Ana Sayfa Blog Sayfa 47

Barolara Kayıtlı Avukat Sayıları

0
Türkiye Barolar Birliği

Türkiye’de faaliyet gösteren 79 baroda kayıtlı avukat sayıları 31.12.2018 tarihi itibari ile listelenmiştir. Toplam avukat sayısı 116779, erkek avukat sayısı 65423, kadın avukat sayısı ise 51356’dir. Türkiye’deki bütün illerde erkek avukat sayısı kadın avukat sayısından fazladır. Avukat sayısı sicile kayıt yaptıran avukatlar nedeniyle her gün değişmektedir.

BARO ADI
ERKEK
KADIN
TOPLAM
ADANA BAROSU
1557
1128
2685
ADIYAMAN BAROSU
224
84
308
AFYONKARAHİSAR BAROSU
303
171
474
AĞRI BAROSU
117
39
156
AKSARAY BAROSU
166
88
254
AMASYA BAROSU
139
84
223
ANKARA BAROSU
8629
7483
16112
ANTALYA BAROSU
2447
1880
4327
ARTVİN BAROSU
56
43
99
AYDIN BAROSU
672
493
1165
BALIKESİR BAROSU
706
458
1164
BARTIN BAROSU
56
56
112
BATMAN BAROSU
281
95
376
BİLECİK BAROSU
78
56
134
BİNGÖL BAROSU
91
32
123
BİTLİS BAROSU
87
34
121
BOLU BAROSU
106
72
178
BURDUR BAROSU
139
95
234
BURSA BAROSU
1987
1421
3408
ÇANAKKALE BAROSU
295
206
501
ÇANKIRI BAROSU
56
40
96
ÇORUM BAROSU
237
139
376
DENİZLİ BAROSU
751
466
1217
DİYARBAKIR BAROSU
908
407
1315
DÜZCE BAROSU
134
95
229
EDİRNE BAROSU
268
169
437
ELAZIĞ BAROSU
253
98
351
ERZİNCAN BAROSU
80
71
151
ERZURUM BAROSU
336
169
505
ESKİŞEHİR BAROSU
589
519
1108
GAZİANTEP BAROSU
1149
522
1671
GİRESUN BAROSU
183
136
319
GÜMÜŞHANE BAROSU
54
17
71
HAKKARİ BAROSU
101
14
115
HATAY BAROSU
839
373
1212
IĞDIR BAROSU
61
42
103
ISPARTA BAROSU
257
144
401
İSTANBUL BAROSU
22258
20941
43199
İZMİR BAROSU
4521
4255
8776
K.MARAŞ BAROSU
519
233
752
KARABÜK BAROSU
91
71
162
KARAMAN BAROSU
88
53
141
KARS BAROSU
117
51
168
KASTAMONU BAROSU
133
92
225
KAYSERİ BAROSU
962
636
1598
KIRIKKALE BAROSU
145
90
235
KIRKLARELİ BAROSU
161
104
265
KIRŞEHİR BAROSU
100
48
148
KİLİS BAROSU
53
27
80
KOCAELİ BAROSU
911
769
1680
KONYA BAROSU
1479
903
2382
KÜTAHYA BAROSU
241
121
362
MALATYA BAROSU
424
186
610
MANİSA BAROSU
638
373
1011
MARDİN BAROSU
291
147
438
MERSİN BAROSU
1287
866
2153
MUĞLA BAROSU
725
694
1419
MUŞ BAROSU
90
37
127
NEVŞEHİR BAROSU
129
62
191
NİĞDE BAROSU
119
77
196
ORDU BAROSU
268
157
425
OSMANİYE BAROSU
238
167
405
RİZE BAROSU
92
58
150
SAKARYA BAROSU
447
285
732
SAMSUN BAROSU
722
436
1158
SİİRT BAROSU
108
32
140
SİNOP BAROSU
66
52
118
SİVAS BAROSU
280
214
494
ŞANLIURFA BAROSU
876
259
1135
ŞIRNAK BAROSU
163
30
193
TEKİRDAĞ BAROSU
483
361
844
TOKAT BAROSU
214
143
357
TRABZON BAROSU
343
262
605
TUNCELİ BAROSU
29
10
39
UŞAK BAROSU
246
133
379
VAN BAROSU
443
145
588
YALOVA BAROSU
120
85
205
YOZGAT BAROSU
132
59
191
ZONGULDAK BAROSU
279
193
472
TOPLAM
65423
51356
116779

kaynak: https://www.barobirlik.org.tr/Haberler/avukat-sayilari-31122018-80448

Ankara Barosu

0
Avukat Ramiz Erinç Sağkan

Ankara Barosu Türkiye’nin üye sayısı itibarıyla İstanbul Barosu‘ndan sonra ikinci büyük barosudur. Cumhuriyetin kuruluşundan önce Osmanlı İmparatorluğu döneminde kurulmuş olan ilk barolardandır. Başkanı Ramiz  Erinç Sağkan’dır.

Ankara Barosu Tarihçesi

Türkiye’de ilk baro, 1870 tarihinde kurulan İstanbul Barosu Cemiyeti adı ile kurulan ve 33 avukattan oluşan İstanbul Barosu‘dur.  Baroya kayıtlı avukatlardan sadece beş avukat Osmanlı vatandaşı olup, diğerleri yabancı uyruklu kişilerdir.

1876 yılında çıkarılan “Mehakimi Nizamiye Dava Vekilleri Hakkında Nizamname” avukatlık mesleğine giriş, disiplin, ihraç ve benzeri kuralları düzenlemenin yanı sıra, ilk kez meslek örgütünün kurulmasını da öngörmüştür. Yasa düzeyindeki bu düzenlemenin 30 – 40. maddeleri arasında Dava Vekilleri Cemiyeti ele alınmaktadır. Bu maddelerde, Dava Vekilleri Cemiyetinin Suret-i Teşkil ve Vezaifi bölüm başlığı ile cemiyetin oluşumunu, yönetim kurulunu, disiplin kurulunu ve diğer konuları geniş bir biçimde düzenlemektedir.

İlk Osmanlı Barosu olan İstanbul Barosu, 62 avukatın bir araya gelmesiyle 05.04.1878 tarihinde  resmi olarak kurulmuştur. Bu tarihten sonra ülkemizin değişik yerlerinde dernek statüsü ile barolar oluşmuştur. Ankara’da bu anlamda bir baro kurulmuştur. Dernek statüsündeki bu oluşumun kuruluş tarihi, kurucuları, ve süreç içinde görev alanlar net olarak bilinmemektedir.

Ankara Barosunca yayımlanan “Albümlerde, “Önceki Başkanlarımız bölümlerinde 1924’den önceki mesleki teşekkülden söz edilmekte ve başkanın “Salih SIRRI” olduğu belirtilmektedir. Burada başkanlık döneminin başlangıcı, 1920 olarak belirtilmiştir. Baro arşivindeki eski kayıtlarda Baro mührünün üzerinde “1923” tarihi okunmaktadır. Buradan da baronun 1924’ten önce faaliyetini sürdürdüğü ortaya çıkmaktadır.

1924 yılında yürürlüğe konulan 460 Sayılı Muhamat Yasasının 3. maddesi bir yerde avukatlık yapanların sayısının 10’a ulaşması halinde aralarında bir topluluk oluşturmalarını zorunlu tutmakta ve bu oluşuma da “Baro” denileceğini vurgulamaktadır. Bu madde, baro oluşan yerlerde baroya kayıt olmadan avukatlık yapılamayacağını da belirtmektedir. Muhamat Yasasının yürürlüğe girmesinden sonra Ankara Barosu’nun 14 Temmuz 1924 tarihinde yasaya göre oluşumu tamamlayarak kurulduğu saptamıştır.

ANKARA BAROSU BAŞKANLARI

Av. Salih SIRRI
1878 – 1936

Av. İ.Rauf AYAŞLI
1924 – 1932
1935 – 1939

Av. Mustafa K. OLGUN
1932 – 1934

Av. Cemal H. GÖRKMEN
1934 – 1935

Av. Hayrullah ÖZBUDUN
1939 – 1945

Av. Emin H. ERGÜN
1945 – 1946

Av. Saim DORA
1946 – 1956

Av. Asım RUACAN
1956 – 1958

Av. Saffet Nezihi BÖLÜKBAŞI
1958 – 1960
1964 – 1966

Av. Muhittin KILIÇ
1960 – 1961

Av. Mehmet NOMER
1961 – 1964

Av. Oktay ÇUBUKGİL
1966 – 1968

Av. Rahmi MAĞAT
1968 – 1970

Av. Atila SAV
1970-1971

Av. Kemal SARI İBRAHİMOĞLU 1971-1972

Av. Yekta Güngör ÖZDEN
1972-1974

Av. Nejat OĞUZ 1974-1976

Av. Teoman EVREN
1976-1978

Av. Sabahattin ARDIÇOĞLU
1978-1980

Av. Önder SAV 1984-1985

Av. Mahir Can ILICAK
1985-1988

Av.Dr.Erzan Erzurumluoğlu
1988-1990

Av.Özdemir ÖZOK
1990-1992

Av.Erdal MERDOL 1992-1994

Av.Tuncay ALEMDAROĞLU 1994-1996

Av.Ünsal
TOKER
1996-1998

Av.Hakkı SÜHA OKAY
1998-2000

Av.Sadık ERDOĞAN 2000-2002

Av.Semih GÜNER
2002-2004

Av. Sema AKSOY
2013- 2014

Av. Hakan CANDURAN
2014- …
1920 – 1924
Av. Salih SIRRI Baronun kuruluşundan önce Ankara’daki meslek teşekkülü Başkanıdır.
1924 – 1932 / 1935 – 1939
3 Nisan 1924 tarih ve 460 sayılı muhamat kanunu ile kurulan Ankara Barosu’nun ilk Başkanı
1932 – 1934
Av. Mustafa Kemal OLGUN
1934 – 1935
Av. Cemal Hazım GÖRKMEN
1938 İDARE MECLİSİ 
Reis : Av. İbrahim Rauf AYAŞLI
İkinci Başkan : Av. Hayrullah ÖZBUDUN
Umumi Katip : Av. Emin Halim ERGUN
Umumi Muhasip : Av. Hüseyin Fevzi HAKMAN
Aza : Av. Hilmi SÖZERİ
Aza : Av. Aziz Tahsin BERKAND
Aza : Av. Arif Hikmet ANDAÇ
Aza : Av. Recai TÜZMEN
Aza : Av. Abdurrahim TAŞPINAR
1939 İDARE MECLİSİ 
Reis : Av. Hayrullah ÖZBUDUN
İkinci Başkan : Av. Cafer Tayyal TİGEL
Umumi Katip : Av. M.Aziz BARIKAN
Umumi Muhasip : Av. Hüseyin Fevzi HAKMAN
Aza : Av. Abdurrahim TAŞPINAR
Aza : Av. Saim DORA
Aza : Av. Osman Şevki ÇİÇEKDAĞ
Aza : Av. Zühtü Hilmi VELİBEŞE
Aza : Av. İbrahim Kemal ORAN
1940 İDARE MECLİSİ 
Reis : Av. Hayrullah Özbudun
Reis Vekili : Av. Hüseyin Fevzi Hakman
Umumi Katip : Av. Hasan Fehmi Yağcı
Muhasip : Av. Recai Tüzmen
Aza : Av. Saim Dora
Aza : Av. Osman Şevki Çiçekdağ
Aza : Av. Zühtü Hilmi Velibeşe
Aza : Av. Emin Halim Ergun
Aza : Av. Asım Ruacan
 
1941 İDARE MECLİSİ
Reis : Av. Hayrullah Özbudun
Reis Vekili : Av. Emin Halim Ergun
Umumi Katip : Av. Hasan Fehmi Yağcı
Muhasip : Av. Recai Tüzmen
Aza : Av. Saffet Nezihi
Aza : Av. Asım Ruacan
Aza : Av. Selami Savran
Aza : Av. M. Aziz Barıkan
Aza : Av. Nejad Sav
Aza : Av. Kadri Mesut Evren
Aza : Av. Hakkı Löker
1942 İDARE MECLİSİ
Reis : Av. Hayrullah Özbudun
Reis Vekili : Av. Hüseyin Fevzi Hakman
Umumi Katip : Av. M. Aziz Barikan
Muhasip : Av. İrfan Erdem
Aza : Av. Saffet Nezihi
Aza : Av. Selmai Savran
Aza : Av. Nejat Sav
Aza : Av. Kadri Mesut Evren
Aza : Av. Vasfi Şensözen
Aza : Av. Zühtü Hilmi Velibeşe
Aza : Av. Galip Menteşe
1943 İDARE MECLİSİ
Reis : Av. Hayrullah Özbudun
Reis Vekili : Av. Hüseyin Fevzi Hakman
Umumi Katip : Av. Abdürrahim Taşpınar
Muhasip : Av. Recai Tüzmen
Aza : Av. İrfan Erdem
Aza : Av. Vasfi Şensözen
Aza : Av. Muammer Baykal
Aza : Av. Galip Menteşe
Aza : Av. İbrahim Kemal Oran
Aza : Av. Asım Ruacan
Aza : Av. Osman Şevki Çiçekdağ
1944 İDARE MECLİSİ
Reis : Av. Hayrullah ÖZBUDUN
Reis Vekili : Av. Hüseyin Fevzi HAKMAN
Umumi Kâtip : Av. Hasan Fehmi YAĞCI
Muhasip : Av. Meliha Görkmen
Âzâ : Av. Emin Halim Ergun
Âzâ : Av. Saffet Nezihi
Âzâ : Av. Saim Akand
Âzâ : Av. Elvan Kök
Âzâ : Av. Muammer Baykal
Âzâ : Av. Rasih Yeğengil
Âzâ : Av. Nejad Sav
1945 İDARE MECLİSİ
Reis : Av. Hayrullah Özbudun
Reis Vekili : Av. Hüseyin Avni Korkmaz
Umumi Kâtip : Av. Fehmi Yağcı
Muhasip : Av. Meliha Görkmen
Üye : Av. Emin Halim Ergun
Üye : Av. Saffet Nezihi
Üye : Av. Saim Hüseyin Akand
Üye : Av. E. Hadi Kök
Üye : Av. Nejad Sav
Üye : Av. Muammer Baykal
Üye : Av. Rasih Yeğengil
1946 İDARE MECLİSİ
Reis : Av. Emin Halim Ergun
Reis Vekili : Av. Saim Dora
Umumi Kâtip : Av. Galip Menteşe
Muhasip : Av. İ. Kemal Oran
Üye : Av. Meliha Görkmen
>Üye : Av. Muammer Baykal
Üye : Av. Kazım Ergür
Üye : Av. M. Ali Okhan
Üye : Av. Fuat Börekçi
Üye : Av. Ali Zühtü Akyol
Üye : Av. Lütfü Sav
1947 İDARE MECLİSİ
Reis : Av. Saim Dora
>Reis Vekili : Av. Abdürrahim Taşpınar
Umumi Kâtip : Av. Galip Menteşe
Muhasip : Av. İ. Kemal Oran
Üye : Av. Ali Zühtü Akyol
Üye : Av. Fehmi Yağcı
Üye : Av. Fuat Börekçi
Üye : Av. M. Ali Okhan
Üye : Av. Mazlum Kayalar
Üye : Av. Osman Şevki Çiçekdağ
Üye : Av. Atıf Benderlioğlu
1948 İDARE MECLİSİ
Reis : Av. Saim Dora
Reis Vekili : Av. Abdürrahim Taşpınar
Umumi Kâtip : Av. Fehmi Yağcı
Muhasip : Av. Atıf Benderlioğlu
Üye : Av. M. Remzi Güner
Üye : Av. Osman Şevki Çiçekdağ
Üye : Av. Yusuf Korman
Üye : Av. Muammer Baykal
Üye : Av. Mazlum Kayalar
Üye : Av. Burhan Arat
Üye : Av. Selahattin Koç
1949 İDARE MECLİSİ
Reis : Av. Saim Dora
Reis Vekili : Av. Asım Ruacan
Umumi Kâtip : Av. Galip Menteşe
Muhasip : Av. Kemal Büke
Üye : Av. Muammer Baykal
Üye : Av. Burhan Arat
Üye : Av. Selahattin Koç
Üye : Av. S. Hüseyin Akad
Üye : Av. Tevfik Şenocak
Üye : Av. Lütfü Sav
Üye : Av. Semsettin Erdinç
1950 İDARE MECLİSİ
Reis : Av. Saim Dora
Reis Vekili : Av. Asım Ruacan
Umumi Kâtip : Av. Galip Menteşe
Muhasip : Av. M. Celal Bulut
Üye : Av. S. Hüseyin Akand
Üye : Av. Lütfü Sav
Üye : Av. Tevfik Şenocak
Üye : Av. A. Taşpınar
Üye : Av. Mazlum Kayalar
Üye : Av. Emin Abdullah Özerol
Üye : Av. Faik Tüzün
1951 İDARE MECLİSİ
Reis : Av. Saim Dora
Reis Vekili : Av. Abdurrahim Taşpınar
Umumi Kâtip : Av. Faik Tüzün
Muhasip : Av. Şükrü Bıçakçı
Üye : Av. Mazlum Kayalar
Üye : Av. Suat Berk
Üye : Av. Vahab Hazar
Üye : Av. Fahri Halil Örs
Üye : Av. Kemal Tamer
Üye : Av. Bedii Dinçman
Üye : Av. Celal Bulut
1952 İDARE MECLİSİ
Reis : Av. Saim Dora
Reis Vekili : Av. Lütfü Sav
Umumi Kâtip : Av. Kemal Tamer
Muhasip : Av. Şükrü Bıçakçı
Üye : Av. Naşit Kızılay
Üye : Av. Kadri Tümer
Üye : Av. Fahri Halil Örs
Üye : Av. Nuri Hacıhabiboğlu
Üye : Av. Süleyman Köymen
Üye : Av. Bedii Dinçman
Üye : Av. Muhittin Kılıç
1953 İDARE MECLİSİ
Reis : Av. Saim Dora
Reis Vekili : Av. Nejad Sav
Umum Katip : Av. Muhittin Kılıç
Muhasip : Av. Nuri Hacıhabiboğlu
Aza : Av. Mazlum Kayalar
Aza : Av. Muammer Baykal
Aza : Av. Kadri Tümer
Aza : Av. Faik Tüzün
Aza : Av. Sahir Kurutluoğlu
Aza . Av. Süleyman Köymen
Aza : Av. Suat Zühtü Özalp
1954 İDARE MECLİSİ
Reis : Av. Saim Dora
Reis Vekili : Av. Nejad Sav
Umumi Katip : Av. Faik Tüzün
Muhasip : Av. Rahmi Magat
Aza : Av. Kemal Tamer
Aza : Av. Celal Bulut
Aza : Av. Muammer Baykal
Aza : Av. Mazlum Kayalar
Aza : Av. Nuri Kışlalı
Aza : Av. S. Kurutluoğlu
Aza : Av. Mehmet Nomer
1955 İDARE MECLİSİ
Reis : Av. Saim Dora
Reis Vekili : Av. M. Aziz Barikan
Umumi Katip : Av. Mehmet Nomer
Muhasip : Av. Rahmi Magat
Aza : Av. Nuri Kışlalı
Aza : Av. Feridun Söğütlügil
Aza : Av. Kemal Tamer
Aza : Av. Celal Bulut
Aza : Av. Muhittin Kılıç
Aza : Av. Feyzi Çığırgan
Aza : Av. Semin F. Kızılkaya
1956 İDARE MECLİSİ
Reis : Av. Saim Dora
Reis Vekili : Av. M. Aziz Barikan
Umumi Katip : Av. Muhittin Kılıç
Muhasip : Av. Semin F. Kızılkaya
Aza : Av. Kazım Ergür
Aza : Av. Feridun Söğütlügil
Aza : Av. Talat Lalik
Aza : Av. Nuri Hacıhabiboğlu
Aza : Av. Abdi Kutay
Aza : Av. Feyzi Çığırgan
Aza : Av. Metin Sürmeli
 

1957 İDARE MECLİSİ
Reis : Av. Asım Ruacan
Reis Vekili : Av. Nuri Hacıhabiboğlu
Umum Katip : Av. Naci Gencer
Muhasip : Av. A. Metin Sürmeli
Aza : Av. Kazım Ergür
Aza : Av. Talat Lalik
Aza : Av. Abdi Kutay
Aza : Av. Nurettin Benlioğlu
Aza : Av. Sabahattin Bilge
Aza : Av. Yavuz Feyzioğlu
Aza : Av. Ziya Eştaş
1958 İDARE MECLİSİ
Reis : Av. Asım Ruacan
Reis Vekili : Av. Sabahattin Bilge
Umum Katip : Av. Semin Kızılkaya
Muhasip : Av. Nurettin Benlioğlu
Aza : Av. Naci Gencer
Aza : Av. Münif Dursun
Aza : Av. Yavuz Feyzioğlu
Aza : Av. Ziya Estaş
Aza : Av. Nejat Bakırcı
Aza : Av. Atila Sav
Aza : Av. M. Fethi Olcay
1959 İDARE MECLİSİ
Reis : Av. Muhittin Kılıç
Reis Vekili : Av. Mehmet Nomer
Umumi Kâtip : Av. Fehmi Özçelik
Muhasip : Av. Osman N. Kalecik
Aza : Av. Sevinç Fikir
Aza : Av. Turan Tamer
Aza : Av. Şükran Akgün
Aza : Av. Feridun Mordağ
Aza : Av. Orhan Tanaçan
Aza : Av. Hıfzı User
Aza : Av. Suphi Artuk
1960 İDARE MECLİSİ
Reis : Av. Saffet N. Bölükbaşı
Reis Vekili : Av. Muhittin Kılıç
Umumi Katip : Av. Hüsnü Çakıt
Muhasip : Av. Rahmi Mağat
Aza : Av. Sevinç Fikir
Aza : Av. Mehmet Nomer
Aza : Av. A. Metin Sürmeli
Aza : Av. Bekir S. Batman
Aza : Av. Şükran Akgün
Aza : Av. Yılmaz Tüzer
Aza : Av. Fehmi Özçelik
1961 İDARE MECLİSİ
Reis : Av. Muhittin Kılıç
Reis Vekili : Av. Mehmet Nomer
Umumi Kâtip : Av. Fehmi Özçelik
Muhasip : Av. O. Nuri Kalecik
Aza : Av. Sevinç Düşünsel
Aza : Av. Turan Tamar
Aza : Av. Şükran Akgün
Aza : Av. Feridun Mordağ
Aza : Av. Orhan Tanaçan
Aza : Av. İsmail Hakkı Yücel
Aza : Av. Suphi Artuk
1962 İDARE MECLİSİ
Reis : Av. Mehmet Nomer
Reis Vekili : Av. Sabahattin Bilge
Umumi Katip : Av. Rahmi Mağat
Muhasip : Av. Osman N. Kalecik
Aza : Av. Osman Söhmen
Aza : Av. Turan Tamar
Aza : Av. Oktay Çubukgil
Aza : Av. Feridun Mordağ
Aza : Av. Orhan Tanaçan
Aza : Av. Güler Berkin
Aza : Av. Suphi Artuk
1963 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Mehmet Nomer
Başkan Vekili : Av. Sabahattin Bilge
Genel Sekreter : Av. Rahmi Magat
Sayman : Av. Osman Söhmen
Üye : Av. Suat Zühtü Özalp
Üye : Av. Necdet Fikir
Üye : Av. Oktay Çubukgil
Üye : Av. Yılmaz Tüzer
Üye : Av. Ercüment Beyhan
Üye : Av. Güler Berkin
Üye : Av. Adil Yalın
1964 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Mehmet Nomer
Başkan Vekili : Av. Suat Zühtü Özalp
Genel Sekreter : Av. Yılmaz Tüzer
Sayman : Av. Mehdi Gündüz
Üye : Av. Atila Sav
Üye : Av. Şükran Akgün
Üye : Av. Ercüment Beyhan
Üye : Av. Namık Kemal Eğilmez
Üye : Av. Adil Yalın
Üye : Av. Fehmi Özçelik
Üye : Av. Abdülkadir Bayazıt
1965 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Saffet N. Bölükbaşı
Başkan Vekili : Av. Şükran Akgün
Genel Sekreter : Av. Ziya Eştaş
Sayman : Av. Osman Söhmen
Üye : Av. Oktay Çubukgil
Üye : Av. Erdoğan Bigat
Üye : Av. Atila Sav
Üye : Av. Kemal Köksalan
Üye : Av. Fehmi Özçelik
Üye : Av. Abdülkadir Bayazıt
Üye : Av. Erdoğan Ünver
1966-1967 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Oktay ÇUBUKGİL
Başkan Yardımcısı : Av. Kamil AKINCI
Genel Sekreter : Av. Fehmi LİMONCUOĞLU
Sayman : Av. İsmail ÖZERSİN
Üye : Av. Bekir Sıtkı BATMAN
Üye : Av. Yılmaz TÜZER
Üye : Av. Güler BERKİN
Üye : Av. Adil YALIN
Üye : Av. Yekta Güngör ÖZDEN
Üye : Av. Özbey İMAMOGLU
Üye : Av. Sayra ARASLI
1967-1968 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Oktay ÇUBUKGİL
Başkan Yardımcısı : Av. Fehmi LİMONCUOĞLU
Genel Sekreter : Av. A.Kadir BAYAZIT
Sayman : Av. Özbey İMAMOGLU
Üye : Av. Orhan BALKAŞ
Üye : Av. Bekir Sıtkı BATMAN
Üye : Av. Ahmet ÖZYILMAZ
Üye : Av. Adil YALIN
Üye : Av. Necla KAPANLI
Üye : Av. Sayra ARASLI
Üye : Av. Kamil ÇÖRTOGLU
1968-1970 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Rahmi MAĞAT
Başkan Yardımcısı : Av. A.Kadir BAYAZIT
Genel Sekreter : Av. Ahmet ÖZYILMAZ
Sayman : Av. Halil MÜLKÜS
Üye : Av. Orhan BALKAŞ
Üye : Av. Sevim TUNÇ
Üye : Av. Gültekin MÜFTÜOĞLU
Üye : Av. Mahir Can ILICAK
Üye : Av. Kamil ÇÖRTOĞLU
Üye : Av. Önder SAV
Üye : Av. Güngör PASİNLİ
1970 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Rahmi MAĞAT
Başkan Yardımcısı : Av. Fehmi ÖZÇELIK
Genel Sekreter : Av. Önder SAV
Sayman : Av. Gültekin ÖZDENER
Üye : Av. Nejat OĞUZ
Üye : Av. Sevim TUNÇ
Üye : Av. Ali ÇİTOĞLU
Üye : Av. Kaya SUNAY
Üye : Av. Mahir Can ILICAK
Üye : Av. Gültekin MÜFTÜOĞLU
Üye : Av. Halil MÜLKÜS
1970-1971 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Atila SAV
Başkan Yardımcısı : Av. Fehmi ÖZÇELİK
Genel Sekreter : Av. İlhan KUTAY
Sayman : Av. Özbey İMAMOĞLU
Üye : Av. Nejat OĞUZ
Üye : Av. Ali ÇİTOĞLU
Üye : Av. Yılmaz GÖRPELİOĞLU
Üye : Av. Gültekin ÖZDENER
Üye : Av. Kaya SUNAY
Üye : Av. Yüksel TÜRE
Üye : Av. Turan ASLAN
1971-1972 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Kemal SARIİBRAHİMOĞLU
Başkan Yardımcısı : Av. Fehmi ÖZÇELİK
Genel Sekreter : Av. İlhan KUTAY
Sayman : Av. Yılmaz GÖRPELİOĞLU
Üye : Av. Nejat OĞUZ
Üye : Av. Ali ÇİTOĞLU
Üye : Av. Gültekin ÖZDENER
Üye : Av. Kaya SUNAY
Üye : Av. Özbey İMAMOĞLU
Üye : Av. Yüksel TÜRE
Üye : Av. Turan ASLAN
1972-1973 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Kemal SARIİBRAHİMOĞLU
Başkan Yardımcısı : Av. İlhan KUTAY
Genel Sekreter : Av. Halil MÜLKÜS
Sayman : Av. Cemil YORGANCIOĞLU
Üye : Av. Yılmaz GÖRPELİOĞLU
Üye : Av. Özbey İMAMOĞLU
Üye : Av. Yüksel TÜRE
Üye : Av. Cemal ÇINAR
Üye : Av. Turan ASLAN
Üye : Av. Yüksel BABÜR
Üye : Av. Ruhi ALTINÖRS
1973-1974 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Yekta Güngör ÖZDEN
Başkan Yardımcısı : Av. Cemil YORGANCIOĞLU
Genel Sekreter : Av. Yüksel BABÜR
Sayman : Av. Teoman EVREN
Üye : Av. Ayhan ÖREN
Üye : Av. Fazilet SEZER
Üye : Av. Halil MÜLKÜS
Üye : Av. Bilgin YAZICIOĞLU
Üye : Av. Cemal ÇINAR
Üye : Av. Ruhi ALTINÖRS
Üye : Av. İlhan ERDAL
1974-1975 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Nejat OĞUZ
Başkan Yardımcısı : Av. Zeki SAATÇİOĞLU
Genel Sekreter : Av. Naci Işık MOROVA
Sayman : Av. Doğan BALKANLI
Üye : Av. Gülsen ELİÇEVİK
Üye : Av. Attila ELMAS
Üye : Av. Vedat KARADELİ
Üye : Av. Yıldıray ATAKAN
Üye : Av. H.Kudret SOYER
Üye : Av. Bedirhan ÖZALP
Üye : Av. Fehmi KOÇ
1975-1976 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Nejat OĞUZ
Başkan Yardımcısı : Av. Bedirhan ÖZALP
Genel Sekreter : Av. H.Kudret SOYER
Sayman : Av. Nurettin ONUR
Üye : Av. Suphi ARTUK
Üye : Av. Gülsen ELİÇEVİK
Üye : Av. Yüksel BABUR
Üye : Av. Yıldıray ATAKAN
Üye : Av. Taner TUĞCU
Üye : Av. Şükrü SALKAYA
Üye : Av. Nevzat HELVACI
1977 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Teoman EVREN
Başkan Yardımcısı : Av. Taner TUĞCU
Genel Sekreter : Av. Atilla KAN
Sayman : Av. Tayyar SELÇUK
Üye : Av. Suphi ARTUK
Üye : Av. Yüksel BABÜR
Üye : Av. Şükrü SALKAYA
Üye : Av. Selçuk ÖMERBAŞ
Üye : Av. Ayşe ARISOY
Üye : Av. Savaş KÖKER
Üye : Av. Sezer KAYAŞ
1978 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Teoman EVREN
Başkan Yardımcısı : Av. Savaş KÖKER
Genel Sekreter : Av. Aydın GÜREL
Sayman : Av. Mesut ERDEM
Üye : Av. Ahmet CENAN
Üye : Av. Tayyar SELÇUK
Üye : Av. Selçuk ÖMERBAŞ
Üye : Av. Önder AKER
Üye : Av. Tanju UYGUR
Üye : Av. Atilla KAN
Üye : Av. Ayşe ARISOY
1979 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Sabahattin ARDIÇOĞLU
Başkan Yardımcısı : Av. Özdemir ÖZOK
Genel Sekreter : Av. Semih GÜNER
Sayman : Av. Erol DURUKAN
Üye : Av. Ahmet CENAN
Üye : Av. Turan ASLAN
Üye : Av. Sabite GÜRMAN
Üye : Av. Önder AKER
Üye : Av. Mesut ERDEM
Üye : Av. Tanju UYGUR
Üye : Av. Aydın GÜREL
1980 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Sabahattin ARDIÇOĞLU
Başkan Yardımcısı : Av. Turan ASLAN
Genel Sekreter : Av. Abdurrahman VURAL
Sayman : Av. Akın ATAKSOY
Üye : Av. Sabite GÜRMAN
Üye : Av. Özdemir ÖZOK
Üye : Av. Erol DURUKAN
Üye : Av. Adnan KURTULUŞ
Üye : Av. Mehmet Ali ÇOBANER
Üye : Av. Semih GÜNER
Üye : Av. Murat ASLAN
1981 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Muammer AKSOY
Başkan Yardımcısı : Av. Adnan KURTULUŞ
Genel Sekreter : Av. H.Avni FERAH
Sayman : Av. Erkin KAYA
Üye : Av. Abdurrahman VURAL
Üye : Av. Akın ATAKSOY
Üye : Av. Mehmet Ali ÇOBANER
Üye : Av. Sadık ERDOĞAN
Üye : Av. Murat ASLAN
Üye : Av. Sadık DİKMEN
Üye : Av. Ş.Şahap İNCE
1982-1984 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Muammer AKSOY
Başkan Yardımcısı : Av. Sadık ERDOĞAN
Genel Sekreter : Av. Reşat YALIN
Sayman : Av. S.Erdal GÜNGÖR
Üye : Av. H.Avni FERAH
Üye : Av. İsmet CANTÜRK
Üye : Av. Zeki GÖZÜBÜYÜK
Üye : Av. Erkin KAYA
Üye : Av. Sadık DİKMEN
Üye : Av. Ş.Şahap İNCE
Üye : Av. Berat SANCAR
1984-1985 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Önder SAV
Başkan Yardımcısı : Av. Tanju KORKMAZ
Genel Sekreter : Av. Reşat YALIN
Sayman : Av. Tuncay ALEMDAROĞLU
Üye : Av. İsmail İNAN
Üye : Av. Arda ŞAYLAN
Üye : Av. Mahmut BAYRAM
Üye : Av. Özgül ÖNDER
Üye : Av. Soner KOCABEY
Üye : Av. V. Ahsen COŞAR
Üye : Av. Talay ŞENOL
1985-1988 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Mahir Can ILICAK
Başkan Yardımcısı : Av. Ş.Şahap İNCE
Genel Sekreter : Av. Kenan BABAYİĞİT
Sayman : Av. Zeki TAVŞANCIL
Üye : Av. Nesrin ÇEÇEN
Üye : Av. H.Haluk ÜNSAL
Üye : Av. Fatma BAYRAKTAROĞLU
Üye : Av. Ünsal TOKER
Üye : Av. M.Emin VAROL
Üye : Av. H.Suha OKAY
Üye : Av. Raif ÇAKIR
1988-1990 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Dr.Erzan ERZURUMLUOĞLU
Başkan Yardımcısı : Av. Hakkı Suha OKAY
Genel Sekreter : Av. Adalet ÇEBİ
Sayman : Av. Reşat KADAYIFÇILAR
Üye : Av. Muhsin EREN
Üye : Av. Kemal HAKİMOĞLU
Üye : Av. Hülya ÜLKÜMEN
Üye : Av. Mehdi BEKTAŞ
Üye : Av. Yusuf ALATAŞ
Üye : Av. Raif ÇAKIR
Üye : Av. K.Tacar ÇAĞLAR
1990-1992 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Özdemir ÖZOK
Başkan Yardımcısı : Av. Talay ŞENOL
Genel Sekreter : Av. K.Tacar ÇAĞLAR
Sayman : Av. Ali SARIGÜL
Üye : Av. Emel MAVİOĞLU
Üye : Av. Umur DİCLELİ
Üye : Av. Sezai KİPER
Üye : Av. Osman UŞŞAKLI
Üye : Av. Uğur UZER
Üye : Av. Faruk SARIASLAN
Üye : Av. Fazıl GÜLEKEN
 
 

1992-1994 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Erdal MERDOL
Başkan Yardımcısı : Av. Sezai KİPER
Genel Sekreter : Av. Sami KAHRAMAN
Sayman : Av. Fevzi YILMAZ
Üye : Av. Ünal DİNÇ
Üye : Av. Celil KAYIKET
Üye : Av. Atilla KARADUMAN
Üye : Av. Kemali BEYAZIT
Üye : Av. Handan GÜRAYDIN
Üye : Av. Kemal AKKURT
Üye : Av. Emel BOYACIOĞLU
1994-1996 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Tuncay ALEMDAROĞLU
Başkan Yardımcısı : Av. Metin YAYCIOĞLU
Genel Sekreter : Av. Kemal AKKURT
Sayman : Av. Hasan TECİM
Üye : Av. Vahap BOZKURT
Üye : Av. Şahin MENGÜ
Üye : Av. Çetin Doğan ÇİMEN
Üye : Av. Nuran İNAN
Üye : Av. M.Müfit ÇINGIR
Üye : Av. H.Munise DAYI
Üye : Av. Sevgi KILIÇKAPLAN
1996-1998 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Ünsal TOKER
Başkan Yardımcısı : Av. Yaşar ÇATAK
Genel Sekreter : Av. Erkan YÜCEL
Sayman : Av. Serruh KALELİ
Üye : Av. Selçuk ULUSOY
Üye : Av. Yasemin KIRMACIOĞLU
Üye : Av. M.Bülent  AKÇAMETE
Üye : Av. Zihni TOPDAĞI
Üye : Av. M. Hadimi  YAKUPOĞLU
Üye : Av. Oğuz  BÜYÜKTANIR
Üye : Av. İ.Metin YILDIZHAN
1998-2000 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Hakkı Suha OKAY
Başkan Yardımcısı : Av. Erkin KAYA
Genel Sekreter : Av. Ahmet Z. ÇÖRTOĞLU
Sayman : Av. Mustafa HALICI
Üye : Av. İsmail ATAK
Üye : Av. Salih AKGÜL
Üye : Av. İsmail DİKER
Üye : Av. Sanem SOYTAŞ
Üye : Av. Aytekin ERÇOBAN
Üye : Av. Fevzi ÇAMLI
Üye : Av. Gönül DEMİRCAN
2000-2002 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Sadık ERDOĞAN
Başkan Yardımcısı : Av. Uğur UZER
Genel Sekreter : Av. Ömer ÇİFTÇİ
Sayman : Av. Egemen TOMAK
Üye : Av. Mehmet CENGİZ
Üye : Av. Hayrettin KENT
Üye : Av. M. Hakan ÇINAR
Üye : Av. İ. Cumhur BOZKURT
Üye : Av. Samiye EYÜBOĞLU
Üye : Av. Emine ERGÜL
Üye : Av. Taner ÜNLÜ
2002-2004 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Semih GÜNER
Başkan Yardımcısı : Av. Basri BİLECEN
Genel Sekreter : Av. Hakan CANDURAN
Sayman : Av. Ümit BULUT
Üye : Av. Muazzez İLTER
Üye : Av. Hande BERKTİN – 05.11.2003’de istifa etti, yerine yedek listeden en çok oya sahip Av.Hüseyin Yüksel BİÇEN geldi.
Üye : Av. Mehmet Ş.ERDOĞAN
Üye : Av. Mehmet A.TOKER
Üye : Av. Süleyman ÇETİN
Üye : Av. Fikret AYDIN
Üye : Av. Nebile KISA
2004-2006 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Vedat Ahsen COŞAR
Başkan Yardımcısı : Av. Zafer GÜNAL
Genel Sekreter : Av. K.Tacar ÇAĞLAR- 05.01.2006
tarihinde istifa etti,
yerine yedek listeden en çok oyu alan
Av.Mehmet ERŞAHİN geldi.
Ayrıca kalan süre için Genel Sekreterliğe
yönetim kurulu üyesi
Av.Senay Ertem seçildi.
Sayman : Av. Sitare SAĞSEN
Üye : Av. Senay ERTEM
Üye : Av. Fahrettin KAYHAN
Üye : Av. Hürriyet SÜMER
Üye : Av. Kadir Faruk BİLKAY
Üye : Av. Hatice KAYNAK
Üye : Av. Aynur ÖZKAN
Üye : Av. Reşit DURUKAN
2006-2008 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Vedat Ahsen COŞAR
Başkan Yardımcısı : Av. Hasan ÜREL
Genel Sekreter : Av. Genel Sekreter Oya PEKGÖZ- 25.10.2007 tarihinde istifa etti, yerine yedek listeden en çok oyu alan Av. Mehmet ERŞAHİN geldi. Ayrıca kalan süre için Genel Sekreterliğe yönetim kurulu üyesi Av. Hava ORHON seçildi.
Sayman : Av. İhsan YEŞİLYURT
Üye : Av. Mahmut KARATEKİN
Üye : Av. Serhad ZENGİNPEDÜK
Üye : Av. Hüseyin ÇOLAK
Üye : Av. Murat ŞAHISTAN
Üye : Av. Hava ORHON
Üye : Av. Emre İNCULA
Üye : Av. Mustafa BÜYÜKAVCIOĞLU
2008-2010 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Vedat Ahsen COŞAR
Başkan Yardımcısı : Av. Salih AKGÜL
Genel Sekreter : Av. Hava ORHON Genel Sekreterlikten istifa etti, yerine 11.11.2009 tarihinde yönetim kurulu üyesi Av. Barış Ozan VURAL Genel Sekreter seçildi.
Sayman : Av. Oğuzhan BUHUR
Üye : Av. Oğuz AKÇAY
Üye : Av. Hava ORHON
Üye : Av. Makbule ÖZER ARPAĞ
Üye : Av. Şevki Gürel YÜCEER
Üye : Av. Özgür ERALP
Üye : Av. Serhat Sinan KOCAOĞLU
Üye : Av. Onur TATAR
2010-2012 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Metin FEYZİOĞLU
Başkan Yardımcısı : Av. Hakan CANDURAN
Genel Sekreter : Av. Sema AKSOY
Sayman : Av. Mine BAŞ
Üye : Av. Erol Yılmaz ARAS
Üye : Av. Hilal AKDENİZ
Üye : Av. Tuba Berrak ÜNAL
Üye : Av. Özgün ŞİMŞEK
Üye : Av. Aşkın DEMİR
Üye : Av. Orhan ŞİMŞEK
Üye : Av. Ramiz Erinç SAĞKAN
2012-2014 YÖNETİM KURULU
Başkan

Başkan

: Av. Sema AKSOY

:Av. Metin FEYZİOĞLU (16 Ekim 2012 – 26 Mayıs 2013)

Başkan Yardımcısı

Başkan Yardımcısı

: Av. Orhan ŞİMŞEK

:Av. Sema AKSOY (16 Ekim 2012 – 26 Mayıs 2013)

Genel Sekreter

Genel Sekreter

: Av. Gökhan CANDOĞAN

:Av. Orhan ŞİMŞEK (16 Ekim 2012 – 10 Temmuz 2013)

Sayman

Sayman

: Av. Sema GÜLEÇ UÇAKHAN

:Av. Hilal AKDENİZ (16 Ekim 2012 – 18 Aralık 2013)

Üye : Av. Erol Yılmaz ARAS
Üye : Av. Hakan BEZGİNLİ (18 Aralık 2013)
Üye : Av. Hatice KORKMAZ
Üye : Av. İbrahim LÖKLÜOĞLU (18 Aralık 2013)
Üye : Av. Hüseyin MEHAN (18 Aralık 2013)
Üye : Av. Sami Saygın YAZICIOĞLU
Üye : Av. Beyza Elif CABBAR (10 Temmuz 2013)
Üye : Av. Metin İlkay ÇİMEN (09 Aralık 2012 – 18 Aralık 2013)
Üye : Av. Özgün ŞİMŞEK (09 Aralık 2012 – 18 Aralık 2013)
2014-2016 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Hakan CANDURAN
Başkan Yardımcısı : Av. M. Emin Seçkin ARIKAN
Genel Sekreter : Av. Ramiz Erinç SAĞKAN
Sayman : Av. Mahmut KARATEKİN
Üye : Av. Mesut SÖNMEZ
Üye : Av. Cemalettin GÜRLER
Üye : Av. Ahmet Erdem EKMEKÇİ
Üye : Av. Nihan EKEN
Üye : Av. Gülfer EMİR KÜÇÜK
Üye : Av. Demir AKAN
Üye : Av. Saliye Ayşegül DOĞAN SIRMAGÜL
2016-2018 YÖNETİM KURULU
Başkan : Av. Hakan CANDURAN
Başkan Yardımcısı : Av. Ramiz Erinç SAĞKAN
Genel Sekreter : Av. Aşkın DEMİR
Sayman : Av. Evrim DOST
Üye : Av. Hamit BAYKARA
Üye : Av. Ayşe KÖSEYENER
Üye : Av. Kemal KORANEL
Üye : Av. Şırahbil Emre ACER
Üye : Av. Özgür ÖKMEN
Üye : Av. Birgül TAVŞAN KAYIRAN
Üye : Av. Çağrı Ayhan ŞENEL

 

1969 – 1970 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU: 
Başkan       : Av. Saffet Nezihi BÖLÜKBAŞI
Üye             : Av. İlhami GÜVEN
Üye             : Av. Feyzi ÇIĞIRGAN
Üye             : Av. Hilmi ÖZARPAT
Üye             : Av. Emin GÜROL
1970 – 1971 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU: 
Başkan       : Av. Saffet Nezihi BÖLÜKBAŞI
Üye             : Av. İlhami GÜVEN
Üye             : Av. Feyzi ÇIĞIRGAN
Üye             : Av. Hilmi ÖZARPAT
Üye             : Av. Emin GÜROL
1971- 1972 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU: 
Başkan       : Av. Saffet Nezihi BÖLÜKBAŞI
Üye             : Av. Hilmi ÖZARPAT
Üye             : Av. Feyzi ÇIĞIRGAN
Üye             : Av. İlhami GÜVEN
Üye             : Av. Emin GÜROL
1972 – 1973 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU: 
Başkan       : Av. Kamil AKINCI
Üye             : Av. İlhami GÜVEN
Üye             : Av. Necdet ÜSTÜNEL
Üye             : Av. Bekir EKİNCİ
Üye             : Av. Osman SÖHMEN
1973 – 1974 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU: 
Başkan       : Av. Kamil AKINCI
Üye             : Av. Osman SÖHMEN
Üye             : Av. İlhami GÜVEN
Üye             : Av. Necdet ÜSTÜNEL
Üye             : Av. Bekir EKİNCİ
1974 – 1975 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU: 
Başkan       : Av. Kamil AKINCI
Üye             : Av. Osman SÖHMEN
Üye             : Av. İlhami GÜVEN
Üye             : Av. Necdet ÜSTÜNEL
Üye             : Av. Bekir EKİNCİ
1975 – 1976 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU: 
Başkan       : Av. Halil MÜLKÜS
Üye             : Av. Yılmaz GÖRPELİOĞLU
Üye             : Av. Hasan KAYIKET
Üye             : Av. Cahit ÖNSOY
Üye             : Av. Ruhi ALTINÖRS
1976 – 1977 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU: 
Başkan       : Av. Halil MÜLKÜS
Üye             : Av. Yılmaz GÖRPELİOĞLU
Üye             : Av. Cahit ÖNSOY
Üye             : Av. Ruhi ALTINÖRS
Üye             : Av. Metin PERKİT
1978 – 1981 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU: 
Başkan         : Av. Özbey İMAMOĞLU
Üye             : Av. Adil YALIN
Üye             : Av. Yılmaz GÖRPELİOĞLU
Üye             : Av. Cemal ÇINAR
Üye             : Av. Ruhi ALTINÖRS
1981- 1984 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU: 
Başkan         : Av. Salih YURDAKUL
Üye             : Av. Attila ELMAS
Üye             : Av. Taner TUĞCU
Üye             : Av. Şahin KIRAÇ
Üye             : Av. Cahit TANSU
1984- 1987 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU: 
Başkan         : Av. Cemal ÇINAR
Üye             : Av. Attila ELMAS
Üye             : Av. Abdurrahman VURAL
Üye             : Av. Aydın GÜREL
Üye             : Av. Gürer SÖNMEZ
1988- 1990 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU: 
Başkan         : Av. Zafer MERZİFONLUOĞLU
Üye             : Av. Akın ATAKSOY
Üye             : Av. Soner KOCABEY
Üye             : Av. Talay ŞENOL
Üye             : Av. Şenal SARIHAN
1990- 1992 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU: 
Başkan       : Av. Attila ELMAS
Üye             : Av. Umur TAMUR
Üye             : Av. Erol DURUKAN
Üye             : Av. Rıza Nurettin SELÇUK
Üye             : Av. Erkan YÜCEL
1992- 1994 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU: 
Başkan       : Av. Attila ELMAS
Üye             : Av. Tanju UYGUR
Üye             : Av. Erol DURUKAN
Üye             : Av. Erkan YÜCEL
Üye             : Av. Ender DEDEAĞAÇ
1994- 1996 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU: 
Başkan       : Av. Erkan YÜCEL
Üye             : Av. Tülay YILMAZ
Üye             : Av. Bülent ACAR
Üye             : Av. İskender OĞUZ
Üye             : Av. Ali Rıza ÖZDİL
1996- 1998 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU: 
Başkan       : Av. İskender OĞUZ
Üye             : Av. İsmail BALCI
Üye             : Av. M.Akif GÜLERSOY
Üye             : Av. Cahit TANSU
Üye             : Av. Daham KELEŞ
1998 – 2000 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU: 
Başkan       : Av. İsmail BALCI
Üye             : Av. Uğur UZER
Üye             : Av. İsmail METİN
Üye             : Av. Yıldız KÖKER
Üye             : Av. Maviye ÇİFTÇİ GÖKÇE
2000 – 2002 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU: 
Başkan       : Av. H.Kaya KÖSEOĞLU
Üye             : Av. Hasan DÜLGEROĞLU
Üye             : Av. Abidin ŞAHİN
Üye             : Av. Hamit BAYKARA
Üye             : Av. Kemal ERGÜN
2002 – 2004 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU: 
Başkan       : Av. Abidin ŞAHİN
Üye             : Av. Fevzi ÇAMLI
Üye             : Av. Cumhur TUTYOL
Üye             : Av. Bahattin CENGİZ
Üye             : Av. Hürriyet SÜMER
2004 – 2006 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU: 
Başkan       : Av. Av. İlker PEKSEZER
Üye             : Av. Av. Bahattin YAVUZ
Üye             : Av. Av. O.Haluk GÜRSOY
Üye             : Av. Av. Ender GİRAY
Üye             : Av. Av. Cevat BALTA
2006 – 2008 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU: 
Başkan       : Av. Av. Cevat BALTA
Üye             : Av. Av. Mehmet Emin YEŞİL
Üye             : Av. Av. Halil Vehip GÜNEŞOL
Üye             : Av. Av. Berat SANCAR
Üye             : Av. Av. Selahattin EMRE
2008 – 2010 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU: 
Başkan       : Av. Mine SAVER (30.10.2008 – 09.04.2010)
Üye             : Av. Osman TATLIDİL 09.04.2009 – ………..)
Üye             : Av. Mahmure Suna KORKMAZ
Üye             : Av. Mustafa Erkan TAN
Üye             : Av. Abdurrahman BAL
2010 – 2012 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU: 
Başkan       : Av. Uğur UZER
Üye             : Av. Basri BİLECEN
Üye             : Av. Seval YILDIRIM
Üye             : Av. Nebile KISA
Üye             : Av. Simay TEZCAN
2012 – 2014 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU: 
Başkan       : Av. Ender GİRAY
Üye             : Av. Ünsal AKTAŞ
Üye             : Av. Osman Fırat TURAN
Üye             : Av. Şule MUTLU (16 Ekim 2012 – 23 Haziran 2014)
Üye             : Av. Ali GÖYMEN
Üye             : Av. Cemal YILDIZ
2014 – 2016 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU: 
Başkan       : Av. Tuba Berrak ÜNAL
Üye             : Av. Serap KALE ÖCAL
Üye             : Av. Zekiye AVCI
Üye             : Av. Çağrı ERYILMAZ
Üye             : Av. Tunç ÖZDEMİR
2016 – 2018 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU: 
Başkan       : Av. Ömer ÇİFTÇİ
Üye             : Av. Mehmet Kaya BATI
Üye             : Av. Güngör TANRIVERDİ
Üye             : Av. Mehmet KAYA
Üye             : Av. Selçuk Çağrı GÖKSU
1969 – 1970 
Av. N.Kemal EĞİLMEZ – Av. Hasan KAYIKET – Av. Ruhi ALTINÖRS
1971 – 1972 
Av. N.Kemal EĞİLMEZ – Av. Hasan KAYIKET – Av. Ahmet Galip ORHUN
1972 – 1973 
Av. Sıtkı VURAL – Av. Metin PERKİT – Av. Şahin KUTLUĞ
1973 – 1974 
Av. Metin PERKİT – Av. Şahin KUTLUĞ – Av. Sıtkı VURAL
1974 – 1975 
Av. Hüseyin Avni FERAH – Av. Taner TUĞCU – Av. Sıtkı VURAL
1975 – 1976 
Av. Namık Kemal EĞİLMEZ – Av. S.Çetin DOLANAY – Av. Yusuf Ziya TÜRKER
1976 – 1977 
Av. Namık Kemal EĞİLMEZ – Av. Mecdi DALDAL – Av. M.Emin DEĞER
1977 – 1978 
Av. Namık Kemal EĞİLMEZ – Av. Meral CEBE – Av. Ali Nazmi DOĞAN
1978 – 1979 
Av. Namık Kemal EĞİLMEZ – Av. A.Esat YILMAZ – Av. Meral ARIKAN
1979 – 1980 
Av. Namık Kemal EĞİLMEZ – Av. Yusuf ÖZDEMİR – Av. Baha ERKEN
1978 – 1980 
Av. Namık Kemal EĞİLMEZ – Av. Meral ARIKAN – Av. Esat YILMAZ
1980 – 1981 
Av. Mahmut BAYRAM – Av. Yüksel ÖZDEMİR – Av. Cahit TANSU
1981 – 1982 
Av. İsmail İNAN – Av. Ali ERÇOBAN – Av. Mahmut BAYRAM
1983 – 1985 
Av. Ergun ÖZTAN – Av. M.Emin VAROL – Av. Hakkı Suha OKAY
1985 – 1988 
Av. Yılmaz ONAY – Av. M.Kerem BARIM – Av. Mehmet ÖZŞUCA
1988 – 1990 
Av. Uğur UZER – Av. Celil KAYIKET – Av. Kazım BAYRAKTAR
1990 – 1992 
Av. Fevzi YILMAZ – Av. H.Ünsal BİLDİRGEN – Av. Hüseyin SORGUCU
1992 – 1994 
Av. Zeki ERDOĞAN – Av. Sevil KENGERLİ – Av. Biricik MUMCUOĞLU
1994 – 1996 
Av. Ali KAYA – Av. Oğuz BÜYÜKTANIR – Av. Serhat ZENGİNPEDÜK
1996 – 1998 
Av. Ahmet KAVAK – Av. Sanem ÇIPA – Av. Egemen TOMAK
1998 – 2000 
Av. Nurdan ATAMAN – Av. Ümit BULUT – Av. Hamit BAYKARA
2000 – 2002 
Av. Fikret AYDIN – Av. Mesut SÖNMEZ – Av. Zekiye KARACA BOZ
2002 – 2004 
Av. Hacı Ali BULUT – Av. Önder ÖZSOY – Av. Ayşe KÖSEYENER
2004 – 2006
Av. Mahmut KARATEKİN – Av. Dursun DEMİRCİ – Av. Sariye PEHLİVANLI AKMAN
2006 – 2008
Av.Gülser ERKOÇ – Av.Uğur Erhan DİNÇER – Av.Şevki Gürel YÜCEER
2008 – 2010
Av.Şamil DEMİR – Av.Muhittin Ertuğrul ERTÜRK – Av.Sönmez AHİ
2010 – 2012
Av.Zülfikar DURAK – Av.Ersin SOYBAŞ – Av.Doğan EROL
2012 – 2014
Av.Onur BAYRAKTAR – Av.Aslı TATLIDİL YUMUŞAK – Av.Nehir Miray BEDÜK
2014 – 2016
Av. Hediye Gökçe BAYKAL – Av. Önder AĞDEDE – Av. Çağrı Ayhan ŞENEL
12 ARALIK 1971’DE YAPILAN GENEL KURUL 
1-    Av. Faruk EREM
2-    Av.Rahmi MAĞAT
3-    Av.Mehmet NOMER
4-    Av.Erdoğan BİĞAT
5-    Av.Kemal SARIİBRAHİMOĞLU
6-    Av.Sabahattin BİLGE
7-    Av.Fehmi ÖZÇELİK
8-    Av.Ayhan EROL
16 ARALIK 1973’DE YAPILAN GENEL KURUL
1-    Av.Faruk EREM
2-    Av.Yekta Güngör ÖZDEN
3-    Av.Erdoğan BİGAT
4-    Av.Atila SAV
5-    Av.Rahmi MAĞAT
6-    Av.Ercüment BEYHAN
7-    Av.Sevim TUNÇ
8-    Av.İlhan KUTAY
9-    Av.Güler BERKİN
10-  Av.Ayhan EROL
11-  Av.İsmail ÖZERSİN
20 ARALIK 1975’DE YAPILAN GENEL KURUL 
1-    Av.Nejat OĞUZ
2-    Av.Faruk EREM
3-    Av.Rahmi MAĞAT
4-    Av.Kamil AKINCI
5-    Av.Solmaz GİRAY
6-    Av.İlhami GÜVEN
7-    Av.Erdoğan BİGAT
8-    Av.Sebahattin BİLGE
9-    Av.Fehmi ÖZÇELİK
10-  Av.İlhan KUTAY
11-  Av.Sevim TUNÇ
18 ARALIK 1977’DE YAPILAN GENEL KURUL 
1-    Av.Faruk EREM
2-    Av.Uğur ALACAKAPTAN
3-    Av.Teoman EVREN
4-    Av.Atila SAV
5-    Av.Nejat OĞUZ
6-    Av.Kamil AKINCI
7-    Av.Halit ÇELENK
8-    Av.M.Emin DEĞER
9-    Av.Niyazi AĞIRNASLI
10-  Av.İlhami GÜVEN
11-  Av.Ahmet TAHTAKILIÇ
12-  Av.İlhan KUTAY
22 ARALIK 1979’DA YAPILAN GENEL KURUL 
1-    Av.Atila SAV
2-    Av.Nejat OĞUZ
3-    Av.Teoman EVREN
4-    Av.İlhami GÜVEN
5-    Av.Mahir Can ILICAK
6-    Av.Atila ELMAS
7-    Av.Özbey İMAMOĞLU
8-    Av.Ümit TEOMAN
9-    Av.Sabahattin ARDIÇOĞLU
10-  Av.Erzan ERZURUMLUOĞLU
11-  Av.Galip ORHON
12-  Av.Yaşar KARAYALÇIN
13-  Av.Bilgin YAZICIOĞLU
20 ARALIK 1981’DE YAPILAN GENEL KURUL 
1-    Av.Atila SAV
2-    Av.İlhami GÜVEN
3-    Av.Nejat OĞUZ
4-    Av.Naci Işık MOROVA
5-    Av.Teoman EVREN
6-    Av.Vedat KARADELİ
7-    Av.Mahir Can ILICAK
8-    Av.Ayhan EROL
9-    Av.Cemal ÇINAR
10-  Av.Turan ASLAN
11-  Av.Muammer AKSOY
12-  Av.Özbey İMAMOĞLU
13-  Av.Önder SAV
ARALIK 1983’DE YAPILAN GENEL KURUL 
1-    Av.Atila SAV
2-    Av.Mahir Can ILICAK
3-    Av.Teoman EVREN
4-    Av.Muammer AKSOY
5-    Av.Özbey İMAMOĞLU
6-    Av.Önder SAV
7-    Av.Turan ASLAN
8-    Av.Ayhan EROL
9-    Av.Zeki SAATÇİOĞLU
10-  Av.Naci Işık MOROVA
11-  Av.Vedat KARADELİ
12-  Av.Tayyar SELÇUK
13-  Av.Kemal KARIİBRAHİMOĞLU
22 ARALIK 1985’DE YAPILAN GENEL KURUL 
1-    Av.Atila SAV
2-    Av.Teoman EVREN
3-    Av.Önder SAV
4-    Av.Mahir Can ILICAK
5-    Av.Halit ÇELENK
6-    Av.Bekir EKİNCİ
7-    Av.Turan ASLAN
8-    Av.Naci Işık MOROVA
9-    Av.Özbey İMAMOĞLU
10-  Av.Ayhan EROL
11-  Av.Hüseyin Avni FERAH
12-  Av.Tayyar SELÇUK
13-  Av.Nevzat HELVACI
14-  Av.M.Erşen SANSAL
23 EKİM 1988’DE YAPILAN GENEL KURUL 
1-     Av.Erzan ERZURUMLUOĞLU
2-    Av.Mahir Can ILICAK
3-    Av.Hüseyin Avni FERAH
4-    Av.Naci Işık MOROVA
5-    Av.Özbey İMAMOĞLU
6-    Av.Ayhan EROL
7-    Av.Tanju KORKMAZ
8-    Av.Tuncay ALEMDAROĞLU
9-    Av.Erşen SANSAL
10-  Av.Nevzat HELVACI
11-  Av.Özdemir ÖZOK
12-  Av.Atila SAV
13-  Av.Teoman EVREN
14-  Av.Halit ÇELENK
15-  Av.Önder SAV
14 EKİM 1990’DA YAPILAN GENEL KURUL 
1-    Av.Eralp ÖZGEN
2-    Av.Mahir Can ILICAK
3-    Av.Halit ÇELENK
4-    Av.Erzar ERZURUMLUOĞLU
5-    Av.Özdemir ÖZOK
6-    Av.Naci Işık MOROVA
7-    Av.Teoman EVREN
8-    Av.Hüseyin Avni FERAH
9-    Av.Önder SAV
10-  Av.Ünsal TOKER
11-  Av.Arda ŞAYLAN
12-  Av.Fatma BAYRAKTAROĞLU
13-  Av.Atila SAV
14-  Av.Ayhan EROL
15-  Av.Kemal AKALIN
16-  Av.Şevket Şahap İNCE
25 EKİM 1992’DE YAPILAN GENEL KURUL 
1-    Av.Eralp ÖZGEN
2-    Av.Hakkı Suha OKAY
3-    Av.Erzan ERZURUMLUOĞLU
4-    Av.Özdemir ÖZOK
5-    Av.Şevket Şahap İNCE
6-    Av.Ünsal BİLDİRGEN
7-    Av.Mahmut Emin VAROL
8-    Av.Mahir Can ILICAK
9-    Av.Önder SAV
10-  Av.Mahmut BAYRAM
11-  Av.Hüseyin Avni FERAH
12-  Av.Teoman EVREN
13-  Av.Atila SAV
14-  Av.Türkan ÖZTEKİN
15-  Av.Ahmet İYİMAYA
16-  Av.Atila GÖKTÜRK
17-  Av.Fatma BAYRAKTAROĞLU
18-  Av.Ayhan EROL
23 EKİM 1994’DE YAPILAN GENEL KURUL 
1-    Av.Eralp ÖZGEN
2-    Av.Tuncay ALEMDAROĞLU
3-    Av.Mahir Can ILICAK
4-    Av.Önder SAV
5-    Av.Erzan ERZURUMLUOĞLU
6-    Av.Özdemir ÖZOK
7-    Av.Atila ELMAS
8-    Av.Sadık ERDOĞAN
9-    Av.Hüseyin Avni FERAH
10-  Av.Hakkı Suha OKAY
11-  Av.Kemal HAKİMOĞLU
12-  Av.Umur DİCLELİ
13-  Av.Fevzi COŞKUN
14-  Av.Atilla GÖKTÜRK
15-  Av.Akın ATAKSOY
16-  Av.İnci Sevil AKYÜZ
17-  Av.Ayhan EROL
18-  Av.Ekrem YILDIZ
20 EKİM 1996’DA YAPILAN GENEL KURUL 
1-    Av.Eralp ÖZGEN
2-    Av.Ünsal TOKER
3-    Av.Sadık ERDOĞAN
4-    Av.Mahir Can ILICAK
5-    Av.Erzan ERZURUMLUOĞLU
6-    Av.Önder SAV
7-    Av.Hakkı Suha OKAY
8-    Av.Sami KAHRAMAN
9-    Av.Zafer MERZİFONLUOĞLU
10-  Av.Tuncay ALEMDAROĞLU
11-  Av.M.Celil KAYIKET
12-  Av.Avarkan ATASOY
13-  Av.Sezai KİPER
14-  Av.Kemal HAKİMOĞLU
15-  Av.Özdemir ÖZOK
16-  Av.Talay ŞENOL
17-  Av.Ayhan EROL
18-  Av.H.Rıza ÇİMEN
19-  Av.Olcay MİS
18 EKİM 1998’DE YAPILAN GENEL KURUL 
1-    Av.Hakkı Suha OKAY
2-    Av.Eralp ÖZGEN
3-    Av.Sadık ERDOĞAN
4-    Av.Zafer MERZİFONLUOĞLU
5-    Av.Erzan ERZURUMLUOĞLU
6-    Av.Ömer ESİRGEMEZ
7-    Av.Türkan ÖZTEKİN
8-    Av.Ahmet TOPTAN
9-    Av.Kemal HAKİMOĞLU
10-  Av.Sema SELÇUK
11-  Av.Gülden TÜREGÜN
12-  Av.Adalet ÇEBİ
13-  Av.Ünsal TOKER
14-  Av.Tuncay ALEMDAROĞLU
15-  Av.Ayhan EROL
16-  Av.M.Celil KAYIKET
17-  Av.Fevzi COŞKUN
18-  Av.Önder SAV
19-  Av.Özdemir ÖZOK
5 KASIM 2000’DE YAPILAN GENEL KURUL    
1-    Av.Sadık ERDOĞAN
2-    Av.Hakkı Suha OKAY
3-    Av.Hüseyin Avni FERAH
4-    Av.Zafer MERZİFONLUOĞLU
5-    Av.Semih GÜNER
6-    Av.Eralp ÖZGEN
7-    Av.Ünsal TOKER
8-    Av.Yasemin KIRMACIOĞLU ÜNAL
9-    Av.Mahmut BAYRAM
10-  Av.Kemal HAKİMOĞLU
11-  Av.Erkin KAYA
12-  Av.Erzan ERZURUMLUOĞLU
13-  Av.Yaşar ÇATAK
14-  Av.Adalet ÇEBİ
15-  Av.Türkan ÖZTEKİN
16-  Av.Vahap BOZKURT
17-  Av.Serruh KALELİ
18-  Av.Özdemir ÖZOK
19-  Av.Şahin MENGÜ
20-  Av.Ayhan EROL
21-  Av.Daham KELEŞ
22-  Av.Ahmet TOPTAN
20 EKİM 2002’DE YAPILAN GENEL KURUL 
1-    Av.Yusuf Y. GÖKÇEN
2-    Av.İsmail BALCI
3-    Av.Mahmut Emin VAROL
4-    Av.M.Bülent AKÇAMETE
5-    Av.Ercüment YÜCEL
6-    Av.Akın ATAKSOY
7-    Av.Ömer ÇİFTÇİ
8-    Av.Erkin KAYA
9-    Av.Hasan DÜLGEROĞLU
10-  Av.İsmail ATAK
11-  Av.Türkan ÖZTEKİN
12-  Av.Kemal HAKİMOĞLU
13-  Av.Mahmut KARATEKİN
14-  Av.Uğur UZER
15-  Av.Hüseyin Avni FERAH – 01.01.2004’de vefat etti, yerine yedek listeden en çok oya sahip Av.Erdoğan KILIÇ geldi.
16-  Av.Zafer MERZİFONLUOĞLU
17-  Av.Nail GÜRMAN
18-  Av.Sadık ERDOĞAN
19-  Av.Daham KELEŞ
20-  Av.Yaşar ÇATAK
21-  Av.Mustafa HALICI
22-  Av.Hakkı Suha OKAY
23-  Av.Adalet ÇEBİ
24-  Av.Ünsal TOKER
2004 – 2006 GENEL KURULU
1- Av. ÖMER ÇİFTÇİ
2- Av. AKIN ATAKSOY
3- Av. MAHMUT EMİN VAROL
4- Av. M.BÜLENT AKÇAMETE
5- Av. MEHMET CENGİZ
6- Av. BASRİ BİLECEN
7- Av. OĞUZ BÜYÜKTANIR
8- Av. CUMHUR TUTYOL
9- Av. H.ÜNSAL BİLDİRGEN
10- Av. ZAFER MERZİFONLUOĞLU
11- Av. SONER KOCABEY
12- Av. MEHMET NALÇAKAR
13- Av. DAHAM KELEŞ
14- Av. M.KEMAL HAKİMLOĞLU
15- Av. UĞUR UZER
16- Av. FAZIL GÜLEKEN
17- Av. M.METİN BAŞBAY
18- Av. SADIK ERDOĞAN
19- Av. AHMET Z. ÇÖRTOĞLU
20- Av. YAŞAR ÇATAK
21- Av. ÜNSAL TOKER
22- Av. SEMİH GÜNER
23- Av. HAKKI SUHA OKAY
24- Av. SALİH AKGÜL
25- Av. ADALET ÇEBİ
26- Av. RABİYA BALKANLI
2006 – 2008 GENEL KURULU
1- Av. Recai Rahim GÖRGÜLÜ
2- Av. Muhsin EREN
3- Av. Zafer YAVUZ
4- Av. Erol DURUKAN
5- Av. Bülent AKÇAMETE
6- Av. Ömer ÇİFTÇİ
7- Av. Sevil KENGERLİ KÜRŞAD
8- Av. Kemal AKKURT
9- Av. Soner KOCABEY
10- Av. Erkin KAYA
11- Av. İsmail BALCI
12- Av. Ünal DİNÇ
13- Av. Talay ŞENOL
14- Av. Hüseyin EKMEKÇİOĞLU
15- Av. Mustafa Müfit ÇINGIR
16- Av. Zafer MERZİFONLUOĞLU
17- Av. Reşat YALIN
18- Av. İsmail ATAK
19- Av. Tülay ÇELİKYÜREK
20- Av. Şevket Şahap İNCE
21- Av. Ali SARIGÜL
22- Av. Sami KAHRAMAN
23- Av. Daham KELEŞ
24- Av. Fazıl GÜLEKEN
25- Av. Tuncay ALEMDAROĞLU
26- Av. Fahrettin KAYHAN
27- Av. Aydın ERDOĞAN
28- Av. Yaşar ÇATAK
2008 – 2010 TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ DELEGELERİ
1- Av. Hüseyin EKMEKÇİOĞLU
2- Av. Muhsin EREN
3- Av. Zafer YAVUZ
4- Av. Hüseyin Ünsal BİLDİRGEN
5- Av. Mustafa Kemal HAKİMOĞLU
6- Av. İlker PEKSEZER
7- Av. Erkin KAYA
8- Av. Reşat YALIN
9- Av. Şevket Şahap İNCE
10- Av. Ali Rıza ÖZDİL
11- Av. Soner KARACABEY
12- Av. Talay ŞENOL
13- Av. İhsan YEŞİLYURT
14- Av. Kemal Tacar ÇAĞLAR
15- Av. Haydrettin KENT
16- Av. Hasan ÜREL
17- Av. Ender DEDEAĞAÇ
18- Av. Hasan KEPENEK
19- Av. Kemal AKKURT
20- Av. Sitare SAĞSEN
21- Av. Recai Rahim GÖRGÜLÜ
22- Av. Mahmut KARATEKİN
23- Av. Dursun DEMİRCİ
24- Av. İbrahim Metin YILDIZHAN
25- Av. Bahattin YAVUZ
26- Av. Fatih Rüştü ALGÜL
27- Av. Taylan ARIHAN
28- Av. Hüseyin ÇOLAK
29- Av. Ahmet UÇAR
30- Av. M.Emin Seçkin ARIKAN
2010 – 2012 TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ DELEGELERİ
1- Av. Erzan ERZURUMLUOĞLU
2- Av. Erdal MERDOL
3- Av. Metin YAYCIOĞLU
4- Av. Ünsal TOKER
5- Av. Mustafa Kemal HAKİMOĞLU
6- Av. Tuncay ALEMDAROĞLU
7- Av. Ünal DİNÇ
8- Av. Semih GÜNER
9- Av. Sadık ERDOĞAN
10- Av. Mahmut Emin VAROL
11- Av. Ömer ÇİFTÇİ
12- Av. Sami KAHRAMAN
13- Av. Erkan YÜCEL
14- Av. Sabri Erdal GÜNGÖR
15- Av. Yıldızhan Adil ŞAHİN
16- Av. Kemal AKALIN
17- Av. Mehmet AĞAR
18- Av. Mehmet Bülent AKÇAMETE
19- Av. Ender DEDEAĞAÇ
20- Av. Levent GÖK
21- Av. Mehmet Hadimi YAKUPOĞLU
22- Av. Zennure TOKGÖZ
23- Av. Sanem ATAK
24- Av. Mehmet Abdullah TOKER
25- Av. Erdoğan GÖKÇE
26- Av. Hüseyin KADEROĞLU
27- Av. Şule EROL
28- Av. Gönül APAYDIN
29- Av. Fikret AYDIN
30- Av. Serap KALE ÖCAL
31- Av. Şükran KARADEMİR
32- Av. Ayşe Güldal DÜZEN
33- Av. Fatma Işıl SIRAKAYA
2012 – 2014 TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ DELEGELERİ
1-Av. Erzan ERZURUMLUOĞLU
2-Av. Erdal MERDOL
3-Av. Ünsal TOKER
4-Av. Ünal DİNÇ
5-Av. Semih GÜNER
6-Av. Ömer ÇİFTÇİ
7-Av. Sami KAHRAMAN
8-Av. Sabri Erdal GÜNGÖR
9-Av. Uğur UZER
10-Av. Mehdi BEKTAŞ
11-Av. Mustafa Celil KAYIKET
12-Av. Kemal Tacar ÇAĞLAR
13-Av. Fatma ÇAKIR
14-Av. Ender DEDEAĞAÇ
15-Av. Ali SARIGÜL
16-Av. Mehmet NALÇAKAR
17-Av. Mehmet Hadimi YAKUPOĞLU
18-Av. Baba Dursun ERMİŞ
19-Av. Ünal ECER
20-Av. Erdoğan KILIÇ
21-Av. Sabiha TEKİN
22-Av. Kürşat KARACABEY
23-Av. Bahattin YAVUZ
24-Av. Mehmet Murat FARSAKOĞLU
25-Av. Arif ACER
26-Av. Mehmet Abdullah TOKER
27-Av. Erdoğan GÖKÇE
28-Av. Fatih Deniz ALAEDDİNOĞLU
29-Av. Taner GÜNER
30-Av. Şule EROL
31-Av. Meliha SELVİ
32-Av. Fikret AYDIN
33-Av. Türker TOK
34-Av. Cengiz YAŞAR
35-Av. Ali YILMAZ
36-Av. Gürsel GÜLDEN
37-Av. Aşkın DEMİR
38-Av. Ayşe Güldal DÜZEN
2014 – 2016 TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ DELEGELERİ
1-Av. Şevket ÇİZMELİ
2-Av. İhsan YEŞİLYURT
3-Av. Kemal AKKURT
4-Av. Mehmet Tevfik GÖKSEYİTOĞLU
5-Av. Kazım GENÇ
6-Av. Gökalp Cudi ÇALIŞKAN
7-Av. İsmail ATAK
8-Av. İsmail Cumhur BOZKURT
9-Av. Serhad ZENGİNPEDÜK
10-Av. Battal ÖZGÜR
11-Av. Cafer TOPTAŞ
12-Av. Ali ÖZDEMİR
13-Av. Meral ÖZALP
14-Av. Haluk EMİROĞLU
15-Av. Ergün Hakan KELEMCİ
16-Av. Taylan ARIHAN
17-Av. Nafi Çınar İNAL
18-Av. Ali Hikmet AKILLI
19-Av. Deniz AKSOY
20-Av. Mustafa HALICI
21-Av. Mine BAŞ
22-Av. Doğan Gözde ÖZGÖDEK
23-Av. Gönül APAYDIN
24-Av. Hamit BAYKARA
25-Av. Vahide YÜREKLİ KARAGÜLLE
26-Av. Arslan Taylan ACAR
27-Av. Kamil ÖZGÜN
28-Av. İdris KILINÇKAYA
29-Av. Metin ALP
30-Av. Mihriban ŞENTÜRK
31-Av. Murat BÖBREK
33-Av. Firdevs KOCAMAN
34-Av. Fatma ÖNAL
35-Av. Makbule ÖZER
36-Av. Kemal Cihat BİNİCİ
37-Av. Özgür Ramazan KAVAK
38-Av. Çağatay Ulaş PEKER
39-Av. Mustafa KÖROĞLU
40-Av. Evrim DOST
41-Av. Hakkı Umut TUFANER
2016 – 2018 TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ DELEGELERİ
1-Av. Erzan ERZURUMLUOĞLU
2-Av. Ünsal TOKER
3-Av. Mustafa Kemal HAKİMOĞLU
4-Av. Ünal DİNÇ
5-Av. Sabri Erdal GÜNGÖR
6-Av. Uğur UZER
7-Av. Berat SANCAR YÜCEL
8-Av. Şahin MENGÜ
9-Av. Mehmet CENGİZ
10-Av. İlhan BAYTAN
11-Av. Tülay ÇELİKYÜREK
12-Av. Saide Şebnem ÇINGIR
13-Av. Ender GİRAY
14-Av. Ünsal AKTAŞ
15-Av. Ünal ECER
16-Av. Mustafa Hakan ÇINAR
17-Av. Sabiha TEKİN
18-Av. Ali Cafer BAŞ
19-Av. Hikmet İŞLER
20-Av. Kürşat KARACABEY
21-Av. Samiye EYUBOĞLU
22-Av. Ahmet Ziyaettin ÇÖRTOĞLU
23-Av. Ergün Hakan KELEMCİ
24-Av. Nurdane KARA
25-Av. Begümşen FIRATLI
26-Av. Tuba Berrak ÜNAL
27-Av. Hülya İREN
28-Av. Ayhan SARILAR
29-Av. Arslan Taylan ACAR
30-Av. Çağan Mehmet DAYANIR
31-Av. İdris KILINÇKAYA
32-Av. Ali YILMAZ
33-Av. Ayşegül YILDIRIM
34-Av. Mesut ADAN
35-Av. Rıza Hakan BAŞSORGUN
36-Av. Ali GÖYMEN
37-Av. Pervin YILDIZ
38-Av. Barış Bilgin DİLMEN
39-Av. Mehmet ÇAKMAK
40-Av. Hacı Halil SERT
41-Av. Özgür SAĞLAM
42-Av. Bülent ERDOĞAN
43-Av. Atakan ÇELİK
44-Av. Savaş TAŞDAN
45-Av. Kaya YELEK
46-Av. Hasan ÖZDEMİR
2018 – 2020 TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ DELEGELERİ
Münüre Asuman YILMAZ
Yıldızhan Adil ŞAHİN
Fatma ÇAKIR
Ender GİRAY
Meliha SARIGÜL
Ünsal AKTAŞ
Zafer GÜNAL
Recai Rahim GÖRGÜLÜ
Mustafa Hakan ÇINAR
Mehmet Gültekin GÜNDEMİR
İsmail Cumhur BOZKURT
Turgut Nihat CUHRUK
Dursun DEMİRCİ
Mehmet Tanju KAYA
Halil İlker ÇELİK
Önder AĞDEDE
Cafer TOPTAŞ
Seval YILDIRIM
Ali ÖZDEMİR
Ergün Hakan KELEMCİ
Muzaffer KARAYEL
Nafi Çınar İNAL
Hüseyin ÇOLAK
Gönül APAYDIN
Ejdar TARIYAN
Murat ŞANLI
Özgün ŞİMŞEK
Serap KALE ÖCAL
Mehmet Kaan KOÇALİ
Mustafa Ayhan TEKİNSOY
Arslan Taylan ACAR
Aslı ARIHAN
Duygu ÇERİBAŞI
Emrah DAYLAN
Hacı Bayram VURAL
Mehmet Ali ERTEN
Jirhat KILIÇ
Firdevs KOCAMAN
Ebru VARNALI ONUR
Mesut ADAN
Özge ANIK
Ali GÖYMEN
Hüsnü Serdar ÖZTÜRKLER
Mehmet ÇAKMAK
Mengü GÖKÇE
Bahar Didem SAĞIN
Bülent ERDOĞAN
Evrim DOST
Savaş TAŞDAN
Kaya YELEK
Serkan AYTAÇ
Birgül

TAVŞAN KAYIRAN

Yüksek Seçim Kurulunun Görev ve Yetkileri

0
Yüksek Seçim Kurulu
Yüksek Seçim Kurulunun Görev ve Yetkileri

Yüksek Seçim Kurulunun Görev ve Yetkileri, Resmi Gazete’nin 12/12/2017 tarihli sayısında yayımlanarak yürürlüğe giren 7062 sayılı Yüksek Seçim Kurulunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 6. maddesinde şu şekilde belirtilmiştir.

Yüksek Seçim Kurulu
MADDE 6- (1) Kurulun görev ve yetkileri şunlardır:

a) Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğüyle ilgili bütün işlemleri yapmak veya yaptırmak, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları incelemek ve kesin olarak karara bağlamak.

b) Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçim tutanaklarını kabul etmek.

c) Cumhurbaşkanı seçimi tutanaklarını kabul etmek ve seçilen Cumhurbaşkanı adına seçildiğine dair tutanak düzenlemek.

ç) Seçmen kütüğünün oluşturulması, güncellenmesi, yönetilmesi ve denetimine ilişkin usul ve esasları belirlemek.

d) Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin konular ile görev, yetki ve sorumluluk alanına giren hususlarda prensip kararları almak ve diğer düzenlemeleri yapmak.

e) Seçim sürecinde, seçmenlerin hak ve yükümlülükleri ile seçim iş ve işlemlerinin anlatılması amacıyla radyo ve televizyonlarda zorunlu yayın kapsamında yayınlanmak üzere tanıtım programları hazırlamak veya hazırlatmak.

f) Seçmen kütüğünün önemi ve düzenlenme yöntemleri ile seçmenlerin görev ve sorumlulukları hakkında tanıtım programlarıyla vatandaşları bilgilendirmek.

g) Engelli seçmenlerin oy kullanmalarını kolaylaştıracak her türlü tedbiri almak.

ğ) Yurt dışındaki seçmenlerin oy kullanmalarını kolaylaştıracak tedbirleri almak.

h) Görev alanıyla ilgili konularda yurt içinde ve yurt dışında bulunan kuruluşlarla iş birliği yapmak.

Seçim yasalarına göre yapılan tüm seçimler anayasal güvence altındadır ve yargıç denetimi ile yapılmaktadır
Yüksek Seçim Kurulunun, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 14. maddesinde sayılan Görev ve Yetkileri şu şekilde sayılmıştır. 

1. Seçimlerde, içine oy pusulası konulacak olan zarfların, icabında her seçim için başka başka renk ve ölçüde olmak ve gerek piyasada, gerek Devlet Malzeme Ofisince imal edilen veya ettirilen veya depolarında bulunan zarfların renklerinden ve ölçülerinden farklı ve kağıdında “Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu” filigranı bulunmak üzere; yeteri kadar özel zarf imal ettirmek ve bu imalatı, kağıt hamurundan başlayarak zarfın, imaline ve teslim alınmasına kadar olan safhalarını; yapılacak işin hacmi, süresi ve niteliği dikkate alınarak belirleyeceği kendi üye veya üyelerinin veya imal ve teslim yerinde yetki vereceği ilçe seçim kurulu başkanının, il seçim kurulu başkanı ya da üyesi hakim veya hakimlerinin devamlı gözetim ve denetimi altında yaptırmak ve bu zarfları il seçim kurullarına, her ilin ihtiyacına yetecek sayıda, alındı belgeleri karşılığında göndermek,

2. Özel zarfların imali için gerekli “Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu” filigran kalıpları ile zarf ölçü kalıplarını yaptırıp gerekli miktarda kağıt ve zarf imalinden sonra saklamak,

Birleşik Oy Pusulaları

Katlanıp bir kenarı yapıştırıldıktan sonra zarf haline gelebilen “Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu” filigranını taşıyan birleşik oy pusulalarını, her (400)’ü ve her (400)’lük paketi, aynı numarayı taşımak üzere bastırmak ve her sandık için bir paket, ilçe seçim kurullarına zamanında ulaştırmak,

3. Bu Kanunda söz konusu edilen bütün işlemlerin gerektirdiği form, evrak, liste gibi her türlü basılı kağıdın tasarım ve baskısını yaptırmak, il ve ilçe seçim kurullarına zamanında ve ihtiyacı kadar ulaşımını sağlamak,

4. Tüzüklerine göre ilk genel kongresini yapmış olup, illerin en az yarısında ve en az altı ay evvel il ve ilçe teşkilatını kurmuş bulunan siyasi partilerin adlarını, ilçe seçim kurullarının yeniden kurulması için öngörülen ayların ikinci haftasında tespit ve ilan etmek,

5. İl ve İlçe seçim kurullarının teşekkülünü sağlamak, İl seçim kurullarının teşekkülüne, işlemlerine ve kararlarına karşı yapılacak itirazları, oy verme gününden önce ve itiraz konusunun gerektirdiği sür’atle kesin karara bağlamak,

6. Adaylığa ait itirazlar hakkında bu Kanun ve özel kanunları gereğince kesin karar vermek,

7. İl seçim kurullarınca, oy verme günü işlemleri hakkında verilmiş olan kararlara karşı yapılan itirazları derhal inceleyip kesin karara bağlamak,

8. İl seçim kurullarınca düzenlenen tutanaklara karşı yapılan itirazları inceleyip kesin karara bağlamak,

9. Seçimlerden sonra, kendisine süresi içinde yapılan, seçimin sonucuna müessir olacak ve o çevre seçiminin veya seçilenlerden bir veya birkaçının tutanağının iptalini gerektirecek mahiyette itirazları, alt kurullara yapılan itirazların silsilesine ve sürelerine uygunluğunu araştırmaksızın inceleyip kesin karara bağlamak,

10. İl seçim kurulları başkanlıklarınca seçim işlerinin yürütülmesi hakkında sorulacak hususları derhal cevaplandırmak ve seçimin bütün yurtta düzenle yapılmasını sağlayacak tedbirleri almak ve bu hususta gereken genelgeleri zamanında yapmak,

Seçimlere Katılma Şartı

11. Siyasi partilerin milletvekili genel ve ara seçimlerine ve belediye başkanlığı ile belediye meclisi, il genel meclisi üyelikleri genel ve ara seçimlerine katılabilmeleri için illerin en az yarısında, oy verme gününden en az altı ay evvel teşkilat kurmuş ve büyük kongrelerini yapmış olmaları veya Türkiye Büyük Millet Meclisinde gruplarının bulunması şarttır.

Bir ilde teşkilatlanma, merkez ilçesi dahil o ilin ilçelerinin en az üçte birinde teşkilat kurmayı gerektirir. Bu esaslar dairesinde seçime katılabilecek siyasi partiler tespit ve seçimin başlangıç tarihinden on gün, seçimin yenilenmesi halinde yenileme kararının ilanından sonraki beş gün içinde ilan etmek,

12. Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğü kuruluş ve işleyişi ve diğer çalışma konuları ile ilgili ilkeleri belirlemek, yönetmelikleri yayınlamak, programlarını yapmak ve denetlemek,

13. Yurt Dışı İlçe Seçim Kurulunun oluşturulmasını ve yurt dışında bulunan vatandaşların oy kullanmalarını sağlamak üzere gerekli düzenlemeleri yapmak,

14. Yurt dışı seçim iş ve işlemlerinde seçim takvimi sü-resince Yurt Dışı İlçe Seçim Kurulunun verdiği görevleri yapmak üzere, ihtiyaç görülmesi halinde, Dışişleri Bakanlığının görüşü alınarak bu Bakanlık mensupları arasından en az daire başkanı seviyesinde görevlendirme yapmak,

15. Seçim türüne göre sandık bölgesi seçmen sayısını belirlemek,

16. Seçim güvenliği açısından gerekli görülmesi durumunda, vali veya il seçim kurulu başkanının oy verme gününden en geç bir ay önce talepte bulunması halinde, o yerdeki sandıkların en yakın seçim bölgelerine taşınmasına, sandık bölgelerinin birleştirilmesine, muhtarlık seçimleri hariç olmak üzere seçim bölgelerinin birleştirilmesi ile seçmen listelerinin karma şekilde düzenlenmesine ve bu hususların ilanına karar vermek,

17. Hastalığı veya engeli sebebiyle yatağa bağımlı olan seçmenlerin, muhtarlık seçimleri hariç, oy kullanmalarını sağlamak için seyyar sandık kurulu kurulmasına, oy kullanılmasına, sayım ve döküm ile birleştirme işlemlerine ilişkin usul ve esasları belirlemek

Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı

0
Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı ( TOHAV)

Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı ( TOHAV), 1994 yılında, İstanbul, Ankara ve İzmir Barolarına kayıtlı 46 avukat tarafından, demokratik ve evrensel hukuk ilkeleri temelinde kurulmuştur. Vakfın merkezi İstanbul’dur. TOHAV, Türk Medeni Yasasına göre kurulmuş, hükümet dışı, bağımsız, tarafsız, politik olmayan bir sivil toplum örgütüdür.

Vakfın Yönetim Kurulu, Didar Erdem, Cemil Adıyaman, Rezan Sarıca, Rengin Ergül, Pınar Konak, Hasari Yenice ve Ömer Çakırgöz’den oluşmaktadır. Denetim Kurulu ise, Mustafa Eraslan, Banu Güvener ve Kadir Tunç’tan oluşmaktadır.

Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı
Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı’nın Misyonu 

TOHAV, Türkiye’nin tüm bölgelerindeki insan hakları ihlallerini araştırmak ve ve takip etmekle kendisini yükümlü saymakta; çalışmalarını yürütürken ırk, cinsiyet, din, etnik köken ve siyasi düşünce ayrımı yapmaksızın mağdur olan kişilerin hak arama çabalarına hiçbir maddi katkı beklemeden yardımcı olmaktadır. TOHAV’ın üyeleri İstanbul, Ankara, İzmir, Diyarbakır, Batman, Van, Malatya barolarına bağlı avukatlardan oluşmaktadır. TOHAV, çalışmalarını üye ve gönüllü hukukçular ve işkence rehabilitasyon alanında çalışan hekimler aracılığıyla yürütmektedir.

TOHAV Genel merkezi İstanbul’da bulunmaktadır. TOHAV’ın 7 asil ve 7 yedek üye avukattan oluşan bir yönetim kurulu ve 3 asil 3 yedek üye avukattan oluşan Denetleme Kurulu bulunmaktadır. Yönetim kurulu ve denetleme kurulu üyeleri 2 yılda bir yapılan, vakıf üyelerinin katıldığı kongre sonucu seçilmektedir.

Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı’nın Amaçları
  • Demokratik ve evrensel hukuk ilkelerinin toplum ve devlet yaşamının her alanında benimsenmesini, uygulanması ve yerleşmesini sağlamak
  • Baskıdan arındırılmış, demokratik, katılımcı ve özgürlükçü bir hukuk anlayışına ulaşmak
  • Bireysel, toplumsal, kültürel ve ulusal gelişmenin önündeki engelleri kaldırmak
  • Cinsler arasındaki ayrımcılığın son bulmasını sağlamak
  • Çocuğun ve doğanın korunmasını sağlamak
  • İnsan onurunun yüceltilmesine çalışmak
  • Toplum ve devlet yaşamındaki hak ve hukuk ihlallerine karşı çaba göstermek ve kamuoyu oluşturmak
  • Kişi, kuruluş ve topluluklara hukuki, maddi, manevi, eğitsel, sanatsal, kültürel, tıbbi, sportif, estetik, sıhhi ve benzeri yardımlarda bulunmak
  • Hukuksal ve yasal düzenlemelerin değiştirilmesi için çaba göstermek
  • Demokratik hukuk kültürünün, eşitlikçi, katılımcı, özgürlükçü bir hukuk düzeninin kurulmasına çalışmak
  • Hak ve özgürlüklerin kavratılması ve hayata geçirilmesi için çaba göstermek
Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfının Yürüttüğü Projeler

Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı; “Mülteci ve Göçmenlerin Sağlık ve Adalete Erişimi Projesi”, “Umut Hassas Bir Tohum Olduğunda: Türkiye’deki Göçmen Mülteci ve Sığınmacıların Sağlık ve Adalete Erişimi Projesi”, Kadın Dostu Yerel Yönetimlere Doğru Projesi”,  “Azınlık Haklarının Geliştirilmesi ve Ayrımcılıkla Mücadele Projesi” ve “İşkence ve Kötü Muameleyi Önleme Projesi” ile benzer projeleri yürütmüştür. 

Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı Bünyesindeki Merkezler

Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV) bünyesinde vakıf senedine göre Avrupa Birliği Enstitüsü kurulmuştur. TOHAV AB Enstitüsü, Türkiye’de demokratik bir hukuk sisteminin oluşturulması ve geliştirilmesi için, Avrupa Birliği Hukuku’nun araştırılması, öğretilmesi ve Türkiye’nin AB tam üyelik sürecinde başta Kopenhag Siyasi Kriterleri olmak üzere, AB kurumları ve normlarının iç hukukta kalıcılaşması ve kurumlaşmasına katkı sunmak amacıyla kurulmuştur. Enstitü, bu amaçla çalışma programı oluşturmuş, AB Hukuku’nun ve uygulamalarının tüm yönleriyle öğrenilmesine yönelik faaliyetler gerçekleştirmiştir.

Vakıf bünyesinde ayrıca Travma ve Rehabilitasyon Merkezi kutulmuştur. Merkez, kötü muamele ve işkenceye maruz kalan bireylere; fiziksel, ruhsal ve sosyal destek sunan bir referans ve koordinasyon merkezidir. Travma rehabilitasyonu, medikal, fiziksel, psikiyatrik ve sosyal tedavi programları temelinde yürütülmektedir. TOHAV/TRM, çalışmalarını, başta İstanbul Protokolü olmak üzere işkencenin önlenmesine ilişkin ulusal ve uluslararası yazılı belgeleri dikkate alarak dil, din, cins, ırk, sınıf ve siyasal düşünce farklılığı gözetmeksizin yürütmektedir. TOHAV/ TRM, Kopenhag’da bulunan Uluslararası İşkence Mağdurları Rehabilitasyon Konseyi (IRCT) akredite üyesidir.

Toplum ve Hukuk Dergisi 

Vakıf tarafından çıkarılmakta olan Toplum ve Hukuk Dergisi

Toplum ve Hukuk Dergisinin yayın politikası ve amacı vakfın amaçlarına paralel yürümektedir. Dergi, vakıf kurucularının kuruluş felsefesine ve orijinine sadık kalarak evrenseli yakalamaya çalışmaktadır. Vakıf üyelerinin katkı ve çabalarıyla çıkarılan dergi, vakıf üyesi olmayan avukatların, hakim ve savcıların, hukukçu ve bilim insanlarının görüşlerine açıktır. Dergi üç aylık periyotlarda çıkmakta, yayınlanacak yazılar serbest yazılardan ve özel gündemli sayılarda ise özel sayıya özel yazılardan oluşmaktadır. Makale ve yazılar toplumvehukuk@hotmail.com adresine ve tohav@tohav.org gönderilmektedir.

tohav@tohav.org

Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV) Kurucuları 

1-  ABDÜLVAHİT KAYA
2-  HASİP KAPLAN
3-  VASFİYE TÜLAY GEYİK
4-  OSMAN ERGİN
5-  İSMAİL ÇÖLGEÇEN
6-  TÜLAY ATEŞ
7-  ALİ RIZA DİZDAR
8-  DURSUN ÖZTÜRKÇÜ
9-  SALİH BEŞALTI
10- AYSEL TUĞLUK
11- İBRAHİM HARMAN
12- SEDAT SADİOĞLU
13- İSMET ATEŞ
14- TALAT TEPE
15- MEHMET ASLANARGİIN
16- HIDIR ÇİÇEK
17- HASAN ALICI
18- MÜSLÜM ERÇETİN
19- AYNUR AYDURAN
20- ABDULLAH GÜRBÜZ
21- M.SELİM OKÇUOĞLU
22- RIZA DİNÇ
23- M.NURİ ÖZMEN
24- MEDET SERHAT
25- ESRA DÜRRE
26- NURCAN NALBANT
27- İBRAHİM İNCE
28- ÖZCAN KILIÇ
29- NİYAZİ ÇEM
30- ÇETİN BİNGÖLBALI
31- NACİ BİNAY
32- LEVENT KANAT
33- KUTBEDİN KAYA
34- ARZU ŞAHİN
35- M.BAKIR ASMA
36- FİLİZ KÖSTAK
37- KEMAL BİLGİÇ
38- MUSTAFA AYZİT
39- AHMET AKKUŞ
40- M.SAİT GÜNDÜZALP
41- MEHMET PEKGÖZ
42- ORHAN TURAL
43- EMRAN EMEKÇİ
44- EMİRE EREN KESİN
45- GAFFAR ÇAM
46- FUNDA ÖZVERİ

Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV) İletişim
Kuloğlu Mah. Turnacıbaşı Sk. Fikret Tuner İş Hanı No:39 K.3 Beyoğlu / İSTANBUL

A Separation (Bir Ayrılık)

0
A Separation (Bir Ayrılık), 2011 yılının en çok ses getiren filmlerinden olup, aynı zamanda da En İyi Yabancı Film dalında Oscar kazanmıştır. Film, hukuk filmleri kategorisinde ağır bir dram filmidir.
A Separation, İran’ı terk etmek konusunda ikileme düşen bir karı kocanın bundan sonraki sancılı sürecini anlatmaktadır.
Film, İran hukuk sistemi üzerine yapılmış önemli bir eleştiridir.
Film İran’daki hukuk sistemi, halkın inançla çıkarları arasındaki çizgiyi neresinde olduğu ile ilgili yerinde tespitleriyle dikkat çekmektedir.
Karısının evden ayrılmasından sonra babasına ve evin işlerine bakması için bir hizmetçi tutmasıyla Nader’in hayatı daha da değişecektir.
Yönetmen : Asghar Farhadi
Yapım        :  2011
Oyuncular : Leila Hatami, Peyman Moadi, Shahab Hosseini
Tür            :  Drama

Avukat Senih Özay: Benim Umudum Var

0

Benim Umudum Var diyen Senih Özay büyük bir hukukçu… O bir yazar ve sıra dışı entelektüel!

Kuşların avukatı, balıkların avukatı… Zorda kalanların, zayıfların, çevrenin, doğanın, kirletilen havanın, suyun, kesilen ağaçların avukatı!

Taklit Edilemez Bir Toplumsal Figür: Senih Özay

Musal: Benim sizde gördüğüm en önemli özelliklerden bir tanesi, hem şeffafsınız hem de oto kontrolünüz var! Bu ikisini bir arada gördüğüm çok ender insanlar var, hatta şu anda aklıma gelmiyor sizden başkası. Bunu siz nasıl sağlayabiliyorsunuz? Bu kadar şeffaflığın içerisinde bu kadar otokontrolün de birlikte yer alması… Kundera’nın bir sözü vardı; “Ben hayatın hep kıyılarında gezindim, son noktasına kadar geldim ama son noktadan sonra bir adım daha atmadım, o tarafa geçmedim, ama oradan sonrasının ne olacağını en yakın mesafeden gözlemledim” buna benzer bir sözü vardı.

Özay: Bu söylediğine şöyle katılıyorum, doğru söylüyorsun, çünkü benim düşünce sistemimde Andropozofi  diye bir şey var… Alman ekolünden , yani ben hem kendi fikirlerimi ortaya koyarken, koyduğum sırada, bir saniye iki saniye geçtiği sırada bile, karşımdakini görüyorum. Ne düşündüğünü görüyorum, buna bir şey deniliyor tıp biliminde, ona göre bir daha düşünüyorum ben o sırada, o sırada beynim harekete geçiyor, konuşurken birkaç kez düşünmüş oluyorum böylece, sadece bir kere değil! Hakim Orhan’ın bu konu hakkında söylediği çok güzel bir söz var, hatırla ; ‘’Tekrar edilemez, taklit edilemez”  diyor;   ‘’Teorik değil bu alan‘ ’diyor.  Hı? Ha ha… Bayılıyorum bu lafa…

Musal: Kendinizi sürekli aşarak konuşuyorsunuz, yani sizin hakkınızda insanlar şöyle düşünmüyor değil mi? İşte Senih Özay’ın bu konuda bir fikri var, bu fikirlerini konuşacak işte şimdi diye düşünmüyor, değişebilir, konuşurken farklılaşabilir, yeni bir şey çıkabilir ortaya, tamamen farklı bir şey çıkabilir, ama aynı zamanda bir şeffaflık da barındırıyor. Neyi konuşsam diye bir kaygı yok, konuşmama, söylememe üzerine bir kaygı da yok ama bir otokontrol de var!

Lafını Esirgemeyen Bir Otokontrol Ustası

Özay: Var bir otokontrol, bir yer var beynimde, o sivri bölümleri tutuyor, mesela ben hayatımda küfretmemişim hiç, hiç… Benim karım deliler gibi küfrediyordu, kızım küfrediyor, oğlum küfür biliyorlar üçü de… Benim hiç ağzımdan küfür çıkmadı, bu ne demek? Deminki teorimize gelelim, küfür etmemek için ben küfürlü bölümleri tutan, öbür bölümleri öne  atan bir yapım var. Zenciler diyor ya, ‘’Söyleyecek sözü tam bilemeyenler, bulamayanlar küfreder.‘’  Galiba  ben söz arıyorum o arada, küfretmemek için söz buluyorum; andropozofi buuu…. Bana, nasıl davranmanı istiyorsam, sana onu sağlatıcı davranıyorum, lafı atıyorum! Senin bana olan davranışına yön veriyorum, ben onu istiyorum, anlatabildim mi bilmiyorum…

Musal: Sadece kendinizin ne söyleyeceği veya ne düşündüğü hakkında çalışmayıp, karşı taraftan gelebilecek olan düşünce ve onu algılama şekli konusunda da çalışarak konuşuyorsunuz ve belki de böylece karşı tarafın kendini tekrar etmesinin bir adım ötesine geçmesini sağlıyorsunuz. Aynı zamanda kendinizi de düşünce sisteminizi de bir sis halinde bırakıyorsunuz, doğru mu anladım? Hepsini bir arada hissetmek çok keyifli oluyor.

Celal: Karşıdaki insana soru sordurma imkanı veriyor böylece. Hatta karşıdaki insana da kendi istediği soruyu sorduruyor!

Avukat Senih Özay’ın biyografisini okumak için linki tıklayınız. 

Senih Özay

Aycan: Peki, bu kişisel özelliğiniz, Neyir hanımın güzel bir şekilde ifade ettiği özellik, biz de buraya gelirken zaten gazeteciler gibi sorularımızı hazırlayıp onları sorabilirdik ama öyle yapmadık, soruları size yollayabilirdik, siz de düşünür bunlara cevaplar yazardınız, böylece bir röportaj oluşurdu, böyle yapmadık, biz onu tercih etmedik, zaten böyle olması sizin de isteğinizdi, bizim de isteğimiz buydu, doğal olan bu, doğaçlama en güzeli! Daha iyi olanı bu, çünkü konuşurken yepyeni, bambaşka bir şey çıkacak ortaya, sizin düşünceleriniz de değişecek, benim sizin hakkınızdaki düşüncelerim de değişecek… Ben bu özelliğin toplumsal olaylarda sizin yaptığınız çalışmalara, doğa çalışmalarına, çevreyle ilgili aktivizminize, mahkemelere, davalara nasıl yansıdığını merak ediyorum… Bu bu davranış biçimi oraya illaki yansıyor, bir nezaket de yansıyor…

Özay: Tabi tabi, ben mesela eskiden övünürdüm hiç dava kaybetmiyorum diye, demek ki bu dava kaybetmiyorumculuğum benim, iyi bir şey yapıyorum, iyi yönde bir çaba gösteriyorumculuk idi. Mesela duruşmalara  mutlaka iki duruşma önceden giriyorum salona, mutlak surette benim duruşmam üçüncü duruşma olur, ben salona girerim, hakim orada,  hakim kimdir, sinirli midir, nasıl biridir, hakim karısı ile kavga etmiş birine benziyor mu, hakimin böyle garip garip şeylerini düşünür bulurum. Sıkıyönetim mahkemelerinde bile  sözümü kesmediler, kesemediler; “sanırım müdahale etmeyeceksiniz, müdahale etmeyiniz” tarzında bir şeyler yaparım, bu daha başlangıçta bana, “kısa kes avukat bey, kısa kes, geç bunları, dosyada bunlar var” demesinler diye   yaparım…

Ceket İliklemek İle Başlar Senin Çekinmen

Musal: Bu yaptığınız çabaların amacı, aslında tamamen kendinizi tam ve doğal olarak ifade edebilmek için zemin oluşturmak mı ? Ortamı normalleştirmek mi yani?  Söyledikleriniz anlaşılsın diye.

Özay: Çok güzel sorular soruyorsunuz…Evet, anlaşılsın isterim ne dediğim, sıkmam, uzatmam, kısa konuşurum, sahte şeyler söylemem, “kısa konuşacağım, 6 dakika konuşacağım” derim mesela, hakim de yani ne yapsın istersen 16 dakika konuş gibi düşünür…  der… bana dayanır mutlaka …

Musal: Aslında bu tarz çabanın içerisine girmek normal hukuk zemini içerisinde insanların bireysel durumlarla profesyonellik arasında oluşturmuş olduğu setlerden, zorluklardan da ileri geliyor olabilir, yani düşündüğümüzde, kendi psikolojik durumunu işine yansıtmayan insanların olduğu bir yargılama olduğunu düşünsek, bu tarz, onları izlemek gerektiğini, uzun konuşmak ya da kısa konuşmak gerektiğini düşünmekle vakit harcamak zorunda kalmayabiliriz.

Özay: Ürkersin de! Çekinirsin! Ceket ilikler avukatlar, salakça! Eğilirler mesela! Sevmem böyle davranışları. Hep böyle hakimlere karşı koridorlarda, duruşma salonunda! Ceket iliklemek ile başlar senin çekinmen, burada rahatlayamayacağın, rahat duramayacağın, her şeyi söyleyemeyeceğin, yaşamayacağın, parlak fikirlerinle, yaratarak yaşamın içine giremeyeceğin. Buna kızar, bozulur, diye söylemeden konuyu kapatacağın nokta orada başlar! Ben işte bu üslubu beğenmiyorum! Ben onlara, o tarz durumlara geçit vermeyeyeyim diye bir çabam oluyor. Evet.

Musal: Sağlıklı bir zemin içerisinde söylediklerim anlaşılabilir hale gelsin diyorsunuz; onu bile, o zemini bile siz hazırlamaya çalışıyorsunuz.

Özay: Bu ama benim  fazla bireysel düşüncem ve  bana özgü tavrımla alakalı…

Yargıçlar Memur Değil

Aycan:  Belki buna ben de yakınım, yani sizin duruşunuza kısmen, şimdi devlet idaresi, devlet kurumları bizde otoriter olarak nitelenebilir, kutsallaşırılıyor da denilebilir belki. Bizler! Halk! Halkın da içinde biraz daha fazla okumuş avukatlar, işte gidiyoruz oraya, vatandaşın adına, oralarda meramımızı daha iyi anlatıyoruz, biraz daha iyi anlatıyoruz, eğer dinlerlerse! Şimdi burada yargı makamlarını, diğer devletin diğer makamlarından ayırmamız gerekiyor normalde. Devlet kurumları farklı otorite kullanır, güç kullanır, ama yargıç başka bir şeydir, yargıç devleti gerekirse yargılar, devletin de lehinde yada aleyhinde karar verir, bu şekilde ilerler süreç. Yargıçlar, devleti de yargılamaları gerektiğinin farkında mı? Antiparantez, önlerinde bir kanun metni var, insan hakları evrensel metinleri var, onların da gösterdiği yoldan hareket eden bizim mevzuatımız var; Hakim ve savcı ayrı bir rolde, biz de gariban vatandaşların sözcüleri rolündeyiz, belki koltukları değişsek yani biz oradan kalksak onların yerine otursak roller değişecek ama sistem yine aynı şekilde devam edecek belki. Bu problemin sebebi nedir?

Özay: Mithat Sancar diye bir hocamız  var ya, milletvekili. Profesör! O  arkadaşımız milletvekili değilken, akademisyenlik yaparken, asistanları ile beraber binlerce hakimlere gittiler, bir istatistik yaptılar, doktora tezi gibi bir çalışma idi… Soruları, ‘devletle yurttaş arasındaki davalarda bizatihi nasıl davranırsın’ idi, vatandaş yanlısı mı devlet yanlısı mı? Cevap: Yüzde 87 mi ne ‘Devleti otomatik olarak her halükarda korurum’ diye çıktı. Dinlemeden karşı tarafı, halkı! Böylece o tezden ne çıktı sence? Türk yargıçları nasıl bu kadar çok devlet aşığı, devlete teslimiyetçi, denge aramayan olurlar, şeklinde bir anlam çıkmadı mı?

Şimdi o tezin tamamını bilmiyorum ama tezin devamından kendi kendime şunu arıyorum, bunlar hakimlerin avukat olamayanları mı ki acaba? Yani avukatlıkta para kazanmayı bekleyemeyecek ya da beklemek istemeyenler mi hakim oluyor diye bir durum var mı acaba? Bu sonuçlar var mı eldeki verilerde? Ya da her yerde söylenen, hakimler maaşlarının 7 bin, 9 bin, her neyse, bu hakimler böyle  maaşlarını alıp dururken, avukatların bir çırpıda kendilerinin 3 katı 5 katı kadar para kazandığını duyarak, görerek, garip bir duygu içinde mi kalıyorlar? Bu tarz ihtimaller var mı acaba diye düşünüyorum doğrusu, az sayıda yargıcı da sevmiyor değilim ama… Bunu atlamayalım.

Yargıtay’ın Yerel Mahkeme Kararlarında Çok Büyük Bir Bozma Oranı Var

Aycan: Sorduğum sorunun cevabında birden fazla faktör olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Musal: Kararsız kalıp kolay olanı mı tercih ediyorlar?

Özay: Daha basit düşünebiliriz…

Aycan: Kariyer kaygısı mı?

Özay: Yargıtay’ın da çok büyük bir bozma oranı var, onu da göz ardı etmemek lazım! Kararları iyi değil sanki! Gerçi karar bozan Yargıtaya bir şey demeyecek miyiz? Onlar sıkı denenmiş yüce unsur mu ki?

Aycan: Bu da enteresan bir durum.

Özay: Kararlar iyi değil, şimdi yeni durum nedir bilmiyorum ama, onların tayin durumları var. Hakimler pek tayin olmak istemiyorlar, ancak çocukları koleje gideceği zaman iyi bir şehre gelmek istiyorlar galiba, yoksa kimse beni ellemesin diye belki düşünüyorlar. Çocukları iyi okula gelinceye kadar hakimler ve savcılar imkanları en az olan şehirlerde yaşıyorlar, çocuk liseyi bitirecekse eğer, üniversiteye gidecekse eğer, koleje gidecekse eğer, bunlarla işte dediğim süreç başlar  gibi… Hükümete, Bakana, HSK’ya müracaatlar başlar.

Aycan: İnsan yapısını soracağım. Benim sorduğum soruların çoğu bu zaten. Her yerde insan yapısı karşımıza çıkıyor, ben burayı sorguluyorum, kamil insan, yetişmiş insan! Mesela sizi yargıç yapsak, koysak oraya, kariyerist davranmazsınız, avukatı susturmaya çalışmazsınız, ille devletten yana karar vermeye çalışmazsınız, hak hukuk, adalet neyse ona karar verirsiniz. Devlet de hatalı davransa, yurttaş da hatalı davransa, kural neyse odur dersiniz. Hatta vatandaş lehine pozitif ayrımcılık yaparsınız. Peki bu davranışı herkesten neden bekleyemiyoruz? Yetişme tarzı mı, eğitim mi, toplumsal kabuller mi, devletçilik mi?

Özay: Bireyin, hukuk fakültesini bitirip, stajını bitirip hakim olan bireyin, devletin diğer kademelerindekinden farklı olarak, korkup korkmaması o kadar önemli ki; o kadar nadirattan rastlarsın ki korkmayan adam, çok nadirdir korkmayan adam, korkmayan kadın… Yargıç, Savcı.

Aycan: Hakimliğe aday oldunuz ama? Darbe yargılamalarında ben de yargıç olacağım diye başvurdunuz? Baro Başkanlığına da aday olmayı düşündünüz mü?

Hakim Adayı Senih Özay

Özay: Cumhurbaşkanı adayı olmuş bir adamın artık kalkıp  Baro Başkanlığına aday olması düşünülebilir mi yahu! Ha ha…

Aycan: Hah ha ha! Çok güzeldi ama bu! Ben onu takip ettim, darbe yargılamaları başlayınca, “benim az çok bu konuda tecrübem vardır, beni darbecilerin yargılandığı ağır cezaya alın, darbe  yargılamalarını  ben yapacağım” diye HSYK’ya başvuru yaptınız.

Özay: Bana diyorlar ki, git sınava gir, hakim ol öyle atayalım diyorlar,  ben de dedim ki, Anayasa Mahkemesine hakim atarken sınava mı alıyorsunuz ki o profesörleri, uzmanları falan, 44 yaşımı geçtim, 47 yıllık avukatım. hukuk fakültesi mezunuyum,  Anayasa Mahkemesi Üyeliği için koşulları taşıyorum,  bu koşulları haiz olduğum için  beni, 20 yaşında, 21 yaşındaki hukuk bitirmiş çocuğu sınava alır gibi  sınava alıp hakim tayin etmeye hakkın yok,  diye dava açtım.

Aycan: Yok daha neler? Gerçek mi bu?  Hakim olma talebiniz reddedilince bir  de dava mı açtınız?

Özay: Tabiii… Sürüyor… Lufthansa, Almanyadan İzmire  geç kaldı, 55 dakika geç kaldı, ben bir dava açtım. Hakim, demiş ki, yahu demiş, Lufthansa’nın aleyhine davayı bitireceğim ama, içtihat arıyorum, örnek arıyorum demiş o hakim birilerine. Bu Senih Özay gibi birkaç avukat olsa demiş o hakim, ohoo neler olur! O hakimin de  sözü olayı doğruluyor, rüzgar esmesi lazım, rüzgar esse, bir çok avukat bunu yapsa gerisini götürecek!

Musal: Peki, yeni avukat olanlara yada mevcut avukatlara, bizlere önereceğiniz şeyler var mı? Özellikle şunlara hassasiyet göstermemiz gerekiyor, en azından şunları yapabiliriz, inançlı olduğunuzda başarabilirsiniz dediğiniz,  özellikle söylemek istediğiniz şeyler nelerdir?

Avukat Rakısını İçebilsin

Özay:  Söylemek istediğim şey şudur; ne yapıp yapıp fena olmayan bir para kazanmak zorunda iyi bir avukat, akıllı bir avukat, zeki bir avukat bunu yapmalı öncelikle!  Yüzü böyle şeylere dönük bir avukatın  para kazanabilmeyi becerebilmesi lazım, para kazanmak yüzünden, örneğin çevre duyarlığına ilişkin davalara  bakamıyorum dememesi lazım!  Böyle güzel şeylere vakit ayıramıyorum diye enayice laf etmemesi lazım! Böyle laf edeceğine git sol elinle para kazan, gel sağ elinle  yada bir kısmı ile  bu işlere bak, diyebilirim. Mesela siz benim nasıl para kazandığımı biliyor musunuz? Ben nasıl para kazanıyorum? Ben sağ elimle stajyer avukatken daha  lüks bir otomobil ve Anayasa Mahkemesine duvar duvara bitişik avukatlık bürosu satın aldım, stajyer avukatken. Davalardan kazandım, daha avukat değilim, cübbe giymiyorum, yanında staj yaptığım avukatla beraber bir operasyon yapıyorum, o operasyondan bana  araba  çıkıyor, daire de çıkıyor.

Burayı geçiyorum, ben avukat oluyorum, bütün Türkiye’deki pilotların avukatı oluyorum, bütün Türkiye’deki balık adamların avukatı oluyorum, yeni taze avukattım, Kıbrıs’ta her ölen çocuğun anasının babasının avukatıydım. Ankara’da 5 buçuk 6 yıl avukatlık yapıyorum, sonra İzmir’e geliyorum, İzmir’de de devam ediyorum, Devrimci Yol hareketinin avukatlığını yapmaya, sıkıyönetimler falan… Ama sağ elim bankaların avukatı oluyor, oralardan paralar kazanıyorum, telefon şirketlerinin avukatı oluyorum, ama hacizlere gitmiyorum, kimsenin evine hacze gitmedim. Mektup yazıyorum. Sonra  paralar kazanıyor bu tarafta harcıyorum! İşte Kenan Evren davasında 19 uçak biletini buradan karşılıyorum! Rakıları oradan içiyorum yollarda! Tavsiyem, genç avukatların para kazanmayı bilmeleri lazım! Ne yap yap bil! Çok, çok para kazanın demiyorum, ama rakısını  içebilsin, yemeğini yiyebilsin!

Aycan: Şimdi bu tavsiyeyi verebiliriz, para kazan tavsiyesini genç avukatlara verebiliriz de, şimdi ortada bir pasta var, pasta diyelim ki yüz kişilik, sayı buysa, bunun belli bir kısmı o pastadan yiyebilir, gerisi yiyemez, muhakkak aç alanlar olacak, az kazananlar olacak, çok kazan tavsiyesi herkesi kapsayamaz, herkes için geçerli olamaz bence! Şimdi buradaki tavsiye belki diğer konuştuğumuz konulara da paralel şekilde konuşacak olursak; örneğin müdahillik, insan hakları, çevre, doğa bu tarz şeylerle ilgili olarak aç kalan avukat bu konularla ilgilenemez gibi bir varsayımdan da hareketle…

Davalardan Para Kazanmak Ayıp Değil, İyi Avukat Para Kazanmak Zorunda

Özay: Öyle ama, çünkü bu davalardan para kazanmayı ayıp addediyor entelijansiya! Ayıp geliyor! İnsan hakları ile ilgili konularda çalışıyorsan para almayacaksın! Gönüllü uğraşacaksın çevre davasıyla ilgili, diyorlar! Baz istasyonu davasını almakta  tüm apartman asgari ücretini toplasa verse kıyamet mi kopar? Ayıp sayılıyor!

Aycan: İnsan hakları ile ilgili konularda çalışan, davaları İnsan Hakları Mahkemesine taşıyan avukatlarla ilgili çok duyuluyor bu tarz şeyler, dedikodu çıkarıyorlar, para kazanmış vesaire. Yalandır yada iftiradır! Sizin hakkınızda da haberler çıktı biliyorsunuz.

Özay: Parayı aldım köye gittim ya!

Aycan: Vekalet ücreti çıkmış ve vekalet ücreti hakkını alıyor diye dedikodu çıkarılıyor.

Özay: Ben 2 trilyon aldım bana 300 bin lirasını ben aldım, 1 trilyon 700’ünü  köylülere tek tek dağıttım, imzalarını aldım, vergisini ödedim.  Bergama’da,  burası da bari  nasıl rehabilite edilir diye altın madenlerinin olduğu yerlere Almanya’dan, Kıbrıs’tan İsveç’ten profesörler getirdim. Paraları öyle harcadım!  Karımın dişini de yaptırdım!

Aycan: Ama  diyorlar ki; milyonları götürdü?

Özay: Bunlardan etkilenecek bir adam değilim ama başkaları etkileniyor ve zavallılar yapamıyor böyle işleri! Halbuki,  Bergama’da veya Çeşme’de veya termik santrallerde, bu kadar insanın 300 kişinin, 500 kişinin, mesela Artvin’de, Amasra’da yüzlerce kişinin davasını alıyorlar, o kadar insanın avukatısın, o kadar insan gönüllü olarak davacı olmaya karar vermiş, kalkmış sana vekalet vermiş, kendi yörelerinde olmasın kötülük diye! Orada o kadar insan gerekirse ve isterlerse 50’şer lira para vererek senin avukat olarak yaşamanı sağlarlar; söylersin onlara yapmayın benim yaşamam lazım dersin, o 500 kişi sana gönül rızasıyla verir 50 lirayı! Sen isteyemezsin ayıp olur diye, birileri almamak lazım, gönüllü alalım diyor diye, bu şekilde yol alamazsın!

Aycan:  Sorunun cevabını alabildiniz mi Neyir hanım?

Musal: İnsanların öncelikle ekonomik kaygılardan sıyrılması lazım ki bu tarz çevresel sorunlara daha duyarlı bir şekilde ve işe yarar bir şekilde hareket edebilsin, yardımcı olabilsin diye anlıyorum. Yaşadıkları fiili duruma göre de hareket tarzını belirleyebilsin.

Aycan: Güçlü ol ki, eğer duyarlı yurttaşsan, duyarlı bir hukukçuysan, güçlü ol ki gücün kadar etkin olsun, bu konularda icraat üretebilesin.

Avukat Olmasam Tır Şoförü Olmak İsterdim

Özay: Aynen öyle!

Musal: Hiç düşündünüz mü, avukatlık dışında başka bir meslek düşündünüz mü? Avukat olmayayım da hakim olayım ya da başka bir meslek! bahsettiğiniz Cumhurbaşkanlığı da dışında tabii Avukatlığı hep böyle isteyerek mi avukat oldunuz, hep avukatlık yapmak mı istediniz?

Özay: Şöyle! Bu soruyu bana Radikal gazetesi vardı biliyor musunuz? Radikal gazetesi birinci sayıda benimle bir röportaj yaptı.

Aycan: O zaman Yeşiller Hareketi var mıydı?

Özay: Yeşiller Partisi kapatılmıştı Anayasa Mahkemesi tarafından. Radikal Gazetesi sordu bana, avukat olmasaydınız ne olurdunuz diye? Dedim ki İzmir-Pekin seferi yapan tır şoförlüğü! Hiçbir şey  beni cezbetmedi dedim çocuğa!  Çocuk çekimleri durdurdu, ben de dedi, ben de tır şoförü olmak istiyordum, istemiştim dedi. Yargıç, Savcı olmaktan da hemen vazgeçtiğimi anlatmıştım. Başka da yeteneğim yok zaten.

Aycan: Nasıl sorular? İyi sıkıştırıyor muyuz?

Özay: Beni doyurdunuz, iyi sorular sormak suretiyle .

Aycan: Bazen politik cevaplar geliyor sanki.

Özay: Ama sen çok derin sorular soruyorsun. Bu sorulara ancak sosyolog psikolog Nuri Bilgin cevap verebilirdi. Sen beni Nuri Abi sanıyorsun! Psikolog değilim, sosyolog değilim,  ben avukatım, üstelik hukuk siyasetçisi, siyaset hukukçusu!

Aycan: Ben yaşanmış tecrübenin özetini içeren cevaplar bekliyorum. Bu talebimde haklıyım da!

Özay: Peki, bana neden cesaret kavramı sırasında ve bağlamında Çerkeslik bağını sormuyorsun! Çerkeslikle bağıma değinelim, sen hızlı geçme orayı!

Enerjimi Çerkesliğime ve Solculuğuma Bağlarım

Aycan: Bu enerjinin bir kaynağı olduğu açık; kaynak biraz gençlikteki solculuktan gelen bir şey bence.

Özay: Ben onu Çerkesliğimle beraber solculuğuma bağlarım çoğu zaman.

Aycan: İtiraz etme gücü ve enerjisi bence solculuktan geliyor! İtiraz etme gücü ve enerjisi birkaç defa yaparsın, sonra tükenir, yıldırır devlet seni, ya da insanlar yıldırır, mahkemeye gidersin durdururlar, sol damarın gücüne bağlıyorum ben, Çerkeslikteki inat işe yarayabilir, ama o dinamizm solculuktan geliyor kanaatindeyim.

Özay: Bir de belki üçüncüsü de olabilir, bende ya aşağılık kompleksi ya yükseklik kompleksi var, psikologların inceleyeceği bir şey bu, bir kompleks olmalı ki ben ısrar ediyorum, koskoca devlete, kendi kendime de söylüyorum devletle dalaştığımın farkındayım, devletin beni yiyeceğini biliyorum, beni mahvedebilir, ben devletle dalaşıyorum ama devletin canavar gibi dev olduğunu biliyorum, ama ben devletin burnundan girmek istiyorum, sinek olmak istiyorum, gözüne girmek istiyorum, ben onun tırnağını sökmek istiyorum, ben onun yumurtalığını sıkmak istiyorum. Anlatabiliyor muyum?

Aycan: Bu söylediklerinizi uzun yıllardır tekrar ettiğinizi biliyorum. Televizyonlarda da söylediniz bunu. Biraz acımasız değil misiniz?

Özay: Hayırr! Yok! Devlet kavramının, Tüm Devletlersel, genel eleştirisi bu… Biz devletin hukukunu kullanarak devletin yanlışlarını ortaya çıkarmak amacıyla yaptığımız bir savunmayı tanımlıyoruz, bir savunma modelidir bu! Avukatlık Kanunu bize böyle bir hakkı bahşediyor! Bilim insanlarının bilimsel tanımlarında da var ya bu. Kaliteli yargıçlar bunu biliyorlar.

 

Musal: İki tane kitap yazmışsınız, kitap yazarken bir amacınız var mıydı? Yani; evet benim bunu yapmam lazım mı dediniz mi? Sosyal sorumluluk duymakla mı ilgiliydi? Artık doldum, bunları bir yere kanalize etmeliyim diye miydi? Kendiliğinden gelen bir şey mi yoksa kafanızda tasarlanmış bir şey miydi, daha çok kişiye hitap etmek mi, kalıcı olmak mı gibi hangi düşüncelerle yazdınız bu kitapları?

Özay: Benim kitap yazma yeteneğim, hırsım, arzum yok! Hiç yok! Bu iki kitabı yazmadan evvel de yoktu, şimdi de yok. Ben birinci kitabı yazarken Viktor Serge diye bir adam duydunuz mu? ‘’Militana öğütler ‘’ diye bir kitap yazdı, bütün 12 Martın, 12 Eylül’ün militanları, bütün yer altı örgüt elemanları o kitabı okurlardı. Militana Öğütler! Ben Bergama mücadelesindeki yaptıklarımı, gördüklerimi, Militana Öğütler kitabında Viktor Serge’nin yaptığı gibi, eğer çevre militanı  ortaya çıkarsa , o çevre militanı okur ve  belki  kullanabilir duygusu ile yazdım.

Dostlarımla  hızla toparlayıp onu SOS Yayınlarından bastık, hiçbir kitap yazdık duygusu olmadı, hiçbir hazırlık da olmadı. Tutulan notların toplanmış hali idi. İkinci kitaba gelirsek; ben profesörlerle dalaşmıştım, Ticaret Odasına bir konferans vesilesi ile, beni engizisyon yargıçlığı  ile suçladılar, engizisyonda bilim adamlarının kafasını kesmişlerdi ya, yani engizisyon öyledir üstelik bilirim, bilim adamlarının kafasını kesmeciliktir engizisyon!

Türkiye’nin Robin Hood’u Senih Özay

Bu Ne Kısırlık Yahu

Tamam ama ben dedim ki orada onlara; siz öyle kötü bilim adamısınız ki, size bir general, bir cumhurbaşkanı telefon etse, laboratuvara kapanıp insanları öldürecek mikrop araştırırsınız, dedim. İnanabiliyor musunuz? Beni bilim adamlarının kafalarını engizisyon gibi kesebilir bir herif gördüler! Halbuki öyle değil, ben onlara demek istiyordum ki, bilim alıp başını gidemez, bilim alıp başını gitmemeli, her ne kadar buradaki birtakım profesörler “Hayırrr bilimin gelişmesinin kuralı alıp başını gitmektir” diyebilirler, derler, ama  bana göre, ben, bilimin başını alıp gitmemesi için demokrasiyle memokrasiyle bilimi sınırlarım! Yavaşlatırım! Yayarım! Yoksa laboratuvara gir atom bombasını iyilik olsun diye buldum ben de, ama atom bombası Nagazaki’de Hiroşima’da insanları öldürsün!

Şimdi, benim kitap yazmalarımdaki heyecanım ya da heyecansızlığım bu ikinci kitabı yazarken içinde bulunduğum duygu böyle; avukatım ben, biraz fazla muhalif bir avukatım, pek de muhalif avukat yok, avukatlar da Türkiye’de kitap yazmıyormuş, Faruk Erem yazmış işte… Amerikalı birkaç tane avukat var onlar  çok yazıyorlarmış… Bu ne kısırlık yahu dedim…

Musal: Bir Ceza Avukatının Anıları mı?

Aycan: Küçük bir kitapçık.

Bir Ceza Avukatının Anıları-Faruk Erem-Seçkin Yayınevi
Senih Özay’ın Anı Kitabı

Özay: “Ben bir tane Ağzımı Hayır’a Açtığım Davalar” diye bir kitap yazayım yahu ben, epey anım oldu benim şeklinde bir kitap oldu bu.

Aycan: İsmi bile çok kibar, ağzımı hayıra açtım derken, aslında ağzıma ne geliyorsa söylemek istiyorum da hadi neyse kibar olayım gibi bir durum algıladım ben. Kitabın adını ilk duyduğumda bunu düşünmüştüm açıkçası.

Özay: Orada da şimdi o ”hayır” kelimesinin içinde de hakikaten de toplumun yarısı muhalif, ben de muhalifim, o hayır; ya da öbür hayır ise, ama el  açıp Allah Allah diyenlere de seslenmiş oldum, onlar için de bir şey yapayım, atmosferden, uzaydan bir laf atayım şeklinde bir duygum vardı.

Şimdi üçüncü kitabı yazmak diye düşündüğüm, karavanlara kapandığım, 34.000 sayfa notlarımı götürdüğüm, hazırlık yaparken ilkokul defterleri aldığım kitapta, vazgeçtiğim yazamayacağımı düşündüğüm kitapta; aşk, hayat, Çerkeslik, babam, anam, kadınlar var bence…. Ben eskiden yer altı örgütünün avukatı olacak kadar solcuyken nasıl oldu da Yeşiller Partisi kurucusu oldum… Bu devenin bir hörgücü var, solculuk; insanı merkeze koyuyorsun! Devenin ikinci hörgücü; insanın yanına doğayı koyuyorsun. Merkezde bu sefer  bu ikisi var! Bu da yetmedi, yaşlandım artık 60 yaşlarına geldim, artık bana üçüncü hörgüç lazım oldu o da ruhsal dünyam var benim yahuuu… “Amma ıskalamışım bunu  yahu” var galiba…

ALTIN – İnsanlığın Ortak Orospusu- Senih Özay
Senih Özay’ın Üç Hörgücü

Aycan: Kendinizi ihmal mi ettiniz? Kavga ederken kendinizi mi unuttunuz?

Özay: Aynen!

Özay: Ben bunu bencillik zannediyordum. Kendimle ilgili yapabileceğim güzellikleri bencillik zannediyordum. Halbuki bencillik değilmiş o, o öncelikmiş, yapmalıymışım, yapabilmeliymişim, öncelik bana aitmiş, uçakta bile düşeceğin zaman çocuğuna giydirme şu yeleği filan, önce kendin giy dedikleri gibi; bencillikle önceliği karıştırmamak gerektiğini ruhsal dünyamda anladım.

Musal: Kendinizi tanımlamayı ya da  tanımlamakla ilgili  şeyleri yeni yeni mi yapmaya başladınız? Kendi dinginliklerimi hissedeyim, yaşadığım bu hayatı analiz edeyim, davranışlarımı “neden böyle davranmışım diye değerlendireyim” mi dediniz?

Senih Özay çevre mücadelelerinde ilk akla gelen hukukçulardandır

Özay: Üçüncü hörgüç çok önemli! Benliğimle buluştum, kendime daha çok özen gösterme, daha çok zaman ayırmaya, kendimle baş başa kalmaya geçtim…

Aycan: Peki, bu zihinle geçmişe gitseydiniz yine aynı şeyleri yaşar mıydınız, acaba bu dinginlikle yine eski kavgalarınızı yapar mıydınız? Yine insanları örgütleyip, örneğin Hopdediksleri boğaz köprüsüne yine de gönderir miydiniz?

Özay: Yine yaparım, yarın da yaparım, kesin yaparım. Buradaki fark şu, dış faktörler ya da yaşanmışlıklar insanın kendi içindeki varlığı ortaya çıkarıyor, kendini tanıma süreci bu. Bunu ancak bir kitap yazarak anlatabilirim içimden çıkarabilirim, belki sanki.

Musal: İnsanın içinde olmayan bir şeyin yaşanmışlıkla ya da tecrübe ile ortaya çıkacağını düşünmüyorum ben.

Statik ve Standart Düşünceyi Reddediyorum

Özay: Benim bu değişik tarzım, andropozofik  şeylerim acaba şöyle bir şeyden de beslenmiş olabilir mi? Bir annem var, bir kadın; bir kadın daha var, o da halamdı. Çok samimiyette iddialı bir kadındı. Annemle ciddi surette yarışan bir kadındı. Anlatabiliyor muyum? Düşünebiliyor musunuz bunun insan hayatındaki muhtemel tezahürlerini? Bu tarz bir yetişme tarzı acaba benim hayatımda nelere yol açtı? Bunları düşündüm hatta psikiyatrlarla da konuştum.

Musal: İnsanın zihni robotsal algılama şekli ile mi çalışıyor? Yani öğrendiği şeyleri yeni hayatına tatbik etme biçiminde mi ilerliyor? Sizde de böyle mi oldu?

Aycan: İnsan hayatındaki ya da ruhundaki karmaşa ekstra bir güç sağlıyor diyebilir miyiz?

Özay: Evet, Fransızların bu konuda özellikle filozoflarla veya yüksek edebiyatçılarla ilgili bir değerlendirmesini okudum, benim gibi, demin tarif ettiğim gibi adamları incelemişler; benim gibi adamların, anasından çok babasına düşkün adamların ‘’Daha yaratıcı, daha bilmem ne adam‘’ olduklarını bulmuşlar. Ha ha…

Musal: Mozart hakkında da öyle şeyler söylenir ya. Ruhsal durumla, devlet otoritesiyle ilgili oluşturulmuş olan belgelerin bir anlamının olmadığını anlatıyor bu durum. İnsanın yapısı çeşitli kalıpları oluşturulmuş veya devletin verdiği kimlikle lanse edilebilecek bir yapı değil, kocaman bir ruh, kocaman bir davranış şekli, kocaman bir vazgeçiş süreci içinde boşlukta yaşayan bir sonsuzluk aslında insan! Böyle olunca, yaratıcı insanın kendi seçimleri ile yaşadığı hayatta eleştirilecek bir şey olmuyor.

Avukat Senih Özay

Aycan: Statik düşünmüyorsunuz, öğretilmiş standartların dışında hareket ediyorsunuz, yukarıdan aşağı devletin ya da toplumun size öngörmüş olduğu kalıpları değil, öğretilmiş lügatin dışında bir hareket tarzı var ve size ondan uzaklaşmayı sağlıyor karmaşa ve kaos! Zaman yönetiminde 9-5 saatlerini ya da, belli zaman dilimlerine sıkıştırılmış bir hayat tarzını yıkıyor, toplumun kurduğu standartları reddediyorsunuz. Doğru mu anlıyorum?

Özay: Reddediyorum! Ama biraz kibarca… Bir şey anlatayım mı ? Avusturya’da yönetmen eğitimi almış baba-oğul geldiler  bana… Tanıyorlar da… Belgesel çekeceklerini ve Tanrı rolü oynamamı istediler. Facebook duvarıma yazdım. Şaşılacak şey. Benim muhafazakar çevrem de var. Hiç kimse, ama hiç kimse, yapma oynama, Tanrı rolü mü olur, demedi. Ben bu bana gösterilen bir şey… dedim. Sizce?

Aycan: Reddediyorsun, sonra kendi literatürünü yaratıyorsun, kendi dilini yaratıyorsun, kendi kelimelerini, kendi sözcüklerini, kendi jargonunu oluşturuyorsun ve onun üzerinden mücadeleye girişiyorsun? Eğer toplumsal alanda savaşıyorsan, diğer tarafta yine kendi özel hayatında varsa bir savaş oradaki savaşı da farklı veriyorsun!

Senih Özay’ın Teorik Hukuk Anlayışı

Musal: Siz yapısal olarak, teorik hukuktan daha çok bireylerle ve insani durumlarla çok ilgilisiniz, diye anlıyorum. Siz hukukun sadece teorik olan kısmını değil aynı zamanda fili olan, insan ile ilgili olan ve doğayla bağdaşan kısmı ile ilgilenip hukukun tekrar yaratılmasında veya hukukun işleyişinde rol oynamaya çalışıyorsunuz, yanlış mı düşünüyorum?

Özay: Hatta daha ileri gidiyorum! Marksist tabanım güçlüdür biraz benim, pratiğim de vardır teorim de; normal avukatlık teorim zayıf ama bu dediğim taraf  iyidir; altyapı, ekonomi-politik; üst yapı, hukuk, ahlak, din, çocuk, anne, edebiyat, sanat… Hepsi yukarıda…  Alaşehir tuğlası gibi ! Aşağıdaki ekonomi-politik dev bir  beton iri  tuğla gibi duruyor, yukarıdakiler kırmızı kırmızı vasat tuğlalar!

Aşağıdaki dev beton tuğla bir sallandı mı, bir deprem, bir faşizm bir başka rejim sebebiyle, darbe, sosyal batış vesaire, sosyalist devrim bile bir şey olduğu zaman, aşağıdakilerin  sülalesi devrilebiliyor, gidiyorlar, saçma sapan şeyler olabiliyor! İşte yukarıda yer alan  kırmızı tuğlalardan biri olan hukuk tuğlası bulunduğu yeri beğenmeyerek artık, bulunduğu yeri terk ederek aşağıya gidip, ekonomi politiğin yanına, dev bir tuğla gibi kayda geçmek istiyor, yola çıkmış, yakında gelecek buraya! Colin Powell diye Amerikalı bir zenci var idi…

Aycan: ABD Dış İşleri Bakanıydı.

Özay: Hava Kuvvetleri komutanıydı….

Aycan: Sonra savunma bakanlığı da yaptı galiba.

ABD eski Dışişleri Bakanı Colin Powell hukuk kökenli Başkan Obama ile birlikte
Hukuk aşağı katmana geliyor, gelecek!

Özay: Savunma Bakanı da oldu galiba evet, Clinton’un bakanlarından biriydi, bu adam İstanbul’a geldi, İstanbul’da bir konferans verdi, konferansta İngilizce yaptığı konuşmanın Türkçe’sini deliler gibi takip ettim, ne diyor bu herif diye, adam dedi ki ‘’Roma Sözleşmesine göre Uluslararası Ceza Mahkemesi kuruldu ama biz Amerika olarak, halkımız olarak, Amerikalı bir çocuğun, bir askerin, başka ülke tarafından yargılanmasına dayanamayız, kabul edemeyiz; ama  birkaç yıla kalmaz  imzalarız ‘’ dedi, diye… Bu Hukuk Tuğlasına en umutsuz yavaşlamalarda, ters gelmelerde bile şans tanırım ben… Bunu Colin Powel da söylüyor, yani Hukuk aşağı katmana geliyor, gelecek! Ve ben de imzalamak zorunda kalacağım diyor ABD olarak diyor.

Bu konuşmayı ben takip ettim. Bununla ilgili olarak, ikinci olarak da şunu söyleyeyim, bu teoriyi desteklemek için; Clinton bir açıklama yaptı bu konuda, onu da deliler gibi izledim, o da dedi ki ABD olarak şu an çok tepedeyiz, çok yukarılardayız, ama çok yakın bir gelecekte inişe geçeceğiz, dedi. Şimdi de inişe geçmeler söyleniyor, Çin, Hindistan söyleniyor, Trump’la inişe geçildiği söyleniyor, la la la la… Türkiye’nin aşağılarda dolaşması da  cabası… Bütün bunları bir ekonomi-politiğe bağlıyor, ben de öyle düşünüyorum.

Hukuk Araç mıdır?

Aycan: Hukuku siz bir araç olarak mı düşünüyorsunuz?

Özay: Evet.

Aycan: Bir çok hukukçunun ise zihninde hukuk şöyle bir şey; hukuk, ekonomiyi, siyaseti, ne varsa aşağıda her şeyi tanzim eden, yukarıda tepede duran şey, devletin bile tepesinde duran; kanunlar, Anayasa, Anayasa Mahkemesi, mahkemeler… Sistem aşağı doğru her şeyi tanzim eden bir kurallar bütünü!

Özay: Yok yav, yutturmaca o! Yutturuluyor! Ona olsa olsa belki Adalet denir…

Aycan: Hukuk bu mudur? Her şeyi tanzim eden üst normlar mıdır? Yoksa hukuk, jeofizik gibi, gemi inşa mühendisliği gibi araçsal bir alan mıdır?

Özay: Hukuk! Bir sınıfın öbür sınıf üzerindeki tahakkümünü sağlayan, tahakkümün sürdürülmesini sağlayan, parlamentosunu, hükumetini, yargı organlarını, hakimini savcısını tutan, birleştiren, zamk olan müessesedir! Lenin denen adam dün bunu dedi! Şimdi Fransızlar devleti tarif ederken artık Lenin’in tarif ettiği gibi tarif etmiyorlar, şimdi ahtapot devlet diye tanımları var ve daha da değişti devletin tarifi. O zaman, senin söylediğin yutturmaca oluyor; beraber yaşayalım, küresel dünyada hakim sınıfla öbür sınıflar çatışmasın, hukuk ekonomi-politiği bile uluslararası sözleşmelerle falan düzenlensin… diyen…  nihai olarak… Yok öyle bir şey!  Ha arada kaynarken var olur, darbelerde batar çıkar…

Nedir Hukuk?

Aycan: Klasik tanımdır ya; toplumdaki herkesin bir arada yaşamak için oluşturdukları kurallar hukuktur. Biz şimdi bu röportaj sırasında, Homeras’ta, malikanenin sahibi Celal beyle birlikte 4 kişiyiz burada, 10 saat geçiriyoruz şimdi, 10 saati nasıl geçireceğimizi birlikte belirliyoruz, işte mangala davet ediliyoruz, oturuyoruz buraya, güneşin kavurucu sıcağı gelince arkadaki serin tarafa geçeceğiz, sonra gideceğiz arşivin fotoğrafını çekeceğiz, karanlık olmadan fotoğraflar çekeceğiz gibi kendi küçük kurallarımızı hemen kendiliğinden oluşturduk; toplum da birlikte yaşamanın kurallarını hep beraber oluşturuyor, bunun adı da hukuk oluyor şeklindeki klasik tanıma siz inanmıyor musunuz?

Homeros Vadisindeki röportajdan bir kare: Senih Özay-İbrahim Aycan-Celal-Akgünlü 

Özay: Yahu bu tanımın devlete ihtiyacı var!

Aycan: Hem devlet hemde bireylerin uyacakları tüm kuralların oluşturduğu bütünü kastediyoruz, biz buna hukuk diyoruz, bütün hukukçuların kafasında da bu var aslında, buna göre davranmak istiyor, buna göre uygulama görmek istiyor, ama hayatın realitesi bunun böyle olmadığını gösteriyor, gidiyorsun duvara toslayıp dönüyorsun, demek ki bu değilmiş diyorsun, biz böyle öğrendik ama diyorsun! Biz hukuk fakültelerinde böyle öğrenmemiştik ama diyorsun! Hani ortak kurallarımız vardı? Hani beraber oluşturmuştuk, iki sene önce koyduğun kuralları şimdi kendin uygulamıyorsun diye ağlayarak duvara toslayıp dönüyorsun!

Bireyin, hatta hatta hangi sıfatla olursa olsun devletin memuru olarak çalışanların da bir birey olarak güvencesi hukuk değil midir? Ortak norm, ortak kural, ortak standart herkesin güvencesi değil midir? Tüm bu açıklamalarımdan sonra yine de hukuku bir mühendislik dalı gibi, ekonomi gibi, sosyoloji gibi, basit bir sistem olarak mı düşünmeliyiz maden mühendisliği gibi? Dünyada yeni gelişen süreçlerle ilgili olarak da soruyorum, hayatın parçası mı yoksa yukarıdan tanzim edici güç mü?

Hukuk Kavramına Pirim Vermem, Adalet Kavramına Belki…

Özay:  Biraz önce hani benim anlattığım teoride, ben aşağıya ekonomi-politiği koyunca, yukarıda 560 adet kırmızı tuğla var derken, hukuk gibi bir tuğla da var derken, onun diğerlerinden çok daha önemli tuğla olduğunu, çok farklı olduğunu, kendi yerini terk etmek gücünde gördüğünü, yerinden çıktığını, aşağı doğru gelmek istediğini, buralara geldiğini söylerken, hukuka biraz farklı rol biçtim; biçtim ama ben o hukuku kat’iyen ekonomiyi, politikayı, o yukarıdaki 560 tane tuğlayı, sülalesini düzenleme yeteneğinde, düzenleme kapasitesinde bir nane olarak görmüyorum. Belki ‘’a d a l e t‘’ gibi bir sözcükten konuşursak eğer, oralarda biraz daha pirim verebilirim, ama hukuka vermem!

Musal: O konularda zaten gereğinden ya da kapasitesinden fazla pirim vermiş olmak da hukukla ilgili sağlıksız düzenlemeleri getirebilir belki. Örneğin, ekonomi neye ihtiyaç duyarsa hukuk düzeni ona doğru yol alır, siyasal demek hukuk demek olursa o günkü istikrara göre hukuk ona göre düzenlenir, o da hukukun sağlamlığını da etkilemez mi?

Özay: Aynen!

Aycan: Peki, hukukun değişmez katı kuralları yok mu?

Bütün dünyanın kabul ettiği ya da içinde yaşadığımız ulusun kabul ettiği ortak normları yok mu? Bu normlar olmaksızın diğer alanlara daha büyük bir pozisyon verirsen ya da onlara hukukun çizdiği sınırları koymazsan o zaman toplum kaosa gitmez mi?

Senih Özay, İzmir Barosu’nda bir basın açıklamasında

Özay: Anarşizm!

Aycan: Daha kötü sonuçlar doğmaz mı? O zaman hukuk yeni bir norm koyarak bu kötücül sonuçları gidermeye çalışmaz mı? Hukukun düzenleyiciliğini siz red mi ediyorsunuz, onu anlamaya çalışıyorum.

Özay: Anarşizm derken ve savunurken, benim bacıma tecavüz edecek bir adamı devlet idam edecekmiş ya da hapse atacakmış, hakim cübbe giyecekmiş, önüne sekreter oturtacaklarmış önüne bilgisayara, daktiloya  aylarca yazacaklarmış da yazacaklarmış, ceza vereceklermiş onlar, bacım ve benim için… Ben orada değilim! Hiç değilim, öldüreceksem öldürürümdür, ben giderim o adamı, benim bacıma neden tecavüz ettin diye herifi öldürebiliyorsam öldürürüm, onun oğlu da beni öldürebiliyorsa beni öldürür, sizler de ona kaos mu,  derseniz dersiniz?

Aycan: İhkakı hak! İntikam!

Musal: Şöyle bir şey düşünebilir miyiz? Herkesin aslında tek bir duygudan oluştuğunu düşünsek, her şey birbirini yeme üzerine kurulu, insan için şefkat çok önemliyse diğer duygular yenerek şefkati öne çıkarıyor, onur, insan için çok önemliyse onuru daha öne çıkarıyor, böyle düşündüğümüzde kendinizi tanımlayabileceğiniz, işte benim için en önemli şey diyebileceğiniz, örneğin kendimi aşma duygusudur veya benim için en önemli olan şey gururdur, diğerlerinden her zaman üstün kalır, diyebileceğiniz böyle özel bir duygunuz var mı?

Senih Özay’ın Meşhur Aşk Testi 
Özay: Var var! Şöyle bir duygu var! Size  daha bir testim var onu yapmadım daha, bir test yapacağım, cevap verin soruma! Bir kız nehrin karşı kıyısında, yarın saat 17:00’de sevgilisi ile buluşacak, yarın oldu…17:00’ye çeyrek var, kız tam çıkarken, Almaya’dan yengesi geldi, yeğenleri geldi eve, kız çıkamıyor, saat 17:00’yi geçiyor, 5 geçti, 17 geçti, ama bütün kızlar çıkar bak, ve kız çıktı, ama geç kaldı, koştu, nehir kenarına, kayıkçıyı gördü, kayıkçıya dedi ki karşıda sevgilim bekliyor, geç kaldım, beni geçir dedi, kayıkçı ver para geçireyim benim karım kanser, oğlum kanser, para ver ilaç alacağım onlara dedi, kız; ben ama hiç bir şey, para filan  almadım yanıma, öylece çıktım deyince, dedi ki kayıkçı, entarilerini ver satarım paraya çeviririm, ilaç alırım dedi, kız bütün entarilerini verdi, kayıkçı onu karşı kıyıya geçirdi, ama geç kaldı, sinirli, gergin, nerede kaldı benim sevgilim diyen o yakışıklı çocuğa doğru koştu, çocuk onu o halde görünce, bu ne hal dedi, itti gitti… Kız yola devam ederek orada bir villa var, ev var, evin kapısını çaldı, o çocuk… bu kızı hep karşılıksız seven çocuk, o çocuğa anlattı her şeyi, beni kabul eder misin dedi, o çok sevdim, hala seviyorum seni  ama kabul edemem dedi, kız çıktı oradan, gitti başka bir villanın kapısını çaldı, o villanın sahibi o yörenin profesörüymüş, bilgesiymiş, durumu ona anlattı, o da ona dedi ki, kızım git evine bekle! Şimdi… Sizi bir kızla tanıştırdım, bir kayıkçı ile tanıştırdım, karşı kıyıda bekleyen yakışıklı bir çocukla tanıştırdım, bir de kıza aşık oğlanla tanıştırdım, bir de profesörle tanıştırdım, 5 ayrı kişi ile tanıştırdım sizi doğru mu? Bu 5 kişiyi kendi karakterinizi, kişiliğinizi sığdırarak, haklılık sıralamasına sokunuz; buyurun! Sorunuzun cevabı çıkacak! Sıralamayı yapın şimdi! Sıralamanı hazırla İbrahim, Neyir… Celal sen de hazırla!

Musal: En son sırayı kızın sevgilisine veriyorum, 5 numara o.

Aycan: Neden?

Özay: Niye miye  yok bu işte. Böyle şak diye  diyeceksiniz.

Musal: Kıza 1 numarayı veriyorum, 2 numarayı o filozof olana kişiye, 3 numarayı kayıkçı kaptana veriyorum, 4 numarayı da diğerine veriyorum.

Özay: Sende durum nasıl İbrahim?

Aycan: Kıza 1 numara veriyorum ben de, kayıkçı 5 olabilir, profesör 2 numara, kıza aşık çocuk 4 numara, diğeri de 3 numara.

Celal: Yaşanılan ülke şartları önemli bence… Benim böyle bir değerlendirme yapmam için önce ülke şartlarına önem veririm ben.(Gülüyor)

Özay: Ha ha ha! Celal, burada bilim numarası  yok yahu. Ruhunu konuştur.

Celal: Ben oy kullanmayacağım, vazgeçtim, hepsi de haklı(Gülüyor)

Hangisi: Aşk, Asalet, Onur, Bilgelik

Özay: Burada sen varsın, sen! Sen ister İsveçli ol istersen başka ülkeden ol! Bu bir oyun, bu oyunda böyle politik davranmak yok, kaçak güreşiyorsun!

Celal: Profesör doğru davranmış, kayıkçı zaten haklıdır, ihtiyacı vardır, sevgilisi o yöre halkına göre ben kızı görünce istemem böyle kızı demiş, herkes haklı bence…

Aycan: Sana göre durum nedir Senih abi?

Özay: Ben ikiniz de daha annenizin karnından doğmadan 1968 yılında  Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğrenciyken bana yapılan bu teste, bu sorulara  cevap verdim, hiç  düşünmeden cevap verdim, aşk dedim, pardon, cevap anahtarlarını söylemedim size değil mi? Kızı 1 numaraya koydum, cevap anahtarı şöyleydi; kız aşka tekabül ediyordu, aşka önem verenler kızı öne alıyordu.

Aycan: Bence orada aşktan ziyade bir asalet bir onur var sanki…

Özay: Onur numarasını kızı çok seven çocuk var ya ona veriyorlar, Profesör akıl, mantık, mantıklılık, akıllılık anlamına geliyormuş, yakışıklı oğlan, kızı çıplak gören çocuk dış görünüşe önem verme oluyormuş, kayıkçı paraya önem vermek, değer vermek, çıkarcılık biraz günübirlik, böyleydi.

Musal: Benim soruma gelecek olursak?

Özay: Para mara salla

Aycan: Aşk bir duygu mu ki? Diğer duygularla kıyaslanabilecek bir statüde değil aşk.

Özay: Şimdi şimdi aşkın duygu olmadığı, aşkın hormonlarla çok yakın ilgili bir şey olduğuna dair yeni bulgular var ama.. İşte aşk bence… Eskiden aşkı kalple açıklıyorlardı…

Aycan: Öfke gibi, sevgi gibi bir duygu değil aşk!

Neyir: Benim sorumun cevabına gelecek olursak; onurla aşk arasında, ekonomiyle aşk arasında veya dış görünüşte aşk arasında… Bir tercih etmek zorunda kalırsam ben aşkı tercih ederim diyorsunuz.

Özay: Kesinlikle!

Aycan: Şimdi biraz hukukla ve avukatlıkla ilgili konulara dönmek istiyorum. Sohbetimizi biraz o tarafa çekmek istiyorum yeniden.

İhtilattan Men Cezasının Anlamını Bilmeyen Hukukçular Var Bu Ülkede!

Musal: Avukatlık sınavı hakkında ne düşünüyorsunuz? Olmalı mı sizce? Hukuk fakülteleri nitelikli bir eğitim verse sınava ihtiyaç olur mu? Eğitim sorgulanmalı mı?

Özay:  Avukatlık sınavı mı? Bu sınav sözcüğünün anlamını bilemiyorum, salakça bir sınav yapacaksan neden yapıyorsun, bir işe yaramaz, sınav değil önemli olan. Önemli olan, çok kıymetli avukat yaratacağım ben, avukatlık çok iyi olsun diyorsan eğer, avukat olabilmek için git iyi İngilizce bil de bari! Veya iyi bankacılık bil, de! Bir şey deyin! Bir şeyi çok bil de gel, deyin.  Öyle kaliteli avukatlık istiyorum dersin, böylece avukatlığı yükseltirsin. Amerika’da, Avrupa’da filan avukatlık çok zor bir şey, başka türlü bir beklenti var, toplumun beklentisi var ki avukatlara önem veriyorlar. Bir meslek biliyor, üzerine hukuk okuyor, avukat oluyor.

Bir senatör vardı, Türkiye Parlamentosunda, Ahmet Tahtakılıç diye, sanırım Uşak senatorü idi…  Bu adam anlattı, ben  kulaklarımla duydum;  benim kızım dedi, İsviçre’de doktora yapıyordu, bu vesileyle İsviçre’ye gittim dedi. Babam geldi diye kızımın arkadaşları, Üniversiteden hocalar falan bir kokteyl yaptılar dedi. Ben de gittim dedi. Babam Türkiye parlamentosunda senatördür diye, bir havayla beni tanıştırdı, dedi o insanlarla. Hiç kimse umursamadı, normal devam ettiler dedi, normal içmeye, yemeye… Allah Allah, Türkiye parlamentosundan senatör geliyor, kızın babası, ama umursanmıyor! Sonra, bir vesileyle bir başka kokteyl daha olmuş, o kokteyle de gitmişler baba-kız. Kız bu kere benim babam  avukat demiş! Herkes ceketini iliklemiş! Kuyruğa girmişler, Ahmet Tahtakılıç’ın elini sıkmaya başlamışlar! Bu kızın babası diye, bu avukat diye! Adam diyordu ki, benim senatörlüğüm vızıltı geldi, diyordu. Avukatlığıma dikkat ettiler, avukatlığıma ceket iliklediler, avukat oluşuma sıraya girdiler, benim elimi sıktılar, demişti.  Avukatlıkla ilgili oradaki prestij başka! Bence anlaşılıyor.

Aycan: Bu kültür nereden geliyor acaba? Bunun kaynağı neresi?

Özay: Onun kaynağı, avukat olmak toplumda çok fazla bir hak, hukuk, hürriyet, adalet taşıyıcılığı gibi kavramları temsil ediyor bence…

Aycan: Hak savunuculuğu mu acaba? Örneğin Amerikan toplumu hak ve özgürlükler üzerine kurulu toplum olduğu için avukatlar da hak savunuculuğu yaptığı için önemli hale geliyor olabilir mi?

Özay: Sadece oradan değil! Mesela Amerika’daki avukatlar, işin cılkını çıkaracak kadar  ileri gidiyorlar. Mesela gazeteye ilan veriyorlar, her bir naneyi ben yaparım diye! Hakimi etkilerim gibi, katili beraat ettirebilirim gibi…

Aycan: Pornografik ilan bile veriyorlar.

Özay: Korkunç kötü, bütün hastanelerin kapısındalar, avukatlar reklam vermişler, bir kaza olursa kazanın davasını alacağım diye. Cankurtaran şoförleri avukatlarla ortak! Bizdeki hani cezaevindeki gardiyan etkileşimi gibi. Böyle manyaklıkları var, ama  avukat halktan daha fazla şey biliyor, çok şey biliyor, halk bilmiyor o biliyor. Bu da önemli.

Amerikan Avukatlık Dizisi Better Call Soul

Musal: Bu cevaptan şunu mu anlamalıyız? Avukatlık sınavı gelsin mi yani?

Aycan: Bugün sorunlarımızın hiçbirisine net bir cevap alamadık,  bunu kabul edelim.

Özay: Gelsin gelsin… Aynen böyle yazın! Hiçbir açık vermiyor diye yazın!

Aycan: Hukuk Ansiklopedisi okuyucularından özür dileyerek yayınlıyoruz, diyeceğiz.

Özay: İhtilattan men cezasının anlamını bilmeyen hukukçular var bu ülkede!

Hakimin reddi müessesesi Türkiye’de cılızdır.

Aycan: Türkiye’de bireyler, avukatlar ya da kurumsal yapılar toplumun genelini ilgilendiren hayati davalarla yeteri kadar ilgileniyorlar mı?

Özay: Türkiye’de müdahillik hukuku çok zayıf. Müdahillik hukuku Fransa’da o kadar gelişmiştir ki… Müdahillik hukukunu Türkiye’de en çok zorlayanlar bizleriz.

Aycan: Ceza Hukukunda mı, Özal Hukukta mı yoksa her ikisinde de mi?

Özay: Her yerde! Tabi ki ikisinde de! Mesela bir zenci kadına tecavüz olsa Fransa’da bütün dernekler, cinsel ayrımcılık, ırk ayrımcılığı dernekleri, kadın derneği gibi bütün dernekler davaya müdahil olurlar.

Aycan: Bizde bir Baro herhangi bir davada müdahil olduğu zaman seviniyoruz, kabul edildiği için seviniyoruz.

Özay: Bu müdahillik konusu benim açımdan çok önemli bir konu. Türkiye’de hakimin reddi, hele hele hakimlerin HSYK‘na şikayetlerinin artırılması, geliştirilmesi gerektiği konusu avukatlar tarafından özellikle yükseltilse! Hakimin reddi müessesesi 40 yılda bir denenir bizde maalesef. Hakimin reddi müessesesi Türkiye’de cılızdır.

Aycan: Denendiğinde de çoğunlukla kabul edilmez.

Özay: Evet… Rücu müessesesi ! Sabah aslında ben var ya, arşivden bazı evraklar versem sana, şok geçirirsin! Ben İnsan Hakları Mahkemesinden ihlal kararı  ve  iki trilyon lira gibi para aldım ya. Duydun değil mi biliyorsun!  2 trilyon lira parayı aldım ama doymadım ben! Ben bu 2 trilyon liranın Bakanlar Kurulu üyelerinden rücuan alınmasını istedim! Olmaz dediler! Dava açtım İdare Mahkemesinde. İdare Mahkemesi bu saçmadır dedi reddetti, Danıştay olabilir diye muhteşem bir gerekçe ile bozdu. Ama devlet nasıl savunmalar yapıyor biliyor musun İbrahim, doçentler, profesörler seviyesinde, akademisyenlerin hepsi devletin yanında, çok çalışıyorlar.

Aycan: Ama bu tarz olaylarda genelde şekilci hukuk geçerli, diyor ki devlet sorumludur, devletin ödediği tazminattan memuruna rücu edilemez deyip, kestirip atıyor.

Özay: Ama eskiden böyle değildi. Hakimler rica ettiler de yeni geldi. Ama bu öyle değil ki, İnsan Hakları Mahkemesi kararı diyor ki ben ihlal gördüm, tazminata karar verdim diyor.

Aycan: Konusu suç oluşturan, açık bir şekilde kanun ihlali olan, emir komuta zincirini tanımamış kişiler tarafından yapılmış eylemlerde belki memura rücu edilebilir, bunu dar anlamda yorumluyor bizim sistemimiz, siz genişletmeye çalışıyorsunuz.

Özay: Evet, Türkiye’de öyle… İşkence yapan için AİHM kararının tazminatında rücu olur deyip güya işte manalı şey bırakmışlar.

Çeşme’deki Çevre Faciası

Size Çeşme’deki gemi olayını da anlatayım mı? 74 ton fuil oil  bir gemi tarafından  Çeşme civarında, gemi karaya oturduğu için denize döküldü, sızdı.  Bir yıl olmadı daha, 2 genç hukukçu arkadaşımla beraber oraya gittik, orada tespit davası açtık, orada 30 yaşın altında olduğunu tahmin ettiğim bir kadın hakim vardı, Sulh Hukuk Hakimi idi, Asliye Hukuk Hakimi yok diye ona gittik, 3 tane profesör bulmamız lazım dendi, bulundu . İyi profesörler tabii, hadi gidelim dedik, götürdük bölgeye, bunlar dehşet bir rapor yazdılar, harika bir rapordu. Biz de kış aylarında 39.000 olan, yazın 1 milyonu geçen bir Çeşme’nin Belediye Başkanının, Belediye Meclis Üyelerinin hepsinin, turizm ölür, insanlar korkar buraya gelmezler artık diye korkuları büyüdü, onların korkuları arasında sıkıştık… Göz göre göre… Donduk…

Aycan: İnsanlar ve çevre zehirlenince turistler daha çok mu geleceklermiş Çeşme’ye?

Özay: Dedikodu çıkarsa insanlar gelmezmiş, dedikodu çıkmazsa gelirlermiş! Bu tarz olaylardan para kazanmayı ve parayı telaffuz etmeyi de sevmem ama… Burada bir para rakamı gördüm ve duydum onu telaffuz edeceğim; meğersem petrol taşımacılığında, böyle taşımacılıklarda dünyanın en büyük şirketleri var ya, dev şirketler, holdinglerin en büyükleri… Bunlar Londra’da böyle olaylar için bir fon kurmuşlar, böyle RWWCD fonu gibi… Kaç para verirlermiş biliyor musun? 1 milyar 150 milyon dolar!

Çeşme-Gemiden sızan yakıtın oluşturduğu çevre felaketi

Aycan: Kime?

Özay: Tabi ki biz istersek bize, biz yamansak, biz canavarsak, biz iyi avukatlarsak, iyi Çeşmelilersek, biz iyi balıkçılarsak, biz iyi belediye isek, biz, iyi meyhaneciler, iyi oteller isek! Biz zarar gördüysek! Biz korkmadan, ürkmeden, ayaklandıysak, halk olarak ayaklandıysak… Bunları bulmuştum. Çok hazırlandık idi.

Aycan: Böyle olaylar için sigorta mı yapmışlar, nasıl bir fonmuş bu?

Özay: Bu benim hayatımda Çeşmelilerin, halkının nereden geldiğini bilmiyorum, analizlerini yapmak isterdim, jeo genetik miydi o kavram? Mücadelecilik gibi, sakinlik gibi… Kürt mü bunlar, Çerkes mi, Arnavut mu bilmiyorum ama, çeşmelileri hiç beğenmediğimi gördüm orada! Hiç harekete geçen yok orada! Bir tane dava açan yok! Bir tane bile Londra’ya başvuran olmadı! Bir tane bile, benim ağlarım parçalandı, zarara uğradım diyen balıkçı çıkmadı!

Hukukta Müdahillik Kavramı

Aycan: Müdahillik hukukunun gelişmemesi ile birbirine paralel diğer konuya yeniden gelmek istiyorum, sivil itaatsizlik konusuna gelmek istiyorum, aklım orada kaldı, orayı biraz irdelemek gerekiyor. Sivil itaatsizliğin zayıf olması bir yandan da itiraz etme kültürünün zayıf olmasına bağlı, her şeyi itirazsız hemen kabul ediyoruz, hiç bir şeye itiraz etmiyoruz, yukarıdan geliyorsa evet, tamam, bitti. Üç beş insan itiraz ediyor, gerisi, toplumun çoğunluğu itirazsız bir şekilde kabul ediyor, onaylıyor. Çok çıkarına dokunmuyorsa ya da günübirlik menfaatlerini ihlal etmiyorsa… Sivil itaatsizlik konusunda da uyuyan bir toplum, uyuyan hücreler, bir türlü uyandıramıyorsunuz. İşte Çeşme! Buyurun!

Özay: Müdahillik de bunun hukuk alanındaki kolu!

Aycan: Müdahillik de bu uyuyan ve itiraz kültürü olmayan toplumun hukuk sistemindeki yansıması bana göre. Pasif bir şekilde duran, müdahale edebileceği yerlerde müdahale etmeyen toplumun yansıması. Müdahale genişletilebileceği gibi bizim hukukumuzda olduğu gibi şekilci bir yorumla doğrudan ilişki kurulabilecek durumlarda bile dar yorumlanabilir. Doğrudan bağlantı kurulabilen tazminat hukukunda, sigorta hukukunda ya da ceza hukukunda doğrudan bir bağın varsa o olayla, bir şekilde etkileneceksen, somut şekilde bağın varsa o zaman müdahaleye izin veriyor, toplumun da zaten bunun dışında müdahale talebi yok. Doğrudan bir zarar görecekse o zaman hukukta yansımasını görebiliyoruz. Toplumda belli bir duyarlılık olsaydı hukukta da bir karşılığı muhakkak olacaktı. İtiraz etme kültürümüz neden zayıf? Biraz önce bahsettiğimiz kutsal devlet mi? İtiraz etme güdülerimizi mi öldürmüşler? Bunun sebebi nedir acaba? Keyfine düşkünlük mü yoksa? Hedonistlik mi?

Özay: Benim kişisel görüşüm, şöyle… Yani bak, “sivil itaatsizlik, devrim yapmak, silahı topluma doğrultmak, gebe bir toplumu ebe gibi doğurtmak suretiyle sosyalist devlet inşa etmek isteyen bir devrimci teorinin geçerliliğinin kalmadığı ortada. Bunu gözlemliyorsak eğer; devrim yapamayacaksan eğer, sivil itaatsizlik yap, çok işe yarar. Faydalı olur, geliştirir bu eylemleri, kamuoyunu oluşturur, hukuku güçlendirir, müdahil olma yoğunluğunu artırır. HES’lere itirazları arttırır, Artvinliler dalgalanır, siyanürlü altın protestocuları artar, halk sağlığına düşman santrallere direnenler oluşur… Böylece olumlu ilerlemeler olur” denir, denmiştir, deniyordur, ben de böyle  düşünüyorum ve diyorum. Thoro’lar, Ghandi’ler, teorilerini geliştirseler de, teorik bir yere oturtmuş da olsalar benim için daha basit bir açıklaması var!

Müdahillik Türkiye’de Pek Denenmiyor

Uludağ’daki sivil itaatsizlik konulu Kollokyum’daki, bilim kurullarındaki, Türk bilim adamlarının tarifi gibi, ‘’hukuka uygun, kanunlara aykırı eylemler‘’ deyip geçtim ama, mesela ben Türkiye’de bir devrimin koşullarını görmüyorum ya; öyleyse ben; akıllı biri  olarak, silahlanın, ayaklanın, bu toplumu altüst edeceğiz, uygun koşullar var demeyeceğime, böyle bir şey denilemeyeceğine göre; onlara sivil itaatsizlik önerebiliyorum. Sivil itaatsizlikte başınız çok ağrımaz, az para ödersiniz, az cezaevine girersiniz, asmazlar seni, 10 sene 20 sene ceza vermezler sivil itaatsizlere! Hatta hiç bir şekilde cezaevine girmeme ihtimali yüksektir! Becerilebilir bu! Buna oportünizm denebilir mi bilmiyorum. Bu nedenlerle ben sivil itaatsizlik yanlısıyım, ama sivil itaatsizliğin de kökleri kötü olduğundan Türkiye’de; müdahil kavramının da olsa olsa; bir kasabada, avukatın birinin, gelip, “senin tarlanın bitişiğinde Ahmet abi var, o dava açmış bu kötücül şeye, sen de tarlanın öbür bitişiğindesin, git sen de dava aç” diyorsa, diyor…  Yoksa onun dışında müdahil kavramı yok. Yok! Denenmemiş pek hukuk davalarında da!

Kuduzdan Ölüme Tazminat

Musal: Daha az riski bile almak için insanların öncelikle bundan bir menfaat sağlayan insanlarla kendi aralarında bir bağ kurabilmesi lazım bence. Sivil itaatsizlikte bulunmak yada müdahale talebinde bulunmak sonucunda alınacak nispeten az riskin sonucunda elde edilecek olanın buna değmesi beklenmez mi? Başkalarını düşünmekten öte kendi içerisinde bir iç yolculuk yaparak kendisi için de gerekli olduğunu düşünmüş olan insan belki bu adımı atabilir, ne dersiniz?

Özay: Evet ama, Kenan Evren olayında 650 bin tane adamı kadını gözaltına aldılar dedik ya; kim onlar o 650.000 kişi? O 650.000 kişinin, yahu 6.500 tanesi davaya geliverse ya müdahil olsa ya! Senin tarifin niye icra olmuyor?

Aycan: Tazminat da kazanabilirlerdi! Çıkarları da vardı üstelik. Ceza davasında mahkum ederlerse tazminat da kazanabilirlerdi.

Musal: Burada Timur ile Nasrettin Hoca hikayesi söz konusu sanırım; bakın bakın bunlar 2. bir fil istiyor demiş ya.

Özay: Timurun filleri gibi bu aynen.

Hak Ararken Korkmamak çok önemli!

Aycan: Bence orada korku devreye giriyor, evet bu 12 Eylül darbecileri yargılanıyor ama buradan bir numara çıkmaz sonra olan yine bize olur mu dediler acaba?

Özay: Kesinlikle korku çok önemli! Hukuk; validen korkmamak, makamdan korkmamak, polisten korkmamak üzerinden yürürse iyi gelişme sağlar! İyi gelişme olur, yurttaşlık olur, iyi sivil itaatsizlik olur, iyi müdahillik olur, iyi hak arayıcılık oluşur, olur! Korkmamak çok önemli!

Aycan: Korkmamanın yolu nedir? Korkmamanın yolu örgütlenmek mi? Bir araya gelmek mi? Yan yana durmak mı? Toplumcu düşünceye sahip olmakla mı ilgili, yoksa her birey bunu yapabilir mi?

Özay: Her ikisi de! Üçü de!

Aycan: Bir çıkarın olduğu için de yola çıkabilirsin, kaybedeceğin çok şey olduğu için de yola çıkabilirsin!

Özay: Tabii

12 Eylül Davasında müdahil vekili olarak görev yapan Ömer Kavili ve Senih Özay ile ilgili bir gazete haberi
İtiraz Kültürü Neden Zayıf?

Aycan:  Şimdi Çeşme’yi kaybedeceksin, bugün gemi batar, zehirler orayı, yarın başka bir şey batar, Çeşme ölür biter; sen şimdi oportünist davranıp, “Ben Çeşme’de girmem Didim’de girerim denize canım” dersen yarın Didim de bitebilir. Toplumcu düşünceye sahip insanların bir araya gelerek bu duyarlığı yükseltememiş olmalarını ben anlayamıyorum, bir türlü kafama yerleştiremiyorum, çünkü büyük çıkar burada! Bugün köşedeki orman yanarsa, yarın başka bir yer yanarsa her taraf çorak olursa kapkara toprak kimin işine yarayabilir? İstanbul’a göre siz İzmirliler daha şanslısınız şimdilik, ama İzmir de büyük tehlike altında. Uçağa binip memleketin birçok bölgesine gittiğiniz zaman görürsünüz camdan aşağı baktığınızda, her taraf sapsarı toprak yahu! Muhtemeldir ki oralar eskiden İzmir gibi böyle yemyeşildi!

Evet eskiden örgütlü toplumlar yoktu, şimdi sivil toplum denilen bir şey var, dünya var, medya var, güçlü iletişim var, sosyal medya var, her şey var, insanların bir araya gelme olanakları çok daha fazla; üstelik risksiz bir araya gelmeler bunlar, yani hiçbir riski yok! Şuradaki ağaçları kesmeyin arkadaşlar diyeceksek bu haklı ve çok meşru bir şey, kimse seni gelip dövmez, öldürmez, en azından öldürmez! Çünkü bu herkesin kabul edebileceği ortak bir gayedir; bunda bile neden bir araya gelemiyor insanlar? Bunu bile neden talep etmiyorlar?

Kimi yerlerde ormanların ciğerini söküyorlar, göz göre göre, 3 kuruşluk mermeri çıkarmak için koskoca alanı yok ediyorlar; Kazdağlarını kaza kaza berbat ediyorlar. Büyük çıkarın, günübirlik olmayan büyük çıkarın, geleceğe kalması gereken büyük çıkarın korunması için; geleceğini daha parlak kılacak büyük çıkarın, çocuklarının geleceğinin, daha müreffeh yaşam verecek olan çıkarların, doğanın, tabiatın, en değerli varlıkların korunması yerine günü birlik menfaate neden odaklanılıyor? Rant elde etmek istiyorsan bile büyük çıkarı koruduğun zaman, toprağın daha değerli olacak, apartmanın daha değerli olacak yeşil olduğu zaman, ağaç olduğu zaman. Bunu neden insanlar idrak edemiyorlar? Buradaki problemin teşhisini nasıl yapıyorsunuz siz?

Özay: Şöyle bir yan var bence; ülkelerin  öyle vatandaşları var ki, biraz daha yaşayabilir, açlığa dayanabilir, ekmeği azalsa bile olsun ben yarım ekmekle idare ederim diyebilir, ayakkabı 3 tane olmazsa tek ayakkabı giyebilirim diyebilir, bu halk bunu diyebilir, daha azına razı olabilir, fakirliği bir yere kadar kabullenebilir, az parayla da yaşayabilir, maaşının yarısını Amerikan Doları biçse bile kabullenebilir, bütün bunlara evet diyebilir! Şimdi bu katsayı gidebildiği yere kadar gider bence… Ama sonra bir yerde bir şey kopacak, sivil itaatsizlik ve itiraz etme oradan başlayacak kanaatimce! Ama bu katsayı artana kadar sivil itaatsizliği de müdahilliği de beceremiyoruz. Nasıl yaparız da değişimi sağlarız düşüncesinin zayıflığının nedeni çok fazla parametreye bağlı! Ama bu olur, olacak!

Aycan: Elbette ki toplumun doğal dönüşümünde çeşitli siyasal dönüşümler gerçekleşebilir, ama ben bunu sormuyorum.

Özay : İbrahimmm, 2 jandarma alıyor koca köyü dedik. Gelirleri yarıya düşse de dayanırlarmış dedik… Kültürel zayıflık da fena değilmiş dedik yahu…

Manisalı üzümcüleri seviyoruz

Musal: İnsanların neden böyle olduğunu sorgulamak… Evet, insanlar çeşitli coğrafi koşullar altında yaşıyor, belirli öğrenmişlikleri var, küçük bir adım atarken bile bazı insanlarla tanışıyoruz, bazı şeyleri öğreniyoruz, sonraki adımımızı bu öğrendiğimiz, o attığınız adıma göre belirliyoruz, hayat öyle değişimlerle gelişiyor, devam ediyor. Birçok insan bu şekilde yetişmiş, bu şekilde yetişmiş olan insanların ne kadarını anlayabiliriz, nasıl değiştirebiliriz, neler yapılabilir veya doğru olan hangisidir, birlik içerisinde bir şeyi kabul edip yaşamak bir mutluluk getirir veya doğru tektir noktasında mı hareket ederiz, bunlar da tartışmalı şeyler. Nihayetinde, kendimizin dışında veya yaşamın dışında bakabileceğimiz şeyler herhalde sizin söylediğiniz gibi, doğa! Bu bizim asıl çevreleyenimiz, bizim sorumlu olduğumuz, bizim yok etmememiz gereken şey doğa; bunun üzerinden bir birleşim şeklinde belki bir hareketle bir düşünce akımı oluşabilir diye anlıyorum.

Senih Özay’ın vekil olarak görev yaptığı bir dava ile ilgili gazete haberi

Özay: Ama İbrahim’in aradığı şey şu; nasıl yenilerek, yanılarak bir zaman gelir de ve emperyalizm, bir kötüler topluluğu, hangi yol açıcı hareketi yaparlar da; buradaki halk, vatandaş, “yeter artık” der de büyük  etkili bir itiraz olur?

Önümüzdeki 3-5 yıl daha aynı şekilde kendi öz varlıklarını tüketen bu toplum mecbur kalmayacak mı geri kalan varlıklarını da satmaya, madenlerini hoyratça çıkarmaya, dağını delmeye, mallarını ucuza vermeye, mecbur değil mi? Mecbur!

Bu Amerikalı, Fransız, İngiliz firmalarla, ortaklıklarla beraber bu kadar kötücül ekonomik manevralar sırasında Artvinlinin, Manisalının ya da başka birinin bir yerleri acımayacak mı? Acıyacak! Bekleyeceğiz… Manisalı üzümcüleri seviyoruz…

Evrensel Gelişmelerle Uyumlu  Bütüncül Bakış Açısı Gerekiyor

Aycan: Siz ekonomik darboğazdan bahsediyorsunuz, OECD ortalamalarına göre zaten en az sosyal yardım dağıtan ülkeyiz, ayrıca yine OECD raporlarına göre ekonomik darboğazlarda ilk kesilen paralar sosyal yardımlar oluyormuş. Dünyada gerçekler böyle.

Özay: Bu konuda uzmanların çalışması lazım, sosyologların, farklı çevresel durumların analiz edilmesi lazım, dediğiniz gibi evrensel gelişmeler de bunlardan ayrı değil, bütüncül bir şekilde bakış açısı gerekir diye düşünüyorum.

Aycan: Senih abi, siz bana siyasal yorum yaptınız, benim sorduğum insana dayalı, toplumsal soruya zekice bir siyasal yanıt verdiniz. Benim aradığım şey siyasal yanıt değil, çünkü siyasal yanıt sorunu çözmüyor. Şu anda bulunduğumuz Homeros’a gelirken siz de görüyorsunuz, çirkin bir yapılaşma var, iğrenç değil mi? İzmir’e doğru, aşağıya doğru baktığın zaman… İstanbul’a geldiğin zaman rezalet ötesi! 20 yıl önceki İstanbul’a bir bak; her taraf orman, Ümraniye orman, Sultanbeyli orman, bildiğimiz kocaman orman her taraf, çalılık değil! Gecekondu yapmak yasak, orman kesmek yasak!

Siyasal yanıt yeterli olsaydı, devletin yasasına göre yasak olan şey yapılamazdı. Üstelik devletin otoritesinin en yüksek olduğu dönemlerde yapıldı bunlar. Koskoca ormanların yok edilip üzerine ruhsatsız, kalitesiz, şehir plansız binaların, gecekonduların dikilmesinden sadece tırnak içinde “kötü” dediğimiz insanlar mı sorumlu? Şimdi benim demek istediğim şey şu; toplumun yüzde 20’si “olmaz, hayır” dese… Bu ormanları kesip gecekonduları buraya yığamazsın demiş mi? Dememiş! Devlet de dememiş, toplumun belli bir azınlığı da dememiş yüksek sesle.

Özay: Benim oranım % 2! Ben ona razıyım! Sen 20 diyorsun ha ha ha…

Aycan: Benim gönlümden geçen aslında 82 darbe Anayasasına hayır diyebilen % 8 idi. Yüzde 8 olsa bile bu kadar kötülük olmaz. Yüzde 8 dese ki Çeşme’nin doğa yapısını bozamazsınız, yapamazlar. Yüzde sekiz belediye başkanını da, herkesi de harekete geçirebilir. Kötü bir şeyi engellemenin toplumda yüzde 10-20 gibi kemik bir kitlesi olsa ve her türlü ilkesizliğe, hukuksuzluğa karşı çıksa problemlerin birçoğu çözülür ve caydırıcı da olur, bunu neden sağlayamıyoruz, benim merak ettiğim şey bu!

Yılmadan Bıkmadan Hukuk Atraksiyonları Diyorum Ben!

Özay: Örgütlenme demiştin galiba değil mi?  Benim 2’im, senin 20’n var; ikisini de baz alabiliriz; örgüt arayalım, örgütlenmiş yapıları tarayalım, kötülüğe karşı çıkacak bir örgüt, kol kola girebileceğin bir örgüt; kimler onlar, hangi örgütler? Partiler mi? Sendikalar mı? Odalar mı? Barolar mı? Dernekler mi? Vakıflar mı? Ki ise onlar, sen bana iri yarı örgütleri sırala, benim yüzde 2’m de senin 20’n de rezil oluruz! O örgüt zincirini oluşturamadığından… Ama yine de umut vardır… Burada, İzmir’e sahip çık diye bir örgüt var, bende oranın aktif bir üyesiyim, İzmir’de 39 tane örgüt var bu oluşumda, İzmir İstanbullaşmasın diye çalışıyor; yahu bu 39 örgütün içinde bütün iri yarı meslek örgütlerinin, sendikaların, derneklerin isimleri, örgüt şeflerinin hepsi var…

Yahu toplantılara hiçbirisi gelmiyor yahuuu! Hiç birisi gelmiyor! E şimdi senin hayalin neydi, 20 var olur galiba idi..! Benim 2 geliyor, üyelerine sesleniyorlar, haydi gelin diyorlar, gelin şunu engelleyelim diyorlar yüzde 20’ye, Ben dahası diyorum ki yahu 20 olmasa bile bari şu 2 gelse diyorum; benim 2’m de gelmiyorlar! Onun için yılmadan korkmadan müdahillik, yılmadan korkmadan sivil itaatsizlik, yılmadan bıkmadan hukuk atraksiyonları diyorum ben!

Global Monsanto şirketinin zehirli olduğu tescillenen ürünlerinin yasaklanması için İdare Mahkemesi’ne giden Bergamalı çiftçiler Hamza Kural ve Tahsin Sezer’in avukatı Senih Özay, aralarında Monsanto ile onu satın alan Bayer şirketlerinin başkan ve CEO’ları ile bu zehirli ürünlerinin satılmasına göz yuman dünya genelindeki 194 ülke yöneticilerinin “insanlığa karşı suç” işlediğini ileri sürerek Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvurdu.
Ömer Kavili’nin Yaptığını Birçok Avukatın Denemesi Lazım

Musal: Sivil İtaatsizlik ve Başkaldırı kitabında diyordu ki; “Azınlık tüm ağırlığını ortaya koyarak tıkanma meydana getirdiğinde buna karşı koyulamaz, çoğunluğa uyan azınlık azınlık bile değildir.” Aslında sizin söylediğinizi ona bağlıyorum. Size şunu sormak istiyorum; sizin genelde tarzınız, duruşmalarda veya yazdığınız dilekçelerde manifesto yayınlamak gibi bir tarzınız var, veya bir eğitim vermek gibi, benim izlenimim o, bu ister istemez yaptığınız bir şey mi, yoksa bilerek, düşünerek yaptığınız bir şey mi? Bunu bir amaç edinerek mi, hukukun böyle olması gerektiğini, en azından mahkeme salonundakilere anlatmak istiyorum şeklinde mi, yoksa birçok şeyin birleşimi mi?

Avukat Ömer Kavili

Özay: Ömer Kavili’nin yaptığını da benim yaptığımı da, bu gibi birçok avukatın denemesi halinde baroların tıkanacağını, baroların hareketleneceğini düşünüyorum. Avukatların vayy beee diyerek azıcık belki  kıskanacağını düşünüyorum. Ne bu şovculuk belki denceğini… Bu, etkileye etkileye, böyle bir kelebek etkisi gibi çok hoş avukatlar, çok hoş gelişmeler  yaratır  bence… Yoksa aksi halde… Durum kötü… Kavili, ayağa kalkmıyor, mahkemeye direniyor, oturarak konuşuyor, bir süre sonra vücut dilim istiyor diyerek ayakta konuşuyor, hakimlerle sert usul tartışıyor. Yargılanıp duruyor. Tamam  fazla bireysel takılıyor. Bu iyi değil. Ama hoş görmek mümkün. Başka pek avukatlar da olmalı… Kavili öldü diyelim ki…  Hareket durmamalı… Ya da bir sürü Avukat olması lazım diye düşünüyorum. Ama ben bunları bilinçli olarak yapmıyorum, benimki bir film yapıyorum gibi.

Musal: Yani elinizden başka türlü gelmiyor, kendinizi ifade etme biçiminiz böyle.

Aycan: Bir nevi kendiniz için yapıyorsunuz, doğru mu?

Özay: Aynen

Gürültülü Gömerlerse Ben Sevinirim Yattığım Yerden!

Musal:  Peki, hayatın bu kadar geçici olduğunu düşünürsek, bu kadar geçici olan bir şey ne kadar ciddiye alınır diye düşünsek; sizin, ne olursa olsun ciddiye alınması gereken şeyler bunlardır dediğiniz şeyler nelerdir? Geriye bırakılması gereken bir manifestom budur dediğiniz neler var?

Özay: Ben öldüğüm zaman sessiz gömülmekten hoşlanmam; gürültülü gömerlerse ben sevinirim yattığım yerden! Bu bir gösterge; fark edilmek isterim. Gazetecilerle, televizyonlarla falan benim çok fazla ilişkim, hukukum vardı bir ara; o zaman kendi kendime düşünürdüm, benim burada doyuma ulaşan bir duygum mu vardı, egomu mu tatmin ediyorum, diye sönümlenme dönemimde Psikiyatra bile gittim. Kabzımal psikolojisi diye psikiyatride bir kavram varmış. Kabzımal nedir biliyor musun? Hallerde toplu meyve sebze satanlar… Psikolojide, yani bıraksan bile, satmasan bile, meyveyi satmıyorsun sebze var mı diye gelirlermiş, yada portakal satmıyorum dersen bile limon satabilirmişsin.

Avukat Senih Özay-Homeros Vadisi

Sonra şeker hastalığımla ilgili bir şeker doktoru ile tanıştırıldım,  baştabip Profesör, arkadaşım, beni şeker doçentine götürdü, yolda giderken dedi ki bu biraz sağ eğilimli gibi, sen rahatsız olma dedi. Profesör solcu, ben solcu, o değil gibiyiz. Ama adam da iyi bir doktormuş, girdik odasına, ayaktaydık. Bana dedi ki, “Üşür müsünüz çok” dedi. “Evet üşürüm” dedim. “Sizin ayakkabı numaranız büyüdü mü” dedi, evet “41 idi 42” oldu dedim. “Peki, bu parmağınızdaki evlilik yüzüğü sıkıştı da kuyumcular makasla kestiler mi” dedi. “Evet” dedim. “Sizin beyninizde bir ur var” dedi. “Ama tam nedir, yerini yurdunu bilmiyorum” dedi. Benim o sıralarda artık hayattan zevk alma duygum azalmıştı.

O ur için başka bir profesör vardı, beyin cerrahı; o beyin cerrahı beynimin ortasındaki o uru ne yapacaksa yapacak dediler. O da beni çok seviyordu, yakışıklı bir beyin cerrahı idi! Şımarıklıkla, kafamı keseceğini düşündüğüm için ona bir mektup yazdım, tıp dosyalarımın en üstüne koydum, “dünyanın en yakışıklı beyin cerrahına diye” başlıkla, şöyle yazdım; “Bu benim beynimdeki operasyon için hayatının en özel operasyonunu yapacağına inanıyorum, ben buna değerim‘’, nokta! Ukalalığımı görüyor musun, ukalalık değildi belki aslında bana göre. Ben kafamı keserek alacağını sanıyordum uru, biraz korktum herhalde… Fakat o benim burnumdan girdi, soğan cücüğü gibi tarif edilen bezelye büyüklüğündeki uru aldı çıktı. O cücük gidince ben hayattan zevk almaya başladım.

Sonradan bir konferans vardı, bir profesör konuşuyordu şeker hastalığı üzerine, gittim dinledim, profesör demesin mi dünyada şeker hastalığının % 98’i pankreas kökenli olup, % 2’si ise beynin ortasında hipotalamusun yanında büyüyen epifiz  bezinin cücük yapması halinde oluşur… meğer benim şeker hastalığım oradan kaynaklıymış, benim pankreasımda birşey yokmuş sağlammış. O da nedenmiş, cücük bölgem hormonların patronuymuş, bütün hormonları o yönetiyormuş, Hormonlarımı yönetmeye başlayınca hayattan zevk almaya başlamışım. Sonuç olarak o sağcı şeker doktoru buldu o uru, yakışıklı beyin cerrahı çıkardı.

 

Aycan: Evrenselcilik çözüm mü?

Aycan: Kişisel özellikleriniz ile hak savunuculuğu yaptığınız olaylardaki karakteristik davranışlarınızın bir şekilde bir biri ile örtüştüğünü tespit etmek gerekiyor. Şimdi size biraz önce yarım kalan konuyu sormak istiyorum. Biraz önce evrensel bakış açısı konusuna temas etmiştik ama yardım kaldı, o konuyu biraz açmamız gerekir. Evrensel bakış açısından kastımız nedir, bunu biraz irdelemek istiyorum.

Musal: Efendim Alaşehir’deki üzümü siz bozmayın, orada sıcak su kaynakları oluşmasın, o üzüm çeşidi bozulmasın, çünkü o üzümden dünyada başka bir yerde yok, bu yüzden size biz işte bizde olan ve sizin ihtiyacınız olan kilovatı şu kadar daha ucuz enerji satalım, verelim, çünkü o üzüm de bizim de hakkımız var, biz istiyoruz, bize lazım ve orada yetişen üzüm bütün dünyanın malı, başka yerde yetişmiyor, gibi şeyler düşünülebilir belki, ya da neler olabilir? Hayal ettiğiniz şeyler var mı? Şöyle bir teşkilat kurulması lazım, bir organizasyon, bir komite, yetkili bir organ…

Özay: Şimdi bakın, iyi niyetli insanlar var her yerde. Amerika’da, Fransa’da, Japonya’da. Her yerde… Hatta bunlar paralı, pullu da insanlar tabii… Şöyle şeyler düşünmüşler, hareketlenmişler.

Bir; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi yapalım, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kuralım demişler, kurmuşlar, gidiyor… Ama tabii ki politikadan çok etkilenen salaklıklarıyla beraber gidiyor.

İki; Roma Sözleşmesi yapmışlar, Roma Sözleşmesinde UCM diye Savaş Suçlarını yargılayacağız bu mahkemede demişler, bir tane başsavcısı var, bu başsavcı sayesinde ancak harekete geçebilir, bu başsavcı harekete geçirmiyor ki hiç! Cılız götürüyorlar bu işi!

Üç; Birleşmiş Milletlere bağlı Hollanda’da, Lahey’de Adalet Divanı var, bu da dünyadaki ne bileyim devletlerle devletler arasındaki ilişkilere bakan, savaşlar olmasın diye çalışan bir örgüt! Uluslararası yargı örgütü…

Parantez açalım; Lahey Adalet Divanına ben sizin ana sözleşmenizi çok iyi biliyorum, J.J. Rousseau’nun Sosyal Sözleşmesine dayalı bir ana sözleşmeniz var, bununla ilgili bakıyorsunuz her şeye, bu eksik bence, gelin bunun altına Doğa Sözleşmesi diye 2 numaralı bir sözleşme koyun, ikisine de bakarak yargılama olsun, mesela Türkiye’de, dünyada yılanların, horozların, babil bahçelerinin avukatıyım ben, bunlar savaştan hoşlanmıyorlar, savaşı durdurun diye dava açmıştım. Davalılar da dünyadaki bütün devletler! Böyle kılıklı Lahey’e dava açmışım ben!

Musal: İsterseniz sizi şöyle alalım, rakıları şuraya koyalım

Celal: Güneş geliyor yavaş yavaş geçelim o tarafa.

Aycan: Siz buraya geçin ben buraya geçeyim. Rakımı alırım ben.

Özay: Celal, bu adamın rakısını uzatsana yahuu! İbrahim iççç! Celal sen niye içmiyorsun, niye çocuğa rakı vermiyorsun, günde 8 saat rakı içiyorsun sen… İyi tanıyorsun bu mereti.

Aycan: Tamam içeyim, ben hızlı içiyorum biraz, sen içmiyorsun ya o bakımdan.

Küresel Bir Mahkeme Gerekli mi?

Özay : Nasıl gidiyor konuşmamız, hiç  değerlendirmiyorsunuz.

Musal: Harikaaa.

Aycan: Yavaş yavaş damardan girmeye başladık.

Özay: Oğlum, Lahey Adalet divanına bir gün gittiğinde, oradan bana mesaj çekerek, “Baba senin Lahey Adalet Divanında bir davan vardı, bana bir görev veriyor musun bir şey yapmamız lazım mı?” dediğinde, işte ben de ona ‘’Git hakimlerle görüş, nasıl bakıyorlar olaya‘’ dediğimde, bana dönmüş ve demişti ki; “Baba, görüştüm tek tük hakim böylesi hayvanların, bitkilerin de Davacı olabilmesine sıcak bakıyormuş” dedi. Muhteşem bir şey değil mi? Siz söyleyin!

Avrupa Birliği Adalet Divanı

Yılanlara avukat olsun diyoruz, onların hukuku olsun diyoruz, sizin söylediğiniz gibi evrendeki üzümü, Manisa’nın üzümünü İsveç’li adamın kadının da yeme hakkı var falan diyoruz…

Dört; bir de Avrupa Birliğinin özel bir mahkemesi var, Avrupa Topluluğu Uluslararası Mahkemesi, Lüxemburg’da! Avrupa Birliğinin sorunlarına bakıyor, mültecilerin sorunlarına bakıyor, pasaport vize… Şimdi kaç tane saydım? Ha Şimdi, birkaç  ay evvel Paris’te, hatırlarsanız eğer, iklim konferansı yapıldı. Bu konferansın en önemli yan gündemi Küresel Çevre Mahkemesi kuralım mı oldu!

Bugünlerde beşinci yada altıncı Uluslararası Mahkemenin ayak sesleri, beklenti bu… Ben bunun üzerine Barolar Birliğine başvurdum, dedim ki, bu Paris toplantısındaki bu gündem bütün dünyanın, baroların, barolar birliğinin desteğini alırsa, tamam tamam derseniz bu olur, bu kurulur işte! Kötü mü olur? Başka yapılar, diğerleri yarım mahkeme…

Aycan: Hakem gibi birşey… Devletlerarası hakem mahiyetinde…

Musal: İcrai yeteneği yok vesaire, tazminata hükmediyor ama icra edemiyor.

Benim  Umudum Var!

Özay: Hakem heyeti gibi bir şey denebilir, cılız belki ama, bunların olmamasındansa bunların olması ve bunların  gelişmesi beklenir… Ama istikameti güçlüye yarayışa değil… Bizdeki bazıları bile yeni yeni Birleşmiş Milletler veya güvenlik konseyinin üyeleri ki, işte 5 tane devlet nasıl olur da dünyayı yönetir diye haklı laflar söylüyorlar! Sadece Amerika, Çin, İngiltere, Rusya ve Fransa’nın güvenlik konseyini oluşturmasına! Bunların bir tanesi hayır dediği anda hiçbir karar hayata geçemiyor, böylece 5 tane devlet 200 küsur tane dünyanın devletini yönetiyor oluyor, buna karşı çıkışlar gerekiyor ve başlıyor da, benim  umudum var! Beğenirsiniz beğenmezsiniz! Bu gelişebilir diye bir umut olmalı! Kötü İç siyasetleri ıskaladım şimdilik tabii…

Musal: Bir mahkeme, küresel bir mahkeme mesela Paris’te dediğiniz gibi olabilir. Belki de çok işlevsel olabilir, yani buradan sizin dava açıp ben buradaki çam ağaçlarını kesenleri şikayet ediyorum, çam ağaçları adına avukatım, tedbir kararı istiyorum durdurun dediğinizde buna yanıt verebilen, icrai yeteneği olan bir mahkeme…

Burjuva Devlet Cihazının Bütün Kötülüklerin Anası Olduğuna İnanıyorum

Özay: Şöyle baktığımı düşünün, bunun bir teorik yanını,  şeyde bulurum; kimdi o, Alain Delon’un bir filminde vardı, dünyada her ülkede ayrı ayrı devrim değil, dünyada tek devrim olacak diyen adamın adı neydi? Troçki! Troçkizm bu soruya siyasi planda cevap verir ancak! Teorik siyasi planda!

Almanya’da Fransa’da, devrim beklenirken Rusya’da Lenin ile devrim patlarken, Troçki’nin bu işte yanlışlık var, olmaz, dünyada tek bir devrim beklemek lazım deyişi var, ben Troçki’ye de yakınım ama daha çok bu röportajda benimle ilgili şöyle bir büyük cümle isterim, yer alabilirse, mahzur görmem, “Burjuva devlet cihazının bütün kötülüklerin anası olduğuna inanıyorum.” Devlet cihazının!

Bir süre İstanbul’da da bulunan Lev Troçki

Ama bunu yıkmak isteyen proletarya devlet diktatörlüğü kuracağım diye koşuşturan sol devrimci dünya görüşünün de “Ulan bana bir burjuva devlet cihazı gibi bir proleterya devlet cihazı ile tanıştıracaksın, bu çok lüzumsuz, çok saçma, bana devlet cihazı tanıştırmadan gel, bana devlet cihazı adı verilen naneyle gelmiyorum diye gel” diyen bir siyasi harekete, sola benzeyen, anarşizm denebilir buna. Mihail Bakunin’in anarşizmi denebilir buna. Böyle bir siyasi görüşümün olduğunu söylemeliyim.

Aycan: Bir de komünizmin son aşamasında, doğal, mahkemesiz, devletsiz kendiliğinden yürüyen bir toplum hayali var ya, belki oraya daha yakınsınız?

Özay : Haa haaa… Onu bana gösterecekmiş de sonra öbürünü verecekmiş! O zaman sen bana diğerini gösterme hemen onu göstersene diyorum!

Bir Çevre Partisi Şart 

Musal: Hep böyle insanları bir araya getirebilecek olan sistemler kurma ve bu sistemler üzerinden de aslında iktidar güçleri oluşturmaya yönelik olan çalışmaları görüyoruz sürekli her yerde, bu dinle oluyor yada başka bir şeyle oluyor ama, doğayla ilgili olan ve bunun da bir mahkemesi ve yaptırımlar düzeni, işte bir doğa anayasası, büyük bir yasası gibi bir şey oluşursa bu en büyük ve aynı zamanda evrensel açıdan birleştirmeyi de beraberinde getirebilir diye düşünüyorum, bilmiyorum katılıyor musunuz?

Özay: Ben, hem katılıyorum hem de şu sıra Türkiye’de yapılan korkunç bir atağı sırasında, özellikle dünyada da olabilir, Türkiye’de, bu partiler yerine böyle senin anladığın anlamda bir partiye ihtiyaç olduğunu, böyle bir partinin şansIı olduğunu düşünüyorum. Böyle bir siyasi partinin hani Yeşiller Partisi gibi, Çevreci Parti gibi, Doğa Partisi gibi, Üzüm Partisi gibi, böyle bir partinin bu önümüzdeki 10 yıl, 20 yıl kadarlık süreçte, tam da senin söylediklerine, benim söylediklerime değen, dokunan, bir siyasi hareket  olabilir, hareket tutar yani! Koşullar var, koşullar uygun!

Aycan: Sizin Bergama’daki çevre hareketi çerçevesinde yaptığınız çalışmaları daha sistemli yapacak bir partiden bahsediyorsunuz sanırım. Bir parti olsa daha etkili mi olur?

Özay: Bergama’daki Sivil İtaatsizlik  konusunu çözmek için Genelkurmayda toplantılar yapıldı, bütün müsteşarlarla… Bunları, yani bizi nasıl durduralım diye, hatta aralarında subay psikiyatristlerin katıldığı toplantılar yapıldı.

Aycan: Yani bu olaya hükumetin dışında askeri cenahta mı müdahil olmuş? Bu kadar önemli miymiş, buraya altın madenini kurmak çok mu önemliymiş?

Bergama Çevre Hareketi 

Özay: Evet çok önemliydi, tabi canım buraya generaller geldi! Hava Kuvvetleri Komutanı Cumhur Asparuk diye bir adam vardı, o yönetiyordu cephesini. Altın çıksın diye, İzmir’e gelen orgeneraller Bergama’ya geldiler, eşleri ile beraber geldiler, onlara madende  altın hediye edildi. Biz de tabi, durmadan hukuken İzmir valisine dalaşıyoruz, İçişleri Bakanına dalaşıyoruz, generallere dalaşıyrouz, her yere saldırıyoruz, korkunç! Ve ben Sivil İtaatsizlik dersi aldım sayılır ya Bursa’da, Uludağ’da! Sivil İtaatsizlik meselesi biraz daha büyüyünce devlet ürktü ki bu söylediğim müsteşarlar, psikiyatristler toplantı yaptılar.

Mesela ürkmenin şöyle haklı bir nedeni vardı, Sayım günü sokağa çıkılmayıp insanlar sayılıyordu ya eskiden, bir iki adam ya da kadın elinde kocaman bir defter, seni sayıyorum adın, soyadın, işin filan diyorlardı. O zaman bu konuyu düzenleyen iki tane kanun vardı önemli, Nüfus Kanunu ile İstatistik Kanunu gibi bir şeydi…

Şimdi adlarını unuttum… Bu iki kanuna göre kendimi saydırmazsam eğer, cevap vermiyorum işte dersem eğer, başıma ne gelir? Onu öğrendim. 550 Lira para cezası gelir yazıyordu galiba, ama para cezasına karşı savcılıktan gelen ödeme emrine karşı bunu ben ödemiyorum dersen bu ceza iki katına çıkıyordu, bunu da ödemezsen cezaevine girersin, geceliği 10 Lira idi o zaman, yani 110 gün yatarsın, 1100 Lirayı ödemiş olurdun.

Senih Özay’ın Hayali: Doğa ve Toplumla Uyumlu Bir Hukuk Sistemi

Bergama’da biz, 1 gece yatanlar 1090 TL ödeyip çıkarlar, 5 gece yatanlar 1050 TL yatırıp çıkarlar  dedik müvekkillerimize… Bazı ablalar 110 gün yatacağız diye tutturdular. Böyle bir hukuki rejim vardı. Ben bu rejimi Bergama’daki köylülere öğrettim, ve Bergamalı köylüler, 4.000 köylü, nüfus sayımında ben yokum dedi. “Siz benim mahkeme kararlarımı saymıyorsunuz, bende nüfus sayımında kendimi  saydırmıyorum, yoku” dediler.  Devletin bu sayma numarasına biz de sizleri saymıyoruz, dediler! İşte bunun üzerine Savcı, o anılan parayı istedi, cevap verdirmedim, para cezası çıkardı, şimdi 4.000 kişiye… Ödemediler. Zorunlu olarak mahkemeye ceza ve hapis için dava açıldı.

Aycan: Toplu dava mı yoksa birebir hepsine ayrı ayrı davalar mı açıldı?

Nüfus Sayımına Katılmayanların Cezasını Beraat Etti

Özay: İşte, çok sanıklı dava… İnanamazsınız, cezaevine almaları gerekirdi, talepsiz zorunlu, ürkerek tecil ettiler. Kanun açık, bunu yapan adama iki katını verirsin, vermiyorsa parayı hapsi yatar vesaire! İşte yani bunu 1 Milyon kişi yapsa ne olur? Ya bunu  başka milyonlar benimserse? Ne demek istediğimi anladın değil mi? Korkunç!

Şimdi  bir alt kategoride, devletin anketine cevap vermeyenlere yasal 1130 TL mi ne ceza veriliyor. Cem Yılmazın kız arkadaşı olan hanım Anayasa mahkemesine kadar gitti ve ceza parası düşük, hak ve özgürlükler ihlali olmuyor diye red kararı ile sonuçlandı onunki…

Aycan: Başka suçlarda da var bu! İşte hakaret suçunda, işte propaganda suçuna muhalefet gibi yada başka başka! Yüzbin kişi bunu yapsa ne yapabilir hukuk? Bir ara çocuk suçlular konusu vardı 10 sene önce falan, binlerce çocuk suçludan bahsediliyordu. TBMM o zaman çare aramıştı.

Özay: E o kadar kalabalık olursan ondan sonra bu olay suç değil şekline dönüşüyor. N’aber?

Musal: Evet, bu çok ilginç bir şey, bir şey suçken işleyen çoksa, kalabalıksa suç olmaktan çıkarıyorlar, toplumsal kabul ya da bir arada tutmak için ya da işte…

Aycan: Fiili imkansızlık hali yaratılmış oluyor aslında. Senin koyduğun kurallara çok kişi karşı çıkarsa kurallar daha çok sorgulanır, onların kuralına dönüşür; işte bu sorguyu önleyebilmek için, düşünmesin, insanlar düşünmesin, sivil itaatsizlik konusunda düşünmesin mi isteniliyor? Hangi konularda sivil itaatsizlik yapılabilir, nerede başlarsınız itaatsizliğe gibi konulara toplum kafa yormasın mı isteniyor?

Çevre Düşmanları Şimdi Yandı- Gazete Haberi

Özay: Evet, onun kuralına dönüşüyor artık!

Aycan: Suç ve ceza felsefesinin bir mantığı var ya; toplumun çoğunluğunun kriminal gördüğü olay suçtur, toplumun tamamının, bu eylem suç değildir, ben de işliyorum, dediği yerde o eylem suç olmaktan çıkıyor, aslında sosyal bir gerçekliğe dönüşüyor.

Çok Yaramazlıklar Yaptım

Özay: Dur! O zamanın Bergama savcılarını ben şikayet ettim, benim büroma bir adam geldi, Bergama’nın bir ağır ceza reisiymiş, oturdu bilgisayarın başına, benim ifademi aldı, ben hiç böyle bir şey görmemiştim o zamana kadar! Benim odamda bilgisayarda, sekreter bile yok, o iki savcıyı şikayet ettim diye…  Yazdı yazdı… Siz o iki savcıyı şikayet ettiniz, hala şikayetçi misiniz, ısrarlı mısınız, ne yapalım şeklinde…

Aycan: Ne güzel işte, neden savcıları şikayet ediyorsunuz ki?

Özay: Yok bu tecilden önceki aşama… Savcılar davayı niye açmıyor açsa ya, müvekkillerimi hapse atsa ya, diye şikayet ediyorum. Bu olay nedeniyle… Görevi ihmal ettiler diye! Bu olayda görevini niye yerine getirmiyorsun diye… Çok yaramazlıklar yaptım, böylesi.

Musal: Bunlar da sizi enerjik tutuyordu sanırım.

Özay: Evet, bunlar bana yarıyordu tabi!

Karayoları Trafik Suçlusu- Gazete Haberi

Musal: Çok dalaşan insanlar hakkında, diğer insanlar tarafından bir algı oluşuyor, deniliyor ki, o öyle yapar! Belli bir süre sonra etkinliğini yitirme ihtimali de oluşuyor; buna karşı siz ne düşündünüz? Etkinliği yitirilebilir diye, gerçekten ciddi şeyler, mevzuata uygun şeyler, bu nedenle bunları yapıyorum ama, insanlar da fark etsin diye, kendilerine çeki düzen versin diye yapıyorum ama, nasıl olsa Senih bey gelince böyle yapacaktır gibi düşünürlerse…

Senih Özay: Devlet Küçülsün, Hatta Yok Olsun
Yeni Bir Şey Bulmak, Üretmek Gerek, Bu Mümkün!

Aycan: Delidir ne yapsa yeridir, fazla da ciddiye almayalım bunu, idare edelim gibi anlayışlar gelişebilir. Her yerde zaten böyle davranıyorsunuz diyebilirler. Algınız geçimsize, huysuza dönüşebilir. Derler ki sana; yatırım yapmak için dünyanın her yerinde ağaçlar kesilir, fabrika kurmak için gerekirse ormandan fedakarlık yaparsın, baraj yapmak için suyu kesersin, dereleri de kurutabilirsin, ekonominin gereğidir, milyonlarca insan var, bunlar sesini çıkarmıyorlar da alemin akıllısı sen misin? Devletin mahkemesini meşgul etme, burada sistem böyle, işimize gücümüze engel olma, bürokrasiyi tıkama, herkesin işi var gücü var, zamanımızı çalma diyebilirler. Zamanla hem devlet katında hem toplumsal gruplar katında hem de bireyler olarak seni suçlar duruma gelebilirler, meşruiyetinizi sorgulamak için sizi ciddiyetsizleştirmeye çalışabilirler…

Özay: Çok doğru, fakat ben Kaviliye de söylüyorum, Kavili uzun konuşma yeteneğine çok uygun bir avukatsın muhakkak, bir saat, 3 saat  konuşabilirsin, bu mümkün. Hatta bayıldım, bir filmin birinde, Burtlan Cesterdi idi sanırım, bir avukat iki gün iki gece savunma yaptı ve bayıldı. Tarihte örnekleri de var bunun, ama o kadar uzun konuşma yapma! Ama bazen başka türlü, bazen daha başka türlü yaparak asıl onu öne çıkarmak, onu kullanmak, yeni bir şey bulmak, üretmek gerek, bu mümkün! Ben bunu söylüyorum.

Mesela Tahsin Şahinkaya’ya, Kenan Evren’e 300 soru sordu Kavili, tabi bunların mesela 41 tanesi sorulup kamuoyunda çok tartışılsaydı daha iyi olmaz mıydı diye düşünmüşümdür. Ne demek istediğimi anladın mı? “Sizin eşinizin adı ne?” dedi mesela! Muhteşemdi! Hiçbir soruya yanıt vermeyen Tahsin Şahinkaya karısının adını da söyleyemiyor, işte bu zeka! Ya da bu çapraz sorgu…

Ömer Kavili Çok İyi Bir Sorgucu ve Çok İyi Bir Avukat 

Büyük bir hukuk profesörü var, yaşlı! O adamdan aldı dersi Kavili! Ve bir Amerikalı hukukçudan… Çapraz sorguyla ilgili öğrendiğini. Uygulama konusunda hepsinden daha iyi ama bence, Amerikalı’dan da iyi, profesörden de iyi, hepsinden iyi! Kavili uzun konuşabiliyor, hem de işte böyle “Karının adı ne?” tarzı sorular da sorabiliyor! O zavallı da avukattan talimat aldı, ona konuşma dediler, sus dediler ona! Şimdi adam susmak istiyor, susma hakkını kullanmak istiyor, ama karısının adını da söyleyemiyor!

Avukat Ömer Kavili ve Senih Özay bir arada

Aycan: Ofsayta düşürüyor!

Özay: Korkunç! Yani, değişik değişik hareketler, mesela artık Kavili şeye de geçti, ben şimdi canım ayakta konuşmak istiyor; buna geçti! Bazen, hani hakimle dalaşıyor ya; hakimler onun ayakta konuşmasını istiyor ama o oturarak savunma yapıyor, buna karşı çalışıp oturma hakkı elde etmişken, şimdi de ben artık oturacağım diyor! Bazen vücut ve beden dilim ayakta durmamı gerektiriyor, ayakta konuşmam gerektiği için ayağa kalktım diyor; şimdi o da anladı, o iyi bir avukat! Şov yanını ıskalayalım.

Aycan: Hakimler şimdi artık alıştılar, oturabilirsiniz, oturun lütfen avukat bey, avukat hanım diyorlar. Yahu, şimdiye kadar oturdum, şimdi oturmak istemiyorum, ben kalkmak istiyorum, ayakta konuşmak istiyorum, çünkü sen yüksek yerdesin zaten, ben ayağa kalkacağım ki göz teması kurabilelim, aynı seviyeye gelelim, değil mi ama?

Mahkeme Salonu Dans Pisti Gibidir 

Musal: Ciddiyetsizlik halinde görülebilmekle ilgili Konfüçyüs’ün bir sözü vardı; “Çizginin gerisinde kalmakla o çizgiyi aşmak aslında aynı şeydir”; her şeyi kararında bir şekilde yapınca, kişilere de ciddiyetsizlik damgası vurulamaz!

Özay: Onun inceliğini bilirsen ona göre davranıyorsun, ya oraya ya oraya savrulacağına, iyi bir dansçı gibi davran! İyi bir müzikal… Bunların hepsini topluca kullan! Amerika’da çok genç bir adam var; Derek Thomson adı… Bir kitap yazdı, Obama gibi diyor bir sözü diyor, üç kere tekrar edeceksin! Bazı insanlar, halk için, halkın önünde gibi laflar diyorlar ya… Orada 3 kez halk sözcüğünü kullanmak önemliymiş! Obama da yaparmış bunu! Başkaları da yapıyormuş! Bütün bu yöntemlerin etkililik adına önemi var, ama dans.. dans.. dans!

Aycan: Alışılmışın dışına çıkmak da etkili galiba, insanlar şovu sever, mesela iyi konuşan hatip bu coğrafyada tutulur, tabi kararınca ama, belki sizin konuşmanızı susturmaya çalışan yargıç bile belki içten içe hayranlık besliyordur kim bilir.

Özay: Mesela, hakimler benim hakkımda şöyle konuşmuşlar, beni çok onore etmişti; demişler ki “Senih Özay bir davada varsa, müvekkili otomatikman haklıdır, o kesin haklıdır duygusuna kapılıyoruz” demişler, bu adamın müvekkili haklıdır, belki de daha haksız tarafın avukatlığını yapıyorum ama, kötünün avukatıyım belki de; ama ona öyle geliyor, haklı gibi geliyor, güven duyuyor, iyi taraf olduğuma inanıyor. Ama ben de yüzde 99 ona gayretliyim ama…ha…

Gazete Haberi- İşkenceye Son Verilsin
Senih Özay ve Turşucu Davası 

Musal: Bir de şu olabilir, kendisinin çok önem verdiği insan hakları, hayvan hakları, doğa hakları gibi konularla bağdaşan bir kişilik olunca, zaten haklıdır gibi bir duygu da oluşabilir.

Aycan: Anılarınızı yazdığınız kitapta, davalara bakarken bir davaya çok güldüm.

Özay: Çanakkale davası mı, cinayet?

Aycan: Yok, asansörde tanıştığınız var ya!

Özay: Turşucu davası! İngiltere’den dönen turşuların davası! O davada hakimlerle olan diyaloglar ha ha…

Aycan: Anlatır mısınız lütfen?

Özay: İngiliz profesörleri, İngiliz insanı bu turşuyu yemez diye ihracattan iade ettiklerine göre Türkiye’de biz de sayın yargıç, Türk insanı bunu yiyebilir mi? Böyle demiş ve araştıralım demiştim. Türk bilim adamları bu turşuyu inceleseler de Türk insanı yer derlerse yiyecek, yiyemez derse yenmeyecek!

Bilirkişi incelemesi yapalım dedim, peki dediler, profesör heyeti oluştu, heyete götürdüm, dönen teneke turşularını… Yoksa turşu tenekeleri miydi onlar? Gösterdim, laboratuvara götürdüler, laboratuvardan “Bunu Türk insanı yiyebilir ” kılıklı  bir rapor geldi.

İngiliz’in Yemediği Turşuyu Türk Neden Yesin?

Şimdi duruşmadayız, televizyonlar ve gazeteciler var ama; çağırmışım; duruşmada ben dedim ki; Sayın Yargıç, ben raporu okudum; çünkü soracak okudunuz mu diye bana, tebliğ edecek falan ya; ben onu okudum dedim, İngiliz bilim adamları ile Türk bilim adamları arasında bir çelişki doğmuş oluyor, İngiliz insanı yemez demiş oldular, Türk insanları yer demiş oldular, efendim bu olay için biz uzaydan bilirkişi celp ederek bu çelişkiyi gidermemiz lazım dedim…

Aycan: Ciddi ciddi söylüyorsunuz değil mi?

Özay: Böyle söyledim aynen, ciddi ciddi! Ve sürdürdüm ciddiyetimi! Öyle bozuldu ki Reis, napıyorsunuz siz dedi, efendim ben sürdürüyorum iddiamı dedim, ben dedim, gelecek duruşmada Hürriyet gazetesi şu köşeye, falan Tv şu köşeye… Diğer köşeye de iri yarı bir adam getirmek istiyorum, başpehlivan ordulu Mustafa gibi iri yarı bir adam getirmek istiyorum dedim. Dev bir adam! 70’lik rakıyı susuz yuvarlayabilen bir adam! Ordulu Mustafa gibi adam bir de ince zayıf bir adam…

Turşuları yedirelim bakalım ikisine diyeceğim; reis bozuluyor, bir şeyler söylüyor bana; üye onu uyarıyor ama! Dalaşma diyor! Akın Bey diye iyi bir yargıç var, birazcık beni tanıyordu da, başkanı uyarıyordu! Ve hakikaten İbrahim ben o duruşmada neler yaptım yahuu! Dava o kadar karıştı ki, oradan çıktık turşuların sahibi var ya! Turşuların sahibi olan adam korktu; abi dedi iş para davasından çıktı dedi, bu iş nereye gidiyor, davayı bırakalım dedi adam!

(Avukat Senih Özay ile yapılan Nehir Söyleşi’nin yayınlanan dört bölümü tek parça halinde sunulmuştur. Hacimli söyleşinin devamı ilerleyen zaman diliminde kitap olarak Hukuk Ansiklopedisi okurlarına sunulacaktır.)

Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı – Banjul Şartı

0

Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı, 27 Haziran 1981 tarihinde Afrika Birliği tarafından kabul edilmiş, 21 Ekim 1986 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Afrika devletlerinin çoğunluğu tarafından imzalanmıştır. Afrika Birliği Örgütü bünyesinde, Afrika İnsan ve Halklar Hakları Komisyonu kurulmuş, sözleşme çerçevesinde komisyonunun görev, yetki ve çalışma sistemi kurulmuştur. 

Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı
 BAŞLANGIÇ

“Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı” adlı bu sözleşmenin Tarafları olan Afrika Birliği üyesi Afrika Devletleri,

Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisinin Monrovia, Liberya’da 17-20 Temmuz 1979 tarihleri arasında yapılan Onaltıncı Olağan Oturumunda, “diğerlerinin yanı sıra, insan ve halkların haklarını geliştirecek ve koruyacak organların oluşturulmasını temin eden bir Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı ön taslağı” hazırlanması hususunda aldığı 115 (XVI) sayılı Kararı hatırlatarak;

“Afrika halklarının meşru amaçlarını gerçekleştirmek için özgürlük, eşitlik, adalet ve onuru zorunlu hedefler olarak” düzenleyen Afrika Birliği Örgütü Şartını değerlendirerek;

Afrika’nın her biçimi ile sömürgecilikten arındırılması, Afrika halklarının daha iyi bir yaşamı gerçekleştirebilmeleri için işbirliğinin ve çabaların eşgüdümlü hale getirilmesi ve yoğunlaştırılması, Birleşmiş Milletler Şartını ve Evrensel İnsan Hakları Bildirisini gereğince dikkate alarak uluslararası işbirliğinin geliştirilmesi hususlarında anılan Şartın 2’nci maddesinde verilmiş olan resmi taahhüdü yeniden teyit ederek;

Esin kaynağını ve tanımını insan ve halkların hakları kavramı üzerinde yansıtan tarihsel geleneklerinin ve Afrika uygarlığı değerlerinin hassalarını dikkate alarak;

Bir yandan ulusal ve uluslararası korumayı meşrulaştırarak insan varlığının niteliklerinden çıkarsanan temel insan haklarını ve öte yandan halkların hakları gerçeğinin ve onlara saygı gösterilmesinin insan haklarını zorunlu olarak güvence altına aldığını tanıyarak;

Haklardan ve özgürlüklerden yararlanmanın, herkesin kendi payına düşen ödevleri yerine getirmesini de ifade ettiğini değerlendirerek;

Gelişme hakkına özel bir önem bağıllamanın bundan böyle zorunlu bulunduğuna; ve gerek düşünsel gerekse evrensellik açılarından, medeni ve siyasal hakların, ekonomik, sosyal ve kültürel haklardan ayrılamazlığına; ve ekonomik. Sosyal ve kültürel hakların tatminkar düzeye getirilmesinin, medeni ve siyasal haklardan yararlanabilmenin bir güvencesi olduğuna emin olarak;

Halen onurları ve gerçek bir bağımsızlık için mücadele eden ve sömürgecilik, yeni sömürgecilik, ırk ayrımı ve siyonizmin ortadan kaldırılmasını ve saldırgan yabancı askeri üslerin silahtan arındırılmasını ve özellikle ırk, etnik grup, renk, cinsiyet, dil, din ya da siyasal görüş temelindekiler olmak üzere her biçimi ile ayrımcılığın tasfiye edilmesini üstlenen halkların bulunduğu Afrika’nın bütünüyle özgürleştirilmesini gerçekleştirmekle ödevli olduklarının bilincinde olarak;

Afrika Birliği Örgütü, Bağlantısız Ülkeler Hareketi ve Birleşmiş Milletler Tarafından kabul edilmiş olan bildirilerde, sözleşmelerde ve diğer belgelerde yer alan insan ve halkların hakları ve özgürlükleri ilkelerine bağlılıklarını yeniden teyit ederek;

İnsan ve halkların haklarını, Afrika’da bu haklara ve özgürlüklere bağıllanan geleneksel önemi dikkate alarak, geliştirme ve koruma hususundaki ödevlerini gerektiği biçimde bağlı olduklarından emin bulunarak; aşağıdaki hükümlerde anlaşmışlardır:

KISIM I

HAKLAR VE ÖDEVLER

Bölüm 1

İnsan ve Halkların Hakları

Madde 1

Bu şartın tarafları olan Afrika Birliği Örgütü üyesi Devletler, bu Şartta düzenlenen hakları, ödevleri ve özgürlükleri tanıyacak ve bunlara etkinlik kazandıracak yasal ve diğer önlemleri almayı üstleneceklerdir.

Madde 2

Her birey bu Şartta tanınan ve güvence altına alınan haklardan ve özgürlüklerden, ırk, etnik grup, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da herhangi diğer görüş, uyrukluk ya da sosyal  köken, servet, doğum ya da başka statü gibi herhangi ayrım olmaksızın yararlanmaya hak sahibi olacaklardır.

Madde 3

  1.  Her birey yasa önünde eşittir.
  2.  Her bireyin yasa ile eşit olarak korunma hakkı vardır.

Madde 4

İnsan varlığı dokunulmazdır. Her insan, yaşamına ve kişi bütünlüğüne saygı gösterilmesine hak sahibidir. Hiç kimse bu hakkından keyfi olarak yoksun bırakılamaz.

Madde 5

Her birey, insan olmasına yerleşik onuruna saygı gösterilmesi ve hukuksal statüsünün tanınması hakkına sahiptir. Sömürü ve aşağılamanın, özellikle kölelik, köle ticareti, işkence, zalimane, insanlıkdışı ya da aşağılayıcı ceza ve muamele olmak üzere, her biçimi yasaktır.

Madde 6

Her birey kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahiptir. Hiç kimse, yasa tarafından önceden düzenlenmiş nedenler ve koşullar hariç, özgürlüğünden yoksun bırakılamaz. Özellikle, hiç kimse keyfi olarak gözaltına alınamaz ya da gözaltında tutulamaz.

Madde 7

  1.  Her birey davasının/taleplerinin dinlenmesine hak sahibidir. Bu hak aşağıdaki hususları kapsar:
  2.  Yürürlükteki sözleşmeler, yasalar, düzenlemeler ve geleneklerle tanınan ve güvence altına alınan temel haklarını ihlal eden tasarruflara karşı yetkili ulusal organlara başvurma hakkı;
  3.  Bir yetkili mahkeme ya da yargı yeri tarafından suçluluğu kanıtlanana dek masum sayılma hakkı;
  4.  Kendi seçeceği bir avukat tarafından savunulması hakkı dahil, savunma hakkı;
  5.  Bir tarafsız mahkeme ya da yargı yeri tarafından makul bir süre içerisinde yargılanma hakkı.
  6.  Hiç kimse işlendiği zaman yasal olarak cezalandırılabilir bir suç oluşturmayan bir eylem ya da ihmalinden ötürü suçlanamaz. İşlendiği tarihte hiçbir hükümle düzenlenmemiş bulunan bir suç için hiçbir ceza verilemez. Ceza kişiseldir ve yalnızca suçlu olan üzerinde uygulanabilir.

Madde 8

Vicdan, ibadet ve dinin serbest olarak yerine getirilmesi özgürlüğü güvence altına alınacaktır. Hiç kimse, hukuka ve düzene tabi olarak, bu özgürlüklerin kullanılmasını kayıtlayan önlemlere maruz bırakılamaz/tabi tutulamaz.

Madde 9

  1.  Her birey bilgi edinme hakkına sahip olacaktır.
  2.  Her birey görüşlerini, hukuk çerçevesi içinde ifade etmek ve yaymak hakkına sahip olacaktır.

Madde 10

  1.  Her birey, hukuka uygun olarak serbestçe örgütlenme hakkına sahip olacaktır.
  2.  Madde 29’da düzenlenen dayanışma yükümlülüğüne tabi olarak, hiç kimse bir örgüte girmeye zorlanamaz.

Madde 11

Her birey başkaları ile serbestçe toplanma/(bir araya gelme) hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanımı sadece yasa tarafından düzenlenmiş, özellikle ulusal güvenlik, emniyet, sağlık, ahlak ve başkalarının hakları ve özgürlükleri yararına yürürlüğe konulmuş bulunan, gerekli kayıtlamalara tabi olacaktır.

Madde 12

  1.  Her birey, ikamet ettiği Devletin yasaları ile belirlenen sınırlar içerisinde seyahat etme ve yerleşme özgürlüğü hakkına sahip olacaktır.
  2.  Her birey, kendi ülkesi dahil, herhangi bir ülkeden ayrılma ve kendi ülkesine geri dönme hakkına sahip olacaktır. Bu hak, sadece, ulusal güvenliğin, hukukun ve düzenin, genel sağlık ya da ahlakın korunması için yasayla öngörülen kayıtlamalara tabi tutulabilir.
  3.  Her bire, baskıya uğradığı zaman, o ülkelerin yasaları ve uluslararası sözleşmeler uyarınca, başka ülkelere sığınmayı araştırma ve sığınmacı statüsü elde etme hakkına sahip olacaktır.
  4.  Bu Şartın Tarafı bir Devletin ülkesine yasal olarak kabul edilmiş bulunan ve o Devletin vatandaşı olmayan bir kimse, yalnızca, yasaya uygun olarak alınmış bir karar ile sınırdışı edilebilir.
  5.  Vatandaş olmayanların kitle halinde sınırdışı edilmesi yasaklanacaktır. Kitle halinde sınırdışı etme, ulusal, ırksal, etnik ya da dinsel grupları hedef alanlar olarak anlaşılacaktır.

Madde 13

  1.  Her vatandaş, yasanın öngördüğü hükümler uyarınca doğrudan ya da özgür olarak seçilmiş temsilcileri aracılığı ile, ülkesinin yönetimine özgür olarak katılma hakkına sahip olacaktır.
  2.  Her vatandaş, ülkesinin kamu hizmetlerine eşit olarak girme hakkına sahip olacaktır.
  3.  Her birey, yasa önünde tüm kişilerin kesin biçimde eşitliği temelinde, kamu mülklerine ve hizmetlerine girme hakkına sahip olacaktır.

Madde 14

Mülkiyet hakkı güvence altına alınacaktır. Bu hakka sadece, kamusal gereksinim yararı ya da topluluğun genel menfaati nedeniyle ve konuya ilişkin yasaların hükümlerine uygun olarak müdahale edilebilir.

Madde 15

Her birey, eşitlik temelinde ve tatmin edici koşullar altında çalışma eşit işe eşit ücret alma hakkına sahip olacaktır.

Madde 16

  1.  Her birey, elde edilebilir en yüksek fiziksel ve zihinsel sağlıklılık halinden yararlanma hakkına sahip olacaktır.
  2.  Bu Şartın Tarafı Devletler, kendi halklarının sağlığını korumak ve hastalandıklarında tıbbi bakım görmelerini temin etmek için gerekli önlemleri alacaklardır.

Madde 17

  1.  Her birey, eğitim hakkına sahip olacaktır.
  2.  Her birey, kendi toplumunun kültürel yaşamında özgürce yer alabilir.
  3.  Toplum tarafından tanınan ahlaksal ve geleneksel değerlerinin geliştirilmesi ve korunması, Devletin ödevi olacaktır.

Madde 18

  1.  Aile, toplumun doğal ve temel birimidir. Aile, onun fiziksel ve moral sağılığını gözetecek olan Devlet tarafından korunacaktır.
  2.  Devlet, toplum tarafından tanınan ahlaksal ve geleneksel değerlerin gözeticisi olan aileye yardımcı olmakla ödevli olacaktır.
  3.  Devlet, kadınlara karşı ayrımcılığın her biçiminin ortadan kaldırılmasını ve ayrıca uluslararası bildiriler ve sözleşmelerde düzenlendiği üzere kadın ve çocuk haklarının korunmasını temin edecektir.
  4.  Yaşlılar ve özürlüler, fiziksel ve moral gereksinimlerini karşılayacak özel önlemlerle korunma hakkına da sahip olacaklardır.

Madde 19

Bütün insanlar eşit olacaktır; aynı haklardan ve saygınlıktan yararlanacaklardır. Hiçbir şey, bir halkın diğeri üstünde tahakküm kurmasını meşru kılmayacaktır.

Madde 20

  1.  Bütün haklar varolma hakkına sahip olacaktır. Bütün halkların sorgulanamaz ve devredilemez nitelikte kendi kaderini tayin hakkı olacaktır. Bütün halklar, kendi siyasal statülerini özgürce belirleyecek ve özgür olarak seçtikleri siyasaya uygun olarak ekonomik ve sosyal gelişmelerinin takipçisi olacaklardır.
  2.  Sömürge ya da baskı altında tutulan halklar, uluslararası toplum tarafından tanınan herhangi bir yola başvurmak suretiyle kendilerini tahakkümden kurtarmaları hakkına sahip olacaktır.
  3.  Bütün halklar, bu Şartın Tarafı Devletlerin yabancı tahakkümüne karşı verdikleri siyasal, ekonomik ya da kültürel özgürlük mücadelesine yardımcı olmak hakkına sahip olacaktır.

Madde 21

  1.  Bütün halklar, kendi doğal zenginlik ve kaynaklarını özgür olarak kullanacaklardır. Bu hak, münhasıran halkın çıkarları için kullanılacaktır. Hiçbir halde bir halk bu haktan yoksun bırakılmayacaktır.
  2.  Yamalanması durumunda, mülkünden yoksun bırakılan halkın, mülkiyetini hukuka uygun biçimde yeniden edinmesinin yanı sıra uygun tazminat alma hakkı da olacaktır.
  3.  Zenginlik ve doğal kaynaklardan özgürce yararlanma, karşılıklı saygıya, eşitlik temelinde değiş-tokuşa/mübadeleye ve uluslararası hukuk ilkelerine dayanan uluslararası işbirliğinin geliştirilmesi yükümlülüğüne halel gelmeksizin uygulanacaktır.
  4.  Bu Şartın Tarafı Devletler, kendi zenginlik ve doğal kaynaklarından özgür olarak yararlanma hakkını, tek tek ya da toplu olarak Afrika birliğini ve dayanışmasını güçlendirmek amacıyla kullanacaklardır.
  5.  Bu Şartın Tarafı Devletler, kendi doğal kaynaklarından doğurduğu avantajlardan kendi halklarının tam olarak yararlanmasını sağlayacak olan, özellikle uluslararası tekeller tarafından uygulananlar olmak üzere yabancı ekonomik sömürünün her biçimini ortadan kaldırmayı üstleneceklerdir.

Madde 22

  1.  Bütün halkların, özgürlük ve kimliklerini usulünce dikkate alarak ve insanlığın ortak mirasından eşit olarak yararlanarak, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda gelişmeye hakları olacaktır.
  2.  Devletler, tek tek ya da toplu olarak, gelişme hakkının uygulanmasını temin etmekle ödevli olacaklardır.

Madde 23

  1.  Bütün halkların, ulusal ve uluslararası barış ve güvenlik hakkı olacaktır. Birleşmiş Milletler Şartında vurgulanan ve Afrika Birliği Örgütü tarafından yeniden vurgulanan dayanışma ve dostça ilişkiler ilkeleri, Devletler arasındaki ilişkileri düzenleyecektir.
  2.  Barışın, dayanışmanın ve dostça ilişkilerin güçlendirilmesi amacıyla, bu Şartın Tarafı olan Devletler aşağıdaki hususları temin edeceklerdir:
  3.  bu Şart madde 12 çerçevesinde sığınma hakkından yararlanan herhangi bir kişi, geldiği ülke ya da bu Şartın Tarafı herhangi bir başka Devlet aleyhine yıkıcı faaliyetlerle iştigal etmeyecektir;
  4.  bu ülkeler, bu Şartın Tarafı herhangi bir Devletin halkı aleyhine yürütülecek yıkıcı ya da terörist faaliyetlerin üssü olarak kullanılmayacaktır.

Madde 24

Bütün halkların, kendi gelişmelerine elveren genel olarak tatmin edici bir çevreye sahip olma hakkı olacaktır.

Madde 25

Bu Şartın Tarafı Devletler, öğretim, eğitim ve yayın yollarıyla, bu Şartta düzenlenen haklara ve özgürlüklere saygı gösterilmesi ve bunları, özgürlüklere ve haklara olanların yanı sıra bunlara karşılık gelen yükümlülüklere ve ödevlere ilişkin olarak anlaşılmasını geliştirmek ve temin etmek ile ödevli olacaklardır.

Madde 26

Bu Şartın Tarafı Devletler, Mahkemelerin bağımsızlığını güvence altına almak ve Bu Şartta garanti edilen hakların ve özgürlüklerin geliştirilmesini ve korunmasını sağlayacak uygun ulusal kurumları kurmaya ve geliştirmeye izin vermekle ödevli altında olacaklardır.

Bölüm II

Ödevler

Madde 27

  1.  Her bireyin, ailesine ve topluma, Devlete ve yasal olarak tanınan diğer topluluklara ve uluslararası topluma yönelik olarak ödevleri olacaktır.
  2.  Her bir bireyin hakları ve özgürlükleri, başkalarının hakları, kolektif güvenlik, ahlak ve ortak çıkarlar gereğince dikkate alınarak kullanılacaktır.

Madde 28

Her bireyin, ayrımcılık yapmaksızın diğer bireylere saygı göstermek ve onları dikkate almak ve karşılıklı saygıyı ve hoşgörüyü geliştirmeyi, güvence altına almayı ve yeniden uygulamaya koymayı amaçlayan ilişkileri muhafaza etmek ödevi olacaktır.

Madde 29

Bireyin şu ödevleri de olacaktır:

  1.  Ailenin uyumlu biçimde gelişmesini korumak ve ailenin birleşmesi ve ona saygı gösterilmesi için çalışmak; her zaman ana-babaya saygı göstermek ve gereksinim duydukları zaman onların bakımını üstlenmek;
  2.  Fiziksel ve entelektüel yetilerini hizmetlerine amade kılarak kendi ulusal toplumuna hizmet etmek;
  3.  Vatandaşı bulunduğu yahut ikamet ettiği Devletin güvenliğini tehlikeye düşürmemek;
  4.  Özellikle ulusal dayanışmanın tehlikeye düştüğü zamanlarda olmak üzere, sosyal ve ulusal dayanışmayı korumak ve güçlendirmek;
  5.  Kendi ülkesinin ulusal bağımsızlık ve ülke bütünlüğünü korumak ve güçlendirmek ve yasalara uygun olarak ülkesinin savunulmasına katkıda bulunmak;
  6.  Kendi yeteneklerinin ve yeterliliğinin elverdiği en üst düzeyde çalışmak ve toplumun yararı için yasalarla öngörülen vergileri ödemek;
  7.  Hoşgörü, diyalog ve görüş alış-verişi anlayışı içinde, toplumun diğer üyeleriyle olan ilişkilerinde olumlu nitelikteki Afrikalı değerleri korumak ve geliştirmek ve genel olarak, toplumun moral yetkinliğini geliştirmeye katkıda bulunmak;
  8.  Yetilerinin elverdiği en üst düzeyde, her zaman ve her düzeyde, Afrika birliğinin geliştirilmesi ve başarılmasına katkıda bulunmak.

Kısım II

KORUMA ÖNLEMLERİ

Bölüm 1

Afrika İnsan ve Halkların Hakları Komisyonunun Kuruluş ve Örgütlenmesi

Madde 30

Bundan böyle “Komisyon” olarak anılan Afrika İnsan ve Halkların Hakları Komisyonu, Afrika’da insan ve halkların haklarını geliştirmek ve bunların korunmasını temin etmek üzere Afrika Birliği Örgütü bünyesinde kurulacaktır.

Madde 31

  1.  Komisyon, üstün ahlaki nitelikleri, dürüstlük, tarafsızlık, insan ve halkların hakları konularında yetkinlikleriyle bilinen, bilhassa hukuk alanında deneyimli kişiler dikkate alınarak, isim yapmış Afrikalı şahsiyetler arasından seçilen on bir üyeden oluşacaktır.
  2.  Komisyon üyeleri kişisel sıfatlarıyla hizmet göreceklerdir.

Madde 32

Komisyonda aynı Devletin birden çok vatandaşı yer almayacaktır.

Madde 33

Komisyon üyeleri bu Şarta Taraf Devletlerin aday gösterdikleri kişiler listesinden, Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisi tarafından gizli oy usulüyle seçilecektir.

Madde 34

Bu Şarta Taraf hiçbir Devlet, ikiden çok aday gösteremez. Adayların bu Şarta Taraf Devletlerden birinin vatandaşlığına sahip olmaları zorunludur. Bir Devletçe iki aday önerildiğinde bunlardan biri, o Devletin vatandaşı olmayabilir.

Madde 35

  1.  Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreteri, seçimlerden en az dört ay önce, bu Şarta Taraf Devletleri, adaylarını göstermeye çağıracaktır.
  2.  Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreteri, böylece aday gösterilen kişilerin alfabetik sırada bir listesini yapacak ve bunu, seçimlerden en az bir ay önce Devlet ve Hükümet Başkanlarına iletecektir.

Madde 36

Komisyon üyeleri altı yıllık bir süre için seçileceklerdir ve bunların yeniden seçilebilmeleri mümkündür. Bununla birlikte, ilk seçimde seçilen üyelerden dördünün görev süresi iki yıl sonra, bunların dışındaki üç üyenin görev süresi ise dört yılın sonunda bitecektir.

Madde 37

İlk seçimden hemen sonra Afrika Birliği Örgütü Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisi Başkanı, madde 36’da anılan bu üyelerin adlarını belirlemek üzere kura çekecektir.

Madde 38

Seçimlerden sonra Komisyon üyeleri, görevlerini tarafsızlık ve sadakatle yerine getireceklerine dair ant içeceklerdir.

Madde 39

  1.  Komisyonun bir üyesinin ölümü ya da istifası halinde Komisyon Başkanı, ölüm anından ya da istifanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren o yerin boşalmış olduğunu ilan edecek olan Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreterini derhal bilgilendirecektir.
  2.  Bir üye, Komisyonun diğer üyelerinin görüş birliği ile, geçici bir devamsızlık dışında herhangi bir sebepten dolayı görevlerini yerine getirmeyi durdurmuş ise, Komisyon Başkanı, o yerin bu andan itibaren boşalmış olduğunu ilan edecek olan Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreterini bilgilendirecektir.
  3.  Yukarıda öngörülen durumların her birinde Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisi, yeri boşaltan üyenin yerine geçecek şekilde, söz konusu üyenin geri kalan süresinin altı aydan az olmaması koşuluyla, bu kalan süreyi tamamlamak üzere dolduracaktır.

Madde 40

Komisyonun her üyesi, ardılı/halefi görevi üstlendiği tarihe kadar görevde kalacaktır.

Madde 41

Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreteri, Komisyon Sekreterini atayacaktır. Komisyonun görevlerini etkin şekilde yerine getirebilmesi için gerekli olan personel ve hizmetleri de ayrıca sağlayacaktır. Personel ve hizmet masraflarını Afrika Birliği Örgütü üstlenecektir.

Madde 42

  1.  Komisyon, Başkan ve Başkan Yardımcısını iki yıllık bir süre için seçecektir. Bunların yeniden seçilebilmeleri mümkündür.
  2.  Komisyon, kendi usul kurallarını düzenleyecektir.
  3.  Yedi üye oturum yeter sayısını oluşturacaktır.
  4.  Oyların eşitliği halinde Başkanın oyu belirleyicidir.
  5.  Genel Sekreter, Komisyon toplantılarına katılabilir. Genel Sekreter ne müzakerelere katılabilir, ne de oy kullanmayla yetkilidir. Bununla birlikte Komisyon Başkanı, onu, görüş bildirmek üzere davet edebilir.

Madde 43

Komisyon üyeleri görevlerini yaparken, Afrika Birliği Örgütü Ayrıcalıklar ve Bağışıklıklar Genel Sözleşmesinde sağlanan diplomatik ayrıcalık ve bağışıklıklardan yararlanacaklardır.

Madde 44

Afrika Birliği Örgütü Olağan Bütçesinde Komisyon üyelerinin maaş ve harcırahları için ödenek ayrılacaktır.

Bölüm II. Komisyon Yetkisi

Madde 45

Komisyonun şu görevleri olacaktır:

  1.  İnsan ve Halkların Haklarını geliştirmek ve özellikle:
  2.  İnsan ve halkların hakları alanında Afrika’nın sorunlarına ilişkin belge toplamak, çalışmalar ve araştırmalar yürütmek, insan ve halkların hakları ile ilgili ulusal ve yerel kuruluşları teşvik etmek, seminer, sempozyum ve konferanslar düzenlemek, bilgi yaymak ve gerektiği hallerde, Hükümetlere görüşlerini sunmak ve tavsiyelerde bulunmak.
  3.  Afrika Hükümetlerinin mevzuatlarına dayanak oluşturabilecek, insan ve halkların hakları ve temel özgürlükleriyle ilintili hukuksal sorunların çözülmesini amaçlayan ilke ve kuralları biçimlendirmek ve düzenlemek.
  4.  İnsan ve halkların haklarının geliştirilme ve korunmasıyla ilgili diğer Afrikalı ve uluslararası kuruluşlarla işbirliği yapmak.
  5.  İnsan ve halkların haklarının korunmasını bu Şartla belirlenen koşullar altında temin etmek.
  6.  Bir taraf Devletin, ABÖ’nün (Afrika Birliği Örgütü) bir kuruluşunun ya da ABÖ tarafından tanınan bir Afrika örgütünün istemi üzerine, bu Şartın tüm hükümlerini yorumlamak.
  7.  Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisi tarafından kendisine verilebilecek diğer işleri görmek.

Bölüm III

Komisyonun Usulleri

Madde 46

Komisyon, uygun herhangi bir araştırma yöntemini kullanabilir; Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreterini ya da kendisini aydınlatabilecek herhangi bir kişiyi dinleyebilir.

Devletlerin Yaptığı Başvurular

Madde 47

Bu Şarta taraf bir Devlet, Şartın tarafı bir başka Devletin Şarttaki hükümleri ihlal ettiğine inanmak için güçlü gerekçelere sahipse, yazılı bir başvuru yaparak o Devletin bu mesele hakkında dikkatini çekebilir. Bu başvuru, ayrıca ABÖ Genel Sekreterine ve Komisyon Başkanına da yöneltilecektir. Başvurunun yöneltildiği Devlet, başvurunun alınmasından itibaren üç ay içinde, meseleyi netleştiren yazılı açıklama ya da beyanı, başvuran Devlete yapar. Bu yazılı açıklama ya da beyan, uygulanan ve uygulanabilir olan yasaları ve usul hükümleri ve halihazırda verilmiş bulunan tazminata ya da olası başvuru yollarına ilişkin, konuyla ilgili olabildiğince geniş bilgiyi içermelidir.

Madde 48

İlk başvurunun, yöneltildiği Devlet tarafından alınması tarihinden itibaren üç ay içinde, mesele, ilintili iki Devleti tatmin edici şekilde iki taraflı müzakere ya da başka bir barışçıl usulle çözüme ulaştırılmadıysa her iki Devlet, meseleyi Başkan aracılığıyla Komisyona götürme hakkına sahip olacak ve ilgili diğer Devletlere bildirim yapacaktır.

Madde 49

Madde 47 hükümlerini dikkate almaksızın, bu Şartın Tarafı bir Devlet, başka bir Taraf Devletin Şart hükümlerini ihlal ettiği görüşünde izse, bu meseleyi, Başkana, Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreterine ve ilgili Devlete yönelteceği başvuruyla doğrudan Komisyon önüne götürebilir.

Madde 50

Komisyon kendisine sunulan bir meseleyi ancak, Komisyonun değerlendirmesine göre hukuk yollarının başarılması usulünün aşırı derecede uzun süreceği aşikar olmadıkça, varolan tüm iç hukuk yollarının tüketilmiş olduğuna emin olduktan sonra ele alabilir.

Madde 51

  1.  Komisyon ilgili Devletlerden, konuyla ilgili tüm bilgileri kendisine sağlamalarını isteyebilir.
  2.  Komisyon meseleyi incelerken ilgili Devletler, Komisyon önünde temsil edilebilir ve yazılı ya da sözlü açıklama sunabilirler.

Madde 52

Komisyon, ilgili Devletler ve diğer kaynaklardan gerekli gördüğü tüm bilgileri elde ettikten ve İnsan ve Halkların Haklarına saygıya dayanan dostça bir çözüme varmak için uygun tüm yolları denedikten sonra, Madde 48’de anılan bildirimden itibaren makul bir süre içinde, olguları ve vargıların açıklayan bir rapor hazırlayacaktır. Bu rapor ilgili Devletlere yollanacak  ve Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisine iletilecektir.

Madde 53

Komisyon, raporunu iletirken Devlet ve Hükümet Başkanları Kurulu’na, yararlı göreceği tavsiyelerde bulunabilir.

Madde 54

Komisyon, faaliyetlerine ilişkin olarak, Devlet ve Hükümet başkanları Meclisinin her Olağan Oturumuna bir rapor sunacaktır.

Diğer Başvurular

Madde 55

  1.  Komisyon Sekreteri, her oturumdan önce, bu Şarta Taraf Devletler dışındakilerin başvurularının bir listesini yapacak ve bunları, hangi başvuruların Komisyon tarafından incelenmesi gerektiğini gösterecek olan Komisyon üyelerine iletecektir.
  2.  Bir başvuru, eğer Komisyon üyelerinin basit çoğunluğu bu yönde bir karar verirse, Komisyon tarafından incelenecektir.

Madde 56

İnsan ve halkların haklarına ilişkin olup Komisyon tarafından alınan, madde 55’te yollaması yapılan başvurular aşağıdaki koşulları taşıyorsa incelenecektir:

  1.  Kimliğinin saklı tutulmasını istese de başvuruyu yapanları gösteriyor olması,
  2.  Afrika Birliği Örgütü Şartı veya bu Şartlara bağdaşır olması,
  3.  İlgili Devlet ve kurumlarına ya da Afrika Birliği Örgütü’ne yönelik küçük düşürücü ya da tahkir edici bir dille yazılmamış olması,
  4.  Tek dayanağının kitle iletişim araçlarıyla yayılan haberler olmaması,
  5.  Varsa iç hukuk yollarının, iç hukuk yollarına başvuru usulünün aşırı derecede uzun sürecek olması hali hariç tüketilmesinden sonra yapılmış olması,
  6.  İç hukuk yollarının tüketilmesinden ya da Komisyonun meseleyi ele alışından itibaren makul bir süre içinde sunulmuş olması,
  7.  Birleşmiş Milletler Şartındaki ya da Afrika Birliği Örgütü Şartındaki ilkeler ya da bu Şartın hükümleri uyarınca, ilgili Devletler tarafından çözümlenmiş bulunan vakalara ilişkin olmaması.

Madde 57

Tüm başvurular, esasa ilişkin herhangi bir inceleme yapılmadan önce, Komisyon Başkanı tarafından ilgili Devletin bilgisine sunulacaktır.

Madde 58

  1.  Komisyonun müzakere etmesinden sonra bir ya da daha çok başvurunun bir dizi ciddi ve kitlesel insan ve halkların hakları ihlallerinin varlığını ortaya çıkaran özel vakalarla açıkça bağlantılı olduğu görülürse, Komisyon, Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisinin dikkatini bu özel vakalara çekecektir.
  2.  Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisi, bundan sonra Komisyonun bu vakalara ilişkin derinlemesine bir çalışma yapmasını ve vargıları ile tavsiyelerinin de eklendiği, olgulara dayalı bir rapor hazırlamasını isteyebilir.
  3.  Komisyon tarafından usulüne uygun olarak saptanan bir acil vaka, bunun hakkında derinlemesine bir çalışma yapılmasını isteyebilecek olan Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisi Başkanına, Komisyon tarafından sunulacaktır.

Madde 59

  1.  Bu Şart hükümleri çerçevesinde alınan önlemler, Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisinin aksi yönde karar vereceği zamana kadar gizli kalacaktır.
  2.  Bununla birlikte Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisinin kararı üzerine rapor, Komisyon Başkanı tarafından yayımlanacaktır.
  3.  Komisyonun faaliyetlerine ilişkin rapor, Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisince incelendikten sonra, Komisyon Başkanı tarafından yayımlanacaktır.

Bölüm IV

Uygulanabilir Olan İlkeler

Madde 60

Komisyon, insan ve halkların haklarına ilişkin uluslararası hukuktan; özellikle insan ve halkların haklarına ilişkin çeşitli Afrika belgelerinin, Birleşmiş Milletler Şartının, Afrika Birliği Örgütü Şartının, İnsan Hakları Evrensel Bildirisinin, insan ve halkların hakları alanında Birleşmiş Milletler ve Afrika ülkeleri tarafından kabul edilen diğer belgelerin hükümlerinden olduğu kadar, bu Şartın Taraflarının üyesi bulunduğu Birleşmiş Milletler Uzmanlık Birimlerince kabul edilen çeşitli belgelerin hükümlerinden de esinlenecektir.

Madde 61

Komisyon, hukuk ilkelerini belirlerken tamamlayıcı ölçütler olarak, Afrika Birliği Örgütüne Üye Devletler tarafından açıkça tanınmış kurallar koyan diğer uluslararası genel ve özel sözleşmeleri; insan ve halkların haklarına ilişkin uluslararası normlara uygun Afrika pratiklerini, genel olarak hukuk/yasa şeklinde kabul bulmuş olan teamülleri; Afrika devletlerince tanınanların yanı sıra emsal kararları ve doktrin tarafından da tanınan hukukun genel ilkelerini göz önüne alacaktır.

Madde 62

Her Taraf Devlet, bu Şartın yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak her iki yılda bir, bu Şartta tanınan ve güvence altına alınan haklara ve özgürlüklere etkinlik kazandırmak amacıyla yapılan yasama tasarruflarına ya da diğer önlemlere ilişkin bir rapor sunmayı üstlenecektir.

Madde 63

  1.  Bu Şart, Afrika Birliği Örgütü Üyesi Devletlerin imzalamasına, onaylamasına ve katılımına açıktır.
  2.  Bu Şartı onaylama ya da bu Şarta katılma belgeleri Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreterine depo edilecektir.
  3.  Bu Şart, Afrika Birliği Örgütü Üyesi Devletlerin basit çoğunluğunun onaylama ya da katılma belgelerinin Genel Sekreter tarafından alınmasından üç ay sonra yürürlüğe girecektir.

Kısım III

Genel Hükümler

Madde 64

  1.  Komisyon üyeleri, bu Şartın yürürlüğe girmesinden sonra, bu Şartın ilgili Maddeleri uyarınca seçilecektir.
  2.  Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreteri, Komisyonun ilk toplantısını, Komisyonun oluşturulmasın izleyen üç ay içinde Örgüt Merkezinde toplayacaktır. Bundan sonra Komisyon, Başkanı tarafından yılda en az bir kere olmak üzere, her gerektiği zaman toplanacaktır.

Madde 65

Bu Şartı, yürürlüğe girmesinden sonra onaylayan ya da ona katılan her bir Devlet için, Şart, bu Devletin onaylama ya da katılma belgesini depo etmesi tarihinden üç ay sonra yürürlüğe girecektir.

Madde 66

Gerekli olursa, özel protokoller ya da anlaşmalar, bu Şart hükümlerine eklenebilir.

Madde 67

Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreteri Örgüt Üyesi Devletleri, her bir onaylama ya da katılma belgesinin depo edilmesi hususunda bilgilendirecektir.

Madde 68

Bu Şartta değişiklik, bir Taraf Devlet, Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreterine, buna yönelik yazılı bir istemde bulunursa, yapılabilir. Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisi, değişiklik taslağını, ancak tüm Taraf Devletler bu konuda, usulünce bilgilendirildikten ve Komisyon, değişiklik taslağını götüren Devletin istemi üzerine buna ilişkin görüşünü verdikten sonra değerlendirebilir. Değişiklik, Taraf Devletlerin basit çoğunluğuyla onaylanacaktır. Değişiklik, bunu anayasal usulüne uygun olarak kabul etmiş olan her bir Devlet için, Genel Sekreterin kabul ihbarını almasından üç ay sonra yürürlüğe girecektir.

Ölüm Cezasının Kaldırılmasına Dair Protokol 

0

Ölüm Cezasının Kaldırılmasına Dair Protokol, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) ek 6 nolu protokol olarak düzenlenmiştir.

Ölüm Cezasının Kaldırılmasına Dair Protokol, Türkiye tarafından 26.06.2003 tarihli 4913 Sayılı ölüm cezasını ortadan kaldıran kanunla kabul edilmiş ve Resmi Gazete’nin 01.07.2003 tarihli sayısında yayımlanmıştır. Protokol Bakanlar Kurulu’nun 15/08/2003 tarih ve 2003/6069 sayılı kararı ile onaylanmıştır. Protokol onay belgesinin Avrupa Konseyi genel Sekreterliğine depo edilmesiyle Türkiye bakımından 01/12/2003 tarihinden itibaren yürürlük kazanmıştır.

Türkiye AİHS’e ek 13 numaralı Protokol’ün de tarafıdır. Türkiye, bu Protokol ile ilgili 16/10/2005 Tarih ve 5409 Sayılı “İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesine Ek, Ölüm Cezasının Her Koşulda Kaldırılmasına Dair 13 No’lu Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun” u çıkarmıştır, Bakanlar Kurulunun 17/11/2005 Tarih ve 2005/96849 sayılı kararı ile bu protokolün onaylanması kararlaştırılmıştır. Türkiye bakımından 13 No’lu Protokol 01/06/2006 tarihinden itibaren yürürlük kazanmıştır.

Ölüm Cezasının Kaldırılmasına Dair Protokol 
1 Mart 1985

4 Kasım 1950’de Roma’da imzalanan (bundan sonra “Sözleşme diye geçecek) İnsan Haklarını ve Temel Özgürlüklerini Korumaya dair Sözleşmeye bu Protokol imzalayan Avrupa Konseyi üyesi Devletler, Avrupa Konseyi üyesi bir çok Devlette meydana gelen gelişmelerin, ölüm cezasının kaldırılması yönünde genel bir eğilimi ifade ettiğini göz önünde bulundurarak, aşağıdaki hükümlerde anlaşmışlardır:

Madde 1

Ölüm cezası kaldırılmıştır. Hiç kimse ölüm cezasına mahkum edilemez ve verilen ölüm cezası infaz edilemez.

Madde 2

Bir Devlet, savaş zamanında ve çok yakın bir savaş tehlikesi olduğu zamanlarda işlenen fiillerle ilgili olarak, ceza yasasına ölüm cezası öngören hükümler koyabilir. Ölüm cezası, sadece yasada belirtilen durumlarda ve bu yasa hükümlerine uygun olarak verilebilir. Bu Devlet, söz konusu yasanın ilgili hükümlerini Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bildirir.

Madde 3

Sözleşmenin on beşinci maddesine dayanılarak, bu Protokol hükümleriyle getirilen yükümlülükte her hangi bir azaltma yapılamaz.

Madde 4

Sözleşmenin elli yedinci maddesine dayanılarak, bu Protokolün hükümlerine her hangi bir çekince koyulamaz.

Madde 5

a) Bir Devlet bu Protokolü imzalarken, ya da onay veya kabul veya uygun bulma belgesini verirken, bu Protokolün uygulanacağı ülke ya da ülkeleri belirtebilir.

b)Bir Devlet daha sonraki bir tarihte Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine göndereceği bir bildirimle, bildirimde belirtilen diğer ülkeleri bu Protokolü uygulanma kapsamına alabilir. Protokol bu yerler bakımından, bildirimin Genel Sekreter tarafından alınması tarihini izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.

c)Yukarıdaki iki fıkraya göre yapılan bir bildirim, bu bildirimde belirtilen ülkeler bakımından Genel Sekretere gönderilecek bir duyuru ile yürürlükten kaldırılabilir. Yürürlükten kaldırma, Genel Sekreterin bu duyuruyu aldığı tarihi izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.

Madde 6

Sözleşmeci Devletler bakımından bu Protokolün 1-5. Maddeleri, Sözleşmeye ilave edilmiş Maddeler olarak kabul edilir ve Sözleşme hükümleri buna göre uygulanır.

Madde 7

Bu Protokol, Sözleşmeyi imzalamış olan Avrupa Konseyi üyesi Devletlerin imzasına açıktır. Bu Protokol, Üyeler tarafından onaylanır, kabul edilir ya da uygun bulunur. Bir Avrupa Konseyi üyesi Devlet, Sözleşmeyi daha önce ya da bu Protokol ile birlikte onaylamamış ise, sadece bu Protokolü onaylayamaz, kabul edemez veya uygun göremez. Onaylama, kabul etme, uygun bulma belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterine verilir.

Madde 8
a) Bu Protokol, Avrupa Konseyi üyesi beş Devletin 7. Maddeye göre kendilerini bu Protokol ile bağlamak istediklerini açıkladıkları tarihi izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
b) Bu Protokol ile bağlanmak istediğini daha sonra açıklayan bir Devlet bakımından bu Protokol, onay, kabul ya da uygun bulma belgesinin verildiği tarihi izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Madde 9

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, bu Protokol ile ilgili konuları Avrupa Konseyi üyesi Devletlere bildirir:

a) bir imza,

b) onay, kabul, uygun bulma belgesi verilmesi,

c) beşinci ve sekizinci maddelere göre bu Protokolün yürürlüğe girdiği tarihler,

d) bu Protokol ile ilgili başka her hangi bir bildirim veya haber.

Aşağıda imzası bulunanlar, usulüne uygun biçimde yetkilendirilmiş olarak, bu Protokolü imzalamışlardır.

28 Nisan 1983’te Strasbourg’ta, eşit ölçüde geçerli olmak üzere İngilizce ve Fransızca olarak yazılan bu metinler, tek bir nüsha halinde Avrupa Konseyi arşivinde saklanır. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, her bir Avrupa Konseyi üyesi Devlete onaylı bir örneğini iletir.

Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun

0
Atatürk Üniversite Öğrencileri ile birlikte

Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun, Türkiye’de, ilkokul lise ve yüksek öğretimin belli esaslara göre düzenlenmesi için 2 Mart 1926 tarihinde kabul edilmiştir. Kanun, 03.04.1926 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiş, 5 haziran 1928 tarihli 1338 sayılı kanun ile tadil edilmiştir.

Devletin izni olmadan okul açılamayacağı karar altına alınmış ve okullarda hangi derslerin ne şekilde okutulacağı bu kanunla belirlenmiştir.

Eğitim sistemi düzene sokulmuş, bugünkü eğitim sistemi ana çizgileri ile kurularak laik ve bilimsel eğitime göre düzenlenmiş; bugünkü sistem ana hatları ile Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun ilea kurulmuştur.

Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun ile okul açma yetkisi tamamen Milli Eğitim Bakanlığına verilmiş; Yabancı okullarda Türkçe Tarih Coğrafya ve Felsefe derslerinin Türk öğretmenler tarafından okutulması karara bağlanmıştır.

Tefsir ve Tefsir Tarihi, Hadis ve Hadis Tarihi, Fıkıh Tarihi, Kelâm Tarihi gibi dersler, müfredattan kaldırılmış, ilköğretim ücretsiz ve zorunlu olmuş, karma eğitim ilkesi kabul edilmiştir.

Maarif teşkilâtına dair kanun

(Resmî Ceride ile neşir ve ilânı : 3/IV/1926 – Sayı : 338)

No. 789

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab
BİRİNCİ MADDE

Türk dili ve buna müteallik bilcümle ilmî meseleler ile iştigal etmek üzere Maarif vekâletinde b ir dil heyeti teşkil edilmiştir. Heyet azalarının ne suretle tayin edilecekleri ve vazifelerinin hududu icra Vekilleri Heyetince yapılacak bir talimatname ile gösterilir.

İKİNCİ MADDE

Münhasıran talim ve terbiye işlerile iştigal etmek üzere Maarif vekâletinde bir talim ve terbiye d airesi ihdas olunmuştur. Bu daire bir reisin idaresi altındadır. Dairenin şubelerile teşkilâtını idare etmek üzere reisten başka azamî on mütahassıs bulunacaktır. D aireye lüzumu kadar memur tayin olunur.

Daire reisi, vekâletin; azalar, daire reisinin teklifi ve vekâletin inhasile icra Vekilleri Heyetince tayin olunur. Dairenin teşkilâtı ve vazifesinin hududu icra Vekilleri Heyetince yapılacak bir talimatname ile tesbit ve tayin edilir.

ÜÇÜNCÜ MADDE

Maarif vekâleti veya diğer bir vekâlet tarafından açılmış veya lüzumuna göre açılacak mekteplerle bilûmum hususî mekteplerin derecelerinin tayini Maarif vekâletine aittir. Diğer vekâletlere merbut orta tedrisat derecesindeki mekteplerin programları alâkadar vekâletle Maarif vekâleti tarafmdan müştereken yapılır. Yüksek tedrisat mekteplerinin programları Maarif vekâletinin mütaleası alınmak şartile ait olduğu vekâlet tarafından tanzim ve Maarif vekâletince tescil olunur.

DÖRDÜNCÜ MADDE

Türkiye’de hiç bir mektep Maarif vekâletinin ruhsat ve muvafakati olmaksızın açılamaz. Vekâletler muayyen tahsil dereceleri haricinde kendi memur ve mensupları için muvakkat kurs ve talimgahlar açabilirler.

BEŞİNCİ MADDE

İlk mektepler
1 – Şehir ve kasaba gündüz,
2 – Şehir ve kasaba yatı,
3 – Köy gündüz,
4 – Köy yatı mektepleridir.

Gündüz ilk mektepleri vilâyetlerin idarei hususiye varidatile açılır.

Şehir ve kasaba yatı mekteplerini muhtaç kimsesiz çocuklara mahsus olmak üzere Maarif vekâleti açar. Bu nevi mektepler aranılan şartları haiz olmak üzere vekâletin müsaadesile mahallî idareler ve belediyeler tarafından dahi açılabilir.

Köy yatı mektepleri, mektebi olmayan köylerin çocuklarına mahsustur. Bu mektepler gerek umumî ve gerek hususî bütçelerle idare olunabilir.

Bilûmum köy mektepleri idare ve talim heyetleri, çocukları köy hayatından ayırmayacak bir talim ve terbiye usulünü tatbik ile mükelleftir.

Köy mekteplerinin tahsil müddeti en az üç senedir.

ALTINCI MADDE

İlk tedrisat mektepleri Maarif vekâletinin müsaadesile açılır. Bunların proğramlarile tedris tarzlarının tayini ve murakabesi Maarif vekâletine aittir, ilk tahsil çağındaki çocuklar meslek mekteplerine giremezler, ilk tahsil çağım geçirmiş ve hiç tahsil görmemiş çocukları kabul eden müesseseler bunlara ilk tahsili de vermeğe mecburdur.

YEDİNCİ MADDE

Orta tedrisat mektepleri:
1 – Liseler,
2 – Orta mektepler,
3 – İlk muallim mektepleri,
4 – Köy muallim mektepleridir.

Bu mekteplerden başka yüksek ve orta muallim mektepleri vardır!

Yüksek muallim mektebi lise muallimlerini, orta muallim mektebi orta mekteplerle ilk ve köy muallim mekteplerinin muallimlerini ve ilk tedrisat müfettişlerile tatbikat müdürlerini yetiştirir.

SEKİZİNCİ MADDE

İlk, orta ve yüksek muallim mektepleri mezunları vekâletin göstereceği yerlerde sekiz sene hizmet etmeğe mecburdurlar. Bu müddet zarfında kendi isteğile meslekten ayrılan muallim mektebi mezunlarının, tahsilde bulundukları müddete ait mektep masraflarından hisselerine düşen miktarı, yüzde elli fazlasile ve aslının faizile birlikte, kendilerinden veya kefillerinden tahsili
emval kanununa tevfikan tahsil edilir. Bu gibi muallim mektebi mezunları borçlarını ödemedikçe Devlet dairelerinden hiç birinde kullanılamazlar.

Mecburî hizmetten kaçan muallimleri badelihtar istihdam eden malî ve iktisadî müesseselerle ticarethaneler, bu tazminatı üzerlerine almış sayılırlar. Muallim mektepleri talebesinden tahsili isteğile bırakanlarla muallim mekteplerinden şimdiye kadar çıkmış olanlar ve ecnebi memleketlerde Devlet parasile tahsil edenler ayni ahkâma tabidirler.

DOKUZUNCU MADDE

İlk tedrisat muallimlerinin maaşları en az on beş liradır, ilk tedrisat muallim muavinlerinin maaşları en az sekiz liradır.

Orta tedrisat sabit muallimleri staj müddetinde iki bin kuruş maaş alırlar.

Muallim unvanını kazandıkları tarihten itibaren maaşları iki bin beş yüz kuruşa iblâğ edilir. Orta tedrisat mevkut muallimlerinin maaşı bin beş yüz kuruştan başlar.

Staj müddetinin nihayetinde bin yedi yüz kuruşa çıkarılır.

Gerek orta ve gerek ilk tedrisat sabit muallimlerinin maaşlarına her üç senede yüzde on beş ve mevkut muallimlerin maaşlarına yüzde on nisbetinde zam icra edilir.

ONUNCU MADDE

Devlet hizmetlerinden birimde müstahdem bulunan bir zata, görülecek ihtiyaca binaen, bir muallimlik verildiği takdirde, o derse ait muallimlik mebde maaşı ile tahsisatı nisbetin do ücret verilir.

ON BİRİNCİ MADDE

İlk tedrisat muallim ve muavinlerine ayrıca ayda bin kuruştan çok, beş yüz kuruştan az olmamak üzere ev kirası verilir.

ON İKİNCİ MADDE

Maarif hizmetinde asıl olan muallimliktir.

ON ÜÇÜNCÜ MADDE

İlk mektepler müdür ve başmuallimlerine, kıdemlerine göre alacakları muallimlik maaşından başka, idarî hizmetlerine mukabil olmak üzere ücret olarak, ilk tedrisat meclislerinin kararile, ayda on liradan yirmi liraya kadar tahsisat verilir.

İlk tedrisat müfettişleri kıdemlerine göre alacakları maaştan, başka ücret olarak, vilâyet maarif idarelerinin takdiri ve vekâletin tasdiki ile, on beş liradan otuz liraya kadar tahsisat alırlar.

ON DÖRDÜNCÜ MADDE

Orta mektep müdürleri kıdemlerine göre kanunen alacakları maaştan başka idarî vazifelerine mukabil, ayda yirmi liradan otuz liraya kadar ücret alırlar.

Lise ve muallim mektepleri müdürleri kıdemlerine göre kanunen alacakları maaştan başka, idarî hizmetlerine mukabil, otuz liradan altmış liraya kadar ücret alırlar.

ON BEŞİNCİ MADDE

Vazifesinde müsbet mesaisi, ehliyet ve iktidarı mahallinin en büyük maarif makamı tarafından esbabı mucibeye müsteniden beyan edilerek kendilerine takdirname verilmesi teklif olunan muallimlere, müdürler encümeninin inhasile, vekâlet tarafından takdirname verilir, iki senelik hizmeti filiye zarfında üç takdirname alan muallimin müddetine bir sene zammedilir.

İki sene zarfında bu suretle üç defa tevbih cezasına uğrayan muallimlerin kıdemleri bir sene tenzil olunur.

ON ALTINCI MADDE

Maarif meslekinin her hangi şubesinde vazife ifa eden muallimlerle mebus ve asker olanların müddeti hizmetleri kıdemlerine zammolunur.

Ancak mazereti makbuleye müstenit olmaksızın muallimlikten çekilen ve bilâhare muallimliğe gelmek isteyen kimselerin eski kıdemleri nazarı itibara alınmaz.

ON YEDİNCİ MADDE

Uzaklıklarına veya sıhhî ve idarî esbaptan dolayı hususî vaziyetleri haiz olmalarına binaen icra Vekilleri Heyetince tayin ve tefrik ve dereceleri tesbit olunan mahallere bu mahaller haricinden gönderilen muallimlere, sülüsten misle kadar maaş zam ve ana göre tahsisatı fevkalâde ita ve iki senei kâmileye mukabil bir seneye kadar zammolunur. Bu gibi mahallere gönderilen muallimler üç senei kâmile nihayetinde başka mahalle tahvillerini bihakkın talep edebilirler.

Müracaatları ertesi tedris senesi iptidasma kadar terviç olunmayan muallimlerin istifaları mücaz olup kendilerine memuriyeti sabıkalarına muadil memuriyet verilinceye kadar tam maaş ve tahsisat ita kılınır.

ON SEKİZİNCİ MADDE

Maarif vekâletinin meslekî hizmetlerile mektep müdürlüklerine münhasıran müderris ve muallimler tayin olunur.

ON DOKUZUNCU MADDE

Bu kanunun neşrinden sonra ilk muallim mekteplerile köy mailim mekteplerinden mezun olanlara elbise ve teçhizat bedeli olarak bir defaya mahsus olmak üzere seksener lira verilir.

YİRMİNCİ MADDE

Türkiye maarif teşkilâtı itibarile mıntakalara ayrılmıştır.

Bir veya bir kaç vilâyetten teşekkül eden her mıntakada bir maarif emini bulunur. Her vilâyette ayrıca bir maarif müdürü veya memuru dahi vardır.

YİRMİ BİRİNCİ MADDE

Maarif emini, ilk mektep muallim ve muallim muavinlerile müdür ve başmuallimlerini, ilk tedrisat müfettişlerini, eminlik maiyetindeki kalem heyetini, maarif mıntakası dahilindeki vilâyetlerin maarif kalemi başkâtip ve kâtiplerini ve vekâletçe tayin ve vekâlet emrine alınmaları kendilerine bırakılacak diğer maarif müntesiplerini kanun ve talimatnameler dairesinde tayin ve vekâlet emrine alır. ihtar, tektir ve katı maaş gibi cezalar da verir.

Maarif eminleri vilâyet bütçelerindeki maarif tahsisa ti hakkında meclisi umumîlere arzedilmek üzere vilâyetlere teklifatta bulunurlar. Maarif eminleri, mıntakası dahilindeki orta tedrisat mekteplerini de murakabe ederler.

YİRMİ İKİNCİ MADDE

Maarif vekâleti muallimleri – maaş ve sınıflarına halel gelmemek üzere – lüzum gördüğü yere tahvil eder. Bilâmazeret kabul
etmeyenler müstafi addolunur.

YİRMİ ÜÇÜNCÜ MADDE

Maarif hizmetine dahil olan muallimlerin maaşlarından yirmi yaşına kadar aidatı tekaüdiye tevkif edilmez.

YÎRMÎ DÖRDÜNCÜ MADDE

Türkiyede yapılacak resmî mektep binaları, kütüphaneler ve müzeler ancak Maarif vekâletinin hazırladığı projeler dairesinde
yapılır.

YİRMİ BEŞİNCİ MADDE

Diğer kanunların bu kanuna uymayan ahkâmı muallimler hakkında meri olamaz.

YİRMİ ALTINCI MADDE

Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.

YİRMİ YEDİNCİ MADDE

Bu kanunun ahkâmını icraya Dahiliye, Maliye ve Maarif vekilleri memurdurlar.

Tarih

22 mart 1926

Cumhuriyet Riyasetine tebliği 

24 – III -1926 tarih, ve 1/838 No. lu tezkere ile

Berayi neşir ve ilân kanunun Başvekâlete tebliğ edildiğini musir Cumhuriyet Riyasetinden mevrut tezkerenin tarih ve numarası   

25 – III – 1926 ve 4/300

Müzakeratı ihtiva eden zabıt ceridelerinin Cilt ve Cilt Sayfası 

Cilt       Sayfa 

22           41
23           235:236,303:324,327, 333,334:336,339,349,353,355

İşbu kanunun alâkadar olduğu diğer kanunların numaraları

832,1409

Atatürk bir ders esnasında
Maarif teşkilâtı hakkındaki 22 mart 1926 tarih ve 789 numaralı kanunun sekizinci maddesinin tadiline dair kanun
(Resmî Gazete ile neşir ve ilâm: 5 haziran 1928 – Sayı : 905)
No. 1338
BİRİNCİ MADDE
Maarif teşkilâtı hakkındaki 22 mart 1926 tarih ve 789 numaralı kanunun sekizinci maddesi berveçhi zir tadil olunmuştur:
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab
«Sekizinci madde — İlk, orta, ana ve yükssek muallim mektepleri mezun­ları leylî meccani olarak tahsil ettikleri müddetin bir buçuk misli ve vekâletin gös­ tereceği yerlerde hizmete mecburdurlar. Bu mecburiyetleri ikmal etmeden evel isteğile hizmeti torkedenlerden veya kefillerinden leylî meccani olarak tahsil ettikleri müddete ait mektep masraflarından maafaiz hisselerine düşen miktar yüzde elli fazlasile ve tahsili emval kanununa tevfikan tahsil olunur. Ancak bu suretle tazmin ettirilecek masraf, faiz ve yüzde elli fazlanın yekûnundan hizmeti müddetine teka­ bül edecek miktar tenzil edilir.
Muallim mektepleri mezunlarından hizmet mecburiyetini ikmal etmemiş ve bu madde mucibince tazminatını tamamen tediye eylememiş olanlar Devlet devair ve müessesatmda istihdam dilemezler.
Bu gibileri hizmete almış olan hususî müessesat ve şirketler Maarif vekâletince vaki olacak ihtar üzerine alâkalarını bir ay zarfında katetmezlerse tazminatı üzer­lerine almış olurlar.
Muallim mektepleri talebesinden tahsili isteğile bırakanlar ve mücbir bir sebebe müstenit olmaksızın üst üste iki sene sülüsan müddet devam etmediği cihetle imti­hanlara kabul edilmiyerek ipka ve bu yüzden mektepten ihraç edilmiş veyahut ahlâ­kî ve inzibatî bir hareketten dolayı inzibat meclisi kararma müstenit olarak ihracı katî cezasile mektepten çıkarılmış bulunanlar ile muallim mektepleri mezunlarından hizmeti mecburesini ikmal etmeden memuriyetten ihraç cezasına duçar olanlar bu madde ahkâmına tabidirler.
Şimdiye kadar muallim mektepleri mezunlarından bu maddede yazılı mecburî hizmeti ifa etmemiş olanlar hakkında dahi kezalik bu madde ahkâmı tatbik olunur.
Ecnebi memleketlerde Devlet hesabına tahsil etmiş olanlar hakkında memurin kanununun altmış dördüncü maddesi ahkâmı caridir.
İKİNCİ MADDE
Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.
ÜÇÜNCÜ MADDE
Bu kanunun ahkâmını icraya Dahiliye, Maliye ve Maarif vekilleri memurdur.
28 mayıs 1928
Cumhuriyet Riyasetine tebliği: 26 – 5 – 1928 tarih ve 1/166 numaralı tezkere ile Berayi neşir ve ilân kanunun Başvekâlete tebliğ edil­diğini müş’ir.
Cumhuriyet Riyasetinden mevrut tez­kerenin tarih ve numarası : 28 – 5 – 1928 ve 4/331 
Müzakeratı ihtiva eden zabıt ceridelerinin cilt ve Cilt Sayfa sayfası : 3 104       311,403,404 
İşbu kanunun alâkadar olduğu diğer kanunların numarası : 788,789

Senih Özay Röportajı 2. Bölüm: Hukuk Kavramına Pirim Vermem, Adalet’e Belki…

0
Senih Özay Röportajı 2. Bölüm: Hukuk Kavramına Pirim Vermem, Adalet’e Belki…

Senih Özay Röportajının ikinci bölümüne devam ediyoruz. Röportajın birinci bölümünü aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.

İnsanlığın Ortak Orospusu Altın” ve “Anılarım… Ağzımı Hayır’a Açtığım Davalarım” isimli kitapların yazarı, aktivist, çevreci ve bir hukuk dehası Avukat Senih Özay ile geniş bir söyleşi gerçekleştirilmiştir. İzmir’de, Bornova sırtlarındaki Homeros Vadisinde gerçekleşen söyleşinin ilk kısmını Hukuk Ansiklopedisi okurlarına sunmaktan mutluluk duyuyoruz.

Söyleşi, Hukuk Ansiklopedisi röportaj ekibi tarafından gerçekleştirilmiş, gün boyu süren sohbet esnasında Celal Akgünlü de hazır bulunmuştur.


Senih Özay ile yapılan söyleşinin oldukça hacimli olması nedeniyle tamamı sitemizde yayınlanmayacak, röportajdan seçkiler sitemizde yayınlanacak, tam metin önümüzdeki aylarda Hukuk Ansiklopedisi Röportaj Serisi’nden kitap olarak yayınlanacaktır.

Keyifli okumalar dileriz.

Senih Özay: Ben bir zeytin ağacının avukatıyım

İnsanlığın Ortak Orospusu Altın ve Anılarım… Ağzımı Hayır’a Açtığım Davalarım

Musal: İki tane kitap yazmışsınız, kitap yazarken bir amacınız var mıydı ?  yani; evet benim bunu yapmam lazım mı dediniz mi? Sosyal sorumluluk duymakla mı ilgiliydi? Artık doldum, bunları bir yere kanalize etmeliyim diye miydi? Kendiliğinden gelen bir şey mi yoksa kafanızda tasarlanmış bir şey miydi, daha çok kişiye hitap etmek mi, kalıcı olmak mı gibi hangi düşüncelerle yazdınız bu kitapları?

Senih Özay Röportajı 1: Avukat Olmasaydım Tır Şoförü Olmak İsterdim

Senih Özay: Benim kitap yazma yeteneğim, hırsım, arzum yok! Hiç yok! Bu iki kitabı yazmadan evvel de yoktu, şimdi de yok. Ben birinci kitabı yazarken Viktor Serge diye bir adam duydunuz mu? ‘’Militana öğütler ‘’ diye bir kitap yazdı, bütün 12 Martın, 12 Eylül’ün militanları, bütün yer altı örgüt elemanları o kitabı okurlardı. Militana Öğütler! Ben Bergama mücadelesindeki yaptıklarımı, gördüklerimi, Militana Öğütler kitabında Viktor Serge’nin yaptığı gibi, eğer çevre militanı  ortaya çıkarsa , o çevre militanı okur ve  belki  kullanabilir duygusu ile yazdım.

Dostlarımla  hızla toparlayıp onu SOS Yayınlarından bastık, hiçbir kitap yazdık duygusu olmadı, hiçbir hazırlık da olmadı. Tutulan notların toplanmış hali idi. İkinci kitaba gelirsek; ben profesörlerle dalaşmıştım, Ticaret Odasına bir konferans vesilesi ile, beni engizisyon yargıçlığı  ile suçladılar, engizisyonda bilim adamlarının kafasını kesmişlerdi ya, yani engizisyon öyledir üstelik bilirim, bilim adamlarının kafasını kesmeciliktir engizisyon!

Senih Özay’ı “Türkiye’nin Robin Hood’u” olarak sunan gazete haberi

Bu Ne Kısırlık Yahu

Tamam ama ben dedim ki orada onlara; siz öyle kötü bilim adamısınız ki, size bir general, bir cumhurbaşkanı telefon etse, laboratuvara kapanıp insanları öldürecek mikrop araştırırsınız, dedim. İnanabiliyor musunuz? Beni bilim adamlarının kafalarını engizisyon gibi kesebilir bir herif gördüler! Halbuki öyle değil, ben onlara demek istiyordum ki, bilim alıp başını gidemez, bilim alıp başını gitmemeli, her ne kadar buradaki birtakım profesörler “Hayırrr bilimin gelişmesinin kuralı alıp başını gitmektir” diyebilirler, derler, ama  bana göre, ben, bilimin başını alıp gitmemesi için demokrasiyle memokrasiyle bilimi sınırlarım! Yavaşlatırım! Yayarım! Yoksa laboratuvara gir atom bombasını iyilik olsun diye buldum ben de, ama atom bombası Nagazaki’de Hiroşima’da insanları öldürsün!

Şimdi, benim kitap yazmalarımdaki heyecanım ya da heyecansızlığım bu ikinci kitabı yazarken içinde bulunduğum duygu böyle; avukatım ben, biraz fazla muhalif bir avukatım, pek de muhalif avukat yok, avukatlar da Türkiye’de kitap yazmıyormuş, Faruk Erem yazmış işte… Amerikalı birkaç tane avukat var onlar  çok yazıyorlarmış… Bu ne kısırlık yahu dedim…

Musal: Bir Ceza Avukatının Anıları mı?

Aycan: Küçük bir kitapçık.

Bir Ceza Avukatının Anıları-Faruk Erem-Seçkin Yayınevi
Senih Özay’ın Anı Kitabı

Özay: “Ben bir tane Ağzımı Hayır’a Açtığım Davalar” diye bir kitap yazayım yahu ben, epey anım oldu benim şeklinde bir kitap oldu bu.

Aycan: İsmi bile çok kibar, ağzımı hayıra açtım derken, aslında ağzıma ne geliyorsa söylemek istiyorum da hadi neyse kibar olayım gibi bir durum algıladım ben. Kitabın adını ilk duyduğumda bunu düşünmüştüm açıkçası.

Özay: Orada da şimdi o ”hayır” kelimesinin içinde de hakikaten de toplumun yarısı muhalif, ben de muhalifim, o hayır; ya da öbür hayır ise, ama el  açıp Allah Allah diyenlere de seslenmiş oldum, onlar için de bir şey yapayım, atmosferden, uzaydan bir laf atayım şeklinde bir duygum vardı.

Talk to El Fenix Guest Feedback Survey

Şimdi üçüncü kitabı yazmak diye düşündüğüm, karavanlara kapandığım, 34.000 sayfa notlarımı götürdüğüm, hazırlık yaparken ilkokul defterleri aldığım kitapta, vazgeçtiğim yazamayacağımı düşündüğüm kitapta; aşk, hayat, Çerkeslik, babam, anam, kadınlar var bence…. Ben eskiden yer altı örgütünün avukatı olacak kadar solcuyken nasıl oldu da Yeşiller Partisi kurucusu oldum… Bu devenin bir hörgücü var, solculuk; insanı merkeze koyuyorsun! Devenin ikinci hörgücü; insanın yanına doğayı koyuyorsun. Merkezde bu sefer  bu ikisi var! Bu da yetmedi, yaşlandım artık 60 yaşlarına geldim, artık bana üçüncü hörgüç lazım oldu o da ruhsal dünyam var benim yahuuu… “Amma ıskalamışım bunu  yahu” var galiba…

ALTIN – İnsanlığın Ortak Orospusu- Senih Özay
Senih Özay’ın Üç Hörgücü

Aycan: Kendinizi ihmal mi ettiniz? Kavga ederken kendinizi mi unuttunuz?

Özay: Aynen!

Özay: Ben bunu bencillik zannediyordum. Kendimle ilgili yapabileceğim güzellikleri bencillik zannediyordum. Halbuki bencillik değilmiş o, o öncelikmiş, yapmalıymışım, yapabilmeliymişim, öncelik bana aitmiş, uçakta bile düşeceğin zaman çocuğuna giydirme şu yeleği filan, önce kendin giy dedikleri gibi; bencillikle önceliği karıştırmamak gerektiğini ruhsal dünyamda anladım.

Musal: Kendinizi tanımlamayı ya da  tanımlamakla ilgili  şeyleri yeni yeni mi yapmaya başladınız? Kendi dinginliklerimi hissedeyim, yaşadığım bu hayatı analiz edeyim, davranışlarımı “neden böyle davranmışım diye değerlendireyim” mi dediniz?

Senih Özay çevre mücadelelerinde ilk akla gelen hukukçulardandır

Özay: Üçüncü hörgüç çok önemli! Benliğimle buluştum, kendime daha çok özen gösterme, daha çok zaman ayırmaya, kendimle baş başa kalmaya geçtim…

Aycan: Peki, bu zihinle geçmişe gitseydiniz yine aynı şeyleri yaşar mıydınız, acaba bu dinginlikle yine eski kavgalarınızı yapar mıydınız? Yine insanları örgütleyip, örneğin Hopdediksleri boğaz köprüsüne yine de gönderir miydiniz?

Özay: Yine yaparım, yarın da yaparım, kesin yaparım. Buradaki fark şu, dış faktörler ya da yaşanmışlıklar insanın kendi içindeki varlığı ortaya çıkarıyor, kendini tanıma süreci bu. Bunu ancak bir kitap yazarak anlatabilirim içimden çıkarabilirim, belki sanki.

Musal: İnsanın içinde olmayan bir şeyin yaşanmışlıkla ya da tecrübe ile ortaya çıkacağını düşünmüyorum ben.

Statik ve Standart Düşünceyi Reddediyorum

Özay: Benim bu değişik tarzım, andropozofik  şeylerim acaba şöyle bir şeyden de beslenmiş olabilir mi? Bir annem var, bir kadın; bir kadın daha var, o da halamdı. Çok samimiyette iddialı bir kadındı. Annemle ciddi surette yarışan bir kadındı. Anlatabiliyor muyum? Düşünebiliyor musunuz bunun insan hayatındaki muhtemel tezahürlerini? Bu tarz bir yetişme tarzı acaba benim hayatımda nelere yol açtı? Bunları düşündüm hatta psikiyatrlarla da konuştum.

Musal: İnsanın robotsal algılama şekli ile mi çalışıyor? Yani öğrendiği şeyleri yeni hayatına tatbik etme biçiminde mi ilerliyor? Sizde de böyle mi oldu?

Aycan: İnsan hayatındaki ya da ruhundaki karmaşa ekstra bir güç sağlıyor diyebilir miyiz?

Özay: Evet, Fransızların bu konuda özellikle filozoflarla veya yüksek edebiyatçılarla ilgili bir değerlendirmesini okudum, benim gibi, demin tarif ettiğim gibi adamları incelemişler; benim gibi adamların, anasından çok babasına düşkün adamların ‘’Daha yaratıcı, daha bilmem ne adam‘’ olduklarını bulmuşlar. Ha ha…

Musal: Mozart hakkında da öyle şeyler söylenir ya. Ruhsal durumla, devlet otoritesiyle ilgili oluşturulmuş olan belgelerin bir anlamının olmadığını anlatıyor bu durum. İnsanın yapısı çeşitli kalıpları oluşturulmuş veya devletin verdiği kimlikle lanse edilebilecek bir yapı değil, kocaman bir ruh, kocaman bir davranış şekli, kocaman bir vazgeçiş süreci içinde boşlukta yaşayan bir sonsuzluk aslında insan! Böyle olunca, yaratıcı insanın kendi seçimleri ile yaşadığı hayatta eleştirilecek bir şey olmuyor.

Avukat Senih Özay

Aycan: Statik düşünmüyorsunuz, öğretilmiş standartların dışında hareket ediyorsunuz, yukarıdan aşağı devletin ya da toplumun size öngörmüş olduğu kalıpları değil, öğretilmiş lügatin dışında bir hareket tarzı var ve size ondan uzaklaşmayı sağlıyor karmaşa ve kaos! Zaman yönetiminde 9-5 saatlerini ya da, belli zaman dilimlerine sıkıştırılmış bir hayat tarzını yıkıyor, toplumun kurduğu standartları reddediyorsunuz. Doğru mu anlıyorum?

Özay: Reddediyorum! Ama biraz kibarca… Bir şey anlatayım mı ? Avusturya’da yönetmen eğitimi almış baba-oğul geldiler  bana… Tanıyorlar da… Belgesel çekeceklerini ve Tanrı rolü oynamamı istediler. Facebook duvarıma yazdım. Şaşılacak şey. Benim muhafazakar çevrem de var. Hiç kimse, ama hiç kimse, yapma oynama, Tanrı rolü mü olur, demedi. Ben bu bana gösterilen bir şey… dedim. Sizce?

Aycan: Reddediyorsun, sonra kendi literatürünü yaratıyorsun, kendi dilini yaratıyorsun, kendi kelimelerini, kendi sözcüklerini, kendi jargonunu oluşturuyorsun ve onun üzerinden mücadeleye girişiyorsun? Eğer toplumsal alanda savaşıyorsan, diğer tarafta yine kendi özel hayatında varsa bir savaş oradaki savaşı da farklı veriyorsun!

Senih Özay’ın Teorik Hukuk Anlayışı

Musal: Siz yapısal olarak, teorik hukuktan daha çok bireylerle ve insani durumlarla çok ilgilisiniz, diye anlıyorum. Siz hukukun sadece teorik olan kısmını değil aynı zamanda fili olan, insan ile ilgili olan ve doğayla bağdaşan kısmı ile ilgilenip hukukun tekrar yaratılmasında veya hukukun işleyişinde rol oynamaya çalışıyorsunuz, yanlış mı düşünüyorum?

Özay: Hatta daha ileri gidiyorum! Marksist tabanım güçlüdür biraz benim, pratiğim de vardır teorim de; normal avukatlık teorim zayıf ama bu dediğim taraf  iyidir; altyapı, ekonomi-politik; üst yapı, hukuk, ahlak, din, çocuk, anne, edebiyat, sanat… Hepsi yukarıda…  Alaşehir tuğlası gibi ! Aşağıdaki ekonomi-politik dev bir  beton iri  tuğla gibi duruyor, yukarıdakiler kırmızı kırmızı vasat tuğlalar!

Aşağıdaki dev beton tuğla bir sallandı mı, bir deprem, bir faşizm bir başka rejim sebebiyle, darbe, sosyal batış vesaire, sosyalist devrim bile bir şey olduğu zaman, aşağıdakilerin  sülalesi devrilebiliyor, gidiyorlar, saçma sapan şeyler olabiliyor! İşte yukarıda yer alan  kırmızı tuğlalardan biri olan hukuk tuğlası bulunduğu yeri beğenmeyerek artık, bulunduğu yeri terk ederek aşağıya gidip, ekonomi politiğin yanına, dev bir tuğla gibi kayda geçmek istiyor, yola çıkmış, yakında gelecek buraya! Colin Powell diye Amerikalı bir zenci var idi…

Aycan: ABD Dış İşleri Bakanıydı.

Özay: Hava Kuvvetleri komutanıydı….

Aycan: Sonra savunma bakanlığı da yaptı galiba.

ABD eski Dışişleri Bakanı Colin Powell hukuk kökenli Başkan Obama ile birlikte
Hukuk aşağı katmana geliyor, gelecek!

Özay: Savunma Bakanı da oldu galiba evet, Clinton’un bakanlarından biriydi, bu adam İstanbul’a geldi, İstanbul’da bir konferans verdi, konferansta İngilizce yaptığı konuşmanın Türkçe’sini deliler gibi takip ettim, ne diyor bu herif diye, adam dedi ki ‘’Roma Sözleşmesine göre Uluslararası Ceza Mahkemesi kuruldu ama biz Amerika olarak, halkımız olarak, Amerikalı bir çocuğun, bir askerin, başka ülke tarafından yargılanmasına dayanamayız, kabul edemeyiz; ama  birkaç yıla kalmaz  imzalarız ‘’ dedi, diye… Bu Hukuk Tuğlasına en umutsuz yavaşlamalarda, ters gelmelerde bile şans tanırım ben… Bunu Colin Powel da söylüyor, yani Hukuk aşağı katmana geliyor, gelecek! Ve ben de imzalamak zorunda kalacağım diyor ABD olarak diyor.

Bu konuşmayı ben takip ettim. Bununla ilgili olarak, ikinci olarak da şunu söyleyeyim, bu teoriyi desteklemek için; Clinton bir açıklama yaptı bu konuda, onu da deliler gibi izledim, o da dedi ki ABD olarak şu an çok tepedeyiz, çok yukarılardayız, ama çok yakın bir gelecekte inişe geçeceğiz, dedi. Şimdi de inişe geçmeler söyleniyor, Çin, Hindistan söyleniyor, Trump’la inişe geçildiği söyleniyor, la la la la… Türkiye’nin aşağılarda dolaşması da  cabası… Bütün bunları bir ekonomi-politiğe bağlıyor, ben de öyle düşünüyorum.

Hukuk Araç mıdır?

Aycan: Hukuku siz bir araç olarak mı düşünüyorsunuz?

Özay: Evet.

Aycan: Bir çok hukukçunun ise zihninde hukuk şöyle bir şey; hukuk, ekonomiyi, siyaseti, ne varsa aşağıda her şeyi tanzim eden, yukarıda tepede duran şey, devletin bile tepesinde duran; kanunlar, Anayasa, Anayasa Mahkemesi, mahkemeler… Sistem aşağı doğru her şeyi tanzim eden bir kurallar bütünü!

Özay: Yok yav, yutturmaca o! Yutturuluyor! Ona olsa olsa belki Adalet denir…

Aycan: Hukuk bu mudur? Her şeyi tanzim eden üst normlar mıdır? Yoksa hukuk, jeofizik gibi, gemi inşa mühendisliği gibi araçsal bir alan mıdır?

Özay: Hukuk! Bir sınıfın öbür sınıf üzerindeki tahakkümünü sağlayan, tahakkümün sürdürülmesini sağlayan, parlamentosunu, hükumetini, yargı organlarını, hakimini savcısını tutan, birleştiren, zamk olan müessesedir! Lenin denen adam dün bunu dedi! Şimdi Fransızlar devleti tarif ederken artık Lenin’in tarif ettiği gibi tarif etmiyorlar, şimdi ahtapot devlet diye tanımları var ve daha da değişti devletin tarifi. O zaman, senin söylediğin yutturmaca oluyor; beraber yaşayalım, küresel dünyada hakim sınıfla öbür sınıflar çatışmasın, hukuk ekonomi-politiği bile uluslararası sözleşmelerle falan düzenlensin… diyen…  nihai olarak… Yok öyle bir şey!  Ha arada kaynarken var olur, darbelerde batar çıkar…

Nedir Hukuk?

Aycan: Klasik tanımdır ya; toplumdaki herkesin bir arada yaşamak için oluşturdukları kurallar hukuktur. Biz şimdi bu röportaj sırasında, Homeras’ta, malikanenin sahibi Celal beyle birlikte 4 kişiyiz burada, 10 saat geçiriyoruz şimdi, 10 saati nasıl geçireceğimizi birlikte belirliyoruz, işte mangala davet ediliyoruz, oturuyoruz buraya, güneşin kavurucu sıcağı gelince arkadaki serin tarafa geçeceğiz, sonra gideceğiz arşivin fotoğrafını çekeceğiz, karanlık olmadan fotoğraflar çekeceğiz gibi kendi küçük kurallarımızı hemen kendiliğinden oluşturduk; toplum da birlikte yaşamanın kurallarını hep beraber oluşturuyor, bunun adı da hukuk oluyor şeklindeki klasik tanıma siz inanmıyor musunuz?

Homeros Vadisindeki röportajdan bir kare: Senih Özay-İbrahim Aycan-Celal-Akgünlü 

Özay: Yahu bu tanımın devlete ihtiyacı var!

Aycan: Hem devlet hemde bireylerin uyacakları tüm kuralların oluşturduğu bütünü kastediyoruz, biz buna hukuk diyoruz, bütün hukukçuların kafasında da bu var aslında, buna göre davranmak istiyor, buna göre uygulama görmek istiyor, ama hayatın realitesi bunun böyle olmadığını gösteriyor, gidiyorsun duvara toslayıp dönüyorsun, demek ki bu değilmiş diyorsun, biz böyle öğrendik ama diyorsun! Biz hukuk fakültelerinde böyle öğrenmemiştik ama diyorsun! Hani ortak kurallarımız vardı? Hani beraber oluşturmuştuk, iki sene önce koyduğun kuralları şimdi kendin uygulamıyorsun diye ağlayarak duvara toslayıp dönüyorsun!

Bireyin, hatta hatta hangi sıfatla olursa olsun devletin memuru olarak çalışanların da bir birey olarak güvencesi hukuk değil midir? Ortak norm, ortak kural, ortak standart herkesin güvencesi değil midir? Tüm bu açıklamalarımdan sonra yine de hukuku bir mühendislik dalı gibi, ekonomi gibi, sosyoloji gibi, basit bir sistem olarak mı düşünmeliyiz maden mühendisliği gibi? Dünyada yeni gelişen süreçlerle ilgili olarak da soruyorum, hayatın parçası mı yoksa yukarıdan tanzim edici güç mü?

Hukuk Kavramına Pirim Vermem, Adalet Kavramına Belki…

Özay:  Biraz önce hani benim anlattığım teoride, ben aşağıya ekonomi-politiği koyunca, yukarıda 560 adet kırmızı tuğla var derken, hukuk gibi bir tuğla da var derken, onun diğerlerinden çok daha önemli tuğla olduğunu, çok farklı olduğunu, kendi yerini terk etmek gücünde gördüğünü, yerinden çıktığını, aşağı doğru gelmek istediğini, buralara geldiğini söylerken, hukuka biraz farklı rol biçtim; biçtim ama ben o hukuku kat’iyen ekonomiyi, politikayı, o yukarıdaki 560 tane tuğlayı, sülalesini düzenleme yeteneğinde, düzenleme kapasitesinde bir nane olarak görmüyorum. Belki ‘’a d a l e t‘’ gibi bir sözcükten konuşursak eğer, oralarda biraz daha pirim verebilirim, ama hukuka vermem!

Musal: O konularda zaten gereğinden ya da kapasitesinden fazla pirim vermiş olmak da hukukla ilgili sağlıksız düzenlemeleri getirebilir belki. Örneğin, ekonomi neye ihtiyaç duyarsa hukuk düzeni ona doğru yol alır, siyasal demek hukuk demek olursa o günkü istikrara göre hukuk ona göre düzenlenir, o da hukukun sağlamlığını da etkilemez mi?

Özay: Aynen!

Aycan: Peki, hukukun değişmez katı kuralları yok mu?

Bütün dünyanın kabul ettiği ya da içinde yaşadığımız ulusun kabul ettiği ortak normları yok mu? Bu normlar olmaksızın diğer alanlara daha büyük bir pozisyon verirsen ya da onlara hukukun çizdiği sınırları koymazsan o zaman toplum kaosa gitmez mi?

Senih Özay, İzmir Barosu’nda bir basın açıklamasında

Özay: Anarşizm!

Aycan: Daha kötü sonuçlar doğmaz mı? O zaman hukuk yeni bir norm koyarak bu kötücül sonuçları gidermeye çalışmaz mı? Hukukun düzenleyiciliğini siz red mi ediyorsunuz, onu anlamaya çalışıyorum.

Özay: Anarşizm derken ve savunurken, benim bacıma tecavüz edecek bir adamı devlet idam edecekmiş ya da hapse atacakmış, hakim cübbe giyecekmiş, önüne sekreter oturtacaklarmış önüne bilgisayara, daktiloya  aylarca yazacaklarmış da yazacaklarmış, ceza vereceklermiş onlar, bacım ve benim için… Ben orada değilim! Hiç değilim, öldüreceksem öldürürümdür, ben giderim o adamı, benim bacıma neden tecavüz ettin diye herifi öldürebiliyorsam öldürürüm, onun oğlu da beni öldürebiliyorsa beni öldürür, sizler de ona kaos mu,  derseniz dersiniz?

Aycan: İhkakı hak! İntikam!

Musal: Şöyle bir şey düşünebilir miyiz? Herkesin aslında tek bir duygudan oluştuğunu düşünsek, her şey birbirini yeme üzerine kurulu, insan için şefkat çok önemliyse diğer duygular yenerek şefkati öne çıkarıyor, onur, insan için çok önemliyse onuru daha öne çıkarıyor, böyle düşündüğümüzde kendinizi tanımlayabileceğiniz, işte benim için en önemli şey diyebileceğiniz, örneğin kendimi aşma duygusudur veya benim için en önemli olan şey gururdur, diğerlerinden her zaman üstün kalır, diyebileceğiniz böyle özel bir duygunuz var mı?

Senih Özay’ın Meşhur Aşk Testi 
Özay: Var var! Şöyle bir duygu var! Size  daha bir testim var onu yapmadım daha, bir test yapacağım, cevap verin soruma! Bir kız nehrin karşı kıyısında, yarın saat 17:00’de sevgilisi ile buluşacak, yarın oldu…17:00’ye çeyrek var, kız tam çıkarken, Almaya’dan yengesi geldi, yeğenleri geldi eve, kız çıkamıyor, saat 17:00’yi geçiyor, 5 geçti, 17 geçti, ama bütün kızlar çıkar bak, ve kız çıktı, ama geç kaldı, koştu, nehir kenarına, kayıkçıyı gördü, kayıkçıya dedi ki karşıda sevgilim bekliyor, geç kaldım, beni geçir dedi, kayıkçı ver para geçireyim benim karım kanser, oğlum kanser, para ver ilaç alacağım onlara dedi, kız; ben ama hiç bir şey, para filan  almadım yanıma, öylece çıktım deyince, dedi ki kayıkçı, entarilerini ver satarım paraya çeviririm, ilaç alırım dedi, kız bütün entarilerini verdi, kayıkçı onu karşı kıyıya geçirdi, ama geç kaldı, sinirli, gergin, nerede kaldı benim sevgilim diyen o yakışıklı çocuğa doğru koştu, çocuk onu o halde görünce, bu ne hal dedi, itti gitti… Kız yola devam ederek orada bir villa var, ev var, evin kapısını çaldı, o çocuk… bu kızı hep karşılıksız seven çocuk, o çocuğa anlattı her şeyi, beni kabul eder misin dedi, o çok sevdim, hala seviyorum seni  ama kabul edemem dedi, kız çıktı oradan, gitti başka bir villanın kapısını çaldı, o villanın sahibi o yörenin profesörüymüş, bilgesiymiş, durumu ona anlattı, o da ona dedi ki, kızım git evine bekle! Şimdi… Sizi bir kızla tanıştırdım, bir kayıkçı ile tanıştırdım, karşı kıyıda bekleyen yakışıklı bir çocukla tanıştırdım, bir de kıza aşık oğlanla tanıştırdım, bir de profesörle tanıştırdım, 5 ayrı kişi ile tanıştırdım sizi doğru mu? Bu 5 kişiyi kendi karakterinizi, kişiliğinizi sığdırarak, haklılık sıralamasına sokunuz; buyurun! Sorunuzun cevabı çıkacak! Sıralamayı yapın şimdi! Sıralamanı hazırla İbrahim, Neyir… Celal sen de hazırla!

Musal: En son sırayı kızın sevgilisine veriyorum, 5 numara o.

Aycan: Neden?

Özay: Niye miye  yok bu işte. Böyle şak diye  diyeceksiniz.

Musal: Kıza 1 numarayı veriyorum, 2 numarayı o filozof olana kişiye, 3 numarayı kayıkçı kaptana veriyorum, 4 numarayı da diğerine veriyorum.

Özay: Sende durum nasıl İbrahim?

Aycan: Kıza 1 numara veriyorum ben de, kayıkçı 5 olabilir, profesör 2 numara, kıza aşık çocuk 4 numara, diğeri de 3 numara.

Celal: Yaşanılan ülke şartları önemli bence… Benim böyle bir değerlendirme yapmam için önce ülke şartlarına önem veririm ben.(Gülüyor)

Özay: Ha ha ha! Celal, burada bilim numarası  yok yahu. Ruhunu konuştur.

Celal: Ben oy kullanmayacağım, vazgeçtim, hepsi de haklı(Gülüyor)

Hangisi: Aşk, Asalet, Onur, Bilgelik

Özay: Burada sen varsın, sen! Sen ister İsveçli ol istersen başka ülkeden ol! Bu bir oyun, bu oyunda böyle politik davranmak yok, kaçak güreşiyorsun!

Celal: Profesör doğru davranmış, kayıkçı zaten haklıdır, ihtiyacı vardır, sevgilisi o yöre halkına göre ben kızı görünce istemem böyle kızı demiş, herkes haklı bence…

Aycan: Sana göre durum nedir Senih abi?

Özay: Ben ikiniz de daha annenizin karnından doğmadan 1968 yılında  Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğrenciyken bana yapılan bu teste, bu sorulara  cevap verdim, hiç  düşünmeden cevap verdim, aşk dedim, pardon, cevap anahtarlarını söylemedim size değil mi? Kızı 1 numaraya koydum, cevap anahtarı şöyleydi; kız aşka tekabül ediyordu, aşka önem verenler kızı öne alıyordu.

Aycan: Bence orada aşktan ziyade bir asalet bir onur var sanki…

Özay: Onur numarasını kızı çok seven çocuk var ya ona veriyorlar, Profesör akıl, mantık, mantıklılık, akıllılık anlamına geliyormuş, yakışıklı oğlan, kızı çıplak gören çocuk dış görünüşe önem verme oluyormuş, kayıkçı paraya önem vermek, değer vermek, çıkarcılık biraz günübirlik, böyleydi.

Musal: Benim soruma gelecek olursak?

Özay: Para mara salla

Aycan: Aşk bir duygu mu ki? Diğer duygularla kıyaslanabilecek bir statüde değil aşk.

Özay: Şimdi şimdi aşkın duygu olmadığı, aşkın hormonlarla çok yakın ilgili bir şey olduğuna dair yeni bulgular var ama.. İşte aşk bence… Eskiden aşkı kalple açıklıyorlardı…

Aycan: Öfke gibi, sevgi gibi bir duygu değil aşk!

Neyir: Benim sorumun cevabına gelecek olursak; onurla aşk arasında, ekonomiyle aşk arasında veya dış görünüşte aşk arasında… Bir tercih etmek zorunda kalırsam ben aşkı tercih ederim diyorsunuz.

Senih Özay ile yapılan röportaj devam edecek

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü-NATO

0

North Atlantic Treaty Organization NATO (North Atlantic Treaty Organization) is a defense cooperation organization based on the North Atlantic Treaty signed in Washington, DC by 12 countries on April 4, 1949  . Although Nato is defined as a military cooperation organization, Nato also includes political cooperation, as demonstrated by the Parliamentary Assembly.

Nato’s Kurluşu

The Berlin Blockade of the Soviet Union led to the establishment of the Western European Union’s Defense Organization in September 1948. After the 1948 Czechoslovakian military coup, a common military strategy had to be developed between the Western countries. The Member States have agreed that they will consider an armed attack against any member to be made to all members.

The first members of NATO are the United States, Belgium, the United Kingdom, France, Italy, Canada, Luxembourg, Norway, Portugal, Luxembourg, Iceland and Canada. After the establishment of 17 more countries, the number of members was 29. NATO is comprised of members from Europe and North America.

After its founding in 1949, NATO in 1952, Turkey and Greece, in 1955, West Germany in 1982, while democracy to Spain passing the referendum result expanded with the alliance in 1999, Poland, Hungary and the Czech Republic have been included in the organization In 2004, seven countries joined the alliance, and in 2009 Albania and Croatia joined NATO. The accession of the Republic of Macedonia to the Nato is hindered by Greece, although it fulfills the requirements of membership. The Soviet Union claimed that it should join NATO in 1954, but NATO countries rejected this proposal.

History of Nato
After the West Germany joined the organization on May 9, 1955, the Warsaw Pact, which was signed by the Soviet Union, Hungary, Czechoslovakia, Poland, Bulgaria, Romania, Albania and East Germany on 14 May 1955, was established. In 1966, France left the military command of the organization, but continued to cooperate with the organization. France adopted a military strategy independent of NATO by a policy called ya Gaullo-Mitterrandism ı from the mid-1960s until the mid-1990s, and its full participation in NATO took place at the Strasbourg-Kehl summit in 2009.

Turkey in 1974 as a result of performing the Cyprus Operation Greece, remove military forces from NATO’s military command, but has returned to Turkey’s military system in Greece as a result of the union to re-engage in cooperation in 1980.

After the Cold War 1989 Revolution, the dissolution of the Warsaw Pact in 1991 and the reunification of Germany on 3 October 1990, NATO’s natural rival has been eliminated and NATO has been strategically restructured, launching a growth plan that will cover Central and Eastern European countries. has expanded the political sphere of influence.

Talk to Hannaford Customer Satisfaction Survey

The headquarters of NATO is located in Brussels. The total military budgets of NATO members are higher than the defense budgets of other countries in the world. NATO, Turkey also takes an active role in the intervention Bosnia and Herzegovina, Kosovo intervention, Afghanistan War, Iraq Training Mission and the Gulf of Aden has realized the Libyan intervention in the fight against piracy actions.

The September 11 terrorist attacks in the US in 2001 introduced the 5th article of the North Atlantic Treaty, which was the first common defense in NATO’s history.

Nato Principles

The Alliance is for defense purposes, it is essential to maintain a sufficient force for deterrence. Contribution to world peace is maintained by guaranteeing the territorial integrity and independence of the members. Rape to one of the Member States is considered to be made to all. The Alliance considers the US’s conventional and nuclear military presence as essential in Europe. The collective nature of NATO Defense is based on cooperation and integration. Until it reaches zero solutions in nuclear weapons, it considers it necessary to continue to use a suitable combination of conventional and nuclear weapons. The aim of nuclear weapons is political and the most important guarantee of the security of the alliance. These forces are kept to a minimum to maintain war and balance.

North Atlantic Council

Nato Konseyi, haftada bir kez toplanan ve yönetim ve karar yetkisi bulunan bir idari organdır. Kuzey Atlantik Konseyi, Daimi Üyelerden oluşmaktadır. Kuzey Atlantik Konseyi, 29 üyenin Brüksel’de bir delegasyon ve diplomatik misyon bulundurması yoluyla oluşmaktadır. Konsey, dışişleri bakanları, savunma bakanları, devlet ve hükumet başkanları ile üst düzey toplantılar gerçekleştirmektedir Politik kararlar üst düzey toplantılarda alınmaktadır. Kuzey Atlantik Konseyinin toplantılarına NATO Genel Sekreteri başkanlık etmektedir.  Kararlar oybirliği ve genel uzlaşı ile alınmaktadır.

NATO GENEL SEKRETERLİĞİ

Lizbon’da 1952’de yapılan konferansta örgütün büyük sivil liderliği olan NATO Genel Sekreterliği oluşturulmuştur. NATO Genel Sekreteri, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün en yetkili çalışanı olarak görev yapan bir diplomattır ve ittifakın çalışmalarını koordine eden Kuzey Atlantik Konseyi’nin başı konumunda çalışmaktadır. Nato örgütünde şimdiye kadar ABD ve Türkiye’den Genel Sekreter seçilmemiştir.

NATO PARLAMENTER ASAMBLESİ

NATO’nun geniş stratejik hedeflerini NATO Parlamenter Asamblesi belirlemektedir. Düzenli aralıklarla bir araya gelen NATO Parlamenterler Asamblesi, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü üyelerinin yasa koyucularından ve on üç yedek üyeden oluşmaktadır. Asamble resmi olarak NATO’dan farklı bir yapıdır ve NATO Konseyi’nin güvenlik politikalarını tartışmak için NATO ülkelerinin temsilcilerini bir araya getirmeyi amaçlamaktadır. Asamble NATO’nun siyasi örgütüdür ve NATO Konseyi’nin siyasi gündemini takip etmektedir.

NATO Parlamenter Asamblesi 28 NATO üyesi ülkeden 257 Parlamenterin; 14 Ortak ülkeden 66 Parlamenterin ve Avrupa Parlamentosu’ndan temsilcilerin katılımı ile oluşmaktadır. Akdeniz bölgesi de dahil olmak üzere geniş bir alandan katılımcılar da parlamenter gözlemci sıfatıyla katılmaktadırlar. Asamble’nin yönetiminde bir başkan, dört başkan yardımcısı, sayman ve üye ülkelerin delegasyon başkanlarından oluşan Daimi Komite bulunmaktadır. Uluslararası Sekreterya Asamblenin her türlü idari işleri ile komite, alt komite ve diğer gruplar için araştırma ve değerlendirmelerin yapılmasından sorumludur.

Genel Kurul

Asamble Genel Kurulu, yılda iki kez NATO’ya üye ve Ortak üye ülkelerin ev sahipliğinde toplanır. Son yıllarda kabul gören bir uygulamaya göre İlkbahar Genel Kurul toplantıları Ortak üye ülkelerin ev sahipliğinde, Yıllık Genel Kurul toplantıları ise tam üye ülkelerin ev sahipliğinde yapılmaktadır. İlkbahar Genel Kurul toplantılarında 1. gün 3 Komitenin toplantısı 2. gün aynı salonlarda diğer 2 Komitenin toplantısı, 3. gün Daimi Komite toplantısı ve 4. gün Genel kurul toplantısı yapılmaktadır. Yıllık Genel kurul toplantılarında ise 2 tam gün Komite toplantıları ve yarım gün Daimi Komite toplantısı ve son tam gün Genel kurul toplantısı yapılmaktadır.

Komite toplantılarında raporlar ve karar tasarıları ele alınır. İlkbahar Genel kurulundan sonra raporlar üzerinde üyelerce talep edilen değişiklikler yapılır ve Yıllık Genel Kurul’da bu raporlar son halini bulmak üzere tekrar gözden geçirilir. Komitelerin tartıştığı raporlar ve karar tasarıları Yıllık Genel Kurul’da oylanarak kabul edilir. Genel Kurullarda oylanarak kabul edilen metinler, “Kararlar Asamble’nin resmi görüşünü yansıtır. Asamble Kararları Yıllık Genel Kurul’dan sonra tüm üye ve ortak üye ülkelerin Parlamento Başkanlarına, Dışişleri ve Milli Savunma Bakanlarına gönderilir. Kararlar salt çoğunluk ile alınır.

Daimi Komite

NATO Parlamenter Asamblesi Başkanı, 4 Başkanvekili, Asamble Saymanı, üye ülkelerin Delegasyon Başkanları, ulusal delegasyonların belirlediği birer yedek üye ve Asamble Genel sekreterinden oluşmaktadır. Daimi Komite aynı zamanda Asamble Genel Sekreterini ve Genel Sekreter yardımcısını göreve atar ve görevden alır; Genel Sekreter’in yetkilerin saptar. Daimi Komite, ilkbaharda, genel kuruldan 3-4 hafta önce ilk olağan toplantısını yapar. Diğer toplantılarını ise İlkbahar ve Yıllık Genel kurul toplantıları sırasında yapar. Asamble Başkanı Daimi Komiteyi olağanüstü toplama hakkına sahiptir.

Asamble Başkanlık Divanı

1 Başkan, 4 Başkan Yardımcısı ve 1 Sayman ve Asamble Genel sekreterinden oluşur. Yıllık Genel kurul toplantısı sırasında Başkan ve Başkanvekilleri iki yıllık bir dönem için seçilirler.

NATO KOMİTELERİ:

Nato’nun beş adet komitesi bulunmaktadır. Bunlar, Güvenliğin Sivil Boyutu Komitesi, Savunma ve Güvenlik Komitesi, Ekonomi ve Güvenlik Komitesi, Bilim ve Teknoloji Komitesi ve Siyasi Komitedir. Komitelerin hazırladığı raporlar NATO yönetimine yol ve yön göstermekte, üye ülkelere perspektif sağlamaktadır.

Komiteler ve alt komiteler Asamblenin bahar toplantısında üzerinde tartışılacak taslak raporlar hazırlamakta, raporlar daha sonra tartışmaların ışığında Yıllık Genel Kurul’da tartışılmak, değiştirilmek ve onaylanmak üzere değiştirilip güncelleştirilmektedir.

Genel Kurul’da komiteler ayrıca Asamble tarafından oylanacak ve Kuzey Atlantik Konseyi ve/veya üye hükumetlere sunulacak politika tavsiyelerini ve kararları sunmaktadır. Genel oturumların dışında komiteler yıl içinde bir çok kez üye ve ortak üye ülkelerde toplanarak, önde gelen hükumet ve parlamento temsilcileri ve önemli akademisyen ve uzmanlardan kendi alanları ile ilgili bilgi almaktadır.

Komiteler kendi faaliyet alanlarına giren güncel olayları incelemektedir. Komite, özel bir konuyu detaylı bir şekilde inceleme gereği duyarsa o konuyla ilgili Alt-Komite oluşturmaktadır. Alt-Komiteler yıl boyunca düzenli olarak toplantı yapmakta, bu çalışmalar sonucu ortaya çıkan raporlar ve tavsiye kararları Asamble çalışmalarının da temelini oluşturmaktadır.

Siyasi Komite (Türk Grubu 3 üye)
Savunma ve Güvenlik Komite (Türk Grubu 3 üye)
Ekonomi ve Güvenlik Komitesi (Türk Grubu 2 üye)
Güvenliğin Sivil Boyutu Komitesi (Türk Grubu 2 üye)
Bilim ve Teknoloji Komitesi (Türk Grubu 2 üye)

ASKERİ KOMİTE

Askerî Komite, her ülkeden bir Askeri Temsilci olan delegasyon yoluyla ve ülkelerin silahlı kuvvetlerinden kıdemli subayların katılımı ile oluşmaktadır. Üye ülkelerin gönderdiği Askeri Temsilciler, NATO’nun siyasi otoritelerine NATO bölgesinin ortak savunması için gerekli önlemleri önermektedir. Komitenin rolü, politika ve stratejilere yön vermek ve bu konularda teşkilata alternatif önerilerde bulunmaktır. Askeri Komite, gerekli gördükçe yüksek seviyeli toplantılar yapmakta, bu toplantılara üye ülkelerin silahlı kuvvetlerinin Genelkurmay Başkanları katılmaktadır.

Nato Üyeleri

United States, Germany, Albania, Belgium, United Kingdom, Bulgaria, Czech Republic, Denmark, Estonia, France, Croatia, Netherlands, Spain, Italy, Iceland, Canada, Montenegro, Latvia, Lithuania, Luxembourg, Hungary, Norway, Poland, Portugal, Romania, Slovakia, Slovenia, Turkey, Greece

Candidates

 Bosnia and Herzegovina and the Republic of Macedonia

 

Turgut Tarhanlı 

0
Turgut Tarhanlı

Prof. Dr. Turgut Tarhanlı, 1956 yılında İstanbul’da doğuş, 1979 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirmiştir. Tarhanlı, 1981 yılında aynı fakültenin Devletler Umumi Hukuku (Uluslararası Hukuk) Kürsüsü’ne asistan olarak atanmış, Lisansüstü çalışmalarını aynı fakültede ve New York University School of Law’da misafir araştırmacı olarak sürdürmüş, 1990 yılında Kamu Hukuku alanında Hukuk Doktoru (Ph.D.) unvanını almıştır.

Prof. Dr. Turgut Tarhanlı, 1996 yılında Devletler Umumi Hukuku Doçenti unvanını kazanmış ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde akademik çalışmalarına devam etmiş, 1999-2000 öğretim yılından itibaren İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyeliği görevini yürütmeye başlamış, 2002 yılında profesör olmuştur.

Prof. Dr. Turgut Tarhanlı, uluslararası hukuk ve insan hakları hukuku öğretim üyesidir. Tarhanlı, Bilgi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü ve dekan vekilliği görevini yürütmektedir. Bilgi Hukuk Yüksek Lisans ve Doktora programlarında, “Uluslararası İnsan Hakları Hukuku: Koruma Usulleri”, “İnsan Hakları Aktivizmi I-II” ve “İş Dünyası ve İnsan Hakları” derslerini vermektedir.

Tarhanlı, ABD’de, Harvard Üniversitesi’nde (Negotiation Project) çatışma yönetimi ve çatışma çözümü, Princeton Üniversitesi’nde (Program in Law and Public Affairs) evrensel yargı yetkisi ve insan hakları konularındaki araştırma projelerinde (Princeton Project on Universal Jurisdiction) yer almıştır.

Tarhanlı, 2002 yılında, Türkiye’de mülteci haklarının korunmasına ilişkin katkıları nedeniyle, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri (UNHCR) Ruud Lubers tarafından, Takdir Belgesi (Certificate of Appreciation) verilmeye layık bulunmuştur.

Prof. Dr. Turgut Tarhanlı; 2002-2005 yılları arasında Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu üyeliğini yürütmüş, 2002-2008 yılları arasında AGİT (OSCE) Moskova Süreci Bağımsız Uzmanlar grubu üyeliğine atanmıştır.

Tarhanlı, 2006 yılında, İsveç İnsan Hakları STK’ları Vakfı (Swedish NGO Foundation for Human Rights) adlı örgütün Uluslararası Danışma Kurulu üyeliğine Avrupa’yı temsilen seçilmiştir.

Prof. Dr. Turgut Tarhanlı’nın Eserleri

Uydular Aracılığıyla Yer Doğal Kaynaklarının Uzaktan Algılanması ve Uluslararası Hukuk

Değişen Dünyada İnsan, Hukuk ve Devlet

Sığınmacı, Mülteci ve Göç Konularına İlişkin Türkiye’deki Yargı Kararları” (Prof. Dr. Kemal Kirişçi ile birlikte ortak kitap editörü ve yazar)

Ne Hukuk Ne de Ahlâk: Yeryüzü Cehennemi

İnsansız Yönetim: Türkiye’de İnsan ve Hakları

  “Türkiye’de Çoğunluk ve Azınlık Politikaları: AB Sürecinde Yurttaşlık Tartışmaları” (Prof. Dr. Ayhan Kaya ile birlikte ortak kitap editörü ve yazar),

Yeni Anayasa Yuvarlak Masa Toplantıları Dizisi: Yeni Anayasanın Beş Temel Boyutu” (Prof. Dr. Ergun Özbudun ile birlikte ortak kitap editörü ve yazar)

Tarhanlı’ının kitapları yanında Türkçe ve İngilizce çok sayıda makalesi bulunmaktadır.

Sivil Toplum Çalışmaları

Prof. Dr. Turgut Tarhanlı, 2007 yılında İstanbul Film Festivali bünyesinde, Avrupa Konseyi’nin himayesinde ilk kez düzenlenen, “Sinemada İnsan Hakları Yarışması”nda (FACE) uluslararası jüri üyeliği yaptı. Tarhanlı ayrıca, Helsinki Yurttaşlar Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Uluslararası Af Örgütü-Türkiye, ILI-İstanbul ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezunlar Derneği’nin kurucu üyelerindendir. Tarhanlı, Uluslararası Şeffaflık Derneği, Global İlişkiler Forumu ve 1980 yılından itibaren İstanbul Barosu üyesi avukattır.

Tarhanlı, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezunlar Derneği’nin kurucularındandır ve American Society of International Law’un uluslararası üyesidir.

Tarhanlı, 1996-2007 yılları arasında Radikal gazetesindeki kendi sütununda, dış ilişkiler, dünya sorunları ve insan hakları alanlarında yazılar yayımlamıştır.

Prof. Dr. Turgut Tarhanlı

Turgut Tarhanlı, 2002 yılında profesör oldu.

Prof. Dr. Turgut Tarhanlı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Uluslararası Hukuk ve İnsan Hakları Hukuku dersleri vermekte ve İnsan Hakları Araştırma Merkezi Başkanlığı yapmaktadır.

Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi

0

Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi, Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin 1999-2000 dönemindeki hazırlığı sonucunda, Yükseköğretim Kurulu’nun 4 Aralık 2000 tarihli kararıyla kurulmuştur. Merkezin kuruluş dönemi Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesinin kuruluş sürecine denk gelmektedir. İnsan Hakları Hukuku odaklı araştırma ve eğitim faaliyetlerine yönelik ayrı bir akademik birimin kurulması Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi eğitim ve araştırma politikasının bir sonucu olmuştur.

Merkez’in ve Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin ‘insan hakları’ yönelimli çalışmalarda birbirini destekleyici ve geliştirici bir tempo içinde faaliyette bulunmalarının ilk ürünüdür. Merkez, 2001 yılında, Bilgi Üniversitesi bünyesinde ve Türkiye’de ilk kez, bir hukuk yüksek lisans programında sadece ‘insan hakları hukuku’ başlığı altında tanımlanan derslere yer vermiştir.

Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkeziz, kuruluşundan itibaren akademik dünyaya hapsolmayan bir akademik birim olarak faaliyette bulunmuştur. Başlangıçta, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne bir aday ülke olma statüsünün tanınmasıyla (1999) ilgili gelişmenin yol açtığı yapısal dönüşüm çalışmalarına katkıda bulunmuştur. Türkiye’de, özellikle insan haklarının korunması ve geliştirilmesiyle ilgili yapısal gelişime katkıda bulunacak bu çalışma ve faaliyetler Merkez’in öncelikli ilgi alanı olmuştur. Bu çalışmalar, kamu yönetimi, toplumsal örgütler ve mesleki oluşumlarla işbirliği içinde olmaya özen gösterilerek hazırlanmış ve geliştirilmiştir.

Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezinin yapmış olduğu çalışmaların ve faaliyetlerin niteliği ve kalitesi 2004 yılında, Harvard University Kennedy School of Government’ta, Prof. Michael Ignatieff danışmanlığında, Merkez hakkında hazırlanan bir yüksek lisans çalışmasında (policy analysis exercise) bilimsel görüş olarak dile getirilmiştir.

Merkezin Faaliyetleri ve Çalışma Alanı

Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi, insan hakları hukukunun her alanıyla ilgili çalışmalar yürütmektedir. Bu çalışmalara hâkim olan yaklaşım, tüm ilişki biçimlerinde bir ‘hak’ bakışının olabileceği ve dolayısıyla, hukuktan yararlanmayı ön planda tutan bir güçlendirme anlayışının savunulmasıdır.

Merkez, ayrıca, insan hakları hukuku alanında çalışan Türkiyeli ve yabancı öğrenci ve araştırmacıların, Merkez’e yaptıkları başvuruları ve sundukları teklifleri değerlendirerek, Merkez bünyesinde sunulan konuk araştırmacı pozisyonu çerçevesinde, değişen uzunlukta bir süreyi kapsayan araştırma ve yerel araştırmacılarla temas ve işbirliği yapma olanağı sunmaktadır.

Merkez bünyesinde gerçekleştirilen insan hakları hukuku alanındaki araştırmaların yayıma uygun bulunanları İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları kapsamında yer alan “İnsan Hakları Hukuku Çalışmaları” dizisinde yayımlanmaktadır. Bu dizide, insan hakları hukuku ve uygulamasına ilişkin temel kaynak kitapları da yer alır.

Merkez, periyodik olarak İnsan Hakları Bültenleri çıkarmakta, çalışma alanları ile ilgili çok sayıda rapor yayınlamakta, faaliyet konusu ile paralel kitaplar çıkarmaktadır. Ayrıca, merkezin internet sitesinde Uluslararası İnsan Hakları Belgelerine ulaşılabilmektedir.

Çalışma Grupları

Kadının İnsan Hakları

Hakların Korunmasına İlişkin Yerel ve Uluslararası Koruma Usulleri

Ayrımcılık Yasağı

Azınlık Hakları

Mülteci Hakları

İfade ve İnternet Özgürlükleri

Adalete Erişim ve Yargı

İinsan Hakları Eğitimi

İnsan Hakları Savunuculuğu

İnsan Hakları Hukuku Yüksek Lisans Programı

Merkez tarafından, İnsan Hakları Hukuku başlığı altında açılan hukuk yüksek lisans programında, insan haklarının tanınması, korunması ve/veya geliştirilmesine yönelik bir faaliyet alanı içinde önemli çalışmalar gerçekleştiren ve farklı hak alanlarına yönelik faaliyette bulunan uluslararası sivil toplum örgütlerinin temsilcileri veya bireysel hak savunucuları, Merkez’in organizasyonu altında, iki yıl boyunca (2002-2004), yüksek lisans programında yer verilen ve o tarihte, haftalık konferanslar şeklinde yürütülen İnsan Hakları Aktivizmi dersinin konukları olmuşlardır. Konuklar, deneyimlerini, öğrenciler ve Türkiye insan hakları hareketinin savunucularıyla paylaşmışlar; hak savunuculuğu olgusunun insan hakları hukukundaki önemini vurgulamışlar ve incelenmeye sunmuşlardır.

Paydaş Kuruluşlarla Yapılan Çalışmalar

Merkez’in, kuruluşundan hemen sonraki yıllarda ağırlıklı olarak yer verdiği çalışmalar, farklı kurumlarla işbirliği içinde, öncelikli olarak insan hakları hukuku eğitimine yönelmiştir. Bu konuda, Türkiye yargı teşkilatının tüm kurumlarıyla ve her düzeyde görevli mensuplarıyla birlikte yürütülen eğitim programları hazırlanmıştır. Bu faaliyetler 2001-2009 arası dönemde, Merkez’in çalışmalarında büyük bir yer tutmuştur.

Merkez’in faaliyetlerine, üniversite dışında, yerel ve uluslararası destek sağlanmıştır. Merkez’in kuruluşundan önce ve sonra İsveç merkezli Raoul Wallenberg Institute of Human Rights and Humanitarian Law ile uzun süreli kurumsal ortaklık kurulmuş, merkez faaliyetleri geliştirilmiştir.

Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi, Utrecht Üniversitesi bünyesinde yer alan Netherlands Institute of Human Rights (SIM) ile işbirli yapmıştır. Yaklaşık üç yıl süren işbirliği sürecinde, Türkiye Adalet Akademisi’nin işbirliği ve evsahipliğinde eğitim programları düzenlenmiş, yargıç ve savcı stajyerlerine yönelik insan hakları hukuku eğitimi uygulanmıştır.

Open Society Institute, İstanbul’daki Türkiye şubesi ve Budapeşte merkezli Open Society Institute – Justice Initiative aracılığıyla Merkez’in yürüttüğü birçok araştırma ve eğitim projesine destek olmuştur. Bu çerçevede, insan hakları ve yargı alanındaki çalışmalara destek sağlanmıştır.

Avrupa Birliği ve TÜBİTAK Merkez’in destek sağladığı kurumlar arasındadır.

Merkez’in yürüttüğü araştırma ve eğitim faaliyetleri merkezin resmi adresi olan https://humanrightscenter.bilgi.edu.tr/tr/ web sitesinden yayınlanmaktadır.

Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezinin müdürlüğünü Prof. Dr. Turgut Tarhanlı yapmaktadır.

Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi Tarafından Yürütülmüş Projeler
Merkez Tarafından Katkı Sağlanan Projeler 
Merkez Tarafından Basılmış Kitaplar
Tehlike Altında Gazetecilik: Tehditler, Mücadele Alanları, Yaklaşımlar
Sanatsal İfade Özgürlüğü Kılavuzu
İnternette Irkçılık
Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru Rehberi
Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda Vicdani Red ve Türkiye
Gezi Parkı Olayları: İnsan Hakları Hukuku ve Siyasi Söylem Işığında bir İnceleme
Kentsel Dönüşüm ve İnsan Hakları
Eşitsiz Bir Toplumda Çocukluk: Çocuğun “İyi Olma Hali”ni Anlamak
Ailenin Korunmasına Dair Kanun Kimi ve Neyi Koruyor? Hâkim, Savcı, Avukat Anlatıları
Ayrımcılık Yasağı Eğitim Rehberi
Ayrımcılık Yasağı: Kavram, Hukuk, İzleme ve Belgeleme
Kadın Hakları: Uluslararası Hukuk ve Uygulama
İnsan Hakları İhlali Olarak Yoksulluk
Pusulacık: Çocuklar İçin İnsan Hakları Eğitimi Kılavuzu
Adalet Gözet: Yargı Sistemi Üzerine Bir İnceleme
İstanbul Asliye Hukuk Mahkemelerinde Yargılama Süreci: Taraflar, Davalar ve İşleyiş
Onarıcı Adalet, Mağdur-Fail Arabuluculuğu ve Uzlaşma Uygulamaları: Türkiye ve Avrupa Bakışı
Onarıcı Adalet, Mağdur-Fail Arabuluculuğu ve Ceza Davalarında Uzlaşma: Eğitim Materyalleri
Pusula: Gençlerle İnsan Hakları Eğitimi Kılavuzu
Mahkemede Tek Başına: İstanbul Mahkemeleri’nde Müdafiiliğin Erişilebilirliği ve Etkisi
Birleşmiş Milletler’de İnsan Hakları Yorumları
İnsan Hakları Komitesi’nin Emsal Kararları
Türkiye’de Adli Yardım: Karşılaştırmalı İnceleme ve Politikalar
Sivil Toplum Kuruluşları İçin Adım Adım Rapor Hazırlama Kılavuzu
Yirmiyedi Türk Avukat Hakkında Yapılan Yargılamaya İlişkin Uluslararası Hukukçular Komisyonu Hakim ve Avukatların Bağımsızlığı Merkezi Nihai Raporu

İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi
İstanbul Bilgi Üniversitesi santralistanbul Kampüsü
Eski Silahtarağa Elektrik Santralı
Kazım Karabekir Cad. No: 2/13
34060 Eyüp İstanbul
e-Posta: insanhaklarimerkezi@bilgi.edu.tr
Tel: (0212) 311 50 00
Faks: (0212) 253 89 11

Ceza Yargılamalarının Yayımlanmasına İlişkin Tavsiye Kararı

0

Ceza Yargılamalarının Yayımlanmasına İlişkin Tavsiye Kararı, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Tarafından Üye Devletlere Hazırlanan “Ceza Yargılamalarının Yayımlanmasına İlişkin Hukuki Kuralların Düzenlenmesi” İle İlgili Tavsiye Kararı No. R (2003) 13 adıyla, bakan Temsilcilerinin 10 Temmuz 2003 tarihindeki 848’inci toplantısında Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilmiştir.

Avrupa Konseyi
Ceza Yargılamalarının Yayımlanmasına İlişkin Tavsiye Kararı

Avrupa Konseyi İç Tüzüğü 15’inci maddesi (b) fıkrası hükmü uyarınca, Bakanlar Komitesi;

Avrupa Konseyi’nin amacının, ortak mirasları olan ideal ve ilkeleri korumak ve gerçekleştirmek amacı ile; üye devletler arasında daha geniş bir bütünleşmeyi sağlamak olduğunu dikkate alarak;

Demokratik bir toplumun en önemli unsurlarından biri olan ve toplumun ve her bir bireyin gelişmesi ve ilerlemesi için temel koşullardan birini oluşturan; İnsan Hakları ve temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesinin (bundan sonra Sözleşme olarak kullanılacaktır) 10’uncu Maddesi gereğince güvence altına alınan ifade ve haber alma özgürlüğü temel hakkı ile ilgili üye Devletlerin vermiş oldukları taahhüdü hatırda tutarak;

Medyanın, Sözleşmenin 10’uncu maddesi kapsamında, kamuoyunu ilgilendiren konulardaki bilgileri içeren; kamuoyunun bilgi edinme hakkı nedeniyle kamuoyunu bilgilendirme hakkı olduğunu ve bunun ayrıca medyanın mesleki bir görevi olduğunu hatırda tutarak,

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Sözleşmenin 6’ncı ve 8’inci Maddeleri kapsamında yer alan masumiyet karinesi, adil yargılanma ve özel hayat ve aile yaşamına saygı haklarının tüm demokratik toplumlarda saygı duyulması şart olan temel gereksinimler olduğunu hatırda tutarak;

Ceza kanununun caydırıcı fonksiyonunu açık hale getirmenin yanı sıra ceza adalet sisteminin fonksiyonun kamuoyunca incelenmesini temin ederek, suç kovuşturmalarıyla ilgili kamuoyunu medya bildirileri yoluyla bilgilendirmenin önemini vurgulayarak,

Sözleşmenin 6, 8 ve 10’uncu Maddeleri ile korunan olası çakışan hakları ve her bir hakkın gerçekleri ışığında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, Sözleşme gereğince verilen taahhütlerin gözlemlenmesini temin etmekteki denetleyici rolüne gerekli saygı gösterilerek, bu hakların dengelenmesinin önemini dikkate alarak;

Bunun ötesinde, Sözleşmenin 11’inci Maddesinde örgütlenme özgürlüğü ile teminat altına alındığı üzere, medya ve gazetecilerin, medya alanında öz-denetime temel teşkil eden, mesleki örgütler kurmaları hakkını hatırda tutarak,

Gerek öz-denetim yoluyla gerekse devlet ile işbirliği halinde birlikte-denetim yoluyla, gazetecilikte sorumlu uygulamaları geliştirmek için, Avrupa’da medya ve gazeteciler tarafından birçok girişimden haberdar olarak,

Suç kovuşturmalarına ilişkin medya bildirileri bağlamında, tehlikede olan hakların ve çıkarların korunması ile ilgili bilgilendirici tartışmaları artırmak ve suç kovuşturmalarına medyanın erişimini temin ederek tüm Avrupa’da iyi uygulamaları desteklemek arzusunda olarak,

Ceza kanunu ve uygulaması çerçevesinde kurbanın durumu üzerine R (85) 11 No’lu Tavsiye Kararı, Hoşgörü kültürünün geliştirilmesi ve medya ile ilgili R (97) 21 No’lu Tavsiye Kararı ile Cevap hakkı – bireylerin yazılı basın karşısındaki durumları ile ilgili (74) 26 No’lu Kararı hatırda tutarak;

Gazetecilerin bilgi kaynaklarını ifşa etmeme hakkı ile ilgili R (2000) 7 No’lu Tavsiye Kararı uyarınca, suç kovuşturmaları bağlamında gazetecilerin bilgi kaynağını saklı tutmasının önemini vurgulayarak,

Kitle İletişimi Politikaları 4’üncü Bakanlar Konferansı’nda (Prag, Aralık 1994) kabul edilen gazetecilik özgürlükleri ve insan hakları üzerine 2 No’lu Karar ve Kitle İletişimi Politikaları 6’ncı Bakanlar Konferansı’nda (Krakov, Haziran 2000) kabul edilen yarın için medya politikası üzerine Bildiri’yi dikkate alarak,

Bu tavsiye kararının, üye Devletlerde halen uygulanmakta olan ifade özgürlüğünü korumaya yönelik ölçütleri kısıtlamayı amaçlamadığını hatırda tutarak,

Cezai uygulamalarla ilgili olarak ulusal hukuk sistemlerinin farklılıklarının bilincinde olarak, Üye Devletlerin hükümetlerine, aşağıdaki tavsiyelerde bulunur:

  1. bu Tavsiye Kararına eklenen ilkelerin uygulanması için, kendi anayasal koşullarının kısıtlamaları çerçevesinde, Devletlerin gerekli gördüğü tüm önlemleri alması veya güçlendirmesi,
  2. bu tavsiye Kararı ve eklenen ilkelerin, uygun olduğu yerlerde, çevirisi yapılarak, ülke içinde geniş çapta dağıtımının yapılması, ve
  3. bu Tavsiye Kararı ve ekindeki ilkelerin, yargı makamları, polis makamlarının dikkatine sunulmasının yanı sıra medya çalışanlarına ve hukukçuların temsilci kuruluşlarına erişilebilir kılınması.

(2003)13 nolu Tavsiye Kararı’nın Eki

Suç kovuşturmalarıyla ilgili bilgilerin medyada sunulmasına ilişkin ilkeler

İlke 1 – Medya aracılığıyla kamunun bilgilendirilmesi

Kamu, medya aracılığıyla, adli makamların ve emniyet birimlerinin çalışmaları hakkında bilgi alabilmelidir. Bu nedenle, gazeteciler; adli yargı sisteminin işlemesi hakkında, sadece aşağıdaki ilkelerde belirtilen kısıtlamalara bağlı kalmak kaydıyla, özgürce haber yapabilmeli veya yorumda bulunabilmelidir.

İlke 2 – Masumiyet karinesi

Masumiyet karinesi ilkesine saygı duyulması, adil yargılanma hakkının ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle, devam eden bir suç kovuşturmalarıyla ilgili bilgi ve fikirler; suçlu veya şüphelinin masumiyet karinesi hakkına zarar vermeyecek şekilde medyada yer almalı veya yayınlanmalıdır.

İlke 3 – Bilginin doğruluğu

Adli makamlar veya emniyet birimleri, medyaya sadece doğrulanmış bilgiyi veya makul varsayımlara dayandırılmış bilgiyi vermelidir. Varsayımlara dayalı bilginin verilmesi halinde, bu durum medyaya açıkça ifade edilmelidir.

İlke 4 – Bilgiye erişim

Gazetecilerin, adli makamlar veya emniyet birimlerinden devam eden suç kovuşturmalarıyla ilgili yasal yoldan bilgi edinmeleri halinde, bu kurumlar ve birimler; söz konuyu bilgiyi, ayırım yapmadan, istekte bulunan veya bulunmuş olan bütün gazetecilere vermelidirler.

İlke 5 – Medyaya bilgi verilmesinin yolları

Adli makamların veya emniyet birimlerinin, devam eden bir suç kovuşturmaları hakkında medyaya bilgi vermeye karar vermeleri halinde, bu tür bilgile; yetkili görevliler tarafından basın bültenleri veya basın konferansları aracılığıyla veya benzeri araçlarla, ayırım yapılmaksızın, verilmelidir.

İlke 6 – Suç kovuşturmaları esnasında düzenli bilgi sağlanması

Kamu çıkarına olan suç kovuşturmaları veya kamu tarafından dikkatle izlenen diğer suç kovuşturmaları hakkında, adli makamlar veya emniyet birimleri, araştırma ve polis soruşturmalarının gizliliğine zarar vermeyeceği veya yapılan suç kovuşturmalarının sonucunu geciktirmeyeceği veya engellemeyeceği takdirde, konuyla ilgili yaptıkları çalışmaları hakkında medyayı bilgilendirmelidirler. Suç kovuşturmalarının uzun sürmesi halinde bu tür bilgiler düzenli olarak verilmelidir.

İlke 7 – Bilginin kötüye kullanımının yasaklanması

Adli makamlar veya emniyet birimleri, kanunun uygulanmasına yönelik olmayan amaçlar veya ticari amaçlar nedeniyle devam eden suç kovuşturmalarıyla ilgili bilgileri kullanmamalıdırlar.

İlke 8 – Devam eden soruşturmalarda mahremiyetin (özel hayatın) korunması

Şüpheli, sanık veya tutuklu kişiler veya suç kovuşturmalarıyla ilgisi bulunan diğer taraflar hakkında bilgi verilirken, Sözleşmenin 8. maddesi uyarınca özel hayatın korunması hakkına saygı gösterilmelidir. Şüpheli, sanık ve tutuklu aileleri ile şahit ve kurbanların yanı sıra çocuklar ile diğer zarar görebilecek kişilere özel önem verilmelidir. Kimliklerini ortaya çıkaracak bir bilginin, bu İlke’de belirtilen kişiler üzerinde olabilecek zararlı etkilerine de, her durumda, özellikle dikkat edilmelidir.

İlke 9 – Düzeltme Hakkı veya Cevap Hakkı

Suç kovuşturmaları kapsamında yanlış veya karalayıcı medya haberlerine maruz kalan herkes, diğer başvurulabilecek telafi yolları saklı kalmak üzere, ilgili medyaya karşı, durum elverdiği takdirde, düzeltme veya cevap hakkına sahip olmalıdır. Adli makamlar veya emniyet birimleri tarafından çıkarılan basın bültenleri de yanlış bilgi içerdiği takdirde düzeltme hakkı kullanılabilmelidir.

İlke 10 – Zarar verici etkinin önlenmesi

Suç kovuşturmaları kapsamında, özellikle davayla ilgili jüri üyeleri veya seçilmiş yargıçlar, yargı makamları ve emniyet birimleri suç kovuşturmaları açısından önyargı riski oluşturabilecek bilgiyi açık bir şekilde sağlamaktan kaçınmalıdırlar.

İlke 11 – Mahkeme öncesi zarar verici yayımlar

Suçlanan kişi medyada yer alan bilgiler sonucu adil yargılanma hakkına büyük olasılıkla zarar verebileceğini veya verdiğini ispat edebilirse kendisine etkin bir yasal telafi yolu sunulmalıdır.

İlke 12 – Gazetecilerin kabulü

Gazeteciler, halka açık mahkeme duruşmalarına ve mahkeme kararlarının resmi duyurularına ayrım yapılmaksızın ve öncelikli akreditasyon koşulları aranmaksızın kabul edilmelidirler. Sözleşmenin 6’ncı maddesine uygun olarak halk mahkeme oturumları dışında tutulmadığı müddetçe, gazeteciler de mahkeme oturumları dışında tutulmamalıdır.

İlke 13 – Gazetecilerin mahkeme salonlarında bulunması

Yetkili makamlar, uygulanabilir olduğu müddetçe, mahkeme salonlarında halkın da varlığını göz ardı etmeyerek, talebe karşılık verecek şekilde, gazeteciler için belirli sayıda oturacak yer sağlamalıdırlar.

İlke 14 – Mahkeme salonlarında canlı yayın ve kayıtlar

Kanunlar veya yetkili adli makamlar tarafından açıkça izin verilmediği müddetçe medya tarafından mahkeme salonlarından canlı yayın veya kayıt yapılamayacaktır. Bu tür yayınlara sadece kurbanlar, tanıklar, suç kovuşturmaları tarafları, jüri veya yargıçlar üzerinde uygunsuz bir şekilde etki yapma riski taşımadığı müddetçe izin verilmelidir.

İlke 15 – Medya haberleri için destek

Mümkün olduğu takdirde, yetkili makamlar duruşmaların tarihlerini, ithamnameler ve iddianameleri ve yasal haber aktarımına ilişkin diğer bilgilerin duyumlarını gazetecilerin isteği üzerine zamanında sağlamalıdırlar. Gazetecilerin, ayırım yapılmadan, kamuya açıklanmış kararların kopyalarını yapmalarına veya almalarına izin verilmelidir. Gazeteciler bu kararları halka dağıtma veya iletme imkânına sahip olmalıdırlar.

İlke 16 – Tanıkların korunması

Tanığın kimliği ancak tanık önceden razı olduğu takdirde, tanığın kimliği halkı ilgilendiriyorsa veya ifadesi daha önceden halka sunulmuşsa açıklanabilmelidir. Tanıkların kimliği yaşamlarını veya güvenliklerini tehdit ediyorsa hiçbir şekilde açıklanmamalıdır. Tanıklar için koruma programlarına, özellikle organize suç ve aile içi suçlara karşı açılan suç kovuşturmalarına, gerekli önem verilmelidir.

İlke 17 – Mahkeme tarafından verilen cezaların uygulanmasına ilişkin medyada yer alan haberler

Gazetecilerin, mahkemede verilen cezalardan ötürü hapishanelerde bulunan kişilerle bağlantı kurmalarına, adaletin adil işlemesine, mahkûmların veya hapishane görevlilerinin haklarına veya hapishanenin güvenliğine zarar vermeyecek şekilde, izin verilmelidir.

İlke 18 – Mahkeme tarafından verilen cezaların bitiminden sonra medyada yer alan haberler

Sözleşmenin 8’inci maddesinde yer alan mahremiyetin korunması hakkı, cezasını bitiren kişilerin toplumla tekrar bütünleşmesine zarar vermemek amacıyla; cezalarının bitiminden sonra bu kişilerin kimliklerinin korunması hakkını da içermelidir. Ancak bu kişilerin kimliklerinin açıklanmasına açıkça rıza göstermeleri veya kendileri ve işlemiş oldukları suçların tekrar toplum için sorun teşkil etmesi veya tekrar toplum için sorun teşkil edecek duruma gelmesi halleri yukarıdaki durumun dışında tutulur.

Hüzzam

0
AYŞENUR ÖZTURANLI
HÜZZAM – TİYATRO OYUNU 
https://www.facebook.com/prinkiposanat/

Güner Sümer’in Hüzzam adlı oyunu dönemin değişen sosyal yaşam dinamiklerini sorgulayarak, giderek gelişen rekabetçi ve acımasız kapitalizm koşullarına, bencilliğe, vicdan kaybına ayak uydurmayan bir kadının sosyal, ailevi, sınıfsal ve kültürel yenilgisini trajik-ironik bir şekilde anlatan son derece önemli bir oyundur.

İnsan ilişkilerinden sınıfsal dayanışmaya çevrenin tahribatından, ailevi değerlerin giderek birer birer yitişinin bir kadının yenilgisinde hüzünlü temsili, o günden bugüne değişen parçalanan insan hayatlarının hem bireysel hem toplumsal aynasında bizi yeniden yeniden düşünmeye itiyor…

Öte yandan kadın sorunun, kadının sistemik sorunlarının daha fazla altında kalıyor oluşuna dair güncel tartışmaya katkıda bulunarak, oyunun öncü ve yenilikçi içeriğini bir kez daha gözler önüne seriyor.

HÜZZAM, 1970’lerde yazılmasına rağmen bugünün kentli insanın daha da katlanarak arttığı yalnızlığı, sosyal statülerin ve işçi sınıfının kaybolmuş emeğine ve yitip giden hayata karşı bir kadının geçte olsa uyanışının hüzünlü ama coşkulu hikayesidir.

Güner Sümer’in Yaşamı

Güner Sümer 1936’da Nallıhan’da doğdu. 27 Nisan 1977’de Ankara’da öldü. Kısa ömründe şair, öykü ve oyun yazarı, çevirmen, oyuncu, yönetmen olarak ürünler verdi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki öğrenimini tamamlamadan 1960’da Paris’e gidip Charles Dullin’in okulunda tiyatro öğrenimi gören Sümer, Barrault, Vilar, Georges Wilson gibi ustaların yanında çırak olarak çalıştı. Sonra Asaf Çiğiltepe’nin İstanbul’da kurduğu Arena Tiyatrosu’na katıldı., ardından Çiğiltepe’nin ölümünden sonra (1967) AST’ı yönetti. İlk oyunu YARIN CUMARTESİ 1961’de İstanbul’da Site Tiyatrosunda Kenterlerce sahnelendi. Yöneten Lütfi Akad’dı. İkinci oyunu BOZUK DÜZEN’i 1965’de Muhsin Ertuğrul döneminde, İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda kendi sahneye koydu. Ardından Haldun Dormen oyunu sinemaya uyguladı.

12 Mart olaylarından sonra yeniden Paris’e giden Sümer, HÜZZAM’ı 9 Nisan 1972 günü Paris’te yazmaya başladı ve 31 Ağustos 1972’de Alanya’nın Yeşilköy’ünde ablası Adalet Ağaoğlu’nun evinde tamamladı. HÜZZAM’la önce Yıldız Kenter, sonra Ayla Algan, daha sonra Nisa Serezli ilgilendi ama oyun bir türlü sahnelenemedi. Sümer’in ölümünden altı yıl sonra, Adalet Ağaoğlu, kardeşinin tüm yapıtlarının iki cilt olarak yayımlanmasını sağladı. (Ada Yayınları, 1983) Dört oyunu kapsayan ikinci ciltte HÜZZAM da vardı. O sırada İstanbul Devlet Tiyatrosu’ndan sorumlu olan Can Gürzap oyunu okur okumaz 1983-84 mevsimi repertuarına aldı ve HÜZZAM’ın yazılışından on bir yıl sonra sahnede görülmesini sağladı. Başrolü Tomris Oğuzalp canlandırdı. Yönetmen Serpil Tamur’du. Aynı mevsim oyun Ankara Devlet Tiyatrosu repertuarına da girdi ve İstanbul’un yanı sıra sahnelendi.

Ankara’da Olcay Poyraz’ın yönettiği HÜZZAM’ı Maral Üner canlandırıyordu. 1984’ten 1989’a başkentin Oda Tiyatrosu’nda beş yıl aralıksız olarak sahnelenen HÜZZAM, üç yıl sonra yeniden repertuara girdi ve geçen Mart ayında Kadınlar Haftası etkinlikleri nedeniyle birkaç temsil için İstanbul’un Oda Tiyatrosu’na gönderildi. Hüzzam son olarak Ayla  Algan yönetmenliğinde Ayşenur Özturanlı tarafından 2017 yılında yeniden sahnelenmeye başladı.

Gazetecilik Meslek İlkeleri

0
KKTC Medya Etik Kurulu

Gazetecilik Meslek İlkeleri, Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği Yönetim Kurulu ve diğer meslek örgütlerinin oluşturduğu Medya Etik Kurulu tarafından ilan edilen basın meslek ilkeleridir. Medya Etik Kurulu 1 Nisan 2013 tarihinde düzenlenen basın toplantısıyla Medya Etik Kurulu Deklarasyonunu ilan etmiş ve Gazetecilik Meslek İlkelerini referans almıştır. Örgüt basın özgürlüğü alanında önemli çalışmalar yürütmüştür.

Medya Etik Kurulu
Gazetecilik Meslek İlkeleri
  1. Gazetecinin temel görevi, gerçekleri nesnel bir biçimde, çarpıtmadan, sansürlemeden aktarmaktır.
  2. Gazeteci, demokratik değerlere ve insan haklarına aykırı yayın yapmamalıdır.
  3. Haber, yorum ve görüşler okur ve izleyicinin yayının niteliğini anlayabilmesini sağlayacak biçimde, açıkça birbirinden ayrılmalıdır.
  4. Basın yayın organları masumiyet karinesine saygılı olmalı, suçluluğu yargı kararıyla sabit olmadıkça herhangi bir kişiyi suçlu ilan edecek yayın yapmaktan kaçınmalıdır. Yargı süreci devam eden davalarda iddialar ve savunmalar adil ve dengeli biçimde aktarılmalıdır.
  5. Zanlıların, sanıkların ve mahkûmların yakınları, işlenen fiille açıkça ilgili bulunmadıkça ve olayın doğru anlaşılması için gerekli olmadıkça teşhir edilmemelidir.
  6. Çocuklarla ilgili suçlarda, zanlı, sanık, mahkûm, tanık, mağdur ya da maktul statüsünde olan 18 yaşından küçüklerin açık isimleri ve fotoğrafları yayımlanmamalı, bu çocuklarla, ebeveynlerinin veya hukuken çocuktan sorumlu olan diğer kişilerin izni olmadıkça röportaj yapılmamalıdır.
  7. Cinsel dokunulmazlığa, kadın ve çocuk istismarına ilişkin suçlarda, mağdurun açık ismi ve fotoğrafları yayımlanmamalı; kimliğini ortaya çıkaracak yayınlardan kaçınılmalıdır.
  8. Yayımlanan haber, görüş ve yorumlarda, bir insanın davranışının veya işlediği suçun, haber konusu olayla doğrudan ilgili olmadıkça, onun ırkından, milliyetinden, dinî veya mezhepsel inancından, cinsiyetinden,  cinsel kimliğinden, cinsel yöneliminden, yaşından, engelinden veya başka bir özelliğinden kaynaklandığını ima eden vurgular yapılmamalıdır.
  9. Tıp alanında, doğruluğu bilimsel düzeyde kanıtlanmamış yöntem ve ilaçların kullanılmasını teşvik etmeye yönelik yayın yapılmamalıdır.
  10. Hastanelerde araştırmalar yapan, bilgi ve görüntü almaya çalışan gazeteci, kimliğini belirtmeli ve girilmesi yasak bölümlere ancak yetkililerin izniyle girmelidir. Yetkili kişinin ve hastanın (onun izin veremeyecek durumda olması durumunda yakınının) izni olmaksızın, hastane ve benzeri kurumlarda hiçbir yolla ses ve görüntü alınmamalıdır.
  11. Tekzip ve cevap hakkına saygı gösterilmelidir.
  12. Üstün kamu yararı olmadıkça, sahibinin izni dışında belge, fotoğraf, ses veya görüntü alınmamalıdır.
  13. İntihar olayları hakkında, haber çerçevesini aşan ve okuyucu veya izleyiciyi etki altında bırakacak, özendirici nitelikte ve genişlikte yayın yapılmamalıdır. Olayın ayrıntılarından ve uygulanan yöntemin tarifinden kaçınılmalı, olayı gösteren fotoğraf, resim veya film yayımlanmamalıdır.
  14. Gazeteci, kendi çabasıyla elde etmedikçe, bir haber kaynağının verdiği bilgi ve belgenin yayımlanacağı tarih konusundaki tercihine uymalıdır.
  15. Şiddeti haklı gösteren, özendiren ve kışkırtan, nefret ve düşmanlığı körükleyen nitelikte yayın yapılmamalıdır.Medya Etik Kurulu, Basın Özgürlüğü ve Basın Meslek İlkelerinin takibi alanında yoğunlaşmaktadır. 
  16. Irka, milliyete, etnik kökene, cinsel kimliğe, cinsel yönelime, dile, dine ve mezhebe yönelik ayrımcılığı teşvik edecek yayın yapılmamalıdır.
  17. Gazeteci, haber ajanslarından veya başka medya kuruluşlarından alarak doğrudan kullandığı veya geliştirdiği haberlerde kaynak belirtmelidir.
  18. Gazeteci, mesleki saygınlığa gölge düşürecek türden etkinliklerden ve görevlerden uzak durmalıdır.
  19. Habere konu edilen veya edilmesi düşünülen kişi ve kurumlardan, hediye, maddi çıkar veya ayrıcalık kabul edilmemelidir.
  20. Gazeteci, elde ettiği bilgileri doğrulatmak için çaba göstermelidir.
  21. Gazeteci, kişi ve kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde aşağılayan, hakaret içeren ifadeler kulllanmamalıdır.
  22. Özel yaşamın gizliliği esastır. Üstün bir kamu yararı olmadıkça veya kişinin rızası alınmadıkça özel yaşamın gizliliğini ihlâl eden habercilik yapılmamalıdır.
  23. Gazeteci, gizlilik sözü verdiği haber kaynağını açıklamamalıdır. Kaynağın kamuoyunu açıkça yanılttığı durumlarda gizlilik ortadan kalkar.
  24. Gazeteci, haberde yapılan yanlışı en kısa sürede düzeltmekle yükümlüdür.
  25. Haberde, konuşmalardan ve demeçlerden yapılan alıntılarda bağlam saptırılmamalıdır.
  26. Üstün kamu yararı olmadıkça, gizli kamera, izinsiz ses kaydı, kimlik gizleme ve benzeri yöntemlerle haber araştırmaktan kaçınılmalıdır.
  27. Kaza ve cinayet haberlerinde kan ve şiddet unsurları içeren fotoğraf ve görüntüler yayımlanmamalıdır.
  28. Haber formatına bürünmüş reklamlarda, bu yayınların reklam olduğu açıkça belirtilmelidir.
  29. Gazeteci, bir haberin yayımlanması veya yayımlanmaması karşılığında maddi veya manevi çıkar peşinde koşmamalıdır.
  30. Gazeteci kimliğini taşıyan herkes, gazeteciliğin evrensel ilkelerine uymaya özen gösterir.

Sahne ve Perde Çalışanlarının Hukuki Sorunları

0
Sahne ve Perde Çalışanlarının Hukuki-Sorunları

Legal Problems of Stage and Curtain Employees is a book dedicated to the legal problems of theater, television and cinema actors.

The Legal Problems of Stage and Curtain Employees. Dr. Aristotle Publishing by Gülsevil Alpagut was published in 2017 by under the .

The book questions the legal status of the stage and curtain employees, examines the extent to which the players will be insured and seeks the legal problems that players face in practice.

Legal and Problems of Stage and Curtain Employees are among the books that make an exception.

Istanbul University Faculty of LawOn 15 December 2015, a meeting on “Legal Problems of Stage and Curtain Employees Aralık was organized by the Department of Labor and Social Security Law and legal problems were discussed in detail. The work consists of the communiqués and articles presented at the meeting organized in this context. “Problems encountered in practice these people have become more pronounced as it is in all the world and in Turkey with larger and larger film and television industry and number of employees operating in the sector due to the increase every day. Need players during the shooting of particular television series for our country, and the long working hours in terms of the set team and sometimes the inadequate working conditions in terms of occupational health and safety constitute the main problems of the sector. For these reasons, together with the Players’ Union, the problems faced by the employees in the cinema and television sector and theaters were put forward and discussed in a legal framework.

Subject of the Legal Problems of Stage and Stage Workers

An Overview of the Cinema and Television Sector: The Working Conditions of the Players, Meltem CUMBUL (Players ‘Union), Özgür ÇEVİK (Players’ Union Board Member), Feride ÇETİN (Players Union)

Former President Meltem Cumbul

Legal Status of Stage and Curtain Employees, Res. See. Özge YILDIZ An HAKKAKUL (Istanbul University, Faculty of Law, Department of Labor and Social Security Law)

Labor Relations and Working Conditions of Stage and Curtain Employees, Ali KARACA (Chief Inspector of the Ministry of Labor and Social Security)

Working Relations in Theaters, Tilbe SARAN (General Secretary of Players’ Union)

Social Security of Artists, Res. See. Prof. Dr. Ayşe KÖME AKPULAT (Istanbul University, Faculty of Law, Department of Labor and Social Security Law)

Problems and Solutions in Practice, Av. S. Sera KADIGİL (Players’ Union Legal Counsel)

View Sera’s Full Profile
Legal Problems of Stage and Curtain Employees 

Players Union at the time of the panel President is Mary Cumbul, the players have to evaluate Union Board Member Özgür AGILE and Players Union Member Feride Cetin players’ conditions in a general outlook on the film and television sector work.

Legal status of stage and screen employees; Özge YILDIZ-HAKKAKUL, a research assistant at the Istanbul University Faculty of Law, explained the comparative law and Turkish law.

About working relationships and working conditions of stage and curtain employees; The Chief Inspector of the Ministry of Labor and Social Security, Ali KARACA, made observations on implementation. Apart from the cinema and television sector, the General Secretary of the Players’ Union Tilbe SARAN made explanations about the current working relations and the problems encountered in theaters.

Social security rights, which have been a major problem for many years in the practice of stage and curtain workers; Ayşe KÖME, a research assistant at Istanbul University Faculty of Law, has been examined by AKPULAT within the framework of international law and Turkish law.

Dunelm Mill Customer Feedback Survey

Acting Union Legal Counsel and currently the Republican People’s Party Istanbul deputy Av. S. Sera KADIGİL presented the suggestions and opinions regarding the problems encountered in practice in a legal framework.

Meeting Dr. Prof. Dr. Berin Ergin in the respect of respect. Dr. Tankut Centel and Professor. Dr. Fevzi They were the chairperson and participant in the meetings.

Professor Dr. Gülsevil Alpagut

Birleşmiş Milletler Toplumsal Gelişme ve Kalkınma Bildirgesi

0

Birleşmiş Milletler Toplumsal Gelişme ve Kalkınma Bildirgesi, Birleşmiş Milletler tarafından hedeflenen toplumsal ve ekonomik gelişmeleri gerçekleştirmek üzere 11 Aralık 1969 tarihinde ilan edilmiştir.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı-UNDP

 Birleşmiş Milletler Toplumsal Gelişme ve Kalkınma Bildirgesi 

Genel Kurul;

Birleşmiş Milletler Üyelerinin, Antlaşmayla daha iyi bir yaşam düzeyi, tam çalışma ve ekonomik ve toplumsal gelişme ve kalkınmayı güdülemek üzere örgütle işbirliği içinde birlikte ve ayrı ayrı eylemde bulunma sözü verdiklerini anımsayarak,

Sözü edilen Antlaşmada ilan edilen insan haklarına ve temel özgürlüklere ve barışa, insan kişiliğinin onur ve değerine ve toplumsal adalete inancını yeniden belirterek,

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, İnsan Hakları Uluslararası Sözleşmeleri, Çocuk Hakları Bildirgesi, Sömürge Ülkelere ve Halklara Bağımsızlık Tanıma Bildirgesi, Her Türlü Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Uluslararası Sözleşmesi, Her Türlü Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Birleşmiş Milletler Bildirgesi, Gençlerde Barış İdealleri ve Uluslararası Saygı ve Anlayış Geliştirme Bildirgesi, Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Kaldırılması Bildirgesiyle Birleşmiş Milletler Kararlarının ilkelerini anımsayarak,

Uluslararası Çalışma Örgütünün, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütünün, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütünün, Dünya Sağlık Örgütünün, Birleşmiş Milletler Çocuk Fonunun ve öteki ilgili örgütlerin anayasaları, sözleşmeleri, tavsiyeleri ve kararlarında toplumsal gelişme konusunda konmuş standartları anımsayarak,

İnsanın beklentilerini ancak adil bir toplumsal düzende tam gerçekleştirebileceğine ve buna bağlı olarak her yerde toplumsal ve ekonomik gelişmeyi hızlandırmanın temel önem taşıdığına ve böylece Uluslararası barış ve dayanışmaya katkıda bulunacağına inanarak,

Bir yandan Uluslararası barış ve güvenliğin, öte yandan toplumsal gelişme ve ekonomik kalkınmanın yakından ilişkili olup birbirini etkilediğinin bilincinde olarak,

Toplumsal kalkınmanın, toplumsal, ekonomik ya da siyasal sistemleri değişik Devletler arasında; barış içinde birlikte yaşama, dostça ilişkiler ve işbirliği yoluyla gerçekleştirebileceğine inanarak,

Daha geniş bir büyüme ve değişme süreci içinde ekonomik ve toplumsal kalkınmanın birbirine bağlılığını ve aynı zamanda kalkınmanın tüm toplumsal yönlerinin her aşamasını tam hesaba katan, bütünlemiş bir kalkınma stratejisinin önemini vurgulayarak,

Devletlerin ve Uluslararası topluluğun çabalarına karşın dünyanın toplumsal durumu içinde ulaşılan gelişmenin yetersizliğinden üzüntü duyarak,

Gelişmekte olan ülkelerin kalkınmalarında başlıca sorumluluğun kendilerine düştüğünü ve ekonomik bakımdan daha gelişmiş ülkelerle gelişmekte olanlar arasındaki yaşam standartları farkını azaltmak ve sonunda kapamak gereksinmesi ve bu amaçla Üye Devletlerin tüm dünyada toplumsal kalkınmayı özendirmek ve özellikle ekonomik büyümelerini hızlandırmak amacıyla gelişmekte olan ülkelere yardımcı olmak üzere iç ve dış politikalar izleme sorumlulukları tanıyarak,

Silahlanmaya ayrılan çatışma ve yıkımlarla boşa harcanan kaynakların barış ve toplumsal gelişme işlerine ayrılmasının ivediliğine inanarak,

Bilim ve teknolojinin, tüm insanlığın ortak gereksinmelerinin karşılanmasında yapacağı katkının bilincinde olarak,

Tüm Devletlerin ve Uluslararası örgütlerin ana çabasının tüm kötülükleri ve toplumsal gelişme engellerini, özellikle eşitsizlik, sömürü, savaş, sömürgecilik ve ırkçılık gibi kötülükleri toplum yaşamından çıkarmak olduğuna inanarak,

Tüm insanlığın bu hedefler doğrultusunda özendirilmesi ve bunların gerçekleştirilmesi için tüm engellerin aşılması isteğiyle,

Bu Toplumsal Gelişme ve Kalkınma Bildirgesini açıkça ilan ederek ulusal ve Uluslararası etkinlikleri bu Bildirgeyi toplumsal kalkınma politikalarının ortak temeli saymaya çağırır.

BÖLÜM I
İLKELER
Madde 1

Tüm halkların ve tüm insanların, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, uyrukluk, etnik köken, aile ya da toplumsal statü ya da siyasal ya da başka bir inanç ayrımı gözetilmeksizin, onur ve özgürlük içinde yaşama ve toplumsal gelişme ürünlerinden yararlanma hakkı ve gelişmede kendilerine düşen katkıda bulunma ödevi vardır.

Madde 2

Toplumsal gelişme ve kalkınma, insan kişiliğinin onur ve değerine saygı temeline dayanmalı ve insan haklarının ve toplumsal adaletin gelişmesini güvenceye almalıdır.

Bu ilke,

  1.  Nazizm ve kurumlaşmış ırk ayrımcılığı (apartheid) dahil, her türlü eşitsizlik, sömürü, sömürgecilik ve ırkçılık biçimlerinin ve Birleşmiş Milletlerin amaç ve ilkelerine aykırı tüm öteki politika ve ideolojilerin en kısa sürede ve kesinlikle ortadan kaldırılmasını;
  2.  Kişisel ve siyasal hakların yanısıra herhangi bir ayrım gözetilmeksizin; ekonomik, toplumsal ve kültürel hakların tanınmasını ve etkin bir biçimde uygulanmasını, gerektirir.
Madde 3

Toplumsal gelişme ve kalkınmanın temel koşulları,

  1.  Hakların kendi yazgılarını belirleme hakkına dayalı ulusal bağımsızlık;
  2.  Devletlerin iç işlerine karışmama ilkesi;
  3.  Devletlerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı;
  4.  Her ulusun kendi doğal zenginlik ve kaynakları üzerindeki sürekli egemenliği,
  5.  Her Devletin ve kendisini ilgilendirdiği kadarıyla her ulus ve halkın kendi toplumsal kalkınma hedeflerini özgürce belirlemesi, kendi önceliklerini saptaması ve Birleşmiş Milletler Antlaşması ilkelerine uygun olmak üzere herhangi bir dıştan karışma olmaksızın bunu başarma yol ve yöntemlerini kararlaştırması hak ve sorumluluğu;
  6.  Toplumsal, ekonomik ya da siyasal sistemlerine bakılmaksızın Devletler arasında barış içinde birlikte yaşama, dostça ilişkiler ve işbirliğinin geliştirilmesidir.
Madde 4

Toplumun temel birimi olan ve tüm üyelerinin, özellikle çocuk ve gençlerin doğal çevresini oluşturan aile, topluluk içinde sorumluluğunu tam anlamıyla üstlenebilecek biçimde yardım görerek korunur. Ana-babaların, özellikle çocukların sayısın ve zamanını özgürce ve sorumluluk duygusuyla belirleme hakkı vardır.

Madde 5

Toplumsal gelişme ve kalkınma, insan kaynaklarının tam kullanılmasını gerektirir.

Bu gereksinim, özellikle,

  1.  Aydınlanmış bir kamuoyu ortamında yaratıcı girişimin özendirilmesini;
  2.  Bireylerin tüm toplumdaki değişmeler konusunda bilgilendirilmesi amacıyla ulusal ve Uluslararası bilgilerin yayılmasını;
  3.  Toplumun tüm üyelerinin, bireysel olarak ya da örgütler yoluyla İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde yer alan temel özgürlüklere tam saygıyla ortak kalkınma hedeflerinin tanımlanması ve başarılmasına etkin katılımını;
  4.  Etkin biçimde bütünleşmiş toplumun yaratılması için halkın avantajsız ve marjinal kesimlerine toplumsal ve ekonomik kalkınmada eşit fırsatlar sağlanmasını içerir.
Madde 6

Toplumsal kalkınma, herkesin çalışma ve işini özgürce seçme hakkının güvenceye alınmasını gerektirir.

Toplumsal gelişme ve kalkınma, toplumun tüm üyelerinin verimli ve toplumsal bakımdan yararlı çalışmaya katılmasını ve insan hakları ve temel özgürlüklere ve adalet ve mülkiyetin toplumsal işlevi ilkelerine uygun olarak ve insanın herhangi biçimde sömürülmesini önleyen, herkese eşit mülkiyet hakkı tanıyan ve insanlar arasında gerçek bir eşitliğe yol açacak koşullar yaratan toprak ve üretim araçları mülkiyet biçimlerinin kurulmasını gerektirir.

Madde 7

Ulusal gelir ve zenginliğin hızla büyümesi ve bunların toplumun tüm üyeleri arasında eşitlikçi dağılımı, tüm toplumsal gelişme için temeldir ve bu nedenle her Devlet ve Hükümetin hedeflerinin başında yer almalıdır.

Gelişmekte olan ülkelerin, öteki etkenlerin yanısıra, elverişli ticaret koşulları ve bu ülkelerin ürünlerini pazarladığı fiyatların eşitlikçi ve kazançlı olmasıyla sağlanacak Uluslararası ticaretteki yerinin iyileşmesi; ulusal gelirin artmasını sağlamak ve toplumsal kalkınmayı ilerletmek için zorunludur.

Madde 8

Her hükümetin, halkının toplumsal gelişme ve refahını sağlama, kapsayıcı kalkınma planlarının bir parçası olarak toplumsal kalkınma önlemlerini planlama tüm ulusal çabaları bu amaç yönünde özendirme, eşgüdümleme, bütünleme ve toplumsal yapıda zorunlu değişmeleri başlatma baş ödevi ve son sorumluluğudur. Toplumsal kalkınma önlemlerinin planlanmasında, gelişmekte olan ve gelişmiş alanların kent ve kır alanlarının gereksinmelerindeki değişiklik gereğince gözönüne alınır.

Madde 9

Toplumsal gelişme ve kalkınma, halkların yaşam düzeylerini yükseltmek üzere girişilen ulusal çabaları uyumlu bir Uluslararası eylemle tamamlayacak olan Uluslararası topluluğun ortak ilgi konusudur.

Toplumsal gelişme ve ekonomik büyüme, uzay, deniz yatağı, okyanus tabanı ve onun altı gibi çevre alanlarının, ulusal yargı yetkisinin dışında, özellikle barışçı amaçlarla ve tüm insanlığın yararına ve Birleşmiş Milletler Antlaşmasının amaçları ve ilkelerine uygun olarak bulunması, korunması kullanılması ve işletilmesinde tüm ulusların ortak çıkarını tanımayı gerektirir.

BÖLÜM II
HEDEFLER

Toplumsal gelişme ve kalkınma, toplumun tüm üyelerinin maddi ve manevi yaşam standardını sürekli yükseltmeyi amaçlar. Bu amaca insan haklarına ve temel özgürlüklerine saygı ve uygunluk içinde ve aşağıdaki ana hedeflere ulaşarak varılır.

Madde 10
  1.  Her düzeyde çalışma hakkının ve herkesin sendika ve işçi dernekleri kurma ve toplu pazarlık yapma hakkının tanınması; tam verimli çalışmanın güdülenmesi ve işsizlik ve az çalışmanın ortadan kaldırılması; herhangi bir ayrım yapılmaksızın çalışanların adil ücretlendirilmesi ve saygın bir yaşam standardını güvenceye almaya yeterli düzeyde bir en az ücret sağlanması ve tüketicinin korunması;
  2.  Açlık ve kötü beslenmenin ortadan kaldırılması ve yeterli beslenme hakkının güvenceye bağlanması;
  3.  Yoksulluğun ortadan kaldırılması; yaşam düzeylerinde sürekli iyileşmenin ve adil ve eşitlik sağlayan bir gelir dağılımının sağlanması;
  4.  Tüm halk için, en yüksek sağlık standartlarının sağlanması ve elden geldiğince ücretsiz sağlık korumasının gerçekleştirilmesi;
  5.  Okuma yazma bilmezliğinin kökünün kazınması ve eğitim ve öğretimden herkesin yararlanması, ilköğretim aşamasında ücretsiz ve zorunlu eğitimle tüm düzeylerde ücretsiz eğitim hakkının sağlanması; yaşam boyu eğitimin genel düzeyinin yükseltilmesi;
  6.  Herkes için, özellikle düşük gelir grupları ve geniş aileler için yeterli konut ve topluluk hizmetlerinin sağlanması.

Toplumsal gelişme ve kalkınma, bildirgesi yine aşağıdaki hedefleri ulaşmayı amaçlar:

Madde 11
  1.  Yaygın toplumsal güvenlik sistemleri ve toplumsal yardım hizmetlerinin sağlanması; hastalık özür ve yaşlılık nedeniyle geçici ya da sürekli olarak geçimini sağlayamayan herkese kendileri, aileleri ve bağımlı kimseleri için uygun bir yaşam standardı sağlamak üzere toplumsal güvenlik ve sigorta sistemlerinin kurulması ve geliştirilmesi;
  2.  Ana ve çocuğun haklarının korunması; çocukların yetiştirilmesiyle sağlıklarına ilgi; kadınların ve özellikle gebelik ve çocuğun bakımı sırasında çalışan annelerin ve kazançlarıyla ailenin geçimini sağlayan kadınların sağlık ve refahını koruma önlemlerinin alınması; kadınlara işini ve ücretini yitirmeksizin gebelik ve analık izni ve ödentilerin verilmesinin sağlanması;
  3.  Çocukların, yaşlıların ve özürlülerin haklarının korunması ve refahının sağlanması; bedensel ve zihinsel özürlülerin korunması;
  4.  Gençlerin, adalet ve barış idealleri, halklar arasında karşılıklı saygı ve anlayışla eğitilmesi ve gençler arasında bu ideal ve anlayışın geliştirilmesi; gençlerin ulusal kalkınma sürecine tam katılımının özendirilmesi;
  5.  Suçluluğa karşı toplumsal korunma önlemlerinin alınması ve suçluluğa ve özellikle gençlerin suçluluğuna yol açan koşulların ortadan kaldırılması;
  6.  Tüm bireylerin, herhangi bir ayrım yapılmaksızın haklarının ve yükümlülüklerinin bilincinde olmasını ve haklarını kullanırken ve korurken gerekli yardımı görmesinin güvenceye bağlanması.

Toplumsal gelişme ve kalkınma bildirgesi, aşağıda ana hedefleri gerçekleştirmeyi de amaçlar;

Madde 12
  1.  Özellikle gelişmekte olan ülkelerde hızlı ve sağlam toplumsal ve ekonomik kalkınma koşullarının yaratılması; Uluslararası ekonomik ilişkilerin değişmesi; fırsat eşitliğinin bir ulusu oluşturan bireyler kadar uluslar için de bir hak olduğu yeni ve etkin Uluslararası işbirliği yöntemlerinin geliştirilmesi;
  2.  Her türlü ayrımcılığın ve sömürünün Birleşmiş Milletler Antlaşmasının amaçları ve ilkelerine aykırı tüm öteki uygulama ve ideolojilerin ortadan kaldırılması;
  3.  Her ülke halkına kendi doğal kaynaklarından tam yararlanma olanağı sağlamak üzere; her türlü yabancı ekonomik sömürünün, özellikle Uluslararası tekellerce uygulanan sömürünün ortadan kaldırılması.

Toplumsal gelişme ve kalkınma bildirgesi, son olarak aşağıdaki ana hedeflere varmayı amaçlar:

Madde 13
  1.  Bilimsel ve teknolojik ilerlemelerin gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler tarafından eşitlikçi olarak paylaşılması ve toplumsal kalkınma yolunda bilim ve teknoloji kullanımının giderek artması;
  2.  İnsanlığın bilimsel, teknolojik ve maddi gelişmesiyle düşünsel, manevi, kültürel ve ahlaki ilerlemesi arasında uyumlu bir dengenin kurulması;
  3.  İnsan çevresinin korunması ve iyileştirilmesi.
BÖLÜM III
YOL VE YÖNTEMLER

Bu bildirgede öne sürülen ilkeler temeli üzerinde, toplumsal gelişme ve kalkınma hedeflerinin gerçekleştirilmesi, aşağıdaki yol ve yöntemlere özel bir önem verilerek ulusal ve Uluslararası etkinlikler aracılığıyla gerekli kaynakların harekete geçirilmesini öngörür:

Madde 14
  1.  Toplumsal gelişme ve kalkınmanın, dengeli bir toplu kalkınma planının ayrılmaz bir parçası olarak planlanması;
  2.  Gerektiğinde toplumsal politika ve programların tasarlanarak uygulamaya konması için ulusal sistemlerin oluşturulması ve değişik bölgesel koşul ve gereksinmeleri, özellikle ülkenin öteki kesimlerine göre daha az avantajlı ya da daha az gelişmiş bölgelerin kalkınması gözönünde bulundurularak ilgili ülkelerce planlı bölgesel kalkınmaların güdülenmesi;
  3.  Başta toplumsal kalkınma programlarının planlanması ve uygulanmasında kullanılacak karşılaştırmalı Uluslararası araştırmalar olmak üzere, temel ve uygulamalı araştırmaların geliştirilmesi.
Madde 15
  1.  Toplumun tüm üyelerinin gereğinde ekonomik ve toplumsal kalkınma alanındaki ulusal plan ve programların hazırlanması ve uygulanmasına etkin katılımının sağlanması için önlemelerin benimsenmesi:
  2.  Ulusal resmi organlar, resmi olmayan örgütler, kooperatifler, kırsal örgütler, işçi ve işveren örgütleri ve kadın ve gençlik örgütleri aracılığıyla, tam olarak bütünleşmiş bir ulusal topluma ulaşarak ve toplumsal hareketlilik sürecini hızlandırmak ve demokratik sistemi güçlendirmek üzere toplumsal ve ekonomik gelişme ve toplum kalkınması amacıyla ulusal ve bölgesel planlar gibi yöntemlere başvurarak halkın ekonomik, toplumsal, kültürel ve siyasal yaşama giderek daha yüksek düzeyde katılımı için önlemlerin alınması;
  3.  Toplumsal gelişme ve kalkınma ilke ve hedeflerinin desteklenmesi için ulusal ve uluslararası düzeyde kamuoyunun hareket geçirilmesi;
  4.  Halkın, tüm toplumda değişen koşulların bilincine varmasını sağlamak ve tüketiciyi eğitmek için ulusal ve Uluslararası düzeyde toplumsal bilgilerin yayılması.
Madde 16
  1.  Tüm ulusal kaynakların en üst düzeyde harekete geçirilmesi ve rasyonel ve etkin kullanılmaları; toplumsal ve ekonomik alanlarda verimli yatırımların artması ve hızlandırılması ve çalışmanın özendirilmesi; toplumun kalkınma sürecine yönlendirilmesi;
  2.  Toplumsal gelişmeyi güdülemek üzere gelirin eşitlikçi dağılımı ve yeniden dağılımı için bir araç olarak; ötekilerin yanısıra, mali sistem ve kamu harcamalarını kullanarak ulusal gelirin eşitlikçi dağılımının başarılması;
  3.  Gelişmekte olan ülkelerden ekonomik ve toplumsal kalkınmalarına zarar verecek biçimde dışa sermaye akımının önlenmesini amaçlayan tedbirlerin alınması.
Madde 17
  1.  Özellikle gelişmekte olan ülkelerde tüm halkın yararına olmak üzere toplumsal yönleri yeterince gözönüne alınarak endüstrileşme sürecini hızlandıracak önlemlerin benimsenmesi; endüstri kesiminin kesintisiz ve çeşitlenmiş büyümesi için yeterli bir örgütlenmenin ve yasal çerçevenin geliştirilmesi; otomasyon dahil kentsel gelişme ve endüstrileşmeden doğabilecek olumsuz toplumsal etkilerin üstesinden gelebilmek için önlemlerin alınması; kırsal ve kentsel kalkınma arasında uygun bir dengenin kurulması ve özellikle, başta büyük endüstri merkezlerinde olmak üzere daha sağlıklı yaşam koşullarını amaçlayan önlemlere başvurulması;
  2.  Kentleşme ve kentsel kalkınma sorunlarını çözümleyecek bütünlemiş bir planlama;
  3.  Kır halkının yaşam düzeyini yükseltmek ve dengeli bir ulusal kalkınmayla toplumsal gelişmeyi güdüleyecek biçimde kent-kır ilişkisini ve nüfus dağılımını düzenlemek üzere kapsayıcı kırsal kalkınma tasarımları;
  4.  Toprağın toplum yararına  kullanılmasını gereğince gözetmek üzere önlemlerin alınması.

Toplumsal gelişme ve kalkınma hedeflerinin başarılması yine aşağıdaki yol ve yöntemlerin uygulanmasını gerektirir.

Madde 18
  1.  Herkes için sadece siyasal ve kişisel hakların değil, aynı zamanda herhangi bir ayrım yapılmaksızın ekonomik, toplumsal ve kültürel hakların tam gerçekleşmesini sağlamak üzere uygun yasal, yönetsel ve öteki önlemlerin alınması;
  2.  Her türlü ayrımcılığın ve sömürünün kaldırılması için gerekli olan ve toprak mülkiyeti ve kullanımının toplumsal adalet ve ekonomik kalkınma hedeflerine en iyi katkıda bulunabileceği bir toprak reformu dahil, ekonomik ve toplumsal gelişme düzeyinin yükselmesini sağlayacak değişmenin güdülenmesi ve demokratik temele dayalı toplumsal ve kurumsal reformların hızlandırılması,
  3.  Yeterli ve iyi dengelenmiş besin sunumunu ve tüm halk kesimleri arasında eşitlikçi dağılımını ve beslenme standartlarının iyileşmesini sağlamak üzere, ötekilerin yanısıra, demokratik bir tarım reformunun uygulanması yoluyla tarımsal üretimin artırılıp çeşitlendirilmesi için önlemelerin benimsenmesi;
  4.  Hükümetin katkısıyla kırsal ve kentsel alanlarda düşük maliyetli konut programlarını başlatacak önlemlerin alınması;
  5.  Özellikle gelişmekte olan ülkelerde ulaştırma ve iletişim sisteminin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması.
Madde 19
  1.  Tüm halka ücretsiz sağlık hizmetlerinin ve herkese koruyucu sağlık yardımlarının sağlanması,
  2.  Kapsayıcı toplumsal güvenlik sistemleri ve toplumsal yardım hizmet programları uygulanması ve verilen hizmetlerin iyileştirilmesi ve eşgüdümlenmesi amacıyla yasal önlemler alınması ve yönetsel düzenlemelerin yapılması;
  3.  Uluslararası Çalışma Örgütünün 97. Nolu Sözleşmesinin ve göçmen işçilere ilişkin uluslararası belgelerin hükümleri uyarınca göçmen işçilere ve ailelerine toplumsal yardım hizmetlerinin sağlanması için önlemlerin alınması;
  4.  Zihinsel ya da bedensel olarak özürlü kimselerin, özellikle çocukların ve gençlerin, olabildiğince tam yararlı toplum üyeleri olabilmelerine olanak verecek biçimde topluma kazandırılmaları için uygun önlemlerin alınması ve bu önlemlerin teknik uyarlama, eğitim, mesleksel ve toplumsal kılavuzluk ve uygun yerleştirme ve öteki gerekli yardımları içermesi ve özürlülerin özürlerinden ötürü ayrımcılık konusu olmayacağı toplumsal koşulların yaratılması.
Madde 20
  1.  Tam demokratik sendika özgürlüğünün; toplu pazarlık ve grev hakkı dahil tüm işçilere örgütlenme özgürlüğünün sağlanması; çalışanların başka örgütler oluşturma haklarının tanınması; sendikaların ekonomik ve toplumsal kalkınmaya daha geniş ölçüde katılmaları; tüm sendika üyelerinin çıkarlarını ilgilendiren ekonomik ve toplumsal konuların karara bağlanmasında etkin katılımının sağlanması;
  2.  Uygun teknolojik ve yasal önlemlerle işçiler için sağlık ve güvenlik koşullarının iyileştirilmesi ve çalışma süresinin sınırlandırılması dahil bu önlemlerin uygulanması için maddi önkoşulların hazırlanması;
  3.  Uyumlu çalışma ilişkilerinin gelişmesi için uygun önlemlerin benimsenmesi.
Madde 21
  1.  Toplumsal kalkınma ve toplu kalkınma plan ve politikaları için gerekli yönetsel, uygulamacı, mesleksel ve teknik personel dahil ulusal personel ve kadroların yetiştirilmesi;
  2.  Her düzeyde ücretsiz sağlanacak genel, mesleki ve teknik eğitimin ve yetiştirme ve yeniden yetiştirmenin genişletilmesini ve geliştirilmesini hızlandırmak için önlemler alınması:
  3.  Genel eğitim düzeyinin yükseltilmesi, ulusal bilişim araçlarının geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması ve bunların tüm halkın sürekli eğitilmesi ve toplumsal kalkınma etkinliklerine katılımını özendirme yönünde akılcı ve tam kullanılması; boş zamanların, özellikle çocukların ve gençlerin boş zamanlarının yapıcı değerlendirilmesi;
  4.  “Beyin göçü”nü önlemek ve olumsuz etkilerinin önünü almak için ulusal ve Uluslararası politika ve önlemlerin saptanması.
Madde 22
  1.  Toplumun temel birimi olan ailenin ana işlevlerini güçlendirmeyi amaçlayan politika ve önlemelerin geliştirilmesi ve eşgüdümlenmesi;
  2.  Gerektiğinde ulusal nüfus politikaları çerçevesinde ve personelin eğitim ve yetiştirilmesi dahil toplumsal sağlık hizmetlerinin kapsamı içinde nüfus alanında programların saptanması ve uygulanması ve ailelerin çocuk sayılarını ve zamanını özgürce ve sorumluluk duygusuyla belirleme haklarını kullanabilmeleri için gerekli bilgi ve olanakla donatılması;
  3.  Çocuklar ve çalışan ana-babalar yararına uygun çocuk bakım kolaylıklarının oluşturulması.

Toplumsal gelişme ve kalkınma hedeflerinin gerçekleştirilmesi son olarak aşağıdaki yol ve yöntemlerin uygulanmasını gerektirir.

Madde 23
  1.  Gelişmekte olan ülkeler için Birleşmiş Milletler Kalkınma politikası çerçevesinde büyüme hızlarının yeterli ölçüde artırılmasını sağlayacak ekonomik büyüme hızı hedeflerinin saptanması;
  2.  Daha elverişli koşullarda daha çok yardım sağlanması; ekonomik bakımdan gelişmiş ülkelerin pazar fiyatlarıyla brüt ulusal gelirin %1’i tutarında bir yardım hacmine ulaşılması; gelişmekte olan ülkelere verilen borçların, faiz oranlarının düşürülerek ve ödenme sürelerinin uzatılarak koşullarının hafifletilmesi ve bu gibi dış borçların herhangi bir siyasal düşünceye dayanmaksızın sadece toplumsal ve ekonomik ölçülere göre dağıtılmasının sağlanması;
  3.  Olabildiğince büyük ölçüde ve elverişli koşullarla iki yanlı ya da çok yanlı teknik, mali ve maddi yardım sağlanması ve ulusal kalkınma planlarının toplumsal hedeflerine ulaşmak için Uluslararası yardım alanında eşgüdümün geliştirilmesi;
  4.  Gelişmekte olan ülkelere ulusal kaynaklarından tam yararlanmaları olanağı sağlamak amacıyla bu ülkelerin ulusal kaynaklarını ve doğal zenginliklerini doğrudan kullanmalarını kolaylaştırmak üzere elverişli koşullarla teknik, mali ve maddi yardımın sağlanması;
  5.  Uluslararası ticaretin eşitlik ve yansızlık ilkelerine dayalı olarak genişlemesi ve Uluslararası ticarette eşitlikçi ticaret koşulları, gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkelere dışsatımı için karşılık ve ayrım gözetmeyen genel bir öncelikler sistemiyle genel ve kapsayıcı ticaret sözleşmelerinin yapılması ve uygulanması ve Uluslararası kuruluşlar eliyle yeterli tampon stoklarının finansmanı yoluyla gelişmekte olan ülkelerin durumunun iyileştirilmesi.
Madde 24
  1.  Toplumsal gelişme ve kalkınmaya ilişkin haber, bilgi ve deneyimlerin Uluslararası değişimini sağlamak üzere Uluslararası işbirliğinin yoğunlaştırılması;
  2.  Değişik ekonomik ve toplumsal sistemleri olan ve değişik kalkınma düzeylerinde bulunan ülkelerin, karşılıklı çıkar ve ulusal egemenliğe kesin uygunluk ve saygı temeli üzerinde olanaklı en geniş Uluslararası teknik, bilimsel ve kültürel işbirliği ve karşılıklı deneyim alış-verişinin gerçekleştirilmesi;
  3.  Toplumsal ve ekonomik kalkınma için bilim ve teknolojinin giderek daha büyük ölçüde kullanılması; gelişmekte olan ülkelere uygulama bilgisi ve patent dahil, teknoloji aktarılması ve değişimi için düzenlemelerin yapılması.
Madde 25
  1.  İnsan çevresinin korunması ve iyileştirilmesi için ulusal ve uluslararası düzeyde yasal ve yönetsel önlemlerin alınması;
  2.  Uygun uluslararası rejimler uyarınca, dış uzay ve deniz yatağı ve okyanus tabanı ve onun altı gibi çevre alanların kaynaklarının, ulusal yargı yetkisi aşılarak, coğrafi konumuna bakılmaksızın ve gelişmekte olan ülkelerin çıkar ve gereksinmeleri özellikle gözönüne alınarak her ülkede ekonomik ve toplumsal gelişme ve kalkınmanın başarılmasında ulusal kaynaklara destek olmak üzere kullanılması ve işletilmesi.
Madde 26

Nitelikçe ister toplumsal, ister ekonomik olsun, bir saldıran tarafından bir saldırı ya da bir ülkenin yasadışı işgali sonucu, giderme ve onarma dahil, doğan zararların karşılanması.

Madde 27
  1.  Genel ve tam silahsızlanmanın başarılması ve giderek özgür kalan kaynakların her yerde halkın refahına ve özellikle gelişmekte olan ülkelerin yararına ekonomik ve toplumsal gelişmeye yöneltilmesi;
  2.  Öteki önlemlerin yanısıra, nükleer silahların denenmesinin tam yasaklanması, kimyasal ve bakteriyolojik (biyolojik) silahların geliştirilmesi, üretilmesi ve stoklanmasının yasaklanması ve okyanuslarla iç suların nükleer artıklarla kirlenmesinin önlenmesi dahil, silahsızlanmaya katkıda bulunacak önlemlerin benimsenmesi.

*Bkz: Coşkun Can Aktan  vd. (Ed.) Haklar ve Özgürlükler Antolojisi, Ankara: Hak-İş Yayınları, 2000.

Hukuk Dışı, Keyfi ve Kısayoldan İnfazların Etkin Biçimde Önlenmesi ve Soruşturulmasına İlişkin Prensipler

1

Hukuk Dışı Keyfi ve Kısayoldan İnfazların Etkin Biçimde Önlenmesi ve Soruşturulmasına İlişkin Prensipler, Birleşmiş Milletler tarafından 24 Mayıs 1989 tarihinde ilan edilmiştir. 

Önleme
  1. Devletler hukukdışı, keyfi ve kısayoldan infazları kanunla yasaklar; bu tür infazların ceza kanununa göre suç olarak düzenlenmesini ve bu suçun ağırlığını dikkate alan gerekli cezalar ile cezalandırılmasını sağlar. Savaş durumu veya savaş tehdidi, iç siyasal istikrarsızlık veya her hangi bir olağanüstü durum gibi istisnai şartlar, bu tür infazları haklı göstermek için ileri sürülemez. İç silahlı çatışma durumunda, kamu görevlileri tarafından veya resmi sıfatla hareket eden başka kimseler tarafından veya resmi görevlilerin teşviki veya rızası veya muvafakati ile hareket eden kimseler tarafından aşırı veya yasadışı zor kullanıldığı durumlarda, ve ölümle sonuçlanan nezaret altındaki durumlarda, veya bu durumların dışında da başka hiç bir hal ve şart altında bu tür bir infaz yapılamaz. Bu yasak, hükümet makamları tarafından verilen emir ve talimatlardan da üstündür.
  2. Hükümetler hukukdışı, keyfi ve kısayoldan infazları önlemek için yakalama, gözaltına alma, gözaltında tutma, nezarete alma ve hapsetmeden sorumlu olan, ve ayrıca zor ve silah kullanma yetkisine sahip olan kamu görevlileri üzerinde bir dizi açık talimatlar vermek de dahil, sıkı bir denetim uygular.
  3. Üst düzey görevlilerin veya kamu makamlarının bu tür hukukdışı, keyfi ve kısayoldan infaz için başkalarını yetkilendiren veya teşvik eden emirler vermeleri Hükümetler tarafından yasaklanır. Herkesin bu tür emirleri reddetme hakkı ve ödevi vardır. Kanun adamları eğitilirken yukarıdaki hükümler üzerinde önemle durulur.
  4. Öldürülme tehdidi alan kişiler de dahil, Hukukdışı, keyfi veya kısayoldan infaz tehlikesi ile karşılaşan kişilere ve gruplara yargısal veya başka yöntemlerle etkili koruma sağlanır.
  5. Bir kimsenin iradesi hilafına bir ülkeye geri gönderildiği veya iade edildiği takdirde hukukdışı, keyfi veya kısayoldan infaz mağduru olabileceğine inanmak için maddi nedenler bulunması halinde, o ülkeye gönderilemez veya iade edilemez.
  6. Hükümetler, özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin resmi binalardaki nezaret yerlerinde tutulmalarını ve bu kişilerin nezaretleri ve nerede oldukları, ayrıca nakilleri hakkında hemen yakınlarına ve avukatlarına veya güvenilebilecek diğer kimselere doğru bilgilerin verilmesini sağlar.
  7. Yetkili müfettişler veya buna eşdeğerde bağımsız görevliler sağlık personeli ile birlikte nezaret yerlerinde düzenli olarak teftiş yaparlar; bu müfettişler tam bağımsızlık güvencelerine sahip olarak bu görevlerini yerine getirirken önceden haber vermeksizin kendiliklerinden teftiş yapmaya da yetkilidirler. Müfettişler hiç bir sınırlamaya tabi olmaksızın, nezaret yerlerinde bulunan herkese ve bu kişilerle ilgili kayıtlara ulaşabilirler.
  8. Hükümetler diplomatik görüşmeler yapma, şikayetçilerin uluslararası ve yargısal organlara ulaşmalarını sağlama, kamuya açıklama yapma gibi tedbirler almak suretiyle hukukdışı, keyfi ve kısayoldan infazların önlenmesi için her türlü çabayı gösterirler. Bu tür infaz haberlerini soruşturma ve bu tür uygulamalara karşı etkili tedbir almak için uluslararası mekanizmalar kullanılır. Kendi ülkesi üzerinde hukukdışı, keyfi ve kısayoldan infazların meydana geldiğine dair makul kuşkular bulunan ülkelerin Hükümetleri de dahil bütün Hükümetler, konu üzerinde bir uluslararası soruşturma yürütülmesi için tam bir işbirliği yaparlar.
Soruşturma
  1. Hukukdışı, keyfi ve kısayoldan infazdan kuşkulanılan bütün olaylarda ve ayrıca yukarıdaki şartlarda doğal olmayan bir ölümün meydana geldiğine dair yakınların şikayetçi olması veya güvenilir kaynaklardan haber alınması halinde, hemen tam ve tarafsız bir soruşturma yapılır. Hükümetler bu tür soruşturmaların yapılması için soruşturma yapacak organları ve usulleri oluştururlar. Soruşturmanın amacı ölüm nedenini, tarzını ve zamanını, bundan sorumlu olan kişiyi ve bu ölüme yol açmış olabilecek davranış veya uygulamayı belirlemektir. Soruşturma yeterli bir otopsi yapılmasını, bütün fiziksel ve belgesel delillerin toplanmasını, analizini ve tanık ifadelerini içerir. Soruşturma, bu ölümün doğal ölüm, kaza ile ölüm, adam öldürme ve intihardan hangisi olduğunu tespit eder.
  2. Soruşturma makamı, soruşturma için gerekli her türlü bilgiyi elde etme yetkisine sahiptir. Etkili bir soruşturma yapabilmeleri için soruşturmayı yürüten kimselere gerekli mali imkanlar ve teknik donanım sağlanır. Soruşturmayı yapan kimseler bir infaz olayına karıştığı iddia edilen görevlileri getirtmeye ve ifade vermeye zorlama yetkisine sahiptir. Aynı yetki tanıklar için de kullanılabilir. Soruşturmayı yapanlar bu amaç için tanıklara ve olaya karıştığı iddia edilen görevlilere celpname gönderme ve ifade vermelerini isteme yetkisine sahiptirler.
  3. Yürürlükte bulunan soruşturma usullerinin uzmanlık veya tarafsızlık öngörmemesi nedeniyle veya konunun önemi karşısında veya açık bir kötüye kullanma tarzını içermesi nedeniyle yetersiz kalması halinde, ve mağdurun ailesi tarafından bu yetersizlikler konusunda veya diğer önemli nedenlerle şikayet edilmesi halinde, Hükümetler soruşturmaları bağımsız bir inceleme komisyonuna veya benzeri bir usule göre yaptırır. Bu komisyon üyeleri şahsiyetleri bakımından tarafsızlıkları, yeterlilikleri ve bağımsızlıkları ile tanınmış kişiler arasından seçilir. Komisyon üyeleri özellikle incelemeye tabi olan kurumlara, kuruluşlara veya kişilere karşı bağımsız olurlar. Komisyon, soruşturma için gerekli her türlü bilgiyi elde etme yetkisine sahip olur; ve Komisyon soruşturmayı bu Prensiplerde gösterildiği biçimde yürütür.
  4. Ölen kişinin cesedi bir doktor tarafından ve eğer mümkün ise adli tıp alanında bir patoloji uzmanı tarafından yeterli bir otopsi yapılmadıkça gömülmez. Otopsiyi yapanlar bütün soruşturma verilerine ulaşma, cesedin bulunduğu yere ve ölümün meydana geldiği düşünülen yere gitme hakkına sahiptir. Eğer ceset gömüldükten sonra bir soruşturma yapma gereği ortaya çıkmış ise, ceset otopsi yapılmak üzere hemen ve tamamen mezardan çıkarılır. Mezar açıldıktan sonra sadece iskelet kalıntılarıyla karşılaşılmış ise, bu kalıntılar dikkatlice çıkarılır ve kalıntılar üzerinde antropolojik tekniklere uygun olarak çalışılır.
  5. Ölen kişinin bedeni üzerinde otopsi yapacak kişilere tam ve doğru bir inceleme yapabilmelerine imkan verecek kadar süre tanınır. Yapılan otopsiyle en azından ölünün kimliği ve ölüm nedeni ve ölüm tarzı belirlenmeye çalışır. Ölüm zamanı ve yeri de mümkün olduğu kadar belirlenmeye çalışılır. Soruşturmanın varacağı sonuçların belgelenebilmesi ve desteklenebilmesi için ölünün ayrıntılı olarak çekilmiş renkli fotoğrafları otopsi raporuna eklenir. Otopsi raporunda işkence delili olan izler de dahil, ölüdeki bütün yaraların tasvir edilmesi zorunludur.
  6. Objektif sonuçlara varılmasını sağlamak için otopsi yapanların, potansiyel olarak olaya karışmaları mümkün kişi veya teşkilat veya kuruluşlara karşı tarafsız ve bağımsız şekilde görev yapabilmeleri zorunludur.
  7. Şikayetçiler, tanıklar ile soruşturmayı yapanlar ve onların aileleri, şiddete, tehdide veya her türlü baskıya karşı korunur. Hukukdışı, keyfi veya kısayoldan infazlara potansiyel olarak karışmış olmaları mümkün olan kişiler, şikayetçiler ve tanıklar ile onların ailelerinin, ve ayrıca soruşturmayı yürütenlerin üzerinde bulundukları doğrudan veya dolaylı bütün amirlik ve denetim görevlerinden alınırlar.
  8. Ölenin ailesi ve hukuki temsilcileri, muhakemenin her aşamasından ve soruşturma ile ilgili bütün bilgilerden haberdar edilirler ve bu bilgileri edinmeleri sağlanır; ayrıca bu ailenin ve hukuki temsilcilerin başka deliller sunmaya hakları vardır. Ölenin ailesinin tıp veya başka alanda yetkili bir uzmanı otopside bulundurma hakkı vardır. Ölen kimsenin kimliği tespit edildikten sonra ölüm tutanağı ailesine gönderilir ve ölenin ailesi veya yakınları derhal bilgilendirilir. Soruşturmanın tamamlanması üzerine ölenin cesedi ailesine veya yakınlarına teslim edilir.
  9. Bu soruşturmalarda uygulanan yöntem ve varılan sonuçlar hakkında makul bir süre içinde yazılı bir rapor hazırlanır. Rapor hemen kamuya açıklanır; raporda yapılan araştırmanın kapsamı, usulleri ve delilleri değerlendirmede kullanılan metotlar ile tespit edilen olaylara ve uygulanabilir olan hukuka dayanılarak ulaşılan sonuçlar ve tavsiyeler yer alır. Raporda ayrıca, meydana geldiği tespit edilen özgün olaylara ve bu tespitlerin dayanağı olan delillere ayrıntılı olarak yer verilir, ve kendilerini korumak amacıyla kimlikleri saklanan tanıklar hariç, ifade vermiş olan tanıkların adlarının yer aldığı bir liste bulunur. Hükümet makul bir süre içinde bu soruşturma raporuna ya bir karşılık verir, veya bu rapor karşısında bundan sonra yapılacak işlemleri belirtir.
Yargılama
  1. Hükümetler egemenlikleri altındaki her hangi bir bölgede hukukdışı, keyfi veya kısayoldan infazlara katıldıkları soruşturmayla tespit edilen kimselerin adalet huzuruna çıkarılmalarını sağlar. Hükümetler bu kimseleri ya adalet huzuruna çıkarır veya bu kimseleri yargı yetkisini kullanmak isteyen diğer ülkelere iade eder. Faillerin ve mağdurların kim olduklarına ve nerede olduklarına, bunların milliyetlerine veya suçun nerede işlendiğine bakılmaksızın, bu ilke uygulanır.
  2. Yukarıdaki üçüncü Madde saklı kalmak kaydıyla, bir amirin veya bir kamu makamının verdiği emirler hukukdışı, keyfi veya kısayoldan infazları haklı göstermek için ileri sürülemez. Emirleri altındaki görevliler tarafından yapılan bu tür eylemleri önlemek için makul imkanlara sahip oldukları halde bunları önlemeyen amirler, memurlar veya diğer kamu görevlileri de bu eylemlerden ötürü sorumlu tutulurlar. Savaş durumu, sıkıyönetim veya olağanüstü durum da dahil hiç bir hal ve şartta hukukdışı, keyfi veya kısayoldan infazlara katıldığı iddia edilen kimselere kovuşturmadan muafiyet tanınamaz.
  3. Hukukdışı, keyfi veya kısayoldan infaz mağdurlarının aileleri ve bakmakla yükümlü oldukları kimseler makul bir sürede verilebilecek adil ve yeterli bir tazminat alma hakkına sahiptirler.

Hayrettin Ökçesiz

0
Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz
Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz, 1953 yılında Aksaray’da doğmuş, Aksaray Lisesini bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine kaydını yaptırmıştır. Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra Adalet Bakanlığının burslu öğrencisi olarak Federal Almanya Cumhuriyetindeki Göttingen Üniversitesi’nde sorumluluk hukuku alanında doktora yapmıştır.
Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz, Almanya’da doktorasını tamamladıktan sonra 1984 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Anabilim Dalında yardımcı doçent olarak göreve başlamış, 1993 yılında doçent, 6 yıl sonra da profesör olmuştur. 1999 yılında Akdeniz Üniversitesine geçerek çalışmalarına devam etmiş, profesör olarak bu üniversiteden emekli olmuştur. Ökçesiz 2013 yılı eylül ayında emekli olduktan sonra Aydın Üniversitesinde görev yapmıştır.

Ökçesiz, 2005 yılından 2015 yılında kapatılmasına kadar Cumhuriyet Gazetesi “Bilim Teknoloji” haftalık ekinde “Hukuk Politikası” adlı köşe yazıları yazmıştır. Güncel Hukuk Dergisi danışma kurulu üyesidir.

Hukuk felsefesi ve sosyolojisi alanlarında telif ve çeviri çalışmalar yapmış, “Argumentum Aylık Hukuk Dergisi”nin 28. Sayısına kadar yazı işleri sorumluluğunu yürütmüştür.

Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz, İstanbul Barosu Yayınları tarafından düzenli olarak çıkarılan ‘Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi- HSFA‘nın kurucusudur.

Ökçesiz, Sivil İtaatsizlik ve Pasif Direniş uzmanıdır. Sivil İtaatsizlik isimli eserinde; sivil itaatsizliğin öncülerinin düşünceleri ve eylemleri, hukuk devletlerinde sivil itaatsizlik olayları, hukuk devletinde sivil itaatsizlik kavramının belirlenmesi ve hukuk devletinde sivil itaatsizlik olgusunun meşruluğu sorununu incelemiştir.

Ökçesiz, İstanbul Barosu Dergisinin yanı sıra birçok hukuk dergisine makaleler yazmış, hukuk ve felsefe dergilerinde görev almış, bilimsel toplantılara ve yayınlara öncülük etmiştir. Halen, yaşamakta olduğu Almanya’da, Goethe Universität Frankfurt’ta Hukuk Felsefesi Enstitüsünde konuk profesör olarak çalışmakta, akademisyenlik yanında sanatla iç içe yaşamakta, resim sergileri düzenlemekte yada sergilere eserleri ile katılmakta, Türkiye’deki dergilere makaleler yazmaya devam etmektedir.

Hayrettin Ökçesiz’in Eserleri 

Ahmet Ağaoğlu ve Hukuk-ı Esasiye Ders Notları

0
Ahmet Ağaoğlu ve Hukuk-ı Esasiye Ders Notları

Ahmet Ağaoğlu ve Hukuk-ı Esasiye Ders Notları (1926-1927) isimli kitapta, Cumhuriyet döneminin ilk Anayasası olan 1924 Anayasası’nın yapımında bizzat yer almış ve sonra da 1925 yılında açılan Ankara Hukuk Mektebinde Hukuk-ı Esasiye (Anayasa Hukuku) dersleri vermiş olan Ahmet Ağaoğlu’nun (1869-1939) ders notları tarihsel ve entelektüel bağlamıyla ele alınmaktadır.

Kitap ile, Ahmet Ağaoğlu’nun 1925-1926 akademik yılına ait birinci sınıf ve 1926-1927 akademik yılına ait ikinci sınıf Hukuk-ı Esasiye ders notları Osmanlıca bilmeyenlerin de istifadesine sunulmaktadır. Devletin yapısı, güçler ayrılığı, egemenlik, özgürlükler gibi temel konularda dünya hukuk sistemlerinden karşılaştırmalı örneklerle işlenmiş bu ders notları kitap olarak okurların hizmetine sunulmuş, büyük bir eksiklik giderilmiştir.

Ahmet Ağaoğlu ve Hukuk-ı Esasiye Ders Notları

Ahmet Ağaoğlu ve Hukuk-ı Esasiye Ders Notları (1926-1927) isimli kitapta, Ağaoğlu’nun Serbest Fırka dönemi öncesindeki hukuki görüşlerini tanıma imkanı vermektedir. Ağaoğlu’nun ders verdiği dönemler, Türkiye’de Takrir-i Sükûn dönemine denk gelmekte, okuyucular, derslerde işlenen konuların siyasal bağlamını bu dönemi dikkate alarak değerlendirmelidir.

Kitap, sözlük, kaynakça ve 1924 Anayasası (Kanun-ı Esasi Encümeni teklifi, Anayasa metni, 1945 versiyonu ve 1952 versiyonu) metniyle birlikte sunulmaktadır. Kitap yalnızca Ağaoğlu’yla ilgilenenler için değil; hukuk ve hukuk tarihi, yüksek öğretim tarihi, siyaset bilimi araştırmacıları ve nihayet erken Cumhuriyet dönemiyle ilgilenenler için de verimli bir kaynaktır.

Yrd. Doç Dr. Boğaç Erozan, Osmanlıca metinleri derlemiş, transliterasyonunu yapmış, ders notlarını tarihsel ve entelektüel bağlamıyla tartışmıştır. Erozan, İstanbul Bilgi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir.

KİTABIN İÇİNDEKİLER

Kısaltmalar

Önsöz- Neden Ahmet Ağaoğlu, Neden Hukuk-ı Esasiye Ders Notları?

Teşekkür

Metinler ve Çevrimyazı Üzerine Notlar

Hukuk-ı Esasiye Ders Notları (1926-1927) Üzerine: Ahmet Ağaoğlu, Siyasal ve Entelektüel Bağlam

Yaklaşım: Yazar, Metin ve Bağlam

Kısa Biyografi

Ahmet Ağaoğlu’nun Hukuk-ı Esasiye Profesörlüğü: Siyasal ve Kurumsal Bağlam

Ahmet Ağaoğlu’nun Hukuk-ı Esasiye Profesörlüğü: Anayasa Hukuku Geleneği ve Entelektüel Bağlam

Hukuk-ı Esasiye Ders Notlarının İçeriği Üzerine

ÇEVRİMYAZI 1:

Hukuk-ı Esasiye Ders Notları [1926] [Birinci Sınıf Hukuk-ı Esasiye Notları]

Hukuk-ı Esasiye

ÇEVRİMYAZI 2:

Hukuk-ı Esasiye Ders Notları (1927)

İkinci Sınıf Hukuk-ı Esasiye Notları

EK

1924 Anayasası

Kaynakça

Sözlük

Dizin

Ahmet Ağaoğlu’nun Eserleri
Ahmet Ağaoğlu

Ağaoğlu’nun azıp yayınlattığı eserler içindeen önemlileri olarak şu eserler zikredilir: “Şii mezhebi ve Menbeleri” (Londra, 1892), “Islam ve Ahunt” (Tinis, 1900), “İslama Göre ve islamda Kadın” (Tinis, 1901), Üç Medeniyet” (Ankara,1927), “İngiltere ve Hindistan” (Ankara, 1927), “Serbest Insanlar Ülkesinde” (Ankara, 1930), “Hukuk Tarihi” (Istanbul, 1932), “Devlet ve Fert” (İstanbul, 1932), Etrüsklerin Roma Medeniyeti Üzerine Etkilerî” (lslanbul, 1933), “Ben Neyim?” (Ankara, 1939), “Gönülsüz Olmaz” (Ankara, 1941), “Iran ve ingilabı” (Ankara, 1941), “ihtilal mi, İnkılab mı?” (Ankara, 1942), “Serbest Fırka Hatıraları” (Ankara, 1949), “Eserleri” (Bakü 1992) vb.( Kazımoğlu, 1996, 359)

İndigo Dergisi

0
İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, 2005 yılından beri yayın hayatında olan, bağımsız ve tarafsız yayıncılık anlayışını benimsemiş olan yayın kuruluşudur. Derginin yayınları, felsefe, çevre, bilim, teknoloji, kültür, sanat, edebiyat ve politika  alanında yoğunlaşmaktadır. Tiyatro, sinema ve kitaplar önemli başlıklar içermektedir.  

İndigo Dergisi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi‘ni benimsemekte ve yayın içeriğinde bu bildiriyi göz önünde bulunduracağını beyan etmektedir. Bu çerçevede; herkesin ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi veya diğer herhangi bir milli veya içtimai menşe, servet, doğuş veya herhangi diğer bir fark gözetilmeksizin eşitliğine ve özgürlüğüne saygılı olmayı taahhüt etmektedir. Dergi, yayınladığı haber ve yazı içeriklerinde bu bildiriyi göz önüne almaktadır.

İndigo Dergisinin internet sitesinde, 130’un üstünde sayı ve binlerce yazı yayınlanmış, her sayıda özel konular irdelenmiştir.  Derginin arşiv sayfaları tüm kullanıcılara açık şekilde internet sitesinden yayınlanmakta, internet yayıncılığında önemli bir boşluğu doldurmaktadır.

Dergi, herhangi bir çıkar grubu, örgüt, ideoloji, politik veya dini oluşumun parçası değildir ve köşe yazarlarının yazılarının kendi özgür düşünceleri olmasını esas almaktadır.

İndigo Dergisi, kendisini aynı zamanda bir düşünce kuruluşu olarak nitelendirmekte; amacını, gidişatı ve tabuları sorgulayarak, kamuoyu oluşturmak sureti ile farkındalık yaratmak olarak açıklamaktadır. Temel değerleri, dürüst, sağduyulu, barışçıl ve sosyal sorumluluklarının bilincinde olmaktır.

İndigo Dergisi, yayıncılık ve gazetecilik sorumluluğunu benimsemekte, iletişim özgürlüğünü halkın gerçekleri öğrenme hakkı saymakta; Basın Konseyi tarafından oluşturulan Basın Meslek İlkeleri‘ne uymayı taahhüt etmektedir. İndigo Dergisi aynı zamanda, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından oluşturulan Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi‘ni benimsemekte, yayınlarında bu bildirgeyi gözeteceğini ilan etmektedir.

İndigo Dergisinde Yayınlanan Yazıların Kategorileri

Advertorial

Alternatif Tıp

Araştırma

Arşiv

Astroloji

Beslenme

Bilim

Teknoloji

Araştırma

Çevre

Cinsellik

Çocuk

Deneme

Dış Politika

Dünya

Eğitim

Ekonomi

English

Etkinlik

Ezoterizm

Foto

Gezi Seyahat

Gündem

Hukuk

İlişkiler

İz Bırakanlar

Kadın

Kapak

Kişisel Gelişim

Kitap

Kritik

Kültür Sanat

Tiyatro

Medya

Moda

Müzik

Parapsikoloji

Politika

Psikoloji

Resim

Röportajlar

Ruhsal

Sağlık

Sektör

Sinema

Sosyal Medya

Sosyal Sorumluluk

Spor

Tarih

Tasavvuf

İstanbul

Türkiye

Video

Yaşam

iletişim - İndigo Dergisi

E-posta
editor@indigodergisi.com

Adres
İNDİGO DERGİSİ
Bağdat Caddesi No.532 Kadıköy İstanbul

Reklam iletişim
ads@indigodergisi.com

Künye

İmtiyaz Sahibi
Genel Yayın Yönetmeni
Mehmet Karaarslan

Yazı İşleri Müdürü
Hale Karaarslan

Yönetici Editör
Özgür Teker
ozgur@indigodergisi.com

Kuruluş: 01 Ekim 2005

Atatürk – Modern Türkiye’nin Kurucusu

0
Atatürk (Modern Türkiye'nin Kurucusu) Andrew Mango

Atatürk-Modern Türkiye’nin Kurucusu isimli eser Andrew Mango tarafından yazılmıştır. Türkiye Cumhuriyetinin, bağımsızlığı ve varoluş yolunda Atatürk gibi bir liderle yakaladığı olağanüstü şansı irdeleyen bu kitap, onu salt lider yanıyla değil, yakın çevresi ve insan ilişkileriyle de yansıtmaktadır. Cumhuriyetin kuruluş döneminin toplumsal yapısı ve güç dengelerine de açıklık getiren kitap, Atatürk’ün karizması, zaafları, kadınlarla olan ilişkileri, dostlukları, nefretleri, iyilikleri ve hatta kıskançlıklarıyla bir insan olduğunun altını çizmektedir. ‘Atatürk – Modern Türkiye’nin Kurucusu’ isimli eser uzman bir yazarın nesnel ve objektif bir yapıtıdır. Eser, Atatürk’ün yaşamını ve mücadelesini somut olaylarla analiz etmektedir.

Atatürk-Modern Türkiye’nin Kurucusu

İstanbul doğumlu İngiliz yazar Andrew Mango, yaklaşık beş yıl süren araştırmaları sonucunda bu kapsamlı ve nesnel çalışmasını ortaya koymuştur. Bir Atatürk biyografisi olan eser aynı zamanda Cumhuriyetin kuruluşunun canlı tanıklığını yansıtmaktadır. Andrew Mango ve kardeşi ünlü Bizans tarihçisi Cyril Mango, İstanbul’da büyüyen bir Levanten ve Rusya göçmeni ailenin çocuklarıdır. Andrew Mango’nun Türkçesi mükemmeldir ve bu kitapta uzun yılların birikimi bulunmaktadır. Kitap, Mustafa Kemal Atatürk hakkında hazırlanmış en kapsamlı kitaplardan biridir. Cumhuriyeti ve Atatürk’ü anlamak isteyenler için başucu kitabıdır. 

Andrew James Alexander Mango’nun Yaşamı
Andrew James Alexander Mango

Andrew Mango, 1926 yılında İstanbul’da doğmuştur. Yazar, İngiliz-Rus kökenli varlıklı bir ailenin üç oğlundan biridir. Mango, dil öğrenimini Londra’daki School of Oriental Studies’de Farsça ve Arapça öğrenerek geliştirmiştir. Büyük İskender olayının İslamiyet içinde yer alan biçimleri üzerine yaptığı araştırmasıyla doktorasını tamamlamıştır. Mango, 1947 yılında öğrenciyken katıldığı BBC’de on dört yıl boyunca Türkçe Yayınlar bölümünün yöneticiliğini yürütmüş, Güney Avrupa ve Fransızca Yayınlar Müdürüyken 1986 yılında emekli olmuştur. İngiltere’nin Ankara Büyükelçiliği’nde basın danışmanlığı yapmıştır. İstanbul ve Ankara’nın ardından yaşamının geri kalanını 1947 yılında taşındığı Londra’da sürdürmüş, Londra Üniversitesi’nde çalışmalarını sürdürmüştür.

Mango, emekliliğinden sonraki çalışmalarının neredeyse tamamını Türkiye’yle ilgili araştırmalara ayırmış, sık sık Türkiye’yi ziyaret etmiştir. Mango’nun, Türkiye’yle ilgili ilk yazısı 1957 yılında Political Quarterly adlı dergide yayınlanmış, ‘Turkey: The Challenge of a New Role’ isimli kitabı 1994 yılında yayınlanmış, ‘Atatürk – Modern Türkiye’nin Kurucusu’ kitabı ise 2000 yılında yayınlanmıştır. Yazar, 6 Temmuz 2014 tarihinde yaşama veda etmiştir.

Fihi Ma Fih

0
‘Bir Gözyaşı Bir Gülümseme‘ ve anılarını içeren ‘Fîhi Mâ-Fîh/İçindekiler İçindedir

Fihi Ma Fih, Türkiye Barolar Birliği önceki başkanlarından Vedat Ahsen Coşar’ın Phoenix Yayınevi tarafından 2017 yılında basılmış anı kitabıdır. Coşar, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki öğrencilik yıllarını ve Ankara Barosu’na bağlı olarak yaptığı avukatlık mesleğine ilişkin anılarını bu kitapta yazmıştır.

Fihi Ma-Fih – Vedat Ahsen Coşar
Fihi Ma Fih için yazılmış olan önsöz şu şekildedir:

“Edebi bilgi, hele şiir bir hukukçunun kalemine bu kadar yakışır. Duygularınızla dünya arasında sadece teniniz varsa ve yaptığınız bir hatada yüzünüz kızaracak kadar erdem sahibiyseniz, hele empati yapabiliyorsanız, hayatı tamamlanacak bir proje gibi değil, doya doya yaşanacak bir zaman dilimi gibi görüyorsanız “başarılı” olmanız çok zor. Başarı için, duygusuz ve acımasız olmayı, hedef odaklı yaşamayı, herkese gülümseyen sahte bir maske takmayı dayatıyor modern zamanlar. Bir tür psikopatlık hali aslında bu. Buradan, her başarılı insanın anti sosyal kişilik bozukluğu olarak açımlanabilecek psikopatik belirtileri bir düzeyde yaşadığı sonucuna varan bir genelleme yapmak da, bütün genellemelerin ortak kaderini paylaşır ve yanlış olur.

Vedat Ahsen COŞAR, insan kalarak, hayatı duygularla, tevazuyla ve vicdanla yaşayarak, empati yaparak ve asla bir maskeye ihtiyaç duymayarak da başarılı olunabileceğini gösteren az sayıdaki istisnadan biri olmuştur benim için. … Biyografiyi, Stefan Zweig’in kalemi ile sevdim en çok. Roterdamlı Erasmus’u okurken özgür düşüncenin ne demek olduğunu anladım bir kez daha. Magellan’la birlikte yol aldım en kestirme güney geçişini keşfetmek için. Köleliğe karşı özgür düşünce için Castellio ile birlikte mücadele ettim Calvin’e karşı. Ve hayatımdaki Fouche’leri tanıdım Stefan Zweig sayesinde. Vedat Ahsen COŞAR sayesinde de, Erasmus ve Castellio ile birlikte özgür düşünceye giden en kestirme yolu bulmak için Magellan’ın kaptanlığında bir keşif yolculuğuna çıkıp, hayatımızdaki Fouche’leri bir kez daha görme olanağını buldum. Av. Murat Böbrek”

Vedat Ahsen Coşar Kitapları
Kitabın yazarı Vedat Ahsen Çoşar’ın, Barolar Birliği başkanlığından ayrıldıktan sonra yazmış olduğu Fihi Ma Fih’den bir alıntı şu şekildedir. 

“…Artık Kafka’nın küçük fablındaki adamın, atını eyerlemesini istediği hizmetçinin nereye gideceğini sorduğunda verdiği cevaptaki gibi bir yere gitmeliyim. ‘Buradan uzağa, işte hedefim.’ Zen adamları gibi bugünün, şimdinin ötesine geçmeliyim. Kendime yeni hedefler bulmalı, hayatıma yeni anlamlar katmalı, yeni heyecanlar yaşamalıyım.

Ama öyle de olsa, her şeyin geçici olduğuna, her başlangıcın bir veda, her vedanın bir başlangıç olduğuna inanan ve bunu hayatına uygulayan bir insan olarak, düne veda etmem, bugüne ve yarına merhaba demem benim için çok da zor olmadı. En sevdiğim özelliğim, en iyi yönüm de budur benim. Bir yerlere, bir şeylere takılıp kalmamaktır yani. Zamanla beraber akıp gitmektir. Geçmişe değil, hep ileriye, hep geleceğe bakmaktır. Geleceğe doğru yürümektir. Ben de öyle yaptım. ‘Yetenek takdir edilmediği yerden göçer’ diyor İbn-i Sina. Ben de takdir edilmediğim yerden göçtüm. Takdir edileceğimi umduğum yere, yerlere doğru yürümeye başladım. ‘Hayatı kaybetmekten daha büyük bir acı vardır; hayatın anlamını kaybetmek’ diyor Erich Fromm. Bundan esinlenerek ‘seçim kaybetmekten daha büyük bir acı vardır; hayatın anlamını kaybetmektir’ dedim, hayatın, hayatımın anlamını kaybetmediğim için sevindim, hayatıma yeni anlamlar, heyecanlar bulmak ve katmak için her zaman olduğu gibi geleceğe doğru yürüdüm, hala da yürüyorum.

Seçimi kaybettiğime sevindim. Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı yaptığım üç yıl içinde kendimi özlemiştim zira. 

‘İnsan kendini özler mi? /  Özler!’ diyor Hilmi Yavuz ve şöyle devam ediyor; ‘bizler ilinekleriz, / bizler yol sefilleriyiz… / uzakta, kendimin hayali, / bölük pörçük ve paramparça; / bir daha görse miydim? / kendine akıyor denizler… / insan kendini özler mi? / özler! nerdesin ben? / bulsam da bir mühür gibi / hayatımın eski defterinin / soluk, lekeli, özürlü, / çizgili ve saman kağıdına geçirsem / benim sanki ben şimdi ne değilsem…/ bir insana bırakılmış olan keder / ve kelimelerin kalbi… / yazmak, kelimelerin / kalbine girmektir / şiirse bir insana / bırakılmış olan keder… /  boşuna! / toplasam bir gülü ne eder? / o hiçbir şey olmayan nedir? / bir defterin büyüttüğü yazların / içinden, içinden, içinden / akan sözler mi durdu? / durur! / sen ki akşamın nasılsa kendi başına var ettiği mazinin / içinden, içinden, içinden / dağıttın onu… / ve heder ettiğin o sözlerine bakıp bir ömrün: / ah! dedin, nesi kaldı, talan edilmedik, / yıkıma uğrayan tahayyülün?’ Özlediğim kendime kavuştuğum için sevindim. Bir başka zamanda, bir başka yerde ve görevde‘talan edilmeyecek, yıkıma uğramayacak tahayyüller kurabilmek, eserler bırakabilmek, heder edilmeyecek sözler söyleyebilmek’ adına sevindim…”

Yazar Vedat Ahsen Coşar 

Vedat Ahsen Coşar, 01 Şubat 1949 tarihinde Samsun Vezirköprü’de doğmuş, 1967 yılında Konya Maarif Kolejini bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanmış, 1974 yılında Hukuk Fakültesinden mezun olmuştur. Coşar, 1975 yılından bu yana Ankara Barosuna kayıtlı olarak serbest avukatlık yapmaktadır.

Coşar, 18 Ekim 2004 -14 Ekim 2006, 15 Ekim 2006 – 26 Ekim 2008 ve 27 Ekim 2008 – 13 Haziran 2010 tarihleri arasında Ankara Barosu Başkanlığı yapmış, 13 Haziran 2010 – 26 Mayıs 2013 tarihleri arasında ise Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı görevini yürütmüştür.

Vedat Ahsen Coşar, 18 Ekim 2004 ile 14 Temmuz 2006 tarihleri arasında Ankara, Bükreş, Sofya, Makedonya, Moskova, Kiev, Gürcistan, Moldova, Atina, Bakü, Trabzon, İstanbul ve Yalova Barolarından oluşan Karadeniz Ülkeleri Barolar Birliği Başkanlığı yapmış; 14 Temmuz 2006 – 25 Ekim 2009 tarihleri arasında aynı kuruluşun genel sekreterliği görevini yürütmüş; 25 Ekim 2009 tarihinde kuruluşun Başkanlığı’na yeniden seçilmiş, Türkiye Barolar Birliği Başkanı seçildiği 13 Haziran 2010 tarihine bu görevini sürdürmüştür.

Vedat Ahsen Coşar Kocaeli Barosunda bir konferansta

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Vedat Ahsen Coşar; Ermeni soykırım iddialarını reddedenlere cezası getiren “soykırımı inkar yasa tasarısı”nı oylayan Fransa Meclisine bir mektup yazarak, cezai yaptırımın tarihe ve tarihçilere ihanet olduğunu bildirmiştir.

Sivil Toplum Çalışmaları

Vedat Ahsen Coşar; Ankara Barosu Yönetim Kurulu, Türk Hukuk Kurumu Yönetim Kurulu, Türkiye Futbol Federasyonu Disiplin Kurulu ve Hukuk Kurulu üyeliği ile Şike Tahkik Kurulu Üyeliği ve Başkanlığı yapmıştır.

Akademik Çalışmaları

Vedat Ahsen Coşar; 1998–1999, 1999–2000, 2000–2001, 2001–2002, 2002–2003, 2003–2004, 2006-2007, 2007-2008, 2008-2009, 2009-2010, 2010-2011, 2011-2012, 2012-2013 akademik yıllarında Bilkent Üniversitesi İktisadi İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesinde öğretim görevlisi olarak çalışmıştır. Coşar, İngilizce olarak okutulan ‘Hukuka Giriş/Introduction To Law’ dersini ve ‘Kamu Hukuku/Public Law’ derslerini vermiştir.

Coşar, 2005–2006 akademik yılında Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ‘Adli Yazışmalar / Hukuki Metinler’, 2010 – 2011 ve 2011 – 2012 akademik yıllarında ve 2015-2016 akademik yılının ikinci yarısında aynı fakültede ‘Avukatlık Hukuku’ derslerini vermiştir.

Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun

0
Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun

Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun ile, trafik cezaları artırılmış, uyuşturucuyla mücadelede yeni önlemler alınmıştır.  Kanun ile, yabancıların Türkiye’de iş yapmaları kolaylaştırılmıştır. Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun, 7148 numarası ile 18.10.2018 tarihinde kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 26.10.2018 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun ile Getirilen Düzenlemeler

Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun; hız sınırlarında yüzde 10-30 ve yüzde 30 üzeri olarak sınıflandırılan ihlallere yüzde 50’den fazlası şeklinde yeni bir kategori ekleyerek cezaları artırmıştır.

Kanun ile, halk tarafından spin veya drift denilen; el freni çekilmesi veya başka yöntemlerle aracın ani olarak yönünün değiştiren veya kendi etrafında döndürenler için uygulanan para cezaları artırılmış; sürücü belgesinin 60 gün süre ile geri alınması kararlaştırılmıştır. Bu kişilere, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanının muayenesi sonucunda sürücülüğe engel hali bulunmadığı yönünde rapor alındıktan sonra sürücü belgesinin iade edilmesi kararlaştırılmıştır.

Karayolları Trafik Kanunundanki değişiklik ile; çakar lamba, siren ve benzeri ışıklı veya sesli cihazları kullananlara uygulanan cezalar artırılmıştır. Ayrıca, sürücü ile birlikte araç sahibine de ceza getirilmiş, bir yıl içinde aynı türden ihlal halinde araçların 15 gün trafikten men edilmesi öngörülmüştür.

Değişiklik ile, abartılı egzoz kullananlara cezai yaptırım getirilmiş, araçların egzozunda yapılan değişikliğin çevredekileri rahatsız edecek derecede gürültü çıkaranlara uygulanacak ceza artırılmış, araçların mevzuata uygun hale getirilmesine kadar trafikten men edilmesi usulü getirilmiştir.

Muayenesiz araçların trafikte kullanımını engellemek amacıyla idari para cezası artırılmış, verilen sürede muayenesini yaptırmayanlara verilen ceza da artırılmıştır. sürme gibi ihlaller için ise bin 2 lira idari para cezası getirilecek.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab
Kırmızı Işık, Cep Telefonu ile Konuşma ve Diğer Hususlar

Sol şeridi sürekli işgal eden kamyon ve çekici sürücülerine verilen cezalar artırılmıştır.

Kırmızı ışık kuralını, son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru bir yıl içinde ilk kez üç defa ihlal ettiği tespit edilenlerin 30 gün, ikinci kez üç kez ihlal ettiği tespit edilenlerin 45 gün, üçüncü veya daha fazla kez üç defa ihlal ettiği tespit edilenlerin 60 gün süreyle sürücü belgelerine el konulması kuralı getirilmiştir.

Kanunda yapılan değişiklik ile; seyir halinde cep ve araç telefonu ile benzer haberleşme cihazlarını kullananlara verilen idari para cezası artırılmıştır. Yasa ile araç sürücülerinin durarak yayalara geçiş hakkı vermesi zorunlu hale getirilmiş, yayaların, geçişlerde araçların hız ve uzaklığını göz önünde bulundurma yükümlülüğü kaldırılmıştır.

Karayolları Genel Müdürlüğü görevlilerine, kendi denetim istasyonlarında, kamyon, çekici ve otobüs cinsi araçları takograf ve süre yönünden denetleme ve ceza tutanağı düzenleme yetkisi verilmiştir.

Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun 
MADDE 1- 4/6/1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilât Kanununun ek 24 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; “taban puanı almış olanlar arasından sınavın yapıldığı yılın 31 Aralık tarihi itibarıyla otuz yaşından gün almayan erkek ve kadın” ibaresi “taban puanı almış olan erkek ve kadın”  şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 2- 4/6/1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilât Kanununun ek 28 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 3- 3201 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
Karayolları Trafik Kanununda Hukuki Sorumluluk
“GEÇİCİ MADDE 29- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren kırk beş yaşından gün almamış lisans mezunu başpolis memurları ve kıdemli başpolis memurları arasında yapılacak yazılı/sözlü sınavlarda başarılı olanlardan, Polis Akademisi Başkanlığınca düzenlenecek ilk derece amirlik eğitimini başarıyla bitirenler Komiser Yardımcılığı rütbesine atanır. Adaylarda aranacak diğer nitelikler, sınavlara ve ilk derece amirlik eğitimine ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça düzenlenir.”
MADDE 4- 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanununun 29 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “Kuvvet Komutanları ve Jandarma Genel Komutanı,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Emniyet Genel Müdürü, Sahil Güvenlik Komutanı,” ibaresi eklenmiştir.
MADDE 5- 6245 sayılı Kanunun 42 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “Emniyet Hizmetleri Sınıfı ve Jandarma Hizmetleri Sınıfı” ibaresi “Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 6- 15/5/1959 tarihli ve 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısiyle Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunun geçici 26 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Adıyaman İli Samsat ve Kahta İlçelerinde ve Şanlıurfa İli ve çevresinde 2/3/2017 tarihinde,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Adıyaman İli Merkez, Samsat, Kahta İlçeleri ve çevresinde 24/4/2018 tarihinde ve Muğla İline bağlı Ula İlçesi ve çevresinde 25/11/2017 tarihinde” ibaresi eklenmiştir.
MADDE 7- 23/2/1961 tarihli ve 257 sayılı Er ve Erbaş Harçlıkları Kanununun 1 inci maddesinde yer alan “Jandarma Genel Kumandanlığı” ibaresi “, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 8- 22/6/1978 tarihli ve 2155 sayılı Bazı Kamu Personeline Tayın Bedeli Verilmesi Hakkında Kanunun 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Maliye Bakanlığına bağlı muhasebeler teşkilatındaki memur ve yardımcı hizmetler personeline;” ibaresinden sonra gelmek üzere “Sahil Güvenlik Komutanlığı kadrolarında görevli subay, astsubay, uzman erbaş, sivil memur ve yardımcı hizmetler personeline;” ibaresi eklenmiştir.
MADDE 9- 9/7/1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanununun 7 nci maddesinin birincisi fıkrasında yer alan “Uzman erbaşlar” ibaresi “Sözleşmeli subay ve astsubaylar 13/6/2001 tarihli ve 4678 sayılı Türk Silahlı Kuvvetlerinde İstihdam Edilecek Sözleşmeli Subay ve Astsubaylar Hakkında Kanuna, uzman erbaşlar” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 10- 2692 sayılı Kanuna aşağıdaki ek maddeler eklenmiştir.
“EK MADDE 8- 13/6/2001 tarihli ve 4678 sayılı Türk Silahlı Kuvvetlerinde İstihdam Edilecek Sözleşmeli Subay ve Astsubaylar Hakkında Kanun, 3269 sayılı Kanun ve 6191 sayılı Kanun ile bu kanunlar dayanak gösterilerek çıkarılan yönetmeliklerde; Sahil Güvenlik Komutanlığı mensubu sözleşmeli subay ve astsubay ile uzman erbaş ve sözleşmeli erbaş ve sözleşmeli er statüsündeki personel için Türk Silahlı Kuvvetleri ve kuvvet komutanlıklarına yapılan atıflar Sahil Güvenlik Komutanlığına, Millî Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığına yapılan atıflar İçişleri Bakanlığına yapılmış sayılır.
EK MADDE 9- 6/5/1960 tarihli ve 7471 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Giyecek ve Teçhizatı Kanununda Sahil Güvenlik Komutanlığı için, Türk Silahlı Kuvvetlerine veya Genelkurmay Başkanlığına yapılan atıflar Sahil Güvenlik Komutanlığına, askerî personele yapılan atıflar Sahil Güvenlik Komutanlığı kadrolarında bulunan subay, sözleşmeli subay, astsubay, sözleşmeli astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş, Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi öğrencileri ile bunların adaylarına, erbaş ve erler ile yedek personele yapılmış sayılır.
29/1/1963 tarihli ve 169 sayılı Silahlı Kuvvetler Yakacak, Aydınlatma, Isıtma ve Soğutma Kanununda Sahil Güvenlik Komutanlığı için, Türk Silahlı Kuvvetlerine yapılan atıflar Sahil Güvenlik Komutanlığına, Millî Savunma Bakanlığına yapılan atıflar İçişleri Bakanlığına yapılmış sayılır.
21/4/2004 tarihli ve 5143 sayılı Türk Silahlı Kuvvetlerinde İlk Nasıp İstihkakına İlişkin Kanunda Sahil Güvenlik Komutanlığı için, Türk Silahlı Kuvvetlerine veya kuvvet komutanlıklarına yapılan atıflar Sahil Güvenlik Komutanlığına, Türk Silahlı Kuvvetleri Kıyafet Yönetmeliğine yapılan atıflar Sahil Güvenlik Komutanlığı Kıyafet Yönetmeliğine, sınıf ibaresine yapılan atıflar branş ibaresine yapılmış sayılır.
24/5/2007 tarihli ve 5668 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Besleme Kanununda Sahil Güvenlik Komutanlığı için, Türk Silahlı Kuvvetlerine yapılan atıflar Sahil Güvenlik Komutanlığına, askerî öğrencilere yapılan atıflar Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi öğrencilerine, askerî okullara yapılan atıflar Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisine, askerî birliklere yapılan atıflar sahil güvenlik birliklerine, askerî personele yapılan atıflar aynı Kanunda tanımlanan Sahil Güvenlik Komutanlığı personeline, askerî araçlara yapılan atıflar resmî araçlara yapılmış sayılır.
21/11/2007 tarihli ve 5715 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Hasta Besleme Kanununda Sahil Güvenlik Komutanlığı için, Türk Silahlı Kuvvetlerine yapılan atıflar Sahil Güvenlik Komutanlığına, askerî öğrencilere yapılan atıflar Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi öğrencilerine, kıta tabiplikleri, revirler, dispanserler, seyyar, çevre, merkez ve özel dal hastaneleri ile ilmî ve tıbbî merkezlere yapılan atıflar sağlık teşkillerine yapılmış sayılır.
Bu maddede sayılan kanunlara yapılan atıflar, bu kanunlara dayanılarak çıkarılan yönetmelikler için de yapılmış sayılır.
MADDE 11- 10/3/1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanununun 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Ancak, nasıp ve terfi, aylık ve diğer mali ve sosyal haklar bakımından statü ve rütbelerine göre 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu, 13/6/2001 tarihli ve 4678 sayılı Türk Silahlı Kuvvetlerinde İstihdam Edilecek Sözleşmeli Subay ve Astsubaylar Hakkında Kanun, 28/5/1988 tarihli ve 3466 sayılı Uzman Jandarma Kanunu, 18/3/1986 tarihli ve 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu ile 10/3/2011 tarihli ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanununa tabi personel hakkındaki hükümler uygulanır.”
MADDE 12- 2803 sayılı Kanunun 13/A maddesinin altıncı fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“Akademide istihdam edilen Jandarma Hizmetleri Sınıfı ve Sahil Güvenlik Hizmetleri Sınıfı dışında olan öğretim elemanlarına almakta oldukları üniversite ödeneğinin %30’u oranında ayrıca ödeme yapılır. Bu ödeme damga vergisi hariç herhangi bir vergiye tabi tutulmaz.”
MADDE 13- 2803 sayılı Kanunun ek 10 uncu maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
“6/5/1960 tarihli ve 7471 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Giyecek ve Teçhizatı Kanununda Jandarma Genel Komutanlığı için, Türk Silahlı Kuvvetlerine veya Genelkurmay Başkanlığına yapılan atıflar Jandarma Genel Komutanlığına, askerî personele yapılan atıflar Jandarma Genel Komutanlığı kadrolarında bulunan subay, sözleşmeli subay, astsubay, sözleşmeli astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş, Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi öğrencileri ile bunların adaylarına, erbaş ve erler ile yedek personele yapılmış sayılır.
29/1/1963 tarihli ve 169 sayılı Silahlı Kuvvetler Yakacak, Aydınlatma, Isıtma ve Soğutma Kanununda Jandarma Genel Komutanlığı için, Türk Silahlı Kuvvetlerine yapılan atıflar Jandarma Genel Komutanlığına, Millî Savunma Bakanlığına yapılan atıflar İçişleri Bakanlığına yapılmış sayılır.
21/4/2004 tarihli ve 5143 sayılı Türk Silahlı Kuvvetlerinde İlk Nasıp İstihkakına İlişkin Kanunda Jandarma Genel Komutanlığı için, Türk Silahlı Kuvvetlerine veya kuvvet komutanlıklarına yapılan atıflar Jandarma Genel Komutanlığına, Türk Silahlı Kuvvetleri Kıyafet Yönetmeliğine yapılan atıflar Jandarma Genel Komutanlığı Kıyafet Yönetmeliğine, sınıf ibaresine yapılan atıflar branş ibaresine yapılmış sayılır.
24/5/2007 tarihli ve 5668 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Besleme Kanununda Jandarma Genel Komutanlığı için, Türk Silahlı Kuvvetlerine yapılan atıflar Jandarma Genel Komutanlığına, askerî öğrencilere yapılan atıflar Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi öğrencilerine, askerî okullara yapılan atıflar Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisine, askerî birliklere yapılan atıflar jandarma birliklerine, askerî personele yapılan atıflar aynı Kanunda tanımlanan Jandarma Genel Komutanlığı personeline, askerî araçlara yapılan atıflar resmî araçlara yapılmış sayılır.
21/11/2007 tarihli ve 5715 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Hasta Besleme Kanununda Jandarma Genel Komutanlığı için, Türk Silahlı Kuvvetlerine yapılan atıflar Jandarma Genel Komutanlığına, askerî öğrencilere yapılan atıflar Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi öğrencilerine, kıta tabiplikleri, revirler, dispanserler, seyyar, çevre, merkez ve özel dal hastaneleri ile ilmî ve tıbbî merkezlere yapılan atıflar sağlık teşkillerine yapılmış sayılır.
Bu maddede sayılan kanunlara yapılan atıflar, bu kanunlara dayanılarak çıkarılan yönetmelikler için de yapılmış sayılır.
MADDE 14- 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (j) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki (k) bendi eklenmiş ve mevcut (k) bendi (l) bendi olarak teselsül ettirilmiştir.
“k) Bu Kanunun 31 ve 49 uncu maddeleri kapsamında takoğraf ve çalışma-dinlenme süreleri yönünden karayolları denetim istasyonlarında denetim yapmak ve trafik idari para cezası karar tutanağı düzenlemek,”
MADDE 15- 2918 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin başlığı, ikinci ve üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
“Tescil belgesi ve tescil plakası alma zorunluluğu ile hurdaya ayrılan araçlar”
“Birinci fıkra hükmüne uymayan sürücüler 1.002 Türk lirası idari para cezası ile cezalandırılırlar.
Birinci fıkra hükmüne aykırılığı tespit edilen araçlar eksiklikleri giderilinceye kadar trafikten menedilir.”
“Hurdaya çıkarılmış araçların karayolunda sürülmesi yasaktır. Bu araçların karayolunda sürüldüğünün tespiti hâlinde sürücüsüne 2.018 Türk lirası idari para cezası verilir ve bu araçlar trafikten menedilir. Ayrıca mülki amir tarafından el konulur ve aracın mülkiyeti kamuya geçer.
Araçların hurdaya çıkarılmasına dair usul ve esaslar Yönetmelikte belirlenir.
MADDE 16- 2918 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinin birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve mevcut dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Mevzuatta belirtilen ışıklı ve/veya sesli uyarı işareti veren cihazların mevzuatta izin verilmeyen araçlara takılması ve kullanılması yasaktır.”
“Bu maddenin birinci fıkrası hükmüne uymayan sürücüler ile üçüncü fıkrasına göre çıkarılacak yönetmelik hükümlerine aykırı davranan sürücüler 108 Türk lirası, ikinci fıkra hükümlerine uymayan sürücüler ise 1.002 Türk lirası idari para cezası ile cezalandırılır. Sürücü, aynı zamanda araç sahibi değilse, ayrıca, tescil plakasına da aynı miktar için ceza tutanağı düzenlenir. İkinci fıkra kapsamında son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru bir yıl içinde üç defa işlem yapılan araçlar onbeş gün süre ile trafikten menedilir.”
MADDE 17- 2918 sayılı Kanunun 32 nci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Araçlar üzerindeki değişiklikleri bildirme
MADDE 32- Araçlar üzerinde mevzuata uygun şekilde yapılan her türlü değişikliğin işleten tarafından otuz gün içinde araç tescil belgesine işletilmesi zorunludur. Bu fıkra hükmüne uymayan işletenlere 108 Türk lirası idari para cezası verilir.
Üzerinde teknik değişiklik yapılan araçlar, değişikliğin mevzuata uygun olarak yapıldığı belgelenip bu durum ilgili tescil kuruluşunda araç tescil belgesine işletilinceye kadar trafikten menedilir.
Mevzuata uygun olarak yapıldığı belgelenemeyen teknik değişikliğin çevredekileri rahatsız edecek derecede gürültü çıkaracak özellikte olması durumunda 1.002 Türk lirası idari para cezası uygulanır. Ayrıca, araç mevzuata uygun duruma getirilinceye kadar trafikten menedilir.”
MADDE 18- 2918 sayılı Kanunun 34 üncü maddesinin altıncı ve sekizinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Muayenesi yapılmamış bir araçla trafiğe çıkılması hâlinde, araç sahibine 235 Türk lirası idari para cezası verilir. Bu araçlara, muayenelerinin yaptırılması için süre ve şartları Karayolları Trafik Yönetmeliğinde belirtilen şekilde izin verilir. İzin verilen süre sonunda, muayenesi yapılmadan veya muayene sonucunda emniyetsiz raporu verilen araçların trafiğe çıkarılması hâlinde, araç sahibine 488 Türk lirası idari para cezası verilir.”
“Araç muayene sonuçları, Karayolu Düzenleme Genel Müdürlüğü ile Emniyet Genel Müdürlüğü arasında yapılacak bir protokol çerçevesinde, Emniyet Genel Müdürlüğü ile paylaşılır.”
MADDE 19- 2918 sayılı Kanunun 46 ncı maddesinin ikinci fıkrasının  (e) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, fıkraya aşağıdaki (f), (g) ve (h) bentleri eklenmiş ve dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“e) İki veya daha fazla şeritli yollarda motosiklet, otomobil, kamyonet, panelvan, minibüs ve otobüs dışındaki araçları kullanırken geçme ve dönme dışında en sağ şeridi izlemek,”
“f) Trafik kazası, arıza hâlleri, acil yardım, kurtarma, kar mücadelesi, kaza incelemesi, genel güvenlik ve asayişin sağlanması gibi durumlar dışında emniyet şeritlerini ve banketleri kullanmamak,
  1. g) Trafiği aksatacak veya tehlikeye sokacak şekilde ardı ardına birden fazla şerit değiştirmemek,
  2. h) Tek yönlü karayollarında araçlarını ters istikamette sürmemek”
“Bu maddenin ikinci fıkrasının (e) bendi hükümlerine uymayanlara 488 Türk lirası, (f), (g) ve (h) bentleri hükümlerine uymayan sürücülere 1.002 Türk lirası, bu maddenin diğer hükümlerini ihlal eden sürücülere 235 Türk lirası idari para cezası verilir. İkinci fıkranın (d) bendinin kamyon ve çekici sürücüleri tarafından ihlal edilmesi hâlinde ise 1.002 Türk lirası idari para cezası uygulanır.”
MADDE 20- 2918 sayılı Kanunun 47 nci maddesinin başlığı ve ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“Trafik işaret ve kurallarına uyma zorunluluğu”
“Trafik zabıtası veya diğer yetkililerin dur işaretlerine, ışıklı trafik işaretlerinden kırmızı renkli olanına ve sesli işaretlere uymayan sürücüler 235 Türk lirası, bu maddede yazılı diğer trafik işaretlerine ve kurallarına uymayan sürücüler, 108 Türk lirası para cezası ile cezalandırılırlar.”
“Son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru bir yıl içinde kırmızı ışık kuralını üç defa ihlal ettiği tespit edilenlerin sürücü belgeleri otuz gün süreyle geçici olarak geri alınır. Aynı yıl içinde kırmızı ışık kuralını ikinci kez üç defa ihlal ettiği tespit edilenlerin sürücü belgeleri kırk beş gün, üç ve daha fazla kez üç defa ihlal ettiği tespit edilenlerin sürücü belgeleri altmış gün süreyle geçici olarak geri alınır. Aynı yıl içinde bu madde kapsamında iki ve daha fazla kez sürücü belgesi geri alınanlar geri alma süresi sonunda psiko-teknik değerlendirmeden ve psikiyatri uzmanının muayenesinden geçirilir. Sürücü belgesi almasına mâni hâli olmadığı anlaşılanlara bu Kanun kapsamında verilen trafik idari para cezalarının tahsil edilmiş olması şartıyla belgeleri iade edilir.”
MADDE 21- 2918 sayılı Kanunun 51 inci maddesinin başlığı, ikinci ve üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“Hız sınırlarına uyma zorunluluğu”
“Hız ölçen teknik cihaz veya çeşitli teknik usullerle yapılan tespit sonucu Yönetmelikte belirlenen hız sınırlarını;
  1. a) Yüzde ondan yüzde otuza (otuz dâhil) kadar aşan sürücülere 235 Türk lirası,
  2. b) Yüzde otuzdan yüzde elliye (elli dâhil) kadar aşan sürücülere 488 Türk lirası,
  3. c) Yüzde elliden fazla aşan sürücülere 1.002 Türk lirası
idari para cezası verilir.
Hız sınırlarını yüzde otuzdan fazla aşmak suretiyle ihlalin işlendiği tarihten geriye doğru bir yıl içerisinde bu kuralı beş defa ihlal ettiği tespit edilenlerin sürücü belgeleri bir yıl süre ile geri alınır. Süresi sonunda psiko-teknik değerlendirmeden ve psikiyatri uzmanının muayenesinden geçirilerek sürücü belgesi almasına mâni hâli olmadığı anlaşılanlara bu Kanun kapsamında verilen trafik idari para cezalarının tahsil edilmiş olması şartıyla belgeleri iade edilir.”
“Son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde bu madde kapsamında sürücü belgesi ikinci defa geri alınanların sürücü belgeleri iptal edilir. Belgesi iptal edilenlerin tekrar sürücü belgesi alabilmeleri için; sürücü kurslarına devam etmeleri ve yapılan sınavlarda başarılı olarak motorlu taşıt sürücüsü sertifikası almaları gerekir. Bu kişilerin sürücü kurslarında eğitime başlayabilmeleri için tabi tutulacakları psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesi sonucunda sürücülüğe engel hâli bulunmadığını gösterir belgenin sürücü kursuna ibrazı zorunludur.”
MADDE 22- 2918 sayılı Kanunun 67 nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki (d) bendi eklenmiş, ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“d) Herhangi bir zorunluluk olmaksızın, karayollarında dönüş kuralları dışında bilerek ve isteyerek aracın el freninin çekilmesi suretiyle veya başka yöntemlerle aracın ani olarak yönünün değiştirilmesi veya kendi etrafında döndürülmesi yasaktır.”
“Bu maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri hükümlerine uymayan sürücülere 235 Türk lirası idari para cezası verilir. Aynı fıkranın (d) bendi hükümlerine uymayan sürücülere 5.010 Türk lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri altmış gün süreyle geri alınır. Ayrıca, araç altmış gün süre ile trafikten menedilir. Bu şekilde sürücü belgesi geri alınanlar psiko-teknik değerlendirmeden ve psikiyatri uzmanının muayenesinden geçirilerek sürücü belgesi almasına mâni hâli olmadığı anlaşılanlara bu Kanun kapsamında verilen trafik idari para cezalarının tahsil edilmiş olması şartıyla geri alma süresi sonunda belgeleri iade edilir.”
“Son ihlalin gerçekleştiği tarihten geriye doğru beş yıl içinde bu madde kapsamında sürücü belgesi ikinci defa geri alınanların sürücü belgeleri iptal edilir. Belgesi iptal edilenlerin tekrar sürücü belgesi alabilmeleri için; sürücü kurslarına devam etmeleri ve yapılan sınavlarda başarılı olarak motorlu taşıt sürücüsü sertifikası almaları gerekir. Bu kişilerin sürücü kurslarında eğitime başlayabilmeleri için tabi tutulacakları psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesi sonucunda sürücülüğe engel hâli bulunmadığını gösterir belgenin sürücü kursuna ibrazı zorunludur.”
MADDE 23- 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 68 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (3) numaralı alt bendi yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 24- 2918 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Seyir hâlinde cep ve araç telefonu ile benzer haberleşme cihazlarını kullanan sürücüler 235 Türk lirası; maddenin diğer hükümlerine uymayanlar 108 Türk lirası para cezası ile cezalandırılırlar.”
MADDE 25- 2918 sayılı Kanunun 74 üncü maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Yayalara ilk geçiş hakkı verilmesi
MADDE 74- Sürücüler, görevli bir kişi veya ışıklı trafik işareti bulunmayan ancak trafik işareti veya levhalarıyla belirlenmiş kavşak giriş ve çıkışları ile yaya veya okul geçitlerine yaklaşırken yavaşlamak; varsa buralardan geçen veya geçmek üzere bulunan yayalara durarak ilk geçiş hakkını vermek zorundadırlar.
Bu madde hükümlerine uymayan sürücüler 488 Türk lirası idari para cezası ile cezalandırılırlar.”
MADDE 26- 2918 sayılı Kanunun ek 2 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“EK MADDE 2- Araçlarını motorlu araç tescil belgesinde gösterilen maksadın dışında kullananlar ile sürülmesine izin veren araç sahiplerine 1.002 Türk lirası idari para cezası uygulanır. Ayrıca, araç on beş gün süre ile trafikten menedilir.
10/7/2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu kapsamında ilgili belediyeden;
  1. a) Çalışma izni/ruhsatı almadan,
  2. b) Alınan izin/ruhsatta belirtilen faaliyet konusu dışında,
  3. c) Alınan izin/ruhsatta belirtilen çalışma bölgesi/güzergâh dışında
belediye sınırları dâhilinde yolcu taşımak yasaktır. Bu fıkranın (a) bendine uymayanlara 5.010 Türk lirası, (b) bendine uymayanlara 2.018 Türk lirası,  (c) bendine uymayanlara 1.002 Türk lirası idari para cezası verilir. Fiilin işlendiği tarihten itibaren geriye doğru bir yıl içinde tekerrürü hâlinde, bu fıkrada yer alan idari para cezaları iki kat olarak uygulanır.
İşleteni veya sahibi, sürücüsünün kendisi olup olmadığına bakılmaksızın aracın bu maddenin üçüncü fıkrasına aykırı olarak kullanılmaması hususunda gerekli tedbirleri almak ve denetimini yapmakla yükümlüdür. Araç, bu maddenin üçüncü fıkrasının;
  1. a) (a) bendinin ihlali hâlinde altmış gün,
  2. b) (b) bendinin ihlali hâlinde otuz gün,
  3. c) (c) bendinin ihlali hâlinde ise on beş gün
süreyle trafikten menedilir.
İlgili belediye tarafından tahdit veya tahsis kapsamına alınmış ve bu kapsamda verilmiş çalışma izninin/ruhsatının süresi bittiği hâlde; belediye sınırları dâhilinde yolcu taşıyan kişiye 1.002 Türk lirası idari para cezası uygulanır ve eksikliği giderilinceye kadar araç trafikten menedilir.
Ayırıcı işareti bulunmayan üçüncü fıkra kapsamındaki araçlardan taşımacılık hizmeti alanlara da 334 Türk lirası idari para cezası uygulanır.”
MADDE 27- 28/5/1988 tarihli ve 3466 sayılı Uzman Jandarma Kanununun 18 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (3) numaralı alt bendinde yer alan “31” ibaresi “35” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 28- 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 19 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“MADDE 19- İşlenişine iştirak etmemiş olmak koşuluyla bu Kanun kapsamına giren suçun ortaya çıkarılmasına veya delillerin ele geçirilmesine ya da suç faillerinin yakalanabilmesine yardımcı olanlara veya yerlerini yahut kimliklerini bildirenlere para ödülü verilebilir.
Ödül miktarının belirlenmesi ve ödülün verilmesine ilişkin usul ve esaslar İçişleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.”
MADDE 29- 26/10/1994 tarihli ve 4045 sayılı Güvenlik Soruşturması, Bazı Nedenlerle Görevlerine Son Verilen Kamu Personeli ile Kamu Görevine Alınmayanların Haklarının Geri Verilmesine Ve 1402 Numaralı Sıkıyönetim Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 1 inci maddesine birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları arşivlerinden ve elektronik bilgi işlem merkezlerinden bilgi ve belge almaya, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesinin beşinci ve 231 inci maddesinin onüçüncü fıkraları kapsamında tutulan kayıtlara ulaşmaya, Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından yürütülen soruşturma sonuçlarını, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar ile kesinleşmiş mahkeme kararlarını almaya yetkilidir.”
MADDE 30- 25/2/1998 tarihli ve 4342 sayılı Mera Kanununun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Ziraat Odası Başkanlığından bir temsilci” ibaresinden sonra gelmek üzere; “ve ilgisine göre genel kolluk biriminde görevli bir temsilci” ibaresi eklenmiş, “on” ibaresi “on bir” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 31- 26/5/2005 tarihli ve 5355 sayılı Mahallî İdare Birlikleri Kanununun 20 nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.
“İl özel idarelerinden oluşan ülke düzeyindeki birliğe yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıkları da aynı hak, yetki ve yükümlülüklerle üye olurlar.”
MADDE 32- 25/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 8 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Yabancıların kayıtlarının tutulması       
MADDE 8- (1) 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu kapsamındaki yabancılara kimlik numarası vermeye, bunları yabancılar kütüğüne kaydetmeye ve herhangi bir işlem sebebiyle Türkiye’de bir kamu kurumuna veya dış temsilciliklerimize müracaat eden yabancılara, talep etmeleri hâlinde yabancı kimlik numarası (YKN) vermeye Bakanlık yetkilidir. Diplomatik misyon mensupları bu hükmün kapsamı dışındadır.
(2) Yabancı kimlik numarasının geçerlilik süresi, başvuru esnasında ve sonrasında istenilecek belgeler ile diğer hususlar İçişleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.”
MADDE 33- 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “elkoyanlara” ibaresi “elkoyma ikramiyesine hak kazananlara” şeklinde, “elkoyanların” ibaresi “elkoyma ikramiyesine hak kazananların” şeklinde;  ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde; dördüncü fıkrasında yer alan “el koyanlara” ibaresi “elkoyma ikramiyesine hak kazananlara” şeklinde; altıncı fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yer alan “yakalama eylemine bizzat ve fiilen katılan kamu görevlilerine” ibareleri “elkoyma ikramiyesine hak kazananlara” şeklinde değiştirilmiş; maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
“(2) Dağıtılacak ikramiyenin yüzde ellisi muhbirlere, yüzde ellisi elkoyma ikramiyesine hak kazananlara verilir. İhbarsız yakalama olaylarında ikramiyenin tamamı elkoyma ikramiyesine hak kazananlara ödenir. Kaçakçılığı önleme, izleme ve soruşturmakla yükümlü olanlara muhbir ikramiyesi ödenmez. Kaçakçılığı önleme, izleme ve soruşturmakla görevli olanlardan yakalama işlemine bizzat ve fiilen katılanlar ile yapılan soruşturmada iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması, gizli soruşturmacı ve teknik araçla izleme tedbirlerinde görevlendirilmek veya bilgi toplama, analiz, değerlendirme, fiziki takip ya da planlama veya sevk idare çalışmalarında bulunmak suretiyle katkı sağlayanlar elkoyma ikramiyesine hak kazanır.”
“(8) Cumhurbaşkanınca belirlenecek birim miktarını aşmayan uyuşturucu veya uyarıcı madde yakalamalarında, kamu davası açılmasını müteakip ve kabul edilen iddianame sayısı üzerinden, örgütlü suçlarda muhbir ve elkoyma ikramiyesine hak kazananlara, bireysel suçlarda ise sadece elkoyma ikramiyesine hak kazananlara, Cumhurbaşkanınca tespit edilecek sabit rakamların memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak değer, tek seferde ikramiye olarak ödenir. Bu durumda birinci fıkranın (b) bendi kapsamında ayrıca ikramiye ödemesi yapılmaz.
(9) Bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen ikramiye ödemelerinde muhbir ve elkoyma ikramiyesine hak kazananlara ödenecek ikramiye tutarı; 3.000 gösterge rakamının olayın olduğu tarihteki memur maaş katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutardan az olması durumunda ikramiye talep dosyası hazırlanmaz.”
MADDE 34- 7/5/2009 tarihli ve 5898 sayılı Uçucu Maddelerin Zararlarından İnsan Sağlığının Korunmasına Dair Kanunun 1 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; “boya incelticisi gibi” ibaresi “boya incelticisi, çakmak gazı ve benzeri” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 35- 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun 20 nci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinde yer alan “69 uncu maddesinin yedinci fıkrası ile” ibaresi madde metninden çıkarılmış, 69 uncu maddesinin yedinci fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve 76 ncı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “Mülakatı tamamlanan” ibaresi “Kayıt işlemleri tamamlanan” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 36- 31/1/2018 tarihli ve 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi ile ikinci fıkrasının (i) bendi yürürlükten kaldırılmış, üçüncü fıkrasının (a) bendinin (6) numaralı alt bendinde yer alan “ve” ibaresinden sonra gelmek üzere “/veya” ibaresi eklenmiş, üçüncü fıkrasının (a) bendine aşağıdaki (17) ve (18) numaralı alt bentler eklenmiş, üçüncü fıkrasının (b) bendinin (3) numaralı alt bendinde yer alan “kendisine teslim edilen” ibaresi metinden çıkarılmış, dördüncü fıkrasının (c) bendinin (3) numaralı alt bendinde yer alan “Silahıyla” ibaresi “Silahla” şeklinde değiştirilmiş ve fıkranın (c) bendine aşağıdaki (5) numaralı alt bent eklenmiş, beşinci fıkrasının (b) bendinin (3) numaralı alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı fıkranın (c) bendine aşağıdaki (3) numaralı alt bent eklenmiş, fıkranın (ç) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentlerinde yer alan “Silahıyla” ibareleri “Silahla” şeklinde değiştirilmiş, altıncı fıkrasının (m) bendinde yer alan “aracı olmak” ibaresi “aracı olmak, kullanılmasını kolaylaştırmak ya da özendirmek” şeklinde değiştirilmiş, fıkranın (dd) bendinde yer alan “Aynı rütbedeki” ibaresi “Üstlerine, aynı rütbedeki” şeklinde değiştirilmiş,  fıkraya aşağıdaki (hh) bendi eklenmiş ve yedinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“17) Görevdeyken, yetkili makamlar tarafından izin verilen durumlar haricinde görev veya hizmetle ilgisi olmayan işlerle uğraşmak.
18) Kılık ve kıyafet ile ilgili olarak mevzuatta belirlenmiş kurallara uymamak.”
“5) Aynı rütbedeki meslektaşları ile diğer mesai arkadaşlarını tehdit etmek,”
“3) Görev sırasında herhangi bir şekilde uyumak veya uyuklamak.”
“3) Kanunun verdiği yetkiye dayalı olmaksızın spor müsabakalarına dayalı sabit ihtimalli veya müşterek bahis veya şans oyunlarını oynamak.”
“hh) Fuhşa teşvik eden, bunun yolunu kolaylaştıran ya da fuhuş için aracılık eden veya yer temin eden kişilerle bilerek ilişki kurmak.”
“(7) Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığında, terfileri 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu, 28/5/1988 tarihli ve 3466 sayılı Uzman Jandarma Kanunu, 18/3/1986 tarihli ve 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu ve 10/3/2011 tarihli ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu hükümlerine tabi olan personelin,”
MADDE 37- 7068 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin beşinci, altıncı, onbirinci fıkralarında yer alan “silahıyla” ibareleri “silahla” şeklinde; onbirinci fıkrasında yer alan “yirmidört ay uzun süreli durdurma” ibaresi “meslekten çıkarma” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 38- 7068 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “emniyet hizmetleri, jandarma hizmetleri ve sahil güvenlik hizmetleri sınıflarından olanlar haricinde” ibaresi “emniyet hizmetleri sınıfından olanlar ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı personeli haricinde” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 39- 7068 sayılı Kanunun 19 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “komando tugay komutanlıkları” ibaresinden sonra gelmek üzere “, komando alay komutanlıkları” ibaresi eklenmiş, “ilgili komutan, komutan yardımcısı veya kurmay başkanı başkanlığında” ibaresi “ilgili komutan veya komutan yardımcısı başkanlığında” şeklinde, (ç) ve (d) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“ç) Jandarma Genel Komutanlığı Merkez Disiplin Kurulu; Jandarma Genel Komutanının görevlendireceği en az tuğgeneral rütbesini taşıyan bir subayın başkanlığında, Tayin Daire Başkanı, Jandarma Genel Komutanınca görevlendirilecek bir daire başkanı, Hukuk Hizmetleri Başkanınca görevlendirilecek bir şube müdürü ve Teftiş Kurulu Başkanınca görevlendirilecek bir başmüfettişten oluşur.
  1. d) Jandarma Genel Komutanlığı Yüksek Disiplin Kurulu; Jandarma Genel Komutanının veya görevlendireceği jandarma genel komutan yardımcısının başkanlığında, Personel Başkanı, Teftiş Kurulu Başkanı, Hukuk Hizmetleri Başkanı ve Jandarma Genel Komutanınca görevlendirilecek bir başkandan oluşur.”
MADDE 40- 7068 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendi, (b) bendinin (2) numaralı alt bendi ve (c) bendinin (2) numaralı alt bendi ile  (ç) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş; (c) bendinde, (ç) bendinin (3) numaralı alt bendinde, (d) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentleri ile ikinci fıkrasında yer alan “komando tugay komutanlıkları,” ibarelerinden sonra gelmek üzere “komando alay komutanlıkları,” ibareleri eklenmiştir.
“2) Uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve sözleşmeli erlere Devlet memurluğundan çıkarma cezası dışında kalan disiplin cezalarını,”
“2) Uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve erlere Devlet memurluğundan çıkarma cezası dışında kalan disiplin cezalarını,”
“2) Uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve erlere Devlet memurluğundan çıkarma cezası dışında kalan disiplin cezalarını,”
“1) Genel Komutanlık merkez teşkilatında görevli yüzbaşı ve altı rütbelerdeki subay, astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve erlere ve diğer sınıflardaki memurlara Devlet memurluğundan çıkarma cezası dışında kalan disiplin cezalarını,
2) Genel Komutanlık merkez teşkilatı ile asayiş kolordu komutanlıkları, komando tugay komutanlıkları, komando alay komutanlıkları, Jandarma Komando Özel Asayiş ve Kurtarma Tugay Komutanlığı, eğitim tugay ve birlik komutanlıkları, il jandarma, ilçe jandarma ve geçici bölge komutanlıkları, eğitim ve öğretim kurumları kadrolarında bulunan binbaşı ve yarbay rütbelerindeki subaylara meslekten çıkarma cezası ve Devlet memurluğundan çıkarma cezası hariç diğer disiplin cezalarını,”
MADDE 41- 7068 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde ve üçüncü fıkrasında yer alan; “komando tugay komutanlıkları,” ibarelerinden sonra gelmek üzere “komando alay komutanlıkları,” ibareleri eklenmiştir.
MADDE 42- 7068 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“(1) Disiplin soruşturmasının açılmasında ve disiplin amiri veya disiplin kurulunun saptanmasında; disiplinsizlik yaptığı iddia edilen personelin fiili işlediği tarihte çalıştığı yer esas alınır. Fiilin mehil müddetinde işlenmesi halinde ilişik kestiği yerde görevli kabul edilir. Ast memur ile üst memurun aynı fiile iştiraki halinde yetkili disiplin kurulu; üst memur hakkında disiplin cezası vermeye yetkili disiplin kuruludur. Disiplin konusu fiili işledikten sonra; rütbe veya kadro/görev unvanında değişiklik olan personel hakkında karar vermeye yetkili disiplin amiri veya disiplin kurulu;  personelin son kadro/görev unvanı karşılığı rütbe esas alınmak suretiyle tespit ve tayin olunur.”
MADDE 43- 7068 sayılı Kanunun 27 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “cezası verilmesine yer olmadığına” ibaresinden sonra gelmek üzere; “karar verilmesine yer olmadığına” ibaresi eklenmiştir.
MADDE 44- 7068 sayılı Kanunun 34 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “926 sayılı Kanun hükümlerine tabi olan personel” ibaresi; “926 sayılı Kanun, 3466 sayılı Kanun, 3269 sayılı Kanun ile 6191 sayılı Kanun hükümlerine tabi olan personel” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 45- 7068 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“(2) 2/1/2017 tarihli ve 682 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği 23/1/2017 tarihinde devam etmekte olan disiplin soruşturmaları ile ilgili olarak;
  1. a) Bu Kanunun usule, yetkili disiplin amiri ve yetkili disiplin kurullarına ilişkin hükümleri derhal uygulanır.
  2. b) Bu Kanun yürürlüğe girmeden önce personelin tabi olduğu disiplin mevzuatının ceza hükümleri ile bu Kanunun ceza hükümlerinin farklı olması halinde; personelin lehine olan hükümler uygulanır.”
MADDE 46- 7068 sayılı Kanuna ekli (3) sayılı Çizelge aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Ceza verecek disiplin amirlerinin rütbe ve makamları Uyarma Kınama Aylıktan kesme
Kriminal Laboratuvar Müdürü, Şube Müdürü, İlçe Emniyet Müdürü, İlçe Emniyet Amiri ve Polis Merkezi Amiri Verebilir Verebilir 3 güne kadar
Birinci Hukuk Müşaviri, Daire Başkanı, Eğitim ve Öğretim Kurumu Müdürleri, Polis Moral Eğitim Merkezi Müdürleri, İl Emniyet Müdürleri, Kaymakamlar Verebilir Verebilir 10 güne kadar
Teftiş Kurulu Başkanı, Özel Harekat Başkanı, Özel Güvenlik Denetleme Başkanı Verebilir

(1. Sınıf Emniyet Müdürleri hariç)

Verebilir

(1. Sınıf Emniyet Müdürleri hariç)

10 güne kadar

(1. Sınıf Emniyet Müdürleri hariç)

Emniyet Genel Müdürü, Valiler Verebilir Verebilir 15 güne kadar
Bakan Verebilir Verebilir 15 güne kadar

 

MADDE 47- (1) Ekli (1) sayılı Listede adları yazılı köyleri kapsamak ve Derecik beldesi merkez olmak üzere; Hakkâri ilinde Derecik adıyla bir ilçe ve aynı adla belediye kurulmuştur.

(2) Bir defaya mahsus olmak üzere 5/1/1961 tarihli ve 237 sayılı Taşıt Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının uygulanmaması kaydıyla; bu maddeyle yeni kurulacak ilçenin kaymakamlığı için, 23/12/2017 tarihli ve 7066 sayılı 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa bağlı (T) cetvelinin (T-02) sırasından bir adet binek otomobil alınır.

(3) Bu madde uyarınca yeni kurulan ilçedeki kamu kurum ve kuruluşlarına ait hizmet binaları ve lojmanların yapımı, satın alınması, kiralanması, bakım ve onarımı için gerekli ödenek; 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununun Yedek Ödenek Tertibinden Hazine ve Maliye Bakanlığınca karşılanır.

(4) Bu maddenin uygulanmasıyla ilgili tereddütleri gidermeye, düzenleyici işlemler yapmaya İçişleri Bakanlığı yetkilidir.

MADDE 48- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 49- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

25/10/2018

(1) SAYILI LİSTE

HAKKÂRİ İLİ DERECİK İLÇESİNE BAĞLANAN KÖYLER

SIRA NO BİRİMİN ADI İLÇESİ
1 Anadağ Şemdinli
2 Gelişen Şemdinli
3 Ortaklar Şemdinli
4 Uslu Şemdinli

 

26.102.108 tarihindeki değişiklikten önceki haliyle Karayolları Trafik Kanunu
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Milletlerarası Tahkim Divanı

0

Milletlerarası Tahkim Divanı, Milletlerarası Ticaret Odası(ICC)’nin tahkim organı olarak 1923 yılında kurulmuştur. Günümüzdeki haliyle milletlerarası ticari tahkime öncülük eden bir kuruluş olan divan, uluslararası ticari ihtilafların çözümlenmesi bakımından dünyanın en önde gelen merkezlerindendir. ICC Divanı uluslararası bir çerçeveye sahiptir ve her kıtadan toplam 90 ülkeyi temsil eden 600 üyeden oluşmaktadır. Divan, dünyada en yaygın temsil edilen tahkim kuruluşu olma özelliğine de sahiptir. ICC Türkiye Tahkim Çalışma Grubu, Türkieye’nin tahkim konusunda önemli deneyimleri bulunan hukukçularından oluşmaktadır.

Milletlerarası Tahkim Divanının Amacı ve İşleyişi

Milletlerarası Tahkim Divanı, uluslararası ticari anlaşmazlıkların çözümlenmesinde tahkimin dünya çapında en etkili yolu olarak kabul edilmesine de kılavuzluk etmiştir. ICC Tahkim Divanı’nın hizmetlerine olan talep, dünya ekonomisinin hızla küreselleşmesi ve uluslararası ticaretin genişlemesi ile artmaktadır.

Milletlerarası Tahkim Divanı adıyla ICC tarafından geliştirilen ihtilafların halli mekanizması, özellikle uluslararası bağlamda ticari ihtilaflar için tasarlanmıştır. Çoğunlukla taraflar, farklı uluslararası kimliklere, dillere, yasal ve kültürel arka planlara sahiptir. ICC, uluslararası iş dünyasına adli yargı sürecinin yanında alternatif sunmakta öncülük etmiştir.

Yurt içi ticari ilişkilerde ise taraflar çözüm süreçlerinde daha az vakit harcamak ve masrafları azaltmak amacıyla alternatif uyuşmazlık çözüm yıllarına yönelmektedir. ICC tahkimi bunları sunmakla birlikte, taraflara gizlilik ve tahkim yerini, tatbik edilecek kanunu ve yargılama usullerinin hangi dilde yürütüleceğini seçme özgürlüğü sağlamaktadır. ICC Tahkiminin yaklaşık maliyetini hesaplamak için, ICC Merkezin web sitesindeki maliyet hesaplayıcı araçları da konulmuştur.

Milletlerarası Tahkim Divanı’nın tabi olduğu ICC tahkim kuralları yeniden güncellenerek 2012 yılı başında yürürlüğe girmiştir. ICC tahkimi, yargılamanın usulünü belirlemektedir. Hakemlerin atanmasını ve sürecin uygun şekilde akışını gözeterek, yargılama usullerini belirlemektedir. Yargılamayı divan bizzat yapmamaktadır. Prof. Dr. Ziya Akıncı ICC Tahkim Divanı’nda Türk üye olarak görev yapmaktadır. ICC Tahkim Divanı Davalarına atanan Türk hakem sayısı her geçen yıl daha artmaktadır. ICC Tahkim Divanı Başkanılığını Alexis Mourre ve ICC Genel Sekreterliğini Andrea Carlevaris yürütmektedir.

Milletlerarası Tahkim Divanının Komisyonları

ICC‘nin diğer merkez komisyonları, Bankacılık, Ticaret Hukuku ve Uygulamaları,Rekabet, Kurumsal Sorumluluk ve Yolsuzlukla Mücadele, Ticaret ve Yatırım Politikaları , Dijital Ekonomi, Gümrük ve Ticareti Kolaylaştırma Komisyonu,Çevre ve Enerji, Fikri Mülkiyet Hakları, Reklam ve Pazarlama ve Vergilendirme komisyonlarıdır.

Milletlerarası Tahkim Divanının bağlı olduğu ICC, üç ana organ olan Yönetim Kurulu, Dünya Konseyi, Başkanlık ve Genel Sekreterlik’ten oluşmakta ve yönetilmektedir. Dünya Konseyi, ICC’nin üst düzey yönetim organıdır.

Başkanlık ve Genel Sekreterlik, iki yıllığına Dünya konseyi tarafından seçilmekte, son Başkan da Onursal Başkan olarak bu grupta görev yapmaktadır. Genel Sekreter ICC’nin çalışma programını yürütmek için Uluslararası sekreterya ve milli komitelerle birlikte çalışmaktadır. Yönetim Kurulu, ICC’nin politika, strateji ve eylem planlarının geliştirilmesi ve uygulanması ile sorumludur ve örgütün mali işlerini denetlemektedir.

Dünya Odalar Federasyonu (WCF)

ICC, üyelik ağındaki ticaret odalarını temsil etmek amacıyla 1950 yılında Dünya Odalar Federasyonu’nu (WCF) kurmuştur. Apolitik bir sivil toplum kuruluşu olan WCF, 12.000 oda ve bu odalara bağlı iş dünyasının global ağını birleştirerek odalar topluluğunun temelini oluşturmaktadır. Dünya Odalar Federasyonu, odaların aralarındaki bağı kuvvetlendirmektedir. WCF faaliyetleri ve projeleri, yerel, bölgesel, ulusal ve karşılıklı olmanın yanı sıra kamu hukukuna ve özel hukuka göre kurulu tüm odaları kapsamaktadır. WCF, özel sektörün gelişimini teşvik etmek ve odaların kapasitelerini artırmak için, Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ve bölgesel kalkınma bankaları ve çok taraflı örgütler ile ilişkilerini geliştirmektedir.

Milli Komiteler, küresel bir ağ oluşturmakta, ICC üyeleri kuruluşun politikalarını şekillendirmekte ve kendi milli komiteleri aracılığıyla iş dünyasının kaygılarını hükumetlere iletmektedir. Milli komitesi henüz kurulmamış ülkelerde şirketler, bireysel olarak ICC’nin doğrudan üyesi olabilmektedir. ICC’nin 95 ülkede milli komitesi ve toplam 130 ülkeden üyesi bulunmaktadır.

Milletlerarası Ticaret Odası Türkiye Milli Komitesi (ICC Türkiye)

Milletlerarası Ticaret Odası Türkiye Milli Komitesi (ICC Türkiye),1934 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile kurulmuş, 1945 yılında “Milli” adını alarak yapılanmasını tamamlamıştır. ICC Türkiye’nin çalışmalarının genişletilmesi amacıyla; Komitenin kuruluş ve işlerinin yürütülmesi görevi, 1950 yılında 5590 sayılı Kanun ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğine verilmiştir.

ICC Türkiye 18 Mayıs 1953 tarihinde Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği nezdinde yeniden yapılanmıştır. 27 üye ile işe başlayan Komitenin 1955 yılında toplam 120 üyesi olmuştur. Bugün ICC Türkiye’nin 250’ye yakın üyesi bulunmaktadır.

Umut Vakfı

0
Umut Vakfı

Umut Vakfı, 1993 yılında, bireysel silahsızlanma ve şiddetsiz toplum amacıyla kurulmuş bir vakıftır. Türkiye’nin en faal sivil toplum örgütlerindendir.

Umut Vakfı, Nazire Dedeman’ın 17 yaşındaki oğlu Umut Önal’ın, 28 Eylül 1993 günü arkadaşının silahından çıkan kurşunlarla hayatını kaybetmesi sonrasında kurulmuştur.

Umut Vakfı’nın kuruluş nedeni, “Geleceğin teminatı olan gençlerimize Atatürk’ün izinde önderlik yapacak kişilik ve beceriler kazandırarak, onları ülkemizin gelişmesine yardımcı ve insanlığa yararlı bireyler olarak yetiştirmek; kişilere hukukun üstünlüğünü benimsetip, uygulamasında katkıda bulunmalarını sağlamak; önderimiz Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” anlayışından yola çıkarak, uyuşmazlıkların çözülmesinde barışçıl yolları seçmeyi yeğletmek; bu bağlamda uzlaşma ve (barışı sürdürme ve geliştirme) becerilerini bireylere öğretip benimsetmek…” olarak açıklanmıştır. 

Kuruluş Nedeni

Vakıf, Dedeman ve Önal Ailelerinin yitirdiği dört evladının, BERNA, UMUT, ONUR ve ÖNDER’in anılarını yaşatmak ve gelecek kuşaklarla paylaşmak için kurulmuştur. Ailenin torunlarını, çocuklarını betimleyen bu isimler, aynı zamanda Vakfın adını ve amacını da simgelemektedir.

Mehmet Kemal Dedeman, Mehmet Kemal Dedeman, Nazire Dedeman Çağatay, Murat Dedeman, Prof. Dr. Mehmet Rüştü Gürkaynak, Özben Önal, Banu Dedeman ve Rıfat Dedeman tarafından kurulmuştur.

“Umut: Umut düştür, beklentidir, özlemdir. Umut, iyiyi koruma ve yaşatma, daha iyiye yönelme özleminin ifadesidir. İnsanlığın ortak umudu kargaşadan kurtulup harmoniye kavuşmaktır. Harmoni, bireylerin özbenleriyle, sosyal ve fiziksel çevreleriyle ve tüm insanlarla barışık olmaları, barışı sürdürebilmeleri ve barış içinde gelişmeleri ile mümkündür.Bir başka deyişle, umut, uzlaşma içinde onurlu bir yaşam sağlamak ve bunu geleceğe aktarabilmektir. Umut’un anısını yaşatmak ve gelecek kuşaklarla paylaşmak, O’nun simgesi olan olumluluğu, yapıcılığı ve barışseverliği her gün taze tutup yenileyebilmektir.”
Umut Vakfının amacı şiddetsiz toplumdur

Misyonu; Geleceğimizin teminatı gençlerimizin hukukun üstünlüğüne inanan, adalete güvenen, anlaşmazlıklarını uzlaşmayla ve barışçıl yollarla çözümleyen, yurttaş olma bilincini ve sorumluluğunu taşıyan bireyler olarak yetişmelerine katkıda bulunmaktır.

Umut Vakfı; Hak ve sorumluluklarını bilen, talep eden ve uygulayan yurttaşlar olarak, insan onuruna yakışan hayatlar sürdürmek, şiddetsiz ve barış kültürünün egemen olduğu bir dünyayı çocuklarımıza miras bırakmak için; hukukun üstünlüğü, barış ve uzlaşma, yurttaşlık bilinci, şiddet ve bireysel silahsızlanma konusunda akademik çalışmaların yanı sıra eğitimler ve kampanyalar gerçekleştirir. Kamuoyu oluşturma, bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmaları yapar.

Her çalışma alanında, disiplinler arası bakış açısını benimseyerek, konuyla ilgili toplumun tüm kesimleriyle etkileşim ve iletişim içinde olur. Çalışmalarıyla ilgili toplumu düzenli olarak bilgilendirir.

Aktif ve katılımcı yurttaşlık anlayışıyla, tüm bireylerin ve kurumların katılımıyla oluşturulabilecek, sürdürülebilir, barışçıl ve kaliteli bir sosyal yaşam hedefler.

Benimsediği misyonu toplumdaki tüm kesimlere yayabilmek ve geniş bir destek grubu oluşturmak, şiddetsiz bir toplum için bireysel silahlanmanın tehlikelerine dikkat çekmek, çözüm önerileri geliştirmek ve uygulanması konusunda baskı oluşturmak, ulusal ve uluslararası ağ ve işbirliğini geliştirmek çalıştığı konularda bilgi kaynağı olmak ve sosyal politikaların ve stratejilerin belirlenmesinde referans olmak vakfın amaçlarındandır.

 Vakfın Logosu: Dört Martı

Yükselişin sınırsızlığını deneyen dört martıdır. Martılar, ailenin kaybettiği dört çocuğu olan BERNA, UMUT, ONUR ve ÖNDER’in simgesidir. Çaba, bu beklentileri uçan martılarla tüm gençliğe yaymak, benimsetmek ve gençlerin Dünyanın umudu olmasıdır.

Derneğin Faaliyetleri 

Derneğin resmi rakamlarına göre, Umut Vakfı 20 yılda; 73 toplantı, 20 ödüllü yarışma ve 3 kampanya düzenlemiş, 14 adet kitap yayınlamıştır. Etkinliklerine yaklaşık 262.980 kişi katılmış, 808,856 kişi web sitesini ziyaret etmiştir. Vakıf, 79 eğitimde 3.060 ’e yakın kişiye eğitim vermiş, 22.000 adet kitap bağışlamış, 24.400 fidan adet fidanı Umut Ormanları’na dikmiştir. Vakfa 37 adet plaket ve ödül verilmiştir.
Türkiye’de 26 ilde, yurt dışında ise 9 ülkede 136 faaliyet gerçekleştirmiştir. Umut Vakfı, Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi Danışman Üye sıfatına sahip Türkiye’deki 5 sivil toplum örgütünden biridir.

Bireysel Silahsızlanma

Bireysel silahsızlanma, barış, bölgesel barış, uzlaşma konuları ağırlıklı olmak üzere 71 bilimsel toplantı gerçekleştirmiş olan vakıf karikatür, fotoğraf, film öyküsü, belgesel film, resim, heykel, bilimsel araştırma gibi çeşitli dallarında 20 ödüllü yarışma düzenlemiş, kriminoloji, ceza hukuku ve ilköğretim için insan hakları eğitimi de olmak üzere, bilimsel toplantılar ve araştırmalardan oluşan 14 adet kitap, 5 adet kitapçık yayınlamıştır.

Milletvekilleri tarafından 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkındaki Kanun ile ilgili, toplumdaki şiddet ortamına duyulan tepkiden kaynaklanarak hazırlanmış ve TBMM Başkanlığı’na sunulmuş olan çeşitli kanun önerilerini görüşmek üzere kurulan İçişleri Komisyonu Ateşli Silahlar Kanun Teklifi Alt Komisyonu’nun toplantısına Umut Vakfı uzmanları katılmışlar, Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Tabancalar Hakkında kanuni düzenlemelerin yapılmasına, bilgi ve çözüm önerileriyle katkıda bulunmuştur.

Türkiye’de bireyler arası barış ve huzurun tesis edilmesi, uzlaşma kültürünün yerleşmesi, yurttaşlık bilincinin gelişmesi temel felsefesiyle 20 yılı aşkın süredir çalışan Umut Vakfının bilgi havuzu, söz konusu yasa tekliflerinin geliştirilmesi, yeni önerilerin oluşturulması ve sorunların çözüme ulaştırılması maksadıyla önemli bir başvuru kaynağıdır.

T.C. Dışişleri Bakanlığının “Küçük Ve Hafif Silahlar Yasa dışı Ticaretinin Önlenmesi Ve Yok Edilmesi İle İlgili Birleşmiş Milletler Eylem Programının Yürürlüğe Girmesi İle İlgili Türkiye Ulusal Raporu”nda, “Türkiye’de SALW (küçük ve hafif silahlar) ile ilgili konularda faaliyetleri olan Sivil Toplum Kuruluşları vardır. Türkiye’de kayıtlı en faal STK “Umut Vakfı” dır (www.umut.org.tr)” ifadesi yer almaktadır. Bu itibarla; ulusal ve uluslararası resmi makamlar, Türkiye’de söz konusu sosyal sorunla ilgili çalışan en önemli sivil toplum kuruluşu olarak Umut Vakfı’nı tanımaktadırlar.

İşkencenin Önlenmesi Avrupa Komitesi

0
Comité européen pour la prévention de la torture (CPT)

İşkencenin Önlenmesi Avrupa Komitesi Comité européen pour la prévention de la torture (CPT)Avrupa Konseyi faaliyetleri kapsamında 1987 yılında kabul edilip 1989’da yürürlüğe giren İşkencenin ve İnsanlık dışı Veya Onur Kırıcı Muamele Ve Cezanın Önlenmesi İçin Avrupa Sözleşmesi uyarınca oluşturulan bir insan hakları komitesidir.

İşkencenin Önlenmesi Avrupa Komitesi, bu sözleşmeye taraf ülkelere yaptığı programlı ya da önceden haber vermeksizin yapacağı ziyaretlerle o ülkelerde işkence ve benzeri uygulamaların olması muhtemel sivil ya da askeri gözaltı merkezleri, hapishaneler, hastaneler, akıl hastaneleri, göçmen misafirhaneleri ve benzeri gözaltı, tutuklama yada hükümlü merkezlerine yaptığı ziyaretler sonucunda hazırladığı raporlar ve bu raporlarda yer alan tavsiyeler yoluyla işkencenin önlenmesi konusunda uluslararası denetim ve iş birliği sağlamayı amaçlamaktadır.

İşkencenin Önlenmesi Komitesi, ilgili taraf devletlerin iş birliği yapmaktan kaçınması ya da Komitenin tavsiyeleri doğrultusunda durumda iyileştirme yapmaması durumunda konu hakkında kamuoyuna açıklama yapmaya karar verebilmektedir. İşkencenin Önlenmesi Komitesi, diğer taraf devletlerin Komite raporunun yayınlanmasını kabul etmeleri nedeniyle kamuoyuna açıklama yapma yetkisini bugüne kadar sadece Türkiye’ye karşı kullanmıştır.

Avrupa İşkencenin ve İnsanlık dışı veya Onur kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesinin (Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi, CPT), İşkencenin ve Gayriinsani ya da Küçültücü Ceza veya Muamelenin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi‘ne taraf olan devletlerin sayısı kadar üyesi vardır ve bu komite üyelerinin görev süresi 4 yıldır.

İşkencenin Önlenmesi Avrupa Komitesinin Faaliyetleri

İşkencenin Önlenmesi Avrupa Komitesi, sözleşmenin yargısal bir organ değildir. Komitenin denetim usullerinin esası, ihlalin gerçekleşmeden önce önlenmesidir. Bu amaçla Komite, taraf devletlerin yetki alanları içinde bulunan ve kişilerin kamu makamlarınca özgürlüklerinden alıkonuldukları yerleri ziyaret edebilir ve bu yerlerde inceleme, araştırma ve denetleme yapabilir. Taraf devlet, komitenin ziyaretlerine izin vermek ve komiteyle işbirliği yapmak zorundadır. Komitenin, gözetim yerlerine sınırsız erişim ve buralarda herhangi bir kısıtlamaya tabi olmaksızın dolaşma yetkisi vardır. Ziyarette bulunan Komite üyeleri, özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişilerle özel görüşme yapabilir ve bilgi verebilecek konumda olan herkesle serbestçe iletişim kurabilirler. Komite, ziyaretleri periyodik ya da aniden (ad hoc) ziyaretler şeklinde yapılır. Komite, resen ziyarette bulunabileceği gibi, taraf devletin daveti üzerine de ziyarette bulunabilir. Taraf devletin daveti üzerine gerçekleştirilen ilk ziyaret, 1996 yılında gerçekleştirilen Türkiye ziyaretidir.

İşkencenin Önlenmesi Avrupa Komitesinin Çalışma Şekli

Komite raporları, kural olarak gizlidir. Ancak, taraf devlet onay verdiğinde bu raporlar kamunun erişimine açık hale getirilir. Bunun yanında, Komite ile işbirliği yapmayıp durumlarını iyileştirmeyi reddeden devletlerle ilgili olarak kamuya yönelik bir açıklama yapılabilir. Komite, Türkiye’ye ilişkin olarak 1992 ve 1996 yıllarda bu nitelikte açıklamalar yapmıştır.

Avrupa Konseyi’ne üye devletlerde insan haklarına saygıyı güçlendirmeyi ve işkenceyi önlemeyi amaçlayan çok sayıda antlaşma ve denetim usulü bulunmaktadır. Ancak, Avrupa Konseyinin insan haklarının gelişimine katkısı bunlarla sınırlı değildir. Örgütün doğrudan veya dolaylı olarak insan hakları alanında faaliyet gösteren organları tarafından, insan hakları hukukunun gelişimine katkı sağlayan ve birçoğu rapor veya görüş olarak adlandırılan sayısız belge üretilmektedir. Her ne kadar bu belgeler bağlayıcı nitelikte olmasalar da, devletlerin mevzuat ve uygulamalarına yol göstermektedirler. Bu belgelerin bir kısmı Avrupa Konseyi tarafından üye devletlerin resmi dillerinde de yayımlanmaktadır.

Hukuk Bürosu Yönetimi

0
Hukuk Bürosu Yönetimi -Reşat Eraksoy

Hukuk Bürosu Yönetimi isimli eser Reşat Eraksoy tarafından 2014 yılında yazılmıştır. Yazar, hukuk büroları yönetimi alanındaki mesleki tecrübesini eserine yansıtmıştır. Kitabın yeni baskısı 2018 yılında Aristo Yayınevi tarafından basılmıştır.

Hukuk Bürosu Yönetimi -Reşat Eraksoy

Yazar Kitap Hakkındaki Takdimi

“2004 yılında bir hukuk bürosu bünyesinde yönetim danışmanı olarak çalışmaya başladıktan sonra hukuk bürosu yönetimine dair bildiklerimi ve çoğunu avukatlardan öğrenerek işletme yönetimi ile harmanladığım konuları bir kitap haline getirme fikri doğdu. Hukuk bürosu dünyası avukatlık hizmetleri dışında işletme yönetimi tarafıyla benim için her zaman bir ilgi merkezi oldu. Avukatlık hizmetlerini yürüten avukatların benim gibi hukukçu olmayan ama işletme yönetimi ve mühendislik bilgisi olan profesyonellerle beraber çalışmasının çok olumlu olduğunu düşünüyorum. Bir benzetme yapacak olursak nasıl hastaneler başhekimler tarafından değil de işletme yöneticileri tarafından yönetilerek doktorların tıbba yoğunlaşmalarını, sağlık kurumlarının daha verimli ve etkin yönetilmesini sağladıysa avukatlık büroları da profesyonel yöneticilerin desteğiyle daha iyi hizmet gören kurumlar olacaktır. Avukatların işletme yönetimi ilkelerini uygulayarak kendi bürolarını daha iyi işleyen kurumlar haline getirmeleri için mutlaka profesyonelleri bünyelerine katmaları da şart değildir. Bu ilkeleri kendileri uygulamak üzere kullanabilirler.

İşletme yönetimini hukuk bürolarına uygulamanın amacı büronun daha iyi işlemesini sağlamak kadar basit bir gerekliliğe dayanır. Sadece avukatlar olsaydı da bir büro yönetilebilirdi. Bununla birlikte kendi konularında yetkin kadrolar, iş gücünün verimli kullanılmasında, teknolojiyi iş süreçlerine uygulamada avukatlara destek olarak büroların daha iyi organize olmasını ve müvekkillerine daha iyi hizmet vermelerini sağlar.

Hukuk Bürosu Yönetimi

Hukuk, bir yönüyle ekonomik yaşam tarafından etkilenen iş ve toplumsal ilişkileri düzene sokar ve kurallar getirir. Ekonomik yaşam içinde yer alan tüm unsurların etkilendiği değişim ve dönüşümler hukuk hizmetinin sunumunu da etkiler. Ekonomik yaşam içinde düşünülse de ayrıca itici bir güç olarak teknolojideki değişimler ve gelişmeler de hukukun bu gelişmelere ayak uydurmasını gerektirir. Bilişimdeki gelişmeler birçok alanda avukatlara kolaylık sunmaya başladı. Örneğin, ıslak imza yerine elektronik imzanın kullanılabilir olması, kâğıtsız ve dosyasız ofis ortamında yazışmalara sadece elektronik ortamdan erişilerek çalışılabilmesi, bürodan dışarı çıkmaya gerek kalmadan video-konferans sistemiyle müvekkillerle toplantı yapmak, akıllı telefonlardan duruşma günleri ve çalışma takvimine erişerek günlük planlarını düzenleyebilme yeteneği avukatların günümüzde kullanmaya başladığı teknolojik yeniliklerdir.

Tüm bu teknolojik gelişmeler bu teknolojiyi büro çalışmalarına uyarlayabilecek bilginin olmasını ayrıca bürodaki iş yapma şekillerinin bu teknolojileri kullanacak şekilde dönüşmesini gerektirir. Hukuk bürosu yönetiminin önemli unsurlarından biri de teknolojiyi daha hızlı, etkin ve verimli sonuçlar alabilecek şekilde kullanmaktır. Teknolojinin gelişmesi ister istemez avukatların büro yönetiminde işletme yönetimi bilgisini ve teknik bilgiyi kullanmalarını gerektirecektir.”

Yazar Reşat Eraksoy Hakkında
Reşat Aksoy

Kurucu ortak Reşat Eraksoy, İzmir Bornova Anadolu Lisesi’ni bitirdikten sonra İTÜ Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği bölümünden mezun olmuş, ABD’de New York Institute of Technology’de MBA eğitimini tamamlamıştır.

Eraksoy, bu okuldan mezun olduktan sonra Aselsan’da 4 yıla yakın çalışarak sivil ve askeri projelerde proje mühendisi olarak görev yapmıştır. Proje ekibiyle birlikte aldığı 2 adet patenti bulunmaktadır. Bu dönemde yabancı savunma sanayi firmalarıyla teklif yönetimi, projelendirme, fizibilite çalışmaları, lisans sözleşmesi çalışmalarında yer almıştır. ARGE yardımı için teklif dosyalarını hazırlamış, İstanbul’da çalışma hayatına devam etmiştir.

Eraksoy, Çağrı Merkezi sektöründe yaklaşık 3 yıl kadar çalışmış ve bu dönemde Doğuş Otomotiv’in Çağrı Merkezi kuruluş projesinde yer almış; daha sonra Turkcell bünyesindeki Global Bilgi Çağrı Merkezinde çalışmıştır. Profesyonel yaşamdaki tecrübelerini eğitim ve danışmanlık alanında değerlendirmek isteyen Reşat Eraksoy, eğitmen ve danışman olarak 2004-2007 yılları arasında Türkiye’nin önde gelen firmalarından 500 kadar katılımcıya Stratejik Planlama, Bütçe Yönetimi ve Süreç Yönetimi eğitimleri vermiştir. Bu yıllar arasında PMP sertifikası sahibi olarak Proje Yönetim Metodları, MS Project ile Proje Yönetimi eğitim ve danışmanlık çalışmalarında bulunmuştur.

Eraksoy, 2004 –  2006 yıllarında aralıklı olarak Hergüner Bilgen Özeke Avukatlık Ortaklığında Hukuk Bürosu yönetim danışmanlığı yapmış; 2007-2012 arasında Hergüner Bilgen Özeke Avukatlık Ortaklığı’nda 5 yıl süre ile; Genel Müdürlük görevinde proje yönetimi ve süreç yönetimi metodlarını uygulamıştır.  2012 başından itibaren yine danışmanlık sektörüne geri dönen Reşat Eraksoy Hukuk Bürosu Yönetimi alanında danışmanlık ve eğitim hizmeti vermeye başlamıştır.

Eraksoy 208 yılında Hukuk Bürosu Yönetimi isimli eserini kaleme almış ve okuyucunun hizmetine sunmuştur.

Aristo Yayınevi

Sınır Tanımayan Avukatlar/STAD

0
 STAD, 10 Kasım 2015 tarihinde Avukat Doçent Dr. Öykü Didem Aydın  ve arkadaşları tarafından kurulmuştur.
STAD, sahadaki insan hakları avukatlarına ve savunucularına destek vermek, kişisel veya mesleki bütün hayat alanlarında insan hakları odaklı yaklaşım geliştirmek isteyen gençleri yetiştirmek, bununla sınırlı olmadan herkeste, hayatın her alanında insan hakları duyarlılığı geliştirmek ve örselenebilir kesimlere mensup bireyleri ve insan hakları ihlallerinin mağdurlarını korumak ve savunmak amacıyla kurulmuş bir dernektir.
İnsanları birleştiren davalar için bir araya gelen STAD avukatlar, hiçbir siyasal gündemin insan haklarına saygı prensibinden vazgeçmeyi haklı çıkarmayacağını savunmaktadır.
 STAD İlkeleri 
Sınır tanımayan avukatlar,
  • İnsanın mutlu olmak, barış içinde yaşamak, geleceğe güven haklarını savunur.
  • Bireyi özerk kabul eder.
  • Avrupa İnsan Hakları Savunucuları İlkeleri’ni (“European Guidelines on Human Rights Defenders”) benimser.
  • İnsanın bireysel hayat tarzını ve kişisel ilişkilerini tanımlama, seçme ve belirleme hakkını savunur.
  • İnsan haklarının evrenselliğini ve bölünmezliğini savunur.
  • Bireylerin her türlü ekonomik, kültürel, sosyal, siyasal etkinlik ve örgütlenmelerinde insan haklarının gözetilmesini ve kurum, kural ve etkinliklerde “hak odaklı yaklaşım”ı savunur.
  • İnsanın kendi kimliğini kendisinin tanımlamasını ve kendisini tanımladığı biçimde yaşama haklarını savunur.
  • Irkçı ve ayrımcı eylemlerle mücadele eder.
  • Eşitliğin her türlü bireysel özgürlüğün farkına varılabilmesinin ve kullanılabilmesinin bir koşulu olduğunu kabul eder.
  • Düşünce ve iletişimsel eylem özgürlüklerini mutlak olarak savunur.
  • İnsan hakları korumasında etik müdahalecilik ile hukuki müdahalecilik arasında fark gözeterek etkinlikte bulunur.
  • İnsanların birbirleriyle dayanışma, özgecilik ve ortaklık hakları ile örgütlenme özgürlüklerini savunur. Dayanışmacıdır.
  • Mağdurların ve savunucuların cinsiyet, cinsiyet yönelimi, cinsel tercih, cinsel yönelim, dil, din, dini inançsızlık, belirli kesimlere mensubiyet, ırk, etnik köken, mezhep, milliyet, bölge, yurttaşlık, yabancılık, vatansızlık, göçmenlik, mültecilik, yaş, meslek, eğitim seviyesi, refah düzeyi, engellenmişlik hali vb. niteliklerini ve siyasal inanç ve bağlarını gözetmeden herkesin, her yerde, her zaman evrensel insan haklarını savunur.
Sınır Tanımayan Avukatlar;
  • Savaşa karşıdır. Vicdani red hakkını savunur.
  • Yoksulların insan haklarının savunulmasını öncelikli hedef olarak görür ve maddi imkânlardan yoksun insan hakları savunucularını öncelikle destekler.
  • Hiçbir ekonomik, sosyal ve siyasal gereksinme, gündem ve programın evrensel insan haklarına saygı ilkesinden vazgeçmeyi haklı çıkarmayacağını savunur.
  • Hayatın her alanında “insan hakları odaklı” yaklaşımı savunur.
  • Kadın özgürlüğünün ve kadın haklarının tüm bireysel özgürlüklerin gerçekleştirilmesi bakımından hayati olduğunu savunur. Kadınların hakları ve insan hakları ile cinsel özgürlüklerinin güvence altına alınması için her türlü çabayı gösterir. Cinsiyetçilikle mücadele eder.
  • Cinsiyet, cinsiyet yönelimi, cinsel tercih ve cinsel yönelim özgürlüklerinin geliştirilmesi için öncelikle çalışır; bu özgürlükler bakımından olumsuz etki doğurabilecek hiçbir etkinliğe dahil olmaz. LGBTI’lerin haklarını ve özgürlüklerini savunur. Homofobi ve transfobi ile mücadele eder.
  • Çevre ve tabiat haklarını savunur. Çevrecidir.
  • Hayvanlara kötü muameleye karşı tavır alır ve hayvan haklarını savunur. Türcülükle mücadele eder.
  • Hak savunucularının ve insan hakları mağdurlarının, kişi haysiyetine, maddi ve manevi bütünlüklerine ve özel hayatlarına saygı duyar, kişisel verilerine karşı azami dikkat ve özen içinde hareket eder.
  • Yargılanan veya mahkum olmuş insan hakları savunucularına özel destek verir.
STAD hangi sınırları tanımaz?
  • İnsan hakları mağdurlarının mensubiyetlerinin ayrımını ve sınırını tanımaz.
  • Mahallelerin, kentlerin, bölgelerin, ülkelerin sınırını tanımadan duyarlıdır.
  • Mağdurların siyasi, dini vb. inanç ve bağlarının sınırını tanımaz. Hak odaklı yaklaşır.
  • Mesleklerin, iştigallerin, kartvizitlerin de sınırını tanımadan hak savunuculuğu yapar.

Dernekte, gazeteciler, hekimler, sağlık çalışanları, sanatçılar, emekçiler, örselenebilir kesimlerin seslerini duyurmak isteyenler ve bizatihi örselenebilir kesimlere mensup, bunlara destek vermeye çalışırken kendileri de örselenebilir hale gelebilen “herkes” bulunmaktadır.

İnsan hakları savunucularının kuruluşlarına yardımcı olunması ve onlara örgütsel sorunlarında destek verilmesi, savunucuların donanım ve kapasitelerinin artırılması; onlara hukuki, tıbbi, mali, iletişimsel, psikolojik vb. alanlarda ulusal ve uluslararası girişimlerle destek verilmesi derneğin amaçlarındandır. STAD, sahayı akademiye akademiyi sahada etkin kılmayı da amaç edinmiş, genç insan hakları savunucularının ve öğrencilerin yetişecekleri bir insan hakları kliniğini kurmayı hedeflemiştir.

İstanbul Barosu Seçim Röportajları

0
İstanbul Barosu Seçim Röportajları

İstanbul Barosu Seçim Röportajları, bireysel adaylığını açıklayan Avukat Çiğdem Koç, (İMAG) İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubunun adayı Kaptan Yılmaz, Avukat Hareketinin adayı Başar Yaltı, Önce İlke Yükseliş Grubu‘nun adayı Hasan Kılıç, Avukat Hakları Grubunun adayı Gökhan Ahi ve Baroda Değişim ve Gelişim hareketinin adayı Talat Canbolat ile yapılan röportajlardan oluşmaktadır. 

Röportajlarda avukatların, baronun ve yargının sorunlarına ilişkin detaylı sorular sorulmuş, sorunların çözümüne dönük yanıtlar aranmıştır.

İstanbul Barosu Başkan Adayı Çiğdem Koç ile röportaj

Çiğdem Koç

Avukatın meslek örgütünün, baro siyasetinin düştüğü tuzaktan çıkması gerektiğini düşünüyorum diyelim öncelikle. Ama aslında sorun çok daha derin, çok daha hayati. Barolar, yargının üç kurucu unsurundan biri dediğimiz avukatın meslek örgütü. İyi de, ortada bir yargı var mı acaba? Yok… Olmayan bir şeyin parçası olmak da, aslında yoklukla eş anlamlı sayılır. Burada, son zamanlarda sürekli baş vurduğum, Spinoza’nın bir sözünü hatırlayalım hemen; ”Köpek kavramı havlamaz” der ya hani, var olan kavramların gerçeklikle ilişkisini pek güzel tarifler. Sadece kavramlar üzerinden kurduğumuz bir dünya var; yargı adına söylüyorum ve bu dünya gerçek değil. Gerçek olan ise, bir yargı sisteminin kurulması adına mücadele etmektir. Eğer, bu sanal gerçeklikten ve düzenden memnunsanız, aynı düzenin devamını sağlayarak ve o düzenin parçası olarak kalarak pekala yolunuza devam edebilirsiniz. Ancak o yol hiç bir yere çıkmaz. İstanbul Barosu gibi dünyanın en kalabalık barosunun asıl işlevi öncelikle bu düzene dair tüm ezberleri silip atmak ve yerinde gerçek anlamda bir yargının kurulmasına karargah olmaktır. Fakat, görünen o ki, baro siyasetinin böyle bir derdi yok, çünkü böyle bir teşhisi yok. Benim adaylığım, bunu dile getirmek ve gerekli olan bir kaos ise eğer, bu kaosu çıkarmak adına hedef olmayı göze almak bir anlamda. Yoksa,henüz delirmedim.

İstanbul Barosu Başkan Adayı Kaptan Yılmaz ile Röportaj

Kaptan Yılmaz

Dünya görüşümüz çerçevesinde yaşamımız boyu süregelen bir toplumsal yapı anlayışımız var. Bu konuda statüsünü kökleştirmeyi düşündüğümüz mesleki platformumuz (İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu) içinde kuruluşundan itibaren yer aldım. Baro başkanlığına adaylık kararı, beraber çalıştığımız arkadaşlarla birlikte verdiğimiz, demokratik seçimlere dayalı bir karardır. Mesleki birikimimiz, tecrübemiz ve meslektaşlarımızın teveccühü ile kendimizi İstanbul Barosunu yönetmeye yeterli gördük. Seçim bir ekip çalışmasıdır. İstanbul barosunu diğer gruplardan daha iyi yönetebileceğimize, hatta grubumuzdan aynı nitelikte birkaç eşdeğer kadro çıkarabileceğimize inanıyoruz.

 Yönetime sadece eksikleri tamamlamak için aday olunmaz, sistemi geliştirmek için de göreve talip olunur. İstanbul Barosunda politik, bürokratik baskı, etki, yönetim yetersizliği olduğu düşüncesindeyiz. Mesleki sorunlara hızlı ve yeterli cevap verilemediği açıkça ortadadır. Yanlışlıklara tepki yoksa Baro işlevini yitirmeye başlar ve ekip olarak bunu mevcut yönetim ve diğer aday gruplardan daha iyi yapacağımıza inancımız var.

İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Hasan Kılıç ile Röportaj

Hasan Kılıç

İstanbul Barosu bir pusuladır, İstanbul Barosu bu ülkenin pusulasıdır, o rolü almalı, toplumun bize ihtiyacı var. Ve her avukat bir güçtür ve bizler, barolar o gücün toplam yansımasıyız. Biz onu yansıtmak zorundayız. Geçmiş iki yıla baktığımızda eksiklikler ve aksaklıklar olduğunu biliyoruz. Bunları biliyoruz ve öz eleştiri yamıyoruz.  Eğer birisi sorumluluğu üstlenecekse ben bu sorumluluğu alıyorum.

Meslektaşların çeşitli sorun ve ihtiyaçları var. Biz de sahada aktif olarak avukatlık mesleğini icra ettiğimiz için bu sorun ve ihtiyaçlara birebir vakıfız. Bunları göz ardı etmek hata olur. Baronun dinamik ve aktif olması gerekli. Bir meslek birliği olarak meslektaşının yanında yer almalı. Sorunların çözümü ve mevcut şartların iyileştirilmesi için biz elimizi taşın altın koymaya hazırız.

İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Başar Yaltı ile Röportaj

Başar Yaltı 

İstanbul Barosu için Türkiye’de hukukun kalbidir, diyebiliriz. Bu özelliğini nereden alıyor, en eski hukuk kurumu olmasından alıyor. 140 yıllık bir tarihi bir geçmişe sahip, bu konuda övünülecek bir tarihi de var. Türkiye’de hukukun gelişmesi, yerleşmesi bakımından önemli işlev görmüş bir kurum. Böyle bir kurumun başında olmak elbette ki onur verici, gurur verici bir şey. Kişisel olarak bu şekilde düşünülebilir ama bizim asıl yapmak istediğimiz, İstanbul Barosunun kurumsal gücünü Türkiye’de yok edilen hukuku ayağa kaldırmak için kullanmak, asıl amacımız budur. Bunun için Avukat Hareketi bir kadro hareketi olarak İstanbul Barosunu yönetmeye aday oldu. Aday olma çalışmalarını da uzun süre yürüttü, yani başkaları gibi, işte biz de aday olalım şeklinde değil. Veya şu, bu grubun daha önceki gelenekleri içerisinden, “ben adayım” demek yerine, çalışarak, en iyi, en etkili bir yönetim modeli nasıl olabilir, bunu araştırarak aday oldum.

İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Gökhan Ahi ile Röportaj

Gökhan Ahi

Meslek hayatım boyunca avukatların itibarının hiç bu kadar azalmadığını, avukatın fiilen yargının kurucu unsurları arasından çıkarıldığı, vatandaşın avukatın varlığından rahatsız olduğu bir ülkede, sorunları ancak İstanbul Barosu çözebilir diyerek aday oldum.

Biz seçim çalışmaları sürecinde dahi çok şeyi değiştirdik. Önce Baro’ya sonra adaylara avukatın gerçek sorunlarını ve çözüm yollarını gösterdik. Diğer adaylar bizim projelerini kendi projeleri gibi yayınladı ve bu bizi inanılmaz mutlu etti. Şimdi biliyoruz ki -küçük bir ihtimal de olsa- seçilmesem bile önümüzdeki dönem Baro çok değişecek, avukatın sorunlarına bakış açısı çok değişecek. Bu algıyı yaratabildiğimiz için gururluyuz.

İstanbul Barosu Başkan Adayı Talat Canbolat ile Röportaj

Talat Canbolat 

Son zamanlarda hak, hukuk, adalet kavramlarının içinin boşaltılarak sadece sözle söylenen beyanlar haline indirgenmesi, bunun uygulamaya yansımasının ancak avukatlar ve güçlü bir baroyla mümkün olması, mevcut yönetimin ve grupların yıllardır söylediklerini her seçim döneminde aynı şekilde söylemeye devam etmeleri, avukatların sorunlarının katlanarak büyümesi karşısında, çözüm üretme kapasitelerinin olmaması, barodan başlayarak ülkede bu kavramların uygulanmasını sağlamak ve bir zihniyet değişikliğini başlatabilmek, siyasi, ideolojik ve diğer görüşleri meslek ilkeleri etrafında birleşerek mümkün olması nedeniyle “Baroda Değişim ve Gelişim” hareketi olarak yola çıktık.

Arabuluculuk Soru Bankası

0
Arabuluculuk Soru Bankası

Arabuluculuk Soru Bankası, Neyir Şeyda MUSAL, Nur ÖZDEN,Ayşe Dilek ERGÜLER, Şebnem AKÇINAR ve Sevde Keçer KORKMAZ tarafından hazırlanarak Aristo Yayınevi tarafından yayınlanmıştır.

Arabuluculuk Soru Bankası

Arabuluculuk Soru Bankası, Arabulucu adayları için bir hazırlık kitabıdır. Bunun yanında; arabuluculuk mesleğini icra eden hukukçular, arabuluculukta taraf vekilleri ile bu konuya ilgi duyan ve bilgilerini pekiştirmek isteyen tüm hukukçulara yönelik olarak hazırlanmıştır.

Arabuluculuk Soru Bankası
Kitabın Önsözü
Değerli Hukukçular,

Elinizde bulunan Arabuluculuk Soru Bankası kitabı Daire Başkanlığı tarafından yayınlanan Arabuluculuk Katılımcı Kitabı esas alınarak hazırlanmıştır. Kitap, sınava girecek olan Arabulucu adayları için olduğu kadar arabuluculuk mesleğini icra eden hukukçular, arabuluculukta taraf vekilleri ile bu konuya ilgi duyan ve bilgilerini pekiştirmek isteyen tüm hukukçulara faydalı olması dileğiyle hazırlanmıştır. Kitabın hazırlanmasında temel ölçüt öğreticilik ve üzerinde çalışılan konuların akılda kalıcılığı olmuştur.

Çoğunluğu arabulucu eğitmeni ve arabuluculuk konusunda uzman olan yazarlarımız, mevzuatın yanısıra arabuluculuğun temel felsefesini kitaptaki sorulara ince ince işlemeyi hedeflemişler; arabulucu adaylarının ve arabuluculuğa ilgi duyan hukukçuların eğitimine katkıda bulunmayı ve bu mesleğin ülkemizde doğru yerleşmesini amaçlamışlardır.

Etik ilke ve prensipler çoğu zaman şüphesiz ki kanunlar kadar önemlidir. Bu yönüyle tüm hukukçuların, arabulucuların ve arabulucu adaylarının etik ilke ve prensiplere azami derecede hassasiyet göstermesi arabuluculuğun ülkemizde doğru ve sağlam bir şekilde yerleşmesi açısından oldukça önemlidir.

Soru bankamızda yer alan konuların doğru şekilde anlaşılmasını sağlamak ve derhal ana kaynağa ulaşılması bakımından Arabuluculuk Mevzuatının çerçeve kanunu olan Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu; İş Mahkemeleri Kanunu ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği ve Türkiye Arabulucular Etik Kuralları ile Arabuluculara ilişkin Avrupa Etik Kuralları kitabın sonuna eklenmiştir. Ayrıca 2018 Yılı Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesini de kitapta bulabileceksiniz.

Arabuluculuk, hukuki sonuçlar doğuran bir iş olmasının yanında psikoloji, sosyoloji ve iletişim bilimi ile yakından ilgilidir. Bu nedenle soru bankasına ilaveten sık kullanılan temel kavramlardan oluşan Arabuluculuk Sözlüğü de istifadenize sunulmaktadır.

Evrensel bir uygulama olan arabuluculuğun ülkemizde yasalaşmasından itibaren arabuluculuk uygulamalarının yaygınlaşması için mesai ölçütünü bir kenara bırakarak büyük bir çaba ve emek ile çalışan; Arabuluculuk Daire Başkanı Sayın Hakan Öztatar’a yazarlar olarak teşekkürü borç biliriz.

Arabuluculuk Mevzuatı 

Arabuluculuk Mevzuatının çerçevesini belirleyen Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu  7/6/2012 tarihinde ve 6325 kanun numarası ile kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 22.06.2012 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. İş Mahkemeleri Kanunu ve İş Kanunu’nun ilgili hükümleri uyarınca Arabuluculuk Kanunu 2017 yılında değişikliğe uğramıştır.

İş Mahkemeleri Kanunu

İş uyuşmazlıklarında dava şartı arabuluculuğun esaslarını da düzenleyen İş Mahkemeleri Kanunu 2017 yılında çıkarılmıştır. İş Mahkemeleri Kanunu, 7036 kanun numarası ile 12.10.2017 tarihinde kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 25.10.2017 tarihli sayısında yayınlanmış ve 01.01.2018 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.İş Mahkemeleri Kanununa paralel olarak, arabulucuların uzmanlık alanları ve uzmanlığa ilişkin usul ve esaslar Daire Başkanlığı tarafından belirlenmiştir. İşçi işveren uyuşmazlıklarında dava şartı düzenlemesi getiren İş Mahkemeleri Kanunu ve İş Kanununun ilgili hükümleri soru bankasımızın daha pratik fayda sağlaması bakımından kitaba eklenmiştir. Soru bankasındaki tesleri çözerken mevzuatın ilgili maddesini inceleyerek karşılaştırma yapabilir ve konu hakkındaki bilgilerinizi pekiştirebilirsiniz.

Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği

Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ve İş Mahkemeleri Kanunu uyarınca yürürlüğe giren ve önceki yönetmeliği yürürlükten kaldıran Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği de kitabımıza eklenmiştir. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği 2 Haziran 2018 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Yeni çıkarılan yönetmelik ile 2013 yılında düzenlenen yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır. Yönetmeliğin amacı, hukuk uyuşmazlıklarının arabuluculuk yoluyla çözümlenmesine ilişkin her türlü arabuluculuk faaliyeti ile arabuluculuğa ilişkin usul ve esasları düzenleyerek Arabuluculuk sisteminin çerçeve kanunu olan 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun uygulamasını göstermektir.

Arabuluculuk Kurulu, Türkiye Arabulucular Etik Kuralları

Arabuluculuk Kurulu, Türkiye Arabulucular Etik Kurallarını 2017 yılı sonunda düzenleyerek yayınlamıştır. Etik kurallar, Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü Arabuluculuk Daire Başkanlığı tarafından hazırlanmış, Arabuluculuk Kurulu tarafından gözden geçirilerek kabul edilmiştir.

Arabuluculara ilişkin Avrupa etik kurallar

Arabuluculara ilişkin Avrupa etik kuralları, bireysel arabulucuların, kendi sorumlulukları altında, uymayı gönüllü olarak taahhüt edebilecekleri bazı ilkeler koymaktadır. Etik kurallar, medeni hukuk ve ticaret hukuku uyuşmazlıklarında başvurulan her çeşit arabuluculuğa uygulanabilmektedir. Arabuluculara ilişkin Avrupa etik kuralları Türkiye Arabulucular Etik Kurallarının oluşturulmasında da dikkate alınmıştır.

Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi

2018 Yılı Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi 30 Aralık 2017 günü Resmî Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Ücret tarifesinde belirlenen miktarlar her yıl yenilenerek güncellenmektedir. Özel hukuk uyuşmazlıklarının arabuluculuk yoluyla çözümlenmesinde, arabulucu ile uyuşmazlığın tarafları arasında geçerli bir ücret sözleşmesi yapılmamış olan veya ücret miktarı konusunda arabulucu ile taraflar arasında ihtilaf bulunan durumlarda, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği ve Arabuluculuk Asgari Tarifesi hükümleri uygulanacaktır. Tarifede belirlenen ücretlerin altında arabuluculuk ücreti kararlaştırılamaz. Aksine yapılan sözleşmelerin ücrete ilişkin hükümleri geçersizdir ve ücrete ilişkin olarak bu Tarife hükümleri uygulanacaktır.

Arabuluculuk Soru Bankası Yazarları Bir Arada

Arabuluculuk

0
Arabuluculuk

Arabuluculuk, bir davaya konu olan yahut ileride bir davaya konu olması muhtemel uyuşmazlıkların yetkili bir uzman eşliğinde karşılıklı olarak müzakere edilerek çözüme kavuşturulması sürecidir.

Arabulucular, tarafların iletişimini kolaylaştırarak tarafları masada tutan bazı sistematik yöntemler uygular ve tarafların kendi çözümlerini kendilerinin bulmalarına yardımcı olurlar. Ülkemizde arabulucuya başvurmak dava ön şartı olmadığı için kişiler isterse arabulucuya başvurmadan da dava açabilirler.

Arabuluculuk Daire Başkanlığı

ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, Avusturya gibi ülkelerde yaygın olan arabuluculuk Türkiye’de de yasal düzenleme ile uygulanmaya başlamıştır. Türkiye’de arabuluculuğu sadece Adalet Bakanlığı arabuluculuk siciline kayıtlı hukukçu arabulucular yapabilmektedir.

Kamu hukukuna dair uyuşmazlıklar dışındaki tüm ticari ilişkiler, alım satım, tüketici uyuşmazlıkları, eser sözleşmeleri, kira uyuşmazlıkları, sigorta tespiti dışındaki işçi-işveren uyuşmazlıkları, deniz ticareti ve sigorta uyuşmazlıkları, marka-patent uyuşmazlıkları, boşanmadan sonraki mal paylaşım uyuşmazlıkları, taksirle yaralama, silahsız kasten yaralama, hakaret ve tehdit gibi basit suçlara konu uyuşmazlıklar arabulucu yoluyla çözülebilmektedir.

Arabuluculuğun dava yoluna göre hem daha ekonomik hem de daha hızlı bir yol olduğu uzmanlar tarafından kabul edilmektedir. Çözümün basit ve dava yoluna göre maliyetinin az olması, gizli olması ve özellikle tarafların kontrolünde tamamen isteğe bağlı olması büyük avantajdır.

Arabuluculuk Mevzuatı 

Mevzuatın çerçevesini belirleyen Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu  7/6/2012 tarihinde ve 6325 kanun numarası ile kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 22.06.2012 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. İş Mahkemeleri Kanunu ve İş Kanunu’nun ilgili hükümleri uyarınca Arabuluculuk Kanunu 2017 yılında değişikliğe uğramıştır.

İş Mahkemeleri Kanunu

İş uyuşmazlıklarında dava şartı arabuluculuğun esaslarını da düzenleyen İş Mahkemeleri Kanunu 2017 yılında çıkarılmıştır. İş Mahkemeleri Kanunu, 7036 kanun numarası ile 12.10.2017 tarihinde kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 25.10.2017 tarihli sayısında yayınlanmış ve 01.01.2018 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir. İş Mahkemeleri Kanununa paralel olarak, arabulucuların uzmanlık alanları ve uzmanlığa ilişkin usul ve esaslar Daire Başkanlığı tarafından belirlenmiştir.

Yönetmelik

Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ve İş Mahkemeleri Kanunu uyarınca yürürlüğe giren ve önceki yönetmeliği yürürlükten kaldıran Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği de kitabımıza eklenmiştir. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği 2 Haziran 2018 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Yeni çıkarılan yönetmelik ile 2013 yılında düzenlenen yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır. Yönetmeliğin amacı, hukuk uyuşmazlıklarının arabuluculuk yoluyla çözümlenmesine ilişkin her türlü arabuluculuk faaliyeti ile arabuluculuğa ilişkin usul ve esasları düzenleyerek sistemin çerçeve kanunu olan 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun uygulamasını göstermektir.

Türkiye Arabulucular Etik Kuralları

Arabuluculuk Kurulu, Türkiye Arabulucular Etik Kurallarını 2017 yılı sonunda düzenleyerek yayınlamıştır. Etik kurallar, Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü Arabuluculuk Daire Başkanlığı tarafından hazırlanmış, Kurul tarafından gözden geçirilerek kabul edilmiştir.

Arabuluculara ilişkin Avrupa etik kurallar

Arabuluculara ilişkin Avrupa etik kuralları, bireysel arabulucuların, kendi sorumlulukları altında, uymayı gönüllü olarak taahhüt edebilecekleri bazı ilkeler koymaktadır. Etik kurallar, medeni hukuk ve ticaret hukuku uyuşmazlıklarında başvurulan her çeşit arabuluculuğa uygulanabilmektedir. Arabuluculara ilişkin Avrupa etik kuralları Türkiye Arabulucular Etik Kurallarının oluşturulmasında da dikkate alınmıştır.

Asgari Ücret Tarifesi

2018 Yılı Asgari Ücret Tarifesi 30 Aralık 2017 günü Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Ücret tarifesinde belirlenen miktarlar her yıl yenilenerek güncellenmektedir. Özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde, arabulucu ile uyuşmazlığın tarafları arasında geçerli bir ücret sözleşmesi yapılmamış olan veya ücret miktarı konusunda arabulucu ile taraflar arasında ihtilaf bulunan durumlarda, Kanun, Yönetmelik ve Asgari Tarifesi hükümleri uygulanacaktır. Tarifede belirlenenin altında ücret kararlaştırılamaz. Aksine yapılan sözleşmelerin ücrete ilişkin hükümleri geçersizdir ve ücrete ilişkin olarak bu Tarife hükümleri uygulanacaktır.

Konkordato

0
Konkordato

Konkordato, alacaklılarına karşı borçlarını ödemekte zorluk yaşayan şirket, kooperatif yada kişilerin borçlarının bir kısmından kurtulmak ve yapılandırma yapmak suretiyle borçlarını ödeyebilir hale getirilmesi sistemidir. Konkordato, İcra İflas Kanununun 285. maddesi ile 309. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Türk Ticaret Kanununun şirketleri ilgilendiren maddelerinde de konkordato’ya ilişkin hükümler bulunmaktadır.

Konkordato, İtalyan dilindeki concordato kelimesinden Türkçe’ye gelmiştir. Konkordato, batık durumdaki gerçek ve tüzel kişilerin borçlarını ödeyebilmek için alacaklılarla yaptıkları iflas anlaşmasıdır.

Konkordato-Talih Uyar

Alacaklılar, alacaklarını mahkemenin onaylamış olduğu belli bir plan dahilinde ödemek üzere konkordato ilan eden taraf ile anlaşma yapmaktadır. Konkordato uygulaması, finansal yapısı bozulan ancak iyi niyet ve dürüstlük kuralları çerçevesinde hareket eden borçluları iflastan korumaktadır.

Adi Konkordato

Adi Konkordato, vadesi geldiği halde ödenemeyen veya vadesinde ödenmeme tehlikesi altında olan borçların vade verilmek veya indirim yapılmak suretiyle ödenmesidir. Muhtemel bir iflastan kurtulmak için konkordato talep edilmektedir.

İflastan Sonra Konkordato 

İflastan Sonra Konkordato, iflasına karar verilmiş ve mahkemece verilen karar gereğince iflas aşamasında olan bir gerçek yada tüzel kişinin iflas sürecinin durdurulması ve iflas kararının kaldırılması için konkordato teklif etmesidir. İflastan sonra talep edilebilecek konkordato sadece müflis borçlu tarafından talep edilebilir. İflas aşamasındaki borçlunun iyi niyetli olması ve alacaklıların zarar görmesine zarar vermemesi, konkordato talebinin mahkemece kabul edilmesi gerekmektedir.

Malvarlığının Terki Suretiyle Konkordato 

Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda borçlu, malvarlığı üzerindeki tüm tasarruf yetkisini alacaklılara vermekte, mevcut malvarlığı üzerinden alacaklıların anlaşması sağlanmaktadır. Alacaklılar, borçlunun kendilerine terk ettiği malvarlığını tasfiye ederek alacaklarını tahsil etmektedir. Tasfiye memurları, borçlunun mallarını tasfiye ederek elde edilen parayı alacaklılara dağıtmaktadır.

Yetkili Mahkeme

Konkordato talebi Ticaret Mahkemelerine yapılmakta, Ticaret Mahkemesinin bulunmadığı yerlerde ise aynı görevi yapan Asliye Hukuk Mahkemelerine yapılmaktadır. Mahkemenin onayladığı plana göre alacaklılar, alacaklarının belli bir bölümünden feragat etmekte, geri kalan borcun ise vadesi uzatılarak ve yapılandırma yapılarak ödenmesi kolaylaştırılmaktadır. İflas ertelemeden farklı olarak konkordato, borçların yapılandırılmasını ve iflasa tabi borçluların borçlarını ödeyerek iflastan kurtulmalarını sağlamaktadır. İflas erteleme, bir bilançonun ve bir iyileştirme projesinin varlığını gerektirmekte iken konkordato planında mahkemenin onayladığı bir konkordato projesi gereklidir.

İcra İflas Kanununun Konkordato Hükümleri (285-309)
ONİKİNCİ BAP
Konkordato ile Sermaye Şirketleri ve Kooperatiflerin Uzlaşma Yoluyla Yeniden Yapılandırılması(1)(2)

I. ADÎ KONKORDATO(3)

Konkordato talebi:
Madde 285 – (Değişik: 28/2/2018-7101/13 md.)

Borçlarını, vadesi geldiği hâlde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunan herhangi bir borçlu, vade verilmek veya tenzilat yapılmak suretiyle borçlarını ödeyebilmek veya muhtemel bir iflâstan kurtulmak için konkordato talep edebilir.

İflâs talebinde bulunabilecek her alacaklı, gerekçeli bir dilekçeyle, borçlu hakkında konkordato işlemlerinin başlatılmasını isteyebilir.

Yetkili ve görevli mahkeme; iflâsa tabi olan borçlu için 154 üncü maddenin birinci veya ikinci fıkralarında yazılı yerdeki, iflâsa tabi olmayan borçlu için yerleşim yerindeki asliye ticaret mahkemesidir.

Konkordato talebinde bulunan, Adalet Bakanlığı tarafından yürürlüğe konulan tarifede belirtilen konkordato gider avansını yatırmaya mecburdur. Bu durumda 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 114 üncü ve 115 inci maddeleri kıyasen uygulanır.

(1) Onikinci Babın başlığı, “Konkordato” iken, 12/2/2004 tarihli ve 5092 sayılı Kanunun 8 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
(2) 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 38 inci maddesiyle Onikinci Bap Birinci Bölümden sonra gelmek üzere “II. REHİNLİ ALACAKLILARLA MÜZAKERE VE BORÇLARIN YAPILANDIRILMASI” başlığıyla İkinci Bölüm eklenmiş, diğer bölümler buna göre teselsül ettirilmiştir.
(3) Bu üst başlık 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanunun 67 nci maddesiyle eklenmiştir
Konkordato talebine eklenecek belgeler:(1)
Madde 286- (Değişik: 28/2/2018-7101/14 md.)
Borçlu, konkordato talebine aşağıdaki belgeleri ekler.
  1. a) Borçlunun borçlarını hangi oranda veya vadede ödeyeceğini, bu kapsamda alacaklıların alacaklarından hangi oranda vazgeçmiş olacaklarını, ödemelerin yapılması için borçlunun mevcut mallarını satıp satmayacağını, borçlunun faaliyetine devam edebilmesi ve alacaklılara ödemelerini yapabilmesi için gerekli malî kaynağın sermaye artırımı veya kredi temini yoluyla yahut başka bir yöntem kullanılarak sağlanacağını gösteren konkordato ön projesi.
  2. b) Borçlunun malvarlığının durumunu gösterir belgeler; borçlu defter tutmaya mecbur kişilerden ise Türk Ticaret Kanununa göre hazırlanan son bilanço, gelir tablosu, nakit akım tablosu, hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden hazırlanan ara bilançolar, ticari defterlerin açılış ve kapanış tasdikleri ile  elektronik ortamda oluşturulan defterlere ilişkin e-defter berat bilgileri, borçlunun malî durumunu açıklayıcı diğer bilgi ve belgeler, maddi ve maddi olmayan duran varlıklara ait olup defter değerlerini içeren listeler, tüm alacak ve borçları vadeleri ile birlikte gösteren liste ve belgeler.
  3. c) Alacaklıları, alacak miktarlarını ve alacaklıların imtiyaz durumunu gösteren liste.
  4. d) Konkordato ön projesinde yer alan teklife göre alacaklıların eline geçmesi öngörülen miktar ile borçlunun iflâsı hâlinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktarı karşılaştırmalı olarak gösteren tablo.
  5. e) Sermaye Piyasası Kurulu veya Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca yetkilendirilen bağımsız denetim kuruluşu tarafından hazırlanan ve konkordato ön projesinde yer alan teklifin gerçekleşmesinin kuvvetle muhtemel olduğunu gösteren finansal analiz raporları ile dayanakları. Şu kadar ki bu şart 3/6/2011 tarihli ve 635 sayılı Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 28 inci maddesi kapsamında küçük işletmeler bakımından uygulanmaz.

Bu madde uyarınca sunulan malî tabloların tarihi, başvuru tarihinden en fazla kırk beş gün önce olabilir.

Borçlu, konkordato sürecinde mahkeme veya komiser tarafından istenebilecek diğer belge ve kayıtları da ibraz etmek zorundadır.

(1)  Bu maddenin “Konkordato talebinin nazara alınması şartları:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 14 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Geçici mühlet:(2)
MADDE 287- (Değişik: 28/2/2018-7101/15 md.)

Konkordato talebi üzerine mahkeme, 286 ncı maddede belirtilen belgelerin eksiksiz olarak mevcut olduğunu tespit ettiğinde derhâl geçici mühlet kararı verir ve 297 nci maddenin ikinci fıkrasındaki hâller de dahil olmak üzere, borçlunun malvarlığının muhafazası için gerekli gördüğü bütün tedbirleri alır.

Konkordato işlemlerinin başlatılması alacaklılardan biri tarafından talep edilmişse, borçlunun 286 ncı maddede belirtilen belgeleri ve kayıtları mahkemenin vereceği makul süre içinde ve eksiksiz olarak sunması hâlinde geçici mühlet kararı verilir. Bu durumda anılan belge ve kayıtların hazırlanması için gerekli masraf alacaklı tarafından karşılanır. Belge ve kayıtların süresinde ve eksiksiz olarak sunulmaması hâlinde geçici mühlet kararı verilmez ve alacaklının yaptığı konkordato talebinin de reddine karar verilir.

Mahkeme, geçici mühlet kararıyla birlikte konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olup olmadığının yakından incelenmesi amacıyla bir geçici konkordato komiseri görevlendirir. Alacaklı sayısı ve alacak miktarı dikkate alınarak gerektiğinde üç komiser de görevlendirilebilir. 290 ıncı madde bu konuda kıyasen uygulanır.

Geçici mühlet üç aydır. Mahkeme bu üç aylık süre dolmadan borçlunun veya geçici komiserin yapacağı talep üzerine geçici mühleti en fazla iki ay daha uzatabilir, uzatmayı borçlu talep etmişse geçici komiserin de görüşü alınır. Geçici mühletin toplam süresi beş ayı geçemez.

291 inci ve 292 nci maddeler, geçici mühlet hakkında kıyasen uygulanır.

Geçici mühlet talebinin kabulü, geçici komiser görevlendirilmesi, geçici mühletin uzatılması ve tedbirlere ilişkin kararlara karşı kanun yoluna başvurulamaz.

(2)  Bu maddenin “Mühlet:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 15 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Geçici mühletin sonuçları, ilânı ve bildirimi:(1)
Madde 288- (Değişik: 28/2/2018-7101/16 md.)
Geçici mühlet, kesin mühletin sonuçlarını doğurur.

Mahkemece geçici mühlet kararı, ticaret sicili gazetesinde ve Basın-İlan Kurumunun resmî ilân portalında ilân olunur ve derhâl tapu müdürlüğüne, ticaret sicili müdürlüğüne, vergi dairesine, gümrük ve posta idarelerine, Türkiye Bankalar Birliğine, Türkiye Katılım Bankaları Birliğine, mahallî ticaret odalarına, sanayi odalarına, taşınır kıymet borsalarına, Sermaye Piyasası Kuruluna ve diğer lazım gelen yerlere bildirilir. İlanda ayrıca alacaklıların, ilândan itibaren yedi günlük kesin süre içinde dilekçeyle itiraz ederek konkordato mühleti verilmesini gerektiren bir hâl bulunmadığını delilleriyle birlikte ileri sürebilecekleri ve bu çerçevede mahkemeden konkordato talebinin reddini isteyebilecekleri belirtilir.

Geçici mühletin uzatılmasına ve geçici mühletin kaldırılarak konkordato talebinin reddine ilişkin kararlar da ikinci fıkra uyarınca ilân olunur ve ilgili yerlere bildirilir.

Kesin mühlet:(2)
Madde 289- (Değişik: 28/2/2018-7101/17 md.)
Mahkeme, kesin mühlet hakkındaki kararını geçici mühlet içinde verir.

Kesin mühlet hakkında bir karar verilebilmesi için, mahkeme borçluyu ve varsa konkordato talep eden alacaklıyı duruşmaya davet eder. Geçici komiser, duruşmadan önce yazılı raporunu sunar ve mahkemece gerekli görülürse, beyanı alınmak üzere duruşmada hazır bulunur. Mahkeme yapacağı değerlendirmede, itiraz eden alacaklıların dilekçelerinde ileri sürdükleri itiraz sebeplerini de dikkate alır.

Konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olduğunun anlaşılması hâlinde borçluya bir yıllık kesin mühlet verilir. Bu kararla birlikte mahkeme, yeni bir görevlendirme yapılmasını gerektiren bir durum olmadığı takdirde geçici komiser veya komiserlerin görevine devam etmesine karar verir ve dosyayı komisere tevdi eder.

Mahkemece, kesin mühlet kararıyla beraber veya kesin mühlet içinde uygun görülecek bir zamanda yedi alacaklıyı geçmemek, herhangi bir ücret takdir edilmemek ve tek sayıda olmak kaydıyla ayrıca bir alacaklılar kurulu oluşturulabilir. Bu durumda alacakları, hukuki nitelik itibarıyla birbirinden farklı olan alacaklı sınıfları ve varsa rehinli alacaklılar, alacaklılar kurulunda hakkaniyete uygun şekilde temsil edilir. Alacaklılar kurulu oluşturulurken komiserin de görüşü alınır. Alacaklılar kurulu her ay en az bir kere toplanır ve hazır bulunanların oy çokluğuyla karar alır. Komiser bu toplantıda hazır bulunarak alınan kararları toplantıya katılanların imzasını almak suretiyle tutanağa bağlar. Alacaklı sayısı, alacak miktarı ve alacakların çeşitliliği dikkate alınarak alacaklılar kurulunun zorunlu olarak oluşturulacağı hâller ile alacaklılar kuruluna ilişkin diğer hususlar Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikte gösterilir.

Güçlük arz eden özel durumlarda kesin mühlet, komiserin bu durumu açıklayan gerekçeli raporu ve talebi üzerine mahkemece altı aya kadar uzatılabilir. Borçlu da bu fıkra uyarınca uzatma talebinde bulunabilir; bu takdirde komiserin de görüşü alınır. Her iki hâlde de uzatma talebi kesin mühletin sonra ermesinden önce yapılır ve uzatma kararı vermeden önce, varsa alacaklılar kurulunun da görüşü alınır.

Kesin mühlet verilmesine, kesin mühletin uzatılmasına ve kesin mühletin kaldırılarak konkordato talebinin reddine ilişkin kararlar, 288 inci madde uyarınca ilân edilir ve ilgili yerlere bildirilir.

(1)  Bu maddenin “Mühletin ilanı:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 16 ncı maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
(2)  Bu maddenin “Mühletin alacaklılar bakımından sonuçları:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 17 nci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Konkordato komiseri ve alacaklılar kurulu ile bunların görevleri:(1)
Madde 290- (Değişik: 28/2/2018-7101/18 md.)

Dosyayı teslim alan komiser kesin mühlet içinde, konkordatonun tasdikine yönelik işlemleri tamamlayarak dosyayı raporuyla birlikte mahkemeye iade eder.

Komiserin görevleri şunlardır:
  1. a) Konkordato projesinin tamamlanmasına katkıda bulunmak.
  2. b) Borçlunun faaliyetlerine nezaret etmek.
  3. c) Bu kanunda verilen görevleri yapmak.
  4. d) Mahkemenin istediği konularda ve uygun göreceği sürelerde ara raporlar sunmak.
  5. e) Alacaklılar kurulunu konkordatonun seyri hakkında düzenli aralıklarla bilgilendirmek.
  6. f) Talepte bulunan diğer alacaklılara konkordatonun seyri ve borçlunun güncel malî durumu hakkında bilgi vermek.
  7. g) Mahkeme tarafından verilen diğer görevleri yerine getirmek.

8 inci, 10 uncu, 11 inci, 16 ncı, 21 inci ve 359 uncu maddeler hükümleri kıyas yoluyla komiserler hakkında da uygulanır.

Komiserin konkordatoya ilişkin işlemleri ile ilgili şikayetler, asliye ticaret mahkemesi tarafından kesin olarak karara bağlanır.

Mahkemece atanan geçici komiser ve komiserler, özel sicilinde kaydedilmek üzere mahkemenin bağlı bulunduğu bölge adliye mahkemesi bilirkişilik bölge kuruluna bildirilir. Bir kişi eş zamanlı olarak beşten fazla dosyada geçici komiser ve komiser olarak görev yapamaz. Komiserin sorumlulukları hakkında 227 nci maddenin dördüncü ve beşinci fıkrası hükümleri uygulanır.

Konkordato komiserinin nitelikleri Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir.

Alacaklılar kurulu, komiserin faaliyetlerine nezaret eder; komisere tavsiyelerde bulunabilir ve kanunun öngördüğü hâllerde mahkemeye görüş bildirir. Alacaklılar kurulu komiserin faaliyetlerini yeterli bulmazsa, mahkemeden komiserin değiştirilmesini gerekçeli bir raporla isteyebilir. Mahkeme bu talep hakkında borçluyu ve komiseri dinledikten sonra kesin olarak karar verir.

(1)  Bu maddenin “Mühletin borçlu bakımından sonuçları:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Borçlunun malî durumunun düzelmesi nedeniyle kesin mühletin kaldırılması:(1)
Madde 291- (Değişik: 28/2/2018-7101/19 md.)

Konkordato talebi ile amaçlanan iyileşmenin, kesin mühletin sona ermesinden önce gerçekleştiğinin komiserin yazılı raporuyla mahkemeye bildirilmesi üzerine mahkemece resen, kesin mühletin kaldırılarak konkordato talebinin reddine karar verilir. Bu karar, 288 inci madde uyarınca ilân edilir ve ilgili yerlere bildirilir.

Mahkeme, bu madde kapsamında kesin mühletin kaldırılmasına karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder; diğer alacaklıları ise gerekli görürse davet eder.

Kesin mühlet içinde konkordato talebinin reddi ile iflâsın açılması:(2)
Madde 292- (Değişik: 28/2/2018-7101/20 md.)

İflâsa tabi borçlu bakımından, kesin mühletin verilmesinden sonra aşağıdaki durumların gerçekleşmesi hâlinde komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflâsına resen karar verir:

  1. a) Borçlunun malvarlığının korunması için iflâsın açılması gerekiyorsa.
  2. b) Konkordatonun başarıya ulaşamayacağı anlaşılıyorsa.
  3. c) Borçlu, 297 nci maddeye aykırı davranır veya komiserin talimatlarına uymazsa.
  4. d) Borca batık olduğu anlaşılan bir sermaye şirketi veya kooperatif, konkordato talebinden feragat ederse.

İflâsa tabi olmayan borçlu bakımından ise birinci fıkranın (b) ve (c) bentlerindeki hâllerin kesin mühletin verilmesinden sonra gerçekleşmesi durumunda, komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine resen karar verir.

Mahkeme, bu madde uyarınca karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder; diğer alacaklıları ise gerekli görürse davet eder.

(1)  Bu maddenin “Defter tutulması ve rehinli malların kıymetinin takdiri:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 19 uncu maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
(2) Bu maddenin “Alacaklıları davet ve alacakların bildirilmesi:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 20 nci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Kanun yolları:(1)
Madde 293- (Değişik: 28/2/2018-7101/21 md.)

Kesin mühlet talebinin kabulü ile mühletin kaldırılması talebinin reddine ilişkin kararlara karşı kanun yoluna başvurulamaz.

Kesin mühlet talebinin değerlendirilmesi sonucunda, hakkında iflâs kararı verilmeyen borçlunun konkordato talebinin reddine karar verilirse, borçlu veya varsa konkordato talep eden alacaklı bu kararın tebliğinden itibaren on gün içinde istinaf yoluna başvurabilir. Bölge adliye mahkemesinin kararı kesindir. Bölge adliye mahkemesi tarafından ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak mühlet kararı verildiği hâllerde dosya, komiserin görevlendirilmesi de dahil olmak üzere müteakip işlemlerin yürütülmesi için ilk derece mahkemesine gönderilir.

Mahkemenin veya bölge adliye mahkemesinin konkordato talebinin reddiyle birlikte borçlunun iflâsına da karar verdiği hâllerde 164 üncü madde hükmü uygulanır.

(1)  Bu maddenin “Alacaklılar hakkında borçlunun beyana daveti:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 21 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Kesin mühletin alacaklılar bakımından sonuçları:(2)
Madde 294- (Değişik: 28/2/2018-7101/22 md.)

Mühlet içinde borçlu aleyhine 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur, ihtiyatî tedbir ve ihtiyatî haciz kararları uygulanmaz, bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetler işlemez.

206 ncı maddenin birinci sırasında yazılı imtiyazlı alacaklar için haciz yoluyla takip yapılabilir.

Tasdik edilen konkordato projesi aksine hüküm içermediği takdirde kesin mühlet tarihinden itibaren rehinle temin edilmemiş her türlü alacağa faiz işlemesi durur.

Takas bu Kanunun 200 ve 201 inci maddelerine tâbidir. Bu maddelerin uygulanmasında geçici mühletin ilânı tarihi esas alınır.

Hacizli mallar hakkında niteliğine uygun düştüğü ölçüde 186 ncı madde hükmü uygulanır.

Konkordato mühletinin verilmesinden önce, müstakbel bir alacağın devri sözleşmesi yapılmış ve devredilen alacak konkordato mühletinin verilmesinden sonra doğmuş ise, bu devir hükümsüzdür.

Konusu para olmayan alacaklar, alacaklı tarafından, ona eşit kıymette para alacağına çevrilerek komisere bildirilir. Şu kadar ki borçlu, komiserin onayıyla taahhüdün aynen ifasını üstlenmekte serbesttir.

(2)  Bu maddenin “Alacaklıların toplanması:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 22 nci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Kesin mühletin rehinli alacaklılar bakımından sonuçları:(1)
Madde 295- (Değişik: 28/2/2018-7101/23 md.)

Mühlet sırasında rehinle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya başlamış olan takiplere devam edilebilir ancak bu takip nedeniyle muhafaza tedbirleri alınamaz ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemez.

(1)  Bu maddenin “Müşterek borçlulara karşı haklar:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 23 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Kesin mühletin sözleşmeler bakımından sonuçları:(2)
Madde 296- (Değişik: 28/2/2018-7101/24 md.)

Sözleşmenin karşı tarafının konkordato projesinden etkilenip etkilenmediğine bakılmaksızın, borçlunun taraf olduğu ve işletmesinin faaliyetinin devamı için önem arz eden sözleşmelerde yer alıp da borçlunun konkordato talebinde bulunmasının sözleşmeye aykırılık teşkil edeceğine, haklı fesih sebebi sayılacağına yahut borcu muaccel hâle getireceğine ilişkin hükümler, borçlunun konkordato yoluna başvurması durumunda uygulanmaz. Sözleşmede bu yönde bir hüküm bulunmasa dahi sözleşme, borçlunun konkordatoya başvurduğu gerekçesiyle sona erdirilemez.

Borçlu, tarafı olduğu ve konkordatonun amacına ulaşmasını engelleyen sürekli borç ilişkilerini, komiserin uygun görüşü ve mahkemenin onayıyla herhangi bir zamanda sona erecek şekilde feshedebilir. Bu çerçevede ödenmesi gereken tazminat, konkordato projesine tabi olur. Hizmet sözleşmelerinin feshine ilişkin özel hükümler saklıdır.

(2)  Bu maddenin “Konkordatonun mahkemede incelenmesi:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 24 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Kesin mühletin borçlu bakımından sonuçları:(3)
Madde 297- (Değişik: 28/2/2018-7101/25 md.)

Borçlu, komiserin nezareti altında işlerine devam edebilir. Şu kadar ki, mühlet kararı verirken veya mühlet içinde mahkeme, bazı işlemlerin geçerli olarak ancak komiserin izni ile yapılmasına veya borçlunun yerine komiserin işletmenin faaliyetini devam ettirmesine karar verebilir.

Borçlu, mahkemenin izni dışında mühlet kararından itibaren rehin tesis edemez, kefil olamaz, taşınmaz ve işletmenin devamlı tesisatını kısmen dahi olsa devredemez, takyit edemez ve ivazsız tasarruflarda bulunamaz. Aksi hâlde yapılan işlemler hükümsüzdür. Mahkeme bu işlemler hakkında karar vermeden önce komiserin ve alacaklılar kurulunun görüşünü almak zorundadır.

Borçlu bu hükme yahut komiserin ihtarlarına aykırı davranırsa mahkeme, borçlunun malları üzerindeki tasarruf yetkisini kaldırabilir veya 292 nci madde çerçevesinde karar verir.

Birinci ve üçüncü fıkra kapsamında alınan kararlar 288 inci madde uyarınca ilân edilir ve ilgili yerlere bildirilir.

(3) Bu maddenin “Konkordatonun kabulü için lazımgelen ekseriyet:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 25 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Defter tutulması ve rehinli malların kıymetinin takdiri:(1)
Madde 298- (Değişik: 28/2/2018-7101/26 md.)

Komiser, görevlendirilmesini müteakip borçlunun mevcudunun bir defterini yapar ve malların kıymetlerini takdir eder. Borçlunun başka yerlerde malları varsa bu muamele o yer icra dairesi marifetiyle yaptırılabilir.

Komiser rehinli malların kıymetinin takdirine ilişkin kararını alacaklıların incelemesine hazır bulundurur; kıymet takdiri kararı alacaklılar toplantısından önce yazılı olarak rehinli alacaklılara ve borçluya bildirilir.

İlgililer, yedi gün içinde ve masrafını önceden vermek kaydıyla, mahkemeden rehinli malların kıymetini yeniden takdir etmesini isteyebilirler. Eğer yeni kıymet takdiri bir alacaklı tarafından istenmiş ve takdir edilen kıymet, kayda değer bir şekilde değişmişse alacaklı borçludan masraflarının ödenmesini talep edebilir.

Rehinli taşınmaz malların bu madde kapsamındaki kıymet takdiri, 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu uyarınca gayrimenkul değerleme uzmanlığı lisansı ile yetkilendirilen kişilere yaptırılabilir.

(1) Bu maddenin “Konkordatonun tasdiki” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 26 ncı maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Rehinli taşınır veya taşınmazın paraya çevrilmesinin ertelenmesi:
Madde 298/a- (Ek: 17/7/2003-4949/78 md.; Mülga: 28/2/2018-7101/65 md.)
Alacaklıları alacaklarını bildirmeye davet:(2)
Madde 299- (Değişik: 28/2/2018-7101/27 md.)

Alacaklılar, komiser tarafından 288 inci madde uyarınca yapılacak ilânla, ilân tarihinden itibaren onbeş gün içinde alacaklarını bildirmeye davet olunur. Ayrıca, ilânın birer sureti adresi belli olan alacaklılara posta ile gönderilir. İlânda, alacaklarını bildirmeyen alacaklıların bilançoda kayıtlı olmadıkça konkordato projesinin müzakerelerine kabul edilmeyecekleri ihtarı da yazılır.

 (2) Bu maddenin “Kanun yollarına başvurma:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 27 nci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Alacaklar hakkında borçlunun beyana daveti:(3)  
Madde 300- (Değişik: 28/2/2018-7101/28 md.)

Komiser, borçluyu iddia olunan alacaklar hakkında açıklamada bulunmaya davet eder. Komiser, alacakların varit olup olmadığı hakkında borçlunun defterleri ve belgeleri üzerinde gerekli incelemelerde bulunarak bunların neticesini 302 nci madde gereğince vereceği raporda belirtir.

 (3) Bu maddenin “Tasdikin ilanı:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 28 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Alacaklılar toplantısına davet:(1)
Madde 301- (Değişik: 28/2/2018-7101/29 md.)

Konkordato projesinin hazırlanması, alacakların bildirilmesi ve tahkiki tamamlandıktan sonra komiser, 288 inci madde uyarınca yapacağı yeni bir ilânla alacaklıları, konkordato projesini müzakere etmek üzere toplanmaya davet eder. Toplantı günü ilândan en az on beş gün sonra olmak zorundadır. İlanda alacaklıların, toplantıdan önceki yedi gün içinde belgeleri inceleyebilecekleri de bildirilir. Ayrıca, ilânın birer sureti adresi belli olan alacaklılara posta ile gönderilir.

(1)  Bu maddenin “Konkordatonun reddinden sonra iflas ve ihtiyati haciz:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 29 uncu maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Alacaklılar toplantısı ve projenin kabulü için gerekli çoğunluk:(2)
Madde 302- (Değişik: 28/2/2018-7101/30 md.)

Komiser alacaklılar toplantısına başkanlık eder ve borçlunun durumu hakkında bir rapor verir.

Borçlu gerekli açıklamaları yapmak üzere toplantıda hazır bulunmaya mecburdur.

Konkordato projesi;

  1. a) Kaydedilmiş olan alacaklıların ve alacakların yarısını veya
  2. b) Kaydedilmiş olan alacaklıların dörtte birini ve alacakların üçte ikisini,

aşan bir çoğunluk tarafından imza edilmiş ise kabul edilmiş sayılır.

Oylamada sadece konkordato projesinden etkilenen alacaklılar oy kullanabilir. 206 ncı maddenin birinci sırasında yazılı imtiyazlı alacakların alacaklıları ve borçlunun eşi ve çocuğu ile kendisinin ve evlilik bağı ortadan kalkmış olsa dahi eşinin anası, babası ve kardeşi alacak ve alacaklı çoğunluğunun hesabında dikkate alınmaz.

Rehinle temin edilmiş olan alacaklar, 298 inci madde uyarınca takdir edilen kıymet sonucunda teminatsız kaldıkları kısım için hesaba katılırlar.

Çekişmeli veya geciktirici koşula bağlı yahut belirli olmayan bir vadeye tabi alacakların hesaba katılıp katılmamasına ve ne oranda katılacağına mahkeme karar verir. Şu kadar ki bu iddialar hakkında ileride mahkemece verilecek hükümler saklıdır.

Konkordato projesinin müzakereleri sonucunda oluşturulan konkordato tutanağı, kabul ve ret oylarını içerecek şekilde derhâl imza olunur. Toplantının bitimini takip eden yedi gün içinde gerçekleşen iltihaklar da kabul olunur.

Komiser, iltihak süresinin bitmesinden itibaren en geç yedi gün içinde konkordatoya ilişkin bütün belgeleri, konkordato projesinin kabul edilip edilmediğine ve tasdikinin uygun olup olmadığına dair gerekçeli raporunu mahkemeye tevdi eder.

 (2) Bu maddenin “İtirazlı alacaklar hakkında dava:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 30 uncu maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Borçtan birlikte sorumlu olanlara karşı haklar:(1)
Madde 303- (Değişik: 28/2/2018-7101/31 md.)

Konkordatoya muvafakat etmeyen alacaklı borçtan birlikte sorumlu olanlara karşı bütün haklarını muhafaza eder.

Konkordatoya muvafakat eden alacaklı da kendi haklarını, borçtan birlikte sorumlu olan kişilere ödeme mukabilinde devir teklif etmek ve onlara toplantıların günü ile yerini en az on gün önce haber vermek şartıyla bu hükümden yararlanır.

Alacaklı müracaat hakkına halel gelmeksizin borçtan birlikte sorumlu olan kişilere konkordato müzakerelerine katılma yetkisini verebilir ve onların kararını kabul taahhüdünde bulunabilir.

(1)  Bu maddenin “Konkordatonun hükümleri:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 31 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Konkordatonun mahkemede incelenmesi:(2)
Madde 304- (Değişik: 28/2/2018-7101/32 md.)

Komiserin gerekçeli raporunu ve dosyayı tevdi alan mahkeme, konkordato hakkında karar vermek üzere yargılamaya başlar. Mahkeme, komiseri dinledikten sonra kısa bir zamanda ve her hâlde kesin mühlet içinde kararını vermek zorundadır. Karar vermek için tayin olunan duruşma günü, 288 inci madde uyarınca ilân edilir. İtiraz edenlerin, itiraz sebeplerini duruşma gününden en az üç gün önce yazılı olarak bildirmek kaydıyla duruşmada hazır bulunabilecekleri de ilâna yazılır.

Konkordato hakkında yapılan yargılamada kesin mühlet içinde bir karar verilemeyeceği anlaşılırsa; mahkeme, gerekli görürse komiserden gerekçeli bir rapor da alarak, karar verilinceye kadar mühlet hükümlerinin devamına karar verebilir. Bu süre altı aydan fazla olamaz.

 (2) Bu maddenin “Konkordatonun neticelenmiyen takipler üzerine tesiri:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 32 nci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Konkordatonun tasdiki şartları:(3)
Madde 305- (Değişik: 28/2/2018-7101/33 md.)
302 nci madde uyarınca yapılan toplantıda ve iltihak süresi içinde verilen oylarla kabul edilen konkordato projesinin tasdiki aşağıdaki şartların gerçekleşmesine bağlıdır:

a) Adi konkordatoda teklif edilen tutarın, borçlunun iflâsı hâlinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktardan fazla olacağının anlaşılması; malvarlığının terki suretiyle konkordatoda paraya çevirme hâlinde elde edilen hasılat veya üçüncü kişi tarafından teklif edilen tutarın iflâs yoluyla tasfiye hâlinde elde edilebilecek bedelden fazla olacağının anlaşılması.

b) Teklif edilen tutarın borçlunun kaynakları ile orantılı olması (bu kapsamda mahkeme, borçlunun beklenen haklarının dikkate alınıp alınmayacağını ve alınacaksa ne oranda dikkate alınacağını da takdir eder)

c) Konkordato projesinin 302 nci maddede öngörülen çoğunlukla kabul edilmiş bulunması

d) 206 ncı maddenin birinci sırasındaki imtiyazlı alacaklıların alacaklarının tam olarak ödenmesinin ve mühlet içinde komiserin izniyle akdedilmiş borçların ifasının, alacaklı bundan açıkça vazgeçmedikçe yeterli teminata bağlanmış olması (302 nci maddenin altıncı fıkrası kıyasen uygulanır).

e) Konkordatonun tasdikinin gerektirdiği yargılama giderleri ile konkordatonun tasdiki durumunda alacaklılara ödenmesi kararlaştırılan para üzerinden alınması gereken harcın, tasdik kararından önce, borçlu tarafından mahkeme veznesine depo edilmiş olması.

Mahkeme konkordato projesini yetersiz bulursa kendiliğinden veya talep üzerine gerekli gördüğü düzeltmenin yapılmasını isteyebilir.

 (3) Bu maddenin “Nizalı alacaklılara ait paralar:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 33 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Konkordatonun tasdiki kararı, kapsamı ve ilânı:(1)
Madde 306- (Değişik: 28/2/2018-7101/34 md.)

Konkordatonun tasdiki kararında alacaklıların hangi ölçüde alacaklarından vazgeçtiği ve borçlunun borçlarını hangi takvim çerçevesinde ödeyeceği belirtilir.

Kararda, tasdik edilen konkordatonun yerine getirilmesini sağlamak için gerekli gözetim, yönetim ve tasfiye tedbirlerini almakla görevli bir kayyım tayin edilebilir. Bu takdirde kayyım, borçlunun işletmesinin durumu ve proje uyarınca borçlarını ödeme kabiliyetini muhafaza edip etmediği konusunda iki ayda bir tasdik kararını veren mahkemeye rapor verir; alacaklılar bu raporu inceleyebilirler.

Tasdik kararı mahkemece, 288 inci madde uyarınca ilân olunur ve ilgili yerlere bildirilir.

(1)  Bu maddenin “Konkordato haricinde yapılan vaitler:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 34 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Rehinli malların muhafaza ve satışı ile finansal kiralama konusu malların iadesinin ertelenmesi:(2)
Madde 307- (Değişik: 28/2/2018-7101/35 md.)

Borçlunun talebi üzerine, tasdik kararında rehinli malın muhafaza altına alınması ve satışı, karardan itibaren bir yılı geçmemek üzere aşağıdaki şartlarla ertelenebilir.

  1. a) Rehinle temin edilen alacak konkordato talebinden önce doğmuş olmalıdır.
  2. b) Rehinle temin edilen alacağın konkordato talep tarihine kadar ödenmemiş faizi bulunmamalıdır.
  3. c) Borçlu rehinli malın, işletmenin faaliyeti için zorunlu olduğunu ve paraya çevrilmesi durumunda ekonomik varlığının tehlikeye düşeceğini yaklaşık olarak ispat etmiş olmalıdır.

Rehinli malın muhafazası ve paraya çevrilmesinin ertelenmesi hâlinde satış isteme süresi işlemez.

Borçlunun talebi üzerine, tasdik kararında finansal kiralama konusu malların iadesi, karardan itibaren bir yılı geçmemek üzere aşağıdaki şartlarla ertelenebilir.

a) Borçlu finansal kiralama sözleşmesinin aynen ifasını 294 üncü maddenin yedinci fıkrası uyarınca üstlenmiş olmalıdır.

b) Finansal kiralamadan doğan kira alacağı konkordato talebinden önce doğmuş olmalıdır.

c) Ödenmemiş kira borcu, üç aylık tutarı aşmamalıdır.

d) Bu erteleme nedeniyle finansal kiralama konusu malın değer kaybından kaynaklanabilecek zarar, teminat altına alınmış olmalıdır.

e) Borçlu finansal kiralama konusu malın işletmenin faaliyeti için zorunlu olduğunu ve iade edilmesi durumunda ekonomik varlığının tehlikeye düşeceğini yaklaşık olarak ispat etmiş olmalıdır.

Birinci ve üçüncü fıkrada belirtilen alacaklılar yazılı görüşlerini konkordatonun tasdikine ilişkin duruşmadan önce sunmaya davet edilirler; bu alacaklılar ayrıca tasdik duruşmasına çağırılırlar.

Borçlu, rehinli veya finansal kiralama konusu malı rızasıyla devreder, iflâs eder veya ölürse, erteleme kendiliğinden hükümsüz hâle gelir.

Konkordatoyu tasdik eden mahkeme, ilgili alacaklının talebi üzerine ve borçluyu da davet ederek aşağıdaki hâllerden birinin varlığının yaklaşık olarak ispat edilmesi kaydıyla erteleme kararını kaldırır.

a) Borçlu ertelemeyi yanlış bilgiler vermek suretiyle elde etmişse.b) Borçlunun serveti ve gelirleri artmış ve borçlu, ekonomik varlığını tehlikeye sokmadan borcu ödeyebilecek hâle gelmişse.

c) Rehinli malın paraya çevrilmesi veya finansal kiralama konusu malın iadesi, borçlunun ekonomik varlığını artık tehlikeye sokmayacaksa.

 (2) Bu maddenin “Konkordatonun alacaklılardan birinin müracatiyle onun hakkında feshi:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 35 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Konkordatonun tasdik edilmemesi ve borçlunun iflâsı:(1)  
Madde 308- (Değişik: 28/2/2018-7101/36 md.)

Konkordato tasdik edilmezse mahkeme konkordato talebinin reddine karar verir ve bu karar 288 inci madde uyarınca ilân edilerek ilgili yerlere bildirilir. Borçlunun iflâsa tabi şahıslardan olması ve doğrudan doğruya iflâs sebeplerinden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme, borçlunun iflâsına resen karar verir.

(1)  Bu maddenin “Konkordatonun tamamen feshi:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 36 ncı maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Kanun yolları:
Madde 308/a- (Ek: 28/2/2018-7101/37 md.)

Konkordato hakkında verilen karara karşı borçlu veya konkordato talep eden alacaklı, kararın tebliğinden; itiraz eden diğer alacaklılar ise tasdik kararının ilânından itibaren on gün içinde istinaf yoluna başvurabilir. Bölge adliye mahkemesi kararına karşı on gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir. İstinaf ve temyiz incelemeleri, Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre yapılır.

Çekişmeli alacaklar hakkında dava:
Madde 308/b- (Ek: 28/2/2018-7101/37 md.)

Alacakları itiraza uğramış olan alacaklılar, tasdik kararının ilânı tarihinden itibaren bir ay içinde dava açabilirler.

Tasdik kararını veren mahkeme, konkordato projesi uyarınca çekişmeli alacaklara isabet eden payın, kararın kesinleşmesine kadar borçlu tarafından, mahkemece belirlenen bir bankaya yatırılmasına karar verebilir. Süresi içinde dava açmamış olan alacaklılar, bu paydan ödeme yapılmasını talep edemezler; bu durumda yatırılan pay borçluya iade edilir.

Konkordatonun hükümleri:
Madde 308/c- (Ek: 28/2/2018-7101/37 md.)

Konkordato, tasdik kararıyla bağlayıcı hâle gelir. Tasdik edilen konkordato projesinde konkordatonun, tasdik kararının kesinleşmesiyle bağlayıcı hâle geleceği de kararlaştırılabilir; bu takdirde mühletin etkileri, kanunda öngörülen istisnalar saklı kalmak kaydıyla konkordatonun bağlayıcı hâle geldiği tarihe kadar devam eder.

Bağlayıcı hâle gelen konkordato, konkordato talebinden önce veya komiserin izni olmaksızın mühlet içinde doğan bütün alacaklar için mecburidir.

206 ncı maddenin birinci sırasında yazılı imtiyazlı alacaklar, rehinli alacaklıların rehnin kıymetini karşılayan miktardaki alacakları ve 6183 sayılı Kanun kapsamındaki amme alacakları hakkında bu maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanmaz.

Kredi kurumları tarafından verilen krediler de dahil olmak üzere, mühlet içinde komiserin izniyle akdedilmiş borçlar, adi konkordatoda konkordato şartlarına tabi değildir; malvarlığının terki suretiyle konkordatoda yahut sonraki bir iflâsta masa borcu sayılır. Aynı kural karşı edimin ifasını komiserin izniyle kabul eden borçlunun taraf olduğu sürekli borç ilişkilerindeki karşı edimler için de geçerlidir.

Konkordatonun sonuçlanmayan takiplere etkisi:
Madde 308/ç- (Ek: 28/2/2018-7101/37 md.)

Konkordatonun taraflar için bağlayıcı hâle gelmesi, geçici mühlet kararından önce başlatılmış takiplerde konulan ve henüz paraya çevrilmemiş olan hacizleri hükümden düşürür.

Birinci fıkra hükmü, 308/c maddesinin üçüncü fıkrası kapsamındaki alacaklar için konulan hacizler hakkında uygulanmaz.

Konkordato haricinde yapılan vaatler:
Madde 308/d- (Ek: 28/2/2018-7101/37 md.)

Borçlu tarafından alacaklılardan birine konkordato projesinde öngörülenden fazla olarak yapılan vaatler hükümsüzdür.

Konkordatonun kısmen feshi:
Madde 308/e- (Ek: 28/2/2018-7101/37 md.)

Kendisine karşı konkordato projesi uyarınca ifada bulunulmayan her alacaklı konkordato uyarınca kazanmış olduğu yeni hakları muhafaza etmekle birlikte konkordatoyu tasdik eden mahkemeye başvurarak kendisi hakkında konkordatoyu feshettirebilir.

Fesih talebi üzerine verilecek hükmün tebliğinden itibaren on gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi kararına karşı tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir.

Konkordatonun tamamen feshi:
Madde 308/f- (Ek: 28/2/2018-7101/37 md.)

Her alacaklı, kötü niyetle sakatlanmış konkordatonun feshini tasdik kararını vermiş olan mahkemeden isteyebilir.

Konkordatonun tamamen feshi kararı kesinleştiğinde durum 288 inci madde uyarınca ilân edilir ve ilgili yerlere bildirilir.

308 inci madde hükmü bu hâlde de uygulanır.

Konkordatoda harç, vergi istisnaları ve teşvik belgeleri:
Madde 308/g- (Ek: 28/2/2018-7101/37 md.)

Tasdik edilen konkordato projesi kapsamında;

  1. a) Yapılacak işlemler, 492 sayılı Harçlar Kanununa tabi harçlardan; bu işlemler nedeniyle düzenlenecek kâğıtlar, damga vergisinden,
  2. b) Alacaklılar tarafından her ne nam altında olursa olsun tahsil edilecek tutarlar, 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu gereği ödenecek banka ve sigorta muameleleri vergisinden,
  3. c) Borçluya kullandırılacak krediler, Kaynak Kullanımı Destekleme Fonundan,

istisna edilmiştir.

Bu istisna hükümleri konkordato projesinde belirtilen işlemler bakımından borçlu ile proje kapsamındaki alacaklılara özgü olarak uygulanır. Üçüncü kişiler bu istisna hükümlerinden yararlanamaz.

Konkordato projesine göre borçları yeni bir itfa plânına bağlanan borçlulara ait olan teşvik belgelerinin süreleri ile ihracat taahhüt süreleri, geçici mühlet kararının verildiği tarihten konkordatonun bağlayıcı hâle geldiği tarihe kadar işlemez.

II- REHİNLİ ALACAKLILARLA MÜZAKERE VE BORÇLARIN YAPILANDIRILMASI(1)

Rehinli alacaklılarla müzakere şartları ve yapılandırmanın hükümleri:
Madde 308/h- (Ek: 28/2/2018-7101/38 md.)

Adi konkordatoda borçlu, ön projede belirtmek suretiyle, alacaklı lehine rehin tesis edilmiş borçlarının yapılandırılmasını bu madde uyarınca talep eder.

Komiser, kesin mühlet içinde uygun göreceği zamanda bütün rehinli alacaklıları borçlunun anapara indirimi, faiz indirimi, vadelendirme veya diğer ödeme tekliflerini müzakere etmek üzere tebligat çıkartarak davet eder.

Müzakerede ve müzakereyi takip eden yedi günlük iltihak süresi içinde rehinli alacaklıların, alacak miktarı itibarıyla üçte ikiyi aşan çoğunluğu ile bir anlaşma hasıl olursa, komiser, imzalanan anlaşmaları tutanağa bağlar ve rehinli alacaklılarla anlaşma yapıldığını 302 nci madde uyarınca mahkemeye tevdi edeceği gerekçeli raporuna ayrı ve bağımsız bir başlık altında işler.

Borçlunun tekliflerinin alacak miktarı itibarıyla üçte ikiyi aşan çoğunlukla kabul edilmesi hâlinde, borçlu ile anlaşamayan rehinli alacaklı, konkordato talep tarihinden itibaren, taraflar arasındaki sözleşmede kararlaştırılan temerrüt öncesi faiz oranı uygulanmak suretiyle, diğer rehinli alacaklılarla yapılan anlaşmalardan en uzun vadelisine tabi olur. Bu husus ve anlaşmaya varılamayan rehinli alacaklılara borçlu tarafından yapılacak ödemelere ilişkin plan komiser tarafından tutanağa geçirilir ve komiserin 302 nci madde uyarınca mahkemeye tevdi edeceği gerekçeli rapora da işlenir.

Rehinli alacaklılarla bir anlaşmaya varılamamışsa, bu husus da komiserin gerekçeli raporuna işlenir.

Mahkeme, rehinli alacaklılarla yapılan anlaşmaları üçte iki oranına ulaşılıp ulaşılmadığı ve anlaşmaya varılamayan rehinli alacaklılar varsa bunlara uygulanacak ödeme planının bu maddede öngörülen şartlara uyup uymadığı bakımından kontrol ettikten sonra anlaşmaları ve ödeme planını, 305 inci ve 306 ncı maddeler uyarınca vereceği karara dahil eder.

302 nci madde uyarınca yapılacak alacaklılar toplantısı borçlunun konkordato projesini kabul etmezse, bu madde uyarınca anlaşma yapmış olan rehinli alacaklıların borçluyla akdetmiş bulundukları anlaşmalar ve anlaşma yapmamış olan rehinli alacaklılar için hazırlanmış olan ödeme planı geçerli hâle gelmez.

Yapılan anlaşmaya uygun olarak kendisine karşı ifada bulunulmayan her rehinli alacaklı tasdik kararını veren mahkemeye başvurarak o rehinli alacağa ilişkin anlaşmayı feshettirebilir. Ancak bu fesih sonucunda üçüncü fıkrada belirtilen üçte iki oranının altına düşüldüğü takdirde, borçlunun teklifini kabul etmeyip ödeme planına tabi tutulan rehinli alacaklılar bu planla bağlı olmaktan çıkar, borçlu ile anlaşmış olan rehinli alacaklılar ise anlaşmayı sona erdirebilir.

Bu madde münhasıran adi konkordatoda borçlunun, alacaklı lehine rehin tesis edilmiş borçlarının yapılandırılması teklifinde bulunması hâlinde uygulanır. 285 ilâ 309/l maddeleri, açıkça belirtilmedikçe rehinli alacaklılar hakkında uygulanmaz.

(1)  28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 38 inci maddesiyle Onikinci Bap Birinci Bölümden sonra gelmek üzere “II. REHİNLİ ALACAKLILARLA MÜZAKERE VE BORÇLARIN YAPILANDIRILMASI” başlığıyla İkinci Bölüm eklenmiş, diğer bölümler buna göre teselsül ettirilmiştir.

III. İFLÂSTAN SONRA KONKORDATO(1)(2)

   Şartları ve hükümleri:(1)
   Madde 309 – (Değişik: 28/2/2018-7101/39 md.)

İflâsına hükmedilmiş olan bir borçlu konkordato talep ederse veya bu borçlunun alacaklılarından biri konkordato işlemlerinin başlatılmasını isterse, iflâs idaresi, görüşüyle beraber ikinci alacaklılar toplanmasında veya daha sonra müzakere edilmek üzere alacaklılara bu talebi bildirir.

302 ilâ 307 nci maddeler ile 308/a ilâ 308/g maddeleri burada da uygulanır. Komisere ait görevler iflâs idaresi tarafından yapılır.

Konkordato talebinin alacaklılar tarafından kabul edildiği toplantının yapıldığı tarihten, konkordatonun mahkemece tasdik edildiği tarihe kadar geçen sürede müflisin mallarının paraya çevrilmesi durur. Bu süre altı ayı geçemez.

Konkordato hakkında verilen karar iflâs idaresine bildirilir.

Konkordatonun tasdiki kararının kesinleşmesi üzerine iflâs idaresi iflâsa hükmeden mahkemeden iflâsın kaldırılmasını ister.

İflâstan sonra konkordato iflâs tasfiyesi içinde ancak bir defa istenebilir.

(1)  Bu maddenin başlığı “İflâstan sonra konkordato” iken, 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanunun 83 üncü maddesiyle, “Şartları ve hükümleri” şeklinde değiştirilmiş, üst başlık olarak “II. İFLÂSTAN SONRA KONKORDATO” ibaresi eklenmiş ve metne işlenmiştir.
(2)             28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 38 inci maddesiyle Onikinci Bap Birinci Bölümden sonra gelmek üzere “II. REHİNLİ ALACAKLILARLA MÜZAKERE VE BORÇLARIN YAPILANDIRILMASI” başlığıyla İkinci Bölüm eklenmiş, diğer bölümler buna göre teselsül ettirilmiştir.

IV-MALVARLIĞININ TERKİ SURETİYLE KONKORDATO(1)(2)

Genel olarak:
Madde 309/a- (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)

Malvarlığının terki suretiyle konkordato ile alacaklılara, borçlunun malvarlığı üzerinde tasarruf etmek veya bu malların tamamını ya da bir kısmını üçüncü kişiye devretmek yetkisi verilir.

Alacaklılar haklarını konkordato tasfiye memurları ve alacaklılar kurulu aracılığıyla kullanırlar. Konkordato tasfiye memurları ve alacaklılar kurulu konkordato talebi hakkında karar veren alacaklılar tarafından seçilir. Konkordato tasfiye memuru asliye ticaret mahkemesinin seçime ilişkin kararı onaylamasından sonra göreve başlar. Konkordato komiseri de tasfiye memuru olabilir.(3)

(1)  Bu üst başlık altında 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanunun 83 üncü maddesiyle eklenen 309/a ila 309/l maddelerinin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar 104 üncü madde gereğince Adalet Bakanlınca çıkarılacak Yönetmelikte gösterilir.
(2)  28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 38 inci maddesiyle Onikinci Bap Birinci Bölümden sonra gelmek üzere “II. REHİNLİ ALACAKLILARLA MÜZAKERE VE BORÇLARIN YAPILANDIRILMASI” başlığıyla İkinci Bölüm eklenmiş, diğer bölümler buna göre teselsül ettirilmiştir.
(3)  28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 40 ıncı maddesiyle bu fıkrada yer alan “icra” ibaresi “asliye ticaret” şeklinde değiştirilmiştir.
   Zorunlu içeriği:
   Madde 309/b-  (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)

   Malvarlığının terki suretiyle konkordato aşağıdaki hususları içerir:

   1- Alacaklıların malların tasfiyesi ya da üçüncü kişiye devri suretiyle karşılanamayan alacaklarından feragat edip etmedikleri, feragat etmiyorlarsa borçlunun sorumluluğunun ne olduğu.

   2- Konkordato tasfiye memurları ile alacaklılar kurulu üyelerinin belirlenmesi ve bunların yetkileri.

   3- Kanun tarafından belirlenmemişse, malların tasfiye usulü ve eğer mallar üçüncü kişiye devredilecekse, bu devrin şekli ve teminatlandırılması.

   4- (Değişik: 28/2/2018-7101/41 md.) Alacaklılara yönelik ilânların ve ilgili yerlere bildirimlerin 288 inci madde uyarınca yapılacağı.

   Konkordato kapsamı dışında kalan mallar varsa bunlar açıkça belirtilir.

   Tasdikin sonuçları:
   Madde 309/c- (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)

   Malvarlığının terki suretiyle konkordatonun tasdikine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren, borçlu malları üzerinde tasarruf edemez ve bu mallar hakkında tasarruf yetkisine sahip kişilerin imza yetkisi sona erer.

Borçlu ticaret siciline kayıtlı ise ticaret unvanına “konkordato tasfiyesi hâlinde” sözcükleri eklenir. Konkordato masası, konkordato kapsamına girmeyen borçlardan dolayı bu unvan altında takip edilir.

Konkordato tasfiye memurları konkordato masasının muhafazası ve paraya çevrilmesi veya lüzumu hâlinde malların devri için gerekli bütün işlemleri yerine getirir.

Konkordato tasfiye memurları mahkemelerde konkordato masasını temsil eder. 228 inci madde kıyas yoluyla uygulanır.

Konkordato tasfiye memurlarının hukukî durumu:
   Madde 309/ç- (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)

   Konkordato tasfiye memurları alacaklılar kurulunun nezaret ve denetimine tâbidir. Konkordato tasfiye memurlarının malvarlığının paraya çevrilmesine ilişkin kararlarına karşı öğrenilmesinden itibaren yedi gün içinde alacaklılar kurulu nezdinde itiraz edilebilir ve bu kurulun kararlarına karşı da şikâyet yoluna başvurulabilir.

   8, 9, 10, 11, 21 ve 359 uncu maddeler konkordato tasfiye memurlarının işlemlerinde de kıyas yoluyla uygulanır.

   Paylaştırmaya katılacak alacaklıların belirlenmesi:
   Madde 309/d-  (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)

   Tasfiyeden elde edilen hasılatın paylaşımına katılacak olan alacaklıları ve sıralarını belirlemek üzere konkordato tasfiye memurları, alacaklılara yeni bir davet yapmaya gerek kalmaksızın, sadece ticarî defterlere ve yapılan alacak kayıtlarına dayanarak bir sıra cetveli hazırlar ve bu sıra cetvelini alacaklıların incelemesine hazır tutar.

   230 ilâ 236 ncı maddeler kıyas yoluyla uygulanır.

   Paraya çevirme:
   Madde 309/e- (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)

   Konkordato masasını oluşturan malvarlığı ayrı ayrı veya bir bütün hâlinde paraya çevrilir. Paraya çevirme, eğer bir alacak söz konusu ise bu alacağın tahsili veya talep hakkının satılması, diğer mallar için pazarlık veya açık artırma yoluyla gerçekleştirilir.

   Paraya çevirmenin usulü ve zamanı konkordato tasfiye memurlarının teklifi üzerine alacaklılar kurulunca kararlaştırılır.

   Rehinli taşınmazlar:
   Madde 309/f-  (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)

   Malların üçüncü kişiye devredildiği hâller dışında, rehinli taşınmazların konkordato tasfiye memurları tarafından pazarlık suretiyle satışı ancak, rehinli taşınmazın satış bedelinden alacağını tahsil edemeyen rehinli alacaklıların muvafakatıyla mümkündür. Aksi takdirde, söz konusu taşınmazlar ancak açık artırma yoluyla paraya çevrilebilir. Taşınmaz üzerindeki irtifaklar, taşınmaz yükleri, ipotekler ve şerh edilmiş kişisel hakların varlığı ve sırası, sıra cetveline göre belirlenir.

   Taşınır rehinleri:
   Madde 309/g-  (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)

   Alacağı taşınır rehniyle temin edilmiş olan alacaklılar rehinli taşınırları konkordato tasfiye memurlarına tevdi etmek zorunda değildirler. Konkordatoda başka bir süre öngörülmedikçe, rehinli alacaklılar rehinli taşınırı uygun gördükleri zamanda, rehnin paraya çevrilmesi yoluyla veya rehin sözleşmesinde yetki verilmişse pazarlık yoluyla ya da borsada satmak suretiyle paraya çevirebilirler.

Ancak, rehnin paraya çevrilmesi konkordato masasının yararına ise, konkordato tasfiye memurları rehinli alacaklıya rehinli malı altı ay içinde paraya çevirmesi için yetki verebilir. Konkordato tasfiye memurları rehinli alacaklıya, aynı zamanda 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 289 uncu maddesinde öngörülen cezayı da hatırlatarak, bu süre içinde paraya çevirme işlemini gerçekleştirmediği takdirde rehinli malı kendilerine teslim etmesini, haklı bir sebep olmaksızın teslim etmezse rüçhan hakkından mahrum kalacağını ihtar eder.(1)

(1)  28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 42 nci maddesiyle bu fıkrada yer alan “336/a” ibaresi “26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 289 uncu” şeklinde değiştirilmiştir.
Tahsili güç ve ihtilaflı hakların alacaklılara devri:
   Madde 309/ğ-  (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)

   Alacaklılar kurulu, konkordato tasfiye memurlarının teklifi üzerine ihtilaflı veya tahsili güç bir alacaktan, özellikle bir iptal davasından, borçlunun organlarına veya çalışanlarına karşı sorumluluk davasından vazgeçerse, alacaklıları yazıyla veya ilân yoluyla haberdar eder ve 245 inci maddeye uygun olarak  bu iddiaların takibi hakkını devretmeyi teklif eder.

Paraların paylaştırılması:
   Madde 309/h-  (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)

   Konkordato tasfiye memurları, geçici de olsa her dağıtımdan önce, bir pay cetveli düzenler ve payının  miktarını her alacaklıya bildirir; konkordato tasfiye memurları pay cetvelini on gün süreyle  iflâs dairesinde alacaklıların incelemesine hazır tutar. Pay cetveline karşı şikâyet yoluna başvurulabilir.

   Konkordato tasfiye memurları, pay cetveli ile birlikte masrafları da içeren son hesabı iflâs dairesine tevdi ederler.

   Rehin açığı:
   Madde 309/ı-  (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)

   Geçici pay cetvelinin tevdii sırasında rehni paraya çevrilmiş bulunan rehinli alacaklılar, alacaklarının açık kalan kısmı için geçici dağıtıma katılırlar. Açık kalan kısım konkordato tasfiye memurları tarafından belirlenir ve bu karara karşı şikâyet yoluna gidilebilir.

   Geçici pay cetvelinin tevdii sırasında rehin paraya çevrilmemişse, rehinli alacaklı komiser tarafından açık kalacağı öngörülmüş olan miktar için dağıtıma katılır. Rehnin paraya çevrilmesinden elde edilen bedelin öngörülen miktarın altında kaldığını ispatlayan rehinli alacaklı, buna  tekabül eden ödemelere hak kazanır.

   Rehnin paraya çevrilmesinden elde edilen bedel ile o zamana kadar yapılan geçici ödemeler toplamı alacak tutarını aşarsa, rehinli alacaklı fazlayı iade etmek zorundadır.

   Tevdi:
   Madde 309/i-  (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)

   Konkordato tasfiye memurları tarafından belirlenen sürede hak sahipleri tarafından tahsil edilmeyen paylar 9 uncu madde hükümlerine göre bankaya yatırılır.

   Beş yıl içinde hak sahipleri tarafından tahsil edilmeyen paylar iflâs dairesi tarafından dağıtılır; 255 inci madde kıyas yoluyla uygulanır.

   Faaliyet raporu:
   Madde 309/j-  (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)

   Tasfiye sona erince konkordato tasfiye memurları bir nihaî rapor düzenler. Bu nihaî rapor alacaklılar kurulunun onayına sunulur. Kurul onayladığı nihaî raporu tasdik makamı olan ticaret mahkemesine gönderir ve tasdik makamı da alacaklıların incelemesine hazır tutar.

Tasfiyenin bir yıldan uzun sürmesi hâlinde konkordato tasfiye memurları, her yıl en geç Aralık ayı sonuna kadar, tasfiye edilen malvarlığının ve henüz paraya çevrilmemiş malların durumunu belirten bir cetvel ve faaliyetleri hakkında bir rapor düzenleyip alacaklılar kuruluna tevdi eder. Bu cetvel ve rapor, takip eden yılın Şubat ayı sonuna kadar alacaklıların incelemesine hazır bulundurulmak üzere alacaklılar kurulu aracılığıyla tasdik makamına sunulur.

Hukukî işlemlerin iptali:

   Madde 309/k-  (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)

   Borçlu tarafından konkordatonun tasdikinden önce yapılmış hukukî işlemler 277 ilâ 284 üncü maddelere göre iptale tâbidir.

   (Değişik ikinci fıkra: 28/2/2018-7101/43 md.) Geçici konkordato mühletinin verildiği tarih, iptal davası açma sürelerinin hesaplanmasında haczin veya iflâsın açılmasının yerini tutar.

   Konkordato masasına yöneltilen taleplerin tasarrufun iptali yoluyla kısmen veya tamamen reddini sağlamak mümkün ise konkordato tasfiye memurları, def’î yoluyla iptal talebinde bulunmaya yetkili ve yükümlüdürler.

   Uygulanacak ortak hükümler:

   Madde 309/l-  (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)

   Niteliğine aykırı düşmedikçe 285 ilâ 308/g maddeleri malvarlığının terki suretiyle konkordatoda da uygulanır.(1)

(1)  28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 44 üncü maddesiyle bu fıkrada yer alan “308 inci maddeler” ibaresi “308/g maddeleri,” şeklinde değiştirilmiştir.

V- SERMAYE ŞİRKETLERİ VE KOOPERATİFLERİN UZLAŞMA YOLUYLA YENİDEN YAPILANDIRILMASI(2)(3)

   Uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırma:
   Madde 309/m- (Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)

   Muaccel para borçlarını ödeyemeyecek durumda olan veya mevcut ve alacakları borçlarını karşılamaya yetmeyen ya da  bu hallerden birine düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalması kuvvetle muhtemel olan bir sermaye şirketi veya kooperatif, önceden müzakere edilmiş ve projeden etkilenen alacaklılar tarafından  gerekli çoğunluk sağlanarak  kabul edilmiş olan yeniden yapılandırma projesi ile birlikte, muamele merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine, uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırma için başvurabilir.

   309/m ilâ 309/ü maddelerinde geçen “projeden etkilenen alacaklılar” terimi, yeniden yapılandırma projesi ile alacakları, hakları veya menfaatleri yeniden yapılandırılacak alacaklıları ifade eder.

   “Gerekli çoğunluk” terimi, projeden etkilenip oylamaya katılan alacaklıların sayı itibarıyla en az yarısını aşan ve oy kullanan alacaklıların alacaklarının en az üçte ikisini oluşturan ve projenin kabulü için gerekli olan çoğunluğu ifade eder. Projenin birden fazla alacaklı sınıfı içermesi hâlinde, her alacaklı sınıfının kendi içinde projeyi gerekli çoğunluk ile kabul etmiş olması gerekir.

(2)  Bu üst başlık, 12/2/2004 tarihli ve 5092 sayılı Kanunun 8 inci maddesiyle eklenmiştir.
(3)  28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 38 inci maddesiyle Onikinci Bap Birinci Bölümden sonra gelmek üzere “II. REHİNLİ ALACAKLILARLA MÜZAKERE VE BORÇLARIN YAPILANDIRILMASI” başlığıyla İkinci Bölüm eklenmiş, diğer bölümler buna göre teselsül ettirilmiştir.
  Yeniden yapılandırma projesi:
   Madde 309/n- (Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)

   Asliye ticaret mahkemesine sunulacak yeniden yapılandırma projesi, aşağıdaki hususları içerir :

   1- Projeden etkilenen alacaklıların tâbi olacağı koşullar ve benzer alacaklara sahip olan alacaklılar arasında eşitliğin ne şekilde sağlanacağı.

   2- Projenin, borçlunun taraf olduğu sözleşmelere etkisi.

   3- Projenin, borçlunun malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisine etkisi.

   4- Borçların yeniden yapılandırılması için gerekli görülüyorsa, borçlunun kredi gibi finansman kaynaklarına başvurup başvurmayacağı.

   5- Borçlunun işletmesinin kısmen ya da tamamen devri, diğer bir şirket veya şirketlerle birleşmesi, sermaye yapısının veya ana sözleşmesinin değiştirilmesi, borçlu işletmenin yönetiminde yer alacak kişilerin belirlenmesi, borçların vadelerinin uzatılması, faiz oranlarının değiştirilmesi, menkul kıymet ihracı gibi projenin uygulanabilirliğini sağlayabilecek yöntemler.

   6- Tasdik kararından sonra projenin uygulanmasının kim tarafından ve nasıl denetleneceği.

   7- Projeyi reddeden alacaklının alacağının, bu alacaklı projede kendi sınıfı için öngörülen haktan daha azını açıkça kabul etmediği sürece, nitelik itibarıyla benzerlik gösteren alacaklarla eşit muameleye tâbi olacağı.

   Hukukî nitelikleri büyük ölçüde birbirine benzer olan alacakların aynı sınıfta yer almaları şartıyla, proje, alacaklıları birden fazla sınıf içerisinde gruplandırabilir.

Başvuruya eklenecek belgeler:

   Madde 309/o-  (Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)

   Başvuruya eklenecek belgeler şunlardır:

   1- Yeniden yapılandırma projesi.

   2- Borçlunun malî durumunu gösterir belgeler, ayrıntılı bilanço, defterlerinin vaziyetini bildiren bir cetvel, gelir tablosu ve borçlunun malî durumunu açıklayıcı diğer bilgi ve belgeler.

   3- Projenin, borçluyu yeniden ödeme kabiliyetine kavuşturarak muaccel borçlarını ödeme plânına göre ödeyebilecek ve nakit akışını gerçekleştirecek duruma getireceğini gösteren belgeler.

   4- Projeden etkilenen ve etkilenmeyen alacaklılar ile bunların alacaklarının listesi.

   5- Başvuru öncesi müzakere sürecini tanımlayan ve projeden etkilenen alacaklıların proje hakkında karar vermelerine olanak sağlayan yeterli bilgilendirmenin iadeli taahhütlü mektup ya da noter ihbarnamesi gibi uygun araçlarla yerine getirildiğini gösteren delilleri de içeren açıklamalar.

   6- Projeden etkilenip de onay veren alacaklıların, bu beyanlarını içeren, imzası ve tarihi noterlikçe onaylı tutanaklar.

   7- Projeye göre alacaklıların eline geçecek miktar ile borçlunun iflâsı hâlinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktarı karşılaştırmalı olarak gösteren belge.

   8- Sayı ve meblağ itibarıyla çoğunluk koşulunun gerçekleştiğini gösteren cetvel.

   9- Borçlunun ödeme kabiliyetine kavuşabileceğini ve projede yer alan koşullara uymasının mümkün olduğunu gösteren ve gerekli nitelikleri haiz bir bağımsız denetim kuruluşu tarafından hazırlanmış bulunan finansal analiz raporları ile dayanakları.

   Başvuru üzerine ve ara dönemde mahkemece yapılacak işlem ve alınacak tedbirler:
   Madde 309/ö- 4(Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)

   Mahkeme, başvurudan itibaren otuz gün içinde gerçekleşecek olan duruşmanın gününü belirler; başvuruyu, 288 inci maddede öngörülen usule göre ilânen duyurur ve projeden etkilenip adresi bilinen tüm alacaklılara tebliğ eder. Yapılacak olan ilân ve tebligatta, başvurunun kapsam ve sonuçları, başvuru dosyasının hangi tarihten itibaren nerede görülebileceği ve itirazların da ileri sürülebileceği duruşmanın günü ve saati gösterilir.

   Mahkeme, ayrıca, borçlunun veya alacaklılardan birinin talebi üzerine, başvuru hakkında verilecek nihai kararın verilmesine kadar geçecek olan dönem için borçlunun malvarlığını korumaya  yönelik ve borçlunun faaliyetleri bakımından gerekli gördüğü tedbirleri derhal alır. Bu durumda mahkeme,  tespit  edilen  duruşma  gününü beklemeksizin ayrıca bir duruşma günü tayin edebilir, alacaklılar ve borçlu tarafından  seçilmiş,  atanmasından projenin tasdikine veya  reddine ilişkin kararın verilmesine kadar borçlunun faaliyetlerinin sevk ve idaresini bizzat üstlenecek ya da bu faaliyetleri denetleyecek olan ve lazım gelen bilgi ve tecrübeye sahip ve gerekli nitelikleri haiz bir veya birkaç ara dönem denetçisi tayin edebilir. Alacaklılar ve borçlunun ara dönem denetçisi seçmedikleri ya da herhangi bir denetçi üzerinde anlaşmaya varamadıkları, ancak şartların ara dönem denetçisi atanmasını gerekli kıldığı hallerde mahkeme, niteliği ve yetkileri yönetmelikle belirlenecek olan bir veya birkaç ara dönem denetçisini re’sen atayabilir.

   Mahkeme, projeden etkilenen alacaklıların borçluya karşı başlattıkları takiplerin ve bu takiplerle ilgili olan davaların, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre yapılan takipleri ve davaları da kapsayacak şekilde durdurulmasına, yeni icra takibi yapılmasının etkilenen alacaklılar için yasaklanmasına, ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararlarının uygulanmamasına ara dönem için karar verebilir. Bu durumda, bir takip muamelesiyle kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren süreler işlemez.

   Ara dönemde borçlu, işletmenin devamı için zorunluysa veya malvarlığının kıymetinin korunması ya da artırılması için gerekli görülmesi hâlinde, kredi gibi finansman araçlarına başvurabilir. Bir finansman kaynağının kullanılabilmesi için teminat verilmesi gerekiyorsa, bu teminat öncelikle borçlunun daha önce üzerinde rehin tesis edilmemiş taşınır veya taşınmaz malları üzerinde sağlanır.

   Finansman kaynağı terimi, borçluya hammadde gibi işletmenin faaliyet gösterebilmesi için gerekli mal ve hizmetleri sağlayanları da kapsar.

Başvurunun mahkemece incelenmesi ve kanun yolları:
   Madde 309/p- (Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)

   Tasdik duruşmasında mahkeme, ara dönem denetçisini, borçlu işletmenin yetkililerini ve duruşmada hazır bulunan alacaklıları dinler. Mahkeme, borçlunun yeniden yapılandırmaya iyiniyetle başvurduğunu, 309/m ilâ 309/o maddelerindeki şartların yerine geldiğini ve projeyi reddetmiş olan her alacaklının projeyle eline geçecek miktarın en az iflâs tasfiyesi sonunda eline geçecek miktara eşit olduğunu tespit ettiği takdirde, en geç otuz gün içinde başvurunun tasdikine, aksi halde reddine karar verir.

   Mahkeme, tasdik kararı ile birlikte, borçlu ile alacaklıların bu konudaki  görüşlerini de dikkate alarak, yetkileri sadece projenin yerine getirilmesine ilişkin esasları denetleyip alacaklılara durumu düzenli olarak rapor etmekten ibaret olan bir veya birkaç proje denetçisi tayin edebilir. Borçlu ve alacaklılar, denetçi seçmedikleri ya da herhangi bir denetçi üzerinde anlaşmaya varamadıkları takdirde, mahkeme, nitelikleri ve görev alanı yönetmelikle belirlenecek olan bir denetçiyi re’sen atayabilir.

   Tasdik veya ret kararının tebliğinden itibaren on gün içinde borçlu ve tasdik duruşması sırasında itirazda bulunmuş olan alacaklılar kararı temyiz edebilirler. Bu konudaki temyiz incelemesi ivedilikle yapılır ve verilecek karara karşı, karar düzeltme yoluna başvurulamaz.

   Tarafların itirazı ve temyiz maktu harca tâbidir.

Kararın sonuçları:
   Madde 309/r- (Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)

   Yeniden yapılandırma projesi, tüm hüküm ve sonuçlarını, başvurunun tasdikine ilişkin kararın verildiği andan itibaren doğurmaya başlar. Projenin koşulları, projeden etkilenen alacaklılarla yapılmış olan tüm sözleşme hükümlerinden önce gelir.

   Kararın temyiz incelemesi sonunda Yargıtayca bozulması üzerine, projenin tasdik kararının icrası kendiliğinden durur. Bozma kararına kadar yapılan işlemler geçerliliğini muhafaza eder.

Projeden etkilenip etkilenmediğine bakılmaksızın, borçlunun taraf olduğu sözleşmelerde projenin tadiline veya feshine yol açabilecek veyahut borçlunun yeniden yapılandırma yoluna başvurmasının temerrüt hali oluşturacağına ya da akde aykırılık teşkil edeceğine ilişkin hükümler bulunması hâlinde, bu hükümler borçlunun yeniden yapılandırma yoluna başvurması durumunda uygulanmaz.

   Başvurunun tasdiki talebinin reddine ilişkin mahkeme kararının verilmesi hâlinde, mahkemece verilmiş tedbirler kalkar, durmuş olan dava ve takiplere  devam edilir.

   Uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırmanın feshi:
   Madde 309/s- (Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)

   Sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılmasında, 308/e maddesi ile 308/f maddesinin birinci fıkrası kıyasen uygulanır. Yeniden yapılandırmanın tamamen feshine karar verilir ve bu karar kesinleşirse, durum mahkemece 288 inci maddede öngörülen usule göre ilânen duyurulur. İlândan itibaren  on gün içinde, projeden etkilenen alacaklılar tasdik kararını vermiş olan mahkemeden borçlunun derhal iflâsına karar verilmesini isteyebilirler.(1)

(1)  28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 45 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “307 nci madde ile 308 inci maddenin” ibaresi “308/e maddesi ile 308/f maddesinin” şeklinde değiştirilmiştir.
   Uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırma projesinin tadili :
   Madde 309/ş- (Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)

   Projenin bir kısmının ihlâli hâlinde, bu ihlâl sadece bazı alacaklıları etkiliyorsa, hakları ihlâl edilen bu alacaklıların borçlu ile projenin tadili konusunda anlaşmaya varmaları durumunda, tadil edilmiş proje mahkemenin tasdikine sunulur. Projenin devamı için bu tadilatın yapılması zorunlu ise ve tadil edilmiş proje hakları ihlâl edilmiş olan alacaklıları projeden etkilenen diğer alacaklılardan daha uygun bir duruma getirmiyorsa, mahkeme tadil edilmiş projeyi tasdik eder. Yeniden yapılandırma projesinin tasdikine ilişkin usul projenin tadili hakkında da uygulanır.

   Uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırma projesinin ihlâli ve muhtelif hükümler:
   Madde 309/t- (Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)

   Borçlunun projeden doğan yükümlülüklerini tamamen veya kısmen zamanında yerine getirmemesi hâlinde durum proje denetçisi, borçlu veya projeden etkilenen alacaklılar tarafından projeyi tasdik etmiş olan mahkemeye bildirilir. Aynı hak, projenin tasdikinden önce borçluya teminat mukabili veya teminatsız olarak kredi gibi finansman kaynağı yaratıp bundan kaynaklanan alacağını kısmen veya tamamen elde edemeyen alacaklı için de söz konusudur. Bu bildirim üzerine mahkeme, borçlunun malvarlığının korunabilmesi için, borçlunun malvarlığı üzerindeki tasarruflarını önleyici tedbirler de dahil olmak üzere,  gerekli muhafaza tedbirlerini alır  ve bir duruşma günü tayin ederek 288 inci maddede öngörülen usule göre ilânen duyurur. Mahkeme, projeden etkilenen veya etkilenmeyen alacaklıların vakî itirazlarını inceledikten sonra, borçlunun yükümlülüklerini kısmen veya tamamen yerine getirmediğini, projenin uygulanmayıp tadilinin de söz konusu olmadığını veya finansman alacaklısının alacağını tamamen ya da kısmen elde edemediğini tespit edince derhal borçlunun iflâsına hükmeder.

   Sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılmasına, bankalar ve sigorta şirketleri borçlu sıfatı ile başvuramazlar.

   Ara dönem denetçisi ve proje denetçisi hakkında 334/a madde hükümleri uygulanır.

Harç, vergi istisnaları ve teşvik belgeleri:
   Madde 309/u- (Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)

   Tasdik edilen proje kapsamındaki;

   1- Yapılacak işlemler ve düzenlenecek kâğıtlar, 488 sayılı Damga Vergisi Kanununa göre ödenecek damga vergisi ve 492 sayılı Harçlar Kanununa göre ödenecek harçlardan,

   2- Alacaklılar tarafından her ne nam altında olursa olsun tahsil edilecek tutarlar, 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu gereği ödenecek banka ve sigorta muameleleri vergisinden,

   3- Borçluya kullandırılan ve kullandırılacak krediler, Kaynak Kullanımı Destekleme Fonundan,

   4- Diğer benzeri işlemler, kâğıtlar ve krediler vergi, resim, harç ve fon yükümlülüklerinden (4306 sayılı Kanun uyarınca ödenmesi gereken Eğitime Katkı Payı hariç),

   İstisna edilmiştir.

   İstisna, alacaklıların tasdik edilen proje kapsamında edindikleri varlıkları elden çıkardıkları hallerde de uygulanır.

   Tasdik edilen proje hükümleri uyarınca tahsilinden vazgeçilen alacak tutarları 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre alacaklı için değersiz alacak, borçlu için ise vazgeçilen alacak olarak dikkate alınır.

   Tasdik edilen proje hükümleri uyarınca uygulamaya konulan işlemlerin gerçekleşmemesi hâlinde dahi, bu madde uyarınca uygulanmış istisnalar  geri alınmaz.

   Uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırma projesine göre borçları yeni bir itfa plânına bağlanan borçlular tarafından alınmış olan teşvik belgelerinin süreleri ile ihracat taahhüt süreleri, projeler ile belirlenen süreler kadar uzatılmış sayılır.

   Sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılmasının uygulanması sırasında aranacak noter onaylı belgelere ilişkin noter harcı maktu olarak alınır.

   Yönetmelik:
   Madde 309/ü- (Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)

   Bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren iki ay içinde Adalet Bakanlığınca sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılmasının uygulanmasına ilişkin yönetmelik yürürlüğe konulur.

İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Gökhan Ahi ile Röportaj

0
İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Gökhan Ahi ile Röportaj

İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Gökhan Ahi ile Röportajda, Avukat Hakları Grubunun baro seçimlerine ilişkin görüşleri Hukuk Ansiklopedisi okuyucularına sunulmaktadır.

Hukukbook:  Sayın Gökhan Ahi, İstanbul Barosu başkanlığına neden aday oldunuz?

Gökhan Ahi:  Meslek hayatım boyunca avukatların itibarının hiç bu kadar azalmadığını, avukatın fiilen yargının kurucu unsurları arasından çıkarıldığı, vatandaşın avukatın varlığından rahatsız olduğu bir ülkede, sorunları ancak İstanbul Barosu çözebilir diyerek aday oldum.

Biz seçim çalışmaları sürecinde dahi çok şeyi değiştirdik. Önce Baro’ya sonra adaylara avukatın gerçek sorunlarını ve çözüm yollarını gösterdik. Diğer adaylar bizim projelerini kendi projeleri gibi yayınladı ve bu bizi inanılmaz mutlu etti. Şimdi biliyoruz ki -küçük bir ihtimal de olsa- seçilmesem bile önümüzdeki dönem Baro çok değişecek, avukatın sorunlarına bakış açısı çok değişecek. Bu algıyı yaratabildiğimiz için gururluyuz.

Hukukbook: Peki, Baro’da neleri eksik gördünüz de aday olmaya karar verdiniz?

Gökhan Ahi: Mevcut yönetim yıllardır Baro’nun yönetiminde, bir statüko oluşturmuş, avukatların sorunlarına, rahatsızlıklarına, geleceğine gözlerini yummuş, kulaklarını tıkamış vaziyette. Mükemmel yönetimden bahsetmiyorum, Avukatlık Kanunu’nda sayılmış görevlerinin bile çok sınırlı bir kısmını icra ediyor ki zaten sicil tutmayıp ruhsat vermezse o Baro olmaktan çıkar.

Hukukbook: İstanbul Barosunun mevcut yönetiminin yaptığı icraatlardan hangilerini doğru buluyorsunuz?

Gökhan Ahi: Sanırım en zor soru bu. Ne yazık ki o kadar etkisiz ki “Mevcut yönetim şunu yapmıştı ve çok iyiydi” diyebileceğim hiçbir şey gelmiyor aklıma. Herhalde bu sorunun cevabı ile adaylık nedenimiz aynı doğrultuda.

Hukukbook: İstanbul Barosu’nun neden yapmadığını sorguladığınız işler hangileridir? Görevi olduğu halde Baro hangi işleri yapmamakta, kötü yapmakta, eksik yapmakta yada yetersiz kalmaktadır? Yapması gerekip de yapmadığı, kötü yaptığı yada eksik yaptığı işleri kategoriler halinde sıralar mısınız?
İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Gökhan Ahi

Gökhan Ahi:  Bakın Baro yönetim kurulunun bazı görevleri şunlar:

  • Avukatlık onurunun ve meslek düzeninin korunmasını, meslekin adalet amaçlarına uygun olarak bağlılık ve onurla yapılmasını sağlamak,
  • Mesleki ödevler hususunda baro mensuplarına yol göstermek ve onlara bilgi vermek ve mesleki görevlerin yapılıp yapılmadığını denetlemek, mesleğe ve meslek mensuplarına yönelik hak ihlallerine karşı avukatlık mesleğini ve meslektaşlarını savunmak, bu konularda her türlü yasal ve idari girişimde bulunmak,
  • Levhaya yazılı avukatlar arasında, avukatlarla avukatlık ortaklıkları, avukatlık ortaklığının ortakları arasında ve bunlarla iş sahipleri arasında çıkan anlaşmazlıklarda istek üzerine aracılık etmek ve ara bulmak, ücret uyuşmazlıklarında sulha davet etmek,
  • Bakanlıkların yahut mahkeme veya resmi kurumların istediği konularda görüşünü bildirmek,
  • Hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak,
  • Vatandaşlarda kendilerine ait davaları avukatlar eliyle açmanın ve savunmanın lüzum ve faydaları hakkındaki inancı yerleştirmeye çalışmak
  • Kanunların memleket ihtiyaçlarına uygun olarak gelişmesi ve yürütülmesi yolunda dileklerde, yayınlarda bulunmak, gerekirse ön tasarılar hazırlamak,
  • Avukatların meslekte gelişmelerini teşvik edecek ve sağlayacak her türlü tedbirleri almak,
  • Mahkeme içtihatlarının sistemli bir surette toplanması ve yayınlanması için Adalet Bakanlığı ve yargı mercileri ile işbirliği yapmak,

Bu liste daha uzar gider. Ancak biliyor musunuz bunlar Baro Yönetim Kurulunun ve bir kısmı Türkiye Barolar Birliğinin görevleri. Hangi biri objektif olarak layığıyla yerine getiriliyor? Baronun tek görevi levha hazırlamak ve ruhsat dağıtmak mı?

 

Gökhan Ahi, adaylığını ekibi ile birlikte sosyal medyada canlı yayınla açıkladı

Bu arada ilginç bir şey söyleyeyim, biz kanunda sayılan görevleri ifa edebilecek araç projeler geliştirdik. Birçok konuda projelerimiz var ancak bu projelerin hepsi kanuni görev gereği zaten yapılması gereken şeyler. Bizi ne diye eleştirdiklerini biliyor musunuz: Hayalcilik. Nasıl yapacaksınız bunları diyorlar. Biz de diyoruz ki görev bunlar siz nasıl yapmazsınız!

Hukukbook:  Sayın Ahi, “Avukat” denildiğinde aklınıza ne geliyor? Avukat kavramına yüklediğiniz anlam nedir?

Gökhan Ahi: Tabi ki avukat temel olarak savunmadır. Ama bunun ortaya çıkardığı yan anlamlar ve misyonlar da var. Avukat hukuk düzeninin koruyucusudur. Avukat müfettiştir, hukuku uygulamayanları denetler, müdahale eder. Avukat yol göstericidir, toplumda herkesin danıştığı kişidir.

Ancak bunlarla beraber biz biraz farklı şeyler de söylüyoruz. Avukat hastalanmadan önce aşı olmak için gidilen doktor gibidir, hastalıkları önler. Avukat yargının üzerindeki hantallığı alabilir. Yeter ki insanlar avukatlara daha fazla danışsın ve bu özendirilsin. Herkes belirli bir miktarın üzerindeki sözleşmelerini avukatla yapsın. Ticari hayatta avukatsız hiçbir hukuki işlem yürümesin. Avukatın önemini sadece biz değil toplum kavrayabilirse o toplum değişir.

Hukukbook: Istanbul Barosu tarihinde örnek aldığınız ve takdir ettiğiniz en büyük başkan kimdir?

Gökhan Ahi: İstanbul Barosunun 140 yıllık şanlı bir mazisi var. Bu tarihte bizim bugün en azından örgütlü olabilmemizi sağlayan çok değerli avukatlar var. İstanbul Barosu tarihi bizim de tarihimizdir. Her başkanı kendi döneminde kendi şartlarında değerlendirmek gerekir. Hepsi ayrı ayrı değerlidir.

Hukukbook : Sizce baro başkan adaylarının hangi niteliklere sahip olması lazım?

Kanundaki 10 yıllık kıdem şartı tek başına yeterli değil. Sadece siyaset veya sadece hukuk konuşmamalı, sabırlı olmalı, insan ilişkileri iyi olmalı, bilimle, sanatla iç içe olmalı çünkü yönetmek de bir sanattır.  Empati yeteneği olmalı, sorunu tespit etmekte gecikmemeli ileriyi görebilmeli ve çözüm üretebilmeli, gerektiğinde toplumda ses getirecek bir duruş sergilemekten çekinmemeli, yeni ve dijital çağa ayak uydurabilmeli, gençlerin ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir baroya ihtiyaç olduğunu farkedebilmeli, Baro’nun tek bir adamdan ibaret olmadığının, kurumsal bir yapı olduğunun bilincinde olmalı, aktif olarak avukatlık yapıyor olmalı, çözmesi gereken sorunları birebir yaşamış olmalı, ki o makama geçince koltuğun rehavetine kapılmasın.  Bir de törenlerde az ve öz konuşmalı, sürekli aynı tonda veya bağırarak konuşmamalı. Artık kimse bunu samimi bulmuyor.

Hukukbook: Size göre Baro nedir? Misyonu ne olmalıdır? Başkan olmanız halinde Baro’ya hangi misyonu biçmektesiniz?

Gökhan Ahi: Baroya geleneksel anlamıyla bakmadığımızı söyleyebilirim. Bizim ‘Yeni Nesil Baro’ bakış açımızla Baro sadece bir Baro değildir.

Aynı zamanda bir izleme Örgütü’dür. Hukuka aykırılıkları, insan haklarına yönelen suistimalleri, bireysel ve toplumsal özgürlüklere müdahaleleri izler, araştırır, raporlar, takip eder ve kamuoyunda farkındalık yaratır.

Baro, bir Sivil Toplum Kuruluşu’dur. Toplum adına Hukuk Politikaları üretir, çeşitli hukuki sorunları bağımsız olarak ele alarak kamuoyunu bilgilendirip ve aydınlatma görevi yapar; adalete erişim’in ve avukatlık hizmetlerinin herkese ulaşmasını sağlar.

Baro doğal olarak bir Meslek Birliğidir

Avukatların hak ve çıkarlarını gözetir, avukatların bağımsızlığını her platformda savunur, mesleği geliştirir, mesleğin itibarını yükseltir, avukatların çalışma koşullarını iyileştirir ve tüm bunları meslektaşlarından aldığı güçle yapar.

Baro bir Baskı Grubu’dur

Bunlarla birlikte Baro bir Baskı Grubu’dur. Mevzuat çalışmalarını izler, hukukun her alanı için görüş bildirir, dikkat çeken, farkındalık yaratan, demokratik toplum için önemli davaları takip eder, toplum yararı için davalar açar ve itirazlarda bulunur.

Baro bir Lobi Kurumu olmalıdır

Bize göre Baro ayrıca bir Lobi Kurumu olmalıdır. Yasa koyucu, yasa uygulayıcı, yürütme, yargı makamları ve karar vericiler ile ilişkiler geliştiren, görüşmeler yürüten; İş ve Çalışma Dünyası ile işbirlikleri yapan, karar alma süreçlerini etkileme çalışmaları yürüten ve her alanda lobi yapan bir İstanbul Barosu sadece avukatlara değil, tüm hukuk düzenine değebilir ve müdahale edebilir diye düşünüyoruz.

Ve son olarak İstanbul Barosu aynı zamanda “Muhalefet”tir. Demokratik toplumun gelişmesini engelleyen uygulamalar ve hukuki düzenlemelere karşı kavga etmeden tavır alabilen, çekişmeye girmeden inandığı doğruları korkmadan savunabilen, tüm siyasi etkilerden uzak kalabilen bir İstanbul Barosu tasavvurumuz  var.

Avukat Gökhan Ahi
Hukukbook: İstanbul Barosu yönetimine geldiğinizde hiçbir kanun ve yönetmelik değişikliği olmaksızın derhal değiştireceğiniz somut politikalar nelerdir?

Gökhan Ahi: Bakın bizce avukatlık mesleğine ilişkin en önemli sorun niceliği yüksek, niteliği düşük bir avukat kitlesinin geliyor olması. Bunun temel sebebi her köşe başında apartmandan bozma Hukuk Fakültelerinin bir tane kadrolu profesörü olmadan kurulması ve YÖK’ün olağanüstü kontenjanlara dur dememesi.

İlk olarak staja alımda kontenjan koymayı düşünüyoruz. Örneğin 1000 kişilik bir staja kabul kontenjanı açacağız her sene. Bunun için de bir sınav yapacağız. Sınavda ilk 1000’e giren Hukuk Fakültesi mezunları staja kabul edilecekler. Bunun için mevzuat engeli yok. Staja daha az kişi alınca onları daha iyi eğitebileceğimizi, mentorluk hizmetlerini verebileceğimizi, daha nitelikli avukatlar yetiştireceğimizi düşünüyoruz.

Bununla birlikte Baroda Dijital Dönüşüm projelerimiz burada sayamayacağımız kadar fazla. Meslektaşları bir araya getirecek online platformlardan dijital meslek içi eğitimlere, büro yönetim uygulamalarından duruşma sıralarını online takip uygulamalarına kadar onlarca projeyi internet sitemizde yayınladık.

Bunun dışında 35-A uzlaştırmasını online ortamda daha kolay ve uygulanır hali ile işleme koymayı ve etkin kılmayı planlıyoruz. CMK, Adli Yardım hizmetlerinde genç avukatlara pozitif ayrımcılık tanıyacağız ve ücretlerini peşin almalarını sağlayacak banka finansman yöntemlerini hazırladık.

Hukukbook: Adaylık sürecinde vaat edip de Baro yönetimine geldiğinizde mevzuat değişikliği gerektiren işler nelerdir? Bunun için hangi yolları izleyeceksiniz?

Gökhan Ahi: Yeşil pasaport gibi klişelerden bahsetmeyeceğim. Mecliste ve Adalet Bakanlığı’nda daimi bir temsilci bulundurma projemiz var. Mevzuat değişikliği gerektiren konularda ağırlık vereceğimiz konunun avukatların yetkilerini genişletecek işlemler olacağını söyleyebilirim. Örneğin şu anda avukatlar kendi vekaletnamelerini düzenleyemiyor, Noterler tarafından düzenlenmesi gerekiyor. Onun dışında Tapu işlemlerinde avukat zorunluluğu, belirli bir miktarın üzerindeki borçlandırıcı işlemlerin avukatla yapılması zorunluluğu gibi projelerimiz var. Bunları gerçekleştirebilmek için meclis ile sürekli iletişim halinde olacağız, baskı kuracağız. Zaten halihazırda Avukatlık Kanunu’nda yer alan Anonim Şirketlerde ve Kooperatiflerdeki sözleşmeli avukat hükmünü kesin ve net olarak uygulanabilir hale getireceğiz.

Güçlü Avukat Güçlü Baro Güçlü Savunma
Hukukbook: Yasa, Anayasa ve mevzuat değişikliklerinde baronun rolü ne olmalıdır?

Gökhan Ahi: Zaten bunun yukarıda belirttiğim gibi Avukatlık Kanunu’nda yeri var. Kanunların ülke ihtiyaçlarına uygun olarak gelişmesi ve yürütülmesi yolunda dileklerde, yayınlarda bulunmak , gerekirse ön tasarılar hazırlamak Baroların görevidir zaten. Bu düşünceye bağlı olamaz. Tabi ki her türlü yasama faaliyetine müdahil olacağız. Bunun için TBMM’de daimi temsilci bulunduracağız.

İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Gökhan Ahi ile İbrahim Aycan, Çağlayan adliyesinde
Hukukbook: Baro’nun komisyon ve merkezlerine hangi rolleri biçiyorsunuz? Komisyon ve merkezleri yeterli buluyor musunuz?

Gökhan Ahi: Baro komisyonları ne yazık ki üniversite kulüpleri gibi çalışıyor. Sadece paneller düzenliyor, aynı konular ile ilgilenen meslektaşları bir araya getirmeye dahi yaklaşamıyor. Biz komisyonların daha etkin ve yetkili olacağı, baro yönetimine katkı sağlayacağı, konuları ile ilgili resmi kurumlarla Baro adına temaslarda bulunacağı, aylık raporlar hazırlayıp tıpkı bir meclis komisyonu gibi yönetim kuruluna sunacağı bir misyon planlıyoruz.

Hukukbook: Baro, sizce üyelerine ve kamuoyuna karşı şeffaf mı?

Gökhan Ahi: Baro ulusal ve uluslararası anlamda kabul görmüş şeffaflık ve açıklık ilkelerini benimsemiş bir kurum olmalıdır. Grup adı altındaki faaliyetleri ile üye ve gönüllülerinin bağışları haricinde herhangi bir gelir sağlamayacağını, Baro gelirleri ve kaynakları ile bütçesini meslektaş lehine kullanacağını, Ulusal ve uluslararası anlamda her türlü denetime açık olduğunu, kayırma ve iltimas gibi sair çirkinliklerden kaçınacağını taahhüt etmiş olmalıdır. Bunlar bizim temel ilkelerimizden, bu konuda yaşanan eksikliğin avukatlarla baro arasındaki mesafeli duruşun, çözüme yanaşmayan tutumun asıl sebebi olduğunu düşünüyoruz.

Hukukbook: Baroda çoğulcu bir yönetim için somut önerileriniz nelerdir?

Gökhan Ahi: Eğer seçimlerden birinci çıkarsak hemen seçimin ertesinde diğer grupların temsilcilerinin, eski baro yönetimlerinin ve belirli bir sayıda ilgili meslektaşın katıldığı bir Çalıştay organize edip, bir otele kapanıp İstanbul Barosu’nun 2 ve 4 yıllık vadede eylem planlarını çoğulcu bir katılımla yapmayı düşünüyoruz.  Bundan sonrasında ise sürekli bir biçimde online anketlerle, Baromuz üyesi meslektaşlara gerçekleştirdiğimiz projelerden memnuniyetlerini, gerçekleştirilmemiş temel istek ve ihtiyaçlarını soracağız. Sürekli avukat odaklı çalışacağız. Çünkü biz de avukatız, ‘Baroculuk” mesleğimiz olmayacak. Sürekli adliyelerde, icra dairelerinde olmaya, meslektaşın nabzını çalışma alanlarında tutmaya çalışacağız.

Hukukbook: Baro başkanlık seçimlerinin demokratik olduğunu söyleyebilir misiniz ?

Gökhan Ahi: Adayların yeterince propaganda yapabildiğini, kemikleşmiş yapıyla yarışmanın kolay olduğunu söyleyemem.  Ama yine de en demokratik seçimlerin İstanbul Barosunda olduğunu söyleyebilirim. Bununla birlikte medya ciddi bir şekilde ayrım yapıyor. Mesela en son Habertürk televizyonu 5 adayı “İstanbul Barosu seçimlere hazırlanıyor” başlığı ile çıkarmıştı, bizim bundan program sırasında haberimiz oldu. Asıl güzel olan bu demokratik zorluklara rağmen kazanmak olacak.

Hukukbook: Baronun basılı yayınlarını ve network ağını yeterli buluyor musunuz?  Sosyal medya yeterli kullanılıyor mu?

Gökhan Ahi: Avukatların şikayet, talep ve önerilerine cevap verilmiyor, çözüm üretilmiyor, hızlıca cevaplanması veya müdahale edilmesi gerekenlere yeterli ilgi gösterilmiyor. Avukatların doğrudan ulaşabildiği, ulaşsa da sorununun çözümünde arkasında hissedeceği bir baro mümkün. Tüm bunlar verinin planlı ve doğru kullanımı ile mümkün. Dolayısıyla dijital olmak demek sadece web sitesi açmak değil. Sosyal medyayı da aktif ve bilgilendirici amaçla kullanmadıkları da ortada. Çağımızda en hızlı haber alma ve iletişim kanallarından birine sırt çevirmek yeni nesil avukata da sırt çevirmektir. Eski ve sıkıcı kafayla hazırlanmış her şeyden kurtulacağız. Şuanda kullanıyorlarsa da hala farkedilmemiş olan şey, bilginin “güç” olduğudur. İçerik bilgi içermiyorsa veya sosyal medyanın doğasına aykırı ise yani uzunsa, görsel değilse, sıkıcı ise paylaşımın hiçbir anlamı yoktur.

Hukukbook: Baro ile sayısı 40.000’i aşan üyeler arasında iletişimi ve koordinasyonu sağlamak için somut projeleriniz nelerdir?

Gökhan Ahi: Her avukatı fikirleriyle, önerileriyle ve şikayetleriyle yönetime ortak etmek adına, tüm talep, öneri ve şikayetleri toplayan; avukatı telefon numarasından tanıyan ve tek bir arama ile doğrudan ulaşılabilen Baro İletişim Merkezi (BİM) kurmak ve her başvuru hızlıca cevaplamak. Acil taleplere, Baro Operasyon Merkezi tarafından gerekli yönlendirmeler yapılarak yerinde hukuki müdahale etmek. Olumlu / olumsuz her başvuru mutlaka yazılı olarak cevaplamak, takibi bizzat Baro Yönetim Kurulu tarafından yapmak projelerimizden biri.

Hukukbook: Baronun düzenlemiş olduğu etkinlik, toplantı, protesto, eylem ve işlerde avukatların yüksek katılımını sağlamak için neler yapacaksınız?

Gökhan Ahi: En başta avukatları ayrıştırmayacağız. Avukatı şu görüşten, bu gruptan diye ayırma imkanı yok. Sorunlarımız ortak. Eğer ortak bir çözüm bulursak ve tüm söylemlerimizi hukukun üstünlüğü temeline oturtursak, zaten tüm avukatlar peşimizden gelir, barosuna aidiyet hisseder ve örgütlü gücü benimser.

Bu sebeple, Mesleğini yaptığı için saldırıya uğrayan, mesleğinden dolayı baskı gören, gözaltına alınan, soruşturmaya uğrayan, tutuklanan ve diğer haksız muamelelerle karşılaşan, hangi gruptan ve hangi siyasi görüşten olursa olsun her Avukatın İstanbul Barosu olarak arkasında durulması, adli, hukuki ve mali destek verilmesi bir meslek örgütünün en önemli görevlerinden birisidir. BOM adıyla hizmet verecek “Baro Operasyon Merkezi” 7/24 hizmet anlayışıyla haksızlığa uğrayan her Avukatın yardımına anında koşacak ve etkili tedbirleri almaya çalışacak. Böylelikle, her avukat kendi meslek örgütünün arkasında durduğunu bilecektir.

Hukukbook: Avukat sayısı çok mu yoksa yetersiz mi?  Avukat sayısından sıkça şikayet ediliyor, sizin bu konudaki anlayışınız nedir?

Gökhan Ahi: İstanbul Barosu’nun 42.000’e yakın üyesi arasında, 10 yıl ve daha az kıdemi olan Avukat sayısı 27.000, yani yarıdan fazla. Plansız ve kontrolsüz açılan Hukuk Fakülteleri her geçen gün daha fazla mezun veriyor ve her yıl Türkiye’de 3000 yeni avukat mesleğe başlıyor. Kesinlikle avukat sayısındaki kontrolsüz artışın hem mesleki kaliteye hem meslek itibarına hem de avukatların ister bağlı çalışsın ister büro açsın, ciddi ekonomik zorluklarla karşı karşıya kalmasında ciddi payı olduğu aşikâr.

Mesleğe yeni başlayan avukat ister bağlı çalışsın ister serbest, ciddi ekonomik sorunlar yaşıyor. Müvekkil bulamıyor, bulduğundan ücretini hemen alamıyor, aldığını yüksek vergi ve ofis giderine harcıyor ve en önemlisi ekonomi çok kötü. Bağlı çalışan Avukatlar da alması gereken ücretlerin çok altına çalışıyor. Bu sebeplerden dolayı bir kısım avukat, daha ilk yıllarında ‘bu stresli işi yapıp kazanamayacağıma bir kafe / büfe açarım veya satışçılık yaparım daha iyi’ diye düşünerek mesleği bırakıyor. Biz bu gerçekliği biliyoruz. O yüzden seçtik sloganımızı: “Mesleğini değil, Baroyu değiştir!”

Avukat Hakları Grubu sosyal medyayı yaygın şekilde kullanması ile biliniyor
Hukukbook: Ülkemizde, kurumsal olarak yargının en büyük 5 problemi nedir? Çözüm önerileriniz ve yönetime seçilmeniz halinde hareket tarzınız ne olacaktır?

Gökhan Ahi: En büyük 5 diye bir sıralama yapamam. Türkiye’de yargının en büyük problemleri kuralsızlık, bilgisizlik ve keyfiliktir. Bu yine eskilerin ‘kanun adamı dediği’ kolluk memuru için de geçerli. Bir takım adli ve idari birimler, istediği her şeyi, hiçbir kurala tabi olmaksızın yapabileceğini düşünüyor. Liyakat yerine sadakat ataması yapıldığından yargının yürütme’den bağımsız hareket edemediğini çok net görüyoruz.

Adliyede ve diğer alanlarda avukata kötü davranılması, ayrıştırılması çok ciddi bir problem. Avukata kolluk tarafından fiili saldırı yapılabilmesi korkunç bir tablo, bunu yapan polise soruşturma bile açılmıyor, üstleri tarafından korunuyor. Ancak biz takipçisi olacağız. Hiçbir vaka münferit değildir. Avukata yapılan saldırıyı Avukatlığa yapılmış sayıp ilgililer cezalandırılana, hatta ilgililer arasında hukuka aykırı davranmaktan doğacak bir korku oluşana kadar her türlü yanlışın üzerine gideceğiz.

Avukata yapılmış haksızlık, vatandaşın hakkına yapılmış müdahaledir

Bu arada yalnızca fiziki şiddet değil, psikolojik şiddet de var. Emniyet müdürlüklerinde, karakollarda cezaevlerinde avukata yönelik doğrudan psikolojik şiddet uygulanıyor. Sadece bir icra dosyasını incelemek için adliyeye giden bir Avukat ‘dosyanı şimdi yaz, öğleden sonra gelir alırsın’ denilerek bazen 5-6 saat adliyede bekletiliyor ve işin daha kötüsü ‘dosyanız çıkmadı, sonra gelin’ diye gönderiyorlar. Duruşmaların saatinde başlamaması, hakimler mazeretli olurken avukata bilgi verilmemesi, aramanın otoparkta başlaması, asansörlerde sıra beklenmesi gibi bir çok unsur, yılgınlık doğuran bir psikolojik şiddettir. Avukata yönelik her türlü baskıda orada bitecek bir baro örgütlenmesini hayata geçirmek projelerimizden biri.

Neticede Avukat, vatandaşın hakkını savunurken, Avukata yapılmış haksızlık, vatandaşın hakkına yapılmış müdahale anlamına gelir.

Hukukbook: Avukatlık sınavı hakkında yönetime geldiğinizde uygulayacağınız etkin politika nasıl olacaktır?

Gökhan Ahi: Mali müşavirler dahi, staja kabul için bir sınav, mesleğe kabul için ikinci sınav yapıyor. Kadrolu profesörü dahi bulunmayan, apartmandan bozma hukuk fakültelerinden mezun olanlar herhangi bir elemeden geçmeden baro levhasına kaydoluyor. Bu kadar başvuru staj sırasında da nitelikli bir eğitimi imkansız hale getiriyor. İyi puanla kaliteli hukuk fakültelerinde eğitim görmüş genç hukukçularla, düşük puanla yetersiz hukuk fakültelerinde eğitim görmüş genç hukukçular arasında, mesleğe başlarken bir fark olmaması sanırım herkesi rahatsız ediyor.

Biz staja kabulde bir kota koymayı ve İstanbul Barosu tarafından belirli periyotlarla düzenlenecek staja kabul sınavları ile bu kontenjana girecek stajyerleri elemeyi düşünüyoruz. Kazanamayan ne olacak diye soracaksanız, İstanbul Barosuna kaydolmak isterlerse bir sonraki sınavın acıkmasını bekleyecekler, istemezlerse başka bir ilin barosunda stajlarını yapabilecekler. Bu yöntemle kontenjan dahilindeki stajyerler iyi eğitilecek, nitelikli avukat yetiştirilecek.

Hukukbook: Kentsel dönüşüm, kadın hakları, doğa hakları gibi toplumsal duyarlılığa sahip sorunların çözümünde baronun nasıl bir görevi ve sorumluluğu olduğuna inanıyorsunuz?

Gökhan Ahi: Nerede bir kavramın içine “hak” kavramı girse avukatın bu kavramdan bağımsız düşünülemeyeceği kanaatindeyiz. Kentsel dönüşüm de çevre hakkı ve mülkiyet hakkı kavramları ile yakından ilgilidir. Bunların toplumsal karşılığı da var. Kimse kadın haklarına, ayrımcılığa, çevre hakkına duyarsız bir Baro düşünemez. Baroların üzerine düşen görevlerden biri de toplumsal eşitliği ve insan haklarını sağlamak için çalışmak. Gerek meslek içinde gerek vatandaşa yönelik her türlü hak saldırısına baro müdahil olacaktır. Gereken itirazlar yapılacak ve davalar açılacaktır. Baro bu yönden de herkesin Barosu olmalıdır.

Hukukbook: Avukatların yaşadığı yargısal sorunlarda baronun görevi ve sorumluluğu nedir ?

Gökhan Ahi: Artık Avukatlar girdikleri duruşmalar, yaptıkları itirazlar sebebiyle tutuklanıyor. En yakın örneği, aynı zamanda Avukat Hakları Grubu’nun TBB Delegesi olan Ömer Kavili, geçtiğimiz hafta yalnızca avukatlık mesleğini icra ettiği için “yargıyı sulandırmak” ve “ters psikoloji yapmak” gibi akla mantığa sığmayacak gerekçelerle tutuklandı ve bir gece cezaevinde kaldı. Hala avukatlık mesleği yaptığı için tutuklu bulunan onlarca meslektaşımız var.

İstanbul Barosu Başkan adayı Gökhan Ahi, Avukat Ömer Kavili’nin tutukluluğunun kaldırılması sonrası basın açıklamasında

Mevcut Baro yönetimi ne yazık ki kanuni görevlerini minimal ölçüde yerine getirmeyi seviyor. Bizim farkımız salt sicil ve servis hizmeti sunan değil, yeri geldiğinde izleme örgütü olan, sivil toplum kuruluşu olan, baskı grubu, lobi kurumu veya yerine göre siyasi etkilerden uzak kalarak antidemokratik uygulamalara karşı bir muhalefet kurumu olacak bir baro tasavvur etmektir.

Hukukbook: Avukatların yaşadığı mali sorunlar hakkında çalışmalarınız var mı bu konuda projeleriniz nelerdir?

Gökhan Ahi: Mesleki ve kişisel gelişim eğitimleri ile donatılmış, hakkı korunan, iş alanları ve çalışma ortamları çoğaltılan, teknolojik donanıma sahip genç avukatlar Türkiye’nin hukuk sistemi içinde önemli bir ağırlığa ve etkiye kavuşacaktır.

Hem bağlı çalışan hem serbest çalışan genç avukatlar için ciddi projelerimiz var. Örneğin bağlı çalışan genç avukatların, düşük ücretlerle ve fazla mesai yaptırılarak çalışmasının önüne geçilmesi için, İstanbul Barosu, Avukatlık Kanunu’nun 95/5. maddesini işleterek, ücret ve çalışma anlaşmazlıklarında bağlı çalışan ile işveren avukat arasında ara bulunacak, ücret uyuşmazlıklarında taraflar sulha davet edilerek genç avukatların hakları korunacak.

Tapu işlemlerinin avukatla yürütülmesi, şirketlerin hukuki danışmanlık almasının sağlanması, vatandaşların hukuki koruma sigortasına yönlendirilmesi, avukata olan ihtiyaç konusunda farkındalık yaratılması gibi bir çok ekonomik projenin yanı sıra CMK ve Adli Yardım ücretlerinin peşin alınması için bankalarla finansman anlaşmalarının yapılması gibi bir çok projemiz var.

Hukukbook: Tavsiye niteliğinde düzenlenen asgari ücret tarifesine uyumun sağlanması konusunda ne gibi çalışmalar planlamaktasınız ?

Gökhan Ahi: Tavsiye niteliğindeki tarifenin tüm meslektaşlarımız tarafından uygulanmasını veri toplayarak, analizler çıkararak, denetleyerek sağlayacağız. Bununla birlikte bu sadece meslektaşlarımızın sorunu değil. Vatandaşı bu konuda bilgilendirmenin çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Avukata verilen bu ücretleri çok yüksek bulup sonrasında çok daha büyük zararlar eden, cezalar çeken vatandaşları gösteren kamu spotları çekip birçok mecrada yayınlayacağız. Bunun etkisinin önemli olacağını düşünüyorum.

Hukukbook: Baronun siyasetle mesafesini kendi üzerine düşen görev ve sorumluluk dengesiyle birlikte yürütebilmesi için ne tür bir çalışma içerisine girmesi gerektiğini düşünüyorsunuz ?

Gökhan Ahi: Baronun sadece hukuk siyaseti yapması gerektiğine, ideolojisinin yalnızca cumhuriyet, hukuk devleti ve insan hakları olması gerektiğine inanıyoruz. Zaten seçime katılma sebeplerimizden biri de bu. Bizim dışımızda Baro seçimlerine katılan grupların tamamı belli bir siyasi görüşün ya da partinin temsilcisi gibi hareket ediyor. Biz her siyasi görüşten ve her yaşam tarzından avukatın meslek örgütü olan bir Baro inşa edeceğiz.

Hukukbook: Barolların, değişen mevzuat karşısında avukatlara güncelleme eğitimleri vermesi gerektiğini ve bu eğitimlerin zorunlu hale getirilmesi gerektiğini düşünüyor musunuz?  Bununla ilgili projeleriniz var mı?

Gökhan Ahi: Bu konudaki çözümün uzmanlaşmadan geçtiğini düşünüyoruz. Sürekli gelişen dünyaya uyum sağlamaya çalışan hukuk da ister istemez genişliyor. Bir avukatın her konuyu çok iyi bilmesinin imkanı yok. Sürekli uzmanlaşma eğitimleri ile yeterli krediyi alan avukatları, Baro tarafından akredite edilecek alanların uzmanı olarak ilan etmeyi düşünüyoruz. Bu durum hem daha fazla çalışan uğraşan avukatın karşılığını görmesini sağlayacak, hem de vatandaşları bu tip uzmanlaşmış avukatlara yönlendireceği için tercih edilir olacak. Tabi ki bu uzmanlıkların korunabilmesi ve mevzuatsal her gelişmeyi takip edebilmesi için eğitim ve sınavlar büyük oranda dijital ortamda olarak devam edecek.

İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Gökhan Ahi
Hukukbook: Hukuk fakültelerinde kaliteyi arttırmak için baronun rolü ne olmalıdır ?

Gökhan Ahi: Bu konu ile ilgili de ilginç bir projemiz var. Her yıl Hukuk Fakültelerini uluslararası belirli standartları yerine getirip getirmediğine göre değerlendireceğiz. Sonra bu fakülteleri şartları yerine getirenler ve getirmeyenler olarak ilan edeceğiz. Böylelikle hem fakülteler eksiklerini görecek hem de merdiven altı fakültelerin tercih edilirliği düşecek.

Hukukbook : Barodaki ve Adliyedeki Staj eğitimini yeterli buluyor musunuz?

Gökhan Ahi: Avukatlık stajının ilk altı aylık kısmında, adliyelerdeki dava yoğunluğu ve hakimlerin ilgisizliği, adliye stajının yalnızca yoklama almaya dönüşmesi Stajyer Avukatlar için verimsizliktir. Baro Staj Eğitim Merkezi’ndeki derslerin sayısı ve ölçme değerlendirme yetersizliği, verimsizliğin diğer sebepleridir.

Adliye stajının daha gerçekçi sürelerle daha etkin ve verimli hale getirilmesi sağlanacak, bu konuda Adalet Komisyonları ile birlikte iyileştirme sağlanacak. Baro Staj Eğitim Merkezi, sadece pratiğe yönelik, örneğin hukuk İngilizcesi, sözleşme teknikleri, müzakere teknikleri, diksiyon, hitabet gibi  konuların işlendiği bir eğitim kurumu haline getirilecek, diğer tüm hukuki ve mesleki gelişim konuları uzaktan eğitim (videolu) ve uzaktan ölçme değerlendirme (online sınav) ile Stajyer Avukatlara ulaştırılacak.

Hukukbook: Uluslararası barolarla İstanbul Barosunun ilişkilerini yeterli buluyor musunuz ? Baro hangi kurumlarla iş birliği içinde olmalı ?

Gökhan Ahi: İstanbul Barosu’nun uluslararası hukuk kurumlarıyla bir ilişiği ne yazık ki yok. Bizim projelerimizden birisi, uluslararası barolar ve diğer hukuk kurumları içinde sürekli işbirliği içinde olmak, bilgi paylaşımı sağlamak ve ortak projeler üretmek. Yönetim Kurulu adaylarımızdan birisi, Uluslararası Barolar Birliği’nde önemli bir başkanlık yürütüyor. Denetim Kurulu adaylarımızdan birisi, İngiltere Galler Barosu üyesi. Delege adaylarımızdan birisi New York Barosu üyesi. Bu arkadaşlarımızın bilgi ve tecrübesini İstanbul Barosu lehine kullanmak için çok şey yapacağız.

Hukukbook: Stajyer avukatların sigortalı bir işte çalışmaları yasal olarak mümkün değil? Sizce bu uygun mu? Anayasal bir hakkın ihlali olduğunu düşünüyor musunuz? Bu problemi çözmek için neler yapacaksınız?

Gökhan Ahi: Her ne kadar tüm avukatlar ‘o yoldan’ geçmiş olsa da avukatlığın en zor zamanları stajyer avukatlık. Tek kuruş para almadan veya çok cüzi ücretlere çalıştırılan ve bir GSS’den başka hiçbir sosyal güvencesi olmayan stajyer avukatlar; yanında staj gördükleri avukatın özel işlerini de yapıyor, geç saatlere kadar da çalışıyor, hafta sonu da iş yerine geliyor. Öncelikle bunların önüne geçmeye çalışacağız. Stajyerlerin alakasız bir Danıştay kararına dayanılarak ücretli çalışmasının yasak oluşunu da kabul etmiyoruz.

Stajyer Avukatlar için ürettiğimiz projeler üzerinde oldukça kapsamlı bir çalışma yaptık. Baro Yönetimi olarak, Stajyer Avukatın başvurusundan avukat ruhsatı aldığı güne kadar, ilk 6 ayı Baro, sonraki 6 ayı hukuk bürosu tarafından karşılanmak üzere, Stajyer Avukatların sosyal güvenceye kavuşmasını sağlayacağız.

Ayrıca içinde bulunduğumuz dönemde Stajyer Avukatlar ile Stajyer arayan Hukuk Bürolarını buluşturabilecek Baro ilan sistemleri oldukça ilkel. Eski dönemlerin seri ilan mantığıyla çalışıyor. Bu sistemi adayların yeteneklerine, eğitim durumlarına, bilişsel ve mesleki becerilerine, yabancı dil bilgisine göre; Hukuk bürolarını ise çalışma ortamları, çalışılan alanlar, müvekkil portfoyü, sunduğu imkanlara göre seçebilen ve akıllı bir eşleştirme yapabilecek yeni nesil İnsan Kaynakları sistemi kuracağız.

Stajyer Avukatların, Hukuk Alanı seçiminden, çalışma ortamı seçimine, mesleki hedeflerin belirlenmesinden hukuk bürosu seçimine kadar her alanda tecrübesine ve tavsiyesine güvenilen mentor’larla (yönder) ücretsiz olarak görüşeceği, mesleki hayatını ve kariyerini, tecrübeli ve başarılı meslektaşlardan seçilmiş mentor’ların tavsiyelerine göre şekillendirebileceği bir sistem getireceğiz.

Diğer yandan, Hukuk Fakültelerinde verilmeyen, sözleşme hazırlama teknikleri, görüşme ve müzakere teknikleri, avukat muhasebesi, büro yönetimi, masraf yönetimi, hitabet – diksiyon, beden dili ve Hukuk İngilizcesi konusunda uzmanlarla işbirliği yaparak, gerekirse uzaktan eğitim metodları ile stajyer avukatlara mesleki ve kişisel gelişim imkanı sağlayacağız.

Adalet Bakanlığı ve Türkiye Barolar Birliği ile eşgüdümlü çalışarak ve baskı kurarak, Stajyer Avukatlar için kademeli bir sistem getirilerek: Stajının altıncı (6.) ayından itibaren yanında staj yaptığı Avukatın Sulh ve İcra Hukuk Mahkemelerinde dava ve işlerini takip edebilen Stajyer Avukat, dokuzuncu (9.) aydan itibaren de yanında staj yaptığı Avukatın İş Mahkemeleri, Ticaret Mahkemeleri ya da Tüketici Mahkemelerindeki dava ve işlerini takip edebilecek hale gelmelerini sağlayacağız.

Tüm bu sorunların aşılması için geliştirdiğimiz projelerimiz hayata geçtiğinde stajyer avukatların çok daha iyi imkanlarla, kendilerine güvenerek mesleğin ilk yıllarındaki zorlukları atlatmalarını sağlamayı planlıyoruz.

Hukukbook: İstanbul Barosu’nun doğrudan müdahil olarak çözümüne katkı sunması gerekip de müdahale etmediği yada faal davranmadığı hangi olayları sayabilirsiniz?

Gökhan Ahi: Aslen bizim üzerine çözüm ürettiğimiz konular, Baro’da sorun olarak gördüğümüz ve en önemlisi de birebir yaşadığımız sorunlar.  Bunlar farkedilmemiş olamaz ancak herhangi bir çözüm üretilmemiş, hepsi zaten bu sorunlara yönelik projeler. Siz baronun bugüne dek avukatların gerçek bir problemini çözdüğünü gördünüz mü, etkin rol aldığını?  Sicil tutmak ve diğer bürokratik işlemler dışında da Baro’nun aktif olarak çözümünde rol alması gereken pek çok sorun var.

Hukukbook: İstanbul Barosu avukatlarından önemli sayıda avukatın yapmakta olduğu arabuluculuk mesleğine nasıl bakıyorsunuz? Yönetime geldiğinizde bu konudaki politikanız nasıl olacak? Arabuluculara ve çeşitli kişi ve kurumların açtığı Arabuluculuk Merkezlerine bakış açınız nedir?

Gökhan Ahi: Arabuluculuk sistemini destekliyoruz, alternatif uzlaşma yollarının en iyi avukatlar nezdinde gerçekleşebileceğine inanıyoruz. Ancak elbette yenilikçi ve burada da çözümcül olmak gerekir, uzlaşmalar için dijital yöntemler geliştirmek gibi ya da işçi işveren avukat ilişkisinde arabuluculuğun doğrudan Baro tarafından üstlenilmesi gibi.

Hukukbook: İstanbul’daki hukuk bürolarını avukatlık kanunu standartlarına göre nasıl buluyorsunuz? Reklam Yasağı Yönetmeliği uygulanıyor mu? İnternet ortamında avukatlar etik kurallara uyuyorlar mı? Baro yönetimi bu konuda neleri yapmıyor yada iyi yapıyor?

Gökhan Ahi: Bu konuda reklam yasağından daha ciddi problemlerimiz olduğunu düşünüyorum. Mesela Anadolu adliyesinin arkasında, barakadan bozma, tepesinde kocaman “DİLEKÇE YAZILIR” yazan bürolar var. Başta bunları arzuhalci sanıyorsunuz, biraz yaklaşınca camda küçücük yazan Av. İbaresini görüyorsunuz. Bu tablo bana rahatsızlık veriyor.

Biraz araştırınca genç avukatların nitelikli ofislerin kirasını karşılayamadığı için böyle yerler tuttuğunu ve arzuhalcilerle başa çıkabilmek için arzuhalcilere dönüştüklerini görebildik. Bunun önüne geçmek için birçok projemiz var. Mesela İstanbul Barosu, içinde kütüphanesi, toplantı odaları, müvekkil görüşme odaları, kafe, ortak çalışma alanları, bireysel çalışma alanları bulunan Paylaşımlı Ofis’ler açacak ve işletecek, bu ofislerden öncelikle Genç Avukatların uygun ücretlerle faydalanması sağlanacak. Genç Avukatların ihtiyacı olan sekreterya ve muhasebe hizmetleri, mentorluk programları, konferanslar, eğitimler ve seminerler bu Paylaşımlı Ofis’lerde sunulacak, bu ofisler Genç Avukatların çalışmaktan ve bir arada bulunmaktan keyif alacağı mekanlar haline getirilecek.

Avukat Hakları Grubu arzuhalcilere karşı savcılık şikayetinde bulundu
Hukukbook: Evet, doğru bir noktaya temas ettiniz. Adliyelerin etrafında onlarca arzuhalci ve arzuhalci büroları mevcut ve bu konuda çok yaygın, hatta avukatlarla aynı binalarda yan yana ofislerde faaliyet gösteriyorlar, şikayetler çoğalıyor, bu konudaki düşünceniz nedir?  Baro bu konuda ne yapmalı?

Gökhan Ahi: Mahkeme ve devlet organlarında temsil yetkisi yasalarla korunan şekilde avukat tekelindedir. Bu tekelin amacı hukuk eğitimi almış belirli staj ve aşamalardan geçmiş risk ve sorumluluk bilincine sahip kimselerin bu işleri yapması sistemin hızlı ve hukuk güvenliği içerisinde işler hale getirilmesidir. Ancak arzuhalciler yeterli bilgi ve donanıma sahip olmaksızın çok basit gibi görülen işlerde dahi büyük hatalar yaparak, ayda 40-50 bin TL’yi bulan, yargının bütün unsurlarından fazla haksız kazançlar elde etmektedir. Ancak bunun karşılığında risk ve sorumluluk almadıkları gibi bu işin eğitimini almış yüksek maliyetlerle avukat olmuş kimselerin kazançlarına da göz dikmiş olmaktadırlar

Arzuhalci ve benzeri kanunsuz kişilerle kararlılıkla mücadele edeceğimiz de bilinmelidir. Avukat Hakları Grubu, önce avukatın hakkını gözeten, avukatların aleyhine gelişmeleri seyreden değil bilakis aktif şekilde rol ve tavır alan bir anlayışı İstanbul Barosu’na getirmeye kararlıyız.  Hatta bunun için yönetim ve üyelerimizin toplu imzasıyla İstanbul, Anadolu ve Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılıklarına konu ile ilgili suç duyurusunda bulunduk. Soruşturmaları takip ediyoruz.

Hukukbook: Avukat Hakları Grubu nasıl kuruldu? Kimler kurdu? Grubun tüzel kişiliği bulunuyor mu? Seçim dönemleri dışında çalışmalarınız var mı? İşleyişi nasıldır?

Gökhan Ahi: İstanbul Barosu 2016 eçimlerine 3 hafta kalmışken, Baro’da bir şeyleri değiştirmek için bu grubu kurduk. 19’u aday olan toplam 28 kişilik gönüllü bir Avukat grubumuz vardı. Ömer Kavili başkan adaylığında 2016 baro seçimlerine katıldık ve hiç yabana atılmayacak bir oy aldık. Bu bize daha fazla cesaret verdi.

Avukat Hakları Grubu’nun bir tüzel kişiliği yok. Ancak Avukat Hakları Derneği adında bir dernek kurma planlarımız var.  Seçim dışında da bir araya gelebilmek ve diğer illerde de örgütlenmek istiyoruz. Çünkü seçimlere hazırlanırken baktık ki biz yalnız değiliz. Avukat Hakları Grubu avukatların yıllardır yaşadığı ve Baro yönetiminin umursamadığı sorunları kendine dert edinmiş, mesleğin sorunlarını çözmeye talip, büyük hedefleri olan sıradan Avukatların oluşturduğu bir grup olarak kuruldu ve şimdi bizim gibi sıradan avukatlarla her geçen gün büyüyor.

Seçimlerden çok evvel, uzun süreden beri iki haftada bir toplanıyoruz. Bir çok farklı konuda konuşuyoruz. Kişisel verilerin korunmasından savunmaya yapılan saldırılara, dilekçe yazım tekniklerinden hukuk bürosu yönetimine, ABD’de avukat olmaktan Kadın Avukat olmanın zorluklarına kadar pek çok konu başlığı ile buluştuk, konuştuk. Öyle sıkıcı salonlarda falan da değil, kafelerde barlarda bir araya geldik çoğu zaman. Adli yılın kapanışında parti yaptık mesela Bomontiada’da, oldukça eğlenceliydi. Ama baktık ki etkinlik bitiyor, kimse gitmiyor. Oturup bir şeyler içip muhabbete devam ediyoruz. O zaman dedik ki bu buluşmalar bitmemeli. Kazansak da kaybetsek de bir araya gelmeye devam edeceğiz. AHG bir kültüre dönüştü, insanların aidiyetleri oluştu. Bu kültürü büyüteceğiz.

Avukat Hakları Grubu başkan adayını belirlerken nasıl bir yöntem izledi? Başkan adayını nasıl belirlediniz? Kimler belirledi? Demokratik bir işleyişiniz mevcut mu? Çalışma biçiminiz nasıl?

Gökhan Ahi: Bahsettiğim gibi zaten küçük bir gruptuk. Bir de AHG’nin ilkeleri var: Avukat Hakları Grubu, grup üyeleri içerisinden tayin edilecek Başkan adayının sadece bir kez başkan adayı olabileceğini kabul etmiştir, aksi Grup tarafından kabul edilip açıklanmadıkça tekrar aday olamaz mesela. Ömer Kavili 2016 seçimlerinde adayımızdı. Grubun kendisi seçmişti. Bu seçim içinde arkadaşlarım bana teklif getirdi, ben de kabul ettim.

Hukukbook: Avukat Hakları Grubu’nun yönetim kurulu üye adayları kimlerden oluşuyor? Diğer organlara gösterdiğiniz adaylardan kamuoyunca tanınan isimler kimler bulunuyor?

Gökhan Ahi: Yönetim kurulu üyelerimiz; Av. Necip Şenel (30720), Av. Sıdıka Baysal (31919), Av. Nazan Dağtaş (34104), Av. Yıldıray Erkol (34661), Av. Yunus Özak (38781), Av. Çağın Özdemir (40205), Av. Emel Özer Tokbaş (40508), Av. Rojda Uygun (43400), Av. Bahar Varol Tüfekçioğlu (43651) ve Av. Erdost Balcı (44657)’dan oluşuyor. Ancak bu asıl liste. Bizim farkımız yedek listenin de asıl liste ile birlikte çalışacak, görev yapacak olması.

TBB Delege adayımız 137 değerli isimden oluşuyor. Hepsini sayamasak da, Av. Ömer Kavili,  15365 Av. Prof. Dr. Ersan Şen, Av. Doç. Dr. Recep Yılmaz Yazıcıoğlu, Av. Taner Sevim, Av. N. Sedef Erken, Av. Doç. Dr. Mehmet Köksal, Av. Yasin Beceni, Av. Burçak Ünsal, Av. Hüseyin Ersöz, Av. Tuğrul Sevim isimler aklıma ilk gelenler. Delege adaylarımızın sicil ortalamasının 36 Bin, genç bir ekipten oluştuğunu söyleyebilirim.

Bu arada şu an seçime bir haftadan az kaldı ve bizim dışımızdaki grupların çoğu daha yönetim kurulu adaylarını bile açıklamadılar. Biz bu listeleri iki ay öncesinden ilan ettik. Hangi grubun şeffaf bir yönetim getireceği daha seçimler başlamadan belli olmuş oldu aslında.

Avukat Hakları Grubu: Baroda iki turlu seçim olsaydı ve ikinci tura kalsaydınız hangi grubun hedeflerine  kendinizi yakın hisseder ve onlarla birlikte hareket ederdiniz?

Gökhan Ahi: Kendimizi tek geçiyoruz. Diğer grupların hedeflerine yakın olsaydık, zaten ayrı bir grup olarak ortaya çıkmazdık, doğrudan o gruba destek olurduk.

Hukukbook: Sayın Gökhan Ahi, gerek Avukat Hakları Grubunun ve gerekse başkan adayı olarak şahsınızın baro seçimleri özeline baroların, avukatların ve yargının sorunları hakkında vermiş olduğunuz samimi yanıtlar için teşekkür ediyoruz. 

Gökhan Ahi: Ben de teşekkür ediyorum. Uzun ve keyifli bir söyleşi oldu.

Pul Kanunu Kongresi Bildirgesi

0
Pul Kanunu Kongresi

Pul Kanunu Kongresi Bildirgesi, Amerikan kolonileri üzerinde ekonomik baskılarına devam eden İngiliz yönetimine bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Pul Kanunu Kongresi Bildirgesi 1765 yılında ilan edilmiştir.

İngiltere, kolonilerin ithal ettiği şekere vergi koymuş, bazı evraka da zorunlu damga vergisi uygulamıştır. Vergilerin artırılması İngiltere ile koloni yönetimleri arasında problemler doğurmuş; koloni temsilcilerinin görüşü alınmadan tek taraflı kararların alınması üzerine halk tepki göstermiştir. Koloniler, bu döneme kadar İngiltere yönetimden kopmayı planlamamış ancak koloni yönetimleri sayesinde yönetim tecrübesi oluşması üzerine bu fikir gelişmiştir. 

Yeni Vergiler ve Kolonilerin Tepkisi

Koloniler, 1763 yılındaki Kraliyet Bildirisi ile yeni toprakların yerleşime açılmasına kısıtlamalar getirilmesi; 1764 yılındaki Şeker Kanunu, 1764 yılındaki Döviz Kanunu, 1765 yılında çıkarılan Konaklama Kanunu ve son olarak 1765 yılında çıkarılan Pul Kanunu ile; bütün resmi belgeler, gazeteler, ruhsatlar ve kontratlar için pul alımının zorunlu kılınması üzerine örgütlü bir direnişe geçmişlerdir.

Pul Kanunu, herhangi bir işle uğraşan herkese eşit yeni yükler getirmiş; Amerikanın her yerindeki gazeteciler, avukatlar, din adamları, tüccarlar ve iş adamları bu kanuna karşı çıkmış, büyük tüccarlar direnişi kısa sürede örgütlemişler ve ithalat yapmama kararı almışlardır. Bunun üzerine 1765 yılında İngiltere ile yapılan ticaret büyük bir düşüş göstermiştir. Ayrıca, (Sons of Liberty) Özgürlük Çocukları adıyla  gizli örgütler kurulmuş, ticaretin yavaşlatılmasıyla kanun anlamsızlaştırılmıştır. Gümrük görevlileri istifaya zorlanmış, pullar imha edilmiştir.

Pul Kanunu Kongresi

Patrick Henry’nin harekete geçirdiği Virginia Temsilciler Meclisi; Amerikalıların onayı olmadan yeni vergilerin konulmasının kolonilerin özgürlüklerini yok ettiğini ileri sürerek kınama kararı çıkarmıştır. Temsilciler Meclisi, Virginialıların, İngilizlerle aynı haklara sahip olduklarını ilan etmiştir. Massachusetts Meclisi, tüm kolonileri Ekim 1765’te New York’ta toplanacak Pul Yasası Kongresi’ne temsilci göndermeye çağırmış; dokuz koloniden gelen yirmi yedi temsilcinin katıldığı Kongre, parlamentonun Amerika işlerine karışmasını önleyerek bir kamuoyu oluşturmuştur.

Kongre, “kendi meclisleri dışında hiçbir kuruluşun anayasaya uygun olarak ne vergi koyabildiğini ne de koyabileceğini” ve Pul Yasası’nda “kolonicilerin hak ve özgürlüklerini ihlale yönelik açık bir eğilim olduğunu” ilan eden bir dizi karar almıştır.

Kongre, bildirgeyi 19 Ekim 1765 yılına ilan etmiştir.

Pul Kanunu Kongresi Bildirgesi
En sıcak muhabbet ve görev aşkı  ile Majestelerine ve O’nun hükümetine samimiyetle kendilerini adayan, ayrılmaz bir şekilde Protestan saltanatın başarılı kurumlarına bağlı olan ve bu kıtadaki İngiliz Kolonisinin talihinin dönmesinin yakın olduğuna inanan bu Kongrenin üyeleri; zamanın izin verdiği ölçüde adı geçen kolonilerdeki durumu dikkatli bir şekilde inceleyerek kolonide oturan kişilerin en temel haklarına ve özgürlüklerine ve Parlamentonun çıkardığı çeşitli kanunlar nedeniyle katlandıkları sıkıntılar dolayısıyla ortaya çıkan şikayetlerine saygı göstererek  mütevazı görüşlerimiz doğrultusunda aşağıdaki bildiriyi ilan etmeyi kaçınılmaz bir vazife olarak addettik.
  1. Bu kolonilerdeki Majestelerinin tebaası Büyük Britanya Krallığı’na aynı sadakati borçludurlar; yani bu ülkede doğan tebaalarının sahip olduğu sadakat ve Büyük Britanya Parlamentosuna, bu aziz organa duyulan tüm itaat ile aynı itaati borçludurlar.
  2. Bu kolonideki majestelerinin hizmetinde bulunan tebaa bütün miras yoluyla geçen haklara ve Büyük Britanya Krallığında doğan tebaanın doğuştan gelen tüm imtiyazlarına sahiptir.
  3. Kendilerinin ya da temsilcilerinin rızası olmaksızın hiçbir verginin konamayacağı, İngilizlerin şüphe götürmez hakkı ve en önemli özgürlüklerinden biridir.
  4. Bu kolonilerin halkı yerel koşullardan dolayı Büyük Britanya’daki Avam Kamarasında temsil edilemezler.
  5. Bu kolonilerdeki halkın tek temsilcileri kendilerince sevilen kişilerdir ve kendilerine ait yasalarca öngörülmedikçe anayasal olarak hiçbir vergi onlardan alınamaz.
  6. Halkın özgür bir şekilde verdiği hediyeler şeklinde krallığa verilen tüm malzemeler; kolonide yaşayanların mallarının Büyük Britanya halkı için majestelerine verilmesi nedeniyle İngiliz anayasasının ruhu ve ilkelerine aykırı ve tutarsızdır.
  7. Jüri tarafından yargılanma, bu kolonilerde yaşayan her Britanya tebaası için tabii ve çok kıymetli bir haktır.
  8. Bu kolonilerin sakinleri üzerine yüklenen ve “Britanya Kolonilerinde Ve Amerika’da Belirli Damga Vergisi ve Diğer Vergilerin Alınması ve Uygulanması İle İlgili Kanun” adlı Parlamento’nun son yasası ve diğer bazı kanunlar; Bahriye Mahkemesinin yargılama hakkının sınırlarını genişleterek kolonicilerin hak ve özgürlüklerini ortadan kaldırma eğilimini ortaya koymaktadır.
  9. Parlamentonun çıkardığı son birkaç kanun ile getirilen vergiler, bu kolonilerdeki sıkıntı verici koşullar açısından, son derece külfetli ve eziyet vericidir ve madeni para kıtlığından dolayı ödenmeleri mümkün değildir.
  10. Bu kolonilerin ticaret karlarını eninde sonunda Büyük Britanya’da toplandığı için oralarda krallılığa verilen erzağa çok büyük bir katkı sağlamaktadır.
  11. Bu kolonilerden gerçekleştirilen ticarete parlamento tarafından çıkarılan son kanunlarla getirilen kısıtlamalar; onları Büyük Britanya’nın imalatçılarından mal satın alamaz bir hale getirmektedir.
  12. Bu kolonilerin mutluluğunun ve refahının artması kendi hak ve özgürlüklerini tam ve serbestçe kullanmalarına ve Büyük Britanya ile karşılıklı olarak muhabbet ve avantaja dayanan bir ilişki kurmalarına bağlıdır.
  13. Bu kolonilerde yaşayan Britanya tebaasının krala ve her iki parlamentoya dilekçe vermek haklarıdır.
Son olarak, bu kolonilerin en iyi hükümdara, anavatana ve kendilerine, majestelerine sadık ve itaatkar olmaya çalışmak; her iki parlamentoya da en samimi özeni göstermek; belirli damga vergilerinin, parlamentonun çıkardığı diğer kanunların tüm hükümlerini ve Amerikan ticaretine sınırlama getiren diğer tüm kanunların hükümlerinin uygulanmasını ortadan kaldırmaya çalışmak en elzem görevleridir.

Vakıf

0

Vakıf, Türkiye ve dünya tarihinde önemli yer tutan sivil toplum kuruluşlarının bir türüdür. Türkiye’de vakıflar, geçmişten geleceğe önemli bir kaynakçaya ve literatüre sahip olup kendine özgü mevzuata sahiptir. Vakıf konusunda yerleşmiş vakıf deyimleri ve terimleri sözlüğü de bulunmaktadır. Vakıflar, kişilerden oluşan diğer sivil toplum kuruluşlarının aksine beli bir amaca özgülenmiş malvarlığı ile hizmet üretir.

Yeni vakıfların kuruluş ve işleyişi ile ilgili hükümler Türk Medeni Kanunu, 5737 Sayılı Vakıflar Kanunu  ve Vakıflar Yönetmeliğinde yer almakta olup, diğer ilgili mevzuatta da hükümler bulunmaktadır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 101. maddesinde vakfın tanımı “gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal toplulukları” olarak yapılmıştır.

Vakfın Amaçları ve Unsurları

Bu tanımdan anlaşılacağı üzere vakfı oluşturan en önemli iki unsur; özgülenecek bir malvarlığı ve malvarlığının özgüleneceği amaçtır.

Vakfın amacı; Hukuka uygun, belirli, anlaşılabilir olmalı ve süreklilik arz etmelidir.

Cumhuriyetin Anayasa ile belirlenen niteliklerine ve Anayasanın temel ilkelerine, hukuka, ahlâka, millî birliğe ve millî menfaatlere aykırı veya belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf kurulamaz.

Vakfa özgülenecek malvarlığı ise vakfın amacını gerçekleştirmeye yeterli olmalı, vakfın amaç veya devamını imkansız veya yararsız hale getirmemelidir.

Gerçek ya da tüzel kişiler vakıf kurabilirler. Ancak kurucu gerçek kişi ise Türk Medeni Kanununda belirlenen fiil ehliyetine sahip olmalı, tüzelkişi ise fiil ehliyetine sahip olmakla birlikte, kuruluş statüsünde vakıf kurabileceğine ve vakfa malvarlığı özgüleyebileceğine dair hüküm olması gerekir.

Vakıflar özel hukuk tüzelkişisi olup, Türk Medeni Kanununun 48. maddesinde belirtilen tüm hak ve yetkilere sahiptir. Vakıflar Genel Müdürlüğü denetim makamı olup, vesayet makamı değildir.

Kuruluş şekli

Vakıf kurma iradesi, noterde düzenleme şeklinde yapılacak bir resmî senetle veya ölüme bağlı tasarrufla açıklanır. Ancak vakfın kurulması için yetkili asliye hukuk mahkemesine başvurularak tescilinin sağlanması gereklidir. Vakıf, yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil ile tüzel kişilik kazanır.

Resmî senetle vakıf kurma işlemi temsilci aracılığıyla yapılabilir. Ancak, temsil yetkisinin noterlikçe düzenlenmiş bir belgeyle verilmiş olması ve bu belgede vakfın amacı ile özgülenecek mal ve hakların belirlenmiş bulunması gereklidir.

Vakıf senedinin içeriği

Türk Medeni Kanununun 106’ıncı maddesi gereğince, vakıf senedinde vakfın adının, amacının, bu amaca özgülenen mal ve hakların, vakfın örgütlenme ve yönetim şeklinin ile yerleşim yerinin gösterilmesi zorunludur.

a) Vakfın adı; kanuna ahlaka adaba aykırı olmamalı ve vakfın amaçları ile uyumlu olmalıdır. Üçüncü kişileri vakfın amacı konusunda yanıltıcı ya da yanlış çağırışımlar uyandıracak isimler verilemez. Her hangi bir kamu kurum ya da kuruluşunun ismi kullanılamaz.

b) Vakfın amacı; Hukuka uygun, belirli, anlaşılabilir olmalı ve süreklilik arz etmelidir.

c) Özgülenen mal ve haklar; kurucuya ait olmalı ve amacı en azından başlangıç itibari ile gerçekleştirmeye yetmelidir.

Özgülenen malvarlığı nakit ise paranın vakıf adına Türkiyede kurulu bir bankaya  kuruculardan birinin hesabına yatırılıp, vakıf adına bloke edilerek dekontunun tescil başvurusu yapılan mahkemeye ibrazı, taşınmaz ya da taşınır bir malvarlığı ise değer tespitinin mahkemece yaptırılması ve ilgili sicillerine (tapu sicili, trafik sicili gibi) vakıf adına tescili sağlanmalıdır.

Vakfın kurulması ile özgülenen mal ve haklar vakıf tüzelkişiliğine geçer.

d) Organları; Vakfın bir yönetim organı olması zorunludur. Vakfın işleyişinin kolaylaşması açısından, amacının kapsamına ve faaliyetlerine uygun olarak mütevelli heyeti, yönetim organı ve bir denetim birimi olması uygun olur.

Bu sayılan organlar dışında onur kurulu,araştırma kurulu, çalışma kurulu gibi vakfın yönetimi ile ilgili olmayan kurulların vakıf organları arasında gösterilmemesi gerekir.

Vakfın organlarının kaç kişiden oluşacağı, toplantı ve karar yeter sayılarının senet metninde gösterilmesi, organların görev ve yetki sınırlarının yeterince belirtilmesi halinde, vakfın işleyişinde sıkıntıya düşülmesinin önüne geçilmiş olur.
Vakıf organlarında kamu görevlileri görev unvanlarını kullanarak görev alamaz.

e) Vakfın yerleşim yeri; vakfın faaliyetlerini yürüttüğü merkezin bulunduğu yerdir. Vakıf senedinde gösterilecek adresin açık olarak ayrıntılı şekilde yazılması zorunludur.

Vakfın Tescili

Vakfın tesciline ilişkin açılan davada mahkemece davanın reddine ya da vakfın tesciline ilişkin vereceği karar, tebliğ tarihinden başlayarak bir ay içinde, başvuran veya Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından temyiz edilebilir.

Aynı şekilde, vakfın kurulmasını engelleyen sebeplerin varlığı hâlinde, Vakıflar Genel Müdürlüğü veya ilgililer, iptal davası açabilirler.

Tesciline karar verilen vakıf, vakfın yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil edilir.

Yerleşim yeri mahkemesinin yapacağı bildirim üzerine vakıf, Vakıflar Genel Müdürlüğünce merkezî sicile kaydolunur ve Resmî Gazete ile ilân olunur.

Vakfın Kuruluşundan Sonra Yapılması Gereken İşlemler

3628 sayılı Mal Bildiriminde bulunulması Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununa göre, vakıfların idare organlarında (yönetim kurulu) görev alanlar Vakıflar Genel Müdürlüğüne mal bildiriminde bulunmak zorundadırlar.

Yönetim Kurulu üyeliğine  seçilme halinde,  göreve başlama tarihini izleyen bir ay içinde, görevin sona ermesi halinde, ayrılma tarihini izleyen bir ay içinde verilmesi zorunludur.

Bütün vakıfların, Vakıflar Genel Müdürlüğü ile olan her türlü işlemlerinde önce bağlı bulundukları Vakıflar Bölge Müdürlüğü kanalı ile yazışma yapmaları gerekmekte olup, vakıflar tarafından doğrudan Vakıflar Genel Müdürlüğü ile yapılacak yazışmalar işleme konulmamaktadır.

Vakıflarda Vergi Muafiyeti 

4962 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Vakıflara Vergi Muafiyeti Tanınması Hakkında Kanunun 20 nci maddesinde, “Gelirlerinin en az üçte ikisini nevi itibarıyla genel, katma ve özel bütçeli idarelerin bütçeleri içinde yer alan bir hizmetin veya hizmetlerin yerine getirilmesini amaç edinmek üzere kurulan vakıflara, Maliye Bakanlığının önerisi üzerine Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınabilir. Bunların vergi muafiyetinden yararlanması ve muafiyetlerinin kaybedilmesine ilişkin şartlar, usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir” hükmü yer almıştır.
Maliye Bakanlığının Vakıflara Vergi Muafiyeti Tanınması Hakkında Genel Tebliğ (Seri No:1)’de bu konudaki usul ve esaslar belirlenmiştir.

Yabancıların Vakıf Kurması

Yabancılar Türkiye’de hukuki ve fiili mütekabiliyet esasına göre yeni vakıf kurabilirler. Ancak yeni vakıfların yönetim organlarında  görev alanların çoğunluğunun Türkiye’de yerleşik bulunması gerekir.

Yabancı Vakıfların Türkiye’de Şube Açması

Yabancı vakıfların Türkiye’de şube açması Dernek Kanunu ve Dernekler Yönetmeliğinde düzenlenmiştir. Bu konudaki   başvurunun  İçişleri Bakanlığına  yapılması gerekmektedir.

Vakfın Şube ve Temsilcilik Açması

Yeni vakıflar, vakıf senedinde hüküm bulunmak kaydıyla amaçlarını gerçekleştirmek üzere şube veya temsilcilik açabilirler. Bu vakıflar, yetkili organlarınca alınacak kararı müteakip şube ve temsilciliği açmadan önce Vakıflar Yönetmeliği Ek-1’deki beyannameyi vakıf merkezinin bulunduğu bölge müdürlüğüne vermek ve elektronik ortamda göndermek zorundadırlar. Vakıf tarafından şube veya temsilciliğin kapatılması durumunda da 30 gün içinde aynı usulle bölge müdürlüğüne beyanda bulunulur.

Şube ve temsilciliklerde görev alan yöneticilerin, Kanunun 9 uncu maddesinde belirtilen suçlardan mahkûm olmaması ve çoğunluğunun Türkiye’de yerleşik bulunması zorunludur.

Şube ve temsilciliklerin vakfı temsili ve çalışma usulleri

(1) Şube ve temsilcilikler, faaliyetlerini vakıf adına yürütürler ve bulundukları yerde vakfı temsil ederler.
(2) Şube ve temsilciliklerin çalışma usul ve esasları vakıf merkezince düzenlenir.
(3) Şube ve temsilcilikler;
a) Vakfın amacına katkı sağlamak üzere vakıf senedine ve mevzuata uygun faaliyette bulunurlar.
b) Genel Müdürlük ile yazışmalarını merkezleri aracılığıyla yaparlar.

Vakıfların Yönetimi

Yeni vakıfların yönetim organı vakıf senedine göre oluşturulur. Yöneticilerin çoğunluğunun Türkiye’de yerleşik bulunması zorunludur.

Bu vakıfların organlarında ölüm, istifa ya da herhangi bir nedenle eksilme olduğu takdirde vakıf senedindeki hükümlere göre eksiklik tamamlanır. Vakıf senedinde hüküm bulunmaması halinde; öncelikle senet değişikliği yapılmak suretiyle eksiklik giderilir. Ancak;

Vakıf senedi değişikliğine yetkili organında eksilmeler nedeniyle karar yeter sayısının sağlanamaması halinde vakıf senedi değişikliğine yetkili organın karar yeter sayısı gözetilmeden aldığı karar,

Vakıf senedi değişikliğine yetkili organın bulunmaması veya hiçbir üyesinin kalmaması halinde ise icraya yetkili organın kararı,

İcraya yetkili organdaki eksilmeler nedeniyle karar yeter sayısının sağlanamaması halinde ise karar yeter sayısı gözetilmeden alınan karar,

İle mahkemeye başvurulur. Mahkemece, Genel Müdürlüğün yazılı görüşü alınarak organlardaki eksiklik tamamlanır.

Mahkeme kararını müteakip, organlardaki eksilmelerin tamamlanması hususunda gerekli senet değişikliği yapılır.

İdare Şeklinin Değiştirilmesi

Haklı sebepler varsa mahkeme, vakfın yönetim organı veya Genel Müdürlüğün istemi üzerine diğerinin yazılı görüşünü aldıktan sonra vakfın örgütünü, yönetimini ve işleyişini değiştirebilir.

İstihdam edilenlere ve işçilere yardım vakıflarında, vakıf senedinin, faydalananların vakıftan faydalanma şartlarına ve idareye iştiraklerine dair hükümlerinde yapılacak değişikliklerin vakıf senedinde bu hususta yetkili olduğu belirtilen organın kararı üzerine, Genel Müdürlüğün yazılı düşüncesi alındıktan sonra mahkeme tarafından kararlaştırılır.

Türk Ticaret Kanununun 468 inci maddesi gereğince kurulan vakıflardan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 20 nci maddesi hükümlerine tabi olanların vakıf senetlerinde yapılacak değişiklik, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının uygun görüşünden sonra, Genel Müdürlüğün yazılı görüşü alınarak yerleşim yeri mahkemesi tarafından kararlaştırılır.

Adres ve Vakıf Yöneticilerinin Değişikliği

Senet değişikliğini gerektirmeyen aynı yerleşim yeri içerisinde yapılacak adres değişikliğinin değişiklik tarihinden itibaren; yönetim organına seçilenlerin isimleri ile tebligata esas adreslerinin ise seçim tarihinden itibaren 15 gün içinde ilgili bölge müdürlüğüne bildirilmesi gerekir.

Vakıf Varlıklarının Değerlendirilmesi

Vakıflar, varlıklarını, ekonomik kural ve riskleri gözetmek suretiyle değerlendirirler, paralarını Türkiye’de kurulu bankalara yatırırlar.

Vakıfların Denetimi

Vakıf yöneticileri, yıl sonundan itibaren altı ay içerisinde yapılacak iç denetim rapor ve sonuçlarını Vakıflar Yönetmeliğinin Ek-7’deki forma uygun olarak düzenleyerek rapor tarihini takip eden iki ay içerisinde ilgili bölge müdürlüğüne göndermekle yükümlüdürler.

Yeni vakıflar şube ve temsilciliklerini de denetleyerek her yıl verecekleri raporlarda bu alt birimlerle ilgili bilgilere yer verirler.

Vakıfların, şube ve temsilciliklerinin amaca ve yasalara uygunluk denetimi ile iktisadî işletme ve iştiraklerinin faaliyet ve mevzuata uygunluk denetimi Genel Müdürlükçe yapılır. Genel Müdürlük Rehberlik ve Teftiş Başkanlığınca vakıfların;

a) Vakfiye ve vakıf senedinde yazılı amaç doğrultusunda faaliyette bulunup bulunmadıkları,
b) Yürürlükteki mevzuata uygun yönetilip yönetilmedikleri,
c) Mallarını ve gelirlerini vakfiye, 1936 beyannamesi ve vakıf senedindeki şartlara uygun kullanıp kullanmadıkları,
ç) Vakıf iktisadi işletmeleri ile iştiraklerinin iş ve işlemleri ile gerektiğinde vakıflara ait diğer iştiraklerinin iş ve işlemleri,

Denetlenir.

Şube ve Temsilciliklerin Denetimi

Şube ve temsilciliklerce yürütülen faaliyetlerden vakıf yönetimi ile birlikte şube yönetimi ve temsilci de sorumludur.

Şube ve temsilciliklerin denetimi sonucunda; vakıf amacının gerçekleştirilmesine yeterince katkı sağlamadığı, vakıf senedine aykırı işlem yaptığı tespit edilenler ile beyanda bulunulmadan şube ve temsilciliğin faaliyete geçirilmesi halinde şube ve temsilciliğin kapatılması vakıf merkezine bildirilir.

İç denetimin amacı

İç denetim, vakıf faaliyetlerinin mevzuata ve vakfın stratejik planına uygun olarak yürütülmesini; kaynakların etkili, ekonomik ve verimli kullanılmasını; bilgilerin güvenilirliğini, bütünlüğünü ve zamanında elde edilebilirliğini sağlamayı amaçlar.

İç denetim vakfın risk yönetim ve kontrol süreçlerinin etkinliğini değerlendirerek sistemli ve disiplinli bir yaklaşımla vakfın amaçlarına ulaşmasına yardımcı olur.

İç denetimin kapsamı

Vakfın tüm iş ve işlemleri iç denetim kapsamındadır.

İç denetim faaliyeti;

  • Vakfın vakfiye, 1936 Beyannamesi ve vakıf senedinde yazılı şartlara ve yürürlükteki mevzuata uygun yönetilip yönetilmediği,
  • Vakfın mallarının ve gelirlerinin vakfiye, 1936 Beyannamesi ve vakıf senedinde belirtilen şartlara uygun bir şekilde etkin ve verimli olarak kullanılıp kullanılmadığı,
  • İşletme ve iştiraklere sahip olan vakıflarda bu işletme ve iştiraklerin sınai, iktisadi ve ticari esas ve gereklere uygun tarzda idare edilip edilmedikleri, rasyonel bir şekilde işletilip işletilmedikleri,
  • Vakfın denetime tabi tüm birimlerinin işlem, hesap ve mali tablolarının genel kabul görmüş muhasebe ilkeleri ile Genel Müdürlükçe belirlenen usul ve esaslara uygun olup olmadığı,
  • Hususları dikkate alınarak defter, kayıt ve belgeleri üzerinden ve gerektiğinde işlem yapılan üçüncü şahıslarla hesap mutabakatı sağlanarak yürütülür.

İstanbul Barosu Başkan Adayı Kaptan Yılmaz ile Röportaj

0
İstanbul Barosu Başkan Adayı Kaptan Yılmaz ile Röportaj

İstanbul Barosu Başkan Adayı Kaptan Yılmaz ile bir röportaj gerçekleştirilmiştir. Röportajda kısa adı İMAG olan İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubunun baro seçimlerine ilişkin görüşleri Hukuk Ansiklopedisi okuyucularına sunulmaktadır.

Hukuk Ansiklopedisinin diğer baro başkan adayları ile röportajları devam edecektir.

İstanbul Barosu Başkan Adayı Kaptan Yılmaz
İstanbul Barosu Başkan Adayı Kaptan Yılmaz ile Röportaj
Hukukbook: Sayın Kaptan Yılmaz, İstanbul Barosu başkanlığına neden aday oldunuz?

Avukat Kaptan Yılmaz : Dünya görüşümüz çerçevesinde yaşamımız boyu süregelen bir toplumsal yapı anlayışımız var. Bu konuda statüsünü kökleştirmeyi düşündüğümüz mesleki platformumuz (İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu) içinde kuruluşundan itibaren yer aldım. Baro başkanlığına adaylık kararı, beraber çalıştığımız arkadaşlarla birlikte verdiğimiz, demokratik seçimlere dayalı bir karardır. Mesleki birikimimiz, tecrübemiz ve meslektaşlarımızın teveccühü ile kendimizi İstanbul Barosunu yönetmeye yeterli gördük. Seçim bir ekip çalışmasıdır. İstanbul barosunu diğer gruplardan daha iyi yönetebileceğimize, hatta grubumuzdan aynı nitelikte birkaç eşdeğer kadro çıkarabileceğimize inanıyoruz.

Hukukbook: Baro’da neleri eksikleri gördünüz de aday olmaya karar verdiniz?

Avukat Kaptan Yılmaz:  Yönetime sadece eksikleri tamamlamak için aday olunmaz, sistemi geliştirmek için de göreve talip olunur. İstanbul Barosunda politik, bürokratik baskı, etki, yönetim yetersizliği olduğu düşüncesindeyiz. Mesleki sorunlara hızlı ve yeterli cevap verilemediği açıkça ortadadır. Yanlışlıklara tepki yoksa Baro işlevini yitirmeye başlar ve ekip olarak bunu mevcut yönetim ve diğer aday gruplardan daha iyi yapacağımıza inancımız var.

Hukukbook: İstanbul Barosu tarihinde örnek aldığınız ve takdir ettiğiniz en büyük başkan kimdir?

Avukat Kaptan Yılmaz: Olguları olduğu gibi kabul etmek gerekir. Sorunlara, sistemlere, yöneten öznelere, soyut ve anakronik yaklaşmayı sevmiyoruz. Kişileri kendi dönemleri ve o dönemin koşullarına göre değerlendirmek gerekir. Bu sebeple baroda örnek alacağımız bir başkan ve önderimiz yok, aslında buna gerek de yok.

Hukukbook: İstanbul Barosunun mevcut yönetiminin yaptığı icraatlardan hangilerini doğru buluyorsunuz?

 Avukat Kaptan Yılmaz: İstanbul Barosu’nun, Avukatların mesleki ihtiyaçları ile ilgili kayıt ve yönetim, stajyer eğitimi, UYAP yönetimi, CMK takibi, adli yardım düzenlemeleri, cezalandırma ve takibi gibi çok sayıda görevi var. Staj eğitimi mesleğe yeni giren arkadaşlarımız için aslında yönetimin en büyük kozu. Bu konuda kötü olduklarını söyleyemeyiz. Üniversite eğitimi sonrası mesleğe ilk adım önemli.  Ancak mevcut yönetimin, İstanbul Barosunun gücü göz önüne alındığında mesleki ve hukuki konularda yetersiz kaldığını düşünüyoruz.

Hukukbook: İstanbul Barosunun neden yapmadığını sorguladığınız işler var mı? Görevi olduğu halde Baro hangi işleri yapmamakta, kötü yapmakta, eksik yapmakta yada yetersiz kalmaktadır? Yapması gerekip de yapmadığı, kötü yada eksik yaptığı işler olduğunu düşünüyorsanız kategoriler halinde sıralar mısınız?

 Avukat Kaptan Yılmaz. Eski dinamizmini kaybeden yönetimlerin kaderi mevcut durumu (status quo) korumaktır. Örneğin, 2010 sonrası birbirini izleyerek gelen aynı Yönetim, politik müdahalelere gereken tepkiyi hukuk adına gösteremedi. Kendilerine düşünce olarak çok yakın avukatların tutuklanmaları ve cezalandırılmaları da buna dahildir. Görüş önemli değil, sadece düşünce ve örgüt modellerinden dolayı insanlar tutuklandı. Bu işin düşünce ve örgütlenme özgürlüğü ile ilgili kısmı. Tabii ki evinde silahla yakalanmış, suça karışmış avukatların eylemlerine sahip çıkılamaz. Ancak koşullarının insan hakları çerçevesinde ve meslek adına gözlenmesi gerektiği halde bu konuda çok ciddi bir çaba gösterildiği düşüncesinde değiliz. Kendini koruma amacı taşıdığını düşünüyoruz. 40.000’i aşmış bir baronun bu tür günlük hesapları olamaz, olmamalı.

Disiplin ve denetim kurullarında istemli bir karışıklık yaşandı. Gri bir alanda yaşıyoruz. Disiplin ve Yönetim kurulunun önüne gelen yakınma dosyalarında, meslektaşlarını çağırarak gerektiğinde giderek durumu gözlemesi gerek. Görüyoruz ki, pek çok cezada onaylama söz konusu. Buna itiraz edecekler, hayır gözlerinin içine bakarak konuyu sordukları avukat yok denecek kadar azdır.

Özellikle yaşı geçkin meslektaşlara, yenilikler ve değişiklikler hakkında bilgi vermeleri gerekirdi. Mesleğin hafızası olan seçilmiş üstadlarımızla ilgili pek bir çalışma yapıldığını görmedik. ‘Yapamıyorsa, gitsin’ demek bu.

UYAP üzerinde Bakanlığı temsil yetkileri var. Bu sistem üzerinde çok ciddi üretkenlikleri olduğunu düşünmüyoruz. Hala kaşe-imza kullanıyorlar.

Hukukbook: Sayın Yılmaz, “Avukat” denildiğinde aklınıza ne geliyor? Avukat kavramına yüklediğiniz anlam nedir?

Avukat Kaptan Yılmaz:  Yargı, yasama ve yürütmeden bağımsızdır. kuvvetler ayrılığı çok pahalı elde edilmiş bir tecrübeler bütünüdür. Bugün demokrasinin olmazsa olmaz kırmızı çizgisi aşılmaya başlandı. Bürokratik bir örgüt kuran başkanlık sistemi, hem yasamayı hem yargıyı zorluyor. Diyalektik için tez/antitez/sentez, iddia/savunma/yargıç olmalıdır. Avukat bunun iki tarafında var. Hukuk eğitimi almamış insanların kendi başlarına savunma yapmalarının, yasaları kullanmalarının zorluğunu düşünsenize. Avukat devletle insan arasında vazgeçilemez bir enstrüman. Ne kadar yetkin olursa o kadar yargılama verimliliği de artar. Hele Türkiye’nin son dönemi gibi, hafızasının üçte ikisini, yargıç-savcı kadrolarının yarısını kaybeden, paradigması kaymış bir ülkede, o hafızayı yerine koyacak yapıdır avukatlık.  Avukatlar daha az kan kaybetti çünkü.   

Hukukbook: Size göre Baro nedir? Misyonu ne olmalıdır? Başkan olmanız halinde Baro’ya hangi misyonu biçmektesiniz?

Avukat Kaptan Yılmaz: Avukatın ait olduğu yer, meslek kuruluşudur Baro. Aslında kamu avukatlarının Baro’ya kayıt zorunluluğu da olmalı. Kuvvetler ayrılığı içerisinde Savcının kürsüden inerek karşımıza ve kolluğun başına geçmesi, lojmanının, çalışma alanlarının, servisinin ayrılması gerektiğini düşündüğümüz gibi, Baro’nun hem kendi içerisinde, hem meslektaşlar üzerinde hem de toplumla yargı arasındaki ilişkilerde daha kamusal görevler yerine getirmesi gerektiğini, başkanlık sisteminin bürokratik yapısından yararlanarak teknik konularda daha ciddi sonuçlar alabileceğini düşünüyoruz. Bu verimlilik hem devlet, hem millet adına daha olumlu sonuçlar verecektir.

Hukukbook: İstanbul Barosu yönetimine geldiğinizde hiçbir kanun ve yönetmelik değişikliği olmaksızın derhal değiştireceğiniz somut politikalar nelerdir? 

Avukat Kaptan Yılmaz: Önce cezaevi gerçeği ve düşünce özgürlüğü bizi ilgilendiriyor. Bugün uygulananların yarın farklı bir grup veya bize uygulanmayacağının garantisi yok. 1980’ı birebir yaşamış veya yaşamışların yanında yetişen hukukçularız. 1980 darbesi, Marksist- Ülkücü ayrımı yapmadı. Aynı işkence, aynı cezaevi koşuları, aynı idam, aynı yaş büyütmeleri yaşadılar. Bu 1944 de de böyle. Erdal Eren’in yaş değişikliğini görenin Recep Küçükizsiz’in Savcı talimatı üzerine karar vererek yaş büyütmeyi de görmesi lazım. Bu nedenle bizim tepkilerimiz toplum tarafından pek anlaşılamıyor. Herkes kendi acısını yaşamamalı. Bu işin üzerine gitmek zorundayız. İyi incelenmeli. Bu kanayan bir yara, toplumsal barışın sistemi yıkmadan sağlanması lazım.

Disiplin bizi yakından ilgilendiriyor. Önce meslektaşımızı dinleyeceğiz. Karar, kanıtlar ve akıl üzerine kurulacak

Şeffaflık şart

Bilgiye erişim konusunda ciddi sıkıntılar var. Kamusal bilgide telif olmaz. Bazı liberal yapıların korunması adına bilginin profesyonel erişiminde sorunlar yaşanıyor.

Meslektaşlarımızın verimliliğin artması adına, bir zabıt katibinden daha fazla kamusal bilgiye erişim imkanı verilmesi gerektiği düşüncesindeyiz.

Avukatların sistem yerine e-devlet üzerinden UYAP girişi kullanmaları oldukça ciddi sorun yaratıyor.

Harçların ödenmesinde ya barokart ya Vakıfbank tekelleri var. Bize göre bu suni yönlendirme düzelmeli.

HMK 149’un yürürlüğe girmesi ve hukuk duruşmalarına uzaktan erişimle duruşma sağlanması seçeneği kullanılmalı.

SEGBİS’le ifade sadece sanığın onayına bağlı olmalı. Sanığın vücut dilini okumadan ceza verilmesi adil değil.

Post-mortem dosya incelemesi getirmek istiyoruz. Kapanan dosyaların tarihe karışmadığını herkes görmeli. Buna insan hakları Mahkemesi yargılamaları da dahil.

Daha fazla özele girmek istemiyoruz. Ama dinamik bir baro kurulacağından kimsenin şüphesi olmasın.

Hukukbook: Adaylık sürecinde vaat edip de Baro yönetimine geldiğinizde mevzuat değişikliği gerektiren işler nelerdir? Bunun için hangi yolları izleyeceksiniz?

Avukat Kaptan Yılmaz: Öncelikle Avukatlık Kanunu ayıklanarak değişmeli. Avukatlık ortaklığı ciddi ve modern bir yapıya kavuşturulmalı.

Hukukun üstünlüğü önünde engel hale gelen yasalar, özellikle olağanüstü hak koşullarındaki yasalar ve KHK lerin ayıklanması gerekiyor.

Hakimler ve Savcılar Kurulunun politik etkileri kaldırılarak meslekten gelenler tarafından seçilmesi ve mutlak özerkliğe kavuşturulması gerektiği düşüncesindeyiz.

Yargılamada kullanılan ana hukuki düzenlemelerin muhakkak, adli ve idari yargının görüşü alınarak çıkartılması gerektiği düşüncesindeyiz.

Biz mesleğin içinden geliyoruz. Sorun çıkartan alanların sayısı yüzlerle, binlerle ölçülür. Yüksek katılımla sorun çözülmezse, toplumsal karşılık bulmaz. Bunun için sadece meslektaşlara değil, ilişkide olan her yapıya ve özneye ulaşmak lazım.

Hukukbook: Baro’nun komisyon ve merkezlerine hangi rolleri biçiyorsunuz? Komisyon ve merkezleri yeterli buluyor musunuz?

Avukat Kaptan Yılmaz: Sadece Yönetim Kurulu ile hizmet verilmesi imkansızdır. Gönüllü meslektaşlarımızın katılımı ile konu odaklı merkezlerin desteklenmesi, daha fazla işlev yüklenmesi gerekir. Baronun toplumda yeteri kadar karşılık bulduğunu düşünmüyoruz. Bu Baro olarak bizim hatamız. Erki eylem vücuda getirir. Doğada etki tepki kuralı geçerlidir. Duyarlılığımızın olduğu noktalara odaklanarak avukatların gücünü aktarmak gerekir düşüncesindeyiz.

Hukukbook: Baro, sizce üyelerine ve kamuoyuna karşı şeffaf mı?

Avukat Kaptan Yılmaz: Hayır. Mali, politik, hukuki pek çok şeyi bilmiyoruz.

Hukukbook: Baroda çoğulcu bir yönetim için somut önerileriniz nelerdir?

Avukat Kaptan Yılmaz: 40.000 kişinin aktif olarak katılımını sağlamak bütün renklerin kabulü ile olur. Toplumun tümü bizi ilgilendiriyor, biz Türk milliyetçisiyiz. Bu ülkenin insanları ve hakları için gerekirse biz savaşırız. Milliyetçilik dediğiniz şey ülkenin dokusunu ve kültürünü korumak için çalışmaktan geçer. Değişim ve gelişim kendinizden başlar. Düşünce özgürlüğü kadar önemli bir şey yoktur. Pasif/aktif agresifliğin önü düşünce özgürlüğü ile kapatılır. Ülkemizde demokratik haklar ile baskın hak savunuculuğu birbirine karışıyor. Bunu iktidar kadar muhalefetin de uygulaması gerek. Sürecin devamı herkesin katılımıdır. Öğreneceğimiz çok şey var, bilincindeyiz.

Hukukbook : Baro başkanlık seçimlerinin demokratik olduğunu söyleyebilir misiniz?

Avukat Kaptan Yılmaz: Hayır, bir seçimlik birliktelikler yaratıp, politik yapılanmalar üzerine çarşaf liste ile demokrasi olmaz. Buna bir de kazanılmış erki kullanmayı eklersek eşitsizlik gözler önündedir. 2016 seçimlerinde bir meslektaşımızın İstanbul Barosu başkanına, medyada ‘buraya hangi araçla geldiniz?’ sorusu anlamlıdır.  Eşitlik sorununu yeterince göstermektedir.

Hukukbook : Sizce baro başkan adaylarının hangi niteliklere sahip olması lazım?

Avukat Kaptan Yılmaz: Mesleği yaşamalı, kişisel hesapları olmayan bir ekiple birlikte hareket etmeli, sorunları kavramalı, herkesi dinleyip onları çalışmaya çekmeli, sabırlı olmalı ve görevi herkes için yerine getirmeli. Bir de zamanı gelince görevi devirin verimliliği artıracağını bilmesi gerek. Avukatlık süper güçlerin değil, meslekten gelen insanların yaptığı, hukuk paradigması içinde önemli yeri olan bir meslektir. Zaten öyle bir süper güç de göremiyoruz. Buna biz de dahiliz.

Hukukbook: Baro’nun basılı yayınlarını ve network ağını yeterli buluyor musunuz? Sosyal medya yeterli kullanılıyor mu?

Avukat Kaptan Yılmaz: Son dönemde gerçekten inişe geçti. Basılı eser konusunda ısrarı da doğru bulmuyoruz. Önemli olan sanal bir ağ, erişebilirlik ve kütüphanenin oluşması ve güncellenmesi, beslenmesi konusunda ciddi projelerimiz var.

Hukukbook: Baronun son 20 yılında en başarılı başkan hangisidir? Baro son 20 yılda hangi politikaları uygulasaydı avukatların mesleki pozisyonları daha güçlü olurdu?

Avukat Kaptan Yılmaz: Bu sorunun benzerini biraz önce cevaplandırdık.

Hukukbook: Ülkemizde, kurumsal olarak yargının en büyük 5 problemi nedir? Çözüm önerileriniz ve yönetime seçilmeniz halinde hareket tarzınız ne olacaktır?

Avukat Kaptan Yılmaz: Bu soruyu sayıya bağlayarak cevaplamayı doğru bulmuyoruz. Önce hukukun üstünlüğü ve kuvvetler ayrılığı gelir. Taviz verilemez. İktidar/muhalefet, alim/cahil herkesin uyması gerek. İktidar veya muhalefet fark etmez politik olanın yargıdan elini çekmesi gerek. Avukatların yargı diyalektiği içerisindeki önemi herkes tarafından anlaşılmalı. Ekonomik müdahaleler bir hukuk politikası aracı olmamalı. Yasal reformlar ancak bunlardan sonra gelir.   

Hukukbook: Avukat sayısı çok mu yoksa yetersiz mi?  Avukat sayısından sıkça şikayet ediliyor, sizin bu konudaki anlayışınız nedir?

Avukat Kaptan Yılmaz: Hukuk eğitiminde düşüşe yol açan sayısal arzın sorgulanması lazım. Sayı, niteliği de ciddi olumsuz etkiliyor. Avukatların iş alanlarının her geçen gün daha da azalması sorunu arttırıyor. Bunun sebebi sorun yargıya taşındıktan sonra avukatın sisteme dahil edilmesidir. Sistem, sorunların çoğalmasını önlemede yetersiz kalıyor. Oysa sorun ortaya çıkmadan, ilerde hukuki ihtilafa konu olabilecek işlemlerin avukatın katılımı suretiyle yapılması zorunlu hale getirilmelidir. Adil dağıtım mümkün, planlamanın akılcı yürütülmesi de şart.

Hukukbook: Avukatlık sınavı hakkında yönetime geldiğinizde uygulayacağınız etkin politika nasıl olacaktır?

Avukat Kaptan Yılmaz: Kimse kazanılmış haklara dokunamaz. Sınavdan önce mesleki eğitimin epistemolojisini tartışmak lazım.

Hukukbook: Baronun düzenlemiş olduğu etkinlik, toplantı, protesto, eylem ve işlerde avukatların yüksek katılımını sağlamak için neler yapacaksınız?

Avukat Kaptan Yılmaz: İyiyi tasarlayın, anlatın, herkes katılır. Arkadaşlarımızın doğruluğuna inandığımız her eyleminin yanında, yanlışın her zaman karşısındayız. Paradigma kolay elde edilen bir şey değildir. Saygılı olmak lazım. Bu kural en yukarıdan en aşağıya herkes için geçerlidir.

Hukukbook: Yasa, Anayasa, mevzuat değişikliklerinde baronun rolü ne olmalıdır?

Avukat Kaptan Yılmaz: Biz uyguluyorsak biz yazacağız. Gücümüz, toplumdaki yerimiz ve tüm karşılığımızla birlikte. Başkanlık sisteminin getirdiği bürokratik yapı karşısında mantıkla ve bilgi ile başarısız olmanız mümkün değildir. Akılcı, tutarlı ve toplum yararına olmak koşulu ile önerilerin bizden çıkması lazım. Bugün mevcut yönetimle bu ilişki kopmuş durumda.  Böyle yürümez.

Hukukbook: Kentsel dönüşüm, kadın hakları, doğa hakları ve toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri gibi sorunların çözümünde baronun nasıl bir görevi ve sorumluluğu olduğuna inanıyorsunuz?

Avukat Kaptan Yılmaz: Biz, sorumsuz termik santral yanında yer alıp insanlarımızın kanser olmasına onay veremeyiz. Suyun kirlenmesine onayımız yoktur. Tarım alanlarının imara açılması betona dönüşmesine izin veremeyiz. Enerji/doğa ikilisi içerisinde varoluşu seçeceğiz. İnsan, kültür ve dil konusunda da benzer düşüncelerdeyiz. Başörtüsü konusundaki özgürlüğümüz insanların yaşam biçimleri konusunda da geçerli. Ta ki topluma nesnel zarar verme noktasına gelmediği sürece. Çocuk, yaşlı engelli, kadın ayrımı yapmadan zayıflık noktasında adalet terazisinin kefesine bastıran parmak olmak gerek. İnsanımızın kendisini güvende hissetmesi için fedakarlık; kamu düzenini sağlayanlar ve hukukun enstrümanlarını kullananlardan başlar. Buna talibiz. Kimsenin kendisini zayıf ve korumasız hissetmesine izin veremeyiz.  

Hukukbook: Avukatların yaşadığı yargısal sorunlarda baronun görevi ve sorumluluğu nedir?

Avukat Kaptan Yılmaz: Son dönemde baro sorumluluğunu yerine getirmede çok kötü. İktidarla kavgayı kendi kabuklarına çekilerek çözmeye çalışıyorlar. Fikirlerine katılmasanız bile, avukatın karşılaştığı politik olan yargı baskısında yanında yer almamak hesabı verilebilir bir şey değildir. Bir büronun 17 avukatı tutuklanıyor, aylar sonra salınıyor, aynı gece tümü tekrar tutuklanıyor. Bu nedir? Bu politik olanın müdahalesidir. Aynı şey FGÖ suçlaması ile alınan avukatlar bakımında da söz konusu. Suçlu olan tabii ki tutuklanacak da, yargılanacak da, ceza da alacak. Ama ortadaki delillerin, kamuoyuna gösterilen iddiaların ciddi olması lazım. Masumiyet karinesi çok ciddi bedeller ödenilerek elde edilmiştir. İktidarların sürdürülebilirliği için bir enstrüman olarak kaldırılamaz. Bizde jüri sistemi yok. Ama jüri tüm toplumdur. Varsa açık açık delilleri ortaya koyacaksınız. Biz de diyeceğiz ki doğrudur, tutuklanması lazım. Başka görüntülerden hareketle insan tutuklanmaz, hukuk butiktir. Katalog suç diye bir şey olmaz.  Baro da buna sessiz kalamaz.

Hukukbook: Avukatların yaşadığı mali sorunlar hakkında çalışmalarınız var mı bu konuda projeleriniz nelerdir?

Avukat Kaptan Yılmaz: Özellikle gençlerin durumu ekonomik olarak kötü, sayı yüksek, iş imkanı az. Gri alanlarda yaşıyoruz, sorunlu insanlarla çalışıyoruz. Avukatların bir bölümü biraz da etiket kullanarak hakim ve savcı boşluğunu doldurmaya yönlendirildi. Yargısal kamu kaynakları yine belirli bir kesime yönlendiriliyor iddiası söylentiden öte bir gerçeklik. Kayyumluklar, varlık yönetimleri gibi yerlerde iktidara yakın görüşteki avukatlar yer alıyor. Buna karşlılık CMK ve arabuluculuk gibi toplumsal avukatlık emeği yoğun olmasına rağmen düşük gelirli. Staj dönemlerinde arkadaşlarımızın sıkıntılarını görüyoruz.  Çözülmesi için yargıda ek mali kaynaklar üretilmeli. Harçlardan hangi taraf vekili olduğuna bakılmaksızın avukatlara belli oranda pay verilmesinin gerekliliğini savunuyoruz. Vergi, sosyal güvenlik ve mali mesleki sorumluluk çözülmeden avukatın rahat etmesi kolay değil.

Hukukbook: Tavsiye niteliğinde düzenlenen asgari ücret tarifesine uyumun sağlanması konusunda ne gibi çalışmalar planlamaktasınız?

Avukat Kaptan Yılmaz: Doğru bir iş. Paradigmanın mali yansıması, ama ekonomik düzeyi düşük semtlerde müvekkilin masraf verme ve avukata ödeme yapabilme sorunları var. Bu nedenle üzerinde çalışılarak ücreti kademelendirmek gerekebilir. HMK 329 dan başlamak üzere kötü niyetli tarafa karşı yargı kararının işletilmesinde de temel alınabilir.

Hukukbook: Çalışmalarını örnek aldığınız baro başkanları var mıdır? Varsa bu başkanların hangi çalışmalarının örnek alınması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Avukat Kaptan Yılmaz: Bu paralel soru üçüncü defa önümüzde, daha önce cevaplandırdık.

Hukukbook: Baronun siyasetle mesafesini kendi üzerine düşen görev ve sorumluluk dengesiyle birlikte yürütebilmesi için ne tür bir çalışma içerisine girmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?

Avukat Kaptan Yılmaz Önce meslek gelir, kendi görüşünüz dışındakileri de temsil ediyorsanız, kendi düşüncenizin herkese egemen olmasını bekleyemezsiniz. Bunun için Baro yönetilmez. Baro yönetimindeki politik muhalefetin de, ona talip olan politik iktidardaki muhalefetin de hatası burada. Baroya Yönetim oluşturuyoruz, ülkenin yönetimi zaten var.

Hukukbook: Avukatlar için, değişen mevzuat karşısında güncelleme eğitimleri verilmesi gerektiğini ve bu eğitimlerin zorunlu hale getirilmesi gerektiğini düşünüyor musunuz?  Bununla ilgili projeleriniz var mı?

Avukat Kaptan Yılmaz:  Sayısal dünya önünü açtı. Kamusal noktaya gelmiş bilgide telif konusu tartışılmalı. İnteraktif uygulamalarla bu konuda diğer yapılardan çok daha önde düşüncelere sahip olduğumuzun bilincindeyiz.

Hukukbook: Hukuk fakültelerinde kaliteyi arttırmak için baronun rolü ne olmalıdır?

Avukat Kaptan Yılmaz: Nitelik yükseltmeye epistemolojiden başlanır, matematik, mantık, felsefesi olmayan hukuk eğitimi olmaz. Yüzdelik dilimlerin ve sayının programlanması lazım. Adaleti, seçilmiş nitelikli insanlarınıza, ciddi bir hukuk eğitimi vererek sağlarsınız. Eğitim döneminde stajın başlaması şart.  

Hukukbook : Barodaki ve Adliyedeki Staj eğitimini yeterli buluyor musunuz?

Avukat Kaptan Yılmaz: Hayır, hukuk eğitimi sırasında bu işin başlaması lazım. Bunun eğitime katkısı da olacaktır. Hukuk, çok geniş bir alan düzenlemesi yapıyor. Herkesin her şeyi bilmesi mümkün değil. Gençlerin her yapıda geçerli hukuk algoritmasını kavraması gerek. Bu süreç zamana yayılmalı ve eğitimle beraber yürümeli. Stajyer avukatların prekarya konumundan kurtarılması şart.   

Hukukbook: İstanbul Barosu avukatlarından önemli sayıda avukatın yapmakta olduğu arabuluculuk mesleğine nasıl bakıyorsunuz? Yönetime geldiğinizde bu konudaki politikanız nasıl olacak? Arabuluculara ve çeşitli kişi ve kurumların açtığı Arabuluculuk Merkezlerine bakış açınız nedir?

Avukat Kaptan Yılmaz: Arabuluculuk ve uzlaşma düzenlemelerinin yasal hale gelmesi biraz da ekonomik nedenlerden hareket ederek avukatların bu işi layıkı ile gerçekleştirmemesinden zorunlu olarak ortaya çıkmıştır. Varlığında zarar görmüyoruz. Ama sistemin işleyişinde çok ciddi sorunlar var. Düzeltilirse bürokratik bir aşama olmaktan çıkar yargıdaki baskıyı azaltan daha yararlı bir enstrüman olur, aslında her avukat doğal bir arabulucudur.

Hukukbook: Türkiye Barolar Birliğinin çalışmaları hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Yönetime geldiğinizde bu konuda yapacağınız değişiklikler nelerdir?

Avukat Kaptan Yılmaz: Politik görüşlerin, mesleki düşüncelerin önüne geçmesini tasvip etmiyoruz. Bu konuda TBB için konumunun hakkını veren bir toparlayıcılık içinde olduğunu söyleyemeyiz. İktidarın ve ana muhalefetin TBB üzerinde bir takım hesaplarının olması bizi her zaman rahatsız etmiştir. Oysa yapılan işlerle ve mesleğe hizmetle anılmak lazım. Politik olmadan da muhalefet yapılabilir ve çok daha tutarlı olur. Sorunların dinlenmediği bir ülkede yaşıyoruz. TBB de bundan ayrık bir çaba göstermiyor. Yönetimden disipline kadar İstanbul Barosunda kurmayı düşündüğümüz aktif modeli Ankara’ya da taşımak niyetindeyiz.

Hukukbook: İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu nasıl kuruldu? Kimler kurdu? Grubun tüzel kişiliği bulunuyor mu? Seçim dönemleri dışında çalışmalarınız var mı? 

1992 yılında Ülkücü Avukatlar listesini çıkartan yaşça büyüklerimizle beraber 2014 seçimlerinde ilk seçime girdik. Daha önce de vardık. Gelişerek büyüdük. Bundan sonra da olacağız. Seçimler arasında faaliyetimiz olmasa bu kadar kolay örgütlenemeyiz. Gençlere ayrı bir önem veriyoruz.

Hukukbook: İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu başkan adayını belirlerken nasıl bir yöntem izledi? Başkan adayını nasıl belirlediniz? Kimler belirledi? Demokratik bir işleyişiniz mevcut mu? 

Avukat Kaptan Yılmaz: Bu konuda bizden daha demokratik bir yapı olmadığında iddialıyız. Başvuru ve Önseçimle aday belirledik. Başkanlığa diğer grupların yükledikleri anlamı yüklemiyoruz. Bir önceki seçimdeki başkanımız delegasyon dışında hiç bir yerde olmamasına rağmen kendisi de en az bizim kadar çalışıyor. Buna yaşça bizden büyük çok meslektaşımız dahildir. Kimsenin kişisel bir beklentisi yoktur. Toplumcuyuz. Delegasyon yüksek katılımlı bir seçim heyeti ile belirlendi. Bütün listeleri hazır olan ilk grubuz.

               Finansman sıkıntımız yok, üst sınır belli, bu üst sınırı aşmamak koşulu ile avukat olan herkes katılabilir. Öyle de oldu.

               Kurultay her zaman yürür, kendi başımıza iş yapmayız. İstişare çok açık. Seçim çalışmalarında diğer grupların üyelerinin katılma ve bilgi almalarına (ses kaydı dahil) ses çıkarmıyoruz. Avukatız, her şey aleni, saklayacak hiçbir şeyimiz yoksa da yapacak çok şeyimiz var.

Hukukbook: İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubunun yönetim kurulu üye adayları kimlerden oluşuyor? Diğer organlara gösterdiğiniz adaylardan kamuoyunca tanınanlar var mı?

Avukat Kaptan Yılmaz: Milli duyarlılığı olan, olmayan her hukukçuya açığız. Bizim bir konudaki düşüncemize sempati ile bakan kişiler de gelebilir. Biz kimsenin hakimi veya hadimi değiliz. Çıkışta ‘efendileri olmadı’ tabirini kullanmamız sebepsiz değil. Tanınmaları önemli değil. Sıfat değil fiili esas alırız.

 Hukukbook: Baroda iki turlu seçim olsaydı ve ikinci tura kalsaydınız hangi grubun hedeflerine  kendinizi yakın hisseder ve onlarla birlikte hareket ederdiniz?

Avukat Kaptan Yılmaz: Biz avukatız, arkadaşlarımız eşittir. Bizim olmayan bir yapıyı seçmeleri için istişare bile etmeye gerek duymayız. Herkes dilediği yere oy verebilir.

Hukukbook: Görüşlerinizi Hukuk Ansiklopedisi okurları ile paylaştığınız için teşekkür ederiz. 
İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu

İstanbul Barosu Başkan Adayı Çiğdem Koç ile röportaj

0
İstanbul Barosu Başkan Adayı Çiğdem Koç ile röportaj

İstanbul Barosu seçimlerinde bireysel olarak baro başkanlığına adaylığını açıklayan Avukat Çiğdem Koç ile bir röportaj gerçekleştirdik.

Hukuk Ansiklopedisinin diğer baro başkan adayları ile röportajları devam edecektir.

Avukat Çiğdem Koç Bursa Barosunda
Hukukbook: Sayın Çiğdem Koç, İstanbul Barosu başkanlığına neden aday oldunuz?

Avukat Çiğdem Koç : Uzun zamandır devam eden bir mesleki rahatsızlık halinin en şiddetli nöbeti esnasında diyebiliriz. Demokrat Yargı Eş Başkanı-Yargıç Orhan Gazi Ertekin’in, ”Yargı Meselesi Hallolundu” kitabında şöyle bir cümle var;” Kesin olarak kaybedeceğini bilerek büyük güçler karşısında durmak,bir tür direnme hakkı alanı yaratmaktır. Bir korsan gösteri düzenlemektir.” Benim “Adayım ben de” diyerek ortaya çıkmam, aslında burada anlatılan “direnme alanı/isyan alanı” yaratmak kaygısıdır aslında. Korsan gösteri düzenliyorum ve bunu bir avukat olarak en doğal hakkımı kullanarak yapıyorum.

Hukukbook: Baro’da neleri eksikleri gördünüz de aday olmaya karar verdiniz?

Avukat Çiğdem Koç: Soru kısa,ama cevabı çok uzun aslında… Avukatın meslek örgütünün, baro siyasetinin düştüğü tuzaktan çıkması gerektiğini düşünüyorum diyelim öncelikle. Ama aslında sorun çok daha derin, çok daha hayati. Barolar, yargının üç kurucu unsurundan biri dediğimiz avukatın meslek örgütü. İyi de, ortada bir yargı var mı acaba? Yok… Olmayan bir şeyin parçası olmak da, aslında yoklukla eş anlamlı sayılır. Burada, son zamanlarda sürekli baş vurduğum, Spinoza’nın bir sözünü hatırlayalım hemen; ”Köpek kavramı havlamaz” der ya hani, var olan kavramların gerçeklikle ilişkisini pek güzel tarifler. Sadece kavramlar üzerinden kurduğumuz bir dünya var; yargı adına söylüyorum ve bu dünya gerçek değil. Gerçek olan ise, bir yargı sisteminin kurulması adına mücadele etmektir. Eğer, bu sanal gerçeklikten ve düzenden memnunsanız, aynı düzenin devamını sağlayarak ve o düzenin parçası olarak kalarak pekala yolunuza devam edebilirsiniz. Ancak o yol hiç bir yere çıkmaz. İstanbul Barosu gibi dünyanın en kalabalık barosunun asıl işlevi öncelikle bu düzene dair tüm ezberleri silip atmak ve yerinde gerçek anlamda bir yargının kurulmasına karargah olmaktır. Fakat, görünen o ki, baro siyasetinin böyle bir derdi yok, çünkü böyle bir teşhisi yok. Benim adaylığım, bunu dile getirmek ve gerekli olan bir kaos ise eğer, bu kaosu çıkarmak adına hedef olmayı göze almak bir anlamda. Yoksa,henüz delirmedim.

Hukukbook: İstanbul Barosu tarihinde örnek aldığınız ve takdir ettiğiniz en büyük başkan kimdir?

Avukat Çiğdem Koç: İsimler üzerinden gidersek, tek bir bir isim vermeyi doğru bulmam açıkçası. Her başkan, kendi döneminin koşulları, düşünce biçimi ve kapasitesi oranında elinden geleni yapmıştır. Niyet sorgulamayı çok doğru bulmadığımdan hiçbirinin niyetini sorgulamam; o nedenle bu kadarla yetineyim.

Hukukbook: İstanbul Barosunun mevcut yönetiminin yaptığı icraatlardan hangilerini doğru buluyorsunuz?

Avukat Çiğdem Koç: Vardır elbette yaptıkları bir çok şey, ama az önce söylediğim gibi, bu düzenin bir parçası olarak yapılanlar ya da aslında kim olursa olsun zaten yapılacak olanlar çok fazla bir hareket alanı yaratmıyor. Fark yok, mesele orada. Yoksa, gayet de iyi niyetli olduklarından kuşkum yok, niyet sorgulamak mesleki bir nezaketsizliktir.

Hukukbook: İstanbul Barosunun neden yapmadığını sorguladığınız işler var mı? Görevi olduğu halde Baro hangi işleri yapmamakta, kötü yapmakta, eksik yapmakta yada yetersiz kalmaktadır? Yapması gerekip de yapmadığı, kötü yada eksik yaptığı işler olduğunu düşünüyorsanız kategoriler halinde sıralar mısınız?

Avukat Çiğdem Koç: Aslında söyledim kendimce meselenin özünü. Ama ille de net örnekler isterseniz; tutuklu avukatlarla ilgili, toplumsal olay ve davalarla ilgili tavırlarını işlevsiz buluyorum. Hatta, galiba bir tavırları da yok. Yani, bir gün duruşmaya gelip, ”ben geldim” demekle görevlerini yerine getirmiş olmuyorlar. Mesela, Kemal Uçar’ın duruşmasında yoktular, Lale Beşe tutuklandı, yoktular; cezaevi süreçlerinde yoklar. Selçuk Kozağaçlı ve HHB avukatları yeniden tutuklanırken işkence gördüler. Polis, cübbeleri üzerinde olan avukatları sürükleyerek çıkardı salondan, Selçuk avukatsız tutuklandı hatta, yoktular. Kim vardı? Hakkını teslim etmek isterim, Mahmut Tanal vardı. Ve biz sayı olarak çok azdık, direnmek mümkün değildi şiddete karşı.

Benim için çok önemli bir mesele; Tahir Elçi’nin öldürülmesinden sonraki süreçte yoklardı ve yoklar hala. İstanbul Barosu Başkanı ve yönetimi, çoktan ilgili başsavcının kapısına dayanmış ve sürekli bu dosyayı gündemde tutmaya çaba gösteren Diyarbakır Barosunun yanında saf tutmuş olmalıydı. Bakın, saydığım avukatların hepsi başka dünya görüşlerinden, başka başka geleneklerden; yani hepsine aynı mesafede kalarak, cübbesinden haksızlığa uğrayan herkese aynı tepkiyle siper olarak, bu pek bayılınan “siyasallaşmama” hikayesine de uydururlardı durumu. Ki bu arada, Irak’daki referandumu oldukça dert edindiler, ya da kendilerince uygun gördükleri bazı davaları çok sahiplendiler. O da tamam, ama madem öncelik avukatlar; o zaman ben haklıyım; ”Neredesiniz?” diye sormakta.

Avukat Çiğdem Koç, Bursa Barosu’nun, 3 Temmuz 1979 tarihinde öldürülen Av. Cengiz Göral anısına düzenlediği makale yarışmasında ikinci olmuştur.

Bir başka örnek; avukatın adliyede giremediği koridorlar var. Savcıyı geçin, kalemine bile ulaşamıyorsunuz. Yüzünü görmediğimiz, neye benzediğini bilmediğimiz savcılar ve o girilemeyen koridorların önünde “Savcı Bey, avukatlarla görüşmüyor” diyen görevliler var. Utanç vericidir bu durum, çok net söyleyeyim. Cezaevleri mesela, avukatın onuruyla oynanan bir arama sistemi var orada, hele ki kadın avukatlar için. Balensiz sütyen giymek zorunda değilim, her yerimi de elletmek zorunda değilim. Hele ki, hafta sonları kadın memurun olmaması gerekçesiyle, kapının önündeki kabinde soyunmam ve sütyenimi bir şeye sarıp, cihazdan geçirmem isteniyorsa bu da utanç vericidir ama utancı benim utancım değildir. Ben kadın avukatım, hafta sonu görüşe gidiyorum, memelerim var ve sütyen giyiyorum, veee “cezaevi sütyeni” gibi bir saçmalığın bana dayatılmasını kabul etmiyorum. Bakın, 15 Temmuz’dan sonra başlayan bir OHAL süreci yaşadık. Bu darbe dosyalarında savunma hakkı ve adil yargılanma için mücadele eden avukatlar duruşmalarda fiziksel saldırılara varan olaylar yaşadılar. Bizzat yaşadım ben en vahimlerini. Her yerde “adalet” söylemlerini eksik etmeyenler, ”mesleki dayanışma” nutukları atanlar, konu biraz sıkıntılı olunca yok oldular. Yoktu barolar, avukat hakları merkezleri… Baro,buralarda benim yanımda olmayacaksa, zaten yok demektir. Senede bir dağıtılan ve pek de özelliği olmayan bir ajanda var sadece, şahsen kullanmadığım… Dediğim gibi, cevabı uzun ve aslında herkesin bir kıyısından yaşadığı, ama çoğu avukatın umudunu kestiği için barolardan dile getiremediği bir çok şeyi içeren bir soru bu aslında, cevabı da kendi içinde bir soru yani.

Hukukbook:  Sayın Koç, “Avukat” denildiğinde aklınıza ne geliyor? Avukat kavramına yüklediğiniz anlam nedir?

Avukat Çiğdem Koç: Bir gün yazmıştım “avukat” sözcüğünün benim için ne anlama geldiğini. Ondan daha iyi bir yanıt veremem galiba. O yazıyı yazarken düşünmemişim, dertleşmişim aslında yazmak eylemini aracı kılarak… Şimdi siz sorunca, yani düşünmem gerekince o kadar da kolay tanımlayamayacağımı anladım. Avukat sözcüğünün ve dolayısıyla mesleğin tanımı ve ona yüklediğiniz anlam zamana göre değişiyor. Şu koşullarda, o kayanın yeniden yuvarlanacağını bile bile her defasında tepeye taşımaktan artık zevk almaya başlayan bir Sisifos diyebilirim mesela. Ya da,her gün bir kez ölüp, yine her gün bir kez dirilen Prometheus… Ama sonuçta, her gün yeniden sınanan bir inancın mücadelesi. Bir başka açıyla da, bütün bu kahramanların ortak noktası; bir inancın cezalandırılması halinin artık zevke ve bir başka kutsal davaya evrilip, cezalandıranı bıktıran bir ceza hali olması. Şahsen kendimi Wonderwoman gibi hissettiğim zamanlar olduğunu da gizlice itiraf edeyim. Böyle bir şey avukatlık benim için. Ama her koşulda, haksızlıkla mücadele etmek konusunda silahlanmış olduğumu hissediyorum. Romantik bir yaklaşım mı? Evet. Ama unutmayın,dünyayı romantikler değiştirmiştir.

Selçuk Kozağaçlı ile
Hukukbook: Size göre Baro nedir? Misyonu ne olmalıdır? Başkan olmanız halinde Baro’ya hangi misyonu biçmektesiniz?

Avukat Çiğdem Koç: Şu anki baro, pek benim keyifle anlatmak isteyeceğim bir şey değildir; o kesin. Ama, fikir anlamında baro çok önemli bir güç dengesi merkezidir. Örgütlü olmanın getirdiği gücü,güç dengelerinde ve bu dengelerinden biri olan yargı alanında bir merkez haline getirmektir bence baronun misyonu. Az önce bir vesile ile söyledim; bir karargah görevi görmelidir, yargı tartışmaları ve yargının tesisi adına yapılacak eylemsel müdahalelerde. Hak mücadelesi alanında tartışmasız taraf olmaktır. Ve baro, meslektaşlarımızla barışacak tabi ki, öncelikli derdimiz o. Avukatlar, kısmen haklı olarak baroya güvenmiyor, ilgilenmiyor ya da baro meselesiyle. Kısmen haksızlar, duyarlılık göstermekle değiştirebilirsiniz çünkü bazı şeyleri. Bu durum bir kısır döngü halini almış durumda. Avukat-Baro ilişkisini bir yerli dizi aşkı kıvamından kurtarmak lazım herhalde. Yani, asıl misyonunu da bu şekilde var edecek artık; meslek örgütü olacak ve bu temel üstüne kuracak az önce söylediğim her şeyi.

Hukukbook: İstanbul Barosu yönetimine geldiğinizde hiçbir kanun ve yönetmelik değişikliği olmaksızın derhal değiştireceğiniz somut politikalar nelerdir?

Kanun ve yönetmelik değişikliğinden daha zor bir şey için “adayım” dedim ben; ”zihin değişikliği” için!

Hukukbook: Adaylık sürecinde vaat edip de Baro yönetimine geldiğinizde mevzuat değişikliği gerektiren işler nelerdir? Bunun için hangi yolları izleyeceksiniz?

Mevzuat değişikliği derken? “Bunu yaparım” diye garanti veren aday varsa bu ülke koşullarında, medeni cesareti yüzünden ona oy vereceğim!

Hukukbook: Baro’nun komisyon ve merkezlerine hangi rolleri biçiyorsunuz? Komisyon ve merkezleri yeterli buluyor musunuz?

Avukat Çiğdem Koç: Komisyon ve merkezler elbette çok önemli. Klişeye düşmeden nasıl söyleyeyim bilemedim ama öyle yani. Hem toplumsal alana inebilmek hem de meslektaşları baroyla kaynaştırmak,kendilerini baronun bir parçası kabul etmelerini sağlamak açısından. Açıkçası, bugün İstanbul Barosu komisyon ve merkezlerine seçilen meslektaşlarımızı hangi kriterlere göre ve kimler tarafından atanıyor yada seçiliyor, bilmiyorum ve bu durumun şeffaf olmaması nedeniyle tepkiler geldiğinden de haberdarım. Öncelikle, bu seçimlerin ve yerleştirmelerin çok açıklıkla yapılması lazım. Ve elbette, hem baro bünyesindeki kurul ve komisyonlarda görev alacakların, hem TBB ‘deki komisyon ve kurullarda baroyu temsil edeceklerin ilgi alanlarında özveri göstermek adına, bu işin gönüllülük esasıyla yapıldığı dikkate alınarak belirlenmesi lazım. Aksi halde, bu iş de bir reklam ve oy yatırımı haline gelir. En basitinden, TBB delegelerini düşünün. Kaç İstanbul Barosu delegesi, geçtiğimiz dönem herhangi bir ilginçlik yaptı mesela? Delege,sadece genel kurulda oy veren bir sayı değildir ki. Böyle olursa birilerinin oy kasası olur. Bütün komisyonlarda, gerçekten özveri ile çalışan ve bir fark yaratmaya çalışan meslektaşlarım var, onları tenzih ederim. Ama ondan ötesi, işte o sanal gerçeklik hali.

Hukukbook: Baro, sizce üyelerine ve kamuoyuna karşı şeffaf mı?

Avukat Çiğdem Koç: Bilmem ki…

Hukukbook: Baroda çoğulcu bir yönetim için somut önerileriniz nelerdir?

Avukat Çiğdem Koç: Çoğulcu yönetimden kastımız nedir, önce onu açmak gerekir. Ortada gerçek anlamda bir seçim var mı ki, bir de çoğulcu yönetimden bahsedelim. Zaten bence, bu çoğulculuk meselesi de artık pratik anlamda varlığını yitirmiş bir mesele. Bakın baro yönetimine aday grupların ön seçim meselesi yüzünden yaşadıklarına. Benim açımdan söylenecek çok şey yok yani bu anlamda. Önce baro kendini bulsun, gerçekten baro olsun; bunları o zaman konuşuruz belki. O da sıra gelirse.

Hukukbook : Baro başkanlık seçimlerinin demokratik olduğunu söyleyebilir misiniz ?

Avukat Çiğdem Koç: Siz söyleyebilir misiniz? Demokrasi ve seçim nedir, bu arada onu da konuşmak lazım belki de. Yine Orhan Gazi Ertekin’e başvuracağım bu bahiste, bu arada kendisine çok borçlandım, telif anlamında. Ancak, yeri gelmişken bir şey söylemek isterim. Bizim bir hukuk entelektüeli çölünde yaşadığımız düşünülürse, Orhan Gazi Ertekin, işte bu çöldeki vahalardan biridir bence. Sadece kürsüde “yargıç” değildir, hukuk meselesine dair sözünün altını doldurmuş, ciddi anlamda üretmiş, benim her alanda çok başvurduğum, çok şey öğrendiğim ve hala öğrenmeye devam ettiğim bir hukuk insanıdır. Onun gibi meslektaşlarımızı ki sayıları dediğim gibi çok az; ciddi anlamda korumalıyız ve canına okuyana kadar da faydalanmalıyız. Bunu söylemek istedim. Bir yazısında “Hakim güçler kendilerini sadece seçtirirler. Ama seçilmezler. Seçmen seçmez, seçmene seçtirilir” diye yazmıştı.

Şu gelinen noktada, küçük küçük egemen odaklar, yani “hakim güçler” var baro seçimlerinde. Ciddi paralar harcanıyor; kokteyller, tanıtım toplantıları, afişler, görsel propaganda malzemeleri vesaire… Bu güç alanında aynı kurallarla oynamıyor ya da oynayamıyorsanız zaten ortada bir demokrasiden söz edilemez, seçilmeye aday olurken dahi bir eşitsizlik var demektir. Ayrıca, ön seçim süreçleri malum; bir gruba dahilseniz bile çok fazla söz hakkınız olduğu söylenemez. Ki bunu ben söylemiyorum,aynı grup içinden bu sebeplerle ayrılıp başka gruplar oluşturanların haklı serzenişleri bunlar. Siz, sadece oy verecekseniz, yani seçmenseniz; durumun getirdiği verilerle birisinin kendini seçtirmesine araç oluyorsunuz. Bu kadar aslında mesele.

Hukukbook : Sizce baro başkan adaylarının hangi niteliklere sahip olması lazım.

Avukat Çiğdem Koç: Haddim değil bu soruya yanıt vermek. Ama, artık bir kadın başkan iyi olur!

Hukukbook: Baro’nun basılı yayınlarını ve network ağını yeterli buluyor musunuz?  Sosyal medya yeterli kullanılıyor mu?

Avukat Çiğdem Koç: Çok ilgilenmiyorum desem yeridir. Çok ilgimi çekecek bir şey olduğunu da hatırlamıyorum açıkçası bu anlamda. Ama bu benim eksikliğim olarak geçsin kayıtlara. Emek verenlere haksızlık etmeyelim en azından. Baro demek, sadece başkan ve yönetim demek değil. Girişteki güvenliğe kadar her bir emekçinin hakkı var o baroda. Yayınla ilgilenen, internet sitesi ile ilgilenenlere haksızlık etmeyeyim.

Hukukbook: Baronun son 20 yılında en başarılı başkan hangisidir? Baro son 20 yılda hangi politikaları uygulasaydı avukatların mesleki poziyonları daha güçlü olurdu?

Avukat Çiğdem Koç: Yukarıda söylediğimi söyleyecek ve bu sorudan kaçacağım direkt. Kişiler önemli değildir çünkü. Ayrıca, aynı sistemin sunduğu her şey aynıdır üç aşağı beş yukarı, buna kişiler de dahil. Ama, tekrar ediyorum; niyet sorgulamam.

Hukukbook: Ülkemizde, kurumsal olarak yargının en büyük 5 problemi nedir? Çözüm önerileriniz ve yönetime seçilmeniz halinde hareket tarzınız ne olacaktır?

Avukat Çiğdem Koç: İşte bana bu soruyla gelin. Aslında hep söylüyorum, yazıyorum ve hatta kabak tadı bile vermiş olabilirim ve az önce de bir kaç kez değindim sanıyorum. Yargının ilk problemi var olmamasıdır. Adına yargı dediğimiz, ama aslında “hukuki devlet teşebbüsü” haline gelmiş bir adliye teşkilatı var sadece. Aradığımız şey adalet ise eğer, o şeyi buralarda bulamadığımız ortada. Yargı, bir erk; evet ama Althusser, Montesquieu’yü fena dövmüştür bu anlamda; çok bayıldığımız bir sloganın öznesi olan şey de değil. ”İktidardaki güçler dengesi” der ya Althusser; yargı aslında bir güç dengesidir, öyle bir pratiktir  en azından. Selçuk olsa, buradan Pasukanis’e uzanırdı muhtemelen, ama ben Althusser’de kalmayı tercih ederim… Şimdi, konu konuyu açıyor; az önceki gibi madem yeri geldi; Selçuk Kozağaçlı’ya da bir selam göndermek isterim. Dostluğu ayrı, meslektaşı olmak ayrı gurur vericidir ve o içerideyken konuştuğumuz her şey bir anlamda boştur ya gerçi. Tıpkı, Tahir Başkan yoksa, insanlar daha çok acı çekiyorlardır bir yerlerde ve bir yerlerde faili meçhul olmak şimdi daha da yakındır herkese. Selçuk, bambaşka bir avukatlık pratiğini onuruyla yapan, bu mesleğin yüz akı bir avukattır. Onun özgürlüğü, hepimizin özgürlüğüdür.

Nerede kalmıştık, güçler dengesi! Bizdeki duruma bakın, zaten anlarsınız. Hepimizin, renkleri azıcık farklı cübbelerimizi giyip katıldığımız bir maskeli balo aslında günümüzde yargı dediğimiz şey. Önce, bu ülkede yargı/sızlık tarihini araştırmak, politik gerçekçilikten uzaklaşarak ucuz Machiavelli taklitlerini bir kenara bırakarak, bu meseleyi çözmek, eteğimizdeki taşları dökmek ve en önemlisi de hesaplaşmak zorundayız. Hadi, elimizdeki kadarıyla yargıdan ve sorunlarından bahsedelim.

Hukukbook: Hangi sorunlardan bahsediyorsunuz? 

Avukat Çiğdem Koç: Yargı fazlasıyla erkek mesela; ruhu da, dili de erkek. Yargının ciddi ciddi bir kadın hareketine, toplumsal cinsiyet farkındalığına ihtiyacı var. Kendi içinde cinsiyetçi bir yargıdan, toplumsal cinsiyet eşitliği anlamında adalet beklemek herhalde saflık olur.

Ve siyasallaşmamak! Doğru duydunuz; bence yargının sorunu siyasallaşmamak. ”Yargı siyasallaştı” söylemi, aslında “yargı iktidarın emrine girdi” anlamında kullanılıyor sanırım ve umarım. Çünkü, yargının siyasallaşması değil,siyasallaşmaması bu sonucu yaratır. Kendi içinde politik bir bilinç, politik bir örgütlenme ve buna bağlı bir kamuoyu denetlenmesine açıklık hali yaratamayan yargı çok tehlikelidir; çünkü kimliksiz ve öz güvensizdir ve her gelen iktidarın rüzgarına kapılıp gider. Giderek siyasallaşsan ve örgütlenen, kendini kamunun denetimine açan, şeffaflaşan ve bu nedenle her tarafa eşit hareket olanağı tanıyan bir yargı, zaten giderek bu siyasallaşma meselesinden uzaklaşacaktır; çünkü bu anlamda bir mücadeleye gerek kalmayacaktır. Aksi halde, her gelen iktidar kendi gücünü yargı üstünde sağlama almaya kalkar ve yargı siyasallaşmasın derken siyaset hukuksallaşır ve makus kaderimiz kendini yeniler durur.

Bir vesile ile yazmıştım; ABD’nin bazı güney eyaletlerinde, silahı göstermeden taşımak suç; görecek insanlar sizde silah olduğunu ve ona göre davranacak. Yani, yargıda mesele şeffaf olmak, benzetmeye uyarlarsak konuyu. Ben ateistim ve yargılanıyorum diyelim ya da vekil sıfatı ile oradayım. Kürsüde türbanlı bir hakim benim için netliktir. Peki ya peruk takıyorsa ve aslında türbanlıysa? Basitçe böyle anlatabilirim şeffaflık meselesini. Bu noktada güçlü yargı örgütlenmelerinin varlığı, yargıçların mesleki güvencelerini de bir standarda taşır. Yargının siyasallaşması meselesi üzerinde çok konuşulacak bir konu ve konuşulmalı da. Doğru anlaşılması için bu gerekli en azından.

Sadece yargının değil, toplumun en büyük sorunu da iki yüzlülüktür nihayetinde. Ergenekon, Balyoz gibi davalardaki hukuksuzlukları, kumpasları konuşurken; KCK davasını, ÇHD davasını yok saymak, 15 Temmuz Darbe dosyalarındaki hukuksuzluklar hakkında, savunma hakkı ihlalleri hakkında sus pus olmak çok bariz iki yüzlülüktür mesela. Konu Kürtlerin yaşadığı insan hakkı ihlalleri olduğunda nerede bazıları? Tıpkı, Özgecan cinayetinde gösterilen dayanışmanın, pavyonda çalışan Nuran Dutlu ya da trans kadın Hande Kader cinayetlerinde gösterilmeyişi gibi.

Hukukbook: Sorumuz kurumsal sorunları içeriyordu. 

Avukat Çiğdem Koç: İnsan haklarını, toplumsal cinsiyet haklarını ötekileştiremezsiniz. Kendinizden olmayanın uğradığı işkenceyi, haksızlığı, hukuksuzluğu yok sayamazsınız. Kendinizce “teröristler”, ”vatan hainleri” belirleyip, açıktan ya da susarak zulme ortak olamazsınız. O zaman zalimden farkınız kalmaz, hatta zalim açık açık yaptığı ve aslında kendisine uygun davrandığı için sizden daha haklıdır. Bütün bu ötekileştirmelerde bir biçimde rol alıp sonra “adalet, hukuk devleti bilmem ne derseniz, iki yüzlü ve sahtesiniz demektir. Düşman ceza hukukunu uygulayandan çok daha suçludur buna susarak ortak olan. Artık her hücremize sinmiş sahtelikten, iki yüzlülükten kurtulmadıkça, adalet diye salya sümük ağlayıp durur herkes.

Hakim ve savcıların özlük haklarına dair, hayatlarına, ailelerinin hayatlarına dair hatta kararların Demokles’in kılıcı gibi tepelerinde sallandığı, hiç bir güvencelerinin olmadığı, avukatların çoğunun ofis kiralarını ödeyemediği, alenen geçinemediği ama bir avukat tekelinin, sermayenin başında oturduğu ve bunun yokmuş gibi davranıldığı akademisyenlerin ya soruşturulduğu,yargılandığı ya da istifa etmek zorunda bırakıldığı  bir ortamda yargının sorunlarının neresinden tutalım acaba?

Şimdi,”kurumsal olarak sorunlarını sormuştuk” diyebilirsiniz, ama bunları halletmedikçe, en azından tartışmadıkça meseleyi kurumsal olarak ele almak, mevcut düzenin devamını meşrulaştırmaktan başka işe yaramaz. Yoksa, HSK’dan başlarsınız, dilediğiniz yere kadar gidersiniz. Fakat, ne kadar gerçekçi olur, ne işe yarar? Ne kadar bilgili ve ilgili olduğumu göstermek için anlatayım uzun uzun, benim ne işime yarar? Koskoca bir toplum sahte kavramlarla gelecek çoğaltmaya, demokrasi çoğaltmaya, adalet çoğaltmaya çalışıyoruz. Olmaz, hiç olmadı. Bu güne gelene kadar yaşadıklarımız da bunu bize anlatmıyorsa ne anlatır onu bilmiyorum. Bilen buyursun anlatsın.

Hukukbook: Avukat sayısı çok mu yoksa yetersiz mi?  Avukat sayısından sıkça şikayet ediliyor, sizin bu konudaki anlayışınız nedir?

Avukat Çiğdem Koç: Avukat sayısı fazla değil, hukuk fakültesi mezunu olup ruhsat alan sayısı fazla. Çünkü, öyle bir noktaya geldik ki her ruhsatı olan avukat değil maalesef. Bu konuda, aklı başında her avukat gibi düşünüyorum, enteresan bir yanıtım yok. Hukuk Fakültelerinin sayısı azalacak, eğitim kalitesi düzelecek ve avukatlık sınavı yapılacak. Burada önemli bir husus var yalnız, avukatlık sınavını Adalet Bakanlığı yapmayacak. Konuyla direkt ilgisini kurabiliriz diye düşünüyorum; avukatlık kalitesini arttırmanın bir yolu da, avukatlık kültürü yaratmaktan geçiyor. Burada da Senih Özay’a selam gönderelim; onun gibi avukatlık yaşamlarını tarihe not düşerek ve çok farklı izler bırakarak bu mesleği yapan avukatlardan yararlanmak lazım. Geçmişimizi, avukatlığın dönüm noktalarını, toplumsal ve tarihsel süreçlerde yaşananları öğrenmek, değerlendirmek lazım. Genç avukatları, stajyer avukatları bu deneyimlerin içinden geçirmek çok kıymetli. Duruşma salonlarında yargıçlara “Efendim” diye hitap etmeyen, kendi eşit konumundan taviz vermeyen, savunma yaparken “izin verirseniz” demeyen avukatlar lazım bize. Müvekkili ile arasındaki para ilişkisinde itibar ayarını yapmayı beceren avukatlar lazım. Evet, ruhsat çok ama avukat ne kadar var?

Tahir Elçi anmasında
Hukukbook: Avukatlık sınavı hakkında yönetime geldiğinizde uygulayacağınız etkin politika nasıl olacaktır?

Avukat Çiğdem Koç: Benim her soruna dair etkin politika anlayışım; eğer eşit bir uzlaşma olanağı yoksa direnişe geçmek şeklindedir. Kimseyi kandırmanın manası da yok, avukatlık sınavı siyasi bir iştir, yani buna siyaset karar verecektir. Bu gün, siyasi düzlemde etkin olabileceğini iddia edenler, eğer iktidara yakın değillerse yalan söylerler. Bu konuda, girişimde bulunmak, ilgili mercilerle belki bıktırana kadar görüşme olanakları yaratmak, kamuoyunu bilgilendirmek ve bir kamuoyu desteği sağlamak, eylem yapmak; tamam. Ama etkin olmak; onun nasıl olacağını, olabileceğini herkes biliyor sanırım.

Hukukbook: Baronun düzenlemiş olduğu etkinlik, toplantı, protesto, eylem ve işlerde avukatların yüksek katılımını sağlamak için neler yapacaksınız?

Avukat Çiğdem Koç: Doğru zamanda,doğru yerde,doğru iş yapacaksınız.Çok basit yani.İş yapacaksınız,konuşmayacaksınız sadece .Ben bunu,”baro ile avukatların barışması gerekir”diyerek yazmıştım,baktım beni takip eden adaylardan biri aynı cümleyi kullanmış,sevindim açıkçası.En azından durumun farkında demek ki.Baro ile avukatı barıştırmanın yolu da karşılıklı güven tesisinden geçer.Cidden atla deve değil yani mesele.Bunun çözümünü bilmek için de ,koridorlarda avukatlık yapmak gerekir tabi.İşin çilesini çekmeyen baroculuk yaparsa sıkıntı büyük.

Hukukbook: Yasa, Anayasa, mevzuat değişikliklerinde baronun rolü ne olmalıdır ?

Avukat Çiğdem Koç: Bu sorunun şaka olduğunu düşünmek isterim. Ortada bir yasama organı kalmamışken hele. Bu topa girmeden, direkt taca atıyorum o nedenle…

Hukukbook: Kentsel dönüşüm, kadın hakları, doğa hakları gibi toplumsal duyarlılığa sahip sorunların çözümünde baronun nasıl bir görevi ve sorumluluğu olduğuna inanıyorsunuz?

Avukat Çiğdem Koç: Kadın hakları yetmez sadece, öncelikle onu söylemeliyim. Bu dünyada LGBTİ’ler var, onların da cinsel kimliklerini özgürce yaşamak, kadın ve erkekler kadar hakları. O nedenle, buna toplumsal cinsiyet hakları demeyi daha uygun buluyorum. Ama bu arada, kadın hakları bir biçimde gündeme gelirken, LGBTİ hakları neredeyse yok sayıldığı için de bu kavram içinde eritilmesini de aynı şekilde yanlış buluyorum. Buna bir denge getirmek gerek.

Aynı şekilde, hayvan haklarının da ayrı bir başlıkta ele alınması lazım. Bunun gibi, ırkçılık, nefret suçları, mülteci ve sığınmacı hakları, çocuk hakları; her birinin ayrı ayrı baronun sorumluluğu olduğunu düşünüyorum. Hem hukuki anlamda, hem de toplumsal görev olarak. Bununla ilgili, özellikle toplumsal cinsiyet meselesi ile ilgili çok önemsediğim bir projem var. Bunu detaylarıyla paylaşacağım; kim hayata geçirmek isterse onun emrine emeğim de dahil bütün projeyi sunacağım. Barolar, birer güç merkezleridir dedim ya hani; toplumsal alanda ne kadar etkin olurlarsa, bu güç o kadar toplumun yararına kullanılabilir. Hannah Arendt’in masa metaforunu düşünün; barolar o masanın başında çok önemli bir pozisyonda oturmalıdırlar. Sorunun sahibini, çözümün sahibi ile bir araya getirmek, bu noktada çözümün uygulanmasını takip etmek, eğitim çalışmaları düzenlemek, STK’lar, diğer meslek kuruluşları ve talep edenler arasında bir köprü olmak, koordinasyonu sağlamak ve bütün bunları yasal bir zeminin üstüne oturtmak baroların elbette sorumluluğudur ve aynı zamanda yetkisidir diye düşünüyorum.

Hukukbook: Avukatların yaşadığı yargısal sorunlarda baronun görevi ve sorumluluğu nedir ?

Avukat Çiğdem Koç: Bunu aslında anlattım, çok da sıkmayalım Hukuk Ansiklopedisi okuyucularını tekrara düşerek. Baro başkanı ve yönetimi 7/24 o cübbeyi giymek için adaydır.O cübbeyi giymek demek de aslında ,öncelikle meslektaşlarının yanında durmak anlamına gelir, imgesel olarak söylüyorum.Tabi yargısal sorun kavramını doğru anlıyorsam.

Hukukbook: Avukatların yaşadığı mali sorunlar hakkında çalışmalarınız var mı bu konuda projeleriniz nelerdir?

Avukat Çiğdem Koç: Bu var ya, çok vahim bir mesele işte. Ama bundan önce başka bir şeyi konuşalım. Yine Orhan Gazi Ertekin’e atıf yapacağım; ”Hukuk bir endüstridir ve bu endüstri sermayesinin başına çökmüş bir avukat tekeli vardır.” der. Bu ciddi bir meseledir, ama bunu kimse konuşmaz nedense. Yüksek yargı ile sıkı fıkı ilişkileri olan, medya ile aynı şekilde ilişkileri olan, bir biçimde iş ve para kaynağının başında duran bir avukat tekelini masaya yatıralım mesela. Reklam yasağını delmenin bin çeşit yolunu bulanları konuşalım. Yoksa, diğer aday gruplarının ne güzel projeleri var.

Anonim Şirketlere avukat zorunluluğu var, tapu işlemlerinde avukat zorunluluğu var. Nasıl hayata geçirebilecekler bilmiyorum ama çok güzel projeler bunlar, haklarını teslim etmek lazım. Ben onlardan daha akıllı ve organize değilim. Ama ben, önceliğin bu musluk nerede, suyu nereden geliyor ve musluğun başında kimler oturuyor kısmını ortaya atarak katkı sunabilirim bu tartışmaya. Ayrıca,toplumsal projelerin hayata geçirilmesi, hem yurt içinde hem de uluslararası proje ortaklıkları kurulması, işverenler, sendikalar, belediyeler ile işbirliği yapılması; hepsi avukatlara yeni iş kaynakları yaratacak çalışmalardır.

Avukat Çiğdem Koç meslektaşları ile Tahir Elçi anmasında

Bir yanıyla toplumsal sorunlara çözüm üretirken, bir yanıyla da meslektaşlarımızın kazanç sağlamasına ve bir de genç meslektaşlarımızın uzmanlık alanlarına yönelmesine yardımcı olur. Ama yine aynı şeyi söyleyeceğim, bazı konularda olmaz vaatler ya da iddialar ileri sürmenin anlamı yok. Genel siyaset ve genel anlamda ülkenin durumu direkt avukatlık mesleğine de yansıdığından bu sorunun çözümü de daha temel sorunların çözümüne bağlıdır. Güvenilir bir yargı kurmak için mücadele etmek ve bunun yollarını aramak gibi.

Hukukbook: Tavsiye niteliğinde düzenlenen asgari ücret tarifesine uyumun sağlanması konusunda ne gibi çalışmalar planlamaktasınız?

Avukat Çiğdem Koç: Bu uyum sağlanamaz bence. Hele ki ülkenin ekonomik koşulları düşünülürse. Bireysel takip yapamazsınız, yapsanız da işe yaramaz. Avukatlar zaten geçim sıkıntısının içinde boğulurken iş kaybetmeyi göze alamazlar, kimse de onlardan bunu bekleme hakkına sahip değildir. Bu kadar çok avukat varken piyasayı bir standarda bağlamak kanımca hayaldir. Bu arada,kendimizle de yüzleşelim madem. 15 Temmuz’un hemen ardından, avukatlar bir çok çekince ile sorgulara dahi girmezken, bazı yerlerde CMK kapatılmışken fahiş rakamlarla, cidden acımasız rakamlarla iş alan avukatlara söz söyleyen oldu mu? Ben duymadım. Sonrasında, rakamlar çok ama çok düşük noktalara çekilince, şimdi mi aklımıza gelecek asgari ücret tarifesi? Hayali şeyler bunlar bence.

Hukukbook: Çalışmalarını örnek aldığınız baro başkanları var mıdır? Varsa bu başkanların hangi çalışmalarının örnek alınması gerektiğini düşünüyorsunuz ?

Avukat Çiğdem Koç: Var elbette,olmaz mı? Bazı baro başkanlarımız gerçekten yürekli işler yapıyorlar. Üstelik hiç bir şahsi kazanç amacı gütmeden, hatta tam tersi, fedakarlıklar yaparak çalışıyorlar. İdeolojik kaygılara düşmeden haksızlıkla mücadele ediyorlar, kendi coğrafyalarının gerçekleri bazen onlara acımasızca ve cahilce saldırdığı halde. Hakları ödenmez yani. Tek tek isim saymaya kalksam,birini unuturum diye korkuyorum açıkçası. Ama gerek komisyon ve merkezlerin çalışmalarında onlara tanıdıkları olanaklar ve özgürlükler, gerek sadece kendi barolarında değil, ülkenin başka başka yerlerindeki meslektaşlarla gösterdikleri dayanışma, toplumsal olaylara dair duyarlılıkları çok kıymetlidir benim için. Büyük baro olmanın, kalabalık baro olmak demek olmadığını her defasında kanıtladılar. Okuyorlarsa kendilerini biliyorlardır dostlar.

Hukukbook: Baronun siyasetle mesafesini kendi üzerine düşen görev ve sorumluluk dengesiyle birlikte yürütebilmesi için ne tür bir çalışma içerisine girmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?

Avukat Çiğdem Koç: Uzun uzun anlattım bu konuyu da. Baronun siyasete mesafeli durması fikrine inanmıyorum. İktidarlarla mesafesini koruması yeterli kanımca. Her türlü iktidarın, hukuku bir baskı aracı, bir sopa olarak görme eğilimin karşısında durması yeter demek daha doğru belki de. Yoksa, dediğim gibi; tam da siyasetin ortasındayız zaten.

Hukukbook: Avukatların, değişen mevzuatlar karşısında güncelleme eğitimleri vermesi gerektiğini ve bu eğitimlerin zorunlu hale getirilmesi gerektiğini düşünüyor musunuz ?  Bununla ilgili projeleriniz var mı?

Avukat Çiğdem Koç: Bu soruya “hayır” diyen aday var mı? Sadece şunu söyleyeyim; her türlü zorunluluk canımı sıkar benim. Avukat olmuş kocaman insanlara meslek içi eğitimi zorunlu kılmak ayıp gelir. Elbette önemli bu eğitimler. Bu konuda TBB’nin çalışmaları var, onlarla ortak eğitimler zaten yapılıyor. Bunlar daha da arttırılabilir. Ayrıca,baroda eğitim merkezi farklı alanlarda uzman isimleri, daha da geniş bir alandan seçerek bu eğitimleri verebilir. Tabi, ben zaten bunun da ötesinde süreklilik arz eden, düzenli yapılan hukuk kurultayları öneriyorum. Bunun bir okul sisteminde olmasını da önemsiyorum. Bunu, yargı örgütleri ve akademisyenlerle ortaklaşarak ve sonucunda birer eylem planıyla bir sonrakine kadar uygulama alanları yaratarak yapmak gerektiğini düşünüyorum kesinlikle. Bu da bahsettiğiniz eğitimlerin daha sağlıklı olmasının yoludur zaten.

Hukukbook: Hukuk fakültelerinde kaliteyi arttırmak için baronun rolü ne olmalıdır?

Avukat Çiğdem Koç: Hukuk fakültelerinin bir çoğunun kapatılması konusunda bir ortak hareket başlatarak işe koyulabilir öncelikle baro. Bazı şeyler düzelmez,çöpe atmak en iyisidir.

Hukukbook : Barodaki ve Adliyedeki Staj eğitimini yeterli buluyor musunuz?

Avukat Çiğdem Koç: İstanbul barosu özelinde bilmiyorum, yorum yapmam doğru olmaz açıkçası.

Hukukbook: İstanbul Barosu avukatlarından önemli sayıda avukatın yapmakta olduğu arabuluculuk mesleğine nasıl bakıyorsunuz? Yönetime geldiğinizde bu konudaki politikanız nasıl olacak? Arabuluculara ve çeşitli kişi ve kurumların açtığı Arabuluculuk Merkezlerine bakış açınız nedir?

Avukat Çiğdem Koç: Bana arabuluculuk demeyin!

Hukukbook: Türkiye Barolar Birliğinin çalışmaları hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Yönetime geldiğinizde bu konuda yapacağınız değişiklikler nelerdir?

Avukat Çiğdem Koç: TBB bir çatı örgütü ve bir vesayet kurumu değil. İstanbul Barosu’nun kendine ait bir tüzel kişiliği var ve kendine dair bir yetki ve sorumluluk alanı var. Ben bu anlamda şunu önemsiyorum; TBB’nin kurul, merkez ve komisyonlarında İstanbul Barosu’nu temsil edeceklerin değişim yaratabilecek bir özgüvenle ve birikimle var olmaları önemli. Değişim yaratamayacaksak, oralarda olmamalıyız. TBB ile baronun ilişkilerinin sağlam olmasını da bütün saydığım her şeyin yanı sıra ve onlardan sonra önemli olduğunu  düşünüyorum. Yani yargının tesis edilmesi ve bir güç merkezi haline gelmesi meselesinde, TBB ve İstanbul Barosu, bir ast-üst ilişkisi olmadığından, yetki ve sorumluluk alanları çakışmadığından sıkıntı çıkmamalı.

Hukukbook: Diğer adaylar gibi bir grubunuz yok. Adaylık süreciniz nasıl gelişti?

Avukat Çiğdem Koç: Aslında anlattım sürecin nasıl geliştiğini. Bir direniş alanı yaratmak, bir korsan gösteri düzenlemek bu adaylık. Sorunun parçasının, çözümün parçası olamayacağı gerçeğini anlatmak istedim diyelim. Bu düzenin devamına dair olup da düzenden şikayet etmeyi çok dürüst ve akılcı bulmuyorum. Bir grubum yok; çünkü benim gibi düşünen insanların örgütlenmekle ilgili bir sorunu var, öz eleştiri de yapalım. Ben “adayım” dedikten ve bununla ilgili açıklamalar paylaşmaya başladıktan sonra; “Evet,biz de böyle düşünüyoruz” diyenlerin hepsi oy verse, diğer adayların hiç şansı olmaz, onu söyleyeyim. Ama, bu örgütlenme eksikliği, aslında bir yılgınlık, yorgunluk ve umutsuzluktan kaynaklanan atalet hali. Ben, bu atalet halinin ayağa kalkmış ve “hey, biz de varız” diye sesini yükseltmeye çalışan,’ataletten bıkmış’larından biriyim sadece.

Belki, biraz da Lady Godiva ruhunda çare arıyorum; o ata çırılçıplak binmeyi ve bu sokağı baştan sona geçmeyi bir yüzleşmeye dair olmak gibi yorumlamayı tercih ediyorum. Çıplaklığını bir isyana, bir silaha dönüştüren, Femen’in kurucusu Oksana,”hepiniz sahtesiniz” yazıp ölmeyi tercih etmişti, ben onun kadar cesur değilim; kalmayı ve kalarak kendimce gördüğüm sahtelikleri yüksek sesle bağırmayı deneyebiliyorum. Çünkü, kalıplardan, ezberlerden ve sanki bu şekilde devam etmek bir kadermiş gibi kabullenmekten çok sıkıldım, bunu reddediyorum.

Avukat olmak benim için kendimi başka türlü var edemeyeceğim bir kavgaya sunmak anlamı taşıyor ve mesleğimi onurumla yapmak istiyorum. Haksızlık kavramı beni deli ediyor, çok öfkelendiriyor ve vicdanım her defasında, karşılaştığı her haksızlıkta daha fazla isyan ediyor ve ben vicdanımın sahip olduğum süper güç olduğunu düşünüyorum açıkçası. Bu noktada da, sözümü söylemek ve değiştirebileceğim bir şey varsa, en azından bunu denemek de görevim diye düşünüyorum. Sloganların sesi, gerçeğin sesini bastırıyor zannederek ancak kendimize masal anlatırız; var ol Althusser! Ben, en azından bireysel olarak bunu yapmamayı, yani kendime masal anlatmamayı ve bu mücadeleyi de alenen yapmayı tercih ediyorum; alenen ve iddia ederek!

Hukukbook: Yönetim Kurulu üye adayları kimlerden oluşuyor? Diğer organlara gösterdiğiniz adaylardan kamuoyunca tanınan isimler kimler bulunuyor?

Avukat Çiğdem Koç: Bütün kurulları, yönetim kurulu da dahil genel kurulun takdirine bırakıyorum.

Hukukbook: Baroda iki turlu seçim olsaydı ve ikinci tura kalsaydınız hangi grubun hedeflerine  kendinizi yakın hisseder ve onlarla birlikte hareket ederdiniz?

Avukat Çiğdem Koç: Hayatta söylemem… Seçimden sonra da hayat var malum!

Hukukbook: Baro seçimleri ile ilgili görüşlerinizi ve adaylık sürecinizi bizimle paylaştığınız için okurlarımız adına teşekkür ediyoruz. Seçimlerde başarılar dileriz. 
Avukat Çiğdem Koç:  Ben teşekkür ederim.  
 

Vedat Ahsen Coşar ile Röportaj -1.Bölüm

0
Avukat Vedat Ahsen Coşar
Avukat Vedat Ahsen Coşar

Türkiye Barolar Birliği ve Ankara Barosu önceki başkanlarından Avukat Vedat Ahsen Coşar ile yargı sistemi, hukuk ve adalet anlayışı, yargının sorunları, barolar ve hukuk eğitimi üzerine bir röportaj gerçekleştirilmiştir. 

Hukukbook:  Sayın Coşar, “Avukat” denildiğinde aklınıza neler geliyor? Bu mesleği uzun yıllar yapmış bir kişi olarak Avukat kavramına yüklediğiniz anlam nedir? Avukatlık, bir hukuk savaşçılığı mıdır yoksa para kazanmak için yapılan bir meslek midir?
Publius Ovidius Naso

Vedat Ahsen Coşar: Elbette avukatlık para kazanmak için yapılan bir meslek değildir. Hukuk savaşcılığıdır. Avukatlık, bir onur mesleğidir, onurlu bir meslektir, bir güven ve cesaret mesleğidir. Bu bağlamda, kadim Yunan’da olduğu gibi, eski Roma’da da bu böyledir. Böyle olduğu içindir ki, kadim Yunan’da ve eski Roma’da avukatlar yaptıkları hizmetlerin karşılığında bir ücret almazlardı. Nitekim Romanın tanınmış avukatlarından ve şairlerinden olan Ovidius tarafından bu durum “Güzel kadınların güzelliklerini satmaları ne kadar utanç verici ise, bir avukatın yardımını satması da o kadar utanç vericidir” şeklinde ifade edilmiştir. Yine Roma Hukuku’ndaki “guato litis” yasağının, yani ücret alma ve ücret sözleşmesi yapma yasağının kaynağı “avukatın bağımsızlığı” ilkesinden çıkmıştır. Çünkü profesyonellik anlayışının daha henüz mevcut olmadığı o dönemin anlayışına göre, ücret alınması ve ücret sözleşmesi yapılması, avukatın, işini yapmayı üstlendiği kişi veya kişilere karşı bağlı ve bağımlı hale gelmesi ve dolayısıyla avukatın bağımsızlığını kaybetmesi olarak kabul ediliyordu. Bununla birlikte, Roma’da ve Cumhuriyet Döneminde yüksek görevlere giden yol avukatlık mesleğinden geçiyordu. Bu bağlamda, Çiçero konsül olduğu zaman avukattı. Aynı şekilde Roma Devleti’nin imparatorluğa dönüşmesinde en önemli pay sahibi olan Cesar da, kendisine imparatorluğa giden yolu açan konsül olmadan önce, Roma Barosu’nda kayıtlı olarak avukatlık yapıyordu.

Avukat Kelimesinin Kökeni

Esasen avukat sözcüğü Yunancada “üstün, ayrıcalıklı ve güzel konuşan” anlamlarına gelen “AdcoCatus” sözcüğünden türetilmiştir. Ve hatta mitolojiye göre, savunma görevini ilk üstlenenler, Zeus’un kızları olan “Litai”lerdir. Bunlar “suç işleyenlerin kandırıldıklarını” savunmuşlar ve Zeus’tan onların bağışlanmasını talep etmişlerdir. O nedenle, avukatlık mesleğinin ilk temsilcileri Litailer olarak kabul edilir. Kötü ruhlu, kışkırtıcı, günaha ve suça teşvik edici olduğu için Suç Tanrıçası olan Ate’nin kız kardeşleri olan Litai’ler, hem iyilerin savunucusu, hem de suç ve günah işleyenler adına af dileyicisidirler. Litai’lerin, Ate’nin etrafında dönmelerinin nedeni ise, onların insanları suça ve günaha teşvik etmesine engel olmaktır. Çirkin görüntülerinin aksine yüce bir ruha sahip olan ve bu ruhla görev yapan Litai’ler, günümüzde avukatların yaptıkları şeyi yapmışlar, yani insanları suçtan ve cezadan uzak tutmaya çalışmışlar, bir suç işlediklerinde ise onları savunmuşlardır.

Üç Çarpıcı Örnek

Bu konuyla ilgili olarak üç örnek vereceğim. Birincisi 1924 yılında ABD Başkanlığı’na aday olan avukat John W.Davis’e ait. 16 Mart 1946’da New York Barosu’nun 75. Kuruluş Etkinlikleri kapsamında yaptığı konuşmada şunları söylüyor; “Biz hukukçular, avukatlar köprüler kurmuyoruz, kule dikmiyoruz, motor yapmıyoruz, resim boyamıyoruz…Yaptığımız bütün işlerde insan gözünün görebileceği pek az şey vardır. Ama sorunları çözüyoruz; gerginliği gideriyoruz; hataları düzeltiyoruz; insanların yükünü üstleniyoruz; çabalarımızla barışçıl bir devlette insanların huzurlu ve adil bir yaşam sürmelerini mümkün kılıyoruz.

Avukat John W. Davis

İkincisi George Mason Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ronald Rotunda Ronald’a ait. O da benzer şeyler söylüyor ve şöyle diyor; “Biz avukatlar, mühendisler gibi köprüler inşa etmeyiz; doktorlar gibi kemikleri onarmayız; mimarlar gibi bina tasarlamayız; ressamlar gibi resim yapmayız. Sadece insanların ellerinin bize dokunmasına imkan veririz. Eğer görevimizi profesyonelce, mesleğin onuruna uygun biçimde yaparsak, başka kişilerin yüklerini taşırız; insanları streslerinden kurtarırız; adaletin takipçisi oluruz; uygarlığın kaplaması olur ve onu daha da güçlendiririz.

Prof. Dr. Ronald D. Rotunda

Üçüncüsü İslam Hukukunun büyük bilginlerinden olan İmam Şafi’ye ait. O da şunları söylüyor; “Bütün Kuran inmeseydi ve sadece –Vel Asr- suresi inseydi yeterdi.” Vel Asr suresinin anlamı şudur; Zamanın üzerine yemin ederim ki, bütün insanlar hüsran içindedir. Şu üçü hariç: Hakka inananlar, Hakkı tavsiye edenler, iyi, güzel, doğru şeyi yapanlar ve sabredenler.

Avukat Hakikatin Temsilcisidir

Avukat olarak biz Davis’in, Ronald’ın, İmam Şafi’nin dediği şeyler yapıyoruz. Yani hakka inanıyoruz, iyiyi, güzeli, doğru olanı yapmaya, sabırla yapmaya çalışıyoruz. İnsanların sorunlarını çözüyor, yüklerini taşıyoruz. Toplumda barışın tesisine, huzurun, güvenin sağlanmasına katkı yapıyoruz. Hukukun tanıdığı ve koruduğu yetki olan hakkı savunuyoruz, hakkı temsil ediyoruz, Hakka ulaşmanın yolu ve aracı olan davaları mahkemelerin önüne biz getiriyor, adına karar denilen, içtihat denilen yargısal ürünlerin oluşmasını, bu yolla hukukun ilerlemesini, gelişmesini, hak sahibinin hakkı olanı elde etmesini, hakkına kavuşmasını biz sağlıyoruz. Yani aslında çok şey yapıyoruz, çok hayati şeyler yapıyoruz. En önemli olan şeyi, yani “bu dünyada yaşama ayrıcalığı elde etmek için ödediğimiz bir kira olan insana hizmet etmek” edimini yerine getiriyoruz.

Amerikalı stres yönetimi ustası Arthur Gordon “The Turn of the Tide/Gelgit Dönemeci” isimli kitabında şöyle diyor: “Kişinin motivasyonlarının yanlış olması durumunda, hiçbir şeyin doğru olamayacağını anladım bir anda. İster postacı, berber, sigortacı veya ev kadını olun, isterse başka bir iş yapın sonuç değişmez. İşinizi sadece başkalarına hizmet ettiğinizi hissettiğiniz sürece iyi yapabilirsiniz. Başkalarına bir yararınız olmuyor ise eğer, işinizi iyi yapamazsınız.” Biz avukatlar da işimizi, mesleğimizi iyi yapmaya çalışıyoruz. Müvekkillerimize, yani insanlara hizmet ediyoruz, onların acısını, duygularını hissediyor, bunları paylaşıyor, gidermeye, azaltmaya çalışıyoruz. İşimizi, mesleğimizi bu saikle, bu motivasyonla yapıyoruz, insana, insanlara yararımız olsun diye yapıyoruz.

Diğer taraftan, yargının asli unsurlarından olan bağımsız savunmayı temsil eden avukatlar, sadece hukuki sorun ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını sağlamakla görevli ve yükümlü değildirler. Aynı zamanda laik bir entelektüel ve özgül bir kamusal role sahip olması gereken bireyler olarak; “kamu için ve kamu adına mesajı, görüşü, tavrı temsil etmek, hakikati ifade etmek, ortodoksi ve dogma üretmektense, buna karşı çıkmak, hükumetlerin ya da muhalefetin, büyük şirketlerin ve başkaca çıkar çevrelerinin adamı ve sözcüsü olmamak zorundadırlar.

Vedat Ahsen Coşar – Yargıda ciddi sorunlar yaşanıyor
Hukukbook: Oldukça geniş bir avukat perspektifi çizdiniz. Peki, size göre Baro nedir? Misyonu ne olmalıdır? Barolara hangi misyonu biçmektesiniz?

Vedat Ahsen Coşar: Amerikalı fütürist Peter Drucker’a göre, kuruluş bir insanlar topluluğudur, ortak amaç için bir arada çalışan kişilerden oluşur. Kuruluş; toplum, cemaat, aile gibi sosyal kurumlardan farklı olarak, belli bir amaca göre tasarlanmış olup işine, görevine, işlevine göre tanımlanır. Toplum ve cemaat ise, dil, kültür, tarih, coğrafya gibi insanları bir arada tutan bağa göre tanımlanır. Kuruluş, ancak belli bir işe, kendi işine odaklandığı zaman etkili, verimli ve yararlıdır. Toplum, cemaat ve aile sadece var olan kurumlardır. Kuruluş ise yapandır. Toplum, cemaat ve aile koruyucu kurumlardır, statükoyu sürdürmek, bu amaçla değişimi yavaşlatmak için uğraşırlar.

Kuruluşlar, statüko bozucu olmak için vardır

Oysa kuruluşlar, statüko bozucu olmak için vardırlar. Onun için kuruluşlar, sürekli değişikliğe göre düzenlenmiş olmak, yeniliklere dönük olmak zorundadırlar. Kuruluşların işlevlerini yerine getirebilmeleri için; kurulu olanı, alışılmış olanı, bilineni, rahat şeyleri, insani ve sosyal ilişkileri, becerileri sorgulamak ve gerektiğinde bütün bunları terk etmek üzere düzenlenmiş olmaları gerekir. Bir kuruluş olarak Barolar da bu çerçevede örgütlenmek ve hareket etmek durumundadır.

Kuruluşun işlevi bilgileri verimli kılmaktır. Bilgiler ne kadar ihtisaslaşmış olurlarsa, o kadar daha fazla etkili ve yararlı olurlar. Gelişmiş ülkelerde kuruluşlar, bilgileri verimli kıldıkları, bilgileri ihtisaslaştırdıkları, kendi amaçları üzerine yoğunlaştıkları, bilgiden bilgilere geçtikleri için toplumun merkezi konumuna gelmişlerdir. Günümüzün kuruluşları, güce dayalı yapıdan, bilgiye ve sorumluluğa dayalı bir yapıya dönüşmüşlerdir. O nedenle günümüzün kuruluşlarında, kuruluşun amaçları, katkıları, davranışları, performansı konusunda herkesin sorumluluk alması gerekir. Bundan çıkan anlama göre, kuruluşun bütün üyeleri kendi amaçlarını ve katkılarını düşünecekler ve her ikisi için de sorumluluk alacaklardır. Kuruluşlarda ast/üst diye bir şey yoktur, sadece birlikte çalışan insanlar vardır.

Onun için bütün üyelerin kendilerine; benim bu kuruluşa yapabileceğim en önemli katkı nedir diye sorması, her üyenin sorumluluk sahibi olması, karar yetkilisi olarak çalışması, kendi amaçlarının kuruluşun amaçları ile uyumlu olmasını sağlaması gerekir. Onun için, tüzel kişilik olarak baroların, onun üyeleri olarak avukatların da bu çerçevede düşünmeleri, örgütlenmeleri, faaliyet göstermeleri gerekir.

Yine barolar, sadece, avukatlık mesleğini geliştirmekle, meslek mensuplarının yararlarını korumak ve gereksinimlerini karşılamakla, meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmakla ve korumakla görevli olmayıp; toplumsal değişime ve dönüşüme katkı yapmakla, bu amaçla, kurulu olanı, alışılmış olanı, bilineni, rahat şeyleri, insani ve toplumsal ilişkileri, becerileri sorgulamakla, yeniliğin ve değişimin motoru olmak için statüko bozucu olmakla yükümlü olan, olması gereken kuruluşlardır.

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Vedat Ahsen Coşar, Ermeni soykırım iddialarını reddedenlere cezası getiren Soykırımı İnkar Yasa Tasarısını oylayan Fransa Meclisine bir mektup yazarak, cezai yaptırımın tarihe ve tarihçilere ihanet olduğunu bildirmiştir.
Barolar ve avukatlar yeni şeyler keşfedecek kadar hevesli kalabilmeli

Barolar ve avukatlar, bütün bu işlevleri yerine getirebilmek için Edward Said’in o güzel kitabı Entelektüel’de ifade ettiği gibi; zihinlerinde kendilerini de hedef alan kuşkucu bir ironiye yer vermek, çevrede dolaşmak, ayakta durup otoriteye cevap verebilecek kadar bağımsız, cesur, özgür ve özerk bir ruha sahip olmak, her türlü otoriteden gelen tehditlere karşı koyabilmek, hiç kimseye boyun eğmemek, kirlenen düşüncelerini değiştirebilecek, yeni şeyler keşfedecek kadar hevesli kalabilmenin yollarını bulmak zorundadırlar.

Barolar ve avukatlar, sadece bunları değil, hakikati temsil etmek, bir haminin veya vasinin ya da başkaca bir otoritenin yönlendirmesine izin vermemek, toplumsal değişime ve dönüşüme öncülük edebilmek için yeni diller ve ruhlar icat etmek durumundadırlar. Bütün bunları yapabilmek için baroların ve avukatların hem kendilerini hem de toplumun kendisini; klişelerle, aşınmış metaforlarla, bayat kullanımlarla çürümüş bir dilin zihinlerini uyuşturup edilginleştirmesine, bilinçlerinin üzerini kaplayıp, onu basmakalıp düşünceleri incelemeden, tartışmadan, sorgulamadan kabul etmeye ayartmasına izin vermemeleri gerekir.

Avukatlar Düşünce ve Eylem Lideridir

Dünya siyasi tarihinin incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, başta Fransız İhtilali, Amerikanın Bağımsızlığı, dünyanın ilk yazılı anayasası olan Amerikan Anayasası gibi devrim niteliğindeki tüm eylemlerde, dünya tarihini değiştiren ve dönüştüren tüm siyasi olaylarda gerek eylem lideri gerekse düşünce lideri olarak avukatlar vardır.

Gerçekte bütün toplumlar hukuka ve avukatlara gereksinimleri olduğunu akıl ve deneyim sonucu öğrenmişlerdir. Herhangi bir hukuk ve adalet sistemi, avukatlar ve barolar olmaksızın adil ve demokratik bir şekilde işleyemez. Onun için, avukat ya da savunma makamı ve barolar, sadece adil yargılamanın temel ve kurucu unsuru değil, aynı zamanda yargılama prosedürünü demokratikleştiren unsurlardır. Öyle olduğu için uygar ve demokratik tüm ülkelerde avukatlar ve onların mesleki kuruluşları olarak barolar vardır. Esasen Yirminci ve Yirmi Birinci yüzyılın en göze çarpan özelliklerinden birisi, siyasetin, uluslararası kuruluşlar yönünden artan bir öneme sahip olmasıdır. Bu uluslararası kuruluşlar, yetkilerini yalnız tek bir ülkede değil, uluslararası alanda ve birden çok ülkeyi kapsayacak şekilde kullanmaktadırlar. Bu bağlamda barolar, hem ulusal hem de küresel toplumun iyileştirilmesinde aktif bir rol oynamakta ve adalete erişim için çok fazla çaba sarf etmektedirler. Zira hukuk ve adalet, düşünce sistemlerinin bir gerçeği olarak toplumun en önde gelen vizyonudur.

Adil yargılanma ilkesinin tam olarak gerçekleşmesi için gerekli birçok ilke bulunmakla birlikte, en önemli ilke, hakimlerin yürütmeden mutlak olarak bağımsız olmalarıdır. Bir İngiliz geleneği olan yargı bağımsızlığı, herhangi bir siyasal teorinin sonucu değildir. Bu ilkeyi insanlık ve toplumlar, zor ve acılı deneyimler sonucunda ve deneme yanılma yoluyla ve zaman içerisinde öğrenmiştir. Diğer taraftan, barolar ile savunmanın bağımsızlığı da en az hakimlerin bağımsızlığı kadar önemlidir. Aksi halde, adil yargılama gerçekleşmeyeceği gibi, adaletin de demokratik bir biçimde işlemesi mümkün değildir.

Vedat Ahsen Coşar ve baro başkanları Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ziyaretinde
Hukukbook: Barolarda ve Barolar Birliğinde görevdekilerden ve daha önceki başkanlardan başarılı bulduğunuz ve takdir ettiğiniz başkan ya da başkanlar kimlerdir?

Vedat Ahsen Coşar: Ben, gerek insan olarak, gerekse bir zamanlar bu görevlerde bulunmuş bir kişi olarak kimseyi yargılayacak durumda değilim. Ayrıca bunu yapmayı da istemem. Bunu yapacak olan kamuoyudur, tarihtir. Onun için bırakalım bunu kamuoyu yapsın, tarih yazsın.

Hukukbook: Baroların neden yapmadığını sorguladığınız işler var mı? Görevi olduğu halde Barolar hangi işleri yapmamakta, kötü yapmakta, eksik yapmakta ya da yetersiz kalmaktadır? Yapması gerekip de yapmadığı, kötü ya da eksik yaptığı işler olduğunu düşünüyorsanız kategoriler halinde sıralayabilir misiniz?

Vedat Ahsen Coşar: Ben, özellikle son üç dört yıl içinde, baroları hemen hiç takip etmedim. Onun için baroların yaptıkları veya yapmadıkları şeyler hususunda fikir sahibi değilim. Sadece ve genel olarak şunu söyleyebilirim: Son üç beş yıl içerisinde hukuk, hukuk devleti, yargı, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin hiç bir döneminde olmadığı kadar ağır yaralar aldı. Bu kavramların ve kurumların içi boşaltıldı. Bütün bunlar olurken, kendi yasasında bunları korumakla, kollamakla görevli kılınan barolar, (kuşkusuz hepsi değil) ne yazık ki, sessiz ve etkisiz kaldı.

Hukukbook: Baroların ve Barolar Birliğinin hiçbir kanun ve yönetmelik değişikliği olmaksızın derhal değiştirebileceği anlayışlar ve uygulayabileceği somut politikalar var mıdır? Varsa nelerdir?

Vedat Ahsen Coşar: Kuşkusuz vardır. Neler mi? Yukarıda söylediklerim vardır. Buna göre pozisyon almaları buna uygun bir duruş ortaya koymaları gerekir. Ama bu her şeyden önce bir anlayış ve tercih değişikliğini gerektirir. Zira değişen, değiştirebilir.

Vedat Ahsen Coşar Kocaeli Barosunda bir konferansta
Hukukbook: Barolarda ve Barolar Birliğindeki komisyon ve merkezlerin rolleri ne olmalıdır? Komisyon ve merkezleri yeterli buluyor musunuz?

 Vedat Ahsen Coşar: Hizmet etmek, bu amaçla projeler üretmek, bu projeleri hayata geçirmek olmalıdır. Onun için bu yerlerde görev yapan kişiler, “bir şey olmayı” değil, “bir şeyler yapmayı” amaç edinen kişiler olmalıdır, CV’lerini doldurmayı ve zenginleştirmeyi amaçlayan kişiler olmamalıdır. Başkana ve yönetime hizmet etmeyi değil, onların emrinde olmayı değil, mesleğe, meslektaşlarına, topluma hizmet etmeyi pozitif bir hedef olarak önlerine koyan kişiler olmalıdır. Bu yerlerde görevlendirilen kişiler, başka amaçlarla, seçim hesaplarıyla oralara getirilmemeli, liyakate, bilgiye, deneyime bağlı olarak seçilmeli, rol model olan kişiler arasından seçilmelidirler.

Bu komisyon ve merkezlerin yeterli olup olmadıkları hususunda sağlıklı bir yargıya varabilmek için, herhalde bunların ürettiklerine bakmak, ona göre bir tespit ve değerlendirme yapmak gerekir. Ben, bu komisyonları ve merkezleri yakından takip etmediğim için bu konuda bir fikir sahibi değilim. O nedenle, bunu, bu merkez ve komisyonların çalışmalarını yakından takip eden avukatlara ve kamuoyuna sormak gerekir.

Hukukbook: Baroları, üyelerine ve kamuoyuna karşı şeffaf ve demokratik yapılar olarak görüyor musunuz?

Vedat Ahsen Coşar: Ben size bu konularda benim Ankara Barosu Başkanlığı yaptığım altı yıl ve Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı yaptığım üç yıl içinde yaptıklarımı söyleyeyim. Ona göre hem siz, hem de avukat ve baro kamuoyu ile genel kamuoyu bu hususta bir değerlendirme ve halen mevcut olanla ilgili bir karşılaştırma yapsın.

Benim Ankara Barosu Başkanı olarak seçildiğim 2004 yılının Ekim ayında, Ankara Barosunun baro başkanına tahsisli birisi kırmızı plakalı olmak üzere üç tane makam arabası vardı. Ben makam arabasına binmem dedim, bu üç aracı da avukatlar arasında yapılan açık artırmayla satışa çıkardık, üç avukat arkadaşımız bu araçları satın aldı. Baronun getir götür işlerini yapması için Wolkswagen Caddy marka bir araç aldık. Ve ben, baro başkanlığı yaptığım altı yıl içerisinde kendi arabamı kendim kullandım, baroya ve adliyeye bu araçla geldim ve gittim.

Türkiye Barolar Birliği ve Ankara Barosu önceki başkanlarından Avukat Vedat Ahsen Coşar
Devlet Denetleme Kurulundan övgü ve teşekkür aldık

Altı yıllık baro başkanlığım döneminde ve her hafta, baronun gelir, gider ve harcamalarını baronun duyuru panolarına asmak, WEB sayfasına koymak suretiyle meslektaşlarımıza ve kamuoyuna duyurduk. Yani bu kadar şeffaf ve denetime elverişli bir uygulama içinde olduk. Bu uygulamamızdan dolayı, o yıllarda Devlet Denetleme Kurulundan, Türkiye’de bunu yapan tek kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak övgü ve teşekkür aldık.

Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı’na seçildiğim Haziran/2013’de ilk yaptığım iş, kuruma yasa gereği verdiğim mal beyanımı Barolar Birliği’nin web sayfasına koymak suretiyle kamuoyuna açıklamak oldu. Görev yaptığım üç yıl içerisinde ve her hafta, Barolar Birliği’nin gelir, gider ve harcamalarını, yönetim kurulu kararlarını Birliğin WEB sayfasında yayınladık. Özetle son derece açık, şeffaf, denetime elverişli bir uygulama içinde olduk.

Ben Barolar Birliği Başkanı seçildiğimde başkana tahsisli makam arabasını satmak istedim, ancak yönetim kurulu buna izin vermedi. Seçildiğimde rahmetli Özdemir Özok zamanında alınmış Ford marka bir makam arabası ve Wolkswagen Transporter vardı. Teknik servise hizmet etmesi için Ford marka bir transporter, getir götür işlerini yapması için bir Wolkswagen Caddy aldık, başka araç almadık.  Görev sürem içerisinde yaptığımız şehirlerarası seyahatlerde genellikle Wolkswagen transporterı, şehir içinde ise Ford marka aracı kullandık.

Hukukbook: Barolarda çoğulcu yönetim anlayışı mevcut mu?

Vedat Ahsen Coşar: Genel olarak mevcut değil. Özellikle Ankara Barosu, İstanbul Barosu ve İzmir Barosunda aynı görüşte olan kişilerin egemen olduğu listelerle seçime giriliyor. O nedenle, temsilde adalet ve meşruiyet vardır demek mümkün değil. Bunları sağlamak için bana göre nisbi temsil sisteminin getirilmesi gerekir.

Hukukbook: Avukatlık Kanunu’na göre yapılmakta olan Baro başkanlık seçimlerini demokratik buluyor musunuz?

Vedat Ahsen Coşar: Bana göre demokratiktir. Aday olma ve seçilme engeli olmayan, aday olma ve seçilme yeterliliği bulunan her avukat aday olabilir. Seçim bir yarıştır, bir rekabettir. Aday olan kişinin husumet üzerine kurulu bir seçim götürmemesi, kendisini anlatması, tanıtması, projelerinin ve pozitif hedeflerinin ne olduğunu ortaya koyması gerekir. Ben kendi adıma girdiğim bütün seçimlerde bunu yaptım. Aday olduğum bütün seçimlerde, seçildiğim takdirde hangi projelerin takipçisi olacağımı, hazırladığım seçim broşürleriyle tüm meslektaşlarıma açıkladım ve görev yaptığım sürece bu projelerin takipçisi oldum. Ve hatta şunu söyleyebilirim: ilk kez aday olduğum ve kaybettiğim 1994 yılı seçimlerinde uyguladığım proje sunma hadisesi, o güne kadar bir ilk ve sonraki yıllarda da aday olanlara örnek oldu.

Hukukbook: Sayın Coşar, size göre baro başkanlarının hangi niteliklere sahip olması lazım?

Vedat Ahsen Coşar: Kişilik bana göre her zaman bilgiden, bilgili olmaktan önce gelir. Her ne iseniz o şeyin “eni” olabilirsiniz. En asker, en bürokrat, en avukat, en mühendis, en profesör, en başkan, en dekan, en rektör olabilirsiniz. Ama adam değilseniz, bunları olmanız hiçbir şey ifade etmez. Onun için baro başkanlığına aday olan kişinin öncelikle adam olması, kişilikli, ahlaklı, erdemli, karakterli, özerk, bir kişi olması, görevini yaparken bağımsız ve tarafsız olması gerekir. Bir şey olmayı değil, bir şeyler yapmayı hedef alması gerekir. Öncelikle kendi asli görevlerine odaklanması, asli görevlerini yapması, iyi yapması gerekir. Baroyu, baro başkanlığını başka pozisyonlara geçmeye alet etmemesi, baroyu bu amaçla kullanmaması gerekir. Sonra bilgili olması, iyi bir hukukçu olması gerekir.

Temiz bir mesleki geçmişe sahip bulunması, cesur olması, eyyamcı olmaması gerekir. Entelektüel olması, demokrat bir kişiliğe sahip bulunması, öteki düşünceye açık olması, hiçbir ayrım yapmadan herkesi kucaklaması gerekir. Bütün bu konularda rol model olması gerekir. Ben mesela Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı’na aday olduğum Haziran/2013 seçimlerinde yaptığım adaylık konuşmasında şunları söylemiştim. “Ben önce hepiniz gibi adamım. Daha sonra demokratım. Daha sonra ise sosyal demokratım.” Yani adam olmayı ilk sıraya, demokrat olmayı ikinci sıraya, siyasi düşünceyi ise üçüncü sıraya koymuştum. Zira adam olmak her şeyden önce gelir, daha sonra demokrat olmak gelir. Siyasi düşünce, siyasi tercih bunlardan sonra gelir. Adam olmayan, demokrat olmayan bir kişi, ister sağcı olsun, isterse solcu ya da başka bir görüş sahibi olsun, bana göre bir şey ifade etmez. Zira asıl olan adamlıktır, demokratlıktır. Bunlar yok ise, diğerlerinin bir kıymeti yoktur.

Hukukbook: Ekonomik dönüşümlerin çok hızlı olduğu son 20-30 yılda, Barolar hangi politikaları uygulasaydı avukatların mesleki pozisyonları daha güçlü olurdu?

 Vedat Ahsen Coşar: Bu baroların uyguladıkları ve uygulayacakları politikalardan daha çok, hükumetlerin uyguladıkları ve uygulayacakları politikalarla ve genel olarak ülkenin hukukla olan genel sorunuyla ilgilidir. Sorun geçmiş hükumetlerin, özellikle 16 yıldır ülkeyi yöneten AK Parti’nin hukuka şaşı bakmasından, hukuku, hukukçuyu, yargıyı ötelemesinden, ayak bağı olarak görmesinden, kendi istediği doğrultuda yönlendirmek istemesinden ve bütün bunlara bağlı olarak hukuka aidiyet bilincinin egemen olduğu bir toplum yaratamamasından, yaratmak istememesinden kaynaklanan bir sorundur. Bileşik kaplar örneğinde olduğu gibi pek çok konuda yozlaşan, üretmeyen, üretme düşüncesi, terbiyesi, kültürü olmayan, hemen her şeyi aşındıran, eskiten ve tüketen bir toplumun getirdiği bir sonuçtur bugün yaşananlar. Bu sonuçtan başkaca meslekler nasıl nasibini almış ise, avukatlık mesleği de payına düşeni almıştır.

Günün koşullarına uygun, ihtiyaçlara cevap veren, avukatlık mesleğinin hizmet alanını genişleten bir yeni Avukatlık Yasası yürürlüğe konulmuş, bu bağlamda sağlıklı bir şirketleşme ve ortaklık modeli getirilmiş ve geliştirilmiş, bazı İskandinav ülkelerinde uygulanan hukuk sigortası gibi kurumlar ihdas edilmiş, koruyucu avukatlık kurumu geliştirilmiş olsa idi, belki avukatların pozisyonu daha iyi olabilirdi. Ne yazık ki, bunu yapamadık. Şahsen bunun yapılamamasında ben kendi dönemimi de sorumlu ve kusurlu buluyorum.

Hukukbook: Ülkemizde kurumsal olarak yargının ve özelde de yargı sisteminin içinde bulunan hukuk insanlarının en büyük problemleri nelerdir? Baroların bu sorunlara karşı yapabilecekleri nelerdir?

Vedat Ahsen Coşar: Yargının kurumsal sorunu, bağımsız ve tarafsız olmaması, bütünüyle yürütme erkine bağlı bulunmasıdır. Bu bağımlılıktan ve tarafgirlikten, ne yazık ki hukuk adamları da payını almıştır, almaktadır. Haksızlık, adaletsizlik kime yapılırsa yapılsın haksızlıktır, adaletsizliktir. Bu konularda çifte standart uygulanmaması, siyasi tercihlere ve görüşlere bağlı olarak tavır alınmaması, haksızlık, adaletsizlik, hukuksuzluk kime yapılırsa yapılsın, kim yaparsa yapsın ona karşı durulması, tanıklık edilmesi gerekir. Ülkemizde görünen ve yaşanan odur ki, pek çok kişi, elbette hukukçular da ve hatta bir kısım barolar da bu konuda takım tutmakta, karşı takımdan ise ‚ “oh olsun, bunlar az bile” demekte, kendi takımından ise, bunlara karşı çıkmaktadır. Baroların bu sorunlara karşı yapması gereken şey, haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik nereden ve kimden gelirse gelsin, buna karşı tavır almak, bu kişilerin haklarına, hukuklarına tarafsızlıkla sahip çıkmak olmalıdır.

Hukukbook: Türkiye’deki avukat sayısı söylendiği gibi nüfusa oranla çok mu sizce? Avukat sayısından sıkça şikayet ediliyor, sizin bu konudaki anlayışınız nedir?

Vedat Ahsen Coşar: Kimi Batı ülkeleriyle karşılaştırıldığında, aslında nüfusa oranla avukat sayısı Türkiye’de çok fazla değildir. Ama hukuka aidiyet bilinci olan, hukuk devleti olan Batı ülkelerinde koruyucu avukatlık sistemi iyi çalıştığından, insanlar avukata danışmadan adım atmadıklarından, yani avukatlık hizmetinin alanı oldukça geniş olduğundan, insanların ekonomik güçleri yerinde bulunduğundan, paylaşılan veya paylaşılacak olan pastanın büyük olmasından, insanların kaliteli hukukçu aramalarından, böylelerini tercih etmelerinden, esasen çoğu avukatın kalitesi de üst düzeyde olduğundan dolayı, avukat sayısı o ülkelerde pek o kadar önem arz etmemektedir.

Bizim ülkemizdeki fazlalık, orada olan ve az önce arz ettiğim şeylerin bizde olmamasından kaynaklanıyor. Bu konuda ülkemiz bağlamında önemli olan bir diğer husus da, sorunun sadece bir nicelik sorunu olmasından daha çok, bir nitelik, bir kalite sorunu olmasıdır. Bu ise doğrudan yaz boz tahtası haline getirilen eğitim sistemimiz ile ilgilidir, bu sistemin doğal bir sonucudur. Ki bu hususu izin verirseniz, sorunuz kapsamında daha önce “ahsencosar.wordpress.com” adresindeki kişisel blogumda yazdığım yazı çerçevesinde birazdan izah edeceğim.

Röportaj Devam Edecek…

Vedat Ahsen Coşar

İstanbul Barosu Başkan Adayı Talat Canbolat ile Röportaj

0
Av. Dr. Talat CANBOLAT

İstanbul Barosu Başkan Adayı Talat Canbolat ile Röportajda “Baroda Değişim ve Gelişim” hareketinin baro seçimlerine ilişkin görüşleri Hukuk Ansiklopedisi okuyucularına sunulmaktadır.

İstanbul Barosu Başkan Adayı Talat Canbolat ile Röportaj
Hukukbook: Sayın Talat Canbolat, İstanbul Barosu başkanlığına neden aday oldunuz?

Talat Canbolat: Son zamanlarda hak, hukuk, adalet kavramlarının içinin boşaltılarak sadece sözle söylenen beyanlar haline indirgenmesi, bunun uygulamaya yansımasının ancak avukatlar ve güçlü bir baroyla mümkün olması, mevcut yönetimin ve grupların yıllardır söylediklerini her seçim döneminde aynı şekilde söylemeye devam etmeleri, avukatların sorunlarının katlanarak büyümesi karşısında, çözüm üretme kapasitelerinin olmaması, barodan başlayarak ülkede bu kavramların uygulanmasını sağlamak ve bir zihniyet değişikliğini başlatabilmek, siyasi, ideolojik ve diğer görüşleri meslek ilkeleri etrafında birleşerek mümkün olması nedeniyle “Baroda Değişim ve Gelişim” hareketi olarak yola çıktık.

Talat Canbolat adliye ziyaretinde
Hukukbook: Baro’da neleri eksikleri gördünüz de aday olmaya karar verdiniz?

Talat Canbolat: Hukuk eğitimiyle başlayan ve Stajla devam eden ardından da  genç avukatların sorunlarının katlanarak büyümesi, bu sorunların giderek tüm meslektaşlara yansıması,  bu sorunların bir çoğunun baro tarafından çözülebilecek nitelikte olmasına rağmen çözüm yerine slogan üretmeye devam edilmesi, sorunların bazılarının çözümü için gerekli olan yasal değişiklik ve idari düzenlemeler için sonuç alıcı nitelikte geçmişte örnekli olduğu gibi baskı grubu olarak yeterli faaliyet gösterilmemesi bunun yanında sorunların katlanarak devam etmesinin değişim ve gelişimi zorunlu kılması

Hukukbook: İstanbul Barosu tarihinde örnek aldığınız ve takdir ettiğiniz en büyük başkan kimdir?

Talat Canbolat: Av. Orhan Adli Apaydın

Hukukbook:    İstanbul Barosunun mevcut yönetiminin yaptığı icraatlardan hangilerini doğru buluyorsunuz?

Talat Canbolat: Baro Bahçenin faaliyete geçmesi, adliyeler arası servislerin faaliyete geçmesini sayabiliriz.

Hukukbook: İstanbul Barosunun neden yapmadığını sorguladığınız işler hangileridir? Görevi olduğu halde Baro hangi işleri yapmamakta, kötü yapmakta, eksik yapmakta yada yetersiz kalmaktadır? Yapması gerekip de yapmadığı, kötü yaptığı yada eksik yaptığı işleri kategoriler halinde sıralar mısınız?

Talat Canbolat: Meslek sorunlarına ilişkin, hukuk adına yapılması gereken siyasetin yapılamaması, stajyerlere ücret yasağı olmamasına rağmen bunu bir tarifeye bağlamak yerine yasak varmış gibi hareket etmesi, gençlerin mesleki bilgi ve tecrübe edinmeleri, yeni iş alanlarına yönelmeleri ve kendi bürolarını açmalarında maddi ve manevi destek olunmaması, avukatlık mesleğinin en önemli özelliğinin “bağımsızlık” olması ve ekonomik bağımsızlığın sağlanmasına yönelik faaliyet olmaması, CMK avukatlarının ücret ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için işbirliğinden uzak durulması, hastalanan, vefat eden meslektaşların geride kalan çocuklarının eğitimi gibi konularla ilgilenilmemesi.

Talat Canbolat ve eşi Avukat Emine Canbolat
Hukukbook:  Sayın Canbolat, “Avukat” denildiğinde aklınıza ne geliyor? Avukat kavramına yüklediğiniz anlam nedir?

Talat Canbolat: Hayatını adaletin gerçekleştirilmesine adayan; Saygın, adil, dürüst, azimli, yılmayan güçlü kişi.

Hukukbook: Size göre Baro nedir? Misyonu ne olmalıdır? Başkan olmanız halinde Baroya hangi misyonu biçmektesiniz?

Talat Canbolat: Avukatlık mesleğinin hak ettiği saygınlığı kazandırmak, avukatların mesleki sorunlarının çözülmesinin yanında ülkede adalet kavramını tartışmalı olmaktan çıkarmak, buna yönelik her türlü hukuk politikaları ve uygulamaya yönelik çalışmalar yapmak, toplumun gerçek anlamda hukuk ve demokrasi sorunlarının çözümüne katkıda bulunmak, temek insan haklarının yanında, çevre hakkı ve hayvan haklarını da savunmak, bunlara yönelik politika ve yasal değişikliklerde sözü dinlenir ve itibar edilir bir baro oluşturmak, iktidarın ve her türlü güç odaklarının hukuksuz uygulamalarının karşısına farklılıklarımızı zenginliğimiz olarak görerek tüm mensuplarıyla birlikte karşı koyabilen bir baroyu oluşturmak, üye sayısı olarak değil örnek uygulamalarıyla dünyanın en saygın, sözü dinlenir, etkili barosunu oluşturmak

Hukukbook: İstanbul Barosu yönetimine geldiğinizde hiçbir kanun ve yönetmelik değişikliği olmaksızın derhal değiştireceğiniz somut politikalar nelerdir?

Talat Canbolat: Şeffaf, demokratik ve çoğulcu bir baro yönetimi için Stajyer ve genç avukatların temsilcilerini Yönetim Kurulu Toplantılarına gözlemci olarak alacağız, stajyer ücretlerini bir tarifeye bağlayacağız, genç avukatlardan 5 yıl aidat alınmayacaktır, genel kurulda buna ilişkin önerge vereceğiz, avukatlara yeni iş alanları oluşturmak ve geliştirmek için bir komisyon kuracağız, CMK avukatlarının karakollara gidip gelmelerinde kullanılmak üzere her semte yeteri kadar üzeri İstanbul Barosu yazı ve logo giydirilmiş, içerisinde doğrudan Baro Başkanına bağlı telefon ve diğer iletişim vasıtalarıyla döşenmiş araçlar tahsis edeceğiz, böylece arkadaşlarımız arkasında baronun ve tüm meslektaşlarının gücünü hissederek görev yapacaklardır.

Gençlerin dinamizmi ve üstatların tecrübeleri ile bilgi birikimleri arasında etkileşim sağlamak için kuşaklararası avukat buluşmaları yapacağız, duruşma sırasını cep telefonundan takip edebilecek, hakimin izinli, mazeretli vs nedenlerle duruşma ertelemeleri önceden cep telefonundan görebilecek yazılımı tüm meslektaşlara ücretsiz sunacağız, haksız rekabet ve kazanç elde etmeye yönelik reklam ve diğer hukuka aykırı davranışlarda bulunanlar ile avukatlık mesleğini taklit eden hukuksuz arzuhalci veya hasar danışmanlık şirketi ve benzerleri ile etkili mücadele edilecektir. Vefat eden meslektaşların geride kalan aileleri ve özellikle çocukları Baro tarafından okutulacaktır.

Prof. Dr. Talat Canbolat
Hukukbook: Adaylık sürecinde vaat edip de Baro yönetimine geldiğinizde mevzuat değişikliği gerektiren işler nelerdir? Bunun için hangi yolları izleyeceksiniz?

Talat Canbolat: Asgari tarifenin altında iş almak yasak olduğu halde CMK avukatlarının Anayasadaki angarya yasağını ihlal edecek şekilde çalıştırılmasını kabul etmiyoruz. Bunun için CMK ve adli yardım ücretleri asgari tarifeyle eşit hale getirilmesi sağlanacaktır. Hemşire, polis ve imamlara tanınan ek gösterge hakkı Kamu avukatlarına da tanınacaktır. Kamu avukatları ikametlerine en yakın adliyede görevlendirileceklerdir, yeşil pasaport hakkı çok gecikmiş olup derhal sağlanması gerekir, diğer kamu hizmetlerinden alınmayan KDV’nin kamu hizmeti olan avukatlıktan da alınmaması, alınacaksa temel gıda maddelerindeki gibi %1 olması sağlanacaktır.

Hukuka güven hukukçuya güvenle sağlanabilir, avukatlara genel vekaletname düzenleme yetkisi verilecektir, avukatlık ücret sözleşmeleri ilam niteliğinde belge sayılarak avukatın vermiş olduğu hizmetten kaynaklanan ücretini tahsili için dava açıp kesinleştirip icra ile uğraşması önlenecektir, avukatın ücretinin ödenmemesi için avukatı devre dışı bırakmaya çalışanlar da vekalet ücretinden müşterek ve müteselsil olarak sorumlu olacaklardır, avukatların gelecek kaygısı ve sosyal güvenlik kaygısı yaşamamaları için sigorta hakları ve emeklilik hakları Emekli-Sandığı kanunuyla eşit hale getirilecektir, Kat karşılığı inşaat, vasiyetname vs. gibi noterde yapılması zorunlu olan sözleşmelerde avukat zorunluluğu getirilecektir.

Hukukbook: Baro’nun komisyon ve merkezlerine hangi rolleri biçiyorsunuz? Komisyon ve merkezleri yeterli buluyor musunuz?

Talat Canbolat: Mevcut komisyon ve merkezlerden az sayıda olan bazılarının çalışmaları kendilerine tanınan imkanlar içerisinde olumlu değerlendirilebilirse de birçoğu işlevsiz, etkisiz ve yetersizdir. Bunlara avukatlara yeni iş alanlarını tanıtan bir komisyon daha ilave ederek verimli ve etkin olarak çalışmaları sağlanacaktır. Bu komisyon ve merkezler Borunun gözü ve kulağı gibi o alandaki sorunları tespit edip, meslektaşlarla birebir temas kurup sorunları kaynağında belirleyip etkili ve hızlı şekilde çözümüne odaklanması ve kendilerini aşan çözümler üretilmesi hususunda da YK ve diğer organları harekete geçirmesi sağlanacaktır.

Hukukbook: Baro, sizce üyelerine ve kamuoyuna karşı şeffaf mı?

Talat Canbolat: Şeffaf demeyi çok isterdim.

Hukukbook: Baroda çoğulcu bir yönetim için somut önerileriniz nelerdir?

Talat Canbolat: Baroda Değişim ve Gelişim hareketi olarak henüz listemizi ilan etmedik. Nedeni temsil kabiliyeti yüksek liste oluşturmaktır. Diğer taraftan seçilmemiz halinde Genel Kurul bize yetki verdi o zaman istediğimiz gibi yönetiriz demeyeceğiz. Çoğulcu bir şekilde Baro Meclisini de etkili şekilde çalıştırarak, geniş katılımlı, demokratik bir şekilde yönetime talibiz. Bu nedenle yasal olarak 5 yıldan az kıdemi olanlar Yönetim Kurulu üyesi olamasalar da temsilcilerinin toplantılara katılımı sağlanacaktır. Baro yönetim kurulunun gündemi önceden ilan edilecek konulara ilgili görüş bildirmek isteyenler yönetim kuruluna katılarak görüş ve düşüncelerini bildirecekler isteyenler yazılı olarak sunabilecektir.

Hukukbook :Baro başkanlık seçimlerinin demokratik olduğunu söyleyebilir misiniz?

Talat Canbolat: Evet. Baro başkanlığı seçimleri yıllardır önemli ölçüde demokratik ortamda gerçekleşmektedir. Ancak seçimlere grup olarak girenlerin adaylarının veya listelerinin belirlenmesinde demokratik esaslara uyulup uyulmadığı tartışılabilir. Her şeyden önce belirli bir grup aidiyetinin özgürlükçü, katılımcı ve demokratik esaslara uygun olmadığını düşünüyorum.

Hukukbook :Sizce baro başkan adaylarının hangi niteliklere sahip olması lazım?

Talat Canbolat: Mesleğin sorunlarına vakıf olması hatta bunları önemli ölçüde bizzat yaşamış olması, sorunların çözümü için yeterli hukuki, bilgi birikimi ve tecrübeye sahip olması, bir grup, ideoloji, siyasi parti veya başkaca aidiyetinin olmaması en azından bununla özdeşleşmemesi, her kesime tüm meslektaşlara hitap edebilecek yapıda, meslek ilkelerini önemseyen ve özümsemiş, bunlar için kararlı ve etkili mücadele edebilecek yapıda olması, meslek sorunlarının çözümü için tüm kamu kurum ve kurumlarının, hükümetin, TBMM’nin kapısını çalmaktan ve birlikte çalışmaktan çekinmemesi ancak gerekirse yine o kapıları tekmeleyebilecek yapıda olması, nereden gelirse gelsin kime yapılırsa yapılsın haksızlıkların karşısında olabilmesi.

Hukukbook: Baro’nun basılı yayınlarını ve network ağını yeterli buluyor musunuz?  Sosyal medya yeterli kullanılıyor mu?

Talat Canbolat: Bu konudaki yayınları kötü bulmuyorum ancak geliştirilebilir ve daha işlevsel hale getirilebilir.

Hukukbook: Baronun son 20 yılında en başarılı başkan hangisidir? Baro son 20 yılda hangi politikaları uygulasaydı avukatların mesleki pozisyonları daha güçlü olurdu?

Talat Canbolat: Av.Orhan Adli Apaydın, Av. Prof. Selahattin Sulhi Tekinay’dan sonra kısmen Av. Doç. Yücel Sayman ve Av. Turgut Kazan başarılı olmuştur.

Hukukbook: Ülkemizde, kurumsal olarak yargının en büyük 5 problemi nedir? Çözüm önerileriniz ve yönetime seçilmeniz halinde hareket tarzınız ne olacaktır?

Talat Canbolat: Yargının en büyük problemi tarafsız ve bağımsız olma özelliğini önemli ölçüde kaybetmiş olmasıdır, ki bu durumda adil yargılamadan söz etmek güçleşmektedir.  Daha sonra aşırı iş yükü ile yetersiz hakim ve savcılar nedeniyle yaşanan sorunlar gelmektedir. En kötü Kanunlar bile iyi hakimlerin olduğu yerde en adil şekilde uygulanabilir. Ancak hakiminiz yetersizse iyi kanun yapmanın anlamı zaten yoktur.

Siyasi kimlik taşıyanlar, iktidar mensupları ve diğer kimselerin; devam eden davalara yönelik açıklamalar yapmaması gerekirken bugün her gün Televizyonda ve sosyal medyada adeta yargılama yapar gibi üstelik dosya hakkında sağlıklı bilgileri de olmadan açıklama,beyan ve yorumlar yapılmaktadır. Bunlar hakim ve savcıların tarafsız ve bağımsızlıklarını olumsuz etkilemekte ve üzerinde baskı oluşturmaktadır. Hatta sosyal medyadan veya belirli kesimden gelen tepkilere göre tutuklama veya salıverilme kararları verildiği anlamına gelen uygulamalara şahit olmaktayız ki bunlar çok endişe vericidir. Dosyada hiç bir değişiklik olmamasına rağmen aynı heyet akşam başka karar verebilmektedir.  Bu uygulamaların sayısının artması yargıya olan güveni ciddi zedelemektedir.

Hukukbook: Avukat sayısı çok mu yoksa yetersiz mi?  Avukat sayısından sıkça şikayet ediliyor, sizin bu konudaki anlayışınız nedir?

Talat Canbolat: Hukuk fakültelerinin sayısı hiç bir bilimsel veriye dayanmaksızın kontrolsüz şekilde çok açılmaktadır. Hukuk eğitiminde çok ciddi eksikliklerle öğrenciler yetişmektedir. Bu mezun sayısını gereğinden fazla artırdığı gibi nitelikli hukukçu sayısını da olumsuz etkilemektedir. Bu durum hukukun tüm uygulama alanlarına hakim/savcıların yanında avukatları ve avukatlık mesleğini de olumsuz etkilemektedir. Bu durumdan yine en çok genç avukatlar olumsuz etkilenmektedir. Mezuniyet ve staj sonrası çalışma koşulları toplumun kendilerinden beklediği hayat standardına uygun olmadığı gibi ciddi geçim sorunlarıyla karşı karşıya bulunmaktadır. Artık Avukatlık sınavının gelmesi gerektiği büyük bir kesim tarafından kabul edilmektedir. Ancak asıl önemli olan avukatlara yeni iş alanlarının açılmasıdır. Baro bu konuda çok yetersiz kalmaktadır.

Ülkemizin yanında önemli olan yurt dışındaki hizmetlere yönelik çok büyük iş imkanları var iken bunlarla ilgilenilmemekte, tanıtımı yapılmamaktadır. Öyle ki gelişen teknoloji ve gençlerin bunlara kolay adapte olmaları yurt dışındaki bir çok hukuk hizmetlerinin Türkiye’den verilebilme imkanını ortaya koymuştur. Burada önemli olan Türkiye’deki iş imkanlarından söz etmiyorum, Türkiye’deki avukatlarımızın yurt dışındaki başka ülkelerdeki iş imkanlarından, hukuk hizmeti ihracından söz ediyorum. Uluslararası şirketlerin yurt dışındaki hukuki sorunları, deniz hukuku, bilişim hukuku, spor hukuku, Birleşmiş Milletlere bağlı göç idaresindeki göçmenlere hukuki yardımları ve benzeri konular…

İstanbul Barosu Başkan Adayı Talat Canbolat
Hukukbook: Avukatlık sınavı hakkında yönetime geldiğinizde uygulayacağınız etkin politika nasıl olacaktır?

Talat Canbolat: Hem hükümet hem Barolar avukatlık sınavının gelmesi gerektiğini kabul etmektedir. Ancak sınavı kimin yapacağına yönelik tartışmalar nedeniyle yıllardır uygulamaya geçilememiştir. Sınavın mutlaka objektif, bilimsel şekilde ve yine Türkiye Boralar Birliğinin dahil olduğu bir sistem içerisinde yapılması gereklidir.

Hukukbook: Baro ile sayısı 40.000’leri aşan aktif avukat arasında iletişimi ve koordinasyonu sağlamak için somut projeleriniz nelerdir?

Talat Canbolat: Kuşaklararası avukat buluşmaları yapılacaktır. Özellikle meslekte belirli alanda uzmanlaşan avukatlar ile belirli bir yaşa gelen üstatlarla genç avukatlar buluşturularak bilgi ve tecrübe paylaşılmasını sağlayacak etkinlikler yapılacaktır. Baro evleri, sosyal tesisler, sosyal ve kültürel etkinlikler, interaktif buluşmalar, Baro TV bunlardan bazılarıdır.

Hukukbook: Baronun düzenlemiş olduğu etkinlik, toplantı, protesto, eylem ve işlerde avukatların yüksek katılımını sağlamak için neler yapacaksınız?

Talat Canbolat: Baronun en büyük eksikliği avukatlık mesleğini ilgilendiren bu tür protesto gibi durumlara katılımın çok düşük olması ve eylemlerin de bu anlamda başarısız olmasıdır. Bunun nedeni önemli ölçüde meslektaşlarımızın baroya aidiyet duygularının zayıflamış olmasıdır. Bu da temelde yönetimlerin belirli ideolojik ve siyasi kimliklere göre oluşmuş gruplar tarafından seçimlere katılarak seçilmiş olmalarıdır. Bu nedenle biz özellikle grup ifadesini kullanmıyoruz ve meslek sorunlarının çözümünde her kesimden tüm meslektaşlarla birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmeyi hedefliyoruz. Burada Avukatlık mesleğini öncelememiz, meslek ilkeleri ve  meslek sorunlarının çözümüne odaklanmış olmamız gerekir. Hak, hukuk, adalet, Cumhuriyet, demokrasi bizlerin ortak hedefidir. Bunlar da ancak birlikte hareket edilerek başarılabilir. Bunu yapamadığımız için Baro potansiyel gücünü kullanamamaktadır. Başarabilirsek Baronun uygun görmediği bir yasanın TBMM’den çıkması veya herhangi bir yerde hukuksuz uygulamalara devam edilmesi mümkün değildir.

Hukukbook: Yasa, Anayasa, mevzuat değişikliklerinde baronun rolü ne olmalıdır?

Talat Canbolat: Avkatlık mesleği Yasa, Anayasa ve diğer mevzuatın uygulayıcısıdır. Baro mutlaka yasal değişiklikleri ve TBMM gündemini yakından takip etmeli ve yasalaşma sürecinde etkin rol oynamalıdır. Sadece eleştirmek için değil yapıcı katkı da vermelidir. Yanlışları söyleyip doğru metinlerle beslemelidir. Sırf karşıtlık söylemleriyle etkin rol alınması mümkün değildir. Yeri geldiğinde de çok sert tavır koyabilmelidir.

Hukukbook: Kentsel dönüşüm, kadın hakları, doğa hakları gibi toplumsal duyarlılığa ilişkin sorunların çözümünde baronun nasıl bir görevi ve sorumluluğu olduğuna inanıyorsunuz?

Talat Canbolat: Baro bu sayılanların tamamına taraftır. Baronun asli görevleri temel insan haklarını korumaktır ki doğa da bunun bir parçasıdır. Hayvan hakları yasasının halen çıkmamış olması ülkemiz adına üzücüdür. Kadınlara yönelik cinsiyet ayırımcılığı temelli uygulamalarda baro taraftır. Doğa, kentsel dönüşüm, kadın hakları, hayvan hakları v.s tamamı insan hakkı temelli sorunlardır. İnsanı yaşamış olduğu kentten, çevreden soyutlayamazsınız.

Hukukbook: Avukatların yaşadığı yargısal sorunlarda baronun görevi ve sorumluluğu nedir?

Talat Canbolat: Baronun asli görevi avukatların yaşamış olduğu yargısal sorunlara çözüm bulmaktır. Adliyeye girişten, otoparka ve diğer alanlardan başlayıp mahkeme salonlarına kadar birikmiş çok katmanlı sorunlarımız vardır. Baro bunlara çözüm üretmek için her yönüyle etkin faaliyette bulunması gerekir.

Hukukbook: Avukatların yaşadığı mali sorunlar hakkında çalışmalarınız var mı?  Bu konuda projeleriniz nelerdir?

Talat Canbolat: Bunları önemli ölçüde biraz önce söyledim. Avukatların özellikle de genç avukatların en temel sorunu bu olmaya başlamıştır. CMK ve Adli Yardım ücretleri asgari tarife seviyesine çıkarılmak için çalışılacaktır. Buralarda görev alan arkadaşlarımızın yol ve diğer masraflarının karşılanması sağlanacaktır. İstanbul Barosu logolu araçlar görevlendirilecektir. Avukatın ücret sözleşmesi ilam niteliğinde belge olması için çalışılacaktır. Ve en önemlisi avukatlara yeni iş alanları açılacak hatta avukatlık hizmeti yurt dışına da ihraç edilecektir. Yurt dışındaki bu potansiyeli mutlaka kullanmamız BM bağlı göç idaresindeki hukuk hizmetleri başta olmak üzere birçok hizmet Türkiye’den yapılabilecektir.

Hukukbook: Baronun siyasetle mesafesini kendi üzerine düşen görev ve sorumluluk dengesiyle birlikte yürütebilmesi için ne tür bir çalışma içerisine girmesi gerektiğini düşünüyorsunuz ?

Talat Canbolat: Baro yönetimini siyaset yapıyor diye değil siyaset yapmayı da beceremiyor diye eleştiriyorum. Bizler hukukçuyuz. Baro bir meslek kuruluşu olarak meslekle ilgili siyaset yapmalıdır hatta orada etkin olması da beklenir. Ancak hangi partinin hangi ilçe başkanının kim olacağı bizim işimiz değildir. TBMM’ye sunulan bir Kanun tasarı ve teklifinin ülkemize, vatandaşlarımıza ve mesleğimize ne getirip götüreceği baronun asli faaliyetleri arasında görmekteyiz. Bu nedenle daha tasarı ve teklif aşamasında etkin rol oynayarak hata ve eksiklikleri düzeltmemiz ve gerekiyorsa o tasarı ve teklifin geri çekilmesi, görüşülmemesi için aktif çalışmamız, bazen de bizlerin sorunlara ilişkin değişiklik teklifi sunmamız gereklidir. Mesleğimizin birçok sorunu basit yasa değişiklikleriyle çözülebilecek niteliktedir. Yıllardır yeşil pasaport sorunu bu nedenle çözülememiştir.

Hukukbook: Avukatların, değişen mevzuat karşısında güncelleme eğitimleri vermesi gerektiğini ve bu eğitimlerin zorunlu hale getirilmesi gerektiğini düşünüyor musunuz ?Bununla ilgili projeleriniz var mı?

Talat Canbolat: Güncel eğitimleri önemsiyorum. Baronun mutlaka bu eğitimleri yeterli şekilde ve hatta meslektaşların aktif katılımını sağlayabilmek için hem Anadolu Hem Çağlayan adliyelerinde verilmesi daha uygun olur. Ayrıca önemli olan eğitimlerin belirli periyotlarla tekrarlanması, eğitim içeriklerinin paylaşılması gerekir. Eğitimin kalitesinin artırılması için Üniversitelerle işbirliği yapılacaktır. Baroda eğitimlere yönelik bir Avukat Akademisi düşünülmektedir. Bu eğitimlere yönelik hizmeti vermek Baronun görevi olup katılıp katılmamak meslektaşın takdirindedir. Eğitimlere katılım zorunlu tutulamaz.

Hukukbook: Hukuk fakültelerinde kaliteyi arttırmak için baronun rolü ne olmalıdır?

Talat Canbolat: Öğrenciler avukatlığı ve hukuk uygulamalarını besleyen kaynaktır. Bu nedenle kaynağın iyi olması bizim mesleğin kalitesinin artırılması bakımından da son derece önemlidir. Baro hukuk eğitimine mutlaka taraftır. Özellikle uygulama eğitimlerinin Baroyla işbirliği içerisinde belki stajın bir bölümünün de hukuk fakültesinde yapılması uygun olabilir.

Hukukbook :Barodaki ve Adliyedeki Staj eğitimini yeterli buluyor musunuz?

Talat Canbolat: Hayır. Maalesef staj belirli bir sürenin tamamlanmasına yönelik usulü bir işlem haline dönüşmüştür.

Hukukbook: Uluslararası barolarla İstanbul Barosunun ilişkilerini yeterli buluyor musunuz?Baro hangi kurumlarla işbirliği içinde olmalı?

Talat Canbolat: Bunu İstanbul Barosu için oldukça yetersiz buluyorum. Hatta hiç yok denecek düzeyde. Oysa dünyanın 3. büyük barosundan söz ederken kalabalıklıklarla değil, dünyada ve ülkede sözü dinlenir, talepleri dikkate alınır saygın bir baroyu oluşturmamız gerekir. Dünya birliği, Avrupa barolar birliği, Birleşmiş Milletlere bağlı kuruluşlarla, insan hakları kuruluşlarıyla, diğer kuruluşlarla yakın işbirliği yapılması ve ortak çalışmalar yapılması gereklidir. Bunlar aynı zamanda avukatlara diğer ülkelerdeki iş imkanlarının geliştirilmesinin önünü açacaktır.

Hukukbook: Stajyer avukatların sigortalı bir işte çalışmaları yasal olarak mümkün. Sizce bu uygun mu? Anayasal bir hakkın ihlali olduğunu düşünüyor musunuz? Bu problemi çözmek için neler yapacaksınız?

Talat Canbolat: Sorunuzda bile bunun Yasal olmadığı ifadesi var. Oysa böyle bir yasak yoktur. Yıllardan beri yasak olduğu söylenmekle birlikte böyle bir yasak yoktur. Eskiden tüm mesleklerdeki stajyerlerin ücret ödenmezdi nedeni de ücret ödenmesi halinde bunların işçi gibi çalıştırılacağı endişesi olup asıl olanın meslek öğrenmeleri idi. Ancak 3308 ayılı Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanunundaki bu yasak da kaldırıldı, hatta asgari ücretin %30 undan aşağı olmamak üzere ücret ödenme mecburiyeti getirildi. Avukatlık mesleğinde de ilgili yönetmelik iptal edileli çok oldu. Böyle bir yasak yoktur. Meslektaşlarımız da stajyerlere bir miktar ödeme yapmaktadır. Ancak bunun tarifesi olmadığı için sorunlar yaşanmaktadır. Bu bir tarifeye bağlandığı takdirde sorunlar ortadan kalkacaktır. Bu basit bir tarife ilanından ibarettir.

Hukukbook: Avukatlık sınavı ve stajyer avukatların şikayet ettiği emek sömürüsü hakkında barolar ve avukatlar ortak bir anlayışta olsalar bu iki problem ne kadar sürede çözülebilir? 

Talat Canbolat: Avukatlık bağımsız çalışmayı gerektirir. Nitekim kanunda da böyle yazar. Avukat bağımsız savunmayı temsil eder. Buradaki bağımsızlık tabi ki ekonomik bağımsızlığı da anlatır. Ortak bir anlayışın olması bu problemi çözecektir.

Hukukbook: İstanbul Barosunun doğrudan müdahil olarak çözümüne katkı sunması gerekip de müdahale etmediği yada faal davranmadığı hangi olayları sayabilirsiniz?

Talat Canbolat: İstanbul Barosu avukatları ilgilendiren önemli olaylara müdahil olmuştur.

Hukukbook: İstanbul Barosu avukatlarından önemli sayıda avukatın yapmakta olduğu arabuluculuk mesleğine nasıl bakıyorsunuz? Yönetime geldiğinizde bu konudaki politikanız nasıl olacak? Arabuluculara ve çeşitli kişi ve kurumların açtığı Arabuluculuk Merkezlerine bakış açınız nedir?

Talat Canbolat: Türkiye Barolar Birliğinin çalışmaları sonucu arabuluculuk avukatlara özgü bir meslek haline gelmiştir. Ancak henüz arabuluculuk tam olarak oturmamıştır. Uygumalada sorunlar çoktur. Zaman içerisinde mesleğini avukatlık olarak ya da arabuluculuk olarak devam ettirenlerin ayrışacağını bekliyorum. Arabuluculuk avukatlara yeni bir iş alanı olarak görmek gerekir. Ancak uygulamasının meslek ilkelerine uygun olarak yapılmasının da sağlanması gerekir. Diğer taraftan İş Hukuku alanında dava şartı arabuluculukta işçinin avukatla temsil edilmesi çok yerinde olacaktı. Buna ilişkin görüşlerimi her ortamda dile getirdim. Arabulucunun da avukat olması nedeniyle bu düşüncemiz kabul görmedi. Uygulamayı yakından takip ediyoruz. Sorunlar dikkate alınarak bir kanun değişikliği ile işçinin avukatla temsilinin zorunlu olması gerektiği görüşündeyim.

Hukukbook: İstanbul’daki hukuk bürolarını avukatlık kanunu standartlarına göre nasıl buluyorsunuz? Reklam Yasağı yönetmeliği uygulanıyor mu? İnternet ortamında avukatlar etik kurallara uyuyorlar mı? Baro yönetimi bu konuda neleri yapmıyor yada iyi yapıyor?

Talat Canbolat: Reklam yasağını ihlali yaygın bir hal almıştır. Bunlarla etkili şekilde mücadele edilecektir.

Hukukbook: Adliyelerin etrafında onlarca arzuhalci ve arzuhalci büroları mevcut ve bu konuda çok yaygın, hatta avukatlarla aynı binalarda yan yana ofislerde faaliyet gösteriyorlar, şikayetler çoğalıyor, bu konudaki düşünceniz nedir?  Baro bu konuda ne yapmalı?

Talat Canbolat: Bu çok üzücü bir tablodur. Geçen gün Çekmece adliyesinin giriş tarafı bunlarla donatılmış olarak gördüm. Baronun asli görevidir bunlarla mücadele etmek. Üstelik yasaya aykırı emeğe saygısızlık ve vatandaşlarda da ciddi hak kayıplarına neden olmaktadır.

Hukukbook: Baroda Değişim ve Gelişim Grubu nasıl kuruldu? Kimler kurdu? Grubun tüzel kişiliği bulunuyor mu? Seçim dönemleri dışında çalışmalarınız var mı? İşleyişi nasıldır?

Talat Canbolat: .Öncelikle deklarasyonumuza bakarsanız biz her türlü grup ve grupçuluğa karşı olduğumuz için grup kelimesini özellikle kullanmadık ve kullanmıyoruz. Baroda Değişim ve Gelişim Hareketi diyebiliriz. Ortaya çıkış şekli İstanbul Barosu seçimleri yaklaşırken bir çok grup ve farklı kesimlerle konuşurken grup ve gruba bağlı kalıpları attıklarında, hak, hukuk, adalet, demokrasi, cumhuriyet kavramları üzerinde aynı şeyleri konuştuğumuzu gördüm. Bir gruba dahil olduğunuz takdirde görüş ve düşünceleriniz o grup aidiyetiyle sınırlanır. Avukatlık mesleğinin temeli ise bağımsız hareket etmeyi gerektirir. Diğer yandan İstanbul Barosunda yıllardır aynı gruplar seçimlere girerek ve yine her seçim aynı şeyleri ve vaatleri söylüyorlar. Örneğin şeffaf boru yönetiminden bahsediyorlar.

Hukukbook: Siz neler vaat ediyorsunuz?

Ben vaat değil uygulamaya yönelik somut çözüm önerileri sunarak herkesi meslek sorunlarının çözümünde grup ve grupçuluktan uzak, ideolojik, siyasi, mezhepsel ve başkaca kutuplaşma ve ayırımları bir kenara bırakarak birlikte hareket etmemiz halinde ancak sorunların kısa sürede çözüleceğini düşünüyorum. Avukatlık mesleğini ilgilendiren bunca sorun varken örneğin herhangi bir sorunda tüm adayların birlikte tavır koymaları ve açıklama yapmaları daha etkili sonuç doğuracaktır. Bu grupçuluk bizlerin enerjimizi birleştirmemize engel olmaktadır. Ben, eşim Av. Emine Canbolat ile birlikte 1992 yılında Sirkeci’de bir han odasında avukatlığa başladık. Eskiden hanlarda meslek dayanışması daha fazla idi. Herkes birbirinin duruşmasını bilir, tebligatını alır, çok güzel hukuki sohbetler yapılır, karşılıklı sevgi ve saygı vardı.

Bazıları Prof unvanımı görünce hoca adliyeyi biliyor mu? meslek sorunlarını biliyor mu? Yaşamış mı? gibi haklı sorular soruyorlar. 2003 yılından itibaren kesintisiz avukatlık yaptım ancak reklam yasağı kapsamında bunun reklamını yapmadım tabi. Sadece danışmanlık olarak değil zaman zaman eşimin yanında birlikte zaman zaman da bizzat cübbemi giyerek duruşmalara katıldım.

Baroda Değişim ve Gelişim ifadesi de bir grup arkadaşımla sohbet ederken ortaya kendiliğinden çıktı. Kişilerin değişmesi değil bir hukuk zihniyetinin değişmesi, İstanbul Barosundan başlayarak Türkiye’de bir hukuk zihniyetinin değişmesi, hukukun üstünlüğünün yeniden gerçekleşmesi için yola çıktık. Önceden bir liste ilan etmeyi de yola çıkış şeklimize uygun bulmadık. Zira herkesi birlik beraberlik içerisinde meslek ilkeleri etrafında birleşmeye davet ettik. Birçok dernek, vakıf ve platform destek açıklaması yaptı. Bir çok meslektaşım ilk defa heyecan duymaya başladım diye tebriklerini ve desteklerini ifade ettiler. Şimdi bir istişare heyeti oluşturarak yönetim kurulu ve diğer listelerimizi oluşturmaya çalışıyoruz. Diğer gruplar yıllardır belirli olduklarından ve benzer şeyler söylediklerinden tanınmaya ihtiyaç duymuyorlar. Yeni olan ve merak edilen bizim hareketimiz. Baroda değişim ve gelişimi gerçekleştirecek olan hareket de bunun etrafında toplanmaktır.

Hukukbook: Önce Baroda Değişim ve Gelişim Grubu başkan adayını belirlerken nasıl bir yöntem izledi? Başkan adayını nasıl belirlediniz? Kimler belirledi? Demokratik bir işleyişiniz mevcut mu?

Talat Canbolat: Yukarıda açıklamış oldum. Diğerlerinden farklı olarak biz grup değiliz. Tamamen doğal olarak kendiliğinden ortaya çıkıp hızlı büyüyen bir harekete dönüştü. Adaylarımızı tamamen demokratik bir şekilde istişare heyeti oluşturarak belirleyeceğiz. Demokratik çalıştığımız için halen o süreci tamamlayamadık. Yakında tamamlanmış olur diye ümit ediyorum.

Hukukbook:  Sayın Canbolat, sorularımıza verdiğiniz cevaplar için Hukuk Ansiklopedisi okurları adına teşekkür ederiz.
Av. Dr. Talat CANBOLAT

 İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1989 yılında mezun olmuştur.  Aynı yıl Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Anabilim Dalında çalışmaya başlamıştır. Halen aynı yerde Profesör unvanıyla akademik çalışmalarına devam etmektedir. 6325 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu, 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu bilim komisyonlarında görev almıştır.  2003 yılından itibaren İstanbul Barosuna kayıtlı avukattır.

Değişim ve Gelişim Hareketi Programı
Değişim ve Gelişim Hareketi Programı
Değişim ve Gelişim Hareketi Programı
Değişim ve Gelişim Hareketi Programı

Krotonlu Theano

0
Krotonlu Theano ve Pisagor

Krotonlu Theano, M.Ö. 600-550 tarihlerinde yaşadığı tahmin edilen Antik Çağın ilk kadın felsefecilerindendir. Krotonlu Theano, İyonyalı filozof, matematikçi ve Pisagorculuk olarak bilinen akımın kurucusu, kendi adıyla anılan Pisagor teoremine adını veren Pythagoras’ın (Pisagor) eşidir.

Krotonlu Theano ve eşi Pisagor’un temsili bir resmi

Kroton Güney İtalya’da zengin liman kentlerinden biridir. Güney İtalya bu devirde bir Yunan kolonisidir ve buraya yerleşenlerce Magna Graecia (Büyük Yunanistan) adıyla anılmıştır.

Krotonlu Theano, Pisagor’dan da etkilenerek cebir, geometri ve felsefeye ilgi duymuş, matematik ve müziğe önem vermiş ve reenkarnasyon öğretisini savunmuştur. Antik Çağ’ın bilinen ilk kadın filozofu Krotonlu Theano’udur.

Krotonlu Theano, Pythagoras’ın (Pisagor) eşi, öğrencisi ve ilk takipçilerinden biridir. Matematik, geometri ve felsefe ile uğraşmıştır. Eşinin ölümünden ardından Pythagoras Okulu’nu yönetmiş ve kız öğrencilere ders vermiştir. Theano diğer Pythagorasçılar gibi evrenin sayılardan kurulduğunu öne sürmüş, matematik ve müziğe önem vermiş ayrıca reenkarnasyon öğretisini savunmuştur.

Theano, ruhun yeniden doğacağını, bu nedenle insanların erdemli bir hayat sürmeleri gerektiğini savunmuş, hayatın salt maddeden ibaret olmadığını, ruhun ve metafiziğin ön planda olması gerektiğini ileri sürmüştür. Krotonlu Theano, matematik ve müziğe büyük önem vermiş, sayıları ise düzen sağlayan unsur olarak görmüştür.

Theano, Pisagor Okulu’nda kızlara ders vermiş, bu okulda verdiği derslerin büyük bölümünü ahlaka ayırmıştır. Theano, dönemin ileri görüşlü kadınlarından biri olmasına rağmen kadınların erkeklere göre geri planda kalmalarını ve iyi bir eş olmalarını savunmuş, dönemin sosyal gerçekliğini aşamamıştır.

Eski Yunan ve Kadın Filozoflar

Felsefenin başlangıcı Antik Çağa dayanmakta, yaşamı sorgulama, insanı, doğayı ve dünyayı tanımlama çalışmaları Eski Yunan’da başlamaktadır. Krotonlu Theano, bu çağda ortaya çıkan istisnai kadınlardan bir tanesidir. Eşi gibi matematiğe meraklı olan Theano Pisagor’dan felsefe dersleri de almış ve eşinin ölümünden sonra Pisagor Okulu’nu yönetmiş, en ünlü Pisagorcu kadın olarak tarihteki yerini almıştır.

Kadınların tarih boyunca felsefe ve bilim alanında görmezden gelinmesi ve yaptıkları çalışmaların yok sayılması olgusu orta çağda kadın düşmanlığı olarak yaygınlaşmış, bilim ve düşünce ile uğraşan kadınlar cadılık ve büyücülükle suçlanmışlardır. Diğer yaygın suçlama ise ahlaksızlık olmuştur.  Neden Pisagorcu olduğunu belirtirsek; ilk kadın düşünürlerin Pisagor’un çevresinden çıktığı inancı vardır.Bu çevredeki düşünürlerin, onun matematik bilgilerini ve felsefeye dair düşüncelerinin destekleyicisi ve yayıcısı olduğu kabul edilmektedir.

Suç Psikolojisi ve Seri Katillerin Zihninden Suç Gölgeleri

0
Suç Psikolojisi ve Seri Katillerin Zihninden Suç Gölgeleri isimli kitaplar dünyaca ünlü psikolog David Canter tarafından yazılmıştır. Prof. Dr. David Canter, suç psikolojisi alanında dünyanın en önemli otoritesi olarak anılmaktadır.
Seri Katillerin Zihninden Suç Gölgeleri
Seri Katillerin Zihninden Suç Gölgeleri
 

Suç Psikolojisi, suçun araştırılması, anlaşılması, profil çıkarma ve seri katillerin ve suçluluların psikolojisine odaklanmaktadır. Her suç kendine has bir gölge ve iz bırakmakta, bu gölge, polisi yaptığı analiz sonucunda suçluya ulaştırabilmektedir. Bu kitap, suçun doğasını çözümleyip kullanarak polisin bireysel suç işleyenleri belirleyip takip etmesine yardımcı olan ‘suçlu profili çıkarma’ işini incelemektedir. Suç Gölgeleri ise suçla mücadele edenler için önemli bir kitaptır. Bu yolculukta suçlunun şiddet içeren davranışları, ardında bıraktığı izlerle anlamlandırılmakta ve Canter, bu izleri ‘suçlunun iç hikâyeleri’ olarak tanımlamaktadır.

Suç Psikolojisi
Suç Psikolojisi

Suç Psikolojisi, psikolojinin suçun araştırılması ve anlaşılması, hapishanelerdeki suçluların ıslahı, yönetimi ve mahkemedeki süreçlere katkısı üzerinde durmaktadır. Derinlemesine görüşme, yalanı ortaya çıkarma, suçlu görünüşün doğası ve anlamı, bu alan içinde değerlendirilmektedir.

Kitapta, tutuklu kişilerle bir psikoloğun nasıl çalıştığı incelenirken, mahkemelerde çalışan uzman psikologların görevleri de ele alınmaktadır. Mağdur psikolojisi kitapta mercek tutulan konulardan biridir. Suç Psikolojisi, suçu anlama ve suçun azaltılmasına yönelik psikolojinin katkılarını ele alırken gelecekte suçun nasıl olacağını da tartışmaktadır. Bütünleşmiş ve etkileşimli bir yaklaşımın kapsamlı bir çalışma ile birleştiği bu kitap, suç psikolojisi derslerini anlamada ideal bir rehberdir.

Suç Psikolojisi ve Seri Katillerin Zihninden Suç Gölgeleri’nin Yazarı David Canter

Prof. Dr. David Victor Canter 5 Ocak 1944 doğmuştur. Canter, insanlar ve binalar arasındaki etkileşimi inceleyen, ofislerin, okulların, hapishanelerin, konutların ve diğer bina tasarımlarının nasıl algılandığını araştıran bir mimarlık psikoloğu olarak mesleğine başlamıştır. Çevre ve şehirler alanında çalışmış, 1980’de Çevre Psikolojisi Dergisi’ni kurmuştur.

Canter, Surrey Üniversitesi’nde Psikoloji Profesörü olarak çalışmış, Suçlu Profilleme ve Ceza Eyleminin Analizi konusunda araştırmacı psikoloji geliştirmiş, Liverpool Üniversitesi’nde Araştırma Psikolojisi Merkezi’ni kurmuştur.

Prof. Dr. David Victor Canter, 2009 yılından itibaren Huddersfield Üniversitesi’nde Araştırma Psikolojisi Uluslararası Araştırma Merkezi Direktörü olarak görev yapmakta, kurucusu olduğu Uluslararası Araştırmacı Psikoloji Akademisi’nin direktörlüğünü yürütmektedir. 

David Canter, Suç Psikolojisi ve Seri Katillerin Zihninden Suç Gölgeleri isimli kitapların dışında,; Mimarlıkta Anlam Çalışması, Binaların Değerlendirilmesi için Ölçekler, İnsan ve Binalar: Araştırmalara Kısa Bir Bakış, Mimarlar Psikolojisi, Mekan Psikolojisi, Yangında İnsan Davranışı Çalışmaları: Ampirik Sonuçlar ve Eğitim ve Tasarım Üzerine Etkileri, Hareket PsikolojisiCinayetlerin Haritalanması: Coğrafi Profillerin Sırları, Ceza Psikolojisi: Uygulamalı Psikolojide Konular, Terörizmin Yüzleri: Multidisipliner Perspektifler, Adli Psikoloji ve Dummies için Adli Psikoloji isimli kitapları bulunmaktadır.

Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi (ECOSOC)

0
Birleşmiş Milletler'in ana organlarından biri olan Ekonomik ve Sosyal Konsey

Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi (ECOSOC), Birleşmiş Milletlerin ekonomik ve sosyal çalışmaları ve örgütün işlevsel kolları arasındaki koordinasyonu sağlayan temel organıdır. Konsey ayrıca uluslararası ekonomik ve sosyal sorunların tartışıldığı ve siyasi tavsiyelerin oluşturulduğu merkezi bir forum niteliğindedir.

Ekonomik ve Sosyal Konsey bünyesinde bulunan Kalkınma Politikası Komitesi 24 uzmandan oluşur; ekonomik, sosyal ve çevresel sorunlar hakkında tavsiyeler veren bir kuruluş olarak görev yapar. Komite ayrıca “en az gelişmiş ülkelerin” (LDC’s) hangileri olacağına karar verir ve kullanılacak kriterleri belirler.

Birleşmiş Milletler‘in ana organlarından biri olan Ekonomik ve Sosyal Konsey (ECOSOC), ekonomik, sosyal ve ilgili çalışmaların koordinesinden sorumlu birimdir. Ekonomik ve Sosyal Konsey, Birleşmiş Milletler ve Birleşmiş Milletler ailesi içinde yer alan kuruluşların eş güdüm içerisinde çalışmalarını sağlamak amacıyla  oluşturulmuştur. Konsey’in 3 yıllık süreyle hizmet eden 54 üyesi vardır, 54 üyesi bulunan Konsey, 1998 yılından bu yana, aynı zamanda Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) kilit Komiteleri ve Maliye Bakanları ile toplantı yapmaktadır.  Konsey’de oylama salt çoğunluk ilkesine dayanır; her üyenin bir oyu vardır.

Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi (ECOSOC) Görev ve Yetkileri 

Genel Kurul’un 1950 yılı Kasım ayında aldığı ”Barış için Birleşmek” kararı uyarınca Genel Kurul; Güvenlik Konseyinin uluslararası barışı tehdit eden, barışı ihlal eden ya da saldırı durumlarında üyeleri arasında oy birliği sağlayamadığı için görevini yerine getirememesi halinde harekete geçebilir.  Kurul; barış ihlali ve saldırı gibi durumları da içeren gelişmelerde üye devletlere ortak önlem alma konusunda tavsiyede bulunmak ve uluslararası barış ve güvenliğini korumak ve yeniden inşa etmek için gereken durumlarda silahlı kuvvet kullanma konularını derhal masaya yatırmakla yetkilidir.

ECOSOC, Birleşmiş Milletler nezdinde politika önerilerini formüle etmekte, uluslararası ekonomik ve sosyal konuların gündeme getirilmesi ve tartışılması için merkezi bir forum olarak hizmet vermektedir.  Bunun yanında, sivil toplum kuruluşları, BM çalışmalarına katılmak için bu Konsey’den statü almaktadır.

Ekonomik ve Sosyal Konsey’in görev ve yetkileri şunlardır
  • Uluslararası ekonomik ve sosyal konuları ele almak ve Birleşmiş Milletlere üye devletlere siyasi tavsiyelerde bulunacak ana forum niteliğini taşımak;
  • Uluslararası ekonomik, sosyal, kültürel, eğitim, sağlık ve ilgili konularda çalışmalar yapmak, rapor hazırlamak ve tavsiyede bulunmak;
  • İnsan haklarına ve temel özgürlüklere saygı gösterilmesini sağlamak ve uygulamak;
  • Ekonomik, sosyal ve ilgili alanlarda büyük uluslararası konferanslar hazırlamaya ve organize etmeye yardımcı olmak ve bu konferansların koordineli olarak takibini yapmak;
  • Birleşmiş Milletler’e bağlı özel teşkilatların çalışmalarını yine onlara danışarak ve tavsiyede bulunarak ve Genel Kurul’a tavsiyelerde bulunarak koordine etmek.
Konsey’in yardımcı organları şu birimleri içerir:
  • Konseyin danışma kurulları olan ve görevleri uzmanlık ve sorumluluk gerektiren alanlarda çalışmalar yapmak ve tavsiyelerde bulunmak olan dokuz çalışma komisyonu:

İstatistik Komisyonu

Nüfus ve Kalkınma Komisyonu

Sosyal Kalkınma Komisyonu

İnsan Hakları Komisyonu

Kadının Statüsü Komisyonu

Narkotik Komisyonu

Suçu Önleme ve Ceza Hukuku Komisyonu

Kalkınma için Bilim ve Teknoloji Komisyonu

Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu

  • 5 Bölgesel Komisyon: Afrika Ekonomik Komisyonu (merkezi Addis Ababa, Etiyopya’dadır), Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (merkezi Bankok, Tayland’dadır),  Avrupa Ekonomik Komisyonu (merkezi Cenevre, İsviçre’dedir), Latin Amerika ve Karayipler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (merkezi Santiago, Şili’dedir) ve Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (merkezi Beyrut, Lübnan’dadır)

 

  • Altı daimi komisyon ve uzman birim:

Program ve Koordinasyon Komitesi

Beşeri Yerleşim Komitesi

Sivil Toplum Kuruluşu Komitesi

Uluslararası Kuruluşlarla Müzakere Komitesi

Enerji ve Doğal Kaynaklar Komitesi ve Kamu Yönetimi Komitesi

  • Kalkınma planlaması, doğal kaynaklar, ekonomik, sosyal ve kültürel haklar ve Yerli Halklar Daimi Forumu gibi konularda çok sayıda uzman birim.
  • Konsey ayrıca, tamamı kendisine rapor sunan ve bağımsız oturumlarında tavsiyelerde bulunan, Birleşmiş Milletler programları (UNDP, UNEP, UNICEF, UN-HABITAT ve UNFPA gibi)  ve özel teşkilatların (FAO, WHO, ILO ve UNESCO gibi) çalışmalarını belli bir dereceye kadar koordine eder ve bunlarla işbirliği yapar.

Ankara Üniversitesi Fikri ve Sınai Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi (FİSAUM)

0
Ankara Üniversitesi Fikrî ve Sınaî Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi

Ankara Üniversitesi Fikrî ve Sınaî Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi (FİSAUM), Ankara Üniversitesi Rektörlüğü’ne bağlı olarak 25 Haziran 1997 tarihli ve 23030 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren yönetmelik ile 1997 yılında kurulmuştur. Merkez Müdürlüğü görevini 28.07.2000 tarihine kadar Sayın Prof. Dr. Sabih Arkan yürütmüştür. FİSAUM Yönetmeliğinin 15. maddesine göre, merkezin ita amiri üniversite rektörüdür. Rektör, yetkisinin tamamını veya bir kısmını Merkez Müdürüne devredebilir. FİSAUM, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi binasında faaliyet yürütmektedir.

Ankara Üniversitesi Fikrî ve Sınaî Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi

Ankara Üniversitesi Fikrî ve Sınaî Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi (FİSAUM),  2011 yılında WIPO’da daimi gözlemci statüsünü kazanmak için girişimlerde bulunmuş, 17 Ekim 2012 tarihinde bu talep kabul edilmiştir. FİSAUM, WIPO nezdinde ulusal hükumet dışı organizasyonlar kategorisinde tüm toplantılara daimi gözlemci statüsünde katılma hakkı kazanmıştır.

FİSAUM’un Amacı, Çalışma Alanları ve Yönetimi  

FİSAUM, fikrî ve sınaî hakların uygulanmasını yaygınlaştırmak ve geliştirmek, toplumun ilgili kesimlerini bu hakların neler olduğu, önemi ve korunması konusunda bilinçlendirmek, toplumda fikrî ve sınaî haklar kültürü oluşturmak ve sanayiye hukukî alt yapı hazırlanması amacı ile çalışmaktadır.

FİSAUM, amaçlarını gerçekleştirmek üzere; araştırma projeleri geliştirmek ve uygulamakta, araştırmalara ve projelere katılmakta, ulusal ve uluslararası konferanslar, kongreler, sempozyumlar düzenlemekte; meslek içi eğitim programları düzenlemekte, ücretli veya ücretsiz danışmanlık hizmetleri sunmakta, bilimsel nitelikli rapor, bülten, kitap, dergi ve benzeri yayınlar yapmaktadır .

Fikri ve Sınai Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezinin müdürlüğünü Prof. Dr. Arzu OĞUZ yürütmektedir. FİSAUM organizasyonunda Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilâtı, Türk Patent Enstitüsü, Kültür Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından seçilen üyeler bulunmaktadır.

Merkez Müdürü Prof. Dr. Arzu Oğuz

Ankara Üniversitesi Fikrî ve Sınaî Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi (FİSAUM), 31.05.2008 tarihinde başlayıp, 30.11.2009’de tamamlanmış olan Ankara Üniversitesi, Inholland Üniversitesi, Ekonomi Bükreş Üniversitesi, Bilkent Üniversitesi ve Koç Üniversitesi’nin ortaklığında gerçekleştirilen ve temel amacı Türkiye’deki KOBİ’lerin intellectual capital (entelektüel sermaye) konusunda eğitilmesi, bilinçlendirilmesi ve yaygınlaştırılması olan Turkey’s Participation in European Knowledge Economy (TEPEK) Projesi’nin koordinatörlüğünü yürütmüştür.

Ankara Üniversitesi, Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü ve Türk Patent ve Marka Kurumu işbirliğiyle düzenlenen program İngilizce dilinde yürütülmektedir. Program kapsamında WIPO ve TÜRKPATENT 10 yabancı uyruklu öğrenciye burs vermektedir. Ankara Üniversitesi ise T.C. uyruklu 10 öğrenciyi programa ücretsiz olarak kabul etmektedir.

Bilgi Merkezi

Bilgi Merkezi, 1998 yılında başlatılan ve Adalet Bakanlığı Avrupa Birliği Koordinasyon Daire Başkanlığı tarafından yürütülen “Türkiye’de Fikrî ve Sınaî Hakların Etkin Uygulanması” projesinin ayaklarından biridir. Bilgi merkezi, Adalet Bakanlığı ile Ankara Üniversitesi arasında imzalanan bir protokol gereğince FİSAUM bünyesi içerisinde kurulmuştur. Proje kapsamında FİSAUM’un gereksinim duyduğu elektronik donanım sağlanmış, fikrî ve sınaî haklar alanında İngilizce, Almanca ve Fransızca temel kitaplar, 10 adet süreli yayın ve birkaç adet CD bilgi merkezine gelmiştir.

Fikrî Mülkiyet Haklarının Etkin Uygulanması Projesi, Türkiye’de yargının güçlendirilmesi yoluyla fikrî mülkiyet hakları mevzuatının etkin bir biçimde uygulanmasını hedeflemektedir. FİSAUM’da oluşturulan İhtisaslaşmış Bilgi Merkezi ile yedi Fikrî ve Sınaî Haklar Mahkemesi, Adalet Bakanlığı, Gümrük Müsteşarlığı ve Türk Patent Enstitüsü arasında bir bilgi ağı kurulması planlanmıştır. Fikrî mülkiyet hakları ile ilgili belgeler Merkez’de elektronik ortamda toplanmakta ve bu bilgiler, hâkimler, avukatlar, öğretim üyeleri, patent ve marka vekilleri gibi belirlenen kullanıcıların, tanımlanan haklar çerçevesinde erişimine açılmaktadır. Bilimsel yayınlar, mevzuat, mahkeme kararları, istatistikler, raporlar, kurum bültenleri, tescil dosyaları, marka ve tasarım sicilleri, gümrük beyannamesi, gümrük kararları ve hak sahipliği ile ilgili belgeler bilgi merkezinin sunduğu hizmetlerdendir.

Proje henüz planlandığı şekilde tamamlanmamış, FİSAUM’da bir bilgi merkezi kurulmuş ancak bilgi ağı oluşturulamamıştır. Bilgi merkezi’ne proje çerçevesinde sağlanan 400 kadar kitap ve 10 adet süreli yayının katalog bilgileri girilmiş bulunmaktadır ve bu dokümanlar, talep eden herkesin kullanımına ve erişimine açılmış durumdadır. Bütün ilgililer, merkezin açık olduğu saatlerde, kitap, dergi ve dokümanlardan yararlanabilmektedir.

FİSAUM Kütüphanesi 

Uzmanlık kütüphanesi olarak hizmet veren FİSAUM Bilgi Merkezi’nde çok sayıda kitap, süreli yayın ve CD bulunmaktadır. Kütüphanede bulunan bilgisayarlar aracılığıyla hukuk fakültesi IP’leri üzerinden ulaşılabilen veri tabanlarına da erişim mümkündür. Merkezin üye olduğu veri tabanlarına http://kutuphane.ankara.edu.tr/?page_id=792 sayfasından ulaşılabilmektedir. FİSAUM, 2014 yılından itibaren Darts-IP veri tabanına üyedir. Bu veri tabanı, Avrupa Birliği Mahkeme ve ofislerinin yanı sıra, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Almanya, Fransa, Japonya, Çin ve Türkiye gibi çok sayıda ulusal mahkeme ve ofislerinden, 1.414.000’ın üzerinde karar içermekte ve hali hazırda Avrupa marka içtihat hukuku ile ilgili en kapsamlı veri tabanı olma özelliği taşımaktadır.

Katalog taraması için http://katalog.ankara.edu.tr sayfasına girilerek Fikri ve Sınai Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi Kütüphanesini seçmek gerekmektedir. Kütüphaneye 2017 yılının başında Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü tarafından çok sayıda İngilizcce kitap bağışlanmıştır. Kütüphanemizin İngilizce, Almanca ve Fransızca dillerinde  alanın en önemli süreli yayınlarına abonedir.

Fikri ve Sınai Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi Faaliyetleri

FİSAUM, 16 Ekim 2015 tarihinde Sınai Mülkiyet Hakların Uluslararası Bakış Sempozyumu, 31 Ocak-1 Şubat 2008 tarihinde “Avrupa Patent Hukuku ve Türkiye ile Karşılaştırmalı Olarak Patent Yargılaması Uluslararası Sempozyumu, 17-18 Kasım 2005 tarihinde “Türkiye ve Çevre Ülkelerde Sınai Mülkiyet Uygulamaları Uluslararası Sempozyumu, 04 Nisan 2001 tarihinde ise “Sınaî Haklarda Son Gelişmeler Sempozyumu” düzenlemiştir.

Fikri ve Sınai Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi, 12 Mayıs 2017 tarihinde “Yargı Perspektifinden Sınai Mülkiyet Kanunu’nun Getirdikleri”, 20 Kasım 2015 tarihinde “Müzik Eserleri Bağlamında Telif Haklarının Kolektif Yönetimi” Uluslararası Paneli, 26 Eylül 2014 tarihinde “Dijital İletişim Çağında Sosyal Medya ve Fikri Haklar”, 17 Mayıs 2007 tarihinde “Yazılımların Patent ve Telif Hakları”, 20 Nisan 2007 tarihinde “Plastik Sanatlarda Telif Hakları”, .30 Kasım 1999 tarihinde ise “İlim ve Edebiyat Eserlerinde Çoğaltma ve Yayma Haklarının İhlâli ve Bunun Sonuçları” isimleri ile paneller düzenlemiştir.

Sempozyum ve panellerin yanısıra FİSAUM çeşitli seminerler düzenlemiştir. Merkez, 7 Haziran 2018 tarihinde “Üniversitelerde Buluşların Korunması ve Ticarileşmesi Semineri”, 12 Şubat 2018 tarihinde “Yapay Zeka, Endüstri 4.0. Ve Fikri Mülkiyet Hukuku Zirvesi”,  7 Haziran 2017 tarihinde “Markaların Hukuki Boyutu Semineri” 16-17 Ekim 2009 tarihlerinde“Fikri Mülkiyet Uyuşmazlıklarında Alternatif Uyuşmazlık Yöntemleri Semineri”, 11-12 Mayıs 2006 tarihlerinde “Avrupa Birliği ile Türk Fikrî Mülkiyet Mevzuatının Karşılaştırılması  Uluslararası Semineri”, 20 Nisan 2006 ve 25 Nisan 2006 tarihlerinde “Teknoloji Merkezlerinde Gerçekleştirilen Bilişim ve Fikri Mülkiyet Seminerleri”, 11 Kasım 2005- 22 Aralık 2005 tarihleri arasında “Kobiler için Fikri Mülkiyet Seminerleri” ve 10 Haziran 1999 tarihinde “21. Yüzyıl ve Sınaî Mülkiyet Hakları” semineri düzenlemiştir.

Merkez, 24 Mayıs 2004 tarihinde “Hirsch’ten Günümüze Fikrî Haklar Uluslararası Konferans”, 10 Ekim 2003 tarihinde “Avrupa Birliği ve Türkiye’de Sınaî Haklarda Son Gelişmeler”, 6 Aralık 1998  tarihinde “Prof. Terence PRIME, “Avrupa’da Bilgisayar Programlarının ve Veri Sistemlerinin Korunması“, 27 Mart 1998 tarihinde “Prof. Dr. Şafak EREL, “Fikrî Haklara Komşu Haklar“ ve 20 Mart 1998 tarihinde “Prof. Dr. Ahmet KILIÇOĞLU, “FSEK’ de Yapılan Son Değişiklikler ve Eleştirisi“ isimleri ile konferanslar tertip etmiştir.

Fikri ve Sınai Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi, düzenlemiş olduğu, seminer, panel, konferans ve sempozyumları yazılı hale getirmiş ve yayınlamış, takipçilerinin hizmetine sunmuştur.

Merkezin  Düzenlediği Faaliyetlere İlişkin Bazı Sonuç Raporları

Bilişim ve Fikri Mülkiyet Semineri. Ankara: TOBB, 2006.

Kobiler İçin Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları. Ankara: TOBB, 2005.

Türkiye ve Çevre Ülkelerde Sınai Mülkiyet Uygulamaları: Tebliğler. Ankara, 2005.

Hirsch’ten Günümüze Fikri Haklar. Ankara, 2004.

Avrupa Birliği ve Türkiye’de Sınai Haklarda Son Gelişmeler. Ankara, 2003.

Üniversitelerde Fikir ve Sanat Eserleri ve Yolsuz İktibas. Ankara,2003.

Sınai Haklarda Son Gelişmeler: Bildiriler-Tartışmalar. Ankara, 2002.

İlim ve Edebiyat Eserlerinde Çoğaltma –Yayma Haklarının İhlali ve Bunun Sonuçları Paneli. Ankara: İLESAM, 2000.

FİSAUM Konferanslar Dizisi I. Ankara: A.Ü. Hukuk Fakültesi, 1998. 

 

Merkez Kurulu
FİSAUM Merkez Kurulu
Prof. Dr. Arzu OĞUZ FİSAUM Müdür
Dr. Öğr. Üyesi Selin ÖZDEN MERHACI FİSAUM Müdür Yardımcısı
Dr. Öğr. Üyesi Zehra ÖZKAN FİSAUM Müdür Yardımcısı
Prof. Dr. Gülin GÜNGÖR Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Prof. Dr. Kemal ŞENOCAK Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Prof. Dr. Mehmet DEMİR Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Prof. Dr. Hasan Seçkin OZANOĞLU Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Prof. Dr. Esra DARDAĞAN KİBAR Ankara Üniversitesi  Siyasal Bilgiler Fakültesi
Prof. Dr. Devrim GÜNGÖR Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Dr. Öğr. Üyesi Ali Ersoy Kontacı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Dr. Öğr. Üyesi Hülya ÇOŞTAN Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
Kibar ALTUNAL T.C. Sanayi Bilim ve Teknoloji Bakanlığı
Uzm. Hasibe IŞIKLI Kalkınma Bakanlığı
Kadri Yavuz ÖZBAY Türk Patent ve Marka Kurumu
Özgür SEMİZ T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı
Hülya ÇETİN T.C. Adalet Bakanlığı
Gıda, Tarım ve Havancılık Bakanlığı
Kaan DERİCİOĞLU TOBB
Eray AKDAĞ TÜSİAD Ankara Daimi Temsilcisi
Evren BÜKÜLMEZ Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı

Isotta Nogarola

0
Isotta Nogarola

Isotta Nogarola,1418–1466 yılları arasında İtalya’da yaşamış olan Rönesans Dönemi yazar ve entellektüellerindendir.

İtalya’da iyi bir ailede doğan Nogarola, on kardeşten biridir ve yaşadığı hayat İtalyan Rönesansı dönemine tekabül etmiştir. İtalyan rönesansı süresince yani antikçağ kültür geleneğinin “yeniden doğuşu” ile, 14. ve 15. yüzyılda yeni bir kadın tipi “Virago” kültürlü “erkek kadın” tipi ortaya çıkmıştır. Bu dönem, felsefe tarihi bakımından hiçbir yeni sistemin ortaya çıkmadığı bir geçiş dönemi sayılmaktadır. Antikçağın düşünce dağarcığının yeniden doğuşu bu çağın kadın düşmanı düşüncelerinin de değişmeye başlamasına neden olmuştur.

Sanat, eğitim ve kültürel zenginliklerin aristokrat ailelere ait olduğu bu dönemde İtalya şehir devletlerine bölünmüş durumdaydı ve en ünlü şehirler Cenova , Floransa ve Venedik’ti. Siyasi alanda kadınlara yer bulunmuyordu ve erkek egemen bir toplum vardı.  Bu dönemde zengin ve aristokrat ailelerin çocukları iyi eğitim almış, Roma ve Antik Yunan eserleri bu eğitimlerde önem arz etmiş ve hümanist eğitim ön plana çıkmıştır.
Nogarola, bu dönemde ortaya çıkan bir aydın olarak  okullarda verilen şiir, gramer, retorik, tarih ve ahlak felsefesi derslerini de almış, o zamanların en iyi öğretmenlerinden eğitim almıştır. İlk öğretmenleri hümanist düşünürlerdendir. 
Nogarola ve kız kardeşleri; erkeklerin egemen olduğu İtalya’da kamusal hayata katılımın imkansız olmasına rağmen bir kadının alabileceği tüm teorik eğitimleri almışlardır. Isotta Nogarola, latince olarak aldığı eğitiminde yetenekli bir öğrenci olduğunu kanıtlamış ve saygı uyandırmıştır. 

Isotta Nogarola, kendi kişisel gelişimine büyük önem vermiş ve hayatı boyunca bilim ve aydınlanma uğruna çalışmış; yalnız bir hayatı tercih ederek hiç evlenmemiştir. Isotta Nogarola 1466 yılında 48 yaşında ölmüştür. 

Adem ve Havva Üzerine Diyalog

Rönesans’ın önemli kadın hümanisti, düşünürü ve sanatçısı olan Isotta Nogarola’nın “Adem ve Havva Üzerine Diyalog” isimli eseri günümüze kadar süregelen cinsiyet kimliği ve kadın doğası tartışmalarının başlangıcını oluşturmuştur.

Isotta Nogarola, ardılları olan düşünür ve sanatçılar için ilham kaynağı olan önemli bir aydındır. Adem ve Havva Üzerine Diyalog isimli eserinde, Adem ile Havva’nın göreli günahkarlığını bilimsel olarak tartışmış; dogmatizme bilimsel bir isyan gerçekleştirmiş, henüz Avrupa’da aydınlanma fırtınalarının esmediği dönemde erken dönemde ilk entellektüel kadınlardan olmuştur. 

Isotta Nogarola : “Eğer teolojinin öğrettiği gibi Havva’nın doğal olarak düşünme gücü ve dayanıklılığı daha azsa; o zaman onun sorumluluğu da daha az olacaktır.”

İlk Korku- Primal Fear

0
İlk Korku (Primal Fear)

Film, Altın Küre ödülünü kazanmış ve Oscar’da da en iyi yardımcı erkek oyunculuğa aday olmuştur. İlk korku, Edward Norton’un kariyerinin başlangıcındaki ilk filmidir. Primal Fear, Akademi’de kendisine Yardımcı Erkek Oyuncu adaylığı getiren Edward Norton’ın performansıyla da göz dolduruyor.

Hukuk sistemini sorgulayan, adalet, suçlu ve masum kavramlarının gerçekliğini araştıran Edward Norton’a performansından dolayı birçok filmin kapısını açacak olan İlk Korku sinema tarihinin en iyi filmlerinden biridir.

Filmi unutulmaz yapan bir çok etken vardır, bunların başında oyunculuk , kurgu , müzik, gerçek hayattan esinlenme, yaşanmışlık ve bütün film boyunca öngörülemez sonların gerçekleşmesidir. Filmin birçok yerinde izleyici ters köşe olmakta ve şok yaşamaktadır.

Filmin Konusu

Tanınmış bir piskoposun öldürülmesi büyük yankı uyandırmıştır. Bu cinayet sırasında olay yerinden kaçmakta olan Aaron, görgü tanıkları tarafından suçlu olarak ilan edilmiş ve suçu işlediği neredeyse kesinleşmiştir. Son derece prestijli bir avukat olan Martin Vail, ise olayların bu şekilde geliştiğinden tam olarak emin değildir ve Aaron’ı savunma görevini üstlenmiştir. Savcı olarak atanan kişi ise eskiden beri rakip oldukları Janet Venable’dır. Aaron’ın suçluluğu o derece nettir ki Vail’in bu göreve atanması çevrede beyhude bir uğraş olarak kabul edilmiştir. Ancak kısa bir süre sonra davanın seyri tam anlamıyla değişmiştir. Kendine güvenen, başarılı avukat Martin Vail (Richard Gere), medyanın da ilgi odağı bu davada aynı zamanda bir takım yolsuzlukları da ortaya çıkarabilecektir ve davanın savcılığını da Martin’in eski kız arkadaşı yapmaktadır. Martin’in bu davayı kazanması hukuk çevrelerince imkansız gibi görülmektedir. Dava görgü tanıklarının odada üçüncü bir kişi olduğu yönündeki çelişkili ifadelerinden dolayı daha da karmaşık bir hal almıştır.

Sürpriz sonu ile kendine hayran bırakan yapım toplum nezdinde itibarı olan kişi ve kurumların hukuk karşısındaki tutumlarını ve psikolojilerini de ele almaktadır.

Edward Norton’un canlandırdığı Aaron karakteri için 2100 kişi seçmelere katılmış ve rolü 27 yaşında olan Edward Norton almıştır. Seçmelerde Matt Damon’da katılmış, yıllar sonra verdiği bir röportajda “Bu rolü alan kişinin kariyerinin uçacağını biliyorduk. Bu nedenle elimizden gelen her şeyi yaptık ancak rolü Edward kaptı. O zaman rolü alamadığım için çok üzülmüştüm ama yıllar sonra baktığımda doğru insana gitmiş” demiştir.

Edward Norton’ı sahneye çıkartan film olarak bilinen “İlk Korku”, ‘sanık-avukat ilişkisi” üzerine en yetkin sinema eserlerinden biridir. Norton-Gere arasındaki dönüşümlü ve psikolojik çekişme etkisini halen yitirmemiştir.

Replik: “Orada kalsaydım ya savcı olurdum ya da hakim, Top oynamak varken neden hakem olayım ki? “

Richard Tiffany Gere

Amerika’nın önde gelen oyuncularından Richard Gere ilk olarak müzisyenlik üzerine eğitim almış ve bu alanda çalışmış, 40 civarında filmde rol almıştır. Gere’in en sevilen filmleri arasında Subay ve Centilmen, Özel Bir Kadın, Kızıl Köşe, Çakal, Chicago, Amerikan Jigolo filmleri yer almaktadır.  Chicago filmi ile En İyi Erkek Oyuncu Altın Küre Ödülü’nü almıştır. Budizm inancına sahip olan Gere’in bir çocuğu vardır.

Filmin Müzikleri: Cibavit Eos, As Time Goes By, Lacrimosa, Incidental Source Music, Chez What, Pammy Slam, Canção Do Mar, Don’t Deceive Me, Please Don’t Go

Aile Hekimliği Kanunu

0

Aile Hekimliği Kanunu, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi, birey ihtiyaçları doğrultusunda koruyucu sağlık hizmetlerine ağırlık verilmesi, kişisel sağlık kayıtlarının tutulması ve bu hizmetlere eşit erişimin sağlanması amacıyla; 5258 sayılı kanun numarası ile 24 Kasım 2004 tarihinde kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 9 Aralık 2004 tarihli sayısında  yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Aile Hekimi

Bireylerin ve aile fertlerinin ikamet yerlerinin yakınlarında ya da kolaylıkla ulaşabilecekleri bir yerde bulunan, ilk başvuracakları, kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis,  tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini, yaş, cinsiyet ve hastalık ayrımı yapmaksızın, her kişiye kapsamlı ve devamlı olarak vermekle yükümlü, gerektiği ölçüde gezici sağlık hizmeti veren ve tam gün esasına göre çalışan aile hekimliği uzmanı veya Bakanlığın öngördüğü eğitimleri alan uzman tabip veya tabipleridir.

Aile Hekiminin Görevleri

1)Kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak tanı, tedavi, rehabilitasyon ve danışmanlık hizmetlerini vermek

2) Aile hekimi, kendisine kayıtlı kişileri bir bütün olarak ele alıp, kişiye yönelik koruyucu, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini sunmak

3) Sağlıkla ilgili olarak kayıtlı kişilere rehberlik yapar, sağlığı geliştirici ve koruyucu hizmetler ile ana çocuk sağlığı ve aile planlaması hizmetlerini vermek

4)Kendisine kayıtlı kişilerin ilk değerlendirmesini yapmak için altı ay içinde ev ziyaretinde bulunup veya kişiler ile iletişime geçmek

5) Kayıtlı kişilerin yaş, cinsiyet ve hastalık gruplarına yönelik izlem ve taramaları (kanser, kronik hastalıklar, gebe, loğusa, yenidoğan, bebek, çocuk sağlığı, adölesan, erişkin, yaşlı sağlığı ve benzeri) yapmak

6) Periyodik sağlık muayenesi yapmak

7)Tetkik hizmetlerinin verilmesini sağlamak  ya da bu hizmetleri vermek

8)Kendisine kayıtlı kişileri yılda en az bir defa değerlendirerek sağlık kayıtlarını güncellemek

9)Evde takibi zorunlu olan özürlü, yaşlı, yatalak ve benzeri durumdaki kendisine kayıtlı kişilere evde veya gezici/yerinde sağlık hizmetlerinin yürütülmesi sırasında kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak tanı, tedavi, rehabilitasyon ve danışmanlık hizmetlerini vermek

10)Aile sağlığı merkezi şartlarında tanı veya tedavisi yapılamayan hastaları sevk etmek, sevk edilen hastaların geri bildirimi yapılan muayene, tetkik, tanı, tedavi ve yatış bilgilerini değerlendirmek, ikinci ve üçüncü basamak tedavi ve rehabilitasyon hizmetleri ile evde bakım hizmetlerinin koordinasyonunu sağlamak

11) Gerektiğinde hastayı gözlem altına alarak tetkik ve tedavisini yapmak

12)Entegre sağlık hizmetinin sunulduğu merkezlerde gerektiğinde hastayı gözlem amaçlı yatırarak tetkik ve tedavisini yapar

13)Aile sağlığı merkezini yönetmek, birlikte çalıştığı ekibi denetlemek ve hizmet içi eğitimlerini sağlamak

14)İlgili mevzuatta birinci basamak sağlık kuruluşları ve resmi tabiplerce kişiye yönelik düzenlenmesi öngörülen her türlü sağlık raporu, sevk evrakı, reçete ve sair belgeleri düzenlemektir

Aile Hekimliği Kanunu

Amaç ve kapsam

Madde 1 Bu Kanunun amacı; Sağlık Bakanlığının (…)(2) belirleyeceği illerde, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi, birey ihtiyaçları doğrultusunda koruyucu sağlık hizmetlerine ağırlık verilmesi, kişisel sağlık kayıtlarının tutulması ve bu hizmetlere eşit erişimin sağlanması amacıyla aile hekimliği hizmetlerinin yürütülebilmesini teminen görevlendirilecek veya çalıştırılacak sağlık personelinin statüsü ve malî hakları ile hizmetin esaslarını düzenlemektir. (2)

Tanımlar

Madde 2 Aile hekimi; kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini yaş, cinsiyet ve hastalık ayrımı yapmaksızın her kişiye kapsamlı ve devamlı olarak belli bir mekânda vermekle yükümlü; gerektiği ölçüde gezici sağlık hizmeti veren ve tam gün esasına göre çalışan aile hekimliği uzmanı veya Sağlık Bakanlığının öngördüğü eğitimleri alan uzman tabip veya tabiptir.

Aile sağlığı elemanı; aile hekimi ile birlikte hizmet veren hemşire, ebe, sağlık memuru gibi sağlık elemanıdır.

Personelin statüsü ve malî haklar(3)

Madde 3 Sağlık Bakanlığı; Bakanlık veya diğer kamu kurum veya kuruluşları personeli olan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı elemanı olarak çalıştırılacak sağlık personelini, kendilerinin talebi ve kurumlarının veya Bakanlığın muvafakatı üzerine, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın, sözleşmeli olarak çalıştırmaya veya bu nitelikteki Bakanlık personelini aile hekimliği uygulamaları için görevlendirmeye veya aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren kurumlarla sözleşme yapmaya yetkilidir.

Aile sağlığı elemanları, aile hekimi tarafından belirlenen ve Sağlık Bakanlığı tarafından uygun görülen, kurumlarınca da muvafakatı verilen Bakanlık veya diğer kamu kurum ve kuruluşları personeli arasından seçilir ve bunlar sözleşmeli olarak çalıştırılır. Bu suretle eleman temin edilememesi halinde, Sağlık Bakanlığı, personelini bu hizmetler için görevlendirebilir. İhtiyaç duyulması halinde, Türkiye’de mesleğini icra etmeye yetkili ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin (A) bendinin (4), (5) ve (7) numaralı alt bentlerindeki şartları taşıyan kamu görevlisi olmayan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı elemanları; Sağlık Bakanlığının önerisi, Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine sözleşme yapılarak aile hekimliği uygulamalarını yürütmek üzere çalıştırılabilir.

________________

(1) Bu Kanunun adı “Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun” iken 11/10/2011 tarihli ve 663 sayılı KHK’nın 58 inci maddesi ile metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
(2) 11/10/2011 tarihli ve 663 sayılı KHK’nın 58 inci maddesiyle bu maddede geçen “pilot olarak” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.
(3) 11/10/2011 tarihli ve 663 sayılı KHK’nın 58 inci maddesiyle bu maddede geçen “görevlendirmeye” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren kurumlarla sözleşme yapmaya” ibaresi eklenmiştir.

Sözleşmeli olarak çalışan aile hekimi ve aile sağlığı elemanları kurumlarında aylıksız veya ücretsiz izinli sayılırlar ve bunların kadroları ile ilişkileri devam eder. (Değişik ikinci cümle:11/10/2011-KHK-663/58 md.) Bu personelin, sözleşmeli statüde geçen süreleri kazanılmış hak derece ve kademelerinde veya kıdemlerinde değerlendirilerek her yıl işlem yapılır ve bunlar talepleri halinde eski görevlerine atanırlar. Sözleşmeli personel statüsünde çalışmakta iken aile hekimi ve aile sağlığı elemanı statüsüne geçenlerden önceki sözleşmeli personel statüsüne dönmek isteyenler; eski kurumlarındaki boş pozisyonlara öncelikle atanırlar ve bu madde kapsamındaki çalışmaları hizmet sürelerinde dikkate alınır.

Kadroya bağlı olarak veya sözleşmeli personel pozisyonlarında görev yapan personelden Sağlık Bakanlığınca aile hekimi veya aile sağlığı elemanı olarak görevlendirilenlere; 209 sayılı Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına Bağlı Sağlık Kuruluşları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun uyarınca ek ödeme yapılmaz. Bunlara, aylıklarına ve ücretlerine ilaveten; çalıştıkları günler dikkate alınarak aşağıdaki fıkrada belirlenen miktarların yarısını aşmamak üzere tespit edilecek tutarda ödeme yapılır.

Sözleşme yapılan aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarına; 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) bendine göre belirlenen en yüksek brüt sözleşme ücretinin aile hekimi için (6) katını, aile sağlığı elemanı için (1,5) katını aşmamak üzere tespit edilecek tutar, çalışılan ay sonuçlarının ilgili sağlık idaresine bildiriminden itibaren onbeş gün içerisinde ödenir. (Ek cümle : 4/7/2012-6354/ 12 md., Değişik ikinci cümle: 20/8/2016-6745/59 md.) Aile hekimlerine ve aile sağlığı elemanlarına ihtiyaç hâlinde, 657 sayılı Kanunun ek 33 üncü maddesinde belirtilen yerlerde haftalık çalışma süresi ve mesai saatleri dışında nöbet görevi verilir. (Ek cümle: 2/1/2014-6514/52 md.) Bunlara entegre sağlık hizmeti sunulan merkezlerde artırımlı ücretten yararlananlar hariç olmak üzere, 657 sayılı Kanunun ek 33 üncü maddesi çerçevesinde nöbet ücreti ödenir.

Sözleşmeli olarak çalışmaya başlayanların, daha önce bağlı oldukları sosyal güvenlik kuruluşlarıyla ilişkileri aynı şekilde devam ettirilir. Ancak, her türlü prim, kesenek ve kurum karşılıkları bu fıkrada belirtilen ücretlerden kesilerek ilgili sosyal güvenlik kuruluşuna aktarılır. Bunlar önceki durumları çerçevesinde tedavi yardımlarından yararlanmaya devam ederler.

Aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarının durumları ve aile hekimliği uzmanlık eğitimi almış olup olmadıkları da dikkate alınmak suretiyle yapılacak ödeme tutarlarının tespitinde; çalıştığı bölgenin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi, aile sağlığı merkezi giderleri, (…)(3), kayıtlı kişi sayısı ve bunların risk grupları, gezici sağlık hizmetleri ile aile hekimi tarafından karşılanmayan gider unsurları, belirlenen standartlar çerçevesinde sağlığın geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi, takibi ve kontrolündeki başarı oranı gibi kriterler esas alınır. Sağlık Bakanlığınca belirlenen standartlara göre, koruyucu hekimlik hizmetlerinin eksik uygulaması (…)(1) halinde bu ödeme tutarından brüt ücretin % 20’sine kadar indirim yapılır. Sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi ücreti, aile sağlığı merkezi giderleri, (…)(3) ve gezici sağlık hizmetleri ödemelerinden Damga Vergisi hariç herhangi bir kesinti yapılmaz. (Ek cümle: 2/1/2014-6514/52 md.) Aile hekimlerince talep edilen tetkik ve sarf malzemelerinin giderleri halk sağlığı müdürlükleri tarafından hak sahiplerine ayrıca ödenir.(1)(2)(3)

–––––––––––––––––

(1) Bu fıkranın ikinci cümlesinde yer alan “… veya hasta sevk oranlarının yüksek olması…” ibaresi; 7/11/2008 tarihli ve 27047 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi’nin 21/2/2008 tarihli ve E.: 2005/10, K.: 2008/63 sayılı Kararı ile iptal edilmiştir.
(2) 11/10/2011 tarihli ve 663 sayılı KHK’nın 58 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “karşılanmayan gider unsurları” ibaresinden sonra gelmek üzere“; belirlenen standartlar çerçevesinde sağlığın geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi, takibi ve kontrolündeki başarı oranı” ibaresi eklenmiştir.
(3) 2/1/2014 tarihli ve 6514 sayılı Kanunun 52 nci maddesiyle, bu fıkrada yer alan; “tetkik ve sarf malzemesi giderleri” ibareleri madde metninden çıkarılmıştır.

(Ek fıkra: 4/7/2012-6354/12 md.) Aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren kurumların; her bir araştırma görevlisi/asistan başına azamî kayıtlı kişi sayısı 4000 kişiyi aşmamak ve her kayıtlı kişi başına (görev yapacak araştırma görevlisi/asistan sayısı da esas alınmak suretiyle) aylık beş Türk Lirasından fazla olmamak üzere belirlenecek tutar, çalışılan aya ait sonuçların ilgili sağlık idaresine bildiriminden itibaren onbeş gün içinde ilgili döner sermaye mevzuatı hükümlerine tabi tutulmaksızın döner sermaye işletmelerinde bu amaçla açılacak olan hesaba yatırılır. Bu tutarı üç katına kadar artırmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir. Kayıtlı kişi başına belirlenen tutar, 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) bendine göre belirlenen en yüksek brüt sözleşme ücretinin artışı oranında artırılabilir. Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen standartlara göre, koruyucu hekimlik hizmetlerinin eksik uygulanması hâlinde ödeme tutarının % 20’sine kadar indirim yapılır. (1)

(Ek fıkra: 4/7/2012-6354/12 md.) Bu şekilde kurumlarca oluşturulacak aile sağlığı merkezlerinin bu Kanun kapsamında oluşacak tüm giderleri sekizinci fıkrada belirtilen hesaplardan ödenir. Kurumlarınca aile hekimliği hizmetlerinde çalıştırılan öğretim üyesi, eğitim görevlisi, araştırma görevlisi ve asistanlara; kayıtlı kişi sayısı ve bunların risk grupları, gezici sağlık hizmetleri, belirlenen standartlar çerçevesinde sağlığın geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi, takibi ve kontrolündeki başarı oranı gibi kriterlere göre yapılacak ödemelere ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir. İlgililere yapılacak toplam ödeme, kadrolarına bağlı olarak yapılan ödemeler de dâhil olmak üzere beşinci fıkrada yer alan sınırları aşamaz. Sekizinci fıkra kapsamında oluşturulan aile sağlığı merkezlerinde görev yapan aile sağlığı elemanlarına 209 sayılı Kanunun 5 inci maddesi ve 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 58 inci maddesi hükümleri çerçevesinde belirlenen azamî ek ödeme tutarını geçmemek üzere yukarıda belirtilen kriterler çerçevesinde yapılacak ödeme, anılan fıkra uyarınca açılmış bulunan hesaplardan ödenir. Bu fıkra kapsamında yapılacak ödemenin net tutarı, 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 9 uncu maddesi uyarınca kadro ve görev unvanı veya pozisyon unvanı itibarıyla belirlenmiş olan ek ödemenin net tutarından az olamaz. Bu ödemeden yararlanan personele; ayrıca 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 9 uncu maddesi, 209 sayılı Kanunun 5 inci ve ek 3 üncü maddeleri ile 2547 sayılı Kanunun 58 inci maddesi ((e) fıkrasının ikinci paragrafı hariç) uyarınca herhangi bir şekilde ek ödeme yapılmaz.

Kamuya ait taşınmazların kullanımı

Madde 4 Hazine, belediye veya il özel idaresine ait taşınmazlardan aile sağlığı merkezi olarak kullanılması uygun görülenler, Maliye Bakanlığı, belediye veya il özel idarelerince bu amaçla kullanılmak üzere doğrudan aile hekimine kiraya verilebilir.

–––––––––––––––––––––

(1) 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 158 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Sağlık Bakanlığının talebi ve Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu” ibaresi “Cumhurbaşkanı” şeklinde değiştirilmiştir.
Hizmetin esasları

Madde 5 Aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde kişilerin aile hekimine kaydı yapılır. Bakanlıkça belirlenen süre sonunda kişiler aile hekimlerini değiştirebilirler. Her bir aile hekimi için kayıtlı kişi sayısı; asgarî 1000, azamî 4000’dir. Aralıksız iki ayı aşmayan süreyle kayıtlı kişi sayısı 1000’den az olabilir.

Aile hekimliği hizmetleri ücretsizdir; acil haller hariç, haftada kırk saatten az olmamak kaydı ile Bakanlıkça belirlenen kıstaslar çerçevesinde ilgili aile hekiminin talebi ve o yerin sağlık idaresince onaylanan çalışma saatleri içinde yerine getirilir. (Ek cümle: 10/9/2014-6552/117 md.) Türkiye Halk Sağlığı Kurumunca belirlenen aile sağlığı merkezlerinde çalışma saatleri dışında, aile hekimleri ve aile sağlığı elemanları ile gerektiğinde Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşları personeline nöbet görevi verilebilir. Aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde acil haller ve mücbir sebepler dışında; kişi hangi sosyal güvenlik kuruluşuna tâbi olursa olsun; aile hekiminin sevki olmaksızın sağlık kurum ve kuruluşlarına müracaat edenlerden katkı payı alınır. Alınacak katkı payı tutarı Sağlık, Maliye ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlıklarınca müştereken belirlenir. Aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde, diğer kanunların aile hekimliği hizmetleri kapsamındaki hizmetlerin sunumu ile sevk ve müracaata ilişkin hükümleri uygulanmaz. (Ek cümle:11/10/2011-KHK-663/58 md.) Aile hekimliği hizmetleri dışında kalan birinci basamak sağlık hizmetleri toplum sağlığı merkezleri tarafından verilir ve bu merkezlerin organizasyonu, kadroları, görevleri ile çalışma usûl ve esasları Türkiye Halk Sağlığı Kurumunca belirlenir. Yabancılar hakkında ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.(1)

Aile hekimlerinin şahsî kayıtları ilgili il ve ilçe sağlık idare birimlerinde tutulur. Aile hekimlerinin kullandığı basılı veya elektronik ortamda tutulan kayıtlar; kişilerin sağlık dosyaları ile raporlar, sevk belgesi ve reçete gibi belgeler resmî kayıt ve evrak niteliğindedir. Bu kayıt ve belgeler, hekimin ayrılması veya kişinin hekim değiştirmesi halinde eksiksiz olarak devredilir. İlgili mevzuatta birinci basamak sağlık kuruluşları ve resmî tabiplerce düzenlenmesi öngörülen her türlü rapor, sevk evrakı, reçete ve sair belgeler, aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde aile hekimleri tarafından düzenlenir.

Denetim, sorumluluk ve mal bildirimi

Madde 6 Aile hekimleri ve aile sağlığı elemanları, mevzuat ve sözleşme hükümlerine uygunluk ile diğer konularda Bakanlık, ilgili mülkî idare ve sağlık idaresinin denetimine tâbidir. Aile hekimi ve aile sağlığı elemanları, görevleriyle ilgili ya da görevleri başında işledikleri veya kendilerine karşı işlenen suçlarda Devlet memurları gibi kabul edilir. Aile hekimi ve aile sağlığı elemanları, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu gereğince mal bildiriminde bulunmakla yükümlüdür.

Ağız ve diş sağlığı hizmetleri

Madde 7-— Kişilerin ağız ve diş sağlığını korumak ve bu hizmetlerin daha etkili ve verimli yürütülmesini sağlamak amacıyla, Sağlık Bakanlığınca tespit edilecek illerde pilot uygulama yapılır.

______________

(1) 4/7/2012 tarihli ve 6354 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi ile bu fıkranın birinci cümlesine “kaydı ile” ibaresinden sonra gelmek üzere; “Bakanlıkça belirlenen kıstaslar çerçevesinde” ibaresi eklenmiştir.

Bu hizmetler karşılığında yapılacak ödemelerin; hizmetten yararlananların ilgisine göre bağlı bulundukları kurum bütçelerinden veya sosyal güvenlik kuruluşlarından karşılanması ile diğer hususlara ilişkin usul ve esaslar; Maliye, Sağlık ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlıkları tarafından müştereken belirlenir.

Yönetmelikler

Madde 8 Aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarının çalışma usul ve esasları; çalışılan yer, kurum ve statülerine göre öncelik sıralaması; aile hekimliği uygulamasına geçişe ve nakillere ilişkin puanlama sistemi ve sayıları; aile sağlığı merkezi olarak kullanılacak yerlerde aranacak fizikî ve teknik şartlar; meslek ilkeleri; iş tanımları; performans ve hizmet kalite standartları; hasta sevk evrakı, reçete, rapor ve diğer kullanılacak belgelerin şekli ve içeriği, kayıtların tutulması ile çalışma ve denetime ilişkin usul ve esaslar, Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

Aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarıyla yapılacak sözleşmede yer alacak hususlar ve bu Kanunda belirlenen esaslar çerçevesinde bunlara yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve şartları, sözleşmenin feshini gerektiren nedenler, Cumhurbaşkanınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. (1)

Yürürlük

Madde 9 Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

Madde 10 Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

–––––––––––––––––––––

(1) 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 158 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınarak, Sağlık Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca” ibaresi “Cumhurbaşkanınca” şeklinde değiştirilmiştir.

5258 SAYILI KANUNA EK VE DEĞİŞİKLİK GETİREN
MEVZUATIN VEYA ANAYASA MAHKEMESİ TARAFINDAN İPTAL EDİLEN HÜKÜMLERİN YÜRÜRLÜĞE GİRİŞ TARİHİNİ
GÖSTERİR LİSTE

Değiştiren Kanunun/ KHK’nin/ İptal Eden Anayasa Mahkemesinin Kararının Numarası

5258 sayılı Kanunun değişen veya iptal edilen maddeleri

Yürürlüğe Giriş Tarihi

Anayasa Mah.’nin E.: 2005/10, K.: 2008/63 sayılı Kararı

3

7/11/2008

KHK/663

Kanunun Adı, 1, 3, 5

2/11/2011

6354

3, 5

12/7/2012

6514

3

18/1/2014

6552

5

11/9/2014

6745

3

7/9/2016

KHK/700

3,8

24/6/2018 tarihinde birlikte yapılan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanının andiçerek göreve başladığı tarihte (9/7/2018)

Vergi Mahkemeleri

0
Vergi Mahkemeleri - Ankara

Vergi mahkemeleri; idarenin vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarına ilişkin iptal ve tam yargı davalarına bakmakla görevli idari mahkemelerdir. Görevleri kanunda açıkça ve istisnai olarak sayılmış ve İdari Yargılama Usulü Kanunu ile yargılama usulleri belirlenmiştir.  İdare mahkemesi, genel görevli mahkeme olduğundan kanunla açıkça yetki verilmediği müddetçe vergi mahkemelerinin idari davalara bakma görevi yoktur.

Vergi mahkemeleri, idari işlemler nedeniyle telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda yürütmenin durdurulmasına karar verebilmektedir. İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.

Vergi mahkemeleri, dava açıldıktan sonra davayla ilgili gerekli gördüğü her türlü bilgi ve belgeyi, talep olmasa bile kendiliğinden ilgili yerlerden veya taraflardan isteyerek toplamakta ve kural olarak yazılı yargılama usulüne göre yargılama yapmaktadır. Vergi mahkemesi kararlarına karşı, bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir

Vergi Mahkemelerinin Görevleri

2576 sayılı Kanunun 6. maddesine göre Vergi Mahkemeleri; idari yargı alanında görev yapan özel mahkemelerdir ve görevleri bu kanun tarafından belirlenmiştir.

Genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar

Yukarıdaki konularda 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasına ilişkin davaları,

Diğer kanunlarla vergi mahkemesine verilen işler

Bir uyuşmazlığın Vergi Mahkemelerinde yargılama konusu olabilmesi için; idari davanın konusu, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerle ve bunların zam ve cezalarına ilişkin olmalı, bu mali yükümlülükler, genel bütçeye, il özel idarelerine, belediyelere ve köylere ait olmalı; bu bütçe ve idarelerin giderlerinin karşılığı niteliğinde bulunmalıdır.

İdari Yargılama Usulü Kanununun 27. maddesi gereğince; vergi mahkemelerinde, vergi uyuşmazlıklarından doğan davaların açılması, tarh edilen vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümlerin ve bunların zam ve cezalarının dava konusu edilen bölümünün tahsil işlemlerini durdurmaktadır. Yasa hükmüne göre kaldırılan vergi davası dosyalarında tahsil işlemi devam etmektedir. Tahsil işleminin ve dava konusundaki idari işlemin durdurulması ancak yürütmenin durdurulması kararı ile mümkün olabilmektedir. İdari işlemin uygulanması halinde giderilmesi güç veya olanaksız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması yürütmenin durdurulmasını gerektirmektedir.

 

İcra Mahkemeleri

0
İcra Mahkemeleri
İcra Mahkemeleri, İcra ve iflas dairelerinin işlemlerine karşı şikayet ve itirazların incelenmesinde görevli mahkemelerdir. İcra Mahkemeleri, asliye hukuk mahkemesi yargı çevresinde kurulan tek hakimli özel mahkemelerdir ve ayrı bir icra mahkemesinin olmadığı yerlerde Asliye Hukuk Mahkemeleri, İcra Mahkemesi olarak görev yapmaktadır. İcra Mahkemeleri, Anayasanın 152. maddesi kapsamında bir mahkeme olup İcra Hukuk Mahkemesi ve İcra Ceza Mahkemesi adıyla iki ayrı mahkeme bulunmamaktadır. Her icra mahkemesi, İcra Hukuk Mahkemesi ve İcra Ceza Mahkemesi sıfatıyla yasada öngörülen yargılamaları yapmaktadır.
İcra Mahkemeleri, icra ve iflas dairelerinin işlemlerine karşı yapılan şikayetleri incelemekte; takibin şekline göre, borçlunun takibe icra dairesinde itirazı üzerine alacaklının itirazın kaldırılması talepleri ile borçlunun icra mahkemesine yapacağı itirazları inceleyerek sonuca bağlamaktadır. Bu mahkemeler, şikayet yoluyla ihalenin feshini incelemekte, haciz ve iflasta istihkak davalarına bakmakta, bazı icra iflas suçlarına bakmakta, ilamlı icrada icranın geri bırakılması taleplerini incelemekte, takibin iptal veya talikine karar vermekte, İcra ve İflas Kanununda verilen diğer görevleri yapmaktadır.
İcra Mahkemelerinin kesin olmayan kararlarına karşı Bölge Adliye Mahkemelerinde itiraz ve Yargıtay’da temyiz hakkı bulunmaktadır. Hangi kararlara karşı istinaf ve temyiz yolunun açık olduğu yasa ile belirlenmiştir. Temyiz hakkının parasal sınırları her yıl güncellenmektedir.

İcra Mahkemelerinin Görevleri 

  1. İcra(iflas) dairelerinin işlemlerine karşı yapılan şikayetleri inceler. (m.16-18)
  2. Takibin şekline göre ,borçlunun takibe icra dairesinde itirazı üzerine alacaklının itirazın kaldırılması talepleri ile borçlunun icra mahkemesine yapacağı itirazları inceleyerek sonuca bağlar.(m.68-68/a,147,150/a,169/a,170,269/b-c,275)
  3. Şikayet yoluyla ihalenin feshini inceler (m.134)
  4. Haciz ve iflasta istihkak davalarına bakar.(m.97- 99,228)
  5. Bir kısım icra iflas suçlarına bakar(m.331 vd)
  6. İlamlı icrada icranın geri bırakılması taleplerini inceler.(m.33)
  7. Takibin iptal veya talikine karar verir. (m.71)
  8. (m.26) Taşınmaz tahliye ve teslimi
  9. (m. 89) Alacaklar ve üçüncü şahıs elinde haczedilen mallar hakkında haciz ihbarnamesi düzenlenmesi
  10. (m.121) İştirak halinde mülkiyet hisselerinin satışının ne şekilde yapılacağının belirlenmesi
  11.  (m.153)
  12. (m.251) Aciz vesikası alan müflisin hakkında takibe yeniden mal iktisap etmediği gerekçesiyle itirazından doğan ihtilaflar
  13. (m.254) İflasın kapanma kararı
  14. (m.256) İflasın tasfiye süresinin uzatılması
  15. (m.285-286) Konkordato talebinin değerlendirilmesi
  16. (m.297) Konkordato talebinin kabulünde nizalı veya taliki şarta bağlı veya muayyen olmayan bir vadeye tabi alacakların hesaba katılıp katılmamasına ve ne nispette katılacağına karar verilmesi
  17. (m.318) Bakanlar Kurulu tarafından olağanüstü hal ilan edilmesi halinde borçluya süre verilmesi
  18. 6183 sayılı Kanun’un 99. maddesi gereğince taşınmaz ihalesinin feshini şikayet yoluyla inceler. (menkul ihalesinin feshi hariç )
  19. Sulh hukuk mahkemesince verilen ortaklığın satış suretiyle giderilmesi kararı üzerine yapılan ihalelerde satışa hazırlık işlemleriyle ihalenin feshi şikayeti sulh hukuk mahkemesince incelenir.(m.4/son, HMK m.322/2)
  20. İİK m.89/4’ e göre açılan ceza ve tazminat davasını hem ceza hem de hukuk mahkemesi sıfatıyla inceler.
  21. İcra hukuk mahkemesi ve icra ceza mahkemesi adıyla iki ayrı mahkeme bulunmadığından m.89/4,338/1’e göre ceza ve tazminat istemiyle icra hukuk mahkemesine açılan dava icra ceza mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı veremez. İcra mahkemesi davayı ceza mahkemesi sıfatıyla inceleyip karara bağlar.
  22. Sosyal Güvenlik Kurumunun 6183 sayılı Kanun’a göre yaptığı takiplerden doğan ihtilafların çözümlenmesinde, alacaklı sigorta müdürlüğünün bulunduğu yer iş mahkemesi görevlidir (5510 sayılı SGK Kanununun 17.04.2008 tarihli 5754 sayılı Kanunun 52. maddesiyle değişik 88/16 maddesi) İcra mahkemesi görev hususunu resen dikkate alır. Görevsiz olduğu işlerde, görevsizlik kararı vererek dosyayı görevli hukuk mahkemesine gönderir.
  23. Ancak vergi mahkemesinin görevli olduğu davalarda görevsizlik kararı değil davanın yargı yolu nedeniyle reddine karar vermelidir. Örneğin vergi mahkemesi müdürlüğünün 6183 sayılı Kanun’a göre yaptığı takiplerde konulan haczin kaldırılması istemini vergi mahkemesi incelemekle görevlidir.