Ana Sayfa Blog Sayfa 33

Vakıf Terimleri Sözlüğü

0
Hukuk Sözlüğü
ÂBÂ – ECDÂD

Âbâ eb’in, ecdâd cedd’in çoğuludur. Eb, baba, ced, büyükbaba demektir. Neseb ve veraset gibi hususlar bakımından “baba” ve “büyükbaba/dede” hukukta bazı meselelerde bahis konusu olur. Neseb, ortak bir asıldan ve müteakiben birbirinden husule gelen şahıslar arasındaki birleşme ve bağlantıdan ibarettir ki biri tûlen, diğeri arzen olmak üzere iki kısma ayrılır. Tûlen nesep baba, oğul, torun gibi asıl ve fer’ler arasındaki birleşmedir. Yukarıya doğru olan şahıslar tûlen nesebin usul, aşağıya doğru olan şahıslar furu’ kısmıdır. Arzen neseb, bir asıldan dikine olmayarak kolsalan (dallanan) hısımlar arasında bulunan birleşme/bağlantı ve irtibattır. Kardeşler, kardeş çocukları, amcalar, halalar ve bunların çocukları arasındaki ittisal (birleşme) bu​ kabildendir ki buna havaşi ve civar hısımlığı denir. Zikri geçen maddelerdeki civar hısımlığı tabirleriyle bu nevi neseb münasebeti ifade olunmuştur. Her ne zaman âbâ ve ecdâd denirse tûlen nesebin usul kısmı ve ev1ad ve ahfad denince furu’ kısmı kastedilmiş olur.

ÂB-KEŞ

Âb su, keş ise çekmek mânasına olan “keşîden” masdarındandır. Âb-keş su çeken demektir. Vakıf hayır müesseselerinin su ihtiyacını karşılamak üzere kuyu ve çeşmelerden su temin eden kimsedir.

AB-Rizi

Pislik kabı, havruz gibi hastahanelerde lâzımlıkları döken hizmetçiye âb-rîzî denir.

ÂDİ GEDİK

Haremeyn yani Mekke-Medine ve Mahmud-ı Adlî gediklerinden maada vakıf gedikleridir. Haremeyn ve Mahmud-ı Adlî vakıf gedikleri te’min-i deyn (borcu temin etmek) gibi bazı nizami hükümleri ihtiva ettiğinden bunlara nizamlı gedik denmiştir.

AHFÂD

Hâfîd’ in çoğuludur. Hafid torun demektir. Bir kimsenin çocuklarının çocukları ve bunların çocukları . o kimsenin torunudur. Ahfâd her batında furûa şâmil olduğundan 1284 tarihli Arâzî-i Emîrîye ve Mevkûfenin Tevsi-i İntikali hakkındaki nizamnamenin 1. maddesinde evladın furûu anlaşılmamak için ahfâd tâbiri tefsire lüzum görülerek “fakat mîrî ve mevkûf arâzi mutasarrıflarının erkek ve kız çocukları mevcut olmadığı halde uhdesinde bulunan arâzî ikinci derece ahfadına yâni erkek ve kız çocuklarının oğluna ve kızına” denerek ahfaddan ne kastedildiği açıklanmıştır.

ÂİLE VAKFI

Evlad ve ahfad ve sair aile efradı menfaatine yapılan vakıftır. Medenî Kanunun 322. maddesinde beyan olunduğu üzere aile efradının talim ve terbiyesine, donatma veya yardımına ve bunlara benzer gayelere gerekli masrafların ödenmesi için eşhas ve miras hukukuna dair hükümlere uyarak yapılan vakıflara aile vakfı denir. Bahsi geçen maddenin son fıkrasıyle bir mal veya bir hakkın devir ve ferağ edilememek üzere bir aileye tahsisine ve aile efradı arasında tarz-ı intikaline dair her türlü tasarruf ve bu tarzda bir tasarrufun tesisat ihdası fikriyle mezci (karıştırılması) menolunmuştur. Daha evvelki esaslarda ise gerek müstakillen ve gerek mezc suretinde bir malın her hangi bir aileye tahsisi ve aile efradı arasında intikali câizdir.

AKÂR

Bina, arazi, bağ ve bahçe gibi başka yere nakli mümkün olmayan maldır. Bu nevi mala gayr-ı menkul denir. Asıl akar, arsa ve araziden ibarettir. Bina ve ağaçların akarda dahil olması, üzerinde bulundukları yerin mütemmim cüzü olmak itibariyledir. Halk akar lafzını kira getiren gayr-i menkulde kullanmaktadır. Mesken olarak intifa olunan, bina ve meyvesinden şahsen istifade edilen bağ ve bahçelere akar denmektedir. Bu mana örfdeki kullanım itibarıyladır.

AKÂRÂT-I MEVKÛFE

Akarât, akarın çoğulu olup mevkûfenin sıfatıdır. Vakf olunmuş gelir getiren akarlar demektir. Vakf olunan mallar iki kısımdır. Bir kısmına müessesat-ı hayrîye, diğerine akarat-ı mevkûfe denir. Müessesât-ı hayriyenin (Hayır müesseselerinin) bekası, yaşatılması, görüp gözetilmesi, tamir ve termimi (bakım ve onarımı), ihtiyaç halinde genişletme ve yeniden inşası bir takım masrafa bağlıdır. Bunu temin için her hangi bir hayrî müessese vakfedilirken han, hamam, mezraa, bağ, bahçe gibi vâridât (gelir getirecek) akarlar da vakfolunur. Bunlardan elde edilecek vâridâtla hayrî müesseselerin muhtaç olduğu masraflar temin edilir. Hayır müesseselerinin masraflarını karşılamak için vakfedilecek malın mutlaka akar olması şart değildir. Bazan para olur ve bu para istirbah edilerek (işletilerek) ihtiyaçlar paradan elde edilen gelir (nema) ile sağlanır. Bunun için hayır müesseselerinin yanında ekseriyetle ya akar veya para vakfolunagelmiştir. Sırf fukaraya meşrut vakıflarda vakfolunan akarın vâridâtı bunların imarına (bakım ve onarımına) sarf ve kalanı şart mucibince fukaraya harcanır.

AKÇE

Tarihlerin verdikleri bilgiye nazaran akçe Osmanlı padişahlarından Sultan Orhan Gazi zamanında kesilen ilk Osmanlı gümüş parasıdır, Hicri 729 tarihinde Bursa’da kesilmiştir. O zamana kadar dirhem esası üzerine Selçuklu Devleti paraları tedavülde idi. Bahsi geçen tarihte dirhem terkedilerek, Moğol dilinde beyaz sikke manasına olan akçe usulü kabul olunmuştur. Orhan Gazi zamanında iki akçelik sikke olduğu gibi Fatih Sultan Mehmet zamanında on akçelik sikkeler varmış. Zaman zaman akçenin hem vezin hem de ayarında değişiklikler olmuştur. Bu değişiklikler daha ziyade akçenin vezin ve ayarı indirilmek suretiyle olmuş, nihâyet bu hal tağşiş ve taklitlere yol açmıştır.
1234 tarihine kadar vâhid-i kıyâsî (para birimi) akçe iken bu tarihte sahteleri beliren akçe basımı terkolunarak kuruş üzerine müesses usul kabul edilmiştir. Muhtelif devirlerde tedâvül eden akçelerin sonradan tedâvüle konulan madenî meskükât (sikkeler) ile kâğıt paralarla muâdilini tâyin etmek hayli güç bir meseledir. Gerçi gümüşün râyici itibariyle bunu tâyin mümkün ise de satın alma kudreti ve eşya fiatlarındaki değişmeler bakımından tam olarak muadilini bulmak güçtür. Bazı vakfiyelerde meşrut (şartolunan) vazife ve ücret meyanında akçe tabirlerine Mesela, filana şu kadar akçe ve falana şu kadar akçe verile gibi şartlara tesadüf olunmaktadır. Bunların muâdilini aramaya kalkışmaktan ise bu vakıfların varidat ve eşya fiatları gözönüne alınarak vakfedenin maksat ve tayin ettiği nispete göre hak sahiplerine verilecek mikdarın tayini muvafık olur.

AKİB

Ayak ökçesi, ayak arkası demektir. Çoğulu a’kab’dır. Bu münasebetle bir şahsın çocukları ve onların çocuklarına, çocuklarının çocuklarına o kimsenin akibi denir. Örfen evlad ve erkek evladın evladı ve evlad-ı evladıdır. Bu tabir kızların evladına şâmil değildir. Meğer ki, kız evladın kocaları o kimsenin erkek evladında bulunsun. Hülâsa; bir kimsenin akibi nesep yönünden babaları ile o kimseye kadar olanlardır. Babaları o kimsenin evladından olmayanlar onun akibinden sayılmaz. Bu tabire bazı vakfiyelerde tesadüf olunur ve örfe göre, yazıldığı surette tefsir olunur. Mesela, bir kimse “vakfımın geliri (gallesi) A’ya ve sonra bunun akibine verilsin demiş olsa sağ oldukça galleye A ve vefatından sonra çocukları ve erkek çocuklarının çocukları müstehak olur.

AKREB

En yakın olan demektir. Vakıfta akreb, neseb cihetinden vâkıfa en yakın olan kimsedir. Vakfeden kimseye nesep ve rahim cihetinden en yakın kim ise şart ona masruf olur. Mesela, evlad, ana babadan daha yakındır. Binaenaleyh bir kimse vakfının gelirini veya gelirin muayyen bir kısmını akrebine ve bundan sonra fukaraya şart eylese, vakfeden kimsenin oğlu veya kızı ve bunlardan biri ile ana ve babası bulunsa gelir, oğlu veya kızına verilip ana ve babasına verilmez.En yakın olanlar müteaddit iseler menfaat müsavi olarak onlara ait olur. Biri vefat edince hissesi diğerine verilmeyip fukaraya verilir. Diğeri de vefat ederse sonraki yakınları birşey alamayıp fukaraya kalır. Meğer ki el-akreb fe’l-akreb gibi sonrakilere verileceğine dair bir sarahat olsun. Mesela, yukarıdaki misale göre vakfedenin bir oğlu, bir kızı ve babası olsa; şart gereği vakfın gelirini oğul ve kız alır. Oğul vefat etse buna ait yarım hisse fukaraya verilir. Kız da vefat edince gelir tamamen fukaraya kalır. Fakat vakfeden, vakfımın geliri “akaribime el-akreb fe’l-akreb sureti ile verilsin ve sonra fukaraya sarf olunsun” demiş olsa, evlad kalmayınca babaya verilir. Yukarıda da beyan olunduğu üzere “akreb”den maksat vâkıfa neseb ve rahim cihetinden en yakın olandır. İrs itibariyle yakın olan demek değildir. Binaenaleyh ondaki rüchan nazara alınmaz. Çünkü İrs dereceleri neseb ve rahim cihetiyle değil başka mülahazalarladır. Mesele şu umumi kaidelerle hülâsa edilebilir: 1-Vakfedene en yakın olan cüz’ü, sonra aslıdır. Binaenaleyh vâkıfın babası, oğlunun oğluna ana ve babası, oğlunun oğluna tercih olunur. 2- Vâkıfın aslı, cüz’ünün cüz’ünden mukaddemdir. Binaenaleyh vâkıfın oğlunun oğluna tercih olunur. 3-Vâkıfın cüz’ü, aslının cüz’ünden mukaddemdir. Binaenaleyh vâkıfın oğlunun oğlu veya kızının kızı kardeşlerinden yakındır. 4-Vâkıfa bir derece ile müntesib olan iki derece ile müntesib olandan yakındır. Binaenaleyh vâkıfın kızının kızı, oğlunun oğlunun oğlu üzerine tercih olunur.

AKREB-İ MEKNİYYAT

Akreb, yakın manasına olan karib’in; mekniyyat, kinaye manasını ifade eden mekniyyün’ün çoğuludur. Kinaye, manası sarih olmayan bir lafız ile bir şeyden tabir etmek mânasınadır. Birinci ve ikinci şahıs zamirlerinden başka üçüncü şahis zamirleri, manalarında sarih olmadığından bu cihetle bu kabil zamirlere kinaye denir ve hilâfına karine olmadıkça kinaye olan zamirler en yakın mercie sarfolunur. Mesela, bir vakfiyede vâkıf vakfının tevliyetini evvela kendisine, sonra oğlu M’ye ve sonra evladına şart etti, diye yazılı olsa, evladına sözündeki zamir M’ ye aittir ve maksadın M’ nin evladı olduğuna hükmolunur. Vâkıfa ait olarak kabul olunmaz. Fakat kinaye zamirlerden, uzak kasd olunduğuna karine bulunursa yakına irca olunmayıp karine delâleti vechile uzağa gönderilir. Mesela, yukardaki misalde vâkıf, vakfının tevliyetini evvelâ nefsine, sonra şahsına mahsus olmak üzere oğlu M’ ye ve sonra evladına şart etti denmiş olsa şahsına mahsus olmak tabiri karinesi ile evladına kelimesindeki zamirden M değil vâkıf kasdolunduğu anlaşılır ve ibare bu suretle tefsir edilmek iktiza eder.

AKRİBÂ

Karîb’in çoğuludur, karîb, vâkıfa yakın kimse demektir. Akribâ tabiri vâkıf zamanında mevcut olanlara şâmil olduğu gibi vâkıfdan sonra hâdis olanlara (sonradan doğanlara) da şâmil olur. Vâkıf, akribâ tabirini nefsine bağlamıyarak vakfımın gelirini akribaya şart ettim demiş olsa örfen kendi akribası anlaşılır. Akriba tabirinde çocuklar ve ana baba dahil değildir. Çünkü bunlara örfen akriba denmez; yani, akriba denince bunların gayri yakınlar kasdolunur. Bir içtihada göre akribaya vakıfda en yakın olan tercih olunur ve diğer bir içtihada göre uzak yakın bütün yakınlara şâmil olup müsavat üzere vakfın menfaatine hak sahibi olurlar. Mutlaka akribaya meşrut vakıflar müslim ve gayr-ı müslim, zengin, fakir, küçük, büyük, şartın mefhumunda dahil olur. Fakat akriba tabiri müslim veya gayr-i müslim fakir veya zengin vasıfları ile kayıtlanırsa kayıd veçhile amel olunur.

AKSA’L-EB

Çok uzak ve nihâyet manalarını ifade eden aksa, ve baba manasına olan eb kelimelerinden müteşekkil olan bu Arapça terkip, lûgat manası itibariyle en uzak baba demektir. İslâm devrini yani Hazret-i Peygamberin zaman-ı saadetlerini idrak etmiş olup, neslen kendisine ittisali taayyün etmiş bulunan kimsenin son babasıdır ki, bu şahsın müslim veya gayr-i müslim olması, aksa’l-eb tabirinde dahil olması için şart değildir.

ÂL

Evlad, iyâl ve etba’ demek olup, ehil, aslen mensup, mâlik, sahib, karı ve koca ve saire gibi manaları tazammun eder. Baba cihetinden İslamiyet devrini idrak eden son babaya mensup kimselerdir. Ondan evvelkiler âl mefhumuna dahil değildirler. Bazı tefsirlere göre son babanın müslim olması şarttır ve bazılarına göre müslim olması şart olmayıp yalnız İslâmı idrak etmesi kâfidir. Gerek âl ve gerek ehil tabirleri, vakıf zamanında mevcud veya vakıftan sonra gelirin zuhurundan itibaren altı aydan az bir müddet içinde dünyaya gelen kimselere denir ki bunlar vakıf da dahil olurlar.

ALÂMET

 Nişan ve işaret demektir. Bir yere ne maksatla konmuşsa ona delâlet eder. Mesela, iki tarlanın sınırlarını göstermek için sıra ile konan taşlar birer alâmettir. Yollarda mesafe veya istikameti göstermek için konulan işaretler de birer alâmettir. Bunlardan başka her hangi bir şeyin yapıldığı yeri veya bunları satanları gösteren ve bir şeyi tayin için onun üzerine konulan mühür, damga, nişan birer alâmettir.

ÂLİM

Örfen bir veya müteaddit ilimlerde meleke ve ihtisas sahibi olan ve şer’an fıkıh, tefsir, hadis gibi faydalı ilimleri lâyıkı veçhile bilen zata denir.

A’MÂ

Gözleri görmeyen kimse demektir. Vakfiyelerde geçen a’ma tâbiri bu mânadadır. Çünkü halk arasında a’ma, görmek nimetinden mahrum olan şahsa denir. Az ve çok görebilenler vakfiyelerde geçen a’ma tâbirinin şümulünden hariç kalırlar.

AN’ANE

 Arapça an-fülânin, an-fülânin … terkibinden kısaltılmış bir kelimedir. Ağızdan ağıza nakil ve rivâyet demektir. Çoğulunda an’aneler manasına “an’anât” denir. An’ane-i diniye, an’ane-i tarihiye gibi örfen ağızdan ağıza naklolunup iyi görülen veya aynı his ile riâyet ve tatbik olunagelen içtimaî, ahlâkî ve hukukî hususlardır. Âdetler de birer fiilî an’anedir ve o hükümdedir.

ANBAR MEMURU

Hastahane, imarethane gibi müesseselerde eşya, ilaç, yiyecek ve içecek gibi şeyleri muhafazaya memur olan kimsedir. Ekseri vakıflarda anbar memurlarına “emîn-i mahzen” denmiştir ki mahzen kendisine emanet edilen şahıs demektir. Bunlar mensup oldukları müessesenin emir ve talimatı dairesinde hareket ederler.

ARAZİ

Arz’ın çoğuludur. Arz, toprak, arazi topraklar manasınadır. Arazi-i mevkufe, arazi-i emîriyye, arazi-i metruke, arazi-i mevat gibi kısımlara ayrılır:

ARAZİ-İ MEVKÛFE

 Rakabe veya mîrî geliri bir cihete vakıf ve tahsis olunan arazidir ki arazi-i mevkufe-i sahiha ve arazi-i mevkufe-i gayr-i sahiha olarak iki kısma ayrılır:

ARAZİ-İ MEVKÛFE-İ SAHİHA

Usulüne göre bir cihete vakfolunan arazidir. Bu kısım mevkufun mülk olması şarttır. Binaenaleyh bir mahal sahihan vakfolunabilmek için ya kasaba ve köy içinde mülk arsalardan veya arazi-i öşriyye ve haraciyeden veya mülk olmak üzere mevattan ihya edilmiş olmak veya hazineden satın alınmış bulunmak şarttır. Bu kabil arazi-i mevkufe-i sahiha da tamamen sahih vakıf hükümleri cereyan eder.

ARAZİ-İ MEVKÛFE-İ GAYR-İ SAHİHA

Veliyyü’l-emr (emir sahibi) veya anın izniyle diğerleri tarafından vakfolunan arazidir ki bu kabil arazinin vakfiyeti yalnız aşar ve vergiler gibi mîrî gelirlerinin veya tasarruf hakkının veya mîrî geliri ile birlikte tasarruf hakkının bir cihete tahsisinden ibarettir. Bu nevi arazide vakfiyet rakabeye taalluk etmeyip mîrî gelir ve tasarruf hakkına münhasır ve rakabe evvelki gibi hazineye ait olur. Ve bu vakfa tahsisat kabilinden vakıf ve irsadî vakıf da denir.
Mîrî gelir vakfolunduğunda o arazinin arazinin öşrü bedel-i öşrü ve ferağ harcı ve intikal gibi mîrî geliri ve tasarruf hakkı vakfolunduğunda yalnız tasarruf hakkı ve her ikisi vakfolunmuş ise ikisi dahi tahsis olunduğu cihete ait olur.

ARAZİ-İ MUHTEKERE

Hakikî veya hükmî şahıslar tarafından üzerine bina yapmak veya ağaç dikmek ve bunların durması mukabilinde her sene yer sahibine muayyen bir ücret vermek üzere kiralanan arazidir ki muayyen (belirli bir) ücreti ödedikçe bina ve ağaç sahibi, bina ve ağacını durdurmak hakkına mâlik olur. Mukataalı vakıf dahi arazi-i muhtekere çeşitlerindendir.

ARAZİ-İ ÖŞRİYE

Mülk araziden olup öşre tâbi, yani hasılatından onda bir hazine hissesi alınan ve üzerinde her türlü mülkiyet tasarrufları cereyan eden arazidir.
Bu kabil arazinin suret-i temellükü, feth edilen mahaldeki arazi İslâmiyeti kabul etmeleri suretiyle kendilerine terk olunmak veya fetihde o mahal halkı kaçmış olup buraya getirilen müslümanlara tahsis edilmiş yahut muhariplere tevzi olunmasıdır. Bu yerlere öşre tâbi olması münasebetiyle “arazi-i sadaka” da denir.
ASLAH:”salah” kökündendir. Çok salah ve hüsn-i ahlâk sahibi olan demektir. Bazı vakfiyelerde “sağ oldukça vakfıma mütevelli olacağım, ben öldükten sonra evlad ve evlad-ı evladımın aslah ve erşedi mütevelli olacaktır” tarzında şartlar vardır. Bu gibi vakıflarda vâkıfın vefatından sonra, evladından en hüsn-i hal sahibi ve vakıf işlerini iyi idareye iktidarı olan mütevelli olur.

ASL-I VAKF

Asl kök; vakf haps etmek, alıkoymak, hareketten fâriğ olmak manasınadır. Asl-ı vakf, vakf mefhumunun taalluk eylediği mallardır. İster bu mallar bidayeten vakfedilen mallar, ister sonradan vakfolunan mallara ilâve edilmiş mal bulunsun, bunlara asl-ı vakf denir. Vakfın geliri mukabilidir.

ÂSTÂNE: Farsca olan bu kelime, kapı eşiği demektir. Vaktile büyük tekkelere âstâne (âsitâne) denirdi. Bir zamanlar, hükümet merkezi olan İstanbul’a da, Âstâne-i saltanat, Âstâne-i Devleti Aliyye denilmiş ise de sonraları terk olunmuştur.

Assab

“uşb” maddesinden mübalağa sîgasıdır. Tıb kanunu gereğince ilâç yapmak için şifalı ot ve çiçekleri toplayıp hastahanelerde hazırlayan demektir. Aşşablık, eczacılık sanatının bir dalı idi. Hastahane vakfiyyelerinde bu tabirlere çokca tesadüf olunur. Ez-cümle Yıldırım Beyazıt merhum 802 H. tarihinde Bursa’da tesis eylediği hastahanenin vakfiyyesinde bu tabirler mevcuttur.

AŞİRET

Vakıf mevzuunda nesil manasınadır. Nesil evlad demektir ki kullanımda yakın ve uzak evlad ve ahfada (torunlara) şamil ve oğul ve kız müsavidir. Mesela, vakfeden, vakfının vâridatını (gelirini) A’nın aşiretine ve bunlar münkariz olduktan sonra fukaraya şart etse hangi batında olursa olsun vâridat, evlad ve ahfad arasında müsavat üzere taksim olunur. Bunlardan biri vefat ederse vâridat mevcutlar arasında taksim olunur. Fakat vakfeden tertibe delâlet eder bir lafız zikretmiş ise, mesela, vâridatın taksiminde tertibe riâyet olunacak ön batın varken son batına bir şey verilmeyecek demiş olsa, bu şart mucibince hareket olunur. Tamamen nesil münkariz olunca vakfın vâridatı fukaraya dağıtılır.

AŞR-İ ŞERİF

Kur’an-ı Kerim’den on âyet demektir. Vakfiyelerde vakfedenler, muayyen zamanlarda aşr-i şerif okunmasını şart ederler ki on âyet mikdarı Kur’an okunsun demektir. Okunacak âyetler on âyetten az veya çok olabilir. Her surette vâkıfın şartı yerine getirilmiş olur. Ancak şarta göre on âyetten noksan olmamak muvafık olur.

ATÂ-ATİYYE

Atâ lugatta bahşiş ve ihsan demektir. Bahşiş olarak verilen şeye atiyye denir. Vâkıf, vakfının vâridatının hizmet mukabili olmayarak zengin kimselere veya fakirlere veya kısmen zengin ve kısmen fakirlere ve kısmen hayra şart edebilir. Hizmet mukabili olursa, ücret kabilinden olur.

AVÂİD

Âidenin çoğuludur. Âid, mal ve para gibi şeyler mânasına ise de, kullanış tarzına göre değişir. Avâid, vakıf dilinde ivâzsız gelen şeyler, bahşişler demektir.

AVÂİD-İ VAKIF

Avâid, âid’in çoğuludur. Vakfın gelirleri demektir.Vakfın gelirleri iki kısımdır. Birine âidat-ı şer’iyye diğerine âidat-ı örfiyye denir. Âidat-ı şer’iye, vakıf akar ve paranın geliridir. Akarın geliri, kirası, nakitin faizi gibi. Âidat-ı Örfiyye, vakıf namına verilmesi mutad olan atiyye ve saireden ibarettir. Mesela, vakıf araziyi ziraat edenler hasad zamanında ücretten maada hasılattan vakfa teberruan bir miktar biçim vermek örf icabından ise bu verilen miktar âidat-ı örfiyyeden sayılır ve vakfın ihtiyaç ve mesalihine sarf olunur. Mütevelliye verilen atiyye rüşvet addolunur ki yasaktır.

AYN-I MEVKÛF

Vakf olunan maldır. Bilâhare bu ayna ilâve olunan veya mübadele suretiyle elde edilen para veya mal, ayn-ı mevkuf hükmündendir. Vakfolunana malın aslı da bu manayadır.

AVÂRIZ

Ârızanın çoğulur. Ârıza, hastalık ve ölüm gibi arzu olunmayan hal ve âfettir. (Bkz. Avârız vakfı)

AVÂRIZ VAKFI

Bazı köy ve mahallelerde hayır sahipleri tarafından vâridatı fukaradan vefat edenlerin donatım ve kefenlenmesine ve hastalanıp iş, güç ve kazançtan âciz kalanların beslenme, geçimlerine ve tedavilerine ve köy ve mahallenin kuyu ve çeşmeleri ve su yolları tamire muhtaç oldukta bunların tamirine vakıflar yapılmıştır. Bu gibi vakıflara avarız vakfı denir. Bu vakıflar tamamen veya kısmen belediyeler tarafından yapılması lazımgelen insani ve beledi hizmet ve yardımları istihdaf etmektedir.Avarız vakıflarının varidatı mutlak surette ahalinin avarızına sarfolunur. Ahali ister müslim ister gayr-ı müslim.Bir san’at erbabının avarızına meşrut vakıflarda da hüküm böyledir, yani vakfın geliri vakfeden müslim olsa dahi hilâfına bir kayıt yoksa vakfedenin şartı mucibince o sanat erbabının müslim ve gayr-ı müslim avarız ve ihtiyaçlarına sarfolunur. Avarız vakıfları 1580 numaralı Belediye Kanunu ile belediyelere devrolunmuştur.

ÂYENDE

Farsça’dır, “âmeden” kökünden ism-i fâil olup gelen demektir. Vakıf misafirhane, zâviye ve tekyelerde geçen “âyende” ve “revende” tabirleri gelip giden misafirler manasını ifade eder. (Bkz. Revende)

ÂYET

Lugatta, alâmet, ibret alınacak olay demektir. Mahsusat ve makulatta kullanılır.İbret verici olan olaylara âyet denmesi nazm-ı celilinde olduğu gibi delâleti itibariyledir ve bir de Kur’an-ı Kerim’in sûrelerindeki her parçaya âyet denir.Vakfiyelerde görülen “âyet” ve çoğulu olan “âyât” kelimelerine, yerine ve karinelere göre anlam verilir.

BATIN

Lugatta karn ve kabileden küçük olan oba gibi manalara gelir. Örfen nesebde derece manasında kullanılır. Mesela, vâkıf vakfının gelirini batnen ba’de batnin evlad ve evlad-ı evladına şart etse derecede önce olan batın vâkıfın çocukları ve ikinci batın, çocuklarının çocukları ve üçüncü batın, çocuklarının çocuklarının çocuklarıdır.

BATNEN BA’DE BATNİN: Nesilde derece derece demektir ki tertibe delâlet eder. Binaenaleyh batnen ba’de batnin evlada meşrut vakıfda, ön batında kimse varken ikinci batında olan ve ikinci batında evlad varken üçüncü batında olanlar şarttan istifade edemez. Mesela, vâkıfın çocuğu varken çocuğunun çocuğu ve çocuğunun çocuğu varken çocuğunun çocuğunun çocuğu şarttan istifade edemez.

BELDE KADISI : Her şehir ve kasabada halk veya halk ile devlet arasında meydana gelen hukukî ihtilâfları çözmeye memur olan hakimdir. Bazı vakfiyyelerde vakıf tevliyeti “kendisine ve vefatından sonra evlat ve evlad-ı evladının ekber ve erşedine” şart eder. Evladı münkariz olursa tevliyeti “belde kadısı tarafından tayin olunacak zat ifa edecektir” der. Bu halde vâkıfın evladı münkariz olursa vakfa mütevelli olacak kimseyi o memleketin hâkimi nasb ve tayin eder.

BERÂT: İmâmet, hitabet, tevliyet gibi bir cihetin tevcihine veya bir rütbe, nişan veya imtiyaz verilmesi hakkındaki Padişah fermanıdır.

BEVVÂB: Kapıcı manasınadır. Vaktinde mektebi açıp kapayan, mektebin temizliğine ve çocukların tavır ve hareketlerine nezaret edene mektep bevvabı ve hastahanenin muayyen zamanlarda kapılarını açıp kapayan ve muayyen zamanlar haricinde hastahaneye başkalarının girmesine mani olana hastahane bevvabı denir.

BEY’U MEN YEZÎD: Arttırana satmak demekdir.

BİMÂRHÂNE: Bimâr, hasta demektir. Vaktiyle akıl hastalarının tedavi edildikleri hastahanelere denirdi. Halk lisanında bu hastahaneye Tımarhane denir ki delilerin tedavi edilip muhafaza olunduğu yerdir.

BİMÂRİSTAN: Mutlak surette hastahane demektir. Arapça Dârü’ş-şifa da hastahane manasınadır.

BİRR: Sıla ve in’am (iyilik) demektir. Ana-babaya birr, onlara hizmet ve ihsan etmek demektir. Birr; hayır, hasene manasına da gelir. Filan ehl-i birrdir denir ki hayır sahibi demek olur. Başka manaları varsa da konuşmalarda ve vakfiyelerde bu manalarda kullanılır.

BİNT: Kız demektir. çoğulunda benât denir. Ayşe bint-i Ahmed denir ki Ahmed’in kızı Ayşe demek olur. Bir vasıf ile yazılırsa “ibneti” kelimesi getirilir. Ayşe Hanım ibneti Ahmed gibi. İki kadın olursa ikil ve çok ise çoğul sîgası ile ifade edilir. Fatma, Ayşe bintey Ahmed. Fatma, Ayşe, Sa’diye benât-ı Ahmed gibi. Aralarında erkek olursa ikilinde “veledey” ve çoğulunda “evlad” denir. Ahmed ve Fatma veledey Hasan. Ahmed, Fatma, Alime evlad-ı Mehmed gibi.

CÂBİ-İ VAKF: Vakfın gelirini toplayan tahsildâr demektir. Vakfın büyüklüğüne göre vakıflara bir veya birkaç tahsildar tayin olunur. Bunlar vakıfların gelir ve vâridatını toplarlar. 2762 sayılı Vakıflar Kanununun 22. maddesi câbilik hizmetini kaldırmış ancak, büyük vakıflarda Genel Müdürlüğün izni ile katip ve tahsildâr kullanılmasına müsaade etmiştir.

CÂMEKİYYE: Vakfın gelirinden hizmet ve vazife sahiplerıne verilen aylık, bahşis, atiyye demektir. Bir bakımdan ücret ve bir bakımdan sıla yani ihsan mahiyetindedir. Farsça elbisecilik manasına olan camekiyye elbise bedeli olarak verilen hediyelerde de kullanılmıştır.

CÂRR: Komşu demektir. Çoğulu “cirân” dır. İmam-ı Azam’ın fikrine göre câr, evi vâkıfın evine bitişik olan kimselerdir. İmam-ı Muhammed ve Yusuf’a göre mahalle mescidine devam edenlerin cümlesi birbirlerine komşudur. Bu ihtilaf örfe müstenittir. Binaenaleyh vakfiyelerdeki “câr” ve “cîrân” tabirleri o tarihte halk arasındaki örf ve anlayışa göre tefsir olunur.

CERİB : Boyu ve eni altmışar zira’dan 3600 zira’ kare arazidir. Beher zira’ yedi kabza ve her kabza dört parmak itibar olunur. Bununla beraber bazı yerlerin örfüne göre değişir. 14 Eylül 1285 Rumî tarihli kanunla cerib 10.000 zira’ kare mahal olarak kabul olunmuştur. 14 Eylül 1285 Rumî tarihinden evvel tanzim olunan vakfiyelerde geçen cerib 3600 zira’ ve sonra tanzim olunan vakfiyelerde 10.000 zira’ kare mahal olarak tefsir olunur. 10.000 zira’ kare mahalle hektar da denir.

CERRÂH: Cerh kökündendir. Yarayı tımar ve tedavi eden ve lüzumunda ameliyat yapan tabiptir. Bu tabibe cerrah denilmesi açıktır. Bugün cerrahlara operatör denmektedir. Maksat harici olduğundan ordu ve sivil cerrahlarla cerrahlığın tarihi hakkında izahata lüzum görmedik.

CİHET : İmamet, hitabet, müderrislik, vâizlik, kayyımlık gibi müessesât-ı hayriyyeye ait hizmettir. Bunlara cihet dendiği gibi mevkufunaleyh ve meşrutunleh dahi denir. Çoğulu “cihât” tır.Cihet, asliyye ve fer’iyye olmak üzere iki çeşittir.

CİHET-İ ASLİYYE: Vakfın başlıca gayesini teşkil eden hizmettir. İmamet, hitabet, tabiplik, muallimlik gibi hizmetler asli cihetlerdendir. Bu çeşite cihet-i zaruriyye de denir.

CİHET-İ FER’İYYE: Vakfın gayesine nazaran ikinci derecede olup zaruri olmayan hizmettir. Bir cami-i şerifte muayyen zamanlarda Buhari, Müslim, Şifa-i şerif okumak vazifeleri cihet-i gayr-i zaruriyyedir.

CİHET-İ GAYR-İ MÜNKATİA : Sonu olmayan cihettir. Vakıfta devamlılık böyle bir vazife ile tahakkuk eder. Bir cihet belirlenmeyen vakıflar fukaraya yardıma hamlolunur ki bu da kesintiye uğramayan bir cihettir. Bu suretle de vakıfta ebedilik tahakkuk eder.

CİHET-İ ZARURİYYE : (Bkz. Cihet-i asliyye)

CİHET-İ GAYR-İ ZARÛRİYYE (Bkz. Cihet-i fer’iyye)

CİSR : Köprü demektir. Kamus mütercimi diyor ki; Gerçi müellif kantarayı dahi cisr ile tarif etmiştir; lakin cisr kullanılışta mutlaktır. Gerek taşdan tahtadan ve gerek düz ve gerek yüksek olsun. Ve kantaranın mefhumunda metânet ve irtifâ mu’teber olmakla taştan kemerli ve yüksek olanına mahsustur. Mesela Tuna nehri üzerine kurdukları köprüye cisr denilip kantara denmez. Zemahşerî, cisri küçük ve kantarayı büyük köprü ile tefsir eylemiştir. Ve fukaha örfünde ağaçtan yapılana cisr ve taş ve tuğladan yapılana kantara denir, nitekim Hidaye’de böyle izah olunmuştur. Çoğulu ‘ecsur’ ve ‘cüsur’dur.

CÜZ’HÂNLIK: Namazlardan evvel veya sonra Kur’an-ı Kerim’den birer cüz okumak demektir.

CÜZ’HÂNLIK VAZİFESİ: Cami, tekye ve zâviyelerde Kur’an-ı Kerim’den cüz okumak hizmetidir. Cüz okumak mukabilinde verilen atiyyeye cüz’hânlık vazifesi denir.

Başa Dön

Ç

ÇİFTLİK : İki kısımdır. Biri kanunen çiftlik denilen yerdir ki her sene ziraat olunur ve ürün verir iki öküzlük bir çift demektir. İyi yerden yetmiş seksen dönüm ve orta yerden yüz dönüm ve edna (kötü) yerden yüzotuz dönüm araziden ibarettir. İkinci kısım, ziraat için tedarik olunan hayvanat ve ziraat aletleri, binalar ve sair müştemilâtı havi arazidir.

ÇİLLE HÂNE : Tabir iki Farsça kelimeden mürekkeptir. Çile çekecek yer demektir. Çile, tarikat müntesiblerinin ahlakı düzeltme ve vicdan temizleme için bir nevi manevi riyazat yoludur. Lisanımızda çilehâne olarak kullanılır. Müridler çilehânelerde mürşidlerinin tayin ettikleri müddet doluncaya kadar riyazetta bulunurlar. Müddet dolunca çilehaneyi terk ederler ve mürşidlerinin tavsiyeleri dairesinde zikr ve ibadete devam ederler. Bu yerler bazen tekyelerin karanlık odaları veya tenha bir yerde, tenha bir mağara olur.

ÇUVALDIZ: Lugat manası malumdur. Su ölçüm terimi olarak iki hilâl mikdarı su demektir. Hilâl, şemsiye teli kalınlığında bir ucu sivri ve bir ucu kürek şeklindedir. Bununla diş araları ve kulak temizlenir. İki hilâl kalınlığında olan ölçüye çuvaldız denir.

DÂNİK: Bir dirhemin altıda biridir. Çoğulu devâniktir.

DÂRU’L-ACEZE: Acizler yurdu anlamındadır. Âciz ve çalışıp kazanmak kudretinde olmayan kimsesiz, ihtiyar, hasta ve malülleri barındırıp besleyen hayır müesseselerine denir.

DÂRU’L-AKÂKİR: Akâkir, akkârın çoğuludur. Akkâr, devada kullanılan nebata veya nebatın köküne denir. Dâru’l-akâkir ilaçlarda kullanılan nebat ve köklerinin korunduğu yerdir.

DÂRU’L-HADÎS : Hadîs okutulan medreselerdir. Hususiyle Sivas’ta ve Sultan Süleyman Külliyesinde tesis olunan hadis medresesine dâru’l-hadîs denir. Hadîs, Hazret-i Resul-i Ekrem Efendimizin söz ve filine ve bir şeyi görüp de sükût etmelerine denir. Hadîs ilmi çok geniş bir ilimdir. Hadîs ilminde mahâret ve iktidar sahibi olanlara muhaddis denir.

DÂRU’L-HARB: Ehl-i İslam’la aralarında sulh ve salâh olmayan gayr-i müslimlerin memleketleridir.

DÂRU’L-HİLÂFE: Hilâfetin merkezi olmak dolayısiyle İstanbul’a Dâru’l-hilâfe denirdi. Bazı paralarda da kullanılmıştır. Meşrûtiyetten sonra İstanbul medreselerine Darül-hilâfe medreseleri denmiştir. Bu tâbir Hilâfetin ilgasından sonra terk olunmuştur.

DÂRU’L-KURRÂ’: Hâfızların kırâat ilmi öğrendikleri dershânedir. Dâru’l-kurrâ’, dâru’l-huffâz dershânesinin üstünde bir öğretim yeri idi.

DÂRU’L-KÜTÜB: Kütübhane.

DÂRU’S-SAÂDE: Osmanlı padişahlarının sarayına Dâru’s-saâde denirdi. Ancak bu anlamda daha fazla Saray-ı Hümâyûn tabiri kullanılmakta idi.

DÂRU’S-SAÂDE AĞALIĞI : Dâru’s-saâde padişah sarayı demektir. Ta’zim için Dâru’s-saâde denmiştir. Merhûm İkinci Sultan Murad zamanında Harem hizmetlerini görmek üzere Dâru’s-saâde Ağalığı, bundan başka Hazinedar Başılığı, Kilerci Başılığı gibi memuriyetler ihdas olunmuştur. Dâru’s-saâde Ağalığı bu memuriyetlerin en büyüğü idi, buna kızlar ağası da denirdi. Dâru’s-saâde Ağasının en mühim vazifesi Harem işlerine bakmaktı. Bundan başka Dâru’s-saâde Ağalığı, kendi ve mensuplarının vakıfları ile Haremeyn yani Mekke-Medine Vakıflarının nezâreti işlerine bakarlardı. Evkâfın Tarihçe-i Teşkilâtı adlı eserde ve Mâbeyn Başkâtibi Tahsin Paşanın eserinde Dâru’s-saâde Ağalarına ait ayrıntılı bilgi vardır. Arzu edenler oraya müracaat edebilirler.

DÂRU’S-SALTANA(T): Makarr-ı hükümet demektir; Hükümet merkezi olmak münasebetiyle İstanbul’a Dâru’s-saltana ve ta’zimi içeren vasıflar ilâvesiyle Dâru’s-saltanati’l-aliyye ve Dâru’s-saltanati’s-seniyye denilmekte idi.

DÂRU’Ş-ŞİFÂ: Şifa mahalli, hastahâne.

DEFTER-HÂNE: Gayr-i menkullerin tasarruf işleriyle meşğul olan resmî müessesedir.

DERVÎŞ: Allah rızası için fakr ve kanaati tercihle ibadet ile iştiğal eden turuk-ı aliyyeye müntesip kimselerdir.

DEVİR-HÂN: Vâkıfın şartı gereği Cuma veya belirlenen henhangi bir gün öğle namazlarından evvel Mülk sûresi veya başka bir sûre-i şerife okuyan zattır. Devir ve teselsül suretiyle okunmak mülahazasıyla buna devirhânlık denmiştir. Sûrelerin okunmasını müteakip vakıflara ve genellikle mü’min ve mü’minâta Allah’tan mağfiret ve selâmet niyaz olunur.

DİNAR: On dirhem-i şer’î hâlis gümüş kıymetinde olan altındır. Bir miskal ağırlığında altın paraya da denir. Çoğulu denânîrdir.

DİRHEM: Sultan Orhan zamanında verilen bir karar gereği dirhem-i Osmanî dirhem-i şer’înin dörtte biri oldu. Farazî olarak kıyye tabir olunan ağırlığın 1/400’dür. Dirhemi dört kısma taksim ederek beher kısmına denk ve beher dengi dörde taksim ederek beher kısmına kırat ve bir kıratı dörde taksim edip beher kısmına buğday ve beher buğdayı dört kısma ayırarak beher kısmına fitil ve bir fitili ikiye taksim ederek beher kısmına kıtmir ve bir kıtmiri ikiye ayırarak herbir kısmına zerre ve bir buçuk dirheme miskal ve 44 okkaya kantar ve dört kantara bir çeki dendi.

DİRHEM-İ CEYYİD: Bozuk, mağşuş (karışık) olmayan dirhem (gümüş para)dır. Bir kişinin hırsızlık yaptığına hükmetmekte muteber olan nisab (ölçü) de budur. Mağşuş olan on dirhem gümüş, hırsızlıkta muteber olan nisaptan sayılmaz.

DİRHEM-İ HÂLİS: Saf gümüşten ibaret olup başka bir maden ile karışık olmayan dirhemdir.

DİRHEM-İ KÂSİD: İlk kesildiğinde geçerli iken sonraları geçmez hale gelen mağşüş (karışık) paradır.

DİRHEM-İ MAĞŞÛŞ: Başka bir madenle karışık olan dirhemdir.

DİRHEM-İ ÖRFÎ: Onaltı kırattır. Bazı zevâta göre zekâtta, diyette ve sair hususlarda her beldenin dirhem-i örfîsi muteberdir. Şu kadar ki bu dirhemin dirhem-i şer’îden noksan olmaması lazımdır. Noksan olursa dirhem-i şer’î muteberdir.

DİRHEM-İ RÂYİC: Halk arasında alınıp verilen dirhemdir. Gerek ceyyid (ayarı tam) ve gerek züyuf (düşük ) olsun.

DİRHEM-İ ŞER’Î: Ondört kırattan ibarettir. Zekâtta, mehirde, diyette, hırsızlığa hükmetmekte (nisab-ı sirkatte) muteber olan da bu dirhemdir. Hazret-i Peygamber zamanında 20, 12, 10 kırat ağırlığında üç nevi’ dirhem mevcut olup bunlar Halife Ömer zamanında birleştirilerek üçünün ortası olan 14 kırat bir dirhem olarak kabul olunmuştur. Diğer bir rivayete göre Hazret-i Peygamber zamanında dört türlü dirhem mevcut idi.
1 – Dirhem-i bağali ki 8 dâniktir.
2 – Dirhem-i taberi ki 4 dâniktir.
3 – Dirhem-i mağribî ki 3 dâniktir.
4 – Dirhem-i yemenî ki 1 dâniktir.
Halife Ömer bunlardan en geçer olan dirhem-i bağali ile dirhem-i taberiyi birleştirerek vasatisi olan 6 daniği bir dirhem olarak kabul eylemiştir.

DİRHEM-İ ZUYÛF: Bakır veya diğer madenle karıştırılmış olmasından dolayı ceyyidlik vasfını kaybetmiş olan dirhemdir.

DİYANÎ VAKIF: Sırf ibadet için yapılan vakıflardır. Cami ve mescid vakıfları gibi

DÖNÜM: Orta adımla eni ve boyu 40 adım yani terbîan 1600 arşın yerdir.

DUÂ: Yalvararak Allah’tan bir şey isteğinde bulunmaktır. Şer ve bela istemeğe beddua denir.

DUÂ-GÛ: Nikah gibi hususi, mevlid, hatim ve hafız cemiyetleri gibi umumi toplantılarda dua okuyana duâ-gû denirdi ki dua okuyan demektir.

DUÂ-GÛLUK VAZİFESİ: Dua yapanların ücret ve maaşları manasını ifade eder. (bak. Vazife)

DUÂ-HÂN: Tekyelerde ayin ve zikir sonunda dua okuyanlara duâ-hân denir, duacı demektir. Duâ-gû da bu manada ise de daha ziyade hususi ve umumi toplantılar sonunda dua okuyan için kullanılır.

DÜNYA: Âhiret mukabilidir ki bu cihandır. Aslında edna kelimesinin dişilidir.

EBEVEYN: ebin ikilidir. Tağlib suretiyle ana ve baba demektir. “Li-ebeveyn kardeş” denir ki ana ve babaları bir kardeş demektir.Tağlib, bir münasebetten dolayı bir lafzı diğer bir manaya şâmil surette kullanmaktır. İşte burada evvelen eb asıl olmak münasebetiyle mecazen anaya da teşmil olunarak ikil sigayla ana ve baba ifade olunmuştur.

EBNÂİYYE VAKIF : Vakfın tevliyet veya geliri “ebnâ ve ebnâ-i ebnâya” meşrût olan vakıftır. İmam-ı Azam’dan rivâyet olunan bir kavle göre ebnâda kız dahil olmaz. Diğer bir içtihada göre ebnâ oğlan ve kıza şâmil olur, amma benât ve benatü’l-benâta meşrût vakıfta oğlan dahil olmaz. Bu ihtilâf, zamanlarındaki örf ve ebnâ tabirinin kullanılış tarzındaki farkdan ileri gelmiş olacaktır.

ECEL: İnsanın hayatı için Allah’ın ezelde takdir buyurduğu vakittir. Bazılarına göre hayatın müddetine ve nihâyetine de denir.

EHL-İ AFÂF: Sâlih manasındadır. (Bkz. Sâlih)

EHL-İ HAYR: Ehl-i afâf ve salâh demektir.

EHL-İ KIBLE: Kabetullah’a teveccüh eden (yönelen) müslümanlardır.

EHL-İ KİTAB: Semavi kitaplara yani Cenab-ı Hak tarafından vahiy yoluyla indirilen Tevrat, Zebur, İncil gibi kitaplara iman eden Musevi ve Îsevilere ehl-i kitab denir. Bu kitaplar tahrif edilmiş olmakla beraber mutekidleri ulühiyete iman ettiklerinden bilâ kayd (kayıtsız) müşriklere nazaran bunları imtiyazlı tanır ve zimmeti kabul edenleri ibadetlerinde serbest bırakır.

EHL-İ SALÂH: Müstakim, menhiyyattan sakınandır. Bu vasıfları haiz olanlara ehl-i afâf, ehl-i fazl da denir.

EHL-İ VEZÂİF: Vakfın gelirinden maaş ve tayine müstahik olan kimselerdir.

EİZZE VAKFI: Eizze, azîz’in çoğuludur; âbid, zâhid, kerâmeti zâhir zât manasınadır. Eizze vakıfları Abdülkâdir Geylani, Mevlana, Hacı Bektaş-ı Veli vakıflarıdır ki bunlar Evkaf İdaresinin müdahalesi olmayarak husûsi mütevellileri tarafından idare olunurdu ve bunlara müstesna vakıf denirdi. Abdülkâdir Geylani Vakfı Bağdad ve Musul’da ve Mevlana Celaleddin-i Rûmî Vakfı Konya’da ve Hacı Bektaş-ı Veli Vakfı Ankara ve Kırşehirde ve Hacı Bayram-ı Veli Vakfı Ankara ve Konya arasında idi. (Bkz. Müstesna Vakıflar)

EKBER: Kiber kökünden sıfattır. Büyük demektir. Büyüklük, maddî olduğu gibi manevî de olur. Yaşça büyüklük maddî, azamet manasında büyüklük manevîdir. Vakfiyelerde “ekber-i evlad mütevelli olsun” gibi bazı şartlar vardır ki “evladın (yaşça) büyüğü mütevelli olsun” demektir. Dünyaya daha evvel gelene büyük denir. Bu halde ikiz olarak dünyaya gelenlerden hangisi önce doğmuş ise büyük odur. Çünkü büyüklükte muteber olan zamandır. Gün, ay, sene değildir.

EKBER-İ EVLÂD: Çocukların en büyüğü demektir. Birçok vakfiyede tevliyet ekber ve erşed-i evlada şart kılınmıştır. Bu kâbil vakıfların tevliyeti çocukların en büyüğüne tevcih olunur. Büyük çocuklar ikiz olarak doğmuş ise, önce dünyaya gelen büyük addolunur.

EKERE: Ekkâr’ın çoğuludur. Ekkâr, çiftçiye denir. Güya takdiren âker’in çoğuludur. Âker, kazan ve süren demektir. Kazmak manasına olan ekr maddesindendir.

EL-AHVECÜ FE’L-AHVEC: Ahvec, en ziyade muhtaç demektir. Bu takdirde terkibin manası en muhtaç, sonra en muhtaç demek olur. Mesela vâkıf, “vakfımın geliri el-ahvec fel-ahvec yakınlarıma verile” diye şart eylese, gelir en çok muhtaç olana verilir. Bazılarının re’yine göre evvela zekat nisabına mâlik oluncaya kadar en muhtaç, kalan ise bu minval üzere ihtiyaç derecesine göre tevzi olunur.

EL-AKREBU FE’L-AKREB: Akreb en yakın demektir. Şu halde terkibin manası en yakın sonra en yakın demek olur. Mesela, vâkıf “vakfımın gelirini yakınlarıma vakfettim, el-akrebü fe’l-akreb tevzi olunsun” dese, gelir en yakın batındaki akrabalarına dağıtılır. Fakat vâkıf “el-akrebü fe’l-akreb yakınlarımın fukarasına verilsin” demiş olsa zekât nisabına mâlik olacak kadar en yakın batındaki yakınlarına, sonra gelir tükeninceye kadar bu batnı takib eden batına, sonra da bunu takib eden batına yazıldığı üzere dağıtılır.

ELFÂZ-İ VÂKIF: Vâkıfın vakfa müteallik arzularını ifade eden sözlerdir.

EMÂNETEN İDARE: Tevliyetin meşrûtunlehi mevcud olan vakıflarda tevcih yapılıncaya kadar vakıf, Vakıflar Genel Müdürlüğünce idare olunur. Buna emaneten idare denir.

EMÎN-İ MAHZEN: Mahzendeki erzak, eşya ve ilaçların muhafazasına memur olan zâta denir.

EMÎN-İ SARF: Müessesenin talimatı dairesinde erzak ve eşyayı kilerden sarf ve tevzie (dağıtmaya) memur olan kimsedir..

ENDERÛN: İç manasınadır. Fatih zamanında Enderûn-Bîrûn (iç-dış) ünvanıyla iki teşkilât vücuda getirilmiştir. Enderûn, Saray teşkilâtının, bîrûn , memur ve ordu gibi umûmî devlet teşkilâtının ünvanı idi. Enderûn, mekteb esası üzerine teşkil olunmuş mükemmel bir program ve sıkı bir inzibatla, küçük, büyük ve hâs odaları namiyle üç sınıf üzerine kurulmuştu. Sınıfların dereceleri vardı. Ehliyetini isbat edenler bir dereceden diğerine terfi ettirilirdi.

ERÂMİL: Ermile’nin çoğuludur. (Bkz. ermile).

ERHÂM-ENSÂB: Karâbet (yakınlık, akrabalık) manasınadır. Âl, cins, ehl-i beyt, erham ve ensab aynı manayadır.

ERMİLE: Kadınlık çağına vâsıl olup ölüm veya talak (boşanma) ile kocasından ayrılan kadındır. Çoğulu erâmildir.

EŞKİNCİ: Eşmek, koşmak, sür’atle erişmektir. Bu cihetle vaktiyle sipahilerin sefere koşan sınıfına denirdi

EVKÂF-İ CELÂLİYYE: Mevlevî tarikatı menfaatleri ve ihtiyaçları için tahsis olunan vakıflardır ki müstesna evkafdan idi. (Bkz. Müstesna Vakıflar)

EVKÂF-I HÜMÂYÛN: Padişah ve akrabalarının vakıflarıdır ki Vakıflar İdaresince idare olunur. (Bkz. Evkaf-ı Mazbuta)

EVKÂF-İ MAZBÛTA: Doğrudan doğruya Evkaf İdaresi tarafından idare olunan vakıflardır. Eski usûle göre üç kısımdır.
1-Geçmiş sultanlar ve akrabaları vakıfları,
2-Zürriyet ve müteallikat-ı vâkıftan meşrutunlehleri münkarız olarak Evkaf İdaresi tarafından idare olunan vakıflar,
3-Tevliyetleri meşrutunlehleri uhdelerinde (üzerinde) olduğu halde mütevellilerine bir maaş tayiniyle vakıf işlerine müdahale ettirilmeyip Evkaf İdâresi tarafından idare olunan vakıflar.
2762 sayılı ve Haziran 1935 tarihli Vakıflar Kanununa göre 4 Teşrin-i evvel 1926 tarihinden önce vücut bulmuş olan vakıflardan,
a-)Bu kanundan önce zaptedilmiş olan vakıflar,
b-) Bu kanundan önce idaresi zaptedilmiş olan vakıflar,
c-) Mütevelliliği bir makama şart edilmiş olan vakıflar,
ç) Kanunen veya fiilen hayrî bir hizmeti kalmamış olan vakıflar,
d) Mütevelliliği vakfedenlerin fer’ilerinden başkalarına şart edilmiş vakıflar.

EVKÂF-I MÜLHÂKA: Evkaf İdaresinin nezaret ve mürakabesi altında olarak mütevellileri marifetiyle idare olunan vakıflardır. 3513 sayılı ve 28 Haziran 1938 tarihli kanuna göre 4 Teşrinievvel 1926 tarihinden önce vücut bulmuş vakıf lardan;
a-) Mütevelliliği vakfedenlerin ferilerine şart edilmiş vakıflar,
b-) Cemaatlerce idare olunan vakıflar,
c) Bazı sanat sahiplerine mahsus vakıflardır.

EVKÂF-I SAHÎHA: Sahih vakıflar demektir. (Bkz.. Vakf-ı Sahih)

EVLAD: Veled’in çoğuludur, çocuklar demektir. Evladiye vakıflarda evlat ve evlad-ı evlad tabirlerine çok tesadüf edilir. Evlat lafzı bir defa zikr olunursa erkek ve kız sulbî (öz) evlat anlaşılır. Karine olmadıkça ahfada yani evladın çocuklarına şâmil olmaz. Amma karine bulunursa ahfada da şâmil olur. Mesela, vakfeden vakfiyesinde vakfının vâridatının “neslen ba’de neslin” evladına verilmesini şart etse, “neslen ba’de neslin” karinesiyle evlat lafzı evlad ve ahfada ve bunların ferilerine şâmil olur. “Evlad ve evlad-ı evlad”, çocuklar ve çocukların çocukları demektir. Bu tabir kız ve erkek, gerek yakın gerek uzak bütün batınlardaki evlada şâmil olur. Mesela, vâkıf vakfının vâridatını evladına ve evlad-ı evladına şart etse, vakfın geliri vâkıfın birinci, ikinci, üçüncü . batındaki evladına verilir; meğer ki batnen ba’de batnin gibi tertibe delâlet edecek bir kayd olsun. (Bkz. Batnen Ba’de Batnin) (Müretteb Vakf.)

EVLAD-I BUTÛN: Bir kimsenin kız çocuklarının erkek ve kız çocuklarıdır.

EVLAD-I SULBİYE: Bir kimsenin öz çocuklarıdır. Torunlara evlad-ı sulbiye denmez.

EVLADİYE VAKIF: Evlad ve evlad-ı evlada meşrut olan vakıftır.

EVLAD-I ZUHÛR: Bir adamın erkek ve kız çocuklarıyla erkek çocuklarının erkek ve kız çocuklarıdır. Evlad-ı butûn mukabilidir.

EVLAD-I ZUKÛR: Erkek evlat ve evlad-ı evlad-ı zükûr, erkek ve kız çocukların erkek çocukları manasınadır. Çünkü zükûret sıfatıdır. Sıfatlar hilâfına karine olmadıkca muzafın kaydı olur. Evlad-ı evlad-ı zükûru Türkçe ifade etmek istersek, çocukların erkek çocukları deriz ki erkek ve kız çocukların erkek çocuklarını ifade eder. Evlad-ı evlad-ı evlad-ı zükûr da erkek ve kız çocukların erkek ve kız çocuklarının erkek çocukları demek olur.

EYYİM: Kocası olmayan kadındır. Çoğulu eyâmâdır.

EYTÂM: Yetîmin çoğuludur. Yetim kız olsun oğlan olsun babası vefat eden çocuktur.

FAKİH: Fıkıh ilmine hakkıyla vâkıf ve şer’î hükümleri istihraca muktedir olan kimsedir. Leh ve aleyhe olan hükümleri bilmek meleke ve kabiliyetini haiz olan zattır ki buna müctehid denir. Çoğulu fukahâdır. Ancak feri’ler baba ve dedelerinin ve büyükler feri’lerinin ve zevce kocasının zenginlikleri ile zengin sayılırlar. Çünkü bunların nafakaları asıl veya feri’lerine ve karının nafakası kocasına aittir. Binaenaleyh fakire meşrut vakıflarda bu gibilere vakıfların gelirinden birşey verilmez.

FAKİR: Nisaba yani kendisine zekat vermek vacib olacak miktar mala mâlik olmıyan kimsedir. Çoğulu fukaradır. Mesken, giyecek ve mefruşat gibi havayic-i zaruriye ile altı aylık yiyecek ve içecekle 200 dirhem gümüş veya o kıymette mala sahib olmıyan kimseye denir. Vakfiyelerde geçen fakir ve fukara tabirlerinden bu mana anlaşılmalıdır.

FEDDAN: Mısırlılar örfünde dörtyüz kasaba mikdarı araziden ibarettir. Her kasaba altı arşın ve üçte iki (6.66) arşındır ve her arşın altı kabza itibariyledir.

FERÂĞ: Vakıf ıstılahı olarak bir kimse musakkafat ve müstegallat-ı mevkûfede olan tasarruf hakkını başkasına terk ve vermesidir. Verene fâriğ, kendisine terk olunan kimseye mefruğunleh ve ferağ olunan musakkaf ve müstegalle mefruğunbih ve tefviz mukabilinde fâriğin mefruğunlehden aldığı akçeye bedel-i ferâğ denir (Bkz. Müsakkafat, Müstegallat).

FERÂĞ ANİ’L-CİHÂT: Bir kimsenin uhdesindeki cihetten el çekerek başkasına terk eylemesidir.

FERAĞ Bİ’L-İSTİĞLÂL: Fâriğ vefâen ferâğ ettiği mefrüğunbihi mefrüğunlehden kiralamak şartiyle vuku bulan ferâğ bi’l-vefadır.

FERÂĞ Bİ’L-VEFÂ: Bir kimse başkasına borçlandığı para mukabilinde tasarrufu altında olan vakıf bir mahalli, borcunu ödediğinde, yine kendisine iade ve reddolunmak üzere alacaklıya ferağ etmektir.

FERÂĞ-I KAT’Î: Şartsız vuku bulan ferağdır.

FERMÂN: Üstü tuğralı ve altında bazı işaretler bulunan yazılı padişah emir ve iradesidir ki mündericatına göre muhtelif isimler alır. Berat, menşur, irsad, tahsis ve temlik fermanı gibi. Muhtelif münazaa ve mevzulara dair ne kadar ferman sadır olmuş ise hepsi Başbakanlık Arşivinde kayıtlıdır. İcabında buradan aynen suretleri alınabilir. Fermanlar her türlü şüphe ve tezvirden (yalandan) salim olduğundan mahkeme ve dairelerde mündericatı ile amel olunur.

FERRÂŞ: İmaret, cami, mescid benzeri müesseselerin temizlik hizmetlerini sağlama, hasır gibi mefruşatını sağlamakla görevli kimsedir.

FERSAH: Üç mil yani 7500 arşın mesafedir.

FETVÂ EMÎNİ: Şeyhu’l-islam nâmına sorulan suallerin, fetvaların cevaplarını hazırlayan ve imza için Şeyhu’l-islama takdim eden ve istida ile vukubulan suallere cevap vermek ve mülğa şer’iyye mahkemelerinden verilen ilâmları temyizen tetkik eylemek vazifesiyle mükellef olan zattır ki Fetva Emini Muavini, İlâmât Müdür ve Mümeyyizi, Baş Müsevvid gibi maiyetinde ulema ve fukahadan müteaddid memurlar bulunurdu.

GABN: Alım satım gibi ivazlı muamelelerde, aldatmak manasınadır.

GABN-I FAHİŞ: Gabn aldanmak demektir ki iki kısımdır. Biri gabn-i fahiş, diğeri gabn-i yesirdir. Gabn-i fahiş, urûzda yani kumaş ve metâ gibi mallarda onda birin yarısı, hayvanlarda onda bir, akarda beşte bir miktarı veya daha ziyade aldanmaktır. Urûz tartılan ve ölçülen mallara da şâmildir. Diğeri gabn-i yesirdir ki yukarıda gösterilen mikdardan az aldanmaktır. Mesela, akarda yüz liralık bir akarı seksenbeş liraya almak suretiyle aldanmak gabn-i yesirdir. Çünkü, aldanılan miktar yüzün beşde birinden noksandır.

GALLE: Mahsul ve faide (gelir). Vakıf ıstılahında, menkul ve akar nev’inden olan vakıfların vâridatı (geliri) manasınadır.

GALLE-İ ATİYE: Vakıf ıstılahı olup galle-i hâdisenin benzeri olarak kullanılır. Galle-i me’huze mukabilidir. (Bkz. Galle-i Hâdise ve Galle-i Me’huze)

GALLE-İ HÂDİSE: Vâkıfin icabından (vakfın kuruluşunu kabul vi ikrarından) sonra ve meşrutunlehine reddinden mukaddem meşrutunleh tarafından henüz alınmamış olan galle ve vâridata (gelir) denir ki galle-i me’huze mukabilidir. Red, alınan galle hakkında müessir olmadığı halde galle-i hâdise hakkında muteberdir. Çünkü meşrutunlehin henüz almamış olduğu bu gallede mülkiyet değil yalnız bir kabul hakkı vardır. Sonra red ile bu hak sâkıt olur. Kabul hakkı ise mülkiyet gibi olmayıp ıskâtı mümkün olan haklardandır.

GALLE-İ MÂZİYE: Evvela vâkıfın şartını red ve sonra kabul eden meşrutünleh’in kabulünden evvel vücuda gelip diğer mevkufunaleyhlere tevzi olunan vâridat ve semeredir (gelir). Bilahare şartı kabul eden meşrutunlehin bunu taleb ve geri almaya hakkı yokdur. Çünkü, redden sonra kabul, galle-i hâdise diğer bir tabirle galle-i âtiye hakkında muteber ise de galle-i mâziye hakkında muteber değildir.

GALLE-İ ME’HÛZE: Vakıftan sonra vâkıfın şartını kabul ile meşrutunleh tarafından alınmış olan galledir ki sonra şartı reddetmesi halinde aldığı vâridat red sebebiyle kendisinden geri alınamaz. Çünkü, bir kimsenin bir malda mülkiyeti sabit olduktan sonra onu reddetmekle mülkiyeti zâil olmaz.

GALLE-İ VAKIF: Bir vakfın semere ve vâridatı (geliri) demektir. Tabiî ve hukukî semere ve faidelere şâmildir. Vakıf paraların ribhi (faizi), vakıf akarın kirası ve vakıf bahçenin meyveleri birer galledir.

GANİ: Zekat vermek için gerekli nisap miktarı mala, paraya mâlik olan kimsedir. İnsanlar servet bakımından muhteliftir. Bunlar üç sınıf olarak hülasa olunabilir; Zengin, fakir, miskin. Zengin, havayic-i asliyesinden maada nisap miktarı paraya mâlik olan kimsedir. Nisab-ı zekat, zarurî ihtiyaçlardan başka 200 dirhem gümüş veya bu mikdardan fazla maldır. Havâyic-i asliye mesken, yiyecek, giyecek, hizmetçi, bir kavle göre bir aylık ve bir kavle göre altı aylık ihtiyaç maddelerinden ibarettir.Bir kimsenin havâyic-i zaruriyesinden başka bir şeyi yoksa fakirdir; buna zekat verilebileceği gibi fukaraya meşrut vakıftan hisse de verilebilir. Amma mevcut meskeni, elbise ve sair levazımı kıymet itibariyle kifâyet derecesinden fazla olupta bu fazla 200 dirhem gümüş miktarına baliğ olursa bu kimse zengin itibar olunur. Zekât, sadaka ve fukaraya meşrut vakıftan birşey verilmez. (Bkz. Fakir, Miskin.)

GARAZ-I VÂKIF: Vakıf yapanın maksadıdır. Vakfiyelerdeki ibareler daima vâkıfın kastına göre tefsir edilir. Mesela, vâkıf “vakfımın fazla geliri erkek ve kız evladıma ve evlad-ı evladıma feraiz-i şeriyye vechile verile” demiş olsa erkek ve kız lafızları karinesiyle “ferâiz-i şer’iyye” ibaresinden maksadın gelir fazlası “ikili birli” yani “erkek evlada iki ve kız evladıma bir olmak üzere verile” demek olduğu anlaşılır. Keza, vakfiyedeki ibarelerden birinde gelir fazlasından erkek evlada verilmesi ve diğer bir ibareden hem erkek hem kıza verilmesi anlaşılsa maksat yardım olmak itibariyle kız evlada da hisse verilmesi icap eder.

GARİB: “Gurbet” maddesindendir. Gurbet, vatanından uzak olmadır. Vatanından uzak kalan kimseye garib denir. Çoğulu gurebâdır. Vakfiyelerde geçen garib ve gurebâ tabirleri örfe göre tefsir olunmak gerekir. Bizim örfümüzde kısa bir müddet için bir memleketten diğerine giden kimseye garib denmez. Gittiği yer müddet-i sefer mikdar uzak yer ise müsafir denir. (Bkz. Müddet-i Sefer)

GÂZİ: Din ve Vatan müdafası uğrunda silâh elde düşmanla harp eden mücahiddir.

GEDİK: Ticaret ve sanat yapmak salahiyetidir. Ticaret ve sanat için bir akar derununa konulan alet ve edevata da gedik denir. Gediğin yani alet ve edevatın durması mukabilinde mülk akarda mâlikinin, vakıf akarda mütevellinin izin ve rızasıyla tayin olunan kira verildikçe gedik mutasarrıfının o yer üzerinde karar hakkı olup o yerden çıkarılamaz ve başlangıçta kararlaştırılan kirası arttırılamaz.

GEDİĞİN MUACCELESİ: Gediğin talibine tefvizinde üzerinde bulunduğu gayr-i menkulün gedikden âri olarak kıymetine yakın belirtilip peşin ödenen bedeldir.

GEDİĞİN MUECCELESİ: Alet ve edevatın durması mukabilinde üzerinde bulunduğu mahal için aydan aya veya seneden seneye akar sahibine ödenmesi lazım gelen kiradır.

GEDİKÂT-İ MEVKÛFE: Gedik sayılan alet ve edevatın yerlerinde beka ve devam hakkı olmak itibariyle cevazına mebni bazı gedikler vakfedilmiştir. Bunlara gedikat-ı mevkûfe denir ki vakıf gedikler demektir.

GEDİK MUTASARRIFI: Mahallinde karar hakkı olan alet ve edevat sahibi, yani, o yerin müsteciridir (kiracısıdır.)

GEDİK MÜLKÜ: Gediğin, üzerinde bulunduğu akardır. Bu akar ister mülk ister vakıf olsun bu yere gediğin mülkü denir.

GEDİK MÜLKÜNÜN KİRASI: Gedik mutasarrıfı tarafından gediğin, üzerinde bulunduğu gayr-ı menkul mâlikine cüz’î mikdarda verilen kiradan ibarettir.

GEDİK MÜLKÜNÜN SAHİBİ: Gediğin bulunduğu gayr-ı menkulün rakabe ve zatına sahib olandır ki vakıf veya herhangi bir hakiki ve hükmi bir şahıs olabilir.

GİRDÂR: Vakıf arsa müsteciri (kiracısı) tarafından bina ve ağaç gibi ihdas olunup hakk-ı kararı yani kalmak hakkı olan muhdesattır. Mesela, mukataalı vakıf arsalarda mülk ev ve ağaçlar girdardır. Nitekim taşlık ve ziraat mümkün olmayan sahibsiz bir mahalle mülk bir mahalden toprak getirilip de orada yığılarak ziraate veya ağaç dikmeğe uygun bir hale getirilse bu yığılan toprağa girdar denir.

GÖVERİ: Eski ıstılahda semere yani sebze ve meyvelerin öşrü demekdir. Farsça güvareden olmak hatıra gelirse de, gövermek mastarından teşkil edilmiş olması daha çok muhtemeldir.

GUZÂT VAKFI: Gazilere ait vakıf demektir. Bunlar Gazi Mihal, Gazi Evranos, Gazi Ali Bey, Gazi Süleyman Bey Vakıflarıdır. Gazi Mihal Bey Vakfı Filibe’de, Gazi Evranos Bey Vakfı Selanik ve Gümilcine’de, Gazi Ali Bey Vakfı Edirne’de, Gazi Süleyman Bey Vakfı Filibe’de idi. Bunların çoğu istilaya uğramıştır.

HABBÂZ: “Hubz” maddesindendir. Arapça hubz, ekmek; habbâz, ekmekci manasınadır. İmaret, hastahane gibi vakıflarda geçen bu tabir müessesenin ekmeğini pişirip hazırlayan demektir.

HÂCEGÂN: Devlet dairelerinde yazı işlerinin başında ve defterdarlık ve nişancılık vazifelerinde bulunanlardır. Divan-ı Hümayun katiplerine (hâcegân-ı divân-ı hümâyûn) denirdi. Hâcegân tabiri Osmanlılardan evvelki bazı İslam Devletlerinde de kullanılan bir tabirdir.

HADEME-İ HAYRAT: Hayır müesseselerinde vazifesi olanlardır.

HADEME-İ MERDÂ: Hastalara hizmet edenler ki hasta bakıcılardır. Dârü’ş-şifâ, hastahâne, tımarhâne vakıflarında bunların ne suretle hizmet edeceklerine dair tavsiye ve emirler vardır.

HADEME-İ VAKIF : Vakıf işlerinde vazife alan kimselerdir. İmam, hatib, müezzin, kayyım, muallim, müderris gibi.

HAFFÂR: “Hafr” maddesindendir. Hafr, kazmak demektir. Mezarlıklarda mezar kazan şahsa haffâr denir. Bazı vakıflarda haffârlık bir hizmettir.

HÂFIZ-I KÜTÜB: Kütüphanelerdeki kitapları muhafazaya memur olan zattır. Kitapları müfredatiyle bilmesi lazım gelen bu zat herhangi bir kitabı mütalaa etmek isteyene ya kendisi veya yardımcıları istenen kitabı verir. Mütalaa edildikten sonra alıp yerine iade eder.

HALİFE: İslamî hükümler veçhile hüküm süren Devlet Reisidir. Çoğulu “hulefâ”dır.

HALİFE-İ MEKTEB: Kalfa. Mekteplerde talebenin derslerini müzakere ve okudukları derslerde anlayamadıkları yerleri onlara tekrar eden mekteb müzakerecisidir.

HÂNUT: Meyhane manasınadır. Mutlak olarak dükkan manasında da kullanılır. Vakfiyelerde rastlanan hanut dükkan demektir. Çoğulu “havânît”tir.

HARAMEYN : Harem’in tesniyesidir (ikil). Harem, Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevverede hudutları belli kudsi mahaller ve Haremeyn Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere demektir. HAREMEYN VAKFI: Halen veya ilerde yani meşrutunlehleri münkariz olduktan sonra hasılatı tamamen veya kısmen Haremeyne (Mekke-Medine) fukarasına meşrut olan vakıflardır.

HAREMEYN EVKÂFI MÜFETTİŞLİĞİ: Evkâf-ı Hümayun ve Haremeyn Evkafı ve mülhakatına ait muayyen bazı hususlara bakmak üzere Muharrem 995 H. tarihinde ihdas olunan şer’î memuriyettir.

HAREMEYN EVKÂFI MUHASEBECİLİĞİ: Dâru’s-saâde Ağalarının nezareti altında bulunan vakıfların muhasebelerini tutmak ve vakfiyeleriyle cihetlerini (hizmetlerini) kayd etmeğe mahsus bir memuriyet idi.

HAREMEYN EVKÂFI MUKÂTAACILIĞI: Dâru’s-saâde Ağalarının nezareti altında olup mukataaya merbut ola musteğallat-ı mevkufenin kaydına, intikaline ve ferağına, rusum ve hasılatının tahsiline mahsus memuriyet idi.

HÂRİS-İ BEDESTEN: Çarşı ve bedesten bekçisi.

HATÎB: Cuma ve Bayram namazlarında cemaate hutbe veren ve bu namazlarda namaz kıldıran zattır.

HAVÂŞİ: Amûdü’n-neseb yani asıl ve fer’ olmıyan akrabadır. Baba ve oğul amidü’n-neseptir. Kardeşler, amca, halalar, dayı ve teyzeler amidu’n-neseb olmayıp havâşidir.

HAVÂİ GEDİK: Ticaret ve sanatın inhisar altına alındığı devirde her yerde ticaret ve sanat icra edebilmek selahiyeti demektir. 16 Şubat 1328 tarihli kanunla İstanbul ve Bilad-ı selasede olan gedikler ilga edilmiş ve Zilhicce 1277 H. tarihli kanunla inhisarın lağvı üzerine şahsi mahiyette olan havâi gediklerin hükmü kalmamış olduğundan 16 Şubat 1328 Rumî tarihli kanunda havâi gedikten bahsolunmamıştır.

HAYRAT: Hayre kelimesinin çoğuludur. Lisanımızda halk intifa etmek üzere Allah rızası için vücüda getirilen ve vakfedilen eserlerdir. Cami, mescid, mektep, kütüphane, misafirhane cenaze için kazan, tabut gibi. Akar mukabilidir. Akar, vakfın gayesini devam ettirmek için vâridat (gelir) getirmek üzere vakfolunan gayrimenkullerdir. Vakıflar Kanununun 8. maddesinde geçen “hayrât” tabiri ile 11. maddesinde geçen “akar” tabirleri bu anlamdadır. Kelimenin kökü olan “hayır” kelimesi lugatta meyil ve rağbet olunan şey manasınadır. Mal, iman, akibet gibi manalara gelir. İyilik manasında da kullanılır, mukabili şerdir.

HÜCCET: Lugatta delil manasınadır. Eskiden bir hükmü hâvi olsun olmasın hâkim tarafından bir hukukî hadiseye dair tanzim olunan vesikalara hüccet denirken, sonraları hâkim huzurunda ikrar takriri, akidleri ve vasi tayini ve bir hususa izin i’tası gibi hükmü ihtiva etmeyen vâkıalar hakkında yazılan vesikalara ıstılah olmuştur. Hüccetlerde hâkimin mührü vesikanın üstünde ve i’lamlarda altında bulunur.

HUKR: Bir vakıf arsayı muayyen bir ücret mukabilinde tasarruf altında tutmaktır.

HULÜV: Bir akar üzerinde işgal edilen menfaat-i mücerrededir. İcare ve icareteynle sabit olan menfaat-i mücerrede hulüvdür. Bu menfaati işgal eden ayan-ı muttasılaya da hulüv denir. Bu manada hulüv, sahibine hiç bir hak bahş etmez. Mesela, bir vakıf dükkanı isticar eden, müddet hitamında tekrar ben isticar ederim iddiasında bulunamaz. Hulüv bazan gediğe de ıtlak olunur. Fakat bizim hukuk lisanımızda müstamel değildir.

İBARE-İ VAKIFTA (ALÂ FERÎZATİ’Ş-ŞER’İYYE) İBARESİ: “Alâ ferîzatiş-şer’iyye” terkibi örfen “erkek evlada iki, kız evlada bir hisse” verilmesi mefhumunda kullanılır. Her noktada şer’î miras hükümlerinin tatbik olunması kasdolunmaz. Bu ibareyi muhtevi olan bir vakıfta meşrutünleh bir erkek ve bir kız evladı olsa gelir oğula iki ve kıza bir verilmek suretiyle tevzi olunur. Fakat sonradan vakfın menfaati evladın gayrisine mesela ana bir oğlan kardeşle baba bir oğlan kardeşe teveccüh eylese galle (gelir) müsavat üzere taksim olunur; yoksa, altıda biri ana bir kardeşe ve geri kalanı baba bir kardeşe verilmez.

İBARE-İ VAKIFTA MÜFESSER LAFIZ: Müfesser, tahsis ve te’vil ihtimali olmayan sözdür ki anınla amel vacip olur. Mesela, vâkıf vakfiyesinde fazla-i galle (gelir fazlası) evlada ve ahfadıma yani evladımın evladına verilecek ve bunlardan sonra camiin ihtiyaçlarına sarfolunacaktır” demiş olsa, ahfad evladın evladı ile tefsir olunmuş olduğundan ahfadın evladı istihkak iddiasında bulunamaz.

İBÂRE-İ VAKIFTA MÜCMEL LAFIZ: Mücmel kendisinde mübhemiyyet bulunan lafızdır ki mücmeli söyleyen muradı ne olduğunu beyan etmedikçe maksat anlaşılamaz. “İbham”, sözü söyleyen ya da sözün lugat manasından başka bir mana kasdederek muradını mübhem bırakır veya söylenen söz lugat manasındaki garabetten nâşi maksat anlaşılamaz veya sözün müteaddit manaları olup hangisi kast edildiği malum olmaz. Mesela vâkıf, vakfının galle fazlasını ölen oğlu Ahmed’in evlad ve evladına şart edip de ölmüş Ahmed adında iki oğlu bulunsa, meşrutunlehin, vâkıfın oğulları Ahmedlerden hangisinin evladı olduğunun tayini mümkün olmaz. Bu takdirde sağ ise vâkıfın beyanına müracaat olunur. Ölmüş ise müşterek lafızda olduğu gibi şart ihmal edilir.

İBÂRE-İ VAKIFTA MUHTEMEL LAFIZ : Muhtemel lafız iki veya daha ziyade manaya atfı mümkün olan lafızdır ki bu manalardan hangisinin kast olunduğu karine ile anlaşılır. Mesela, vâkıf vakfiyesinde “vakfımın gallesinden kardeşimin oğluna yüksek tahsil yaptırılsın” deyip de müteaddit kardeşleri ve bunların tahsil çağında oğulları olsa, sözün şu veya bu kardeşinin oğluna ihtimali olduğu cihetle maksadın ne olduğunu tayin karineye muhtac olur. Kardeşlerinden biri fakir ve diğeri zengin olsa maksadın fakir kardeşinin oğlu olduğu anlaşılır.

İBÂRE-İ VAKIFTA LAFZ-I MÜŞTEREK: Müşterek, muhtelif vaz’ ile müteaddit manalara mevzû olan lafızdır. Mücmel lafızdaki misalde olduğu gibi müşterek lafızdan maksadın ne olduğu vâkıfa tayin ettirilir; ölmüş ise ihmal olunur, şart tatbik edilmez.

İBÂRE-İ VAKIFTA ZÂHİR LAFIZ: Zâhir lafız, düşünmeye muhtaç olmaksızın dinleyenin derhal manasını anladığı sözdür ki bununla amel olunur. Mesela, vâkıf vakfiyesinde “ben öldükten sonra vakfıma baba bir kardeşim mütevelli olsun” demiş olsa, vefatından sonra baba bir kardeşi mütevelli olup, belki maksad ana baba bir kardeştir diye tevliyet ana baba bir kardeşe tevcih olunmaz.

İBN: Oğul demektir.

İBNİ’S-SEBÎL: Yolcu, uzak bir yere yolculuk eden kimsedir. Çoğulu ebnâ-yı sebîldir.

İBTİDÂ-İ DÂHİL: Bkz. İbtidâ-i hâric.

İBTİDA-İ HÂRİÇ: Vaktiyle Osmanlı medrese teşkilâtında ilk derecedir. Sıbyan mektebinde a’mal-i erbaa, yazı ve Kur’an öğrendikten sonra tahsile devam etmek isteyenler ibtidâ-i hâriç denen medreselerde mukaddimat-ı ulûmu tahsil edip ibtidâ-i dâhile devam etmek ehliyetini iktisab edince ibtidâ-i dâhil medresesine ve sonra yüksek ilim talim eden mûsilelere ve oradan da imtihanda muvaffak olanlar Sahn Medreselerine intisap ederlerdi. Sahn Medreselerinde İslamî ilimlerle beraber edebiyat, tarih, coğrafya, tabiiyyat, tıp, hendese ve hey’et gibi ilim ve fenler tedris olunur ve ilim adamları hep bu medreselerle Enderûn’da yetişirdi. Vücutlarıyla iftihar ettiğimiz fakihler, âlimler, filozoflar, mühendis, tabip ve hey’et âlimleri hep bu medreselerde ve daha evvel İznik ve Bursa gibi şehirlerdeki medreselerde yetişmiştir.

İCÂR: Müsakkafat ve müstegallatın ücretle kiraya verilmesi demektir.

İCÂRE: Fıkıh ıstılahında belirli menfaati, belirli karşılık mukabilinde temlik etmek manasınadır.

İCÂB-I VAKIF: Vakıf yapmak için söylenen ve mahalli örfe göre inşa-i vakfa (vakıf yapmaya) delâlet eden sözdür. Vakıf, kasta delâlet eden sözle vücut bulur. Lafızsız mücerred niyetle vakıf vücut bulmaz. Mesela, bir kimse vakfetmek niyetiyle bir gayr-i menkul satın alsa mücerred niyet etmekle vakfedilmiş olmaz.

İCÂRETEYN: Muaccel yani peşin, müeccel yani seneden seneye verilecek olan ücrettir. Bkz. İcâreteynli Vakıf.

İCÂRE-İ MUACCELE: İcare, ücret; icare-i muaccele ise peşin ödenen ücret demektir. İcare-i adiyede (adi icarda) olduğu gibi mukataalı vakıflarla icareteynli vakıflarda peşin alınan ücrete icare-i muaccele ve aydan aya veya seneden seneye alınan ücrete icare-i müeccele denir.

İCÂRE-İ MÜECCELE: Arz-ı mîrî (hazine yeri) ile icareteynli ve mukataalı vakıf mahallerde kullanılan bir tabirdir. Ziraat suretiyle intifa olunan arz-ı mîrîde öşür (onda bir) ve humus (beşte bir) gibi hasılat hissesiyle ziraat olunmıyan arz-ı mîrî için (icâre-i zemin), bedel-i öşr (mukataa) nâmlarıyle ve icaretynli vakıflarda (müeccele) ve mukataalı vakıflarda (mukataa) ve (icare-i zemin) namlarıyla alınan senelik ücretlerdir. Mîrî arazide hasat zamanında vakıflarda sene sonunda alındığından müeccele denmiştir.

İCÂRE-İ TAVÎLE: İcare-i vâhideli bir vakıf akarın muayyen sebeplerden biriyle üç seneden fazla bir müddetle veya daimi olarak icarıdır. İster bu müddet muayyen olsun, isterse mukataada olduğu gibi bu müddetin malum bir nihayeti bulunmuş olsun.

İCÂRE-İ ZEMÎN: Mukataa demektir. Üzerinde bina, ağaç bulunmak mülahazasiyle icare-i zemin (yer ücreti) denmiştir.

İCÂRE-İ VÂHİDELİ EVKÂF: Mütevelliler ya da o makama kaim olanlar tarafından muayyen ve kısa bir müddetle icare olunagelen vakıf akarlardır. Mukabili icareteynli vakıflardır.

İCÂRE-İ VÂHİDELİ AKÂRÂT-I MEVKÛFE: Ay ve sene gibi bir vakit ile muvakkat olarak mütevellisi veya tevliyet vazifesini gören zat tarafından ecr-i misliyle taliplerine kiralanan akardır.Vakfiyede icare-i vahideli akarın kira müddeti hakkında bir şart koşulmamış ise kiralanacak vakıf mal çiftlik ve arazi nevinden ise üç sene, diğer akarlardan ise bir seneden fazla müddetle kiraya verilemez; ancak zikrolunan müddetlerden fazla müddetle icarında vakf için menfaat bulunduğu taktirde hakimin veya o makama kaim zatın izni ile zikrolunan müddetlerden fazla icar sahih olur.

İCÂRETEYNLİ EVKÂF: İhtiyaca mebni müddetsiz icar olunan vakıf akarlar kıymetlerine yakın peşin ve seneden seneye verilmek üzere müeccel cüz’i bir ücret mukabilinde icar olunan müsakkafat ve müstegallat-ı mevkûfedir. Bu icarenin müddeti olmayıp müstecirin ölümü halinde me’cur kiracıdan vakıf kanunen muayyen intikal hakkına nail vârislerine, sonra bunların vefatıyla bunların intikal hakkına nail varislerine geçer. 2762 sayılı Vakıflar Kanunu ile icareteyn muamelesi ilga olunmuş ve mevcutların mülkiyeti yirmi senelik müeccel ücret mukabilinde mutasarrıflarına geçirilmiştir.

İDÂRESİ MAZBÛT EVKÂF : Mazbut vakıfların bir nev’idir. Tevliyetleri meşrutünlehleri uhdesinde bırakılarak mütevellilerine maaş tahsis edilmek suretiyle vakıf işlerine müdahaleleri men edilip doğrudan doğruya Vakıflar İdaresi tarafından idare olunan vakıflardır. Köprülü ve Cağalzâdeler ve Şehid Mehmed Paşa Vakıfları gibi.

İDHÂL VE İHRÂC ŞARTI: Vâkıfın, vakfı kurarken istediği zaman yeniden şartlar koymak veya mevcut vakfından çıkarmak salahiyetini muhafaza ettiğine dair şarttır.

İDRÂR: Maaş ve tahsisât demektir, çoğulu idrârâttır. Müteaddit manalara gelen idrâr, bir de davar sütünü gereği gibi verip akıtmak manasınadır. Maaş ve tahsisata idrâr ıtlakı (denilmesi) bu münasebetle olacaktır. İdrârât tabirine pek eski vesikalarda tesadüf olunur. Yanlış anlama olduğundan olacaktır ki sonraları terk olunmuştur.

İHKÂR: Bir yer üzerinde bina yapmak ve ağaç dikmek üzere yıllık muayyen bir meblağla ve beka şartiyle o yeri isticar etmektir. Bu muamele vakıflarda câridir.

İKTÂ’: Hazineye ait arazinin rakabesi veya menfaati hazineden hakkı bulunan kimseye salahiyetliler tarafından temlik olunmaktır. Hazineden istihkakı olanlara hazineden aylık veya senelik olmak üzere kâfi miktar para verilebileceği gibi hazineye ait bulunan arazinin rakabesi veya mîrî menfaatleri temlik edilebilir. Çoğuluna ıktâât denir.

İKTÂÂT-I MEVKÛFE: Salahiyetlileri tarafından hazinede istihkâkı olan bir zata mîrî arazinin tasarruf hakkı veya a’şar ve rüsumu gibi mîrî gelirleri tahsis olunup ta o zat tarafından bir cihete vakfolunan arazidir. Mülknâmelerin ekserisi ve bu mülknâmelere müste- niden yapılan vakıflar bu nevi’dendir.
İMAM: Arkasında kendisine uyulup namaz kılınan zattır. Çoğulu eimmedir.

İMÂM-I A’ZAM: Ehl-i sünnetin ictihatlarını tasvip eylediği dört büyük müctehitten biridir. Adı Nu’man, babasının adı Sâbit’tir. Hicri 80 yılında Kûfe’de doğmuştur. Bu büyük imamın ictihadlarıyle amel edenlere Hanefî derler ki mevcut müslümanların ekserisi Hanefî mezhebindendir. Müşarünileyh vakfın lüzum ifade etmeyeceği, sağlığında vakfeden kimsenin vefatında vârislerinin vakıfdan rücu’ edebilecekleri re’yinde idi. Bu münasebetle vakfiyelerde ictihadları zikr olunmuştur. (Dipnot: Vakıflar adlı eserimizde bu ictihatlar hakkında tafsilat verilmiştir.) İmam-ı A’zam müstesna bir zekaya mâlik, ittika, kerem ve sehâ gibi yüksek vasıflarla muttasıf bir zât-ı celilü’l-kadr (çok değerli) idi. Hadis ve fıkha dair eserleri vardır. Hicrî 150 tarihinde vefat eylemiştir. Yüksek meziyet ve faziletleri hakkında Arapça, Farsça, Türkçe bir çok eser yazılmıştır. Bağdat’ta medfûn ve türbesi ziyaretgâhtır.

İMAM-I MUHAMMED: İmam-ı A’zam hazretlerinin mesai arkadaşlarındandır. Adı Muhammed ve babasının adı Hasan’dır. Hicrî 130 tarihinde Vasıt’ta dünyaya gelmiştir. Müşarünileyh vakıf mütevelliye teslim ile lüzum ifade edeceği, bundan sonra vakıfda rücu oluna mayacağı ictihadında bulunmuştur. (Dipnot: Vakıflar adlı eserimizde bu ictihatlar hakkında tafsilat verilmiştir.) Bu münasebetle vakfiyelerde ictihadlarından bahsedilmiştir.
İmam-ı Muhammed fıkıh ve fıkıh usulüne dair geniş malümata mâlik müttaki, ahlak-ı fazıla ile mütehalli büyük bir müctehit idi. İmam-ı A’zam hazretlerinin ictihadlarını müteaddid eserleriyle dünyaya yaymıştı. Hicri 189 yılında Harun er-Reşid’le birlikte gittikleri Rey şehrinde irtihal eylemiştir. Hal tercemesi Teracim-i Ahval’de (hayatı hakkında biyografi kitaplarında ayrıntılı bilgi) yazılıdır.

İMAM-I YUSUF: Vakfiyelerde adı ve ictihadı geçer. İmam-ı A’zam hazretlerinin mesai arkadaşlarındandı. Adı Yakub, babasının adı İbrahim’dir. Hicri 113 yılında Kufe’de dünyaya gemiştir. İmam-ı Yusuf, mücerred vakfettim demekle vakıf lüzum ifade edip bundan sonra vakıfdan rücu’ olunamıyacağı re’yinde idi. (Dipnot:Vakıflar adlı eserimizde bu ictihatlar hakkında tafsilat verilmiştir.) Abbasilerden Halife Mehdi, Hadi ve Harun er-Reşid zamanlarında Bağdat’ta kadı idi. Sonra kuvve-i kazaiyye icra kuvvetinden ayrılarak kadıların azil ve nasbı bu zâta tevdi olunmuş ve kendisine “Kâdi’l-kudât” unvanı verilmiştir. İslam’da ilk Kâdi’l-kudât nâmiyle yad olunan zattır. Geniş ilmi, ittika ve adaleti ile meşhurdur. Fıkıh ilmi ile beraber tefsir, megazi (gazalar) ve Arap tarihinde geniş malumat sahibi idi. Kitaplarından “Kitabu’l-Harac” adlı eseri meşhurdur. Hal tercemesi müteaddit eserlerde yazılıdır.

İ’MÂR: Bir yeri ihya ve bir binayı tamir ve ıslah etmek, mamur bir hale getirmek demektir.

İMÂRET: Müteaddit manalara gelen ve Arapça olan bu kelime bir de mamur manasına gelir. Bazı kitabelerde, mesela, “Emere bi-imâreti hêze’l-mescid” ve “Emere bi-imâreti hêzihi’l-medrese” gibi kitabeler bu manayadır. “Bu mamur mescid ve medrese binasının inşaasını emretti” demektir. Vakıf ıstılahında talebe ve fukara için yemek pişirilip hazırlanan binalara denir. Bu gibi yerlere Türkçe “aşhâne” veya “aşevi” denir. Müslümanlarda fukarayı görüp gözetmek ve onları yedirip içirmek en büyük fazilettir. Bu hasletle müslümanlar tarafından birçok imarethâne vücuda getirilmiş, fakir ve âcizlere bakılmıştır. Bilhassa Osmanlılarda en insanî hayır müessesesi addolunarak memleketin bir çok yerlerinde imarethâneler inşa olunmuştur. Yalnız İstanbul’da yirmi kadar imarethâne vücuda getirilmiş olması bu hayırlı işe ne kadar ehemmiyet verilmiş olduğunu gösterir. Bu hayır müesseselerinden medreselerde tahsilde bulunanlarla cami ve mescid hademesi, fukara, aceze ve müsafirler faydalanırlardı. Ne yazık ki 1327 tarihli kanunla yalnız iki imaret bırakılarak diğerleri kapatılmış, bunlardan bazıları müze ve anbar gibi işlere tahsis olunmuş ve bazıları metruk ve harap bir halde terk olunmuştur. Bilahare bu hareketin yanlış olduğu ve fakir ve muhtaçlara bakılmanın vazgeçilmez bir zaruret bulunduğu anlaşılarak Hilâl-i Ahmer (Kızılay) ve Vakıflar İdaresi tarafından aşhâneler yapılmış ise de eskisi gibi geniş bir surette yardım yapılamamıştır.Vakfiyelerde imarethânelerin idaresi ve talebe ve fukaraya ne tarzda ve ne mikdarda yardım yapılacağı tayin olunmuştur. Hiç bir cemiyet fukaradan hali kalamıyacağı cihetle her zaman böyle hayır müesseselerine ihtiyaç vardır.

İMÂRET-İ VAKIF: Vakfolunan şeyin vakıf zamanındaki bulunduğu hal üzere veya meşrut şekilde tamiridir. Vakıflarda başta gelen masraf vakfın imarıdır. Bu husus temin edilmedikçe vakfın geliri vakfın diğer işlerine sarf edilemez.

İMÂRET-İ GAYR-İ ZARÛRİYE: Tezyinat gibi zaruri mahiyette olmıyan imarettir (onarımdır).

İMÂRET-İ ZARÛRİYE: Bir vakfın kıymet ve vârid tını düşürecek noksan ve hasarı imar etmek zaruri onarımdır.

İMÂRET NÂZIRI: İmarethânelerde yemeklere ve yemekhânelere nezaret eden kimsedir ki yemeklerin ve yemekhanenin nefeset ve nezafetine bakar.Nefaset ve nezafete dikkat edilmediğini görürse imaret müdürüne keyfiyeti haber vererek tekerrür etmemesini temin eder. Vakfiyelerde bazı imarethâne hademesi arasında bu vazife yer alır.

İNŞÂ-İ VAKIF: Vakıf tasarrufunu vücuda getiren sözdür.

İRSÂD: Gözetme ve gözlemek manasınadır.

İRSÂDÎ VAKIF: Rakabesi Hazineye ait olan bir mülkün menfaatini salahiyetlilerin hazinede alacağı olanlara tahsis etmesidir ki buna tahsisat kabilinden vakıf da denir. İrsadî vakıf, irsad-ı sahih ve irsad-ı gayr-i sahih olmak üzere iki kısımdır.

İRSÂD-I GAYR-İ SAHÎH: Hazineye ait bir mülkün menfaati salahiyetlileri veya bunların izniyle başkası tarafından hazineden maaş ve tahsisât almağa hakkı olmayan bir kimseye tahsis olunmasıdır. Bu gibi tahsisler iptal olunur. Buna “tahsis-i gayr-i sahih” de denir.

İRSÂD-I SAHİH: Hazineye ait olan bir mülkün rakabesi kemaken hazineye ait olmak üzere menfaati yani a’şar ve rüsûm ve tasarruf hakkı gibi menfaati selâhiyetlileri veya bunların izniyle başkası tarafından (Beytü’l-maldan) hazineden maaş ve tahsisât almağa hakkı bulunan kimseye tahsis olunmaktır. Buna “tahsis-i sahih” de denir.

İSRAF: İnsan malını lüzumundan fazla sarf etmekdir. Bkz: (tebzir)

İSTANBUL EFENDİSİ: Bir zamanlar İstanbul Kadısı’na İstanbul Efendisi denmekte idi. Dersa’âdet, İstanbul ve Bilâd-ı Selâse namiyle üç mıntakaya ayrılarak her mıntakaya birer kadı tâyin olunmuştur. Sur dahilinde olan kısma İstanbul; Eyyüb, Galata ve Üsküdar’a Bilâd-ı Selâse denmiştir. İstanbul Kadısı’na bin tarihlerinde İstanbul Efendisi denmekte iken sonraları İstanbul Kadısı unvanıyla yad olunmuştur.

İSTİBDÂL: Bu vakfı mülk ile mübâdele(değişmek) etmektir. Bu mülk, gayr-i menkûl ve nakid (para) olabilir. İstibdâl yapabilmek için vâkıfın şartına bakılır. Varsa şart vechile istibdâl olunur; yoksa olunmaz. Ancak vakıf akarı varidât getirmez veya getirdiği varidat masrafı korumaz bir hale gelir ve istibdâlde vakıf için menfaât tahakkuk ederse vâkıf istibdâli men’etmiş olsa bile hakimin re’yi ve selâhiyetlilerin müsaâdesi ile mütevelli istibdâl yapabilir. İstibdâl’de mutlak surette hakimin re’yi ve selahiyetlilerin izni şarttır. Binâen-aleyh mütevellî kendiliğinden vakfın akarını istibdâl edemez.

İSTİBDÂL-İ MÜSECCEL: Tescîl olunan istibdâl demektir. İstibdâl şartları tahakkuk edip hakimin re’yi ve selâhiyetlilerin izni ile istibdâl tamam olduktan sonra bir mürâfaa zımnında hakimin istibdalin sıhhat ve lüzumuna hükmetmesidir.

İSTİKÂR: İhkâr manâsındadır.Bkz: İhkâr.

İSTİNÂBE: Vakıfda istinâbe tevkil eylemek demektir. Ehil olmak şartiyle vakfın hizmetlileri özürlü ve özürsüz yerlerine başkasını tevkil edebilirler. Son Vakıflar Nizamnâmesiyle bazı tahdidât konmuştur. Ancak vâkıf bizzat vazife ifâsını şart etmiş ise mazeret olmadıkça istinâbe caiz değildir.

İ’YÂL: Bir adamın beslediği kimselerdir. Bir çatı altında bulunmaları şart değildir.

KÂ’BE: Mekke-i Mükerremede kâin mukaddes binâdır ki Hazret-i Ibrâhim ve İsmâil Aleyhis-selam tarafından bina olunmuştur. Müslümanların kıble mahallidir.

KABRİSTAN: Cenaze defin edilmek için tefrik ve tahsis olunan yerdir. Tahsis sûreti itibariyle kabristanlar bazı kısımlara ayrılır.Bir kısmı köy ve kasabaların ilk te’sisinde devletce kabristan olmak üzere devletin tasarruf ve hükümranlığı altında olan yerlerden tefrîk ve tahsis olunan yerler ve bir kısmı arâzi-i memlûkeden iken sahibleri tarafından cenaze defni için vakf olunan mahallerdir. Kanunen memnû’ olduğu halde mutasarrıfları veya onların izniyle başkaları tarafından mîrî arâzîden kabristan ittihaz olunan yerler vardır.Bu gibi kabristanlara en çok köylerde tesadüf edilir. Kabristanların ekserîsi umumîdir, Hususî olanlar da vardır. Bunların bazıları metrûk ve bazıları halen kabristan olarak intifâ olunmaktadır.
Belediyeler Kanunu’nun 160. maddesiyle bazı mezarlıklar belediylere devredilmiş ve bu hususda bir de nizamnâme yapılmıştır. Kanunda tam bir vuzuh olmadığından bilhassa islam olmayanlara ait mezarlıklar hakkında belediyelerle cemaatler arasında ihtilâflar zuhûr etmektedir. Bkz: madde 160 ve nizamnâme.

KADI: Hüküm manasında olan kaza maddesindendir Fıkıh lisanında halk arasında tehâdüs eden ihtilâf ve münazaaları görmek üzere selâhiyetliler tarafından tarafından nasb ve tâyin olunan zata kadı denir.

KADI-ASKER(Ordu Kadısı): Bazı vakfiyelerde Kadıaskerlerin tasdik ve mühürleri vardır. Bu cihetle Kadıaskerlerin sıfat, selahiyet ve vazifeleri hakkında izâhat vermeği faideli gördüm. Kadıaskerlik (Ordu kadılığı) daha evvel İslâm Devletleri’nden bazılarında vardı. Osmanlılarda Sultan Birinci Murad zamanına kadar kadıasker tayin olunmamıştı. Ondan evvel hükümet merkezi olan belde kadısı Kadil-kuzat makamında, ordu ile beraber gider Kadı-askerlik vazifesini yapardı.
Orhan Bey zamanında İznik Kadısı olan Candarlı Kara Halil Efendi şehir ve kasabalara gönderilen kadı ve hatiplerin mercii idi. Sonra Sultan Murad zamanında asker sınıflara ayrıldığından ve ordunun şeri işleri çoğaldığından Bursa Kadısı olan Candarlı Kara Halil Kadı-asker tâyin olundu. Fatih merhûmun saltanatlarına kadar bir Kadı-asker olduğu halde bu tarihde Kadıaskerlik Anadolu ve Rumeli Kadı-askeri unvanıyla ikiye çıkarılmıştır.
Kaza teşkilâtının en büyük uzuvları Kazaskerlerdi padişahın kumanda ettiği seferlerde orduyu ta’kib ederlerdi. Ordu Avrupa’da harekata geçince Rumeli Kazaskeri, Asya ve Afrika’ya hareket edince Anadolu Kazaskeri giderdi. Kazaskerlerin en mühim vazifesi padişahın kanunî müşaviri olmaktı.Bununla beraber ganimet mallarının tevziine riyaset eder, ordu ve efradı arasında tekevvün eden hukukî davalarıı görürlerdi. Bunlardan başka Kazaskerler merkezde hakim vazifesini görür ve mevleviyyetlerden maada Rumeli’ne gönderilecek hakimler Rumeli Kazaskeri, Anadolu’ya gönderilecek hakimler Anadolu Kazaskeri tarafından ta’yin olunurdu. Bu hakimlere nâib denirdi ki Kazaskerin nâibi demektir.
Son zamanlarda Kazaskerlerin vazifesi İstanbul’da kendilerine ait olan davaları görmek ve hüküm vermeye münhasır kalmıştır.

KAİMMAKÂM-I MÜTEVELLİ: Mütevelli aleyhine dava açılmak veya mütevelli vekil bırakmaksızın uzak mahalle gitmek gibi bazı hallerde muvakkaten vakıf işlerine bakmak üzere hakim tarafından tayin olunan kimsedir. 2762 sayılı Vakıflar Kanunu kaimmakam-ı mütevelli tayini lazım gelen hallerde o vazifeyi Vakıflar İdaresi’ne tevdi ettiğinden Kaim-makam-ı mütevelli tayini usulu kaldırılmıştır.

KALENDERHÂNE: Kalender, dünya alakalarından elçekerek manevi hakikatlerden zevk duyan derviş demektir. Fakir dervişlerin barınmaları için yapılan zâviyelere kalenderhane denir. Burada zikir, ibadet, tasavvuf ve ma’rifetullaha müteallik bahislerle iştiğal olunurdu.

KAMERÎ SENE: Ay’a göre kabul olunan senedir. Kamerî denmesi bu cihetledir. Cahiliyet devrinde ayın hilâl şeklinde göründüğü gece ay başı olarak kabul ve diğer hilâl suretinde görünüşüne kadar geçen müddet bir ay ve oniki ay bir sene itibar olunmuştur. İşte İslam’da Hazret-i Ömer zamanında hicret tarihine göre başlangıcı Muharrem ayı olmak üzere Kamerî Tarih kabul olunmuş ve Avrupalılar Şemsî Tarihi tercih eylemişlerdir. İslamî eserlerde geçen ay ve sene kamerî ay ve senedir. Kamerî tarihle şemsî tarih arasında takrîben on ve küsûr gün fark vardır; yani, kamerî sene şemsî seneden bu kadar müddet noksandır.

KANAT: Yer altında su geçirilecek künk ve kâriz (lağam)dir.Çoğulu kanavât’tır.

KANTARA: Köprü demektir. Cisr de bu manadadır. Kamus şârihinin beyanına göre cisr daha geneldir. Kemerli ve kemersiz köprüye cisr ve kemer üzerine yapılan köprüye kantara denir. Bkz Cisr.

KAPAN: Vaktiyle yiyecek şeylerin toptan satıldığı yerlere kapan denmiştir. Un kapanı, bal kapanı gibi satılan şeylerin adlarıyle birlikte kullanılmıştır. Kapanlara dair bazı eserlerde muhtelif beyan ve izâhlar vardır. Heyet-i umûmiyesinden anlaşılıyor ki bunlar birer nev’i hal tarzında yenecek şeylere ait depolardır. Kabban Arapça’da kantar ve terazi manasındadır; fakat, kelime asıl Arapça olmayıp Farsça’dan Arapçalaştırılmıştır. Farsça’sı kebbândır. Kelime başka manalara da gelirse de onların mevzumuzla alakası olmadığından beyandan sarf-ı nazar olunmuştur.

KARÂBET: Baba veya ana her ikisi tarafından İslâmiyet devrini idrak eden son babaya nisbeti bulunanları ifade eder. İslâm olamayanlarda, olmayanlarda da karabet bu manadadır.

KARN: Devir ve yüz sene demektir. Buna asır da denir. Daha başka manaları varsa da vakfiyelerde yazdığımız manada kullanılmıştır.

KARNEN BA’DE KARNİN: Devir devir, asır asır demektir. Süreklilik ifade eder. Fakat, tertibe delâlet etmez. Mesela, vâkıf vakfının gelirini karnen ba’de karnin evlad ve evlad-ı evladına şart eylese mukaddem ve muahhar batınlardaki evlad gelire hak kazanmış olur.

KERVANSARAY: Büyük şehir ve kasabalar arasında kervanların konaklayıp kendi ve hayvanlarının dinlenmesi için mermerden yapılan binalardır. Yolcular memleketin dört tarafını birbirine bağlayan bu saraylarda tam bir emniyet içinde konaklardı. Kervansaraylar gayet muhkem bir tarzda yapılmış birer sanat abidesi halinde idi. Üzerlerinden asırlar geçtiği halde bazıları halen eski şekil ve metanetini muhafaza etmekte ve bazıları harab olup burada kuşlar barınmaktadır. Selçukîler memlekette seyr ü seferi kolaylaştıran kervansaraylara gereği gibi ehemmiyet verdikleri gibi Osmanlılar da fevkalade ehemmiyet vermiş ve yer yer kervansaraylar vücuda getirmişlerdir. Bunların ekserisi vakıftı. Bu yerlere inenler burada meccanen barınırlar, ücret vermezlerdi. Vakfı ve vâridâtı (geliri) olmayan kervansaraylarda konaklayanlardan cüz’î bir para alınırdı. Misafirlerin her türlü ihtiyaçları düşünülmüştü. Kervansaraylar yalnız yol üzerinde değil büyük şehirlerin transit merkezlerinde de vardı. Kıymetli araştırıcı Zeki Pakalın tarih deyim ve terimlerine dair yazdığı eserde kervansaraylara dair etraflı malumat vermiştir. Bkz.Pakalın, II, s.245

KARZ-I HASEN: Faizsiz para vermek demektir. Bazı vakfiyelerde sağlam kefil ve kuvvetli rehin ile ihtiyacı olanlara faizsiz ödünç verilmek üzere paralar vakfedilmiştir.

KÂSE-ŞÛY: Bulaşık yıkayan, bulaşıkçı. Tekye, imâret ve hastahâne vakfiyelerinde geçer.

KÂTİB-İ HÂFIZ-I KÜTÜB: Kütübhânelerdeki kitapların miktar ve isimlerini kütüphâne defterlerine kayd ve harice vermek câiz olan kütübhânelerde her kime herhangi kitab verilmiş ise hususî defterine işaret eylemek ve hâfız-ı kütübün kütübhâne işlerine ait emirlerini ifa etmek vazifesiyle mükellef olan kimsedir.

KÂTİB-İ İMÂRET: İmârete giren ve çıkan erzak ve eşyâyı hususî defterine kayd eden kimsedir.

KAYYIM: Vakfın malını görüp gözetmek ve hıfz etmek üzere tayin olunan kimsedir. Mütevelliye de kayyım denirdi.

KEFÎL-İ MELİ: Servet sahibi kefil demektir.

KEHHÂL: Arapça kehl maddesindendir. Müteaddit manalara gelen kehl, göze sürme çekmek demektir. Göz hekimlerine kehhâl denirdi. Hastahâne vakfiyelerinde göz hekimleri kehhâl unvanıyla zikrolunur. Saraydaki göz hekimlerinin başına kehhâlbaşı denirdi. Biz bunlara göz doktoru diyoruz. Araplar Tâbibü’l-uyûn demektedirler. Göz hekimlerine kehhal denmesi sürmenin göze ve göz hastalıklarına faidesi olması münasebetiyle olacaktır.

KENDÜM (GENDÜM) KUB: İmârethâne ve hastahâne gibi hayır müesseselerinin muhtaç olduğu buğdayları döğüp hazırlayan kimsedir ki bazı vakfiyelerde bir hizmet olarak zikrolunmuş ve ücret tayin kılınmıştır.

KENNÂS: Kens maddesindendir. Kens Arapça süpürmek manasındadır. Kennâs abdesthâne süpürüp temizleyen demektir. Bazı vakfiyelerde kennâslık bir hizmet olarak yer almış ve ücret tayin olunmuştur.

KIŞLAK: Kışın havasından, ot ve suyundan istifade olunan ve kar düşmeyen alçak yerlerdir ki iki kısımdır. Biri Tapu ile müstakillen veya müştereken tasarruf olunan yerlerdir ki bunların ekili araziden farkı olmayıp mirî arazi hakkındaki hükümler tatbik olunur ve sahiplerinden tahammülüne göre kışlak resmi alınır. Diğeri, bir köy ahalisine müstakillen veya üç beş köy ahalisine müştereken tahsis olunan kışlaktır ki bu yerin otundan suyundan yalnız kendilerine tahsis olunan köy ve kasaba ahalisi intifa’ edip (faydalanıp) başkaları intifa’ edemez. Bu yerlerin tahammülüne göre kışlak resmi alınır. Kışlaklar metrûk araziden olup, alınıp satılmaz ve ahalinin rızası olmadıkça ziraat olunmaz ve haklarında murûr-ı zaman cereyan etmez.

KIYYE-VUKIYYE: 400 dirhem demektir. Arapça’da ukiyye veya vukiyye olarak kullanılır. Yedi miskal vezninde ve kırk dirhem olan vezne de denir. Ekseri vakfiyelerde, eski kanun ve nizamlarda vukiyye tarzında kullanılır.

KİBS: Bir yerin tarla haline getirilmesi için çukurlarına doldurulan topraktır. Çukur yerleri doldurup tesviye etmeğe de kibs denir.

KİLERDÂR: Yiyecek ve içecekleri muhafaza, verilecek ve sarf edilecek yerlere verip sarf eden vazife sahibidir. Kilerdâr-ı Âmire ve kilerdârbaşı saray deyimlerinden olup sarayın kilercisi ve kilerci başısı demektir.

KİSE: Vaktiyle yüz akçeye bir kise; yüzbin akceye bir yük; on yüke bir hazine denirdi. Vâhîd-i kıyâsî (birim) kuruş itibar edildikten sonra kese, yük gibi tabirler terk olunmuştur.

KURBET: Cenab-ı Hakka yakınlık ve ibadettir. Cenab-ı Hakka kurbet ve ibadet vakfın sebebi olarak kabul edilmiştir.

KÜRSİ ŞEYHİ: Cuma günleri büyük camilerde Cuma namazından sonra cemaate va’z ve nasihatta bulunan zattır. Kürsi şeyhlerine halk arasında Cuma vaizi de denirdi. Kürsi şeyhliği halkı irşad için tesis olunan bir tarik-i ilim ve ma’rifetti. Kürsi şeyhliğinin en son mertebesi Ayasofya Kürsi Şeyhliği idi. En evvel Eyüp Cami-i şerifinde başlayan kürsi şeyhliği sonradan yediye çıkarılmıştı ki Eyüp, Sultan Selim, Fatih, Bayezid, Süleymaniye, Sultan Ahmed ve Ayasofya kürsi şeyhlikleri idi. İnhilâl vukuunda (bu makam boşaldığında) yukarı dereceye doğru teselsülen terfi’ yapılır ve nihayet münhal kalan Eyüp Cami-i şerifi kürsi şeyhliğine müstahikki tayin olunurdu. Tahsilde bulunduğumuz zaman Ayasofya Kürsi Şeyhi meşhur ve mümtaz âlim Manastırlı İsmail Hakkı Efendi merhum idi. Cuma günleri bu zatı dinlemek için ahali ve talebeden binlerce kişi Cuma namazına Ayasofya’ya gelir ve namaz sonunda kemal-i dikkat ve manevi zevk ile merhumu dinlerler ve bazıları muntazaman takrirlerini yazıp zabtederlerdi.

LEYLE-İ BERÂT: Bu gece Şaban ayının onbeşinci gecesidir ki rahmet ve gufran gecesidir. Bu gecede mü’minlerin duaları kabul ve günahları afv olunur. Elmalılı Hamdi Efendi merhum, “İnnâ enzelnâhu fî leyleti’l-mübâreke” ayeti celilesinin tefsirinde, Hacı Zihni Efendi merhum “Nimetü’l-İslâm” adlı eserin Kitabu’s-salât bahsinde Leyle-i berât hakkında
etraflı izahatta bulunmuşlardır. Fahr-i kainat Efendimiz duaların reddolunmayacağı beş geceden birinin Berât gecesi olduğunu beyan buyurmuşlardır. Müslümanlar diğer mübarek geceler gibi bu geceyi de ibadet ve Allah’a niyazla ihya ederler.

LEYLE-İ KADR: Vakıf denince Allah’a kurbet ve ibadet, kurbet ve ibadet denince mübarek günler ve geceler hatıra gelir. Leyle-i kader, cumhûr tarafından kabul olunduğu üzere Ramaza’nın yirmiyedinci gecesidir, en mübârek ve kudsî bir gecedir. Muhtelif tarîklerle rivayet olunan ve müttefekunaleyh olan hadîs-i şerîflerden birinde “Kadir gecesini Ramazan’ın son yedisinde arayın” ve diğer bir hadîs-i şerîfde Leyle-i Kadri arayın, kim aramak isterse Ramazan ayının yirmi yedisinde arasın” buyurulmuştur. Kadir gecesi çok mübarek bir gecedir. Cenab-ı Hak Kadir Sûresinde “Biz Kur’ân-ı Kerîm’ Kadir gecesinde inzâl eyledik (indirdik). Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır.” buyurmuştur. Bir hadîs-i şerîfte de “Kim Kadir gecesinde ihlâs ile kâim olursa, o geceyi ibadetle geçirirse geçmiş günahları mağfiret olunur.” buyurulmuştur. Bu gecenin kudsiyetinden dolayı müslümanlar Ramazan’ın 27. gecesi sabaha kadar ibadet ve taatle meşgul olarak Allah’tan mağfiret ve saadet niyâzında bulunurlar.Yine bu gecenin şeref ve fazileti içindir ki bazı vakıflar her Kadir gecesi Kur’an okunup sevâbının ruhlarına hediye edilmesini ve vakfettikleri cami ve mescidlerde bu gecelerde sahablara kadar mum ve kandil yakmak suretiyle aydınlatılmasını şart etmişlerdir.

LEYLE-İ Mİ’RÂC: Fahr-i Kainât aleyhi ekmelüt-tahiyyât Efendimizin Mescid-i harâmdan Mescîd-i Aksâ’ya ve oradan âlem-i semâvâta çıktığı gecedir ki Receb’in 27. gecesine müsâdiftir. Bu esnada âlem-i semâvâtta nice acâib ve garâibe şâhid olmuş ve beş vakit namaz bu gece farz kılınmıştır. Mi’râc, inşikâk-ı Kamer (Ay’ın yarılması) gibi Resul-i Ekremin mucizelerinden biridir. Allah’ın kudret ve azametine nispetle Mirâc hadisesi iman ve idrâk sahibleri için tereddüd ve i’zâm olunacak bir hadise değildir; yeter ki Allah’ın varlığına, kudret ve azametine iman etsin. Müslimanlar bu mübarek geceyi de ibadet, hayır ve hasenâtla ihyâ ve tes’id ederler (kutlarlar). Mirâc hakkında tafsilât için merhûm Elmalılı Hamdi Yazır’ın Sure-i İsrâ tefsirine bakınız.

LEYLE-İ REGÂİB: Receb’in ilk Cuma gecesidir; ister birinci, ikinci ya da yedinci gününe rastlasın. Siyer müellifleri ve bazı âlimler bu geceyi Fahr-i Kâinat Efendimiz’in sulb-i pederden rahm-i pâk-i mâdere (ana rahmine) düşdüğü gece olarak izah ederler. Fakat fıkıh ve hadis kitaplarında bu yolda bir sarahate tesâdüf olunmaz. Bu geceyi de müslümanlar Allah’a ibadet ve niyâzla geçirirler.

Lİ-EB: Baba bir demektir. Li-eb kardeş, baba bir kardeş ve li-eb amuca ve hala, babanın baba bir erkek ve kız kardeşi ve li-eb dayı ve teyze, ananın baba bir oğlan ve kız kardeşidir

Lİ-EBEVEYN: Ana baba bir demektir. Li-ebeveyn kardeş, ana baba bir kardeş, li-ebeveyn amuca ve hala, babanın ana baba bir erkek ve kız kardeşi ve li-ebeveyn dayı ve teyze; ananın, baba bir erkek ve kız kardeşi demektir.

Lİ-ÜM: Ana bir demektir. Li-üm kardeş; ana bir kardeş, li-üm amca ve hala; babanın ana bir erkek ve kız kardeşi ve li-üm dayı ve teyze; ananın ana bir erkek ve kız kardeşi demektir.

LONCA : İtalyanca’dan alınmış bir kelimedir. Aslında oda manasında olup esnaf ve tüccarın muamele ve münasebetlerine ait işleri görmek için seçilen esnaf ve tüccarın ileri gelenlerinin toplandığı mahaldir. Fakat Lonca denince burada toplanan hey’et murad olunur.

LÜZÛMÎ VAKIF: Vakfın feshi kabil olmayacak bir halde bulunmasıdır. Vakfın cevazında ittifak vardır. Fakat lüzumu ihti1aflıdır. İmâm-ı A’zam’ın re’yine göre vâkıf, vakf eylediği malı mütevelliye teslim etse dahi ariyet kabilinden olup lüzum ifade etmez ve binaenaleyh vâkıf, vakfından her zaman rücu’ edebilir (vazgeçebilir). Yalnız adı geçen imama göre vakıf iki suretle lazım olur. Biri hakimin lüzumuna hükmü ile ve diğeri ölümden sonraya izafetle yani vasıyet suretiyle. Hakim vakfın sıhhat ve lüzumuna hükmedince lazım olup artık bu vakıf fesh ve ibtal olunamaz. Buna tescîl-i vakf (vakfın tescili) de denir. Nitekim bir kimse vasiyet yoluyla vakıf yapıp da vasiyetinde ısrar ederek vefat ederse o vakıf fesh ve iptal olunamaz. İmam-ı Yusuf’un ictihadına göre, vakıf lazım olarak in’ikad eder, vücud bulur. Lüzumu hakimin hükmüne muhtac olmadığı gibi mütevelliye teslime de bağlı değildir.
İmâm-ı Muhammed’in ictihadına göre vakıf teberru’ kabilinden olduğundan vakıf mal mütevelli veya meşrûtunlehe teslim edilmedikçe lüzum ifade etmez. Vakıftan her zaman rücu’ olunabilir. Fakat mütevelliye veya meşrûtunlehe teslim olunca lüzum ifade edip artık ondan dönülemez.Bu ihtilafa mebni vakıf yapanlar hakime müracaatla vakıflarının lüzumuna hüküm alırlar. Çünkü hakim ictihadî meselelerde herhangi kavl (görüş) ile hükmederse onunla amel vâcib olur.

MAHALL-İ SADAKA : Sadaka alabilecek durumda olan kimsedir. Fakirler, miskinler gibi.

MAHALL-İ VAKF: Mevkûf lafzının mürâdifidir. Vakıf tasarrufu kendi üzerine vârid olan mal demektir. Meselâ, vakfeden falan mahalde kain falan hudutla mahdud falan dükkanımı ve falan mahalde kâin falan hudutla mahdud hanımı fukaraya vakfettim deyince dükkan ve han mahall-i vakf olmuş olur.

MÂHİ’N-NUKÛŞ: Mâhî, yok etnıek manasında olan mahv maddesindendir. Nukuş, nakşın çoğuludur. Nakş, yazı ve emsali şeylerdir. Mâhi’n-nukûş yazı ve emsali şeyleri kaldıran, izâle eden demektir ki bazı vakıflarda ücretli bir hizmetlidir. Bu hizmete tayin olunan kimse cami, şadırvan, hela ve emsali vakıf binaların duvarlarına şunun bunun tarafından yazılan yazıları ve yapılan resimleri silmek ve izale etmekle mükellefdir.

MAHKEME-İ EVKÂF: Vakfiyet, tevliyet, icâreteynle tasarruf gibi davalar1a gayr-i menkul mutasarrıflarının gaybûbetleri halinde icâre-i müeccelenin feshi, mütevelli muhasebeleri, vakfiye tanzimi ve tevcih-i cihata (görevlendirmelere) müteallik i’lâmlara muktaza beyanı gibi vakfa ait muayyen bazı hususları görmek üzere eski Evkaf Nezareti nezdinde teşkil olunan mahkemedir. Bu mahkemeye Meşrutiyette Mahkeme-i Teftiş-i Evkaf denmekte idi. 1254 H. tarihine kadar Evkaf-ı Hümâyûn ve Haremeyn Evkafı Müfetişlikleri ayrı olduğu halde mezkûr tarihte birleştirilerek Evkaf-ı Hümayûn Müfettişliği unvaniyle Mahkeme-i Teftiş teşkil olunmuş ve Şer’i Mahkemelerinin ilgası hakkındaki kanunla ilga edilerek evrakı İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne devredilmiştir.

MAHLÛL: Mutasarrıfının intikal sahibi bırakmaksızın vefatı gibi bir sebeple vakfına rucu’ eden müstegaldir. Bkz. Müstegal

MAHLÛL GEDİK: Mutasarrıfının haklarından azâde kalarak rakabe mâlikine rücu’ eden gediktir. İcâreteynli vakıf gedik sahibinin intikal hakkı sahibi olan varis bırakmayarak vefatiyle gediğin vakfına rücûu gibi.

MAHLÛL MUACCELESİ : Mukataa-i kadîmdeki müstegallât-ı vakfiye ile icâreteynli vakıf mutasarrıflarının hakkı intikale nâil bırakmaksızın vefatları vukuuyle mahlûl olan yani vakıflarına avdet eden akarların tekrar mukataa ve icâreteynle, tâliplerine icârında peşin alınan paradır. Tabirden ancak bu mana anlaşılır. 1964 tarihli Vakıflar Bütçe Kanunu’nda gelirler arasında mahlûl muaccelesi diye bir kalem vardır. Vakıflar Kanunu ile mukataa ve icâreteyn nıuameleleri lağvedilmiş olmasına göre Bütçe Kanunu’ndaki tabirden söylediğimiz manayı kastetmek değildir. Belki maksat mahlûl hisseler gibi satılacak akarlardan elde edilecek bedeldir. Ancak tabir bunu ifade etmez. Maksat bu ise mahlûl bedelleri demek iktiza ederdi.

MAHYACI: Minareler arasına geceleri kandillerle dinî, ahlakî ve ictimâî vecizeler yazan ve şekiller yapan kimsedir ki Ramazan-ı şerîfte büyük camilerin arasında yapılır.

MAKLÛAN KIYMET: Yıkıldıktan sonra bina enkazının ve sökülen ağacın kıymetleridir.

MAL: İnsan tabiatının meyledip ihtiyaç zamanı için biriktirilen şeydir. Elde etmek için çaba gösterilen şeydir diye tarif olunmuştur.

MAL-I VAKF: Vakfa ait mal demektir.

MA’LÛM: Vazife demektir. Çoğulu meâlîmdir. Mütevellinin ma’lûmu denince mütevellinin vazife ve ücreti anlaşılır.

MÂNİUN-NUKUŞ: Cami’, medrese, türbe ve helâ gibi binaları dolaşârak bunların duvarlarına yazı yazılmasını ve resim yapılmasını men’ hizmetiyle mükellef olan kimsedir. Vakfiyelerde bunlar bir hizmet olarak şart edilerek bu hizmeti yapanlara ücret tâyin olunmuştur.Bkz.mâhin-nukuş

MANSUR MÜTEVELLÎ: Mütevellî olması hakkında vâkıf tarafından bir şart olmayan münhâl tevliyetlere hakim tarafından tâyin olunan zattır. Vâkıfın şartı mucibince taayyün eden mütevelliye meşrûd mütevelli denir.

MASÂRIF-I VAKF: Vakfın menfaatleri kendilerine meşrût olan cihetlerdir. Buna meşrutün-leh ve mevkûf ün-aleyh de denir. Bu maddelere bak.

MEBERRÂT: Meberre’nin çoğuludur. Meberre iyilik ve ihsan demektir. Aslı olan bir kelimesi de iyilik ve ihsân mânasındadır.

MEBNİYYEN KIYMET: Ebniyenin, yerinde bulunduğu halde kıymeti demektir ki arz bir kere ebniye ile bir kere de ebniye olmadığı halde takvim olunur, yâni, kıymetlendirilir. İki kıymet arasındaki fark ebniyenin kıymeti demek olur. Mesela, Arz ebniye ile 10.000 lira ve ebniyesiz 6.000 lira ise 4.000 lira ebniyenin kıymetidir.

MECLÎS-Î ŞER’: Hakimin muhâkeme veya bir takrîr dinleme için akd eylediği celse demektir. Meclisin şer’a izâfesi şer’i hükümler tatbik olunmak itibariyledir. Bu manada meclîs-i şer’i münîrde, meclîs-i lazimü’t-tevkîrde gibi ta’zîmi mutazammın tâbirler de sevk olunur.

MEFHÛM-I MUHÂLİF: Kendisinden sükût olunan şeyin hükmünde mantûka yani söylenen hükme muhâlif olmasıdır. Buna delil-i hitâb da denir. Mesela, vâkıf vakfiyesinde vakfımın gallesi erkek evlatlarıma verilsin dese bunun mefhûm-ı muhâlifi kız evlatlarıma verilmesin demektir.Mefhûm-ı muhâlif Hanefilere göre hüküm çıkarmakta delil olmazsa da musanniflerin sözlerinde, muhavere ve alel’ade beyanlarda muteberdir. Meselâ, fukaha vakfın mahalli mal-i mütekavvimdir deyince mütekavvim olmayan malın vakfı sahih olmadığı anlaşılır. Mefhûm-ı sıfat, ınefhûm-ı şart, mefhûm-ı gaye, mefhûm-ı aded, mefhûm-ı lakab hep rnefhûm-ı muhalif ka’bilindendir.

MELİ: Mallı, zengin demektir. Mesela, vâkıf bir ciheti hayre “Hayır cihete” para vakf edip bu para kefil-i melî ve rehin-i kavî ile ahara ödünç verilip ribh’den fakir mekteb talebesine kitab ve kalem alına, diye şart etse bu para ancak zengin kefil ile, kıymeti borcu ödemeğe kifâyet edecek rehn ile ikraz olunabilir.

MENÂFİ-İ VAKF: Vakıf malların temin eylediği faide ve menfaattir. Kira, ribh, sükna, meyva vesair hasılat gibi.

MENKUL: Bir mahalden başka mahalle nakli mümkün olan şeydir. Nukud, urûz, hayvanat, mekilât ve mevzunata ve adediyyâta şâmildir. (Bu maddelere bak)

MEN LEH ÜL-İSTİĞLÂL: Vakfın gallesi kendisine meşrûd olan kimsedir. Mesela bir kimse bir mal vakf edip te bu malın gallesini kızlarına ve bunlardan sonra fukaraya şart etse kızları ve fukara men leh ü1-istiğlâl olur.

MEN LEHÜS-SÜKNÂ: Bir vakıf binanın süknası kendisine meşrut olan kimsedir. Mesela, bir kimse bir ev vakf edip te süknasını batnen ba’de batnin fakir kızlarına ve onların fakir kızlarına şart etse kızlara men lehü’s-süknâ denir.

MENŞÛR: Padişah tarafından tevcih olunan vezâret ve müşirlik rütbesi verildiğini havi ferman demektir.

MERÂFİK: Mirfak’ın çoğuludur. Mirfak bir işi suhületle tutmak ve suhûletle muamele eylemek mânasındadır. Asıl madde rifk dır. Rifk, faidelendirmek menfaat vermek mânasındadır. Bu münasebetle bir mahallin ve bir evin kuyu, matbah ve su ayağı gibi faidelendiği şeylere denir. İrtifak bu mâna mülahazasıyla istimal olunmaktadır.

MEREMMET: İslâh ve tamir etmek demektir.

MEREMMET-İ GAYR-İ MÜSTEHLEKE: İstihlâk edilmeden binâdan ayrılması mümkün olan meremmetdir. Merdiven, kuyu, dolap gibi.

MEREMMET-İ MÜSTEHLEKE: İstihlâk edilmeden binadan ayrılması ka’bil olmıyan meremmetdir. Boya ve sıva gibi.

MERKAD: Uyuyacak yer demektir. Bu münâsebetle Peygamberimiz Efendimizin Medine’de bulunan kabr-i şeriflerine merkad-i nebî denir.

MESÂLİH-İ MESCİD: Mescidden maksâd olan gayenin tahakkuku vücudlarına mütevakkıf bulunan kimseler ile levâzım-ı sairedir. İmam, hatip, müezzin, kayyum gibi vazife sahipleriyle mescidin tenvirât ve tefrişâtı gibi ihtiyaçları bu kabildendir.

MESÂLİH-İ VAKF: Vakıfdan maksud olan gayenin tahakkuku vücuduna mütevakkıf olan hususlardır. Muallim, tâbib, müderris, imâm ve hatib tâyini. Vakıf akarların tamir ve termimi, icâr ve ücretlerinin cibâyet ve tahsili gibi.

MESCİD: Müslümanlara mahsûs ibâdet mahalli demektir. Küçüğüne büyüğüne mescîd denir. Örfümüzde Cum’a ve Bayram Namazı kılınmayan ibâdethâneye Mescîd, Cum’a ve Bayram Namazı kılınan ibadethanelere Cami denir ki mescid câmi’ demektir. Mescîd-i Aksâ, Kudüs’deki meşhur ma’bed ve Mescîd’i Haram, Ka’be-i Mükerremedir.

MESNEVİ :Celalüddin-i Rumi hazretlerinin Farisi manzum olarak vücuda getirdikleri meşhur mutasavvifâne eseridir. Farsça ve Türkçe bir çok şerhleri vardır ve bazı dillere tercüme edilmiştir. Bir vakfiyede mesnevi okutulması meşrûd olsa bu esere haml olunur.

MEŞRÛTÜN-LEH: Vâkıf tarafından vakfın menfaati kendisine şart olunan cihettir. Meselâ, vâkıf vakf eylediği hanın vâridâtını bir medresenin müderris ve talebesine veya bir Caminin imam ve hatibine şart etmiş ise bunlar meşrûtun-leh olmuş olur.

MEVKÛF: Vakf olunan maldır.

MEVKÛFUN-ALEYH: Vakıf tarafından vakfın menfaati kendisine şart olunan cihettir. Meşrûtun-leh mürâdifidir.

MEVLÂ: Mâlik, efendi gibi muhtelif mânalara gelen bu kelime azad eden ve azad olunan mânalarına da gelir. Kullanıldığı mevkiye göre mânalandırılır. Çoğulu mevâli’dir.

MEZBÛR: Okuması ve yazması olmayan ve ismi geçen şahıs beyanında kullanılırdı. İkilinde mezbûren, çoğulunda mezbûrûn, kadın ise tekilinde mezbûre, ikilinde mezbûretan, çoğulunda mezbûrat kullanılır. Bkz. Mumâileyh, Müşârûnileyh.

MİL: Evvelce Osmanlı Devleti’nde 2500 ve Avrupa’da 1000 zira’ tulunde mesâfeye denirdi. Sonra, coğrafyacılar küre-i arzın münkasîm olduğu üçyüz altmış dereceden birinin yirmi cüz’ünden bir cüz’üne fersah ve her fersahın üçte birine mil dediler. Bu hesaba göre fersah bir saatlik ve mil yirmi dakikalık mesafe demektir. Maahaza ekser kavimlerin coğrafi milleri muhtelif olduğu gibi kara ve deniz milleri dahi muhteliftir.

MİSKİN: Hiç bir şeye mâlik bulunmayan kimsedir. Çoğulu mesâkin’dir.

MUALLİM: Mekteplerde ders veren, öğreten zattır.

MUÂMELE-İ ŞERİYYE: Muâmele-i hukukîyye demektir. Faiz ilzâmı için yapılan muâmeleye de denir. Meselâ; vakıf bir para, muayyen bir müddetle bir kimseye ödünç verilir. O müddet zarfında ne kadar faiz tutuyorsa bunu borç haline getirmek için vakfın malından ödünç para alan kimseye o kadar para mukabilinde bir mal satılır ve o kimse o malı vakfa hibe eder. Bu suretle faiz hukukî bir borç halini alır. Bu muâmeleye muâmele-i şer’iyye denir.

MUGÂRESE: Bir arz üzerinde ağaç dikip yetiştirmek ve meydana gelecek semereden muayyen bir hisse dikip yetiştirene ait olmak üzere yapılan akiddir. Eski ve yeni mevzuatımıza göre gerek bu mukavele mülk ve gerek sahih ve gayr-i sahih vakıf arz üzerine yapılmış olsun muteber değildir. Diken ancak arz sahibinden fidanların kıymeti ile ecr-i mislini isteyebilip semereden ve arzdan hisse isteyemez.

MUHDES GEDİK: 1247 Hicri tarihinden sonra ihdas olunan gediklerdir.

MUİD: Lûgatte iade eden mânasındadır. Örfde medreselerde talebenin derslerini müzâkere ve hocanın takrirlerini iade ve izah eden zattır. Müderris muavini de denir.

MUKATAA: Arsası vakıf ve üzerindeki bina ve ağaçları mülk olan akarda mutasarrıf tarafından arsa vakfına verilmek üzere arsa için kat’ ve ta’yin olunmuş olan senevi ücrettir. Buna icâre-i zemin de denir.

MUKATAA-İ KADÎMELİ MÜSTEGALLÂT-I VAKFİYYE: Mukataa ile icâr olunup henüz üzerine bina inşa ve ağaç dikilmeyen müstegallâttır.

MUKATAA-I ZEMİN: Mîrî arâzî üzerinde yapılan binaların yerleri ile koru ve mer’a olarak intifa’ olunan arâzî-i emîrîyyeden ücret olarak alınan vergidir. Buna icâre-i zemin de denirdi. Bu vergi Hazinenin öşür alamaması sebebiyle husûle gelen zararı telafi için vaz’edilmişti.

MÛMÂ-İLEYH: İsmi geçip okuması yazması olan şahıslarda kullanılır. Filân efendi geldi mûma-ileyh ile uzun müddet görüşdük gibi. İki şahıs olursa mûma-ileyhimâ, ziyâde olursa mûmâ-ileyhim denir. Bir veya ikisi kadın olup diğeri erkek ise yine böyledir. Eğer kadın ise mûmâ-ileyhâ, tesniyesinde mûmâ-ileyhimâ denir; çoğulu kullanılmaz Bkz. mezbûr, mûşarünileyh.

MUNZAM MÜTEVELLÎ: İhtiyaç zamanında mütevellîye yardım etmek üzere hakim tarafından nasb “tâyin” olunan zattır.

MUSALLÂ: Namaz kılınacak yer demektir. Bazı şehirlerde ve yollarda su başlarında namaz kılmağa mahsus yerler vardır. Buralarda kıble tarafı mihrâb veya bir taşla belirtilmiştir. Bazı büyücek şehirlerde Cum’a ve bayram namazı kılınmak için namazgah adı altında geniş yerler tahsis olunmuş ve etrafları duvarla çevrilerek hutbe i’rad edilmek üzere minber vaz’olunmuştur. Namazgahlardan bazıları vakıfdır ve bazıları vaktiyle devlet tarafından namaz kılınmak için tefrik olunan yerlerdir. Bundan başka bir de ekserisi cami avlularında olmak üzere cenaze namazı kılmağa mahsus mahaller vardır ki buna musalla, cenazelerin, üzerlerine konduğu taşa musalla taşı denir.

MUSILLA-İ SAHN: Fatih Camii şerifinin Akdeniz ve Karadeniz taraflarında yüksek tahsil yapılan Sahn Medreselerine girebilmek için alt taraflarında idâdi derecede inşa olunan medreselerdir. İbtidâ-i haric ve ibtîdâ-i dahil maddelerinde beyan olunduğu üzere ilk tahsil sıbyan mektebinden sonra hane medreselerinde ve orta tahsil dahil medreselerinde yapılır, buralardan me’zun olup da yüksek tahsil yapmak isteyenler imtihansız Musılla Medreselerine girenlerdi. Buralarda muvaffak olanlar Sahn Medreselerine yükselir ve buradan me’zun olanların isimleri Divân-ı Hümâyûn defterine kayd edilirdi. Bu tali medreselere yâni musılalara Tetimme Medreseleri de denirdi.

MUSILLA-İ SÜLEYMANİYE: Süleymaniye yüksek medreselerinin idâdi medreseleri idi. Süleymaniye üst medreselerine girmek için bu tali medreselerde okuyup ehliyeti isbat etmek lazımdır.

MÜSKE: Lûgatte temessük olunan şey demektir. Istılahda, bir arzda ziraat etmek hakkına mâlik olmaktan ibarettir. Buna müşedd-i müske denir. Meselâ bir kimse diğer bir kimseden ziraat için bir arz istiare veya kiralasa o yerde ziraat etmek hakkına mâlik olmasına müske denir. Bazan girdaraa şâmil mânada kullanılırsa da lisanımızda müstâmel değildir. Bkz. Girdar.

MUTASARRIF: İcâreteynli vakıflar gibi tedâvül kabiliyetini haiz bir vakıf gayr-i menkulü tedâvül ettirmek salâhiyetine mâlik olan kiracıdır. Mesela, icâreteynli bir vakıf kiracısı icârı altında bulunan me’cur gayr-i menkulü ahâra ferağ edebilirdi. O kimse vakfın mâliki değil mutasarrıfı idi. Arâzî Kanunu hükmünce mîrî arâzî kiracıları da bunun gibi o arâzînin rekâbesine mâlik olmayıp mutasarrıfı idi.

MÜCTEHED ÜN-FİH: Hakkında sarih ve kat’i nass olmadığı cihetle islam müctehidlerinin muhtelif re’yde bulunduğu mes’elelerdir. Kur’an ve hadisi anlamaktaki anlayış farkından ileri gelir. Bir kanunu anlamakta müellifler arasında görülen anlayış farkları gibi

MÜDDET-İ SEFER: Orta yürüyüşle üç günlük yol- dur. Bulunduğu yerden, üç gün uzak bir yola giden kimseye şerîat lisanında, müsâfir denir ve bunlar hakkında, müsafir hakkındaki hükümler cereyan eder örfümüzde daha az bir mesâfeye hatta, bir kasaba ve şehirde başka bir kimsenin yanına gidene müsâfir denirse de, şer’ lisânında, bu gibi kimselere müsafir denmez ve haklarında müsafir hükümleri tatbik bulunmaz.

MÜDERRİS: Tedrîs masdarındandır. Medreselerde mu’tad usûl dairesinde ders veren zâttır.

MÜESSESÂT: Müesses’in çoğuludur. Müesses, vücuda getirilen eser manasındadır.

MÜESSESÂT-I HAYRİYYE: Ma’bedler, mektepler medreseler, hastahâneler ve sâir hayrî eserlerdir.

MÜEZZİN: Cami’ ve mescidlerde namaz vakitlerinde ezan ve kamet vazifelerini ifâ eden zattır.

MÜFTEKİR: Fakir ve muhtac mânasınadır. Zengin iken sonradan fakir düşmüş demek değildir.

MÜFTİ: İftâ masdarındandır. Şer’i mes’eleler hakkında sorulan suallere cevap veren zattır. Osmanlı Devleti’nde ve Türkiye Cumhuriyeti’nde Kaza, Livâ ve Vilâyet merkezlerinde bu iş için müftiler ta’yin edilmiştir. Müftilerin vazifesi yalnız anlatılan hadisenin mahiyetine göre şer’i hükmünü beyandan ibârettir. Hüküm mâhiyeti yoktur. Alakadarlar kabul etmezlerse mahkemeye müracaat ederler.

MÜLK : İnsanın mâlik olduğu şeydir. Ayn, alacak ve menfâate şâmildir.

MÜLK GEDİK: Vakıf olunmayan gedikdir. Bkz. Gedik

MÜLKNÂME: Hükümdar tarafından bir arâzî parçasının şer’i haklarının veya rekâbesinin bir veya bir kaç şahsa temlikini mutazammın olan vesika, ferman demektir.

MÜNÂKALE-İ VAKF: Vâkıfın bir maldan vakfiyeti diğer malına nakil etmesidir ki istibdâl mahiyetindedir. Ancak istibdâl şart edilmiş ise câiz olur; edilmemiş ise olmaz. Meselâ; müteaddîd ev ve dükkânı olan bir kimse evlerinden birini vakf edip te vakfiyede dükkanlarından birinin tarafından istibdâl edilmesini şart ederse evdeki vakfiyyeti istediği dükkana nakl edebilir. Bu takdirde evin vakfiyyet vasfı zail olur. Vakfiyede böyle bir şart edilmemiş ise vâkıf evdeki vakfiyyeti dükkana nakl edemez.

MÜNÂKASA: Eksiltmek, noksanlaştırmak demektir. Hayrî müesseselerin mübayaa edecekleri emtia ve yaptıracakları inşaat ve tamirâtın ihâlesi dolayısiyle tüccar ve müteahhitlerden en az bedel teklif edenin tâyini için yapılan muameleye denir. Mukâbili “müzâyede”dir.

MUNKATIÜL-EVVEL: Başlangıçta meşrut’ün-lehi olmayan vakıfdır. Meselâ: vâkıf vakfının gelirini evladına şart edip te evlâdı olmasa buna munkatıul-evvel vakıf denir.

MUNKATIUL-EVSÂT: Başlangıçta meşrutûn-lehi mevcûd iken bir aralık münkatı’ olan vakıfdır. Meselâ; vâkıf vakfının zürriyetinin erkeklerine şart edip erkek evlad bir müddet vakfın gelirini aldıktan sonra yalnız kız evlâdını terk ederek vefat edip ba’dehu kız evlâdından erkek tevellüd etse bu vakfa muntakıul-evsat denir.

MUNKATIUL-ÂHİR: Başlangıçta meşrutün-lehi bulunduğu halde sonradan bi’l-külliyye münkariz olan vakıfdır.

MURABIT: Düşmanın tecavüzünden memleketi muhafaza için hududlarda ikamet eden asker ve mücâhide denir. Bkz. Ribât.

MÜRİD: Bir mürşide intisap edip te henüz sülûk derecesine vasıl olmıyan dervişdir. Tasavvuf yoluna intisab edip te ilk merhalede bulunan diye de tarif olunur.
MÜRSAD:Bir vakfı tamirden mütevellid borçtur. Şöyle ki, vakıf ta’mire muhtaç olup da ta’mire geliri müsâid olmaz ve ta’mirata kâfi muaccele ile istiscâra talib dahi bulunmazsa bu vakıf ta’mir olunarak ileride vakfa rücu’ etmek şartiyle ahara icar olunabilir. Bu suretle kiracının tamir için malından sarf eylediği para mürsad olmuş olur ki bunu kiracı kira bedelinden mahsub su’retiyle istifâ eder.

MÜRTEZİKA: Vakfın menfaatleri kendilerine şart olunan kimselerdir.

MÜSÂFİR: Sefer maddesindendir. Sefer bir yerden diğer yere gitmek, intikal etmek mftnasındadır. Müsâfir de bu mânadadır. Istılah-ı şer’de, şeriat deyiminde, orta yürüyüşle üç günlük yere gitmek maksâdiyle köy veya kasabasından çıkan kimsedir. Vakfiyelerde müsafir tâbirinden maksâd lûgat mânasındadır.

MÜSAKAT: Bir kimsenin ağaçlarını hasıl olacak hasılat aralarında taksim olunmak şartile bakıp terbiye etmek için yapılan mukaveledir ki bir nevi’ şirkettir. Meselâ; bahçe yâni ağaç sahibi, bir şahsa bu bahçeye bak, ağaçlara bakıp buda, sula, hasılât şu vechile müşterek olsun deyip te o şahıs kabul etse müsakat akdedilmiş olur.

MÜSAKKAF: Sakfı yani tavanı havi binaları müştemil olan müstegaldır. Ev ve mağaza gibi. Çoğulu müsakkafattır.

MUSENNAT: Sınır ve su bendi ve su harklarının kenarlarıdır. Çoğulu müsenneyât’tır.

MÜSTAĞNEN ANH VAKF: Kendisine ihtiyaç kalmayan vakıfdır. Meselâ; bir köy tamamen dağılıp orada cemaatle namaz kılacak kimse kalmasa köyün camii müstağnen-anh olur; yani vücuduna ihtiyaç kalmaz. Bunun gibi bir kasabanın gaz yağı lambalariyle tenvirine ait bir vakıf olup ta sonradan bu kasaba elektrikle tenvir olunsa bu yakfa da ihtiyaç kalmamış olur. Müessesât-ı hayrîyeden bir vakıf böyle müstağnen-anh hale gelirse buna âid varidat selahiyetli makamın re’yi ile vâridatı ihtiyacını korumayan aynı cinsden diğer bir hayrî müeseseye sarf olunur.Müstağnen-anh kalan nefs-i hayrî müesseseye gelince, bunların arsa ve enkazı, bir re’ye göre vâkıfa ve vefat etmiş ise varislerine rücu’ eder. Varisleri yoksa veya ma’lum değilse aynı cinsden başka bir hayır müessesesine sarf olunur. Diğer bir içtihâda göre vakıf ve varislerine rücu’ etmeyip aynı nevi’den bir vakfa verilir. Mesela bir köyün ahalisi dağılıp mescidi bi’l-külliye muattal kalsa enkaz ve arsası vâkıfa veya vârislerine rücu’ eder ve diğer ictihâda göre enkâzı ile yakınında olup mescîdi olmayan bir köyde mescîd yapılır ve arsa da bu mescîde tahsis olunur.

MÜSTEGÂL: Hayrî cihetlerin idâresi için iktiza eden galle ve vâridâtı getirmek üzere vakfedilmiş olan maldır. Çoğulu müstegallât’tır. Bağ, bahçe, han, hamam ve arâzî gibi gayr-i menkûle ve nemalandırılması meşrut paraya ve vakfı adet olan menkûllere ve gedik tâbir olunan lazım aletlere şâmildir. Bir yerde müsakkafat ve müstegallât-ı mevkûfe denerek müstegallât, müsekkafât mukabili zikr olundukta müsakkaf olmayan müstegâl murad olunur.

MUSTAHLAS GEDİK: Başka yere nakl edilmek üzere kadîm mahallinden tahlîs olunduğu halde ahâr mahalle nakl edilemeyen gediktir. Mülkü muhterîk olan gediğe de müstahlâs gedik denir.Bu tâbir gediğin müstekâr olduğu mahallin arsa halinde Olduğunu ima içindir.

MÜSTEHİKKUL KAL’ OLARAK KIYMET: Makluan kıymetten kal’ ücreti tenzîl olunduktan sonra kalan kıymettir. Müstehikkul kal’ olarak kıymet, makluan kıymetten kal’ yâni sökme ücreti mikdarınca az olur.

MÜSTEKÂR GEDİK : Muayyen bir gayr-i menkulde kararı bulunan gediktir. Bkz. Gedik.

MÜSTESNÂ EVKÂF: Evkâf idâresinin mürâkabesi olmaksızın doğrudan doğruya mütevellîler tarafından idare olunan vakıflardır. Eizze ve guzât vakıfları gibi.

MÜŞÂRUN-ALEYH : İlim veya resmî mevkii yüksek olan zatlarda kullanılır. Yüksek ilim ve irfân sahibidir. Müşârün-ileyh yorulmaz bir sa’y ile daima çalışmış ve ömrünü tahsil ve tetebbu’ ile geçirmiştir. Tesniyesinde müşarûn-ileyhim çoğulunda müşârünileyhim denir. Bir veya ikisi kadın olup diğeri erkek ise yine böyledir. Kadın ise miişârün-ileyhâ, tesniyesinde müşârün-ileyhimâ denir. Çoğulu müstâ’mel değildir. Bkz. Mümâileyh, Mezbûr

MÜŞRİF-İ VAKF: Mütevellînin tasarrufatını mürâkabe altında bulundurmak üzere tâyin olunan kimsedir. Buna nazır da denir.

MÜTEFEVVİZ: Tedâvül kabiliyetini haiz müsakkafat ve müstegallât-ı mevkûfede tasarruf hakkını vakıf tarafından telakkî ve tefevvuz eden kimsedir. İcâreteyn ve mukataalı vakıflarda olduğu gibi.

MÜTEKELLİM ALE’L-VAKF: Vakfın müteveflîsi demektir. Mütevellî ve mütevelîi mânasında olan kayyim tâbirinin müraâifidir. Orfümüzde istimaller terkolunmuştur

MÜTEVELLİ:   Vakfın işlerini idare etmek üzere görevlendirilen kişilere verilen addır. Medenî Kanunun idâre uzuvları dediği kimseler mütevellî demektir. Mütevelli tayininde vakfedenin (vâkıf) iradesi esas alınır, iradesinin belirlenemediği durumlarda yetki hâkime geçer. Mütevelli tayini ve azli, mütevellide aranacak şartlar, mütevellinin hak ve vazifeleri gibi konular vakfedenin iradesi ve vakıf senedi ile belirlenir. Mütevellî her hangi bir şahıs olabilir; yeter ki mütevelli olmak için lazım olan vasıfları haiz olsun. Bazı vakıflar, vakıflarının tevliyyetini makamlara şart eylemişlerdir. Bu kabilden olarak Fetva Emini olan zata, şehrin kadısına veya valisine meşrut vakıflar vardır ki bunlara Makama Meşrut Vakıf denir. Vakıflar Kanunu ile bu gibi vakıflar zabt olunmuştur. Bir vakfın mütevellisine o vakfın nezâreti tevcîh olunmaz.

MÜTEVERRÎ: Memnû’ ve haram olan ve günah ve hürmet şüphesi bulunan şeylerden sakınan zattır. Binâ’en-aleyh vâkıf vakfiyesinde inşâ ve vakfettiğim Cami-i şerife müteverri’ bir zat imam tâyin olunsun diye şart eylese Camie tâyin olunacak imam efendi de bu vasıfların vücudu aranmak iktizâ eder. Bittâbi’ bu vasıf o zatın zahir-i haline göre takdir edilir.

MÜTTEKÎ: Haram ve memnû’ olan şeylerden sakınan kimsedir. Müteverri’ ile müttekî arasındaki fark, müteverrinin haram ve memnû’ olan şeylerle beraber hürmet şübhesi bulunan fiil ve hareketlerden de kaçınmasıdır.

MUVAKKİT-HÂNE: Bazı cami’ avlularının bir köşesinde vakit tâyini için yapılan binalardır. Bu binalarda vakit tâyinine yarayan saat, rubu’ tahtası vesâire gibi alât bulunur. Muvakkit tâyin olunan zat sabah ve akşam, saatleri ayarlar ve mühtâc-ı ta’mir olanları ta’mir eder. Gelip geçenler de buradaki saatlere bakarak vakti öğrenir ve saatlerini düzeltirler. Ekseriyyetle muvakkitler hey’et ilmine vakıf zatlardan intihâb olunurdu. Bunlar yukarda zikrolunan hizmetlerle beraber müracaât edenlere hey’et ilmi okuturlardı. Rasadhânemizin kurucusu muhterem alim merhum hoca Fatin Efendi ilk hey’et derslerini İstanbul’da Sultan Selim Cami’ muvakkiti Fatih Ders-i â’mlarından merhum Hüseyin Efendi’den almış nihâyet en büyük hey’et alimi derecesine yükselmiştir. En yakın zamâna kadar medreselerde hey’et ilmi tedris olunur ve müneccimbaşılar buradan yetişen zatlardan intihab olunurdu.

MÜVELLA: Mahalli hakimin bakmasına mâni’ bulunduğu hallerde, hukûkî bir ihtilâfı hal ve fasletmek üzere valiyyül’-emir tarafından tâyin olunan husûsi hakimdir.

MÜZÂRAA: Bir taraftan arâzî diğer tarafdan amel yâni ziraat olmak ve hasılât aralarında kararlaştırdıkları vechile taksim ohınmak üzere yapılan mukaveledir ki bir nevi’ şirkettir. Meselâ; tarla ve tohum bir taraftan, amel ve makine ve öküz diğer taraftan veya tarla bir taraftan, tohum ve amel diğer taraftan veya tarla ve tohum ve öküz ve makine bir taraftan, ve yalnız amel diğer taraftan olmak üzere mukavele yapmak birer şirket-i müzâraadır ve bu her üç nevi’ sahihdir.

MÜZÂYEDE: Ziyâdeleştirmek, artırmak demektir. Vakıf akarların icârı ve hasılatının satılması gibi hususlarda en fazla bedelle talib olana verilmek üzere artırmaya çıkarılması demektir. Mukabili “münâkasa” dır.

NAKİP: Bir cemaatin büyüğü, bir cemaatin işlerine bakan zat tekyelerde şeyh vekili bulunan zat. Nakibü’l-eşrâf, şürefa ve Sadet-i Kirâmın yâni Peygamber (S. A.) sülâlesinden gelen zatlerın umûr ve husûslarına bakmaya resmen memûr olan zatnakibü’l-eşrâf kaymakamı, taşralarda merkezdeki nakibü’l-eşrâf makamına kaim olmak üzere tâyin olunan kimseler.

NAKÎB-İ İMÂRET : Nekâbet maddesindendir. Nekâbet, şereflilik, ululuk manasına gelir. Vakıfda nakib, yardımcı manâsında kullanılmıştır. Buna göre nakîb-i imâret şeyhinin yâni müdirinin yardımcısı ve imâret işlerinin görüp gözeticisi demek olur.

NARH – NARK : Satılık şeyin tâyin olunan bahasıdır. Arapça’da si’r denir. Çoğulu es’ârdır. Es’âr ve tes’îr narh koymak manasındadır.

NAZIR: Görüp gözeten demektir. Vakıf ıstılâhında, mütevellî manâsında kullanıldığı gibi mütevellînin tasarrufatına nezâret etmek üzere, vakıf tarafından veya hakim tarafından tâyin olunan zattır.

NÂZIRI IMARET: bkz. İmâret Nazırı.

NAZIR-I VAKF: Mütevellînin tasarruf ve muâmelelerine nezâret ve bunları mürâkabe altında bulunduran zattır. Bazı memleketlerde nazır mütevellî manasında müsta’meldir. Nazır mütevellînin tasarruf ve muâmelelerine müdâhale etmeyip yalnız bunların vâkıfın şart ve vâkıf ve meşrûtün-lehlerin menfa’âtlerine muvâfık olup olmadığını tetkik eder ve icâbında istişâri mahiyette tavsiyelerde bulunur. Yolsuzluk vuku’unda selâhiyetli mercileri haberdar eder.Bazı vakfiyelerde vâkıflar vakıflarına nâzır tâyin eylemişlerdir.Bir vakfın nâzırına o vakfın tevliyeti ve mütevellîsine o vakfın nezâreti tevcih olunamaz.

NEKKAD-I KENDÜM: İmârethâne ve hastahâne gibi vakıf müesseselerde buğday ayıklayıp temizleyen demektir.

NEKKÂD-I ÜRZ: İmârethâne ve hastahâne gibi hayrî vakıf müesseselerde pirinç ayıklayan demektir.

NEKKAD: Müessesât-ı hayrîyye hademesinden vakt-ü zamanında vazifeleri başına gelip gelmeyenleri noktalayan ve gelmeyenlere tenbihâtta bulunarak devamsızlıkları tesbit eden vazife sahibidir.

NESL: Zürriyet demektir. Erkek ve kız çocukları ve bunların feri’lerini ifâde eder.

NESLEN BA’DE NESLIN: Nesil nesil demektir. Te’bid ifâde eder. Batnen ba’de batnin gibi tertibe delâlet etmez. Meğer ki isti’mâl olunan beldede batnen ba’de batnin manasında müteâref olsun. Meselâ; vâkıf vakfiyesinde bazı emvaâ vakf edip, vakfımın vâridâtı neslen ba’de neslin evlâd ve evlâd-ı evlâdıma verilen ve ba’del’inkırâz furakaya sarf oluna diye şart etse her hangi batında olursa olsunlar vakfın vâridâtı mütesâviyen onlara verilir.

NEZARET : Lûgatte bakmak demektir. İstılahda görüp gözetmek, mürâkabe etmek manasındadır.

NIKZ-I VAKF: Vakfın enkazıdr ki asl-ı vakıfdandır.

NİZÂMLI GEDİK: Sultan Mahmud haremeyn icâreteynli vakıf gedikleridir ki te’min-i deyn etmeleri nizâm iktizâsından olduğundan bu gibi gediklere nizâmlı gedik denmiştir.

NUKÛD-I MEVKÛFE: Vakfolunan paralardır. Vakf olunacak malın akar olması icâb ettiği halde örf ve teâmüle binâen para vakfı da tecviz olunmuştur. Meselâ, bir kimse 10.000 lira vakf edip bu para ahâra ikrâz edilerek nemâsı ile… mekteb talebesinden fakir olanlara senede birer kat elbise yaptırılmasını şart eylese bu vakıf nukûd vakfı olur.

NÜZÛL ANİL-VAZÎFE: Mütevellî, câbi gibi cihet sahiblerinin başkalarına tevcîh edilmek üzere üzerlerindeki cihetten vaz geçmeleridir.

ÖRF: İyi adet manâsındadır. İşde de, sözde de kullanılır. Adet iyi ve kötü olabilir; fakat örf daima iyi olan iş ve sözdür.

ÖRF-İ BELDE GEDİĞİ: Yerden bir nevi’ daimi intifa’ hakkıdır. Şöyle ki İzmir ve Manisa ve Bursa gibi şehir ve kasabalar dahilinde bazı mülk arsalar üzerinde bina yapmak ve ağaç dikmek ve bunların o yerde kalması mukabilinde arsa sahiplerine seneden seneye muayyen bir ücret vermek üzere ihdas edilen intifa’ hakkına örf-i belde gediği denmiştir. Bu hak tapu dairelerinde de kabul olunarak bina ve ağaçlar ayrı ve yerleri, sahipleri namına ayrı olarak kayd olunmuş, yer kiralı ve bazılarında …nın örf-i beldesinden işareti konulmuştur. Meselâ; ilk mukavele yapan arsa sahibi Hasan Ağa namında bir şahıs ise Hasan Ağa’nın örf-i beldesinden denmiştir. Bu yerlerde tasarruf hakkı bina ve ağaç sahiplerine aittir. Arsa sahibleri yalnız tâyin olunan ücreti isteyebilir hatta bu ücreti artıramazlar.

PAFTOS GEDİĞİ: Şehir ve kasaba haricindeki bazı arziden diami surette intifa’ hakkıdır. Şöyle ki; İzmir ve Manisa ve Bursa gibi şehir ve kasabalar haricinde bazı arâzî üzerine bina yapmak ve ağaç ve bağ dikmek ve bunların lâ nihâye durması mukabilinde yer sahiplerine her sene muayyen bir ücret vermek üzere ihdâs olunan intifa’ hakkıdır. Bu haklar da tapuya kayd olunarak bina ve ağaç, bunları meydana getirenler ve yerleri sahipleri namına kayd olunmuş ve bu hakka paftos gediği denmiştir.
Bir tevhîd-i ictihâd kararında bu yerler ağaç ve gürum zâil olduğu takdirde sahiplerine veya varislerine rücu’ edeceğine karar verilmiştir. Bu gedikler hakkında (Mukarrerât-ı Samiye ve Adliye) adlı eserin üçüncü kısmının 61 inci sahifesinde münderic nizamnâmede bu gedikler hakkında tafsilât vardır. Bu gediklere dair tam bir fikir edinmek için nizamnâmenin bunlara müte’allik fıkrasını aynen nakledelim.
(Mülk arsalar üzerinde ashâbı tarafından örf-i belde namiyle vaz’ olunmuş gedikler tasarrufudur ki yerleri hakikaten arz sahiplerinin mülkleri olmakla gedik sahipleri senevî takdir olunan icâresi her ne ise onu verip olvechile bina ve eşcârı için hakk-ı karara mâlik olmuştur. Bunların yerlerinin bey’i mahkemede ve binaların ferağı yer mutasarrıfları huzurunda icrâ ve gedik için yüzde beş harc-ı ferağ ve yüzde iki buçuk harc-i intikal yer mutasarrıfları tarafından ahz-ü istifâ ve senedi onlar tarafından it’a kılınır. Yer mutasarrıflarının bu imtiyâzı çünkü bunlar binanın hal’i ile bina masraflarını yerlerinden ihrâç ve ahâra icâre veyahut bil’ibka tezyîd-i icâre gibi mülkiyyet hukukîyle keyfe ma-yeşa, mutasarrıf ve hasbe’ş-şart muktedir olamamalarına ve icâre-i mukarrere esâsen cüz’i bir şey olduğundan bu tahsisâtla ecr-i misli tekmil etmiş olacaklarına ma’tuf olarak bir kaide-i kadîme bulunmuştur. Binâen-aleyh işbu binaların bey’ ve hibeleri yer sahiplerinin temessükleriyle icrâ oluna gelip vefat vukuunda vereseye, verese olmadığı surette Beytül-mâle kalır. Bunlarda mahlül kalmak kaidesi cari değildir.) (Dipnot: Ferağ ve intikal harçlarının yer sahiplerine verilmesi hakkındaki kaideyi kadime kanun hükümlerine muhalif olduğundan, 329 tarihinde terk olunarak diğer ferağ ve intikal harçları misillu muameleye tabi’ tutulmuştur.)
Bu nizamnâmenin hatemesinde de şöyle denilmektedir. (Karşıyaka gibi İzmîr’in havalisinde ba’zı arâzi-i emîrîyye ve mevkûfe mutasarrıfları bu yerlerini bina ve bağ yapmak ve eşcâr gars etmek üzere senevî bir icâre takdiriyle ahâra icâr etmiş olduklarından bu veçhile gedik i’tibar olunanların kaffe-i ahkâm ve şerâ’it ve muamelâtta yer ve binası vakf olupta mülk olarak gedik vaz’ olunan akarât ile mülk arsalar üzerinde gedik i’tibarı verilen müstegallâttan hiç bir farkı yoksa da haric-i şehirde oldukları için bunlara paftos ve dahil-i şehirde olanlara gedik namı verilmiştir.

RAVZA-İ MUTAHHARA: Ravza bahçe demektir. Çoğulunda riyâz denir. Ravza-i mutahhara Nebiyy-i zişân Efendimizin Medine-i Münevvere’deki Merkad-i Mübârekeleridir.

REHN-İ KAVİ: Kıymeti borç mikdarı veya daha az olan ve medyunun temerrüdü halinde kıymeti borcu ifaya kâfi olan rehindir. İster menkul isterse gayr-i menkul olsun.

RAKABE: Aslında boyun demektir. Bir şey’in zatına ve maddi vücuduna da rakabe denir.

RAKABE ETMEK: Bir vakfın gallesini “gelirini” vakfın aslına ilave etmektir.

REŞİD: Umûr ve mesâliha vâkıf olup şer’ ve aklın hilâfına malını sarf ve israfdan çekinen kimsedir.

REY’İ VAKF: Rey’ ziyâde ve nemâ demektir. Bu mülâhaza ile vakfın galle ve varidâtına rey’i vakf denir.

RİBAT: Bağlamak mânasında olan rabt maddesinden isimdir. Bağ demektir ve müfâale babından mürabata gibi mastardır. Sınır ve derbentlerde düşmanın tecavüzünden memleketi muhafaza için hazır ve amâde olmak mânasındadır. Bu münasebetle hudûd ve derbentlerdeki asker ve mücâhidlerin ikâmet ettikleri kışla ve tekyelere ribat denmiştir. Bir de at sürüsüne ribat denir.

RİBH: Ticaretten hasıl olan kazanç, faidedir. Paranın faizine de ribh denir.

RIBH-İ MÜLZEM: Hukukî bir muamele ile borç haline getirilen ribh(faiz) demektir.

RITL: Yüzotuz dirhemdir. Kamus’un beyanına göre iki nevi’ rıtl vardır. Biri Şami, diğeri Bağdadi, Şami rıtl 480 dirhem ve Bağdadi rıtl 128 dirhem ve bir dirhemin yedi cüzde dört cüzüdür. Bazı beldeler ahalisi orta vücutlu bir adamın iki avcu dolusu zahire istiab eden ölçüye rıtl derler ki bu da 128 küsur dirhemdir. Hicazda isti’mâl daha muhteliftir. Trablusgarpte rıtl yerine cerre istimal olunur. Her cerre altı gıraf ve her gıraf 560 dirhemdir.

RUSÛM: Resmin çoğuludur. Resim, malî ıstılahta, vergi manasındadır.

RUSÛM-I ÖRFÎYYE : Şer’i resimler gibi olmayıp hükümdar tarafrndan alınması emr olunan veya istifası örf ve adet cümlesinden olan resimlerdir. Çift bozan akçesi gibi.

RUSÛM-I ŞER’İYYE: Rüsüm, resmin çoğuludur. A’şar gibi şer’an alınması câiz olan resimlere Rüsüm-ı Şer’iyye denir.

RÜŞD: Salâh ve hüsnü tasarrufdan ibarettir.

SADAKA: Sevap için ivazsız olarak fakirlere temlik olunan maldır. Hizmet mukabili olmayarak fukaraya verilen mallar da sadaka kabilindendir. İvazsız olarak zenginlere verilen mala hibe ve hediye denir.

SADAKA-İ MEVKÛFE: Vakıf tasarrufu için kullanılan sarih lafızlardandır. Vakfettim, habs eyledim gibi.Sadaka-i mevkûfe kıldım da denebilir ve bu sözle de vakıf vücud bulur.

SADAKA-İ MÜEBBEDE: Sadak-i mevkûfe gibi elfâz-ı vakıfdandır.

SADRİ – SADRİYE: Lûgatte bir çok mânalara gelen ve bu meyânda göğüs mânasına olan sadr’dan nisbet sigasıdır. Çocuk babaya nisbetinde sulbî, sulbiye diye ifade olunduğu gibi. Anaya nisbetinde sadri ve sadriye diye ifade olunur. Meselâ, Sulbi oğlum ve sulbiye kızım ve kadın ise sadri oğlum ve sadriye kızım denir. Nisbetin vechi sulb ve sadr tenâsül cihazının mahalli olmak münasebetiyledir.

SAKK: Farsça çek kelimesinden Arabça’ya alınmıştır. Vurmak mânasındadır ve yazılı şeye denir. Istılâhda hakim tarafından tanzim olunan i’lam ve hüccetlere denir. Bundan bahs eden ilme ilm-i sakk denmektedir. Bundan başka sakk; halk arasında alınıp verilen senet ve vesikalara ve bunların lâfız ve ibâresine denir. Müfad ve mânasına da sebk denir. Çoğulu sükük dur. Bkz. Sebk.

SALİH: Sü-i hal ile marûf olmayan müstakim, afif ve iyiliği kötülüğüne galib olan kimsedir. Çoğulunda sulehâ denir. Vâkıf bir ciheti sulehadan bir kimseye şart etmiş ise ancak bu vasıfları haiz olanı kasd etmiş demek olur.

SAN’AT – SINÂAT: Her ikisi de sun’ veya san’ masdarından müştakdır. Sun; güzel işlemek mânasındadır. Amelden ehasdır. Her sun’ ameldir; fakat her amel sun’ değildir. Çünkü amel iyi ve kötü fi’le denir. Şu halde san’at iyi iş demek olur. Sınâate gelince, sınâat mümârese ve rüsuh ile hasıl olan hırfet demektir. Bu kabil işlere de hırfet denebilirse de buna sınâat denmek daha yerinde olur. San’at ve sınâat ayn-ı mânadadır. Fakat Külliyât-ı Ebü’l-Beka’da san’at mahsusâtta ve sınâat mahsusâtın gayrinde isti’mâl olunduğu beyân olunmuştur.

SANDÜKİ: Veznedâr demektir.

SEBET: Delil ve hüccet demektir. Sened ve sebet-i yok denir ki delil ve hücceti yok demektir.

SEBK: Lûgâtte altın ve gümüş nev’inden olan madenleri kalıba süzmek mânasındadır. Sakk, ıstılâhında i’lâm ve hüccet gibi vesikaların mazmununa sebk, lâfız ve ibârelerine sakk denirdi. Güyâ altın ve gümüş gibi olan meâni, kalıp mesâbesinden olan lâfız ve ibârelere süzülmüştür. Bunda meaniyi altın ve gümüşe ve lafız ve ibâreleri kalıba teşbih vardır. Vaktiyle şer’i i’lâm hüccetleri temyizen tetkîk eden meşihât-i islâmiyyede mün’akid fetvahâne-i alîde bir i’lâmı nakzederken “mührü mutâbık ise de cihetle sebki noksan ve halelden hali değildir” diye bozarlardı. Hakimin mührü dairedeki tatbik mührüne mutâbık ve i’lâmın tarz-ı inşâsı halelden ârî ise de mündericâtında esâs hükümlere ve usûlü mahkemeye riâyet olunmamış demektir.

SENED: Lûgatte itimâd ve istinâd olunan şey manasındadır. Örfen gerek hariçte ve gerek hakim huzurunda akid ve ikrâr gibi muamelelere dair yazılan vesikalara denir. Borç senedi, satış senedi hibe senedi gibi. Kezalik hakim tarafından yazılan i’lâm ve hüccetlere denir ki senedât-ı şer’iyye tâbiri bu ma’nadadır. Senedât çoğuludur.

SEVAB: Allahın rahmet ve mağfiretine ve Peygamberin şefaâtine vesile olan amel veya amelin mükâfatıdır.

SEYYİB: Meşru’ veya gayr-i meşru’ bir surette erkekle mukarenet eden kadındır. Gerek kocası olsun gerek olmasın. Vakfiyelerde geçen seyyib tâbiri bu vechile tefsir ve i’mâl olunur.

SILA: İhsân ve eyilik demektir. Vakıflardan hizmet mukabili olmayarak bahş edilen menfaâtler sıla kabilindendir.

SILA-İ RAHİM: Ziyâret veya mektupla hal ve hatır sormak veyahut maddeten yardım etmek gibi bir suretle akrabaya iyilik ve ikrâmda bulunmaktır.

SİCİL: Aslında mahkemede vekayi’, uhûd ve ahkâm gibi hususlar kayd olunan büyük deftere denir. Sonraları i’lam ve hüccetlerin kaydına mahsus defter için de örf olmuştur. Zamanımızda tapu ve nüfus defterleri gibi bazı mücelledâta da sicil denmektedir. Tapu sicili, nüfus sicili, ticâret sicili gibi.

SİKAYE – SÜKAYE: İnsan ve hayvanların su içmeleri için vakf olunan kuyu, çeşme, havuz gibi yer demektir. Mekke-i Mükerreme’de hacılara zemzem dağıtılmasına sikâyet hizmeti ve bu hizmeti gören kimseye de Ka’be Sakası denir.

SİRDÂB: Yazın sıcak vakitlerde serinlemek için yer altında ittihâz olunan mahzen gibi yere denir. İzbe tâbir olunur. Farsça serdâb kelimesinden, sin’in üstünü esre’ye tahvîl olunarak Arapça’ya alınmıştır. Aslında su soğutulmak için ittihâz olunmuş yerler iken sıcak günlerde serinlemek için oturulması dolayısiyle muntazam ve geniş şekillerde yapılmak adet olmuştur.

SOFA: Soffe kelimesinin tahrif edilmiş şeklidir. Evlerde oda kapılarının açıldığı boşluğa ve sed ve seki gibi yüksekçe yerlere denir ve bir de sofa, çeşme ve türbelerin iki yanlarında ve kabristanlarda etrafı sed ile çevrilen boş yerlere ve âile makberlerine denir. Vakfiyelerde tesâdüf edilen sofa tâbirleri ekseriya bu mânalardadır.

SULBİ – SULBİYYE: Bir kimsenin sulbünden hasıl olma oğlu ve kızıdır. Babaya nisbette kullanılır. Bkz. Sadri-sadriye.

SULTAN: Hükümdar demektir. Nim veya tam müstakil olabilir.

SURRE: Para kesesi demektir. Osmanlı Devleti’nde Hilâfet makamından her sene Haremeyn yâni Mekke, Medine fukarâ ve ulemâsına gönderilen paraya da surre denirdi ki merâsimle bir zatın muhâfazasında sevk olunurdu. Bu merâsime (Surre Alayı) ve mahalline götürmeğe me’mur olan zata da (Surre Emini) denirdi. Bir de Surre Naibi bulunurdu.

SÜFUR: Sefr’in çoğuludur. Daha bazı mânalara gelen sefr, devletlerin hudutlarına denir ki buralarda şekâvet, hırsızlık ve kaçakçılık gibi hallere ruhsatsız içerden dışarıya ve dışardan içeriye girip çıkmaya mani’ olmak üzere karakollar bırakılır. Bunlara hudût karakolları denmektedir. Bir de sefr, eşkiyânın geçit mahallerine ıtlâk olunur ve lüzumu halinde buralara da karakollar ikame olunur.

SÜRE: Kur’an-ı Kerim’in muhtevî olduğu 114 kısmın her birine denir.

ŞEÂİR-İ VAKF: Bulunmamaları vakfın muattaliyyetini intâc eden hayrât hademeleri ile diğer ihtiyaçlardır. Mescîde göre imâm, hatîb, müezzin ve tenvirât; hastahâneye göre doktor, hasta bakım ve hastahânenin idâresi için icâb eden âlât, edevât ve ilâçlar vesairedir.

ŞEHİD: Allah yolunda ölen kimsedir ki fıkıh ıstılâhında dünveyi ve uhrevi hüküm bakımından hakikî ve hükmî olmak üzere iki kısımdır. Harb meydanında ölen veya asiler ve yol kesenler tarafından öldürülen veya harb meydanında ölü olarak bulunup ta vücûdunda eser-i cerh olanlar hakikî şehidlerdir. Suda boğulan, ateşde yanan ve gurbette vefât eden ve arz hareketi esnasında enkaz veya toprak altında kalıp ölen ve Kolera ve Veba’da ve doğum esnasında veya sonra müddet-i nifasda ve zatül-cenb gibi hastalıklar sonunda ve ilim yolunda ahirete intikal edenler, hükmen şehiddirler. Yâni hirette şehid sevâbına nail olurlar. Bunların hükümleri fıkıh kitaplarında tafsiltâtiyle beyân olunmuştur.

ŞERÂİT-İ İSTİBDÂL: İstabdâl sahih olmak için vücudu lazım olan kayd ve şartlardır. Vakıf akarın intifâ’ edilemez bir hale gelmesi veya vâridâtı masrafını korumaması, hâkimin izni ve hükümdarın müsaâdesi ve bedel olarak alınacak akarın mahâl ve mevkiinin vakıf akarın mahâl ve mevkiinden şeref ve rağbetce dün olmaması ve nakd ile istibdâlde gabin bulunmaması gibi hususlardır. Zarûret ve hakimin izni gibi şartlar istibdâli meşrut olmıaan vakıfların istibdâlinde aranır. Vâkıf tarafından istibdâl şart edilmiş ise bu gibi şartlar aranmaz; ancak zarurete mebni yapılacak istibdâlde olduğu gibi meşrut istibdâlde de gabn-i fahiş olmamak ve müstebdelin mevkii müstebdelün-bihin mahal ve mevkiinden şeref ve rağbetce dün bulunmamak şarttır.

ŞERÂİT-İ VAKF: Vâkıfın vakfına müteallik arzularını ifâde eden beyanlardır. Vâkıfın şartları vakfettiği malların sûret-i idaresine, varidâtın suret-i tahsisine ve vakfını kimlerin idâre edeceklerine tealluk eder. Meselâ; bir kimse müteaddid gayr-i menkul vakfederek bunlar icâre-i vâhide ile icâr edilerek hasıl olan mebaliğden… liranın… camiin imamına… ve… liranın.. camiin hatibine ve.. liranın her iki camiin sair ihtiyaçlarına ve fazla kalan mikdarın batnen ba’de batnin evlâdına verilmesini ve vakfının hayatta oldukca kendisi ve vefatından sonra ekber ve aslâh evlâdı tarafından idâre olunmasını takrir ve beyan ile vakfının idâre suretine ve gelirin sarf suretine ve tevlîyetin kimin tarafından idâre olunacağına müteallik arzularını ifade etmiş olur. Bunlara mümasil diğer muhtelif şartlar da der-meyân olunabilir. Vâkıfın, şer’a ve vakfın mahiyet ve hükmüne muvafık olan şartlariyle amel olunmak iktizâ eder.

ŞEYH-İ İMÂRET: İmâreti idâre ve müsâfirleri ağırlayıp ve fakir ve muhtacları kabul ile ikrâm eden zattır.

ŞEYHÜ’L – İSLÂM: Bidâyette halk arasında tahaddüs eden münzaa ve ihtilâfları ilmen halle muktedir, fazl ve ilmiyle müştehir en yüksek zevata verilen bir unvan iken sonraları resmiyet iktisab ederek Müfti ve Kadıların ve Tarik-ı ilmiyyenin mercii olmak üzere padişah tarafından iftâ makamına tâyin olunan zata ıtlak ve tahsis olunmuştur.
Osmanlılar’da Ikinci Sultan Murad devrinde ilk evvel Şeyhü’l-islâm olan Mehmed Şemsüddin-i Fenâri Efendi’dir. Bu makama çok büyük ve fazilet sahibi alimler getirilmiştir. En meşhurları Şemsüddin-i Fenâri, Molla Hüsrev Mehmet Efendi, Molla Gürani, İbn-i Kemal Ahmed Şemsüddin Efendi, İbnüs Su’ud, Hoca Sa’düddin Efendi, Yahya Efendi’lerdir. 124 Şeyhü’l-islâmm hal tercemeleriyle el yazılı cevab ve imzalarını taşıyan fetvâları 1334 tarihinde Matbaa-i Âmire’de tab’olunan İlmiyye Salnâmesi’nde mündericdir.

ŞİFÂ-İ ŞERİF: Hazreti Peygamber Efendimiz’in ahvâl ve ahlâk-i celilelerini beyân ve tavsif için te’lif kılınan meşhûr eserdir ki müellifi hicri 526 tarihinde vefat eden Ebül-fazi Kaadi İyâz bin Musa nâm zattır. Esere dair bir çok şerhler yazılmıştır. En meşhûru Aliyyü’l-kaarinin iki ciltten ve Omerü-arâzînin dört ciltten ibaret olan şerhleridir. Bazı vakfiyelerde bu eserin okunması ve medreselerde tedrîs olunması şart kılınmıştır.

ŞURÛT-I VAKF: Bkz. Şerâit-i vakf.

TABBÂH: Pişirmek manâsında olan tabh masdarındandır. Hastahâne, İmâret ve Tekye gibi müesseselerde yemek pişirip hazırlayana ıtlak olunur.

TAHSÎSÂT: Tahsîsin çoğuludur. Tahsîs lûgatte bir şey’i yalnız bir husûsa hasr ve tâyin eylemek demektir.

TAHSÎSÂT KABİLİNDEN VAKF: Arâzi-i emîrîyyeden iken irâsdi (Bak. İrsadî vakıf) bir şekilde vakf edilmiş olan yerlerdir ki üç kısımdır.1-) Rekabe ve tasarruf hakkı hazinede kalarak yalnız mîrî menfaâtleri (a’şar ve rusûm) hükümdar tarafından bir cihete vakf ve tahsis olunan yerlerdir. 2-) Rekabe mîrî nıenfaatleri hazinede kalarak yalnız tasarruf hakkı hükümdar tarafından bir cihete tahsis olunan yerlerdir.3-) Rekabesi hazinede kalarak hem tasarruf hakları hem de mîrî menfaatları bir cihete tahsîs olunan yerlerdir. Bkz. Tahsis-i Sahih, Tahsis-i Gayr-i Sahih.

TAHSİS-İ GAYR-İ SAHİH: Hazineye ait bir kısım vâridâtı hazinede istihkâkı olmayan bir cihete tahsisdir. Buna irsâd-ı gayr-i sahih de denir. Bu nevi’ tahsislerin ibtali cizdir.

TAHSİS-İ SAHİH: Hazineye ait bir kısım varidatı hazinenin masraflarından olan bir cihete tahsisdir. Hükümdar tarafından doğrudan doğruya veya onun izniyle başkaları tarafından yapılabilir. Bu kabil tahsislerin iptali caiz değildir. Yalnız buna mukabil hazineden maaş ve tahsisat tayin olunarak tebdil olunabilir.

TAPU: Türkçe olup itaat ve inkiyad manasındadır. İstilâhda, arâzînin tefvizi mukabilinde peşin alınan paraya ve me’mur tarafından verilen senede ıtlak olunur. Bâ tapu tasarruf olunan tâbiri tefviz suretiyle ve senedle tasarruf olunan demektir. Arâzînin âhara tefvizine ve suret-i iktisab ve tasarrufu mübeyyin sened i’tasına memur olanlara tapu memuru denir.

TA’VİZ BEDELİ: Ta’viz karşılık ve bir şeyin mukabili demektir. Vakıf ıstılahında, mukataalı ve icâreteynhi gayri menkullerin, mutasarrıflarına temliki mukabilinde alınacak bedele ıtlak olunur.
2762 sayılı Vakıflar Kanunu’nun dördüncü bâbı ile tanzim olunan hükümlere göre vakıf gayri menkullerin mükataaya ve icâretyne bağlanması men’ olunmuş ve kanunun neşrî zamanında mevcud mukataalı topraklarla icâreteyinli gayri menkullerin mülkiyetleri bir senelik mukataa ve icâre-i müeccelelerinin yirmi misline muâdi1 bir ivaz karşılığında bu arâzî ve ebniyyenin mülkiyetleri mutasarrıfları namına tapuya tescîl olunarak vakıfla alakaları kesilmiştir.

TEÂMÜL: İsti’mali çok olandır. Adet mürâdifidir. Meselâ; şu nevi’ menkullerin vakfı müteameldir denir ki nâs arasında bunları vakf etmek adettir demektir.

TEBERRU: İ’tası vâcib olmayan bir şeyi diğer bir kimseye terk ve ihsan etmektir, hibe, sadaka, hediyye ve ibhâya şâmildir.

TEBZİR: İnsan malını yerinin gayride sarf etmektir. Lüzum mikdarından fazla sarfa israf denir. Tebzir ile israf arasında fark tebzir, yersiz ve israf, mikdardan fazla sarfdır. Bkz. İsraf.

TEFTİŞ MAKAMI: Medenî kanunda idare uzuvlarının yâni mütevellilerin idare ve muamelelerini mürakabe ve bazı hallerde tesis işlerini tanzim ve lazım gelen tedbirleri ittihaz eden rnakamdır ki tesis gayesine göre devlet, vilâyet ve belediye ve köyden hangisine ait ise onun teftişine tâbidir.Bir tesis müteaddîd şahsiyet-i hükmîyyeye “hükmî şahsiyete” taalluk ediyorsa teftişi hangisinin yapacağı kanunda gösterilmemiş olduğu gibi devlet, vilâyet ve belediye ve köye müteallik vakıflarda bu vazifenin hangi memur veya teşekkül tarafından ifa olunacağı tâyin olunmamıştır.

TEFVİZ: Lûgatte, bir kimsenin işini birine havâle ve tevdi’ etmek mânasındadır. Arâzî ıstılahında mîrî arâzînin tasarruf hakkının müzayede veya takdir-i bedelle bir şahsa ihâle ve terkinden ibarettir.

TEMESSÜK: Mesk maddesindendir. Sıkıca hıfz etmek ve sığınmak mânasınadır. Hıfz ve istinad edilmek münasebetiyle senetlere temesük denir. El-yevm ekser köylerimizde alım ve satım, ödünç para alıp verme gibi muamelelere dair alınıp verilen senetlere temessük denir. Bundan başka vaktiyle evkâf memurları ve mütevellîler tarafından vakıf yerlerin tasarrufuna dair verilen vesikalara temassük denildiği gibi mîrî arâzîde feraağ ve mahlülat vukuunda sahib-i arz “arâzî sahibi” i’tibar olunan timar ve zeamet eshabı ve bir aralık mültezîm muhassıllar tarafından verilen tasarruf vesikalarına da temessük denirdi.

TEMETTU’: Kar ve kazanç demektir. Akarât-ı mevkûfenin icârı ve hasılatının satılması suretiyle temin ve ahâra ikraz olunan vakıf paraların nemâsından elde edilen kar ve menfaate ıtlak olunur.

TESBİL: Vakf etmek mânasındadır.

TESCİL: Bir i’lam veya hüccetin mahkeme sicil defterine ve resmiyet verilmek istenilen bir şeyin mahsus defterine kaydına tescîl denir.Vakfın lüzumuyla hükme de tescîl denir. Meselâ, bir kimse bır malını vakf edip tâyin eylediği mütevellîye teslim ettikten sonra vakfından dönerek mütevellîden geri almak isteyip te bil-muhâkeme hakim vakfın lüzumuna hükmetse buna vakfın tecîli denir.

TESCİLİ İSTİBDAL: Feshi kabil ve bozulmamak için istibdalin sıhhat ve lüzumu ile hükm etmektir.

TESCÎL-İ VAKF: Hakimin bir vakfın lüzumiyle hükmetmesidir. Bkz. Tescîl.

TE’SİS İDÂRE UZVU: Medenî Kanunda tesis yâni vakfı idâre ve temsil eden kimsedir. Bir veya müteaddid olabilir. Bunları vâkıf tâyin eder; etmemiş olursa teftiş makamı tâyin eyler.

TEVKİ’-TEVKİİ: Tevki’; tefsil vezninde bir şeyi meydana getirmek mânasındadır Istılahda vesâika konan nişana ıtlak olunur. Aslında masdardır. Sonra berat ve evâmir-i Sultaniyyeye vaz ve keşîde kılınan padişah nişânesine ıtlak olunmuştur. Tesire medâr olduğu için hatt-ı hümâyun “padişah hattı” ve tuğra ve sahh-ı vüzera ve hüccetlere yazılan hakimlerin imzası gibi “kaamus tercemesi” ferman ve beratlara tevki’ denilen nişâne-i padişahiyi çeken me’mûra (tevkii) “Tevkii Efendi” denir. Müvekki-i sadr-ı kitab, kitabın balâsını imza eden demektir.

TEVSİ-İ İNTİKALLİ GEDİK: Resmi verilip intikalî tevsi’ olunan ve bu suretle mutasarrıflarının muayyen mirascılarına intikal eden icâreteynli vakıf gediklerdir.

TİLÂVET: Kur’an-ı Kerim okumak demektir. Bir kavle göre her kelamı okumağa tilâvet denir. Kırâet eamdır. Her kelâmı okumağa kıraet denir.

TULÛ-I GALLE: Vakıf gelirinin husule gelmesi demektir ki vakfına göre tebeddül eder. Şöyle ki mezrûattan olan gallenin tulûu, ekilen şeylerin yetişip tane bağlaması veya intifa edilir bir hale gelmesi ve semerelerden ibâret olan gallenin tulûu, meyvelerin yetişip âfetten emin bir dereceye gelmesi ile ve icâre bedellerinden ibâret olan gallenin tulûu taksit zamanlarının hulûliyle vuku’ bulur.

UHT: Kız kardeş manasındadır. Çoğulu ehavâtdır ki kız kardeşler demektir. Baba ana bir kız kardeş olursa uht li-ebeveyn, baba bir olursa uht lieb, ana bir kız kardeş olursa uht li-üm kelimeleriyle ifade olunur.

UKBÂ: İsimdir. Bir işe terettüb eden ceza demektir. Dünyadaki amellerin mükâfat ve mücâzât mahalleri olduğu için alem-i âhirete alem-i ukbâ, dâr-ı ukbâ denir. Ceza âlemi demektir. Mukabili dâr-ı dünyadır.

UKIYYE-VUKIYYE : Arapca 400 dirhemdir. Ekseri eski vakfiyelerde, atîk kanun ve nizâmlarda vukıyye tarzında kullanılmıştır.

UMÛR-I HAYRİYYE: Umûr emrin, çoğuludur. Emir iş ve umûr-ı hayrîyye fâide ve hayırlı işler demekdir.

UMÛR-I TEVLİYYET: Vakfa ait olup mütevellî tarafından görülmesi iktizâ eden işlerdir. Vakfın malını muhafaza, hüsnü idâre, tamire muhtaç olan musakkafatını tamir, vakfın vâridâtını vâkıfın şartı mucibince sarf, vakıf mallara hariçten vuku’ bulacak tecâvüzü men’ ve icâbı halinde vakfın leh ve aleyhinde dava ve muayyen müddetlerde alakalı makamlara hesab verme mütevellîye ait vazifelerdendir.

ÜCRET-İ MÜECCELE: Te’cîl olunmuş ücret demektir. Ücreti muaccele mukabili ve icâre-i müeccele (müradifi) eşanlamlısıdır. Bkz. İcâre-i muaccele, İcâre-i müeccele.

ÜNSA: Dişi demektir. Çoğulu inâs’tır. Vakfiyelerde evlâd-ı zükûr ve evlâd-ı inâs, evlâd-ı evlâd-ı zükûr ve evlâd-ı evlâd-ı inâs tâbirlerine çokça tesâdüf olunur. Lisan kaidelerine göre bunların doğru tefsir edilmesi ve anlaşılması lazımdır. Lisan kaideleri bilinmediğinden vâkıfların maksat ve lisan kaidelerine aykırı yorum yapılmaktadır. Bkz. Evlâd-ı evlâd-ı zükûr.

ÜSRÛBİ: Kurşuncu demektir. Farsça üsrûb ve sürb kurşun demektir. Üsrûbî, vakıf binalar ve kubbeler için lâzım olan kurşunları döküp hazırlayandır.

VÂİZ: Cami ve mescidlerde hazır olan cemate islâmi mevzûular üzerinde izâhatla va’z-u nasihatte bulunan zattır. Va’iz cemiyette en lüzumlu bir vazifedir. Her müslimin okuyup dini hükümleri öğrenmesi farz ise de okutulmayanlar ve okumayanlar ve okuyanların da bilmedikleri olabilir. Dünya ve ahiret saâdeti ise bilgiye ve dînî hükümlere riâyete mütevakkıfdır. Vaiz İslâmiyetin hükümleri ile beraber zamâna göre nasıl hareket edilmesi lazım geldiğini izâhla nasihatte bulunur. Bu cihetle mev’iza islâmi bir vecibedir. Bütün İslâm Devletleri ve İslâm âlimleri tarafından va’z ve nasihate büyük ehemmiyet verilegelmiştir.

VÂKIF: Vakıf yapan kimsedir. Bkz. Vakf

VAKF: Menâfii insanlara ait olur vechile bir aynı Allah’ın mülkü hükmünde olmak üzere temlik ve temellükten habs ve men etmektir. Vakıf yapan kimseye vâkıf; ve vakf edilen ayn’a mevkûf ve vakfın menfaati kendilerine tahsis. ve şart olunan cihete meşrutün-leh ve mevkûfuıı-aleyh denir. Meselâ; bir han vakf ve gallesi ve geliri fakirlere (yoksullara) tahsis edilse bu hana mevkûf ve fukaraya meşrûtun-leh ve mevkûfun-aleyh denir.

VAKIF AKAAR: Gelir getiren vakıf, gayr-i menkul demektir. Cami, medrese, hastahâne vesâire gibi müessesâtı hayrîyyenin (hayır müesseselerinin) görüp gözetilmesi, tamir ve termîmi ve icâbında tevsi’ ve yeniden inşâsı suretiyle ihyâsı için lüzumlu masrafları temin zımnında vakfolunan han, hamam, bağ, bahçe gibi varidât temin eden gayri menkule denir.

VAKFA HİYANET: Mütevellinin vakıf hakkında câiz olmayan bir harekette bulunmasıdır.Vakfın bir akaarını zaruret yokken bilerek ecr-i mislinden fahiş noksanla kiralamak, vakıf akaarın kendi mülkü olduğunu iddia edip isbat ‘ edememek, vakfın gallesini vâkıfın şartı hilâfına sarf ve istihlâk etmek, vakfın imâr ve muhâfazasında ihmâl ile vakfa zarar vermek gibi şeylerdir.

VAKF-I EHLİ: Evlâd, evlâd-ı evlâd, akraba, ensâb vesâir eşhâsa âit vakıflardır. Mukabili hayrî vakıfdır ki cami, mescid, mekteb, medrese, hastane, kütübhâne, fakirlere meşrut ve benzeri vakıflar hayrî vakıftır.

VAKF-I FUZÛLÎ: Bir kimsenin mâlik olmadığı bir şeyi sahibinin izni olmaksızın bir cihete akf etmesidir ki mâlikinin icâzetine mevkûf olur. Sahibi icâzet verirse nâfiz vermezse bâtıl olur. Hatta mal sahibi icâzet vermeden evvel vakfeden o mala mâlik olsa o mal vakf olmuş olmaz. Meselâ; kimse akrabasından bir şahsın malını fuzûlen vakf edipte o şahıs bu vakfa icâzet vermeksizin verâseti vakfeden kimseye münhâsır olduğu halde vefât etse o mal vakfolunmuş olmaz.

VAKF-I GAYR-İ LÂZIM: Lüzum ifâde etmeyip feshi kabil olan vakıftır. Şöyle ki; bir kimse bir hanını vakf edip henüz mütevelliye teslim etmeden fakr-u zarurete düçâr olduğundan vakfından rücû’ etmek istese hakime müracaatla vakfın feshini talep eder ve hakim fesh ettiği takdirde han mülkü olarak kalır. Vefatı halinde vârisleri dahi hakime müracaatla vakfı fesh ettirilebilirler. Keza, vasiyyet tarikiyle bir malını vakf eden kimse vasiyyetinde musır olarak vefat etmedikçe o mal mülkünden çıkmaz ve her zaman vasıyyetinden kavlen ve fi’len rücû’ edebilir.

VAKF-I GAYR-İ SAHİH: Şartlarını câmi olmayan vakıftır. Vakfın şartları şöyle hülâsa edilebilir:
1-)Vâkıf temlik ve teberrua ehil olmak.
2-)Vâkıfın rızası bulunmak.
3-)Vâkıf mahcur olmamak.
4-)Vakf olunan mal akar veya vakfı müteârif menkul olmak.
5-)Vakf olunan mal ayn olup deyn ve menfaat olmamak.
6-)Vakf olunan mal muayyen olmak.
7-)Vakf olunan mal vâkıfın mülkü olmak.
8-)Vakıf müneccez olmak.
9-)Vakıfda hiyar-ı şart bulunmamak.
10-)Vakf olunacak ebniye ve eşcâr müstehikkul’kal’ olmamak.
11-)Gaye kurbet ve ibâdet olmak. Bu şartları ihtivâ etmeyen vakıf sahih değildir. Bkz. Vakf-ı müneccez, müstehikku’l-kal’.

VAKF-I IRSÂDİ: Bkz. İrsâdî vakıf, tahsisat kabillnden vakıf.

VAKF-I LAZIM: Feshi kabil olmayan vakıftır. Bkz. Lüzûm-ı vakıf.

VAKF-I MERİZ: Bir kimsenin maraz-ı mevtinde yâni ölüm hastalığında vakıf yapmasıdır. Ölüm hastalığı ol hastalıktır ki ekseriyya anda ölüm korkusu olduğu halde hasta erkek ise hânesi haricinde ve kadın ise hânesi dahilinde olan işlerini görmekten âciz olup bu hal üzere bir sene geçmeden vefat eyleye. Eğer hastanın hastalığı daima bir hal üzere olup bir sene geçerse hastanın hastalığı müşted ve hali mütegayyir olmadıkca sahih hükmünde olur. Amma marazı şiddetlenip ve hali değişip bir sene geçmeden vefat ederse değişiklik anından itibaren vefatına kadar olan hali, maraz-ı mevt (ölüm hastalığı) addolunur.

VAKF-I’ MEVKÛF: Vakf olunan şeyin vakfı demektir ki muteber değildir. Meselâ; icâreteynli vakıflar kim tarafından vakf edilmiş ise onun vakfıdır. Bu yerlere mutasarrıf olanlar yâni daimi kiracılar bu yerleri tekrar başka bir cihete vakf edemez çünkü, böyle bir vakıf, menfaatin vakfı demek olup menfaati vakıf ise sahih değildir. Keza, mütevellinin kendisinden bir mal ilâve ederek veya etmiyerek âhara ait bir vakfın şartlarını değiştirmek suretiyle bazı cihetlere vakf etmesi bâtıldır.

VAKF-I MUALLÂK: Bir şarta muallak olarak yapılan vakıfdır ki gayr-i sahihdir. Meselâ; bir kimse gaib olan oğlum gelirse veya şu hastalıktan kurtulursam… malım vakf olsun deyip te ba’dehu birinci surette oğlu gelirse ve ikinci surette hastalıktan kurtulursa dahi vakıf sahih olmaz. Yalnız emr-i muhakkaka ta’lik tencizdir. Oğlum sağ olarak falan kazadan kurtulmuş ise… malım vakf olsun deyip te vakıf zamanında oğlunun o kazadan kurtulmuş olduğu zahir olsa vakıf sahih olur.

VAKF-I MUZAF: Gelecek zamana muzaf olan vakıfdır ki vakfın müneccez olması şart olduğundan vakf-ı muzaf sahih değildir. Meselâ; bir kimse falan akarımı gelecek sene başından itibaren vakfettim dese bu vakıf sahih olmaz. Keza bir kimse falan akarım vefatımdan sonra vakfolsun demiş olsa filhal vakıf vücud bulmuş olmaz. Yalnız bu vasiyyet suretiyle vakf olup vasiyyetinde musır olarak vefat eder ve sülüs-ı mali “malının üçte biri” bu vakfa müsâid olur veya fazla olup ta varisler icâzet verirse ol akarın tamamı vakf olmuş olur.Bkz. Vakf-ı Müneccez.

VAKF-I MÜNECCEZ: Bir şarta muallak ve bir zamana muzaf olmayıp filhâl hüküm ifâde eden vakıfdır. Vakfın müneccez olması ve mevcut ve muhakkak olmayan bir şeye talik olunmamış bulunması şarttır. Bkz. Vakf-ı Muallak.

VAKF-I MÜRETTEB: Şartlarında tertibe delâlet bulunan vakıfdır. Vakfın gallesini veya tevlîyetini evlâdıma sonra evlâd-ı evlâdıma batnen ba’de batnin. neslen, ba’de neslin şart ediyorum gibi bir sûretle yapılan vakıfdır. Bu kabil vakıfda tertibe riâyet olunur. Meselâ; vâkıf, vakfının gallesini veya tevlîyetini batnen ba’de batnin evlâdıma ve evlâd’ı evlâdıma şart eyledim dese birinci batından evlât varken ikinci batından olana galle ve tevliyet verilmez. Diğer batınlarda da hal böyledir, yâni mukaddem batında evlâd mevcûd iken muahhar batındaki evlâd şarttan istifâde edemez.

VAKF-I MÜŞA’: Hisse-i şayialı vakıfdır. Gerek şuyu aslonulan gerek sonradan arız olsun vakfın sıhhatine mani olmaz. Ancak Mescid veya makbere olmak üzere bir mülkün hisse-i şayiasını (şayi hissesini) vakf etmek sahih değildir’; gerek o mülk kabil-i taksim olsun ve gerek olmasın.

VAKF-I MÜŞTEREK: İki veya üç kişi tarafından tesis olunan vakıftır. Meselâ, A ve B aralarında şayiân müşterek olan han ve dükkanları bir cihet-i hayre (hayır ciheti) vakf etseler vakıf müşterek olur ve vakfiyelerinde vakıflarının idâresi, varidâtının sûreti sarfı (sarf sûreti) ve tevlîyeti husûsunda ne vechile şart etmişlerde mucebince amel olunur.

VAKF-I MÜTEÂREF: Cevâzı teâmül icâbından olan vakıfdır. Vakıfda te’bid şart olduğundan vakfolunan malın akar olması şarttır. Menkulün vakfı sahih değildir. Fakat bir memlekette menkul vakfedilmesi örf ve adet halinde bulunmuş ise o menkulun vakfı sahih olur. Meselâ; arzu edenlerin okuması için kitab ve mushaf-ı şerîf ve istirbah olunarak ribhi bir cihet-i hayre sarf edilmek üzere para, mekteb ve medresede isti’mal olunmak üzere mefruşat ve düğün cemiyetlerinde gelinlere âriyyet verilmek üzere elbise ve zînet eşyası ve hasılatı bir hayır cihete sarf olunmak üzere koyun ve keçi emsâli gibi hayvanat ve fukara çiftçiden tohuma muhtac olanlara ödünç verilmek üzere buğday ve arpa vesâir hubûbat vakf etmek örfe mebni sahihdir.

VAKF-I SAHİH: Aslen ve vasfen meşru’ olan vakıfdır. Bkz. Vakf-ı gayr-i sahih.

VAKFİYE: Vakfa dair vâkıfın takrir ve hâkimin mürâfaa ve hükmünü hâvi tanzim olunan hüccettir. Vakfiyeler ale’l-ekser şu fıkraları ihtiva eder:
1-)Allaha hamd u senâ, vakfın ecr ü sevâbı hakkında vârid olan ayet ve hadisler.
2-)Vakf olunan mallar.
3-)Vakf olunan malların nasıl idare olunacağı.
4-)Vâridatın sarf yeri.
5-)Vakfın kimler tarafından idare olunacağı.
6-)Hâkimin vakfın sıhhat ve lüzumuyla hükmü.
7-)Nihayet tarih ve belgenin üst tarafında hakimin mührü.
Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Kuyûd-ı Kadime ve Vakıflar Arşivinde müteaddit ve bazıları rnüzehheb yani altun yaldızlı vakfiyeler vardır.

VAKFİYET: Bir aynın vakfolunarak şahsi tasarruftan men’ olunmasıdır.

VAKF ALE’L-ÂMME: Âmmenin yani hem zenginlerin hem fukaranın intifa’ etmesi için tesis olunan vakıfdır. Cami, mescid, makber, mektep, medrese ve umûmi hastahâne gibi. Bir kısım müessesât-ı hayriye vardır ki bunlardan intifa’ yalnız fukaraya mahsusdur. İmâret ve hastaların yiyecek ve ilâçları gibi vakfından te’min olunmak üzere meşrut vakıf hastahânenin ve talebenin levâzımı, vakfın varidâtından ifa olunmak üzere vakfedilen hastahâne, mekteb ve medrese gibi. Bu nevi’ müessesâttan vâkıf tasrih etmiş olmasa bile yalnız fukara intifa’ eder. Meğer ki vâkıf, bunlardan zengin ve fakirlerin intifa’ etmesini şart ve tasrih etmiş olsun.

VAKIFDA KİNÂYE: Vakıf ve şartlarını takrîr ve belirtmede kullanılan zamirdir ki en yakına ircâ’ olunur. Meselâ; vâkıfın Türkçe yazdırdığı vakfiyede vâkıf vakfının tevliyetini evvela kendine ve sonra oğlu Mehmed’e ve sonra evladına şart etti diye yazılı olsa, evladına ta’biri Mehmed’in evladına matûf olur. Binâenaleyh vâkıf ve oğlu vefat ettiğinde vâkıfın diğer oğlunun oğulları, evlâdına ta’biri vâkıfın evlâdına masrûfdur diye biz de ölen Mehmed’in evladına iştirak ederiz diyemezler.

VAKIFDAN RÜCU’: Yapılan vakıftan vaz geçerek fesh etmektir.Vakf-ı gayr-i lâzımda (lüzum ifade etmeyen vakıf) vakıfdan rücu’ mümkün olduğu gibi vasiyet yoluyla yapılan vakıftan da rücu’ olunabilir. Yani vasiyet yapan sağlığında sözle veya filen vasiyetinden rücu’ edebilir. Bkz. Vakf-ı gayr-ı lâzım.

VAKIFDA ŞART-I BÂTIL: Ahkâm-ı şer’iyeye muvafık olmayan şarttır ki bununla amel olunmaz. Mesela vâkıf; vakfı hakkında mütevellinin hiyâneti hissolunsa dahi muhasebesine bakılmaması veya hiyaneti tahakkuk etse dahi tevliyetten azl olunmamasını şart etse bu şart batıldır. Alakalı makam, hiyaneti hissolunursa muhasebesine bakar ve hiyaneti zuhur ederse tevliyetten azl ve ihrac eder.

VAKIF GEDİK: Mutasarrıfı tarafından usûlüne tevfikan vakfedilen veya bir vakfa tahvil edilen gediktir.

VAKIFLAR KÜTÜĞÜ: Vakıflar Genel Müdürlüğü Kuyûd-ı Kadîme Dairesinde vakfiye ve vakfa ait vesikaların kayd ve tescil olunduğu defterlere denir. Bugün bu daireye Vakıf Kayıtları Arşivi denmektedir.

VAKF Lİ’S-SEBÎL: Vakf ale’l-âmme demektir. Bkz. Vakf ale’l-âmme

VESSÂLE: Lûgatte bir şeyi diğerine ulaştırmak onunla birleştirmek mânasında olan vasi kökünden isimdir. İki vakfı birleştirmek için yazılan vesikaya denir. Meselâ, bir şahıs bir vakıf yaptıktan sonra diğer bir vakıf yapıp evvelki vakfına ilhak etse bu hususda yazılan vakfiye ve vesikalara vessâle denir.

VAZÎFE: Vakfınn gelirinden verilen maaş ve tayindir ki iki kısımdır. 1 – Hizmet karşılığı olan, 2 – Hizmet karşılığı olmayan vazifedir. Hizmet karşılığı olanda vazife ücret kabilindendir. Hizmet karşılığı olmayan vazifenin meşrutunlehine bakılır. Eğer meşrutunleh zenginlerden ise o vazife sıla (ikram) ve atıyye kabilinden ve eğer meşrutunleh fukaradan ise sadaka kabilindendir. Ücrette ücret ve sılada sıla hükümleri cereyan eder.

VAZÎFE-İ ŞÂGİRE: Boşalmış, münhal olmuş hizmet demektir. İmamet, hitabet, muallimlik, tabiplik gibi zaruri hizmetler münhal olunca hemen doldurulur. Vakfın vâridâtının (gelir) yetersizliği halinde boşalan ve zaruri olmayan hizmetlerden tasarruf cihetine gidilir.

VEKİL-İ HARC: Hastahane, mektep gibi müesseselerde lazım olan eşya ve erzakı satın alıp tedarik eden kimsedir.

VELED-İ BENÂT: Kız çocukların erkek ve kız çocuklarıdır. Binaenaleyh kızların çocuklarına meşrut bir vakıfta, vâkıfın kızlarının erkek ve kız çocukları şarttan istifâde eder. Çünkü çocuk lafzı gibi veled lafzı da erkek ve kıza şâmildir.

VİRD: Başka manalara da gelen vird, her gece Kur’andan okunan cüz’dür. Çoğulu evrâddır. Bir vakfiyede, “Mübarek gecelerde ruhuma hediye edilmek üzere, evrâd okunacak ve okuyana da ayda şu kadar akçe verilecektir” diye şart edilmiş olsa, kandil ve Ramazan geceleri vâkıfın ruhuna hediye edilmek üzre, Kur’an’dan birer düz’ okunacak demek olur.

VELED-İ HİDİS: Vâkıftan sonra doğan çocuktur ki sûret-i vakfa göre şartta dahil olur veya olmaz. Mesela, vâkıf vakfımın gallesini çocuklarıma ve bunlar munkariz olduktan sonra fukaraya şart ettim dese vâkıf zamanında mevcûd olan ile sonradan dünyaya gelen çocukları galleye müstehik olur.Amma vâkıf çocuklarını mevcud kaydiyle tavsif veya isimlerini zikr ederek tahsis ederse vâkıfdan sonra dünyaya gelen çocuklar meşrutunlehde dahil olmaz. Mesela, vâkıf “Vakfımın gallesini bugün mevcut olan çocuklarıma yahut vakfımın tevliyetini çocuklarım filân ve filâna şart eyledim” dese vâkıfdan sonra dünyaya gelen çocuklar şarta dahil olmazlar. Ahfadda dahi hüküm böyledir. Yâni ahfâda şartta, vakıf zamanında mevcut olan veya sonradan dünyaya gelen şartta dahil olur. Amma mevcud ahfâadın veya şu ve bu hafidlerim diye tahsisen zikrederse sonra doğanlar şartta dahil olmazlar.

VELED-İ SULBİ: Bir adamın öz çocuğudur. Manevi çocuğa ve evlâdlığa şâmil değildir. Binâen-aleyh bir vakfın gallesi sulbi evlâd ve evlâd-ı evlâda meşrut olsa sun’i evlâd şartta dahil olmaz.

VESİKA: İtimat olunacak şey manasındadır. İtimada şayan olan her nevi senet evraka ve bu arada i’lam ve hüccetlere, hulasa medâr-ı hüküm olabilecek her türlü yazılı delil vesikadır. Çoğulu vesâiktir.

YAYLA: Yazın çıkılıp otundan ve suyundan intifâ’ olunan arazidir. İki kısımdır. 1 – Defterhâne-i Âmire’de bir veya bir kaç kasaba ahalisine terk ve tahsis olunan yayladır ki, otundan suyundan ancak kendilerine mahsus olan mahaller ahalisi faydalanıp başkaları edemez. Yaylağın otundan ve suyundan faydalanan (intifa eden) ahaliden güçlerine göre yaylak resmi alınır. Bu gibi yaylaklar alınıp satılmaz ve tapu ile hiç bir kimseye tasarruf ettirilmez ve ahalinin rızası olmaksızın ziraat olunamaz. 2 – Bir veya bir kaç şahsın tapu senedi ile uhde-i tasarruflarında olan yaylaktır ki bu nevi’ yaylakların hüküm açısından ekilen araziden farkı olmayıp yalnız bunda yazın çıkılıp otundan ve suyundan intifâ’ suretiyle tasarruf olunur. Bu tür yaylaklardan intifâ’ hakkı yalnız bâ-tapu (tapulu) müstakillen veya müştereken mutasarrıf olanlara mahsusdur. Bunlardan da tahammüllerine göre yaylak resmi alınır.

YETİM: Kız veya erkek olsun babası ve anası vefat eden çocuktur. Çoğulu eytâm ve yetâmâdır. Vâkıf, vakfiyesinde “Vakfımın gallesinden filanın fakir yetimlerine şu kadar hisse verilsin” diye şart etse, şart gereği kız olsun oğlan olsun o kimsenin fakir çocuklarına hisse verilir. Ancak çocuklar bâliğ olunca yetimlik ve galleye istihkakı kalkar.

ZAMM-I MÜTEVELLİ: İcabında mütevelliye yardım etmek üzere hâkimin mütevelliye diğer bir kimseyi yardımcı olarak vermesidir. Zamm-ı mütevelli, büyük ve işi çok vakıflarda yapılır. Ayrıca atanan (bu yardımcı) mütevelli, asıl mütevellinin yardımcısı mesâbesindedir ki mütevellinin nezâreti altında bulunur. Bazı fukaha buna kayyim demektedir.

ZÂKİRLER: Tekyelerde ayin esnâsında ilâhiyyat okuyanlardır. Kıymetli Araştırmacı Zeki Pakal’ın Tarih Deyimleri ve Terimleri adlı eserinde zâkir maddesinde bu hususa ait faydalı tafsilat vardır.

ZÂVÎYE: Tekyelerin küçüğüne denir. Çoğulu zevâyâdır.

ZÂVİYEDÂR: Başmürşid demektir.

ZÂVİYE-NİŞÎN: Zâviyede oturan turuk-ı aliyye müntesipleri derviş demektir.

ZEKER: Erkek demektir. Çoğulu zükûrdur.

ZEVİ’L-ENSÂB: Karabet sahipleri (yakın kimseler, akrabalar) manasındadır. Âl ve cins ve Ehl-i Beyt ve erhâm ve ensâb hepsinin manası birdir.

ZEVÂİD: Vakfın vâridâtı meşrutunlehlere verildikten sonra artan (arta kalan, bakiye) demektir. Bazı fıkıh kitaplarında örfen hizmet mukabili olmayarak vakfın gelirinden salah, ilim sahiplerine ve fakirlere verilen şey diye beyan olunmuş ise de bizde bu manada müsta’mel değildir (kullanılmamaktadır).

ZEYL-İ VAKFİYYE: Mahfuz bırakılan salâhiyete müsteniden bir vakfın aslına veya şartlarına veya ilâveten yapılan vakfa müteallik vakfiyenin altına vâkıf tarafından yapılan beyanlardır.

ZEYL-İ MEŞÂYİH: Vâizler demektir. Bâb-ı Meşihatte (Meşihât Kapısında) tutulmakta olan İlmiye sicilinin sonuna kayd edildiklerinden bunlara zeyl meşayihi denirdi. Bu vâizliğin en yüksek derecesi Ayasofya Kürsü Şeyhliği idi. Bkz. Kürsi eyhi.

ZİYÂFETHÂNE: Misafir ve seyyahlar gibi fukarayı barındırmak ve yedirip içirmek üzere vakfolunan müessesedir

ZÜRRİYET: Nesil manasındadır. Bkz. Nesil.

ZÜRRÎ VAKIF: Zürriyete meşrut vakıftır. Mesela, vâkıf “Vakfımın gallesi evlad ve evlad-ı evladıma veya falanın evlad ve evlad-ı evladına verile” diye şart eylese bu zürrî bir vakıf olur.

Kaynak: VGM 

İnsancıl Hukuk Sözlüğü

0
İnsancıl Hukuk Sözlüğü isimli kitabın yazarı Dr. Françoise Boucher-Saulnier

İnsancıl Hukuk Sözlüğü, 1999 yılında Nobel Barış Ödülü’nü alan “Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü” tarafından tasarlanan ve örgütün hukuk sorumlusu Dr. Françoise Boucher-Saulnier tarafından hazırlanan bir kitaptır. Kitabın amacı, eylem içinde savunma yapan bir hukuk olan `insancıl hukuk`a ait bir kullanma kılavuzunun okuyucu kitlesine kazandırılmasıdır.

İnsancıl Hukuk Sözlüğü, uluslararası ilişkiler ve insancıl faaliyetlerle uğraşanlar, uluslararası ve Hükümet Dışı Örgütler, gazeteciler, üniversite öğrencileri ve hukukçular için vazgeçilmez bir başvuru kaynağıdır. Bu kadar önemli ve ayrıntılı bir kaynak olmasının yanı sıra, şiddetin ve silahlı çatışmaların potansiyel mağdurlarına hitap etmesi ve insanlığa karşı işlenen suçlara karşı direnişin ve yaşamı sürdürme çabasının rehberliğinde bize yardımcı olmak ve biçimlenen dünya toplumunun daha insancıl bir konuma getirmek amacıyla da yazılmıştır.

İnsancıl Hukuk Sözlüğü

İnsancıl Hukuk Sözlüğü, 150’yi aşkın maddesi, zengin kaynakçası ve uluslararası örgütlerin adresleriyle insanlık onurunun yüceltilmesi yolunda bir kilometre taşıdır.

The Practical Guide to Humanitarian Law
Françoise Bouchet-Saulnier

Hukuk doktorudur. Günümüzde Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü’nün hukuk işleri sorumlusu ve Sınır Tanımayan Doktorlar Vakfı’nın araştırma müdürüdür. Françoise Bouchet-Saulnier, uzmanlık alanı olan International Review of the Red Cross and of the Editorial Committee of the historical komite üyesidir. Çalışmaları insancıl hukuka ve eylemlere dönüktür. İnsani yardım eylemleri ve kitlesel suçlar, askeri müdahale ve uluslararası ceza adaleti konularında politikalar ve kamusal programlar geliştirmiştir.

Selahattin Bağdatlı-Çevirmen

27 Ağustos 1942’de Arhavi’de doğmuş, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni 1967 yılında bitirmiştir. İstanbul’da 1970-1985 yılları arasında avukatlık yapmş, Gelişim Yayınları Büyük Larousse Ansiklopedisi’nde Hukuk bölümü yönetmeni olarak çalışmıştır. Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak Hukuk, İktisadi ve İdari Bilimler ve İletişim Fakültelerinde Uluslararası Hukuk, Anayasa Hukuku, İnsan Hakları Hukuku, Hukuka Giriş dersleri vermiştir. Okan Üniversitesi’nde Hukuka Giriş dersleri okutmuştur.

Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü

Médecins Sans Frontières (Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü), insani yardım amaçlı çalışan Nobel Barış Ödülü almış bir sivil toplum kuruluşudur. Fransa’da kurulmuştur ve halihazırdaki merkezi İsviçre’nin Cenevre kentindedir. Kuruluş, savaş ve doğal afetler dolayısıyla zarar görmüş bölgelerde çalışan; gelişmekte olan ülkelerdeki endemik hastalıklara karşı projeler üreten, tarafsızlık prensibini benimsemiştir. Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü herhangi bir politik, dini veya ekonomik güce bağlı olmaksızın; bağımsız olarak çalışmakta ve faaliyet göstermektedir.

Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü, bünyesindeki 30.000’den fazla doktor, hemşire, tıbbi elemanlar, ulaşım uzmanları, su ve sağlık alanında uzmanlaşmış mühendisleri, yöneticileri ve gönüllüleriyle birlikte, 70’ten fazla ülkede tıbbi destek ve hizmet sağlamaktadır. Organizasyonun yıllık bütçesi bir milyon euronun üzerindedir.  

Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütünün Amsterdam, Barselona-Atina, Brüksel, Cenevre ve Paris’te operasyon merkezleri bulunmaktadır. Ortak ilkeler ve temel konular ulusal ofisinin temsil edildiği Uluslararası Konsey tarafından düzenlenmektedir. Uluslararası Konsey, Uluslararası Ofis’in bulunduğu Cenevre’de toplanmaktadır.

Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü

Parlamento Terimleri Sözlüğü

0
Parlamento Terimleri Sözlüğü

Parlamento Terimleri Sözlüğü

Parlamento
 Açık oylama

Genel Kurulda hangi milletvekilinin ne yönde oy kullandığının (kabul, ret, çekimser) açıkça belli olduğu oylama şeklidir. Oylamaya ilişkin bilgiler, tutanaklarda yayımlanır (İçt. m. 139, 142, 143, 144 ve 145).

Açıklama hakkı

Şahsına sataşılan veya ileri sürmüş olduğu görüşten farklı bir görüş kendisine atfedilen hükûmet, komisyon, siyasi parti grubu veya milletvekillerine tanınan cevap hakkıdır. Parlamento uygulamasında, bu hakkın kullanımına zemin teşkil eden durumlar genellikle “sataşma” olarak ifade edilir (İçt. m. 69).

Ad cetveli

Milletvekillerinin il ve soyadı alfabetik sırasına göre ad ve soyadlarının, seçim bölgelerinin ve üyesi bulundukları siyasi partinin adının kayıtlı olduğu listedir. Bağımsızlar bu listede ayrıca belirtilir. “Ad cetveli” terimi, İçtüzük’te sadece bir yerde, oylama şekillerinin düzenlendiği 139. maddede geçmekte; anlamı ise İçtüzük’ün seçimlerde usulü düzenleyen 150. maddesinde yer alan “alfabe sırasıyla adları okunan milletvekilleri” ifadesinden çıkarılmaktadır. Uygulamada ad cetveli yerine genellikle “ad defteri” tabiri kullanılmaktadır. Bu liste, “TBMM Üyeleri Ad Defteri” başlığıyla kitapçık şeklinde basılı nüsha olarak bulunduğu gibi TBMM internet sitesinde de yer almaktadır. Ad cetveli, Genel Kurul ve komisyonlarda yapılan seçimlerde, ayrıca açık ve gizli oylamalarda kullanılmaktadır. Cetvel aynı zamanda milletvekillerinin üyesi bulunduğu parti veya bağımsızlık durumu, seçim çevresi, ölüm, üyeliğin düşmesi, bir seçim çevresinde veya TBMM üye tamsayısında boşluk bulunup bulunmadığı, siyasi partilerin milletvekili sayısı ve bağımsız milletvekillerinin sayısı gibi bilgilerin güncel olarak takip edilebilmesinde kolaylık sağlamaktadır.

Ad defteri

Bkz. Ad cetveli

Adalet Komisyonu

Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 20. maddesinde sayılan ihtisas komisyonlarından biridir. Adalet Komisyonunun temel görevi, TBMM Başkanlığı tarafından kendisine havale edilen adalet işleri ile medeni hukuk, ceza hukuku, borçlar kanunu gibi temel kanunlar, sivil ve askerî yargılama hukuku, mahkemelerin kuruluş ve işleyişleri, kaçakçılıkla mücadele, af, terörizmle mücadele, hâkimler, savcılar ve avukatlar ve benzeri kişilerle ilgili konulardaki kanun tasarı ve tekliflerini görüşmektir.

Af

Kaynağını Anayasa’da bulan, teknik yönleri bakımından ceza kanunlarında düzenlenen; bazen kamu davasını düşüren veya kesinleşmiş bir ceza mahkûmiyetini bütün kanuni sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldıran, bazen de kesinleşmiş bir cezanın sadece kısmen ya da tamamen infazını önleyen veya başka bir cezaya dönüştüren, TBMM ya da Cumhurbaşkanı tasarrufudur.

Alt bent

Bir bendin, sayı ve yarım ayraç ile ayrılan bölümüdür.

Alt komisyonu

Komisyonlara havale edilen işlerin daha detaylı incelenmesine imkân sağlamak amacıyla, komisyon üyeliklerinin siyasi parti gruplarına dağılım oranı dikkate alınarak oluşturulan küçük çalışma gruplarıdır. Alt komisyonlar, tasarı ve tekliflerin olgunlaştırılması yönünde teknik çalışmalar yapılmasına ve üzerinde uzlaşılabilecek bir metin hazırlanmasına zemin oluşturabilmektedir. Alt komisyon metni veya raporu bağlayıcı olmamakla birlikte uygulamada komisyonlar tarafından genellikle benimsenmektedir.

Amaç maddesi

Kanunun; düzenlemenin neden yapıldığını ve neyi hedeflediğini açıklayan maddesidir. Kanun yapım tekniğine göre amaç maddesi bir kod kanunun genellikle ilk maddesidir. Nitelikleri gereği çerçeve kanunlarda amaç maddesine yer verilmez.

Ana Bina

TBMM Genel Kurul Salonu’nun yer aldığı Meclis binasıdır. Bu binada ayrıca, siyasi parti grupları, Başkanlık Divanı üyeleri makam odaları ve Kütüphane bulunmaktadır. Taş Bina olarak da bilinir.

Anamuhalefet partisi

Bakanlar Kuruluna katılmayan ve grubu bulunan siyasi partiler arasında en fazla milletvekiline sahip olan partidir. Siyasi partilerin milletvekili sayılarının eşit olması hâlinde, son milletvekili seçimlerinde aldıkları muteber oy sayısına bakılır (2820 sayılı Kn. m. 35)

Anayasa

Devletin temel ilkelerini, yönetilenlerle ilişkilerini, ana kuruluşunu; yasama, yürütme ve yargının örgütlenmesini ve birbirleriyle ilişkilerini; vatandaşların temel hak ve ödevlerini düzenleyen ve tüm kişi, kurum ve kuruluşları bağlayan en üst hukuk normudur. Yürürlükteki Anayasa, 18.10.1982 tarihinde Kurucu Meclis tarafından halkoyuna sunulmak üzere kabul edilmiş, 07.11.1982 tarihinde halkoyuna sunulup kabul edildikten sonra 09.11.1982 tarihli ve 17863 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’dır.

Anayasa değişikliği

Yürürlükte bulunan Anayasa’nın bazı hüküm veya maddelerinin, Anayasa’nın 175. maddesine uygun olarak TBMM tarafından bir kanunla değiştirilmesidir.

Anayasa Komisyonu

Anayasa Komisyonu, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 20. maddesinde sayılan TBMM ihtisas komisyonlarındandır. Komisyonun görevi, TBMM Başkanlığınca kendisine havale edilen Anayasa ve TBMM İçtüzüğü’nün değiştirilmesi hakkındaki kanun tekliflerini, siyasi partiler ve seçim mevzuatı, TBMM üyelerinin statüsü ve hakları, Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun, Bakanlar Kurulunun ve bakanlıkların kuruluş ve çalışma usulleri ile diğer anayasal kuruluşlar ve benzeri konulardaki kanun tasarı ve tekliflerini görüşmektir. Komisyonun diğer görevi, Anayasa ve Adalet Komisyonu üyelerinden oluşan Karma Komisyon kapsamında milletvekili dokunulmazlık dosyalarını incelemektir.

Anayasa Mahkemesi

Kanunların, KHK’lerin, TBMM İçtüzüğü’nün Anayasa’ya uygunluğunu, dokunulmazlığın kaldırılması ve milletvekilliğinin düşürülmesine dair TBMM kararlarını denetleyen, siyasi parti kapatma davalarını karara bağlayan ve partileri mali yönden denetleyen, Yüce Divan olarak da görev yapan ve Anayasa ile kendisine verilen diğer görevleri yerine getiren yüksek mahkemedir (Any. m. 146, 147, 148, 149, 151, 152, 153). (Bkz. Yüce Divan).

Anayasal çoğunluk

Hukuki dayanağı açıkça Anayasa’da bulunan ve üye tamsayısı esas alınmak suretiyle hesaplanan, TBMM’de bazı kanunların, hükümlerin kabulü veya kararların alınması için aranması gereken çoğunluktur. Anayasa’da geçen çoğunluklar beş çeşittir: Üçte bir çoğunluk [184] (Any. m. 96, 105, 175); salt çoğunluk [276] (Any. m. 84, 96,

99); beşte üç çoğunluk [330] (Any. m. 87, 175); üçte iki çoğunluk [367] (Any. m. 74, 94, 146,

175) ve dörtte üç çoğunluk [414] (Any. m. 105, geçici m. 9).

Anayasa’nın bağlayıcılığı

Anayasa hükümlerinin; yasama, yürütme ve yargı organları, idare makamları ile diğer kişi ve kuruluşlar karşısındaki bağlayıcı özelliğini ortaya koyan anayasal ilkedir (Any. m. 11).

Anayasa’nın üstünlüğü ilkesi

Anayasa’nın, normlar hiyerarşisinde en üstün norm olmasını ve diğer normların Anayasa’ya aykırı olamayacağını ifade eden ilkedir. Buna göre, başta kanun (Any. m. 11) ve KHK’ler olmak üzere hiçbir birel veya düzenleyici işlem Anayasa’ya aykırı olamaz.

Anayasa’ya uygunluk

Kanunların, Anayasa’nın lafzına (şekil) ve ruhuna (esas) uygun olmasıdır. Şekil bakımından uygunluk, kanunların Anayasa’da belirtilen usul ve şekil kurallarına uygun olarak yapılıp yapılmadığı; esas bakımından uygunluk ise normun muhtevasının (sebep, amaç ve konu gibi unsurlarının) Anayasa hükümleri ile çatışmamasıdır.

Andiçme

Milletvekillerinin (Any. m. 81) ve Bakanlar Kurulunun milletvekili olmayan üyelerinin (Any. m. 112/4) Anayasa’nın 81’inci maddesinde yer alan metni kürsüden yüksek sesle okumasıdır. TBMM Genel Kurulunun, milletvekili genel seçimi kesin sonuçlarının Yüksek Seçim Kurulunca Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu kanallarında ilanını takip eden beşinci gün saat 15.00’te çağrısız olarak yapılan ilk toplantısında milletvekillerinin andiçme töreni yapılır. Andiçme töreninde bulunmayan milletvekilleri ve ara seçimde milletvekili seçilenler, katıldıkları ilk birleşimin başında andiçerler. Andiçme; milletvekillerinin seçim çevresi, soyadı ve adlarının alfabetik sırasına göre yapılır (İçt. m. 3). Ayrıca, Cumhurbaşkanı (Any. md. 103) ve Kamu Başdenetçisi (6328 sayılı Kn. m. 13) de göreve başlarken TBMM Genel Kurulunda andiçerler.

Ara seçim

TBMM üyeliklerinde belirli ölçülerde boşalma olması hâlinde yapılan seçimdir. Anayasa gereği, ara seçim her seçim döneminde bir defa yapılır. Genel seçimin üzerinden 30 ay geçmedikçe ve genel seçimlere 1 yıl kala ara seçime gidilemez. Ancak, boşalan üyeliklerin, üye tamsayısının yüzde beşini bulduğu hâllerde, ara seçimlerin üç ay içinde yapılmasına karar verilir. Ayrıca, bir ilin veya seçim çevresinin TBMM’de üyesinin kalmaması hâlinde, boşalmayı takip eden 90 günden sonraki ilk pazar günü o seçim çevresinde ara seçime gidilir (Any. m. 78, 127)

Araverme

TBMM’nin, çalışmalarını 15 günü geçmemek üzere ertelemesidir. Araverme kararı, Danışma Kurulu veya siyasi parti grubu önerisinin Genel Kurulca oylanıp kabul edilmesi suretiyle alınır (İçt. m. 6). Araverme esnasında Genel Kurul ve -ayrı bir karar alınmadıkça- komisyonlar çalışamaz.

Asker gönderme tezkeresi

Bakanlar Kurulunun, Anayasa uyarınca TBMM’den Türk Silahlı Kuvvetlerinin belirli bir süre için yabancı ülkelere gönderilmesine yönelik izin talebidir. İzin verilmesi, TBMM’nin bu yönde bir karar almasına bağlıdır. Söz konusu kararı Cumhurbaşkanı uygular (Any. m. 92; İçt. m. 130).

Avrupa Birliği Uyum Komisyonu

Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün ilgili maddeleri uyarınca, Türkiye’nin AB’ye katılım sürecine ilişkin gelişmeleri izlemek ve müzakere etmek, AB’deki gelişmeleri takip etmek, bu gelişmeler hakkında TBMM’yi bilgilendirmek ve istenildiğinde, TBMM’ye sunulan kanun tasarı ve teklifleri ile Kanun Hükmünde Kararnamelerin AB mevzuatına uygunluğunu inceleyerek ihtisas komisyonlarına görüş sunmak üzere kurulmuş olan ihtisas komisyonudur.

Bakan

Yürütme erkinin bir organı olan Bakanlar Kurulunun, TBMM üyeleri ya da milletvekili seçilme yeterliğine sahip olanlar arasından Başbakanca seçilip Cumhurbaşkanınca atanan üyesidir.

Bakanlar Kurulu

Anayasa’ya göre, Cumhurbaşkanınca atanan bir Başbakanca TBMM üyeleri ya da milletvekili seçilme yeterliğine sahip olanlar arasından seçilen ve Cumhurbaşkanınca atanan bakanlardan oluşan, yürütme erkinin bir organıdır (Any. m. 109 vd).

Basımevi

TBMM İdari Teşkilatı Bilgi ve Bilişim Hizmetlerinden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısına bağlı bir hizmet birimi olarak kurulan Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı bünyesinde görev yapan ve TBMM’nin her türlü evrakının (kitap, rapor, tutanak broşür, süreli yayın vb) basımını gerçekleştiren birimdir (6253 sayılı Kn. m. 15).

Basın locası

Basın mensuplarının Genel Kurul çalışmalarını izleyebilmesi için ayrılmış olan ve dinleyici locasının önünde bulunan bölümdür (İçt. m.168).

Başbakan

Cumhurbaşkanınca atanan, hükûmetin ve Başbakanlık teşkilatının başı olan bakandır. Başbakanın, TBMM üyeleri arasından atanması zorunludur (Any. m. 109/2).

Başkan

kz. Meclis Başkanı

Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları

TBMM Başkanlığı tarafından Genel Kurulun bilgisine veya onayına sunulması gereken işlerin yer aldığı, Genel Kurul gündeminin ilk sırasında bulunan bölümdür.

Başkanlık Divanı

Milletvekilleri arasından seçilen TBMM Başkanı, 4 başkanvekili, 7 kâtip üye ve 3 idare amirinden oluşan, hem yasama faaliyetlerinde hem de idari işlerin düzenlenmesinde önemli işlevleri bulunan kuruldur. Danışma Kurulunun önerisi ve Genel Kurulun kararıyla kâtip üye ve idare amirlerinin sayıları artırılabilir (İçt. m. 9).

Başkanlık kürsüsü

Genel Kurulda, birleşimi yöneten Meclis Başkanı veya başkanvekili ve kâtip üyeler ile Kanunlar ve Kararlar Başkanlığı idarecileri, yasama uzmanları ve Genel Kurul elektronik sistem teknik görevlisinin oturduğu yüksekçe bölümdür.

Başkanvekili

Bkz. Meclis başkanvekili

Başlangıç kısmı

Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten, Anayasa metnine dâhil olan ve maddelerden önce yer alan Anayasa bölümüdür (Any. md. 176/1). Dibace olarak da adlandırılır.

Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu

Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 20. maddesinde sayılan TBMM ihtisas komisyonlarından biridir. Komisyonun temel görevi, TBMM Başkanlığınca kendisine havale edilen bayındırlık, imar ve iskân, haberleşme, elektronik haberleşme, elektronik ticaret, denizcilik, posta iş ve hizmetleri ile turizm işleri ve benzeri konulardaki kanun tasarı ve tekliflerini görüşmektir.

Bent

Bir fıkranın harf ve yarım ayraç ile ayrılan bölümüdür.

Birleşik oy pusulası

BMM Genel Kurulunda birden fazla aday arasında yapılan seçimlerde kullanılan ve adayların tümünün ad ve soyadlarının yer aldığı mühürlü belgedir.

Birleşim

TBMM Genel Kurulunun belirli bir günde açılan toplantısıdır (İçt. m. 1/3). Her yasama yılında Genel Kurul toplantıları 1’den başlayarak sırasıyla birleşim numarası alır.

Bütçe kanunu

Bir malî yıl içerisinde toplanacak gelirler ile yapılacak kamu harcamalarını, miktar ve kurumlara göre tahminî olarak belirleyen, gelirlerin toplanmasına yetki ve kamu harcamalarının yapılmasına izin veren kanundur.

Cumhurbaşkanı

40 yaşını doldurmuş ve yükseköğrenim yapmış TBMM üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliğine sahip Türk vatandaşları arasından genel oyla beş yıllığına ve en fazla iki defa seçilebilen, yürütmenin sorumsuz kanadında yer alan ve Devletin başı sıfatına sahip tarafsız kişidir (Any. m. 101)

Cumhurbaşkanının kanunları geri gönderme yetkisi

Cumhurbaşkanının, yayımlanmasını kısmen veya tamamen uygun bulmadığı kanunları, bir daha görüşülmek üzere, bu hususta gösterdiği gerekçe ile birlikte TBMM’ye iade etme yetkisidir (Any. m. 89, 104, 175; İçt. m. 35, 81). Cumhurbaşkanının bu yetkisi, Anayasa değişikliği kanunlarını da kapsar (Any.175); bütçe kanunları bu yetkinin dışındadır (Any. m. 89).

Cumhurbaşkanı seçimi

Cumhurbaşkanı; yirmi milletvekilinin TBMM üyeleri arasından veya Meclis dışından aday göstermesi veya en son yapılan milletvekili genel seçimlerinde geçerli oylar toplamı birlikte hesaplandığında yüzde onu geçen siyasi partilerin ortak aday göstermesi üzerine, genel oyla seçilir. Cumhurbaşkanı seçimi, Cumhurbaşkanının görev süresinin dolmasından önceki altmış gün içinde; makamın herhangi bir sebeple boşalması hâlinde ise boşalmayı takip eden altmış gün içinde tamamlanır. İlk oylamada geçerli oyların salt çoğunluğunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş olur. Bu çoğunluk sağlanamazsa, takip eden ikinci pazar günü ilk oylamada en çok oyu almış iki adayın katılacağı ikinci oylamada geçerli oyların çoğunluğunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş olur.

Cumhuriyet Senatosu

 Anayasası döneminde yürürlükte bulunan iki meclis sisteminde Millet Meclisi ile birlikte yer almış olan meclistir.

Cümle

Madde içerisinde tek başına bir hüküm bildiren ve nokta ile biten kelime dizisidir. Bir kanun metni, kanun yapım tekniği bakımından madde, fıkra, bent, alt bent, cümle ve ibarelerden oluşur.

Çalışma gün ve saatleri

İçtüzük uyarınca TBMM Genel Kurulunun toplanıp çalıştığı zaman dilimidir. Resmî tatile rastlamadığı takdirde Genel Kurul salı, çarşamba ve perşembe

günleri saat 15.00’ten 19.00’a kadar çalışır. Danışma Kurulunun veya siyasi parti gruplarının teklifi üzerine Genel Kurul, toplantı hafta, gün ve saatlerini değiştirebileceği gibi diğer günlerde de toplantı yapılmasına karar verebilir (İçt. m. 54).

Çekimser oy

Kullanılan oyun rengini belirten kabul ve ret dışında üçüncü bir irade beyanıdır. Oy kullanmamak ile çekimser kalmak farklı şeylerdir. Oy kullanmamak oylamaya hiçbir şekilde katılmamak iken çekimserlik, oya sunulan hususta kabul veya ret dışında bir tercihi yansıtır. Gizli oylamalarda yeşil oy pusulası çekimser oy anlamına gelir (İçt. m. 139).

Çerçeve kanun

Kod kanunlara madde veya hüküm ekleyen, bunların bazı madde veya hükümlerini değiştiren yahut yürürlükten kaldıran kanundur. Çerçeve kanun önerilerinde, ilgili kod kanunun sistematiğine ve şekil özelliklerine riayet edilir.

Çerçeve madde

Bir çerçeve kanunun, kod kanunlara madde, hüküm veya ibare eklenmesini, bazı madde, hüküm veya ibarelerin değiştirilmesini, metinden çıkarılmasını ya da yürürlükten kaldırılmasını öngören ve kod kanunlara işlenen maddesidir (Mevzuat Hazırlama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik, m. 3, 13, 14).

Çevre Komisyonu

Çevre Komisyonu, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 20. maddesinde sayılan TBMM ihtisas komisyonlarından biridir. Komisyonun temel görevi, TBMM Başkanlığınca kendisine havale edilen çevrenin korunması ve geliştirilmesi, ekolojik dengenin bozulması, toprak, hava, yeraltı ve yer üstü kaynaklarının kirlenmesi, ormanların, kıyıların, tarihi ve kültürel değerlerin, tabii varlıkların korunması ve benzeri konulardaki kanun tasarı ve tekliflerini görüşmektir.

Daimi komisyon

Bkz. İhtisas komisyonları

Danışma Kurulu

TBMM Başkanı’nın başkanlığında siyasi parti grup başkanları veya başkanvekillerinden birisi yahut onların yazılı olarak görevlendirdiği birer milletvekilinden oluşan; parti grupları arasında istişare yapılmasında ve Meclis çalışmalarının düzenlenmesinde önemli roller üstlenen kuruldur. İçtüzük’te Danışma Kurulunun tespitine, teklifine veya görüş bildirmesine bağlanmış olan bütün hâllerde, Danışma Kurulu, yapılan ilk çağrıda toplanamaz, oybirliğiyle tespit, teklif yapamaz veya görüş bildiremezse Meclis Başkanı veya siyasi parti grupları ayrı ayrı, istemlerini doğrudan Genel Kurula sunabilirler. Bu durumda istemin oylanması takip eden ilk birleşimin gündemindeki Başkanlık sunuşlarında yer alır ve Genel Kurul işaret oyuyla karar verir (İçt. m. 19).

Değişiklik önergesi

Kanun tasarı veya tekliflerinin maddelerinde değişiklik yapılması, metne ek veya geçici madde eklenmesi, metinden madde çıkarılması gibi talepleri içeren gerekçeli önerilerdir. Komisyonlarda komisyon üyesi milletvekillerince, Genel Kurulda ise milletvekilleri ve hükûmet tarafından değişiklik önergesi verilebilir (İçt. m. 87).

Devam cetveli

Başkanlık Divanınca düzenlenen, milletvekillerinin Genel Kurul veya komisyon çalışmalarına katılmadığı günleri gösteren cetveldir. Tam adı, “TBMM Genel Kurul ve Komisyonlar Devamsızlık Cetveli” olan ve üç ayda bir basılan bu cetvel, milletvekillerinin devamsızlık, izin, rapor ve görevlendirme sürelerini içerir. Bu cetvelin ilgili üyelere ait kısımları özel surette kendilerine gönderilir (İçt. m. 152).

Dışişleri Komisyonu

Çevre Komisyonu, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 20. maddesinde sayılan TBMM ihtisas komisyonlarından biridir. Komisyonun temel görevi, TBMM Başkanlığınca kendisine havale edilen uluslararası andlaşmaların onaylanmasının uygun bulunmasına ilişkin kanun tasarıları ile Türkiye Cumhuriyetinin dış ilişkilerinin teşkilatlandırılması, idaresi ve dış ilişkilerle ilgili kanun tasarı ve tekliflerini görüşmektir. Komisyon ayrıca parlamenter diplomasi çerçevesinde, başkan düzeyinde veya heyet şeklinde yurt dışı parlamentolara veya uluslararası örgütlere ziyaretler gerçekleştirmekte, yurt dışından gelen parlamenter heyetlerini veya hükümet temsilcilerini kabul etmektedir.

Dibace

Bkz. Başlangıç kısmı

Dilekçe Hakkı

Vatandaşların ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancıların kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında yetkili makamlara ve TBMM’ye yazı ile başvurma hakkıdır (Any. m. 74).

Dilekçe Komisyonu

Anayasa’nın 74. maddesinde düzenlenen dilekçe hakkı kapsamında TBMM’ye gönderilen dilekçelerin incelenmesi ve karara bağlanmasıyla görevli komisyondur. Dilekçe komisyonu Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 20. maddesi ve 3071 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca vatandaşların komisyona ulaştırdıkları talep ve şikayetler üzerine idari işlem ve eylemleri denetlemektedir. Dilekçe Komisyonunun dilekçeleri inceleme ve karara bağlamanın usul ve esasları TBMM İçtüzüğü’nde gösterilen şekilde yapılmaktadır.

Dilekçe-İnsan Haklarını İnceleme Karma Komisyonu

TBMM Dilekçe Komisyonu ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyelerinden oluşan, kamu başdenetçisi aday adayları arasından 3 aday belirleyip TBMM Genel Kuruluna sunan; kamu denetçisi aday adayları arasından önce 15 adayı alt komisyonda yapılan seçimle tespit edip bunlar arasından 5 kişiyi kamu denetçisi olarak seçen komisyondur (6328 sayılı Kn. m. 11).

Dinleyiciler

Kapalı oturumlar hariç, Genel Kurul çalışmalarını kendilerine ayrılmış locadan takip eden kişilerdir. Dinleyicilerin, locada bulundukları zaman zarfında Genel Kurul çalışmalarına yönelik düşüncelerini söz, alkış veya başka bir şekilde ifade etmeleri yasaktır (İçt. m. 169).

Disiplin cezaları

Milletvekillerinin Genel Kurul ve komisyon çalışmaları sırasında İçtüzük’e aykırı sözler sarf etmeleri ve/veya eylemde bulunmaları durumunda kendilerine uygulanan yaptırımlardır (İçt. m. 156-163).

Doğrudan gündeme alma önergesi

Tasarı, teklif veya KHK’lerin esas komisyona havale tarihinden itibaren komisyonda 45 gün içerisinde sonuçlandırılmaması durumunda hükûmet veya teklif sahiplerinin, ilgili tasarı, teklif veya KHK’nin, komisyon aşaması atlanarak Genel Kurul gündemine alınması taleplerini içeren önergedir. Bu önergenin kabulü hâlinde tasarı, teklif veya KHK Genel Kurul gündemine son sıradan girer; aksi durumda komisyonda beklemeye devam eder (İçt. m. 37).

Dostluk grubu

Ülkeler ve parlamentolar arası yakınlaşma ve iş birliğinin geliştirilmesi, bölgesel ve uluslararası konularda görüş alışverişinde bulunulması ve karşılıklı resmî ziyaretler marifetiyle ülkeler arasında dostluğun güçlendirilmesine katkı sağlama amacı

taşıyan parlamenter oluşumlardır. Dostluk grupları, TBMM Genel Kurulu kararı ile kurulur ve bütün milletvekillerine açıktır (3620 sayılı Kn. m. 1, 4).

Dokunulmazlık

Bkz. Yasama dokunulmazlığı

Dönem

Bkz. Yasama dönemi

Ek madde

Yürürlükteki bir kanuna eklenecek bir hükmün, içeriğinden veya kanun yapım tekniğinden kaynaklanan sebeplerle ilgili kanunun mevcut maddelerinden birine eklenememesi veya maddelerin mevcut sıralamasına uygun düşmemesi durumunda diğer maddelerden sonra, ancak yürürlük maddesinden ve varsa geçici maddelerden önce yer alan maddedir (Mevzuat Hazırlama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik, m. 3, 16).

Elektronik cihazla oylama

Yasama dönemi başında milletvekillerinin parmak izlerinin alınması ve bunların Genel Kuruldaki elektronik sisteme tanıtılması suretiyle milletvekillerinin, bu sisteme girerek kabul, ret veya çekimser şeklinde oy kullanmalarıdır. Uygulamada, açık oylamaların tamamı ve kâtip üyeler arasında veya kâtip üyeler ile oturumu yöneten başkan arasında anlaşmazlık olması durumunda işaretle oylamalar elektronik cihazla yapılmaktadır.

Erken seçim

Anayasa’da öngörülen seçim dönemi dolmadan yapılan seçimlere verilen addır. Erken seçim, Meclisin bu yönde bir karar alması veya Cumhurbaşkanının Anayasa’da öngörülen şartlar altında seçimlerin yenilenmesine karar vermesi üzerine yapılır (Any. m. 77, 104, 116).

Erteleme

Bir işin görüşülmesinin; komisyonda hükûmetin, Genel Kurulda ise komisyon veya hükûmetin temsil edilmemesi nedeniyle sonraya bırakılmasıdır (İçt. m. 30, 39, 45, 62).

Esas komisyon

Raporu, Genel Kurul görüşmelerinde esas alınan komisyondur. Hangi komisyonun esas komisyon olacağı, tasarı ve tekliflerin TBMM Başkanlığınca komisyonlara havalesi sırasında belirlenir (İçt. m. 23).

Esas numarası

Kanun tasarı ve teklifleri ile denetim önergeleri ve diğer tezkerelerin niteliklerini ve kayıt sıralarını tanımlamak amacıyla bunlara verilen numaralardır. Örneğin kanun tasarıları “1/…” , kanun teklifleri “2/…” esas numarası alır. Taksim işaretinden sonraki sayı, tasarı ve teklifin kayıt sırasını gösterir. Bu numaralandırmanın amacı, tasnifi ve takibi kolaylaştırmaktır.

Fıkra

Bir maddenin; satır başı ile ayrılan, kod kanunlarda ayraç içerisinde numara alan ve kural olarak bent, alt bent, cümle ve ibarelerden oluşan bölümüdür.

Geçen tutanak hakkında konuşma

Bir milletvekili veya bakanın, geçen birleşim tutanağında yer alan bir beyanının düzeltilmesine yönelik söz istemi üzerine Başkan tarafından verilen azami 5 dakikalık süre içerisinde yaptığı konuşmadır. Bu konuşmalar genelde yanlış anlaşılmaya müsait noktaların açıklığa kavuşturulması amacıyla yapılmaktadır (İçt. m.58).

Geçici Bakanlar Kurulu

Cumhurbaşkanınca seçimlerin yenilenmesine karar verildiğinde bakanlar kurulunun çekilmesi üzerine seçim süresince ve yeni Meclis toplanıncaya kadar vazife gören geçici kabinedir. Cumhurbaşkanı, Geçici Bakanlar Kurulunu kurmak üzere bir başbakan atar. Geçici Bakanlar Kuruluna, adalet, içişleri ve ulaştırma bakanları TBMM’deki veya Meclis dışındaki bağımsızlardan olmak şartıyla, siyasi parti gruplarından oranlarına göre üye alınır (Any. m.114).

Geçici Başkan

Yeni seçilen Meclisin ilk birleşimden başlayarak Meclis Başkanı seçilinceye kadarki toplantılarına başkanlık eden en yaşlı milletvekilidir. Başkanlıkta herhangi bir sebeple boşalma olması durumunda ise yeni Başkan seçilinceye kadar, en yaşlı başkanvekili, Geçici Başkan sıfatına sahip olur (İçt. m. 8, 12).

Geçici Başkanlık Divanı

Yeni seçilen Meclisin Geçici Başkanı, ikinci en yaşlı milletvekili olan Geçici Başkanvekili ve en genç altı milletvekili olan Geçici Kâtip Üyelerden oluşan heyettir (İçt. m. 8).

Geçici komisyon

TBMM Genel Kurulu tarafından belirli amaçlarla kurulan ve bu amaç gerçekleştirildikten ya da kendilerine tanınan süre dolduktan sonra dağılan Meclis komisyonlarıdır. Meclis araştırması komisyonları ve Meclis soruşturması komisyonları bu tür komisyonlara örnek gösterilebilir.

Geçici madde

Kanunların geçiş hükümlerini düzenleyen ve hükmünü ifa ettikten sonra uygulanma kabiliyetini yitiren maddedir. Yeni düzenleme yürürlüğe girinceye kadar geçecek süre içerisinde yapılacak işlem ve düzenlemeler ya da uyulacak ilke ve kurallar ile daha önceki düzenlemelerden doğan hakların korunmasına ilişkin hususlar geçici maddelerde düzenlenir. Geçici madde; kanunun sonunda, varsa ek maddelerden sonra, yürürlük ve yürütme maddelerinden önce yer alır (Mevzuat Hazırlama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik, m. 3, 16).

Gelen Kâğıtlar Listesi

TBMM Başkanlığına sunulan bütün kanun tasarı ve teklifleri, resmî tezkereler ve komisyon raporları ile soru, genel görüşme, Meclis araştırması, Meclis soruşturması ve gensoru önergelerinin sahibi, Başkanlığa geliş tarihi, esas numarası gibi referans bilgilerinin yer aldığı basılı belgedir (İçt. m. 51). TBMM internet sayfasında da yer alır.

Genel gerekçe

Kanun tasarı veya teklifi ile düzenlenen konunun mahiyeti ve önemine, önerinin hazırlanmasını gerektiren nedenlere ve ihtiyaçlara dair bilgiler içeren metindir. Kanun tasarı ve teklifleri, Meclis Başkanlığına genel gerekçe ile birlikte sunulmak zorundadır (İçt. m. 73,74).

Genel görüşme

Toplumu ve devlet faaliyetlerini ilgilendiren belirli bir konunun TBMM Genel Kurulunda görüşülmesidir. Bu kapsamda önemli toplumsal, siyasal, ekonomik sorunlar ve dış politika konuları üzerinde genel görüşme açılabilmektedir. Genel görüşme açılması hükûmet, siyasi parti grupları veya en az 20 milletvekili tarafından yazılı bir önergeyle istenebilir (Any. m. 99; İçt. m. 101, 102, 103). Genel görüşme sonucunda herhangi bir oylama yapılmamakta, karar alınmamaktadır.

Genel Kurul

TBMM’nin yasama ve denetim faaliyetlerine ilişkin işlerin görüşülüp tartışıldığı ve nihai olarak karara bağlandığı en üst karar organıdır. Genel Kurul toplantıları, Genel Kurul Salonu olarak adlandırılan özel bir mekânda gerçekleştirilmektedir.

Genel Kurulda söz alma

Milletvekillerinin ve hükûmet temsilcisinin, gündemde bulunan veya belirli bir günde görüşme konusu olacağı Anayasa, kanun veya İçtüzük gereğince bilinen konularda, kâtip üyelere adlarını önceden kaydettirerek veya oturum sırasında Başkan’dan izin alarak, Başkanlığa ve Genel Kurula hitap edecek şekilde kürsüden yaptıkları konuşmadır. Konuşmanın, yazılı bir metnin kürsüden okunması veya Başkan’ın izni ile bir kâtip üyeye okutturulması şeklinde yapılması da mümkündür (İçt. m. 60).

Genel Kurul Gündemi

Önceki aşamaları tamamlanmış ve Genel Kurulda görüşülmeye hazır işlerin listesidir. Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları; Özel Gündemde Yer Alacak İşler; Seçim; Oylaması Yapılacak İşler; Meclis Soruşturması Raporları; Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler; Sözlü Sorular; Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler başlıklı sekiz kısımdan oluşur (İçt. m. 49). Genel Kurulun toplandığı her gün bastırılarak milletvekillerine, bakanlıklara ve ilgili kuruluşlara dağıtılır; TBMM internet sayfasında da yayımlanır.

Genel seçim

Milletvekillerini belirlemek üzere Anayasa uyarınca dört yılda bir ülke genelinde serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı organlarının yönetim ve denetimi altında yapılan seçimdir (Any. m. 67, 77, 79).

Genel Sekreter

TBMM İdari Teşkilatının, görevlerini mevzuata, Teşkilatın amaç ve politikaları ile stratejik planına uygun olarak düzenleyen, yürüten ve hizmet birimleri arasında eş güdümü sağlayan üst yöneticisidir. İdari Teşkilatın görevlerinin yürütülmesinden TBMM Başkanı’na karşı sorumludur (6253 sayılı Kn. m. 5).

Gensoru

Görevde bulunan başbakan veya bir bakanın siyasal sorumluluğunu doğuracak bir kararı netice verebilecek şekilde hükûmetin genel siyaseti veya ilgili bakanın kendi görev alanında uyguladığı politika ve gerçekleştirdiği faaliyetlere ilişkin olarak Genel Kurulda yapılan görüşmedir. Bu görüşmenin sonunda istem üzerine yapılacak oylamada, güvensizlik oyları üye tamsayısının salt çoğunluğuna erişirse hükûmet veya bakan düşmüş olur (Any. m. 99; İçt. m. 106).

Geri alma

TBMM Başkanlığına verilen tasarı, teklif, tezkere ve önergelerin; bu metinlerin sahibi olan hükûmet, milletvekili, siyasi parti grubu veya esas komisyon tarafından tek yönlü olarak hukuken sona erdirilmesidir.

Geri isteme-geri verme

TBMM Başkanlığına gelen, kaba ve yaralayıcı sözler içeren yazı ve önergelerin gerekli düzeltmelerin yapılması için Başkan tarafından sahibine (İçt. m. 67/2); bir tasarı veya teklifin esas komisyonca reddini içeren raporun Genel Kurulca benimsenmemesi üzerine raporun esas komisyona (İçt. m. 80); tümünün oylamasından önce, metninde yazılış veya sıra bakımından bozukluk olduğu veya maddî hatalar bulunduğunu esas komisyon veya hükûmetin kabul ettiği tasarı veya teklifin esas komisyona (İçt. m. 85/2); Genel Kurul görüşmelerinde komisyon katılmadığı hâlde önergeyle değiştirilen madde ve değişiklik

önergesinin, istem üzerine, Genel Kurulun kararıyla esas komisyona (İçt. m. 87/10); Genel Kurul aşamasında bulunan bir tasarı ya da teklifin tümünün veya belli hükümlerinin esas komisyon veya hükûmetin talebi üzerine Genel Kurulca esas komisyona (İçt. m. 88/1) iade edilmesidir.

Geri gönderme

Bkz. Cumhurbaşkanının kanunları geri gönderme yetkisi

Gider artırıcı veya gelir azaltıcı önerge

Toplam bütçe harcamalarında artışa ya da bütçe gelirlerinde azalışa neden olan önergelerdir. Anayasa, bu tür önergelerin bütçe kanunu tasarılarının Genel Kurul görüşmeleri esnasında verilmesini, bütçe bütünlüğünü korumak amacıyla yasaklamıştır (Any. m. 162).

Gizli oylama

Üzerinde herhangi bir işaret bulunmayan oy pusulalarının veya beyaz (kabul), kırmızı (ret) ve yeşil (çekimser) renkli yuvarlak pulların, özel kabinlerde zarfa konulması ve kürsü önündeki kutuya atılması suretiyle gerçekleştirilen, hangi milletvekilinin ne yönde oy kullandığının belli olmadığı oylama şeklidir (İçt. m. 147, 148).

Görüş alma/bildirme

TBMM organlarının; yasama, denetim ve diğer konularda birbirlerine öneride bulunmalarıdır. Komisyonlar arasında tasarı, teklif, havale veya herhangi bir mesele için (İçt. m. 23, 34) söz konusu olan görüş alma/bildirme, Danışma Kurulunun Başkan’a (m. 6, 11, 19) ve Genel Kurula (m. 49), Divanın ise Başkan’a (m. 13) bildirimi şeklinde de gerçekleşir.

Görüşmelere devam önergesi

Bir konuda, her siyasi parti grubu ve iki üyenin birer defa konuşmasını müteakip siyasi parti gruplarına ve milletvekillerine ikinci defa konuşma hakkı tanınmasına yönelik önergedir. Kabulü hâlinde, ele alınan konu görüşülmeye devam eder. Amaç, konunun yeterince aydınlanmamış olması ihtimaline karşı Genel Kurula o konuyu yeniden tartışma imkânı vermektir (İçt. m. 72).

Grup

Bkz. Siyasi parti grubu

Grup başkanı

Parti grubunun başkanıdır. Partinin genel başkanı milletvekili ise aynı zamanda parti grubunun da başkanıdır; değilse, grup başkanı, grup üyeleri arasından grup iç yönetmeliğinde öngörülen yöntemle seçilir (2820 sayılı Kn. m. 26).

Grup başkanvekili

Siyasi parti gruplarının, Meclis faaliyetlerini grup başkanı adına koordine eden ve grupları temsil yetkisine sahip bulunan üyeleridir.

Gündem

Bkz. Genel Kurul gündemi, Komisyon gündemi

Gündem dışı konuşma

Genel Kurula duyurulmasında zaruret görülen olağanüstü acele hâllerde, milletvekilleri ve/veya hükûmete gündeme geçmeden önce söz verilmesidir. Oturumu yöneten başkanvekili o birleşimde hangi milletvekiline gündem dışı söz verileceğine karar verir. Her birleşimin başında en fazla 3 milletvekiline, 5’er dakikayı geçmemek üzere söz verilmektedir. Hükûmet adına bir bakan bu konuşmalara cevap verebilir. Hükûmetin gündem dışı söz talebinde bulunması hâlinde ise hükûmet, siyasi parti grupları ve grubu bulunmayan bir milletvekili söz alabilir (İçt. m. 59).

Gürültü ve kavga

Milletvekillerinin, Genel Kurul ve komisyon görüşmelerinde çalışma düzeninin bozulmasını netice veren davranışlarıdır. Birleşimi yöneten başkan, bu durumlarda önce ara verir, buna rağmen düzen sağlanamazsa birleşimi kapatır. Mecliste gürültü ve kavgaya sebep olmak, kınama cezasını gerektirir (İçt. m. 68, 160).

Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu

MİT Müsteşarlığı tarafından yürütülen Devlet istihbarat hizmetleri ile Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı tarafından görevleri gereği yürütülen güvenlik faaliyetlerine ve istihbari nitelikteki faaliyetlere ilişkin olarak İçişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve MİT Müsteşarlığınca hazırlanan yıllık raporlar üzerine Başbakanlıkça hazırlanan yıllık raporun kendisine intikalinden itibaren doksan gün içinde yapacağı inceleme ve görüşmeler neticesinde hazırladığı raporu TBMM Başkanlığına sunmakla yükümlü, 17 üyeli komisyondur. Millî güvenliğe ilişkin konularda görüş ve öneriler sunma, güvenlik ve istihbarat konularında uluslararası alanda kabul gören gelişmeleri izleme, kendi faaliyetlerine ilişkin rapor hazırlama, güvenlik ve istihbarat hizmetleri sırasında elde edilen kişisel verilerin güvenliğini ve bireyin hak ve özgürlüklerini koruyucu öneriler geliştirme görevleri de vardır (2937 sayılı Kn. ek m. 2).

Güvenoyu

Kurulmuş bir hükûmetin göreve devam edebilmesi için gerekli olan TBMM desteğidir. TBMM’nin, bir bakana veya başbakanın şahsında hükûmete desteğinin var olup olmadığı, yapılan oylamayla anlaşılır. Anayasa gereği, yeni bir hükûmet kurulduğunda ya da hükûmet veya meclis üyeleri bu yönde istemde bulunduğunda güvenoyu aranır.

Güvensizlik önergesi

Gündeme alınması kabul edilmiş bir gensoru önergesinin görüşmeleri esnasında milletvekilleri veya siyasi parti gruplarınca başbakan dâhil bir bakanın veya Bakanlar Kurulunun düşürülmesi amacıyla gerekçeli olarak verilen ve oylaması, görüşmelerin üzerinden bir tam gün geçtikten sonra yapılabilen önergedir. Önergenin kabulü, üye tamsayısının salt çoğunluğuyla olur ve bu oylamada sadece güvensizlik oyları sayılır.

Halkla İlişkiler Binası

Milletvekillerinin çalışma odalarının bulunduğu ve seçmenleriyle görüştükleri, TBMM yerleşkesi içerisindeki yapıdır.

Halkoylaması

Anayasa değişikliğine ilişkin kanunların kabul veya reddedilmesi konusunda doğrudan doğruya halkın oyuna başvurulmasıdır.

Havale

Kanun tasarı ve teklifleri ile KHK ve tezkerelerin TBMM Başkanlığınca, görüşüleceği komisyonlara gönderilmesidir. Kanun tasarı ve teklifleri ile KHK’ler, tali veya esas olarak ilgili daimi komisyonlara; yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin tezkereler Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyona; bütçe ve kesinhesap kanunu tasarıları ise Plan ve Bütçe Komisyonuna havale edilir.

Havaleye itiraz

Bir kanun tasarısının, havale edildiği komisyondan farklı bir komisyona havale edilmesi gerektiği savıyla milletvekillerince yapılabilen itirazdır. Bu itiraz, havalenin gerçekleştirildiği tarihten sonraki ilk Genel Kurul birleşiminin başında yapılır (İçt. m. 74/4).

Hazırlık Komisyonu

Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyonda ad çekme suretiyle belirlenen beş üyeden oluşan ve dokunulmazlık dosyalarını incelemekle görevli komisyondur (İçt. m. 132, 133, 134).

Hükûmet

Anayasa’ya göre Cumhurbaşkanının atadığı bir Başbakanca TBMM üyeleri ya da üye olmasa da milletvekili seçilme yeterliğine sahip olanlar arasından belirlenen ve Cumhurbaşkanınca atanan bakanlardan oluşan, devletin her alandaki siyasetini belirleyip uygulamakla görevli en üst yürütme kuruludur.

Hükûmet programı

Yürütme organının siyasal açıdan sorumlu kanadını oluşturan bakanlar kurulunun, ulusal ve uluslararası konulara yaklaşımının ana çizgilerini taşıyan; uygulamayı amaçladığı temel politikaları içeren ve buna dayanarak Meclisten güvenoyu istediği belgedir.

Hükûmet temsilcisi

Komisyon toplantılarına hükûmet adına katılan Başbakan, bir bakan veya bunların gerekli görmesi hâlinde, kendi yerlerine yazıyla yetkilendirdikleri yüksek dereceli bir kamu görevlisidir (İçt. m. 30/1).

Hükümsüz kalma

Verilmiş olduğu yasama dönemi içerisinde sonuçlandırılamamış olan kanun tasarı ve teklifleri ile soru, Meclis araştırması, genel görüşme ve gensoru önergelerinin düşmesi ve geçerliliğini yitirmesi durumudur. Bunlardan kanun tasarı ve teklifleri sonraki yasama dönemlerinde hükûmet veya milletvekilleri tarafından yenilenebilir. Yenilenen tasarı veya teklifin tümü üzerindeki görüşmelerden sonra önceki dönemlere ait rapor ve metinler, açıkça belirtilmek kaydıyla, komisyonca benimsenebilir. Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderilen kanunlar, kanun hükmünde kararnameler, Dilekçe Komisyonu raporları, Dilekçe Komisyonu ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyelerinden oluşan Karma Komisyon raporları, kesin hesap kanunu tasarıları, tezkereler ile Meclis soruşturması önergeleri ve Meclis soruşturması komisyonu raporları hükümsüz sayılmayan işlerdir.

Hükümsüz Sayılan ve Sayılmayan İşler Listesi

Yasama dönemi sonunda yayımlanan sonuçlandırılamayan işler listesidir. Bu liste, izleyen yasama döneminin ilk birleşim tutanağına eklenir.

İbare

Bir cümlenin, kendi başına hüküm içermeyen bir veya birden fazla kelimesidir.

İçişleri Komisyonu

İçtüzük’ün 20. maddesinde sayılan TBMM ihtisas komisyonlarından biridir. Temel görevi, TBMM Başkanlığı tarafından kendisine havale edilen iç güvenlik (Emniyet, Jandarma, Sahil Güvenlik), özel güvenlik, mahalli idareler, pasaport, trafik, nüfus, vatandaşlık ve benzeri konulardaki kanun tasarı ve tekliflerini görüşmektir.

İçtüzük

Yasama ve denetim faaliyetleri ile Anayasa tarafından kendisine verilen diğer görevleri yerine getirme sürecinde TBMM’nin, iç işleyişini, faaliyetlerini ve bunların gerektirdiği müesseseleri düzenlemek amacıyla çıkardığı, TBMM kararı niteliğindeki yazılı kurallar bütünüdür. Mevcut içtüzük, 05.03.1973 tarihli ve 584 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’dür.

İdare amiri

TBMM’nin idari ve malî işleri ile kolluk işlerini yürütmekte Başkan’a yardımcı olmak, TBMM’deki özel törenleri idare etmek, TBMM araç giriş kartlarını dağıtmak, TBMM’de sükûnet ve düzeni korumak, görüşmelerin açıklık ve serbestliğini sağlamak, gereken hâllerde TBMM’deki emniyet kuvvetinin kullanılmasını temin etmekle görevli Başkanlık Divanı üyesidir. Sayıları üçtür; ancak, Danışma Kurulunun önerisi üzerine Genel Kurul bu sayıyı artırabilir (İçt. m. 9 ve 17).

İhtisas komisyonu (daimi komisyon, sürekli komisyon)

Genel Kurul tarafından seçilen milletvekillerinden oluşan, görev alanına giren işleri görüşerek Genel Kurulda ele alınacak metinleri olgunlaştıran ve her yasama döneminde kurulan uzmanlaşmış çalışma heyetleridir. TBMM’de hâlen 18 ihtisas komisyonu bulunmaktadır. Bunlar Anayasa Komisyonu; Adalet Komisyonu; Millî Savunma Komisyonu; İçişleri Komisyonu; Dışişleri Komisyonu; Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu; Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu; Çevre Komisyonu; Sağlık, Aile, Çalışma ve  Sosyal  İşler  Komisyonu; Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu; Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu; Dilekçe Komisyonu; Plan ve Bütçe Komisyonu; Kamu İktisadî Teşebbüsleri Komisyonu; İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu; Avrupa Birliği Uyum Komisyonu, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Güvenlik ve İstihbarat Komisyonudur.

İlan tahtası

Komisyon toplantı çağrıları ve gündemleri; Genel Kurulun gelecek birleşiminde görüşülecek hususlar; Gelen Kâğıtlar Listesi; tebrik, teşekkür, takdir ve temenni gibi hususlara dair yazılar ile komisyonlara havale bilgilerinin duyurulduğu panodur. Uygulamada bu duyurular Genel Kurul kulislerine yerleştirilen elektronik ekranlar vasıtasıyla yapılmaktadır (İçt. m. 26, 49, 51, 53, 73).

İlga etmek

Bir kanunun tamamının, bazı maddelerinin veya bazı hükümlerinin yürürlüğüne başka bir kanun marifetiyle son verilmesi, uygulamadan kaldırılması, hükümsüz kılınmasıdır.

İlk imza sahibi

Birden çok milletvekilinin imzasını taşıyan bir yasama belgesine ilk imzayı atan kişidir.

İlk toplantı

TBMM Genel Kurulunun, milletvekili genel seçimi kesin sonuçlarının Yüksek Seçim Kurulunca Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu kanallarında ilânını takip eden beşinci gün saat 15.00’te çağrısız olarak yaptığı toplantıdır. Yasama dönemi ilk toplantısı olarak da adlandırılır.

İmza sayısı

Bazı yasama işlemlerinin başlatılabilmesi veya gündemdeki yerini koruyabilmesi için öngörülmüş olan asgari imza şartıdır. Anayasa değişiklik tekliflerinin en az 184 milletvekili tarafından imzalanmış olma zorunluluğu buna örnek gösterilebilir.

İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu

İçtüzük’ün 20. maddesinde sayılan TBMM ihtisas komisyonlarından biridir. Ülkemizde ve dünyada insan haklarına saygı konusundaki gelişmeleri izlemek suretiyle uygulamaların bu gelişmelere uyumunu sağlamak ve başvuruları incelemek üzere kurulmuş bir komisyondur (3686 sayılı Kn. m. 1).

İptal davası

Kanunların, KHK’lerin ve TBMM İçtüzüğü’nün şekil ve esas, Anayasa değişikliklerinin ise sadece şekil bakımından Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesi nezdinde açılan davadır. Bu davayı açma yetkisi, Cumhurbaşkanına, iktidar ve ana muhalefet partisi Meclis grupları ile TBMM üye tamsayısının en az beşte biri tutarındaki milletvekiline aittir (Any. m. 150).

İstifa

Bir milletvekilinin, kendi isteğiyle TBMM üyeliğinden ayrılmaya yönelik irade açıklamasıdır. İstifa yazısının gerçekliği TBMM Başkanlık Divanınca tespit edildikten sonra üyeliğin düşmesi Genel Kurulca karara bağlanır.

İşaretle oylama

Milletvekillerinin el kaldırmak suretiyle oylarını kullandıkları oylama şeklidir. Bu oylamada milletvekillerinin ne yönde oy kullandıkları açık olmakla birlikte kullanılan oylara ilişkin bilgiler Meclis tutanaklarında yer almaz. En çok başvurulan oylama şeklidir (İçt. m. 139, 140 ve 141).

İvedilikle görüşme

1973’ten önce yürürlükte olan Dâhilî Nizamname’de, kanun tasarı veya tekliflerinin tümü üzerindeki görüşmelerin ardından maddeleri üzerinde görüşmeye geçilmesi için öngörülmüş beş günlük sürenin kaldırılması ve tek görüşme yapılması uygulamasına verilen addır.

İzinli sayılma

Bir milletvekilinin yazılı talebi üzerine on günü aşmamak kaydıyla Meclis Başkanı’nın inisiyatifiyle, daha uzun bir süre için ise Başkanlık Divanının teklifi üzerine Genel Kurul kararıyla komisyon ve Genel Kurul çalışmalarına katılma zorunluluğundan, öngörülen zaman zarfınca muaf tutulmasıdır.

Kadük

Bkz. Hükümsüz kalma

Kadük Bülteni

Bkz. Hükümsüz Sayılan ve Sayılmayan İşler Listesi

Kalkınma Planı

Kalkınma Bakanlığı tarafından hazırlanıp Bakanlar Kurulunca kabul edildikten sonra onaylanmak üzere TBMM Başkanlığına sunulan, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmesini müteakip Genel Kurulda karar bağlanan, ülkenin ekonomik ve toplumsal potansiyelini bütünüyle ya da belirli alanlarda geliştirmeyi amaçlayan ve 5 yıllık bir süreyi kapsayan plandır.

Kamu Denetçiliği Kurumu

İdarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevli; TBMM Başkanlığına bağlı, kamu tüzel kişiliğini haiz, özel bütçeli, merkezi Ankara’da bulunan ve Başdenetçilik ile Genel Sekreterlikten oluşan kurumdur (6328 sayılı Kn. m. 4, 5). Ombudsmanlık olarak da bilinir. Başdenetçilik, TBMM tarafından dört yıllığına seçilen bir Kamu Başdenetçisi ve beş Kamu Denetçisinden oluşur (bkz. Dilekçe-İnsan Haklarını İnceleme Karma Komisyonu). Kurum, Başdenetçi tarafından yönetilir ve temsil edilir (6328 sayılı Kn. m. 6).

Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu

Kamu iktisadi teşebbüslerinin kuruluş amaçlarına göre TBMM tarafından denetlenmesini sağlamak üzere, Genel Kurulca seçilen otuz beş milletvekilinden oluşan komisyondur (3346 sayılı Kn. m. 1, 3; İçt. m 20).

Kanun

Toplum için uyulması gereken nesnel, soyut, genel ve sürekli nitelikteki hukuk kurallarını içeren, etkileri yönünden objektif hukuk alanında yeni bir durum yaratan ya da var olan bir durumu düzenleyen veya ortadan kaldıran kural-işlemlerdir. TBMM tarafından Anayasa, İçtüzük ve teamüllere uygun olarak yapılır ve Cumhurbaşkanınca yayımlandıktan sonra yürürlüğe girer.

Kanun hükmünde kararname

TBMM tarafından verilen bir yetki kanununa dayanılarak Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan; kanunları değiştiren, yürürlükten kaldıran ya da kanun niteliğinde yeni kurallar ihdas eden hukuki düzenlemelerdir. Sıkıyönetim ve olağanüstü hâller saklı kalmak üzere, Anayasa’nın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alan siyasi haklar ve ödevler kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemez (Any. m. 91).

Kanunlar Dergisi

Bir yasama yılında çıkarılan tüm kanunlar ile o yasama yılında kabul edilen ve Resmî Gazete’de yayımlanan TBMM kararlarını gösteren süreli yayındır. Kavanin Mecmuası olarak da bilinir. Dergi’de, bir kanuna esas teşkil eden işin teklif mi tasarı mı olduğu, görüşüldüğü komisyonlar, sıra sayısı numarası, görüşüldüğü Genel Kurul birleşimleri, sıra sayısının ve tutanakların ekli olduğu tutanak dergilerinin bilgilerine ulaşılır. Kanunlar dergileri TBMM Kütüphanesinde bulunmaktadır.

Kanunlar Külliyatı

Osmanlı döneminde çıkarılıp günümüze intikal eden kanun ve bu nitelikteki nizamnamelerle Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan günümüze kadar çıkarılan kanunların bir arada görüldüğü ve Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğünce hazırlanan yayındır. “Yürürlükteki Kanunlar Külliyatı” ve “Yürürlükteki Bazı Kanunların Mülga Hükümleri Külliyatı” olmak üzere iki bölümden oluşur. Yürürlükteki bir kanunun, zaman içinde yapılan değişikliklerin de işlendiği son hâlini görmek için Yürürlükteki Kanunlar Külliyatı’na bakmak gerekir. Bu Külliyat’a Başbakanlığın internet sitesinden erişilebilmektedir.

Kanun numarası

TBMM Genel Kurulu tarafından kabul edilen kanunlara, Kanunlar ve Kararlar Başkanlığı Sicil Bürosu tarafından tutulan Kanun Defteri’ne bakılarak kabul tarihine göre verilen sıra numarasıdır. Kanunlar, adlarının yanı sıra kabul tarihleri ve bu numaralarla anılırlar.

Kanun tasarısı

İlgili bakanlıklar tarafından genel gerekçe ve madde gerekçesi içerecek şekilde hazırlanan ve Bakanlar Kurulunun tüm üyelerinin imzalarıyla birlikte TBMM Başkanlığına sunulan kanun önerisidir.

Kanun teklifi

En az bir milletvekilinin imzasıyla ve gerekçeli bir şekilde TBMM Başkanlığına sunulan kanun önerisidir.

Kapalı oturum

Milletvekilleri, bakanlar ve görevi gereği toplantıda bulunması gereken kamu görevlileri dışında kimsenin katılamadığı, tutanakları en az 10 yıl yayımlanmayan ve toplantı içeriğinin devlet sırrı olarak saklandığı Genel Kurul toplantısıdır (İçt. m. 70 ve 71). Komisyonlar da kapalı oturum yapabilirler (İçt. m. 32).

Kapsam maddesi

Kanunun uygulama alanına yönelik olarak hangi kişi ya da kuruluşlarla veya hangi yer ve durumlarla sınırlı olduğunu gösteren maddedir.

Karar

TBMM Genel Kurulu tarafından kabul edilmekle yürürlüğe giren ve Cumhurbaşkanının onayına sunulmayan yasama işlemleridir. TBMM; içtüzük değişikliği, komisyonlara üye seçimi ve yabancı ülkelere asker gönderme gibi kararlar alabilmektedir.

Karar yetersayısı

Belirli bir yönde karar alabilmek için o yönde kullanılmış olması gereken asgari oy sayısıdır. Genel Kurulda oya sunulan konular Anayasa’da, kanunlarda ve İçtüzük’te ayrıca bir hüküm yoksa toplantıya katılan milletvekillerinin salt çoğunluğu ile kararlaştırılır. Bu sayı 139’dan az olamaz.

Karma Komisyon

Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden oluşan ve milletvekillerinin yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ilişkin Başbakanlık tezkerelerini karara bağlayan komisyondur.

Karşı oy yazısı

Bkz. Muhalefet şerhi

Kâtip üye

Genel Kurulda yasama evrakını okuyan, tutanak özeti, yoklama ve oy sayımı gibi hususlarda görevleri olan Başkanlık Divanı üyesidir.

Kavanin Mecmuası

Bkz. Kanunlar Dergisi

Kavas

Genel Kurula hizmet eden özel görevlidir.

Kesin hesap kanunu

Bir önceki yılda gerçekleşen bütçe uygulama ve harcamalarını gösteren kanundur.

Kınama cezası

Milletvekillerine ve Bakanlar Kurulu üyelerine uygulanan disiplin cezalarından birisidir. Aynı birleşimde iki kere uyarma cezası aldığı hâlde bunu gerektiren hareketten vazgeçmemek; bir ay içinde üç kere uyarma cezası almış olmak; kaba ve yaralayıcı sözler sarf etmek ve hareketler yapmak; saldırıda bulunmak; Mecliste gürültü ve kavgaya sebep olmak veya Meclisin görevini yerine getirmesini önlemek için toplu bir harekete girişilmesine önayak olmak kınama cezasını gerektiren hâllerdir. Kınama cezası, Başkan’ın teklifi üzerine Genel Kurulca görüşmesiz, işaret oyu ile kararlaştırılır. Hakkında kınama cezası önerilen milletvekili, bizzat veya bir başka milletvekili aracılığıyla savunma yapabilir. Kınama cezası tutanak özetine geçirilir (İçt. m. 156, 160, 163).

Kod kanun

Belirli bir alanı tüm yönleriyle baştan düzenleyen kanundur. Vatandaşlık Kanunu, Türk Ceza Kanunu ve Devlet Memurları Kanunu kod kanuna örnek gösterilebilir.

Komisyon

Genel Kurul adına çalışmak üzere kurulan ve belirli sayıda milletvekilinden oluşan kurullardır. Anayasa, kanunlar ve İçtüzük çerçevesinde kurulan komisyonlar TBMM’nin yasama ve denetim çalışmalarında önemli işlev görürler. Komisyonlar, görev süreleri açısından daimi ve geçici olmak üzere ikiye ayrılırlar.

Komisyona havale

Bkz. Havale

Komisyon gündemi

Komisyon başkanınca belirlenen, komisyonun toplantı gün, saat ve yeri ile görüşülecek işleri gösteren belgedir. Komisyon gündemleri komisyon üyelerine, Başbakanlığa, kanun teklifi sahiplerine, siyasi parti gruplarına, ilgili bakanlıklara ve davet edilen diğer kurumlar ile STK’lara gönderilir (İçt. m. 26).

Komisyonlar Bülteni

TBMM Başkanlığı tarafından yılda iki defa yayımlanarak Genel Kurul tutanağına eklenen ve komisyonlara havale edilmiş veya komisyonlarca Genel Kuruldan geri alınmış yahut Genel Kurulca komisyonlara geri verilmiş işlerin hangi safhada olduğunu gösteren belgedir (İçt. m. 47).

Komisyon metni

Komisyonların görüştükleri işlere ilişkin hazırladıkları, varsa komisyonda yapılan değişikliklerin işlenmiş olduğu, Genel Kurul görüşmelerine esas teşkil eden metinlerdir. Komisyon metni, komisyon raporunun bir bölümünü oluşturur.

Komisyon raporu

Komisyonların karara bağladıkları işler için düzenledikleri metinlerdir. Komisyon raporunda, tasarı veya teklif metni ile gerekçesine, komisyonun yaptığı düzenlemelere ilişkin gerekçeler ile hükûmet temsilcisinin, milletvekillerinin ve diğer katılımcıların görüşmelerde dile getirdikleri lehte ve aleyhteki görüşlere, komisyon üyelerinin imzalarına, varsa muhalefet şerhlerine ve komisyon metnine yer verilir.

Komisyonun temsili

Komisyonların başkan veya başkanvekili yahut o konu için seçilmiş özel sözcü veya sözcülerinin, komisyon raporunun görüşülebilmesi için Genel Kurulda hazır bulunmasıdır (İçt. m. 45).

Komisyonun yetkileri

İhtisas komisyonlarının, kendilerine havale edilmiş kanun tasarı ve tekliflerini aynen veya değiştirerek kabul etme, reddetme veya bunlardan birbirleriyle ilgili gördüklerini birleştirerek görüşme imkânıdır (İçt. m. 35).

Komisyon uzmanı

Kanun tasarı ve teklifleri ile yasamaya ve denetime ilişkin diğer belgeleri inceleyerek komisyona bilgi veren, komisyon görüşmelerine yönelik hazırlık çalışmalarını yapan, komisyon raporlarının hazırlanmasına yardımcı olan ve komisyonun görev alanına giren konularla ilgili araştırma ve incelemelerde bulunan, TBMM İdari Teşkilatı yasama uzmanı/uzman yardımcısı kadrosunda görev yapan kariyer meslek mensubudur.

Komisyon üyesinin geri çekilmesi

İzinsiz veya özürsüz olarak üst üste üç komisyon toplantısına veya bir yıl içindeki toplantıların üçte birine katılmayan komisyon üyesinin, mensubu olduğu siyasi parti grubunca komisyon üyeliğinden alınmasıdır (İçt. m. 28).

Konuşma süresi

Genel Kurulda yapılan konuşmalar için İçtüzük’te öngörülen sürelerdir. İçtüzük’te başka bir süre belirtilmemiş veya aksi, Danışma Kurulunun teklifiyle Genel Kurulca kararlaştırılmamışsa siyasi parti grupları, komisyon ve hükûmet adına yapılan konuşmalar yirmi, milletvekilleri tarafından yapılan konuşmalar on dakika ile sınırlıdır (İçt. m. 60).

Konuşma üslûbu

Genel Kurulda yapılan konuşmalarda kaba ve yaralayıcı sözler içermeyen, temiz bir dil kullanılmasıdır (İçt. m. 67).

Kulis

Ana Bina’da yer alan, Genel Kurul Salonu ile siyasi parti grup salonlarına açılan ve milletvekillerinin kullanımına tahsis edilmiş kapalı mekânlardır.

Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu

TBMM ve çalışmalarını yurt içinde ve yurt dışında tanıtmak amacıyla bilimsel, kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetler düzenleyen ve bu konulara öncülük eden kuruldur. TBMM Başkanı Kurulun tabii başkanıdır. Kurul, Başkanlık Divanını temsilen TBMM Başkanı tarafından seçilecek bir başkanvekili, Başkanlık Divanının seçeceği iki kâtip üye ve bir idare amiri olmak üzere 4 üye ile TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerden birer üye ve gerektiğinde TBMM Başkanı’nın belirleyeceği bir bağımsız üyeden oluşur. Kurulun sekretarya hizmetleri Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı tarafından yürütülür.

Loca

Genel Kurulda Cumhurbaşkanı, askerî erkân, kordiplomatik, basın ve ziyaretçilere ayrılan kısımların her biridir.

Madde

Kanun, tüzük, yönetmelik ve benzeri metinlerde, birbirinden ayrı düzenlemeler ve hükümleri sistematik bir biçimde sıralayan ve ardışık numaralarla gösterilen temel bölümlendirmedir. En az bir fıkra içermek zorunda olan madde; fıkra, bent, alt bent, cümle ve ibare gibi daha küçük birimlere ayrılır. Her madde ile bir konu düzenlenir. Madde kısa, öz ve anlaşılır olur. Kod kanun önerilerinde; niteliğine ve ihtiyaca göre sırasıyla amaç, kapsam, tanımlar, teşkilat, organlar, nitelikler, görev, yetki ve sorumluluğa ilişkin hükümler, mali hükümler, cezaî hükümler, tüzük veya yönetmeliğe ilişkin hükümler, yürürlükten kaldırılan hükümler, geçici maddeler, yürürlük ve yürütme maddeleri yer alır.

Madde başlığı

Maddenin içeriğini yansıtan ve madde metninin hemen üzerinde yer alan ibaredir. Matlap olarak da adlandırılır. Başlık, aranan bir maddenin bulunmasında ve madde hükmünün yorumlanmasında yol göstericidir.

Madde gerekçesi

Her maddenin düzenlenme amacının açıklandığı; kaldırılması, değiştirilmesi ve eklenmesi öngörülen hükümlerin neler olduğu ve bunların sebeplerinin açık bir şekilde belirtildiği kısımdır. Madde gerekçesi, kanun maddelerinin tekrarı mahiyetinde olmamalıdır.

Meclis araştırması

Meclisin belirli bir konuda bilgi edinmek üzere kendi içinden oluşturduğu özel bir komisyon marifetiyle gerçekleştirdiği bilgi edinme ve denetim çalışmasıdır (Any. m. 98/3; İçt. m. 104 ve 105).

Meclis Başkanı

Milletvekilleri arasından seçimle belirlenen, TBMM’yi temsile yetkili, kendisine Anayasa, kanunlar ve İçtüzük’le verilen görevleri yerine getiren, yasama organının başı olan ve devlet protokolünde Cumhurbaşkanından sonra ikinci sırada yer alan tarafsız yöneticidir (İçt. m. 10, 14).

Meclis Başkanı’nın tarafsızlığı

TBMM Başkanı’nın, üyesi bulunduğu siyasi partinin ve parti grubunun Meclis içinde veya dışındaki faaliyetlerine katılamaması, Meclisteki oylamalarda oy kullanamaması, görevlerinin yerine getirilmesinin gerektirdiği hâller dışında

tartışmalara katılamaması, Genel Kurula başkanlık ederken görüşülen konu ve yapılacak oylama hakkında görüşünü açıklayamamasıdır (Any. m. 94; İçt. m. 64).

Meclis başkanvekili

TBMM Başkanı’nın yerine Genel Kurul oturumlarını yöneten Başkanlık Divanı üyesidir. Sayısı 4 olan başkanvekillerinin hangi birleşimleri yöneteceklerine Başkan karar verir.

Meclis-i Âyan

1876 Anayasası’yla kurulmuş iki meclisli yasama organı olan Meclis-i Umuminin, üyeleri padişah tarafından atanan kanadıdır. İkinci meclis niteliğindedir. Heyet-i Âyan da denir.

Meclis-i Mebusan

1876 Anayasası’yla kurulan iki meclisli yasama organı olan Meclis- i Umuminin, üyeleri seçimle belirlenen kanadıdır. Heyet-i Mebusan da denir.

Meclisin feshi

Cumhurbaşkanı’nın, Anayasa’da belirtilen hâllerde TBMM seçimlerinin yenilenmesine karar vermesidir (Any. m. 116).

Meclis-i Umumi

1876 Anayasası’yla kurulmuş olan yasama organın adıdır. Bu organ, Meclis-i Âyan ve Meclis-i Mebusanın birleşiminden oluşur.

Meclis soruşturması

Görevde bulunan veya görevinden ayrılmış olan başbakan veya bakanların, bakanlık işlerinin veya hükûmetin genel siyasetinin yürütülmesinden dolayı cezai sorumluluklarını gerektiren fiilleri işleyip işlemediklerinin soruşturulmasıdır (Any. m. 100; İçt. m. 107).

Meclisten geçici olarak çıkarma cezası

Bakanlar Kurulu üyelerine ve milletvekillerine uygulanan disiplin cezalarından biridir. Bu ceza, Başkan’ın teklifi üzerine Genel Kurulca görüşmesiz işaret oyu ile kararlaştırılır. Hakkında bu ceza önerilen milletvekili, bizzat veya bir başka milletvekili aracılığıyla savunma yapabilir. Meclisten geçici olarak çıkarma cezası, en çok üç birleşim için verilir. Bu ceza, derhâl yerine getirilir. Bu cezaya uğrayan milletvekili, cezasının yerine getirilmesine karşı gelirse Başkan, oturumu kapatarak idare amirlerinden o milletvekilinin salondan çıkartılmasını ister. Bu milletvekili, cezası süresince Genel Kurul, komisyon, Başkanlık Divanı ve Danışma Kurulu çalışmalarına katılamaz. Ceza, tutanak özetine geçirilir. Geçici olarak Meclisten çıkarma cezası alan milletvekili izin alıp kürsüden açıkça af dilerse Meclise girme hakkını kazanır (İçt. m. 156, 162, 163).

Milletvekili

Genel oyla, dört yıllığına, milletin tümünü temsil etmek üzere TBMM’ye seçilen 550 üyeden her birine verilen addır (Any. m. 77, 77, 80).

Milletvekili seçilme yeterliliği

Milletvekili seçilebilmek için sahip olunması gereken şartlar Anayasa’nın 76. maddesinde belirlenmiştir. Yirmi beş yaşını doldurmuş olmak; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak; en az ilkokul mezunu olmak; kısıtlı olmamak; yükümlü olduğu askerlik hizmetini yapmış olmak; kamu hizmetinden yasaklı olmamak; taksirli suçlar hâriç toplam bir yıl veya daha fazla hapis ile ağır hapis cezasına hüküm giymemiş olmak; affa uğramış bile olsa zimmet, ihtilâs, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlarla, kaçakçılık, resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma, terör eylemlerine katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçlarından biriyle hüküm giymemiş olmak.

Milletvekilliğinin düşmesi

Yasama dönemi sona ermeden milletvekilliğinin kendiliğinden veya Meclis kararı ile sona ermesidir. Anayasa’da sayılan düşme sebepleri istifa, kesin hüküm giyme, kısıtlanma, milletvekilliğiyle bağdaşmayan bir görev veya hizmeti sürdürmekte ısrar etme, Meclis çalışmalarına özürsüz veya izinsiz olarak bir ay içerisinde toplam beş birleşim günü katılmama ve Cumhurbaşkanı seçilmedir (Any. m. 84, 101).

Milletvekilliği sıfatının kazanılması

Milletvekili genel seçimi sonucunda, il seçim kurulu tarafından düzenlenen ve kişinin milletvekili seçildiğini gösteren tutanağın teslim alınmasıdır.

Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu

İçtüzük’ün 20. maddesinde sayılan TBMM ihtisas komisyonlarından biridir. Temel görevi, TBMM Başkanlığı tarafından kendisine havale edilen eğitim, tarih, kültür, sanat, gençlik ve spor, üniversite kurulması, diyanet işleri ve benzeri konulardaki kanun tasarı ve tekliflerini görüşmektir.

Millî Savunma Komisyonu

İçtüzük’ün 20. maddesinde sayılan TBMM ihtisas komisyonlarından biridir. Temel görevi, TBMM Başkanlığı tarafından kendisine havale edilen millî güvenlik, savunma, Türk Silahlı Kuvvetlerinin görevli veya emekli personeline ilişkin bu personelin beslenmesi, eğitimi, özlük hakları, harcırah düzenlemeleri ile mesleğe alınma, çıkarılma veya meslekte yükselmeleri ve benzeri konulardaki kanun tasarı ve tekliflerini görüşmektir.

Muhalefet şerhi

Komisyonca kabul edilen rapor hakkında çekimser veya aykırı görüşe sahip komisyon üyelerince verilen ve komisyon raporuna eklenen yazılı görüşlerdir. Raporun imza sirkülerinde bu üyelerin adlarının altında “çekimser” veya “muhalif” şeklinde ibareler yer alır (İçt. m. 42).

Mükerrer madde

Bir kanuna eklenecek maddeye, kanunun diğer bir maddesi ile bağlantılı olması nedeniyle başına mükerrer ibaresi konularak aynı madde numarasının verilmesidir. Kanun yapım tekniğine aykırı olan bu numaralandırma yöntemi kural olarak terk edilmiştir. Ancak, sistematiğinde mükerrer madde uygulaması bulunan eski tarihli kanunlarda yapılan değişikliklerde, kanunun sistematiğini bozmamak ve karışıklığa sebebiyet vermemek için mükerrer madde eklenmesi yoluna gidilebilmektedir.

Mülga kanun

Yürürlükten kaldırılmış, diğer bir deyişle ilga edilmiş kanuna verilen

addır.

Olağanüstü toplantı

TBMM’nin, tatil veya araverme sırasında Cumhurbaşkanı veya

TBMM Başkanı’nın çağrısı üzerine yaptığı toplantıdır.

Ortak bildiri

TBMM’nin, daha ziyade dış politikayla ilgili olmak üzere, bir konudaki hassasiyetini ortaya koyan, TBMM’de temsil edilen siyasi partiler ve varsa bağımsızlar adına birer üye tarafından imzalanan ve Genel Kurulda okutulan ortak metindir (İçt. m. 53).

TBMM’de temsil edilip de ortak bildiri olarak adlandırılan bu açıklamaları imzalamayan siyasi partiler de olabilmektedir.

Oturum

Bir birleşimin ara ile bölünen kısımlarından her birisidir (İçt. m. 1).

Oy pusulası

Açık oylamalarda kullanılan ve milletvekillerinin, ad, soyad ve seçim çevrelerini yazarak doldurmaları gereken basılı kâğıttır. Elinde basılı oy pusulası bulunmayan milletvekili beyaz bir kâğıt üzerine ad, soyad ve seçim çevresini yazıp imzalamak suretiyle de oyunu kullanabilir (İçt. m. 139, 143).

Oyunun rengini belirtmek üzere konuşma

Tasarı veya teklifin tümünün oylanmasından önce milletvekillerinin, ne yönde oy kullanacaklarını belirtmek üzere yaptıkları kısa, açık ve gerekçeli konuşmadır. Bu konuşma istem üzerine lehte ve aleyhte olmak üzere birer milletvekili tarafından yapılır (İçt. m. 64, 86).

Önerge

Milletvekilleri tarafından, yasama ve denetim faaliyetleri konusunda TBMM Başkanlığına ya da komisyon başkanlıklarına hitaben yazılan dilekçedir. Yazılı soru önergesi, sözlü soru önergesi, Meclis soruşturması önergesi, Meclis araştırması önergesi, gensoru önergesi, genel görüşme önergesi, değişiklik önergesi, kapalı oturum önergesi, kifayet-i müzakere önergesi ve görüşmelerin devamı önergesi gibi pek çok türü vardır.

Önerge sahibi

İşleme alınması için birden çok milletvekilinin imzası gereken bir yasama belgesini hazırlayan ve ilk imzayı atan ya da sahip olduğu yetkiyle grubu adına yasama belgesini imzalayan milletvekilidir.

Öngörüşme

Genel Kurulda, genel görüşme ve Meclis araştırması açılıp açılmamasına dair yapılan; hükûmet, siyasi parti grupları ve genel görüşme önergesini veren milletvekillerinden birinci imza sahibi veya onun göstereceği bir diğer imza sahibinin konuşabildiği görüşmedir (İçt. m. 102, 104).

Özel gündem

Danışma Kurulunca tespit edilen, Anayasa ve İçtüzük gereği belirli bir sürede sonuçlandırılması gereken konular ile bunların görüşülme günlerinin yer aldığı, Genel Kurul gündeminin bir kısmıdır. Söz konusu günlerde diğer gündem maddelerinden önce özel gündemde yer alan işler görüşülür (İçt. m. 50).

Özel kâtip

Komisyonların, ihtiyaç duyulan hâllerde, belirli bir konu için komisyon başkanının teklifi üzerine toplantıda hazır bulunanların salt çoğunluğunun oyu ile seçtikleri üyedir (İçt. m. 24).

Özel sözcü

Komisyonların, ihtiyaç duyulan hâllerde, belirli bir konu için, komisyon başkanının teklifi üzerine toplantıda hazır bulunanların salt çoğunluğunun oyu ile seçtiği ve Genel Kurulda komisyonu temsil etme yetkisine sahip üyedir (İçt. m. 24).

Parlamento teamülü

Meclis çalışmalarının yürütülmesi bakımından Anayasa, kanunlar ve İçtüzük’te hüküm bulunmayan hâllerde geliştirilen çözüm yollarının aynı şekilde tatbiki, kanıksanması ile oluşan ve mevzuatta düzenlenmemiş olmasına rağmen bir süre sonra uyulması gerekli kural hâline gelen fiilî durumlardır.

Pek kısa söz

Genel Kurul görüşmelerinde Başkan’ın izin vermesi üzerine, kısa bir açıklama yapmak istediğini belirten bir milletvekilinin oturduğu yerden yaptığı ve genelde bir- iki dakikayı geçmeyen konuşmadır (İçt. m. 60).

Plan ve Bütçe Komisyonu

Anayasa’yla kurulan ve temel işlevi bütçe ve kesin hesap kanun tasarılarını görüşmek olan; kuruluşunda iktidar partisi grubuna veya gruplarına en az 25 üye verilmek şartıyla siyasi parti gruplarının ve bağımsızların oranlarına göre temsili göz önünde tutulan, 40 üyeli ihtisas komisyonudur. Komisyon; kalkınma planıyla ilgili tasarı ve teklifleri, kamu harcama veya gelirlerinde artış veya azalış gerektiren tasarı ve teklifleri yahut sadece belirli maddeleri bu niteliği taşıyan tasarı ve teklifler ile TBMM Başkanlığının kendisine havale ettiği diğer tasarı ve teklifleri görüşür. Ayrıca, Sayıştay başkanı ve üyelerinin ön seçimi görevi de Plan ve Bütçe Komisyonuna verilmiştir (Any. m. 162, 164; İçt. m. 20, 21; 3067 sayılı Kn.; 6085 sayılı Kn. m. 16).

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK)

Radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetleri sektörünü düzenlemek ve denetlemek amacıyla kurulmuş, idarî ve malî özerkliğe sahip, tarafsız kamu tüzel kişiliğidir (6112 sayılı Kn. m. 34). Kurul dokuz üyeden oluşur ve üyeleri, siyasî parti gruplarının üye sayısı oranında belirlenecek üye sayısının ikişer katı olarak gösterecekleri adaylar arasından, her siyasî parti grubuna düşen üye sayısı esas alınmak suretiyle TBMM Genel Kurulunca seçilir (Any. m. 133).

Refer andum

Bkz. Halkoylaması

Resmî Gazete

Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan; yasama, yürütme ve yargı organlarına ilişkin mevzuat, karar ve ilanların yer aldığı süreli yayındır. Kanunların yürürlüğe girmesi için Resmî Gazete’de yayımlanması zorunludur.

Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu

İçtüzük’ün 20. maddesinde sayılan TBMM ihtisas komisyonlarından biridir. Temel görevi, TBMM Başkanlığınca kendisine havale edilen çalışma ve iş hayatı, sosyal güvenlik, sağlık ve sosyal yardım konuları ile ailenin bütünlüğünün korunması, aile planlaması ve benzeri konulardaki kanun tasarı ve tekliflerini görüşmektir.

Salt çoğunluk

Belirli bir sayının yarısından az olmayan çoğunluktur. Basit çoğunluk olarak da adlandırılır. TBMM üye tamsayısının salt çoğunluğu 276’dır.

Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu

İçtüzük’ün 20. maddesinde sayılan TBMM ihtisas komisyonlarından biridir. Temel görevi, TBMM Başkanlığı tarafından kendisine havale edilen petrol, elektrik, doğalgaz, LPG piyasası ile yenilenebilir enerji başta olmak üzere enerji ile ilgili diğer konular, madencilik, ticaret, sanayi, tüketici hakları, rekabet hukuku, marka, patent, faydalı model, coğrafi işaretler, şeker piyasası, AR-GE, akreditasyon ve benzeri konulardaki kanun tasarı ve tekliflerini görüşmektir.

Sataşma

Bkz. Açıklama hakkı.

Saygı duruşu

TBMM Başkanlık Divanı tarafından kararlaştırılan hâllerde, Genel Kurulda bulunanların Başkan’ın davetiyle ayakta sessiz ve hareketsiz durması şeklinde gerçekleştirilen kısa merasimdir (İçt. m. 53).

Sayıştay

Kamuda hesap verme sorumluluğu ve mali saydamlık esasları çerçevesinde, kamu idarelerinin etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak çalışması ve kamu kaynaklarının öngörülen amaç, hedef, kanunlar ve diğer hukuki düzenlemelere uygun olarak elde edilmesi, muhafaza edilmesi ve kullanılması için TBMM adına denetim yapmak; sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevli kurumdur (6085 sayılı Kn. m. 1). Sayıştay Başkan ve üyeleri TBMM Genel Kurulu tarafından seçilir.

Seçim dönemi

Anayasa’da, TBMM seçimlerinin yapılması için öngörülen süredir (Any. m. 77).

Seçim kararı

Anayasa’da yetkili kılınan makamların, milletvekili genel seçimlerinin erkene alınması veya geriye bırakılmasına yönelik tasarruflarıdır. Seçim kararı almaya, Anayasa’da belirtilen özel şartların gerçekleşmesi durumunda TBMM veya Cumhurbaşkanı yetkilidir. Ayrıca, özel bir durum olan ara seçimler için de TBMM kararı gereklidir (Any. m. 77, 78; İçt. m. 1; 2839 sayılı Kn. m. 6, 7, 8).

Seçimlerin geriye bırakılması

Anayasa’da dört yılda bir gerçekleştirilmesi öngörülen ancak savaş sebebiyle yapılması mümkün olmayan seçimlerin, TBMM kararıyla bir yıl ertelenmesidir. Geriye bırakma sebebi ortadan kalkmamışsa bu erteleme aynı usulle tekrarlanabilir (Any. m. 78; İçt. m. 1; 2839 sayılı Kn. m. 6).

Seçimlerin yenilenmesi

Anayasa’da dört yılda bir gerçekleştirilmesi öngörülen seçimlerin, TBMM veya Cumhurbaşkanının kararıyla bu süre tamamlanmadan yapılması, yani erkene alınmasıdır. TBMM, istediği zaman ve gerekçeli olarak seçimlerin yenilenmesi kararı alabilir. Cumhurbaşkanının seçimleri yenileyebilmesi Anayasa’da belirtilen şartların gerçekleşmesine bağlıdır. Buna göre Cumhurbaşkanı;

  • Yeni kurulan Bakanlar Kurulunun güvenoyu alamaması ve 45 gün içinde yeni Bakanlar Kurulu kurulamaması veya kurulduğu hâlde güvenoyu alamaması,
  • TBMM’de yapılan gensoru görüşmeleri sırasında milletvekillerinin veya siyasi parti gruplarının verecekleri gerekçeli güvensizlik önergesi üzerine yapılan oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğuyla Bakanlar Kurulunun düşürülmesi ve 45 gün içinde yeni Bakanlar Kurulu kurulamaması veya kurulduğu hâlde güvenoyu alamaması,
  • Görevi devam ederken Başbakanın TBMM’den güven istemesi ancak güvenoyu alamaması üzerine 45 gün içinde yeni Bakanlar Kurulu kurulamaması veya kurulduğu hâlde güvenoyu alamaması,
  • Başbakanın istifa etmesi üzerine 45 gün içinde Bakanlar Kurulunun kurulamaması,
  • Yeni seçilen TBMM’de Başkanlık Divanı seçiminden sonra 45 gün içinde Bakanlar Kurulunun kurulamaması hâllerinde TBMM Başkanı’na danışarak seçimlerin yenilenmesine karar verebilir (Any. m. 77, 104, 116; İçt. m. 1; 2839 sayılı Kn. m. 8).
Senato

Bkz. Cumhuriyet Senatosu

Sıra sayısı

Komisyonların karara bağlayıp TBMM Başkanlığına sundukları raporlar ile komisyon görüşmelerine esas teşkil eden tasarı ya da teklifin gerekçesi ile metni, varsa tali komisyon raporları, alt komisyon raporları ile muhalefet şerhlerinin yer aldığı belgeye verilen addır. Bunlar kitapçık hâlinde basılıp milletvekillerine dağıtılır. Meclis araştırması ve soruşturması komisyonlarının raporları da sıra sayısı olarak bastırılır.

Siyasi parti grubu

TBMM’de en az 20 milletvekili bulunan bir siyasi partinin oluşturduğu gruptur. Bağımsızların veya farklı siyasi partilere mensup milletvekillerinin toplam sayıları 20’ye ulaşsa dahi bir araya gelerek grup kurmaları mümkün değildir. Anayasa ve İçtüzük, yasama ve denetim faaliyetlerinde milletvekilleri dışında siyasi partileri değil siyasi parti gruplarını muhatap almaktadır. Siyasi parti grupları Başkanlık Divanında ve komisyonlarda üye sayısı oranlarına göre temsil edilir ve Meclisin tüm faaliyetlerine güçleri oranında katılırlar (Any. m. 95; İçt. m. 18).

“Son söz milletvekilinindir” kuralı

Genel Kurulda görüşülmekte olan bir hususta son konuşmanın komisyon, siyasi parti grupları veya hükûmet adına yapılması durumunda talebi hâlinde bir milletvekiline söz verilmesi zorunluluğudur (İçt. m. 61).

Soru

Bir milletvekilinin, kısa, gerekçesiz ve kişisel görüş ileri sürmeksizin, kişilik ve özel yaşama ilişkin konuları içermeyen bir önerge ile hükûmet adına sözlü veya yazılı olarak cevaplandırılmak üzere Başbakan veya bir bakandan açık ve belli konular hakkında bilgi istemesidir (İçt. m. 96).

Soru-cevap işlemi

Kanun tasarı ve tekliflerinin Genel Kurul görüşmelerinin bir aşamasıdır. Bu aşamada, milletvekilleri tasarı veya teklifin tümü üzerindeki görüşmelerden sonra 20 dakika, her madde üzerindeki görüşmelerden sonra 10 dakika ve temel kanun yöntemi uygulanıyorsa bölüm üzerindeki görüşmelerden sonra 15 dakika süreyle görüşülen konuyla ilgili sorular yöneltir, hükûmeti temsilen hazır bulunan bakan ve komisyon temsilcisi de bu sorulara cevap verir (İçt. m. 81, 91).

Söz alma

Bkz. Genel Kurulda söz alma

Sözcü

Komisyonun, kendi üyeleri arasından komisyon üye tamsayısının salt çoğunluğunun hazır bulunduğu toplantıda, gizli oyla, iki yıllık süre için seçtiği ve komisyon adına açıklama yapma yetkisi bulunan milletvekilidir (İçt. m. 24).

Söz devri

Genel Kurulda söz alan bir milletvekilinin, söz sırasını kendi rızasıyla başka bir milletvekiline bırakmasıdır (İçt. m. 61).

Sözlü soru

Bir milletvekili tarafından, başka bir kaynaktan kolayca öğrenilmesi mümkün olmayan, tek amacı istişare sağlamaktan ibaret bulunmayan, konusu daha önce verilmiş gensoru önergesiyle aynı olmayan, kişilik ve özel yaşama ilişkin konuları içermeyen ve kişisel görüş ileri sürmeyen kısa ve gerekçesiz bir önerge ile hükûmet adına Genel Kurulda sözlü olarak cevaplandırılmak üzere, Başbakan veya bir bakandan açık ve belli konular hakkında bilgi istenmesidir (İçt. m. 96, 97).

Söz sırası

Milletvekillerinin Genel Kurul görüşmelerinde yapacakları konuşmaların, kâtip üyelerce talep önceliğine göre kaydedilmesidir. Bir milletvekili, söz sırasını diğerine verebilir. Söz sırasını bir başkasına veren milletvekili, bundan faydalanan milletvekilinin sırasında konuşabilir. Ayrıca, istemleri hâlinde sırasıyla hükûmete, esas komisyona ve siyasi parti gruplarına söz almada öncelik tanınır (İçt. m. 61).

Söz söylemekten yasaklama

Aynı birleşimde iki defa uyarma cezası alan bir milletvekilinin, Başkan’ın önerisi üzerine, Genel Kurulca görüşmesiz ve işaret oyu ile alınan karar üzerine o birleşimin sonuna kadar söz söylemekten men edilmesidir (İçt. m. 159).

Stenograf

TBMM Genel Kurulunun açık ve kapalı toplantılarında, komisyonlarda, Başkanlık Divanı toplantılarında ve Anayasa Mahkemesinin Yüce Divan sıfatıyla yaptığı duruşmalarda hazır bulunarak konuşulanları steno yöntemiyle yazıya geçiren TBMM İdari Teşkilatı kariyer meslek mensuplarıdır.

Tali komisyon

Tasarı, teklif veya KHK’lerin bütünü, kendisini ilgilendiren yönleri veya maddeleri üzerinde esas komisyona görüş bildiren komisyonlardır (İçt. m. 23).

Tanımlar maddesi

Kanun metninde kullanılan terimlerin ve kısaltmaların ne anlama geldiğine dair açıklamaları içeren maddedir. Genellikle kod kanunlarda yer alır.

Tanıtıcı belge

TBMM tarafından milletvekillerine verilen kimlik cüzdanı, rozet, hamail, araç kartı gibi milletvekilliğiyle ilgili belge ve işaretlerdir. Eski milletvekillerine de rozet ve şekli Başkanlık Divanınca tespit edilen bir kimlik cüzdanı verilir (İçt. m. 175).

Tasnif komisyonu

Genel Kurulda ve komisyonlarda yapılan seçimlerde, sayım ve döküm işini yerine getiren komisyondur. Ad çekmek suretiyle tespit edilen beş kişiden oluşur. Bu komisyonun oylama sonuçlarına ait raporu, aynı oturumda Başkan tarafından açıklanır (İçt. m. 50).

Tatil

TBMM’nin, çalışmalarını belirli bir süre ertelemesidir. Meclis en fazla 3 ay tatil yapabilir. İçtüzük’e göre Meclis, 1 Temmuz’da kendiliğinden tatile girer ve 1 Ekim’de kendiliğinden toplanır. Ancak, Genel Kurul, Danışma Kurulunun önerisi üzerine 1 Temmuz’dan sonrası için de çalışma kararı alabilir ve tatil tarihini değiştirebilir.

TBMM internet sayfası

TBMM’nin yasama ve denetim faaliyetleri ile milletvekilleri, komisyonlar ve Başkanlık Divanına ilişkin bilgi ve belgelere ulaşılabilen internet sayfasıdır (www.tbmm.gov.tr).

Teamül

Bkz. Parlamento teamülü

Tekrir-i müzakere

Genel Kurul ve komisyon görüşmelerinde olmak üzere iki türü vardır:

Genel  Kurulda tekrir-i  müzakere: 

Genel  Kurulda kanun tasarı  veya teklifinin  kabul edilmiş bir maddesinin, metnin tümü oylanmadan önce yeniden görüşülmesidir. Yeniden görüşme önergesi hükûmet veya esas komisyonca bir defaya mahsus olmak üzere verilebilir. Bu istem Danışma Kurulunun görüşü alındıktan sonra Genel Kurulca, görüşmesiz ve işaret oyuyla karara bağlanır. Anayasa değişikliği görüşmelerinde tekrir-i müzakere yapılmaz (İçt. m. 89).

Komisyonda tekrir-i müzakere

Komisyonda tekrir-i müzakere iki durumda söz konusu olmaktadır: (i) Komisyonun gündeminde yer alan bir konunun görüşülmesi tamamlanmadan önce, o konu ile ilgili belli bir hususun yeniden görüşülmesidir. Bu yöndeki istem, toplantıda hazır bulunan üyelerin salt çoğunluğunun oyuyla kararlaştırılır. (ii) Komisyonun gündeminde yer alan bir konunun görüşülmesi tamamlandıktan sonra, komisyon raporunun TBMM Başkanlığına verilmemiş olması şartıyla, aynı konunun komisyonda yeniden görüşülmesidir. Yeniden görüşme, komisyon üye tamsayısının salt çoğunluğunca gerekçeli ve yazılı olarak istenmelidir. Bu şekilde yeniden görüşme talebi yalnızca bir defa için mümkündür (İçt. m. 43).

Temel kanun

Kapsamlı kanun tasarı ve tekliflerinin, 30 maddeyi geçmeyen bölümler hâlinde özel bir yöntemle görüşülmesidir. Bu yöntemde maddeler ayrı ayrı görüşülmemekte ve maddeler üzerinde verilen önerge sayısı daha da sınırlandırılmaktadır (İçt. m. 91).

Tezkere

Parlamento uygulamasında Cumhurbaşkanlığı, TBMM Başkanlığı, Başbakanlık, TBMM komisyon başkanlıkları ve milletvekillerine ait olup Genel Kurulun bilgisine veya onayına sunulması gereken resmî evraktır.

Toplantı günleri

Bkz. Çalışma gün ve saatleri

Toplantı yetersayısı

TBMM Genel Kurulu ile komisyonların toplantıya başlayabilmeleri ve tespiti istendiğinde toplantıyı sürdürebilmeleri için hazır bulunması gereken asgari milletvekili sayısıdır. Bu sayı Genel Kurul için 184, komisyonlar için üye tamsayısının üçte biridir.

Torba kanun

Birbiriyle ilişkili veya birbirinden bağımsız birçok kanunda değişiklik yapan çerçeve kanundur.

Tutanak

Genel Kurul ve komisyon toplantılarında yapılan konuşma, laf atma, gürültü, alkış gibi eylemlerin, ses kaydından da yararlanılarak stenograflar tarafından steno yöntemiyle kayıt altına alınmasıdır. Meclis araştırması ve soruşturması komisyonları, Başkanlık Divanı, TBMM Başkanı’nın resmî kabulleri, Danışma Kurulu ve yasama faaliyetiyle ilgili diğer toplantılar ile Anayasa Mahkemesinin Yüce Divan sıfatıyla yaptığı toplantılarda da tutanak tutulmaktadır.

Tutanak Dergisi

Genel Kurulda yapılan konuşmaların ve okunan evrakın, belirli bir sistematik içerisinde kayda alınan ve deşifre edilen tutanakların düzenlenmesi suretiyle oluşturulan süreli yayındır. Tutanak Dergisi’nde; geçen tutanak özeti, Genel Kurul gündemi, gelen kâğıtlar listesi, komisyon raporları (sıra sayıları), yazılı sorular ve cevapları gibi diğer metinler de yer alır.

Tutanakta düzeltme

İlgililerin, tam tutanağın bastırılıp dağıtılmasından başlayarak 15 gün içinde TBMM Başkanlığına yazılı başvurusu ve Başkanlık Divanının bu başvuruyu haklı görmesi üzerine yayımlanan düzeltme metninin ilgili tutanak dergisine eklenmesidir (İçt. m. 155).

Uluslararası andlaşma

Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılan andlaşmadır. Anayasa’nın 90. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla, TBMM’nin, bunların onaylanmasını kanunla uygun bulması gerekir (Any. m. 90).

Usul hakkında görüşme

Milletvekillerinin istemi üzerine, görüşmeye yer olup olmadığı, Başkanı gündeme veya TBMM’nin çalışma usullerine uymaya davet, bir konuyu öne alma veya geriye bırakma gibi usule ait konularda yapılan görüşmedir. Bu konudaki talep, diğer işlerden önce görüşülür. Görüşmede 10’ar dakikadan fazla sürmemek şartıyla, lehte ve aleyhte en çok ikişer milletvekiline söz verilir. Bu görüşme sonucunda oya başvurmak gerekirse oylama işaretle yapılır (İçt. m. 63).

Uyarma cezası

Söz kesen, sükûneti ve çalışma düzenini bozan ve şahsiyatla uğraşan milletvekiline verilen disiplin cezasıdır. Bu cezayı takdir ve tatbik etme yetkisi Başkana aittir. Uyarma cezası alan milletvekiline talebi hâlinde kendisini savunmak için oturumun veya birleşimin sonunda veya gerekirse daha önce söz verilebilir. Başkan, milletvekilinin açıklamasını yeterli görürse uyarma cezasını kaldırabilir. Bir milletvekili aynı birleşimde iki defa uyarma cezası alırsa durum, tutanak özetinde belirtilir (İçt. m. 156, 157, 158).

Uzlaşma komisyonları

Doğrudan hukuki bir dayanağı bulunmayan, belirli bir konuda Meclis Başkanı’nın inisiyatifi üzerine tüm siyasi parti gruplarının temsilci vermeyi kabul etmeleri hâlinde kurulan, çalışma şeklini kendisi belirleyen özel görevli komisyonlardır. Anayasa Uzlaşma Komisyonu, İçtüzük Uzlaşma Komisyonu ve Siyasi Etik Komisyonu örnek gösterilebilir.

Üyelikle bağdaşmayan işler

Milletvekillerinin, milletvekilliği sıfatını taşıdıkları süre boyunca yapamayacakları bazı işler ve üstlenemeyecekleri görevlerdir. Bu hususlar, Anayasa ve kanunlarla belirlenir (Any. m. 82).

Üye tamsayısı

Anayasa’da belirlenen toplam milletvekili sayısı olup 550’dir. Çeşitli nedenlerle Meclis üyeliklerinde boşalma olması üye tamsayısını değiştirmez; hesaplamalar 550 üzerinden yapılmaya devam edilir.

Vekâleten oy

Bakanlar Kurulu üyelerinin Genel Kurulda birbirleri yerine oy kullanabilmesidir. Her bakan sadece bir bakana vekâleten oy kullanabilir (Any. m. 96/2). Milletvekilleri birbirlerinin yerine oy kullanamazlar.

Vekil

Günlük konuşma dilinde parlamento üyelerine hitap ederken veya onları kastederken “milletvekili” yerine kullanılan tabirdir.

Yarım kalan işler

Genel Kurulda görüşmelerine başlanmış ancak tamamlanamamış işlerdir. Gündemde hangi işlerin yarım kaldığı, altına not düşülerek belirtilir.

Yasa

Bkz. Kanun

Yasama bağışıklığı

Milletvekillerinin, görevlerini daha iyi bir şekilde ve serbestçe yerine getirebilmeleri için kendilerine tanınan koruyucu statüdür. Yasama sorumsuzluğu ve yasama dokunulmazlığı olmak üzere ikiye ayrılır.

Yasama dokunulmazlığı

Ağır cezayı gerektiren suçüstü hâli ve seçimden önce soruşturmasına başlanmış olmak kaydıyla devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetlerde bulunmak durumları hariç, seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekilinin Meclis kararı olmadıkça, milletvekili olduğu süre içerisinde tutulamaması, sorguya çekilememesi, tutuklanamaması ve yargılanamamasıdır. Milletvekilliği süresiyle sınırlı geçici bir koruma sağlayan yasama dokunulmazlığı, Genel Kurul kararıyla da kaldırılabilir (Any. m. 83).

Yasama dönemi

İki milletvekili genel seçimi arasındaki süredir. Bu süre, Anayasa gereği 4 yıldır. Seçimlerin yenilenmesi veya savaş sebebiyle geriye bırakılması hâllerinde bu süre değişir (Any. m. 77, 78; İçt. m. 1).

Yasama işlemi

Yasama organının, yasama ve denetim görev ve yetkileriyle ilgili, belirli bir hukukî sonuç doğurmaya yönelik irade açıklamasıdır.

Yasama sorumsuzluğu

TBMM üyelerinin, Meclis çalışmalarında kullandıkları oylardan, sarf ettikleri sözlerden, açıkladıkları düşüncelerden ve o oturumdaki başkanlık divanının teklifi üzerine Meclisçe aksi bir karar alınmadığı sürece bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamamalarıdır. Kürsü dokunulmazlığı olarak da anılan yasama sorumsuzluğu, milletvekilliği sona erdikten sonra da devam eder (Any. m. 83).

Yasama uzmanı

TBMM Başkanlığına, Genel Kurula, Başkanlık Divanına, Danışma Kuruluna, komisyonlara, uluslararası delegasyonlara ve milletvekillerine uzmanlık hizmeti sunmakla görevli olan; TBMM İdari Teşkilatı bünyesinde Kanunlar ve Kararlar Başkanlığı, Bütçe Başkanlığı, Araştırma Hizmetleri Başkanlığı ile Dış İlişkiler ve Protokol Başkanlığında istihdam edilen kariyer meslek mensubudur.

Yasama yetkisi

TBMM’nin Türk milleti adına kullandığı, kanun yapma ve parlamento kararı alma yetkisini ifade eder (Any. m. 7).

Yasama yetkisinin asliliği

Yasama organının, bir konuyu doğrudan doğruya ve araya başka bir işlem girmeksizin düzenleyebilmesidir.

Yasama yetkisinin devredilmezliği

Başta kanun yapmak olmak üzere Anayasa’da sayılan yasamaya ilişkin yetkilerin Meclis tarafından başka bir organa verilememesi ve bizzat kendisi tarafından kullanılması zorunluluğudur. Bu genel kurala Anayasa’yla istisna getirilebilir.

Yasama yetkisinin genelliği

Kanunla düzenleme alanının konu itibarıyla sınırlandırılmamış olduğunu; yasama organının, Anayasa’ya aykırı olmamak şartıyla her konuyu, dilediği ölçüde ayrıntılı olarak kanunla düzenleyebileceğini ifade eden ilkedir.

Yasama yılı

TBMM’nin, 1 Ekim’de başlayıp 30 Eylül’de sona eren çalışma süresidir. Ancak, milletvekili genel seçimleri nedeniyle ilk yasama yılının başlangıcı ile son yasama yılının bitişi farklı tarihlere denk gelebilir. Bu durumda bir yasama döneminin ilk yasama yılı, TBMM’nin, milletvekili genel seçimi kesin sonuçlarının YSK tarafından ilânını takip eden beşinci gün toplanmasından başlayarak 30 Eylül’e kadar; son yasama yılı ise 1 Ekim’den başlayarak yeni Meclisin seçilmesine kadar sürer (Any. m. 77, İçt. m. 1).

Yazılı soru

Bir milletvekili tarafından, başka bir kaynaktan kolayca öğrenilmesi mümkün olmayan, tek amacı istişare sağlamaktan ibaret bulunmayan, konusu daha önce verilmiş gensoru önergesiyle aynı olmayan, kişilik ve özel yaşama ilişkin konuları içermeyen ve kişisel görüş ileri sürülmeyen kısa ve gerekçesiz bir önerge ile hükûmet adına yazılı olarak cevaplandırılmak üzere, Başbakan veya bir bakandan bilgi istenmesidir (İçt. m. 96, 97).

Yemin

Bkz. Andiçme

Yeniden görüşme

Bkz. Tekrir-i müzakere

Yeni madde ihdası

Genel Kurulda görüşülmekte olan tasarı veya teklifin konusu olan kanunun, komisyon metninde bulunmayan ancak tasarı veya teklif ile çok yakından ilgili olan bir maddesinin değiştirilmesi veya bu kanuna bir ek ya da geçici madde eklenmesi istemini içeren önergelerin yeni bir madde olarak görüşülmesidir. Bu içerikteki önergelerin Genel Kurulda kabul edilebilmesi için komisyonun, üye tamsayısının salt çoğunluğu ile önergeye katılması gerekmektedir (İçt. m. 87).

Yerinden konuşma

Bkz. Pek kısa söz

Yoklama

Genel Kurul birleşimini açtıktan sonra Başkan’ın, tereddüde düşmesi hâlinde resen, görüşmeler sırasında ise işaretle oylamaya geçilirken yirmi milletvekilinin ayağa kalkmak veya önerge vermek suretiyle istemi üzerine toplantı yetersayısının var olup olmadığını belirlemesidir. Toplantı yetersayısı bulunamazsa birleşime en fazla bir saat ara verilir. Yeni oturumda da toplantı yetersayısı yoksa birleşim kapatılır. Yoklama, kural olarak elektronik cihazla yapılır; ancak, oturumu yöneten başkan gerekli görürse ad okuma şeklinde de yapılabilir (İçt. m. 57).

Yönetmelik

Bakanlar Kurulu, Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzelkişilerince kendi görev alanlarını ilgilendiren kanun ve tüzük hükümlerinin nasıl uygulanacağını göstermek amacıyla çıkarılan düzenleyici idari işlemdir. Yönetmelik; tüzüğe, kanuna ve Anayasa’ya aykırı olamaz.

Yüce Divan

Anayasa Mahkemesinin; Cumhurbaşkanı’nı, TBMM Başkanı’nı, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyeleriyle başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini, Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı’nı görevleriyle ilgili suçlardan dolayı yargılarken taşıdığı sıfattır (Any. m. 148).

Yürürlük maddesi

Bir kanunun ne zaman uygulanmaya başlayacağını gösteren maddedir. Kanunun zorunlu unsuru değildir. Kendi metninde ne zaman yürürlüğe gireceği belirtilmeyen kanunlar, Resmî Gazete’de yayımlanmasından itibaren 45 gün sonra yürürlüğe girer (1322 sayılı Kn. m. 3).

Yürürlükten kaldırmak

Bkz. İlga etmek

Yürütme maddesi

Kanun hükümlerinin uygulanmasında yetkili ve sorumlu kişi veya kurumu düzenleyen maddedir. Kanun yapım tekniği gereği kanunların yürütme maddesinin bulunması zorunludur.

Ziyaretçi Kabul Salonu

Seçmenlerin, milletvekilleri ile görüşebilmek için ziyaretçi kartı alarak TBMM yerleşkesine giriş yaptıkları salondur.

Kaynak: TBMM 

https://www.tbmm.gov.tr/docs/psozluk.pdf

10 Nisan – Hukuk Takvimi

0
10 Nisan Hukuk Takvimi: Hukuk tarihinde bu güne ilişkin önemli olaylar. Kanun değişiklikleri, sözleşmeler, davalar, yargılamalar, idamlar, tutuklamalar, infazlar ve diğer hukuki gelişmeler. Ayrıca, diplomatik ilişkilerdeki dönüm noktaları. Ulusal ve uluslararası hukuk kuruluşlarına ait gelişmeler, bildirgeler ve hukukçuların doğum ve ölüm günlerine dair detaylı bilgiler.
10 Nisan – Hukuk Takvim / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
401 II. Theodosius veya Teodosyüs (Flavius Theodosius, 10 Nisan 401 – 28 Temmuz 450) dünyaya geldi. 408 – 450 yılları arasında Doğu Roma imparatorluğu yaptı. Theodosius kanunları (Codex Theodosianus) ile tanınmaktadır.
1018 Nizam-ül Mülk, Büyük Selçuklu Devleti’nin Farsi veziri (Öölümü: 1092)   Siyâsetnâme adlı eserin yazarı olan Fars devlet adamı ve siyaset bilimcisidir. Alp Arslan ve Melikşah dönemlerinde vezirlik yapmıştır.  1092 yılında bir Haşhaşî fedaisi tarafından düzenlenen suikastta öldürülmüştür.
1583 Doğal hukuk öğretisiyle ün kazanmış olan Hollandalı hukukçu, avukat, yargıç, akademisyen, devlet adamı ve diplomat olarak görevler yapan Hugo Grotius (10 Nisan 1583 – 28 Ağustos 1645) dünyaya geldi. Hukuk felsefesi ve uluslararası hukuk alanındaki eserleri ile bilinmektedir. De Jure Belli Ac Pacis (Savaş ve Barış Hukuku) Grorius’un en ünlü eseridir. Savaş, onun için “necessary evil” yani zorunlu kötülüktür. Hugo Grotius’un ortaya attığı ve bugün de hâlen Uluslararası Hukuk alanında yürürlükte olan en önemli ilke “denizlerin serbestisi” ilkesidir.
1844

Belçikalı avukat ve siyasetçi Jules de Burlet doğdu. (Ölümü: 1 Mart 1897) Hukuk eğitimi aldı ve Nivelles’te avukatlık yaptı. 1872’den 1891 yılına kadar belediye başkanlığı görevini üstlendi. 1884’de Belçika Halk Temsilciler Meclisi’nde, Nivelles seçim bölgesini temsil etti. 1891’de İçişleri Bakanı olddemu. 1894’de Belçika Senatosuna seçildi. Belçika’nın 15. Başbakanı olarak göreve getirildi ve 26 Mart 1894 – 25 Şubat 1896 tarihleri arasında başbakanlık yaparak hukukçu başbakanlar listesine girdi. Görevden ayrıldıktan sonra onur konuğu olarak Devlet Bakanı ve 1896-1897 yıllarında Belçika’nın Portekiz büyükelçisi olarak görev yaptı. 1897’de doğduğu yerde, Nivelles’de yaşamını yitirdi.

Belkçi eski Başbakanı ve hukukçu Jules de Burlet’e ait büst
1845 Türk Polis Teşkilatı kuruldu.
1869 Küba’da,10 Nisan 1869 tarihli Guáimaro Anayasası kabul edildi. 
1876 Avukat ve Hayfa’nın ilk Yahudi belediye başkanı Shabtai Levy doğdu. (Ölümü: 1 Kasım 1956) Mekteb-i Hukuk-ı Şahâne’de hukuk eğitimi aldı.

Shabtai Levy
1919 Boğazlıyan Kaymakamı Mehmed Kemal Bey, 10 Nisan 1919’da İstanbul’da idam edildi. İdamın gerekçesi; Birinci Dünya Savaşı’nın son yıllarında Yozgat mutasarrıfı ve Boğazlıyan kaymakamı iken, Sevk ve İskan Kanunu gereğince Ermeni tehciri sırasında gerekli önlemleri almadığı ve bu nedenle tehcire konu kişilerin can ve mal kaybına uğramalarına neden olduğu idi. Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında 7 Ocak 1919 tarihinde gözaltına alındı ve 30 Ocak 1919’da İstanbul’a etirilerek Divan-ı Harbi Örfi’de yargılandı ve idam cezasına mahkum edildi. İnfazı Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’nin verdiği fetva sonucunda Beyazıt Meydanı’nda asılarak gerçekleştirildi 1908’de Mülkiye Mektebi’nden mezun olan Mehmed Kemal Bey hakkında benzer gerekçelerle Yozgat’ta yapılan yargılamada beraat kararı verilmişti. 14 Ekim 1922 tarihinde, Bakanlar Kurulu Kararıyla ’Milli Şehit’ ilan edildi.
1919 Meksikalı devrimci lider Emiliano Zapata, Hükûmet güçlerince öldürüldü.
1926 1920- Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi, padişah ve halife kuvvetlerinin dışındaki milli kuvvetleri kafir ilan eden ve katlinin vacip olduğunu bildiren bir fetva yayınladı. Şeyhülislamın bu fetvası Takvim-i Vekayi ve diğer İstanbul gazetelerinde yayımlandı.Türk uyruğunda bulunan her türlü şirket ve müesseselerde, işlemlerin ve kayıtların Türkçe tutulması zorunluluğuna ilişkin İktisadi Müesseselerde Mecburi Türkçe Kullanılması Hakkında Kanun kabul edildi.
1927 Binaların numaralandırılmasına ve sokakların adlandırılmasına ilişkin yasa kabul edildi.
1928 TBMM, Anayasa’nın ikinci maddesini değiştirdi. Söz konusu maddeden, Türkiye Devleti’nin dini İslam‘dır bölümü çıkarılarak laiklik yolunda adım atıldı.
1937 Türkiye’de laiklik ilkesi anayasaya konuldu.
1941 Zagreb’de Hırvatistan Bağımsız Devleti’nin kuruluşu ilân edildi.
1950 30 Mart’ta Bursa Cezaevi’nde açlık grevine başlayan Nazım Hikmet, sağlık durumu bozulunca gizlice İstanbul’a getirildi. Şair açlık grevini erteledi.
1950 Köy enstitüsü öğretmeni Mahmut Makal öğrencilerine komünizm propagandası yaptığı ihbarıyla tutuklandı.
1954 Hukukçu ve siyasetçi Atilla Kart doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. Serbest avukatlık yaptı. Konya merkezli sosyal çalışmalar ve dernek yapılanmaları içinde görevler üstlendi. Baro yönetiminde görev yaptı. 22., 23.ve 24.Dönem Konya Milletvekili seçildi. TBMM Anayasa Komisyonu ve Anayasa Uzlaşma Komisyonu üyeliğinde bulundu.
1958 İstanbul Belediyesi, kadınların uzun süren hamam sefalarının su israfına neden olduğu gerekçesiyle, yıkanma süresini 1 saatle sınırlandırdı.
1959 Çek hukukçu, bürokrat ve Başbakanı Jan Černý yaşamını yitirdi.  (4 Mart 1874 – 10 Nisan 1959) 1898 yılında Prag’daki Charles Üniversitesi’nden hukuk diploması aldı. Bürokrasi yaşamına Hodonín’de kaymakam olarak başladı. Çekoslovakya’nın kuruluşu sırasında Moravya’da Çekçe konuşan en yüksek devlet memuru olduğu için 29 Kasım 1918’de kurulan yerel hükûmetin başı oldu. 1918–1920, 1921–1928 ve 1929–1939 yılları arasında olmak üzere üç kere Moravya valiliğini yaptı. 1920-1921 arasında ve 1926’da olmak üzere iki kere Çekoslovakya başbakanlığı yaptı.
1961 Hatay Cumhuriyeti Anayasası‘nı da yazmış olan Anayasa Hukukçusu Ali Fuat Başgil, 10 Nisan 1961 tarihinde üniversiteden emekliliğini isteyerek siyasete girdi.
1971 Rus hukukçu ve siyasetçi Denis Nikolayeviç Voronenkov doğdu. (Ölümü: 23 Mart 2017) Ryazan Devlet Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. Hukuk Nihilizm ve Hukuki İdealizm (Teorik ve Hukuki Araştırma) başlıklı teziyle doktorasını tamamladı. 2009 yılında, Rusya Federasyonu Adalet Bakanlığı Rus Hukuk Akademisi’nde ‘Kuvvetler ayrılığı mekanizmasında adli kontrolün teorik ve normatif temeli’ konulu tezini savundu. 2001 yılında Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesi’nde danışman oldu. Ardından Naryan-Mar Belediye Başkan Yardımcısı ve Nenets Özerk Bölgesi Vali Yardımcısı seçildi. 2011’de Devlet Dumasına seçildi.
1972 Askeri Yargıtay, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın ölüm cezalarına ilişkin infazların durdurulması için avukatlarının yaptığı başvuruyu reddetti.
1973
  • ODTÜ Rektörlüğü sırasında 1971’deki olaylarda “görevi ihmal ettiği” suçlamasıyla Prof. Dr. Erdal İnönü hakkında Ankara Savcılığı’nca dava açıldı.
  • Avukat, siyasetçi ve yazar Selahattin Demirtaş doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. Bir süre serbest avukatlık yaptı. İHD (İnsan Hakları Derneği) Diyarbakır şubesinde yöneticilik görevinde bulundu. 4 Kasım 2016’da HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ ve dokuz HDP’li milletvekili ile birlikte Türkiye Anayasası’na göre suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, terör örgütü üyesi olmak, silahlı terör örgütüne üye olmak, örgüt adına suç işlemek iddialarıyla gözaltına alındıktan sonra tutuklandı. Cezaevinde iken Seher, Devran, Leylan ve Efsun isimli kitaplarını yazdı. Cezaevinde 52 yaşına giren Selahattin Demirtaş’ın yeni romanı Jamal’ın Dipnot Yayınlarından basıldığını ise 10 Nisan 2025 günü duyurdu.
1974 Genel af yasa önerisi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi.
1977 İspanya’da hükümet, Franco döneminde 40 yıl yasaklı kalan Komünist Parti’nin yasallaştırıldığını ilan etti.
1979 Amerikalı barış aktivisti Rachel Aliene Corrie dünyaya geldi.  (Ölümü: 16 Mart 2003) ISM (International  olidarity Movement-Uluslararası Dayanışma Örgütü) gönüllüsü olarak çalıştı. 16 Mart 2003’de Gazze Şeridi’nin güneyinde Refah’ta İsrail Savunma Kuvvetlerine (İSK) bağlı zırhlı biruldozer tarafından öldürüldü.

1982 Kapatılan CHP’nin eski Genel Başkanı Bülent Ecevit, Norveç’te yayımlanan bir gazeteye verdiği demeç gerekçesiyle gözaltına alındı ve 6 Nisan’da tutuklandı. Ecevit hakkında Hollanda TV’sine ve Der Spiegel Dergisi’ne demeç verdiği için açılan bir dava daha bulunuyordu.
1984 Richard Ramirez (Ricardo Leyva Muñoz Ramírez) ilk cinayetini 10 Nisan 1984’te San Francisco’nun Tenderloin bölgesinde işledi. ABD’nin California eyaletinde 1984’ten 1985’e kadar 13 kişiyi öldürerek seri katiller listesine adını yazdırdı. Yaşadığı otelin bodrum katında, 9 yaşındaki Mei Leung’i önce dövdü, tecavüz etti ve sonra da öldürdü. İkinci maktul 79 yaşındaki Jennie Vincow idi ve onu 28 Haziran 1984’te canice öldürdü.

Richard Ramirez, seri cinayetlerine başladığında 24 yaşındaydı.
1986 Prof. Dr. Ümit Doğanay’ın da bulunduğu 5 kişinin öldürülmesinden yargılanan itirafçı Nurullah Tevfik Ağansoy Mahkeme’ye dilekçe verdi. Ağansoy, 1980 darbesinden sonra silahlı saldırı, bombalama ve cinayetteki rolü nedeniyle tutuklandı ve 16 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. 1989 yılında serbest bırakıldı. 28 Ağustos 1996’da öldürüldü.
1992 Başbakan Süleyman Demirel, Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a hakaretten 10 milyon lira tazminat ödemeye mahkûm oldu.
1996 Kadıköy’de yakalanan ülkücü katil Haluk Kırcı tutulduğu Asayiş Şubesi’nden kaçtı. Tutuklanan 1 polis memuru, Kırcı yakalandığında üzerinden Adalet Bakanı Mehmet Ağar tarafından Emniyet Müdürü iken düzenlenmiş “Arkadaşa yardımcı olun, nezarethaneye koymayın” notu çıktığını, Ağar aranıp teyit edildiğini, 2 haftadır polis gözetiminde koridorda tutulduğunu ileri sürdü.
1996 İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi amfisinin 29 Şubat’ta işgalinden dolayı yargılanan 51 kişiden tutuklu olan 31’i tahliye edildi. Öğrenciler, arkadaşlarına destek için Sultanahmet Adliyesi önünde toplandı.
1997 Amerikalı aktivist, hayırsever ve yazar Claire Wineland dünyaya geldi. (Ölümü: 2 Eylül 2018) Kâr amacı gütmeyen ihtiyaç sahibi insanlara sağlık hizmeti sağlayan kuruluş “Claire’s Place Foundation’daki çalışmalarıyla bilinmektedir. Terminal ve kronik hastalığa sahip olan insanlar ile ailelerini destekleme amaçlı organize çalışmalar yaptı. 2 Eylül 2018’de rahatsızlığı nedeniyle 21 yaşında hayatını kaybetti.
1997 Ankara Ticaret Mahkemesi, 12 Eylül 1980 sonrası feshedilen CHP’nin Hazine’ye geçen İş Bankası’ndaki % 28 oranındaki hisselerinin yeniden CHP’ye verilmesi yönünde karar aldı. Davayı kazanan CHP İş Bankası yönetim kuruluna 4 üye atayabilecek.
1997 Emniyet Genel Müdürlüğü telefonların dinlendiğini doğruladı ve “Bu sayede 5440 olayı aydınlattık” dedi.
1997 Mimar Sinan Üniversitesi’nde toplanan İstanbul Üniversitesi Öğrencileri Koordinasyonu üyesi yaklaşık 200 öğrenci, Ankara ve Manisa’da hapis cezaları alan tutuklu arkadaşları için “temsili maket mahkeme” kurdu.
1998 Kuzey İrlanda’da 29 yıllık savaşı bitiren antlaşma 10 Nisan 1998’de Belfast’ta imzalandı. Antlaşma, 22 Mayıs’ta referandumla kabul edildi.
1999 Yargıçların Statüsü Hakkında Avrupa Şartı, Avrupa ülkelerinden ve uluslararası yargıç örgütlerinden gelen katılımcılar tarafından 10 Temmuz 1998 tarihinde Strazburg’da kabul edildi. Kabul edilen metin, Orta ve Doğu Avrupa Ülkeleri Yüksek Mahkemeleri Başkanlarının 12-14 Ekim 1998 tarihinde Kiev’de yaptıkları toplantıda ve 25 Avrupa ülkesinin Adalet Bakanlarının 8-10 Nisan 1999 tarihinde Lizbon’da yaptıkları toplantıda desteklendi.
1999 Yedi TİP’linin ve DİSK genel başkanlarından Kemal Türkler’in öldürülmesi davalarında gıyabi tutuklu olarak yargılanan Ünal Osmanağaoğlu yakalandı.
2001 Hollanda parlamentosunda Senato, bazı koşullara bağlı olarak ötanazi yasasını onayladı.
2002 Danıştay 10. Dairesi, “Devlet Sanatçılığı” unvanı verilmesine ilişkin düzenleme içeren yönetmeliği iptal etti.  Devlet sanatçısı unvanı verilenlerden haklarında dava açılan 89 kişiye ilişkin işlem de iptal edildi.
2006 Fransa’da 26 yaş altındakilerin ilk iki yılda kolay işten atılmasını öngören yasaya (CPE) karşı mücadeleyi öğrenci birlikleri ve sendikalar kazandı. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac yasayı geri çekmek zorunda kaldı.
2007 Yazar, sanatçı ve hukukçulardan oluşan bir grup “Adalet Gemisi” ile Kadıköy’den hareket etti. Aydınlatılmayan siyasi cinayetlere dikkat çekilmesi için 3 gün boyunca İstanbul iskelelerinde sembolik önemi bulunan faili meçhul davalar ele alındı.
2008 Kapatılan DEP’in eski milletvekili Leyla Zana, 2007’deki Nevruz kutlamalarında yaptığı konuşmadan dolayı 2 yıl hapse mahkum oldu.
2008 Rusya Yüksek Mahkemesi, okul ve vakıflarının devlet yönetimine geçirilmesinin ardından, aşırı radikal” ve “terör gruplarıyla bağlantılı oldukları” gerekçesiyle Fethullah Gülen ile bağlantılı tüm kurum ve kuruluşların faaliyetlerini “yasa dışı” ilan etti.
2010 Türkçe dışındaki dillerde propagandaya hapis cezasını kaldıran yasa değişikliği Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
2010 Hukukçu ve siyasetçi Lech Aleksander Kaczyński yaşamını yitirdi. (Doğumu: 18 Haziran 1949) Varşova Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi aldı. İş hukuku alanında uzmanlaştı. 1970’lerde ülkedeki komünist rejime karşı olan bir bağımsız işçi sendikası hareketi içinde yer aldı. 1980’de Gdańsk tersanesindeki İşletmelerarası Grev Komitesi’ne danışman oldu ve aynı zamanda Solidarność (Dayanışma) hareketine de katıldı. 1991’de yapılan parlamento seçimlerinde bağımsız olarak parlamentoya seçildi. Wałęsa tarafından Başkanlık Konseyi’nde güvenlik bakanlığına getirildi. 1992-1995 arasında Yüksek Denetim Konseyi başkanlığı, Adalet Bakanlığı ve Jerzy Buzek’in hükûmetinde Polonya başsavcılığı görevlerinde bulundu. 2002’de Varşova belediye başkanlığına seçildi. Eşcinsel yürüyüşlerini iki kez engelledi. Bu uygulaması yüzünden 2007 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesine göre toplantı özgürlüğünü ihlal ettiğine karar verildi. 2005 yılında Polonya Cumhurbaşkanı seçildi. 10 Nisan 2010 tarihinde Rusya’da meydana gelen bir uçak kazasında Polonya first ladysi Maria Kaczynska diğer 94 kişiyle birlikte öldü. Eski başbakan Jarosław Kaczyński’nin ikiz kardeşidir.
2013 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbe dönemlerinde çok sayıda siyasi davada avukatlık yapan Gülçin Çaylıgil (82) hayata veda etti.
2014 Yüksek Seçim kurulu, Yalova ve Niğde/Keçikalesi’nde seçimleri iptal etii.
2015 Gabonlu hukukçu ve siyasetçi Rose Francine Rogombé yaşamını yitirdi. (Doğumu: 20 Eylül 1942) Fransa’da hukuk eğitimi gördü. Daha sonra Gabon’da sulh yargıcı olarak çalıştı. 1980’lerde hükümette Kadının ve Haklarının Geliştirilmesinden Sorumlu Devlet Bakanı olarak görev yaptı. 1990’ların başında çok partili siyasete geçiş sürecinde siyaseti bıraktı, kendini hukuka adadı. Özel Ceza Mahkemesi Başkan yardımcısı oldu. 2009’da Senato başkanı seçildi. Ayrıca geçici olarak devlet başkanlığı görevini yürüttü ve Gabon’un ilk kadın devlet başkanı oldu.
2017 Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi yargıcı Neil McGill Gorsuch 31 Ocak 2017’de Başkan Donald Trump tarafından aday gösterildi ve 10 Nisan 2017’den itibaren bu göreve getirildi.

Birleşmiş Milletler (BM) Uluslararası Bağımsız Suriye Araştırma Komisyonu, Suriye’de 2013’ten bu yana gerçekleşen 26 kimyasal silah saldırısının kayıt altına alındığını açıkladı.

2019 Amerikalı hukukçu ve avukat Randall Challen Berg Jr. (17 Ocak 1949 –10 Nisan 2019) yaşamını yitirdi.  George Mason Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne gitti ve 1978’de mezun oldu. 1978’den 2018’e kadar Florida Adalet Enstitüsü (FJI)’nin kurucu direktörlüğünü üstlendi. 2018’de FJI’dan emekli oldu. 2018’de kamu yararına çalışmaları nedeniyle En Etkili Avukatlar listesine dahil edildi. Ayrıca Florida Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) başkanı olarak görev yaptı.
2020 İspanyol avukat ve politikacı ve eski bakan Enrique Múgica Herzog yaşamını yitirdi. (Doğumu: 20 Şubat 1932) Madrid Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. 4 Şubat 1956 olaylarında belirleyici olan Üniversite Genç Yazarlar Kongresi’nin organizatörüydü ve bu nedenle aynı yıl üç ay hapsedildi. Kamu Düzeni Mahkemesi’nde görülen davalarda muhaliflerin savunucusu oldu. 1988-1991 yıllarında Adalet Bakanı, 2000-2010 yıllarında ise İspanyol Halkının Savunucusu (Ombudsman) oldu.

 2025 İzmir’in Karabağlar ilçesinde, ifade işleminin ardından Büşra Karademir’i (32) evine bırakıp, cinsel saldırıda bulunduğu iddia edilen polis memuru Süleyman Ay’a (50), ‘Cinsel saldırı’ ve ‘Konut dokunulmazlığı ihlal’ suçlarından verilen indirimsiz 10,5 yıl hapis cezası ve onu tabancayla vuran Karademir’e verilen beraat kararının gerekçesi açıklandı.

10 Nisan – Hukuk Takvimi

HFSK – Avukatlık Meslek Kuralları Anket Çalışması

0
HFSK - Avukatlık Meslek Kuralları Anket Çalışması
Avukatlık Meslek Kuralları Anket Çalışması, İstanbul Barosu Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu’nun Avukatlık Meslek Kurallarının Meslek ve Meslektaş Üzerindeki Etkileri Alt Çalışma Grubu tarafından hazırlanmıştır.
 
 

HFSK AÇIKLAMASI: Avukatlık Meslek Kuralları Anketi Katılımı İçin Çağrı

İstanbul Barosu Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu’nun Avukatlık Meslek Kurallarının Meslek ve Meslektaş Üzerindeki Etkileri Alt Çalışma Grubu tarafından hazırlanan bu anket, Türkiye Barolar Birliği’nin (“TBB”) 8-9 Ocak 1971 tarihli IV. Genel Kurulu’nda kabul edilmiş ve 26 Ocak 1971 tarihli TBB Bülteni’nde yayımlanarak yürürlüğe girmiş Avukatlık Meslek Kuralları hakkındaki farkındalık düzeyi ve mevcut kurallara uyulup uyulmadığı hakkındaki görüşünüzü değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

Anketimiz, 41 sorudan oluşmaktadır ve katılımcılardan, Avukatlık Meslek Kuralları kapsamında önermeler içeren soruları doğru ya da yanlış olarak cevaplamaları beklenmektedir. Son olarak, katılımcıların Avukatlık Meslek Kurallarına uyulup uyulmadığı konusundaki görüşleri alınacaktır.

Araştırmanın, mesleki eğitim programlarının ve etik eğitimlerin daha verimli hale getirilmesine, meslek kurallarının işlevsel ve günümüz şartlarına uygun olup olmadığının denetlenmesine ve nihayet mesleki standartların yükseltilmesine katkıda bulunması amaçlanmaktadır. Hiçbir kişisel verinin toplanmadığı bu çalışmada, elde edilen diğer veriler de yalnızca bilimsel amaçlar için kullanılacak olup hiçbir şekilde üçüncü şahıslarla paylaşılmayacaktır.  

9 Nisan – Hukuk Takvimi

0
9 Nisan – Hukuk Takvimi
1626 İngiliz hukukçu, filozof, bilim insanı, avukat ve devlet adamı Francis Bacon yaşamını yitirdi. (Doğumu: 22 Ocak 1561) Trinity College Cambridge Üniversitesi’nde skolastik felsefeyle tanıştı. Poitiers Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. 1584’te parlamentoya seçildi. 1603’te Sir unvanı aldı, 1606’da başsavcı, 1618’de İngiltere başyargıcı oldu. 1621’de rüşvet suçuyla tutuklanıp yargılandı. Suçlu bulundu ve hapis cezasına çarptırıldı. Kısa süren hapishane yaşamından sonra siyasetten tamamen çekildi ve geri kalan hayatının felsefi çalışmalarına adadı. Ötanazi kavramını günümüzdeki anlamına yakın içerikte ilk kez  Bacon kullandı. Eski İngiltere Adalet Bakanı adalet bakanı Nicholas Bacon’ın oğludur.

Francis Bacon
1899 Amerikalı hukukçu Stephen Johnson Field yaşamını yitirdi. (Doğumu: 4 Kasım 1816) Williams Koleji’nde hukuk eğitimi gördü. 1848 yılına kadar avukatlık yaptı. 1857’de Kaliforniya Eyaleti Yüksek Mahkemesi’ne seçildi. 1859’da Kaliforniya Yüksek Mahkemesi’nin beşinci başyargıcı oldu. 6 Mart 1863 tarihinde Abraham Lincoln tarafından ABD Yüksek Mahkemesi yargıçlığına atandı ve aşırı derecede yaşlanmasına rağmen 1 Aralık 1897 tarihine kadar bu göreve devam etti. Stanford Üniversitesi mütevelli heyetinde yer aldı. Çinli göçmenlere karşı ayrımcılık yapan yasalara karşı görüşler ileri sürdü. 1879’da Çinlilere karşı ayrımcılık olarak kabul edilen ve Han Çinlilerinin eski bir geleneğini yasaklamak için çıkarılan Pigtail Yönetmeliği’ni iptal etti. Kararlarında, ABD yargı bölgelerinde doğan çocukların soylarına bakılmaksızın ABD vatandaşı olduklarını savundu. ABD Yüksek Mahkeme Yargıcı olacak David Josiah Brewer’ın amcasıydı.

Stephen Johnson Field
1929 Harbin Millî siyaset aleti olarak kullanılmaması hakkında Moskova Protokolü, 9 Şubat 1929 tarihinde Moskova’da imzalanmıştı. Protokol, Resmi Gazete’nin 9 Nisan 1929 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi.
1932 İlk kadın hakimlerden Mürüvvet Hanım, Adana’da göreve başladı.
1934 Türk Hukuk Kurumu, 9 Nisan 1934 tarihinde “Hukukçular Cemiyeti” adıyla kuruldu, derneğin adı 23 Kasım 1935’de “Hukuk İlmini Yayma Kurumu”na dönüştürüldü, 5 Nisan 1941 tarihinde ise derneğin adı “Türk Hukuk Kurumu” oldu.
1936 İtalyan hukukçu, aktivist ve siyasetçi Ferdinando Imposimato doğdu. (Ölümü: 2 Ocak 2018) University of Naples Federico II da hukuk eğitimi gördü. Bir yıl Hazine Bakanlığı memuru olarak çalıştı. İki defa İtalyan Senatosu’na delege olarak seçildi. 1964’te yargıç olarak atandı. Aralarında önemli kişi ve olayların bulunduğu Aldo Moro cinayeti Mehmet Ali Ağca‘nın gerçekleştirdiği Papa II. John Paul suikastı, banker Michele Sindona davası ve mafya davalarına baktı. İtalyan Yüksek Mahkemesi üyesi ve onursal başkanı oldu.
1936 Alman sosyolog Ferdinand Tönnies yaşamını yitirdi. (Doğumu: 26 Temmuz 1855)
1958 CHP’nin yayın organı Ulus Gazetesi üçüncü kez kapatıldı.
1964 Gazeteci Nuriye Ulviye Mevlan Civelek yaşamını yitirdi. (Doğumu:1893) Türkiye’nin ilk kadın hakları savunucularından biridir. Osmanlı’nın ilk feminist dergisi olan Kadınlar Dünyası‘nın ve kadın hakları örgütü Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti’nin kurucusudur.

Nuriye Ulviye Mevlan Civelek
1982 Kıbrıs Harekâtı sırasında Dışişleri Bakanı olarak görev yapan siyasetçi ve bilim insanı Turan Güneş yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1921) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. Paris Hukuk Fakültesi’nde doktorasını tamamladı. 1951’de İÜHF Anayasa Kürsüsü’nde asistan, 1954’te doçent oldu. 1947’de Demokrat Parti Kandıra örgütünün kurucuları arasında yer alarak siyasete atıldı. 1954’te DP’den Kocaeli milletvekili seçildi.  Hürriyet Partisi’nin kurucuları arasında yer aldı, partinin genel sekreterliğini üstlendi. 1958’de HP’nin feshine karar verilince birçok HP’liyle birlikte CHP’ye katıldı ve partinin merkez yönetiminde yer aldı. 27 Mayıs 1960 darbesi sonrası Kurucu Meclis Cumhuriyet Halk Partisi Temsilcisi olarak seçildi. 1965’te Ankara Üniversitesi SBF’nde idare hukuku profesörü oldu. 1974’te dışişleri bakanlığına getirildi. 20 Temmuz 1974’teki Kıbrıs Harekâtı’ndan sonra Cenevre görüşmelerinde Türkiye’yi temsil etti. Değişik dönemlerde Avrupa Konseyi Danışma Meclisi üyeliği yaptı, konseyde Siyasi İşler Komisyonu başkanlığında bulundu.

Turan Güneş
1985 Kapatılan Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş, 4,5 yıl tutuklu kaldıktan sonra 9 Nisan 1985’te tahliye edildi.
1991 Gürcistan’da yapılan halk oylamasıyla, Sovyetler Birliği’nden bağımsızlık kararı alındı.
2017 İspanyol siyasetçi ve İspanya’nın ilk kadın savunma bakanı Carme Chacón yaşamını yitirdi. (Doğumu: 13 Mart 1971) Barselona Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. Barselona Özerk Üniversitesi’nde doktorasını tamamladı. Gérone Üniversitesi anayasa hukuku öğretim üyesi olarak dersler verdi ve profesör oldu. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) seçim gözlemcisi olarak 1996’daki Bosna-Hersek ve 1997’deki Arnavutluk seçimlerinde görev aldı. 2000 seçimlerinde Barselona milletvekili seçildi. Kısa bir süre sonra PSC’nin adaletten sorumlu sekreteri oldu. Yine aynı dönemde PSOE’nin federal yönetiminde eğitim, kültür, üniversiteler ve araştırmadan sorumlu sekreterlik görevini üstlendi. 2004’de seçimlerinin ardından meclis 1. başkanvekili seçildi ve ardından PSOE’nin kültürden sorumlu sekreteri oldu. 2007 yılında Konut Bakanlığına atandı. 2008 yılında kurulan hükûmette İspanya’nın ilk kadın savunma bakanı olarak görev yaptı. 9 Nisan 2017 tarihinde kalp krizi geçirdi ve 46 yaşında iken hayatını kaybetti.

Carme Chacón
2020 Siyahi İngiliz siyasetçi, iş kadını, insan hakları aktivisti ve eğitimci Jocelyn Barrow yaşamını yitirdi. (Doğumu: 15 Nisan 1929) BBC Kanalı Yönetim Kurulu’nda yönetici olan ilk siyahi kadındır.
2021 Amerikalı hukukçu William Ramsey Clark yaşamını yitirdi. (Doğumu: 18 Aralık 1927) Teksas Austin Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. Chicago Üniversitesi’nde doktorasını tamamladı.  1967-1969 yılları arasında Lyndon B. Johnson döneminde  66. Amerika Birleşik Devletleri Başsavcısı olarak görev yaptı.
2021 Brezilyalı hukukçu ve siyasetçi Abdul Hamid Sebba yaşamını yitirdi. (Doğumu: 2 Aralık 1934) 1996’da Liberal Parti’de başladığı siyasi kariyerini 2001’den 2003 yılına kadar Sosyalist İşçi Partisi’nde sürdürdü. 1995’ten 1998’e ve 1999’dan 2003’e kadar iki dönem Goiás Yasama Meclisi’nde delege olarak görev aldı.

9 Nisan – Hukuk Takvimi

8 Nisan – Hukuk Takvimi

0
8 Nisan - Hukuk Takvimi
8 Nisan – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
MÖ 563
Hindistanlı dini lider ve Budizmin kurucusu olduğu düşünülen Gautama Buddha  doğdu. (Ölümü: MÖ 483)
217
Caracalla Fermanı (Constitutio Antoniniana), Antoninus Anayasası olarak da bilinen bildiriyi yayınlayan ve Roma Hukukunun gelişimine büyük katkıları olan İmparator Caracalla (Lucius Septimius Bassianus) (4 Nisan 186 –  8 Nisan 217) yaşamını yitirdi. 211 – 217 yılları arasında hüküm sürdü.
622
Japonya’da On İki Rütbeli Sistem ile On Yedi Maddeli Anayasa gibi icraatlarıyla imparator odaklı baskıcı bir merkezi devlet yönetim kuran Prens Shōtoku (7 Şubat 574 – 8 Nisan 622) yaşamını yitirdi.
1513
İspanyol Konkistador Juan Ponce de León, Florida’yı keşfetti ve bu bölgeyi İspanya toprağı ilan etti.
1763
Hukukçu John Stuart‘ın 26 Mayıs 1762 tarihinde başlayan İngiltere başbakanlığı 8 Nisan 1763 tarihinde sona erdi.
1783
1441’den beri varlığını sürdüren Kırım Hanlığı, II. Katerina’nın emriyle Rus İmparatorluğu tarafından ilhak edildi.
1830
Avrupa ülkeleri, Osmanlı İmparatorluğu’ndan, bağımsız Yunan devletini onaylamasını istedi.
1835
Berlin Üniversitesi’nin kurucularından Alman hukukçu, filozof, dilbilimci ve devlet adamı Wilhelm von Humboldt yaşamını yitirdi. (Doğumu: 22 Haziran 1767) Hukuk eğitimi alırken daha çok Felsefe, Tarih ve eski dillere yönelik çalışmalar yaptı. 1790 yılında devlet hizmetine girdi, burada yargıç olarak adalet dairesinde çalıştı. Bu görevle beraber devlet adına diplomatik görevlerde bulundu.  Prusya Büyükelçiliği yaptı.
1859
Fenomenoloji okulunu kuran Yahudi kökenli Alman filozof Edmund Gustav Albrecht Husserl (8 Nisan 1859 – 27 Nisan 1938)  dünyaya geldi.
1869
Darülfünun-ı Osmani kuruldu.
1873
Yeni Zelanda’da dört dönem başbakanlık yapan hukukçu William Fox’un 20 Mayıs 1856  tarihinde başlayan görevi 8 Nisan 1873 tarihinde sona erdi.
1899
Martha Place, elektrikli sandalye ile idam edilen ilk kadın biri oldu. İdam sebebi üvey kızı Ida Place’i öldürmesiydi.
1920
Salih Paşa’nın (Salih Hulusi Kezrak) istifası ile kurulan Damat Ferit Paşa Kabinesi’nin tanınmayacağı yönündeki, Heyet-i Temsiliye genelgesi yayınlandı.
1923
Mustafa Kemal Atatürk, Dokuz Umde’yi açıkladı. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin seçim bildirisi niteliğindeki bu ilkelerin başında, ‘Egemenlik Ulusundur’ maddesi yer aldı. Dokuz Umde veya Dokuz İlke, TBMM’nin birinci döneminin çalışma süresi sona ermeden bir süre önce açıklanan bildiridir ve CHP’nin ilk programı olarak nitelenmektedir. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti daha sonra Halk Fırkası’na dönüşmüştür
1924
Şeriye mahkemelerini kaldıran yeni Mahkemeler Teşkilatı Kanunu TBMM’de kabul edildi. Kadıların yerini hakimler aldı.
1933
Almanya’da ari ırktan olmadığı düşünülen memurlar emekli edildi.
1938
Yedinci Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri Kofi Atta Annan doğdu. (Ölümü: 18 Ağustos 2018) BM’yi canlandırdığı ve insan haklarına öncelik verdiği daha iyi organize edilmiş ve daha barışçıl bir dünya için yaptığı çalışmalardan dolayı 2001 yılında Nobel Barış Ödülü’nü kazandı. Nobel Komitesi ayrıca, onun Afrika’da HIV’in yayılmasını kontrol altına alma mücadelesine olan bağlılığını ve uluslararası terörizme karşı olduğunu ilan etti. Annan Barış Ödülü’nü kazandıktan kısa bir süre sonra, Asantehene tarafından kendisine Busumuru unvanı verildi.
1942
Hukukçu, tarihçi, yazar ve mütefekkir Mehmed Niyazi Özdemir (8. Nisan 1942 Akyazı-11 Mayıs 2018, İstanbul) dünyaya geldi.  İlk ve orta okulu Akyazı’da okudu. Liseyi İstanbul Haydarpaşa Lisesi’nde bitirdi. Ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi ve 1967’de mezun oldu. Ayrıca, edebiyat fakültesinin felsefe bölümünden diploma aldı. Felsefesi alanında doktora yapmak üzere Almanya’ya gitti. Brilon’daki Goethe Enstitüsü’nde Almanca öğrendi. Marburg Üniversitesi’nde ve Prof. Dr. Ditrich Pirson’un danışmanlığında “Türk devletlerinde temel hürriyetler” başlıklı doktora çalışmasına başladı. Uzun yıllar Almanya’da yaşadı. 1988 yılında Türkiye’ye döndü. Tercüman ve Zaman gazetelerinde yazdı. 10 Nisan 2016 tarihinden itibaren  Yeni Şafak gazetesinde köşe yazısı yazmaya başladı. Ayrıca; Genç Akademi, Nizâm-ı Âlem, Türk Yurdu, Ufuk Çizgisi gibi dergilerde makalelerini yayınlandı. 11 Mayıs 2018 günü İstanbul’da yaşamını yitirdi.
1943
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Roosevelt, enflasyonu kontrol altında tutabilmek amacıyla tüm maaş ve ücretleri dondurduğunu ve işçilerin iş değiştirmesini yasakladığını açıkladı.
1946
Milletler Cemiyeti‘nin son oturumu yapıldı. Daha sonra örgütün adı Birleşmiş Milletler olarak değiştirildi.
1949
Hükümetin manevi şahsiyetini tahkir etme iddiasıyla tutuklanan piyanist Feyzi Aslangil beraat etti. Aslangil içtiği konyağı beğenmeyip Tekel hakkında konuşunca, tutuklanmıştı.
1950
Nazım Hikmet, Bursa Cezaevi’nde açlık grevine devam etti. Şair, akşam üzeri Bursa Ahmet Vefik Paşa Hastanesi’ne sevk edilerek muayene edildi, ardından sivil polislerin eşliğinde İstanbul’a getirilerek Sultanahmet Cezaevi’nin revirine yatırıldı. Ankara ve İstanbul’da aydınlar “Nazım Hikmet’in adli bir hataya kurban gittiği, bağışlanması gerektiği”ne dair imzaladıkları bir dilekçeyi Cumhurbaşkanı İnönü’ye iletti.
1953
Kenya bağımsızlık hareketinin önderi Jomo Kenyatta, Mau Mau Ayaklanması gerekçe gösterilerek İngiliz sömürge yönetimince tutuklandı.
1956
Başbakan Adnan Menderes, muhalefeti, “Siyasi sapıklık, sahte ihtilalcilik, inkarcılık, adi ve alçak iftiracılık, sahte hürriyetçilik ve tedhişçilik”le suçladı.
1959
  İstanbul Üniversitesi öğrencileri, Rektörlük Binası’nı işgal etti.
1966
Avukat ve televizyon yapımcısı Armağan Çağlayan doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eğitim gördü. İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde  yüksek lisans eğitimini tamamladı. Avukatlık stajını Kocaeli Barosu’nda tamamladıktan sonra avukatlığı bırakıp İstanbul’a geldi ve televizyon kariyerine başladı.
1966
Gümüldür’den İzmir’e gelip Cumhuriyet Meydanı’ndaki Atatürk heykeline tırmanarak balta ile parçalamaya çalışan A.Ali Gezgin (55) linçten zor kurtuldu.
1968
Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde öğrenciler rektörlük binasını işgal etti.
1979
İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı, 76 lisede yapılan genel maksatlı aramalar sonucunda bulunan yasaklanmış sol yayın, duvar gazetesi, afiş, pankart ve benzeri sebeplerden dolayı 49 lisenin yöneticisi hakkında soruşturma açıldığını duyurdu.
1980
Kıbrıs’ta yayın yapan Sosyalist Kıbrıs Gazetesini basan Yarın Gazetecilik ve Matbaacılık Ltd.Şti.’ne Kıbrıs tarihinde ilk kez askeri mahkemece celp gönderildi. Gerekçe olarak “Kıbrıs Türk Federe Devleti ile TC arasındaki ilişkileri sarsacak nitelikte bir gazeteyi basıp dağıtmak” gösterildi.
1981
Eski Cumhuriyet Halk Parti Genel Başkanı Bülent Ecevit, Arayış dergisinde yayımlanan “İşkence” başlıklı yazısından ifade verdi.
1982
Uluslararası Atatürk Barış Ödülü’nün Güney Afrikalı lider Nelson Mandela’ya verilmesi kararlaştırıldı. Mandela, Türk hükümetine yönelik insan hakları ihlali suçlamaları nedeniyle ödülü reddetti.
1983
AÜ SBF’den Prof.Dr. Kurthan Fişek ile ODTÜ Fen-Edebiyat Fakültesi’nden Yrd. Doç. Ünal Nalbantoğlu’nun görevine 1402 Sayılı Yasa uyarınca son verildi.
1984
Selda Bağcan 1975 yapımı, derlemesini Muhlis Akarsu’nun yaptığı “Galdı galdı” adlı uzunçalarında “Komünizm propagandası” iddiasıyla gözaltına alındı. 16 Nisan’da serbest bırakıldı. İtiraz üzerine 17 Nisan’da gıyabi tutuklama kararı çıktı, 24 Nisan’da teslim oldu.
1987
Amerika Birleşik Devletleri’nde Ronald Reagan yönetiminin İnsan Hakları Raporunda Kürtlere geniş yer verilmesi Ankara’da rahatsızlık yarattı. Amerika Birleşik Devletleri uyarıldı.
1992
SHP Genel Sekreter Yardımcısı Ercan Karakaş 1 Mayıs’ın “Ulusal Bayram” olarak kutlanabilmesi için Meclis’te kanun teklifi verdi.
1992
Ermeniler, Azerbaycan’nın Ağdaban köyünde 779 sivile işkence yapıp 67’sini öldürerek Ağdaban Katliamı’nı gerçekleştirdi.
1993
Güçlükonak/Ormaniçi’nden 30 köylü, evlerinin yakılması ve yapılan işkencelerden dolayı Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na bireysel başvuru yaptı. Köylülerin avukatı Tahir Elçi Komisyona başvurular için: “Güneydoğu’da hak arama yolları fiilen kapatılmış durumda” dedi.
1994
DenizTemiz Derneği (Turmepa) kuruldu.
2001
F tipi cezaevlerinde tecrit uygulamasına karşı ölüm orucunun 160.gününde hayatını kaybeden DHKP-C davası tutuklusu Bülent Çoban Kartal’da toprağa verildi.
2003
Siyasi Partilerin ve Seçim Kampanyalarının Finansmanında Yolsuzlukla Mücadele İçin Ortak Kurallar (Recommendation Rec (2003) – of the Committee of Ministers to member states on common rules against corruption in the funding of political parties and electoral campaigns), Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından 8 Nisan 2003 tarihindeki 835’inci toplantıda kabul edildi.
2003
Yargıtay 8.Ceza Dairesi, “Manisalı Gençler” davasında 10 polise verilen hapis cezalarına ilişkin kararın onanmasına ilişkin gerekçeyi açıkladı: “Can dayanmayacak işkenceler yapıldığı anlaşılmıştır.”
2003
Bergamalı köylüler adına açılan davada İzmir 1.İdare Mahkemesi, -daha önce yürütmeyi durdurma kararı verdiği- Orman Genel Müdürlüğü’nce Normandy firmasına orman alanında siyanürle altın arama izni verilmesine ilişkin işlemin iptaline karar verdi.
2005
Vicdani retçi Mehmet Tarhan İzmir’de gözaltına alındı.
2005
Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (FIJ) 8 Nisan’ı “Gazeteci Cinayetlerinin Cezasız Kalmasına Karşı Protesto Günü” ilan etti. Gazetecilere Karşı İşlenen Suçlarda Cezasızlığa Son Verme Günü ise, BM tarafından 2 Kasım günü olarak ilan edilmiştir. Gazetecilere Karşı İşlenen Suçlarda Cezasızlığa Son Verme Günü’nün İlanı  Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 18 Aralık 2013 tarihindeki toplantıda aldığı 68/163 sayılı karar ile gazetecilere karşı işlenen suçların cezasız kalmasına karşı tüm uluslararası toplumu ve devletleri göreve davet etmiştir.
2010
Seçim Kanunu’nda yapılan değişiklikle Türkçe dışındaki dillerde propagandaya hapis cezasını kaldıran düzenleme TBMM’de kabul edilerek yasalaştı.
2010
Fransız hukukçu ve devlet adamı Jean-Paul Proust (3 Mart 1940, 8 Nisan 2010, Marsilya) yaşamını yitirdi. 3 Mart 1940’a dünyaya geldi. Paris Hukuk Fakültesi’ni ve Paris Siyasal Bilgiler Enstitüsü’nü bitirdi. 1966 yılında İçişleri Bakanlığı’na girdi. 1987-1999 yıllarında  çeşitli bölgelerde valilik yaptı. 1999-2004 yıllarında bakanlıklar yaptı. 2004’te Danıştay üyeliğine atandı. 2005’ten 2010 yılına kadar Monaco Devlet Bakanı (başbakan) oldu.
2013
Emek Sineması protestosunda gözaltına alınan 4 kişi ifadelerinin ardından serbest bırakıldı. SİYAD üyeleri Adliye önünde basın açıklaması yaptı.
2013
  • İnternet sitesi Wikileaks, ABD’nin 1970’lerde yürüttüğü diplomatik faaliyetlere dair 1,7 milyon gizli doküman yayımladı.
  • Hukukçu ve 20. yüzyılda Birleşik Krallık’ın en uzun süre görevde kalan Başbakanı unvanını kazanan Margaret Thatcher yaşamını yitirdi.
2015
Yargıtay 5.Ceza Dairesi, Hayata Dönüş ile ilgili soruşturmayı geciktirdiği gerekçesiyle İstanbul Cumhuriyet Savcısı Ali İhsan Demirel’e verilen 1 yıl hapis cezasını onayladı. Müdahil avukatlarından Ömer Kavili, daha ağır bir ceza için temyize gideceklerini bildirdi.
2019
ÖSYM’deki FETÖ yapılanmasına ilişkin soruşturma kapsamında, aralarında eski ÖSYM Başkanı Ali Demir’in de bulunduğu 21 kişi gözaltına alındı.
2020
Amerikalı avukat ve politikacı Richard Louis Brodsky yaşamını yitirdi. (Doğumu: 4 Mayıs 1946) Brandeis Üniversitesi’nde Siyaset alanında Lisans derecesi ve Harvard Hukuk Okulu‘nda Hukuk Doktoru derecesi aldı. 1975’te Westchester County Yasama Kurulu’nda görev yaptı. 1983’ten 2010’a kadar New York Meclisi’nde görev yaptı. Global Panel Foundation’ın Danışma Kurulu’nda görev aldı. 2010 yılında New York Kıdemli Araştırmacı oldu. New York Eyaletinde çevre koruma ve muhafazaya ayrılmış Çevre Koruma Fonu’nun oluşturulmasından sorumlu mevzuatı yazdı.
2022
Tayvanlı demokrasi aktivisti, siyasetçi ve hukukçu Peng Ming-min (5 Ağustos 1923 – 8 Nisan 2022) yaşamını yitirdi.  Paris Üniversitesi’nden mezun oldu. Peng, 1964’te demokrasi yanlısı protestolarda yer aldığı için tutuklandı. Serbest kaldıktan sonra İsveç’e iltica etti. Daha sonra Amerika Birleşik Devletleri’ne yerleşti ve profesör oldu. 22 yıl sürgünde kaldıktan sonra, 1996’da ülkesine döndü. Tayvan’ın bağımsızlığının en büyük destekçilerindendi.
2025
  • Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ hakkında “zincirleme şekilde basın yoluyla halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçundan 1 yıl 10 ay 15 günden yıldan 7 yıl 10 ay 15 güne kadar hapis cezası istemiyle iddianame düzenlendi.
  • İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından CHP’nin çağrısının ardından yapılan protestolarda gözaltına alınan 139 kişi hakkında iddianame hazırlandı. 104’ü tutuklu olan eylemciler hakkında “görevi yaptırmamak için direnme”, “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” gibi suçlamalar yöneltildi.
  • Arjantin’in Chubut eyaletinde görevli Hakim Mariel Suarez, polis katili bir mahkumla öpüşürken güvenlik kameralarına yakalandı. Suarez, bir hafta önce mahkum Cristian Bustos’un ömür boyu hapis cezası alıp almaması konusunda karar veren hakim heyetinde yer almıştı. Bustos, 2009 yılında polis memuru Leandro ‘Tito’ Roberts’ı öldürmekten suçlu bulunmuştu.

8 Nisan – Hukuk Takvimi

Caracalla Fermanı

0
İmparator Caracalla

Caracalla Fermanı(Constitutio Antoniniana), Antoninus Anayasası olarak da bilinmektedir ve 212 yılında İmparator Caracalla tarafından ilan edilmiştir. Caracalla Fermanı, Roma Hukukunun gelişimi bakımından büyük önem arz etmektedir.

Caracalla fermanı, imparatorluğun her özgür insanına, kendi sitesinin verdiği haklar saklı kalarak, roma vatandaşlığı hakkını tanımıştır. Ferman sayesinde Roma toplumu, birbiriyle eşit ve imparatorun uyruğu olan kişilerden oluşmuştur. MS 212’den önce, çoğunlukla sadece İtalya’da yaşayanlar Roma vatandaşlığına sahip iken ferman ile Roma kolonilerinde ve eyaletlerde yaşayan Romalılar veya onların soyundan gelenler ile İmparatorluğun çeşitli kentlerinde yaşayanlara vatandaşlık verilmiştir.

Roma imparatoru Marcus Aurelius Severus Antoninus Augustus (takma adıyla Caracalla) (M.S. 198-217) tarafından yayımlanan Constitutio Antoniniana’yla, “dediticii” (Romalı generaller tarafından Cermanya’nın sınır bölgelerine yerleştirilmiş mağlup Barbarlar) hariç olmak üzere, İmparatorluk sınırları dâhilinde yaşan tüm özgür bireylere Roma vatandaşlığı bahşedilmiştir. Roma vatandaşlığının genişletilmesinin nedeni bir yandan gelirleri ve vergiye tabi insan sayısını artırmak olarak değerlendirilmiştir.

Roma’nın egemenliği genişledikçe imparatorluk sınırları içinde kalan Roma dışındaki  bölgelerde yaşayanlara da yasal vatandaşlık statüsü verilmesi eğilimi güçlenmiştir. Böylelikle asırlara dayanan “civis” (Roma yurttaşı) ile “peregrinus” (Roma yurttaşı olmayan ve Roma vilayetlerinde yaşayan hür kişiler) arasındaki ayrım tüm özgür bireylerin tam hukuki eşitliği lehine kaldırılmıştır. 

Antoninus Anayasası olarak bilinen ferman(Constitutio Antoniniana) vilayet elitlerine Roma vatandaşlığı verilmesi yönünde Augustus’tan (M.Ö. 27-M.S. 14) beri devam eden bir süreci tamamlamıştır. Romalı hukukçu Ulpianus Digesta’da şöyle demektedir “Roma dünyasındaki bütün insanlar İmparator Antoninus Caracalla’nın fermanı ile Roma vatandaşı yapıldı.”

Roma’daki Caracalla Hamamları

Türkçe İngilizce Sözlük – Yargı Kurumları

0
Yargı Kurumları ve Kavramlar – Türkçe İngilizce Sözlük
 
Türkçe İngilizce Sözlük-Yargı Kurumları
YARGI KURUM İSİMLERİNİN İNGİLİZCE KARŞILIKLARI  
ANAYASA MAHKEMESİ CONSTITUTIONAL COURT  
     
Genel Kurul General Assembly  
     
1. Bölüm 1st Chamber  
     
2. Bölüm 2nd Chamber  
     
Bölümler Başraportürlüğü Office of the Chief Rapporteur for Chambers  
     
Komisyonlar Başraportörlüğü Office of the Chief Rapporteur for Committees  
     
Bireysel Başvuru Bürosu Individual Application Bureau  
     
Genel Kurul Başraportörlüğü Office of the Chief Rapporteur for General Assembly  
     
Araştırma ve İçtihat Birimi Section of Investigation and Precedent  
     
YARGITAY BAŞKANLIĞI THE COURT OF CASSATION  
     
Cumhuriyet Başsavcılığı Office of Chief Public Prosecutor  
     
Bölge İstinaf Mahkemeleri Regional Courts of Appeals  
     
Bölge Adliye Mahkemeleri Regional Courts of Justice  
     
Ceza Daireleri Criminal Chambers  
     
Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri Special Assize Courts  
     
Hukuk Daireleri Civil Chambers  
     
Ceza Genel Kurulu General Assembly of Criminal Chambers  
     
Genel Sekreterlik General Secretariat  
     
Hukuk Genel Kurulu General Assembly of Civil Chambers  
     
Yargıtay Başkanlığı Özel Kalem Müdürlüğü Office of the Private Secretary  
     
Yargıtay Birinci Başkanlığı First Presidency of the Court of Cassation  
     
DANIŞTAY BAŞKANLIĞI COUNCIL OF STATE  
     
Arşiv Müdürlüğü Section of Archives  
     
Başkanlar Kurulu Board of Presidents  
     
Başkanlık Kurulu Board of Presidency  
     
Bilgi İşlem Merkezi Information Technologies Center  
     
Birinci Daire First Chamber  
     
Disiplin Kurulu Disciplinary Board  
     
Genel Kurul General Assembly  
     
Genel Sekreterlik General Secretariat  
     
Genel Yazı İşleri Müdürlüğü Section of Registry  
     
İçtihatları Birleştirme Kurulu Board of the Unification of Case Laws  
     
İdari Dava Daireleri Genel Kurulu Plenary Session of Administrative Law Chambers  
     
İdari İşler Kurulu Board of Administration  
     
İdari İşler Müdürlüğü Section of Administration  
     
Kütüphane Müdürlüğü Section of Library  
     
Özel Kalem Müdürlüğü Office of the Private Secretary  
     
Personel ve Eğitim Müdürlüğü Section of Personnel and Training  
     
Danıştay Başsavcılığı Office of the Advocate-General  
     
Sivil Savunma Uzmanlığı Civil Defence Expertise  
     
Sağlık Ünitesi Health Unit  
     
Tahakkuk Bürosu Accrual Bureau  
     
Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu Plenary Session of the Tax Law Chambers  
     
Yayın Bürosu Publications Bureau  
     
Yüksek Disiplin Kurulu High Disciplinary Board  
     
ASKERİ YARGITAY MILITARY COURT OF CASSATION  
     
Askeri Mahkemeler Military Courts  
     
Başsavcılık Office of the Chief Prosecutor  
     
İkinci Başkanlık Second Presidency  
     

 

T.C. Dışişleri Bakanlığı Haziran 2015  
Tercüme Dairesi Başkanlığı      
       
Daireler Chambers    
       
Daireler Kurulu Board of Chambers    
       
Genel Kurul General Assembly    
       
İçtihadı Birleştirme Kurulu Board of the Unification of Case Law    
       
Başkanlar Kurulu Board of Presidents    
       
Yüksek Disiplin Kurulu High Disciplinary Board    
       
Genel Sekreterlik General Secratariat    
       
ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ HIGH MILITARY ADMINISRATIVE COURT    
       
Başsavcılık Office of the Chief Prosecutor    
       
Genel Kurul General Assembly    
       
Başkanlar Kurulu Board of Presidents    
       
Daireler Kurulu Board of Chambers    
       
Yüksek Disiplin Kurulu High Disciplinary Board    
       
Genel Sekreterlik General Secretary    
       
1 inci Daire Başkanlığı Presidency of the First Chamber    
       
2 nci Daire Başkanlığı Presidency of the Second Chamber    
       
3 üncü Daire Başkanlığı Presidency of the Third Chamber    
       
Daire Müdürlüğü Support Unit Management    
       
Protokol ve İcra Astsubaylığı Unit of the Protocol Issues    
       
UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ COURT OF JURISDICTIONAL DISPUTES    
       
Genel Kurul General Assembly    
       
Hukuk Bölümü Civil Chamber    
       
Ceza Bölümü Criminal Chamber    
       
SAYIŞTAY COURT OF ACCOUNTS    
       
Başsavcılık Office of the Chief Prosecutor    
       
Birinci Daire First Chamber    
       
Daireler Kurulu Board of Chambers    
       
Denetim Geliştirme ve Eğitim Merkezi Audit Development and Training Centre    
       
Denetim Planlama ve Koordinasyon Kurulu Board of Auditing, Planning and Coordination    
       
Genel Kurul General Assembly    
       
Meslek Mensupları Yükseltme ve Disiplin Kurulu Board of Promotion and Discipline of the Professional    
Personnel    
     
Rapor Değerlendirme Kurulu Board of Report Evaluation    
       
Temyiz Kurulu Board of Appeals    
       
Yüksek Disiplin Kurulu High Disciplinary Board    
       
Başkanlık Presidency    
       
YÜKSEK SEÇİM KURULU SUPREME ELECTORAL COUNCIL    
       
İdari ve Mali İşler Dairesi Department of Administration and Finance    
       
İl Seçim Kurulları Provincial Electoral Boards    
       
Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğü Directorate General of Electoral Register    
       
ADLİ, İDARİ VE ASKERİ MAHKEMELER JUDICAL, ADMINISTRATIVE AND MILITARY    
COURTS    
     
Bölge İstinaf Mahkemeleri Regional Courts of Appeals    
       
Ağır Ceza Mahkemeleri Assize Courts    
       
Aile Mahkemeleri Family Courts    
       
Askeri Savcılık Office of the Military Prosecutor    
       
Adli Müşavirlik Judicial Advisory    
       
Asliye Ceza Mahkemeleri Criminal Courts of First Instance    
       
Asliye Hukuk Mahkemeleri Civil Courts of First Instance    
       
Askeri Mahkemeler Military Courts    
       
Bölge Adliye Mahkemeleri Regional Courts of Justice    
       

 

T.C. Dışişleri Bakanlığı Haziran 2015  
Tercüme Dairesi Başkanlığı      
       
Bölge İdare Mahkemeleri Regional Administrative Courts    
       
Çocuk Ağır Ceza Mahkemeleri Juvenile Heavy Criminal Courts    
       
Çocuk Mahkemeleri Juvenile  Courts    
       
Denizcilik İhtisas Mahkemeleri Specialized Courts of Maritime    
       
Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri Special Assize Courts    
       
Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemeleri Criminal Courts of Intellectual and Industrial Property    
Rights    
     
Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemeleri Civil Courts for for Intellectual and Industrial Property    
Rights    
     
İcra Mahkemeleri Enforcement Courts    
       
İcra Daireleri Enforcement Offices    
       
İdare Mahkemeleri Administrative Courts    
       
İdari Yargı Adalet Komisyonları Justice Commissions for Administrative Jurisdiction    
       
İlk Derece Mahkemesi Adli Yargı Adalet Komisyonları Justice Commissions of First Instance Court for    
Jurisdiction    
     
İnfaz Hâkimlikleri Offices of Judge of Execution    
       
İş Mahkemeleri Labour Courts    
       
Kadastro Mahkemeleri Cadastral Courts    
       
Sulh Ceza Mahkemeleri Criminal Courts of Peace    
       
Sulh Hukuk Mahkemeleri Civil Courts of Peace    
       
Asliye Ticaret Mahkemeleri Commercial Courts of First Instance    
       
Tüketici Mahkemeleri Consumer Courts    
       
Vergi Mahkemeleri Tax Courts    

Kaynak: http://www.mfa.gov.tr/data/Terminoloji/yargi-kurumlari-liste-110615.pdf

Günümüz Penceresinden Ahmet Ağaoğlu “İslamiyette Kadın” Eseri Üzerine Notlar

0

Günümüz Penceresinden Ahmet Ağaoğlu ‘İslamiyette Kadın’ Eseri Üzerine Notlar[1], isimli makale Karabük Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Devletler Hukuku Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Asker[2], İşletme Fakültesi, Bankacılık ve Finans Bölümü öğretim üyesi Dr. Canan Yıldıran[3] ve Arş. Gör. Duygu Özkan[4] tarafından kaleme alınmıştır. Makale ilk olarak 9-21 Ekim 2017 tarihlerinde Bakü’de düzenlenen II. Uluslararası Sosyal Bilimler Araştırmaları Kongresinde bilimsel tebliğ olarak sunulmuştur.  Kongrede sunulan tebliğlerin basıldığı Bildiri Kitabında bölüm olarak yayınlanmıştır. Makale, Ahmet Ağaoğlu‘nun kadın sorununa bakış açısını yansıtmakla birlikte günümüzde yaşanan kadın sorunlarına da bilimsel bir perspektif sunmaktadır.

Günümüz Penceresinden Ahmet Ağaoğlu “İslamiyette Kadın” Eseri Üzerine Notlar

Özet

Ahmet Ağaoğlu Türk Düşünce tarihinin yetiştirdiği önemli şahsiyetlerden biridir. 1869 yılında Azerbaycan’ın Karabağ bölgesinde Şuşa şehrinde dünyaya gelmiş Ahmet Ağaoğlu önce Şuşa’nın geleneksel Müslüman okullarında eğitim almış ardından Tiflis’te lise öğrenimini tamamlamıştır. Burada sanat, kültür, ilerici fikirler, inkılapçılık gibi değerleri yakından gözlemlemiş ve Müslüman dünyası ile ötekilerin farkını endişe ederek müşahede etmiştir.

Doç. Dr. Ali Asker

Lise eğitiminden sonra Üniversite için önce Petersburg Politeknik Yüksek Mühendislik okulunda bir buçuk sene eğitim alsa da eğitimine devam etmemiş ardından Fransa’ya giderek Paris Sorbonne Hukuk Fakültesi ve Collège de France’dan mezun olmuştur. Müslüman toplumda gençlik yıllarının ardından öğrencilik hayatını Avrupa’da geçirmiş, iki imparatorluğun tebaası, daha sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı olarak renkli siyasi bir yaşam sürdürmüştür. Ahmet Ağaoğlu’nun bir düşünce adamı olarak yetişmesinde kuşkusuz bulunduğu ortamlar büyük etki yapmıştır. Bir fikir adamı olarak Ahmet Ağaoğlu, yetiştiği ortam ve içinde bulunduğu koşullar kadar zengin ve çok boyutlu düşünce yapısına sahiptir. Gazeteci, mütefekkir, yazar, politikacı gibi vasıfları kendinde birleştiren Ahmet Ağaoğlu düşünce hayatına da erken yaşta atılmıştır.

Dr. Öğr. Üyesi CANAN YILDIRAN

Azerbaycan’da modernleşme ve düşünce hayatının gelişim safhasında yazdığı yazılar ve faaliyetleriyle kendini tanıtmış, toplum hayatının çok değişik sorunlarını ve belli başlı konularını ele alarak derinden analiz etmiştir.

Ağaoğlu’nun dikkatini çeken konulardan biri de İslam dünyasının içinde bulunduğu durumdur. Bugün İslam dünyasında önemli sorunlardan biri kadın hakları, İslam ve kadın sorunları Ahmet Ağaoğlu’nu yakından ilgilendirmektedir.

Arş.Gör. DUYGU ÖZKAN

Bu bağlamda yazarın 1901 yılında Rusça kaleme aldığı ve uzun yıllar sonra Türkiye’de de tercüme edilerek yayınlanmış “İslamiyette Kadın” eseri hacmi itibari ile kısa olsa da düşünce derinliğine göre önemli bir yere sahiptir.

Üç bölümden oluşan bu eserde yazarın yaşadığı dönemde kadın haklarının gelişmesi, İslamiyet öncesi İran ve Arap toplumunda kadının durumu, İslam dini, İslam kaynaklarına göre kadın, Hazreti Muhammed’in kadınlara tanıdığı haklar ve ayrıcalıklar, İslam tarihi boyunca Müslümanlıkta kadın hakları ve kadının güncel durumu ele alınmıştır.

Ahmet Ağaoğlu bu eserde İslam dininin kadına ilişkin hüküm ve normlarının, aslında kadınları haksız saldırılardan koruduğunu söylemekte olup İslam dünyasındaki kadın problemlerini İslam’a değil, dini normları uygulayıcılara atfetmektedir. Bu tebliğde Ağaoğlu’nun “İslamiyette Kadın” eseri 21. yüzyılın gelişim düzeyi zaviyesinden okunacak, bu sorun elde edilen kazanımlar ve kaybedilen değerler bağlamında değerlendirilecektir.

Anahtar Kelimeler: Ahmet Ağaoğlu, İslam, kadın hakları, İslam’da kadın, düşünce tarihi.

Ahmet Ağaoğlu’nun “İslamiyette Kadın” isimli eseri

In Today’s Point of View Ahmet Agaoglu’s Work “Women In Islamic”

Abstract

Ahmet Agaoglu is one of the important personalities of Turkish history of thought. Ahmet Ağaoğlu, who was born in Shusha in the Karabakh region of Azerbaijan in 1869. He completed his high school education in Tbilisi after having been educated in Shusha’s traditional Muslim schools. Here he closely observed values such as art, culture, progressive ideas, revolutionism and he was worried by the difference between the Muslim world and the others.

After high school education, he did not continue his education even though he studied for one and a half years at the Polytechnic Higher Engineering School in Petersburg then he went to France and graduated from Paris Sorbonne Law School and Collège de France. After years of youth in Muslim society, he spent his education life in Europe. Ahmet Agaoglu, a subject of the two empires, then as a citizen of Turkish Republic, sustained a colorful political life. Undoubtedly, environments that Ahmet Agaoglu attended had a huge impact on him for being a thinker. Ahmet Agaoglu, as a thinker, has a broad and multidimensional mindset as much as his environment and conditions. Combined the qualities like journalist, thinker, writer, politician himself in his life, has entered into intellectual life at an early age.

He introduced himself in Azerbaijan with his works and activities at the stage of modernization and development of intellectual life. He has deeply analyzed the different problems and the main issues of community life.

One of the issues that attracts attention of Ahmet Agaoglu is the situation of the Islamic world. One of the major problems in the Islamic world today is women’s right which is closely related to Ahmet Agaoglu.

In this context, the writer wrote in Russian in 1901, and translated “Women in Islam” published in Turkey many years later which is a thin volume but has an important place according to depth of thought.

In this work composed of three parts, the development of women’s rights, in contemporary, pre-Islamic, Iranian and Arabian society, women’s situation, Islam religion, according to Islamic sources, the rights and privileges of Prophet Muhammad’s women, the development of woman’s rights in Islam throughout the history of Islam and the current situation of women have been discussed.

In this work, Ahmet Agaoglu, asserts that judgments and norms of Islamic religion in fact protects women’s from unjustified attacks. Problems concerning women in İslam are to be attributed to practitioners not religious norms. In this paper, Agaoglu’s “Women in Islam” will be read from the point of view level of progress in the 21st century, this problem will be evaluated in the context of the achievements and lost values obtained.

Key Words: Ahmet Agaoglu, Islam, woman right, woman in Islam, history of thought.

Ahmet Ağaoğlu
Prof. Dr. Ahmet Ağaoğlu

Giriş

Ahmet Ağaoğlu Azerbaycan’ın ve Türkiye’nin içtimai ve siyasi hayatında kendine özgü yeri olan önemli bir düşünce adamıdır. Siyasi ve içtimai faaliyetlerin yanı sıra yazar, gazeteci, hukukçu ve akademisyen kimliği ile tanınan Ahmet Ağaoğlu’nun çalışma ve ilgi yelpazesi son derece geniş ve zengindir. İki imparatorluğun tebaası olmuş, Azerbaycan’ın (Karabağ) İslam muhitinde büyümüş, Avrupa’da eğitim almış, imparatorlukların yıkılmasına tanıklık etmiş bir düşünce adamı olarak Ahmet Ağaoğlu Türk-İslam toplumlarının içinde bulundukları sorunları yakından gözlemleme fırsatına sahip olmuştur. Ahmet Ağaoğlu en az beş dile (Azerbaycan Türkçesi, Osmanlıca, Rusça, Farsça ve Fransızca) tam şekilde hâkimdi ve birden çok üniversite diplomasına sahipti. O kitap yazan, makale yazan, gazete çıkaran, üniversite ve liselerde yabancı dil, edebiyat, hukuk, tarih, hukuk tarihi dersleri veren, üç ayrı ülkede devlet memuru olmuş ve siyasi vazifelere tayin edilmiş bir şahıstı.[5]Aldığı eğitim ve bulunduğu ortamlar Ağaoğlu’nun genç yaştan itibaren bir düşünce adamı olarak şekillenmesinde etkili olmuştur.

İslam Dünyasında yüzyılların sorunu olduğu kadar günümüzün de sancılı meselelerinden olan kadın problemi Ahmet Ağaoğlu’nun dikkatini çekmiştir. Yazar bu konu ile ilgili düşüncelerini, eleştiri ve tespitlerini “İslamiyette Kadın” eserinde ortaya koymaya çalışmıştır. Bu eser 1901 yılında Rusça kaleme alınarak yayınlanmış, uzun yıllar sonra Türkçeye de tercüme edilerek “İslamiyette Kadın” adıyla yayınlanmıştır.[6] Üç bölümden oluşan bu eserde yazarın yaşadığı dönemde kadın haklarının gelişmesi, İslamiyet öncesi İran ve Arap toplumunda kadının durumu, İslam dini, İslam kaynaklarına göre kadın, Hazreti Muhammed’in kadınlara tanıdığı haklar ve ayrıcalıklar, İslam tarihi boyunca Müslümanlıkta kadın hakları ve kadının güncel durumu ele alınmıştır.

Cinsiyet ayrımcılığı, kadınların toplum hayatında, eğitim ve kültür alanında temsili kurumlarda ve nihayet ailede sahip olduğu konumla ilgili günümüz İslam dünyasının farklı toplumlarında farklı gelişim seyirleri gözlemlenmektedir. 21. yüzyılda kadın sorununun maalesef beşeriyete mal olduğunu, Müslüman topluluklarda ise bu alanda derin problemlerin yaşandığını söyleyebiliriz.

Ahmet Ağaoğlu’nun bu eseri yazmasından yüz yılı aşkın bir sürenin geçmesine rağmen kadın sorunlarının günümüzde sorunlar listesinin başlarında yer alması üzücü olduğu kadar düşündürücü bir meseledir. Bununla birlikte İslâm öğretilerinin yanlış yorumlanması, özellikle uydurma sözlerin hadis olarak kabul edilmesi, kadın aleyhtarı yabancı kültürlerin İslam’a girmesi kadını “asırlar boyu aşağılanmış ve toplumdan adeta soyutlanmış” hale getirmiştir ve bu durum hale devam etmektedir.[7] Oysa İslâm, kadını horlandığı mevkiden alıp yükseltmiş, erkeği de kibir ve gururundan aşağı indirmiş, iki cinsi kulluk ve insanlık mertebesinde eşit saymıştır. Birçok ayetlerde erkek ve kadına birlikte hitap edilmektedir. Kur’an-ı Kerîm, kadın ve erkeğin birbirlerini tamamladıklarını, birisi olmadığı takdirde diğerinin de olmayacağını, insanlık bakımından aralarında bir fark bulunmadığını söylemiştir.[8] Ahmet Ağaoğlu da bu eserinde kadın sorununun İslam’dan kaynaklanmadığını bilakis İslam’ı yorumlayanların ve kuralları uygulayıcıların yanlış yaklaşımı; tutum ve davranışları sonucunda kadın sorununun oluştuğuna dikkat çekmektedir.

https://hukukansiklopedisi.com/doc-dr-ali-asker/

İnsan haklarının bir parçası olarak kadın hakları günümüz dünyasında önemli sorunlar içeren haklar kategorisine dâhildir. Bu sorun sadece normatif nitelikli olmayıp toplumların içtimai, siyasi, maarif, ekonomik ve kültürel yapılarıyla yakından ilgilidir.  Ahmet Ağaoğlu’nun tam bir asır önce ele aldığı sorunlar farklı mecralarda ve değişik boyutlarda bugün de devam etmektedir. 21. yüzyıl insanının bakış açısı zihniyeti ve düşünce yapısı çerçevesinden “İslamiyette Kadın” eserinin yeniden okunması tarih ve günümüz bağlamında İslam’da kadın sorunlarının değerlendirilmesi açısından önem taşımaktadır.

  1. Ahmet Ağaoğlu’nun Hayat ve Faaliyetleri

Ahmet Ağaoğlu 1869 yılında Azerbaycan’da Şuşa şehrinde doğmuştur.[9] ilk eğitimini Şuşa’daki Rus okulunda ve Tiflis Gimnazyumunda aldıktan sonra 1887’de Petersburg Mühendis-Tekniki Enstitüsünü kazanmış, fakat gözlerindeki rahatsızlığı nedeniyle, Şuşa’ya dönmüştür. Tedavisinin ardından yükseköğrenimini devam ettirmek için Paris’e gitmiştir.[10]   Altı ay devam eden Fransızca eğitiminin ardından 1888’de Ahmet Ağaoğlu Sorbonne Üniversitesinde hukuk eğitimine başlamıştır. O burada eğitim aldığı sırada aynı zamanda Pratik Yüksek Araştırmalar okulunda ünlü “Avesta” araştırmacısı James Darmsteter’in derslerine, Şark Dilleri Okulunda ise Shefer ve Barbier de Meynard’ın Arap, Fars ve Türk dilleri derslerine katılmıştır.[11] 1890’lı yıllardan itibaren Ahmet Ağaoğlu artık Fransız basınında kendisinin Şarkla ilgili, çeşitli konulardaki makalelerini yayınlatmaya başlamıştır. “La Nouvelle Revue”, “La Revue bleue politique et litteraire”, “Journal des debats” gibi tanınmış yayınlarda İran ve Azerbaycan’la ilgili, bu bölgede yaşayan halkların tarihi, edebiyatı, medeniyeti vs. konusundaki yazılar yayınlatmıştır.

Bu dönemde, yani 1890’ların başlarında Ahmet Ağaoğlu Tiflis’te Rusça yayınlanan Kafkasya ve Bakü’deki “Kaspi” gazeteleriyle de işbirliği yapmıştır.[12] Ailevi durumlarla ilgili tekrar Şuşa’ya dönmüş, ardından Tiflis’e yerleşmiş, Fransızca öğretmenliğine başlamıştır. Okulda çalışırken bir taraftan da Kafkas gazetesinde yazarlığını sürdürmüştür. 1896’da Şuşa’ya geçerek burada Fransızca öğretmenliğine devam etmiştir.[13]  Üç yıl Şuşa’da yaşadıktan sonra Zeynelabidin Tagıyev’den aldığı teklif üzerine Bakü’ye geçmiş ve orada Kaspi gazetesine ortak olmuş, ayrıca, gazetenin başyazarlığını ve editörlüğünü yürütmeye başlamıştır. 1905 yılında arkadaşı Ali Bey Hüseyinzade ile birlikte Hayat gazetesinin redaktörlüğünü yürütmüştür. Az sonra oradan ayrılarak İrşad ve Terakki gazetelerinin de redaktörü olmuştur.[14] Çar hükümetinin Müslümanlar üzerindeki baskıyı artırdığı, Ermenileri savunduğu, Müslüman-Ermeni çatışmasında ikiyüzlü politika uyguladığı bir dönemde Ahmet Ağaoğlu kendini cesur bir mücadele adamı olarak tanıtmıştır.

Ahmet Ağaoğlu’nun faaliyetleri Ruslar tarafından ciddi şekilde takip edilmiş, kitap ve yazıları “Pantürkist” olduğu gerekçesiyle yasaklanmıştır. Türkiye’de meşrutiyet ilan edilince birçok dostunun işbaşına geldiğinden yararlanarak 1909’da[15] gizlice İstanbul’a gitmiştir.[16]  1918’de Azerbaycan’da milli devlet kurulduktan sonra Ahmet Ağaoğlu Kafkas İslam Ordusunun komutanı Nuri Paşanın siyasi danışmanı olarak Azerbaycan’a gelmiştir. Bu dönemde Azerbaycan’ın bağımsızlığının uluslararası çapta tanınması amacıyla A.Topşubaşov’un başkanlığında Paris Barış Konferansına gönderilecek heyette Ahmet Ağaoğlu da yer almıştır. Fakat Fransız makamlarının vize vermemesi sonucunda heyet yaklaşık üç ay İstanbul’da beklemek zorunda kalmıştır. Bu sırada Ahmet Ağaoğlu İngilizler tarafından bir savaş suçlusu olarak tanımlanarak tutuklanmıştır. İngilizlerin raporlarında Ahmet Ağaoğlu’yla ilgili gerçeğe uymayan birçok yanlış ve garazlı iddia yer almıştır.[17] Malta’daki tutukluluk süresi ağıt şartlar altında 1921 yılına kadar devam etmiştir. Ağaoğlu, serbest kalmasıyla önce İstanbul’a ardından da Milli Mücadele’ye destek olmak amacıyla Ankara’ya geçmiştir. Ahmet Ağaoğlu’nun bundan sonraki yaşam ve faaliyetleri Türkiye’de devam etmiştir.

Çok renkli ve yoğun siyasi ve içtimai faaliyetleriyle tanınan Ahmet Ağaoğlu akademisyenlik ve gazetecilik yapmış, siyasi faaliyetlerine devam etmiştir. Siyasi faaliyeti boyunca özgün duruşu ve düşünceleriyle tanınmış Ahmet Ağaoğlu zaman zaman siyasi yönetimle ters düşmüş ve bu durum siyasi kariyerini önemli ölçüde etkilemiştir. 1931 yılında vekilliğinin sona ermesiyle birlikte İstanbul’a taşınmış ve İstanbul Üniversitesi’nde hukuk dersleri vermeye başlamıştır. 1933 yılında üniversiteden emekliye ayrılmış, bu tarihten sonra da gazeteciliğe devam etmiştir. Son döneminde yine iki arkadaşı ile birlikte çıkardığı Akın Gazetesi’nde o dönemde uygulanmakta olan devletçi politikaları eleştirmeye devam etmiştir. Gazetenin bu tutumundan dönemin hükümeti memnun değildi.

1933 tarihinde ise Üniversite Reformu ile Darülfünun’da değişiklik yapılmış ve bu eğitim kurumu İstanbul Üniversitesi olarak yeniden düzenlenmişti. Bu düzenlemenin ardından Ahmet Ağaoğlu emekli edilmiş ve ayrıca, gazetesi de kapatılmıştı.[18] Ağaoğlu emekliliğe ayrıldıktan sonra Türklük Mecmuası ve İkdam gazetelerine yazı yazmıştır. 19 Mayıs 1939’da İstanbul’da vefat etmiştir.[19]

  1. “İslamiyette Kadın” Eseri Üzerine Notlar

“İslamiyette Kadın” eseri Ahmet Ağaoğlu’nun İslam dini ve ayrıca sosyal yaşamla ilgili görüşlerinin yer aldığı tek çalışma değildir. Ağaoğlu bu konudaki düşüncelerini değişik eserlerinde ortaya koymuş ve belli başlı tespitlerde bulunmuştur. Ağaoğlu’na göre din, kul ile Allah arasını düzenleyen bir prensipler sisteminden ibarettir. İslamiyet’i diğer dinlerden ayıran da dinin asıl konusunu oluşturan ve Müslümanları bir arada tutan inanç ve ibadetlerdir. Din içinde zikredilen hukuk, ekonomi, siyaset gibi diğer hususlar dine tesadüfi olarak girmiş veya din onlardan tesadüfi olarak bahsetmiştir. Tarihsel gelişim süreçlerinin etkisiyle din konusunda da bazı sorunlar ortaya çıkmış ve zamanla yalnız naslara değil, yanı zamanda alışkanlıklara bile dini mahiyet verilmiştir.[20] Görüldüğü gibi Ağaoğlu, dinin ortaya çıktığı ilk zamanlardaki saf, bozulmamış, temiz halinin zamanla tarihi koşulların etkisiyle değiştiğine, özüne aykırı bir hale geldiğine dikkat çekmektedir. Bu çizginin “İslamiyette Kadın” eserinde de korunarak devam ettiğini görmekteyiz. Kadın sorunlarını tarihsel, kültürel, sosyolojik yönüyle ele alan Ağaoğlu, aynı zamanda İslam’ı da haksız saldırılardan korumaktır.

Ağaoğlu İslam dininin aslında kadına önemli haklar sağlayarak onu, toplum içindeki düşük durumdan kurtarıp yücelttiğine vurgu yapmaktadır. Bunu doğrulamak için İslam öncesi Araplarda ve İran’da kadının ne kadar kötü durumda olduğunu gözler önüne sermektedir.[21] Yazara göre Hz. Muhammed’den önce Arabistan’da ve Arabistan’ı çevreleyen ülkelerde kadının durumu korkunçtu. Mesela İran’da kadın tam anlamıyla bir köle idi. Kapalı bir yaşayış sürüyor, dünyadan habersizdi. Yasalar kadın alım satımına izin veriyorlardı. Dini yasalar bir erkeğin annesi ile, kız kardeşi ile, hala ve teyzesiyle, kardeş çocuklarıyla evlenmesine izin veriyordu. [22] Kocaları kadınlara adeta bir ev eşyası gözüyle bakar, ister atar ister satardı ve onları öldürmek veya yaşatmak kocalarının elinde idi. Ağaoğlu, Kur’an-ı Kerîm’in her şeyden önce kız çocuklarının diri diri kuma gömülmeleri gibi vahşi bir geleneğe karşı isyan ettiğine dikkat çeker.[23]

Kadının bunca hukuksuz olduğu bir durumdan aile-nikah akitlerinde rızaya dayalı bir taraf haline getirilmesi, rızasız bir evlilik aktinin batıl saymak, sözleşmelerde taraf olmak, ticaretle uğraşmak, aile değerlerine sadık kalmakla birçok konuda bağımsız tasarrufta bulunmak vs. haklara sahip bir düzeye yükseltilmesi o günün toplumu için bir devrim niteliğindeki yeniliklerdi.

Ahmet Ağaoğlu, öncelikli olarak dünyada kadın haklarının korunması konusunda sürdürülen çabalara dikkat çekerek bu çabaları takdir eder. Yazar, insanlarda duygu derinliğinin artması, hak ve adalet kavramlarının gelişmesinin etkisiyle yüzyıllar boyunca kuvvetli cinsin zayıfı ezmesi gerçeğinin doğrulu hakkında şüphelerin uyanmaya başlaması ve kadınlar lehine cereyanların doğmasının altını çizerek Avrupa ve Amerika’da kadına tanınan hakların her gün biraz daha artarak kadın erkek eşitliği sağlanırken, Afrika ve Asya’da milyonlarca Müslüman kadını en ağır köleliğe mahkûm edildiğine vurgu yapar.[24]

Ağaoğlu, Müslümanların günümüzdeki durumunu Orta Çağ dönemi Avrupa’da, bir zamanlar Hıristiyanların içine düştükleri duruma benzetir ve bunun nedeninin insanların, aslında mensup oldukları dini bilmemelerinden kaynaklandığını yazar. Bu yüzden dini değil, dinin mensuplarını sorgular: Hıristiyanlık, Ortaçağ’daki Katoliklerin kusur ve kabahatlerinden ne derecede sorumlu ise, bugün de İslamlık Müslümanların kusur ve kabahatlerinden o derece sorumludur. Bu kusurların sebeplerini dinlerde değil, doğrudan doğruya dine düşman bazı esaslarda aramak gerekir. Nitekim din her zaman yalnız iyiliği, doğruluğu, akla yakın düşünceleri, ahiret dünyasını, ruhun ölümsüzlüğünü, iyilik ve kötülüğün karşılık göreceğini kabul eder, söz konusu kötülük ve kusurları kabul etmez.[25]

Kur’an-ı Kerîm’in kadınlar, yetimler ve miskinlerle ilgili ayetlerinin çarpıcı bir üslupla ele aldığına işaret eden Ağaoğlu, kadın konusuna atfen “Nisa” adını taşıyan büyük bir surenin olduğunun, tekçe bunun bile İslamda kadın meselesine ne kadar büyük önem verildiğinin bir göstergesi olduğunu vurgular. “Ey insanlar! Sizi aynı maddeden yaratan, ondan da eşini yaratan ve ikisinden de birçok erkekler ve kadınlar üretip yaratan Allahtan korkunuz!” şeklindeki ayetler o devrin Arap erkeklerini şaşırtan cesur ve beklenmedik ifadelerdir. Yazara göre bu sözler puta tapan bir Arap için, onun bütün geleneklerini, göreneklerini, anlayışlarını, dünya görüşünü altüst eden korkunç bir yenilik, başlı başına bir inkılap mahiyetini taşımakta idi.[26]

Peygambere atfedilen birçok hadisin kadınların önemini artırmak ve kişiliklerini yüceltmek amacı taşıdığını ifade eden yazar, İslam’da kadınlara tanınan hakların, Fransa gibi bugünün bazı memleketlerinde bile hala tanımak cesaretinin gösterilmediğine vurgu yapar.

Ahmet Ağaoğlu’nun, Kur’an-ı Kerîm’in ilgili dikkat çektiği esasları şu şekilde özetleyebiliriz:

Kızlar, anneleriyle babalarının mirasını alabileceklerdi. Anneler ve babalar, bundan böyle kızlarını satamayacaklardı. Kız çocukları, ergenlik çağına erdikten sonra, istedikleriyle evlenebileceklerdi. Kızların rızası alınmadan, onların adına kıyılacak nikâhlar, yolsuz ve hükümsüz sayılacaktı. Kızlar, bütün yurttaşlık haklarından yararlanabilecekler, meşru olan her işi yapabileceklerdi. Mukavele yapmak, imzalamak, başkalarına senet vermek, senet almak haklarına sahip olabileceklerdi.[27]

Evli kadınlar da her hakka sahip yurttaşlardı. Bunlar, kocalarına bağlı olmaksızın mallarını idare etmek ve mallarına sahip olmak hakkına maliktiler. Kocası karısından, emzikli çocuğuna meme vermesini istemekten başka hiçbir istekte bulunmayacaktı. Kadın, kocasına, sadece sadık olmak ve ona itaat etmek zorunda idi. Bu itaat de ancak, makul bir çerçeve ile sınırlandırılmıştı. Kadının kocasına bakması, onun mal ve mülküne göz kulak olması, tamamen isteğine bağlı bir iş olarak kalmakta idi.[28]

Karı ile koca arasındaki her anlaşmazlık, iki tarafın temsilcisinden kurulacak iki kişilik bir aile meclisinde halledilmek zorunda idi. Kadın gerek kocasının gerek çocuğunun mirasından yararlanabilecekti. Evlenme ve nikah aşka, sevgiye dayanmakta idi. Boşanma halinde koca, karısına mihr ödemek, hiç değilse üç ay için onun geçimini sağlamak zorunda idi. Kocasından ayrılmış bir kadın, küçük yaştaki çocuklarını yanında alıkoymak hakkına sahipti. Kocası ise, bu çocukların nafakasını sağlamakla mükellefti. Erkekler, hatta yolunu şaşırmış ve nikah bağlarına sadık kalmamış kadınlara karşı bile müsamahalı ve merhametli davranmak zorundadırlar. Kadınları kötü bir davranışla suçlandırırken bunu sadece şüpheye, hele dedikodu ve söylentilere dayanarak asla yapmamalıdır. Kadının sadakatsizliği, işi adil olduklarına, yalan yere şahadet etmeyeceklerine kanaat getirilen dört şahidin dinleneceği yetkili bir mahkeme tarafından görülmelidir. Mahkeme, böyle bir kadını, samimi bir pişmanlıkla son bulan nedamet hapsine mahkûm eder.[29]

Ağaoğlu, genel olarak Müslümanlıkta kadınların gelişme tarihini dört döneme ayırmaktadır: [30]
Hz Muhammed’den, Emevilerin iktidara gelişine kadar

Yazara göre Müslümanlığın ilk dönemlerinde kadınlar; sertlik derecesine varan bir fazilet duygusu, çile çekmeğe ve yiğitçe davranışlara karşı büyük bir istek, şiir ve propaganda eğilimine sahiptirler. Bu dönemin kadınları, duygu yüksekliği, yaradılışlarındaki soyluluk, yiğitçe karakterleri bakımından Hıristiyanlığın ilk dönemindeki kadınlara çok benzerler.[31] Bu dönem, aynı zamanda kadınların cahiliye kültüründen kurtularak yeni yaşam tarzına ve sosyal statüye kavuştukları dönemdir. Yazar bu döneme ilişkin en güzel örnekleri Hz. Peygamberin ve sahabelerinin hayatından vermekte olup en tipik kadın örneğinin bizzat Hz.Muhammed’in kızı Fatime olduğunu yazmaktadır.[32]

Emevilerden, Türk egemenliğinin kuruluşuna kadar

İslam dünyasında Türklerin egemenliğinden önceki tarih Emeviler ve Abbasiler dönemi olarak bilinmektedir. “Emeviler zamanında Müslüman kadını erkeklerle aynı koşullar içinde öğrenim ve terbiye görmekteydi. O dönemin kadınları yalnız yasa, din, ‘gelenek’ öğrenmekle kalmıyorlardı, ayrıca, şiir, edebiyat, güzel konuşma, kaligrafi de okuyorlardı. O dönem kadınlarının ahlak dürüstlüğüne, intikal sürati, zekâ kıvraklığı da eklenmektedir.” Ağaoğlu, Emevi döneminin en iyi Müslüman kadınlarından olan, Sükeyna’nın (Hz. Hüseyin ve Fatima’nın kızı) yaşamını örnek göstermektedir. Abbasiler döneminde İslam uygarlığı zirve noktasına ulaşırken yine aynı dönemde kadının terbiye ve yaşayız tarzında göze çarpmaya başlayan bir soysuzlaşma süreci de başlamış, uygarlığın gerilemesiyle Müslüman kadının da düşüşü başlamıştır. Ahmet Ağaoğlu bu gelişmede Suriye ve İran’ın ciddi etkisi olduğuna vurgu yapmaktadır.[33]

Türk egemenliği dönemi

Ağaoğlu, İslam’ın kabulünden önceki dönemlerde Türk-Tatar kadınlarının serbestlikten faydalandıklarını vurguluyor. Bu serbestliği oluşturan nedenlerden biri de Türklerin sürekli olarak göçebelik etmeleri, her zaman çadırlarda, her an, çeşitli olaylarla karşılaşan kabileler şeklinde yaşamaları olmuştur. Ağaoğlu, göçebelik faktörüne kuvvetli vurgu yapar, günümüzde göçebeliği bırakarak şehirlerde yerleşen ve şehir yaşayışını süren Türk – Tatar kabilelerindeki kadınların alabildiğine ve merhametsizce ezildiğini, aynı kabilenin göçebe kadınların ise kapalılığın ve çarşafın ne olduğunu bilmediklerini yazıyor.

Araplarla muharebelerde ele geçirilen, Bağdat ve Şam pazarlarında cariye olarak satılmış Tatar kadınları az değildi. Onların bir kısmı cariye statüsünden Halife karılığına kadar yükselmişti. Bu kadınlar zamanla devletin içtimai ve siyasi hayatında önemli rol almışlardır.[34]

Kadının kesin olarak düşüşü dönemi.

Ağaoğlu yukarıda geçen süreçlerden bahsederken kadın hukuksuzluğu dâhil, İran etkisini İslam’ın özünden uzaklaşmanın en ciddi nedeni olarak görmektedir. Ağaoğlu’na göre Abbasiler, kendilerini tahta oturtan İranlılara sempati ve meyillerini gizleme çalışsalar da, soyca Acem olan Bermekiler birkaç nesil boyunca halifelerin gözdesi olmuş ya da vezirleri olarak Hilafet işlerini idare etmişlerdir.[35]

Ağaoğlu Müslüman kadının ancak serbest ve bilinçli bir eş olacağı takdirde görevlerini faydalı bir şekilde başarabileceğini söylemektedir. Zira bu şartlar altında Müslüman kadın, çocuklarına sağlam bir karakter ve irade aşılayabilecektir. Buna göre de haremhane kadına gelişme olanağı vermeyen boğucu bir mekândır ve oradaki kadın tamamen bitkisel ve tembel bir yaşam sürmekte olup ırkın soysuzlaşmasında da birinci dereceli rol oynamaktadır.[36]

Ağaoğlu harem “kültürünün” oluşmasını da yine Suriye-İran etkisine bağlarken bu durumu sert bir dille eleştirmektedir: “Bir Müslüman ülkesi olarak İspanya’nın kayboluşundan ve Türk-Tatar kabilelerinin, Suriye-İran ahlak ve göreneklerinin etkisi altına düşüşünden sonra, seçkin kadın örnekleri gittikçe azalmaya ve kadın serbestliği hareketi sönmeye yüz tuttu. Her yerde ve kesin olarak haremlerin ve haremağalarının egemenliği yerleşti ve bu iğrenç, bu aşağılık kurumlar her yere kokmuş ve bozguncu etkisini aşıladı. Müslümanların, yüksek sınıfları arasındaki aile hayatının karanlık manzarası, herkesçe bilindiği için, bunun üzerinde ayrıca durmak gereği görmüyoruz. Zaten, bu çevrede bir insan sıfatıyla onlardan söz etmek bize çok ağır geliyor; ruhu ve vücudu mahveden karanlık bir yaşayışı ebedi olarak sürmeye mahkûm edilmiş annemizden ve kızkardeşimizden kayıtsızca bahsetmeye gücümüz yetmiyor.”[37]

Ağaoğlu Müslümanların kurtuluşunu 2 başlıca sorunun çözümünde görüyor. Bunlardan birincisi kadın meselesi, ikincisi alfabe sorunudur. “…Müslüman kadın ancak serbest ve bilinçli bir anne, bir eş olmak şartıyla sosyal görevlerini faydalı bir şekilde başarabilecektir. Ancak bu şartlar altında o çocuklarına sosyal hayatta çok önemli olan sağlam bir karakter ve irade aşılayabilir. Onlara yüksek duygular soylu düşünceler aşılayabilir.”[38]

Ahmet Ağaoğlu İslamın yeniliğe, ayrıca kadın haklarıyla ilgili reformlara engel olmayacağını, yenilenme ve reformun yönetimin iradesine bağlı olduğunu düşünmekte olup, bu düşüncesini şöyle ifade etmektedir: “Tekrar edelim: ne Kur’an ne şeriat, yeniliğe engel değildir. Ancak bunların propagandacıları: ulema ve şeyhler, kişisel çıkarları uğruna, Müslümanlığa, uygarlıkla bağdaşamıyan bir nitelik vermeğe çalışmışlardır. Mısır ıslahatçısı Mehmed Ali, Mısır şeyhlerini ve ulemasını, kendine bağlı üç sıra askerle kuşattığı sarayına toplayıp tasarladığı Islahat Fermanını ölüm tehdidi altında onlara imzalatırken, bunu çok iyi anlamış bulunuyordu.” [39]

Ağaoğlu’na göre Türk ve İslam dünyasında atılacak adımlardan birisi kadın haklarının İslamiyet’in ilk yıllarında olduğu gibi yeniden geliştirilmesi ve kadınların daha nitelikli eğitim almalarının sağlanmasıdır.[40]

Ahmet Ağaoğlu’nun yaratıcılığının erken dönemlerinde yazdığı bu eserin zengin fikri altyapısı tarih ve sosyoloji bilgisinin yanı sıra büyüdüğü ortamda yaşadıkları olaylardan beslenmiştir. O Müslüman muhitinde, kadın üzerinde toplumun baskısını yakından ve erken yaşlarında görmüş birisi idi. Anasının tüm zorluklarına rağmen onu okutması anasına olan saygısını artırmıştır. Eğitim için gittiği Tiflis’te bir Ermeni kızına matematik dersi verdiği sırada bu kızın eğitimini kendi ailesindeki kızların eğitimini karşılaştırmıştır. Kendi ailesindeki kızların birkaç Kur’an-ı Kerîm suresi dışında hiçbir şey öğrenmemeleri onu hayretler içinde bırakmıştır.[41] Kızların eğitimine önem veren Ahmet Ağaoğlu kadın hakları konusundaki düşüncelerini aile üyelerine uygulayan bir aydın idi. Nitekim kendisi büyük kızı Süreyya Ağaoğlu’nu hukuk eğitimi alması için teşvik etmiştir. Süreyya Ağaoğlu Türkiye’nin ilk kadın avukatı olmuştur.[42]

Ağaoğlu’nun bu eserde ele aldığı sorunlar ne yazık ki bir asır sonra da tazeliğini korurken daha şiddetli ve daha yıkıcı karakteriyle mevcudiyetini korumaktadır.

Sonuç Yerine: Günümüz Penceresinden Tespitler

Büyük düşünür, bilim adamı,  gazeteci ve yazar olan Ahmet Ağaoğlu, bu eseri genç yaşlarında yazmasına rağmen sosyal sorunlarla ilgili çok kuvvetli analiz ve gözlem kabiliyetine sahip olduğunu sergilemiştir. Bu eser, 20. yüzyılın başında Avrupa ve Amerika’da kadına tanınan hakların her gün biraz daha arttığı, kadın-erkek eşitliğinin sağlandığı, “Afrika ve Asya’da milyonlarca Müslüman kadının en ağır, en acı bir köleliğe mahkûm olduğu” bir dönemde yazılmıştır. “Buralarda kadınlar, en ilkel haklardan yoksun olduktan başka, doğal bir şekilde büyümek, serbestçe hava almak gibi, hayvanlarla bitkilerin yararlandığı haklara bile sahip değildirler.”[43]

Ağaoğlu haklı olarak kadın hukuksuzluğu nedeniyle İslam dinine yönelik suçlamaları reddeder, dinin ortaya çıkmasıyla kadın haklarıyla ilgili devrimsel dönüşümlerin yaşandığını, kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü bir ortamda kadını toplumun en aşağı mertebesinden alarak onu onurlandırdığını ve yücelttiğini belirtir. Fakat din geliştikçe, dallanıp budaklandıkça, din kurumlarının başında duran, onu yorumlayan ve uygulayanlar, kendi çıkarları doğrultusunda hareket ederek din adına kadını istismar ederek, onu yazmaktan, okumaktan, çalışmaktan, hatta serbest düşünmekten bile alıkoymuştur. Yüzyıllar boyunca baskı altında yaşamış Müslüman kadının durumu modernleşme döneminde değişmeye başlamış, din adına yapılan baskı ve sömürü sisteminde kırılmalar meydana gelmiştir. Buradaki önemli faktör din olgusunun baskıcı gücünün modernleşme döneminde bertaraf edilmesi, en azından azaltılması olmuştur. Bu süreç aslında dini tamamen saf dışı bırakmamış, fakat ona yeni bir rol biçmiş ve yeni bir konumlanmaya tabi tutmuştur. Hatta tek bir inanç sistemi içinde yenilikçi ve gelenekçi akımlar birbiriyle mücadelelerini sürdürmeye başlamışlar.

İslam dünyasının değişik bölgelerinde yaşanan Müslüman toplumların dine olan bakışı veya tam tersi, dinin söz konusu toplumlar üzerindeki etkisi bu toplumların modernleşme süreçlerini nasıl yaşadıklarıyla doğrudan ilintilidir.

İslam coğrafyasının önemli bir bölümünde geleneksel, baskıcı ve istismarcı bir din anlayışı hüküm sürmektedir ve bunun en büyük mağdurları kadınlardır.

21. yüzyılda Orta Doğuda yaşanan savaşlar, küresel cihat adı altındaki terör eylemleri, düşük ve orta yoğunluklu çatışmalar, kanlı mezhep savaşları milyonlarca insanın mağduriyetine sebep olurken, kadınların Orta Çağ dönemindeki kölelik, cariyelik, kadın ticaretinin yaşandığı ortamları yeniden ihya etmiştir. En dehşetli olanı ise tüm olup bitenleri her fırsatta dini ve inanca dayandırmaktır.

Dünyanın farklı bir İslam coğrafyası olan eski Rusya İmparatorluğu/Sovyetler Birliğinde yaşayan Müslüman toplumların sosyalist ihtilali sonrası son derece sert, baskıcı, ateist politikaları sonucunda din faktörü bir kültür ve gelenek olarak halkın yaşam pratiklerinde yüzeysel olarak kalmaya devam etmiş, tasfiye edilerek içtimai ve siyasi yaşamdan tamamen çıkarılmıştır.

Sosyalist toplumlarda din ve vicdan hürriyeti, bireysel ve kolektif haklar açısından ciddi şekilde eleştirilebilecek sorunların olduğu bilinmektedir. Bunun yanı sıra kadınların toplumsal yaşam içinde aktif yer almaları, eğitim, çalışma, kariyer, kadın-erkek eşitliği vs. konularda kayda değer ilerleme sağladıkları bir gerçektir. Fakat bugün aynı toplumlarda din olgusunun geri dönüşü, insanların din ve vicdan hürriyetine kavuşmaları, ibadet ve eğitim özgürlüğü değişik akımların ve küresel güçlerin baskı ve etkisi altında gelişmektedir. Bu süreçler bir taraftan yeni ulus inşa süreçlerini olumsuz etkilerken diğer taraftan kadın hukuksuzluğunu meşru görme eğilimi içindedirler.

Gelişmelerin nasıl seyredeceği, gelenek ve yenilik arasındaki mücadelenin nasıl sonuçlanacağını görmek için bir süre yine beklemek gerekecektir. Şüphesiz ki burada toplumların gelişmişlik düzeyi, ekonomik ve sosyal hakların güvence altına alınması, kadınlar için sosyal ve ekonomik özgürlüklerin sağlanması etkili olacaktır.

Türk toplumunda kadın hakları konusunda değerlendirme yapmamız için yukarıda bahsettiğimiz faktörlerin etkisini göz önünde bulundurmamız gerekir.

Geleneksel bir toplumda çağdaş bir ulus inşa etme mücadelesine girişmiş Mustafa Kemal Atatürk şöyle der: “Eğer bir ulus bir amaca doğru tüm erkek ve kadınlarıyla birlikte yürümezse, o zaman uygarlık yolunda herhangi bir ilerlemeyi beklemek gereksiz olur. Eğer bir sosyal yapının bir üyesi pasif iken yalnızca diğer üyesi faaliyette bulunursa, bu sosyal yapının felçli olması anlamına gelir. Eğer bizim sosyal yapımız yeterince başarıya ulaşamamışsa, bunun nedeni şimdiye değin kadınlarımızı ihmal etmiş olmamız ve onları toplum dışında bırakmış olmamızdır. İçinde yaşadığımız çağda kadın her alanda daha yüksek düzeylere çıkartılmalıdır ve bu nedenle de, kadınlarımız erkekler gibi her türlü öğrenim ve eğitim olanaklarından yararlanacak ve her türlü mesleği yapabilecektir. Sosyal yaşamda erkek ve kadın, karşılıklı olarak birbirlerine yardım ederek ve birbirlerini destekleyerek, birlikte ilerleyecektir. Dünyada var olan her şeyin kadının eseri olduğu gerçeğini kabul etmeliyiz.”[44]

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana kadın hakları, eşitlik, cinsiyet ayrımının ortadan kaldırılması vs. açısından kadına toplum içinde saygın yeri ve statü sağlanmaya çalışılmıştır. Cumhuriyet döneminde Türk kadınının sosyal dönüşümünde önemli başarılara imza atılmıştır. Fakat toplumun geneli bağlamında bir değerlendirme yaparsak bunların görece bir başarı olduğunu söyleyebiliriz.

Ne yazık ki bugün Türkiye kadın erkek eşitliğinde 142 ülke arasında 125. sırada yer alıyor. Kadın cinayetleri ve kadına şiddet bir türlü durdurulamıyor. Bu durum Türkiye’de ciddi sorunlardan biri olarak gündemi işgal etmektedir. TÜİK verilerine göre Türkiye’de okuma yazma bilmeyen 5 kişiden 4’ü kadındır. Bürokraside devletin üst düzey kademelerinde kadınların temsil hakkı yeteri kadar sağlanamamaktadır. Şüphesiz bu durumu ortaya çıkaran sebepler sadece eğitim, sosyal ve ekonomik nitelikli değildir veya durumun bu hale gelmesi hukuki yaptırımların yetersizliğinden kaynaklanmamaktadır. Ahmet Ağaoğlu’nun bu eseri yazdığı tarihten bu yana yüz yılı aşkın zaman geçmiştir. Şüphesiz toplumların algı ve değerleri değişmekte olup belli bir evrim süreci yaşamaktadırlar. Müslüman dünyası da bu süreci yaşarken yüz sene önce olduğu gibi hala dünyadaki gelişmelerin çok gerisinde kalmaktadır.

 

Kaynakça
 Ağaoğlu Ahmet, İslamiyette Kadın (Çev. Hasan Ali Ediz), Birey ve Toplum Yayıncılık, Ankara 1985.
Ağayev (Ağaoğlu) Əhməd bəy Mirzə Həsən oğlu, Azərbaycan Xalq Cümhuriyyəti Ensiklopediyası, İki Cilddə, Lider nəşriyyatı, Bakı 2005.
Akalın Gülsərən, Türk düşüncə və siyasi həyatında Əhməd Ağaoğlu (Cevirəni və nəşrə hazırlayanı:Samirə Məmmədova), AzAtaM, Bakı 2004.
Akçura Yusuf, Türkçülük: Türkçülüğün Tarihi Gelişimi,  3. Baskı, İlgi Kültür Sanat, İstanbul 2012 (ss.176-196).
Akdemir Salih, “Tarih Boyunca Kur’an-ı Kerim’de Kadın,” Journal Of Islamic Research, Vol: 10, No: 4, 1997 (ss.249-258).
Aliyeva Kengerli, Aybeniz, Azerbaycan’da Romantik Türkçülük, Doğu Kütüphanesi, İstanbul 2008.
Asker Ali, Mübariz ziyalı və hüquqçu kimi Əhməd bəy Ağaoğlu şəxsiyyəti. Azərbaycan şərqşünaslıq elminin inkişaf yolları, Akademik Vasim Məmmədəliyevin anadan olmasının 70 illiyinə həsr olunmuş Beynəlxalq Elmi Konfransın Materialları, 27-28 iyun 2013-cü il, Azəbaycan Milli Elmlər Akademiyası akad. Z.M.Bünyadov adına Şərqşünaslıq İnstitutu, Bakı 2013 (ss. 624-626).
Ateş Süleyman, “İslam’ın Kadına Getirdiği Haklar,” İslâmî Araştırmalar, Cilt:10, Sayı:4, 1997 (ss. 304-310).
Duran Murat, Azerbaycan Türkçülüğünde Ahmet Ağaoğlu, 21. Yüzyıl, Sayı:39, Mart 2012 (ss. 101-106).
Əhməd Bəy Ağaoğlu: seçilmiş əsərləri (tərtibçilər, Vilayət Quliyev, Əziz Mirəhmədov, Ön söz müəllifi: Vilayət Quliyev), Şərq-Qərb, Bakı 2007.
Mert Muhit, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Geçiş Sürecinde Ahmet Ağaoğlu’nun Dinî Düşünceleri,” Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: V, Sayı: 10, 2006/2 (ss. 7-27).
Mirəhmədov Əziz, Əhməd Bəy Ağayev, Fikrin karvanı, Yazıçı, Bakı 1984 (ss. 81-95).
Özcan Ufuk, Ahmet Ağaoğlu ve Rol Değişikliği, Kitabevi Yayınları, İstanbul 2010.
Sakal Fahri, Ağaoğlu Ahmet Bey, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1999.
Shissler A., Holly, İki İmparatorluk Arasında Ahmet Ağaoğlu ve Yeni Türkiye (Çev. Taciser Ulaş Belge), Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2005.
Tuncer Hüner, Türk Kadınının Geçirdiği Evrimin Tarihçesi ve Bugünkü Durumu, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, cilt: VI, sayı:16, Kasım 1989 (ss. 164–166), http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-16/turk-kadininin-gecirdigi-evrimin-tarihcesi-ve-bugunku-durumu
Ülken Hilmi Ziya, Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, Ülken yayınları, İstanbul 1981.
[1] Atıf için bkz: Ali Asker, Yıldıran Canan, Özkan Duygu, Günümüz Penceresinden Ahmet Ağaoğlu “İslamiyette Kadın” Eseri Üzerine Notlar, II. Uluslararası Sosyal Bilimler Araştırmaları Kongresi, 19-21 Ekim 2017, Bakü, Azerbaycan, Bildiri Kitabı, Ankara 2017 (ss. 40-50).
[2] Karabük Üniversitesi, İ.İ.B.F., aliasker2068@gmail.com
[3] Karabük Üniversitesi, İ.F., cananyildiran@karabuk.edu.tr
[4] Karabük Üniversitesi, İ.F., duyguozkan@karabuk.edu.tr
[5] Ali Asker, Mübariz ziyalı və hüquqçu kimi Əhməd bəy Ağaoğlu şəxsiyyəti. Azərbaycan şərqşünaslıq elminin inkişaf yolları, Akademik Vasim Məmmədəliyevin anadan olmasının 70 illiyinə həsr olunmuş Beynəlxalq Elmi Konfransın Materialları, 27-28 iyun 2013-cü il, Azəbaycan Milli Elmlər Akademiyası akad. Z.M.Bünyadov adına Şərqşünaslıq İnstitutu, Bakı 2013 (ss. 624-626).
[6] Eserin Türkiye de yapılmış tercümesi birbirine yakın iki farklı ad ile 1959 “İslamlıkta Kadın” ve 1985 “İslamiyette Kadın” olarak yayınlanmıştır.
[7] Salih Akdemir, Tarih Boyunca Kur’an-ı Kerim’de Kadın, Journal of Islamic Research, Vol: 10, No: 4, 1997 (ss. 249-258), s. 257-258.
[8] Süleyman Ateş, İslam’ın Kadına Getirdiği Haklar, İslâmî Araştırmalar, Cilt:10, Sayı:4, 1997 (ss. 304-310), s. 305.
[9] Ahmet Ağaoğlu’nun yaşamı ve düşünceleri konusunda bakınız: Yusuf Akçura, Türkçülük: Türkçülüğün Tarihi Gelişimi,  3. Baskı, İlgi Kültür Sanat, İstanbul 2012 (ss.176-196). Shissler A. Holly, İki İmparatorluk Arasında Ahmet Ağaoğlu ve Yeni Türkiye (Çev. Taciser Ulaş Belge), Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2005; Əhməd Bəy Ağaoğlu: seçilmiş əsərləri (tərtibçilər, Vilayət Quliyev, Əziz Mirəhmədov, Ön söz müəllifi: Vilayət Quliyev), Şərq-Qərb, Bakı 2007; Fahri Sakal, Ağaoğlu Ahmet Bey, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1999; Aybeniz Aliyeva Kengerli, Azerbaycan’da Romantik Türkçülük, Doğu Kütüphanesi, İstanbul 2008, s.131-146; Ağayev (Ağaoğlu) Əhməd bəy Mirzə Həsən oğlu, Azərbaycan Xalq Cümhuriyyəti  Ensiklopediyası, İki Cilddə, Lider nəşriyyatı, Bakı 2005, s. 103-104);  Hilmi Ziya Ülken, Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, Ülken yayınları, İstanbul 1981, ss. 401-405; Gülsərən Akalın, Türk düşüncə və siyasi həyatında Əhməd Ağaoğlu (Cevirəni və nəşrə hazırlayanı:Samirə Məmmədova), AzAtaM, Bakı 2004; Ufuk Özcan, Ahmet Ağaoğlu ve Rol Değişikliği, Kitabevi Yayınları, İstanbul 2010; Murat Duran, Azerbaycan Türkçülüğünde Ahmet Ağaoğlu, 21. Yüzyıl, Sayı: 39, Mart 2012 (ss. 101-106); Əziz Mirəhmədov, Əhməd Bəy Ağayev, Fikrin karvanı, Yazıçı, Bakı 1984, (ss. 81-95).
[10] Aybeniz Aliyeva Kengerli, a.g.e., s. 133, Fakat Vilayet Quliyev ve Aziz Mirehmedov’a göre kabul sınavlarında şoven ruhlu bir öğretim üyesinin ona tirgonometreden yeteri kadar puan vermemesi nedeniyle enstitüyü kazanamayarak “gençliğinin hayali” olan Petersburg şehrinden ayrılmıştır. Vilayət Quliyev, a.g.e., s. 6.
[11] Vilayət Quliyev, a.g.e., s. 6.
[12] Vilayət Quliyev, a.g.e., s. 6.
[13] Fahri Sakal, a.g.e., s. 14-15.
[14] Aybeniz Aliyeva Kengerli, a.g.e., s. 134.
[15] Kendi otobiyografisinde bu tarih 1908 olarak geçmektedir. V. Quliyev’e göre bu, küçük teknik yanlışlıktan kaynaklanmıştır. Vilayət Quliyev, a.g.e., s. 17.
[16] Fahri Sakal, a.g.e., s. 19.
[17] Malta sürgünleri ve İngilizlerin yalan iddialarıyla ilgili bkz: Bilal N.Şimşir, Malta Sürgünleri, 5. Basım, Bilgi yayınları, Ankara 2009.
[18] A.Holly Shissler, a.g.e., s. 315-316.
[19] Fahri Sakal, a.g.e., s. 27-63.
[20] Ahmet Ağaoğlu’nun dinle ilgili görüşleri konusunda bkz: Muhit Mert, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Geçiş Sürecinde Ahmet Ağaoğlu’nun Dinî Düşünceleri,” Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: V, Sayı: 10, 2006/2 (ss. 7-27).
[21] Ahmet Ağaoğlu, İslamiyette Kadın, Çev. Hasan Ali Ediz (Ankara: Birey ve Toplum Yayıncılık, 1985), A.g.e., 16.
[22] İslamiyette Kadın, s. 23-24.
[23] İslamiyette Kadın, s. 28.
[24] İslamiyette Kadın, s. 13.
[25] İslamiyette Kadın, s. 22-23.
[26] İslamiyette Kadın, s. 27.
[27] İslamiyette Kadın, s. 27-29.
[28] İslamiyette Kadın, s. 29-30.
[29] İslamiyette Kadın, s. 30-31.
[30] İslamiyette Kadın, s. 31-55.
[31] İslamiyette Kadın, s. 37.
[32] İslamiyette Kadın, s. 37-41.
[33] İslamiyette Kadın, s. 41-45.
[34] İslamiyette Kadın, s. 55-56.
[35] İslamiyette Kadın, s. 46.
[36] İslamiyette Kadın, s. 59-60.
[37] İslamiyette Kadın, s. 59.
[38] İslamiyette Kadın, s. 59.
[39] İslamiyette Kadın, s. 60.
[40] Duran Murat, Azerbaycan Türkçülüğünde Ahmet Ağaoğlu // 21. Yüzyıl, Sayı:39, Mart 2012 – (ss. 101-106), s. 104.
[41] Gülsərən Akalın, a.g.e., s. 45
[42] Gülsərən Akalın, a.g.e., s. 49.
[43] İslamiyette Kadın, s. 13-14.
[44] Tuncer, H., Türk Kadınının Geçirdiği Evrimin Tarihçesi ve Bugünkü Durumu, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, cilt: VI, sayı:16, Kasım 1989 (ss. 164–166), http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-16/turk-kadininin-gecirdigi-evrimin-tarihcesi-ve-bugunku-durumu,

Emek Şovalyelerinin Anayasası

0
Emek Şövalyelerinin Anayasası

Emek Şovalyelerinin Anayasası 1878 yılında ilan edilmiştir. Emek Şövalyelerinin amacı, çalışanların haklarını savunmaktır. 1869 yılında Amerika Birleşik devletlerinde kurulan Emek Şövalyeleri Philadelphia’da terziler tarafından kurulan bir oluşumdur ve ilk toplantılarını 1878’de yılında yapmışlar, 1886 yılına kadar 700 bin civarında üyeye kavuşmuşlar, kısa zamanda başarılar elde etmişlerdir. Emek Şövalyeleri arasında her renkten ve türden terzi yer almıştır ve örgüt sanayi toplumu sonucunda gelişen demokratik ilkeleri desteklemiştir.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Emek Şövalyeleri/ Knights of Labor

Knights of Labor
Emek Şövalyeleri

1869-1917 arasında ABD’de faaliyet göstermiş olan ve isçi haklarını savunan bir örgüttür. 1869’da Amerika’da gizli olarak kurulmuştur. Philadelphia’da terzilerin öncülüğünde oluşmuştur. Üyeleri arasında kadın ve erkek, beyaz ve siyah, kalifiye ve kalifiye olmayan terzilerin yer aldığı emek şövalyeleri endüstriyel demokrasinin temel ilkelerini desteklemiştir. Emek Şövalyelerinin amacı, çalışanların haklarını savunmaktır. Teşkilat kısa zamanda başarılar kazanmış ve 1880 yılına kadar gizliliğini sürdürmeye ihtiyaç duymayacak derecede kuvvetlenmiştir. Günlük çalışma saatlerinin düzenlenmesi ve çocukların çalıştırılmasının engellenmesi ile eşit gelir düzeninin elde edilmesi temel amaç olmuştur. İlk genel kurulunu 1878’de toplamıştır. 1886’da Şikago’daki bir bomba olayı. Emek Şövalyelerinin itibarını kırmıştır. Haymarket Olayından sonra önemini yavaş yavaş kaybetmiştir. 1917 de faaliyetini durdurmuştur. Amerika Birleşik Devletleri’nin yanı sıra Kanada’da da faaliyet göstermiştir. Büyük Britanya ve Avustralya’da da şubeleri vardır.  Yeniden yapılanma dönemi Amerika’sının en önemli işçi örgütüdür.

[/box]

Emek Şovalyelerinin Anayasası

1. Her üretken endüstri departmanını örgüte dahil etmek, bilgiyi eylem için bakış açısı haline getirmek ve ülkenin ve bireylerin ilerlemesi için doğru standartları, endüstriyel ve moral değerleri oluşturmak.

2. Çalışanların ürettikleri refahtan uygun bir pay almalarını sağlamak; hak ettikleri şekilde daha fazla boş vakti sağlamak; daha fazla toplumsal avantajı, imtiyazı ve ücreti sağlamak; bütün bu haklar ve imtiyazlar onların bu dünyada iyi bir devleti savunmalarında, idame ettirmelerinde ve sevmelerinde gereklidir.

3. Çeşitli hükümetlerden çalışma hayatı ile ilgili istatistik bürosunun kurulmasını talep ederek üretici kitlelerin eğitim, moral ve mali alandaki gerçek durumlarını ortaya koymak

4. Koordinasyon görevini üstlenecek kurumların oluşturmak.

5. Geleceğe miras olan kamu arazilerinin bir hektarının bile demiryollarına ve spekülatörlere bırakmayıp gerçek sahiplerine vererek korumak

6. Emek ve sermaye arasında eşitliği gözetmeyen tüm kanunların iptal edilmesi, adaletle ilgili haksız ayrıntıların, gecikmelerin ve ayrımcılığın ortadan kaldırılması ve madencilik, imalat ya da inşaat işleri ile uğraşanların sağlık koşullarını iyileştirmek için gerekli olan tedbirlerin kabul edilmesi.

7. İmtiyazlı şirketleri, ülkenin geçerli parası ile bir önceki hafta gerçekleştirilen çalışmanın karşılığının tamamını haftalık olarak işçilere ödemeye zorlayacak kanunları çıkarmak.

8. Teknisyen ve işçilere bir ücretlerinin tamamı kadar bir başlangıç ücretini veren bir yasanın çıkartılması.

9. Merkezi hükümet, eyaletler ve belediye işlerinde sözleşme sisteminin ilga edilmesi.

10. İşçi ve işverenlerin sorunlarını adil bir çerçevede müzakere etmeye istekli oldukları her durumda ve her yerde grevlerin uzlaşma ile halledilmesini sağlama.

11. On dört yaşına varmadan çocukların işyerlerinde, madenlerde ve fabrikalarda çalışmalarının yasaklanması.

12. Hapishanelerimizdeki ya da ıslah evlerimizdeki mahkumların sözleşme ile dışarıda çalıştırılması sisteminin ortadan kaldırılması.

13. Her iki cins için eşit işe eşit ücretin verilmesini sağlamak

14. İşçilerin sosyal faaliyetleri ve fikri gelişimleri için daha fazla vakte sahip olmalarının sağlanması ve insanların beyinleri tarafından yaratılan zahmeti azaltan makinelerin sağladığı avantajların semerelerini alabilmeleri için günlük çalışma saatinin sekiz saate indirilmesi.

6 Nisan – Hukuk Takvimi

0
5 Nisan Hukuk Takvimi: Hukuk tarihinde bu güne ilişkin önemli olaylar. Kanun değişiklikleri, sözleşmeler, davalar, yargılamalar, idamlar, tutuklamalar, infazlar ve diğer hukuki gelişmeler. Ayrıca, diplomatik ilişkilerdeki dönüm noktaları. Ulusal ve uluslararası hukuk kuruluşlarına ait gelişmeler, bildirgeler ve hukukçuların doğum ve ölüm günlerine dair detaylı bilgiler.

6 Nisan – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar

1326

Orhan Bey, Bursa’yı Bizanslılardan aldı. Bursa, bu tarihten 1361 yılına kadar Osmanlılara başkentlik yaptı.

1814 Napolyon Bonapart, Elba Adası’na sürgüne gönderildi.
1869 Selüloit’in patenti alındı.
1875 Alman-Fransız filozof, sosyalist ve Sosyalist Siyonizm’in kurucusu Moses Hess yaşamını yitirdi. (Doğumu: 21 Haziran 1812)
1885

Fransız avukat ve eski başbakan Pierre Waldeck-Rousseau  14 Kasım 1881–30 Ocak 1882 ve 21 Şubat 1883–6 Nisan 1885 tarihleri arasında  İçişleri Bakanı olarak görev yaptı. Başbakanlığı döneminde Dreyfus olayının çözüme kavuşmasını ve Fransa’da sendikaların yasallaşmasını sağladı.

1903

Fransız ordusundaki milliyetçilerin Alfred Dreyfuss’ün mahkum olmasını sağlamak üzere sahte belge düzenledikleri ortaya çıkarıldı.

1904

Avukat Kurt Georg Kiesinger doğdu. (Ölümü: 9 Mart 1988) Berlin’de hukuk eğitimi gördü. 1935’ten 1940’a kadar avukat olarak çalıştı. 1933 yılında Nazi Partisi’ne üye oldu. 1951’de CDU yönetim kurulu üyesi oldu. 1958’de Baden-Württemberg eyaleti Başbakanı olarak atandı. 1966 yılında  Şansölye seçildi. Kurduğu hükümette SPD lideri Willy Brandt ile yaklaşık üç yıl iktidarda kaldı.  Konstanz ve Ulm üniversitelerini kurdu.

1909

İttihat ve Terakki Cemiyeti karşıtı yazılar yazan gazeteci Hasan Fehmi Bey öldürüldü. Türkiye’de öldürülen ilk gazeteci Tevfik Nevzat olmasına karşın ölümü net olarak belirlenemediğinden, ilk öldürülen gazeteci olarak, Köprüsü’nde öldürülen Hasan Fehmi Bey kaydedilmektedir. Hasan Fehmi Bey’in öldürüldüğü 6 Nisan günü, Türkiye’de “Öldürülen Gazeteciler Günü” olarak kabul edilmektedir. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, 1996 yılında 6 Nisan’ı “Basın Şehitleri Günü” olarak kabul etmiş; 2005 yılından itibaren anma gününün adı “Öldürülen Gazeteciler Günü” olarak değiştirilmiştir. Anma günü vesilesiyle her 6 Nisan’da etkinlikler ve anmalar gerçekleştirilmektedir.

1914

Askerî Yargıtay’ın Kuruluş Kanunu (237 Sayılı Divan-ı Temyiz-i Askeri Teşkiline Dair Kanun), 6 Nisan 1914 tarihinde, Osmanlı döneminde kurulan Askerî Yargıtay‘ın yeniden şekillendirilmesini sağlayan kanundur. Ankara Hükümeti döneminde çıkarılan kanun ile Türkiye Cumhuriyeti’nin askeri yargı alanındaki temyiz mahkemesi 20 Mayıs 1922 tarihinde kuruldu.

1920 Anadolu Ajansı kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî haber ajansıdır. Türk Kurtuluş Savaşı hakkındaki haberleri duyurmak amacıyla Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla Halide Edip Adıvar ve Yunus Nadi tarafından 6 Nisan 1920’de Ankara’da kurulmuştur.
1939 İngiltere, Fransa ve Polonya saldırı durumunda yardımlaşma amacıyla Paris’te bir antlaşma imzaladı.
1942 Hukukçu ve bürokrat Erdoğan Gürbüz dünyaya geldi. (6 Nisan 1942, Darende, Malatya – 22 Şubat 2025 İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1966 yılında mezun oldu. 1968’de İstanbul’da maiyet memuru olarak iş hayatına başladı. Sırası ile Erdemli, Maden, Korgan, Kozan, Şarköy, Tirebolu, Orhangazi, Tuzla, Keçiören ve Karşıyaka kaymakamlıkları ile Burdur Vali yardımcılığı yaptı. 1974-1975 yıllarında Türkiye Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü’nü bitirerek, Kamu Yönetimi Uzmanı unvanını aldı. 2003-2005 tarihleri arasında Hakkâri, 2005-2007 tarihleri arasında Tokat Valiliği yaptı. Fenerbahçe SK 6746 sicil numaralı Yüksek Divan Kurulu üyesi ve evli, iki çocuk babasıydı. 22 Şubat 2025’te 82 yaşında iken hayatını kaybetti.
1943

Fransız hukukçu ve siyasetçi Alexandre Millerand yaşamını yitirdi. (Doğumu: 10 Şubat 1859) Paris Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. 1899’da René Waldeck-Rousseau’nun cumhuriyetçi savunma kabinesinde ticaret bakanı olarak görev yaptı. 1909’da Aristide Briand’ın ilk kabinesinde bayındırlık bakanı olarak görev aldı ve devlet demiryollarının yeniden düzenlenmesini sağladı. 1912’de savaş bakanlığına getirildi, yüksek komutanlığı yeniden düzenleyerek askeri havacılığa ilk kez belirli bir statü kazandırdı.  1918’de Manevi ve Siyasal Bilimler Akademisi üyeliğine seçildi. 1920’de başbakan ve dışişleri bakanı oldu. Aynı yıl Cumhurbaşkanlığına seçildi.Alexandre Millerand

1949 Markopaşa dergisinde yayımlanan “Pamuk Prenses Elizabeth Doğurdu”, “Krallar İşi Azıttılar” ve “İki Kadın Aranıyor” başlıklı yazıları nedeniyle İngiltere, Mısır ve İran büyükelçilikleri yazar Aziz Nesin hakkında dava açtılar.
1955 Rus casusu olduğu iddiasıyla yargılanan Hayati Karaşahin’e verilen idam cezasının infazı Mecliste kabul edildi. Karaşahin 18 Nisan’da idam edildi.
1955 Devlet Bakanı Mükerrem Sarol’a hakaretten yargılanan Akis dergisi sahibi ve başyazarı Metin Toker 9 ay hapse mahküm oldu.
1960 Dört farklı ildeki Basın Mahkemeleri’nde toplam 18 basın davasına bakıldı. Ulus gazetesi bir ay kapatıldı, sorumlular birer yıl hapse mahkûm oldu.
1961 27 Mayıs darbesi sonrası oluşturulan Kurucu Meclis, subaylara oy hakkı verilmesini kabul etti.
1965 Savcı Mehmet Feyyat bir madeni eşya fabrikasındaki grevin duruşmasında, “grevi şekilden dolayı kanun-dışı sayan yasa maddesinin suç unsurları açıkça belirtilmediğinden Anayasa’ya aykırı olduğu” görüşüyle iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.
1968 İstanbul’da minibüsünün arkasına “4 Nisan 1968, NATO’ya Hayır” levhası asan Yalkın Özerden, Minibüsçüler Derneği’nden ihraç edildi, çalışma karnesi elinden alındı.
1971 27 DİSK yöneticisinin 15-16 Haziran 1970’teki büyük işçi direnişinden dolayı yargılanmasına devam edildi.
1971 İstanbul Üniversitesi yaşanan olaylar nedeniyle süresiz olarak eğitime ara verdi.
1972 Anayasa Mahkemesi, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam kararlarını usulden iptal etti. TBMM’nin idamları yeniden görüşeceği açıklandı.
1973 Kontenjan senatörü emekli Amiral Fahri Korutürk, 15’inci turda 365 oyla Türkiye’nin 6. Cumhurbaşkanı seçildi.
1980 Görev süresi sona eren Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, Çankaya Köşkü’nden ayrıldı. Yerine Cumhuriyet Senatosu Başkanı İhsan Sabri Çağlayangil vekâlet etmeye başladı. TBMM’de yine cumhurbaşkanı seçimi yapılmadı. 12 Eylül 1980’e kadar aylarca cumhurbaşkanı seçilemedi.
1983 Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın Milletvekillerinden eğitimci ve siyasetçi, Fakihe Öymen yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1900) İstanbul Milletvekili olarak TBMM’ye girdi. Bütçe Komisyonu’nda yer aldı. VI. ve VII. dönemlerde İstanbul, VIII. dönemde Ankara Milletvekili olarak Meclis’e girdi. Üçüncü Türk Dil Kurultayı’nda Gramer-Sentaks Komisyonu’nda Başkan olarak çalıştı.
1984 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, DYP’nin kapatılması için dava açtı.
1987 Dev-Sol davasında idam istemiyle yargılanan şair Nevzat Çelik, süresiz açlık grevine başlayacağını açıkladı.
1990 Türkiye Birleşik Komünist Partisi (TBKP) duruşması sonrasında, tutuklu yargılanan Genel Başkanı Nihat Sargın ve Genel Sekreter Haydar Kutlu’nun ”Komünist Partisi üzerindeki yasaklar kalkıncaya ve/ veya tahliye edilinceye kadar” sürecek ölüm orucuna başladıkları açıklandı.
1991 Irak sınırına yığılan 250 bin Kürt sığınmacı Türkiye topraklarına geçti.
2000 Pakistan’da eski Başbakan Nevaz Şerif ömür boyu hapse mahkum edildi. Mahkeme Nevaz Şerif’i uçak kaçırma ve terörizmden suçlu buldu.
2000 Hukukçu, Tunus Devleti’nin kurucusu ve ilk Devlet Başkanı Habib Burgiba yaşamını yitirdi. (Doğumu: 3 Ağustos 1903) Tunus‘ta Arapça ve İslam dini konusunda eğitim gördü, ardından Sorbonne Üniversitesi‘nde hukuk ve siyaset bilimi eğitimi gördü. Ülkesine döndükten sonra Habib Burgibaavukatlık yapmaya başladı. 1934’te bağımsızlık mücadelesine önderlik edebileceğini düşündüğü bazı genç arkadaşlarıyla Yeni Düstur Partisi‘ni kurarak önce partinin genel sekreteri oldu. 1948’de bu partinin başkanı olarak görev yaptı. Siyasi faaliyetleri yüzünden kısa sürede Fransız sömürge yönetiminin dikkatini çekti ve 11 yılını hapiste geçirdi. Arap dünyasında ılımlılık ve aşamalı ilerlemenin önde gelen savunucularından oldu. Arap Birliği’nin kararlarına karşı bağımsız bir tutum takındı. 1975’te “ömür boyu” devlet başkanı ilan edildi. Laik devlet uygulamaları ve batıcı sosyal reformlarıyla öne çıktı. Arap dünyasında ılımlılık ve aşamalı ilerlemenin önde gelen savunucularından oldu.  1987’de başkanlıktan el çektirildi. Ölümüne kadar Munastır’da ev hapsinde tutuldu. 6 Nisan 2000 tarihinde, 97 yaşındayken yaşamını yitirdi. İdeolojisi Burgibaizm olarak adlandırılmaktadır.
2001 Hukukçu ve diplomat Haluk Afra, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 17 Eylül 1925) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitirdi. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı‘nda hariciyeci olarak başladı. Kıbrıs, Hollanda, Lübnan, Arnavutluk, Amerika Birleşik Devletleri, Pakistan ve Almanya’da görev yaptı. Emekli olduktan sonra ‘Hariciyeciler Dedikodu’yu Sever’ adında kitapla hatıralarını yayınladı.
2001 TKP (ML) Davasından yargılanan Adil Kaplan (1964- Mazgirt), ölüm orucunun 170. gününde hayatını kaybetti.
2002 İsrail, 11 bin Filistinlinin yaşadığı Cenin Mülteci Kampı’na operasyon yaptı. Dünyanın dört bir yanında İsrail protesto edildi.
2003 Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, IMF ile üzerinde anlaşılan yeni “Niyet Mektubu” ile birlikte iki Dünya Bankası kredisinin de imzalandığını açıkladı.
2005 Gazeteci Hasan Fehmi Bey’in bir suikasta kurban gittiği 6 Nisan günü, 2005’ten bu yana “Öldürülen Gazeteciler Günü” olarak düzenlenmektedir.
2005 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AIHM) Kıbrıslı Rum Myra Ksenides-Arestis’in Türkiye’ye karşı açtığı mülkiyet davası başvurusunu ‘kabul edilebilir’ buldu.
2006 Cezaevi Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’da Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun TBMM’de tekrar kabul edildi. Yasa, kapatılan RP’nin genel başkanı ve eski başbakan Necmettin Erbakan’ın cezasını evinde çekmesine olanak sağlıyordu. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer yasayı “kişiye özel düzenleme” gerekçesiyle veto etmişti.
2009 Hukukçu ve ABD başkanı Barack Hussein Obama TBMM’de konuşma yaptı.
2011 Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu; 6 Nisan 2011 tarihli ve 6223 sayılı Kanun’un verdiği yetkiye dayanılarak, Bakanlar Kurulu tarafından 26 Eylül 2011 tarihinde kararlaştırıldı ve 2 Kasım 2011 tarih, 28103 sayılı Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
2011 Hükümete, bazı konularda KHK çıkarma yetkisi veren tasarı yasalaştı.
2012 Sivas Katliamını Anma Komitesi’nin başkan dahil 7 üyesine, gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet nedeniyle 15’er ay hapis cezası verildi; cezalar ertelendi.
2013 Bangladeş’in başkenti Dakka’da yüzbinlerce kişi “islâma leke süren ateist blogcuların idamı” için yürüdü.
2014 CHP’den Ankara  Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mansur Yavaş 6.240 tutanakta hatalı işlem ve usulsüzlük saptadıkları, çoğunun “mühürsüz tutanaklar ve geçersizlik sebeplerinin yazılmamasından kaynaklandığı” gerekçesiyle YSK’ya “seçimlerin yenilenmesi” başvurusu yaptı.
2014 Ağrı’da BDP’li Sırrı Sakık’ın 10 oy farkla kazandığı açıklanmasına karşına oylar 15 kez sayıldıktan sonra seçimlerin yenilenmesine karar verildi. Ağrı İl Seçim Kurulu, BDP’nin “oy sayımında usulsüzlük” gerekçesiyle yaptığı başvuruyu kabul ederek 1 Haziran’da seçim kararı aldı.
2015 Eski TÜBİTAK Başkan Yardımcısı Hasan Palaz, kuruma “sahte diplomalı personelin işe alındığı” iddialarına yönelik soruşturma kapsamında tutuklandı.
2016 Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kurulmasına ilişkin kanun tasarısı yasalaştı. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu, 6701 kanun numarası ile ve 6 Nisan 2016 tarihinde yasalaştı, Resmi Gazetenin 20.04.2016 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi. Kanunun amacı, insan onurunu korumak, insan haklarının korunmasını ve geliştirilmesini sağlayarak kişilerin eşit muamele görme hakkını güvence altına almak, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanmada ayrımcılığı önlemektir.
2017 Rusya Dışişleri Bakanlığı, Batı Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdıklarını duyurdu.
2022 Yahudi asıllı Rus hukukçu ve politikacı, Türkolog, sosyolog LDPR’nin kurucusu ve lideri, Duma Vladimir JirinovskiMeclisi eski Başkan yardımcısı ve Avrupa Parlamentosu üyesi Vladimir Jirinovski (Vladimir Volfoviç Jirinovskiy, (25 Nisan 1946 – 6 Nisan 2022) öldü. 1967’de Marksizm-Leninizm Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Fakültesini bitirdi. 1972-1977 yıllarında Moskova Devlet Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okudu. Doktorasını, 24 Nisan 1998’de Moskova Devlet Üniversitesi’nde “Rus halkının geçmişi, bugünü ve geleceği” konulu tezini tamamladı. Jirinovski, 6 Nisan 2022’de COVID- 19 hastalığı ile uzun süren mücadelesinin ardından Moskova’da 75 yaşında iken öldü. Rus aşırı milliyetçileri arasında önemli bir figürdü. İngilizce, Fransızca, Almanca ve Türkçe biliyordu.
2022 Fransız hukukçu, avukat ve yargıç Nicole Maestracci (3 Şubat 1951- 6 Nisan 2022) yaşamını yitirdi.Nicole Maestracci

Öldürülen Gazeteciler Günü

0
Öldürülen Gazeteciler Günü

İttihat ve Terakki Cemiyeti karşıtı yazılar yazan gazeteci Hasan Fehmi Bey 6 Nisan 1909’da öldürüldü. Türkiye’de öldürülen ilk gazeteci Tevfik Nevzat olmasına karşın ölümü net olarak belirlenemediğinden, ilk öldürülen gazeteci olarak, Köprüsü’nde öldürülen Hasan Fehmi Bey kaydedilmektedir. Hasan Fehmi Bey’in öldürüldüğü 6 Nisan günü, Türkiye’de “Öldürülen Gazeteciler Günü” olarak kabul edilmektedir.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, 1996 yılında 6 Nisan’ı “Basın Şehitleri Günü” olarak kabul etmiş; 2005 yılından itibaren anma gününün adı “Öldürülen Gazeteciler Günü” olarak değiştirilmiştir. Anma günü vesilesiyle her 6 Nisan’da etkinlikler ve anmalar gerçekleştirilmektedir.

Avrupa Sosyal ve Tıbbi Yardım Sözleşmesi ve Ek Protokolü

0
Detailed Blue Flat Political Map of Organisation for Economic Co-operation and Development (OECD) on Grey Background of European Continent

Avrupa Sosyal ve Tıbbi Yardım Avrupa Sözleşmesi ve Ek Protokolü (European Convention on Social and Medical Assistance) , 11 Aralık 1953 tarihinde Paris’te imzalanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti,  Avrupa Sosyal ve Tıbbi Yardım Sözleşmesi ve Ek Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanunu 16 Mart 1976 tarihinde kabul etmiş, 25 Mart 1976 tarihli Resmi Gazete’de yayınlayarak aynı tarihte yürürlüğe koymuştur. 

Sosyal ve Tıbbi Yardım Avrupa Sözleşmesi ve Ek Protokolü

Bu sözleşmeyi imzalayan Avrupa Konseyi’ne üye Hükümetler, Avrupa Konseyi‘nin amacının üyeleri arasında, özellikle sosyal gelişmelerini kolaylaştırmak maksadıyla, daha sıkı bir işbirliği gerçekleştirmek olduğunun göz önüne alınarak,

Bu amaç uyarınca, sosyal ve tıbbi yardım mevzuatlarının birbirlerinin vatandaşlarına eşit olarak uygulanması ilkesini kabul yoluyla sosyal alanda aralarındaki işbirliğini genişletmeye kararlı olarak, bu amaçla bir sözleşme akdini arzu ederek, aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır.

BÖLÜM I
Genel Hükümler
Madde 1

Sözleşen Taraflardan her biri, ülkesinin bu Sözleşme’nin uygulanacağı bölümlerinde kanuna uygun olarak bulunan ve yeterli geçim olanaklarından mahrum olan diğer sözleşen Tarafların vatandaşlarını, ülkesinin o bölümünde yürürlükte olan mevzuatın öngördüğü sosyal ve tıbbi yardımdan (bundan böyle “yardım” olarak adlandırılacaktır.) kendi vatandaşları ile eşit şekilde ve aynı koşullar altında yararlandırmayı taahhüt eder.

Madde 2

a-“Yardım”, “Vatandaş”, “Ülke” ve “Menşe Devleti” terimlerinin, bu Sözleşme bakımından anlamları aşağıdadır:

i- “Yardım” terimi, sözleşen taraflardan birinin ülkesinin herhangi bir bölümünde yürürlükte bulunan mevzuatın öngördüğü harp malulleri ile işgalden zarar görenlere ödenen emekli ödenekleri ve yardımlar hariç, yeterli geçim imkanlarından mahrum kişilere geçim ve bakım olanağı sağlamak amacıyla yapılan her çeşit yardımı ifade eder.

ii- Sözleşen Taraflardan birinin “vatandaşı” veya “ülkesi” terimleri, söz konusu Tarafın, değer Sözleşen Taraflara iletilmek üzere Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yönelteceği beyanda bu terimlere atfettiği anlamı ifade eder.
Bununla birlikte, ıskat dışı yollarla bir Devletin vatandaşlığını kaybederek vatansız kalan kişiler, yeni bir uyrukluk kazanıncaya kadar söz konusu devletin vatandaşı addedilir.
iii-“Menşe Devleti” terimi, bu Anlaşma hükümlerinden yararlanacak kişinin vatandaşı olduğu Devleti ifade eder.

b- Sözleşen Tarafların bu Sözleşmenin uygulanacağı ülkelerinde yürürlükte bulunan yasalar ve yönetmelikler ile Sözleşen taraflarca ileri sürülen çekinceler I ve II sayılı Eklerde belirtilmiştir.

Madde 3

İlgili kişinin uyrukluğu, menşe Devleti mevzuatının bu konuya ilişkin hükümleri uyarınca kanıtlanır.

Madde 4

Sözleşen Taraflardan birinin vatandaşına yapılan yardım giderleri, yardımı yapan Sözleşme Tarafça karşılanır.

Madde 5

Sözleşen Taraflar, gerek yardım görene karşı nakdi bir taahhüt altına girmiş üçüncü şahıslardan, gerek ilgilinin bakımını sağlamakla yükümlü kişilerden toplam yardım giderlerinin tahsil edilmesini kolaylaştırmak için, mevzuatları müsaade ettiği ölçüde, karşılıklı olarak tavassutta bulunmayı taahhüt ederler.

BÖLÜM II
Vatana İade
Madde 6

a- Sözleşen Taraflar, ülkelerinde kanuna uygun olarak ikamet eden diğer Sözleşen Tarafların vatandaşlarını, sadece ilgilinin yardıma muhtaç bulunması nedeniyle vatanlarına iade edemezler.

b- Bu Sözleşmede yer alan hiçbir hüküm, yukarıdaki paragrafta belirtilenden başka bir sebeple sınır dışı etme hakkına halel getirmez.

Madde 7

a- Sözleşen Taraflar, aşağıda belirtilen şartlar mevcut ise, bu Sözleşmenin 6 maddesinin (a) paragrafı hükmünü gözönüne almaksızın, diğer Sözleşen Tarafların ülkelerinde mukim vatandaşlarını vatanlarına iade edebilirler.

i- İlgili 55 yaşını doldurmadan sözkonusu Sözleşen Taraf ülkesine gelmiş olduğu takdirde en az beş yıldan beri, bu yaştan sonra gelmiş olduğu takdirde en az on yıldan beri o ülkede sürekli olarak ikamet etmemişse,
ii-Sağlık durumu yolculuğa elverişli ise,
iii-îkamet ettiği ülkeye kendisine bağlayan sıkı bağlar yoksa ve insani sebepler bunu engellemediği takdirde başvurmayı kabul ederler.

b- Sözleşen Taraflar vatana iade yoluna büyük bir teenniyle ve insani sebepler bunu engellemediği takdirde başvurmayı kabul ederler.

c- Sözleşen Taraflar, aynı anlayışla, yardımdan yararlanan bir kimseyi vatana iade ettikleri takdirde, varsa eşinin ve çocuklarının kendisine refakat edebilmeleri için her türlü kolaylığı göstermeyi kabul ederler.

Madde 8

a- 7 madde hükümleri uyarınca bir kimseyi iade eden Sözleşen Taraf, bu kimsenin iade edildiği ülke sınırlarına kadar iade masraflarını yüklenir.

b- Sözleşen Taraflardan her biri 7. madde hükümleri uyarınca iade olunan vatandaşlarını kabul etmeyi taahhüt eder.
c- Sözleşen Taraflardan her biri, 7. madde uyarınca iade olunan kişilerin ülkesinden geçmesine izin vermeyi taahhüt eder.

Madde 9

Yardım gören kişinin vatandaşı olduğunu iddia ettiği Devlet bu iddiayı kabul etmediği takdirde, bununla ilgili delilleri söz konusu kişinin ikamet ettiği Devlete 30 gün içinde veya, bu süre zarfında imkan bulunamazsa, mümkün olan en kısa zamanda sunmak zorunluluğundadır.

Madde 10

a- Vatana iade kararlaştırıldığı takdirde, menşe Devletinin diplomatik makamları veya konsolosluklar, mümkünse üç hafta önceden, vatandaşlarının iadesinden haberdar kılınır.

b- Transit ülkenin veya ülkelerin makamları durumdan Menşe Devleti makamları tarafından haberdar edilirler.
c- İade olunan kişilerin teslim edileceği yer ikametgah Devleti ile menşe Devleti yetkili makamları tarafından kararlaştırılır.

BÖLÜM HI
İkametgah
Madde 11

a- Bu sözleşme bakımından, yabancı uyruklu bir kişinin Sözleşen Taraflardan birinin ülkesinde ikameti, ilgili geçerli bir ikamet müsaadesine ya da söz konusu ülke mevzuatında öngörülen ve ülkede oturmasına izin veren bir başka belgeye sahip bulunduğu sürece kanuna uygun addedilir. İkamet müsaadesinin yenilenmemesi yalnız ilgilinin hatasından ileri gelmekte ise; yardımdan yararlanma hakkını etkilemez.

b- Bir erteleme kararı bulunmadığı takdirde, ilgili aleyhine sınır dışı etme kararının alındığı tarihten itibaren ikamet gayri kanuni addedilir.

Madde 12

7. maddede yer alan ikamet süresinin başlangıç tarihi her ülkede, aksi kanıtlanmadıkça, idari inceleme sonucundan elde edilen delillere ya da EK- IlI’te belirtilen veya her ülkenin mevzuatına göre ikameti kanıtlayan belgelere dayanılarak tespit edilir.

Madde 13

a- İkametin sürekliliği, ikamet edilen ülkede kullanılan bütün ispat vasıtaları ve özellikle, bir mesleki faaliyete dair deliller ya da kira makbuzları ile kanıtlanabilir.

b-

i- Sınır dışı edilme veya vatana iade sonucu olmadıkça, üç aydan kısa gaybubet hallerinde ikamet sürekli addedilir.

ii- Altı ay veya daha uzun gaybubetler ikametin sürekliliğini keserler.
iii- Üç ay ile altı ay arasında bir gaybubetin ikametin sürekliliğini kesip kesmediğini tayin etmek için, ilgilinin ikamet ettiği ülkeye geri dönme niyetini ve gaybubeti sırasında bu ülkeyle bağlarını ne ölçüde sürdürdüğünü incelemek gerekir.
iv- İkamet edilen ülke gemilerinde hizmet, ikametin sürekliliğini kesmez. Diğer gemilerdeki hizmetler bu maddenin (ie) ila (iii) bentlerindeki hükümlere tabidir.

Madde 14

Ağır hastalık hallerindeki tıbbi tedaviler ile kısa süreli tedaviler dışında ilgilinin EK l’de yeralan hükümlerinin uygulanması sonucu kamu makamlarından yardım gördüğü süreler, ikamet süresinin hesaplanmasında gözönüne alınmaz.

BÖLÜM IV
Çeşitli Hükümler
Madde 15

Sözleşen Tarafların idari ve diplomatik makamları ile konsoloslukları, bu Sözleşmenin uygulanması için birbirlerine karşılıklı olarak her türlü yardımı yapacaklardır.

Madde 16

a- Sözleşen Taraflar EK I ve Ek III’ün muhtevasını etkileyebilecek yasa ve yönetmelik değişikliklerinden Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bilgi vereceklerdir.

b- Sözleşen Taraflardan her biri, Ek l’de yer almayan her yeni yasa veya yönetmeliği Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirecektir. Bu bildiri sırasında Sözleşen Taraf, yeni yasa veya yönetmeliğin diğer Sözleşen tarafların vatandaşlarına uygulanması konusunda çekinceleri ileri sürebilir,

c- Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, (a) ve (b) paragrafları uyarınca aldığı bilgileri diğer Sözleşen Taraflara iletecektir.

Madde 17

Sözleşen Taraflar, bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden önce yapmakta oldukları yardımlar konusunda ikili anlaşmalarla geçici hükümler koyabilirler.

Madde 18

Bu sözleşme hükümleri ulusal mevzuatlarla ikili veya çok taraflı anlaşmaların, hak sahiplerinin daha lehinde olan hükümlerine halel getirmez.

Madde 19

I, II ve III sayılı ekler, bu anlaşmanın bölünmez parçalarını teşkil eder.

Madde 20

a- Sözleşen Tarafların yetkili makamları, bu Sözleşmenin yorumlanması ve uygulanmasıyla ilgili uyuşmazlıkları müzakere yoluyla çözümlemeye gayret edeceklerdir.

b- Üç ay zarfından bu yolla bir çözüme varılmadığı takdirde, uyuşmazlık, teşekkül tarzı ve usul kuralları ilgili Sözleşen Taraflarca tespit olunacak bir hakem heyeti önüne getirilecektir. Yeni bir üç aylık süre zarfında bu konuda bir anlaşmaya varılamadığı takdirde, uyuşmazlık taraflardan birinin talebi üzerine Uluslararası Adalet Divanı Başkanı tarafından seçilecek bir hakeme sunulacaktır.

Bu durumda, başkan uyuşmazlığa taraf olan Devletlerden birinin vatandaşı ise bu görev, başkan yardımcısına veya uyuşmazlığa taraf olan Devletlerin vatandaşı bulunmayan en kıdemli hakime verilir,

c- Hakem veya hakem heyeti bu Sözleşmenin ilkelerine ve ruhuna uygun şekilde karar verecektir.

Karar nihai ve bağlayıcı olacaktır.

Madde 21

a- Bu Sözleşme, Avrupa Konseyi üyelerinin imzasına açıktır. Sözleşme onaylanacak ve onay belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine tevdi olunacaktır

b- Bu Sözleşme, ikinci onay belgesinin tevdi edildiği ayı izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir. c- Daha sonra onaylayanlar bakımından sözleşme, onay belgesinin tevdi olunduğu ayı izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.

Madde 22

a- Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Konsey üyesi olmayan Devletleri bu Sözleşmeye katılmaya davet edebilir.

b- Bu yolda katılma, tevdi edildiği ayı izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecek bir katılma belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine tevdii ile gerçekleşir.

c- Bu madde uyarınca tevdi olunan her katılma belgesine, ilgili Devlet hükümeti bu Sözleşmeyi imzalamış olsa idi I ve III sayılı Eklerde bulunacak olan bilgileri havi bir bildiri eklenecektir.

d- Sözleşme’nin uygulanması bakamından, bu maddenin (c) 9 paragrafı uyarınca verilen bilgiler, ilgili Devlet Hükümeti Sözleşmeyi imzalamış olsa idi sözkonusu bilgilerin yer almış bulunacağı Ek’in bir parçası addedilecektir.

Madde 23

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri,

a- Bu Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihini ve onaylanan üyelerin adlarını,

b- 22 madde uyarınca tevdi edilen katılma belgeleri ile beraberindeki bilgileri,

c- 24 madde uyarınca aldığı bildirileri ve bunların hüküm ifade edecekleri tarihleri, Konsey üyelerine bildirecektir.

Madde 24

Bu sözleşme, 21 maddenin 8 (b) paragrafı uyarınca yürürlüğe giriş tarihinden itibaren iki yıllık bir süre için aktolunmuştur. Daha sonra Sözleşme gerek ilk iki yıllık sürenin gerek müteakip birer yıllık sürelerin hitamından en az 6 ay önce Avrupa Konseyi Genel Sekreterine gönderecekleri bir ihbarla Sözleşmeyi feshetmeyen Taraflar için yıldan yıla yürürlükte kalacaktır. Fesih ihbarı, ilgili olduğu sürenin hitamında hüküm ifade edecektir.

Yukarıdaki hükümleri kabul zımnında gereği gibi yetkili kılınmış aşağıda imzaları bulunanlar, bu Sözleşmeyi imzalamışlardır.

Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanacak tek bir nüsha halinde her iki metin de aynı derecede geçerli bulunmak üzere Fransızca ve İngilizce olarak, 11 Aralık 1953 tarihinde Paris’te düzenlenmiştir. Genel Sekreter imzalayan devletlere bu Sözleşmenin onaylanmış birer örneğini iletecektir.

SOSYAL VE TIBBİ YARDIM AVRUPA SÖZLEŞMESİNE

EK PROTOKOL

Bu protokolü imzalayan Avrupa Konseyi’ne üye Hükümetler, 11 Aralık 1953 tarihinde Paris’te imzalanan Sosyal ve Tıbbi Yardım Avrupa Sözleşmesi (aşağıda “Yardım sözleşmesi” diye adlandırılmıştır) hükümlerini göz önünde tutarak, 28 Temmuz 1951 tarihinde Cenevre’de imzalanan Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Sözleşme (aşağıda “Cenevre Sözleşmesi” diye adlandırılmıştır) hükümlerini göz önünde tutarak,

Yardım Sözleşmesi’nin hükümlerini, Cenevre Sözleşmesi’nde tanımlanan mültecilere de teşmil etmek arzusuyla, Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır.

Madde 1

Sözleşen Taraflardan her biri, Cenevre Sözleşmesini imzaladığı veya onayladığı sırada anılan Sözleşmenin 1 maddesinin B paragrafında belirtilen kavramlardan hangisini kabul ettiğini beyan etmemesi, imza, onay ya da katılma sırasında bu protokol çerçevesindeki vecibeleri bakımından bu hususun tasrih edilmesi şartıyla, bu protokolde kullanılan “mülteci” terimi Cenevre Sözleşmesinin 1 maddesinde atfedilen manayı taşır.

Madde 2

1-Yardım Sözleşmesinin 2 Bölüm hükümleri mültecilere uygulanamayacaktır.
2-Cenevre Sözleşmesinin 1 maddesinin C paragrafı uyarınca anılan Sözleşme hükümlerinden artık yararlanamayan kişiler için, Yardım Sözleşmesi’nin 7 maddesinin l(a) paragrafında belirtilen vatana iadeye ilişkin ikamet süresi, mültecilerinin bu hükümlerden yararlanmasının sona erdiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

Madde 3

Sözleşen Taraflar arasında bu Protokol’ün 1, 2 ve 3 maddeleri Yardım Sözleşmesine ek maddeler olarak telakki edilerek alınan Sözleşme’nin diğer hükümleri buna göre uygulanacaktır.

Madde 5

1- Bu Protokol, Yardım Sözleşmesini imzalayan Avrupa Konseyi üyelerinin imzasına açıktır. Protokol onaylanacaktır.
2- Yardım Sözleşmesine katılan her Devlet bu Protokol’e da katılabilir.
3- Bu Protokol, ikinci onay belgesinin tevdi edildiği ayı izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girecektir.
4- Daha sonra onaylayan veya katılan Devletler bakımından Protokol, onay veya katılma belgesini tevdi ettiği ayı izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
5- Bu Protokol’ün onay ve katılma belgeleri, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine tevdi olunacaktır. Genel Sekreter, onaylayan ve katılan Devletlerin adlarını, Avrupa Konseyi üyelerine ve Protokol’e katılmış bulunan diğer Devletlere bildirilecektir.

Yukarıdaki hükümleri kabul zımnında gereği gibi yetkili kılınmış aşağıda imzaları bulunanlar, bu Sözleşmeyi imzalamışlardır. Avrupa Konseyi, arşivlerinde saklanacak tek bir nüsha halinde, her iki metin de aynı derecede geçerli bulunmak üzere Fransızca ve İngilizce olarak, 11 Aralık 1953 tarihinde Paris’te düzenlenmiştir. Genel Sekreter imzalayan Devletlere bu Sözleşme’nin onaylanmış birer örneğini iletecektir.

Avrupa Adaletin Etkililiği Komisyonu- Cepej

0

Avrupa Adaletin Etkililiği Komisyonu- CEPEJ, Türkiye’nin de kurucu üyeleri arasında olduğu Avrupa Konseyi‘ne bağlı Bakanlar Komitesinin kararı ile 2002 yılında oluşturulmuş bir komisyondur. Komisyonun başkanlığına 2019 yılı Ocak ayından itibaren Azerbayan adına komisyonda görev yapan Ramin Gurbanov getirilmiştir.

Avrupa Adaletin Etkililiği Komisyonu- Cepej’in Amacı

CEPEJ’in amacı, üye devletlerde yargının etkinliğini ve işleyişini iyileştirmek ve Avrupa Konseyi tarafından bu hedefe yönelik olarak hazırlanmış sistemlerin uygulamasını sağlamak ve geliştirmektir. Komisyonun hedefi adaletin kalitesini iyileştirmek ve üyeleri teşvik ederek destekleme konusunda aktif rol almaktır. Avrupa Adaletin Etkililiği Komisyonu, hukuk devleti ve demokrasinin tam ve eksiksiz olarak uygulamaya konulmasına odaklanmıştır. Komisyon, Avrupa Konseyi’ne üye devletlere, bütün yargı birimlerini ve bu birimlerdeki uygulayıcıları dikkate alarak yargının yapılanması konusunda uygulamaya yönelik öneriler sunmak ve makul süre içerisinde adil yargılamayı sağlamaya yönelik etkili yollar bulmak amacıyla kurulmuştur.

Avrupa Adaletin Etkililiği Komisyonu- Cepej’in Görevleri
  • Genel istatistiki kriterleri ve değerlendirme araçlarını kullanarak, farklı adli sistemler tarafından ulaşılan sonuçları gözden geçirmek,
  • Adli sistemlerin fonksiyonlarıyla ilgili sorunlar ile mümkün olan ilerlemeleri belirlemek ve bu konularda görüş alışverişinde bulunmak,
  • Özel ihtiyaçlarını da dikkate alarak, üye ülkelerin adli sistemlerinin ölçülmesine ve işlevlerinin geliştirilmesine yönelik somut yöntemleri belirlemek,
  • Üye ülkelere, talepleri üzerine, Avrupa Komisyonu standartlarına uygun olarak yardım sağlamak,
  • Gerektiğinde ve Avrupa Komisyonu yönetim kurulları  ve özellikle Avrupa Hukuk İşbirliği Komitesi tarafından ihtiyaç duyulduğunda, Bakanlar Komitesi’ne sunulmak üzere, yeni uluslararası hukuki belgelerin oluşturulması ya da mevcut olanların değiştirilmesine yönelik taslak teklifleri hazırlamak
CEPEJ’in Faaliyetleri ve Çalışma Grupları

Avrupa Adaletin Etkililiği Komisyonu tarafından üye ülkeleri kapsayan bir iletişim ağı oluşturulmuştur. İletişim, üye ülkelerin belirlediği kişiler üzerinden yürümektedir. Bu kişilerin gönderdiği bilgiler CEPEJ’in oluşturduğu ağ üzerinden CEPEJ sekretaryasına ulaştırılmaktadır.

Çalışma Grupları 
Adlî Sistemlerin Değerlendirilmesi Çalışma Grubu

(CEPEJ-GT-EVAL); CEPEJ tarafından oluşturulan Adlî Sistemlerin Değerlendirilmesi Çalışma Grubu üye ülkelerden gelen bilgilere dayalı olarak iki yılda bir üye ülkelerin adalet sistemlerini karşılaştıran raporlar yayınlamaktadır.

Adaletin Niteliği Çalışma Grubu

Adaletin Niteliği Çalışma Grubu (CEPEJ-GT-QUAL), üye ülkelerde adalet hizmetlerinin kalitesini ölçmeye ve artırmaya yönelik belli alanlara özgülenmiş çalışmalar yapmaktadır. Avrupa Konseyi üyesi ülkelerde kullanılmak üzere, hakim ve savcılar, avukatlar ve vatandaşlara yönelik anket formları hazırlanmıştır. CEPEJ tarafından bu anketlerin üye ülkelerde kullanılması tavsiye edilmiştir.

Adli Süreçte Zaman Yönetimi İçin SATURN Merkezi

Adli Süreçte Zaman Yönetimi İçin SATURN Merkezi (Study and Analysis of Judicial Time Use Research Network); CEPEJ 2007 yılında uzun süren yargılamalara yönelik çalışmalar yapmak üzere SATURN Merkezi adı altında bir çalışmayı başlatmıştır. Bu çalışma ile adli zaman yönetimi araçlarının üye ülkelerde hayata geçirilmesi hedeflenmiştir.

[box type=”success” align=”” class=”” width=””] CEPEJ’in SATURN Merkezi

CEPEJ’in SATURN Merkezi, Avrupa’daki mahkemelerde zaman yönetiminin nasıl gerçekleştirildiğini gözlemlemektedir. Bu bağlamda esas hedef, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde ‘makul süre’ standardına (AİHS 6. Madde) ilişkin ihlalleri önlemeye yönelik tedbirlerin uygulanmasında üye devletlere yardımcı olabilecek şekilde, yargılama sürelerinin kullanımı hakkında bilgi toplamaktır. Merkez, aynı zamanda üye devletlerin kendi yargılama sürelerini daha iyi izlemelerini sağlayacak araçlar geliştirmekte ve üye devletlerin uygun zaman yönetimi araçlarını kullanmasını teşvik edip değerlendirmektedir. SATURN Merkezi aracılığıyla CEPEJ mahkemelerde zaman yönetimini iyileştirmeyi hedefleyen çeşitli araçlar ve tedbirler geliştirmiştir. [/box]

İcra Çalışma Grubu

İcra Çalışma Grubu (CEPEJ-GT-EXE), üye ülkelerde mahkeme kararlarının uygulanmasına ilişkin sistemler üzerinde çalışma yapmaktadır.

Cepej, Arabuluculuk uygulamalarını da destekleyen projeler yürütmektedir.

CEPEJ TÜRKİYE

CEPEJ ile ilgili iş ve işlemler Adalet Bakanlığı tarafından yerine getirilmektedir. Türkiye, 1950 Yılında Avrupa Konseyine üye olmuştur ve kurulduğu günden bu güne CEPEJ çalışmalarına katılmaktadır. İlişkiler, 2009 yılından bu yana Adalet Başkanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı tarafından yürütülmektedir.
Türkiye, yılda iki kez düzenlenen CEPEJ Genel Kurul toplantılarında temsil edilmekte, toplantılarda Adale Bakanlığının yürüttüğü yargı reformu çalışmaları hakkında bilgi verilmektedir. CEPEJ yetkilileri Türkiye’ye çalışma ziyaretleri yapmakta, CEPEJ’ le ilgili önemli dokümanlar Türkçe’ye çevrilmekte, baskısı yapılmakta ve internet sayfasında yayınlanmaktadır.

CEPEJ ile ilişkilerde koordinasyonun güçlendirilmesi için tüm yargı kurumlarının yer aldığı bir çalışma ekibi kurulmuş, CEPEJ Belgelerinde yer alan veriler; kamuoyuna sunulan faaliyet raporları ve diğer raporlarda kullanılmakta, verilerden planlama çalışmalarında faydalanılmaktadır.

Avrupa Adaletin Etkililiği Komisyonu tarafından 2007 yılında uzun süren yargılamalara yönelik çalışmalar yapmak üzere kurulan SATURN (Study and Analysis of Judicial Time Use Research Network) Merkezi’nin yaptığı çalışmalara Türkiye 2013 yılı itibariyle katılmıştır.

CEPEJ BELGELERİ
AVRUPA YARGI SİSTEMLERİ RAPORLARI
AVRUPA KONSEYİ TAVSİYE KARARLARI
SATURN BELGELERİ

5 Nisan – Hukuk Takvimi

0
5 Nisan – Hukuk Takvimi
1588
İngiliz filozof Thomas Hobbes, doğdu. (Ölümü: 4 Aralık 1679)

Leviathan – Thomas Hobbes
1793
Belçikalı avukat ve eski Başbakan Felix de Muelenaere doğdu. (Ölümü: 5 Ağustos 1862) Hukuk eğitimi gördü ve avukat olarak çalıştı. 1824’ten 1829’a kadar Batı Flandre eyaletinin üyesi oldu. 1830’da Belçika’nın bağımsızlığından sonra, Batı Flanders valisi olarak görev yaptı. 1831’de Belçika Temsilciler Meclisi üyesi oldu. Daha sonra Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı. Bir dönem Başbakanlık görevini üstlendi. 1850’den 1862’de ölümüne kadar Tielt bölgesi Ticaret Odası üyeliğinde bulundu.

Felix de Muelenaere
1794
Fransız Devrimi’nin en önemli kişiliklerinden biri olan avukat ve politikacı Georges Jacques Danton yaşamını yitirdi. (Doğumu: 26 Ekim 1759) Sciences Po Paris, Campus de Reims‘de eğitim gördü. 1790’da Club de Cordeliers’in başkanı oldu. Cordeliers bölgesinde başkanlık yaptı. 1792’de Fransız Adalet Bakanı oldu. 1793 baharında Devrim Mahkemesi’nin kurulmasını destekledi ve Kamu Güvenliği Komitesi’nin ilk başkanı oldu. 34 yaşında  idama mahkûm edildi.

Georges Jacques Danton
1816
Amerikalı avukat ve tıp doktoru Samuel Freeman Miller doğdu. (Ölümü: 13 Ekim 1890) Transylvania Üniversitesi‘nde tıp diplomasını aldı. 12 yıl doktorluk yaptığı Kentucky’de kendi başına hukuk alanında çalıştı ve 1847’de baroya kabul edildi. Ailesiyle beraber Kentucky’den gelmiş olan bütün köleleri özgürleştirdi. Başkan Abraham Lincoln tarafından Yüksek Mahkeme’ye atandı. 16 Temmuz 1862 tarihinden ölüm tarihi olan 13 Ekim 1890’a kadar ABD Yüksek Mahkemesi’nde yardımcı yargıç olarak görev aldı. Amerikan İç Savaşı’ndan sonra kölelerin haklarını güvence altına alma yolunda önemli mücadeleler verdi. Yargıç Miller görevde kaldığı 28 yıl boyunca mahkemeye 616 görüş yazdı ve Başyargıç William Rehnquist tarafından dönemindeki ‘büyük ihtimalle en dominant figür’ olarak tanımlandı. 1889 yılından itibaren National University School of Law ‘da  anayasa hukuku üzerine ders verdi.

Samuel Freeman Miller
1832
Avukat ve Fransa eski Başbakanı Jules Ferry doğdu. (Ölümü: 17 Mart 1893) Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesi’de eğitim gördü. 1879-1883 yılları arasında birçok kez Maarif ve Güzel Sanatlar Bakanı olarak görev yaptı. Zorunlu ve parasız eğitimi geri getiren yasaları yazdı. 1880’den 1885’e kadar Bakanlar Kurulu Başkanı olarak görev yaptı. Özellikle Çinhindi yarımadasında Fransız sömürgeciliğinin yayılmasına güçlü bir bağlılık gösterdi. Tonkin meselesi nedeniyle hükümet başkanlığından ayrılmak zorunda kaldı. 1887 cumhurbaşkanı seçildi.  1893 yılında Fransız senatosu başkanı oldu.
1878
5 Nisan Avukatlar Günü’nün belirlenmesine kaynaklık eden tarihlerin en eskisi İstanbul Barosunun kuruluş günü olan 5 Nisan 1878’dir. İstanbul Barosu 5 Nisan 1878 tarihinde toplanarak ilk genel kurul toplantısını yapmış ve baronun kuruluşu Kanunu Esasi‘den iki yıl sonra gerçekleşmiştir. 5 Nisan günü sadece Türkiye’de Avukatlar Günü olarak kutlanmakta, farklı ülkelerde başka günlerde kutlama yapılmaktadır.

5 Nisan Avukatlar Günü
1920
Prof. Dr. İlhan Arsel, doğdu. ( Ölümü: 7 Şubat 2010)
1941
Türk Hukuk Kurumu, 9 Nisan 1934 tarihinde “Hukukçular Cemiyeti” adıyla kuruldu, derneğin adı 23 Kasım 1935’de “Hukuk İlmini Yayma Kurumu”na dönüştürüldü, 5 Nisan 1941 tarihinde ise derneğin adı “Türk Hukuk Kurumu” oldu. Derneğin şimdiki binasının bulunduğu yer 1941 tarihinde tahsis edildi.
1942
İsviçreli avukat, politikacı ve devlet adamı Pascal Couchepin doğdu. Lozan Üniversitesi Hukuk Fakültesinden DEA derecesiyle mezun oldu. 1976’da Belediye Başkan Yardımcısı oldu. 1984’te Martigny Belediye Başkanlığı yaptı.  1998’de İsviçre Federal Konseyi’ne Valais kantonundan İsviçre Hür Demokrat Partisi üyesi olarak seçildi ayrıca 1979’dan 1998’e kadar Ulusal Konsey’de görev yaptı.  2003 yılında Federal İçişleri Bakanlığı’na geçti.  2006’da Federal Konseyi Başkan Yardımcısı seçildi. 2007’de Konfederasyon Başkanı oldu. 2008 yılında İsviçre Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. 
1945
Tito, Sovyetler Birliği ile dostluk anlaşması imzaladı.
1951
Ethel ve Julius Rosenberg, Sovyetler Birliği için casusluk yaptıkları gerekçesiyle idama mahkûm edildi.
1992
Bosna-Hersek Hükûmeti bağımsızlığını ilan etti.
1994
Karadeniz Kültür İşbirliği Sözleşmesi; “Kültür, Eğitim, Bilim ve Enformasyon Alanlarında İşbirliğine İlişkin Karadeniz Sözleşmesi” adıyla 6 Mart 1993 tarihinde İstanbul’da imzalandı.  Sözleşmenin onaylanmasına ilişin kanun “Kültür, Eğitim, Bilim ve Enformasyon Alanlarında İşbirliğine İlişkin Karadeniz Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun” adıyla 5 Nisan 1994’te kabul edildi, kanun Resmî Gazetede 9 Nisan 1994’te yayınlandı.
2008
Türk Tabipler Birliği Hekimlik ve İnsan Hakları Bildirgesi, 4-5 Nisan 2008 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen Türk Tabipleri Birliği Etik Bildirgeler Çalıştayında kabul edildi. Bildirge, 20 Haziran 2009 tarihinde Ankara’da düzenlenen Türk Tabipleri Birliği II. Etik Bildirgeler Çalıştayında güncellendi.
2008
Türk Tabipler Birliği Hekimlerin Toplumsal Sorumlulukları Bildirgesi, 4-5 Nisan 2008 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen “Türk Tabipleri Birliği Etik Bildirgeler Çalıştayında kabul edildi. Bildirge, 20 Haziran 2009 tarihinde Ankara’da düzenlenen “Türk Tabipleri Birliği II. Etik Bildirgeler Çalıştayı”nda güncellendi.
2008
Türk Tabipler Birliği Hekim Hakları Bildirgesi, 4-5 Nisan 2008 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen Türk Tabipleri Birliği Etik Bildirgeler Çalıştayında kabul edildi. Bildirge, 20 Haziran 2009 tarihinde Ankara’da düzenlenen Türk Tabipleri Birliği II. Etik Bildirgeler Çalıştayında güncellendi.
2008
Türk Tabipler Birliği Araştırma Etiği Bildirgesi, 4-5 Nisan 2008 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen Türk Tabipleri Birliği Etik Bildirgeler Çalıştayında kabul edildi, 20 Haziran 2009 tarihinde Ankara’da düzenlenen II. Etik Bildirgeler Çalıştayında güncellendi.
2008
Türk Tabipleri Birliği Yayın Etiği Bildirgesi, 4-5 Nisan 2008 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen “Türk Tabipleri Birliği Etik Bildirgeler Çalıştayı”nda kabul edildi. Bildirge, 20 Haziran 2009 tarihinde Ankara’da düzenlenen “Türk Tabipleri Birliği II. Etik Bildirgeler Çalıştayı”nda güncellendi
2009
Türkiye’de Sağlık Bakanlığı, 40 işçinin silikozis hastalığından ölmesinin ardından, kot taşlama için kullanılan insan sağlığına zararlı maddelerin kullanımını yasakladı.

5 Nisan – Hukuk Takvimi

5 Nisan Türkiye Avukatlar Günü

0
5 Nisan Avukatlar Günü

5 Nisan Avukatlar Günü, Türkiye’de 1987 yılından beri her yıl kutlanan hukuk ve demokrasi günlerindendir.  1987 yılında Tekirdağ’da yapılan TBB Genel Kurulunda 5 Nisan tarihinin Avukatlar günü olarak kutlanmasına karar verilmiştir.

5 Nisan Avukatlar Günü’nün belirlenmesine kaynaklık eden tarihlerin en eskisi Türkiye’nin ilk barosu olan İstanbul Barosunun kuruluş günü olan 5 Nisan 1878 tarihidir. İstanbul Barosu 5 Nisan 1878 tarihinde toplanarak ilk genel kurul toplantısını yapmış ve baronun kuruluşu Kanunu Esasi‘den iki yıl sonra gerçekleşmiştir.

Avukatlar Muhamat Kanunundan önce “Dava Vekilleri Cemiyeti” adı altında örgütlenmişlerdir. 2018 yılı itibariyle Türkiye’de barolara kayıtlı yaklaşık 101.000 avukat bulunmaktadır. Son 5 yılda avukat sayısı yüzde 35 artmıştır.

Türkiye Barolar Birliği Anıtkabir’de

İlk Baronun Kuruluşu

Muhamat Kanunu ile, Avukatların meslek örgütü niteliğindeki “Baro” ilk kez 1924 yılında kurulmuştur. Cumhuriyetin ilanının ardından ilk kez yapılan geniş katılımlı Türkiye Avukatlar Birliği toplantısı 3 Ocak 1934 tarihinde İzmir’de gerçekleşmiştir. Birliğin kurulması ilk kez Ocak 1934’te İzmir’de düzenlenen Türkiye Avukatlar Kongresi’nde gündeme getirilmiş ve 5 gün süren toplantıya katılan baro temsilcileri, Türkiye Avukatlar Birliğinin kurulmasını kararlaştırmışlardır.

Ancak, alınan bu karara rağmen, 27 Haziran 1938 de kabul edilerek 1 Aralık 1938′ de yürürlüğe giren ve günün koşullarına göre pek çok ileri yeni hüküm içeren 3499 sayılı Avukatlık Kanunu‘nda Barolar Birliğine yer verilmemiştir.

Türkiye Avukatlar Birliğinin Kurulması

Türkiye Avukatlar Birliği‘nin 1934 yılında yaptıkları toplantıdan yaklaşık 24 yıl sonra 5 Nisan 1958 tarihinde İzmir Ticaret Odası toplantı salonunda düzenlenen toplantının sonrasında Barolar Birliğinin kuruluş çalışmaları yeniden başlamış, bu sırada gerçekleştirilen görüşmelerde ve toplantılardan 5 Nisan tarihi ”Avukatlar Günü” olarak adlandırılmıştır. Avukatlar Günü fikrini en çok savunan barolardan İzmir Barosu 06.02.1963 tarihinde yaptığı toplantının ardından 5 Nisan tarihini Avukatlar günü olarak kabul ederek kutlama kararı almıştır. Resmi anlamda ilk belge İzmir Barosunun kararı olarak bilinmektedir.

Barolar Birliğinin kuruluş çalışmaları sırasında yapılan araştırmalar sonucunda ilk baro olarak İstanbul Barosunun 5 Nisan 1878 de toplanıp genel kurul yapmış olması dikkate alınarak aynı günün Avukatlar Günü olması benimsenmiştir. Yapılan araştırmalarda Barolar Birliğinin kurulması ile 5 Nisan Türkiye Avukatlar Gününün belirlenmesi gündemlerinin birlikte değerlendirildiği anlaşılmaktadır.

5 Nisan Avukatlar Gününün Belirlenmesi

1136 sayılı Avukatlık Yasasının geçici 10. Maddesine uyarınca Türkiye Barolar Birliği kurulmuş, 9 Ağustos 1969 tarihinde Ankara da ilk kez Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulu yapılmış, Faruk Erem ilk başkan olmuştur. Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu 11.08.1969 tarihindeki ilk toplantısında; “Her yıl Avukatlar günü yapılmasına ve bu günün tespiti için gerekli incelemeleri yapma görevinin Avukat Osman Kuntman’a verilmesine” karar verilmiştir. Avukat Osman Kuntman, Türkiye Barolar Birliğince verilen bu görevi yerine getirerek 6 Eylül 1969 tarihinde hazırladığı raporunu Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı’na sunmuştur. Türkiye Barolar Birliğinin, Av. Nebi İnal, Av.Güneş Atabey, Av. İskender Özturanlı, Av. Fadıl Aktop, Av. Ahmet Ersöz, Av. Yılmaz Korkma, Av. S. Yüksel Uşak, Av. K. Öztürk ve Av. T. Karal’ın divan bakanlığındaki 1987 yılında Tekirdağ’da yapılan Genel Kurul toplantısında 5 Nisan tarihinin Avukatlar günü olarak kutlanmasına karar verilmiştir.

Atatürk’ün 5 nisan 1923 günü Ankara Barosunun açılışını yaptıktan sonra bu günü Avukatlar Bayramı ilan ettiğine dair iddialar bulunsa da bu konuda teyit edilmiş bir bilgi ve belge bulunmamaktadır.

Dünyada Avukatlar Günü Kutlanan Ülkeler

Türkiye’de, 5 Nisan Türkiye Avukatlar Günü olmasına karşın bütün Dünya Avukatları için geçerli bir Avukatlar Günü bulunmamaktadır. ABD’de Nisan ayının ikinci salı günü “avukatlara saygı” günü olarak kutlanmaktadır.

Meksika’da Latin Amerika’da bir üniversitede hukuk dersinin verildiği ilk gün olması nedeniyle Meksika’da avukatlar günü 12 temmuzdur.

Ekvator’da Avukatlar Günü 20 şubatta kutlanmaktadır. Ekvator’da 20 şubat 1945 tarihinin seçilmesi  Ekvator’lu yargıç ve politikacı Luis Felipe Borja Perez’in doğum tarihi olmasından kaynaklıdır.

Aarjantin’de avukatlar günü  Arjantin’in 1853 anayasasının mimarı olan Juan Bautista Alberdi nin 1810’daki doğum tarihine atfen 29 Ağustostur.

Peru Devlet Başkanı Avukat Francisco Garcia Calderon Landa‘nın doğum günü olan 2 Nisan Peru’da,  Venezuela’nın ilk başkanı olan Avukat Cristóbal Hurtado de Mendoza’nın doğum günü 23 Haziran tarihi Venezuela’da, Peru-Şili savaşının kahramanlarından Avukat ve General Arturo Prat Chacon’un doğum tarihi olan 21 Mayıs Şili’de,  Hindidstan’ın ilk başkanı olan Avukat Rajendra Prasad’ın doğum tarihi olan  3 Aralık tarihi Hindistan’da avukatlar günü olarak kutlanmaktadır.

Dünya Sokak Hayvanları Günü

0
Dünya Sokak Hayvanları Günü

Dünya Sokak Hayvanları Günü, tüm dünyada 4 Nisan tarihinde kutlanmaktadır. Dünya Sahipsiz Hayvanlar Günü (World Stray Animal Day) olarak da bilinmektedir. Sokak hayvanlarının durumuna dikkat çekmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla 2003 yılından itibaren düzenlenmektedir. 

Küresel bir farkındalık günü olan 4 Nisan, hayvan hakları savunucuları tarafından başlatılan kampanya sonucunda sokakta yaşayan ve sayıları milyarları bulan kedi, köpek ve diğer hayvanların korunması ve refahı için toplumları bilinçlendirmeyi hedeflemektedir. Uluslararası Hayvan Refahı Derneği (International Animal Welfare Organization) tarafından geniş bir organizasyon haline dönüştürülerek, 2003 yılından itibaren dünya çapında kutlanmaya başlanmıştır. 2010 yılında ise 100’den fazla Hollandalı kuruluşun Hollanda Ulusal Sahipsiz Hayvanlar Konferansı’nda bir araya gelmesi sonucunda kutlama günü daha geniş bir çerçeve kazanmıştır. 

Dünya Sokak Hayvanları Günü’nün Gündemi 

4 Nisan, sokak hayvanlarının yaşam mücadelesinin farkına varılması için tüm insanların göreve davet edildiği önemli bir gündür. Dünya üzerinde milyonlarca sokak hayvanı hayatta kalma mücadelesi vermekte açlıkla, barınma sorunuyla ve iklim koşullarıyla mücadele etektedir. İnsan kaynaklı şiddet ve istismara maruz kalan sokak hayvanlarının diğer insanlar ve kurumlar tarafından korunması zorunluluktur. Bu çerçevede, bireylere, yerel otoritelere ve hükümet kurumlarına düşen ayrı sorumluluklar bulunmaktadır. 

Beslenme ve su desteği, barınma ve yaşam alanı desteği, tıbbi bakım ve veteriner desteği, kısırlaştırma, sahiplenme ve toplumsal duyarlılık yaratacak gönüllü desteği sokak sokak hayvanları için hayati önemdedir. Hayvanları beslemek, aşılatmak, mikroçip taktırmak, evlat edinmek, sağlıklı alanlara taşımak, onlar için rehabilitasyon alanları oluşturmak, toplumda duyarlılık yaratmak amacıyla el ilanları dağıtmak, oyuncak, battaniye, yiyecek ve daha fazlasını bağışlamak için sivil toplum kuruluşlarında gönüllü olmak insanlar için iyi bir fırsattır.

4 Nisan, Birleşmiş Milletlerin sürdürülebilir kalkınma hedefleri ile de uyumlu bir çalışmadır. Ayrıca, hayvanlara yönelik zulüm, işkence ve kötü muameleyi önlemenin hem devletin hem de vatandaşların görevi olduğunu vurgulayarak tüm yıla yayılacak çalışmalar başlatmak için önemli bir gündür. 

3 Nisan  – Hukuk Takvimi

0
3 Nisan  - Hukuk Takvimi
1395
Yunan filozof, alim ve hümanist, Georgios Trapezuntios dünyaya geldi. (Trabzonlu Georgios) (Ölümü: 1486)
Georgios Trapezuntios
1559
İtalya Savaşı’nı bitiren Cateau-Cambrésis Barış Antlaşması İspanya ile Fransa arasında imzalandı. İtalya Savaşı veya diğer adıyla Habsburg–Valois Savaşı, 1551-1559 yılları arasında gerçekleşen ve Fransa Krallığı’nın İtalya Yarımadası’nda egemenlik kurmak istemesiyle başlayan bir savaştır. Savaş sonucunda İspanyollar, Güney İtalya’yı ele geçirmiştir.
1879
Osmanlı Devletinden ayrılan Bulgaristan Prensliği başkent olarak Sofya’yı ilan etti. Bulgaristan Bağımsızlık Bildirgesi ise, 5 Ekim 1908 tarihinde ilan edildi. Belge. Tırnova’da Prens Ferdinand tarafından duyuruldu.
1919
Avusturya’da; “Hapsburg-Lorraine Hanedanlığı’nın sürgün cezası ve yurt dışına çıkartılması hakkında 3 Nisan 1919, StGBI 209 sayılı Kanun” ile “Soyluluk unvanlarının, laik şövalyelik unvanlarının, hanım ve beyleri ayırmakta kullanılan hitapların ve bazı unvan ve doğuştan gelen asalet belirten isimlerin kaldırılması hakkında 3 Nisan 1919 tarih ve StGBI sayılı Kanun” kabul edildi.
1924
Türkiye’de ilk kez Avukatlık Kanunu kabul edildi. Muhamat Kanunu ile, Avukatların meslek örgütü niteliğindeki Baro ilk kez 1924 yılında kurulmuştur. Ancak anılan kanunun kabulü ve baroların kurulmasından önce de avukatlar “Dava Vekilleri Cemiyeti” adı altında örgütlenmişlerdi
1926
Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun, Türkiye’de, ilkokul lise ve yüksek öğretimin belli esaslara göre düzenlenmesi için 2 Mart 1926 tarihinde kabul edildi. Kanun, 3 Nisan 1926 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi, 5 haziran 1928 tarihli 1338 sayılı kanun ile tadil edildi.
1930
Türkiye kadınlarına belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanıyan yeni Belediyeler Kanunu kabul edildi. Türkiye’de kadınlara, belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı verildi.
1936
Polis, tek tek evleri dolaşarak, halktan soyadı almakta acele edilmesini istedi.
1946
Hukukçu ve Polonya Başbakanı Hanna Stanisława Suchocka dünyaya geldi. (d. 3 Nisan 1946) 1975 yılında Batı Almanya’da Anayasa Hukukunda doktora yaptı ve insan haklarıyla meşgul oldu. Poznań’daki Adam Mickiewicz Üniversitesi’nde profesör ve Venedik Komisyonu eski Başkan Yardımcısı olarak çalıştı. 8 Temmuz 1992 ile 26 Ekim 1993 tarihleri arasında Polonya’nın başbakanı olarak görev yaptı. Polonya’da bu görevi üstlenen ilk kadın ve dünyada başbakan olarak seçilen 14. kadındı. Venedik Komisyonu Onursal Başkanıdır. Madrid Kulübü ve Kadın Liderleri Konseyi üyesidir.
Hanna Stanisława Suchocka
1948
Hollandalı hukukçu ve politikacı Jaap de Hoop Scheffer doğdu. Leiden Üniversitesi‘nde  Hukuk eğitimi gördü. 1976’dan 1986’ya kadar memur ve diplomat olarak çalıştı 1986’da  Temsilciler Meclisi Üyesi olarak görev yaptı. Dışişlerde ve Avrupa İşleri’nin ön saflarında yer aldı ve sözcü olarak görev yaptı. 2002 yılında Dışişleri Bakanı olarak atandı. 2004 yılında 11. NATO Genel Sekreteri olarak seçildi ve 5 yıl bu görevini sürdürdü.
1948
Amerika Birleşik Devletleri başkanı Harry Truman, ekonomik yardımları içeren Marshall Planı’nı imzaladı.
1949
12 ülke Washington’da Kuzey Atlantik Antlaşma Örgütü’nü (NATO) kuran anlaşmayı imzaladı.
1950
Türkiye’ye Marshall yardımıyla 30 milyon dolar değerinde tarım makineleri geldi.
1951
Bursa Cezaevi’nde bulunan şair Nazım Hikmet’in affedilmesi için tanınmış sanatçı ve düşünce insanları bir dilekçeyle İsmet İnönü’ye başvurdu.
1951
İstanbul bir kumarhanede yakalanan Büyük Doğu dergisinin sahibi Necip Fazıl Kısakürek 30 lira para cezasına çarptırıldı.
1956
Adana’da, Devlet Havayollarına ait uçak düştü, 25 kişi öldü. Kazada arkeolog, felsefeci ve siyaset adamı Remzi Oğuz Arık da 55 yaşında iken yaşamını yitirdi.
1960
Kırım Tatarı ve Türk siyasetçisi ve devlet adamı Cafer Seydahmet Kırımer (Kırım Tatarcası: Cafer Seydamet Qırımer) yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1 Eylül 1889, Kızıltaş – Ölümü: 3 Nisan 1960, İstanbul), 1 Eylül 1889’da Kırım’ın Yalta şehri yakınlarındaki Kızıltaş köyünde doğdu. İlk tahsilini Kırım’da, orta, lise ve hukuk tahsilini İstanbul’da yaptı. 1908 yılında İstanbul’da Numan Çelebicihan ve diğer Kırım tatarı arkadaşları ile Kırım Talebe Cemiyeti’ni kurdu. 1911’te hukuk eğitimine Paris’te devam etti. I. Dünya Savaşı başladığında Kırım’a döndü. Kırım’da yakın arkadaşları ile birlikte inkılâpçı, gizli bir teşkilât kurdu. 1917 yılında Kırım Halk Cumhuriyeti ilan edilince, Numan Çelebicihan’ın başkalığındaki hükûmette Harbiye ve Hariciye Bakanlığını üstlendi. Kırım’ın Bolşevikler tarafından işgal edilmesi üzerine, Kırım Meclis temsilcisi olarak Kiev ve Varşova üzerinden Paris’e geçti. Daha sonra İstanbul’a gelerek Kırım’ın özgürlüğü için çalışmalarını Türkiye’de sürdürdü. 3 Nisan 1960 günü İstanbulda yaşamını yitirdi. Mezarı İstanbul’da Feriköy Mezarlığı’ndadır.

Cafer Seydahmet Kırımer

1963
27 Mayıs “Hürriyet ve Anayasa Bayramı” olarak yasalaştı. Oylamaya 147 Adalet Partisi milletvekilinden yalnızca 30’u katıldı. 3 Nisan 1963 tarihinden 1982 Anayasasının yürürlüğe girdiği 9 Kasım 1982 tarihine kadar yirmi yıla yakın bir süre Türkiye’nin resmî bayramlarından biri olarak kutlanmıştı. Bayramı Kenan Evren kaldırdı.
1963
30 Mart’ta Kayseri Cezaevi’nde açlık grevine başlayan eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar grevi bıraktı.
1967
Yunan hukukçu, yazar ve eski başbakan Panagiotis Kanellopoulos 3 Nisan 1967’de başbakanlık makamına geldi. Kısa süre sonra 21 Nisan 1967 darbesi meydana geldi. Darbe döneminin sonuna kadar yedi yıl boyunca ev hapsinde tutuldu.
1968
AIESEC Genel Kurulu’nda Bakan protestosundan dolayı tutuklu olan 9 gençten Deniz Gezmiş, Bozkurt Nuhoğlu ve Raif Ertem dışındaki 6 genç tahliye edildi.
1969
“Kanlı Pazar”da bıçaklanarak öldürülen müteahhit Ali Turgut Aytaç’a öncesinde sopa ile vurduğu Adli Tıp kayıtlarından kesinleşen Cağaloğlu Özel Mühendislik ve Mimarlık Okulu öğrencisi A.Atalay da tutuklandı.
1969
J.Stalin’in Sol Yayınları’ndan çıkan “Marksizm ve Milli Mesele” adlı kitabından dolayı yayınevi sahibi Muzaffer Erdost hakkında Mahkeme’nin verdiği beraat kararı Yargıtay’da bozuldu.
1970
Orman Genel Müdürlüğü, Orman Fakültesi’nde 46 gündür boykotta olan 800 öğrenciden 250’sinin bursunu kesti.
1972
Anayasa Mahkemesi raportörleri Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) liderleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarıyla ilgili itirazı reddetti. İtirazı Cumhuriyet Halk Partisi yapmıştı.
1975
Konya’da Kâzım Ergün adlı bir kişi, kan davası sebebiyle bir aileyi öldürdü. Ergün, 12 Eylül döneminde idam edildi.
1975
İnönü ÜniversitesiMalatya‘da kuruldu. Üniversite, 28 Ocak 1975 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde, 25 Mart 1975 tarihinde ise Cumhuriyet Senatosunda kabul edilen ve 3 Nisan 1975 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 1872 sayılı ‘İnönü Üniversitesi Kanunu’ ile kurulmuştur. İnönü Üniversitesi’ne bağlı Hukuk Fakültesi kurulması, Bakanlar Kurulu’nca 27/5/2009 tarihinde kararlaştırılmıştır.
1979
Pakistan devrik Başbakanı Zülfikar Ali Butto idam edildi.
1981
İstanbul Sıkıyönetim Askeri Savcılığı, DİSK Genel Başkanı Abdullah Baştürk ve 149 arkadaşı hakkında, 1 Mayıs yasağına karşı DİSK’in 30 Nisan 1980’de gerçekleştirdiği iş bırakma eyleminden ötürü, “işçileri siyasi mahiyette yasadışı greve teşvik ettikleri ve Sıkıyönetim Komutanlığı’nın emirlerini dinlemedikleri” gerekçesiyle dava açtı.
1981
Cumhurbaşkanlığı’na bağlı olarak çalışan Devlet Denetleme Kurulu, 3 Nisan 1981 tarihinde kuruldu.
1981
“Hergün Yeni Baştan” adlı oyunuyla ilgili gözaltına alınan Genco Erkal serbest bırakıldı. Erkal’ın tiyatro salonundaki koltukların arkasına yazılan bazı yazılar gerekçe gösterilerek gözaltına alındığı öğrenildi.
1985
Hukuk Fakültesi Dekanlığına “ek sınav hakkı” dilekçesi vermek istedikleri için yargılanan 14 öğrencinin duruşması yapıldı. Duruşmada tanık olarak dinlenen Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Orhan Aldıkaçtı “Tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki, bu bir örgüt işi.” dedi.
1989
12 Eylül’den sonra açılan davalarda 9 yılda yaklaşık 7 bin idam talep edildiği, cezası kesinleşen 480 idam mahkumundan 49’unun infaz edildiği açıklandı.
1992
Ankara DGM Başsavcılığı,”Siyasi Partiler Kanunu’na aykırılık”tan Halkın Emek Partisi (HEP) hakkında Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu.
1992
Türkiye’nin ilk kadın kaymakamı Azize Düşer, Ankara’nın Çankaya ilçesi Kaymakamlığı’na vekil olarak atandı.
1993
Basın Konseyi için Avukat Fikret İlkiz’in düzenlediği rapor açıklandı: “1992 de Güneydoğu’da 12 gazeteci öldürüldü, 55’i darp vb. kötü muameleye maruz kaldı, 165’i gözaltına alındı.”
 1998
İnsan Hakları Belgeleri arasında insan hakları savunucularını koruması nedeniyle önemli bir yer tutan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Savunucularının Korunması Belgesi, Evrensel Olarak Tanınan İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması ve Geliştirilmesinde Toplumsal Kuruluşların (Organların), Grupların ve Bireylerin Hakları ve Sorumlulukları Üzerine Bildirge, BM İnsan Hakları Komisyonunun 3 Nisan 1998 tarihli toplantısında kabul edildi.
1998
Diyarbakır, Batman, Şanlıurfa ve Mardin’deki cezaevlerinde incelemelerde bulunan TBMM İnsan Haklarını İzleme Komitesi Başkanı Sema Pişkinsüt açıklama yaptı: “Güneydoğu illerinde girdiğimiz tüm sorgu odalarında işkencede düşük akım olarak kullanılan telefon kablolarına rastladık.”
1998
Danıştay 6.Dairesi, Bergama/ Ovacık’taki maden sahasında siyanürlü altın çıkarılmasına izin veren Çevre Bakanlığı’nın işlemini iptal eden 1.İdare Mahkemesi kararını onadı.
1999
Avrupa Konseyi üyesi Arnavutluk, ölüm cezasını kaldıran protokolü imzaladı.
2001
Uluslararası Bağ ve Şarap Örgütünün Kuruluş Anlaşması (Agreement establishing the International Organisation of Vine and Wine), 3 Nisan 2001 tarihinde imzalanmış, bu anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle birlikte de 1 Ocak 2004 itibarıyla Uluslararası Bağ ve Şarap Örgütü resmî olarak faaliyete geçmiştir. 1924 yılında kurulan Dünya Bağ ve Şarap Ofisi’nin yerini, 3 Nisan 2001 tarihli anlaşma ile kurulan Dünya Bağ ve Şarap Örgütü (OIV) almıştır. Sözleşme, Türkiye Cumhuriyeti adına 2 Temmuz 2001 tarihinde Paris’te imzalanmıştır.
2002
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) “Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme” kabul edildi.
2002
İsrail askerleri Batı Şeria’daki Cenin kenti ve Nablus’un Salfit kasabasına da girdi. Böylece Ramallah, Kalkşya, Beytüllahim, Tulkarim ve Beyt Calla ile beraber 350 bin Filistinli, İsrail denetimine geçti. İHD, Halkevleri, HADEP, Mazlum-Der, Sosyalist Demokrasi Hareketi ve DİSK’e bağlı Basın-İş üyeleri Sirkeci Postanesi’nden BM Genel Sekreteri Kofi Annan’a telgraf göndererek İsrail’in Filistin’e saldırısının durdurulmasını istedi.
2006
Irak’ta Kürt yazar Kemal Kerim serbest bırakıldı. Kerim Mesut Barzani’yi yolsuzluk ve Rus casusluğuyla suçladığı için 18 ay hapse mahkum edilmişti.
2006
11 Eylül saldırılarıyla ilgili olarak ABD’de yargılanan tek kişi olan Fas asıllı Fransız Zekeriya Musavi için mahkeme, akıl sağlığının yerinde olduğuna ve yargılanasının uygun olduğuna karar verdi.
2014
Amerikalı seri katil Tommy Lynn Sells idam edildi. İlk cinayetini 15 yaşında işlemiş, 2 Ocak 2000 tarihinde tutuklanmıştı. Mahkeme kararına yansımamış olsa da polis yetkililerin tespitleri toplam 22 cinayet işlediğini göstermektedir.
2016
Türk hava sahasını ihlal eden Rus uçağının düşürülmesinin ardından, pilotu öldürdüğü yönündeki açıklamaları basına yansıyan Alpaslan Çelik, “ateşli silah bulundurmak ve taşımak” suçlamasıyla sevk edildiği sulh ceza hakimliği tarafından tutuklandı.
 2017
BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek Bireysel Başvuru Usulüne İlişkin İhtiyari Protokol Kapsamındaki Usul Kuralları, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 19 Aralık 2011 tarihli ve 66/138 sayılı kararıyla kabul edildi. Türkiye, İhtiyari Protokol’ü 24 Eylül 2012 tarihinde imzaladı, onayın uygun bulunduğuna ilişkin 9 Mart 2017 tarih ve 6976 sayılı Kanun, 3 Nisan 2017 tarih ve 30027 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı.
2018
Türkiye’nin nükleer enerji alanında ilk projesi Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin temeli atıldı.
2020
Ölüm orucundaki Grup Yorum üyesi Helin Bölek yaşamını yitirdi. Bölek, 288 gündür ölüm orucundaydı.
2025
  • Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutukluları ziyaret eden İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, “Adalet Bakanını buraya gelmeye ve öğrencileri dinlemeye davet ediyorum. Adalet Bakanını ve İçişleri Bakanını, Silivri ve Metris hapishanelerini ziyaret etmeye, buradaki tutuklularla konuşmaya davet ediyorum” dedi.
  • ‘Boykot çağrısı’ gerekçe gösterilerek gözaltına alınan oyuncu Cem Yiğit Üzümoğlu ve 10 kişi adli kontrol kararı verilerek serbest bırakıldı.
  • CHP, mart ayı Basın Özgürlüğü Raporu’nu Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer açıkladı. ‘İmamoğlu mitingleri’ni gösteren kanallara karartma uygulandığı, protestoları takip eden 14 gazetecinin darbedilip 8’inin tutuklandığına ve sosyal medyaya bant daraltması uygulaması ile 190 X hesabına erişim engeli getirildiğine dikkat çekildi.
  • Türkiye-Avrupa Birliği (AB) Yüksek Düzeyli Ekonomik Diyaloğu Toplantısı, 6 yıl aradan sonra Brüksel’de düzenlendi: AB-Türkiye ilişkileri hukukun üstünlüğü, demokrasi, medya özgürlüğü ve insan haklarına saygı gibi değerler tarafından yönlendirilmeli.

İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirgesi

0
The flags of the United Nations on the Pont du Mont Blanc

İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirgesi, BM İnsan Hakları Komisyonunun 3 Nisan 1998 tarihli toplantısında benimsenmiştir. (Declaration on the Right and Responsibility of Individuals, Groups and Organs of Society to Promote and Protect Universally Recognized Human Rights and Fundamental Freedoms )

Bildirge daha sonra 9 Aralık 1998 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul ve ilan edilmiştir. (Evrensel olarak tanınan İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması ve Geliştirilmesinde Toplumsal Kuruluşların (organların), Grupların ve Bireylerin Hakları ve Sorumlulukları Üzerine Bildirge)

Bildirge, profesyonel işleri başkalarının insan haklarını etkileyebilecek kişilerin, polis memurları, avukatlar, hakimler, savcılar gibi meslek sahiplerinin sorumluluklarına özel olarak atıfta bulmaktadır. 

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]İnsan hakları savunucuları, insan haklarını destekleyerek ve koruyarak dünyayı daha iyi ve daha adil bir yer haline getiren kişilerdir.[/box]

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Savunucularının Korunması Belgesi

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirgesi

Genel Kurul: Dünyanın bütün ülkelerinde herkes için tüm insan hakları ve temel özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi doğrultusunda Birleşmiş Milletler Şartının amaç ve ilkelerine saygının önemini yeniden vurgulayarak,

İnsan haklarına ve temel özgürlüklere evrensel saygıyı geliştirmeyi amaçlayan uluslararası çabaların 9 temel unsurları olarak İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve insan haklarına ilişkin diğer antlaşmalar ile Birleşmiş Milletler sistemi çerçevesinde ve bölgesel düzeyde kabul edilen insan haklarına ilişkin diğer belgelerin önemini yeniden vurgulayarak,

Hiçbir ayrım gözetmeksizin, özellikle ırk, renk, cins, dil, din, politik ve diğer düşünce, ulu-sal ve sosyal köken, mülkiyet, soy ve tüm diğer durumlara dayanan ayrımlar gözetmeksizin uluslararası toplumun tüm üyelerinin, birlikte ve tek tek, herkes için insan haklarına ve temel özgürlüklere saygıyı geliştirme ve teşvik etme yönündeki önemli yükümlülüklerini yerine getirme gereğinin altını çizerek ve özellikle Birleşmiş Milletler Şartına uygun olarak bu yükümlülüklerin yerine getirilmesi için uluslararası işbirliği yapmanın önemini vurgulayarak,

Tüm insan hakları ihlallerinin, halkların ve kişilerin temel özgürlüklerinin, Apartheid, her çeşit ırk ayrımcılığı, sömürgecilik, yabancı hakimiyeti veya işgali, ulusal egemenlik, ulusal birlik veya toprak bütünlüğüne yönelik saldırı ve tehditten, aynı zamanda halkların kendi geleceğini belirleme hakkı ile her halkın kendi zenginlikleri ve doğal kaynakları üzerinde tam ve eksiksiz olarak egemenlik hakkının reddedilmesinden kaynaklanan haklar gibi yoğun, açık veya sistematik ihlallerin fiili olarak ortadan kaldırılmasında uluslararası işbirliğinin oynadığı önemli rolü ve bunlara katkıda bulunan birey, grup ve derneklerin yerine getirdikleri son derece yararlı çalışmaları tanıyarak,

Barış ve uluslararası güvenlik yokluğunun bu hak ve özgürlükleri tanımamanın mazereti olmayacağı bilinciyle barış ve uluslararası güvenlik ile insan hakları ve temel özgürlüklerden yararlanma arasında var olan ilişkiyi kabul ederek,

Tüm insan hakları ve temel özgürlüklerin evrensel, bölünmez, karşılıklı olarak birbirine bağımlı ve birbirine bağlı olduğunu ve aralarından hiçbirinin uygulamaya konulmasına zarar vermeden tam hakkaniyet içinde tümünü geliştirmek gerektiğini yineleyerek,

İnsan hakları ve temel özgürlükleri koruma ve geliştirme temel sorumluluğu ve ödevinin devlete düştüğünün altını çizerek,

Birey, grup ve derneklerin insan hakları ve temel özgürlüklere saygıyı geliştirme ve bu hakları ulusal ve uluslararası düzeyde tanıtma hak ve sorumlulukları bulunduğunu kabul ederek,

İlan eder:

Madde 1

Herkesin bireysel olarak veya başkalarıyla birlikte ulusal ve uluslararası düzeyde insan haklarının ve temel özgürlüklerin korunmasını ve gerçekleştirilmesini geliştirme hakkı vardır.

Madde 2

a) Özellikle kendi yargı alanındaki herkesin, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte, uygulamada tüm hak ve özgürlükleri kullanabilmesi amacıyla bütün sosyal, ekonomik ve diğer şartları ve gereken yasal güvenceleri kabul etmek suretiyle, her devletin tüm insan haklarının ve temel özgürlüklerin korunması, geliştirilmesi ve gerçekleştirilebilir kılınması temel sorumluluğu ve ödevi vardır.

b) Her devlet, bu bilgilerde amaçlanan haklar ve özgürlüklerin somut olarak kullanılabilmelerini sağlamak için yasamaya, yönetime ve gerekli diğer alanlara ilişkin tedbirleri alır.

Madde 3

İnsan hakları ve temel özgürlükler alanında Birleşmiş Milletler Şartı ve devletin diğer uluslararası yükümlülüklerine uygun olarak kabul edilen iç hukuk kuralları, insan hakları ve temel özgürlükler ve bu hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi, korunması ve somut olarak gerçekleştirilmesi konusunda bu bildirgede amaçlanan tüm etkinliklerin uygulamaya konulması ve yerine getirilmesinin hukuki çerçevesini oluşturur.

Madde 4

Bu bildirgenin hiçbir maddesi, ne Birleşmiş Milletler Şartının amaç ve ilkeleri aleyhine veya tersine, ne de İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, İnsan haklarına ilişkin uluslararası antlaşmalar ile bu alanda uygulanmakta olan diğer uluslararası belge ve anlaşma hükümlerinin bir sınırlaması veya ilgası olarak yorumlanamaz.

Madde 5

İnsan haklarını ve temel özgürlükleri geliştirmek ve korumak amacıyla herkesin, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte, ulusal ve uluslararası düzeyde;

a) Barışçıl biçimde bir araya gelmek veya toplantı yapmak;

b) Hükümet dışı kuruluşlar, dernekler veya gruplar kurmak, bunlara üye olarak girmek ve katılmak;

c) Hükümet dışı veya hükümetlerarası kuruluşlarla ilişki kurmak hakkı vardır.

Madde 6

Herkesin, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte,

a) Yasamaya, yargıya ve yönetime ilişkin ulusal sistemler içinde, hakların ve özgürlüklerin gerçekleştirilmesine olanak verecek tarzda bunlara ulaşma dahil tüm insan hakları ve temel özgürlüklere ilişkin bilgileri elde etmek, araştırmak, almak kabul etmek ve muhafaza etmek;

b) İnsan haklarına ilişkin belgeler ile uygulanabilir uluslararası diğer belgelere uygun olarak tüm insan haklarına ve temel özgürlüklere ilişkin düşünceleri, haberleri ve bilgileri yayınlamak, başkalarına iletmek veya özgürce yaymak;

c) İnsan haklarına ve temel özgürlüklere hem hukuksal olarak hem de pratikte uyulması yönünde inceleme, araştırma, saptama, değerlendirme, bu yollar ve diğer uygun yollarla kamunun dikkatini bu sorun üzerine çekme hakkı vardır.

Madde 7

Herkesin, bireysel olarak veya başkalarıyla birlikte, insan hakları alanında yeni prensip ve düşünceleri tasarlama aynı zamanda onları tartışma ve kabul görmesini sağlama hakkı vardır.

Madde 8

1- Herkesin, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte, ayrımcı olmayan bir temel üzerinde, ülkesinin yönetimine ve kamusal işlerin yürütülmesine etkin bir biçimde katılmaya hakkı vardır.

2- Bu hak özellikle, bireysel olarak veya başkalarıyla birlikte, hareket eden herkes için devletin organ ve kurumlarına, aynı zamanda kamu-sal işlerle uğraşan kuruluşlara, işleyişlerin iyileştirilmesine ilişkin eleştiri ve önerileri sunma ve çalışmalarının insan hakları ve temel özgürlüklerin geliştirilmesi, korunması ve gerçekleştirilme-sini engelleme ve önleme tehlikesi taşıyan tüm yönlerini bildirme hakkını içerir.

Madde 9

1-İnsan hakları ve temel özgürlüklerin kullanılmasında, bu bildirgede amaçlanan insan haklarının korunması ve geliştirilmesinde bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte herkesin, bu hakların ihlal edildiği durumlarda başvuru yapma olanağından etkin bir biçimde faydalan-maya ve korumadan yararlanmaya hakkı vardır.

2- Bu amaçla, hakları ve özgürlükleri ihlal edilen herkesin, kişisel olarak veya yasa tarafın-dan izin verilen temsilcileri aracılığıyla şikayette bulunma ve hukuksal bir otorite önünde veya yasayla kurulan bağımsız, yansız ya da yetkili tüm diğer otoriteler önünde kamuya açık mahkemede şikayetini inceletme ve bu hakları ve özgürlükleri ihlal edildiğinde, yasalar uyarınca bu otoritelerden tazminat dahil olmak üzere zarar-ziyanın telafisini öngören bir karar alma ve aynı zamanda makul bir sürede kararın ve yargı kararının uygulamasına hakkı vardır.

3- Yine bu amaçla herkesin, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte, özellikle:

a) İnsan haklarının ve temel özgürlüklerin ihlali konusunda, şikayet üzerine makul sürede karar vermesi gereken, ulusal olarak yetkili kılınan adli, idari veya yasama otoritelerine veya Devletin hukuksal sistemine uygun olarak kuru-lan yetkili tüm diğer otoritelere dilekçe veya diğer uygun yöntemlerle başvurarak devlet görevlileri ve organlarının politika ve eylemlerini şikayet etme;

b) Ulusal yasalar ile uygulanabilir uluslararası yükümlülük ve taahhütlerin uygunluğu üzerine kanaat oluşturma amacıyla, duruşmalarda, kovuşturmalarda ve kamu davalarında hazır bulunma.

c) İnsan hakları ve temel özgürlüklerin savunulması için nitelikli ve profesyonel bir hu-kuksal yardım veya uygun olan tüm diğer tavsiye ve yardımları sunma ve sağlama hakkı vardır.

4- Yine bu amaçla ve uygulanabilir uluslararası prosedür ve belgelere uygun olarak herkesin, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte, insan hakları ve temel özgürlüklerle ilgili raporları almak ve incelemek için, genel veya özel yetkisi olan uluslararası organlara ulaşma ve bu organlarla hiçbir sınırlama olmaksızın iletişim kurma hakkı vardır.

5- Kendi yargı alanında bulunan tüm topraklarda, insan hakları ve temel özgürlükler ihlalinin varolduğuna inanmak için nedenler bulunduğunda devletin süratli ve yansız bir soruşturma sür-dürmesi veya olayın aydınlığa kavuşması için dava açılmasını dikkatle izlemesi gerekir.

Madde 10

Hiç kimse edimde bulunarak veya gerektiği durumlarda müdahaleden kaçınarak insan haklarının ve temel özgürlüklerin ihlaline katılamaz; kimse bu hak ve özgürlüklerin ihlalini reddettiği için cezalandırılamaz ve tedirgin edilemez.

Madde 11

Herkesin, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte, yasaya uygun olarak iş ve mesleğini yapma hakkı vardır. Meslek ve işi çerçevesinde, başkasının insanlık onuruna, insan haklarına ve temel özgürlüklerine zarar verme riski bulunan herkes bu hak ve özgürlüklere saygılı olmaya ve, iş ve meslek davranış ve etiğine uygun ulusal ve uluslararası normlara uymaya mecburdur.

Madde 12

1- Herkesin, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte, insan hakları ve temel özgürlüklerin ihlaline karşı mücadele etmek için barışçıl etkinliklere katılmaya hakkı vardır.

2- Devlet, bu bildirgede amaçlanan hakların meşru kullanımı çerçevesinde şiddet, tehdit, misilleme eylemi, fiili veya hukuksal ayrımcılık, baskı veya diğer keyfi hareketlere karşı, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte hareket eden tüm kişilerin yetkili otoritelerce korunması için gerekli tüm önlemlerin alınmasını dikkatle izler. Bu bakımdan, herkes, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte, barışçı yollarla, insan haklarının ve temel özgürlüklerin ihlaline neden olan, ve devletin ihmali olan durumlar da dahil olmak üzere, devlete isnat edilebilen etkinlik ve eylemlerle birlikte başka grup ve bireylerce işlenmiş insan hakları ve temel özgürlüklerin kullanılmasıyla ilgili şiddet eylemlerine karşı tepki gösterdiğinde, ulusal yasalarca etkin biçimde korunmaya hakkı vardır.

Madde 13

Herkesin, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte, bu bildirgenin 3. Maddesine uygun olarak, barışçı yollarla, salt insan haklarını ve temel özgürlükleri koruma ve geliştirme amacıyla kaynakları isteme, alma ve kullanma hakkı vardır.

Madde 14

1- Devletin, kendi yargı alanında bulunan tüm kişilere sivil, politik, ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının anlaşılmasını kolaylaştırmak için yasamaya ilişkin, tüzel, yönet-sel ve diğer alanlarda gerekli tedbirleri alma zorunluluğu vardır.

2- Bu tedbirler özellikle:

a) Ulusal yasa ve yönetmelik metinlerinin ve insan haklarına ilişkin uygulanabilir uluslararası temel belgelerin yayınına ve bunlardan geniş bir şekilde yararlanabilmeye,

b) Tarafı olduğu insan haklarına ilişkin uluslararası belgeler uyarınca kurulan organlara devlet tarafından sunulan periyodik raporlar dahil olmak üzere insan hakları alanındaki uluslararası dokümanlara, aynı zamanda incelenen raporların analitik özetleri ile bu organların resmi raporlarına, eşitlik temeli üzerinde, tam ulaşa-bilmeye ilişkin olacaktır.

3- Devlet, kendi yargı alanına giren tüm topraklarda, insan haklarının korunması ve geliştirilmesi için, bir arabulucu, bir insan hakları komisyonu veya başka bir ulusal kurum gibi diğer bağımsız ulusal kurumların kurulması veya atanması ve geliştirilmesini gerektiğinde güvence altına alır ve destekler.

Madde 15

Devletin, tüm öğrenim düzeyle-rinde, insan hakları ve temel özgürlüklerin eği-timini kolaylaştırma ve geliştirme ve avukatların, kolluk güçlerinin, silahlı kuvvetler personeli ile devlet görevlilerinin eğitimlerinden sorumlu olanların öğrenim programlarında insan hakları öğretimine uygun ögelere yer verilmesini dikkatle izleme sorumluluğu vardır.

Madde 16

Bireyler, hükümet dışı kuruluşlar ve uzman kurumların; içerisinde etkinliklerini sürdürdükleri topluluk ve toplumların farklılıklarını göz önünde bulundurarak, uluslar ve tüm ırksal ve dinsel gruplar arasında özellikle anlayış, hoşgörü, barış ve dostluk ilişkilerini daha çok pekiştirmek amacıyla bu alanda sürdürülen, yetiştirme, araştırma gibi etkinlikler çerçevesinde tüm insan hakları ve temel özgürlüklere iliş-kin sorunlarda halkı daha duyarlı kılmaya katkıda bulunmada oynadıkları önemli bir rol vardır.

Madde 17

Bu bildirgede amaçlanan haklar ve özgürlüklerin kullanılmasında, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte hareket eden herkes, sırf başkalarının insan haklarını ve özgürlüklerini tanıma ve saygı gösterme amacıyla, aynı zamanda demokratik bir toplumda ahlak, kamu düzeni ve toplumun genel refahının adil gereklerinin sağlanması amacıyla belli uluslararası yükümlülüklere uygun olarak belirlenen ve yasaca öngörülen sınırlamalara tabidir.

Madde 18

1- Her insanın, kişiliğinin tam ve özgür gelişimini ancak içerisinde gerçekleştirme olanağı bulduğu topluluğa karşı ödevleri vardır.

2- Bireyler, gruplar, kurumlar ve hükümet dışı kuruluşların demokrasinin korunması ve insan haklarının ve temel özgürlüklerin geliştirilmesi korunmasında toplumun, kuruluşların ve demokratik sürecin ilerletilmesi ve geliştirilmesine katkıda önemli bir rolü ve sorumlulukları vardır.

3- Aynı şekilde, bunların kişinin İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve diğer insan hakları belgelerinde belirtilen hak ve özgürlüklerin tam olarak gerçekleştirilebildiği bir sosyal ve ekonomik düzeni ilerletme hakkına katkıda bulunmada önemli bir rolü ve sorumluluğu vardır.

Madde 19

Bu bildirgenin hiçbir maddesi, bir birey, grup veya toplum organı, veya devletin, bildirgede belirtilen haklar ve özgürlüklerin ortadan kaldırılmasını amaçlayan bir etkinliğe girişme veya bu türden bir eylemde bulunmaya hakkı olduğu biçiminde yorumlanamaz.

Madde 20

Aynı şekilde, bu bildirgenin hiçbir maddesi, birey, grup, kurum veya hükümet dışı kuruluşların Birleşmiş Milletler Şartının hükümlerine ters düşen etkinliklerini destekleme veya teşvik etmeye devletlerin izin vereceği biçiminde yorumlanamaz.

İnsan Hakları Savunucularının Korunmasına İlişkin Kılavuz İlkeler

2 Nisan – Hukuk Takvimi

0
2 Nisan - Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Bugün / Tarihte Bugün / Hukuk Tarihi / Hukukbook / Hukuk Ansiklopedisi

2 Nisan – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar 

1834
Avukat ve Peru Cumhuriyeti’nin Geçici Başkanı Francisco Garcia Calderon 2 Nisan 1834’te dünyaya geldi. Aynı zamanda bir akademisyendi. Colegio de la Independencia’da (İngilizce: Independence College ) okudu ve daha sonra Felsefe ve Matematik profesörü olarak çalıştı. Peru ve Şili arasındaki nihai barış anlaşmalarında önemli bir figürdür. 1867’de Kurucu Kongre’nin Başkanı olarak görev yaptı. 1868’den 1869’a kadar kısa bir süre Maliye Bakanı olarak, 1886’dan 1887’ye kadar Senato Başkanı olarak görev yaptı. Devlet başkanlığı görevinden sonra da barış için çalıştı, Peru ve Ekvador arasındaki toprak anlaşmazlıklarında arabuluculuk yapmakla görevlendirildi. Peru Mevzuatı Sözlüğünü yazdı. 21 Eylül 1905’te yaşamını yitirdi. Avukat Francisco Garcia Calderon Landa’nın doğum günü olan 2 Nisan, her yıl Peru’da Avukatlar Günü olarak kutlanmaktadır.

Francisco Garcia Calderon
Francisco García Calderón Landa
1838
Fransız hukukçu ve siyasetçi Léon Gambetta doğdu. (Ölümü: 31 Aralık 1882) Paris Hukuk Fakültesinde eğitim gördü. Genç bir avukat olarak Molé Konferansı’na kabul edildi. 1868’de Charles Delescluze’nin davası sayesinde tanındı. 1869 yılında milletvekili olarak meclise girdi. 1870-1871 yılları arasında İçişleri Bakanlığı yaptı. Fransa’da mevcut rejimin yıkılmasından sonra cumhuriyet rejiminin sürdürülebilirliğinde kilit rol oynadı. 1879’dan 1881’e kadar Temsilciler Meclisi Başkanı, 1881 ve 1882 yılları arasında iki ay boyunca Konsey Başkanı ve Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı.
1840
Fransız yazar Émile Zola doğdu. (Ölümü: 29 Eylül 1902) Dünya edebiyatının en ünlü yazarları arasında yer aldı. 1880’de edebiyata yeni giren natüralizm akımına öncülük etti. Dreyfus tartışmasında aldığı tavırla 19. yüzyılın son ve yirminci yüzyılın ilk çeyreğindeki uluslararası edebiyat gündemine damga vurdu.
1861
Danimarkalı hukukçu ve politikacı Peter Georg Bang yaşamını yitirdi. (Doğumu: 7 Ekim 1797) Hukuk eğitimi gördü. Kopenhag Üniversitesi‘nde Roma hukuku profesörü olarak görev yaptı.  1836’dan 1845’e kadar Danmarks Nationalbank’ın direktörlüğünü yaptı. 1845’te Hazine Müsteşarlığına ( Rentekammeret ) atandı. 1855’te Danimarka Konsey Başkanı oldu. 1954 yılında 4. Danimarka Başbakanı olarak görev yaptı.
1862
Amerikalı bir filozof, diplomat ve eğitimci Nicholas Murray Butler (2 Nisan 1862 – 7 Aralık 1947) dünyaya geldi. Columbia Üniversitesi’nin başkanı ve Nobel Barış Ödülü sahibiydi.
1891
Hukukçu ve şair Albert Pike yaşamını yitirdi. (Doğumu: 29 Aralık 1809) Avukatlar için bir rehber kitap olan The Arkansas Form Book’u yazdı ve anonim olarak yayınlandı. Hukuk okumaya başladı ve aynı yıl baroya kabul edildi. 1849’da Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi’nde avukatlık yapmak için lisans aldı  Mahkemelerde müvekkillerini her düzeyde temsil eden oldukça etkili bir avukat oldu. 1864’ten 1865’e kadar Arkansas Yüksek Mahkemesi’nde yardımcı yargıç olarak görev yaptı.
1891
Bugünkü adıyla Sayıştay’ın ilk başkanı, öğretim üyesi, büyükelçi, bakan, Sadrazam, Meclis-i Mebusan Başkanı ve Meclis-i Valay-i Ahkâm-ı Adliye üyesi Ahmet Vefik Paşa (3 Temmuz 1823 – 2 Nisan 1891) yaşamını yitirdi. 16 dil bilen bir bilim insanıydı.
1899
Yazar ve gazeteci Peyami Safa doğdu. (Ölümü: 15 Haziran 1961) Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Matmazel, Noraliya’nın Koltuğu ve Yalnızız gibi psikolojik türdeki eserleriyle Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında ön plana çıktı.
1929
Amerikalı siyasetçi ve hukukçu Frank Leroy Farrar dünyaya geldi. (Doğumu: 2 Nisan 1929 – Ölümü: 31 Ekim 2021)
1948
Yazar Sabahattin Ali, Bulgaristan sınırını geçmeye çalışırken, kılavuzu Ali Ertekin tarafından öldürüldü. Cesedi iki ay sonra bulundu. Aylar sonra kaçakçılıktan yakalanıp 28 Aralık’ta tutuklanan Sabahattin Ali’nin katlini üstlenen ordudan atılma çavuş Ertekin sorgusunda “milli hislere kapıldığını” söyledi. Mahkeme, talep üzerine gizli oturumda MİT’çileri dinledi. 4 yıl hapis cezasında indirim yapılan Ertekin, aynı yıl çıkan af yasasıyla serbest bırakıldı.  Sabahattin Ali’nin cesedi ve öldürüldüğünde üzerinden çıkan şahsi eşyaları “üzerlerinde haciz bulunduğu” gerekçesiyle ailesine verilmedi. Gerçek mezar yeri halen bilinmemektedir. Filiz Ali, babasının Kırklareli’nde bir kitabe ve mezar yeri yaptırarak üzerine şu mısrayı kazıttı: “Başım dağ saçlarım kardır, Benim meskenim dağlardır.”Sabahattin Ali
1950
 Bursa Cezaevi’nde bulunan şair Nâzım Hikmet’in affı için, tanınmış sanatçı, yazar ve şair gibi toplumun ileri gelenleri, toplu olarak imzaladıkları sembolik bir dilekçe ile İsmet İnönü’ye başvuru yaptı.
1961
Beyoğlu’ndaki bir meyhanede Adnan Menderes şerefine kadeh kaldıran altı kişi gözaltına alındı.
1965
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri U-Thant, Türkiye’nin Kıbrıs özel temsilcisi Golo Plaza’nın görevine son verilmesi isteğini reddetti.
1965
Silahlı Bir Çatışma Halinde Kültür Mallarının Korunmasına Dair Sözleşme, 14 Mayıs 1954 tarihinde La Haye’de imzalanmıştı. Sözleşmenin kabulüne dair 563 sayılı kanun ile; «Silâhlı bir çatışma halinde kültür mallarının korunmasına dair olan Sözleşmenin tatbikatına ait Tüzük», «Silâhlı bir çatışma halinde kültür mallarının korunmasına dair Protokol» ve kararlara Türkiye Cumhuriyetinin katılması uygun bulunarak 2 Nisan 1965’te TBMM’de kabul edildi ve Resmi Gazete’nin 10 Nisan 1965 tarihli sayısında yayınlandı.
1971
Cunta Dönemi Başbakanı Nihat Erim, “reform” programını TBMM’ye sundu.
1971
TÜSİAD kuruldu.
1972
Özel yüksek okulların devletleştirilmesi sonrasında ücret ödemeye devam eden bir öğrenci Hazine aleyhine “haksız iktisap” davası açtı.
1974
Siyasi hakların iadesine ilişkin anayasa değişikliği teklifi TBMM’de 392 oyla kabul edildi.
1974
Askeri Yargıtay Daireler Kurulu, Prof. Dr. Uğur Alacakaptan hakkındaki hapis cezasını “suçun teşekkül etmediği”, eski Asistan Uğur Mumcu hakkındaki hapis cezasını da “eksik soruşturma” gerekçesiyle esastan bozarak beraatlerine karar verilmesi gerektiğine hükmetti.
1976
Şerif Gören’in “Kardeş” adlı filmi için yazdığı senaryo Sansür Kurulu’nca reddedildi.
1976
Portekiz Cumhuriyeti Anayasası, Karanfil Devrimi’nden bir yıl sonra, 25 Nisan 1975’te seçilen Kurucu Meclis tarafından hazırlandı. Anayasa taslağı, resmi olarak 1976’nın başlarında ilan edildi. Kurucu Meclis, 2 Nisan 1976’da yaptığı genel kurul toplantısında, Portekiz Cumhuriyeti Anayasasını kabul ve ilan etti.
1977
Ordu’da Cafer Aksu (Altuntaş) adlı bir kişi, kan davasından iki kişiyi öldürdü. 12 Eylül döneminde idam edildi.
1980
Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı, KTÜ öğretim üyesi Dr.Necdet Bulut’un öldürülmesinden sanık ülkücü Mikdat Şimşek ve 12 arkadaşı hakkında ölüm cezası istemiyle dava açtı. Olaydan 2 ay sonra Ankara’da yakalanan Şimşek polis ifadesinde olayı anlatmıştı.
1981
4.Kolordu ve Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı, Cumhuriyet gazetesinin Ankara, Çankırı ve Kastamonu’da yayınını 2 gün süreyle yasakladı.
1981
Gece tiyatro binasında aranıp bulunamayan Genco Erkal sabah sivil polislerce evinden gözaltına alındı. Genco Erkal’in henüz 4 kez oynadığı “Her Gün Yeni Baştan” adlı oyunu nedeniyle gözaltına alındığı, evinden alınan bazı kitapların da incelendiği öğrenildi.
1986
SHP milletvekili Barış Can’ın, Sıkıyönetim tarafından işlerine son verilen “1402’liklere” yargı yolunu açan önergesi TBMM Genel Kurulu’nda ANAP oylarıyla reddedildi.
1990
9.İstanbul Uluslararası Film Festivali Denetim Kurulu kararına itiraz üzerine toplanan Üst Denetim Kurulu, “Karartma Geceleri”nin Festival’de gösterilmesine karar verdi.
1991
Birleşmiş Milletler Hapis Dışı Önlemlerle İlgili Asgari Standart Kuralları (Tokyo Kuralları), Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 2 Nisan 1991 tarihli tavsiye kararı ile kabul edildi.miştir. (United Nations Standard Minimum Rules for Non-custodial Measures (The Tokyo Rules)
1992
Mafya patronu John Gotti, adam öldürme ve haraç alma suçlarından 2 Nisan 1992’de New York’ta tutuklandı.
1997
Son Polonya Cumhuriyeti Anayasası 2 Nisan 1997 tarihinde kabul edilerek 25 Mayıs 1997’de halkoylamasına sunuldu, Polonya Resmi Gazetesinin 16 Temmuz 1997 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi. Polonya bağımsızlığını 1918’de kazanmıştı.
1998
Gazi olayları sırasında “öldü” sanılarak çöp bidonlarının yanına atılan Özlem Tunç Trabzon’da görülmeye devam edilen duruşmada tanık olarak dinlendi.
1999
Danıştay’ın işletme hakkını iptal ettiği Eurogold firmasına ait maden sahasındaki 18 ton siyanür Bergama dışına çıkartıldı.
2001
İBDA/C örgütü lideri Salih Mirzabeyoğlu kod adlı Salih İzzet Erdiş, “anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye kalkışma” suçundan idâm cezasına çarptırıldı. Erdiş, “anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye kalkışmak” suçundan yargılanıyordu.
2001
Alibeyköy’de “Kurtuluş” gazetesi satarken polislerden kaçıp ardından atılan 2 kurşunla yaralanan, hastaneye geç götürülüp hayatını kaybeden liseli İrfan Ağdaş’ın (17) ölümünden yargılanan 3 polis ”meşru müdafaa sınırları içinde suçu işledikleri” gerekçesiyle beraat etti.
2002
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, ölüm orucu yaparken wernicke korsakoff hastalığına yakalanan Ümit Kanlı’yı affetti. Sezer’in wernicke korsakoff hastalığı nedeniyle affettiği eylemci mahkûm sayısı 11’e çıktı.
2003
Yargıtay Sekizinci Ceza Dairesi, Manisalı gençler davasında biri başkomiser 10 polisin, 60 ile 130 ay arasında değişen hapis cezalarına çarptırılmalarına ilişkin kararı onadı.
2004
İspanya’da Bastasuna lideri Arnaldo Otegi, öldürülen bir ETA üyesi için “Bask’ın askeri” ifadesini kullandığı için 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme “Terörizmi övdüğü gerekçesiyle Otegi’ye ayrıca sekiz yıl siyasetten men cezası verdi.
2008
Dünya Otizm Farkındalık Günü, 31 Kasım 2007’de  Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 62/139 sayılı kararı 1 Kasım 2007’de tüm üyelerin desteğiyle kurulda kabul edilmiş ve 18 Aralık 2007 itibarıyla uygulanmaya başlanmıştır.[ Tüm dünyada otizm konusunda farkındalık yaratmak ve sorunlara çözüm bulmak amacıyla, 2008 yılından itibaren her yıl 2 Nisan tarihi Dünya Otizm Günü olarak kabul edilmiştir.
2015
Atık Yönetimi Yönetmeliği; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından düzenlenerek 2 Nisan 2015 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. Yönetmelik; 14/3/1991 tarihli ve 20814 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliğini, 14/3/2005 tarihli ve 25755 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliğini ve 5/7/2008 tarihli ve 26927 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliği yürürlükten kaldırmıştır.
2017
Dominik Cumhuriyet’li avukat, gazeteci, diplomat ve gazete editörü Rafael Molina Morillo, yaşamını yitirdi. (30 Mart 1930 – 2 Nisan 2017)
2018
Güney Afrikalı siyasetçi ve aktivist Winnie Madikizela Mandela yaşamını yitirdi. (Doğumu: 26 Eylül 1936) Ülkenin ırk ayrımı karşıtı önemli figürlerinden oldu. Nelson Mandela’nın hapiste olduğu yıllarda ‘apartheid’ (ırk ayrımı) rejimine karşı düzenlediği kampanyayla hareketin öncü isimlerinden biriydi. Nelson Mandela ile 1958’de evlenip 1996’da ayrılmıştır.
2018
15 Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ üyesi olduğu iddiasıyla tutuklanan eski HSYK üyesi Teoman Gökçe, Sincan Cezaevi’ndeki hücresinde ölü bulundu. Teoman Gökçe‘nin kalp krizi sonucu öldüğü belirtildi. 20 ayı aşkın süredir hücre hapsinde tutuluyordu. Gökçe’nin tutuklu iken cezaevinde ölümüne ilişkin İtalyan Yargıçlar Birliği (ANM) tarafından bir açıklama yapılarak insan haklarına saygı çağrısında bulunuldu.
2021
ABD Başkanı Joe Biden’ın, 15 Nisan 2021’de, 10 Rus diplomatın, siber saldırı girişimi ve başkanlık seçimlerine müdahale ile bağlantıları göstererek sınır dışı edileceğini açıklamasına Rusya Dışişleri Bakanlığı 2 Nisan 2021’de misilleme yaptı. 10 Amerikalı diplomatın sınır dışı etme kararı nota ile ABD’ye bildirildi.
2025
  • Fransa Barolar Birliği üyeleri, mahkeme kararıyla görevlerine son verilen İstanbul Barosu yöneticilerine destek için Paris’teki Türkiye Büyükelçiliği önünde bir araya gelerek açıklama yaptı. Fransa Barolar Birliği, mahkeme kararıyla görevlerine son verilen İstanbul Barosu yöneticilerine destek için Paris'teki Türkiye Büyükelçiliği önünde bir araya geldi.
  • E-Devlet uygulamasında AKP ‘ye üye kaydı olduğunu fark eden gazeteci Faruk Bildirici, Prof. Dr. Doğan Tılıç ve Prof. Dr. Ahmet Tolungüç savcılık şikayetinde bulunacaklarını açıkladı. 

Atık Yönetimi Yönetmeliği

1

Atık Yönetimi Yönetmeliği; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından düzenlenerek 2 Nisan 2015 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. Yönetmelik; 14/3/1991 tarihli ve 20814 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliğini, 14/3/2005 tarihli ve 25755 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliğini ve 5/7/2008 tarihli ve 26927 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliği yürürlükten kaldırmıştır.

“Tehlikeli Atıkların Sınırlar Ötesi Taşınması ve Bertaraf Edilmesinin Kontrolüne İlişkin Basel Sözleşmesi” ilkeleri gözetilerek hazırlanan Yönetmeliğin amacı; atıkların yönetimini çevre ve insan sağlığına zarar vermeksizin sağlamak, atık oluşumunu azaltılmak, atıkların yeniden kullanımı, geri dönüşümü ve geri kazanımını temin etmektir.

ATIK YÖNETİMİ YÖNETMELİĞİ

BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Amaç

MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı;

a) Atıkların oluşumundan bertarafına kadar çevre ve insan sağlığına zarar vermeden yönetiminin sağlanmasına,

b) Atık oluşumunun azaltılması, atıkların yeniden kullanımı, geri dönüşümü, geri kazanımı gibi yollar ile doğal kaynak kullanımının azaltılması ve atık yönetiminin sağlanmasına,

c) Çevre ve insan sağlığı açısından belirli ölçütlere, temel şart ve özelliklere sahip, bu Yönetmeliğin kapsamındaki ürünlerin üretimi ile piyasa gözetimi ve denetimine,

ilişkin genel usul ve esasların belirlenmesidir.

Kapsam

MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik;

a) Ek-4 atık listesinde verilen atıkları,

b) Genişletilmiş üretici sorumluluğu çerçevesinde yönetimi sağlanan elektrikli ve elektronik eşya, ambalaj, araç, pil ve akümülatör ürünlerini,

kapsar.

(2) Bu Yönetmelik hükümleri;

a) Atmosfere salınan gaz emisyonları,

b) Radyoaktif atıkları,

c) Atıksuları,

ç) Kullanılamaz durumdaki patlayıcıları ve atıklarını,

d) Kontamine olmamış hafriyat toprağını,

e) Kazılmamış kirlenmiş (yerinde) toprak,

f) Hayvan kadavralarını, tarımsal amaçlı kullanılan hayvansal dışkıyı,

g) Biyogaz ya da kompost gibi geri kazanım tesisleri ile beraber yakma, yakma veya düzenli depolama tesislerine gönderilen hayvansal atıklar hariç diğer hayvansal yan ürünleri,

ğ) Tarım ormancılık faaliyetlerinde veya doğaya zarar vermeyen ve insan sağlığını tehdit etmeyen prosesler ya da metotlar aracılığıyla biyokütleden enerji üretiminde kullanılan diğer doğal ve zararsız tarımsal veya ormancılık madde ve malzemelerini,

h) Türkiye’nin deniz yetki alanlarında bulunan gemilerin ürettiği atıklar ile yük artıklarının, limanlarda kurulu bulunan atık kabul tesislerine ve/veya atık alma gemilerine verilmesini,

kapsamaz.

(3) Madenlerin aranması, çıkarılması, işleme tabi tutulması veya depolanması sonucu oluşan atıklar ile inşaat ve yıkım atıklarının tanımlanmasında ek-4 atık listesi, tehlikelilik özelliklerinin belirlenmesinde ek-3/A’da verilen tehlikelilik özellikleri ve ek-3/B’de verilen sınır değerler ile bu atıkların yönetiminde ek-2/A ve ek-2/B’de belirtilen atık işleme yöntemleri kullanılır; ancak bu Yönetmeliğin diğer hükümleri uygulanmaz.

Dayanak

MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelik, 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanununun 8, 11, 12 ve 13 üncü maddeleri, 29/6/2001 tarihli ve 4703 sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanun, 29/6/2011 tarihli ve 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (i) bentleri ile 28/12/1993 tarihli ve 3957 sayılı Kanun ile uygun bulunan ve 15/5/1994 tarihli ve 21935 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tehlikeli Atıkların Sınırlarötesi Taşınımının ve Bertarafının Kontrolüne İlişkin Basel Sözleşmesinin 3 üncü maddesi hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar

MADDE 4 – (1) Bu Yönetmelikte geçen;

a) Ambalaj: Hammaddeden işlenmiş ürüne kadar, bir ürünün üreticiden kullanıcıya veya tüketiciye ulaştırılması aşamasında, taşınması, korunması, saklanması ve satışa sunulması için kullanılan herhangi bir malzemeden yapılmış geri dönüşümü mümkün olmayan ürünler de dâhil tüm ürünleri,

b) Akümülatör: Endüstride ve araçlarda otomatik marş, aydınlatma veya ateşleme gücü için kullanılan, şarj edilebilir sekonder hücrelerde kurşunla sülfürik asit arasındaki kimyasal reaksiyon sonucu kimyasal enerjinin doğrudan dönüşümü ile üretilen elektrik enerjisi kaynağını,

c) Ara depolama tesisi: Atıkların ön işlem, geri kazanım veya bertaraf tesislerine ulaştırılmadan önce, atık miktarı yeterli kapasiteye ulaşıncaya kadar güvenli bir şekilde depolandığı tesisi,

ç) Araç: 28/6/2009 tarihli ve 27272 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Motorlu Araçlar ve Römorkları Tip Onayı Yönetmeliği (2007/46/AT) kapsamında yer alan, sürücü dışında en fazla 8 kişilik oturma yeri olan, yolcu taşımaya yönelik motorlu araçları (M1), azami ağırlığı 3500 kilogramı aşmayan motorlu yük taşıma araçlarını (N1) ve 23/12/2004 tarihli ve 25679 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İki veya Üç Tekerlekli Motorlu Araçların Tip Onayı Yönetmeliği (2002/24/AT) kapsamında yer alan, motosiklet ve motorlu bisiklet haricindeki üç tekerlekli araçları,

d) Atık: Üreticisi veya fiilen elinde bulunduran gerçek veya tüzel kişi tarafından çevreye atılan veya bırakılan ya da atılması zorunlu olan herhangi bir madde veya materyali,

e) Atık getirme merkezi: Kaynağında ayrı toplanan atıkların geri kazanıma ve/veya bertarafa gönderilmesi amacıyla bırakıldığı merkezleri,

f) Atık işleme: Atıkların ön işlemler ve ara depolama dâhil olmak üzere ek-2/A ve ek-2/B’deki geri kazanım ya da bertaraf işlemlerini,

g) Atık işleme tesisi: Ön işlem ve ara depolama tesisleri dâhil aktarma istasyonları hariç olmak üzere, atıkları ek-2/A ve ek-2/B’deki faaliyetlerle geri kazanan ve/veya bertaraf eden tesisi,

ğ) Atık listesi: Ek-4’te verilen listeyi,

h) Atık sahibi: Atık üreticisi ya da atığı zilyetliğinde veya mülkiyetinde bulunduran gerçek ve/veya tüzel kişiyi,

ı) Atıkların sınırlar ötesi hareketi: Atıkların ithalat veya ihracatı ile bir devletten başka bir devlete, transit geçiş dâhil olmak üzere sevk edilmesini,

i) Ayrı toplama: Atıkların türlerine ve özelliklerine göre ayrı biriktirilmesini,

j) Atık üreticisi: Faaliyetleri sonucu atık oluşumuna neden olan kişi, kurum, kuruluş ve işletme ve/veya atığın bileşiminde veya yapısında bir değişikliğe neden olacak ön işlem, karıştırma veya diğer işlemleri yapan herhangi bir gerçek ve/veya tüzel kişiyi,

k) Atık yönetimi: Atığın oluşumunun önlenmesi, kaynağında azaltılması, yeniden kullanılması, özelliğine ve türüne göre ayrılması, biriktirilmesi, toplanması, geçici depolanması, taşınması, ara depolanması, geri dönüşümü, enerji geri kazanımı dâhil geri kazanılması, bertarafı, bertaraf işlemleri sonrası izlenmesi, kontrolü ve denetimi faaliyetlerini,

l) Atık yönetim planı: Çevreyle uyumlu bir şekilde atık yönetimini sağlamak üzere hazırlanan kısa ve uzun vadeli program ve politikaları içeren planı,

m) Bakanlık: Çevre ve Şehircilik Bakanlığını,

n) Bakiye atık: İşlenmek üzere atık işleme tesisine kabul edilen atıklardan işlenemeyen veya işlenme sonucunda geriye kalan atıkları,

o) Belediye atıkları: Yönetmeliğin ek-4’ünün 20 kodlu bölümünde tanımlanan ve yönetiminden belediyenin sorumlu olduğu, evlerden kaynaklanan ya da içerik veya yapısal olarak benzer olan ticari, endüstriyel ve kurumsal atıkları,

ö) Bertaraf: İkincil amacı enerji geri kazanımı olsa dahi geri kazanım olarak kabul edilmeyen ve ek-2/A’da yer alan işlemlerden herhangi birini,

p) Biyo-bozunur atık: Park, bahçe ve evler ile lokantalar, satış noktaları, gıda üretim ve benzeri tesislerden kaynaklanan oksijenli veya oksijensiz ortamda bozunmaya uğrayabilen atıkları,

r) Biyo-kurutma: Biyo-bozunur atıkların aerobik çürüme esnasında açığa çıkan ısı ile kurutulmasını,

s) Biyo-metanizasyon: Organik maddelerin anaerobik mikroorganizmalarla ayrışması sırasında meydana gelen çok adımlı biyokimyasal reaksiyonlardan oluşan biyolojik süreci,

ş) Çevre izin ve lisans belgesi: 10/9/2014 tarihli ve 29115 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliğinde düzenlenen belgeyi,

t) Çevre lisansı: Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliğinde düzenlenen geçici faaliyet belgesi/çevre izin ve lisansı belgesini kapsayan lisansı,

u) Elektrikli ve elektronik eşya (EEE): 22/5/2012 tarihli ve 28300 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Atık Elektrikli ve Elektronik Eşyaların Kontrolü Yönetmeliğinin ek-1/A’sında yer alan kategorilere dâhil olan ve alternatif akımla 1000 Volt’u, doğru akımla da 1500 Volt’u geçmeyecek şekildeki kullanımlar maksadıyla tasarlanmış olan, uygun bir biçimde çalışması için elektrik akımına veya elektromanyetik alana bağımlı olan eşyaları ve bu akım ve alanların üretimi, transferi ve ölçümüne yarayan eşyaları,

ü) Geçici depolama: Atıkların, atık üreticisi tarafından işleme tesislerine ulaştırılmadan önce üretildikleri yerde güvenli bir şekilde bekletilmesini,

v) Geçici faaliyet belgesi: Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliğinde düzenlenen belgeyi,

y) Genişletilmiş üretici sorumluluğu: Ürünlerin piyasada serbest dolaşımından ödün vermeden kaynakların etkin kullanımı amacıyla onarım, yeniden kullanım, parçalama ve geri dönüştürme işlemleri de dâhil olmak üzere hayat süreleri boyunca verimli kullanılmasını dikkate alan ve bu kullanımı kolaylaştıran tasarımı, üretimi ve satışı desteklemede kullanılacak yöntemlerden birinin kullanıldığı sorumluluğu,

z) Geri dönüşüm: Enerji geri kazanımı ve yakıt olarak kullanımı ya da dolgu yapmak üzere atıkların tekrar işlenmesi hariç olmak üzere, organik maddelerin tekrar işlenmesi dâhil atıkların işlenerek asıl kullanım amacı ya da diğer amaçlar doğrultusunda ürünlere, malzemelere ya da maddelere dönüştürüldüğü herhangi bir geri kazanım işlemini,

aa) Geri kazanım: Piyasada ya da bir tesiste kullanılan maddelerin yerine ikame edilmek üzere atıkların faydalı bir amaç için kullanıma hazır hale getirilmesinde yer alan ve ek-2/B’de listelenen işlemleri,

bb) Hafriyat toprağı: İnşaat veya arazi düzenlenmesi öncesinde faaliyete konu arazinin hazırlanması aşamasında yapılan kazı ve benzeri faaliyetler sonucunda oluşan kaya ve toprak malzemeyi,

cc) İkili toplama sistemi: Biyo-bozunur atıklar ile geri kazanılabilir atıkların evlerde iki farklı torbada biriktirilmesi ve ayrı olarak toplanmasını,

çç) İl müdürlüğü: Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünü,

dd) İnşaat ve yıkım atıkları: Her türlü alt ve üst yapının; tamiratı, tadilâtı, yenilenmesi, yıktırılması veya herhangi bir afet sebebiyle yıkılması sonucu ortaya çıkan, Yönetmeliğin ek-4 atık listesindeki 17 kodlu atıkları,

ee) Kirleten öder ilkesi: Kirlenme ve bozulmanın önlenmesi, sınırlandırılması, giderilmesi ve çevrenin iyileştirilmesi için yapılan harcamaların kirleten veya bozulmaya neden olanlar tarafından karşılanmasını,

ff) Kompost: Organik esaslı atıkların oksijenli veya oksijensiz ortamda ayrıştırılması suretiyle üretilen ürünü,

gg) Ön işlem: Ayırma işlemi dâhil olmak üzere atıkların hacmini veya tehlikelilik özelliklerini azaltmak, yönetimini kolaylaştırmak veya geri kazanımını artırmak amacıyla atığa uygulanan fiziksel, ısıl, kimyasal veya biyolojik işlemlerden bir veya birkaçını,

ğğ) Önleme: Ürünlerin yeniden kullanılması veya kullanım ömürlerinin uzatılması ile atık miktarının azaltılması, ürün üretiminde zararlı maddelerin azaltımı ve üretilen atığın çevre ve insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinin en aza indirilmesine ilişkin herhangi bir madde ya da malzeme atık haline gelmeden önce alınacak tedbirleri,

hh) Poliklorlubifenil (PCB): Poliklorluterfenil (PCT), Monometil-tetra-kloro-difenil metanı, monometil-dikloro-difenil metanı veya monometil-dibromo-difenilmetanı, ve 50 ppm’den daha fazla miktarda; poliklorlubifenil (PCB), poliklorluterfenil (PCT), monometil-tetra-kloro-difenil metanı, monometil-dikloro-difenil metanı veya monometil-dibromo-difenil metanı içeren karışımını,

ıı) Pil: Hücrelerde kimyasal reaksiyon sonucu oluşan kimyasal enerjinin doğrudan dönüşümü ile üretilen elektrik enerjisi kaynağını,

ii) Piyasa gözetimi ve denetimi: Bakanlık tarafından, bu Yönetmelik kapsamında yer alan ürünlerin piyasaya arzı veya dağıtımı aşamasında veya ürün piyasada iken ilgili teknik ve hukuki düzenlemeye uygun olarak üretilip üretilmediğinin, güvenli olup olmadığının denetlenmesi veya denetlettirilmesini,

jj) Tehlikeli atık: Ek-3/A’da yer alan tehlikeli özelliklerden birini ya da birden fazlasını taşıyan, ek-4’te altı haneli atık kodunun yanında yıldız (*) işareti bulunan atıkları,

kk) Tehlikesiz atık: Ek-4 atık listesinde yıldız (*) işareti bulunmayan atıkları,

ll) Toplama: Atıkların ayrı toplandığı yerlerden taşınması amacıyla alınmasını,

mm) Toplama-ayırma tesisi: Atıkların toplandığı ve cinslerine göre sınıflandırılarak ayrıldığı atık işleme tesisini,

nn) Ulusal atık taşıma formu (UATF): Atığın bulunduğu yerden atık işleme tesisine kadar taşıma işlemlerinde kullanılan, kayıt ve beyanları içeren formu,

oo) Üretici: 6/3/2011 tarihli ve 27866 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Mesafeli Sözleşmelere Dair Yönetmelik kapsamındaki mesafeli sözleşmeler ile yapılan satışlar da dâhil olmak üzere, satış yöntemine bağlı olmaksızın;

1) Kendi markasıyla ürün üreten ve satan,

2) Kendi markasıyla başka tedarikçiler tarafından üretilen ürünleri satan,

3) Ticari amaçlarla ürün ithal eden

gerçek ve/veya tüzel kişileri,

öö) Yeniden kullanım: Ürünlerin ya da atık olmayan bileşenlerin tasarlandığı şekilde aynı amaçla kullanıldığı herhangi bir işlemi,

pp) Yeniden kullanıma hazırlama: Atık olan ürün veya ürün bileşenlerinin başka ön işleme tabi olmasına gerek kalmadan temizleme, onarım ya da kontrol işlemleri ile tasarlandığı şekle getirilmesini,

rr) Yetkilendirilmiş kuruluş: Üretici, ithalatçı ve piyasaya sürenlerin sorumluluğu kapsamında yükümlülük getirilen üreticiler, ithalatçılar ve piyasaya sürenler, ürünlerinin faydalı kullanım ömrü sonucunda oluşan atıklarının toplanması, taşınması, geri kazanımı, geri dönüşümü ve bertaraf edilmelerine dair yükümlülüklerinin yerine getirilmesi ve bunlara yönelik gerekli harcamalarının karşılanması, eğitim faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi amacıyla Bakanlığın koordinasyonunda bir araya gelerek oluşturdukları tüzel kişiliği haiz birlikleri,

ifade eder.

İKİNCİ BÖLÜM
Genel İlkeler, Görev, Yetki ve Yükümlülükler
Genel ilkeler

MADDE 5 – (1) Atık yönetimine ilişkin genel ilkeler şunlardır:

a) Atık üretiminin ve atığın tehlikelilik özelliğinin;

1) Doğal kaynakların olabildiğince az kullanıldığı temiz teknolojilerin geliştirilmesi ve kullanılması,

2) Üretim, kullanım, geri kazanım veya bertaraf aşamalarında çevre ve insan sağlığına en az zarar verecek şekilde ürünlerin tasarlanması, pazarlanması,

3) Daha dayanıklı, yeniden kullanılabilir ve geri dönüştürülebilir ürünlere odaklanan teknolojiler ile atık üretimine ve atık içerisinde bulunan zararlı maddelere yönelik, ürün çevresel tasarım yaklaşımının oluşturulması,

suretiyle önlenmesi ve azaltılması esastır.

b) Atık üretiminin kaçınılmaz olduğu durumlarda atıkların; yeniden kullanımı, geri dönüşümü ve ikincil hammadde elde etme amaçlı diğer işlemler ile geri kazanılması, enerji kaynağı olarak kullanılması veya bertaraf edilmesi esastır. Atıkların alternatif hammadde ve ek yakıt olarak kullanılmasına ilişkin esaslar Bakanlıkça belirlenir.

c) Doğal kaynak ve enerji kullanımının azaltılmasına yönelik olarak geri kazanılmış ürünlerin kullanımının özendirilmesi esastır.

ç) Atıkların kaynağında ayrı toplanması, geçici depolanması, taşınması ve işlenmesi sırasında su, hava, toprak, bitki, hayvan ve insanlar için risk yaratmayacak, gürültü, titreşim ve koku yoluyla rahatsızlığa neden olmayacak, doğal çevrenin olumsuz etkilenmesini önleyecek ve böylece çevre ve insan sağlığına zarar vermeyecek yöntem ve işlemlerin kullanılması esastır.

d) Bakanlık, atık işleme tesislerine yönelik temiz üretim teknolojilerinin kullanımını sağlayacak mekanizmaları oluşturur.

e) Farklı türdeki atıkların kaynağında/üretildikleri yerde diğer atıklarla karıştırılmaksızın, sınıflandırılarak ayrı toplanması esastır.

f) Atıkların, Bakanlıkça belirlenen esaslar dışında farklı bir yöntemle toplanması ve ayrılması yasaktır.

g) Mevzuatta lisans alma zorunluluğu getirilen atık türlerini taşıyacak araçlar için taşıma lisansı alınması zorunludur. Lisans şartı aranmaksızın taşınan atıkların, ömrünü tamamlamış araçlar hariç görünüş, koku, toz, sızdırma ve benzeri faktörler yönünden çevreyi kirletmeyecek şekilde kapalı araçlarda taşınması zorunludur. Atıkların taşınmasına ilişkin esaslar Bakanlıkça belirlenir.

ğ) Serbest bölgelerde kurulu bulunanlar da dâhil olmak üzere, ek-2/A’da ve ek-2/B’de belirtilen faaliyetleri yapan gerçek ve/veya tüzel kişiler Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği doğrultusunda Bakanlık/il müdürlüğünden geçici faaliyet belgesi/çevre izin ve lisansı belgesi almakla, tehlikesiz atık toplama-ayırma tesisi için ise il müdürlüğünden izin almakla yükümlüdürler.

h) Atıklar, bu maddenin birinci fıkrasının (ç) bendinde belirtilen şartlara uyulmak kaydıyla üretildikleri yerde geri kazanılabilir. Bakanlık, kendi atıklarını, üretildiği yerde, kendi prosesinde enerji geri kazanımı hariç geri kazanan tesisleri çevre lisansı uygulamasından muaf tutmaya yetkilidir. Çevre lisansı uygulamasından Bakanlıkça muaf tutulan tesislerin atık yönetim planında miktar ve türe ilişkin bilgileri vermesi ve atık geri kazanımı, atık yönetimi ile ilgili mevzuat hükümlerine uyması gerekmektedir.

ı) Atıkların, Bakanlık ve/veya il müdürlüğünden izin ve/veya çevre lisansı almış tesisler, üretici/yetkilendirilmiş kuruluşlar, atık taşımaya yetkili/lisanslı taşıyıcılar dışında üçüncü kişiler tarafından ticari amaçlar ile toplanması, satışı, geri kazanılması ve/veya bertaraf edilmesi, diğer maddelerle ve yakıtlara karıştırılarak yakılması yasaktır.

i) Atıkların üretildikleri/bulundukları yere en yakın ve en uygun tesise en hızlı şekilde ulaştırılarak, uygun yöntem ve teknolojiler kullanılarak işlenmesi esastır.

j) Atıkların yakılarak bertaraf edilmesinde 6/10/2010 tarihli ve 27721 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Atıkların Yakılmasına İlişkin Yönetmelik hükümleri uygulanır.

k) Atıkların düzenli depolama yöntemi ile bertaraf edilmesinde, 26/3/2010 tarihli ve 27533 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmelik hükümleri uygulanır.

l) Atıklar fiziksel, kimyasal ve biyolojik ön işlemler haricinde kesinlikle doğrudan başka bir madde veya atıkla karıştırılamaz ve/veya seyreltilemez.

m) Atıkların geçici depolanması atığın üretildiği tesis/kuruluş sınırları içinde yapılır.

n) Atıkların üretiminden ve yönetiminden sorumlu kişi, kurum ve kuruluşlar, atık yönetiminin her aşamasında atıkların çevre ve insan sağlığına zarar vermesini önleyecek tedbirleri almakla yükümlüdür.

o) Bu Yönetmelik veya diğer hukuki düzenlemeler ile atık yönetim planını hazırlama yükümlülüğü verilen gerçek ve/veya tüzel kişi, atık yönetim planını hazırlayarak sunmak ve onaylatmak/uygun görüş almakla yükümlüdür.

ö) Atıkların toprağa, denizlere, göllere, akarsulara ve benzeri alıcı ortamlara dökülmesi, doğrudan dolgu yapılması ve depolanması suretiyle çevrenin kirletilmesi yasaktır.

p) Belediye atıklarının yönetimi, iklim, nüfus, atık miktarı, coğrafi koşullar, optimum taşıma mesafesi göz önünde bulundurularak en geniş bölgenin faydalanabileceği şekilde bölgesel düzeyde sağlanır.

r) Belediye atıklarının hacminin azaltılması, kısmen enerji veya maddesel geri kazanımının sağlanması ve nihai bertarafı amacıyla çevre ile uyumlu fiziksel, kimyasal, biyolojik veya termal teknolojilerin kullanılması esastır.

s) Biyo-bozunur atıklar, geri kazanılabilir atıklarla karıştırılmadan ikili toplama sistemiyle kaynağında ayrı toplanır ve ikili toplama sistemi kurulur.

ş) Belediye atıklarının, toplanması, taşınması ve bertaraf yükümlülüğü ile yönetimi, ilgili mevzuatta tanımlanan kurum ve kuruluşlarca sağlanır veya sağlattırılır.

t) Belediyelerin, kuracakları ve/veya kurdurtacakları atık işleme tesislerine ait teknoloji ve projelerin uygulanmasına ilişkin Bakanlıktan uygun görüş alması zorunludur.

u) Belediye atıklarının taşınmasının ekonomik olmasının sağlanması amacıyla taşıma hattında trafik yüküne neden olmayacak şekilde çevresel önlemler alınarak uygun yerlerde aktarma istasyonları kurulabilir. Bu istasyonlarda toplanan atıkların atık işleme tesislerine taşınması sağlanır. Aktarma istasyonlarının koku, toz, gürültü ve görünüş yönünden çevreyi kirletmemesi için, boşaltma işleminin yapıldığı yerlerin, kapalı olarak inşa edilmesi zorunludur.

ü) Tehlikeli atıkların neden olduğu çevresel kirlenme ve bozulmadan kaynaklanan zararlardan dolayı tehlikeli atığın toplanması, taşınması, geçici ve ara depolanması, geri kazanımı, yeniden kullanılması ve bertarafı faaliyetlerinde bulunanlar müteselsilen sorumludurlar. Sorumluların bu faaliyetler sonucu meydana gelen zararlardan dolayı genel hükümlere göre de tazminat sorumluluğu saklıdır. Atıkların yönetiminden sorumlu kişilerin çevresel zararı durdurmak, gidermek ve azaltmak için gerekli önlemleri almaması veya bu önlemlerin yetkili makamlarca doğrudan alınması nedeniyle kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan ve/veya yapılması gereken harcamalar, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre atıkların yönetiminden sorumlu olanlardan tahsil edilir.

(2) Atıklar doğrudan kanalizasyon sistemine boşaltılmaz, doğrudan havaya verilmez, düşük sıcaklıklarda yakılmaz, diğer atıklar ile karıştırılmaz.

(3) Bu Yönetmelik kapsamında yer alan ürünlerin çevre ve insan sağlığına zarar vermeyecek şekilde piyasaya arz edilmesi esastır. Tüketicilerin tehlikeli ürünlerden korunması ve ticari işletmelerin mevzuata uygun ve güvenli ürünlerin piyasaya arz edilmesi ile ilgili yasal yükümlülüklerini yerine getirmesini sağlamak amacıyla ilgili teknik ve hukuki düzenlemeler çerçevesinde piyasa gözetimi ve denetimi yapılabilir. Piyasa gözetimi ve denetimi yapılacak ürünlere ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça düzenlenir.

(4) Bu Yönetmeliğin ek-4 atık listesinde tanımlanan atıkların yönetimi ile gemi geri dönüşümüne ilişkin esaslar Bakanlıkça belirlenir.

(5) Atıklar, bir ara depolama tesisinden bir başka ara depolama tesisine gönderilemez. Bu tesise kabul edilen atıklar süresi içerisinde ön işlem, geri kazanım ve/veya bertaraf tesislerine gönderilir.

(6) Ara depolama ile toplama-ayırma tesisleri hariç olmak üzere çevre lisansı bulunan ön işlem, geri kazanım ve/veya bertaraf tesisleri kabul ettikleri atıkları işlem yapmaksızın başka bir tesise Bakanlık onayı olmadan gönderemez.

(7) Atık yönetiminden sorumlu olan taraflar, üretimden bertarafa kadar olan süreçte ürünlerin ve atıkların çevreye olan olumsuz etkilerinin azaltılması ve güvenli bir şekilde yönetilmesi amacıyla ilgili personeline eğitim vermek/verdirtmekle, kamuoyunda farkındalık yaratmakla, atık yönetimine ilişkin duyarlılığı geliştirmek üzere sosyal sorumluluk projeleri ve çevre eğitim projeleri yapmakla/katkı sağlamakla, yazılı ve görsel basında spot yayınlar yapmakla veya bu amaçla yapılan çalışmalara katkı sağlamakla yükümlüdürler.

(8) Kamu kurum ve kuruluşlarının faaliyetleri ve bakım işlemlerinden kaynaklanan atıkların izin/çevre lisansı almış olan tesislere gönderilmesi zorunludur.

Bakanlık görev ve yetkileri

MADDE 6 – (1) Bakanlık;

a) Atıkların çevreyle uyumlu bir şekilde yönetimini sağlayan program ve politikaları saptamak, kılavuzlar hazırlamak, eğitim düzenlemek/düzenlettirmekle, bu Yönetmeliğin uygulanmasına yönelik işbirliği, koordinasyonu sağlamak ve gerekli idari tedbirleri almakla,

b) Atıkların oluşumundan bertarafına kadar yönetimlerini kapsayan tüm faaliyetlerin izlemesini, kontrolünü ve denetimlerini yapmakla ve genişletilmiş üretici sorumluluğu kapsamındaki ürünlerin çevresel açıdan yurt içi piyasaya sürülmesine yönelik kriterleri belirlemekle,

c) Atıkların çevreyle uyumlu bir şekilde yönetimine ilişkin teknoloji ve yönetim sistemlerinin kurulmasında ulusal ve uluslararası koordinasyonu sağlamakla,

ç) Atık işleme tesislerine çevre lisansı vermekle,

d) Genişletilmiş üretici sorumluluğu ile atık yönetimi konusunda çevrimiçi bildirim ve beyan programları hazırlamak/hazırlatmak ve programların kullanım esaslarını belirlemekle,

e) Atıkların sınırlar ötesi hareketi ve bertarafına ilişkin uluslararası çalışmaları yürütmek, ilgili bildirim ve taşımacılık belgelerini değerlendirmek, atık ihracatına ilişkin faaliyetleri onaylamak, uluslararası bilgi değişimini sağlamak, kaza durumunda ilgili ülkeleri haberdar etmekle,

f) Ulusal, bölgesel ve/veya yerel atık yönetim planı hazırlamak veya hazırlatmak ve halkın bilgilenmesini sağlamakla,

g) Atık yönetim planı hazırlanmasına, uygulanmasına ve izlenmesine ilişkin usul ve esasları belirlemekle,

ğ) Sunulan atık yönetim planlarını değerlendirerek, uygulanmasını sağlamak/sağlattırmakla,

h) Kurum ve kuruluşların yetkilendirilme esaslarını belirlemekle, yetkilendirmekle, yetkilendirilen kuruluşları denetlemekle, bu Yönetmeliğe ve yetkilendirme esaslarına aykırılık halinde gerekli yaptırımın uygulanmasını sağlamakla ve yetkiyi iptal etmekle,

ı) Çevre lisansı muafiyetine tabi tesisleri kayıt altına almakla,

i) UATF’lerin kullanımına ve atıkların taşınmasına ilişkin usul ve esasları belirlemekle,

j) İkili toplama sistemi ve atık getirme merkezi ile ilgili usul ve esasları belirlemekle,

k) Yan ürün olarak değerlendirilebilecek, bu Yönetmeliğin 19 uncu maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan özelliklere haiz atıklar için yapılan başvuruları değerlendirmekle,

l) Atık yönetimi faaliyetlerini denetlemekle,

yükümlüdür.

(2) Bakanlık, gerekli gördüğü durumlarda birinci fıkrada belirtilen yetkilerini il müdürlüklerine devredebilir.

İl müdürlüklerinin görev ve yetkileri

MADDE 7 – (1) İl müdürlükleri;

a) Bu Yönetmeliğin uygulanmasına yönelik işbirliği ve koordinasyonu sağlamak, denetim yapmakla,

b) Atık yönetimi kapsamındaki faaliyetlere ilişkin Mahalli Çevre Kurulunda alınan kararları Bakanlığa bildirmekle,

c) İl sınırları içinde faaliyette bulunan üreticileri/atık üreticilerini tespit ederek, çevrimiçi bildirim ve beyan uygulamalarına kayıt ve beyanlarını sağlatmak ve periyodik olarak denetlemekle,

ç) Atık yönetimi konusunda çevrimiçi uygulamalara ilişkin iş ve işlemleri yürütmekle,

d) Atıkların oluşumundan bertarafına kadar yönetimlerini kapsayan tüm faaliyetlerin kontrolünü ve denetimlerini yapmakla, uygunsuzluk halinde gerekli yasal işlemleri yapmak ve Bakanlığa bilgi vermekle,

e) Geçici depolama alanlarına izin vermek ve denetlemekle,

f) Tehlikesiz atık toplama-ayırma tesislerine izin vermek ve denetlemekle,

g) Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliğinde sorumlu olduğu atık işleme tesislerine çevre lisansı vermek ve denetlemekle,

ğ) İl sınırları içerisindeki atık işleme tesislerinin izin/çevre lisansı koşullarına uygun çalışmadığının tespiti halinde gerekli yasal işlemleri yapmak ve Bakanlığa bilgi vermekle,

h) Atık taşınması ile ilgili faaliyet gösteren firmalara ve araçlara taşıma lisansı vermekle, bu lisansa esas faaliyetlerini kontrol etmekle, iptal etmekle veya yenilemekle, UATF ile ilgili prosedüre uymakla,

ı) Atıkların taşınması sırasında meydana gelebilecek kazalarda her türlü acil önlemi aldırmakla, gerekli koordinasyonu sağlamak ve kaza raporlarını yıllık olarak değerlendirerek takip eden yılın Mart ayı sonuna kadar Bakanlığa bildirmekle,

i) Atıkların Yakılmasına İlişkin Yönetmelik ve Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmelik hükümleri kapsamında değerlendirilen tesislerin imar planına işlenmesini sağlamakla,

j) Sunulan atık yönetim planlarını değerlendirerek onaylamakla ve uygulanmasını sağlamak/sağlattırmakla,

k) Atık üreticilerinin Bakanlığın çevrimiçi uygulamalarını kullanarak göndermekle yükümlü olduğu bir önceki yılın bilgilerini içeren atık beyan formunu çevrimiçi uygulama üzerinden değerlendirmek ve gerekli düzeltmelerin yapılmasını sağlamakla,

l) Bu Yönetmelikle sorumluluk verilen taraflar için eğitim faaliyetleri düzenlemekle,

m) Serbest bölgelerden her atık çıkışına dair değerlendirme yaparak onay vermekle,

yükümlüdür.

Belediyelerin görev ve sorumlulukları

MADDE 8 – (1) Büyükşehir belediyeleri, büyükşehir ilçe belediyeleri, il, ilçe ve belde belediyeleri;

a) Sorumlulukları çerçevesinde atık işleme tesislerini kurmak/kurdurmakla, işletmek/işlettirmekle, ilgili tesislere çevre lisansı almak/aldırmakla,

b) Atıkların yönetimi kapsamında, bu Yönetmelikle sorumluluk verilen taraflarla birlikte bilinçlendirme ve eğitim faaliyetleri yapmak veya katkıda bulunmakla,

c) Atık yönetimi ile görevli personelin periyodik olarak eğitimini sağlamakla, sağlık kontrolünden geçirmekle, mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dâhil her türlü tedbirin alınması ve organizasyonunun yapılması ile gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapmakla ve diğer koruyucu, önleyici tedbirleri almakla,

ç) Yönetiminden sorumlu olduğu atıkların taşımasında kullandıkları araçların kaydını tutmakla, araç takip sistemi kurmakla ve talep edilmesi halinde kayıtları Bakanlığa ve il müdürlüğüne sunmakla,

yükümlüdürler.

(2) Büyükşehir belediyeleri;

a) Bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen hükümlere uymakla,

b) Yönetiminden sorumlu olduğu atıkların oluşumunun önlenmesi ve atık azaltımını da içeren atık yönetim planlarının ilçe belediyeleri ile hazırlanmasını koordine etmek, Bakanlığa sunmak ve bu plan doğrultusunda çalışmaların yürütülmesini sağlamak, gerekli önlemleri almakla,

c) İlçe belediyeleri tarafından bu Yönetmelik kapsamında yürütülen çalışmalarda koordinasyonu sağlamak ve desteklemekle,

ç) Atıkların Yakılmasına İlişkin Yönetmelik ve Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmelik hükümleri kapsamında değerlendirilen tesisleri imar planına işlemekle,

d) Yönetiminden sorumlu olduğu atıkların yetkili olmayan kişiler tarafından aktarma istasyonundan taşınmasını ve işlenmesini önlemek amacıyla gerekli tedbirleri almakla,

yükümlüdürler.

(3) Büyükşehir ilçe belediyeleri;

a) Bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen hükümlere uymakla,

b) Yönetiminden sorumlu olduğu atıkların oluşumunun önlenmesi ve atık azaltımını da içeren atık yönetim planlarını hazırlamak, Bakanlığa sunmak, bu plan doğrultusunda çalışmaları yürütmek ve gerekli önlemleri almakla,

c) Büyükşehir belediyesinin atık yönetim planlarının hazırlanmasına katkı sağlamakla,

ç) Belediye atıkları ile ilgili mevzuat kapsamında yönetiminden sorumlu olduğu atıkları kaynağında ayrı toplamak/toplattırmakla, aktarma istasyonuna taşımakla ve ikili toplama sistemi ile atık getirme merkezi kurmak/kurdurtmakla, toplanan atıklara ilişkin bilgi ve belgeleri Bakanlığa sunmakla,

d) Yönetiminden sorumlu olduğu atıkların yetkili olmayan kişiler tarafından toplanmasını, taşınmasını ve işlenmesini önlemek amacıyla gerekli tedbirleri almakla,

yükümlüdürler.

(4) İl, ilçe ve belde belediyeleri;

a) Bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen hükümlere uymakla,

b) Yönetiminden sorumlu olduğu atıkların oluşumunun önlenmesi ve atık azaltımını da içeren atık yönetim planlarını hazırlamak, il müdürlüğüne sunmak, bu plan doğrultusunda çalışmaları yürütmek ve gerekli önlemleri almakla,

c) Atıkların Yakılmasına İlişkin Yönetmelik ve Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmelik hükümleri kapsamında değerlendirilen tesisleri imar planına işlemekle,

ç) Belediye atıkları ile ilgili mevzuat kapsamında yönetiminden sorumlu olduğu atıkları kaynağında ayrı toplamak/toplattırmakla ve ikili toplama sistemlerini kurmak/kurdurtmakla, toplanan atıklara ilişkin bilgi ve belgeleri Bakanlığa sunmakla,

d) Bakanlığın belirleyeceği esaslara uygun olarak atık getirme merkezi kurmak/kurdurtmakla,

e) Yönetiminden sorumlu olduğu atıkların yetkili olmayan kişiler tarafından toplanmasını, taşınmasını ve işlenmesini önlemek amacıyla gerekli tedbirleri almakla,

yükümlüdürler.

Atık üreticisinin ve atık sahibinin yükümlülükleri

MADDE 9 – (1) Atık üreticisi;

a) Atık üretimini en az düzeye indirecek şekilde gerekli tedbirleri almakla,

b) Atıklarını ayrı toplamak ve geçici depolamakla,

c) Ürettiği atıklara ve atıkların önlenmesi ile azaltılmasına yönelik olarak hazırlamakla yükümlü olduğu atık yönetim planını hazırlayarak sunmakla,

ç) Ürettiği atıklar için Bakanlıkça belirlenen esaslar doğrultusunda kayıt tutmak ve uygun ambalajlama ve etiketleme yapmakla,

d) Belediye atıklarını, ilgili mevzuat kapsamında toplama, taşıma ve bertaraf yükümlülüğü verilmiş kurum ve kuruluşların belirlediği şekilde konut, işyeri gibi üretildikleri yerlerde çevre ve insan sağlığını bozmayacak şekilde kapalı olarak muhafaza ederek, toplamaya hazır etmekle,

e) Bu Yönetmeliğin ek-4’ünde (M) işareti ile tanımlanan ve ek-3/B’de belirtilen özellikleri içermediği iddia edilen atıkların Bakanlıkça yetkilendirilmiş laboratuvarlarca yapılan analizlerle tehlikesiz olduğunu belgelemekle,

f) Bu Yönetmelik hükümlerine uygun olarak izin alınması zorunlu olan geçici depolama alanları için il müdürlüğünden izin almakla,

g) Atıklarını bu Yönetmelik hükümleri ve Bakanlıkça belirlenen esaslara uygun olarak izin/çevre lisansı almış atık işleme tesislerine göndermekle,

ğ) Atık beyan formunu bir önceki yıla ait bilgileri içerecek şekilde her yıl Ocak ayı itibariyle başlamak üzere en geç Mart ayı sonuna kadar Bakanlıkça hazırlanan çevrimiçi uygulamalar kullanarak doldurmak, onaylamak, çıktısını almak ve beş yıl boyunca bir nüshasını saklamakla, askeri birlik ve kurumlar ise yazılı olarak belirtilen sürede Millî Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığınca Bakanlığa göndermek ve beş yıl boyunca bir nüshasını saklamakla,

h) UATF kullanımı zorunlu olan atıklar için UATF kullanarak atık işleme tesislerine göndermekle ve ilgili iş ve işlemlere uymakla,

ı) Atık işleme tesisinin atığı kabul etmemesi durumunda, taşıyıcıyı başka bir tesise yönlendirmekle veya taşıyıcının atığı geri getirmesini sağlayarak, uygun bir tesiste atığın işlenmesini sağlamakla,

i) Ürettikleri atıkların toplanması, taşınması ve geçici depolanması gibi işlemlerden sorumlu olan çalışanlarının eğitimini sağlamakla, sağlık ve güvenlik ile ilgili her türlü tedbiri almakla,

j) Kaza sonucu veya kasti olarak atıkların dökülmesi ve benzeri olaylar sonucu meydana gelen kirliliğin önlenmesi amacıyla, atığın türüne bağlı olarak olayın vuku bulduğu andan itibaren en geç bir ay içinde olay yerinin eski haline getirilmesi ve tüm harcamaların karşılanmasıyla,

k) Kaza sonucu veya kasti olarak atıkların dökülmesi ve benzeri olaylar vuku bulduğunda il müdürlüğünü bilgilendirmek ve kaza tarihi, kaza yeri, atığın türü ve miktarı, kaza sebebi, atık işleme türü ve kaza yerinin rehabilitasyonuna ilişkin bilgileri içeren raporu il müdürlüğüne 3 iş günü içinde sunmakla,

l) Yan ürün olarak değerlendirilebilecek bu Yönetmeliğin 19 uncu maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan özelliklere haiz atıklar için uygunluk almak üzere Bakanlığa başvurmakla,

m) Atığın niteliğinin belirlenmesi, toplanması, taşınması ve işlenmesi için yapılan harcamaları karşılamakla,

yükümlüdür.

(2) Atık sahibi, atıklarını bu Yönetmelikte belirtilen hükümlere uygun olarak yönetmekle yükümlüdür.

Atık işleme tesislerinin yükümlülükleri

MADDE 10 – (1) Atık işleme tesisleri;

a) Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği kapsamında geçici faaliyet belgesi/çevre izin ve lisansı belgesi almakla, belirlenen şartlara uymakla,

b) Acil durumlarda alınacak önlemlerle ilgili personelin eğitimini sağlamakla, acil durum söz konusu olduğu zaman Bakanlığa ve il müdürlüğüne bilgi vermekle,

c) Tesisin risk taşıyan bölümlerinde çalışan personelin işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamak, bu bölümlere izinsiz olarak ve yetkili kişilerin dışında girişleri önlemekle,

ç) Tesisin işletilmesi ile ilgili her bir bölümün çalışma planını hazırlayarak uygulamakla,

d) Tesisin faaliyetleri sonucu oluşan atıklar ile bakiye atıklarının bu Yönetmelikte belirtilen hükümlere uygun olarak yönetimini sağlamakla,

e) UATF kullanılması zorunlu olan atıklar için, tesisine kabul edeceği atığın UATF’de belirtilen atık tanımına uygunluğunu tesise girişte tespit etmekle, kabul ettiği atığın taşıma formunu imzalamak ve on beş gün içinde atık üreticisine göndermekle, UATF ile ilgili olarak atık üreticisi ile arasında uyuşmazlık çıkması halinde, bu uyuşmazlık giderilemezse on beş gün içinde, uyuşmazlığı Bakanlığa bildirmekle, taşıma formu olmaksızın atık kabul etmesi halinde Bakanlığa ve il müdürlüğüne bilgi vermekle,

f) Çevrimiçi programlara kayıt olmak ve tesisine kabul ettiği, işlediği, bakiye olarak oluşturduğu atıklar ile atık işleme faaliyeti neticesinde oluşturduğu/ürettiği ürünlerin bilgisini içeren kütle-denge bilgisini hazırlamak ve çevrimiçi programı kullanarak bildirim yapmakla,

g) Bakiye atıkları ile ilgili olarak Yönetmelikte atık üreticilerine verilen yükümlülükleri yerine getirmekle,

ğ) Kapatılmadan önce, kapatma sonrası gereken çevre koruma işlemlerini gerçekleştireceğine ve tesisteki tüm atıkların ne şekilde değerlendirileceğine ilişkin bilgi ve taahhütname vermekle,

h) Tesisin kapatılması için kapatma planı hazırlayarak yüz seksen gün önceden Bakanlığa başvurmak ve onay almakla,

ı) Yangına karşı güvenlik önlemlerine yönelik bağlı olduğu belediyeden itfaiye raporu almakla,

yükümlüdür.

(2) Atıkların Yakılmasına İlişkin Yönetmelik ve Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmelik kapsamına giren tesisler, işletme planlarını Bakanlığa sunmakla ve uygun görüş almakla yükümlüdür. Değişiklik olması halinde işletme planları yenilenir ve Bakanlığa sunulur.

(3) Biyo-kurutma, kompost ve biyo-metanizasyon tesisleri;

a) Bu maddenin birinci fıkrasının (a), (b), (c), (ç), (d), (f), (g), (ğ) ve (h) bentlerinde belirtilen hükümlere uymakla,

b) Düzenli depolama tesisi sınırları içerisinde kurulanlar hariç olmak üzere, tesisin yerleşim alanlarına en yakın mesafesinin 250 metre olacak şekilde yer seçimini ve alıcı ortamın, toprağın, yüzeysel suların ve yeraltı sularının kirlenmesini önleyecek şekilde tasarımını yapmakla,

c) Tesisten kaynaklanabilecek koku, toz, sızıntı suyu, gaz ve benzeri olumsuz etkileri asgari düzeye indirmek için her türlü önleyici tedbir almakla,

ç) Atıkların belirlenmiş olan kriterlere uygun şekilde tesise kabul edildiğinin ve işlendiğinin kontrol edilmesi için gerekli sistemleri kurmakla,

d) İşletme planını Bakanlığa sunmakla, uygun görüş almakla, planda değişiklik olması durumunda, revize işletme planını 1 ay içerisinde Bakanlığa sunmakla,

e) İşletme sürecinde sera etkisi de dâhil olmak üzere tesisten kaynaklanabilecek gazların toplanması, işlenmesi ve kullanılması işlemlerini çevre ve insan sağlığına zarar vermeyecek şekilde yapmakla,

f) Tesise gelen atıklar için ön depolama ve dengeleme görevi yapan ön depoyu kapalı olarak inşa etmekle,

g) Tesise gelen ve işlenmeye uygun olmayan atıklar ile tesisten çıkan ve kullanıma uygun olmayan ürünleri ilgili mevzuata uygun olarak bertaraf etmekle,

yükümlüdür.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Atık Listesi, Atığın Listede Tanımlanması ve Geçici Depolama
Atık listesi ve atığın listede tanımlanması

MADDE 11 – (1) Bu Yönetmeliğin kapsamında yer alan atıkların listesi ek-4’te verilmektedir. Atık listesinde (*) ile işaretlenmiş atıklar tehlikeli atıktır. Tehlikeli atıklar, ek-3/A’da listelenen özelliklerden bir veya daha fazlasına sahip atıklardır. Atık listesinde (A) işaretli atıklar, ek-3/B’de yer alan tehlikeli atık konsantrasyonuna bakılmaksızın tehlikeli atık sınıfına girer. (M) işaretli atıkların tehlikelilik özelliklerinin belirlenmesi gerekir. Bu amaçla yapılacak çalışmalarda, ek-3/A’da listelenen özelliklerden H3-H8 ile H10 ve H11 ile ilgili değerlendirmeler, ek-3/B’de yer alan konsantrasyon değerleri esas alınarak yapılır.

(2) Atık listesinde yer alan atıklar, altı haneli atık kodlarıyla ve ilgili iki haneli ve dört haneli bölüm kodları ile bütün olarak tanımlanır.

(3) Atıklar ile ilgili yapılacak bütün çalışmalarda, atığın tanımına karşılık gelen altı haneli atık kodunun tam olarak kullanılması zorunludur.

(4) Atık listesi ve atıkların tehlikelilik özelliklerinin belirlenmesine ilişkin kılavuzlar Bakanlık tarafından hazırlanır.

(5) Atıkların tehlikelilik özelliklerinin belirlenmesi amacıyla yapılacak çalışmalarda malzeme güvenlik bilgi formları, proses girdileri ve bilgileri, Bakanlıkça yayınlanan kılavuzlar veya ek-3/B’de yer alan konsantrasyon değerleri esas alınarak yapılacak analiz çalışmaları kullanılır. Bakanlıkça gerekli görülmesi halinde ek-3/B’de yer alan konsantrasyon değerleri esas alınarak atık üreticisi veya atık sahibi tarafından analiz yaptırılır. Analiz çalışmaları Bakanlıktan ek-3/B için yeterlik almış laboratuvarlarca gerçekleştirilir.

(6) Atıkların tehlikelilik özelliklerinin belirlenmesi için yapılan analiz çalışmalarının sonuçları üretim prosesi, hammadde veya katkı maddelerinde bir değişiklik olmaması halinde 5 yıl süre ile geçerlidir. Ancak, Bakanlığın gerekli gördüğü hallerde analiz çalışması yenilenir. Üretim prosesi, hammadde veya katkı maddelerinde bir değişiklik olması halinde analiz, değişiklikten itibaren 3 ay içerisinde yenilenir.

Atık listesinde atık kodunun belirlenmesi

MADDE 12 – (1) Atık sahibi, atık kodunu ek-1’de yer alan atık kodu belirleme hiyerarşisine ve atık kodu açıklamalarına uygun olarak belirlemekle yükümlüdür.

(2) Altı haneli atık kodunun son iki hanesi 99 olan atık kodları Bakanlığın onayı olmaksızın kullanılmaz. 99 ile biten atıkların tehlikeli olup olmadığının ek-3/B’de yer alan konsantrasyon değerleri esas alınarak yapılacak analiz ile belgelenmesi zorunludur.

(3) Atık kodu 99 ile biten atıkların kullanımına Bakanlıkça onay verilmesi ve atığın gönderilebileceği uygun çevre lisansına sahip tesis bulunamaması halinde, söz konusu atık, Bakanlıktan, benzer sektörden kaynaklanan atıklar için atık işleme konusunda çevre lisansı almış ve prosesinde işlemesi uygun olan tesislerde Bakanlığın onayı alınarak işlenebilir. Atığın tesise kabul edilebilmesi amacıyla atık işleme tesisi Bakanlığa başvuru yapar.

Geçici depolama

MADDE 13 – (1) Atıklar üretildikleri yerde türlerine göre belirlenmiş kriterlere uygun şekilde geçici depolanır.

(2) Özelliğine göre sınıflandırılarak geçici depolanan atığın üzerinde tehlikeli ya da tehlikesiz atık ibaresi, atık kodu, depolanan atık miktarı ve depolama tarihi bulunur.

(3) Atıklar birbirleriyle reaksiyona girmeyecek şekilde geçici depolanır.

(4) Atıkların geçici depolanması işlemi atığın üretildiği tesis/kuruluş sınırları içinde yapılır.

(5) Geçici depolama alanları için il müdürlüğünden geçici depolama izni alınır. Geçici depolama alanında değişiklik olması halinde geçici depolama izni yenilenir.

(6) Belediye atığı, ambalaj atığı ve tıbbi atık geçici depolama alanı/konteynerleri geçici depolama izninden muaftır.

(7) Geçici depolama alanlarına ilişkin esaslar Bakanlıkça belirlenir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Ulusal Atık Yönetim Planı, Bildirim ve Kayıt Tutma
Ulusal atık yönetim planı hazırlanması

MADDE 14 – (1) Bakanlık, 5 yıllık ulusal atık yönetim planı/planlarını hazırlamak/hazırlatmakla yetkili ve görevlidir. Bu plan/planlar;

a) Atık yönetim yapısı ve atık mevzuatı,

b) Atık yönetimi mevcut durum analizi,

c) Ekonomik ve yönetimsel planlama, orta ve uzun vadedeki hedefleri kapsar.

Bildirim ve kayıt tutma yükümlülüğü

MADDE 15 – (1) Üretici, piyasaya süren, atık üreticisi, PCB ve PCT’li ekipmanları elinde bulunduranlar, atık taşıyıcıları ve atık işleme tesisleri iştigal konularına göre kronolojik kayıt tutmak, Bakanlığın belirleyeceği çevrimiçi sistemlere kayıt olarak bildirim yapmak, bilgi vermek ve tutulan kayıtları en az beş yıl süreyle muhafaza ederek Bakanlığın ve/veya il müdürlüğünün inceleme ve denetimine sunmakla yükümlüdür. Askeri birlik ve askeri kurumların kayıtları yazılı olarak Millî Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığınca Bakanlığa bildirilir.

(2) Kayıtlar, atık türü ve atığın ek-4’te belirtilen kod numarası, atık miktarı, atığın kaynağı, gönderildiği tesis, atığın taşıma şekli ve atığın ek-2/A’da ve ek-2/B’de belirtilen yöntemlere göre tabi tutulduğu işlemler ile genişletilmiş üretici sorumluluğu kapsamındaki ürünlere ilişkin bilgi içermelidir.

(3) Bakanlık tarafından gerekli görülmesi halinde ilgili taraflar bildirim ve belgelendirmelerini bağımsız denetim kuruluşlarına inceletir, inceleme raporunu Bakanlığa sunar.

BEŞİNCİ BÖLÜM
Sigorta ve Maliyetlerin Karşılanması
Mali sorumluluk sigortası yaptırma yükümlülüğü

MADDE 16 – (1) Miktarına bakılmaksızın tehlikeli atıkların toplanması, taşınması, ara depolanması, geri kazanımı, yeniden kullanılması, bertarafı ve prosesten kaynaklanan tehlikeli atıkların geçici depolanması faaliyetlerinde bulunanlar faaliyetleri nedeniyle oluşacak bir kaza dolayısıyla üçüncü şahıslara verebilecekleri zararlara karşı tehlikeli atık malî sorumluluk sigortası yaptırmak zorundadırlar. Sigorta yaptırma zorunluluğuna uymayan kurum, kuruluş ve işletmelere bu faaliyetler için izin ve lisans verilmez.

(2) Halihazırda bu maddenin birinci fıkrasında yer alan faaliyetlerde bulunanlar için tehlikeli atıkları da kapsayacak şekilde 9/5/2010 tarihli ve 27576 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tehlikeli Maddeler İçin Yaptırılacak Zorunlu Sorumluluk Sigortalarına İlişkin Tarife ve Talimata uygun olarak düzenlenmiş bir sigorta poliçesi olması halinde ayrıca mali sorumluluk sigortası yaptırmasına gerek yoktur.

Atık yönetimi maliyetinin karşılanması

MADDE 17 – (1) Atıkların yönetiminden kaynaklanan harcamaların, kirleten öder ilkesine göre, genişletilmiş üretici sorumluluğu kapsamındaki ve/veya atıkların yönetiminden sorumlu olan gerçek ve/veya tüzel kişiler tarafından karşılanması esastır.

ALTINCI BÖLÜM
Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu, Yan Ürün, Yeniden Kullanım
Genişletilmiş üretici sorumluluğu

MADDE 18 – (1) Ürünlerin çevreye olan olumsuz etkilerinin azaltılması, atığın önlenmesi, atık olduktan sonra yeniden kullanımı, güvenli bir şekilde geri dönüştürülmesi ya da geri kazanımını desteklemek amacıyla ürünlerin tasarımından başlayarak gerekli tedbirler üretici tarafından alınır.

(2) Genişletilmiş üretici sorumluluğu, elektrikli ve elektronik eşya, ambalaj, araç, pil ve akümülatör ürünlerini kapsar. Bu ürünlerin üreticisi ve/veya piyasaya süreni;

a) Üreticiye iade edilen ve/veya kullanım ömrü dolarak atık olarak addedilen ürünlerin yönetimi ve yönetimine ilişkin maliyetleri karşılar.

b) Yükümlülüklerini Bakanlıkça belirlenen yöntemlerden bir veya birkaçını tercih ederek yerine getirir.

c) Toplama, yeniden kullanım, geri dönüşüm veya geri kazanım hedeflerini sağlar.

(3) Genişletilmiş üretici sorumluluğundaki ürünler ve bu ürünlerin atıklarının yönetimine ilişkin esaslar Bakanlıkça belirlenir.

Yan ürün

MADDE 19 – (1) Üretim prosesi sürecinde ortaya çıkan; ancak asıl amacın bu maddenin üretimi olmadığı, maddeler veya malzemeler;

a) Üretim prosesinin ayrılmaz bir parçası olarak üretiliyor ve kapasite raporunda ürün/yan ürün olarak yer alıyor ise,

b) Gelecekte kullanımına yönelik talep sürekli ise,

c) Doğrudan bir proseste kullanılabiliyor ve üretildiği yerde fiziksel işlemler hariç olmak üzere başka işlemlerden geçmiyor ise,

ç) İkame edeceği maddenin standartlarına uygunluğunun ya da hammadde olarak kullanılması durumunda nihai ürünün ürün standardını bozmadığının belgelenmesi halinde,

d) Kullanımında çevre ve insan sağlığına zarar vermeyecek tedbirler alınıyor ise,

atık olarak addedilmeyerek, yan ürün olarak kabul edilebilecektir.

(2) Yan ürün olarak değerlendirilebilecek, bu maddenin birinci fıkrasındaki özelliklere haiz atıklar için uygunluk almak üzere Bakanlığa başvurulur.

Yeniden kullanıma hazırlama

MADDE 20 – (1) Atıklar, yeniden kullanıma hazırlama faaliyeti kapsamında, yalnız fiziksel işlemler ile tasarlandığı hale getirilerek, aynı amaçla kullanıldıkları sürece kullanım ömrü bitinceye kadar atık olarak addedilmeyecektir.

(2) Yeniden kullanıma hazırlama faaliyeti, toplama-ayırma ve ara depolama hariç geri kazanım faaliyeti için çevre lisansı olan atık işleme tesislerinde gerçekleştirilir.

(3) Tamirhaneler, servisler gibi ürünlere yönelik bakım onarım hizmeti veren gerçek ve tüzel kişiler yeniden kullanıma hazırlama kapsamı dışındadır.

YEDİNCİ BÖLÜM
Yetkilendirilmiş Kuruluş
Yetkilendirilmiş kuruluşun yükümlülükleri ve yetkilendirme

MADDE 21 – (1) Yetkilendirilmiş kuruluş;

a) Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara göre Bakanlığa yetki başvurusunda bulunmakla,

b) Temsil ettiği üyeleri adına yükümlülükleri yerine getirmekle,

c) Gerçekleştirilen çalışmaların gelişme raporlarını, bir sonraki yılın planını ve yıllık bütçesini Bakanlığa her yılın Mart ayı sonuna kadar sunmakla,

yükümlüdürler.

(2) Yetkilendirilecek kuruluşun, yurt içinde piyasaya sürülen ürünlerin türüne göre Bakanlıkça belirlenecek temsiliyet payını sağlaması zorunludur.

(3) Yetki süresi on yıldır. Yetkilendirmenin yenilenmesi için, yetki süresinin bitiminden altı ay önce yetkilendirilmiş kuruluş Bakanlığa başvurur.

(4) Bakanlık, yetkilendirdiği kuruluşu denetler, kuruluşun toplama ve geri kazanım hedeflerine ilişkin göstergelerini izler ve yayımlayabilir.

(5) Bakanlık, yetkilendirilmiş kuruluşu, temsiliyet payını sağlayamaması ve/veya yükümlülüklerden herhangi birini yerine getirmemesi halinde ihtar eder ve temsiliyet payını yeniden sağlaması ve/veya yükümlülüklerini yerine getirmesi için en fazla bir yıla kadar süre verir. Bakanlık, bu durumu söz konusu yetkilendirilmiş kuruluşun üyelerine bildirir veya duyurur.

(6) Bu maddenin beşinci fıkrasında verilen süre sonunda yetkilendirilebilme şartları yeniden kazanılmamış ve/veya yükümlülükler yerine getirilmemiş ise, Bakanlık yetkiyi iptal eder ve yükümlülükler yetkilendirilmiş kuruluş üyeleri tarafından yerine getirilir.

SEKİZİNCİ BÖLÜM
Atıkların Sınırlar Ötesi Hareketi
Atıkların ithalatı

MADDE 22 – (1) Tehlikeli atıkların, serbest bölgeler dâhil Türkiye Cumhuriyeti Gümrük Bölgesine girişi yasaktır. Ancak, sektör itibari ile ekonomik değere haiz atıkların, kontrole tabi olarak ithalatına izin verilebilir. Bu izinlere ilişkin esaslar, Bakanlık görüşü doğrultusunda Ekonomi Bakanlığınca yayımlanacak düzenlemelerle belirlenir.

(2) Serbest bölgelerdeki faaliyetler sonucu ortaya çıkan atıkların işlenmesi amacıyla bölgede uygun tesis bulunmaması veya atık üreticisi firma tarafından atıkların bu tesislere verilmemesi durumunda atık üreticisinin talebi üzerine serbest bölge müdürlüğü başkanlığında gümrük ve gümrük muhafaza müdürlüğü, işletici veya bölge kurucu ve işleticisi ve atık üreticisi temsilcilerinden oluşan bir komisyonun uygun görüşünü müteakip serbest bölge müdürlüğünce il müdürlüğünden alınacak onaya istinaden bu atıklar bölgeden çıkarılır. Serbest Bölge Komisyonuna aşağıda belirtilen bilgi ve belgeler sunulacaktır.

a) Atıkların serbest bölge içindeki bir üretim ve/veya tüketim faaliyeti sonucu ortaya çıktığına ilişkin belge,

b) Atığı oluşturan faaliyetin türü, atık tür ve miktarı,

c) Atığı kabul edecek tesisin atığın türüne göre tehlikesiz atık toplama-ayırma tesisleri için il müdürlüğünden alınan izin belgesi, atık işleme tesisleri için geçici faaliyet belgesi/çevre izin ve lisans belgesi,

ç) Atıkların, bu fıkranın (c) bendinde belirtilen belgelere sahip tesislere gönderileceğine dair sözleşme,

d) İl müdürlüğünce gerekli görülen diğer bilgi ve belgeler.

(3) Kullanılmış lastiklerin karkas niteliğinde olanları Dahilde İşleme Rejimi kapsamında sadece Bakanlıktan lisans almış işletmeler tarafından geri kazanımı amacıyla ülkemize girişinde bu madde hükümleri uygulanmaz.

Atıkların ihracatı ve transit geçişi

MADDE 23 – (1) Tehlikeli atıklar;

a) Ülkemizde atıkların bertarafı için gerekli teknik kapasiteye sahip tesislerin bulunmaması,

b) Söz konusu atıkları ithalatçı ve transit devletin yetkili otoritesinin kabul etmesi,

c) İhracata ilişkin iş ve işlemlerin tamamlanması,

durumunda sadece AB ve/veya OECD üyesi ülkeler ile Liechtenstein’a ihraç edilebilir.

(2) Tehlikesiz atıkların;

a) AB ve/veya OECD üyesi ülkeler ile Liechtenstein’a ihracatında Bakanlıkça belge düzenlenmez, ihracat işlemi başlamadan Bakanlığa bilgi verilir ve kayıt altına alınır.

b) AB ve/veya OECD üyesi ülkeler ile Liechtenstein haricindeki ülkelere ihracatında ilgili ülkenin yetkili otoritesinden izin alınarak Bakanlığa başvuru yapılır. Bakanlıktan onay alınmaksızın ihracat işlemi yapılamaz.

(3) Atıkların ihracatına ve transit geçişine ilişkin esaslar Bakanlıkça belirlenir.

DOKUZUNCU BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
Avrupa Birliği mevzuatına uyum

MADDE 24 – (1) Bu Yönetmelik, 19/11/2008 tarihli ve 2008/98/AT sayılı atık hakkında Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifi, 3/5/2000 tarihli ve 2000/532/AT sayılı atık listesi oluşturulması hakkında Komisyon Kararı dikkate alınarak Avrupa Birliği mevzuatına uyum çerçevesinde hazırlanmıştır.

İdari yaptırım

MADDE 25 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında 2872 sayılı Çevre Kanununda öngörülen müeyyideler uygulanır.

Atıflar

MADDE 26 – (1) Bu Yönetmelik ile yürürlükten kaldırılan 14/3/1991 tarihli ve 20814 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliği ile 5/7/2008 tarihli ve 26927 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğe yapılan atıflar bu Yönetmeliğe yapılmış sayılır.

Yürürlükten kaldırılan mevzuat

MADDE 27 – (1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren;

a) 14/3/1991 tarihli ve 20814 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliği,

b) 14/3/2005 tarihli ve 25755 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği,

c) 5/7/2008 tarihli ve 26927 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmelik,

yürürlükten kaldırılmıştır.

Yürürlük

MADDE 28 – (1) Bu Yönetmeliğin;

a) 27 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi yayımı tarihinden itibaren bir yıl sonra,

b) Diğer hükümleri yayımı tarihinde,

yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 29 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Çevre ve Şehircilik Bakanı yürütür.

Hukukun Evrensel İlkeleri

0

Hukukun Evrensel İlkeleri, Uluslararası Sözleşmeler, Anayasalar ve diğer mevzuat ile güvence altına alınmıştır. Özel hukuktaki bir çok ilkeye Roma Hukukunun kaynaklık yaptığı görülmektedir.

Dünyadaki tüm devletlerin ve yargı erklerinin belirlenen bu evrensel kurallara uygun hareket etmesi gerekmektedir. Yerel ve uluslararası toplumun duyarlılığı ilkelerin yaşama geçme şansını artırmaktadır.

Hukukun Evrensel İlkeleri

İnsan Haklarına Bağlılık İlkesi 

Devletler; yasama, yürütme ve yargı erklerini insan hakları ülküsüne sadakatten ayrılmayacak bir şekilde dizayn etmeli, tüm uygulama insan haklarını temin edici nitelikte olmalıdır.

Anayasa’nın Bağlayıcılığı ve Üstünlüğü

Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar anayasaya aykırı olamaz.

Kanunların ve Diğer Mevzuatın Anayasaya Aykırı Olmaması İlkesi

Normlar hiyerarşisine göre alt normlar üst normlara aykırı olamaz. En üst norm anayasadır alt normlar anayasaya uygun olmak zorundadır. Geçerlilikleri buna bağlıdır.

Yaşam Hakkının Korunması İlkesi

Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur.

Mülkiyet Hakkının Dokunulmazlığı İlkesi

Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

İşkence Yasağı ve İnsan Onurunun Korunması İlkesi

Hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele veya cezaya maruz bırakılamaz.

Irk, Renk, Cinsiyet, Dil, Din, Siyasal Görüş Nedeniyle Ayrımcılık Yasağı İlkesi

Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin yasalar önünde eşittir.

Hukuki Güvenlik ve İdari İstikrar

Bu ilke, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi, tutumunu ve davranışlarını buna göre güvenle düzene sokabilmesi anlamına gelir.

İdari istikrar ilkesi; vatandaşların idarenin işlem ve eylemlerine karşı kendilerini hukuki güvenlik içerisinde hissetmelerini sağlar.

Adil Yargılanma İlkesi 

Davanın makul bir süre içerisinde, bağımsız ve tarafsız bir mahkemede, hakkaniyete uygun bir biçimde ve kamuya açık olarak görülmesidir.

Kanun Önünde Eşitlik İlkesi

Herkes yasa önünde eşittir ve ayrım gözetilmeksizin yasanın korunmasından eşit olarak yararlanma hakkına sahiptir.

Herkesin Savunma Hakkına Sahip Olması İlkesi 

Yargı organları nezdinde kendini savunma, avukat yardımından yararlanma, soru sorma, susma, aleyhine olan işleme katılmama ve benzeri hakları ifade eder.

Özel Yaşamın Dokunulmazlığı İlkesi 

Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.

Konut Dokunulmazlığı İlkesi 

Kişinin yaşadığı konutun her türlü tecavüzden korunması, konutun huzur ve emniyetinin sağlanması amaçlı ilkedir.

Kanunun Geriye Yürümemesi İlkesi (Geçmişe etkili olmama ilkesi) 

Hukuk güvenliği ilkesi gereği kanunlar yürürlükte oldukları zamanda ki olaylara ve ilişkilere uygulanır, önceki olay ve ilişkilere uygulanmaz. Ceza hukukunda sanık lehine olan kanun geçmişe uygulanır.

Kazanılmış Haklara Saygı İlkesi (Müktesep Hak)

Hukuk güvenliği ilkesinin sonucudur. Hakkın tüm sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş olması gerekir.

Kuvvetler Ayrılığı İlkesi

Yasama yürütme ve yargı erklerinin birbirlerinden ayrı ve bağımsız oldukları yönetim şeklidir.

Hukuk Devleti İlkesi

Hukuk devleti, vatandaşlara temel hak ve özgürlükleri tanıyan, yürütme organlarının ve idare makamlarının hukuka bağlılığını sağlamak suretiyle vatandaşlara hukuki güvenlik getiren devlettir. 

Doğal Mahkeme ve Yargıç Güvencesi

Suçun işlenmesinden veya çekişmenin doğmasından önce davaya bakacak yargı yerini yasanın belirlemesidir.

Sözleşme Özgürlüğü İlkesi (Akit Serbestisi)

Bireylerin ve grupların kısıtlama olmaksızın sözleşme yapabilmesidir. Kanunların emredici hükümleri ve kamu düzenini ilgilendiren durumlar dışında akti serbestisi ilkesi geçerlidir.

Hak Arama Hürriyeti

Herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi

Kanunsuz tipik tanım dışında suç ve ceza olmaz. Hiç kimse kanunun açıkça suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; hiç kimse bir fiil için kanunda gösterilen ceza dışında bir ceza ile veya kanunda gösterilen cezadan daha ağır bir ceza ile cezalandırılamaz.

Sorumluluğun Şahsiliği İlkesi

Kişi ancak kendisinin işlediği fiiller nedeniyle sorumlu tutulabilir, başkasının işlediği fillere iştirak etmedikçe sorumlu tutulamaz.

Masumiyet (Suçsuzluk) Karinesi İlkesi

Suçluluğu hükmen sabit oluncaya ve hüküm kesinleşinceye kadar kimse suçlu sayılamaz.

Yargı Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı İlkesi

Mahkemeler yasama ve yürütme erklerinden bağımsızdır.  Emir ve talimat almaz. Herkes dil, din, ırk ayrımı gözetmeksizin mahkemeler önünde eşittir.

İddia Edenin İddiasını İspat Etmesi İlkesi ( Müddei iddiasını ispata mecburdur)

Kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Hukukun Evrensel İlkeleri arasında en eski olanlardandır.

Kimsenin Kendi Eylemine ve Kendi Kusuruna Dayanarak Hal Elde Edememesi İlkesi

Hukuk düzeni, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde etmesine izin veremez. Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.

Yargı Kararlarının Gerekçeli Olması İlkesi
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na göre, hukuka uygunluk denetiminin yapılabilmesi için, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş ve hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren bir gerekçelendirmenin bulunması zorunludur.
Kanunu Bilmemek Mazeret Sayılmaz İlkesi

Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz ancak sakınamayacağı bir hata nedeniyle kanunu bilmediği için meşru sanarak bir suç işleyen kimse cezaen sorumlu olmaz.

Suçta ve Cezada Şahsi Sorumluluk İlkesi

Failin özgür iradesiyle işlediği suçun sonucunda sadece failin cezalandırılmasıdır.

Suçta ve Cezada Kusur İlkesi

Failin cezalandırılabilmesi için fiili bilerek ve isteyerek  kusurlu olarak yapmış olması gerekir. Kusur yoksa ceza verilemez.

Suçta ve Cezada Failin Lehine Olan Kanunun Uygulanması İlkesi

Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır.

Bir Fiil Nedeniyle Birden Fazla Ceza Verilmemesi İlkesi 

Aynı fiil nedeniyle aynı kişi hakkında birden fazla dava açılamaz veya hüküm verilemez. Hukukun Evrensel İlkeleri içinde Roma Hukukunda Non bis in idem ilkesi olarak bilinen en eski kurallardandır.

İhkakı Hakkın  Yasak Olması İlkesi

Bireyin hakkını bizzat arama yasağıdır.

Devletler Hukukunun İç Hukuka Üstünlüğü İlkesi
Uluslararası Sözleşmelerin Kanunlardan Üstün Olması İlkesi

Usulüne uygun yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.

İdarenin Her Türlü Eylem ve İşleminin Yargısal Denetime Tabi Olması İlkesi

Hukuk güvenliği ve hukukun üstünlüğünün sağlanabilmesi için ise devletin her türlü işlem ve eyleminin yargı denetimine açık olması gerekir. 

Kanun Önünde Eşitlik İlkesi

Herkes yasa önünde eşittir ve ayrım gözetilmeksizin yasanın korunmasından eşit olarak yararlanma hakkına sahiptir.

Kamuya ve Devlete Güven İlkesi

Devlet, bireylerin hukuka olan inançlarını ve güvenlerini korumakla yükümlüdür.

Hukuki Öngörülebilirlik, Belirlilik ve Ölçülülük İlkesi 

Öngörülebilirlik ve belirlilik, kişinin kendisi ile ilgili yasal düzenlemeleri önceden bilmesini dolayısıyla da nasıl bir  hukuki muamele karşısın da kalacaklarını tahmin edebilmesidir.

Ölçülülük ilkesi, bir temel hak ya da hürriyeti sınırlama maksadı ile sınırlamada kullanılacak araç arasındaki ilişkinin uygunluğudur.

Yasaların Toplum Yararına Dönük Olması İlkesi

Yasaların amacı genel halkın  ve toplumun refahını sağlamaktır.

Hakkın Kötüye Kullanılmaması İlkesi

Bir hakkın dürüstlük kurallarına açıkça aykırı şekilde ve özellikle amacı dışında kullanılmış ve bundan da başkalarının zarar görmüş veya zarar görme tehlikesiyle karşılaşmış olmalarıdır.

Özel Hükmün Genel Hükümden Önce Gelmesi İlkesi

Genel kanunlar herkese veya her olaya uygulanır özel kanunlar ise belli kişilere veya belli olaylara uygulanır. Bu sebeple genel kanunlardan önce gelir.

Devletlerin Egemenliğine Saygı  ve  İç İşlere Karışmama İlkesi

Bir devletin ulusal yetkisine giren bir konunun tartışılmasını, görüşülmesini, incelenmesini, araştırılmasını ve bu konular üzerinde tavsiyelerde bulunmasını yasaklamıştır.

Uyuşmazlıkların Barışçıl Yollarla Çözülmesi İlkesi

Görüşmeler, dostça girişim, arabuluculuk, araştırma, soruşturma, hakemlik, mahkeme, bölgesel örgütlere başvurma ve ihtiyari diğer yollar, uyuşmazlıkların barışçıl çözüm yollarıdır.

Uluslararası Yargıya Başvurulmadan Önce İç Hukuk Yollarının Tüketilmesi İlkesi

Başvurucu için bir yükümlülüktür. Tüketilebilecek iç hukuk yolları olağan, erişilebilir, etkin ve uygun olmalıdır.

Kesin Hüküm İlkesi

Mahkeme kararlarına verilmiş mutlak hakikat vasfıdır. Söz konusu kurum sayesinde aynı uyuşmazlığın tekrar tekrar mahkeme önüne getirilmesi engellenir.

Medya ve Çeşitlilik Kılavuzu

0

Medya ve Çeşitlilik Kılavuzu, 2005 yılında İngiltere Büyükelçiliği ve British Council’ın BBC World Service Trust (WST) işbirliği ile medyanın toplumsal katılımdaki rolünü desteklemek amacıyla başlattığı ve 2006 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin ulusal ortak olarak yer aldığı Medya ve Toplumsal Katılım projesi kapsamında hazırlanmıştır. Kılavuz ilk kez 2007 yılında yayınlanmıştır.

Toplumda dezavantajlı konumda olan grupların medyada adil biçimde temsil edilmesi için ilan edilen kılavuz, günün koşullarına göre güncellenerek 18 Ekim 2022’de tekrar yayınlanmıştır. Güncelleme çalışması TGC Meslek İlkeleri İzleme Komisyonu tarafından yapılmıştır. Güncellenen metinde yaşlılar ilk kez yer almıştır. 

Medya ve Çeşitlilik Kılavuzu Hazırlık Çalışmaları 

Proje kapsamında yürütülen bilimsel araştırmada  farklı medya gruplarını temsilen seçilen dört ulusal gazetede bir yıl boyunca yayınlanan haberlerde farklı toplumsal grupların nasıl temsil edildiği içerik analizi tekniğiyle araştırılmış ve araştırma sonuçlarına göre daha dezavantajlı konumda olan grupların temsilinde sorun odakları tespit edilerek konuyla ilgili var olan meslek ilkelerinin geliştirilmesi gereği ortaya koyulmuştur.

Medya ve Çeşitlilik Kılavuzu’nu hazırlamak için Türkiye’nin yazılı ve görsel medya kuruluşlarına mensup önde gelen medya profesyonelleri (editörler, okur temsilcileri, gazeteciler,  televizyoncular) ve ilgili sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile akademisyenlerin katılımıyla bir dizi ilke geliştirme toplantısı yapılmıştır. Ayrıca konuyla  ilgili uluslararası kuruluşların, çeşitli ülkelerdeki ve Türkiye’deki meslek örgütlerinin ve medya kuruluşlarının ilkeleri de derlenerek tartışmaya temel oluşturmuştur. Toplantılarda, sorumlu, ilkeli, kamu çıkarını öne alan gazeteciliğin önündeki engeller incelenmiş; medyanın toplumsal katılımın güçlendirilmesine yönelik rolü ve bu kapsamda yapılması gerekenler tartışılmış ve bu doğrultuda toplantı sürecinde oluşturulan ilkeler, bir kez daha katılımcıların, proje ortaklarının ve danışmanlarının görüşüne sunularak derlenmiş ve bir araya getirilmiştir.

Bu çalışma ile Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin yayınladığı Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde  belirtilen ilkelerin kapsamının genişletilmesi ve yaygınlaştırılması da hedeflenmektedir. Medya ve Çeşitlilik Kılavuzu toplumda daha dezavantajlı konumda olan grupların medyada daha kapsayıcı ve adil biçimde temsil edilmesine yönelik genel ilkeleri içermektedir.

Medya ve Çeşitlilik Kılavuzu’nun 2022 yılınca Güncellenen Yeni Versiyonu 

Medya ve Çeşitlilik Kılavuzu

Medya ve çeşitlilik kılavuzunun, gazetecilerin karmaşık, çok kültürlü dünyayı doğruluk, duyarlılık ve hakkaniyetle ele almalarına yardımcı bir kaynak olması hedeflenmiştir.

Temel görevler;

Medya çalışanları, çeşitli kültürlerden grup ve bireylerin eğitim, sağlık, güvenlik, istihdam ve barınma gibi temel hizmetlerden yararlanırken karşılaştıkları engel ve güçlükleri, medya aracılığıyla yansıtarak, bu sorunların çözümüne ve daha eşitlikçi bir toplumsal düzenin sağlanmasına katkıda bulunmalıdır.

Medya çalışanları özellikle haber ya da diğer içerikle doğrudan ilgisi yoksa, ırk, etnik köken, cinsiyet kimliği, yaş, fiziki farklılık, din ve mezhep belirtmemelidir. Etnik ve azınlık kimliklere ilişkin tanımlamaları olumsuz vurgu olarak kullanmamalıdır.

Medya çalışanları üretecekleri herhangi bir içerikte, kültürel çeşitliliklerden kaynaklanan durumlarla ilgili yapacakları sözel ve görsel seçimlere dikkat etmeli, gruplar hakkında toplumda oluşmuş kalıp yargıların kullanılmasından özellikle kaçınmalıdır.

Kültürel çeşitliliğe sahip toplulukları tanımlarken ayrımcı, kışkırtıcı veya sansasyon yaratıcı dil kullanılmamalıdır.

Yaşanan olay ile olaya karışan kişilerin kültürel çeşitlilikleri arasında yanlış yönlendirici ilişki kurulmasına yol açabilecek ve düşmanlaştıracak imalar kullanmaktan kaçınmalıdır.

Çeşitli kültürel kimliklere sahip bireylerin haber kaynağı ve uzman olarak medyada kendilerini ifade etmelerine olanak tanımalı, içerik üretiminde de kişi ve toplulukların kendileri hakkında yaptıkları tanımlamaları esas almalıdır.

Irkçı, ayrımcı, aşağılayıcı görüşler ve nefret söylemine karşı mesafeli bir tavır sergilemeli, meşrulaştırmamalı, bu tür söylemlerin yanlışlığını vurgulayacak üslup kullanmalıdır. Bu tür görüş ve iddiaların yayımlandığı içeriklerde mutlaka sorgulayıcı olmalı, karşı değerlendirme ve bilgilere de yer vermelidir.

Bütün canlıların yaşam hakkına saygı duymalıdır. Hayvanlarla ilgili haberleri insan odaklı yazmamalı; hayvan hakları savunucuları ve uzmanların görüşlerine de yer vermelidir. Hayvanları endüstrinin terimleriyle tanımlamamalıdır.

ÇOCUKLAR

Medya, çocukları istismar, suç ve yoksulluğun çaresiz kurbanları, suçlu kişiler veya zavallı masumlar olarak göstererek çocuk sömürüsüne ortam hazırlamamalıdır.

Haberciliğin, olumsuzluklara odaklanan yaygın anlayışının dışına çıkılarak, çocuklarla ilgili olumlu gelişmelere ve onların başarı öykülerine yer verilmelidir.

Çocuklardan politik konularda görüş ve değerlendirme alınmamalı; suç ile ilişkili olaylarda mağdur ya da fail çocukların yüz görüntüleri ve kimlikleri asla yayımlanmamalıdır.

KADINLAR

Haberlerde kadınları ve yeteneklerini küçümseyen yaklaşım ve cinsiyetçi dil terkedilmeli, toplumsal cinsiyet eşitliğini gözeten kadın odaklı habercilik yapılmalıdır.

YAŞLILAR

Medya, yaşlılık dönemindeki insanların, gelirin azalması ve toplumsal statü kaybının yanı sıra, bilişsel ve fiziksel gerileme ile ortaya çıkan “yoksunluğun” meşrulaştırılmasına, hak kayıplarına uğratılmalarına ve ayrıştırılmalarına karşı durmalıdır. İleri yaştaki insanların yaşam hakkına saygı göstermelidir.

Yaşlılar mağdur, yalnız, beceriksiz, savunmasız, bakıma muhtaç hatta topluma bir yük olarak gösterilmemelidir.

CİNSEL YÖNELİM VE CİNSİYET KİMLİĞİ

Dile yerleşmiş, homofobik ve transfobik sözcük, söylemler ve kalıp yargılar terkedilmeli, onun yerine eşitlikçi bir söylem geliştirilmelidir.

Hiçbir birey cinsel yönelimleri ve/veya cinsiyet kimlikleri ne olursa olsun, görüş, deneyim ve uzmanlık alanındaki bilgileri bu kimliklerinden bağımsız olarak topluma yansıtılmalıdır.

MÜLTECİLER, SIĞINMACILAR, GÖÇMENLER

Medya içeriği oluşturulurken mülteci, sığınmacı ve göçmenlerle ilgili doğru terminoloji kullanımına özen gösterilmeli, gerektiğinde uzman kuruluşların desteğine başvurulmalıdır.

Yaşam koşullarının olumsuzluğu aktarılırken insan onurunun korunması ilkesine uyulmalı, onları kurbanlaştırmak yerine, aralarında yeni hayat kurma amaçlarına ulaşan ve başarı hikayesi yazanların da olduğuna dikkat çekilmelidir.

Mülteci, sığınmacı ve düzensiz göçmenlerle ilgili her türlü içerik üretirken mutlaka onların da görüşleri alınmalı, sorunlarının yansıtılması ve çözüm yolları bulunması için çaba harcanmalıdır.

ENGELLİLER

Engelliliğin insani bir durum olduğunu pekiştiren, onların eşit yurttaş olduğunu unutmadan, dışlayıcı ve ayrımcı olmayan bir yaklaşım sergilenmeli, engelli bireylerin yaşadıkları sorunların yapısal nedenlerine odaklanan haberler yapılmalıdır.

AZINLIKLAR VE ÖTEKİLEŞTİRİLMİŞ GRUPLAR

Medya, çoğunluğa göre “azınlık” durumunda olanların, yurttaşlık statülerini sorgulayan, yok sayan veya reddeden üsluptan kaçınmalı, tüm ötekileştirilmiş grupların yaftalanmasını engelleyen kapsayıcı, eşitlikçi bir yaklaşım izlemelidir. Böylelikle çeşitli topluluklar arasında gerilim yaratacak konularda toplumsal barışın ve karşılıklı anlayışın güçlenmesine katkıda bulunabilir.


Medya ve Çeşitlilik Kılavuzu Eski Versiyonu 

Çocuk
ÇOCUKLAR VE MEDYA


Medyanın üretim süreci ve içeriğini çocukların yararına dönüştürme için kılavuz

Hedefler

Medya kuruluşları, çocukların, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde yer alan haklarının ihlalleri ile ilgili davranışlar karşısında yasal yaptırımlardan gücünü alan koruma girişimlerine ek olarak çocukların bedensel ve ruhsal refahlarının korunması ve geliştirilmesi için üzerine düşen bütün sorumlulukları iyi niyetle ve yüksek düzeyde yerine getirmeyi bir görev bilmelidir.

Bu bağlamda, medya kuruluşları bütün edimlerini Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ile ilişkilendirerek, yasalara göre çocuk kabul edilen 0-18 yaş arasındaki tüm bireylerde demokratik kültür ve iletişim biçimlerine ilişkin model oluşturmayı hedef olarak benimsemelidir.

Gazete, dergi, radyo, televizyon ve interneti kullanarak, kamuoyuna bilgi ve görüşler sunan medya ortamında mesleki faaliyet gösterenler, yaptıkları iş ne olursa olsun, sonuçta ürettikleri içeriğin öncelikle çocuklara ulaştığının bilinciyle ve bunun gerektirdiği sorumlulukla hareket etmelidir.

Medya kuruluşlarına düşen temel görevler

Bu çerçevede, Türkiye’de faaliyet gösteren bütün medya kuruluşları, çocukların uluslararası ve ulusal sözleşme ve yasalarda yer alan yaşama, korunma, gelişme ve katılım hakları ile ilgili kurallardan hareket ederek, kendine özgü özdenetim politikaları ve mekanizmalarını oluşturarak kamuoyuna duyurmalıdır.

Medya kuruluşları, kabul ettikleri yayın ilkelerinin uygulanıp uygulanmadığı konusunda iç denetimi sağlayacak bir sistem oluşturmalıdır. Bu sistem, medya içeriğinde çocuklar ile ilgili konularda öneri geliştirebilecek danışma organlarını da barındırmalıdır.

Okur-izleyici-dinleyici temsilcileri (ombudsmanlar) aracılığıyla, sivil toplum örgütlerinin de katılımıyla oluşturulacak ebeveyn-okuyucu-izleyici konseyleri düzenli aralıklarla toplanarak, medya içeriği ile ilgili şikayetleri kurum içinde ve kurum için değerlendirmelidir. Bu değerlendirmeler, medya kuruluşlarında ombudsmanların yönetiminde meslek içi eğitime dönük bir etkinliğe temel oluşturmalıdır.

Medya kuruluşları, çocuklara haber ve programlarında yer verirken gereken profesyonel bakış açısını yakalayabilmek için çocuk muhabirliği ve programcılığının özel bir uzmanlık alanı olarak geliştirilmesini öncelikli bir hedef olarak benimsemelidir. Bu alanda çalışacak medya profesyonellerine hukuk, psikoloji ve pedagoji disiplinlerinin ışığında çocuk konusuyla ilgili eğitim alma ve kendini geliştirme imkanı sağlanmalıdır.

Görevi ne olursa olsun, medya sektöründe çalışacak bütün profesyonellerin mesleğe kabulünde çocuk hakları ve koruma politikalarına uygun davranacaklarına ilişkin bir taahhütname imzalamaları sağlanmalıdır. Bu önlem, medya kuruluşlarının toplumsal sorumluluklarının bir parçası olarak benimsenmeli ve uygulanmalıdır.

Çocukların seçmeli ve bilinçli okuma, izleme ve dinleme alışkanlıklarını geliştirecek eleştirel medya okuryazarlığı projeleri desteklenmelidir.

Bu konuda medya kuruluşları da eğitim sektörü, iletişim alanındaki düzenleyici kuruluşlar ve ilgili STK’larla işbirliği içerisinde olmalıdır.

Medya kuruluşları, cinsellik, şiddet ve olumsuz örnek oluşturabilecek davranışları kapsayan içerikten çocukların korunabilmesi için aileleri bilgilendirme ve uyarmanın temel sorumluluklarından biri olduğunu daima göz önünde bulundurmalıdır.

Medya içeriğinde yer alan herhangi bir materyalin çocuklar üzerinde yaratacağı etkiler gözetilerek içerikle ilgili gerekli bilgilendirme ve  uyarılar yapılmalıdır. Görsel-işitsel medya içeriğinde yetişkinlere yönelik malzemenin yayın akışı,  izleyici/dinleyici/okuyucuların arasında çocukların da olabileceği ihtimali göz önünde bulundurularak  düzenlenmelidir.

Medya profesyonellerine düşen temel görevler:
a. Üretim sırasında göz önünde bulundurulması gerekenler

Çocuklarla ilgili konularda haber ve yorum hazırlarken, doğruluk ve duyarlılık bakımından en yüksek mükemmellik standartlarına ulaşmaya çalışmak medya profesyonellerinin temel hedefi olmalıdır. Çocuklara yönelik hazırlanan içerikte onlara zararlı olabilecek unsurların yer almasını engellemek için gereken özen gösterilmelidir.

Herhangi bir medya içeriğinde söz konusu edilen ya da katkısı sağlanan çocuğun maddi ve manevi güvenliğinin sağlanması öncelikle medya kuruluşlarının ve profesyonellerin sorumluluğu kapsamındadır.

b. Çocukların medya içeriğine katılımının sağlanması

Medya profesyonelleri çocukların bakış açılarını araştırmaya yönlendirilmelidir. Ayrıca olanaklar dahilinde çocukların medya içeriğine üretim yoluyla katkı sağlamaları da teşvik edilmelidir.

Çocuklarla çalışırken şu noktalara dikkat edilmelidir;

Öncelikle katılımı sağlanacak çocuğun ve ana babasının veya hukuken gözetiminde bulunduğu kişinin rızası alınmalıdır.

Çocuğun birey olarak mahremiyetine saygı gösterilmeli, onu zihinsel karmaşaya sürükleyecek yaklaşımlardan kaçınılmalıdır.

Durumun kamu yararına olacağına ilişkin açık veriler bulunmadıkça, ister fail ister mağdur olsun, çocukların görsel sunumundan ve onların teşhisine ve teşhirine yol açacak uygulamalardan kaçınılmalıdır.

Çocukların kimliğinin tespitine yol açacak bilgilerin verilmesinden kaçınılmalıdır.

Çocukların görüntülerinin alınmasının gerekli olduğu hallerde açık ve doğrudan yöntemlere başvurulmalıdır. Mümkün olduğu durumlarda görüntüler çocukların ve sorumlu bir yetişkinin bilgisi ve onayı dahilinde elde edilmelidir.

Tartışmalı konularda ve olaylarda çocuklar tarafından sağlanan bilgiler farklı kaynaklardan doğrulatılmalı ve bu doğrulatma işlemi bilgi veren çocukları riske sokmadan yapılmalıdır.

Çocukların medya içeriğinde cinselliği çağrıştıracak şekilde konumlandırılmasından ve görselleştirilmesinden kaçınılmalıdır.

Medya içeriğinde yer alan ürünlerin üretimine katılımları karşılığında çocuklara, ana-babalarına veya vasilerine herhangi bir ödeme yapılmamalıdır. Bu kural elbette dizi, reklam vb. de olduğu gibi, doğrudan üretimde rol alarak para kazanan çocukları içermez. Medya sektöründe çalışan çocuklar için ise çalışma saatleri ve koşulları onların eğitim, sağlık ve güvenlik gereksinimlerine uygun olarak düzenlenmelidir.

c. Medya içeriğinde çocuklara yaklaşım

Yaş, cinsiyet, sakatlık, ırk ya da etnik köken, dini inanç, sosyal ve ekonomik statü farkına bakılmaksızın medya içeriğinde çocuklar arasında ayrımcılığı önlemek ve onurlarının korunması konusunda gerekli duyarlılığı göstermek bütün medya çalışanlarının görevi olmalıdır.

Özellikle suça karışan çocuklarla ilgili haberlerde sadece söz konusu olayın sonuçlarına değil, nedenlerine de yer verilmelidir. Bütün medya profesyonelleri etiket ve sıfatlar yoluyla çocuklarla ilgili yaratılabilecek olumsuz kalıp yargılar konusunda duyarlı olmalıdır.

Çocuğa yönelik şiddet hiçbir biçimde meşru gösterilmemelidir. Özendirici olabileceği göz önünde bulundurularak, çocuğa yönelik şiddet ve taciz haberlerinde bu eylemleri uygulayanların eyleme dair uzun açıklamalarına yer verilmemeli, bu açıklamalar mümkün olduğunca kısa tutularak ve eleştirilerek aktarılmalıdır.

Haberciliğin, olumsuzluklara odaklanan yaygın anlayışının dışına çıkılarak, çocuklarla ilgili olumlu gelişmelere ve onların başarı öykülerine de yer verilmelidir.

Çocukların yaşamında rol modeli olacak örneklerin daha çok temsil edilmesi için çaba gösterilmelidir.

Medya ve Çeşitlilik kılavuzu

Kadın ve Cinsel Yönelim

Kadın, Cinsel Yönelim ve Medya

Medyanın üretim süreci ve içeriğini toplumsal cinsiyet eşitliği yararına dönüştürme için kılavuz

Hedefler

Medya sahip olduğu güç ile toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yeniden üreten bir araç olmak yerine, toplumsal cinsiyet eşitliğini gerçekleştirme hedefine katkıda bulunmak için önemli bir mücadele alanı ve aracına dönüştürülmelidir.

Bu doğrultuda, medya kuruluşları, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlama konusunda bugüne kadar sürdürülen iyi niyetli çabaları daha ileri boyutlara taşıyarak, ulusal ve uluslar arası düzenlemelerde ifadesini bulan cinsiyetler arası eşitlik idealini hayata geçirmek için alanına giren sorumlulukları büyük bir özen içinde yerine getirmeyi görev bilmelidir.

Bu bağlamda medya kuruluşları ve medya çalışanları, cinsiyet ve cinsel yönelim farklılığına dayalı ayrımcılıkla mücadele etmeyi hedef olarak benimsemelidir.

Medya kuruluşlarına düşen temel görevler

Medya kuruluşları, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlama konusunda ulusal ve uluslararası hedeflerden yola çıkarak, toplumsal cinsiyet duyarlılığıyla kendine özgü öz denetim politikaları ve kurum içi izleme mekanizmaları oluşturarak bunları kamuoyuna duyurmalıdır. Bu mekanizmalar, medya içeriğinde toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlama hedefinden sapmalar söz konusu olduğunda öneri geliştirebilecek danışma organlarını da içermelidir.  Çalışanların toplumsal cinsiyet duyarlılığını artırmayı hedefleyen kurum içi eğitim programları oluşturulmalı, ayrıca kurum dışı programlara katılım da teşvik edilmelidir.

Toplumda cinsiyet ve cinsel yönelim ayrımcılığı konusundaki her türlü ihlalin izlenmesi, haber ve diğer içerikler yoluyla topluma yansıtılması bütün medya kuruluşlarının öncelik verdiği bir konu olmalıdır.

Çalışanlar, her tür olay ve olguyu toplumsal cinsiyet eşitliği açısından irdelemeye yönlendirilmelidir.

Medya kuruluşlarındaki istihdam sürecinde ve medya çalışanlarının meslek örgütlerindeki temsilinde farklı cinsiyetler deki çalışanlara eşit olanaklar sağlanmalıdır.

Bu çerçevede;

Çalışanlar arasında kadınların sayısının artmasına önem ve öncelik verilmelidir.

Eşit işe eşit ücret ilkesi farklı cinsiyetlerdeki medya çalışanları açısından geçerli kılınmalıdır.

Yönetim kademelerinde kadınların da yükselmesine olanak tanınmalıdır.

Kadınlar ve cinsel yönelimleri farklı olanların işyerinde ayrımcılık ve tacize uğramalarını önleyici politika ve mekanizmalar oluşturulmalıdır.

Medya profesyonellerine düşen temel Görevler
Medya çalışanları, cinsiyet ve cinsel yönelim ayrımcılığına karşı duyarlılığın geniş bir tabana yayılması sürecinde önemli bir rol oynadıklarının farkında olarak;

Kadınların ve cinsel yönelimleri nedeniyle ayrımcılığa maruz kalanların sorunlarına daha çok ilgi göstermelidir.

Kadın bedeninin cinsel çağrışımlar yaratacak biçimde, gereksizce görselleştirilmesinin önüne geçmenin yollarını düşünmelidir.

Dilin içinde yerleşik, bir cinsi ya da cinsel yönelimi diğeri karşısında aşağılayan cinsiyetçi ve homofobik sözcük ve söylemlerin dönüştürülmesi konusunda duyarlı olmalı; yanlı sözcük ve terimlerin yerine eşitlikçi bir söylemi geliştirmek için çaba göstermelidir.

Cinsiyetleri ve cinsel yönelimleri ne olursa olsun, farklı yaş, görüntü, fikir, görev ve rollere sahip insanların medyadaki her türlü içerikte, gelenekler, alışkanlıklar ve cinsiyetçi ve homofobik kalıp yargılar dışına çıkılarak sunulması konusunda gereken özeni göstermelidir.

Her türlü içeriğin oluşturulmasında, erkeklerin olduğu kadar, kadınların ve cinsel yönelimleri farklı olanların da görüşlerini, deneyim ve uzmanlıklarından kaynaklanan bilgilerini topluma yansıtmalıdır.

Kadınlar ve cinsel yönelimleri farklı olanlar arasında olumlu rol modeli olabilecek örneklerin haberleştirilmesi ve programlarda kullanılmasına öncelik vermelidir.

Şiddetin haberleştirilmesi
Medya çalışanları, kadınlar ve cinsel yönelimleri farklı olanların uğradıkları kötü muamele, baskı ve şiddetin haberleştirilmesinde özellikle şu noktalara dikkat etmelidir:

Cinsiyet ayrımcılığına dayalı şiddet hiçbir biçimde meşru gösterilmemeli, şiddetin toplumsal düzlemdeki önemini azaltacak sansasyonel kullanımlardan ve mizah malzemesine dönüştürme eğilimlerinden uzak durulmalıdır.

Mağdurun kimliği gizli tutulmalı, kimliğin teşhisine yarayacak diğer bilgiler de verilmemelidir. (ad, fotoğraf, adres, yerel odaklı haberler için yerleşim birimi vb.)

Konuşulacak kişinin rızası önceden alınarak, kişi konuşması sonrasında karşılaşılabileceği olası riskler konusunda bilgilendirilmelidir. Bu bilgilendirme çerçevesinde mağdura teşhis edilip edilmemeye karar verme hakkı tanınmalıdır.

Cinsiyetleri ve cinsel yönelimleri nedeniyle şiddete uğrayanlarla ilgili haberlerde mağdurların onurunun korunmasına gereken özen gösterilmelidir. Bu ilke özellikle şiddet sonucu yaşamını yitirenlerle ilgili haberlerde daha büyük önem taşımaktadır.

Mağduru küçük düşürücü durumlarda gösteren fotoğrafların kullanılmasından kaçınılmalıdır.

Taciz ve tecavüz gibi cinsel suçların haberleştirilmesinde kullanılan dile özen gösterilmelidir. Saldırganın ifadesinden yararlanılarak hazırlanan metinlerin mağdur açısından yaralayıcı olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Bu haberlerde kullanılan görsel malzeme ile anlatım biçiminin pornografik ve özendirici çağrışımlar yaratmamasına dikkat edilmelidir.

Sorumlu bir anlayış benimsenerek şiddete uğrayan ya da risk altında olanlar, çözüm yolları ve yöntemleri konusunda bilgilendirilmeli, var olan kuruluş ve yardım hatlarının erişim bilgileri haberde yer almalıdır.

Medya ve Çeşitlilik kılavuzu
Kültürel Çeşitlilik
Kültürel Çeşitlilik ve Medya

Medyanın üretim süreci ve içeriğini kültürel çeşitliliği güçlendirme yönünde dönüştürme kılavuzu

Hedefler

Medya kuruluşları, toplumda ırk, etnik köken ve dini inanç temelinde tanımlanan kültürel çeşitliliklere sahip grupların, ulusal ve uluslararası düzenlemelerde yer verilmiş ve koruma altına alınmış, var olma ve kendini ifade etme hakkını gerçekleştirebilmesi, bu grupların ayrımcılığa uğramaksızın, toplumsal barışı güçlendirme yönünde temsili için iyi niyetle ve üst düzeyde çaba göstermeyi bir görev bilmelidir.

Bu bağlamda, medya kuruluşları için kültürel çeşitliliklerin temsilinde karşılıklı anlayışı güçlendirecek bir yaklaşım benimsemek öncelikli hedef olmalıdır.

Kültürel çeşitliliklerin toplumsal zenginlik olarak değerlendirilerek tanıtılmasına dönük yayınlar bu konuda önemli katkılar sağlayabilir.

Medya kuruluşları ve çalışanları için, başta barış, demokrasi ve insan hakları olmak üzere; insanlığın evrensel değerlerini, çok sesliliği, farklılıklara saygıyı savunmak kaçınılmaz ve reddedilemez bir görevdir.

Medya kuruluşları ve çalışanları;

Milliyet, ırk, etnisite, dil, din ve inanç ayrımcılığı yapmadan tüm ulusların, tüm halkların ve tüm bireylerin haklarını ve saygınlığını tanır.

İnsanlar, topluluklar ve uluslar arasında nefreti ve düşmanlığı körükleyici yayından kaçınır.

Bir ulusun, bir topluluğun ve bireylerin kültürel değerlerini ve inançlarını veya inançsızlığını saldırı konusu yapmaz. Farklı kültürel grupların duyarlılıklarına saygı göstermek bütün medya kuruluşlarının temel ilkesi olmalıdır.

Medya kuruluşlarına düşen temel görevler

Medyada kültürel çeşitliliğin işlenmesinde göz önünde bulundurulacak etik standartları, düşünce ve ifade özgürlüğüne de dikkat ederek geliştirmenin en güvenilir yolu; bütün medya kuruluşlarının iç yapılarında güçlü özdenetim politikaları ve mekanizmaları oluşturmalarıdır.

Özdenetim mekanizmalarının temel işlevlerinden biri de, kültürel çeşitliliklerin temsili konusunda kurum içi eğitim programlarını düzenli etkinliklerin bir parçasına dönüştürerek, var olan etik standartlar hakkında çalışanlar arasında farkındalık yaratmak olmalıdır.

Medya kuruluşları ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve kültürlerarası yanlış anlamalara yol açacak önyargıları güçlendirecek yayınlardan kaçınarak, toplumda var olan hoşgörüsüzlükle mücadele etmelidir.

Bir kültürel grubu diğerine göre üstün olarak tanımlayan ya da farklılıklar konusunda oluşmuş kalıp yargıları kullanan içeriklerin hiçbiri yayınlanmamalıdır.

Medya profesyonellerine düşen temel görevler:

Medya çalışanları, farklı kültürlerden grup ve bireylerin eğitim, sağlık, güvenlik, istihdam ve barınma gibi temel hizmetlerden yararlanmada karşılaştıkları engel ve güçlükleri medya ürünleri aracılığıyla yansıtmak yoluyla, bu sorunların çözümüne ve daha eşitlikçi bir toplumsal düzenin sağlanmasına katkıda bulunmalıdır.

Medya çalışanları özellikle haber ya da diğer içerikle doğrudan ilgisi yoksa, ırk, etnik köken, din ve mezhep belirtmemelidir. Etnik ve azınlık kimliklere ilişkin tanımlamaları olumsuz vurgu olarak kullanmamalıdır.

Medya çalışanları üretecekleri herhangi bir içerikte, kültürel çeşitliliklerden kaynaklanan durumlarla ilgili yapacakları sözel ve görsel seçimlere dikkat etmeli; gruplar hakkında toplumda oluşmuş kalıp yargıların kullanılmasından özellikle kaçınmalıdır.

Kültürel farklılığa sahip toplulukları çoğunluk karşısında tanımlarken ayrımcı, kışkırtıcı veya sansasyon yaratıcı bir dil kullanılmamalıdır.  Çoğunluğa göre ‘azınlık’ durumunda olanların farklılıklarını ve yurttaşlık statülerini sorgulayan veya reddeden ya da etkinliklerini suç gibi gösteren her tür yazı, açıklama, şaka, hiciv, yorum ve haber aktarma üsluplarından kaçınılmalıdır. Topluluklar arasında gerilim yaratacak konularda duyarlı olunarak toplumsal barışı ve karşılıklı anlayışı güçlendirici bir yaklaşım benimsemelidir.

Yaşanan olay ile olaya karışan kişilerin kültürel farklılıkları arasında yanlış yönlendirici bir ilişki kurulmasına yol açabilecek imalar kullanmaktan kaçınmalıdır. Tekil örnek oluşturan olumsuz olayları tüm topluluğun tutumu  olarak genellememelidir.

Her zaman olayların arka planını araştırmalı ve tarihe ilişkin Referanslarda duygusal yaklaşımlardan kaçınmalıdır.

Farklı kültürel kimliklere sahip bireylerin haber kaynağı ve uzman olarak medyada kendilerini ifade etmelerine olanak tanıyarak,  kişilerin kendileri hakkında yaptıkları tanımlamalara öncelik vermelidir.

Irk üstünlüğünü savunan ve başkalarını aşağılayan ırkçı oluşumların  iddialarına yer verildiği durumlarda mutlaka bu iddiaları sorgulayacak karşı değerlendirmelere de yer vermelidir.

Mülteciler ve göçmenler

Mülteci ve göçmenler bir ülkede var olan kültürel çeşitliliğin parçası olarak değerlendirilseler de; kendilerine özel duyarlılık göstermek, medya kuruluşlarının ve çalışanlarının temel sorumluluklarından biri olmalıdır.

Mülteci ve göçmenlerle ilgili medya içeriği oluştururken şu noktalar dikkate alınmalıdır:

Mülteciler ve göçmenlerin, ağırlıklı olarak güç ve olumsuz koşullar nedeniyle vatanlarını terk ettikleri daima göz önünde bulundurulmalıdır. Mülteciler ve göçmenler hakkında olumsuz duygular uyandırabilecek tanımlamalar yapılmamalı, ırkçı ve ayrımcı söylemler kullanılmamalıdır.

Mülteci ve göçmenlerin hukuki durumları farklılık göstermektedir. Bu nedenle, medya içeriği oluşturulurken doğru terminoloji kullanımı için uzman kuruluşların desteğine başvurulmalıdır.

Herkes için uyulması gereken özel hayatın dokunulmazlığı ile ilgili kurallar mülteciler ve göçmenler için de gözetilmelidir. Konuşulacak kişinin rızası önceden alınarak, kişi konuşması sonrasında karşılaşabileceği olası riskler konusunda bilgilendirilmelidir.

Mülteci, göçmen ve insan ticareti mağdurlarının gerek kendi gerekse ülkelerinde bıraktıkları yakınlarının can güvenliği için; medyada açık kimlik ve görüntülerinin yayınlanmamasına özen gösterilmelidir.

Mülteci ve göçmenlerin genel olarak içinde bulundukları yaşam koşullarının olumsuzluğu dile getirilirken, insan onurunun korunması ilkesine dikkatle uyulmalı, kişiler rencide edilmemelidir.

Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi

0
Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2009 öğretim yılında öğretime başlamıştır. Fakülte, öğrencilerinin eğitim hayatları süresince hukuk bürolarında, özel sektörde ve sosyal projelerde çalışmalarını sağlayarak hukuk uygulamaları konusunda donanımlı mezunlar yetiştirmeyi hedeflediğini ilan etmiştir.

Yaşar Üniversitesi Bornova Selçuk Yaşar Kampüsünde eğitime devam eden fakültede 2018 yılı itibariyle  Prof.Dr. Mustafa Ruhan Erdem, Prof. Dr. Meral Özkan, Prof.Dr. Işıl Özkan, Prof.Dr. Halide Gökçe Türkoğlu, Prof. Dr. Ayşe Havutçu, Prof.Dr. Ali Timur Demirbaş, Prof.Dr. Fevzi Demir ve Prof. Dr. Sevilay Uzunallı görev yapmaktadır. fakülte dekanlığını 2022 yılından itibaren Prof. Dr. Burcu Dönmez yürütmektedir. 

Fakülte, Bilimsel TEMYİZ isimli dergiyi çıkarmaktadır.

Fakülte, proje odaklı çalışma prensibi ve bilimin tek rehber olduğuna inanmış, çalışkan, doğru bildiğini savunabilen, demokrasi konusunda bilgili ve deneyimli Türk aydınları yetiştirmeyi amaçladığını deklare etmektedir.

Hukuk Fakültesi İzmir’in sosyal, kültürel, ekonomik, ticari, tarihi ve jeolojik özellikleri göz önünde tutularak Taşıma Hukuku, Deniz Ticareti Hukuku, Avrupa Birliği Hukuku, Çevre Hukuku alanlarında yoğunlaşmaktadır.

YÖK kayıtlarına göre yaklaşık 1400 öğrencinin eğitim gördüğü Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi, öğrencilerinin yabancı dil bilen, çağdaş hukuk sistemleri ve özellikle Avrupa Birliği Hukuku hakkında bilgi sahibi, Avrupa Birliğinin standartlarını kavramış ve özümsemiş, yazılı ve sözlü ifade etme becerisine sahip, uluslararası platformda kendini ifade edebilen, üretken hukukçular olarak iş yaşamlarına başlamalarını hedeflemektedir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi Eğitim Modeli 

Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Türkiye Barolar Birliği tarafından Türkiye’nin En İyi Hukuk Fakülteleri Sıralamasında bir ölçüt olarak kabul edilen sanal mahkeme salonuna sahiptir. Türkiye’de ilk defa uygulanan bir yöntemle üç kamera ile kayda alınan 80 kişilik duruşma salonunda yürütülen ve öğrencinin öğrenimi süresinde edindiği hukuki bilgileri temel alarak önemli konularda karşılaşılan davalarda davacı, davalı, hakim gibi görevleri üstlenmelerini sağlayan uygulamaya yönelik eğitim vermektedir. Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi, öğrencilerin henüz eğitim sürecindeyken uygulama ile tanışmalarını ve gelecekte iş yaşamına avantajlı başlamalarını sağlamayı amaçlamaktadır.

Prof. Dr. Mustafa Ruhan Erdem

Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olan öğrenciler hukukçu unvanı ile, gerekli stajlarını tamamladıktan veya sınavları kazandıktan sonra, özel sektör ve kamu sektöründeki kurum ve kuruluşlarda avukat veya kendi hukuk bürolarında bağımsız avukat, adli ve idari hakim, savcı, noter, diplomat, banka müfettişi, maliye hesap uzmanı, Sayıştay denetçisi, Bakanlıklarda ve çeşitli kamusal kuruluşlarda müfettiş, diplomat, özel sektör ile kamu kesiminde yönetici ve danışman olarak görev alabilmektedirler.

Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi, birinci yılda, Anayasa Hukuku, Medeni Hukuk, Roma Hukuku, Hukuka Giriş ve Hukukun Temel Kavramları, İktisada Giriş gibi temel bilgilerin okutulduğu dersler yer almakta, ikinci dönemden itibaren verilen Turizm Hukuku, Spor Hukuku, Çevre Hukuku, İletişim Hukuku, Havacılık Hukuku, Güncel Atipik Sözleşmeler, Enerji Hukuku gibi kısmen veya tamamen yabancı dilde verilen seçmeli dersler ile öğrencilerin henüz fakülte yıllarında ilgi duydukları alanlarda uzmanlaşmaları sağlanmaktadır.

 

Mehmet Selim Kiraz

0
Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz

Mehmet Selim Kiraz, 01 Ocak 1969 tarihinde Siirt iline bağlı Kayaboğaz köyünde Saadet ve Hakkı Kiraz’ın çocuğu olarak dünyaya geldi.

Savcı Mehmet Selim Kiraz

Kiraz, ilkokul ve ortaokulu Siirt’te tamamladıktan sonra liseyi Mersin İmam Hatip Lisesi’nde bitirdi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandı ve hukuk eğitimini bu okulda tamamladı. Lisede okurken aynı zamanda terzilik yaptı ve eğitimine çalışarak devam etti.

Mehmet Selim Kiraz’ın çocukluğundan bir fotoğraf

Hukuk fakültesindeki eğitiminin ardından hakimlik görevine başlayan Kiraz çeşitli illerde görev yaptıktan sonra 2010 yılında Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Savcılığı’na atandı. Burada 4 yıl çalıştıktan sonra 2014 yılında İstanbul Cumhuriyet Savcılığına getirildi ve 14 yıl savcılık yaptı.

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz 31 Mart 2015 tarihinde görevi başında iken uğramış olduğu saldırı sonucunda yaşamını yitirdi ve tüm ülkeyi yasa boğdu.

Eşi Yasemin Yoldaş Kiraz hakim olarak görev yapmaktadır ve 2 çocuk sahibidir.

Mehmet Selim Kiraz’ın adı birçok hatıra ormanı, park, konferans salonu, bina, cadde, sokak ve kütüphaneye verilmiş; adına spor müsabakaları ve yarışmalar düzenlenmiştir. İstanbul Çağlayan Adliyesinde her yıl anma törenleri düzenlenmektedir.

Mehmet Selim Kiraz’ın görev yaptığı İstanbul Merkez Adliyesi binasına “İstanbul Adalet Sarayı Savcı Mehmet Selim Kiraz Yerleşkesi” adı verilmiş; adliye konferans salonunda da hatırası yaşatılmıştır. Hayatını anlatan bir belgesel çekilmiş, yapımcılığı TRT tarafından yürütülen belgeselin yönetmenliğini Halil Aygün yapmıştır.

Mehmet Selim Kiraz için Çağlayan Adliyesinde Düzenlenen Tören

Son Görev Yeri, Gezi Olayları ve Berkin Elvan Davası 

5 Ocak 1999 doğum tarihli Berkin Elvan 2013 yılındaki Gezi Parkı protestoları sırasında 16 Haziran 2013 tarihinde, 15 yaşında iken ağır bir şekilde yaralanmış, 11 Mart 2014 tarihine kadar komada kaldıktan sonra hayatını kaybetmiş, aradan geçen uzun süreye soruşturma ilerlememiş ve sorumlular hakkında dava açılamamıştır.

Mehmet Selim Kiraz, 2014 yılında atandığı İstanbul Cumhuriyet Savcılığında Gezi Olayları sırasında öldürülen Berkin Elvan soruşturmasına Eylül ayında beşinci savcı olarak atanmıştır. Kiraz, bu soruşturma yanında Gezi Olaylarında ölen ya da yaralanan bazı kişilerin de dosyalarına bakmaya başlamıştır. Kiraz, Lobna Allami, Okan Özçelik, Volkan Kesanbilici, Edral Sarıkaya, Aydın Aydoğan ve Burak Ünveren’in de aralarında olduğu çok sayıda kişinin soruşturma dosyasını yürütmüştür.

Berkin Elvan davasında ilerleme sağlayan Kiraz, soruşturmayı ilerletmiş, adli tıp raporunun dosyaya girmesini sağlamış; delilleri toplamış, 3 polis memurunun şüpheli olabileceği sonucuna varmış, kimlik tespiti için olay yerinde görev yapan polislerin bilgilerini istemiş ancak 3 şüpheli tespit edilememiş ve araştırmalara devam edilmiştir.

Çağlayan Adliyesi

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz, Elvan’ın sert bir cismin kafasına isabet etmesi sonucu yaralandığı ve hastanede tedavi görürken hayatını kaybettiği yönündeki raporları takip ederek failleri tespit etmek üzere iken 31 Mart 2015 tarihindeki rehin alma eylemi gerçekleşmiştir.

Mehmet Selim Kiraz’ın Rehin Alınması ve Öldürülmesi

DHKPC terör örgütü adına gerçekleştirilen eylem sonucunda Şafak Yayla ve Bahtiyar Doğruyol, 31 Mart 2015’te ülke çapında yaşanan elektrik kesintisi sırasında harekete geçmişler, İstanbul Adliye Sarayı’na sahte avukat kimlikleriyle girmişler, Kiraz’ın adliyedeki odasına giderek kapıyı kilitlemişler ve Berkin Elvan soruşturmasında etkin soruşturma yapılmadığı gerekçesiyle savcıyı rehin alarak olayı sosyal medya aracılıyla duyurmuşlardır.

Olayın ardından adliye binası boşaltılmış ve geniş güvenlik önlemleri alınmıştır. Eylemciler, Kiraz’ın serbest bırakılması için hukuk sistemi içerisinde kabul edilmesi imkansız taleplerde bulunmuşlardır. Berkin Elvan’ın ölümünden sorumlu polislerin ‘canlı yayında itirafta bulunmasını ve yargılanmalarını’ isteyen eylemciler; Sezgin Tanrıkulu, İstanbul Baro Başkanı Ümit Kocasakal ve TAYAD’dan oluşan bir heyet oluşturulmasını istemişler; saat 15.35’e kadar bu talepler gerçekleşmezse savcıyı cezalandıracaklarını ve akabinde çatışmaya gireceklerini ilan etmişlerdir.  Yapılan müzakereler yaklaşık dokuz saat sürmüş, ancak sonuç alınamamış, eylemciler teslim olmamıştır.

Kiraz’ın odasından gelen silah sesleri üzerine yapılan polis operasyonu sonucunda iki saldırgan ölü olarak ele geçirilmiştir. Savcı Kiraz kurtarılamamış ve vücuduna isabet eden kurşunlar nedeniyle ağır yaralı şekilde adliye yakınındaki Florence Nightingale Hastanesi’ne kaldırılmıştır. Kiraz’ın hastaneye getirildiğinde kalbinin durmuş olduğu ve solunumunun da kapalı olduğu bildirilmiş, tıbbi müdahaleler sonuç vermemiştir. Hastane adli raporuna göre vücudunda 10 kurşun yarası tespit edilmiştir. Polis, kurşunların eylemcilerin kullandığı silahtan çıktığını açıklamıştır. Otopsi raporu 16 Nisan 2015 tarihinde basında yer almış, ölüm nedeni; “Ateşli silah mermi çekirdeğine bağlı kafatası, kot ve skapula kemik (kürek kemiği) kırığıyla birlikte beyin kanaması, beyin doku harabiyeti ve iç organ yaralanmasından gelişen iç kanama.” olarak belirtilmiştir. Kiraz’ın vücudundan 7.65 mm çapında silaha ait iki adet mermi çekirdeği çıkarıldığı belirtilmiştir.

Olay Sonrası Soruşturma ve Dava Süreci

Mehmet Selim Kiraz’ın öldürülmesinin ardından başlatılan soruşturma sonucunda sanıklar hakkında İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılmıştır. Çok sayıda sanığın yargılandığı davada 4 sanık tutuklanmış, firari 9 sanık hakkında ise kırmızı bülten çıkarılmıştır.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, dokuz gazeteden 18 gazeteci hakkında ‘terör örgütü propagandası yapma‘ suçlamasıyla iddianame hazırlanmıştır.

Senedi İttifak

0
Padişah II. Mahmut

Senedi İttifak, 29 Eylül 1808 tarihinde ilan edilmiştir. Senedi İttifak, askeri, idari ve eğitim alanlarında bir takım reformlar içermektedir ve 2. Mahmut Dönemi Islahatları içinde yer almaktadır.

Belge, teknik olarak bir Anayasa değildir. Ancak senet metni sonraki demokratikleşme hareketlerinde ve anayasal hareketlerde atıf kaynağı olmamıştır.

Senedi İttifak

Senedi İttifak, Türk Anayasa Hukuku tarihinde anayasal unsurlar içeren ilk belge olarak kabul görmektedir. Osmanlı Sadrazamı Alemdar Mustafa Paşa, Rumeli ve Anadolu ayanlarını İstanbul’da toplamış, yapılan toplantı sonucunda Anayasal unsurlar içeren bir antlaşma yapılmıştır.

Devlet iktidarını sınırlandırmayı ve bir takım kişi hak ve hürriyetleri bakımından bazı hukuki standartlar getirmeyi amaç edinen Senedi İttifak bu bağlamda Anayasal hareketlerin başlangıcı olarak görülmüştür. Bazı Anayasa hukuku uzmanları ve sosyal bilimciler 1808 tarihinde imzalanan bu belgeyi İngiltere’de 1215 yılında kabul edilen Magna Carta’ya benzetmektedir. Senet ile Osmanlı tarihinde işkence resmi bir belge ile ilk defa yasaklanmıştır.

Valiler ve toprak beyleri İstanbul’da “meşveret-i amme” toplantısına davet edilmiş ve ittifak metni bu toplantıda oluşturulmuştur. Senedi İttifak, Osmanlı Devletinin merkezi otoritesinin taşra bölgelerinde nispeten azaldığı bir dönemde, padişah otoritesinin yeniden sağlanması amacıyla güçlü toprak beyleri ile yapılmış zorunlu bir kontrattır. Senet metninde, devlet düzeninin bozulduğuna, devlet otoritesinin sarsıldığına ve tüm tarafların bu konuda ortak kanaate sahip olduğuna, devlet otoritesinin kuvvetlenmesi için Senedi İttifak’ tanzim edildiğine yönelik cümleler bulunmaktadır.

Senedi İttifak, merkezi iktidarın yetkilerini sınırlamıştır ve meşrutiyet fikrine saik olabilecek fikirler içermektedir. Metin sonucunda ortaya çıkan kararların uygulanmasını otoritenin ve tüm devlet erkinin kaynağı olan ve sembolü olan padişahın denetlemesi uygun bulunmuştur. Sened-i İttifak metninin sonunda, hükümlerin sonradan da uygulanabilmesini sağlamak üzere sadrazam ve şeyhülislamların değişmesi halinde göreve yeni gelenlerin de bu senedi imzalamaları kararlaştırılmıştır.

Senedi İttifakın oluşturulmasına halk iradesinin doğrudan katkısı olmamıştır.

Senedi İttifak Metni

Elhamdü lillâhillezi eyyidül islâmi biricâlin kaamu alâ sakîn vahldu ve ittifak vessalâtu vesselâmu alâ seyyidina Muhammedillezi refea an ûmmetihin nifâku veşşikak ve alâ âllhi veasnabihillezi içtehidu fi sebllihi bilvifak.

(Amma b’ad)

Sebebi tahriri kitabı meyamin nisâb oldur ki cümlenin velinimeti olan Devleti Aliyei Osmaniye Saltanatı Muhammediye olup bâavni Hazreti Huda ibtidai zuhurundan ilâ yevminâ hazâ mazhar olduğu fütuh ve galibiyet ve şanu şevket ittihad ve ittifak ve ref’i nefsaniyet ve şikak ile hâsıl olduğu varestei kaydı işaret iken bir müddetten beru iktizai gerdişi cerhi gerdan ile şirazei eczai nizam perişan ve vükelâi devlet beyninde ve taşra memalik hanedanları meyanında esbabı şittadan nâşi nefsaniyet ve şikak hâlâtı nümayân olmak mülabesesi ile Saltanatı Seniye’nin kuvveti sureti teşettüte mübeddel ve dâhilen ve haricen nüfuzu muhtel ve bu halet bâyü gedâ ve alâ ve edna hakkına yâni umumen Milleti Beydai Ahmediye’ye murisi vehnü halel olmağla refte refte ne sureti keriheyr müntec olduğu ve bigayri hakkın vaki olan fezâyihi mâlûme takribiyle esası saltanat münderis olmak rütbesine vardığı itiraf kerdei sıgaru kibar olup (fa’tebirû yâ ulil ebsar) nassı celilüşşanı üzere sevâbıkı muamelâttan ahzı ibret ve deaimi nizamı dinp devleti ikame ve ihyal kelimettullahilulyâ niyeti hayriyesiyle bu teşettütûn ittifaka tebdiline ve ol veçhile Devleti Aliye’nin kuvveti kâmilesi esbabını istihsal ve izhara bezli makderet eylemek uhdei diyanet ve zimmeti sadakate mütehattim ve vacib olduğunu cümlemiz derkü iz’an birle mecalisi müteahhide akdolunarak cümlemiz yekvücûd ve ittlhad ve ittifak ileihyai dinü devlete sârifi vüs’u mechûd olup ikmâli kuvveti ve mevaddı sairel mülkiyeyi müzakere ve zevabıtı hasenesini şiraze bendi istişare ettiğimize mebni işbu ittifak şeraitini dahi berveçhi âti senede rabt ve tevsik etmişizdir.

Şart-ı evvel

Şevketlû mehabetlû velinimeti âlem velinimetimiz efendimiz hazretleri kutbi dairei devleti ebed müddet olmalarıyla gerek zâtı şevket simatı mülükânelerine ve gerek teşyidi bünyanı Saltanatı Seniyelerine Hazreti Rabbelâleminln lütfü ihsanına istinad ve imdadı ruhaniyeti Cenabı Risaletpenâhiye tevessülen cümlemiz müteahhid ve zâmin olup vakfen mlnel evkaat gerek vüzera ve ulema ve rical ve gerek hanedanan ve gerek bilcümle ocaklar taraflarından kavlen ve fiilen, sırren ve alenen bir gûna ihatıet ve hilafı emrü rıza tavru hareket zuhur ederse bâdettahkik cesaret edenin te’dip ve ibret kılınmasına dâhileri ve haricen cümlemiz bilittifak ikdam ve gayret edüp bu maddede müsamaha zuhur ederse anın dahi bilittifak te’dip ve tenkiline ciddi tâm oluna ve bu dairei ittifaka dahil olmayan bulunur ise cümlemiz ana davacı olup kavlen ve fiilen şartı ittihada riayet eylemesine ve dahil olmasına cümlemiz tarafından cebroluna. Velhasıl Şevketmeâb Efendimizin gerek zâtı hümâyunlarına ve gerek mülk ve kuvveti Saltanati Senjye ve evamiri aliyelerinin ve merazii aliyelerinin muhafazasına ve fesat ve ihanetten vikayesine mâlen ve bedenen cümlemiz umumen taahhüd ve tekeffül edüp kendûlerimiz hayatta oldukça zatlarımız ve hayatta olmadıkça evlâd ve hanedanlarımız zâmin ola ve bu veçhile cümle hakkında hüsni teveccüh Hazreti Padişâhi derkâr olmağla ifai levazımı şükrgozari ve hidmetkâriye aleddevam sarfi yârâi liyâkat kılına,

Şart-ı sani

Devleti Aliye’nin bekası ve kuvvet ve şevketinin tezayüdü cümlemizin zat ve hanedanlarımıza mabihilbekâ olduğuna binaen cümlemiz beyninde bilmüzakefe karar verildiği üzere tezayüdi kuvveti saltanat için Memallki Hakaniye’den tahriri’ tertlb olunan asakir ve neferatın mecalisi müzakeratta verilen nizam mucibince devlet askeri olarak tahrir ve tekmiline ve aleddevam bekasına cümlemiz sayii ikdam edüp nizam ve rabıtalarına dâhilen ve haricen mecmu’i erkân ve hademe ve hanedan ciddi tam eyliyeler ve işbu asakir tertibi maddesini kıvamı’ dinü devlet içün İttifakı ârâ ile karar bulmuş olduğuna mebni inkılâbı zaman ile bu hüsrandır yahut şöyledir böyledir deyu tahriki erbabı fesad ve hased ile tağyirini kimesne tecviz eder ve ocaklar tarafından itiraz ve muhalefet olunursa cümlemiz aleddevam davacı olup takbih ve feshü tağyirine cesaret değil fethi şefe edeni hain bilüp alelittifak te’dip ve def u ref’ine cümlemiz ikdam ve gayret eyliye ve bu babda birimiz muhalefet eylemiye ve Devleti Aliye’nln her ne taraftan olursa olsun düşmeni zuhurunda umûmin mukabelesine sür’ati azimet def’ü tenkiline sarfı makderet etmek esası nizamdan olmağla bu usulün bir vakitte mugayiri hareket vaki olmaya.

Şart-ı salis

Kıvam ve feri saltanat cümlemizin akdemi âmâli olup bu babda alelittifak gayret eylemeğe müteahhid olduğumuza mebni tezayüdi kuvvet içün teksiri askere ikdamımız misillü gerek Beytülmâli müslimin’in ve gerek varidatı Devleti Aliye’nin muhafazasına müteahhid olup mahallerinden tahsil ve tediyesine ve telef ve haşarattan vikayesine ve evâmiri Padişahî’nin infaz ve icrasına ve herkim muhalefet ve ademi itaat ederse bilittifak tedibine cümlemiz müteahhid ve mütekeffil olmağla bu usûle daima riayet oluna.

Şart-ı râbi

Devleti Aliye’nin ötedenberi usûlü nizam ve kanunu kâffei emrü neyhi Padişahî hariç ve dahil cümle erkânı vükelâya Makamı Vekâleti Mutlaka’dan sudur etmek sureti olmağla bâd’ezin herkes büyüğünü bilüp vazifesinden hariç umura tasaddi eylemiye. Ve kâffei emrü nehiy Makamı Sadareti Uzma’dan sudur eyliyen ve ol emrü nehiy mahzâ emr ü neyhi Padişahî olmağla hilâfına kimesne cesaret eylemiye ve her kim umurundan hariç memuriyeti olan maslahattan ziyade aharın memuriyetine tasaddi eder ise cümlemiz davacı olup filân maslahat filânın memuriyeti iken filân zat şu vech ile müdahale etmiş deyû ol memuriyetten ref olunmasına ve taarruzâtın alelûmum refiyle her umur Makamı Vekâleti Mutlaka’ya arzü istizan olunarak emrü reyi Sadaret penâhl üzere hareket olunmağa cümlemizin taahhüdünden başka Makamı Sadareti Uzmadan dahi hilafı kanun ve muhilli taahhüd irtikâb ve irtişa ve gerek taşraya ye gerek umuru dahiliyeye müteallik Devleti Aliyeye acilen ve acilen muzır olacak sair gûna mekârihe ibtidar olunur ise cümlemiz davacı olup bilittifak men’ine ikdam eylemimiz şart ola ve men’ini bana söylediler diye ol vekili mutlak söyleyenlerden birisine azvi mûfteriyât ile nefsaniyet eder ise anın dahi men’ine ve muhafazasına cümle tarafından taahhüd olunmağın bunlara dahi dâima müraat oluna.

Şart-ı hâmis

Zâti Hümayûn’un ve kuvveti Saltanatın ve nizamı devletin muhafazasına cümlemiz kefil ve müteahhid olduğumuz misillû gerek memalik hanedanları vücutlunun Devleti Aliye’den ve gerek dahilde olan rical ve erkânı devletin birbirinden emniyeti şartı a’zam ve tahsili emniyet ve itminan dahi cümlenin ittihad ve ittifakıyla birbirlerine kefalet ve zımana mütevakkıf idüğû emri gayri mübhem olmağla dairei ittifaka dahil olan gerek hanedan ve âyân ve gerek vükelâ ve rical birbirlerinin zâtına ve hanedanına kefil ve zamin ola. Şöyle ki: hanedanlardan birisinin hilafı şart; ittihad bir hareketi tebeyyün etmedikçe tarafı Devlet-i Aliye’den yahut taşralarda vüzerâ ve birbirlerinden taarruz ve ihanet ve sui kasid vukua geliriseuzak ve yakın denilmeyip cümlemiz davacı olarak mütecasir olanın te’dip ve define bilittifak ikdam oluna ve kendüleri hayatta iken kendûlerine ve ba*del vefat hanedanlarının bekaı muhafazasına cümle vükelâ zamin ve müteahhid olmalarıyla ol hanedanlar dahi zîri idarelerinde olan ayanlara ve vûcûha zamin olalar. Ö makûle âyân ve vücûha hanedanlardan birisi tamamen veya vechi ahar ile nefsaniyet ve bir gûna sui kasid etmeyüp eğer hilafı taahhüd ve rıza bir gûna cünha ve cinayeti zahir olur ise ba’dettahkik Makam-ı Vekâleti Mutlakadan bllistizan def’ü ref ine ol hanedan ikdam edüp yerine aharini intihab eyliye. Ve herkes uhdesine muhavvel mahal hududundan hariç bir karış mahalle taarruz ve tasaddi etmeyip her kim tecavüz eder ise uzak ve yakın denilmeyerek cümleten davacı olup men eyliyeler ve mütenebbih olmaz ise baisi şikaak olanın def’ü tenkiline bilittifak ikdam oluna ve cümle vücuh ve hanedanlar ve âyânı memalik yekvücûd olup alelittifak defi ihtilâli şikaka şeddi nitak eyliyeler. Ve her kim fukaraya zulmü taaddi eder ve şeriatı Mutahhara’nın icrasına muhalefet eyler ise anın dahi te’dip ve terbiyesine bilittihad sây oluna ve cümle hanedanlar ve ayanlar hakkında bu veçh ile tekeffül olunduğu misillû vükelâ ve ulemâ ve rical ve hademei Saltanata dahi vakten minel evkaat tahrik ve ifsad ile bir taraftan bir güna ihanet ve sui kasid vukua gelmesine ve te’dibini mucip cünhası cümle İndinde gereği gibi taayyün etmedikçe nefsaniyeten tekdir olunmamasına ve zât ve hanedanlarına cümle hanedanın ve vücuh kefil ve müteahhid olmalarıyla bir vakitte hilâfına hareket olunmaya ve eğer hasbelbeşeriye birinin cünhası zuhur eder ise ol cünha cümle indinde ba’dettaayyün Makamı Sadaretten töhmetine göre te’dip oluna.

Şart-ı sâdis

Asitanede ocaklardan ve saireden bir gûna fitne ve fesad hadis olur ise bilâistizan cümle hanedanlar Asltaneye vürüda şitap edüp mütecasir olanların ve ol ocağın kaldırılmasına, eğer sınf ise bu defa baisl fitne olan Boğaz Kal’ası neferatının kaldırıldığı mislllü kendüleri kahru tenkil ve dirlik ve esamileri ref olunmak ve eşhastan ise her ne tabakadan olur ise olsun bittahkik idam kılınmak hususuna cümle hanedan ve vücuhi memalik müteahhid ve cümlesi olup Asitane’nin emniyetine ve istihsal esbabına kefil olmağla bu rabıta-i kaviyye ne makule esbaba tevakkuf eder ise istihsaline bilittifak ve aleddevam ikdam ve gayret oluna.

Şartı sabi

Fukara ve reayanın himayet ve siyaneti esas olduğuna nazaran hanedanan ve vücuh tarafından ziri idarelerinde kazaların asayişine ve fukara ve reayanın tekâlifi emrinde haddi itidale riayet hususuna dikkat olunmak lâzimeden olmağın ref’i mezâlim ve taaddi ve tekâlif hususuna vükelâ ve memalik hanedanları beyinlerinde bilmüzakere ne veçh ile karar verilir ise anın devam ve istikrarına ve mugayir olarak zulmü taaddi vukua gelmesine itinâ oluna. Ve her hanedan yekdiğerinin haline nezaret birle hilafı emr ü rıza ve mugayiri Şeriati Garrâ zulmü taaddi. eden olur ise salimen anilgaraz Devlet-i Aliyeye ihbar eyleyüp bilittifak men’ine ikdam oluna. Ve işbu şeraiti seb’aya bilmüzakere karar verilüp hilâfına hareket olunmamak üzere kasem billah ve ahd birresül vaki olmağla hıfzen lilmevasik işbu senedi muteber ketbü tenmik olundu.(Femen bedelehu ba’dema yarı ‘ahün feinnemâ ismühuhu alelziyne yubeddilunehu innallâhe yarı’ın).

Zeyl

İşbu senedi muteberin havi olduğu şeriatı dinü Devleti Aliye’nin te’yid ve ihyası emri ehemmine esas olup aleddevam düştürül amel tutulması vacib olmağla tebeddüli zaman ve zevat ile tağyiri mümkün olmamak içûn Makamı Sadaret ve Mesnedi Fetvâyı bundan böyle teşrif edecek zevat dahi ibtidai nasb ve mesnedlerlne kuudlarında bu senedi hatmü imza edüp harf ve harf icrasına ikdam eyliyeler. Ve hini tebeddülde meşgale takibiyle İşbu hatmi sened maddesi teehhür kesbetmemek içün gerek Vekâlet-i Mutlaka gerek Meşihati Islâmiyye tebeddül ettiği gibi derakab Beylikçiyi Divanı Hümâyun bulunanlar asıl senedi kalemden alıp kethüda ve reisûlvakt olanlara ihtar birle Vekâleti Mutlaka yahut Meşihatı Islâmiye mesanidine kuud eden zevata hatmü imza ettirmek üzere bu nizam dahi Divanı Hümayun Kalemine kayd ile düştürül amel tutula ve işbu senedin iktiza edenlere suretleri verileceğine mebni bir sureti Nezdi Alii Taçdâride mahfuz olup daimen ve müstemirren icrasına bizzat Şevketmeab Efendimizin nezareti seniyeleri şamil ola vesselam.

On Emir

0
On Emir

On Emir, Tevrat’ta yer almaktadır ve Evamir-i Aşere olarak bilinmektedir.

On Emir, Yahudi ve Hıristiyan din tarihinde önemli bir olay olan  “Mısır’dan Çıkış” öyküsü ile derin bağlara sahiptir. İnanışa göre, Tanrı, Sina Dağı’nın eteğinde Musa’yla konuşmuş ve ona göçmen ve sürgün İsraillilere iletmesi için önemli bir mesaj vermiştir. Tanrı, bu tarih öncesinde, halkının uyacağı yasa veya kural iletmemiştir. Musa ve Harun, İsrail Halkını Sina’da toplamıştır. Herkes, Tanrı’nın vereceği emirleri dinlemek üzere hazırdır. Nihayet, Tanrı’nın sesi, duman, ateş ve depremlerin arasından gürleyerek dağın eteğinde titreyen kitleye ulaşmıştır.

Ahit İbranicesinde עשרת הדברים (Asereth ha-D’bharîm), Mişnaik İbranicede ise עשרת הדברות (Asereth ha-Dibroth) olarak anılmaktadır. Her iki ifade de, “on söz”, “on deyiş” veya “on mesele” şeklinde tercüme edilebilir.

Hristiyan geleneğinde On Emir (Ten Commandments / Dix Commandements) “Dekalog” (Decalogue / Décalogue) olarak anılır. Bu terim İbranî Kutsal Kitabı’nın Koini Yunancasına tercümesi olan Septuaginta’da (Septuagint / Septante) kullanılan δεκάλογος (dekálogos) ifadesinden gelmektedir.

Muhtelif etik ve tapınma ilkelerini içeren On Emir Eski Ahit’te iki yerde geçmektedir: Çıkış (20: 2-17) ve Tesniye (5: 6-21). Bu iki metin arasında bazı ufak farklılıklar mevcuttur.

Mısır’dan Çıkış, Eski Ahit’in ilk beş kitabı olan Tevrat’ın ikinci kitabıdır, Toplam 40 baptan oluşmaktadır ve  On Emir bu kitabın 20. babında yer almaktadır.

On Emir’in Eski Ahit’in Çıkış kitabında yer alan metni, Fransızca La Bible de Jérusalem temel alınarak, Türkçeye aşağıdaki surette tercüme edilmiştir.

On Emir’de yer alan ve sayıları ondan fazla olan talimatlar genel, soyut ve sürekli bir kapsama sahiptirler

ÇIKIŞ
BAP 20

(1) Tanrı tüm bu sözleri söyledi, ve dedi:

(2) “Ben seni Mısır diyarından, kölelik evinden çıkartan Tanrın Yahve’yim.

(3) Önümde başka tanrılara sahip olmayacaksın.

(4) Kendine hiçbir oyma suret, yukarıda göklerde veya aşağıda yerde veya yerin altında sularda olana benzeyen hiçbir şey yapmayacaksın.

(5) Bu tanrıların önünde secde etmeyecek ve onlara hizmet etmeyeceksin; çünkü ben Yahve, Tanrın, benden nefret edenler için babaların hatasını çocuklar, torunlar ve torun çocukları üzerinde cezalandıran, (6) fakat beni sevenler ve emirlerime uyanlar için binlercesini affeden kıskanç bir Tanrıyım.

(7) Tanrın Yahve’nin adını boş yere zikretmeyeceksin; çünkü Yahve, adını boş yere zikredeni cezasız bırakmaz.

(8) Sebt gününü kutsamak için hatırlayacaksın. (9) Altı gün boyunca çalışacaksın ve tüm işini yapacaksın; (10) fakat yedinci gün Tanrın Yahve için bir sebttir. Hiçbir iş yapmayacaksın, sen, ne oğlun, ne kızın, ne uşağın, ne cariyen, ne hayvanların, ne kapılarındaki yabancı. (11) Çünkü Yahve altı günde göğü, yeri, denizi ve içerdikleri her şeyi yarattı; fakat yedinci gün dinlendi; bu nedenle Yahve sebt gününü kutsadı ve kutsal kıldı.

(12) Babanı ve anneni onurlandır ki Tanrın Yahve’nin sana vermekte olduğu toprak üzerindeki günlerin uzasın.

(13) Öldürmeyeceksin.

(14) Zina etmeyeceksin.

(15) Çalmayacaksın.

(16) Komşuna karşı yalancı şahitlikte bulunmayacaksın.

(17) Komşunun evine tamah etmeyeceksin. Komşunun karısına tamah etmeyeceksin; ne uşağına, ne cariyesine, ne öküzüne, ne eşeğine, komşuna ait hiçbir şeye tamah etmeyeceksin.”

[…].

30 Mart – Hukuk Takvimi

0
30 Mart - Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Bugün / Tarihte Bugün / Hukuk Tarihi / Hukukbook / Hukuk Ansiklopedisi

30 Mart – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar

1420
Bedrettin Simavi (Şeyh Bedrettin) Serez’de idam edildi.
1689
Leh asilzade, filozof ve asker Kazimierz Łyszczyński (4 Mart 1634, Brest – 30 Mart 1689, Varşova)  ateist olduğu için başı kesilerek idam edildi.
1838
Sultan II. Mahmut Han döneminde sadrazamlık makamının ismi başvekillik, vezirlik makamının ismi de vekillik olarak değiştirildi.
1856 
Paris Antlaşması imzalandı. Kırım Savaşı, Rus İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu, Birleşik Krallık ve Fransa arasında imzalanan bu anlaşma ile sona erdi.
1858 
Hymen Lipman, silgili kurşun kalemin patentini aldı.
1863
Türkiye’de eğitim alanında açılan ilk sivil toplum kuruluşu olan Darüşşafaka kuruldu.
1863
Fransız hukukçu ve siyasetçi Joseph Caillaux doğdu. (Ölümü: 22 Kasım 1944) École des Sciences Politiques‘de hukuk okudu. 1888’de maliye müfettişi olarak kamu hizmetine girdi ve resmi kariyerinin çoğunu Cezayir’de geçirdi. Languedoc bağcılarının 22 Mayıs 1907’deki isyanı sırasında şarap sahtekarlığıyla ilgili bir yasa tasarısı sundu. Parlamentoya sunulan metin, şarap yetiştiricileri tarafından hasatlarının yıllık beyanını, ikinci aşama tatlandırmanın yasaklanmasını şeker alımlarının kontrolünü ve vergilendirilmesini sağladı. 1911’de başbakan oldu başbakanlığı sırasında Almanya ile bir uzlaşma politikası destekledi ve 1911 İkinci Fas Krizi sırasında barışın korunmasını sağladı.  I. Dünya Savaşı sırasında Meclis’teki  barış partisinin lideri oldu. 1917’de vatana ihanetten tutuklandı. Senato Yüksek Mahkemesi tarafından vatana ihanetten suçlu bulundu ve üç yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ayrıca beş yıl boyunca Fransız topraklarında ikamet etmesi yasaklandı ve on yıl boyunca medeni haklardan mahrum bırakıldı. Savaştan sonra yeniden itibarı iade edildi ve 1920’lerin sol kanat hükümetlerinde görev yaptı.
1867
 Alaska, ABD Dışişleri Bakanı William H. Seward tarafından, Rus İmparatorluğu’ndan 7.2 milyon dolara satın alındı.
1882
Polonyalı Yahudi avukat, Adolf Henryk Silberschein doğdu. (Ölümü: 30 Aralık 1951) Lwów ve Viyana’da eğitim gördü. Hukuk ve felsefe alanında doktora yaptı. Lwów’da bir hukuk bürosu açtı. Holokost sırasında Latin Amerika pasaportları düzenleyerek Yahudileri kurtarma girişimine aktif olarak katıldı.  
1896
Yunan hukukçu ve devlet adamı Harilaos Trikupis (Charilaos Trikoupis)  yaşamını yitidi. (Χαρίλαος Τρικούπης, 11 Temmuz 1832 – 30 Mart 1896)  Atina Üniversitesi’nde okudu ve doktora derecesini Paris’te hukuk ve edebiyat alanında tamamladı. 1865 yılında Yunanistan Parlamentosu’na seçildi ve ertesi yıl, otuz dört yaşındayken Dışişleri Bakanı oldu. 1875 ila 1895 arasında yedi dönem Yunanistan başbakanlığı görevinde bulundu.
1910
Hukukçu, cumhuriyet dönemi şair ve yazarı Ziya Osman Saba (30 Mart 1910-29 Ocak 1957) dünyaya eldi. Galatasaray Lisesi’nden 1931’de mezun oldu.  1936’da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladı, aynı yıl İstanbul’da askerliğini yaptı. Hukuk eğitimi sırasında bir yandan da Cumhuriyet Gazetesi muhasebe servisinde çalıştı. Yedi Meşaleciler Hareketi’nin kurucularındandır. Şair olarak ün kazanan edebiyatçı, küçük hikâye türünde de eserler verdi. Eyüp Sultan’daki aile mezarına defnedildi, ancak mezar yeri belli değildir.
1928
Fransız avukat, akademisyen, senatör, Adalet Bakanı, Beşinci Cumhuriyet döneminde kurulan Anayasa Konseyinin 4 Mart 1986 – 4 Mart 1995 arasındaki başkanı Robert Badinter (30 Mart 1928, Paris – 9 Şubat 2024, Paris) dünyaya geldi. İdamın kaldırılması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘ne bireysel başvuru hakkının tanınması için çalışmaları bulunmaktadır. Çok sayıda fahri doktorası bulunmaktadır.
Fransız avukat, akademisyen, senatör, Adalet Bakanı, Beşinci Cumhuriyet döneminde kurulan Anayasa Konseyinin 4 Mart 1986 – 4 Mart 1995 arasındaki başkanı Robert Badinter
1950
Bursa Cezaevi’ndeki Nazım Hikmet, 8 Nisan’da açlık grevine başlama kararını ve gerekçesini ailesine bir mektupla bildirdi: “… hakkın ve hakikatın ortaya çıkması için meydana hayatımı atmaktan başka çare kalmadığına kaniim.”
1951
Kırıkkale’de Kadiri tarikatı üyesi, 18’i kadın 102 kişi ayin yaptıkları gerekçesiyle yakalandı.
1951
ABD’de Ethel ve Julius Rosenberg çifti, Sovyetler Birliği hesabına çalıştıkları ve ABD’nin nükleer sırlarını bu ülkeye sattıkları iddiasıyla idama mahkûm edildi. İdamlar, 1953 Haziran’ında infaz edildi.
1952
Nazi işgali yillarında MK üyesi olarak yeraltındaki Yunanistan Komünist Partisi’nin (KKE) kurduğu Yunanistan Ulusal Kurtuluş Cephesi (ELAS) içinde görev üstlenen ve işgal sonrası 20 Aralık 1950’de tutuklanan Nikos Beloyannis kurşuna dizildi.
1961
Fuhuşla Mücadele Tüzüğü çıkarıldı. 130 maddelik tüzükte, seks işçisi kadınlar ve genelevlerin tabi olacakları hükümler ve fuhuşla bulaşan zührevi hastalıklarla mücadele konuları düzenleniyordu.
1963
22 Mart’ta sağlık nedeniyle tahliye edilen ancak daha sonra ceza erteleme kararı kaldırılan eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar açlık grevine başladı.
1971
Ezanın yeniden Türkçe okunması için Senato’ya yasa önerisi verildi, teklif kabul edilmedi.
1983
Kan güttüğü ailenin bir gece evine gidip, kapıları ve pencereleri içten açılmayacak şekilde kapatıp, damdaki bacadan içeri gaz döküp, gaz bidonunu da içeri atıp evi yakan ve bir kadınla dört çocuğunun yanarak ölümüne sebep olan Hüseyin Üye, idam edildi.
1983
12 Eylül Darbesi’nin 42. idamı: 1976 yılında para karşılığı bir kişiyi ve kaçarken kendisini yakalamaya çalışan başka bir kişiyi daha öldüren Mustafa Başaran, idam edildi.
1987
Mahkemeye verdiği savunma dilekçesinde Milli Güvenlik Konseyi’ne hakaret ettiği iddiasıyla Devrimci Sol lideri Dursun Karataş’ın yargılanmasına devam edildi, duruşmaya gazeteciler alınmadı.
1990
 İstanbul’un Anadolu Yakası Elektrik İşletmesi AKTAŞ Firması’na devredildi. Elektrik Mühendisleri Odası, 3096 sayılı yasayla elektrik enerjisi üretimi, iletimi, dağıtımı ve satışının yerli ve yabancı sermayeye açılmasını protesto ederek, yasanın iptali için Bölge İdare Mahkemesi’ne başvuracaklarını açıkladı.
1991
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Burhan Özfatura, doğudan göç edenlere İzmir’e girişte vize uygulanmasını istedi.
1994
Avrupa’da Hasta Haklarının Geliştirilmesi Amsterdam Bildirgesi, 28-30 Mart 1994 tarihlerinde Amsterdam’da kabul edildi.
1998 – 
AB, Kıbrıs ile üyelik görüşmelerine başladı. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye’nin AB ye girmesine karşı olurken, AB ye girmenin emperyalizme köle olmak anlamına geldiğini söyledi ve ”AB, Rum kesimi ile üyelik görüşmelerine başlayarak, 34 yıllık haksızlığa son damgayı vurdu” dedi.
2000
Cumhuriyet Savcısı Sacit Kayasu’nun Kenan Evren hakkında dava açılması için düzenlediği iddianameyi Adana Cumhuriyet Başsavcısı “yetkisizlik” gerekçesiyle işleme koymadı. Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, Kayasu hakkında soruşturma başlatılması için Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’ne talimat verdi.
2002
BM Güvenlik Konseyi, ateşkes sağlanması ve İsrail’in Filistin’den çıkması için çağrı yaptı. 
2003
Türkiye İnsan Hakları Kurumu’na (TİHAK) göre, 1990-2002 yılları arasında (saptanabilen) 14.500 işkence, 1.261 yargısız infaz, 518 gözaltında ölüm, 216 gözaltında kayıp olayı yaşandığı açıklandı.
2005
İlk toplantısını İstiklal Caddesi’ndeki Nazım Kültürevi’nde yapan Barış Derneği’nin Genel Başkanlığı’nı Av. Bilgütay Hakkı Durna, Genel Sekreterliği’ni Orhan Aydın üstlendi. 
2005
Japonya’da törenlerde milli marşı söylemeyi reddettikleri için yargılanan 50 lise öğretmenine çeşitli cezalar verildi.
2005
Kabahatler Kanunu, 5326 Kanun Numarası ile 30 Mart 2005 tarihinde kabul edildi. Resmi Gazetenin 31.03.2005 tarihli sayısında yayınlanarak 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girdi. Sonraki yıllarda kanun hükümlerinde bazı değişiklikler yapıldı.
2006
Abdi İpekçi davasında Mehmet Ali Ağca ile birlikte 20 yıla kadar hapis istemiyle tutuksuz yargılanıp Almanya’ya kaçan Yalçın Özbey’in, Belçika’daki bir hırsızlık çetesiyle işbirliği yapmaktan 4 Mart’ta Brüksel’de 1 ay süreyle tedbiren tutuklandığı savcılıkça doğrulandı.
2007
Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 13 Aralık 2006 tarihli ve A/RES/61/106 tarihli kararıyla kabul edildi ve 3 Mayıs 2008 tarihinde yürürlüğe girdi. Türkiye, Sözleşmeyi 30 Mart 2007 tarihinde imzaladı.
2011
Mahkeme’nin “İmam’ın Ordusu”nun dağıtım ve satışını yasaklama kararı, Türkiye genelinde tüm kitabevi ve kırtasiyecilere ilanen tebliğ edildi.
2012
Zorunlu eğitimi kademeli olarak 12 yıla çıkaran kanun teklifi, TBMM Genel Kurulunda yasalaştı.
2012
Devrimci Sol ana davasının sanıkları, Kenan Evren’in yargılandığı 12 Eylül davasına müdahil olmak için başvuru yaptı.
2013
Hükümlü ve Tutukluların Ödüllendirilmesi Hakkında Yönetmelik; ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlü ve tutukluların ödüllendirilmesine ilişkin usul ve esaslar ile bu ödüllerden yararlanmanın kapsam ve şartlarını düzenlemektedir. Yönetmelik, Resmi Gazetenin 30 Mart 2013 tarihli ve 28603 nolu sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi.
2015
Myanmar’da 16 etnik isyancı örgüt, iki yıl süren görüşmelerin ardından ateşkes için taslak metin üzerinde anlaşmaya vardı.
   
   
   
   
   
   
   
   

29 Mart – Hukuk Takvimi

0
29 Mart - Hukuk Takvimi

29 Mart – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar 

1585
Osmanlı Devleti nezdindeki İngiltere’nin ilk büyükelçisi İstanbul’da göreve başladı.
1790
Amerikalı hukukçu ve siyasetçi John Tyler doğdu. (29 Mart 1790- 18 Ocak 1862) William ve Mary Koleji‘nde hukuk eğitimi gördü. Genç yaşta baroya kabul edildi ve avukat olarak çalışmaya başladı. 1811’de, 21 yaşındayken Delegeler Meclisi’ne Charles City County’yi temsil etmek üzere seçildi. Birer yıl üst üste beş dönem görev yaptı. Eyalet yasa koyucusu olarak Mahkemeler ve Adalet Komitesi’nde yer aldı. 1816’da ABD Temsilciler Meclisi üyesi oldu. 1825’de Virginia Valisi olarak görev yaptı. 1827’de Birleşik Devletler Senatörü oldu. 1941’de kısa bir süre Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı. Daha sonra Amerika Birleşik Devletleri’nin 10. Başkanı seçildi. 1841’den 1845’e kadar Amerika Birleşik Devletleri’nin onuncu başkanı olarak görev yaptı.

John Tyler- Hukukçu ve ABD'nin onuncu başkanı

1847
Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan beri birikmiş olan evrak ve defterleri inceleyerek Hazine-i Evrak’a konmaya layık olanları tefrik ve tasnif etmekle görevlendirilen, Hazine-i Evrak Nâzırı Muhsin Efendi’nin de içinde bulunduğu komisyon tarafından hazırlanan teşkilat şeması ile tasnif talimatnâmesi 11 Rebiülâhir 1263 (29 Mart 1847) tarihinde Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye kararı olarak padişah onayından geçerek yayınlandı. Bu tarih Osmanlı arşivciliğinde ve kurumsallaşmada önemli bir dönüm noktasıdır.
1931
29 Mart 1931 tarihinde Türk Ocakları’nın VII. Kurultay’la Türk Ocaklarının kapatılma kararı alındı.
1932
Harp Okulu Mahkemesi, Nâzım Hikmet‘i 28 yıl 4 ay hapse mahkûm etti.
1938
Nazım Hikmet, “Harp Okulu öğrencilerini isyana örgütlediği” gerekçesiyle Askeri Mahkeme’ce 15 yıl ağır hapis cezasına mahkûm edildi.
1946
Türkiye – Irak Dostluk Antlaşması, Ek Protokolleri ve Ek Sözleşmeler, 29 Mart 1946 tarihinde, Ankara’da imzalandı. Türkiye ile Irak arasında imza edilen Dostluk ve iyi Komşuluk Antlaşması ile bu Antlaşmaya ek Protokol ve Sözleşmelerin onanması hakkında Kanun, 5 Eylül 1947’de kabul edildi ve 12 Eylül 1947 tarihinde resmi gazetede yayınlandı.
1946
Dicle, Fırat ve Kolları Sularının Düzene Konması Protokolü; 29 Mart 1946 tarihinde, Ankara’da imzalanan Türkiye – Irak Dostluk Antlaşması’nın 1 Numaralı Ek Protokolü olarak düzenlenmiştir. Dostluk ve iyi Komşuluk Antlaşması ile bu Antlaşmaya ek Protokol ve Sözleşmelerin onanması hakkında Kanun, 5 Eylül 1947’de kabul edilmiş ve 12 Eylül 1947 tarihinde resmi gazetede yayınlanmıştır.
1946
Güvenlik İşlerinde Karşılıklı Yardımlaşma Protokolü, Irak ile 29 Mart 1946 tarihinde, Ankara’da imzalanan Dostluk Antlaşması kapsamındaki bir Ek Protokol’dür. Türkiye ile Irak arasında imza edilen Dostluk ve iyi Komşuluk Antlaşması ile bu Antlaşmaya ek Protokol ve Sözleşmelerin onanması hakkında Kanun, 5 Eylül 1947’de kabul edilmiş ve 12 Eylül 1947 tarihinde resmi gazetede yayınlanmıştır.
1946
Türkiye-Irak Kültür Antlaşması, 29 Mart 1946 tarihinde, Türkiye ile Irak arasında imza edilen Dostluk ve iyi Komşuluk Antlaşması’nın 3 numaralı Ek protokolü olarak imzalanmıştır. Sözleşme, 5 Eylül 1947’de kabul edilmiş ve 12 Eylül 1947 tarihinde resmi gazetede yayınlanmıştır.
 1946
Irak Krallığı Türkiye – Irak Dostluk Antlaşması Ek Protokolleri ve Ek Sözleşmeler, 29 Mart 1946 tarihinde, Ankara’da imzalanmıştır. Türkiye ile Irak arasında imza edilen Dostluk ve iyi Komşuluk Antlaşması ile bu Antlaşmaya ek Protokol ve Sözleşmelerin onanması hakkında Kanun, 5 Eylül 1947’de kabul edilmiş ve 12 Eylül 1947 tarihinde resmî gazetede yayınlanmıştır.
1950
Soykırım Suçunun İşlenmesine ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme, 9 Aralık 1948 tarihinde Paris’te toplanan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 260 A (III) sayılı Kararıyla kabul edilip, imza, onay ve katılıma açıldı. Sözleşme 13. maddeye uygun olarak 12 Ocak 1951 tarihinde yürürlüğe girdi. Türkiye Sözleşmeyi 23 Mart 1950’de onayladı. 5630 Sayılı Onay Kanunu 29 Mart 1950 gün ve 7469 Sayılı Resmi Gazetede yayınlandı.
1950
Nazım Hikmet 1938’de 2 davadan aldığı toplam 28 yıl 4 aylık hapis cezasının iptali için 8 Nisan’da açlık grevine başlayacağını duyurdu. Şairin 1938’de Donanma Davası’ndan aldığı 13 yıl 4 aylık hapis cezası, Harp Okulu davasından aldığı 15 yıllık cezasına eklenmişti.
1951
Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti’nce yayımlanan bildiride son bir yıldır tırmanan “gerici” hareketler protesto edildi.
1952
Hukukçu, siyasetçi ve iş adamı Mehmet Gül doğdu. (Ölümü: 13 Mart 2008) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. Ülkü Ocakları Derneği’nde yöneticilik görevlerinde bulundu. Milliyetçi Hareket Partisi’nden TBMM 21. Dönem İstanbul Milletvekili seçildi. Mehmet Gül, kamuoyunda ilginç çıkışlarıyla tanındı. TÜMİSAD Başkanlığı ve Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi Türk Grubu Başkanlığı görevlerinde bulundu.
1957
Kıbrıs’ta gerginliğin tırmanması üzerine, Ada’da sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
1961
 İstanbul’daki 94 polis karakolundan 33’ü kapatıldı.
1962
Küba’ya karşı Domuzlar Körfezi (Playa Giron) çıkarmasında esir alınanlardan 1.179 kişinin yargılanmasına başlandı.
1970
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne giren ilk kadın milletvekillerinden Ayşe Şekibe İnsel yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1886)
1974
Ruhi Su “Kazak Abdal Taşlaması”, “Almanya’daki Çöpçülerimiz” ve “Kadınlarımız” türkülerinde “komünizm propagandası yaptığı”iddiasıyla yargılandığı davada beraat etti.
1979
Uganda’da İdi Amin rejimi askeri darbeyle devrildi. İdi Amin kaçtı.
1982
Kanada Yasası ile Kanada bağımsızlığını aldı.
1985
Üç yılı aşkın süredir devam eden 288 sanıklı Ankara TKP Davası’nda 228 kişi 2 ay ile 17 yıl 4 ay arası hapse mahkûm oldu.
1989
DYP Siirt Milletvekili Abdülrezzak Ceylan, TBMM’de Bağımsız Siirt Milletvekili Zeki Çeliker’in Siirt Milletvekili İdris Arıkan’a hakaret etmesi ile başlayan tartışmayı önlemeye çalıştığı sırada kaza kurşunu ile hayatını kaybetti. ANAP Siirt Milletvekili İdris Arıkan, olaydan sonra tutuklandı. Mahkemenin olayın kaza sonucu meydana geldiği kararından sonra tahliye edildi. TBMM’de daha önce de benzer bir olay meydana gelmiş, 9 Şubat 1925’te Türk Kurtuluş Savaşı komutanlarından Halit Paşa, Ali Çetinkaya tarafından  kaza kurşunuyla vurularak yaralanmış ve 14 Şubat 1925’te hayatını kaybetmişti.
1990
“Devrimci Yol Savunması -12 Eylül Öncesi ve Sonrası” adlı kitaptan dolayı 1 yıl 4 ay 20 gün hapis cezasına mahkûm olan Tayfun Mater DGM’de görülen duruşmada beraat etti.
1996
Amerikan Devletleri Arasında Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi, Amerikan Devletleri Örgütü tarafından 29 Mart 1996 tarihinde kabul edildi.
2000
ÇHD İstanbul Şubesi üyeleri, 17 Ocak’ta çıkarılan genelge ile avukatlara cezaevi giriş-çıkışlarında üst araması uygulaması getirilmesini protesto için Sirkeci Postanesi’nden Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’e faks çekti.
2000
İzmir’de beş yıl önce “havaya ateş açmak” suçundan gözaltına alınan, İstanbul’a getirilirken feribottan atlayarak kaybolduğu iddia edilen Murat Yıldız davasında karar çıktı. Yargılanan iki polis 1 milyon 180 bin lira para cezasına çarptırıldı.
2001
Hizbullah örgütünün askeri kanat sorumlusu Hasan Sarıağaç, Diyarbakır Bağlar semtinde düzenlenen operasyonda öldürüldü. Evinde bulunan silahın Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan’ın ölümünde kullanılan 15 kalaşnikoftan biri olduğu açıklandı.
2004
NATO tarihinin en büyük genişlemesi gerçekleşti. Bulgaristan, Estonya, Litvanya, Letonya, Romanya, Slovakya ve Slovenya, NATO’ya kabul edildi.
 
 
2005
Isparta’nın Sütçüler Kaymakamı Mustafa Altınpınar’ın, ilçedeki tüm kamu kurum ve kuruluşlarına Orhan Pamuk‘un kitaplarının kütüphane ve kitaplıklardan ayıklanarak imha edilmesi talimatı verdiği ortaya çıktı. Isparta Valiliği talimatı iptal etti.
2011
Türkiye’nin ilk Oyuncular Sendikası olan Sahne, Perde, Ekran ve Mikrofon Oyuncuları Sendikası kuruldu.
2012
Hrant Dink’in avukatları, davada verilen karara ‘‘beraat kararlarının bozulması’’ yönünde itiraz etti.

2012
Balyoz darbe planı iddiasına ilişkin davada Cumhuriyet Savcısı 920 sayfalık esas hakkında mütalaayı mahkeme heyetine sundu. Mütalaada davadaki tüm sanıklar hakkında “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini devirmeye eksik teşebbüs” suçundan hapis cezaları verilmesi talep edildi.
2012
Cem Garipoğlu‘nun babası Nida Garipoğlu’nun beraatına hükmedilen ve amca Hayyam Garipoğlu ile Ahmet Batur, Mehmet Karakayalı ve Habib Kurt’un “suçluyu kayırmak”, anne Tülay Makbule Garipoğlu’nun ise “suç delillerini gizlemek ve yok etmek” suçlarından 3’er yıl hapis cezasına mahkum edildiği dosya Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından onandı
2013
Van Belediye Başkanı Bekir Kaya’nın da aralarında olduğu sekiz siyasetçinin tutuklu yargılandığı Van KCK davasında tüm tutuklu sanıklar tahliye edildi.
2014
Ankara 11.İdare Mahkemesi’nce verilen “yürütmeyi durdurma kararı”na rağmen Atatürk Orman Çiftliği içinde yapımı sürdürülen Başbakanlık Binasına giden çeşitli STK’lara üye yaklaşık 100 kişi, binayı temsili olarak mühürledi.
2014
Sermaye Piyasası Kurulu Etik İlkeleri, Resmî Gazetenin 29 Mart 2014 tarihli sayısında yayınlandı.
2016
16 Aralık 2015’te Diyarbakır’ın Sur ilçesinde sokağa çıkma yasağını protesto etmek için yapılan yürüyüşü takip ettiği sırada gözaltına alınan, ardından da tutuklanarak hakkında dava açılan JİNHA Muhabiri Beritan Canözer çıkarıldığı ilk duruşmada tahliye edildi.
2016
Av. Ekrem Erdal Üner 29 Mart 2016 tarihinde yaşamını yitirdi. İstanbul Barosu Yönetim Kurulunca Anadolu Adalet Sarayındaki Baro Odasına adı verilerek hatırası yaşatılmaktadır.
2017
İzmir’de, ‘Uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama’ suçundan 16 ay cezaevinde tutuklu kalıp, yargılama sonunda beraat eden Şükrü Yarar, avukatı Tolga Turgut aracılığıyla Maliye hazinesine karşı toplam 400 bin lira tazminat istemiyle dava açtı.
2018
Milli İstihbarat Teşkilatı) tarafından, “FETÖ” ile bağlantılı olduğu iddiasıyla, Kosova’da yaklaşık bir yıldır takip edilen 6 kişi yakalanarak özel uçakla Türkiye’ye getirildi. Ertesi gün Kosova İçişleri Bakanı ve istihbarat şefi görevden alındı.
2020
Amerikalı hukukçu ve siyasetçi William Isaac Robinson yaşamını yitirdi. (21 Ağustos 1975, Lansing, Michigan – 29 Mart 2020)
2025
Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın Silivri Cezaevinde açlık grevine başladığı açıklandı.
2025
  • İsveç gazetesi Dagens ETC, dış haber muhabiri Joakim Medin‘in Türkiye’de tutuklandığını duyurdu. Medin’in, Cumhurbaşkanına hakaret ve silahlı terör örgütü üyeliği suçundan yürütülen bir soruşturmada, hakkında yakalama kararı bulunduğu ve bu suçlama nedeniyle tutuklandığı anlaşıldı.
  • Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasını ardından başlayan eylemlerden ötürü toplamda 301 kişinin tutuklandığı açıklandı.
2025
Massachusetts Bölge Mahkemesi Yargıcı Denise Casper, Boston kenti Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi (ICE) görevlilerince gözaltına alınan Türk öğrenci Rümeysa Öztürk‘ün sınır dışı edilmesine avukatının mahkemeye yaptığı başvuru üzerine yazılı bir karar vererek, sınır dışı kararının “Kişinin hukuka aykırı olarak özgürlüğünden yoksun bırakıldığı iddiasıyla mahkemeye yapılan başvuru” sonuçlanana kadar durdurulmasına hükmetti.

Sermaye Piyasası Kurulu Etik İlkeleri

0

Sermaye Piyasası Kurulu Etik İlkeleri, Resmi Gazete‘nin 29 Mart 2014 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

SERMAYE PİYASASI KURULU ÜYELERİ VE PERSONELİNİN UYACAKLARI MESLEKİ VE ETİK İLKELER HAKKINDA YÖNETMELİK
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Amaç ve kapsam
MADDE 1 

(1) Bu Yönetmeliğin amacı, Sermaye Piyasası Kurulu Başkan ve üyeleri ile Kurul personelinin 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ve ilgili diğer mevzuatla verilen görevleri yerine getirirken uyacakları mesleki ve etik ilkeleri belirlemektir.

(2) Bu Yönetmelik Sermaye Piyasası Kurulu Başkan ve üyeleri ile personelinin uymaları gereken mesleki ve etik ilkeleri, çıkar çatışmalarından uzak durma, sır saklama, kuruluşların hizmetlerinden yararlanmaya ilişkin esasları, Kurul dışı çalışmalarına ilişkin esasları kapsar.

Dayanak
MADDE 2

(1) Bu Yönetmelik, Sermaye Piyasası Kanununun 123 üncü maddesinin yedinci fıkrasına dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar
MADDE 3

(1) Bu Yönetmelikte geçen;

a) Başkan: Sermaye Piyasası Kurulu Başkanını,
b) Kanun: 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununu,
c) Kurul: Sermaye Piyasası Kurulunu,
ç) Kurul personeli: Kanunun 127 nci maddesinde tanımlanan personeli,
d) Kurul üyeleri: Sermaye Piyasası Kurulu üyelerini,
e) Kuruluşlar: Kanun uyarınca Kurul gözetim ve denetimine tabi ortaklıklar ve sermaye piyasası kurumları ile varsa bunların kurucularını, ifade eder.

İKİNCİ BÖLÜM
Mesleki ve Etik İlkeler
Mesleki ve etik ilkeler
MADDE 4

(1) Başkan ve Kurul üyeleri ile Kurul personeli görevlerini yerine getirirken mesleki özen ve titizlik, dürüstlük, tarafsızlık ve nesnellik, eşitlik ilkelerine uygun hareket eder ve çıkar çatışmalarından uzak durur. Kurul personeli, sermaye piyasasının güvenilir, şeffaf, etkin, istikrarlı, adil ve rekabetçi bir ortamda işleyişinin ve gelişmesinin sağlanması ve yatırımcıların hak ve menfaatlerinin korunmasını esas alan Kurul amaçlarına uygun bir şekilde görevlerini yerine getirebilmek için mesleki bilgi, beceri ve bireysel yeteneklerini sürekli geliştirmeye gayret eder.

(2) Başkan, Kurul üyeleri ve Kurul personeli işe başlarken meslekî ve etik ilkelere uygun davranışta
bulunmayı taahhüt eder ve en kısa sürede durumlarını bu Yönetmelik hükümlerine uygun hale getirirler.

Çıkar çatışmalarından uzak durma
MADDE 5

(1) Başkan, Kurul üyeleri ile Kurul personeli görevleri sırasında ve görevleri ile ilişkili olarak kendi ve birinci derece kan ve kayın hısımlarının ve yakınlarının çıkarlarının söz konusu olabileceği her türlü durumdan kaçınır; çıkar çatışması kapsamına giren menfaatlerden kendilerini uzak tutarlar.

(2) Kurul personeli, görevlerini tarafsız ve nesnel bir şekilde yürütmesini engelleyecek potansiyel veya mevcut çıkar çatışmasının farkına varır varmaz durumu üstlerine bildirirler.

(3) Kurul personeli, görevden ayrıldıktan sonra son iki yılda incelemiş veya denetlemiş oldukları halka açık ortaklıklarda ve sermaye piyasası kurumlarında iki yıl boyunca görev alamazlar.

Sır saklama
MADDE 6

(1) Başkan ve Kurul üyeleri ile personeli, görevleri sırasında öğrendikleri sırlar ile ilgililere ve üçüncü kişilere ilişkin gizli kalması gereken bilgileri kanunen açıkça yetkili kılınan merciler dışında hiçbir kurum, kuruluş veya kişiye açıklayamaz; kendilerinin veya başkalarının yararına veya üçüncü kişilerin zararına kullanamaz. Bu yükümlülük Başkan, Kurul üyeleri ve Kurul personelinin Kuruldan ayrılmaları halinde de devam eder. Kanunun 135 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrası hükümleri saklıdır.

(2) Başkan tarafından yetkilendirilmeksizin, Kurul personeli çalışmaları ve görevleri ile ilgili olarak
basın ve yayın organlarına beyan ve açıklamalarda bulunamaz. Kurul personelinin tekzip hakları saklıdır.

Kuruluşların hizmetlerinden yararlanmaya ilişkin esaslar
MADDE 7

(1) Başkan ve Kurul üyeleri ile Kurul personeli, görevin gerektirdiği mutat mekân ve demirbaşlar, ulaşım imkânları dışında, Kuruluşların olanaklarından ücretsiz olarak yararlanamaz.

(2) Başkan, Kurul üyeleri ve personeli ile bunların eş ve velayetleri altındaki çocukları, Kuruluşlardan, kamuya ilan edilenden daha avantajlı koşullarda mal ve hizmet alımında bulunamazlar, başkaları adına daha avantajlı mal ve hizmet alımına aracılık edemezler.

(3) Kurul personeli ve bunların eş ve velayeti altındaki çocukları, Kurul gözetim ve denetiminde olan ortaklık paylarını ve paya bağlı diğer sermaye piyasası araçlarını edinemez. Yatırım fonu ve bireysel emeklilik fonu katılma payları bu kapsama dâhil değildir. Miras, pay bölünmesi, birleşme gibi irade dışı değişimler sebebi ile bu fıkra kapsamında ortaklık payı elde edilmesi halinde bu durumun yedi gün içerisinde Kurula bildirilmesi ve ilgili payların en kısa süre içinde elden çıkarılması zorunludur.

Kurul üye ve personelinin Kurul dışı çalışmalarına ilişkin esaslar
MADDE 8

(1) Kurul üye ve personeli;

a) Ticaretle uğraşamaz.
b) Serbest meslek faaliyetinde bulunamaz.
c) Kuruluşlara ait periyodik yayınlarda makale, bilimsel yazı gibi eserlerin yayımlanması halleri hariç olmak üzere, fikri hak oluşturan eserlerini Kuruluşlarda bastıramaz ve bu Kuruluşlara satışına aracılık edemez.

(2) Aşağıdaki faaliyet, iş, eylem, çalışmalar ve görevler birinci fıkrada sayılan yasaklar dışındadır:

a) Asli görevlerini aksatmayacak şekilde ve Kurul personelince Başkanlıktan alınacak onay çerçevesinde bilimsel amaçlı yapılan yayın, ders ve konferans ücretleri ile alınan telif hakları, b) Asli görevlerini aksatmayan bilimsel veya akademik amaçlı hakemlikler ile mahkemelerce ve/veya ilgili savcılıklarca verilen bilirkişilik görevleri,
c) Üyesi olunan yapı, kalkınma ve tüketim kooperatifleri, site ve apartman, okul aile birliği, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve kanunla kurulmuş yardım sandıklarının yönetim, denetim ve disiplin kurulları üyelikleri görevleri,
ç) Bilimsel araştırma ve geliştirme, eğitim ve yayın faaliyetlerinde bulunmak, üyelerinin mesleki, sosyal, kültürel ve ekonomik dayanışma ve gelişimini sağlamak amacıyla kurulan vakıf ve derneklerin yönetim, denetim ve disiplin kurulları üyelikleri görevleri.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
Hüküm bulunmayan haller
MADDE 9

(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hususlarla ilgili olarak 13/4/2005 tarihli ve 25785 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ile Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik hükümleri uygulanır.

(2) Meslekî ve etik ilkelerin uygulanmasında karşılaşılan tereddütleri gidermeye Kurul Karar Organı yetkilidir.

Yürürlük
MADDE 10

(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme
MADDE 11

(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Başkan yürütür.

Sahne, Perde, Ekran ve Mikrofon Oyuncuları Sendikası

0
Oyuncular Sendikası

Sahne, Perde, Ekran ve Mikrofon Oyuncuları Sendikası, “Ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlar” iş kolunda kurulmuş bir sendikadır. Sendika, sahne, perde ve benzeri gösteri sanatları ile ifade edilen görsel işitsel alanda; sinema, televizyon, reklam, dizi, radyo, dijital platform, internet, seslendirme ile gösteri sanatlarında; tiyatro, kukla, opera, bale, çağdaş dans çağdaş gösteri sanatları ve benzeri performans sanat alanlarında öncelikle oyuncu olarak çalışan işçilerin haklarını korumak üzere kurulmuştur.

Sendika, işverenlerden, devletten, siyasi parti/örgütlerden bağımsız, dünyadaki emek mücadelesini destekleyen sivil bir inisiyatif olmayı amaçlamaktadır.

Başrol Dayanışmanın

Türkiye’de oyuncuların sendikal mücadelesi 1960 yıllarında başlamış ve 1970 yıllarına gelindiğinde sinema, tiyatro ve opera alanlarında sendikalar faaliyet göstermeye başlamışlardır. Oyuncular 2000’li yıllarda  “Sinema İş Yasası İçin Oyuncular Platformu”nu oluşturmuş, daha sonrasında bu platform “Oyuncular Sendikası Girişimi” ne dönüşmüştür. “Oyuncular Sendikası Girişimi” oyunculuk mesleğinin Türkiye’de hak ettiği standartlara gelebilmesi için bir sendikaya ihtiyaç olduğunu düşünen oyuncuların başlattıkları bir girişimdir. Girişim 29 Kasım 2010 tarihindeki “Oyuncular Büyük Buluşması” neticesinde sendikal yapıya dönüşmüştür.

Sendikanın Kurucu Başkanı Memet Ali Alabora

Oyuncular Sendikasının Kuruluşu ve Yönetim Kurulu

Oyuncular Sendikası, 29 Mart 2011 tarihinde Türkiye’nin ilk oyuncu sendikası olarak resmen kurulmuştur. Sahne, Perde, Ekran, Mikrofon Oyuncuları Sendikası (Oyuncular Sendikası) 10-11 Eylül 2011 tarihlerinde ilk olağan genel kurulunu gerçekleştirmiştir. Sendikanın 63 kurucu üyesi bulunmaktadır ve kurucu genel başkanı Memet Ali Alabora’dır.

Meltem Cumbul, 2014 yılında başkan olmuş ve 2017 yılına kadar görev yapmıştır. Sendikanın en faal dönemi, sendikal hakların savunulmasında yoğun engellemelerin bulunmasına karşın Meltem Cumbul’un görev yaptığı dönemdir.

Sendikanın 2017 yılından itibaren başkanlığına Meltem Cumbul’dan görevi devralan Demet Akbağ seçilmiştir. Yönetim Kurulu, Demet Akbağ, Sercan Gidişoğlu, Taner Rumeli, Sermet Yeşil, Evrim Alasya, Serdar Orçin, Tuğrul Tülek, Eda Çatalçam ve Tuba Erdem’den oluşmuştur.

Demet Akbağ 2017 yılında sendikanın başkanı olmuştur.

Sendikanın, Disiplin Kurulu Başkanı Şevket Çoruh, üyeleri ise Yasemin Şişli, Ragıp Yavuz’dur. Denetim Kurulu başkanı Ali Rıza Kubilay, üyeleri Alper Atak ve İbrahim Ozan Gözel’dir.

Sahne, Perde, Ekran ve Mikrofon Oyuncuları Sendikasının kısa adı Oyuncular Sendikasıdır ve merkezi İstanbul’dadır.

Sendikanın Amaç ve İlkeleri

Sahne, Perde, Ekran ve Mikrofon Oyuncuları Sendikası, emek, özgürlük, demokrasi ve insan hakları mücadelesi veren bir sendikadır. Oyuncular Sendikası, uluslararası sözleşmeler çerçevesinde insan emeğini birincil değer kabul etmektedir.

Sendika, üyelerinin çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesini, ekonomik, demokratik, siyasal, sosyal, kültürel, mesleki,özlük, hukuksal hak ve çıkarlarının korunması ve geliştirilmesini, oyuncuların yaptıkları işe, harcadıkları emeğe uygun, insanlık onuruna yakışır yaşam koşullarının oluşması için çalışmalar yapmaktadır.

Sendika, adaletli bir ücret sisteminin oluşturulmasını, iş ve sosyal güvenlikleri ile iş güvencelerinin sağlanmasını, oyuncu üyeleri arasında birlik, beraberlik, dayanışma duygu ve bilincini geliştirmeyi hedeflemektedir.

Sahne, Perde, Ekran ve Mikrofon Oyuncuları Sendikası; oyuncuların kayıt dışı ve sosyal güvenceden yoksun çalıştırılmasını önlemeyi, mesleki standartların ve yeterliliklerin arttırılmasını savunmaktadır.

Sendika, kültür ve sanat politikalarının belirlenmesinde söz ve karar sahibi olmayı; sanatın ve kültürün tüm dallarında projeler üretmeyi ve uygulamalar yapmayı ilke edinmiştir.

Oyuncular Sendikası, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Sözleşmeleri ve uluslararası diğer sözleşmelerden doğan “Örgütlenme Hakkı ve Özgürlüğü”nün yaşama geçirilmesini ve sendikal örgütlenmenin önünü kesecek mahiyetteki, uluslararası düzenlemelere aykırılık arz eden her türlü ulusal düzenleme ile mücadele edilmesi ve ulusal mevzuatın uluslararası sözleşmeler ile güvence altına alınan özgürlüklere zarar vermemesi için gerekli her türlü adımın atılmasını amaçlamaktadır.

Sendika, telif haklarının tamamen ve süresiz olarak devrini öngören sözleşmelerin yapılmasını engelleyerek oyuncuların yasalarla belirlenmiş çerçevelerde telif haklarını adil şekilde almalarına çalışmaktadır.

Sendikanın amaçlarından bir tanesi de üyeleri adına işverenle toplu görüşmelerde bulunmak ilgili makamlara başvurmak, görüş ve öneriler sunmak ve isteklerde bulunmak; sendika üyeleri adına toplu sözleşme ve takım sözleşmeleri görüşmelerine taraf olmaktır.

Oyuncular Sendikası

Sendikanın Politik Görüşü
Oyuncular Sendikası, kendini örgütsel olarak devlet, siyasal parti, örgüt ve kuruluşlardan bağımsız olarak tanımlayan ve kendi perspektifi doğrultusunda programı olan bir sendikadır. Oyuncular Sendikası herhangi bir örgütlenmenin devamı yada parçası olarak tanımlamamakta, oyunculuk alanındaki tüm örgütlenmeler ile işbirliğini amaçlamaktadır.
Sendika, oyuncu ile yapımcı arasındaki ilişkinin iş hukuku bağlamında işçi-işveren ilişkisi olarak belirlenerek oyuncuların temel çalışma haklarını kazanmalarına ve iş güvencesinin sağlanmasına yoğunlaşmaktadır. İş güvencesi sağlamak sendikanın temel görevlerinden biridir. Hukuki dayanaklarla iş güvencesinin sağlanması yönünde üyelere her türlü destek verilmektedir.
Oyuncular Sendikası telif haklarının kazanılması için BİROY ile ortak çalışmaktadır. Sendika, BİROY ile birlikte telif konusunda ikili bir yapı oluşturmuş ve uzun vadeli bir hedef olarak çalışma planına telif konusunu da koymuştur.
Oyuncular Sendikası meslek standartlarının hazırlama sürecine katılmış, taslak metinler hazırlamış; Figüran Ulusal Meslek Standardı, Seslendirme Oyuncusu Ulusal Meslek Standardı ve Oyuncu Ulusal Meslek Standardı oluşturulmuştur. Dans sanatçısı ve opera sanatçısı meslek tanımları için çalışmalar devam etmektedir.

Oyuncular Sendikası-Logo

Oyuncular Sendikası
Halaskargazi Cad. Bared Apt. No:167 K:4 D:4  Şişli / İSTANBUL
Telefon  : 0 (212) 231 45 46
Faks  : 0 (212) 231 45 47
Gsm  : 0 (530) 821 00 99
 : 0 (530) 821 00 98
www.oyuncularsendikasi.org | info@oyuncularsendikasi.org

Yolsuzlukla Mücadele Kuralları

0

Yolsuzlukla Mücadele Kuralları(ICC Anti-corruption Clause), Uluslararası Ticaret Odası(ICC) Kurumsal Sorumluluk ve Yolsuzlukla Mücadele Komisyonu tarafından hazırlanmış ve ilk olarak 1977 yılında “İrtikap ve Rüşvetle Mücadeleye İlişkin Davranış Kuralları” adıyla ilan edilmiştir.  Etik kurallar ve teamüllerle oluşan ticari ahlak belgenin özünü teşkil etmektedir.

Kurallar, Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi (1997) ve Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi (2003) ile diğer uluslararası sözleşmelerle belirlenen prensipleri dikkate alarak  1996, 1999, 2005,2011 yıllarında güncellemiştir. ICC Kurumsal Sorumluluk ve Yolsuzlukla Mücadele Komisyonu, bu Kuralların uygulanması konusunda daha detaylı yol gösterici bilgiler sunmak için, “Yolsuzlukla Mücadele: bir Kurumsal Uygulamalar Kılavuzu”nu yayınlamıştır

1919 yılında kurulan Uluslararası Ticaret Odası, 140 ülkeden şirketlerin temsil edildiği uluslararası bir organizasyondur. Örgütün merkezi Paris’te yer almaktadır. ICC, 1977 gibi erken bir tarihte basılan İrtikap ve Rüşvetle Mücadeleye İlişkin Davranış Kurallarını yayınlayarak, yolsuzlukla mücadele kurallarını belirleyen ilk örgüt olmuştur.

Belge, dünyadaki gelişmelere uyumlu olarak sürekli güncellenmiş ve yolsuzluğa karşı alınması gerekli önlemler çerçevesinde revize edilmiştir. Belgede, yolsuzlukla mücadele kapsamında yasaklanmış uygulamalar belirlenmiş, uygulanması gereken kurumsal politikalar önerilmiştir. Hediyeler, ikram ve ağırlamalar ile işleri kolaylaştırıcı ödemeler ve çıkar çatışmalarına ilişkin kurallar belgede detaylı şekilde belirlenmiştir. Siyasi ve hayır amaçlı katkılar ile sponsorlukların rüşvet ve irtikaba dönüşmemesi için uyulması gereken kurallar açıklanmıştır.

ICC Yolsuzlukla Mücadele Kuralları

Giriş

Bu ICC Kuralları, bir işletmeye geçerli ulusal mevzuat ve başlıca uluslararası yasal belgeleri temel alarak, bir kendi kendini düzenleme yöntemi sunmak üzere tasarlanmıştır. Bu Kuralların Kuruluşlar tarafından özgür iradeyle kabul edilmesi, Kuruluşlar ve kamu kurumları arasındaki veya Kuruluşların kendileri arasındaki ticari işlemlerde yüksek doğruluk standartlarının gelişmesini sağlayacaktır. Bu Kurallar, Kuruluşların kendi yasal yükümlülüklerine ve uluslararası düzeydeki çok sayıda yolsuzlukla mücadele girişimine uymalarına yardımcı olmakta önemli bir rol oynar. Aynı zamanda irtikap veya rüşvete teşvik girişimlerine karşı koymak için uygun bir dayanak oluşturur.

Bu Kurallar, iyi ticari uygulamalar olarak kabul edilen teamülleri oluşturan genel nitelikte kurallardır. Ek A’da listelenen başlıca uluslararası yasal belgeleri yansıtmakta olup, bu belgelere göre okunmalıdır.

Tüm Kuruluşlar, kuruldukları ve faaliyet gösterdikleri ülkelerin geçerli yasa ve yönetmeliklerine uymalı ve bu Kuralların lafzı ve ruhuna bağlı kalmalıdır.

ICC Model Sözleşmeleri, işbu Kuralların I. Bölümüne atıflar içerir. Kuruluşların sözleşmesel ilişkilerinin herhangi bir tür yolsuzluktan etkilenmelerini önlemek için, ticari sözleşmelerine işbu Kuralların I. Bölümünü tamamen veya atıf yoluyla dahil etmeleri ısrarla tavsiye edilmektedir.

Kuruluşların bu Kurallarda ifade edilen uygulamaları pekiştirmeye ve geliştirmeye yönelik ilgili uluslararası, bölgesel ve sektörel girişimlerin yanı sıra, birbirleriyle de işbirliği yapmaları önerilmektedir; ayrıca yolsuzlukla ilgili soruşturmaları yürüten ulusal ve yabancı kanunları uygulayıcı makamlarla da birlikte çalışmaları teşvik edilmektedir. Kuruluşların, örneğin RESIST (Bkz. Ek B) gibi araçları kullanarak irtikap veya rüşvet teklifi ve teşviklerine karşı koymaları da şiddetle tavsiye edilmektedir.

İşbu Kuralların amaçları çerçevesinde “Kuruluş” terimi, kar amacıyla kurulmuş olsun veya olmasın, bir devlet veya bölgesel alt birimi tarafından kontrol edilen herhangi bir kuruluş da dahil olmak üzere, ticari ve diğer ekonomik faaliyetlerde bulunan herhangi bir kişi veya kuruluşu ifade eder; bir hakim şirketi ve bu hakim şirket tarafından kontrol edilen iştirakleri de kapsar. Bu Kurallar bir Kuruluşun büyüklüğü veya faaliyetlerinin niteliğine göre bir ayrım yapmamasına rağmen, uygulamalarının bir risk değerlendirmesine ve özellikle küçük ve orta ölçekli Kuruluşlar tarafından yürütülen faaliyetlerin niteliğine göre uyarlanması gerekecektir. Bu ICC Kurallarının başarısı, “tepe yönetimin yaklaşımına” bağlı olacaktır: Yönetim Kurulunun Başkanı (veya Kuruluş için en üst düzey sorumluluğa sahip diğer organ) ve/veya Kuruluşun İcra Kurulu Başkanı, yolsuzluğun yasak olduğu ve etkili bir kurumsal uyum programının uygulanacağına dair açık ve net bir mesaj vermelidir. Kuruluşun tüm çalışanlarının katkısı ve desteği de gereklidir.

Bu ICC Kuralları üç bölümden oluşmaktadır. Bölüm I, uygun Kuralları belirtir;

Bölüm II, Kuruluşların Kurallara uyumu desteklemek için yürürlüğe koymaları gereken politikaları açıklar; ve Bölüm III, etkili bir kurumsal uyum programının önerilen öğelerini listeler. Ek A, yolsuzlukla mücadeleye yönelik başlıca uluslararası yasal belgeleri listeler. Ek B, yolsuzlukla mücadelede yardımcı olacak ICC belgelerini listeler; ve Ek C, ICC Kurumsal Sorumluluk ve Yolsuzlukla Mücadele Komisyonu’nun görevlerini ve rolünü tekrar hatırlatır.

BÖLÜM I – Yolsuzlukla Mücadele Kuralları
Madde 1
Yasaklanmış Uygulamalar

Kuruluşlar, aşağıda belirtilenlerle ilgili olarak her tür ve biçimdeki uygulamaları her zaman için yasaklayacaktır:

Uluslararası, ulusal veya yerel düzeydeki bir kamu görevlisi, bir siyasi parti, parti görevlisi veya siyasi görev adayı, ve bir Kuruluşun yönetim kurulu üyesi, yöneticisi veya çalışanı; doğrudan veya Üçüncü Taraflar aracılığıyla dahil dolaylı olarak aşağıda belirtilen uygulamalarda bulunulmayacaktır:

a) Rüşvet, yukarıda belirtilen kişilerden herhangi birine, belirtilenlerden herhangi biri tarafından veya belirtilenlerden herhangi biri için veya herhangi bir başka kişi için, örneğin kamu veya özel sektör ihale sözleşmesinin kazanılması, düzenleyici izinler, vergilendirme, gümrükler, adli ve yasal takibatlar, vb. ile bağlantılı olarak bir işin yapılması veya yapılmaması veya diğer uygunsuz menfaatleri temin etmek veya sürdürmek amacıyla, verilmesi icap etmeyen bir parasal veya diğer menfaatlerin teklif veya vaat edilmesi, verilmesi, onaylanması veya kabul edilmesini ifade eder.

Rüşvet, genellikle

(i) bir sözleşme ödemesinin bir kısmının hükümet veya parti görevlilerine veya diğer akit tarafın çalışanlarına, yakın akrabalarına, arkadaşlarına veya İş Ortaklarına pay olarak verilmesi; veya

(ii) bu tür ödemeleri hükümet veya parti görevlilerine veya diğer akit tarafın çalışanlarına, akrabalarına, arkadaşlarına veya İş Ortaklarına aktarmak için acenteler, alt yükleniciler, danışmanlar veya diğer Üçüncü Taraflar gibi aracıların kullanılmasını kapsar.

b) İrtikap veya Suça Teşvik, talebin reddedilmesi halinde bir tehdit unsurunun var olup olmadığına bakılmaksızın, bir rüşvet talep etmeyi ifade eder. Kuruluşlar, her tür irtikap veya rüşvet teklifi girişimini reddedecektir ve Kuruluşların, yapılacak bildirim içinde bulunulan koşullara göre zarar verici nitelikte olmadıkça, bu tür girişimleri mevcut resmi veya gayri resmi raporlama mekanizmaları aracılığıyla bildirmeleri teşvik edilmektedir.

c) Nüfuz Ticareti, bir kamu görevlisinden eylemin asıl azmettiricisi veya başka bir kişi lehine haksız bir menfaat elde etmeyi teminen, uygunsuz, gerçek veya sözde nüfuz uygulamak için haksız bir menfaatin teklif edilmesi veya sağlanmasını ifade eder.

d) Yukarıda belirtilen yolsuzluk uygulamalarından elde edilen gelirlerin aklanması; suç gelirlerinden oluştuğu bilinen mal varlığının yasadışı menşei, kaynağı, yeri, tasarrufu, hareketleri ya da mülkiyetinin gizlenmesi veya tebdil edilmesini ifade eder.

Bu Kurallarda geçen “Yolsuzluk” veya “Yolsuzluk Uygulama(lar)ı” Rüşvet, İrtikap veya Suça Teşvik, Nüfuz Ticareti ve bu uygulamalardan elde edilen gelirlerin Aklanmasını kapsayacaktır.

Madde 2
Üçüncü Taraflar

Pazarlama veya satışlar, sözleşmelerin müzakere edilmesi, ruhsat, izin veya diğer onayların alınması veya Kuruluşa faydası olan diğer işlemlerle bağlantılı olarak Kuruluşun adına veya tedarik zincirindeki yükleniciler olarak hareket eden acenteler, iş geliştirme danışmanları, satış temsilcileri, gümrük komisyoncuları, genel müşavirler, yetkili satıcılar, alt yükleniciler, franchise alanlar, avukatlar, muhasebeciler veya benzeri aracılar dahil, fakat bunlarla sınırlı olmaksızın, Kuruluşun kontrolüne veya belirleyici nüfuzuna tabi olan Üçüncü Taraflarla ilgili olarak Kuruluş:

söz konusu üçüncü taraflara hiçbir yolsuzluk uygulamasına karışmamaları veya herhangi bir yolsuzluk suçuna karışma haline müsamaha göstermemeleri talimatını vermelidir, herhangi bir yolsuzluk uygulaması için sayılanları bir aracı olarak kullanmamalıdır, bu tür üçüncü tarafları yalnızca Kuruluşun işinin normal bir şekilde yürütülmesi için gereken ölçüde görevlendirmelidir, ve bu kişilere meşru hizmetlerine karşılık uygun bir ücretten fazla bir ücret ödememelidir.

BÖLÜM II – Yolsuzlukla Mücadele Kurallarına Uyumu Desteklemek için Kurumsal
Politikalar
Madde 3
İş Ortakları

İş Ortakları, (i) Üçüncü Tarafları ve (ii) ortak girişim ve konsorsiyum ortaklarını ve ayrıca yüklenicileri ve tedarikçileri kapsar.

A. Bir Kuruluş, bir Üçüncü Tarafla ilgili olarak ve kendi yetkisi dahilinde olduğu ölçüde:

a) Kuruluşun adına yürütülen tüm faaliyetlerin kendi politikalarına uygun olmasını beklediğini açıkça belirtmelidir ve
b) Üçüncü Tarafla yazılı bir sözleşme düzenlemeli ve bu sözleşme: Üçüncü Tarafı Kuruluşun yolsuzlukla mücadele politikaları konusunda bilgilendirmeli ve herhangi bir yolsuzluk uygulamasına dahil olmamakla yükümlü kılmalıdır,;

Kuruluşa işbu Kurallara uygunluğu doğrulamak için Üçüncü Tarafın defterleri ve muhasebe kayıtlarının bir bağımsız denetçi tarafından denetlenmesini talep etme hakkı tanımalıdır ve Üçüncü Tarafın ücretinin nakit olarak ödenmemesini ve yalnızca

(i) Üçüncü Tarafın kurulmuş olduğu ülkede;

(ii) genel merkezinin bulunduğu ülkede;

(iii) yerleşik bulunduğu ülkede; veya

(iv) görevin gerçekleştirildiği ülkede ödenmesini öngörmelidir.

B. Kuruluş ayrıca merkezi yönetiminin Üçüncü Taraflarla ilişkileri üzerinde yeterli düzeyde kontrol sahibi olmasını ve özellikle kamu kurumlarıyla ve devlet veya özel Kuruluşlarla gerçekleştirilen işlemlerle bağlantılı olarak Kuruluş tarafından görevlendirilen Üçüncü Tarafların adları, görevlendirme şartları ve bu Üçüncü Taraflara ödemelere ilişkin bir kayıt tutmasını sağlamalıdır. Bu kayıt, gizlilik koşulları altında, denetçiler tarafından ve usulünce görevlendirilmiş ilgili resmi makamlar tarafından denetime hazır bulundurulmalıdır.

C. Bir Kuruluş, bir ortak girişim veya konsorsiyumla ilgili olarak, işbu Kurallarla tutarlı bir politikanın ortak girişim veya konsorsiyum ortakları tarafından ortak girişim veya konsorsiyum için geçerli olacak şekilde kabul edilmesini sağlamak için kendi yetkisi dahilindeki tedbirleri almalıdır.

D. Yükleniciler ve tedarikçilerle ilgili olarak Kuruluş, yüklenicilerin ve tedarikçilerin Kuruluş adına veya Kuruluşla gerçekleştirdikleri işlemlerde bu Kurallara uymalarını ve rüşvet ödedikleri bilinen veya makul olarak şüphelenilen yükleniciler ve tedarikçilerle birlikte çalışmaktan kaçınmalarını sağlamak için kendi yetkisi dahilinde ve yasaların izin verdiği ölçüde gerekli tedbirleri almalıdır.

E. Bir Kuruluş, İş Ortaklarıyla düzenlediği sözleşmelerine, bir İş Ortağının geçerli yolsuzlukla mücadele yasasını veya bu Kuralların I. Bölümünü ihlal edecek şekilde hareket ettiğine dair tek taraflı olarak iyi niyetli bir endişeye kapıldığı takdirde, aralarındaki ilişkiyi askıya alma veya tamamen sonlandırma hakkı tanıyan bir hükmü eklemelidir.

F. Bir Kuruluş, yolsuzluk risklerine maruz kalan İş Ortaklarının itibarı ve Kuruluşla veya Kuruluş adına gerçekleştirdikleri işlerde yolsuzlukla mücadele yasasına uyma kapasitelerine ilişkin gerekli detaylı incelemeyi yürütmelidir.

G. Bir Kuruluş, tedarik süreçlerini kabul edilen iş standartlarına göre ve mümkün olduğu kadar şeffaf bir şekilde yürütmelidir.

Madde 4
Siyasi ve Hayır Amaçlı Katkılar ve Sponsorluklar

a) Kuruluşlar, siyasi partiler, parti görevlileri ve adaylarına yalnızca geçerli yasalara ve kamuyu bilgilendirme gerekliliklerine uygun olarak katkılarda bulunmalıdır. Siyasi katkıların miktarı ve zamanlaması, yolsuzluk için bir bahane olarak kullanılmamalarını sağlamak üzere incelenmelidir.

b) Kuruluşlar, hayır amaçlı katkıların ve sponsorlukların yolsuzluk için bir bahane olarak kullanılmamalarını sağlamak için yetkileri dahilindeki tüm tedbirleri almalıdır. Hayır amaçlı katkılar ve sponsorluklar, şeffaf ve geçerli yasalara uygun olmalıdır.

c) Kuruluşlar, uygun olmayan siyasi ve hayır amaçlı katkıların yapılmamasını sağlamak için makul kontroller ve prosedürleri uygulamaya geçirmelidir. Önde gelen siyasi kişiler veya yakın akrabaları, arkadaşları ve İş Ortaklarının bulunduğu örgütlere katkıların incelenmesinde, özel bir özen gösterilmelidir.

Madde 5
Hediyeler ve İkram ve Ağırlamalar

Kuruluşlar, hediyeler ve ikram ve ağırlamaların teklifi veya kabulünü kapsayan ve bu tür hediye veya ikram ve ağırlamaya ilişkin düzenlemelerin

(a) ulusal yasalara ve geçerli uluslararası belgelere uygun olmasını; (b) makul ve iyi niyetli harcamalarla sınırlı tutulmasını;

(c) bunları alan tarafın veren tarafa karşı karar alma bağımsızlığını uygun olmayan bir şekilde etkilememesini veya uygun olmayan bir şekilde etkiliyor gibi algılanmamasını;

(d) alan tarafın bilinen davranış kuralları hükümlerine aykırı olmamasını; ve

(e) çok sık veya uygunsuz bir zamanda teklif edilmemesini veya alınmamasını sağlamaya yönelik gerekli prosedürleri belirlemelidir.

Madde 6
Kolaylaştırıcı Ödemeler

Kolaylaştırıcı ödemeler, kolaylaştırıcı ödemeyi yapan tarafın yasal olarak hak kazanmış olduğu bir rutin veya gerekli işlemin yapılmasını güvence altına almak veya hızlandırmak için bir alt kademe görevliye yapılan resmi olmayan, uygunsuz, küçük ödemelerdir.

Kolaylaştırıcı ödemeler, çoğu ülkede yasaklanmıştır.

Dolayısıyla Kuruluşlar, bu tür kolaylaştırıcı ödemeler yapmamalıdır; fakat bir kolaylaştırıcı ödemenin neredeyse hiç önlenemeyeceği icbar veya Kuruluşun çalışanlarının sağlığı, emniyeti veya güvenliğinin risk altında olduğu haller gibi acil ve zorlayıcı durumlarla da karşı karşıya kalabilecekleri kabul edilir.

Bu gibi durumlarda bir kolaylaştırıcı ödeme yapıldığında, bu tür ödemeler Kuruluşun defterleri ve muhasebe kayıtlarında doğru bir şekilde yansıtılacaktır.

Madde 7
Çıkar Çatışmaları

Bir bireyin veya yakın akrabaları, arkadaşları veya iş bağlantılarının özel menfaatleri Kuruluşun veya ilgili kişinin bağlı olduğu örgütün menfaatlerinden farklılık gösterdiğinde, çıkar çatışmaları doğabilir.

Bu gibi durumlar kişinin görev ve sorumluluklarını yerine getirirken muhakeme gücünü etkileyebileceğinden, açıklanmalı ve mümkün olduğu sürece önlenmelidir. Kuruluşlar, yönetim kurulu üyeleri, yöneticileri, çalışanları ve temsilcilerinin mevcut veya potansiyel çıkar çatışmalarını veya bunların ortaya çıkışını yakından izlemeli ve düzenlemeli ve başkalarının çıkar çatışmalarından faydalanmamalıdır.

Öngörülen faaliyet veya işlerinin eski görev süreleri boyunca sahip oldukları pozisyonlar veya denetledikleri bölümlerle doğrudan ilgili olması durumunda, eski kamu görevlileri görevlerinden ayrıldıktan sonra makul bir süre geçmeden önce herhangi bir sıfatla görevlendirilmeyecek veya işe alınmayacaktır. Uygulanabilir olan durumlarda, ulusal mevzuatın öngördüğü kısıtlamalara bağlı kalınacaktır.

Madde 8
İnsan Kaynakları

Kuruluşlar, aşağıda belirtilen koşulları sağlamalıdır:

a) İşe alma, terfi, eğitim, performans değerlendirmesi, ücretlendirme, takdir ve genel olarak iş etiği ilkeleri gibi insan kaynakları uygulamaları, bu Kuralları yansıtmalıdır,

b) Hiçbir çalışan, Kuruluşun yolsuzlukla mücadele politikasına ilişkin ihlalleri veya adamakıllı şüphelenilen ihlalleri iyi niyetli olarak rapor etmekten veya Kuruluşun iş kaybetmesine yol açacak olsa dahi, herhangi bir yolsuzluğa karışmayı reddetmekten dolayı, misillemeye veya ayrıma veya bir disiplin cezasına maruz kalmamalıdır,

c) Yüksek yolsuzluk riskine tabi alanlarda çalışan kilit personel, düzenli olarak eğitilmeli ve değerlendirilmelidir; bu personelin rotasyonu düşünülmelidir.

Madde 9
Finansal ve Muhasebe

Kuruluşlar, aşağıda belirtilen koşulları sağlamalıdır:

a) Tüm finansal işlemler, Yönetim Kurulları veya Kuruluş için en yüksek düzeyde sorumlu olan diğer yetkili organ tarafından ve ayrıca denetçiler tarafından incelemeye hazır halde bulundurulan ilgili defter ve muhasebe kayıtlarında yeterince tanımlanmalı ve uygun ve adil bir şekilde kaydedilmelidir,

b) “Kayıt dışı” veya gizli hesaplar bulunmamalı ve ilgili oldukları işlemleri adil ve doğru bir şekilde kayıt altına almayan hiçbir belge düzenlenmemelidir,

c) İlgili kalemleri doğru bir şekilde tanımlanmayan gerçekte var olmayan harcamalar veya borçlar veya gerçek ve meşru bir amacı olmayan olağandışı işlemlere ilişkin kayıtlar bulunmamalıdır,

d) Nakit ödemeler veya ayni ödemeler, rüşvet yerine kullanılmalarını önlemek için izlenmelidir; yalnızca kasadan yapılan veya işleyen bir bankacılık sistemi olmayan ülkelerde veya yerlerde yapılan küçük nakit ödemelere izin verilmelidir;

e) Tutulan hiçbir defter veya diğer ilgili belgeler, yasalarda öngörülen süreden önce kasıtlı olarak imha edilmemelidir,

f) Bu Kurallara veya geçerli muhasebe kurallarına aykırı olan ve gerektiğinde uygun düzeltici tedbir alınmasını gerektiren işlemleri ortaya çıkarmak üzere tasarlanmış olan, iç veya dış denetçiler aracılığıyla uygulanan bağımsız denetim sistemleri yürürlükte olmalıdır,

g) Vergilendirilebilir gelirden herhangi bir tür rüşvet ödemesi kesintisi yapılmasını yasaklayan hükümler dahil olmak üzere, ulusal vergi yasaları ve yönetmeliklerinin tüm hükümlerine uyulmalıdır.

BÖLÜM III –Etkili Bir Kurumsal Uyum Programının Öğeleri
Madde 10
Bir Kurumsal Uyum Programının Öğeleri

Her Kuruluş,

(i) bu Kuralları yansıtan;

(ii) Kuruluşun iş ortamında karşılaşılan risklerle ilgili olarak periyodik olarak gerçekleştirilen değerlendirmenin sonuçlarına dayanan;

(iii) Kuruluşun özel koşullarına uyarlanan; ve

(iv) Yolsuzluğun önlenmesini ve saptanmasını ve Kuruluş içinde doğruluk kültürünün geliştirilmesini amaçlayan bir etkili Kurumsal Uyum Programını uygulamalıdır.

Her Kuruluş, aşağıda belirtilen iyi uygulamaların tümünü veya bir kısmını kendi programına dahil etmeyi değerlendirmelidir. Aşağıda listelenen zorunlu nitelikte olmayan maddeler arasından, özellikle, kendine özgü şartlar dahilinde Yolsuzluğun gereken şekilde önlenmesini sağlamak için en yeterli olduğunu düşündüğü tedbirleri seçebilir:

a) Yönetim Kurulunun veya Kuruluş için en yüksek düzeyde sorumlu olan diğer yetkili organın veya Kuruluşun üst yönetiminin (“tepe yönetimin yaklaşımı”) Kurumsal Uyum Programını güçlü, açık ve görünür bir şekilde desteklemesi ve bu programa bağlılıklarını açıkça ifade etmesi;

b) bu Kuralları yansıtan ve tüm yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler, çalışanlar ve Üçüncü Taraflar için bağlayıcı olan ve tüm kontrol edilen yerli ve yabancı iştirakler için geçerli olan açıkça belirtilmiş ve görünür bir politikanın uygulamaya getirilmesi;

c) Yönetim Kurulunun veya Kuruluş için en üst düzeyde sorumlu olan diğer yetkili organın veya bunların ilgili komitesinin periyodik risk değerlendirmeleri ve bu Kurallara uygunluğa ilişkin bağımsız incelemeler yapmalarının şart koşulması ve gereken şekilde düzeltici tedbirler veya politikaların önerilmesi. Bu işlem, kurumsal uyum incelemeleri ve/veya risk değerlendirmelerini kapsayan daha geniş bir sistemin bir parçası olarak gerçekleştirilebilir;

d) Kuruluşun tüm düzeylerindeki kişilerin Kuruluşun politikasına uymakla ve Kurumsal Uyum Programına katılmakla sorumlu kılınması;

e) Bir veya birden fazla üst düzey yöneticinin (tam veya yarı zamanlı) yeterli düzeyde kaynak, yetki ve bağımsızlığa sahip olacak şekilde Kurumsal Uyum Programını izlemek ve koordine etmek ve Yönetim Kuruluna veya Kuruluş için en üst düzeyde sorumlu olan diğer yetkili organa veya bunların ilgili komitesine periyodik olarak rapor vermekle görevlendirilmesi;

f) Kuruluşun politikaları ve programı uyarınca gereken davranışları daha ayrıntılı bir şekilde göstermek ve yasaklanan davranışlardan caydırmak için gerekli kılavuzların yayınlanması;

g) Yolsuzluk veya bu Kuralların boşluklarından yararlanma riski sergileyen İş Ortaklarının ve kendi yönetim kurulu üyeleri, yöneticileri ve çalışanlarının seçiminde yapılandırılmış bir risk yönetimi yaklaşımına dayanan gerekli detaylı incelemenin gerçekleştirilmesi;

h) Defter ve muhasebe kayıtlarının yolsuzluk uygulamalarına karışmak veya bu tür uygulamaları gizlemek amacıyla kullanılmamasını sağlamak için, bunların adil ve doğru bir şekilde tutulmasına yönelik finansal ve muhasebe prosedürlerinin tasarlanması;

i) Bağımsız denetim dahil olmak üzere, uygun kontrol ve raporlama sistemleri ve prosedürlerinin belirlenmesi ve sürdürülmesi;

j) Kuruluşun yolsuzlukla mücadele politikasıyla ilgili periyodik iç ve dış yazışma ve iletişimlerin sağlanması;

k) Duruma göre yönetim kurulu üyeleri, yöneticileri, çalışanları ve İş Ortaklarına, Kuruluşun günlük iş ve faaliyetlerinde yolsuzluk risklerinin tanımlanmasına yönelik yol gösterici kuralların ve belgelendirilmiş eğitimin ve ayrıca liderlik eğitiminin verilmesi;

l) İş etiği açısından yeterliliklerin yönetimin takdir ve terfi sürecine dahil edilmesi ve hedefleri yakalama başarısının yalnızca mali göstergelere göre değil, aynı zamanda hedeflerin yakalanma şekline ve özellikle Kuruluşun yolsuzlukla mücadele politikasına uygunluğa göre ölçülmesi;

m) Kaygı ve endişeleri tam gizlilik içinde bildirmek, tavsiye istemek veya saptanmış veya adamakıllı şüphelenilen ihlalleri misilleme veya ayrım veya disiplin cezası korkusu olmadan iyi niyetle rapor etmek için kullanılabilecek kanalların sunulması. Raporlama, zorunlu veya gönüllü olabilir; isimsiz olarak veya isim açıklanacak şekilde yapılabilir.  Tüm iyi niyetli raporlamalar soruşturulmalıdır;

n) Rapor edilen veya saptanan ihlallere karşı uygun düzeltici önlemler ve disiplin tedbirleri alınarak müdahalede bulunulması ve Kuruluşun politikasının uygulamaya geçirildiğinin gereken şekilde kamuya açıklanmasının düşünülmesi;

o) Kurumsal Uyum Programının harici belgelendirme, tasdik veya teminat yoluna başvurularak iyileştirilmesinin düşünülmesi; ve

p) belirli özel projelerle ilgili yolsuzlukla mücadele antlaşmalarının veya kamu sektörüyle ve/veya ilgili iş dallarındaki meslektaşlarla yolsuzlukla mücadeleye yönelik uzun süreli girişimlerin önerilmesi veya desteklenmesi gibi ortaklaşa eylemlerin desteklenmesi.

EK A
Başlıca Uluslararası Yasal Belgeler
Global Belgeler

Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi (UNCAC)

http://www.unodc.org/documents/treaties/UNCAC/Publications/Convention/08-50026_E.pdf

Birleşmiş Milletler Sınıraşan Örgütlü Suçlarla Mücadele Sözleşmesi (UNTOC)

http://www.unodc.org/documents/treaties/UNTOC/Publications/TOC%20Convention/TOCebook-e.pdf

OECD Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi (OECD Sözleşmesi)

http://www.oecd.org/dataoecd/4/18/38028044.pdf

Ek II

İç Denetimler, Etik ilkeler ve Uyumla ilgili İyi Uygulamalar Kılavuzu dahil, Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesine yönelik OECD Tavsiyesi

http://www.oecd.org/dataoecd/11/40/44176910.pdf

Afrika Birliği Yolsuzluğun Önlenmesi ve Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi (AU Sözleşmesi)

http://www.africaunion.org/official_documents/Treaties_%20Conventions_%20Protocols/Convention%20on%20Combating%20Corruption.pdf

Güney Afrika Kalkınma Topluluğunun Yolsuzlukla Mücadele Protokolü (SADC Protokolü)

http://www.sadc.int/index/browse/page/122

Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğunun Yolsuzlukla Mücadele Protokolü (ECOWAS Protokolü)

http://www.afrimap.org/english/images/treaty/ECOWAS_Protocol_on_Corruption.pdf

Yolsuzluğa Karşı Amerikan Ülkeleri Sözleşmesi (OAS Sözleşmesi)

http://www.oas.org/juridico/english/treaties/b-58.html

ADB-OECD Asya-Pasifik için Eylem Planı (Eylem Planı)

http://www.oecd.org/dataoecd/38/24/35021642.pdf

Avrupa Konseyi Ceza Hukuku Sözleşmesi

http://conventions.coe.int/treaty/en/Treaties/Html/173.htm

Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi

http://conventions.coe.int/treaty/en/treaties/html/174.htm

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Kararı: Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubunun Kurulması Anlaşması

http://conventions.coe.int/Treaty/EN/PartialAgr/Html/Greco9905.htm

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Kararı: Yolsuzlukla Mücadelede Yirmi Temel İlke

https://wcd.coe.int/wcd/ViewDoc.jsp?id=593789&

Avrupa Topluluklarının Mali Çıkarlarının Korunması ve Yolsuzlukla Mücadeleye ilişkin Avrupa Birliği Sözleşmesi ve iki ilgili Protokol

http://europa.eu/legislation_summaries/fight_against_fraud/protecting_european_communitys_financial_interests/l33019_en.htm

Avrupa Toplulukları görevlilerini veya Avrupa Birliği Üye Devlet görevlilerini kapsayan Avrupa Birliği Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi

http://europa.eu/legislation_summaries/fight_against_fraud/fight_against_corruption/l33027_en.htm

AB Adayı Ülkelerde Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesine İlişkin On İlke

0

AB Adayı Ülkelerde Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesine İlişkin On İlke(European Union, Ten Principles for Improving the Fight Against Corruption in the Candidate Countries); 7-8 Temmuz 2005 tarihinde Ankara’da düzenlenen Yolsuzlukla Mücadele Konferansı’nda kabul edilmiştir.

AB Adayı Ülkelerde Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesine İlişkin On İlke, Avrupa Birliği’nin aday ülkelerle yolsuzlukla mücadele konusundaki işbirliğini desteklemek amacıyla geliştirdiği bir dizi ilkedir. Bu ilkeler, AB ile aday ülkeler arasındaki katılım müzakereleri sırasında yolsuzlukla mücadelede daha fazla ilerleme kaydetmeyi teşvik etmek için kullanılan bir kılavuz niteliğindedir. İlkeler, AB’ye üyelik süreçlerinde önemli bir rol oynamakta, her aday ülke için özelleştirilebilmekte ve uygulamalar izlenmektedir.

AB Adayı Ülkelerde Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesine İlişkin On İlke

1. Devlet liderleri ve karar vericilerinin yolsuzlukla mücadele hususunda güvenilirliklerinin olması ve açık bir tutum sergilemeleri büyük önem taşımaktadır. Yolsuzluğu engelleyecek ve baskı altında tutacak önlemleri kapsayan yolsuzlukla mücadele stratejileri geliştirilmelidir ve uygulamaya konmalıdır. Bu stratejiler devletin her düzeyinde geniş çaplı ele alınıp tartışılmalıdır.

2. Aday ülke AB mevzuatına tam olarak uyum sağlamalıdır. Ayrıca temel uluslararası yolsuzlukla mücadele araçlarının tamamına taraf olunmalıdır ve uygulamaya konulmalıdır (BM, Avrupa Konseyi ve OECD Sözleşmeleri).

3. Yolsuzlukla mücadele yasaları önemli olmasına karşın, söz konusu yasaların uygun ve şeffaf yolsuzlukla mücadele birimlerince uygulanması daha fazla önem taşımaktadır. Uygun soruşturma teknikleri ve istatistikleri geliştirilmelidir. Yasaları uygulamakla yükümlü kurumların rolü sadece yolsuzlukla değil, aynı zamanda sahtecilik, vergi suçları ve kara para aklama konusunda
da güçlendirilmelidir.

4. Kamu görevi her vatandaşa açık olmalıdır. Personel alma ve terfi etme objektif kriterlere ve liyakate dayanmalıdır. Ücretler ve sosyal haklar yeterli düzeyde olmalıdır. Kamu görevlileri mal beyanında bulunmalıdır. Hassas görevlerde rotasyon geçerli olmalıdır.

5. Kamu yönetiminde (yargı, emniyet, gümrük, vergi idaresi, sağlık sektörü ve kamu ihaleleri) dürüstlük, hesap verme sorumluluğu ve şeffaflık, denetim ve izleme standartları aracılığıyla güçlendirilmelidir.

6. Rehber ilkeler oluşturulmalı ve uygulama aşamasında gözlemlenmelidir.

7. İhbarda bulunan ve ifade verenlerin korunmasına ilişkin olarak hem kamu sektöründe ve hem de özel sektörde açık kurallar bulunmalıdır.

8. Medya ve eğitim yolu ile toplumun yolsuzluk konusundaki bilinci artırılmalıdır. Yolsuzluğun hoşgörü ile karşılanacak bir fenomen olmadığı ve cezai bir suç olduğu mesajı vurgulanmalıdır.

9. Politikacılarla iş çevresi arasında örtülü bağlantıların kurulmasının önlenmesi amacıyla, siyasi parti finansmanı ve siyasi partilerin dış mali kontrolüne ilişkin açık ve şeffaf kurallar getirilmelidir. Siyasi partilerin karar verme süreci üzerindeki etkileri çok güçlüdür ancak çoğunlukla rüşvete ilişkin yaptırımlardan muaf tutulmaktadırlar.

10. Rehber ilkeler ve dürüst şirketlere ilişkin beyaz listelerin yayımlanması gibi yollarla özel sektörün yolsuz faaliyetlerden kaçınması sağlanmalıdır

Yolsuzlukla Mücadeleye Yönelik Tavsiyeler

0

Yolsuzlukla Mücadeleye Yönelik Tavsiyeler, Uluslararası Hakimler Birliği  tarafından 27 Eylül 2001 tarihinde yayınlanmıştır. Kararlar, birliğin Madrid’de düzenlenen 44. yıllık toplantısında Merkez Konseyince  alınmıştır. 

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

The International Association of Judges – IAJ

Uluslararası Hakimler Birliği, 1953’te Salzburg’da kurulmuştur ve merkezi Roma’dadır. IAJ, yargıçların en eski ve en prestijli örgütüdür. Avrupa Konseyi , Uluslararası Çalışma Örgütü ve BM Ekonomik ve Sosyal Konsey’ine (ECOSOC) danışmanlık statüsü bulunmaktadır. Dünya çapında Hukukun Üstünlüğünü ve Yargının Bağımsızlığını sağlamak üzere hareket etmektedir. Yaklaşık  90  ülkeden dernekler, vakıflar ya da farklı statüdeki organizasyon temsilcilerinden oluşmaktadır.. Türkiye’den YARSAV, 23 Temmuz 2016 tarihinde Olağanüstü Hal (OHAL) kararnamesi ile kapatılmadan önce örgütün üyesiydi. 

[/box]

Yolsuzlukla Mücadeleye Yönelik Tavsiyeler

Yolsuzlukla mücadele ve güvenilirliğin korunması hakkında ilki 1999 yılında Washington’da, ikincisi ise 2001 yılında La Hey’de düzenlenen Global Forumlar, genel anlamda yolsuzlukla ilgilidir. Birleşmiş Milletlere dahil ya da dışındaki diğer uluslararası etkin kuruluşlar da, yargıdaki yolsuzluklarla mücadele amacıyla özel önlemler üzerinde çalışmaktadırlar. Ayrıca bazı ülkeler kendi yargı sistemleriyle ilgili düzenlemeler yapmak durumundadırlar. Bazı ülkeler ise yargıdaki yolsuzluk konusunda yanlış iddialarla uğraşmaktadırlar. Diğer bazı ülkelerde ise yargıda yolsuzluk hayret ver5ici bir husus olarak algılanmaktadır.

60 hakimler birliğinin global bir organizasyonu olan ve bu sıfatla tüm dünya hakimlerini temsil eden Uluslararası Hakimler Birliği Merkez Konseyi (IAJ), 27 Eylül 2001 tarihinde Madrid’de düzenlenen 44. yıllık toplantısında;

  • “Tek bir ulusal güvenilirlik sistemi tüm ülkelere uygulanamaz” (31 Mayıs 2001 tarihinde La Hey’de düzenlenen 2. Global Forum’un mütalaalarla ilgili Raporun 7.maddesi) hükmünü benimseyerek;
  • Birleşmiş Milletlerin 29 Kasım 1985’teki 29. Genel Kurulunda onayladığı “Yargı Bağımsızlığıyla ilgili Temel Prensipler-Sonuç 40/32”, özellikle de 4. ve 5. prensipleri dikkate alarak;
  • Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyin 24 Mayıs 1989 tarihli “Yargı bağımsızlığıyla ilgili Temel Prensiplerin uygulanmasına yönelik Prosedürler-Sonuç 1989/60”, özellikle de 5.Prosedürü dikkate alarak;
  •  Uluslararası Hakimler Birliği Merkez Konseyi’nin 17 Kasım 1999’da oybirliğiyle onayladığı “Hakimler Evrensel Bildirgesi”ni göz önünde bulundurarak;
  • Uluslararası Hakimler Birliği Merkez Konseyi Afrika bölgesel grubunca 22 Şubat 2001 tarihinde Togo’da kabul edilen “Yargıda Yolsuzluk” temasıyla ilgili Tavsiyeleri benimseyerek,
Uluslararası Hakimler Birliği Merkez Konseyi;

1.Yolsuzlukla mücadeleyle ilgili tüm kanunların etkin bir şekilde uygulanmasını,

2.Yargıda yüksek ahlaki ve mesleki standartlarla donatılmış bireylerin istihdam edilmesini ve hakimlere yönelik sürekli mesleki eğitimin sağlanmasını,

3.Hakimlerin ve diğer yargı çalışanlarının ücretlerinin ve destek hizmetlerinin önemli ve etkin biçimde iyileştirilmesini tavsiye eder.

Bu tavsiyelerin etkin şekilde ve süratle uygulanmasını ve bağlayıcı olmasını teminen Uluslararası Hakimler Birliği Merkez Konseyi, Başkanlık Komitesine;

  • Yargıdaki yolsuzlukların ya da yanlış yolsuzluk iddialarının üstesinden nasıl gelinebileceği hakkında ulusal düzeydeki yetkililere tavsiyelerde bulunabilecek, yüksek mesleki standartlarda ve saygınlıktaki (emekli) hakimlerden oluşan bir daimi danışma komitesi kurmasını,
  • Hakimler Evrensel Bildirgesini, 2003 yılında Japonya veya Kore’de düzenlenecek olan yolsuzlukla mücadele ve güvenilirliğin korunması 3.Global Forumu’na sunması konusunda ısrar eder

Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadeleye İlişkin Davranış Kuralları

0

Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadeleye İlişkin Davranış Kuralları, Uluslararası Ticaret Odası tarafından 1996 yılında kabul edilmiştir.

Bu kurallar,

  • Rüşvet ve yolsuzluktan kaçınmayı,
  • Yasalara uyum sağlamayı,
  • Etik bir iş kültürünü teşvik etmeyi,
  • Uygun iç denetim sistemlerinin kurulmasını tavsiye etmektedir.

Bu sayede, dünya genelinde işletmelerin etik ve şeffaf bir şekilde faaliyet göstermesi hedeflenmiştir. Kurallar, uluslararası ticarette adil rekabetin sağlanması ve iş dünyasında etik standartların korunması için oluşturulmuştur. Belgede, yolsuzluk ve rüşveti önlemeye yönelik temel ilkeler ve işletmelerin bu tür yasa dışı faaliyetlerden uzak durmalarını sağlayacak uygulamalar yer almaktadır. ICC’nin bu kuralları, küresel ticarette iş etiğini teşvik eden bir rehber niteliğindedir

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””] Uluslararası Ticaret Odası(International Chamber of Commerce), dünya çapında 140 ülkenin şirketlerinin temsil edildiği uluslararası örgüttür. Dünyanın en büyük ve en çok temsil eden iş örgütüdür. Örgütün merkezi Paris’tedir.[/box]

Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadeleye İlişkin Davranış Kuralları

Davranış kurallarının uluslararası iş ilişkilerinin kendi kendine düzenlenmesinin bir metodu olması ve bu kuralların devletler tarafından da desteklenmesi amaçlanmaktadır. Bu kuralların işletmeler tarafından gönüllülük esasına göre kabul edilmesi, ister işletmelerle kamu kurumları arasında isterse işletmelerin kendi aralarında olsun, yalnızca iş ilişkilerinde yüksek düzeyde bir dürüstlük standardının teşvik edilmesine yol açmayacak; bunun yanı sıra, şantaj ve kanunsuz teşebbüslere maruz kalan işletmelerin korunmasına da çok değerli katkılar sağlayacaktır.

Davranış kuralları, doğrudan doğruya bir yasal etkiye sahip olmamakla birlikte iyi ticari uygulamaları oluşturacak genel bir yapıya sahiptir. Yürürlükteki ulusal kanunların etkisini azaltmamaktadır ve ulusal hukuki sistemler değişmez bir yapıda olmadıklarından, bu kuralların sistemlerde gerekli değişikliklerin yapılması ile birlikte yine bu sistemlere tabi olacakları kabul edilmelidir.

İş dünyası her türlü şantaj ve kanunsuzluk ile rüşveti uygun bulmamaktadır. Ancak, dünyanın kimi yerlerindeki mevcut koşullar göz önüne alındığında şantaj ve rüşvete karşı oluşturulacak etkili bir programın aşamalar halinde uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. En büyük öncelik politikacılar ile kıdemli bürokratları kapsayan büyük ölçekli şantaj ve rüşvetin sona erdirilmesine verilmelidir. Bunlar demokratik kurumlara büyük bir tehdit oluşturur ve ciddi iktisadi sapmalara yol açarlar. Rutin olayların üstesinden gelmek amacıyla düşük seviyedeki memurlara verilen küçük ödemelere de göz yumulmamalıdır. Yine de bunlar daha küçük problemleri temsil ederler. Üst düzeydeki şantaj ve rüşvet sona erdirildiğinde hükümetteki liderlerin daha ehemmiyetsiz olan yolsuzlukların temizlenmesi için adım atmaları ümit edilebilir.

Temel İlkeler

Bütün işletmeler, kendilerinin kuruldukları ve faaliyet gösterdikleri ülkenin yasa ve düzenlemelerine uymalıdırlar ve bu davranış kurallarının hem lafzına hem de ruhuna uygun davranmalıdırlar.

Davranış kurallarının amacı açısından “işletme” terimi, devlet ya da mahalli idareler tarafından kontrol edilen işletmeler ile bunların iştirak ve bağlı şirketleri de dahil olmak üzere, kar amacı taşısın ya da taşımasın, iş ve ticaretle uğraşan kişi ya da kurumlara karşılık gelmektedir.

Temel Kurallar
1.Madde: Şantaj

Hiç kimse, doğrudan ya da dolaylı yollardan, rüşvet talep edemez veya rüşvet kabul edemez.

2. Madde: Rüşvet ve “Komisyon ve Paylar”

Hiç bir işletme, doğrudan ya da dolaylı yollardan, rüşvet öneremez ya da rüşvet veremez ve herhangi bir rüşvet talebi mutlaka reddedilmelidir.

İşletmeler;

(1)Diğer sözleşmeci tarafın çalışanlarına sözleşme gereği kendisine yapılacak ödemelerin belirli bir yüzdesini komisyon olarak veremez, ya da

(2)Yan mukavele, sipariş veya danışmanlık anlaşmaları gibi diğer teknikleri kamu görevlilerine, diğer sözleşmeci tarafın çalışanlarına, kendi akrabalarına veya iş ortaklarına ödemelerde bulunma kanalı olarak kullanamaz.

3. Madde: Temsilciler
İşletmeler;

(1)Herhangi bir temsilciye ya da acenteye yapılan ödemelerin bu temsilci ya da acente tarafından gerçekleştirilen yasal hizmetlerin karşılığından daha fazlasına denk gelmemesini;

(2)Bu ödemelerin hiç bir kısmının acente tarafından rüşvet olarak veya davranış kurallarının ihlali amacıyla verilmemesini; ve

(3)Kamu kurum ve işletmeleri ile olan ilişki ve muameleler nedeniyle ödemelerin bir kısmını alıkoyan temsilcilerin ad ve yaptıkları işlerin bir kaydının tutulmasını ve bu kayıtların, talep halinde, genel denetçilere ve karşılıklı güven ve itimat ilişkisi içinde daha az yetkiye sahip diğer kamu otoritelerine
verilmesini, sağlamak için gerekli olan tedbirleri almalıdırlar.

4. Madde: Finansal Kayıtlar ve Denetim

(1)Bütün finansal muamelelerin, direktörler kurulunca veya eğer mümkünse buna karşılık gelen bir organ ya da denetçiler tarafından yapılacak teftiş için hazır olacak bir şekilde uygun muhasebe kayıtları tutulmalıdır.

(2)Kayıt dışı hesaplar ya da gizli hesaplar olmamalı ve ilgili muamelenin doğru ve uygun bir kaydı tutulmadan hiç bir doküman düzenlenmemelidir.

(3)İşletmeler mevcut davranış kuralları ile çelişen herhangi bir muamelenin ortaya çıkarılmasını sağlamak amacıyla bağımsız denetim sistemlerinin oluşturulması için gerekli tüm tedbirleri almalıdırlar. Bundan sonra uygun düzeltmelerin yapılmasına olanak tanınabilir.

5. Madde: İşletmelerin Sorumluluğu

Tam yetkili ve sorumlu olan işletmenin yönetim kurulu ya da benzeri bir organı:

(1)Davranış kurallarını ihlal eden işletme adına veya işletme tarafından yapılan herhangi bir ödemeyi engellemeyi amaçlayan uygun kontrol sistemlerini kurmak ve bunları geliştirmek de dahil olmak üzere gerekli tüm adımları atar;

(2)Davranış kuralları ile alakalı şikayetleri periyodik bir şekilde inceler ve bu tip incelemelerin yapılması amacıyla raporların hazırlanması için gerekli olan prosedürleri oluşturur; ve

(3)Davranış kurallarını ihlal eden herhangi bir yönetici ya da çalışana karşı gerekli tedbirleri alır.

6. Madde: Politik Bağışlar

Siyasi partilere, komitelere veya politikacılara yapılan bağışlar yalnızca mevcut kanunlara uygun bir şekilde yapılabilir ve bu bağışların halka ifşa edilmesi için gerekli olan tüm koşullara uyulur. Bu tip tüm bağışlar üst düzey şirket yönetimine bildirilmelidir.

7. Madde: Şirket Kuralları

Bu davranış kuralları genel niteliktedir ve işletmeler, gerekli olması halinde, Uluslararası Ticaret Odası kuralları ile uyumlu olacak şekilde kendi kurallarını oluştururlar ve kendi iş ilişkilerinde bu kuralları uygularlar. Bu kurallar örnekleri bünyelerinde barındırırlarsa faydalı olabilirler ve herhangi bir şantaj ya da rüşvet ilişkisine bulaşmış olan çalışanın ya da görevlinin şirket yönetimine rapor edilmesi için gerekli olan hareket tarzını da belirlemelidirler. Şirketler kendi kurallarının hükümlerinin hayata geçirilebilmesi için açık politikalar, standartlar ve eğitim programları geliştirmelidirler.

28 Mart – Hukuk Takvimi

0
28 Mart Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, önemli hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuk düzenlemeler

28 Mart – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar 

1743
Nicolas de Condorcet olarak da bilinen Fransız filozof ve matematikçi. Liberal ekonomi, anayasal hükûmet, parasız ve eşit kamu eğitimi, kadınlar ve tüm ırklardan insanlar için eşit hakları destekleyen düşünceleriyle bilinen Aydınlanma Çağı düşünürlerinden Marie Jean Antoine Nicolas de Caritat, devrim sonrasında tutuklu olarak bulunduğu hapishanede öldü. (17 Eylül 1743 – 28 Mart 1794)
199
1789 Fransız Devrimi sırasında kadın hakları savunucusu olarak öne çıkan Hollandalı Etta Palm d’Aelders (Nisan 1743-28 Mart 1799) yaşamını yitirdi. Gerçeğin Dostları Konfederasyonu olarak bilinen kadın kulüplerinin kurucusuydu.
1851
Felsefe profesörü ve Portekiz Cumhurbaşkanı Bernardino Machado (Bernardino Luís Machado Guimarãoes) dünyaya geldi. (Ölümü: 29 Nisan 1944) 1915-16 ve 1925-26 dönemlerinde Portekiz cumhurbaşkanı olarak görev yaptı.
1862
Nobel Barış Ödülü sahibi hukukçu ve Fransız devlet adamı Aristide Briand doğdu. (Ölümü: 7 Mart 1932) Paris Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. 1894’te Nantes’teki emekçiler kongresinde Jules Guesde’nin taraftarlarına karşı işçi sendikası fikrinin kabulünü sağladı. 1905 tarihli ayrılma yasasının hazırlanmasıyla görevli komisyonun muhabirliği görevine atandı. 1912’de Adalet Bakanı olarak görev yaptı. Üçüncü Fransız Cumhuriyeti döneminde Fransa başbakanı olarak on bir dönem görev yaptı.
1868
Sovyet Rus yazar ve sosyalist gerçekçi yazımın öncüsü Maksim Gorki doğdu. (Ölümü: 18 Haziran 1936)
1870
Osmanlı Devleti, Bulgar Kilisesi’nin bağımsızlık hakkını tanıdı.
1883
Türk hukuk tarihine adını altın harflerle yazdırmış bir hukukçu, akademisyen, ordinaryüs profesör ve yazar Mehmet Tahir Taner Eskişehir’de dünyaya geldi. (D. 28 Mart 1883, Eskişehir – Ö. 12 Eylül 1962, İstanbul)
1910
İstanbul’da ilk kez bir trafik kazası meydana geldi.
1921
Düğünlerde Men’i İsrafat Kanunu, 25 Kasım 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 55 kanun numarası ile kabul edildi ve 28 Mart 1921 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi.
1930
Türkiye, yabancı ülkelerden Türkiye’nin kentlerinin Türkçe adlarını kullanmalarını resmen talep etti. Bu tarihten sonra Posta İdaresi, Angora veya Constatinople olarak adreslenmiş mektupları, Ankara ve İstanbul’a ulaştırmamaya başladı.
1945
Filipinli avukat ve Filipinler’in 16. devlet başkanı Rodrigo Duterte doğdu. San Beda Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. 1977’den 1979’a kadar Davao City’deki Şehir Savcılığı Ofisinde özel  danışman oldu. 1979’dan 1986’ya kadar şehir savcı yardımcısı olarak görev yaptı. 1998 yılında Filipin Temsilciler Meclisi Üyesi oldu.  2010 yılında Davao Belediye Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı ve 2013 yılında Belediye Başkanı oldu. 2016’da Filipinler’in 16. Başkanı seçildi.
1947
Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu kuruldu.
1950
Türkiye, İsrail’i resmen tanıdı.
1961
1960 darbesinin ardından hazırlanan Yeni Anayasa’nın halkoyuna sunulması hakkındaki kanun kabul edildi.
1962
1960 yılında Askeri Yönetim tarafından görevlerinden uzaklaştırılan 147 öğretim üyesinin görevlerine dönmelerine olanak sağlayan kanun, 28 Mart 1962 tarihinde TBMM‘de kabul edildi. askeri yönetimin görevden aldığı ve 147’ler olarak bilinen akademisyenler görevine iade edildi.
1963
22 Mart’ta sağlık nedenleriyle tahliye edilen eski Cumhurbaşkanı Celâl Bayar’ın serbest bırakılması tepkilere yol açınca, cezasının ertelenmesine ilişkin karar kaldırıldı.
1965
Amerika Birleşik Devletleri’nin Alabama Eyaletinde, Martin Luther King’in önderliğinde 25 bin kişi sivil haklar için yürüyüş yaptı.
1966
Cemal Gürsel’in Cumhurbaşkanlığı süresi bitti, yerine Cevdet Sunay Cumhurbaşkanı seçildi.
1966
Nazım Hikmet’in Dört Hapishaneden adlı kitabı toplatıldı.
1970
Dağıttıkları broşür ve yapıştırdıkları afişlerlerle “Askerleri suç işlemeye tahrik ettikleri” gerekçesiyle Dev-Genç üyesi 6 SBF öğrencisi için gıyabi tutuklama kararı verildi. Dev-Genç Başkanı Atilla Sarp da Kara Kuvvetleri Mahkemesi’nce tutuklanmıştı.
1972
Ankara Savcılığı’nın, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının  ölüm cezalarının infazına dair görüş istediği Sıkıyönetim Mahkemesi “infazların yapılması” yönünde karar aldı.
THKO Davası’nda Askeri Savcı, Nahit Tören ve 3 sanık için ölüm cezası, 13 sanık için de çeşitli hapis cezaları istedi.
1973
Mahkumiyet kararı Askeri Yargıtay’ca tekrar bozulup tahliye edilen SBF eski dekanı Prof. Dr. Mümtaz Soysal, 3 hafta önce tekrar göreve başladığı SBF’de birinci sınıfta ilk dersini verdi.
1974
Cumhuriyet Savcılığı, başrolünde Fransız oyuncu Alain Delon’un oynadığı Yasak Duygular adlı filimin gösterimini müstehcen olduğu gerekçesiyle yasakladı.
1977
İzmir Buca Cezaevi’nde isyan çıktı, 20 mahkum kaçtı.
1981
Devlet Başkanı Kenan Evren 27 Mayıs ve 1 Mayıs’ın resmi tatil olmaktan çıkarılmasına ilişkin açıklama yaptı: ”27 Mayıs bayramını vatandaşlar arasında kardeşlik sevgisini yerleştirmek için kaldırdık. 1 Mayıs bahar bayramıdır, ama komünistlerin gövde gösterisi yaptığı bir bayram haline gelmişti.”
1983
Türkiye İşçi Köylü Partisi (TİKP) Davası’nda Genel Başkan Doğu Perinçek savunmasını yapmaya başladı.
1983
Cumhuriyet’in başyazarı Nadir Nadi ile Yazı İşleri Müdürü Okay Gönensin’in, Nadir Nadi’nin bir yazısından dolayı yargılanmasına devam edildi.
1984
 107 sanıklı Antalya Kurtuluş Davası’nda 4 sanık ölüm, 4 sanık müebbet, 66 sanık 2-20 yıl arası hapis cezasına çarptırıldı.
1995
İHD İstanbul Şubesi eski yöneticilerinden Avukat Eren Keskin, 1993’de Özgür Gündem’de yayınlanan ve daha önce Belçika Parlamentosu’na sunduğu “Dünyanın Kürt Halkına Borcu Var” başlıklı bildiri nedeniyle TMY 8.maddeden 2 yıl 6 ay hapis 300 bin TL para cezasına çarptırıldı.
1996
ÇGD YK üyesi Ahmet Şık, polisin yaka numarası taşımasına yönelik kampanya başlattıklarını söyledi.
1996
Kişilerin Zorla Kaybolmaları Üzerine Amerikalılararası Sözleşme, Amerikan Devletleri Örgütü Genel Kurulu tarafından 9 Haziran 1994 tarihinde kabul edildikten sonra 28 Mart 1996 tarihinde yürürlüğe girdi.
1996
Adalet Bakanı Mehmet Ağar, kaldırılması tartışmalarının yapıldığı Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin artık “ihtisas mahkemeleri” haline geldiğini, 62 yeni DGM daha kurulması gerektiğini söyledi.
1997
Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi kuruldu. Yüksek Öğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu’na, 4142 sayı ve 5 Haziran 1996 tarihli Kanun (Madde 2) ile eklenen Ek Madde 38) daha sonra, 28 Mart 1997 tarih ve 97/9515 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile üniversiteye bağlı bir Hukuk Fakültesi kurulması kararlaştırıldı.
2000
Hakkında TCK’nın 312. maddesinden kesinleşmiş hapis cezası bulunan İHD eski Genel başkanı Akın Birdal, cezasının infazının ertelenmemesi üzerine cezaevine girdi.
2000
Adana Cumhuriyet Savcısı Sacit Kayasu, 28 Mart 2000 tarihinde, Eski Genelkurmay Başkanı, Cumhurbaşkanı ve 12 Eylül 1980 askeri darbesinin baş sorumlusu Kenan Evren hakkında, Türk Ceza Kanunu’nun 146. ve 147. maddeleri uyarınca iddianame düzenledi.

Sacit Kayasu
2003
Meclis’teki bütçe görüşmelerinde iktidar tarafından verilen bir önergeyle, kamu ihalelerinin en büyük kalemini oluşturan enerji ihaleleriyle Hazine taşınmazlarının satış-kiralama işlemleri Kamu İhale Yasası kapsamı dışına çıkarıldı.
2003
Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, Kürtçe isimle ilgili açılan davada, ismini özgürce seçmenin temel bir kişilik hakkı olduğunu vurgulayarak ismin düzeltilmesi  ya da değiştirilmesi için dava açılabileceğine hükmetti.
2003
Kapatılan DEP’in eski milletvekilleri Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan ve Selim Sadak’ın Ankara 1. No’lu DGM’de yeniden yargılanmalarına başlandı.
2003
Ottawa Sözleşmesi, 146 ülke tarafından imzalandı. Türkiye’nin de imzaladığı bu sözleşmeye ABD taraf değildir. Türkiye Bakanlar Kurulunun 28 Mart 2003 tarihli kararı ile sözleşmeye katılmaya karar verdi. Resmi Gazete’de 14 Nisan 2003 tarihinde yayınlanan karar gereğince Sözleşme, Türkiye açısından 1 Mart 2004 tarihinde yürürlüğe girdi.
2004
Yerel seçimlerde Tunceli belediye başkanı seçilen Songül Erol Abdil’in, 81 ilin tek kadın başkanı olduğu açıklandı.
2005
İki ayrı cinayet ve tecavüzden haksız yere suçlu bulunan ve 18 yıl hapis yapan Norveçli Fritz Yngvar Moen yaşamını yitirdi. (17 Aralık 1941 – 28 Mart 2005),
2006
Amerikalı hukukçu ve devlet adamı Caspar Weinberger yaşamını yitirdi.  (Doğumu: 18 Ağustos 1917) Harvard Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. 1953 yılında Kaliforniya Eyalet Meclisi üyesi oldu. 1962’de Cumhuriyetçi Parti Başkanı olarak görev yaptı.  1969’da Federal Ticaret Komisyonu Başkanı oldu. Daha sonra Yönetim ve Bütçe Dairesi Başkanı görevini üstlendi. 1973 yılında Amerika Birleşik Devletleri Sağlık, Eğitim ve Refah Bakanı olarak görev yaptı. 1981-1987 yılları arasında ABD Savunma Bakanı olarak görev yaptı.
2006
AİHM, Bergama’daki altın madeniyle ilgili ikinci davada da Türkiye’yi tazminata mahkûm etti. 2004’teki 10 şikayetçiye 30 bin avro tazminat ödeyen Türkiye’nin bu kez 315 kişiye toplam 945 bin avro ödeyeceği açıklandı.
2009
Guyana’nın ilk kadın Cumhurbaşkanı olan Janet Jagan yaşamını yitirdi. (Doğumu: 20 Ekim 1920 – Ölümü: 28 Mart 2009) 17 Mart 1997 – 19 Aralık 1997 arasında başbakanlık ve 19 Aralık 1997 – 11 Ağustos 1999 arasında Cumhurbaşkanlığı yaptı.
2010
Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak, yolsuzluk iddiaları nedeniyle İçişleri Bakanlığı tarafından açığa alındı.
2013
Muğla 2. İdare Mahkemesi’nde İçişleri Bakanlığı aleyhine açılan Şerzan Kurt davasında karar verildi. Tazminat davası 28 Mart 2013’te sonuçlandı. Mahkeme, “polis memurunun kastla adam öldürme suçundan mahkûmiyetine karar verildiği, bu olayda davalı idarece yürütülen kamu hizmetinin, personelinin kusuru nedeniyle gereği gibi yerine getirilememesi sebebiyle hizmet kusurunun bulunduğu ve meydana gelen zararı tazminle yükümlü olduğu sonucuna” ulaşıldı. Kurt ailesine maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verildi. Kurt, Muğla’da 11-12 Mayıs 2010’da iki öğrenci grubu arasında çıkan olaylarda polis memuru G.Ş. tarafından açılan ateş sonucunda hayatını kaybetmişti.
2014
TKP üyeleri, sosyal medyada yayılan “Suriye ile savaşa girilmesine dair ses kayıtları” hakkında suç duyurusunda bulundu.
2015
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde çalışma ofisine dinleme cihazı konulmasıyla ilgili Romanya’da yakalanan ve iade edilmelerine karar verilen eski emniyet müdürü Sedat Zavar ve eski polis memuru İlker Usta İstanbul’a getirildi.
2017
New York Güney Bölge Savcılığı, Halkbank Genel Müdür Yardımcılarından Mehmet Hakan Atilla’nın iş adamı Rıza Sarraf davası kapsamında New York’ta tutuklandığını duyurdu.
2017
Hrant Dink cinayeti soruşturması kapsamında gözaltına alınan, aralarında gazeteci, emniyet ve jandarma görevlilerinin de bulunduğu 8 şüpheli” silahlı terör örgütüne üye olma” ve” anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlarından tutuklandı.
2017
Nelson Mandela ile birlikte ömür boyu hapse mahkûm edilen apartheid karşıtı eylemci Ahmed Kathrada yaşamını yitirdi. (Doğumu: 21 Ağustos 1929 – Ölümü: 28 Mart 2017, Johannesburg) 1946’da sivil itaatsizlik eylemi yaptığı için hapis cezasına çarptırıldı. 1952’de, Adaletsiz Yasalara Karşı Meydan Okuma Kampanyası’na katıldı ve Komünizmin Bastırılması Yasası kapsamında 9 ay hapse mahkum oldu. 1964’te vatana ihanetten ötürü ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. 1968 yılında, Tarih ve Kriminoloji alanında lisansını tamamladı. Uzun yıllar hapiste kaldı, 1989’da serbest bırakıldı. 1994’te Başkan Nelson Mandela’nın danışmanlığına atandı. Dört fahri doktora ve Afrika Ulusal Kongresi’nin verdiği en yüksek ödül olan Isithwalandwe’ya layık görüldü. Nelson Mandela Vakfı’nın mütevelli heyeti olarak görev yaptı.

Mandela ve Ahmed Kathrada bir arada
2019
Eski savcı Ferhat Sarıkaya, Yargıtay’ın bozma kararının ardından Ankara 16’ncı Ağır Ceza Mahkemesi‘nde yeniden yapılan yargılama sonucunda tekrar 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı.  Sarıkaya, 28 Mart 2019’daki karar duruşmasında 10 yıl hapis cezasına çarptırılmış, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19’uncu Ceza Dairesi, 15 Ekim 2019’da ilk derece mahkemenin kararını hukuka uygun bulmuş ancak Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi, 4 Sarıkaya’nın etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandırılması gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştu. Sarıkaya, Yargıtay’ın bozma ilamına uyulmasını isterken Mahkeme heyeti, kararında direndi ve tutukluluk halinin devamını kararlaştırdı.
2025
  • “Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” suçu ve “Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun” kapsamında gözaltına alınan Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol ile serbest bırakıldı.
  • Bursa Barosu’na kayıtlı Av. Ahmet Keskin 2911 Sayılı Kanuna muhalefet gerekçesi ile tutuklandı.

Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi

0
Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Bilgi Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere ve kamu tüzel kişiliğine sahip olarak kurulan İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin ilk teşkilatlanması içinde Hukuk Fakültesi bulunmuyordu (Bkz. Yüksek Öğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu’na, 4142 sayı ve 5 Haziran 1996 tarihli Kanun (Madde 2) ile eklenen Ek Madde 38). Daha sonra, 28 Mart 1997 tarih ve 97/9515 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile üniversiteye bağlı bir Hukuk Fakültesi kurulması kararlaştırılmıştır. Fakülte, ilk mezunlarını 2001 yılında vermiştir.

BİLGİ Hukuk Fakültesi’nin kurucu dekanlığı görevini Profesör Uğur Alacakaptan üstlenmiştir. Profesör Alacakaptan, Türkiye Ceza Hukuku camiasının hümanist doktrini savunan ekolünün önde gelen akademik simalarından bir hukukçudur ve daha önce, öğretim üyeliğinin yanı sıra, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı görevinde bulunmuş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği de yapmıştır.

Profesör Alacakaptan, 1999 yılının Kasım ayında sağlık nedeniyle BİLGİ Hukuk Fakültesi’ndeki dekanlık görevinden ayrılmış fakat öğretim üyeliğini sürdürmüştür. Aynı tarihte, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin eski öğretim üyelerinden Roma Hukuku öğretim üyesi Profesör Belgin Erdoğmuş dekanlığa atanmış ve 2002 yılına kadar bu görevini sürdürmüştür. 2002 yılından itibaren Hukuk Fakültesi Dekanlığı görevini, Uluslararası Hukuk ve İnsan Hakları Hukuku öğretim üyesi Profesör Turgut Tarhanlı yürütmüştür. 2024 yılı Ekim ayı itibariyle Prof. Dr. Kerem Cem Sanlı dekan vekili olarak görev yapmaktadır.

Fakültenin dört yıllık eğitim ve öğretime tam olarak başladığı yıllarda, öğretim üyelerinin ofisleri ve fakülte mekânı, üniversitenin Kuştepe Kampüsü’ndeki altıncı katta, Sosyoloji Bölümü ile paylaşılan bir koridor üzerindeki ofislerden ibaretti. 2000 yılında, Dolapdere Kampüsü’nün hizmete açılmasıyla birlikte, tüm birinci sınıflar gibi, Hukuk Fakültesi birinci sınıfları da bu kampüste öğretime başladılar ve öğretimin sonraki yıllarına Kuştepe Kampüsü’nde devam ettiler.

2002 yılındaki değişiklik ile Hukuk Fakültesi’nin mekânı Dolapdere Kampüsü oldu. Fakülteye tahsis edilen mekân, bu kampüsün eski binasında yer alan ve bugün, artık İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’na tahsis edilmiş ofislerden başlayıp Öğrenci Dekanlığı’nın bulunduğu koridora kadar uzanan bir alanı kapsıyordu. Fakülte, bu bir yıllık geçiş döneminin ardından, 2003 yılı Güz döneminde, yeni Dolapdere Kampüsü inşaatının tamamlanmasıyla bu binadaki üç katlı kısımda Hukuk Fakültesi’ne tahsis edilen mekânda akademik faaliyetlerini sürdürmeye başladı.

Dolapdere Kampüsü’nün bu kısmında, BİLGİ Hukuk Fakültesi Dekanlığı, öğretim üyeleri, öğretim görevlileri ve araştırma görevlilerinin ofisleri, Mahkeme Salonu ve Hukuk Fakültesi Toplantı Salonu yer almaktadır. Ayrıca, aynı mekanda BİLGİ Hukuk Fakültesi kadrosunun katkılarıyla kurulan beş araştırma merkezinin (İnsan Hakları Hukuku, Deniz Hukuku, Bilişim Teknolojisi Hukuku, Fikri Mülkiyet Hukuku, Rekabet Hukuku ve Politikası) ofisleri de bulunmaktadır. 2010 yılında, kurulması Yükseköğretim Kurulu tarafından uygun bulunan Bilişim ve Teknoloji Hukuku Enstitüsü kadrosu da aynı mekânda çalışmalarını sürdürmektedir. Dört alanda açılan BİLGİ Hukuk Yüksek Lisans Programlarının sekretarya hizmetleri de, bu binanın ikinci katındaki program ofisinden yürütülmektedir.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Kütüphanesi, kitap, dergi ve elektronik kaynaklar bakımından yerli ve yabancı güncel hukuk literatürüne erişim imkanı vermektedir. Hukuk alanında kütüphane, Alman hukukuna ilişkin kaynakları barındıran Beck Online, İsviçre hukuku kaynaklarını barındıran Swisslex-Westlaw, Fransız hukuku kaynaklarını barındıran Lexis Nexis Juris Classeur, İngiliz, Amerikan ve uluslararası hukuk kaynaklarını barındıran Lexis Nexis Academic ve Westlaw International veritabanlarına abonedir. Ayrıca Cambridge Journals Online ve Oxford University Press Journals içerisindeki hukuk dergilerine de üyeliği bulunmaktadır. Türk hukukuna ilişkin kaynaklara Mevbank, Lebib Yalkın ve HukukTürk veritabanlarından erişmek mümkündür.

Kütüphane, Avrupa Birliği Enformasyon Merkezi‘ne de sahiptir. Avrupa Komisyonu‘nun onayıyla kurulan bu birimde, AB’nin resmi yayınları bulunmaktadır.

Her hukuk dersine ilişkin temel kitaplar basılı olarak Dolapdere kütüphanesinde öğrencilerin kullanımına hazır tutulmakta ve elektronik kaynaklar ise “e-rezerv” şeklinde ilgili ders kodu altında öğrencilerin erişimine açık tutulmaktadır.

Hukuk kütüphanesi Dolapdere Kampüsünde yer almaktadır.

Danimarka Kraliyet Anayasası 

0
Danimarka Kraliyet Anayasası

Danimarka Kraliyet Anayasası, 26 Mayıs 1953’te kabul edilmiş, 5 Haziran 1953’te onaylanmıştır. Anayasa, birkaç kez değişikliğe uğramıştır. Anayasa’nın onaylandığı tarih olan 5 Haziran’ı her yıl Anayasa Günü (Grundlovsdag-Constitution Day) olarak kutlanmaktadır.

Danimarka, 1973’ten beri Avrupa Birliği üyesidir, başkenti Kopenhag’tır. Ülkede Kraliyet geleneğinden kaynaklanan anayasal monarşi düzeni hakimdir.

Danimarka Kraliyet Anayasası, birçok ülke anayasasına göre kısa olarak nitelenebilecek bir metindir. Anayasanın yanında 27 Mart 1953 Tarihli Taht Kanunu da yürürlüktedir.

Az bilinmesine karşın Grönland ve Faroe Adaları Danimarka’ya aittir.

Danimarka Bayrağı

Danimarka Kraliyet Anayasası  

Bölüm I.
Madde 1.

Bu anayasa, Danimarka Kraliyet Birliğinin her yerinde geçerlidir.

Madde 2.

Yönetim şekli sınırlı monarşidir. Kraliyet Hükümranlığı, 27 Mart 1953 tarihli Taht Yasasında belirtilen hükümlere göre, miras yoluyla erkek ya da kıza intikal eder.

Madde 3.

Yasama kuvveti müşterek olarak Kral ve Millet Meclisine aittir. Yürütme kuvveti Kral’a aittir. Yargı kuvveti mahkemelere aittir.

Madde 4.

Danimarka Halk kilisesi Evanjel-Luter kilisesidir ve bu haliyle devlet tarafından desteklenir.

Bölüm II.
Madde 5.

Millet Meclisinin onayı olmadan Kral ülkesini başka ülkelerde temsil edemez.

Madde 6.

Kral, Evanjel-Luter Kilisesi mensubu olmalıdır.

Madde 7.

Kral 18 yaşını doldurunca reşittir. Aynı hüküm veliaht için de geçerlidir.

Madde 8.

Kral, tahta çıkmadan önce, Anayasaya kayıtsız-şartsız uyacağı teminatını, yazılı olarak Devlet Şurasına sunar. Kral’ın bu Sadakat Mazbatası aslının aynısı olmak kaydıyla, iki nüsha olarak tanzim edilir, bir nüshası Millet Meclisinin arşivinde saklanır, diğeri de devlet arşivine konur. Kral, görevin kendisine intikalinin hemen akabinde, yokluğundan veya başka bir sebepten dolayı Sadakat Mazbatasını veremez ise, Kral’ın görevleri, bu şart yerine getirilene kadar ve kanunla farklı bir yöntem belirtilmemişse, Devlet Şurası tarafından yerine getirilir. Kral, tahtın veliahdı olarak, tahtın kendisine intikalinden önce hâlihazırda Sadakat Mazbatasını vermişse, taht boşalır boşalmaz görevine hemen başlar.

Madde 9.

Kral’ın reşit olmaması, hastalığı veya yokluğu gibi durumlarda bu görevin nasıl yürütüleceği yasayla belirlenir. Millet Meclisi, tahtın boşalmasında tahta geçecek bir veliahdın bulunmaması halinde, bir Kral seçer ve tahtın gelecekteki varisini belirler.

Madde 10.

(1) Kral’ın, görev süresince alacağı devlet ödeneği yasayla belirlenir. Hangi kale, saray ve diğer devlet mallarının Kral’ın kullanımına tahsis edileceği de bu kanunla belirlenir.

(2) Devlet ödeneğinden borç tahsilâtı yapılamaz.

Madde 11.

Kraliyet Hanedanlığı mensuplarına verilecek yıllık ödenek yasayla belirlenir. Bu yıllık ödenek Millet Meclisinin onayı olmadan Kraliyet Birliği sınırları dışında kullanılamaz.

Bölüm III.
Madde 12.

Kral, bu anayasada belirlenen sınırlamalar dâhilinde Kraliyet Birliğinin bütün kurumlarının en üst yetkili makamıdır ve yetkilerini hükümet vasıtasıyla yürütür.

Madde 13.

Kral edimlerinde sorumluluktan muaf olup, kişiliği kutsaldır. Bakanlar hükümet işlerinin yürütülmesinden sorumludurlar; sorumlulukları yasalarla düzenlenir.

Madde 14.

Kral, Başbakan ve diğer bakanları atar ve azleder. Kral, bakanların sayısını ve bakanlar arasında görev dağılımını belirler. Yasalar ve hükümet kararları, Kral’ın ve ilgili bir veya birkaç bakanın imzalarıyla geçerlilik kazanır. Her bir bakan imzaladığı kararnameden sorumludur.

Madde 15.

(1) Millet Meclisinden güvensizlik oyu almış bir bakan görevinde kalamaz.

(2) Millet Meclisi Başbakana güvensizlik oyu vermişse, Başbakan genel seçim ilan eder, aksi takdirde hükümet olarak istifa etmek zorundadır. Güvensizlik oyu almış veya istifa etmiş bir bakan, yerine yeni bir bakan atanıncaya kadar görevini sürdürür. Bu durumdaki bakan, sadece bakanlığındaki zorunlu işlerin sorunsuz olarak işleyişi için gerekli olabilecekleri yerine getirir.

Madde 16.

Kral veya Millet Meclisinin istemiyle, bakanlar hakkında, icraatlarıyla ilgili soruşturma açılabilir. Bakanların icraatlarıyla ilgili olarak haklarındaki açılan davalarda hükmü Yüce Divan verir.

Madde 17.

(1) Devlet Şurası, bakanlardan ve reşit olmuş veliahttan oluşur. Devlet Şurasının Başkanlığını, 8’inci maddede belirtilen ve yasama gücünün 9’uncu maddeye binaen Devlet Şurasının yetki ve yürütmesine tevdi ettiği durumların dışında, Kral yapar.

(2) Tüm yasalar ve yürütme ile ilgili önemli konular Devlet Şurasında görüşülür.

Madde 18.

Kral, mazeretinden dolayı Devlet Şurasını toplayamadığı hallerde, Devlet Şurasında görüşülmesi gereken konuları Bakanlar Kuruluna bırakabilir. Bakanlar Kurulu Başbakanın başkanlığında tüm bakanlardan oluşur. Her bir bakanın oyu bir tutanağa yazılır ve kararlar oyçokluğuyla alınır. Bakanlar Kurulunda müzakere edilmiş ve imzalanmış tutanak başbakan tarafından Kral’a sunulur. Kral bu tutanağı olduğu şekliyle onaylayabilir veya konuyu Devlet Şurasına görüşülmek üzere iletir.

Madde 19.

(1) Kral, devletlerarası ilişkilerde Kraliyet Birliğini temsil eder.

Kral, Millet Meclisinin onayı olmadan, ülke sınırlarını genişleten veya daraltan veya gerçekleştirilmesi için meclisin katılımını gerektiren veya bunun dışında büyük öneme sahip bir girişimde bulunamaz. Yine ayni şekilde, meclisin onayı olmadan, daha önce meclisin onayı ile yapılmış bir antlaşmayı feshedemez.

(2) Kral, Kraliyet Birliğine veya Danimarka Silahlı Kuvvetlerine yönelik bir askeri saldırıya karşılık vermenin haricinde, meclisin onayı olmaksızın yabancı bir ülkeye karşı askeri güç kullanamaz. Bu maddeye binaen Kralın alacağı önlemler görüşülmek üzere derhal Millet Meclisi gündemine getirilir. Millet Meclisi tatildeyse acilen toplantıya çağrılır.

(3) Millet Meclisi, kendi içinden bir Dış Politika Kurulu seçer. Hükümet önemli dış politika konularında karar almadan önce, kurulun tavsiye ve görüşlerini alır. Dış Politika Kurulunun işleyişi yasayla düzenlenir.

Madde 20.

(1) Bu Anayasa’da belirtilen yetkiler, yasal düzenleme ile belirli ölçüde, ülkeler arası karşılıklı antlaşmalara göre kurulmuş organlara devredilebilir. Bu organlar, ülkeler arası hukuk düzeni ve işbirliğini geliştirmeyi amaçlayan organlardır.

(2) Bu amaçla Millet Meclisine sunulan kanun teklifinin kabulü için Millet Meclisi üye sayısının altıda beşinin oyu gerekir. Eğer bu oranda oy çokluğu elde edilemez ve salt çoğunluk elde edilir ise ve hükümet kanun teklifini destekler ise, teklif salt çoğunluk ile onaydan sonra referanduma sunulur. Referandumda seçmenler kabul veya red oyu kullanırlar. Referandum 42’nci maddeye göre gerçekleştirilir.

Madde 21.

Kral, Millet Meclisine kanun teklifi ve başka tekliflerin sunulmasını sağlar.

Madde 22.

Millet Meclisi tarafından nihai olarak kabul edilen bir yasa en geç otuz gün içinde Kral tarafından onaylandığı takdirde yürürlüğe girer. Kral yasanın yayımlanması ve uygulanmasını emreder.

Madde 23.

Acil durumlarda, Millet Meclisinin toplanamaması halinde, Kral, Anayasaya aykırı olmamak ve meclis toplanınca en kısa zamanda meclisin kabulü veya reddi için meclise sunulmak kaydıyla, geçici yasa çıkarabilir.

Madde 24.

Kral, özel ve genel af ilan etme ayrıcalığını haizdir. Yüce Divan tarafından yargılanmış ve hüküm almış bakanlar yalnızca Millet Meclisinin onayı ile Kral tarafından affedilebilirler.

Madde 25.

Kral, gerek doğrudan, gerekse devlet kurumları aracılığı ile gerekli izinleri veya yasalardaki istisnai durumları belirler. Bu yetki, 5 Haziran 1849 tarihinde yürürlükte olan veya bu tarihten sonra yasalarda belirlenmiş yetkiye göre kullanılır.

Madde 26.

Kral yasa gereğince para bastırabilir.

Madde 27.

(1) Kadrolu devlet memuru istihdam etme yasalarla belirlenir. Danimarka vatandaşı olmayan hiçbir kimse kadrolu devlet memuru görevine atanamaz. Kral tarafından kadrolu devlet memurluğuna atanan kişiler Anayasaya bağlı kalacaklarına ant içerler.

(2) Kadrolu devlet memurlarının görev yerleri değişimi, işten çıkarılmaları ve emekli edilmeleri yasalarla belirlenir ve uygulamalarda 64’üncü maddeye uyulur.

(3) Kral tarafından kadrolu devlet memurluğuna atanan kişilerin görev yerleri, görev yeri değişikliği ile maddi zarara uğramamaları ve görev yeri değişikliği ile normal hakların saklı kalmasıyla erken emekliliğe ayrılma seçeneği hakkı verilmesi şartıyla, değiştirilebilir.

Bölüm IV.
 Madde 28.

Millet Meclisi, azami 179 üyeden oluşur, 2 üye Faroe adalarından seçilir ve 2 üye Grönland´dan seçilir.

Madde 29.

(1) Ülkede kalıcı süreyle ikamet eden, ikinci fıkrada belirtilen seçme ve seçilme yaş şartını karşılayan ve mümeyyiz olan her Danimarka vatandaşı seçme ve seçilme hakkına sahiptir. Sabıkalı olmak ve fakirlik yardımı almanın ne derece bu hakka engel olabileceği yasalarla belirlenir.

(2) Seçme ve seçilme yaşı, 25 Mart 1953 tarihinde gerçekleştirilen referandumda kabul edilmiş yaş sınırıdır. Bu yaş sınırı yasayla değiştirebilir. Millet Meclisi tarafından kabul edilmiş yaş sınırını değiştiren bir yasa teklifi, Kral tarafından, ancak 42’nci maddenin beşinci fıkrasında belirtilen referandumda kabul edildikten sonra onaylanabilir.

Madde 30.

(1) İşlediği bir suçtan ötürü milletin nazarında Millet Meclisine üye olmaya layık bulunmayan bir kişi olmamak kaydıyla, Millet Meclisine, seçme ve seçilme hakkı olan herkes seçilebilir.

(2) Kadrolu Devlet memuru olarak görevli olan memurlar Millet Meclisine seçilince hükümetten izin almadan seçimi kabul ederler.

Madde 31.

(1) Millet Meclisi üyeleri genel seçimlerle, doğrudan ve gizli oyla seçilirler.

(2) Seçme ve seçilme hakkının kullanılmasıyla ilgili kurallar seçim yasasıyla belirlenir. Bu yasayla, farklı görüşlerin temsil edilmesini sağlamak için seçim yöntemi ve tek aday çıkaran seçim çevrelerinde nispi oy dağılımı uygulamasının olup olmayacağı belirlenir.

(3) Seçim bölgelerinde üye dağılımı belirlenirken, nüfus sayısı, seçmen sayısı ve nüfus yoğunluğu göz önünde bulundurulur.

(4) Millet Meclisi üye vekillerinin seçimi ve bu üyelerin meclise katılımı ve seçimin yenilenmesinin zorunlu olması durumunda uygulanacak kurallar seçim yasası ile belirlenir.

(5) Grönland’ın Millet Meclisinde temsili ile ilgili özel kurallar yasayla belirlenir.

Madde 32.

(1) Millet Meclisi üyeleri dört yıl süreyle seçilirler.

(2) Kral her zaman yeni seçim ilan edebilir. Yeni seçim yapılınca, bir önceki seçim döneminde seçilen üyelerin görev süresi sona erer. Yeni seçimden sonra belirlenen bakanlar kurulu başbakan tarafından Millet Meclisine sunulmadan önce yeni seçim ilan edilemez.

(3) Başbakan, Millet Meclisinin görev süresi dolmadan önce yeni seçimlerin yapılmasını sağlar.

(4) Yeni seçim yapılmadan önce hiç bir şekilde vekillerin üyeliği sona ermez.

(5) Faroe ve Grönland adaları temsilcilerinin görev sürelerinin başlangıcı ve sona ermesine ilişkin özel hükümler yasayla belirlenebilir.

(6) Bir milletvekilinin, seçim liyakatini kaybetmesi halinde vekilliği sona erer.

(7) Seçimi onaylanan her bir yeni milletvekili, Anayasaya sadakati üzerine yemin eder.

Madde 33.

Millet Meclisi, üyelerin seçiminin geçerliliğini kendisi belirler ve üyeliğe liyakatin kayıp edilip edilmediğine kendisi karar verir.

Madde 34.

Millet Meclisinin dokunulmazlığı vardır. Meclisin güvenliğine ve dokunulmazlığına karşı gelen, o amaçlı bir emir veren veya emre uyan her kimse vatan hainliği suçu işlemiş olur.

Bölüm V.
 Madde 35.

(1) Yeni seçilen Millet Meclisi, Kral tarafından daha önce toplantıya çağrılmadıkça, seçimden sonraki 12’nci günde saat 12’de toplanır.

(2) Vekillerin seçimi onaylandıktan hemen sonra Millet Meclisi başkan ve başkan vekilini seçerek toplanır.

Madde 36.

(1) Yasama yılı Ekim ayının ilk Salı günü başlar ve gelecek yılın aynı Salı gününe kadar devam eder.

(2) Yasama yılının ilk günü saat 12´de meclis üyeleri toplanır ve Millet Meclisi yeni yasama dönemine başlar.

Madde 37.

Millet Meclisi hükümetin başkenti olan yerde toplanır. Olağanüstü hallerde ülke sınırları dâhilinde başka bir yerde toplanabilir.

Madde 38.

(1) Millet Meclisinin ilk toplantısında başbakan ülkenin genel durumu ve hükümetin uygulamaya koyacağı tedbirler hakkında bilgi verir.

(2) Bu toplantı ve konuşmanın devamında genel bir görüşme yapılır.

Madde 39.

Millet Meclisi Başkanı gündemi belirterek meclisi toplantıya çağırır. Meclis üyelerinden beşte ikisi veya Başbakan, gündem belirterek meclisin toplanması için yazılı talepte bulununca, Meclis Başkanı meclisi toplantıya çağıracaktır.

Madde 40.

Bakanlar, meclis iç tüzüğüne uymak kaydıyla, görevleri gereği meclis toplantılarına katılıp görüşmelerde meclis kürsüsünde, ihtiyaç duydukları derecede, söz almaya yetkilidirler. Bakanlardan yalnızca Millet Meclisine üye olanlar oylamalara katılabilirler.

Madde 41.

(1) Her meclis üyesi, meclise kanun teklifi veya başka teklifler sunabilir.

(2) Bir kanun teklifi, 3 defa mecliste görüşülmeden oylanıp yasalaşamaz.

(3) Meclis üyelerinin beşte ikisi, mecliste görüşülen bir kanun teklifinin 3’üncü görüşmesinin, 2’nci görüşmeden sonra 12’nci günden önce yapılmaması yönünde istekte bulunabilirler. Bu istek yazılı şekilde ve isteği yapan üye tarafından imzalı olarak meclis başkanına sunulur. Bu şekilde bir erteleme şu konularla ilgili kanun tekliflerinde uygulanamaz; mali bütçe kanunu, ek bütçe kanunu, geçici bütçe kanunu, devlet borçlanma kanunu, vatandaşlık kanunu, istimlâk kanunu, dolaylı vergi kanunu ve acil durumlarda ertelenmesi kanunun amacına uygun olmayan haller.

(4) Seçimlerin yenilenmesi halinde ve yasama yılının sonunda, Meclis tarafından henüz onaylanmamış tüm kanun teklifleri ve diğer teklifler geçerliliklerini yitirirler.

Madde 42.

(1) Bir kanun teklifi Millet Meclisi tarafından kabul edildikten sonra, Millet Meclisi üyelerinin üçte biri kanun teklifinin referanduma sunulmasını, kanun teklifinin kabul edildiği tarihten itibaren üç takvim günü içinde, Meclis Başkanından talep edebilirler. Bu talep yazılı şekilde ve talepte bulunan üyeler tarafından imzalanmış olmalıdır.

(2) Referanduma sunulan hiçbir kanun teklifi (bkz. altıncı fıkra), yedinci fıkrada belirtilen istisnai hal haricinde, birinci fıkrada belirtilen mühlet dolmadan önce veya yukarıda belirtilen referandum talebi yapılmadan önce Kral tarafından onaylanamaz.

(3) Bir kanun teklifi hakkında referandum talebinde bulunulmuş ise, Millet Meclisi, teklifin nihai oylanmasından itibaren 5 gün içinde, teklifin işlemden kalkması yönünde karar verebilir.

(4) Millet Meclisi, üçüncü fıkraya göre bir karar almaması halinde, kararın referanduma sunulması yönünde bilgi en kısa zamanda Başbakanlığa iletilir ve Başbakanlık yasayı Resmi Gazete’de yayımlatır ve referandum oylamasını ilan eder. Referandum, başbakanlığın düzenlemesine uygun olarak, ilan tarihinden en erken on iki en geç on sekiz gün sonra gerçekleşir.

(5) Referandumda evet veya hayır oyu kullanılır. Kanun teklifinin reddedilebilmesi için oylamaya katılan seçmenlerin salt çoğunluğunun bulunması ve toplam seçmenlerin en az yüzde otuzun karşı oy vermesi gereklidir.

(6) Aşağıda belirtilen kanun teklifleri referanduma sunulamaz; mali bütçe kanunu, ek bütçe kanunu, geçici bütçe kanunu, devlet borçlanma kanunu, maaş ve emeklilik maaşı kanunu, vatandaşlık kanunu, istimlâk kanunu, doğrudan ve dolaylı vergilendirme kanunu ve uluslararası sözleşmelere istinaden gerekli düzenleme için yapılan kanunlar. Bunların referanduma sunulabilecekleri özel bir kanunla düzenlenmedikçe, 8, 9, 10 ve 11’inci maddelerde belirtilen kanunların teklifi ve 19’uncu maddede belirtilen kararnameler de bu kapsamdadır. Anayasa değişiklikleri 88’inci madde hükümlerine tabidir.

(7) Olağanüstü durumlarda, referanduma sunulması mümkün olan bir kanun, bu kanun metninde özellikle belirtilmiş olması kaydıyla, Kral tarafından oylamadan hemen sonra onaylanabilir. Millet Meclisi üyelerinin üçte birinin birinci fıkrada belirtilen kurallara göre referandum talebinde bulunmaları halinde kanun teklifi veya onaylanan kanun yukarıda belirtilen esaslara göre referanduma sunulur. Kanun referandumda reddedilmişse, referandum sonucu Başbakan tarafından gecikmeksizin ve referandumdan en geç 14 gün sonra Resmi Gazete’de ilan edilir. Kanun, Resmi Gazete’de yayımlandıktan sonra hükmünü yitirir.

(8) Faroe Adaları ve Grönland da düzenlenecek referandumun kapsamı dâhil referandum kuralları yasayla düzenlenir.

Madde 43.

Yasayla belirlenmemiş hiç bir vergi tahsil edilemez, değiştirilemez veya işlemden kaldırılamaz. Aynı şekilde, yasayla belirlenmedikçe hiçbir kimse askere çağrılamaz ve devlet borçlanması gerçekleştirilemez.

Madde 44.

(1) Kanunla belirlenmeden hiç bir yabancı vatandaşlık alamaz.

(2) Yabancıların gayrimenkul sahibi olmaları hakkında gerekli düzenleme yasayla belirlenir.

Madde 45.

(1) Gelecek yılın mali bütçe kanunu teklifi yeni bütçe yılının başlamasından 4 ay önce Millet Meclisine sunulmak zorundadır.

(2) Mali bütçe yılı kanun teklifinin yeni yıl başlamadan önce oylanıp sonuçlanması beklenmiyorsa, Millet Meclisine geçici bütçe kanunu teklifi sunulabilir.

Madde 46.

(1) Mali bütçe yılı kanunu veya geçici bütçe kanunu teklifi Millet Meclisi tarafından onaylanmadan yeni vergi koyulamaz.

(2) Millet Meclisi tarafından onaylanan mali bütçe kanunu veya ek bütçe kanununda, ya da geçici bütçe kanununda belirtilmemiş hiçbir harcama yapılamaz.

Madde 47.

(1) Devlet mali raporu mali bütçe yılının sona ermesinden en geç alt ay sonra Millet Meclisine sunulur.

(2) Millet Meclisi bir kaç denetçi seçer, Denetçiler yıllık devlet mali raporunu inceler, devletin gelirlerinin devlet mali raporuna usulüne uygun şekilde kaydedilip kaydedilmediğini ve harcamaların mali bütçe kanunu veya diğer bütçe kanunlarına aykırı yapılıp yapılmadığını kontrol ederler. Denetçiler ihtiyaç gördükleri tüm bilgi ve belgeleri talep etme hakkına sahiptirler. Denetçilerin sayısı ve görevleri yasayla düzenlenir.

(3) Devlet mali raporu, Denetçilerin görüşleriyle birlikte kabul için Millet Meclisine sunulur.

Madde 48.

Millet Meclisi, çalışma kuralları ve düzenini belirleyen meclis iç tüzüğünü kendisi belirler.

Madde 49.

Millet Meclisi oturumları halka açıktır. Meclis başkanı veya içtüzükte belirtilen sayıda üye veya bir bakan yetkisiz kişilerin kurul salonundan çıkartılmasını isteme hakkına sahip olup, bu istem üzerine, gündemdeki konunun kapalı veya açık oturumda görüşülüp görüşülmeyeceği kararlaştırılır.

Madde 50.

Millet Meclisi yalnızca üye sayısının yarıdan bir fazlasının oturuma ve oylamaya katılması ile karar alabilir.

Madde 51.

Millet Meclisi, üyeleri arasından genel konularda araştırma komisyonu kurabilir. Bu komisyonlar özel veya kamu kurum ve kuruluşlarından gerek yazılı gerekse sözlü olarak bilgi talep etme yetkisine sahiptir.

Madde 52.

Milletvekilleri komisyon üyeliklerine ve görevlere partilerin üye sayısına göre orantılı şekilde seçilir.

Madde 53.

Milletvekilleri, meclisin onayı ile kamuoyunun menfaatlerini ilgilendiren her konuyu mecliste tartışmaya açar ve konuyla ilgili gerekli bakana soru önergesi sunar ve cevap isteyebilir.

Madde 54.

Millet Meclisine dilekçeler yalnızca meclis üyeleri tarafından sunulabilir.

Madde 55.

Devletin sivil ve askeri idaresinin denetlenmesi maksadıyla Millet Meclisi tarafından meclis dışından görevlendirilecek bir veya iki kişinin atanmasına ilişkin esaslar yasal düzenlemeyle belirlenir.

Madde 56.

Milletvekilleri, hiç bir şekilde seçmenlerinden emir almadan, yalnızca kendi iradelerine bağlı şekilde hareket ederler.

Madde 57.

Suçüstü halleri hariç, Millet Meclisinin onayı olmadan hiç bir milletvekili yargılanamaz, ya da hiç bir şekilde tutuklanamaz. Meclis içindeki ifadelerinden dolayı, hiç bir milletvekili, Meclisin onayı olmadan meclis dışında sorgulanamaz.

Madde 58.

Milletvekilleri yıllık ödenek alırlar, bu ödeneğin miktarı seçim yasasında belirlenir.

Bölüm VI.
 Madde 59.

(1) Yüce Divan; altı yıl görev yapmak üzere görevde en kıdemli Yargıtay üyesi hâkim arasından seçilen azami onbeş ve Millet Meclisi tarafından nispi temsiliyet esasına uygun olarak aynı sayıda seçilen üyelerden oluşur. Seçilen her asil üye için bir veya birkaç yedek üye seçilir. Milletvekilleri, Yüce Divan üyeliğine seçilemez ve Yüce Divanda görev alamazlar. Bir defaya mahsus yargılamada Yargıtay hâkimi üyeler yargılamaya katılamazlar ise, eksik üye sayısına eş değer sayıda Millet Meclisi tarafından en son seçilen üyeler davaya katılmazlar.

(2) Yüce Divan, üyeleri arasından Başkanı seçer.

(3) Yüce Divanda bir dava açılmış ise, Millet Meclisi tarafından seçilen üyeler o dava sonuçlanıncaya kadar, görev süreleri sona erse bile, görevlerine devam ederler.

(4) Yüce Divan ile ilgili kurallar yasayla düzenlenir.

Madde 60.

(1) Yüce Divanda, Kral veya Millet Meclisi tarafından bakanlar hakkında açılan davalar hükme bağlanır.

(2) Kral, devlet güvenliğini ciddi şekilde tehdit ettiği kanaatini taşıdığı başka suçları işleyenlerin de Millet Meclisinin onayıyla Yüce Divanda yargılanmasını talep edebilir.

Madde 61.

Yargı yetkisinin kullanılması yalnızca yasayla düzenlenir. Yargı yetkisine sahip özel mahkemeler kurulamaz.

Madde 62.

Yargının idaresi her daim yürütme erkinden ayrı tutulur. Bu alanda kurallar yasayla belirlenir.

Madde 63.

(1) Mahkemeler, idarenin yetki kapsamıyla ilgili her türlü ihtilafı karara bağlamakla yetkilidir. Ancak, söz konusu yetkiyi yargıya taşıyan kişi, bunu mahkemeye taşımış olmakla, idarenin vermiş olduğu karara geçici olarak uymaktan muaf kalamaz.

(2) İdari işlemlere yapılan itirazlar kanun gereği bir veya daha fazla idare mahkemesi tarafından karara bağlanabilir. İdare mahkemesinin kararı Yargıtay nezdinde temyiz edilebilir. Bu usulün esasları kanunla belirlenir.

Madde 64.

Hâkimler, görevlerini yerine getirirken her bakımdan kanunla bağlıdırlar. Mahkeme kararı olmadan görevlerinden alınamazlar. Aynı şekilde, mahkemelerin teşkilatında gerçekleştirilen yapısal değişiklikler hariç olmak üzere, kendi istekleri olmadan görev yerleri değiştirilemez. Bir hâkim, 65 yaşını doldurunca, yaş haddinden dolayı görevini bırakması gereken zamana kadar, maaşı ödenmek şartıyla, emekliye ayrılabilir.

Madde 65.

(1) Muhakeme ve yargılama, mümkün olduğu derecede halka açık ve duruşmalı olacaktır.

(2) Ceza muhakemesinde vatandaş yargılamaya katılırlar. Hangi davalarda ve hangi durumlarda vatandaşların duruşmalara katılacağı kanunla belirlenir, aynı şekilde hangi davalarda jürilerin yargılamaya katılacağı da kanunla belirlenir.

Bölüm VII.
 Madde 66.

Millet Kilisesinin kuruluşuna ilişkin esaslar kanunla belirlenir.

Madde 67.

Vatandaşlar dini inançlarına göre istedikleri şekilde ibadet etmek için cemaat oluşturabilirler. Ancak öğrenilen ve uygulanan hiç bir şey ahlak değerlerine ve kamu düzenine aykırı olmamalıdır.

Madde 68.

Hiç kimse kendi dininden başka bir dini topluluğa maddi destekte bulunmaktan sorumlu değildir.

Madde 69.

Millet Kilisesinden ayrı olan dini topluluklara ilişkin esaslar kanunla düzenlenir.

Madde 70.

Hiç kimsenin, dini inancından veya etnik kökeninden dolayı vatandaşlık haklarından ve siyasal haklardan bütünüyle yararlanması engellenemeyeceği gibi, hiç kimse aynı sebeplerden dolayı genel vatandaşlık görevlerini ifa etmekten imtina edemez.

Bölüm VIII.
 Madde 71.

(1) Kişisel hürriyet dokunulmazdır. Hiç bir Danimarka vatandaşı siyasi görüşü, dini inancı veya etnik kökeninden dolayı kişisel hürriyetlerinden yoksun bırakılamaz.

(2) Kişisel hürriyetler ancak kanun gereğince kısıtlanabilir.

(3) Tutuklanan her kimse 24 saat geçmeden hâkim huzuruna çıkarılır. Eğer tutuklanan kişi, hâkim huzuruna çıktıktan sonra anında serbest bırakılamaz ise hâkim, yazılı olarak ve sebepleri belirtilerek, mümkün olan en kısa süre içinde ve azami 3 gün içinde tutukluluğun devamının gerekip gerekmediğini karara bağlar; eğer tutuklunun kefalet karşılığında serbest bırakılması mümkünse, kefaletin cinsi ve miktarını belirler. Yerel şartların bu düzenlemeyi gerektirmesi halinde, Grönland ile ilgili tutuklamalarda bu madde hükmü kanun uyarınca uygulanmayabilir.

(4) Hâkimin vermiş olduğu kararı, muhatap kişi anında bir üst mahkemeye ayrıca temyiz edebilir.

(5) Hiçbir kimse, para cezası veya hafifletilmiş hapis cezası gerektiren suçlardan dolayı tutuklanamaz.

(6) Ceza muhakemesi dışında olan ve bir mahkeme kararı, ya da yabancılar kanunu kapsamında olmaksızın gerçekleştirilen bir tutuklama, tutuklu veya onun adına talepte bulunan bir kişinin isteği üzerine karar için genel mahkemeye veya başka bir yargı yetkisi olan kuruma sunulur. Bu konuyla ilgili usuller yasayla düzenlenir.

(7) Altıncı fıkrada belirtilen durumda olan kişilerin hakları Millet Meclisi tarafından seçilen bir kurul tarafından denetlenir. Bahis konusu olan kişiler bu kurula başvuru hakkına sahiptirler.

Madde 72.

Herkes konut masuniyetine sahiptir. Kanunda belirtilen istisnai haller haricinde, bir yargı kararı olmaksızın konutlarda arama yapılamaz, buradaki mektup ve sair dokümanlara el konulamaz veya incelenemez ve posta, telgraf ve telefon haberleşmesinin gizliliği ihlal edilemez.

Madde 73.

(1) Mülkiyet hakkı dokunulmazdır. Kimse, kamu yararı gerektirmedikçe, mülkünden vazgeçmeye zorlanamaz. Bir kişi, kanunda belirtilen esaslarla ve kendisine tazminat ödenerek mülkünden vazgeçebilir.

(2) İstimlâk amaçlı bir kanun teklifi Millet Meclisinde nihai olarak oylandıktan sonra, meclis, bu kanun teklifinin kabul edildiği tarihten itibaren üç gün içerisinde, üyelerinin üçte birinin oyuyla kanun teklifinin yeni genel seçim yapılıp, ondan sonra toplanan meclis tarafından onaylandıktan sonra Kralın onayına sunulmasını isteyebilir.

(3) İstimlâk işleminin yasaya uygunluğu ve tazminatın miktarı ile ilgili her itiraz yargıya intikal ettirilebilir. İstimlâk bedeline ilişkin itirazlar kanun gereğince, bu amaçla kurulan mahkemelere havale edilebilir.

Madde 74.

Meslek ve iş hayatında serbestlik ve eşitliği kısıtlayan ve kamu yararına olmayan her çeşit sınırlama yasayla kaldırılır.

Madde 75.

(1) Kamu yararı geliştirmek amacıyla, eli iş tutan her vatandaşın eşit şartlarda çalışmasını ve kendi yaşamını güvence altına alabilmesini sağlamak için gereken ortamın kurulabilmesi için çaba gösterilecektir.

(2) Kendi ve bakmakla yükümlü olduğu yakınlarının geçimini kendi imkânlarıyla temin edemeyen ve geçimi başkalarının sorumluluğunda bulunmayan kişiler, devlet yardımı alabilirler, ancak bu kişiler yardım karşılında yasa gereği belirlenen yükümlülükleri yerine getirmelidir.

Madde 76.

Okul çağında olan her çocuk, ilköğretim kurumlarından ücretsiz eğitim alma hakkına sahiptir. Kendi çocuğuna, ya da vesayeti altındaki çocuğa eğitim veren veliler ya da vasiler çocuklarına, vesayetleri altındaki çocuklara ilköğretim kurumlarında sunulan eş değerde eğitimle bir eğitim sağlıyorlarsa, bu çocukları ilköğretim kurumlarına göndermek zorunda değildirler.

Madde 77.

Herkes, bunlardan ötürü mahkemeler önünde sorumlu tutulabilecek olmak kaydıyla, düşünce ve kanaatlerini yazılı ve sözlü olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Sansür ve başka engelleyici kurallar bir daha asla uygulamaya konulamaz.

Madde 78.

(1) Vatandaşlar, önceden izin almadan yasal olan her amaç için dernek kurma hürriyetine sahiptir.

(2) Amaçlarına şiddetle, şiddete teşvik ederek ulaşmaya çalışan veya farklı düşünenleri benzeri illegal yöntemlerle etkilemeye çalışan dernekler mahkeme kararıyla kapatılır.

(3) Hiç bir dernek bir hükümet kararıyla kapatılamaz. Ancak bir dernek, derhal kapatılma talebiyle dava açılması kaydıyla geçici olarak yasaklanabilir.

(4) Siyasi derneklerinin kapatılmasına ilişkin davalar hiç bir izin almadan Yargıtay’a intikal edilebilir.

(5) Kapatma kararının hukuki etki ve sonuçları yasayla düzenlenir.

Madde 79.

Herkes, önceden izin almadan, silahsız toplantı düzenleme hakkına sahiptir. Kamusal alanda düzenlenen toplantıları Polis izleyebilir. Açık havada yapılan toplantılar, kamu düzenini tehdit etmesi riski varsa, yasaklanabilir.

Madde 80.

Kargaşalık çıkması durumunda, silahlı kuvvetler, kendilerine saldırı olmadığı hallerde, 3 defa Kral ve kanun adına dağılmaları yönünde uyarı yaptıktan ve uyarıya yanıt alınamadıktan sonra kalabalığa müdahale edebilir.

Madde 81.

Eli silah tutar her erkek vatandaş, kendi imkânları dâhilinde, anavatanın korunmasına yasalarla belirlenen kurallar çerçevesinde katkıda bulunmakla yükümlüdür.

Madde 82.

Belediyelerin faaliyetlerini özerk şekilde ve devlet denetiminde düzenleyip yürütebilme hakları kanunla düzenlenir.

Madde 83.

Yasalarda belirtilmiş her türlü soyluluk, özel hak, rütbe ve sınıf ayrılığı kaldırılmıştır.

Madde 84.

Sermaye dağılımı veya toprak paylaşımı hususunda hiçbir zümreye veya kişiye imtiyazlı haklar tanınamaz.

Madde 85.

Silahlı kuvvetler için, 71, 78 ve 79’uncu maddede belirtilen kurallar yalnızca askeri kanunlarla belirlenen sınırlamalar çerçevesinde uygulanabilir.

 Bölüm IX.
 Madde 86.

Belediye Meclisi ve Dini İdare Kurullarına seçme ve seçilme yaşı, Millet Meclisi’ne seçme ve seçilme yaşıyla aynıdır. Faroe Adaları ve Grönland için, aynı organlar için seçme ve seçilme yaşı kanunla veya kanuna göre düzenlenir.

Madde 87.

İzlanda ile Danimarka arası birliğini fesheden yasaya göre, Danimarka vatandaşlarıyla eşit haklara sahip olan İzlanda vatandaşları, Danimarka Anayasasında Danimarka vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanırlar.

Bölüm X.
 Madde 88.

Millet Meclisi bir anayasa değişikliğini teklifini kabul eder ve hükümet bu değişikliği desteklerse genel seçim ilân edilir. Eğer yeni seçilen Millet Meclisi anayasa değişikliği teklifini aynı şekliyle onaylarsa, bu onaydan sonra   6 ay içinde değişiklik teklifi seçmenlerin kabulü veya reddi için referandum yoluyla seçmenlere sunulur. Bu oylama için gerekli kurallar yasayla belirlenir. Oylamaya katılanların salt çoğunluğu ve toplam seçmenlerin en az yüzde kırkı lehte oy kullanmış ise ve Kral değişikliği onaylarsa, teklif Anayasa olarak kabul edilir.

Bölüm XI.
 Madde 89.

Bu anayasa derhal yürürlüğe girer. 5 Haziran 1915 tarihli ve 10 Eylül 1920 tarihli değişiklikle seçilen Kraliyet Meclisi, 4. Bölümde belirtilen şekilde yeni genel seçim yapılıncaya kadar devem eder. Yeni genel seçim yapılıncaya kadar, 5 Haziran 1915 tarihli ve 10 Eylül 1920 tarihli değişiklikle Kraliyet Meclisi tarafından onaylanan kurallar geçerlidir.

27 MART 1953 TARİHLİ TAHT KANUNU

 Madde 1.

Taht, Kral Christian X ve Kraliçe Alexandrine’nin varislerine miras yoluyla intikal eder.

Madde 2.

Kral’ın vefatı halinde taht, öncelik erkek evlada verilmek üzere, Kral’ın erkek ya da kız evladına, aynı cinsiyetten birden fazla evladı var ise yaşça büyük olanına intikal eder. Kral’ın çocuklarından biri vefat ettiğinde, taht hakkı vefat eden evlattan sonraki evlada, bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen esaslarla intikal eder.

Madde 3.

Kral’ın veliaht bırakmadan vefat etmesi halinde, taht, öncelik erkek kardeşinde olmak kaydıyla, Kral’ın erkek veya kız kardeşine intikal eder. Kral’ın birden fazla erkek veya kız kardeşi var ise, ya da erkek ya da kız kardeşlerinden herhangi biri vefat etmiş ise, ikinci fıkra hükümleri gereği uygulanır.

Madde 4.

İki ve üçüncü fıkra hükümlerine uygun bir veliaht bulunmuyor ise, taht, iki ve üçüncü fıkra hükümlerine uygun olarak, Kral Christian X. ve Kraliçe Alexandrine’nin torunları ve akrabalık derecesine göre en yakınına, erkek akrabalara ve yaşı büyük olanlara öncelik verilerek intikal eder.

Madde 5.

Sadece meşru evlilik sonucu dünyaya gelen çocuklar tahtın veliahdı olabilirler. Kral, Millet Meclisinin izni olmaksızın evlenemez. Tahtın veliahdı Kral’ın Devlet Şurasında vereceği izni olmaksızın evlenirse, kendisi ve evlilik sonucu doğan çocukları tahta varislik haklarından yoksun kalırlar.

Madde 6.

Kral’ın tahttan çekilmesi halinde 2 ila 5’inci maddeler arasında kalan hükümler uygulanır.

Madde 7.

Bu kanun, 5 Haziran 1953 tarihli Danimarka Krallığı Anayasasıyla aynı tarihte yürürlüğe girer.

27 Mart – Hukuk Takvimi

0

27 Mart – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar 

425
İmparator II. Theodosius döneminde Konstantinopolis’te, Auditorium adıyla ilk yüksek okul açıldı. Okulda 31 profesör, Latince ve Grekçe hitabet ve gramer, hukuk ve felsefe dersleri vermeye başladı.
1746
İtalyan avukat ve diplomat Carlo Buonaparte doğdu. (Ölümü: 24 Şubat 1785) Pasquale Paoli’nin kişisel asistanı olarak görev yaptı ve Korsika’nın işgali sırasında Korsika direnişiyle birlikte  Fransızlara karşı savaştı. Ada fethedildiğinde ve direniş bittiğinde, Korsika’nın XVI. Louis mahkemesine temsilci olmak için gönüllü oldu.
1824
Amerikalı kadın oy hakkı aktivisti Virginia Louisa Minor doğdu. (Ölümü: 14 Ağustos 1894) 1867’de Missouri Kadının Oy Hakkı Derneği’nin (Amerikan Kadına Oy Hakkı Derneği) kurucuları arasında yer aldı ve ilk başkanı oldu.  Missouri Kadınlara Oy Hakkı Derneği, kadınlara oy hakkı tanımak amacıyla oluşturulan ilk organizasyon oldu. Ulusal Kadına Oy Hakkı Derneği’nin çalışmalarını destekledi. 2020’de Ulusal Kadın Tarihi İttifakı Onur Ödülüne layık görüldü.

Virginia Louisa Minor
1850
Japon hukukçu ve siyasetçi Kiyoura Keigo (Ölümü: 5 Kasım 1942) 1876’da, yirmi altı yaşında, Adalet Bakanlığı’na katıldı ve savcı olarak görev yaptı. Japonya’nın ilk modern Ceza usul yasalarının hazırlanmasına yardımcı oldu. Adalet Bakan Yardımcısı ve Adalet Bakanı olarak görev yaptı. Adalet Bakanlığı’ndayken, 1887 Barış Koruma Yasası’nın hazırlanmasına yardım etti. 1891’de İmparatorluk adaylığı ile Akranlar Meclisi’nin üyesi olarak seçildi.  Tarım ve Ticaret bakanı olarak görev yaptı. 1914’te Özel Konsey Başkanı oldu. 1922’de Japon Danışma Meclisi Başkanı olarak görev yaptı. 1924’de Japonya Başbakanı olarak seçildi. 

Kiyoura Keigo
1889
Yazar ve diplomat Yakup Kadri Karaosmanoğlu doğdu. (Ölümü: 13 Aralık 1975) İstanbul Hukuk Mektebi‘ne kaydoldu ancak okulu üçüncü sınıfta terk etti. Mardin ve Manisa Milletvekilliği yaptı. Kurucu Meclis Millî Birlik Komitesi Temsilciliği görevinde bulundu. Kadro dergisini kurdu. Derginin devrin yöneticileri ile fikir ayrılığına düşerek Kemalizm’i değiştirmekle suçlanıp kapanmasından sonra diplomat olarak yurt dışında çeşitli görevlerde bulundu. Anadolu Ajansı‘nın kurucuları arasında yer aldı ve ajansın yönetim kurulu başkanlığını yürüttü. Edebiyat yaşamının başında Fecr-i Ati edebiyat topluluğunun kurucu üyeleri arasında yer aldı. Daha sonra bireyci düşüncelerden uzaklaşarak toplumculuğu kabul etmiş bir yazar olarak değerlendirildi. Roman, öykü ve makaleleri ile Türk toplumunun Tanzimat’tan bu yana geçirdiği değişiklikleri anlattı. En ünlü romanları Nur Baba, Kiralık Konak ve Yaban’dır.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu
1901
Hukukçu ve Japonya’nın 61, 62 ve 63. Başbakanı Eisaku Satō doğdu. (Ölümü: 3 Haziran 1975) Tokyo Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi aldı. Demiryolları Bakanlığı’nda kamu görevlisi olarak çalıştı. 1948 yılında Ulaştırma Bakan yardımcısı oldu. 1949 yılında Liberal Parti’den Japon Ulusal Dieti’ne girdi. 1952 yılında İnşaat Bakanının baş kabine sekreteri oldu. Nobusuke Kishi ve Hayato İkeda hükûmetlerinde Maliye Bakanı olarak görev yaptı. Daha sonra başbakan olarak göreve başladı. Büyüyen ekonomiAmerika Birleşik Devletleri ve Çin‘in çıkarlarını dengeleyen bir dış politika yürüttü. Japonya’nın Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’nı (NPT) imzalaması ve barışçıl bir dünya gücü olarak ortaya çıkması nedeniyle, 1974 yılında Nobel Barış Ödülü aldı.

Eisaku Satō
1917
ABD’li avukat ve 1977-1980 yılları arasında Başkan Jimmy Carter kabinesinde dışişleri bakanı olan Cyrus Roberts Vance doğdu. (Ölümü: 12 Ocak 2002) 1942’de Yale Hukuk Okulu‘nu üstün başarıyla bitirdikten sonra ABD Deniz Kuvvetleri’ne girdi. Terhis olduktan sonra 1946’da Wall Street’teki bir hukuk şirketine girdi. Uluslararası anlaşmazlıklarda Birleşmiş Milletler temsilcisi ve arabulucu olarak görev üstlendi. Kennedy yönetimi sırasında Ordu Sekreteri ve Savunma Bakanlığı Baş Hukuk Müşaviri olarak görev yaptı. Dışişleri Bakanı olarak Vance, dış politikaya çatışma yerine müzakere ve silahların azaltılması odağında yaklaştı. Nisan 1980’de, İran’daki Amerikan rehineleri kurtarmak için yapılan Kartal Pençesi Operasyonu’nu protesto etmek için istifa etti. 1991’den sonra eski Yugoslavya topraklarındaki savaşı durdurma çabalarına katıldı. 1993’te, Bosna-Hersek’le ilgili BM gözetiminde toplanan uluslararası barış konferansının Birleşik Krallık eski dışişleri bakanı David Owen’la beraber eş başkanlığına getirildi.

Cyrus Roberts Vance
1927
Hukukçu, diplomat ve siyasetçi Ali Coşkun Kırca, doğdu. (Ölümü: 24 Şubat 2005) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. 1950’de Dışişleri Bakanlığı’na girdi. 1956’da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde iktisat asistanı olarak dersler verdi. 1956-1963 tarihleri arasında Forum dergisi, Yeni Gün, Vatan, Kim Dergisi ve Yeni Vatan Gazetelerinde yazarlık yaptı. 1969-1985 yılları arasındaki görev süresinde çeşitli Uluslararası Örgütler ve Komisyonlarda Türkiye’yi temsil etti. 1995 yılında Tansu Çiller’in başkanlığında kurulan 51. Hükûmet’te Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı. Galatasaray Üniversitesi‘nin kurucularındandı ve burada Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde dersler verdi.
1929
Bulgaristan-Türkiye Tarafsızlık Antlaşması, 6 Mart 1929’da iki ülke arasında “Tarafsızlık, Uzlaşma, Adli Tesviye ve Tahkim Antlaşması” adıyla düzenlenerek Ankara’da imzalandı. Antlaşma, 27 Mart 1929 tarihinde gerekçesi de sunularak meclisin onayına sevk edildi, 25 Mayıs 1929’da TBMM’de kabul edilerek Zabıt Ceridesinde yayınlandı, Türkiye Cumhuriyeti Döneminde imzalanan ilk uluslararası antlaşmalardan oldu.
1941
Slovak politikacı ve hukuk profesörü Ivan Gašparovič doğdu. Comenius Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. Önce Martin’deki Bölge Savcılığında daha sonra Bratislava’daki Belediye Savcılığında çalıştı. 1968 ‘de Charles Üniversitesi Ceza Hukuku ve Kriminoloji Bölümü’nde ders verdi. CSc’nin koşulu olan devlet sınavı olmadan Bilim Adayı (CSc) rütbesini aldı. 1989’da Slovakya Bağımsız Avukatlar Forumu’nun eş başkanı olarak görev yaptı. 
1990’da Charles Üniversitesi rektör yardımcısı oldu. 1992’de Prag’da Çek-Slovak Federal Cumhuriyeti Başsavcılığı görevini yürüttü.
 1953
Danimarka Kraliyet Anayasası, 5 Haziran 1953 yılında hazırlandı. Anayasanın yanında 27 Mart 1953 Tarihli Taht Kanunu da yürürlükte kaldı.
 1967
Yunan avukat ve politikacı Anna-Michelle Asimakopoulou 27 Mart 1967’de dünyaya geldi. 2019 yılında Avrupa Parlamentosu üyesi olarak seçildi. Uluslararası Ticaret Komitesi ve Dilekçe Komitesi’nde görev yaptı. Avrupa İnternet Forumu ve Kansere Karşı MEP grubunun bir üyesi olarak çalıştı.
 1976
Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil ile ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, Washington, DC’de Savunma İşbirliği Anlaşması’nı imzaladı.
 1986
Hayali mobilya davasında 10 yıldır yargılanan Yahya Demirel tahliye edildi.
2006
Somut olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO)’nun 17 Ekim 2003 tarihinde Paris’te düzenlenen 32. Genel Konferansında kabul edildi. Türkiye 27 Mart 2006 tarihinde resmen taraf oldu.
2012
Türkiye, Şam Büyükelçiliği’nin bütün faaliyetlerini askıya aldı.
2017
İsveçli hukukçu ve siyasetçi Zaida Catalán yaşamını yitirdi. (Doğumu: 6 Ekim 1980)  Stockholm Üniversitesi’nde hukuk okudu ve yüksek lisans  derecesi kazandı. 2001-2005 yılları arasında İsveç Genç Yeşiller Partisi başkanlığı görevini yaptı. Hayvan hakları, insan eşitliği ve cinsiyet özgürlüğü konusundaki sosyal çalışmalarda bulundu. Birleşmiş Milletler tarafından görevle gittiği Afrika ülkesi Kongo’nun Kinşasa kentinde 27 Mart 2017’de öldürüldü.
Zaida Catalán
2024
Tunuslu avukat, Demokrat Yurtseverler Partisi ile Tunus’ta laik ve solcu muhalefetin liderlerinden olan Şükrü Beleyid‘in 6 Şubat 2013’te suikast sonucu öldürülmesine ilişkin yargılamada karar verildi. Yargılamada toplam 23 şüpheli suçlandı. Tunus mahkemesi 27 Mart 2024’te dört şüpheliyi cinayetteki rolleri nedeniyle ölüme idam cezasına iki kişiyi ise müebbet hapse mahkûm etti. Beş şüpheli beraat ederken, geri kalanlar çeşitli hapis cezaları aldı.
2025
Deniz Akkaya’nın 16 yaşındaki kızı Ayşe Önbilgin, annesine şiddet uyguladığı ve özgürlüğünü kısıtladığı gerekçesiyle 2 yıl hapis cezası aldı, yaşının küçük olması nedeniyle ceza 10 aya indirildi. Akkaya, kızına verilen hapis kararını sosyal medyadan hakim ve savcılara teşekkür ederek kutladı.
Moldova‘ya bağlı Gagauz Özerk Yeri Başkanı Yevgeniya Gutsul,’un İstanbul’a gitmek üzereyken Moldova’nın başkenti Kişinev’de bulunan uluslararası havalimanında gözaltına alındığı açıklandı. Moldova Yolsuzlukla Mücadele Merkezi yetkilisi Angela Starinschi, gözaltı işleminin bir ceza davası kapsamında gerçekleştirildiğini söyledi. Gutsul, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan destek istedi.
2025
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından Saraçhane merkezli eylemlerde 1879 gözaltı olduğunu, 260 kişinin tutuklandığını, 468 kişi hakkında adli kontrol verildiğini, 662 kişinin işlemlerinin devam ettiğini açıkladı. Bakan ayrıca 150 polisin yaralandığını bildirdi. Önceki gün tutuklanan oto muhabirleri Kurtuluş Arı, Hayri Tunç, Gökhan Kam, Bülent Kılıç ile AFP muhabiri Yasin Akgül, Now TV muhabiri Ali Onur Tosun, gazeteci Zeynep Kuray’ın ise tahliye edilmelerine karar verildi.
RTÜK, Sözcü TV hakkında, İstanbul, Ankara ve İzmir’den canlı yayın yapılarak, yorumlarda “halkın kin ve düşmanlığa teşvik” edildiği iddiasıyla 10 gün yayın durdurma cezası verdi. Tele 1, Halk TV ve Now TV’ye ise idari para cezası ile program durdurma cezası verildi. Fatih Altaylı ve İlker Canikligil’in YouTube kanallarına 72 saat içerisinde lisans alınmaması halinde, erişim yasağı getirme kararı alındı.

27 Mart – Hukuk Takvimi

25 Mart – Hukuk Takvimi

0
25 Mart Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, önemli hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuk düzenlemeler

25 Mart – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar 

1801
Alman hukukçu ve filozof Novalis (Georg Philipp Friedrich Freiherr von Hardenberg) (2 Mayıs 1772 – 25 Mart 1801) yaşamını yitirdi. Egon Friedell tarafından hakkında doktora tezi yazıldı.
1807
Birleşik Krallık Parlamentosu, köle ticaretini yasakladı.
1811
İngiliz yazınının ve Romantik Dönem’in en önemli şairlerinden Percy Bysshe Shelley yazdığı “Ateizmin Gerekliliği” adlı makalesinden dolayı Oxford Üniversitesi’nden atıldı.
1821
Yunanistan, Osmanlı İmparatorluğu’ndan bağımsızlığını ilan etti.
1852
Belçikalı avukat ve siyasetçi Gérard François Marie Cooreman doğdu. (Ölümü: 2 Aralık 1926) Hukuk eğitimi aldı ve avukat olarak çalıştı. İş adamı ve finansör olarak daha aktifti ve Katolik sosyal gruplarıyla ilişki içine girdi. 1892’de Belçika Senatosu’na seçildi ve 1898-1914 yılları arasında Belçika Temsilciler Meclisi’nde Ghent’i temsil etti. 1899’da kısa bir süre için Çalışma ve Sanayi Bakanı olarak görev yaptı.
1918
Belarus Halk Cumhuriyeti kuruldu.
1924
  • Yunanistan’da cumhuriyet ilan edildi.
  • Ankara’da toplanan kurultay ile Türk Ocakları yeniden kuruldu. İlk kuruluşu, 25 Mart 1912 idi. 1931’de kapatılmış, yerlerine Halkevleri açılmıştır. 1949’da yeniden kurulmuştur.
1934
Amerikalı feminist, gazeteci ve kadın hakları savunucusu Gloria Marie Steinem doğdu.
1936
 Saatlerin doğru olarak ayarlanabilmesi için İstanbul Rasathanesi’nce hazırlanan iki bildiriyi, Bakanlar Kurulu onayladı.
1953
Danimarka’da Seçme ve seçilme yaşı, 25 Mart 1953 tarihinde gerçekleştirilen referandumda kabul edildi.
1957
Roma’da bir araya gelen Fransa, Almanya, İtalya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg, Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu‘nun kurulmasına ilişkin Roma Antlaşması’nı imzaladı.
1959
Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu dergisinde yayımlanan “Menderes’in Kalesi” başlıklı yazısında, Fuad Köprülü’ye yayın yoluyla hakaret ettiği iddiasıyla açılan davada, bir yıl hapse mahkûm oldu.  Dergi de bir ay süreyle kapatıldı.
1960
İtalya’da Hukukçu Fernando Tambroni 25 Mart 1960’da Başbakan oldu.
1960
Güney Afrika Johannesburg’da tüm siyah politik örgütler feshedildi.
1961
Adalet Bakanlığı, idam cezalarının cezaevi bahçelerinde infaz olunması hakkında karar aldı.
1968
Şair Metin Demirtaş, Türk Solu dergisinde yayımlanan “Guevara” adlı şiirinde, komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle tutuklandı.
1972
Cumhuriyet Halk Partisi; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan hakkında verilen ve Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından onaylanan idam kararlarının iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. İnfaz Savcılığı, dosyayı Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’na gönderdi. Üç gün sonra Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi idamların infazına karar verdi.
1975
25 Mart 1975 tarihinde ise Cumhuriyet Senatosunda kabul edilen ve 3 Nisan 1975 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 1872 sayılı ‘İnönü Üniversitesi Kanunu’  çıkarıldı.
1976
Avrupa Sosyal ve Tıbbi Yardım Avrupa Sözleşmesi ve Ek Protokolü (European Convention on Social and Medical Assistance), 11 Aralık 1953 tarihinde Paris’te imzalanmıştı. Türkiye,  Avrupa Sosyal ve Tıbbi Yardım Sözleşmesi ve Ek Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanunu 16 Mart 1976 tarihinde kabul etmiş, 25 Mart 1976 tarihli Resmi Gazete’de yayınlayarak aynı tarihte yürürlüğe koymuştur.
1980
  • Avukat Aytekin Olcay’ı öldürmekten sanık olarak yakalanan ülkücü H.Çiftçi’nin üzerinde 69 kişilik “öldürülecekler listesi” bulunduğu öğrenildi.
  • Adana ve Osmaniye Cezaevlerinden 9’u sağ, 1’i sol 10 mahkûm kaçtı.
1980
11 Nisan 1978 tarihli Cumhuriyet’teki köşesinde Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ni eleştirdiği “Yatalak” başlıklı yazısından dolayı 6 yıla kadar hapis istemiyle yargılanan İlhan Selçuk ve Yazı İşleri Müdürü Orhan Erinç beraat etti.
1982
Ankara Sıkıyönetim Savcılığı, Halkevleri‘nin kapatılması istemiyle dava açtı. Savcılık ayrıca yöneticilerin 18 ay-4 yıl arası hapisle cezalandırılmasını istedi.
1982
Tutuklu İsmail Beşikçi, cezaevinden yazdığı bir mektup nedeniyle 10 yıl hapis ve 5 yıl sürgün cezasına çarptırıldı.
1982
Muzır Neşriyat Kanunu gerekçe gösterilerek Nazım Hikmet ve Samet Behrengi’nin yazdıkları dahil 28 çocuk kitabının 18 yaşından küçüklere satışı yasaklandı.
1986
İşkence yaptığını itiraf eden polis memuru Sedat Caner ile bu itirafları yayımlayan Nokta’nın Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Arda Uskan hakkında dava açıldı. Caner ve Uskan’ın “Yayın yoluyla devletin emniyet güçlerini alenen tahkir ve tezyif etmek”ten 1-6 yıl arası hapisleri talep edildi.
1986
12 Eylül dönemindeki insan hakları ihlallerinin anlatıldığı “Bin İnsan” kitabından dolayı yazar Erbil Tuşalp ve yayıncı Kemal Karatepe’nin yargılanmasına başlandı.
1988
İstanbul’daki Metris Askeri Cezaevi’nden tutuklu ve hükümlüler firar etti. Farklı sol örgütlerden 29 kişinin İstanbul Metris Askeri Cezaevi’nden tünel kazmak suretiyle kaçtığı anlaşıldı.
1988
Cezalarda indirim öngören kanun kabul edildi. 
1994
Aydın Ortaklar Öğretmen Lisesi’nde evci çıkan dört kız öğrenciden birinin, Emniyet yetkilileri tarafından yakalanarak bekaret kontrolüne gönderilmesi, kadınlar tarafından protesto edildi.
1996
 Emek Partisi kuruldu.
1996
İşyerlerinde kadınlarda 20, erkeklerde 25 yılını dolduran çalışanların zorunlu olarak emekli edilmesini ortadan kaldıran Başbakanlık genelgesi yayınlandı.
1997
Yurttaş Girişimi, 9 Mart’ta sonlandırılan Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık eylemlerinin 6 Nisan akşamı 21:00’den itibaren “İsyan ediyorum, ısrar ediyorum” sloganıyla yeniden başlamasına karar verdi.
1998
Manisalı Gençler Davasında, Yargıtay’ın bozma kararından sonra beş tutuklu genç tahliye edildi.
1998
26 Kasım 1993’de “DHKP-C hücre evi”ihbarıyla düzenlenen baskında öldürülen gençlerden Hasköy Lisesi 2.sınıf öğrencisi Selma Doğan’ın ailesinin İçişleri Bakanlığı aleyhine açtığı davada, bakanlığın aileye 523 milyon TL maddi ve manevi tazminat ödemesine karar verildi.
1999
 Sırbistan, NATO’ya savaş ilan ettiğini BM’ye bildirdi.
1999
İHD, Süleyman Yeter’in işkenceyle öldürülmesi olayının tanıklarının “emniyetçe sürekli taciz edilmelerine karşı” AİHM’ne başvurulduğunu açıkladı.
2000
ABD’de bir mahkeme, gazeteci Terry Anderson’ın Lübnan’da kaçırılarak yedi yıl rehin tutulmasının ardında İran’ın olduğu gerekçesiyle Tahran’ı 341 milyon dolar tazminat ödemeye mahkûm etti.
2002
Terörle Küresel Savaş zirvesi konferansı Rusya’nın Sen Petersburg kentinde toplandı. Konferansa ABD, Britanya, Almanya, Japonya ve Çin’in de aralarında bulunduğu 39 ülkeden 100 gizli servis üyesi katıldı.
2002
Nijerya’nın şeriat yasalarının uygulandığı eyaletlerinden Sokoto’da, zina yaptığı gerekçesiyle taşlanarak ölüme (recm) mahkum edilen genç kadın yüksek mahkemede beraat etti.
2004
2000’de 32 kişinin öldüğü Hayata Dönüş operasyonu sırasında Bayrampaşa Cezaevi’nde ölen 12 kişiden biri olan Murat Ördekçi’nin ailesinin İçişleri ve Adalet bakanlıkları aleyhine açtıkları tazminat davası sonuçlandı. İstanbul 2. İdare Mahkemesi aileyi haklı buldu. 108 milyar lira tazminat ödenmesine karar verdi.
2007
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, hesabındaki 20 bin YTL’si ”internet korsanı” tarafından çekilen kişiye, bankanın, çekilen miktar kadar tazminat ödemesine karar veren mahkeme kararını onadı.
2007
Kölelik sistemi içerisinde acı çeken ve yaşamını yitirenleri anmak için ve ırkçılık ile önyargıların tehlikesi üzerine farkındalık yaratmak üzere Atlantikaşırı Köle Ticareti ve Kurbanlarını Anma Uluslararası Günü her yıl 25 Mart’ta kutlanmaya başladı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 2006 yılında 61/19 sayılı kararla , “köle ticareti ve köleliğin, özellikle ölçeği ve süresi göz önünde bulundurulduğunda, insanlık tarihindeki en kötü insan hakları ihlalleri arasında olduğunu” kabul etti ve 25 Mart 2007 tarihini, Transatlantik Köle Ticaretinin Kaldırılmasının İki Yüzüncü Yıldönümünü Anma Uluslararası Günü olarak ilan etti. Ertesi yıl, 62/122 sayılı kararla , 25 Mart tarihini, 2008’den itibaren her yıl Uluslararası Kölelik ve Transatlantik Köle Ticareti Mağdurlarını Anma Günü olarak ilan etti.
2019
ABD, Golan Tepeleri için İsrail’in egemenliğini tanıdı.

Atlantikaşırı Köle Ticareti ve Kurbanlarını Anma Uluslararası Günü

0
Uluslararası Kölelik ve Atlantik Aşırı Köle Ticareti Kurbanlarını Anma Günü

Atlantikaşırı Köle Ticareti ve Kurbanlarını Anma Günü her yıl 25 Mart 2007’de düzenlenmeye başlamıştır. (International Day of Remembrance of the Victims of Slavery and the Transatlantic Slave Trade) Kölelik sistemi içerisinde acı çeken ve yaşamını yitirenleri anmak için ve ırkçılık ile önyargıların tehlikesi üzerine farkındalık yaratmak üzere her yıl 25 Mart’ta düzenlenmektedir. 

Günün Önemi 

19. yüzyıla kadar 400 yıldan fazla bir süre yasallaştırılan ve 15 milyondan fazla erkek, kadın ve çocuğun zorla sürgün edilmesiyle sonuçlanan, tarihte insanlığa karşı işlenmiş en korkunç suçlardan birinin kurbanları anılmaktadır. 

Birleşmiş Milletlerin Rolü 

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 2006 yılında 61/19 sayılı kararla , “köle ticareti ve köleliğin, özellikle ölçeği ve süresi göz önünde bulundurulduğunda, insanlık tarihindeki en kötü insan hakları ihlalleri arasında olduğunu” kabul etti ve 25 Mart 2007 tarihini, Transatlantik Köle Ticaretinin Kaldırılmasının İki Yüzüncü Yıldönümünü Anma Uluslararası Günü olarak ilan etti. Ertesi yıl, 62/122 sayılı kararla , 25 Mart tarihini, 2008’den itibaren her yıl Uluslararası Kölelik ve Transatlantik Köle Ticareti Mağdurlarını Anma Günü olarak ilan etti.

Kişisel Verilerin Silinmesi, Yok Edilmesi veya Anonim Hale Getirilmesi Hakkında Yönetmelik

0

Kişisel Verilerin Silinmesi, Yok Edilmesi veya Anonim Hale Getirilmesi Hakkında Yönetmelik, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu çerçevesinde, özel hayatın gizliliği ile temel hak ve özgürlüklerin korunması kapsamında, kişisel verilerin korunmasını sağlamak ve bilinç düzeyini geliştirmek amacıyla çıkarılmıştır. Yönetmeliğin dayandığı Kuruluş Kanunu, 24 Mart 2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiştir.

Kişisel Verilerin Koruma Kurulu Başkanlığı

BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Amaç

MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı, tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla işlenen kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hale getirilmesine ilişkin usul ve esasları belirlemektir.

Kapsam

MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik hükümleri; 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun 7 nci maddesi uyarınca veri sorumluları hakkında uygulanır.

Dayanak

MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelik, 6698 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin üçüncü fıkrası ile 22 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar

MADDE 4 – (1) Bu Yönetmeliğin uygulanmasında;

a) Alıcı grubu: Veri sorumlusu tarafından kişisel verilerin aktarıldığı gerçek veya tüzel kişi kategorisini,

b) İlgili kullanıcı: Verilerin teknik olarak depolanması, korunması ve yedeklenmesinden sorumlu olan kişi ya da birim hariç olmak üzere veri sorumlusu organizasyonu içerisinde veya veri sorumlusundan aldığı yetki ve talimat doğrultusunda kişisel verileri işleyen kişileri,

c) İmha: Kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hale getirilmesini,

ç) Kanun: 24/3/2016 tarihli ve 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununu,

d) Kayıt ortamı: Tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla işlenen kişisel verilerin bulunduğu her türlü ortamı,

e) Kişisel veri işleme envanteri: Veri sorumlularının iş süreçlerine bağlı olarak gerçekleştirmekte oldukları kişisel verileri işleme faaliyetlerini; kişisel verileri işleme amaçları, veri kategorisi, aktarılan alıcı grubu ve veri konusu kişi grubuyla ilişkilendirerek oluşturdukları ve kişisel verilerin işlendikleri amaçlar için gerekli olan azami süreyi, yabancı ülkelere aktarımı öngörülen kişisel verileri ve veri güvenliğine ilişkin alınan tedbirleri açıklayarak detaylandırdıkları envanteri,

f) Kişisel veri saklama ve imha politikası: Veri sorumlularının, kişisel verilerin işlendikleri amaç için gerekli olan azami süreyi belirleme işlemi ile silme, yok etme ve anonim hale getirme işlemi için dayanak yaptıkları politikayı,

g) Kurul: Kişisel Verileri Koruma Kurulunu,

ğ) Periyodik imha: Kanunda yer alan kişisel verilerin işlenme şartlarının tamamının ortadan kalkması durumunda kişisel verileri saklama ve imha politikasında belirtilen ve tekrar eden aralıklarla resen gerçekleştirilecek silme, yok etme veya anonim hale getirme işlemini,

h) Sicil: Kişisel Verileri Koruma Kurumu Başkanlığı tarafından tutulan veri sorumluları sicilini,

ı) Veri kayıt sistemi: Kişisel verilerin belirli kriterlere göre yapılandırılarak işlendiği kayıt sistemini,

i) Veri sorumlusu: Kişisel verilerin işleme amaçlarını ve vasıtalarını belirleyen, veri kayıt sisteminin kurulmasından ve yönetilmesinden sorumlu olan gerçek veya tüzel kişiyi,

ifade eder.

(2) Bu Yönetmelikte yer almayan tanımlar için Kanundaki tanımlar geçerlidir.

İKİNCİ BÖLÜM
Kişisel Veri Saklama ve İmha Politikası
Kişisel veri saklama ve imha politikasına ilişkin esaslar

MADDE 5 – (1) Kanunun 16 ncı maddesi gereğince Veri Sorumluları Siciline kayıt olmakla yükümlü olan veri sorumluları, kişisel veri işleme envanterine uygun olarak kişisel veri saklama ve imha politikası hazırlamakla yükümlüdür.

(2) Kişisel veri saklama ve imha politikası hazırlanmış olması; kişisel verilerin Kanuna ve Yönetmeliğe uygun biçimde saklandığı, silindiği, yok edildiği veya anonim hale getirildiği anlamına gelmez.

(3) Kişisel veri saklama ve imha politikası hazırlama yükümlülüğü altında bulunmayan veri sorumlularının, Kanun ve bu Yönetmelik uyarınca kişisel verileri saklama, silme, yok etme veya anonim hale getirme yükümlülükleri devam eder.

Kişisel veri saklama ve imha politikasının kapsamı

MADDE 6 – (1) Kişisel veri saklama ve imha politikası asgari olarak;

a) Kişisel veri saklama ve imha politikasının hazırlanma amacına,

b) Kişisel veri saklama ve imha politikası ile düzenlenen kayıt ortamlarına,

c) Kişisel veri saklama ve imha politikasında yer verilen hukuki ve teknik terimlerin tanımlarına,

ç) Kişisel verilerin saklanmasını ve imhasını gerektiren hukuki, teknik ya da diğer sebeplere ilişkin açıklamaya,

d) Kişisel verilerin güvenli bir şekilde saklanması ile hukuka aykırı olarak işlenmesi ve erişilmesinin önlenmesi için alınmış teknik ve idari tedbirlere,

e) Kişisel verilerin hukuka uygun olarak imha edilmesi için alınmış teknik ve idari tedbirlere,

f) Kişisel verileri saklama ve imha süreçlerinde yer alanların unvanlarına, birimlerine ve görev tanımlarına,

g) Saklama ve imha sürelerini gösteren tabloya,

ğ) Periyodik imha sürelerine,

h) Mevcut kişisel veri saklama ve imha politikasında güncelleme yapılmış ise söz konusu değişikliğe,

ilişkin bilgileri kapsar.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Kişisel Verilerin Silinmesi, Yok Edilmesi veya Anonim Hale Getirilmesi
İlkeler

MADDE 7 – (1) Kanunun 5 inci ve 6 ncı maddelerinde yer alan kişisel verilerin işlenme şartlarının tamamının ortadan kalkması halinde, kişisel verilerin veri sorumlusu tarafından resen veya ilgili kişinin talebi üzerine silinmesi, yok edilmesi veya anonim hâle getirilmesi gerekir.

(2) Kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hale getirilmesinde Kanunun 4 üncü maddesindeki genel ilkeler ile 12 nci maddesi kapsamında alınması gereken teknik ve idari tedbirlere, ilgili mevzuat hükümlerine, Kurul kararlarına ve kişisel veri saklama ve imha politikasına uygun hareket edilmesi zorunludur.

(3) Kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi ve anonim hale getirilmesiyle ilgili yapılan bütün işlemler kayıt altına alınır ve söz konusu kayıtlar, diğer hukuki yükümlülükler hariç olmak üzere en az üç yıl süreyle saklanır.

(4) Veri sorumlusu, kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi, anonim hale getirilmesi işlemiyle ilgili uyguladığı yöntemleri ilgili politika ve prosedürlerinde açıklamakla yükümlüdür.

(5) Veri sorumlusu, Kurul tarafından aksine bir karar alınmadıkça, kişisel verileri resen silme, yok etme veya anonim hale getirme yöntemlerinden uygun olanını seçer. İlgili kişinin talebi halinde uygun yöntemi gerekçesini açıklayarak seçer.

Kişisel verilerin silinmesi

MADDE 8 – (1)Kişisel verilerin silinmesi, kişisel verilerin ilgili kullanıcılar için hiçbir şekilde erişilemez ve tekrar kullanılamaz hale getirilmesi işlemidir.

(2) Veri sorumlusu, silinen kişisel verilerin ilgili kullanıcılar için erişilemez ve tekrar kullanılamaz olması için gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri almakla yükümlüdür.

Kişisel verilerin yok edilmesi

MADDE 9 – (1) Kişisel verilerin yok edilmesi, kişisel verilerin hiç kimse tarafından hiçbir şekilde erişilemez, geri getirilemez ve tekrar kullanılamaz hale getirilmesi işlemidir.

(2) Veri sorumlusu, kişisel verilerin yok edilmesiyle ilgili gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri almakla yükümlüdür.

Kişisel verilerin anonim hale getirilmesi

MADDE 10 – (1) Kişisel verilerin anonim hale getirilmesi, kişisel verilerin başka verilerle eşleştirilse dahi hiçbir surette kimliği belirli veya belirlenebilir bir gerçek kişiyle ilişkilendirilemeyecek hale getirilmesidir.

(2) Kişisel verilerin anonim hale getirilmiş olması için; kişisel verilerin, veri sorumlusu, alıcı veya alıcı grupları tarafından geri döndürme ve verilerin başka verilerle eşleştirilmesi gibi kayıt ortamı ve ilgili faaliyet alanı açısından uygun tekniklerin kullanılması yoluyla dahi kimliği belirli veya belirlenebilir bir gerçek kişiyle ilişkilendirilemez hale getirilmesi gerekir.

(3) Veri sorumlusu, kişisel verilerin anonim hale getirilmesiyle ilgili gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri almakla yükümlüdür.

Kişisel verileri resen silme, yok etme veya anonim hale getirme süreleri

MADDE 11 – (1) Kişisel veri saklama ve imha politikası hazırlamış olan veri sorumlusu, kişisel verileri silme, yok etme veya anonim hale getirme yükümlülüğünün ortaya çıktığı tarihi takip eden ilk periyodik imha işleminde, kişisel verileri siler, yok eder veya anonim hale getirir.

(2) Periyodik imhanın gerçekleştirileceği zaman aralığı, veri sorumlusu tarafından kişisel veri saklama ve imha politikasında belirlenir. Bu süre her halde altı ayı geçemez.

(3) Kişisel veri saklama ve imha politikası hazırlama yükümlülüğü olmayan veri sorumlusu, kişisel verileri silme, yok etme veya anonim hale getirme yükümlülüğünün ortaya çıktığı tarihi takip eden üç ay içinde, kişisel verileri siler, yok eder veya anonim hale getirir.

(4) Kurul, telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve açıkça hukuka aykırılık olması halinde, bu maddede belirlenen süreleri kısaltabilir.

Kişisel verileri ilgili kişinin talep etmesi durumunda silme ve yok etme süreleri

MADDE 12 – (1) İlgili kişi, Kanunun 13 üncü maddesine istinaden veri sorumlusuna başvurarak kendisine ait kişisel verilerin silinmesini veya yok edilmesini talep ettiğinde;

a) Kişisel verileri işleme şartlarının tamamı ortadan kalkmışsa; veri sorumlusu talebe konu kişisel verileri siler, yok eder veya anonim hale getirir. Veri sorumlusu, ilgili kişinin talebini en geç otuz gün içinde sonuçlandırır ve ilgili kişiye bilgi verir.

b) Kişisel verileri işleme şartlarının tamamı ortadan kalkmış ve talebe konu olan kişisel veriler üçüncü kişilere aktarılmışsa veri sorumlusu bu durumu üçüncü kişiye bildirir; üçüncü kişi nezdinde bu Yönetmelik kapsamında gerekli işlemlerin yapılmasını temin eder.

c) Kişisel verileri işleme şartlarının tamamı ortadan kalkmamışsa, bu talep veri sorumlusunca Kanunun 13 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca gerekçesi açıklanarak reddedilebilir ve ret cevabı ilgili kişiye en geç otuz gün içinde yazılı olarak ya da elektronik ortamda bildirilir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
Tereddütlerin giderilmesi

MADDE 13 – (1) Bu Yönetmeliğin uygulanması sırasında doğacak tereddütleri ve uygulamaya ilişkin aksaklıkları gidermeye ve uygulamayı yönlendirmeye, ilke ve standartları belirlemeye ve uygulama birliğini sağlayacak gerekli düzenlemeleri yapmaya, bu hususta gerekli her türlü bilgi ve belgeyi istemeye, bu Yönetmelikte yer almayan konularda ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde karar vermeye Kurul yetkilidir.

Yürürlük

MADDE 14 – (1) Bu Yönetmelik 1/1/2018 tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 15 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Başkan yürütür.

24 Mart – Hukuk Takvimi

0
24 Kasım Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, önemli hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuki düzenlemeler
24 Mart – Hukuk Takvimi
1794 Fransız İhtilali’nin en önemli devrimcilerinden biri olan Fransız gazeteci ve devrimci Jacques-René Hébert, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 15 Kasım 1757) Katolik Kilisesi’ne olan karşıtlığı ve halkçılığıyla nam saldı. Ateizm hakkında meydanlarda konuşmalar yaptı. Hristiyanlık karşıtı kampanyalar yürüttü. Akılcılığı savundu. Devrim’den birkaç yıl sonra giyotine gönderildi. İnfazları 24 Mart 1794’te gerçekleşti. Cesedi Madeleine Mezarlığı’na kaldırıldı. Dul karısı da yirmi gün sonra 13 Nisan 1794’te idam edildi ve cesedi Errancis Mezarlığına atıldı.

Jacques-René Hébert
1860 Japon devlet adamı Naosuke Ii yaşamını yitirdi. (Doğumu: 29 Kasım 1815) 1858 yılında ABD ile ilk ticaret antlaşmasını imzalayarak Japonya’nın batıya açılmasında önemli rol oynadı.
1874 Hukukçu ve İtalya Cumhuriyeti’nin 2. Cumhurbaşkanı Luigi Einaudi doğdu. (Ölümü: 30 Ekim 1961) Turin Üniversitesi‘nde Hukuk eğitimi gördü. Sosyalist lider Filippo Turati’nin dergisi olan sosyal eleştiri’de çalıştı. 1895 yılında mezun olan Einaudi, Turin Üniversitesi, Turin Teknik Üniversitesi ve Bocconi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1919 yılında Kraliyet Kontenjan Senatörü olarak atandı. Einaudi, La Stampa ve Il Corriera Della Sera gibi gazetelerde de görev yaptı. 1945’de İtalya Merkez Bankası başkanı olarak atandı. 1947-1948 yılları arasında ekonomi bakanlığı ve başbakan yardımcılığı görevlerini üstlendi. 1948 yılında Cumhurbaşkanı seçildi.

İtalya Cumhuriyeti’nin 2. Cumhurbaşkanı ve hukukçu Luigi Einaudi
1878 İstanbul Barosu İstanbul’da dava vekilliği yapanlardan (63) kişi; 24 Mart 1294 Rumî (5 Nisan 1878 Miladî) yılı Cuma günü İstanbul’da ilk Genel Kurul toplantısı yaptı. Toplantıyı en yaşlı dava vekili Kostaki Sardeneski açtı. İstanbul Barosu Başkanlığına Alexandre Meryem Kouli getirildi.
1923 Mustafa Kemal Paşa, Time dergisine kapak oldu.

Mustafa Kemal Paşa, Time Dergisi kapağında
1926 Türkiye’de petrol arama ve işletilmesinin devletçe yönetilmesini öngören kanun, TBMM’de kabul edildi.
1944 Güney Kore’nin ilk kadın Başbakanı Han Myeong-sook doğdu.
1944 Sırp hukukçu ve siyasetçi Vojislav Koštunica doğdu. Belgrad Üniversitesi’nin Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. 1974’te “Kapitalizmin Siyasal Sisteminde Kurumsallaşmış Muhalefet” tezi ile doktora derecesini tamamladı. 1974’de asistan olduğu üniversiteden Josip Broz Tito’nun komünist rejimini eleştirdiği için ihraç edildi.  İhraç edildikten sonra, Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde ve 1981’den itibaren Felsefe ve Sosyal Teori Enstitüsü’nde çalıştı. burada insan haklarının korunması, özellikle düşünce  ve ifade özgürlüğü üzerine çalıştı. 1989’da Demokrat Parti’nin kurucularından biri oldu. Daha sonra  Sırbistan Demokrat Partisi’nin liderliğine seçildi. 2000 yılında Yugoslavya Devlet Başkanı oldu. 2004’de Sırbistan’ın 8. başbakanı olarak seçildi.

Sırbistan Cumhurbaşkanı ve hukukçu Vojislav Koštunica
1955 Alman hukukçu ve  siyasetçi Otto Gessler yaşamını yitirdi.  (Doğumu: 6 Şubat 1875) Tübingen Üniversitesi, Leipzig Üniversitesi ve Erlangen Üniversitesi’nde hukuk üzerine eğitim gördü. Leipzig’in adli servisi için çalıştı. Daha sonra Bavyera’ya taşındı ve Bavyera adalet bakanlığında çeşitli görevlerde bulundu. 1910’dan 1914’e kadar Regensburg’un belediye başkanı olarak görev yaptı. 1918’de DDP’nin kurucularından biri oldu. 1919’da İmar Bakanı olarak atandı. 1920’den 1928’e kadar Savunma Bakanı olarak görev yaptı. II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra, insani yardım kuruluşlarına katıldı. Hatıraları, 1958 yılında “Weicher Zeit’teki Reichswehrpolitik” adıyla ölümünden sonra yayımlandı.

Otto Gessler
1978 Savcı Doğan Öz Ankara Cumhuriyet Savcısı iken 24 Mart 1978 tarihinde, evinden çıkarak Anadol marka otomobiline bindiği sırada aracın ön tarafında beliren suikastçı tarafından açılan 6 el ateş sonucunda öldürüldü. (Doğumu: 1943)

Gazeteci Berivan Tapan’ın, Tekin Yayınevi tarafından yayınlanan “Savcı Doğan Öz’ü Vurdular – Bir Kontrgerilla Cinayeti” isimli kitabı
1986 Hukukçu ve gazeteci Ertuğrul Yeşiltepe yaşamını yitirdi. (Doğumu: 8 Haziran 1933) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. 1953 yılında Gazeteciliğe Türk Haberler Ajansı’nda başladı.
1988 Hukuk profesörü ve siyasetçi Turhan Feyzioğlu yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1922) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü.  İngiltere’de anayasa hukuku alanında  doktora yaptı ve 1955 yılında Türkiye’nin en genç profesörü unvanını aldı. 1956 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne dekan oldu. Fakültenin yayını olan “Forum” dergisindeki yazıları nedeniyle iktidardaki Demokrat Parti ile çatıştı ve hakkında kovuşturma açılınca üniversiteden istifa etti. 27 Mayıs Darbesi‘nden sonra Orta Doğu Teknik Üniversitesi Rektörlüğü’ne seçildi. Kurucu Meclis’te Üniversite Temsilcisi olarak Anayasa Komisyonu başkanlığına getirildi. 1978 yılında kurulan Ecevit Hükümeti‘nde devlet bakanlığı ve başbakan yardımcılığı görevlerini birlikte üstlendi.
2000 Varan Turizm’e ait bir otobüs, yolcularıyla birlikte kaçırıldı. Olaydan sonra yakalanan üç kişi, 36’şar yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı.
2000 Genelkurmay Başkanlığı, Talat Aydemir’in idamıyla sonuçlanan 1963’teki darbe girişimine katılan 1459 Harp Okulu öğrencisinin haklarını 37 yıl sonra iade etti.
2009 Ergenekon davasında 21’i tutuklu 56 sanık hakkında hazırlanan 1909 sayfalık ikinci iddianame, davaya bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.
2016 Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, 24 Mart 2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildi, kanun 7 Nisan 2016 tarihinde 29677 sayılı Resmi Gazetede yayımlandı.
2016 Kişisel Verilerin Silinmesi, Yok Edilmesi veya Anonim Hale Getirilmesi Hakkında Yönetmelik, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu çerçevesinde, özel hayatın gizliliği ile temel hak ve özgürlüklerin korunması kapsamında, kişisel verilerin korunmasını sağlamak ve bilinç düzeyini geliştirmek amacıyla çıkarıldı. Yönetmeliğin dayandığı Kuruluş Kanunu, 24 Mart 2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildi.

24 Mart – Hukuk Takvimi

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu

0

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, 24 Mart 2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiş, kanun 7 Nisan 2016 tarihinde 29677 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.

Kişisel Verileri Koruma Kurumu(KVKK) Başkanlığının kuruluş amacı, Anayasada öngörülen özel hayatın gizliliği ile temel hak ve özgürlüklerin korunması kapsamında, Türkiye’de kişisel verilerin korunmasını sağlamak ve buna yönelik farkındalık oluşturarak bilinç düzeyini geliştirmek, aynı zamanda veri temelli ekonomide özel ve kamusal aktörlerin uluslararası rekabet kapasitelerini artırıcı bir ortam oluşturmaktır. Kurum, kişisel verilerin korunması ile buna ilişkin vatandaşlık bilincinin oluşmasında yasal otoritedir. Kurumun çalışma ilkeleri, özel hayatın gizliliğini koruma, temel hak ve özgürlüklere saygı, tarafsızlık, bağımsızlık, güvenilirlik, hukuka ve etik ilkelere uygunluk, şeffaflık ve hesap verilebilirlik, hızlı, doğru ve objektif karar alma, işbirliği ve katılımcılık ile ulusal ve uluslararası düzeyde hizmet verme olarak ilan edilmiştir.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, 24 Mart 2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiş, kanun 7 Nisan 2016 tarihinde 29677 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununa göre Kişisel Verileri Koruma Kurulu üyeleri seçilmiş ve kurum göreve başlamıştır.

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (6698 Sayılı Kanun)

 BİRİNCİ BÖLÜM

AMAÇ, KAPSAM VE TANIMLAR

Amaç

Madde 1 – (1) Bu Kanunun amacı, kişisel verilerin işlenmesinde başta özel hayatın gizliliği olmak üzere kişilerin temel hak ve özgürlüklerini korumak ve kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin yükümlülükleri ile uyacakları usul ve esasları düzenlemektir.

Kapsam

Madde 2 – (1) Bu Kanun hükümleri, kişisel verileri işlenen gerçek kişiler1 ile bu verileri tamamen veya kısmen otomatik olan2 ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla işleyen gerçek ve tüzel kişiler hakkında uygulanır.345

Tanımlar

Madde 3 – (1) Bu Kanunun uygulanmasında;

a) Açık rıza67: Belirli bir konuya ilişkin, bilgilendirilmeye dayanan8 ve özgür iradeyle açıklanan9 rızayı,

b) Anonim hâle getirme: Kişisel verilerin, başka verilerle eşleştirilerek dahi hiçbir surette kimliği belirli veya belirlenebilir bir gerçek kişiyle ilişkilendirilemeyecek hâle getirilmesini1011,

c) Başkan: Kişisel Verileri Koruma Kurumu Başkanını,

ç) İlgili kişi: Kişisel verisi işlenen gerçek kişiyi,

d) Kişisel veri: Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi,

e) Kişisel verilerin işlenmesi: Kişisel verilerin tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hâle getirilmesi, sınıflandırılması ya da kullanılmasının engellenmesi gibi veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlemi12,

f) Kurul: Kişisel Verileri Koruma Kurulunu,

g) Kurum: Kişisel Verileri Koruma Kurumunu,

ğ) Veri işleyen: Veri sorumlusunun verdiği yetkiye dayanarak onun adına kişisel verileri işleyen gerçek veya tüzel kişiyi1314,

h) Veri kayıt sistemi: Kişisel verilerin belirli kriterlere göre yapılandırılarak işlendiği kayıt sistemini1516,

ı) Veri sorumlusu: Kişisel verilerin işleme amaçlarını ve vasıtalarını belirleyen, veri kayıt sisteminin kurulmasından ve yönetilmesinden sorumlu olan gerçek veya tüzel kişiyi1718,

ifade eder.


İKİNCİ BÖLÜM

KİŞİSEL VERİLERİN İŞLENMESİ

Genel İlkeler

Madde 4 – (1) Kişisel veriler, ancak bu Kanunda ve diğer kanunlarda öngörülen usul ve esaslara uygun olarak işlenebilir.

(2) Kişisel verilerin işlenmesinde aşağıdaki ilkelere uyulması zorunludur:

a) Hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olma.

b) Doğru ve gerektiğinde güncel olma.

c) Belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme.

ç) İşlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma.

d) İlgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme.

Kişisel verilerin işlenme şartları

Madde 51920 – (1) Kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez.

(2) Aşağıdaki şartlardan birinin varlığı hâlinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesi mümkündür:

a) Kanunlarda açıkça öngörülmesi21.

b) Fiili imkânsızlık nedeniyle rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin kendisinin ya da bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması.

c) Bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla, sözleşmenin taraflarına ait kişisel verilerin işlenmesinin gerekli olması.

ç) Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu olması.22

d) İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması.

e) Bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması.

f) İlgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin zorunlu olması.

Özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları

Madde 623 – (1) Kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli kişisel veridir.

(2) Özel nitelikli kişisel verilerin, ilgilinin açık rızası olmaksızın işlenmesi yasaktır.

(3) Birinci fıkrada sayılan sağlık ve cinsel hayat dışındaki kişisel veriler, kanunlarda öngörülen hâllerde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir. Sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel veriler ise ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir.

(4) Özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinde, ayrıca Kurul tarafından belirlenen yeterli önlemlerin alınması şarttır.24

Kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hâle getirilmesi

Madde 725 – (1) Bu Kanun ve ilgili diğer kanun hükümlerine uygun olarak işlenmiş olmasına rağmen, işlenmesini gerektiren sebeplerin ortadan kalkması hâlinde kişisel veriler resen veya ilgili kişinin talebi üzerine veri sorumlusu tarafından silinir26, yok edilir27 veya anonim hâle getirilir28.

(2) Kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hâle getirilmesine ilişkin diğer kanunlarda yer alan hükümler saklıdır.

(3) Kişisel verilerin silinmesine, yok edilmesine veya anonim hâle getirilmesine ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.29

Kişisel verilerin aktarılması

Madde 83031 – (1) Kişisel veriler, ilgili kişinin açık rızası olmaksızın aktarılamaz.

(2) Kişisel veriler;

a) 5 inci maddenin ikinci fıkrasında,

b) Yeterli önlemler alınmak kaydıyla, 6 ncı maddenin üçüncü fıkrasında, belirtilen şartlardan birinin bulunması hâlinde,

ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın aktarılabilir.

(3) Kişisel verilerin aktarılmasına ilişkin diğer kanunlarda yer alan hükümler saklıdır.

Kişisel verilerin yurt dışına aktarılması

Madde 932 – (1) Kişisel veriler, ilgili kişinin açık rızası olmaksızın yurt dışına aktarılamaz.

(2) Kişisel veriler, 5 inci maddenin ikinci fıkrası ile 6 ncı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen şartlardan birinin varlığı ve kişisel verinin aktarılacağı yabancı ülkede;

a) Yeterli korumanın bulunması,

b) Yeterli korumanın bulunmaması durumunda Türkiye’deki ve ilgili yabancı ülkedeki veri sorumlularının yeterli bir korumayı yazılı olarak taahhüt etmeleri33 ve Kurulun izninin bulunması,

kaydıyla ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın yurt dışına aktarılabilir.

(3) Yeterli korumanın bulunduğu ülkeler Kurulca belirlenerek ilan edilir.34

(4) Kurul yabancı ülkede yeterli koruma bulunup bulunmadığına ve ikinci fıkranın (b) bendi uyarınca izin verilip verilmeyeceğine;

a) Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri,

b) Kişisel veri talep eden ülke ile Türkiye arasında veri aktarımına ilişkin karşılıklılık durumunu,

c) Her somut kişisel veri aktarımına ilişkin olarak, kişisel verinin niteliği ile işlenme amaç ve süresini,

ç) Kişisel verinin aktarılacağı ülkenin konuyla ilgili mevzuatı ve uygulamasını,

d) Kişisel verinin aktarılacağı ülkede bulunan veri sorumlusu tarafından taahhüt edilen önlemleri,

değerlendirmek ve ihtiyaç duyması hâlinde, ilgili kurum ve kuruluşların görüşünü de almak suretiyle karar verir.

(5) Kişisel veriler, uluslararası sözleşme hükümleri saklı kalmak üzere, Türkiye’nin veya ilgili kişinin menfaatinin ciddi bir şekilde zarar göreceği durumlarda, ancak ilgili kamu kurum veya kuruluşunun görüşü alınarak Kurulun izniyle yurt dışına aktarılabilir.35

(6) Kişisel verilerin yurt dışına aktarılmasına ilişkin diğer kanunlarda yer alan hükümler saklıdır.


ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

HAKLAR VE YÜKÜMLÜLÜKLER

Veri sorumlusunun aydınlatma yükümlülüğü

Madde 10 – (1) Kişisel verilerin elde edilmesi sırasında veri sorumlusu veya yetkilendirdiği kişi, ilgili kişilere;

a) Veri sorumlusunun ve varsa temsilcisinin kimliği,

b) Kişisel verilerin hangi amaçla işleneceği,

c) İşlenen kişisel verilerin kimlere ve hangi amaçla aktarılabileceği,

ç) Kişisel veri toplamanın yöntemi ve hukuki sebebi,

d) 11 inci maddede sayılan diğer hakları,

konusunda bilgi vermekle yükümlüdür.363738

İlgili kişinin hakları

MADDE 1139 – (1) Herkes, veri sorumlusuna başvurarak kendisiyle ilgili;

a) Kişisel veri işlenip işlenmediğini öğrenme,

b) Kişisel verileri işlenmişse buna ilişkin bilgi talep etme,

c) Kişisel verilerin işlenme amacını ve bunların amacına uygun kullanılıp kullanılmadığını öğrenme,

ç) Yurt içinde veya yurt dışında kişisel verilerin aktarıldığı üçüncü kişileri bilme,

d) Kişisel verilerin eksik veya yanlış işlenmiş olması hâlinde bunların düzeltilmesini isteme,

e) 7 nci maddede öngörülen şartlar çerçevesinde kişisel verilerin silinmesini veya yok edilmesini isteme,

f) (d) ve (e) bentleri uyarınca yapılan işlemlerin, kişisel verilerin aktarıldığı üçüncü kişilere bildirilmesini isteme,

g) İşlenen verilerin münhasıran otomatik sistemler vasıtasıyla analiz edilmesi suretiyle kişinin kendisi aleyhine bir sonucun ortaya çıkmasına itiraz etme40,

ğ) Kişisel verilerin kanuna aykırı olarak işlenmesi sebebiyle zarara uğraması hâlinde zararın giderilmesini talep etme,

haklarına sahiptir.41

Veri güvenliğine ilişkin yükümlülükler

MADDE 12 – (1) Veri sorumlusu;

a) Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini önlemek,

b) Kişisel verilere hukuka aykırı olarak erişilmesini önlemek,

c) Kişisel verilerin muhafazasını sağlamak,

amacıyla uygun güvenlik düzeyini42 temin etmeye yönelik gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri almak zorundadır.

(2) Veri sorumlusu, kişisel verilerin kendi adına başka bir gerçek veya tüzel kişi tarafından işlenmesi hâlinde, birinci fıkrada belirtilen tedbirlerin alınması hususunda bu kişilerle birlikte müştereken sorumludur.

(3) Veri sorumlusu, kendi kurum veya kuruluşunda, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasını sağlamak amacıyla gerekli denetimleri yapmak veya yaptırmak zorundadır.

(4) Veri sorumluları ile veri işleyen kişiler, öğrendikleri kişisel verileri bu Kanun hükümlerine aykırı olarak başkasına açıklayamaz ve işleme amacı dışında kullanamazlar. Bu yükümlülük görevden ayrılmalarından sonra da devam eder.

(5) İşlenen kişisel verilerin kanuni olmayan yollarla başkaları tarafından elde edilmesi hâlinde43, veri sorumlusu bu durumu en kısa sürede ilgilisine ve Kurula bildirir. Kurul, gerekmesi hâlinde bu durumu, kendi internet sitesinde ya da uygun göreceği başka bir yöntemle ilan edebilir.


DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

BAŞVURU, ŞİKÂYET VE VERİ SORUMLULARI SİCİLİ

Veri sorumlusuna başvuru

Madde 13 – (1) İlgili kişi, bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili taleplerini yazılı44 olarak veya Kurulun belirleyeceği diğer yöntemlerle veri sorumlusuna iletir.

(2) Veri sorumlusu başvuruda yer alan talepleri, talebin niteliğine göre en kısa sürede ve en geç otuz gün içinde ücretsiz olarak sonuçlandırır. Ancak, işlemin ayrıca bir maliyeti gerektirmesi hâlinde, Kurulca belirlenen tarifedeki ücret alınabilir.

(3) Veri sorumlusu talebi kabul eder veya gerekçesini açıklayarak reddeder ve cevabını ilgili kişiye yazılı olarak veya elektronik ortamda bildirir. Başvuruda yer alan talebin kabul edilmesi hâlinde veri sorumlusunca gereği yerine getirilir. Başvurunun veri sorumlusunun hatasından kaynaklanması hâlinde alınan ücret ilgiliye iade edilir.

Kurula şikâyet

MADDE 14 – (1) Başvurunun reddedilmesi, verilen cevabın yetersiz bulunması veya süresinde başvuruya cevap verilmemesi hâllerinde; ilgili kişi, veri sorumlusunun cevabını öğrendiği tarihten itibaren otuz ve her hâlde başvuru tarihinden itibaren altmış gün içinde Kurula şikâyette bulunabilir.

(2) 13 üncü madde uyarınca başvuru yolu tüketilmeden şikâyet yoluna başvurulamaz.

(3) Kişilik hakları ihlal edilenlerin, genel hükümlere göre tazminat hakkı saklıdır.

Şikâyet üzerine veya resen incelemenin usul ve esasları

MADDE 15 – (1) Kurul, şikâyet üzerine veya ihlal iddiasını öğrenmesi durumunda resen, görev alanına giren konularda gerekli incelemeyi yapar.45

(2) 1/11/1984 tarihli ve 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanunun 6 ncı maddesinde belirtilen şartları taşımayan ihbar veya şikâyetler incelemeye alınmaz.

(3) Devlet sırrı niteliğindeki bilgi ve belgeler hariç; veri sorumlusu, Kurulun, inceleme konusuyla ilgili istemiş olduğu bilgi ve belgeleri on beş gün içinde göndermek ve gerektiğinde yerinde inceleme yapılmasına imkân sağlamak zorundadır.

(4) Şikâyet üzerine Kurul, talebi inceleyerek ilgililere bir cevap verir. Şikâyet tarihinden itibaren altmış gün içinde cevap verilmezse talep reddedilmiş sayılır.

(5) Şikâyet üzerine veya resen yapılan inceleme sonucunda, ihlalin varlığının anlaşılması hâlinde Kurul, tespit ettiği hukuka aykırılıkların veri sorumlusu tarafından giderilmesine karar vererek ilgililere tebliğ eder. Bu karar, tebliğden itibaren gecikmeksizin ve en geç otuz gün içinde yerine getirilir.

(6) Şikâyet üzerine veya resen yapılan inceleme sonucunda, ihlalin yaygın olduğunun tespit edilmesi hâlinde Kurul, bu konuda ilke kararı alır ve bu kararı yayımlar. Kurul, ilke kararı almadan önce ihtiyaç duyması hâlinde, ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerini de alabilir.

(7) Kurul, telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve açıkça hukuka aykırılık olması hâlinde, veri işlenmesinin veya verinin yurt dışına aktarılmasının durdurulmasına karar verebilir.

Veri Sorumluları Sicili

Madde 16 – (1) Kurulun gözetiminde, Başkanlık tarafından kamuya açık olarak Veri Sorumluları Sicili tutulur.

(2) Kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişiler, veri işlemeye başlamadan önce Veri Sorumluları Siciline kaydolmak zorundadır.46 Ancak, işlenen kişisel verinin niteliği, sayısı, veri işlemenin kanundan kaynaklanması veya üçüncü kişilere aktarılma durumu gibi Kurulca belirlenecek objektif kriterler göz önüne alınmak suretiyle, Kurul tarafından, Veri Sorumluları Siciline kayıt zorunluluğuna istisna getirilebilir.4748

(3) Veri Sorumluları Siciline kayıt başvurusu aşağıdaki hususları içeren bir bildirimle yapılır:

a) Veri sorumlusu ve varsa temsilcisinin kimlik ve adres bilgileri.

b) Kişisel verilerin hangi amaçla işleneceği.

c) Veri konusu kişi grubu ve grupları ile bu kişilere ait veri kategorileri hakkındaki açıklamalar.

ç) Kişisel verilerin aktarılabileceği alıcı veya alıcı grupları.

d) Yabancı ülkelere aktarımı öngörülen kişisel veriler.

e) Kişisel veri güvenliğine ilişkin alınan tedbirler.

f) Kişisel verilerin işlendikleri amaç için gerekli olan azami süre.

(4) Üçüncü fıkra uyarınca verilen bilgilerde meydana gelen değişiklikler derhâl Başkanlığa bildirilir.

(5) Veri Sorumluları Siciline ilişkin diğer usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.49


BEŞİNCİ BÖLÜM

SUÇLAR VE KABAHATLER

Suçlar

Madde 17 – (1) Kişisel verilere ilişkin suçlar bakımından 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 135 ila 140 ıncı madde hükümleri uygulanır.50

(2) Bu Kanunun 7 nci maddesi hükmüne aykırı olarak; kişisel verileri silmeyen veya anonim hâle getirmeyenler 5237 sayılı Kanunun 138 inci maddesine göre cezalandırılır.

Kabahatler

Madde 18 – (1) Bu Kanunun;

a) 10 uncu maddesinde öngörülen aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmeyenler hakkında 5.000 Türk lirasından 100.000 Türk lirasına kadar,

b) 12 nci maddesinde öngörülen veri güvenliğine ilişkin yükümlülükleri yerine getirmeyenler hakkında 15.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk lirasına kadar,

c) 15 inci maddesi uyarınca Kurul tarafından verilen kararları yerine getirmeyenler hakkında 25.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk lirasına kadar,

ç) 16 ncı maddesinde öngörülen Veri Sorumluları Siciline kayıt ve bildirim yükümlülüğüne aykırı hareket edenler hakkında 20.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk lirasına kadar,

idari para cezası verilir.

(2) Bu maddede öngörülen idari para cezaları veri sorumlusu olan gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişileri hakkında uygulanır.

(3) Birinci fıkrada sayılan eylemlerin kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları bünyesinde işlenmesi hâlinde, Kurulun yapacağı bildirim üzerine, ilgili kamu kurum ve kuruluşunda görev yapan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında görev yapanlar hakkında disiplin hükümlerine göre işlem yapılır ve sonucu Kurula bildirilir.


ALTINCI BÖLÜM

KİŞİSEL VERİLERİ KORUMA KURUMU VE TEŞKİLAT

Kişisel Verileri Koruma Kurumu

Madde 19 – (1) Bu Kanunla verilen görevleri yerine getirmek üzere, idari ve mali özerkliğe sahip ve kamu tüzel kişiliğini haiz Kişisel Verileri Koruma Kurumu kurulmuştur.

(2) Kurum Başbakanlıkla ilişkilidir.

(3) Kurumun merkezi Ankara’dadır.

(4) Kurum, Kurul ve Başkanlıktan oluşur. Kurumun karar organı Kuruldur.

Kurumun görevleri

Madde 20 – (1) Kurumun görevleri şunlardır:

a) Görev alanı itibarıyla, uygulamaları ve mevzuattaki gelişmeleri takip etmek, değerlendirme ve önerilerde bulunmak, araştırma ve incelemeler yapmak veya yaptırmak.

b) İhtiyaç duyulması hâlinde, görev alanına giren konularda kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri veya üniversitelerle iş birliği yapmak.

c) Kişisel verilerle ilgili uluslararası gelişmeleri izlemek ve değerlendirmek, görev alanına giren konularda uluslararası kuruluşlarla iş birliği yapmak, toplantılara katılmak.

ç) Yıllık faaliyet raporunu Cumhurbaşkanlığına, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna ve Başbakanlığa sunmak.

d) Kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek.

Kişisel Verileri Koruma Kurulu

Madde 21 – (1) Kurul, bu Kanunla ve diğer mevzuatla verilen görev ve yetkilerini kendi sorumluluğu altında, bağımsız olarak yerine getirir ve kullanır. Görev alanına giren konularla ilgili olarak hiçbir organ, makam, merci veya kişi, Kurula emir ve talimat veremez, tavsiye veya telkinde bulunamaz.

(2) Kurul, dokuz üyeden oluşur. Kurulun beş üyesi Türkiye Büyük Millet Meclisi, iki üyesi Cumhurbaşkanı, iki üyesi Bakanlar Kurulu tarafından seçilir.

(3) Kurula üye olabilmek için aşağıdaki şartlar aranır:

a) Kurumun görev alanındaki konularda bilgi ve deneyim sahibi olmak.

b) 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (1), (4), (5), (6) ve (7) numaralı alt bentlerinde belirtilen nitelikleri taşımak.

c) Herhangi bir siyasi parti üyesi olmamak.

ç) En az dört yıllık lisans düzeyinde yükseköğrenim görmüş olmak.

d) Kamu kurum ve kuruluşlarında, uluslararası kuruluşlarda, sivil toplum kuruluşlarında veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında ya da özel sektörde toplamda en az on yıl çalışmış olmak.

(4) Kurul üyeliğine seçileceklerin muvafakatleri aranır. Üye seçiminde, Kurumun görev alanına giren konularda bilgi ve deneyimi bulunanların çoğulcu bir şekilde temsiline özen gösterilir.

(5) Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurula üye seçimini aşağıdaki usulle yapar:

a) Seçim için, siyasi parti gruplarının üye sayısı oranında belirlenecek üye sayısının ikişer katı aday gösterilir ve Kurul üyeleri bu adaylar arasından her siyasi parti grubuna düşen üye sayısı esas alınmak suretiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca seçilir. Ancak, siyasi parti gruplarında, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak seçimlerde kime oy kullanılacağına dair görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.

b) Kurul üyelerinin seçimi, adayların belirlenerek ilanından sonra on gün içinde yapılır. Siyasi parti grupları tarafından gösterilen adaylar için ayrı ayrı listeler hâlinde birleşik oy pusulası düzenlenir. Adayların adlarının karşısındaki özel yer işaretlenmek suretiyle oy kullanılır. Siyasi parti gruplarının ikinci fıkraya göre belirlenen kontenjanlarından Kurula seçilecek üyelerin sayısından fazla verilen oylar geçersiz sayılır.

c) Karar yeter sayısı olmak şartıyla seçimde en çok oyu alan boş üyelik sayısı kadar aday seçilmiş olur.

ç) Üyelerin görev sürelerinin bitiminden iki ay önce; üyeliklerde herhangi bir sebeple boşalma olması hâlinde, boşalma tarihinden veya boşalma tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde ise tatilin bitiminden itibaren bir ay içinde aynı usulle seçim yapılır. Bu seçimlerde, boşalan üyeliklerin siyasi parti gruplarına dağılımı, ilk seçimde siyasi parti grupları kontenjanından seçilen üye sayısı ve siyasi parti gruplarının hâlihazırdaki oranı dikkate alınmak suretiyle yapılır.

(6) Cumhurbaşkanı veya Bakanlar Kurulu tarafından seçilen üyelerden birinin görev süresinin bitiminden kırk beş gün önce veya herhangi bir sebeple görevin sona ermesi hâlinde durum, on beş gün içinde Kurum tarafından, Cumhurbaşkanlığına veya Bakanlar Kuruluna sunulmak üzere Başbakanlığa bildirilir. Üyelerin görev süresinin dolmasına bir ay kala yeni üye seçimi yapılır. Bu üyeliklerde, görev süresi dolmadan herhangi bir sebeple boşalma olması hâlinde ise bildirimden itibaren on beş gün içinde seçim yapılır.

(7) Kurul, üyeleri arasından Başkan ve İkinci Başkanı seçer. Kurulun Başkanı, Kurumun da başkanıdır.

(8) Kurul üyelerinin görev süresi dört yıldır. Süresi biten üye yeniden seçilebilir. Görev süresi dolmadan herhangi bir sebeple görevi sona eren üyenin yerine seçilen kişi, yerine seçildiği üyenin kalan süresini tamamlar.

(9) Seçilen üyeler Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu huzurunda “Görevimi Anayasaya ve kanunlara uygun olarak, tam bir tarafsızlık, dürüstlük, hakkaniyet ve adalet anlayışı içinde yerine getireceğime, namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.” şeklinde yemin ederler. Yargıtaya yemin için yapılan başvuru acele işlerden sayılır.

(10) Kurul üyeleri özel bir kanuna dayanmadıkça, Kuruldaki resmî görevlerinin yürütülmesi dışında resmî veya özel hiçbir görev alamaz, dernek, vakıf, kooperatif ve benzeri yerlerde yöneticilik yapamaz, ticaretle uğraşamaz, serbest meslek faaliyetinde bulunamaz, hakemlik ve bilirkişilik yapamazlar. Ancak, Kurul üyeleri, asli görevlerini aksatmayacak şekilde bilimsel amaçlı yayın yapabilir, ders ve konferans verebilir ve bunlardan doğacak telif hakları ile ders ve konferans ücretlerini alabilirler.

(11) Üyelerin görevleri sebebiyle işledikleri iddia edilen suçlara ilişkin soruşturmalar 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanuna göre yapılır ve bunlar hakkında soruşturma izni Başbakan tarafından verilir.

(12) Kurul üyeleri hakkında yapılacak disiplin soruşturması ve kovuşturmasında 657 sayılı Kanun hükümleri uygulanır.

(13) Kurul üyelerinin süreleri dolmadan herhangi bir nedenle görevlerine son verilemez. Kurul üyelerinin;

a) Seçilmek için gereken şartları taşımadıklarının sonradan anlaşılması,

b) Görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlardan dolayı haklarında verilen mahkûmiyet kararının kesinleşmesi,

c) Görevlerini yerine getiremeyeceklerinin sağlık kurulu raporuyla kesin olarak tespit edilmesi,

ç) Görevlerine izinsiz, mazeretsiz ve kesintisiz olarak on beş gün ya da bir yılda toplam otuz gün süreyle devam etmediklerinin tespit edilmesi,

d) Bir ay içinde izinsiz ve mazeretsiz olarak toplam üç, bir yıl içinde toplam on Kurul toplantısına katılmadıklarının tespit edilmesi,

hâllerinde Kurul kararıyla üyelikleri sona erer.

(14) Kurul üyeliğine seçilenlerin Kurulda görev yaptıkları sürece önceki görevleri ile olan ilişikleri kesilir. Kamu görevlisi iken üyeliğe seçilenler, memuriyete giriş şartlarını kaybetmemeleri kaydıyla, görev sürelerinin sona ermesi veya görevden ayrılma isteğinde bulunmaları ve otuz gün içinde eski kurumlarına başvurmaları durumunda atamaya yetkili makam tarafından bir ay içinde mükteseplerine uygun bir kadroya atanır. Atama gerçekleşinceye kadar, bunların almakta oldukları her türlü ödemelerin Kurum tarafından ödenmesine devam olunur. Bir kamu kurumunda çalışmayanlardan üyeliğe seçilip yukarıda belirtilen şekilde görevi sona erenlere herhangi bir görev veya işe başlayıncaya kadar, almakta oldukları her türlü ödemeler Kurum tarafından ödenmeye devam edilir ve bu şekilde üyeliği sona erenlere Kurum tarafından yapılacak ödeme üç ayı geçemez. Bunların Kurumda geçirdiği süreler, özlük ve diğer hakları açısından önceki kurum veya kuruluşlarında geçirilmiş sayılır.

Kurulun görev ve yetkileri

Madde 22 – (1) Kurulun görev ve yetkileri şunlardır:

a) Kişisel verilerin, temel hak ve özgürlüklere uygun şekilde işlenmesini sağlamak.

b) Kişisel verilerle ilgili haklarının ihlal edildiğini ileri sürenlerin şikâyetlerini karara bağlamak.

c) Şikâyet üzerine veya ihlal iddiasını öğrenmesi durumunda resen görev alanına giren konularda kişisel verilerin kanunlara uygun olarak işlenip işlenmediğini incelemek ve gerektiğinde bu konuda geçici önlemler almak.

ç) Özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesi için aranan yeterli önlemleri belirlemek.

d) Veri Sorumluları Sicilinin tutulmasını sağlamak.

e) Kurulun görev alanı ile Kurumun işleyişine ilişkin konularda gerekli düzenleyici işlemleri yapmak.

f) Veri güvenliğine ilişkin yükümlülükleri belirlemek amacıyla düzenleyici işlem yapmak.

g) Veri sorumlusunun ve temsilcisinin görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin düzenleyici işlem yapmak.

ğ) Bu Kanunda öngörülen idari yaptırımlara karar vermek.

h) Diğer kurum ve kuruluşlarca hazırlanan ve kişisel verilere ilişkin hüküm içeren mevzuat taslakları hakkında görüş bildirmek.

ı) Kurumun; stratejik planını karara bağlamak, amaç ve hedeflerini, hizmet kalite standartlarını ve performans kriterlerini belirlemek.

i) Kurumun stratejik planı ile amaç ve hedeflerine uygun olarak hazırlanan bütçe teklifini görüşmek ve karara bağlamak.

j) Kurumun performansı, mali durumu, yıllık faaliyetleri ve ihtiyaç duyulan konular hakkında hazırlanan rapor taslaklarını onaylamak ve yayımlamak.

k) Taşınmaz alımı, satımı ve kiralanması konularındaki önerileri görüşüp karara bağlamak.

l) Kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek.

Kurulun çalışma esasları

Madde 23 – (1) Kurulun toplantı günlerini ve gündemini Başkan belirler. Başkan gereken hâllerde Kurulu olağanüstü toplantıya çağırabilir.

(2) Kurul, başkan dâhil en az altı üye ile toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğuyla karar alır. Kurul üyeleri çekimser oy kullanamaz.

(3) Kurul üyeleri; kendilerini, üçüncü dereceye kadar kan ve ikinci dereceye kadar kayın hısımlarını, evlatlıklarını ve aralarındaki evlilik bağı kalkmış olsa bile eşlerini ilgilendiren konularla ilgili toplantı ve oylamaya katılamaz.

(4) Kurul üyeleri çalışmaları sırasında ilgililere ve üçüncü kişilere ait öğrendikleri sırları bu konuda kanunen yetkili kılınan mercilerden başkasına açıklayamazlar ve kendi yararlarına kullanamazlar. Bu yükümlülük görevden ayrılmalarından sonra da devam eder.

(5) Kurulda görüşülen işler tutanağa bağlanır. Kararlar ve varsa karşı oy gerekçeleri karar tarihinden itibaren en geç on beş gün içinde yazılır. Kurul, gerekli gördüğü kararları kamuoyuna duyurur.

(6) Aksi kararlaştırılmadıkça, Kurul toplantılarındaki görüşmeler gizlidir.

(7) Kurulun çalışma usul ve esasları ile kararların yazımı ve diğer hususlar yönetmelikle düzenlenir.54

Başkan

Madde 24- (1) Başkan, Kurul ve Kurumun başkanı sıfatıyla Kurumun en üst amiri olup Kurum hizmetlerini mevzuata, Kurumun amaç ve politikalarına, stratejik planına, performans ölçütlerine ve hizmet kalite standartlarına uygun olarak düzenler, yürütür ve hizmet birimleri arasında koordinasyonu sağlar.

(2) Başkan, Kurumun genel yönetim ve temsilinden sorumludur. Bu sorumluluk, Kurum çalışmalarının düzenlenmesi, yürütülmesi, denetlenmesi, değerlendirilmesi ve gerektiğinde kamuoyuna duyurulması görev ve yetkilerini kapsar.

(3) Başkanın görevleri şunlardır:

a) Kurul toplantılarını idare etmek.

b) Kurul kararlarının tebliğini ve Kurulca gerekli görülenlerin kamuoyuna duyurulmasını sağlamak ve uygulanmalarını izlemek.

c) Başkan Yardımcısını, daire başkanlarını ve Kurum personelini atamak.

ç) Hizmet birimlerinden gelen önerilere son şeklini vererek Kurula sunmak.

d) Stratejik planın uygulanmasını sağlamak, hizmet kalite standartları doğrultusunda insan kaynakları ve çalışma politikalarını oluşturmak.

e) Belirlenen stratejilere, yıllık amaç ve hedeflere uygun olarak Kurumun yıllık bütçesi ile mali tablolarını hazırlamak.

f) Kurul ve hizmet birimlerinin uyumlu, verimli, disiplinli ve düzenli bir biçimde çalışması amacıyla koordinasyonu sağlamak.

g) Kurumun diğer kuruluşlarla ilişkilerini yürütmek.

ğ) Kurum Başkanı adına imzaya yetkili personelin görev ve yetki alanını belirlemek.

h) Kurumun yönetim ve işleyişine ilişkin diğer görevleri yerine getirmek.

(4) Kurum Başkanının yokluğunda İkinci Başkan, Başkana vekalet eder.

Başkanlığın oluşumu ve görevleri

Madde 25 – (1) Başkanlık; Başkan Yardımcısı ve hizmet birimlerinden oluşur. Başkanlık, dördüncü fıkrada sayılan görevleri daire başkanlıkları şeklinde teşkilatlanan hizmet birimleri aracılığıyla yerine getirir. Daire başkanlıklarının sayısı yediyi geçemez.

(2) Başkan tarafından, Kuruma ilişkin görevlerinde yardımcı olmak üzere bir Başkan Yardımcısı atanır.

(3) Başkan Yardımcısı ve daire başkanları; en az dört yıllık yükseköğretim kurumu mezunu, on yıl süreyle kamu hizmetinde bulunan kişiler arasından Başkan tarafından atanır.

(4) Başkanlığın görevleri şunlardır:

a) Veri Sorumluları Sicilini tutmak.

b) Kurumun ve Kurulun büro ve sekretarya işlemlerini yürütmek.

c) Kurumun taraf olduğu davalar ile icra takiplerinde avukatlar vasıtasıyla Kurumu temsil etmek, davaları takip etmek veya ettirmek, hukuk hizmetlerini yürütmek.

ç) Kurul üyeleri ile Kurumda görev yapanların özlük işlemlerini yürütmek.

d) Kanunlarla mali hizmet ve strateji geliştirme birimlerine verilen görevleri yapmak.

e) Kurumun iş ve işlemlerinin yürütülmesi amacıyla bilişim sisteminin kurulmasını ve kullanılmasını sağlamak.

f) Kurulun yıllık faaliyetleri hakkında veya ihtiyaç duyulan konularda rapor taslaklarını hazırlamak ve Kurula sunmak.

g) Kurumun stratejik plan taslağını hazırlamak.

ğ) Kurumun personel politikasını belirlemek, personelin kariyer ve eğitim planlarını hazırlamak ve uygulamak.

h) Personelin atama, nakil, disiplin, performans, terfi, emeklilik ve benzeri işlemlerini yürütmek.

ı) Personelin uyacağı etik kuralları belirlemek ve gerekli eğitimi vermek.

i) 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu çerçevesinde Kurumun ihtiyacı olan her türlü satın alma, kiralama, bakım, onarım, yapım, arşiv, sağlık, sosyal ve benzeri hizmetleri yürütmek.

j) Kuruma ait taşınır ve taşınmazların kayıtlarını tutmak.

k) Kurul veya Başkan tarafından verilen diğer görevleri yapmak.

(5) Hizmet birimleri ile bu birimlerin çalışma usul ve esasları, bu Kanunda belirtilen faaliyet alanı, görev ve yetkilere uygun olarak Kurumun teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir.

Kişisel Verileri Koruma Uzmanı ve uzman yardımcıları

Madde 26 – (1) Kurumda, Kişisel Verileri Koruma Uzmanı ve Kişisel Verileri Koruma Uzman Yardımcısı istihdam edilebilir. Bunlardan 657 sayılı Kanunun ek 41 inci maddesi çerçevesinde Kişisel Verileri Koruma Uzmanı kadrosuna atananlara bir defaya mahsus olmak üzere bir derece yükseltilmesi uygulanır.

Personele ve özlük haklarına ilişkin hükümler

Madde 27 – (1) Kurum personeli, bu Kanunla düzenlenen hususlar dışında 657 sayılı Kanuna tabidir.

(2) Kurul Başkan ve üyeleri ile Kurum personeline 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 11 inci maddesi uyarınca belirlenmiş emsali personele mali ve sosyal haklar kapsamında yapılan ödemeler aynı usul ve esaslar çerçevesinde ödenir. Emsali personele yapılan ödemelerden vergi ve diğer yasal kesintilere tabi olmayanlar bu Kanuna göre de vergi ve diğer kesintilere tabi olmaz.

(3) Kurul Başkan ve üyeleri ile Kurum personeli 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi hükümlerine tabidir. Kurul Başkan ve üyeleri ile Kurum personeli emeklilik hakları bakımından da emsali olarak belirlenen personel ile denk kabul edilir. 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı iken Kurul Başkanı ve üyeliklerine atananlardan bu görevleri sona erenler veya bu görevlerinden ayrılma isteğinde bulunanların bu görevlerde geçen hizmet süreleri kazanılmış hak aylık, derece ve kademelerinin tespitinde dikkate alınır. Bunlardan bu görevleri sırasında 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamına girenlerin bu görevlerde geçen süreleri makam tazminatı ile temsil tazminatı ödenmesi gereken süre olarak değerlendirilir. Kamu kurum ve kuruluşlarında 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı iken Kurul Başkanı ve üyeliklerine atananların, önceki kurum ve kuruluşları ile ilişiklerinin kesilmesi kendilerine kıdem tazminatı veya iş sonu tazminatı ödenmesini gerektirmez. Bu durumda olanların kıdem tazminatı veya iş sonu tazminatı ödenmesi gereken hizmet süreleri, Kurul Başkanı ile Kurul üyeliği olarak geçen hizmet süreleri ile birleştirilir ve emeklilik ikramiyesi ödenecek süre olarak değerlendirilir.

(4) Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinde, sosyal güvenlik kurumlarında, mahallî idarelerde, mahallî idarelere bağlı idarelerde, mahallî idare birliklerinde, döner sermayeli kuruluşlarda, kanunlarla kurulan fonlarda, kamu tüzel kişiliğini haiz kuruluşlarda, sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait kuruluşlarda, iktisadi devlet teşekkülleri ve kamu iktisadi kuruluşları ile bunlara bağlı ortaklıklar ve müesseselerde görevli memurlar ile diğer kamu görevlileri kurumlarının muvafakati, hâkimler ve savcılar ise kendilerinin muvafakati ile aylık, ödenek, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer mali ve sosyal hak ve yardımları kurumlarınca ödenmek kaydıyla geçici olarak Kurumda görevlendirilebilir. Kurumun bu konudaki talepleri, ilgili kurum ve kuruluşlarca öncelikle sonuçlandırılır. Bu şekilde görevlendirilen personel, kurumlarından aylıklı izinli sayılır. Bu personelin izinli oldukları sürece memuriyetleri ile ilgileri ve özlük hakları devam ettiği gibi, bu süreler yükselme ve emekliliklerinde de hesaba katılır ve yükselmeleri başkaca bir işleme gerek duyulmadan süresinde yapılır. Bu madde kapsamında görevlendirilenlerin, Kurumda geçirdikleri süreler, kendi kurumlarında geçirilmiş sayılır. Bu şekilde görevlendirilenlerin sayısı Kişisel Verileri Koruma Uzmanı ve Kişisel Verileri Koruma Uzman Yardımcısı toplam kadro sayısının yüzde onunu aşamaz ve görevlendirme süresi iki yılı geçemez. Ancak ihtiyaç hâlinde bu süre bir yıllık dönemler hâlinde uzatılabilir.

(5) Kurumda istihdam edilecek personele ilişkin kadro unvan ve sayıları ekli (I) sayılı cetvelde gösterilmiştir. Toplam kadro sayısını geçmemek üzere 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki cetvellerde yer alan kadro unvanlarıyla sınırlı olmak kaydıyla unvan ve derece değişikliği yapma, yeni unvan ekleme ve boş kadroların iptali Kurul kararıyla yapılır.


YEDİNCİ BÖLÜM

ÇEŞİTLİ HÜKÜMLER

İstisnalar

Madde 28 – (1) Bu Kanun hükümleri aşağıdaki hâllerde uygulanmaz:

a) Kişisel verilerin, üçüncü kişilere verilmemek ve veri güvenliğine ilişkin yükümlülüklere uyulmak kaydıyla gerçek kişiler tarafından tamamen kendisiyle veya aynı konutta yaşayan aile fertleriyle ilgili faaliyetler kapsamında işlenmesi55.

b) Kişisel verilerin resmi istatistik ile anonim hâle getirilmek suretiyle araştırma, planlama ve istatistik gibi amaçlarla işlenmesi56.

c) Kişisel verilerin millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini, ekonomik güvenliği, özel hayatın gizliliğini veya kişilik haklarını ihlal etmemek ya da suç teşkil etmemek kaydıyla, sanat, tarih, edebiyat veya bilimsel amaçlarla ya da ifade özgürlüğü kapsamında işlenmesi.

ç) Kişisel verilerin millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini veya ekonomik güvenliği sağlamaya yönelik olarak kanunla görev ve yetki verilmiş kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülen önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler kapsamında işlenmesi57.

d) Kişisel verilerin soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenmesi.

(2) Bu Kanunun amacına ve temel ilkelerine uygun ve orantılı olmak kaydıyla veri sorumlusunun aydınlatma yükümlülüğünü düzenleyen 10 uncu, zararın giderilmesini talep etme hakkı hariç, ilgili kişinin haklarını düzenleyen 11 inci ve Veri Sorumluları Siciline kayıt yükümlülüğünü düzenleyen 16 ncı maddeleri aşağıdaki hâllerde uygulanmaz:

a) Kişisel veri işlemenin suç işlenmesinin önlenmesi veya suç soruşturması için gerekli olması58.

b) İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş kişisel verilerin işlenmesi59.

c) Kişisel veri işlemenin kanunun verdiği yetkiye dayanılarak görevli ve yetkili kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca, denetleme veya düzenleme görevlerinin yürütülmesi ile disiplin soruşturma veya kovuşturması için gerekli olması.

ç) Kişisel veri işlemenin bütçe, vergi ve mali konulara ilişkin olarak Devletin ekonomik ve mali çıkarlarının korunması için gerekli olması.

Kurumun bütçesi ve gelirleri

Madde 29 – (1) Kurumun bütçesi, 5018 sayılı Kanunda belirlenen usul ve esaslara göre hazırlanır ve kabul edilir.

(2) Kurumun gelirleri şunlardır:

a) Genel bütçeden yapılacak hazine yardımları.

b) Kuruma ait taşınır ve taşınmazlardan elde edilen gelirler.

c) Alınan bağış ve yardımlar.

ç) Gelirlerinin değerlendirilmesinden elde edilen gelirler.

d) Diğer gelirler.

Değiştirilen ve eklenen hükümler

Madde 3060 – (1) (10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kanun ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)

(2) ila (5) – (26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Kanun ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)

(6) (7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)

(7) (11/10/2011 tarihli ve 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)

Yönetmelik

Madde 31 – (1) Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmelikler Kurum tarafından yürürlüğe konulur.

Geçiş hükümleri

Geçici Madde 1 – (1) Bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren altı ay içinde 21 inci maddede öngörülen usule göre Kurul üyeleri seçilir ve Başkanlık teşkilatı oluşturulur.

(2) Veri sorumluları, Kurul tarafından belirlenen ve ilan edilen süre içinde Veri Sorumluları Siciline kayıt yaptırmak zorundadır.

(3) Bu Kanunun yayımı tarihinden önce işlenmiş olan kişisel veriler, yayımı tarihinden itibaren iki yıl içinde bu Kanun hükümlerine uygun hâle getirilir. Bu Kanun hükümlerine aykırı olduğu tespit edilen kişisel veriler derhâl silinir, yok edilir veya anonim hâle getirilir. Ancak bu Kanunun yayımı tarihinden önce hukuka uygun olarak alınmış rızalar, bir yıl içinde aksine bir irade beyanında bulunulmaması hâlinde, bu Kanuna uygun kabul edilir.

(4) Bu Kanunda öngörülen yönetmelikler bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl içinde yürürlüğe konulur.

(5) Bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl içinde, kamu kurum ve kuruluşlarında bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili koordinasyonu sağlamak üzere üst düzey bir yönetici belirlenerek Başkanlığa bildirilir.

(6) İlk seçilen Başkan, İkinci Başkan ve kura ile belirlenen iki üye altı yıl; diğer beş üye ise dört yıl görev yapar.

(7) Kuruma bütçe tahsis edilene kadar;

a) Kurumun giderleri Başbakanlık bütçesinden karşılanır.

b) Kurumun hizmetlerini yerine getirmesi amacıyla bina, araç, gereç, mefruşat ve donanım gibi gerekli tüm destek hizmetleri Başbakanlıkça sağlanır.

(8) Kurumun hizmet birimleri faaliyete geçinceye kadar sekretarya hizmetleri Başbakanlık tarafından yerine getirilir.

Geçici Madde 2 – (Ek:28/11/2017-7061/120 md.) (1) En az dört yıllık lisans öğrenimi veren siyasal bilgiler, iktisadi ve idari bilimler, iktisat, hukuk ve işletme fakültelerinden, mühendislik fakültelerinin elektronik, elektrik-elektronik, elektronik ve haberleşme, bilgisayar, bilişim sistemleri mühendisliği bölümlerinden ya da bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurt içi ve yurt dışındaki yükseköğrenim kurumlarından mezun olanlardan; mesleğe özel yarışma sınavı ile girilen ve belirli süreli meslek içi eğitimden ve özel bir yeterlik sınavından sonra 657 sayılı Kanunun 36 ncı maddesinin “Ortak Hükümler” başlıklı bölümünün (A) fıkrasının (11) numaralı bendinde belirtilen unvanlara ilişkin kurumların merkez teşkilatlarına ait kadrolara atanmış ve bu kadrolarda aylıksız izin süreleri hariç en az iki yıl bulunmuş olanlar ile öğretim üyesi kadrolarında bulunanlar, Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavından en az yetmiş puan almış olmak ve atama tarihi itibarıyla kırk yaşından gün almamış olmak kaydıyla, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde Kişisel Verileri Koruma Uzmanı olarak atanabilirler. Bu şekilde atanacakların sayısı on beşi geçemez.

Yürürlük

Madde 32 – (1) Bu Kanunun;

a) 8 inci61, 9 uncu62, 11 inci63, 13 üncü64, 14 üncü65, 15 inci66, 16 ncı67, 17 nci68 ve 18 inci69 maddeleri yayımı tarihinden altı ay sonra70,

b) Diğer maddeleri ise yayımı tarihinde71,

yürürlüğe girer.

Yürütme

Madde 33 – (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

21 Mart Uluslararası Irk Ayrımcılığıyla Mücadele Günü

0

21 Mart Uluslararası Irk Ayrımcılığıyla Mücadele Günü(International Day for the Elimination of Racial Discrimination); 21 Mart 1960 tarihinde, Güney Afrika’da, apartheid yasalarına karşı barışçıl bir şekilde ırkçılığı protesto eden göstericilere ateş açılması sonucunda 69 kişinin yaşamını kaybettiği Sharpeville katliamına atfen her yıl düzenlenen anma günüdür.

Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme‘yi 21 Aralık 1965’te kabul ederek imza ve onaya açmıştır.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1966 yılında 21 Mart gününü, Uluslararası Irk Ayrımcılığıyla Mücadele Günü olarak ilan etmiştir.

Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme, 4 Ocak 1969 tarihinde yürürlüğe girmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi bu sözleşmeyi 3 Nisan 2002 tarihinde, 22’nci maddeye çekince koyarak 4750 sayılı Yasa‘yla kabul etmiştir.

Birleşmiş Milletler tarafından sözleşmenin kabul edilmesine ve Sözleşme’nin denetimini sağlamak üzere kurulan ve bağımsız uzmanlardan oluşan bağımsız bir Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi kurulmasına karşın, bu suça karşı dünya genelinde gerçek bir mücadele yapılamamış, ırk ayrımcılığı tamamen yok edilememiştir.

Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi

1964 yılında UNESCO tarafından düzenlenen toplantıda uzmanlar, tüm insanlığın tek bir biyolojik tür olduğu ve iddia edilenin aksine, ari bir insan topluluğunun olmadığı sonucuna varmış, UNESCO’nun 1967 yılında Paris’te yayınladığı Irk ve Irksal Önyargı Bildirgesi’nde ırkçılığın ana nedeni olarak sosyal faktörler ön plana çıkarılmış ve ayrımcılığın yasaklanması öngörülmüştür. Bu bildirgeye göre; “Tüm insanlar tek bir türe aittir ve ortak bir kökten gelmiştir.” Bildirge, insan ırkının temelde bir bütün olduğunu, tüm insanların ve halkların eşit olduğunu tüm insanlığa deklare etmiştir.

Her türlü ırksal ayrımcılığın ortadan kaldırılmasını ifade eden bu sözleşmenin üzerinden geçen sürede, insanların renk, ırk, ulusal veya etnik farklılıkları yüzünden uğradıkları ayrımcılık devam etmektedir.

Irk ayrımcılığı bir insanlık suçudur ve vatan sevgisi yahut bir etnik gruba bağlı olma duygusundan öte kriminal bir durumdur.

Bu görüş, 1977 yılında Birleşmiş Milletlerin ırk ayrımının önlenmesi ve azınlıkların korunması amacıyla kurmuş olduğu alt komisyon tarafından da desteklenmiştir.

Irk ayrımcılığına karşı en büyük mücadelelerden birini veren ve Nobel Ödülü de kazanan Nelson Mandela

Mustafa Suphi Konak

0
Mustafa Suphi Konak

Hukukçu ve siyasetçi Mustafa Suphi Konak 20 Mart 1922’de doğdu. (Ölümü: 16 Kasım 1964) Eğitimine Karadeniz Ereğli’de başladı ve İstanbul Kabataş Erkek Lisesi’ni bitirdi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Serbest avukatlık yaptı. Kütahya ve Gaziantep Millî Koruma Kontrolörü olarak çalıştı. Karadeniz Ereğlisi Belediye Başkanlığı ve 25 Ekim 1961 – 10 Ekim 1965 tarihleri aralığında XII. Dönem milletvekilliği görevlerinde bulundu. Meclisteki bir toplantıya yetişmek isterken, Gerede’ye 10 kilometre mesafedeki Kazanlar köyü civarında, annesi Altun Konak (65) ve oğlu Kazım Konak (4) ile birlikte geçirdiği trafik kazası sonucu yaşamını yitirdi. Evli ve 3 çocuk babasıydı.

Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi’ne Ek İkinci Protokol

0

Suçluların İadesi Hakkında Avrupa Sözleşmesi’ne Ek İkinci Protokol (Second Additional Protocol to the European Convention on Extradition), Fransızca ve İngilizce dillerinde her iki metinde aynı derecede geçerli olmak üzere, tek nüsha halinde Strasbourg’da 17 Mart 1978 tarihinde düzenlenmiştir.

SUÇLULARIN İADESİNE DAİR AVRUPA SÖZLEŞMESİNE EK İKİNCİ PROTOKOL

Bu Protokol’u imzalamış bulunan Avrupa Konseyi’ne üye Devletler,

13 Aralık 1977 tarihinde Paris’te imzaya açılmış bulunan Suçluların İadesi Hakkında Avrupa Sözleşmesi’nin (bundan böyle “Sözleşme” diye adlandırılacaktır) mali suçlar alanında uygulanmasını kolaylaştırmayı arzulayarak;

Sözleşme’ye belli başka hususların da ilave edilmesinin arzuya şayan olduğunu düşünerek,

Aşağıdaki gibi anlaşmışlardır.

Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi

BÖLÜM I
MADDE 1

Sözleşme’nin 2. maddesinin 2. paragrafına aşağıdaki hüküm eklenecektir.
“Bu hak sadece nakdi müeyyideleri müstehzim suçlara da teşmil edecektir.”

BÖLÜM II
MADDE 2

Sözleşme’nin 5. maddesi yerine aşağıdaki hükümler ikame edilecektir:

“Mali Suçlar

1. Vergi, resim, gümrük ve kambiyo ile ilgili suçlar, bunların Talebeden Taraf mevzuatına göre aynı nitelikte bir suça tekabül etmesi halinde, Sözleşen Taraflar arasında Sözleşme hükümlerine tevfikan iade konusu olacaktır.

2. İade talebi, Talebeden Taraf mevzuatının aynı vergi veya resmi veya tarh etmediği Talep edilen Taraf mevzuatının aynı neviden vergi, resim, gümrük veya kambiyo kurallarını ihtiva etmediği gerekçesiyle reddedilmeyecektir.”

BÖLÜM III
MADDE 3

Sözleşmeye aşağıdaki hükümler eklenecektir:

“Gıyabi Hükümler

1. Akit Taraflardan birinin diğer bir Akit Taraftan, bir kimsenin gıyabında verilmiş bir mahkumiyetin veya tutuklama kararının infazı için iadesini istemesi halinde, Talep edilen Taraf, karara yol açan soruşturmada, suçla itham olunan bir kimseye tanınması gereken asgari savunma haklarının tanınmadığı görüşünde ise, bu nedenle iade talebini reddedebilir. Bununla birlikte, Talep eden Tarafın, iadesi istenilen kişiye savunma haklarını teminat altına alacak şekilde yeniden yargılanma hakkı verileceğine dair yeterli görülecek teminatı vermesi halinde, iade talebi yerine getirilecektir. Bu karar, Talep eden Tarafı, mahkum edilen kişinin itirazda bulunmaması halinde söz konusu mahkumiyetin infazı, veya aksi halde bu kişi hakkında soruşturma yapılması için yetkili kılacaktır.”

2. Talep edilen Taraf gıyabında hüküm verilmiş olan kişinin iadesinin talep edildiğini bu kişiye bildirmesi halinde, Talep eden Tarafça, bu bildirim ceza muhakemesi usulü açısından bu Devlette yapılmış resmi bir tebliğ olarak addedilmeyecektir.

BÖLÜM IV
MADDE 4

Sözleşmeye aşağıdaki hüküm eklenecektir:

“Af”

İadeye konu olan suçun Talep edilen Devlette çıkarılan bir af kanunu kapsamına girmesi ve bu Devletin kendi ceza kanununa göre bu suçu kovuşturma yetkisi olması halinde iade talebi kabul edilmeyecektir.”

BÖLÜM V
MADDE 5

Sözleşmenin 12. maddesinin 1. paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:

“İade talebi, Talep eden Taraf Adalet Bakanlığınca yazılı olarak Talep edilen Taraf Adalet Bakanlığına hitaben yapılacaktır. Bununla birlikte diplomatik kanalın kullanılması kapsam dışı bırakılmamıştır. İki veya daha ziyade Taraf arasında doğrudan mutabakat ile başka haberleşme yolları tesis olunabilir.”

BÖLÜM VI
MADDE 6

1. Bu protokol Sözleşme’yi imza etmiş bulunan Avrupa Konseyi Üyesi Devletin imzasına açık tutulacaktır. Protokol, onaylama, kabul veya tasvibe tabi olacaktır. Onaylama, kabul veya tasvip belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterine evdi olunacaktır.

2. Protokol üçüncü onay, kabul veya tasvip belgesinin tevdiini takip eden 90 gün sonunda yürürlüğe girecektir.
3. Protokol, bunu sonradan imza, kabul veya tasvip eden Devlet yönünden onay, kabul veya tasvip belgesinin tevdiini takip eden 90 gün sonunda yürürlüğe girecektir.

4. Avrupa Konseyine üye olan bir Devlet, daha evvel veya aynı zamanda Sözleşmeyi onaylamış olmadıkça bu Protokolü onaylamaz, kabul veya tasvip edemez.

MADDE 7

1. Sözleşmeye katılmış olan herhangi bir Devlet, bu Protokole yürürlüğe girmesinden sonra katılabilir.

2. Böyle bir katılma, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tevdiini takip eden 90 gün sonra yürürlüğe girecek bir katılma belgesinin tevdii ile sağlanacaktır.

MADDE 8

1. Her Devlet, imza sırasında veya onay, kabul, tasvip veya katılma belgesini tevdii ederken bu protokolün uygulanacağı ülke veya ülkeleri belirtebilecektir.

2. Her Devlet, onay, kabul, tasvip veya kabul belgesini tevdii ederken veya daha sonra her zaman Avrupa Konseyi Genel Sekreterine hitaben yapacağı beyan ile. Bu Protokolü beyanında belirtilenlerden başka veya Uluslar arası ilişkilerinde sorumlu olduğu veya adına yükümlülük üstlenme yetkisi verilen ülke veya ülkelere teşmil edebilir.

3. Önceki paragraf uyarınca yapılan herhangi bir beyan, bu beyanda belirtilen herhangi bir ülke ile ilgili olarak Avrupa Konseyi Genel Sekreterine hitaben yapılacak bir beyan ile geri alınabilir. Bu geri alma, bildirimin Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından alınmasını takip eden 6 ay sonunda geçerli olacaktır.

MADDE 9

1. Herhangi bir Devlet tarafından Sözleşme hükümlerine konulmuş bulunan rezervler, bu Devlet tarafından Protokolün imzası sırasında veya onay, kabul , tasvip veya katılma belgesini tevdii ederken aksi beyan edilmiş olmadıkça aynı şekilde bu Protokole de uygulanacaktır.

2. Herhangi bir Devlet imza sırasında veya onay, kabul, tasvip veya katılma belgesini tevdii ederken:

a) I. Bölümü kabul etmediğini,
b) II. Bölümü kabul etmediğini, veya bu bölümü sadece muayyen suçlar veya 2. maddede zikredilen suçların muayyen kategorileri ile ilgili olarak kabul ettiğini,
c) III. Bölümü kabul etmediğini, veya sadece 3. maddenin I. Paragrafını kabul ettiğini,
d) IV. Bölümü kabul etmediğini,
e) V. Bölümü kabul etmediğini, bildirmek hakkını saklı tuttuğunu beyan edebilir.

3. Akit Taraflardan biri Avrupa Konseyi Genel Sekreterine hitaben yapılacak ve alındığı tarihten itibaren geçerli olacak bir beyan ile yukarıdaki paragraflara uygun olarak yapmış bulunduğu rezervi geri alabilir.

4. Sözleşmenin bir hükmü ile ilgili olarak koyduğu bir rezervi bu Protokole de uygulayan veya bu Protokolün bir hükmü ile ilgili olarak rezerv koyan Akit bir taraf, bu hükmün bir başka Akit Tarafça uygulanmasını talep edemeyecektir; ununla birlikte, bu Tarafın koyduğu rezerv kısmi veya şartlı ise bu hükmün yerine getirilmesini kendi kabul ettiği nispette talep edebilecektir.

5. Bu Protokol hükümlerine başka rezerv konulamayacaktır.

MADDE 10

Avrupa Konseyi Suç Sorunları Komitesine bu Protokolün uygulanmasından bilgi verilecek ve Komite bu Protokolün uygulanmasından doğabilecek herhangi bir sorunun dostça çözümlenmesini kolaylaştırmak için gerekli olan işlemi yerine getirecektir.

MADDE 11

1. Akit Taraflardan biri, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine hitaben yapacağı bir beyan ile, kendisi için Protokolü fes edebilir.

2. Böyle bir fesih, beyanın Genel Sekreter tarafından alınmasını takip eden 6 ay sonunda yürürlüğe girecektir.

3. Sözleşmenin fes edilmesi otomatikman bu Protokolün de feshi anlamına gelir.

MADDE 12

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Konseye Üye Devletlere ve Sözleşmeye katılan herhangi bir Devlete:

a. Bu Protokolün her imzalanışını;
b. Onay, kabul, tasvip veya katılma belgesinin tevdii olunduğunu;
c. Bu Protokolün 6 ve 7nci maddelerine göre yürürlüğe giriş tarihini;
d. 8nci maddenin 2 ve 3ncü paragrafı hükmüne göre alınan her bildirimi;
e. 9ncu maddenin 1nci paragrafı hükmüne göre alınan her bildirimi;
f. 9ncu maddenin 2nci paragrafına göre konulan her rezervi;
g. 9ncu maddenin 3ncü paragrafı hükmüne göre konulmuş bulunan rezervin geri alınmasını;
h. 11nci madde hükmüne göre alınan her bildirimi ve feshin geçerli olduğu tarihi, bildirecektir.

Yukarıdaki hükümleri onaylama için gereği gibi yetkili kılınmış aşağıda imzaları bulunanlar, işbu Protokolü imzalamışlardır.

Bu Protokol, Fransızca ve İngilizce dillerinde her iki metinde aynı derecede geçerli olmak üzere, tek nüsha halinde Strasbourg’da 17 Mart 1978 tarihinde yapılmıştır. Avrupa Konseyi arşivlerine konulacak olan tek nüshanın aslına uygun onanmış örneklerini Genel Sekreter, imzası ve Protokolü imzalayan ve katılan devletlere gönderilecektir.

SİDAS ve Ek 2 nolu Protokol’ün metinlerine, ülkeler tarafından konulan çekincelere ve taraf devletlerin listesine aşağıdaki linklerden ulaşılabilir:

Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi ‘SİDAS’ (Türkçe)    (İngilizce )
SİDAS’a Taraf Olan Devletler
SİDAS’a Konulan Çekinceler (Türkçe)  (İngilizce)
SİDAS Açıklayıcı Rapor  (İngilizce)
SİDAS’a Ek 2 Nolu Protokol
SİDAS’a Ek 2 Nolu Protokol’e  Taraf  Olan Devletler
SİDAS’a Ek 2 Nolu Protokol’e Konulan Çekinceler (İngilizce)

Paul Ramadier

0

Fransız hukukçu ve eski başbakan Paul Ramadier, tarihinde, La Rochelle’da dünyaya geldi. (Ölümü: 14 Ekim 1961,Rodez)

Toulouse Üniversitesi Hukuk Bölümü’nden mezun oldu ve mesleğe Paris’te avukat olarak başladı.

Paul Ramadier

1911 yılında Roma Hukuku alanında doktora yaptı.

1914 yılında Birinci Dünya Savaşında cepheye gitti, piyade çavuşu iken ağır bir şekilde yaralanarak gazi oldu ve madalya aldı.

Savaştan sonra Cumhuriyetçi Sosyalist Birliği’ne katıldı.

1936 yılında Maden Kaynaklarından Sorumlu Müsteşarlık görevine getirildi.

1938 yılında kısa bir süre Édouard Daladier hükümetinde Çalışma Bakanı oldu. Çalışma Bakanlığı görevinde iken işçi hakları alanında pozitif düzenlemeleri savundu.

1940 yılında Nazi Almanya’sının Fransa’yı mağlup etmesinden sonra Fransa’nın Vichy kentinde kurulan, Almanya’ya bağımlı kukla rejimin lideri Philippe Pétain’e tam yetki verilmesine karşı çıkarak Fransız Direnişine katıldı ve Violette takma adıyla direniş saflarında yer aldı. İkinci Dünya Savaşı ve Holokost yıllarında Yahudileri kurtarmak için yaptıklarından ötürü, Righteous Among the Nations listesine girdi. (Milletler Arası Adil Kişiler listesi)

1944-1945 yılları arasında İkmal Bakanı olarak görev yaptı.

1946-1947 yılları arasında ise Adalet Bakanlığı görevini üstlendi. 1947’de Dördüncü Cumhuriyet Anayasası’nın kabul edilmesinden sonra, Dördüncü Cumhuriyet’in ilk hükümetini kurdu ve 22 Ocak 1947 – 19 Kasım 1947 tarihleri arasında kısa bir süre başbakan olarak görev yaparak hukukçu Fransız Başbakanlar arasında yerini aldı.

Daha sonra çeşitli kabinlerde çalışmaya devam etti. 1948-1949 yılları arasında Savunma Bakanı, 1956-1957 yılları arasında ise Ekonomi ve Maliye Bakanı oldu.

1948 – 1961 yıllarında Uluslararası Çalışma Örgütünde Fransız hükümetinin temsilcisi olarak görev aldı.

14 Ekim 1961 tarihinde yaşamını yitirdi.

İbn-i Haldun

0
İbni Haldun

İbn-i Haldun, modern historiyografinin, sosyolojinin ve iktisatın öncülerinden. 14. yüzyıl düşünürü, devlet adamı ve tarihçidir. Fas Emiri Ebu İnan kendisini bilim meclisine kabul etmiştir. 1362 yılında İspanya’ya giderek eski bir dostu olan Gırnata Emiri Ebu Abdullah Muhammed’in hizmetine girmiştir. Bir süre sonra da Kuzey Afrika’ya dönerek Bicaye’de başvezirlik makamına getirilmiş ve devlet görevlerinin yanında ilmi çalışmalarını da burada devam ettirmiştir.

İbn-i Haldun, 1366’daki yönetim değişikliği üzerine de görevinden ayrılarak kabileler arasında dolaşmaya başlamış, daha sonra 1374 senesinde İspanya’ya dönmek zorunda kalmıştır. Siyasi sürtüşmeler sebebiyle ülkeden çıkarılarak yeniden Afrika’ya gönderilmiştir.

Siyasi çalkantılardan bıkıp usanan İbni Haldun, bu dönemde İbni Selame denilen bir kaleye yerleşmiştir. Kendisini bütünüyle ilmi çalışmalara vererek ünlü eseri Mukaddime’yi 1374’de burada tamamlamıştır.

1382 yılında da Mısır’a giderek Kahire’de bulunan medreselerde müderrislik yapmaya başlamıştır. Ayrıca, Hicaz, Kudüs ve Suriye’ye de seyahatler yapmıştır. İslam bilimlerinin bütün dallarından, fen bilimlerine ve sosyal bilimlere kadar, çağına ulaşan her konuda önemli tahlillerde bulunmuş, Tarih Felsefesinin ve İktisat Biliminin kurucusu olarak kabul edilmiş, insanlık tarihinin ilk sosyoloğu özelliğini kazanmıştır.

İbni Haldun 1406 yılında Kahire’de yaşamını yitirmiştir.

İbn Haldun Eserleri 

Sosyoloji ilminin birçok temel prensiplerini Batılı bilim adamlarından yüzlerce yıl önce ortaya koyan İbn Haldun, tarih, siyaset teorisi ve sosyal psikoloji alanlarında İtalyan Vico ve Makyavelli’ye, sosyal düzenin genel esaslarında Montesquieu’ya, tarih felsefesi sahasında Rousseau ve Auguste Comte’a, devletlerin çöküşü ilkesinde İngiliz tarihçi Edward Gibban’a, pedagoji dalında ise William James ve Herbert Spencer’e ışık tutan metotlar belirlemiş, birçok eser yazmıştır.

İbn Rüşd felsefesi hakkında bir risale

Kitab el-Mantık

Kitab el-Hisab

Marakeş sultanına yazılan bir risale

Şiire dair bir risale

Kaside-i Bürde şerhi

Mukaddime

İbn-i Haldun’un en ünlü eseri Mukaddime’dir. Mukaddime, tarih, iktisat, sosyoloji ve siyaset gibi birçok sosyal bilim için temel teşkil eden görüşleri içinde barındırmaktadır. İbn-i Haldun, eserini 1375 yılında Kal’atu ibn Seleme adlı kalede Beni Arif kabilesinin himayesinde yaşadığı dönemde kaleme almıştır. İbn-i Haldun, Mukaddime’yi büyük tarih kitabı Kitâbu’l-İber’in birinci cildi olarak tasarlamış, yazdıktan sonra üzerinde defalarca değişiklikler yapmış, bazı bölümleri çıkarıp bazı bölümler eklemiş ve yeniden düzenlemiştir. Zamanla eserin farklı versiyonları oluşmuş, bu farklı versiyonlar da sonradan başkaları tarafından çoğaltılmıştır. Mukaddime’nin en değerli kopyaları Türkiye kütüphanelerinde bulunmaktadır.

Prof. Dr. Ahmet Arslan, İbni Haldun’un toplum bilimi, tarih ve siyaset konularındaki görüşleriyle, din-felsefe ilişkileri üzerine çözümlemelerini “İbni Haldun” isimli kitapta yorumlamıştır.