancıl koşullara sahip bir çalışma düzeninin herhangi bir ulus tarafından kabul edilmemesi kendi ülkelerinde çalışanların durumlarını iyileştirmeyi arzu eden diğer ulusların çabalarına engel oluşturması nedeniyle;Adalet ve insaniyet duygularından hareketle, aynı zamanda sürekli bir dünya barışını sağlamak arzusu ve bu belirtilen hedeflere ulaşmak amacıyla hareket eden Yüksek Akit Taraflar, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün işbu Anayasasını onaylarlar.”
İkinci Abdülhamit’in Meclis-i Mebusan Açılış Nutku, 23 Aralık 1876 tarihinde yürürlüğe giren ve 119 maddeden oluşan Kânûn-ı Esâsînin ilanından sonra 20 Mart 1877 tarihinde padişah tarafından irat edilmiştir. Açılış nutku Takvimi Vekayi‘nin 8 Mart 1293 tarihli ve 1867 nci sayısının ilâvesi olarak yayımlanmıştır.
Meclis-i Mebûsan, 23 Aralık 1876 tarihli Anayasa’ya (Kânûn-ı Esâsî) göre kurulmuş olan yasama organıdır. İkinci Abdulhamit döneminde onun nutku ile açılarak 31 Mart 1877’de çalışmalarına başlamış ancak 28 Haziran 1877’de padişah tarafından dağıtılmıştır. Meclis-i Mebûsan’ın ikinci açılışı ise 2. Meşrutiyet döneminde mümkün olmuş; 23 Temmuz 1908’de parlamento seçimleri yapılmış, İttihat ve Terakki Cemiyeti çoğunluğu sağlamıştır. 18 Ocak 1912’de padişah parlamentoyu yeniden dağıtmış, yeniden seçim yapılmış, 18 Nisan 1912’de meclis tekrar toplanmış ancak 5 Ağustos 1912’de feshedilmiştir. 1914 yılında yeniden seçme gidilmiştir. Meclisi Mebusan son olarak Mondros Mütarekesi sonrasında 21 Aralık 1918’de Padişah Vahdettin tarafından feshedilmiş, yapılan seçimler sonunda ilk toplantı 12 Ocak 1920’de yapılmış, 16 Mart 1920’de İstanbul’un İngilizler tarafından İşgali üzerine, parlamento 11 Nisan 1920’de resmen ve tamamen kapatılmıştır. Yeni meclis 23 Nisan 1920’de kapanmamak üzere Ankara’da kurulmuştur.
1877 – Meclis-i Mebusan’ın açılışı
İkinci Abdülhamit’in Meclis-i Mebusan Açılış Nutku
Ayan,
Mebusan
Devlet-i aliyyemizde birinci defa olarak içtima eden Meclis-i Umumîyi kûşad etmekle beyan-i memnuniyyet ederim.
Cümlenizin malumudur ki, devlet ve milletlerin terakki-i şevket-ü mikneti ancak adalet vasıtasıyla olur; hattâ Devlet-i Aliyyemizin evail-i zuhurunda kudret ve kuvvetinin âleme münteşir olması emr-i hükûmette adaletine ve tebaanın her sınıfının hak ve menfaatine riayet olunmasiyle meydana geldi. Ecdad-ı izamımız Fatih Sultan Mehmed Han merhumunu te’min-i hürriyet-ü serbest-i din-ü mezhep hakkında gösterdiği müsaadei cümlenin malûmudur.
Sair eslâf-i izamımız dahi o isre sülûk ile hiç bir vakitte serbesti-i âyin-ü mezhebe halel getirmemiştir. Altı yüz senedenberi sunuf-i tebaamızın milliyetlerini ve lisan ve mezheblerini muhafaza eylemeleri dahi bu kaziyye-i âdilenin netice-i tabiiyyesi olduğu kabil-i inkâr değildir.
Hasılı, o asır ve zamanlarda, adaletin himayesi ve kanunların vikayesi sayesinde devlet ve milletin servet ve saadeti tarakki bulmuş iken, giderek, ne şer-î şerife ve nekavanin-i mevzuaya inkiyad olunmaması sebebiyle husule gelen tarakkiyat tedeniye yüz tutup evvelki kuvvet za’fa mübeddel olmuş idi. Nihayet büyük pederim sultan Mahmud han merhum devletimizin bir kaç asırdanberi uğradığı inhitat ve tedenninin başlıca illet-i gaiyyesi olan nizamsızlık ve ondan neşet eden yeniçeri gailesini ortadan kaldırıp cism-i devlet-ü milleti rahnedar eylemiş olan fesad ve ihtilâl dikenlerini ayıklamış ve Avrupa medeniyet-i hazırasının en evvel mülkümüze idhali için bir kapı açmış idi. Valid-i maddim Abdülmecid Han merhum dahi o isre giderek, ahalimizin muhafaza-i can-ü mal-ü ırz-u namusunu mütekeffil olan Tanzimat-ı Hayriyye esasını ilân etmişti. İşte o günden sonrâ memalikimizin ticaret ve ziraatı tevessü etti, devletinizin az vakitte varidatı bir kaç kat arttı. Muhtaç olduğumuz islâhata medar olacak kanun ve nizamlar yapılıp tahsil-i fünün-ü maarif dahi oldukça tevessü eyledi. Bu mukaddematı haseneden ve alelhusus, emniyyet-i dahiliyyeden devletimizce ümid-i terakki hasıl olmuş iken Kırım muharebesinin zuhüru tanzim-i ahval-i mülkü tebaa hakkında olan mesainin devamına mani oldu. Ol vakte kadar hazine-i devletimizin harice bir akçe deyni yoğiken, masarif-i mübreme-i harbiyyeye varidatımızla karşı durmak mümkün olmadığından hariçten istikraz ile def-i ihtiyac-ü zarurete mecburiyet göründü. Bu sebeple borç kapısı açıldı. Vakıa o meselede hukukumuzun meşruiyyetini tasdik eden düvel-i mufahhama-i müttefikanın sahayif-i tevarihi ilelebed tezyin edecek olan muavenat-i kâmile-i filiyyeleri inzımamiyle harbin müntiç olduğu musalâha dahilen işimizi yoluna koymak ve hakikî bir tarik-i terakki hazırladığı zanni-i kavîsi hasıl olmuş idi; lâkin ahval-i müteakibe bütün bütün o ümid ve intizarın aksini meydana getirdi; yani bir takım tahrikât ve tesvilât ile dahilî hâdiselerin yekdiğerini velyederek zuhura gelmesi mülkümüzün islâhat ve tanzimatına bakmağa meydan vermedikten maada, her sene fevkalâde ordular cem’iyle ahalimizin en ziyade işe yarayan sınıfını silâh altında tutmağa mecburiyetimizden dolayı, ziraat ve ticaretimiz azîm sektelere uğradı. Bu kadar müşkilât ve mevania tesadüf olunmuşken gene tarik-i terakkide manen ve maddeten hayli mesafe kat’olunduğu malûm ve müsellemdir. Yirmi senedenberi varidatı mızın alettevali artması dahi memleketin terakkiyatına ve ahalinin refah-i hallerinin tezayûdüne delildir.
Eğerçi müzayaka-i hazıra şu tadad olunan ahvalden tevellüd etmiş ise de idare-i maliyyece bir meslek-i dürüstîye sülük ile galle-i zarureti tahfif ve itibar-ı malîyi hıfzeylemek kabil olur idi. Feemma islâhat suretinde ittihaz olunan tedbir-i malîler islâh-ı hal etmek şöyle dursun işi bütün bütün ağırlaştırmış ve istikbalin ne olacağı düşünülmeksizin halden istifade edilmek istenilmiştir ve işte bir yandan şu gailelerin devam ve teakükü ve bir yandan dahi devletimizin âzam-i esbab-i şevket-ü kudreti olmak üzere edevat-ü esliha-i harbiyyenin tedarük ve inşası ve bununla beraber varidat ve masarifatımızın bir muvazene-i mütasarrifane altında tutulmaması idare-i maliyyemizin derece derece bozulmasını ve borcumuzun çoğalmasını istilzam ve içinde bulunduğumuz muzayaka-i fevkalâdeyi intaç eyledi. Müteakiben Hersek vukuatı bir takım tahrikât ve ifsadat eseri olmak üzere zuhuredip ve birdenbire Sırbistan ve Karadağ muharebeleri açılıp politika âleminde büyük büyük karışıklıklar dahi nümayan olmasiyle devletimiz buhran-ı azîme uğramış olduğu bir zamanda Çenab-i Hakkın irade-i lemyezeliyyesiyle ecdad-ı izamımız tahtında cülûsumuz vukubuldu. Ahval-i umumîyyemizin şu derece tesadüf eylediği müşkilât ve muhatarat devletimizin şimdiye kadar uğradığı gavailin hiç birine kıyas ve tatbik kabul edemiyeceğinden evvel beevvel hukukumuzun vikayesi için ordularımızın taraf taraf teksiriyle altı yüz bin kadar asker silâh altına aldırmaya mecbur oldum. Ve bu karışıklığın biavnillâh-i taalâ külliyen defi ve izalesine devletimizce başlı islâhat ile çare aramağı ve o tarik ile istikbalimizi emniyet-i mütemadiye altına almağı fariza-i zimmet addeyledim. Çünkü Hak Taalanın mülkümüze ihsan eylediği kabiliyet ve ahalimizin müttasıf oldukları istidat ıktızasınca bir idare-i hasene tariki tutulduğu hâlde az vakitte pek ilerliyeceğimiz derkâr iken âlem-i medeniyyetin terakkiyat-i hazırasına yetişememekliğimiz mücerred mülkümüzün muhtaç olduğu islâhat ve onlara müteallik kavanin ve nizamatın devam edememesinden ve bu dahi yapılan şeyler hükûmet-i istibdadiyye elinden çıkıp kaide-i meşverete müstenid olmamasından neşet eylediği sabit ve mütehakkaktır. Halbuki düvel-i mütemeddinenin terakkıyatı ve memleketlerinin emniyet ve mamuriyeti mesalih-u kavanin-i umumiyyeleri cümlenin rey ve ittifakı ile vaz ve tesis olunmak semeresi olduğu mevaddımüsellemedendir.
Binaenaleyh bizce dahi esbab-ı terakkinin o yolda aranılmasını ve kavanin-i memleketin âray-i umumiyyeye istinadını elzem gördüm ve Kânûn-ı Esâsîyi ilân eyledim.
Kânûn-ı Esâsîyi tesisten maksadımız ahaliyi rüyet-i mesalih-ı umumiyyede hazır olmağa davet etmekten ibaret olmayıp belki memalikimizin ıslah-ı idaresine ve sû-i istimalât ile kaide-i istibdadın imhasına bu usulün vesile-i müstakille olacağı cezm-i yakinindeyim. Kânûn-ı Esâsî kavaid-i asliyyesinden başka beynel-akvam husul-i ittihadü uhuvvet esasını temhid ve halkça bir ömr-i saadet-ü evvel-be-evvel hukukumuzun vikayesi için orduedeb tesis eylemek maksadını dahi camidir. Çünkü ecdad-ı ızamınımız muvaffak oldukları fütuhat ile bu devlet-i vesiatülmemalikte bir-çok akvamı tahtı hükûmetlerinde cem’ettiler; fakat edyan ve ecnasca bu derece-muhtelif olan işbu akvamı bir kanun-i münferid ve bir hiss-i müştereke rabtetmek emrinin icrası kalmış idi; mademki eltaf-ü mukadderat-ı ilâ hiyyesine nihayet olmayan Cenab-ı Hakkın avniyle bu emr dahi müyesser olmuştur. Bundan böyle kâffe-i tebaamız bir vatanın evlâdı olarak ve cümlesi bir kanunun cenah-ı himayeti tahtında yaşayarak altı yüz bu kadar seneden beri hanedan-i saltanatımızın unvanı olan ve sahaif-i tevarihte bunca âsar-ı şevket-ü şanı mazbut bulunan nam ile yad olacaklardır. Şimdiye kadar kudret ve miknetinin alem-i müşteheri olan Osmanlı namının badezin kâffe-1 tebaamız beyninde mevcud olacak menafi-i mütekâfilenin dahi devam ve muhafazasına şamil olacağını ümid ederim.
İşte şu esbab ve makasıda binaen ittihaz ettiğim tarikte hareket etmeye ve bunu ânbean teşyid ve ihkâm eylemeye kaviyyen azmetmişimdir. Kaide-i adalet-ü selâmete mübteni olan Kânûn-ı Esâsînin âsar-ı meşruasından istifade için sizin muavenet-i filiyyevü akliyenizi beklerim.
Şimdi, sizlere lâzım olan uhde-i hamiyyetinize muhavvel vezaif-i kanuniyeyi hiç kimseden çekinmiyerek ve devlet ve memleketimizin selâmet ve saadetinden başka bir şey düşünmeyerek sadıkane ve müstakimane ifa eylemektir. Zira bugünkü günde muhtaç olduğumuz ıslâhat ve mülkümüzce ittihazına her taraftan intizar olunan tanzimat gayet mühim ve mutenadır. Ve bunların peyderpey mevki-i icraya konulması ise mücerred sizin ittifak-ı efkâr-ü âranıza merhun olduğu için Şûra-yi Devletçe lâzımgelen kavanin lâyihaları bir yandan tanzim olunmaktadır. Bu seneki içtimaınızda Meclisinizin nizamat-i dahiliyyesi ve intihab kanunnamesi ve vilâyat ve idare-i nevahi kanuni umumîsi ve devair-i Belediyye kanunu ve usûl-i muhakemat-ı medeniyye ile mahakimin teşkilâtı ve hükkâmın suret-i terakkı-vü tekaüdleri ve umum memurinin vezaifi ve hakk-ı tekaüdü kanunnameleri ve matbuat ve Divan-i Muhasebat kanunlarile sene-i sabıkanın büdce kanunu lâyihaları lieclilmüzakere Meclisinize havale olunacağından işbu kanunların sırasile müzakere ve mütaleası ve kararlarının itası nezdimizde matlûb-i kat’idir. Ezcümle umumun temin-i hukukuna vasıta-i müstakille olan mahakimin ve asakir-i zabtiyyenin âcilen ıslâhat ve tanzimatına bakılmak elzem olduğu gibi bunların vücude gelmesi tahsisat-i mukarrerelerinin tevsi ve tezyidine mütevakkıfdır.
Halbuki Meclisinize verilen büdçeden dahi malûmunuz olacağı veçhile idare-i maliyyemiz pek ziyade müşkilât ve teessürata düçar olduğundan evvel-be-evvel bu müşkilâttan kurtulmaklığımıza ve itibar-i malîmizin iadesi esbabına delâlet edecek tedabirin ve o sırada, ıslâhat-i müstacelleyi meydana getirecek tahsisatın tâyin ve ittihazına müttefikan sây ve ihtimam etmemizi tavsiye ederim.
Mülk ve tebaamızca âzam-i islâhat-ü ihtiyacat olan ziraat ve sınaatın tarakkisiyle medeniyet ve servetin mertebe-i kemale vusulü ancak ulûm ve maarif kuvvetiyle olacağından mekâtibin ıslahiyle derecat-i tahsilin tanzimine dair kavaninı lâyihaları bimennihi Taalâ gelecek serte içtimaında Meclisinize verilecektir. Gerek yukarda zikri geçen kavanin ve gerek badema mevki-i icraya konulacak kanunlar ahkâmının husul-i tamami-i tesiratı memurin-i idarenin intihabı maddesinin ehemmiyet-i azîme tahtında tutulmasına mevkuf olduğundan hey’et-i devletimiz bu noktaya ve iffet-ü istikametle müttasıf olan memurin hakkında Kânûn-ı Esâsînin zamin olduğu suver-i mükâfat-ü himayeye bir suret-i mahsusada dikkat edecektir.
Culüsumuzdanberi işbu intihab-i memurin maddesinin ehemmiyetini takdir eylediğimizden masarifi Hazine-i Hassamızdan tesviye olunmak üzere bir mekteb-i mahsus tesisiyle idare-i umumiyye için memur yetiştirmeyi tasmim eyledim. Bu mektebin evvelce ilân olunmuş olan nizamname-i esasiden dahi malûm olacağı veçhile mekteb-i mezkûr şakirdanı idare ve politika memuriyetlerinin en büyük derecatına kadar kabul olunacak ve bunlar tebaamızın, mezheb istisnası olmayarak, her sınıfından alınıb, tarakkileri derece-i ehliyete göre olacaktır.
İki seneye kârib zamandanberi uğradığımız gavail-i dahiliyye ve alelhusus Sırbistan ve Karadağ ile muharebe esnasında umum tebaa-i sadıkamız taraflarından izhar olunan asar-i hammiyyet ve askerimizin her türlü meşakku metaibi ihtiyar ile ibraz eyledikleri gayret ve besalet nezdimizde fevkalgaye mucib-i takdir oldu. Bu hâdiselerce mücerred hukukumuzu muhafazadan ibaret olan teşebbüsatımız neticesi olarak Sırbistan maslahatının kararı istihsal olunduğu gibi Karadağ ile cereyan eden müzakere üzerine ittihaz edeceğimiz muamele Meclisinizin birinci içtimaında mütalâanıza havale olunacağından kararını tacil eylemenizi tavsiye ederim.
Düvel-i mütehabbe ile münasebat-i dustane vü rayetkâranede bulunmak devletimizce en mutena muamelât-i melûfeden olmağla elyevm gene bu kaide-i müvalâtperverîye riayet eylemekteyiz.
İngiltere devleti, bundan bir kaç ay evvel mesail-i hazıra için Dersaadetimizde bir konferans teşkilini talep ederek düvel-i salre-i muazzama dahi teklif olunan esasları terviç ettiklerinden işbu konferansa Bab-ı Alimiz tarafından muvafakat olundu. Eğerçi bu içtimada bir ittifak-ı kat-î hasıl olmamış ise de devletlerin ahkâm-ı muahedata ve kavaid-i hukuk-i milele ve hal ve hukukumuzun müktezeyat-i mübremesine tevafuk edebilecek arzu ve nasihatların icraatında mûsabakat-i halisanemizi isbat ve izhar eyledik.
Adem-i ittifakın esbabına gelince; bu hal esasta olmayıp belki icraatın suver ve eşkâlinde vuku bulmuştur. Zira tanzimatın bidayetinden şimdiye kadar memleketimizin ahval-i umumiyyesinde ve devletimizin her bir şube-i idaresinde vukua gelmiş olan terakkıyyatı külliyyeyi daha ziyade hal-i mükemmeliyete götürmek lüzum-ı esasîsini takdir ettiğimiz gibi elyevm bütün mesaîmiz bu maksada masruftur; fakat bu maddede memleketimizin şan-ü istiklâlini muhil olan ahvalden tevakki etmeyi vazifeden addeyledim ve niyyatımın sıdk-u selâmetinin cümleye isbatını zamana havale ettim.
Şu halin tevlid ettiği netaiç ziyadesiyle teessüfümü mucip olmağla bunun bir an evvel mündefi olması kemal-i memnuniyyetimi istilzam edecektir.
Ve mamaafih her zamanda maksadımız hukuk-ı istiklâlimizin muhafazası mesleğinde devama matûf olduğundan harekât-i atiyemizde dahi gene bu meslek nokta-i nazar ittihaz olunacaktır.
Gerek konferansın in’ikadından evvel ve gerek sonra devletimizce ibraz olunan meâsir-i itidal-ü hüsn-i niyyet saltânat-i seniyyemizi Avrupa devletleri cemiyetine rabteden münasebat-ı dustî vü hüsn-i muaşereti bir kat daha teyid eyliyeceği memulündeyim.
Hak Taalâ hazretleri cümlemizin meaîsini mazhar-i tevfik buyursun.
Kaynak:İkinci Abdülhamit’in Meclis-i Mebusan Açılış Nutku / Gözübüyük, A. Şeref; Kili, Suna (1985). Türk Anayasa Metinleri: Senedi İttifak’tan Günümüze. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. s. 45-50)
Avrupa Konseyi (AK), İkinci Dünya Savaşı’ndan büyük maddi ve manevi kayıpla çıkan Avrupa’da, halklar arasında uzlaşmayı sağlamak ve kıtada süregelen gerginlik ve çatışmanın yerine, ortak kurumlar, standartlar ve sözleşmelere dayalı güven ve işbirliği ortamı tesis etmek amacıyla kurulmuştur.
Örgütün Amacı:
Avrupa Konseyi (AK)’nin amaçları, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve çoğulcu demokrasi ilkelerini korumak ve güçlendirmek; azınlıklar, ırkçılık, hoşgörüsüzlük ve yabancı düşmanlığı, sosyal dışlanma, uyuşturucu madde ve çevre konularındaki sorunlara çözüm aramak; Avrupa kültürel benliğinin oluşmasına ve gelişmesine katkıda bulunmak olarak özetlenebilir.
Tarihçe:
Avrupa Konseyi, 1948 yılında hükümetleri temsilen AK Bakanlar Komitesi’nin ve parlamenter kanadı temsilen o dönemdeki adıyla Avrupa Konseyi İstişare Meclisi’nin birlikte kurulmasıyla oluşturulmuş, bu çift organlı yapılanma daha sonra AB, NATO ve AGİT tarafından da izlenmiştir.
AK’ı kuran Londra Antlaşması 5 Mayıs 1949’da 10 Avrupa ülkesi tarafından imzalamıştır. AK’ın belkemiğini oluşturan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ise 4 Kasım 1950’de Roma’da imzalanmıştır.
AK, savunma dışında, hayatın hemen her alanını kapsayan konularda siyasi işbirliğinin yanısıra, norm oluşturma, bunları kodifiye etme ve denetleme olmak üzere, her aşamada, üye ülkeler arasında çeşitli düzlemlerde işbirliği öngören kapsamlı bir yapılanma içerir. Kuruluş, hükümetlerarası kanat, parlamenter kanat ve bilahare oluşturulan yerel yönetim kanadı dışında, 200’ü aşkın sözleşme ile bir sözleşmeler sistemini de içerir. Keza, bütün taraf ülkelerin bireysel başvuru hakkını kabul ettiği yargı organı AİHM başta olmak üzere, birçok denetim mekanizmasına sahiptir.
Soğuk Savaşının bitiminde gerçekleşen demokratikleşme süreci, AK’ın Avrupa ölçeğindeki siyasi ve hukuki etkinliğini öne çıkarmıştır. Kuruluş, Orta ve Doğu Avrupa’da geçiş sürecine giren ülkelerin katılımıyla hızlı bir şekilde genişlemiştir.
2000’li yıllardan itibaren, küreselleşmenin de etkisiyle, AK içinde günümüz gelişmelerine daha etkin yanıt verecek bir reform çalışması başlatılması ihtiyacı doğmuştur. Bu doğrultudaki ilk büyük adımı, 2005 yılında Varşova’da düzenlenen AK Zirvesi teşkil etmiştir. Devam eden süreçte 2009 yılında, Genel Sekreterliğe eski Norveç Başbakanı Thorbjorn Jagland’ın seçilmesinden sonra, kapsamlı reform süreci uygulamaya konmuştur. Reform, 800 milyon Avrupalının gözünde, AK’ın çalışma ve katkılarının anlamını ve faydasını arttırmak ve aynı zamanda, gerek yakın coğrafyada, gerek uluslararası düzeyde, siyasi görünürlüğünü yükseltmeyi amaçlamaktadır.
Son yıllarda, Konsey’in mücavir coğrafyası içinde yer alan Kuzey Afrika ve Orta Doğu’daki halk hareketleri karşısında AK, kendi bünyesinde geliştirdiği demokratikleşme, hukuk devleti ve insan hakları norm ve standartlarını, talepleri üzerine bu ülkelerle paylaşma yolunda çalışmalara başlamıştır.
Türkiye’nin Örgüt’le İlişkileri
Avrupa Konseyi, ülkemizin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’yla kurduğu ilk kurumsal bağı temsil etmektedir. Türkiye AK’a, kuruluşundan üç ay sonra, Yunanistan ve İzlanda ile birlikte 8 Ağustos 1949’da davet edilmiş ve örgütün kurucu üyeleri arasında sayılmıştır. Avrupa Konseyi Statüsü ise 12 Aralık 1949 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilmiştir. Türkiye adına parlamenterler AKPM’de yer almıştır.
Konsey’e çalışmalarında yardımcı olmak üzere başta, üye devletlerin Birlik nezdindeki Büyükelçilerinden oluşan Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) olmak üzere çeşitli komiteler ve çalışma grupları mevcuttur. Konsey, (“Bakanlar Konseyi” ya da “AB Konseyi”) Avrupa Birliği üyesi devletlerin hükümetlerinde görev yapan bakanlardan oluşan bir organ konumundadır. Konsey, Avrupa Birliği içinde üye devletlerin ulusal çıkarlarının temsil edildiği organdır. Konsey toplantılarına, karara bağlanacak konu doğrultusunda üye devletleri temsilen ilgili bakanlar katılır. Örneğin toplantının konusu ekonomi veya para politikası ile ilişkili ise, üye devletlerin ekonomi ve maliye bakanları toplantıya katılır. Konsey başkanlığı 18 aylık süre için görev yapacak 3 üye devletten oluşan, devamlılığı ve tutarlılığı sağlamaya yönelik takımlar tarafından yürütülür. Böylece Başkanlık 6 aylık dönemlerle üye devletler arasında el değiştirir.
Birçok konuda tüm üye devletleri bağlayan yasal düzenlemeleri kabul etme yetkisini Avrupa Parlamentosu ile paylaşan Konsey, yine Avrupa Parlamentosu ile birlikte bütçeyi onaylar.
Konsey üç değişik usul çerçevesinde karar almakta olup bunlar; oybirliği, oy çokluğu ve nitelikli çoğunluktur. Lizbon Antlaşması sonrasında Konsey’de esas oylama usulü nitelikli çoğunluk olarak düzenlenmiş; oybirliği ve basit oy çokluğunun istisna niteliği taşıdığı ortaya konmuştur. Ortak Dış ve Güvenlik Politikası bugün hala büyük ölçüde üye devletlerin oybirliği ile karar aldığı en önemli istisna alanını oluşturur. Yeni üyelerin katılımı da yine Konsey’de oybirliği aranan bir alandır.
Lizbon Antlaşması öncesi geçerli olan düzenleme çerçevesinde, nitelikli çoğunluk yönteminde her üye devletin nüfusuna, fiziki ve ekonomik büyüklüğüne göre belirli oranda oyu bulunmakta olup, sistem ağırlıklı oy esasına dayanır. Nitelikli çoğunluk yöntemine göre karar alınabilmesi için toplamı 345 olan oyların 255’inin olumlu olması gerektiği gibi üye devletlerin yarıdan fazlasının da olumlu görüş bildirmesi gerekir. Konsey’de nitelikli çoğunlukla karar alınırken, herhangi bir üye devlet gerekli görürse, alınan karara olumlu oy verenlerin, Birlik nüfusunun %62’sine karşılık gelip gelmediğinin kanıtlanmasını talep edebilir. Bu durumda %62 oranına ulaşılamamışsa söz konusu karar kabul edilmemiş sayılır.
Lizbon Antlaşması ile getirilen nitelikli çoğunluğa ilişkin yöntemin uygulanması 2014 yılına kadar ertelendi. 2017 yılına kadarki dönem için de bir geçiş süreci öngörüldü. 1 Kasım 2014’den itibaren, nitelikli çoğunluk yöntemiyle bir kararın alınabilmesi için, olumlu oyların üye devletlerin % 55’ini, Birlik toplam nüfusunun % 65’ini temsil etmesi veren az 15 üye devletten gelmesi gerekmekte. Bloke edici azınlık ise, nüfus esası dikkate alınmak suretiyle en az 4 üye devlet olarak belirlendi.
Konsey, üye devletlerin ekonomik politikaları arasındaki uyumu sağlar. Özellikle üye devletlerin Birliğin Ortak Dış ve Güvenlik politikası alanına yönelik politikalarının belirlenmesinde, AB Zirvesi ile birlikte yetkilidir. Bunun yanında Konsey, Avrupa Birliği adına üçüncü ülkeler ve uluslararası örgütlerle uluslararası anlaşmalar imzalar.
Konsey başkanlığı AB Üye Ülkeleri arasında her 6 ayda bir el değiştirmektedir. Dönem başkanı, bu 6 aylık dönemde AB’nin Konsey’deki faaliyetlerinin devamını sağlamak için Konsey’in her kademesinde toplantılara başkanlık eder.
Dönem başkanlığını elinde bulunduran Üye Ülkeler, ‘üçlü’ diye bilinen üç üyeli gruplar halinde yakın bir düzen içinde çalışırlar. Bu sistem, 2009 yılında Lizbon Anlaşması’yla gelmiştir. Üçlü, uzun vadeli hedefler belirler ve 18 aylık süreç boyunca Konsey tarafından ele alınacak önemli konu ve meseleleri içeren ortak bir gündem hazırlar. Bu programa dayalı olarak, üç ülkeden her biri, kendine ait daha detaylı 6 aylık bir program hazırlar.
Avrupa Psikiyatri Birliği Etik Kuralları(EPA Code of Ethics), 11 Nisan 2021 tarihinde kabul edilmiştir.
Metin, Avrupa Psikiyatri Birliği(The European Psychiatric Association-EPA) Etik Komitesi tarafından hazırlanmıştır. Komite Başkanı Danuta Wasserman’ın koordinatörlüğünde oluşturulan metin Türkçe’ye Dr. Ayşegül Aksakal tarafından kazandırılmıştır. Çeviri aşamasında, Türkiye Psikiyatri Derneği İnsan Hakları ve Etik Çalışma Birimi üyeleri katkıda bulunmutşur.
Avrupa Psikiyatri Birliği Etik Kuralları
Temel Değerler
Psikiyatristler, tıp mesleğinin ve özel olarak da psikiyatrinin ve zihin sağlığı ile çalışmanın sorumluluklarını ve etik gerekliliklerini yerine getirmekle yükümlüdürler.
Psikiyatristler, özerkliğe saygı, yararlı olma, zarar vermeme ve adil olma etik ilkelerini dikkate almalıdırlar. Etik psikiyatri uygulaması; bir birey olarak hasta için, onun kültürel değerlerini ve inançlarını da kapsayan farkındalık, duyarlılık ve eşduyum gerektirir.
Psikiyatristler, kendi ülkelerinin kaynakları elverdiği ölçüde; herkes için, kapsayıcı sağlık hizmetini ve zihinsel hastalığı olan kişiler için, adil ve uygun korunma, bakım, tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerini savunmakla yükümlüdürler.
Psikiyatristler, toplumun zihinsel sağlık ve iyiliğinin geliştirilmesinin yanı sıra, ruhsal hastalıklarla bağlantılı damgalama ve ayrımcılığın azaltılması için de farklı düzeylerde çalışmalıdırlar.
Psikiyatristler; yaş, ırk, etnik köken, uyruk, din, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim, sosyal konum, suç geçmişi, engellilik, hastalık ve politik bağlılıklar temelinde ayrımcılık yapamazlar. Benzer şekilde, bu temellerde ayrımcılık yapanlara yardım etmek de etik değildir; psikiyatristler ayrımcı eylemleri asla onaylamamalı ve bu eylemlere asla katılmamalıdırlar.
Psikiyatristler; hastalar, hasta yakınları ve çalışanlarla ilişkilerinde her zaman saygılı olmak zorundadırlar. Psikiyatristler hastalarının karar verici vekilleri gibi davranamazlar; hastalarının kararlarına her zaman saygılı olmalı ve kendi iradelerini ifade etmeleri konusunda hastalarının haklarını güvence altına almalıdırlar.
Psikiyatristler hastaları tanı ve tedavi süreçleri hakkında bilgilendirmeli, özerkliklerini desteklemeli ve her zaman bilgilendirilmiş onamlarını almalıdırlar. Psikiyatristler karar alma süreçlerini güçlendirmek için; hastaların, ailelerin ve diğer meslek mensuplarının eğitimini desteklemelidirler.
Psikiyatrist, psikiyatrist-hasta ilişkisini kendi çıkarı için kullanamaz. Psikiyatristlerin bir hasta ile tedavi süresince herhangi bir cinsel ilişkide bulunmaları kabul edilmez.
Psikiyatristlerin sorumlulukları
Psikiyatristlerin şu sorumlulukları vardır:
-Sürekli eğitim yoluyla bilgi ve uygulamalarının güncel olmasını sağlamak;
-Hastaları için kendi ülkelerindeki ulaşılabilir en iyi tedavilerden haberdar olmak;
-Tedavi ilişkilerinde sınırları korumak;
-Kendi sağlıklarını ve zihinsel iyiliklerini korumak ve gerektiğinde yardım istemek.
Kişiselleştirilmiş bakım sağlamak
Psikiyatristler hastaları için kanıta dayalı tedaviler önermeli ve bunun toplumsal alandan gelen taleplerle aynı yönde olmayabileceği nadir durumlarda bile, erişilebilir en iyi ve en uygun tedaviyi güvence altına almak için çaba harcamalıdırlar. Psikiyatristler hastalarla iletişimde var olan kaynaklar ölçüsünde; hastanın durumuna uygun güvenlik, ilgi ve zamanı sağlamaya ek olarak, dil ve kültür engellerini aşıp hastalarını anlayabilmelidirler.
Özerkliğe ve onura saygı
Hastalardan bakım, tedavi, rehabilitasyon ve araştırma için bilgilendirilmiş onam alınmış olması gereklidir. Psikiyatrist, tam olarak bilgilenmiş olmasını güvence altına almak için hastaya tedavi seçenekleri, yararları ve sakıncaları ile ilgili her bilgiyi sağlamalıdır. Araştırma söz konusu olduğunda elde edilen bilgilerin kullanımı açıklanmak zorundadır.
Bir tedaviye karar verirken hastanın iradesi ve tercihi dikkate alınmalıdır. Psikiyatristlerin, bir hastanın kendi kaderini tayin etme yetisini mümkün olan en iyi şekilde kullanmasını sağlamaları gerekir.
Psikiyatrist-hasta ilişkisinde güven ve saygıyı en üst düzeyde sağlamak psikiyatristin sorumluluğudur.
Ergin olmayanlarla çalışırken daha fazla özen gösterilmelidir. Ebeveynler veya yasal veliler tedavi süreçlerine katılmalı, kendi ülkelerinin mevzuatına uygun olarak onamları alınmalıdır.
Psikiyatristlerin, ergin olmayan kişilerin bilgi gizliliği hakkına ve özerkliğine saygı gösterme sorumluluğu vardır.
Ağır veya engelli hastalar
Eğer bir hasta kendi ruh sağlığı konusunda özgürce karar verme yetisini aşan ölçüde ağır hasta veya engelli ise psikiyatristler; kararda hastanın en üstün yararını güvence altına almak üzere hastanın aile üyelerine, vasilerine, yasal danışmanlarına veya toplumca belirlenmiş herhangi bir başka kişiye danışmalıdır. Psikiyatrist hastanın onam kapasitesinin nasıl değerlendirileceği konusunda bilgili olmalıdır.
Psikiyatrist, hasta ve onu destekleyen kişiler arasındaki ilişkiyi, tedavi sonucu üzerinde olası bir etken olarak değerlendirmelidir.
İstemsiz (zorunlu) bakım ve tedavi
İstemsiz (zorunlu) önlemlerin kullanımı yalnızca diğer tüm seçenekler tüketildiğinde ve yeterli bakımı sağlamak ve hastanın ve/veya diğer kişilerin güvenliğinden emin olmak için başka bir seçenek olmadığında dikkate alınmalıdır.
Psikiyatristler istemsiz (zorunlu) tedaviyi uygularken kendi ülkelerinin mevzuatına uymalı ve bu sürece katılan bütün görevlilerle işbirliği yapmalıdırlar. İstemsiz (zorunlu) bakım ve tedavi yalnızca hasta kendisi ve başkaları için risk olmaya devam ettiği sürece sürdürülmelidir.
Hastanın durumu, EPA’da temsil edilen her bir Avrupa ülkesinde geçerli yasalara uygunluğu açısından düzenli olarak gözden geçirilmeli ve tedavi için uzlaşı arayışı ara vermeksizin sürdürülmelidir.
Bilgi gizliliği
Bilgiler, Avrupa Birliği’ndeki Genel Veri İşleme Tüzüğü (GDPR) hukukuna ve diğer Avrupa ülkelerinde buna karşılık gelen mevzuata uygun olarak işlenmelidir. Psikiyatristler, ulusal mevzuata göre sağlık sistemi için gizlilik koşullarında alınmış bilgileri; yasal düzenlemelerde ve anayasada istisna olmadığı sürece yalnızca hastalığın iyileştirilmesi ve zihinsel sağlığın geliştirilmesi için kullanabilirler. Hastalar sağlık sistemine girdiklerinde mümkün olan en kısa sürede gizlilik düzenlemelerinden haberdar edilmelidirler.
Gizli bilgilerin ifşa edilmesi durumunda psikiyatrist ilgili kişiyi bilgilendirmekle yükümlüdür.
Araştırmacı olarak psikiyatristler
Araştırmalarda iyi uygulama, araştırmanın her zaman; yarar sağlamayı, zarar vermemeyi, dürüstlüğü, bilgilendirilmiş onamı ve kişilerin haklarına ve onuruna ve söz konusu ülkedeki ulusal tabipler birliğinin kılavuzlarına saygıyı güvence altına almasını gerektirir. Hastaların ve özel toplulukların (örneğin; cinsiyete, etnik köken ve uyruğa, yapılan işe vb. bağlı durumlarda) istismarından her durumda kaçınılmalıdır. Fiziksel, ruhsal veya ayrımcılığa ve damgalamaya neden olarak zarar verme potansiyeli her projede incelenmeli ve zarardan kaçınılmalıdır.
Araştırmanın, EPA’da temsil edilen ilgili Avrupa ülkesinin kendi yönetimsel bir kurumunun etik onayı altında yürütülmesi gerekir. Hassas bir topluluğun hassas durumdaki bireyleri olmaları nedeniyle, psikiyatrik bakım altındaki hastaların onam verme yeterliliklerinin güçlendirilmesi özel olarak önemsenmeyi gerektirir.
Araştırmacılar sonuçların gizliliğini güvence altına almak zorundadırlar. Bu, verilerin güvenli bir şekilde depolanmasını ve Avrupa’daki Genel Veri Koruma Tüzüğü hukukuna uygun olarak yetkili olmayan kişilerden korunmasını içerir. Kişisel verilerin anonim tutulması, kişilerin tanınamamasının mümkün olan en iyi şekilde güvence altına alınması da ayrıca önemlidir.
Araştırmacılar araştırmanın maddi kaynaklarını ve işbirliklerini her zaman açıklamalıdırlar.
Medyaya sesleniş
Psikiyatristler medyaya seslenirken; tutum ve davranışlarını denetlemeli ve bilgileri, bir meslek olarak psikiyatrinin, psikiyatriyi ilgilendiren konu ve sorunların, psikiyatristlerin ve ruhsal hastalığı olan kişilerin saygınlığını koruyacak şekilde sunmalıdırlar.
Psikiyatristler araştırma bilgi ve bulgularının doğruluğunu sağlamalı, yanlış yorumlardan kaynaklı açıklamalardan sakınmalıdırlar. Ruh sağlığı sorunu olan kişilerin damgalanmasından ve ayrımcılıktan kaçınmaya dikkat edilmelidir.
Psikiyatrist ülkesinin tıbbi gizlilik mevzuatını çiğnememelidir. Psikiyatrist, kendi ülkesinin
hakaret ve iftiraya özgü mevzuatına uymalıdır.
Endüstri ile ilişkiler
Psikiyatristlerin, destekleyici/işbirliği ilişkisi içinde oldukları kurumları ve maddi kaynak sağlayıcılarını açıklamaları gerekir. Psikiyatristlerin; destekleyicilerden aldıkları herhangi bir teşviğin, mesleki çalışmalarını ve dolayısıyla hastalarının sağlığını etkilemediğinden emin olmaları önemlidir.
Psikiyatristler; herhangi bir zihinsel veya fiziksel işkence sürecine, yetkili makamlar bu tür eylemlere katılmaya zorladığında bile katılmamalıdırlar.
Cinsiyet seçimi
Psikiyatristler, cinsiyet seçimi amaçlı gebeliği sonlandırma kararlarında yer almamalıdırlar.
Yardımlı intihar
Bir hekimin görevi her şeyden önce sağlığın geliştirilmesi, acının azaltılması ve yaşamın korunmasıdır. Hastalarından bazıları ciddi engelli ve bilgilendirilmiş bir karara varma konusunda yetersiz olan psikiyatrist; engellilikleri nedeniyle kendilerini koruyamayacak olan hastalarının ölümüne yol açabilecek eylemlerde özellikle dikkatli olmalıdırlar.
Psikiyatrist, hastanın görüşünün ruhsal hastalığı nedeniyle çarpık olabileceğinin farkında olmalıdır.
Psikiyatristin görevi hastalığı tedavi etmektir. Psikiyatrist yönünü sadece ülkesindeki mevzuata göre değil; aynı zamanda, meslek kurumlarının standartlarına göre de bulmalıdır.
Yardımlı intihara katılmak psikiyatristin görevi değildir.
Richard Ramirez(Ricardo Leyva Muñoz Ramírez), 29 Şubat 1954 günü Teksas’ta doğdu. ABD’nin California eyaletinde 1984’ten 1985’e kadar 13 kişiyi öldürerek seri katiller listesine adını yazdırdı.
İlk cinayetini 10 Nisan 1984’te San Francisco’nun Tenderloin bölgesinde işledi. Yaşadığı otelin bodrum katında, 9 yaşındaki Mei Leung’i önce dövdü, tecavüz etti ve sonra da öldürdü. İkinci maktul 79 yaşındaki Jennie Vincow idi ve onu 28 Haziran 1984’te canice öldürdü.
Cinayetlerinde yaş ayrımı yapmadı ve birçok kişiyi öldürmeye devam etti.
Amerikan medyası tarafından “Gece Avcısı” (Night Stalker) lakabı takıldı.30 Ağustos 1985’te yakalandı. Duruşma için jüri seçimi 22 Temmuz 1988’de başladı. Dava sırasında mektup yazıp ziyaretine gelen hayran kitlesi oluştu. 3 Ekim 1996’da Kaliforniya’daki San Quentin Eyalet Hapishanesinde bir hayranı ile evlendi ancak daha sonra boşandı..
20 Eylül 1989’da hakkındaki tüm suçlamalardan hüküm giydi; on üç cinayet, beş cinayet teşebbüsü, on bir cinsel saldırı ve on dört hırsızlıktan mahkum oldu. Ramirez’in on dokuz ölüm cezasını onaylayan yargıç, eylemlerinin “herhangi bir insan anlayışının ötesinde zulüm, iğrençlik ve ahlaksızlık” sergilediğini belirtti.
Cinayetlerinde, tabanca, bıçak, pala, lastik demir ve çekiç gibi çok çeşitli silahlar kullandı. Satanist olduğunu iddia etti ve hiçbir pişmanlık belirtisi göstermedi. Temyiz itirazları reddedildi.
San Quentin Cezaevinde, 1989 yılından beri idam cezasının infaz edilmesini beklerken 7 Haziran 2013 günü California’da hapishanede iken öldü.
Suç ortağı olduğu düşünülen kişi hakkında yeterli kanıt bulunamadı.
10 Nisan – Hukuk Takvim / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
401
II. Theodosius veya Teodosyüs (Flavius Theodosius, 10 Nisan 401 – 28 Temmuz 450) dünyaya geldi. 408 – 450 yılları arasında Doğu Roma imparatorluğu yaptı. Theodosius kanunları (Codex Theodosianus) ile tanınmaktadır.
1018
Büyük Selçuklu Devleti’nin Farsi veziri Nizam-ül Mülk dünyaya geldi. (Öölümü: 1092) Siyâsetnâme adlı eserin yazarı olan Fars devlet adamı ve siyaset bilimcisidir. Alp Arslan ve Melikşah dönemlerinde vezirlik yapmıştır. 1092 yılında bir Haşhaşî fedaisi tarafından düzenlenen suikastta öldürülmüştür.
1583
Doğal hukuk öğretisi ile ün kazanmış olan Hollandalı hukukçu, avukat, yargıç, akademisyen, devlet adamı ve diplomat olarak görevler yapan Hugo Grotius(10 Nisan 1583 – 28 Ağustos 1645) dünyaya geldi. Hukuk felsefesi ve uluslararası hukuk alanındaki eserleri ile bilinmektedir. De Jure Belli Ac Pacis (Savaş ve Barış Hukuku) Grorius’un en ünlü eseridir. Savaş, onun için “necessary evil” yani zorunlu kötülüktür. Hugo Grotius’un ortaya attığı ve bugün de hâlen Uluslararası Hukuk alanında yürürlükte olan en önemli ilke “denizlerin serbestisi” ilkesidir.
1844
Belçikalı avukat ve siyasetçi Jules de Burlet doğdu. (Ölümü: 1 Mart 1897) Hukuk eğitimi aldı ve Nivelles’te avukatlık yaptı. 1872’den 1891 yılına kadar belediye başkanlığı görevini üstlendi. 1884’de Belçika Halk Temsilciler Meclisi’nde, Nivelles seçim bölgesini temsil etti. 1891’de İçişleri Bakanı olddemu. 1894’de Belçika Senatosuna seçildi. Belçika’nın 15. Başbakanı olarak göreve getirildi ve 26 Mart 1894 – 25 Şubat 1896 tarihleri arasında başbakanlık yaparak hukukçu başbakanlar listesine girdi. Görevden ayrıldıktan sonra onur konuğu olarak Devlet Bakanı ve 1896-1897 yıllarında Belçika’nın Portekiz büyükelçisi olarak görev yaptı. 1897’de doğduğu yerde, Nivelles’de yaşamını yitirdi.
Belkçi eski Başbakanı ve hukukçu Jules de Burlet’e ait büst
1845
Türk Polis Teşkilatı kuruldu.
1869
Küba’da,10 Nisan 1869 tarihli Guáimaro Anayasası kabul edildi.
1876
Avukat ve Hayfa’nın ilk Yahudi belediye başkanı Shabtai Levy doğdu. (Ölümü: 1 Kasım 1956) Mekteb-i Hukuk-ı Şahâne’de hukuk eğitimi aldı.
Shabtai Levy
1919
Boğazlıyan Kaymakamı Mehmed Kemal Bey, 10 Nisan 1919’da İstanbul’da idam edildi. İdamın gerekçesi; Birinci Dünya Savaşı’nın son yıllarında Yozgat mutasarrıfı ve Boğazlıyan kaymakamı iken, Sevk ve İskan Kanunu gereğince Ermeni tehciri sırasında gerekli önlemleri almadığı ve bu nedenle tehcire konu kişilerin can ve mal kaybına uğramalarına neden olduğu idi. Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında 7 Ocak 1919 tarihinde gözaltına alındı ve 30 Ocak 1919’da İstanbul’a etirilerek Divan-ı Harbi Örfi’de yargılandı ve idam cezasına mahkum edildi. İnfazı Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’nin verdiği fetva sonucunda Beyazıt Meydanı’nda asılarak gerçekleştirildi 1908’de Mülkiye Mektebi’nden mezun olan Mehmed Kemal Bey hakkında benzer gerekçelerle Yozgat’ta yapılan yargılamada beraat kararı verilmişti. 14 Ekim 1922 tarihinde, Bakanlar Kurulu Kararıyla ’Milli Şehit’ ilan edildi.
1919
Meksikalı devrimci lider Emiliano Zapata, Hükûmet güçlerince öldürüldü.
1920
Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi, padişah ve halife kuvvetlerinin dışındaki milli kuvvetleri kafir ilan eden ve katlinin vacip olduğunu bildiren bir fetva yayınladı. Şeyhülislamın bu fetvası Takvim-i Vekayi ve diğer İstanbul gazetelerinde yayımlandı.Türk uyruğunda bulunan her türlü şirket ve müesseselerde, işlemlerin ve kayıtların Türkçe tutulması zorunluluğuna ilişkin
Binaların numaralandırılmasına ve sokakların adlandırılmasına ilişkin yasa kabul edildi.
1928
TBMM, Anayasa’nın ikinci maddesini değiştirdi. Söz konusu maddeden, Türkiye Devleti’nin dini İslam‘dır bölümü çıkarılarak laiklik yolunda adım atıldı.
1937
Türkiye’de laiklik ilkesi anayasaya konuldu.
1941
Zagreb’de Hırvatistan Bağımsız Devleti’nin kuruluşu ilân edildi.
1950
30 Mart’ta Bursa Cezaevi’nde açlık grevine başlayan Nazım Hikmet, sağlık durumu bozulunca gizlice İstanbul’a getirildi. Şair açlık grevini erteledi.
1950
Köy enstitüsü öğretmeni Mahmut Makal öğrencilerine komünizm propagandası yaptığı ihbarıyla tutuklandı.
1954
Hukukçu ve siyasetçi Atilla Kart doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. Serbest avukatlık yaptı. Konya merkezli sosyal çalışmalar ve dernek yapılanmaları içinde görevler üstlendi. Baro yönetiminde görev yaptı. 22., 23.ve 24.Dönem Konya Milletvekili seçildi. TBMM Anayasa Komisyonu ve Anayasa Uzlaşma Komisyonu üyeliğinde bulundu.
1958
İstanbul Belediyesi, kadınların uzun süren hamam sefalarının su israfına neden olduğu gerekçesiyle, yıkanma süresini 1 saatle sınırlandırdı.
1959
Çek hukukçu, bürokrat ve Başbakanı Jan Černý yaşamını yitirdi. (4 Mart 1874 – 10 Nisan 1959) 1898 yılında Prag’daki Charles Üniversitesi’nden hukuk diploması aldı. Bürokrasi yaşamına Hodonín’de kaymakam olarak başladı. Çekoslovakya’nın kuruluşu sırasında Moravya’da Çekçe konuşan en yüksek devlet memuru olduğu için 29 Kasım 1918’de kurulan yerel hükûmetin başı oldu. 1918–1920, 1921–1928 ve 1929–1939 yılları arasında olmak üzere üç kere Moravya valiliğini yaptı. 1920-1921 arasında ve 1926’da olmak üzere iki kere Çekoslovakya başbakanlığı yaptı.
Rus hukukçu ve siyasetçi Denis Nikolayeviç Voronenkov doğdu. (Ölümü: 23 Mart 2017) Ryazan Devlet Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. Hukuk Nihilizm ve Hukuki İdealizm (Teorik ve Hukuki Araştırma) başlıklı teziyle doktorasını tamamladı. 2009 yılında, Rusya Federasyonu Adalet Bakanlığı Rus Hukuk Akademisi’nde ‘Kuvvetler ayrılığı mekanizmasında adli kontrolün teorik ve normatif temeli’ konulu tezini savundu. 2001 yılında Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesi’nde danışman oldu. Ardından Naryan-Mar Belediye Başkan Yardımcısı ve Nenets Özerk Bölgesi Vali Yardımcısı seçildi. 2011’de Devlet Dumasına seçildi.
1972
Askeri Yargıtay, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın ölüm cezalarına ilişkin infazların durdurulması için avukatlarının yaptığı başvuruyu reddetti.
1973
ODTÜ Rektörlüğü sırasında 1971’deki olaylarda “görevi ihmal ettiği” suçlamasıyla Prof. Dr. Erdal İnönü hakkında Ankara Savcılığı’nca dava açıldı.
Avukat, siyasetçi ve yazar Selahattin Demirtaş doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. Bir süre serbest avukatlık yaptı. İHD (İnsan Hakları Derneği) Diyarbakır şubesinde yöneticilik görevinde bulundu. 4 Kasım 2016’da HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ ve dokuz HDP’li milletvekili ile birlikte Türkiye Anayasası’na göre suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, terör örgütü üyesi olmak, silahlı terör örgütüne üye olmak, örgüt adına suç işlemek iddialarıyla gözaltına alındıktan sonra tutuklandı. Cezaevinde iken Seher, Devran, Leylan ve Efsun isimli kitaplarını yazdı. Cezaevinde 52 yaşına giren Selahattin Demirtaş’ın yeni romanı Jamal’ın Dipnot Yayınlarından basıldığını ise 10 Nisan 2025 günü duyurdu.
1974
Genel af yasa önerisi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi.
1977
İspanya’da hükümet, Franco döneminde 40 yıl yasaklı kalan Komünist Parti’nin yasallaştırıldığını ilan etti.
1979
Amerikalı barış aktivisti Rachel Aliene Corrie dünyaya geldi. (Ölümü: 16 Mart 2003) ISM (International olidarity Movement-Uluslararası Dayanışma Örgütü) gönüllüsü olarak çalıştı. 16 Mart 2003’de Gazze Şeridi’nin güneyinde Refah’ta İsrail Savunma Kuvvetlerine (İSK) bağlı zırhlı bir buldozer tarafından öldürüldü.
1982
Kapatılan CHP’nin eski Genel Başkanı Bülent Ecevit, Norveç’te yayımlanan bir gazeteye verdiği demeç gerekçesiyle gözaltına alındı ve 6 Nisan’da tutuklandı. Ecevit hakkında Hollanda TV’sine ve Der Spiegel Dergisi’ne demeç verdiği için açılan bir dava daha bulunuyordu.
1984
Richard Ramirez (Ricardo Leyva Muñoz Ramírez) ilk cinayetini 10 Nisan 1984’te San Francisco’nun Tenderloin bölgesinde işledi. ABD’nin California eyaletinde 1984’ten 1985’e kadar 13 kişiyi öldürerek seri katiller listesine adını yazdırdı. Yaşadığı otelin bodrum katında, 9 yaşındaki Mei Leung’i önce dövdü, tecavüz etti ve sonra da öldürdü. İkinci maktul 79 yaşındaki Jennie Vincow idi ve onu 28 Haziran 1984’te canice öldürdü.
Richard Ramirez, seri cinayetlerine başladığında 24 yaşındaydı.
1986
Prof. Dr. Ümit Doğanay’ın da bulunduğu 5 kişinin öldürülmesinden yargılanan itirafçı Nurullah Tevfik Ağansoy Mahkeme’ye dilekçe verdi. Ağansoy, 1980 darbesinden sonra silahlı saldırı, bombalama ve cinayetteki rolü nedeniyle tutuklandı ve 16 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. 1989 yılında serbest bırakıldı. 28 Ağustos 1996’da öldürüldü.
1992
Başbakan Süleyman Demirel, Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a hakaretten 10 milyon lira tazminat ödemeye mahkûm oldu.
1996
Kadıköy’de yakalanan ülkücü katil Haluk Kırcı tutulduğu Asayiş Şubesi’nden kaçtı. Tutuklanan 1 polis memuru, Kırcı yakalandığında üzerinden Adalet Bakanı Mehmet Ağar tarafından Emniyet Müdürü iken düzenlenmiş “Arkadaşa yardımcı olun, nezarethaneye koymayın” notu çıktığını, Ağar aranıp teyit edildiğini, 2 haftadır polis gözetiminde koridorda tutulduğunu ileri sürdü.
1996
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi amfisinin 29 Şubat’ta işgalinden dolayı yargılanan 51 kişiden tutuklu olan 31’i tahliye edildi. Öğrenciler, arkadaşlarına destek için Sultanahmet Adliyesi önünde toplandı.
1997
Amerikalı aktivist, hayırsever ve yazar Claire Wineland dünyaya geldi. (Ölümü: 2 Eylül 2018) Kâr amacı gütmeyen ihtiyaç sahibi insanlara sağlık hizmeti sağlayan kuruluş “Claire’s Place Foundation’daki çalışmalarıyla bilinmektedir. Terminal ve kronik hastalığa sahip olan insanlar ile ailelerini destekleme amaçlı organize çalışmalar yaptı. 2 Eylül 2018’de rahatsızlığı nedeniyle 21 yaşında hayatını kaybetti.
1997
Ankara Ticaret Mahkemesi, 12 Eylül 1980 sonrası feshedilen CHP’nin Hazine’ye geçen İş Bankası’ndaki % 28 oranındaki hisselerinin yeniden CHP’ye verilmesi yönünde karar aldı. Davayı kazanan CHP İş Bankası yönetim kuruluna 4 üye atayabilecek.
1997
Emniyet Genel Müdürlüğü telefonların dinlendiğini doğruladı ve “Bu sayede 5440 olayı aydınlattık” dedi.
1997
Mimar Sinan Üniversitesi’nde toplanan İstanbul Üniversitesi Öğrencileri Koordinasyonu üyesi yaklaşık 200 öğrenci, Ankara ve Manisa’da hapis cezaları alan tutuklu arkadaşları için “temsili maket mahkeme” kurdu.
1998
Kuzey İrlanda’da 29 yıllık savaşı bitiren antlaşma 10 Nisan 1998’de Belfast’ta imzalandı. Antlaşma, 22 Mayıs’ta referandumla kabul edildi.
1999
Yargıçların Statüsü Hakkında Avrupa Şartı, Avrupa ülkelerinden ve uluslararası yargıç örgütlerinden gelen katılımcılar tarafından 10 Temmuz 1998 tarihinde Strazburg’da kabul edildi. Kabul edilen metin, Orta ve Doğu Avrupa Ülkeleri Yüksek Mahkemeleri Başkanlarının 12-14 Ekim 1998 tarihinde Kiev’de yaptıkları toplantıda ve 25 Avrupa ülkesinin Adalet Bakanlarının 8-10 Nisan 1999 tarihinde Lizbon’da yaptıkları toplantıda desteklendi.
1999
Yedi TİP’linin ve DİSK genel başkanlarından Kemal Türkler’in öldürülmesi davalarında gıyabi tutuklu olarak yargılanan Ünal Osmanağaoğlu yakalandı.
2001
Hollanda parlamentosunda Senato, bazı koşullara bağlı olarak ötanazi yasasını onayladı.
2002
Danıştay 10. Dairesi, “Devlet Sanatçılığı” unvanı verilmesine ilişkin düzenleme içeren yönetmeliği iptal etti. Devlet sanatçısı unvanı verilenlerden haklarında dava açılan 89 kişiye ilişkin işlem de iptal edildi.
2006
Fransa’da 26 yaş altındakilerin ilk iki yılda kolay işten atılmasını öngören yasaya (CPE) karşı mücadeleyi öğrenci birlikleri ve sendikalar kazandı. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac yasayı geri çekmek zorunda kaldı.
2007
Yazar, sanatçı ve hukukçulardan oluşan bir grup “Adalet Gemisi” ile Kadıköy’den hareket etti. Aydınlatılmayan siyasi cinayetlere dikkat çekilmesi için 3 gün boyunca İstanbul iskelelerinde sembolik önemi bulunan faili meçhul davalar ele alındı.
2008
Kapatılan DEP’in eski milletvekili Leyla Zana, 2007’deki Nevruz kutlamalarında yaptığı konuşmadan dolayı 2 yıl hapse mahkum oldu.
2008
Rusya Yüksek Mahkemesi, okul ve vakıflarının devlet yönetimine geçirilmesinin ardından, aşırı radikal” ve “terör gruplarıyla bağlantılı oldukları” gerekçesiyle Fethullah Gülen ile bağlantılı tüm kurum ve kuruluşların faaliyetlerini “yasa dışı” ilan etti.
2010
Türkçe dışındaki dillerde propagandaya hapis cezasını kaldıran yasa değişikliği Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
2010
Hukukçu ve siyasetçi Lech Aleksander Kaczyński yaşamını yitirdi. (Doğumu: 18 Haziran 1949) Varşova Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi aldı. İş hukuku alanında uzmanlaştı. 1970’lerde ülkedeki komünist rejime karşı olan bir bağımsız işçi sendikası hareketi içinde yer aldı. 1980’de Gdańsk tersanesindeki İşletmelerarası Grev Komitesi’ne danışman oldu ve aynı zamanda Solidarność (Dayanışma) hareketine de katıldı. 1991’de yapılan parlamento seçimlerinde bağımsız olarak parlamentoya seçildi. Wałęsa tarafından Başkanlık Konseyi’nde güvenlik bakanlığına getirildi. 1992-1995 arasında Yüksek Denetim Konseyi başkanlığı, Adalet Bakanlığı ve Jerzy Buzek’in hükûmetinde Polonya başsavcılığı görevlerinde bulundu. 2002’de Varşova belediye başkanlığına seçildi. Eşcinsel yürüyüşlerini iki kez engelledi. Bu uygulaması yüzünden 2007 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesine göre toplantı özgürlüğünü ihlal ettiğine karar verildi. 2005 yılında Polonya Cumhurbaşkanı seçildi. 10 Nisan 2010 tarihinde Rusya’da meydana gelen bir uçak kazasında Polonya first ladysi Maria Kaczynska diğer 94 kişiyle birlikte öldü. Eski başbakan Jarosław Kaczyński’nin ikiz kardeşidir.
2013
12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbe dönemlerinde çok sayıda siyasi davada avukatlık yapan Gülçin Çaylıgil (82) hayata veda etti.
2014
Yüksek Seçim kurulu, Yalova ve Niğde/Keçikalesi’nde seçimleri iptal etii.
2015
Gabonlu hukukçu ve siyasetçi Rose Francine Rogombé yaşamını yitirdi. (Doğumu: 20 Eylül 1942) Fransa’da hukuk eğitimi gördü. Daha sonra Gabon’da sulh yargıcı olarak çalıştı. 1980’lerde hükümette Kadının ve Haklarının Geliştirilmesinden Sorumlu Devlet Bakanı olarak görev yaptı. 1990’ların başında çok partili siyasete geçiş sürecinde siyaseti bıraktı, kendini hukuka adadı. Özel Ceza Mahkemesi Başkan yardımcısı oldu. 2009’da Senato başkanı seçildi. Ayrıca geçici olarak devlet başkanlığı görevini yürüttü ve Gabon’un ilk kadın devlet başkanı oldu.
2017
Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi yargıcı Neil McGill Gorsuch 31 Ocak 2017’de Başkan Donald Trump tarafından aday gösterildi ve 10 Nisan 2017’den itibaren bu göreve getirildi.Birleşmiş Milletler (BM) Uluslararası Bağımsız Suriye Araştırma Komisyonu, Suriye’de 2013’ten bu yana gerçekleşen 26 kimyasal silah saldırısının kayıt altına alındığını açıkladı.
2019
Amerikalı hukukçu ve avukat Randall Challen Berg Jr. (17 Ocak 1949 –10 Nisan 2019) yaşamını yitirdi. George Mason Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne gitti ve 1978’de mezun oldu. 1978’den 2018’e kadar Florida Adalet Enstitüsü (FJI)’nin kurucu direktörlüğünü üstlendi. 2018’de FJI’dan emekli oldu. 2018’de kamu yararına çalışmaları nedeniyle En Etkili Avukatlar listesine dahil edildi. Ayrıca Florida Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) başkanı olarak görev yaptı.
2020
İspanyol avukat ve politikacı ve eski bakan Enrique Múgica Herzog yaşamını yitirdi. (Doğumu: 20 Şubat 1932) Madrid Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. 4 Şubat 1956 olaylarında belirleyici olan Üniversite Genç Yazarlar Kongresi’nin organizatörüydü ve bu nedenle aynı yıl üç ay hapsedildi. Kamu Düzeni Mahkemesi’nde görülen davalarda muhaliflerin savunucusu oldu. 1988-1991 yıllarında Adalet Bakanı, 2000-2010 yıllarında ise İspanyol Halkının Savunucusu (Ombudsman) oldu.
2025
İzmir’in Karabağlar ilçesinde, ifade işleminin ardından Büşra Karademir’i (32) evine bırakıp, cinsel saldırıda bulunduğu iddia edilen polis memuru Süleyman Ay’a (50), ‘Cinsel saldırı’ ve ‘Konut dokunulmazlığı ihlal’ suçlarından verilen indirimsiz 10,5 yıl hapis cezası ve onu tabancayla vuran Karademir’e verilen beraat kararının gerekçesi açıklandı.
İngiliz hukukçu, filozof, bilim insanı, avukat ve devlet adamı Francis Bacon yaşamını yitirdi. (Doğumu: 22 Ocak 1561) Trinity College Cambridge Üniversitesi’nde skolastik felsefeyle tanıştı. Poitiers Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. 1584’te parlamentoya seçildi. 1603’te Sir unvanı aldı, 1606’da başsavcı, 1618’de İngiltere başyargıcı oldu. 1621’de rüşvet suçuyla tutuklanıp yargılandı. Suçlu bulundu ve hapis cezasına çarptırıldı. Kısa süren hapishane yaşamından sonra siyasetten tamamen çekildi ve geri kalan hayatının felsefi çalışmalarına adadı. Ötanazi kavramını günümüzdeki anlamına yakın içerikte ilk kez Bacon kullandı. Eski İngiltere Adalet Bakanı adalet bakanı Nicholas Bacon’ın oğludur.
Francis Bacon
1899
Amerikalı hukukçu Stephen Johnson Field yaşamını yitirdi. (Doğumu: 4 Kasım 1816) Williams Koleji’nde hukuk eğitimi gördü. 1848 yılına kadar avukatlık yaptı. 1857’de Kaliforniya Eyaleti Yüksek Mahkemesi’ne seçildi. 1859’da Kaliforniya Yüksek Mahkemesi’nin beşinci başyargıcı oldu. 6 Mart 1863 tarihinde Abraham Lincoln tarafından ABD Yüksek Mahkemesi yargıçlığına atandı ve aşırı derecede yaşlanmasına rağmen 1 Aralık 1897 tarihine kadar bu göreve devam etti. Stanford Üniversitesi mütevelli heyetinde yer aldı. Çinli göçmenlere karşı ayrımcılık yapan yasalara karşı görüşler ileri sürdü. 1879’da Çinlilere karşı ayrımcılık olarak kabul edilen ve Han Çinlilerinin eski bir geleneğini yasaklamak için çıkarılan Pigtail Yönetmeliği’ni iptal etti. Kararlarında, ABD yargı bölgelerinde doğan çocukların soylarına bakılmaksızın ABD vatandaşı olduklarını savundu. ABD Yüksek Mahkeme Yargıcı olacak David Josiah Brewer’ın amcasıydı.
İlk kadın hakimlerden Mürüvvet Hanım, Adana’da göreve başladı.
1934
Türk Hukuk Kurumu, 9 Nisan 1934 tarihinde “Hukukçular Cemiyeti” adıyla kuruldu, derneğin adı 23 Kasım 1935’de “Hukuk İlmini Yayma Kurumu”na dönüştürüldü, 5 Nisan 1941 tarihinde ise derneğin adı “Türk Hukuk Kurumu” oldu.
1936
İtalyan hukukçu, aktivist ve siyasetçi Ferdinando Imposimato doğdu. (Ölümü: 2 Ocak 2018) University of Naples Federico II da hukuk eğitimi gördü. Bir yıl Hazine Bakanlığı memuru olarak çalıştı. İki defa İtalyan Senatosu’na delege olarak seçildi. 1964’te yargıç olarak atandı. Aralarında önemli kişi ve olayların bulunduğu Aldo Moro cinayeti Mehmet Ali Ağca‘nın gerçekleştirdiği Papa II. John Paul suikastı, banker Michele Sindona davası ve mafya davalarına baktı. İtalyan Yüksek Mahkemesi üyesi ve onursal başkanı oldu.
1936
Alman sosyolog Ferdinand Tönnies yaşamını yitirdi. (Doğumu: 26 Temmuz 1855)
1958
CHP’nin yayın organı UlusGazetesi üçüncü kez kapatıldı.
1964
Gazeteci Nuriye Ulviye Mevlan Civelek yaşamını yitirdi. (Doğumu:1893) Türkiye’nin ilk kadın hakları savunucularından biridir. Osmanlı’nın ilk feminist dergisi olan Kadınlar Dünyası‘nın ve kadın hakları örgütü Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti’nin kurucusudur.
Nuriye Ulviye Mevlan Civelek
1982
Kıbrıs Harekâtı sırasında Dışişleri Bakanı olarak görev yapan siyasetçi ve bilim insanı Turan Güneş yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1921) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. Paris Hukuk Fakültesi’nde doktorasını tamamladı. 1951’de İÜHF Anayasa Kürsüsü’nde asistan, 1954’te doçent oldu. 1947’de Demokrat Parti Kandıra örgütünün kurucuları arasında yer alarak siyasete atıldı. 1954’te DP’den Kocaeli milletvekili seçildi. Hürriyet Partisi’nin kurucuları arasında yer aldı, partinin genel sekreterliğini üstlendi. 1958’de HP’nin feshine karar verilince birçok HP’liyle birlikte CHP’ye katıldı ve partinin merkez yönetiminde yer aldı. 27 Mayıs 1960 darbesi sonrası Kurucu Meclis Cumhuriyet Halk Partisi Temsilcisi olarak seçildi. 1965’te Ankara Üniversitesi SBF’nde idare hukuku profesörü oldu. 1974’te dışişleri bakanlığına getirildi. 20 Temmuz 1974’teki Kıbrıs Harekâtı’ndan sonra Cenevre görüşmelerinde Türkiye’yi temsil etti. Değişik dönemlerde Avrupa Konseyi Danışma Meclisi üyeliği yaptı, konseyde Siyasi İşler Komisyonu başkanlığında bulundu.
Turan Güneş
1985
Kapatılan Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş, 4,5 yıl tutuklu kaldıktan sonra 9 Nisan 1985’te tahliye edildi.
1991
Gürcistan’da yapılan halk oylamasıyla, Sovyetler Birliği’nden bağımsızlık kararı alındı.
2017
İspanyol siyasetçi ve İspanya’nın ilk kadın savunma bakanı Carme Chacón yaşamını yitirdi. (Doğumu: 13 Mart 1971) Barselona Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. Barselona Özerk Üniversitesi’nde doktorasını tamamladı. Gérone Üniversitesi anayasa hukuku öğretim üyesi olarak dersler verdi ve profesör oldu. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) seçim gözlemcisi olarak 1996’daki Bosna-Hersek ve 1997’deki Arnavutluk seçimlerinde görev aldı. 2000 seçimlerinde Barselona milletvekili seçildi. Kısa bir süre sonra PSC’nin adaletten sorumlu sekreteri oldu. Yine aynı dönemde PSOE’nin federal yönetiminde eğitim, kültür, üniversiteler ve araştırmadan sorumlu sekreterlik görevini üstlendi. 2004’de seçimlerinin ardından meclis 1. başkanvekili seçildi ve ardından PSOE’nin kültürden sorumlu sekreteri oldu. 2007 yılında Konut Bakanlığına atandı. 2008 yılında kurulan hükûmette İspanya’nın ilk kadın savunma bakanı olarak görev yaptı. 9 Nisan 2017 tarihinde kalp krizi geçirdi ve 46 yaşında iken hayatını kaybetti.
Carme Chacón
2020
Siyahi İngiliz siyasetçi, iş kadını, insan hakları aktivisti ve eğitimci Jocelyn Barrow yaşamını yitirdi. (Doğumu: 15 Nisan 1929) BBC Kanalı Yönetim Kurulu’nda yönetici olan ilk siyahi kadındır.
2021
Amerikalı hukukçu William Ramsey Clark yaşamını yitirdi. (Doğumu: 18 Aralık 1927) Teksas Austin Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. Chicago Üniversitesi’nde doktorasını tamamladı. 1967-1969 yılları arasında Lyndon B. Johnson döneminde 66. Amerika Birleşik Devletleri Başsavcısı olarak görev yaptı.
2021
Brezilyalı hukukçu ve siyasetçi Abdul Hamid Sebba yaşamını yitirdi. (Doğumu: 2 Aralık 1934) 1996’da Liberal Parti’de başladığı siyasi kariyerini 2001’den 2003 yılına kadar Sosyalist İşçi Partisi’nde sürdürdü. 1995’ten 1998’e ve 1999’dan 2003’e kadar iki dönem Goiás Yasama Meclisi’nde delege olarak görev aldı.
Nelson Mandela, Güney Afrika’nın seçimle iktidara gelen ilk siyah başkanıdır. Devlet başkanı olmadan önce Nelson Mandela, 1964 yılında 46 yaşındayken ömür boyu hapis cezasına çarptırılmış ve 27 yıl hapis yatmış, 1993 yılında Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmüştür.
Mandela Nobel hapishane günlerinde
Nelson Mandela, 1918 yılında, Güney Afrika’nın Doğu Cape eyaletinde küçük bir köyde doğmuştur. Dedesi Thembu aşiretinin kralı, babası ise kabile şefidir. Güney Afrika’da aşirette çağrıldığı takma adla “Madiba” diye bilinmektedir. Rolihlahla Dalibhunga adıyla doğmuş; öğretmeni kendisine, İngilizce “Nelson” ismini vermiştir. Annesi Hristiyan Metodist mezhebine bağlı olduğundan, Metodist yatılı okullarda okuduktan sonra Güney Afrika’da siyahların öğrenim görebildiği tek üniversitede hukuk eğitimi görmüştür. Öğrenimini tamamladıktan sonra ilk avukatlık bürosunu, ortağı Oliver Tambo ile beraber 1952 yılında Johannesburg’da açmıştır.
Nelson Mandela, ilk eşi Evelyn Mase ile 1944 yılında evlenmiş, üç çocuk sahibi olmuş ancak 1957 yılında boşanmıştır.
Güney Afrika Cumhuriyetinde 1950’li yıllara gelindiğinde ırk ayrımcılığı etkisini göstermeye başlamış, Nelson Mandela, Afrika Ulusal Kongresi’nde etkin rol almıştır. Militanca bir örgütlenmeyi savunan Mandela, defalarca tutuklanmış ve siyasi faaliyetlerde bulunması yasaklanmıştır.
Mandela, Yerli halkın beyazlara karşı hak mücadelesini savunan Afrika Ulusal Kongresi’ne (ANC) ilk kez 25 yaşındayken ve eylemci olarak 1943 senesinde katılmış, daha sonra ANC Gençlik Kolu’nu kurmuş ve başkanlığını üstlenmiştir.
Nelson Mandela, 1944 yılında Afrika Ulusal Kongresi’ne katılmış, 1956 yılında Vatana ihanetle suçlanmış, daha sonra suçlamalar düşürülmüştür.
Mandela, 1962 yılında tekrar gözaltına alınmış ve sabotajdan suçlu bulunmuş, beş yıl hapis cezasına çarptırılmış, 1964 yılına gelindiğinde ise ömür boyu hapis cezasına çarptırılmış, 28 yıl hapis yattıktan sonra 1990 yılında serbest bırakılmıştır.
Mandela, 1994 yılında Güney Afrika’nın ilk siyah cumhurbaşkanı seçilmiş ve 1999’da Cumhurbaşkanlığından kendi isteğiyle ayrılmıştır.
Nelson Mandela 1993 yılında Nobel Barış Ödülüne layık görülmüştür
Nelson Mandela, görevden ayrıldıktan sonra Güney Afrika’nın en üst düzey elçisi olarak görev yapmış ve HIV/Aids’e karşı kampanyalarda yer almış, ülkesinin 2010 Dünya Futbol Kupası’na ev sahipliği hakkını kazanması için çaba harcamıştır. 2001 yılında prostat kanseri teşhisi konulmuş, hastalığına rağmen Kongo Demokratik Cumhuriyetinde, Burundi’de ve diğer Afrika ülkelerinde barış müzakerelerinde yer almıştır.
Mandela, 2004’te 85 yaşına bastığında ailesine ve dostlarına daha fazla zaman ayırabilmek için kamu yaşamından çekildiğini açıklamıştır.
“Eğer onları affetmezsek, kırgınlık ve intikam duyguları hep var olacaktır. Biz ise, geçmişi unutalım, şimdiye ve geleceğe bakalım ama geçmişte yaşanan acımasızlıkların da bir daha yaşanmasına asla izin vermeyelim diyoruz.”
8 Nisan – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
MÖ 563
Hindistanlı dini lider ve Budizmin kurucusu olduğu düşünülen Gautama Buddha doğdu. (Ölümü: MÖ 483)
217
Caracalla Fermanı(Constitutio Antoniniana ve Antoninus Anayasası olarak da bilinen bildiriyi yayınlayan ve Roma Hukukunun gelişimine büyük katkıları olan İmparator Caracalla (Lucius Septimius Bassianus) (4 Nisan 186 – 8 Nisan 217) yaşamını yitirdi. 211 – 217 yılları arasında hüküm sürdü.
622
Japonya’da On İki Rütbeli Sistem ile On Yedi Maddeli Anayasa gibi icraatlarıyla imparator odaklı baskıcı bir merkezi devlet yönetim kuran Prens Shōtoku (7 Şubat 574 – 8 Nisan 622) yaşamını yitirdi.
1513
İspanyol Konkistador Juan Ponce de León, Florida’yı keşfetti ve bu bölgeyi İspanya toprağı ilan etti.
1763
Hukukçu John Stuart‘ın 26 Mayıs 1762 tarihinde başlayan İngiltere başbakanlığı 8 Nisan 1763 tarihinde sona erdi.
1783
1441’den beri varlığını sürdüren Kırım Hanlığı, II. Katerina’nın emriyle Rus İmparatorluğu tarafından ilhak edildi.
1830
Avrupa ülkeleri, Osmanlı İmparatorluğu’ndan, bağımsız Yunan devletini onaylamasını istedi.
1835
Berlin Üniversitesi’nin kurucularından Alman hukukçu, filozof, dilbilimci ve devlet adamı Wilhelm von Humboldt yaşamını yitirdi. (Doğumu: 22 Haziran 1767) Hukuk eğitimi alırken daha çok Felsefe, Tarih ve eski dillere yönelik çalışmalar yaptı. 1790 yılında devlet hizmetine girdi, burada yargıç olarak adalet dairesinde çalıştı. Bu görevle beraber devlet adına diplomatik görevlerde bulundu. Prusya Büyükelçiliği yaptı.
1859
Fenomenoloji okulunu kuran Yahudi kökenli Alman filozof Edmund Gustav Albrecht Husserl (8 Nisan 1859 – 27 Nisan 1938) dünyaya geldi.
Yeni Zelanda’da dört dönem başbakanlık yapan hukukçu William Fox’un 20 Mayıs 1856 tarihinde başlayan görevi 8 Nisan 1873 tarihinde sona erdi.
1899
Martha Place, elektrikli sandalye ile idam edilen ilk kadın biri oldu. İdam sebebi üvey kızı Ida Place’i öldürmesidir.
1920
Salih Paşa’nın (Salih Hulusi Kezrak) istifası ile kurulan Damat Ferit Paşa Kabinesi’nin tanınmayacağı yönündeki, Heyet-i Temsiliye genelgesi yayınlandı.
1923
Mustafa Kemal Atatürk, Dokuz Umde’yi açıkladı. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin seçim bildirisi niteliğindeki bu ilkelerin başında, ‘Egemenlik Ulusundur’ maddesi yer aldı. Dokuz Umde veya Dokuz İlke, TBMM’nin birinci döneminin çalışma süresi sona ermeden bir süre önce açıklanan bildiridir ve CHP’nin ilk programı olarak nitelenmektedir. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti daha sonra Halk Fırkası’na dönüşmüştür
1924
Şeriye mahkemelerini kaldıran yeni Mahkemeler Teşkilatı Kanunu TBMM’de kabul edildi. Kadıların yerini hakimler aldı.
1933
Almanya’da ari ırktan olmadığı düşünülen memurlar emekli edildi.
1938
Yedinci Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri Kofi Atta Annan doğdu. (Ölümü: 18 Ağustos 2018) BM’yi canlandırdığı ve insan haklarına öncelik verdiği daha iyi organize edilmiş ve daha barışçıl bir dünya için yaptığı çalışmalardan dolayı 2001 yılında Nobel Barış Ödülü’nü kazandı. Nobel Komitesi ayrıca, onun Afrika’da HIV’in yayılmasını kontrol altına alma mücadelesine olan bağlılığını ve uluslararası terörizme karşı olduğunu ilan etti. Annan Barış Ödülü’nü kazandıktan kısa bir süre sonra, Asantehene tarafından kendisine Busumuru unvanı verildi.
1942
Hukukçu, tarihçi, yazar ve mütefekkir Mehmed Niyazi Özdemir (8. Nisan 1942 Akyazı-11 Mayıs 2018, İstanbul) dünyaya geldi. İlk ve orta okulu Akyazı’da okudu. Liseyi İstanbul Haydarpaşa Lisesi’nde bitirdi. Ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi ve 1967’de mezun oldu. Ayrıca, edebiyat fakültesinin felsefe bölümünden diploma aldı. Felsefesi alanında doktora yapmak üzere Almanya’ya gitti. Brilon’daki Goethe Enstitüsü’nde Almanca öğrendi. Marburg Üniversitesi’nde ve Prof. Dr. Ditrich Pirson’un danışmanlığında “Türk devletlerinde temel hürriyetler” başlıklı doktora çalışmasına başladı. Uzun yıllar Almanya’da yaşadı. 1988 yılında Türkiye’ye döndü. Tercüman ve Zaman gazetelerinde yazdı. 10 Nisan 2016 tarihinden itibaren Yeni Şafak gazetesinde köşe yazısı yazmaya başladı. Ayrıca; Genç Akademi, Nizâm-ı Âlem, Türk Yurdu, Ufuk Çizgisi gibi dergilerde makalelerini yayınlandı. 11 Mayıs 2018 günü İstanbul’da yaşamını yitirdi.
1943
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Roosevelt, enflasyonu kontrol altında tutabilmek amacıyla tüm maaş ve ücretleri dondurduğunu ve işçilerin iş değiştirmesini yasakladığını açıkladı.
1946
Milletler Cemiyeti‘nin son oturumu yapıldı. Daha sonra örgütün adı Birleşmiş Milletler olarak değiştirildi.
1949
Hükümetin manevi şahsiyetini tahkir etme iddiasıyla tutuklanan piyanist Feyzi Aslangil beraat etti. Aslangil içtiği konyağı beğenmeyip Tekel hakkında konuşunca, tutuklanmıştı.
1950
Nazım Hikmet, Bursa Cezaevi’nde açlık grevine devam etti. Şair, akşam üzeri Bursa Ahmet Vefik Paşa Hastanesi’ne sevk edilerek muayene edildi, ardından sivil polislerin eşliğinde İstanbul’a getirilerek Sultanahmet Cezaevi’nin revirine yatırıldı. Ankara ve İstanbul’da aydınlar “Nazım Hikmet’in adli bir hataya kurban gittiği, bağışlanması gerektiği”ne dair imzaladıkları bir dilekçeyi Cumhurbaşkanı İnönü’ye iletti.
1953
Kenya bağımsızlık hareketinin önderi Jomo Kenyatta, Mau Mau Ayaklanması gerekçe gösterilerek İngiliz sömürge yönetimince tutuklandı.
1956
Başbakan Adnan Menderes, muhalefeti, “Siyasi sapıklık, sahte ihtilalcilik, inkarcılık, adi ve alçak iftiracılık, sahte hürriyetçilik ve tedhişçilik”le suçladı.
1959
İstanbul Üniversitesi öğrencileri, Rektörlük Binası’nı işgal etti.
1966
Avukat ve televizyon yapımcısı Armağan Çağlayandoğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eğitim gördü. İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Avukatlık stajını Kocaeli Barosu’nda tamamladıktan sonra avukatlığı bırakıp İstanbul’a geldi ve televizyon kariyerine başladı.
1966
Gümüldür’den İzmir’e gelip Cumhuriyet Meydanı’ndaki Atatürk heykeline tırmanarak balta ile parçalamaya çalışan A.Ali Gezgin (55) linçten zor kurtuldu.
1968
Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde öğrenciler rektörlük binasını işgal etti.
1979
İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı, 76 lisede yapılan genel maksatlı aramalar sonucunda bulunan yasaklanmış sol yayın, duvar gazetesi, afiş, pankart ve benzeri sebeplerden dolayı 49 lisenin yöneticisi hakkında soruşturma açıldığını duyurdu.
1980
Kıbrıs’ta yayın yapan Sosyalist Kıbrıs Gazetesini basan Yarın Gazetecilik ve Matbaacılık Ltd.Şti.’ne Kıbrıs tarihinde ilk kez askeri mahkemece celp gönderildi. Gerekçe olarak “Kıbrıs Türk Federe Devleti ile TC arasındaki ilişkileri sarsacak nitelikte bir gazeteyi basıp dağıtmak” gösterildi.
1981
Eski Cumhuriyet Halk Parti Genel Başkanı Bülent Ecevit, Arayış dergisinde yayımlanan “İşkence” başlıklı yazısından ifade verdi.
1982
Uluslararası Atatürk Barış Ödülü’nün Güney Afrikalı lider Nelson Mandela’ya verilmesi kararlaştırıldı. Mandela, Türk hükümetine yönelik insan hakları ihlali suçlamaları nedeniyle ödülü reddetti.
1983
AÜ SBF’den Prof.Dr. Kurthan Fişek ile ODTÜ Fen-Edebiyat Fakültesi’nden Yrd. Doç. Ünal Nalbantoğlu’nun görevine 1402 Sayılı Yasa uyarınca son verildi.
1984
Selda Bağcan 1975 yapımı, derlemesini Muhlis Akarsu’nun yaptığı “Galdı galdı” adlı uzunçalarında “Komünizm propagandası” iddiasıyla gözaltına alındı. 16 Nisan’da serbest bırakıldı. İtiraz üzerine 17 Nisan’da gıyabi tutuklama kararı çıktı, 24 Nisan’da teslim oldu.
1987
Amerika Birleşik Devletleri’nde Ronald Reagan yönetiminin İnsan Hakları Raporunda Kürtlere geniş yer verilmesi Ankara’da rahatsızlık yarattı. Amerika Birleşik Devletleri uyarıldı.
1992
SHP Genel Sekreter Yardımcısı Ercan Karakaş 1 Mayıs’ın “Ulusal Bayram” olarak kutlanabilmesi için Meclis’te kanun teklifi verdi.
Güçlükonak/Ormaniçi’nden 30 köylü, evlerinin yakılması ve yapılan işkencelerden dolayı Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na bireysel başvuru yaptı. Köylülerin avukatı Tahir Elçi Komisyona başvurular için: “Güneydoğu’da hak arama yolları fiilen kapatılmış durumda” dedi.
1994
DenizTemiz Derneği (Turmepa) kuruldu.
2001
F tipi cezaevlerinde tecrit uygulamasına karşı ölüm orucunun 160.gününde hayatını kaybeden DHKP-C davası tutuklusu Bülent Çoban Kartal’da toprağa verildi.
Yargıtay 8.Ceza Dairesi, “Manisalı Gençler” davasında 10 polise verilen hapis cezalarına ilişkin kararın onanmasına ilişkin gerekçeyi açıkladı: “Can dayanmayacak işkenceler yapıldığı anlaşılmıştır.”
2003
Bergamalı köylüler adına açılan davada İzmir 1.İdare Mahkemesi, -daha önce yürütmeyi durdurma kararı verdiği- Orman Genel Müdürlüğü’nce Normandy firmasına orman alanında siyanürle altın arama izni verilmesine ilişkin işlemin iptaline karar verdi.
2005
Vicdani retçi Mehmet Tarhan İzmir’de gözaltına alındı.
2005
Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (FIJ) 8 Nisan’ı “Gazeteci Cinayetlerinin Cezasız Kalmasına Karşı Protesto Günü” ilan etti. Gazetecilere Karşı İşlenen Suçlarda Cezasızlığa Son Verme Günü ise, BM tarafından 2 Kasım günü olarak ilan edilmiştir. Gazetecilere Karşı İşlenen Suçlarda Cezasızlığa Son Verme Günü’nün İlanı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 18 Aralık 2013 tarihindeki toplantıda aldığı 68/163 sayılı karar ile gazetecilere karşı işlenen suçların cezasız kalmasına karşı tüm uluslararası toplumu ve devletleri göreve davet etmiştir.
2010
Seçim Kanunu’nda yapılan değişiklikle Türkçe dışındaki dillerde propagandaya hapis cezasını kaldıran düzenleme TBMM’de kabul edilerek yasalaştı.
2010
Fransız hukukçu ve devlet adamı Jean-Paul Proust (3 Mart 1940, 8 Nisan 2010, Marsilya) yaşamını yitirdi. 3 Mart 1940’a dünyaya geldi. Paris Hukuk Fakültesi’ni ve Paris Siyasal Bilgiler Enstitüsü’nü bitirdi. 1966 yılında İçişleri Bakanlığı’na girdi. 1987-1999 yıllarında çeşitli bölgelerde valilik yaptı. 1999-2004 yıllarında bakanlıklar yaptı. 2004’te Danıştay üyeliğine atandı. 2005’ten 2010 yılına kadar Monaco Devlet Bakanı (başbakan) oldu.
2013
Emek Sineması protestosunda gözaltına alınan 4 kişi ifadelerinin ardından serbest bırakıldı. SİYAD üyeleri Adliye önünde basın açıklaması yaptı.
2013
İnternet sitesi Wikileaks, ABD’nin 1970’lerde yürüttüğü diplomatik faaliyetlere dair 1,7 milyon gizli doküman yayımladı.
Hukukçu ve 20. yüzyılda Birleşik Krallık’ın en uzun süre görevde kalan Başbakanı unvanını kazanan Margaret Thatcher yaşamını yitirdi.
2015
Yargıtay 5.Ceza Dairesi, Hayata Dönüş ile ilgili soruşturmayı geciktirdiği gerekçesiyle İstanbul Cumhuriyet Savcısı Ali İhsan Demirel’e verilen 1 yıl hapis cezasını onayladı. Müdahil avukatlarından Ömer Kavili, daha ağır bir ceza için temyize gideceklerini bildirdi.
2019
ÖSYM’deki FETÖ yapılanmasına ilişkin soruşturma kapsamında, aralarında eski ÖSYM Başkanı Ali Demir’in de bulunduğu 21 kişi gözaltına alındı.
2020
Amerikalı avukat ve politikacı Richard Louis Brodsky yaşamını yitirdi. (Doğumu: 4 Mayıs 1946) Brandeis Üniversitesi’nde Siyaset alanında Lisans derecesi ve Harvard Hukuk Okulu‘nda Hukuk Doktoru derecesi aldı. 1975’te Westchester County Yasama Kurulu’nda görev yaptı. 1983’ten 2010’a kadar New York Meclisi’nde görev yaptı. Global Panel Foundation’ın Danışma Kurulu’nda görev aldı. 2010 yılında New York Kıdemli Araştırmacı oldu. New York Eyaletinde çevre koruma ve muhafazaya ayrılmış Çevre Koruma Fonu’nun oluşturulmasından sorumlu mevzuatı yazdı.
2022
Tayvanlı demokrasi aktivisti, siyasetçi ve hukukçu Peng Ming-min (5 Ağustos 1923 – 8 Nisan 2022) yaşamını yitirdi. Paris Üniversitesi’nden mezun oldu. Peng, 1964’te demokrasi yanlısı protestolarda yer aldığı için tutuklandı. Serbest kaldıktan sonra İsveç’e iltica etti. Daha sonra Amerika Birleşik Devletleri’ne yerleşti ve profesör oldu. 22 yıl sürgünde kaldıktan sonra, 1996’da ülkesine döndü. Tayvan’ın bağımsızlığının en büyük destekçilerindendi.
2025
Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ hakkında “zincirleme şekilde basın yoluyla halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçundan 1 yıl 10 ay 15 günden yıldan 7 yıl 10 ay 15 güne kadar hapis cezası istemiyle iddianame düzenlendi.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından CHP’nin çağrısının ardından yapılan protestolarda gözaltına alınan 139 kişi hakkında iddianame hazırlandı. 104’ü tutuklu olan eylemciler hakkında “görevi yaptırmamak için direnme”, “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” gibi suçlamalar yöneltildi.
Arjantin’in Chubut eyaletinde görevli Hakim Mariel Suarez, polis katili bir mahkumla öpüşürken güvenlik kameralarına yakalandı. Suarez, bir hafta önce mahkum Cristian Bustos’un ömür boyu hapis cezası alıp almaması konusunda karar veren hakim heyetinde yer almıştı. Bustos, 2009 yılında polis memuru Leandro ‘Tito’ Roberts’ı öldürmekten suçlu bulunmuştu.
Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu, 6701 kanun numarası ile ve 06.04.2016 tarihinde yasalaşmış, Resmi Gazetenin 20.04.2016 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanunun amacı, insan onurunu korumak, insan haklarının korunmasını ve geliştirilmesini sağlayarak kişilerin eşit muamele görme hakkını güvence altına almak, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanmada ayrımcılığı önlemektir.
Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu
Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu
Kanun Numarası : 6701
Kabul Tarihi : 6/4/2016
Yayımlandığı R.Gazete : Tarih: 20/4/2016 Sayı : 29690
Yayımlandığı Düstur : Tertip : 5 Cilt : 57
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam ve Tanımlar
Amaç ve kapsam
MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı; insan onurunu temel alarak insan haklarının korunması ve geliştirilmesi, kişilerin eşit muamele görme hakkının güvence altına alınması, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanmada ayrımcılığın önlenmesi ile bu ilkeler doğrultusunda faaliyet göstermek, işkence ve kötü muameleyle etkin mücadele etmek ve bu konuda ulusal önleme mekanizması görevini yerine getirmek üzere Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun kurulması, teşkilat, görev ve yetkilerine ilişkin esasların düzenlenmesidir.
Tanımlar
MADDE 2- (1) Bu Kanunun uygulanmasında;
a) Ayrı tutma: Kişilerin bu Kanunda sayılan temellerden biri veya birden fazlası nedeniyle, bir eylem veya eylemsizliğin sonucu olarak diğerlerinden ayrı tutulması durumunu,
b) Ayrımcılık talimatı: Bir kişinin kendi nam veya hesabına eylem ve işlemlerde bulunmaya yetkili kıldığı kişilere veya bir kamu görevlisinin diğer kişilere verdiği ayrımcılık yapılmasına yönelik talimatı,
c) Başkan: Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanını,
ç) Çoklu ayrımcılık: Ayrımcı uygulamanın birden fazla ayrımcılık temeli ile ilişkili olması durumunu,
d) Doğrudan ayrımcılık: Bir gerçek veya tüzel kişinin, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden karşılaştırılabilir durumdakilere kıyasla eşit şekilde yararlanmasını bu Kanunda sayılan ayrımcılık temellerine dayanılarak engelleyen veya zorlaştıran her türlü farklı muameleyi,
e) Dolaylı ayrımcılık: Bir gerçek veya tüzel kişinin, görünüşte ayrımcı olmayan her türlü eylem, işlem ve uygulamalar sonucunda, bu Kanunda sayılan ayrımcılık temelleriyle bağlantılı olarak, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanma bakımından nesnel olarak haklılaştırılamayan dezavantajlı bir konuma sokulmasını,
f) Engelli: Fiziksel, zihinsel, ruhsal ve duyusal yetilerinde çeşitli düzeyde kayıplarından dolayı topluma diğer bireyler ile birlikte eşit şartlarda tam ve etkin katılımını kısıtlayan tutum ve çevre şartlarından etkilenen bireyi,
g) İşyerinde yıldırma: Bu Kanunda sayılan ayrımcılık temellerine dayanılarak kişiyi işinden soğutmak, dışlamak, bıktırmak amacıyla kasıtlı olarak yapılan eylemleri,
ğ) Kamu görevlisi: Kamu hizmetlerinin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişiyi,
h) Kurul: Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurulunu,
ı) Kurum: Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunu,
i) Makul düzenleme: Engellilerin hak ve özgürlüklerini tam ve diğer bireylerle eşit şekilde kullanmasını veya bunlardan yararlanmasını sağlamak üzere belirli bir durumda ihtiyaç duyulan, mali imkânlar nispetinde, ölçülü, gerekli ve uygun değişiklik ve tedbirleri,
j) Taciz: Psikolojik ve cinsel türleri de dâhil olmak üzere bu Kanunda sayılan temellerden birisine dayanılarak, insan onurunun çiğnenmesi amacını taşıyan veya böyle bir sonucu doğuran yıldırıcı, onur kırıcı, aşağılayıcı veya utandırıcı her türlü davranışı,
k) Ulusal önleme mekanizması: İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsanî veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek İhtiyari Protokol hükümleri çerçevesinde kişilerin özgürlüklerinden yoksun bırakıldığı yerlere düzenli ziyaretler yapmak üzere oluşturulan sistemi,
l) Uygulamalı iş deneyimi: Bir mesleğin gerektirdiği bilgi, beceri ve iş alışkanlıklarının eğitimle eş zamanlı ya da eğitim sonrası dönemde iş içerisinde geliştirilmesini,
m) Varsayılan temele dayalı ayrımcılık: Bir gerçek veya tüzel kişinin, bu Kanunda sayılan ayrımcılık temellerinden birisiyle gerçekte ilgisi olmamasına rağmen, bu temellerden birisini taşıdığı sanılarak hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanma bakımından ayrımcı muameleye maruz kalmasını,
ifade eder.
İKİNCİ BÖLÜM
Ayrımcılıkla Mücadele
Eşitlik ilkesi ve ayrımcılık yasağı
MADDE 3- (1) Herkes, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanmada eşittir.
(2) Bu Kanun kapsamında cinsiyet, ırk, renk, dil, din, inanç, mezhep, felsefi ve siyasi görüş, etnik köken, servet, doğum, medeni hâl, sağlık durumu, engellilik ve yaş temellerine dayalı ayrımcılık yasaktır.
(3) Ayrımcılık yasağının ihlali hâlinde, konuya ilişkin görev ve yetkisi bulunan kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ihlalin sona erdirilmesi, sonuçlarının giderilmesi, tekrarlanmasının önlenmesi, adli ve idari yoldan takibinin sağlanması amacıyla gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.
(4) Ayrımcılık yasağı bakımından sorumluluk altında olan gerçek ve özel hukuk tüzel kişileri, yetki alanları içerisinde bulunan konular bakımından ayrımcılığın tespiti, ortadan kaldırılması ve eşitliğin sağlanması için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür. Ayrımcılık türleri
MADDE 4- (1) Bu Kanun kapsamına giren ayrımcılık türleri şunlardır:
a) Ayrı tutma.
b) Ayrımcılık talimatı verme ve bu talimatları uygulama.
c) Çoklu ayrımcılık.
ç) Doğrudan ayrımcılık.
d) Dolaylı ayrımcılık.
e) İşyerinde yıldırma.
f) Makul düzenleme yapmama.
g) Taciz.
ğ) Varsayılan temele dayalı ayrımcılık.
(2) Eşit muamele ilkesine uyulması veya ayrımcılığın önlenmesi amacıyla idari ya da adli süreçleri başlatan yahut bu süreçlere katılan kişiler ile bunların temsilcilerinin, bu nedenle maruz kaldıkları olumsuz muameleler de ayrımcılık teşkil eder. Ayrımcılık yasağının kapsamı
MADDE 5- (1) Eğitim ve öğretim, yargı, kolluk, sağlık, ulaşım, iletişim, sosyal güvenlik, sosyal hizmetler, sosyal yardım, spor, konaklama, kültür, turizm ve benzeri hizmetleri sunan kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileri, yürüttükleri faaliyetler bakımından bu hizmetlerden yararlanmakta olan veya yararlanmak üzere başvurmuş olan ya da bu hizmetler hakkında bilgi almak isteyen kişi aleyhine ayrımcılık yapamaz. Bu hüküm kamuya açık hizmetlerin sunulduğu alanlar ve binalara erişimi de kapsar.
(2) Birinci fıkrada belirtilen hizmetlerin planlanması, sunulması ve denetlenmesinden sorumlu olan kişi ve kurumlar, farklı engelli grupların ihtiyaçlarını dikkate almakla ve makul düzenlemelerin yapılmasını sağlamakla yükümlüdür.
(3) Kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri ve bunlar tarafından yetkilendirilenler, taşınır ve taşınmazları kamuya açık bir şekilde sunarken bu malları edinmek veya kiralamak isteyenler ile bunlar hakkında bilgi almak isteyenler aleyhine, bunların kiralanması, kira akdinin şartlarının belirlenmesi, kira akdinin yenilenmesi veya sona erdirilmesi, satışı ve devri süreçlerinin hiçbirinde ayrımcılık yapamaz.
(4) Dernek, vakıf, sendika, siyasi parti ve meslek örgütlerine, ilgili mevzuatlarında veya tüzüklerinde belirtilen istisnalar dışında üye olma, organlarına seçilme, üyelik imkânlarından yararlanma, üyeliğin sonlandırılması ve bunların faaliyetlerine katılma ve yararlanma bakımından, hiç kimse aleyhine ayrımcılık yapılamaz. İstihdam ve serbest meslek
MADDE 6– (1) İşveren veya işveren tarafından yetkilendirilmiş kişi; işverenin çalışanı veya bu amaçla başvuran kişi, uygulamalı iş deneyimi edinmek üzere bir işyerinde bulunan veya bu amaçla başvuran kişi ve herhangi bir sıfatla çalışmak ya da uygulamalı iş deneyimi edinmek üzere işyeri veya iş ile ilgili olarak bilgi edinmek isteyen kişi aleyhine, bilgilenme, başvuru, seçim kriterleri, işe alım şartları ile çalışma ve çalışmanın sona ermesi süreçleri dâhil olmak üzere, işle ilgili süreçlerin hiçbirinde ayrımcılık yapamaz.
(2) Birinci fıkra iş ilanı, işyeri, çalışma şartları, mesleki rehberlik, mesleki eğitim ve yeniden eğitimin tüm düzeylerine ve türlerine erişim, meslekte yükselme ve mesleki hiyerarşinin tüm düzeylerine erişim, hizmet içi eğitim, sosyal menfaatler ve benzeri hususları da kapsar.
(3) İşveren veya işveren tarafından yetkilendirilmiş kişi, istihdam başvurusunu gebelik, annelik ve çocuk bakımı gerekçeleriyle reddedemez.
(4) Serbest mesleğe kabul, ruhsat, kayıt, disiplin ve benzeri hususlar bakımından ayrımcılık yapılamaz.
(5) 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu kapsamına girmeyen her türlü iş ve iş görme sözleşmeleri de bu madde kapsamındadır.
(6) Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam bu madde hükümlerine tabidir. Ayrımcılık iddiasının ileri sürülemeyeceği hâller
MADDE 7- (1) Bu Kanun kapsamında ayrımcılık iddiasının ileri sürülemeyeceği hâller ve istisnalar şunlardır:
a) İstihdam ve serbest meslek alanlarında, zorunlu mesleki gerekliliklerin varlığı hâlinde amaca uygun ve orantılı olan farklı muamele.
b) Sadece belli bir cinsiyetin istihdamını zorunlu kılan durumlar.
c) İşe kabul ve istihdam sürecinde, hizmetin zorunlulukları nedeniyle yaş sınırlarının belirlenmesi ve uygulanması, gereklilik ve amaçla orantılı olması şartıyla yaşa dayalı farklı muamele.
ç) Çocuk veya özel bir yerde tutulması gereken kişilere yönelik özel tedbirler ve koruma önlemleri.
d) Bir dine ait kurumda, din hizmeti veya o dine ilişkin eğitim ve öğretim vermek üzere sadece o dine mensup kişilerin istihdamı.
e) Dernek, vakıf, sendika, siyasi parti ve meslek örgütlerinin, ilgili mevzuatlarında veya tüzüklerinde yer alan amaç, ilke ve değerler temelinde üye olacak kişilerde belli şart ve nitelik aramaları.
f) Eşitsizlikleri ortadan kaldırmaya yönelik, gerekli, amaca uygun ve orantılı farklı muamele.
g) Vatandaş olmayanların ülkeye giriş ve ikametlerine ilişkin şartlarından ve hukuki statülerinden kaynaklanan farklı muamele.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Kuruluş, Teşkilat Yapısı ve Görevler
Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu
MADDE 8– (1) Bu Kanunla ve diğer mevzuatla verilen görevleri yerine getirmek ve yetkileri kullanmak üzere, idari ve mali özerkliğe sahip, özel bütçeli ve kamu tüzel kişiliğini haiz, Başbakanlıkla ilişkili Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu kurulmuştur.
(2) Kurum, Kurul ve Başkanlıktan oluşur. Kurumun görevleri
MADDE 9- (1) Kurumun görevleri şunlardır:
a) İnsan haklarının korunmasına, geliştirilmesine, ayrımcılığın önlenmesine ve ihlallerin giderilmesine yönelik çalışmalar yapmak.
b) İnsan hakları ve ayrımcılıkla mücadele konularında kitle iletişim araçlarını da kullanarak bilgilendirme ve eğitim yoluyla kamuoyunda duyarlılığı geliştirmek.
c) Millî eğitim müfredatında bulunan insan hakları ve ayrımcılık yasağıyla ilgili bölümlerin hazırlanmasına katkıda bulunmak.
ç) İnsan haklarının korunması, ayrımcılığın ortadan kaldırılması ve toplumdaki eşitlik anlayışının geliştirilmesine yönelik olarak üniversiteler ile ortaklaşa faaliyetlerde bulunmak, Yükseköğretim Kurulunun eşgüdümünde üniversitelerin insan hakları ve eşitlik ile ilgili bölümlerinin kurulmasına ve insan hakları ve eşitlik öğretimine dair müfredatın belirlenmesine katkıda bulunmak.
d) Kamu kurum ve kuruluşlarının meslek öncesi ve meslek içi insan hakları ve eşitlik eğitimi programlarının esaslarının belirlenmesine ve bu programların yürütülmesine katkıda bulunmak.
e) Görev alanıyla ilgili mevzuat çalışmalarını izlemek, değerlendirmek, bunlara ilişkin görüş ve önerilerini ilgili mercilere bildirmek.
f) İnsan hakları ihlallerini resen incelemek, araştırmak, karara bağlamak ve sonuçlarını takip etmek.
g) Ayrımcılık yasağı ihlallerini resen veya başvuru üzerine incelemek, araştırmak, karara bağlamak ve sonuçlarını takip etmek.
ğ) Ayrımcılık yasağı ihlalleri nedeniyle mağdur olduğu iddiasıyla Kuruma başvuranlara mağduriyetlerinin giderilmesi için kullanabilecekleri idari ve hukuki süreçler konusunda yol göstermek ve başvurularını takip etmelerini sağlamak amacıyla yardımcı olmak.
h) İşkence ve kötü muamele ile mücadele etmek ve bu konuda çalışmalar yapmak.
ı) İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsanî veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek İhtiyari Protokol hükümleri çerçevesinde ulusal önleme mekanizması olarak görev yapmak.
i) Özgürlüğünden mahrum bırakılan ya da koruma altına alınan kişilerin ulusal önleme mekanizması kapsamındaki başvurularını incelemek, araştırmak, karara bağlamak ve sonuçlarını takip etmek.
j) Özgürlüğünden mahrum bırakılan ya da koruma altına alınan kişilerin bulundukları yerlere haberli veya habersiz düzenli ziyaretler gerçekleştirmek, bu ziyaretlere ilişkin raporları ilgili kurum ve kuruluşlara iletmek, Kurulca gerekli görülmesi durumunda kamuoyuna açıklamak, ceza infaz kurumları ve tutukevleri izleme kurulları, il ve ilçe insan hakları kurulları ile diğer kişi, kurum ve kuruluşların bu gibi yerlere gerçekleştirdikleri ziyaretlere ilişkin raporları incelemek ve değerlendirmek.
k) Cumhurbaşkanlığına, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına ve Başbakanlığa sunulmak üzere, insan haklarının korunması ve geliştirilmesi, işkence ve kötü muameleyle mücadele ve ayrımcılıkla mücadele alanlarında yıllık raporlar hazırlamak.
l) Kamuoyunu bilgilendirmek, düzenli yıllık raporlar dışında, gerek görüldüğünde görev alanına ilişkin özel raporlar yayımlamak.
m) İnsan hakları ve ayrımcılıkla mücadele alanındaki uluslararası gelişmeleri izlemek ve değerlendirmek, alanındaki uluslararası kuruluşlarla ilgili mevzuat dâhilinde işbirliği yapmak.
n) İnsan haklarının korunması ve ayrımcılıkla mücadele kapsamında faaliyet yürüten kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, meslek kuruluşları ve üniversitelerle işbirliği yapmak.
o) Diğer kurumların ayrımcılığın önlenmesine yönelik faaliyetlerine destek vermek.
ö) Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmelerinin uygulanmasını izlemek, bu sözleşmeler uyarınca kurulan inceleme, izleme ve denetleme mekanizmalarına Devletin sunmakla yükümlü olduğu raporların hazırlanması sürecinde, ilgili sivil toplum kuruluşlarından da yararlanmak suretiyle görüş bildirmek, bu raporların sunulacağı uluslararası toplantılara temsilci göndererek katılmak.
p) Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.
(2) Kamu kurum ve kuruluşları ile görevliler, birinci fıkranın (j) bendi kapsamındaki ziyaretler sebebiyle gerekli yardım ve kolaylığı göstermek zorundadır.
(3) Kurum, görev ve yetkilerine ilişkin olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunu ve Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunu yılda en az bir defa bilgilendirir. Kurul
MADDE 10- (1) Kurul, Kurumun karar organıdır. Kurul, bu Kanunla ve diğer mevzuatla verilen görev ve yetkilerini kendi sorumluluğu altında, bağımsız olarak yerine getirir ve kullanır. Görev alanına giren konularla ilgili olarak hiçbir organ, makam, merci veya kişi, Kurula emir ve talimat veremez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.
(2) Kurul, biri Başkan, biri İkinci Başkan olmak üzere on bir üyeden oluşur. Kurulun sekiz üyesi Bakanlar Kurulu, üç üyesi Cumhurbaşkanı tarafından seçilir. Bakanlar Kurulunca seçilecek bir üye Yükseköğretim Kurulu tarafından insan hakları alanında çalışmalar yapan öğretim üyelerinden önerilecek iki aday arasından; yedi üye ise dördüncü fıkrada aranan şartları taşımak kaydıyla, insan hakları alanında çalışmalar yapan sivil toplum kuruluşları, sendikalar, sosyal ve mesleki kuruluşlar, akademisyenler, avukatlar, görsel ve yazılı basın mensupları ve alan uzmanlarının göstereceği adaylar veya üyelik başvurusu yapanlar arasından belirlenir.
(3) İkinci fıkraya göre Bakanlar Kurulunca seçilen üyelerin görev süreleri dolmadan iki ay önce durum, Kurum tarafından uygun iletişim araçlarıyla kamuoyuna duyurulur. Başvurular ve aday bildirimleri Başbakanlığa yapılır. İkinci fıkrada belirtilen usule göre yeni seçilen üyeler, yerlerine seçildikleri üyenin görev süresinin bitiminden itibaren göreve başlar.
(4) Kurula üye olabilmek için aşağıdaki şartlar aranır:
a) Kurumun görev alanındaki konularda bilgi ve deneyim sahibi olmak.
b) 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (1), (4), (5), (6) ve (7) numaralı alt bentlerinde belirtilen nitelikleri taşımak.
c) Herhangi bir siyasi partinin yönetim ve denetim organlarında görevli veya yetkili bulunmamak.
ç) En az dört yıllık lisans düzeyinde yükseköğrenim görmüş olmak.
d) Kamu kurum ve kuruluşlarında, uluslararası kuruluşlarda, sivil toplum kuruluşlarında veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında ya da özel sektörde toplamda en az on yıl çalışmış olmak.
5) Üye seçimlerinde, Kurumun görev alanına giren konularda bilgi ve deneyimi bulunanların çoğulcu bir şekilde temsiline özen gösterilir.
6) Üyelerin görev süresi dört yıldır. Arka arkaya iki dönem görev yapan üyeler bir dönem geçmeden tekrar seçilemez. Üyeliklerde görev süresi dolmadan herhangi bir sebeple boşalma olması hâlinde, bir ay içinde aynı usulle yeni üye seçilir. Bu şekilde seçilen üye, yerine seçildiği üyenin kalan süresini tamamlar ve bunlardan iki yıl veya daha az süreyle görev yapanların bu görevleri seçilme dönemi olarak değerlendirilmez.
(7) Başkan ve İkinci Başkan, Kurul tarafından Kurul üyeleri arasından seçilir.
(8) Başkan, İkinci Başkan ve üyelerin süreleri dolmadan herhangi bir nedenle görevlerine son verilemez. Ancak üyenin;
a) Seçilmesi için gerekli şartları taşımaması ya da sonradan kaybetmesi,
b) Kurul kararlarını süresi içinde imzalamaması,
c) Kurul tarafından kabul edilebilir mazereti olmaksızın bir takvim yılı içinde toplam beş Kurul toplantısına katılmaması,
ç) Ağır hastalık veya engellilik nedeniyle iş göremeyeceğinin sağlık kurulu raporuyla belgelenmesi,
d) Görevi ile ilgili olarak işlediği suçlardan dolayı hakkında verilen mahkûmiyet kararının kesinleşmesi,
e) Geçici iş göremezlik hâlinin üç aydan fazla sürmesi,
f) 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (5) numaralı alt bendinde belirtilen suçlardan mahkûm edilip de cezasının infazına fiilen başlanması, hâllerinin Kurul tarafından tespit edilmesi üzerine Başbakan veya görevlendireceği bakanın onayıyla üyeliğine son verilir.
(9) Üyelerin Kurulda görev yaptıkları sürece önceki görevleri ile olan ilişikleri kesilir. Üyeler, özel bir kanuna dayanmadıkça, Kuruldaki görevlerinin dışında resmî veya özel hiçbir görev alamaz, dernek, vakıf, kooperatif ve benzeri yerlerde yöneticilik ve denetçilik yapamaz, ticaretle uğraşamaz, serbest meslek faaliyetinde bulunamaz, hakemlik ve bilirkişilik yapamaz. Ancak üyeler, asli görevlerini aksatmayacak şekilde bilimsel amaçlı yayın yapabilir, ders ve konferans verebilir ve bunlardan doğacak telif hakları ile ders ve konferans ücretlerini alabilir.
(10) Kamu görevlisi iken üyeliğe seçilenler, memuriyete giriş şartlarını kaybetmemeleri kaydıyla, görev sürelerinin sona ermesi veya görevden ayrılma isteğinde bulunmaları ve otuz gün içinde önceki kurum veya kuruluşlarına başvurmaları durumunda atamaya yetkili makam tarafından bir ay içinde mükteseplerine uygun bir kadroya atanır. Atama gerçekleşinceye kadar, bunların almakta oldukları her türlü ödemelerin Kurum tarafından yapılmasına devam olunur. Bunların Kurumda geçirdiği süreler, özlük ve diğer hakları açısından önceki kurum veya kuruluşlarında geçirilmiş sayılır. Bir kamu kurumunda çalışmayanlardan üyeliğe seçilip yukarıda belirtilen şekilde görevi sona erenlere herhangi bir görev veya işe başlayıncaya kadar, almakta oldukları her türlü ödemeler Kurum tarafından ödenmeye devam edilir ve bu şekilde üyeliği sona erenlere Kurum tarafından yapılacak ödeme üç ayı geçemez.
(11) Başkan ve üyeler, 19/4/1990 tarihli ve 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununa tabidir.
(12) Seçilen üyeler ilk toplantının başında aşağıdaki şekilde yemin ederler: “Görevimi tam bir tarafsızlık, dürüstlük, hakkaniyet ve adalet anlayışı içinde yerine getireceğime, namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.”
(13) 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca Başkan ve üyeler için soruşturma yapılması Başbakan veya görevlendireceği bakanın iznine tabidir. Soruşturma izni verilmesi veya verilmemesine ilişkin kararlara karşı itirazlar Danıştay tarafından karara bağlanır.
(14) Başkan ve üyeler ile Kurum personeli, görevlerini yerine getirmeleri sırasında edindikleri, kamuya, ilgililere ve üçüncü kişilere ait gizlilik taşıyan bilgileri, kişisel verileri, Kurumla ilgili gizlilik taşıyan bilgileri, ticari sırları ve bunlara ait belgeleri, bu konuda kanunen yetkili kılınan mercilerden başkasına açıklayamaz, kendilerinin veya üçüncü kişilerin yararına kullanamaz. Bu yükümlülük görevden ayrılmalarından sonra da devam eder. Kurulun görev ve yetkileri
MADDE 11- (1) Kurulun görev ve yetkileri şunlardır:
a) Kurumla ve Kurumun görev alanıyla ilgili düzenlemeler yapılmasına yönelik kararlar almak.
b) Ayrımcılık yasağı ihlallerine ilişkin başvurular ile insan hakları veya ayrımcılık yasağı ihlallerine ilişkin resen yapılan incelemeleri karara bağlamak, bu başvuru ve incelemelere ilişkin gerekli hâllerde uzlaşma sürecini sonuçlandırmak, ayrımcılık yasağı ihlallerine ilişkin bu Kanunda öngörülen idari yaptırımlara karar vermek.
c) İnsan hakları ve ayrımcılık yasağı ihlallerine ilişkin yargı kararlarının uygulanmasına ilişkin sorunları izlemek ve değerlendirmek.
ç) Özgürlüğünden mahrum bırakılan ya da koruma altına alınan kişilerin ulusal önleme mekanizması kapsamındaki başvurularını ve bu kapsamda resen yürütülen incelemeleri karara bağlamak.
d) Görev alanıyla ilgili olarak yargı organlarına, kamu kurum ve kuruluşlarına ve ilgili kişilere talepleri hâlinde görüş bildirmek.
e) Gerek gördüğünde Kurumun kendi alanında çalışan uluslararası kuruluşlara üye olmasına ve bu kuruluşlarla işbirliği yapmasına karar vermek.
f) Kurum tarafından insan haklarının korunması, ayrımcılıkla mücadele ve ulusal önleme mekanizması görevleri kapsamında yapılan inceleme ve araştırmaları, hazırlanan raporları ve benzeri çalışmaları karara bağlamak.
g) Kurumun stratejik planını karara bağlamak, amaç ve hedeflerini, hizmet kalite standartlarını ve performans ölçütlerini belirlemek.
ğ) Kurumun stratejik planı ile amaç ve hedeflerine uygun olarak hazırlanan bütçe teklifini görüşmek ve karara bağlamak.
h) Kurumun faaliyet raporlarını karara bağlamak.
ı) Taşınmaz alımı, satımı ve kiralanması konularındaki önerileri görüşüp karara bağlamak.
i) Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak. Kurulun çalışma esasları
MADDE 12- (1) Kurul, Başkanın çağrısı üzerine toplanır. Toplantıları Başkan yönetir. Başkanın dışında en az beş üyenin birlikte talep etmesi hâlinde, Kurul, Başkan tarafından beş gün içinde toplanmak üzere derhâl toplantıya çağrılır.
(2) Toplantı gündemi Başkan tarafından hazırlanarak, toplantıdan en az üç gün önce Kurul üyelerine bildirilir. Gündeme yeni madde eklenebilmesi için toplantıda üyelerden birinin öneride bulunması ve önerilen maddenin Kurul tarafından kabul edilmesi gerekir.
(3) Kurul, en az yedi üye ile toplanır ve en az altı üyenin aynı yöndeki oyuyla karar alır. Kararlarda çekimser oy kullanılamaz.
(4) Kurul, kendi üyeleri arasından, her bir çalışma alanı için üçer üyeli komisyonlar oluşturabilir.
(5) Kurul, başvuruları görüşmek ve sonuçlandırmak üzere Başkan hariç beş üyeli daireler oluşturabilir. Başkan, dairelerin doğal üyesidir.
(6) Kurul kararları tutanakla tespit edilir ve karar tutanağı toplantı esnasında veya en geç toplantıyı izleyen beş iş günü içinde toplantıya katılan tüm üyeler tarafından imzalanarak tekemmül ettirilir. Toplantı tarihinden itibaren en geç on beş iş günü içinde gerekçeler ve varsa karşı oy gerekçeleri yazılır. Gerektiğinde, Kurul tarafından bu süre uzatılabilir.
(7) Başkan ve üyeler; kendileri, aralarındaki evlilik bağı kalkmış olsa bile eşleri, evlatlıkları ve üçüncü derece dâhil üçüncü dereceye kadar kan ve ikinci derece dâhil ikinci dereceye kadar kayın hısımlarıyla ilgili veya kişisel menfaat ilişkisi içinde oldukları konularda toplantı ve oylamaya katılamaz. Bu durum karar metninde ayrıca belirtilir.
(8) Aksi kararlaştırılmadıkça Kurul toplantılarındaki müzakereler gizlidir.
(9) İhtiyaç duyulması hâlinde görüşlerinden yararlanılmak üzere ilgililer Kurul toplantısına davet edilebilir. Ancak, Kurul kararları toplantıya dışarıdan katılanların yanında alınamaz.
(10) Kurul kararları, tekemmül etmesinden itibaren en geç beş iş günü içinde ilgililere gönderilir. Kurul kararlarında, ilgili kişilerin bu kararlara karşı hangi hukuki yollara başvurabilecekleri süreleri ile birlikte belirtilir.
(11) Kurul, gerekli gördüğü durumlarda kararlarını, kişisel verilerin gizliliği ilkesine bağlı kalmak kaydıyla uygun vasıtalarla kamuoyuna duyurabilir.
(12) Kurul üyeleri ile Kurum personelinin uyacakları mesleki ve etik ilkeler, bu maddede belirtilen komisyonların ve dairelerin oluşumu, çalışma esasları ile Kurulun çalışma usul ve esasları ve diğer hususlar yönetmelikle düzenlenir. Başkan
MADDE 13- (1) Başkan, Kurumun en üst amiri olup, Kurum hizmetlerini mevzuata, Kurumun amaç ve politikalarına, stratejik planına, performans ölçütlerine ve hizmet kalite standartlarına uygun olarak düzenler, yürütür ve hizmet birimleri arasında eşgüdümü sağlar. Başkan, Kurumun genel yönetim ve temsilinden sorumludur.
(2) Başkanın görev ve yetkileri şunlardır:
a) Kurul toplantılarının gündemini, gün ve saatini belirlemek ve toplantıları yönetmek.
b) Kurul kararlarının tebliğini ve Kurulca gerekli görülenlerin kamuoyuna duyurulmasını sağlamak.
c) Hizmet birimi koordinatörlerini görevlendirmek ve diğer Kurum personelini atamak.
ç) Hizmet birimlerinden gelen önerilere son şeklini vererek Kurula sunmak.
d) Kurumun stratejik planını, performans ölçütlerini hazırlamak, amaç ve hedeflerini, hizmet kalite standartlarını, insan kaynakları ve çalışma politikalarını oluşturmak.
e) Belirlenen stratejilere, yıllık amaç ve hedeflere uygun olarak Kurumun yıllık bütçesi ile mali tablolarını hazırlamak.
f) Yıllık faaliyet raporlarını hazırlamak, yıllık amaç ve hedeflere, performans ölçütlerine göre faaliyetlerin değerlendirmesini yapmak ve bunları Kurula sunmak.
g) Kurul ve hizmet birimlerinin uyumlu, verimli, disiplinli ve düzenli bir biçimde çalışması amacıyla eşgüdümü sağlamak.
ğ) Kurumun yönetim ve işleyişine ilişkin diğer görevleri yerine getirmek.
(3) Başkanın yokluğunda İkinci Başkan, Başkana vekâlet eder. Başkanlık
MADDE 14- (1) Başkanlık, Başkan Yardımcıları, hizmet birimleri ve çalışma gruplarından oluşur. Hizmet birimlerinin sayısı onu geçemez. Başkanlık, Kurul kararlarını uygulamakla ve diğer konularda Başkana ve Kurula yardımcı olmakla görevlidir.
(2) Kurul Başkanı, Kurumun da başkanıdır.
(3) Hizmet birimleri, Başkan tarafından belirlenen koordinatörlerin eşgüdümünde faaliyet gösterir.
(4) Kurum, görev alanına giren konularla ilgili olarak çalışmalarda bulunmak üzere kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve konuyla ilgili uzmanların katılımı ile altı ay süreli geçici komisyonlar oluşturabilir. Başkan, bu süreyi üç aya kadar uzatabilir. Gerekli görülmesi hâlinde Kurul, altı aylık süreyi iki katına kadar uzatabilir. Ayda ikiyi geçmemek kaydıyla komisyonların toplantılarına ilişkin giderler Kurum bütçesinden karşılanır.
(5) Gerek görülmesi hâlinde, Kurumun teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararıyla Kuruma bağlı bürolar kurulabilir.
(6) Hizmet birimleri ve büroların çalışma usul ve esasları, bu Kanunda belirtilen faaliyet alanı, görev ve yetkilerine uygun olarak Kurumun teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Personel Rejimi
Personele ve özlük haklarına ilişkin hükümler
MADDE 15- (1) Kurum personeli, bu Kanunla düzenlenen hususlar dışında 657 sayılı Kanuna tabidir. Hizmet birimi koordinatörü olarak görevlendirilenlerde bakanlık daire başkanı kadrolarına atanmak için aranan şartlar aranır ve bunlara kadrolarına bağlı olarak mali haklar kapsamında yapılan aylık net ödeme tutarının, bakanlık daire başkanına kadrosuna bağlı olarak yapılması öngörülen aylık net ödeme tutarından az olması hâlinde aradaki fark, herhangi bir vergi ve kesintiye tabi olmaksızın ödenir.
(2) Kurul Başkanına 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli (II) sayılı cetvelin 3 üncü sırasında, Kurul üyelerine anılan cetvelin 4 üncü sırasında yer alan göstergeler üzerinden anılan Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 10 uncu maddesinde öngörülen usul ve esaslar çerçevesinde ödeme yapılır. Söz konusu ödemelerden vergi ve diğer yasal kesintilere tabi olmayanlar bu fıkraya göre yapılacak ödemelerde de vergi ve diğer yasal kesintilere tabi tutulmaz. Başkan ve üyeler, 657 sayılı Kanun ve diğer ilgili mevzuat uyarınca Devlet memurlarının yararlandığı sosyal hak ve yardımlardan da aynı usul ve esaslar çerçevesinde yararlanır.
(3) Başkan ve üyeler ile Kurum personeli 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi hükümlerine tabidir. Başkan ve üyeler ile başkan yardımcıları emeklilik hakları bakımından sırasıyla Devlet Personel Başkanı, Başbakanlık genel müdürleri ve Başbakanlık genel müdür yardımcıları ile denk kabul edilir. Bunlardan bu görevleri sırasında 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamına girenlerin bu görevlerde geçen süreleri makam tazminatı ile temsil tazminatı ödenmesi gereken süre olarak değerlendirilir. 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı iken üyeliğe seçilenlerden bu görevleri sona erenler veya bu görevlerinden ayrılma isteğinde bulunanların bu görevlerde geçen hizmet süreleri kazanılmış hak aylık, derece ve kademelerinin tespitinde dikkate alınır. Kamu kurum ve kuruluşlarında 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı iken üyeliğe seçilenlerin, önceki kurum ve kuruluşları ile ilişiklerinin kesilmesi kendilerine kıdem tazminatı veya iş sonu tazminatı ödenmesini gerektirmez. Bu durumda olanların kıdem tazminatı veya iş sonu tazminatı ödenmesi gereken hizmet süreleri, üyelikte geçen hizmet süreleri ile birleştirilir ve emeklilik ikramiyesi ödenecek süre olarak değerlendirilir.
(4) Kurul tarafından, Kuruma ilişkin görevlerinde Başkana yardımcı olmak üzere, Kurumun görev alanları dikkate alınarak üç Başkan Yardımcısı atanır. Başkan Yardımcısı olarak atanacaklarda;
a) En az dört yıllık lisans düzeyinde yükseköğrenim görmüş olma,
b) Kamu hizmetinde en az on yıllık mesleki tecrübeye sahip olma,
c) 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (1), (4), (5), (6) ve (7) numaralı alt bentlerinde belirtilen nitelikleri taşıma, şartları aranır. Başkan yardımcılarının görev süresi dört yıldır. Görevi sona eren başkan yardımcıları yeniden atanabilir.
(5) Başkan, sınırlarını yazılı ve açık olarak belirlemek şartıyla Kurula ilişkin olmayan görev ve yetkilerinin bir bölümünü başkan yardımcılarına veya hizmet birimi koordinatörlerine devredebilir. Yetki devri, uygun araçlarla ilgililere duyurulur.
(6) Kurumda, 657 sayılı Kanun ve diğer mevzuat hükümlerine bağlı kalmaksızın, sözleşmeli personel istihdam edilebilir. Sözleşmeli olarak istihdam edilecek personel, 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılır. Bu personelin atama usul ve esasları Kurumca belirlenir. Bunlara ödenecek ücretin net tutarı, birinci dereceli İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanına ödenen aylık ortalama net tutarı aşmamak üzere Başkan tarafından tespit edilir. Bu fıkra uyarınca çalıştırılacakların sayısı İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanı ve İnsan Hakları ve Eşitlik Uzman Yardımcısı toplam kadro sayısının yüzde on beşini geçemez. Bu fıkraya göre istihdam edilecek sözleşmeli personelin, yurt içindeki ve yurt dışındaki üniversitelerin en az dört yıllık eğitim veren Kurumca belirlenecek bölümlerinden mezun olması ve en az yarısının Kurumca belirlenecek yabancı diller için Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavından en az (C) düzeyinde puan alması veya buna denk kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan bir belgeye sahip olması gerekir. Kurumca belirlenecek yabancı dillerin konuşulduğu ülkelerde dört yıllık eğitim veren kurumlardan mezun olan kişilerden yabancı dil belgesi istenmez. Bu fıkrada belirtilen yabancı dil bilgisine ilişkin şartlar yabancı uyruklular için aranmaz.
(7) Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinde, sosyal güvenlik kurumlarında, mahalli idarelerde, mahalli idarelere bağlı idarelerde, mahalli idare birliklerinde, döner sermayeli kuruluşlarda, kanunlarla kurulan fonlarda, kamu tüzel kişiliğini haiz kuruluşlarda, sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait kuruluşlarda, iktisadi devlet teşekkülleri ve kamu iktisadi kuruluşları ile bunlara bağlı ortaklıklar ve müesseselerde görevli memurlar ile diğer kamu görevlileri kurumlarının, hakimler ve savcılar ise kendilerinin muvafakati ile aylık, ödenek, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer mali ve sosyal hak ve yardımları kurumlarınca ödenmek kaydıyla geçici olarak Kurumda görevlendirilebilir. Kurumun bu konudaki talepleri, ilgili kurum ve kuruluşlarca öncelikle sonuçlandırılır. Bu şekilde görevlendirilen personel, kurumlarından aylıklı izinli sayılır. Bu personelin izinli oldukları sürece memuriyetleri ile ilgileri ve özlük hakları devam ettiği gibi, bu süreler yükselme ve emekliliklerinde de hesaba katılır ve yükselmeleri başkaca bir işleme gerek duyulmadan süresinde yapılır. Hakim ve savcılar dâhil bu madde kapsamında görevlendirilenlerin Kurumda geçirdikleri süreler, kendi kurumlarında geçirilmiş sayılır. Görevlendirme süresi iki yılı geçemez. Ancak ihtiyaç hâlinde bu süre bir yıllık dönemler hâlinde uzatılabilir. İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanı ve Uzman Yardımcıları
MADDE 16- (1) Kurumda, İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanı ve İnsan Hakları ve Eşitlik Uzman Yardımcısı istihdam edilebilir.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Başvurular ve İnceleme Usulleri
Başvurular
MADDE 17- (1) Ayrımcılık yasağı ihlalinden zarar gördüğü iddiasında bulunan her gerçek ve tüzel kişi Kuruma başvurabilir. Kuruma başvuru, illerde valilikler, ilçelerde kaymakamlıklar aracılığıyla da yapılabilir. Başvuru hakkının etkin bir şekilde kullanılmasına hiçbir surette engel olunamaz. Başvurulardan herhangi bir ücret alınmaz.
(2) İlgililer, Kuruma başvurmadan önce bu Kanuna aykırı olduğunu iddia ettikleri uygulamanın düzeltilmesini ilgili taraftan talep eder. Bu taleplerin reddedilmesi veya otuz gün içerisinde cevap verilmemesi hâlinde Kuruma başvuru yapılabilir. Ancak Kurum, telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ihtimali bulunan hâllerde, bu şartı aramadan başvuruları kabul edebilir.
(3) Dava açma süresi içinde Kuruma yapılan başvurular işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurur.
(4) Yasama ve yargı yetkilerinin kullanılmasına ilişkin işlemler, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararları ile Anayasanın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemler başvurunun konusu olamaz.
(5) 4857 sayılı Kanunun 5 inci maddesi kapsamına giren ayrımcılık iddialarına ilişkin başvurular, 4857 sayılı Kanun ve ilgili mevzuatında belirlenen şikâyet usulleri izlendikten sonra herhangi bir yaptırım kararı alınmadığı hâllerde yapılabilir.
(6) İnsan hakları ve ayrımcılık yasağı ihlallerine ilişkin resen yapılan incelemeler için ihlal mağdurunun şahsen belirlenebilir olduğu durumlarda kendisinin veya kanuni temsilcisinin açık rızasının alınması şarttır. Ancak, çocuğun yüksek yararının gerektirdiği hâllerde kanuni temsilcisinin rızası aranmaz.
(7) Kuruma yapılacak başvurularda, vesayet ya da koruma altında olanlar ve çocuklar ile talepleri üzerine mağdur ya da mağdurların kimlik bilgileri gizli tutulur.
(8) 9 uncu maddenin birinci fıkrasının (i) bendi kapsamında yapılan başvurular hakkında da bu madde hükümleri uygulanır.
(9) İşleme konulmayacak başvurular ve gerekçeli kabul edilmezlik kararları ile başvuruya ilişkin diğer usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir. İhlal incelemeleri
MADDE 18- (1) Kurum, başvuruları ve resen yaptığı incelemeleri başvuru ve resen inceleme kararı tarihinden itibaren en geç üç ay içinde sonuçlandırır. Bu süre, Başkan tarafından bir defaya mahsus olmak üzere en fazla üç ay uzatılabilir.
(2) Kurum, ihlal iddiasına muhatap olan taraftan yazılı görüşünü sunmasını ister. Yazılı görüş, istemin tebliğinden itibaren on beş gün içinde Kuruma ulaştırılır. Yazılı görüş, başvuran kişiye tebliğ edilerek, görüşünü tebliğden itibaren en geç on beş gün içinde Kuruma sunması istenir. Talep hâlinde Başkan bu süreleri bir defaya mahsus olmak üzere on beş gün uzatabilir. Taraflara talepleri hâlinde Kurul önünde ayrı ayrı sözlü açıklama yapma hakkı tanınabilir.
(3) Başkan, incelemenin özelliğine göre, görüşlerin alınmasından sonra, resen veya talep üzerine tarafları uzlaşmaya davet edebilir. Uzlaşma, insan hakları veya ayrımcılık yasağı ihlali olduğu iddia olunan uygulamaya son verilmesi veya mağdur açısından bu sonucu sağlayacak çözümleri içerebileceği gibi mağdura belli bir tazminatın ödenmesi biçiminde de olabilir. Uzlaşma en geç bir ay içinde sonuçlandırılır. Uzlaşma müzakereleri sırasında yapılan tespitler, alınan beyanlar veya açıklamalar, herhangi bir soruşturma ve kovuşturmada ya da davada delil olarak kullanılamaz.
(4) Uzlaşma yoluyla sonuçlandırılamayan başvurular ve incelemeler hakkında ilgili rapora ilişkin müzekkere yirmi gün içinde Kurula sunulur. Bunun üzerine Kurul, insan hakları veya ayrımcılık yasağı ihlali yapılıp yapılmadığına ilişkin karar verir. (5) Kurul, konusu suç teşkil eden insan hakları veya ayrımcılık yasağı ihlallerini tespit ettiği takdirde, bunlarla ilgili suç duyurusunda bulunur. İnceleme yetkisi
MADDE 19- (1) Bu Kanunla ve diğer mevzuatla Kuruma verilen inceleme, araştırma, ziyaret ve rapor hazırlama görevleri ile diğer görevler, insan hakları ve eşitlik uzmanları, insan hakları ve eşitlik uzman yardımcıları ve Başkan tarafından görevlendirilen diğer Kurum personeli tarafından yerine getirilir.
(2) Birinci fıkrada sayılanlar, Başkanın yetkilendirmesi hâlinde, tüm kamu kurum ve kuruluşları ile diğer gerçek ve tüzel kişilerden ilgili bilgi ve belgeleri istemeye, incelemeye ve bunların örneklerini almaya, ilgililerden yazılı ve sözlü bilgi almaya, özgürlüğünden mahrum bırakılan ya da koruma altına alınan kişilerin bulundukları yerleri ziyaret etmeye, buralarda inceleme yapmaya ve gerekli tutanakları düzenlemeye, kötü muameleye maruz kaldığı iddia edilen kişi ya da kişilerle görüşmeye yetkilidir. Kamu kurum ve kuruluşları ile diğer gerçek ve tüzel kişiler, Kurumun ziyaretlerini kolaylaştırmak ve taleplerini gecikmeksizin yerine getirmek zorundadırlar.
(3) Kurumun görev ve yetki alanına giren konularda yerinde inceleme ve araştırma yapmak üzere, Başkanın belirleyeceği Kurum personelinin başkanlığında, ilgili kurum ve kuruluşların temsilcilerinin ve diğer kişilerin katılımıyla heyet oluşturulabilir. Heyette görev alacak kamu kurum ve kuruluşları temsilcileri kendi kurum ve kuruluşlarınca, diğer kişiler ise Başkan tarafından belirlenir. Heyetler tarafından yapılan inceleme ve araştırmaların sonuçları Kurum tarafından bir rapor hâline getirilir. Heyetlerin giderleri Kurum bütçesinden karşılanır.
(4) Kurumun inceleme ve araştırma konusuyla ilgili olarak gerekçesini belirterek istediği bilgi ve belgelerin, bu talebin tebliğ edildiği tarihten itibaren otuz gün içinde verilmesi zorunludur. Bilirkişi görevlendirilmesi ve tanık dinlenmesi
MADDE 20- (1) Kurumca inceleme ve araştırma yapılan ve ileri derecede teknik ve mali uzmanlık bilgisi gerektiren konularla ilgili olarak, Başkan ya da Kurul tarafından, ücreti Kurum bütçesinden ödenmek üzere bilirkişi görevlendirilebilir. Bilirkişi olarak görev yapacakların nitelikleri ve çalışma esasları yönetmelikle düzenlenir.
(2) 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanunu hükümleri saklı kalmak üzere, Kurum dışından görevlendirilmek ve ayda beşi geçmemek kaydıyla her inceleme ve araştırma konusu için uhdesinde kamu görevi bulunan her bilirkişiye (1.000), uhdesinde kamu görevi bulunmayan her bilirkişiye (2.000) gösterge rakamının memur aylık katsayısıyla çarpımı sonucu bulunacak miktarı geçmemek üzere bilirkişi ücreti ödenir. Bu ödemeler, damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaz.
(3) İnceleme ve araştırma konusuyla ilgili olarak gerek görülmesi hâlinde Kurul ve inceleme ve araştırma yapmaya yetkili Kurum personeli, tanık veya ilgili kişileri dinleyebilir. İspat yükü
MADDE 21- (1) Münhasıran ayrımcılık yasağının ihlali iddiasıyla Kuruma yapılan başvurularda, başvuranın iddiasının gerçekliğine ilişkin kuvvetli emarelerin ve karine oluşturan olguların varlığını ortaya koyması hâlinde, karşı tarafın ayrımcılık yasağını ve eşit muamele ilkesini ihlal etmediğini ispat etmesi gerekir. İstişare komisyonu ve istişare toplantıları
MADDE 22- (1) Ayrımcılık yasağıyla ilgili konularda sorunları ve çözüm önerilerini tartışmak ve bu konularda bilgi ve görüş alışverişinde bulunmak amacıyla, kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, sendikalar, sosyal ve mesleki kuruluşlar, yükseköğretim kurumları, basın ve yayın kuruluşları, araştırmacılar ve ilgili diğer kişi, kurum ve kuruluşların katılımıyla istişare komisyonu oluşturulur. (2) Kurum, insan hakları sorunlarını tartışmak ve insan hakları konularında bilgi ve görüş alışverişinde bulunmak amacıyla, kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, sendikalar, sosyal ve mesleki kuruluşlar, yükseköğretim kurumları, basın ve yayın kuruluşları, araştırmacılar ve ilgili diğer kişi, kurum ve kuruluşların katılımıyla merkezde ve illerde istişare toplantıları gerçekleştirir.
(3) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.
ALTINCI BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
Kurumun gelirleri
MADDE 23- (1) Kurumun gelirleri şunlardır:
a) Genel bütçeden yapılacak hazine yardımları.
b) Kuruma ait taşınır ve taşınmazlardan elde edilen gelirler.
c) Gelirlerinin değerlendirilmesinden elde edilen gelirler.
ç) Diğer gelirler. İstatistik
MADDE 24- (1) Kurul, ayrımcılıkla mücadele amacıyla hangi alanlarda resmî nitelikte istatistik toplanmasına ihtiyaç olduğuna Türkiye İstatistik Kurumu ve diğer ilgili kurum ve kuruluşlarla birlikte karar verir. Ayrımcılık belirtilerinin tüm boyutlarını ortaya koyabilmek için gerekli olan istatistiksel bilgilerin, verilere sürekli ve eksiksiz şekilde erişilmesini sağlayacak bir sistem içinde toplanmasından Resmî İstatistik Programı kapsamında Türkiye İstatistik Kurumu sorumludur. İdari yaptırımlar
MADDE 25- (1) Ayrımcılık yasağının ihlali hâlinde, bu ihlalin etki ve sonuçlarının ağırlığı, failin ekonomik durumu ve çoklu ayrımcılığın ağırlaştırıcı etkisi dikkate alınarak ihlalden sorumlu olan kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileri hakkında bin Türk lirasından on beş bin Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır.
(2) Birinci fıkrada belirtilen idari para cezasının kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları hakkında uygulanması hâlinde, ödenen idari para cezası, cezaya esas ayrımcı uygulamaya kusuruyla sebebiyet veren kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında görev yapanlara rücu edilir.
(3) 19 uncu maddede öngörülen yükümlülüklere, uyarıya rağmen haklı bir neden olmaksızın belirtilen sürede uymayan birinci fıkra kapsamındaki kişi ve kuruluşlar hakkında beş yüz Türk lirasından iki bin Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır. Bu fıkrada düzenlenen idari para cezaları hakkında da ikinci fıkra hükmü uygulanır.
(4) Kurul, verdiği idari para cezasını bir defaya mahsus olmak üzere uyarı cezasına dönüştürebilir. Hakkında uyarı cezası verilen kişi veya kurumun ayrımcı fiilinin tekrarı hâlinde alacağı ceza yüzde elli oranında artırılır. Bu artış ceza üst sınırını aşamaz.
(5) Bu Kanuna göre verilen idari para cezaları tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir.
(6) Bu Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde idari yaptırımlara ilişkin olarak 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri uygulanır. İnsan hakları ve ayrımcılıkla mücadele eğiticileri
MADDE 26- (1) İnsan hakları ve ayrımcılıkla mücadele eğitimi, Kurum personeli veya insan hakları ve ayrımcılıkla mücadele eğiticileri tarafından verilir. Eğiticilerin nitelikleri, çalışma usul ve esasları ile eğiticilere verilecek ücret Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınarak yönetmelikle düzenlenir. Yönetmelik
MADDE 27- (1) Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmelikler Kurum tarafından yürürlüğe konulur. Yürürlükten kaldırılan ve değiştirilen hükümler
MADDE 28- (1) 21/6/2012 tarihli ve 6332 sayılı Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır. Diğer mevzuatta mülga Türkiye İnsan Hakları Kurumuna yapılmış olan atıflar Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumuna yapılmış sayılır.
(2) (14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)
(3) (10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)
(4) Türkiye İnsan Hakları Kurumuna ait kadrolar iptal edilerek 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin ilgili cetvellerinden çıkarılmış ve ekli (1) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek anılan Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvele Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu bölümü olarak eklenmiştir.(Bu maddede yer alan kadrolarla ilgili olarak 20/4/2016 tarihli ve 29690 sayılı Resmi Gazete’ye bakınız.)
(5) (27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile ilgili olup yerine işlenmiştir.) Hak ve yetkiler ile personelin devri
GEÇİCİ MADDE 1- (1) Bakanlar Kurulunca ilk yapılacak seçimde seçilecek üyelere ilişkin başvurular ve aday bildirimleri Başbakanlığa yapılır. Başvurular ve aday bildirimlerine ilişkin hususlar Başbakanlık tarafından ilan edilir.
(2) Bu Kanun ile kurulan Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu teşkilatlanıncaya kadar Kuruma verilen görev ve hizmetler mülga Türkiye İnsan Hakları Kurumunun mevcut personeli eliyle yürütülmeye devam edilir.
(3) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte mülga Türkiye İnsan Hakları Kurumuna ait her türlü taşınır, taşıt, araç, gereç ve malzeme, nakit ve benzeri değerler, her türlü borç ve alacaklar, yazılı ve elektronik ortamdaki her türlü kayıtlar ve diğer dokümanlar ile kadro ve pozisyonlarda bulunan personel, hiçbir işleme gerek kalmaksızın Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumuna devredilmiş sayılır.
(4) Mülga Türkiye İnsan Hakları Kurumu tarafından yapılmış olan sözleşmelere Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu halef olur. Mülga Türkiye İnsan Hakları Kurumunun leh ve aleyhine açılmış davalar ile icra takiplerinde Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu kendiliğinden taraf sıfatını kazanır.
(5) Mülga Türkiye İnsan Hakları Kurulu üyelerinin üyelikleri bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte sona erer. Mülga Türkiye İnsan Hakları Kurumu Başkanı ve İkinci Başkanı, bu Kanuna göre seçilen Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanı göreve başlayıncaya kadar Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanı ve İkinci Başkanı olarak görev yapar. Bunlar, bu Kanuna göre seçilen Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanı göreve başladığında, atandıkları mevzuata göre kalan görev sürelerinin sonuna kadar görev yapmak üzere ekli (2) sayılı liste ile ihdas edilen Kurum Başkanlık Müşaviri kadrolarına hiçbir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılır ve Başkan tarafından belirlenen istişari görevleri yürütür. Bu fıkra ile ihdas edilen Kurum Başkanlık Müşaviri kadroları, bu kadroların herhangi bir sebeple boşalması ve her hâlde anılan kadrolara atanmış sayılan Başkan ve İkinci Başkanın atandıkları mevzuata göre kalan görev sürelerinin sona ermesi hâlinde hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır. Bu fıkraya göre Kurum Başkanlık Müşaviri kadrolarına atanmış sayılanlara, fiilen görev yapma şartına bağlı ödemeler hariç mali ve sosyal haklar kapsamında bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yürürlükte bulunan mevzuata göre yapılmakta olan ödemelere, kalan görev süreleri sonuna kadar devam edilir. Bunlar görev sürelerinin sonunda talepleri hâlinde, Kurumda veya önceki kurumlarında öğrenim durumları, hizmet yılı ve kazanılmış hak aylık derecelerine uygun bir kadroya en geç bir ay içinde atanır.
(6) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte İnsan Hakları Uzmanı ve İnsan Hakları Uzman Yardımcısı kadrolarında bulunanlar, İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanı ile İnsan Hakları ve Eşitlik Uzman Yardımcısı kadrolarına başka bir işleme gerek kalmaksızın hâlen bulundukları kadro dereceleriyle atanmış sayılır ve bunlardan 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 12 nci maddesi hükmünden yararlananların bu hakları söz konusu kadrolarda bulundukları sürece devam eder. Bu fıkraya göre atananların İnsan Hakları Uzmanı kadrosunda geçirdiği süreler İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanı kadrosunda, İnsan Hakları Uzman Yardımcısı kadrosunda geçirdiği süreler ise İnsan Hakları ve Eşitlik Uzman Yardımcısı kadrosunda geçmiş sayılır.
(7) Mülga Türkiye İnsan Hakları Kurumu kadrolarında bulunan memurlardan yukarıdaki fıkralarda belirtilenler dışında kalanlar, Kurum için ihdas edilen aynı unvanlı kadrolara hâlen bulundukları kadro dereceleriyle başka bir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılır.
(8) Bu madde uyarınca atanan veya atanmış sayılan personelin yeni kadrolarına atandıkları veya atanmış sayıldıkları tarih itibarıyla eski kadrolarına ilişkin en son ayda aldıkları sözleşme ücreti, aylık, ek gösterge, ikramiye (bir aya isabet eden net tutarı), her türlü zam ve tazminatları, makam tazminatı, temsil tazminatı, görev tazminatı, ek ödeme ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin toplam net tutarının (Bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır.); yeni atandıkları kadrolara ilişkin olarak yapılan sözleşme ücreti, aylık, ek gösterge, ikramiye (bir aya isabet eden net tutarı), her türlü zam ve tazminatları, makam tazminatı, temsil tazminatı, görev tazminatı, ek ödeme ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplam net tutarından fazla olması hâlinde aradaki fark tutarı, herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın fark kapanıncaya kadar ayrıca tazminat olarak ödenir. Atandıkları veya atanmış sayıldıkları kadro unvanlarında isteğe bağlı olarak herhangi bir değişiklik olanlarla, kendi istekleriyle başka kurumlara atananlara fark tazminatı ödenmesine son verilir.
(9) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar mülga Türkiye İnsan Hakları Kurumunda geçen hizmetler, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunda geçmiş sayılır.
(10) Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun 2016 mali yılı harcamaları, 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa istinaden Maliye Bakanlığınca yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar, mülga Türkiye İnsan Hakları Kurumunun 2016 yılı bütçesinde yer alan ödeneklerinden karşılanır.
(11) Başbakanlık tarafından yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar il ve ilçe insan hakları kurulları faaliyetine devam eder.
(12) En az dört yıllık lisans eğitimi veren yükseköğretim kurumlarını bitirerek mesleğe özel yarışma sınavı ile giren ve belirli süreli meslek içi eğitimden sonra özel bir yeterlik sınavı sonunda insan hakları alanında faaliyet gösteren kurumların merkez teşkilatı kadrolarına atanmış olanlar talepleri hâlinde kurumlarının, hakimler ve savcılar ise kendilerinin muvafakati ile, Kurumun görev alanına giren konularda doktora yapmış olan Devlet memurları ile öğretim elemanları ise başvurmaları hâlinde bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde, bu Kanun kapsamında atanan Kurul tarafından belirlenecek usul ve esaslar dâhilinde İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanı olarak atanabilirler. Bu fıkra hükümlerine göre atanacak olanların sayısı, Kurumun kadro cetvellerindeki İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanı ve İnsan Hakları ve Eşitlik Uzman Yardımcısı kadro sayısının yüzde onunu geçemez.
(13) Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmelikler Kurulun ilk toplantı tarihinden itibaren altı ay içerisinde yürürlüğe konulur. Ayrımcılık yasağı ihlali iddialarına ilişkin başvurular 17 nci maddenin dokuzuncu fıkrasında öngörülen yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren alınır. Yürürlük
MADDE 29- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. Yürütme
MADDE 30- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
(1) SAYILI LİSTE KURUMU : TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU TEŞKİLATI : MERKEZ
İHDAS EDİLEN KADROLARIN
SINIFI
UNVANI
DERECESİ
ADEDİ
TOPLAMI
GİH
Başkan Yardımcısı
1
3
3
GİH
Hukuk Müşaviri
1
2
2
GİH
İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanı
2
10
10
GİH
İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanı
3
10
10
GİH
İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanı
4
5
5
GİH
İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanı
5
10
10
GİH
İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanı
6
20
20
GİH
İnsan Hakları ve Eşitlik Uzman Yardımcısı
9
40
40
GİH
Mali Hizmetler Uzmanı
4
1
1
GİH
Mali Hizmetler Uzman Yardımcısı
9
2
2
GİH
Mütercim
5
1
1
GİH
Bilgisayar İşletmeni
8
2
2
GİH
Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni
6
5
5
GİH
Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni
9
5
5
GİH
Memur
8
3
3
GİH
Memur
9
3
3
GİH
Sekreter
7
3
3
GİH
Sekreter
8
4
4
GİH
Santral Memuru
9
1
1
AH
Avukat
6
3
3
TH
Kütüphaneci
7
1
1
SH
Psikolog
3
6
6
SH
Sosyal Hizmetler Uzmanı
5
10
10
TOPLAM
150
10
(2) SAYILI LİSTE
KURUMU : TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU
TEŞKİLATI : MERKEZ
Kamu Gözetimi Kurumu (Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu), “finansal raporların uluslararası standartlarla uyumlu olarak düzenlenmesini ve denetlenmesini sağlayacak standartlar koymak, etkin bir kamu gözetimini gerçekleştirmek” üzere 2011 yılında kurulmuştur.
Kamu Gözetimi Kurumu, uluslararası gelişmelerin gereği olarak Türk Ticaret Kanunu ile öngörülen bağımsız denetim alanını düzenlemek üzere 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kurulmuştur. KGK, Başbakanlıkla ilişkili, idari özerkliğe sahip bir Üst Kuruldur.
Kamu Gözetimi Kurumu-KGK
Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu; 6 Nisan 2011 tarihli ve 6223 sayılı Kanun’un verdiği yetkiye dayanılarak, Bakanlar Kurulu tarafından 26 Eylül 2011 tarihinde kararlaştırılmış ve 2 Kasım 2011 tarih, 28103 sayılı Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Kamu Gözetimi Kurumu Görev ve Yetkileri
Kamu Gözetimi Kurumunun görev ve yetkileri; Türkiye Muhasebe Standartlarını oluşturmak, Türkiye Denetim Standartlarını oluşturmak, Bağımsız denetçiler ve bağımsız denetim kuruluşlarını yetkilendirmek ve Bağımsız denetçiler ve bağımsız denetim kuruluşlarının faaliyetlerini denetlemektir.
Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu, yüksek kalitede ve güvenilir bir finansal raporlama ve bağımsız denetim ortamı oluşturmayı amaçlamaktadır. Başta borsa şirketleri, bankalar, sigorta şirketleri olmak üzere belirlenen büyük ölçekli şirketlerin denetimlerini gözetmek ve izlemek için kurulmuştur.
Kamu Gözetimi Kurumu Binası
Kamu Gözetimi Kurumu Üyeleri
Kamu Gözetimi Kurumunun en önemli karar organı Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu’dur. Kurum başkanı bu Kurulun da başkanıdır. Kurul; Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı tarafından önerilecek dörder aday arasından ikişer kişi, Hazine Müsteşarlığı, Sermaye Piyasası Kurulu ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun bağlı olduğu Bakanlıklar ile Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği tarafından önerilecek ikişer aday arasından birer kişi olmak üzere, Bakanlar Kurulu tarafından atanan dokuz üyeden oluşmaktadır.
Bağımsız denetçiler ve bağımsız denetim kuruluşlarını yetkilendirmek,
Bağımsız denetim alanında kamu gözetimi yapmak ve böylece bağımsız denetimde uygulama birliğini, gerekli güveni ve kaliteyi sağlamak.
Uluslararası Muhasebe Standartlarıyla uyumlu Türkiye Muhasebe Standartlarını (TMS) oluşturmak ve yayımlamak
Uluslararası Denetim Standartlarıyla uyumlu Türkiye Denetim Standartlarını (TDS) oluşturmak ve yayımlamak.
Standartların ve diğer kuralların düzenlenmesi sürecinde geniş katılım ve mutabakat sağlanmasını, düzenlemelerin uygulayıcılar açısından benimsenmesi ve uyum düzeyinin artırılmasını, gözetim ve inceleme faaliyetleri ile bu kurallara uyumun denetlenmesini, denetim süreçlerin hukuka ve adalete uygun, etkin, şeffaf, hızlı bir biçimde gerçekleştirilmesi yoluyla bağımsız denetimde uygulama birliğini ve denetim hizmetinin uluslararası kalite standartlarında verilmesini sağlamak kurumun en önemli amacıdır. KGK, yatırımcıların çıkarlarını ve denetim raporlarının doğru ve bağımsız olarak hazırlanmasına ilişkin kamu yararını korumakta; doğru, güvenilir ve karşılaştırılabilir finansal bilginin sunumunu sağlamaktadır.
Kamu gözetimi, genel olarak bağımsız denetim faaliyetlerinin mevcut yasal düzenlemelere uygunluğunun ve bu faaliyetlerin
standartlara uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, meslekten bağımsız, kamu yararını ön planda tutan bir kurum tarafından çeşitli uygulamalarla kontrol edilmesidir.
Kamu Gözetimi Kurumu Rıza Çelen, 1973 yılında Kırıkkale’de doğdu. 1990 yılında Ankara Lisesini, 1994 yılında da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirdi. 1995 yılında açılan giriş sınavını kazanarak Stajyer Gelirler Kontrolörlüğüne, yeterlilik sınavında da başarılı olarak 1999 yılında Gelirler Kontrolörlüğüne atandı. Temmuz /20003 Eylül/2005 yılları arasında Hitit Vergi Dairesi Başkanlığı ile Ankara Defterdarlığı Defterdar Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Eylül 2005 Haziran 2006 arası Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı Grup Müdürlüğü görevinde bulundu. 29.06.2006 tarihinde atandığı Gelir İdaresi Grup Başkanlığı görevinin ardından, 19.10.2009 tarihinde GİB Daire Başkanı olarak atandı. 10.01.2014 tarihinde GİB Başkan Yardımcı olarak atanan Çelen 12.01.2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan BKK ile Kamu Gözetimi Kurumu (KGK) Başkanlığına atandı. Evli ve iki çocuklu olan Rıza ÇELEN, İngilizce bilmektedir.
Bağımsız denetim, bağımsız denetçiler ve bağımsız denetim kuruluşları tarafından yürütülür. Bağımsız denetçiler; yeminli mali müşavirlik ya da serbest muhasebeci mali müşavirlik ruhsatını almış meslek mensupları arasından Kamu Gözetim Kurumu tarafından yetkilendirilen kişilerdir. Bağımsız denetim kuruluşları ise; Kurumdan bağımsız denetim alanında faaliyette bulunma yetkisi alan şirketlerdir.
Kamu Gözetimi Kurumu Başkan Yardımcısı-Murat Yünlü
Uluslararası Muhasebe Standartları/Uluslararası Finansal Raporlama Standartları
Uluslararası Muhasebe Standartları/Uluslararası Finansal Raporlama Standartları (UMS/UFRS’ler), Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu (IASB) tarafından geliştirilerek yayımlanan muhasebe standartları setidir. 2017 yılı itibarıyla UMS/UFRS’ler dünya genelinde toplam 150 ülke tarafından kabul görmüştür.
Bu Standartların dünya genelinde tutarlı bir şekilde uygulanmasıyla halka açık işletmelerin finansal durumlarının yatırımcılar ve diğer finansal tablo kullanıcıları tarafından uluslararası düzeyde karşılaştırılabilmesine olanak sağlanması amaçlanmaktadır. 2001 yılına kadar UMS adıyla yayımlanan bu Standartlar, bu tarihten sonra UFRS adıyla yayımlanmaya başlamıştır.
Kamu Gözetim Kurumu Uzmanlarının Görev ve Yetkileri
Bağımsız denetçilerin ve bağımsız denetim kuruluşlarının teftiş ve incelemelerini yapmak.
Türkiye Muhasebe ve Denetim Standartlarının oluşturulmasına ilişkin mevzuat çalışmalarında bulunmak.
Bağımsız denetçilerin ve bağımsız denetim kuruluşlarının yetkilendirme işlemlerini yapmak.
Muhasebe ve denetim standartlarını yayımlayan uluslararası kuruluşlarla yapılan çalışmalarda Kurumu temsil etmek ve bu kuruluşlar bünyesinde oluşturulan çalışma komisyonlarında görev almak.
Mevzuat değişikliklerini önermek, takip etmek ve düzenleme çalışmalarına katılmak.
Mevzuatın uygulanmasına yönelik gerçek ve tüzel kişilere, kamu kurum ve kuruluşları ile ilgililere verilecek eğitim çalışmaları yapmak, konferans, kurs ve seminerlerde görev almak.
Kamu Gözetim Kurumunun Uyguladığı Yaptırımlar
Kamu Gözetim Kurumu, inceleme ve gözetim faaliyetleri sonucunda tespit ettiği ya da ilgili kurum ve kuruluşların bildirdikleri aykırılıklara ilişkin olarak, mevzuata aykırı hareket ettikleri tespit edilen kişi ve kuruluşlara idari yaptırımlar uygulamaktadır. Bu yaptırımlar uyarı, faaliyet iznini askıya alma ve faaliyet izninin iptalidir. Standartlara, formlara ve Kamu Gözetim Kurumu tarafından genel ve özel nitelikteki kararlara aykırı hareket edilmesi halinde idari para cezası uygulanmaktadır.
660 SAYILI KAMU GÖZETİMİ, MUHASEBE VE DENETİM STANDARTLARI KURUMUNUN TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME
6 Nisan – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
1326
Orhan Bey, Bursa’yı Bizanslılardan aldı. Bursa, bu tarihten 1361 yılına kadar Osmanlılara başkentlik yaptı.
1814
Napolyon Bonapart, Elba Adası’na sürgüne gönderildi.
1869
Selüloit’in patenti alındı.
1875
Alman-Fransız filozof, sosyalist ve Sosyalist Siyonizm’in kurucusu Moses Hess yaşamını yitirdi. (Doğumu: 21 Haziran 1812)
1885
Fransız avukat ve eski başbakan Pierre Waldeck-Rousseau 14 Kasım 1881–30 Ocak 1882 ve 21 Şubat 1883–6 Nisan 1885 tarihleri arasında İçişleri Bakanı olarak görev yaptı. Başbakanlığı döneminde Dreyfus olayının çözüme kavuşmasını ve Fransa’da sendikaların yasallaşmasını sağladı.
1903
Fransız ordusundaki milliyetçilerin Alfred Dreyfuss’ün mahkum olmasını sağlamak üzere sahte belge düzenledikleri ortaya çıkarıldı.
1904
Avukat Kurt Georg Kiesinger doğdu. (Ölümü: 9 Mart 1988) Berlin’de hukuk eğitimi gördü. 1935’ten 1940’a kadar avukat olarak çalıştı. 1933 yılında Nazi Partisi’ne üye oldu. 1951’de CDU yönetim kurulu üyesi oldu. 1958’de Baden-Württemberg eyaleti Başbakanı olarak atandı. 1966 yılında Şansölye seçildi. Kurduğu hükümette SPD lideri Willy Brandt ile yaklaşık üç yıl iktidarda kaldı. Konstanz ve Ulm üniversitelerini kurdu.
1909
İttihat ve Terakki Cemiyeti karşıtı yazılar yazan gazeteci Hasan Fehmi Beyöldürüldü. Türkiye’de öldürülen ilk gazeteci Tevfik Nevzat olmasına karşın ölümü net olarak belirlenemediğinden, ilk öldürülen gazeteci olarak, Köprüsü’nde öldürülen Hasan Fehmi Bey kaydedilmektedir. Hasan Fehmi Bey’in öldürüldüğü 6 Nisan günü, Türkiye’de “Öldürülen Gazeteciler Günü” olarak kabul edilmektedir. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, 1996 yılında 6 Nisan’ı “Basın Şehitleri Günü” olarak kabul etmiş; 2005 yılından itibaren anma gününün adı “Öldürülen Gazeteciler Günü” olarak değiştirilmiştir. Anma günü vesilesiyle her 6 Nisan’da etkinlikler ve anmalar gerçekleştirilmektedir.
1914
Askerî Yargıtay’ın Kuruluş Kanunu (237 Sayılı Divan-ı Temyiz-i Askeri Teşkiline Dair Kanun), 6 Nisan 1914 tarihinde, Osmanlı döneminde kurulan Askerî Yargıtay‘ın yeniden şekillendirilmesini sağlayan kanundur. Ankara Hükümeti döneminde çıkarılan kanun ile Türkiye Cumhuriyeti’nin askeri yargı alanındaki temyiz mahkemesi 20 Mayıs 1922 tarihinde kuruldu.
1920
Anadolu Ajansı kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî haber ajansıdır. Türk Kurtuluş Savaşı hakkındaki haberleri duyurmak amacıyla Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla Halide Edip Adıvar ve Yunus Nadi tarafından 6 Nisan 1920’de Ankara’da kurulmuştur.
1939
İngiltere, Fransa ve Polonya saldırı durumunda yardımlaşma amacıyla Paris’te bir antlaşma imzaladı.
1942
Hukukçu ve bürokrat Erdoğan Gürbüz dünyaya geldi. (6 Nisan 1942, Darende, Malatya – 22 Şubat 2025 İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1966 yılında mezun oldu. 1968’de İstanbul’da maiyet memuru olarak iş hayatına başladı. Sırası ile Erdemli, Maden, Korgan, Kozan, Şarköy, Tirebolu, Orhangazi, Tuzla, Keçiören ve Karşıyaka kaymakamlıkları ile Burdur Vali yardımcılığı yaptı. 1974-1975 yıllarında Türkiye Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü’nü bitirerek, Kamu Yönetimi Uzmanı unvanını aldı. 2003-2005 tarihleri arasında Hakkâri, 2005-2007 tarihleri arasında Tokat Valiliği yaptı. Fenerbahçe SK 6746 sicil numaralı Yüksek Divan Kurulu üyesi ve evli, iki çocuk babasıydı. 22 Şubat 2025’te 82 yaşında iken hayatını kaybetti.
1943
Fransız hukukçu ve siyasetçi Alexandre Millerand yaşamını yitirdi. (Doğumu: 10 Şubat 1859) Paris Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. 1899’da René Waldeck-Rousseau’nun cumhuriyetçi savunma kabinesinde ticaret bakanı olarak görev yaptı. 1909’da Aristide Briand’ın ilk kabinesinde bayındırlık bakanı olarak görev aldı ve devlet demiryollarının yeniden düzenlenmesini sağladı. 1912’de savaş bakanlığına getirildi, yüksek komutanlığı yeniden düzenleyerek askeri havacılığa ilk kez belirli bir statü kazandırdı. 1918’de Manevi ve Siyasal Bilimler Akademisi üyeliğine seçildi. 1920’de başbakan ve dışişleri bakanı oldu. Aynı yıl Cumhurbaşkanlığına seçildi.
1949
Markopaşa dergisinde yayımlanan “Pamuk Prenses Elizabeth Doğurdu”, “Krallar İşi Azıttılar” ve “İki Kadın Aranıyor” başlıklı yazıları nedeniyle İngiltere, Mısır ve İran büyükelçilikleri yazar Aziz Nesin hakkında dava açtılar.
1955
Rus casusu olduğu iddiasıyla yargılanan Hayati Karaşahin’e verilen idam cezasının infazı Mecliste kabul edildi. Karaşahin 18 Nisan’da idam edildi.
1955
Devlet Bakanı Mükerrem Sarol’a hakaretten yargılanan Akis dergisi sahibi ve başyazarı Metin Toker 9 ay hapse mahküm oldu.
1960
Dört farklı ildeki Basın Mahkemeleri’nde toplam 18 basın davasına bakıldı. Ulus gazetesi bir ay kapatıldı, sorumlular birer yıl hapse mahkûm oldu.
1961
27 Mayıs darbesi sonrası oluşturulan Kurucu Meclis, subaylara oy hakkı verilmesini kabul etti.
1965
Savcı Mehmet Feyyat bir madeni eşya fabrikasındaki grevin duruşmasında, “grevi şekilden dolayı kanun-dışı sayan yasa maddesinin suç unsurları açıkça belirtilmediğinden Anayasa’ya aykırı olduğu” görüşüyle iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.
1968
İstanbul’da minibüsünün arkasına “4 Nisan 1968, NATO’ya Hayır” levhası asan Yalkın Özerden, Minibüsçüler Derneği’nden ihraç edildi, çalışma karnesi elinden alındı.
1971
27 DİSK yöneticisinin 15-16 Haziran 1970’teki büyük işçi direnişinden dolayı yargılanmasına devam edildi.
1971
İstanbul Üniversitesi yaşanan olaylar nedeniyle süresiz olarak eğitime ara verdi.
1972
Anayasa Mahkemesi, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam kararlarını usulden iptal etti. TBMM’nin idamları yeniden görüşeceği açıklandı.
1973
Kontenjan senatörü emekli Amiral Fahri Korutürk, 15’inci turda 365 oyla Türkiye’nin 6. Cumhurbaşkanı seçildi.
1980
Görev süresi sona eren Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, Çankaya Köşkü’nden ayrıldı. Yerine Cumhuriyet Senatosu Başkanı İhsan Sabri Çağlayangilvekâlet etmeye başladı. TBMM’de yine cumhurbaşkanı seçimi yapılmadı. 12 Eylül 1980’e kadar aylarca cumhurbaşkanı seçilemedi.
1983
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın Milletvekillerinden eğitimci ve siyasetçi, Fakihe Öymen yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1900) İstanbul Milletvekili olarak TBMM’ye girdi. Bütçe Komisyonu’nda yer aldı. VI. ve VII. dönemlerde İstanbul, VIII. dönemde Ankara Milletvekili olarak Meclis’e girdi. Üçüncü Türk Dil Kurultayı’nda Gramer-Sentaks Komisyonu’nda Başkan olarak çalıştı.
1984
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, DYP’nin kapatılması için dava açtı.
1987
Dev-Sol davasında idam istemiyle yargılanan şair Nevzat Çelik, süresiz açlık grevine başlayacağını açıkladı.
1990
Türkiye Birleşik Komünist Partisi (TBKP) duruşması sonrasında, tutuklu yargılanan Genel Başkanı Nihat Sargın ve Genel Sekreter Haydar Kutlu’nun ”Komünist Partisi üzerindeki yasaklar kalkıncaya ve/ veya tahliye edilinceye kadar” sürecek ölüm orucuna başladıkları açıklandı.
1991
Irak sınırına yığılan 250 bin Kürt sığınmacı Türkiye topraklarına geçti.
2000
Pakistan’da eski Başbakan Nevaz Şerif ömür boyu hapse mahkum edildi. Mahkeme Nevaz Şerif’i uçak kaçırma ve terörizmden suçlu buldu.
2000
Hukukçu, Tunus Devleti’nin kurucusu ve ilk Devlet Başkanı Habib Burgiba yaşamını yitirdi. (Doğumu: 3 Ağustos 1903) avukatlık yapmaya başladı. 1934’
2001
Hukukçu ve diplomat Haluk Afra, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 17 Eylül 1925) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitirdi. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı‘nda hariciyeci olarak başladı. Kıbrıs, Hollanda, Lübnan, Arnavutluk, Amerika Birleşik Devletleri, Pakistan ve Almanya’da görev yaptı. Emekli olduktan sonra ‘Hariciyeciler Dedikodu’yu Sever’ adında kitapla hatıralarını yayınladı.
2001
TKP (ML) Davasından yargılanan Adil Kaplan (1964- Mazgirt), ölüm orucunun 170. gününde hayatını kaybetti.
2002
İsrail, 11 bin Filistinlinin yaşadığı Cenin Mülteci Kampı’na operasyon yaptı. Dünyanın dört bir yanında İsrail protesto edildi.
2003
Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, IMF ile üzerinde anlaşılan yeni “Niyet Mektubu” ile birlikte iki Dünya Bankası kredisinin de imzalandığını açıkladı.
2005
Gazeteci Hasan Fehmi Bey’in bir suikasta kurban gittiği 6 Nisan günü, 2005’ten bu yana “Öldürülen Gazeteciler Günü” olarak düzenlenmektedir.
2005
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AIHM) Kıbrıslı Rum Myra Ksenides-Arestis’in Türkiye’ye karşı açtığı mülkiyet davası başvurusunu ‘kabul edilebilir’ buldu.
2006
Cezaevi Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’da Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun TBMM’de tekrar kabul edildi. Yasa, kapatılan RP’nin genel başkanı ve eski başbakan Necmettin Erbakan’ın cezasını evinde çekmesine olanak sağlıyordu. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer yasayı “kişiye özel düzenleme” gerekçesiyle veto etmişti.
2009
Hukukçu ve ABD başkanı Barack Hussein Obama TBMM’de konuşma yaptı.
2011
Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu; 6 Nisan 2011 tarihli ve 6223 sayılı Kanun’un verdiği yetkiye dayanılarak, Bakanlar Kurulu tarafından 26 Eylül 2011 tarihinde kararlaştırıldı ve 2 Kasım 2011 tarih, 28103 sayılı Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
2011
Hükümete, bazı konularda KHK çıkarma yetkisi veren tasarı yasalaştı.
2012
Sivas Katliamını Anma Komitesi’nin başkan dahil 7 üyesine, gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet nedeniyle 15’er ay hapis cezası verildi; cezalar ertelendi.
2013
Bangladeş’in başkenti Dakka’da yüzbinlerce kişi “islâma leke süren ateist blogcuların idamı” için yürüdü.
2014
CHP’den Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mansur Yavaş 6.240 tutanakta hatalı işlem ve usulsüzlük saptadıkları, çoğunun “mühürsüz tutanaklar ve geçersizlik sebeplerinin yazılmamasından kaynaklandığı” gerekçesiyle YSK’ya “seçimlerin yenilenmesi” başvurusu yaptı.
2014
Ağrı’da BDP’li Sırrı Sakık’ın 10 oy farkla kazandığı açıklanmasına karşına oylar 15 kez sayıldıktan sonra seçimlerin yenilenmesine karar verildi. Ağrı İl Seçim Kurulu, BDP’nin “oy sayımında usulsüzlük” gerekçesiyle yaptığı başvuruyu kabul ederek 1 Haziran’da seçim kararı aldı.
2015
Eski TÜBİTAK Başkan Yardımcısı Hasan Palaz, kuruma “sahte diplomalı personelin işe alındığı” iddialarına yönelik soruşturma kapsamında tutuklandı.
2016
Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kurulmasına ilişkin kanun tasarısı yasalaştı. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu, 6701 kanun numarası ile ve 6 Nisan 2016 tarihinde yasalaştı, Resmi Gazetenin 20.04.2016 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi. Kanunun amacı, insan onurunu korumak, insan haklarının korunmasını ve geliştirilmesini sağlayarak kişilerin eşit muamele görme hakkını güvence altına almak, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanmada ayrımcılığı önlemektir.
2017
Rusya Dışişleri Bakanlığı, Batı Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdıklarını duyurdu.
2022
Yahudi asıllı Rus hukukçu ve politikacı, Türkolog, sosyolog LDPR’nin kurucusu ve lideri, Duma Meclisi eski Başkan yardımcısı ve Avrupa Parlamentosu üyesi Vladimir Jirinovski (Vladimir Volfoviç Jirinovskiy, (25 Nisan 1946 – 6 Nisan 2022) öldü. 1967’de Marksizm-Leninizm Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Fakültesini bitirdi. 1972-1977 yıllarında Moskova Devlet Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okudu. Doktorasını, 24 Nisan 1998’de Moskova Devlet Üniversitesi’nde “Rus halkının geçmişi, bugünü ve geleceği” konulu tezini tamamladı. Jirinovski, 6 Nisan 2022’de COVID- 19 hastalığı ile uzun süren mücadelesinin ardından Moskova’da 75 yaşında iken öldü. Rus aşırı milliyetçileri arasında önemli bir figürdü. İngilizce, Fransızca, Almanca ve Türkçe biliyordu.
2022
Fransız hukukçu, avukat ve yargıç Nicole Maestracci (3 Şubat 1951- 6 Nisan 2022) yaşamını yitirdi.
Askerî Yargıtay’ın Kuruluş Kanunu (237 Sayılı Divan-ı Temyiz-i Askeri Teşkiline Dair Kanun), 6 Nisan 1914 tarihinde, Osmanlı döneminde kurulan Askerî Yargıtay‘ın yeniden şekillendirilmesini sağlayan kanundur. Ankara Hükümeti döneminde çıkarılan kanun ile Türkiye Cumhuriyeti’nin askeri yargı alanındaki temyiz mahkemesi 20 Mayıs 1922 tarihinde kurulmuştur.
Askerî Yargıtay, 16 Nisan 2017 tarihli Anayasa değişikliği sonucunda Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) ile birlikte kapatılmış, görevleri Yargıtay‘a devredilmiştir Askeri Yargıtay, Türk Yargı Sistemi içinde askerî ceza yargısı yapan bir kurum olarak yer aldığı dönemde, askeri mahkemeler tarafından verilen karar ve hükümlerin temyiz incelemesini yapmakla görevli mahkeme olmuştur. Ayrıca, askerlerin yasayla belirlenmiş bazı davalarına ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmıştır.
Askerî Yargıtay’ın Kuruluş Kanunu – Divan-ı Temyiz-i Askeri Teşkiline Dair Kanun
Madde 1
Bir reis ile dört azadan mürekkep bir Divan-ı Temyiz-i Askerî teşkil olunmuştur.
Madde 2
Divanın reis ve azası Müdafaa-i Milliye Vekâletinden inha ve İcra Vekilleri Heyetince tayin olunur. Reis ile iki aza erkân ve ümera-yı askeriyeden ve diğer ikisi müntesibin-i adliyeden olacaktır. Bundan başka biri ümera-yı askeriyeden ve diğeri müntesibin-i adliyeden iki aza mülâzımı bulunur. İşbu aza mülâzımları sınıflarına göre aza noksanını ikmal ederler. Asker olan azadan birinin veya aza mülâzımının ümera-yı bahriyeden olması şarttır.
Madde 3
Divan-ı Temyizin müntesibin-i hukuktan bir müdde-i umumisi ve bir de muavini bulunur.
Madde 4
Reis ve müddeiumumî Usul-i Muhakemat-ı Cezaiye Kanununun rüesa ve müddeiumumilere bahşeylediği hukuk ve vezaifi ifa ederler.
Madde 5
Temyizen icra edilecek tetkikat usul-i muhakemenin ve yahut kavanin-i cezaiye ahkâmının ihlâl edilip edilmediğine münhasır olduğu takdirde askerî azadan birinin yerine müntesibin-i hukuktan olan aza mülâzımı bulunur.
Madde 6
Divan-ı Temyiz-i Askerî riyasetine ordu ve kolordu ve askerî azalığına kolordu veya fırka ve askerî aza mülâzımlığına alay kumandanlığını bilfiil ifa etmiş ve sicillâtı her türlü şaibeden müberra ve evsaf-ı lâzımeyi haiz bulunan zevatın tâyini şarttır.
Madde 7
Divan-ı Temyiz-i Askerinin reisi ile askerî azası ve aza mülâzımının müddet-i hizmetleri üç senedir. İşbu müddet ordudaki hizmetlerinden addolunur.
Madde 8
Divan-ı Temyize aza ve müddeiumumî olabilmek için kanun-ı mahsusuna tevfikan Mahkeme-i Temyize aza olabilmek evsafını haiz bulunmak lâzımdır. Müşavir-i adlilerden bu evsafı haiz olanlar tercihan intihap olunur.
İşbu kanun tarih-i neşrinden itibaren merʻiyyü’l-icradır.
Madde 11
İşbu kanunun icra-yı ahkâmına Müdafaa-i Milliye ve Adliye Vekilleri memurdur.
KANUNUN MÜZAKERESİNE İLİŞKİN TBMM ZABIT CERİDESİ KAYITLARI
B. M. M. Riyaset-i Celilesine
Hâlen merʻi ve ahkâmı cari 6 Teşrinievvel 1332 tarihli Divan-ı Temyiz-i Askerî Kanununun kırkıncı maddesindeki sarahate nazaran kumandanlar tarafından beray-ı tashih iade kılınan evrak-ı hükmiye üzerine divan-ı harblerin hükm-i sabıkta ısraren ita-yı karar eylemek salâhiyetini haiz bulunmalarına mebni işbu ısrar kararlarının temyizen tetkikine mecburiyet-i kanuniye tahaddüs etmekte ve Divan-ı Temyizin halen müteşekkil olmamasından dolayı maznunin-i askeriyeye ait birçok evrak teraküm ve divan-ı harbler tarafından mücazat-ı terhibiyeyi müstelzim efal ile mahkûm edilen mensubin-i askeriyeye mütedair evrak-ı hükmiye hakkında dahi tetkikat-ı temyiziye icra edilememesi hasebiyle mevkufiyetleri temadi eylemekte olduğundan bahis ile müracaat ve şikayât-ı mütevaliye vâki olmakta bulunduğu, muamelât-ı cariyeden müsteban olmakta bulunduğu 25 Kânunusani 1338 tarihinde savb-ı sami-i riyaset-penahilerine arz edilmiş ve divan-ı temyiz-i askerînin teşkiline mütedair kanun Büyük Millet Meclisince müstaceliyet kararıyla ruzname-i müzakerata ithal kılınmış idi. Filhakika; divan-ı harblerce mahkûm edilen zâbitan ve efradın ve salâhiyettar makamatın tarik-i temyize müracaat ederek ihkak-ı hak ve madelet eylemeleri ahkâm-ı mevcude-i kanuniyenin bahşeylediği hukuk-ı muktesebe cümlesinden iken bu hakk-ı kanuninin esbab-ı marazadan dolayı halen istimaline imkân verilmemesi tevzi-i adalet kaziye-i mutenasını sektedar eylediği gibi bazen de zamanında tatbik ve icrası lâzım gelen hükümlerin temyizen tetkikat icrasına intizaren mahfuz tutulması neticesinde hükûmete ait bâzı nevi mesail-i hariciye dahi tahaddüs eylemekte olduğundan Divan-ı Temyiz-i Askerînin teşkiline olan ihtiyacı seri zat-ı sami-i riyaset-penahilerince de takdir ve teslim buyurulacağı derkâr bulunduğundan mukaddema ruzname-i müzakerata ithaliyle müstaceliyeti daha o zaman tasdik kılınan lâyiha-i kanuniyenin sürat-i müzakeresiyle mevki-i meriyete vaz’ı esbabının istikmaline müsaade buyurulması be-tekrar arz ve istirham olunur efendim.
Ali Rıza Bey (İstanbul) — Arkadaşlar! Divan-ı Temyiz-i Askerî Kanununun süratle müzakeresi herhalde elzemdir. Çünkü birçok zâbitan vardır ki bunlar hakkında hüküm verilmiştir. Fakat Divan-ı Temyiz-i Askerînin mevcut olmamasından dolayı bu hükümler kesb-i katiyet edememiştir. İki yüzü mütecaviz zabit tabiatıyla hizmete sevk edilemiyor ve devlet bunların hizmetinden istifade edemiyor ve bunların içerisinde tardı icap edenler var. Bunlar tard edilemiyor ve beyhude yere maaş veriliyor. Ve bu hale suret-i katiyede nihayet vermek zarureti vardır. Bundan dolayı bu kanunun tercihan müzakeresini teklif ediyorum.
Hamid Bey (Biga) — Malûm-ı ihsanınız Heyet-i Celilenizden tanzim buyurulan bir madde-i kanuniye ile İstanbul’un tarih-i işgalinden evvel merʻi olan kavanin ve nizamatın meriyeti kabul buyurulmuştu. Divan-ı Temyiz-i Askeriyi teşkil eden kanun da bu zümredendir. Fakat Heyet-i Celileniz İstanbul teşkilâtından daima tebaut ve bu teşkilâta şebih teşkilâttan cidden mütevakki olduğu için Müdafaa-i Milliye Vekâleti bunu takdir ederek Heyet-i Celilenin bu arzusuna tebaan Heyet-i Celilenizden bir müsaade almaksızın Divan-ı Temyizi teşkile cesaret edememiş. Onun için eski kanunu muaddil bir şekilde bir lâyiha-i kanuniye tertip ediyorlar. Bu hakikaten eski kanunu muaddil bir şekildedir. Malûm-ı âliniz eski kanun Divan-ı Temyiz-i Askerîyi iki daireye ayırmıştı. Biz bunu bir daireye kalbettik ve yine aynı zamanda Divan-ı Temyiz-i Askerî Riyasetinde bulunan zat yalnız Harbiye Nazırının vekili sıfatıyla ifa-yı vazife edermiş, hâlbuki biz buna bir sıfat-ı kazaiye vermek şartıyla, daha adlî, daha kanuni bir şekil vermiş oluruz. Müdafaa-i Milliye Vekâletinin, bu mahkemenin sürat-i teşkili hakkında esbab-ı mucibe olarak gösterdiği esbap cidden nazar-ı dikkate alınmaya sezadır ve cidden adlî ve hayati mesailden bahistir. Teşkilâtın teehhürü iki mahzuru tevlit ediyor. Bir kere hakkında sudur eden hüküm iktisab-ı katiyet etmediği için açıkta bulunan zâbitana Hazine-i Maliye bilâ-vazife maaş veriyor. Sonra orduyla alâkası kesilmemiş olan bir adam üzerinde vazife-i askeriye ve sıfat-ı resmiyesi bulundukça bir hizmete sevk olunamıyor. Binaenaleyh şu ifratla tefriti halledebilmek için şu kanunun neticelendirilmesi lâzımdır.
Hasan Fehmi Bey’in öldürüldüğü 6 Nisan günü, Türkiye’de “Öldürülen Gazeteciler Günü” olarak kabul edilmektedir.
İttihat ve Terakki Cemiyeti karşıtı yazılar yazan gazeteci Hasan Fehmi Bey 6 Nisan 1909’da öldürüldü. Türkiye’de öldürülen ilk gazeteci Tevfik Nevzat olmasına karşın ölümü net olarak belirlenemediğinden, ilk öldürülen gazeteci olarak, Köprüsü’nde öldürülen Hasan Fehmi Bey kaydedilmektedir.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, 1996 yılında 6 Nisan’ı “Basın Şehitleri Günü” olarak kabul etmiş; 2005 yılından itibaren anma gününün adı “Öldürülen Gazeteciler Günü” olarak değiştirilmiştir. Anma günü vesilesiyle her 6 Nisan’da etkinlikler ve anmalar gerçekleştirilmektedir.
Türk Tabipler Birliği Araştırma Etiği Bildirgesi, 4-5 Nisan 2008 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen Türk Tabipleri Birliği Etik Bildirgeler Çalıştayında kabul edilmiş, 20 Haziran 2009 tarihinde Ankara’da düzenlenen II. Etik Bildirgeler Çalıştayında güncellenmiştir.
Türk Tabipler Birliği Araştırma Etiği Bildirgesi
Araştırma etiği, bilimsel araştırma sürecinde ortaya çıkan değer sorunlarının çözümlenmesinde bilim toplumunun vicdanını gösteren bir olgu olarak tanımlanmaktadır.
Bilimsel çalışmalar, araştırma etiği ilkeleriyle uyumlu olmalıdır.
Araştırmacı hekim, yanlılığı olabildiğince azaltmak ve işinde nesnel olmak üzere birçok yöntem geliştirmekte ve bu yöntemler uygulandığında, bunların kendi çalışmasını hatadan ve onu yanlış yönlendiren sonuçlardan koruduğuna inanmaktadır. Böyle bir varsayımın, hekimi bilinçli/bilinçsiz yanlıştan ya da sonuçları bildirirken yanlı seçim yapmaktan korumasını garantileyemeyeceği açıktır. Bilimsel nesnelliğin esasları, çok daha temel bir yapıya etik ilkelere dayandırılmalıdır.
Kurumların araştırma ve yayın etiği ile ilgili eğitim etkinlikleri yapmaları özendirilmelidir.
Türk Tabipleri Birliği aşağıdaki ilkeleri kabul eder:
• Araştırmanın temel amacı bilime katkı yapmak ve toplum sağlığına yarar sağlamak olmalıdır.
• Bilimsel dürüstlük temel ilke olup bilim insanı evrensel normlarla örtüşen etik donanıma sahip olmalıdır. Yeterli etik donanıma sahip bir bilim insanından beklenen araştırmanın her aşamasında bilimsel dürüstlükten ayrılmamak ve etik dışı tutumlar sergilememektir.
• İyi bir araştırmacı “araştırma yöntem bilgisine” sahip olmalıdır.
• Araştırmaya katılımda gönüllülük esastır. Tüm tıbbi araştırmalar, söz konusu araştırmaya katılan kişiyi bilgilendirerek alınan, özgür, açık, gönüllü ve çalışmaya özel onamı ile yapılmalıdır. Onam verme yetisine
sahip olmayan kişilerle yapılan araştırmalarda, bu yetki, katılımcının bir itirazı yoksa, katılımcının yasal temsilcisi ya da yasalar tarafından belirlenen bir kişi ya da kurumdan alınmalıdır.
• Katılımcının çıkarları her zaman bilimin ve toplumun çıkarlarından önde gelmelidir. Araştırmaya katılanın bütünlüğüne saygı gösterilmeli ve korunması için gerekli önlemler alınmalıdır.
• Araştırmada katılımcı lehine hedeflenen yararlar, karşılaşılacak risklerden fazla olmalıdır. Zarar görme riski çok düşük olsa bile, katılımcılardan bir araştırmaya katılmaları isteniyorsa araştırma sonucunda önemli bir bilimsel bilgi üretme beklentisi söz konusu olmalıdır.
• Gebe ya da emzirme dönemindeki kadınlar, çocuklar, yaşlılar, engelliler, karar verme yeterliği olmayan kişiler ve özgürlüğü kısıtlanmış kişiler gibi örselenebilir katılımcılar üzerinde yürütülen araştırmalar iyi belirlenmiş kurallara göre ve özel koruyucu önlemler alınarak yapılmalıdır.
• Önerilen tüm araştırma projeleri, bağımsız ve özerk bir etik kurul tarafından incelenmeli ve onaylanmalıdır. Etik kurul üyeleri yetkinlik ve liyakat göz önünde bulundurularak belirlenmelidir.
• Veriler araştırmacının hiç bir öznel yanlılığı olmadan toplanmalı ve değerlendirilmelidir. Veriler usulüne uygun olarak bir araştırma defterine kaydedilmeli, denetime açık olmalı ve uygun bir süre saklanmalıdır.
• Araştırmalara katılanlar ya da yasal temsilcileri herhangi bir mali kazanç elde etmemelidir. Yalnızca masrafları ve mali kayıpları karşılanmalıdır.
• Araştırmanın neden olduğu olumsuz durumlar tazmin edilmelidir. Araştırmadan kaynaklanan zararların yükümlülüğü konusunda güvence ve öteki teminatlar sağlanmalıdır.
• Araştırmada katılımcının özel yaşamına saygı gösterilmeli ve verilerin gizliliği korunmalıdır.
• Katılımcı araştırmadan istediği zaman herhangi bir gerekçe göstermeden ayrılabilir. Araştırmaya katılmayı kabul etmeyen ve herhangi bir aşamasında ayrılan katılımcıların sonraki tedavi ve bakımını etkilememelidir.
• Deney hayvanları ile yapılacak çalışmalarda gerekli etik kurallara
uyulmalı ve deney hayvanı etik kurullarından izin alınmalıdır.
Türk Tabipleri Birliği Yayın Etiği Bildirgesi, 4-5 Nisan 2008 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen “Türk Tabipleri Birliği Etik Bildirgeler Çalıştayı”nda kabul edilmiştir. Bildirge, 20 Haziran 2009 tarihinde Ankara’da düzenlenen “Türk Tabipleri Birliği II. Etik Bildirgeler Çalıştayı”nda güncellenmiştir.
Türk Tabipleri Birliği Yayın Etiği Bildirgesi
Gerçekleştirilen araştırmanın bulgularının gerek rapor, gerekse makale veya bildiri şeklinde yazılması ve benzer konularla ilgilenen kişilerle paylaşılması araştırmacının etik sorumlulukları arasındadır. Ancak bu yolla bilgi birikimi ve bilimde daha da ilerlemek için ortam sağlanabilir.
Yayın etiği ihlalleri; yazarlık hakkı sorunları, aşırmacılık, uydurmacılık, tekrar yayın, bölerek yayınlama ve yanlı tutum şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bu sorunların önlenebilmesi için karşılıklı güven, dürüstlük ve iyi niyet önemlidir.
Türk Tabipleri Birliği aşağıdaki yayın etiği ilkelerini kabul eder:
• Bir bilimsel yayında yazarlar arasında yer alabilmek için; fikir oluşturmak, araştırmanın planlanması ve yürütülmesi sırasında ve ifade etmede ya da verilerin çözümlenmesi ve yorumlanmasında katkıda bulunmak, makalenin yazılması ya da içeriğinin düzenlenmesinde önemli ölçüde düşünsel katkı sağlamak veya makale yayınlanmadan önce son şeklini vermek gerekmektedir.
• Araştırmanın planlanması, yürütülmesi ve sonuçlandırılmasında anlamlı katkı sunan kişiler yazar olmalıdır. Yazarlar katkı derecelerine göre sıralanmalıdır.
• Yazarlık hakkı ve sırasının ortak bir kararla önceden belirlenmesi, bunun etik kurul başvurusunda yer alması önemlidir.
• Yazar sırası katkı göstergesi olduğu için kişilerin statüsünden bağımsız olarak değerlendirilmeli ve katkı her yazar için ayrı ayrı saptanmalıdır.
• Yazarlık hakkının gerçekte hak etmeyen kişilere verilmesinin, “hediye yazarlık / yazarlık ikramı”nın önüne geçilmelidir.
• Yazarlar yayın ve atıf sayılarını artırmak için karşılıklı anlaşmalarla birbirlerini yazar listesine eklemekten kaçınmalıdırlar.
• Tez, çalışmayı yapan kişiye aittir; tezden üretilen yayınlarda çalışmayı yapan kişi birinci isim olmalı, danışman ve katkı sunan kişilerin isimleri katkıları oranında yer almalıdır.
• Yalnızca teknik destek, malzeme ve olgu temini katkısı yazarlık hakkı vermemeli, katkı sunanlara teşekkür edilmelidir.
• Başka bir eser veya çalışmadan alınacak her türlü bilgi, veri, tablo ve ifadeler atıf yaparak (kaynak gösterilerek) kullanılmalıdır.
• Olmayan bir veri uydurularak yayın haline getirilmemelidir.
• Bir çalışma iki ayrı dergide yayınlanmamalıdır. Yabancı bir dergide yayınlanan makalenin ulusal bir dergide yayınlanmak istenmesi durumunda her iki dergi editörü bilgilendirilmelidir.
• Bir çalışma birden çok bilimsel toplantıda sunulabilir ancak sonraki sunumda başka bir etkinlikte sunulduğu belirtilmelidir. Yayın haline getirilen sunumlarda hangi etkinlikte sunulduğu mutlaka belirtilmelidir.
• Bir çalışmadan elde edilen veriler ve sonuçlar bölünerek, dilimlenerek birden çok yayın haline getirilmemelidir.
• Çalışmada kullanılan protokol, elde edilen veriler ve sonuçlar saptırılmadan, değiştirilmeden bağımsız biçimde verilmelidir.
• Makalede çalışma sonuçlarını etkileyebilecek ikinci bir taraf ile çıkar çatışması yayına gönderilen derginin editörüne bildirilmelidir.
Türk Tabipleri Birliği Hekimlik ve İnsan Hakları Bildirgesi, 4-5 Nisan 2008 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen Türk Tabipleri Birliği Etik Bildirgeler Çalıştayında kabul edilmiştir. Bildirge, 20 Haziran 2009 tarihinde Ankara’da düzenlenen Türk Tabipleri Birliği II. Etik Bildirgeler Çalıştayında güncellenmiştir.
Türk Tabipler Birliği Hekimlik ve İnsan Hakları Bildirgesi
Her hekim başta İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi olmak üzere tüm insan hakları belgelerine ve hekimlikle ilgili ortak kurallara uymakla yükümlüdür. Hekimler, insan haklarının bütünselliğini ve bölünemezliğini kabul ederler. Tüm mesleki uygulamalarında insan haklarını temel alırlar.
Hekimler herkesin; ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi başka bir özelliğe göre ayrıma uğramadan ve toplumsal cinsiyet eşitliği göz önüne alınarak bütün haklardan ve özgürlüklerden yararlanması gerektiğini kabul eder. Var olan eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasını önceler.
İnsan hakları evrenseldir ve tüm insanların eşit olduğu durumlar üzerinden haklar tanımlanmıştır. Ancak bazı grupların ayrıca gözetilmesi de gerekmektedir:
Yaşlılar, yoksullar, çocuklar, engelliler, tutuklu ve hükümlüler, işkence görenler, açlık grevi yapanlar, gözetim altındakiler, sığınmacı ve mülteciler, göçmenler, eşcinseller… Özellikle işkence görenler, seks işçileri ve insan ticareti mağdurlarının maruz kaldıkları olaylarla mücadele edilmeli, yaşamak zorunda
kaldıkları olumsuzlukların kabul edilemezliği önemle vurgulanmalıdır.
1993’de Viyana İnsan Hakları Konferansı’nda, kadınların ve kız çocuklarının evrensel insan haklarının ayrılmaz, bölünmez ve vazgeçilmez bir parçası olduğu kabul edilmiştir. Kadının, toplum içindeki ikincil konumunun, toplumsal cinsiyet ve sağlık ilişkisini belirlediği gerçeğinden hareketle, sağlık alanındaki temel politikaların toplumsal cinsiyet bakış açısıyla değerlendirilmesi zorunludur.
Bunun yanı sıra kadının sosyal ve ekonomik konumu, ırkı, etnik kökeni ve engelli olması gibi ayrımcılığa neden olabilecek nitelikleri toplumsal cinsiyete bağlı eşitsizliklerini şiddetlendirmektedir. Öz olarak kadınlar, erkek egemen toplumda hakları gözetilmesi gereken bir grup olarak değerlendirilmelidir.
Hekimler bütün insanların özgür olduğunu, insan onuru ve hakları bakımından eşit olduklarını ve sağlık hakkının temel insan hakkı olduğunu; denek haklarının, tıpta insan haklarının temel bir alt grubu olduğunu kabul eder.
Türk Tabipleri Birliği, hekimlerin insan haklarının korunması ve sürdürülmesinde özel bir konuma sahip olduğunu ve sorumlulukları bulunduğunu bildirir. tıpta insan haklarının temel bir alt grubu olduğunu kabul eder.
Buna göre hekimler;
1. Sağlık hakkının, ancak sağlığın temel belirleyenlerinin (barınma, temiz su kaynaklarına erişebilme, temiz bir çevrede yaşama, yeterli beslenme…) gerçekleşebilmesiyle mümkün olacağını bilir ve bu konudaki
toplumsal sorumluluğunun farkındadır.
2. Hastalarının sağlıklı kalabilmek, onu geliştirebilmek, yeterli sağlık koşullarına ulaşabilmek ve hastalandıklarında sağlıklarına kavuşabilmek için eşit, ulaşılabilir, ücretsiz ve nitelikli sağlık hizmeti alma hakkı olduğunu kabul eder. Bu nitelikteki sağlık hizmetlerini kapsayan bir sağlık politikasının oluşturulması için mücadele eder.
3. Kimi durumlarda çifte yükümlülükleri olduğunun farkındadır. Bildirim yükümlülüğü söz konusu olduğunda, her bir durumda hastasının yararını önceler. Ulusal ve uluslararası etik ilkelerin kabul ettiği, hukuk da dahil olmak üzere diğer sorumluluklar nedeniyle sağlık çalışanlarının tıbbi etiğe ve vicdanlarına aykırı davranmaya zorlanamayacakları ilkesine göre hareket eder.
4. Görevlerinin tıbbı insanlığın hizmetine sunmak, kişiler arasında herhangi bir ayrım yapmadan beden ve ruh sağlığını korumak ve iyileştirmek, hastalarının acılarını dindirmek olduğunu bilir.
5. Tıbbi açıdan sorumlu olduğu kişinin bakımıyla ilgili bir karar verirken klinik yönden bütünüyle bağımsız hareket etme yükümlüğünün farkındadır. Temel görevinin izlediği kişilerin sıkıntısını azaltmak olduğunu; kişisel, toplumsal ya da politik hiçbir güdünün, bu yüce amaçtan daha üstün sayılmayacağını bilir.
6. İnsan haklarının korunması ve sürdürülmesinde özel bir konuma sahiptir ve genellikle insan hakları ihlallerinin ilk tanıkları arasındadır.
Bu nedenle, tıbbi bakım sorumluluklarının gereği olarak tanığı oldukları insan hakları ihlallerinin kayıt altına alması gerektiğini ve tıbbi bakım vermekle yükümlü olduğunu bilir.
7. İnsan yaşamına duyulan yüksek saygıyı tehlike altında bile sürdürmek ve herhangi bir tıbbi bilginin insanlık dışı bir biçimde kullanılmasına izin vermemek gerektiği bilinciyle hareket eder.
8. Silahlı çatışma ya da sivil kavgalar da dahil olmak üzere, hiçbir durumda işkenceyi ve zalimce insanlık dışı ya da aşağılayıcı hiçbir işlemi onaylamaz, hoş görmez ve bunlara katılmaz. İşkence ya da zalimce, insanlık dışı ve aşağılayıcı öteki işlemlerin uygulandığı ya da böyle bir gözdağının verildiği yerlerde bulunmaz.
9. Açlık grevi karşısında uluslararası hekim belgelerine göre davranmanın uygun ve etik olduğunu benimser. Cezaevlerinden hastanelere getirilen tutuklu ve hükümlülerle ilgili olarak; “Hastaneye getirilen mahkumlara yönelik hekim tutumu” belgesini hatırlatarak hasta-hekim ilişkisinin tüm insani yönlerinin uygulanması gerekliliğini benimser.
10. Ev içi şiddet, tecavüz, cinsel taciz, çocuk cinsel istismarı, kadın ticareti, paralı seksi kapsayan cinsiyet temelli şiddetin farkındadır ve bunları kabul edilemez olarak tanımlar. Bu tür şiddete maruz kalan kadınlarda kronik ağrı, sakatlık, düşük, somatik bozukluk, istenmeyen gebelik, cinsel yolla bulaşan hastalık, depresyon, anksiyete, madde bağımlılığı, intihar girişiminin sık görülebileceğini bilir ve buna benzer yakınmalarla gelen kadınlarda şiddeti sorgulamayı ihmal etmez.
11. Sağlık politikalarının; kadınların maruz kaldıkları hastalık risklerinin ve kadın sağlığı sorunlarının doğasının göz önünde bulundurulmasını gerektirecek, toplumsal cinsiyete duyarlı olacak biçimde oluşturulması için mücadele eder.
12. Kadınların cinsiyetçi işbölümü gereği çocuk ve yaşlı bakımından sorumlu kabul edildiğini ve bu durumun kadınların kamusal yaşama katkılarını zorlaştırdığını bilir ve sağlık alanındaki eşitlik açısından, çocuk bakımı, yaşlı ve engellileri kapsayan sağlık bakımı olanaklarının sağlık ve sosyal güvenlik programlarında dikkate alınmasını önceler.
13. Koruyucu hekimlik uygulamalarında doğmamış kız çocuklarının doğum öncesi cinsiyet seçiminden korunmasını, erkek çocuklarla benzer biçimde beslenme ve bağışıklanmalarının güvenceye alınmasını,
ergenlik çağındaki kız çocukları için cinsel sağlık ve doğurganlık hizmetlerine sınırsız ulaşma olanağı sağlanmasını, cinsel eğitim programlarının düzenlenmesini dikkate alır.
Karadeniz Kültür İşbirliği Sözleşmesi; “Kültür, Eğitim, Bilim ve Enformasyon Alanlarında İşbirliğine İlişkin Karadeniz Sözleşmesi” adıyla 6 Mart 1993 tarihinde İstanbul’da imzalanmıştır.
Karadeniz Kültür İşbirliği Sözleşmesi, Karadeniz çevresinde yer alan ülkeler tarafından 1994’te kabul edildi.
Karadeniz ülkeleri arasında işbirliğini teşvik etmek amacıyla düzenlenen “Kültür, Eğitim, Bilim ve Enformasyon Alanlarında İşbirliğine İlişkin Karadeniz Sözleşmesi”; Türkiye Cumhuriyeti, Ermenistan Cumhuriyeti, Belarus Cumhuriyeti, Moldova Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu, Arnavutluk Cumhuriyeti, Azerbaycan Cumhuriyeti, Gürcistan Cumhuriyeti, Romanya Cumhuriyeti ve Ukrayna Cumhuriyeti arasında İngilizce olarak imzalanmıştır.
Kültür, Eğitim, Bilim ve Enformasyon Alanlarında İşbirliğine İlişkin Karadeniz Sözleşmesi
Sözleşmeye katılan Devletin bu belgede ‘Taraflar’ olarak anılan Hükümetleri,
Karadeniz bölgesinde yaşayan halkların birbirlerini daha iyi anlayabilmeleri için kültürel işbirliğinin önemini göz önüne alarak,
Kültürel bağlarını sağlamlaştırmayı ve bu bölgedeki ülkeler arasında kültür, eğitim, bilim ve enformasyon alanlarındaki işbirliğini geliştirmeyi amaçlayan çabalarını sürdürmeyi arzu ederek,
Kültür ve bilim alanında işbirliğine ilişkin uluslararası hukuk kurallarına riayet etmeye ve Helsinki Sonuç Belgesinde ve Avrupa Güvenlik ve işbirliği Konferansının diğer ilgili belgelerinde yer alan prensipleri dikkate almaya ve uygulamaya kararlı olarak,
Binlerce yıllık zengin geleneklerini, kültürel mirası ve yaratıcı kültürel faaliyetleri, Karadeniz Kültür alanına özellik kazandıran, çeşitli kültürler arasındaki verimli temas ve etkileşimleri en etkili şekilde kullanmayı arzu ederek,
Geçmişten gelen değerlere gösterilen saygı ve himayenin, çağdaş yaratıcı faaliyetlere gösterilen ilgi ile paralel bir biçimde sürdürülmesi gereğini dikkate alarak,
Gelecek kuşaklar arasında daha yakın ve geniş bir işbirliğini teşvik etme ve karşılıklı saygı, anlayış ve hoşgörüyü geliştirme gereğini kabul ederek,
UNESCO ve diğer uluslararası kuruluşlarla işbirliğinin önemini kaydederek, aşağıda belirtilen hususlar kabul ederler
MADDE 1
Taraflar Karadeniz Bölgesi ülkeleri arasında kültür, eğitim, bilim ve enformasyon alanlarında bölgesel işbirliğini teşvik edecek ve geliştireceklerdir.
MADDE 2
Taraflar,
a) Bilim ve araştırma kuruluşları, yüksek öğrenim ve diğer eğitim kurumları arasında işbirliği ve değişimi,
b) Bilgi ve görgüyü artırmak, deneyim kazanmak, bilimsel çalışmalar yapmak, öğrenim görmek ve konferanslar vermek üzere, uzman, konferansçı, öğretmen, profesör ve öğrenci değişimini,
c) Dil öğrenme ve pratiği geliştirme, bilimsel ve araştırma faaliyetleri ve lisans üstü eğitimini,
d) Yeni öğretim yöntemleri ve pedagojik malzemenin hazırlanması ve uygulanması için işbirliği ve değişimleri;
e) Birbirleri hakkında daha kapsamlı bilgi ve objektif fikir sahibi olmak amacıyla, yayınevleri, bilim ve eğitim kurumlan arasında işbirliğini, okul kitaplarının, bilimsel derleme ve diğer bilimsel yayınların değişimini;
f) Birbirlerinin diplomalarını, akademik derecelerini ve diğer bilimsel ve akademik unvanlarını tanımak imkanları hususunda işbirliğini ve bilgi alışverişini;
g) UNESCO millî komisyonları arasında belirli ortak projeler geliştirilmesi amacıyla işbirliğini;
h) Eski uygarlıklara ait anıtların korunması ve araştırılması amacıyla çok taraflı bilimsel sözleşmelerin yapılmasına yardımcı olmayı;
i) Şehir ve bölgeleri arasında kültür, eğitim, bilim ve enformasyon alanlarında doğrudan temasları;
teşvik etmeyi, özendirmeyi ve geliştirmeyi taahhüt ederler.
MADDE 3
Taraflar;
a) Karşılıklı olarak biri birinin dilinin öğretilmesinin yaygınlaştırılması;
b) Edebiyat eserlerinin karşılıklı çevrilmesi ve yayılmasının teşviki;
c) Edebiyatçılar arasında çeşitli temasların geliştirilmesi; suretiyle Sözleşmeye taraf ülkelerin edebiyatlarının geniş halk kitlelerine tanıtılmasını teşvik edeceklerdir.
MADDE4
Taraflar, müzik, tiyatro, güzel sanatlar, müzeler, araştırma ve geliştirme ile arkeoloji, etnoloji, tarih ve sanat tarihi ve kültürel varlıkların korunması, kütüphanecilik ve arşivcilik alanlarında işbirliğini ve ortak projeleri;
a) Kültürel ve tarihî değerlerin korunması ve saklanması konusunda bilgi değişimi ve malzeme toplanması amacıyla ziyaretler düzenlenmesi ve tarihî ve kültürel değerlerin muhafazası konusunda işbirliği yapılması,
b) Güzel sanatlar ve tarihî miras sergileri düzenlenmesi,
c) Profesyoneller ve amatörler arasında yarışma ve festivaller düzenlenmesi,
d) Sinema sanatı alanında işbirliğinin geliştirilmesi ve bu bağlamda ortak film yapımı, bu alanda karşılıklı olarak yardımlaşma, ticarî ve gayri ticarî film olayları düzenlenmesi, her ülkenin mevzuatına uygun olarak, uluslararası ve ulusal film festivallerine katılmalarının desteklenmesi,
e) Müzeler ve diğer kültür kurumlan arasında sergi, bilgi ve uzman değişimi, arkeoloji alanında ortak bilimsel projeler hazırlanması ve eski uygarlıkların incelenmesi,
f) Uzmanlarının arşiv, kütüphane ve müzelerden yararlanmalarının kolaylaştırılması,
g) Bu maddede belirtilen tüm işbirliği alanlarında gençler için kültürel değişim programlarının geliştirilmesi, yoluyla teşvik edecekler ve kolaylaştıracaklardır.
MADDE 5
Taraflar kütüphanecilik alanındaki işbirliğini;
a) Kütüphanelerde modern enformasyon tekniklerinin en verimli yöntemlerinin uygulanması,
b) Uluslararası kurallara uygun olarak standardizasyonun sağlanması,
c) Kütüphanecilerin meslekî becerilerinin artırılması,
d) Millî kütüphaneler arasında bir işbirliği ağı geliştirilmesi, yoluyla geliştireceklerdir
MADDE 6
Taraflar, millî haber ajansları, gazeteci birlikleri, süreli yayınlar, televizyon ve radyo ağları
arasında, basılı malzeme, televizyon ve radyo programlarının değişimini de içeren işbirliğini teşvik
edeceklerdir.
MADDE 7
Taraflar, yayımcılık ve dağıtım alanında, ortak kitap yayımı, uzman değişimi, kitap sergileri
düzenlenmesi ve uluslararası kitap fuarlarına katılmayı da içeren işbirliğini teşvik edeceklerdir.
MADDE 8
Taraflar, kendi temsilcilerinin, bu Sözleşmenin kapsadığı alanlarda seminerlere, konferanslara, sempozyumlara ve benzeri faaliyetlere katılmalarını teşvik edeceklerdir.
MADDE 9
Taraflar, bu Sözleşmenin uygulanmasından ve koordinasyonundan sorumlu üst düzey devlet
görevlilerinden oluşan bir Koordinasyon Konseyi kuracaklardır. Konsey her yıl sırayla taraf ülkelerin birinde toplanacaktır.
MADDE 10
Tarafların karşılıklı mutabakatı ile Sözleşmede değişiklikler ve ilaveler yapılabilir.
MADDE 11
Bu Sözleşmenin hükümleri, taraf ülkelerin yürürlükteki mevzuatı ile çelişkiye düşmeyecek şekilde uygulanacaktır.
MADDE 12
Bu Sözleşme, tarafların kültür, eğitim, bilim ve enformasyon alanlarında işbirliği konusunda
imzalamış oldukları diğer ikili veya çok taraflı anlaşmalardan doğan yükümlülüklerini etkilemeyecektir.
MADDE 13
Tarafların başvuran ülkenin kabulü hususundaki oybirliği kaydı ile Sözleşme, bu Sözleşmenin hükümlerini kabul eden üçüncü ülkelere açıktır.
Bu Sözleşme onaya tabi olup, dördüncü Onay Belgesinin Sözleşmeyi muhafaza edecek devlete tevdi edildiği tarihi takip eden otuzuncu günde yürürlüğe girer.
Dördüncü Onay Belgesinin tevdiinden sonra Sözleşmeyi onaylanan her ülke için bu Sözleşme o ülkenin kendi Onay Belgesinin tevdiinden itibaren otuzuncu günde yürürlüğe girer.
MADDE 14
Tarafların her biri Sözleşmeyi muhafaza edecek devlete yazılı bildirimde bulunmak suretiyle
Sözleşme üyeliğini sona erdirebilir.
Bu halde Sözleşmeyi muhafaza eden devletin yazılı bildirimi almasından itibaren altıncı ayın
sonunda o ülkenin üyeliği sona erer.
MADDE 15
Sözleşme Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından muhafaza edilecektir.
Muhafaza eden devlet, Onay Belgelerinin tevdii hususundaki ve imzacı Devletler tarafından yapılacak diğer bildirimleri imza sahibi devletlere bildirecektir.
6 Mart 1993 tarihinde İstanbul’da her biri eşit derecede geçerli olan on adet İngilizce asıl nüsha olarak düzenlenmiştir.
D. Fikri Sağlar
Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanı
Hakop Hakopyan
Ermenistan Cumhuriyeti Kültür Bakanı
Yevgeny Konstantinovich Voitovich
Belarus Cumhuriyeti Kültür Bakanı
lon Spiridon Ungureanu
Moldova Cumhuriyeti Kültür Bakanı
Evgeny Sidorov
Rusya Federasyonu Kültür Bakanı
Dhimiter Anagnosti
Arnavutluk Cumhuriyeti Kültür, Gençlik ve Spor Bakanı
5 Nisan Avukatlar Günü, Türkiye’de 1987 yılından beri her yıl kutlanan hukuk ve demokrasi günlerindendir. 1987 yılında Tekirdağ’da yapılan TBB Genel Kurulunda 5 Nisan tarihinin Avukatlar günü olarak kutlanmasına karar verilmiştir.
5 Nisan Avukatlar Günü’nün belirlenmesine kaynaklık eden tarihlerin en eskisi Türkiye’nin ilk barosu olan İstanbul Barosunun kuruluş günü olan 5 Nisan 1878 tarihidir. İstanbul Barosu 5 Nisan 1878 tarihinde toplanarak ilk genel kurul toplantısını yapmış ve baronun kuruluşu Kanunu Esasi‘den iki yıl sonra gerçekleşmiştir.
Avukatlar Muhamat Kanunundan önce “Dava Vekilleri Cemiyeti” adı altında örgütlenmişlerdir. 2018 yılı itibariyle Türkiye’de barolara kayıtlı yaklaşık 101.000 avukat bulunmaktadır. Son 5 yılda avukat sayısı yüzde 35 artmıştır.
Türkiye Barolar Birliği Anıtkabir’de
İlk Baronun Kuruluşu
Muhamat Kanunu ile, Avukatların meslek örgütü niteliğindeki “Baro” ilk kez 1924 yılında kurulmuştur. Cumhuriyetin ilanının ardından ilk kez yapılan geniş katılımlı Türkiye Avukatlar Birliği toplantısı 3 Ocak 1934 tarihinde İzmir’de gerçekleşmiştir. Birliğin kurulması ilk kez Ocak 1934’te İzmir’de düzenlenen Türkiye Avukatlar Kongresi’nde gündeme getirilmiş ve 5 gün süren toplantıya katılan baro temsilcileri, Türkiye Avukatlar Birliğinin kurulmasını kararlaştırmışlardır.
Ancak, alınan bu karara rağmen, 27 Haziran 1938 de kabul edilerek 1 Aralık 1938′ de yürürlüğe giren ve günün koşullarına göre pek çok ileri yeni hüküm içeren 3499 sayılı Avukatlık Kanunu‘nda Barolar Birliğine yer verilmemiştir.
Türkiye Avukatlar Birliğinin Kurulması
Türkiye Avukatlar Birliği‘nin 1934 yılında yaptıkları toplantıdan yaklaşık 24 yıl sonra 5 Nisan 1958 tarihinde İzmir Ticaret Odası toplantı salonunda düzenlenen toplantının sonrasında Barolar Birliğinin kuruluş çalışmaları yeniden başlamış, bu sırada gerçekleştirilen görüşmelerde ve toplantılardan 5 Nisan tarihi ”Avukatlar Günü” olarak adlandırılmıştır. Avukatlar Günü fikrini en çok savunan barolardan İzmir Barosu 06.02.1963 tarihinde yaptığı toplantının ardından 5 Nisan tarihini Avukatlar günü olarak kabul ederek kutlama kararı almıştır. Resmi anlamda ilk belge İzmir Barosunun kararı olarak bilinmektedir.
Barolar Birliğinin kuruluş çalışmaları sırasında yapılan araştırmalar sonucunda ilk baro olarak İstanbul Barosunun 5 Nisan 1878 de toplanıp genel kurul yapmış olması dikkate alınarak aynı günün Avukatlar Günü olması benimsenmiştir. Yapılan araştırmalarda Barolar Birliğinin kurulması ile 5 Nisan Türkiye Avukatlar Gününün belirlenmesi gündemlerinin birlikte değerlendirildiği anlaşılmaktadır.
5 Nisan Avukatlar Gününün Belirlenmesi
1136 sayılı Avukatlık Yasasının geçici 10. Maddesine uyarınca Türkiye Barolar Birliği kurulmuş, 9 Ağustos 1969 tarihinde Ankara da ilk kez Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulu yapılmış, Faruk Erem ilk başkan olmuştur. Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu 11.08.1969 tarihindeki ilk toplantısında; “Her yıl Avukatlar günü yapılmasına ve bu günün tespiti için gerekli incelemeleri yapma görevinin Avukat Osman Kuntman’a verilmesine” karar verilmiştir. Avukat Osman Kuntman, Türkiye Barolar Birliğince verilen bu görevi yerine getirerek 6 Eylül 1969 tarihinde hazırladığı raporunu Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı’na sunmuştur. Türkiye Barolar Birliğinin, Av. Nebi İnal, Av.Güneş Atabey, Av. İskender Özturanlı, Av. Fadıl Aktop, Av. Ahmet Ersöz, Av. Yılmaz Korkma, Av. S. Yüksel Uşak, Av. K. Öztürk ve Av. T. Karal’ın divan bakanlığındaki 1987 yılında Tekirdağ’da yapılan Genel Kurul toplantısında 5 Nisan tarihinin Avukatlar günü olarak kutlanmasına karar verilmiştir.
Atatürk’ün 5 nisan 1923 günü Ankara Barosunun açılışını yaptıktan sonra bu günü Avukatlar Bayramı ilan ettiğine dair iddialar bulunsa da bu konuda teyit edilmiş bir bilgi ve belge bulunmamaktadır.
Dünyada Avukatlar Günü Kutlanan Ülkeler
Türkiye’de, 5 Nisan Türkiye Avukatlar Günü olmasına karşın bütün Dünya Avukatları için geçerli bir Avukatlar Günü bulunmamaktadır. ABD’de Nisan ayının ikinci salı günü “avukatlara saygı” günü olarak kutlanmaktadır.
Meksika ve tüm Latin Amerika’da bir üniversitede hukuk dersinin Pedro Morones tarafından verildiği ilk gün olması nedeniyle Meksika’da avukatlar günü 12 temmuzdur.
Ekvator’da Avukatlar Günü 20 şubatta kutlanmaktadır. Ekvator’da 20 şubat 1945 tarihinin seçilmesi Ekvator’lu yargıç ve politikacı Luis Felipe Borja Perez’in doğum tarihi olmasından kaynaklıdır.
Aarjantin’de avukatlar günü Arjantin’in 1853 anayasasının mimarı olan Juan Bautista Alberdi nin 1810’daki doğum tarihine atfen 29 Ağustostur.
Peru Devlet Başkanı Avukat Francisco Garcia Calderon Landa‘nın doğum günü olan 2 Nisan Peru’da, Venezuela’nın ilk başkanı olan Avukat Cristóbal Hurtado de Mendoza’nın doğum günü 23 Haziran tarihi Venezuela’da, Peru-Şili savaşının kahramanlarından Avukat ve General Arturo Prat Chacon’un doğum tarihi olan 21 Mayıs Şili’de, Hindidstan’ın ilk başkanı olan Avukat Rajendra Prasad’ın doğum tarihi olan 3 Aralık tarihi Hindistan’da avukatlar günü olarak kutlanmaktadır.
Leviathan, İngiliz filozof ve siyaset kuramcısı Thomas Hobbes’un (1588-1679) başyapıtı kabul edilen bir eserdr. Levithan, bir “din ve dünya devleti”nin oluşturulmasında bireyler arası toplumsal sözleşmeye verdiği önem ve ahlak kurallarını tamamen laik ve doğal bir temele oturtmasıyla dikkat çekmektedir. Hobbes, 1651’de yayımladığı kitabında, “Tanrı’nın buyrukları” olan doğa yasalarından yola çıkarak, ideal devletin oluşturulması yollarını göstermekte; hem dinsel, hem de toplumsal-eğitimsel gerekçelerle çağının üniversite sistemine eleştiriler yöneltmektedir.
Leviathan, Batı siyaset biliminde Machiavelli’nin Hükümdar(Prens)’ı ölçüsünde önemli bir başyapıt olarak kabul edilmektedir.
Leviathan’dan Pasajlar
“Devletin amacı bireysel güvenliktir. Doğal olarak özgürlüğü ve başkalarına egemen olmayı seven insanların, devletler halinde yaşarken kendilerini tabi kıldıkları kısıtlamaların nihai nedeni, amacı veya hedefi, kendilerini korumak ve böylece daha mutlu bir hayat sürmek; yani…insanları korku içinde tutacak ve onları, ceza tehdidiyle, ahitlerini ifa etmeye ve …doğa yasalarına uymaya zorlayacak belirgin bir güç olmadığında, insanların doğal duygularının zorunlu sonucu olan o berbat savaş durumundan kurtulmaktır.” Leviathan, Thomas Hobbes, 2013, s.133
“Yazılı olmayan yasalar doğa yasalarıdır. İlk olarak, eğer istisnasız bütün uyrukları bağlayan ve yazılı olmayan veya insanların görebileceği bir yerde ilan edilmemiş olan bir yasa varsa, bu bir doğa yasasıdır. Çünkü insanların, başka insanların söyledikleri temelinde değil, kendi akıl ve mantıklarına dayanarak yasa olarak bildikleri bir şey her insanın akıl ve mantığı için uygun olmalıdır; bu da ancak bir doğa yasası olabilir. Dolayısıyla doğa yasaları için herhangi bir ilan veya duyuru gerekmez; herkesçe kabul edilen şu sözde olduğu gibi: Başkası tarafından sana yapılmasını uygun bulmadığın bir şeyi sen de başkasına yapma.” Thomas Hobbes, Leviathan, YAPI KREDİ YAYINLARI , 2013, s.205
“Devletlerin çöküşü, kusurlu yapılarından kaynaklanır. Ölümlülerin yaptığı hiçbir şey ölümsüz olmasa bile; eğer insanlar, sahip olduklarını iddia ettikleri aklı kullanabilselerdi, devletleri, en azından dahili hastalıklar yüzünden yok olmaktan kurtulurdu.” Thomas Hobbes, Leviathan, , 2013, s.239
“Yasa koyucu egemen güçtür. Monarşide olduğu gibi ister tek bir adam olsun, demokraside olduğu gibi isterse bir heyet olsun, bütün devletlerde, tek yasa koyucu egemen güçtür. Aynı nedenle, egemen güçten başka hiç kimse bir yasayı kaldıramaz; çünkü bir yasa, onun uygulanmasına son veren bir başka yasayla kaldırılabilir ancak.” Thomas Hobbes, Leviathan, 2013, s.201
“…bu hayatta, hem din hem de devletin dünyevi yönetimden başka bir yönetimi yoktur…”
“Dünyevi ve ruhani yönetim, insanlar çift görsünler ve yasal egemenlerini bilmekte yanılsınlar diye icat edilmiş iki kelimeden ibarettir.“Thomas Hobbes, Leviathan, 2013, s.345
“”…kendi keyfi için her şeyi yapacak bir kimse, ona bağlı bütün ıstıraplara da katlanmalıdır; ve bu ıstıraplar, iyilikten çok kötülüğün başlangıcı olan hareketlerin doğal sonuçlarıdır. İşte böyledir ki, ölçüsüzlük doğal olarak hastalıkla cezalandırılır; acelecilik, tersliklerle; adaletsizlik, düşmanların şiddetiyle, gurur yıkımla; korkaklık, zulümle; kralların kötü yönetimi, isyanla; ve isyan, katliamla.”Thomas Hobbes, Leviathan, 2013, s.272
“…dünyanın veya dünyanın ruhunun Tanrı olduğunu söyleyen filozoflar ona saygısızlık etmişler ve varlığını inkar etmişlerdir. Çünkü Tanrı dünyanın nedenidir; veya dünya Tanrı’dır demek, onun hiçbir nedeni yoktur, yani Tanrı yoktur demektir.” Thomas Hobbes, Leviathan, 2013, s.268
“İnsanlar arasında tapınmanın amacı kudrettir. Çünkü bir kimse başka birine tapınıldığını gördüğünde, onun güçlü olduğunu düşünür ve ona itaat etmeye daha fazla yatkın olur.” Thomas Hobbes, Leviathan, , 2013, s.268
“Cezalandırmanın amacı, intikam veya öfkenin yatıştırılması değil; ya suçlunun ya da, emsal yoluyla, diğer insanların ıslahı olduğu için; en sert cezalar, kamuya yönelik tehlikesi en fazla olan suçlar için verilmelidir.” Thomas Hobbes, Leviathan, 2013, s.259
“…halkın eğitimi, tümüyle, gençliğin üniversitelerde doğru bir biçimde eğitilmesine bağlıdır.” Thomas Hobbes, Leviathan, 2013, s.255
“…yasadan önce yasanın ihlali olamaz; cezalandırma, yasanın bir ihlali olarak değerlendirilmiş bir eylemi gerektirir…” Thomas Hobbes, Leviathan, 2013, s.234
“Kamu davası olmaksızın verilen ıstırap…ceza değildir…, önceden yargılama ve mahkumiyet olmaksızın kamu otoritesi tarafından yapılan bir kötülük de ceza adıyla anılamaz; bu, düşmanca bir hareketten ibarettir; çünkü bir kimsenin cezalandırılma nedeni olan eylem, ilk önce kamu otoritesi tarafından bir yasa ihlali olarak takdir edilmelidir.” Hobbes, Leviathan, 2013, s.233
“Devlete karşı hasımane eylemler de, özel kişilere yönelik hasımane eylemlerden daha büyük suçlardır; çünkü zarar herkesi kapsar.” Thomas Hobbes, Leviathan, 2013, s.229
“Taammüt suçu ağırlaştırır. Ani bir tutkudan kaynaklanan bir suç, aynı suçun uzun süreli bir düşünmeden kaynaklandığı duruma göre, o kadar büyük değildir: çünkü birinci durumda, insan doğasının yaygın zayıflığında yatan bir hafifletici neden vardır fakat aynı suçu önceden düşünerek işleyen bir kimse, ölçüp biçmiş ve suçun cezasını ve bunun insan toplumu bakımından sonuçlarını düşünmüştür.” Thomas Hobbes, Leviathan, 2013, s.228
“…hiçbir yasa, bir insanı, kendini korumaktan vazgeçmeye zorlayamaz.”
Thomas Hobbes, Leviathan, 2013, s.226
“…önceden bilinen ceza, insanları eylemden caydırmak için yeterince büyük olmadığında, eyleme bir davettir…” Thomas Hobbes, Leviathan, 2013, s.220
“Pozitif yasalar ise, ezelden beri var olmayıp, başka insanlar üzerinde egemenlik sahibi olanların iradesiyle konulmuşlar ve yazıyla veya yasa koyucunun iradesini gösteren bir başka yöntemle insanlara bildirilmişlerdir.” Thomas Hobbes, Leviathan, 2013, s.214
“Bir yasanın özü, onun lafzı değil, o yasa konulurkenki amaç veya niyet, yani, (yasa koyucunun ona verdiği anlam olan) yasanın asıl anlamıdır.” Thomas Hobbes, Leviathan, 2013, s.207
“…yasalar haklı ve haksızı gösteren kurallardır; haksız olarak bilinip de bir yasaya aykırı olmayan hiçbir şey yoktur.” Thomas Hobbes, Leviathan, 2013, s.201
“…bütün yargı yetkisi esas olarak egemenliğe bağlıdır; ve dolayısıyla bütün diğer yargıçlar egemen güce sahip olan kişinin veya kişilerin vekilleridir.” Thomas Hobbes, Leviathan, 2013, s.185
“Bir kamu görevlisi, belirli bir alanda devletin kişiliğini temsil etmek yetkisi ile, ister bir monark ister bir meclis olsun, egemen tarafından istihdam edilen kişidir.” Hobbes, Leviathan, 2013, s.184
“Dünyada insanların bütün eylemlerini ve sözlerini düzenlemek için yeterli kuralların olduğu bir devlet olmadığına göre, ki böyle bir şey imkansızdır, yasalarca müsaade edilen bütün eylemlerde, insanlar, kendileri için en yararlı olacak şekilde, kendi akıllarının önereceği şeyleri yapmak özgürlüğüne sahiptirler.” Thomas Hobbes, Leviathan, 2013, s.164
“Genel olarak, insanların devletlerde yaptıkları bütün eylemler, o eylemleri yapan kişilerin yapmama özgürlüğüne sahip oldukları fakat yasa korkusu ile yaptıkları eylemlerdir.” Leviathan, Thomas Hobbes, 2013, s.163
“Korku ve özgürlük tutarlıdır; söz gelimi, geminin batacağı korkusu ile, bir kimse mallarını denize attığında, bunu yine de isteyerek yapmaktadır ve isterse bunu yapmayabilir, dolayısıyla bu, özgür olan bir kimsenin eylemidir.” Leviathan, Thomas Hobbes, 2013, s.163
“…özgür bir insan, gücü ve zekasıyla yapmaya muktedir olduğu şeylerde, istediği şeyi yapması engellenmemiş olan biridir.” Leviathan, Thomas Hobbes, 2013, s.163
“Özgürlük veya hürriyet tam olarak, engelleme olmaması demektir; engelleme ile, hareketin önündeki dışsal engelleri kastediyorum; ve bu rasyonel yaratıklar kadar, irrasyonel ve cansız yaratıklar için de geçerlidir.” Leviathan, Thomas Hobbes, 2013, s.162
“Bir insan topluluğu, kendi aralarında ahit yaparak, hepsinin birden kişiliğini temsil etmek, yani onların temsilcisi olmak hakkının hangi kişiye veya heyete verileceği konusunda çoğunlukla anlaştığı vakit, bir devlet kurulmuştur.” Leviathan, Thomas Hobbes, 2013, s.137
“…insan doğası öyledir ki suçlamak, bağışlamaktan daha az hitabet gerektirir; ve mahkum etmek, bağışlamaya kıyasla adalete daha çok benzer.” Leviathan, Thomas Hobbes, 2013, s.148
“Temsilci bir kişi olduğunda, devlet bir MONARŞİ’dir; bir araya gelecek herkesten oluşan bir heyet ise DEMOKRASİ’dir veya halk devletidir; sadece bir kesimin heyeti olduğunda ise, ARİSTOKRASİ adını alır.” “Tiranlık ve oligarşi monarşi ve aristokrasinin farklı adlarından ibarettir.” Leviathan, Thomas Hobbes, 2013, s.146
“Kılıcın zoru olmadıkça ahitler sözlerden ibarettir ve insanı güvence altına almaya yetmez..Dolayısıyla,…kurulu bir iktidar yoksa veya bu iktidar güvenliğimiz için yeterince büyük değilse; herkes, bütün diğer insanlara karşı korunmak için, kendi gücüne ve kurnazlığına dayanacak ve üstelik bunu meşru olarak yapabilecektir.” Leviathan, Hobbes, 2013, s.133
“…hiç kimse kendisinin yargıcı değildir. Herkes, her şeyi, kendi yararına uygun olarak yapacağına göre, hiç kimse kendi davasında uygun bir hakem olamaz; ve eğer uygun olsa idi; hakkaniyet her bir tarafa eşit hak verilmesini emrettiğinden , taraflardan birinin yargıç olmasına müsaade edildiği takdirde, diğer taraf için de aynı şeye müsaade edilmesi gerekirdi; ve böylece anlaşmazlık, yani savaş nedeni, doğal hukuka aykırı olarak devam ederdi.” Leviathan, Thomas Hobbes, 2013, s.123
“…adalet herkese kendisinin olanı sürekli olarak vermek iradesidir.” Leviathan, Thomas Hobbes, 2013, s.114
“…hiç kimsenin, herhangi bir söz veya işaretle, bırakmış veya devretmiş kabul edilemeyeceği bazı haklar vardır. İlk olarak, insan, canını almak için kendisine cebren saldıranlara direnmek hakkını bırakamaz…” Leviathan, Thomas Hobbes, 2013,s.106
“…hak, yapmak veya yapmamak özgürlüğünden oluşur; yasa ise, bunlardan birini tespit ve ilzam eder: yani, yasa ve hak, aynı konuda birbirleriyle tutarlı olmayan yükümlülük ve özgürlük kadar ayrı şeylerdir. Leviathan, Thomas Hobbes, 2013, s.104
“Doğa yasası, lex naturalis, akılla bulunan ve insanın kendi hayatı için zararlı veya hayatını koruma yollarını azaltıcı olan şeyleri yapmasını yasaklayan veya insanın hayatını en iyi şekilde koruyabileceğini düşündüğü bir ilke veya genel kuraldır. “ Leviathan, Hobbes, 2013, s.103-4
“Doğal hak, kendi doğasını, yani kendi hayatını korumak için kendi gücünü dilediği gibi kullanmak ve, kendi muhakemesi ve aklı ile, bu amaca ulaşmaya yönelik en uygun yöntem olarak kabul ettiği her şeyi yapmak özgürlüğüdür.” Leviathan, Thomas Hobbes, 2013, s.103
“Genel bir gücün olmadığı yerde, yasa yoktur…”
Leviathan, Thomas Hobbes, 2013, , s.103
“Korkulacak genel bir güç olmasaydı hayatın nasıl olacağı, önceden barışçı bir yönetim altında yaşamış olan insanların bir iç savaş durumunda içine düştükleri hayata bakarak anlaşılabilir.”
Leviathan, Thomas Hobbes, 2013, s.102
“Devlet olmadıkça, herkes herkese karşı daima savaş halindedir. Buradan şu açıkça görülür ki, insanlar hepsini birden korku altında tutacak genel bir güç olmadan yaşadıkları vakit, savaş denilen o durumun içindedirler; ve bu savaş herkesin herkese karşı savaşıdır.”
Leviathan, Thomas Hobbes, 2013, s.101
“…insan doğasında üç temel kavga nedeni buluyoruz. Birincisi rekabet; ikincisi, güvensizlik; üçüncüsü de, şan ve şeref.” Leviathan, Thomas Hobbes, 2013, s.101
“İnsanlar doğuştan eşittir.Doğa, insanları, bedensel ve zihinsel yetenekleri bakımından öyle eşit yaratmıştır ki, bazen bir başkasına göre bedence çok daha güçlü veya daha çabuk düşünebilen birisi bulunsa bile, her şey göz önüne alındığında, iki insan arasındaki fark, bunlardan birinin diğerinde bulunmayan bir üstünlüğe sahip olduğunu iddia etmesine yetecek kadar fazla değildir. Çünkü, bedensel güç bakımından, en zayıf olan kişi, ya gizli bir düzenle ya da kendisi ile aynı tehlike altında olan başkalarıyla birleşerek, en güçlü kişiyi öldürmeye yetecek kadar güçlüdür.”
Leviathan, 2013, s.99
“Gelecekten kaygı duymak, insanı, şeylerin nedenlerini araştırmaya yöneltir: çünkü bu nedenleri bilmek, insanın, şimdiki zamanı kendi avantajına uygun olarak daha iyi bir şekilde düzenlemesini sağlar.” Leviathan, 2013, s.86
“Zulüm korkusu, insanı, toplumdan yardım beklemeye veya istemeye yöneltir: çünkü, insanın hayatını ve özgürlüğünü sağlamasının başka bir yolu yoktur.” Leviathan, Hobbes, 2013,s.83
“…bir insan kendine ne kadar yüksek bir değer biçerse biçsin, onun gerçek değeri başkalarınca takdir edilenden fazla değildir.”Leviathan, 2013,s.74
“İnsan zihninin, algı ve düşünceler ve düşüncelerin birbirini izlemesinden başka bir hareketi yoktur; ancak konuşma ve yöntem yardımıyla, bu melekeler, insanı bütün diğer canlı yaratıklardan ayıracak bir düzeye kadar geliştirilebilir.” Leviathan, 2013, s.33
İngiliz filozof Thomas Hobbes, doğdu. (Ölümü: 4 Aralık 1679)
Leviathan – Thomas Hobbes
1793
Belçikalı avukat ve eski Başbakan Felix de Muelenaere doğdu. (Ölümü: 5 Ağustos 1862) Hukuk eğitimi gördü ve avukat olarak çalıştı. 1824’ten 1829’a kadar Batı Flandre eyaletinin üyesi oldu. 1830’da Belçika’nın bağımsızlığından sonra, Batı Flanders valisi olarak görev yaptı. 1831’de Belçika Temsilciler Meclisi üyesi oldu. Daha sonra Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı. Bir dönem Başbakanlık görevini üstlendi. 1850’den 1862’de ölümüne kadar Tielt bölgesi Ticaret Odası üyeliğinde bulundu.
Felix de Muelenaere
1794
Fransız Devrimi’nin en önemli kişiliklerinden biri olan avukat ve politikacı Georges Jacques Danton yaşamını yitirdi. (Doğumu: 26 Ekim 1759)Sciences Po Paris, Campus de Reims‘de eğitim gördü. 1790’da Club de Cordeliers’in başkanı oldu. Cordeliers bölgesinde başkanlık yaptı. 1792’de Fransız Adalet Bakanı oldu. 1793 baharında Devrim Mahkemesinin kurulmasını destekledi ve Kamu Güvenliği Komitesinin ilk başkanı oldu. 34 yaşında idama mahkûm edildi.
Georges Jacques Danton
1816
Amerikalı avukat ve tıp doktoru Samuel Freeman Miller doğdu. (Ölümü: 13 Ekim 1890) Transylvania Üniversitesi‘nde tıp diplomasını aldı. 12 yıl doktorluk yaptığı Kentucky’de kendi başına hukuk alanında çalıştı ve 1847’de baroya kabul edildi. Ailesiyle beraber Kentucky’den gelmiş olan bütün köleleri özgürleştirdi. Başkan Abraham Lincoln tarafından Yüksek Mahkemeye atandı. 16 Temmuz 1862 tarihinden ölüm tarihi olan 13 Ekim 1890’a kadar ABD Yüksek Mahkemesinde yardımcı yargıç olarak görev aldı. Amerikan İç Savaşı’ndan sonra kölelerin haklarını güvence altına alma yolunda önemli mücadeleler verdi. Yargıç Miller görevde kaldığı 28 yıl boyunca mahkemeye 616 görüş yazdı ve Başyargıç William Rehnquist tarafından dönemindeki ‘büyük ihtimalle en dominant figür’ olarak tanımlandı. 1889 yılından itibaren National University School of Law ‘da anayasa hukuku üzerine ders verdi.
Samuel Freeman Miller
1832
Avukat ve Fransa eski Başbakanı Jules Ferry doğdu. (Ölümü: 17 Mart 1893) Paris Üniversitesi Hukuk Fakülteside eğitim gördü. 1879-1883 yılları arasında birçok kez Maarif ve Güzel Sanatlar Bakanı olarak görev yaptı. Zorunlu ve parasız eğitimi geri getiren yasaları yazdı. 1880’den 1885’e kadar Bakanlar Kurulu Başkanı olarak görev yaptı. Özellikle Çinhindi yarımadasında Fransız sömürgeciliğinin yayılmasına güçlü bir bağlılık gösterdi. Tonkin meselesi nedeniyle hükümet başkanlığından ayrılmak zorunda kaldı. 1887 cumhurbaşkanı seçildi. 1893 yılında Fransız senatosu başkanı oldu.
1878
5 Nisan Avukatlar Günü’nün belirlenmesine kaynaklık eden tarihlerin en eskisi İstanbul Barosunun kuruluş günü olan 5 Nisan 1878’dir. İstanbul Barosu 5 Nisan 1878 tarihinde toplanarak ilk genel kurul toplantısını yapmış ve baronun kuruluşu Kanunu Esasi‘den iki yıl sonra gerçekleşmiştir. 5 Nisan günü sadece Türkiye’de Avukatlar Günü olarak kutlanmakta, farklı ülkelerde başka günlerde kutlama yapılmaktadır.
Türk Hukuk Kurumu, 9 Nisan 1934 tarihinde “Hukukçular Cemiyeti” adıyla kuruldu, derneğin adı 23 Kasım 1935’de “Hukuk İlmini Yayma Kurumu”na dönüştürüldü, 5 Nisan 1941 tarihinde ise derneğin adı “Türk Hukuk Kurumu” oldu. Derneğin şimdiki binasının bulunduğu yer 1941 tarihinde tahsis edildi.
1942
İsviçreli avukat, politikacı ve devlet adamı Pascal Couchepin doğdu. Lozan Üniversitesi Hukuk Fakültesinden DEA derecesiyle mezun oldu. 1976’da Belediye Başkan Yardımcısı oldu. 1984’te Martigny Belediye Başkanlığı yaptı. 1998’de İsviçre Federal Konseyi’ne Valais kantonundan İsviçre Hür Demokrat Partisi üyesi olarak seçildi ayrıca 1979’dan 1998’e kadar Ulusal Konsey’de görev yaptı. 2003 yılında Federal İçişleri Bakanlığı’na geçti. 2006’da Federal Konseyi Başkan Yardımcısı seçildi. 2007’de Konfederasyon Başkanı oldu. 2008 yılında İsviçre Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı.
1945
Tito, Sovyetler Birliği ile dostluk anlaşması imzaladı.
1951
Ethel ve Julius Rosenberg, Sovyetler Birliği için casusluk yaptıkları gerekçesiyle idama mahkûm edildi.
1992
Bosna-Hersek Hükûmeti bağımsızlığını ilan etti.
1994
Karadeniz Kültür İşbirliği Sözleşmesi; “Kültür, Eğitim, Bilim ve Enformasyon Alanlarında İşbirliğine İlişkin Karadeniz Sözleşmesi” adıyla 6 Mart 1993 tarihinde İstanbul’da imzalandı. Sözleşmenin onaylanmasına ilişin kanun “Kültür, Eğitim, Bilim ve Enformasyon Alanlarında İşbirliğine İlişkin Karadeniz Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun” adıyla 5 Nisan 1994’te kabul edildi, kanun Resmî Gazetede 9 Nisan 1994’te yayınlandı.
2008
Türk Tabipler Birliği Hekimlik ve İnsan Hakları Bildirgesi, 4-5 Nisan 2008 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen Türk Tabipleri Birliği Etik Bildirgeler Çalıştayında kabul edildi. Bildirge, 20 Haziran 2009 tarihinde Ankara’da düzenlenen Türk Tabipleri Birliği II. Etik Bildirgeler Çalıştayında güncellendi.
2008
Türk Tabipler Birliği Hekimlerin Toplumsal Sorumlulukları Bildirgesi, 4-5 Nisan 2008 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen “Türk Tabipleri Birliği Etik Bildirgeler Çalıştayında kabul edildi. Bildirge, 20 Haziran 2009 tarihinde Ankara’da düzenlenen “Türk Tabipleri Birliği II. Etik Bildirgeler Çalıştayı”nda güncellendi.
2008
Türk Tabipler Birliği Hekim Hakları Bildirgesi, 4-5 Nisan 2008 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen Türk Tabipleri Birliği Etik Bildirgeler Çalıştayında kabul edildi. Bildirge, 20 Haziran 2009 tarihinde Ankara’da düzenlenen Türk Tabipleri Birliği II. Etik Bildirgeler Çalıştayında güncellendi.
2008
Türk Tabipler Birliği Araştırma Etiği Bildirgesi, 4-5 Nisan 2008 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen Türk Tabipleri Birliği Etik Bildirgeler Çalıştayında kabul edildi, 20 Haziran 2009 tarihinde Ankara’da düzenlenen II. Etik Bildirgeler Çalıştayında güncellendi.
2008
Türk Tabipleri Birliği Yayın Etiği Bildirgesi, 4-5 Nisan 2008 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen “Türk Tabipleri Birliği Etik Bildirgeler Çalıştayı”nda kabul edildi. Bildirge, 20 Haziran 2009 tarihinde Ankara’da düzenlenen “Türk Tabipleri Birliği II. Etik Bildirgeler Çalıştayı”nda güncellendi
2009
Türkiye’de Sağlık Bakanlığı, 40 işçinin silikozis hastalığından ölmesinin ardından, kot taşlama için kullanılan insan sağlığına zararlı maddelerin kullanımını yasakladı.
Yunan filozof, alim ve hümanist, Georgios Trapezuntios dünyaya geldi. (Trabzonlu Georgios) (Ölümü: 1486)
1559
İtalya Savaşı’nı bitiren Cateau-Cambrésis Barış Antlaşması İspanya ile Fransa arasında imzalandı. İtalya Savaşı veya diğer adıyla Habsburg–Valois Savaşı, 1551-1559 yılları arasında gerçekleşen ve Fransa Krallığı’nın İtalya Yarımadası’nda egemenlik kurmak istemesiyle başlayan bir savaştır. Savaş sonucunda İspanyollar, Güney İtalya’yı ele geçirmiştir.
1879
Osmanlı Devletinden ayrılan Bulgaristan Prensliği başkent olarak Sofya’yı ilan etti. Bulgaristan Bağımsızlık Bildirgesi ise, 5 Ekim 1908 tarihinde ilan edildi. Belge. Tırnova’da Prens Ferdinand tarafından duyuruldu.
1919
Avusturya’da; “Hapsburg-Lorraine Hanedanlığı’nın sürgün cezası ve yurt dışına çıkartılması hakkında 3 Nisan 1919, StGBI 209 sayılı Kanun” ile “Soyluluk unvanlarının, laik şövalyelik unvanlarının, hanım ve beyleri ayırmakta kullanılan hitapların ve bazı unvan ve doğuştan gelen asalet belirten isimlerin kaldırılması hakkında 3 Nisan 1919 tarih ve StGBI sayılı Kanun” kabul edildi.
1924
Türkiye’de ilk kez Avukatlık Kanunu kabul edildi. Muhamat Kanunu ile, Avukatların meslek örgütü niteliğindeki Baro ilk kez 1924 yılında kurulmuştur. Ancak anılan kanunun kabulü ve baroların kurulmasından önce de avukatlar “Dava Vekilleri Cemiyeti” adı altında örgütlenmişlerdi
1926
Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun, Türkiye’de, ilkokul lise ve yüksek öğretimin belli esaslara göre düzenlenmesi için 2 Mart 1926 tarihinde kabul edildi. Kanun, 3 Nisan 1926 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi, 5 haziran 1928 tarihli 1338 sayılı kanun ile tadil edildi.
1930
Türkiye kadınlarına belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanıyan yeni Belediyeler Kanunu kabul edildi. Türkiye’de kadınlara, belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı verildi.
1936
Polis, tek tek evleri dolaşarak, halktan soyadı almakta acele edilmesini istedi.
1946
Hukukçu ve Polonya Başbakanı Hanna Stanisława Suchocka dünyaya geldi. (d. 3 Nisan 1946) 1975 yılında Batı Almanya’da Anayasa Hukukunda doktora yaptı ve insan haklarıyla meşgul oldu. Poznań’daki Adam Mickiewicz Üniversitesi’nde profesör ve Venedik Komisyonu eski Başkan Yardımcısı olarak çalıştı. 8 Temmuz 1992 ile 26 Ekim 1993 tarihleri arasında Polonya’nın başbakanı olarak görev yaptı. Polonya’da bu görevi üstlenen ilk kadın ve dünyada başbakan olarak seçilen 14. kadındı. Venedik Komisyonu Onursal Başkanıdır. Madrid Kulübü ve Kadın Liderleri Konseyi üyesidir.
1948
Hollandalı hukukçu ve politikacı Jaap de Hoop Scheffer doğdu. Leiden Üniversitesi‘nde Hukuk eğitimi gördü. 1976’dan 1986’ya kadar memur ve diplomat olarak çalıştı 1986’da Temsilciler Meclisi Üyesi olarak görev yaptı. Dışişlerde ve Avrupa İşleri’nin ön saflarında yer aldı ve sözcü olarak görev yaptı. 2002 yılında Dışişleri Bakanı olarak atandı. 2004 yılında 11. NATO Genel Sekreteri olarak seçildi ve 5 yıl bu görevini sürdürdü.
1948
Amerika Birleşik Devletleri başkanı Harry Truman, ekonomik yardımları içeren Marshall Planı’nı imzaladı.
1949
12 ülke Washington’da Kuzey Atlantik Antlaşma Örgütü’nü (NATO) kuran anlaşmayı imzaladı.
1950
Türkiye’ye Marshall yardımıyla 30 milyon dolar değerinde tarım makineleri geldi.
1951
Bursa Cezaevi’nde bulunan şair Nazım Hikmet’in affedilmesi için tanınmış sanatçı ve düşünce insanları bir dilekçeyle İsmet İnönü’ye başvurdu.
1951
İstanbul bir kumarhanede yakalanan Büyük Doğu dergisinin sahibi Necip Fazıl Kısakürek 30 lira para cezasına çarptırıldı.
1956
Adana’da, Devlet Havayollarına ait uçak düştü, 25 kişi öldü. Kazada arkeolog, felsefeci ve siyaset adamı Remzi Oğuz Arık da 55 yaşında iken yaşamını yitirdi.
1960
Kırım Tatarı ve Türk siyasetçisi ve devlet adamı Cafer Seydahmet Kırımer (Kırım Tatarcası: Cafer Seydamet Qırımer) yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1 Eylül 1889, Kızıltaş – Ölümü: 3 Nisan 1960, İstanbul), 1 Eylül 1889’da Kırım’ın Yalta şehri yakınlarındaki Kızıltaş köyünde doğdu. İlk tahsilini Kırım’da, orta, lise ve hukuk tahsilini İstanbul’da yaptı. 1908 yılında İstanbul’da Numan Çelebicihan ve diğer Kırım tatarı arkadaşları ile Kırım Talebe Cemiyeti’ni kurdu. 1911’te hukuk eğitimine Paris’te devam etti. I. Dünya Savaşı başladığında Kırım’a döndü. Kırım’da yakın arkadaşları ile birlikte inkılâpçı, gizli bir teşkilât kurdu. 1917 yılında Kırım Halk Cumhuriyeti ilan edilince, Numan Çelebicihan’ın başkalığındaki hükûmette Harbiye ve Hariciye Bakanlığını üstlendi. Kırım’ın Bolşevikler tarafından işgal edilmesi üzerine, Kırım Meclis temsilcisi olarak Kiev ve Varşova üzerinden Paris’e geçti. Daha sonra İstanbul’a gelerek Kırım’ın özgürlüğü için çalışmalarını Türkiye’de sürdürdü. 3 Nisan 1960 günü İstanbulda yaşamını yitirdi. Mezarı İstanbul’da Feriköy Mezarlığı’ndadır.
1963
27 Mayıs “Hürriyet ve Anayasa Bayramı” olarak yasalaştı. Oylamaya 147 Adalet Partisi milletvekilinden yalnızca 30’u katıldı. 3 Nisan 1963 tarihinden 1982 Anayasasının yürürlüğe girdiği 9 Kasım 1982 tarihine kadar yirmi yıla yakın bir süre Türkiye’nin resmî bayramlarından biri olarak kutlanmıştı. Bayramı Kenan Evren kaldırdı.
1963
30 Mart’ta Kayseri Cezaevi’nde açlık grevine başlayan eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar grevi bıraktı.
1967
Yunan hukukçu, yazar ve eski başbakan Panagiotis Kanellopoulos 3 Nisan 1967’de başbakanlık makamına geldi. Kısa süre sonra 21 Nisan 1967 darbesi meydana geldi. Darbe döneminin sonuna kadar yedi yıl boyunca ev hapsinde tutuldu.
1968
AIESEC Genel Kurulu’nda Bakan protestosundan dolayı tutuklu olan 9 gençten Deniz Gezmiş, Bozkurt Nuhoğlu ve Raif Ertem dışındaki 6 genç tahliye edildi.
1969
“Kanlı Pazar”da bıçaklanarak öldürülen müteahhit Ali Turgut Aytaç’a öncesinde sopa ile vurduğu Adli Tıp kayıtlarından kesinleşen Cağaloğlu Özel Mühendislik ve Mimarlık Okulu öğrencisi A.Atalay da tutuklandı.
1969
J.Stalin’in Sol Yayınları’ndan çıkan “Marksizm ve Milli Mesele” adlı kitabından dolayı yayınevi sahibi Muzaffer Erdost hakkında Mahkeme’nin verdiği beraat kararı Yargıtay’da bozuldu.
1970
Orman Genel Müdürlüğü, Orman Fakültesi’nde 46 gündür boykotta olan 800 öğrenciden 250’sinin bursunu kesti.
1972
Anayasa Mahkemesi raportörleri Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) liderleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarıyla ilgili itirazı reddetti. İtirazı Cumhuriyet Halk Partisi yapmıştı.
1975
Konya’da Kâzım Ergün adlı bir kişi, kan davası sebebiyle bir aileyi öldürdü. Ergün, 12 Eylül döneminde idam edildi.
İnönü Üniversitesi, Malatya‘da kuruldu. Üniversite, 28 Ocak 1975 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde, 25 Mart 1975 tarihinde ise Cumhuriyet Senatosunda kabul edilen ve 3 Nisan 1975 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 1872 sayılı ‘İnönü Üniversitesi Kanunu’ ile kurulmuştur. İnönü Üniversitesi’ne bağlı Hukuk Fakültesi kurulması, Bakanlar Kurulu’nca 27/5/2009 tarihinde kararlaştırılmıştır.
1979
Pakistan devrik Başbakanı Zülfikar Ali Butto idam edildi.
1981
İstanbul Sıkıyönetim Askeri Savcılığı, DİSK Genel Başkanı Abdullah Baştürk ve 149 arkadaşı hakkında, 1 Mayıs yasağına karşı DİSK’in 30 Nisan 1980’de gerçekleştirdiği iş bırakma eyleminden ötürü, “işçileri siyasi mahiyette yasadışı greve teşvik ettikleri ve Sıkıyönetim Komutanlığı’nın emirlerini dinlemedikleri” gerekçesiyle dava açtı.
1981
Cumhurbaşkanlığı’na bağlı olarak çalışan Devlet Denetleme Kurulu, 3 Nisan 1981 tarihinde kuruldu.
1981
“Hergün Yeni Baştan” adlı oyunuyla ilgili gözaltına alınan Genco Erkal serbest bırakıldı. Erkal’ın tiyatro salonundaki koltukların arkasına yazılan bazı yazılar gerekçe gösterilerek gözaltına alındığı öğrenildi.
1985
Hukuk Fakültesi Dekanlığına “ek sınav hakkı” dilekçesi vermek istedikleri için yargılanan 14 öğrencinin duruşması yapıldı. Duruşmada tanık olarak dinlenen Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Orhan Aldıkaçtı “Tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki, bu bir örgüt işi.” dedi.
1989
12 Eylül’den sonra açılan davalarda 9 yılda yaklaşık 7 bin idam talep edildiği, cezası kesinleşen 480 idam mahkumundan 49’unun infaz edildiği açıklandı.
1992
Ankara DGM Başsavcılığı,”Siyasi Partiler Kanunu’na aykırılık”tan Halkın Emek Partisi (HEP) hakkında Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu.
1992
Türkiye’nin ilk kadın kaymakamı Azize Düşer, Ankara’nın Çankaya ilçesi Kaymakamlığı’na vekil olarak atandı.
1993
Basın Konseyi için Avukat Fikret İlkiz’in düzenlediği rapor açıklandı: “1992 de Güneydoğu’da 12 gazeteci öldürüldü, 55’i darp vb. kötü muameleye maruz kaldı, 165’i gözaltına alındı.”
1998
İnsan Hakları Belgeleri arasında insan hakları savunucularını koruması nedeniyle önemli bir yer tutan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Savunucularının Korunması Belgesi, Evrensel Olarak Tanınan İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması ve Geliştirilmesinde Toplumsal Kuruluşların (Organların), Grupların ve Bireylerin Hakları ve Sorumlulukları Üzerine Bildirge, BM İnsan Hakları Komisyonunun 3 Nisan 1998 tarihli toplantısında kabul edildi.
1998
Diyarbakır, Batman, Şanlıurfa ve Mardin’deki cezaevlerinde incelemelerde bulunan TBMM İnsan Haklarını İzleme Komitesi Başkanı Sema Pişkinsüt açıklama yaptı: “Güneydoğu illerinde girdiğimiz tüm sorgu odalarında işkencede düşük akım olarak kullanılan telefon kablolarına rastladık.”
1998
Danıştay 6.Dairesi, Bergama/ Ovacık’taki maden sahasında siyanürlü altın çıkarılmasına izin veren Çevre Bakanlığı’nın işlemini iptal eden 1.İdare Mahkemesi kararını onadı.
1999
Avrupa Konseyi üyesi Arnavutluk, ölüm cezasını kaldıran protokolü imzaladı.
2001
Uluslararası Bağ ve Şarap Örgütünün Kuruluş Anlaşması (Agreement establishing the International Organisation of Vine and Wine), 3 Nisan 2001 tarihinde imzalanmış, bu anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle birlikte de 1 Ocak 2004 itibarıyla Uluslararası Bağ ve Şarap Örgütü resmî olarak faaliyete geçmiştir. 1924 yılında kurulan Dünya Bağ ve Şarap Ofisi’nin yerini, 3 Nisan 2001 tarihli anlaşma ile kurulan Dünya Bağ ve Şarap Örgütü (OIV) almıştır. Sözleşme, Türkiye Cumhuriyeti adına 2 Temmuz 2001 tarihinde Paris’te imzalanmıştır.
İsrail askerleri Batı Şeria’daki Cenin kenti ve Nablus’un Salfit kasabasına da girdi. Böylece Ramallah, Kalkşya, Beytüllahim, Tulkarim ve Beyt Calla ile beraber 350 bin Filistinli, İsrail denetimine geçti. İHD, Halkevleri, HADEP, Mazlum-Der, Sosyalist Demokrasi Hareketi ve DİSK’e bağlı Basın-İş üyeleri Sirkeci Postanesi’nden BM Genel Sekreteri Kofi Annan’a telgraf göndererek İsrail’in Filistin’e saldırısının durdurulmasını istedi.
2006
Irak’ta Kürt yazar Kemal Kerim serbest bırakıldı. Kerim Mesut Barzani’yi yolsuzluk ve Rus casusluğuyla suçladığı için 18 ay hapse mahkum edilmişti.
2006
11 Eylül saldırılarıyla ilgili olarak ABD’de yargılanan tek kişi olan Fas asıllı Fransız Zekeriya Musavi için mahkeme, akıl sağlığının yerinde olduğuna ve yargılanasının uygun olduğuna karar verdi.
2014
Amerikalı seri katil Tommy Lynn Sellsidam edildi. İlk cinayetini 15 yaşında işlemiş, 2 Ocak 2000 tarihinde tutuklanmıştı. Mahkeme kararına yansımamış olsa da polis yetkililerin tespitleri toplam 22 cinayet işlediğini göstermektedir.
2016
Türk hava sahasını ihlal eden Rus uçağının düşürülmesinin ardından, pilotu öldürdüğü yönündeki açıklamaları basına yansıyan Alpaslan Çelik, “ateşli silah bulundurmak ve taşımak” suçlamasıyla sevk edildiği sulh ceza hakimliği tarafından tutuklandı.
2017
BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek Bireysel Başvuru Usulüne İlişkin İhtiyari Protokol Kapsamındaki Usul Kuralları, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 19 Aralık 2011 tarihli ve 66/138 sayılı kararıyla kabul edildi. Türkiye, İhtiyari Protokol’ü 24 Eylül 2012 tarihinde imzaladı, onayın uygun bulunduğuna ilişkin 9 Mart 2017 tarih ve 6976 sayılı Kanun, 3 Nisan 2017 tarih ve 30027 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı.
2018
Türkiye’nin nükleer enerji alanında ilk projesi Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin temeli atıldı.
2020
Ölüm orucundaki Grup Yorum üyesi Helin Bölek yaşamını yitirdi. Bölek, 288 gündür ölüm orucundaydı.
2025
Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutukluları ziyaret eden İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, “Adalet Bakanını buraya gelmeye ve öğrencileri dinlemeye davet ediyorum. Adalet Bakanını ve İçişleri Bakanını, Silivri ve Metris hapishanelerini ziyaret etmeye, buradaki tutuklularla konuşmaya davet ediyorum” dedi.
‘Boykot çağrısı’ gerekçe gösterilerek gözaltına alınan oyuncu Cem Yiğit Üzümoğlu ve 10 kişi adli kontrol kararı verilerek serbest bırakıldı.
CHP, mart ayı Basın Özgürlüğü Raporu’nu Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer açıkladı. ‘İmamoğlu mitingleri’ni gösteren kanallara karartma uygulandığı, protestoları takip eden 14 gazetecinin darbedilip 8’inin tutuklandığına ve sosyal medyaya bant daraltması uygulaması ile 190 X hesabına erişim engeli getirildiğine dikkat çekildi.
Türkiye-Avrupa Birliği (AB) Yüksek Düzeyli Ekonomik Diyaloğu Toplantısı, 6 yıl aradan sonra Brüksel’de düzenlendi: AB-Türkiye ilişkileri hukukun üstünlüğü, demokrasi, medya özgürlüğü ve insan haklarına saygı gibi değerler tarafından yönlendirilmeli.
2 Nisan – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
1834
Avukat ve Peru Cumhuriyeti’nin Geçici Başkanı Francisco Garcia Calderon 2 Nisan 1834’te dünyaya geldi. Aynı zamanda bir akademisyendi. Colegio de la Independencia’da (İngilizce: Independence College) okudu ve daha sonra Felsefe ve Matematik profesörü olarak çalıştı. Peru ve Şili arasındaki nihai barış anlaşmalarında önemli bir figürdür. 1867’de Kurucu Kongre’nin Başkanı olarak görev yaptı. 1868’den 1869’a kadar kısa bir süre Maliye Bakanı olarak, 1886’dan 1887’ye kadar Senato Başkanı olarak görev yaptı. Devlet başkanlığı görevinden sonra da barış için çalıştı, Peru ve Ekvador arasındaki toprak anlaşmazlıklarında arabuluculuk yapmakla görevlendirildi. Peru Mevzuatı Sözlüğünü yazdı. 21 Eylül 1905’te yaşamını yitirdi. Avukat Francisco Garcia Calderon Landa’nın doğum günü olan 2 Nisan, her yıl Peru’da Avukatlar Günü olarak kutlanmaktadır.
Francisco García Calderón Landa
1838
Fransız hukukçu ve siyasetçi Léon Gambetta doğdu. (Ölümü: 31 Aralık 1882) Paris Hukuk Fakültesinde eğitim gördü. Genç bir avukat olarak Molé Konferansı’na kabul edildi. 1868’de Charles Delescluze’nin davası sayesinde tanındı. 1869 yılında milletvekili olarak meclise girdi. 1870-1871 yılları arasında İçişleri Bakanlığı yaptı. Fransa’da mevcut rejimin yıkılmasından sonra cumhuriyet rejiminin sürdürülebilirliğinde kilit rol oynadı. 1879’dan 1881’e kadar Temsilciler Meclisi Başkanı, 1881 ve 1882 yılları arasında iki ay boyunca Konsey Başkanı ve Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı.
1840
Fransız yazar Émile Zola doğdu. (Ölümü: 29 Eylül 1902) Dünya edebiyatının en ünlü yazarları arasında yer aldı. 1880’de edebiyata yeni giren natüralizm akımına öncülük etti. Dreyfus tartışmasında aldığı tavırla 19. yüzyılın son ve yirminci yüzyılın ilk çeyreğindeki uluslararası edebiyat gündemine damga vurdu.
1861
Danimarkalı hukukçu ve politikacı Peter Georg Bang yaşamını yitirdi. (Doğumu: 7 Ekim 1797) Hukuk eğitimi gördü. Kopenhag Üniversitesi‘nde Roma hukuku profesörü olarak görev yaptı. 1836’dan 1845’e kadar Danmarks Nationalbank’ın direktörlüğünü yaptı. 1845’te Hazine Müsteşarlığına ( Rentekammeret ) atandı. 1855’te Danimarka Konsey Başkanı oldu. 1954 yılında 4. Danimarka Başbakanı olarak görev yaptı.
1862
Amerikalı bir filozof, diplomat ve eğitimci Nicholas Murray Butler (2 Nisan 1862 – 7 Aralık 1947) dünyaya geldi. Columbia Üniversitesi’nin başkanı ve Nobel Barış Ödülü sahibiydi.
1891
Hukukçu ve şair Albert Pike yaşamını yitirdi. (Doğumu: 29 Aralık 1809) Avukatlar için bir rehber kitap olan The Arkansas Form Book’u yazdı ve anonim olarak yayınlandı. Hukuk okumaya başladı ve aynı yıl baroya kabul edildi. 1849’da Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi’nde avukatlık yapmak için lisans aldı Mahkemelerde müvekkillerini her düzeyde temsil eden oldukça etkili bir avukat oldu. 1864’ten 1865’e kadar Arkansas Yüksek Mahkemesi’nde yardımcı yargıç olarak görev yaptı.
1891
Bugünkü adıyla Sayıştay’ın ilk başkanı, öğretim üyesi, büyükelçi, bakan, Sadrazam, Meclis-i Mebusan Başkanı ve Meclis-i Valay-i Ahkâm-ı Adliye üyesi Ahmet Vefik Paşa (3 Temmuz 1823 – 2 Nisan 1891) yaşamını yitirdi. 16 dil bilen bir bilim insanıydı.
1899
Yazar ve gazeteci Peyami Safa doğdu. (Ölümü: 15 Haziran 1961) Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Matmazel, Noraliya’nın Koltuğu ve Yalnızız gibi psikolojik türdeki eserleriyle Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında ön plana çıktı.
1929
Amerikalı siyasetçi ve hukukçu Frank Leroy Farrar dünyaya geldi. (Doğumu: 2 Nisan 1929 – Ölümü: 31 Ekim 2021)
1948
Yazar Sabahattin Ali, Bulgaristan sınırını geçmeye çalışırken, kılavuzu Ali Ertekin tarafından öldürüldü. Cesedi iki ay sonra bulundu. Aylar sonra kaçakçılıktan yakalanıp 28 Aralık’ta tutuklanan Sabahattin Ali’nin katlini üstlenen ordudan atılma çavuş Ertekin sorgusunda “milli hislere kapıldığını” söyledi. Mahkeme, talep üzerine gizli oturumda MİT’çileri dinledi. 4 yıl hapis cezasında indirim yapılan Ertekin, aynı yıl çıkan af yasasıyla serbest bırakıldı. Sabahattin Ali’nin cesedi ve öldürüldüğünde üzerinden çıkan şahsi eşyaları “üzerlerinde haciz bulunduğu” gerekçesiyle ailesine verilmedi. Gerçek mezar yeri halen bilinmemektedir. Filiz Ali, babasının Kırklareli’nde bir kitabe ve mezar yeri yaptırarak üzerine şu mısrayı kazıttı: “Başım dağ saçlarım kardır, Benim meskenim dağlardır.”
1950
Bursa Cezaevi’nde bulunan şair Nâzım Hikmet’in affı için, tanınmış sanatçı, yazar ve şair gibi toplumun ileri gelenleri, toplu olarak imzaladıkları sembolik bir dilekçe ile İsmet İnönü’ye başvuru yaptı.
1961
Beyoğlu’ndaki bir meyhanede Adnan Menderes şerefine kadeh kaldıran altı kişi gözaltına alındı.
1965
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri U-Thant, Türkiye’nin Kıbrıs özel temsilcisi Golo Plaza’nın görevine son verilmesi isteğini reddetti.
1965
Silahlı Bir Çatışma Halinde Kültür Mallarının Korunmasına Dair Sözleşme, 14 Mayıs 1954 tarihinde La Haye’de imzalanmıştı. Sözleşmenin kabulüne dair 563 sayılı kanun ile; «Silâhlı bir çatışma halinde kültür mallarının korunmasına dair olan Sözleşmenin tatbikatına ait Tüzük», «Silâhlı bir çatışma halinde kültür mallarının korunmasına dair Protokol» ve kararlara Türkiye Cumhuriyetinin katılması uygun bulunarak 2 Nisan 1965’te TBMM’de kabul edildi ve Resmi Gazete’nin 10 Nisan 1965 tarihli sayısında yayınlandı.
1971
Cunta Dönemi Başbakanı Nihat Erim, “reform” programını TBMM’ye sundu.
Özel yüksek okulların devletleştirilmesi sonrasında ücret ödemeye devam eden bir öğrenci Hazine aleyhine “haksız iktisap” davası açtı.
1974
Siyasi hakların iadesine ilişkin anayasa değişikliği teklifi TBMM’de 392 oyla kabul edildi.
1974
Askeri Yargıtay Daireler Kurulu, Prof. Dr. Uğur Alacakaptan hakkındaki hapis cezasını “suçun teşekkül etmediği”, eski Asistan Uğur Mumcu hakkındaki hapis cezasını da “eksik soruşturma” gerekçesiyle esastan bozarak beraatlerine karar verilmesi gerektiğine hükmetti.
1976
Şerif Gören’in “Kardeş” adlı filmi için yazdığı senaryo Sansür Kurulu’nca reddedildi.
1976
Portekiz Cumhuriyeti Anayasası, Karanfil Devrimi’nden bir yıl sonra, 25 Nisan 1975’te seçilen Kurucu Meclis tarafından hazırlandı. Anayasa taslağı, resmi olarak 1976’nın başlarında ilan edildi. Kurucu Meclis, 2 Nisan 1976’da yaptığı genel kurul toplantısında, Portekiz Cumhuriyeti Anayasasını kabul ve ilan etti.
1977
Ordu’da Cafer Aksu (Altuntaş) adlı bir kişi, kan davasından iki kişiyi öldürdü. 12 Eylül döneminde idam edildi.
1980
Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı, KTÜ öğretim üyesi Dr.Necdet Bulut’un öldürülmesinden sanık ülkücü Mikdat Şimşek ve 12 arkadaşı hakkında ölüm cezası istemiyle dava açtı. Olaydan 2 ay sonra Ankara’da yakalanan Şimşek polis ifadesinde olayı anlatmıştı.
1981
4.Kolordu ve Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı, Cumhuriyet gazetesinin Ankara, Çankırı ve Kastamonu’da yayınını 2 gün süreyle yasakladı.
1981
Gece tiyatro binasında aranıp bulunamayan Genco Erkal sabah sivil polislerce evinden gözaltına alındı. Genco Erkal’in henüz 4 kez oynadığı “Her Gün Yeni Baştan” adlı oyunu nedeniyle gözaltına alındığı, evinden alınan bazı kitapların da incelendiği öğrenildi.
1986
SHP milletvekili Barış Can’ın, Sıkıyönetim tarafından işlerine son verilen “1402’liklere” yargı yolunu açan önergesi TBMM Genel Kurulu’nda ANAP oylarıyla reddedildi.
1990
9.İstanbul Uluslararası Film Festivali Denetim Kurulu kararına itiraz üzerine toplanan Üst Denetim Kurulu, “Karartma Geceleri”nin Festival’de gösterilmesine karar verdi.
Mafya patronu John Gotti, adam öldürme ve haraç alma suçlarından 2 Nisan 1992’de New York’ta tutuklandı.
1997
Son Polonya Cumhuriyeti Anayasası 2 Nisan 1997 tarihinde kabul edilerek 25 Mayıs 1997’de halkoylamasına sunuldu, Polonya Resmi Gazetesinin 16 Temmuz 1997 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi. Polonya bağımsızlığını 1918’de kazanmıştı.
1998
Gazi olayları sırasında “öldü” sanılarak çöp bidonlarının yanına atılan Özlem Tunç Trabzon’da görülmeye devam edilen duruşmada tanık olarak dinlendi.
1999
Danıştay’ın işletme hakkını iptal ettiği Eurogold firmasına ait maden sahasındaki 18 ton siyanür Bergama dışına çıkartıldı.
2001
İBDA/C örgütü lideri Salih Mirzabeyoğlu kod adlı Salih İzzet Erdiş, “anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye kalkışma” suçundan idâm cezasına çarptırıldı. Erdiş, “anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye kalkışmak” suçundan yargılanıyordu.
2001
Alibeyköy’de “Kurtuluş” gazetesi satarken polislerden kaçıp ardından atılan 2 kurşunla yaralanan, hastaneye geç götürülüp hayatını kaybeden liseli İrfan Ağdaş’ın (17) ölümünden yargılanan 3 polis ”meşru müdafaa sınırları içinde suçu işledikleri” gerekçesiyle beraat etti.
2002
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, ölüm orucu yaparken wernicke korsakoff hastalığına yakalanan Ümit Kanlı’yı affetti. Sezer’in wernicke korsakoff hastalığı nedeniyle affettiği eylemci mahkûm sayısı 11’e çıktı.
2003
Yargıtay Sekizinci Ceza Dairesi, Manisalı gençler davasında biri başkomiser 10 polisin, 60 ile 130 ay arasında değişen hapis cezalarına çarptırılmalarına ilişkin kararı onadı.
2004
İspanya’da Bastasuna lideri Arnaldo Otegi, öldürülen bir ETA üyesi için “Bask’ın askeri” ifadesini kullandığı için 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme “Terörizmi övdüğü gerekçesiyle Otegi’ye ayrıca sekiz yıl siyasetten men cezası verdi.
2008
Dünya Otizm Farkındalık Günü, 31 Kasım 2007’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 62/139 sayılı kararı 1 Kasım 2007’de tüm üyelerin desteğiyle kurulda kabul edilmiş ve 18 Aralık 2007 itibarıyla uygulanmaya başlanmıştır.[ Tüm dünyada otizm konusunda farkındalık yaratmak ve sorunlara çözüm bulmak amacıyla, 2008 yılından itibaren her yıl 2 Nisan tarihi Dünya Otizm Günü olarak kabul edilmiştir.
2015
Atık Yönetimi Yönetmeliği; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından düzenlenerek 2 Nisan 2015 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. Yönetmelik; 14/3/1991 tarihli ve 20814 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliğini, 14/3/2005 tarihli ve 25755 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliğini ve 5/7/2008 tarihli ve 26927 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliği yürürlükten kaldırmıştır.
2017
Dominik Cumhuriyet’li avukat, gazeteci, diplomat ve gazete editörü Rafael Molina Morillo, yaşamını yitirdi. (30 Mart 1930 – 2 Nisan 2017)
2018
Güney Afrikalı siyasetçi ve aktivist Winnie Madikizela Mandela yaşamını yitirdi. (Doğumu: 26 Eylül 1936) Ülkenin ırk ayrımı karşıtı önemli figürlerinden oldu. Nelson Mandela’nın hapiste olduğu yıllarda ‘apartheid’ (ırk ayrımı) rejimine karşı düzenlediği kampanyayla hareketin öncü isimlerinden biriydi. Nelson Mandela ile 1958’de evlenip 1996’da ayrılmıştır.
2018
15 Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ üyesi olduğu iddiasıyla tutuklanan eski HSYK üyesi Teoman Gökçe, Sincan Cezaevi’ndeki hücresinde ölü bulundu. Teoman Gökçe‘nin kalp krizi sonucu öldüğü belirtildi. 20 ayı aşkın süredir hücre hapsinde tutuluyordu. Gökçe’nin tutuklu iken cezaevinde ölümüne ilişkin İtalyan Yargıçlar Birliği (ANM) tarafından bir açıklama yapılarak insan haklarına saygı çağrısında bulunuldu.
2021
ABD Başkanı Joe Biden’ın, 15 Nisan 2021’de, 10 Rus diplomatın, siber saldırı girişimi ve başkanlık seçimlerine müdahale ile bağlantıları göstererek sınır dışı edileceğini açıklamasına Rusya Dışişleri Bakanlığı 2 Nisan 2021’de misilleme yaptı. 10 Amerikalı diplomatın sınır dışı etme kararı nota ile ABD’ye bildirildi.
2025
Fransa Barolar Birliği üyeleri, mahkeme kararıyla görevlerine son verilen İstanbul Barosu yöneticilerine destek için Paris’teki Türkiye Büyükelçiliği önünde bir araya gelerek açıklama yaptı.
E-Devlet uygulamasında AKP ‘ye üye kaydı olduğunu fark eden gazeteci Faruk Bildirici, Prof. Dr. Doğan Tılıç ve Prof. Dr. Ahmet Tolungüç savcılık şikayetinde bulunacaklarını açıkladı.
Ankara Üniversitesi Cinsel Tacize ve Cinsel Saldırıya Karşı Politika Belgesi, 2547 sayılı Kanunun 14. Maddesine dayanılarak hazırlanan ‘Cinsel Tacize ve Cinsel Saldırıya Karşı Destek Birimi Yönergesi’ çerçevesinde ilan edilmiştir. Birim (CTS), 2011 yılında çalışmalarına başlamış, 2 Temmuz 2011 tarihli kararı ile politika belgesini yürürlüğe sokmuştur. Birimin kurulmasında, Kadın Araştırma ve Uygulama Merkezi öğretim üyelerinin yoğun çabaları etkili olmuştur.
Ankara Üniversitesi Cinsel Tacize ve Cinsel Saldırıya Karşı Politika Belgesi
Cinsel taciz ve saldırı diğer nedenler yanında toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanan bir ayrımcılık formu ve farklı biçim ve düzeylerde de olsa toplumsal yaşamın her alanında sık karşılaşılan bir olgudur. Ayrıca cinsel taciz ve saldırı, mağdurlarını çok çeşitli biçimlerde olumsuz etkileyebilen bir hak ihlali olması nedeniyle suç teşkil etmektedir. Üniversite ortamında yaşanan tacizler, kişilerin çalışma ve öğrenim yaşamlarını çok çeşitli biçim ve düzeylerde olumsuz etkilemektedir. Hiyerarşik ilişkilerin hâkim olduğu kurumsal ortamlarda, tacize uğrayanların bunu dile getirmede yaşadıkları zorluklar nedeniyle, çoğu zaman taciz görünmez kılınmakta ve hem kişi hem de kurumsal ortam bu durumdan zarar görmektedir. Daha çok kadınlara karşı bir ayrımcılık biçimi olarak işlendiği açık olmakla birlikte, cinsel yönelim ve cinsel kimlik nedeniyle de bazı kişiler tacizden etkilenmektedir. Ayrıca, cinsel taciz ve saldırının erkeklere de yönelebilmesi ve aynı cinsten kişiler arasında gerçekleşmesi de mümkündür.
Bu politika belgesinin amacı, cinsel taciz ve cinsel saldırıdan arınmış bir akademik ve mesleki ortamın yaratılmasına yönelik ilkeleri belirlemek ve düzenlemeleri tanıtmaktır. Bu politika belgesiyle Ankara Üniversitesi, üniversite bileşenlerinin cinsel taciz ve cinsel saldırı konusunda farkındalığının artması için çaba göstermeye, bu tür olayların engellenmesine, bu tür iddialar ve şikâyetler söz konusu olduğunda etkin bir soruşturma ve yaptırım mekanizması işletmeye hazır olduğunu bildirmektedir. Ankara Üniversitesi, cinsel taciz ve saldırı konusunda bilgilendirmeyi ve mağdurlara destek vermeyi, taraflarının onayına bağlı olarak onarıcı adaleti sağlamaya ilişkin girişimlerde bulunmayı, cinsel taciz ve saldırıyla ilgili tüm iddia ve şikâyetleri etkin bir şekilde ele almayı taahhüt eder.
Bu politika belgesi, cinsel taciz ve saldırının yaşanmadığı bir akademik ortamın yaratılmasına katkıda bulunmayı, bu tür olayları engellemeyi amaçlamaktadır. Ancak belgenin amacı, cinsler arasındaki ilişkileri sıkı bir disipline sokmak, rızaya dayalı ilişkileri önlemek, belirli bir cinsel ahlâkı dayatmak, ifade özgürlüğünü ve özgür tartışma ortamını engellemek, cinsel içerikli her tür kişisel gerilim ve rahatsızlıkları resmi süreçlere dâhil etmek ve sert yaptırımlarla karşılamak değildir. Bu belge, asıl olarak cinsel taciz ve saldırı konularında farkındalık yaratmayı, taciz sayılabilecek davranışları engellemeyi ve mağdurları desteklemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca bu belge, cinsel tacize uğrayanların, kendilerini daha net ifade etmelerini ve istenmeyen yaklaşımları durdurmak yönünde güçlenmelerini sağlamayı amaçlar.
Ankara Üniversitesi bu amaçla, üniversite bünyesinde “Cinsel Tacize ve Cinsel Saldırıya Karşı Destek Birimi” adını taşıyan yeni bir birim kurmuş, bu birime konuyla ilgili idari, akademik ve eğitsel görev ve yetkiler tanımıştır. Birim şikâyetleri sonuçsuz bırakmamakta ve mağdurlara yönelik destek mekanizmalarını geliştirmektedir.
Cinsel Tacize ve Cinsel Saldırıya Karşı Destek Birimi”, Ankara Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi (KASAUM) bünyesinde çalışan; Birim Koordinatörü, Birim Kurulu ve uzmanlardan oluşan bir birim olarak düzenlenmiştir. Cinsel Tacize ve Cinsel Saldırıya Karşı Destek Birimi Kurulu Rektör tarafından görevlendirilen onbir üyeden oluşmaktadır.
Birim Kurulunun görevleri, cinsel taciz, cinsel saldırı, cinsel istismar ve misilleme iddialarını incelemek; şikâyetçinin talebi halinde, şikâyetçi ve hakkında şikâyette bulunulan kişi arasında onarıcı adalete ilişkin girişimlerde bulunmak; cinsel taciz konularında soruşturmacılara ve ilgili idari birimlere bilirkişi desteği sunmak; ağır taciz durumlarıyla ilgili acil tedbirleri almak için yetkili organlarla işbirliği yapmak; üniversitede cinsel tacize ve cinsel saldırıya karşı farkındalık yaratmak için eğitim, tanıtım ve benzeri çalışmaları düzenlemek ve yayınlar yapmak olarak belirlenmiştir.
II. KAPSAM
Belgede yer alan hükümler tüm Üniversite bileşenlerini kapsar. Bu düzenleme, yer ve zaman sınırlaması olmaksızın, üniversite öğrencileri ve personelinin, kampüslerde çalışan özel kişi ve işletme personelinin, “iş ve eğitim, öğretim ilişkileri nedeniyle” bir arada bulundukları bütün durumlara uygulanır. Düzenleme, üniversite içinde meydana gelen olaylar ve üniversite bileşenleri arasında dışarıda meydana gelen ancak üniversite ortamına taşınan ya da akademik yaşama ve çalışma ortamına etkisi olan eylemleri kapsar.
Bu politika belgesiyle Üniversite, tüm cinsel taciz ve saldırı iddialarını değerlendirmeyi, soruşturmanın düzgün işleyişi ve/veya şikâyetçinin korunmasının gerektirdiği durumlarda ilgili mevzuata uygun olarak idari tedbirler almayı taahhüt eder; özellikle
1) Sözkonusu istenmeyen cinsel tavır ve yaklaşımlar, aralarında bir kurumsal hiyerarşi olan ve güç asimetrisi bulunan kişiler arasında meydana geldiği ve bu durumun tacize uğrayan kişinin öğrenim durumunu, akademik veya idari kariyerini, istihdam durumunu olumsuz şekilde etkilediği,
2) istenmeyen cinsel yaklaşımlar bir ödüllendirme veya misilleme, intikam alma aracı olarak kullanıldığı; sıklığı veya ağırlığı nedeniyle bazı cinsel içerikli yaklaşımların, kişinin öğrenim ya da çalışma ortamını ciddi şekilde bozduğu, düşmanca, aşağılayıcı ve saldırgan bir ortam yarattığı
durumlarda ivedi ve aktif davranır.
III. TANIMLAR
A. Cinsel Taciz
Cinsel taciz kişiyle vücut teması bulunmadan yapılan ve rızaya dayalı olmayan, cinsel içerikli söz, tavır veya diğer davranış biçimlerini içerir.
Olayın gerçekleştiği ortama ve “bağlam”a göre, ısrarla tekrarlanan eylemler ya da bir tek eylem cinsel taciz olarak değerlendirilebilir. “Süreklilik” önkoşul değildir.
Cinsel taciz, taciz niteliğindeki hareketlerin yoğunluğuna ve niteliğine göre; basit taciz, sürekli taciz ve ağır taciz olmak üzere üçe ayrılır. Bu listeyle sınırlı olmamakla birlikte, aşağıdaki örnekler belirtilen cinsel taciz türlerini oluşturabilir:
1) Basit taciz: Tehdit, şantaj ya da hakaret unsuru taşımayan, ancak rahatsız edici, istenilmeyen ortamları yaratan hareketlerdir. Örneğin, laf atmak, cinsel içerikli şaka yapmak ve iltifatlarda bulunmak ya da argo sözcükler kullanmak, flört etmek için olağanın ötesinde ısrarcı davranışlarda bulunmak, pornografik materyal ile rahatsız etmek, kişinin cinsel yaşamıyla ilgili sorular sormak veya dedikodu üretmek.
2) Sürekli Taciz: Basit tacizin, uyarılara rağmen sürekli yapılması halinde söz konusu olur.
3) Ağır Taciz: Tehdit, şantaj ya da hakaret ve benzeri fiillerle ortaya çıkan ve kişinin davranışlarını kontrol etmeye yönelik hareketlerdir. Kişinin mesleki ya da akademik otorite konumunu suistimal etmesiyle ilgili olabileceği gibi, eşit statüde olanlar arasında da ağır taciz durumları gerçekleşebilir. Cinsel içerikli teklife uymadığı durumlarda kişinin öğrencilik, akademik ya da iş hayatıyla ilgili bedeller ödeyeceğinin, uyduğu takdirde ise hak etmediği kazançlar sağlanacağının açık olarak söylendiği veya ima yoluyla belirtildiği durumlarda söz konusu olur.
B. Cinsel Saldırı
Cinsel saldırı, rızaya dayalı olmayan cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesidir. Cinsel saldırı iki biçimde ortaya çıkabilir:
İlk şeklinde, cinsel saldırı cinsel birleşme olmadan kişinin vücut dokunulmazlığının ihlali şeklinde gerçekleşir. Bu tür cinsel saldırı örnekleri arasında; durumun özelliklerine göre sarılmak, ellemek, okşamak, dokunmak sayılabilir.
İkinci tür cinsel saldırıda ise kişinin vücut dokunulmazlığının vücuda cinsel organ veya sair bir cisim sokulmasıyla ihlal edilmesi söz konusudur.
C. Cinsel İstismar
18 yaşından küçüklere karşı gerçekleştirilen cinsel saldırı ve cinsel taciz eylemleri “çocuğun cinsel istismarı” olarak değerlendirilir.
Ç. Misilleme
Cinsel veya duygusal amaçlı girişim ve teklifleri reddetmesi ya da tacize uğradığını düşünerek şikâyet etme yoluna gitmek istemesi/gitmesi nedeniyle, örtülü olarak veya açıkça kişinin iş veya eğitim yaşamının intikam amacıyla zorlaştırılması da bir taciz türü olarak değerlendirilir.
IV. ONARICI ADALET
Onarıcı adalet mağdurun ihtiyaçlarını tam olarak anlamaya yönelik olup, bulunacak çözümlere mağdurun yanında çevresi ve tacizde bulunduğu iddia edilen kişi ve onun çevresini de sürece dahil ederek ulaşılmasını hedefler. Bu tür çözüm yolları, durumun özelliğine göre Birim Kurulu tarafından şikâyetçiye tavsiye edilebilir. Ancak bu tür çözüm yolları, disiplin ve ceza soruşturması veya diğer hukuksal başvuru yolları üzerinde zamanaşımının durması ya da kesilmesi sonucunu doğurmayan, mevcut başvuru imkânlarına alternatif ya da bu yollara başvurmanın önkoşulu niteliğinde olmayan Üniversite içi bir çözüm yolu olarak öngörülmektedir. Onarıcı adalet, kesinlikle arabuluculuk veya uzlaştırma demek değildir.
V.İLKELER
1. Gizlilik İlkesi
Üniversite, cinsel taciz iddialarının ele alınmasında tüm aşamalarda başvuru sahibi kişi ve şikâyet edilen kişinin özel hayatlarının gizliliği ilkesine uygun davranacaktır. Gizlilik ilkesi, özellikle cinsel taciz iddialarının, ihtilaf halindeki kişilerin özel yaşamlarıyla ilgili ayrıntıların sosyal ortama taşınmadan çözüme kavuşturulabilmesi açısından da önem taşımaktadır.
2. Özen Gösterme İlkesi
Üniversite, cinsel taciz iddiaları karşısında, tacize uğrayanın tekrar mağdur edilmesine yol açabilecek ve tarafların insan onurunu zedeleyebilecek her türlü davranıştan kaçınmak ve bu tür davranışların ortaya çıkmasını önlemek hususlarında dikkat ve özeni gösterir. Özellikle cinsel taciz ve saldırı iddialarıyla ilgili başvuru sürecinde bu ilke, mağdurun tekrar mağdur edilmemesini sağlamaya yöneliktir.
3. Güven İlkesi
Üniversite, gizlilik ve özen gösterme ilkelerine riayet ederek, tarafların güven duygusunu zedelemeyecek şekilde davranacaktır.
VI. BEYAN VE DELLİLENDİRME
Cinsel taciz çoğu zaman iki kişi arasında geçen ve kanıtlaması zor olan bir olgudur ki bu durum, tacize uğrayanları suskun kalmaya itmekte ve dolayısıyla tacize uygun bir ortam yaratmaktadır. Bu belgeyle getirilen önleme mekanizmaları, açık kanıtların olmadığı durumlarda da tacizin doğasına, olayın bağlamına ve kişilere dair daha bütünsel bir akıl yürütmeyle olayın niteliğini anlama ilkesiyle işleyecektir. Ancak idari ve adli soruşturma süreçlerinde delillerin yetersiz olması nedeniyle oluşacak şüphe, sanık lehine yorumlandığından tacize uğrayan kişilerin soruşturmada delil olarak kullanılabilecek değişik türden materyalleri hukuka uygun olmak koşuluyla toplama ve saklama konusunda hassas davranmaları önemlidir.
Kasıtlı Yanlış Beyanlar
Birime yapılan başvurular sonrası işletilen süreçte iddia sahibinin kasıtlı olarak yalan söylediğinin ve yanlış beyanlarda bulunduğunun hiç bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde kesin olarak anlaşıldığı durumlarda disiplin yaptırımı uygulanacaktır. Bu politika belgesi, üniversitenin tüm bileşenlerini cinsel taciz iddiaları üzerinden duygusal ve diğer kişisel hesaplaşmaların görülmemesi konusunda uyarır.
VI. CİNSEL TACİZE MARUZ KALDIĞINI DÜŞÜNEN KİŞİNİN ALABİLECEĞİ ÖNLEMLER
1) Cinsel Tacize ve Cinsel Saldırıya Karşı Politika Belgesi ve Destek Birimi Yönergesini okumak
2) Cinsel tacize açık olabileceğini düşündüğü durum ve kişilerden uzak durmak
3) Davranışın hoş karşılanmadığı konusunda kişiyi açık bir şekilde uyarmak, istemediği cinsel yakınlaşmalar konusunda açıkça “hayır” demek
4) Rahatsız edici bir davranışta bulunan kişiye bu davranışına son vermezse resmi girişimde bulunacağını bildirmek
5) İlk andan itibaren, soruşturmada delil olarak kullanılabilecek ne tür materyal varsa toplamak, olaylara dair kayıt tutmak, delilleri saklamak, ve olayı yakın kişilerle paylaşmak
6) Destek almak ve haklarını öğrenmek maksadıyla Cinsel Tacize ve Cinsel Saldırıya Karşı Destek Birimine başvurmak
7) Akademik danışmana, üniversitenin idari makamlarına başvurmak
8) Önleme ve korunma için emniyet birimlerine veya savcılığa başvurmak.
VII. CİNSEL SALDIRIYA MARUZ KALDIĞINI DÜŞÜNEN KİŞİNİN ALABİLECEĞİ ÖNLEMLER
1) Cinsel Tacize ve Cinsel Saldırıya Karşı Politika Belgesi ve Destek Birimi Yönergesini okumak
2) Cinsel saldırıya açık olabileceğini düşündüğü durumlardan, mekanlardan ve kişilerden uzak durmak
3) Davranışın hoş karşılanmadığı konusunda kişiyi açık bir şekilde uyarmak, devam etmesi durumunda da davranışına son vermezse resmi girişimde bulunulacağını bildirmek
4) İlk andan itibaren, soruşturmada delil olarak kullanılabilecek ne tür materyal varsa toplamak, olaylara dair kayıt tutmak, delilleri saklamak, ve olayı yakın kişilerle paylaşmak
5) Destek almak ve haklarını öğrenmek maksadıyla Cinsel Tacize ve Cinsel Saldırıya Karşı Destek Birimine başvurmak
6) Akademik danışmana, üniversitenin idari makamlarına başvurmak
7) Önleme ve korunma için emniyet birimlerine veya savcılığa başvurmak.
VIII. RAHATSIZ EDİCİ DAVRANIŞLARDA BULUNDUĞUNU FARKEDEN KİŞİYE ÖNERİLER
1) Cinsel Tacize ve Cinsel Saldırıya Karşı Politika Belgesi ve Destek Birimi Yönergesini okumak
2) Başkalarının istek, rıza, tutum ve sözlü ifadeleri konusunda duyarlı davranmak ve cinsel yaklaşımlarda karşı tarafın rızasının olup olmadığı konusunda emin olmadan ilerlememek
3) Davranışın rahatsız edici olduğunu fark eder etmez özür dilemek, oluşan rahatsızlığı önemsiz saymamak veya görmezden gelmemek
4) Benzer davranışlardan veya davranışıyla rahatsız ettiğini düşündüğü kişiyi tedirgin edecek tavırlardan uzak durmak
5) Rahatsız olan kişinin üstü konumundaysa veya aralarında herhangi bir tür hiyerarşi ilişkisi varsa o kişiyle ilgili yetkilerini başka birine devretmek, danışmanlığını üstlenmemek
6) Bilgi almak için Cinsel Tacize ve Cinsel Saldırıya Karşı Destek Birimi’ne başvurmak.
Bu Belge ile Ankara Üniversitesi,
yukarıda açıklanan amaç, ilke ve öneriler çerçevesinde, Üniversite bileşenlerinin cinsel taciz ve cinsel saldırı konusunda farkındalığının artması ve bu tür olayların engellenmesi için çaba göstermeye, bu tür iddialar ve şikâyetler söz konusu olduğunda etkin bir soruşturma ve yaptırım mekanizması işletmeye hazır olduğunu,
Hüseyin Ragıp Baydur, 1890 yılında adliye görevlisi Mehmet Galip Bey’in oğlu olarak dünyaya geldi. 1909’da İzmir İdadisi’ni birincilikle bitirdi. Yaklaşık bir yıl Sakız Adası Sancağı Maarif Müfettişliği’nde çalıştı.
1913 yılında Türk Ocakları(Halkevleri) Genel Sekreteri oldu.
Öğretmenler için “Türkçe’nin Usulü Tedrisi”, “Kitabet, Ezber ve İnşa Dersleri” adlı eserleri kaleme aldı.
1917-1918 yıllarında Kadıköy Sultanisi Müdürü iken “Muallim” adlı bir dergi çıkardı.
Hüseyin Ragıp Bey, 1 Nisan 1918’de Avrupa Talebe Müfettişliği’ne atandı. Görevde kaldığı on bir aylık sürede Almanya, Avusturya ve Macaristan’daki Türk öğrencilerin teftiş işleri ile ilgilendi. Mondros Ateşkes Antlaşmasının ardından ülke ile bağlantıları kesilen 1500 civarındaki öğrenciyi kurtarmak için çabaladı.
Milli Mücadele döneminde Mustafa Kemal Paşa tarafından Hakimiyet-i Milliye gazetesinin başına getirildi. Gazetenin günlük olarak çıkmasını sağladı ve başyazarlık görevini yürüttü.
20 Ocak 1921’de imzalanan Türk- Fransız Antlaşması üzerine, Ankara Hükûmeti’ni temsilen Paris’e başkatip olarak atandı ve diplomasi mesleğine girdi. Paris’te iken “Mustafa Kemal ve Türk Milli Hareketi” adlı bir kitap yazdı. Bu kitap Milli Mücadele hareketini Avrupa’ya anlatan ilk kitap oldu. Diplomasi alanına girdikten sonra 34 yıl boyunca çeşitli görevlere getirildi ve farklı başkentlerde büyükelçi olarak Türkiye’yi temsil etti. Moskova, Roma, Washington ve Londra Büyükelçisi olarak görev yaptı. Türkiye Cumhuriyeti ile İtalya arasında imzalanan Ticaret Anlaşmasına imza koyan heyetin başkanı olarak görev yaptı.
Hukuk Nosyonu, hukukun evrensel ilke ve esaslarından hiçbirini ihmal etmeksizin, bilimsel disipline ve sistematik düşünce bütünlüğüne dayanarak hedeflenen adaleti temine yarayan düşünme biçimidir.
Nosyon Kavramı
Nosyon, Latin kökenli bir “notio” sözcüğünden türetilmiştir. Latin kökenli dillerde bulunan, Türkçe’ye Fransızca “notion” sözcüğünden geçen, Türk Dil Kurumuna göre “kavram” anlamına gelen sözcüktür.
Nosyon, bir konu ya da şey hakkında, gerekli bilgi ve formasyona sahip olmayı ifade etmektedir. Mefhum, bir konu hakkında temel bilgi, zihinde oluşan genel fikir, bir düşüncenin zihindeki soyut ve genel tasarımı, yalın ve genel bir tasavvur şeklinde tanımlanmaktadır. Üzerinde fikir yürütülen konu ve olaylar hakkında bilinç düzeyinde önceden oluşmuş genel kanaatlerin dışsal faktörlerden etkilenmeksizin tekrarlanması veya realiteye ilişkin olarak genel bir düşünce konseptinin ortaya konulabilmesi olarak da tanımlanabilir.
Hukuk Nosyonu
Hukuk Nosyonu Bilimsel disipline ve sistematik düşünce bütünlüğüne dayanarak hedeflenen adaleti temine yarayan düşünme yetisidir. Nosyon sahibi bir hukukçu hukukun evrensel ilke ve esaslarından hiçbirini ihmal etmemelidir.
Hukukun gayesi olan düzen ve adalete ulaşmak, hukukun üstünlüğüne kavuşmak nosyon sahibi olmayan hukukçu ile mümkün olmayacaktır. Hukuk ve adalet kavramına dair bütüncül bir farkındalık sahibi olan hukukçu, kavram hiyerarşisini bozmadan ve nihai hedef olarak adaleti hedefleyen bir yaklaşıma sahip olmalıdır. Nosyon sahibi hukukçu, adalet teorisini sağlam bir temele dayandırmakta, realitede meydana gelen olayları analitik metot ile doğru bir şekilde tespit ederek sebep ve sonuçları ile birlikte analize tabi tutmakta, muhakeme yoluyla hukuki problemlere çözüm bulmaktadır.
Hukuk nosyonunun kaynağı ve temeli, hukukun evrensel ilke ve prensipleridir. Hukukun evrensel ilkelerini kavrayarak birbiri ile irtibatını bilimsel olarak kurmak ve somut olaya uygulayabilme yetisine sahip olmak bu nosyonun temelidir. Genel bir mantık dizini ve kavram hiyerarşisi kullanmak ise hukuk nosyonunun doğal bir parçasıdır.
Hukuk nosyonu, hukukun ve meydana gelen problemlerin özünü kavrayarak onu teşhis etmek, bilimsel analiz ve muhakeme yeteneğini kullanmaktır. Temel matematik, mantık, sosyoloji, felsefe, ekonomi ve gramer bilgisi hukuk nosyonun temel dayanaklarıdır. Kanun bilgisi ve mevzuat takibi bu nosyonun tamamlayıcısı mahiyetindedir. Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi ile tahkim edilmesi gereken hukuk nosyonuna aykırı biçimde yorumlanan kanun, mevzuat, içtihat ve uygulamalar adalete erişim için yeterli olmayacaktır.
Roma Hukukundan günümüze kadar gelen bazı ilkeler
Omnes homines aequales sunt (Bütün insanlar eşittir)
Nullum crimen, nulla poena sine lege (Kanunsuz suç, kanunsuz ceza olmaz)
Kölelik ve Transatlantik Köle Ticareti Kurbanlarını Anma Günü 25 Mart 2007’de düzenlenmeye başlamıştır. (International Day of Remembrance of the Victims of Slavery and the Transatlantic Slave Trade) Kölelik sistemi içerisinde acı çeken ve yaşamını yitirenleri anmak için ve ırkçılık ile önyargıların tehlikesi üzerine farkındalık yaratmak üzere her yıl 25 Mart’ta düzenlenmektedir.
2006 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 61/19 sayılı kararıyla , “köle ticareti ve köleliğin, özellikle ölçeği ve süresi göz önüne alındığında, insanlık tarihinin en kötü insan hakları ihlalleri arasında yer aldığını” kabul etmiş ve 25 Mart 2007’yi Transatlantik Köle Ticaretinin Kaldırılmasının İki Yüzüncü Yıldönümü Uluslararası Anma Günü olarak belirlemiştir.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu,ertesi yıl kurbanların anısını yaşatmak amacıyla, 17 Aralık 2007 tarihli 62/122 sayılı kararıyla , 25 Mart‘ı her yıl kutlanacak olan Uluslararası Kölelik ve Transatlantik Köle Ticareti Kurbanlarını Anma Günü ilan etmiştir.
Adalar Deklarasyonu, Ada Dostları Derneği tarafından, 2024 yerel seçimleri münasebetiyle, kültürel, doğal ve tarihi mirasın korunması amacıyla yayınlanmıştır.
Deklarasyon yönetime aday olan muhatapların, sivil t0plum kuruluşlarının ve vatandaşların imzasına da açılmıştır.
[box type=”note” align=”aligncenter” class=”” width=””] Ada Dostları Derneği, aralarında Çelik Gülersoy, Ediz Hun, Ali Sirmen, Behlül Ablak ve Tiraje Dikmen’in de aralarında bulunduğu isimler tarafından kurulmuştur. Derneğin faaliyetleri, Perihan Ergun tarafından yürütülen çalışmalarla uzun yıllar boyunca kamuoyunun gündeminde kalmıştır. Her yıl yapılan Sait Faik Abasıyanık anma törenleri kurumun en önemli faaliyetlerindendir. [/box]
Adalar Deklarasyonu
Belediye yönetimi ve meclis; şeffaf, hesap vermekten kaçınmayan, demokratik, katılımcı, eşitlikçi, kamu hizmeti standartlarını, prensiplerini ve etik ilkeleri benimsemiş kişilerden oluşmalıdır. Hakkında herhangi bir şaibe ve kamuoyunu ilgilendiren suiistimal iddiası bulunan hiç kimse belediye başkanlığına ve belediye meclisine aday olmamalıdır.
Adalar, metropolün bir parçası olmadığı gibi bir köy ya da kasaba değildir.
İstanbul’un en prestijli bölgesi olarak Adalar’ın doğal ve tarihi SİT Alanı ve açık hava müzesi özelliğini önceleyen bir yönetim teşkil edilmelidir. Yaz-kış nüfus farkına uygun çözümler üretilmeli; Adalarımızın UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınması süreci ile uyumlu plan ve program hazırlanmalıdır. Belediye yönetimi, şehrin bir sayfiyesi olan Adalar’ın kültürel, doğal ve tarihi mirasını koruyacak, geliştirecek bir vizyona sahip olmalıdır. Tarihi ve kültürel mirasın korunmasına dönük uluslararası sözleşmeler fiilen uygulamaya geçirilmelidir.
Adalar ilçesinde, orman alanları yeteri kadar korunmamakta, kıyı çizgisi kuralı ihlal edilmekte, plajların neredeyse tamamı kaçak işetmeler tarafından işgal edilmekte, temizlik, estetik, kültür ve sanat politikalarında yönetim stratejisi bulunmamaktadır. Yeni belediye yönetimi, ülkemizin gözbebeği olan Adalar’ın SİT Alanı statüsünün bütüncül bir şekilde korunmasını sağlayacak bir misyon ve vizyona sahip olmalıdır. Kıyı Kanunu ve Orman Kanunu prensipleri ile birlikte beş yıllık bir restorasyon dönemi hedeflenmelidir.
Ülkemizde yerinden yönetim esaslarının uygulanabileceği yegâne yerleşim birimi Adalar’dır. Bu çerçevede, Belediye önünde her hafta pazar günleri halk forumları yapılmalı, yerel yönetim halka sürekli hesap vermelidir.
Kış mevsiminde Ada’da yaşayanların tanışması ve kaynaşması için yaygın etkinlikler düzenlenmeli, gerçek adalıların tüm kararlara katılımı sağlanmalıdır.
Adalar’a girip çıkan insana dayalı nüfus hareketi ile hayvan ve araç sayısını kontrol edecek bir sistem kurulmalıdır.
Adalar’ın sorunlarını sistemli bir şekilde takip edecek olan uzmanlardan kurulu bir merkez teşkil edilmeli, halkı doğrudan ilgilendiren ve kamudan kaynaklanan sorunları takip etme işi sivil toplumun sırtına yıkılmamalı, halk tarafından seçilen belediye yönetimi bu sorunların üstesinden gelmelidir.
Adalarda yaşayan yazlıkçıların birincil ikamet adreslerinin Adalar’a taşınması için kampanya başlatılmalı, 20.000 sınırı aşılmalı, belediye bütçesine merkezi bütçeden alınan pay artırılmalıdır.
Adakart’’ı olanlar için vapur ücretleri düşürülmeli, dışarıdan gelenler için ise bu ücretler arttırılmalı, bu bedelin bir kısmı Adalar Belediyesi’ne aktarılmalıdır.
Yeni belediye yönetimi Adalar’ın yeniden genç nüfusa kavuşması için gerekli projeleri geliştirmelidir.
İmar, tadilat, bina ve işyeri ruhsatı ve diğer işlemlerdeki kötü yönetim imajı düzeltilmelidir.
Tüm adalılara eşit muamele yapıldığı uygulama ile gösterilmelidir.
Kaçak yapılaşma ve kaçak işletmelerle etkin şekilde mücadele edilmeli, yasalar uygulanmalıdır.
Adalar’da uzun zamandan beri konuşulan Atık Yönetimi sorunu gecikmeksizin çözülmeli, atıklar kaynağında ayrıştırılmalı, organik atıklar Ada’’da kalacak şekilde değerlendirilmeli; kâğıt, plastik, cam ve benzeri atıklar gelire dönüştürülerek belediye bütçesinin gelir hanesine aktarılmalıdır.
Adalar ilçesinin kendine yeten bir yerleşim birimine dönüştürülmesi için çaba gösterilmeli, özellikle meyve, sebze ve çiçek üretimi için model geliştirilmeli, Adalar’da yaşayanların yarattığı toplam ekonomik değerin arttırılması hedeflenmelidir. Balıkçılık geliştirilmelidir. Kendi enerjisini, kendi gıdasını ve birtakım ürünlerini kendisi üreten bir Ada yaratılmalıdır.
Adalar’da halkın günlük hizmetinde olan kamusal mekân neredeyse yoktur. Yeni belediye yönetimi ve meclisi; tiyatro, sinema, sergi, gösteri, toplantı ve etkinliklerin yapılacağı yeni mekanların ve bir kültür merkezinin yaratılmasını sağlayacak vizyona sahip olmalıdır.
Kültürel faaliyetlerin takvimi yapılmalı, Adalar’a özel bir kültür ve sanat konsepti geliştirilmeli, Adalarımızda iz bırakmış önemli kişilerin bir listesi çıkarılmalı, doğum ve ölüm yıldönümlerinde sivil toplum kuruluşları ile birlikte mutlaka anma günleri yapılmalı, her ada ile özdeşleşen festivaller düzenlenmelidir.
Sağlık hizmeti ve acil servis kapasitesi artırılmalı; belediye, merkezi hükümeti harekete geçirerek bu sorunu çözmeli, sağlık hizmeti için anakaraya gitme ihtiyacı azaltılmalıdır.
Adalar’ın her birinin kendi özgün yapılarını, kimliklerini ve kültürünü yansıtacakları modeller geliştirilmelidir.
Çöp tasnifi yapılmalı, plastik, kâğıt, cam ve organik maddeler ayrıştırılarak gelir elde edilmeli, belediye bütçesinin en önemli kalemlerinden olan çöp toplama masrafları avantaja dönüştürülmelidir.
Adalar’da sıfır atık kuralları uygulanmalı, plastik torba yasaklanmalıdır. Sıfır atık ve kaynağında ayrıştırma hedefi gerçekçi bulunmuyorsa yeraltı çöp konteyneri uygulamasına geçilmelidir. Çöp konteynerleri tek renkte ve çevresi temiz olmalıdır.
Kanunlarda açıkça yazan idari para cezaları uygulanmalıdır. Çevreyi, sokakları ve ormanı kirletenlere en ağır cezalar verilmelidir.
Nihai hedef olarak Ada ormanlık alanları milli park ilan edilmelidir. Ormanlık alanlar, plastik ve diğer atıklardan derhal temizlenmelidir. Orman alanlar; sulak bölgeler, göletler, mini ırmaklar ve düzenli bakımlarla tabiat parkına çevrilmeli, yangın tehlikesi kaynağına yok edilmelidir.
Olası bir yangın için tüm tedbirler eksiksiz biçimde alınmalıdır. Adalar’da yangın çıkmayacak bir model kurulmalıdır. İtfaiye, Ada halkı ile birlikte sık sık yangın tatbikatı yapmalıdır. Acil müdahale tankerlerinin sayısı artırılmalıdır.
Olası depreme tüm Adalılar hazır hale getirilmeli, tüm binalarda camlar filmle kaplanmalı, tüm evlerde deprem çantası uygulaması yapılmalı, sağlam olmayan binaların tespiti tamamlanmalı, olağanüstü duruma karşı erzak ve sağlık malzemesi depolanmalıdır. İnsan kaynağı ve sağlık personeli ataması ön hazırlığı yapılmalıdır.
Sokaklara ve caddelere ev ve işyeri atığı atanlara yasaların emrettiği cezalar verilmelidir. Yere tüküren ve izmarit atanlara idari yaptırımlar uygulanmalı, Adalar’a gelen turistlerin ve yerli halkın Ada kültürüne uygun davranması için teşvik edici görseller vapurlarda ve Ada’nın her yerinde bulunmalıdır.
Ada vapurlarındaki ekranlarda İBB genel yayını yerine Adalar kültürünü tanıtan videolar yayınlanmalıdır.
Tüm Ada iskelelerine, ilgili Ada’nın gezilebilecek doğal ve tarihi güzelliklerinin gösterildiği panolar yerleştirilmelidir.
Mobil Uygulama yapılarak çevreyi, ormanı ve kültürü koruma uyarıları Adalar’a girmeden önce herkese yapılmalıdır.
Özellikle Büyükada’da denize ulaşılamayan kapalı sokakların tamamı derhal ve ivedilikle halka açılmalı, kıyı kanununun emirleri yerine getirilmelidir. Denize erişimin önündeki engeller kaldırılmalıdır.
Sahillerde kesintisiz dolaşmak tüm yurttaşların anayasal hakkıdır. Sahillerde bulunan ve kıyı çizgisini ihlal eden işletmeler sorunu esnaf ve belediye arasında yapılacak müzakere ile çözülmeli ve kanuna uygun hale getirilmelidir.
Yol ve park işgali yapan işletmeler olması gereken sınıra çekilmelidir.
Belediye ve zabıta görevini yapmalı, kıyı yağması engellenmelidir.
Plajlara giriş anayasanın emri gereğince kesinlikle ücretsiz olmalıdır. Eğer plajlar ücretsiz olmayacaksa, bu ücret kamu kurumları tarafından tahsil edilmeli, bu gelir Adalar halkına hizmet için harcanmalıdır. Plajları işletenler verdikleri hizmetlerin bedeli dışında bir giriş ücreti almamalı; yiyecek içecek hizmeti, şemsiye ve şezlong bedeli dışında bir ücret almamalıdır. Verilen hizmetin kalite ve standardı belirlenmeli, alınacak ücretlere de sınır getirilmelidir.
ADAKART SAHİPLERİNE TÜM PLAJLAR VE MESİRE ALANLARI KESİN OLARAK ÜCRETSİZ OLMAK ZORUNDADIR. Adalar’da yaşayan halk, özel mülk dışındaki tüm alanları özgürce kullanabilmelidir.
Tüm Adalar’daki kaçak plaj işletmesi sorunu acilen çözülmelidir. Turizm ruhsatı bulunmayan plajlar derhal mühürlenmelidir. İşletme ruhsatı bulunmayan plajlar ile ruhsatının kapsamına uygun davranmayan işletmeler derhal kapatılmalıdır. Bu sorunun başkaca sorunları tetiklediği, yangın tehlikesine davetiye çıkardığı, yasadışılığı sıradanlaştırdığı ve halkın plajlara ve denize erişimini de imkânsız hale getirdiği unutulmamalıdır.
Kıyı kenar çizgisi kuralı Anayasa’ya ve yasalara uygun şekilde ve kati biçimde uygulanmalıdır. Diğer kamu kurumlarının görevini yapması konusunda seçimle göreve gelen Belediye halkın temsilcisi rolünü üstlenmelidir.
Kaliteli turizm uygulamaları geliştirilmeli, yavaş şehir uygulaması için gerekli şartlar kademe kademe tamamlanmalıdır. Sanat, edebiyat, müzik yoluyla adalara gelen turist kalitesi artırılmalı, İstanbul metropolünün elit kitlesi adaya çekilmeli, yemek, müzik, eğlence kültürü zamanla değiştirilmeli, Ada esnafının katma değeri yüksek gelir elde etmesi sağlanmalıdır.
Turistlerin mümkün olduğu kadar rehber eşliğinde olması sağlanmalıdır.
Adalar’a bayram tatillerinde ücretsiz ulaşım olmamalı, orantısız ve niteliksiz turizme engel olunmalıdır.
Yılbaşında belediye ve sivil toplum işbirliğinde organizasyonlar hazırlanmalı ve bütün bir aralık ayını kapsayacak bu organizasyonlar yoluyla Adalar’a en az ziyaretçinin geldiği kış ayları eğlenceli ve esnaf açısından gelir getirici bir döneme dönüştürülmelidir.
Yasa dışı, plakasız akülü araç ve bisiklet kaosu derhal sona erdirilmelidir. Akülüler; hastalar, yaşlılar, esnaf ve çıkılması zor yokuşlar içindir. Bu sayılanlar dışındaki akülü araç kullanım yasağı kesin olarak uygulanmalıdır.
Trafik kuralları Adalar için de geçerlidir. 18 yaş altı çocukların akülü kullanımı engellenmeli, trafik levhaları konmalı ve takip yapılmalı, kurallara uymayanlar trafikten men edilmelidir.
Market ve işletmelerin akülüleri amaç dışı kullanımı denetlenmelidir.
Bütün halkın bildiği ve gördüğü korsan taksi sorunu acilen çözülmelidir.
Motorlu taşıtların adalarımıza kolayca girişi engellenmelidir.
Kamu görevlileri makam aracı kullanmamalı, halka örnek olmalıdır.
Hız sınırına uymayan tüm araçlara ceza uygulanmalıdır. Kamu araçlarının hız sınırını ihlal etmesi halinde bu ceza aracın şoföründen tahsil edilmelidir.
Emniyet, belediye, kaymakamlık, savcılık ve diğer kurumların araçları da bu hız sınırlarına uymalı, uymayanlar cezalandırılmalıdır.
Özellikle birbiri ile yarış yapan akülüler trafikten men edilmelidir.
Çarşıda ve caddelerde akülülerin ve bisikletlerin girmesi yasak olan alanlara bu araçların girmesi kesin olarak engellenmelidir. Zabıta ve polis görevini yapmalı, görevini yapmayanlar hakkında da işlem yapılmalıdır.
Bisiklet kiralama dükkânları Ada merkezinden uzak bir noktaya derhal taşınmalıdır. Turizm amaçlı bisiklet kullanımı ada merkezinde yasaklanmalıdır. Bisiklet kiralama ve kullanma şartnamesi hazırlanmalı, bisiklete binmesini bilmeyenlere kiralama yapılmamalı, kask kullanımı zorunlu olmalı, uymayan işletme ve sürücülere ceza uygulanmalıdır.
Motor seferleri azaltılmalı, vapur seferleri artırılmalıdır. Tarifeli vapurlara ilaveten Adalar arası ring seferleri konulmalıdır.
Kabataş’a daimi sefer yapan Turyol’un fahiş ücret uygulaması sona ermeli, tarifeli sefer standartlarına tabi olmalıdır.
Tüm vapur ve motorların Adalar arası ulaşımı ücretsiz olmalıdır.
Bisikletini yanında taşıyanlardan motorlar ücret almamalıdır.
İskelelere yakın yerlerde bisiklet ve akülü araç parkları yapılmalı, sokaklar ve kaldırımlar akülü araç ve bisiklet işgalinden kurtarılmalıdır.
Restoranlardaki fahiş fiyat şikayetleri değerlendirilip kontrol edilmeli, restoran kapılarında hanutçuluk ve taciz engellenmeli, Ada’ya yakışan bir görünüm sağlanmalıdır.
Yerel yönetime büyük görev düşmektedir: Adalar halkının malumu olan tüm sorunları çözemeyecek olanlar göreve gelmemeli, yönetime aday olanlar bu sorunları bilerek aday olmalı, göreve geldikten sonra da sorunları çözmelidir. On yıllardan beri konuşulan ama çözülemeyen sorunlar artık kronikleşmiştir. Yaz nüfusunun çok olması nedeniyle sorunların çözülemeyeceğine dönük ön kabul ile hareket edilmesi ve vurdumduymazlık kabul edilemez.
Birincil ulaşım aracının elektriksiz bisiklet olması hedeflenmelidir. Bu durum, adaların sürdürülebilir kültürü açısından gereklidir.
Ada içi ulaşımda mümkün olduğu kadar yayalaşma teşvik edilmelidir. Avrupa’nın büyük kentlerinde dahi bisiklet kullanımı yaygınlaşırken Adalar gibi bir sayfiyede motorlu araç kullanımının sürekli çoğalması kabul edilemez.
Belediye’de bir Estetik Kurulu olmalıdır. Ada ön görünümüne ve estetiğe önem verilmelidir. Estetik Kurul’dan geçmeyen hiçbir işlem uygulanmamalı, mevcut durum belli bir periyotta Estetik Kurul’un düzenlemelerine uygun hale getirilmelidir. Özellikle ana caddeler ve merkezi bölgeler estetik açıdan tarihi ve kültürel mirasa uygun hale getirilmelidir.
İş yerlerinin görünümü estetik ve Adalar’a yakışır bir hale dönüştürülmelidir.
Tabela kirliği sorunu çözülmeli, ışıklı ve metal tabelalar Adalar’da yasaklanmalıdır.
Adalar kültürünün ayrılmaz bir parçası olan faytonlar her Ada’da belli lokasyonlarda faaliyet göstermek ve turizm amaçlı kullanılmak üzere yeniden faaliyete geçmelidir. Atlı polis ve atlı zabıta olmalı, motorlu taşıtlar sadece acil durumlar için hareketsiz olarak kızakta beklemelidir.
İskele kalabalığı ve kirliliği azaltılmalıdır. İDO iskeleleri ya kaldırılmalı ya da Adalıların kullanımına açılmalıdır. Modern iskeleler yapılmalı, birden fazla iskele uygulaması kaldırılmalı, tek bir iskeleden tüm deniz araçları faydalanmalıdır. Yasa dışı iskeleler yıkılmalıdır.
Sokak hayvanları için gerekli önlem alınmalı, veterinerlik hizmetleri sokakları da kapsayacak şekilde artırılmalıdır.
Belirli mesafelere WC Üniteleri konulmalı ve periyodik bakımları yapılmalıdır.
Uyuşturucu kullanımı ile mücadele edilmeli; Belediye, polis ile işbirliği yapmalıdır.
Ada sokaklarında ağaç dikilebilecek alanlar boş bırakılmamalı, mutlaka ağaç dikimi yapılmalı, her yıl bahar aylarında halkın katılımı ile ağaç dikme şenliği yapılmalıdır.
Kaldırımların kötü durumu düzeltilmeli, çöp konteynerlerinin pis görünümü giderilerek adaya özgü nezih bir modele görüştürülmelidir.
Adalı çocukların güven içinde kullanacakları kreşler ve sosyal donatı alanları zorunlu bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyaç acilen çözülmelidir.
Çocukların sosyal ve kültürel gelişimlerini destekleyen projeler geliştirilmelidir. Ada çocuklarının diğer adaları ve kendi yaşadığı adanın tüm önemli yerlerini görmesi ve tanıması sağlanmalıdır.
Fransız İhtilali’nin en önemli devrimcilerinden biri olan Fransız gazeteci ve devrimci Jacques-René Hébert, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 15 Kasım 1757) Katolik Kilisesi’ne olan karşıtlığı ve halkçılığıyla nam saldı. Ateizm hakkında meydanlarda konuşmalar yaptı. Hristiyanlık karşıtı kampanyalar yürüttü. Akılcılığı savundu. Devrim’den birkaç yıl sonra giyotine gönderildi. İnfazları 24 Mart 1794’te gerçekleşti. Cesedi Madeleine Mezarlığı’na kaldırıldı. Dul karısı da yirmi gün sonra 13 Nisan 1794’te idam edildi ve cesedi Errancis Mezarlığına atıldı.
Jacques-René Hébert
1860
Japon devlet adamı Naosuke Ii yaşamını yitirdi. (Doğumu: 29 Kasım 1815) 1858 yılında ABD ile ilk ticaret antlaşmasını imzalayarak Japonya’nın batıya açılmasında önemli rol oynadı.
1874
Hukukçu ve İtalya Cumhuriyeti’nin 2. Cumhurbaşkanı Luigi Einaudi doğdu. (Ölümü: 30 Ekim 1961) Turin Üniversitesi‘nde Hukuk eğitimi gördü. Sosyalist lider Filippo Turati’nin dergisi olan sosyal eleştiri’de çalıştı. 1895 yılında mezun olan Einaudi, Turin Üniversitesi, Turin Teknik Üniversitesi ve Bocconi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1919 yılında Kraliyet Kontenjan Senatörü olarak atandı. Einaudi, La Stampa ve Il Corriera Della Sera gibi gazetelerde de görev yaptı. 1945’de İtalya Merkez Bankası başkanı olarak atandı. 1947-1948 yılları arasında ekonomi bakanlığı ve başbakan yardımcılığı görevlerini üstlendi. 1948 yılında Cumhurbaşkanı seçildi.
İtalya Cumhuriyeti’nin 2. Cumhurbaşkanı ve hukukçu Luigi Einaudi
1878
İstanbul Barosu İstanbul’da dava vekilliği yapanlardan (63) kişi; 24 Mart 1294 Rumî (5 Nisan 1878 Miladî) yılı Cuma günü İstanbul’da ilk Genel Kurul toplantısı yaptı. Toplantıyı en yaşlı dava vekili Kostaki Sardeneski açtı. İstanbul Barosu Başkanlığına Alexandre Meryem Kouli getirildi.
1923
Mustafa Kemal Paşa, Time dergisine kapak oldu.
Mustafa Kemal Paşa, Time Dergisi kapağında
1926
Türkiye’de petrol arama ve işletilmesinin devletçe yönetilmesini öngören kanun, TBMM’de kabul edildi.
1944
Güney Kore’nin ilk kadın Başbakanı Han Myeong-sook doğdu.
1944
Sırp hukukçu ve siyasetçi Vojislav Koštunica doğdu. Belgrad Üniversitesi’nin Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. 1974’te “Kapitalizmin Siyasal Sisteminde Kurumsallaşmış Muhalefet” tezi ile doktora derecesini tamamladı. 1974’de asistan olduğu üniversiteden Josip Broz Tito’nun komünist rejimini eleştirdiği için ihraç edildi. İhraç edildikten sonra, Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde ve 1981’den itibaren Felsefe ve Sosyal Teori Enstitüsü’nde çalıştı. burada insan haklarının korunması, özellikle düşünce ve ifade özgürlüğü üzerine çalıştı. 1989’da Demokrat Parti’nin kurucularından biri oldu. Daha sonra Sırbistan Demokrat Partisi’nin liderliğine seçildi. 2000 yılında Yugoslavya Devlet Başkanı oldu. 2004’de Sırbistan’ın 8. başbakanı olarak seçildi.
Sırbistan Cumhurbaşkanı ve hukukçu Vojislav Koštunica
1955
Alman hukukçu ve siyasetçi Otto Gessler yaşamını yitirdi. (Doğumu: 6 Şubat 1875) Tübingen Üniversitesi, Leipzig Üniversitesi ve Erlangen Üniversitesi’nde hukuk üzerine eğitim gördü. Leipzig’in adli servisi için çalıştı. Daha sonra Bavyera’ya taşındı ve Bavyera adalet bakanlığında çeşitli görevlerde bulundu. 1910’dan 1914’e kadar Regensburg’un belediye başkanı olarak görev yaptı. 1918’de DDP’nin kurucularından biri oldu. 1919’da İmar Bakanı olarak atandı. 1920’den 1928’e kadar Savunma Bakanı olarak görev yaptı. II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra, insani yardım kuruluşlarına katıldı. Hatıraları, 1958 yılında “Weicher Zeit’teki Reichswehrpolitik” adıyla ölümünden sonra yayımlandı.
Otto Gessler
1978
Savcı Doğan Öz Ankara Cumhuriyet Savcısı iken 24 Mart 1978 tarihinde, evinden çıkarak Anadol marka otomobiline bindiği sırada aracın ön tarafında beliren suikastçı tarafından açılan 6 el ateş sonucunda öldürüldü. (Doğumu: 1943)
Gazeteci Berivan Tapan’ın, Tekin Yayınevi tarafından yayınlanan “Savcı Doğan Öz’ü Vurdular – Bir Kontrgerilla Cinayeti” isimli kitabı
1986
Hukukçu ve gazeteci Ertuğrul Yeşiltepe yaşamını yitirdi. (Doğumu: 8 Haziran 1933) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. 1953 yılında Gazeteciliğe Türk Haberler Ajansı’nda başladı.
1988
Hukuk profesörü ve siyasetçi Turhan Feyzioğlu yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1922) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. İngiltere’de anayasa hukuku alanında doktora yaptı ve 1955 yılında Türkiye’nin en genç profesörü unvanını aldı. 1956 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne dekan oldu. Fakültenin yayını olan “Forum” dergisindeki yazıları nedeniyle iktidardaki Demokrat Parti ile çatıştı ve hakkında kovuşturma açılınca üniversiteden istifa etti. 27 Mayıs Darbesinden sonra Orta Doğu Teknik Üniversitesi Rektörlüğüne seçildi. Kurucu Meclis’te Üniversite Temsilcisi olarak Anayasa Komisyonu başkanlığına getirildi. 1978 yılında kurulan Ecevit Hükümetinde devlet bakanlığı ve başbakan yardımcılığı görevlerini birlikte üstlendi.
2000
Varan Turizm’e ait bir otobüs, yolcularıyla birlikte kaçırıldı. Olaydan sonra yakalanan üç kişi, 36’şar yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı.
2000
Genelkurmay Başkanlığı, Talat Aydemir’in idamıyla sonuçlanan 1963’teki darbe girişimine katılan 1459 Harp Okulu öğrencisinin haklarını 37 yıl sonra iade etti.
2009
Ergenekon davasında 21’i tutuklu 56 sanık hakkında hazırlanan 1909 sayfalık ikinci iddianame, davaya bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.
2016
Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, 24 Mart 2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi, kanun 7 Nisan 2016 tarihinde 29677 sayılı Resmi Gazetede yayımlandı.
2016
Kişisel Verilerin Silinmesi, Yok Edilmesi veya Anonim Hale Getirilmesi Hakkında Yönetmelik, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu çerçevesinde, özel hayatın gizliliği ile temel hak ve özgürlüklerin korunması kapsamında, kişisel verilerin korunmasını sağlamak ve bilinç düzeyini geliştirmek amacıyla çıkarıldı. Yönetmeliğin dayandığı Kuruluş Kanunu, 24 Mart 2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildi.
Kişisel Verilerin Silinmesi, Yok Edilmesi veya Anonim Hale Getirilmesi Hakkında Yönetmelik, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu çerçevesinde, özel hayatın gizliliği ile temel hak ve özgürlüklerin korunması kapsamında, kişisel verilerin korunmasını sağlamak ve bilinç düzeyini geliştirmek amacıyla çıkarılmıştır. Yönetmeliğin dayandığı Kuruluş Kanunu, 24 Mart 2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiştir.
Kişisel Verilerin Koruma Kurulu Başkanlığı
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Amaç
MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı, tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla işlenen kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hale getirilmesine ilişkin usul ve esasları belirlemektir.
Kapsam
MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik hükümleri; 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun 7 nci maddesi uyarınca veri sorumluları hakkında uygulanır.
Dayanak
MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelik, 6698 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin üçüncü fıkrası ile 22 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendine dayanılarak hazırlanmıştır.
Tanımlar
MADDE 4 – (1) Bu Yönetmeliğin uygulanmasında;
a) Alıcı grubu: Veri sorumlusu tarafından kişisel verilerin aktarıldığı gerçek veya tüzel kişi kategorisini,
b) İlgili kullanıcı: Verilerin teknik olarak depolanması, korunması ve yedeklenmesinden sorumlu olan kişi ya da birim hariç olmak üzere veri sorumlusu organizasyonu içerisinde veya veri sorumlusundan aldığı yetki ve talimat doğrultusunda kişisel verileri işleyen kişileri,
c) İmha: Kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hale getirilmesini,
ç) Kanun: 24/3/2016 tarihli ve 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununu,
d) Kayıt ortamı: Tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla işlenen kişisel verilerin bulunduğu her türlü ortamı,
e) Kişisel veri işleme envanteri: Veri sorumlularının iş süreçlerine bağlı olarak gerçekleştirmekte oldukları kişisel verileri işleme faaliyetlerini; kişisel verileri işleme amaçları, veri kategorisi, aktarılan alıcı grubu ve veri konusu kişi grubuyla ilişkilendirerek oluşturdukları ve kişisel verilerin işlendikleri amaçlar için gerekli olan azami süreyi, yabancı ülkelere aktarımı öngörülen kişisel verileri ve veri güvenliğine ilişkin alınan tedbirleri açıklayarak detaylandırdıkları envanteri,
f) Kişisel veri saklama ve imha politikası: Veri sorumlularının, kişisel verilerin işlendikleri amaç için gerekli olan azami süreyi belirleme işlemi ile silme, yok etme ve anonim hale getirme işlemi için dayanak yaptıkları politikayı,
g) Kurul: Kişisel Verileri Koruma Kurulunu,
ğ) Periyodik imha: Kanunda yer alan kişisel verilerin işlenme şartlarının tamamının ortadan kalkması durumunda kişisel verileri saklama ve imha politikasında belirtilen ve tekrar eden aralıklarla resen gerçekleştirilecek silme, yok etme veya anonim hale getirme işlemini,
h) Sicil: Kişisel Verileri Koruma Kurumu Başkanlığı tarafından tutulan veri sorumluları sicilini,
ı) Veri kayıt sistemi: Kişisel verilerin belirli kriterlere göre yapılandırılarak işlendiği kayıt sistemini,
i) Veri sorumlusu: Kişisel verilerin işleme amaçlarını ve vasıtalarını belirleyen, veri kayıt sisteminin kurulmasından ve yönetilmesinden sorumlu olan gerçek veya tüzel kişiyi,
ifade eder.
(2) Bu Yönetmelikte yer almayan tanımlar için Kanundaki tanımlar geçerlidir.
İKİNCİ BÖLÜM
Kişisel Veri Saklama ve İmha Politikası
Kişisel veri saklama ve imha politikasına ilişkin esaslar
MADDE 5 – (1) Kanunun 16 ncı maddesi gereğince Veri Sorumluları Siciline kayıt olmakla yükümlü olan veri sorumluları, kişisel veri işleme envanterine uygun olarak kişisel veri saklama ve imha politikası hazırlamakla yükümlüdür.
(2) Kişisel veri saklama ve imha politikası hazırlanmış olması; kişisel verilerin Kanuna ve Yönetmeliğe uygun biçimde saklandığı, silindiği, yok edildiği veya anonim hale getirildiği anlamına gelmez.
(3) Kişisel veri saklama ve imha politikası hazırlama yükümlülüğü altında bulunmayan veri sorumlularının, Kanun ve bu Yönetmelik uyarınca kişisel verileri saklama, silme, yok etme veya anonim hale getirme yükümlülükleri devam eder.
Kişisel veri saklama ve imha politikasının kapsamı
MADDE 6 – (1) Kişisel veri saklama ve imha politikası asgari olarak;
a) Kişisel veri saklama ve imha politikasının hazırlanma amacına,
b) Kişisel veri saklama ve imha politikası ile düzenlenen kayıt ortamlarına,
c) Kişisel veri saklama ve imha politikasında yer verilen hukuki ve teknik terimlerin tanımlarına,
ç) Kişisel verilerin saklanmasını ve imhasını gerektiren hukuki, teknik ya da diğer sebeplere ilişkin açıklamaya,
d) Kişisel verilerin güvenli bir şekilde saklanması ile hukuka aykırı olarak işlenmesi ve erişilmesinin önlenmesi için alınmış teknik ve idari tedbirlere,
e) Kişisel verilerin hukuka uygun olarak imha edilmesi için alınmış teknik ve idari tedbirlere,
f) Kişisel verileri saklama ve imha süreçlerinde yer alanların unvanlarına, birimlerine ve görev tanımlarına,
g) Saklama ve imha sürelerini gösteren tabloya,
ğ) Periyodik imha sürelerine,
h) Mevcut kişisel veri saklama ve imha politikasında güncelleme yapılmış ise söz konusu değişikliğe,
ilişkin bilgileri kapsar.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Kişisel Verilerin Silinmesi, Yok Edilmesi veya Anonim Hale Getirilmesi
İlkeler
MADDE 7 – (1) Kanunun 5 inci ve 6 ncı maddelerinde yer alan kişisel verilerin işlenme şartlarının tamamının ortadan kalkması halinde, kişisel verilerin veri sorumlusu tarafından resen veya ilgili kişinin talebi üzerine silinmesi, yok edilmesi veya anonim hâle getirilmesi gerekir.
(2) Kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hale getirilmesinde Kanunun 4 üncü maddesindeki genel ilkeler ile 12 nci maddesi kapsamında alınması gereken teknik ve idari tedbirlere, ilgili mevzuat hükümlerine, Kurul kararlarına ve kişisel veri saklama ve imha politikasına uygun hareket edilmesi zorunludur.
(3) Kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi ve anonim hale getirilmesiyle ilgili yapılan bütün işlemler kayıt altına alınır ve söz konusu kayıtlar, diğer hukuki yükümlülükler hariç olmak üzere en az üç yıl süreyle saklanır.
(4) Veri sorumlusu, kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi, anonim hale getirilmesi işlemiyle ilgili uyguladığı yöntemleri ilgili politika ve prosedürlerinde açıklamakla yükümlüdür.
(5) Veri sorumlusu, Kurul tarafından aksine bir karar alınmadıkça, kişisel verileri resen silme, yok etme veya anonim hale getirme yöntemlerinden uygun olanını seçer. İlgili kişinin talebi halinde uygun yöntemi gerekçesini açıklayarak seçer.
Kişisel verilerin silinmesi
MADDE 8 – (1)Kişisel verilerin silinmesi, kişisel verilerin ilgili kullanıcılar için hiçbir şekilde erişilemez ve tekrar kullanılamaz hale getirilmesi işlemidir.
(2) Veri sorumlusu, silinen kişisel verilerin ilgili kullanıcılar için erişilemez ve tekrar kullanılamaz olması için gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri almakla yükümlüdür.
Kişisel verilerin yok edilmesi
MADDE 9 – (1) Kişisel verilerin yok edilmesi, kişisel verilerin hiç kimse tarafından hiçbir şekilde erişilemez, geri getirilemez ve tekrar kullanılamaz hale getirilmesi işlemidir.
(2) Veri sorumlusu, kişisel verilerin yok edilmesiyle ilgili gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri almakla yükümlüdür.
Kişisel verilerin anonim hale getirilmesi
MADDE 10 – (1) Kişisel verilerin anonim hale getirilmesi, kişisel verilerin başka verilerle eşleştirilse dahi hiçbir surette kimliği belirli veya belirlenebilir bir gerçek kişiyle ilişkilendirilemeyecek hale getirilmesidir.
(2) Kişisel verilerin anonim hale getirilmiş olması için; kişisel verilerin, veri sorumlusu, alıcı veya alıcı grupları tarafından geri döndürme ve verilerin başka verilerle eşleştirilmesi gibi kayıt ortamı ve ilgili faaliyet alanı açısından uygun tekniklerin kullanılması yoluyla dahi kimliği belirli veya belirlenebilir bir gerçek kişiyle ilişkilendirilemez hale getirilmesi gerekir.
(3) Veri sorumlusu, kişisel verilerin anonim hale getirilmesiyle ilgili gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri almakla yükümlüdür.
Kişisel verileri resen silme, yok etme veya anonim hale getirme süreleri
MADDE 11 – (1) Kişisel veri saklama ve imha politikası hazırlamış olan veri sorumlusu, kişisel verileri silme, yok etme veya anonim hale getirme yükümlülüğünün ortaya çıktığı tarihi takip eden ilk periyodik imha işleminde, kişisel verileri siler, yok eder veya anonim hale getirir.
(2) Periyodik imhanın gerçekleştirileceği zaman aralığı, veri sorumlusu tarafından kişisel veri saklama ve imha politikasında belirlenir. Bu süre her halde altı ayı geçemez.
(3) Kişisel veri saklama ve imha politikası hazırlama yükümlülüğü olmayan veri sorumlusu, kişisel verileri silme, yok etme veya anonim hale getirme yükümlülüğünün ortaya çıktığı tarihi takip eden üç ay içinde, kişisel verileri siler, yok eder veya anonim hale getirir.
(4) Kurul, telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve açıkça hukuka aykırılık olması halinde, bu maddede belirlenen süreleri kısaltabilir.
Kişisel verileri ilgili kişinin talep etmesi durumunda silme ve yok etme süreleri
MADDE 12 – (1) İlgili kişi, Kanunun 13 üncü maddesine istinaden veri sorumlusuna başvurarak kendisine ait kişisel verilerin silinmesini veya yok edilmesini talep ettiğinde;
a) Kişisel verileri işleme şartlarının tamamı ortadan kalkmışsa; veri sorumlusu talebe konu kişisel verileri siler, yok eder veya anonim hale getirir. Veri sorumlusu, ilgili kişinin talebini en geç otuz gün içinde sonuçlandırır ve ilgili kişiye bilgi verir.
b) Kişisel verileri işleme şartlarının tamamı ortadan kalkmış ve talebe konu olan kişisel veriler üçüncü kişilere aktarılmışsa veri sorumlusu bu durumu üçüncü kişiye bildirir; üçüncü kişi nezdinde bu Yönetmelik kapsamında gerekli işlemlerin yapılmasını temin eder.
c) Kişisel verileri işleme şartlarının tamamı ortadan kalkmamışsa, bu talep veri sorumlusunca Kanunun 13 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca gerekçesi açıklanarak reddedilebilir ve ret cevabı ilgili kişiye en geç otuz gün içinde yazılı olarak ya da elektronik ortamda bildirilir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
Tereddütlerin giderilmesi
MADDE 13 – (1) Bu Yönetmeliğin uygulanması sırasında doğacak tereddütleri ve uygulamaya ilişkin aksaklıkları gidermeye ve uygulamayı yönlendirmeye, ilke ve standartları belirlemeye ve uygulama birliğini sağlayacak gerekli düzenlemeleri yapmaya, bu hususta gerekli her türlü bilgi ve belgeyi istemeye, bu Yönetmelikte yer almayan konularda ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde karar vermeye Kurul yetkilidir.
Yürürlük
MADDE 14 – (1) Bu Yönetmelik 1/1/2018 tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 15 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Başkan yürütür.
Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, 24 Mart 2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiş, kanun 7 Nisan 2016 tarihinde 29677 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.
Kişisel Verileri Koruma Kurumu(KVKK) Başkanlığının kuruluş amacı, Anayasada öngörülen özel hayatın gizliliği ile temel hak ve özgürlüklerin korunması kapsamında, Türkiye’de kişisel verilerin korunmasını sağlamak ve buna yönelik farkındalık oluşturarak bilinç düzeyini geliştirmek, aynı zamanda veri temelli ekonomide özel ve kamusal aktörlerin uluslararası rekabet kapasitelerini artırıcı bir ortam oluşturmaktır. Kurum, kişisel verilerin korunması ile buna ilişkin vatandaşlık bilincinin oluşmasında yasal otoritedir. Kurumun çalışma ilkeleri, özel hayatın gizliliğini koruma, temel hak ve özgürlüklere saygı, tarafsızlık, bağımsızlık, güvenilirlik, hukuka ve etik ilkelere uygunluk, şeffaflık ve hesap verilebilirlik, hızlı, doğru ve objektif karar alma, işbirliği ve katılımcılık ile ulusal ve uluslararası düzeyde hizmet verme olarak ilan edilmiştir.
6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, 24 Mart 2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiş, kanun 7 Nisan 2016 tarihinde 29677 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununa göre Kişisel Verileri Koruma Kurulu üyeleri seçilmiş ve kurum göreve başlamıştır.
Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (6698 Sayılı Kanun)
BİRİNCİ BÖLÜM
AMAÇ, KAPSAM VE TANIMLAR
Amaç
Madde 1 – (1) Bu Kanunun amacı, kişisel verilerin işlenmesinde başta özel hayatın gizliliği olmak üzere kişilerin temel hak ve özgürlüklerini korumak ve kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin yükümlülükleri ile uyacakları usul ve esasları düzenlemektir.
Kapsam
Madde 2 – (1) Bu Kanun hükümleri, kişisel verileri işlenen gerçek kişiler1 ile bu verileri tamamen veya kısmen otomatik olan2 ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla işleyen gerçek ve tüzel kişiler hakkında uygulanır.345
Tanımlar
Madde 3 – (1) Bu Kanunun uygulanmasında;
a) Açık rıza67: Belirli bir konuya ilişkin, bilgilendirilmeye dayanan8 ve özgür iradeyle açıklanan9 rızayı,
b) Anonim hâle getirme: Kişisel verilerin, başka verilerle eşleştirilerek dahi hiçbir surette kimliği belirli veya belirlenebilir bir gerçek kişiyle ilişkilendirilemeyecek hâle getirilmesini1011,
c) Başkan: Kişisel Verileri Koruma Kurumu Başkanını,
ç) İlgili kişi: Kişisel verisi işlenen gerçek kişiyi,
d) Kişisel veri: Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi,
e) Kişisel verilerin işlenmesi: Kişisel verilerin tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hâle getirilmesi, sınıflandırılması ya da kullanılmasının engellenmesi gibi veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlemi12,
f) Kurul: Kişisel Verileri Koruma Kurulunu,
g) Kurum: Kişisel Verileri Koruma Kurumunu,
ğ) Veri işleyen: Veri sorumlusunun verdiği yetkiye dayanarak onun adına kişisel verileri işleyen gerçek veya tüzel kişiyi1314,
h) Veri kayıt sistemi: Kişisel verilerin belirli kriterlere göre yapılandırılarak işlendiği kayıt sistemini1516,
ı) Veri sorumlusu: Kişisel verilerin işleme amaçlarını ve vasıtalarını belirleyen, veri kayıt sisteminin kurulmasından ve yönetilmesinden sorumlu olan gerçek veya tüzel kişiyi1718,
ifade eder.
İKİNCİ BÖLÜM
KİŞİSEL VERİLERİN İŞLENMESİ
Genel İlkeler
Madde 4 – (1) Kişisel veriler, ancak bu Kanunda ve diğer kanunlarda öngörülen usul ve esaslara uygun olarak işlenebilir.
(2) Kişisel verilerin işlenmesinde aşağıdaki ilkelere uyulması zorunludur:
a) Hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olma.
b) Doğru ve gerektiğinde güncel olma.
c) Belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme.
ç) İşlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma.
d) İlgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme.
Kişisel verilerin işlenme şartları
Madde 51920 – (1) Kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez.
(2) Aşağıdaki şartlardan birinin varlığı hâlinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesi mümkündür:
a) Kanunlarda açıkça öngörülmesi21.
b) Fiili imkânsızlık nedeniyle rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin kendisinin ya da bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması.
c) Bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla, sözleşmenin taraflarına ait kişisel verilerin işlenmesinin gerekli olması.
ç) Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu olması.22
d) İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması.
e) Bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması.
f) İlgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin zorunlu olması.
Özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları
Madde 623 – (1) Kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli kişisel veridir.
(2) Özel nitelikli kişisel verilerin, ilgilinin açık rızası olmaksızın işlenmesi yasaktır.
(3) Birinci fıkrada sayılan sağlık ve cinsel hayat dışındaki kişisel veriler, kanunlarda öngörülen hâllerde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir. Sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel veriler ise ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir.
(4) Özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinde, ayrıca Kurul tarafından belirlenen yeterli önlemlerin alınması şarttır.24
Kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hâle getirilmesi
Madde 725 – (1) Bu Kanun ve ilgili diğer kanun hükümlerine uygun olarak işlenmiş olmasına rağmen, işlenmesini gerektiren sebeplerin ortadan kalkması hâlinde kişisel veriler resen veya ilgili kişinin talebi üzerine veri sorumlusu tarafından silinir26, yok edilir27 veya anonim hâle getirilir28.
(2) Kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hâle getirilmesine ilişkin diğer kanunlarda yer alan hükümler saklıdır.
(3) Kişisel verilerin silinmesine, yok edilmesine veya anonim hâle getirilmesine ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.29
Kişisel verilerin aktarılması
Madde 83031 – (1) Kişisel veriler, ilgili kişinin açık rızası olmaksızın aktarılamaz.
(2) Kişisel veriler;
a) 5 inci maddenin ikinci fıkrasında,
b) Yeterli önlemler alınmak kaydıyla, 6 ncı maddenin üçüncü fıkrasında, belirtilen şartlardan birinin bulunması hâlinde,
ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın aktarılabilir.
(3) Kişisel verilerin aktarılmasına ilişkin diğer kanunlarda yer alan hükümler saklıdır.
Kişisel verilerin yurt dışına aktarılması
Madde 932 – (1) Kişisel veriler, ilgili kişinin açık rızası olmaksızın yurt dışına aktarılamaz.
(2) Kişisel veriler, 5 inci maddenin ikinci fıkrası ile 6 ncı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen şartlardan birinin varlığı ve kişisel verinin aktarılacağı yabancı ülkede;
a) Yeterli korumanın bulunması,
b) Yeterli korumanın bulunmaması durumunda Türkiye’deki ve ilgili yabancı ülkedeki veri sorumlularının yeterli bir korumayı yazılı olarak taahhüt etmeleri33 ve Kurulun izninin bulunması,
kaydıyla ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın yurt dışına aktarılabilir.
(3) Yeterli korumanın bulunduğu ülkeler Kurulca belirlenerek ilan edilir.34
(4) Kurul yabancı ülkede yeterli koruma bulunup bulunmadığına ve ikinci fıkranın (b) bendi uyarınca izin verilip verilmeyeceğine;
a) Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri,
b) Kişisel veri talep eden ülke ile Türkiye arasında veri aktarımına ilişkin karşılıklılık durumunu,
c) Her somut kişisel veri aktarımına ilişkin olarak, kişisel verinin niteliği ile işlenme amaç ve süresini,
ç) Kişisel verinin aktarılacağı ülkenin konuyla ilgili mevzuatı ve uygulamasını,
d) Kişisel verinin aktarılacağı ülkede bulunan veri sorumlusu tarafından taahhüt edilen önlemleri,
değerlendirmek ve ihtiyaç duyması hâlinde, ilgili kurum ve kuruluşların görüşünü de almak suretiyle karar verir.
(5) Kişisel veriler, uluslararası sözleşme hükümleri saklı kalmak üzere, Türkiye’nin veya ilgili kişinin menfaatinin ciddi bir şekilde zarar göreceği durumlarda, ancak ilgili kamu kurum veya kuruluşunun görüşü alınarak Kurulun izniyle yurt dışına aktarılabilir.35
(6) Kişisel verilerin yurt dışına aktarılmasına ilişkin diğer kanunlarda yer alan hükümler saklıdır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
HAKLAR VE YÜKÜMLÜLÜKLER
Veri sorumlusunun aydınlatma yükümlülüğü
Madde 10 – (1) Kişisel verilerin elde edilmesi sırasında veri sorumlusu veya yetkilendirdiği kişi, ilgili kişilere;
a) Veri sorumlusunun ve varsa temsilcisinin kimliği,
b) Kişisel verilerin hangi amaçla işleneceği,
c) İşlenen kişisel verilerin kimlere ve hangi amaçla aktarılabileceği,
ç) Kişisel veri toplamanın yöntemi ve hukuki sebebi,
d) 11 inci maddede sayılan diğer hakları,
konusunda bilgi vermekle yükümlüdür.363738
İlgili kişinin hakları
MADDE 1139 – (1) Herkes, veri sorumlusuna başvurarak kendisiyle ilgili;
a) Kişisel veri işlenip işlenmediğini öğrenme,
b) Kişisel verileri işlenmişse buna ilişkin bilgi talep etme,
c) Kişisel verilerin işlenme amacını ve bunların amacına uygun kullanılıp kullanılmadığını öğrenme,
ç) Yurt içinde veya yurt dışında kişisel verilerin aktarıldığı üçüncü kişileri bilme,
d) Kişisel verilerin eksik veya yanlış işlenmiş olması hâlinde bunların düzeltilmesini isteme,
e) 7 nci maddede öngörülen şartlar çerçevesinde kişisel verilerin silinmesini veya yok edilmesini isteme,
f) (d) ve (e) bentleri uyarınca yapılan işlemlerin, kişisel verilerin aktarıldığı üçüncü kişilere bildirilmesini isteme,
g) İşlenen verilerin münhasıran otomatik sistemler vasıtasıyla analiz edilmesi suretiyle kişinin kendisi aleyhine bir sonucun ortaya çıkmasına itiraz etme40,
ğ) Kişisel verilerin kanuna aykırı olarak işlenmesi sebebiyle zarara uğraması hâlinde zararın giderilmesini talep etme,
haklarına sahiptir.41
Veri güvenliğine ilişkin yükümlülükler
MADDE 12 – (1) Veri sorumlusu;
a) Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini önlemek,
b) Kişisel verilere hukuka aykırı olarak erişilmesini önlemek,
c) Kişisel verilerin muhafazasını sağlamak,
amacıyla uygun güvenlik düzeyini42 temin etmeye yönelik gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri almak zorundadır.
(2) Veri sorumlusu, kişisel verilerin kendi adına başka bir gerçek veya tüzel kişi tarafından işlenmesi hâlinde, birinci fıkrada belirtilen tedbirlerin alınması hususunda bu kişilerle birlikte müştereken sorumludur.
(3) Veri sorumlusu, kendi kurum veya kuruluşunda, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasını sağlamak amacıyla gerekli denetimleri yapmak veya yaptırmak zorundadır.
(4) Veri sorumluları ile veri işleyen kişiler, öğrendikleri kişisel verileri bu Kanun hükümlerine aykırı olarak başkasına açıklayamaz ve işleme amacı dışında kullanamazlar. Bu yükümlülük görevden ayrılmalarından sonra da devam eder.
(5) İşlenen kişisel verilerin kanuni olmayan yollarla başkaları tarafından elde edilmesi hâlinde43, veri sorumlusu bu durumu en kısa sürede ilgilisine ve Kurula bildirir. Kurul, gerekmesi hâlinde bu durumu, kendi internet sitesinde ya da uygun göreceği başka bir yöntemle ilan edebilir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
BAŞVURU, ŞİKÂYET VE VERİ SORUMLULARI SİCİLİ
Veri sorumlusuna başvuru
Madde 13 – (1) İlgili kişi, bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili taleplerini yazılı44 olarak veya Kurulun belirleyeceği diğer yöntemlerle veri sorumlusuna iletir.
(2) Veri sorumlusu başvuruda yer alan talepleri, talebin niteliğine göre en kısa sürede ve en geç otuz gün içinde ücretsiz olarak sonuçlandırır. Ancak, işlemin ayrıca bir maliyeti gerektirmesi hâlinde, Kurulca belirlenen tarifedeki ücret alınabilir.
(3) Veri sorumlusu talebi kabul eder veya gerekçesini açıklayarak reddeder ve cevabını ilgili kişiye yazılı olarak veya elektronik ortamda bildirir. Başvuruda yer alan talebin kabul edilmesi hâlinde veri sorumlusunca gereği yerine getirilir. Başvurunun veri sorumlusunun hatasından kaynaklanması hâlinde alınan ücret ilgiliye iade edilir.
Kurula şikâyet
MADDE 14 – (1) Başvurunun reddedilmesi, verilen cevabın yetersiz bulunması veya süresinde başvuruya cevap verilmemesi hâllerinde; ilgili kişi, veri sorumlusunun cevabını öğrendiği tarihten itibaren otuz ve her hâlde başvuru tarihinden itibaren altmış gün içinde Kurula şikâyette bulunabilir.
(2) 13 üncü madde uyarınca başvuru yolu tüketilmeden şikâyet yoluna başvurulamaz.
(3) Kişilik hakları ihlal edilenlerin, genel hükümlere göre tazminat hakkı saklıdır.
Şikâyet üzerine veya resen incelemenin usul ve esasları
MADDE 15 – (1) Kurul, şikâyet üzerine veya ihlal iddiasını öğrenmesi durumunda resen, görev alanına giren konularda gerekli incelemeyi yapar.45
(2) 1/11/1984 tarihli ve 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanunun 6 ncı maddesinde belirtilen şartları taşımayan ihbar veya şikâyetler incelemeye alınmaz.
(3) Devlet sırrı niteliğindeki bilgi ve belgeler hariç; veri sorumlusu, Kurulun, inceleme konusuyla ilgili istemiş olduğu bilgi ve belgeleri on beş gün içinde göndermek ve gerektiğinde yerinde inceleme yapılmasına imkân sağlamak zorundadır.
(4) Şikâyet üzerine Kurul, talebi inceleyerek ilgililere bir cevap verir. Şikâyet tarihinden itibaren altmış gün içinde cevap verilmezse talep reddedilmiş sayılır.
(5) Şikâyet üzerine veya resen yapılan inceleme sonucunda, ihlalin varlığının anlaşılması hâlinde Kurul, tespit ettiği hukuka aykırılıkların veri sorumlusu tarafından giderilmesine karar vererek ilgililere tebliğ eder. Bu karar, tebliğden itibaren gecikmeksizin ve en geç otuz gün içinde yerine getirilir.
(6) Şikâyet üzerine veya resen yapılan inceleme sonucunda, ihlalin yaygın olduğunun tespit edilmesi hâlinde Kurul, bu konuda ilke kararı alır ve bu kararı yayımlar. Kurul, ilke kararı almadan önce ihtiyaç duyması hâlinde, ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerini de alabilir.
(7) Kurul, telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve açıkça hukuka aykırılık olması hâlinde, veri işlenmesinin veya verinin yurt dışına aktarılmasının durdurulmasına karar verebilir.
Veri Sorumluları Sicili
Madde 16 – (1) Kurulun gözetiminde, Başkanlık tarafından kamuya açık olarak Veri Sorumluları Sicili tutulur.
(2) Kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişiler, veri işlemeye başlamadan önce Veri Sorumluları Siciline kaydolmak zorundadır.46 Ancak, işlenen kişisel verinin niteliği, sayısı, veri işlemenin kanundan kaynaklanması veya üçüncü kişilere aktarılma durumu gibi Kurulca belirlenecek objektif kriterler göz önüne alınmak suretiyle, Kurul tarafından, Veri Sorumluları Siciline kayıt zorunluluğuna istisna getirilebilir.4748
(3) Veri Sorumluları Siciline kayıt başvurusu aşağıdaki hususları içeren bir bildirimle yapılır:
a) Veri sorumlusu ve varsa temsilcisinin kimlik ve adres bilgileri.
b) Kişisel verilerin hangi amaçla işleneceği.
c) Veri konusu kişi grubu ve grupları ile bu kişilere ait veri kategorileri hakkındaki açıklamalar.
ç) Kişisel verilerin aktarılabileceği alıcı veya alıcı grupları.
d) Yabancı ülkelere aktarımı öngörülen kişisel veriler.
e) Kişisel veri güvenliğine ilişkin alınan tedbirler.
f) Kişisel verilerin işlendikleri amaç için gerekli olan azami süre.
(4) Üçüncü fıkra uyarınca verilen bilgilerde meydana gelen değişiklikler derhâl Başkanlığa bildirilir.
(5) Veri Sorumluları Siciline ilişkin diğer usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.49
BEŞİNCİ BÖLÜM
SUÇLAR VE KABAHATLER
Suçlar
Madde 17 – (1) Kişisel verilere ilişkin suçlar bakımından 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 135 ila 140 ıncı madde hükümleri uygulanır.50
(2) Bu Kanunun 7 nci maddesi hükmüne aykırı olarak; kişisel verileri silmeyen veya anonim hâle getirmeyenler 5237 sayılı Kanunun 138 inci maddesine göre cezalandırılır.
Kabahatler
Madde 18 – (1) Bu Kanunun;
a) 10 uncu maddesinde öngörülen aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmeyenler hakkında 5.000 Türk lirasından 100.000 Türk lirasına kadar,
b) 12 nci maddesinde öngörülen veri güvenliğine ilişkin yükümlülükleri yerine getirmeyenler hakkında 15.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk lirasına kadar,
c) 15 inci maddesi uyarınca Kurul tarafından verilen kararları yerine getirmeyenler hakkında 25.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk lirasına kadar,
ç) 16 ncı maddesinde öngörülen Veri Sorumluları Siciline kayıt ve bildirim yükümlülüğüne aykırı hareket edenler hakkında 20.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk lirasına kadar,
idari para cezası verilir.
(2) Bu maddede öngörülen idari para cezaları veri sorumlusu olan gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişileri hakkında uygulanır.
(3) Birinci fıkrada sayılan eylemlerin kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları bünyesinde işlenmesi hâlinde, Kurulun yapacağı bildirim üzerine, ilgili kamu kurum ve kuruluşunda görev yapan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında görev yapanlar hakkında disiplin hükümlerine göre işlem yapılır ve sonucu Kurula bildirilir.
ALTINCI BÖLÜM
KİŞİSEL VERİLERİ KORUMA KURUMU VE TEŞKİLAT
Kişisel Verileri Koruma Kurumu
Madde 19 – (1) Bu Kanunla verilen görevleri yerine getirmek üzere, idari ve mali özerkliğe sahip ve kamu tüzel kişiliğini haiz Kişisel Verileri Koruma Kurumu kurulmuştur.
(2) Kurum Başbakanlıkla ilişkilidir.
(3) Kurumun merkezi Ankara’dadır.
(4) Kurum, Kurul ve Başkanlıktan oluşur. Kurumun karar organı Kuruldur.
Kurumun görevleri
Madde 20 – (1) Kurumun görevleri şunlardır:
a) Görev alanı itibarıyla, uygulamaları ve mevzuattaki gelişmeleri takip etmek, değerlendirme ve önerilerde bulunmak, araştırma ve incelemeler yapmak veya yaptırmak.
b) İhtiyaç duyulması hâlinde, görev alanına giren konularda kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri veya üniversitelerle iş birliği yapmak.
c) Kişisel verilerle ilgili uluslararası gelişmeleri izlemek ve değerlendirmek, görev alanına giren konularda uluslararası kuruluşlarla iş birliği yapmak, toplantılara katılmak.
ç) Yıllık faaliyet raporunu Cumhurbaşkanlığına, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna ve Başbakanlığa sunmak.
d) Kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek.
Kişisel Verileri Koruma Kurulu
Madde 21 – (1) Kurul, bu Kanunla ve diğer mevzuatla verilen görev ve yetkilerini kendi sorumluluğu altında, bağımsız olarak yerine getirir ve kullanır. Görev alanına giren konularla ilgili olarak hiçbir organ, makam, merci veya kişi, Kurula emir ve talimat veremez, tavsiye veya telkinde bulunamaz.
(2) Kurul, dokuz üyeden oluşur. Kurulun beş üyesi Türkiye Büyük Millet Meclisi, iki üyesi Cumhurbaşkanı, iki üyesi Bakanlar Kurulu tarafından seçilir.
(3) Kurula üye olabilmek için aşağıdaki şartlar aranır:
a) Kurumun görev alanındaki konularda bilgi ve deneyim sahibi olmak.
b) 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (1), (4), (5), (6) ve (7) numaralı alt bentlerinde belirtilen nitelikleri taşımak.
c) Herhangi bir siyasi parti üyesi olmamak.
ç) En az dört yıllık lisans düzeyinde yükseköğrenim görmüş olmak.
d) Kamu kurum ve kuruluşlarında, uluslararası kuruluşlarda, sivil toplum kuruluşlarında veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında ya da özel sektörde toplamda en az on yıl çalışmış olmak.
(4) Kurul üyeliğine seçileceklerin muvafakatleri aranır. Üye seçiminde, Kurumun görev alanına giren konularda bilgi ve deneyimi bulunanların çoğulcu bir şekilde temsiline özen gösterilir.
(5) Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurula üye seçimini aşağıdaki usulle yapar:
a) Seçim için, siyasi parti gruplarının üye sayısı oranında belirlenecek üye sayısının ikişer katı aday gösterilir ve Kurul üyeleri bu adaylar arasından her siyasi parti grubuna düşen üye sayısı esas alınmak suretiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca seçilir. Ancak, siyasi parti gruplarında, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak seçimlerde kime oy kullanılacağına dair görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.
b) Kurul üyelerinin seçimi, adayların belirlenerek ilanından sonra on gün içinde yapılır. Siyasi parti grupları tarafından gösterilen adaylar için ayrı ayrı listeler hâlinde birleşik oy pusulası düzenlenir. Adayların adlarının karşısındaki özel yer işaretlenmek suretiyle oy kullanılır. Siyasi parti gruplarının ikinci fıkraya göre belirlenen kontenjanlarından Kurula seçilecek üyelerin sayısından fazla verilen oylar geçersiz sayılır.
c) Karar yeter sayısı olmak şartıyla seçimde en çok oyu alan boş üyelik sayısı kadar aday seçilmiş olur.
ç) Üyelerin görev sürelerinin bitiminden iki ay önce; üyeliklerde herhangi bir sebeple boşalma olması hâlinde, boşalma tarihinden veya boşalma tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde ise tatilin bitiminden itibaren bir ay içinde aynı usulle seçim yapılır. Bu seçimlerde, boşalan üyeliklerin siyasi parti gruplarına dağılımı, ilk seçimde siyasi parti grupları kontenjanından seçilen üye sayısı ve siyasi parti gruplarının hâlihazırdaki oranı dikkate alınmak suretiyle yapılır.
(6) Cumhurbaşkanı veya Bakanlar Kurulu tarafından seçilen üyelerden birinin görev süresinin bitiminden kırk beş gün önce veya herhangi bir sebeple görevin sona ermesi hâlinde durum, on beş gün içinde Kurum tarafından, Cumhurbaşkanlığına veya Bakanlar Kuruluna sunulmak üzere Başbakanlığa bildirilir. Üyelerin görev süresinin dolmasına bir ay kala yeni üye seçimi yapılır. Bu üyeliklerde, görev süresi dolmadan herhangi bir sebeple boşalma olması hâlinde ise bildirimden itibaren on beş gün içinde seçim yapılır.
(7) Kurul, üyeleri arasından Başkan ve İkinci Başkanı seçer. Kurulun Başkanı, Kurumun da başkanıdır.
(8) Kurul üyelerinin görev süresi dört yıldır. Süresi biten üye yeniden seçilebilir. Görev süresi dolmadan herhangi bir sebeple görevi sona eren üyenin yerine seçilen kişi, yerine seçildiği üyenin kalan süresini tamamlar.
(9) Seçilen üyeler Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu huzurunda “Görevimi Anayasaya ve kanunlara uygun olarak, tam bir tarafsızlık, dürüstlük, hakkaniyet ve adalet anlayışı içinde yerine getireceğime, namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.” şeklinde yemin ederler. Yargıtaya yemin için yapılan başvuru acele işlerden sayılır.
(10) Kurul üyeleri özel bir kanuna dayanmadıkça, Kuruldaki resmî görevlerinin yürütülmesi dışında resmî veya özel hiçbir görev alamaz, dernek, vakıf, kooperatif ve benzeri yerlerde yöneticilik yapamaz, ticaretle uğraşamaz, serbest meslek faaliyetinde bulunamaz, hakemlik ve bilirkişilik yapamazlar. Ancak, Kurul üyeleri, asli görevlerini aksatmayacak şekilde bilimsel amaçlı yayın yapabilir, ders ve konferans verebilir ve bunlardan doğacak telif hakları ile ders ve konferans ücretlerini alabilirler.
(11) Üyelerin görevleri sebebiyle işledikleri iddia edilen suçlara ilişkin soruşturmalar 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanuna göre yapılır ve bunlar hakkında soruşturma izni Başbakan tarafından verilir.
(12) Kurul üyeleri hakkında yapılacak disiplin soruşturması ve kovuşturmasında 657 sayılı Kanun hükümleri uygulanır.
(13) Kurul üyelerinin süreleri dolmadan herhangi bir nedenle görevlerine son verilemez. Kurul üyelerinin;
a) Seçilmek için gereken şartları taşımadıklarının sonradan anlaşılması,
b) Görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlardan dolayı haklarında verilen mahkûmiyet kararının kesinleşmesi,
c) Görevlerini yerine getiremeyeceklerinin sağlık kurulu raporuyla kesin olarak tespit edilmesi,
ç) Görevlerine izinsiz, mazeretsiz ve kesintisiz olarak on beş gün ya da bir yılda toplam otuz gün süreyle devam etmediklerinin tespit edilmesi,
d) Bir ay içinde izinsiz ve mazeretsiz olarak toplam üç, bir yıl içinde toplam on Kurul toplantısına katılmadıklarının tespit edilmesi,
hâllerinde Kurul kararıyla üyelikleri sona erer.
(14) Kurul üyeliğine seçilenlerin Kurulda görev yaptıkları sürece önceki görevleri ile olan ilişikleri kesilir. Kamu görevlisi iken üyeliğe seçilenler, memuriyete giriş şartlarını kaybetmemeleri kaydıyla, görev sürelerinin sona ermesi veya görevden ayrılma isteğinde bulunmaları ve otuz gün içinde eski kurumlarına başvurmaları durumunda atamaya yetkili makam tarafından bir ay içinde mükteseplerine uygun bir kadroya atanır. Atama gerçekleşinceye kadar, bunların almakta oldukları her türlü ödemelerin Kurum tarafından ödenmesine devam olunur. Bir kamu kurumunda çalışmayanlardan üyeliğe seçilip yukarıda belirtilen şekilde görevi sona erenlere herhangi bir görev veya işe başlayıncaya kadar, almakta oldukları her türlü ödemeler Kurum tarafından ödenmeye devam edilir ve bu şekilde üyeliği sona erenlere Kurum tarafından yapılacak ödeme üç ayı geçemez. Bunların Kurumda geçirdiği süreler, özlük ve diğer hakları açısından önceki kurum veya kuruluşlarında geçirilmiş sayılır.
Kurulun görev ve yetkileri
Madde 22 – (1) Kurulun görev ve yetkileri şunlardır:
a) Kişisel verilerin, temel hak ve özgürlüklere uygun şekilde işlenmesini sağlamak.
b) Kişisel verilerle ilgili haklarının ihlal edildiğini ileri sürenlerin şikâyetlerini karara bağlamak.
c) Şikâyet üzerine veya ihlal iddiasını öğrenmesi durumunda resen görev alanına giren konularda kişisel verilerin kanunlara uygun olarak işlenip işlenmediğini incelemek ve gerektiğinde bu konuda geçici önlemler almak.
ç) Özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesi için aranan yeterli önlemleri belirlemek.
d) Veri Sorumluları Sicilinin tutulmasını sağlamak.
e) Kurulun görev alanı ile Kurumun işleyişine ilişkin konularda gerekli düzenleyici işlemleri yapmak.
f) Veri güvenliğine ilişkin yükümlülükleri belirlemek amacıyla düzenleyici işlem yapmak.
g) Veri sorumlusunun ve temsilcisinin görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin düzenleyici işlem yapmak.
ğ) Bu Kanunda öngörülen idari yaptırımlara karar vermek.
h) Diğer kurum ve kuruluşlarca hazırlanan ve kişisel verilere ilişkin hüküm içeren mevzuat taslakları hakkında görüş bildirmek.
ı) Kurumun; stratejik planını karara bağlamak, amaç ve hedeflerini, hizmet kalite standartlarını ve performans kriterlerini belirlemek.
i) Kurumun stratejik planı ile amaç ve hedeflerine uygun olarak hazırlanan bütçe teklifini görüşmek ve karara bağlamak.
j) Kurumun performansı, mali durumu, yıllık faaliyetleri ve ihtiyaç duyulan konular hakkında hazırlanan rapor taslaklarını onaylamak ve yayımlamak.
l) Kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek.
Kurulun çalışma esasları
Madde 23 – (1) Kurulun toplantı günlerini ve gündemini Başkan belirler. Başkan gereken hâllerde Kurulu olağanüstü toplantıya çağırabilir.
(2) Kurul, başkan dâhil en az altı üye ile toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğuyla karar alır. Kurul üyeleri çekimser oy kullanamaz.
(3) Kurul üyeleri; kendilerini, üçüncü dereceye kadar kan ve ikinci dereceye kadar kayın hısımlarını, evlatlıklarını ve aralarındaki evlilik bağı kalkmış olsa bile eşlerini ilgilendiren konularla ilgili toplantı ve oylamaya katılamaz.
(4) Kurul üyeleri çalışmaları sırasında ilgililere ve üçüncü kişilere ait öğrendikleri sırları bu konuda kanunen yetkili kılınan mercilerden başkasına açıklayamazlar ve kendi yararlarına kullanamazlar. Bu yükümlülük görevden ayrılmalarından sonra da devam eder.
(5) Kurulda görüşülen işler tutanağa bağlanır. Kararlar ve varsa karşı oy gerekçeleri karar tarihinden itibaren en geç on beş gün içinde yazılır. Kurul, gerekli gördüğü kararları kamuoyuna duyurur.
(7) Kurulun çalışma usul ve esasları ile kararların yazımı ve diğer hususlar yönetmelikle düzenlenir.54
Başkan
Madde 24- (1) Başkan, Kurul ve Kurumun başkanı sıfatıyla Kurumun en üst amiri olup Kurum hizmetlerini mevzuata, Kurumun amaç ve politikalarına, stratejik planına, performans ölçütlerine ve hizmet kalite standartlarına uygun olarak düzenler, yürütür ve hizmet birimleri arasında koordinasyonu sağlar.
(2) Başkan, Kurumun genel yönetim ve temsilinden sorumludur. Bu sorumluluk, Kurum çalışmalarının düzenlenmesi, yürütülmesi, denetlenmesi, değerlendirilmesi ve gerektiğinde kamuoyuna duyurulması görev ve yetkilerini kapsar.
(3) Başkanın görevleri şunlardır:
a) Kurul toplantılarını idare etmek.
b) Kurul kararlarının tebliğini ve Kurulca gerekli görülenlerin kamuoyuna duyurulmasını sağlamak ve uygulanmalarını izlemek.
c) Başkan Yardımcısını, daire başkanlarını ve Kurum personelini atamak.
ç) Hizmet birimlerinden gelen önerilere son şeklini vererek Kurula sunmak.
d) Stratejik planın uygulanmasını sağlamak, hizmet kalite standartları doğrultusunda insan kaynakları ve çalışma politikalarını oluşturmak.
e) Belirlenen stratejilere, yıllık amaç ve hedeflere uygun olarak Kurumun yıllık bütçesi ile mali tablolarını hazırlamak.
f) Kurul ve hizmet birimlerinin uyumlu, verimli, disiplinli ve düzenli bir biçimde çalışması amacıyla koordinasyonu sağlamak.
g) Kurumun diğer kuruluşlarla ilişkilerini yürütmek.
ğ) Kurum Başkanı adına imzaya yetkili personelin görev ve yetki alanını belirlemek.
h) Kurumun yönetim ve işleyişine ilişkin diğer görevleri yerine getirmek.
(4) Kurum Başkanının yokluğunda İkinci Başkan, Başkana vekalet eder.
Başkanlığın oluşumu ve görevleri
Madde 25 – (1) Başkanlık; Başkan Yardımcısı ve hizmet birimlerinden oluşur. Başkanlık, dördüncü fıkrada sayılan görevleri daire başkanlıkları şeklinde teşkilatlanan hizmet birimleri aracılığıyla yerine getirir. Daire başkanlıklarının sayısı yediyi geçemez.
(2) Başkan tarafından, Kuruma ilişkin görevlerinde yardımcı olmak üzere bir Başkan Yardımcısı atanır.
(3) Başkan Yardımcısı ve daire başkanları; en az dört yıllık yükseköğretim kurumu mezunu, on yıl süreyle kamu hizmetinde bulunan kişiler arasından Başkan tarafından atanır.
(4) Başkanlığın görevleri şunlardır:
a) Veri Sorumluları Sicilini tutmak.
b) Kurumun ve Kurulun büro ve sekretarya işlemlerini yürütmek.
c) Kurumun taraf olduğu davalar ile icra takiplerinde avukatlar vasıtasıyla Kurumu temsil etmek, davaları takip etmek veya ettirmek, hukuk hizmetlerini yürütmek.
ç) Kurul üyeleri ile Kurumda görev yapanların özlük işlemlerini yürütmek.
d) Kanunlarla mali hizmet ve strateji geliştirme birimlerine verilen görevleri yapmak.
e) Kurumun iş ve işlemlerinin yürütülmesi amacıyla bilişim sisteminin kurulmasını ve kullanılmasını sağlamak.
f) Kurulun yıllık faaliyetleri hakkında veya ihtiyaç duyulan konularda rapor taslaklarını hazırlamak ve Kurula sunmak.
g) Kurumun stratejik plan taslağını hazırlamak.
ğ) Kurumun personel politikasını belirlemek, personelin kariyer ve eğitim planlarını hazırlamak ve uygulamak.
h) Personelin atama, nakil, disiplin, performans, terfi, emeklilik ve benzeri işlemlerini yürütmek.
ı) Personelin uyacağı etik kuralları belirlemek ve gerekli eğitimi vermek.
i) 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu çerçevesinde Kurumun ihtiyacı olan her türlü satın alma, kiralama, bakım, onarım, yapım, arşiv, sağlık, sosyal ve benzeri hizmetleri yürütmek.
j) Kuruma ait taşınır ve taşınmazların kayıtlarını tutmak.
k) Kurul veya Başkan tarafından verilen diğer görevleri yapmak.
(5) Hizmet birimleri ile bu birimlerin çalışma usul ve esasları, bu Kanunda belirtilen faaliyet alanı, görev ve yetkilere uygun olarak Kurumun teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir.
Kişisel Verileri Koruma Uzmanı ve uzman yardımcıları
Madde 26 – (1) Kurumda, Kişisel Verileri Koruma Uzmanı ve Kişisel Verileri Koruma Uzman Yardımcısı istihdam edilebilir. Bunlardan 657 sayılı Kanunun ek 41 inci maddesi çerçevesinde Kişisel Verileri Koruma Uzmanı kadrosuna atananlara bir defaya mahsus olmak üzere bir derece yükseltilmesi uygulanır.
Personele ve özlük haklarına ilişkin hükümler
Madde 27 – (1) Kurum personeli, bu Kanunla düzenlenen hususlar dışında 657 sayılı Kanuna tabidir.
(2) Kurul Başkan ve üyeleri ile Kurum personeline 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 11 inci maddesi uyarınca belirlenmiş emsali personele mali ve sosyal haklar kapsamında yapılan ödemeler aynı usul ve esaslar çerçevesinde ödenir. Emsali personele yapılan ödemelerden vergi ve diğer yasal kesintilere tabi olmayanlar bu Kanuna göre de vergi ve diğer kesintilere tabi olmaz.
(3) Kurul Başkan ve üyeleri ile Kurum personeli 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi hükümlerine tabidir. Kurul Başkan ve üyeleri ile Kurum personeli emeklilik hakları bakımından da emsali olarak belirlenen personel ile denk kabul edilir. 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı iken Kurul Başkanı ve üyeliklerine atananlardan bu görevleri sona erenler veya bu görevlerinden ayrılma isteğinde bulunanların bu görevlerde geçen hizmet süreleri kazanılmış hak aylık, derece ve kademelerinin tespitinde dikkate alınır. Bunlardan bu görevleri sırasında 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamına girenlerin bu görevlerde geçen süreleri makam tazminatı ile temsil tazminatı ödenmesi gereken süre olarak değerlendirilir. Kamu kurum ve kuruluşlarında 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı iken Kurul Başkanı ve üyeliklerine atananların, önceki kurum ve kuruluşları ile ilişiklerinin kesilmesi kendilerine kıdem tazminatı veya iş sonu tazminatı ödenmesini gerektirmez. Bu durumda olanların kıdem tazminatı veya iş sonu tazminatı ödenmesi gereken hizmet süreleri, Kurul Başkanı ile Kurul üyeliği olarak geçen hizmet süreleri ile birleştirilir ve emeklilik ikramiyesi ödenecek süre olarak değerlendirilir.
(4) Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinde, sosyal güvenlik kurumlarında, mahallî idarelerde, mahallî idarelere bağlı idarelerde, mahallî idare birliklerinde, döner sermayeli kuruluşlarda, kanunlarla kurulan fonlarda, kamu tüzel kişiliğini haiz kuruluşlarda, sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait kuruluşlarda, iktisadi devlet teşekkülleri ve kamu iktisadi kuruluşları ile bunlara bağlı ortaklıklar ve müesseselerde görevli memurlar ile diğer kamu görevlileri kurumlarının muvafakati, hâkimler ve savcılar ise kendilerinin muvafakati ile aylık, ödenek, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer mali ve sosyal hak ve yardımları kurumlarınca ödenmek kaydıyla geçici olarak Kurumda görevlendirilebilir. Kurumun bu konudaki talepleri, ilgili kurum ve kuruluşlarca öncelikle sonuçlandırılır. Bu şekilde görevlendirilen personel, kurumlarından aylıklı izinli sayılır. Bu personelin izinli oldukları sürece memuriyetleri ile ilgileri ve özlük hakları devam ettiği gibi, bu süreler yükselme ve emekliliklerinde de hesaba katılır ve yükselmeleri başkaca bir işleme gerek duyulmadan süresinde yapılır. Bu madde kapsamında görevlendirilenlerin, Kurumda geçirdikleri süreler, kendi kurumlarında geçirilmiş sayılır. Bu şekilde görevlendirilenlerin sayısı Kişisel Verileri Koruma Uzmanı ve Kişisel Verileri Koruma Uzman Yardımcısı toplam kadro sayısının yüzde onunu aşamaz ve görevlendirme süresi iki yılı geçemez. Ancak ihtiyaç hâlinde bu süre bir yıllık dönemler hâlinde uzatılabilir.
(5) Kurumda istihdam edilecek personele ilişkin kadro unvan ve sayıları ekli (I) sayılı cetvelde gösterilmiştir. Toplam kadro sayısını geçmemek üzere 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki cetvellerde yer alan kadro unvanlarıyla sınırlı olmak kaydıyla unvan ve derece değişikliği yapma, yeni unvan ekleme ve boş kadroların iptali Kurul kararıyla yapılır.
YEDİNCİ BÖLÜM
ÇEŞİTLİ HÜKÜMLER
İstisnalar
Madde 28 – (1) Bu Kanun hükümleri aşağıdaki hâllerde uygulanmaz:
a) Kişisel verilerin, üçüncü kişilere verilmemek ve veri güvenliğine ilişkin yükümlülüklere uyulmak kaydıyla gerçek kişiler tarafından tamamen kendisiyle veya aynı konutta yaşayan aile fertleriyle ilgili faaliyetler kapsamında işlenmesi55.
b) Kişisel verilerin resmi istatistik ile anonim hâle getirilmek suretiyle araştırma, planlama ve istatistik gibi amaçlarla işlenmesi56.
c) Kişisel verilerin millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini, ekonomik güvenliği, özel hayatın gizliliğini veya kişilik haklarını ihlal etmemek ya da suç teşkil etmemek kaydıyla, sanat, tarih, edebiyat veya bilimsel amaçlarla ya da ifade özgürlüğü kapsamında işlenmesi.
ç) Kişisel verilerin millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini veya ekonomik güvenliği sağlamaya yönelik olarak kanunla görev ve yetki verilmiş kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülen önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler kapsamında işlenmesi57.
d) Kişisel verilerin soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenmesi.
(2) Bu Kanunun amacına ve temel ilkelerine uygun ve orantılı olmak kaydıyla veri sorumlusunun aydınlatma yükümlülüğünü düzenleyen 10 uncu, zararın giderilmesini talep etme hakkı hariç, ilgili kişinin haklarını düzenleyen 11 inci ve Veri Sorumluları Siciline kayıt yükümlülüğünü düzenleyen 16 ncı maddeleri aşağıdaki hâllerde uygulanmaz:
a) Kişisel veri işlemenin suç işlenmesinin önlenmesi veya suç soruşturması için gerekli olması58.
b) İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş kişisel verilerin işlenmesi59.
c) Kişisel veri işlemenin kanunun verdiği yetkiye dayanılarak görevli ve yetkili kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca, denetleme veya düzenleme görevlerinin yürütülmesi ile disiplin soruşturma veya kovuşturması için gerekli olması.
ç) Kişisel veri işlemenin bütçe, vergi ve mali konulara ilişkin olarak Devletin ekonomik ve mali çıkarlarının korunması için gerekli olması.
Kurumun bütçesi ve gelirleri
Madde 29 – (1) Kurumun bütçesi, 5018 sayılı Kanunda belirlenen usul ve esaslara göre hazırlanır ve kabul edilir.
(2) Kurumun gelirleri şunlardır:
a) Genel bütçeden yapılacak hazine yardımları.
b) Kuruma ait taşınır ve taşınmazlardan elde edilen gelirler.
c) Alınan bağış ve yardımlar.
ç) Gelirlerinin değerlendirilmesinden elde edilen gelirler.
d) Diğer gelirler.
Değiştirilen ve eklenen hükümler
Madde 3060 – (1) (10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kanun ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)
(2) ila (5) – (26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Kanun ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)
(6) (7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)
(7) (11/10/2011 tarihli ve 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)
Yönetmelik
Madde 31 – (1) Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmelikler Kurum tarafından yürürlüğe konulur.
Geçiş hükümleri
Geçici Madde 1 – (1) Bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren altı ay içinde 21 inci maddede öngörülen usule göre Kurul üyeleri seçilir ve Başkanlık teşkilatı oluşturulur.
(2) Veri sorumluları, Kurul tarafından belirlenen ve ilan edilen süre içinde Veri Sorumluları Siciline kayıt yaptırmak zorundadır.
(3) Bu Kanunun yayımı tarihinden önce işlenmiş olan kişisel veriler, yayımı tarihinden itibaren iki yıl içinde bu Kanun hükümlerine uygun hâle getirilir. Bu Kanun hükümlerine aykırı olduğu tespit edilen kişisel veriler derhâl silinir, yok edilir veya anonim hâle getirilir. Ancak bu Kanunun yayımı tarihinden önce hukuka uygun olarak alınmış rızalar, bir yıl içinde aksine bir irade beyanında bulunulmaması hâlinde, bu Kanuna uygun kabul edilir.
(4) Bu Kanunda öngörülen yönetmelikler bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl içinde yürürlüğe konulur.
(5) Bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl içinde, kamu kurum ve kuruluşlarında bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili koordinasyonu sağlamak üzere üst düzey bir yönetici belirlenerek Başkanlığa bildirilir.
(6) İlk seçilen Başkan, İkinci Başkan ve kura ile belirlenen iki üye altı yıl; diğer beş üye ise dört yıl görev yapar.
(7) Kuruma bütçe tahsis edilene kadar;
a) Kurumun giderleri Başbakanlık bütçesinden karşılanır.
b) Kurumun hizmetlerini yerine getirmesi amacıyla bina, araç, gereç, mefruşat ve donanım gibi gerekli tüm destek hizmetleri Başbakanlıkça sağlanır.
(8) Kurumun hizmet birimleri faaliyete geçinceye kadar sekretarya hizmetleri Başbakanlık tarafından yerine getirilir.
Geçici Madde 2 –(Ek:28/11/2017-7061/120 md.) (1) En az dört yıllık lisans öğrenimi veren siyasal bilgiler, iktisadi ve idari bilimler, iktisat, hukuk ve işletme fakültelerinden, mühendislik fakültelerinin elektronik, elektrik-elektronik, elektronik ve haberleşme, bilgisayar, bilişim sistemleri mühendisliği bölümlerinden ya da bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurt içi ve yurt dışındaki yükseköğrenim kurumlarından mezun olanlardan; mesleğe özel yarışma sınavı ile girilen ve belirli süreli meslek içi eğitimden ve özel bir yeterlik sınavından sonra 657 sayılı Kanunun 36 ncı maddesinin “Ortak Hükümler” başlıklı bölümünün (A) fıkrasının (11) numaralı bendinde belirtilen unvanlara ilişkin kurumların merkez teşkilatlarına ait kadrolara atanmış ve bu kadrolarda aylıksız izin süreleri hariç en az iki yıl bulunmuş olanlar ile öğretim üyesi kadrolarında bulunanlar, Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavından en az yetmiş puan almış olmak ve atama tarihi itibarıyla kırk yaşından gün almamış olmak kaydıyla, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde Kişisel Verileri Koruma Uzmanı olarak atanabilirler. Bu şekilde atanacakların sayısı on beşi geçemez.
Yürürlük
Madde 32 – (1) Bu Kanunun;
a) 8 inci61, 9 uncu62, 11 inci63, 13 üncü64, 14 üncü65, 15 inci66, 16 ncı67, 17 nci68 ve 18 inci69 maddeleri yayımı tarihinden altı ay sonra70,
b) Diğer maddeleri ise yayımı tarihinde71,
yürürlüğe girer.
Yürütme
Madde 33 – (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
Bu nizamnamenin 30. maddesi, dava vekillerinin işlerine bakmak ve Adliye Nezaretiyle bağlılığını sağlamak üzere bugünkü anlamda Baro sayılabilecek bir Cemiyeti Daime kurulmasını öngörmekteydi. 31.maddede de bu cemiyetin birinci reis ve ikinci reisle dört azadan oluşacağı belirtilmiştir.
İstanbul’da dava vekilliği yapanlardan (63) kişi; 24 Mart 1294 Rumî (5 Nisan 1878 Miladî) yılı Cuma günü İstanbul’da ilk Genel Kurul toplantısı yapmıştır. Toplantıyı en yaşlı dava vekili Kostaki Sardeneski açmış ve Genel Kurul Cemiyeti Daimelerini seçerek İstanbul Barosu Başkanlığına Alexandre Meryem Kouli getirilmiştir.
İstanbul Barosu’nun ikinci Genel Kurulu (1296)1880 yılında yapılmıştır. Bu toplantı sonunda başkanlığa Rus asıllı Fransuva Rosolato başkan seçilmiştir.
Rosolato, altı yıl başkanlık yapmıştır. 1886 yılında yapılan Genel Kurul sonunda ise başkanlığa Mehmet Reşitgetirilmiştir.
İlk yıllarda İstanbul Barosu, toplantılarını değişik mekânlarda yapmıştır. Baro (1309) 1893 yılında Adliyenin üst katına taşınmıştır.
1908 yılında ikinci meşrutiyetin ilanından sonra İstanbul dava vekilleri (avukatlar) üyelerini bir deftere kaydederek, ilk kez ‘Baro Levhası oluşturulmuş, 125 dava vekilinin katıldığı Genel Kurul toplantısında Manyasizade Refik Sait Bey başkanlığa seçilmiştir. Aynı yılın Ekim ayında Refik Sait Bey, Adliye Nazırlığına atanması üzerine istifa etmiş ve yapılan olağanüstü toplantıda Yusuf Kemal (Tengirşenk) başkan seçilmiştir. Yusuf Kemal Bey’in bir yıl sonra Avrupa’da bir göreve atanması üzerine yerine Mahmut Mahir (Avanos) başkanlığa getirilmiştir.
Mahmut Mahir Bey iki yıl başkanlıkta kalmış ve 1911 yılında yapılan Genel Kurulda, Kavvaszade Fuat Bey başkanlığa seçilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun 600 yıllık egemenliğini sona erdiren 1. Dünya Savaşı ekonomik, sosyal ve hukuksal yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Savaş sonrası yapılan toplantılarda Celalettin Arif Beyüst üste üç kez İstanbul Barosu Başkanı seçilmiştir. 1914 -1920 yılları arasında padişah karşıtları arasında yer alan, işgal yıllarında İngilizlere karşı çıkan Celalettin Arif Bey, Jön Türk hareketine destek vermiş ve ardından Kuvay-ı Milliye hareketi içinde bulunarak Kurtuluş Savaşında önemli görevler üstlenmiştir. Celalettin Arif Bey 1920 yılında Meclis-i Mebusan Başkanlığına seçilmiş, Meclis’in 11 Nisan 1920 tarihinde Padişah tarafından feshedilmesi üzerine Anadolu’ya geçerek Erzurum Kongresine katılmış ve TBMM İkinci Başkanlığı yapmıştır.
2013 YILI 5 NİSAN AVUKATLAR GÜNÜNDE BARO YÖNETİMİ VE ÜMİT KOCASAKAL’IN SAVUNMA HAKKINA DAİR BASIN AÇIKLAMASI
1920 – 1925 yılları arasında İstanbul Barosu Başkanlığına Lütfi Fikri Bey seçilmiştir. Lütfü Fikri Bey,meşruti yönetim yanlısı bir hilâfet savunucusudur. Lütfi Fikri Bey döneminde 1924 yılında büyük bir tasfiye hareketi yaşanmıştır. Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte pek çok alanda olduğu gibi hukuksal alanda da yeni düzenlemeler yapılmıştır. Türk avukatlarının, batılı avukatların hakları ve niteliklerine kavuşturulması amacıyla, 3 Nisan 1924 yılında Muhamat Kanunu çıkarılmıştır. Avukatlık mesleğiyle bağdaşmayan kişilerin tasfiyesi amacıyla Muhamat Kanunu’nun geçici bir maddesine göre kurulan ‘Tefrik Meclisi’ o tarihte İstanbul Barosunu “münfesih” saymış, baronun tüm evrakına el koymuş ve kayıtlı 960 üyenin 482’sini çıkarmış ve 473’ünü Levhada bırakmıştır. İstanbul Barosunun bu olaya sert tepki göstermesi üzerine Adalet Bakanlığı, Baronun yetkilerini aynen kabul etmek zorunda kalmıştır.
‘Tefrik Meclisi’ nin kararının Baroya bildirilmesi üzerine Cumhuriyet döneminin ilk Baro Genel Kurulu, 28 Ağustos 1924 Perşembe günü tasfiye edilen avukatların da katılımıyla toplanmış ve sert tartışmalardan sonra Lütfi Fikri Bey yeniden başkanlığa seçilerek Cumhuriyet döneminin ilk Baro Başkanı olmuştur. İki yıl sonra da Kanundan “Muhami” sözcüğü çıkarılarak yerine “Avukatlık” sözcüğü yazılmıştır.
Cumhuriyet döneminin en önemli kazanımlarından biri de kadınların her alanda önünün açılmasıdır. Cumhuriyet döneminin ilk kadın avukatı 1925 yılında Hukuk Fakültesini bitiren Süreyya Ağaoğluolmuştur.İstanbul Barosuna 1928 yılında kaydolan ilk kadın avukat ise Beyhan Nil’dir. Daha sonra Asliye Ticaret Mahkemesine yargıç olan Beyhan Nil Baro’dan kaydını aldırmıştır. Süreyya Ağaoğlu ise 1936 yılında Baroya kaydını yaptırmıştır. İstanbul Barosunda ilk kadın yönetici ise Başkan Muvaffak Benderli dönemindedir ve Şükûfe Ziya Ekitler, Yönetim Kurulunun ilk bayan üyesi olmuştur.
İstanbul Barosu Başkanlığını 1926 -1928 yılları arasında Sadettin Ferit Talay, 1929 -1934 yılları arasında ise Halil Hilmi Uyguner yapmıştır. Uyguner zamanında 1933 yılında İstanbul Adliye Sarayında yangın çıkmış ve 2 gün süren yangında, Adliye Sarayında bulunan Baro büyük zarar görmüştür. 45 yıllık Baro tarihinden geriye 896 sicil dosyası ve 2 sicil defteri kalmıştır. 9 Aralık 1933’te Halil Hilmi Uyguner’in başkanlığında Halkevi Konferans Salonunda 604 avukatın katıldığı olağanüstü toplantıda, 25 kişilik “Müzaharet Heyeti” kurulmuştur. Müzaheret Heyeti, mahkemelerde mevcut dava dosyalarının yangında tamamen yok olması üzerine, bunların yenilenmesi için avukatların dosyalarından yararlanmış, İstanbul avukatları büyük bir özveri göstererek, kısa zamanda dava dosyalarının büyük bir bölümünün yenilenmesini sağlamışlardır.
Adliye yangınından sonra Baro, ilk olağan Genel Kurul toplantısını Büyük Postanenin üst kat koridorunda yapmıştır. Daha sonra Baro Merkezi, Galata’ daki Liman Han’a taşınmış, kısa bir süre sonra merkezini Bahçekapı’ daki 4.Vakıf Han’ ın 1. katında 22, 23 numaralı odalara nakletmiştir.
1940’lı yıllara kadar Türkiye Cumhuriyeti ekonomik, sosyal ve hukuksal pek çok değişime sahne olmuştur. 1924 ve 1926 yıllarında Avukatlık Yasasında yapılan değişikliklerden sonra, yasanın zaman içinde yetersiz kaldığı görülmüş ve Türkiye’deki Baroların başkanları Adalet Bakanı Şükrü Saraçoğlu’nun başkanlığında toplanmak üzere Ankara’ya çağrılmıştır.Toplantıya İstanbul Barosu adına başkan Hasan Hayri Tan katılmıştır. Toplantı da varılan uzlaşmalar çerçevesinde hazırlanarak 01.12.1938 tarihinde yürürlüğe giren yeni Avukatlık Yasası, avukatlık mesleği ile ilgili kuralları yeniden şekillendirmiş, “Avukatların Hak ve Vazifeleri” başlıklı bölümde yer alan 22.maddesinde :”Avukatlık amme hizmeti mahiyetinde bir meslektir” denilerek yeni bir tanım yapılmıştır. Zamanın Adalet Bakanı Şükrü Saracoğlu, meclis müzakereleri sırasında bir milletvekilinin “biz halen avukatlığı teşvik etmek vaziyetinde miyiz, yoksa hâkim kadrosunu doldurmak mecburiyetinde miyiz?” şeklindeki sorusu üzerine de “…Adliye Vekâleti, her iki kuvveti de adaletin meydana çıkması için birbirlerine yardım eden kuvvet telakki eder…” diyerek yasanın önemli unsurlarından birini açıklamıştır.
1945 yılı başlarında Türk hükümeti İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini imzalamıştır. İstanbul Barosu Başkanı Hakkı Hikmet Gelenbağdönemine rastlayan bu süreçte Türkiye çok partili hayata ilk adımlarını atmaya başlamıştır.
Bu dönemde Haşim Rafet Hakarar, Abdülhak Kemal Yörük ve Abdurrahman Yola İstanbul Barosu Başkanlığı yapmışlardır.
Orhan Arsal’ ın başkanlığı döneminde, Baroya merkez bina satın alınması kararlaştırılmış ve 1962 yılında İstanbul Barosu Yardımlaşma Sandığı tarafından Beyoğlu, İstiklal Caddesindeki bina Muvaffak Benderli’ nin başkanlığı döneminde satın alınmıştır.
İkinci dünya savaşı yılları, Türkiye’ nin Birleşmiş Milletler üyeliği ve İnsan Hakları Evrensel Bildirisini imzalaması, çok partili demokratik sürecin başlaması ve ülkede iktidarın el değiştirdikten sonraki antidemokratik gelişmeler İstanbul Barosunu hukuk mücadelesine itmiştir. Cahit Arif Tunger başkanlığındaki İstanbul Barosu, antidemokratik baskılarını arttıran iktidarın karşısında yer almıştır.
İstanbul Barosu Yönetim Kurulunun, 1960 devriminden sonra devrik iktidar mensuplarının yargılanmalarında, hiçbir baro üyesinin görev almaması yolunda aldığı karar, sanığın savunma hakkına aykırı görüldüğü için uzun yıllar tartışılmıştır.
1961 Anayasasının yürürlüğe girmesiyle, Anayasa Mahkemesi’ nin kuruluşu ve iç hukukta yapılan değişikliklere uyum süreci başlamıştır. Başkan Muvaffak Benderli döneminde, iktidar sivillere bırakılmış ve demokratik süreç yeniden başlamıştır. Kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütlerinin kuruluşu (Türkiye Barolar Birliği ve Barolar), organlarının kendileri tarafından kendi üyelerinden oluşturmaları yasayla düzenlenmiş olsa da Adalet Bakanlığının barolar ve avukatlar üzerindeki yetkileri tamamen ortadan kalkmamıştır.
1938 yılında yürürlüğe giren Avukatlık Yasasında yapılması istenen değişiklikler, yeniden başkanlığa seçilen Cahit Arif Tunger döneminde başlamış, ancak ondan sonra başkan seçilecek ve 8 yıl İstanbul Barosunun Başkanlığını yapacak olan Ferruh Dereli zamanında bitirilebilmiştir.
1961 anayasasının getirdiği özgürlükler ve bu ortama uyum sağlamakta geciken kamu yönetiminin uygulamalarının yarattığı çelişkiler, ortamı germiş ve ülkeyi 1971 muhtırası eşiğine getirmiştir. Sıkıyönetim ve aydınların, gençlerin, işçilerin yargılanmaları dönemi yeniden başlamıştır. İstanbul Barosu bünyesinde “Çağdaş Avukatlar” grubunun kurulması bu döneme rastlamıştır. Başkan Burhan Güngör, yargının sorunları için çeşitli girişimlerde bulunmuştur.
1975 yılında yapılan genel seçimler sonucunda dörtlü koalisyon iktidarı (MC-Milliyetçi Cephe Hükümeti) ülke yönetimine gelmiştir. Aynı yıl yapılan Baro seçimleri ise Mesleki Dayanışma Grubu ile Çağdaş Avukatlar Grubu arasında geçmiştir. Başkan seçilen Mesleki Dayanışma Grubunun adayı Mehmet Ali İkizer döneminde, devam eden sağ-sol çatışmalarında kan dökülmesini protesto amacıyla baro üyesi avukatlar ilk kez cüppelerini giyerek “Kan Dökülmesine Son, Hukuka Saygı” yürüyüşü yapmışlardır.
1976 yılı sonunda yapılan İstanbul Barosu Genel Kurulunda, “Çağdaş Avukatlar Grubu’ nun adayı Orhan Adli Apaydın başkan seçilmiştir. Milliyetçi Cephe döneminde yaşanan yargı sorunları ve hukuk dışı uygulamalar karşısında “Danıştay kararlarını uygulamamak tam anlamıyla Anayasayı ihlal eylemidir” diyen Orhan Adli Apaydın’ın dönemi bir dizi protesto etkinliklerinin yapıldığı dönem olmuştur.
4 Mart 1977 yılında Türkiye Barolar Birliğinin başlattığı “duruşmalara girmeme” eylemine en büyük katılım, İstanbul Barosundan gelmiştir.
İstanbul Barosunun yüzüncü kuruluş yıldönümü olan 1978 yılı da protesto eylemleriyle dolu bir yıl olmuştur. Eylemler için çeşitli komisyonlar kurulmuş ve pek çok baro üyesi bu çalışmalara katılmıştır. Bu eylemlerin özünde “Örgütlenme Özgürlüğü” ve “Ölüm Cezalarının Kaldırılması” temaları ağır basmıştır.
12 Eylül 1980 darbesiyle tüm siyasi partiler kapatılmış, malvarlıklarına el konulmuş, TBMM feshedilmiştir. Askeri yönetim her alanda olduğu gibi hukuk alanında da değişiklikler yapmaya başlamıştır. 12 Mart Muhtırasıyla budanan 1961 Anayasası tamamen değiştirilmiştir. Bu arada, bir iki gün de olsa İstanbul Barosu kapatılmış, Baronun tüm sicil ve evrakına el konulmuş, Baro yöneticileri sorgulanmış ve yaklaşan Genel Kurul toplantısı ise askeri yönetim tarafından ertelenmiştir.
Askeri yönetim dönemi ve sonrası, sivil toplum örgütleri, meslek örgütleri ve özellikle Baro için mücadele dönemi olmuştur. 1136 sayılı Avukatlık Yasası 1982 Anayasasının kısıtlayıcı niteliğine uygun hale getirilmiştir. 1984 tarihli yasa, hem avukatlık mesleğine hem de barolara önemli zararlar vermiştir. İstanbul Barosu, savunma hakkını kısıtlayıcı hükümlerinin ortadan kaldırılması mücadelesi verirken Baro Başkanı Orhan Apaydın “Barış Derneği Davası”nın sanığı olmuştur.
Orhan Apaydın yönetimi, ülkemizde ve dünyada barışın, demokrasinin, insan hak ve özgürlüklerinin, hukukun üstünlüğünün mücadelesini verirken, Apaydın 1983 yılında Adalet Bakanı tarafından Baro Başkanlığı görevinden alınmıştır. Baro yönetimi ve hukukçular baronun kapatılmaması için büyük bir mücadele vermişlerdir. Orhan Apaydın’dan boşalan Baro Başkanlığı görevine ise Prof. Dr. Selahattin Sulhi Tekinay getirilmiştir. Tekinay döneminde, “Cezaevlerinin İnsanileştirilmesi” çalışmaları yapılmıştır.
Çağdaş Avukatlar Grubunun adayı olarak başkan seçilen Turgut Kazan dönemi ise, Baronun kurumsal kimliğinin kendini hissettirmeye başladığı yıllar olmuştur. Siyasi iktidar, hukukla, savunma hakkıyla, yargıyla ilgili çalışmalarda Baronun görüşünü almaya özen göstermiştir.
Başkan Turgut Kazan döneminde İstanbul Barosu bünyesinde, 1992 yılında CMUK Servisi, 1994 yılında da Staj Eğitim Merkezi kurulmuştur.
Bir yandan aydınların katledilmesi ve siyasi cinayetler ile şiddet ve demokrasi dışı davranışlar sürerken, dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan’ın Saddam Hüseeyin yönetimindeki Irak’ı hukuk devletine örnek göstermesi Baronun tepkisine yol açmış ve Eylül ayında adli yıla törensiz girilmiştir. Aynı yıl yapılan İstanbul Barosu Genel Kurulunda “Çağdaş Avukatlar Grubu”nun desteklediği Yücel SaymanBaro Başkanı seçilmiştir.
Sayman dönemi, baroların, savunmanın bağımsız bir kurumu olarak yargı örgütlenmesinde yerini alması mücadelesi ile geçmiştir. 30 yıldır devam eden hukukun üstünlüğü mücadelesinin sonucu olarak 1136 sayılı Avukatlık Yasasında değişiklikler öngören ve 10 Mayıs 2001’de yürürlüğe giren 4667 sayılı yasa nihayet eleştirilen yanları olsa da- çıkarılmıştır. Yasanın getirdiği bir yenilik de baroları daha bağımsız hale getirmiş olmasıdır.
2002, 2004 yıllarında yapılan Genel Kurullarda “Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu” başkan adayı Av. Kazım Kolcuoğlu Baro Başkanlığına seçilmiştir.
2004, 2006 yıllarında yapılan Genel Kurullarda “Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu” başkan adayı Av. Kazım Kolcuoğlu 2.kez Baro Başkanlığına seçilmiştir.
2006, 2008 yıllarında yapılan Genel Kurullarda “Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu” başkan adayı Av. Kazım Kolcuoğlu 3.kez Baro Başkanlığına seçilmiştir.
2008, 2010 yıllarında yapılan Genel Kurullarda “Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu” başkan adayı Av. Muammer Aydın Baro Başkanlığına seçilmiştir.
2010, 2012 yıllarında yapılan Genel Kurullarda “Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu” başkan adayı Av.Doç.Dr.Ümit Kocasakal Baro Başkanlığına seçilmiştir.
2012, 2014 yıllarında yapılan Genel Kurullarda “Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu” başkan adayı Av.Doç.Dr.Ümit Kocasakal 2.kez Baro Başkanlığına seçilmiştir.
2014, 2016 yıllarında yapılan Genel Kurullarda “Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu” başkan adayı Av.Doç.Dr.Ümit Kocasakal 3.kez Baro Başkanlığına seçilmiştir.
2016, 2018 yıllarında yapılan Genel Kurullarda “Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu” başkan adayı Av. Mehmet Durakoğlu Baro Başkanlığına seçilmiştir.
2022 yılı ekim ayında yapılan genel kurul toplantısında yapılan seçim sonucunda “Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu” başkan adayı av. Filiz Saraç Baro Başkanlığına seçilmiştir.
Eski başkanların başkanlık yaptıkları yıllar liste halinde aşağıdaki gibidir.
Meslek yaşamına ve Cumhuriyet Savcılığına 1962 yılında Diyarbakır’ın Çermik ilçesinde başlamış, 1968 yılında Konya’da görevdeyken “Mücadele Birliği” adlı örgütün kapanmasına yol açacak dosyayı hazırladığı için belli toplum kesimlerinin tepkisini çekmiştir. 1970 yılında Türk Hukuk Kurumu tarafından yılın hukukçusu seçilmiş, idam cezalarının kaldırılması yönünde bir dilekçeye imza atması nedeniyle idari soruşturmaya uğramıştır.
İnebolu’da görevli olduğu 1973 yılında Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin (DGM) kuruluş kanununa karşı adli teşkilatta imza kampanyası açmış, DGM’lerin doğal yargıç ilkesine aykırı olduğunu savunmuş ve hukukçuları bu yasaya karşı çıkmaya çağırmış fakat destek bulamamıştır.
Savcı Doğan Öz, 1978 yılında Kontrgerilla soruşturması başlatmış, devlet görevindeyken karşısına çıkan olayları, Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullarla birlikte değerlendirmiş ve ulaştığı bilgilen iki sayfalık bir raporda toplamıştır.
Savcı Doğan Öz
Savcı Doğan Öz, 19 Ocak 1978 tarihinde Ankara Ticaret ve Turizm Yüksek Öğretmen Okulu öğrencilerinden birinin öldürülmesi üzerine, şüphelilerin Site Öğrenci Yurduna kaçtığını öğrenmiş, bu yurdun aranmasına karar vermiş, illegal öğrenci gruplarının karargah olarak kullandığı Site Yurdunun aranması sırasında görevli polisler kendisi gelmeden önce yurdun arandığını ve bir şey bulamadıklarını söylemişler, Savcı Öz, kendisi olmadan yapılan aramayı kabul etmeyeceğini bildirerek kendisinin de bizzat katıldığı ikinci bir arama yapmış, ilk aramada temiz çıkan öğrenci yurdunda yapılan usulüne uygun ikinci aramada dolaplarda saklanmış tabanca ve bıçak bulunmuş, bu durum bazı kesimleri rahatsız etmiş, Doğan Öz TBMM’de suçlanmıştır. Savcı Öz, 6 Mart 1978 günü, yurtta kalan öğrencilerden 70’i hakkında, Levent Özyörük’ü öldürmek, yasalara aykırı toplantı düzenlemek ve yasal olmayan yürüyüş yapmak suçlarından dava açmıştır.
Levent Özyörük davası Doğan Öz un açtığı son dava olmuştur. Savcı Doğan Öz, Ankara Cumhuriyet Savcısı iken 24 mart 1978’de, evinden çıkarak Anadol marka otomobiline bindiği sırada aracın ön tarafında beliren suikastçı tarafından açılan 6 el ateş sonucunda öldürülmüştür.
Savcı Doğan Öz’ün, 1978 yılında başlattığı Kontrgerilla soruşturması kapsamında hazırladığı iki sayfalık raporun kopyası öldürüldükten sonra çekmecesinden çıkmıştır. Eşi Sezen Öz, savcının bu sebeple öldürüldüğüne kanaat getirerek raporun kopyasını dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’e ulaştırmıştır.
Doğan Öz’ü vuran kişi olduğunu itiraf eden İbrahim Çiftçi, dava dosyasına giren ifadesinde: “Doğan Öz’ü, … eski Ankara Ülkü Ocakları İkinci Başkanı Hüseyin Demirel ve halen Muzaffer Üstünel adlı şahsı öldürmek suçundan hakkında gıyabi tutuklama müzekkeresi bulunan Hüseyin Kocabaş adlı şahsın verdikleri talimat üzerine öldürdüm. Suçta kullandığım tabancayı Hüseyin Demirel verdi. Kullandıktan bir gün sonra tekrar aynı şahıs tabancayı benden geri aldı. Bu şahıslar bana Doğan Öz’ün Site Yurdunu arattığını ve ayrıca Ülkü Ocaklarını kapattırmak için çalıştığını ve Ülkü Ocakları için tahkikat açtığını söylediler. Bu nedenle savcının öldürülmesi için bana talimat verdiler… Hatırladığıma göre 6 el ateş etmiştim.” demiştir.
Dava, Ankara Savcılığınca 26 Aralık 1978’de Ağır Ceza Mahkemesine, “tasarlayarak adam öldürmek’ten açılmış, 12 Eylülde sıkıyönetim ilanı üzerine bu mahkeme tarafından görevsizlik kararıyla Ankara Sıkıyönetim Askeri Mahkemesine gönderilmiş, 1 No’lu Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi, hepsi bir üst mahkemede bozulan dört idam hükmü vermiştir. Sıkıyönetim Mahkemesi son kararında İbrahim Çiftçi için dördüncü kez idam, Hüseyin Kocabaş için de 12 yıl ağır hapis cezası vermiş, kararın bozulması üzerine 1 Nolu Ankara Askeri Mahkemesinin verdiği beraat kararı sonucunda hukuki zorunluluk nedeniyle sanık İbrahim Çiftçi’nin beraatına karar verilerek tahliye edilmiştir.
Davayı başından sonuna izleyen Avukat Veli Devecioğlu, Askeri Yargıtay Başsavcılığı’na verdiği dilekçede “Bu dava böyle biterse adalet onulmaz bir yara alacaktır. Sesimiz, adalet arayan mağdurların çığlığıdır. Bu haksızlığı her yerde haykıracağız.” demiştir.
Savcı Doğan Öz’ün, 1978 yılında kontrgerilla hakkında şunları yazmıştır:
“Şiddet olayları, anarşik eylemler olarak nitelendirilebilecek kadar basit değildir. Amaç, demokrasi umudunu yok etmek; onun yerine faşist düzeni gündeme getirmek ve bütün unsurlarıyla yürürlüğe koymaktır. Böylece ABD ve çokuluslu ortaklıklar, Ortadoğu sorununu büyük ölçüde çözmek amacını gütmektedirler. Bize göre bu sonuca ulaşmada CIA, kontrgerilla gibi gizli örgütlerin yönlendirmesi vardır. Bu örgütler, devlet aygıtını geniş ölçüde kendi amaçlarına uygun şekle dönüştürerek demokrasi düşmanı akımları iktidar yapmayı öngörmüşlerdir.”
Savcı Doğan Öz’ün yazdığı şiirler öldürülmesinden sonra derlenerek 45 şiirden oluşan “Biz Ölmeyiz” adlı kitapta yayınlanmıştır.
1789 Fransız Devrimi sırasında kadın hakları savunucusu olarak öne çıkan Hollandalı kadın hakları savunucusu Etta Palm d’Aelders (Nisan 1743-28 Mart 1799), Gerçeğin Dostları Konfederasyonu olarak bilinen kadın kulüplerini kurdu.
1848
Macaristan, Avusturya’dan bağımsızlığını ilan etti.
1868
Alman hukukçu ve politikacı Dietrich Eckart doğdu. (Ölümü: 26 Aralık 1923) Erlangen’de hukuk eğitimi gördü. Daha sonra Münih Ludwig Maximilian Üniversitesi’nde tıp okudu. 1891’de şair, oyun yazarı ve gazeteci olmaya karar verdi. Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’nin (NSDAP) ilk üyelerinden birisi oldu. Hitler’in 3.000 Nazi ile Marienplatz’a darbe yapmak amacı ile yürürken polis ateşine maruz kalıp yaralandığı, 8-9 Kasım 1923 tarihli başarısızlıkla sonuçlanan Birahane Darbesi’nin katılımcılarından biriydi. Bu darbe teşebbüsünden sonra tutuklandı ve Hitler ve diğer parti yetkilileri ile birlikte Landsberg Hapishanesi’ne atıldı. Alkolizm ve morfin bağımlılığıyla birleşen kalp krizi sonucu 26 Aralık 1923’te Berchtesgaden’de öldü. Adolf Hitler, Kavgam isimli kitabının ikinci cildini kendisinden 21 yaş büyük olan Eckart’a ithaf etti. Antisemitist olmadan önce, en çok hayran olduğu iki kişi, her ikisi de Yahudi olan şair Heinrich Heine ve Otto Weininger’dı.
Hukukçu ve Alman Faşizminin kurucusu Hitler’in sıkı bir taraftarı olan Dietrich Eckart
Zekeriya Sertel, Sabiha Sertel, Cami Baykut ve Halil Lütfi Dördüncü, hapis cezasına çarptırıldı. Daha sonra karar, Yargıtayca bozuldu ve gazeteciler serbest bırakıldı.
1950
Soykırım Suçunun İşlenmesine ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme, 9 Aralık 1948 tarihinde Paris’te toplanan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 260 A (III) sayılı Kararıyla kabul edilip, imza, onay ve katılıma açıldı. Sözleşme 13. maddeye uygun olarak 12 Ocak 1951 tarihinde yürürlüğe girdi. Türkiye Sözleşmeyi 23 Mart 1950’de onayladı. 5630 Sayılı Onay Kanunu 29 Mart 1950 gün ve 7469 Sayılı Resmi Gazete‘de yayınlandı.
Portekizli hukukçu ve siyasetçi José Manuel Durão Barroso dünyaya geldi. Cenova Üniversitesi Ekonomik ve Sosyal Bilimler bölümünden mezun oldu ve Lizbon Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. Lizbon Üniversitesi ve Georgetown Üniversitesi’nde yardımcı doçent olarak çalıştı. Lusiad Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler bölüm başkanlığı yaptı. Portekiz’de 1974’te yaşanan Karanfil Devrimi’nde etkin oldu. Angola’da 1990 yılında yaşanan iç savaştan sonra Dışişleri Bakanı olduğu dönemde taraftararası ateşkesi sağladı ve Bicesse Anlaşması’nın yapılmasını sağladı. 1995’te Portekiz Ulusal Meclisi’ne girdi, 1999 yılında partisi PSD’nin başkanı oldu. 2002 ve 2004 tarihleri arasında Portekiz Başbakanı olarak görev yaptı. Başbakan olduktan sonra birçok tartışmalı karara imzasını attı. Portekiz toplumunun karşı çıktığı ABD’nin Irak’ı işgaline destek verdi; kamu harcamalarını kıstı. 2004 yılında oy birliğiyle ile Avrupa Parlamentosu Başkanlığı’na seçildi.
José Manuel Durão Barroso
1958
Polonya akademik sosyolojisinin ve sosyolojide düşünce okulunun kurucusu, Polonyalı filozof ve sosyolog Florian Witold Znaniecki yaşamını yitirdi. (Doğumu: 15 Ocak 1882) William I. Thomas ile birlikte, modern çağın temeli olarak kabul edilen Avrupa ve Amerika’da Polonyalı Köylü çalışmasının ortak yazarı olarak uluslararası ün kazandı. Ayrıca hümanist katsayı ve kültürcülük gibi terimleri tanıtarak sosyoloji teorisine büyük katkılarda bulundu. Çalıştığı Adam Mickiewicz Üniversitesi’nde ilk Polonya sosyoloji bölümünü kurdu. Amerikan Sosyoloji Derneği’nin 44. Başkanı seçildi.
Florian Witold Znaniecki
1959
Ankara’da yayınlanan Öncü gazetesi, süresiz olarak kapatıldı.
1972
Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan hakkında verilen idam cezalarını onayladı.
1973
Büyük Anadolu Partisi, 4 Kasım 1969 tarihinde İstanbul’da kuruldu. Cumhuriyet Başsavcılığı 11/10/1972 gününde Büyük Anadolu Partisi’nin kapatılması istemiyle dava açtı, 19 Aralık 1972 tarihinde Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatıldı. Kapatma kararının gerekçesi 23 Mart 1973 tarihli Resmi Gazete’de yayınlandı.
1977
Liselerde okutulan “Felsefeye Başlangıç” adlı kitabın yazarı Prof. Nebahat Küyel, Aleviler’i küçük düşürme iddiasıyla yargılandı.
1989
Tehlikeli Atıkların Sınırlar Ötesi Taşınması ve Bertaraf Edilmesinin Kontrolüne İlişkin Basel Sözleşmesi, 22 Mart 1989 tarihinden kabul edildi. Sözleşme, 22 Mart 1989 tarihinde Basel’de, 23 Mart 1989 ila 30 Haziran 1989 tarihleri arasında Bern’de İsviçre Dışişleri Federal Bakanlığı’nda ve 1 Temmuz 1989 ila 22 Mart 1990 tarihleri arasında New York’da Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde imzaya açık tutuldu, 183 ülke tarafından kabul edildi.
2008
Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan İlhan Selçuk, savcılık sorgusunun ardından serbest bırakıldı ve yurt dışına çıkışı yasaklandı.
2012
Somalili hukukçu politikacı Abdullahi Yusuf Ahmed yaşamını yitirdi. (Doğumu: 15 Aralık 1934) Somali Ulusal Üniversitesi’nde Hukuk okudu. Askeri çalışmalar için yurtdışına taşındı. Eski Sovyetler Birliği’nde Frunze Harp Okulu’nda Askeri Topoğrafya dalında derece elde etti ve İtalya’da ek askeri eğitim aldı. 1997’de kurulan Somali Ulusal Kurtuluş Konseyi’nin eş başkanı olarak görev yaptı. 23 Temmuz 1998’de, tek kamaralı Yaşlılar Konseyi tarafından Puntland’ın ilk Başkanı olarak atandı. 2011’de, anılarını anlatan, Mücadele ve Komplo başlıklı kitabını yayınladı.
2013
İklim Değişikliği Tehdidine Karşı İstanbul Manifestosu; “Gezegen Elden gidiyor, buna razı olamayız” başlığı altında, ev sahipliğini Mercator-İPM Kıdemli Araştırmacısı Ömer Madra’nın yaptığı davetle, 23 Mart 2013’te ilan edildi.
Açık Radyo Kurucusu Ömer Madra
2014
Hukukçu ve Başbakan Adolfo Suárez González yaşamını yitirdi. (Doğumu: 25 Eylül 1932) Salamanca Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. Madrid Üniversitesi‘nden doktora aldı. Ulusal radyo ve televizyon kurumunda çalıştı. 1968’de Segovia’da Milliyetçi Hareket’in il başkanı ve sivil vali olarak görev aldı, ardından genel müdür olarak radyo ve televizyon kurumuna döndü. 1975’te Milliyetçi Hareket’in genel sekreter yardımcılığına atandı ve hem genel sekreter, hem de bakan oldu. Aynı yıl, İspanyol Halk Birliği’nin kurucu üyesi ve daha sonra başkanı oldu. İspanya’da demokrasiye geçiş sürecinde kilit rol oynayan kişiliklerden biriydi. 1976’da İspanya başbakanı olarak görev yaptı.
2017
Rus hukukçu ve siyasetçi Denis Nikolayeviç Voronenkov (Doğumu: 10 Nisan 1971) Ryazan Devlet Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. Hukuk Nihilizm ve Hukuki İdealizm (Teorik ve Hukuki Araştırma) başlıklı teziyle doktorasını tamamladı. 2009 yılında, Rusya Federasyonu Adalet Bakanlığı Rus Hukuk Akademisi’nde ‘Kuvvetler ayrılığı mekanizmasında adli kontrolün teorik ve normatif temeli’ konulu tezini savundu. 2001 yılında Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesi’nde danışman oldu. Ardından Naryan-Mar Belediye Başkan Yardımcısı ve Nenets Özerk Bölgesi Vali Yardımcısı seçildi. 2011’de Devlet Dumasına seçildi.
Hukukçu, bürokrat, şair ve yazar Munis Faik Ozansoy doğdu. (Ölümü: 31 Mart 1975) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. Matbuat ve istihbarat müdüriyeti ve cumhurbaşkanlığı genel sekreterliği görevlerinde bulundu. Başbakanlık müsteşarlığı yaptı. Paris’te UNESCO daimî temsilciliği görevini üstlendi. Aynı zamanda Cumhuriyet dönemi hukukçu şair ve yazarlarından oldu. Hisar dergisi çevresine girerek burada başyazılar yazdı. Ankara Sanat Severler Derneği’nde etkin bir üye oldu. 1938 tarihinde Türkiye İş Bankası Teftiş Kurulu Başkanlığında müfettiş muavini oldu. Vefâtından sonra İstanbul, Küçükçekmece’de İkitelli’de bir okula adı verildi.
1915
Dünya Günü‘nün kurucusu olarak bilinen Amerikalı aktivist John McConnell dünyaya geldi. Yaşamı boyunca insanlığın ortak iyiliği için çalıştı.
John McConnell
1921
Hint asıllı İngiliz casus Mustafa Sagir, tutuklandı. İstiklal Mahkemesi tarafından suçlu bulunarak idama mahkûm edilen Sagir 24 Mayıs 1921 tarihinde Ankara’da Karaoğlan Meydanı’nda (bugünkü Ulus Meydanı) asılarak idam infaz edildi.
1922
Paris Konferansında İtilaf devletleri, Türklere ve Yunanlılara mütareke önerisinde bulundu.
Nazım Hikmet “gizli örgüt kurmak, İstanbul, Bursa ve Adana’da duvarlara devrim bildirileri yapıştırmak ve komünizm propagandası yapmak” gerekçeleriyle Bursa’da aynı yönde faaliyette bulundukları iddia edilen 15 kişiyle birlikte tutuklandı.
Altı ve daha fazla çocuğu olan ailelere ikramiye verilmesi kararlaştırıldı.
1943
Türkiye ile ABD arasında karşılıklı radyo yayın servisi açıldı.
1945
Arap Devletleri Birliği (Arap Ligi-(Leage of Arab States), 22 Mart 1945’te Kahire’de, Mısır, Irak, Ürdün, Lübnan, Suudi Arabistan, Suriye ve Yemen’in (kurucu üyeler) katılımıyla, bölge devletlerinin egemenliğini korumak ve işbirliğini artırmak amacıyla kurulmuştur. Hükümetlerarası bir kuruluştur ve günümüzde 22 üyesi bulunmaktadır. Birliğin merkezi Kahire, Mısır’dır.
1951
Necip Fazıl Kısakürek, İstanbul’da bir apartmanın bodrum katındaki kumarhaneye yapılan baskında 19 kişiyle birlikte gözaltına alındı. Necip Fazıl’ın ifadesi alınıp serbest bırakıldı; 3 Nisan’da çıkarıldığı mahkemede 19 kişiyle beraber 30’ar TL para cezasına çarptırıldı.
1952
Ankara’da, bir gün önce 10 saat süreyle greve giden taksi şoförlerinden 30’u tutuklandı.
1953
Hukukçu, asker ve siyasetçi Ahmet Şükrü Oğuz yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1881) Hukuk eğitimi gördü. Ticaret ve müteahhitlik işleriyle uğraştı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Sovyet karıştı bazı faaliyetlerde adı geçti. Balkan ve Birinci Dünya savaşlarına katıldı. Birinci Dünya Savaşı’nda, Osmanlı Teşkilat-ı Mahsusası’nda görev aldı. İstanbul’da Karakol Cemiyeti’nin ve Kocaeli Kuvayı Milliyesi’nin örgütlenmesinde önemli rolü oldu. Ankara’da toplanan T.B.M.M.’nin ilk dönemine İstanbul Milletvekili olarak katıldı. 1926’da Atatürk’e suikast davasında idamla yargılandı ve beraat etti, ancak kardeşi Nail ile en yakın arkadaşı Kara Vasıf idam edildi.
1955
Akis dergisi yazı işleri müdürü Cüneyt Arcayürek 6 ay hapse mahkum oldu.
1963
Yassıada duruşmalarında idama mahkûm edilen, ancak cezası müebbet hapse çevrilen eski Cumhurbaşkanı Celâl Bayar tahliye edildi. Bayar, tepkiler üzerine 28 Martta ceza erteleme kararının kaldırılması üzerine eski 30 Martta açlık grevine başladı.
1968
Paris’te, Nanterre Üniversitesi’nde, ABD’nin Vietnam’da yürüttüğü savaşa karşı çıkan ve eğitimde reform yapılmasını isteyen öğrenciler, Daniel Cohn-Bendit’in liderliğinde üniversitenin birinci amfisini işgal ederek, 68 olaylarını başlattı.
1968
Türkiye ile Bulgaristan arasında göç anlaşması imzalandı.
1971
Ankara Cumhuriyet Savcılığı, 12 Mart Muhtırası’na karşı son konuşmasında Cumhurbaşkanına ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin manevi şahsiyetine hakaret ettiği iddiasıyla, bir gün önce görevinden ayrılan CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit hakkında soruşturma başlattı.
Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, Pakistan cumhurbaşkanına bir mesaj göndererek idama mahkum edilen eski Başbakan Zülfikar Ali Butto’nun hayatının bağışlanmasını istedi.
1980
Türkiye’de 12 Eylül 1980 Darbesi’ne giden süreç’te TBMM’de yapılması gereken cumhurbaşkanlığı seçimi yapılamadı. 12 Eylül 1980’e kadar aylarca cumhurbaşkanı seçilemedi ve süreç darbe ile sonuçlandı.
1980
Konya’da Çağdaş Hukukçular Derneği Yönetim Kurulu toplantısını basan silahlı grup, CHP üyesi Avukat Aytekin Olcay’ı öldürdü ve bir avukatı da yaraladı.
1982
Yurtdışına kaçan Banker Kastelli’nin kasasına el konuldu; 70 banker ve banka yöneticisinin yurtdışına çıkışı yasaklandı.
Mehmet Ali Ağca, İtalya’da ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
1987
Halkevleri mahkeme kararıyla açıldı. Halkevleri’nin faaliyetleri 12 Eylül sonrası Milli Güvenlik Konseyi tarafından durdurulmuş, yöneticileri yargılanmıştı.
1988
İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Henry Miller’in “Oğlak Dönencesi” adlı eseriyle Ahmet Altan’ın “Sudaki İz” adlı kitabını yasakladı ve imha edilmesine karar verdi.
Dünya Su Günü (World Water Day-22 Mart), Çevre ve Kalkınma Konferansının 1992 tarihli toplantısında önerildiği şekliyle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1993 yılında ilan edildi. Dünya Su Günü, Su Hakkı‘na odaklanmakta olan yıllık bir kutlama günüdür. Küresel su krizini gündemde tutmak temel amaçtır.
1994
Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu tarafından Türkiye Komünist Partisi yöneticileri Nihat Sargın ve Haydar Kutlu’ya 2 milyar 600 milyon lira tazminat ödemeye mahkum edildi.
1995
Kültür Bakanı Ercan Karakaş Olağanüstü Hal ve Çekiç Güç süresini uzatma kararnamesini imzalamadı. Karakaş bakanlık görevinden istifa etti.
1999
Prof. Dr. Mümtaz Soysal, milletvekilliğinden istifa etti.
2001
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinde beş yıl süren Yüksekova Çetesi davasında, 15 sanığa 3 ile 30 yıl arasında değişen hapis cezaları verildi.
2002
Almanya’da göçmen yasası parlamentonun üst kanadında 34’e karşı 35 oyla kabul edildi. Yasa, nüfusun yaşlanması sebebiyle işgücündeki düşüşü kalifiye işçi alarak çözmeyi öngörüyordu. Hıristiyan Demokratlar ise ülkede zaten 4 milyon işsiz olduğunu ve göçmen işçiye gerek olmadığını savundu.
2003
Hakkında üç ayrı gıyabi tutuklama kararı bulunan işadamı Halil Bezmen cezaevine konuldu.
2007
Avrupa Sosyal Şartı, 5547 sayılı Kanunla onaylandı ve 9 Nisan 2007 tarihli Resmi Gazetede yayınlandı. Türkiye, Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nı 6 Ekim 2004 tarihinde imzalandı. 27 Eylül 2006 tarih ve 5547 sayılı Onaya Uygun Bulma Kanunu, 3 Ekim 2006 tarih ve 26308 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı. Şartın onaylanmasını kararlaştıran 22 Mart 2007 tarih ve 2007/11907 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Şart’ın resmi Türkçe çevirisi, 9 Nisan 2007 tarih ve 26488 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı.
İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Başbakan Erdoğan’la yaptığı görüşmede Mavi Marmara baskını sebebiyle tazminat ödemeyi ve Filistin topraklarına sivil halkın kullanacağı malların girişine ilişkin kısıtlamaları kaldırmayı kabul ettiği bildirildi.
2016
İşadamı Rıza Sarraf, “İran’a uygulanan yaptırımları delmek için komplo düzenlemek” suçlamasıyla ABD’de tutuklandı.
2017
Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin’i ilk sorgulayan eski CIA Ajanı John Nixon, iki aydan fazla süren sorgulamalardan sonra bu ülkede kimyasal silah olmadığı sonucuna vardıklarını söyledi.
2018
Faaliyette olan siyasi partiler 22 Mart 2018 tarihi itibari ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ilan edildi. Toplam 86 partinin faaliyette Türkiye’de 2018 itibari ile son kurulan parti Ötüken Birliği Partisi oldu.
2022
Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan mahpuslara gazeteci Gökçer Tahincioğlu’nun “Kiraz Ağacı” kitabının ‘örgüt propagandası’ gerekçesiyle cezaevi idaresi tarafından verilmediği öğrenildi.
2026
“Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlaması yöneltilen BirGün muhabiri İsmail Arı, aile ziyareti için gittiği Tokat’ta 21 Marta gözaltına alınmıştı. Arı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı ile sabah saatlerinde Ankara’ya getirildi.