Ana Sayfa Blog Sayfa 32

Erzurum Kongresi Kararları

0
Erzurum Kongresinin toplandığı bina halen Atatürk Resim Heykel Müzesi ve Galerisi Müdürlüğü olarak hizmet vermektedir.

Erzurum Kongresi, milli mücadele ve kurtuluş savaşı sürecinde, 23 Temmuz 1919 ile 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum’da toplanmış kongredir. Kongre literatürde, Erzurum Umumi Kongresi veya Umumi Erzurum Kongresi olarak da bilinmektedir. Erzurum Kongresi, 4-11 Eylül 1919 tarihlerinde toplanan Sivas Kongresinin ön hazırlığı niteliği taşımaktadır.

Erzurum Kongresi Katılımcı Heyeti

Kongre, Erzurum’daki Eski İdadi Mektebi binasında düzenlenmiştir.

Kongrenin toplanmasının önemli sebeplerinden birisi 18 Ocak 1919 tarihinde toplanan Paris Barış Konferansında Trabzon ve yöresinde Rum-Pontus, Erzurum ve yöresinde Ermenistan devletlerinin kurulması fikirlerinin öne çıkmasıdır.

Erzurum Kongresi, bölgesel müdafaa cemiyetlerinin katılımıyla 21 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum’da toplanan bölgesel nitelikli bir kongredir. Erzurum Kongresi, çoğunluğu İtilaf devletleri tarafından işgal edilmiş olan illerden gelen 63 delegenin katılımı ile yapılmıştır. Erzurum Kongresi’ne Erzurum, Trabzon, Erzincan, Sivas, Giresun, Rize, Ağrı, Bingöl, Bayburt, Artvin, Tunceli, Gümüşhane, Ordu, Tokat, Amasya, Bitlis, Siirt ve Van illerinden 63 temsilci katılmıştır.

İşgalci İtilaf Devletleri ve onların yörüngesinde hareket eden İstanbul Hükumeti kongrenin toplanmasını engellemek istemiş ancak kongre engellemelere rağmen toplanmıştır.

Erzurum Kongresi, bölgesel bir toplantı olmasına karşın alınan kararların niteliği yönüyle ilk olma özelliği taşımakta; manda ve himayeyi kesin bir şekilde reddetmesi ve ilk kez ulusal egemenliğe vurgu yaparak geçici bir hükumetin kurulacağından bahsedilmesi bakımından önem arz etmektedir.

Erzurum Kongresi Öncesindeki Olaylar 

Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da hükumet ve aydınlarla yaptığı görüşmelerin sonuçsuz kalacağını anlaması üzerine güvendiği silah arkadaşlarıyla birlikte 16 Mayıs 1919 tarihinde İstanbul’dan Anadolu’ya hareket etmiş; 1919 yılı Mayısının 19. günü Samsuna çıkmış ve Türk İstiklal Mücadelesini Samsun’da başlatmıştır. Samsun’a çıktığı sıradaki görev, 9.Ordu müfettişliğidir.

Mustafa Kemal  ve arkadaşları tarafından 22 Mayıs 1919’da Samsun Raporu yayınlanmış, 28 Mayıs 1919’da Havza Genelgesi ilan edilerek Anadolu’daki işgallerin protesto edilmesi çağrısı yapılmıştır. İstanbul Hükumetinin tepkilerine rağmen 22 Haziran 1919 tarihinde İhtilal Beyannamesi olarak da bilinen Amasya Genelgesi ilan edilmiş, genelgede Sivas’ta ulusal bir kongre toplanması gerektiği vurgulanmış, genel kongrenin hazırlık süreci olarak Erzurum kongresinin toplanması planlanmıştır. Bu sırada İstanbul Hükumeti, Mustafa Kemal Paşayı görevinden almış ve hakkında tutuklama kararı çıkarılmış, bu haberi alan Mustafa Kemal askerlik görevinden istifa ederek sivil bir vatandaş olarak Erzurum’a hareket etmiştir. 

 Erzurum Kongresi Kararları

1. Vatan bir bütündür bölünemez.

2. Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı, millet hep birlikte direniş ve savunmaya geçecektir.

3. Doğu illerinin ve bütün vatanın bağımsızlığı, Osmanlı Hükumet tarafından sağlanamazsa, geçici bir hükumet kurulacaktır. Bu hükumet milli bir kongre tarafından seçilecek, kongre toplanmışsa seçimi Temsil Heyeti yapacaktır.

4. Milli kuvvetleri (Kuva-i Milliyeyi) etkili, milli iradeyi hakim kılmak esastır.

5. Hristiyan unsurlara (azınlıklara) siyasi hakimiyetimizi ve sosyal dengemizi bozucu haklar ve ayrıcalıklar verilemez. Ancak bu vatandaşların can, mal ve ırzları her türlü saldırıdan korunacaktır.

6. Manda ve himaye kabul olunamaz.

7. Milli Meclis derhal toplanmalı, hükumetin çalışmaları meclis denetimi altına girmelidir.

Erzurum Kongresi tarafından seçilen dokuz kişilik temsil heyeti üyeleri yeni kurulacak cemiyetin kurucuları olarak kabul edilmiştir. Mustafa Kemal Paşa, 24 Ağustos 1919 tarihinde Temsil Heyeti adına Erzurum valiliğine başvurarak cemiyetin nizâmnâmesini teslim etmiş, Şarkî Anadolu Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kuruluşu resmen tamamlanmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk Nutuk‘un 2. Bölümde Erzurum Kongresini şu şekilde anlatmaktadır 

Efendiler, Erzurum Kongresi 14 gün devam etti. Muhassala-i mesâisi, tespit ettiği nizamnâme ve bu nizamnâme muhteviyâtını ilân eden beyannâmedeki münderecâttan ibarettir.

Bu nizamnâme ve beyannâme muhteviyâtından, zaman ve muhîtin istilzam ettirdiği birtakım tâlî ve sûrî mütâlaat ve mülâhazât-ı zâide tayy olunarak tetkik olunursa, birtakım esaslı ve şümûllü prensiplere ve kararlara dest-res oluruz.

Müsaade buyurursanız, bu prensiplerin ve kararların bence, daha o zaman nelerden ibaret telâkki edilmiş olduğunu işaret edeyim:

  1. Hudûd-ı milliye dahilinde bulunan bi’l-cümle aksâm-ı vatan bir küldür. Yekdiğerinden infikâk kabul etmez (Beyannâme, madde 6. Nizamnâme, madde 3’ün tafsilâtı. Nizamnâme ve beyannâmenin birinci maddeleri mütâlaa ve tetkik buyurulsun)
  2. Her türlü ecnebi işgal ve müdahalesine karşı ve Osmanlı Hükümeti’nin inhilâli hâlinde millet, müttehiden müdafaa ve mukavemet edecektir (Nizamnâme, madde 2 ve 3, beyannâme, madde 3)
  3. Vatanın ve istiklâlin muhafaza ve temînine hükümet-i merkeziye muktedir olamadığı takdirde, temîn-i maksat için bir hükümet-i muvakkate teşekkül edecektir. Bu hükümet heyeti, millî kongrece intihap olunacaktır. Kongre mün’akid değilse, bu intihâbı Heyet-i Temsiliye yapacaktır (Nizamnâme, madde 4, beyannâme, madde 4).
  4. Kuvâ-yı milliyeyi âmil ve irâde-i milliyeyi hâkim kılmak esastır (Beyannâme, madde 3)
  5. Anâsır-ı Hıristiyaniye’ye hâkimiyet-i siyasiye ve muvazene-i ictimâiyemizi muhil imtiyâz ita olunamaz (Beyannâme, madde 4)
  6. Manda ve himaye kabul olunamaz (Beyannâme, madde 7)
  7. Meclis-i millinin derhal ictimâını ve icrâât-ı hükümetin Meclis’in murakabesine vaz’ını temîn etmek için çalışılacaktır (Beyannâme, madde 8)

Bu prensipler ve bu kararlar muhtelif şekillerde görülmüşlerse de asla mahiyet-i asliyelerini değiştirmeksizin, imkân-ı tatbik bulmuşlardır.

Atatürk Mecliste Nutuk’u Okurken

Efendiler, biz kongrede hulâsa ettiğim bu kararları ve bu prensipleri tespite çalışırken, Sadrazam Ferit Paşa da ajanslarla birtakım beyânât neşrediyordu. Bu beyânâta, sadrazamın, milleti jurnali dense sezâdır. 23 Temmuz 335 tarihli ajansla, dünyaya şunu ilân ediyordu: “Anadolu’da iğtişâş zuhûr etti. Kanun-ı Esasî’ye muhâlif olarak Meclis-i Mebusan namı altında ictimâât vuku buluyor. Bu hareketin, memûrîn-i mülkiye ve askeriye tarafından men’i icap eder.”

Buna karşı icap eden tedâbîr alındı ve Meclis-i Mebusan’ın ictimâa daveti talep olundu (Vesika: 39).

Ağustos’un yedinci günü kongre ictimâına hitam verirken, kongre heyetine:

“Esaslı mukarrerât ittihâz olunduğunu ve cihana milletimizin mevcudiyet ve birliğinin gösterildiğini” söyledim ve “tarih, bu kongremizi ender ve büyük bir eser olarak kaydedecektir” dedim (Vesika: 40)

Sözlerimde isabetsizlik olmadığını, zaman ve hâdisâtın isbât etmiş olduğuna kaniim, Efendiler.

Erzurum Kongresi, nizamnâme mûcibince bir Heyet-i Temsiliye teşkil etmişti.

Cemiyetler Kanunu’na tevfîkan ilmühaber itası zımnında, Erzurum vilâyeti makamına verilen 24 Ağustos 335 tarihli beyannâmede, Heyet-i Temsiliye azasının isim ve hüviyetleri, şu suretle mündericti:

Mustafa Kemal Paşa               Sâbık Üçüncü Ordu Müfetişi, askerlikten müstafi
Rauf Bey                                  Bahriye Nâzır-ı Esbakı
İzzet Bey                                  Sâbık Trabzon Meb’ûsu
Raif Efendi                               Sâbık Erzurum Meb’ûsu
Servet Bey                               Sâbık Trabzon Meb’ûsu
Şeyh Fevzi Efendi                    Erzincan’da Nakşi Şeyhi
Bekir Sami Bey                        Beyrut Vali-i Sâbıkı
Sadullah Efendi                       Sâbık Bitlis Meb’ûsu
Hacı Musa Bey                        Mutki Aşiret Reisi

(Vesika: 41)

Efendiler, istitrâd kabîlinden şunu arz edeyim ki bu zevât hiçbir vakit bir araya gelip birlikte çalışmış değillerdir. Bunlardan İzzet, Servet ve Hacı Musa Beyler ve Sadullah Efendi hiç gelmemişlerdir, Raif ve Şeyh Fevzi Efendiler, Sivas Kongresi’ne iştirak etmişler ve onu müteakib biri Erzurum’a, diğeri Erzincan’a avdet ederek bir daha iltihak eylememişlerdir. Rauf Bey ve Sivas Kongresi’nde iltihak eden Bekir Sami Bey İstanbul’da Meclis-i Mebusan’a gidinceye kadar, beraber bulunmuşlardır.

Kongre Binası Hakkında 
Erzurum Kongresinin toplandığı bina halen Atatürk Resim Heykel Müzesi ve Galerisi Müdürlüğü olarak hizmet vermektedir.

Erzurum Kongresinin toplandığı binanın ilk hali 1864’de Mıgırdiç Sanasaryan tarafından yaptırılmış ve Sanasaryan Koleji (Ermeni Kız Yatılı Okulu) olarak eğitim vermiştir. Bina, Cumhuriyet öncesinde satın alınarak devlet hizmetlerine tahsis edilmiştir. Bina 1924 sonlarında esaslı bir yangın geçirmiş ve ahşap kısım tamamen yanmıştır. Yangından sonra onarılan bina, Gazi İlkokulu olarak 1926’da hizmete açılmış, zaman içerisinde Yapı Sanat, Güzel Sanatlar Lisesi, Sosyal Bilimler Lisesi olarak varlığını devam ettirmiştir. Okulun bir salonu 1960’da Atatürk ve Erzurum Kongresi Müzesi olarak ziyarete açılmış, 2011-2013 yılları arasında TBMM tarafından yapılan restorasyon sonrasında Kültür ve Turizm Bakanlığına devredilmiştir. Günümüzde Kongre Müzesi ve Resim Heykel ve Galerisi Müdürlüğü olarak hizmet vermektedir.

6 Ağustos – Hukuk Takvimi

0
6 Ağustos - Hukuk Takvimi

6 Ağustos – Hukuk Takvimi

1571
Magosa’nın Osmanlı ordularına teslim edilmesiyle Kıbrıs’ın fethi tamamlandı.
1638
Fransız filozof ve Teolog. Nicholas Malebranche doğdu. (6 Ağustos 1638 – 13 Ekim 1715)
1661
Portekiz İmparatorluğu ile Hollanda Cumhuriyeti arasında Hague Antlaşması imzalandı. Hollanda tarafından yönetilen New Holland(Dutch Brazil) bölgesi tazminat karşılığnda Portekiz egemenliğine bırakıldı
1726
Alman İmparatorluğu ve Rusya, Osmanlı’ya karşı ittifaka vardılar.
1775
İrlandalı avukat, politikacı ve insan hakları savunucusu Daniel O’Connell (d. 6 Ağustos 1775 – ö. 15 Mayıs 1847) dünyaya geldi. Fransa’daki Katolik Douai Koleji’nde öğrenim gördü. Daha sonra Dublin’deki Lincoln’s Inn ve King’s Inns’de hukuk eğitimi alarak avukatlık mesleğine başladı. 1823’te Katolik Derneği’ni (Catholic Association) kurdu. Yürüttüğü kampanyalar sonucunda 1829’da kabul edilen Katolik Kurtuluş Yasası, Katoliklerin parlamentoya seçilmesini ve görev almasını sağladı. 1829’daki Avam Kamarası’na katıldı. İrlanda’nın bağımsızlık mücadelesinde barışçıl yöntemlerin öncüsü olarak kabul edilmektedir. İrlanda’da birçok yerleşim yerinde, meydan, köprü ve anıtlarda O’Connell’in ismi yaşatılmaktadır.
1806
Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu sona erdi.
1825
Bolivya, İspanyol İmparatorluğu’ndan bağımsızlığını kazandı. 6 Ağustos Bolivya Bağımsızlık Günü olarak kutlanmaktadır. 6 Ağustos, Bolivya Bağımsızlık Günü olarak kutlanmaktadır. 
1890
Dünya tarihinde Elektrikli Sandalye ile idam ilk kez Amerika Birleşik Devletlerinde gerçekleşti. Cinayetle suçlanan William Francis Kemmler, New York’ta bulunan Auburn Hapishanesi’nde infaz edildi. (Doğumu: 9 Mayıs 1860) Kız arkadaşı(nikahsız eşi) Matilda’yı öldüren Kemmler, “Ona baltayla vurdum. Onu öldürmek istedim ve bunun için ne kadar erken asılırsam o kadar iyi” diyerek suçu itiraf etti. Cinayet davası hızlıca bitti ve birinci derece cinayetten suçlu bulundu. Kemmler’in avukatları, elektrikle idam cezasının insanlık dışı ve olağandışı bir ceza olduğunu savunarak temyize gitti, Yüksek Mahkeme itirazları reddetti. İnfaz işlemi yaklaşık sekiz dakika sürdü. Elektrik verilerek idam yöntemi, mahkumun bilincinin çabucak kaybolması ve kalbinin durması esasına dayanıyor.
1909
Necmettin Molla Bey(Kocataş) Adliye Nezaretine(Adalet Bakanlığı) ilaveten Şurayı Devlet(Danıştay) başkanlığına getirildi.
Adalet Bakanı ve Danıştay Başkanı, Necmettin Molla Bey(Kocataş)
Necmeddin Molla 1875 yılında İstanbul’da doğdu. 1896’da İstanbul Hukuk Mektebi‘nden mezun oldu. Yıldız Suikastı davasında muddeiumumi (baş savcılık) olarak görev aldı. Temyiz Mahkemesi Ceza Dairesi Zabıt Kâtipliği, İstanbul Bidâyet Mahkemesi Müddeî-i Umûmî Yardımcılığı (Savcı Yardımcısı), İstanbul İstinâf Mahkemesi Müddeî-i Umûmî Yardımcılığı, Selanik İstinâf Mahkemesi Müddeî-i Umûmîliği (Savcı), İstanbul 2. Ticaret Mahkemesi Üyeliği, İstanbul Bidâyet Mahkemesi Müddeî-i Umûmîliği, İstanbul İstinâf Mahkemesi Müddeî-i Umûmîliği, İstanbul İstinâf Ticaret Mahkemesi Başkanlığı, Bağdat Valiliği, Osmanlı Meclis-i Mebûsan I., II. ve III. Dönem Kastamonu Mebusluğu ve TBMM II. Dönem Kastamonu Milletvekilliği ile Adliye Encümeni Reisliği yaptı. Sulh Mahkemelerinin ve Noterlik teşkilatının kurucularındandır. Betûl Mardin‘in dedesidir
1923
Türkiye ile Amerika arasında Lozan’da, “Suçluların İadesi Antlaşması” (Türkiye Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri Arasında Suçluların Geri Verilmesi ve Ceza İşlerinde Karşılıklı Yardım Anlaşması)imzalandı. (Görüşmeler 29 Haziran’da başlamıştı.)

Suçluların İadesi Antlaşması- 1923- Lozan
1924
Lozan Barış Antlaşması yürürlüğe girdi. Antlaşma (Traile de Paix-Lozan), 24 Temmuz 1923 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti adına, Dışişleri Bakanı ve Edirne Milletvekili İsmet İnönü, Sağlık ve Sosyal Yardım İşleri Bakanı ve Sinop Milletvekili Doktor Rıza Nur Bey ile Eski Bakan ve Trabzon Milletvekili Hasan Bey tarafından imza edilmişti. İngiltere, Musul sorununu Halklar Cemiyetine götürmesini talep etti.
1928
Türkiye Cumhuriyeti ile Sovyetik Sosyalist Cumhuriyetler İttihadı arasında; iki memleket hududu üzerinde çıkabilecek hadiselerin ve ihtilâfların en iyi ve en seri surette tetkik ve hallini temin için hududda çı­kacak hadiseler ve ihtilâfların halli usulüne müteallik Ankara’da 6 Ağustos 1928 tarihinde mukavele akdedildi. Mukavelename daha sonra Türkiye ve SSCB Arasında Sınır Sorunlarının İncelenmesi ve Çözülmesi Hakkında Sözleşme ile teyit edildi.
1945
ABD tarafından Japonya’nın Hiroşima kentine atom bombası atıldı. Binlerce insanın ölmesine ve sakatlanmasına neden olan atom bombası, uzun yıllar boyunca kanser vakalarının görülmesine de neden oldu.
1949
İsmet İnönü: “Amerika’da ne benim, ne de kardeşlerimin bir metre arazimiz yoktur. İsviçre’de bir frank param yoktur. Memleket dışında herhangi bir bankada, herhangi bir müessesede para olarak ve Türkiye dışında herhangi bir ülkede bir dönüm arazi kıymetinde varlığım mevcut değildir.” dedi. 
1960
Sosyalist Küba, ABD ambargosuna misilleme olarak, ülkedeki tüm yabancılara malları kamu malı olmak üzere devletleştirdi.
1962
Jamaika, Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını kazandı. 6 Ağustos, Jamaika Bağımsızlık Günü olarak kutlanmaktadır. 6 Ağustos, Jamaika Bağımsızlık Günü olarak kutlanmaktadır. 
1966
Danıştay, hak kayıplarıyla memur kadrosuna geçirilen Çorum Belediyesi temizlik işçileri lehine “yürütmeyi durdurma” kararı verdi.
1969
Alman filozof, sosyolog, müzikolog ve kompozitör, Theodor W. Adorno öldü. (Doğumu: 1903)
1969
Ankara Üniversitesi ve bağlı 8 fakültenin öğrenci örgütlerinin yöneticileri hakkında “siyasetle uğraştıkları” iddiasıyla dava açıldı.
1970
CHP Genel Sekreteri Ecevit Antalya’nın ilçelerinde konuştu: “Bu düzen, yere batası bir düzendir. Bu düzeni değiştireceğiz”.
1971
Doların karaborsa fiyatı ilk kez resmi kurun altına düştü.
1979
İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi, Politika Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Ali İhsan Özgür’ü öldürdüklerine ilişkin güçlü kanıtlar bulunduğu gerekçesiyle tutuklu bulunan MHP İstanbul İl Gençlik Kolları Başkanı Kazım Ayaydın ve Gürsel Baştemir’in oy çokluğuyla tahliyesine karar verdi.
1979
Askeri Yargıtay Daireler Kurulu, Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi’nin Nisan’da bir davada verdiği “Yasak yayın bulundurmanın suç olmadığı” yönündeki kararı onayladı. Askeri Yargıtay Başsavcılığı Sıkıyönetim Mahkemesi’nin kararının bozulması istemiyle başvuruda bulunmuştu.
1982
Hukukçu ve eski bakanlardan Abdüssamet Ağaoğlu (1909, Bakü – 6 Ağustos 1982, İstanbul) yaşamını yitirdi. Azerbaycan’dan Türkiye’ye göç eden Ahmet Ağaoğlu ailesinin dördüncü çocuğudur. İlk ve orta öğrenimini Bayazıt Fevziye Lisesi’nde tamamladıktan sonra, 1929 yılında Ankara Lisesi’nden mezun oldu. 1931 yılında Ankara Hukuk Mektebi’ni bitirdikten sonra Strazburg’a giderek doktora eğitimine başladı. Ancak doktora eğitimini bitirmeden yurda dönerek çeşitli memuriyetlerde bulundu. Behçet Kemal Çağlar, Ahmet Muhip Dıranas gibi arkadaşlarıyla Hep Gençlik adında bir dergi çıkardı. 1946 yılında devlet hizmetinden ayrılarak avukatlık yapmaya başladı. Ardından Demokrat Parti’de politikaya girdi. 1950, 1954 ve 1957 seçimlerinde Manisa Milletvekilli seçildi. Çalışma, sanayi ve devlet bakanlığı yaptı. 27 Mayıs 1960 askerî darbesinde tutuklanarak yargılandı ve ömür boyu hapse mahkum edildi. İmralı ve Kayseri cezaevlerinde bir süre hapis yattıktan sonra 1964 yılında Yassıada’da cezasını çekmekte iken çıkarılan özel bir afla serbest bırakıldı. Hapisten sonra kendini eserlerine adadı. Öykü ve denemelerini Varlık, Yücel, Çığır gibi dergilerde yayımladı. 6 Ağustos 1982’de yaşamını yitirdi. Feriköy Mezarlığı’nda bulunan Ağaoğlu Aile Mezarlığı’na defnedildi.
1984
Türkiye-Irak arasında ikinci petrol boru hattı anlaşması imzalandı
1991
Sırbistan ve Hırvatistan arasında ateşkes anlaşması kabul edildi.
1991
Hukukçu, felsefeci ve İran’daki Şah Muhammed Rıza Pehlevi yönetiminin son başbakanı Şapur Bahtiyar, (26 Haziran 1914 – 6 Ağustos 1991) Paris’in banliyösü Suresnes’teki evinde öldürüldü.
1999
TÜRK-İŞ Genel Sekreteri ve Genel Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Şemsi Denizer silahlı saldırı sonucu öldü. Denizer, 30 Kasım 1990 günü Gelik’te ilk grev gömleğini giymek suretiyle Büyük Madenci Grevi’ni fiilen başlatmıştı.
1999
Adana Cumhuriyet Savcısı Sacit Kayasu, eski Cumhurbaşkanı K.Evren ile 12 Eylül döneminin kuvvet komutanları hakkında “anayasal düzeni ortadan kaldırmak”tan TCK’nın ölüm cezasını öngören 146. ve 147. maddelerine göre dava açılması istemiyle suç duyurusunda bulundu.
2001
Nazilerin önemli komutanlarından Wilhelm Mohnke öldü. (Doğumu:15 Mart 1911) Mohnke, 2. Dünya Savaşıın ardından yargılandı ve 10 Ekim 1955 tarihine kadar hapis yattı.
2001
Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanununda değişiklik yapan 4961 sayılı Yasa 6 Ağustos 2003 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı.
2002
Türkiye’nin ilk kadın Adalet Bakanı Prof.Dr.Aysel Çelikel görevine başladı. Eski Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk 3 Kasım’da seçim yapılacağı için görevini devretti.
2003
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Avrupa Birliği üyeliğine yönelik 7.Uyum Paketi’ni onayladı.
2003
Ziya Selçuk’un başkanvekilliğini yaptığı Talim Terbiye Kurulu’nda Eğitim Araçları İnceleme Merkezi’ndeki görevlerinden “hatalı eğitim araçlarını onayladıkları” gerekçesiyle alınan Eğitim-Sen’li 167 öğretmen Ziya Selçuk ve bakanlık yetkilileri hak. suç duyurusu yaptı.
2004
Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu (TMSF) tarafından el konulan ve borçlarına karşılık ihaleye çıkarılan Uzan ailesine ait 19 otomobil satıldı. Satış 2 trilyon 184 milyar 800 milyon lira gelir getirdi.
2004
Suriye’nin en uzun süre cezaevinde kalan siyasi tutuklusu özgürlüğüne kavuştu. Yasadışı Arap Komünist Organizasyonu üyesi İmad Şiha, 1975’den beri cezaevindeydi.
2006
Avrupa Parlamentosu (AP) üyesi Feleknaz Uca, Türkiye’nin AB sürecinde Kopenhag Siyasi Kriterleri’ne uygun hareket etmesi gerektiğini söyledi
2007
Uluslararası Hukuk Felsefesi ve Sosyal Felsefe Birliğinin(IVR) 23. Dünya Kongresi 1-6 Ağustos 2007 tarihlerinde Krakow’da düzenlendi. “Hukuk Felsefesi Eğitiminde Alternatif Yöntemler ve Hukuk Eğitiminde Hukuk Felsefesinin Önemi” konulu çalıştaydaki bildiriler HFSA – Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi‘nin 18. sayısında yayınlandı.
2007
Rusya, Afganistan’ın Sovyet döneminden kalma borcunun yüzde 90’ını (10 milyar dolar) sildi.
2007
Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından Türkiye Cumhuriyeti’nin 60. Hükümetini kurmak üzere görevlendirildi.
2009
Rusya Başbakanı Putin, İtalya Başbakanı Berlusconi ve Başbakan Erdoğan Ankara’da bir araya geldi. Erdoğan, Putin ve Berlusconi yaklaşık 1.5 saat üçlü bir zirve yaptı. Türkiye ve Rusya arasında 20 imza atıldı.
2015
Brüksel’de Kongra Gel Eş Başkanları ile görüşen Selahattin Demirtaş, PKK’nin Şubat 2015’deki Dolmabahçe Mutabakatı çerçevesinde silah bırakmaya hazır olduğunu belirterek, uluslararası gözlemci heyeti, Öcalan ile görüşmelerin başlaması ve Öcalan için ”Mandela Modeli”ni önerdi.
2017
Hukukçu ve Fransız politikacı Nicole Bricq, Poitiers’de merdivenden düşerek öldü. (Doğumu: 10 Haziran 1947, La Rochefoucauld, Charente) Bricq, Bordeaux IV-Montesquieu Üniversitesi’nde Özel Hukuk eğitimi aldı. 1980’li yılların başında Sosyalist Parti Paris yöneticisi oldu. 1997’de Seine-et-Marne milletvekili seçildi. 2004 ve 2011 senato seçimlerinde Seine-et-Marne senatörü oldu. Çevre, Sürdürülebilir Kalkınma ve Enerji Bakanlığı ile Dış Ticaret Bakanlığı yaptı.
2018
Suudi Arabistan, Kanada’nın Riyad büyükelçisi Dennis Horak’ı, 6 Ağustos 2018’de istenmeyen kişi ilan etti. Büyükelçinin, içişlerine müdahalede bulunduğu gerekçe gösterildi. Ayrıca ülkeyi terk etmesi için 24 saat süre verildi.
2019
Hindistanlı kadın hukukçu, politikacı ve bakan Sushma Swaraj, Yeni Delhi’de öldü. (Doğumu: 14 Şubat 1952) Swaraj, Pencap Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. 1977’de Haryana Eyaleti Parlamentosu’na girdi ve 1987-1990 yılları arasında Milli Eğitim Bakanı olarak görev yaptı. 1990’dan itibaren Hindistan Parlamentosu’nun üst meclisi Rajya Sabha’nın daimi üyesi oldu. 1996, 1998, 2000-2003 ve 2003-2004 yılları arasında Hindistan Sağlık Bakanı, Hindistan Basın ve Tekonoloji Bakanı olarak görev yaptı. 2014 yılından Mayıs 2019’a kadar Hindistan Dışişleri Bakanı olarak görev almıştır.
2024
Niğde Belediyesi hayvan bakımevindeki köpeklerin enjeksiyon yöntemiyle ‘uyutularak’ toplu mezarlara gömüldüğü öne sürüldü. Ankara Barosu Hayvan Hakları Komisyonu, savcılığa suç duyurusu yapıldığını açıkladı.
2025
İran, İsrail dış istihbarat servisi Mossad’a gizli bilgi aktardığı gerekçesiyle nükleer bilim insanı Roozbeh Vadi’yi Tahran’daki Evin Cezaevi’nde asarak idam etti. Vadi’nin Viyana’da Mossad ajanlarıyla görüştüğü ve bir başka bilim insanının ölümüne yol açan bilgileri sızdırdığı iddia edildi. İran, son iki haftada benzer suçlamalarla üç kişiyi daha idam etti.
2025
28 Temmuz 2022’de yaşamını yitiren İlhan İrem’in tüm mirasını eşi Hansu İrem’e bırakma kararını açıkladığı vasiyetnamesi mahkemece iptal edildi. İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen davada, İrem’in 2019 ve 2020 yıllarında e-posta ile hazırladığı belgelerin vasiyetname niteliği taşımadığı sonucuna varıldı. Hansu İrem ise bu karara itiraz ederek, dosyayı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne (İstinaf) taşıdı.
2025
  • Yunanistan, düzensiz göçle mücadele kapsamında Türkiye ile olan kara sınırını oluşturan Meriç Nehri boyunca uzanan sınır çitini 5 kilometre daha uzatma kararı aldı.
  • Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi Türkiye gençlik delegesi Enes Hocaoğulları, Ankara Esenboğa Havalimanı’nda gözaltına alındıktan sonra savcılıkça tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi ve çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
Hindistanlı kadın hukukçu, politikacı ve bakan Sushma Swaraj

6 Ağustos – Hukuk Takvimi

Aysel Çelikel

0
Aysel Çelikel

Aysel Çelikel, 1933 yılında Rumeli kökenli bir baba ile İstanbullu bir annenin ikinci çocuğu olarak İstanbul’da doğmuştur. Babası bir saat ustasıdır ve Türkiye’nin ilk taksimetresinin patentini alan olan Remzi Çağıl’dır. Klarnet ve ud çalan, aydın bir insan olan Çağıl, İstanbul Radyosu’nda sanatını icra etmiştir ve Neyzen Tevfik’in de ahbabıdır. Çelikel’in çocukluğu, İstanbul Kurtuluş’un Tatavla mahallesinde Rumların arasında geçmiştir. İlkokulu üstün başarıyla bitirmiş diplomasını, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in elinden almıştır.

Profesör Doktor Aysel Çelikel

Orta ve lise öğrenimini Beyoğlu Kız Lisesinde, hukuk öğrenimini İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde tamamlamış, aynı fakültede doktor, doçent ve profesör olmuştur. ABD Columbia Üniversitesi  Hukuk Fakültesinde(Columbia University School of Law) Mukayeseli Hukuk dalında hukuk yüksek lisans diploması (Master,MCL) derecesi almış, Freiburg Hukuk Fakültesinde bilimsel araştırmalar yapmıştır. Devletler Hukuku dalında hukuk doktorası yapmıştır. Çelikel, 1957 yılında Devletler Özel Hukuku asistanı olarak atanmış,1960 yılında eşi Murteza Çelikel ile evlenmiştir. 1962 yılında hukuk doktoru olan Çelikel, 1964 yılında eşini ve 1,5 yaşındaki kızını Türkiye’de bırakarak Columbia Üniversitesi’nde master yapmış, 1969 yılında doçent olmuştur. Çelikel 1974-75 yıllarında Almanya’da devam ettiği bilimsel çalışmaları sonucunda 1977 yılında profesör unvanını almıştır.

Prof. Dr. Aysel Çelikel, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 1980–1982 yılları arasında Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Münasebetler Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü ve İstanbul Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi müdürlüğü yapmış, (1994–1999 yılları arasında ise İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı görevini yapmıştır. Yaklaşık 44 yıllık üniversite hocalığı yapmış, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde, Rektör Kemal Alemdaroğlu’nun uygulamalarına karşı çıktığı için pek çok öğretim üyesiyle birlikte Hukuk Fakültesi Dekanlığı’ndan istifa etmiştir.

Prof. Dr. Çelikel, Türkiye’nin ilk kadın Adalet Bakanı olarak görev yapmıştır.

Çelikel, 2001 yılında Cumhurbaşkanlığı kontenjanından YÖK  üyeliğine atanmış ve kurulda dört yıl görev yapmıştır. YÖK üyeliği sırasında 12 Eylül darbesinin ürünü olması sebebiyle YÖK’e karşı çıkan YÖK üyesi olarak tanınmıştır.

Prof. Dr. Çelikel 2002 yılında 3 Kasım 2002 seçimleri öncesinde Ecevit Hükümetinde seçim dönemi tarafsız ve bağımsız Adalet Bakanı olarak görev yapmıştır. Daha önce İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin ilk kadın dekanı olan Çelikel  2002 yılında Türkiye’nin ilk ve tek kadın Adalet Bakanı olmuştur.

Prof. Dr. Aysel Çelikel, 2003-2006 yılları arasında İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin dekanlığını yürütmüş, 2006 yılında bu fakülteden ayrılarak Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde öğretim üyeliğine başlamıştır.

Sivil Toplum Çalışmaları

Çelikel, İstanbul Barosu’na kayıtlı avukat olup 2010 yılında İstanbul Barosu adına Türkiye Barolar Birliği delegeliğine seçilmiş ve 2016 yılına kadar bu görevini sürdürmüştür.

Bugüne kadar birçok sivil toplum örgütünün kuruculuğunu ve başkanlığını yapmıştır. Çelikel, Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Türk Hukukçu Kadınlar Derneği‘nin kurucularındandır.

Çelikel, 2000-2004 yılları arasında kurucusu olduğu Türk Hukukçu Kadınlar Derneği(THKD) başkanlığını yürütmüştür.

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin kurucu üyesidir ve 1989’dan 1995 yılına kadar Genel Başkan Yardımcılığı yapmıştır. Uzun yıllar Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkan Yardımcısı olarak görev yaptıktan sonra Türkan Saylan’ın vefatıyla boşalan dernek başkanlığına seçilmiş, 2009 yılından itibaren Genel Başkanlık görevini yürütmüştür.

Hukuk alanında birçok bilimsel kitabı bulunan Prof. Dr. Aysel Çelikel’in laiklik, kadın hakları, özerk ve demokratik üniversite konularında gazetelerde yayımlanmış birçok makalesi bulunmaktadır.

Prof. Dr. Aysel Çelikel Çocuk Yuvası, Kadıköy Belediyesine bağlı olarak 2022 / 2023 Eğitim Döneminde hizmete girmiştir. 

Türkiye ve SSCB Arasında Sınır Sorunlarının İncelenmesi ve Çözülmesi Hakkında Sözleşme

0

Türkiye ve SSCB Arasında Sınır Sorunlarının İncelenmesi ve Çözülmesi Hakkında Sözleşme, “Türkiye Cumhuriyeti ile Sovyetik Sosyalist Cumhuriyetler İttihadı arasında hudud hadiseleri ve ihtilâflarının tetkik ve halli usulüne dair mukavele” adıyla, 15 temmuz 1937 tarihinde Moskova’da imzalanmıştır. Sözleşme, “Türkiye Cumhuriyeti ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri ittihadı arasında hudud hadise ve ihtilâflarının sureti tetkik ve halline müteallik 15 temmuz 1937 tarihinde Moskova’da imza edilen mukavelenamenin tasdikına dair kanun” ile 20 Haziran 1938’de TBMM’de kabul edilmiş ve Resmi Gazete’nin 9 Temmuz tarihli sayısında yayınlanmıştır. Sözleşmeye bağlı olarak bazı protokoller de imza edilmiştir.

Sovyet Rusya ile Türkiye Cumhuriyeti arasında daha önce imzalanan diğer sözleşmelerin teyidi anlamına da gelen bu Sözleşme beş yıllık bir süre için imzalanmış, taraflardan biri tarafından feshedilmediği takdirde beş yıl uzatılması öngörülmüştür. Cumhuriyet döneminin İkinci Dünya Savaşı öncesinde imzalanan önemli sözleşmeleri arasında yer almaktadır.

Sözleşme ile Sovyet Rusya ile Türkiye Cumhuriyeti’nin özellikle kara sınırlarında yaşanmakta olan yahut yaşanabilecek olası sorunların dostluk temelince çözülmesi kabul edilmiştir. Çıkacak sorunları tarafların birbirine bildirmeleri, bu hususlarda belirlenen usule göre toplantılar tertip edilmesi ve sorunların müzakere edilerek çözülmesi karara bağlanmıştır. Sınır ihlallerinin ve çeşitli gümrük sorunlarının sona ermesi için çeşitli kontrol ve denetim mekanizmaları getirilmiştir. Kaçakçılığın önlenmesi ve suçluların sınırlardan diğer ülkeye geçişlerine ilişkin sorunlar da sözleşmenin konuları arasındadır. Antlaşmaya bağlı protokoller ile Hudut Komiserleri tayin edilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti ile Sovyetik Sosyalist Cumhuriyetler İttihadı arasında hudud hadiseleri ve ihtilâflarının tetkik ve halli usulüne dair mukavele

Bir Taraftan Türkiye Cumhuriyeti Reisi, Diğer Taraftan Sovyetik Sosyalist Cumhuriyetler İttihadı Merkezî İcra Komitesi,

İki memleket hududu üzerinde çıkabilecek hadiselerin ve ihtilâfların en iyi ve en seri surette tetkik ve hallini temin için hududda çı­kacak hadiseler ve ihtilâfların halli usulüne müteallik Ankara’da 6 Ağustos 1928 tarihinde aktedilen mukavelenin yerine geçmek üzere işbu mukavelenin akdine karar vermişler ve bu hususta murahhasları olmak üzere;

Türkiye Cumhuriyeti Reisi, Türkiye Cumhuriyetinin Moskova’da Fevkalâde Murahhas ve Büyük Elçisi Bay Zekâi Apaydını, Sovyetik Sosyalist Cumhuriyetler İttihadı Merkezî İcra Komitesi, Merkezî icra Komitesi Azasından Hariciye Halk Komiseri Muavini Bay B. S. Stomonyakf’u tayin eylemiştir.

Anılan Murahhaslar, bu hususta lüzumlu salâhiyeti haiz oldukları halde aşağıdaki hükümleri kararlaştırmışlardır:

Madde 1

İki Yüksek Âkid Taraf hududu üzerinde çıkacak ve hududun masuniyetini ihlâl veya şahsî yahutta maddî bir zarar iras edecek her hadise ve ihtilâf, Yüksek Âkid Tarafların hudud komiserleri veya bunların muavinleri tarafından gecikmeksizin tetkik ve işbu mu­kavele hükümlerine göre halledilecektir.

Madde 2

Yüksek Âkid Taraflar işbu mukavelenin mevzuu olan hudud hadiseleri ve ihtilâfları» tabirinden aralarındaki hudud üzerinde çıkan her hadise ve ihtilâfı ve hususile şunları anlarlar:

a) Hudud karakollarına, nöbetçilerine, diğer kimseler üzerine, hudud alâmetlerine ve diğer Yüksek Âkid Taraf arazisine karşı silâh atılması;
b) Âkid Taraflardan birinin arazisinde oturan kimseler tarafın­ dan diğer taraf arazisinde oturan kimselere karşı ika edilen katiller, cerhler ve kezalik diğer her türlü cebrî fiiller bu fiiller ister hududu nizamsız veya hudud rejimine müteallik mukaveleye tevfikan geçmeyi tazammun ederek, ister hududdan müruru tazammun etmeyerek olsun.
c) Bir veya bir çok kimseler tarafından hudud muhafızları da dahil, silâhlı veya silâhsız münferid veya müçtemi olarak hududun nizamsız geçilmesi;
d) Hudud mıntakasının emniyet ve asayişine veya diğer Yüksek Âkid Tarafın menfaatlerine halel getirecek veya mezkûr mıntaka ahalisini tahrik edecek mahiyette hazırlıklar ile teşebbüsler veya hususile hududun nizamsız geçilmesine gösterilen yardımla himaye ve Taraflar­ dan birinin halkını diğer Taraf arazisine hicrete teşvik;
e) Diğer Tarafa karşı tehdid ve tahkir nidaları ve işaretleri;
f) Hava seyrüsefer vasıtalarının hududu tecavüz etmesi;
g) Hudud muhafızlarının, diğer memurların veya hususî şahısların silâhlı veya silâhsız hududu sehven geçmeleri;
h) İcab eden müsaade olmadan ve bahusus iki memleket arasında mer’i meralar mukavelesile tayin edilmiş bulunan rejime muhalif olarak, diğer Taraf arazisine ehlî hayvanların ve sürülerin geçmesi veya geçirilmesi;
i) Mahallî hudud makamları tarafından diğer “Taraf arazisine, oranın kanunlarına uygun muvafakati evvelden alınmadan her hangi bir “kimsenin idhal edilmesi halleri”;
j) Salahiyetli memurların temasları müstesna olmak üzere hudu­dun iki tarafında bulunan şahısların mükâlemeleri;
k) Hudud alâmetlerinin veya nehirler ile İska kanallarının tesisatı dahil, diğer hudud tesisatının hudud muhafızları veya mahallî ahali
tarafından yerlerinin değiştirilmesi ve bozulması;
1) Bir Tarafın arazisi üzerindeki malların diğer Taraf arazisinde oturan şahıslar tarafından kasden veva kasdî olmıyarak çalınması, yağ ma edilmesi veya tahribi ve bozulması;

m) Hududda vukua gelen bi r hadise veya ihtilâftan doğup Tarazlardan birinin veya tebaasının Diğer Tarafa veya onun tebaasına borçlu olduğu zarar ve ziyanların takdiri ve tayini meseleleri;

n) Hudud rejimi hakkındaki mukavelelerin tatbikatından dolayı İki Taraf arasında zuhur edebilecek hadiseler ve anlaşmâmazlıklar.

Madde 3

Yüksek Âkid Taraflar bu mukavelenin hükümlerine tevfikan hudud hadise ve ihtilâfların tetkika ve hal ve tesviyeye memur olmak üzere her biri kendi tarafından Hudud Komiserlerini ve muavinlerini tayin etmek hususunda mutabıktırlar.

Her yeni tayinde Hudud Komiserlerinin ve muavinlerinin isimleri, aile isimleri,’ unvanları ve memuriyet dereceleri diplomasi tari- kile mütekabilen bildirilecektir.

Madde 4

Hudud komiserlerinin adedi, faaliyet mıntakaları, dai­ mî merkezleri, telâki noktaları ile Hudud Komiser muavinlerinin faali yet şubeleri, daimî merkezleri, telâki noktaları bu mukaveleye merbut bir protokol ile tayin edilecektir. Bu protokol Yüksek Âkid Tarafların Hariciye Daireleri arasında mutabık kalınmak suretile faydalı görüldüğü takdirde, işbu mukavele nin mer’iyet müddeti esnasında, tadil edilebilir.

Madde 5

Hudud Komiser muavinleri, Diğer Yüksek Âkid Taraf arazisinde, bu mukavelenin Hudud komiserlerine bahşettiği bütün haklardan istifade edeceklerdir. Hudud Komiserinin bulunmadığı zaman muavinler kendilerine tayin olunan kısımlarda her hususta onların yerlerine kaim olacaklardır; yalnız bu mukavelede tasrih edilen haller ve hususile 7, 8, (2 nci fıkra) 13, (fıkra 3.) ve 18 (fıkra 3 ve 4) ve 19 uncu maddelerle, 8 inci maddeye müteferri nihaî protokol (1 inci paragraf) daki haller bundan müstesnadır.

Madde 6

Yeni bir hudud komiseri veya muavinin tayininde, mesainin devam etmesinin teminine ve bu mesainin teahhürsüz takib edil­ mesine dikkat edilecektir.

Evvelce ittihaz edilen kararlar neticelendirilecektir. Meğer iki Yüksek Âkidlerden biri tarafından kabul edilmemiş olsun; bu sonuncu halde mesele, diplomasi tarikile, Yüksek Âkid Tarafların Hariciye Dairelerinin tetkikına arzedilecektir.

Madde 7

İşbu mukavelenin mer’iyete girmesinden sonra yapılacak ilk toplantıda hudud komiserleri hududda eşhasın iade edileceği, hayvanlarla eşyanın geri verileceği ve kezalik hudud komiserlerinin faaliyetine aid bütün muhaberatın teati olunacağı hudud geçid ve kontrol noktalarını müttefiki olarak tayin edeceklerdir.

Madde 8

İki Yüksek Âkid Taraf hudud komiserleri veya muavinleri hudud hadise ve ihtilâfları önünde Âkid Taraflardan birinin hudud komiseri veya muavini tarafından vuku buldukça ve her halde hususî davet olmasa dahi muntazaman iki ayda bir defadan eksik olma­mak üzere toplanacaklardır. Davet halinde buna hemen ve mutlaka evvelden hudud komiserleri tarafından müştereken tesbit edilecek en kısa müddet zarfında cevap verilecektir. Davet edilen Taraf hudud komiseri veya muavini, mahallin ve nakliye vesaitinin şeraiti imkân verdiği kadar davetnamede tayin olunan tarihte şahsan içtimaa gider. Davet edilen taraf hudud komiseri, mâni zuhurile, davete icabet edemezse bundan diğer Tarafa mümkün sür’atle haber vermeğe, içtimada kendisinin yerine kaim olmak üzere muavinini göndermeğe mecburdur.

Eğer bir hudud komiser muavini hastalık veya diğer ağır sebeblerle toplantıya gidemezse yerine kendi tarafından verilecek bir vesikaya hâmil olacak bir mümessil göndermeğe mezundur. Mezkûr vesika bahse mevzu hâdise veya ihtilâfı tetkik ve hal için, muavinin haiz olduğu salâhiyetlerin aynını anılan mümessile bahşedecektir. Hudud komiserleri veya muavinlerinin toplantılarına her iki taraftan birer kâtib ve birer tercümanla ihtiyaç halinde, her vakit iki Taraftan müsavi adedde olmak üzere Yüksek Âkid Taraflardan her birinin birer veya ikişer eksperi iştirak edebilir.

Madde 9

Bu mukavelenin 8 inci maddesinde bahse mevzu olan toplantılar işbu mukavelenin 4 üncü maddesinde kaydedilen telâki noktalarında münavebe ile bir veya diğer Yüksek Âkid Tarafın arazisi üzerinde vuku bulacaktır.

Madde 10

Yüksek Âkid Taraflardan her birinin hudud komiserleri veya muavinleri, hudud hadise ve ihtilâfları işleri için hududu resmî elbiselerile ve silâhlı olarak geçmek hakkını haiz olacaklardır. Hududun geçilmesi, onların şahsî vesikalarının diğer Yüksek Âkid Tarafın komiseri tarafından en kısa zamanda yapılacak vizesi üzerine vaki olacaktır. Bu maddenin yükarıki fıkrasına uygun olarak hudud komiserlerine veya muavinleri ile kâtib ve tercümanlara verilen vizeler vizede gösterilen müddet esnasında ve üç ayı geçmemek üzere hududdan geçişlere aid müsaadeyi aşağıdaki şartlara tâbi olmak üzere ihtiva edecektir:

a) Hududdan her geçiş bu mukavelenin 7 nci maddesinde işaret edilen geçit ve kontrol noktalarından vaki olacaktır;
b) Hududdan geçme günü ve saati her halde yirmi dört saatten daha geç olmamak üzere evelden diğer Âkid Taraf hudud komiserine veya muavinine bildirilecek onlarda geçit ve kontrol noktasına mümessil gönderecektir.

Madde 11

Yüksek Âkid Taraflardan her birinin hudud komiserleri veya muavinleri ile eğer Devlet memuru iseler kâtib ve tercü­manları diğer Yüksek Âkid Taraf toprağı,üzerinde bu mukavele hükümlerini tatbik için bulundukları esnada şahsî muafiyetten istifade edeceklerdir. Bu muafiyet taşıdıkları resmî evraka da şamildir.

Hudud komiserleri veya muavinleri gümrük resmi vermeksizin mesailerine lâzım olan bütün eşyayı ve nakliye vesaitini tekrar ihraç edil­mek şartile diğer Yüksek Âkid Taraf toprağında beraberlerinde götürmeğe mezun olacaklardır. Bu eşya ve vesait gümrük muayenesine tâbi olabilecektir. Bundan başka Hudud komiserleri, muavinleri ile onlara refakat edenler, adam başına on beş kiloyu geçmemek üzere, şahsî ihtiyaçları için yiyecek ve tütün mamulâtını beraberlerinde almağa mezun olacaklardır. Bu yiyecek ve tütün mamulâtı gümrük muayenesine tâbi tutulabilmekle beraber hududdan gümrük vesair resimlere tâbi olmadan geçirilecektir.

Madde 12

Yüksek Âkid Tarafların hudud komiserleri veya muavinleri arasında evvelden hasıl olacak anlaşma üzerine hudud komiserleri veya muavinlerinin toplantısında veya bu mukavelenin 19 üncü maddesinde bahsi geçen müşterek tahkikatta hazır bulunmağa mezun olabilecek mutazarrır şahıslar, şahidler ve ehli hibrenin mensub oldukları Taraf Hudud Komisercek müsaade varakası ile hududu geçmeleri kabul edilecektir. Bu müsaade varakaları 24 saat için muteber olacak ve diğer Tarafın Hudud Ko­miseri tarafından vize edilecektir.

Adam başına beş kilogramı geçmemek şartile bu şahısların beraberlerinde şahsî ihtiyaçları için yiyecek ve tütün mamulâtı almağa hakları olacaktır. Bu yiyecek ve tütün mamulâtının hududdan gümrük vesair resimleri verilmeden geçirilmesi kabul edilecektir; bunlar gümrük muayenesine tâbi tutulabilecektir.

Madde 13

Yüksk Âkid Taraflardan her birinin Hudud Komiserleri veya muavinleri silâhlı veya silâhsız olarak bir veya bir çok kimseler tarafından diğer Taraf toprağında yapılacak sirkat ve diğer fiillerin hazırlıklarını Önlemek ve bu şahsın hududdan geçmesini menetmek için icab eden tedbirleri alacaklar ve bundan diğer Taraf hudud ko­ miserlerine veya muavinlerine malûmat vereceklerdir. Bu hususta alacakları malûmatı birbirlerine bildirecekler ve bilhassa bu mukavelenin 2 nci maddesinin (d) fıkrasına mevzu Hazırlık ve teşebbüsleri Önlemek için tedbir alacaklar ve bundan mütekabilen diğer Taraf hudud komiserleri veya muavinlerine malûma t vereceklerdir.

Yüksek Âkid Taraflardan birinin hudud mıntakasında, bu maddenin birinci fıkrasında zikredilen fiillerden suçlu bulunan kimselerin mevcud olduğu, o memleket kanunlarına tevfikan tesbit edilirse, işbu Yüksek Âkid Tarafın hudud komiseri, ister kendi teşebbüsü ile olsun, ister diğer Yüksek Âkid Tarafın hudud komiserinden bu şahıslar veya ika­ met mahalleri hakkında aldığı malûmata binaen olsun, mezkûr şahısları hudud mıntakasından memleket dahiline göndermek için icabeden tedbirleri alacaktır.

Takib edilen suçluların, bir Tarafın toprağından diğer Tarafın toprağına geçebilmesi ihtimali mevcud olduğu takdirde, birinci Tarafın hudud komiseri veya muavini diğer Taraf hudud komiseri veya muavinine bundan malûma t verecektir ki, o da mensub olduğu Devlet tarafından işbu suçluları tevkif için vaktinde tedbir alsın. Keza şurası da mukarrerdir ki, Yüksek Âkidler Tarafından kaçakçılıkla mücadele için bir anlaşma aktedilinceye kadar bunlardan her biri kendi toprağında, kaçakçılıkla mücadele için ve hususile kaçakçıları hudud mıntakasından uzaklaştırmak üzere, icab eden tedbirleri alacaklardır

Madde 14

Yüksek Âkid Taraflardan her birinin hudud komiserleri veya muavinleri, kendi memleketlerinde mevcud ahkâma ve Yüksek Âkid Taraflar arasında mer’i beynelmilel mukavelelere uygun olarak sari insan ve hayvan hastalıklarile ziraî nebatata ariz parazitlerin diğer Âkid Taraf toprağına bulaşmaması için salahiyetli makamlar vasıtasile ayrıca mâni tedbirler de alacaklardır. Bu hususta kendi toprağı üzerinde
insan, hayvan sari hastalıkları veya ziraî nebatlar tufeyli haşereleri zuhur eden Taraf hudud komiseri veya muavini diğer Taraf hudud komiserine veya muavinine bunlardan malûma t vermeğe mecburdur.

Şurası mukarredirki bu mukavele hükümlerine tevfikan iadesi lâzım gelen hayvanlar arasında bir bulaşık hastalık bulunmasından şüphe edildiği zaman Yüksek Âkid Taraflardan her birinin baytarî sıhhî nizamlarına uygun icab eden tedbirler alınacaktır.

Madde 15

Yüksek Âkid Tarafların hudud komiserleri veya muavinleri av veya talim esnasında hududun her iki tarafında diğer Yüksek Âkid Taraf toprağı istikametinde silâh atılmasını menedeceklerdir.

Silâhını yanlış kullanmış olan kimseler bunun vukua geldiği memleket, kanunlarına göre takib edileceklerdir.

Madde 16

Yüksek Âkid Taraflardan birinin hudud komiseri veya muavini temsil ettiği Taraf toprağına diğer Taraf cihetinden gelen, bir veya bir kaç kişinin sehven geçtiğini muntazam bir şekilde tesbit ettiği takdirde anılan kimseler ilk Tarafın hudud komiseri veya muavini tarafından diğer Tarafın hudud komiseri veya muavinine veya onların göstereceği memura iade edilecektir.

Madde 17

Âkid Taraflardan birinin askerî makamlarına aid olup tesadüfen veya kasden hududun öte tarafına geçirilmiş veya beraber götürülmüş her mal aid olduğu yere aynen iade edilecektir. Bu malların iadesi, onların iki Yüksek Âkid Taraf hudud komiserleri veya muavinleri tarafından teşhis edilmesini müteakib hemen vuku bulacaktır.

Madde 18

Yüksek Âkid Tarafların hudud komiserleri veya muavinleri tarafından ittifakla kabul edilerek bir münazaayı, hadiseyi veya ihtilâfı hal ve tesviye eden kararlardan teşhis edilen malların iadesine müteallik bulunanları kat’î mahiyette telâkki edilecektir. Binaenaleyh, diğer Yüksek Âkid Taraf toprağına tesadüfen veya sirkat, yağma vesaire gibi gayrimeşru fiiller neticesinde geçmiş bulunan ehlî hayvanlar ve sürüler ile mallar sahihlerine teslim edilmek üzere bunların aid olduğu Taraf hudud makamlarına aynen iade edilecektir.

Ehlî hayvanlar ve sürüler ile malların tamamen veya kısmen iadesi mümkün olmadığı ve ehlî hayvanlarla sürülerin hududdan geçmesinden veya hududun öte tarafına idhal edilmesinden mütevellid masraf ve zararların telâfisi icab ettiği takdirde ve kezalik maddî zarar iras eden diğer bütün hallerde, iki Yüksek Âkid Tarafın hudud komiserleri tazmin edilecek zarar mikdarını ittifakla tayin edeceklerdir.

Tazmin edilecek zararlar Yüksek Âkid Taraflar arasında nota teatisile tayin edilecek haddi geçmediği takdirde bunun tazmini zarar gören Taraf hudud komiserine mukabil Taraf hudud komiseri tarafından teahhürsüz icra edilecektir. Maddeten iras edilmiş olan zararlar bu maddenin yukarıki fıkrasında zikredilen haddi aşacak olursa mesele Yüksek Âkid Taraflardan her birinin salahiyetli makamları tarafından hal olunacak ve tazminat, lâzım geliyorsa, diplomasi tarikile icra edilecektir.

Madde 19

İşbu mukavele ile derpiş edilen hadiselerle ihtilâfların hallini kolaylaştırmak için Yüksek Âkid-Tarafların hudud komiserleri yahut onların muavinleri lüzum görürlerse, her bir hal için ayrıca hudud komiserleri arasında daha evvelden alınmış mutabakat kararına tevfikan, hudud münasebetleri için hususî büyük ehemmiyeti olan hudud hadiselerile ihtilâflarının müşterek tahkikma” tevessül edebilirler. Bu tahkikat aşağıdaki şartlar içinde icra olunacaktır:

a) Bu tahkikat, onun cereyan edeceği toprağın bağlı bulunduğu Yüksek Âkid Taraf komiseri veya muavini canibinden tedvir edilecektir.
b) Bu tahkikat umumî surette işbu mukavelenin dördüncü maddesinde gösterilen telâki noktalarında icra olunur.
c) Bununla beraber eğer hadise veya ihtilâf hudud hattının her iki tarafında üçer kilometrelik bir mıntaka içinde zuhur etmiş ise hudud komiserleri veya onların muavinleri beraberce hadise veya ihtilâf mahalline kadar gidebilirler ve ehli hibre, şahid ve mutazarrırları da beraberlerinde götürebilirler;
d) Eğer hadise veya ihtilâf yukarıda mezkûr üçer kilometrelik mıntaka haricinde ve hududun her bir tarafında yirmi beş kilometrelik bir saha dahilinde zuhur etmiş ise hudud komiserleri veya onların muavinleri müşterek tahkikat namı altında yalnız üç kilometrelik mıntaka hududları içinde bulunan izleri ve diğer muhtemel delilleri tedkik edebilirler, fakat bu üç kilometreden ilerisine geçemezler.

Bu maddenin hükümlerini icra sadedinde yapılacak kabul veya reddolunmuş bütün teklifler kezalik bu tekliflere müteallik kabul edil­ miş karalar mecburî olarak zabıt varakaları halinde tahrir edilecektir.

Madde 20

Hudud komiserlerinin veya muavinlerinin her içtima celsesinde bu celsenin muhtasar bir zabtı tutulacaktır. Bu zabıtta celsenin cereyanı ve ittihaz edilen kararlar gösterilecektir. Bu zabıt yekdiğerinin ayni iki nüsha halinde ve her ikisi Yüksek Âkid Tarafların resmî dilleri ile yazılmış olarak tanzim edilecektir. Zabtın hudud komiserleri veya muavinleri tarafından imzasından sonra kararlar kat*î olarak kabul edilmiş telâkki edilecektir.

Madde 21

Hudud komiserleri veya muavinlerinin mutabık kala­ madıkları meseleler diplomatik yoldan Yüksek Âkid Tarafların tedkikine arzedilecektir. Bununla beraber bu hallerde hudud komiserleri vaziyet üzerinde bir tedkik yaparak neticelerini bir zabıt varakasında tesbit etmeğe mecburdurlar.

Madde 22

İşbu mukavelenin hükümleri hududun iki tarafından yirmi beş kilometrelik bir mıntakanın hududları içinde tatbik edilecektir. Müşterek tahkikat usulü, işbu mukavelenin 19 uncu maddesi hükümlerine tâbi kalacaktır.

Madde 23

İşbu mukavelenin mer’iyete girmesinden evvel zuhur edip 6 Ağustos 1928 mukavelesi mucibince vazife gören hudud komiserleri tarafından tedkiki ve tesviyesi hitam bulmamış olan hudud hadiseleri ile ihtilâflarının yine mezkûr 1928 mukavelesi hükümlerine tevfikan tedkiki ve hal ve tesviyesi lâzımdır.

Madde 24

Yüksek Âkid Taraflardan her» biri kendi hudud komiserleri ile muavinlerine işbu mukavele mucibince teffiz edilmiş olan vazifeleri muvaffakiyetle ifa edebilmeleri için lâzım gelen şartları temin edecektir.

Madde 25

Yüksek Âkid Taraflardan her biri işbu mukavelede derpiş edilen maksadlar için kendi toprağına gelen şahıslara iktiza eden yardımı gösterecek, hususile nakli, ikamet ve kendi memleketlerindeki makamat ile irtibat vasıtalarını emirlerine âmâde bulunduracaktır.

Madde 26

Yüksek Âkid Taraflardan her biri kendi hudud komiserleri ile onların muavinlerinin işi için iktiza eden masrafı tamamile kendi uhdesine alacaktır.

Madde 27

İşbu mukavele tasdik edilecektir. Tasdiknamelerin teatisi mümkün olan en kısa zamanda Ankara’da vaki olacaktır. Bu mukavele tasdiknamelerin teatisi tarihinden itibaren kırk beşinci gün mer’iyet mevkiine girecektir.

Madde 28

İşbu mukavelenin beş senelik bir müddeti olacaktır.

Eğer Yüksek Âkid Taraflardan hiç biri işbu mukavelenin müddeti münkazi olmazdan altı ay evvel onu feshetmek veya tadil eylemek arzusunu bildirmezse işbu mukavele ayni şartlar ile müteakib yeni beş senelik müddetler için kendiliğinden temdid edilmiş olacaktır.

Madde 29

İşbu mukavele Fransızca dilinde yapılmıştır. Türkçe ve Rusça tercümeleri en kısa müddet içinde yapılacak ve Taraflarca tasdik edilecektir. Mukavelenin tefsirinde üç metin arasında ihtilâf halinde Fransızca metin muteber olacaktır. Meali tasdik yolunda Yüksek Âkid Taraflar Murahhasları işbu mukaveleyi izma ve ona mühürlerini vazetmişlerdir. Moskova’da iki nüsha olarak 15 temmuz 1937 de yapılmıştır.

5 Ağustos – Hukuk Takvimi

0
5 Ağustos - Hukuk Takvimi

5 Ağustos – Hukuk Takvimi

Nelson Mandela

1400 Matbaanın mucidi Jean Gütenberg, Almanya’da doğdu.
1583 Humphrey Gilbert, Kuzey Amerika’daki ilk İngiliz kolonisi olan Newfoundland’ı kurdu
1634

Dördüncü Murad, içki yasağı ilan etti. Meyhaneler yıkıldı. İçki yasağı öncesinde tütün yasağı devreye girdi. Padişah ise içki içmeye devam etti ve içki bağımlılığı ölümüne sebep oldu.

1809 İngiliz hukukçu, devlet adamı ve tarihçi Alexander William Kinglake dünyaya geldi. yaşamını yitirdi. (5 Ağustos 1809-2 Ocak 1891) Cambridge Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. 1837’de Baro’ya çağrıldı ve hukuk pratiğini geliştirdi. Özellikle uluslararası politika alanında görev aldı. 1837 yılında Londra’da yerel yönetici oldu. 1856’da kendisini edebiyata ve kamu yaşamına adadı. Yedi ciltlik eseri The invasion of the Crimea ile ünlendi.  2 Ocak 1891‘de yaşamını yitirdi.
1862 Belçikalı avukat ve eski Başbakan Felix de Muelenaere yaşamını yitirdi. (5 Nisan 1793- 5 Ağustos 1862) Hukuk eğitimi gördü ve avukat olarak çalıştı. 1824’ten 1829’a kadar Batı Flandre eyaletinin üyesi oldu. 1830’da Belçika’nın bağımsızlığından sonra, Batı Flanders valisi olarak görev yaptı. 1831’de Belçika Temsilciler Meclisi üyesi oldu. Daha sonra Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı. Bir dönem Başbakanlık görevini üstlendi. 1850’den 1862’de ölümüne kadar Tielt bölgesi Ticaret Odası üyeliğinde bulundu.
1863 Alman avukat, devlet adamı ve Merkez Partisi’nin lideri Wilhelm Marx yaşamını yitirdi.  (15 Ocak 1863- 5 Ağustos 1946) Bonn Üniversitesi’nde hukuk öğrenimi gördü. 1888’de tapu sicilinde deneti olarak çalıştı. Bir süre avukatlık yaptı. 1894’te yargıç oldu, mahkeme üyeliği ve başkanlık görevlerinde bulundu. İstinaf Mahkemesi genel kurulunun başkanlığına yükseldi. Katolik Okullar Örgütü’nün  kurucusu ve ilk başkanıydı. I. Dünya Savaşı’ndan sonra Katolik Almanya İçin Halk Birliği’nin başkanı oldu. 17 Ocak 1922 – 8 Aralık 1928 arasında parti başkanlığını yürüttü. 30 Kasım 1923 – 15 Ocak 1925 arasında Alman Sansölyesi, 10 Ocak 1926–12 Mayıs 1926  arasında Adalet Bakanı ve 17 Mayıs 1926–12 Haziran 1928 arasında tekrar şansölye olarak görev yaptı.
1882 Japonya’da sıkıyönetim ilan edildi.
1895

Alman sosyalist, filozof, tarihçi ve siyaset bilimci Friedrich Engels öldü. (Doğumu: 1820) Komünizmin İlkeleri, Hakiki Sosyalistler, Doğanın Diyalektiği, Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni,  Otorite Üzerine, Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm, Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu, Tarihte Zorun Rolü, Köylüler Savaşı, Almanya’da Devrim ve Karşıdevrim, 1844 Yılında İngiltere’de İşçi Sınıfının Koşulları, Büro ile Barikat Arasında ile Konut Sorunu gibi eserleri bulunmaktadır.

1912 Meclis-i Mebûsan, Padişah Sultan Reşat tarafından feshedildi. Osmanlı Meclisi, 14 Mayıs 1914’e kadar kadar toplanamadı. 23 Temmuz 1908’de parlamento seçimleri yapılmış, İttihat ve Terakki Cemiyeti çoğunluğu sağlamış ancak 18 Ocak 1912’de padişah parlamentoyu dağıtmış, yeniden seçim yapılmış ve 18 Nisan 1912’demeclis yeniden toplanmıştı.
1914 Amerikalı Mary Pheps Jacob, sutyen patenti aldı. İlk sutyen pembe bir kurdeleyle birbirine bağlanmış bir çift mendilden oluşuyordu
  1921 Mustafa Kemal Paşa’ya üç ay süre ile ve geniş yetkilerle Başkomutanlık tevcih eden kanun kabul edildi. Başkumandanlık Kanunu daha sonra üçer ay süreyle uzatıldı. 20 Temmuz 1922’de Mustafa Kemal’in başkumandanlık yetkisi TBMM tarafından süresiz olarak uzatıldı ve Mustafa Kemal bu görevi 29 Ekim 1923’te cumhurbaşkanı seçilinceye kadar sürdürdü.
 1925 Türk Tayyare Cemiyeti (THK) 5 Ağustos 1925 tarihinde kamu yararına çalışan dernek statüsünü kazandı ve Türk Hava Kurumu adını aldı.  THK, 16 Şubat 1925’te kurulan, tüzel kişiliğe sahip en köklü havacılık kuruluşudur.
1925 Mustafa Kemal ve Latife Hanım boşandı. Latife Hanım, TBMM’dek oturumları izleyen ve meclise girebilen ilk Türk kadını olmuştu. Latife Hanım aynı zamanda Türkiye’nin ilk kadın hukukçuları arasında yer aldı. 29 Ocak 1923-5 Ağustos 1925 tarihleri arasında iki buçuk yıl Mustafa Kemal Atatürk ile evli kaldı.
1927 New York’ta Sacco-Vanzettti‘nin ölüm cezasına çarptırılmalarına karşı gösteriler yapıldı. İtalyan asıllı Amerikalı anarşistler Nicola Sacco ve Bartolomeo Vanzetti işlemedikleri soygun ve cinayet suçlarından 1921 yılında idam cezasına mahkûm edilmişlerdi.
 1929 İngiliz feminist Dame Millicent Garrett Fawcett öldü. (Doğumu: 11 Haziran 1847)  İngiltere’de kadınlara oy kullanma hakkı verilmesi için mücadele edenler arasında ön plana çıktı.  Daha sonra ismi Eşit Yurttaşlık Hakları Ulusal Birliği olan Kadınlara Oy Hakkı Dernekleri Ulusal Birliği (NUWSS) başkanlığı yaptı. Çok sayıda eser kaleme aldı.
1945 Fransa, 45 bin Cezayirli katletti.
1946 Alman avukat ve devlet adamı Wilhelm Marx öldü. (d. 1863) Bonn Üniversitesi’nde hukuk öğrenimi gördü. 1894’te yargıç oldu. Köln ve Waldbröl’da mahkeme üyeliği yaptı. 1922’de Berlin‘de İstinaf Mahkemesi başkanlığına yükseldi.  1923-1924 yılları ile 1926-1928 yıllarında Şansölye olarak görev yaptı. Naziler döneminde yargılandı.
1959 Kütahya Cezaevi’nde isyan çıktı. Polisler gaz bombası atarak isyanı bastırdı.
1960  Burkina Faso, (Yukarı Volta), Fransa’dan bağımsızlığını kazandı.
 1962 Nelson Mandela hapse girdi  28 yıl hapis yattıktan sonra 1990 yılında serbest bırakıldı. 1993’te Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü, 10 Mayıs 1994’te Güney Afrika’nın ilk siyahi devlet başkanı oldu. #HukukTarihi
1965 Yeni Diyanet İşleri Teşkilat Kanunu nedeniyle düzenlenen 1 haftalık seminer 638 müftünün katılımıyla Ankara’da başladı. Seminerin sonunda katılımcılara ”Komünizmle Mücadele” ve “Misyonerlerin Müslümanlık Aleyhindeki Faaliyetleri” konulu iki konferans verildi.
1966  Türkiye’nin ilk kadın FIDE hakemi Suzan Seçkiner doğdu
1966 Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi, savaş suçlularının ve insanlığa karşı suç işleyenlerin cezalandırılmalarına dair 5 Ağustos 1966 tarihli ve 1158 (XLI) sayılı kararını kararını ilan etti.
1971 Türkiye, Çin Halk Cumhuriyeti’ni resmen tanıdı.
1971 Yazar Sevgi Soysal tutuklandı.
1978 Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği, TÖB-DER, 5 yılda dernek üyesi 37 öğretmenin öldürüldüğünü açıkladı.
1985 Hollanda kökenli 23 kültür kuruluşu, Barış Derneği davasında tutuklu bulunan ressam Orhan Taylan’a resim ve çizim malzeme gönderdi.
1989 Eskişehir Özel Tip Cezaevi’nde açlık grevindeyken Aydın E Tipi Cezaevi’ne nakledilen 259 mahpustan 247’si açlık grevini sürdürdü, 8’inin durumu ağırlaştı. 40 tutuklu-hükümlü yakını Aydın Devlet Hastanesi bahçesinde oturma eylemi yaptı, 10’u gözaltına alındı. 10 kadın yazar cezaevlerindeki baskıları protesto için AKM önünde kitaplarının üzerine siyah boya döktü. Adalet Bakanlığı 1 Ağustos 1988 Genelgesi’nde bazı değişiklikler yaparak, cezaevlerinde açlık grevinde iken tedaviyi kabul etmeyen mahpusların durumlarının ağırlaşması halinde sağlık kurumlarına sevk edilmeleri ve avukat görüşmelerini izleyen görevlilerin konuşmaları işitmeyecek uzaklıkta olmaları kararlaştırıldı.
1992 Türkiye’de 82 yılda 28 gazeteci öldürülmüşken, son 6 ayda 6 gazetecinin öldürüldüğü açıklandı.
1995 İHD üyeleri, ABD’de bir polisi öldürdüğü için idama mahkum edilen Abu-Jamal için Galatasaray Postanesi’nden Pensilvanya’ya faks çekme eylemi yaptı.
1999 Polis yüksek okullarına imam hatip mezunlarının da girebilmesine yol açan değişiklik Meclis Komisyonu’nda DSP-ANAP ve FP Milletvekillerinin önergesiyle kabul edildi. “Genel liselerden mezun olanlar” ibaresi “lise ve dengi okullardan mezun olanlar” şeklinde değiştirildi.
1999 Savcı Sacit Kayasu, 5 Ağustos 1999 tarihli bir mektup ile, vatandaş sıfatıyla, 1961 Anayasası ile kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne karşı ihtilal yaptıkları gerekçesiyle 12 Eylül 1980 askeri darbesini gerçekleştiren eski generaller Kenan Evren, Sedat Celasun, Nurettin Ersin, Nejat Tümer ve Tahsin Şahinkaya hakkında Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısına şikayette bulundu. Şikâyet dilekçesi takipsizlik kararı ile sonuçlandı.
2001

Cezayir Devlet Başkanı Abdülaziz Buteflika, Berberiler için genel af ilan etti. Berberiler, siyasi ve kültürel haklarının tanınması ve ekonomik şartlarının düzeltilmesini istiyorlardı.

2004 Türk Ceza Hukuku’nun ülkemizdeki kurucularından olan ve binlerce hukukçu yetiştiren Sulhi Dönmezer, 5 Ağustos 2004 tarihinde devlet töreni ile İstanbul Edirnekapı Şehitliği’nde defnedildi. 3 Ağustos 2004 tarihinde, 86 yaşında İstanbul’da vefat etmişti.
 2007 Danıştay 13. Dairesi, Yapı-Yol Sen’in İstanbul Levent’teki Karayolları Genel Müdürlüğü arazisinin satışının iptali ve yürütmenin durdurulması istemini reddetti. 96 bin 500 metrekarelik arazi için yapılan ihale Zorlu Gayrımenkul’de kaldı.
 2011 Hrant Dink’i korumadığı gerekçesiyle 100 bin TL tazminata mahkum edilen İçişleri Bakanlığı’ savunma verdi: “Tazminat miktarı amacına aykırı ve fahiş. Hrant Dink koruma istememişti, buna rağmen gereken önlemler alındı”.
 2013 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Ergenekon sanıkları ile ilgili kararını 5 Ağustos 2013’te açıkladı. 66’sı tutuklu 275 sanık arasında yer alan eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP Milletvekilleri Mustafa Balbay, Mehmet Haberal ve Sinan Aygün hakkında da çeşitli hapis cezaları verildi.Karar daha sonra Yargıtay tarafından bozuldu. 
 2014 Diplomat ve siyasetçi İnal Batu yaşama veda etti  (Doğumu: 1936) 1959-1960 eğitim-öğretim yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Diplomasi ve Dış İlişkiler Bölümünden mezun oldu. Büyükelçi unvanıyla Lefkoşa, Prag, Birleşmiş Milletler, İslamabad ve Roma’da bulundu.
 2015 Yargıtay cumhuriyet Başsavcısı Nuri Ok yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1942) Yaşamı boyunca laikliği ve cumhuriyeti savunan Ok, 1965 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ‘nden mezun oldu. Ankara Hakim Adayı olarak mesleğe başladı ve sırasıyla Tomarza Cumhuriyet Savcı Yardımcılığı, Karataş Cumhuriyet Savcılığı, Gaziantep Cumhuriyet Savcı Yardımcılığı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı Yardımcılığı görevlerinde bulundu. 15 Ağustos 1991’de Yargıtay Üyeliğine seçildi, Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından 24 Ocak 2001 tarihinde Yargıtay Onbirinci Ceza Dairesi Başkanlığına seçildi. 29 Nisan 2003 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına seçildi ve 21 Mayıs 2003 tarihinde görevine başladı. Geçirdiği beyin kanaması sonucu 5 Ağustos 2015 tarihinde vefat etti. YARSAV‘ın bir numaralı kurucusu üyesidir.
2015 Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’nın Uygulanmasına Dair Yönetmelik’te temel hak ve özgürlükleri daraltan değişiklikler yapıldı. Vali ve kaymakamların toplantı ve gösterileri yasaklayabilmesine imkan getirildi.
 2016 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin, örgütün lideri Fethullah Gülen hakkında mahkemece “tutuklamaya yönelik yakalama” kararı çıkarıldı.
2017 Ukraynalı hukukçu ve siyasetçi Irina Berezhna öldü. (Doğumu: 13 Agustos 1980) Berezhna, Kiev Ulusal Taras Shevchenko Üniversitesi hukuk fakültesinden mezun oldu. Temmuz 2007’de hukuk doktorasını tamamladı. Ukrayna Avukatlar Birliği, Noterler Odası üyesiydi. Ukrayna’da “3. Binyılın Kadını” ödülüne layık görüldü.
 2017

Balistik füze denemelerini sürdüren Kuzey Kore’nin ihracat gelirlerini yeni yaptırımlarla üçte bir oranında azaltmayı hedefleyen BM Güvenlik Konseyi karar tasarısı oy birliğiyle kabul edildi.

2017

Baltimore, Maryland bölgesinden Amerikalı seri katil ve tecavüzcü Joseph Roy Metheny (2 Mart 1953 – 5 Ağustos 2017) cezaevinde iken öldü. Kendisini seri katil ilan etmesine ve 13 kişiyi öldürdüğünü iddia etmesine rağmen, iki cinayetten mahkum oldu. Ölüm cezası daha sonra müebbet hapis cezasına çevrildi. Yeterli kanıt bulunamadığı için diğer cinayetlerden hüküm giymedi.

2020 Somalili insan hakları aktivisti ve hekim Hawa Abdi öldü. (Doğumu: 1947)
2024 Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un talimatıyla, Türkiye Adalet Akademisi tarafından aile hukuku alanında yaşanan sorunlara çözüm üretmek ve aile bireylerinin haklarını daha iyi korumak amacıyla ‘Aile Hukuku Değerlendirme Kurulu‘ oluşturuldu.
2025

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu ilk toplantısını gerçekleştirdi. Komisyonun çalışma usul ve esasları oybirliği ile kabul edildi.

2025

30 yıla kadar hapis talebiyle yargılanan menajer Ayşe Barım hakkında tutukluluk incelemesi yapıldı. Mahkeme, Barım’ın tutukluluk halinin devamına karar verdi.

2025

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, sahte diploma skandalıyla ilgili yürütülen 220 kişi hakkında adli işlem yapıldığını, 199 şüpheli hakkında kamu davası açıldığını, 37 kişi hakkında tutuklama kararı verildiğini ve 150 kişi hakkında da adli kontrol hükümlerinin uygulandığını açıkladı.

5 Ağustos – Hukuk Takvimi

Başkomutanlık Kanunu

0

Başkomutanlık Kanunu, 5 Ağustos 1921 tarihinde mecliste kabul edilmiş, Mustafa Kemal Atatürk, başkomutan ilan edilmiştir. Mustafa Kemal, kanunun kabulünün ardından mecliste önemli bir konuşma yapmıştır.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ REİSİ MUSTAFA KEMAL PAŞA HAZRETLERİNE BAŞKUMANDANLIK TEVCİHİNE DAİR KANUN

Kanun Numarası : 144
Kabul Tarihi : 5/8/1337
Yayımlandığı R. Gazete : Tarih : — Sayı : —
Yayımlandığı Düstur : Tertip : 3, Cilt : 2, Sayfa : 86

Madde 1

Millet ve memleketin mukadderatına bilfiil vaziülyet yegane kuvveti âliye olan ve âzasından her birinin Kanunu Esasi ve Teşkilatı Esasiye Kanuniyle hukuk ve masuniyeti teşriiyesi tabiatiyle mahfuz ve şahsiyeti maneviyesi Başkumandanlığı haiz bulunan Türkiye Büyük Millet Meclisi kuyudu atiye ile Başkumandanlık vazifei fiiliyesine kendi Reisi Mustafa Kemal Paşayı memur eylemiştir.

Madde 2

Başkumandan ordunun maddi ve manevi kuvvetini azami surette tezyit ve sevk ve idaresini
bir kat daha tarsin hususunda Türkiye Büyük Milet Meclisinin buna müteallik salahiyetini Meclis namına fiilen istimale mezundur.

Madde 3

Müşarüleyhe baladaki mevat ile mevdu sıfat ve salahiyet üç ay müddetle mukayyettir.

Meclis lüzum gördüğü takdirde bu müddetin inkızasından evvel dahi bu sıfat ve salahiyeti refedebilir.

Madde 4

İşbu kanun tarihi neşrinden itibaren mer’iyülicradır.

Madde 5

İşbu kanunun icrasına Türkiye Büyük Millet Meclisi memurdur.

KANUNUN MECLİSTE KABUL EDİLMESİNDEN SONRA MUSTAFA KEMAL’İN YAPMIŞ OLDUĞU KONUŞMA

(Umum Meclisin alkışları arasında kürsüye geldiler.)

Muhterem arkadaşlar; Meclis-i Âlinin şahsiyet-i mâneviyesinde mütecelli ve mündemiç olan Başkumandanlık vazifesini fiilen ifa etmek üzere bendenizi memur etmiş olduğunuzdan dolayı arzı teşekkür ederim.

(Allah muvaffakiyet versin sadaları ve şiddetli alkışlar)

Bu tevcih Heyet-i Celilenizin hakkımdaki itimat ve emniyetinin bariz bir delili olduğundan dolayı benim için pek kıymetli bir taltiftir ve bu mükâfatın hayatımın en kıymetli mükâfatı olacağını arz ederim. (Allah muvaffak etsin sadaları)

Binaenaleyh bu tevcihe kesb-i liyakat etmek için bütün mevcudiyetimi amaliniz dairesinde sarf etmekten bir dakika içtinap etmeyeceğimi ve bunda tereddüt etmeyeceğimi telâkki ve kabul buyurmanızı rica ederim. (Şiddetli alkışlar, Allah muvaffak etsin sadaları)

Efendiler zavallı milletimizi esir etmek isteyen düşmanları inayet-i Subhaniye ile behemehâl mağlup edeceğimize dair olan emniyet ve itimadım bir dakika olsun sarsılmamıştır. (Şiddetli alkışlar)

Bu dakikada bu itminan-ı tammımı Heyet-i Celilenize karşı, bütün millete karşı ve bütün âleme karşı ilan ederim. (Şiddetli alkışlar) Bu itminanımın fiiliyata munkalip olması için yegâne arz-ı ihtiyaç ve iftikar ettiği bir şey varsa o da Heyet-i Celilenizin beni sıyanet etmesi ve milletimizin bana daima muavenet etmesidir. Gerek Heyet-i Celilenizden ve gerek büyük ve şefkatli milletimden daima büyük bir şefkat ve sıyanete mazhar olacağıma dair olan emniyetim büyüktür. Binaenaleyh Heyet-i Celilenizden aldığım feyiz ile bu dakikadan itibaren Başkumandanlık vazife-i fiiliyesine başlıyorum.

(Şiddetli alkışlar) (Allah zafer versin sadaları) (Allah muvaffakiyetler ihsan buyursun, dua sesleri)

Joseph Roy Metheny

0

Joseph Roy Metheny, 2 Mart 1953’te doğdu. ABD’nin Maryland eyaletinde bulunan Baltimore kentinin Maryland bölgesinden Amerikalı bir seri katil ve tecavüzcüdür. Eski bir asker, kamyon şoför ve uyuşturucu bağımlısıdır.

Kendisini seri katil ilan etmesine ve 13 kişiyi öldürdüğünü iddia etmesine rağmen, sadece kanıtlanabilen üç cinayet suçundan mahkum olmuştur. Ölüm cezası daha sonra müebbet hapis cezasına çevrilmiştir. Yeterli kanıt bulunamadığı için diğer cinayetlerden hüküm giymemiştir.

Aralık 1996’da saldırı suçundan tutuklandı. Tutuklandıktan sonra beklenmedik şekilde itiraflarda bulundu. İtiraflarında polise, seks işçilerine ve evsizlere vahşice tecavüz ettiğini, öldürdüğünü ve parçaladığını anlattı. 1997 yılında maktullerden Kemper’in davasında yargılandı ve adam kaçırma ve cinsel saldırıya teşebbüsten 50 yıl hapis cezasına çarptırıldı ancak cinayete teşebbüsten beraat etti.

Spicer’ı öldürmek suçundan 1998 yılında ölüm cezasına çarptırıldı. Cezanın verildiği duruşmada, cinayetleri, hoşlandığı için işlediğini ve sarhoş olduğunu iddia ederek itiraflarda bulundu.

İlk maktullerin baltayla öldürülen iki evsiz adam olduğu düşünülmektedir.

Kurbanlarını doğradıktan sonra yol kenarındaki bir barbekü standında müşterilere servis yaptığını söyledi ama bu iddia doğrulanamadı.

Avukatları, Baltimore yakınlarındaki Essex’te yaşayan ailesi tarafından onun çocukken ihmal edildiğini, babasının bir alkolik olduğunu ve altı yaşındayken bir trafik kazasında hayatını kaybettiğini, annesinin de ev dışında çift vardiya çalışırken altı çocuğunu ihmal ettiğini açıkladılar.

Joseph Roy Metheny, 5 Ağustos 2017 tarihinde cezaevinde iken öldü.

Metheny, iki cinayetten mahkum olsa da daha fazla insan öldürdüğü düşünülüyor.

Kolonilerin İlk Kongre Bildirgesi

0
Kolonilerin İlk Kongre Bildirgesi

Kolonilerin İlk Kongre Bildirgesi 14 Ekim 1774 tarihinde Amerika’da ilan edilmiştir.

Bildirge, önemli tarihsel belgelerdendir.

Son savaşın sona ermesinden beri Britanya Parlamentosu Amerika’da yaşayan halkları yönetme hakkına sahip olduğunu iddia ederek bir çok konuda doğrudan yasalarla ve aşikar bir şekilde ve bazen de hileyle ve gelirlerin artırılmasını amaçlayarak  kolonilerin ödemesi gereken çeşitli vergiler ihdas etmiş; anayasaya aykırı yetkilerle bir komisyon teşkil etmiş ve bahriye mahkemesinin sadece adı geçen vergileri toplamakla ilgili yetkilerini değil; bunun yanı sıra ülkedeki çeşitli organlar arasında ortaya çıkan davalarla ilgili yetkilerini de  artırmıştır.

Çeşitli kanunlar marifetiyle … yargıçlar maaşları açısından hükümdara bağımlı bir hale getirildi.

Bir kanunun gücü ile Kral 8. Henry’nin saltanatı döneminde Parlamentoda alınan bir karar ile koloniciler İngiltere’ye götürüldüler ve vatan hainliği, vazifeyi suiistimal ve kolonilerde kalkışılan çeşitli ihanet suçlamaları ile yargılandılar…

Meclisler sıklıkla feshedildi; vatandaşların şikayetleri üzerinde değerlendirmeler yapılırken halkın hakları dikkate alınmadı ve meselelerin çözümü için krallığa vatandaşlar tarafından sunulan saygılı, alçak gönüllü, sadık ve makul dilekçeler sürekli olarak Majestelerinin bakanları tarafından hakir görüldü.

Çeşitli kolonilerin iyi insanları Parlamento ve yönetimin bu tip keyfi muameleleri ile ilgili tehlikelere işaret ettiler ve dinlerinin, kanunlarının ve özgürlüklerinin ortadan kalkmaması için gerekli olan kurumları oluşturmak için, Philadelphia kentindeki büyük kongrede toplanmak ve karar vermek üzere temsilcileri seçtiler ve tayin ettiler.

Bu şekilde atanan temsilciler, bu kolonilerin tam ve özgür temsilcileri olarak, özgürlüklerini ve kendi haklarını savunmak ve muhafaza etmek için ataları olan İngilizlerin daha önceleri yaptıkları gibi belirlenen amaçlara ulaşmada en iyi araçları hesaba katarak ilan etmektedirler ki;

Kuzey Amerika’daki İngiliz kolonilerinin sakinleri, değişmez doğal kanunlar, İngiliz Anayasasının ilkeleri ve çeşitli sözleşme ve anlaşmalarla, aşağıdaki haklara sahiptirler:
  1. Yaşama, özgür olma ve mülkiyet haklarına sahiptirler ve kendi rızaları olmaksızın bu haklardan hiç biri her hangi bir egemen güce terk edilemez.
  2. Bu kolonilere ilk olarak yerleşen atalarımız anavatandan göç ettikleri zaman İngiltere’de olduğu gibi özgür vatandaşların bütün hak, özgürlük ve imtiyazlarına sahiptiler.
  3. Bu göç nedeniyle hiçbir şekilde bu haklarından her hangi birisini kaybetmemişlerdir ve bunlardan feragat da etmemişlerdir ve onlar ve onların soyundan gelenler şimdi de yerel koşulların ve diğer şartların onları kullanmalarına olanak tanıdığı ölçüde bu haklarının tümünden yararlanma hakkına sahiptirler.
  4. Halkın kendi yasama meclislerine katılması hakkıdır. İngiliz kolonicileri temsil edilmediğinden ve yerel ve diğer koşullardan Britanya Parlamentosunda da yeterli bir düzeydetemsil edilemediklerinden, daha önce yapıldığı ve alışıldığı gibi sadece kendi egemenlerine tabi olacakları ve vergileme ve iç politika gibi tüm konularda temsil haklarının korunacağı bir düzenleme ile farklı eyalet yasama meclislerinde tam ve özgür bir yasama gücüne sahip olmaya hakları vardır. Ancak, şartların gerekli kılması halinde ve her iki ülkenin karşılıklı çıkarlarının gerektirmesi durumunda, rızaları olmaksızın Amerika’daki tebaadan toplanacak gelirleri artırmak için iç ve dış vergi salınması fikri hariç olmak koşuluyla anavatanın ve imparatorluğun ve üyelerinin ticari çıkar ve avantajlarını korumak amacıyla dış ticaretimizi düzenlemek için ve iyi niyetle kısıtlayıcı nitelikteki kanunların Britanya Parlamentosu tarafından yürürlüğe konulmasına rıza göstereceğiz.
  5. Her bir koloni İngiltere genel hukukunu ve kanunlara uygun olmak koşuluyla kanun önünde aynı haklara sahip olan kişilerin yararlandığı çok değerli ve önemli imtiyazları uygulamaya yetkilidir.
  6. Kolonileştirildikleri zamanda mevcut olan İngiliz kanunlarının sağladığı yararlardan faydalanmak haklarıdır ve bu kanunları, tecrübe ile, kendi yerel koşullarına uygun bir hale getirmeye de yetkilidirler.
  7. Majestelerinin kolonileri, aynı şekilde, kraliyet sözleşmeleri ile tasdik edilen ve bağışlanan ya da eyalet kanunları ile sağlanan her türlü imtiyaz ve muafiyetten yararlanma hakları vardır.
  8. Barışçıl bir şekilde toplantı yapmak, şikayetlerini dile getirmek ve krala dilekçe vermek haklarına sahiptirler ve bütün takibatlar, yasaklayıcı bildiriler ve benzeri kararlar yasadışıdır.
  9. Barış zamanında ordunun barındırıldığı koloninin yasama meclisinin onayı olmaksızın kolonilerde daimi olarak silah altında ordu bulundurmak yasalara aykırıdır.
  10. Yasama meclislerinin her bir branşının birbirlerinden bağımsız olmaları hem İngiliz anayasası açısından hem de iyi bir devlet için son derece gereklidir ve bu nedenle kolonilerde yasama gücünün kralın iradesiyle atanmış meclislerce kullanılması anayasaya aykırıdır, tehlikelidir ve Amerikan yasamasının özgürlüğünü tahrip edici niteliktedir.
Yukarıda adı geçen temsilcilerin hepsi, hem kendi namlarına hem de seçmenleri adına, kendi rızaları olmaksızın hiçbir gücün yasal olarak onlardan alamayacağı, değiştiremeyeceği ya da mahrum edemeyeceği hak ve özgürlükleri kendilerinin şüphe götürmez hak ve özgürlükleri olarak isteyebilirler, talep edebilirler ve ısrar edebilirler.
Tahkikatımız süresinde, karşılıklı sevgi, uyum ve çıkarın yeniden tesis edilebilmesini sağlayacak hakların ihlal edildiğini tespit ettik. Ancak, mevcut durumu bir kenara bırakarak Amerikayı köleleştiren sistemi ortaya koyan ve son savaştan beri benimsenen tedbir ve kanunların izini takip edelim.
Parlamento tarafından çıkarılan aşağıdaki kanunlar kolonicilerin haklarını ihlal etmektedir ve bu kanunların feshedilmesi Büyük Britanya ile Amerikan kolonileri arasındaki uyumun yeniden sağlanması için özellikle gereklidir.
Amerika’dan toplanan gelirlerin artırılması amacıyla çeşitli vergileri yürürlüğe koyan ….gibi çeşitli kanunlar bahriye mahkemesinin daha önceki yetki sınırlarını artırmakta, Amerikan vatandaşlarını jüri ile yargılanmaktan mahrum bırakmakta … ve Amerikan haklarını ortadan kaldırmaktadır.

Terörizmin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi

0

Terörizmin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi (European Convention on the Suppression of Terrorism ) , 27 Ocak 1977 tarihinde Strasbourg’da imzalanmıştır. Sözleşme 4 Ağustos 1978 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye, Sözleşmeyi 27 Ocak 1977 tarihinde imzalamış ve 27 Ekim 1980 tarihinde onaylamış, 28 Ekim 1980 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanmıştır.

Terörizmin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi, terör eylemlerinin cezalandırılması ve önlenmesi konusunda üye devletler arasında hukuki ve cezai iş birliğini teşvik etmektedir. Özellikle, terör eylemlerinin siyasi suç olarak değerlendirilemeyeceğini ve faillerin iadesi gibi konularda devletlerin sorumluluklarını belirlemektedir. Terörizme karşı daha etkin bir mücadele için ortak kurallar getirerek, teröristlerin sığınak bulmalarını zorlaştırmayı amaçlamaktadır.

Terörizmin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi

Bu sözleşmeyi imzalayan Avrupa Konseyi üyesi Devletler, Avrupa Konseyi amacının, üyeleri arasında daha sıkı bir birliği gerçekleştirmek olduğunu nazırı dikkate alarak;

Artan Tedhişçilik suçlarının sebep olduğu büyüyen endişeyi müdrik olarak;

Bu kabil suç faillerinin, kovuşturma ve cezadan kurtulmamaları için etkin önlemlerin alınmasını temenni ederek;

Bu sonuca varabilmek için suçluların iadesinin özellikle etkili bir çare olduğuna inanarak,

Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab
Madde 1

Akit Devletler arasında suçluların iadesi maksadıyla, aşağıda belirtilen suçların hiçbiri siyasi suça murtabit suç veya siyasi nedenle işlenmiş suç niteliğinde telakki edilmeyecektir.

a) 16 Aralık 1970 tarihinde La Haye’de imzalanan uçakların kanun dışı yollarla ele geçirilmesinin önlenmesine ilişkin Sözleşmenin kapsamına giren suçlar;

b) 23 Eylül 1971 tarihinde Montreal’de imzalanan sivil havacılığın güvenliğine karşı kanun dışı eylemlerin önlenmesine ilişkin Sözleşmenin kapsamına giren suçlar;

c) Diplomatik Ajanlar dahil olmak üzere Uluslar arası bir himayeye tabi olan şahısların hayat, fiziki bütünlüğü veya hürriyetine bir saldırıyı kapsayan vahim suçlar;

d) Adam kaldırma, rehin alma veya gayri kanuni hürriyeti tehdit eden suçlar;

e) Şahısların hayatı için tehlike teşkil ettiği ölçüde bomba, el bombası, roket, otomatik ateşli silah veya bombalı mektup veya koli kullanmak suretiyle işlenen suçlar;

f) Yukarıda sayılan suçlardan birini işlemeye teşebbüs veya böyle bir suçu işleyen veya işlemeye teşebbüs eden bir sahsın fiiline suç ortağı olarak iştirake ilişkin suçlar;

Madde 2

1- Üye Devletleri arasında iadenin amaçları bakımından, bir Akit Devlet, bir şahsın hayati, fiziki bütünlüğü veya hürriyeti aleyhine işlenip, 1 nci madde kapsamına giren herhangi bir suçtan başka bir şiddet eylemini içeren vahim bir suçu, siyasi suç ile irtibatlı suç veya siyasi nedenle işlenmiş suç saymamaya karar verebilir

2- 1. madde zikredilenlerin dışında şahıslar için toplu bir tehlike teşkil ettiği takdirde mülkiyet aleyhine bir fiili içeren vahim bur suça da aynı kaide uygulanacaktır.

3- Yukarıda sayılan suçlardan birini işlemeye teşebbüs veya böyle bir suçu işleyen veya işleyeme teşebbüs eden bir şahsın fiiline suç ortağı sıfatıyla katılma halinde de aynı kaide uygulanacaktır.

Madde 3

Suçluların iadesine dair Avrupa Sözleşmesi dahil Akit Devletler arasında uygulanan suçluların iadesi konusundaki bütün Antlaşma ve Sözleşme hükümleri Akit Devletler arasında bu Sözleşme hükümleri ile bağdaşmadıkları ölçüde değiştirilmiştir.

Madde 4

Akit Devletler arasında yürürlükte bulunan suçluların iadesinde dair Antlaşma ve Sözleşmelerde 1 ve 2 nci maddelerde belirtilen herhangi bir suç iade listesinde sayılmadığı takdirde bu Sözleşmenin uygulamasında dahil edilmiş sayılacaktır.

Madde 5

Talep edilen Devletler, 1. ve 2. maddelerde öngörülen suçlar için varit iade talebinin bir şahsı ırk, din, milliyet, siyasi kanaatleri dolayısıyla kovuşturma veya cezalandırma gayesi için yapıldığına veya bu şahsın durumunun bu sebeplerden biri ile ağırlaşabileceğine dair ciddi sebepler mevcut olduğuna kanaat hasıl ettiği takdirde bu Sözleşmenin hiçbir hükmü suçluların iadesi konusunda yükümlülük tahmil edecek
şekilde yorumlanmayacaktır.

Madde 6

1- Her Akit Devlet, şüphe edilen sanığın kendi ülkesinde bulunması ve kaza yetkisi talep edilen devletin hukukuna eşit şekilde yürürlükte olan yargı hakkı iadesine dayanan bir Akit Devletten aldığı iade talebini
müteakip, sanığı iade etmemesi halinde, 1. maddede zikredilen suç hakkında kendi kaza yetkisini tesis etmek için gerekli tedbirleri alacaktır.

2- Bu Sözleşme Milli Hukuk’a uygun şekilde uygulanan herhangi bir ceza yargı yetkisini bertaraf etmez.

Madde 7

Ülkesinde 1. maddede zikredilen bir suçu işlediğinden şüphe edilen şahsın bulunduğu her akit devlet; 6. maddenin 1. paragrafından zikredilen şartlar dahilinde iade talebi aldığında, bu şahsı iade etmediği takdirde, her ne suretle olursa olsun istisnasız ve lüzumundan fazla gecikmeden dolayı kovuşturma maksadıyla kendi yetkili merciilerine intikal ettirecektir. Bu yetkili merciiler, o Devletler kanunları gereğince vahim nitelikte herhangi bir suç olayındaki gibi karar vereceklerdir.

Madde 8

1- Akit Devletler; 1. veya 2. maddelerde zikredilen suçlara taalluk eden kovuşturmalarla ilgili ceza meselelerinde yekdiğerine en geniş adli yardımı sağlayacaklardır. Talep edilen Devletin ceza meselelerinde karşılıklı adli yardıma taallük eden kanun bütün hallerde uygulanacaktır. Bununla beraber, bu yardım, siyasi bir suç veya siyasi nedenlerle işlenmiş bir suçla ilgili olduğundan bahisle sadece bu sebeple reddedilmeyecektir.

2- Talep edilen Devlet; 1. ve 2. maddelerde zikredilen bir suçtan dolayı adli yardım talebinin, kişinin, ırk, din, milliyet veya siyasi kanaatleri dolayısıyla kovuşturma veya cezalandırma sayesiyle yapıldığına veya bu
şahsın durumunun bu sebeplerden biri ile ağırlaşabileceğine dair ciddi sebepler mevcut olduğuna kanaat hasıl ettiği takdirde, bu Sözleşmenin hiçbir hükmü adli yardımın yerine getirilmesi için yükümlülük tahmil
edecek şekilde yorumlanmayacaktır.

3- Ceza İşlerinde Karşılıklı Adli Yardım Avrupa Sözleşmesi dahil, Akit Devletler arasında uygulanan ceza işlerinde karşılıklı adli yardım konusundaki bütün antlaşma veya sözleşme hükümleri, Akit Devletler arasında bu Sözleşme hükümleri ile bağdaşmadıkları ölçüde değiştirilmiştir.

Madde 9

1- Avrupa Konseyi Suç Sorunları Komitesi, bu Sözleşmenin uygulanmasını takip edecektir.

2- Avrupa Konseyi Suç Sorunları Komitesi, bu Sözleşmenin uygulanmasından doğabilecek herhangi bir itilafı dostluk çerçevesinde çözümlenmesini kolaylaştırmak için gerekli her şeyi yapacaktır.

Madde 10

1- Bu Sözleşmenin yorumlanması veya uygulanması hususunda Akit Devletler arasında ortaya çıkacak herhangi bir itilaf 9. maddenin 2. paragrafına göre çözümlenemediği takdirde taraflardan birinin istemi üzerine anlaşmazlık hakeme havale edilecektir. Taraflardan her biri bir hakem ve bu iki hakem de üçüncü bir hakemi tayin edeceklerdir. Tahkim talebinden itibaren üç ay içinde taraflardan birisi bir hakem atamadığı takdirde bu hakem diğer tarafın istemi üzerine Avrupa İnsan Hakları Divanının Başkanı tarafından atanacaktır. Avrupa İnsan Hakları Divanı Başkanı taraflardan birinin tebaası olduğu takdirde hakemin atanması, Divanın Başkan Vekiline, adı geçen de aynı durumda bulunuyorsa taraflardan birinin tebaası olmayan daha kıdemli Divan üyesine ait olacaktır. Üçüncü hakemin atanması hususunda iki hakem anlaşamadıkları takdirde de aynı yöntem uygulanacaktır.

2- Hakem Mahkemesi kendi muhakeme usulünü vazedecektir. Karar çoğunluk oyu ile alınacak ve kesin olacaktır.

Madde 11

1- Bu Sözleşme Avrupa Konseyi Üye Devletlerin imzasına açık tutulacaktır. Sözleşme tasdik, kabul ve tasvibe tabi tutulacaktır. Tasdik, kabul veya tasvip belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreteri nezdinde tevdi olacaktır.

2- Sözleşme, üçüncü tasdik, kabul veya tasvip belgesinin tevdii tarihinden üç ay sonra yürürlüğe girecektir.

3- Sonradan tasdik, kabul veya tasvip eden imzacı Devletle ilgili olarak, Sözleşme tasdik, kabul veya tasvip belgesinin tevdii tarihinden 3 ay sonra yürürlüğe girecektir.

Madde 12

1- Herhangi bir Devlet, imza sırasında veya tasdik, kabul veya tasvip belgesini tevdii ederken, Sözleşmenin uygulanacağı Ülke veya ülkeleri saptayacaktır.

2- Herhangi bir Devlet, tasdik, kabul veya tasvip belgesini tevdii ederken veya daha sonraki bir tarihte Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapacağı beyan ile bu Sözleşmenin uygulanmasını ilişkilerden sorumlu
olduğu veyahut namlarına hakaret etmeye mezun bulunduğu diğer ülke veya ülkelere de teşmil edilecektir.

3- Yukarıdaki paragrafa uygun olarak yapılan her beyan, bu beyanda zikredilen ülke hakkında olmak üzere, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapılacak bir bildiri ile geri alınabilecektir. Bu geri alma hemen veya bildiride gösterilebilecek daha sonraki bir tarihte geçerli olacaktır.

Madde 13

1- Herhangi bir Devlet, imza sırasında veya tasdik, kabil veya tasvip belgesini tevdii ederken, aşağıda yazılı hususlar dahil suçun kendisine has vahim yönlerini suçun değerlendirilişinde göz önüne elmayı taahhüt etmek kaydıyla, siyasi suç, siyasi suçla ilişkili suç veya siyasi nedenle işlenmiş suç mahiyetinde telakki edeceği 1. maddede zikredilen herhangi bir suça ilişkin iade talebini reddetmek hakkını mahfuz tuttuğunu beyan edebilir:

a- Suçun; şahısların hayati, fiziki bütünlüğü veya özgürlükleri için toplu bir tehlike yaratması; veya

b- Suçun; işlendiği saikle ilişkisi bulunmayan şahısları etkilemesi; veya

c- Suçun; işlenmesinde zalimane veya hırçın usullerin kullanılmış olması,

2- Herhangi bir devlet, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapacağı ve kabul tarihinde hüküm ifade edecek olan bir tebligat ile bundan evvelki paragrafa uygun olarak beyan ettiği kaydı ihtiraziyi tamamen veya kısmen geri alabilecektir.

3- Bu maddenin 1. paragrafına uygun olarak ihtirazi kayıt beyan eden bir Devlet 1. maddenin başka bir Devlet tarafından tatbik edilmesini isteyemez; bununla beraber kaydı ihtirazinin kısmi veya şartlı olduğu ahvalde sözü edilen maddenin kendisinin kabul ettiği ölçüde tatbik edilmesini isteyebilir.

Madde 14

Her Akit Devlet, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapacağı yazılı bir tebligat ile bu Sözleşmeyi feshedebilecektir. Keyfiyet aynı anda veya tebligatta belirtebilecek daha sonraki bir tarihte hüküm ifade edecektir.

Madde 15

Avrupa Konseyinden çekilen veya üyeliği kalkan her Akit Devlet bakımından bu sözleşme hüküm ifade etmez.

Madde 16

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Konseyi Üyesi Devletlere aşağıdaki hususları bildirecektir.

a- Her imzayı;

b- Her onaylama, kabul veya tasvip belgesinin tevdi edilmesini

c- Bu sözleşmenin, 11. maddeye uygun olarak kabul edilen her bildiri veya tebligatı;

d- 12. maddeye uygun olarak kabul edilen her bildiri veya tebligatı;

e- 13. maddenin 1. paragrafına uygun olarak beyan edilecek her kaydı ihtiraziyi;

f- 13. maddenin 2. paragrafına uygun olarak ihtirazi kaydın geri alınmasını;

g- 14. maddeye uygun olarak alınmış bulunan her tebligatı ve fesih keyfiyetinin yürürlüğe giriş tarihini;

h- 15. maddeye uygun olarak Sözleşmenin hüküm ifade etmemesi halini;

Bu hükümleri tasdik zımnında bu hususta tam yetkili kılınan ve aşağıda imzaları bulunan Temsilciler bu Sözleşmeyi imzalamışlardır.

Bu sözleşme tarihinden Strasbourg’da Fransızca ve İngilizce her iki metin de geçerli olmak üzere Avrupa Konseyi arşivlerine tevdii edilmek üzere düzenlenmiştir.

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri bunun usulüne uygun bir kopyasını imzacı hükümetlerin her birine gönderecektir

Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Türkiye Arasında Ortaklık İlişkisi Kurulmasına Dair Anlaşmaya Katma Protokol

0
Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Türkiye Arasında Ortaklık İlişkisi Kurulmasına Dair Anlaşmaya Katma Protokol

Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Türkiye Arasında Ortaklık İlişkisi Kurulmasına Dair Anlaşmaya Katma Protokol ve Ekleri 23 Kasım 1970 tarihinde Belçika’nın başkenti Brüksel’de imzalanmış; 22 Temmuz 1971 tarihinde TBMM’de kabul edilmiş, 03 Ağustos 1971 tarihinde de Resmi Gazete‘de yayınlanmış ve 1973 yılında yürürlüğe girmesi öngörülmüştür.

23 Kasım 1970’te Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Katma Protokol’ün imzasından sonra bir gazete haberi

Katma protokol, Resmi Gazete’de “Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında bir Ortaklık Yaratan Anlaşma’ya ekli «Geçici Protokol» ün birinci maddesi uyarınca 23 Kasım 1970 tarihinde Brüksel’de imzalanmış olan Katma Protokol ve Ekleri ile Malî Protokol, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu yetki alanına giren maddelerle ilgili Anlaşma ve Son Senetin onaylanmasının uygun bulunduğuna dair Kanun” adıyla 03 Ağustos 1971 tarihinde yayınlanmıştır.

Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Türkiye Arasında Ortaklık İlişkisi Kurulmasına Dair Anlaşmaya Katma Protokol ve Ekleri ile birlikte, Ankara Antlaşması’nda belirlenen hazırlık dönemi sona ermiş ve Geçiş Dönemine ilişkin koşullar belirlenmiştir. Bu dönemde taraflar arasında sanayi ürünleri, tarım ürünleri ve kişilerin serbest dolaşımının sağlanması ve Gümrük Birliği’nin tamamlanması öngörülmüştür.

Katma Protokol çerçevesinde, Avrupa Ekonomik Topluluğu, 1971 yılı itibarıyla, bazı petrol ve tekstil ürünleri dışında Türkiye’den ithal ettiği tüm sanayi mallarına uyguladığı gümrük vergileri ve miktar kısıtlamalarını tek taraflı olarak sıfırlamış; Türkiye’nin ise Avrupa kaynaklı sanayi ürünlerinde gümrük vergilerini kademeli olarak sıfırlaması öngörülmüş ve Gümrük Birliği’nin tam olarak yürürlüğe girmesi için 22 yıllık geçiş süresi belirlenmiştir. Katma protokolden sonraki Türkiye-AET ilişkileri istikrarsız bir çizgide ilerlemiş, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından ilişkiler resmen askıya alınmıştır.

1995 yılında Gümrük Birliği Kararı kabul edilmiş ve Türkiye, Avrupa Birliği sanayi mallarına uygulanan gümrük vergilerini kaldırmış, karar, 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

23 Kasım 1970’te Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Katma Protokol’e imza atan Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Cağlayangil
Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Türkiye Arasında Ortaklık İlişkisi Kurulmasına Dair Anlaşmaya Katma Protokol
BAŞLANGIÇ

Bir yandan,
Türkiye Cumhurbaşkanı,
Öte yandan,
Majeste Belçika Kralı,
Federal Almanya Cumhurbaşkanı,
Fransa Cumhurbaşkanı,
İtalya Cumhurbaşkanı,
Altes Ruayal Lüksemburg Büyük Dükü,
Majeste Hollanda Kraliçesi,
ve Avrupa Toplulukları Konseyi,

Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında bir Ortaklık Yaratan Anlaşma’nın ortaklığın hazırlık döneminden sonra bir geçiş dönemi öngördüğünü gözönünde bulundurarak,

Ortaklık Anlaşması hedeflerine uygun olarak, Hazırlık döneminin Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında genellikle ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesine ve özellikle ticari alışverişlerin gelişmesine büyük ölçüde katkıda bulunduğunu kaydederek,

Hazırlık döneminden geçiş dönemine intikal için şartların bir araya geldiği kanısına vararak,

Söz konusu geçiş döneminin gerçekleşme şartları, usulleri, sıra ve süreleri ile ilgili hükümlerini bir katma protokol ile tespit etmeye, azmederek,

Geçiş dönemi süresince Akit Taraflar’ın, karşılıklı ve dengeli yükümler esası üzerinden Türkiye ile Topluluk arasında bir gümrük birliğinin gitgide yerleşmesini ve ortaklığın iyi işlemesini sağlamak amacıyla, Türkiye’nin ekonomik politikalarının Topluluğunkilere yaklaştırılmasını ve bunun için gerekli ortak eylemlerin geliştirilmesini sağlayacaklarını gözönünde tutarak,

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

TÜRKİYE CUMHURBAŞKANI:
Dışişleri Bakanı
Bay İhsan Sabri Çağlayangil’i,
MAJESTE BELÇİKA KRALI:
Dışişleri Bakanı
Bay Pierre Harmel’i,
FEDERAL ALMANYA CUMHURBAŞKANI:
Dışişleri Bakanı
Bay Walter Scheel’i,
FRANSA CUMHURBAŞKANI:
Dışişleri Bakanı
May Maurice Schumann’ı
İTALYA CUMHURBAŞKANI:
Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı
Bay Mario Pedini’yi,
ALTES RUAYAL LÜKSEMBURG BÜYÜK DÜKÜ:
Dışişleri Bakanı
Bay Gaston Thorn’u,
MAJESTE HOLLANDA KRALİÇESİ:
Dışişleri Bakanı
Bay J.M.A.H. Luns’u,
AVRUPA TOPLULUKLARI KONSEYİ:
Avrupa Toplulukları Konseyi Dönem Başkanı
Bay Walter Scheel’i,
Avrupa Toplulukları Komisyonu Başkanı
Bay Franco Maria Malfatti’yi,

Tam yetki ile atamışlardır. Adları geçenler, yetki belgelerinin karşılıklı olarak verilmesinden ve bunların usul ve şekil bakımından uygunluklarının anlaşılmasından sonra,

Ortaklık Anlaşması’na eklenen aşağıdaki hükümler üzerinde uyuşmuşlardır:

MADDE – 1

Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında bir ortaklık yaratan Anlaşma’nın 4. maddesinde belirtilen Geçiş Dönemi’nin gerçekleşme şartları, usulleri, sıra ve süreleri, bu protokol ile tespit edilmiştir.

KISIM: I
Malların Serbest Dolaşımı
MADDE – 2.

1. Bu kısmın I. bölümünün I. kesimi ile II. bölümü hükümleri:

a) Türkiye veya Topluluk’ta serbest dolaşım durumunda bulunan üçüncü ülkeler çıkışlı maddelerden tamamen veya kısmen elde edilenler de dahil olmak üzere, Türkiye veya Topluluk’ta üretilen mallara,

b) Türkiye ve Topluluk’ta serbest dolaşım durumunda bulunan üçüncü ülkeler çıkışlı mallara,

uygulanır.

2. Türkiye veya Topluluk’ta ithal işlemleri tamamlanmış, gerekli Gümrük Vergisi ve eş etkili vergi veya resimleri tahsil edilmiş ve bu vergi veya resimleri tam veya kısmi bir iadeden yararlanmamış olan üçüncü ülkeler çıkışlı mallar, Türkiye veya Topluluk’ta serbest dolaşım durumunda sayılır.

3. Kaynağı veya çıkış nedeni ile özel bir gümrük rejiminden yararlanarak üçüncü ülkelerden Türkiye veya Topluluğa ithal edilmiş mallar, diğer Akit Taraf’a tekrar ihraç edildiğinde serbest dolaşım durumunda sayılamaz. Bununla beraber, Ortaklık Konseyi, tespit edeceği şartlar içinde, bu kurala sapmalar getirebilir.

4. 1. ve 2. fıkraların hükümleri bu Protokol’ün imzası tarihinden itibaren Türkiye veya Topluluk’tan ihraç edilen mallara uygulanır.

MADDE – 3

1. Bu kısmın I. bölümünün I. kesimi ile II. bölümü hükümleri, Türkiye veya Topluluk’ta elde edilen ve imaline Türkiye veya Topluluk’ta serbest dolaşım durumunda bulunmayan üçüncü ülkeler çıkışlı maddeler giren mallara da uygulanır. Bununla beraber, söz konusu malların bu hükümlerden yararlanabilmesi, imallerine giren, söz konusu malların bu hükümlerden yararlanabilmesi, imallerine giren üçüncü ülkeler maddeleri için Ortak Gümrük Tarifesi’nde öngörülen vergi hadlerinin belli bir yüzdesine eşit bir fark giderici verginin ihracatçı devlette tahsiline bağlıdır. Ortaklık Konseyi’nin belirteceği her dönem için tespit edeceği bu oran, İthalatçı Devlet tarafından bu mallara tanınan tarife indirimine bağlı olarak değişir. Ortaklık Konseyi, üye Devletler arasındaki alış verişlerde 1 Temmuz 1968 tarihinden önce bu konuda yürürlükte olan kuralları gözönünde tutarak, fark giderici verginin tahsil usullerini de tespit eder.

2. Bununla beraber, bu maddede belirtilen şartlar içinde elde edilmiş olan malların Türkiye ve Topluluk tarafından ihracı sırasında, bu Protokolle tespit edilmiş bulunan değişik gümrük indirimi sıra ve sürelerine göre diğer Akit Taraf’a ithal edilen malların çoğunluğu için Gümrük Vergileri indirim oranı %20’yi aşmadıkça, fark giderici vergi alınmaz.

MADDE – 4

Ortaklık Konseyi, 2. ve 3. maddelerin uygulanması için gerekli idari işbirliği usullerini, Üye Devletler arasındaki mal alışverişleri konusunda Toplulukça kararlaştırılan usulleri gözönünde tutarak, tespit eder.

MADDE – 5

1. Gerek Gümrük Vergileri, gerek miktar kısıtlamaları, gerekse ithalattaki bütün eş etkili tedbirlerin diğer herhangi bir ticaret politikası tedbirinin uygulanmasından meydana gelen uyarsızlıkların alışverişlerde yön değişmelerine yol açmak veya ülkesinde ekonomik güçlüklere sebep olmak tehlikesini doğurduğu kanısına varan her Akit Taraf Ortaklık Konseyi’ne başvurabilir ve Konsey, gerektiğinde, bu uyarsızlıklardan doğabilecek zararları önleyecek nitelikte usulleri tavsiye eder.

2. Alış verişlerde yön değişmeleri veya ekonomik güçlükler ortaya çıktığında bunların ivedi bir eylemi gerektirdiği kanısına varan ilgili Taraf gerekli korunma tedbirlerini kendisi alabilir, ve bunları Ortaklık Konseyi’ne geciktirmeksizin bildirir; Ortaklık Konseyi ilgili Tarafın bu tedbirleri değiştirmesi veya kaldırması gerekip gerekmediği hususunda karar verebilir.

3. Bu tedbirlerin seçiminde, ortaklığın işleyişini ve özellikle alış verişlerin normal gelişmesini en az bozacak olanlara öncelik verilmelidir.

MADDE – 6

Geçiş Dönemi süresinde Akit Taraflar, Topluluk üyesi devletlerce daha önce yapılmış yaklaştırmaları da gözönünde tutarak, gümrüklerin ilgili kanun, tüzük ve yönetmelik hükümlerini, Ortaklığın iyi işlemesinin gerektirdiği ölçüde, yaklaştırma yoluna giderler.

BÖLÜM: I
GÜMRÜK BİRLİĞİ
KESİM – I.
Türkiye ve Topluluk arasında Gümrük Vergilerinin kaldırılması
MADDE – 7

1. Akit Taraflar, aralarında ithalat ve ihracata yeni Gümrük Vergileri veya eş etkili vergi veya resimler koymakta ve bu Protokol’ün yürürlüğe giriş tarihinde karşılıklı ticari ilişkilerinde uyguladıkları gümrük vergileri ile eş etkili vergi veya resimleri artırmaktan sakınırlar.

2. Bununla beraber, Anlaşma sonuçlarının gerçekleşmesi için gerekli olduğunda, Ortaklık Konseyi Akit Taraflar’ı ihracata yeni gümrük vergileri veya eş etkili vergi veya resimler koymaya yetkili kılabilir.

MADDE – 8

Türkiye ve Topluluk arasında yürürlükte olan ithalat gümrük vergileri ile eş etkili vergi veya resimler, bu Protokolün 9 ila 11. maddelerinde öngörülen şartlar içinde, gitgide kaldırılır.

MADDE – 9

Topluluk, bu Protokol’ün yürürlüğe girişinde, Türkiye çıkışı ithalata uyguladığı Gümrük Vergileri ile eş etkili vergi veya resimleri kaldırır.

MADDE – 10

1. Her madde için Türkiye’nin yapacağı birbirini izleyecek indirimlerin uygulanacağı temel vergi, Protokol’ün imzası tarihinde Topluluğa karşı fiilen uygulanan vergidir.

2. Türkiye tarafından yapılacak indirimlerin sıra ve süreleri aşağıdaki şekilde tespit edilmiştir: İlk indirim bu Protokol’ün yürürlüğe girişinde uygulanır. İkinci ve üçüncü indirimler sırasıyla üç yıl ve beş yıl sonra yapılır. Dördüncü ve daha sonraki indirimler ise, son indirim Geçiş Döneminin sonunda gerçekleştirilecek şekilde, her yıl uygulanır.

3. Her indirim, her maddenin temel vergisi %10 azaltılarak yapılır.

MADDE – 11

10. maddenin 2. ve 3. fıkraları hükümlerinden sapma olarak, Türkiye, 3 sayılı ekte yer alan maddeler için, Topluluğa uyguladığı temel vergileri, yirmi iki yıllık bir dönemde, aşağıdaki sıra ve sürelerle, gitgide kaldırır: Bu Protokol’ün yürürlüğe girişinde her vergi üzerinden %5 indirim yapılır. %5 oranındaki diğer üç indirim sırasıyla üç, altı ve on yıl sonra uygulanır. %10 oranındaki diğer sekiz indirimin her biri, sırasıyla bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden oniki, onüç, onbeş, onyedi, onsekiz, yirmi, yirmibir ve yirmiiki yıl sonra yapılır.

MADDE – 12

1. Bu Protokol yürürlüğe girdiği sırada Türkiye’de olmayan yeni bir işleme sanayiinin kurulup gelişmesini korumak veya mevcut bir işleme sanayiinin o sırada uygulanmakta olan Türk Kalkınma Planı’nda öngörülen gelişmesini sağlamak amacıyla Türkiye, Geçiş Döneminin ilk sekiz yılında, aşağıdaki şartlarla, 3 sayılı ekte gerekli değişiklikleri yapabilir:

– Bu değişikliklerin tümü, 1967 yılına ait Topluluk çıkışlı toplam ithalat değerinin %10’unu aşmamalıdır,

– 3 sayılı ekte yer alan tüm maddelerin, yine 1967 yılı rakamlarına göre hesaplanan Topluluk çıkışlı ithalat değeri artmamalıdır.

3 sayılı eke alınan maddelere, 11. madde hükümlerine göre hesaplanmış olan vergiler derhal uygulanabilir; bu ekten çıkarılanlara 10. madde hükümlerine göre hesaplanmış olan vergiler derhal uygulanır.

2. Türkiye, yukarıdaki hükümler uyarınca almayı tasarladığı tedbirleri Ortaklık Konseyi’ne bildirir.

3. Yukarıdaki 1. fıkrada belirtilen amaçla ve 1967 yılında Topluluk çıkışlı ithalatın %10’u ile sınırlı kalmak üzere, Geçiş Dönemi süresince Ortaklık Konseyi, Türkiye’yi 10. madde hükmüne giren maddelerin ithalatında, kaldırılan Gümrük Vergilerini yeniden koymak, olanları artırmak veya yeni vergiler koymaya yetkili kılabilir.

Bu tarife tedbirleri, etkilediği tarife pozisyonlarının her birinde, Topluluk çıkışlı ithalata uygulanan vergileri, ad valorem %25’in üstünde bir orana çıkaramaz.

4. Ortaklık Konseyi 1. ve 3. fıkralar hükümlerinin dışına çıkabilir.

MADDE – 13

1. 9 ila 11. maddeler hükümlerine bağlı olmaksızın, Akit Taraflar – özellikle ekonomik kalkınmasını teşvik için gerekli bazı malların ithalatını kolaylaştırmak amacıyla Türkiye – birbirlerinden ithal ettikleri maddelere uygulanan vergilerin tahsili, karşı tarafa bildirmek suretiyle tamamen veya kısmen durdurabilirler.

2. Akit Taraflar, genel ekonomik durumları ve ilgili sektörün durumu elverdiği takdirde, diğer tarafa karşı gümrük vergilerini 9 ila 11. maddelerde öngörülenden daha hızlı bir sıra ve süre içinde indirmeye hazır olduklarını bildirirler. Ortaklık Konseyi bu amaçla tavsiyelerde bulunur.

MADDE – 14

Türkiye’nin ortaklık dışı bir ülkeye karşı, gümrük vergilerine eş etkili bir vergi veya resmi, 10. ve 11. maddelerde öngörülenden daha hızlı bir sıra ve süre ile kaldırma yoluna gitmesi halinde, aynı sıra ve süre, bu vergi veya resmin Topluluğa karşı kaldırılması için de uygulanacaktır.

MADDE – 15

7. maddenin 2. fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, Akit Taraflar, bu protokolün yürürlüğe girişinden en geç dört yıl sonra, aralarındaki ihracat gümrük vergileri ile eş etkili vergi veya resimleri kaldırırlar.

MADDE – 16

1. 7. maddenin 1. fıkrasıyla 8 ila 15. (dahil) maddeler hükümleri mali nitelikteki gümrük vergilerine de uygulanır.

2. Türkiye ve Topluluk, bu Protokol’ün yürürlüğe girişiyle birlikte, mali nitelikteki gümrük vergilerini Ortaklık Konseyi’ne bildirirler.

3. Türkiye, bu mali nitelikteki gümrük vergileri yerine 44. madde hükümlerine uygun bir iç vergi veya resim koymak hakkını saklı tutar.

4. Ortaklık Konseyi, Türkiye’de mali nitelikteki bir gümrük vergisi yerine bir iç vergi veya resim konulmasının ciddi güçlükler yaratacağını tespit ettiği takdirde, en geç geçiş dönemi sonunda kaldırılmak şartıyla, Türkiye’ye bu vergiyi yürürlükte bırakmak yetkisini tanır. Yetki, bu Protokolün yürürlüğe girişinden itibaren oniki ay içinde istenmelidir.

Türkiye, Ortaklık Konseyi tarafından bir karar verilinceye kadar, söz konusu vergileri geçici olarak yürürlükte bırakabilir.

KISIM – II
Ortak Gümrük Tarifesi’nin Türkiye tarafından kabulü
MADDE – 17

Türk Gümrük Tarifesi’nin Ortak Gümrük Tarifesi’ne uyumu, bu Protokol’ün imzası tarihinde Türkiye’nin üçüncü ülkelere fiilen uyguladığı vergilerden hareket edilerek, Geçiş Dönemi içinde, aşağıdaki usullerle yapılır:

1. Yukarıda belirtilen tarihte Türkiye tarafından fiilen uygulanan vergi hadleri, Ortak Gümrük Tarifesi hadlerine göre, fazla veya eksik olarak, %15’i aşan bir farklılık göstermeyen maddelere, 10. maddede öngörülen ikinci indirimden bir yıl sonra, Ortak Gümrük Tarifesi hadleri uygulanır.

2. Diğer hallerde Türkiye, 10. maddede öngörülen ikinci indirimden bir yıl sonra, bu Protokolün imzası tarihinde fiilen uyguladığı gümrük haddi ile Ortak Gümrük Tarifesi haddi arasındaki farkı %20 oranında azaltan Gümrük Vergisi hadleri uygulanır.

3. Bu fark, 10. maddede öngörülen beşinci ve yedinci Gümrük Vergisi indirimleri sırasında, yeniden %20 oranında azaltılır.

4. Ortak Gümrük Tarifesi, 10. maddede öngörülen onuncu gümrük vergisi indirimi ile birlikte tam olarak uygulanır.

MADDE – 18

17. madde hükmünden sapma olarak ve 3 sayılı ekte yer alan maddeler için Türkiye, yirmiiki yıllık bir süre içinde, aşağıdaki usullere göre, tarifesinin uyumu yoluna gider:

1. Bu protokolün imzası tarihinde Türkiye tarafından fiilen uygulanan vergi hadleri; ortak gümrük tarifesi hadlerine göre, fazla veya eksik olarak %15’i aşan bir farklılık göstermeyen maddelere, 11. maddede öngörülen dördüncü vergi indirimi sırasında, ortak gümrük tarifesi hadleri uygulanır.

2. Diğer hallerde, Türkiye, 11. maddede öngörülen dördüncü vergi indirimi sırasında, bu protokolün imzası tarihinde fiilen uyguladığı gümrük haddi ile ortak gümrük tarifesi haddi arasındaki farkı %20 oranında azaltan gümrük vergisi hadleri uygular.

3. Bu fark, 11. maddede öngörülen yedinci ve dokuzuncu indirimler yapılırken, sırasıyla, %30 ve %20 oranında yeniden azaltılır.

4. Ortak gümrük tarifesi yirmiikinci yılın sonunda tam olarak uygulanır.

MADDE – 19

1. 1967 yılı toplam ithalatının değer olarak %10’unu aşmayan bir kısım maddeler için, Türkiye, Ortaklık Konseyi’nde danışmadan sonra, 17. ve 18. maddeler uyarınca üçüncü ülkelere yapacağı gümrük vergisi indirimlerini, bu protokolün yürürlüğe girişini izleyen yirmiikinci yılın sonuna kadar ertelemeye yetkilidir.

2. 1967 yılı toplam ithalatının değer olarak % 5 ini aşmayan bir kısım maddeler için Türkiye, ortaklık konseyinde danışmadan sonra, üçüncü ülkelere yirmi iki yıllık sürenin ötesinde de ortak gümrük tarifesi hadleri üstünde vergi uygulamaya yetkilidir.

3. Bununla beraber, yukarıdaki fıkralar hükümlerinin uygulanmasının ortaklık içinde malların serbest dolaşımına zarar vermemesi gerekir ve bu uygulama Türkiye’nin 5 inci madde hükümlerine başvurmasına yol açamaz.

4. Gümrük tarifesinin ortak gümrük tarifesine uyumunu hızlandırması halinde, Türkiye bu bölümde öngörülen uygulamalardan doğana eş bir tercihi topluluğa saklı tutar.

Ortaklık konseyinin ön müsaadesi olmadıkça, 3 sayılı ekte yer alan maddeler için geçiş döneminin sonundan önce bu hızlandırma yapılamaz.

5. 16. maddenin 4 üncü fıkrasının 1 inci bendinde öngörülen yetki talebine konu olan veya 16. maddenin 4 üncü fıkrasının 2. bendi uyarınca geçici olarak yürürlükte bırakabileceği Gümrük Vergileri için Türkiye, 17. ve 18. maddeler hükümlerini uygulamakla yükümlü değildir. Yetki süresinin bitiminde Türkiye bu maddelerin uygulanmasıyla ulaşılmış olacak vergi hadlerine uygular.

MADDE – 20

1. Türkiye’nin ikili ticaret anlaşmalarının işlemesi, bu protokol hükümleri veya bu protokolün uygulanması yolunda alınan tedbirler dolayısıyla hissedilir şekilde aksarsa, Türkiye, söz konusu anlaşmalarla bağlı bulunduğu ülkeler çıkışlı bazı maddelerin ithalini kolaylaştırmak için, ortaklık konseyinin ön müsaadesi ile sıfır veya indirilmiş Gümrük Vergili tarife kontenjanları açmaya yetkilidir.

2. 1 inci fıkrada belirtilen tarife kontenjanlarının aşağıdaki şartlara uymaları halinde, bu müsaade verilmiş sayılır:

a) Bu kontenjanların yıllık toplam değeri istatistik verilerin bulunduğu son üç yıl içinde Türkiye’nin üçüncü ülkeler çıkışlı ithalatında, 4 sayılı ekte belirtilen kaynaklarla gerçekleştirilen ithalat çıkarıldıktan sonra bulunacak ortalama değerin %10’unu aşmamalıdır. %10 tutarındaki bu miktardan 4 sayılı ek çerçevesinde üçüncü ülkelerden gümrük vergilerinden muaf olarak yapılan ithalatın miktarı düşülür.

b) Her madde için, tarife kontenjanları çerçevesinde öngörülen ithalat değeri, Türkiye’nin, istatistik verileri bulunan son üç yıl için üçüncü ülkeler çıkışlı ithalat değeri ortalamasının üçte birini geçmemelidir.

3. Türkiye, 2. fıkra hükümlerine uygun olarak almayı düşündüğü tedbirleri Ortaklık Konseyi’ne bildirir.

Ortaklık Konseyi, geçiş döneminin sonunda, 2. fıkra hükümlerinin kaldırılmasının veya değiştirilmesinin gerekip gerekmediğine karar verebilir.

4. Bir tarife kontenjanı çerçevesinde uygulanan vergi, hiçbir halde, Türkiye tarafından Topluluk çıkışlı ithalatta fiilen uygulanan vergiden düşük olamaz.

BÖLÜM – II
Akit Taraflar arasında miktar kısıtlamalarının kaldırılması
MADDE – 21

Aşağıdaki hükümler saklı kalmak üzere, Akit Taraflar arasında ithalat miktar kısıtlamaları ve eş etkili bütün tedbirler yasaklanmıştır.

MADDE – 22

1. Akit Taraflar, aralarında, ithalata yeni miktar kısıtlamaları ve eş etkili tedbirler koymaktan sakınırlar.

2. Bununla beraber, bu protokolün yürürlüğe girişinde, Türkiye yönünden bu yüküm, 1967 yılında Topluluk çıkışlı özel ithalatının ancak %35’i için uygulanır. Bu protokolün yürürlüğe girişinden üç, sekiz, on üç ve on sekiz yıl sonra bu oran, sırasıyla %40, 45, 60 ve 80’e yükseltilir.

3. Son üç vadenin her birinden altı ay önce, Ortaklık Konseyi, liberasyon oranının yükseltilmesinin Türkiye’nin ekonomik kalkınması üzerinde yapacağı etkileri inceler ve gerektiğinde, Türk ekonomisinin hızlı kalkınmasını sağlamak için, vadenin, tespit edeceği bir süre kadar ertelenmesini kararlaştırır.

Bir karar alınmadığı takdirde, söz konusu vade bir yıl ertelenmiş olur. İnceleme işlemi, bu sürenin son bulmasından altı ay önce yeniden başlar. Ortaklık Konseyi yine bir karar almadığı takdirde, bir yıllık ikinci bir erteleme daha yapılır.

Bu ikinci sürenin sonunda, Ortaklık Konseyi’nin aksine kararı olmadıkça, liberasyon oranı artırımı Türkiye tarafından uygulanır.

4. Türkiye’ye ithali libere edilen Topluluk çıkışlı maddelerin listesi, bu protokolün imzası sırasında Topluluğa bildirilir. Bu liste Topluluğa konsolide edilir. 2. fıkrada belirtilen vadelerin her birinde libere edilen maddelerin listeleri Topluluğa bildirilir ve konsolide edilir.

5. Türkiye, libere olmakla beraber bu madde uyarınca konsolide edilmemiş bulunan maddeler ithalatına, kısıtlama koyduğu tarihten önceki son üç yıllık Topluluk çıkışlı ithalat ortalamasının en az %75’ine eşit miktarda Topluluk lehine kontenjanlar açmak şartıyla, yeniden miktar kısıtlamaları koyabilir. Bu kontenjanlara 25. maddenin 4. fıkrası hükümleri uygulanır.

6. Türkiye Topluluğa, her halükârda üçüncü ülkelerden daha az elverişli bir işlem uygulamaz.

MADDE – 23

Akit Taraflar, 22. maddenin 5. fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, karşılıklı alışverişlerinde bu Protokol’ün yürürlüğe giriş tarihinde mevcut ithalat miktar kısıtlamalarını ve eş etkili tedbirleri daha kısıtlayıcı hale getirmekten sakınırlar.

MADDE – 24

Topluluk, bu Protokol’ün yürürlüğe girişinde, Türkiye çıkışlı ithalata uyguladığı bütün miktar kısıtlamalarını kaldırır. Bu liberasyon Türkiye’ye konsolide edilir.

MADDE – 25

1. Türkiye, aşağıdaki fıkralarda belirtilen şartlar içinde, Topluluk çıkışlı ithalata uyguladığı miktar kısıtlamalarını gitgide kaldırır.

2. Bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden bir yıl sonra, Türkiye’de libere olmayan her maddenin ithalatında Topluluk lehine kontenjanlar açılır. Bu kontenjanlar, istatistik verileri bulunan son üç yılda gerçekleştirilen Topluluk çıkışlı ithalattan:

a) Belirli yatırım projelerine bağlı özel yardım kaynaklarıyla,
b) Bedelsiz ithalat yoluyla,
c) Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu çerçevesinde,

Gerçekleştirilen ithalat düşüldükten sonra bulunacak ortalamaya eşit bir miktarda tespit edilir.

3. Libere edilmemiş bir maddenin Topluluk çıkışlı ithalatı, bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden sonraki ilk yılda o maddenin toplam ithalatının %7’sini bulmadığı takdirde, bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden bir yıl sonra, söz konusu toplam ithalatın %7’sine eşit bir kontenjan açılır.

4. Bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden üç yıl sonra, Türkiye, bu suretle tespit edilmiş bütün kontenjanları, bir yıl öncesine göre, toplam değer olarak en az %10 ve her madde ile ilgili kontenjanın değerinde de en az %5 oranında bir genişleme gerçekleştirilecek şekilde artırır. Bu değerler, her iki yılda bir, önceki döneme göre aynı oranlarda artırılır.

5. Bu Protokol’ün yürürlüğe girişinin onüçüncü yılından başlayarak, iki yılda bir, her kontenjan, önceki döneme göre en az %20 oranında artırılır.

6. Bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden sonraki ilk yılda, libere edilmemiş bir madde için, Türkiye’de hiçbir ithalat gerçekleştirilmemiş ise, bir kontenjanın açılması ve genişletilmesi usulleri Ortaklık Konseyi tarafından tespit edilir.

7. Ortaklık Konseyi, libere edilmemiş bir maddenin ithalatının, birbirini izleyen iki yıl içinde, açılmış olan kontenjanın hissedilir şekilde altında kaldığı kanısına varırsa, bu kontenjan, Topluluğa açılacak kontenjanların toplam değeri hesaplanırken göz önüne alınamaz. Bu durumda Türkiye, Topluluğa bu maddedeki kontenjan kısıtlamasını kaldırır.

8. Türkiye’de uygulanan bütün ithalat miktar kısıtlamalarının bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden en geç yirmiiki yıl sonra kaldırılması gereklidir.

MADDE – 26

1. Akit Taraflar, aralarında uyguladıkları ithalat miktar kısıtlamalarına eş etkili bütün tedbirleri en geç yirmiiki yıllık bir dönem sonunda kaldırırlar. Ortaklık Konseyi, Topluluk içinde alınmış olan kararları da göz önünde bulundurarak, bu dönemde kademeli olarak yapılacak uyumlar hususunda tavsiyede bulunur.

2. Özellikle, Türkiye, Topluluk çıkışlı malların ithalatında, ithalatçılar tarafından yatırılması gerekli teminatları, 10. ve 11. maddelerde öngörülen sıra ve sürelere göre gitgide kaldırır.

Ayrıca, bu Protokol’ün yürürlüğe girişiyle birlikte, Topluluk’tan ithal edilen, Türk Gümrük Tarifesi’nin 87.06 pozisyonundaki Topluluk çıkışlı motorlu kara nakil vasıtalarının aksam, parça ve teferruatında, bu malların gümrük değerinin %140 ını ve diğer Topluluk çıkışlı mallarda da aynı değerin %120 sini aşan ithalat teminatları bu oranlar seviyesine indirilir.

MADDE – 27

1. Akit Taraflar arasında ihracat miktar kısıtlamaları ve bütün eş etkili tedbirler yasaklanmıştır.

Türkiye ve Topluluk, en geç Geçiş Döneminin sonunda, aralarındaki ihracat miktar kısıtlamalarını ve bütün eş etkili tedbirleri kaldırırlar.

2. Yukarıdaki fıkra hükmünden sapma olarak, Türkiye ve Topluluk, Ortaklık Konseyi’ne danıştıktan sonra, ekonomilerinin bazı faaliyet dallarının gelişmesini teşvik veya temel maddelerde muhtemel bir kıtlığa karşı konulması için gerekli olduğu ölçüde, bu maddeler ihracatındaki mevcut kısıtlamaları muhafaza edebilir veya yeni kısıtlamalar koyabilirler.

Bu durumda, ilgili Taraf, diğeri lehine, bir yandan istatistik verileri bulunan son üç yıllık ihracatın ortalamasını, öte yandan da gitgide gerçekleşecek Gümrük Birliği içinde alışverişlerin normal gelişmesini göz önünde bulundurarak bir kontenjan açar.

MADDE – 28

Türkiye, genel ekonomik durumu ve ilgili sektörün durumu elverdiği takdirde, ithalat ve ihracat miktar kısıtlamalarını Topluluğa karşı yukarıdaki maddelerde öngörülenden daha hızlı sıra ve sürelerde kaldırmaya hazır olduğunu beyan eder. Ortaklık Konseyi bu konuda Türkiye’ye tavsiyelerde bulunur.

MADDE – 29

21 ila 27. (dahil) maddeler hükümleri, kamu ahlakı, kamu düzeni, kamu güvenliği, insan ve hayvanların hayat ve sağlıklarının veya bitkiler ile sanat, tarih veya arkeoloji değeri olan milli servetlerin veya ticari ve sınai mülkiyetin korunması nedenlerinin haklı kıldığı ithalat, ihracat veya transit yasaklamaları veya kısıtlamaları konulmasına engel teşkil etmez. Bununla beraber, bu yasaklama veya kısıtlamalar, ne bir keyfi ayırım aracı, ne de Akit Taraflar arasındaki ticarette örtülü bir kısıtlama niteliği taşımalıdır.

MADDE – 30

1. Akit Taraflar ticari nitelik taşıyan milli tekellerini, tedarik ve sürüm şartları bakımından, Türkiye ve Topluluk üyesi Devletler uyrukluları arasındaki her türlü farklılığın yirmi iki yıllık bir süre sonunda kalkmasını sağlayacak şekilde, gitgide düzenlerler.

Bu madde hükümleri, Türkiye’nin veya bir üye devletin Türkiye ile Topluluk arasındaki ihracat veya ithalatı dolaylı veya dolaysız, hukuken veya fiilen kontrol ettiği, yönettiği veya hissedilir şekilde etkilediği bütün kuruluşlara uygulanır. Bu hükümler, idaresi devredilmiş Devlet tekellerine de uygulanır.

2. Akit Taraflar, 1. fıkrada yer alan ilkelere aykırı veya aralarındaki gümrük vergilerinin ve miktar kısıtlamalarının kaldırılması ile ilgili maddelerin hükümlerinin kapsamını daraltan her türlü yeni tedbir almaktan sakınırlar.

3. Bu maddede belirtilen Türk tekellerinin uyumu ve Türkiye ile Topluluk arasındaki alışveriş engellerinin azaltılmasıyla ilgili usul, sıra ve süreler, bu protokolün yürürlüğe girişinden en geç altı yıl sonra, Ortaklık Konseyi tarafından tespit edilir.

Yukarıdaki bentte öngörülen Ortaklık Konseyi kararına kadar, Akit Taraflar, diğer tarafta tekel konusu olan maddelere en çok kayrılan üçüncü ülkenin aynı mallarına uygulanana en azından eşit bir işlem uygularlar.

4. Akit Tarafların yükümlülükleri, mevcut milletlerarası anlaşmalarla bağdaştığı ölçüde geçerlidir.

BÖLÜM – III
Ortak tarım politikasının uygulama alanına konulması sonucu olarak Topluluğa ithali özel düzene bağlı ürünler
MADDE – 31

Tarım ürünleri için IV. bölümde belirtilen rejim, ortak tarım politikasının uygulama alanına konulması sonucu olarak Topluluğa ithali özel bir düzene bağlı ürünlere uygulanır.

BÖLÜM – IV
TARIM
MADDE – 32

Bu Protokol’ün hükümleri, 33 ila 35 inci maddelerde öngörülen aykırı hükümler saklı kalmak üzere, tarım ürünlerine uygulanır.

MADDE – 33

1. Yirmiiki yıllık dönem içinde, Türkiye, tarım ürünlerinin Türkiye ile Topluluk arasında serbest dolaşımı için Türkiye’de uygulanması gerekli ortak tarım politikası tedbirlerini bu dönemin sonunda alabilmek amacıyla, kendi tarım politikasının uyumu yoluna gider.

2. 1. fıkrada belirtilen sürede Topluluk, tarım politikasının tespiti veya ilerideki gelişmesi sırasında Türk tarımının çıkarlarını göz önünde tutar. Türkiye, bu amaca yararlı bütün unsurları Topluluğa bildirir.

3. Topluluk, Ortak Tarım Politikası’nın tespiti veya gelişmesi ile ilgili Komisyon tekliflerini, bu tekliflere ilişkin görüşleri ve alınan kararları Türkiye’ye bildirir.

4. Tarım alanında Türkiye tarafından Topluluğa bildirilmesi gereken hususları Ortaklık Konseyi kararlaştırır.

5. 3. fıkrada belirtilen Komisyon teklifleri ve 1. fıkra uyarınca Türkiye’nin tarım alanında almayı öngördüğü tedbirlerle ilgili olarak, Ortaklık Konseyi çerçevesinde, danışmalar yapılabilir.

MADDE – 34

1. Yirmiiki yıllık dönemin sonunda Ortaklık Konseyi, Türkiye’nin 33. maddenin 1. fıkrasında belirtilen Ortak Tarım Politikası tedbirlerini aldığını tespit ettikten sonra, tarım ürünlerinin Türkiye ve Topluluk arasında serbest dolaşımının gerçekleşmesi için gerekli hükümleri tespit eder.

2. 1. fıkrada belirtilen hükümler, bu Protokol’de öngörülen kurallardan gerekli her türlü sapmayı kapsayabilir.

3. Ortaklık Konseyi 1. fıkrada belirtilen tarihi değiştirebilir.

MADDE – 35

1. 34. maddede öngörülen hükümlerin tespit edilmesine kadar ve 7 ila 11, 15 ila 18. maddeler, 19. maddenin 1. ve 5. fıkraları, 21 ila 27 ve 30. maddeler hükümlerinden sapma olarak, Türkiye ve Topluluk, birbirlerine, tarım ürünleri alışverişleri için, genişliği ve usulleri Ortaklık Konseyi tarafından tespit edilecek olan tercihli bir rejim tanırlar.

2. Bununla beraber, geçiş döneminin başından itibaren uygulanacak rejim 6 sayılı ekte tespit edilmiştir.

3. Bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden bir yıl sonra ve bundan sonra da iki yılda bir, Ortaklık Konseyi, iki Taraftan birinin isteği üzerine tarım ürünlerine uygulanan tercihli rejimin sonuçlarını inceler. Ortaklık Konseyi, Ortaklık Anlaşmasının amaçlarının gitgide gerçekleşmesini sağlamak üzere, gerekli olabilecek iyileştirmeleri kararlaştırabilir.

4. 34. maddenin 2. fıkrası hükümleri bu madde için de geçerlidir.

KISIM – II
Kişilerin ve hizmetlerin dolaşımı
BÖLÜM – 1
İşçiler
MADDE – 36

Türkiye ile Topluluk üyesi Devletler arasında işçilerin serbest dolaşımı, Ortaklık Anlaşması’nın 12. maddesinde yer alan ilkelere uygun şekilde, Anlaşma’nın yürürlüğe girişinden sonraki onikinci yılın sonu ile yirmiikinci yılın sonu arasında kademeli olarak gerçekleştirilecektir.

Ortaklık Konseyi bu konuda gerekli usulleri kararlaştıracaktır.

MADDE – 37

Her Üye Devlet, Topluluk’ta çalışan Türk uyruklu işçilere, çalışma şartları ve ücret bakımından, Topluluk üyesi diğer devletler uyruklu işçilere göre uyrukluktan ötürü herhangi bir farklı işleme yer vermeyen bir rejim tanır.

MADDE – 38

Türkiye ile Topluluk Üyesi Devletler arasında işçilerin serbest dolaşımının kademeli olarak gerçekleşmesine değin, Ortaklık Konseyi, Türk uyruklu işçilerin her üye devlette çalışmalarını kolaylaştırmak amacıyla, bu işçilerin serbestçe meslek ve yer değiştirmelerinden ortaya çıkan bütün sorunları ve özellikle çalışma ve oturma izinlerinin uzatılmasını inceleyebilir.

Bu amaçla, Ortaklık Konseyi Üye Devletlere tavsiyelerde bulunabilir.

MADDE – 39

1. Bu Protokol’ün yürürlüğe girişinin birinci yılının bitiminden önce, Ortaklık Konseyi, sosyal güvenlik alanında, Topluluk içinde yer değiştiren Türk uyruklu işçiler ve bunların Topluluk’ta oturan aileleri yararına hükümler tespit eder.

2. Bu hükümler, tespit edilecek usullere göre, Türk uyruklu işçilere yaşlılık, ölüm ve sakatlık gelir ve aylıkları ile işçi ve Topluluk içinde oturan ailesine sağlanan sağlık hizmetleri yönünden, çeşitli üye Devletlerde geçen sigorta veya çalışma sürelerinin birleştirilmesine imkan verecektir. Bu hükümler, Topluluk Üyesi Devletler için, Türkiye’de geçmiş süreleri göz önünde tutmak zorunluluğu yaratmaz.

3. Yukarıda belirtilen hükümler, işçinin ailesinin Topluluk içinde oturmaması halinde, aile yardımlarının ödenmesini sağlayacak nitelikte olmalıdır.

4. 2. fıkranın uygulanması sonucu kararlaştırılan hükümler uyarınca hak kazanılan yaşlılık, ölüm ve sakatlık gelir ve aylıkları Türkiye’ye gönderilebilecektir.

5. Bu maddede belirtilen hükümler, Türkiye ile Topluluk Üyesi Devletler arasındaki ikili anlaşmalardan doğan hak ve yükümleri, bunlar Türk uyruklular yararına daha elverişli bir rejim öngördükleri ölçüde değiştirmez.

MADDE – 40

Ortaklık Konseyi, Topluluğu kuran Antlaşma’nın 50. maddesinin Üye Devletler’ce uygulama alanına konması sonucu alınan tedbirlerden esinlenerek, aralarında genç işçi değişimini kolaylaştırmak üzere, Türkiye ve diğer devletlere tavsiyelerde bulunabilir.

BÖLÜM – II
Yerleşme hakkı, hizmetler ve ulaştırma
MADDE – 41

1. Akit Taraflar, aralarında, yerleşme hakkı ve hizmetlerin serbest edimine yeni kısıtlamalar koymaktan sakınırlar.

2. Ortaklık Konseyi, Ortaklık Anlaşması’nın 13. ve 14. maddelerinde yer alan ilkelere uygun olarak, Akit Taraflar’ın yerleşme hakkı ve hizmetlerin serbest edimindeki kısıtlamaları aralarında gitgide kaldırmalarında uygulanacak sıra, süre ve usulleri tespit eder.

Ortaklık Konseyi, söz konusu sıra, süre ve usulleri, çeşitli faaliyet dalları için bu alanlarda Topluluğun daha önce koyduğu hükümleri ve Türkiye’nin ekonomik ve sosyal alanlardaki özel durumunu göz önüne alarak, tespit eder. Üretim ve alışverişlerin gelişmesine özellikle katkıda bulunan faaliyetlere öncelik verilir.

MADDE – 42

1. Ortaklık Konseyi, özellikle-Türkiye’nin coğrafi durumunu da göz önünde bulundurarak, tespit edeceği usullere göre, Topluluğu kuran Antlaşma’nın ulaştırma ile ilgili hükümlerini Türkiye’ye teşmil eder. Ortaklık Konseyi, bu hükümlerin demiryolu, karayolu ve su yolu ulaştırmalarına uygulanması amacıyla Topluluk tarafından alınmış olan kararları Türkiye’ye, aynı şartlar içinde, teşmil edebilir.

2. Topluluğu kuran Antlaşma’nın 84. maddesinin 2. fıkrası uyarınca Topluluk, deniz ve hava ulaştırmasına ilişkin hükümler tespit ettiği takdirde, Ortaklık Konseyi, Türk deniz ve hava ulaştırması için hangi ölçüde ve hangi usule göre hükümler tespit edilebileceğini kararlaştırır.

KISIM – III
Ekonomi politikalarının yaklaştırılması
BÖLÜM – I
Rekabet, vergileme ve mevzuatın yaklaştırılması
MADDE – 43

1. Ortaklık Konseyi, bu Protokol’ün yürülüğe girişinden sonra altı yıllık bir süre içinde, Topluluğu kuran Antlaşma’nın 85, 86, 90 ve 92. maddelerinde belirtilen ilkelerin uygulama şartlarını ve usullerini tespit eder.

2. Geçiş döneminde Türkiye, Topluluğu kuran Antlaşma’nın 92. maddesinin 3 (a) fıkrasında öngörülen durumda sayılabilir. Bu bakımdan Türkiye’nin ekonomik kalkınmasının kolaylaştırılmasına yönelen yardımlar, alışveriş şartlarını Akit Taraflar’ın ortak çıkarına aykırı düşecek ölçüde değiştirmedikçe, ortaklığın iyi işlemesi ile bağdaşır kabul edilir.

Geçiş döneminin sonunda, Ortaklık Konseyi, Türkiye’nin o tarihteki ekonomik durumunu gözönünde bulundurarak, yukarıdaki bentte öngörülen hükmün uygulanma süresinin uzatılmasının gerekip gerekmeyeceğini kararlaştırır.

MADDE – 44

1. Hiçbir Akit Taraf, diğer tarafın mallarına, benzeri milli mallara dolaylı veya dolaysız şekilde uyguladıklarından, hangi nitelikte olursa olsun, dolaylı veya dolaysız daha yüksek bir iç vergi uygulayamaz.

Hiçbir Akit Taraf, diğer tarafın mallarına, başka üretimleri dolaylı olarak koruyacak nitelikte bir iç vergi uygulayamaz.

Akit Taraflar, imza tarihinde mevcut olan ve yukarıdaki kurallara aykırı bulunan hükümleri en geç bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden sonraki üçüncü yılın başında kaldırırlar.

2. Türkiye ile Topluluk arasındaki mal alışverişlerinde, ihraç edilen mallar, dolaylı veya dolaysız olarak bu mallara uygulanan vergilerden daha yüksek bir iç vergi iadesinden yararlanamaz.

3. Muamele Vergisi kademeli toplu vergi sistemine göre olmuyorsa, ithal mallarına uygulanan iç vergiler veya ihraç mallarına tanınan iadeler için yukarıdaki fıkralarda yer alan ilkelere dokunmamak şartıyla, mallar veya mal grupları itibariyle ortalama hadler tespit olunabilir.

4. Ortaklık Konseyi, Topluluğun bu maddede belirtilen alandaki tecrübesini gözönünde bulundurarak, yukarıdaki hükümlerin uygulanmasını gözetir.

MADDE – 45

Muamele vergileri, tüketim vergileri ve diğer dolaylı vergiler dışındaki vergilendirmelerde, Türkiye ile Topluluk arasındaki mal alışverişlerinde, muafiyet tanınması ve ihracatta vergi iadesi yapılması ile ithalatta fark giderici vergi veya resimler konulması, ancak alınması tasarlanan bu tedbirlerin, Ortaklık Konseyi’nce, sınırlı bir süre için, önceden onaylanmış olmasına bağlıdır.

MADDE – 46

Akit Taraflar, Ortaklık Konseyi’nin 43. maddenin 1. fıkrasında belirtilen şart ve usulleri tespit eden bir karar almamış olmasından ve bu kararların veya 44. ve 45. maddelerde öngörülen hükümlerin uygulanmamasından doğacak güçlükleri gidermek için gerekli gördükleri korunma tedbirlerini alabilirler.

MADDE – 47

1. Yirmiiki yıllık bir dönem içinde Ortaklık Konseyi, Akit Taraflar’dan birinin istemi üzerine, Türkiye ile Topluluk arasındaki ilişkilerde damping uygulamaları bulunduğunu tespit ederse, dampinge sebep olanlara bu uygulamaya son vermeleri amacıyla tavsiyelerde bulunur.

2. Zarar gören Taraf:

a) Ortaklık Konseyi’nin, 1. fıkra uyarınca, istemin yapıldığı tarihten başlayarak üç aylık bir süre içinde hiçbir karar almaması,

b) 1. fıkrada öngörülen tavsiyelerin yapılmasına rağmen damping uygulamalarının devam etmesi,

hallerinde, Ortaklık Konseyi’ne haber verdikten sonra, uygun gördüğü korunma tedbirlerini alabilir.

Ayrıca, zarar gören tarafın çıkarı derhal bir eylemi gerektiriyorsa, bu taraf, çıkarını korumak amacıyla, Ortaklık Konseyine haber verdikten sonra, dampinge karşı konulacak vergiler de dahil olmak üzere, koruyucu nitelikte geçici tedbirler alabilir. Bu tedbirlerin uygulama süresi, istemin yapıldığı veya zarar gören tarafın yukarıdaki bendin (b) hükmü uyarınca korunma tedbirlerini aldığı tarihten başlayarak üç ayı geçemez.

3. 2. fıkranın 1. bendinin (a) hükmü veya 2. bendinde belirtilen hallerde korunma tedbirleri alındığı takdirde, Ortaklık Konseyi, 1. fıkrada öngörülen tavsiyeler yapılıncaya kadar bu korunma tedbirlerinin geriye bırakılmasını her an kararlaştırabilir.

2. fıkranın 1. bendinin (b) hükmünde belirtilen halde korunma tedbirleri alındığı takdirde, Ortaklık Konseyi, bu korunma tedbirlerinin kaldırılmasını veya değiştirilmesini tavsiye edebilir.

4. Akit Taraflar’dan biri kaynaklı veya o Akit Taraf ülkesinde serbest dolaşım durumunda bulunan ve diğer Akit tarafa ihraç edilen mallar, birinci Akit Taraf ülkesine tekrar ithal edildiğinde, hiçbir gümrük vergisi, miktar kısıtlaması veya eş etkili tedbir uygulanmaksızın kabul olunur.

Ortaklık Konseyi, bu fıkra hükümlerinin uygulanması amacıyla, bu alanda Topluluğun edindiği tecrübeden esinlenerek, her türlü yararlı tavsiyelerde bulunabilir.

MADDE – 48

Bu Protokol hükümlerinin kapsamına girmemekle beraber ortaklığın işlemesini doğrudan doğruya etkileyen veya bu hükümler kapsamına girdiği halde bunlarla ilgili herhangi bir özel usul öngörülmemiş olan alanlarda Ortaklık Konseyi, Akit Taraflardan her birine, kanun, tüzük ve yönetmelik hükümlerinin yaklaştırılmasına yönelen tedbirler almalarını tavsiye edebilir.

BÖLÜM: II
Ekonomi Politikası
MADDE – 49

Ortaklık Anlaşması’nın 17. maddesinde yer alan hedeflerin gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak amacıyla, Akit Taraflar, ekonomi politikalarını koordine etmek için, Ortaklık Konseyi’nde, düzenli olarak danışmada bulunurlar.

Ortaklık Konseyi, gerektiğinde, duruma uygun tedbirler tavsiye eder.

MADDE – 50

1. Akit Taraflar, genellikle ekonomik durumları ve özellikle ödemeler dengelerinin durumu elverdiği ölçüde, ödemelerini, Ortaklık Anlaşması’nın 19. maddesinde öngörülenden daha fazla serbestleştirme yoluna gitmeye hazır olduklarını bildirirler.

2. Mal ve hizmet alışverişleri ile sermaye hareketleri sadece bunlara ait ödemelerin kısıtlanmasıyla sınırlandırıldığı ölçüde; bu kısıtlamaların gitgide kaldırılması amacıyla, miktar kısıtlamalarının kaldırılmasına hizmet edimi ve sermaye hareketleriyle ilgili hükümler kıyas yoluyla uygulanır.

3. Akit Taraflar, Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu kuran Antlaşma’nın III sayılı ekinde yer alan görünmeyen işlemlere ilişkin transferlere uygulamakta bulundukları rejimi, Ortaklık Konseyi’nin ön müsaadesi olmadıkça, daha kısıtlayıcı bir hale getirmemeyi üstlenirler.

4. Ortaklık Anlaşması’nın 19. maddesi ile bu maddede belirtilen ödemelerin ve transferlerin gerçekleştirilmesini sağlamak için alınacak tedbirler konusunda Akit Taraflar, gerektiğinde, birbirlerine danışırlar.

MADDE – 51

Ortaklık Anlaşması’nın 20. maddesinde yer alan hedeflerin gerçekleştirilmesi amacıyla, Türkiye, bu Protokol’ün yürürlüğe girişiyle birlikte, Topluluk’tan gelen ve ekonomik kalkınmasına katkıda bulunabilecek özel sermayeye tanıdığı rejimi iyileştirmek için çaba gösterir.

MADDE – 52

Akit taraflar, aralarındaki sermaye hareketlerine ve bu hareketlere ilişkin cari ödemelere zarar verecek yeni kısıtlamalar koymamaya ve mevcut rejimi daha kısıtlayıcı hale getirmemeye çaba gösterirler.

Akit Taraflar, sermaye işlem ve sermaye transferlerinin yapılmasında veya yürütülmesinde uygulanan izin ve kontrol işlemlerini mümkün olan ölçüde basitleştirirler ve gerektiğinde, bu basitleştirme için birbirlerine danışırlar.

BÖLÜM: III
Ticaret Politikası
MADDE – 53

1. Akit Taraflar, geçiş dönemi süresince, ticaret politikalarının, özellikle Topluluğu kuran Antlaşma’nın 113. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen alanlarda, üçüncü ülkelere karşı koordinasyonunu sağlamak için, Ortaklık Konseyi’ne danışmada bulunurlar.

Bu amaçla her Akit Taraf, diğerinin istemi üzerine, akdettiği tarife veya ticari hükümleri kapsayan anlaşmalarla dış alışverişler rejiminde yaptığı değişiklikler hakkında yararlı bütün bilgileri verir.

Bu anlaşmaların veya değişikliklerin Ortaklığın işleyişi üzerinde doğrudan doğruya ve özel bir etkisi olması halinde, Akit Taraflar’ın çıkarlarını gözetmek amacıyla, Ortaklık Konseyi’nde duruma uygun danışmalar yapılacaktır.

2. Geçiş döneminin sonunda, Akit Taraflar, eş biçimde ilkeler üzerine kurulmuş bir ticaret politikasına erişmek amacıyla, Ortaklık Konseyi’nde, ticaret politikalarının koordinasyonunu güçlendirirler.

MADDE – 54

1. Topluluk, Ortaklığın işleyişi üzerinde doğrudan doğruya ve özel bir etkisi olan bir ortaklık anlaşması veya bir tercihli anlaşma akdettiği takdirde, Türkiye ile Topluluk arasındaki Ortaklık Anlaşmasında belirtilen karşılıklı çıkarların Topluluk’ca dikkate alınmasını sağlamak üzere, Ortaklık Konseyi’nde duruma uygun danışmalar yapılacaktır.

2. Ortaklık içinde malların dolaşımında karşılaşılan engellerin kaldırılması için gerekli olduğu takdirde, Türkiye, Topluluğa bir ortaklık anlaşması veya bir tercihli anlaşma ile bağlı ülkelerle olan alışverişlerinin ortaya çıkarabileceği pratik meselelerin çözümünü kolaylaştırmak amacıyla yararlı bütün tedbirleri almak için çaba gösterir.

Bu tedbirlerin alınmamış olması halinde, Ortaklığın iyi işlemesini sağlamak için Ortaklık Konseyi gerekli hükümleri tespit edebilir.

MADDE – 55

“Kalkınma için Bölgesel İşbirliğinin (RCD)” uygulanması konusunda Ortaklık Konseyi’nde danışmalar yapılacaktır.

Ortaklık Konseyi, icabında gerekli hükümleri kararlaştırabilir. Bu hükümler ortaklığın iyi işlemesini engellememelidir.

MADDE – 56

Bir üçüncü devletin Topluluğa katılması halinde, Türkiye ve Topluluğun Ortaklık Anlaşması’nda belirtilen karşılıklı çıkarlarının dikkate alınmasını sağlamak amacıyla, Ortaklık Konseyi’nde duruma uygun danışmalar yapılacaktır.

KISIM – IV
Genel ve son hükümler
MADDE – 57

Akit Taraflar, kamu idareleri veya teşebbüsleri ile kendilerine özel veya münhasır haklar tanınmış olan özel teşebbüsler tarafından girişilecek satınalmalara katılma şartlarını, birbirlerinin ülkelerinde yerleşmiş Türk ve üye devletler uyrukluları arasında fark gözeten bütün işlemleri yirmiiki yıllık bir sürenin sonunda kaldıracak şekilde gitgide düzenlerler.

Ortaklık Konseyi bu düzenlemenin sıra, süre ve usullerin bu alanda Topluluk’ta kabul edilmiş çözüm yollarından esinlenerek tespit eder.

MADDE – 58

Bu Protokol’ün kapsamına giren alanlarda;

– Türkiye tarafından, Topluluğa uygulanan rejim, üye devletler ile bunların uyrukları veya ortaklıkları arasında hiçbir farklı işleme meydan veremez;

– Topluluk tarafından, Türkiye’ye uygulanan rejim, Türk uyrukluları veya Türk ortaklıkları arasında hiçbir farklı işleme meydan veremez.

MADDE – 59

Bu Protokol’ün kapsamına giren alanlarda, Türkiye üye devletlerin, Topluluğu kuran Antlaşma uyarınca birbirlerine tanıdıklarından daha elverişli bir işlemden yararlanamaz.

MADDE – 60

1. Türk ekonomisinin bir faaliyet sektörünü veya dış mali istikrarını tehlikeye düşürecek ciddi bozukluklar ortaya çıkar veya Türkiye’nin bir bölgesinin ekonomik durumunun bozulması şeklinde güçlükler belirirse, Türkiye gerekli korunma tedbirlerini alabilir.

Bu tedbirler ve bunların uygulama usulleri Ortaklık Konseyi’ne geciktirmeksizin bildirilir.

2. Topluluğun, bir veya birkaç üye devletin bir ekonomik faaliyet sektörünü; bir veya birkaç üye devletin dış mali istikrarını tehlikeye düşüren ciddi bozukluklar ortaya çıkar veya Topluluğun bir bölgesinin ekonomik durumunun bozulması şeklinde güçlükler belirirse; Topluluk, gerekli korunma tedbirlerini alabilir veya ilgili üye devlet veya devletleri bu tedbirleri almakla yetkili kılabilir.

Bu tedbirler ve bunların uygulama usulleri Ortaklık Konseyi’ne geciktirmeksizin bildirilir.

3. 1. ve 2. fıkralar hükümlerinin uygulanmasında, ortaklığın işleyişini en az aksatacak tedbirlerin öncelikle seçilmesi gereklidir. Bu tedbirler, ortaya çıkan güçlüklerin giderilmesi için gerekli ölçüyü hiçbir şekilde aşmamalıdır.

4. 1. ve 2. fıkraların uygulanması sonucu alınan tedbirler üzerinde Ortaklık Konseyi’nde danışmalar yapılabilir.

MADDE – 61.

Geçiş döneminin süresi, bu Protokol’ün özel hükümleri saklı kalmak üzere, oniki yıldır.

MADDE – 62

Bu Protokol ve ekleri, Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında bir ortaklık yaratan Anlaşma’nın ayrılmaz parçalarıdır.

MADDE – 63

1. Bu Protokol, imza eden devletlerin kendi anayasa, usullerine uyularak onaylanır ve Topluluk yönünden Konsey’ce, Topluluğu kuran, Antlaşma hükümleri uyarınca bir karar alınması ve bu kararın Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında bir ortaklık yaratan Anlaşma’nın Akit Tarafları’na tebliği ile geçerli bir şekilde aktedilmiş olur.

Yukarıda belirtilen aktin onaylama ve tebliğ belgeleri Brüksel’de karşılıklı olarak verilir.

2. Bu Protokol, 1. fıkrada belirtilen onaylama ve tebliğ belgelerinin karşılıklı olarak verilmesi tarihini izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.

3. Bu Protokol’ün yürürlüğe giriş tarihinin takvim yılı başına rastlamaması halinde, Ortaklık Konseyi, bu Protokol’de öngörülen süreleri, özellikle malların serbest dolaşımının gerçekleştirilmesi bakımından, takvim yılı ile birlikte son bulacak şekilde kısaltabilir veya uzatabilir.

MADDE – 64

Bu Protokol, her metin eşit olarak geçerli olmak üzere, Türk, Alman, Fransız, İtalyan, Hollanda dillerinde ikişer nüsha olarak yazılmıştır.

Bunun belgesi olarak, aşağıda adları yazılı tam yetkili temsilciler bu Katma Protokol’ün altına imzalarını atmışlardır.

Zu Urkund Dessen haben die unterzeichneten Bevollmächtigten ihre Unterschriften unter dieses Zusatzprotokoll gesetzt.

En foi de Quoi, les plénipotentiaires soussignés ont aposé leurs signatures au bas du présent Protokole additionnel.

In Fede Di Che, i plenipotenziari sottoscritti hanno apposto le loro firme in calce al presente Protocollo addizionale.

Ten Blıjke Waarhvan de ondergetekende gevolmachtigden hun handtekening onder dit Aanvullend Protocol hebben gesteld.

Brüksel’de, yirmiüç Kasım bindokuzyüzyetmiş gününde yapılmıştır.

Gescheben zu Brüssel am deriundzwanzigsten November neunzehnhundertsiebzig.

Fait à Bruxelles, le vingt-trois novembre mil neuf cent soixantedix.

Fatto a Bruxelles, addi’ ventitre novembrè millenovecentosettants.

Gedaan te Brussel, de drieëtwintigste november negentienhonderd zeventig.

Türkiye Cumhurbaşkanı adına,
İhsan Sabri Çağlayangil.

Pour sa Majesté le Roi des Belges,
Voor Zijne Majesteit de Koning der Belgen,
Pierre Harmel.
Für den Präsidente der Bundesrepublik Deutschland,
Walter Schell.
Pour le Président de la République Française,
Maurice Schuman.
Per il Presidente della Republica Italiana,
Mario Pedini.
Pour Son Altesse Royale le Grand Due de Luxembourg,
Gaston Thorn.
Voor Hare Majesteit de Koningin der Nederlanden,
J. M. A. H. Luna.
In Namen des Rates der Europäischen Gemeinschaften,
Pour le Conseil des Communautés Européennes,
Per il Consiglio delle Communità Europee,
Voor de Raad der Suropese Gemeenschappen,
Walter Schell Franco Maria Maifatti

Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında bir Ortaklık Yaratan Anlaşma’ya ekli «Geçici Protokol» ün birinci maddesi uyarınca 23 Kasım 1970 tarihinde Brüksel’de imzalanmış olan Katma Protokol ve Ekleri ile Malî Protokol, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu yetki alanına giren maddelerle ilgili Anlaşma ve Son Senetin onaylanmasının uygun bulunduğuna dair Kanun

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

4 Ağustos – Hukuk Takvimi

0

4 Ağustos – Hukuk Takvimi

1639
Hukukçu, yazar ve oyuncu Juan Ruiz de Alarcón 4 Ağustos 1639 tarihinde, Madrid’de öldü. (Doğumu: 1581, Meksiko) İspanya’da Salamanca Üniversitesi’nde kilise hukuku öğrenimi gördü ve bir süre avukatlık yaptı.  İspanya’ya yerleşti ve memurluk yaptı. Bu dönemde oyunlar yazmaya başladı ve çoğunlukla komedi türünde eserler yazdı. Yazmış olduğu 25 kadar oyunu iki cilt olarak yayımlandı. 1639 yılında Madrid’de öldü. Segovyalı Dokumacı (El tejedor de Segovia), Yerin Kulağı Var ( Las paredes oyen) ve Şüpheli Gerçek (La verdad sospechos) önemli eserleridir.
1791
Ziştovi Antlaşması imzalandı. Ziştovi Antlaşması, 4 Ağustos 1791 tarihinde Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı Devleti arasında Sistovo’da imzalanan barış antlaşmasıdır. 1790 yılı Aralık ayında Ziştovi(Sistovo) kasabasında başlayan barış görüşmeleri sonuçlandırılarak 4 Ağustos 1791 tarihinde antlaşma ile sonuçlanmıştır.
 1870
Uluslararası Kızılhaç Teşkilatı, Birleşik Krallık’ta kuruldu. Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi; görevi din, inanç, dil, ırk, toplumsal sınıf veya politik görüş farkı gözetmeksizin insan hayatı ve sağlığını korumak, insan varoluşunun saygı görmesini sağlamak, insanların acı çekmesini önlemek ve acılarını dindirmek olan uluslararası bir insani harekettir.
 1872
Namık Paşa’nın Danıştay Başkanlığı sona erdi.
 1872
Yusuf Kamil Paşa, ikinci kez Danıştay(Şurayı Devlet) Başkanı oldu.
 1944
Anne Frank, Naziler tarafından yakalandı. 1945’te toplama kampında öldü. Saklanırken tuttuğu notlar öldükten sonra klasik haline geldi.
1950
 Türkiye Sınai Kalkınma Bankası kuruldu.
1958
İsrailli siyasetçi ve bakan Silvan Şalom doğdu.  Askerlik hizmetinin ardından Necef Ben Gurion Üniversitesi’nde ekonomi bölümünü bitirdi ve akabinde Tel Aviv Üniversitesi‘nde hukuk ve kamu politikası alanında lisansüstü eğitimini tamamladı. 1985’ten itibaren maliye ve adalet bakanlığı danışmanlığı yaptı. 
 1976
İspanya Kralı Juan Carlos, bir af kanunu çıkararak siyasi tutukluların %90’ını affetti.
 1986
Yargıtay, ameliyatla cinsiyet değiştiren Bülent Ersoy’un erkek olduğuna karar verdi. Karar, Türkiye  Cumhuriyetinde, toplumsal cinsiyet eşitliği alanında emsal oldu.
 1987
Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü, Türkiye’nin İran’a silah satan ülkeler arasında olduğunu ileri sürdü.
 1961
 ABD’nin 44. Başkanı Barack Obama doğdu. Demokrat Parti adayı olarak başkan olan Obama, ABD tarihindeki ilk ve tek Afroamerikalı devlet başkanıdır. Obama, Harvard Hukuk Fakültesi mezunudur. Avukatlık diplomasını aldıktan sonra 1992 yılından itibaren 12 yıl süreyle Chicago Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Anayasa hukuku dersleri vermiştir.
 1977
Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesine Dair Avrupa Sözleşmesi, 4 Ağustos 1978 tarihinde yürürlüğe girdi. Türkiye, Sözleşmeyi 27 Ocak 1977 tarihinde imzaladı ve 27 Ekim 1980 tarihinde onayladı.
 1981
Türkiye’nin ilk kadın profesörlerinden Fazıla Şevket Giz 4 Ağustos 1981 tarihinde öldü. (Doğumu:1903, İstanbul)
 1988
12 Eylül Darbesine ve Kenan Evren’e karşı ilk davayı açtığı için meslekten atılan Sacit Kayasu 4 Ağustos 1988 tarihinde fiilen savcılığa başladı.
2021
AFP foto muhabiri Bülent Kılıç, Beyoğlu Mis Sokak’ta 26 Haziran 2021 tarihinde ters kelepçelendiği ve boğazına basılarak gözaltına alındığı iddiasıyla, iki polis memuru hakkında 4 Ağustos 2021 tarihinde “mala zarar vermek” ve “zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle basit yaralama” yönünden suç duyurusunda bulundu. Olay hakkında 16 Mart 2022’de takipsizlik kararı verildi.
2023
TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Gökhan Durmuş, DİSK Basın İş Genel Başkanı Faruk Eren ve RSF Türkiye temsilcisi ve Bianet medya özgürlüğü raportörü Erol Önderoğlu, Libya dosyasına dair bir haberden üç yıl önce ertelemeli olarak verilen hapis cezası nedeniyle gazeteci Barış Pehlivan’ın yeniden hapse girmek durumunda kalmasını kınadı.
4 Ağustos – Hukuk Takvimi
Hukukçu, yazar ve oyuncu Juan Ruiz de Alarcón 4 Ağustos 1639 tarihinde, Madrid’de öldü. (Doğumu: 1581, Meksiko) İspanya’da Salamanca Üniversitesi’nde kilise hukuku öğrenimi gördü ve bir süre avukatlık yaptı.  İspanya’ya yerleşti ve memurluk yaptı. Bu dönemde oyunlar yazmaya başladı ve çoğunlukla komedi türünde eserler yazdı. Yazmış olduğu 25 kadar oyunu iki cilt olarak yayımlandı. 1639 yılında Madrid’de öldü. Segovyalı Dokumacı (El tejedor de Segovia), Yerin Kulağı Var ( Las paredes oyen) ve Şüpheli Gerçek (La verdad sospechos) önemli eserleridir.

3 Ağustos – Hukuk Takvimi 

0
3 Ağustos - Hukuk Takvimi 

3 Ağustos – Hukuk Takvimi 

1492 İspanyol Engizisyonu’nun ardından, İspanya’daki yaklaşık 200.000 Sefarad Yahudisi, İspanyol İmparatorluğu ve Katolik Kilisesi tarafından ülkeden kovuldu.
1492 Cenovalı Kristof Kolomb, İspanya’dan 3 gemi ile yola çıktı. 63 gün sonra, 12 Ekim günü Hindistan’a vardığını zannederek Amerika Kıtası’na ayak bastı.
1914 I. Dünya Savaşı: Balkan Cephesi başladı. Alman İmparatorluğuFransa‘ya savaş ilan etti. Birleşik krallık, Osmanlı İmparatorluğu’nun sipariş ettiği “Sultan Osman I” ve “Reşadiye” isimli 2 zırhlı gemiye el koydu. Hükûmetin geri istediği 4 milyon poundluk ücret ise iade edilmedi.
1903 Tunus Devleti’nin kurucusu ve ilk Devlet Başkanı Habib Burgiba, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 3 Ağustos 1903) Tunus‘ta Arapça ve İslam dini konusunda eğitim gördü, ardından Sorbonne Üniversitesi’nde hukuk ve siyaset bilimi eğitimi gördü. Ülkesine döndükten sonra avukatlık yapmaya başladı. 1934’te bağımsızlık mücadelesine önderlik edebileceğini düşündüğü bazı genç arkadaşlarıyla Yeni Düstur Partisi‘ni kurarak önce partinin genel sekreteri oldu. 1948’de bu partinin başkanı olarak görev yaptı. Siyasi faaliyetleri yüzünden kısa sürede Fransız sömürge yönetiminin dikkatini çekti ve 11 yılını hapiste geçirdi. Arap dünyasında ılımlılık ve aşamalı ilerlemenin önde gelen savunucularından oldu.
1932 Yargıtay önceki başkanlarından Müfit Utku 3 Ağustos 1932 tarihinde Mardin’de doğdu. Müfit Utku, Diyarbakır Lisesi’ni bitirdikten sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanmış, fakülteden 1957 yılında mezun olmuştur. Askerliğini İzmir-Bornova’da Yedek Subay olarak yaptıktan sonra, Mardin Hakim adayı olarak 1958’de mesleğe başlayan Utku, Hakim adayı olarak 1958’de mesleğe başlamış, daha sonra hakimlik ve savcılık görevlerinde bulunmuştur.  Sırasıyla; Kale Hakimliği ile Çamlıdere Cumhuriyet Savcılığı ve Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı görevlerinde bulunmuştur. Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı yapmakta iken 1977 yılında Yargıtay Üyeliğine seçilmiş, 1986 yılında 7.Ceza Dairesi Başkanlığına seçilmiştir. Müfit Utku, Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından 5 Temmuz 1993 tarihinde Yargıtay Birinci Başkanlığına seçilmiş, dört yıl boyunca devam eden görevini yürütmekte iken 7 Temmuz 1997 tarihinde yaş haddinden emekli olmuştur. Utku, 13 Ağustos 2013 tarihinde kanser hastalığından ötürü Ankara’da yaşamını yitirmiştir.
1948 Fransız siyasetçi Jean-Pierre Raffarin, dünyaya geldi. Paris II-Assas Üniversitesi’de Hukuk öğrenimini tamamlamış. 1976-1981 yılları arasında Devlet Sekreteri Lionel Stoléru’nün teknik danışmanlığını yapmıştır. 1979-1988 yılları arasında Paris Siyasal Bilgiler Enstitüsü’nde öğretim üyesi olmuştur. UDF‘in 1993-1995 yıllarında Genel Sekreter yardımcılığı ve sözcülüğü görevini yürütmüş, 1995-1996 yıllarında da genel sekreterlik görevinde bulunmuştur. 1989-1995 yılları arasında Avrupa Parlamentosu milletvekili olmuş, Ayrıca 1995-1997 yıllarında Küçük ve Orta Boy İşletmeler ve Ticaret Bakanlığı yapmıştır. İlk kez 1995 yılında senatör seçilmiş ve uzun yıllar bu görevi sürdürmüştür. 1995 yılında Fransız Demokrasisi için Halk Partisi’ni (PPDF) kuranlar arasında yer almıştır. 2002 yılında UMP‘nin kurucularından olmuştur. 6 Mayıs 2002 – 31 Mayıs 2005 arasında Fransa Cumhuriyeti Başbakanı olarak görev yapmış ve  Avrupa Anayasası referandumunda “hayır” oyu çıkmasının ardından görevinden istifa yoluyla ayrılmıştır. 2008 ve 2014 yıllarında Senato Başkanlığı için aday adayı olmuş ancak UMP grubundaki önseçimleri kaybetmiştir. 2011’de Cezayir ile ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi için yetkilendirilmiştir. Ayrıca Mart 2011’den Eylül 2014 senato seçimlerine dek Senato Başkanvekili olarak görev yapmıştır. Ekim 2014 itibarıyla Senato Dışişleri ve Savunma Komisyonu Başkanlığını yürütmüştür. Légion d’honneur, Quebec Ulusal Nişanı (Kanada), Romanya Yıldızı Nişanı,  Dostluk Nişanı(Çin) ve Grand Cross of National Merit nişanlarının sahibidir. 
1949 Avrupa Konseyi Statüsüne Dair Londra Sözleşmesi 5 Mayıs 1949 tarihinde Londra’da imzaya açılmış, 10 Avrupa ülkesi (Belçika, Birleşik Krallık, Danimarka, Fransa, Hollanda, İrlanda, İtalya, İsveç, Lüksemburg ve Norveç) tarafından imzalanarak 42. maddeye uygun olarak 3 Ağustos 1949 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye, Avrupa Konseyi Statüsü’ne 13 Nisan 1950 tarihinde katılmış ve 12 Aralık 1949 tarihli 5456 Sayılı Kanun ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair kanun 17 Aralık 1949 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Konseyin amacı; insan haklarını, çoğulcu demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü korumak; kültürel kimliğe ve kültürel çeşitliliğine ilişkin bilinç oluşturmak ve bunların geliştirilmesini teşvik etmek; Avrupa toplumunun karşılaştığı azınlıklara karşı ayrımcılık, yabancı düşmanlığı, çevre kirliliği, AIDS, uyuşturucu, organize suçlar gibi sorunlara çözüm bulmak; siyasi ve hukuki reformları destekleyerek Avrupa’da demokratik istikrarın güçlendirilmesine yardımcı olmaktır.
1949 Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Çin’in Birleşmiş Milletler’e girme isteğini reddetti.
1949 Güney Kıbrıslı Rum diplomat, siyasetçi ve akademisyen Erato Kozaku-Markullis, doğdu. 1972’de Atina Üniversitesi’nde hukuk, 1974 yılında ise yine aynı üniversitede kamu hukuku lisansını tamamladı. Finlandiya’nın Helsinki Üniversitesi’nde sosyoloji ve siyaset bilimi alanlarında doktora derecesi elde etti. Eylül 1980’den Aralık 1988’e kadar Güney Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi olarak görev yaptı. 2007’ye kadar çeşitli ülkelerde büyükelçilik görevi yürüttü. 2007-2008 ve 2011-2013 yılları arasında Kıbrıs Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı olarak görev aldı. Bunun yanında, Mart 2010’dan Ağustos 2011’e kadar İletişim ve Çalışma Bakanlığı görevinde bulundu. Ardından üniversiteye dönerek dersler verdi, birçok üniversite ve düşünce kuruluşunda söyleşilere katıldı.
1960 27 Mayıs darbesinin etkileri devam ediyor: Aralarında Genelkurmay Başkanı Orgeneral Ragıp Gümüşpala’nın da bulunduğu 235 general ve amiral, emekliye sevk edildi. Genelkurmay Başkanlığı’na Cevdet Sunay getirildi.
1963 Hukukçu, Demokrat Parti lideri ve 2008–2011 yıllarında Tayland’ın 27. Başbakanlığını yapan Abhisit Vejjajiva dünyaya geldi.
1971 Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu Arasında Katma Protokol, 23 Kasım 1970 tarihinde Brüksel’de imzalanmış, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 5 Temmuz 1971’de kabul edilmiş, 22 Temmuz 1971 tarihinde Cumhuriyet Senatosu’nda onaylanmış, 3 Ağustos 1971 tarihinde resmi gazetede yayınlanan 1448 sayılı Kanun gereğince 1 Ocak 1973’te yürürlüğe girmiştir. Türkiye ile AB arasında daha önce Ankara Antlaşması adıyla imzalanmış olan ortaklık anlaşmasının uygulanmasına ilişkin düzenlemeleri içermekte; malların, sermayenin, hizmetlerin ve kişilerin serbest dolaşımını nihai hedef olarak belirlemektedir. Ankara Anlaşmasının 4. maddesine dayanılarak hazırlanan Katma Protokol, uygulamayı gösteren bir antlaşma olup tam üyelik öncesi dönemi düzenleyen Geçici Anlaşma niteliğindedir.
1971 Yargıtay, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu, THKO  üyesi Ömer Ayna hakkındaki 36 yıllık mahkumiyet kararını bozdu.
1972 Yazar Sevgi Soysal hakkına “Orduya hakaret ettiği” gerekçesiyle 1 yıl ağır hapis ve 4 ay genel gözetim cezasının Yargıtay’dan dönmesi üzerine, askeri mahkemece bu defa 10 ay ağır hapis ve 3 ay 10 gün Adana’da genel gözetim altında bulundurulma cezasına çarptırıldı.
1972 İngiliz hükümeti, liman işçilerinin grevi nedeniyle oluşan gıda sıkıntısından dolayı “Olağanüstü Hal” ilan etti.
1977 Selda Bağcan hakkında, İzmit Sanayi Fuarı’ndaki konserinde “Emniyetin bütün uyarılarına rağmen yasaklanmış sol şarkıları okuyarak seyircileri tahrik ettiği” gerekçesiyle soruşturma açıldı.
1979 Cumhuriyet Savcısı Doğan Öz’ün 24 Mart 1978’de öldürülmesinden dolayı tutuklu yargılanan Ankara Turizm Ticaret Yüksek Öğretmen Okulu öğrencisi ülkücü İbrahim Çiftçi ölüm cezasına çarptırıldı. Mahkeme, Doğan Öz cinayetinde “azmettirme, koruma ve kollamalarından dolayı” MHP Konya Milletvekili İhsan Kabadayı ile Genel Sekreter Yardımcıları Yaşar Okuyan ve Nevzat Kösoğlu hakkında soruşturma için Sıkıyönetim Komutanlığı’na suç duyurusunda bulunma kararı aldı.
1979 İrlanda Anayasasında değişiklik yapıldı. Evlat Edinme Kurulu tarafından verilmiş evlat edinme kararlarının mahkeme tarafından verilmediği için geçersiz ilân edilmemesi sağlandı.
1984 1974’de “Komünist Parti Manifestosu”nu Celal Üster’le birlikte Türkçe’ye çeviren Nur Deriş Askeri Mahkeme’ce 7.5 yıl hapse mahkum edildi.
1984 Politika Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Ali İhsan Özgür’ü öldürmekten yargılanan K.Ayaydın ve G.Başdemir hakkında ikinci kez beraat kararı verildi.
1984 Selda Bağcan, Muhlis Akarsu ve Feridun Biliş hakkında “Galdı Galdı” adlı uzunçalarda komünizm propagandası yaptıkları iddiasıyla açılan davada askeri savcı sanıkların 2 yıl 8 ay ile 8 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırılmalarını istedi.
1986 İstanbul Tabip Odası’nın 26-27 Nisan’da yapılan kongresinden dolayı, önceki yönetim kurulundan 7 kişi hakkında dava açıldı. Dava, kongre için izin alınmadığı ve kongrede biri ”İşkence ve Hekimlik Bağdaşmaz” başlıklı 2 bildirinin izinsiz dağıtıldığı gerekçesiyle açıldı.
1991 ABD eski Adalet Bakanı Ramsey Clark İstanbul’da çeşitli partiler ve kitle örgütlerinden oluşan ABD’nin Ortadoğu’daki Savaş Suçlarını Araştırma Türkiye Komisyonu tarafından düzenlenen toplantıda konuştu: ”ABD Körfez Savaşı’nda insanlığa karşı savaş suçu işledi.”
1994 Dokunulmazlıkları kaldırılarak milletvekillikleri düşürülen ve partileri kapatılan 4.5 aydır tutuklu DEP’li 5 eski Milletvekili ile Bağımsız Şırnak Milletvekili Mahmut Alınak’ın “bölücülük” suçlamasıyla ve idam istemiyle yargılandıkları davaya Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinde başlandı.
1994 “Arkadaşıma Dokunma” kampanyasında bölücülük yapıldığı suçlamasıyla Eksik Etek Dergisi’nin sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Lalezar Atak hakkında DGM’de dava açıldı.
1995 Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin hazırlattığı ‘Doğu Raporu’ açıklandı. Raporu, TOBB Başkanlık Danışmanı Prof. Dr. Doğu Ergil hazırlamıştı.
1998 Türkiye ile Fransa arasında enerji ve savunma sanayi alanlarında işbirliği anlaşması imzalandı. Anlaşmaya göre, savunma sanayiinde füze, gemi, zırhlı araç konularında üçüncü ülkelere satışlarda işbirliği yapılması, enerji konusunda ise Hazar Havzası Petrolünün Türkiye üzerinden taşınmasında ortak hareket edilmesi kararlaştırıldı.
1999 Abdullah Öcalan,  dağdaki terör örgütü üyelerine yönelik olarak silahlı mücadeleye son verme ve barış için çalışma çağrısı yaptı.
2000 F tipi cezaevleriyle ilgili toplanan imzaları Ankara’ya götürürken yol üzerindeki illerde kendilerini engelleyen polislere ilişkin İstanbul Adliyesi’nde suç duyurusunda bulunmak isteyen TAYAD üyesi tutuklu ve hükümlü yakınlarından yaklaşık 40 kişi gözaltına alındı.
2000 Endonezya’yı 32 yıl boyunca yöneten eski diktatör Suharto hakkında yolsuzluk suçlamasıyla dava açıldı.
2001

2001- F Tipi cezaevlerine karşı yürütülen ölüm orucunun 288’inci gününde, TKP/ML davasından yargılanan Muharrem Horoz yaşamını yitirdi. Adli Tıp, Muharrem Horoz için tahliye edilmesi yönünde rapor vermiş ancak mahkeme tahliye talebini reddetmişti.

2002 AB‘ye uyum çerçevesinde kabul edilen yasayla, savaş ve yakın savaş tehdidi halleri dışında idam cezası kaldırıldı. 
2004 Ceza hukukçusu ve akademisyen Sulhi Dönmezer, hayatını kaybetti.  (Doğumu: 10 Şubat  1918, İstanbul)  
2011 Mısır’ın devrik Cumhurbaşkanı Mübarek ile oğullarının yargılanmasına başlandı. Mübarek, 11 Şubat’ta istifa ettiğinden sonra ilk kez, büyük bir demir kafesin içinde sedyede yatar vaziyette mahkeme salonuna getirildi.
2014 Ezidî soykırımı: Irak’ın Musul kenti yakınlarında olan Ezidilerin yaşadığı Şengal (Sincar) bölgesine, IŞİD’e bağlı çeteler tarafından düzenlenen saldırılar sonucunda da binlerce kişi yaşamını yitirirken, kadınlar ve çocuklar esir alındı, binlercesi göçe zorlandı. Esir alınan binlerce Ezidi kadın; Musul, Rakka, Deyr ez Zor, Telafer ve Minbiç gibi kentlerde kurulan köle pazarlarında satıldı.
2020 Kuzey İrlandalı politikacı, Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin kurucusu ve Nobel Barış Ödülü sahibi John Hume, hayatını kaybetti. (Doğumu: 18 Ocak 1937, Derry) Kuzey İrlanda’da gerçekleşen Yurttaşlık Hakları Hareketi’nin öncülerindendir. 1979’dan 2001’e kadar Sosyal Demokrat ve İşçi Partisi’nin ikinci lideriydi. Avrupa Parlamentosu üyeliği, Foyle meclis üyeliği ve Kuzey İrlanda Meclisi’nde milletvekilliği yapmıştır. Modern Kuzey İrlanda siyasi tarihinin en önemli şahsiyetlerinden ve Kuzey İrlanda barış sürecinin mimarlarından biri olarak kabul edilmektedir. Aynı zamanda Gandhi Barış Ödülü ve Martin Luther King ödüllerinin de sahibi olarak üç büyük barış ödülünün sahibi olmuş tek kişidir. 
 2025 2022 yılının kasım ayında o dönemki Adalet Bakanı Merrick Garland tarafından Trump’a yönelik bir soruşturmayı yürütmek üzere atanan Özel Yetkili Savcı Jack Smith hakkında “yasa dışı siyasi eylemlerde bulunduğu” gerekçesiyle soruşturma başlatıldı. Smith, Kasım 2024 başkanlık seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi aday Trump aleyhine iki federal dava açmıştı. Trump’ın yeniden seçilmesinin ardından Smith, davaları düşürmüş ve her iki dava da mahkemeye taşınmamıştı.
2025 Şanlıurfa’da IŞİD terör örgütüne finansal destek verdiği belirlenen şahıslara yönelik düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 6 kişiden 4’ü tutuklanırken, 2’si sınır dışı edildi.
2025 Halkın Kurtuluş Partisi, ”cuma hutbesinde kadınların giyim tarzının hedef alındığı” gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu.
2025 Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, “Milli Emlak Genel Müdürlüğü Genel Satış Daire Başkanının, e-Devlet hesabına bilgisi dışında girildiğini fark etmesi üzerine şikâyetçi olduğunu ve e-imzayı iptal ettirdiğini” bildirdi.
2025 Sahte diploma soruşturması kapsamında, II. Abdülhamid’in 4. kuşak torunu Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu’nun İnönü Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden aldığı lisans diploması iptal edildi. YÖK’ün savcılığa gönderdiği resmi yazıda, Osmanoğlu’nun mezuniyet kaydının bulunmadığı ifade edildi. Osmanoğlu hakkında “resmi evrakta sahtecilik” suçlamasıyla iddianame hazırlandı.

2 Ağustos – Hukuk Takvimi

0
2 Ağustos - Hukuk Takvimi

2 Ağustos – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar 

MÖ 216 
Cannae Muharebesinde Romalılar, Anibal komutasındaki Kartaca ordusu karşısında bozguna uğradı.
   
1492
İspanya’da, dinlerini değiştirmemeleri halinde ülkeden ayrılmaları için verilen sürenin sona ermesi üzerine Musevilerinin çoğu Osmanlı Devleti’ne sığındı.
1512
İtalyan doktor, anatomist ve filozof Alessandro Achillini, yaşamını yitirdi. (Doğumu:1463)
 
 
   
 1894
Brezilyalı zoolog, politikacı ve diplomat Bertha Maria Júlia Lutz dünyaya geldi. (2 Ağustos 1894 – 16 Eylül 1976) Brezilya’da kadınların oy hakkı kazanmasında etkili oldu ve ülkesini Birleşmiş Milletler San Francisco Konferansı’nda temsil etti. BM Antlaşmasının imzasında bulundu.
   
 
 
1914
Almanya, Rusya’ya savaş ilan etti. Osmanlı ile Almanya arasında işbirliği anlaşması imzalandı. Osmanlı’da seferberlik ilan edildi. Alman-Osmanlı ittifak antlaşması 2 Ağustos 1914’te İstanbul’da, Said Halim Paşa’nın Yeniköy’deki yalısında imzalanmıştır. Osmanlı Devleti’ni İttifak Devletleri safında savaşa sokan gizli ittifak antlaşmasıdır. (Deutsch-Türkische Bündnisvertrag) Türk-Alman İttifak Antlaşması, en yetkili makamlarca da uygun bulunarak onaylanmış ve 27 Ağustos 1914 Tarihinde resmen yürürlüğe girmiştir.
 
 
1920
19 Mayıs 1919 tarihinde Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkmasının ardından yurt çapında düzenlenen kongreler kapsamında  Afyonkarahisar Kongresi yapıldı.
 
 
   
1934
Adolf Hitler, Almanya’nın Führer’i haline geldi. Totaliter rejim dönemi başladı.
   
   
1939
Adalet Bakanlığı, halk önünde idam yapılmayacağına dair genelgeyi yayımladı. 
   
1944
Türkiye, İngiltere ve ABD’nin önerisi üzerine, Almanya ile siyasi ve iktisadi ilişkileri kesti.
   
   
1967
Anayasa Mahkemesi Çetin Altan’ın dokunulmazlığını kaldırma kararını iptal etti.
1968
Üniversite öğrenci örgütlerince 9-19 Ağustos tarihleri arasında düzenlenen Uluslararası Barış Şenliğine 16 ülkeden davet edilen 58 öğrenci lideri, düşünür ve aktivistin Türkiye’ye girişleri yasaklandı.
   
   
1975
Nüfus Mübadelesi Antlaşması(Üçüncü Viyana Anlaşması), KKTC ile Güney Kıbrıs Yönetimi arasında 2 Ağustos 1975 tarihinde Viyana’da imzalanmıştır. Hem bu antlaşma, hem de onun uygulanışı, ilgili BM belgelerine net bir şekilde kayda geçirilmiştir. (5 Ağustos 1975 S/11789, 10 Eylül 1975 S/11789/Ek.1) Barış Harekatı sonrası Denktaş’ın en önemli diplomatik başarısı olan Nüfus Mübadelesi Antlaşması 9 Ağustos’ta uygulanmaya başlamıştır.
   
1983
Barış Derneği Davası’nda yargılanan İstanbul Barosu Başkanı Avukat Orhan Adli Apaydın: “Yasal bir derneğin kurucusu olmak, dünyanın hiç bir yerinde suç değildir.”
1984
Amerikalı siyasetçi, senatör, avukat, yazar ve  Başkan Donald Trump kabinesinde 50. Amerika Birleşik Devletleri başkan yardımcısı olan James David Vance dünyaya geldi. 2009 yılında Ohio Eyalet Üniversitesi’nden siyaset bilimi ve felsefe alanında lisans derecesiyle mezun oldu. Yale Hukuk Fakültesi’ni 2013 yılında bitirdi.
   
   
1989
Açlık grevinin 35. gününde Eskişehir Özel Tip Cezaevi’nden 312 tutuklu ve hükümlü Nazilli ve Aydın cezaevlerine nakledildi.
   
1991
Şili ve Arjantin yüzyıldan fazla bir zamandır aralarında süren sınır anlaşmazlıklarına bir anlaşma imzalayarak son verdi. 
1991
Uluslararası Avukatlar Birliği Morelia Şartı, 2 Ağustos 1991 tarihinde Meksika’da düzenlenen Uluslararası Avukatlar Birliği Genel Kurulu tarafından kabul edildi.
   
   
1997
Nijeryalı müzisyen, albüm yapımcısı ve insan hakları savunucusu Fela Kuti hayatını kaybetti. (Doğumu: 15 Ekim 1938, Nijerya)  
   
1998
Hükümet ortağı DSP tarafından teklif edilen af, siyasi partiler arasında ve toplumda geniş yankı uyandırdı. Toplumun bazı kesimlerinden ve hukukçulardan af teklifine tepki geldi.
   
2001
Lahey’deki Savaş Suçları Mahkemesi, Srebrenica katliamının faili Sırp General Radislav Kristiç’i 46 yıl hapse mahkum etti. Kristiç, 1995’te Srebrenica’da 8 bin Müslüman Boşnak katledilirken Drina müfrezesinin ikinci komutanıydı.
2001
Eski Milli Savunma bakanlarından Ercan Vuralhan, karşılıksız çek davasından hakkında çıkan gıyabi tutuklama kararı nedeniyle gözaltına alındı.
2002
AB Uyum Paketi’nin ilk yasa maddesi olan terör suçlarında da ölüm cezasının kaldırılması, TBMM’de 152 ret oyuna karşılık 253 oyla kabul edildi. Meclisteki oylamada koalisyon ortağı MHP’den 114 ve ANAP’tan 2 Milletvekili ile 27 AKP ve 6 DYP Milletvekili “hayır” oyu verdi.
2002
Diyarbakır DGM, AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın 312’den mahkumiyetine ilişkin adli sicilindeki kaydının silinmesi talebini reddetti. Böylece, Erdoğan milletvekili adayı olabilmek için gereken “temiz” adli sicil kaydını alamadı. 
2002
Filistin polisi, İsrail’in aradığı 20 militanı Filistin lideri Yaser Arafat’ın Ramallah’taki karargahı içinde tutuklayarak cezaevine nakletti. Operasyon ABD ve İsrail’in talebi üzerine gerçekleşti.
   
 2005
AİHM, 2001 yılında HADEP’li Serdar Tanış ile Ebubekir Deniz’in kaybolmasıyla ilgili iki ayrı davada Türkiye’nin “yaşam hakkını ihlal ettiğine” hükmetti. 25 Ocak 2001 tarihinde Silopi HADEP ilçe Başkanı Serdar Tanış ile İlçe Sekreteri Ebubekir, Deniz çağrıldıkları Silopi Jandarma Karakolu’na gitmiş bir daha kendilerinden haber alınamamıştı.
2005
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in onayladığı Türk Telekom’un yüzde 55 hissesinin 6,550 milyon dolar bedele Oger Telecom’a satışına ilişkin karar Resmi Gazete’de yayımlandı.
2005
İran’da bazı cinayetlerde devlet parmağı olduğunu yazdığı için hapse atılan ve açlık grevinde olan gazeteci Ekber Genci’nin davasına bakan yargıç, bir suikast sonucu öldürüldü.
 
 
 2007
Prof. Dr. Ergun ÖZBUDUN başkanlığındaki Komisyon tarafından hazırlanan Anayasa Taslağı Başbakan Recep Tayip ERDOĞAN’a sunuldu.
 
 
 2009
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, birinci ”Ergenekon” davası ile Danıştay’a yönelik saldırıya ilişkin davanın birleşmesine karar verdi.
 
 
 
 
 2013
Abdullah Öcalan’ın avukatlarının, müvekkillerine daha önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası veren Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurarak müvekkillerinin yeniden yargılanmasını talep etmesi üzerine  mahkeme yeniden yargılama ve infazın durdurulması talebini 2 Ağustos’ta oybirliğiyle reddetti.  4’üncü yargı paketi olarak bilinen 6459 sayılı yasanın 21’inci maddesinin yeniden yargılamaya ilişkin hükümlerine dayandırılan itirazın reddedilmesi üzerine Ankara 12’inci Ağır Ceza Mahkemesi’ne yapılan itirazların da reddine karar verildi.
 2014
Avukat ve 68 kuşağı önderlerinden Kemal Bingöllü yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1939) Deniz Gezmiş’in yakın arkadaşıdır. Ceza hukukçusu ve Devrimci Doğu Kültür Ocakları’nın (DDKO) yöneticilerindendi. 
 2015
Avrupa Parlamentosu ,1944 yılında her yaş ve cinsiyetten 4 bin 300 Roman ve Sintinin Auschwitz’de gaz odasına gönderildiği 2 Ağustos gününü Roman ve Sinti Soykırımını Anma Günü olarak kabul etti. 
2015
2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ile kurulan SPK’nın ilk başkanı da olan diplomat ve Prof. Dr. İsmail Türk 2 Ağustos 2015 tarihinde Ankara’da vefat etti.
 2015
İtalyan hukukçu, avukat, yargıç ve akademisyen Giovanni Conso hayatını kaybetti. (Doğumu: 23 Mart 1922, Torino) Torino’da hukuk eğitimi aldı. Avukatlık ve çeşitli üniversitelerde ceza muhakemesi hukuku profesörü olarak dersler verdi. 1976-1981 yıllarında Yüksek Yargı Kurulu üyeliği yaptı ve Yüksek Yargı Kurulu Başkanvekili Ugo Zilletti’nin istifası üzerine 1981 yılında başkanvekili seçildi. 1982 yılında Cumhurbaşkanı Alessandro Pertini tarafından Anayasa Mahkemesi üyeliğine atandı. 1990-1991 yılları arasında 3 buçuk ay süreyle mahkemenin başkanlığını yürüttü. 1992 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Demokratik Sol Parti’nin (PDS) resmi adayı oldu ancak seçilemedi. 1993 yılında Giuliano Amato tarafından kurulan hükûmette adalet bakanı olarak görev aldı. 2003-2009 yıllarında Accademia dei Lincei’nin başkanlığını yürüttü. 2 Ağustos 2015’te Roma’da yaşamını yitirdi.
   
   
   
   
   
2025
Ankara’da kamu kurumu yöneticilerinin elektronik imzalarının kopyalanarak sahte diploma ve sürücü belgesi düzenlenmesi ile ilgili soruşturmada, 65 şüpheli hakkında daha iddianame hazırlanarak 50 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. Sahte diploma skandalına yüzlerce kişinin ismi karıştı.
   

Avukatlık Hukuku Mevzuatı ve Uluslararası Metinler

0
Avukatlık Hukuku Mevzuatı ve Uluslararası Metinler, kanun, yönetmelik, etik ilkeler, uluslararası sözleşmeler, Uluslararası Barolar Birliği kararları, Avrupa Barolar Birliği Kararları, Türkiye Barolar Birliği meslek kuralları ve tavsiye kararlarından oluşmaktadır.

Muhamat Kanunu ile, Avukatların meslek örgütü niteliğindeki Baro ilk kez 1924 yılında kurulmuştur. Ancak anılan kanunun kabulü ve baroların kurulmasından önce de avukatlar “Dava Vekilleri Cemiyeti” adı altında örgütlenmişlerdir.

Muhamat Kanunu 

Avukatlık Kanunu, 1136 Kanun numarası ile ve 1969 yılında yürürlüğe girmiştir. Kanun daha sonra birçok değişikliğe uğramıştır. Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder. Avukatlığın amacı; hukuki münasebetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını, her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır.

Avukatlık Kanunu

Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Meslek Kurallarının bir kısmı Avukatlık Yasasında vardır. Bir bölüm meslek kuralları ise Türkiye Barolar Birliğince hazırlanmış ve 8-9 Ocak 1971 tarihinde Adana’da yapılan IV. Olağan Genel Kurul toplantısında kabul edilmiştir. Mesleğin düzen ve geleneklerini korumak, yasaların avukatlara tanıdığı hakların gerçekleşmesi ve yüklediği görevleri tam ve şerefli bir şekilde yerine getirmek amacıyla “meslek kuralları” oluşturulmuştur.

Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Meslek Kuralları

Avrupa Avukatlık Meslek Kuralları, Avrupada Avukatlık Mesleğine İlişkin temel İlkeler Tüzüğü ve Avrupada Avukatların Tabi olduğu Melek Kurallarından oluşmaktadır. Avrupada Avukatların Tabi olduğu Melek Kuralları (Code of Conduct for European Lawyers)’nın oluşturulması 28 Ekim 1988 tarihine dayanmaktadır. Tüzük, üç defa değişikliğe uğramış olup, en son Portekiz, Porto’da 19 Mayıs 2006 tarihinde gerçekleşen genel kurul toplantısında yürürlükteki halini almıştır. Bu Tüzük, tüm üye ülkeler için geçerlidir. Bu ülkelerin barolarına üye avukatlar için bağlayıcıdır. Bağlayıcılık baroların Avrupa Barolar ve Hukuk Birlikleri Konseyine(CCBE) tam üye, yedek üye yada gözlemci üye olmaları bakımından fark doğurmamaktadır. Avukatlar; söz konusu Tüzük kurallarına; Avrupa Birliği, Avrupa Ekonomik Bölgesi ve İsviçre Konfederasyonu, yedek ve gözlemci üye devletler sınırları içinde gerçekleştirdikleri sınır ötesi faaliyetlerinde, uymak zorundadır.

Avrupa Avukatlık Meslek Kuralları

Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler-Havana Kuralları, 27 Ağustos-7 Eylül 1990 tarihleri arasında Havana’da toplanan Suçların Önlenmesine ve Suçların Islahı Üzerine Birleşmiş Milletler Konferansı tarafından kabul edilmiştir.

Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler-Havana Kuralları

Uluslararası Avukatlar Birliği Morelia Şartı, 2 Ağustos 1991 tarihinde Meksika’da düzenlenen Uluslararası Avukatlar Birliği Genel Kurulu tarafından kabul edilmiştir.

Uluslararası Avukatlar Birliği Morelia Şartı

Avukatlık Meslek Kurallarına Dair Turin İlkeleri, 27 Ekim 2002 tarihinde Sydney’de toplanan Uluslararası Avukatlar Birliği (UIA) Genel Kurulunca kabul edilmiştir.

Avukatlık Meslek Kurallarına Dair Turin İlkeleri

Avukatlık Mesleğinin İcrasındaki Özgürlükler Hakkında Tavsiye KararıAvrupa Konseyi tarafından “Avukatlık Mesleğinin İcrasındaki Özgürlükler Hakkında 9 Numaralı Tavsiye Kararı” adıyla ilan edilmiştir.

Avukatlık Mesleğinin İcrasındaki Özgürlükler Hakkında Tavsiye Kararı

Avukatlık Mesleği Üzerine Avrupa Konseyi Sözleşmesi Hazırlanması İçin Tavsiye Kararı24 Ocak 2018 Tarihinde 2121 (2018) Numaralı Tavsiye Kararı olarak yürürlüğe girmiştir. 

Avukatlık Mesleği Üzerine Avrupa Konseyi Sözleşmesi Hazırlanması İçin Tavsiye Kararı

Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliği,1969 tarihli 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 55 inci maddesi gereğince hazırlanmıştır.

Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliği

 

Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Kanunu Yönetmeliği 1969 tarihli 1136 sayılı Avukatlık Kanununun uygulanması amacıyla düzenlenmiştir.

Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Kanunu Yönetmeliği 

Uluslararası Avukatlar Birliği Morelia Şartı

0

Uluslararası Avukatlar Birliği Morelia Şartı, 2 Ağustos 1991 tarihinde Meksika’da düzenlenen Uluslararası Avukatlar Birliği Genel Kurulu tarafından kabul edilmiştir.


Aşağıdaki Şart Morelia (Meksika)’da 2 Ağustos 1991 tarihinde düzenlenen Uluslararası Avukatlar Birliği (UIA) Genel Kurulu tarafından kabul edilmiştir.

Koşulsuz adalete erişim hakkının, ayrılmaz bir şekilde bağlı olduğu kabul edilmiş insan haklarına katılması gereğini göz önünde tutarak;

Bu hak olmaksızın insan onurunun gerçekte olamayacağı ve bu bakımdan, yalnızca insan olması nedeniyle her bireye bu hakkın sağlanması gereğini göz önünde tutarak;

Bu hakkın her devletin her bireye, uluslararası sözleşmeler, anayasa ve ulusal yasalardaki haklarını bildirme ve bunları gerçekleştirme yöntemini bildirme yükümlülüğünü getirdiğini göz önünde tutarak;

Bu hakkın dava tarafları arasında tam özgürlük ve eşitlik şartları içinde olağan veya olağanüstü mahkemelere erişim hakkını içerdiğini göz önünde tutarak;

Bir kişinin bir avukattan danışmanlık alma ve davacı veya davalı, mağdur veya suçlu olmasına bakılmaksızın savunulması hakkının temel niteliğinden dolayı ihlal edilemeyeceğini göz önünde tutarak;

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Avukat seçiminin her koşulda serbest olması gereğini göz önünde tutarak;

Her devletin görevinin savunmalarını yapmak için gerekli imkanları olmayan kişilere avukat yardımı için gerekli giderleri üstlenmesi olduğunu göz önünde tutarak;

Avukatların bu kişiler için yaptıkları faaliyetlerin uygun şekilde ücretlendirilmesi gereğini göz önünde tutarak;

Her halükarda, avukatlık mesleğinin görevinin, bu hukuki yardım sistemine, hiçbir çekince olmaksızın ve tam bağımsızlık içinde, tüm beceri ve gayretiyle, yalnızca dava tarafının yüksek menfaatini düşünerek aktif olarak katılmak olduğu gerçeğini göz önünde tutarak;

Madde 1

Her birey maddi durumu veya sosyal konumu ne olursa olsun, özellikle yaş, cinsiyet, milliyet, etnik köken, bir gruba aidiyet, dini veya siyasi görüşü ne olursa olsun adalete erişim hakkına sahiptir.

Madde 2

Adalete erişim, tam bağımsızlık içinde, olağan ve olağan üstü mahkemeler nezdinde, her türlü ihtilaf veya anlaşmazlığı çözmek için başvurular her türlü merci ve makam önünde bir avukattan danışmanlık, yardım ve savunma alma hakkını kapsar.

Madde 3

Maddi durumu ne olursa olsun herkes, serbestçe seçtiği bir avukatın yardımından yararlanma hakkına sahiptir.

Madde 4

Her devlet savunmalarını yapmak için gerekli imkanları olmayan kişilere avukat yardımı için gerekli giderleri üstlenir.

Madde 5

Her halükarda, avukatlık mesleği, “1. madde”de belirtilen ilke doğrultusunda ihtiyaç halindeki her kişinin savunmasını üstlenir.

Madde 6

Avukatların danışmanlık ve savunma görevi her koşulda tam bağımsızlık içinde yerine getirilir.

Madde 7

Avukatların mesleki kurum ve örgütleri her devletin, hakları ve faaliyetleriyle ilgili olarak, dava tarafı kişilerin eğitim ve bilgilendirilmesi için bir sistemi uygulamasını sağlar.

Madde 8

Bu Şart’ı imzalayan devletlerdeki avukatların mesleki kurum ve örgütleri açıklanan ilkelere riayet edilmesini sağlamayı taahhüt ederler.

Bu amaçla, Şart’a iç hukuk normu değerinin verilmesi için kendi devlet makamları nezdinde her türlü girişimde bulunurlar.

Aşağıdaki Şart Morelia (Meksika)’da 2 Ağustos 1991 tarihinde düzenlenen Uluslararası Avukatlar Birliği Genel Kurulu tarafından kabul edilmiştir.

Özbudun Anayasa Taslağı

0
Anayasa Taslağı

Özbudun Anayasa Taslağı, 2007 yılında taslak olarak hazırlanmış, kamuoyundan ve Anamuhalefet Partisi CHP’den gelen sert tepkiler üzerine meclise sunulmadan gündemden kaldırılmıştır.

Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından anayasa taslağı oluşturmak üzere kurulan heyetin başkanlığını yapan Prof. Dr. Ergun Özbudun yapmış, taslak bu bu isimle anılmıştır. Anayasa önerisi 137 maddeden oluşan bir taslaktır ve parlamenter sistemi esas almıştır. Sosyal devlet ilkesini göz ardı etmesi ve liberal bir tez olması yönüyle sert eleştirilere tabi tutulmuştur.

Prof. Ergun Özbudun başkanlığındaki heyet; Prof. Dr. Zühtü ARSLAN, Prof. Dr. Yavuz ATAR,  Prof. Dr. Fazıl Hüsnü ERDEM, Prof. Dr. Levent KÖKER ve Doç. Dr. Serap YAZICI’dan oluşmuştur. Askeri darbeler sonucunda hazırlanmayan “sivil anayasa” iddiasıyla ortaya atılan metin parlamentoda müzakere edilememiş, oylamaya sunulamamış ve yasalaşamamıştır.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI ÖNERİSİ

Bu “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Önerisi;

8 Haziran 2007 günü Başbakan ve ADALET ve KALKINMA PARTİSİ Genel Başkanı Sayın Recep Tayip ERDOĞAN’ın Prof. Dr. Ergun ÖZBUDUN’dan talebi üzerine, aşağıda isimleri yazılı kişilerden oluşan Komisyon tarafından hazırlanmış, 2 Ağustos 2007 günü Başbakan ve ADALET ve KALKINMA PARTİSİ Genel Başkanı Sayın Recep Tayip ERDOĞAN’a sunuşu yapılmış ve 29 Ağustos 2007 tarihinde çalışmalar tamamlanarak ADALET ve KALKINMA PARTİSİ Genel Başkan Yardımcısı Sayın Dengir Mir Mehmet FIRAT’a teslim edilmiştir.

1. Prof. Dr. Ergun ÖZBUDUN (Komisyon Başkanı)

2. Prof. Dr. Zühtü ARSLAN

3. Prof. Dr. Yavuz ATAR

4. Prof. Dr. Fazıl Hüsnü ERDEM

5. Prof. Dr. Levent KÖKER

6. Doç. Dr. Serap YAZICI

BAŞLANGIÇ

Herkesin insan haysiyetinden kaynaklanan evrensel hak ve hürriyetlere sahip olduğu inancıyla hareket eden, her türlü ayrımcılığı reddeden, farklılıklarımızı kültürel zenginliğimizin kaynağı olarak gören bir eşitlik anlayışına sahip biz Türk Milleti; insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyetin kurum ve kurallarını düzenleyen bu Anayasayı, egemen irademizin ve Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemâl Atatürk’ün çağdaş uygarlık hedefi ile ebedî barış idealine olan bağlılığımızın ifadesi olarak kabul ve teyid ederiz.

BİRİNCİ KISIM
Genel Esaslar
Devletin şekli
Madde 1

Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

Cumhuriyetin nitelikleri
Madde 2

Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına dayanan, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.

Devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, millî marşı ve başkenti

Madde 3

(1) Türkiye Cumhuriyeti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.

(2) Resmî dili Türkçedir.

(3) Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.

(4) Millî marşı “İstiklâl Marşı”dır.

(5) Başkenti Ankara’dır.

Devletin temel amaç ve görevleri

Madde 4

Devletin temel amaç ve görevi, insan haysiyetini korumak, kişilerin hak ve hürriyetlerini kullanmalarının önündeki bütün engelleri kaldırmak ve halkın huzur, güvenlik ve refahını sağlamak suretiyle insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaktır.

Egemenlik

Madde 5

(1) Egemenlik kayıtsız ve şartsız Milletindir.

(2) Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yasama, yürütme ve yargı organları eliyle kullanır.

(3) Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.

(4) Milletlerarası ve milletlerüstü kuruluşlara üyelikten kaynaklanan sınırlamalar saklıdır.

Yasama yetkisi

Madde 6

Yasama yetkisi, Türk Milleti adına, Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez. Kanun hükmünde kararnamelere ilişkin hükümler saklıdır.

Yürütme yetkisi ve görevi

Madde 7

Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.

Yargı yetkisi ve görevi

Madde 8

Yargı yetkisi ve görevi, Türk Milleti adına, bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır ve yerine getirilir.

Eşitlik

Madde 9

(1) Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

(2) Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

(3) Kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve engelliler gibi özel surette korunmayı gerektiren kesimler için alınan tedbirler, eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.

(4) Devlet organları ve idare makamları, bütün eylem ve işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır.

Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü

Madde 10

(1) Anayasa hükümleri yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluşları ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.

(2) Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.

İKİNCİ KISIM
Temel Haklar ve Hürriyetler
BİRİNCİ BÖLÜM
Genel Hükümler

Temel hak ve hürriyetlerin niteliği

Madde 11

Herkes, insan haysiyetinden kaynaklanan, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.

Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması

Madde 12

(1) Temel hak ve hürriyetler, sadece Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerle ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. Kanun, temel hak ve hürriyetlerin özüne dokunamaz.

(2) Temel hak ve hürriyetler, yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir.

Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması
Alternatif 1
Madde 13

Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesine veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasına imkân verecek şekilde yorumlanamaz.

Alternatif 2
Madde 13

(1) Anayasada yer alan temel hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmaya ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmaya yönelik eylemler biçiminde kullanılamaz.

(2) Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesine veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasına imkân verecek şekilde yorumlanamaz.

Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması
Madde 14

(1) Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, temel hak ve hürriyetlerin kullanılması, durumun gerektirdiği ölçüde sınırlandırılabilir veya durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

(2) Birinci fıkrada belirtilen durumlarda dahi, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse dinî inançlarını, vicdanî kanaatlerini ve düşüncelerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalara ilişkin hükümler geçmişe yürütülemez; suçluluğu kesinleşmiş mahkeme kararı ile sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.

İKİNCİ BÖLÜM
Kişinin Hakları ve Hürriyetleri
Yaşama hakkı
Madde 15

(1) Herkes yaşama hakkına sahiptir.

(2) Meşru müdafaa, yakalama veya tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, ayaklanma veya isyanın bastırılması hallerinde silâh kullanmanın kanunen zorunluluk haline gelmesi sonucunda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır.

İşkence ve kötü muamele yasağı
Madde 16

(1) Kimseye işkence ve kötü muamele yapılamaz. Kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.

(2) Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; kimse rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.

Zorla çalıştırma yasağı
Madde 17

(1) Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır.

(2) Şekil ve şartları kanunla düzenlenen tutukluluk veya hükümlülük süreleri içindeki çalıştırmalar; olağanüstü hallerde vatandaşlardan istenecek hizmetler; ülke ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi niteliğindeki beden ve fikir çalışmaları, zorla çalıştırma sayılmaz.

Kişi hürriyeti ve güvenliği
Madde 18

(1) Herkes kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

(2) Kişi hürriyeti, aşağıdaki durumlarda, kanunun öngördüğü esas ve usullere göre sınırlanabilir:

a) Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi;

b) Mahkeme kararının veya kanunda öngörülen yükümlülüğün yerine getirilmesi;

c) Küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen kararın yerine getirilmesi;

ç) Toplum için tehlike teşkil eden akıl hastası, uyuşturucu madde veya âlkol tutkunu, serseri veya hastalık yayabilecek kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için alınan tedbirlerin yerine getirilmesi;

d) Usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren kişinin ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen kişinin sınır dışı edilmesi.

(3) Yakalama ve tutuklama hâkim kararı ile olur. Tutuklama kararı, suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler hakkında ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek amacıyla verilebilir. Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, suçluluğu hakkında kuvvetli belirtiler bulunan kişiyi mahkeme önüne çıkarmak amacıyla veya ikinci fıkranın (c), (ç) ve (d) bentlerinde belirtilen kişilerle ilgili olarak önleme amaçlı yapılabilir.

(4) Yakalama ve tutuklamanın usul ve esasları kanunla düzenlenir.

(5) Yakalanan veya tutuklanan kişiye, yakalama veya tutuklama sebepleri ve hakkındaki iddialar herhalde yazılı, bunun hemen mümkün olmaması halinde sözlü olarak derhâl; toplu suçlarda ise en geç hâkim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir. Kişinin yakalandığı veya tutuklandığı yakınlarına derhâl bildirilir.

(6) Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç, en geç kırk sekiz saat, toplu olarak işlenen suçlarda ise en çok dört gün içinde hâkim önüne çıkarılır. Kimse, bu süreler geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın hürriyetinden mahrum bırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal, sıkıyönetim ve savaş hallerinde uzatılabilir.

(7) Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma, ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasına veya hükmün infazını sağlamak için bir güvenceye veya başka yükümlülüklerin yerine getirilmesine bağlanabilir.

(8) Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir. Yargı merci kararını vermeden önce hürriyeti kısıtlanan kişiyi dinler.

(9) Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre Devletçe ödenir.

Özel hayatın ve aile hayatının gizliliği ve korunması

Madde 19- (1) Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.

(2) Millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi sebepleriyle usulüne uygun olarak verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça, kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde el koyma kendiliğinden kalkar.

Kişisel bilgilerin korunması

Madde 20- (1) Herkes, kendisiyle ilgili kişisel bilgi ve verilerin korunması hakkına sahiptir.

(2) Bu bilgiler, ancak kişinin açık rızasına veya kanunla öngörülen meşru bir sebebe dayalı olarak kullanılabilir. Herkes, kendisi hakkında toplanmış olan veya kayıtlarda yer alan bilgilere erişme, bunlarda düzeltme yaptırma ve bu bilgilerin amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenme hakkına sahiptir.

Konut dokunulmazlığı

Madde 21- (1) Kimsenin konutuna dokunulamaz.

(2) Millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi sebepleriyle usulüne uygun olarak verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça, kimsenin konutuna girilemez, arama yapılamaz ve buradaki eşyaya el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde el koyma kendiliğinden kalkar.

Haberleşme hürriyeti

Madde 22- (1) Herkes haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.

(2) Millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi sebepleriyle usulüne uygun olarak verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça, haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde karar kendiliğinden kalkar.

Yerleşme ve seyahat hürriyeti

Madde 23- (1) Herkes yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.

(2) Yerleşme hürriyeti, suç işlenmesini önlemek, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek, kamu mallarını korumak; seyahat hürriyeti ise suç soruşturma veya kovuşturması sebebiyle, genel sağlığı korumak yahut suç işlenmesini önlemek amaçlarıyla sınırlanabilir.

(3) Vatandaş sınır dışı edilemez ve yurda girme hakkından mahrum bırakılamaz.

(4) Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, vatandaşlık ödevi ya da suç soruşturması veya kovuşturması sebepleriyle sınırlanabilir.

Din ve inanç hürriyeti

Madde 24- (1) Herkes din ve inanç hürriyetine sahiptir. Bu hak, tek başına veya topluca, alenen veya özel olarak ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama ve bunları değiştirebilme hürriyetini de içerir.

(2) Kimse ibadete, dinî ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve düşüncelerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç, düşünce ve kanaatlerinden ve bunları değiştirmekten dolayı kınanamaz, suçlanamaz ve farklı bir muameleye tâbi tutulamaz.

(3) İbadet ve dinî ayin ve törenler, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması amaçlarıyla sınırlanabilir.

Alternatif 1

(4) Devlet, eğitim ve öğretim alanındaki görevlerini yerine getirirken, eğitim ve öğretimin ana ve babanın dinî ve felsefî inançlarına göre yapılmasını isteme hakkına riayet eder. Din eğitim ve öğretimi, kişinin kendisinin, küçüklerin ise kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır. Devlet bu taleplerin gereğini yerine getirmekle yükümlüdür.

Alternatif 2

(4) Devlet, eğitim ve öğretim alanındaki görevlerini yerine getirirken, eğitim ve öğretimin ana ve babanın dinî ve felsefî inançlarına göre yapılmasını isteme hakkına riayet eder. Din kültürü ve ahlâk öğretimi, ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bu dersten muafiyet, kişinin kendisinin, küçüklerin ise kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır.

Alternatif 1

(5) Din ve inanç hürriyeti, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini din kurallarına dayandırmaya yönelik eylemler biçiminde kullanılamaz.

Alternatif 2

(5) Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya şahsî çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla, her ne suretle olursa olsun dinî veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.

Alternatif 3

(5) Din ve inanç hürriyeti, anayasal düzeni din kurallarına dayandırmaya yönelik eylemler biçiminde kullanılamaz.

Düşünce, vicdan ve kanaat hürriyeti

Madde 25- (1) Herkes düşünce, vicdan ve kanaat hürriyetine sahiptir.

(2) Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce, vicdan ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.

İfade hürriyeti

Madde 26- (1) Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hürriyetine sahiptir. Bu hürriyet, resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir alma ya da verme serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayınların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.

(2) Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.

(3) Bu hak ve hürriyetlerin kullanılması; millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın, başkalarının şöhret veya haklarının, özel veya aile hayatının korunması, suçların önlenmesi, devlet sırrı olarak usûlünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, yargının bağımsızlık ve tarafsızlığının sağlanması, savaş kışkırtıcılığının engellenmesi, her türlü ayrımcılık, düşmanlık veya kin ve nefret savunuculuğunun önlenmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

Basın ve yayın hürriyeti

Madde 27- (1) Basın hürdür, sansür edilemez.

(2) Basın hürriyeti 26 ncı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlanabilir.

(3) Yargılamanın amacına uygun olarak yerine getirilmesi için kanunla belirtilecek sınırlar içinde hâkim tarafından verilen kararlar saklı kalmak üzere, olaylar hakkında yayın yasağı konulamaz.

(4) Süreli veya süresiz yayın yapmak ve bu amaçla basımevi kurmak, önceden izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz.

(5) Kanuna uygun şekilde basın işletmesi olarak kurulan basımevi ve eklentileri ile basın araçları, suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadere edilemez veya işletilmekten alıkonulamaz. Süreli veya süresiz yayınların suç soruşturma veya kovuşturması sebebiyle zapt ve müsaderesinde genel hükümler uygulanır.

(6) Süreli yayınların çıkarılması, yayın şartları, malî kaynakları ve gazetecilik mesleği ile ilgili esaslar kanunla düzenlenir. Kanunla haber, düşünce ve kanaatlerin serbestçe yayınlanmasını engelleyici veya zorlaştırıcı şartlar konulamaz.

(7) Süreli ve süresiz yayınlar hâkim kararıyla, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise kanunun yetkili kıldığı merciin emriyle toplatılabilir. Toplatma kararı veren yetkili merci, bu kararını en geç yirmidört saat içinde yetkili hâkime bildirir. Hâkim bu kararı en geç kırksekiz saat içinde onaylamazsa, toplatma kararı hükümsüz sayılır. Süreli yayınların durdurulması da aynı hükümlere tâbidir; ancak bu yayınların kapatılması sadece mahkeme kararıyla mümkündür. Toplatma, durdurma ve kapatmaya ilişkin şartlar ile usul ve esaslar kanunla düzenlenir.

(8) Masumiyet karinesinin ihlâline yönelik yayın yapılamaz.

(9) Düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişinin haysiyet ve şerefine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde tanınır. Düzeltme ve cevap yayınlanmazsa, yayınlanmasının gerekip gerekmediğine, hâkim tarafından ilgilinin müracaat tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde karar verilir.

(10) Radyo ve televizyon istasyonları kurmak ve işletmek, kanunla düzenlenecek şartlar çerçevesinde serbesttir.

(11) Devletçe kamu tüzelkişiliği olarak kurulan radyo ve televizyon kurumu ile kamu tüzelkişilerinden yardım gören haber ajanslarının ve radyo ve televizyon yayınlarını denetleyen kurumun özerkliği ve tarafsızlığı esastır.

Mülkiyet ve miras hakkı

Madde 28- (1) Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

(2) Bu haklar, kamu yararı sebebiyle sınırlanabilir.

Çalışma, teşebbüs ve sözleşme hürriyeti

Madde 29- (1) Herkes, dilediği alanda çalışma, teşebbüs ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir.

(2) Çalışma, teşebbüs ve sözleşme hürriyetleri, millî güvenliğin, genel sağlığın, genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması amaçlarıyla sınırlanabilir.

Dernek kurma hürriyeti

Madde 30- (1) Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma, bunlara üye olma ve üyelikten ayrılma hürriyetine sahiptir.

(2) Dernek kurma hürriyeti millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın, başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

(3) Dernekler, kanunun öngördüğü hallerde hâkim kararıyla kapatılabilir veya faaliyetten alıkonulabilir. Ancak, gecikmesinde sakınca varsa millî güvenliğin, kamu düzeninin, suç işlenmesini veya suçun devamını önlemenin yahut yakalamanın gerektirdiği hallerde, kanunla yetkili kılınan merci, derneği faaliyetten men edebilir. Bu merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde karar kendiliğinden yürürlükten kalkar.

(4) Birinci fıkra hükmü, Türk Silâhlı Kuvvetleri ve genel kolluk mensuplarına, hâkim ve savcılar ile bu meslekten sayılanlara ve görevlerinin gerektirdiği ölçüde diğer kamu hizmeti görevlilerine sınırlamalar getirilmesine engel değildir.

(5) Bu madde hükümleri vakıflarla ilgili olarak da uygulanır.

Toplantı, gösteri ve yürüyüş düzenleme hürriyeti

Madde 31- (1) Herkes, önceden izin almadan, silâhsız ve saldırısız toplantı, gösteri ve yürüyüş düzenleme hürriyetine sahiptir.

(2) Toplantı, gösteri ve yürüyüş hürriyeti, millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın, başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

Hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkı

Madde 32- (1) Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle, yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

(2) Hiç kimse, tabiî hâkiminden başka bir merci önüne çıkarılamaz ve bir kimseyi tabiî hâkiminden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.

(3) Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.

(4) Davalar, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve alenî olarak görülür. Ancak, millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel ahlâkın, küçüklerin korunmasının veya davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliğinin gerektirdiği veya davanın alenî olarak görülmesinin yargılamanın selâmetine zarar verebileceği özel durumlarda, mahkemenin zorunlu göreceği ölçüde, duruşmalar tamamen veya kısmen basına ve dinleyicilere kapalı olarak sürdürülebilir.

(5) Küçüklerin yargılanması hakkında özel hükümler konulabilir.

(6) Her sanık aşağıda belirtilen haklara sahiptir:

a) Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebi hakkında en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak bilgilendirilmek,

b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak,

c) Kendisini bizzat veya tayin edeceği bir müdafiin yardımından yararlanarak savunmak; müdafi tayini için gereken malî imkânlardan mahrum bulunuyor ve yargılamanın selâmeti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir müdafiin yardımından bedelsiz yararlanabilmek,

ç) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı şartlar altında dinlenmesini istemek,

d) Mahkemede kullanılan dili anlayamadığı veya konuşamadığı takdirde, bir tercümanın yardımından bedelsiz yararlanmak.

(7) Hukuka aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.

(8) Mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.

Suç ve cezalara ilişkin esaslar

Madde 33- (1) Suç ile ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur. Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiili gerçekleştirmesinden dolayı cezalandırılamaz ve kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.

(2) Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkûmiyetinin sonuçları konusunda da birinci fıkra uygulanır.

(3) Suçluluğu kesin mahkeme kararı ile hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.

(4) Hiç kimse, kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.

(5) Ceza sorumluluğu şahsîdir.

(6) Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı hürriyetinden alıkonulamaz.

(7) Ölüm cezası ve genel müsadere cezası verilemez.

(8) Kamu İdaresi, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide uygulayamaz. Türk Silâhlı Kuvvetlerinin iç düzeni bakımından bu hükme kanunla istisnalar getirilebilir.

(9) Uluslararası Ceza Divanına taraf olmanın gerektirdiği yükümlülükler hariç olmak üzere, vatandaş, suç sebebiyle yabancı bir ülkeye verilemez.

İspat hakkı

Madde 34- Kamu görev ve hizmetinde bulunanlara karşı, bu görev ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılan isnatlardan dolayı açılan hakaret davalarında, sanık, isnadın doğruluğunu ispat hakkına sahiptir. Bunun dışındaki hallerde, ispat talebinin kabulü, ancak isnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasına veya şikâyetçinin ispata razı olmasına bağlıdır.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Siyasî Haklar ve Ödevler
Vatandaşlık

Madde 35-

Alternatif 1

(1) Devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır.

Alternatif 2

(1) Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkese, din ve ırk farkı gözetilmeksizin Türk denir.

Alternatif 3

(1) Vatandaşlık temel bir haktır. Kanunun öngördüğü esaslara uygun olarak bu statüyü kazanan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır.

(2) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı babanın veya ananın çocuğu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır.

(3) Vatandaşlık, kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir.

(4) Hiçbir vatandaş, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz.

Seçme, seçilme ve siyasî faaliyette bulunma hakları

Madde 36- (1) Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme, seçilme ve siyasî faaliyette bulunma haklarına sahiptir.

(2) Seçimler ve halkoylaması serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı organının yönetim ve denetimi altında yapılır. Yurt dışında bulunan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının oy hakkını kullanabilmelerini sağlayacak esaslar kanunla belirlenir.

(3) Onsekiz yaşını dolduran her vatandaş seçme ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir.

(4) Silâh altında bulunan er ve erbaşlar ile askerî öğrenciler ve taksirli suçlardan hüküm giyenler hariç ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler oy kullanamazlar.

(5) Seçim kanunlarında seçim sistemine ilişkin olarak yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.

Siyasî parti kurma hürriyeti

Madde 37- (1) Siyasî partiler, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.

(2) Vatandaşlar, önceden izin almaksızın, siyasî parti kurma ve partilere üye olma hakkına sahiptir. Parti üyesi olabilmek için onsekiz yaşını doldurmuş olmak gerekir.

(3) Hâkim ve savcılar, bu meslekten sayılanlar, kamu kurum ve kuruluşlarının memur ve sözleşmeli personel statüsündeki görevlileri, Türk Silâhlı Kuvvetleri mensupları ve ilk ve ortaöğretim öğrencileri siyasî partilere üye olamazlar.

(4) Yükseköğretim elemanlarının ve öğrencilerinin siyasî partilere üye olmalarına dair esaslar kanunla düzenlenir.

(5) Devlet, siyasî partilere, yeterli düzeyde ve hakça malî yardım yapar. Partilere yapılacak yardımın, partilerin alacakları üye aidatının ve bağışların tâbi olduğu esaslar kanunla düzenlenir.

Siyasî partilerin uyacakları esaslar

Madde 38- (1) Siyasî partilerin tüzük ve programları ile fiilleri, insan haklarına, Devletin bağımsızlığı ve bölünmez bütünlüğüne, demokrasiye, cumhuriyete ve lâikliğe aykırı olamaz.

(2) Partiler yabancı devletlerden, milletlerarası kuruluşlardan ve Türk tâbiyetinde olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddî yardım alamazlar.

(3) Siyasî partiler ticarî faaliyette bulunamazlar.

(4) Bir siyasî partinin tüzüğünün veya programının birinci fıkra hükümlerine aykırı görülmesi halinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının talebi üzerine, Anayasa Mahkemesince partiye ihtarda bulunulur. İhtarı izleyen iki ay içinde aykırılık giderilmediği takdirde, ilgili parti hakkında dava açılır.

(5) Bir siyasî partiye birinci fıkra hükümlerine aykırı fiillerinden ötürü yaptırım uygulanmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi halinde karar verilir. Bir siyasî parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun, sürekli ve ciddî tehlike oluşturacak bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca benimsendiği yahut bu fiiller aynı şekilde doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır.

(6) Anayasa Mahkemesi, birinci ve ikinci fıkra hükümlerine aykırılık nedeniyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından açılan davalarda, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasî partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen mahrum bırakılmasına ya da kapatılmasına karar verebilir.

Alternatif 1

(7) Bir siyasî partinin kapatılmasına beyan veya fiilleriyle sebep olan kurucuları dahil üyeleri, Anayasa Mahkemesinin kapatmaya ilişkin kesin kararının Resmî Gazetede gerekçeli olarak yayınlanmasından sonraki ilk milletvekilliği veya mahallî idareler seçimlerinde aday olamazlar.

Alternatif 2

(7) Bu fıkranın tamamen çıkarılması.

(8) Siyasî partilerin malî denetimi Sayıştay tarafından yapılır.

(9) Siyasî partilerin kuruluş ve çalışmaları, hukukî ve malî denetimleri ile adayların seçim harcamaları demokratik esaslara uygun olarak kanunla düzenlenir.

Kamu hizmetlerine girme hakkı

Madde 39- (1) Her vatandaş, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir.

(2) Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.

(3) Yasama, yürütme ve yargı organları dahil olmak üzere, kamu hizmetinde görev alanların mal bildiriminde bulunmaları ve bu bildirimlerin tekrarlanma süreleri kanunla düzenlenir.

Vatan hizmeti

Madde 40- Vatan hizmeti, her vatandaşın hakkı ve ödevidir. Bu hizmetin Türk Silâhlı Kuvvetlerinde veya kamu kesiminde ne şekilde yerine getirileceği veya getirilmiş sayılacağı kanunla düzenlenir.

Vergi ödevi

Madde 41- (1) Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür.

(2) Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır.

(3) Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.

(4) Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna; mahallî idareler tarafından tarh, tahakkuk ve tahsil edilenler için ise ilgili mahallî idarenin seçimle oluşan karar organına verilebilir.

Bilgi edinme, dilekçe ve başvuru hakları

Madde 42- (1) Herkes bilgi edinme, dilekçe ve başvuru haklarına sahiptir. Yabancılar için bilgi edinme hakkı karşılıklılık esasına düzenlenir.

(2) Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama başvurma hakkına sahiptir. Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yollarına ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Sosyal ve Ekonomik Haklar
Ailenin korunması

Madde 43- Aile, toplumun temelidir; eşler arasında eşitliğe dayanır ve her türlü hukukî, ekonomik ve sosyal korunmadan yararlanır.

Çocuk hakları

Madde 44- (1) Her çocuk, kendi iyiliği için gereken himaye ve bakımdan yararlanma hakkına sahiptir. Çocuklar görüşlerini serbestçe açıklayabilir ve bu görüşleri kendilerini ilgilendiren konularda, yaşlarına ve olgunluklarına göre dikkate alınır.

(2) Kamu veya özel kurum ve kuruluşlarca çocuklarla ilgili olarak yapılan eylem ve işlemlerde, çocuğun azamî iyiliği gözetilir.

(3) Her çocuk, kendi menfaatine açıkça ters düşmedikçe, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.

Eğitim ve öğrenim hakkı

Madde 45- (1) Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından mahrum bırakılamaz.

(2) Eğitim ve öğretim, demokratik, lâik, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.

(3) Temel eğitim, bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır.

(4) Özel ilk ve ortaöğretim okullarının bağlı olduğu esaslar, Devlet okulları için öngörülenler dikkate alınarak kanunla düzenlenir.

(5) Eğitim ve öğretim dili Türkçedir. Türkçeden başka dillerde eğitim ve öğretim yapılması ile ilgili esaslar, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak kanunla düzenlenir.

Alternatif 1

(6) Kılık ve kıyafetinden dolayı hiç kimse yükseköğrenim hakkından mahrum bırakılamaz.

Alternatif 2

(6) Yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir.

(7) Milletlerarası andlaşma hükümleri saklıdır.

Çalışma ile ilgili esaslar

Madde 46- (1) Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışanları ve işsizleri korumak, istihdamı artırmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır.

(2) Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz.

(3) Küçükler ve kadınlar ile bedenî ve ruhî yetersizliği olanlar, çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar. Kadınlar ve erkekler arasında işe alınma, çalışma şartları ve ücretler bakımından ayrımcılık yapılamaz.

(4) Çalışanlar dinlenme, ücretli hafta ve bayram tatili ile yıllık izin haklarına sahiptir.

(5) Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri için gerekli tedbirleri alır.

(6) Asgarî ücretin tespitinde, çalışanların geçim şartları ile ülkenin ekonomik durumu gözönünde bulundurulur.

Sendika kurma hakkı

Madde 47- (1) Çalışanlar ve işverenler, önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten çekilme haklarına sahiptir. Aynı zamanda ve aynı iş veya hizmet kolunda birden fazla sendikaya üye olunamaz.

(2) Sendikaların ve üst kuruluşlarının kuruluş, yönetim ve işleyişleri demokratik esaslara aykırı olamaz.

(3) Sendika kurma hakkı, millî güvenlik, kamu düzeni, başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması ile suç işlenmesinin önlenmesi sebepleriyle sınırlanabilir.

Toplu iş sözleşmesi ve grev hakları

Madde 48- (1) İşçiler, işverenlerle olan ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal durumlarını düzeltmek amacıyla toplu iş sözleşmesi ve grev haklarına sahiptir. Aynı işyerinde aynı dönem için birden fazla toplu iş sözleşmesi yapılamaz. İşçi niteliği taşımayan kamu hizmeti görevlilerinin toplu görüşme hakları kanunla düzenlenir.

(2) Grev hakkının kullanılması ve istisnaları ile işverenlerin hakları ve lokavt kanunla düzenlenir.

(3) Toplu iş sözleşmesi ve grev hakları, millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

Sağlık ve sosyal güvenlik hakları ile sosyal yardım ve hizmet

Madde 49- (1) Herkes, sağlık ve sosyal güvenlik haklarına sahiptir.

(2) Devlet, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimlerini, malûl ve gazileri, engellileri, yaşlıları ve korunmaya muhtaç çocuklar gibi kesimleri özel olarak korur.

(3) Devlet, bu hakları sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilâtı kurar.

Devletin sosyal ve ekonomik ödevlerinin sınırları

Madde 50- Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen ödevlerini, bu ödevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek, malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir.

ÜÇÜNCÜ KISIM
Cumhuriyetin Temel Organları
BİRİNCİ BÖLÜM

Yasama

BİRİNCİ ALT BÖLÜM
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Kuruluşu

Madde 51- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi, genel oyla seçilen beşyüzelli milletvekilinden oluşur.

(2) Milletvekillerinden dörtyüzellisi kanundaki esaslara göre belirlenen seçim çevrelerinden seçilir. Yüz milletvekili ise siyasî partilerin ülke seçim çevresi için düzenleyeceği listelerden nispî temsil esasına göre seçilir.

Seçim dönemi

Madde 52- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçimleri dört yılda bir yapılır.

(2) Meclis, bu süre dolmadan seçimin yenilenmesine karar verebilir. Süresi biten milletvekili yeniden seçilebilir.

(3) Yenilenmesine karar verilen Meclisin yetkileri, yeni Meclisin seçilmesine kadar sürer.

Seçimlerin ertelenmesi ve ara seçimler

Madde 53- (1) Savaş sebebiyle seçimlerin yapılmasına imkân görülmezse, Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçimlerin bir yıl ertelenmesine karar verebilir. Erteleme sebebi ortadan kalkmamışsa, aynı usule göre bu işlem tekrarlanabilir.

(2) Milletvekilliklerinde boşalma olması halinde, ara seçime gidilir. Ara seçim, her seçim döneminde sadece bir defa yapılabilir. Boşalan milletvekilliği sayısı, üye tamsayısının yüzde beşini bulduğu takdirde üç ay içinde ara seçim yapılır. Ancak, her halde, genel seçimden iki yıl geçmedikçe ve genel seçimlere bir yıl kala ara seçim yapılamaz.

Seçimlerin Cumhurbaşkanınca yenilenmesi

Madde 54- (1) Yeni seçilen Türkiye Büyük Millet Meclisinde Başkanlık Divanının oluşmasından sonra veya Başbakanın istifası yahut Bakanlar Kurulunun güvensizlik oyu ile düşürülmesi hallerinde kırkbeş gün içinde yeni Bakanlar Kurulunun kurulamaması veya kurulduğu halde güvenoyu alamaması halinde Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına danışarak seçimlerin yenilenmesine karar verebilir.

(2) Yenilenme kararı Resmî Gazetede yayınlanır ve seçime gidilir.

Seçimlerin genel yönetimi ve denetimi

Madde 55- (1) Seçimler, yargı organının genel yönetim ve denetimi altında yapılır.

(2) Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ve milletvekillerinin seçim tutanakları ile Cumhurbaşkanlığı seçimi tutanaklarını kabul etme görevi Yüksek Seçim Kurulunundur.

(3) Yüksek Seçim Kurulu, yedi asıl, dört yedek üyeden oluşur. Üyelerin altısı Yargıtay, beşi Danıştay Genel Kurullarınca kendi üyeleri arasından üye tamsayılarının salt çoğunluğunun gizli oyu ile dört yıllığına seçilir. Süresi bitenler yeniden seçilebilir. Üyeler, salt çoğunluk ve gizli oyla aralarından bir başkan ve bir başkanvekili seçerler.

(4) Yüksek Seçim Kuruluna Yargıtay ve Danıştaydan seçilmiş üyeler arasından ad çekme ile ikişer yedek üye ayrılır. Yüksek Seçim Kurulu Başkanı ve Başkanvekili ad çekmeye girmezler.

(5) Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz.

(6) Yüksek Seçim Kurulunun ve diğer seçim kurullarının teşkilâtı ile görev ve yetkileri kanunla düzenlenir.

İKİNCİ ALT BÖLÜM
Milletvekilliği ile İlgili Hükümler
Milletin temsili

Madde 56- Milletvekilleri sadece seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün Milleti temsil ederler.

Milletvekili seçilme yeterliliği

Madde 57- (1) Yirmibeş yaşını dolduran her vatandaş milletvekili seçilebilir.

(2) Aşağıda sayılanlar milletvekili seçilemezler:

a) En az ilköğretim diploması olmayanlar,

b) Kısıtlılar,

c) Yükümlü olduğu askerlik hizmetini yapmamış olanlar,

ç) Taksirli suçlar hariç, toplam bir yıl veya daha fazla hapis cezasına hüküm giymiş olanlar; affa uğramış olsalar bile zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, hileli iflâs, kaçakçılık, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma suçlarından birinden dolayı hüküm giymiş olanlar.

(3) Aday olmak, memurluktan çekilme şartına bağlanamaz. Seçim güvenliği bakımından hangi kamu hizmeti görevlilerinin ne gibi şartlarla aday olabilecekleri kanunla düzenlenir. Hâkimler ve savcılar ile bu meslekten sayılanlar, Türk Silâhlı Kuvvetleri ve genel kolluk mensupları, valiler, büyükelçiler ve rektörler görevlerinden çekilmedikçe aday olamazlar.

Andiçme

Madde 58- Milletvekilleri göreve başlarken aşağıdaki şekilde andiçerler:

“Devletin bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; insan haklarına, hukukun üstünlüğüne, demokratik ve lâik Cumhuriyete, Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacağıma; Anayasaya sadakattan ayrılmayacağıma; Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine andiçerim.”

Milletvekilliği ile bağdaşmayan işler

Madde 59- (1) Milletvekilleri, Devlet ve diğer kamu tüzelkişilerinde ve bunlara bağlı kuruluşlarda; Devletin veya diğer kamu tüzelkişilerinin doğrudan ya da dolaylı olarak katıldığı teşebbüs ve ortaklıklarda; kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile sendikalar ve bunların üst kuruluşlarının ve katıldıkları teşebbüs veya ortaklıkların yönetim ve denetim kurullarında görev alamazlar, vekili olamazlar, herhangi bir taahhüt işini doğrudan veya dolaylı olarak kabul edemezler, temsilcilik ve hakemlik yapamazlar.

(2) Milletvekilleri yürütme organının teklif, inha, atama veya onamasına bağlı resmî veya özel herhangi bir işle görevlendirilemezler. Bir milletvekilinin belli konuda ve altı ayı aşmamak üzere Bakanlar Kurulunca verilecek geçici bir görevi kabul etmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kararına bağlıdır.

(3) Milletvekilliği ile bağdaşmayan diğer görev ve işler kanunla düzenlenir.

Yasama sorumsuzluğu ve dokunulmazlığı

Madde 60- (1) Milletvekilleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisce başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.

(2) Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Milletvekili hakkında seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, milletvekilliği sıfatının sona ermesine bırakılır ve milletvekilliği süresince zamanaşımı işlemez. Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.

Alternatif 1

(3) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda suçüstü hali dokunulmazlık kapsamı dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam durumu hemen Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirir.

Alternatif 2

(3) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda suçüstü hali ile zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, hileli iflâs, kaçakçılık, ihaleye fesat karıştırma ve edimin ifasına fesat karıştırma suçlarından dolayı bir milletvekilinin sorguya çekilmesi ve yargılanması için Meclisin kararı aranmaz. Bu hallerde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, durumu hemen Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirir.

(4) Hakkında suç isnadı bulunan milletvekili, Meclis Başkanlığına başvurmak suretiyle, isnad edilen suçla ilgili olarak dokunulmazlığından feragat edebilir.

(5) Dokunulmazlık kapsamında olmayan suçları işleyen, dokunulmazlığı kaldırılan veya dokunulmazlıktan feragat eden milletvekillerinin yargılanmaları, tutuksuz olarak ve yasama çalışmaları engellenmeyecek şekilde yürütülür.

(6) Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasî parti gruplarınca, yasama dokunulmazlığı ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.

(7) Milletvekilleri hakkındaki ceza davaları Yargıtayda görülür. Bu davalarla ilgili hazırlık soruşturmasının yürütülmesi, kamu davasının açılması, hükmün temyizi ve diğer yargılama esasları kanunla düzenlenir.

Milletvekilliğinin düşmesi

Madde 61- (1) İstifa eden milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine, istifanın geçerli olduğunun Meclis Başkanlık Divanınca tespit edilmesinden sonra, Genel Kurulca karar verilir.

(2) Milletvekilliğinin kesin hüküm giyme veya kısıtlanma halinde düşmesi, bu husustaki kesin mahkeme kararının Genel Kurula bildirilmesiyle gerçekleşir.

(3) 59 uncu maddeye göre milletvekilliğiyle bağdaşmayan bir görev veya hizmeti sürdüren milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine, yetkili komisyonun bu durumu tespit eden raporu üzerine Genel Kurulca üye tamsayısının salt çoğunluğunun gizli oyuyla karar verilir.

(4) Meclis çalışmalarına özürsüz veya izinsiz olarak bir ay içinde toplam beş birleşim günü katılmayan milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine, durumun Meclis Başkanlık Divanınca tespit edilmesi üzerine, Genel Kurulca üye tamsayısının salt çoğunluğunun gizli oyuyla karar verilir.

(5) Partisinin kapatılmasına beyan ve fiilleriyle sebep olduğu Anayasa Mahkemesinin kapatmaya ilişkin kararında belirtilen milletvekilinin milletvekilliği, bu kararın Resmî Gazetede gerekçeli olarak yayınlandığı tarihte sona erer. (NOT: Bu fıkra, ilgili madde olan 38/7’de benimsenen alternatife göre kalabilir de çıkabilir de.)

İptal istemi

Madde 62- Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya 61 inci maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarına göre milletvekilliğinin düşmesine karar verilmiş olması hallerinde, kararın alındığı tarihten itibaren yedi gün içinde, ilgili milletvekili, kararın Anayasaya veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptali için Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Anayasa Mahkemesi, iptal talebini onbeş gün içinde karara bağlar.

Ödenek ve yolluklar

Madde 63- (1) Milletvekillerinin ödenek, yolluk ve emeklilik işlemleri kanunla düzenlenir. Ödeneğin aylık tutarı en yüksek Devlet memurunun almakta olduğu miktarı, yolluk da ödenek miktarının yarısını aşamaz.

(2) Milletvekillerine ödenecek ödenek ve yolluklar, kendilerine bağlanan emekli aylığı ve benzeri ödemelerin kesilmesini gerektirmez.

ÜÇÜNCÜ ALT BÖLÜM
Türkiye Büyük Millet Meclisinin Görev ve Yetkileri
Genel olarak

Madde 64- Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri şunlardır:

a) Kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak,

b) Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek,

c) Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek,

ç) Bütçe ve kesin hesap kanun tasarılarını görüşmek ve kabul etmek,

d) Para basılmasına ve savaş ilânına karar vermek,

e) Milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak,

f) Üye tam sayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilânına karar vermek,

g) Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmek.

Kanunların teklif edilmesi ve görüşülmesi

Madde 65- (1) Kanun teklif etmeye Bakanlar Kurulu ve milletvekilleri yetkilidir.

(2) Kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülme usul ve esasları İçtüzükle düzenlenir. İçtüzük temel kanunların Genel Kurulda görüşülmesi bakımından özel usuller kabul edebilir.

Kanunların Cumhurbaşkanınca yayınlanması

Madde 66- (1) Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilen kanunları onbeş gün içinde yayınlar.

(2) Cumhurbaşkanı yayınlanmasını uygun bulmadığı kanunları bir daha görüşülmek üzere, bu hususta gösterdiği gerekçe ile birlikte aynı süre içinde Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderir. Cumhurbaşkanınca kısmen uygun bulunmama durumunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi sadece uygun bulunmayan maddeleri görüşebilir. Bütçe kanunları bu hükme tâbi değildir.

(3) Türkiye Büyük Millet Meclisi geri gönderilen kanunu aynen kabul ederse, kanun, Cumhurbaşkanınca üç gün içinde yayınlanır. Meclis, geri gönderilen kanunda değişiklik yaparsa, Cumhurbaşkanı değiştirilen kanunu ikinci fıkra hükümlerine göre tekrar Meclise geri gönderebilir.

(4) Cumhurbaşkanının onbeş gün içinde geri göndermediği veya yayınlamadığı kanunlar Meclis Başkanı tarafından yayınlanır.

Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma

Madde 67- (1) Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası veya milletlerüstü kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.

(2) Ekonomik, ticarî veya teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi bir yılı aşmayan andlaşmalar, Devlet maliyesi bakımından bir yüklenme getirmemek, kişi hallerine ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yabancı ülkelerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak şartıyla, yayınlanma ile yürürlüğe konabilir. Bu takdirde bu andlaşmalar, yayınlarından başlayarak iki ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulur.

(3) Milletlerarası bir andlaşmaya dayanan uygulama andlaşmaları ile kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticarî, teknik veya idarî andlaşmaların Türkiye Büyük Millet Meclisince uygun bulunması zorunluğu yoktur. Ancak, bu fıkraya göre yapılan ekonomik, ticarî veya özel kişilerin haklarını ilgilendiren andlaşmalar, yayınlanmadan yürürlüğe konulamaz.

(4) Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında değişiklik gerektiren her türlü andlaşmaların yapılmasında birinci fıkra hükmü uygulanır.

(5) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.

(6) Kanunlar, usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş temel hak ve hürriyetlere ilişkin milletlerarası andlaşmalara aykırı olamaz.

Kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verme

Madde 68- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi, Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verebilir. Ancak, Anayasanın ikinci kısmının birinci, ikinci ve üçüncü bölümlerinde yer alan hak ve hürriyetler kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemez.

(2) Türkiye Büyük Millet Meclisi, yetki kanununun konusunu, geçerlilik süresini ve bu süre içinde birden fazla kararname çıkarılıp çıkarılamayacağını gösterir.

(3) Kanun hükmünde kararnameler, kararnamede yayından sonraki bir tarih belirlenmemişse, Resmî Gazetede yayınlandıkları gün yürürlüğe girer ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur.

(4) Cumhurbaşkanı yayınlanmasını uygun görmediği kanun hükmünde kararnameleri Bakanlar Kuruluna gerekçeleri ile birlikte onbeş gün içinde geri gönderebilir. Bakanlar Kurulu, geri gönderilen kanun hükmünde kararnameyi aynen kabul ederse kararname Cumhurbaşkanınca üç gün içinde yayınlanır.

(5) Yetki kanunları ve bunlara dayanan kanun hükmünde kararnameler, Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonları ve Genel Kurulunda öncelikle ve ivedilikle görüşülür.

(6) Yayınlandıkları gün Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmayan kanun hükmünde kararnameler bu tarihte; Türkiye Büyük Millet Meclisince reddedilen kanun hükmünde kararnameler bu kararın Resmî Gazetede yayınlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Değiştirilerek kabul edilen kanun hükmünde kararnamelerin değiştirilmiş hükümleri, bu değişikliklerin Resmî Gazetede yayınlandığı gün yürürlüğe girer.

Savaş hali ilânı ve silâhlı kuvvet kullanılmasına izin verme

Madde 69- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi;

(a) Milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde savaş hali ilânına,

(b) Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silâhlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına, izin verme yetkisine sahiptir.

(2) Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde veya ara vermede iken ülkenin ani bir silâhlı saldırıya uğraması ve bu sebeple silâhlı kuvvet kullanılmasına derhâl karar verilmesinin kaçınılmaz olması halinde, Başbakanın teklifi üzerine Cumhurbaşkanı da, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verebilir.

DÖRDÜNCÜ ALT BÖLÜM
Türkiye Büyük Millet Meclisinin İç Düzeni ve Çalışma Esasları
Toplanma ve tatil

Madde 70- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi, her yıl Ekim ayının birinci günü kendiliğinden toplanır.

(2) Meclis, bir yasama yılında en çok üç ay tatil yapabilir. Meclis, ara verme veya tatil sırasında Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından doğrudan doğruya; milletvekillerinin beşte birinin talebi üzerine de Meclis Başkanı tarafından toplantıya çağrılır.

Başkanlık Divanı

Madde 71- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı, milletvekilleri arasından seçilen Meclis Başkanı, başkanvekilleri, kâtip üyeler ve idare amirlerinden oluşur.

(2) Başkanlık Divanı, Meclisteki siyasî parti gruplarının milletvekili sayısı oranında katılmalarını sağlayacak şekilde kurulur. Siyasî parti grupları Meclis Başkanlığı için aday gösteremezler.

(3) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı için bir yasama döneminde iki seçim yapılır. İlk seçilenlerin görev süresi iki yıl, ikinci devre için seçilenlerin görev süresi genel seçimlere kadardır.

(4) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan adayları, milletvekilleri arasından Meclisin toplandığı günden itibaren beş gün içinde Başkanlık Divanına bildirilir. Başkan seçimi gizli oyla yapılır. İlk iki oylamada üye tamsayısının üçte iki ve üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu aranır. Üçüncü oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için dördüncü oylama yapılır. Dördüncü oylamada en fazla oy alan milletvekili Başkan seçilmiş olur. Başkan seçimi, aday gösterme süresinin bitiminden itibaren beş gün içinde tamamlanır.

(5) Başkanvekillerinin, kâtip üyelerin ve idare amirlerinin sayısı ve seçim usulleri Meclis İçtüzüğünde belirlenir.

(6) Başkan ve başkanvekilleri, üyesi bulundukları siyasî partinin veya parti grubunun Meclis içinde veya dışındaki faaliyetleri ile görevlerinin gereği olan haller dışında, Meclis tartışmalarına katılamazlar. Başkan ve oturumu yöneten Başkanvekili oy kullanamaz.

İçtüzük ve siyasî parti grupları

Madde 72- 1982 Anayasasının aynı konuyu düzenleyen 95 inci maddesinin son fıkrası Meclis İçtüzüğü ile düzenlenebilecek hususlar içerdiğinden yeni metne alınmamış; maddenin diğer hükümleri bazı ifade değişiklikleri yapılarak muhafaza edilmiştir.

Madde 73- 1961 Anayasasının 86 ncı maddesinde öngörülen üye tamsayısının salt çoğunluğu ile toplanma ve katılanların salt çoğunluğu ile karar verme zorunluluğu sebebi ile bu dönemde Meclisin toplanma ve karar almasında zorluklarla karşılaşılmıştır.

1982 Anayasasının aynı başlıklı 96 ncı maddesinin gerekçesinde bu zorluklara işaret edilerek, maddenin Meclis toplantılarına istikrar getirmesi ve daha kolay karar alınması amacıyla yeniden düzenlendiği belirtilmiştir.

1982 Anayasasının gerekçesinde yapılan düzenlemenin Türkiye Büyük Millet Meclisinin toplanmasını kolaylaştırdığı açıklandığı halde, bu haliyle de maddenin yanlış yorumlanmaya açık olduğu anlaşılmıştır. Nitekim, maddede yer alan “Anayasada, başkaca bir hüküm yoksa, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte biri ile toplanır ve toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verir” şeklindeki hüküm, 11 inci Cumhurbaşkanının seçiminde farklı yorumlara konu olmuştur. 1982 Anayasasının Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin 102 nci maddesinde “başkaca” bir toplantı nisabı bulunduğu ileri sürülmüş ve nihayet bu tez Anayasa Mahkemesi tarafından da kabul edilmiştir.

Yapılan düzenlemeyle, bu tür yorumları ve tartışmaları ortadan kaldırmak maksadıyla, Meclisin tüm kararları için tek bir toplantı nisabı öngörülmüştür. Buna göre Meclis, herhangi bir karar alırken üye tamsayısının en az üçte biri ile toplanmak durumundadır. Bunun dışında Anayasada başkaca bir özel toplantı yeter sayısı bulunmamaktadır. Buna karşılık, karar yeter sayısı konusunda önceki anayasaların genel ve özel kuralları korunmuştur.

Madde 74- 1982 Anayasasının aynı başlıklı 97 nci maddesi, küçük ifade düzeltmeleri dışında aynen muhafaza edilmiştir.

Madde 75- 1982 Anayasasının aynı konuyu düzenleyen 98 inci maddesi büyük ölçüde korunmuştur.

1982 Anayasasının mezkûr maddesinin ikinci fıkrasında, soru önergeleri için yer alan “Bakanlar Kurulu adına” ibaresine, İçtüzükte açık bir düzenleme bulunduğundan, Anayasada yer verilmemiştir.

Madde 76- 1982 Anayasasının gensoruyu düzenleyen 99 uncu maddesi, yapıcı güvensizlik oyuna ilişkin yeni düzenleme dışında büyük ölçüde korunmuştur.

Yapıcı güvensizlik oyunun asıl amacı, hükümet istikrarını korumaktır. Böylece, yıkmakta birleşen parlâmento çoğunluğunun yeni bir Bakanlar Kurulu oluşturmak konusunda da birleşmesi hedeflenmektedir. Tek bir partinin parlâmentoda salt çoğunluğu elde ederek hükümeti kurabildiği örnekler bakımından yapıcı güvensizlik oyuna ihtiyaç duyulmayabilir. Zaten doğası gereği tek parti ile kurulan hükümetler, hükümet istikrarını parlâmenter düzenin şartları içinde azamî olarak korumaktadır. Ancak koalisyon hükümetlerinin kaçınılmaz olduğu şartlarda, bu tür hükümetlerin karşı karşıya kaldığı en önemli güçlük, hükümetin istikrarı meselesidir. Türkiye gibi demokrasinin gereği olan uzlaşma geleneğinin yeterince mevcut olmadığı bir ortamda koalisyon hükümetlerinin kırılganlığı da güçlü bir ihtimaldir. Nitekim, özellikle 1970`lerin ikinci yarısına hâkim olan tecrübeler bunu kanıtlamaktadır. Bu yüzden, koalisyon hükümetlerinin kırılganlığını bertaraf etmek, bu tür hükümetlere azamî istikrar sağlamak bakımından yapıcı güvensizlik oyunun kabulü büyük önem taşımaktadır.

Madde 77- 1982 Anayasasının meclis soruşturmasını düzenleyen 100 üncü maddesi bazı ifade değişiklikleri yapılarak korunmuştur.

Madde 78- Türkiye`de Cumhurbaşkanlığı seçimleri, özellikle 1961`den itibaren, sürekli gerilime ve çoğu kez de siyasî krizlere yol açmıştır. Bu durum, kısmen Cumhurbaşkanlığı makamının sembolik değerinden, kısmen de sahip olduğu görev ve yetkilerin fazla olmasından kaynaklanmaktadır. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi yöntemi, bu tür krizlerin ortadan kalkmasına, dolayısıyla siyasî istikrara ciddî bir katkı sağlayacaktır. Ayrıca, doğrudan halk tarafından seçim Cumhurbaşkanının belirlenmesinde siyaset dışı unsurların müdahalesini engelleyecek, böylece ortaya çıkan “demokrasi açığı”nın büyük ölçüde kapanmasını sağlayacaktır. Cumhurbaşkanının halk tarafından iki turlu bir seçimle seçilecek olması temsil krizi tartışmalarını da sonlandıracaktır. Diğer yandan, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin parlâmenter sistemle bağdaşmadığına dair görüş ve düşünceler, teorik ve ampirik olarak yanlıştır. Parlâmenter sistemlerde cumhurbaşkanının sembolik yetkilere sahip olması esastır, dolayısıyla onun nasıl seçildiği tâli bir konudur. Avrupa`da parlâmenter sistemle yönetilen bir çok ülkede cumuhurbaşkanı ya da devlet başkanı halk tarafından seçilmektedir. Sonuç olarak, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi, gerek daha demokratik bir yöntem oluşu, gerek parlâmento içinde gereksiz tıkanmalar yaşanması ihtimalini ortadan kaldırması nedeniyle tercih edilmiştir.

Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıla indirilmiş, fakat Avrupa ülkelerindeki genel eğilime uygun olarak, en çok iki defa seçilebilmesi öngörülmüştür. Yeniden seçilebilme, bu görevi başarıyla yürüten cumhurbaşkanının birikim ve tecrübesinden yararlanmayı da mümkün kılacaktır. Ayrıca bu yöntemle, Cumhurbaşkanının halk önünde hesap verebilmesine de imkân sağlanmıştır.

Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiğinin kesilmesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinin sona ermesi hükmü muhafaza edilmiştir. Cumhurbaşkanlığına seçilebilmek için yüksek öğrenim görme şartı kaldırılmış, (kabul edilen alternatife göre kalacak veya çıkacak) Cumhurbaşkanı adaylarının yirmi milletvekilinden başka, ikiyüzbin seçmence de gösterilmesi, katılımcı demokrasi ilkelerine daha uygun bir çözüm olarak benimsenmiştir.

Madde 79- Bu maddede Cumhurbaşkanının halk tarafından seçiminin esasları düzenlenmiştir. Kabul edilen sistem, Cumhurbaşkanının mutlaka geçerli oyların çoğunluğunu kazanmasını zorunlu kılmak suretiyle, temsil kabiliyetini, dolayısıyla demokratik meşruluğu güçlendirmektedir. Bir ihtimal olarak ikinci turda tek adayın kalması halinde oylama referandum şeklinde yapılarak seçim süreci tamamlanabilecektir.

Madde 80- Anlamlarının geniş, belirsiz ve takdire elverişli olmaları nedeniyle, 2 nci madde metninden çıkarılan ve insan hakları vurgusunu zayıflatan “milletin huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet içinde” ibaresi çıkarılarak ve bazı ifadeler eklenerek 1982 Anayasasının 103 üncü maddesi muhafaza edilmiştir.

Madde 81- Parlâmenter rejimlerde devlet başkanları veya cumhurbaşkanları, devleti ve milletin birliğini temsil eden sembolik bir konuma sahiptir. Nitekim, parlâmenter rejimin tekâmülî olarak ortaya çıktığı İngiltere`de Tac`ın yetkileri günümüzde tamamen sembolik bir karaktere bürünmüştür. Almanya, İtalya ve İsrail gibi başlıca parlâmenter cumhuriyetlerde de cumhurbaşkanına önemli yetkiler tanınmamıştır. Hatta cumhurbaşkanının halk tarafından seçildiği İrlanda, Bulgaristan ve kısmen Avusturya`da bile, cumhurbaşkanları sembolik bir konumdadırlar. Cumhurbaşkanına bazı önemli yetkilerin verildiği Portekiz, Yunanistan, Finlandiya gibi parlâmenter rejimlerde ise zamanla bu yetkilerde kısıtlamalara gidilmiştir. Dolayısıyle, parlâmenter rejimlerde cumhurbaşkanının yetkilerinin kısıtlanması yönünde bir eğilim mevcuttur.

Türkiye`de Cumhurbaşkanının 1982 Anayasasının 104 üncü maddesinde listelenen görev ve yetkileri, parlâmenter rejimle bağdaşmayacak kadar geniştir. Bu kadar fazla yetkiye sahip bir Cumhurbaşkanının bulunduğu ülkede yürütmenin iki başlı hale gelmesi ve bu iki baş arasında iktidar çatışmasının yaşanması kaçınılmazdır. 1982 Anayasası yürürlüğe girdikten sonra bu çatışma sürekli yaşanmıştır. Bu nedenle, Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerinin azaltılarak, bunların ilgili kurum ve kuruluşlara dağıtılması parlâmenter sistemin normalleşmesi bakımından gereklidir. Cumhurbaşkanının yetkilerinin düzenlenmesinde parlâmenter rejim ilkeleri, yetki ve sorumluluğun paralelliği kuralı ve 1961 Anayasasınca benimsenen sistem esas alınmıştır.

Bu çerçevede 1982 Anayasasının 104 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir” cümlesi çıkarılmıştır. Bu yetki çok geniş ve belirsiz olduğu gibi, hangi yöntemlerle yerine getirileceği de açık değildir. Bu nedenle böyle bir cümleye maddede yer verilmemiştir.

1982 Anayasasının 104 üncü maddesinde sayılan diğer yetkilerin bir bölümü Anayasanın ilgili maddelerinde zaten mevcut olduğundan, bir bölümü de parlâmenter rejim ilkelerine uygun olarak kaldırıldığından, bu maddede ayrıca sayılmalarına gerek görülmemiştir.

Aynı ilkeler uyarınca, ikinci fıkrada Cumhurbaşkanının sadece Genelkurmay Başkanı, vali ve büyükelçilerin atanmalarına ilişkin Bakanlar Kurulu kararnamelerini imzalayacağı, bunun dışında hangi kararnameleri imzalayacağının kanun tarafından düzenleneceği belirtilmiştir. Böylece, yürütme organının sorumlu kanadı olan Bakanlar Kurulunun konumu güçlendirilmiştir.

Diğer yandan, Cumhurbaşkanının tek başına yapabileceği işlemler, Batı örneklerinde olduğu gibi tahdidî olarak sayılarak, tartışma yaratabilecek belirsizliklere son verilmiştir.

Madde 82- 1982 Anayasasında yer alan Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemlere karşı yargı yolunun kapalı olduğuna dair hüküm, Cumhuriyetin değiştirilemez niteliklerinden biri olan hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu için benimsenmemiştir.

İkinci fıkrada Cumhurbaşkanının Yüce Divana sevkedilmesi durumunda görevinin sona ereceği belirtilmek suretiyle, bu konudaki belirsizliklere ve gereksiz tartışmalara son verilmiştir. Ayrıca Cumhurbaşkanının sorumluluğu konusunda hangi suçların vatana ihanet suçu teşkil edeceğinin kanunla belirlenmesi öngörülerek, suç ve cezaların kanunîliği ilkesine uygunluk sağlanmıştır.

Üçüncü fıkrada Cumhurbaşkanının kişisel suçlarından dolayı yasama dokunulmazlığı hükümlerine tâbi olacağı hükme bağlanarak mevcut belirsizlik ortadan kaldırılmıştır.

Madde 83- 1982 Anayasasının Cumhurbaşkanlığı makamının seçim dışındaki sebeplerle boşalması durumundaki vekâleti düzenleyen 106 ıncı maddesi, “vekillik” yerine “vekâlet” kelimesinin kullanılması dışında, aynen korunmuştur.

Madde 84- Maddede, parlâmenter rejimlerde yürütmenin yetkili ve sorumlu kanadı olan Bakanlar Kurulunun kuruluşu düzenlenmektedir. Anayasa geleneğimizde Başbakan Cumhurbaşkanı tarafından milletvekili olanlar arasından atanmaktadır. Önceki anayasalarda olduğu gibi, burada da hangi milletvekilinin Başbakan olarak atanacağına dair ayrıntılı düzenlemeye gidilmemiştir. Cumhurbaşkanının Meclis çoğunluğuna sahip siyasî partinin genel başkanına hükümeti kurma görevi vermesi anayasal teamüldür. Başbakanın atanmasında temel kriter, atanan milletvekilinin genel seçimler sonrası oluşan parlâmentoda çoğunluk iradesini temsil etmesi ve bu anlamda güvenoyu alma sorununun bulunmamasıdır.

Bakanların Cumhurbaşkanınca atanacağına dair kural, parlâmenter rejimin devlet başkanlarına tanıdığı sembolik görevlerden biridir. Bakanların belirlenmesinde yetki ve sorumluluk tamamen Başbakana aittir. 1982 Anayasasının Bakanlar Kurulunda milletvekili olmayan kişilerin de bakan olarak görevlendirilebileceğine dair hükmü, parlâmento dışında bulunan uzmanlardan da yararlanmayı mümkün kıldığı için, aynen korunmuştur.

Madde 85- Önceki anayasalarda yer alan Bakanlar Kurulunun göreve başlaması ve güvenoylamasına ilişkin hükümler, burada da aynen korunmuştur.

Güvenoyu, parlâmenter rejimin temel kavramlarından biri olup yürütmenin yasama karşısındaki sorumluluğunu ve hesap verebilirliğini ifade etmektedir. Yasama organının anayasal denetim yollarıyla hükümeti denetleyebilmesi için öncelikle Bakanlar Kurulunun programını tartışıp ona güvenoyu vermesi gerekmektedir. Diğer yandan güvenoylaması, hükümetin izleyeceği temel politikalar konusunda parlâmentoyu bilgilendirmesi ve bu politikaların hayata geçirilmesi için ondan yetki alması olayıdır. Zira, Bakanlar Kurulunun görevde kalması ve politikalarını uygulayabilmesi, kanun koyucu organdan alacağı desteğe bağlıdır.

Madde 86- 1961 ve 1982 Anayasalarının paralel hükümleri aynen korunmuştur. Başbakanın görev esnasında bakanlarıyla değerlendirme yaptıktan sonra güvenoyu istemesi, hükümetin güven tazelemesi ve dolayısıyla güç kazanması için başvurulabilen yollardan biridir. Yasama organı açısından da bu, hükümeti sorgulayıp hesap sormanın müsait bir zeminidir. Diğer yandan, güven isteminin reddinin üye tamsayısının salt çoğunluğuyla mümkün olması, siyasî istikrarsızlıkları önlemeye dönük bir düzenlemedir.

Madde 87- Önceki anayasalarda da yer alan bu madde muhafaza edilmiştir.

Madde 88- Bu madde bakanlıkların kurulması ve kaldırılması ile görev ve yetkilerinin kanunla düzenleneceğine dair 1982 Anayasasının 113 üncü maddesindeki hükmü muhafaza etmektedir. Ancak, bakanlıkların “teşkilât yapısı”nın, 1961 Anayasasının 106 ncı maddesinde olduğu gibi, “kanunun koyduğu esaslara göre” düzenlenmesine imkân verilmiştir. Böylece bakanlıkların birimlerinin ve bakanlık teşkilâtına ilişkin diğer hususların, kanunun öngördüğü esaslara göre düzenleyici işlemlerle belirlenmesi ve düzenlenmesi mümkün olacaktır.

Madde 89- Bu maddenin amacı, Anayasanın 54 üncü maddesi çerçevesinde Meclis seçimlerinin Cumhurbaşkanınca yenilenmesi durumunda tarafsız bir Bakanlar Kurulunun yönetiminde ülkenin seçime götürülmesini sağlamaktır.

Önceki anayasalarda yer alan seçimlerden önce Adalet, İçişleri ve Ulaştırma bakanlarının çekilmesine ve yerlerine Başbakanca bağımsız kişilerin atanmasına dair hükme bu maddede yer verilmemiştir. Bunun temel sebebi, böyle bir tedbirin iletişim ve güvenlik teknolojisinin geliştiği günümüzde anlamını yitirmiş olmasıdır.

Madde 90- 1982 Anayasasının 117 nci maddesinde yer alan Genelkurmay Başkanının savaşta Başkomutanlık görevlerini Cumhurbaşkanı namına yerine getireceğine ilişkin ibareye yeni düzenlemede yer verilmemiş ve Genelkurmay Başkanının atanma usulü Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini düzenleyen maddede belirtildiğinden burada tekrarlanmadan 1982 Anayasasındaki düzenleme korunmuştur.

Madde 91-
Birinci Alternatif: Başbakanın Başkanlığı
Millî Güvenlik Kurulu, 1961 Anayasası ile kurulduğundan bu yana eleştirilerin odağında olmuştur. Kurulun tamamen kalkmasını isteyenler olduğu gibi güçlendirilerek muhafazasını savunanlar da bulunmaktadır. Özellikle ABD`deki 11 Eylül terör saldırılarından sonra, güvenlik kavramının kuşatıcı bir şekilde gelişmesi, bu tür kurumların muhafazası yönündeki eğilimleri de güçlendirmiştir. Bulgaristan, Romanya ve Polonya gibi bazı ülkelerin nispeten yeni sayılabilecek anayasalarında benzer işleve sahip kurumlar öngörülmektedir. Ancak bu anayasalar, millî güvenlik ya da millî savunma kurullarının genel işlevini belirtip bunların yapısı ve işleyişiyle ilgili düzenlemeleri kanuna bırakmaktadır. Bu kurulların oluşumunda ve işleyişinde sivil siyasî irade hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirleyicidir. En önemlisi, demokratik ülkelerde bu tür kurullar, siyasal sorumluluğa ve hesap verebilirlik özelliğine sahip hükümet ya da devlet başkanlarının başkanlığında toplanmaktadır.

Esasen bu durum normaldir, çünkü parlâmenter demokrasilerde millî güvenlik politikalarını belirleme ve uygulama yetkisi hükümetlere aittir. Nitekim ülkemizde de “millî güvenliğin sağlanmasından … Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı Bakanlar Kurulu sorumludur.” Bu nedenle, millî güvenlik konusunda hükümete istişarî nitelikte görüş sunan Millî Güvenlik Kurulunun başkanının Başbakan olması, parlâmenter rejimin esaslarına daha uygundur.

Diğer yandan, parlâmenter sistemin öngördüğü yetkilerin çok ötesinde yetkilere sahip kılınan Cumhurbaşkanının ülkenin en etkili anayasal kurumlarından birine de başkanlık ediyor olması, siyasal sistem içindeki ağırlığını iyice artırmaktaydı. Başbakanın Millî Güvenlik Kuruluna başkanlık etmesi, Cumhurbaşkanının yetkilerinin sınırlandırılmasından sonra mantıksal bir zorunluluk haline gelmiştir.

Ayrıca, Millî Güvenlik Kurulunun Başbakanın başkanlığında toplanan istişarî bir organ olarak yeniden düzenlenmesi, kuruluşundan beri bu kurulun demokratik meşruiyetine yönelik eleştirileri de bir ölçüde ortadan kaldıracaktır.

Millî Güvenlik Kurulunda Jandarma Genel Komutanına yer verilmeyerek, bu konuda 1961 Anayasasına dönülmüştür. Bunun sebebi, Jandarma Genel Komutanlığının esasen kolluk hizmeti gören bir birim olması ve bu yönüyle İçişleri Bakanlığına bağlı olmasıdır. Hem Jandarma Genel Komutanının hem de Emniyet Genel Müdürünün amiri olan İçişleri Bakanının Kurulda bulunması yeterli görülmüştür.

Dördüncü fıkrada, Başbakanın başkanlığının doğal sonucu olarak, Kurul gündeminin Genelkurmay Başkanının önerileri dikkate alınarak Başbakan tarafından belirleneceği belirtilmiştir.

İkinci Alternatif: Cumhurbaşkanının Başkanlığı

Asker ve sivil üyelerden oluşan Millî Güvenlik Kurulu, ülkenin millî güvenlik ile ilgili meseleleri hakkında karar almaya yetkili kılınmış bir organdır. Kurulun, gerek Anayasa gerekse kuruluş kanununun gereği olarak düzenli aralıklarla toplanması, askerî makamlarla seçilmiş sivil yöneticiler arasında millî güvenlik meseleleri üzerinde görüş alış-verişine ve diyaloga olanak sağlamaktadır. Bilindiği gibi, Millî Güvenlik Kurulunun anayasal bir organ olarak muhafazası gerek iç kamuoyunda gerekse uluslararası kamuoyunda temsilî demokrasinin esaslarıyla bağdaşmadığı gerekçesiyle eleştirilmiştir. Böyle olmakla birlikte ülkenin içinde yer aldığı coğrafyanın güçlükleri bu tür bir kurulun muhafazasını gerektirmektedir. Bu yüzden, Kurulun anayasal bir organ olarak varlığını sürdürmesine ihtiyaç vardır. Kurulun yapısı ile temsilî demokrasinin gereklerini bağdaştırmak amacıyla 2001 yılında 1982 Anayasasının 118 inci maddesinde köklü sayılabilecek değişiklikler yapılmıştır. Bu değişiklikler sayesinde Kurulun sivil üyelerine askerî üyeler karşısında çoğunluk sağlanmıştır. Bu, Kurul kararlarında sivil iradenin ağırlıklı olduğu sonucunu yaratmaktadır. Öte yandan, gene aynı değişikliklerle Kurul kararlarının istişarî niteliği şüpheye yer bırakmayacak bir açıklıkla ifade edilmiştir. Bu nedenle, Kurulun yapısı ve kararlarının niteliğine ilişkin 2001 Anayasa değişiklikleriyle yetinilmesinde isabet vardır.

Üçüncü fıkra, 1961 Anayasasının aynı konudaki 111 inci maddesinin orijinal hükmünden mülhem olarak hazırlanmıştır. Bu fıkra Kurul kararlarının içeriği ile ilgili olarak esaslı bir değişiklik getirmemekte, sadece bu kararların içerik ve niteliğini daha yalın olarak tanımlamaktadır.

Üçüncü Alternatif:

Değişen şartlara göre Millî Güvenlik Kurulunun yapısında ve işleyişinde hızlı değişiklikler yapmak gerekebilmektedir. Nitekim Avrupa Birliğine üyelik sürecinde Kurulun hem oluşumunda, hem de işleyişinde değişiklikler yapılması gerekmiştir. Bu esnekliği sağlamak amacıyla, Millî Güvenlik Kurulunun genel işlevi belirtilerek diğer hususlar kanuna bırakılmıştır. Nitekim, Bulgaristan, Romanya ve Polonya anayasaları da, millî güvenlik ya da millî savunma kurullarının genel işlevini belirtip, bunların yapısı ve işleyişiyle ilgili düzenlemeleri kanun koyucuya bırakmışlardır.

Madde 92- 1982 Anayasasının 123 üncü maddesi aynen korunmuştur.

Türkiye Cumhuriyetinin üniter devlet yapısının bir gereği olarak, idarî teşkilâtlanmasının da idarenin bütünlüğü ilkesine göre kurulması gerektiği açıktır.

Buna karşılık, idarî teşkilâtlanmadaki bütünlüğün mutlaka her idarî görevin merkezden yerine getirileceği, diğer bir deyişle bütün devlet fonksiyonlarının merkeziyetçi bir yapı içinde icra edileceği düşünülmemelidir. Devletin yerine getirmekle yükümlü olduğu görevlerin nicelik ve nitelik itibariyle ciddî artışlar gösterdiği günümüz dünyasında, pek çok görevin merkezî idarenin dışındaki kurum ve kuruluşlarca yerine getirilmesi zorunludur. Bu nedenle, belli bir kamu hizmetinin yerine getirilmesini ülke çapında gerçekleştirecek özerk birimler ile belli bir yörenin ihtiyaçlarını doğrudan o yöredeki insanların katılımı ile karşılayacak idarî kurum ve kuruluşlara ihtiyaç vardır. Bu bakımdan, merkezî idare ile onun dışındaki hizmet yerinden yönetim kuruluşlarını ve mahallî idareleri, kamu tüzel kişiliği ilkesine uygun olarak, yerinden yönetimi mümkün kılacak biçimde yapılandırmak gerekmektedir.

Bu yapılanmanın idarenin bütünlüğünü bozmaması için ve idarenin kanunla düzenleneceği hükmünün de bir uzantısı olarak, kamu tüzel kişiliğinin ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulacağı hükme bağlanmıştır.

Madde 93- İdarenin kanunla düzenleneceği ilkesinin bir sonucu olarak, düzenleyici işlem yapma yetkisi, idareye ancak kanunların uygulanmasını sağlamak amacıyla ve kanunlara aykırı olmamak şartıyla verilebilmekte ve bu yetkinin yönetmelik çıkarma biçiminde, Bakanlar Kurulu, Başbakanlık, bakanlıklar ve diğer kamu tüzelkişileri tarafından kendi görev alanlarıyla ilgili olarak kullanılabileceği hükme bağlanmaktadır.

Buna ek olarak, idarenin kanunîliğinin ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesinin teyidi anlamında, önceden kanunla düzenlenmemiş konularda yönetmelik çıkarılamayacağı tasrih edilerek idarenin düzenleyici işlem yapma yetkisinin aslî bir yetki niteliğinde olmadığı açıkça vurgulanmaktadır.

Madde 94- Hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarından biri olan idarenin hiçbir eylem ve işleminin yargı denetimi dışında bırakılamayacağı esası, 1961 Anayasasının 1971 değişikliklerinden önceki şekliyle açıkça vurgulanmaktadır. Buna uygun olarak, 1982 Anayasasının 125 inci maddesinde yer alan Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askerî Şura kararlarının yargı denetimi dışında olduğu yönündeki hükümlere bu düzenlemede yer verilmemektedir.

Hukuka bağlı idarenin özel gereklerinden en önemlisi olan yargı denetimini düzenleyen bu ifadeden hemen sonra ise, çağdaş devlet düzenlerinde yaygın olarak yer alan idarî sözleşmelerin özel bir tipi olan kamu hizmeti imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde mahkeme yerine tahkime gidilebileceğine bir istisna olarak yer verilmek suretiyle, idareye bu istisna ile sınırlı olarak kamu hukuku kalıplarının dışına çıkarak daha serbest bir biçimde davranma imkânı getirilmek istenmiştir.

Üçüncü fıkra yargısal denetimde çok önemli bir ilkeyi düzenlemektedir. Yaşanan tecrübeler ülkemizde gerek idarî yargı gerekse anayasa yargısı alanlarında, yargı mercilerinin zaman zaman hukuka uygunluk denetimi yapmak yerine, yerindelik denetimine yöneldiklerini göstermektedir. Oysa bilindiği gibi, hukuk devleti, yasama ve yürütme organları ile idarî makamlar kadar yargının da hukukun sınırları içinde hareket etmekle yükümlü olduğu anlamına gelmektedir. Hukuk devleti ilkesinin gereği olan yasama ve yürütme organlarıyla idarî makamların tüm eylem ve işlemlerinin yargı denetimine tâbi olması, ancak bu denetimin hukuka uygunluk denetimi ile sınırlı kalması halinde mümkün olabilir. Bu nedenle, yargı organlarının yerindelik denetimine yönelmeleri de bir hukuk devleti ihlâlidir. Öte yandan, yerindelik denetimi, denetime tâbi olan işlemi yapmaya yetkili olan organ veya makamın takdir yetkisinin incelenmesi anlamına gelmektedir. Oysa yargı organları kendi yetki sahalarında bulunan işlemleri ancak bu işlemlerin üzerindeki hukuk normlarına uygunluk yönünden denetleyebilirler. Hukuka uygunluk denetiminin sınırları aşılarak yerindelik denetiminin yapılması, denetime tâbi işlemi yapmaya yetkili organ veya makamın takdirinin denetlenmesi, temsilî demokrasi anlayışı ile de çelişmektedir. Bütün bu sebeplerle, idarî yargı mercilerinin yapacağı denetimin “hukukîlik”le sınırlı olduğu, yargı organlarının yerindelik denetimi yapamayacakları açıkça hükme bağlanmaktadır.

Dördüncü fıkrada, hukuk devleti ilkesinin gerçekten anlam kazanabilmesi için anlamlı bir müessese olan ve yargı kararının gecikmesi halinde ortaya çıkabilecek haksızlıkları önlemeyi amaçlayan “yürütmeyi durdurma kararı”nın şartları ve sınırları düzenlenmektedir.

Beşinci fıkrada ise, idarenin sorumluluğunun anayasal esasları belirlenmekte ve kişisel kusuru ile idarenin sorumluluğuna yol açan kamu görevlisine karşı idarenin rücu edebileceği hususuna yer verilmektedir.

Madde 95- 1982 Anayasasının 126 ncı maddesindeki düzenleme aynen muhafaza edilmiştir.

Kaynağı çok eskiye uzanan ve Türkiye`nin tarihî birikiminde önemli bir yeri bulunan kamu idaresinde merkeziyet ilkesi, en önemli yönüyle, merkezî idarenin Başkent ve taşra teşkilâtı arasındaki hiyerarşik ilişkiyi ifade etmektedir. Bu ilişkinin en önemli dezavantajlarından biri, tüm yetkilerin Başkentte toplanmasından kaynaklanan ve idarenin işleyişini güçleştiren ve ağırlaştıran usullerin varlığıdır. Bunu aşabilmek için il idaresinde yetki genişliği ilkesi, eski Anayasalarımızda olduğu gibi korunmuş ve ayrıca merkezî idarenin ortaya çıkan yeni ihtiyaçlara ve kamu hizmetlerinin görülmesinde, verimlilik ve uyumu hedefleyerek yeni yönetim birimleri oluşturmasına anayasal dayanak sağlanmış olmaktadır.

Madde 96- 1876 Kanunu Esasîsinden beri yerleşmiş olan ve sosyolojik bir varlık kazanmış bulunan mahallî idarelerin, aynı zamanda çağdaş kamu idaresinde demokratik geleneğin temellerini de oluşturduğu bilinmektedir. Madde, bu tarihî ve sosyolojik gerçekliği yeniden düzenlerken eski anayasalarımızdaki esasları, bazı ifade zayıflıklarını gidermiş olmakla beraber korumuştur.

Ayrıca, yeni düzenlemede, Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin beş yıl yerine dört yılda bir yapılması hükmüne paralel olarak, mahalli idareler seçimlerinin de dört yılda bir yenilenmesi öngörülmektedir.

Son fıkrada mahallî idarelere kendi gelir kaynaklarını oluşturma imkânı vermeye açık ve dolayısıyla daha geniş bir ademi merkeziyet alanı sağlamak amaçlanmıştır.

Madde 97- Türkiye`nin kamu idaresinde öteden beri süregelen memur, işçi ve sözleşmeli personel gibi kamu görevlileri arasındaki statü farklılıklarını adlandırma ve düzenleme ile ilgili sorunlar, yeni mevzuat hükümlerinde kamu hizmeti görevlileri kavramıyla karşılanmaktadır. Madde, 1982 Anayasası ile benimsenmiş olan bu terimi ve hukukî düzenlenişini korumakla birlikte, sözleşmeli personeli ve işçileri de memurlar ve diğer kamu görevlileri ile birlikte ayrıca ve açıkça zikretmiştir.

1982 Anayasasının 128 inci maddesinin gerekçesinde, dolaylı biçimde de olsa memur tanımı yapılmasından kaçınıldığı; böyle bir tanımın unsurlarının açık ve kesin bir şekilde Anayasada verilmesi mümkün görülmediğinden, kamu hizmeti görevlilerinin çalıştırılma biçimlerine göre kendi içinde ayrılmasının kanun koyucuya bırakıldığı belirtilmekle birlikte, bu alanda yapılan pek çok kanunî düzenleme, anılan maddede yer verilen “genel idare esaslarına göre” ve “aslî ve sürekli” ibareleri sebebi ile iptallerle karşılaşmış ve uygulanamamıştır. Bu sebeple, mezkûr ifadelere maddede yer verilmemesi sağlıklı bir kanunî düzenleme için zorunludur.

Bu düzenlemede zaten kamu tüzelkişilikleri olduğu için 1961 Anayasasında maddede sayılmayan, 1982 Anayasasına da, Danışma Meclisinin kabul ettiği metinde bulunmadığı halde Millî Güvenlik Konseyince eklenen, kamu iktisadî teşebbüslerine yer verilmemiştir.

Ayrıca, yukarıda sözü edilen sorunların aşılması için, 1982 Anayasasının 128 inci maddesinin gerekçesinde belirtilen sebeplerle, kamu hizmeti görevlilerinin çalıştırılma şekillerine göre kendi içinde ayrılması tamamen kanun koyucuya bırakılmıştır.

Madde 98- 1982 Anayasasının 129 uncu maddesinde memurlar ve diğer kamu görevlileri için öngörülen Anayasaya ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma yükümlülüğü, sözleşmeli personeli ve işçileri de kapsayacak şekilde, bütün kamu hizmeti görevlileri için hükme bağlanmıştır.

Maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarındaki ilkeler de sözleşmeli personeli kapsayacak şekilde genişletilerek hukuk devleti ilkesinin gereğinin yerine getirilmesi amaçlanmıştır.

1982 Anayasasının 129 uncu maddesinde yer alan uyarma ve kınama cezalarının yargı denetimi dışında tutulmasına ilişkin hükme, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığından yeni düzenlemede yer verilmemiştir.

1982 Anayasasında memurlar ile diğer kamu görevlileri hakkında ceza kovuşturmasının açılması kural olarak izne bağlanmakta iken, yeni düzenlemede izin şartı sadece kanunla belirlenecek istisnalar için geçerli hale getirilmiştir. Böylece memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında görevleri ile ilgili olarak işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturmasına başlanması için kural olarak herhangi bir idarî merciin izni aranmayacaktır.

Madde 99- 1961 ve 1982 Anayasalarındaki düzenleme esas olarak muhafaza edilmiştir.

Yapılan düzenleme kanunîlik ilkesi ile idarî hiyerarşi ve disiplin zorunluluklarını bağdaştırmaktadır.

1961 ve 1982 Anayasalarında “yönetmelik, tüzük, kanun veya Anayasa” hükümlerine aykırılıktan söz edilmesine karşılık, burada madde başlığına da uygun olarak “kanuna” aykırı emirlerin yerine getirilmeyeceği hükme bağlanmıştır. Çünkü madde başlığından da anlaşılacağı üzere, burada maddî anlamda kanun sözkonusudur. Aksinin kabulü ise “Kanunsuz emir” şeklindeki madde başlığının yetersizliği anlamına gelir ki bu doğru değildir.

Madde 100- Getirilen düzenlemeyle, yükseköğretim kurumlarının bilimsel özerkliği ve öğretim elemanlarının akademik özgürlüğü güçlendirilmektedir. 1982 Anayasasının 130 uncu maddesinin yasakçı ve sınırlayıcı yaklaşımı yerine, yükseköğretim kurumlarının bilimsel özerkliğini öne çıkaran ve bu amaçla teminatlar öngören bir düzenleme yapılmaktadır.

İkinci fıkrada, yükseköğretim kurumları ile buralarda görev yapan akademisyenlerin, serbestçe bilimsel araştırma, öğretim, yayın ve açıklama yapabilecekleri belirtilmek suretiyle, akademik hürriyet hem kurumsal hem de bireysel boyutuyla güvenceye alınmıştır.

Üçüncü fıkrada, üniversitelerde daha demokratik bir ortam oluşturmak amacıyla, rektörlerin doğrudan öğretim üyelerince seçilmesi esası benimsenerek Yükseköğretim Kurulu ve Cumhurbaşkanının bu konudaki yetkisi sona erdirilmektedir. 1982 Anayasasının 130 uncu maddesinde Yükseköğretim Kurulunca seçilmesi öngörülen dekanlara ilişkin olarak bir hüküm getirilmemekte; yükseköğretim kurumlarının diğer organları gibi dekanların seçilip atanmalarına ilişkin esaslar da kanuna bırakılmaktadır.

Bu düzenlemelerle yükseköğretim kurumlarımızın çağdaş bir yapıya ve işleyişe kavuşturulması amaçlanmaktadır.

Madde 101- Yapılan düzenlemeyle, üniversite özerkliği ilkesi çerçevesinde Yükseköğretim Kurulunun işlevi koordinasyon ve planlama ile sınırlandırılmaktadır. Yükseköğretim Kurulunun uygulamada etkin bir şekilde çalışabilmesine imkân sağlamak amacıyla, üye sayısı onbir olarak belirlenmektedir. Bakanlar Kurulunun seçeceği üyelerin çoğunluğunun da öğretim üyesi olması öngörülmektedir. Beş üyenin ise farklı üniversite ve yükseköğretim kurumlarından olmak üzere 1982 Anayasasında olduğu gibi, kanunla belirlenen usullere göre üniversitelerce seçilmesi öngörülmektedir. Cumhurbaşkanının üye seçme yetkisi, Cumhurbaşkanının yetkilerinin azaltılması kapsamında sona erdirilmekte ve ayrıca 1982 Anayasasında doğrudan Cumhurbaşkanına ait olan Kurul Başkanını seçme yetkisi Kurulun kendisine verilmektedir.

Madde 102- Bu madde, çeşitli meslekî faaliyetlerin kamu hizmeti niteliği taşıdığı düşüncesinden hareketle ve kanunla birer kamu tüzel kişisi olarak teşkilâtlanmasını sağlamak ve böylece bu tip meslek kuruluşlarının kamu kurumu niteliğini kazanarak yerinden yönetim ilkesine göre çalışabilmelerine, bu çerçevede de seçimle işbaşına gelen organlarının güvenceye kavuşturulmaları bakımından yerinden yönetimdekine benzer biçimde düzenlenmelerine imkân vermektedir.

1982 Anayasasının 135 inci maddesinden farklı olarak, bu maddede meslek kuruluşlarının kuruluş amaçlarına yer verilmemiş ve bunların düzenlenmesi kanuna bırakılmış; ayrıca sorumlu organların görevlerine mahkeme kararıyla son verilmesini gerektiren sebeplerin meslek kuruluşunun amaçları dışında faaliyet göstermeyle sınırlı tutulması yerine kanunlara aykırı faaliyette bulunma şeklinde belirlenmesi öngörülmüştür.

Madde 103- 1961 ve 1982 Anayasalarının yer verdiği Diyanet İşleri Başkanlığı muhafaza edilmiştir. Bu kurumun lâiklik ve siyasî tarafsızlık ilkeleri doğrultusunda hizmet görmesi öngörülmektedir. Bu ilkelere dayanan bir düzende, devlet tüm hizmetlerini din, inanç ve mezhep ayrılığı gözetmeksizin eşitlik ilkesi çerçevesinde yerine getirmelidir. Bu anlamda, Diyanet İşleri Başkanlığı, sadece ülkede çoğunluk dinine ya da bu dinin belli bir mezhebine mensup olanlara değil, tüm inanç gruplarına hizmet sunan bir anayasal kurum olarak faaliyette bulunmak durumundadır.

Madde 104- Olağanüstü hallerin her iki türü ile sıkıyönetimin ilânına yol açan sebepler tek madde halinde düzenlenmektedir. Olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilânı yetkisi, münhasıran Bakanlar Kuruluna bırakılmaktadır. İkinci ve üçüncü fıkralarda sıralanan sebepler millî güvenlikle ilgili olduklarından, bu sebeplerin ortaya çıkması halinde olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilânı kararının, istişarî bir organ olan Millî Güvenlik Kurulunun görüşünün alınmasından sonra verilebileceği kabul edilmektedir. Millî Güvenlik Kurulunun görüşünün, bu Kurulun diğer kararlarında olduğu gibi, bağlayıcı olmadığı ve sadece istişarî nitelikte olduğu açıktır. Her iki yönetim biçiminin de geçici bir tedbir olma özelliği dikkate alınarak, olağanüstü haller için iki aylık, sıkıyönetim için ise dört aylık bir süre öngörülmektedir.

Madde 105- Maddenin birinci fıkrasında, olağanüstü hal ve sıkıyönetime ilişkin usulî düzenlemelere yer verilmektedir.

Olağanüstü hal ve sıkıyönetim, bir hukuk rejimidir. Bu anlayışa uygun olarak, Bakanlar Kuruluna olağanüstü hal ve sıkıyönetim süresince yetki kanununa ihtiyaç duymaksızın kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisini veren ve bu kararnameleri yargı denetimi dışında tutan 1982 Anayasasının sistemi terk edilmiştir. Bu maddeyle, olağanüstü hal ve sıkıyönetimin gerektirdiği düzenlemeler kanuna bırakılmaktadır. Ancak, bu amaçla çıkarılacak kanunda, olağanüstü haller ile sıkıyönetimin ilânını gerektiren sebeplerin ağırlığı ve derecesi dikkate alınarak, her biri için ayrı yükümlülükler ve düzenlemeler öngörülecektir.

Madde 106- Mahkemelerin bağımsızlığı ilkesinin temel amacı, mahkemelerin tarafsızlığını sağlamaktır. Dolayısıyla, asıl amaç tarafsızlıktır. Asıl amaç olan tarafsızlığa Anayasada yer vermek, onun önem ve ağırlığına vurgu yapmak, araç olan bağımsızlığı da güçlendirecektir. Bu sebeple, gerek bu maddenin başlığında ve normatif kısmında, gerekse yargı bölümündeki diğer maddelerde, tarafsızlık ilkesi, bağımsızlık ilkesiyle birlikte anılmıştır.

1982 Anayasasının paralel hükmünde yer alan “Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak” ibaresi, “hukuka uygun olarak” biçiminde kısaltılmıştır. Bununla, “hukuk” kavramının kapsayıcılığının vurgulanması ve mevcut hükümdeki sıralamanın normlar hiyerarşisi bakımından uygun olmayan ifadesine son verilmesi amaçlanmıştır.

Yargının, yasama organı karşısında bağımsızlığını teminat altına alma amacını taşıyan üçüncü fıkradaki yasaklayıcı düzenleme, yasama organında oluşturulan araştırma ve soruşturma komisyonlarının faaliyetlerini kapsamamasına karşın, aksi yönde anlaşılmalara ve tartışmalara mahal vermemek amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki araştırma ve soruşturma komisyonlarının faaliyetlerinin bu hükmün dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.

Maddede yapılan son bir yenilikle, 1982 Anayasasının 138 inci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “yasama ve yürütme organları ile idare” ibaresi çıkarılmış; bunun yerine, “bütün devlet organları” ibaresi eklenmiştir. Böylece, yasama ve yürütme organları ile idare dışında kalan devlet organları da bu direktif mahiyetindeki hükmün kapsamına dahil edilmiştir.

Ayrıca, mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usûllerinin kanunla düzenlenmesinin öngören 1982 Anayasasının 142 nci maddesi aynen korunmuştur.

Madde 107- 1982 Anayasasının 139 uncu maddesi, küçük bir değişiklik dışında, aynen korunmuştur. İlgili maddenin birinci fıkrasında geçen “emekliye ayrılamaz” ibaresi, hâkimler ve savcılar bakımından bir teminat oluşturmaktan uzak olduğundan, bunun yerine “emekli edilemez” ibaresi tercih edilmiştir.

Madde 108- Madde, iki değişiklik dışında, 1982 Anayasasının 140 ıncı maddesi aynen benimsenmiştir. Değişikliklerden ilki, maddenin birinci fıkrasındaki “bu görevler meslekten hâkim ve savcılar eliyle yürütülür” hükmünün çıkarılmasıdır. İkincisi ise, hâkim ve savcılardan idarî görevde çalışanlarla ilgili olan düzenlemenin maddeden çıkarılmasıdır. Anayasada yer alması gereksiz olan bu düzenlemeler kanuna bırakılmıştır.

Madde 109- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı, hâkimlik teminatı, hukukun üstünlüğü ve demokratik yönetim ilkeleri dikkate alınarak yeniden düzenlenmiştir.

Kurulun yeni yapılandırılmasında, hâkimlik bağımsızlığı ve teminatının görünür güvencesini oluşturan kendi kendini yönetim ilkesi ile korporatizmin olumsuz etkilerinden korunma gerekliliği bağdaştırılmaya çalışılmıştır. Bu çerçevede, yürütmenin yargıya müdahalesine imkân sağladığı gerekçesiyle yargı çevrelerinde ve kamuoyunda eleştirilen, Adalet Bakanının Kurulun başkanı olması esasına son verilmiştir. Ancak, gerek Kurulda oluşabilecek korporatist eğilimleri önlemek ve gerekse Adalet Bakanlığı ile Kurul arasındaki karşılıklı ilişkilerin sağlıklı bir zeminde sürdürülebilmesini sağlamak amacıyla, Adalet Bakanlığı Müsteşarı, Kurulun tabiî üyesi olarak kabul edilmiştir. Kurul başkan ve başkanvekilinin seçimle belirleneceği esası getirilmiştir.

Avrupa ülkelerinin büyük çoğunluğunda Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun muadili olan kurullar, yüksek mahkemelerin veya hâkimlerin kendi aralarından seçtikleri üyelerle devlet başkanı veya parlâmentoların seçtikleri üyelerden oluşan karma kurullardır. Bununla sözkonusu kurullasrın demokratik meşruluklarının güçlendirilmesi amaçlanmıştır.

Onyedi asıl ve dört yedek üyeden oluşması öngörülen Kurulun seçimle gelen onaltı asıl ve dört yedek üyesinin belirlenmesinde, 1961 Anayasasının ilk şeklinde öngörülen karma bir sistem benimsenmiş; kurumlar arasında ve yargı mercilerinin kendi içinde dengeli bir dağılım gözetilmiştir. Üyelerden beşinin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, beşinin Yargıtay ve Danıştay genel kurullarınca ve altısının da birinci dereceye ayrılmış adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarınca seçilmesi kabul edilmiştir. Meclis tarafından yapılacak üye seçimlerinde iktidar partisinin yegâne belirleyici olmasını önlemek için, nitelikli bir çoğunluk aranmıştır. Kabul edilen bu karma sistemle, hâkim ve savcıların daha demokratik bir şekilde temsilini sağlamak ve Kurulun demokratik meşruluğunu güçlendirmek amaçlanmıştır.

Kurul üyelerinin görev süresi dört yılla sınırlandırılmıştır. Görev süresi dolanların yeniden seçilmeleri esası kabul edilmemiştir. Bu amaçla, Yargıtay ve Danıştay Genel Kurullarınca seçilecek üyelerin altmış yaşını tamamlamış olmaları şartı aranmıştır.

Kurulun toplantı ve karar yeter sayısının düzenlendiği ikinci fıkrada, hâkim ve savcılar hakkında verilecek meslekten ihraç kararlarının, toplantıya katılan üyelerin üçte ikisinin oyu ile alınabileceği kabul edilmek suretiyle, hâkim ve savcıların teminatı güçlendirilmiştir.

1982 Anayasasının paralel düzenlemesinde yer alan ve Kurul kararlarını yargı denetimi dışında tutan yasaklayıcı hüküm, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı için kaldırılmıştır. Kurul kararları idarî işlem niteliğinde olduğundan, bu kararlara karşı idarî yargı yolu açık tutulmuştur.

Madde 110- 1982 Anayasasında öngörülen ve hâkimlik teminatına aykırılık arz ettiği için eleştirilen, hâkim ve savcılar hakkındaki araştırma, inceleme ve soruşturmanın Adalet Bakanlığının izni ile adalet müfettişleri tarafından yapılması esası terk edilmiştir. Hâkim ve savcıların denetimi, mahkemelerin bağımsızlığı ile hâkimlik ve savcılık teminatı esaslarına uygun olarak, 1961 Anayasasında olduğu gibi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna bırakılmıştır.

Madde 111- Askerî yargının görev alanı, sivil kişilerin askerî mahkemelerde yargılanmalarını önleyecek şekilde daraltılarak yeniden düzenlenmektedir. Yeni düzenlemeyle, askerî yargının görev alanı, asker kişilerin askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri askerî suçlarla sınırlandırılmaktadır.

Maddenin ikinci fıkrasında, askerî hâkim ve savcıların özlük işleri ile görevli bulundukları komutanlıkla olan ilişkilerinin, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına uygun olarak kanunla düzenleneceği belirtilerek, askerî hâkim ve savcılar anayasal teminata kavuşturulmaktadır.

Madde 112- Anayasa Mahkemesi, bu yöndeki kurumsal ve toplumsal beklentiler dikkate alınmak suretiyle özellikle üye oluşumu ve görevleri bakımından yeniden yapılandırılmıştır. Bu yapılırken, Anayasa Mahkemesinin 2004 yılında kamuoyuna açıkladığı anayasa değişikliği önerisinden, farklı kurumların zaman zaman bu yönde hazırladıkları anayasa tekliflerinden ve karşılaştırmalı anayasa yargısının sunduğu bilgilerden yararlanılmıştır.

Yapılan düzenleme ile Mahkemenin üye sayısı artırılarak asıl üye yedek üye ayrımına son verilmiştir. Anayasa Mahkemesinin önerisi de dikkate alınmak suretiyle üye sayısı onyedi olarak belirlenmiştir. Bu sayı Avrupa ülkelerindeki ortalamaya yakındır. Anayasa mahkemelerinin üye sayısı, Almanya`da 16, Avusturya`da 14 (+ 6 yedek), Belçika`da 12, İspanya`da 12, İtalya`da 15, Polonya`da 15 ve Rusya`da 19`dur.

Kelsen`in ifadesiyle, bir anlamda “negatif yasa koyucu” olarak işlev gören anayasa mahkemelerine yasama organlarının üye seçmesi bu kurumun demokratik meşruiyetini sağlamak bakımından kaçınılmaz bir gerekliliktir. Nitekim, anayasa yargısına yer veren demokratik ülkelerin neredeyse tamamında parlâmentolar anayasa mahkemelerine önemli ölçüde üye seçmektedir. Bu ülkelerde üyelerin seçimi konusunda iki temel yöntem vardır. Birincisi, üyelerin tamamının yasama organı tarafından seçilmesidir. Örneğin Almanya, Macaristan ve Polonya`da anayasa mahkemesi üyelerinin tamamını parlâmento seçmektedir. Üye oluşumundaki ikinci yöntem ise, üyelerin yasama, yürütme ve yargı organları tarafından seçilmesidir. Örneğin Avusturya, Portekiz, İspanya ve İtalya anayasa mahkemelerinin üyeleri karma yöntemle belirlenmektedir. 1961 Anayasası da özellikle, İtalya modelinden esinlenerek, Anayasa Mahkemesi üyelerinin yasama, yürütme ve yargı organları tarafından seçilmesini benimsemişti.

Bu madde de 1961 Anayasasında olduğu gibi, karma yöntemi benimsemiştir. Ancak, 1961 Anayasasından farklı olarak, yürütme organının sorumsuz kanadı olan Cumhurbaşkanına tanınan iki üyenin seçimi yetkisi yasama organına bırakılmıştır. Buna göre, Anayasa Mahkemesi üyelerinin dokuzu yargı organları tarafından kendi üyeleri arasından, sekizi de yasama organı tarafından belli nitelikleri sahip kişiler arasından doğrudan seçilmektedir.

Diğer yandan, Türk Anayasa Mahkemesinin Avrupa`daki diğer anayasa mahkemeleriyle karşılaştırıldığında ciddî bir akademisyen üye açığı yaşadığı söylenebilir. Bu açığı belli ölçüde kapatmak amacıyla, yasama organının seçeceği üyelerden en az üçünün anayasa hukuku, kamu hukuku veya siyaset bilimi alanlarında çalışan profesör olması zorunluluğu getirilmiştir.

Mahkeme Başkanı ve Başkanvekilinin görev süreleri de en fazla iki dönemle sınırlandırılmıştır.

Madde 113-Anayasa Mahkemesi üyelerinin emeklilik yaşına kadar görevde kalması, mahkemenin yenilenememesi ve gelişmelere ayak uyduramaması gibi birtakım sakıncalara yol açabilmektedir. Nitekim Avrupa`da anayasa yargısına yer veren ülkelerin neredeyse tamamında anayasa mahkemesi üyelerinin görev süreleri sınırlıdır. Bu süre, Almanya ve Rusya`da 12 yıl, Fransa, İspanya, İtalya, Portekiz, Polonya, Macaristan, Romanya ve Slovenya`da ise 9 yıldır. Bu ülkelerin Macaristan hariç tamamında üyeler, bir defaya mahsus seçilebilmektedir. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 14 üncü Protokolün 2 nci maddesi de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıçlarının 9 yıllığına ve bir defaya mahsus seçilmesini öngörmektedir. Bu sebeplerle, ülkemizde de Anayasa Mahkemesi üyelerinin bir defaya mahsus olmak üzere ve dokuz yıllığına seçileceği hükmü getirilmektedir.

Madde 114

Birinci fıkrada yetki kanunları ve kanun hükmünde kararnameler üzerindeki denetimin Anayasanın 68 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarındaki hususlara uygunlukla sınırlı olduğu vurgulanmıştır. Bununla, Anayasa Mahkemesinin “hukukîlik denetimi”nden uzaklaşarak “yerindelik denetimi” yapmasının önlenmesi amaçlanmıştır.

Yeni düzenleleme ile getirilen en önemli yeniliklerden biri, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün sadece “öndenetim” (a priori) yoluyla denetlenebileceğine dair hükümdür. İhdas edildiği andan itibaren “bastırıcı” (a posteriori) denetim yöntemi benimsenen anayasa yargımızda, İçtüzüğün öndenetimi istisnaî bir düzenleme olarak ortaya çıkmaktadır. Bu düzenlemeye gidilmesinin sebeplerinden biri, kanunlardan farklı olarak Meclis İçtüzüğünün sadece parlâmento çalışmalarını düzenleyen kurallar içermesidir. Nitekim, Avrupa`da Romanya ve Macaristan gibi birkaç ülke hariç, parlâmento içtüzüklerinin anayasallık denetimi yapılmamaktadır. Bu sebeple, Meclis İçtüzüğü gibi son derece teknik ve özel bir usulî metnin “eylemli ihdas” ya da “eylemli değişiklik” gibi adlandırmalar altında sürekli denetlenebilir hale getirilmesi demokratik esaslarla bağdaşmamaktadır. Bununla birlikte, İçtüzük değişikliği yapıldıktan sonra öndenetim yoluyla Anayasaya aykırılığın ileri sürülebilmesi yasama organına muhtemel eksiklikleri giderme fırsatı verecektir. Bu denetimden sonra, artık herhangi bir gerekçeyle ya da isimle İçtüzüğün Anayasaya aykırılığı ileri sürülemeyecektir.

Madde 115

Anayasa Mahkemesinin her zaman üye tamsayısı ile toplanamaması ihtimali karşısında, toplantı yeter sayısı onüç olarak belirlenmiştir. Mahkeme, anayasa değişikliklerinde iptal ve siyasî parti davalarında kapatma kararlarını, bu kararların önemine ve doğuracağı sonuçların ağırlığına binaen, ancak üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla verebilir. Nitekim, maddenin 2001 öncesi halinde de anayasa değişikliklerine ilişkin iptal kararlarının Mahkemenin üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile alınabileceği belirtilmekteydi. Bunun bir sebebi de, Anayasa değişikliğine ilişkin kanunların halkoylamasına sunulmadan kabul edilebilmesi için TBMM üye tamsayısının üçte ikisi tarafından kabul edilmesi gerektiğine dair anayasal hükümdür.

1982 Anayasasının 149 uncu maddesinin son fıkrasındaki yargılama usulüne ilişkin hükümlere kanunla düzenlenebilecek nitelikte olduğu için yeni düzenlemede yer verilmemiştir. Ancak, siyasî parti davalarında parti genel başkanının veya temsilcisinin dinlenmesi savunma hakkının bir gereği olduğu için muhafaza edilmiştir.

Madde 116

Bu madde, Anayasa Mahkemesine iptal davası açabilecekleri Cumhurbaşkanı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda biri oranındaki milletvekilleri olarak belirlemiştir. 1982 Anayasasının 150 nci maddesindeki iktidar partisi veya koalisyon halinde en fazla üyeye sahip iktidar partisinin iptal davası açabileceğine dair hükümlere, parlâmenter sistemin mantığına aykırı olduğu için yer verilmemiştir. İktidar partisi, zaten iptal davasına konu kuralların çıkarılmasında doğrudan ya da dolaylı olarak belirleyici olmaktadır. Kendi çıkardığı kuralların Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal davası açabileceği düşüncesi de mantıksızdır. Diğer yandan, anamuhalefet partisinin elinden iptal davası açma yetkisi de alınmış değildir. Mecliste üye tamsayısının en az onda biri oranında milletvekiline sahip her siyasî parti, milletvekilleri eliyle bu yetkiyi kullanabilecektir. Ayrıca, farklı siyasî partilere mensup milletvekillerinin de bir araya gelerek iptal davası açabilmesi mümkündür. 1982 Anayasasının 150 inci maddesinde Meclis üye tamsayısının en az beşte biri oranındaki milletvekillerine tanınan iptal davası açma yetkisi, bu düzenlemeyle üye tamsayısının onda birine düşürülerek kolaylaştırılmıştır. Böylece en az yüzon milletvekilinin imzasıyla iptal davası açılabilirken, yeni düzenlemeye göre ellibeş milletvekilinin imzasıyla iptal davası açılabilecektir. Siyasî parti grupları yerine belli sayıdaki milletvekillerine dava açma yetkisinin verilmesi, Anayasa Mahkemesini vereceği kararlarda bir partinin lehine ya da aleyhine davrandığı gibi yersiz ithamlardan da kurtaracaktır. Bunun en azından psikolojik bir boyutu olduğu söylenebilir.

Meclis İçtüzüğünün ön denetim yoluyla incelenmesini isteme yetkisi, Cumhurbaşkanı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının onda biri oranındaki milletvekillerinin yanısıra Meclis Başkanına da tanınmıştır.

İkinci fıkrada, dava açma süreleri esas bakımından Anayasaya aykırılık davalarında altmış gün, şekil sakatlığı ve İçtüzük öndenetiminde ise on gün olarak belirlenmiştir. İçtüzükle ilgili süre, öndenetime konu hükmün Meclis Genel Kurulunda kabul edildiği günden itibaren başlamaktadır.

Madde 117

1982 Anayasasının 152 nci maddesinin “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” şeklindeki uzun başlığı terk edilerek, uygulamada daha çok kullanılan bir kavram olan “itiraz yolu” benimsenmiştir.

Şekil sakatlığı nedeniyle itiraz yoluna başvurulamayacağına dair hüküm, itiraz yoluyla ilgili tüm hususları aynı maddede toplamak amacıyla, bu maddeye taşınmıştır.

Madde 118

Anayasa Mahkemesinin uygulamada iptal kararlarını gerekçesi yazılmadan açıkladığı sıkça görülmektedir. 1982 Anayasasının 153 üncü maddesindeki “iptal kararları” ibaresinden “iptal” kelimesi çıkarılarak, tüm kararlar için açıklanmadan önce gerekçe yazılması zorunluluğu getirilmiştir. Ayrıca, gerekçesiz kararların “hiçbir surette” açıklanamayacağının belirtilmesiyle, bu konudaki hassasiyet daha da vurgulanmıştır. Kararların, bu hükme rağmen, gerekçesi yazılmadan açıklanması durumunda hüküm ifade etmeyeceği ve uygulama değeri taşıyamayacağı açıktır.

İkinci fıkra hükmü, idarî yargıda olduğu gibi anayasa yargısında da mahkemenin kendisini “hukukîlik denetimi” ile sınırlayıp, yasama organının takdir alanına müdahale anlamına gelen “yerindelik denetimi” yapmaması gerektiğini ifade etmektedir. Anayasa Mahkemesi, iptal davasına konu bir hükmü denetlerken bu hükmün Anayayasa uygunluğunu inceler ve sonuçta kuralın iptaline ya da iptal isteminin reddine karar verebilir. Anayasa Mahkemesinin bunun ötesinde yorum yoluyla yeni bir uygulamaya yol açacak bir hüküm tesis etmesi zaten söz konusu olamaz. Bu anlamda Mahkemenin yorumlarından ve gerekçelerinden iptale dair hükmün dışında bağlayıcı hükümler çıkarmanın hiçbir geçerliliği yoktur.

Üçüncü fıkra, yürürlüğün durdurulması kararının şartlarını düzenlemektedir. 1982 Anayasasında belirtilmediği halde, uygulamada Anayasa Mahkemesinin 1993 yılından itibaren “içtihadî yetki” ile yürürlüğü durdurma kararları verdiği bilinmektedir. Sonradan telafisi imkânsız bazı durumlarda bu tür kararların verilmesi kişilerin mağduriyetini önlemek bakımından gerekebilir. Nitekim, Almanya ve Belçika başta olmak üzere bir çok ülkenin anayasa mahkemeleri belli şartlar altında yürürlüğü durdurma kararı verebilmektedir. Ancak, bu yetkinin yasama iradesini tamamen devre dışı bırakacak şekilde cömertçe kullanılmaması gerekir. Bu amaçla, yürürlüğü durdurma kararının (a) telafisi imkânsız bir zararın doğması ve (b) açıkça Anayasaya aykırılık şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda verilebilecek istisnaî nitelikte bir karar olduğu belirtilmiştir. Yürürlüğün durdurulması kararının ancak katılanların üçte ikisinin kabulüyle alınabileceğinin belirtilmesi de aynı amaca yöneliktir. Ayrıca, yürürlüğü durdurma kararından sonra nihaî kararın gecikmesini önleme amacıyla da altmış günlük bir süre sınırı getirilmiştir. Bu da, yürürlüğü durdurulan kuralın iptal edilmemesi durumunda bu kuralın ugulanmamasından doğabilecek telafisi imkânsız zararları engellemeye veya en azından asgarîye indirmeye yönelik bir düzenlemedir.

Maddenin son fıkrasında, Anayasa Mahkemesinin 2004 yılındaki önerisi dikkate alınarak, Mahkemenin esasa girerek verdiği red kararlarından sonra on yıl geçmedikçe aynı konuda tekrar başvuru yapılamayacağına dair hüküm değiştirilerek, süre beş yıla indirilmiştir. Ayrıca, bu süre Mahkemenin hem iptal davası, hem de itiraz yoluyla yapılan başvurularda verdiği esasa ilişkin red kararlarını kapsayacak şekilde belirlenmiştir. Bu değişikliğin sebebi, on yıllık sürenin, toplumsal, siyasal ve hukuksal gelişmelerin başdöndürücü bir hızla ilerlediği düşünüldüğünde çok uzun olmasıdır.

Madde 119

Yüce Divan görevi, 1961 Anayasasıyla birlikte Anayasa Mahkemesine verilmiştir. Bu tarihten itibaren de bu durum sürekli bir tartışma konusu olmuştur. Bu tartışmaya sadece akademisyenler değil, aynı zamanda yüksek yargı organlarının başkanları da taraf olmuşlardır. Yüce Divan görevinin Anayasa Mahkemesine verilmesine yönelik en önemli eleştiri, bu mahkemenin ceza yargılaması yapma ehliyetine sahip bir üye kompozisyonuna sahip olmadığı yönündedir. Buna göre, Yüce Divan yargılaması bir ceza yargılaması olduğu halde, Anayasa Mahkemesi üyelerinin tamamı hukukçu değildir, hukukçu olanların da çok azı ceza dairelerinden gelmektedir. Buna karşılık, Anayasa Mahkemesinin ülkenin en yüksek mahkemesi olduğu, dolayısıyla Yüce Divan görevinin bu organa verilmesi gerektiği yönünde de görüşler vardır. Bu tartışmalara son vermek amacıyla karma bir sistem benimsenerek, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu üyelerinden oluşan bir mahkeme olarak Yüce Divan yeniden düzenlenmiştir.

İkinci fıkrada, Yüce Divanın görevleriyle ilgili suçlardan dolayı yargılayabileceği kişiler arasına Meclis Başkanı ile Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet komutanları da ilâve edilmiştir.

Dördüncü fıkrada, Yüce Divan kararlarına karşı temyiz yolu açılmıştır. Yüce Divandaki yargılamanın temyizinin olmaması adil yargılanma hakkıyla bağdaşmamaktadır. İnsan hakları sözleşmelerinde ceza yargılamasının iki kademeli olması zorunluluğu açıkça belirtilmektedir. Birleşmiş Milletler Medenî ve Siyasî Haklar Sözleşmesinin “adil yargılanma” başlıklı 14 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince “Bir suçtan ötürü mahkûm olan bir kimse, mahkûmiyetinin ve aldığı cezanın daha yüksek bir yargı yeri tarafından hukuka göre incelenmesini isteme hakkına sahiptir.” Aynı şekilde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 7 Nolu Protokolün 2 nci maddesine göre “Bir mahkeme tarafından cezaî bir suçtan mahkûm edilen her kişi, mahkûmiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır.” Kısacası, adil yargılanma ilkesine uygunluğu sağlamak amacıyla Yüce Divan önündeki yargılama iki kademeli hâle getirilmiştir.

Madde 120

Yargıtay üyeliğine seçimin düzenlendiği ikinci fıkra hükmü, bir yenilik getirmektedir. Üye seçiminin objektif kriterlere bağlı olarak yapılmasını sağlamak amacıyla “özel kanunlarında öngörülen yöntemlerle ölçülen liyakat ve başarı gibi nitelikler dikkate alınarak” ibaresine yer verilmektedir.

Maddede gerçekleştirilen bir başka yenilik, Yargıtay üyeliğinin süreyle sınırlandırılmasıdır. Yargıtay üyelerinin yenilenmesine imkân tanınması için, üyelik, birçok Avrupa Birliği ülkesinde olduğu gibi süreye bağlanmakta ve bu süre dokuz yılla sınırlandırılmaktadır. Görevlerinde başarılı olanların yeniden seçilmelerine imkân tanımak amacıyla, görev süresi dolanların yeniden seçilebilecekleri esası kabul edilmektedir.

1982 Anayasasında Cumhurbaşkanına verilen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Cumhuriyet Başsavcıvekilini seçme yetkisi, bir yandan parlâmenter rejim kurallarının, diğer yandan da mahkemelerin bağımsızlığı ilkesinin bir gereği olarak kaldırılmaktadır. Bu maddeyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Cumhuriyet Başsavcıvekilinin de Yargıtay üyelerince seçilmesi esası benimsenmektedir.

Madde 121

1982 Anayasasının 115 inci maddesiyle Bakanlar Kuruluna tanınan tüzük çıkarma yetkisine yeni Anayasa ile son verilmesine paralel olarak, Danıştayın görevlerinin düzenlendiği maddenin ikinci fıkrasında, tüzük tasarılarını inceleme görevine yer verilmemiştir.

Maddenin üçüncü fıkrasında, Danıştay üyelerinin seçimini objektif kriterlere bağlama ve görev süresini sınırlandırma hususlarında, 121 inci maddedeki değişikliklere paralel bir düzenleme öngörülmektedir. Ayrıca, Danıştayın yapısı ve görev alanı dikkate alınarak, üyelerinin dörtte birinin Cumhurbaşkanı yerine Bakanlar Kurulu tarafından seçilmesi esası kabul edilmektedir.

Madde 122

Askerî Yargıtayı mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esasları açısından güçlendirme amacını taşıyan iki değişiklik dışında, 1982 Anayasasının paralel hükmü olan 156 ncı madde aynen korunmuştur. Gerçekleştirilen birinci değişiklikle, Askerî Yargıtay üyelerinin Cumhurbaşkanınca seçilmesi usulüne son verilmiş; üyelerin, Askerî Yargıtay Genel Kurulu tarafından seçilmesi benimsenmiştir. İkinci olarak, 1982 Anayasasının 156 ncı maddesinin son fıkrasında yer alan ve kanun koyucunun, mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile hâkimlik teminatına aykırı bir düzenleme yapabilmesine açık kapı bırakan “askerlik hizmetlerinin gereklerine göre” ibaresine bu düzenlemede yer verilmemiştir.

Madde 123

Türk kamu malî yönetimi ve kontrol sisteminin milletlerarası standartlara ve Avrupa Birliği müktesebatına uyumunu sağlamak üzere sürdürülen çalışmaların önemli bir boyutunu da, kamu kaynaklarının kullanılmasının gerekli şekilde denetlenmesi oluşturmaktadır.

Bu çerçevede Sayıştayın denetim kapsamının genişletilmesi, başka bir ifadeyle kamu kaynaklarını kullanan hiçbir kurum ve kuruluşun bu denetimin dışında bırakılmaması büyük önem taşımaktadır. Bu sebeple, yapılan düzenleme ile Sayıştayın denetim yetkisinin kapsamı genişletilmektedir.

1982 Anayasasında Anayasa Mahkemesine verilen siyasî partilerin malî denetimi yetkisi, bu düzenlemeyle Sayıştaya bırakılmıştır. Sayıştayın malî denetimde uzman bir kurum olması ve yasama organı adına denetim görevi yapıyor olması, siyasî partilerin malî denetiminin bu kurum tarafından yapılmasını hem profesyonellik hem de demokratik meşruiyet açısından haklılaştırmaktadır.

Ayrıca, Sayıştayın, bu görevini gereği gibi yerine getirebilmesini sağlamak amacıyla, sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama yetkisinin bulunduğu da dikkate alınarak, yüksek mahkemeler arasına alınması uygun görülmüştür.

Madde 124

1982 Anayasasının 158 inci maddesi hükmü aynen korunmuştur.

Maddenin ikinci fıkrasında düzenleme tekniği açısından yapılan değişiklik dışında bir değişiklik yapılmamış ve Uyuşmazlık Mahkemesi yüksek mahkemeler arasında sayılarak Mahkemenin adlî, idarî ve askerî yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümleme yetkisi muhafaza edilmiştir.

Madde 125

1982 Anayasasında birkaç maddede düzenlenen bütçe ve kesin hesap konuları, Türk kamu malî yönetimi ve kontrol sisteminin milletlerarası standartlara kavuşması amacıyla yapılan düzenlemeler çerçevesinde, görüşme usulüne ilişkin ayrıntılar İçtüzüğe bırakılarak ve tek madde halinde sadeleştirilerek yeniden düzenlenmiştir.

Madde 126

1982 Anayasasının 167 nci maddesinde piyasaların denetimi ve dış ticaretin düzenlenmesine ilişkin olarak yapılan düzenleme, ayrı bir maddede düzenlenen tüketicilerin korunmasına ilişkin hüküm de eklenerek, daha kapsayıcı bir başlık altında muhafaza edilmiştir.

Madde ile, rekabetin ve tüketicilerin korunması, piyasaların sağlıklı ve düzenli bir şekilde işlemesi ve gelişmesi amaçlanmaktadır.

Madde 127

Devletin ve kamu tüzel kişilerinin, kamu yararının gerektirdiği hallerde malikin rızasını aramadan özel mülkiyete son verebilmesi anlamına gelen kamulaştırma, istisnaî olarak başvurulması gereken bir müessese olarak anayasalarımızda yer almıştır.

1982 Anayasasının kamulaştırmayı düzenleyen 46 ncı maddesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlar da dikkate alınmak suretiyle 2001 yılında değiştirilmiştir. 1982 Anayasasının Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler bölümünde 46 ncı maddede düzenlenen kamulaştırma müessesesi, 2001 yılında yapılan değişiklikler de korunarak, sistematik olarak daha uygun olacağı düşüncesiyle bu defa Malî ve Ekonomik Hükümler bölümünde düzenlenmiştir.

Kamulaştırma bedellerinin taksitle ödenebileceği durumlar arasında sayılan “turizm”e, bu sektörün doğrudan devletin üstlenmesi gereken bir alan olmaması nedeniyle, yeni düzenlemede yer verilmemiştir.

Ayrıca, kanunla düzenlenebilecek ayrıntılara yer verilmemiş ve 1982 Anayasasında Avrupa Birliğine uyum amacıyla yapılan değişiklikler de korunarak madde yeniden düzenlenmiştir.

Madde 128

1982 Anayasasının Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler bölümünde, 47 nci maddede aynı başlıkla yer alan düzenleme, sadeleştirilmek suretiyle ve sistematik olarak daha uygun olacağı düşüncesiyle Malî ve Ekonomik Hükümler bölümünde yeniden düzenlenmiştir.

Özel teşebbüslerin devletleştirilmesinin ancak kamu hizmeti niteliği taşıyanlar için ve kamu yararının zorunlu kıldığı haller ile sınırlı olması yönündeki ilke korunmuştur. Devletleştirmenin de çok istisnaî olarak başvurulabilecek bir müessese olduğu açıktır.

Maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları 1982 Anayasasının 47 nci maddesine 1999 yılında yapılan değişikliklerle eklenen üçüncü ve dördüncü fıkralarla aynıdır.

Madde 129

Önceki anayasalarımızda, devletin malî imkânlarıyla sınırlı olan sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler bölümünde yer alan çevrenin, tabiî servetler ve kaynakların, kıyıların, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması gibi hükümler, ormanların korunmasına ilişkin düzenlemeyle birlikte “Çevrenin Korunması ve Millî Servetlere İlişkin Hükümler” başlığı altında özel bir kısım olarak yeniden düzenlenmiştir. Böylece, çağımızın büyük felâketi olarak görülen ve ülkemizi ciddî şekilde etkileyen küresel ısınmanın önlenmesi çabalarının hayatî önem kazandığı bir dönemde, çevrenin etkili bir şekilde korunması yönünde Anayasaya Devlete yönelik direktif niteliğinde bir hüküm konulmaktadır.

Bu maddeyle, çevre sorunlarıyla ilgili olarak bir yandan devletin daha duyarlı olması ve yükümlülüklerini yerine getirmesi, diğer yandan da vatandaşların bu konuda devlete yönelik taleplerinin hukukî zeminin pekiştirilmesi amaçlanmaktadır.

Madde 130

1982 Anayasasının 168 inci maddesinde yer alan hüküm sadeleştirilerek muhafaza edilmiştir.

Böylece, tabiî servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesinde özel teşebbüsün imkânlarından da yararlanılması suretiyle Devletin imkânlarıyla çok daha uzun zaman alacak millî servetin işletilmesinin ve millî gelirin artırılmasının bir an önce sağlanması amaçlanmaktadır.

Madde 131

1982 Anayasasının 169 ve 170 inci maddelerinde yer alan hükümler sadeleştirilerek ve ülkemizin ihtiyaçları dikkate alınarak yeniden düzenlenmiştir.

Tabiî kaynaklarımızın en önemlilerinden biri olduğu için ormanlar ayrı bir maddede düzenlenmektedir.

Ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için Devlet tarafından tedbirler alınması zorunludur. Bu çerçevede yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilmesi gerektiği, bu yerlerde tarım ve hayvancılık yapılamayacağı gibi bu yerlerin imara da açılamayacağı yönündeki ilkeler de korunmaktadır.

Ancak, 1982 Anayasasında da öngörüldüğü halde, uygulamada çözümlenemeyen orman vasfını tam olarak kaybetmiş ve orman olarak muhafazasında hiçbir yarar görülmeyen yerler ile şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerlerle ilgili meselenin de çözümlenmesi gerekmektedir. Bu sebeple yapılan yeni düzenleme ile, bu yerlerin değerlendirilmesi ve satılması konusunda kanun koyucu yetkili kılınarak, hem millî servetin değerlendirilmesi, hem de milletimizin bu meseleden kaynaklanan mağduriyetlerinin giderilmesi amaçlanmaktadır.

Madde 132

1982 Anayasasının Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler Bölümünde, 43 üncü maddede yer alan bu hüküm, Devletin anılan bölümdeki görevlerini, öncelikleri gözeterek ve malî imkânlarıyla sınırlı olarak yerine getirebileceği dikkate alınarak, kıyı ve sahillerimizin etkili bir şekilde korunması ve buralardan azamî faydanın sağlanması amacıyla Malî ve Ekonomik Hükümler bölümünde düzenlenmiştir.

1982 Anayasasının 43 üncü maddesi aynen korunmuş; böylece kıyılar ve sahil şeritlerinin korunması ile buralardan kamunun yararlanması ve buralarda doğmuş bulunan mülkiyet haklarının telif edilmesi amaçlanmıştır.

Madde 133

1982 Anayasasının Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler Bölümünde, 63 üncü maddede yer alan bu hüküm, Devletin sözü edilen bölümdeki görevlerini malî imkânlarıyla sınırlı olarak yapabileceği dikkate alınarak tarih, kültür ve tabiat varlıklarımızın etkili bir şekilde korunması amacıyla direktif bir hüküm olarak Malî ve Ekonomik Hükümler Bölümünde düzenlenmiştir. Devlet bu varlıkların korunmasını sağlamalı ve bu amaçla gerekli tedbirleri almalıdır. Bu amaçla, 1982 Anayasasının 63 üncü maddesinde yapılan düzenleme aynen muhafaza edilmiştir.

Madde 134

1982 Anayasasında 4 üncü madde olarak düzenlenen “değiştirilemeyecek hükümler”, sistematik açıdan daha uygun olacağı düşüncesiyle bu maddeye taşınmıştır.

1982 Anayasasının özellikle 1987 değişikliğinden sonra iyice karmaşık hale gelen anayasa değişikliğine ilişkin 175 inci maddesi, sonuçları son derece önemli tartışmaların konusu olagelmiştir. Dahası bu tartışmalar Anayasa Mahkemesine taşınmış ve Mahkeme Cumhurbaşkanı tarafından bir daha görüşülmek üzere Meclise gönderilen anayasa değişikliklerinin kabulü için gerekli nisabın ne olduğunu belirlemek zorunda kalmıştır. Bu sebeple, yapılan yeni düzenlemeyle, anayasa değişikliğine ilişkin usul ve esaslar olabildiğince açık ve anlaşılabilir bir dille yazılmıştır. 1982 Anayasasının düzenlemesinde Cumhurbaşkanının Anayasayı değiştirme sürecindeki rolü, temelde yasama organına ait olan bu yetkinin kullanılamaması sonucunu doğurabilecek bir nitelik taşımaktaydı ya da en azından bu yönde kullanılabilmekteydi. Bu durum, parlâmenter sistemin yetkileri sınırlı ve sorumsuz Cumhurbaşkanı modeliyle bağdaşmamaktadır. Bu nedenlerle, bu maddede Cumhurbaşkanının, Meclis tarafından üçte iki çoğunlukla kabul edilen Anayasa değişikliklerini yayınlaması zorunluluğu getirilmektedir. Yine aynı düşünceyle Meclis tarafından beşte üçten fazla ancak üçte ikiden az çoğunlukla kabul edilen Anayasa değişikliklerinin doğrudan Meclis kararıyla halkoylamasına götürülebilmesine imkân tanınmaktadır. Öte yandan Meclis gerekli gördüğü takdirde üçte iki çoğunlukla kabul edilen Anayasa değişikliğini de ihtiyarî olarak halkoylamasına sunabilecektir. Anayasa değişikliklerinde her iki durumda da halkoylamasına gitme yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olması, parlâmenter sistemin gerektirdiği yetki sorumluluk paralelliğinin doğal bir sonucudur.

Madde 135

Ülkemizin çağdaş uygarlık seviyesine ulaşması için çıkarılan inkılâp kanunlarının korunması, aynı hedefe ulaşma kararlılığının sürdürülmesi bakımından önem taşımaktadır.

Bu sebeple, 1961 ve 1982 Anayasalarında yapılan düzenleme aynen korunmuştur.

Ancak, 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsinin 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu ile yürürlükten kaldırılmış olması sebebiyle, maddenin (ç) bendinde buna ilişkin açıklayıcı bir hükme ihtiyaç duyulmuştur.

Madde 136

Anayasa tarihimizde 1961 Anayasası ile başlayan “Başlangıç”, anayasal düzene yapılan müdahaleleri haklılaştırma ve anayasanın dayandığı temel ilke ve görüşleri açıklama işlevi görmüştür. Başlangıçların anayasa metninden sayılması, normalde tanımlanması güç ve norm değeri olmayan bazı soyut kavramların yorumlanarak kullanılması sonucunu doğurmuştur. Bu nedenle, Başlangıç kısmının insan hakları, demokrasi ve eşitlik gibi çağdaş siyasî değerleri vurgulayan kısa bir cümle olarak yazılmasına paralel olarak, bu kısmın anayasa metnine dahil edilmemesi uygun görülmüştür. Böylece, Başlangıç anayasallık denetiminde “ölçü norm” olmaktan çıkarılarak, anlamsız ve gereksiz tartışmaların önüne geçilmiştir.

İlgili maddenin konusunu gösteren ve bölümlemeyi kolaylaştırmak için kullanılan madde başlıkları da, Anayasa metnine dahil edilmemiştir.

Geçici Madde 1

1982 Anayasasında Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri ile mahallî idare seçimlerinin beş yılda bir yapılacağı düzenlenmekteydi. Bu hüküm çerçevesinde 28 Mart 2004 tarihinde yapılan mahallî idare seçimleri ile 22 Temmuz 2007 tarihinde yapılan milletvekili genel seçimleri sonuçlarına göre oluşan mahallî idareler ve Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçim tarihlerini izleyen beşinci yılda yeni seçime gideceklerdir. Oysa bu Anayasa ile hem Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri hem de mahallî idare seçimleri dört yıla indirilmektedir. Dolayısıyla, 1982 Anayasası hükümlerine göre yapılan seçimler çerçevesinde oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisi ile mahallî idarelerin seçimlerinin de dördüncü yıllarının sonunda yapılabilmesi için bu geçici madde düzenlenmiştir.

Geçici Madde 2

1982 Anayasasının 76 ncı maddesinde milletvekili seçilebilmek için aranan en az ilkokul mezunu olma şartı, yapılan yeni düzenleme ile en az ilköğretim diploması sahibi olma şartı ile değiştirilmiştir. İlköğretim zorunluluğunun beş yıldan sekiz yıla çıkarıldığı 1997-1998 ders yılından önce ilkokul mezunu olanlar açısından uygulamada sorun doğmaması için getirilen bu geçici madde ile sözü edilen durumda olanların ilkokul diplomalarının milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olmaları için yeterli olduğu açıklığa kavuşturulmaktadır.

Geçici Madde 3

1982 Anayasasına göre Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yedi yıl için ve bir defalığına seçilebilirken, bu Anayasa ile Cumhurbaşkanının halk tarafından beş yıllığına ve en çok iki kez seçilebilmesi sistemi benimsenmiştir. Dolayısıyla, 1982 Anayasası hükümlerine göre 28 Ağustos 2007 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilen Cumhurbaşkanının görev süresinin bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihi izleyen beşinci yılın sonunda sona ermesini sağlamak ve bu Cumhurbaşkanının da bir kez daha seçilebilmesine imkân tanımak amacıyla bu geçici madde düzenlenmiştir. Böylece, Devletin başı sıfatını taşıyan, Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eden Cumhurbaşkanlığı gibi önemli bir konum hakkında görev süresinin ne zaman sona ereceği ve mevcut Cumhurbaşkanının bir kez daha seçilip seçilemeyeceği yönünde yapılacak yorumlar ve tartışmalar da önlenmiş olacaktır.

Geçici Madde 4

1961 ve 1982 Anayasalarında düzenlenen tüzüklere bu Anayasada yer verilmemiştir. Tüzüklerle yönetmeliklerin arasında içerik açısından önemli bir fark kalmaması sebebiyle uygulamada çok az başvurulan tüzük çıkarma ihtiyacının Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmeliklerle karşılanacağı açıktır.

Bu geçici madde ile yapılan düzenlemeyle, yürürlükteki tüzüklerin, dayandıkları kanunda aksine düzenleme yapılıncaya kadar yürürlükte kalmaya devam edecekleri açıklığa kavuşturulmakta; kanunî dayanağı kalmayan tüzüklerin yürürlükten kaldırılabilmesi için ise Anayasada tüzük müessesesi yer almasa da tüzük çıkarılabilmesi öngörülmektedir.

Geçici Madde 5

Yükseköğretim Kurulunun oluşumu ile üyelerinin sayısı ve seçim usulleri yeniden düzenlendiğinden, Yükseköğretim Kurulunun yeni düzenlemeye intibakını sağlamak, kazanılmış hakları saklı tutmak ve Bakanlar Kurulunca seçilen üyeler ile diğer üyeliklerde boşalma meydana gelmesi halinde seçilecek üyeleri belirlemek amacıyla bu geçici madde düzenlenmiştir.

Geçici Madde 6

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun oluşumu ile üyelerinin sayısı ve seçim usulleri yeniden düzenlendiğinden, Kurulun yeni düzenlemeye intibakını sağlamak, kazanılmış hakları saklı tutmak ve üye sayısının tamamlanması ve boşalan üyeliklere yapılacak seçimleri düzenlemek amacıyla bu geçici madde getirilmiştir.

Geçici Madde 7

Anayasa Mahkemesinin kuruluşu ile üyelerinin nitelikleri, seçilme usulleri ve görev süreleri yeniden düzenlenmiştir.

Anayasa Mahkemesinin yeni düzenlemeye intibakını sağlamak, kazanılmış hakları saklı tutmak, üye sayısının tamamlanması ve boşalan üyeliklere yapılacak seçimler için esasları belirlemek ve yedek üyelerin bu sıfatlarını koruyarak toplantılara katılma usul ve esaslarını düzenlemek amacıyla bu geçici madde getirilmiştir.

Geçici Madde 8

Yargıtay üyelerinin görev süreleri yeniden belirlendiğinden, yeni düzenlemeye intibakı sağlamak ve kazanılmış hakları saklı tutmak amacıyla bu geçici madde düzenlenmiştir.

Geçici Madde 9

Danıştay üyelerinin görev süreleri yeniden belirlendiğinden, yeni düzenlemeye intibakı sağlamak ve kazanılmış hakları saklı tutmak amacıyla bu geçici madde düzenlenmiştir

Madde 137

Madde ile bu Anayasanın yürürlüğe gireceği tarih belirlenmekte ve 1982 Anayasasının yürürlükten kalkacağı açıklığa kavuşturulmaktadır.

YENİ ANAYASA ÖNERİSİNİN GETİRDİĞİ YENİLİKLER
(ÖZET OLARAK)
A- SİSTEMATİK BAKIMDAN
Yeni Anayasanın düzenlenmesinde sistematik bakımından da yeni bir yaklaşım benimsenmiştir. Bu çerçevede;

1) Yeni Anayasanın sistematiğinde KISIM, BÖLÜM ve ALT BÖLÜM ayırımlaması kabul edilmiş ve 1982 Anayasasının anlaşılma güçlüğü gösteren romen rakamı, harf ve numaralarla yapılan ayırımı da terkedilmiştir.

2) 2006 yılından bu yana uygulanmakta olan ve atıf yapma kolaylığı getirerek atıflardaki muğlaklığı kaldıran maddelerin fıkra ve bentlerinin numaralandırılması Yeni Anayasada da benimsenmiştir. Maddeler ve fıkralar daha sistematik bir şekilde yazılmıştır. Böylece, Avrupa ülkelerinde uygulanmakta olan bir sistemle de uyum sağlanmıştır.

3) Yine sistematik bakımdan daha uygun olacağı düşüncesiyle, hak ve hürriyetler; kişinin hakları ve hürriyetleri, siyasî haklar ve ödevler ve sosyal ve ekonomik haklar şeklinde sıralanmış, ayrıca sosyal ve ekonomik haklar bölümünde yer alan ancak mahiyeti itibariyle kişi haklarından olan bazı hak ve hürriyetler bu bölüme alınmıştır. Ayrıca, sosyal ve ekonomik haklar içinde yer verilen kamulaştırmaya, devletleştirmeye ve özelleştirmeye ilişkin hükümler ise malî ve ekonomik hükümler kısmına taşınmıştır.

4) Önceki Anayasalarımızda, devletin malî imkânlarıyla sınırlı olan sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler bölümünde yer alan çevrenin korunması, tabiî servetler ve kaynakların korunması ve kullanılması, kıyıların korunması, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması gibi hükümler, ormanların korunmasına ilişkin düzenlemeyle birlikte “Çevrenin Korunması ve Milli Servetlere İlişkin Hükümler” şeklinde özel bir kısım olarak yeniden düzenlenmiştir. Böylece, çağımızın büyük felâketi olarak görülen ve ülkemizi ciddî şekilde etkileyen küresel ısınmanın önlenmesi çabalarının hayatî önem kazandığı bir dönemde, çevrenin etkili bir şekilde korunması yönünde Anayasaya Devlete yönelik direktif bir hüküm konulmuştur. Aynı yaklaşım, koruma kapsamındaki millî servetler için de korunmuştur.

 B- 1982 ANAYASASININ ALINMAYAN HÜKÜMLERİ

1982 Anayasasında düzenlenen ancak anayasa düzeyinde düzenlenmesine gerek olmayan bazı maddelere Yeni Anayasada yer verilmemiştir. Bu çerçevede, aşağıda belirtilen 1982 Anayasasının maddeleri Yeni Anayasaya alınmamıştır.

1) Madde. 44, Toprak mülkiyeti,

2) Madde. 45, Tarım, hayvancılık ve bu üretim dallarında çalışanların korunması,

3) Madde. 57, Konut hakkı,

4) Madde. 58, Gençliğin korunması,

5) Madde. 59, Sporun geliştirilmesi,

6) Madde. 62, Yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşları,

7) Madde. 107, Sanatın ve sanatçının korunması,

8) Madde. 107, Cumhurbaşkanı Genel Sekreterliği,

9) Madde. 108, Devlet Denetleme Kurulu,

10) Madde. 115, Tüzükler,

11) Madde. 133, Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna ilişkin hükümleri,

12) Madde. 134, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu,

13) Madde. 157, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi,

14) Madde. 162, Bütçenin görüşülmesi,

15) Madde. 163, Bütçelerde değişiklik yapılabilme esasları,

16) Madde. 165, Kamu iktisadi teşebbüslerinin denetimi,

17) Madde. 166, Planlama,

18) Madde. 170, Orman köylüsünün korunması,

19) Madde. 171, Kooperatifçiliğin geliştirilmesi,

20) Madde. 173, Esnaf ve sanatkarların korunması.

C- BAŞLANGIÇ

Otoriter ve devletçi felsefenin izlerini taşıyan 1982 Anayasasının Başlangıç kısmı tümüyle terk edilmiştir. Yeni öneride, Anayasanın metnine dahil edilmeyen Başlangıç kısmı, çok kısa ve özlü bir anlatıma kavuşturulmuştur. İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, demokrasi, laiklik ve çoğulculuk gibi evrensel değerlere vurgu yapılmış; Atatürk`ün çağdaş uygarlık hedefi ile ebedî barış ideâline olan bağlılık ifade edilmiştir.

D- GENEL ESASLAR

1) Cumhuriyetin nitelikleri arasında yer almayan, sübjektif yorumlara elverişli bulunan ve insan hakları üzerindeki vurguyu zayıflatan “toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde” ibareleri çıkarılmış; insan hakları vurgusunun güçlendirilmesi amacıyla, “saygılı” kelimesi yerine, “dayanan” kelimesi benimsenmiştir (m. 2).

2) “Dili Türkçedir” cümlesinin yerine, aynı anlamı daha doğru ifade etmek üzere, “Resmî dili Türkçedir” cümlesi kabul edilmiştir (m. 3/2).

3) Devletin temel amaç ve görevi, insan odaklı olarak tanımlanmış; insan ve onun haysiyeti merkezi bir öneme sahip kılınmıştır (m. 4).

4) Anayasada düzenlenen her kurul veya kurumun, kendisini, egemenliği kullanan yetkili organ olarak görmesini engellemek amacıyla, Türk milleti adına egemenliği kullanacak olan organlar tadadi olarak belirtilmiştir (m. 5/2). Ayrıca, Türkiye`nin milletlerarası ve milletlerüstü kuruluşlara üyeliğinden doğabilecek muhtemel sorunları önlemek için, “milletlerarası ve milletlerüstü kuruluşlara üyelikten kaynaklanan sınırlamalar saklıdır” hükmü eklenmiştir (m. 5/4).

5) Kanun hükmünde kararnamelerle ilgili olarak uygulamada ortaya çıkan bazı sorunlara son vermek amacıyla, yasama yetkisinin devredilmezliğine ilişkin ilkeye “kanun hükmünde kararnamelere ilişkin hükümler saklıdır” hükmü getirilmiştir (m. 6).

6) Yargılama bir yetki olduğu kadar, aynı zamanda bir görev olduğu için, yargı yetkisi ve görevinden söz edilmiş; bağımsızlık prensibinin yanı sıra, onun yönelik bulunduğu temel amaç olan tarafsızlık prensibine yer verilmiştir (m. 8).

7) Eşitlik ilkesini güçlendirmek amacıyla sadece kadınlar lehine değil, aynı zamanda toplumun özel olarak korunması gereken başka kesimleri için de pozitif ayrımcılık kuralı benimsenmiştir (m. 9/3).

E-TEMEL HAKLAR VE HÜRRİYETLER

1) Temel haklara yapılan vurguyu güçlendirmek ve bu hakların korunmasının kural, sınırlanmasının ise istisna olduğuna ilişkin prensibe geçerlilik kazandırmak için, ikinci kısım başlığındaki “ödevler” kelimesi çıkarılmıştır. Aynı amaçla, 1982 Anayasasının 12 nci maddesinin ikinci fıkrasındaki temel hak ve hürriyetlerin kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiği hükmüne yer verilmemiştir (m. 11).

2) Temel hak ve hürriyetleri kötüye kullanma yasağını genişletici ve bireylerin hürriyetlerini daraltıcı bir işlev gören 1982 Anayasasının 14 üncü maddesinin ilk fıkrası kaldırılmıştır (m. 13-Alternatif 1).

Temel hak ve hürriyetleri kötüye kullanma yasağı, ifade hürriyetinin keyfî şekilde sınırlandırılmasını önlemek amacıyla daraltılmış; bu çerçevede, “faaliyetler” ibaresi yerine “eylemler” ibaresi konulmuştur (m. 13-Alternatif 2).

3) “Sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması” hali, yaşama hakkının istisnası olmaktan çıkarılmıştır (m. 15/2).

4) Kişi hürriyetiyle ilgili bir kurum olan “önleme amaçlı yakalama” anayasal düzenlemeye tabi tutulmuştur (m. 18/3).

5) Önceki anayasalarımızda yer almayan “kişisel bilgilerin korunması hakkı”, anayasal güvenceye kavuşturulmuştur (m. 20).

6) Haberleşme hürriyetine, maddenin ikinci fıkrasında sayılan sınırlama sebepleri dışındaki bir sebeple sınırlama yapılmasına yol açabilecek nitelikte olan 1982 Anayasasının 22 inci maddesinin son fıkrasında ifade edilen “İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir” hükmüne yeni düzenlemede yer verilmemiştir (m. 22).

7) Din ve inanç hürriyeti bütün unsurlarıyla birlikte güvenceye kavuşturulmuş (m. 24/1-2); Devlete, çocukların eğitimi alanında ebeveynin dinî ve felsefî inançlarını dikkate alma yükümlülüğü getirilmiş (m. 24/4); lâiklik ilkesinin ve bu ilkenin önemli bir unsuru olan “din ve inanç hürriyeti”nin bir gereği olarak, din kültürü ve ahlâk öğretimi zorunlu olmaktan çıkarılmış, ancak talep halinde Devlete bunu yerine getirme yükümlülüğü yüklenmiştir (m. 24/4-Alternatif 1).

1982 Anayasasının 24 üncü maddesinin son fıkrasında “din ve vicdan hürriyeti” için öngörülen özel “kötüye kullanma” (din istismarı) yasağı, sübjektif ve keyfi değerlendirmelere açık unsurlardan arındırılmıştır (m. 24/5-Alternatif 1 ve 3).

8) Birleşmiş Milletler Uluslararası Kamusal ve Siyasal Haklar Sözleşmesinin 20 nci maddesine uyum sağlamak amacıyla, bu Sözleşmede yer alan “savaş kışkırtıcılığının engellenmesi, her türlü ayrımcılık, düşmanlık veya kin ve nefret savunuculuğunun önlenmesi” sebepleri, ifade hürriyetinin sınırları arasında sayılmıştır (m. 26/3).

9) Basın hürriyetiyle bağdaşmaması sebebiyle, 1982 Anayasasının 28 inci maddesinde zikredilen “tedbir yoluyla dağıtımın önlenmesi” usulüne son verilmiştir. Ayrıca, özellikle soruşturma ve kovuşturma aşamalarında kişilerin kimliklerinin açıklanarak haksız yere mağdur edilmelerini önlemek amacıyla, “masumiyet karinesinin ihlaline yönelik yayın yapılamaz” hükmü getirilmiştir (m. 27).

10) Önceki anayasalarımızda bağımsız bir hak olarak kendinden söz edilmeyen adil yargılanma hakkına yer verilmiş; bu hak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesi dikkate alınarak, hak arama hürriyetiyle birlikte yeniden düzenlenmiştir. Bu hak kapsamında, “kanuni hâkim” ilkesi yerine, “tabii hâkim” ilkesi kabul edilmiştir (m. 32).

11) Vatandaşlık kavramı etrafında yaşanan tartışmalara son vermek ve vatandaşlığın, din, mezhep, dil ve benzeri ayrımlar dikkate alınmaksızın her bireyin devlete olan siyasî aidiyeti ifade ettiğini tasrih etmek amacıyla, mer`i olana oranla daha kapsayıcı ve kuşatıcı bir vatandaşlık tanımına yer verilmiştir. Bu çerçevede, “Türk vatandaşlığı” kenar başlığı “vatandaşlık” olarak değiştirilmiştir.

“Türk devleti” yerine, Türkiye Cumhuriyetini ifade etmek üzere “Devlet” kelimesi tercih edilmiş ve “Devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır” ifadesi kabul edilmiştir (m. 35-Alternatif 1).

Anayasada karşılığı olmayan “Türk devleti” ifadesi yerine, Anayasanın 1 inci maddesi uyarınca daha doğru bir ifade olan “Türkiye Cumhuriyeti” ifadesi benimsenmiş; “Türk” kelimesinin etnik bir kümeye referans içermediğine açıklık kazandırmak amacıyla, 1924 Anayasanın formülasyonuyla, “Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkese, din ve ırk farkı gözetilmeksizin Türk denir” tanımına yer verilmiştir (m. 35-Alternatif 2).

Vatandaşlığın temel bir hak olduğu belirtilmiş ve bu hakka ve statüye sahip olan herkesin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak adlandırılacağı kabul edilmiştir (m. 35-Alternatif 3).

12) Yüksek öğretim elemanlarının, siyasî partilerin merkez organları dışında görev alamayacaklarına ilişkin kısıtlayıcı hüküm kaldırılmıştır (m. 37/4).

13) Siyasî partilerin kapatılmalarına yol açan yasaklar daraltılmış (m. 38/1-2) ve bu yasaklarla ilgili olarak 1961 Anayasasının 57 nci maddesindeki ifade esas alınarak partilerin kapatılması güçleştirilmiştir. Bu çerçevede, bir partinin tüzük veya programının insan haklarına, Devletin bağımsızlığı ve bölünmez bütünlüğüne, demokrasiye, cumhuriyete ve lâikliğe aykırı olması halinde doğrudan kapatma davası açılması yerine, Anayasa Mahkemesi tarafından ilgili partiye ihtar verilmesi esası kabul edilmiş (m. 38/4); siyasi partilerin “odak” olmasının şartları ağırlaştırılmıştır (m. 38/5). Anayasa Mahkemesinin siyasî parti davalarında kapatmaya karar verilebilmesi, üye tamsayısının üçte ikisinin kapatma doğrultusunda oy kullanması şartına bağlanmıştır (m. 115/1).

Siyasi partilerin kapatılmalarına neden olan mensupları için öngörülen müeyyide hafifletilmiştir (m. 38/7-Alternatif 1).

Siyasi partilerin kapatılmalarına neden olan mensupları için öngörülen müeyyide kaldırılmıştır (m. 38/7-Alternatif 2).

Son olarak, siyasi partilerin mali denetimi, Anayasa Mahkemesi yerine Sayıştaya bırakılmıştır (m. 38/8).

14) Vergi ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisna, indirim ve oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği sınırlar içinde değişiklik yapma yetkisi, Bakanlar Kurulunun yanı sıra, mahallî idareler tarafından tarh, tahakkuk ve tahsil edilenler için mahallî idarelerin seçimle oluşan karar organlarına da tanınmıştır (m. 41/4).

15) Bilgi edinme hakkı anayasal bir hak olarak tanınmıştır (m. 42).

16) Çocuk hakları, yeni bir hak kategorisi olarak anayasal güvenceye kavuşturulmuştur (m. 44).

17) Eğitim ve öğrenim hakkı, çağdaş hürriyetçi demokrasi ilkeleriyle uyumlu bir hale getirilmiştir (m. 45/2). 1961 Anayasasının paralel maddesinde yer verilmeyen, ancak 1982 Anayasasında mevcut olan bazı sınırlayıcı hükümler madde metninden çıkarılmıştır. Ayrıca, bireysel hayat tarzının bir ifadesi niteliğindeki kılık-kıyafet tercihinin bu haktan yararlanmaya engel oluşturmaması amacıyla bir güvence hükmü getirilmiştir (m. 45/6).

F-YASAMA

1) Beşyüzelli milletvekilinden oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisinin dörtyüzelli üyesinin seçim çevrelerinden, yüz üyesinin ise ülke seçim çevresinden seçilmeleri esası benimsenmiştir (m. 51).

2) Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçim dönemi beş yıldan dört yıla indirilmiştir (m. 52).

3) Bir ilin veya seçim çevresinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde üyesinin kalmaması halinde ara seçime gidilmesini öngören 1982 Anayasasının 78 inci maddesinin beşinci fıkra hükmü çıkarılmıştır (m. 53).

4) Milletvekili andında yer alan “toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden” ibaresi madde metninden çıkarılmış; “insan hakları”, milletvekillerinin üzerine and içecekleri değerler arasında sayılmıştır (m. 58).

5) Özel gelir kaynakları ve özel imkânları kanunla sağlanmış kamu yararına çalışan derneklerin ve Devletten yardım sağlayan ve vergi muafiyeti olan vakıfların yönetim ve denetim kurulları üyelikleri ile bunlarla ilgili görevler, milletvekilliği ile bağdaşmayan işler arasından çıkarılmıştır (m. 59/1).

6) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda suçüstü hali yasama dokunulmazlığı kapsamı dışında tutulmuştur (m. 60/3-Alternatif 1).

Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda suçüstü hali ile zimmet, ihtilas ve irtikap gibi yüz kızartıcı suçlar dokunulmazlık kapsamı dışında bırakılmış; bu hallerde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcına, durumu derhal Meclise bildirme zorunluluğu getirilmiştir (m. 60/3-Alternatif 2).

Milletvekillerinin dokunulmazlıktan feragat edebilmelerine imkân sağlanmış (m. 60/4); dokunulmazlık kapsamında bulunmayan suçları işleyen, dokunulmazlığı kaldırılan veya dokunulmazlıktan feragat eden milletvekillerinin yargılanmalarının tutuksuz olarak ve yasama çalışmaları engellenmeyecek şekilde yürütüleceği hükme bağlanmış (m. 60/5) ve milletvekilleri hakkındaki ceza davalarının Yargıtayda görüleceği belirtilmiştir (m. 60/7).

7) Kanunların Cumhurbaşkanınca yayınlanmasında yaşanabilecek gecikmeleri önlemek amacıyla, parlamenter rejimin kurallarıyla uyumlu iki yenilik getirilmiştir. Cumhurbaşkanınca Türkiye Büyük Millet Meclisine tekrar görüşülmek üzere geri gönderilen kanunun Meclis tarafından aynen kabul edilmesi halinde, kanunun Cumhurbaşkanınca üç gün içinde yayınlanması esası kabul edilmiştir (m. 66/3). Ayrıca, Cumhurbaşkanının onbeş gün içinde geri göndermediği veya yayınlamadığı kanunların Meclis Başkanı tarafından yayınlanacağı benimsenmiştir (m. 66/4).

8) Temel haklara ilişkin milletlerarası andlaşmalarla iç hukukun çatışması halinde, birey haklarına daha etkili bir korunma ve güvence sağlamak amacıyla, “Kanunlar, usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş temel hak ve hürriyetlere ilişkin milletlerarası andlaşmalara aykırı olamaz” hükmü getirilmiştir (m. 67/6).

9) Sıkıyönetim ve olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri hukuk sistemimizden çıkarılmıştır (m. 68/1). Kanun hükmünde kararnamelere ilişkin uygulamada yaşanan sorunları aşmak amacıyla, yetki kanununun sadece konusunu, geçerlilik süresini ve bu süre içinde birden fazla kararname çıkarılıp çıkarılamayacağını göstermesi benimsenmiştir (m. 68/2). Bakanlar Kurulunun, geri gönderilen kanun hükmünde kararnameyi aynen kabul etmesi halinde, kararnamenin Cumhurbaşkanınca üç gün içinde yayınlanması esası kabul edilmiştir (m. 68/4).

10) Türkiye Büyük Millet Meclisinin toplantı halinde olmadığı bir dönemde ülkenin ani bir silâhlı saldırıya uğraması ve bu sebeple silâhlı kuvvet kullanılmasına derhal karar verilmesinin kaçınılmaz olması halinde, Cumhurbaşkanının Türk Silâhlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verebilmesi, Başbakanın teklifi şartına bağlanmıştır (m. 69).

11) Türkiye Büyük Millet Meclisinin toplantı yeter sayısı, her tür toplantı için üye tamsayısının üçte biri (184) olarak belirlenmiştir (m. 73/1).

12) Gensoru önergesinin gündeme alınmasına karar verilmesi sonrasında yapılacak güven oylamasında Bakanlar Kurulunun düşürülmesi konusunda yapıcı güvensizlik ilkesi getirilmiş, Bakanlar Kurulunun düşürülmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin üye tamsayısının salt çoğunluğuyla yeni bir Başbakan adayı seçmesi şartına bağlanarak, hükümet istikrarının güçlendirilmesi amaçlanmıştır. (m. 76/5)

G-YÜRÜTME

1) Cumhurbaşkanının parlâmento tarafından seçilmesinde yaşanan tıkanıklıklar dikkate alınarak, Cumhurbaşkanının, beşer yıllık azamî iki dönem için halk tarafından seçilmesi yöntemi kabul edilmiştir (m. 78). Cumhurbaşkanlığına seçilebilmek için yüksek öğrenim şartı kaldırılmış, Cumhurbaşkanı adaylarının yirmi milletvekilinden başka, ikiyüzbin seçmence de gösterilmesi esası benimsenmiştir (m. 78-Alternatif 2).

2) Cumhurbaşkanının yetkileri, parlamenter rejim ilkeleri, yetki ve sorumluluğun paralelliği kuralı ve 1961 Anayasasınca benimsenen sistem esas alınarak yeniden düzenlenmiş; 1982 Anayasasının Cumhurbaşkanına tanımış olduğu yetkilerden, parlamenter rejimler için de geçerli olanları korunmuş, diğer yetkileri ise kaldırılmıştır (m. 81/3). Bakanlar Kurulunun Genelkurmay Başkanı, vali ve büyükelçilerin atanmalarına ilişkin kararnamelerinin Cumhurbaşkanınca imzalanacağı, bunların dışında hangi kararnamelerin Cumhurbaşkanınca imzalanacağının ise kanunla belirleneceği kabul edilmiştir (m.81/2).

3) Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemler yargı denetimine açılmış ve Cumhurbaşkanının kişisel suçlarından dolayı yasama dokunulmazlığı hükümlerine tâbi olacağı hükme bağlanarak mevcut belirsizlik giderilmiştir (m. 82).

4) Genel seçimlerden önce Adalet, İçişleri ve Ulaştırma bakanlarının çekilmesine ve yerlerine Başbakanca bağımsız kişilerin atanmasına dair hüküm kaldırılmıştır (m. 89/1).

5) Bakanlar Kurulunun tüzük çıkarma yetkisi kaldırılmıştır.

6) Milli Güvenlik Kurulunun Başbakanın başkanlığında toplanması, Jandarma Genel Komutanının Kurul üyeliğinden çıkarılması ve Kurul gündeminin Başbakan tarafından belirlenmesi kabul edilmiş; Kurulun istişarî bir organ olduğu tasrih edilmiştir (m. 91-Alternatif 1).

Jandarma Genel Komutanı Kurul üyeliğinden çıkarılmış ve Kurulun istişarî bir organ olduğu tasrih edilmiştir (m. 91-Alternatif 2).

Bakanlar Kuruluna millî güvenlikle ilgili kararların alınmasında ve koordinasyonun sağlanmasında yardımcı olmak üzere Millî Güvenlik Kurulunun kurulacağı ve bu Kurulun yapısının, teşkilâtının, görevlerinin ve işleyişine dair hususların kanunla düzenleneceği benimsenmiştir (m. 91-Alternatif 3)

7) İdarenin her türlü eylem ve işleminin yargı denetimine tabi tutulacağı kuralına herhangi bir istisna öngörülmemiş; bu bağlamda, 1982 Anayasasında yargı denetimi dışında tutulan Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler, Yüksek Askeri Şura ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararlarına karşı yargı yolu açık bırakılmıştır (m. 94).

8) Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin dört yıla indirilmesine paralel olarak mahallî idarelerin seçimlerinin de dört yılda bir yapılması esası benimsenmiştir (m. 96/3). Mahallî idarelerin seçilmiş organlarının organlık sıfatını kazanma ve kaybetmeleri konusundaki denetim tümüyle yargı organına bırakılmış; İçişleri Bakanına 1982 Anayasası ile verilen bu organları veya bu organların üyelerini geçici olarak görevden uzaklaştırma yetkisine burada yer verilmemiştir (m. 96/4). Böylece mahallî idareler üzerindeki merkezî denetimin sınırlandırılması amaçlanmıştır.

9) Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak, istisnasız, bütün kamu hizmeti görevlileri hakkında verilen disiplin kararları yargı denetimine açık tutulmuştur (m. 98).

10) Yükseköğretim kurumlarının bilimsel özerkliği ve öğretim elemanlarının akademik özgürlüğü güçlendirilmiştir. Demokratik yönetim ilkesi gereği, rektörlerin doğrudan doğruya öğretim üyelerince seçilmesi esası benimsenmiştir. Üniversite ve diğer yükseköğretim kurumlarının yönetim ve denetim organları ile öğretim elemanlarının, ancak yetkili organlarınca görevlerinden uzaklaştırılabileceği kabul edilmiştir (m. 100/4). Yükseköğretim Kurulunun yetkisi koordinasyon ve planlama ile sınırlanmış; Yükseköğretim Kurulu üyelerinin seçimi ve görev süreleri yeniden düzenlenmiştir (m. 101/1).

11) Olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilanı yetkisi, münhasıran Bakanlar Kuruluna bırakılmış, olağanüstü haller ve sıkıyönetim için öngörülen süreler kısaltılmıştır.(m. 104).

II. YARGI

1) Yargı ile ilgili hükümlerde, yargının bağımsızlığı yanında, tarafsızlığı da vurgulanmıştır (m. 106, 111, 121, 122 ve 123).

2) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, demokratik esaslara ve yargı bağımsızlığı ilkesine daha uygun şekilde, yeniden düzenlenmiştir. Adalet Bakanının Kurulun başkanı ve üyesi olmasına son verildiği, Adalet Bakanlığı Müsteşarının ise Kurulun tabii üyesi olarak kabul edildiği yeni düzenlemede, Kurulun onyedi üyeden oluşması öngörülmüştür. Kurulun seçimle gelen onaltı üyesinden beşinin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, beşinin Yargıtay ve Danıştay genel kurullarınca ve altısının da birinci dereceye ayrılmış adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarınca seçilmesi esası benimsenmiştir. Kurul üyelerinin görev süresi dört yılla sınırlandırılmış ve Kurul kararları yargı denetimine açılmıştır (m. 109).

3) Hâkim ve savcıların denetimi, mahkemelerin bağımsızlığı ile hâkimlik teminatı esaslarına uygun olarak, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna bırakılmıştır (m. 110).

4) Askeri yargının görev alanı sivil kişilerin askeri mahkemelerde yargılanmalarını engelleyecek şekilde daraltılmıştır (m. 111).

5) Anayasa Mahkemesi üye sayısı onyediye çıkarılmış; üyelerden sekizinin Türkiye Büyük Millet Meclisi, dördünün Yargıtay, dördünün Danıştay ve birinin de Sayıştay tarafından seçilmesi esası benimsenmiştir (m. 113). Üyelik süresi dokuz yılla sınırlandırılmıştır (m. 114). Anayasa Mahkemesinin yetki kanunları ve kanun hükmünde kararnameler üzerindeki denetimine sınırlamalar getirilmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün öndenetim yoluyla denetlenmesi kabul edilmiştir (m. 115). Anayasa Mahkemesinin en az onüç üye ile toplanacağı ve katılanların salt çoğunluğu ile karar vereceği öngörülmüştür (m. 116). İptal davası açma yetkisi, sadece Cumhurbaşkanına ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda biri oranındaki milletvekillerine tanınmıştır (m. 117). İtiraz yolu ile denetimde, usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve hürriyetlere ilişkin milletlerarası andlaşmalar bağımsız ölçü norm olarak kabul edilmiş ve böylece söz konusu kanunların sadece ihmali değil, aynı zamanda iptali mümkün kılınarak, temel haklara ilişkin güvence güçlendirilmiştir. Son olarak, itiraz yolunda Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red kararından sonra aynı hüküm hakkında on yıl içinde Anayasa aykırılık iddiasıyla başvurulamayacağı yasağı beş yıla indirilmiştir (m. 118). Anayasa Mahkemesine yürürlüğü durma kararı verebilme yetkisi açıkça zikredilmiş, ancak üçte iki çoğunluk şartına bağlanmıştır (m. 119).

6) Yüce Divan, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay Ceza Genel Kurulundan seçilecek üyelerden oluşan bir mahkeme olarak yeniden düzenlenmiş ve Yüce Divan yargılamasının iki dereceli olarak işlemesi kabul edilmiştir (m. 120).

7) Yargıtay üyeliğine seçilmede objektif kriterler getirilmiş ve üyelik dokuz yılla sınırlandırılmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ile Başsavcıvekilini seçme yetkisi, mahkemelerin bağımsızlığı ilkesinin bir gereği olarak, Cumhurbaşkanından alınarak Yargıtay üyelerine bırakılmıştır (m. 121).

8) Danıştay üyeliğine seçilmede de objektif kriterler öngörülmüş ve üyelik dokuz yılla sınırlandırılmıştır. Danıştayın görev alanı dikkate alınarak, üyelerinin dörtte birinin Bakanlar Kurulu tarafından, diğer üyelerin ise, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca seçilmesi esası kabul edilmiştir. Bakanlar Kurulunun tüzük çıkarma yetkisine son verilmesine paralel olarak, Danıştayın tüzük tasarılarını inceleme görevi kaldırılmıştır (m. 122).

9) Askeri Yargıtay üyelerinin Cumhurbaşkanınca seçilmesi esası terk edilmiş ve üyelerin, Askeri Yargıtay Genel Kurulunca seçilmesi kabul edilmiştir (m. 123).

10) Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kaldırılmıştır.

11) Sayıştay, yüksek mahkeme olarak kabul edilmiş ve kamu kaynağı kullanan hiçbir kurum ve kuruluşun Sayıştayın denetimi dışında tutulmaması sağlanmıştır (m. 124).

SON HÜKÜMLER

Anayasanın değiştirilmesi usulünde önemli değişiklikler öngörülmüştür (m. 135). Bunları şu şekilde sıralamak mümkündür:

1) Cumhurbaşkanının Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları, bir daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderme yetkisi kaldırılmıştır.

2) Anayasa değişikliğinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının beşte üç veya daha fazla fakat üçte iki çoğunluktan az bir çoğunluğu ile kabul edilmesi halinde, bu değişikliğin yürürlüğe girmesi, ancak Meclisin bu Anayasa değişikliğini halkoylamasına sunması ve halkoylamasında kabul edilmesi şartına bağlanmıştır. Meclis değişikliği halkoylamasına sunmadığı takdirde, değişiklik teklifi hükümsüz kalmış olacaktır.

3) Anayasa değişikliğinin Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte iki çoğunluğu ile kabul edilmesi halinde ise, Anayasa değişikliği hakkındaki kanunun yayınlanmak üzere Cumhurbaşkanına gönderilmesi kabul edilmiştir. Meclis, üçte iki çoğunluğu ile kabul ettiği değişiklik kanununu isterse üye tamsayısının en az üçte iki çoğunluğunun kararı ile halkoyuna da sunabilecektir. Bu durumda değişiklik kanunu, halkoyuyla kabul edildikten sonra kesinleşecektir.

Nüfus Mübadelesi Antlaşması

0

Alman-Osmanlı İttifak Antlaşması

0
  1. Tarafeyn-i âkıdeyn, Avusturya ve Macaristan ile Sırbistan arasında mütekevvin ihtilâfa karşı kat’î ve mutlak bir bîtarafî muhâfaza etmeyi taahhüd ederler.
  2. Rusya, tedâbîr-i fi’liyye-i askeriyye ile ihtilâfa müdâhale edecek ve bu hareketi ile Almanyaca Avusturya-Macaristan’a muâvenet-i fi’liyye-i askeriyyede bulunulmasını mucib ve müstelzim bir sebeb-i harb tevlîd eyliyecek olur ise, Rusya’nın bu tavr-u-hareketi Türkiye içün dahî bir sebeb-i harb teşkil edecektir.
  3. Harb zuhûru takdirinde Almanya Türkiye’deki hey’et-i mahsûsa-i askeriyyesini Türkiye hükûmetinin emrine âmâde bulunduracaktır. Buna mukabil Türkiye hükûmeti hey’et-i mezkûreye, Türk ordusunun sevk-u-idâre-i umumiyyesine müteallik umûr-u-husûsât üzerinde –Türkiye Harbiyye nâzırı ile Alman hey’eti askeriyye reisi beyninde bu bâbda kararlaştırılan şerâite tevfikan– fi’lî ve kat’î bir nüfuz te’min edecektir.
  4. Almanya hükûmeti, Türk mülkünü lede-l-hâce, bu arâzî tehlikeye ma’rûz kaldığı takdirde silâh kuvveti ile müdâfaa etmeyi der’uhde eyler.
  5. Almanya ve Türkiye imparatorluklarını ihtilâf-ı hâzırdan tevellüd edebilecek beynelmilel teşevvüşât ve ihtilâtâta karşı sıyânet ve muhâfaza kasdı ile akdolunan işbu mukavele, isimleri bâlâda mezkûr salâhiyyetdâr murahhaslar tarafından imzâ olunduğu andan i’tibâren kesb-i mer’iyyet edecek ve sâir taahhüdât-ı mütekaabile-i mümâsile gibi 31 Kânunuevvel 1918 tarihine kadar mer’î ve câri olacaktır.

Günümüz Türkçesi

  1. Anlaşma tarafları Avusturya-Macaristan ile Sırbistan arasındaki mevcut ihtilafta tarafsız kalmayı taahhüt eder.
  2. Rusya, faal askerî adımlarla müdahale eder ve Avusturya-Macaristan dolayıyla casus foederis ile Almanya’yı karşısına alırsa, Türkiye de casus foederis koşullarına tabidir.
  3. Almanya savaş durumunda askerî misyonunu Türkiye’de bırakacaktır. Anında yürürlüğe girmiş olan, Türk savaş bakanı ekselansları ve Alman askerî misyon şefi arasında gerçekleşen önceki anlaşmalara göre, Türkiye adı geçen askerî misyonun Türk ordusunun genel komutasında etkin nüfuz sahibi olacağını garanti eder.
  4. Tehdit durumunda ve gerekli olduğunda Almanya imparatorluğu, Türkiye imparatorluğu topraklarını silahlı kuvvetlerle savunmayı taahhüt eder.
  5. İşbu anlaşma iki ülkeyi mevcut ihtilaftan doğabilecek uluslararası karışıklıklardan korumak için yapılmıştır; belirtilmiş tam yetkili kişiler tarafından imzalandığı andan itibaren yürürlüğe girer ve 31 Aralık 1918 tarihine kadar, mevcut tüm kararlarıyla bağlayıcıdır.
  6. İmza taraflarından herhangi biri antlaşma bitim tarihinden altı ay öncesine kadar antlaşmanın iptal olacağını bildirmezse antlaşma beş yıl daha uzamış olur.
  7. İşbu belge Alman kayser ekselansları, Prusya kralı ve Osmanlı imparatoru ekselansları tarafından tasdik edilecektir. Tasdikler imza tarihinden bir ay sonra takas edilecektir.
  8. İşbu antlaşma gizli kalacaktır ve imza taraflarının biri tarafından ancak diğer tarafın onayı ile yayınlanabilir.
Kaynak: Danişmend, İsmail Hami (1972). İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi

Dr. Veli YILMAZ tarafından kaleme alınan makaleye göre Antlaşma Metni

2 Ağustos 1914 Tarihli

Türk – Alman İttifak Antlaşması:

İSTANBUL, 2 Ağustos 1914

“Majesteleri Osmanlı Sultanı ve Majesteleri Alman İmparatoru, Prusya Kralı, Türk ve Alman İmparatorlukları arasında bir savunma ittifakı teşkil edilmesini kararlaştırmışlardır.

Bu maksatla Majesteleri Osmanlı Sultanı, Sadrazam ve Dışişleri Bakanı Altesleri Prens Said Halim Paşa’yı, Majesteleri Alman İmparatoru, Prusya Kralı da Sultan nezdindeki elçisi Ekselans Wangenheim Baronu’nu tam yetkili olarak tayin etmişlerdir.

Bu yetkililer, yasal delegasyonlarıyla görüştükten sonra aşağıdaki hususlarda mutabakata varmışlardır:

1. Bu iki güç, halihazırda Avusturya-Macaristan ve Sırbistan arasındaki çatışmada, kat’i bir tarafsızlık izlemeye karar vermişlerdir.
2. Rusya, etkin askeri müdahelelerde bulunur ve bu durum Almanya için Avusturya-Macaristan’la ittifak nedeni (Casus Foederis) oluşturursa, bu ittifak nedeni Türkiye için de geçerli olacaktır.

3. Harp durumunda, Alman Askeri Heyeti Türkiye’nin emrine verilecektir. Öte yandan Türkiye, Ekselansları Harbiye Nazırı ve Ekselansları Askeri Heyet Başkanı’nın birlikte vardıkları antlaşmaya uygun olarak, yukarıda sözü edilen Askeri Heyet’e Ordunun (Türk Ordusu) genel yönetimi konusunda gerçek bir etkinlik sağlayacaktır.

4. Almanya, Osmanlı arazisi Rusya tarafından tehdit altına düştüğü takdirde icap ederse Osmanlı Topraklarını silâhlı olarak muhafazayı taahhüt eder.

5. Her iki imparatorluğu da, halihazırdaki anlaşmazlıklardan doğabilecek uluslararası çatışmalarda korumak amacıyla yapılan bu anlaşma, yukarıda adı geçen yetkililerce imzalanmasını müteakiben yürürlüğe girecek ve karşılıklı vecibelerle 31 Aralık 1918’e kadar yürürlükte kalacaktır.

6. Bu antlaşma, yukarıda belirlenen tarihten altı ay öncesine kadar taraflardan biri tarafından iptal edilmezse, beş yıllık yeni bir dönem daha yürürlükte kalacaktır.

7. Bu belge, Majesteleri Osmanlı Sultanı ve Majesteleri Almanya İmparatoru, Prusya Kralı tarafından tasdik edilecek ve tasdiknameler imza tarihinden itibaren bir ay zarfında karşılıklı teati edilecektir.

8. Bu antlaşma gizli kalacak ve ancak iki yüksek tarafın muvafakati ile kamuoyuna açıklanabilecektir. Buna istinaden iki yetkili bu antlaşmayı imzalamış ve karşılarına mühürlerini koymuşlardır.

Mühür İmza Said Halim
Mühür İmza Wangenheim

İsmail Türk

0

İsmail Türk, 2 Şubat 1928’de Kula’da doğdu. 1948’de Galatasaray Lisesi’ni(Mekteb-i Sultan) pekiyi derece ile bitirdi. 1952 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu.

Dışişleri Bakanlığı aday Meslek Memurluğuna tayin edilmek suretiyle diplomasi mesleğine girdi.

1954’de açılan sınavı kazanıp, SBF. Maliye Kürsüsü Asistanlığına atandı. İstanbul İktisat Fakültesi’nde “İktisadi Gayeli Mali Yardımlar” adlı tezi ile doktor oldu. 1960’da doçentliğe, 1967’de profesörlüğe terfi etti.

Öğrenim için A.B.D.’ne, inceleme için İsviçre’ye gitti. Veteriner Fakültesi İktisadi Planlama kürsüsü profesörlüğü, Devlet Planlama Teşkilatı Mali Müşavirliği, Ankara Üniversitesi Senatörlüğü, Ordu Yardımlaşma Kurumu denetçiliği görevlerinde bulundu.

31 Aralık 1981’de  2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ile kurulan SPK’nın ilk başkanı olarak göreve atandı. 1988 yılına kadar Sermaye Piyasası Kurul Başkanlığı yaptı. 1984-1995 yılları arasında SBF Maliye Bölüm Başkanlığını yürüttü.

Prof. Dr. İsmail Türk 2 Ağustos 2015 tarihinde Ankara’da vefat etti.

Prof. Dr. İsmail Türk’ün Eserleri

İktisadi Gayeli Mali Yardımlar (1957), İktisadi Kalkınmanın Finansmanında Vergi Politikası (1965), Maliye Politikası Amaçlar ve Araçlar (1967), İktisadi Planlama Prensipleri (1970), Kamu Maliyesi (1992), Maliye Politikası (2006)

Kamu Maliyesi ( Prof. Dr. İsmail Türk

Sanayi Devrimi Batı ekonomilerinde iktisadi kalkınmanın başlangıcı olmuş gelir ve refah düzeyi yükselmiştir. Kalkınma, ekonomilerde global bir hareketliliktir, yeni yatırım projeleri, proje bazında sektörel ve bölgesel bazda harekete geçer. Ekonomilerde gözlemlenen çok yönlü bir hareketlilik beraberinde alt yapı yatırımlarının da artmasına sebep olur. Bu sebepten ötürü Sanayi Devrimi’nden önce göreceli olarak küçük kalmış olan devlet faaliyetleri büyümüştür. Geçen asırda 1. Dünya Savaşı, 1929 Ekonomik Buhranı, 2. Düna Savaşı ve bu savaşın sonunda uygulanmış maliye politikaları hep kalkınma ve refah düzeyine yükseltme amaçlı olmuş, kamu hizmetlerinde eğitim, sağlık, çevre sorunlanda önemli gelişmeler kaydedilmiş milli savunma harcamaları yüksek düzeylerini korumuşlardır, alt yapı yatırımlarında önemli artışlar meydana gelmiştir. Bu gelişmeler sonunda liberal iktisatçıların cüce devleti yerini modern iktisatçıların dev devletine bırakmıştır. Bu gelişmeler kamu idarelerini hantallaştırmış kamu hizmetlerinin sürekliliği ve mükemmelliği korunamamış kamu mali yönetiminin her türlü israf ve verimsizliğe karşı korunmasını gerektirmiştir. Kamu mali yönetiminin korunması konusu bir yönüyle kamu harcamalarında verimliliğin artırılması, diğer yönüyle kamu gelirlerinde sızmaların önlenmesi kamu mali yönetiminde şeffaflığın, öngörülebilirliğin artırılabilmesi konusudur.  Kitabımızın bu baskısında bu konulara önem verdik. Kitabın öğrencilerime ve okurlara yararlı olmasını diler Turhan Kitabevi’ne kitabın yeni baskısını üstlendiği için teşekkür ederim.

İktisadi Planlama Prensipleri / Prof. Dr. İsmail Türk

Bu kitap dört yıla yaklaşan ‘bir süredir çeşitli yüksek eğitim ve lisansüstü eğitim yapan kurumlarda “Planlı Kalkınma” ve “iktisadı Planlama” konularında vermekte olduğum dersler için hazırladığım notların yeniden gözden geçirilmiş şeklidir. Bugün Türkiye’nin ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal alanlarda çözmek zorunda olduğu en önemli sorunu, iktisadı kalkınmadır. Her gün çeşitli konularda karşılaştığımız problemlerin büyük bir kısmının temel nedeni yeter derecede gelişmemiş olmamızdır. Bu nedenle, iktisadi kalkınma sadece kendi başına önemli bir konu değil, aynı zamanda diğer sorunların da çözümüne ışık tutan ve olanak hazırlayan son derece önemli bir konudur. Bu, nedenledir ki, 1961 Anayasası ekonomik ve sosyal hayatın düzenlenmesi ile ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmanın gerçekleştirilmesini plana bağlamıştır. Kalkınma planlarının başarıya ulaşabilmeleri bir yandan bu planların iyi hazırlanmalarına diğer yandan iyi uygulanmalarına bağlıdır. Planların hem iyi hazırlanmaları hem de iyi uygulanmaları ancak plan fikri ve felsefesinin iyi bilinmesi ve kavranması ile mümkündür. Bu sebepten ötürü gelecekte bugünkünden daha başarılı bir plan uygulaması dönemine girebilmemiz, ancak bu alanlardaki boşluğumuzun bir an önce doldurulmasıyla sağlanabilir. Planlamanın temel prensiplerini ve problemlerini kapsayan bu çalışma, bu amaçla yapılmıştır. Eğer bu eser planlama konularına yeni başlayan öğrencilerle, bu konulara ilgi duyan her aydının, özellikle idarecilerin, bu konularda siyası kararlar almak durumunda olan organların ve Plan hazırlayıcıları ile plan uygulayıcılarının kendi kendilerine sormakta oldukları soruları cevaplandırmalarında yardımcı olabilirse amacını gerçekleştirmiş ve planlı kalkınma fikrinin yerleşmesine ve kuvvetlenmesine küçük de olsa bir katkıda bulunmuş olacaktır. Okuyucuya sunduğumuz bu kitabı oluşturan temel kaynaklar kitabımızın sonundaki bibliyografyada gösterilmiş, okuyucunun dikkatini dağıtmamak için her sayfada, dipnotu verilmemiştir. Kanımızca halka da yönelen yayınların böyle hazırlanmasında yarar vardır.

Cumhuriyet’in 50 nci Yılında Türkiye’de Sanayileşme ve Sorunları Semineri / Prof. Dr. İsmail Türk
 
Maliye Politikası Amaçlar-Araçlar ve Çağdaş Bütçe Teorileri / Prof. Dr. İsmail Türk
 

1 Ağustos – Hukuk Takvimi 

0
1 Ağustos - Hukuk Takvimi 

1 Ağustos – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar 

980 Fars bilim insanı ve filozof İbni Sina(Avicenna), doğdu.  (ö. 1037)
1291  Uri, Schwyz ve Unterwalden kantonları, İsviçre’nin temelini attı.
1560 İskoçya Parlamentosu, Papa’nın otoritesini artık tanımayacağını bildirdi, böylece İskoç Kilisesi ortaya çıkmış oldu.
1619  İlk Afrikalı köleler, Virginia’nın Jamestown şehrine getirildi.
1744  Fransız doğa bilimci ve evrim konusunda yaptığı çalışmalarla tanınan Jean-Baptiste Lamarck, dünyaya geldi. (ö. 1829)
1787 Alfonso de Liguori, İtalyan avukat, daha sonra piskopos olmuş ve Redemptorist tarikatını da kurmuştur (ö. 1696)
1809 Amerikan avukat ve asker William Barret Travis dünyaya geldi. Ünlü avukat James Dellet’in yanında çırak olarak işe girdi ve burada avukatlık eğitimine orada başladı. Hukuk sınavını geçerek yasal olarak çalışma izni aldı. Borç alarak hukuk bürosu kurdu. Burada kurduğu bürosu ekonomik şartlardan dolayı battı. Daha sonra Anahuac’ta bir hukuk bürosu kurdu ve Meksika yönetimine karşı bir milis gücünün kurulmasına yardım etti. Teksas Devrimi  sırasında  Alamo Savaşı’nda, 6 Mart 1836’da öldü.Travis County ve Travis Park , Alamo Savaşı’nda Teksas Cumhuriyeti’nin komutanı olduğu için onun adını aldı. 
1830 Belçikalılar’ın Hollanda’ya karşı ayaklanmasıyla Belçika kuruldu.
1834 Britanya İmparatorluğu’nda kölelik kaldırıldı.
1840 İlk Türkçe gazete olan ‘Ceride-i Havadis’ yayımlanmaya başlandı.
1868 Alaska ABD tarafından Rusya İmparatorluğu’ndan 7.2 milyon dolara satın alındı.
1876 Colorado, 38. eyalet olarak ABD’ye katıldı.
1902 ABD, Panama Kanalı’nın haklarını Fransa’dan satın alarak kanalın inşaatını başlattı.
1920 Hint bilim adamı, hukukçu, matematikçi, düşünür ve milliyetçi önder Bal Gangadhar Tilak, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 23 Temmuz 1856 ) 1914’te Hint Yönetsel Özerklik Birliği’ni kurarak başkanlığını üstlendi. 1916’da Muhammed Ali Cinnah’la bağımsızlık mücadelesinde Hindu-Müslüman birliğini sağlayan Lucknow Paktı’nı imzalamıştır. 
1930 Fransız sosyolog, antropolog ve felsefeci Pierre Bourdieu dünyaya geldi. (Ölümü: 23 Ocak 2002) Günümüz sosyolojisinin temel kuramcılarından biri olarak tanımlanmaktadır. Avrupa Sosyoloji Merkezi’nin kurucusudur. 21. yüzyıl sosyolojisine miras kalacak en sistematik ve kapsamlı epistemolojik girişimin sahibidir. Kültürel yeniden üretim adlı yeni bir terimi literatüre kazandırdı. 1959 ve 1962 yıllarında eğitimden başlayarak çeşitli kültürel alanlardaki üretim, yeniden üretim, ayrışım mekanizmalarını inceleyen çok sayıda  çalışması bulunmaktadır.
1932 İsrailli aşırı sağcı siyaset adamı ve hukukçu Meir Kahane, doğdu.(Ölümü: 1990) 1932 yılında New York City’de doğdu. 1954’te Brooklyn College’de ve iki yıl sonra ise New York’ta Hukuk okudu.  1971 yılında Amerika’dan İsrail’e göç ettikten sonra aşırı-radikal bir parti olan Kach partisini kurdu. 1974 yılında Knesset’e girmeyi başaran Kahane’nin amacı Arapları İsrail’den kovmak ve İsrail’e teokrasiyi getirmek idi. Bu amaçları nedeniyle parti 1986 yılında kapatıldı. 
1933 İstanbul Üniversitesi kuruldu. İstanbul Üniversitesinin tarihi, İstanbul’un fethinden hemen sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından Zeyrek’te açılan İstanbul’un ilk medresesine kadar gitmektedir. 31 Mayıs 1933’te T.B.M.M’de “İstanbul Darülfünunu’nun Ilgasına ve Maarif Vekaletince Yeni Bir Üniversite Kurulmasına Dair Kanun” kabul edilmiş ve İstanbul Üniversitesi 1 Ağustos’ta açılmıştır. 
1933 Hukukçu ve diplomat Özdem Sanberk, 1 Ağustos 1938 tarihinde, Mübadeleden önce Türkiye’ye gelen Balkan kökenli bir ailenin çocuğu olarak Ankara’da dünyaya geldi.
1943 Avukat ve siyasetçi Celal Doğan, Gaziantep’in Nizip İlçesi, Çanakçı Köyü’nde doğdu. İlköğrenimini Çanakçı Köyü İlkokulu’nda, orta öğrenimini Gaziantep Lisesi’nde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 1973–1977 yılları arasında serbest avukatlık yaptı. 1977 genel seçimlerinde Gaziantep milletvekili seçildi. 1980 yılına kadar milletvekilliğine devam etti. Bu görevinden sonra tekrar serbest avukatlığa döndü. 1989 yerel seçimlerinde Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday olan ve bu göreve seçilen Celal Doğan, 1994 ve 1999’da yapılan yerel seçimlerde de tekrar aynı göreve seçildi. 
1944

Hukukçu, Filipin bağımsızlık hareketinin önderi ve Filipinler’in ilk devlet başkanı Manuel L. Quezón, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1878) 1899’da Quezon , bağımsızlık hareketine katılmak için Santo Tomas Üniversitesi’ndeki hukuk eğitimini bıraktı. Filipin-Amerikan Savaşında Binbaşı rütbesine yükseldi. Savaş sonrası üniversiteye geri dönen Quezon, 1903’te baro sınavlarını tamamladı. Bir süre memur ve bilirkişi olarak çalıştı, devlet hizmetine Mindoro ve daha sonra Tayabas için atanmış bir mali (haznedar) olarak girdi. Lucena belediye meclis üyesi oldu ve zorlu bir seçimden sonra 1906’da Tayabas valisi seçildi. 1935’te Quezon , Nacionalista Partisi bayrağı altında Filipinler’in ilk ulusal cumhurbaşkanlığı seçimini kazandı.

1948 Avukat, siyasetçi ve Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak, Kahramanmaraş’ın Mercan Ovasında doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyeliği ve Kurucu Dekanlığı ile 20. ve 21. Dönem Kahramanmaraş Milletvekilliği yaptı. Bir süre serbest avukatlık yaptıktan sonra uzun süre de Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcılığını yürüttü. Necmettin Erbakan’ın ölümünden sonra 5 Mart 2011 tarihinde Saadet Partisi’nin genel başkanı seçildi.
1950 Türkiye, Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı’na (NATO)  başvurdu. Temelini oluşturan antlaşma metni 12 ülkenin katılımıyla, 4 Nisan 1949’da Washington DC’de imzalanmıştır. 14 maddelik antlaşma metni, örgütün müdahale alanları ve sınırlarını belirlemektedir. Yunanistan ve Türkiye’nin katılımı üzerine Kuzey Atlantik Antlaşması Protokolü’nün 2. Maddesi doğrultusunda metin değiştirilmiştir. 
1951 Yabancı Sermaye Yatırımlarını Teşvik Kanunu çıktı.
1963 Büyük Britanya, Malta’ya 1964’te bağımsızlığını vermeyi kabul etti. 
1968 Türkiye’de ilk kez bir toplu iş sözleşmesi tartışma ve anlaşmazlık konusu olmadan Türkiye Teknisyen Gazeteciler Sendikası ile Hürriyet Gazetesi arasında imzalandı. İşveren daha önceki toplu sözleşme hükümlerine ek olarak işçilere izin ikramiyesi vermeyi, ayrıca kış aylarında yakacak yardımında bulunmayı kabul etti.
1971 Akşam Gazetesi yazarı Çetin Altan ve Yazı İşleri Müdürü Doğan Koloğlu, Çetin Altan’ın 8 Kasım 1967’de yayınlanan “Sovyet İhtilalinin 50.Yılı” başlıklı yazısından dolayı 1.5 yıl hapis ve 4’er ay sürgün cezası aldı.
1971 Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) kuruldu. Derneğin “Türkiye’nin demokratik ve planlı yoldan kalkınması ve Batı uygarlık seviyesine ulaşmaya hizmet amacıyla kurulduğu” açıklandı.
1973 İptal edilen Üniversite giriş sınavı sorularının matbaadan Fatih Hırka-i Şerif Camii müezzinine satıldığı ortaya çıktı. Emniyetin henüz doğrulamadığı habere göre, Üniversite sınav soruları ve cevaplar İmam-Hatip okulları öğrencilerine ve 1 özel dershaneye dağıtıldı.
1975 Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Sonuç Bildirgesi-Helsinki Belgesi, 1 Ağustos 1975 tarihinde kabul edilmiştir. Belge, Helsinki Nihai Senedi olarak da adlandırılmaktadır. Sonuç bildirgesi, 33 Avrupa ülkesi ile ABD ve Kanada tarafından imzalanmış, Avrupa’da karşılıklı güven anlayışının güçlendirilmesi, barış ortamına elverişli şartların geliştirilmesi ile demokrasi ve insan haklarının güçlendirilmesi amaçlanmıştır. Helsinki süreci, çeşitli tarihlerde Belgrad, Madrid, Viyana, Helsinki ve Budapeşte’de yapılan toplantılarla devam ettirilmiştir. Helsinki Belgesi, Avrupa güvenliği ile ilgili problemler; ekonomi, bilim, çevre ve teknoloji alanlarında işbirliği ve insan haklarının geliştirilmesi konularını içermektedir. 
1976- Ankara’da bir Camii’de ayin yapan ve Nur Cemaati’ne bağlı oldukları öne sürülen 30 kişi gözaltına alındı.
1980 Siyasi nedenlerle 10 ilde 24 kişi öldürüldü.
1983 TİP Davası’nda MYK üyesi Avukat Alp Selek savunma yaptı: “Bu davanın açılması Anayasa’ya ve Siyasi Partiler Kanunu’na aykırıdır”
1987 Tutuklu ailelerinin İstanbul Bayrampaşa Cezaevi önündeki açlık grevini çevik kuvvet ve sivil polisler dağıttı. Aileler, tutuklu ve hükümlülerin cezaevlerinde tek tip elbise zorunluluğu, sevk zinciri vb. dayatmalara karşı başlattığı açlık grevine destek eylemleri yapıyordu.
1988 ANAP iktidarının 7 Temmuz’da cezaevlerine gönderdiği, bugün yürürlüğe giren “Genelge” ile tek tip elbise dahil birçok konuda baskı ve yaptırımlar ağırlaştırıldı. Adalet Bakanı Mehmet Topaç, tek tip elbise ve birçok baskıcı uygulamayı geri getiren 1 Ağustos 1988 Genelgesi’ni yayınladı. Genelge üzerinde cezaevlerinde yeniden açlık grevleri ve ölüm oruçları başladı. 
1988 Trafikte ceza puanı uygulamasına başlandı.
1989 Tunceli’de bir kırtasiyecide Nazım Hikmet’in şiirlerinin basılı olduğu kartpostallara el konup kırtasiyeci Mehmet Orhan gözaltına alındı.
1991 Terörle Mücadele Kanunu’nun TCK 146/1-2. maddelerinden hüküm giyenleri ”Şartlı Tahliye” yasası kapsamı dışında bırakan maddesinin Anayasa Mahkemesi’nce iptal gerekçesinin yayınlanmasının ardından, sol örgüt davaları mahkumlarının cezaevlerinden tahliyeleri devam etti.
1991 Avukat Eşber Yağmurdereli, hapse girmesinden 13 yıl sonra, şartlı tahliyeden yararlanarak, 1 Ağustos 1991 tarihinde serbest bırakıldı. Hapishaneden çıktıktan sonra İstanbul’a taşındı. Uluslararası Af Örgütü, 1990 yılında “Avukat Eşber Yağmurdereli’nin adil olmayan yargılanması” başlıklı raporu yayınlayarak tüm hükümetlere yollamış ve dünyanın dikkatini Yağmurdereli’nin durumuna çekmişti.
1996 Refahyol hükümeti tarafından hazırlanan “Promosyon Yasası” kabul edildi. Yasa, basına ağır ceza ve yaptırımlar getirdi. Muhalefet, yasanın yolsuzlukları ortaya çıkaran basına ekonomik bir darbe vurmak amacıyla hazırlandığını belirtti. ANAP, DSP ve CHP’nin uygulamalar için belli bir süre tanınması istemi Refahyol oylarıyla reddedildi.
1996 Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, RP’li eski Kültür Bakanı İsmail Kahraman ve 2 bürokrat hakkında tazminat davası açacağını açıkladı. Davanın, Oda’nın kullandığı Yıldız Sarayı Dış Karakol Binası’nın gece yarısı polis zoruyla tahliyesinin Yargı’dan dönmesi nedeniyle açılacağı bildirildi.
1998 Çıkarılan Kararname ile “Atatürk’ün mirası” Atatürk Orman Çiftliği taşınmazlarının Tarım Bakanı’nın “imtiyazı” ile isteyene 5 yıldan fazla süreyle kiralanabilmesi, kişinin malvarlığındaki bir taşınmazın AOÇ arazisinin bir bölümü ile takas edilebilmesi kararlaştırıldı.
1999 Avrupa’da deli dana krizinden dolayı İngiliz etine konan ambargo kaldırıldı.
2001 Hollanda’nın başkenti Amsterdam’da bir grup eylemci İtalya konsolosluğunu işgal etti. Eylemciler, İtalya’da yapılan G-8 zirvesi sırasında İtalyan polisinin küreselleşme karşıtlarına sert davranmasını protesto etmek istedi. 49 eylemciden 29’u yakalanarak tutuklandı.
2001 Almanya’da eşcinsellere evlilik hakkı tanıyan yasa yürürlüğe girdi. Yasa, eşcinsel çiftlere diğer çiftlerin yararlandığı tüm sosyal hakları tanıyor.
2001 Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği (GÖREVHUKUK) 1 Ağustos 2001 tarihinde kurularak çalışma ilkelerini kamuoyuna deklare etmiştir. Merkezi Ankara’dadır. Dernek, Türkiye’deki hukuk sisteminin temel insan hakları, çağdaş hukuk normları ve demokratik değerlerle uyumlu hale getirilmesini sağlamak amacıyla faaliyet göstermektedir. Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneğinin tüm üyeleri engelli hukukçulardan oluşmaktadır. Üyelerinin tamamı engelli hukukçulardan oluşan ilk ve tek sivil toplum örgütüdür.
2002

Alternatif küreselleşme aktivisti Fransız çiftçi lideri Jose Bove cezasını tamamlayarak cezaevinden çıktı. “Yasayı çiğnemek ya da ona uymak arasında bir tercih yapmamız gerekiyorsa, biz çiğneyeceğiz” dedi. Bove 1999’da inşa halindeki MacDonald’s restoranını yıktığı için hapse girmişti.

2002 Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel, AKP hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. İhbar yazısına ek olarak AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan ile Grup Başkanı Bülent Arınç’ın çeşitli zamanlardaki konuşma kasetlerini de gönderdi.
2002 Irak dört yıllık bir aradan sonra BM baş müfettişini denetim için Bağdat’a davet etti.
2005 İsrail parlamentosu “İsrail Vatandaşlık ve İsrail’e Giriş Kanunu”nu kabul etti. Yasa, işgal altındaki topraklarda yaşayan Filistinlilerle evli olan İsraillilerin aile birleşmelerini yasaklıyor.
2005 Cezayir’de Abdülaziz Buteflika hükümeti Berberilere kendi dillerinde eğitim hakkı tanıdı. Berberiler Cezayir nüfusunun yüzde 25’ini oluşturuyor.
2006 Küba Devlet Başkanı Fidel Castro, sağlık sorunları nedeniyle, 47 yıllık iktidarında ilk kez yetkilerini geçici olarak kardeşi Raul Castro’ya devretti.
2006 Görev yaptığı illerde bazı kamu görevlilerini teröre karşı bilinçlendirmek için bomba attırdığını açıklayan Korgeneral Altay Tokat hakkında, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’nca inceleme başlatıldı.
2007 BM Güvenlik Konseyi, Sudan’ın Darfur bölgesine barış gücü gönderme kararı aldı. 26 bin asker ve polisten oluşan ekip, dünyanın en büyük barış gücü oldu.
2007

Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı, Türkiye bakımından 1 Ağustos 2007 tarihinde yürürlüğe girdi. Türkiye, Şartı 6 Ekim 2004 tarihinde imzalamıştır. 27 Eylül 2006 tarih ve 5547 sayılı Onaya Uygun Bulma Kanunu, 3 Ekim 2006 tarih ve 26308 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Şartın onaylanmasını kararlaştıran 22 Mart 2007 tarih ve 2007/11907 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Şart’ın resmi Türkçe çevirisi, 9 Nisan 2007 tarih ve 26488 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Onay belgeleri 27 Haziran 2007 tarihinde tevdi edilmiştir.

2014

İstanbul Sözleşmesi yürürlüğe girdi. İstanbul Sözleşmesi ve gerçek adıyla “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”(4) 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da düzenlenen Avrupa Konseyi 121. Bakanlar Komitesi Toplantısında kabul edilmişti. Sözleşme’nin uygulamasını göstermek için “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun (6284), 8 Mart 2012 tarihinde  kabul edilerek 19.03.2012 tarihinde resmi gazetede yayınlanmış ve yürürlüğe girmişti.

2016 Aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkı, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 7. Ek Protokolü ile düzenlenmiştir. 22 Kasım 1984 tarihinde kabul edilen bu ek protokol Türkiye’de 1 Ağustos 2016 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
2016

Ankara 1. İdare Mahkemesi, soruların sınavdan günler öncesinde sızdırıldığı gerekçesiyle 2010 KPSS’nin Genel Yetenek ve Genel Kültür kısımlarını oy birliğiyle iptal etti.

2017 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sırasında komuta merkezi olarak kullandığı belirlenen Akıncı Hava Üssü’ndeki eylemlere ilişkin 486 sanığın yargılanmasına başlandı.
 2017 Amerikalı avukat ve iş insanı Jeffrey Brotman hayatını kaybetti. (Doğumu: 27 Eylül 1942, Washington) Costco Wholesale Şirketi’nin kurucu ortağı ve başkanıydı. 
 2024 Avrupa Birliği; yapay zeka sistemlerinin, sosyal puanlama, bireylerin profillerine göre suç eğilimlerini tespit etme, duygu tanımlama, davranış analiz etme, bireyleri biyometrik verilere göre kategorize etme gibi çeşitli alanlarda kullanımını yasakladı. AB Yapay Zeka Yasası, 1 Ağustos 2024’te yürürlüğe girdi. AB Yapay Zeka Yasasının yasasının genel amaçlı yapay zeka modellerine yönelik kuralları ve yükümlülükleri 1 Ağustos 2025’te yürürlüğe girecek.
 2024 Anayasa Mahkemesi, Hatay Milletvekili Şerafettin Can ATALAY’ın milletvekilliğinin düşmesinin yok hükmünde olduğunun tespitine ve Anayasa’nın 85. maddesi uyarınca iptaline karar verilmesi talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA” karar verdi. Prof. Dr. Serap Yazıcı Özbudun: “Anayasa Mahkemesi’nin 1 Ağustos’ta Resmi Gazete’de yayınlanan kararı, Türkiye anayasa yargısı tarihinde ilk kez verilmiş bir karardır. Bu, aslında Can Atalay’la ilgili hukuk ihlâlinin ne kadar ağır bir düzeyde olduğunu göstermektedir.” dedi.
 2025 İstanbul Büyükşehir Belediyesine dönük yolsuzluk operasyonlarının 9. dalgasında 25 şüpheliden 9’u tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. İETT Genel Müdürü İrfan Demet’in de aralarında bulunduğu 16 kişi adli kontrolle serbest bırakıldı. 

İstanbul Sözleşmesine Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği

0

İstanbul Sözleşmesine Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği, isimli makale ilk olarak Toplumcu Düşünce Dergisi internet sitesinde yayınlanmıştır. 

İbrahim Aycan – İstanbul Sözleşmesine Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği

İstanbul Sözleşmesinin imzalandığı döneme göre antidemokratik uygulamaların ağırlaşması ve yaygınlaşması, kanunun kabul edilmesine gerekçe yapılan“ uluslararası saygınlığın” dip yapması ve kadına yönelik şiddet eylemlerinin artık üçüncü sayfalarına sığmayacak duruma gelmesinden sonra yeni bir akım ve moda gelişti: İstanbul Sözleşmesine saldırmak!

Üstelik sözleşmenin hazırlanmasını ve imzalanmasını sağlayan siyasal cenahın kemik kadrosu ve ana paydaşları tarafından. Gazete demeye bin şahit lazım olan mevkuteler üzerinden yürütülen kirli bir yalan kampanyası da devam ediyor.  Çocuğun, kadının ve şiddete maruz kalan masumların canını ve onurunu korumaya çalışan sözleşmeye saldıranlara aynı dille yanıt vermek şarttır.

Kimi çevrelerde çok “saygın” ve “entelektüel” olarak bilinen hukukçuların bilimsel gerçeklik gibi sundukları yalanların ballandırarak anlatılması yalanın kirini örtemiyor. Üstelik yalan üzerine inşa edilmiş bir ideoloji ve siyasal tavrın hıncı olarak sırıtıyor. Zihin arkasında gizledikleri arkaik metaforlarına ve dar kalıplara hapsolmuş ideolojilerine çaresiz esir oldukları çok belirgin. Güya “CEDAW ve benzeri çorapları başımıza ören Batı” İstanbul Sözleşmesini de zorla imzalatmış ve kadına şiddet bu yasa ve uygulamasıyla tavan yapmış! (1)Türkçe bilen ortalama insanın zekasına hakaret sayılabilecek bir dezenformasyon yapıldığı açık ancak büyük yalanların büyük alıcı kitlesi olduğu da unutulmamalı.

İstanbul Sözleşmesi düşmanlığı, kadını ötekileştirme çabasının devamı ve onun normal bir insan olarak toplumsal statüsünü onaylayan tüm metinleri reddetme olarak okunmalıdır. İçinde yaşadığımız modern toplumda bunu açıkça dillendiremeyen bir kesim dolaylı yollar izleyerek eski yoluna devam ediyor. Niyetini açıklamaktan çekinmeyen küstah ve yobaz kesim yalancı güruhun riyakârlığından daha tehlikeli değil.

Kadınların hayvanlar ve eşyalarla birlikte sayıldığı 200 yıl öncesinin(2)(3) özlemi içinde olanların kadını ikinci sınıf gören zihniyetleri ile sözleşmeye yapılan saldırılar arasında esaslı bağlantılar bulunuyor. Bir yandan sözleşme kötülenirken diğer yandan kadınların çok değerli olduğuna yönelik dinsel retorikler tekrarlanıyor. Oysaki kadının ikinci sınıf bir tür olduğuna dönük temel kanaat pekiştirilmeye devam ediliyor. Kadına ve çocuğa verilen nafakayı ömür boyu olmakla itham eden bir “yalancı” başka bir yerde Medeni Kanun düşmanı olarak başka bir yerde ise Sözleşme düşmanı olarak karşımıza çıkıyor. Cumhuriyet düşmanlığı, kadın düşmanlığı olarak ifşa oluyor! Ulusal televizyonlarda şovmen teologlar sınırsız sayıda cariyeye sahip olunabileceğini büyük bir şehvete anlatırken bir yandan da sözleşmenin kötülüğü dillendiriliyor.

2014 Yılında Yürürlüğe Girdi

İstanbul Sözleşmesi ve gerçek adıyla “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”(4) 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da düzenlenen Avrupa Konseyi 121. Bakanlar Komitesi Toplantısında kabul edilmişti. Sözleşmenin onaylanmasının uygun bulunduğuna ilişkin 24 Kasım 2011 tarih ve 6251 sayılı Kanun; 29 Kasım 2011 tarih ve 28127 sayılı Resmi Gazetede(5) yayımlanarak yürürlüğe girmiş; Bakanlar Kurulu, 10 Şubat 2012 tarih ve 2012/2816 sayılı Kararı ile sözleşmeyi onaylamış; karar 8 Mart 2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanmış, 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girmişti.Yine, Sözleşme’nin uygulamasını göstermek için “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun”(6) da 8 Mart 2012 tarihinde 6284 nolu kanun numarası ile kabul edilerek 19.03.2012 tarihinde resmi gazetede yayınlanmış ve yürürlüğe girmişti.

Sözleşme özetle, devlet kurumlarının ve kamu görevlilerinin kadına karşı şiddet uygulanmamasını sağlaması, kadına karşı şiddet ve ai1e içi şiddetin önlenmesi, cezalandırılması ve tazmin edilmesini amaçlamaktaydı. Ayrıca, insanın kısa ömrüne göre oldukça uzun olan dünya tarihinde kadına yönelik şiddeti ve aile içi şiddeti önlemek için düzenlenen kendine özgü ilk bağlayıcı belgeydi. Fiziken daha güçlü olan erkeklere karşı zayıf konumda bulunan kadın ve çocukları mahremiyet alanında da korumayı düşünmek insan ırkı için yepyeni bir gelişmeydi.

Sözleşmeyi Kim İmzaladı? Karşı çıkan oldu mu?

Sözleşme hem mekân olarak Türkiye’de düzenlenmiş hem deTürkiye, İstanbul Sözleşmesini 11 Mayıs 2011 tarihinde çekince koymaksızın imzalayan ilk ülke olmuştu.Sözleşmenin imzalanmasında toplumsal ve siyasal bir mutabakat oluşmuş, o dönemki parlamentoda bulunan bütün partilerin kabul oylarıyla onaylanmıştı. Bu öyle bir kabuldü ki; Türkiye’nin Nato’ya girmesi için yapılan 1952’deki oylama, IMF’ye üyelikle ilgili 1947’deki yasanın oylamasıve yine 2001 yılında İdamın kaldırılmasına ilişkin yapılan oylamadaki gibi tam bir uzlaşma içermekteydi.  Hiç “red” oyu çıkmamıştı!  İşin bir de komedisi vardı; “Oylamadan 246 kabul, “sıfır” ret oyu çıkmıştı. Çekimser oyu veren tek vekil ertesi gün Meclis’e dilekçe vererek yanlışlıkla “çekimser” tuşuna bastığını ve oyunu “kabul” oyuyla değiştirmek istediğini bildirmişti.”(7)

Sözleşme mecliste kabul edilmeden önce, Dışişleri Komisyonu, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda incelenmiş, itiraza uğramadan kabul edilerek genel kurula gelmişti.(8)  Üstelik Avrupa Birliği Parlamentosu Başkanı Jerzy Buzek aynı gün meclis genel kuruluna hitap etmiş, “Deneyimlerimizi paylaşarak herkes için adil olacak bir sonuca ulaşabiliriz. Hazırlamakta olduğunuz yeni anayasanın birlikte yaşamak adına yeni bir çerçeve sağlayacak ilk şans olacağını biliyorum.” dediği konuşması tüm milletvekilleri tarafından alkışlanmıştı.(9) Bugün sözleşmeye saldıranların siyasal temsilcisi ise İstanbul Sözleşmesi’ni yasalaştıran ilk ülke olma onuru bize ait olacak” demişti. (10)

‘Ülkemizin Saygınlığını Artıran’ Sözleşmenin uygulama denetimi başlayınca saldırılar da başladı

Sözleşmeye uygun olarak mevzuat düzenlemelerinin yapılması, ulusal düzeyde veri toplanmasından ve eş güdümden sorumlu bir resmi kurumun tespit edilmesi kararlaştırılmıştı.  Öte yandan sözleşmenin uygulanmasını izlemek üzere bir uluslararası izleme mekanizması oluşturulmuş (GREVIO – Kadına Karşı Şiddet ve Aile İçi Şiddetle Mücadele Uzmanlar Grubu); ulusal düzeyde toplanan verilerin GREVIO ile paylaşılması; sözleşmenin uygulanma durumu hakkında GREVIO’ya rapor sunulması ve GREVIO ziyaretlerinin kabul edilmesi ve denetim mekanizmasına yardımcı olunması da kabul edilmişti.

Sözleşmeyi kabul etmenin “Türkiye’ye ilave bir yük getirmeyeceği ve ülkemizin gelişen uluslararası saygınlığına olumlu katkıda bulunacağı” önemli bir gerekçe olarak sunulmuştu.

Kadınlara seçme ve seçilme hakkını veren ve bu anlamda öncü sayılabilecek ülkelerden olan Türkiye, sözleşmenin hazırlanmasında da öncü olmuş, Avrupa Konseyi Kadına Karşı Şiddet ve Aile İçi Şiddetle Mücadele ve Önleme Geçici Komitesi bünyesindeki çalışmalarda aktif rol almıştı. Amacın masum ve meşru olması öncü rolü tetikledi mi bilmiyoruz ancak esas tetikleyicinin “güç sahibi olmaya” çalışırken meşruiyet alanı yaratmak olduğu artık kanıtlandı.

Sözleşme imzalanmış, yürürlüğe girmiş, GREVIO ağır aksak da olsa ilk raporlarını yayınlamaya başlamıştı. Nitekim ilk rapor 2018 yılında düzenlenmişti. (11) Bu süreçte yaşanan trajik toplumsal gelişmeler kadınları, kız çocuklarını ve erkek çocuklarını daha çok “vurmaya” başlamış, en zayıf halka olan kadına ve çocuklara yönelen şiddete karşı toplumsal bir kitle harekete geçmişti. Kadın hareketi de savunma refleksi ile güçleniyordu. Tam da bu zamanda daha önce aklını “yitirmiş olanlar” “yeniden akıllanıp” sözleşmenin ne kadar kötü olduğunu anlatmaya başladılar. Reformun ve rasyonalizmin mucidi Avrupa’nın aklını yitirerek ve öncü “Türkiye’nin kuyruğuna takılarak” imzaladığı sözleşmedeki “bityeniğini” araştırmaya başladılar. Tarihi eser bölgesinde amatör cihazlarla altın arayan kaçakçılara özendikleri açıktı. Yakalansalar da vazgeçmezlerdi.

Yalanın en zeki ve hilelisinden başlayalım: İstatistikler kadına yönelik şiddetin azalmadığını söylüyor!

2002 yılında kabaca 60.000 olan hapishane mevcudunun 2020 yılı başında 400.000’e dayandığını söylüyor istatistikler. Sadece kadına değil, canlılara, bitkilere, ormanlara, denizlere, hayvanlara da saldırının arttığını hepimiz biliyoruz. Temiz sularımızın kirlendiğini, yeşile “kırmızı görmüş boğa gibi” saldırmayanın kar marjının düşük olduğunu, uyuşturucu kullanımının yüzde bin arttığını, cinayetlerin ve gasp yapmanın, kanunları hiçe saymanın Yeni Türkiye’nin âdeti halinde geldiğini hepimiz biliyoruz. Bu hengâmede kadına karşı şiddetin ve aile içi şiddetin dozunun artmasını “sözleşmenin iptali” için bahaneye dönüştürmek zekice bir hareket midir? Sözleşmenin bir işe yaramadığını hatta zararlı olduğunu, şiddeti artırdığını ileri sürecek kadar kör iddialar ortaya atılabiliyor. En küçük şiddeti bile hoş görmeyen bir hukuki metni şiddeti artıran ve aileleri yıkan günah keçisi ilan ediyorlar. Üstelik tabi oldukları “Siyasal İslam” “üst akıl” olarak sözleşmeyi yazdığı halde! Bu yalanı uydurup sonra kendileri de inanıyorlar! Yazık!

Öte yandan sözleşmenin ve sözleşmeye dayalı olarak çıkarılan 6284 sayılı yasanın eksiksiz şekilde uygulanmadığını ve uygulanmadığı için de şiddeti yeteri kadar engellemediğini görüyoruz. Yasayı uygulamayanların şiddetin arttığını iddia etmeleri ayrı bir garabet! Etkin ve caydırıcı önlemlerle desteklenmeyen, kamu otoritelerince sahip çıkılmayan hiçbir yasanın uygulamada faydasını görmek imkânsızdır. Tıpkı Anayasada laiklik, demokrasi, sosyal devlet ilkelerinin yazmasına karşın uygulamada bu ilkelerden eser görülmemesi gibi.

Sözleşme, imzacı devletlere “Kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak ve kadınların güçlendirilmesi yolu dâhil kadınlar ve erkekler arasındaki temel eşitliği teşvik etmek, kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddet mağdurlarının korunması ve bu mağdurlara yardım edilmesi için kapsamlı bir çerçeve, politikalar ve tedbirler geliştirmek, kadınlara yönelik şiddeti ve ev içi şiddeti ortadan kaldırmak amacıyla uluslararası işbirliğini teşvik etmek ve bütüncül bir yaklaşım benimsemek amacıyla etkili işbirliği sağlamak için kuruluşlara ve kolluk kuvvetlerine destek ve yardım sağlamak” görevini yüklediği halde bu görevleri yapmayarak suçu sözleşmeye atmak tam anlamıyla bir “şark kurnazlığı” ve tabansızlara özgü bir davranış olsa gerek! Hem sözleşmeyi imzalarken hem uygulama aşamasında gereğini yapmazken hem de bugün eleştirip kaldırılmasını isterken samimiyetsiz davranmak kadını ikinci bir tür olarak görmeyi zihin altında normalize etmiş bir toplumun içinden çıkılmaz ruh halini göstermesi bakımından önem arz ediyor. Ve kadın sorununun bu ülkede köklü bir sorun olduğunu da!

Saldırının en müptezeli: Sözleşme LGBT haklarını güvence altına alıyor.

Okumayan ve araştırmayan bir toplumda kuyruklu yalan söylemenin bu kadar kolay olması bizi şaşırtmamalıdır. Sözleşmenin 4 no.lu paragrafındaki cümle aynen şöyle: “Çocuklara yönelik aile içi şiddet yaygındır ve çalışmalar kadına yönelik aile içi şiddet ve çocuğa yönelik fiziksel istismar arasındaki bağlantıyı ve bunun yanında evde şiddete şahitliğin çocukta sebep olduğu travmayı ortaya çıkarmıştır. Yaşlılara taciz ve erkeklere yönelik aile içi şiddet gibi diğer aile içi şiddet biçimleri için güvenilir veriler nispi olarak nadirdir.”

Yalanın aksine sözleşmenin 4 no.lu paragrafı; aile içinde çocuğun tanık olduğu şiddetin sebep olduğu travmaya atıf yapıyor, aile içindeki şiddeti cinsiyete bakmaksızın reddediyor ve dünyanın en masum varlıkları olan çocuklara “gizli kapılar ardında” uygulanan ve hukuk sisteminin şimdiye kadar çözemediği bu sosyal yarayı iyileştirmek adına bir ilaç bulmaya çalışıyor. Üstelik bir hüküm ve müeyyide içeren madde değil. Sadece tespit ve niyet belirten başlangıç maddelerinden biri. Çocukları ve aile içindeki masumları korumayı amaçlayan ve sosyal hayatın ilerisindeki bir sözleşmeye bu iftira neden ve kim tarafından atılabilir? Tabi ki suçun failleri tarafından! Düz bir hukuki metinde cinsiyet ayırmadan çocukları ve kadınları korumayı amaçlayan bir maddeye aşağılık bir yalanla saldırmak için ancak aşağılık bir yaratık olmak gerekir.

Sözleşmenin “Madde 4” başlıklı metnine de ayrıca baktığımızda “Temel haklar, eşitlik ve ayrım yapmama” başlığı altındadır ve anahtar kavram şiddettir. Şiddete maruz kalan kim olursa olsun onun korunmasını öngörmektedir. Bu tanımın içine mülteciler de çocuklar da kadınlar da girmektedir. Tabi ki insan oldukları için farklı cinsel yönelime sahip olanlar da şiddetten korunmak zorundadır. Sözleşmeye buradan hareketle saldıranlar farklı cinsel yönelimde olanların insan olduğunu kabul etmemekte ve “sapık” olarak adlandırarak onlara uygulanacak şiddeti de meşru görmektedir. Yoksa sözleşmenin şiddet dışında ilgilendiği bir konu zaten bulunmamaktadır. Bunun için Türkçe bilmek ve sözleşmenin Türkçe metnini okumak yeterlidir. İkiyüzlü bir dille ötekileştirilmeye çalışılan ve sırf insan oldukları için şiddet görmemeleri yönünde hukuksal güvence getirilen farklı cinsel yönelimdeki bireylere ilişkin hakların medeni dünya tarafından ayrıca hukuksal güvence altına alındığı ise ayrı bir bahis olduğu için konuğu teğet geçiyoruz.

Sözleşmeye yapılan en mantıksız saldırı: Sözleşme örf, adet, gelenek ve her türlü uygulamayı “kökünden kazımayı” amaçlıyor

Sözleşmeye ahlaksız bir şekilde saldıranların önemli bir kesimi aslında medeni kanuna saldırmak isterken “dış mihrakların imzalattığı” sözleşmeyi hedef almak kolaycılığına kaçıyor ve baltayı taşa vuruyor. Zira hem hukukun temel kaynakları arasında örf ve adet bulunuyor hem de Medeni Kanuna göre ‘Örf ve adet’, kanundaki boşlukları dolduruyor. Hâkimlerin vicdani kanaatlerinin de önünde bir somut norm olarak örf ve adet ön plana çıkıyor.

Üstelik ‘Koca’yı evin reisi kabul eden, evin geçimini erkeğe yükleyen, zinayı TCK’ya atıfla suç kabul eden eski Medeni Kanun yerine 2001 yılında kabul edilen Yeni Medeni Kanun da bugünün muktedirlerinin oyları ile kabul edildi. Medeni Kanunun devamı sayılan Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu 2012 yılında meclisten ittifakla geçti. Cumhuriyet Devrimlerinin temel taşı olan eski Medeni Kanun dahi son dönemde daha ileriye taşındı ve geleneksel kültüre dayalı bazı “ataerkil” hükümler “çağdaşlaştırıldı.” İstanbul Sözleşmesi tam da bu süreçte kabul edildi ve bir yönüyle de yeni Medeni Kanunun mütemmim cüzü haline geldi. Dolayısıyla geleneksel olan, örfe ve âdete dayanan birçok uygulama son 20 yılda tedavülden kaldırıldı. Ama yine de örf ve adet halen uygulamadaki hukukun temel kaynaklar arasındadır.

Yalanın kuyruklusu: İstanbul Sözleşmesi, toplumun en temel yapısı olan aileyi hedef alıyor ve Arabuluculuğu yasaklıyor.

“Sözleşme eşler arasında arabuluculuğu yasaklıyor” yalanıyla birlikte sunulan bu argüman tam anlamıyla şiddeti meşrulaştırma gayreti taşıyor. Kadınların şiddet görmesini meşru gören bu zihniyet ev içinde şiddete maruz kalanın kamu otoritelerince korunmasını ailenin yıkılması olarak sunuyor ve aile kavramının arkasına saklanarak birey’in haklarının çiğnenmesini savunuyor. Üstelik en üst mahkeme olan Anayasa Mahkemesi kararı ile sözleşmenin “şiddet gören eşin, dolayısıyla ailenin korunması” prensibi özellikle teyit edilmişken!  Sözleşme aileyi neden hedef alsın? Aksine sözleşme “şiddeti” yok etmeyi hedefliyor ve aile içinde şiddet mağduru kimse kalmamasını amaçlıyor. Sözleşmenin bir Avrupa Konseyi Sözleşmesi olduğunu unutan yalan sahipleri, aynı konseyin Aile İşlerinde Arabuluculuğu uzun yıllardır teşvik ettiğini ve aile içi şiddet hariç olmak üzere her türlü uzlaşma yöntemini Avrupa ülkelerinde bir sistem olarak uygulamayı önerdiğini gizlediklerini sanıyorlar. Hatta ülkemizde aile işlerinde arabuluculuk uygulaması getirilirken şiddet unsuru bulunan uyuşmazlıkların istisna tutulması hukukçular tarafından prensip olarak kabul edilmiştir. Avrupa Konseyinin tüm üye ülkelere 2003 yılında aile arabuluculuğunu tavsiye ederken “…aile içi şiddet ve eşlerin istismarı gibi unsurların olduğu vakalarda taraflar arası güç dengesizliğinin tespit edilmesi veya düzeltilmesi…” konusuna özel vurgu yapması 2011 yılında düzenlenen İstanbul Sözleşmesi’nde de zaten dikkate alınmıştır. (12-Aile İşlerinde Arabuluculuğu Hakkında Avrupa Konseyi Tavsiye Kararı)

En spekülatif yalan: Toplumsal cinsiyete dair maddelerde din ayrımcılık kaynağı olarak gösteriliyor

Sözleşme, ister güçten, ister dinden isterse töre ve gelenekten kaynaklansın her türlü şiddeti önlemeyi amaçladığına göre, şiddetin mazereti olan her tür argümanı reddedecektir. Televizyonların canlı yayınlarından kadınların dövülmesini dini hükümlerle savunanların sözleşmenin din düşmanı olduğunu iddia etmeleri kendi içinde büyük uyum oluşturuyor. “Din ve namus şiddetin kaynağıymış gibi sunuluyor” argümanının sahipleri de biliyor ki sözleşme hiçbir din adı zikretmiyor. Sözleşmeye imza koyan ülkelerdeki herhangi bir din eğer şiddeti meşru gösteriyorsa ya da o dinin bazı fraksiyonları şiddeti normal kabul ediyorsa elbette sözleşme o güruha karşı devlet kurumlarının harekete geçmesini isteyecektir. Üstelik hiçbir din adı zikredilmiyor. Avrupa ülkelerinde onlarca din ve mezhep olduğu düşünüldüğünde bu din ya da mezheplerden hangisi kadına şiddeti öngörüyorsa o dinin uygulamaları tabii ki sözleşmenin kapsama alanında olacaktır.

Sözleşmenin ve ona dayanarak çıkarılan yasanın Anayasaya aykırılığının ileri sürülememesi yalanı

Sözleşmenin Anayasa’ya aykırılığının ileri sürülememesi adeta İstanbul Sözleşmesine özgü bir durum gibi lanse edilerek ayrı bir yalan da söylenmiş oluyor. Evet, uluslararası sözleşmeler prensip olarak kanunların üstündedir. Ancak bunun denetimi tamamen siyasaldır ve uygulamasını takip etmek toplumsal bir konudur. İnsan Hakları Sözleşmesinden başlamak üzere imzalanan yüzlerce sözleşmenin uygulanmayan binlerce hükmü bunun kanıtıdır. Buna rağmen Sözleşme, Anayasa Mahkemesine taşınmış, Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülmüş ve üyelerinin neredeyse tamamı son 20 yılın iktidarı tarafından atanmış olan Anayasa Mahkemesi sözleşmeyi hukuki bakımdan denetlemiştir. (13)  Ürgüp Asliye Ceza Mahkemesi, İstanbul 7. Asliye Ceza Mahkemesi ve Antep Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesi tarafından “eşe ve kardeşe karşı kasten yaralama suçları için ceza artırımı ve bu suçlarla ilgili kovuşturmanın şikâyete bağlı olmaksızın yapılmasını” öngören maddenin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmuş ve mahkeme bu başvuruyu reddetmiştir. AYM, Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın, sözleşme gereğince, “kadın, çocuk ve aile bireylerine yönelik şiddet veya şiddet tehlikesi nedeniyle açılan davalara” katılabilmesini düzenleyen maddenin iptali talebini de reddetmiştir. Dolayısıyla, ‘kutsallaştırılan aile’nin içinde bir şiddet meydana gelirse o farazi kutsallık en küçük şiddet eyleminde yıkılır ve devletin müdahalesi ile “insan onuru” korunur.

Anayasa Mahkemesine yapılan başvurularda da benzer iddialar ileri sürülmüştü: “Affetme veya barışma gibi kavramları peşinen yok sayıyor, aile bireyleri arasındaki çatışmayı derinleştiriyor, kişilerin vazgeçme hakkını ortadan kaldırıyor, faili ıslah edebilecek düzenlemeler yerine doğrudan cezalandırmanın toplum huzuru, adalet anlayışı ve ailenin korunması ile bağdaşmıyor, eşe karşı basit yaralama suçunun şikâyete tabi olmaması nedeniyle bu suçu işleyenler ile eşe karşı cinsel saldırı suçu işleyenler arasında eşitsizlik yaratılıyor.”

AYM, tam da sözleşmenin amacını açıklayan bir gerekçe ile başvuruyu reddetti: “Aile içi şiddet suçlularının etkin şekilde cezalandırılması gerekir. Aile bireylerine basit yaralama suçu, aile içi şiddetin en yaygın görünümüdür, aile içi şiddet suçlarında aile bireylerinin baskısı sonucu şikayet engellenebilir.”.

İçi Boş Yalan: Sözleşme boşanmayı artırıyor

Sözleşmenin, evlenmeye ya da boşanmaya etkisi tamamen sıfır! Türkiye İstatistikleri Kurumu(TÜİK) verilerine göre son 20 yılda evlilik yaşı sürekli yükseliyor, evlilikler azalıyor ve boşanmalar da artıyor. Bunun en büyük nedeni, kentli ve eğitimli nüfusun artması, ekonomik zorluklar ve değişen sosyoekonomik yaşamdır. Tüm alanlarda artan şiddeti önlemeye çalışan sözleşmenin evlenmeye ve boşanmaya etkisi olsa olsa olumlu bir etki olabilir. Şiddetin olmadığı ve sevginin egemen olduğu aileler elbette ki daha uzun ömürlü olacaktır. (14)

En güncel yalan: Toplumun çoğunluğu sözleşmeyi istemiyor

MetroPOLL Araştırma Merkezinin 2020 yılı Temmuz ayında yaptığı ankete göre halkın sadece yüzde 17’lik bir kesimi hükümetin sözleşmeden çekilmesini onaylıyor.  Araştırmaya katılanların yüzde 20’ye yakın bir kısmı ise soruyu “Fikrim yok/Cevap Yok” şeklinde yanıtlıyor ve halkın yüzde 64’ü net olarak hükümetin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesini reddediyor. Kadınlar, kazanılmış haklarını bırakmak istemiyor, uygulamanın kötü ve eksik olmasına rağmen İstanbul Sözleşmesi’nin yaşamlarının hukuki güvencesi olduğunu yaşayarak görüyor. (15)

Yukarıdaki yalanlara benzer birçok yalan bıkmadan usanmadan tekrarlanıyor. İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Kanun nedeniyle erkeklerin haksız yere hapse atıldığı, Sözleşme’nin nafaka yükümlülüğünü sadece erkeğe yüklediği, dış güçlerce hazırlandığı, eşcinselliği özendirdiği ve sırf kadının beyanı ile başka hiçbir delil olmaksızın erkeklerin hapse atıldığı gibi yalanlarla kamuoyu meşgul ediliyor ve bu yalanlara hiçbir mantıklı açıklama getirme gereği bile duyulmuyor. Batı düşmanlığı ve milli-manevi değerler retoriği hayatın hakikatini inkar için yeterli görülüyor. Oysa ki şiddet uygulamaya hakkı olduğunu düşünen erkekler verilen cezaları “haksız” buluyor. Sözleşme, kimseyi doğrudan hapse atmadığı gibi sadece uzaklaştırma tedbiri öngörüyor, bir kimsenin hapse atılması için ceza kanunlarına göre suçun delilleri ile sabit olması gerekiyor. Sözleşmede nafakaya ilişkin hiçbir hüküm bile bulunmuyor. Üstelik Medeni Kanun’un 175’inci maddesi, nafaka bakımından erkek ve kadın arasında hiçbir ayrım gözetmiyor, nafakaya ihtiyacı olan taraf erkekse ona da nafaka verilmesini öngörüyor. Sözleşmeye karşı olanlar, kanun önünde eşitliği tanımıyor ve sözleşmenin “Eşitlik ve Ayrım Gözetmeme” kuralını şiddetin önünde bir engel olarak görüyor. (16-İstanbul Sözleşmesi’yle ilgili yalanlar ve gerçekler- Selin Nakipoğlu)

Sözleşmenin İptalini İsteyenlerin Zihniyet Dünyası Karanlıktır

Her sözleşme, her kanun ve her hukuki metin eleştirilir, günün koşullarına uygun hale getirilebilir, iyileştirilebilir. Ancak, Sözleşmenin birçok yerinde çocuklar için özel hükümler olmasına rağmen 3. Maddesi’nin f bendinde 18 yaşın altındaki kız çocuklarının da hukuken kadın olarak tanımlanmasını speküle ederek eleştirenlerin çocuk yaştaki kızların evlenmelerine karşı çıkmayanlardan oluşmasını nasıl yorumlayacağız? Kadın düşmanlığı yapmak için gözünü karartanları ikna etmek neredeyse imkânsız! Neyse ki sözleşmeyi yazanlar hiçbir detayı atlamadan koruyucu hükümleri koymuşlar.

“Sapkınlıklar meşrulaştırılıyor”, “Toplumsal cinsiyet eşitliği tek reçete olarak sunuluyor”, “Sözleşme eşler arasında arabuluculuğu yasaklıyor”, “Sözleşme hakkında, Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz” gibi ipe sapa gelmez birçok eleştiri destursuzca sıralanıyor. Kadın ile erkeğin eşit iki birey ve ondan önce “insan” olduğu gerçeğini reddedenlerin kirli propagandası onları sadece marjinalleştirmiyor; hızla kentlileşen kadınlar tarafından aforoz ediliyorlar.

Tüm saldırılara ve yoğun karalamalara rağmen Medeni Kanunun nimetlerini gören ve İstanbul Sözleşmesinin koruyucu özeliğini de keşfeden kadınların ezici çoğunluğu sözleşmenin kaldırılmasını istemediği için buna teşebbüs edenler geçici de olsa vazgeçmiş görünüyorlar. Politik atmosferde meydana gelebilecek değişikliklere göre üst perdeden yeni bir saldırı dalgasının gelmesi de olasıdır. En başta kadınlar olmak üzere toplum uyanık olmalı ve yalan furyasına karşı yaşamın hakikati üzerinden savunma hattını kurmalıdır. Cumhuriyet Devrimleri ile gelen çalışma hakkını, restoranda yemek yeme hakkını, eşit miras hakkını ve erkeklerle birlikte özgür bir insan olma hakkını yitirmeyi aklından geçirmeyen kadınlar İstanbul Sözleşmesi ile elde ettikleri Şiddete Karşı Devlet Tarafından Korunma Hakkını da savunacak ve yaşam haklarına sahip çıkacaktır.  Cumhuriyet’in hemen öncesinde yapılacak milletvekili seçimi öncesindeki nüfus sayımına bile kadınların dâhil edilmesine karşı çıkanların(17) bugünkü mirasçıları insanlığın ortak müktesebatı karşısında bir kez daha yenileceklerdir.

İbrahim Aycan, Hukukçu

Notlar:

  1. MUHARREM BALCI İLE İSTANBUL SÖZLEŞMESİ ÜZERİNE (http://www.muharrembalci.com/hukukdunyasi/tce/1052.pdf)
  2. Kadının Kurtuluş Devrimi – Sinan Meydan (https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/sinan-meydan/kadinin-kurtulus-devrimi-2772714/)
  3. TÜRK KADININ SİYASETE GİRİŞ SÜRECİ VE İLK KADIN SAYLAV MİHRİ İFFET PEKTAŞ (Atatürk Türk kadınının hakları üzerine ne zaman bir yeniliğe adım atmak istese karşısında tam ve koyu bir taassupla karşılaşmıştır. Ancak her seferinde konuşmalarında kadınlarla ilgili görüşlerini açıklamaktan da geri durmamıştır. Öyle ki Osmanlı’dan kalma bir seçim kanunun kullanıldığı ve bu yasaya göre Teşkilatı Esasiye Kanunun 20 bin nüfusa bir milletvekili seçilmesini emreder. İstiklal savaşının sürdüğü bu dönemde erkeklerin çoğu cephededir. İstenir ki, kadınlar da vatandaş sayılsın bu rakamın içine girmiş olsun. Ancak bu kanun teklifi Bolu Mebusu Tunalı Hilmi Bey tarafından TBMM’ye gelince kızılca kıyamet kopmuştur.)
  4. İstanbul Sözleşmesi: Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi (https://hukukansiklopedisi.com/istanbul-sozlesmesi)
  5. KADINLARA YÖNELİK ŞİDDET VE AİLE İÇİ ŞİDDETİN ÖNLENMESİ VE BUNLARLA MÜCADELEYE İLİŞKİN AVRUPA KONSEYİ SÖZLEŞMESİNİN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN (https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/11/20111129-2.htm)
  6. https://hukukansiklopedisi.com/ailenin-korunmasi-ve-kadina-karsi-siddetin-onlenmesine-dair-kanun/
  7. İstanbul Sözleşmesi TBMM’den nasıl geçti?
  8. Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları
  9. Avrupa Parlamentosu Başkanı Profesör JerzyBuzek tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne hitaben yapılan konuşma
  10. http://esitlikadaletkadin.org/istanbul-sozlesmesi-hakkindaki-efsaneler-ve-gercekler/
  11. GREVIO – Kadına Karşı Şiddet ve Aile İçi Şiddetle Mücadele Uzmanlar Grubu tarafından hazırlanan ilk rapor
  12. Aile İşlerinde Arabuluculuğu Hakkında Avrupa Konseyi Tavsiye Kararı
  13. https://gazetekarinca.com/2020/09/aymden-6284-sayili-kanunda-degisiklik-basvurusuna-ret/
  14. https://www.alomaliye.com/2020/02/26/2019-evlenme-ve-bosanma-istatistikleri/
  15. https://tr.euronews.com/2020/07/25/metropoll-anketi-halk-n-yuzde-64-u-hukumetin-istanbul-sozlesmesi-nden-cekilmesini-onaylam
  16. İstanbul Sözleşmesi’yle ilgili yalanlar ve gerçekler –Selin Nakıpoğluhttps://www.birgun.net/haber/istanbul-sozlesmesi-yle-ilgili-yalanlar-ve-gercekler-310329
  17. https://www.aydinlik.com.tr/osmanlida-kadinin-yeri

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Sonuç Bildirgesi-Helsinki Belgesi 

0

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Sonuç Bildirgesi-Helsinki Belgesi, 1 Ağustos 1975 tarihinde kabul edilmiştir. Belge, Helsinki Nihai Senedi olarak da adlandılmaktadır. Sonuç bildirgesi, 33 Avrupa ülkesi ile ABD ve Kanada tarafından imzalanmış, Avrupa’da karşılıklı güven anlayışının güçlendirilmesi, barış ortamına elverişli şartların geliştirilmesi ile demokrasi ve insan haklarının güçlendirilmesi amaçlanmıştır. Helsinki süreci, çeşitli tarihlerde Belgrad, Madrid, Viyana, Helsinki ve Budapeşte’de yapılan toplantılarla devam ettirilmiştir.

Helsinki Belgesi, Avrupa güvenliği ile ilgili problemler; ekonomi, bilim, çevre ve teknoloji alanlarında işbirliği ve insan haklarının geliştirilmesi konularını içermektedir. 

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Sonuç Bildirgesi Kararları:
  1. Egemen eşitlik ve egemenliğe saygı,
  2. Sınırların ihlal edilmezliği,
  3. Kuvvet kullanmaktan veya kuvvet kullanma tehdidinden kaçınma,
  4. Devletlerin toprak bütünlüğünün korunması,
  5. Anlaşmazlıkların barışçıl yollardan çözümü,
  6. İnsan hakları ve temel özgürlüklere saygı,
  7. Halklarin eşit haklardan ve kendi kaderlerini tayin hakkından yararlanması,
  8. Devletler arasında işbirliği,
  9. İçişlerine karışmama,
  10. Uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerin iyi niyetle yerine getirilmesi.
  11. Loader Loading...
    EAD Logo Taking too long?

    Reload Reload document
    | Open Open in new tab
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Sonuç Bildirgesi-Helsinki Belgesi 
 3 Temmuz 1973’te Helsinki’de açılan ve 18 Eylül 1973’ten 21 Temmuz 1985’e kadar Cenevre’de süregelen Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı, 1 Ağustos 1975’te Helsinki’de toplanan Amerika Birleşik Devletleri, Avusturya, Birleşik Krallık, Belçika, Bulgaristan, Çekoslovakya, Danimarka, Demokratik Almanya, Federal Almanya, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İrlanda, İspanya, İsveç, İsviçre, İtalya, İzlanda, Kanada, Kıbrıs, Lihtenştayn, Lüksemburg, Macaristan, Malta, Monako, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, San Marino, Sovyetler Birliği, Türkiye, Vatikan, Yugoslavya ve Yunanistan Yüksek Temsilcileri tarafından sonuçlandırılmıştır.
Halklarının yararı için ilişkilerini geliştirmek ve yoğunlaştırmak ve aralarında ve dünyanın öteki Devletleriyle barış içinde yaşamanın yanısıra, Avrupa’da barış, güvenlik, adalet ve işbirliğine katkıda bulunmak siyasal isteminden yola çıkarak;
Sonuç olarak, Konferansın sonuçlarına tam bir işlerlik kazandırmak ve gerek kendi Devletleri arasında, gerekse tüm Avrupa’da bu sonuçlardan sağlanacak yararları devşirme ve böylece, uluslararası yumuşama sürecini genişletmeye, derinleştirmeye ve sürekli ve kalıcı bir duruma getirmeye kararlı olarak;
Katılan Devletlerin Yüksek Temsilcileri aşağıdaki hükümleri resmen benimsemiştir:
Avrupa’da Güvenliğe İlişkin Sorunlar
Avrupa’da Güvenlik ve İşbirliği Konferansına katılan Devletler; aralarında daha iyi ilişkiler geliştirme ve halklarının herhangi bir tehditten ya da güvenliklerine karşı bir girişimden arınmış olarak gerçek ve sürekli bir barış içinde yaşayabileceği koşulları sağlama amaçlarını yeniden belirterek;
Uluslararası yumuşamayı hem sürekli, hem de giderek daha canlı ve evrensel kapsamlı bir sürece dönüştürmek için çaba göstermenin gereğine ve Avrupa’da Güvenlik İşbirliği Konferansı sonuçlarının uygulanmasının bu sürece önemli katkıda bulunacağına inanarak;
Avrupa’da Güvenlik ve İşbirliği Konferansında öne sürülen amaçları başarma konusunda Konferansa katılan Devletlerin ortak niyetleri kadar halkları arasındaki dayanışmanın; aralarında her alanda daha iyi ve daha yakın ilişkilerin gelişmesine ve önceki ilişkilerin niteliğinden kaynaklanan çatışmaları gidermeye ve karşılıklı anlayışı geliştirmeye yol açacağını gözönüne alarak;
Ortak tarihlerinin bilinciyle ve gelenek ve değerleri arasındaki ortak öğelerin ilişkilerini geliştirmelerinde kendilerine yardımcı olabileceğini bilerek, konumlarının ve görüşlerinin özgünlüğünü ve çeşitliliğini gözönünde bulundurarak güvensizliği giderip güven duygusunu geliştirmek ve bölünmelere yol açan sorunları çözerek insanlık yararına işbirliği yapmak amacıyla çabalarını birleştirme olanaklarını araştırma isteğiyle;
Avrupa’da ve tüm Dünyada barışla güvenlik arasındaki yakın ilişkinin bilinciyle herbirinin dünya barış ve güvenliğinin güçlendirilmesine ve tüm haklara temel hakların, ekonomik ve toplumsal gelişme ve gönencin sağlanmasına katkılarının gereğine inanarak; aşağıdaki hükümleri kabul etmiştir:
Katılan Devletler Arasındaki İlişkileri Yöneten İlkeler Bildirgesi
Katılan Devletler;
Barış, güvenlik ve adalete ve dostça ilişkilerle işbirliğinin sürekli geliştirilmesine bağlılıklarını yeniden belirterek;
Halkların çıkar ve beklentilerini yansıtan bu bağlılığın katılan her Devlet için bugün ve gelecekte geçmiş deneyimlerin artırdığı bir sorumluluk oluşturduğunu bilerek;
Birleşmiş Milletler üyeliği gereğince ve Birleşmiş Milletlerin amaç ve ilkeleri uyarınca Birleşmiş Milletlere ve onun Uluslararası barış, güvenlik ve adaletin güçlendirilmesi, Uluslararası sorunların çözümlenmesi ve devletler arasında dostça ilişkiler ve işbirliğinin geliştirilmesi yolundaki rol ve etkinliğinin artırılmasına tam ve etkin desteklerini yeniden belirterek;
Aşağıda öne sürülen ve Birleşmiş Milletler Antlaşmasına uygun olan ilkelere ve bu ilkeleri uygularken Birleşmiş Milletler Antlaşmasının amaç ve ilkelerine uygun davranışta bulunma yolundaki ortak istemlerini dile getirerek;
Büyüklüğü, coğrafi konumu ve ekonomik gelişme düzeyi ya da siyasal, ekonomik ve toplumsal sistemi ne olursa olsun, her Devletin tüm öteki katılan Devletlerle ilişkilerinde, tümü birincil önem taşıyan ve karşılıklı ilişkilerini yönetecek olan aşağıdaki ilkelere saygı göstermeye ve bunları uygulamaya koymada kararlı olduğunu ilan eder:
I- Egemen Eşitlik, Egemenliğin, Niteliğindeki Haklara Saygı
Katılan Devletler, herbirinin egemen eşitliğine ve kişiliğine ve özellikle, her Devletin yargı eşitliği, toprak bütünlüğü ve özgürlük ve siyasal bağımsızlık hakları dahil, egemenliğinin niteliğinde bulunan ve egemenliğin kapsadığı tüm haklarına saygı gösterir. Yine katılan Devletler, herbirinin yasa ve düzenlemelerini belirleme hakları gibi, siyasal, toplumsal, ekonomik ve kültürel sistemlerini özgürce seçme ve geliştirme haklarına da saygı duyar.
Tüm katılan Devletlerin Uluslararası hukuk çerçevesi içinde eşit hak ve ödevleri vardır. Uluslararası hukuka ve bu Bildirgenin anlayışına uygun olarak öteki Devletlerle ilişkilerini dilediğince kurup yürütme konusunda her birinin hakkına saygı gösterir. Uluslararası hukuk uyarınca, barışçı yollardan ve sözleşmelerle sınırlarının değişebileceğini gözönünde bulundurur. Aynı zamanda, Uluslararası örgütlere üye olup olmamakta, bağlaşma anlaşmaları dahil, ikili ya da çok yanlı anlaşmalara taraf olup olmamakta özgür oldukları gibi, yansız kalma hakları da vardır.
II- Güç Tehdidine Başvurmaktan ya da Güç Kullanmaktan Kaçınma
Katılan Devletler, genel olarak Uluslararası ilişkilerinde olduğu gibi, karşılıklı ilişkilerinde, herhangi bir Devletin toprak bütünlüğü yada siyasal bağımsızlığına karşı güç tehdidinde bulunmaktan ya da güç kullanmaktan ya da Birleşmiş Milletlerin amaçlarıyla ve bu Bildirgeyle bağdaşmayan bir başka biçimde davranmaktan kaçınırlar. Bu ilkeye aykırı olarak güç tehdidinde ya da güç kullanmaya başvurmayı hiçbir gerekçe haklı gösteremez.
Buna göre, katılan Devletler, bir başka katılan Devlete karşı, güç tehdidine başvurma ya da dolaylı dolaysız güç kullanma niteliğinde bir davranışta bulunmaktan kaçınır. Bunun gibi, bir başka katılan Devleti egemenlik haklarını tam kullanmaktan alıkoymak amacıyla herhangi bir güç gösterisinden kaçınır. Yine bunun gibi, karşılıklı ilişkilerinde güç kullanarak misillemede bulunmaktan kaçınır.
Anlaşmazlıkları ya da anlaşmazlığa yol açabilecek sorunları çözüme bağlama yolu olarak güç tehdidine ya da güce başvurulamaz.
III. Sınırların Çiğnenemezliği
Katılan Devletler, Avrupa’daki tüm Devletlerin sınırları gibi, birbirlerinin sınırlarını da çiğnenmez sayar ve bu nedenle bugün ve gelecekte bu sınırlara saldırıda bulunmaktan kaçınır.
Buna göre, katılan Devletlerden herhangi birinin topraklarının bir bölümünü ya da tümünü ele geçirme ya da zorla alma yolunda bir istemde ya da davranışta bulunmaktan da kaçınır.
IV. Devletlerin Toprak Bütünlüğü
Katılan Devletler, katılan Devletlerden her birinin toprak bütünlüğüne saygı gösterir.
Buna göre, katılan bir Devletin toprak bütünlüğü, siyasal bağımsızlığı ya da birliğine karşı Birleşmiş Milletler Antlaşmasının amaç ve ilkeleriyle bağdaşmaz herhangi bir eylemden, özellikle bir güç tehdidinde bulunmaktan ya da güç kullanma niteliği taşıyan bir davranıştan kaçınır.
Bunun gibi, katılan Devletler, bir başkasının toprağını uluslararası hukuka aykırı olarak askeri bir işgal ya da doğrudan ya da dolaylı başka bir güç kullanma konusu yapmaktan ya da gibi önlemlere ya da bunları kullanma tehdidine başvurarak ele geçirmekten kaçınır. Bu gibi hiçbir işgal ya da ele geçirme yasal sayılamaz.
V. Anlaşmazlıkların Barışçı Yoldan Çözümü
Katılan Devletler, aralarındaki anlaşmazlıkları, Uluslararası barış ve güvenliği tehlikeye sokmayacak ve adaleti zedelemeyecek biçimde barışçı yollarla çözüme bağlar.
İyiniyet ve işbirliği anlayışla, uluslararası hukuk temeli üzerinde kısa sürede ve adaletli bir çözüme ulaşmak üzere çaba gösterir.
Bu amaçla, taraf oldukları anlaşmazlıklarda önceden kabul edilmiş her hangi bir çözüm yöntemi dahil, görüşmeler, incelemeler, arabuluculuk, uzlaşma, hakemlik, yargısal çözümlere ya da kendi seçecekleri başka barışçı yollara başvurur.
Yukarıda sayılan barışçı yollardan herhangi biriyle bir çözüme ulaşılamadığında, bir anlaşmazlığın tarafları, bu anlaşmazlığı sonuca bağlamak üzere karşılıklı olarak uzlaşabilecekleri bir yol aramayı sürdürür.
Öteki Devletler gibi, aralarında anlaşmazlık bulunan katılan Devletler, bu durumu, uluslararası barış ve güvenliği tehlikeye sokacak ve böylece anlaşmazlığa barışçı bir çözüm bulmayı daha da güçleştirecek ölçüde büyütülebilecek herhangi bir eylemden kaçınır.
VI. İçişlerine Karışmama
Katılan Devletler, karşılıklı ilişkileri ne olursa olsun, bir başka katılan Devletin iç yargı yetkisi içine giren iç ve dış işlerine doğrudan ya da dolaylı, tek tek ya da topluca herhangi bir karışmada bulunmaktan kaçınır.
Buna göre, bir başka katılan Devlete karşı herhangi bir biçimde bir silahlı karışmadan ya da böyle bir karışma tehdidinde bulunmaktan kaçınır.
Bunun gibi, hangi koşulda olursa olsun, bir başka Devletin egemenliğinin niteliğinde bulunan haklarını kendi çıkarlarına bağlı kılmak ve böylece herhangi bir yarar sağlamak üzere tasarlanmış herhangi bir başka askeri ya da siyasal, ekonomik ya da başka zorlamalarda bulunmaktan kaçınır.
Buna göre, ötekilerin yanısıra, doğrudan ya da dolaylı olarak terörist eylemlere yardımcı olmaktan ya da başka bir katılan Devletin rejimini zorla çökertmeye yönelik yıkıcı ve benzeri eylemlerde bulunmaktan kaçınır.
VII. Düşünce, Vicdan, Din ya da İnanç Özgürlüğü Dahil İnsan Haklarına ve Temel Özgürlüklere Saygı
Katılan Devletler ırk, cinsiyet, dil ya da din ayrımı gözetmeksizin herkes için düşünce, vicdan, din ya da inanç özgürlüğü dahil, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı gösterir.
Herbiri insan kişiliğinin niteliğindeki onurdan doğan ve bu kişiliğin özgür ve tam gelişmesi için temel olan kişisel, siyasal, ekonomik, toplumsal, kültürel ve öteki hakların etkin biçimde kullanılmasını güdüleyerek özendirir. Bu çerçeve içinde katılan devletler, bireyin, tek başın ya da başkalarıyla birlikte kendi vicdanı uyarınca din ya da inancını açıklama ve uygulama özgürlüğünü tanır ve ona saygı gösterir.
Ülkelerinde ulusal azınlıklar bulunan katılan Devletler, bu azınlıklardan olan kişilerin yasa önünde eşitlik hakkına saygı göstererek onlara insan hakları ve temel özgürlüklerden gerçekten yararlanmaları için tam fırsat tanır ve bu amaçla bu alandaki yasal çıkarlarını korur.
Katılan Devletler, insan hakları ve temel özgürlüklere saygının, kendileri ve tüm Devletler arasında dostça ilişkiler ve işbirliğinin gelişmesini sağlamak için gerekli barış, adalet ve refahın temeli olduğunu görüşüyle bu hak ve özgürlüklerin evrensel önemini tanır.
Karşılıklı ilişkilerinde insan hakları ve temel özgürlüklere sürekli saygı göstererek, Birleşmiş Milletlerle işbirliği dahil, bu hak ve özgürlüklere evrensel ve etkin olarak saygı gösterilmesini özendirmek için birlikte ve ayrı ayrı çaba gösterir.
Bireyin bu alanda bilgili olmak hakkını ve hak ve ödevlerine göre davranmasını kabul eder.
Katılan Devletler, insan hakları ve temel özgürlükler alanında Birleşmiş Milletler Antlaşmasının amaç ve ilkelerine ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesine uygun olarak davranır. Bu alanda, ötekilerin yanısıra bağlı olabilecekleri Uluslararası insan Hakları Sözleşmeleri dahil Uluslararası belgeler ve sözleşmelerde konmuş olan yükümlülüklerini de yerine getirir.
VIII. Halkların Hak Eşitliği ve Kendi Yazgılarını Belirlemeleri
Katılan Devletler, halkların hak eşitliğine ve kendi yazgılarını belirleme haklarına saygı gösterir. Her durumda Birleşmiş Milletler Antlaşmasının amaç ve ilkelerine ve Devletlerin toprak bütünlüğüne ilişkin olanlar dahil, ilgili Uluslararası hukuk kurallarına uygun davranır.
Tüm halkların hak eşitliği ve halkların kendi yazgılarını belirleme haklarından ötürü, her zaman tam bir özgürlük içinde dışarıdan karışma olmaksızın iç ve dış siyasal statülerini ne zaman ve nasıl isterse belirleme ve siyasal, ekonomik, toplumsal ve kültürel gelişmelerini dilediği gibi sürdürme hakları vardır.
Katılan Devletler, tüm Devletler arasında olduğu gibi kendi aralarında dostça ilişkilerin geliştirilmesi için halklarını hak eşitliğine ve kendi yazgılarını belirleme haklarına saygının ve bunların etkin biçimde kullanılmasının evrensel önemini tanır.
IX. Devletler Arasında İşbirliği
Katılan Devletler, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının amaç ve ilkeleri uyarınca her alanda birbirleriyle ve tüm Devletlerle işbirliğini geliştirir. Katılan Devletler, işbirliğini geliştirirken, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı çerçevesinde ortaya konan alanlara, her biri tam eşitlik koşullarında katkıda bulunarak, özel önem tanır.
Aralarındaki işbirliğini eşitlik temeli üzerinde geliştirirken, katılan Devletler, aralarında karşılıklı anlayış ve güveni, dostça ve iyi komşuluk ilişkilerini ve Uluslararası barış, güvenlik ve adaleti geliştirmeye çaba gösterir. Yine işbirliğini geliştirirken, halkların refahını artırmaya ve ötekilerin yanısıra, ekonomik, bilimsel, teknolojik, toplumsal, kültürel ve insancıl alanlarda artan karşılıklı bilgilerden ve ilerleme ve gelişmelerden sağlanacak yararlarla halklarının beklentilerini gerçekleştirmeye katkıda bulunmak üzere aynı ölçüde çaba gösterir. Bu yararların herkese sağlanabilmesi için uygun koşulları geliştirme yolunda girişimde bulunur ve ekonomik gelişme düzeyleri arasındaki ayrımların azaltılmasında herkesin, özellikle de tüm dünyada gelişmekte olan ülkelerin çıkarı bulunduğunu gözönüne alır.
Hükümetlerin, kuruluşların, örgütlerin ve kişilerin, bu işbirliği amaçlarının başarılmasına katkıda bulunmak bakımından olumlu bir rol oynayacağını kabullenir.
Yukarda belirlenen biçimiyle işbirliğini güdülerken, halkların yararına daha ileri ve daha kalıcı bir temel üzerinde, aralarında daha yakın ilişkiler geliştirmeye çalışır.
X. Yükümlülüklerin Uluslararası Hukuka Göre İyiniyetle Yerine Getirilmesi
Katılan Devletler, ister uluslararası hukukun genel olarak benimsenmiş ilke ve kurallarından doğsun, ister taraf oldukları anlaşma ve öteki sözleşmelerden Uluslararası hukuka uygun olarak doğan yükümlülükler olsun, uluslararası hukuka göre üstlendikleri yükümlülükleri iyi niyetle yerine getirir.
Yasalarını ve düzenlemelerini belirtme hakkı dahil, egemenlik haklarını kullanırken, Uluslararası hukuka göre üstlendikleri yasal yükümlülüklerine uygun davranır ve ayrıca Avrupa Güvenlik İşbirliği Konferansı son belgesinin hükümlerini gereği gibi göz önünde bulundurarak uygular.
Katılan Devletler, Birleşmiş Milletler Antlaşmasına göre Birleşmiş Milletler üyelerinin yükümlülükleriyle bir anlaşma ya da başka bir Uluslararası sözleşmeye göre üstlendikleri yükümlülükler arasında bir uyuşmazlık olduğunda, yükümlülüklerini, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 103. maddesi uyarınca bu antlaşmaya göre yerine getireceklerini kabul ederler.
Yukarıda öne sürülen tam ilkelerin öncelikli önemi vardır ve bu nedenle, her biri, ötekiler göz önüne alınacak biçimde yorumlanarak aynı ölçüde ve çekincesiz uygulanır.
Katılan Devletler, bu bildirgede öne sürülmüş olan tüm ilkelere tam anlamıyla saygı göstermeye ve tümü tarafından bu ilkelerin saygı görerek uygulamasından doğacak yararların her birine sağlanması için bu ilkeleri karşılıklı ilişki ve işbirliğinde her bakımdan uygulamaya kararlılıklarını dile getirir.
Katılan Devletler, yukarıdaki ilkeleri ve özellikle “Yükümlülüklerin Uluslararası Hukuka Göre İyi Niyetle Yerine Getirilmesi” başlıklı onuncu ilkenin ilk cümlesini gereğince göz önünde bulundurarak, bu bildirgenin, hak ve yükümlülüklerini ve bunların kaynaklandığı anlaşmalarda öteki sözleşme ve düzenlemeleri etkilemediğini belirtir.
Katılan Devletler, bu ilkelere saygının aralarında her alandaki normal ve dostça ilişkilerin ve işbirliğinin gelişmesini özendireceğine inançlarını dile getirir. Yine bu ilkelere saygının konum ve görüşleri konusunda aralarında karşılıklı anlayışın geliştirilmesine katkıda bulunacak olan siyasal değinirlerin gelişmesini özendireceğine inançlarını da belirtir.
Katılan Devletler, tüm öteki Devletlerle olan ilişkilerini, bu bildirgede yer alan ilkelere uygun olarak yürütmeyi amaçladıklarını ilan ederler.
a. Yukarıdaki Kimi İlkelere İşlerlik Kazandırmaya İlişkin Sorunlar:
i. Katılan Devletler;
Güç tehdidine ya da güce başvurmaktan kaçınma ilkesine saygı göstererek işlerlik kazandıracaklarını yeniden belirterek ve bunu uluslararası yaşamın etkin bir kuralı durumuna getirmenin gereğine inanarak;
Birbirleriyle ilişkilerinde, ötekilerin yanı sıra, Katılan Devletler Arasındaki İlişkileri Yöneten İlkeler Bildirgesine uygun olarak;
– Uygun gördükleri tüm yol ve biçimlerde, birbirleriyle olan ilişkilerinde güç tehdidinde bulunmaktan ya da güç kullanmaktan kaçınma ödevine işlerlik ve anlam kazandırmak;
– Bir başka katılan devlete karşı, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının amaç ve ilkeleriyle ve Katılan Devletler Arasındaki İlişkileri Yöneten İlkeler bildirgesinin hükümleriyle bağdaşmayan bir silahlı güç kullanmaktan ve özellikle işgal ya da saldırıdan kaçınmak;
– Bir başka katılan devleti, egemenlik haklarını tam olarak kullanmaktan alıkoymak amacıyla herhangi bir güç gösterisinden kaçınmak;
– Bir başka katılan devletin egemenliğinin niteliğinde bulunan haklarını kendi çıkarlarına bağlı kılmak ve böylece herhangi bir yarar sağlamak üzere tasarlanmış herhangi bir ekonomik zorlamadan kaçınmak;
– Kapsam ve nitelikçe sıkı ve etkin bir uluslararası denetim altında genel ve tam bir silahsızlanmanın son başarısı yolunda atılmış adım sayılabilecek etkin önlemleri almak;
– Birleşmiş Milletlerin amaçlarıyla ve Katılan Devletler Arasındaki İlişkileri Yöneten İlkeler Bildirgesi ile bağdaşmayan bir saldırı savaşı propagandasından ya da güç tehdidinde bulunmaktan ya da güç kullanmaktan sakınma ödevi uyarınca her biri uygun saydığı tüm yollara başvurarak halkları arasında bir güven ve saygı ortamı geliştirmek;
– Aralarında beliren ve süregelmesi durumunda Avrupa’da uluslararası barış ve güvenliğin korunmasını tehlikeye sokabilecek olan herhangi bir anlaşmazlığı, sadece barışçı yollarla sonuca bağlamak; her şeyden önce de, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 33. maddesinde konmuş olan barışçı yollardan bir çözüm aramak üzere her çabayı göstermek;
– Katılan Devletler arasındaki anlaşmazlıkların barışçı yollardan çözümünü engelleyecek herhangi bir eylemden kaçınmak;
İlkelerine saygı göstermeye ve bunları yerine getirmeye karar verdiğini ilan eder.
ii. Atılan Devletler;
Anlaşmazlıkların Barışçı Yollardan Çözümlenmesi İlkesinde belirlendiği biçimde de anlaşmazlıklarını çözmeye kararlılıklarını yeniden belirterek;
Anlaşmazlıkların barışçı yollardan çözümünün, barış ve güvenliğin sürdürülmesi ve güçlendirilmesi için yeterli olmasa da gerekli bir koşul olan güç tehdidinde bulunmakta ya da güç kullanmaktan kaçınma ilkesinin bütünleyici öğesi olduğuna inanarak;
Anlaşmazlıkların barışçı yollardan çözümü için ellerindeki yöntemleri güçlendirmeye ve geliştirmeye istekli olarak;
1. Anlaşmazlıkların barışçı yollardan çözümü için yürürlükteki yöntemleri olgunlaştırmayı amaçlayan ve genel kabul görebilecek olan bir yöntemin araştırılması ve geliştirilmesine çalışmaya ve bu amaca ulaşmak üzere Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansının ikinci aşamasında İsviçre tarafından sunulmuş olan “Anlaşmazlıkların Barışçı Yollardan Çözümü İçin Bir Avrupa Sistemi Sözleşmesi Taslağı”yla buna ilişkin ve böyle bir yöntemin geliştirilmesine yönelik öteki öneriler üzerinde çalışmayı sürdürmeye karar vermiştir.
2. İsviçre’nin çağrısı üzerine yukarıdaki 1. fıkrada belirlenen görevi, “Konferansın İzlenmesi” bölümünde konmuş olan Konferansın İzlenmesi çerçevesi içinde ve işlemler uyarınca yerine getirmek üzere tüm katılan devletlerden uzmanların katılacağı bir toplantı düzenlemeye karar vermiştir.
3. Bu uzmanlar toplantısı, katılan devletlerin Dışişleri Bakanları tarafından atanacak temsilcilerin toplantısından sonra 1977’de, Konferansın İzlenmesi bölümüne göre zamanlanarak yapılacak ve bu toplantının sonuçları hükümetlere sunulacaktır.
KONFERANSIN İZLENMESİ
Katılan Devletler, Avrupa’da Barış ve İşbirliği Konferansında sağlanan gelişmeyi göz önüne alıp değerlendirdikten sonra;
Konferansın, daha geniş bir dünya bağlamı içinde Avrupa’da güvenlik ve işbirliğini geliştirme sürecinin önemli bir adımını oluşturduğunu ve sonuçlarının bu sürece anlamlı bir katkıda bulunacağını da göz önüne alarak;
Sonuçlarına tam işlerlik kazandırmak ve böylece Avrupa’da güvenlik ve işbirliği sürecini daha ileri götürebilmek için Konferansın Son Belgesinin hükümlerine işlerlik kazandırmayı amaçlayarak;
Konferansın varmak istediği amaçlara ulaşabilmek için, tek yanlı, iki yanlı ve çok yanlı çabalarını yoğunlaştırmaları ve yukarıda belirlenen uygun biçimlerde, Konferans tarafından başlatılan çok yanlı süreci sürdürmeleri gerektiğine inanarak;
1. Konferansı izleyen dönemde;
a. İlgili eylemlere olanak veren her durumda tek yanlı olarak,
b. Öteki katılan devletlerle görüşmeler yoluyla iki yanlı olarak,
c. Katılan Devletlerin uzman toplantılarında ve aynı zamanda, eğitsel, bilimsel ve kültürel işbirliği bakımından Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu ve UNESCO gibi uluslararası örgütler çerçevesinde çok yanlı olarak, konferansın Sonuç Belgesinin hükümlerini dikkate almaya ve uygulamaya karar vermiştir.
2. Ayrıca;
a. Konferansın ele aldığı sorunlar bağlamında karşılıklı ilişkilerin derinleştirilmesi, Avrupa’da güvenlik ve işbirliğinin geliştirilmesi ve gelecekte yumuşama sürecinin hızlandırılması konusunda ve bunun gibi, sonuç belgenin hükümlerinin uygulanması ve konferansta belirlenen ödevlerin yerine getirilmesi konusunda tam bir görüş alışverişinde bulunarak;
b. Bu amaçlarla, gelecekteki benzer toplantılarla bir yeni konferansın olasılığı dahil başka toplantılar yapılması konusunda uygun yöntemleri saptamak amacıyla Dışişleri Bakanlarınca atanacak temsilciler düzeyinde bir toplantıya başlamak üzere temsilcileri arasında toplantılar düzenleyerek konferans tarafından başlatılmış olan çok yanlı süreci sürdürmeye karar vermiştir.
Katılan Devletlerin aşağıda imzası bulunan yüksek temsilcileri, konferansın sonuçlarına tanıdıkları yüksek siyasal önemin bilinciyle ve bu metinde yer alan hükümler uyarınca davranmaya kararlı olduklarını ilan ederek, bu belgeye imzalarını koymuştur.

Avusturya Federal Anayasası

0
Avusturya Federal Anayasası

Avusturya Federal Anayasası

 Kısım I.

Genel Hükümler; Avrupa Birliği

Genel Hükümler

 Madde 1.

Avusturya demokratik bir Cumhuriyettir. Kanunlar yetkisini halktan alırlar.

Madde 2.

(1) Avusturya federal bir devlettir.

(2) Federal Devlet; Özerk eyaletlerden oluşur. Bunlar: Burgenland, Carinthia, Aşağı Avusturya, Yukarı Avusturya, Salzburg, Styria, Tirol, Vorarlberg ve Vienna dır.

Madde 3.

(1) Federal bölge, federal eyaletlerin bölgelerinden oluşur.

(2) Federal bölge içerisinde kalan kara sahasının sınırlarının değişmesinde olduğu gibi, aynı zamanda kara sahasının da değişmiş olması anlamına gelen federal bölge sınırlarının değiştirilebilmesi ancak, barış antlaşmaları müstesna, federasyonun kurucu yasalarında ve kara sahası değiştirilecek bölge sınırlarında mukabil değişiklikler yapılarak gerçekleştirilebilir.

Madde 4.

(1) Federal bölgenin para birimi, ekonomisi ve gümrük sahası birdir.

(2) Federal bölge topraklarında ara gümrük engelleri veya diğer trafik kısıtlamaları oluşturulamaz.

Madde 5.

(1) Viyana, Federal Başkent ve Federal Hükümet merkezidir.

(2) Federal Cumhurbaşkanı, olağanüstü şartların hüküm sürdüğü hallerde, Federal Hükümetin talebiyle Federal Hükümet merkezini federal bölge toprakları içerisinde bir başka yere taşıyabilir.

Madde 6.

(1) Avusturya Cumhuriyeti için milliyet birdir.

(2) Avusturyalılar asli ikametgâhlarının olduğu bölgenin vatandaşlarıdırlar; Ancak, bölgenin kanunlarına göre, o bölgede ikamet edip, asli ikametgâhları bölgede bulunmayan Avusturyalılar da o bölgenin vatandaşı olabilirler.

(3) Bir kimsenin asli ikametgâhı; o kimsenin, kanıtlayabildiği ya da şartlar gereğince, yaşamla arasındaki münasebetlerinin merkezini teşkil etmek niyetiyle yerleştiği yerde teşkil edilir. Eğer bu zaruret, kişinin yaşamla arasındaki mesleki, iktisadi veya sosyal ilişkilerin geneli dikkate alındığında, birden fazla ikametgâh ile karşılanıyorsa, kişi en yakından bağlı olduğu ikametgâhlarının birini asli ikametgâhı olarak göstermelidir.

Madde 7.

(1) Tüm yurttaşlar (Avusturyalılar) kanun önünde eşittir. Hiç kimse doğum, cinsiyet, varlık, sınıf veya din sebebiyle ayrıcalıklı muamele görmez. Engeli sebebiyle hiç kimseye ayrımcılık yapılmaz. (federasyon, eyaletler ve belediyeler olarak) Cumhuriyet kendisini engelliler ve engelli olmayanların hayatın her alanında eşit muameleye tabi tutulmalarını sağlamaya adamıştır.

(2) Federasyon, eyaletler ve belediyeler erkek ve kadınların gerçekten eşit olduğu fikrini paylaşmaktadır. Mevcut eşitsizliklerin giderilmesi başta olmak üzere, kadınlar ve erkekler arasındaki eşitliğin fiilen sağlanmasına dönük önlemler uygundur.

(3) Resmi atamalar makam sahibinin cinsiyeti belirtilerek yapılabilir. Unvanlar, akademik dereceler ve meslek tarifleri için de aynısı geçerlidir.

(4) Federal ordu mensupları dâhil, kamu çalışanlarının siyasi haklarını herhangi bir kısıtlama olmaksızın kullanabilmeleri teminat altındadır.

Madde 8.

(1) Federal kanunların kendi dillerini konuşan azınlıklara tanıdığı haklar saklı kalmak kaydıyla, Cumhuriyetin resmi dili Almancadır.

(2) (Federasyon, eyaletler ve belediyeler olarak) Cumhuriyet, zaman içerisinde tekemmül etmiş dil ve kültürel çeşitliliğine bağlıdır ve kadim etnik gruplarla ifadesini bulur. Bu etnik grupların dillerine ve kültürlerine ve daimi mevcudiyetlerine ve korunmalarına saygı gösterilecek, bunlar koruma altına alınacak ve teşvik edilecektir.

Madde 8a.

(1) Avusturya Cumhuriyetinin renkleri kırmızı, beyaz, kırmızıdır. Bayrak; üst ve alt parçaları kırmızı, orta kısmı beyaz renkli birbirinin eşi üç yatay parçadan oluşur.

(2) Avusturya Cumhuriyetinin amblemi (federal amblem), göğsünde, ortasından gümüş renkli bir parçayla ayrılmış iki parçalı kırmızı bir kalkan bulunan, serbestçe uçan, tek başlı, siyah renkli, yaldızlı ve kırmızı dilli bir kartaldan oluşur. Kartal başında üç uçlu bir taç taşımaktadır. Her iki pençesinde de halkalı zincirler vardır. Sağ pençesiyle altın bir orak, sol pençesiyle altın bir çekiç tutmaktadır.

(3) Özellikle Cumhuriyetin renklerinin, ambleminin ve mührünün korunmasına ilişkin detaylı hükümler federal yasalarla düzenlenir.

Madde 9.

(1) Uluslararası hukukun genel kabul görmüş kuralları federal hukukun parçası addedilirler.

(2) 50’nci maddenin birinci fıkrasına göre onay gerektiren bir yasa veya antlaşma, belirli federal salahiyetleri hükümetler arası örgütlere ve bunların yetkililerine devredebilir ve yabancı devlet temsilcilerinin Avusturya sınırları içerisindeki faaliyetlerini olduğu kadar Avusturya Cumhuriyetinin temsilcilerinin yurtdışındaki faaliyetlerini de, uluslararası hukuk hükümleri çerçevesinde düzenleyebilir.

Madde 9a.

(1) Avusturya genel milli müdafaa fikrini paylaşmaktadır. Federal bölge topraklarının dışarıya karşı bağımsızlığının yanı sıra, kalıcı tarafsızlığının bekası ve müdafaası bakımından, bölünmezliğinin ve birliğinin korunması onun görevidir. Bu bağlamda da, anayasal kuruluşlar ve bunların temyiz kudretlerinin yanı sıra meskûnların demokratik hürriyetlerinin dışarıdan gelecek hedefli saldırılara karşı teminat altına alınmaları ve müdafaa edilmeleri gerekir.

(2) Genel milli müdafaa, askeri, fikri, sivil ve iktisadi alanlarda milli müdafaayı kapsar.

(3) Her erkek Avusturya vatandaşı askerlik hizmeti yapmakla yükümlüdür. Zorunlu askerlik hizmetini yerine getirmeyi reddeden vicdani retçiler ve bu görevden ibra edilenler alternatif bir görevi yerine getirmek zorundadırlar. Bununla ilgili ayrıntılar kanunla belirlenir.

(4) Kadın Avusturya vatandaşları federal orduda asker olarak gönüllü hizmet görebilirler ve bu hizmeti sonlandırma hakkına sahiptirler.

Madde 10.

(1) Federasyon aşağıda belirtilen alanlarda yasama ve icra yetkilerine sahiptir;

  1. Federal anayasa, özellikle Milli Konseyin seçimleri ve federal anayasanın öngördüğü referandum; Anayasa Mahkemesi;
  2. Eyaletlerin 16’ncı maddenin birinci fıkrasında öngörülen salahiyetlerine rağmen, diğer ülkeler nezdindeki siyasi ve iktisadi alanlarda temsiliyet dâhil dış ilişkiler; özellikle uluslararası antlaşmaların imzalanması; hudut çizgilerinin belirlenmesi; diğer ülkelerle mal ve canlı hayvan ticareti; gümrük;
  3. Federal toprak sınırlarına giriş ve çıkışların düzenlenmesi ve denetimi; iç ve dış göç; pasaport; ikametin yasaklanması; federal toprak sınırlarından veya sınırları boyunca sınır dışı ve iade etmek;
  4. Münhasıran veya kısmen federasyon adına toplanacak vergiler başta olmak üzere federatif maliye ve tekeller;
  5. Para, kredi, menkul kıymetler borsası ve bankacılık sistemi; tartı ve ölçüler; standartlar ve ayar damga sistemi;
  6. Ekonomik ortaklıklara ilişkin kurallar dâhil ve fakat gayrimenkullerle ilgili muameleler ve bir gayrimenkulün sahibinin vefatı sonucunda o gayrimenkulün yasal mirasçısı dışındaki bir başka kişi tarafından iktisap edilmesi istisna dışında bırakmayan yasal düzenlemeler hariç, yabancılık unsuru taşıyan medeni hukuk alanına giren ilişkiler ve idari mercilerin kısıtlamalarına tabi olarak kalkınma amaçlı tahsis edilmiş gayri menkuller veya benzerlerinin imarı için gerçekleştirilen muameleler; hususi hukuk hükümlerine tabi bağışlar; eyaletlerin özerk yetki alanına giren konularla ilgili idari ceza hukuku ve idari ceza usulleri hariç ceza hukuku; yargının idaresi; toplumun suça ya da diğer muzır unsurlara karşı korunması için gerçekleştirilmiş teşekküller; Danıştay; telif hakları; basınla ilişkiler; eyaletlerin özerk yetki alanına giren konularla ilgili olanların haricindeki kamulaştırma işlemleri; noterlik, avukatlık ve sair mesleklerle ilgili hususlar;
  7. Mahalli kamu güvenliğini ilgilendiren meseleler hariç, genel konularda asli yardımlaşma dâhil kamusal huzurun, düzenin ve güvenliğin muhafazası; dernek ve birlik kurma hakkı; doğum, evlilik ve ölümlerin ve isim değişikliklerinin kayda geçirilmesi dâhil medeni hallerle ilgili konular; yabancılar polisi ve ikametgâh kaydı; silahlar, mühimmat ve patlayıcılarla ilgili konular ve ateşli silahların kullanımı;
  8. Ticaret ve sanayiyi ilgilendiren konular; halka açık tanıtım ve ticari aracılık faaliyetleri; haksız rekabetin engellenmesi; patentle ilgili konular ve tasarımların, ticari markaların ve emtiayı tarif eden diğer unsurların korunması; patent mümessilliğiyle ilgili konular; inşaat mühendisliğiyle ilgili konular; ticaret ve sanayi odaları; ziraat ve ormancılık alanlarında kurulacak olanlar hariç, federal bölgenin genelini kapsayan meslek birliklerinin kurulması;
  9. 11’inci maddedeki düzenlemelerin kapsamı dışındaki demiryolları, havacılık ve denizcilikle ilgili trafik sistemleri; motorlu trafik; karayolu polisini ilgilendiren hususlar hariç, federal kanunların transit trafiğinin önemi çerçevesinde federal karayolu olarak ilan ettiği yollarla ilgili konular; 11’inci maddedeki düzenlemelerin kapsamı dışındaki nehir ve seyrüsefer polisi; posta ve telekomünikasyon sistemi; çevreyi önemli ölçüde etkilemesi beklenen ve idari düzenlemelerin yönetmelik marifetiyle uyum tanımı getirilmesini zorunlu kıldığı alanlara ilişkin projelerin çevresel uygunluk incelemesi;
  10. Madencilik faaliyetleri; kesilen ağaçların akarsular vasıtasıyla taşınması dâhil ormancılık faaliyetleri; su hakları; sellerin güvenli şekilde yönlendirilmesi ya da gemi ve salla taşıma faaliyetleri için suların denetimi ve korunması; su yollarının inşası ve bakımı; elektrik üretim tesislerinin ve işletmelerinin düzenlenmesi ve standardizasyonun yanı sıra bu alandaki güvenlik tedbirleri; iki veya daha fazla sayıda eyaleti kapsayacak şekilde gerçekleştirilen elektrik iletimini ilgilendiren hükümler; buharlı ve diğer yakıtla çalışan motorlar; arazi ölçümü;
  11. 12’nci maddedeki düzenlemelerin kapsamı dışındaki işçi işveren mevzuatı; sosyal ve akdi sigorta; ziraat ve ormancılık sektörleriyle ilgili olanlar hariç, işçi ve ücretli çalışanların kayıtlı olduğu odalar;
  12. Cenazelerin gömülmesi ve bertarafı; mahalli hıfzısıhha ve ilk yardım hizmetleri hariç kamu sağlığını ilgilendiren konular, hastaneler ve bakım evleri, sağlık köyleri ve doğal kür merkezlerinin sadece hijyen yönünden denetimi; ortamın hava kalitesinin sınır değerlerinin aşılması sonucunda çevre üzerinde olumsuz etki yaratan faktörlerle mücadele; ısıtma tesisleriyle ilgili olarak eyaletlerin yetkisinde kalan düzenlemeler saklı kalmak kaydıyla, hava kirliliğinin kontrolü; tehlikeli atıklar ve çöplerle ilgili yeknesak düzenlemelerin çıkartılması, ihtiyacın bulunduğu diğer atıkların yönetimi; veterinerlik hizmetleri; gıda maddelerinin denetimi dâhil beslenmeyle ilgili hizmetler; tohum ve bitki ürünleri girişi ve bitkisel emtialarla bunların tesellüm işlemleri dâhil, tohum ve bitkisel emtiaların, yem ve gübrelerin yanı sıra bitki koruyucularının ve bitki güvenliği uygulamaları alanındaki ticari işlemlerin düzenlenmesi;
  13. Bilimsel ve uzmanlık gerektiren alanlarda arşiv ve kütüphanecilik hizmetleri; federal koleksiyonlar, sanat ve bilime hizmet eden kuruluşları ilgilendiren konular; yapı ilişkileri hariç federal tiyatrolarla ilgili konular; anıtların korunması; nüfus sayımı ve sadece bir bölgenin menfaatine hizmet edenlerin dışında kalan diğer istatistiksel çalışmalar -her bir eyaletin kendi toprakları içerisinde her nevi istatistiksel faaliyet yürütmelerine müsaade edilerek-; bağışlar ve birden fazla bölgenin menfaatine hizmet eden ve bugüne kadar eyaletlerin özerk idaresinde bulunmamış vakıflar;
  14. Federal kolluk kuvvetlerinin ve federal jandarmanın teşekkülü ve komutası; zabıta kuvvetleri hariç, diğer kolluk güçlerinin teşkil ve teşekkülüne ilişkin şartların belirlenmesi; kolluk kuvvetlerinin silahlanması ve silahlarını kullanma haklarına ilişkin şartların belirlenmesi;
  15. Askerî ilişkiler; muharip unsurların ve onların geride kalan bakmakla yükümlü oldukları kişilerin savaş zararları ve bunlara ilişkin refah önlemlerini ilgilendiren konular; şehitliklerin bakımı; savaş nedeniyle veya savaş sonrasında, nüfusun temel ihtiyaç maddelerine erişebilmesini sağlamak başta olmak üzere, ekonomik ilişkilerin yeknesak şekilde yürütülmesini sağlamak için gerekli görülen tüm tedbirler;
  16. Federal mercilerin ve diğer federal kurumların kurulması; federal çalışanları için çalışma esasları ve personel temsil hakları;
  17. Nafakanın tayini ve aileler adına refah dengeleme fonunun oluşturulmasıyla ilgili konularla sınırlı nüfus politikaları;
  18. Avrupa Parlamentosu seçimleri.

(2) Bölünmemiş çiftlik arazilerinin veraset hakkını düzenleyen federal kanunların yanı sıra, yukarıdaki 1’inci maddenin onuncu fıkrası uyarınca çıkartılan federal kanunlarda, eyaletlerin yasama organlarına özel olarak düzenlemesi zorunlu münferit hükümlerle ilgili uygulama hükümlerini çıkartma yetkisi tanınabilir. 15’inci maddenin altıncı fıkra hükümleri söz konusu eyalet kanunlarına benzer olarak uygulanır. Bu gibi durumlarda çıkartılan uygulama kanunları federasyon tarafından yürütülür ancak, tüzüklerden eyalet kanunlarının uygulayıcı hükümleriyle ilgili olanlarının, yukarıda belirtildiği gibi ilgili eyalet hükümetiyle uyum içerisinde çıkartılması gereklidir.

(3) Federasyon; 16’ncı maddede öngörülen anlamda eyaletlerin özerk yetki sınırları dahilinde tedbirler almasını gerektiren yahut eyaletlerin özerk yetkilerini bir başka yolla etkileyecek nitelikteki antlaşmaları imzalamadan önce, eyaletlerin görüşlerini bildirmelerine imkan tanır.

Madde 11.

(1) Aşağıda sayılan alanlarda gerçekleştirilecek yasal düzenlemeler federasyon tarafından gerçekleştirilir, yürütme eyaletlere aittir;

  1. Tabiiyet;
  2. Ziraat ve ormancılığın yanı sıra Alp dağlarında rehberlik ve kayak eğitmenliği ve eyaletlerin özerk yetki sınırları içerisinde kalan diğer sporlarla ilgili olanlar hariç olmak üzere, 10’uncu madde kapsamı dışındaki meslek birlikleri;
  3. Konut inşası ve mevcut konutların ıslahının teşvik edilmesi hariç, sosyal konutlarla ilgili çalışmalar;
  4. Karayolu polisi;
  5. Hıfzısıhha;
  6. Tuna Nehri, Konstans Gölü, Neusiedl Gölü ve diğer sınırı aşan suların ötesindeki sınırlarla ilgili olanlar hariç, taşımacılık ruhsatları, nakliye tesisleri ve bu tesislerle ilgili olarak alınması zorunlu önlemler bağlamında karayolu taşımacılığı; Tuna Nehri, Konstans Gölü, Neusiedl Gölü ve diğer sınırı aşan suların ötesindeki sınırlarla ilgili olanlar hariç nehirler ve iç sulardaki seyrüsefer polisi;
  7. Yeknesak düzenlemelerin çıkartılmasının gerekli olduğu düşünülen, çevreyi önemli ölçüde etkilemesi beklenen bu konularla ilgili projelere ait çevresel etki değerlendirme çalışmaları; bu projelerin onaylanması.

(2) Yeknesak düzenlemelerin çıkartılmasının gerekli olduğunun düşünüldüğü hallerde, özellikle vergiyle ilgili konular da dâhil, yasal düzenleme yetkisinin eyaletlere ait olduğu konulara ilişkin idari usuller, idari ceza hukukunun genel hükümleri, idari ceza muhakemeleri usulü ve idari icrayla ilgili düzenlemeler federal kanunlarla belirlenir.; İdarenin münferit yetki alanına giren konularda, eldeki meselenin düzenlenmesi için gerekli olduklarında, federal ya da eyalet kanunlarında farklı düzenlemelere gidilebilir.

(3) Bu kanunlarda aksi belirtilenlerin haricinde, yukarıdaki bir ve ikinci fıkra uyarınca çıkartılan federal kanunları uygulama yönetmelikleri federasyon tarafından çıkartılır. Federal kanunlar uyarınca yukarıdaki birinci fıkranın 4 ve 6 numaralı bendine istinaden eyaletlerin çıkartmasına izin verilen uygulama yönetmeliklerinin yayımlanma şekli federal kanunlarla düzenlenebilir.

(4) İkinci fıkra uyarınca çıkartılan kanunlar ve anayasaya istinaden çıkartılan uygulama yönetmelikleri, işlemin konusunu oluşturan meselenin federasyon veya eyaletlerin icrasına tabi olup olmamasına bağlı olarak, federasyon veya eyaletler tarafından uygulanır.

(5) Federal kanunlar, yeknesak düzenlemelerin çıkartılmasına ihtiyaç olması kaydıyla, havayı kirleten kirleticiler için yeknesak emisyon sınır değerlerini belirleyebilir. Bu yeknesak emisyon sınır değerleri idarenin münferit sektörleri için federal ve eyalet kanunlarında öngörülenlerin üzerinde olabilir.

(6) Yeknesak düzenlemelerin çıkartılmasının gerekli olduğunun düşünüldüğü hallerde, federal kanunlara tabi projeler için halkın katılımı toplantılarını, halkın katılım toplantıları sonrası gerçekleştirilecek idari usullere katılımı ve söz konusu projelere ilişkin alınması zorunlu izinlerin zamanında verilmesi, halkın katılımı toplantılarının sonuçlarının değerlendirilmesinin yanı sıra 10’uncu maddenin birinci fıkrasının 9 numaralı bendinde belirtilen projelerin onay sürecini düzenleyen usulleri de belirler. Bu düzenlemelerin yürütülmesiyle ilgili hususlarda dördüncü fıkra hükümleri uygulanır.

(7) Birinci fıkranın 7 numaralı bendinde belirtilen konularda karar, her bir eyaletin icra yetkisinde olan tüm temyiz yollarının tüketilmesinden sonra, bağımsız çevre mahkemesinin (tribunal) yetkisindedir. Bu karar yetkisi ayrıca, ilgili üst makamın göz önünde bulundurması gereken idari usulleri düzenleyen yönetmelikleri kastettiği anlamındadır. Bağımsız çevre mahkemesi, başkanlar, hakimler ve yasal olarak atanmış diğer üyelerden oluşur ve ilgili Federal Bakanlık bünyesinde oluşturulur. Mahkemenin kuruluş, görev ve çalışma esasları federal kanunla düzenlenir. Kararları temyiz yoluyla iptal veya tadil edilemez.; Danıştay’a itiraz edilmesi kabule şayandır.

(8) Birinci fıkranın 7 numaralı bendinde belirtilen konularla ilgili projeler birden fazla eyaleti kapsıyorsa, projede yer alan eyaletlerin her biri öncelikle karşılıklı anlaşma yoluna giderler. 18 ay içerisinde karşılıklı anlaşma yoluyla karar alınamazsa, karar, eyaletlerden ya da konunun taraflarından birinin talebi üzerine bağımsız çevre mahkemesinin yetkisine geçer.

(9) Birinci fıkranın 7 numaralı bendinde belirtilen konularla ilgili olarak, aşağıda sayılan yetkiler bir eyalet hükümetinin karşısında Federal Hükümete ve münferit Federal Bakanlıklara aittir;

  1. Eyalet mercilerine ait evrakı federal kurumlar aracılığıyla inceleme yetkisi;
  2. Federasyon tarafından çıkartılmış yasalar ve mevzuatın icrasına uygun raporların tevdi edilmesini isteme yetkisi;
  3. Federasyonun kanun ve yönetmelikleri yasalaştırma sürecine ilişkin hazırlıkları gerçekleştirebilmesini teminen, icraya uygunluk için gerekli olan tüm bilgileri talep etme yetkisi;
  4. Bazı özel hallerde, diğer yetkilerin icrası için gerekli olan bilgilerin ve evrakın sağlanmasını talep etme yetkisi;

Madde 12.

(1) Aşağıda sayılan alanlarda esaslara ilişkin yasama yetkisi federasyona aittir, uygulama kanunlarını çıkartma yetkisi ve icra eyaletlere aittir.

  1. Sosyal refah; 10’uncu madde kapsamında düzenlenmeyen nüfus politikaları; kamusal sosyal ve refah kuruluşları; annelik; yeni doğan bebeklerin ve buluğ çağındaki gençlerin refahı; hastaneler ve bakım evleri; sağlık köyleri, sanatoryumlar ve sağlık kuruluşlarının sağlık gerekçeleriyle tabi olduğu şartlar; doğal kür merkezleri;
  2. Uyuşmazlıkların mahkemeler dışında çözümlenmesinde müracaat edilecek kamu kurumları;
  3. Toprak reformu, özellikle toprak toplulaştırma önlemleri ve yeniden iskân;
  4. Bitkilerin hastalıklara ve böceklere karşı korunması;
  5. 10’uncu madde kapsamında düzenlenmeyen elektrik üretimine dair konular;
  6. Konunun, ziraat ve ormancılık sektöründe çalışan işçi ve çalışanları ilgilendirmesi kaydıyla, çalışma mevzuatı, işçi ve çalışanların korunması;

(2) Toprak reformuyla ilgili konularda son karar, eyaletler düzeyinde karar mercii başkan ve hâkimler ile idari görevliler ve bilirkişilerden oluşan mahkemelerdedir. Son kararı verecek olan mahkeme ilgili Federal Bakanlığın bünyesinde oluşturulur. Mahkemelerin kuruluş, görev ve çalışma esaslarının yanı sıra toprak reformuyla ilgili diğer kurumların teşkilat ve çalışma esasları federal kanunla düzenlenir. Federal kanunda bu mahkemelerin kararlarının temyize götürülemeyeceği ve idari kararla değiştirilemeyeceği hükmüne yer verilir. İlk derece mahkemesine ait kararın eyalet yargı sistemi içerisinde mutat yolla temyiz etme hakkının dışarlanması kabule şayan değildir.

(3) Eyalet mercilerinin elektrik enerjisiyle ilgili meselelerde aldıkları kararlar birbirlerininkinden ya da eyalet hükümetinin bu alandaki kararlarından farklılık gösteriyorsa, taraflardan birinin federal kanunda belirtilen mühlet içerisinde bu yönde talepte bulunması kaydıyla, konuyla ilgili karar verme yetkisi ilgili Federal Bakanlığa geçer. Bakanlığın karar tarihinden itibaren, o tarihe kadar eyaletin bu konuda verdiği kararlar geçersiz hale gelir.

(4) Federal mevzuata ait temel kanunlar ve temel hükümlerde bu husus açıkça belirtilir.

Madde 13.

(1) Federasyon ve eyaletlerin vergilendirme alanındaki yetkileri özel bir federal anayasa (“Anayasal Finans Kanunu”) hukuku ile düzenlenir.

(2) Federasyon, eyaletler ve belediyeler ekonomik ilişkilerini genel anlamda dengeli şekilde yürütmeyi hedeflemek zorundadırlar.

Madde 14.

(1) Aşağıdaki fıkra hükümlerinde yer alan aksine düzenlemeler müstesna, öğrenim ve eğitim, talebe ve öğrenci yurtlarına ilişkin konularda yasama ve yürütme yetkisi federasyona aittir. Madde 14/a’da düzenlenmiş hususlar, bu maddenin anlamı dahilinde öğrenim ve eğitime ait değildir.

(2) Aşağıdaki 4 numaralı bent hükümlerinde yer alan aksine düzenlemeler müstesna, zorunlu devlet okullarında görev yapan öğretmenlerin çalışma esasları ve özlük haklarıyla ilgili hususlarda yasama yetkisi federasyona, yürütme yetkisi eyaletlere aittir. Federal kanunlarda açıkça belirlenecek münferit hükümlerle ilgili olarak eyaletlerin yasama organlarına uygulayıcı hükümler çıkartma yetkisi tanınabilir. Bu durumda, 15’inci maddenin altıncı fıkra hükümleri benzer şekilde uygulanır. Federasyon kanunlarıyla ilgili uygulama yönetmelikleri, burada aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde, federasyon tarafından çıkartılır.

(3) Aşağıda belirtilen alanlardaki esaslara ilişkin yasama yetkisi federasyona aittir, uygulama kanunlarını çıkartma ve yürütme yetkisi eyaletlere aittir;

  1. a) Federal okul otoriteleri kapsamında eyaletlerde ve ilçelerde kurulacak kurulların, üye atamaları ve ücretlendirme dâhil teşkil ve teşekkülü;
  2. b) Zorunlu devlet okulları için örgütlenme çerçevesi (yapı, organizasyon şekilleri, kuruluş, bakım, tasfiye, yerel bölgeler, sınıfların büyüklükleri, ders süreleri);
  3. c) Münhasıran ya da büyük ölçüde talebe ve öğrencilere tahsis edilmiş, devlet öğrenci yurtları için örgütlenme çerçevesi;
  4. d) Eyaletler, belediyeler ya da mahalli birlikler tarafından münhasıran ya da büyük ölçüde zorunlu eğitim kurumlarında öğrenim gören öğrencilere tahsis edilmiş merkezlerde veya öğrenci yurtlarında istihdam edilecek anaokulu öğretmenlerinin ve eğitmenlerin mesleki istihdam için yeterlilik şartları;

(4) Aşağıda sayılan alanlarda yasama ve yürütme yetkisi eyaletlere aittir;

  1. a) Yetkili mercilerin yukarıdaki ikinci fıkra uyarınca çıkartılan kanunlara dayalı olarak, zorunlu devlet okullarında görev yapan öğretmenlerle ilgili görev ayrıcalıklarını düzenleme yetkisi; eyalet kanunlarıyla, eyaletlerdeki ve ilçelerdeki federal okul idarelerine hizmet pozisyonlarına yapılacak atamalar, diğer seçim ve terfi işlemlerinin yanı sıra göreve uygunluk ve disiplin kovuşturmalarında yer alma zorunluluğu sağlanır. Hizmet pozisyonlarına yapılacak atamalar, diğer seçimler ve terfilerde yer alma zorunluluğu her halükarda birinci seviye federal okul otoritesi tarafından aday gösterilme hakkını kapsar;
  2. b) Ana okul sistemi ve merkezler sistemi.

(5) Aşağıda belirtilen alanlarda, yukarıdaki iki ve dördüncü fıkralar arasında kalan hükümlerden farklı olarak, yasama ve yürütme yetkisi federasyona aittir;

  1. a) Müfredatlarının gereği olan uygulamaları eğitim amacıyla bir devlet okuluna bağlanmış örnek devlet okulları, örnek ana okulları, örnek merkezler ve örnek öğrenci yurtları;
  2. b) Münhasıran ya da büyük ölçüde yukarıdaki a bendinde belirtilen örnek okullarda öğrenim gören öğrencilere tahsis edilmiş, devlet öğrenci yurtları;
  3. c) Yukarıdaki (a) ve (b) bentlerinde belirtilmiş kamu kurumlarında görev yapan öğretmen, eğitmen ve ana okulu öğretmenlerinin çalışma esasları ve özlük hakları.

(6) Devlet okulları kanun gereği ilgili merciler tarafından kurulan ve muhafaza edilen okullardır. Devlet okullarının kurulması, bakımı ve kapatılmasına ilişkin konularda yasama ve yürütme yetkisinin federasyona ait olması kaydıyla, kanunun gerektirdiği yetki, federasyona aittir. Devlet okullarının kurulması, bakımı ve kapatılmasına ilişkin konularda mevzuat ya da uygulama yönetmeliklerini çıkarma ve yürütme yetkisinin eyaletlere ait olması kaydıyla, kanunun gerektirdiği yetki, eyaletlere veya yasal hükümlere göre belediyelere ya da belediyeler birliğine aittir. Okullar doğum, cinsiyet, ırk, statü, sınıf, dil ve din ve yasal gereklilikler sınırları dâhilinde başka her hangi bir ayrım olmaksızın herkese açıktır. Ana okullar, merkezler ve öğrenci yurtları için de aynı hüküm geçerlidir.

(7) Özel okullar devlet okullarının dışında kalan okullardır. Bunlar yasal hükümler uyarınca devlet okulu statüsü edinirler.

(8) Federasyon; yukarıdaki iki ve üçüncü fıkralara göre yürütme yetkisinin eyaletlere ait olduğu konularda, adı geçen fırkalar uyarınca çıkartılan kanunlara ve yönetmeliklere uygunluğu denetleyebilir ve bu amaçla okullara ve öğrenci yurtlarına görevliler atayabilir. Eksikliklerin gözlenmesi halinde, müdürden eksiklikleri uygun mühlet içerisinde gidermesi talep edilebilir. (madde 20/1). Müdür eksiklikleri yasal hükümler çerçevesinde gidermek ve talimatların gereğini yerine getirmek zorundadır ve ayrıca, eyaletin özerk yetki alanına giren bir konuda eyalet adına işlem yapma yetkisine sahip bir görevli sıfatıyla yetkisi dâhilindeki her türlü vasıtayı kullanmakla yükümlüdür.

(9) Hizmet şartlarının belirlenmesine ilişkin yasama ve yürütme yetkilerinin federasyon, eyaletler, belediyeler ve belediyeler birliği arasındaki dağılımına ilişkin olarak 10 ve 21’inci maddelerde düzenlenmiş genel kurallar, önceki fıkralarda yer alan aksine hükümler müstesna, öğretmen, eğitmen ve ana okul öğretmenlerinin çalışma esasları için de geçerlidir. Aynı hüküm öğretmen, eğitmen ve ana okul öğretmenlerinin özlük hakları için de geçerlidir.

(10) Milli Konsey; üniversiteler ve güzel sanatlar akademileriyle ilgili olmaması kaydıyla, federasyonun eyaletlerdeki ve ilçelerdeki okullara ilişkin yetkilerini ilgilendiren konularla, zorunlu eğitim, okulların teşekkülü, özel okullar ve devlet okullarında din dersi uygulaması dâhil, okullar ve Kiliseler   (ve çeşitli dini gruplar) arasındaki ilişkilere dair konularla ilgili olarak federal mevzuatı ancak en az üye tam sayısının yarısının katılımıyla ve kullanılan oyların üçte ikisinin çoğunluğuyla oylayabilir. Bu hususlarda müzakere edilen ve 50’nci maddede belirtilen kategoride yer alan antlaşmaların onanması için de aynı hüküm geçerlidir.

(11) (Mülga)

Madde 14a.

(1) Aşağıda aksine bir hüküm yoksa, ziraat ve ormancılık okullarının yanı sıra, ziraat ve ormancılık eğitimi, öğrenci yurtları ve bu madde kapsamındaki okul ve öğrenci yurtlarında görevli öğretmenlerin ve eğitmenlerin çalışma esasları ve özlük haklarına ilişkin konularda yasama ve yürütme yetkisi eyaletlere aittir. Üniversite eğitimiyle ilgili konular ziraat ve ormancılık okullarının kapsamında değildir.

(2) Aşağıda sayılan alanlarda yasama ve yürütme yetkisi federasyona aittir;

  1. a) Ziraat ve ormancılık ortaöğretim okulları ve ziraat ve ormancılık okullarında görevli öğretmen yetiştiren ve tamamlayıcı eğitim veren okullar;
  2. b) Ormancılık sektöründe çalışanların yetiştirildiği teknik kolejler;
  3. c) Müfredatta yer alan uygulamalı eğitimlerin verilebilmesini teminen, teşkilat olarak yukarıdaki (a) ve (b) bentlerinde belirtilen devlet okullarından herhangi birine ya da federal ziraat ve ormancılık araştırma enstitüsüne bağlı devlet ziraat ve ormancılık teknik kolejleri;
  4. d) Münhasıran veya büyük ölçüde yukarıdaki (a) ile (c) bentleri arasında kalan bentlerde belirtilen devlet okullarına devam eden talebe ve öğrencilere tahsis edilmiş öğrenci yurtları;
  5. e) Yukarıdaki (a) ila (d) bentleri arasında kalan bentler belirtilen devlet okullarında görevli öğretmen ve eğitmenlerin çalışma esasları ve özlük hakları;
  6. f) Dini cemaatlere ait ziraat ve ormancılık okullarının personel harcamaları için öngörülen devlet yardımları;
  7. g) Müfredatta yer alan uygulamalı eğitimlerin verilebilmesini teminen, teşkilat olarak federasyonun desteklediği bir ziraat ve ormancılık araştırma okuluna bağlı federal ziraat ve ormancılık enstitüleri.

(3) Yukarıdaki ikinci fıkrada belirtilen konularla ilgili olanlar müstesna, aşağıda sayılan alanlarda yasama yetkisi federasyona, yürütme yetkisi eyaletlere aittir;

  1. a) Din dersi;
  2. b) Bu okullarda görevli öğretmenler ve eğitmenlerle ilgili görev ayrıcalıklarını düzenleme yetkisini ilgilendiren konular hariç, devlet ziraat ve ormancılık meslek okulları ve teknik kolejlerinde görevli öğretmenlerin ve münhasıran ya da büyük ölçüde bu okullarda okuyan talebelere tahsis edilmiş devlet öğrenci yurtlarında görevli eğitmenlerin çalışma esasları ve özlük hakları;

Yukarıdaki (b) bendi hükümleri uyarınca çıkartılan federal kanunlarda açıkça belirlenecek münferit hükümlerle ilgili olarak eyaletlerin yasama organlarına uygulayıcı hükümler çıkartma yetkisi tanınabilir. Bu bağlamda, 15’inci maddenin altıncı fıkrası hükümleri benzer şekilde uygulanır. Federasyon kanunlarıyla ilgili uygulama yönetmelikleri, burada aksine bir hüküm bulunmadığı taktirde, federasyon tarafından çıkartılır.

(4) Aşağıda belirtilen alanlardaki esaslara ilişkin yasama yetkisi federasyona aittir, uygulama kanunlarını çıkartma ve yürütme yetkisi eyaletlere aittir;

  1. a) Ziraat ve ormancılık meslek okulları bakımından, derslerin amaçlarının, okutulması zorunlu konuların ve serbest öğretimle ilgili hususların belirlenmesinin yanı sıra zorunlu eğitim ve bir eyaletteki bir okuldan başka bir eyaletteki bir okula nakille ilgili hususlar;
  2. b) Ziraat ve ormancılık teknik kolejleri bakımından, okula kabul şartları, derslerin amaçları, teşkilat şekilleri, eğitim ve öğretim konularının genişletilmesi ve okutulması zorunlu konular, serbest öğretim ve bir eyaletteki bir okuldan başka bir eyaletteki bir okula nakille ilgili hususlar;
  3. c) Yukarıdaki ikinci fıkranın (b) bendinde düzenlenen okullar hariç, özel ziraat ve ormancılık meslek okulları ve yetiştirme kolejlerinin kamusal statüsünü ilgilendiren hususlar;
  4. d) Yukarıdaki birinci fıkrada belirtilen alanlarda eyaletlerin yürütme yetkisine dâhil olan istişare kurullarının teşkilini ve yetkilerini ilgilendiren hususlar.

(5) Yukarıdaki ikinci fıkranın (c), ve (g) bentlerinde belirtilen ziraat ve ormancılık teknik kolejleri ve araştırma enstitülerinin kurulması, ancak bu meslek okullarının veya teknik kolejin kurulacağı, Eyalet Hükümetinin bunun kurulmasını kabul etmişse kurulabilir. Bu okullarda müfredatta yer alan uygulamalı eğitimin verilebilmesi amacıyla, öğretmen yetiştiren ve tamamlayıcı eğitim veren bir okula ve ziraat ve ormancılık okullarına teşkilat olarak bağlanacak bir ziraat ve ormancılık okuluysa, bu olurun alınması zorunlu değildir.

(6) Yürütme yetkisinin üç ve dördüncü fıkra hükümleri uyarınca eyaletlere ait olduğu hususlarla ilgili olarak federasyon tarafından çıkartılmış yasal düzenlemelere uygunluğun denetlenmesi federasyonun yetkisindedir.

(7) 14’üncü maddenin altı, yedi ve dokuzuncu fıkra hükümleri, birinci fıkrada belirtilen* alanlarda gerekli değişikliklerle uygulanır.

(8) Milli Konsey; dördüncü fıkrada belirtilen konulara ilgili federal mevzuatı ancak en az üye tam sayısının yarısının katılımıyla ve kullanılan oyların üçte ikisinin çoğunluğuyla kabul edebilir.

Madde 14b.

(1) Üçüncü fıkra kapsamında düzenlenmemiş olması kaydıyla, kamu ihaleleriyle ilgili yasama yetkisi federasyona aittir.

(2) Birinci fıkrada belirtilen düzenlemeler bağlamında,

  1. Aşağıda sayılan alanlarda yürütme yetkisi federasyona aittir;
  2. a) Federasyona ait ihaleler;
  3. b) Madde 126/b’nin birinci fıkrasında tanımlanan vakıflar, fonlar ve kurumların ihaleleri;
  4. c) Diğer mali ya da iktisadi veya teşkilatsal tedbirlerle garanti altına alınan federasyonun mali katkısı ya da etkisi en az eyaletlerin mali katkıları ya da etkilerine mukabil derecedeyse, madde 126/b’nin ikinci fıkrasında tanımlanan işletmelerin ihaleleri;
  5. d) Federal Kanunlar uyarınca kurulmuş özerk idari hükmi şahıslara ait ihaleler;
  6. e) Yukarıdaki ikinci fıkranın (a)–(d) bentleri arasında kalan bentlerde belirtilmeyen aşağıda sayılan hükmi şahıslara ait ihaleler;
  7. aa) Federasyonun finansman katkısının en az eyaletlerin finansman katkılarına eşit olması kaydıyla, federasyon tarafından finanse edilen hükmi şahıslar;
  8. bb) Sözleşmenin (aa) bendi veya ikinci fıkranın (e) bendi kapsamında olmaması kaydıyla, yönetimleri bakımından federasyonun denetiminde olan hükmi şahıslar;
  9. cc) İhalenin (aa) veya (bb) bentleri, ya da ikinci fıkranın (e)–(aa) bentleri kapsamında olmaması ve federasyonun en az eyaletlerce atanan üye sayısına eşit sayıda üye atanması kaydıyla, federasyon tarafından atanmış üyelerden oluşan idari ve yönetim veya denetim kurulları;
  10. f) Federasyonun tahmini toplam sözleşme bedeli içerisindeki katkı payının en az eyaletlerinkine eşit olması kaydıyla, federasyon ve eyaletlerin ortaklaşa gerçekleştirecekleri ihaleler;
  11. g) İkinci fıkranın (a)–(f) bentleri arasında kalan bentlerde belirtilmeyen hükmi şahıslara ait ihaleler.
  12. Aşağıda sayılan alanlarda yürütme yetkisi eyaletlere aittir;
  13. a) Herhangi bir belediye veya belediye birliğine ait ihaleler;
  14. b) Madde 127/1 ve madde 127/a’nın bir ve sekizinci fıkralarında tanımlanan vakıflar, fonlar ve kurumların ihaleleri;
  15. c) Birinci fıkranın (c) bendinde belirtilen konularla ilgili olmamak kaydıyla, madde 126/b’nin ikinci fıkrasında tanımlanan işletmelere ait ihaleler ve madde 127/3 ve madde 127/a’nın üç ve sekizinci fıkralarında tanımlanan işletmelere ait ihaleler;
  16. d) Eyaletlerin mevzuatına uygun olarak kurulmuş özerk hükmi şahıslara ait ihaleler;
  17. e) Birinci fıkranın (a)–(d) bentleri arasında kalan bentlerde belirtilmeyen aşağıda sayılan hükmi şahıslara ait ihaleler;
  18. aa) İhalenin, birinci fıkranın (e) ve (aa) bentlerindeki hükümlere tabi bir ihale olmaması kaydıyla, eyaletlerin biri tarafından münferiden, ya da federasyon veya diğer bir eyalet ile müştereken finanse edilen hükmi şahıslar;
  19. bb) İhalenin, birinci fıkranın (e) ve (aa) bentlerindeki hükümlere tabi bir ihale olmaması kaydıyla, yönetimleri bakımından eyaletlerin denetiminde olan hükmi şahıslar;
  20. cc) İhalenin, birinci fıkranın (e) ve (aa) bentlerindeki hükümlere tabi bir ihale olmaması kaydıyla, herhangi bir eyalet tarafından atanmış üyelerden oluşan idari, yönetim veya denetim kurulları;
  21. f) İhalenin, birinci fıkranın (f) bendine tabi bir ihale olmaması kaydıyla, federasyon ve eyaletlerin birlikte düzenleyecekleri ihalelerin yanı sıra birden fazla eyalet tarafından düzenlenen ihaleler; belediyeler, nüfus büyüklüklerine bakılmaksızın, birinci fıkranın (b) ve (c) bentleri ile ikinci fıkranın (b) ve (c) bentleri bakımından, Federal Denetim Kurulunun görev ve yetki sınırları kapsamında bulunan hükmi şahıslar olarak kabul edilirler. Birinci fıkranın (b), (c), (e) ve (f) bentleri kapsamında, birinci fıkra uyarınca yapılacak alımların federasyona ait olduğu ve ikinci fıkra hükümleri uyarınca gerçekleştirilecek alımların ilgili eyaletlere ait olduğu kabul edilir. İkinci fıkranın (c), (e) ve (f) fıkraları bakımından, ihalenin birden fazla eyaletle ilgili olması durumunda, yürütme yetkisi, birinci fıkranın ilgili bendi (madde imi) bakımından federasyon ve eyalet arasındaki yürütme yetkisi paylaşımında hangi tarafın daha ağırlıkta olduğuna ve ayrıca alım yapan tarafın ikamet yerine, ihale makamının ikamet yerine (asli ikametgahına) bağlı olacaktır. Ancak, yürütme yetkisinin kesin olarak tanımlanması yine de mümkün değilse, yürütme yetkisi, ihalenin yapıldığı tarih itibariyle Federal Konseye halen ev sahipliği yapan eyalete ya da son olarak ev sahipliği yapmış eyalete aittir.

(3) İkinci fıkranın 2 numaralı bendinde belirtilen ihale sahipleri tarafından gerçekleştirilecek ihalelerin incelenmesiyle ilgili yasama ve yürütme yetkisi eyaletlere aittir.

(4) Federasyon; birinci fıkrada belirtilen konularla ilgili kanun taslaklarının hazırlanmasında eyaletlere de söz hakkı tanır. Birinci fıkra hükmüne göre kabul edilen, eyaletlerin yürütme yetkisinde olan konuları düzenleyen federal kanunlar ancak eyaletlerin ön onayı alınarak çıkartılabilir.

(5) İlgili kanunlarda aksine hüküm bulunmadıkça, birinci fıkra hükmü uyarınca çıkartılan federal kanunlarla ilgili uygulama yönetmelikleri federasyon tarafından çıkarılır. Dördüncü fıkra hükümleri bu yönetmeliklere gerekli değişikliklerle uygulanır.

(6) Sorgulama yetkisine sahip idari mercilerden 19’uncu maddenin birinci fıkrasında belirtilen üst derece idari mercileri, belediyeleri ve belediye birliklerinin yanı sıra özel hukuk kişilerini denetlemeleri de talep edilebilir.

Madde 15.

(1) Kendisiyle ilgili yasama ve/veya yürütme yetkisi federal anayasa tarafından federasyona bırakılmamış konularda eyaletler bağımsız yetki sahibidirler.

(2) Devlet emniyet güçlerinin mahalli emniyet birimlerini ilgilendiren ve belediyenin temsil ettiği yerel halkın menfaatlerini doğrudan doğruya ya da büyük ölçüde ilgilendiren ve uygunsuz gürültüye karşı kamu huzurunun ve düzeninin korunması örneğinde olduğu gibi, yerel halkın mahalli sınırlar içerisinde uygun şekilde çözümleyebileceği meselelerde, belediyelerin bu meseleleri ele alış şeklini denetleme ve gözlenen her türlü eksikliğin düzeltilmesini validen talep etme yetkisi federasyona aittir. Federasyonun bu amaçla yürüttüğü teftiş yetkileri belediyeye devredilebilir. Böyle bir yetki devrinin yapıldığı her durumda vali keyfiyetten haberdar edilir.

(3) Eyalet mevzuatının tiyatrolar ve sinemalar, halka açık gösteri ve performanslar ve eğlencelerle ilgili hükümleri uyarınca eyaletlerin coğrafi yetki sınırları içerisinde bulunan Federal Emniyet Müdürlükleri, asgari olarak söz konusu etkinliklerinden gözetiminden sorumludurlar. Ancak bu gözetim yetkisi, teknik faaliyetleri, yapılarda emniyeti ve itfaiyeyi ilgilendiren hususları ve idarenin, ilgili mevzuat uyarınca düzenlenecek ruhsatlarla ilgili ön incelemede yer alması hususunu kapsamaz.

(4) Federal Emniyet Müdürlüklerinin kendi coğrafi yetki sınırlarında kalan bölgelerde görev yapan, mahalli trafik polisleri (madde 118/3 ve 4) hariç, trafik polisleri ve Tuna Nehri, Konstans Gölü, Neusiedl Gölü ve sınırı aşan sularda görevli nehir ve seyrüsefer polisine ilişkin icra sorumluluklarının sınırı, federasyonun ve ilgili eyaletin konuyla ilgili kanunlarında belirlenir.

(5) Ordu mensupları veya diğer federal çalışanlara ait okullar ve hastaneler, ya da kışlalar dâhil, federal mercileri ve büroları ya da kamu kurumlarını barındıran yapılar gibi Federal Hükümete ait kamu hizmet binalarını ilgilendiren idari işlemler federal icranın yetkisi dahilindedir. Bu idari işlemlere dair itirazlarda nihai karar yetkisi valiye aittir. Ancak, bu hallerde yapılaşma sınırı ve seviyesinin belirlenmesi eyaletlerin yürütme yetkisindedir.

(6) Esasları düzenleme yetkisinin federasyona bırakılmış olması kaydıyla, federal kanunun belirlediği çerçeve kapsamında yer alan detaylı uygulamalarda sorumluluk, eyaletlerin yasama organlarına aittir. Federal kanun uygulama mevzuatının çıkartılması için mühlet belirleyebilir ki, bu süre, Federal Konseyin onayı olmaksızın, altı aydan kısa ve bir yıldan uzun olamaz. Bir eyalet bu mühlete uymaz ise, uygulama mevzuatını çıkarma yetkisi eyaletten federasyona geçer. Federal uygulama mevzuatı eyalet uygulama mevzuatının çıkartıldığı tarih itibariyle yürürlükten kalkar. Federasyon esasları belirlememişse, eyalet yasama organı bu hususları düzenlemekte serbesttir. Eyalet mevzuatının hükümleri, federasyonun esasları belirlediği tarihten itibaren federal kanunun belirlediği mühlet içerisinde bu esaslara ilişkin gerekli değişiklikler yapılarak tadil edilir.

(7) 11 ve 12’nci maddeler ile 14’üncü maddenin iki ve üçüncü fıkraları ve madde 14/a’nın üç ve dördüncü fıkralarında belirtilen alanlarla ilgili olarak bir eyalete ait bir idari işlem birden fazla eyalette uygulanacaksa, bu idari işlemin uygulanacağı eyaletler, öncelikle uygulamanın esasları üzerinde anlaşmaya varacaklardır. Yasal gerekliliğin ortaya çıktığı tarihten itibaren altı ay içerisinde üzerinde anlaşmaya varılacak bu düzenlemenin çıkartılmaması halinde, eyaletlerden ya da konunun taraflarından birinin talebiyle, bu düzenlemeyi çıkartma yetkisi ilgili Federal Bakanlığa geçer. Detaylar, 11 ve 12’nci maddeler ile 14’üncü maddenin iki ve üçüncü fıkraları ve madde 14/a’nın üç ve dördüncü fıkraya istinaden çıkartılmış federal kanunlarca düzenlenebilir.

(8) Federasyon, 11 ve 12’nci maddelere göre federal yasamanın yetkisine bırakılan konularda, çıkartmış olduğu yönetmeliklere uygunluğu denetleme hakkına sahiptir.

(9) Eyaletler kendi yasama yetkilerinin sınırları içerisinde kalan konularda, o konunun ceza ve medeni hukuk alanını ilgilendiren yönüyle ilgili hükümleri de düzenleyebilirler.

(10) Eyaletlerin mevcut mutat kamu yönetimi teşkilatında değişiklik yapan ya da yeni birimlerin kurulmasını öngören eyaletsel mevzuat düzenlemeleri ancak Federal Hükümetin onayıyla çıkartılabilir.

Madde 15a.

(1) Federasyon ve eyaletler kendi görev ve yetki alanlarına giren konularda birbirleriyle anlaşmalar yapabilirler. Federasyon adına bu tür anlaşmaların yapılması yetkisi, anlaşmanın konusuna bağlı olarak, Federal Hükümete ya da Federal Bakana aittir. Federal yasama organını da bağlayıcı nitelikteki anlaşmalar ancak Milli Konseyin onayıyla Federal Hükümet tarafından yapılabilir. 50’nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri Milli Konseyin bu yönde alacağı kararlara gerekli değişikliklerle uygulanır; bu kararlar Federal Resmi Gazete’sinde yayımlanır.

(2) Eyaletler kendi aralarında ve ancak kendi yetki alanlarıyla ilgili konularda anlaşmalar yapabilirler ve bu anlaşmaları gecikmeksizin Federal Hükümetin bilgisine sunmak zorundadırlar.

(3) Uluslararası hukukun antlaşmalara ilişkin esasları yukarıdaki birinci fıkrada kastedilen anlamdaki anlaşmalara uygulanır. Aynı esaslar, ilgili eyaletin buna mukabil kurucu kanunlarında aksine hükümler bulunmadıkça, yukarıdaki ikinci fıkrada belirtilen anlaşmalar için de gerekli değişikliklerle uygulanır.

Madde 16.

(1) Eyaletler kendi yetki alanına giren konularda Avusturya’ya komşu devletlerle, ya da onları oluşturan eyaletlerde antlaşmalar yapabilirler.

(2) Vali, bu nitelikte bir antlaşmayla ilgili müzakerelere başlanmadan önce Federal Hükümeti keyfiyetten haberdar etmelidir. Vali antlaşmanın imzalanmasından önce Federal Hükümetin onayını almalıdır. Federal Hükümet, onay talebinin Federal Şansölyeye tevdi edildiği tarihten itibaren sekiz hafta içerisinde valiye onay talebinin reddedildiğini bildirmemişse, onay verilmiş addedilir. Antlaşma müzakerelerini başlatma ve antlaşmayı imzalama sorumluluğu, eyalet hükümetinin tavsiyesi ve valinin imzasıyla Federal Cumhurbaşkanına aittir.

(3) Yukarıdaki birinci fıkraya göre bir eyalet tarafından imzalanan antlaşmalar Federal Hükümetin talebiyle iptal edilir. Bir eyalet bu yükümlülüğü yerine getirmezse, bununla ilgili yetki federasyona intikal eder.

(4) Eyaletler, uluslararası antlaşmaların uygulanması için kendi özerk yetki alanı çerçevesinde gerekli olacak işlemleri gerçekleştirmekle yükümlüdürler. Bir eyalet bu yükümlülüğünü eksiksiz şekilde yerine getirmezse, özellikle gerekli kanunların çıkartılması da dâhil bu işlemleri gerçekleştirme yetkisi federasyona intikal eder. Bu hüküm uyarınca federasyonun gerçekleştireceği bir işlem, özellikle çıkartılan bu nitelikteki bir kanun ya da yönetmelik, eyaletin yapılması zorunlu işlemi gerçekleştirmesiyle birlikte hükmünü yitirir.

(5) Federasyon, uluslararası antlaşmaların uygulanması konusunda ve eyaletlerin yetki alanına giren konularda da gözetim hakkına sahiptir. Federasyonun bu konuda eyaletlere karşı icra edeceği yetkiler dolaylı federal idarenin konusu olan yetkilerle aynıdır. (madde 102).

Madde 17.

Yasama ve yürütme yetkileriyle ilgili olarak madde 10 ilâ 15 arasında kalan maddelerde yer alan hükümler hiçbir şekilde, bir medeni hak sahibi olan federasyon ve eyaletlerin konumunu etkilemez.

Madde 18.

(1) Kamu yönetiminin geneli hukuka dayanır.

(2) Her idari mercii kendi yetki ve görev alanı sınırları çerçevesinde kanuna dayalı olarak yönetmelikler çıkarabilir.

(3) Milli Konseyin toplantıda olmadığı, zamanda toplanamayacağı veya kontrolü dışındaki sebeplerden ötürü toplantı yapmasının engellendiği bir anda, toplum için açık ve telafisi mümkün olmayan bir zararı önlemek için, Anayasa uyarınca Milli Konseyin karar almasını gerektirecek acil tedbirlerin alınması gerekli olursa, Federal Cumhurbaşkanı mevcut mevzuatta geçici değişiklikler getiren kararnameler çıkartmak yoluyla, Federal Hükümetin tavsiyesiyle ve kendisinin ve Federal Hükümetin sorumluluğunda bu tedbirleri alır. Federal Hükümet, Milli Konsey Baş Komisyonu tarafından atanmış Daimi Alt Komisyonun onayıyla tavsiyelerini sunmalıdır. (madde 55/2). Bu kararname Federal Hükümet tarafından da imzalanmalıdır.

(4) Üçüncü fıkra uyarınca çıkarılan tüm kararnameler Federal Hükümet tarafından gecikmeksizin Milli Konseye tevdi edilmelidir. Milli Konsey o anda oturumda değilse, Federal Cumhurbaşkanı tarafından toplanır. Ancak, Milli Meclis toplantıdaysa, kararnamenin tevdi edildiği tarihten itibaren sekiz gün içerisinde Başkan Milli Konseyi toplantıya çağırır. Milli Konsey; kararnamenin tevdi edildiği tarihten itibaren dört hafta içerisinde bu kararnamenin yerine ilgili Federal Kanunu oylamalı, ya da kararnamenin derhal yürürlükten kaldırılması talebiyle bir karar almalıdır. Kararnamenin yürürlükten kaldırılması yönünde karar alınmışsa, Federal Hükümet derhal talebi yerine getirmelidir. Başkan, Milli Konseyin zamanında karar alabilmesini teminen, teklifi en geç en son gün fakat her halükarda söz konusu dört haftalık mühletin hitamından önce oya sunmalıdır. Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanunda ayrıntılı düzenlemeler yapılır. Kararname, Federal Hükümet tarafından bir önceki cümlede yer alan hükümler uyarınca yürürlükten kaldırılırsa, kararnameyi yürürlükten kaldıran yasal hükümler, kararnamenin yürürlüğünün sona erdiği tarihinden itibaren yürürlüğe girer.

(5) Üçüncü fıkrada belirtilen kararnameler federal anayasa hükümlerini değiştirecek bir düzenleme içeremezler ve konuları itibariyle Federasyon veya Eyaletlere, ilçelere, ya da belediyelere mali yükler, ne de vatandaşlar için mali yükümlülükler, ya da kamu mallarının elden çıkartılması zorunluluğu getiremeyecekleri gibi, 10’uncu maddenin birinci fıkrasının 11 numaralı bendinde belirtilen konularla ilgili önlemler içeremezler ve son olarak dernekleşme veya kiraların korunması konularıyla da ilgili olamazlar.

Madde 19.

(1) Federal Cumhurbaşkanı, Federal Bakanlar ile Devlet Sekreterleri ve Eyalet Hükümetlerinin üyeleri en yüksek dereceli yürütme mercileridir.

(2) Yukarıdaki birinci fıkrada belirtilen mercilerin ve diğer kamu görevlilerinin ekonominin özel sektör kanadındaki faaliyetlerinin kabul edilebilirliği Federal Kanunla sınırlandırılabilir.

Madde 20.

(1) Geçici süreyle seçilmiş veya kalıcı süreyle atanmış kamu görevlileri federasyonun ve eyaletlerin en yüksek idari mercilerinin yönlendirmesiyle idari görevlerini yasalar çerçevesinde yerine getirir. Anayasada aksine hükümler bulunmadıkça, bunlar amirlerinin talimatlarına tabidirler ve görevlerini ifa ederken amirlerine karşı sorumludurlar. Bir ast, üstü tarafından verilmiş talimatı konuya uygun değilse, ya da talimata uyulması ceza kanununu ihlal edecekse, bir talimatı yerine getirmeyi reddedebilir.

(2) Federal veya eyalet kanunlarında son karar merci olarak bir mahkemeyi görevlendirmişse ve bu mahkemenin kararların kanun uyarınca idari merciler tarafından iptal edilmesi ya da değiştirilmesi mümkün değilse ve bu mahkeme en az bir hâkimden oluşuyorsa, mahkemenin diğer üyeleri de aynı şekilde hiçbir talimata bağlı olmaksızın görevlerini ifa ederler.

(3) Federal, eyaletlerle ve belediyelerle ilgili görevlerle görevlendirilmiş olanların yanı sıra diğer kamu hükmi şahıslarında görevlendirilenler, yasalarda aksine hüküm yer almadıkça, görevlerinin gereği olan faaliyetlerden edinecekleri ve açıklanması, kamu huzuru, düzeni ve emniyeti, genel milli savunma, dış ilişkiler, kamu hükmi şahsının menfaatleri, bir yasal düzenlemenin hazırlanması ya da ilgili tarafların üstün menfaatleri gereği kendilerine yasaklanmış bilgilerin tamamını gizli tutacaklardır (resmi gizlilik). Genel bir temsilcilik tarafından bu bilgiler talep edilmişse, bu temsilcilik tarafından atananlar için resmi gizlilik yükümlülüğü bulunmamaktadır.

(4) Federal, eyaletlerle ve belediyelerle ilgili görevlerle görevlendirilmiş olanların yanı sıra diğer kamu hükmi şahıslarında görevlendirilenler, bu açıklamanın gizliliğin muhafazasına ilişkin yasal yükümlülükle çelişmemesi kaydıyla, kendi yetki ve görev alanlarına giren konulara ilişkin bilgileri açıklarlar. Bir meslek birliğinin bilgi verme yükümlülüğü sadece kendi mensuplarıyla sınırlıdır ve bu açıklama yasaların kendilerine tanıdıkları işlevlerin işleyişine mani olmayacaktır. Federal mercilerin ve yerinden yönetim birimlerinin yasama ve yürütme yetkileriyle ilgili olarak federal kanunlar kapsamında detaylı düzenleme yapma yetkisi federasyona aittir. Eyaletlerin ve belediyelerle yerinden yönetim birimlerinin çerçeve mevzuatlarla ilgili yetkileri bakımından detaylı düzenleme yapma yetkisi federasyona aitken, uygulama mevzuatını çıkarma ve yürütme yetkileri eyalete aittir.

Madde 21.

(1) Eyalet, belediyeler ve belediye birliklerinin çalışanlarının hizmet akitleri ve özlük haklarına dair düzenlemeler dâhil, çalışma esaslarını ilgilendiren konularda yasama ve yürütme yetkisi, aşağıdaki ikinci fıkrada ve madde 14/2 ve 3’ün (d) bendinde yer alan aksine hükümler müstesna, eyaletlere aittir. Hizmet akdiyle çalışmayla ilgili tüm ihtilaflar mahkemeler tarafından çözümlenir.

(2) İşletmelerde istihdam edilenler müstesna, (birinci fıkrada anılan) çalışanların iş güvenliği ve eyalet çalışanlarının özlük haklarına dair konularda yasama ve yürütme yetkisi, eyaletlere aittir. Birinci cümlede yer alan konularda eyaletin yetkili olmadığı durumlarda, yukarıdaki belirtilen konularda federasyon yetkilidir.

(3) Anayasada aksine hüküm bulunmadıkça, federasyon çalışanlarına tanınan ayrıcalıklı memuriyet yetkisi federasyonun en yüksek mercileri tarafından icra edilir. Kanunun federasyon çalışanları için uygun istisnalar tanıdığı durumlar hariç, eyalet çalışanlarına tanınan ayrıcalıklı memuriyet yetkisi eyaletlerin en yüksek mercileri tarafından icra edilir. Eyalet anayasasında, eyalet çalışanlarına tanınan ayrıcalıklı memuriyet yetkisinin eşdeğer merciler tarafından icra edilebileceği hükmü yer alabilir.

(4) Kamu çalışanlarının federasyon, eyaletler, belediyeler ve belediyeler birlikleri arasında bir görevden diğer bir göreve atanma olasılıkları her daim garanti altındadır. Hizmet sürelerinin, federasyon, ya da bir eyalet, bir belediye, ya da bir belediye birliği için görev yürütülmesine bağlı olarak değişik hesaplanması kabule şayan değildir. Federasyonun, eyaletlerin ve belediyelerin personel çalışma esasları, özlük hakları ve iş güvencesi alanlarındaki düzenlemelerinde birbirine paralellik sağlanabilmesi için, federasyon ve eyaletler bu konulardaki tasarılarından birbirlerini haberdar ederler.

(5) Aşağıda sayılan haller yasal düzenleme yoluyla mümkün olabilir;

  1. Devlet memurlarının özel idari işlevleri ifa etmek amacıyla, ya da görevin bunu gerektirmesi sebebiyle geçici süreyle atanabilmeleri;
  2. Geçici sürenin hitamından sonra, ya da idari birimin teşkilatında veya çalışma esaslarının yapısında yasayla değişiklik yapılması üzerine, atamanın gerekli olmaması;
  3. Atama yetkisinin 66’ncı maddenin birinci fıkrası uyarınca devredilmemiş olması kaydıyla, çalışanın görev yerinin veya unvanının değişmesi halinde, atamanın gerekli olmaması.

(6) Yukarıdaki beşinci fıkrada belirtilen hallerde denk görev talebinde bulunulamaz.

Madde 22.

Federasyonun, eyaletlerin ve belediyelerin tüm yetkili mercileri kendi yetki alanı çerçevesinde birbirleriyle karşılıklı yardımlaşma içerisinde çalışmakla yükümlüdürler.

Madde 23.

(1) Kamu hukukuna göre kurulmuş Federasyon, eyaletler, ilçeler, belediyeler ve diğer kurum ve kuruluşlar, kanunların yürürlüğünün sağlanması amacıyla kendileri namına çalışan kişilerin kanuna aykırı davranışlarından ötürü her kim olursa olsun diğer kişilere verdikleri zarar ziyandan sorumludur.

(2) Yukarıdaki birinci fıkrada anılan tüzel kişilerden herhangi bir adına iş gören kişiler, bu zarar ziyanın kasti tutumları veya ağır kusurlarından kaynakladığının ispat edilmesi şartıyla, hükmi şahsın tazmin edilen kişiye ödediği tazminat bakımından o tüzel kişiye karşı sorumludur.

(3) Yukarıdaki birinci fıkrada anılan tüzel kişilerden herhangi bir adına iş gören kişiler, kanunların yürürlüğünün sağlanması amacıyla kendileri namına çalıştıkları tüzel kişilere karşı, kanuna aykırı davranışlarından ötürü verdikleri zarar ziyandan sorumludur.

(4) Bir ila üçüncü fıkralar arasında kalan hususlarla ilgili detaylı hükümler Federal Kanunla düzenlenir.

(5) Posta sistemi ve telekomünikasyon alanlarını düzenleyen özel hükümler ile yukarıdaki bir ila üçüncü fıkralar arasında kalan hükümler arasındaki farklılığın haddi Federal Kanunla belirlenir.

  1. Avrupa Birliği

 

Madde 23a.

(1) Avusturya Cumhuriyeti tarafından Avrupa Parlamentosu’na atanacak üyeler, nispi temsil esaslarına göre, en geç seçim tarihinin hitamında on sekiz yaşını tamamlamış ve seçim tarihinde Avusturya vatandaşı ve Avrupa Birliği hukukuna göre oy kullanmaktan men edilmemiş olan, ya da Avrupa Birliğine üye ülkelerin vatandaşı olan ve Avrupa Birliği hukukuna göre oy kullanma hakkına sahip kişiler arasından, eşit, doğrudan, gizli ve şahsi oy esaslarıyla seçilirler. Seçim usulüne ilişkin ayrıntılı hükümler Federal Kanunla düzenlenecektir.

(2) Federal bölge, Avrupa Parlamentosu için yapılacak seçimlerde tek bir seçim çevresini teşkil eder.

(3) En geç seçim tarihinin hitamında on dokuz yaşını tamamlamış ve seçim için belirlenen tarihte Avusturya vatandaşı ve Avrupa Birliği hukukuna göre oy kullanmaktan men edilmemiş olan, ya da Avrupa Birliğine üye ülkelerin vatandaşı olan ve Avrupa Birliği hukukuna göre oy kullanma hakkına sahip kişiler, seçilebilirler.

(4) Oy kullanma hakkının kullanılması veya seçmenlik hakkı ancak mahkeme kararıyla engellenebilir.

(5) Avrupa Parlamentosu seçimlerinin sevk ve idaresi Milli Konsey tarafından seçimler için atanmış seçim kurullarına devrolunur. Yurtdışında gerçekleştirilen oy kullanma işlemlerinin bir seçim kurulu önünde gerçekleştirilmesi gerekli değildir. Yurtdışında oy kullanımına ilişkin daha detaylı hükümler ancak, Milli Konseyin üye tam sayısının en az yarısının katılımıyla ve kullanılan oyların üçte ikisinin çoğunluğuyla kabul edilebilir.

(6) Seçmen kütükleri belediyeler tarafından kendi yetki ve görev sorumlulukları çerçevesinde hazırlanır.

Madde 23b.

(1) Avrupa Parlamentosuna üye olarak seçilmek için adaylığını koyan kamu görevlilerine propaganda faaliyetleri için yeterli süre tanınır. Avrupa Parlamentosuna üye olarak seçilen kamu görevlilerinin memuriyetleri, maaş kaybıyla birlikte görevleri süresince askıya alınır.

(2) Üniversitede görev yapan öğretim görevlileri Avrupa Parlamentosuna mensupken araştırma ve eğitim faaliyetlerine devam edebilir ve sınavlarda görev alabilirler. Bu faaliyetlere ilişkin ücretler fiilen verilen hizmet esas alınarak hesaplanır. Ancak bu ücret bir üniversite öğretim görevlisinin maaşının yüzde yirmi beşini geçemez.

(3) Anayasada Milli Konseyin mevcut veya sabık üyelerinin gerçekleştiremeyecekleri faaliyetler olarak tanımlanan faaliyetler, Avrupa Parlamentosunun mevcut veya sabık üyeleri için de münasip değildir.

Madde 23c.

(1) Federal Hükümet, Avrupa Birliği çerçevesinde Komisyon, Adalet Divanı, Bidayet Mahkemesi, Sayıştay, Avrupa Yatırım Bankası Yönetim Kurulu, Ekonomik ve Sosyal Komite ve Bölgeler Komitesi üyelikleri için Avusturya’nın göstereceği adayların belirlenmesinden sorumludur.

(2) Federal Hükümet, Komisyon, Adalet Divanı, Bidayet Mahkemesi, Sayıştay, Avrupa Yatırım Bankası Yönetim Kurulu üyelikleriyle ilgili olarak, Milli Konseyin Ana Komisyonuyla mutabakata varacaktır. Federal Hükümet tasarladığı kararı hakkında Milli Konseyin Ana Komisyonunu ve Federal Cumhurbaşkanını aynı anda bilgilendirecektir.

(3) Federal Hükümet, Ekonomik ve Sosyal Komite üyelikleri için ekonomik ve sosyal çevreleri oluşturan çeşitli resmi ve diğer meslek kuruluşlarının tekliflerini alacaktır.

(4) Bölgeler Komitesi asil ve yedek üyelikleri için Avusturya’nın göstereceği adaylarda eyaletlerin yanı sıra Avusturya Şehirler ve İlçeler Birliği (Avusturya Mahalli İdareler Federasyonu) ve Avusturya Belediyeler Birliğinden (Avusturya Belediyeler Federasyonu) teklif alınması esastır. Bu bağlamda, Eyaletler sırasıyla bir aday, Avusturya Şehirler ve İlçeler Birliği ve Avusturya Mahalli İdareler Birliği müştereken üç temsilciyi aday olarak gösterirler.

(5) Federal hükümet yukarıdaki üç ve dördüncü fıkralar uyarınca belirlenen isimleri Milli Konseye bildirir. Federal hükümet yukarıdaki iki, üç ve dördüncü fıkralar uyarınca belirlenen isimleri Federal Konseye bildirir.

Madde 23d.

(1) Federasyon, eyaletlerin özerk yetki ve görev alanına giren, ya da öteki türlü onların menfaatine olan Avrupa Birliğiyle ilgili projeleri vakit geçirmeksizin eyaletlere bildirmek ve federasyonun belirleyeceği makul süre içerisinde görüşlerini belirtme fırsatı tanımak zorundadır. Bu görüşler Federal Şansölyeye tevdi edilir. Belediyelerin yetki ve görev alanlarının ya da önemli menfaatlerinin etkilenecek olması kaydıyla, aynı hüküm gerekli değişiklikler belediyeler için de geçerlidir. Belediyeleri bu konularda Avusturya Şehirler ve İlçeler Birliği (Avusturya Mahalli İdareler Federasyonu) ve Avusturya Mahalli İdareler Birliği (Avusturya Belediyeler Federasyonu) temsil eder (madde 115/3).

(2) Federasyon, yasama yetkisinin eyalete ait olduğu Avrupa Birliğiyle ilgili bir projede eyaletlerin mutabakatına sahipse, Avrupa Birliğindeki müzakerelerde ve oylamalarda bu mutabakatla bağlıdır. Federasyon ancak, dış ilişkiler ve entegrasyon politikaları alanlarında zaruri bir gerekçeyle bu mutabakattan farklı hareket edebilir.

(3) Avrupa Birliği çerçevesindeki bir projenin yasama yetkisinin eyalete ait olduğu alanları da etkilemesi mümkünse, Federal Hükümet, eyaletler tarafından belirlenmiş bir adayı Konseyin karar alma sürecinde eyaleti temsil etmek üzere atar. Bu atama yetkisi Federal Hükümetin ilgili üyesinin işbirliğiyle ve Federal Hükümetin koordinasyonunda icra edilir. İkinci fıkra hükümleri eyalet temsilcisi için uygulanır. Federal yasama yetkisinde olan konularda eyaletlerin temsilcileri Milli Konseye karşı sorumludurlar; Eyaletlerin yasama yetkisinde olan konularda ise 142’nci maddeye göre eyalet yasama organlarına karşı sorumludurlar.

(4) Bir ila üçüncü fıkralar arasında kalan hükümlerle ilgili daha ayrıntılı düzenlemeler federasyon ve eyaletlerin mutabakatıyla gerçekleştirilir. (madde 15/1).

(5) Eyaletler, Avrupa Birliğiyle entegrasyon çerçevesindeki hukuki işlemlerin uygulanması için gerekli olan işlemlerden kendi yetki ve görev alanlarına girenlerini gerçekleştirmekle yükümlüdürler. Bir eyalet bu yükümlülüğünü layıkıyla yerine getirmezse ve Avrupa Birliği bünyesindeki bir mahkeme tarafından Avusturya aleyhine bu durum tespit edilirse, gerekli yasaların çıkartılması başta olmak üzere bu işlemleri gerçekleştirme yetkisi federasyona intikal eder. Böyle bir kanun veya kararnamenin çıkartılması başta olmak üzere, federasyonun bu hüküm uyarınca gerçekleştireceği bir işlem, eyaletin gerekli işlemi gerçekleştirdiği tarihten itibaren yürürlükten kalkar.

Madde 23e.

(1) Federal hükümetin ilgili üyesi Avrupa Birliği kapsamındaki tüm projeler hakkında vakit kaybetmeksizin Milli Konsey ve Federal Konseyi bilgilendirir ve projelerle ilgili görüşlerini bildirme olanağı sağlar.

(2) Federal hükümetin ilgili üyesi Avrupa Birliği kapsamında yer alan ve Federal Kanunlarla düzenlenmesi gereken, ya da federal yasama yoluyla düzenlenmesi gerekecek konuları ilgilendiren bir hukuki işleminin uygulanmasıyla doğrudan alakalı bir projeyle ilgili olarak Milli Konseyden görüş edinmişse, Federal Hükümetin bu üyesi Avrupa Birliğindeki müzakerelerde ve oylamalarda bu görüşle bağlıdır. Ancak, dış ilişkiler ve entegrasyon politikaları alanlarında zaruri bir gerekçeyle bu görüşten farklı hareket edilebilir.

(3) Federal hükümetin bir üyesi yukarıdaki ikinci fıkrada belirtilen Milli Konseyin görüşünden farklı hareket etmek isterse, bir kez daha Milli Konseye müracaat edilir. Avrupa Birliğinin hazırlık aşamasında olduğu söz konusu hukuki işleminin mevcut federal anayasada önemli bir değişiklik öngörmesi halinde, Milli Konsey uygun zaman içerisinde bu yönde bir itirazda bulunmamış ise söz konusu görüşten farklı hareket edilebilir.

(4) Milli Konsey yukarıdaki ikinci fıkra uyarınca görüşünü bildirmişse, Federal Hükümetin ilgili üyesi Avrupa Birliğinde gerçekleştirilen oylamayla ilgili olarak Milli Konseyi bilgilendirir. Federal hükümetin ilgili üyesi, özellikle Milli Konseyin görüşünden farklı hareket edilmişse, bunun gerekçeleri hakkında Milli Konseyi vakit geçirmeksizin bilgilendirir.

(5) Milli Konseyin yukarıdaki bir ve dördüncü fıkralar arasında düzenlenen yetkilerinin muhafazası, prensip olarak, ana komitenin sorumluluğundadır. Bu konuyla ilgili daha ayrıntılı hükümler Milli Konseyin daimi kararları hakkındaki Federal Kanunla düzenlenir. Avrupa Birliği ile ilgili projelerden sorumlu olacak Ana Komiteye bağlı ayrı bir daimi alt komisyonunun yetki alanı ve Milli Konseyin bir ila dördüncü fıkralar arasında düzenlenen yetkilerinden hangilerinin Milli Konseyin kendisine bırakılacağı bu vesileyle yapılacak düzenlemelerle belirlenebilir. 55’inci maddenin üçüncü fıkra hükümleri bu daimi alt komisyon bakımından gerekli değişikliklerle uygulanır.

(6) Federal hükümetin ilgili üyesi Avrupa Birliği kapsamında yer alan ve uygulanması için, 44’üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca Federal Konseyin mutabakatıyla federal anayasada düzenlenme yapılması zorunluluğu bulunan, bir projeyle ilgili olarak Federal Konseyden görüş edinmişse, Federal Hükümetin bu üyesi Avrupa Birliğindeki müzakerelerde ve oylamalarda bu görüşle bağlıdır. Ancak, dış ilişkiler ve entegrasyon politikaları alanlarında zaruri bir gerekçeyle bu görüşten farklı hareket edilebilir. Federal Konseyin yukarıdaki ikinci fıkrada düzenlenen yetkilerinin muhafazası ve bu konuyla ilgili daha ayrıntılı hükümler Federal Konseyin usul kurallarıyla düzenlenir. Avrupa Birliği ile ilgili projelerden Federal Konsey yerine sorumlu olacak özel olarak kurulacak komisyonunun yetki alanı ve Federal Konseyin birinci ila bu fıkrada düzenlenen yetkilerinden hangilerinin Federal Konseyin kendisine bırakılacağı bu vesileyle yapılacak düzenlemelerle belirlenebilir.

Madde 23f.

(1) Avusturya, Nice Antlaşması’yla değiştirilmiş Avrupa Birliği Kurucu Antlaşması Kısım V gereğince, Avrupa Birliği Ortak Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikasında yer almaktadır. Bu, Antlaşmanın 17’nci maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen görevlerin yanı sıra Antlaşmaya taraf olmayan bir veya daha fazla sayıdaki ülkeyle olan ekonomik ilişkilerin askıya alınması, sınırlandırılması ya da tamamen sona erdirilmesini öngören tedbirlere de katılınmasını da içermektedir. Avrupa Konseyi’nin Avrupa Birliği’nin ortak savunması ve Batı Avrupa Birliği’nin Avrupa Birliği ile entegrasyonu hakkındaki kararlarının, 44’üncü maddenin bir ve ikinci fıkra hükümleri gerekli değişikliklerle uygulanarak, Milli Konsey ve Federal Konsey tarafından onanması gerekmektedir.

(2) Nis Antlaşması ile değiştirilmiş Avrupa Birliği Kurucu Antlaşması Kısım V gereğince, Avrupa Birliği Ortak Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası ve Avrupa Birliği Kurucu Antlaşması Kısım VI gereğince emniyet ve yargı konularındaki işbirliğini düzenleyen konularla ilgili oylamalarda, madde 23e’nin iki ila beşinci fıkraları arasındaki hükümleri gerekli değişikliklerle uygulanır.

(3) Barışın korunmasına dair görevler ve arabuluculuk faaliyetleri dâhil kriz yönetimi kapsamında silahlı kuvvetlerin gerçekleştireceği görevleri ilgilendiren kararların yanı sıra, ortak savunma politikasının tedrici şekilde oluşturulması ve Batı Avrupa Birliği ile tesis edilecek yakın kurumsal ilişkilerle ilgili olarak, Nis Antlaşması ile değiştirilmiş Avrupa Birliği Kurucu Antlaşmasının 17’nci maddesi gereğince alınacak kararlarda Federal Şansölye ve Federal Dışişleri Bakanının ortak mutabakatı aranır.

(4) Onanacak kararın, Avusturya’ya birliklerini ya da bireylerini sevk etmesi yükümlülüğü getirmesi muhtemelse, üçüncü fıkra uyarınca alınacak önlemler ancak, bu görevlendirmenin, birliklerin ya da bireylerin yurtdışında görevlendirilmesini düzenleyen anayasa hükümlerinde öngörülen usule uygun olarak gerçekleştirileceği şerhi düşülerek onaylanabilir.

Kısım II.

Federal Yasama

  1. Milli Konsey

 

Madde 24.

Milli Komite, Federal Konsey ile müştereken Federasyonun yasama yetkisini icra eder.

Madde 25.

(1) Milli Konsey’in merkezi, Federal Başkent olan Viyana’dadır.

(2) Federal Cumhurbaşkanı, olağanüstü şartların hüküm sürdüğü hallerde, Federal Hükümetin talebiyle Milli Konseyi Federal bölge toprakları içerisinde bir başka yerde toplantıya çağırabilir.

Madde 26.

(1) Milli Konsey, nispi temsil esaslarına göre, en geç seçim tarihinin hitamında on sekiz yaşını tamamlamış kadın ve erkekler tarafından, eşit, doğrudan, gizli ve şahsi oy esaslarıyla seçilir. Seçim usullerine dair detaylı hükümler Federal Kanunla düzenlenecektir.

(2) Federal bölge müstakil seçim çevrelerine ayrılacaktır, bu seçim çevrelerinin sınırları eyaletlerin sınırlarıyla örtüşmeyebilir. Her bir seçim bölgesi müstakil seçim bölgelerine ayrılacaktır. Seçilecek milletvekili sayısı, son nüfus sayımı sonuçlarına göre asli ikametgâhı belirli bir seçim çevresinde bulunan yurttaşlar ile son nüfus sayımı tarihi itibariyle asli ikametgâhı Federal bölge sınırları içerisinde olmamakla birlikte söz konusu seçim çevresinin içinde kaldığı belediyenin seçmen kütüğüne kaydını yaptırmış olan yurttaşların sayısıyla orantılı olarak, geçerli seçmen (seçmen kitlesi) sayısına bölünecektir. Bir seçim çevresine tahsis edilen milletvekili sayısı aynı şekilde seçim bölgeleri arasında pay edilecektir. Milli Konseye ilişkin seçim usullerinde federal bölgenin geneline yönelik nihai dağılım usulü düzenlenir. Bu düzenlemeyle, nispi temsiliyet esaslarına göre seçim çevrelerinde seçime giren siyasal partilerin koltuk sayısı ile henüz tahsisi gerçekleştirilmemiş koltuk sayıları arasında denge kurulur. Seçmenlerin diğer şekilde seçim çevrelerine ayrılması kabule şayan değildir.

(3) Seçimlerin yapılacağı gün Pazar günü ya da diğer bir resmi tatil günü olmalıdır. Oy vermenin başlangıcını, devamını veya sonlanmasını engelleyen diğer şartların oluşması halinde seçim kurulu oy verme işlemini sonraki güne kadar uzatabilir, ya da oy verme işlemlerini tatil edebilir.

(4) Seçim tarihi olarak ilan edilen tarihte Avusturya vatandaşı olan ve en geç seçim tarihinin hitamında on dokuz (orijinal metinde 18 ibaresi bulunmaktadır.) yaşını doldurmuş her kadın ve erkek seçmen olabilir.

(5) Oy kullanma hakkının kullanılması veya seçmenlik hakkı ancak mahkeme kararıyla engellenebilir.

(6) Seçim kurulları, Milli Konsey, Federal Cumhurbaşkanı seçimleri ve halk oylaması işlerinin yürütülmesinin ve idaresinin yanı sıra halk inisiyatifi ve kamuoyu yoklaması amacıyla yürütülen oylamaların izlenmesi için atanırlar. Oy hakkı bulunan üyeleri seçimlere katılan siyasal partilerin temsilcilerinden oluşur. Federal seçim kurullarında ayrıca halen veya geçmişte yargıda görev almış kişiler de yer alır. Seçim usullerine ilişkin yasal düzenlemelerde, yargı mesleğinden gelen üyeler hariç olmak üzere, seçimlere katılan siyasal partilere ayrılacak temsilci sayısı bu siyasal partilerin son Milli Konsey seçimlerindeki sandalye sayılarının dağılımı esas alınarak belirlenir. Milli Konsey, Federal Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ve halk oylamasında yurtdışında kullanılacak oyların seçim kurulları önünde kullanılması gerekmemektedir. Yurtdışında oy kullanmaya ilişkin ayrıntılı hükümler Milli Konsey tarafından ancak en az üye tam sayısının yarısının katılımıyla ve kullanılan oyların üçte ikisinin çoğunluğuyla düzenlenebilir.

(7) Seçmen kütükleri belediyeler tarafından kendi yetki ve görev sorumlulukları çerçevesinde hazırlanır.

Madde 27.

(1) Milli Konsey, Konseyin ilk toplantı tarihinden başlayarak dört yıl süreyle ve fakat her halükarda yeni Milli Konsey toplanana kadar görev yapar.

(2) Milli Konseyin yeni seçilen üyeleri seçimlerden sonra otuz gün içerisinde Federal Cumhurbaşkanı tarafından toplantıya çağrılırlar. Seçimler Federal Hükümet tarafından, yeni seçilen Milli Konseyin yasama döneminin dördüncü yılının hitamından sonraki gün toplanabilmesini sağlayacak şekilde düzenlenir.

Madde 28.

(1) Milli Konsey, Federal Cumhurbaşkanı tarafından her yıl olağan oturumda toplanır. Olağan toplantı dönemi 15 Eylülden önce başlayamaz ve bir sonraki yılın 15 Temmuz tarihinden daha sonra sona eremez.

(2) Federal Cumhurbaşkanı Milli Konseyi olağanüstü toplantıya çağırabilir. Federal Cumhurbaşkanı, Federal Hükümetin ya da Milli ya da Federal Konsey üye tam sayısının üçte birinin bu yöndeki talebiyle, Milli Konseyi, talebin kendisine ulaştığı tarihten itibaren iki hafta içerisinde bir kez daha toplanmak üzere olağanüstü oturuma davet etmekle yükümlüdür. Toplantı daveti karşı imza gerektirmemektedir. Milli Konseyin veya Federal Konsey üyelerinin tavsiyede bulunabilmeleri için Federal Hükümetin tavsiyesi aranmaz.

(3) Federal Cumhurbaşkanı Milli Konseyin kararıyla Milli Konseyin oturumlarının sonlandığını ilan eder.

(4) Yeni Milli Konseyin aynı yasama dönemi içerisinde açılmasıyla birlikte çalışmalara, son oturumda varılan aşamadan devam edilecektir. Milli Konsey, bir oturumun sonunda, münferit komisyonlara çalışmalarına devam etme talimatı verebilir.

(5) Milli Konsey Başkanı bir oturum sırasında birden fazla birleşim başlatabilir. Bir oturum sırasında Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanunda belirtilen sayıda üyenin veya Federal Hükümetin talebi halinde Başkan, bir bileşim açmakla yükümlüdür. Daha ayrıntılı hükümler, Milli Konseyin toplanmasının zorunlu olduğu dönemi de belirleyen Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanunla düzenlenir.

(6) Mili Konseyin Daimi Kararları hakkında Federal Kanunda, Başkanın görevini yapamayacak durumda olması veya görevinden azledilmesi durumunda Milli Konseyin toplanmasına ilişkin hükümler düzenlenir.

Madde 29.

(1) Federal Cumhurbaşkanı Milli Meclisi tasfiye edebilir ancak, bu ayrıcalıklı haktan bir defaya mahsus aynı gerekçeyle yararlanabilir. Böyle bir durumda, yeni seçim, Federal Hükümet tarafından, yeni seçilen Milli Meclisin ilk toplantısını tasfiye tarihinden itibaren en geç yüz gün sonra gerçekleştirebilmesine olanak verecek şekilde organize edilir.

(2) Milli Konsey, bir yasama döneminin hitamından önce salt çoğunlukla kabul edilen bir kanun ile Konseyin feshini oylayabilir.

(3) Yukarıdaki ikinci fıkrada öngörülen tasfiyenin yanı sıra Milli Konseyin seçildiği yasama döneminin hitamından sonra, yasama dönemi yeni seçilmiş Milli Konseyin ilk kez toplanacağı tarihe kadar devam eder.

Madde 30.

(1) Milli Konsey, Başkan, İkinci ve Üçüncü Başkanları üyeleri arasından seçer.

(2) Milli Konsey çalışmalarını Federal Kanuna göre yürütür. Milli Konsey iç tüzüğü hakkında Federal Kanun ancak en az Milli Konsey üye tam sayısının yarısının katılımıyla ve kullanılan oyların üçte ikisinin çoğunluğuyla kabul edilebilir.

(3) Milli Konsey Başkanı, bağlı görev yapacak Parlamento görevlileri, Parlamentonun görevlerine ve federasyonun yasama organının yetki çerçevesinde kalan idari işlemlerin yürütülmesine yardımcı olmanın yanı sıra Avusturya Cumhuriyetinin Avrupa Parlamentosu’na atadığı temsilcileriyle ilgili benzeri görevleri ve idari işlemleri yürütmeye salahiyetine sahiptirler. Federal Konseye ilişkin konularda Parlamento görevlilerinin iç organizasyonu, Federal Konsey Başkanı ile mutabakatla belirlenir. Federal Konsey Başkanına da, aynı şekilde, Federal Konseye kanunla verilen görevlerin yürütülmesine ilişkin olarak talimat verme yetkisi tanınmıştır.

(4) Parlamento görevlilerinin atanması yetkisi ve diğer şahsi konularla ilgili yetkiler Milli Konsey Başkanına aittir.

(5) Milli Konsey Başkanı, parlamenter görevlerinin ifasına yardımcı olmak amacıyla, Parlamento görevlilerini siyasal partilere yardımcı olmakla görevlendirebilir.

(6) Milli Konsey Başkanı, bu madde uyarınca yetkili olduğu idari konularda yürütmenin başıdır ve bu yetkisini bağımsız şekilde icra eder. Münhasıran bu maddede düzenlenen idari konularla ilgili olmak kaydıyla, kararnameler çıkartabilir.

Madde 31.

Münferit konularla ilgili bu kanunda, ya da Milli Konsey iç tüzüğü hakkında Federal Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, Milli Konseyin karar alabilmesi için üye tam sayısının en az üçte birinin katılımıyla ve kullanılan oyların salt çoğunluğu şartı aranır.

Madde 32.

(1) Milli Konseyin oturumları halka açıktır.

(2) Başkanın, ya da Milli Konsey iç tüzüğü hakkında Federal Kanunda belirtilen sayıdan üyenin bu yöndeki talebiyle oturum halka kapalı şekilde yürütülür ve Milli Konsey oturumu takip eden izleyiciler dışarıya alındıktan sonra oylama yapar.

Madde 33.

Hiç kimse, Milli Konsey ve komisyonlarının halka açık oturumlarına ait toplantı zabıtlarını yayımlamaktan ötürü sorumlu tutulmayacaktır.

  1. Federal Konsey

 

Madde 34.

(1) Eyaletler, aşağıda yer alan hükümler uyarınca, her bir eyaletin nüfusuna orantılı şekilde Federal Konseyde temsil edilirler.

(2) Nüfusu en yüksek eyalet, Konseye on iki milletvekili ile, diğer eyaletler nüfuslarının nüfusu en yüksek olan eyaletin nüfusuyla orantılı sayıda milletvekili ile ve bu oranın yarısını aşan geri kalanları ise tam sayıyla temsi edilirler. Ancak, her bir eyalet en az üç milletvekiliyle temsil edilme hakkına sahiptir. Her bir asil üye için yedek üye atanacaktır.

(3) Her bir eyalet tarafından yukarıdaki hüküm uyarınca atanacak üyelerin sayısı, her genel nüfus sayımı sonrasında Federal Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecektir.

Madde 35.

(1) Federal Konseyin asil ve yedek üyeleri ilgili yasama dönemleri için Eyalet Meclisi üyeleri tarafından, nispi temsiliyet esaslarına göre ve fakat Eyalet Meclisinde en yüksek sandalye sayısına sahip ikinci siyasal partiye en az bir sandalye düşecek şekilde, ya da tüm partilerin eşit sayıda sandalye sayısına sahip olması durumunda, en son gerçekleştirilen Eyalet Meclisi seçiminde en yüksek oyu alan ikinci siyasal partiye en az bir sandalye düşecek şekilde seçilirler. Birden fazla partinin eşit hakka sahip olduğu durumlarda, mesel kura yoluyla çözümlenir.

(2) Federal Konseyin üyeleri kendilerini atayan Eyalet Meclisi üyeleri arasından seçilmek zorunda değildirler. Ancak, Eyalet Meclisi üyesi seçilmek için aranan şartları haiz olmak zorundadırlar.

(3) Bir Eyalet Meclisinin yasama döneminin sona ermesinden ya da Eyalet Meclisinin tasfiyesinden sonra, Eyalet Meclisi tarafından Federal Konseye atanan üyeler, yeni Eyalet Meclisi tarafından Federal Konsey üyeliği için seçim yapılıncaya kadar görevlerini sürdürmeye devam ederler.

(4) 34 ve 35’inci madde hükümleri ancak, bu kararın onaylanması için genel olarak kanunun belirlediği oy çoğunluğu şartından başka, Federal Konseyde temsil edilen en az dört Eyaletin temsilcilerinin çoğunluğu bu değişikliği onaylar ise değiştirilebilir.

Madde 36.

(1) Federal Konsey Başkanlığı her altı ayda bir alfabetik sıraya göre bir eyaletten diğer eyalete devrolunur.

(2) Başkanlığı devralan eyaletin delegasyonuna başkanlık eden eyalet temsilcisi Federal Konseyi olarak görev yapar. Başkan vekilinin atanmasına ilişkin esaslar Federal Konsey iç tüzüğü ile düzenlenir. Başkan, “Federal Konsey Başkanı” unvanını taşır; başkan vekilleri “Federal Konsey Başkan Vekili” unvanını taşırlar.

(3) Başkan; Federal Konseyi Milli Konseyin merkezinde toplar. Başkan; üyelerin en az dörtte birinin ya da Federal Hükümetin talebiyle Federal Konseyi derhal toplamakla yükümlüdür.

(4) Valiler Federal Konseyin bütün oturumlarına katılabilirler. Federal Konsey iç tüzüğünde düzenlenen özel hükümler uyarınca Valiler, talepleri halinde, eyaletlerle ilgili meselelerde Konseye görüşlerini bildirebilirler.

Madde 37.

(1) Münferit konularla ilgili bu kanunda, ya da Federal Konsey İç Tüzüğünde aksine bir hüküm bulunmadıkça, Federal Konseyin karar alabilmesi için üye tam sayısının en az üçte birinin katılımı ve kullanılan oyların salt çoğunluğu şartı aranır.

(2) Federal Konseyin İç Tüzüğü karar alınarak kabul edilir. Bu karar ancak, üye tam sayısının en az yarısının katılımıyla ve kullanılan oyların üçte ikisinin çoğunluğuyla kabul edilebilir. Konseyin çalışmaları için gerekli olması kaydıyla, Federal Konseyin iç işleyişinin kapsamı dışında kalan Hükümlere İç Tüzükte yer verilebilir. İçtüzük bir Federal Kanun statüsündedirler; Federal Şansölye tarafından Federal Resmi Gazete’de yayımlanırlar.

(3) Federal Konseyin toplantıları halka açıktır. Ancak, İç Tüzük hükümlerine göre, toplantılar, alınacak bir kararla halka kapatılabilir. 33’üncü madde hükümleri ayrıca Federal Konseyin ve komisyonlarının halka açık toplantıları için de geçerlidir.

  1. Federal Meclis

 

Madde 38.

Milli Konsey ve Federal Konsey, Federal Cumhurbaşkanının onanması ve savaş ilanı kararının alınması amacıyla, Milli Konseyin merkezinde halka açık bir şekilde müştereken bir araya gelerek Federal Meclis şeklinde toplanır.

Madde 39.

(1) 60’ıncı maddenin altıncı fıkrası, 63’üncü maddenin ikinci fıkrası, 64’üncü maddenin dördüncü fıkrası ve 68’inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerden başka, Federal Meclis Federal Cumhurbaşkanı tarafından toplanır. Öncelik Mili Konsey Başkanına ait olmak üzere, Başkanlık, Milli Konsey Başkanı ve Federal Konsey Başkanı arasında dönüşümlü şekilde yürütülür.

(2) Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Kanun hükümleri Federal Meclis için gerekli değişiklerle uygulanır.

(3) 33’üncü madde hükümleri de Federal Meclis oturumları için gerekli değişikliklerle uygulanır.

Madde 40.

(1) Federal Meclisin kararları Başkan tarafından onaylanır ve Federal Şansölye tarafından imzalanarak tasdik edilir.

(2) Federal Meclisin savaş ilanına ilişkin kararı Federal Şansölye tarafından resmen yayımlanır.

  1. Federal Yasama Usulü

 

Madde 41.

(1) Yasa teklifleri; milletvekilleri, Federal Konsey ve Federal Konsey üyelerinin üçte biri tarafından önerge olarak, Federal Hükümet tarafından ise yasa layihası olarak Milli Konseye sunulur.

(2) 100.000 seçmen ya da üç Eyaletin her birindeki seçmen sayısının altıda biri tarafından imzalanan her önerge (bundan sonra “inisiyatif”) Federal seçim kurulu tarafından işleme konulmak üzere Milli Konseye tevdi edilir. Seçmen kayıtlarına son kayıt yaptırma tarihi itibariyle, Milli Konsey seçimlerinde oy kullanabilmek için aranan şartları haiz olan ve asli ikametgâhı Federal bölge sınırları içerisinde bir belediyede bulunan her kimse inisiyatifin oylamasına iştirak edebilir. İnisiyatif, Federal Kanunla belirlenmesi gereken bir konuyu ilgilendirmeli ve kanun taslağı haline getirilebilir olmalıdır.

Madde 42.

(1) Milli Konseyin çıkardığı tüm yasal düzenlemeler Başkan tarafından vakit geçirilmeksizin Federal Konseye iletilmelidir.

(2) Anayasada aksine bir hüküm bulunmadıkça, kabul edilen bir yasal düzenleme ancak, Federal Konsey bu yasal düzenlemeye gerekçeli olarak itirazda bulunmamış ise, onanabilir ve yayımlanabilir.

(3) Bu itiraz, Federal Konsey Başkanı tarafından kabul edilen yasal düzenlemenin Federal konseye tevdi tarihinden itibaren sekiz hafta içerisinde, yazılı olarak Milli Konseye iletilmelidir. Federal Şansölyeye keyfiyetten haberdar edilir.

(4) Üye tam sayısının altıda biri çoğunlukla toplanan Milli Konsey, ilk kararında direnirse, karar onaylanır ve yayımlanır. Federal Konsey itirazda bulunmamayı kararlaştırır, ya da yukarıdaki üçüncü fıkrada belirtilen süre içerisinde gerekçeli itiraz bildirilmez ise, kabul edilen bu yasal düzenleme onaylanır ve yayımlanır.

(5) Milli Konsey İç Tüzüğü, Milli Konseyin feshi, Federal Mali Kanun, 51’inci maddenin beşinci fıkrası uyarınca kabul edilecek geçici hükümler ya da Federal malların tasfiyesi, bir Federal sorumluluğun üstlenilmesi veya dönüştürülmesi, bir Federal mali borcun üstlenilmesi veya dönüştürülmesi, Federal bütçe hesabına ilişkin onaylarla ilgili olarak Milli Konseyin alacağı kararlara Federal Konseyin iştirak etme hakkı bulunmamaktadır.

Madde 43.

Milli Konseyin karar alması halinde, ya da Milli Konseyin ekseriyet üyelerinin talep etmesi durumunda, Milli Konseyin çıkartacağı tüm yasal düzenlemeler, 42’nci maddede belirtilen usul takip edilerek ve her halükarda yasal düzenlemenin Federal Cumhurbaşkanı tarafından onanmasından önce, halk oylamasına sunulur.

Madde 44.

(1) Milli Konsey, anayasal kanunları veya salt çoğunluk oyuyla kabul edilen kanunlarda yer alan anayasal hükümleri ancak üye tam sayısının en az yarısının katılımıyla ve kullanılan oyların üçte ikisinin oyuyla kabul edilebilir. Bu düzenlemeler açıkça (“anayasal kanun”, “anayasal hükümler”) olarak nitelendirilirler.

(2) Eyaletlerin yasama veya yürütme yetkilerini sınırlayan anayasal kanunların veya salt çoğunluk oyuyla kabul edilen kanunlarda yer alan anayasal hükümlerin ayrıca, Federal Konsey tarafından üye tam sayısının en az yarısının katılımıyla ve kullanılan oyların üçte ikisinin oyuyla onaylanmaları zorunludur.

(3) Federal Anayasanın genelinde yapılacak her türlü bütüncül değişiklik, 42’nci maddede belirtilen usulün tamamlanmasından sonra ve her halükarda değişikliğin Federal Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmasından önce, tüm ulus genelinde halk oylamasına sunulur. Ancak, Federal Anayasada yapılacak tüm kısmi değişikliklerde ancak Milli Konsey ya da Federal Konsey üyelerinin üçte birinin talebiyle referandum gereklidir.

Madde 45.

(1) Referandumda, kullanılan geçerli oyların salt çoğunluğu belirleyicidir.

(2) Referandum sonucu resmi olarak duyurulur.

Madde 46.

(1) İnisiyatif oylaması ve referandumda takip edilecek usul Federal Kanunla düzenlenecektir.

(2) İnisiyatif oylaması veya referandum tarihinde Milli Konsey seçimlerinde oy kullanma hakkını haiz herkes seçmen olabilir.

(3) Referandum, Federal Cumhurbaşkanının emriyle gerçekleştirilir.

Madde 47.

(1) Federal Kanun çıkartılarak kabul edilen bir anayasal düzenleme Federal Cumhurbaşkanının imzasıyla onanır.

(2) Onama için müracaat Federal Şansölye tarafından yapılır.

(3) Onama işlemi için Federal Şansölyenin ikinci imzası gereklidir.

Madde 48.

50’nci madde uyarınca onanan Federal Kanunlar ve bu gibi antlaşmalar Milli Konseyin kabulüne atıf yapılarak, referandum ile kabul edilen Federal Kanunlar ise referandum sonucuna atıf yapılarak yayımlanacaktır.

Madde 49.

(1) 50’nci maddede belirtilen Federal Kanunlar ve antlaşmalar Federal Şansölye tarafından Federal Resmi Gazete’de yayımlanır. Aksine açık hüküm bulunmadıkça, bu kanun ve antlaşmalar, yayım tarihinin hitamından sonra yasal olarak yürürlüğe girerler ve Federal bölgenin tamamında uygulanırlar.

(2) 50’nci maddenin birinci fıkrasına göre onanmış antlaşmalar Federal Şansölye tarafından Federal Resmi Gazete’de yayımlanırlar. Milli Konsey, 50’nci maddede tanımlandığı anlamda bir antlaşmayı onama aşamasında, antlaşmanın bütünüyle veya özellikle belirli kısımlarının yayımlanabileceği kararını alabilir. Milli Konseyin bu türden kararları Federal Şansölye tarafından Federal Resmi Gazete ile ilân edilir. Aksine açık hüküm bulunmadıkça, 50’nci maddenin birinci fıkrasına göre onanmış antlaşmalar, yayım tarihinin hitamından sonra yasal olarak yürürlüğe girerler –ikinci fıkra hükmünün uygulanacağı hallerde ise, Milli Konsey kararının ilan tarihinin hitamıyla yürürlüğe girerler ve Federasyonun genelinde uygulanırlar. Bu hüküm, kanun yoluyla uygulanacak antlaşmalar (madde 50/2) için geçerli değildir.

(3) Federal Resmi Gazete’de yayımlanacak ilanlar ve ikinci fıkra uyarınca gerçekleştirilecek duyurular halka açık ve eksiksiz ve kalıcı olarak erişilebilir olmalıdır.

(4) Federal Resmi Gazete’de yayımlanacak ilanlara ilişkin ayrıntılı hükümler Federal Kanunla düzenlenir.

Madde 49a.

(1) Federal Şansölye, ilgili Federal Bakan ile birlikte, bu Kanun hariç olmak üzere, Federal Kanunları ve Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış antlaşmaları geçerli son halleriyle Federal Resmi Gazete’de yayımlayarak yeniden ilan etme hakkına sahiptirler.

(2) Yeniden yayımlamayla ilgili ilanlarda;

  1. Eskimiş ifadeler düzeltilebilir ve artık kullanımda olmayan imla kuralları yeni imla kurallarıyla değiştirilebilir;
  2. Yürürlükteki mevzuatla bağlantısı kalmamış olan diğer yasal düzenlemelere yapılan atıfların yanı sıra diğer tutarsızlıklar düzeltilebilir;
  3. Sonraki yasal düzenlemelerle yürürlükten kaldırılmış olan, ya da öteki türlü geçerliliğini yitirmiş hükümlerin geçersiz oldukları beyan edilebilir;
  4. Başlıklar için içindekiler listesi ve alfabetik kısaltmalara yer verilebilir;
  5. Madde, bölüm, fıkra ve benzeri eklemelerde ve çıkartmalarda, ilgili değişiklikler yapılabilir ve bu bağlamda, yasal düzenlemenin metni içerisinde bunlara yapılan atıflar gerektiği şekilde düzeltilebilir;
  6. Bir Federal Kanunun (antlaşmanın) geçici hükümlerinin yanı sıra daha önce yürürlükte olan versiyonları, kapsamları belirtilerek, özetlenebilir ve aynı zamanda yeniden yayımlanarak ayrıca çıkartılabilir.

(3) Aksine açık bir hüküm bulunmadıkça, yeniden yayımlanan bir Federal Kanun (yeniden yayımlanmış antlaşma) ve ilanda yer alan diğer talimatlar yayımlanma tarihinin hitamıyla yasal olarak yürürlüğe girer.

Madde 49b.

(1) Karar için yasama organının yetkili olduğu, önemli bir konuyu, ya da ulusun genelini ilgilendiren bir kamuoyu yoklaması ancak, üyelerinin veya Federal Hükümetin önergesiyle Milli Konsey tarafından oylanmış ise, gerçekleştirilebilir. Seçimler ve mahkeme ya da idari bir merciinin kararına tabi konularda kamuoyu yoklaması gerçekleştirilemez.

(2) Yukarıdaki birinci fıkraya göre verilecek önergelerde, kamuoyu yoklamasında halka sorulacak sorunun nasıl düzenleneceğine ilişkin bir öneri yer almalıdır. Bu öneri, “Evet” ya da “Hayır” şeklinde cevaplandırılacak bir sorudan, ya da iki seçenekli tekliflerden oluşmalıdır.

(3) Kamuoyu yoklamaları 45 ve 46’ncı madde hükümlerine benzer şekilde uygulanır. Kamuoyu yoklamaları bakımından, yoklamanın yapılacağı tarih itibariyle Milli Konsey seçimlerinde seçmen olma şartlarını haiz olan ve asli ikametgâhı Federal bölge sınırları içerisinde bir belediyede bulunan her kimse, kamuoyu yoklamalarında oy kullanabilir. Seçim kurulu plebisit sonucunu Milli Konseye ve Federal Hükümete iletmek zorundadır.

  1. Milli Konsey ve Federal Konseyin

Federasyonun Yürütme Yetkisine Katılımı

 

Madde 50.

(1) Mevcut kanunların içeriğini değiştiren, ya da onları tamamlayıcı nitelikte olan ve 16’ncı maddenin birinci fıkrası kapsamında yer almayan siyasi antlaşmalar ancak, Milli Konseyin onayı ile yapılabilir. Eyaletlerin özerk yetki alanlarına giren konularla ilgili antlaşmalarda Federal Konseyin onayının alınması şarttır.

(2) Milli Konsey, yukarıdaki birinci fıkrada belirtilen antlaşmayı onaylarken, söz konusu antlaşmanın kanun çıkartılarak uygulanabileceğini oylayabilir.

(3) 42’nci maddenin bir ila dördüncü fıkraları arasında kalan hükümler dâhil ve bir anayasal kanun bir antlaşma ile tadil edilecek, ya da tamamlanacak ise, Milli Konseyin yukarıdaki bir ve ikinci fıkra hükümleri uyarınca alacağı kararlarda 44’üncü maddenin bir ve ikinci fıkraları gerekli değişikliklerle uygulanır. Yukarıdaki birinci fıkra uyarınca gerçekleştirilecek onay oylamasında, bu antlaşmalar ya da bu antlaşmalardaki söz konusu hükümler açıkça “anayasayı değiştiren” antlaşmalar, ya da hükümler olarak adlandırılacaktır.

Madde 51.

(1) Milli Konsey Federal Mali Kanunu oylar. Kanunun görüşmelerinde Federal Hükümetin taslağı esas alınır.

(2) Federal Hükümet, bir sonraki mali yılda uygulanacak Federal Mali Kanunun taslağını bir mali yılın hitamından en az on hafta önce Milli Konseye sunmak zorundadır.

(3) Federasyonun gelir ve gider tahmini (Federal bütçe tahminleri), müteakip mali yılda doldurulması planlanan kadroların yanı sıra söz konusu yıl süresince ekonomi yönetimini ilgilendiren diğer önemli konular Federal Mali Kanunun ekinde yer alır.

(4) Federal teşekküller ve Federal hususi varlıklarla ilgili olarak, Federal bütçe tahminlerinde ayrıca, sadece bütçe açıklarının kapatılmasına yönelik ödenekler ve Federal gelir fazlalarına ilişkin tahminlere de yer verilebilir. Ancak böyle bir durumda, müteakip mali yıla ilişkin olarak Federal teşekkülün veya hususi varlıkla ilgili gelir ve gider tahminleri Federal Mali Kanun ekinde ayrıca gösterilir.

(5) Federal Hükümet, takip eden mali yıla ilişkin Federal Mali Kanun taslağını süresi içerisinde Milli Konseye tevdi etmezse ve bunun gibi, Federal Kanun yoluyla geçici provizyon sağlamazsa gelirler, fiili yasal pozisyona göre arttırılır. Harcamalar ise;

  1. Federal Mali Kanun taslağının Federal Hükümet tarafından tevdi edilmiş olması kaydıyla, yasal ayarlamalar yürürlüğe girinceye kadar ve her halükarda bir sonraki mali yılın ilk dört ayı içerisinde bu kanun taslağına göre gerçekleştirilir;
  2. Federal Mali Kanun taslağının Federal Hükümet tarafından tevdi edilmiş olması, ya da yukarıdaki 1 numaralı bentte belirtilen dört aylık sürenin sona ermiş olması kaydıyla, en son Federal Mali Kanun kapsamında bütçede öngörülen gider tutarlarına göre gerçekleştirilir. Gelirler ve giderlerde kanunlar gereği yapılması gereken değişikliklerin gerçekleştirilebilmesi için, Federal Mali Kanun taslağında, ya da en son Federal Mali Kanunda tahsis edilmiş ve sırasıyla yukarıdaki 1 ve 2 numaralı bentler uyarınca uygulanacak olan gider tutarları, kabul edilebilir gider tavanını oluşturmakta olup, bu tahsisat tutarlarının on ikide biri ise aylık harcamalara esas teşkil edecektir. Ancak, mali yükümlülüklerin yerine getirilmesi için yapılması zorunlu harcamaların vadelerine göre yapılması zorunludur. Federal Mali Kanun taslağı, ya da son Federal Mali Kanun kapsamında doldurulması planlanan kadrolar ancak yukarıdaki 1 ve 2 numaralı bentler uyarınca doldurulabilir ve sırasıyla, beklenen tahmini tavan harcama tutarlarının yanı sıra nakit yönetiminin geçici olarak güçlendirilmesi amacıyla üstlenilen kısa vadeli taahhütlerin yarısını karşılamak için ancak yukarıdaki 1 ve 2 numaralı bentler uyarınca maddi olarak borçlanılabilir. Gelirler ve giderlere ilişkin hükümleri hariç olmak üzere, son Federal Mali Kanunun hükümleri gerekli değişikliklerle uygulanır.

(6) Federal Mali Kanunun hazırlanması ve federal ekonomi yönetimine ilişkin daha ayrıntılı hükümler bir örnek esaslara uygun olarak, anayasal kanunla düzenlenir. Bu anayasal kanunda; bütçe yedeklerinin oluşturulması sonucu ortaya çıkan ve aynı mali yıl içerisinde ödenmesi zorunlu olmayan mali yükümlülüklerin fon kaynaklarından karşılanması, ya da uzun vadeli finansman (mali borçlanma) yoluyla azaltılması veya dönüştürülmesi, federal varlıkların elden çıkartılması, ya da federal mali yükümlülüklerin üstlenilmesi halinde ön takyidatların oluşturulmasının yanı sıra Kamu Denetim Bürosunun muhasebat sistemine katılımına ilişkin usuller belirlenir.

Madde 51a.

(1) Federal Maliye Bakanı, ekonomi yönetiminde, vadesi gelen yükümlülüklerin ödenmesi için gerekli olan harcamalara öncelik verilerek, daha sonra, tasarruf, ekonomik verimlilik ve yararlılık ilkeleri dikkate alınarak, geriye kalan tahsis edilen harcamalara ait ödemelerin yapılmasını sağlamalıdır.

(2) Gelir ve giderlerin gelişiminin bunu gerektirmesi halinde, ya da bir mali yıl içerisinde ekonominin genelini etkileyen önemli nitelikte bir değişikliğin meydana gelmesi durumunda, Federal Maliye Bakanı;

  1. Federal Mali Kanunda tahsis edilmiş özel bütçe yedeklerinin tamamını ve bir kısmının kullanılması talimatını verebilir;
  2. Federal yükümlülüklerin ifasının bu talimattan etkilenmemesi kaydıyla, Federal Hükümetin mutabakatıyla, harcamaların her bir durum için altı ay süreyle geçici olarak dondurulması talimatını verebilir.

Madde 51b.

(1) Federal Mali Kanunda kendisi için tahsisat ayrılmamış (olağanüstü harcamalar), ya da Federal Mali Kanun kapsamında tahsis edilen harcama tutarını aşan miktardaki harcamalar, ekonomi yönetimi çerçevesinde ancak Federal mali kanunlarda izin verildiği ölçüde gerçekleştirilebilir.

(2) Ancak, acil hallerde, Federal Hükümetin bir kararnamesi ve Federal mali kanunların ön görüşmesini gerçekleştirmekle yetkili Milli Konseyin ilgili komisyonunun mutabakatı ile, aşağıda sayılan harcamalar için önceden öngörülemeyen ve itiraz kabul etmeyen nitelikte harcamalar gerçekleştirilebilir;

  1. Federal Mali Kanunda harcamalar için tahsis edilen genel tutarın azami binde biri tutarındaki olağanüstü harcama;
  2. Federal Mali Kanunda harcamalar için tahsis edilen genel tutarın azami binde ikisi tutarındaki program dışı harcama. Federal mali kanunların ön görüşmesini gerçekleştirmekle yetkili Milli Konseyin ilgili komisyon iki hafta içerisinde karara varamazsa, bu onay verilmiş addedilir.

(3) Bu ek maliyetler;

  1. Yasal bir yükümlülükten kaynaklanmış ise;
  2. Mevcut mali bir yükümlülüğün sonucunda ortaya çıkmış ise;
  3. Federal Mali Kanunun yürürlük tarihi itibariyle mevcut bir başka taahhütten kaynaklanmış ise; ya da
  4. Ek giderler veya gelirlerle bağlantılı ise;

Program dışı harcama Federal Maliye Bakanının onayı ile ödenebilir.

(4) Milli Konsey, Federal Maliye Bakanına yukarıdaki üçüncü fıkrada belirtilenden başka bir program dışı harcamaya onay verme yetkisi tanıyabilir. Bu yetki ancak, bu ek harcamaların gerçek şartlarla bağlantılı olması ve miktarlar bakımından kati veya hesaplanabilir nitelikte olması ve ayrıca,

  1. Federal bütçe tahminlerinin yapısını önemli ölçüde değiştirmemesi kaydıyla, öngörülemeyen acil bir durum gereği olarak yeniden tahsis edilmesi gereken; ya da
  2. Bir mali yıl içerisinde ekonominin genelini etkileyen önemli nitelikte bir değişikliğin meydana gelmesi sonucu yapılması gereken (madde 51/a’nın ikinci fıkrası), ya da
  3. Federal Mali Kanunda öngörülen genel gider toplamı göz önünde bulundurulduğunda, ehemmiyetsiz bir miktarda olan bir giderle ilgili olması kaydıyla verilebilir.

(5) Bu madde hükmü gereğince, bir gider fazlası ancak, buna ilişkin karşılığın tasarruflardan veya ek gelirlerden karşılanabilir olması şartıyla kabul edilebilir, ya da onaylanabilir.

(6) Savunmayla ilgili olağanüstü harcamalar ve genel milli savunma amaçlı program dışı harcamalar (madde 9/a), bir mali yıl süresi içinde, Federal Hükümetin bir kararnamesi ve Federal mali kanunların ön görüşmesini gerçekleştirmekle yetkili Milli Konseyin ilgili komisyonunun mutabakatı ile, Federal Mali Kanunda öngörülen toplam harcama tutarının yüzde onu ile sınırlı olarak yapılabilir. Bu harcamalar tasarruflardan veya ek gelirlerden karşılanamaz ise, bu tutarları mali borçlar yaratarak veya mevcut mali borçları dönüştürmek yoluyla karşılama yetkisi bir kararname ile Federal Maliye Bakanına tanınır.

Madde 51c.

(1) Milli Konseyin madde 51/b ve aşağıdaki ikinci fıkra uyarınca ekonomi yönetimine katılımı, Federal mali kanunların hazırlanmasıyla yetkili Milli Konsey komisyonunun sorumluluğundadır. Mili Konsey Federal Cumhurbaşkanı tarafından 29’uncu maddenin birinci fıkrası uyarınca feshedilmiş ise, komisyon, ekonomi yönetimine katılma sorumluluğu kapsamında bir daimi alt komisyona özel görevler tevdi edebilir. Federal mali kanunların ön görüşmesinin gerçekleştirildiği komisyon, ya da onun daimi alt komisyonu gerekli hallerde Milli Konseyin oturumlarının dışında da toplanabilir (madde 28). Detaylı hükümler Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanun ile düzenlenir.

(2) Federal Maliye Bakanı madde 51a’nın ikinci fıkranın yanı sıra madde 51/b’nin iki ila dördüncü fıkraları arasında kalan hükümler uyarınca alınan tedbirleri, üçer aylık dönemler halinde, yukarıdaki birinci fıkrada atıf yapılan Milli Konsey komisyonuna rapor eder. Bu komisyona, özel Federal yasa hükümlerine uygun olarak diğer raporlar da verilir.

Madde 52.

(1) Milli Konsey ve Federal Konsey, Federal Hükümetin icrasını inceleme, icra ile ilgili tüm konularda mensuplarını sorgulama ve ilgili bütün bilgileri talep etmenin yanı sıra, icra yetkisinin kullanımına ilişkin taleplerini kararlarında belirtme hakkına sahiptirler.

(2) Yukarıdaki birinci fıkra uyarınca kullanılacak denetim hakları, Federal Hükümet ve mensupları bakımından, tıpkı, Federasyonun hisse, sermaye, ya da özvarlık olarak en az yüzde ellisine katıldığı ve Kamu Denetim Bürosunun denetimine tabi işletmelerde olduğu gibi uygulanır. Böyle bir mali pay sahipliği, farklı mali ya da diğer ekonomik ya da kurumsal tedbirler ile işletmeler üzerinde hâkimiyet kurmakla eşdeğer addedilir. Bu hüküm, bu fıkra gereklerinin geçerli olduğu diğer tüm işletme kategorileri için de uygulanır.

(3) Milli Konsey ve Federal Konseyin her mensubu, Milli Konseyin ve Federal Konseyin oturumları sırasında, Federal Hükümet üyelerinin sözlü sorularını kısaca yanıtlama hakkına sahiptirler.

(4) Sorgulama haklarına ilişkin detaylı düzenlemeler Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanunun yanı sıra Federal Konsey İç Tüzüğü ile belirlenir.

Madde 52a.

(1) Milli Konseyin yetkili komisyonları, anayasayla kurulan kurumların ve ayrıca bunların görev yetkilerinin teminat altına alınması için alınan tedbirler ve ülkenin askeri savunmasının korunması için alınan istihbarat tedbirlerini tahkik etmek amacıyla iki daimi alt komisyon seçerler. Bu alt komisyonların her biri Mili Konsey Ana Komisyonunda temsil edilen partilerin her birinden en az bir üye içermelidir.

(2) Daimi alt komisyonlar ilgili Federal Bakanlıklardan ilgili tüm bilgileri talep etme ve ilgili materyallere erişme hakkına sahiptirler. Bu hüküm, açıklanması ulusal güvenliği veya kişilerin güvenliğini tehlikeye sokabilecek, özellikle kaynakları bakımından, bilgilere ve materyallere kapsamaz.

(3) Daimi komisyonlar, gerekirse, Milli Konseyin oturumları dışında başka zamanlarda da toplanabilirler.

(4) Detaylı hükümler Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanun ile düzenlenir.

Madde 52b.

(1) Madde 126/d’nin ikinci fıkrası uyarınca oluşturulan Komisyon, Federal maliye idaresini ilgilendiren konuların görüşüleceği belirli bir kovuşturmayı izlemek amacıyla, bir daimi Alt Komisyon seçer. Bu alt komisyonda Mili Konsey Ana Komisyonunda temsil edilen partilerin her birinden en az bir üye yer almalıdır.

(2) Detaylı hükümler Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanun ile düzenlenir.

Madde 53.

(1) Milli Konsey karar alarak tahkikat komisyonları kurabilir.

(2) Tahkikat komisyonlarının kuruluşu ve işleyişine dair detaylı düzenlemeler Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanun ile belirlenir.

(3) Mahkemeler ve diğer tüm makamlar bu komisyonların delil taleplerini yerine getirmekle yükümlüdürler; kamu kurumlarının tamamı talep halinde dosyalarını sağlamak zorundadırlar.

Madde 54. (Mülga)

Madde 55.

(1) Milli Konsey Ana Komisyonunu üyeleri arasından nispi temsiliyet esasına göre seçer.

(2) Ana Komisyon, ihtiyaç halinde, Milli Konseyin oturumları arasındaki bir zamanda da toplanabilir (madde 28).

(3) Ana Komisyon, bu Kanunda belirtilen yetkilerin devredileceği bir Daimi Alt Komisyonu üyeleri arasından seçer. Seçim, nispi temsiliyet esasına göre yapılır; Bu esas saklı kalmak kaydıyla, Al Komisyonda Ana Komisyonda temsil edilen her partiden en az bir temsilciye yer verilir. Daimi Alt Komisyonun herhangi bir zaman toplantıya çağrılabileceği ve toplantı yapabileceği, Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanunda düzenlenir. Milli Konsey 29’uncu maddenin ikinci fıkrası uyarınca Federal Cumhurbaşkanı tarafından feshedilirse, öteki türlü bu Kanuna göre Milli Konseye (Ana Komisyona) ait yürütme yetkisine katılım hakkı Daimi Alt Komisyona devrolunur.

(4) Federal Hükümetin, ya da bir Federal bakanın belirli genel işlemleri için Ana Komisyonun mutabakatının gerekli olduğu ve Federal Hükümet, ya da bir Federal Bakanın Ana Komisyona raporlar sunması hususu Federal Kanun ile düzenlenebilir. Özellikle, bu mutabakatın sağlanamaması hali dâhil, daha detaylı hükümler Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanun ile düzenlenir.

(5) Nüfusun geneli ve diğer tüketiciler için iktisadi ve tüketim mallarının kesintisiz şekilde üretimi ve ulaştırılmasına dönük kontrol tedbirleriyle ilgili olarak, ilgili Federal Bakanlık kararnamelerinde Milli Konsey Ana Komisyonunun muvafakatinin edinilmesine dönük hükümlere yer verilir; acil hallerde ve bu kararnamelerin yürürlükten kalkması durumunda, özel düzenlemeler kabul edilebilir. Ana Komisyonun bu kararnamelerin kabulüne ilişkin kararları ancak, üye tam sayısının en az yarısının katılımıyla ve kullanılan oyların üçte ikisinin çoğunluğuyla alınabilir.

  1. Milli Konsey ve

Federal Konsey Üyelerinin Statüsü

 

Madde 56.

(1) Milli Konsey ve Federal Konseyin üyeleri görevlerini yerine getirirken hiçbir buyruğa bağlı değildirler.

(2) Bir Federal Hükümet mensubu veya Devlet Sekreterinin Milli Konsey üyeliği sona ererse, yeniden atama hakkından ferağ ettiğini sekiz gün önceden seçim kuruluna bildirmemiş olması kaydıyla, ilgili seçim kurulu, 71’inci maddede belirtilen hallerde, idareyi sürdürmeye görevinden ibra edildikten sonra, bu üyeyi görevi bıraktıktan sonra yeniden üyeliğe atayabilir.

(3) Aynı seçim çevresinde boşalan bu koltuk için aday gösterilen ardıl Milli Konsey üyesi, aday gösterildiğinde, geçici süreyle görevinden ayrılan Milli Konsey üyesinin vekili olarak bu görevi yürütmeyi istemez ise, geçici süreyle görevinden ayrılan üyenin yerine Milli Konsey üyeliği görevini yürüten kişinin yetkileri bu yeniden atamayla son bulur.

(4) Bir Federal Hükümet üyesi, ya da devlet Sekreteri Milli Konsey üyeliğine seçilmeyi kabul etmezse, iki ve üçüncü fıkra hükümleri aynen uygulanır.

Madde 57.

(1) Milli Konsey üyeleri görevlerini yerine getirdikleri sırada kullanacakları oylardan asla sorumlu tutulamazlar. Milli Konsey üyeleri ancak, görevlerini yerine getirdikleri sırada yaptıkları sözlü veya yazılı açıklamalar gerekçesiyle sadece Milli Konsey tarafından sorumlu tutulabilirler.

(2) Milli Konsey üyeleri –bir suç işleme ihtimalinden şüphe duyulan hallerde, ceza gerektiren bir suç sebebiyle ancak Milli Konseyin onayıyla tutuklanabilirler. Milli Konsey üyelerinin ikametgâhlarının aranabilmesi için de, benzer şekilde, Milli Konseyin onayı gerekmektedir.

(3) Milli Konseyin bir üyesi aleyhine ancak, bu yasal işlemin söz konusu üyenin siyasi faaliyetleriyle bağlantılı olmadığı açık ise, Milli Konseyin onayı olmaksızın yasal işlem başlatılabilir. Ancak, söz konusu üye, ya da bu konularla yetkili daimi komisyon üye sayısının üçte biri talep etmiş ise, ilgili mercii, söz konusu bağlantının mevcudiyeti hakkında karar için Milli Konseye müracaat etmelidir. Böyle bir talep halinde, yasal kovuşturma kapsamındaki tüm işlemlere derhal ara verilir, ya da sonlandırılır.

(4) Yukarıdaki belirtilen tüm hallerde, Milli Konsey, yasal işlemi başlatmakla yetkili merciinin uygun talebi üzerine sekiz hafta içerisinde karar almaz ise, Milli Konseyin onayı alınmış Kabul edilir. Başkan, Milli Konseyin bu kararı makul sure içerisinde alacağı görüşüyle, bu talebi sure bitiminden en geç bir gün önce oylamaya koyar. Milli Konseyin oturumda olmadığı bir tarihte bu sonuncusu süreye dâhil edilmez.

(5) Bir üyenin bir suç işleyeceği şüphesi mevcut ise, ilgili mercii Milli Konsey Başkanını tutuklama kararından derhal haberdar eder. Milli Konsey, ya da Milli Konsey oturumda değil ise, bu konularla yetkili Daimi Komisyon talep ederse, tutuklama işlemi durdurulmalı, ya da yasal takibat tamamen sonlandırılmalıdır.

(6) Üyelerin dokunulmazlığı, yeni seçilmiş Milli Konseyin ilk toplantı tarihinde sona erer. Görev süresi bu tarihin ötesine sarkan Milli Konsey organlarında görev alanların dokunulmazlıkları ise görev sürelerinin hitamıyla sona erer.

(7) Detaylı hükümler Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanun ile düzenlenir.

Madde 58.

Federal Konsey üyeleri görev sürelerinin tamamı boyunca, kendilerini atayan Eyalet Meclisi üyelerine tanınan dokunulmazlıklarından yararlanırlar.

Madde 59.

Milli Konsey, Federal Konsey, ya da Avrupa Parlamentosu üyelerinden hiç biri aynı anda birden fazla temsilci organda görev alamazlar.

Madde 59a.

(1) Milli Konsey üyeliğine aday olmayı tasarlayan bir kamu görevlisine uygun propaganda süresi tanınır.

(2) Milli Konsey, ya da Federal Konsey üyesi olan bir kamu görevlisine, talebi halinde, üyelik görevini ifa etmesi için gerekli olan süre kadar izin hakkı tanınır, ya da emekliye ayrılmasına izin verilir. İzin süresince, maaşı, hizmet görevleri çerçevesinde fiilen yürütülen çalışmanın miktarına tekabül eden miktarda olacak fakat her halükarda maaş toplamının %75’ini geçmeyecektir. İzin veya emeklilik hakkından yararlanılmamış olsa bile, bu sınır yine de geçerli olacaktır. Emeklilik sonucunda hizmetle alakalı tüm ödemeler son bulur.

(3) Bir kamu görevlisinin üyelik görevlerini ifa etmesi sebebiyle eski görevine iadesi mümkün olamazsa, makul ölçülerde eşdeğer bir başka göreve–ya da kabul ederse, eşdeğer olmayan başka bir göreve –atanma hakkına sahiptir. Ücret, bu kamu görevlisinin fiilen gerçekleştirdiği çalışma ile belirlenir.

Madde 59b.

(1) Milli Konsey, ya da Federal Konseye üye olarak seçilmiş kamu görevlilerine yapılan ödemeleri kontrol etmek amacıyla, Parlamento Personel Başkanlığının himayesinde bir komisyon kurulacaktır. Bu komisyon;

  1. Milli Konsey Başkanlarının her biri tarafından atanan birer temsilciden,
  2. Başkanvekillerinin onayı ile Federal Konsey Başkanı tarafından atanan iki temsilciden,
  3. İki Eyalet temsilcisinden,
  4. İki belediye temsilcisinden ve
  5. Evvelce yargı görevinde bulunmuş bir üyeden oluşacaktır. 3 numaralı bentten 5 numaralı bende kadar olan hükümler uyarınca atanacak üyeler, Federal Cumhurbaşkanı tarafından atanır. Federal Hükümet, 3 numaralı bent uyarınca yapacağı tavsiyelerde (madde 67), Valilerin tavsiyeleriyle ve 4 numaralı bent uyarınca yapacağı tavsiyelerde ise Avusturya Mahalli İdareler Federasyonu ve Avusturya İlçeler Birliğinin tavsiyeleriyle bağlıdır. 1 numaralı bentten 4 numaralı bende kadar olan hükümler uyarınca Komisyona seçilecek üyeler, daha önce, 19’uncu maddenin ikinci fıkrasında tanımlandığı anlamda bir görev yürütmüş kişiler olmalıdırlar. Kazanç getirici faaliyetler gözeten kişiler Komisyon üyesi olamazlar. Komisyon üyeliği, yasama döneminin hitamıyla birlikte sona erer ancak, yeni bir üye aday gösterilmeden, ya da atanmadan önce üyelik sona ermez.

(2) Komisyon; Milli Konsey, ya da Federal Konsey üyesi olan bir kamu görevlisinin, ya da çalıştığı kurumun talebiyle, madde 59/a hükümlerinin uygulanması, ya da bunun uygulanması için çıkartılan yönetmeliklerle ile alakalı olarak, bu kamu çalışanı ile çalıştığı kurum arasında ortaya çıkan ihtilaflarda görüş bildirir. Komisyon ayrıca, bir hâkim ve mahkeme, ya da 87’nci maddenin ikinci fıkrasında tanımlandığı anlamda bir komisyon arasında ortaya çıkan ihtilafların yanı sıra 30’uncu maddenin üçüncü fıkrasının uygulanması bakımından bir Mili Konsey, ya da Federal Konsey üyesi ile Mili Konsey Başkanı arasındaki ihtilaflarda da görüş bildirir.

(3) Bir kamu görevlisi olan bir Mili Konsey, ya da Federal Konsey üyesi, madde 59/a hükümlerine göre kullanacağı izin veya emeklilik hakkıyla ilgili olarak gerçekleştirdiği işlemleri ve gerçekleştireceği çalışmaların nasıl değerlendirileceği konularında Komisyonu her yıl bilgilendirmekle yükümlüdür. 53’üncü maddenin üçüncü fıkrası hükümleri Komisyonun gerçekleştireceği tahkikatlar için gerekli değişikliklerle uygulanır. Komisyon kendisi için İç Tüzükler çıkartır. Komisyon, her yıl, Mili Konseye –Federal Konsey üyeleriyle ilgili olarak ise, Federal Konseye yayımlanmak üzere bir rapor sunar.

Kısım III.

Federal Yürütme

  1. İdare
  2. Federal Cumhurbaşkanı

 

Madde 60.

(1) Federal Cumhurbaşkanı, eşit, doğrudan, gizli ve şahsi oy esasına dayalı olarak halk tarafından seçilir. Sadece bir aday mevcutsa seçim, halk oylaması şeklinde gerçekleştirilir. Mili Konsey seçimlerinde oy kullanmak için aranan şartları haiz herkes oy kullanabilir. Eyalet kanunun bu yönde bir hükmü var ise, Federal Eyaletlerde seçimde oy kullanmak mecburidir. Seçim usulü ve muhtemel zorunlu oy kullanmaya ilişkin detaylı hükümler bir Federal Kanun ile düzenlenecektir. Bu kanunda ayrıca, oy kullanmanın zorunlu olup olmadığına bakılmaksızın, seçimlerden muaf tutulmanın gerekçeleri de düzenlenir.

(2) Geçerli oyların yarısından fazlasını alan aday seçilmiştir. Bu oy çoğunluğuna erişilemediği takdirde, ikinci oylama gerçekleşir. İkinci oylamada ancak birinci oylamada en çok oyu almış iki adaydan biri için geçerli şekilde oy kullanılabilir.

(3) Sadece Mili Konseye seçilmek için aranan şartları taşıyan ve seçim gününün hitamından önce otuzbeş yaşında olan bir kişi Federal Cumhurbaşkanı olarak seçilebilir. Hanedan mensupları, ya da daha önce ülkeyi yönetmiş hanedandan olan kişiler aday olamazlar.

(4) Federal Cumhurbaşkanlığı seçimi sonuçları Federal Şansölye tarafından resmen ilân edilir.

(5) Federal Cumhurbaşkanının görev süresi altı yıldır. Federal Cumhurbaşkanı, bir sonraki dönem için ancak sadece bir kez yeniden seçilebilir.

(6) Federal Cumhurbaşkanı, görev süresinin tamamlanmasından önce halk oylamasıyla görevinden alınabilir. Federal Meclis talep etmiş ise, halk oylaması gerçekleştirilir. Mili Konsey bu yönde bir karar almışsa, Federal Meclis, Federal Şansölye tarafından bu amaçla toplanır. Milli Konseyin karar için, üye tam sayısının en az yarısının oylamaya katılmış olması ve kullanılan oyların üçte ikisinin çoğunluğu şartı aranır. Federal Cumhurbaşkanı, Milli Konseyin bu oyuyla görevini daha fazla sürdürmekten men edilir. Görevden alınma talebinin halk oylaması sonucu reddedilmesi, seçimlerin yenilenmesini ve Milli Konseyin feshini gerektirir (madde 29/1). Bu durumda da, Federal Cumhurbaşkanının toplam görev süresi on iki yılı aşamaz.

Madde 61.

(1) Federal Cumhurbaşkanı görev süresi boyunca hiçbir halk temsilcisi organa üye olamaz ve herhangi bir mesleki faaliyetle iştigal edemez.

(2) “Federal Cumhurbaşkanı” unvanı–herhangi bir ilave ile ya da başka bir unvan bağlamında bile olsa, başka hiçbir kimse tarafından kullanılamaz. Bu husus kanuna teminat altına alınır.

Madde 62.

(1) Federal Cumhurbaşkanı, görevine başlarken Federal Meclis önünde aşağıdaki şekilde and içer;

“Anayasaya ve Cumhuriyetin yasalarına sadakatle bağlı kalacağıma ve görevimi sahip olduğum bilgi ve inançlarla en iyi şekilde yapmaya çalışacağıma ant içerim.”

(2) Dini beyanların belirtilmesi kabule şayandır.

Madde 63.

(1) Federal Cumhurbaşkanı hakkında ancak Federal Meclisin onayı ile yasal takibat başlatılabilir.

(2) Federal Cumhurbaşkanı hakkında başlatılacak yasal takibata ilişkin müracaat, Milli Konseyin ilgili organı tarafından yapılabilir. Yasal takibatın Federal Meclis eliyle yürütülüp yürütülemeyeceği hususu Milli Konseyin oyuyla belirlenir. Milli Konsey lehte oy kullanır ise, Federal Meclis Federal Şansölye tarafından derhal toplanmalıdır.

Madde 64.

(1) Federal Cumhurbaşkanı görevlerini yerine getirmekten alıkonulmuş ise, Federal Cumhurbaşkanının sorumlulukları öncelikle Federal Şansölyeye devredilir. Federal Cumhurbaşkanının görevini yerine getiremediği süre yirmi günden uzun olursa, ya da Federal Cumhurbaşkanı 60’ıncı maddenin altıncı fıkrası uyarınca görevlerini yerine getirmekten alıkonulmuş ise, bir komite olarak görev yapan Milli Konsey Başkanı, İkinci ve Üçüncü Başkanlar Federal Cumhurbaşkanının görevlerini üstlenirler. Federal Cumhurbaşkanlığı makamı boşaldığı takdirde de aynı hükümler geçerlidir.

(2) Federal Cumhurbaşkanının görevlerini üstlenen yukarıdaki birinci fıkrada belirtilen komite, oy çokluğu ile karar alır. Milli Konseyin Başkanı, milli iradenin temsiliyetinde olduğu gibi, bu komitenin de başıdır.

(3) Eğer, Milli Konsey Başkanlarından biri ya da birden fazlası görevlerini yetirene getirmekten alıkonulmuşlar ise, ya da makamları süresiz olarak boşalmış ise, komite, üyelerinin fiili katılımı olmaksızın da toplantı ve karar nisabına sahiptir. Oyların eşitliği durumunda, rütbece üst olan Başkanın oyu belirleyici oydur.

(4) Federal Cumhurbaşkanının makamı süresiz olarak boşalmış ise, Federal Hükümet yeni Federal Cumhurbaşkanlığı seçimleri için derhal hazırlıklara başlar; komite, Federal Cumhurbaşkanının onanması amacıyla, müteakip seçimleri takiben vakit geçirmeksizin Federal Meclisi toplar.

Madde 65.

(1) Federal Cumhurbaşkanı Cumhuriyeti uluslar arası alanda temsil eder, yabancı devlet temsilcilerini kabul eder ve yetkilendirir, yabancı devlet diplomatik temsilcilerinin atanmasını onaylar, Cumhuriyetin yurtdışı temsilcililerine atanacak diplomatik temsilcilerini atar ve antlaşmaları imzalar. 50’nci maddenin kapsamında yer almayan, ya da 16’ncı maddenin birinci fıkrası kapsamında yer alan ve mevcut yasalarda değişiklik, ya da mevcut yasalara ilaveler getiremeyen nitelikteki bir antlaşmayı imzalarken, Federal Cumhurbaşkanı, söz konusu antlaşmanın kararnameler çıkartılarak uygulanacağı talimatını verebilir.

(2) Ayrıca, Anayasanın kendisine tanıdığı diğer görevlerden ayrı olarak, Federal Cumhurbaşkanının diğer yetkileri şunlardır;

  1. a) Görevliler ve diğer Federal yetkililerin yanı sıra Federal devlet memurlarını atamak ve bunlara resmi unvanlar bahşetmek;
  2. b) Mesleki unvanlar oluşturmak ve bahşetmek;
  3. c) Temyiz yolunu tüketen belirli kişilerin cezalarını affetmek, mahkemelerin verdiği hükümleri hafifletmek ve değiştirmek, bağışlama kabilinde cezaları kaldırmak ve bunların yasal sonuçlarından sarfı nazar edilmesini sağlar ve ayrıca adli takibata tabi ceza kovuşturmalarını resen kaldırmak;
  4. d) Ebeveynlerinin talebi ile nesebi belirsiz çocukları nesebi belli hale getirmek.

(3) Federal Cumhurbaşkanının fahri ayrıcalıklar, fevkalade lütuflar, tahsisatlar ve ikramiyeler tanıma, atama ve atanmışları onaylama ve şahsi konulardaki diğer yetkilerini icra sınırları özel kanunlarla düzenlenir.

Madde 66.

(1) Federal Cumhurbaşkanı, belirli Federal devlet memuru kategorileri için atama yetkilerini Federal Hükümetin ilgili üyelerine devredebilir ve belirli federal devlet memuru kategorileri için kendilerine devrettiği bu yetkileri astlarına devretme yetkisi tanıyabilir.

(2) Federal Cumhurbaşkanı, Federal Hükümeti, 16’ncı maddenin birinci fıkrası, ya da 50’nci madde kapsamına girmeyen antlaşma kategorilerinde antlaşmalar yapmakla yetkilendirebilir. Bu yetki ayrıca, söz konusu antlaşmaların kararnameler çıkartılarak uygulanacağı talimatını verme yetkisini de kapsar.

(3) Federal Cumhurbaşkanı, bir Eyalet Hükümetinin tavsiyesi ve Valinin müşterek imzasıyla, Eyalet Hükümetini, 16’ncı maddenin birinci fıkrası kapsamında yer alan ve mevcut yasalarda değişiklik, ya da mevcut yasalara ilaveler getiremeyen nitelikteki bir antlaşmayı imzalamakla yetkilendirebilir. Bu yetki ayrıca, söz konusu antlaşmaların kararnameler çıkartılarak uygulanacağı talimatını verme yetkisini de kapsar.

Madde 67.

(1) Anayasada aksine bir hüküm bulunmadıkça, Federal Cumhurbaşkanı tüm resmi işlemlerinde Federal Hükümetin, ya da Federal Hükümetin yetkilendirdiği Federal Bakanın tavsiyesini esas alır. Federal Hükümetin, ya da ilgili Federal Bakanın diğer mercilerden gelen tavsiyelere ne derece dayalı şekilde hareket edeceği hususu ise kanunla düzenlenir.

(2) Anayasada aksine bir hüküm bulunmadıkça, Federal Cumhurbaşkanının resmi işlemlerinin geçerli olabilmesi için Federal Şansölye, ya da ilgili Federal Bakanın müşterek imzasını taşımalıdır.

Madde 68.

(1) Federal Cumhurbaşkanı 142’nci maddede belirtilen görevlerinin ifası bakımından Federal Meclise karşı sorumludur.

(2) Bu sorumluluğu yerine getirmek amacıyla, Federal Meclis, Milli Konseyin ya da Federal Konseyin kararıyla Federal Şansölye tarafından toplanır.

(3) 142’nci madde uyarınca, Federal Cumhurbaşkanı hakkında bir suçlamada bulunabilmek için, her iki seçimle göreve getirilmiş meclisten her birinin üye tam sayısının yarısından fazlasının katılımıyla, kullanılan oyların üçte ikisinin çoğunluğuyla karar alınması gerekmektedir.

  1. Federal Hükümet

 

Madde 69.

(1) Bu yetkinin Federal Cumhurbaşkanına verilmemiş olması kaydıyla, Federal Şansölye, Şansölye Vekili ve Federal Bakanlar, Federasyonun en yüksek idari mercileridir. Federal Şansölye başkanlığında hareket eden bir Federal Hükümeti teşkil ederler.

(2) Şansölye Vekili her bakımdan Federal Şansölyeye vekillik eder. Federal Şansölye ve Şansölye Vekilinin her ikisi de görevlerini ifadan alıkonulmuşlar ise, Federal Cumhurbaşkanı, Federal Şansölyeye vekillik etmek üzere Federal Hükümetin bir üyesini görevlendirebilir. Şansölye Vekili her bakımdan Federal Şansölyeye vekillik eder. Federal Şansölye ve Şansölye Vekilinin her ikisi de görevlerini ifadan alıkonulmuşlar ise ve yerlerine atama yapılmamışsa, Federal Hükümetin kıdemce en yüksek -kıdem derecesinin eşitliği halinde- yaşça en büyük ve görevlerini ifadan alıkonulmamış üyesi Federal Şansölyeye vekillik eder.

(3) Federal Hükümet, üye tam sayısının yarısından fazlasıyla toplanır ve karar alır.

Madde 70.

(1) Federal Şansölye ve onun tavsiyesiyle Federal Hükümet üyeleri Federal Cumhurbaşkanı tarafından atanırlar. Federal Şansölyenin, ya da federal kabinenin tamamının görevden azledilmeleri için tavsiye gerekmemektedir. Federal kabine üyelerinden herhangi birinin azli Federal Şansölyenin tavsiyesi neticesinde gerçekleşir. Federal Şansölye, ya da federal kabinenin tamamı yeni atanan Federal Şansölyenin müşterek onayıyla gerçekleştirilir. Azil işlemlerinde müşterek imza şartı aranmaz.

(2) Sadece Milli Konsey üyeliğine seçilmek için aranan şartları haiz olanlar Federal Şansölye, Şansölye Vekili, ya da Federal Bakan olarak atanabilirler; Federal Hükümetin üyelerinin Milli Konsey üyesi olması gerekmemektedir.

(3) Milli Konseyin toplantıda olmadığı bir zamanda, Federal Cumhurbaşkanı tarafından yeni bir Federal Hükümet atanırsa, Federal Cumhurbaşkanı, yeni Federal Hükümeti takdim etmek amacıyla, Milli Konseyi bir hafta içerisinde toplantı yapacak şekilde olağanüstü gündemle toplantıya çağırmalıdır (madde 28/2).

Madde 71.

Federal Hükümet görevden ayrılırsa, Federal Cumhurbaşkanı görevden ayrılan kabinenin üyelerine görevlerine devam etme yetkisi tanır ve bu kabine üyelerinden birini geçici Federal Hükümet başı olarak atar. Görevden ayrılan Federal Bakana bağlı görev yapan Devlet Sekreteri, ya da ilgili Federal Bakanın müsteşarına da idareyi sürdürme görevi verilebilir. Federal Hükümetin üyelerinden herhangi birinin görevden ayrılması durumunda da bu madde hükmü gerekli değişiklikler uygulanır. İdareyi sürdürme göreviyle yetkilendirilen her kişi bir Federal Bakanla aynı sorumluluğa sahiptir       (madde 76).

Madde 72.

(1) Federal Hükümet üyeleri göreve gelmeden önce Federal Cumhurbaşkanı önünde ant içerler. Dini beyanların ilavesi kabulü şümuldür.

(2) Federal Şansölye, Şansölye Vekili ve diğer Federal Bakanların atanmasını onaylayan resmi belgeler ant içme törenin yapıldığı tarihte Federal Cumhurbaşkanı tarafından tasdik edilir ve yeni atanmış Federal Şansölye tarafından müştereken imzalanır.

(3) Yukarıdaki 71’inci maddede belirtilen hallerde bu hükümler gerekli değişikliklerle uygulanır.

Madde 73.

(1) Bir Federal Bakan görevlerini ifadan geçici süreyle alıkonulmuş ise, Federal Cumhurbaşkanı, Federal Şansölyenin tavsiyesiyle ve yerine vekil atanacak Federal Bakan, eğer bu mümkün değilse, Şansölye Yardımcısı ile istişare ederek, diğer Federal Bakanlardan birini, görevlerini ifadan geçici süreyle alıkonulmuş Federal Bakana bağlı devlet sekreterini, ya da vekillik edeceği Federal bakanın müsteşarını bu Federal bakan yerine vekil olarak atar. Bu vekil bir Federal Bakan ile aynı sorumluluklara sahiptir (madde 76). Avrupa Birliği’ne üye bir başka devlette ikamet etmesi, bir Federal Bakanın görevlerini ifadan alıkonulmasına gerekçe teşkil etmez.

(2) Bir konuyla yetkili bir Federal Bakan, Avrupa Birliği Konseyi’nin oturumlarına iştirak etmek ve bu çerçevede, belirli bir projeyi müzakere etmek ve bununla ilgili oy kullanmak için bir diğer Federal Bakanı ya da Devlet Sekreterini yetkilendirebilir.

(3) Avrupa Birliğine üye bir başka devlette ikamet eden bir Federal Kabine üyesi, Milli Konsey ya da Federal Konseydeki görevlerinin kendisine bağlı Devlet Sekreteri, ya da bir başka Federal Bakan eliyle yürütülmesine müsaade edebilir. Kendisine vekil atanmamış bir Federal Kabine üyesi, Federal Hükümetteki oy kullanma hakkını bir diğer Federal Bakana devredebilir; bu, onun hesap verme sorumluluğuna halel getirmez. Oy kullanma hakkı ancak, Federal Kabinenin bir başka üyesine vekillik etmeyen ve kendisine henüz bir oy kullanma hakkı devredilmemiş bir başka Federal Kabine üyesine devredilebilir.

Madde 74.

(1) Mili Konsey, Federal Hükümetin tamamı, ya da belirli bir üyesi hakkında güvenoyu vermezse, Federal Hükümet, ya da o Federal Bakan görevden azledilir.

(2) Milli Konseyin güvenoyu oylamasını yapabilmesi için üye tam sayısının yarısıyla toplanmış olması gerekmektedir. Ancak, Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanunda belirtilen sayıda Milli Konsey üyesinin talep etmesi halinde, oylama bir sonraki güne ertelenir. Oylama ancak Milli Konseyin kararıyla yeniden ertelenebilir.

(3) 70’inci maddenin birinci fıkrası uyarınca Federal Cumhurbaşkanına tanınan diğer yetkilere rağmen, Federal Hükümet veya onun üyeleri, yasalarla belirlenmiş hallerde, ya da kendi istekleriyle görevden alınabilirler.

Madde 75.

Federal Hükümetin tüm üyeleri ve ayrıca Devlet Sekreterleri, Milli Konseyin, Federal Konseyin ve Federal Meclisin yanı sıra bu temsilciler meclislerinin komisyonlarının (alt komisyonlar) tüm görüşmelerine katılabilirler. Ancak, Milli Konseyin Ana Komisyonu Daimi Alt Komisyonunun ve Mili Konsey Tahkikat Komisyonlarının görüşmelerine özel davetle katılabilirler. Her halükarda, Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanunun ve Federal Konsey İç Tüzüğünün özel hükümleri uyarınca, talepleri halinde, bu görüşmelerde söz alabilirler. Milli Konsey, Federal Konsey, Federal Meclis ve bunların komisyonları (alt komisyonları) Federal Kabine üyelerinin görüşmelere katılmalarını ve tahkikatlarda yer almalarını talep edebilirler.

Madde 76.

(1) Federal Kabine üyeleri (madde 69 ve 71) 142’nci madde uyarınca Milli Konseye karşı sorumludurlar.

(2) 142’nci madde kapsamındaki iddialarla ilgili olarak, üye tam sayısının yarıdan fazlasının önerge vermiş olması şartı aranır.

Madde 77.

(1) Federal idare, Federal Bakanlıklar ve onlara bağlı kurumlar eliyle yürütülür.

(2) Federal Bakanlıkların sayısı, görev ve yetkileri, teşkilatları Federal Kanun ile belirlenir.

(3) Federal Şansölye, Federal Şansölyeliğin faaliyetlerini sevk ve idare eder ve Federal Bakanlar Federal Bakanlıkların faaliyetlerini sevk ve idare ederler. Federal Cumhurbaşkanı, personel kadrolarının oluşturulması ve söz konusu faaliyetlerin örgütlenmesi dâhil, Federal Şansölyenin görev ve yetki alanına giren belirli konularda, sevk ve idare yetkisini özel Federal Bakanlıklara tevdi edebilir. Ancak, bu alanlar Federal Şansölyenin görev ve yetki alanında kalmayı sürdürürler. Bu yetkiyle donatılan Federal Bakanlıklar söz konusu alanlarda ilgili Federal Bakanlık statüsünü haizdirler.

(4) Federal Şansölye ve diğer Federal Bakanlar, istisnai hallerde, ikinci bir Federal Bakanlığın sevk ve idaresiyle görevlendirilebilirler.

Madde 78.

(1) Özel hallerde, Federal Bakanlar aynı zamanda bir Federal Bakanlıktan sorumlu olmaksızın da atanabilirler.

(2) Federal Bakanlarla aynı şekilde göreve atanan ve görevden ayrılan Devlet Sekreterleri, Bakanlığın faaliyetlerine yardımcı olmak ve Bakanlıkları Parlamentoda temsil etmek amacıyla Federal Bakanlıklara bağlanabilirler.

(3) Federal Bakan, Devlet Sekreterinin muvafakatini alarak kendisini belirli görevlere atayabilir. Devlet Sekreteri ayrıca bu görevlerin yerine getirilmesinde Federal Bakanın astıdır ve onun talimatlarıyla hareket eder.

  1. Federal Emniyet Makamları

 

Madde 78a.

(1) Federal İçişleri Bakanı emniyet güçlerinin başıdır. Emniyet müdürlükleri ve daha sonra ilçe idari mercileri ve emniyet mercileri sıfatıyla görev yapan Federal Emniyet Müdürlükleri İçişleri Bakanının astlarıdır.

(2) Bireylerin can, sağlık, hürriyet veya malları gerçek bir tehlike ile karşı karşıya ise, ya da böyle bir yakın tehlike mevcut ise, emniyet yetkilileri, bu riski ortadan kaldırmaktaki yetkilerine bakılmaksızın, ilgili yetkili merciinin konuya müdahalesine kadar asli yardımı yapmakla yetkilidir.

(3) Belediyelerin emniyet mercileri olarak hangi dereceye kadar tedbirler alabilecekleri Federal Kanunlarla düzenlenir.

Madde 78b.

(1) Her eyalet bünyesinde bir Emniyet Müdürlüğü bulunur. Emniyet Müdürü Emniyet Müdürlüğünün başıdır. Viyana’da, Federal Polis Müdürlüğü aynı zamanda Emniyet Müdürlüğü, Polis Müdürü de aynı zamanda Emniyet Müdürüdür.

(2) Emniyet Müdürü, Federal İçişleri Bakanı tarafından Valiyle müştereken atanır.

(3) Federal İçişleri Bakanı, ulusun genelini ilgilendiren her önemli talimatını, ya da talimatına konu eyaletin genelinde kamu huzurunun, düzeninin ve emniyetinin muhafazası için önemli nitelikteki talimatlarını Valiye bildirmelidir.

Madde 78c.

(1) Polis Müdürü Federal Polis Müdürlüğünün başıdır. Viyana’da Polis Müdürü Federal Polis Müdürlüğünün başıdır.

(2) Federal Polis Müdürlüklerinin kuruluşu ve bunların coğrafi görev ve yetki alanları Federal Hükümet kararnameleriyle düzenlenir.

Madde 78d.

(1) Emniyet güçleri, polis niteliklerini haiz silahlı, ya da üniformalı veya öteki türlü askeri nitelikte birimlerdir. Bilhassa, ziraat ve ormancılık (tarla, ekinler ve ormanların korunması) gibi toprak işleme faaliyetlerinin, madencilik, avcılık, balıkçılık ve diğer lisanslı su kullanım faaliyetlerinin korunmasıyla görevli memurlar, piyasa gözetim memurları ve itfaiye görevlileri emniyet güçlerine mensup görevliler arasında yer almamaktadırlar.

(2) Federal Polis Müdürlüğünün görev ve yetki sınırları içerisinde kalan, bir Federal polis gücünün bağlı olduğu başka hiçbir bölgesel idare emniyet gücü teşkilatı kuramaz ve bulunduramaz.

  1. Federal Ordu

 

Madde 79.

(1) Ülkenin askeri savunması Federal Ordunun görevidir. Bu görev askeri sistem esaslarıyla yürütülür.

(2) Yetkili bir sivil idarenin işbirliği talebinde bulunması kaydıyla, Federal Ordu ayrıca;

  1. Ülkenin askeri savunma faaliyetlerinin yanı sıra;
  2. a) Anayasa ile kurulmuş kurumların kendisini ve görev ehliyetini ve halkın demokratik hürriyetlerini de korumalı;
  3. b) Ülkenin genelinde düzeni ve emniyeti sağlamlıdır.
  4. Doğal afetler ve fevkalade boyutlardaki felaketlerde yardımda bulunmalıdır.

(3) Federal Ordunun diğer görevleri Federal Anayasa ile belirlenir.

(4) Hangi görevlilerin ve mercilerin yukarıdaki ikinci fıkrada belirtilen amaçlarla Federal Orduya işbirliği teklif edebileceği Savunma Kanunu ile düzenlenir.

(5) Federal Ordunun yukarıdaki ikinci fıkrada belirtilen amaçlarla kendi inisiyatifiyle müdahalede bulunabilmesi ancak, kontrolleri dışında olan şartların, ilgili mercileri askerin müdahalesini talep etmeye zorlaması halinde, ya da daha fazla gecikilmesi durumunda toplumun genelinin telafisi imkânsız kayıplarla karşılaşma olasılığının bulunması halinde, ya da bu durum, fiili bir saldırıya müdahale veya Federal Ordunun bir birimine yöneltilen fiili itaatsizliğin ortadan kaldırılmasıyla ilgili ise izin verilebilir.

Madde 80.

(1) Federal Cumhurbaşkanı Federal Ordunun Genel Kurmay Başkanıdır.

(2) Savunma Kanununun Federal Orduyla ilgili Federal Cumhurbaşkanına tanıdığı tasarruf yetkileri saklı kalmak kaydıyla, ilgili Federal Bakan, Federal Orduyu ilgilendiren konulardaki tasarruf yetkisi, Federal Hükümetin belirlediği sınırlar çerçevesinde kullanır.

(3) Federal Ordu üzerindeki üst komuta yetkisi ilgili Bakanlık tarafından icra edilir. (madde 76/1).

Madde 81.

Eyaletlerin, asker toplama, ön tedarik hazırlıkları ve barınma ve diğer gereklerin karşılanması konularına hangi seviyede iştirak edecekleri Federal Kanunla düzenlenir.

  1. Federal Okul İdareleri

 

Madde 81a.

(1) Federasyonun öğretim ve eğitim alanında, öğrenci yurtlarıyla ilgili yürütme yetkisi ilgili Federal Bakan tarafından ve üniversiteler ve güzel sanatlar akademileri, ya da ziraat ve ormancılık okul sistemi veya ormancılık ve ziraat eğitim sistemi alanlarında öğrenci yurtlarıyla ilgili olmayan konularda ise ilgili Federal Bakana bağlı görev yapan Federal okul idareleri tarafından kullanılır. Belediyelerden, Federasyonun kendilerine çizdiği görev ve yetki sınırları dahilinde, okula devam etme yaşında olanların kaydını tutmaları talep edilebilir.

(2) Her bir Eyalette ve ilçede bir okul idaresi kurulacak ve bu idare sırasıyla, Eyalet okul kurulu ve ilçe okul kurulu olarak adlandırılacaktır. Viyana şehrindeki Eyalet okul kurulu ayrıca, ilçe okul kurulu görevini de yürütecek olup, kurul, Viyana İl Okul Kurulu olarak anılacaktır. Eyalet ve ilçe okul kurulları üyelerinin yetki bölgeleri Federal Kanun ile belirlenir.

(3) Federal okul idarelerinin kurulmasına ilişkin yönlendirici esaslar, kanunla belirlenecek olup, şöyledir;

  1. a) Komiteler, federal okul idarelerinin bünyesinde atanacaklardır. Eyalet okul kurullarında görev yapacak, oy hakkı da bulunan, komite üyeleri, Eyalet Meclisindeki siyasal partilerin koltuk dağılımı esas alınarak; ilçe okul kurulların görev yapacak, oy kullanma hakkı da bulunan, komite üyeleri ise, en son Eyalet Meclisi seçimlerinde meclise seçilen siyasal partilerin o ilçeden aldıkları oylarla orantılı şekilde atanırlar. Komite üyelerinin tamamının veya bir kısmının Federal Meclis tarafından atanması kabule şayandır.
  2. b) Vali, eyalet okul kurulunun başkanıdır, ilçe mülki erkanının başı da ilçe okul kurulunun başkanıdır. Kanun, eyalet okul kuruluna başkan yardımcısı atanmasını öngörmüş ise, başkan yardımcısı, başkanın kendisine mahsus kılmadığı tüm işlemlerde başkana vekâlet eder. Kanun, başkan yardımcısı atanmasını öngörmüş ise, başkan yardımcısı evrakları inceleyebilir ve tavsiyelerde bulunabilir. Federal Anayasanın yürürlük tarihinden önce gerçekleştirilen en son nüfus sayımının sonuçlarına göre, en yüksek nüfusa sahip beş eyalet için, her halükarda, anılan başkan yardımcısı ataması yapılacaktır.
  3. c) Eyalet ve ilçe okul kurullarının komite ve başkanlarının (reislerinin) görev tanımları kanunla düzenlenir. Bu komiteler kurallar ve genel talimatlar yayımlamakla, resmi memurları atamakla ve adaylık teklifleri vermekle ve ayrıca kanun ve kararname taslakları hakkında görüş bildirmekle yetkilidirler.
  4. d) Komitenin bir sonraki toplantısına kadar beklenilmesi mümkün olmayan acil hallerde, başkan (reis), komisyonun yetki ve görev alanına bırakılan konularda işlem gerçekleştirebilir ve komiteyi derhal bu keyfiyetten haberdar eder.
  5. e) Bir komitenin toplantı nisabını iki aydan uzun süre ile sağlayamaması halinde, toplantı nisabının sağlanamadığı diğer süreler boyunca komitenin görevleri başkana (reise) devrolunur. Bu durumda, başkan (reis) komitenin yerini alır.

(4) Komitelerin yetki ve görev alanına giren konularda talimat verilemez (madde 20/1). Bu hüküm, kanuna aykırı komite kararları, ya da komite tarafından çıkartılan bir kararnamenin iptalini talep eden talimatlar için geçerli değildir. Bu tür talimatların gerekçeleri belirtilir. Talimatı alan mercii, 129 ve 130’uncu maddeler uyarınca, komitenin kararına dayalı olarak derhal İdari Mahkemeye itirazda bulunabilir.

(5) İlgili Federal Bakan, Eyalet okul kurulu kanalıyla kendisine bağlı okulların ve öğrenci yurtlarının şartları ve performansları hakkında şahsen, ya da ilgili Federal Bakanlık yetkilileri kanalıyla bilgi edinebilir. Tespit edilen eksiklikler –bu eksikliklerin 14’üncü maddenin sekizinci fıkrası kapsamında bulunmaması kaydıyla– düzeltilmesi için eyalet okul kuruluna bildirilir.

Madde 81b.

(1) Eyalet okul kurulu;

  1. a) Eyalet okul kurullarına bağlı okulların ve öğrenci yurtlarının boşalan müdürlük/müdirelik kadrolarının yanı sıra diğer öğretmen ve eğitmen kadrolarına yapılacak atamalar;
  2. b) Eyalet ve ilçe okul kurullarında görev yapan okul idarecileri yanı sıra okullarda idarecilik yapacak öğretmen kadrolarına yapılacak atamalar;
  3. c) Ortaokullar ve özel okullarda görev yapacak öğretmenlere verilen öğretmenlik diploması için yapılacak sınavlarda görevli sınav kurullarına başkan ve üye atamaları olmak üzere üç ayrı atama kategorisi için teklif hazırlar.

(2) Yukarıdaki birinci fıkraya göre verilecek teklifler, 66 ve 67’nci maddelerin birinci fıkraları, ya da diğer hükümler uyarınca ilgili Federal Bakana tevdi edilir. Teklif edilen adaylar arasından seçim yapma yetkisi Federal Bakana aittir.

(3) Her eyalet okul kurulu, kamu hukukuna tabi olarak federasyonun memurları olan ve eyalet okul kuruluna bağlı okullarda (öğrenci yurtlarında) istihdam edilen okul müdürleri/müdireleri ve öğretmenlerin yanı sıra eğitmenler için yeterlilik ve disiplin kurulları kurar. Detaylar Federal Kanunla düzenlenir.

  1. Yargı

 

Madde 82.

(1) Federasyon yargının bütününün kaynağıdır.

(2) Hükümler ve kararlar Cumhuriyet adına verilir ve ilân olunur.

Madde 83.

(1) Mahkemelerin teşkili ve salahiyeti Federal Kanunla belirlenir.

(2) Hiç kimse adil yargılanma hakkından mahrum bırakılamaz.

(3) Mülga.

Madde 84.

Savaş zamanı hariç, askeri yargı sistemi yürürlükten kaldırılmıştır.

Madde 85.

Ölüm cezası yürürlükten kaldırılmıştır.

Madde 86.

(1) Bu kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, hâkimler, Federal Hükümetin tavsiyesiyle Federal Cumhurbaşkanı tarafından, ya da yetkileri gereğince, ilgili Federal Bakan tarafından atanırlar. Federal Hükümet ya da Federal Bakan, atamalar için, kanunların mahkemelerin teşekkülüyle yetkilendirdiği meclislerden tavsiyeler alır.

(2) Yeterli sayıda aday mevcut ise, ilgili Federal Bakana tevdi edilecek, ya da onun tarafından Federal Hükümete havale edilecek atama teklifinde, asgari olarak, üç isim yer alır. Ancak, atama yapılacak kadro sayısı birden fazla ise, asgari olarak, atanacak hâkim sayısının iki katı sayıda isim teklifte yer alır.

Madde 87.

(1) Hâkimler yargısal görevlerini yerine getirirken bağımsız şekilde hareket ederler.

(2) Bir hâkim; kanunda, yargıyla ilgili idari davalar için öngörülen haller hariç olmak üzere, kendisine tanınan yargı yetkisini kanunlara ve muhakeme usullerine göre icra ederken, hiçbir meclis ya da komisyon tarafından azledilemez.

(3) Mahkemelerin iş yükü, bir mahkemenin hâkimleri arasında, mahkemelerin teşekkülüne ilişkin hükümleri düzenleyen kanunda belirtilen süre için önceden pay edilir. Bu dağıtıma göre bir hâkime verilen davalar ancak, hâkim görevinden azledilmiş ise, ya da iş yükü sebebiyle görevlerini yerine getiremeyecek durumda olması halinde, adliyenin idari mercilerinin kararnamesiyle makul süre içerisinde bu hâkim yargı yetkisinden alınabilir.

Madde 87a.

(1) Özel olarak asliye hukuk mahkemelerinin yetkisine bırakılmış ve bu mahkemenin yetkisinde olan belirli türdeki görevler, Federal Kanun ile hâkim mesleğinden olmayan özel eğitimli federasyon memurlarına verilebilir.

(2) Ancak, belirlenen görevlendirmeye göre yetkili kılınmış bir hâkim, her an bu görevi kendisine mahfuz tutabilir ve üstlenebilir.

(3) Hâkimlik mesleğinden olmayan federasyon memurları, yukarıdaki birinci fıkrada belirtilen görevi yerine getirirken sadece görevlendirme kurallarına göre yetkili kılınmış ilgili hâkimin vereceği talimatlara bağlı olarak hareket eder. 20’nci maddenin birinci fıkrasının üçüncü cümlesi uygulanır.

Madde 88.

(1) Emeklilik listesine eklenecek hâkimlerin emeklilik yaş haddi, mahkemelerin teşekkülünü düzenleyen kanunda belirtilir.

(2) Öteki türlü, hâkimler ancak, kanunda belirtilen hallerde ve yöntemlerle ve resmi adli karar marifetiyle görevden alınabilir, ya da iradeleri dışında transfer edilebilir ya da yaş haddinden emekliye ayrılabilirler. Ancak, bu hükümler, mahkemelerin teşekkülündeki değişiklikler sonucu gerekli olan transferlere ve emekliliklere uygulanmaz. Bu hallerde, hâkimlerin gerekli formaliteler olmaksızın transfer ya da yaş haddinden emekli edilecekleri süreler bir kanunla düzenlenir.

(3) Hâkimler ancak, kıdemli bir hâkimin ya da adliyenin yüksek idari merciinin kararı ile ve mesele eş zamanlı olarak ilgili mahkemeye havale edilerek geçici süreyle görevden el çektirilebilirler.

Madde 88a.

Mahkemelerin teşekkülünü düzenleyen kanunda bir üst mahkemeye atanacak vekil hâkimlerin kadroları düzenlenir. Bu kadroların sayısı alt derece mahkemelere atanmış hâkimlerin sayısının yüzde ikisini geçemez. Alt derece mahkemelerde görev yapmak üzere atanmış vekil hâkimlerin görevleri, mahkemelerin teşekkülünü düzenleyen kanuna göre, üst derece mahkemesinin yetkili meclisi tarafından belirlenir. Vekil hâkimler ancak alt derece mahkemelerin hâkimlerine ve sadece bu hâkimler görevden alınmışlar ise ya da iş yükleri nedeniyle görevlerini yerine getiremeyecek durumdalar ise, makul bir süreyle vekâlet edebilirler.

Madde 89.

(1) Bundan sonra gelen fıkralarda aksine bir hüküm bulunmadıkça, mahkemeler usulüne uygun olarak yayımlanmış yönetmeliklerin, yeniden ilan olunmuş bir kanunun (antlaşmanın), kanunların ve antlaşmaların resmi yayınlarının geçerliliğini inceleyemez.

(2) Bir mahkeme, kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle bir kararnameyi uygulamaktan çekince duyar ise, bu kararnamenin iptali için Anayasa Mahkemesine müracaat edebilir. Yüksek Mahkeme, ya da karar vermekle yetkili bir üst derece mahkemesi bir kanunun anayasaya aykırılık gerekçesiyle uygulanması konusunda çekince duyarsa, bu kanunun iptali için Anayasa Mahkemesine müracaat eder.

(3) Uygulanacak yasal düzenleme hâlihazırda yürürlükten kaldırılmış ise, mahkeme, Anayasa Mahkemesine müracaatında mahkemeden, bu yasal düzenlemenin kanuna ya da anayasaya aykırı olduğu yönünde karar vermesini talep etmelidir.

(4) Yeniden yayımlanan kanunların (antlaşmaların) resmi yayınlarında ikinci fıkranın ilk cümlesi ve üçüncü fıkra hükümleri gerekli değişikliklerle uygulanır. iki ve üçüncü fıkra hükümleri madde 140/a kapsamında düzenlenen antlaşmalara gerekli değişikliklerle uygulanır.

(5) Yukarıdaki iki, üç, ya da dördüncü fıkra uyarınca gerçekleştirilecek müracaatların derdest davaları ne yönde etkileyeceği Federal Kanunla düzenlenir.

Madde 90.

(1) Hukuk ve ceza davalarında duruşmalar sözlü ve halka açık olarak gerçekleşir. İstisnalar kanunla düzenlenir.

(2) Ceza davaları iddianame ile açılır.

Madde 91.

(1) Halk yargılamada yer alır.

(2) Kanunla belirlenecek ağır cezalar ile her türlü siyasi suç ve kabahatlerde, sanık hakkındaki karar bir jüri tarafından verilir.

(3) Ceza davalarında; cezayı müstelzim fiil için verilecek ceza kanunla belirlenen haddi aşıyor ise, yargının idaresinde meslekten olmayan hâkimler görev alır.

Madde 92.

(1) Yüksek Mahkeme, hukuk ve ceza davalarında ilk derece mahkemesidir.

(2) Federal Hükümet, eyalet hükümeti, ya da seçimle göreve getirilmiş meclislerin üyeleri Yüksek Mahkeme üyesi olamazlar. Seçimle göreve getirilmiş meclisin belirli bir yasama veya görev süresi için seçilmiş olan üyeleri için, görevlerinden vaktinden önce ayrılmış olsalar dahi, bu kısıtlama, belirlenen yasama veya görev süresi sona ermeden ortadan kalmaz. Son dört yıl içerisinde yukarıdaki belirtilen görevlerden birini yürütmüş olan hiçbir kimse Yüksek Mahkemeye Başkan veya Başkanvekili olarak atanamaz.

Madde 93.

Mahkemelerin hüküm vereceği fiillere yönelik genel aflar Federal Kanunla belirlenir.

Madde 94.

Yargı ve idare yetkileri her halükârda birbirinden ayrıdır.

Kısım IV.

Eyaletlerin Yasama ve İdari Yetkileri

  1. Genel Hükümler

 

Madde 95.

(1) Eyaletlerde yasama yetkisi Eyalet Meclisleri tarafından icra edilir. Eyalet Meclisinin üyeleri, eşit, doğrudan, gizli ve şahsi oy esasına göre seçilir ve Eyalet Meclisi seçimlerine seçmen olarak katılmak için aranan şartları haiz her erkek ve kadın eyalet vatandaşı seçimlerde oy kullanabilir. Seçim usulleri hakkında ve gerekirse zorunlu oy kullanımı hakkındaki hükümler Eyalet Kanunuyla düzenlenir. Bu Eyalet Kanununda özellikle, oy kullanımının zorunlu olmasına rağmen, oylamaya katılmaktan men edilme sebepleri açıkça belirtilir.

(2) Eyalet Meclisi seçim usulleri, seçme ve seçilme yeterlilikleri konularında, Milli Konsey seçimleri hakkında Federal Anayasada öngörülenden daha zorlayıcı şartlar getiremez.

(3) Seçmenler, müstakil bölgesel seçim çevrelerine ayrılabilen müstakil seçim çevrelerinde oy kullanabilirler. Meclis üye sayısı nüfus sayısıyla orantılı olarak seçim çevreleri arasında pay edilir. Eyalet Meclisi seçim usullerinde eyalet genelinde nihai dağılım usulü belirlenerek, seçim çevrelerindeki aday siyasal partilerin koltuk sayıları arasında bir denge gözetilebilir. Bunun gibi, henüz dağılımı yapılmamış sandalye sayıları ise nispi temsiliyet esasına göre dağıtılır. Seçmen kitlesinin diğer şekilde seçim çevrelerine ayrılması kabule şayan değildir.

(4) Eyalet Meclisine üyelik için aday olan, ya da Eyalet Meclisi üyeliğine seçilen kamu çalışanları için madde 59/a hükümleri uygulanır; daha zorlayıcı hükümler kabule şayandır. Eyalet anayasal kanun altında, madde 59/b kapsamındaki komisyonun yayımladığı ile aynı raporu yayımlayacak bir kurum, aynı yetki ve ödevlerle kurulabilir.

Madde 96.

(1) Eyalet Meclisi üyeleri Milli Konsey üyeleriyle aynı dokunulmazlıklara sahiptirler; 57’nci madde hükümleri gerekli değişikliklerle uygulanır.

(2) 32 ve 33’üncü madde hükümleri Eyalet Meclisi ve komitelerinin toplantıları için de uygulanır.

(3) 56’ncı maddenin iki ila dördüncü fıkralar arasında kalan hükümlere göre, Eyalet Kanununda, Eyalet Meclisi üyelerinin Federal Konsey ya da Eyalet Hükümetine seçilmeleri nedeniyle üyelikten ayrılmaları halinde izlenecek çözüm yolu düzenlenir.

Madde 97.

(1) Bir Eyalet kanunun Eyalet Meclisi tarafından oylanması ve ilgili Eyaletin kanunlarına göre, Vali tarafından müşterek imzayla tasdik edilmesi ve onaylanması ve Eyalet Resmi Gazetesi’nde yayımlanması gerekir.

(2) Eyalet kanununda yürütme için Federal mercilerin işbirliğinin gerekli olduğu belirtiliyorsa, Federal Hükümetin onayı alınmalıdır. İlgili yasal düzenlemenin Federal Şansölyeye tevdi tarihinden itibaren sekiz hafta içerisinde Federal Hükümet, federal mercilerin işbirliğinde bulunmayı reddetme kararını Valiye bildirmemişse, onay verilmiş kabul edilir.

(3) Eyalet Meclisinin toplantıda olmadığı, zamanında toplanamayacağı veya kontrolü dışındaki sebeplerden ötürü toplantı yapmasının engellendiği bir anda, toplum için açık ve telafisi mümkün olmayan bir zararı önlemek için, Anayasa uyarınca Eyalet Meclisinin karar almasını gerektirecek acil tedbirlerin alınması gerekli olursa, Eyalet Hükümeti, nispi temsiliyet esasına göre atanmış Eyalet Meclisinin bir komitesiyle mutabakat içerisinde kararnameleri geçici olarak tadil ederek bu önlemleri alabilir. Eyalet Hükümeti Federal Hükümeti keyfiyetten vakit geçirmeksizin haberdar etmelidir. Eyalet Meclisi, toplantı yapmasına mani sebep ortadan kalkar kalkmaz toplanacaktır. 18’inci maddenin dördüncü fıkrası gerekli değişikliklerle uygulanır.

(4) Yukarıdaki üçüncü fıkrada belirtilen kararnameler, hiçbir durumda, eyaletin anayasa hükümlerinde değişiklik yapılmasını öngöremeyeceği gibi, eyalete, ya da federasyon veya belediyelere kalıcı bir mali yük getiremez, ya da devletin vatandaşlarına mali yükümlülükler koyamaz, bir kamu malının tasfiyesini gerektiremez, 12’nci maddenin birinci fıkrasının 6 numaralı bendinde belirtilen konularla ilgili tedbirler getiremez, ya da son olarak, ziraat ve ormancılık alanlarında çalışan işçilerin ve ücretlilerin bağlı oldukları odaların faaliyetleriyle ilgili hükümler getiremez.

Madde 98.

(1) Eyalet Meclisinin çıkarttığı bütün yasal düzenlemeler yayımlanmadan önce, Eyalet Meclisi tarafından kabul edildikten sonra derhal, Vali tarafından Federal Şansölyeye bildirilir.

(2) Federal Hükümet; Eyalet Meclisinin çıkardığı bir yasal düzenleme hakkında, Federasyonun çıkarları bakımından riskli olduğu gerekçesiyle bu yasal düzenlemenin Federal Şansölyeye tebliğ edildiği tarihten itibaren sekiz hafta içerisinde gerekçeli itiraz kararı alabilir. Söz konusu yasal düzenlemenin Eyalet Meclisinde görüşülmesine başlanmadan önce, Federasyona yasal düzenleme taslağı hakkında görüş belirtme olanağı sunulmuş ise, itiraz için ancak, Federasyonun yetkisine el atma iddiası dayanak gösterilebilir. İtiraz halinde, söz konusu yasal düzenleme ancak, Eyalet Meclisi üye tam sayısının en az yarısının katılımıyla bu yasal düzenlemeyi yeniden kabul etmiş ise, yayımlanabilir.

(3) Eyalet Meclisinin çıkartacağı bir yasal düzenleme Federal Hükümet olumlu görüş bildirmiş ise, itiraz süresi sona ermeden yayımlanabilir.

(4) Eyalet Meclisinin vergilerle ilgili çıkartacağı yasal düzenlemelerde, Anayasal Maliye Kanununun hükümleri aynen uygulanır.

Madde 99.

(1) Bir eyalet anayasal kanunu ile çıkartılacak olan Eyalet Anayasası ancak Federal Anayasanın bu düzenlemeden etkilenmeyecek olması kaydıyla, eyalet anayasal kanunu ile tadil edilebilir.

(2) Bir eyalet anayasal kanunu ancak Eyalet Meclisi üye tam sayısının yarısının oylamada hazır bulunması ve oylamaya katılan üyelerin üçte ikisinin lehte oy kullanması şartıyla kabul edilebilir.

Madde 100.

(1) Her bir Eyalet Meclisi, Federal Hükümetin talebi ve Federal Konseyin kararı ile feshedilebilir. Ancak, fesih kararı aynı gerekçeyle sadece bir kez alınabilir. Federal Konseyin önergesi Konsey üye tam sayısının en az yarısının katılımı ve kullanılan oyların üçte ikisinin çoğunluğuyla alınmış olmalıdır. Feshedilecek Eyalet Meclisinin Federal Konseydeki temsilcileri oylamaya katılamazlar.

(2) Eyalet Meclisinin feshi durumunda, yeni seçim ilânları Eyalet Anayasası hükümlerine uygun olarak üç hafta içerisinde yayımlanır. Yeni seçilmiş Eyalet Meclisinin seçimlerden sonra dört hafta içerisinde toplanması sağlanmalıdır.

Madde 101.

(1) Her eyalet yürütme yetkisini Eyalet Meclisi tarafından seçilecek bir Eyalet Hükümeti eliyle icra eder.

(2) Eyalet Hükümeti üyelerinin Eyalet Meclisi üyesi olması zorunlu değildir. Ne var ki, sadece Eyalet Meclisine seçilme şartlarını haiz olanlar Eyalet Hükümetine seçilebilirler.

(3) Eyalet Hükümeti; Vali, gerekli sayıda Vali vekili ve diğer üyelerden müteşekkildir.

(4) Vali, göreve başlamadan önce Federal Cumhurbaşkanı önünde, Eyalet Hükümetinin diğer üyeleri ise Vali önünde Federal Anayasaya uygun olarak ant içerler. Dini beyanların eklenmesi kabule şayandır.

Madde 102.

(1) Eyaletlerin yetki ve görev alanına giren konularda, bir federal merciinin (doğrudan federal idarenin) mevcut bulunmaması kaydıyla, Vali ve Valiye bağlı eyalet mercileri federasyonun yürütme yetkilerini icra eder (dolaylı federal idare). Federal Polis Müdürlükleri başta olmak üzere, federal mercilerin dolaylı federal idare kapsamında ifa edilecek konularla görevlendirilmeleri halinde, bu federal merciler Valiye bağlı olarak görev yaparlar ve onun talimatlarıyla bağlıdırlar (madde 20/1). Federal mercilerin idari işlemlerle yetkilendirilip yetkilendirilmeyecekleri ve yetkilendirmenin derecesi Federal Kanunlarla düzenlenir. Bu kanunlar, aşağıdaki ikinci fıkrada belirtilen yetkilendirme kapsamında olmamak kaydıyla, sadece ilgili eyaletlerin onayı ile yayımlanabilirler.

(2) Aşağıda belirtilen görevler anayasayla belirlenmiş yetki alanı çerçevesinde federal merciler tarafından yürütülebilirler; hudut çizgilerinin belirlenmesi; başka ülkelerle mal ve canlı hayvan ticareti; gümrükler; Federal bölgeye giriş ve çıkışların düzenlenmesi ve denetimi; Federal maliye; tekeller; para, kredi, menkul kıymetler, bankacılık, sosyal sigortalar hariç sigortacılık sistemleri; tartılar ve ölçüler; standartlar ve ayar sistemleri; adalet sisteminin idaresi; pasaportlar; yurttaşlık kaydı; silahlar, mühimmat ve patlayıcıların yanı sıra ateşli silahların kullanımına ilişkin görevler; patentle ilgili konular ve tasarımların, ticari markaların ve diğer emtia belirteçlerinin korunması; trafik sistemi; nehir ve seyrüsefer polisi; posta ve telekomünikasyon sistemi; madencilik; Tuna nehri kontrol ve koruma; sel sularının düzenlenmesi; su yollarının inşası ve bakımı; etüt; çalışma mevzuatı; sosyal sigorta; anıtların korunması; Federal polis ve federal jandarma kuvvetlerinin teşekkülü ve komutası; asli yardım görevleri dâhil ve fakat mahalli kamu güvenlik idaresinin alanına giren konular hariç, kamu huzuru, düzeni ve güvenliği; basınla ilişkiler; birlikler ve derneklerle ilgili konular ve yabancılar polisi; tohum ve bitki ticareti; hayvan yemi ve gübrelerin yanı sıra bitki koruyucuları; bitkilerin kabulü dâhil bitki güvenliği uygulamaları; tohumculuk ve bitkicilik alanında ise bunların tesellümü; askeri ilişkiler; muharip güçlerin ve bunların bakmakla yükümlü oldukları yakınlarına ait sosyal haklar; nüfus politikası kapsamında, çocuk nafakası ve aileler adına yürütülen yükümlülükleri dengeleme çalışmalarının organizasyonu kapsamındaki görevler; öğretim ve eğitim alanında, talebe ve öğrenci yurtları ancak ziraat ve ormancılık eğitimi alanında öğrenci yurtları kapsam dışıdır; kamu ihaleleri.

(3) Federasyon, yukarıdaki 2’nci maddede sayılan alanlarda da yürütme yetkilerini Valiye devredebilir.

(4) Yukarıdaki 2’nci maddede sayılan alanlarla ilgili federal merciler ancak ilgili eyaletlerin onayı ile kurulabilir.

(5) Eğer bir eyalette, federal idarenin en üst mercilerinin kontrolleri dışında gelişen olaylar nedeniyle müdahalede bulunmalarının mümkün olmadığı şartlar neticesinde, toplum için açık ve telafisi mümkün olmayan bir zararı önlemek için doğrudan federal idarenin alanına giren konularda acil tedbirler alınması gerekliliği hasıl olur ise, Vali bu tedbirleri bu merciler adına almalıdır.

Madde 102a. (Çıkarılmıştır)

Madde 103.

(1) Dolaylı federal idarenin alanına giren konularda, Vali, Federal Hükümetin ve Federal Bakanların talimatlarına tabidir (madde 20) ve bu talimatların gereğini yerine getirebilmek için ayrıca, eyaletin yetki alanı dâhilinde kendisine verilmiş yetkileri kullanmakla yükümlüdür.

(2) Bir Eyalet Hükümeti İçtüzüklerini çıkartırken, dolaylı federal idarenin alanına giren belirli konuların, bunların eyaletlerin yetki ve görev alanına giren konularla yakından ilişkili olması sebebiyle, Vali adına Eyalet Hükümet üyelerinin idaresine bırakılmasına karar verebilir. Bu tür konularda, ilgili Eyalet Hükümetinin üyeleri de Valinin Federal Hükümet ya da Federal Bakanların talimatına tabi oldukları gibi, Valinin talimatına tabidirler (madde 20).

(3) Yukarıdaki birinci fıkra hükmüne göre Federal Hükümet ya da bir Federal Bakan tarafından verilen talimatlar ayrıca, yukarıdaki ikinci fıkra kapsamına giren konularda Valiye de yöneltilebilir. Vali eğer dolaylı olarak federal idarenin alanına giren görevi kendisi yerine getirmeyecekse, bu talimatı vakit geçirmeksizin, yazılı şekilde, aynen ilgili Eyalet Hükümeti üyesine aktarmaktan ve talimatın uygulanmasını gözetmekten sorumludur (142/2’nci maddenin e bendi). Valinin gerekli düzenlemeleri yapmış olmasına rağmen, talimat yerine getirilmez ise, ilgili Eyalet Hükümet üyesi 142’nci maddeye göre ayrıca Federal Hükümete karşı da sorumludur.

(4) Konunun önemi aksini gerektirmediği için, kararın verilmesinde ve Federal Kanuna göre temyiz makamı olan Valinin sorumluluğunda bulunan, dolaylı federal idarenin alanına giren konularda Vali, son temyiz makamıdır. İlgili karar öncelikle Valinin yetki alanına giriyor ise, Federal Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, federal idareyle ilgili konularda idari temyiz süreci ilgili Federal Bakana kadar uzanır.

Madde 104.

(1) 102’nci madde hükümleri, 17’nci maddede belirtilen federal görevleri yürüten kurumlara uygulanmaz.

(2) Ne var ki, federal malların idaresinden sorumlu Federal Bakan bir Valiyi ve ona bağlı mercileri bu görevi yerine getirmekle görevlendirebilir. Bu görevlendirme her an kısmen ya da tamamen iptal edilebilir. Federasyonun söz konusu görevin ifası sırasında yapılan masrafları hangi istisnai hallerde ne dereceye kadar tazmin edeceği Federal Kanunla belirlenir. 103’üncü maddenin iki ve üçüncü fıkraları gerekli değişikliklerle uygulanır.

Madde 105.

(1) Eyalet Vali tarafından temsil edilir. Vali; dolaylı yoldan federal idareyi ilgilendiren konularda, 142’nci madde hükmü uyarınca Federal Hükümete karşı sorumludur. Vali, Eyalet Hükümetinde vekili tarafından (Vali Muavini) temsil edilir. Vali Muavini Eyalet Hükümeti tarafından belirlenir. Bu atama Federal Şansölyeye bildirilir. Vali için vekil atanması ihtiyacı hasıl olursa, Valiye vekil olarak atanmış Eyalet Hükümeti üyesi 142’nci madde hükmü uyarınca, dolaylı Federal idarenin alanına giren konularda Federal Hükümete karşı sorumludur. Dokunulmazlık, Valinin ya da Eyalet Hükümetinde ona vekillik eden kişinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Aynı şekilde, dokunulmazlık, 103’üncü maddenin üçüncü fıkrası kapsamındaki hallerde bir Eyalet Hükümet üyesinin sorumluluğunu da ortadan kaldırmaz.

(2) Eyalet Hükümet Üyeleri 142’nci madde uyarınca Eyalet Meclisine karşı sorumludurlar.

(3) 142’nci maddede kastedilen anlamdaki bir iddianın lehte oylanabilmesi için üye tam sayısının yarısının katılımı gerekmektedir.

Madde 106.

Hukuk eğitimi almış bir idari memur Eyalet Hükümet Ofisi İç Hizmetleri Eyalet Mülki Amiri olarak atanır. Bu kişi ayrıca dolaylı Federal idareyi ilgilendiren konularda Valinin resmi yardımcısıdır.

Madde 107. (Mülga)

  1. Federal Başkent Viyana

 

Madde 108.

Bir Eyalet sıfatı taşıyan, Federal Başkent Viyana şehri bakımından, Belediye Meclisi aynı zamanda bir Eyalet Meclisi, Şehir Senatosu Eyalet Hükümeti, Belediye Başkanı, Vali, İl İdaresi Eyalet Hükümet Ofisi ve ilin en yüksek mülki amiri eyalet mülki amiri görevlerini de yürütürler.

Madde 109.

Viyana Eyaletinde, dolaylı federal idareyi ilgilendiren konulara ilişkin temyiz başvurularında yetkili makam, Federal Kanunda aksine bir hüküm yer almadıkça, ilçe idari makamı olan il idaresi, ya da ilk derece yürütme yetkisinin federal makamlarda olduğu konularda (102/1’inci maddenin birinci cümlesi) Vali sıfatıyla belediye başkanıdır. Diğer konularda 103’üncü maddenin dördüncü fıkrası uygulanır.

Madde 110. (Mülga)

Madde 111.

Yapılar ve vergilendirmeye ilişkin konularda nihai karar mercii özel görevli komitelerdedir. Bunların teşekkülü ve atamalarına ilişkin esaslar Eyalet Kanunuyla düzenlenir.

Madde 112.

108 ila 111’inci maddeler arasında kalan hükümler dâhil olmak üzere, Federal Başkent Viyana’yla ilgili diğer tüm hususlarda, 117’nci maddenin altıncı fıkrasının ikinci cümlesi, 119’uncu maddenin dördüncü fıkrası ve madde 119/a hükümleri müstesna, bu Kısım, Bölüm C hükümleri geçerlidir. 142’nci maddenin ikinci fıkra hükümleri, Federasyonun, Federal Başkent Viyana’yı yetkilendirdiği konular için de uygulanır.

Madde 113. (Mülga)

Madde 114. (Mülga)

 

  1. Belediyeler

 

Madde 115.

(1) Aşağıdaki maddelerde belediye teriminin kullanıldığı her yerde, bu terim, mahalli halka atfen kullanılmaktadır.

(2) Açık olarak federasyonun yetkisine bırakılan konular hariç olmak üzere, belediyelerle ilgili kanunların neler olduğu bu bölümde yer alan maddelerde düzenlenmiş esaslara göre, eyalet kanunlarında belirlenir. 118, 118/a ve 119’uncu maddeler uyarınca, belediyeler tarafından yürütülecek görevleri düzenleme sorumluluğu Federal Anayasal Kanunun genel hükümlerine göre belirlenir.

(3) Avusturya Belediyeler Birliğinden (Avusturya Belediyeler Federasyonu) ve Avusturya Şehirler ve İlçeler Birliği (Avusturya Mahalli İdareler Federasyonu) belediyelerin menfaatlerini temsile mezundurlar.

Madde 116.

(1) Her eyalet belediyelere ayrılmıştır. Belediye, idari özerkliğe sahip bir bölgesel tüzel kişilik olup, aynı zamanda bir idari mahalli yönetim merkezidir. Her bir toprak parçası belediyenin bir kısmını oluşturmalıdır.

(2) Bir belediye, bağımsız bir iktisadi tüzel kişiliktir. Belediye, federasyon ve eyalet kanunlarının mutat sınırları çerçevesinde, her çeşit varlık sahibi olabilir; bunları dilediği gibi iktisap edebilir ve elinden çıkartabilir; iktisadi teşekküller işletmenin yanı sıra bütçesini anayasanın maliye hükümleri çerçevesinde bağımsız şekilde kullanabilir ve vergiler koyabilir.

(3) Eyaletin menfaatlerinin bu işlemden menfi şekilde etkilenmeyecek olması kaydıyla, nüfusu en az 20.000 olan bir belediye için, talebi üzerine, eyalet mevzuatı çıkartılmak suretiyle özel bir kanun çıkartılabilir. Bu kanun sadece Federal Hükümetin onayı ile yayımlanabilir. Federal Hükümet; çıkartılan kanunun ilgili Federal Bakana tebliğ edildiği tarihten itibaren sekiz hafta içerisinde, bu kanunu onaylamayı reddettiğini Valiye bildirmez ise, onay verilmiş sayılır. Kendi özel kanunu olan bir ilçe mahalli idarelere verilen görevlerin yanı sıra ilçe idaresine ait görevleri de yürütür.

(4) (Mülga)

Madde 116a.

(1) Belediyeler kendi yetki ve görev alanlarına giren belirli görevleri yürütebilmek için, yapılacak anlaşmalar marifetiyle belediye birlikleri kurabilirler. Bu anlaşma için üst makamın onayı gerekmektedir. İlgili belediyeler arasında kanuna uygun olarak bir anlaşma mevcut ise ve belediye birliklerinin kurulması;

  1. Adliye hizmetlerin yetki alanına giren görevlerin ifası bakımından, ilgili belediyelerin özerk tüzel kişiler olarak faaliyet göstermelerini tehlikeye düşürmüyorsa;
  2. Özel hak sahibi olarak belediyelerin yetki alanına giren görevlerin ifası bakımından, yapılacak işe uygunluk, ekonomik verimlilik ve fayda sebepleriyle ilgili belediyelerin menfaatine olacaksa, bu birleşmeye bir kararnameyle onay verilebilir.

(2) Amaca uygunluğun sağlanması amacıyla, belediyelerin özerk tüzel kişilik ve mahalli idareler olarak görev yapma becerilerinin bundan menfi şekilde etkilenmemesi kaydıyla, belirli görevlerin belediye birlikleri kurularak yürütülmesi hususu, ilgili mevzuatla (10 ila 15’inci maddeler arası) düzenlenebilir. Belediye birliklerinin kurulmasından önce, idari tedbirlerle ilgili belediyelere görüşlerini bildirme olanağı tanınır.

(3) Bir belediyenin kendi münhasır yetki ve görev alanına giren konularda icra yetkisinin belediye birliklerine verildiği hallerde, birlik üyelerine belediye birliğinin faaliyetlerinin yürütülmesinde belirleyici söz hakkı tanınmalıdır.

(4) Belediye birliklerinin teşekkülüne ilişkin esaslar eyalet mevzuatıyla düzenlenir ve bu bağlamda, eyalet mevzuatında bir birlik kurulunun kurulması öngörülecektir. Bu kurul, her halükarda, tüm üye belediyelerin temsilcilerinden ve birlik başkanından oluşmalıdır. Belediyelerin bir anlaşma yoluyla birlik oluşturdukları hallerde, belediye birliğine kabul ve belediye birliğinin tasfiyesi halinde belediye birliğinden ayrılmaya ilişkin kurallar da belirlenir.

(5) Belediye birlikleri tarafından yürütülecek konularda sorumluluk, Federal Anayasal Kanunun genel hükümlerince yönetilir.

Madde 117.

(1) Belediyenin yetkili organları her halükarda aşağıda sayılanları içerir;

  1. a) Belediye meclisi; belediye seçimlerine seçmen olarak katılmak için aranan şartları haiz kişilerce seçilen bir halk temsilciler meclisidir;
  2. b) Şehir konseyi, ya da kendi özel kanunu olan ilçelerde şehir senatosu olarak da bilinen, belediye icra heyeti;
  3. c) Belediye başkanı.

(2) Belediye meclis üyeleri, asli ikametgâhı belediye sınırları içerisinde bulunan tüm federal yurttaşlar tarafından nispi temsiliyet esaslarına göre, eşit, doğrudan, gizli ve şahsi oyla seçilirler. Ancak, eyalet kanunlarında, asli ikametgâhı olmamakla birlikte ikametgâhı belediye sınırları içerisinde bulunan yurttaşların da seçmen olabilmelerini öngörebilir. Seçim usullerine göre, seçme ve seçilme şartları eyalet meclisi seçimlerine ait seçme ve seçilme şartlarından daha ağır olamaz. Ancak, belediye sınırları içerisinde bir yıldan az ikamet etmekte olanların oy kullanamayacakları, ya da belediye sınırları içerisinde geçici süreyle ikamet ettikleri aşikâr olan kişilerin belediye meclisine seçilemeyecekleri hususları kanunla düzenlenebilir. Avrupa Birliği’ne üye devletlerin vatandaşlarının da seçme ve seçilme hakkının olabileceği hususu eyaletlerin düzenleyebileceği bir diğer şarttır. Eyalet Meclisi seçimlerine ilişkin zorunlu oylamaları düzenleyen hükümler (95/1’inci maddenin son cümlesi) belediye meclisi seçimlerine de gerekli değişiklikler uygulanır. Seçmenlerin müstakil seçim çevrelerinde oy kullanabilmelerine ilişkin esaslar seçim usulleriyle düzenlenebilir. Seçmen kitlelerinin başka türlü şekilde seçim çevrelerine ayrılması kabule şayan değildir. Seçim kurallarında, aday listesinin bulunmadığı hallerde, seçim pusulalarında isimleri en çok belirtilen kişilerin seçilmiş kabul edilecekleri hükmüne yer verilebilir.

(3) Belediye meclisinin oylama yapabilmesi için toplantı nisabını oluşturan üye sayısının salt çoğunluğunun oyu gereklidir. Ancak, belirli konularda karar için diğer şartlar da belirlenebilir.

(4) Belediye Meclisi toplantıları halka açık şekilde gerçekleştirilir ancak, istisnalar için düzenleme yapılabilir. Belediye bütçesi, ya da belediyenin mali hesaplarının görüşüldüğü toplantılar halka kapalı şekilde gerçekleştirilemez.

(5) Belediye meclisinde temsil edilen siyasal partiler sandalye sayılarıyla orantılı olarak belediye icra heyetinde temsil edilmeyi talep edebilirler.

(6) Belediye başkanı, belediye meclisi tarafından seçilir. Ancak, belediye başkanının belediye meclis üyeliği seçimlerine seçmen olarak katılabilecekler tarafından seçilebilmesi hususu Eyalet anayasasıyla düzenlenebilir.

(7) Belediyelerin faaliyetleri mahalli idari ofis, ya da şehir idari ofisi ve özel kanunla kurulmuş ilçelerde ise il idaresi tarafından yürütülür. Hukuk eğitimi almış bir idari memur il İdaresi iç hizmetleri il mülki amiri olarak atanır.

(8) Eyalet mevzuatında, belediyelerin kendi yetki ve görev alanlarına giren konularda, belediye meclisi seçimlerine seçmen olarak katılan kişilerin doğrudan katılımı ve yardımı öngörülebilir.

Madde 118.

(1) Bir belediyenin kendi yetkilerinin yanı sıra federasyonun veya eyaletin kendisine verdiği yetkileri de bulunmaktadır.

(2) 116’ncı maddenin ikinci fıkrasında belirtilen konulardan ayrı olarak, münhasıran veya çoğunlukla belediyenin nezdinde temsil edilen yerel halkı ilgilendiren ve yerel sınırlar içerisinde yerel halk için icra edilecek nitelikte olan her konu, bir belediyenin kendi yetki sınırları içerisinde kalmaktadır. Hangi konuların belediyenin müstakil yetki sınırları içerisinde kalan bu tür konulardan sayılacağı mevzuatla belirlenir.

(3) Özellikle aşağıda sayılan alanlarda, belediyeye kendi yetki sınırları çerçevesinde resmi sorumluluk bahşedilir;

  1. Mahalli yönetim üstü seçim kurullarının yetkilerine rağmen, belediye makamlarının atanması; belediye görevlerinin ifasına dönük iş düzenlemelerin kararlaştırılması;
  2. Mahalli yönetim üstü disiplin, uygunluk ve sınav komisyonlarının yetkilerine rağmen, belediye personelinin aranması ve bu personel üzerinde görev ayrıcalıklarının uygulanması;
  3. Mahalli polis güçleri (madde 15/2), mahalli olay denetimi;
  4. Belediye sınırları içerisinde kalan trafiğe açık alanlar, mahalli trafik polisinin idaresi;
  5. Mahsul koruma polisi;
  6. Yerel zabıta;
  7. Özellikle acil durumlar ve ilk yardım hizmetleri başta olmak üzere, vefatlar ve defin işlemleri dâhil mahalli hıfzıssıhha zabıtası;
  8. Genel görgü kuralları;
  9. Kamu hizmeti veren federasyona ait binalar hariç olarak, mahalli yapı zabıtası (madde 15/5); mahalli itfaiye; mahalli çevre planlama;
  10. Uyuşmazlıkların mahkeme dışı çözümlenmesinde görev alan kamu kurumları;
  11. Borçlunun mallarının satışı;

(4) Belediye, federal ve eyalet kanunları ve kararnameleri uyarınca yetkili olduğu konularda, tüm sorumluluğu kendisine ait olarak, hiçbir talimat almaksızın ve madde 119/a’nın beşinci fıkrası hükümlerine tabi olarak, belediyelerin dışındaki diğer idari mercilerin adli yardımından muaf olarak vazifelerini yerine getirir. Belediyelerin kendi yetki sınırlarına giren alanlardaki faaliyetleri (madde 119/a) federasyon ve eyaletin gözetimindedir. 12’nci maddenin ikinci fıkrası değişmeksizin muhafaza edilir.

(5) Belediye başkanı, belediye icra heyetinin (il konseyi, il senatosu) üyeleri ve uygunsa diğer belediye görevlileri, belediyenin kendi yetki sınırlarına giren alanlarda kendilerine verilen görevleri yürütürken belediye meclisine karşı sorumludurlar.

(6) Belediye, kendi yetki sınırlarına giren konularla ilgili olarak, yerel yaşama olumsuz yönde müdahale eden muhtemel veya mevcut rahatsızlıkları önlemek için resen mahalli polis kararnameleri yayımlayabilir ve ayrıca bu kararnamelerin gereğinin yerine getirilmemesinin bir idari ihlal addedileceğini ilan edebilir. Bu kararnameler, federasyon ve eyaletin meri kanun ve kararnamelerini ihlal edemez.

(7) Bir belediyenin müracaatıyla, belediyenin kendi yetki sınırlarına giren belirli yetkinin icrası, madde 119/a’nın üçüncü fıkrası uyarınca, Eyalet Hükümetinin veya Valinin kararnamesiyle bir devlet makamına devredilebilir. Bu kararname ile söz konusu yetkilerin bir federal makama devredilmesi amaçlanmış ise, bu yetki devri için Federal Hükümetin onayı gerekir. Valilik kararnamesiyle söz konusu yetkilerin bir eyalet makamına devri amaçlanmış ise, bu yetki devri için Eyalet Hükümetinin onayı gerekir. Kararnamenin gerekçesi ortadan kalkar kalmaz bu kararname yürürlükten kalkar. Bu yetki devri yukarıdaki altıncı fıkra hükmü uyarınca kararname çıkarma hakkını kapsayacak şekilde genişletilemez.

(8) Belediye kolluk kuvvetlerinin kuruluşu, ya da bunların teşkilatına ilişkin değişiklikler Federal Hükümete bildirilmelidir.

Madde 118a.

(1) Belediye kolluk güçleri mensuplarının, belediyenin onayıyla, ilgili idare için yürütme hizmetleri yerine getirebileceği hükmü, federal veya eyalet kanunuyla vazedilebilir.

(2) İlçe mülki amiri; belediyenin onayıyla, belediye kolluk kuvvetlerinin mensuplarını, diğer kamu emniyet hizmetleri organlarıyla aynı derecede idari ceza hukuku hükümlerinin uygulanmasına iştirak için yetkilendirebilir. Bu yetkilendirme ancak, kamu güvenlik hizmeti organlarının, idari ceza davasına konu idari düzenlemelere uygunluğu gözetim sorumluluğu bulunuyor ise, ya da idari ceza davasının konusu belediyenin yetki sınırlarına giriyor ise, yapılabilir.

Madde 119.

(1) Bu yetki devri; belediyenin, federal kanunlara göre, emir üzerine ve Federasyonun talimatlarına göre, ya da eyalet kanunlarına göre, emir üzerine ve eyaletin talimatlarına göre yerine getirmesi gereken görevleri kapsar.

(2) Devredilen yetkiler belediye başkanı tarafından icra edilir. Belediye başkanı bu yetkileri kullanırken, federal yürütme yetkilerini ilgilendiren konularda, ilgili federal makamların talimatlarına, eyaletin yürütme yetkilerini ilgilendiren konularda ise, ilgili eyalet makamlarının talimatlarına tabidir. Aşağıdaki dördüncü fıkrada belirtildiği gibi sorumludur.

(3) Belediye başkanı, kendi sorumluluklarında azalma olmaksızın, belediyenin yetki sınırlarına giren konularla arasındaki fiili bağlantılar sebebiyle, devredilmiş yetkilerle ilgili belli kategorilerdeki konuları belediye icra heyetinin (il meclisi, il senatosu), 117’nci maddenin birinci fıkrasına göre kurulmuş diğer makamların mensuplarına, ya da kendisini temsil eden diğer resmi kurumların mensuplarına devredebilir. Bu konularda, ilgili makamlar veya bunların mensupları belediye başkanının talimatlarına tabidir ve aşağıdaki dördüncü fıkraya göre sorumludurlar.

(4) Yukarıdaki iki ve üçüncü fıkralarda belirtilen makamlardan görevlerini yürürken kasıtlı veya ağır ihmali olduğu tespit edilenler, kanunu ihlal ettikleri ve ayrıca kararname ve talimata uygun hareket etmedikleri gerekçesiyle, federal yürütme organlarından herhangi birinde görev yapıyorlarsa, Vali tarafından, eyaletin yürütme organlarında herhangi birinde görev yapıyorlarsa Eyalet Hükümeti tarafından görevlerinden azledilebilirler. Bu kişinin bir belediye meclis üyesi olması durumunda, üyeliği bu keyfiyetten etkilenmeyecektir.

Madde 119a.

(1) Bir belediyenin görevlerini yürütürken kanunlar ve kararnameleri ihlal etmemesi, özellikle yetki sınırlarını aşmaması ve yasalarla kendisine verilen görevlerini yerine getirmesini sağlamak için, federasyon ve eyalet belediyeler üzerinde gözetim yetkisini icra ederler.

(2) Eyalet ayrıca, bir belediyenin mali yönetimini yerindelik, verimlilik ve uygunluk bakımından da incelemeyebilir. Bu incelemenin sonucu belediye meclisine tevdi edilmek üzere belediye başkanına sunulur. Belediye başkanı incelemenin sonucu sebebiyle alınan tedbirleri üç ay içerisinde üst makama bildirmelidir.

(3) Belediyeye ait yetkiler federal yürütmenin yetki alanına giren konulardan türetilmiş ise, gözetim ve yasal düzenleme yetkisi federasyona, diğer alanlarda ise eyalete aittir. Gözetim yetkisi mutat kamu yönetimi makamları tarafından kullanılır.

(4) Denetim makamı belediyenin her türlü faaliyeti hakkında bilgi edinebilir. Belediye, her münferit durumda denetim makamı tarafından kendisinden talep edilen bilgileri denetim makamına sağlamak ve yerinde gerçekleştirilecek incelemelere müsaade etmekle yükümlüdür.

(5) Bir belediyenin yetki alanına giren konularda belediyenin aldığı kararlar nedeniyle haklarının ihlal edildiğini iddia eden herkes, tüm temyiz yollarını tükettikten sonra (madde 118/4), karar tarihinden itibaren iki hafta içerisinde denetim makamına müracaatta bulunur. Müracaat sahibinin hakları bu karar ile ihlal edilmiş ise, denetim makamı bu kararı iptal eder ve meseleyi yeniden karara bağlanmak üzere belediyeye iade eder. Özel yasa ile kurulan ilçelerde ilgili yasama organı (üçüncü fıkra), denetim makamına müracaatı men edebilir.

(6) Belediye, kendi yetki sınırlarına giren alanlarda çıkardığı kararnameleri vakit geçirmeksizin denetim makamına bildirir. Denetim makamı, kanuna aykırı kararnameleri belediyenin savunmasını dinledikten sonra iptal eder ve eş zamanlı olarak iptal kararını gerekçesiyle birlikte belediyeye bildirir.

(7) Yetkili yasama organı, denetim makamı sıfatıyla, (üçüncü fıkra) belediye meclisinin feshini tasarlar ise, bu tedbir için karar yetkisi, eyaletin denetim yetkisi kapsamında Eyalet Hükümetine, federasyonun denetim yetkisi kapsamında Valiye aittir. Bu ikame tedbiri, mutlak zorunlu hallerle sınırlıdır. Denetim araçları, üçüncü şahısların kazanılmış hakları dikkate alınarak, mümkün olan en hassas şekilde kullanılır.

(8) Belediyenin kendi sorumluluk alanı içerisinde alacağı, mahalli yönetim üstü menfaatleri belirli bir dereceye kadar etkileyen, özellikle önemli düzeyde mali etkiye sahip olan münferit tedbirler için, yetkili yasama organı (üçüncü fıkra) denetim makamının onayını arayabilir. Bu onay sadece, mahalli yönetim üstü menfaatlerin gözetilmesini gerekli kılan bir dizi gerçek değerlendirilerek reddedilebilir.

(9) Belediye, denetim makamının kovuşturmalarında bir taraftır. Denetim makamı aleyhine İdare Mahkemesine (131 ve 132’nci maddeler) ve Anayasa Mahkemesine (144’üncü madde) şikâyette bulunabilir.

(10) Belediye birliklerinin belediyenin kendi sorumluluk alanına giren konularla ilgili işlemler gerçekleştirmesi kaydıyla, bu madde hükümleri onları da gerekli değişikliklerle uygulanır.

Madde 120.

Mahalli belediyelerin bölge belediyeleri şeklinde birleştirilmesi, özerk idareler modeline uygun olarak kurulmaları ve ayrıca eyaletler bünyesinde Devletin genel idare teşkilatının oluşturulmasına ilişkin esasların belirlenmesi federal anayasal düzenlemelerin konusudur. Uygulama, eyalet yasama işlemlerinin konusudur. Bölge belediyelerinin çalışanlarının hizmet kanunları ve özlük haklarını düzenleyen kanunlarda düzenleme yetkisi federal anayasal yasama organına aittir.

Kısım V.

Kamu Hesaplarının Denetimi ve

Kamu Fonlarının İdaresi

 

Madde 121.

(1) Federasyonun, eyaletlerin, belediyeler birliklerinin, belediyelerin ve kanunla kurulmuş diğer tüzel kişiliklerin mali yönetiminin denetimi Sayıştay’ın görevidir.

(2) Sayıştay nihai federal bütçeyi hazırlar ve Milli Konseye sunar.

(3) Federasyona ait olan ve federasyon nezdinde yükümlülük doğuran tüm mali borçlanma kağıtları Sayıştay Başkanı, onun yokluğunda vekili tarafından müştereken imzalanacaktır. Müşterek imza sadece borçlanmanın kabulünü ve borcun, Devletin genel borç ana defterine kaydını göstermek amaçlıdır.

(4) Sayıştay, her iki yılda bir, denetimine tabi olan ve haklarında Milli Konseye rapor vermekle yükümlü olduğu kuruluşlar ve kurumlardan, bu kurumların yönetim kurul ve denetim kurulu üyelerinin yanı sıra tüm çalışanlarına ait tüm sosyal sigorta ödemeleri, ayni katkılar ve ek emeklilik hakları dâhil ortalama gelirleri hakkında bilgi talep eder ve bu bilgileri Milli Konseye rapor eder. Bu bağlamda sağlanacak yukarıda belirtilen kategorideki kişilerin ortalama gelir bilgileri, her bir kuruluş ve kurum için ayrı ayrı belirtilir.

Madde 122.

(1) Sayıştay doğrudan doğruya Milli Konseye bağlıdır. Milli Federal kamu fonlarının idaresi ve Federasyonun yürütme yetkisi sınırları içinde bulunan meslek kuruluşlarının mali idaresiyle ilgili konularda, Konseyin vekili olarak, eyaletler, belediye birlikleri ve kamu fonlarının mahalli idaresinin yanı sıra eyaletlerin yürütme yetkisi sınırları içinde bulunan meslek kuruluşlarının mali idaresiyle ilgili konularda Eyalet Meclisinin vekili olarak görev yapar

(2) Sayıştay, Federal Hükümetten ve Eyalet Hükümetinden bağımsızdır ve sadece kanun hükümlerine tabidir.

(3) Sayıştay, bir Başkan ve gerekli sayıda memur ve yardımcı personelden oluşur.

(4) Sayıştay Başkanı, Milli Konsey Ana Komisyonu tarafından on iki yıl süreyle seçilir. Başkanın yeniden seçilmesi kabule şayan değildir. Sayıştay Başkanı göreve başlamadan önce Federal Cumhurbaşkanı önünde ant içer.

(5) Sayıştay Başkanı, seçimle göreve getirilmiş bir meclise üye olamayacağı gibi, son dört yıl içerisinde Federal Hükümette de görev almamış olmalıdır.

Madde 123.

(1) Hesap verme sorumluluğu bakımından, Sayıştay Başkanı, Sayıştay’ın Milli Konsey veya Eyalet Meclisinin vekili olarak görev yapıp yapmadığına bağlı olarak, bir Federal Hükümet üyesiyle, ya da ilgili Eyalet Hükümet üyesiyle aynı statüdedir.

(2) Sayıştay Başkanı Milli Konseyin oyuyla görevden azledilebilir.

Madde 123a.

(1) Sayıştay Başkanı; Sayıştay raporlarının, nihai federal bütçe hesaplarının, Sayıştay’ın kamu kaynaklarının idaresine ilişkin yürüteceği denetimlerle ilgili özel işlemlerin uygulanması hakkındaki önergelerin ve Federal Mali Kanunun Sayıştay’la ilgili bölümlerinin görüşüleceği Milli Konsey ve komisyonlarının (alt komisyonların) toplantılarına katılabilir.

(2) Sayıştay Başkanı; Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanunun detaylı hükümlerine göre, her zaman için, yukarıdaki birinci fıkrada belirtilen konulardaki görüşmelerde görüş bildirmeyi talep edebilir.

Madde 124.

(1) Sayıştay Başkanının görevlerini yerine getirmesi mümkün olamıyorsa, Sayıştay’ın en kıdemli memuru kendisine vekâlet edecektir. Başkanın yokluğunda da bu hüküm uygulanır. Milli Konseyde Sayıştay Başkanına kimin vekâlet edeceği Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanun ile belirlenir.

(2) Bir kişinin başkana vekâlet etmesi halinde, 123’üncü maddenin birinci fıkrası hükümleri vekil için de geçerlidir.

Madde 125.

(1) Sayıştay yetkilileri Sayıştay Başkanının tavsiyesi ve müşterek imzasıyla Federal Cumhurbaşkanı tarafından atanırlar. Resmi unvanların verilmesi için de aynı hükümler geçerlidir. Ancak, Federal Cumhurbaşkanı, belirli kategorilerdeki yetkililerin ataması için Sayıştay Başkanını yetkilendirebilir.

(2) Yardımcı personel Sayıştay Başkanı tarafından atanır.

(3) Sayıştay çalışanlarıyla ilgili olarak münhasıran federasyona bırakılan yetkiler, Sayıştay Başkanı tarafından icra edilir.

Madde 126.

Hiçbir Sayıştay üyesi Sayıştay denetimine tabi bir kuruluşun yönetiminde

ve idaresinde yer alamayacağı gibi, diğer meslek örgütlerinin yönetiminde ve idaresinde de görev alamaz.

Madde 126a.

Sayıştay’ın yetkilerini düzenleyen yasal hükümlerin yorumlanması hakkında, Sayıştay ile bir tüzel kişilik (madde 121/1) arasında anlaşmazlık ortaya çıkarsa, bu anlaşmazlık, Federal Hükümet veya Eyalet Hükümetinin, ya da Sayıştay’ın müracaatıyla Anayasa Mahkemesi tarafından çözümlenir. Tüm tüzel kişiler, Anayasa Mahkemesinin hukuki mütalaasına uygun olarak Sayıştay’ın gerçekleştireceği denetimlere izin vermekle yükümlüdürler.

Madde 126b.

(1) Sayıştay; Federasyonun ekonomi yönetiminin tamamını ve ayrıca federal makamların ve bu amaçla Federasyon makamlarının atadığı kişilerin (grupların) idaresinde olan teberrular, fonlar ve kurumların mali idaresini denetler.

(2) Sayıştay ayrıca, federasyonun tek başına sahip olduğu, ya da Sayıştay denetimine tabi bir diğer tüzel kişilik ile birlikte hisselerinin, sermayesinin veya öz varlıklarının en az yüzde ellisine sahip olduğu, ya da federasyonun tek başına ya da bu türden diğer tüzel kişilerle birlikte müştereken işlettiği kuruluşların mali idaresini de denetler. Böyle bir mali ortaklık, kuruluşların diğer mali, iktisadi veya örgütsel tedbirlerle denetlenmesine eşdeğer addedilir. Sayıştay’ın yetkileri ayrıca, bu fıkrada belirtilen şartları haiz diğer ek kategorilerdeki kuruluşları da kapsar.

(3) Sayıştay, kamu hukukuna tabi olan ve federal kaynakları kullanan şirketlerin mali idaresini de denetler.

(4) Sayıştay, Milli Konseyin oyuyla, ya da Milli Konsey üyelerinin talebiyle, kendi sorumluluk alanında yer alan mali idareler hakkında özel soruşturma tedbirlerini de yürütebilir. Konuyla ilgili daha ayrıntılı hükümler Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanun ile düzenlenecektir. Sayıştay, keza, Federal Hükümet ya da bir Federal Bakanın yerinde talebiyle de bu tedbirleri yerine getirmeli ve tedbirlerin sonuçlarını müracaatçı makama bir raporla sunmalıdır.

(5) Sayıştay denetimi; aritmetik işlemlerinin doğruluğu, meri mevzuata uygunluk ve maliye yönetiminde yerindelik, verimlilik ve uygunluk perspektiflerinden gerçekleştirilir.

Madde 126c.

Sayıştay sosyal sigortalar kurumlarının mali idaresinin denetlenmesinde de yetkilidir.

Madde 126d.

(1) Sayıştay, her yıl, bir önceki yıla ait faaliyetleri hakkında en geç        31 Aralık tarihine kadar Milli Konseye rapor sunar. Sayıştay ayrıca, her zaman için muhtemel teklifler üzerine, münferit gözlemlerini de Milli Konseye rapor olarak sunabilir. Sayıştay, Federal Konsey ile Milli Konseye sunacağı her rapor hakkında eş zamanlı olarak bilgilendirmelidir. Sayıştay raporları Milli Konseye sunulduktan sonra yayımlanır.

(2) Sayıştay raporlarını görüşmek üzere Milli Konsey tarafından bir Daimi Komisyon atanır. Bu komisyonun atanmasında nispi temsiliyet esasına uyulur.

Madde 127.

(1) Sayıştay; eyalet ekonomi yönetiminin tamamını ayrıca eyalet makamlarının ve bu amaçla eyalet makamlarının atadığı kişilerin (grupların) idaresinde olan teberrular, fonlar ve kurumların mali idaresini denetler. Sayıştay denetimi; aritmetik işlemlerinin doğruluğu, meri mevzuata uygunluk ve maliye yönetiminde yerindelik, verimlilik ve uygunluk perspektiflerinde gerçekleştirilir. Ancak bu denetim, maliye yönetimiyle ilgili olarak anayasa ile belirlenmiş yetkili temsilci organların aldığı kararları kapsamaz.

(2) Eyalet Hükümeti her yıl bütçe tahminlerini ve nihai bütçe hesaplarını Sayıştay’a iletir.

(3) Sayıştay ayrıca, eyaletin tek başına sahip olduğu, ya da Sayıştay denetimine tabi bir diğer tüzel kişilik ile birlikte hisselerinin, sermayesinin veya öz varlıklarının en az yüzde ellisine sahip olduğu, ya da eyaletin tek başına ya da bu türden diğer tüzel kişilerle birlikte müştereken işlettiği kuruluşların mali idaresini de denetler. Mali ortaklık kavramı bakımından, madde 126/b’nin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır. Sayıştay’ın yetkileri ayrıca, bu fıkrada belirtilen şartları haiz diğer ek kategorilerdeki kuruluşları da kapsar.

(4) Sayıştay, kamu hukukuna tabi olan ve eyalet kaynaklarını kullanan şirketlerin mali idaresini de denetler.

(5) Denetim sonucu Sayıştay tarafından ilgili eyalete bildirilir. Eyalet bu denetim sonucu hakkında görüşünü sunar ve denetimin sonucu sebebiyle aldığı tedbirleri üç ay içerisinde Sayıştay’a bildirir.

(6) Sayıştay, her yıl, bir önceki yıla ait faaliyetleri hakkında en geç        31 Aralık tarihine kadar Eyalet Meclisine rapor sunar. Sayıştay ayrıca, her zaman için münferit konulardaki gözlemlerini de Eyalet Meclisine rapor olarak sunabilir. Sayıştay, keza, Eyalet Hükümetini ve Federal Hükümeti, Eyalet Meclisine sunacağı her rapor hakkında eş zamanlı olarak bilgilendirmelidir. Sayıştay raporları Eyalet Meclisine sunulduktan sonra yayımlanır.

(7) Sayıştay, Eyalet Meclisinin oyuyla, ya da Eyalet Meclisinin Eyalet Anayasasında öngörülen sayıdaki üyesinin ki, bu rakam üye tam sayısının üçte birini aşamaz, talebi üzerine kendi sorumluluk alanına giren konularda özel soruşturma tedbirleri alabilir. Sayıştay’ın bu talep üzerine Eyalet Meclisine rapor sunmasından önce, bu nitelikte başka bir talepte bulunulamaz. Sayıştay, keza, Eyalet Hükümetinin yerinde talebiyle de bu tedbirleri yerine getirmeli ve tedbirlerin sonuçlarını müracaatçı makama bir raporla sunmalıdır.

(8) Bu madde hükümleri ayrıca, Viyana Şehrinin, Eyalet Meclisinin yerini alan belediye meclisinin ve Eyalet Hükümetinin yerini alan il senatosunun mali idaresinin denetimi için de geçerlidir.

Madde 127a.

(1) Sayıştay, asgari 20.000 nüfuslu belediyelerin mali idaresinin yanı sıra, ayrıca belediye makamların ve bu amaçla belediye makamlarının atadığı kişilerin (grupların) idaresinde olan teberrular, fonlar ve kurumların mali idaresini denetler. Sayıştay denetimi; aritmetik işlemlerinin doğruluğu, meri mevzuata uygunluk ve maliye yönetiminde yerindelik, verimlilik ve uygunluk perspektiflerinden gerçekleştirilir.

(2) Belediye Başkanı her yıl bütçe tahminlerini ve nihai bütçe hesaplarını Sayıştay’a ve eş zamanlı olarak Eyalet Hükümetine sunar.

(3) Sayıştay ayrıca, asgari 20.000 nüfuslu bir belediyenin tek başına sahip olduğu, ya da Sayıştay denetimine tabi bir diğer tüzel kişilik ile birlikte hisselerinin, sermayesinin veya öz varlıklarının en az yüzde ellisine sahip olduğu, ya da asgari 20.000 nüfuslu bir belediyenin tek başına ya da bu türden diğer tüzel kişilerle birlikte müştereken işlettiği kuruluşların mali idaresini de denetler. Mali ortaklık kavramı bakımından, madde 126/b’nin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır. Sayıştay’ın yetkileri ayrıca, bu fıkrada belirtilen şartları haiz diğer ek kategorilerdeki kuruluşları da kapsar.

(4) Sayıştay, kamu hukukuna tabi olan ve asgari 20.000 nüfuslu bir belediyenin kaynaklarını kullanan şirketlerin mali idaresini de denetler.

(5) Denetim sonucu Sayıştay tarafından ilgili Belediye Başkanına bildirilir. Belediye Başkanı bu denetim sonucu hakkında görüşünü sunar ve denetimin sonucu sebebiyle aldığı tedbirleri üç ay içerisinde Sayıştay’a bildirir. Sayıştay mali idare hakkındaki denetiminin sonucunu ve varsa belediye başkanının bu denetim sonucu hakkındaki görüşlerini Eyalet Hükümetine ve Federal Hükümete sunar.

(6) Sayıştay, her yıl, bir önceki yıla ait faaliyetleri hakkında en geç        31 Aralık tarihine kadar Belediye Meclisine rapor sunar. Sayıştay, keza, Eyalet Hükümetini ve Federal Hükümeti, Belediye Meclisine sunacağı her rapor hakkında eş zamanlı olarak bilgilendirmelidir. Sayıştay raporları Belediye Meclisine sunulduktan sonra yayımlanır.

(7) Sayıştay, ilgili Eyalet Hükümetinin yerinde talebiyle, münferit hallerde nüfusu 20.000’in altındaki belediyelerin mali idaresi hakkında da denetimler gerçekleştirir ve denetim sonucunu Eyalet Hükümetine bildiriri. Bu maddenin bir ve üçüncü fıkra hükümleri gerekli değişikliklerle uygulanır.

(8) Asgari 20.000 nüfuslu belediyelerin mali idaresinin denetimin tabi olduğu hükümler ayrıca, belediye birliklerinin mali idaresinin denetimi için de gerekli değişikliklerle uygulanır.

Madde 127b.

(1) Sayıştay, meslek örgütlerinin mali idaresini denetlemeye yetkilidir.

(2) Meslek örgütleri her yıl bütçe tahminlerini ve nihai bütçe hesaplarını Sayıştay’a sunarlar.

(3) Sayıştay denetimi; aritmetik işlemlerinin doğruluğu, meri mevzuata uygunluk ve maliye yönetiminde yerindelik, verimlilik ve uygunluk perspektiflerinden gerçekleştirilir. Ancak bu denetim, meslek örgütlerinin, yasalarla atanmış profesyonel temsilcileri adına mali yönetimi gerçekleştiren yetkili organlarının aldığı bağlayıcı kararları kapsamaz.

(4) Sayıştay, denetim sonucunu varsa, meslek örgütünün kurucu organının (temsilci organ) bu sonuçla ilgili görüşüyle birlikte örgütün başkanına bildirir. Sayıştay denetim sonucunu ayrıca söz konusu meslek örgütünün gözetiminden sorumlu en üst makama da bildirir. Sayıştay raporları meslek örgütünün kurucu organına (temsilci organ) sunulduktan sonra yayımlanır.

Madde 127c.

Eyaletler kendi yetki alanlarına giren konularla ilgili olarak Sayıştay benzeri bir kurum kurarlar ise, Eyalet Anayasasında madde 126/a’nın birinci cümlesine karşılık gelen yönetmeliğin çıkartılması öngörülebilir. Bu durumda, madde 126/a’nın ikinci ve üçüncü cümleleri de uygulanır.

Madde 128.

Sayıştay’ın teşkilat ve faaliyetleri hakkındaki daha ayrıntılı hükümler Federal Kanunla düzenlenir.

Kısım VI.

Anayasal ve İdari Teminatlar

 

Madde 129.

İdarenin tüm işlemlerinin hukuka uygunluğunu teminat altına almaktan sorumlu makamlar, bağımsız idare mahkemeleri (tribunal) ve Viyana İdare Mahkemesidir.

  1. Eyalet Bağımsız İdare Mahkemeleri

 

Madde 129a.

(1) Bağımsız idare mahkemeleri aşağıda sayılanlarla ilgili müracaatlarda;

  1. Federal mali ceza davaları hariç, idari uyuşmazlıklarla ilgili davalarda;
  2. Federal mali ceza davaları hariç, doğrudan yürütme yetkisinin icrası ve cebir yoluyla haklarının ihlal edildiği iddiasında bulunan kişilerin şikayetlerinde;
  3. İdarenin hususi alanlarıyla ilgili olarak Federal veya Eyalet kanunları ile yetkilendirildikleri diğer konularda;
  4. Şikayetin özel hukuk davaları ya da eyalet vergi ceza hukuku ile ilgili olması kaydıyla, yukarıda 1 ve 3 numaralı bentlerde belirtilen hususlarda karar verme yükümlülüğünün ihlal edildiği iddiasına dayalı şikayetlerde; idari temyiz yollarının tüketilmesinden sonra hüküm verirler.

(2) Bir ilk derece merciinin kararlarının doğrudan doğruya bir bağımsız idare mahkemesinde temyiz edilebileceği hükmü, Federal Kanunlarla vazedilebilir. Dolaylı federal idarenin sorumluluk alanına giren konuların yanı sıra 11 ve 12’nci maddelerde düzenlenen konularla ilgili bu nitelikteki Federal Kanunlar ancak ilgili eyaletin mutabakatıyla yayımlanabilirler.

(3) 89’uncu madde hükümleri gerekli değişikliklerle bağımsız idare mahkemeleri için de uygulanır.

Madde 129b.

(1) Bağımsız idare mahkemeleri; bir Başkan, bir Başkanvekili ve gerekli sayıda üyeden oluşur. Eyalet Hükümeti mahkeme üyelerini en az altı yıl süreyle atar. Mahkemenin üyelerinin en az dörtte biri federasyonda görev yapan meslek mensupları arasından seçilmelidir.

(2) Bağımsız idare mahkemelerinin üyeleri madde 129/a ve 129/b hükümlerinde belirtilen görevlerini ifa ederken hiçbir kimseden talimat almazlar. Mahkeme üyeleri arasındaki görev dağılımı eyalet kanunlarında düzenlenmiş süreyle sınırlı olarak önceden belirlenir. Bir bağımsız idare mahkemesi üyesinin yetkisine bırakılan bir konu ancak, bu mahkeme üyesinin Mahkeme Başkanı tarafından görevden azledilmesiyle kendisinden alınabilir.

(3) Bağımsız idare mahkemelerinin üyeleri ancak, yasalarda belirtilen hallerde ve sadece bağımsız idare mahkemenin kararı ile görev süresinin hitamından önce görevlerinden azledilebilirler.

(4) Bağımsız idare mahkeme üyeleri hukukçu olmalıdırlar. Görev yaptıkları süre içerisinde görevlerini bağımsız şekilde yürüttükleri konusunda şüphe uyandıracak herhangi bir faaliyette bulunamazlar.

(5) Bağımsız idare mahkemeleri muhakeme usullerine göre, üyeler kararlarını müştereken ya da münferiden alırlar.

(6) Bağımsız idare mahkemelerinin teşekkülü ve üyelerinin hizmet esasları Eyalet Kanunuyla, muhakeme usulleri ise Federal Kanunla düzenlenir.

  1. Federal Bağımsız İltica Mahkemesi

 

Madde 129c.

(1) İltica davalarında yüksek temyiz makamı olarak görev yapmak üzere, Federal Kanunla bağımsız bir başka idari organ (Federal Bağımsız İltica Mahkemesi) da kurulabilir.

(2) Federal Bağımsız İltica Mahkemesi; bir Başkan, bir Başkanvekili ve gerekli sayıda üyeden oluşur. Üyeler, Federal Hükümetin önerisiyle Federal Cumhurbaşkanı tarafından atanırlar. Atamalar süresizdir.

(3) Federal Bağımsız İltica Mahkemesi üyeleri görevlerini ifa ederken hiçbir kimseden talimat almazlar. Eş yetkileri haiz üyelerden oluşan bir organ olarak görev yapan mahkemenin üyeleri arasındaki görev dağılımı yıllık olarak belirlenir. Bir üyenin yetkisine bırakılan bir konu ancak, bu mahkeme üyesinin Mahkeme Başkanı tarafından görevden azledilmesiyle kendisinden alınabilir.

(4) Göreve atanmış bir Federal Bağımsız İltica Mahkemesi üyesinin emekliye ayrılma yaşı kanunla belirlenir. Diğer hallerde, bir Federal Bağımsız İltica Mahkemesi üyesi ancak, yasalarda belirtilen hallerde ve sadece bağımsız idare mahkemesinin kararı ile görev süresinin hitamından önce görevlerinden azledilebilirler.

(5) Federal Bağımsız İltica Mahkemesi üyeleri hukukçu olmalıdırlar. Görev yaptıkları süre içerisinde görevlerini bağımsız şekilde yürüttükleri konusunda şüphe uyandıracak herhangi bir faaliyette bulunamazlar.

(6) 89’uncu madde hükümleri gerekli değişikliklerle Federal Bağımsız İltica Mahkemesi için de uygulanır.

(7) Detaylı hükümler Federal Kanunla düzenlenir. Özellikle, mahkemenin hangi davalarda müşterek oyla, hangi davalarda münferit oyla karar vereceği Federal Kanun hükümleriyle belirlenir.

  1. Danıştay

 

Madde 130.

(1) Danıştay;

  1. a) Bağımsız idare mahkemeleri dâhil, idari mercilerin kararlarının hukuksuzluğuna ilişkin; ya da
  2. b) Bağımsız idare mahkemeleri dâhil, idari mercilerin karar yükümlülüklerini ihlaline ilişkin;şikayetleri çözümler. Danıştay ayrıca, madde 81a’nın dördüncü fıkrası uyarınca yapılan şikâyetleri de çözümler.

(2) Mevzuatın idari mercii için bir bağlayıcı edim öngörmekten imtina ettiği ve tayin yetkisini idarenin kendisine bıraktığı ve idarenin, buna istinaden, takdir yetkisini kanunda öngörüldüğü gibi kullandığı hallerde, hukuka aykırılık mevcut değildir.

Madde 131.

(1) Bir idari merciinin kararları aleyhine hukuka aykırılık iddiası;

  1. Tüm temyiz yolları tükendikten sonra, kararın haklarını ihlal ettiği iddiasında olan herhangi bir kişi tarafından;
  2. 11 ve 12’nci maddeler ve 14’üncü maddenin iki ve üçüncü fıkraları, madde 14/a’nın üç ve dördüncü fıkralarda belirtilen konularda ve ayrıca bir eyalet ya da ilçe okul kurulu kararının komisyon kararına dayandığı ve tarafların hiçbir şekilde temyiz yoluyla ilgili karara itiraz haklarının bulunmadığı konularda, ilgili Federal Bakan tarafından;
  3. 15’inci maddenin beşinci fıkrasının birinci cümlesinde belirtilen konularla ilgili olarak Federal Bakanın verdiği kararlar aleyhine, ilgili Eyalet Hükümeti tarafından ileri sürülebilir.

(2) Yukarıdaki birinci fıkrada belirtilen hallerin haricinde, hangi şartlarda bir idari merciinin kararı aleyhine kanuna aykırılık iddiasında bulunabileceği idarenin münferit alanlarıyla ilgili federal veya eyalet kanunlarında düzenlenir.

(3) Danıştay; özellikle bağımsız idare mahkemesinin, ya da Federal İhale Makamının kararı Danıştay’ın kararına uymaması gerekçesiyle, esasça ehemmiyetli bir hukuki meseleye dayanmayan, ya da bu nitelikteki bir kararın mevcut olmadığı, ya da çözümlenecek hukuki mesele hakkında idari ceza muhakemeleri usulüne uygun olarak henüz bir hüküm verilmediği, ya da sadece cüzi bir para cezasına hükmedildiği hallerde, çözümlenmek üzere kendisine tevdi edilmiş bir şikâyeti reddedebilir.

Madde 131a. (Mülga)

Madde 132.

Karar verme yükümlülüğünün ihlal edildiği iddiasını içeren şikayetler, idari davalarda karar verme yükümlülüğünün ifasını talep etme hakkına sahip bir tarafça ileri sürülebilir. İdari ceza davalarında, karar verme yükümlülüğünün ihlal edildiği iddiasını içeren şikayetlerin yapılabilmesi kabule şayan değildir. Bu hüküm, özel hukuk hükümlerine tabi davalar ile vergi ceza davaları için uygulanmaz.

Madde 133.

Aşağıda sayılan konular Danıştay’ın görev alanına girmez;

  1. Anayasa Mahkemesinin görevli olduğu konular;
  2. Mülga;
  3. Patent davaları;
  4. Eğer, bu makamın kurulmasını öngören Federal veya Eyalet Kanuna göre, söz konusu mahkeme (tribunal) en az bir hâkim üye içeriyorsa ve bu merciinin geri kalan üyeleri de hiçbir talimata değillerse ve bu mahkemenin kararları idare tarafından iptal edilemez, ya da değiştirilemez nitelikteyse ve bu şartlar sağlanmış olsa dahi, Anayasa Mahkemesi nezdinde şikayet konusu edilebileceği açıkça belirtilmemiş ise, nihai karar yetkisi bir mahkemeye ait olan davalar.

Madde 134.

(1) Danıştay; bir Başkan, bir Başkanvekili ve yeterli sayıda üyeden oluşur (daire başkanları ve mahkeme müşavirleri).

(2) Danıştay Başkanı, Başkanvekili ve üyeleri Federal Hükümetin önerisiyle Federal Cumhurbaşkanı tarafından atanırlar. Federal Hükümet, Başkan veya Başkanvekili ataması hariç, Danıştay genel kurulu tarafından bildirilen her açık üyelik için üç adayın ismine yer verilen bir listeye dayalı olarak önerisini sunar.

(3) Danıştay üyelerinin tamamı hukuk alanında eğitim görmüş olmalı, ya da adli veya politik bilimler alanında öğrenim görmüş olmalı, anılan eğitim dallarından birinden mezuniyetin şart olduğu bir meslekte en az on yıl mesleki tecrübeye sahip olmalıdır. Üyelerin asgari üçte biri adli görevlerde çalışabilmek için aranan şartları haiz olmalı, asgari üçte biri ise eyaletlerde görev yapan meslek mensupları arasında, mümkünse eyaletlerde idari hizmetlerde görev alanlar arasından seçilmelidirler.

(4) Federal Hükümetin, Eyalet Hükümetinin, ya da seçimle göreve getirilmiş bir meclisin üyeleri Danıştay üyesi olamazlar. Seçimle göreve getirilmiş bir meclisin belirli bir yasama veya görev süresi için seçilmiş olan üyeleri için, görevlerinden vaktinden önce ayrılmış olsalar dahi, bu kısıtlama, belirlenen yasama veya görev süresi sona ermeden ortadan kalmaz.

(5) Son dört yıl içerisinde yukarıdaki dördüncü fıkrada belirtilen görevlerden birini yürütmüş olan hiçbir kimse Danıştay’a Başkan veya Başkanvekili olarak atanamaz.

(6) Danıştay’ın bütün üyeleri profesyonel olarak istihdam edilmiş hâkimlerdir. Bunlar, 87’nci maddenin, bir ve ikinci fıkraları ile 88’inci maddenin ikinci fıkrası hükümlerine tabidirler. Danıştay üyeleri, kanun gereği, altmışbeş yaşını doldurdukları yılın 31 Aralık tarihinde kalıcı emeklilik listesine eklenirler.

Madde 135.

(1) Danıştay; Danıştay üyelerinin oluşturduğu Genel Kurul tarafından daireler kanalıyla hüküm verir.

(2) Mahkemenin iş yükü, Federal Kanunda belirtilen süreyle sınırlı olarak, Danıştay Genel Kurulu tarafından önceden Danıştay üyelerine dağıtılır.

(3) Bir Danıştay üyesinin yetkisine bırakılan bir dava ancak, bu Danıştay üyesinin görevden azledilmesiyle kendisinden alınabilir.

(4) 89’uncu madde hükümleri gerekli değişikliklerle Danıştay için de geçerlidir.

Madde 136.

Danıştay teşkilatı, görev kapsamı ve muhakeme usulleri özel bir Federal Kanunla ve bu kanuna dayalı olarak Danıştay Genel Kurulu tarafından çıkartılacak İçtüzükle düzenlenecektir.

  1. Anayasa Mahkemesi

 

Madde 137.

Anayasa Mahkemesi; mutat adli usuller dâhilinde çözümlenememiş, ya da bir idari merci kararıyla tasfiye edilememiş federasyon, eyaletler, İlçeler, belediyeler ve belediye birlikleri aleyhine ikame edilen maddi alacakları çözümler.

Madde 138.

(1) Anayasa Mahkemesi ayrıca;

  1. a) Mahkemeler ile idari merciler arasındaki;
  2. b) Danıştay ve diğer mahkemeler, özellikle Danıştay ve Anayasa Mahkemesinin kendisi arasındaki ve ayrıca normal mahkemeler ile diğer mahkemeler arasındaki;
  3. c) Eyaletlerin kendi aralarındaki ve ayrıca bir eyalet ile federasyon arasındaki yetki uyuşmazlıklarını çözümler.

(2) Anayasa Mahkemesi ayrıca, Federal Hükümetin ya da bir Eyalet Hükümetinin müracaatıyla, bir yasama veya yürütme işleminin federasyon, ya da eyaletten hangisinin sorumluluk sınırına girdiğini tayin eder.

Madde 138a.

(1) Anayasa Mahkemesi; Federal Hükümetin ya da bir Eyalet Hükümetinin müracaatıyla, 15’inci maddenin birinci fıkrasında kastedilen anlamda bir anlaşmanın mevcut olup olmadığını ve bu anlaşmadan doğan yükümlülüklerin, maddi talepler hariç olmak üzere, ifa edilip edilmediği belirler.

(2) 15’inci maddenin ikinci fıkrasında kastedilen anlamda bir anlaşmada buna ilişkin bir hüküm var ise, Anayasa Mahkemesi ayrıca, ilgili Eyalet Hükümetinin müracaatıyla, böyle bir anlaşmanın mevcut olup olmadığını ve bu anlaşmadan doğan yükümlülüklerin, maddi talepler hariç olmak üzere, ifa edilip edilmediği belirler.

Madde 139.

(1) Anayasa Mahkemesi, bir mahkemenin, bağımsız idare mahkemesinin, ya da Federal İhale Makamının müracaatıyla, bir federal ya da eyalet makamının çıkardığı kararnamelerin kanuna aykırı olup olmadığını hükme bağlar. Ancak, Anayasa Mahkemesi, bir derdest davada söz konusu kararnameyi esas alarak karar verecek ise, bu incelemeyi resen gerçekleştirir. Anayasa Mahkemesi ayrıca, bir Eyalet Hükümetinin çıkardığı kararnamenin hukuka aykırı olup olmadığını Federal Hükümetin müracaatıyla, bir Federal Hükümetin çıkardığı kararnamenin hukuka aykırı olup olmadığını bir eyaletin müracaatıyla ve bir belediyenin çıkardığı kararnamenin hukuka aykırı olup olmadığını ise, madde 119/a’nın altıncı fıkrası uyarınca bir belediyenin müracaatıyla hükme bağlar. Anayasa Mahkemesi ayrıca, şikâyete konu kararnamenin müracaat sahibine uygulanmış olması kaydıyla, bir kararnamenin şahsi haklarını doğrudan ihlal ettiği iddiasına sahip bir kişinin müracaatıyla, kararnamelerin hukuka aykırı olup olmadıklarını tayin eder. Mahkeme, bu tespiti yaparken herhangi bir yargı kararı almaz, ya da hüküm ihdas etmez. 89’uncu maddenin üçüncü fıkrası gerekli değişikliklerle bu türden müracaatlara uygulanır.

(2) Anayasa Mahkemesi nezdinde görülmekte olan, Anayasa Mahkemesinin yürürlükteki bir kararnameyi uygulamasını gerektiren bir davada, davacı davadaki amacına ulaşmış olsa dahi, kararnamenin hukuka uygunluk incelemesine yine de devam edilir.

(3) Anayasa Mahkemesi; ancak kararnamenin iptali açıkça talep edilmiş ise, ya da Mahkeme, bu kararnameyi bir derdest davada uygulayacak ise, bir kararnameyi hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edebilir. Anayasa Mahkemesi, kararnamenin bütünüyle;

  1. a) Hukuki bir temelden yoksun olduğu;
  2. b) Yetkisiz bir makam tarafından çıkartıldığı, ya da
  3. c) Kanuna aykırı şekilde yayımlandığı sonucuna varır ise; kararnamenin tamamının hukuka aykırılığına hükmedebilir. Ancak, bu hüküm, kararnamenin bütünüyle iptalinin, yukarıda birinci fıkranın son cümlesi uyarınca Mahkemeye müracaatta bulunan, ya da davası gereği bir kararnamenin hukuka uygunluk incelemesinin resen yapılması gerekmiş olan davacının hukuki menfaatlerine aykırı olması halinde, uygulanmaz.

(4) Bu kararname Anayasa Mahkemesinin kararını vereceği tarihte halîhazırda yürürlükten kaldırılmış ise ve resen ikame edilmiş olan, ya da bir mahkemenin, bir bağımsız idare mahkemesinin, bir federal ihale makamının, ya da kararnamenin hukuka aykırılığı sebebiyle haklarının ihlal edildiğini iddia eden bir kişinin müracaatıyla bir dava açılmış ise, Anayasa Mahkemesi söz konusu kararnamenin hukuka aykırı olup olmadığına hükmetmelidir. Yukarıdaki üçüncü fıkra hükümleri gerekli değişikliklerle uygulanır.

(5) Anayasa Mahkemesinin bir kararnamenin hukuka aykırılığına hükmeden kararı, federasyonun ya da eyaletin en yüksek idari makamına bu iptal kararını gecikmeksizin yayımlama yükümlülüğü doğurur. Bu hüküm, Mahkemenin yukarıda dördüncü fıkra uyarınca alacağı kararlar için de gerekli değişikliklerle uygulanır. İptal kararı, kararın yayımlandığı tarihten sonraki gün, eğer Anayasa Mahkemesi bunun için bir mühlet belirlememişse, en geç altı ay içerisinde, eğer iptal kararının yürürlüğe girebilmesi için hukuki tedbirlerin alınması gerekiyorsa, 18 ay içerisinde yürürlüğe girer.

(6) Eğer bir kararname hukuka aykırılık gerekçesiyle iptal edilmiş ise, ya da yukarıda dördüncü fıkra hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi tarafından hukuka aykırılığına hükmedilmişse, tüm mahkemeler ve idari makamlar Anayasa Mahkemesinin bu kararıyla bağlı olacaklardır. Ancak, karar aşamasındaki davalar hariç olmak üzere, bu kararname, Mahkemenin iptal kararında aksine bir hüküm bulunmadıkça, iptal kararından önce ikame edilmiş davalar için uygulanmaya devam eder. Anayasa Mahkemesi, beşinci fıkra hükmüne göre iptal kararında bir mühlet belirlemişse, bu kararname, karar aşamasındaki davalar hariç, mühletin hitamından önce ikame edilmiş tüm davalara uygulanır.

Madde 139a.

Anayasa Mahkemesi, bir mahkemenin, bağımsız idare mahkemesinin, ya da Federal İhale Makamının müracaatıyla, yeniden düzenlenen bir kanuna (bir antlaşmanın) ilişkin ilanlarda kanuna aykırı olup olmadığını hükme bağlar. Ancak, Anayasa Mahkemesi, bir derdest davada yeniden yürürlüğe konan bu kanunu esas alarak karar verecek ise, bu incelemeyi resen gerçekleştirir. Anayasa Mahkemesi ayrıca, bir Eyalet Hükümetinin yürürlüğe koyduğu kanunların hukuka aykırı olup olmadığını Federal Hükümetin müracaatıyla, bir Federal Hükümetin yürürlüğe koyduğu kanunların hukuka aykırı olup olmadığını bir eyaletin müracaatıyla hükme bağlar. Anayasa Mahkemesi ayrıca, şikâyete konu kanunun müracaat sahibine uygulanmış olması kaydıyla, bir kanunun şahsi haklarını doğrudan ihlal ettiği iddiasına sahip bir kişinin müracaatıyla, bu kanunun hukuka aykırı olup olmadıklarını tayin eder. Mahkeme, bu tespiti yaparken herhangi bir yargı kararı almaz, ya da hüküm ihdas etmez. 59’uncu maddenin iki, üç ve beşinci fıkrası ve 139’uncu maddenin iki ila altıncı fıkraları arasında kalan hükümler gerekli değişikliklerle bu türden müracaatlara uygulanır.

Madde 140.

(1) Anayasa Mahkemesi; Danıştay’ın, Yüksek Mahkemenin, yetkili bir temyiz mahkemesinin, bir bağımsız idare mahkemesinin, ya da Federal İhale Makamının müracaatıyla, bir Federal veya Eyalet Kanununun anayasaya aykırı olup olmadığına hükmeder. Ancak, Anayasa Mahkemesi bir derdest davada bu kanunu uygulayacak ise, bu incelemeyi resen gerçekleştirir. Anayasa Mahkemesi ayrıca, Federal Hükümetin müracaatıyla bir Eyalet kanununun ve keza Eyalet Hükümetinin, Milli Konsey üyelerinin üçte birinin, ya da Federal Konsey üyelerinin üçte birinin müracaatıyla Federal Kanunların anayasaya aykırı olup olmadığına hükmeder. Eyalet Anayasasında, Eyalet Meclisi üyelerinin üçte birinin müracaatıyla eyalet kanunlarının anayasaya aykırılık itirazında bulunulabileceği hükmü vazedilebilir. Anayasa Mahkemesi ayrıca, şikâyete konu kanunun müracaat sahibine uygulanmış olması kaydıyla, bir kanunun şahsi haklarını doğrudan ihlal ettiği iddiasına sahip bir kişinin müracaatıyla, kanunların anayasaya aykırı olup olmadıklarını tayin eder. Mahkeme, bu tespiti yaparken herhangi bir yargı kararı almaz, ya da hüküm ihdas etmez. 89’uncu maddenin üçüncü fıkrası gerekli değişikliklerle bu türden müracaatlara uygulanır.

(2) Anayasa Mahkemesi nezdinde görülmekte olan, Anayasa Mahkemesinin yürürlükteki bir kanunu uygulamasını gerektiren bir davada, davacı davadaki amacına ulaşmış olsa dahi, kanunun anayasaya uygunluk incelemesine yine de devam edilir.

(3) Anayasa Mahkemesi; ancak kanunun iptali açıkça talep edilmiş ise, ya da Mahkeme, bu kanunu bir derdest davada uygulayacak ise, bir kanunu anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edebilir. Anayasa Mahkemesi, kanunun tamamının yetkisiz bir makam tarafından çıkartıldığı, ya da kanuna aykırı şekilde yayımlandığı sonucuna varır ise; kanunun tamamının anayasaya aykırılığına hükmedebilir. Ancak, bu hüküm, kanunun bütünüyle iptalinin, yukarıda birinci fıkranın son cümlesi uyarınca Mahkemeye müracaatta bulunan, ya da davası gereği bir kanunun hukuka uygunluk incelemesinin resen yapılması gerekmiş olan davacının hukuki menfaatlerine aykırı olması halinde, uygulanmaz.

(4) Bu Kanun Anayasa Mahkemesinin kararını vereceği tarihte hâlihazırda yürürlükten kaldırılmış ise ve resen ikame edilmiş olan, ya da bir mahkemenin, bir bağımsız idare mahkemesinin, bir Federal İhale Makamının, ya da kanunun anayasaya aykırılığı sebebiyle haklarının ihlal edildiğini iddia eden bir kişinin müracaatıyla bir dava açılmış ise, Anayasa Mahkemesi söz konusu kanunun anayasaya aykırı olup olmadığına hükmetmelidir. Yukarıdaki üçüncü fıkra hükümleri gerekli değişikliklerle uygulanır.

(5) Anayasa Mahkemesinin bir kanunun anayasaya aykırılığına hükmeden kararı, Federal Şansölye ya da yetkili Vali bakımından bu iptal kararını gecikmeksizin yayımlama yükümlülüğü doğurur. Bu hüküm, Mahkemenin yukarıdaki dördüncü fıkra uyarınca alacağı kararlar için de gerekli değişikliklerle uygulanır. İptal kararı, eğer Anayasa Mahkemesi bunun için bir mühlet belirlememişse, kararın yayımlandığı tarihten sonraki gün yürürlüğe girer. Bu mühlet on sekiz ayı aşamaz.

(6) Eğer bir kanun anayasaya aykırılık gerekçesiyle iptal edilmiş ise, Anayasa Mahkemesinin anayasaya aykırılığına hükmettiği kanun ile yürürlüğü iptal edilen yasal hükümler, iptal kararında aksine bir hüküm bulunmadıkça, yürürlükten kaldırma kararının yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yeniden yürürlüğe girer. Kanunun iptal kararının ilânında ayrıca herhangi bir hükmün yeniden yürürlüğe girip girmeyeceği ve hangi hükümlerin yeniden yürürlüğe gireceği de belirtilir.

(7) Eğer bir kanun anayasaya aykırılık gerekçesiyle iptal edilmiş ise, ya da yukarıdaki dördüncü fıkra hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesi tarafından anayasaya aykırılığına hükmedilmişse, tüm mahkemeler ve idari makamlar Anayasa Mahkemesinin bu kararıyla bağlı olacaklardır. Ancak, karar aşamasındaki davalar hariç olmak üzere, bu kanun, Mahkemenin iptal kararında aksine bir hüküm bulunmadıkça, iptal kararından önce ikame edilmiş davalar için uygulanmaya devam eder. Anayasa Mahkemesi, beşinci fıkra hükmüne göre iptal kararında bir mühlet belirlemişse,  bu kanun, karar aşamasındaki davalar hariç, mühletin hitamından önce ikame edilmiş tüm davalara uygulanır.

Madde 140a.

(1) Anayasa Mahkemesi antlaşmaların anayasaya aykırılıklarına hükmedebilir. 50’nci madde uyarınca Milli Konsey tarafından onaylanmış antlaşmalar ile 16’ncı maddenin birinci fıkrası uyarınca kanunlarda değişiklik yapılmasını gerektiren, ya da kanunları tadil eden antlaşmalar 140’ıncı madde hükümlerine tabidir. Bunun dışında kalan diğer tüm antlaşmalar 139’uncu madde hükümlerine tabidir. Şu farkla ki, antlaşmaların icrasından sorumlu makamlar, Anayasa Mahkemesinin hukuka ya da anayasaya aykırılığına hükmettiği antlaşmaları, Anayasa Mahkemesi antlaşmanın geriye dönük olarak uygulanmaya devam edeceği mühleti belirlemedikçe, hükmin yayımlandığı tarihten itibaren uygulamaya son verirler. 50’nci maddede belirtilen antlaşmalar ile 16’ncı maddenin birinci fıkrası uyarınca kanunlarda değişiklik yapılmasını gerektiren, ya da kanunları tadil eden antlaşmalar için bu mühlet iki yılı, tüm diğer antlaşmalar için ise bir yılı aşamaz.

(2) Anayasa Mahkemesi bir antlaşmanın hukuka ya da anayasaya aykırılığına hükmetmiş ise, bu antlaşmayla ilgili olarak 65’inci maddenin birinci fıkrası uyarınca Federal Cumhurbaşkanı tarafından çıkartılmış bir yönetmelik ve 50’nci maddenin ikinci fıkrası uyarınca Milli Konsey tarafından alınan bir karar, Anayasa Mahkemesinin kararının yayımlandığı tarihten sonraki gün yürürlükten kalkar.

Madde 141.

(1) Anayasa Mahkemesi;

  1. a) Federal Cumhurbaşkanının seçimine ve millet meclislerinin, ya da meslek birlikleri kurucu makamlarının (temsilci organlarının) seçimlerine ilişkin itirazları;
  2. b) Bir Eyalet Hükümetinin seçimleri ve yürütme yetkisini haiz mahalli idarelerin seçimlerine ilişkin itirazları;
  3. c) Üyeliğin boşalması sebebiyle bir millet meclisinin müracaatını; Avusturya Cumhuriyeti’nin Avrupa Parlamentosundaki üyeliklerinden birinin boşalması sonucunda Avusturya Cumhuriyeti’nin Avrupa Parlamentosundaki üyelerinin en az onbirinin yapacakları müracaatı;
  4. d) Bir meslek birliğinin kurucu makamının (temsilci organının) bu makamda görev yapan bir üyesinin görevden ayrılması sonucu yapacağı müracaatı;
  5. e) Seçimleri düzenleyen Federal veya Eyalet kanunlarında üyeliğin bir idari merciinin kararıyla düşebileceği hükmü bulunuyor olması ve tüm hukuk yollarının tüketilmiş olması kaydıyla; bir millet meclisindeki, ya da yürütme yetkisini haiz bir belediye organındaki, ya da bir meslek birliğinin kurucu makamındaki (temsilci organındaki) üyeliğin sona ermesini doğuran bir hüküm aleyhine yapılan itirazları karara bağlar. İtiraz (müracaat); Avrupa Parlamentosu, yürütme yetkisini haiz bir mahalli idare organı, bir yasal meslek kuruluşunun kurucu makamının (temsilci organının) seçiminde izlenen seçim usulünün usulsüzlüğüne, ya da anılan organlardaki üyeliğin kaybedilmesi sonucunu doğrudan kanunda belirtilmiş bir başka sebebe dayandırılabilir. Anayasa Mahkemesi, iddia olunan usulsüzlük kanıtlanır ise ve bu usulsüzlük seçim sonucunu etkilemiş ise, seçimle ilgili itirazı kabul eder. İdari merciler nezdinde görülen davalarda, seçimle göreve getirilmiş meclisler ya da yasal meslek birliği davacı statüsündedir.

(2) Yukarıdaki 1 numaralı bentte belirtilen itiraz kabul edilir ve seçimle göreve getirilmiş meclis, ya da Avrupa Parlamentosu, ya da bir yasal meslek birliğinin kurucu makamı (temsilci organı) seçiminin tamamen ya da kısmen yenilenmesi gerekirse, söz konusu meclisin ilgili üyesi, Anayasa Mahkemesinin kararının yayımlandığı tarihten itibaren yüz gün içerisinde yapılması gereken seçimle yerine seçilen kişinin göreve başladığı tarihten itibaren üyelik statüsünü yitirir.

(3) Halk oylaması, plebisit veya referandum sonuçları hakkındaki itirazlarda Anayasa Mahkemesinin hangi esaslara dayalı olarak karar alacağı Federal Kanunla belirlenir. Federal Kanunda ayrıca, bir itiraz olasılığı karşısında, referandumda oylanan bir kanunun yayımlanmadan önce ne kadar süreyle bekletilebileceği de Federal Kanunla düzenlenebilir.

Madde 142.

(1) Anayasa Mahkemesi, resmi görev kusurlarından doğan kanun ihlallerini konu alan ve Federasyonun ve Eyaletlerin en yüksek makamlarının anayasal sorumluluklarına atıfta bulunulan davaları çözümler.

(2) Dava;

  1. a) Federal Anayasasının ihlal edildiği iddiasıyla, Federal Meclisin oyuyla, Federal Cumhurbaşkanı aleyhine;
  2. b) Hukukun ihlal edildiği iddiasıyla, Milli Konseyin oyuyla, Federal Hükümet üyelerine ve sorumlulukları bakımından Federal Hükümet üyeleriyle aynı düzeyde bulunan diğer organlar aleyhine;
  3. c) Yasama yetkisinin Federasyona bırakıldığı konularda, hukukun ihlal edildiği iddiasıyla, Milli Konseyin oyuyla; yasama yetkisinin Eyaletlere ait olduğu konularda, hukukun ihlal edildiği iddiasıyla, tüm Eyalet Meclislerinin aynı lafız ile kabul edecekleri oylarla, Konsey’deki Avusturya temsilcisi aleyhine;
  4. d) Hukukun ihlal edildiği iddiasıyla, yetkili Eyalet Meclisinin oyuyla, bir Eyalet Hükümetinin üyeleri ve meri kanunun ya da Eyalet Anayasasının hükümleri uyarınca görevce Eyalet Hükümeti üyeleriyle aynı statüde olan diğer organlar aleyhine;
  5. e) Hukukun ihlal edildiği ve dolaylı Federal idare ile ilgili konuları düzenleyen Federal kararnamelere veya diğer yönergelere (talimatlara) uyulmadığı iddiasıyla, Federal Hükümetin oyuyla, bir Vali, Vali vekili (madde 105/1) veya Eyalet Hükümetinin bir üyesi (103’üncü maddenin iki ve üçüncü fıkraları) aleyhine; ayrıca bu konularda Valinin vereceği talimatlara uyulmadığı iddiasıyla bir Eyalet Hükümeti üyesi aleyhine;
  6. f) Hukukun ihlal edildiği iddiasıyla, Federal Hükümetin oyuyla, kendi sorumluluk sınırları içerisinde federal icra yetkisinin alanına giren görevleri ifa etmiş olmaları kaydıyla, Federal Başkent Viyana’nın resmi makamları aleyhine;
  7. g) 14’üncü maddenin sekizinci fıkrası uyarınca verilmiş bir talimata uygun hareket etmediği iddiasıyla, Federal Hükümetin oyuyla, bir Vali aleyhine;
  8. h) Hukukun ihlal edildiği ve Federal kararnamelere veya diğer yönergelere (talimatlara) uyulmadığı iddiasıyla, Federal Hükümetin oyuyla, bir Eyalet okul kurulunun başkanı ya da icra kurulu başkanı aleyhine;
  9. i) Hukukun ihlal edildiği ve 11’inci maddenin birinci fıkrasının 7 numaralı bendinde belirtilen konularla ile ilgili Federal kararnamelere veya diğer yönergelere (talimatlara) uyulmadığı, ya da 11’inci maddenin dokuzuncu fıkrasında belirtilen yetkilerin kullanımının engellendiği iddiasıyla, Milli Konsey veya Federal Konseyin oyuyla, bir Eyalet Hükümet üyesi aleyhine açılabilir.

(3) Yukarıdaki ikinci fıkranın (e) bendi uyarınca, Federal Hükümet sadece bir Vali, ya da Vali vekili aleyhine bir dava ikame eder ise ve 103’üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilenden dolaylı Federal idarenin alanına giren konularla ilgili olarak bir Eyalet Hükümet üyesinin de yukarıdaki ikinci fıkranın (e) bendinde kastedilen anlamda suçlu olduğu tespit edilir ise, Federal Hükümet, derdest bir davada hüküm verilmeden önce her an, davasını söz konusu Eyalet Hükümet üyesini de kapsayacak şekilde genişletebilir.

(4) Anayasa Mahkemesi kararında görevden alınmaya ve özellikle daha ciddi hallerde geçici süreyle siyasi haklardan men edilmeye hükmedebilir. Yukarıdaki ikinci fıkranın, (c), (e), (g) ve (h) bentlerinde belirtilen ikinci derece hukuk ihlallerinde ise, kararında sadece hukukun ihlal edildiğini belirtmekle yetinebilir. Eyalet okul kurulu başkanının görevden alınması, başkanın madde 81/a’nın üçüncü fıkranın (b) bendiyle bağlantılı görevlerinden de alınması sonucunu doğurur.

(5) Federal Cumhurbaşkanı 65’inci maddenin ikinci fıkrasının (c) bendiyle kendisine tanınan hakkı sadece, seçimle göreve getirilmiş meclisin, ya da dava açılmasını oylamış bir temsilci organın talebi üzerine icra edebilir. Ancak, davanın açılması için oylama Federal Hükümet tarafından gerçekleştirilmiş ise, bu hakkı Federal Hükümetin talebi üzerine ve her halükarda davalının onayı ile uygular.

Madde 143.

142’nci maddede belirtilen kişiler aleyhine ayrıca, itham olunacak kişinin göreviyle bağlantılı ceza davalarındaki edimleri gerekçesiyle de dava açılabilir. Bu tür davalar münhasıran Anayasa Mahkemesinin yetkisindedir. Olağan ceza mahkemeleri nezdinde hâlihazırda sürdürülen tüm kovuşturmalar Anayasa Mahkemesine devredilir. Anayasa Mahkemesi, bu türden davalarda, 142’nci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerinin yanı sıra ceza kanunu hükümlerini de uygulayabilir.

Madde 144.

(1) Anayasa Mahkemesi; başvuru sahibinin, ilgili kararın başvuru sahibinin anayasal haklarını ihlal ettiği, ya da başvuru sahibinin şahsi haklarının hukuka aykırı bir kararname, yeniden yayımlanan bir kanunun (bir antlaşmanın) hukuka aykırı olarak yürürlüğe girmiş olması, anayasaya aykırı bir kanun, ya da hukuka aykırı bir antlaşma ile ihlal edildiği iddiasında bulunması kaydıyla, idari makamların kararları hakkında hüküm verir. Şikayet ancak, bununla ilgili yasal yollar tamamen tüketilmiş ise yapılabilir.

(2) Anayasa Mahkemesi; makul şartlarda şikâyetin sonuca ulaşma şansını görmemiş ise, ya da karardan bir anayasal meseleyi halletmesi beklenmiyor ise, yargılamadan önce bir şikâyeti reddedebilir. Görülecek davanın 133’üncü madde hükmüne göre Danıştay’ın yetkisi dışında bırakıldığı hallerde, davanın reddi kabule şayan değildir.

(3) Anayasa Mahkemesi; şikâyete konu kararın yukarıdaki birinci fıkrada kastedilen anlamdaki bir hakkı ihlal etmediğini tespit eder ve görülecek dava 133’üncü madde hükmüne göre Danıştay’ın yetkisi dışında bırakılmamış ise, bu karar ile başvuru sahibinin bir başka hakkının ihlal edilip edilmediğinin tespiti için, başvuru sahibinin talebiyle bu şikâyeti Danıştay’a havale eder. Yukarıdaki ikinci fıkrada belirtilen kararlar için de bu fıkra hükmü gerekli değişikliklerle uygulanır.

Madde 145.

Anayasa Mahkemesi bir özel Federal Kanun hükümlerine göre, uluslar arası hukuk ihlalleri hakkında hüküm verir.

Madde 146.

(1) Anayasa Mahkemesinin madde 126/a, 127/c ve 137’nci madde hükümlerine göre vereceği hükümler adli yargı mercileri tarafından tenfiz edilir.

(2) Anayasa Mahkemesinin diğer hükümlerinin tenfizinden Federal Cumhurbaşkanı sorumludur. Anayasa Mahkemesinin diğer hükümleri, Federal Cumhurbaşkanının talimatına uygun olarak, Federal Ordu dâhil, Federal Cumhurbaşkanının kararıyla bu amaçla atanmış federal ya da eyalet makamlarınca uygulanır. Anayasa Mahkemesi bu hükümlerinin tenfizini Federal Cumhurbaşkanından talep eder. Bu hükümlerin federasyon ya da federal makamlar karşısında tenfizi gerekiyorsa, Federal Cumhurbaşkanının yukarıdaki anılan talimatları için 67’nci maddeye göre müşterek imza şartı aranmaz.

Madde 147.

(1) Anayasa Mahkemesi; bir Başkan, bir Başkanvekili, on iki üye ve altı yedek üyeden oluşur.

(2) Başkan, Başkanvekili, altı üye ve üç yedek üye Federal Hükümetin önerisiyle Federal Cumhurbaşkanı tarafından atanırlar. Bu üyeler ve yedekleri hâkimler, idare memurları ve hukuk profesörleri arasından seçilirler. Geriye kalan altı üye ve üç yedek üye ise, Milli Konseyin üç asil ve iki yedek üyelik için göstereceği adaylar arasından ve Federal Konseyin üç asil ve bir yedek üyelik için göstereceği adaylar arasından Federal Cumhurbaşkanı tarafından seçilir. Üç asil ve iki yedek üye Federal Başkent Viyana’nın dışında ikamet etmelidir. Fiilen görevlerine devam etmekte olan ve asil ya da yedek üyeliğe seçilmiş idare memurları, maaşları kesilerek, tüm resmi görevlerinden muaf tutulurlar. Bu muafiyet dönemi müddetince, ifası için talimatlara tabi oldukları tüm görevlerden ibra edilerek yedek üye olarak atanmış idare memurları için bu hüküm uygulanmaz.

(3) Anayasa Mahkemesinin Başkanı, Başkanvekili ve diğer asil ve yedek üyelerinin tamamı hukuk alanında eğitim görmüş olmalı, ya da adli veya politik bilimler alanında öğrenim görmüş olmalı, anılan eğitim dallarından birinden mezuniyetin şart olduğu bir meslekte en az on yıl mesleki tecrübeye sahip olmalıdır.

(4) Sayılanlar Anayasa Mahkemesine üye olamazlar: Federal Hükümet veya Eyalet Hükümeti üyeleri, ayrıca Milli Konsey ve Federal Konsey veya diğer seçimle göreve getirilmiş meclis üyeleri; belirli bir yasama dönemi veya görev süresi için seçimle göreve getirilmiş bir meclise seçilmiş üyeler için, bu kısıtlama yasama dönemi sona erinceye, ya da görev süresi doluncaya kadar devam eder. Son olarak, bir siyasal partide çalışan ya da idarecilik yapan hiçbir kimse Anayasa Mahkemesine üye olamaz.

(5) Son dört yıl içerisinde yukarıdaki dördüncü fıkrada belirtilen görevlerden birini yürütmüş olan hiçbir kimse Anayasa Mahkemesine Başkan veya Başkanvekili olarak atanamaz.

(6) 87’nci maddenin bir ve ikinci fıkrası ile 88’inci maddenin ikinci fıkra hükümleri Anayasa Mahkemesinin asil ve yedek üyelerini kapsar. Detaylı hükümler 148’inci madde uyarınca çıkartılacak Federal Kanunla düzenlenecektir. Bir hâkimin yetmişinci yaşını doldurduğu yılın 31 Aralık tarihi, o hâkimin Anayasa Mahkemesindeki görevinden emeklilik tarihidir.

(7) Anayasa Mahkemesinin bir asil ya da yedek üyesi, geçerli bir mazeret olmaksızın, Anayasa Mahkemesinin herhangi bir oturumuna katılım talebini dikkate almaz ise, Anayasa Mahkemesi, bu üyenin savunmasını aldıktan sonra bu keyfiyeti resmi olarak tespit edecektir. Bu keyfiyetin tespiti, asli ya da yedek üyelik statüsünün kaybını gerektirir.

Madde 148.

Anayasa Mahkemesinin teşekkülü ve muhakeme usulleri bir Federal Kanun ve Anayasa Mahkemesi tarafından buna istinaden yayımlanacak İçtüzükle düzenlenecektir.

Kısım VII.

Ombudsman (Kamu Denetçiliği) Kurulu

 

Madde 148a.

(1) Herkes, şahsi hak sahibi olarak gerçekleştirdiği faaliyetler dâhil, Federasyonun kötü yönetiminden mağdur olmuş olması ve başka bir hukuki yola başvurma imkanı kalmamış olması kaydıyla, kötü yönetim iddiasıyla Federasyon aleyhine ombudsman kuruluna (Halk Şikayetleri Komisyonu) şikayette bulunabilir. Bu şikayetlerin tamamı ombudsman kurulu tarafından soruşturulmalıdır. Şikâyet sahibi; şikâyetin sonucu ve gerekiyorsa, hangi işlemlerin gerçekleştirildiği hakkında bilgilendirilir.

(2) Ombudsman Kurulu; şahsi hak sahibi olarak gerçekleştirdiği faaliyetler dâhil, Federasyonun kötü yönetiminden şüphelenmesi halinde, bu şüphelerini resen soruşturabilir.

(3) Ombudsman Kurulu ayrıca, Milli Konseye sunulacak dilekçelerin ve kamuoyu yoklamalarının hazırlanmasından da sorumludur. Konuya ilişkin detaylar Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanun ile düzenlenir.

(4) Ombudsman Kurulu görevlerini bağımsız şekilde yürütülür.

Madde 148b.

(1) Tüm Federal, Eyalet ve belediye makamları Ombudsman Kuruluna görevini ifa ederken yardımcı olurlar, kayıtlarını incelemesine müsaade ederler ve talebi üzerine gerekli bilgileri sağlarlar. Ombudsman Kurulunun görevleri bakımından resmi gizlilik karşı iddiasında bulunulamaz.

(2) Ombudsman Kurulu görevlerini yerine getirirken, bilgi talep ettiği makamla aynı derecede resmi gizliliğe riayet etmelidir. Ancak, Ombudsman Kurulu, sadece ilgili tarafların menfaatleri, ya da ulusal güvenlik gereği olarak talep edilmişse, Milli Konseye sunacağı raporlarda resmi gizliliğe tabidir.

Madde 148c.

Ombudsman Kurulu; belirli bir başvuru için veya başvuru sebebiyle alınacak tedbirler hakkında, idari yetkilerle donatılmış en yüksek Federal mercilere önerilerde bulunabilir. Özerk idare, ya da vesayete tabi olmayan kurum eliyle yönetim konularında, Ombudsman Kurulu, özerk idareye, ya da vesayete tabi olmayan kuruma önerilerde bulunabilir. Keza, bu öneriler, Federasyonun en yüksek idari merciinin dikkatine sunulur ve ilgili mercii Federal Kanunda belirtilen mühlet içerisinde ya bu önerinin gereğini yerine getirmeli, ya da önerinin gereğini yerine getirmeme sebeplerini yazılı olarak Ombudsman Kuruluna bildirmelidir.

Madde 148d.

Ombudsman Kurulu, Milli Konsey ve Federal Konseye her yıl faaliyetleri hakkında rapor sunar. Ombudsman Kurulu üyeleri Milli Konsey ve Federal Konsey ile bunların komisyonlarının (alt komisyonlarının) Ombudsman Kurulunun raporları hakkındaki görüşmelerine katılabilir ve katıldıkları her görüşmede talep etmeleri halinde görüşlerini bildirebilirler. Ombudsman Kurulunun üyeleri ayrıca, Federal Mali Kanun taslağının Ombudsman Kurulunu ilgilendiren bölümlerinin görüşüldüğü Milli Konseyi ve alt komisyonlarında da bu hakka sahiptirler. Konuyla ilgili detaylar Milli Konsey İç Tüzüğü Hakkında Federal Kanun ve Federal Konsey İçtüzüğü ile düzenlenir.

Madde 148e.

Anayasa Mahkemesi; Ombudsman Kurulunun başvurusuyla, bir Federal makamın kararnamelerinin hukuka aykırılığına hükmedebilir.

Madde 148f.

Ombudsman Kurulu ile Federal Hükümet, ya da bir Federal Bakan arasında yasal hükümlerin uygulanması konusunda anlaşmazlık bulunuyor ise, Anayasa Mahkemesi, Federal Hükümetin ya da Ombudsman Kurulunun başvurusuyla meseleyi kapalı oturumda çözümler.

Madde 148g.

(1) Ombudsman Kurulunun merkezi Viyana’dadır ve biri kurulun sözcüsü olarak görev yapacak üç üyeden oluşur. Görev süresi altı yıldır. Ombudsman Kurulu üyelerinin yeniden seçilmeleri kabule şayan değildir.

(2) Ombudsman Kurulu üyeleri, Ana Komisyonun üye tam sayısının en az yarısının katılımıyla belirleyeceği müşterek öneriye dayalı olarak Milli Konsey tarafından seçilir. Milli Konseyde en yüksek oya sahip üç siyasal parti bir üyelik için aday gösterebilir. Ombudsman Kurulu üyeleri göreve başlamadan önce Federal Cumhurbaşkanı önünde yemin ederler.

(3) Ombudsman Kurulunun sözcüsü rotasyon esasına göre her yıl değişmektedir. İlk dönem sözcülüğü, Parlamento’da en fazla üyeye sahip olan siyasal partinin seçtiği ombudsman tarafından yerine getirilir. Rotasyon sırası Ombudsman Kurulunun görev süresi boyunca değişmez.

(4) Ombudsman Kurulu üyelerinden herhangi biri görev süresi sona ermeden görevinden ayrılırsa, bu üyeyi aday gösteren Milli Konseyde temsil edilen parti üyelik için yeni bir aday belirler. Geriye kalan görev süresi için yapılacak yeni seçim yukarıdaki ikinci fıkra hükmü uyarınca gerçekleştirilir.

(5) Ombudsman Kurulu üyeleri Milli Konseye seçilmek için aranan şartları taşımalıdırlar. Görevde bulundukları süre boyunca ne Federal Hükümete, ne de bir Eyalet Hükümetine, ya da seçimle göreve getirilmiş bir meclise üye olamazlar ve başka bir meslekle iştigal edemezler.

Madde 148h.

(1) Ombudsman Kurulunun memurları Ombudsman Kurulunun sözcüsünün önerisi ve müşterek imzasıyla Federal Cumhurbaşkanı tarafından atanırlar. Ancak, Federal Cumhurbaşkanı Ombudsman Kurulunun sözcüsüne belirli kategorilerdeki görevlere atama yapma yetkisi verebilir. Yardımcı personel Ombudsman Kurulu sözcüsü tarafından atanır. Sözcü, bu bağlamda, en üst merciidir ve bu yetkilerini bağımsız şekilde kullanır.

(2) Federasyonun Ombudsman Kurulu üyelerinin görevlerini gözetim yetkisi Ombudsman Kurulu sözcüsü tarafından icra edilir.

(3) Ombudsman Kurulu içtüzüğünü ve hangi görevlerin üyeleri tarafından bağımsız şekilde yürütüleceğini düzenleyen iş dağılımını kendisi kararlaştırır. İçtüzük ve iş dağılımın kabulü için Ombudsman Kurulu üyelerinin oybirliği gerekmektedir.

Madde 148i.

(1) Eyaletler, Eyalet anayasası uyarınca, Ombudsman Kurulunu ayrıca, özellikle Eyaletin yürütme yetkisinde olan alanlarda da yetkili ilan edebilirler. Bu hallerde, madde 148e ve 148f hükümleri gerekli değişikliklerle uygulanır.

(2) Eyaletler, Eyaletin idaresi alanında Ombudsman Kuruluyla benzer görevlere sahip kurumlar oluşturmuşlarsa, Eyalet anayasasında yukarıdaki madde 148e ve 148f hükümlerine mukabil hükümler vazedilebilir.

Madde 148j.

Bu bölümün yorumlanmasıyla ilgili detaylı hükümler Federal Kanunla düzenlenir.

Kısım VIII.

Son Hükümler

 

Madde 149.

(1) Bu kanunun yanı sıra, bu kanunun gerektirdiği değişikliklerle birlikte, aşağıda sayılan kanunlar 44’üncü maddenin birinci fıkrasında kastedilen anlamda anayasal kanun olarak addedilirler;

Devlet Danışma Meclisinde temsil edilen krallıklar ve eyaletlerdeki vatandaşların genel hakları hakkında 21 Aralık 1867 tarih ve RGBI 142 sayılı Temel Kanun;

Kişisel özgürlüklerin korunması hakkında 27 Ekim 1862 tarih ve RGBI 88 sayılı Kanun;

Geçici Ulusal Meclisin 30 Ekim 1918 tarih ve StGBI 3 sayılı Kararı;

Hapsburg-Lorraine Hanedanlığı’nın sürgün cezası ve yurt dışına çıkartılması hakkında 3 Nisan 1919, StGBI 209 sayılı Kanun;

Soyluluk unvanlarının, laik şövalyelik unvanlarının, hanım ve beyleri ayırmakta kullanılan hitapların ve bazı unvan ve doğuştan gelen asalet belirten isimlerin kaldırılması hakkında 3 Nisan 1919 tarih ve StGBI sayılı Kanun;

1920 tarih ve StGBI 303 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 10 Eylül 1919 tarihli Saint-German Antlaşması Kısım III Bölüm V;

(2) 21 Aralık 1867 tarih ve RGBI 142 sayılı Kanunun 20. Maddesi ve Mezkur Madde uyarınca çıkartılan 5 Mayıs 1869 tarih ve RGBI 66 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmıştır.

Madde 150.

(1) Bu kanuna istinaden çıkartılacak Federal Anayasaya geçiş süreci, bu kanunla eş zamanlı olarak yürürlüğe girecek özel bir kanunla düzenlenecektir.

(2) Federal anayasal hükümlerin yeni haline göre çıkartılacak kanunlar bu değişikliği gerektiren anayasal kanunun ilânından itibaren çıkartılabilirler. Ancak, bu hükümler, sadece yeni federal anayasal hükümlerin yürürlüğe girmesiyle birlikte ilk kez uygulanmaya başlamaları için gerekli olan tedbirleri düzenleme amacıyla çıkartılmadıkça, yeni federal anayasal hükümler yürürlüğe girmeden yürürlüğe giremezler.

Madde 151.

(1) 1991 tarih ve 565 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış Federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle, madde 78d ve 118’inci maddenin sekizinci fıkrası 1 Ocak 1992 tarihinde yürürlüğe girer. 1 Ocak 1992 tarihi itibariyle görevde bulunan mevcut mahalli idare kolluk kuvvetleri bu hükümlerden etkilenmez. Bu hüküm 1 Ocak 1992 tarihinde yürürlüğe girer.

(2) 1991 tarih ve 565 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış Federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle, 10’uncu maddenin birinci fıkrasının       7 numaralı bendi, madde 52/a, madde 78/a ila 78/c ve 102’nci maddenin ikinci fıkrası ile Üçüncü Kısım 102’nci maddenin başlığındaki değişiklikler                 1 Mayıs 1993 tarihinde yürürlüğe girer.

(3) 102’nci maddenin beşinci fıkrasının ikinci cümlesinin yanı sıra altı ve yedinci fıkraları 30 Nisan 1993 günü gece yarısından itibaren yürürlükten kaldırılmıştır. 102’nci maddenin ikinci fıkrasında geçen “mahalli kamu idaresi hariç” ifadesi 30 Nisan 1993 günü gece yarısından itibaren yürürlükten kaldırılmıştır.

(4) 1992 tarih ve 470 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle, 26’ncı madde, 41’inci maddenin ikinci fıkrası, madde 49/b’nin üçüncü fıkrası, 56’ncı maddenin iki ila dördüncü fıkraları arasında kalan hükümler, 95’inci maddenin bir ila üçüncü fıkraları arasında kalan hükümler, 96’ncı maddenin üçüncü fıkrası ve ayrıca 56’ncı maddenin birinci fıkrasına eklenen yeni madde numarası, 1 Mayıs 1993 tarihinde yürürlüğe girer.

(5) 1992 tarih ve 868 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle, 54’üncü madde 1 Ocak 1993 tarihinde yürürlüğe girer.

(6) 1993 tarih ve 508 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle, aşağıda belirtilen hükümler aşağıda belirtilen tarihlerde yürürlüğe girerler;

  1. 10’uncu maddenin birinci fıkrasının 9 numaralı bendi, 11’inci maddenin birinci fıkrasının 7 numaralı bendinin yanı sıra 11’inci maddenin altı, yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları 1 Temmuz 1994 tarihinde;
  2. 28’inci maddenin beşinci fıkrası, 52’nci maddenin ikinci fıkrası, daha önce 52’nci maddenin iki ve üç olarak düzenlenmiş fıkralarının üç ve dördüncü fıkra olarak düzenlenmesi ve madde 52/b 1 Ekim 1993 tarihinde;
  3. (Çıkartılmıştır.)

(7) 100/2003 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanan Federal Kanun ile değişik 142’nci maddenin ikinci fıkrasının (h) ve (i) bentleri 1 Ocak 2005 tarihinde yürürlüğe girer. Aynı zamanda, 508/1993 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanan Federal Anayasa ve 100/2003 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanan Federal Kanun ile değişik 11’inci maddenin yedinci fıkrası ve 114/2000 ve 100/2003 sayılı Federal Resmi Gazete’lerde yayımlanan Federal Kanun ile değişik 11’inci maddenin sekizinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. Bağımsız Çevre Kurulu o tarih itibariyle halen görülmekte olan davalar sonlandırılıncaya kadar görevini sürdürecektir.

(7a) 1997 tarih ve BGBI 2 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış Federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle 102’nci maddenin ikinci fıkrası, 1 Ocak 1994 tarihinde yürürlüğe girer. 1993 tarih ve 532 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış Federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle102’nci maddenin ikinci fıkrası, aynı tarihte yürürlükten kalkar.

(8) 1994 tarih ve 268 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış Federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle 54’üncü madde, 1 Nisan 1994 tarihinde yürürlüğe girer.

(9) 1994 tarih ve 504 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış Federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle 6’ncı maddenin iki ve üçüncü fıkraları, 26’ncı maddenin ikinci fıkrası, 41’inci maddenin ikinci fıkrası, 49’uncu maddenin üç ve dördüncü fıkraları ve 117’nci maddenin ikinci fıkrasının birinci cümlesi 1 Ocak 1995 tarihinde yürürlüğe girer. 31 Aralık 1995 günü gece yarısına kadar “ikametgâh” terimi yerine “asli ikametgâh” terimi kullanılmaya başlanmadıkça, federal ve eyalet kanunlarında ve mevzuatında “ikametgâh” terimi yerine 1 Ocak 1996 tarihinden itibaren “asli ikametgâh” terimi kullanılmaya başlanacaktır. 1 Ocak 1996 tarihinden itibaren, federal ve eyalet kanunlarında ve mevzuatında bundan böyle “ikametgâh” terimi kullanılmamalıdır; Eyalet kanunlarında bir Eyalet Meclisi ya da belediye meclisi seçimlerine seçmen olarak katılabilme şartı olarak, asli ikametgâh ile ikametgâh arasında bir ayrım getirilmemiş ise, seçimlerde ikametgâh esas alınacaktır. Meclis üyelerinin seçmen kitleleri (seçim çevreleri) arasındaki dağılımı ve bölgesel seçim çevreleri (madde 26/2) ve Eyaletlerin Federal Konseyde temsil edilmelerine ilişkin olarak (madde 34), son genel nüfus sayımında kayda geçen ikametgâh adresi bir sonraki genel nüfus sayımı sonuçları elde edilinceye kadar asli ikametgâh adresi olarak kullanılacaktır.

(10) 1994 tarih ve 506 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle 87’nci maddenin üçüncü fıkrası ve madde 88/a, 1 Temmuz 1994 tarihinde yürürlüğe girer.

(11) 1994 tarih ve 1013 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanan federal anayasal kanun ile yeniden düzenlenen veya eklenen hükümler aşağıda belirtilen tarihlerde yürürlüğe girerler. Aynı federal anayasal kanun ile yürürlükten kaldırılan ve yeni yasal statülerine geçiş yapacak hükümlere ait yürürlük tarihleri aşağıda gösterildiği gibidir;

  1. Bu kanunun başlığı, 21’inci maddenin altı ve yedinci fıkraları, 56’ncı maddenin iki ila dördüncü fıkraları arasındaki hükümler, 122’nci maddenin üç ila beşinci fıkraları arasındaki hükümler, 123’üncü maddenin ikinci fıkrası, madde 123/a’nın birinci fıkrası, 124’üncü madde, 147’nci maddenin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi ve ayrıca 150’nci maddenin ikinci fıkrası, 1 Ocak 1995 tarihinde yürürlüğe girer.
  2. Birinci Kısmın başlığı, Birinci Kısım Bölüm A’nın başlığı, 10’uncu maddenin birinci fıkrasının 18 numaralı bendi, 16’ncı maddenin dördüncü fıkrası, Birinci Kısım Bölüm B, 30’uncu maddenin üçüncü fıkrası, 59’uncu madde, 73’üncü maddenin ikinci fıkrası, 117’nci maddenin ikinci fıkrası, 141’inci maddenin bir ve ikinci fıkraları, 142’nci maddenin ikinci fıkrasının (c) bendi ve ondan sonra gelen (d) bendinden (i) bendine kadar olan bentlerin numaraları ve ayrıca 142’nci maddenin üç ila beşinci fıkraları arasında kalan hükümler, Avusturya Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliğine Üyelik Antlaşmasıyla eş zamanlı olarak yürürlüğe girer.
  3. 1992 tarih ve 276 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış Federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle 10’uncu maddenin dört ila altıncı fıkraları arasında kalan hükümler ve 16’ncı maddenin altıncı fıkrası, yukarıdaki ikinci fıkrada belirtilen hükümlerle eş zamanlı olarak yürürlüğe girer.
  4. 122’nci maddenin birinci fıkrası ve madde 127/b 1 Ocak 1997 tarihinde yürürlüğe girer. Bu hükümler, idarenin kamu fonlarıyla ilgili olarak 31 Aralık 1994 tarihinden sonra gerçekleştirdiği işlemlere uygulanır.
  5. Avusturya’nın Avrupa Parlamentosu’ndaki temsilcileri genel oyla seçilmedikçe, bu temsilciler Federal Konseyin üyeleri arasından Milli Konsey tarafından atanırlar. Bu atama, Milli Konseyde temsil edilen siyasal partiler tarafından sandalye sayılarına göre nispi oran esasına göre gösterilecek adaylar esas alınarak gerçekleştirilir. Milli Konsey ve Federal Konsey üyeleri atandıkları süre boyunca aynı zamanda Avrupa Parlamentosu üyeliği görevini de yürütebilirler. Avrupa Parlamentosu’na temsilci olarak atanmış bir Milli Konsey üyesi Milli Konsey üyeliği görevinden ayrılırsa, 56’ncı maddenin iki ve üçüncü fıkra hükümleri uygulanır. Madde 23/b’nin bir ve ikinci fıkra hükümleri de gerekli değişikliklerle uygulanır.
  6. 5 numaralı bent hükmü 22 Aralık 1994 tarihinde yürürlüğe girecektir.

(11/a) 1994 tarih ve 1013 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle 112’nci madde ve 1999 tarih ve 8 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle 10’uncu maddenin üç ila dördüncü fıkraları ve 151’inci maddenin altıncı fıkrasının 3 numaralı bendi, 1 Ocak 1995 tarihinde yürürlüğe girer.

(12) 392/1996 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle madde 59/a, madde 59/b ve 95’inci maddenin dördüncü fıkrası, 1 Ağustos 1996 tarihinde yürürlüğe girer. Madde 59/a ve 95’inci maddenin dördüncü fıkrası uyarınca eyalet kanunları ve mevzuatı çıkartılıncaya kadar, eyaletler madde 59/a ve 95’inci maddenin dördüncü fıkrası uyarınca halîhazırda kanuni düzenlemeleri yapmadıkça, ilgili Federal Kanunlar ve mevzuat hükümleri gerekli değişikliklerle uygulanacaktır.

(13) 437/1996 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle madde 23/e, altıncı fıkra hükümleri ve 28’inci maddenin beşinci fıkrası, 15 Eylül 1996 tarihinde yürürlüğe girer.

(14) 696/1996 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle 49’uncu madde ve madde 49/a’nın bir ve üçüncü fıkra hükümleri, 1 Ocak 1997 tarihinde yürürlüğe girer.

(15) 2/1997 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle 55’inci madde hükümleri, 1 Ocak 1997 tarihinde yürürlüğe girer. 54’üncü madde eş zamanlı olarak yürürlükten kaldırılır.

(16) 64/1997 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle 147’nci maddenin ikinci fıkrası, 1 Ağustos 1997 tarihinde yürürlüğe girer.

(17) 87/1997 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle 69’uncu maddenin iki ve üçüncü fıkraları, 73’üncü maddenin birinci fıkrası, 73’üncü maddenin üçüncü fıkrası ve madde 148/d hükümleri, 1 Eylül 1997 tarihinde yürürlüğe girer. 129’uncu madde, Altıncı Kısım Bölüm B, 131’inci maddenin 3’üncü fıkrası ve Altıncı Kısım bölümlerinin yeni madde numaraları, 1 Ocak 1998 tarihinde yürürlüğe girer.

(18) 30/1998 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle madde 9/a’nın dördüncü fıkra hükümleri, 1 Ocak 1998 tarihinde yürürlüğe girer.

(19) Madde 23/f’nin hükümleri Amsterdam Antlaşmasıyla eş zamanlı olarak yürürlüğe girer. Bu tarih, Federal Şansölye tarafından Federal Resmi Gazete’de ilan edilir.

(20) 149’uncu maddenin birinci fıkrasında yer alan aşağıdaki bölümler yürürlükten kaldırılmıştır;

  1. 30 Aralık 1955 günü gece yarısından önce açılan davalarda, 27 Ekim 1862 tarih ve 87 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanan kişisel özgürlüklerin korunması hakkındaki kanunla ilgili olarak, 1946 tarih ve 6 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanan, 30 Kasım 1945 tarihli anayasaya yapılan atıflar;
  2. 21 Ekim 1919 tarih ve 484 sayılı kanunun 2, 5 ve 6’ncı maddeleriyle getirilen değişikliklerle birlikte, Alman–Avusturya Cumhuriyeti Devlet arması ve mührü üzerinde yer alan “8 Mayıs 1919 tarih ve 257 sayılı Kanun” ibaresi 31 Temmuz 1981 tarihi itibariyle yürürlükten kaldırılmıştır;

(21) 144’üncü maddenin üçüncü fıkrasında geçen “ya da doğrudan yürütme yetkisi ve cebir kullanılarak” ifadeleri 31 Aralık 1990 tarihi itibariyle yürürlükten kaldırılmıştır.

(22) 1999 tarih ve 8 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle 10’uncu maddenin birinci fıkrasının 14 numaralı bendi, 15’inci maddenin üç ve dördüncü fıkraları, 18’inci maddenin beşinci fıkrası, 21’inci madde, 37’nci maddenin ikinci fıkrası, madde 51/b’nin altıncı fıkra, madde 52/b’nin birinci fıkrası, 60’ıncı maddenin ikinci fıkrası,          madde 78/d’nin ikinci fıkrası, 102’nci maddenin birinci fıkrası,                 102’nci maddenin altıncı fıkrasının ve 118’inci maddenin sekizinci fıkrası, madde 118/a ve 125’inci maddenin üçüncü fıkrasının yeni madde numarası,       1 Ocak 1999 tarihinde yürürlüğe girer. 102’nci maddenin beşinci fıkrası           31 Aralık 1998 günü gece yarısı itibariyle yürürlükten kalkar.

(23) 1999 tarih ve 148 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle 30’uncu maddenin üçüncü fıkrasının ilk cümlesi, madde 127/c, madde 129/c’nin dördüncü fıkrası, 147’nci maddenin ikinci fıkrasının dördüncü ve beşinci cümleleri ve 147’nci maddenin altıncı fıkrasının ilk cümlesi, 1 Ağustos 1999 tarihinde yürürlüğe girer.

(24) 2000 tarih ve 68 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış federal anayasal kanunda düzenlendiği haliyle 8’inci madde hükümleri, 1 Ağustos 2000 tarihinde yürürlüğe girer.

(25) 114/2000 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanan Federal Anayasa ile değiştirilen 11’inci maddenin sekizinci fıkrası, 1 Aralık 2000 tarihinde yürürlüğe girer. 151’inci maddenin altıncı fıkrasının 3 numaralı bendi 24 Kasım 2000 tarihinden sonra yürürlükten kalkar.

(26) 121/2001 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanan Federal Anayasa ile değiştirilen aşağıda anılan hükümlerin yürürlüğe giriş tarihleri aşağıda belirtildiği gibidir;

  1. 18’inci maddenin üçüncü fıkrası ve madde 23/e’nin beşinci fıkrası hükümleri 1 Ocak 1997 tarihinde;
  2. 21’inci maddenin bir ve altıncı fıkrası hükümleri 1 Ocak 1999 tarihinde;
  3. 147’nci maddenin ikinci fıkrasının ilk cümlesi 1 Ağustos 1999 tarihinde;
  4. 18’inci maddenin dördüncü fıkrası, madde 23/b’nin ikinci fıkrası, 39’uncu maddenin ikinci fıkrası ve 91’inci maddenin ikinci fıkrası 1 Ocak 2002 tarihinde;
  5. Madde 23/f’nin birinci fıkra hükümleri Nis Antlaşmasının yürürlük tarihinde yürürlüğe girer. Federal Şansölye bu tarihi Federal Resmi Gazete’de yayımlar.

(27) 99/2002 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanan Federal Anayasa ile değiştirilen madde 14/b, 102’nci maddenin ikinci fıkrası ve  131’inci maddenin üçüncü fıkra hükümleri, 1 Ocak 2003 tarihinde yürürlüğe girer. 368/1925 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanan geçici kanunun       2 ve 4’üncü maddesinin birinci fıkraları, 5 ve 6’nci maddesinin bir ve ikinci fıkra hükümleri gerekli değişikliklerle uygulanır. İkinci cümleye göre                 1 Ocak 2003 tarihi itibariyle bir Federal Kanun statüsü kazanmış bir eyalet kanunu, madde 14/b’nin üçüncü fıkra hükmüne göre bir eyalet kanunu olarak yürürlük kazandığı tarih itibariyle ve her halükarda en geç, 99/2002 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanmış Federal İhale Kanununun ilgili hükümlerinin yürürlüğe giriş tarihi olan 30 Haziran 2003 tarihinde yürürlüğe girer.

(28) 90/2003 sayılı Federal Resmi Gazete’de yayımlanan Federal Anayasa ile değiştirilen madde 23/a’nın bir ve üçüncü fıkraları, 26’ncı maddenin bir ve dördüncü fıkraları, 41’inci maddenin ikinci fıkrası, 46’ncı maddenin ikinci fıkrası, madde 49/b’nin üçüncü fıkrası ve 60’ıncı maddenin üçüncü fıkrasının ilk cümlesi, 1 Ocak 2004 tarihinde yürürlüğe girer.

(29) Federal Resmi Gazete’nin BGBl. I No 118/2004 nüshasında yer alan Federal Kanunun 11’inci maddesinin birinci fıkrasının yedi, sekiz ve dokuzuncu bentleri 1 Ocak 2005 tarihinde yürürlüğe girer, ancak Federal Kanunun, Federal Kanun Gazetesi’nde yayınlandığı son günün bitiminden önce girmez. Federal yasalar aksini söylemedikçe, 11’inci maddenin birinci fıkrasının sekizinci bendini ilgilendiren mevcut Laender düzenlemeleri eş zamanlı olarak yürürlükten kalkar.

(30) Federal Resmi Gazete’nin BGBl. I No 153/2004 nüshasındaki Federal Kanunun, birinci fıkrasının dokuzuncu bendi ve 151’inci maddenin yedinci fıkrası 1 Ocak 2005 tarihinde yürürlüğe girer.

(31) 14’üncü maddenin beş/a, altı, altı/a, yedi/a ve onuncu fıkraları ve 14a maddesinin yedi ve sekizinci fıkraları Federal Anayasanın, Federal Resmi Gazete’nin BGBl.I No. 31/2005 sayısında yayınlanma gününün bitiminde yürürlüğe girer.

(32) Federal Anayasanın, Federal Resmi Gazete’nin BGBl. I No. 81/2005 sayısındaki:

  1. 151’inci maddenin otuzbirinci fıkrası 30 Aralık 2004 bitiminde;
  2. 8’inci maddenin üçüncü fıkrası Federal Anayasanın yayımlanmasından itibaren bir aylık sürenin bitiminde yürürlüğe girer.

(33a) Federal Kanunun, Federal Resmi Gazete’nin BGBl. I No. 100/2005 sayısındaki 129a ve 129b maddesi ile 129c maddesinin bir, üç, beş ve yedinci fıkraları 1 Ocak 2006 tarihinde yürürlüğe girer.

(34) Federal Kanunun, Federal Resmi Gazete’nin BGBl. I No 106/2005 sayısındaki 9a maddesinin üç ve dördüncü fıkraları, 10’uncu maddenin birinci fıkrasının onbeşinci bendi ve 102’inci maddenin ikinci fıkrası 1 Ocak 2006 tarihinde yürürlüğe girer.

(35) Federal Kanunun, Federal Resmi Gazete’nin BGBl. I No 121/2005 sayısındaki 88a maddesi 1 kasım 2005 tarihinde yürürlüğe girer.

(36) Aşağıdakiler, Federal Resmi Gazete’nin BGBl. I No 27/2007 sayısında yer alan Federal Anayasa tarafından değiştirilen veya eklenen düzenlemelerin yürürlüğü ve Federal Anayasa tarafından kaldırılan düzenlemelerin yürürlükten kalkması ve ayrıca yeni hukuki duruma geçiş için geçerlidir:

  1. 23a maddesinin bir, üç ve dördüncü fıkraları, 26’ncı maddenin bir, dört, altı ve sekizinci fıkraları, 30’uncu maddenin üçüncü fıkrası, 41’inci maddenin üçüncü fıkrası, 46’ncı madde, 49b maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesi ve 3’üncü fıkrasının ikinci cümlesi, 60’ıncı maddenin birinci fıkrası ve üçüncü fıkrasının ilk cümlesi, 95’inci maddenin bir, iki, dört ve beşinci fıkraları, 117’inci maddenin iki ve altıncı fıkraları ve ayrıca 151’inci maddenin otuzüç/a fıkrası 1 Temmuz 2007 tarihinde yürürlüğe girer; eş zamanlı olarak, 23’üncü maddenin beş ve altıncı fıkraları yürürlükten kalkar. Laender düzenlemeleri sona erecekleri 31 Aralık 2007 tarihine kadar yeni yasal duruma uyarlanacaktır.
  2. 26a maddesi 1 Temmuz 2007 tarihinde yürürlüğe girer. Federal Seçim Kurulunda bu düzenlemeye göre değişikliklerin 31 Ağustos 2007 tarihine kadar bitirilmesi gerekmektedir.
  3. 27’inci maddenin birinci fıkrası XXIV’üncü Yasama döneminin başlangıcında yürürlüğe girer.

(37) Aşağıdakiler, Federal Resmi Gazete’nin BGBl.I No.1/2008 sayısında yer alan Federal Anayasanın eklenmiş veya yeni belirlenmiş düzenlemelesinin yürürlüğe girmesi için geçerlidir:

  1. 13’üncü maddenin iki ve üçüncü fıkraları, 51’inci maddenin dördüncü bendinin varyantı, 51a maddesi, 51b maddesinin 7-9a bentlerinde, 123a maddesinin inci fıkrası ve 148d maddesi 1 Ocak 2009 tarihinde yürürlüğe girer; 2009-2012 mali yılları için Federal Maliye Çerçeve Kanunu ve 2009 yılı Federal Maliye Kanunu bu düzenlemeler temelinde hazırlanacak ve kabul edilecektir ve 2009-2012 yıllarını kapsayan Federal Maliye Çerçeve Kanun taslağı en geç 2009 mali yılı için Federal Maliye Kanun taslağı ile eş zamanlı olarak Ulusal Konsey’e sunulacaktır.
  2. 51’inci maddenin beşinci bendinin varyantı, 51b maddesinin onuncu bendinin varyantı, 51c ve 51d maddesi 1 Ocak 2013 tarihinde yürürlüğe girer. 51’inci maddenin dördüncü bendinin varyantı ve 51b maddesinin yedi-dokuz/a bentlerinin varyantı 31 Aralık 2012 tarihinin bitiminde yürürlükten kalkar. Bu yasal durum 2013-2016 dönemi için Federal Maliye Çerçeve Kanununun ve yanı sıra 2013 yılı Federal Maliye Kanununun hazırlanması ve Kanunun Ulusal Konseyde kabul edilmesi için geçerlidir.

Federal Resmi Gazete’nin BGBl. I No. 100/2003 versiyonundaki 51a maddesi 31 Aralık 2012 tarihinin bitimine kadar geçerli olmaya devam eder.

(38) Federal Resmi Gazete’nin BGBl. I No. 2/2008 sayısında yer alan Federal Anayasanın 2’nci maddesinin üçüncü fıkrası, 3’üncü maddesinin        iki-dördüncü fıkraları, 9’uncu maddenin ikinci fıkrası, 10’uncu maddenin 3’üncü fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlesi, 20’nci maddenin bir ve ikinci fıkraları, 23f maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi ve üçüncü fıkrası, 50’nci maddesi, 52’nci maddenin bir/a fıkrası, üçüncü fasıl Kısım A’nın altıncı alt kısmı, 67a maddesi, 88’inci maddenin birinci fıkrası, 90a maddesi, 112’nci madde, 115’inci maddenin üzerindeki başlıklar, yeni beşinci fasılın kısım B’si, 121’inci madde ve 129’uncu madde üzerindeki başlıklar, 134’üncü maddenin altıncı fıkrası, 148a maddesinin üzerindeki başlık, 148a maddesinin üç-beş fıkraları, 148c maddesinin son cümlesi ve 149’uncu maddenin üzerindeki başlık 1 Ocak 2008 tarihinde yürürlüğe girer. 20’nci maddenin ikinci fıkrasının son cümlesi ve 120b maddesinin ikinci fıkrası ile uyumlu hale gelmesi için gerekli Federal ve Laender Kanunları en geç 31 Aralık 2009 tarihinin bitimine kadar kabul edilecektir.

(39) Federal Anayasanın, Federal Resmi Gazete’nin BGBl. I No. 2/2008 versiyonundaki 10’uncu maddenin birinci fıkrasının bir, üç, altı ve ondördüncü bentleri, 78d maddesinin ikinci fıkrası, 102’nci maddenin ikinci fıkrası, 129’uncu madde, yeni yedinci faslın kısım B’si, 132a maddesi, 135’inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları, 138’inci maddenin birinci fıkrası, 140’ıncı maddenin birinci fıkrasının ilk cümlesi ve 144a maddesi 1 Temmuz 2008 tarihinde yürürlüğe girer. Yeni yasal duruma geçişte geçerli olmak üzere:

  1. 1 Temmuz 2008 itibariyle eski bağımsız Federal İltica Mahkemesi, İltica Mahkemesi adını alır.
  2. İltica Mahkemesi Başkanı, Başkan Yardımcısı ve diğer üyeleri atanıncaya kadar, Federal İltica Mahkemesinin eski Başkanı, Başkan Yardımcısı ve üyeleri işlevlerini sürdürür. İltica Mahkemesinin Başkanı, Başkan Yardımcısı ve diğer üyelerinin atanması ve ayrıca fazladan adli çalışanın işe alınması için gerekli işlemler Federal Resmi Gazete’nin BGBl. I No. 2/2008 sayılı Federal Anayasanın yayımlanma gününün bitiminde gerçekleşebilir.
  3. İltica Mahkemesi üyeliği için başvuran ve atanma için kişisel ve mesleki nitelikleri taşıyan bağımsız Federal İltica Mahkemesinin üyeleri atanma hakkına haizdir; bu başvuruların 129d maddesinin üçüncü fıkrasının şartlarını yerine getirmiş olduğu kabul edilir. Federal Hükümet, başvuranların atanmasına ilişkin karar verir.
  4. 1 Temmuz 2008 tarihinde bağımsız Federal İltica Mahkemesinde bekleyen davalara İltica Mahkemesi tarafından devam edilecektir. İdare Mahkemesi veya Anayasa Mahkemesindeki Bağımsız Federal İltica Mahkemesinin kararları aleyhine şikâyet konulu davalar, ilgili otoritenin İltica Maddesi olduğu kaydıyla bu mahkemeler tarafından görülmeye devam edecektir.
  5. 28 Kasım 2007 tarihinden başlayarak, bağımsız Federal İltica Mahkemesinde bekleyen davalarda, karar külfetinin ihlaline ilişkin şikayet kabul edilmez. Hâlihazırda İdare Mahkemesinde bağımsız Federal İltica Mahkemesi tarafından karar külfetinin ihlali için açılan davaların 30 Haziran 2008 tarihi sonuna kadar durdurulduğu kabul edilir; karar külfeti ihlaline ilişkin şikâyete konu davalar İltica Mahkemesinde görülmeye devam edilecektir.

(40) Federal Resmi Gazete’nin BGBl. I No 2/2008 sayısında yer alan Federal Anayasanın 27’nci maddesinin ikinci fıkrası, 92’nci maddesinin ikinci fıkrası, 122’nci maddesinin beşinci fıkrası, 134’üncü maddesinin dört ve beşinci fıkraları ve ayrıca 147’nci maddesinin dördüncü fıkrasının ilk cümlesi ve beşinci fıkrası XXIV’üncü yasama döneminin başlangıcında yürürlüğe girer. XXIV’üncü yasama döneminin başlangıcında halihazırdaki 92’nci maddenin ikinci fıkrası, 122’nci maddenin beşinci fıkrası, 134’üncü maddenin dört ve beşinci fıkraları ve ayrıca 147’nci maddenin dördüncü fıkrasının ilk cümlesi ve beşinci fıkrası açısından halen bir işlevi olan kişiler için, o tarihe kadar geçerli olan düzenlemeler geçerli olmaya devam edecektir.

(41) Federal Resmi Gazete’nin BGBl.I No 31/2009 sayısında yer alan Federal Kanunun 28’inci maddesinin dördüncü fıkrası 1 Nisan 2009 tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 152. Bu kanunun yürütülmesinden Federal Hükümet sorumludur.

Aydınlanma

0
1789 Tarihli Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi

1. Aydınlanmak işi veya durumu: “Bakmakla yetinmenin gerçek ilerlemeye yani içteki aydınlanmaya engel teşkil ettiğini bir kavrayabilsek!” –İ. Özel. 2. mec. Bir sorun üzerine gereği kadar bilgi edinme, tenevvür. 3. fiz. Bir yüzeyin, karşısına konulan eşit ışık kaynaklarının sayısı ile orantılı olarak aydınlık görünmesi. 4. İnsanın geleneksel görüşler, yetkeler, bağlılıklar, tasarım ve ön yargılardan kendini aklıyla kurtarıp yalnızca usuna dayanarak yaşamı kavramaya ve düzenlemeye çalışmasıdır. Aydınlanma inanmak değil bilmek ister; sorup soruşturmadan, körü körüne bir şeyi doğru saymaz. Kant aydınlanmayı “İnsanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmayış durumundan çıkması” diye tanımlar. 5. XVII. yüzyıldan beri Batı düşüncesinde ağır basan, kilisenin doğaüstü gerçeklik anlayışı ile savaşarak insan ve dünya konusunda usun özerkliğini temel alan akım.

Aydınlanma, klasik anlamında metafizik bir kavramdır, toplumu insan usu ve doğasıyla düzenleme amacını izler. Bununla beraber aydınlanmacıların metafizikle, inancılıkla ve skolastikle verdikleri savaş insanlığın gerçek aydınlanmasına doğru yol almasında yararlı olmuştur. Usa dayanma ve güvenme, giderek, usun nesnel yasaları kavramasına yol açmıştır. Kavram, Alman düşünürü Immanuel Kant tarafından “Aydınlanma Nedir?” adlı yapıtında tanımlanmıştır. İnanmadan bilmeye yönelmesi metafizik aydınlanmanın en güçlü yanıdır.

Felsefe tarihçileri klasik anlamda iki aydınlanmanın sözünü ederler. Bunlardan biri eski Yunan’da gerçekleşen antik aydınlanma, ikincisi 18. yüzyıl aydınlanmasıdır. Oysa gerçek aydınlanma, 19. yüzyılın ikinci yarısında eytişimsel ve tarihsel özdekçiliğin açıklanmasıyla gerçekleşmiştir. İnsan, ancak o zamandır ki, kendisini, evrendeki yerini, ne olduğunu ve ne olacağını, neler yapabileceğini bilimsel olarak ve açık seçik anlamıştır. Kendisine yabancılaşmış bulunan insan, ancak o zamandır ki, yeniden insanlığına dönmeye başlamıştır.

Hukuk Eğitimi Eksikliğinin Adalete Yansımaları

0

HUKUK EĞİTİMİ EKSİKLİĞİNİN ADALETE YANSIMALARI[I] / Av. Dr. Ersoy Zırhlıoğlu 

A. SONUÇ

Uluslararası ve ulusal akademik çalışmalara, karşılaştırmalı hukuka, hukuk felsefesine, özce; bilime dayanmadan yapılan uygulamalar neticesinde doğan sonuç irdeleneceği ve toplumca bu sonucun içinde yaşandığı için, bu makalede giriş usule uygun, esasa aykırı olurdu.

Elbette “usûl esasa mukaddemdir” düsturundan yola çıkılacak olur ise, bir giriş ile başlamak en makul yol olmalıdır diye düşünenler olacaktır. Sorun yaratan usûller işlevsel şekilde ele alınamadıkça, liyakatsiz ellerde esasın üstüne gölge düşüreceklerdir. Hukukun temel normlarına aykırı olan, uluslarüstü ya da uluslararası hukuka ve bunlar ile belirlenmiş prensiplere aykırı olan, dahası Anayasa’ya da aykırı olup, birbirleri ile çelişen; normlar hiyerarşisinde kanunun Anayasa’yı, tebliğin kanunu geçebildiği zamanlarda dahi, hâlâ içeriğin yönteme kurban edilmesini savunuyorsak, bu da sonuçlardan birisidir.

Ersoy Zırhlıoğlu

Hukuk, durağan bir bilim değildir. Metodolojisi de koşullara göre hızlı şekilde değişim gösteremediği müddetçe, amaçlarının başında gelen toplumu ve bireyi koruma saikini kaybeder; bireyleri topluma, toplumu devlete karşı caydırma aracı olmaya doğru önü alınamaz şekilde ilerler.

“Usûl esasa mukaddemdir” görüşünü, adeta varoluş sebebini savunurcasına müdafaa etmek ve hukuk metodolojisinin değiştirilemeyeceğini düşünmek bilimsel bir yaklaşımdan ziyade Dogmatizme ne kadar da benzer. Oysaki bilimsel yaklaşım; şüpheyi, araştırmayı, deneyi, karşılaştırmayı, kısacası hakikati veya o andaki duruma uygun en iyi mekanizmaları keşfetmeyi, icat etmeyi yahut yürürlüğe koymayı gerektirir. Bilimsel yaklaşımdan uzaklaşılarak Dogmatizme sürüklenmek de ne yazık ki bir sonuçtur.

Türkiye’de 31.12.2021 verilerine göre 160.000’in üzerinde avukat,[1] 15.250 civarında hâkim ve yaklaşık 7.500 de savcı vardır.[2] Bir önceki yıla göre avukat sayısı 17.300 (%12’den fazla), hâkim sayısı 417 (~%3) ve savcı sayısı 631 (%9’dan fazla) artmıştır. Artan nüfus ve okullar da dikkate alınınca şu anda (Temmuz 2021) avukat sayısının 175.000 civarına ulaştığı, istatistiki olarak[II] hâkim sayısın 15.600 ve savcı sayısının 8.000 olduğu çıkarılabilir. Bu sonuca göre -diğer meslekler hesaba katılmadan-, her hukuk fakültesi (“HF”) mezunundan %88,1’inin avukat, %7,9’unun hâkim ve %4’ünün savcı olduğu sonucu çıkmaktadır.

%88,1’in, kanunen HF sonrası kayda değer bir elemeye tâbi olmadan avukat olmaktadır. Bu da en vahim sonuçlardan birisidir. Mukayeseli hukuk açısından bakıldığında, diğer ülkelerde olmayan birtakım ağır sorunların Türkiye’de vuku bulmasına da ayna tutmaktadır. Asli konumuz olmamakla birlikte, avukatlar ile hâkim ve savcı sayısındaki orantısızlık (bir savcı başına 2 hakim -bu durum uygulamada[III] hukuk mahkemelerinin varlığından dolayı makul kabul edilebilecek bir orandır, bir savcı başına 21’den fazla avukat ve bir hakim başına 10’dan fazla avukat) kaynaklanan bazı sorunları sıralayacak olursak; i.) avukat-savcı arasındaki eşitliğin sözde kalmaktan öteye geçememesi, ii.) avukatlığın torba meslek[IV] haline gelmesi, iii.) davaların adalete erişimi engelleyecek derecede uzaması, iv.) Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun (“HSK”)[V] yükselme esasları gereğince[3] az sayıda hâkim ve savcının çok sayıda davayı veya soruşturmayı niteliği büyük oranda önemsizleştirilerek niceliğe göre değerlendirilmesinden dolayı davaların çözümlenmeden bitirilmesi ve soruşturmaların çoğunun soruşturmaya ya da kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla neticelenmesi, v.) avukat sayısının plansız olarak artan bir ivme ile yükselmesinin meslek etiğini zedeleyecek davranışlara yol açması ve diğer önemli sorunlara[VI] sebep olması da yine bir sonuçtur.

Hukuk fakültelerinin niceliksel olarak artması karşısında niteliksel olarak doğru orantılı bir ivme yakalayamaması, her sene, nüfus artış oranının çok üstünde bir vektör ile artan sayıda hukukçunun mezun olması, hukukçuların aynı kalitede eğitim alamamasının getirmiş olduğu ve ilerleyen yıllarda getireceği sorunlar, çok sayıda genç meslektaşın hem uygulamaya dair temel prensipleri hem de hukukun özüne dair temelleri bilmemesi dahil birçok probleme sebep olabilmektedir. İşte bu da sonuçlardan birisidir.

Hukuk Fakülteleri Öğrenci ve Profesör Sayıları

Staj eğitimi sırasında ve de avukatlık mesleğini icra ederken katılım sağlanan çeşitli eğitim ve sertifika programlarında da birçok soruna rastlanmaktadır. Neticede, bu programları açmak veya bu programlarda eğitmen olmak için gerekli şartlar, semt pazarında tezgâh yeri tutmaktan çok daha kolaydır. Bunun yansıması da yeterli niteliği, hatta hiçbir niteliği olmayan kişilerin sözde uzmanlık eğitimleri verebilmesi, aslen bu eğitimlerin para tuzağı olması, daha da kötüsü eğitimi alan kişilerin kendilerini bu alanın uzmanı olarak addedebilmeleridir. 15-20 saatlik sözde eğitim ile, Tahkim Uzmanı, Ticaret Hukuku Uzmanı, Lojistik Hukuku Uzmanı, Sağlık Hukuku Uzmanı sertifikası alınan ülkemizde, bu sorun gittikçe önlenemez bir hâl almakta, vatandaşlar da sözde uzmanlıklara inanarak zarar etmektedir. Kimi durumlarda haksız rekabet suçuna dahi sebep olan bu hadise, yine ehemmiyeti göz ardı edilemeyecek bir sonuçtur.

Bilim insanlarının ortalama bir kişinin beyinsel gelişim açısından olgunluğa erişmesinin 25 yılı bulduğunu uzunca süredir bilmesine,[4] ve işletmelerin bu yönde planlama ve uygulama yapmalarına rağmen[VII],[5] 21-22 yaşındaki kişilerin yargılamalarda asli faaliyetlerde yer alabilmesi nöro-bilimsel açıdan çelişki yaratmaktadır. Avukatlar açısından, özellikle Ceza Muhakemeleri Kanunu gereğince müdafilik ve vekillik yapacak avukatlar ile, adli yardım görevi alan avukatların yaşlarından anlaşılacağı üzere, birçok avukat mesleğe yeni başladığı yıllarda bu görevleri üstlendiği için,[VIII] maddi açıdan zayıf olan kişiler, dezavantajlı duruma düşebilmektedir. Keza, hâkim ve savcılarda da durum yeni yapılan mevzuat değişikliğine kadar çok farklı değildi. Ülkemizde savcılara verilen yetkiler ve savcıların mukayeseli hukuka göre avukatlara kıyasla -hukukun temel kaidelerine aykırı şekilde- çok daha geniş yetkilerle donatılmış olması dikkate alındığında, 25 yaş altındaki bir kişini savcı olması daha vahim sonuçlara zemin hazırlamaktadır. Dahası, çoğu gelişmiş ülkede sadece 10 yıl avukatlık, akademisyenlik, savcılık vb., hukuk mesleklerinde çalışan kişilerin hâkim olabilmesi dikkate alındığında, bu ülkelerde hâkim olabilmek için 35 yaş dahi genç sayılırken,[IX] Türkiye’de 25 yaşın altındaki kişilerin hâkim olabilmesi de adalete erişim üstünde nahoş sonuçlara sebep olabilmektedir. Bunun sebebi elbette bireysel başarısızlıklar değildir. Hukuk öğretiminin kısa sürmesi, hukuk felsefesi ve sosyolojisi ile ilgili gerekli eğitimin alınmaması, uygulamalı eğitimlerin müfredatta çok az olması veya hiç olmaması, kişilerin kendilerine özgü öğretim planı seçememesi dahil olmak üzere birçok sorun bu başarısızlıkların kaynağıdır.

Avukatlar, hâkimler ve savcılar, Adalet Piramidinin 3 köşesini temsil ederler (dördüncü köşe kanun olup; hakkaniyetli sonuca ulaşabilmek[X] de ‘Piramidin’ üst köşesini temsil eder).[XI] Milletvekili olabilme yaşı her ne kadar 18 olsa da, 24 Haziran 2018 tarihindeki veriler,[6] yaş ortalamasının yaklaşık[XII] 50 olduğunu göstermektedir. Bu durum, yasamanın yaş bakımından sorununun olmadığının göstermektedir. Kanunlar hakkında ise 21 asır önce söylenen bir sözü eklemek gerekir “halk nezdinde, halkın, zararlı olduğu halde kabul ettiği şeye yasa denemez.”[7]

Türkiye Hukuk Fakülteleri ve İnternet Siteleri

Bu bağlamda, ‘Adalet Piramidinde’ adalete ulaşmak için gereken dört temel köşeye bakıldığında, sadece yaş açısından dahi, başta avukatların yaşı olmak üzere, yargı erkinin üç temel paydaşı olduğu kabul edilegelen hâkim-avukat-savcı üçlüsünün mesleğe başlama yaşlarının kabulü güç derecede düşük olduğu, hâkimlerin ise karşılaştırmalı hukuk açısından dünya ortalamasının çok altında kaldığı görülmektedir. Cumhuriyet’in kurulması safhasında yeni bir düzene geçilirken gereken acil eylem planları nedeniyle bu tür atılımlar kabul edilebilirdiyse de aradan geçen bir asırda, bu konu hakkında hiçbir değişikliğe gidilmemiş olması da sonuçlardan birisidir.

ÖSYM tarafından yapılan sınavlarda, onlarca yıldır değişiklikler yapıldı ise de bu değişikliklerin hiçbirisi bir lise öğrencisinin hangi alanda uzmanlaşabileceğinin, ya da hangi uzmanlığa yatkın olabileceğinin ölçülmesine ve değerlendirilmesine imkân tanımamaktadır. Sınavda yapılacak hatalı bir türev sorusu, kişinin hukuk yerine sosyoloji okumak zorunda kalmasına sebep olabilecektir. Bu durumda, teorik olarak, Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer, Ord. Prof. Dr. Ernst E. Hirsch, Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, vb. Türk Hukuku’nun unutulmaz isimleri, hayatta olsalar ve bugün bir ÖSYM sınavına girseler hukuk fakültesine yerleşememe ihtimalleri dahi hazırdaki sistemin sorgulanması için verilebilecek örneklerden birisidir. İşte bu da ÖSYM’nin yarattığı ve hukuk sistemimize yansıyan sonuçlardan birisidir.

Ignorantia legis neminem excusat”, yani kanunu bilmemek mazeret sayılmaz ilkesi her hukukçunun malumudur. Bu ilkenin binlerce yıllık olduğu, Eski Ahit’te dahi görüldüğü[XIII], Roma Hukuku’nu büyük ölçüde etki altına aldığı ve dolayısıyla Roma Hukukundan etkilenen Kıta Avrupası ülkelerinde de hukukun temel ilkelerinin başında geldiği, bununla birlikte Anglo-Amerikan hukukunu da önemli derecede etkilediği yadsınamaz bir gerçektir. Günümüzde, bu ilkenin kabulü, “kasten öldürme” veya “kasten yaralama” gibi evrensel olarak suç sayılan hallerde mümkün olabilir. Bu ilkenin geniş yorumlanması, evleviyetle yabancı bir ülkede turist olarak bulunan kişiler ve 12 ila 18 yaş arasındaki kişiler açısından büyük sorun teşkil edecektir.[XIV] Keza aynı durum, 15 yaş ve üstü bireyler için 5236 sayılı kanunda da geçerlidir. Aynı şekilde, idare hukukundan kaynaklanan kimi davalar ile özel hukuktan kaynaklanan bazı davalarda da 18 yaş altı kişilere belirli hak ve yükümlülükler tanınmıştır.

Bir konu ile ilgili bir uyuşmazlık önüne geldiğinde, mesleğe yeni başlamış ortalama bir avukatın yapması gereken işlemlerin arasında ilgili mevzuatı incelemek, mevzuatlar arasında çelişki varsa söz konusu olayda hangi mevzuatın uygulanması gerektiğini belirlemek, öğreti ve içtihat araştırması yapmak ve ilgili usûl kanunu hükümleri çerçevesinde -lüzum varsa, önce gerekli yerlere başvuruları yapıp- akabinde de yıllar sürecek davayı başlatmak bulunmaktadır.

12 yaşından itibaren ağzından çıkacak her sözcüğü ve atacağı her adımı bir avukata danışarak yaşayamayacak olan bir insanın, kendisine öğretilmemiş olan kanunları bilmemesinin mazeret olmadığından bahsedilebilmesi de herhangi bir hukuk ilkesinden ziyade, ancak, kabullenilmesi imkânsız bir garabettir. İşte bu da ‘ilkeyi alalım, elbette koyacak bir yer buluruz’ diye hukuk sosyolojisi, eğitim düzeyi ve hukuk felsefesi dikkate alınmadan ulusal kanunlara eklenmiş bir kaidenin, ülke bireyleri üzerindeki yansımalarının vahim bir sonucudur.

Dünyanın En İyi Hukuk Fakülteleri

Bu sonuçların her birinin temelinde ayrı ayrı ve birden fazla sebep bulunabilir. En temele inildiğinde ise, aile içinde verilen eğitimin ve okullarda verilen eğitim ve öğretimin bu sorunlara zemin hazırlayan ortak payda olduğu görülecektir. Bu noktada, “eğitim şart” diye bir klişe ile söze son vermektense, hukukun adil bir şekilde tesis edilebilmesi için, TBB ve illerdeki barolar ile ne gibi düzenlemeler yapılabileceği üzerinde durulması isabetli görülmüştür.

B.ADALETİN YARALARININ SARILMASI İÇİN ÇÖZÜM ÖNERİSİ

TBB HUKUK VE AVUKATLIK AKADEMİSİ

TBB çatısı altında bir “Hukuk ve Avukatlık Akademisi” (“Akademi”) kurulmasının avukatlara, HF öğrencilerine, orta okul ve lise öğrencilerine ve topluma büyük fayda sağlayacağı savını ileri sürmekteyiz. Zira suçları önlemenin en etkili olduğu bilinen, ancak çağımızda o kadar da güç olmayan yolu eğitimdir.[8]

Akademi’nin işlerlik kazanması halinde; avukatların sürekli eğitimi, stajyer avukatların staj eğitimi, HF öğrencilerinden özellikle avukatlık mesleğini icra etmeyi düşünenlerin eğitimleri ve orta okul ile lise eğitimi alan öğrencilerin üzerinde ne gibi faydaları olabileceğini özetle incelenmektedir. Yer kısıtı sebebi ile bu makalede Akademi’nin organizasyonu, eğitmenlerin seçimi, akademik programların oluşturulması, finansmanın sağlanması, Barolar ile TBB arasındaki dengeler, Akademi’nin verdiği eğitimlerde tarafsızlığını koruması için alınması gereken önlemler ve diğer konular hakkında inceleme yapılamamıştır.[9]

1.Avukatların Sürekli Eğitimi Üzerine

Çeşitli ülkelerde avukatların belirli aralıklarla, belli kredileri tamamlamaları gerekmektedir. ABD’de Sürekli Hukuk Eğitimi (SHE) (CLE) olarak adlandırılan bu eğitim, (eğitimin zorunlu olduğu eyaletlerde) yıllık ortalama 12 kredidir. Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin çoğunda SHE kredisi zorunlu değilse de bu durum ülkeden ülkeye değişiklik göstermekte, zorunlu olan ülkelerde çoğunlukla yılda 10 ile 20 SHE kredisi şartı aranmaktadır. Avukatlıkta uzmanlık alanının (“Ceza Hukuku Avukatı” vb.) olduğu bazı ülkelerde, ayrıca uzmanlık alanı ile ilgili SHE kredisi ve ek yükümlülükler de bulunmaktadır.

Türkiye’de henüz SHE sistemi bulunmamaktadır. Bunun avukatlık açısından büyük bir eksiklik olduğu düşünmekteysek de Akademi’nin kurulması önerisindeki amaç zorunlu SHE sisteminin getirilmesi değildir. Bu sistem, ihtiyari olarak da gerçekleştirilebilir.

Bilindiği üzere, çeşitli kurumlar, şirketler ya da kişiler tarafından farklı hukuk eğitimleri verilmektedir. Bu eğitimler kimi zaman sadece sınavlara hazırlık (marka ve patent vekilliği sınavı vb.), kimi zaman bir unvanı almak için kanuni zorunluluk ve sınavlara hazırlık (arabuluculuk temel eğitimi), bazen kanuni zorunluluk (bilirkişilik temel eğitimi vb.), bazen de belli hukuki alanlarda sertifika vermeye yönelik eğitimler (tıp hukuku sertifikası, tahkimde taraf vekilliği sertifikası vb.) olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu eğitimleri veren kişilerin yeterli donanıma sahip olduğu, eğitim programlarının belirlenen uzmanlık veya unvan için gerekli koşulları taşıdığı ise belirginlikten uzaktır. Av. Sezer Bekarya isimli farazi ve konu hakkında kısıtlı bilgi sahibi şahsın, “Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü Tahkimi” konulu bir sertifika programı düzenlemesinin önündeki engel nedir? Av. Sezer Bekarya’nın, Marka A.Ş.’de Marka ve Patent Vekilliği sınavı eğitmenliği vermesinin bir engeli var mıdır? Av. Sezer Bekarya’yı ve Marka A.Ş.’yi engelleyemeyebiliriz, hatta engelleme hakkımız da olmayabilir.[10] Lakin, hukukçuları bu kişi ve kuruluşlara mecbur bırakmak yerine, kurulacak Akademi ile çok daha etkin eğitimlere erişmeleri sağlanabilir. Bu eğitimler çok daha uygun fiyatlara verilebilir, üstelik bundan kâr dahi elde edilebilir.[XV]

Türkiye Adalet Akademisi

2.Staj Eğitimi Üzerine

Avukatlık, hakimlik, savcılık gibi bir mesleki eğitimin hukuk fakültelerinin akademik programlarında değildir.[11] Baroların başta gelen görevlerinden birisi ise staj eğitimidir.

Nicelik ile nitelik her zaman doğru orantılı değildir; lakin, bir iki satır ile açıklanacak verilere bakılırsa, durum netlik kazanacaktır. 31.12.2020 tarihli TBB verilerine göre 79 ilimizde bulunan barolara kayıtlı avukat sayısı 143.330’dur. Yaklaşık olarak İstanbul’da 50.000, Ankara’da 20.000 ve İzmir’de 10.000 avukat vardır. 2.000 ve üstü avukat bulunan baro sayısı 11’dir. 43 baroda 500’ün altında avukat mevcutken, bu baroların 26 tanesinde 250 kişinin altında avukat bulunmaktadır. 150 ve daha az avukatın kayıtlı olduğu baro sayısı 13-14’tür.

Nicelik niteliği doğurmasa, binlerce avukat arasından staj eğitimi verecek kişileri seçebilme şansı olan barolarda eğitim gören stajyer avukatlarla, belki de staj eğitimi verecek kişi bulmakta zorlanan 500 ve altı avukatın olduğu barolarda eğitim gören stajyer avukatların benzer bilgi birikimine sahip staj eğitmenlerine erişme ihtimali istatistiki açıdan düşüktür. Bu husus, eğitimde fırsat eşitsizliğine yol açabilmektedir. Keza 10.000-50.000 kişilik bir baro, ortak aklı ile çok daha iyi bir eğitim programı hazırlayabilecek, daha çok kişi ve kuruma ulaşıp daha çok etkinlik düzenleyebilecektir.

TBB Staj Eğitim Yönetmeliği’nin 22. maddesi barolara staj eğitimi için gerekli staj eğitim birimlerini oluşturma yetki ve sorumluluğunu vermiştir. Bu olanağı bulunmayan barolara, gerekli eğitimin verilmesi amacıyla stajyerlerin TBB’nin Ankara’da oluşturacağı staj eğitim birimlerinde staj eğitimlerini tamamlama seçeneğini de tanımıştır. Uygulamada, bazı barolar -belki haklı, belki eğitim açısından haklı olmayan sebeplerle-[12]  bu yolu tercih etmemekte, ayrıca TBB’de yapılan staj eğitimi, önerilen Akademi’de verilecek olan eğitim ile aynı standartlara yaklaşamamaktadır. Stajyer avukatlar açısından ise, staj gördüğü baro yerine TBB’de staj eğitimi almak içim Ankara’da bulunmaları da sorun teşkil edebilmektedir.

Haklı olarak avukatlar ile savcıların bütün gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de eşit olduğunun hatırlanması gerektiği savunulmaktadır. Avukatlık mesleğinin eski, güzel günlerine dönmesi için bugüne kadar çok öneri dillendirilmiştir. Bu önerilerin bazıları, HF sayılarının azaltılması, üniversite sınavında ilk 50.000’e giremeyenlerin hukuk fakültesine alınmaması, avukatlık sınavı getirilmesi, avukatlık mesleğine girdikten sonra da belli aralıklarla sınav yapılması, avukatlıkta uzmanlaşmanın getirilmesidir. Bu önerilerin bazılarını cansiperane şekilde savunan kişiler varken, bazılarına şiddetle karşı çıkanlar da olmuştur. Esas konu, “Hâkim ve Savcılık Eğitimi” için “Adalet Akademisi” olmasına karşın, “Avukatlık Eğitimi” için neden “tam ve işler” bir “Avukatlık Akademisi” olmadığıdır. Burada istenilen, tam olarak işleyen, etkili ve etkin, sürekli faal olan, kısa-orta vadede bir üniversiteden eksiği bulunmayacak, yeknesak ve kaliteli eğitim veren, eğitmenlerinin andragojik formasyon aldığı[13] ve alanlarında yetkin olduğu, eğitim programlarının belli standartları taşıdığına insanların güveneceği, ekonomik olan ama mali açıdan zarar etmeyecek bir Akademi’dir.

Akademi’de mesleki deneyimi olan, ancak eğitmenlik deneyimi olmayan hukukçularımıza eğitmenlik ile ilgili kısa ama yoğun bir formasyon eğitimi vererek, işe eğitmenleri eğiterek başlanabilir. Stajyer avukatların yaşları dikkate alındığında pedagojik formasyon yerine andragojik formasyon daha uygun olacaktır. COVID-19’un gösterdiği üzere, hemen her türlü eğitim uzaktan/çevrimiçi verilebilmektedir. Bu durum gözetilerek staj eğitiminde uzun süre alan teorik eğitim ve seminerler Akademi tarafından uzaktan/çevrimiçi verilerek, stajyer avukatların lojistik ve konaklama ile ilgili sorunları ortadan kaldırılabilir.[14] Pratiğe dayalı eğitimler ise, Akademi’nin bütçesi ve stajyer avukatların durumları dikkate alınarak ya staj gördükleri barolarda yapılmaya devam edilir veya Ankara’da misafir edilerek Akademi’de eğitim görmeleri sağlanır. Önemli konulardan birisi de uzmanlar tarafından belirlenecek bir akademik programının oluşturulması ve eğitim materyallerinin stajyerlere verilmesidir. Yine verilecek eğitimleri, bütün stajyerlere aynı eğitmenlerin vermesinde yaratılacak fırsat eşitliği gibi, staj eğitimi sırasında yapılacak ölçme ve değerlendirmelerin de yeknesak şekilde yürütülmesi bütün stajyerlerin eşit şekilde değerlendirilmesine, varsa eksikliklerinin mesleğe başlamadan giderilmesine olanak sağlayacaktır.

Bir çatıdan yürütülecek eğitimin zararları incelenecek olursa başlıca iki sorundan bahsedilebilir. Birincisi konunun akademik ikincisi de siyasi yönüdür. Akademik sorun yukarıda değinilen konuların daha derin incelenmesini gerektiren bir makalenin konusudur. Siyasi boyutu ise Akademi’nin, TBB Yönetim Kurulu ile ilişkisinin doğru dengelerle kurulması, verilecek eğitimlerin ve seçilecek eğitmenlerin belli bir grup ve siyasi görüşü temsil etmemesini sağlayacak bir sistem kurulmasının temin edilmesi ile mümkün olacaktır. Merkezi eğitim sistemine bakış açısı ister Murray Rothbard, George Harris, Herbert Read, Herbert Spencer ve Isabel Paterson gibi karamsar; ister Charles Mercer, Horace Mann, Robert Owen ve Frances Wright gibi iyimser olsun, önceliğin Earl Warren’ın 1954 yılında Brown v Board of Education davasında dediği “eğitim konusunda ayrı ama eşit diye bir doktrinin kabul edilemez” düsturuna verilmesi gerektiği olmalıdır. Keza, herhangi bir sınav ya da ek eğitim aranmadan, staj eğitimini A ilinde tamamlayan bir avukat, B iline nakil olabiliyorsa, A ilindeki stajyer ile B ilindeki stajyerin aynı kalitede eğitimden faydalanamamasının izahı güçtür.

3.HF Öğrencilerinin Eğitimi Üzerine

Ülkemizde, hukuk fakültelerinde verilen eğitimin herhangi bir hukuk alanında ihtisaslaşmaya olanak sağlamadığı gibi, öğrencileri avukat, hâkim, savcı ya da başka bir mesleğe hazırlamadığı da açıktır. Birçok HF mezunu, uygulamaya yönelik eksiklik hislerini ve tecrübelerini çeşitli çevrimiçi platformlarda paylaşmaktadır. Çoğu mezun avukatlık stajına başladığında, özellikle HF öğrenciliği esnasında staj yapmadıysa, bu eksikliği tecrübe etmektedir. Hâlbuki, kaliteli ve uygun fiyatlı eğitimler düzenleyecek bir Akademi ile HF öğrencilerinin de avukatlık mesleğinin de kazanımının üst düzeyde olacağı muhakkaktır.

Akademi’de HF öğrencileri açısından farklı hizmetler sağlanması mümkün olacaktır. Bunların bazıları, avukatlık mesleğine dair teorik ve uygulamalı eğitimler, hukuk fakültesinde teorik eğitim olarak verilen derslerin uygulamalarıyla ilgili eğitimler, klinik uygulama programları ve belli alanlara dair ihtisaslaşmadır. Akademi’nin vereceği uzmanlık eğitimlerinden uygun fiyata faydalanmaları, isteyen kişilerin öğrencilik yaşamlarından başlayarak belli alanlarda uzmanlaşmalarını, akademik ve maddi açıdan kolaylaştıracaktır. Akademi’de yazın tam zamanlı, akademik yıl süresinde yarı zamanlı staj yapılması da söz konusu olabilecektir. Bu koşullar sağlandığında, HF mezunlarının mesleğe hazır halde staja başlamalarına imkân tanınmış olacak; TBB de üzerine düşeni yapmış olacaktır.

4.Orta okul ve Lise Öğrencilerinin Eğitim ve Öğretimi Üzerine Etkileri

Yukarıda değindiğimiz üzere, Ignorantia legis neminem excusat ilkesinin hukukumuzda da derin bir şekilde tezahür ettiği 5237, 4721 ve 6098 sayılı yasalar başta olmak üzere çeşitli mevzuattan anlaşılmaktadır. Hâlbuki, animus nocendi[XVI] ilkesince ve paralel ancak ufak ayrılıklar olan actus non facit reum nisi mens sit rea[XVII] ilkesince kanunu bilmemenin mazeret sayılmaması hakkaniyete ulaşmayı engellemektedir. Mens rea ilkesinin uygulanmasını özetle In R. v Klundert kararında görmek mümkündür. Dr. Klundert’ın vergi kaçakçılığı suçundan dolayı ceza aldığı davada, Ontario temyiz mercii, “ilgili madde çok karmaşık bir kanuna ait olup …, ortalama bir kişinin bu konuda mali müşavirlerin tavsiyeleri ile hareket edeceği … kanunun farklı şekillerde yorumlanabileceği … kişilerin meşru yollardan vergilerini en aza indirmesinin normal olduğu; bu cihetle, kişinin hata ya da kanunu bilmemesinden kaynaklanan yasal veya fiili bir hatasından dolayı cezalandırılmasına yer olmadığına[15] karar vermiştir.

Hemen her ülkede olduğu üzere, Türkiye’de de belli bir yaştan sonra (18 yaşını doldurmuş olmak) 5237 sayılı kanunda belirlenen cezalar matuf kanunda belirtilen oranlardan yaş ile ilgili indirim olmaksızın, belli yaşlar arasındaki çocuklarda (15 yaşını doldurmuş, 18 yaşını doldurmamış) istisnalar hariç,[XVIII] hapis süresi 12 yılı geçmemek kaydı ile 1/3 oranında indirim ile uygulanır. Bu iki gruptan bahseden 5237 sayılı kanunun 31. maddesi, animus nocendi ilkesine dair özel bir uygulamadan bahsetmezken, aynı kanunun 4. maddesi açıkça Ignorantia legis neminem excusat ilkesine yer vermiştir.[XIX] Ancak, daha küçük çocuklar (12 yaşını doldurmuş 15 yaşını doldurmamış) ile ilgili düzenleme yapan 31. maddenin 2. fıkrası, animus nocendi ilkesine epey benzer olan şartlar koymuş, bu şartların olmadığı durumlarda cezai sorumluluk olmadığını, şartlar oluşmuşsa süreli cezalarda 7 yıldan, diğer cezalarda 15 yıldan fazla ceza verilemeyeceğini belirtmiştir.[XX] Bununla birlikte, 12 yaşını doldurmamış çocuklara, bir ceza verilemeyecek, 5395 sayılı kanundaki güvenlik tedbirleri uygulanabilecektir. Bu husus başlıca bir inceleme konusu olmakla birlikte, bu makalede sadece Ignorantia legis neminem excusat ilkesinin uygulanabilmesi için gerekli konuya değinilecektir.

Rousseau, Emile eserinde “Çocukluğun kendine has bir görme, düşünme ve hissetme şekli vardır ve onların yolları yerine bizimkini koymaya çalışmaktan daha budalaca bir şey olamaz” demiştir.[16] Buna karşın, 5237 sayılı kanunda 12 yaş ve üzeri çocukları cezalandıran bir sistemde, hatta daha da geniş bir perspektiften incelenecek olursa, hem 25 yaşına kadar olan bireylerin cezalandırılabildiği[XXI] hem de bütün bireylerin In R. v Klundert kararının aksine türlü yaptırımlara tâbi olduğu bir ülkede; bireylere tâbi olduğu kanunları öğretmek kimin vazifesidir? Üniversiteye giriş sınavında dahi, müfredatta olmayan bir konudan sorumlu olunmuyorken, kişinin temel hak ve hürriyetlerine fahiş kısıtlama getiren cezai ve/veya hukuki yaptırımlar konusunda, bireylere öğretim verilmemesi -kanıksanmış olsa da- hem eğitim hem de adalet sistemindeki bir eksikliktir. Bu eğitimin verilmemesi sadece 18 yahut 25 yaş altı kişilerce değil, hiçbir bireyin ömrü boyunca bu bilgileri öğrenememesine sebep olmaktadır.

Zira Ignorantia legis neminem excusat ilkesinin kökeni incelendiğinde, uygulanmaya başlandığı dönemlerde çok az kaideler bu ilkeye tâbi iken, günümüzde bu ilkenin kapsamı hızla ve katlanarak artmaktadır. Günümüzde hâlâ leges instiuuntur cum promulgantur[XXII] ilkesinin, ortalama vatandaşın okumadığı “Resmî Gazete” ile yayınlandığında bağlayıcı olduğuna inanmak, afakidir. Özellikle 12-18 yaş arasında çocukların Resmî Gazete okuduğunu sanmak, Rousseau’nun deyimiyle, “10 yaşında bir çocuğun 1,5 metre olabileceğine inanmaktır.[17]

Akademi’nin bu noktadaki işlevi, T.C. Millî Eğitim Bakanlığı (“MEB”) ile ortaklaşa hazırlanacak bir müfredat çerçevesinde; 12 yaşına girmeden önce -tercihen 5. sınıftan başlayarak- öğrencilere hukuk eğitimi verilmesinin sağlanması olmalıdır. Pedagojik ilkeler doğrultusunda hazırlanacak dersler, her yaş grubundaki öğrencilerin anlayabileceği ve kavrayabileceği şekilde hazırlanmalı; görüşümüzce, teorik kısım kısa tutularak uygulamaya olabildiğince fazla zaman ayrılmalıdır. Derslerin hibrit olarak verilmesinin uygun olacaktır. Hibrit ile kastedilen, Akademi’nin uzaktan ve çevrimiçi ders vermesi, sınıfta ise rehber öğretmenin bulunmasıdır.[XXIII] Akademi tarafından verilecek eğitim sayesinde, şu andaki ve gelecekteki kuşaklar hem haklarını hem de yükümlülüklerini öğrenebilme fırsatı yakalayacak, böylelikle öğretilmeyen kanunu bilmedikleri için cezalandırılmaları söz konusu olmayacaktır. İstenilirse bu ücretsiz derslere ek olarak çeşitli ve isteğe bağlı sertifika programları verilerek, Akademi için ayrıca bir bütçe artısı da yaratılabilecektir.

C.SON SÖZ

Her bir alt başlığı birer monografi konusu olabilecek sorunlar olan, ÖSYM ölçme ve yerleştirme problemi, avukat hâkim savcı eşitsizliği, genç yaşta özellikle hâkim, akabinde de avukat ve savcı olunabilmesi, avukat sayısının kontrolsüz artışı, buna karşın eşit konumdaki savcıların (ayrıca hâkimlerin) sayılarının kontrollü artması, avukatlığın torba meslek haline gelmesi, avukat ve hâkim ile savcı sayısındaki orantısız sayıdan kaynaklanan sorunlar ve 12-18 yaş arasına ceza verilebilmesi ile kanunu bilmemenin mazeret sayılmaması hususlarının incelendiği makalede, TBB çatısı altında kurulabilecek bir Akademi’den bahsedilmiştir.

Mevzubahis Akademi, bahsedildiği üzere orta okul öğrencilerinden başlamak suretiyle halkın tamamının hukuki konularda bilinçlenmesini sağlamak gibi bugüne değin yapılmamış ve bu sebeple temel hak ve hürriyetlerin belki de sebebi dahi bilinmeden kısıtlanmasına yol açan sorunları engelleyecektir. Akademi ayrıca, çoğu hem avukatlığa hem de genel olarak hukukun pratik alanlarına dair yeterli bilgi sahibi olamadan mezun olan ve sayıları hızlanarak artan HF öğrencilerinin, mezun olana kadar belirli bir seviyeye gelmeleri konusunda yeknesak bir eğitim verecek, eğitimde fırsat eşitliğini sağlayacak, uzmanlaşmak isteyen öğrencilere bu konuda olanak sağlayacaktır. Asli görevlerinden biri “Staj Eğitimi” olan baroların, stajyerleri eğitmeleri konusunda yaşanan sorunlar Akademi sayesinde büyük ölçüde çözümlenecek, her stajyer mümkün olan en kaliteli staj eğitimini alacaktır. Avukatlık hayatı boyunca kişiler, gönüllü ya da zorunlu SHE[18] eğitimi alarak meslek içi eğitimlerini sürekli geliştirme ve bilgilerini güncelleme fırsatları bulabilecektir. Önü alınamadan çoğalan, hiçbir kritere tâbi olmayan sözde uzmanlık, sertifika, yeterlilik vb. eğitimler, alanında uzman kişiler tarafından verilecektir. Asli amacı kâr elde etmek olmayan, hukukçu adaylarına, stajyer avukat ve avukatlara uygun fiyatlara eğitim verecek olan Akademi,[XXIV] elde edeceği toplu gelirler sayesinde zarar etmeyip kâr elde edebileceği gibi, bireylerin hukuk bilmeyen adalet tüccarları tarafından ekonomik açıdan zarara uğramasını ya da daha kötüsü, hukuk eğitiminden mahrum kalmalarını da engelleyecektir.

KAYNAKÇA
[I] Av. Dr. Ersoy ZIRHLIOĞLU tarafından 2022 yılı Temmuz ayında yazılan makale, İstanbul Barosu Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu’nun(HFSK)  tarafından düzenlenen “Türk Yargı Sisteminin İçinde Bulunduğu Sorunlar ve Çözüm Önerileri” konulu Makale Yarışmasında dereceye girmiştir. 
[II] 31.12.2021-01.07.2022 tarihleri arasında mesleğe kabul edilen hâkim ve savcı sayılarına erişim sağlanamadığından, istatistiki yaklaşım ile hesaplama yapılmıştır. Avukatlık mesleğine başlayanlarda istatistiki hesaplama her ne kadar daha kabul edilebilir olsa da hâkimlik ve savcılık için her sene ihtiyaç duyulan kadar kişi kabul edildiğinden, bir önceki yılın ½’si kadar ya da 4 katı kadar alım yapılması olasıdır.
[III] “Juge unique, juge inique”, tek yargıç adaletsiz yargıçtır mânâsına gelir. bkz. Beccaria, Cesare, Suçlar ve Cezalar Hakkında, Çev. Sami Selçuk, 8. bs., İmge Kitabevi Yayınları, Ankara, 2019, s. 211-212. Karş. Montesquieu, Kanunların Ruhu Üzerine, Çev. Berna Günen, 6. bs., İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2017, s. 102.
[IV] Elem vericidir ki, doçent doktor titrine ulaşmış ve faal olarak üniversitede görev yapmakta olan bir akademisyen, birkaç ay önce LinkedIn adlı platformda yaptığı bir paylaşımda, “Avukatlık sınavı getirmek kadar mantıksız bir şey olabilir mi? Sınavı geçemeyen mezunlar aç mı kalsın istiyorsunuz?” nidaları ile uzunca bir paylaşımda bulundu.
[V] Hâkimler ve Savcılar Kurulu diye bir kurulun olması dahi başlı başına bir sonuçtur. Bu dahi, hâkim ile savcının aynı kurulca değerlendirildiğinin bir göstergesi, insanlara karşı hâkim ve savcı ayrı bir uçta, avukat ise ayrı bir uçta demenin yöntemidir.
[VI] Haksız rekabet, özellikle genç avukatların AAÜT’nin dahi altında ücretler ile mesleklerini icra etmesi, artan avukat sayısı dolayısıyla birçok avukatın mesleki gelişime vakit ayırabilmekten ziyade 150-300 TL para karşılığı tevkil görevi için saatlerce adliye koridorlarında vakit geçirmesi, hâkim sayısının azlığından ya da planlama hatalarından dolayı davaların neredeyse hiçbir zaman vaktinde başlamaması -kiminin saatlerce gecikme ile başlaması- sonucu bir duruşma için avukatın bütün gününün kimi zaman 1-2 dakika sürecek duruşmayı beklemek ile geçmesi, vs.
[VII] Örneğin, araç kiralama şirketlerinin 25 yaş altındaki kişilere araç kiralamaması ya da daha pahalı fiyata kiralaması.
[VIII] Ankara Barosu açısından CMK listesine kayıtlı avukatların %36’sı 25 yaşın, %76’sı 30 yaşın altındadır. Veriler https://www.kisa.link/Q9jt adresinde bulunan sicil numaralarının, Ankara Barosu internet sayfasındaki halka açık bilgilerine (Örneğin ruhsat töreni tarihi, vb.) dayanılarak hesaplanmıştır. Benzer oranlar, ufak sapmalar ile Adlî Yardım listesine kayıtlı avukatlar için de geçerlidir.
[IX] Özellikle HF’ye, 4 yıllık üniversite eğitimi sonrası girilen ülkelerde (ör. ABD) ve avukat olabilmek için sınavların olduğu, bu sınavların ‘avukatlık mesleğini icra edebilecek’ gereksinimlere sahip kişiler dışındakileri eleyecek şekilde icra edilmesinden dolayı çoğu hukuk mezununun ilk seferde geçemediği ülkelerde, ortalama hâkim olma yaşı 35’ten epey yüksektir.
[X] Summa lex summa iniustitia”; Türkçesi, katı yasalar katı adaletsizlikler getirirler. Bu sebeple yasanın uygulanmasında da “Equite”, yani hakkaniyetli bir sonuca ulaşmak için eşitleyicilik kullanımının gerekmesidir. Birleşik Krallık ile ilgili detaylı inceleme için bkz.  Klinck, Dennis R., “Conscience, Equity and the Court of Chancery in Early Modern England”, Çev. Av Dr. Ersoy Zırhlıoğlu, Routledge Press, 2010.  Kara Avrupası ve Birleşik Krallık “Equity” Mahkemeleri ile Karş. Lupoi, Maurizio,  https://www.kisa.link/Q9jr, 01.07.2022.
[XI] Her ne kadar hâkim, avukat ve savcı için “adaletin üç sacayağı” denilse de bu tabiri kabul etmek doğru olmamalıdır. Sacayağı kelimesinin sözlük anlamı olan “genelde kömür ateşi üstüne konulacak kazanların altına konulan üç ayaklı demir alet” olan kullanımına da mecazi kullanım olan “birbirine yakın üç kişiden oluşan ahbap topluluğu” olan kullanımına da karşı çıkılmalıdır. Adalet’in kurucu unsurlarının tanımı ne ‘muhatabını kor ateş üzerinde yakan bir kazan’ çağrışımı yapmalı, ne de adalete erişmedeki kurucu unsurları nötr davranamayacak ahbaplar topluluğu gibi lanse etmelidir. Bu sebepledir ki, kendi yaklaşımımız, kendi geliştirdiğimiz bir benzetme olan, adaletin tepede bulunan köşe olduğu, yukarıda tanımı yapılan piramittir.
[XII] Veriler için bkz. https://www.kisa.link/Q9jn..
[XIII] bkz. Levililer 5:17; “Kim ki günah işler ve Rabbinin yasakladığı herhangi bir emrini eylerse, bunun yasak olduğunu bilmese de suçludur ve sorumlu tutulacaktır” demektedir. (İngilizce metinden tercüme edilmiştir. Çev. Av. Dr. Ersoy Zırhlıoğlu) Herhangi bir teolojik yaklaşımdan ari ve nötr olarak incelendiğinde, yaklaşık 26 asır önceye ait bir metin olması açısından, Levililer’de geçen bu metnin, matuf ilkenin ne denli kadim olduğuna dair ışık tutması açısından önemli olduğu düşünülmektedir. Öbür yandan bu ilke, çıktığı dönemlerde çok az sayıda ve herkesçe bilinen yasaklara uygulanırdı.
[XIV] 12-18 yaş arası bireyler arasında sorun teşkil etmesinin iki önemli sebebi bulunmaktadır. Bunlardan birincisi 5237 sayılı kanunda geçen md. 31/1 ile 12-15 yaş arası kişilerin cezalandırılmasına dair düzenleme ve matuf kanunda geçen md. 31/2. ile 15-18 yaş arası kişilerin cezalandırılmasına dair düzenlemedir. İkincisi ise, yukarıda nispeten derinlemesine incelenen, bireylerin nöro-bilişsel faaliyetlerini ortalama olarak 25 yaşına kadar tamamlamadıklarına dair husustur.
[XV] 2-3 ay önce, bir sınav hazırlığı için -ki eğitimler çevrimiçiydi- çeşitli şirketler 2.000 TL-4.000 TL, üniversiteler 1.500 TL-3.000 TL arasında ücret isterken; bir baro aynı eğitimi, üstelik alanında uzman akademisyenler ile 200 TL’ye vermekteydi.
[XVI] Ortada bir suç olsa dahi, kişinin cezalandırılabilmesi için işlediği eylemin kanunen yasaklanmış olduğunu, eylemin büyük olasılıkla bir sonucunun olacağına dahi bilgisinin olduğu ve kanuna aykırı hareket etmek ya da eylemin etkilerine neden olmak için kasten davranmış olduğunu tanımlar.
[XVII] Kelime anlamı olarak, suçluluk, ancak bir suçun sahibi onu suç niyetiyle işlediğinde ortaya çıkar, demektir.
[XVIII] İstisnalar, ağırlaştırılmış müebbet hapis yerine 18-24 yıla; müebbet hapis cezası yerine 12-15 yıla hükmolunmasıdır.
[XIX] 5237 sayılı kanun Madde 4- (1) Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz.
[XX] Bu durumda çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunmaktadır. Bu tedbirler 5395 sayılı kanunda belirtilmiştir.
[XXI] Konu hakkındaki tartışma için bkz. s. 3.
[XXII] Özetle; yasaların ilan edildiklerinde bağlayıcı olması anlamına gelmekle birlikte, daha detaylı gereklilikler de barındırır.
[XXIII] Rehber öğretmenler, mali olanaklara göre sadece sınıf düzenin sağlanması amacıyla bulunabilecekleri gibi, MEB’in bütçesi imkân verirse, rehber öğretmenlere Akademi’de kısa süreli bir eğitim, akabinde belli aralıklarla çevrimiçi olarak konular hakkında bilgilendirme ve yazılı/görsel materyal temini sağlanarak kendilerinin de eğitimin bir parçası olmaları sağlanabilecektir.
[XXIV] Orta okul ve liselerde verilecek eğitimler için gerekli bütçenin başta MEB olmak üzere diğer bakanlıklar, kurum ve kuruluşlar ile oluşturulabileceği düşünülmektedir. Bu noktada diğer bir kaynak ise, ilgili başlıkta bahsedilen isteğe bağlı özel sertifika programlarından elde edilecek gelirler olabilir.
[1] Veriler için bkz. https://www.kisa.link/Q9qa, 01.07.2022.
[2] Veriler için bkz. https://www.kisa.link/Q9qb, 01.07.2022.
[3] İlgili ilke kararı için bkz. https://www.kisa.link/Q9qc, 01.07.2022.
[4] Dr. Campellone, Joseph & Turley, Raymond K., “Understanding the Teen Brain”, Health Encyclopedia, University of Rochester Medical Center, NY, ABD, t.y., Çev. Av. Dr. Ersoy Zırhlıoğlu, https://www.kisa.link/Q9iY, ayrıca bkz. Cox, Tony “Aamodt, Dr. Sandra, on Brain Maturity Extends Well Beyond Teen Years”, Çev. Av. Dr. Ersoy Zırhlıoğlu, NPR News, b.a., y.y., 10 Ekim 2011, https://www.kisa.link/Q9j2, son erişim tarihleri 18.07.2022.
[5] Brodwin, Erin & Gould, Skye, “The age your brain matures at everything — it isn’t even fully developed until age 25”, Çev. Av. Dr. Ersoy Zırhlıoğlu, Bussiness Insider, 8 Kasım 2017, https://www.kisa.link/Q9jb, 01.07.2022.
[6] Veriler için bkz. https://www.kisa.link/Q9jh, 01.07.2022.
[7] Cicero, Marcus Tullius, Yasalar Üzerine, Çev. C. Cengiz Çevik,5. bs., İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2019, s. 39
[8] Beccaria, Cesare, Suçlar ve Cezalar Hakkında, Çev. Sami Selçuk, 8. bs., İmge Kitabevi Yayınları, Ankara, 2019, s. 215
[9] Bu önemli eksikliğin ve kişilerden makaleye gelecek eleştiri, yorum ve önerilerin, ileride yapılacak analizler, anketler, araştırmalar ve diğer çalışmalar ile yeni bir makale ile tamamlanması; Akademi faaliyete geçmeden önce yapılması gereken ilk adımlardandır.
[10] Bu konu şu anda tartışmaya açık olduğu gibi, ileride kurulacak Akademi ve akabinde yapılacak değişiklikler sonrasında da -en kötü ihtimalle- tartışmaya açık olacaktır. De facto olarak, açacakları kurslara katılımcı bulmakta zorlanmaları dikkate alınacak olursa, açıldıklarından daha yüksek bir hız ile kapanacakları da tahmin edilebilir.
[11] Az sayıda hukuk fakültesinde avukatlık ile ilgili seçmeli ders bulunmakta olsa da çoğu hukuk fakültesinde bu dersin olmadığı dikkate alınmalıdır.
[12] Örneğin staj eğitiminin bir yetki olarak görülmesi ve bunun devrinin kendi kendine yetememe algısı yaratması, TBB ile ilgili baro arasında yaşanan sorunlar, siyasi görüş ayrılıkları vb. sebepler.
[13] Akademisyen olan eğitmenler için böyle bir şart gerekmeyecektir.
[14] Lüzumu halinde, bağlı bulundukları il barosunda bir odada da uzaktan eğitim almaları düşünülebilir.
[15] Söz konusu yargılama ile ilgili detaylı inceleme için bkz. Maither, Lyndon, The Canada Income Tax Act: Enforcement, Collection, Prosecution: A Case Compilation, sayfa 587-599, Çev. Av. Dr. Ersoy Zırhlıoğlu, 6th Ed.; kaynak telif hakkı içermeyip https://www.kisa.link/Q96e adresinden ulaşılabilir.
[16] Rousseau, Jean-Jacques, Emile, or, On Education, İng. Çev. Barbara Foxley, Çev. Av. Dr. Ersoy Zırhlıoğlu, 1762; kaynak telif hakkı içermeyip https://www.kisa.link/Q9iw adresinden ulaşılabilir.
[17] a.g.e.
[18] bkz. s. 6

Belçika Anayasası

0
Belçika Anayasası

Belçika Anayasası

 Başlık I.

Federal Belçika,

Bileşenleri ve Bölgesi Hakkında

Madde 1.

Belçika; Topluluklardan ve Bölgelerden oluşan bir Federal Devlettir.

Madde 2.

Belçika üç Topluluktan oluşur: Flaman Topluluğu, Fransız Topluluğu ve Almanca Konuşanlar Topluluğu.

Madde 3.

Belçika üç Bölgeden oluşur: Flaman Bölgesi, Valon Bölgesi ve Brüksel Bölgesi.

Madde 4.

Belçika dört dilsel bölgeden oluşur: Felemenkçe konuşulan bölge, Fransızca konuşulan bölge, çift dil konuşulan Brüksel-Başkent bölgesi ve Almanca konuşulan bölge.

Krallığın her yerel idaresi bu dil bölgelerinden birine bağlıdır.

Bu dört dilsel bölgenin sınırları ancak, Parlamentonun her bir kanadındaki dilsel bölge grubunun oy çoğunluğuyla kabul edecekleri bir kanunla değiştirilebilir, ya da düzeltilebilir. Şu şartla ki, her grupta üye tam sayısının çoğunluğu oylamaya katılmış olmalı ve iki dilsel bölge grubunun kullandığı oylarda karar lehine kullanılan oyların sayısı, kullanılan oyların en az üçte ikisine eşit olmalıdır.

Madde 5.

Flemenk Bölgesi şu vilayetlerden oluşur: Antwerp, Flemish Brabant,  Batı Flanders, Doğu Flanders ve Limburg. Valon Bölgesi şu vilayetlerden oluşur: Walloon Brabant, Hainaut, Liege, Luxembourg ve Namur.

Gerekli görülmüşse, bir bölgeyi daha fazla sayıda vilayete bölmek için kanun çıkartılması gerekmektedir.

Belirli bölgeler, sınırlarını belirleyen bir kanun marifetiyle, daha fazla sayıda vilayete bölünmekten hariç tutulabilir, doğrudan federal idarenin yetkisine bırakılabilir ve belirli bir kanuna tabi kılınabilirler. Bu kanun 4’üncü maddenin son fıkrasında tarif edildiği gibi, çoğunluk oyuyla kabul edilmelidir.

Madde 6.

Vilayetler ancak bir kanuna dayanılarak alt bölümlere ayrılabilirler.

Madde 7.

Devletin, vilayetlerin ve belediyelerin sınırları ancak bir kanunla değiştirilebilir, ya da düzeltilebilir.

Başlık I. Mükerrer

Federal Belçika,

Topluluklar ve Bölgelerin Genel Siyasi Amaçları

Madde 7 Mükerrer.

Federal Devlet, Topluluklar ve Bölgeler yetkilerini kullanırlarken, nesiller arası dayanışmayı göz önünde bulundurarak, sosyal, ekonomik ve çevre alanlarındaki sürdürülebilir kalkınma hedeflerini gözetirler.

Başlık II.

Belçikalılar ve Hakları Hakkında

Madde 8.

Belçika vatandaşlığı statüsü medeni kanunla belirlenmiş kurallara göre edinilir, muhafaza edilir ve kaybedilir.

Anayasa ve siyasal haklara ilişkin diğer kanunlarda, bu statüden başka, bu hakları kullanmak için gereken şartlar düzenlenir.

İkinci fıkra hükmüne istisna olarak, Belçika vatandaşı olmayan Avrupa Birliği vatandaşlarına, Belçika’nın uluslararası ve uluslar üstü yükümlülükleri uyarınca, oy kullanma hakkı kanunla tanınabilir.

Bir önceki fıkrada anılan oy kullanma hakkının kapsamı, bir Avrupa Birliği’ne Üye Devletin vatandaşı olmayan, Belçika’da ikamet eden kişileri de söz konusu kanunda belirtilen şartlarla ve hükümlere göre kapsayacak şekilde genişletilebilir.

Geçici hüküm.

Dördüncü fıkrada anılan kanun 1 Ocak 2001 tarihinden önce çıkartılamaz.

Madde 9.

Vatandaşlık hakkı federal yasama yetkisiyle verilir.

Madde 10.

Devlette sınıf farkı bulunmamaktadır.

Belçikalılar kanun önünde eşittir. Kanunun özel durumlar için öngördüğü istisnalar hariç, tek başlarına medeni ve askerlik hizmetini ifa için elverişlidirler.

Kadın erkek eşitliği teminat altına alınmıştır.

Madde 11.

Belçikalılara tanınmış hak ve özgürlüklerin kullanımı ayrım gözetilmeksizin sağlanmalıdır. Bu amaçla, kanunlar ve federal kanunlarda[*], diğer hususların yanı sıra, ideolojik ve felsefi azınlıkların hakları ve özgürlükleri teminat altına alınmıştır.

Madde 11 mükerrer.

Madde 134’de atıf yapılan kanunlarda, federal kanunlarda ya da tüzükler (kurallar) kadın ve erkeklerin haklarını ve özgürlüklerini eşit şekilde kullanmalarını teminat altına almakta ve özellikle seçimle getirilen görevler ve kamu görevlerine eşit şekilde erişebilmelerini desteklemektedir.

Bakanlar Kurulu ve Topluluk ve Bölge Hükümetlerinde hem kadınlar hem de erkekler görev alır.

Madde 134’de atıf yapılan kanunlarda, federal kanunlarda ya da tüzüklerde, kadınların ve erkeklerin vilayet meclislerinde, ilçe meclisi ve ihtiyar heyetlerinde, sosyal refah merkez meclis ve kalıcı komitelerinde kalıcı süreyle vekil olarak atanabilecekleri ve diğer vilayetler, belediyeler arası ya da belediyelere bağlı organların idari birimlerinde görev alabilecekleri hükme bağlanmıştır.

Madde 134’de atıf yapılan kanunlarda, federal kanunlarda ya da tüzüklerde, vilayet meclisi, ihtiyar heyeti, sosyal refah merkezi meclis ve kalıcı komiteleri ile diğer vilayetler, belediyeler arası ya da belediyelere bağlı organların idari birimlerine üyeliğin doğrudan seçim yoluyla kazanılmasını düzenleyen hükümler bulunuyorsa, bir önceki fıkra hükmü uygulanmaz.

Madde 12.

Bireyin hürriyeti teminat altına alınmıştır.

Kanunda belirtilen haller haricinde ve kanunda belirtilen şeklin dışında hiç kimse hakkında adli takibat yapılamaz.

Suçüstü halleri hariç, hiç kimse hâkimin gerekçeli kararı olmaksızın tutuklanamaz. Gerekçeli karar tutuklama anında, ya da en geç yirmi dört saat içerisinde verilmelidir.

Madde 13.

Hiç kimse, arzusu hilafına, kanunla kendisine atanmış hâkimden ayrılamaz.

Madde 14.

Kanunun öngördüğü haricinde hiç kimse cezaya çarptırılamaz veya aleyhine ceza uygulanamaz.

Madde 14. mükerrer.

Ölüm cezası ilga edilmiştir.

Madde 15.

Kişinin konutu dokunulmazdır. Kanunun öngördüğü haller dışında ve kanunda öngörülen şekilden başka şekilde konutlar aranamaz.

Madde 16.

Kamusal amaçlı kamulaştırmalar hariç olmak üzere, kanunun öngördüğü haller dışında ve kanunda öngörülen şekilden başka bir şekilde ve önceden adil bir bedel ödenmeksizin hiç kimse mülkünden alıkonulamaz.

 

Madde 17.

Cezai müeyyide olarak mal varlığı müsadere edilemez.

Madde 18.

Medeni ölüm ilga edilmiştir; yeniden uygulanmaya konulamaz.

Madde 19.

İbadet hürriyeti, ibadeti kamusal alanda sergileme hürriyeti ve kişinin her konuda görüşlerini açıklayabilme hürriyeti teminat altındadır, ancak bu hürriyetlerin kullanımı sırasında gerçekleştirilen suçlar cezalandırılabilir.

Madde 20.

Hiç kimse bir dinin amellerine veya törenlerine katılmaya, ya da dini tatil günlerine riayet etmeye hiçbir şekilde zorlanamaz.

Madde 21.

Devletin hangi din olursa olsun, hiçbir dinin din görevlilerinin atanmasına veya göreve getirilmesine müdahale etme, ya da bu din görevlilerinin üstleriyle haberleşmelerini ya da üstlerinin kararlarını yayınlamalarını yasaklama hakkı bulunmamaktadır. Ancak, sayılan son hallerde, basın ve yayıma ilişkin mutat sorumluluklar geçerlidir.

Gerektiğinde kanunla düzenlenecek istisnalar hariç olmak üzere, medeni nikâh her daim dini evlilik töreninden önceliklidir.

Madde 22.

Kanunda belirtilen haller ve şartlar hariç, herkes özel ve aile hayatına saygı gösterilmesini talep etme hakkına sahiptir.

Bu hak, madde 134’de atıf yapılan kanun, federal kanun veya tüzüklerle teminat altına alınmıştır.

Madde 22. mükerrer.

Her çocuk ahlaki, fiziksel, ruhsal ve cinsel bütünlüğüne saygı gösterilmesini talep etme hakkına sahiptir.

Bu hak, madde 134’de atıf yapılan kanun, federal kanun veya tüzüklerle teminat altına alınmıştır.

Madde 23.

Herkes insan onuruna yakışır bir hayat sürme hakkına sahiptir.

Bu amaçla, bunlara karşılık gelen yükümlülükler dikkate alınarak, madde 134’de atıf yapılan kanun, federal kanun veya tüzüklerle ekonomik, sosyal ve kültürel haklar teminat altına alınmış ve bunları kullanım şartları belirlenmiştir.

Bu haklar, diğerlerinin yanı sıra şunları içerir;

  1. Çalışma hakkı ve diğer gayelerin yanı sıra mümkün olan en istikrarlı ve yüksek seviyede çalışabilme gayesiyle, genel istihdam politikası bağlamında serbestçe meslek seçme hakkı; adil koşullar altında çalışma ve ücret hakkının yanı sıra bilgilendirme, danışma ve toplu görüşme hakkı;
  2. Sosyal güvenlik, sağlık hizmetleri ve sosyal, sağlık ve hukuki yardım hakkı;
  3. Uygun barınma hakkı;
  4. Sağlıklı bir çevrenin korunması hakkı;
  5. Kültürel ve sosyal gereksinimleri karşılama hakkı;

Madde 24.

  • .1. Eğitim parasızdır; her türlü engelleyici tedbir yasaktır; suçların cezalandırılması ancak kanunlarla ya da federal kanunlarla düzenlenebilir.

Topluluk ebeveynlere serbest seçim hakkı sunar.

Topluluk, belirli bir dini empoze etmeyen (non-denominational) eğitim hizmetlerini örgütler. Bu, ebeveynlerin ve öğrencilerin felsefi, ideolojik veya dini görüşlerine saygıyı gerektirir.

Devlet okullarında, zorunlu eğitimin sonuna kadar, kabul görmüş dinlerden birinin ya da mezhep farklılıklarına dayalı olmayan ahlaki öğretilerin öğretilmesi tercihe bırakılmıştır.

  • .2. Bir topluluğun, bu hizmetleri örgütleyen bir mercii olarak, yetkilerini bir veya daha fazla sayıda özerk kuruma devretmeyi istemesi halinde topluluk bu yetkilerini ancak, kullanılan oyların üçte iki çoğunluyla kabul edilmiş bir federal kanunla devredebilir.
  • .3. Herkes temel hak ve özgürlüklerle ilgili olarak eğitim hakkına sahiptir. Zorunlu eğitimin sonuna kadar eğitim parasızdır.

Okuma çağındaki her çocuğun masrafları topluluk tarafından karşılanmış olarak, ahlaki ve dini eğitim alma hakkı bulunmaktadır.

  • .4. Tüm çocuklar veya öğrenciler, ebeveynler, eğitim personeli veya kurumlar kanunlar ya da federal kanunlar önünde eşittir. Kanunlar ve federal kanunlar özellikle eğitim hizmetlerini örgütleyen kurumların niteliklerini dikkate alarak, uygun muameleyi teminat altına alan nesnel farklılıkları göz önünde bulundurmaktadır.
  • .5. Eğitim hizmetlerinin topluluk tarafından teşkilatlandırılması, tanınması ve desteklenmesine ilişkin esaslar kanunlar veya federal kanunlarla düzenlenir.

Madde 25.

Basın özgürdür; sansür asla uygulanamaz. Yazarlardan, yayıncılardan veya matbaalardan teminat talep edilemez.

Bir eserin yazarı belli ise ve yazar Belçikalıysa ne yayıncı, ne de matbaa ya da dağıtımcı hakkında adli takibat başlatılamaz.

Madde 26.

Belçika vatandaşları kanunlarda belirtilen esaslara göre, önceden izin almaksızın saldırısız ve silahsız toplantı yapma hakkına sahiptirler.

Bu hüküm, her yönden emniyet güçlerinin kurallarına tabi olan açık hava toplantıları için uygulanmaz.

Madde 27.

Belçika vatandaşlarının şirket veya ortaklıklar kurma hakkı vardır. Bu hak hiçbir kısıtlayıcı tedbire tabi olamaz.

Madde 28.

Herkes bir veya daha fazla sayıda kişi tarafından imzalanan dilekçeleri resmi makamlara sunma hakkına sahiptir.

Anayasa ve kanunlarla tayin ve ihdas olunmuş organlar kurumsal unvanları altında dilekçe verme hakkına sahiptirler.

Madde 29.

Mektupların gizliliği ihlal edilemez.

Posta hizmetlerinin teminatı altında olan mektupların gizliliğinin hangi makamlarca ihlal edilebileceği kanunda belirtilir.

Madde 30.

Belçika’da konuşulan dillerin kullanımı isteğe bağlıdır. Bu konuya ilişkin kurallar ancak kanunla ve sadece kamu makamlarına ve yargıya ait işlemlerle ilgili olarak belirlenir.

Madde 31.

Topluluk ve Bölge Hükümetlerinin bakanları ve üyeleriyle ilgili olarak belirlenmiş kurallar hariç, bir devlet görevlisinin yönetiminden doğan suçlarla ilgili olarak bu devlet görevlisi aleyhine adli takibat başlatmak için önceden izin alınması gerekmez.

Madde 32.

Madde 134’e atıf yapılan kanunlarda, federal kanunlarda ya da tüzüklerde belirtilen haller ve şartlar hariç, herkes idari bir belgeye müracaat etme ve bir nüshasını edinme hakkına sahiptir.

Başlık III.

Yetkiler Hakkında

Madde 33.

Tüm yetkiler halktan alınır.

Bu yetkiler Anayasada belirtilen şekilde icra edilir.

Madde 34.

Belirli yetkilerin kullanılması bir antlaşma ya da bir kanunla devletler hukuku kurumlarına bırakılabilir.

Madde 35.

Federal idare, sadece Anayasanın ve Anayasaya istinaden çıkartılan kanunların hususi olarak kendisine belirlediği konularda yetki sahibidir.

Topluluklar ve Bölgelerin her biri kendi ilgi alanlarında kanunda belirtilen şartlar ve hükümlere tabi olarak, diğer konularda yetki sahibidirler. Bu kanun 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyet oyuyla kabul edilmelidir.

Geçici hüküm.

Bu maddenin yürürlük tarihi ikinci fıkrada atıf yapılan kanunla belirlenir. Bu tarih, Anayasanın Üçüncü Başlığına eklenen, federal idarenin münhasır yetkilerini belirleyen yeni maddenin yürürlük tarihinden önce olamaz.

Madde 36.

Federal yasama yetkisi, Kral, Temsilciler Meclisi ve Senato tarafından müştereken kullanılır.

Madde 37.

Anayasayla düzenlendiği haliyle federal yürütme yetkisi Krala aittir.

Madde 38.

Her Topluluk, Anayasayla ya da Anayasaya istinaden çıkartılmış kanunlarda tanınmış yetkilere sahiptir.

Madde 39.

Kanun, kapsamında kurulan ve seçilmiş temsilcilerden oluşan bölgesel organlara, 30’uncu madde ile 127 ilâ 129’uncu maddeler arasında kalan maddelerde atıfta bulunulan istisnalar hariç belirlediği konularda bir kanunda belirtilen kapsam ve şekle uygun olarak yürütme yetkisi tanır. Bu kanunun 4’üncü maddesinin son fıkrasında belirtilen ekseriyet oyuyla kabul edilmelidir.

Madde 40.

Yargı yetkisi mahkemeler tarafından kullanılır.

Mahkemelerin kararları Kral adına uygulanır.

Madde 41.

Münhasıran bir belediyenin veya vilayetin menfaatlerini ilgilendiren konular, Anayasada düzenlenen esaslara göre belediye veya vilayet meclisleri tarafından kararlaştırılır.

Belediyenin menfaatlerini ilgilendiren konuları düzenleme yetkisi verilmiş belediye organlarının yetkileri, çalışma kuralları ve seçim yöntemleri 134’üncü maddede atıf yapılan tüzükle belirlenir.

Bu belediye organları nüfusu 100.000’in üzerindeki belediyelerde belediye meclisinin kararıyla kurulurlar. Üyeleri doğrudan seçimle göreve gelirler. 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyet oyuyla kabul edilen bir kanunun uygulanmasında diğer şartlar ve bu nitelikteki belediye organlarından hangilerinin kurulacağı hususu federal kanunla ya da 134’üncü maddede atıf yapılan tüzükte belirtilir.

Madde 134’de atıf yapılan federal kanun ve tüzük ancak, ilgili parlamentonun üye tam sayısının ekseriyetinin oylamada hazır bulunmuş olmaları şartıyla, kullanılan oyların üçte ikisinin çoğunluğuyla kabul edilebilir.

Belediyenin ya da vilayetin menfaatini ilgilendiren konular ilgili belediye veya vilayette halk oylamasına sunulabilir. Halk oylamasının tabi olacağı usuller ve düzenlemeler madde 134’de atıf yapılan tüzükle düzenlenir.

Kısım I.

Federal Meclisler Hakkında

Madde 42.

Parlamentonun her iki meclis üyeleri sadece onları seçenleri değil, halkın tamamını temsil ederler.

Madde 43.

  • .1. Anayasanın belirlediği hallerle ilgili olarak, Parlamentonun her bir kanadının seçilmiş üyeleri, Felemenkçe konuşanlar ve Fransızca konuşanlar olmak üzere kanunda belirtilen yöntemle gruplara ayrılırlar.
  • .2. 67’nci maddenin birinci fıkrasının, 1, 3, ve 6 numaralı bentlerinde belirtilen senatörler, Senatonun Felemenkçe konuşan senatörler grubunu oluştururlar. 67’nci maddenin birinci fıkrasının, 2, 4 ve 7 numaralı bentlerinde belirtilen senatörler, Senatonun Fransızca konuşan senatörler grubunu oluştururlar.

Madde 44.

Parlamentonun her iki meclisi de, daha önce Kral tarafından toplantıya çağrılmadıkça, her yıl Ekim ayının ilk Salı günü toplanırlar.

Parlamentonun her iki meclisi de bir yıl içerisinde en az kırk gün toplanmalıdır.

Parlamentonun oturumuna son verilmediği Kral tarafından ilân edilir.

Kral Parlamentonun her iki meclisini de olağanüstü gündemle toplantıya çağırma hakkına sahiptir.

Madde 45.

Kral, Parlamento kanatlarının toplantılarına ara verebilir. Ancak, bu ara bir aydan uzun olamayacağı gibi, Parlamento kanatlarının onayı olmaksızın aynı oturuma birden fazla kez ara verilemez.

Madde 46.

Kral, Temsilciler Meclisini ancak;

  1. Federal Hükümetin güven isteğini üyelerinin salt çoğunluğuyla reddeder ve güven isteğinin reddedildiği tarihten itibaren üç gün içerisinde, Kral’a yeni bir Başbakan önermezse, ya da
  2. Federal Hükümete ilişkin güvensizlik önergelerini üyelerinin salt çoğunluğuyla kabul eder ve aynı anda Krala üyelerinin salt çoğunluğu ile yeni bir Başbakan önermemiş ise feshedebilir.

Güven isteği ve güvensizlik önergeleri ancak Parlamentoya sunulduktan kırksekiz saat sonra oylanabilir.

Kral ayrıca, Federal Hükümetin görevden istifa etmesi halinde, Temsilciler Meclisinin üye tam sayısının salt çoğunluğu ile alacağı kararın kendisine sunulmasından sonra Temsilciler Meclisini feshedebilir.

Temsilciler Meclisinin feshi Senatonun feshini de icap ettirir.

Fesih işlemi, kırk gün içinde yeni seçimlerin düzenlenmesini ve iki ay içinde yeni meclislerin toplantıya çağrılması işlemini de içerir.

Madde 47.

Parlamentonun her iki meclisinin oturumları halka açıktır.

Ne var ki, Parlamentonun her bir kanadı başkanının ya da on üyenin talebiyle gizli oturum düzenleyebilir.

Meclis daha sonra aynı konuya ilişkin oturuma halka açık şekilde devam edilip edilmeyeceğini salt çoğunlukla kararlaştırabilir.

Madde 48.

Her bir meclis üyelerinin ya da yargıçların bu konuda ileri sürülebilecekleri her türlü itirazlarında yetki incelemesi yapmaya yetkilidir.

Madde 49.

Bir kimse aynı anda her iki meclise de üye olamaz.

Madde 50.

Kral tarafından bakanlık görevine atanmış ve bu atamayı kabul etmiş olan bir meclis üyesi Parlamenterlik sıfatını yitirir ve Kral tarafından bakanlık görevinden alındıktan sonra Parlamenterlik sıfatını yeniden kazanır. Bu üyeyle ilgili olarak ilgili mecliste yapılacak atamalara ilişkin esaslar kanunla belirlenir.

Madde 51.

Federal Hükümet tarafından bakanlık görevi dışında ücretli bir göreve atanmış ve bu atamayı kabul etmiş olan bir meclis üyesi Parlamenterlik sıfatını yitirir ve ancak yeniden seçildikten sonra Parlamenterlik sıfatını kazanır.

Madde 52.

Her meclis her oturumunda bir divan başkanı, başkan vekili atar ve divanını teşkil eder.

Madde 53.

Seçimler ve adaylıklara ilişkin meclislerin içtüzüklerinde belirlenen hükümler hariç, tüm kararlar kullanılan oyların salt çoğunluğuyla kabul edilir.

Oyların eşitliği halinde, önerge reddedilir.

Meclislerin hiç biri, üyelerinin salt çoğunluğu oylamada hazır bulunmadıkça karar alamaz.

Madde 54.

Özel çoğunluk gerektiren bütçe ve kanunlar hariç olmak üzere, bir dilsel grubun üyelerinin en az üçte ikisi tarafından imzalanmış ve raporun sunulmasından sonra ve halka açık oturumda yapılacak nihai oylama öncesi görüşme gündemine alınmış gerekçeli bir önergeyle, bir Hükümet Yasa Tasarısının ya da üyeler tarafından sunulmuş bir kanun teklifinin Topluluklar arası ilişkileri önemli ölçüde zedeleyeceği yönünde itirazda bulunulabilir.

Bu durumda, parlamenter işlem askıya alınır ve önerge bakanlar Kuruluna havale edilir. Bakanlar Kurulu otuz gün içinde önergeye ilişkin görüşünü bildirir ve ilgili meclisi bu görüşünü açıklamaya, ya da gerekirse, söz konusu Hükümet Yasa Tasarısının veya üyeler tarafından sunulmuş bir kanun teklifinin değiştirildiğini duyurmaya davet eder.

Bu usul, bir dilsel grubun üyeleri tarafından aynı Hükümet Yasa Tasarısı veya üyeler tarafından sunulmuş bir kanun teklifi için sadece bir kez işletilebilir.

Madde 55.

Oylar; oturarak, ayakta veya ad okunarak kullanılır. Kanunlara ilişkin oylamalarda ise her zaman ad okunarak oy kullanılır. Adayların seçimi ve atamaları gizli oyla gerçekleştirilir.

Madde 56.

Meclislerin her biri gensoru hakkına sahiptir.

Madde 57.

Meclislere hitaben şahsen dilekçe sunmak yasaktır.

Her bir meclis kendisine hitaben sunulan dilekçeleri bakanlara gönderme hakkına sahiptir. Bakanlar, meclislerin talebi halinde, bu dilekçelerin içeriğini izah etmekle yükümlüdür.

Madde 58.

Hiçbir meclis üyesi, görevini yerine getirirken açıkladığı görüşlerinden ve kullandığı oylarından ötürü kovuşturulamaz ya da soruşturmaya tabi tutulamaz.

Madde 59.

Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali hariç, hiçbir meclis üyesi, bir oturum sırasında ve suçlarla ilgili konularda, üyesi olduğu meclisin izni olmaksızın, doğrudan doğruya mahkemeye havale edilemez ya da mahkeme önüne çıkartılamaz, ya da tutuklanamaz.

Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali hariç, hiçbir meclis üyesi aleyhine, bir oturum sırasında ve suçlarla ilgili konularda, ilgili hâkimin talebiyle Yargıtay Mahkemesinin Birinci Başkanının emri olmadıkça, hâkimin müdahalesini gerektiren cebri tedbirler uygulanamaz.

Bir önceki cümleye istinaden gerçekleştirilecek tüm arama veya müsadere işlemleri ancak ilgili Meclis Başkanının veya atadığı bir üyenin nezaretinde gerçekleştirilebilir.

Meclisin oturumda olduğu bir sırada sadece savcılık makamının yetkilileri ve yetkili memurlar bir meclis üyesi aleyhine ceza kovuşturması açabilirler.

İlgili meclis üyesi adli takibatın herhangi bir aşamasında, meclis oturumu sırasında ve suçlarla ilgili konularda, kovuşturmanın durdurulmasını üyesi olduğu meclisten talep edebilir. Bu kararın alınabilmesi için, ilgili meclis kullanılan oyların üçte ikisinin ekseriyetiyle talebi kabul etmelidir.

Üyesi olduğu meclis talep etmiş ise, bir meclis üyesinin tutukluluğu veya hakkında mahkemece yürütülen kovuşturma askıya alınır.

Madde 60.

Her meclis çalışmalarını ve yürütme yöntemini, kendi yaptığı içtüzük ile belirler.

Bölüm I.

Temsilciler Meclisi Hakkında

Madde 61.

Temsilciler Meclisi üyeleri onsekiz yaşını tamamlamış ve kanunda belirtilen seçimlere katılmayı engelleyici hallerden herhangi birine girmeyen vatandaşların doğrudan oyuyla seçilirler.

Her seçmen sadece tek bir oy hakkına sahiptir.

Madde 62.

Seçmen kitlesinin tertibi kanunla belirlenir.

Seçimler kanunun belirlediği nispi temsiliyet sistemine göre gerçekleştirilir.

Oy kullanmak mecburidir ve oylar gizli şekilde kullanılır. Oylar, kanunun belirlediği haller haricinde, mahalli olarak kullanılır.

Madde 63.

  • .1. Temsilciler Meclisi yüzelli üyeden oluşur.
  • .2. Her bir seçim çevresindeki koltuk sayısı, seçim çevresinde yaşayan kişilerin, Krallık nüfusunun yüzelli sayısına bölümü sonucu elde edilen federal katsayıya bölümü sonucu bulunan sayıya eşittir.

Geriye kalan koltuk sayısı, henüz temsil edilmeyen nüfusu en yüksek seçim bölgeleri arasında pay edilir.

  • .3. Kral, Temsilciler Meclisi üyelerinin seçim çevreleri arasındaki dağılımına nispi temsiliyet esasına göre karar verir.

Her bir seçim çevresinde ikamet eden vatandaşların sayısı on yılda bir gerçekleştirilen nüfus sayımıyla, ya da kanunda belirtilen başka yollarla belirlenir. Sonuçlar Kral tarafından altı ay içerisinde ilân edilir.

Kral bu ilânın ardından üç ay içinde her bir seçim çevresine atanacak koltuk sayısını belirler.

Yeni koltuk dağılımı bir sonraki genel seçimlerden itibaren uygulanmaya başlanır.

  • .4. Seçim çevreleri kanunla belirlenir. Seçme şartları ve seçimlerin esasları da bu kanunla belirlenir.

Madde 64.

Bir kişinin seçimlere katılabilmesi için;

  1. Belçikalı olmalıdır;
  2. Medeni ve siyasal haklarından yasaklı olmamalıdır;
  3. Yirmibir yaşından gün almış olmalıdır;
  4. Belçika’da ikamet ediyor olmalıdır.

Seçimlere katılabilmek için başka bir şart aranmaz.

Madde 65.

Temsilciler Meclisi üyeleri dört yıllığına seçilirler.

Meclis seçimleri her dört yılda bir tekrarlanır.

Madde 66.

Temsilciler Meclisinin her bir üyesine yılda yirmi bin frank ödenek ödenir.

Temsilciler Meclisi üyeleri kamu makamlarınca işletilen, ya da imtiyaz hakkı tanınmış ulaşım araçlarıyla ulusal sınırlar içerisinde ücretsiz seyahat etme hakkına sahiptirler.

Temsilciler Meclisi Başkanına bu meclisin giderlerinde kullanılmak üzere yıllık ödenek tahsis edilebilir.

Temsilciler Meclisi oluşturmayı gerekli gördüğü emeklilik ikramiyesi ve emeklilik aylığı fonlarına katkı oluşturmak için, bu ödenekten yapılabilecek kesinti miktarını belirler.

Bölüm II.

Senato Hakkında

Madde 67.

  • .1. 72’nci madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla, Senato yetmişbir senatörden oluşur. Bunların;
  1. Yirmibeş’i, 61’inci madde hükümlerine göre Felemenk seçim çevresi tarafından;
  2. Onbeş’i, 61’inci madde hükümlerine göre Fransız seçim çevresi tarafından seçilirler;
  3. On’u, Felemenk Parlamentosu adıyla anılan Felemenk Topluluğu Parlamentosunun üyeleri arasından atanır;
  4. On’u, Fransız Topluluğu Parlamentosu üyeleri arasından atanır;
  5. Bir’i, Alman Topluluğu Parlamentosu üyeleri arasından atanır;
  6. Altı’sı, 1 ve 3 numaralı bentlerde anılan senatörler tarafından atanır;
  7. Dört’ü, 2 ve 4 numaralı bentlerde anılan senatörler tarafından atanır.

Birinci fıkra ile üç ilâ beşinci fıkralar arasında kalan fıkralarda anılan senatörlerden Parlamentolarında senatörlük sıfatını yitirmiş olanlar, Parlamentoların tamamında seçimler yenilenmiş ise ve yenilenen seçim Senato seçimleriyle aynı tarihe denk düşmemiş ise, yeni seçilen Parlamentoların ilk oturumunun açılışına kadar senatörlük görevlerini ifa etmeyi sürdürürler.

  • .2. Fıkranın §.1, 3 ve 6 numaralı bentlerinde anılan senatörlerden en az bir tanesinin kanuni ikametgâhının seçildiği tarih itibariyle iki dilli Brüksel-Başkent bölgesinde bulunması gerekmektedir.

Fıkranın §.1, 2, 4 ve 7 numaralı bentlerinde anılan senatörlerden en az altı tanesinin kanuni ikametgâhının seçildikleri tarih itibariyle iki dilli Brüksel-Başkent bölgesinde bulunması gerekmektedir. §.1. fıkranın 2 numaralı bendinde anılan senatörlerden en az dördünün kanuni ikametgâhı seçildikleri tarih itibariyle iki dilli Brüksel-Başkent bölgesinde bulunmuyorsa, §.1. fıkranın 4 numaralı bendinde anılan senatörlerden en az ikisinin kanuni ikametgâhı seçildikleri tarih itibariyle iki dilli Brüksel-Başkent bölgesinde bulunmalıdır.

Madde 68.

  • .1. 67’nci maddenin §.1 fıkrasının 1, 2, 3, 4, 6 ve 7 numaralı bentlerinde anılan senatörlerin toplamı, kanunun belirlediği nispi temsiliyet sistemine uygun olarak, 67’nci maddenin §.1. fıkrasının 1 ve 2 numaralı bentlerinde anılan senatörlerin seçiminde elde edilen kullanılan oy listeleri esas alınarak, her bir dil grubu arasında taksim edilir.

67’nci maddenin §.1. fıkrasının 3 ve 4 numaralı bentlerinde anılan senatörlerin atanması için, Felemenk Topluluğu Parlamentosunda ya da duruma göre Fransız Topluluğu Parlamentosunda bu listeye dayalı olarak yeterli sayıda senatörün seçilmiş olması şartıyla sadece, 67’nci maddenin §.1. fıkrasının 1 ve 2 numaralı bentlerinde anılan senatörlerden en az birinin seçildiği listeler esas alınır.

67’nci maddenin §.1. fıkrasının 6 ve 7 numaralı bentlerinde anılan senatörlerin atanması için, sadece, 67’nci maddenin §.1. fıkrasının 1 ve 2 numaralı bentlerinde anılan senatörlerden en az birinin seçildiği listeler esas alınır.

  • .2. 67’nci maddenin §.1. fıkrasının 1 ve 2 numaralı bentlerinde anılan senatörlerin seçilmesi için oy kullanmak mecburidir ve oylar gizli şekilde kullanılır.
  • .3. 67’nci maddenin §.1. fıkrasının 1 ve 2 numaralı bentlerinde anılan senatörlerin seçiminde, seçim çevreleri ve seçim çevrelerinin tertibi kanunla belirlenir. Seçmenlik için aranan şartların yanı sıra seçimlerin esasları da bu kanunla belirlenir.

Topluluk Parlamentolarının her birinin kendi yetki alanlarına giren konularda 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edecekleri bir oyla düzenlenecek detaylı kurallar hariç, 67’nci maddenin §.1. fıkrasının 3 ila 5 numaralı bentleri arasında kalan bentlerde anılan senatörlerin atanmasına ilişkin kurallar kanunla belirlenir.

67’nci maddenin §.1. fıkrasının 5 numaralı bendinde anılan senatör Almanca Konuşanlar Topluluğu tarafından salt çoğunlukla atanır.

67’nci maddenin §.1. fıkrasının 6 ve 7 numaralı bentlerinde anılan senatörlerin atanmasına ilişkin kurallar kanunla belirlenir.

Madde 69.

Bir senatör olarak seçilebilmek, ya da atanabilmek için bir kimse:

  1. Belçikalı olmalıdır;
  2. Medeni ve siyasal haklarından yasaklı olmamalıdır;
  3. Yirmibir yaşından gün almış olmalıdır;
  4. Belçika’da ikamet ediyor olmalıdır.

Madde 70.

67’nci maddenin §.1. fıkrasının 1 ve 2 numaralı bentlerinde anılan senatörler dört yıl süreyle seçilirler. 67’nci maddenin §.1. fıkrasının 6 ve 7 numaralı bentlerinde anılan senatörler dört yıl süreyle atanırlar. Senato seçimleri her dört yılda bir yenilenir.

67’nci maddenin §.1. fıkrasının 1 ve 2 numaralı bentlerinde anılan senatörlerin seçimi Temsilciler Meclisinin seçimiyle aynı tarihte gerçekleştirilir.

Madde 71.

Senatörler maaş almazlar.

Ancak, masraflarını geri alma hakkına sahiptirler. İade edilecek masraf tutarı yıllık dört bin frankla sınırlıdır.

Senatörler kamu makamlarınca işletilen, ya da imtiyaz hakkı tanınmış ulaşım araçlarıyla ulusal sınırlar içerisinde ücretsiz seyahat etme hakkına sahiptirler.

Madde 72.

Kralın çocukları, yoksa, Hanedanın tahtın varisleri olan kanadından Belçika kökenli olanların çocukları kanunen onsekiz yaşından itibaren senatörlerdir.

Yirmibir yaşına kadar oylamalara katılamazlar. Karar yeter sayısı için aranan nisap sayılırken hesaba katılmazlar.

Madde 73.

Temsilciler Meclisinin oturumda bulunmadığı bir anda gerçekleştirilen tüm Senato toplantıları geçersiz ve hükümsüzdür.

Kısım II.

Federal Yasama Yetkisi Hakkında

Madde 74.

36’ncı madde hükümlerinden ayrı olarak, federal yasama yetkisi aşağıda belirtilen konularda Kral ve Temsilciler Meclisi tarafından müştereken icra edilir;

  1. Vatandaşlık hakkının tanınması;
  2. Kral’ın bakanlarının medeni ve cezai sorumluluklarıyla ilgili kanunlar;
  3. 174’üncü maddenin ilk fıkrasının ikinci cümlesi hükümleri saklı kalmak koşuluyla, devlet bütçeleri ve hesapları;
  4. Askerî kotaların belirlenmesi.

Madde 75.

Federal yasama erkinin her bir organı mevzuat teklifinde bulunabilir.

77’nci maddede belirtilen konular hariç, Kral’ın girişimiyle meclislere sunulan Yasa Tasarıları görüşülmek üzere öncelikle Temsilciler Meclisinin daha sonra Senatonun gündemine alınır.

Kral’ın girişimiyle meclislere sunulan antlaşmaların onanmasına ilişkin Yasa Tasarıları görüşülmek üzere öncelikle Senatonun daha sonra Temsilciler Meclisinin gündemine alınır.

Madde 76.

Bir Yasa Tasarısı ancak madde madde oylandıktan sonra bir meclis tarafından kabul edilebilir.

Meclisler maddeleri ve teklif edilen değişiklikleri değiştirme ve ayırma hakkına sahiptirler.

Madde 77.

Temsilciler Meclisi ve Senato aşağıda sayılan konularda eşit derecede yetkilidir;

  1. Belirleyecekleri anayasa hükümlerinin değiştirilmesi ve bu anayasa değişikliğiyle ilgili olarak değişiklikler yapmanın gerekli olduğunu beyan etmek;
  2. Anayasa gereği olarak her iki yasama meclisi tarafından kararlaştırılması gereken konular;
  3. Madde 5, 39, 43, 50, 68, 71, 77, 82, 115, 117, 118, 121, 123, 127 ila 131, 135 ila 137, 140 ila 143, 145, 146, 163, 165, 166, 167’nci maddenin §.1. fıkrasının 3 numaralı bendi, §.4. ve §.5. fıkrası, 169 ve 170’inci maddenin §.2. fıkrasının 2 numaralı bendi ile §.3. ve §.4. fıkrasının 2 numaralı bendi ve 175 ila 177’nci maddeler arasında kalan hükümlerde anılan kanunların yanı sıra yukarıda belirtilen bu kanunların ve hükümlerin yürütülmesi için çıkartılan kanunlar;
  4. 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle yasalaştırılacak kanunların yanı sıra bu kanunların yürütülmesi için çıkartılan kanunlar;
  5. 34’üncü maddede anılan kanunlar;
  6. Antlaşmaları onaylayan kanunlar;
  7. Uluslararası veya uluslar ötesi yükümlülüklerin yerine getirilmesini teminat altına alan, 169’uncu madde uyarınca çıkartılan kanunlar;
  8. Danıştay ile ilgili kanunlar;
  9. Mahkemelerin teşkilatlandırılması;
  10. Devlet, Topluluklar ve Bölgeler arası işbirliği anlaşmalarını onaylayan kanunlar.

4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmiş bir kanunda Temsilciler Meclisi ve Senato eşit derecede yetki olduğu diğer kanunlar da belirtilebilir

.

Madde 78.

74 ve 77’nci maddede belirtilenlerin haricindeki diğer alanları düzenleyen, Temsilciler Meclisi tarafından kabul edilmiş Yasa Tasarıları Senatoya gönderilir.

Senato, en az onbeş senatörün talebiyle Yasa Tasarılarını inceler. Bu talep Yasa Tasarısının alındığı tarihten itibaren onbeş gün içinde yapılır.

Senato azami altmış gün içinde;

– Yasa Tasarısı üzerinde herhangi bir değişiklik yapmamaya karar verebilir;

– Yasa Tasarısını değiştirttikten sonra kabul edebilir.

Senato belirlenen süre içinde Yasa Tasarısı hakkındaki kararını açıklamaz, ya da Yasa Tasarısını değiştirmeme kararını Temsilciler Meclisine bildirirse, Yasa Tasarısı Temsilciler Meclisi tarafından Kral’a sunulur.

Yasa Tasarısı tadil edilmişse, Senato bunu Temsilciler Meclisine gönderir. Senatonun gerçekleştirdiği değişiklikleri kabul etme, ya da kısmen veya tamamen reddetme hususunda nihai karar Temsilciler Meclisine aittir.

Madde 79.

Temsilciler Meclisi, 78’inci maddenin son fıkrasında anılan inceleme sırasında yeni değişikliği kabul ederse bu Yasa Tasarısı karar için Senatoya iade edilir. Senato azami onbeş gün içinde;

─ Yasa Tasarısını Temsilciler Meclisi tarafından tadil edilmiş haliyle kabul etmeyi kararlaştırabilir;

─ Yasa Tasarısını daha da değiştirdikten sonra kabul edebilir.

Senato belirlenen süre içinde Yasa Tasarısı hakkındaki kararını açıklamaz, ya da Yasa Tasarısını Temsilciler Meclisi tarafından kabul edilmiş haliyle kabul ettiğini Temsilciler Meclisine bildirirse, Yasa Tasarısı Temsilciler Meclisi tarafından Kral’a sunulur.

Yasa Tasarısı daha da değiştirilmişse, Senato bunu Temsilciler Meclisine gönderir. Senatonun gerçekleştirdiği değişiklikleri kabul etme, ya da üzerinde değişiklik yapma hususunda nihai karar Temsilciler Meclisine aittir.

Madde 80.

78’inci maddede belirtilen bir Yasa Tasarısı meclisin görüşme gündemine alınmışsa ve Federal Hükümet taslağının aciliyetle görüşülmesini talep etmişse, 82’nci maddede belirtilen Parlamento danışma komisyonu Senatoya karar vermesi için mühlet belirler.

Komisyon anlaşmaya varamazsa, Senatoya Yasa Tasarısını gündeme almak için tanınan mühlet yedi güne indirilir ve Yasa Tasarısının incelenmesi için 78’inci maddenin üçüncü fıkrasında öngörülen mühlet otuz güne indirilir.

Madde 81.

Senato, kanun teklifi verme yetkisi gereğince, bir meclis üyesi tarafından 78’inci maddede belirtilen konularla ilgili olarak sunulan Kanun Tasarısını Temsilciler Meclisine sunar.

Meclis, Yasa Tasarısını reddederek, ya da kabul ederek, azami altmış gün içinde nihai kararını vermelidir.

Meclis Yasa Tasarısını değiştirirse, bunu Senatoya iade eder. Senato, 79’uncu maddede belirtilen kurallara göre bu Yasa Tasarısını görüşür.

79’uncu maddenin üçüncü fıkrası uygulanacak ise, meclis onbeş gün içerisinde nihai kararını verir.

Meclis ikinci ve dördüncü fıkralarda belirtilen mühletler içinde bir karara varamazsa, 82’nci maddede belirtilen Parlamento danışma komisyonu onbeş gün içinde toplanır ve meclise karar vermesi için mühlet belirler.

Komisyon anlaşmaya varamazsa, meclis altmış gün içinde karar alır.

Madde 82.

Temsilciler Meclisi ve Senatolarda eşit sayıda üyeden oluşan bir Parlamento danışma komisyonu, Parlamentonun iki meclisi arasında ortaya çıkan yetki konusundaki ihtilafları çözümler ve 78 ve 81’inci maddelerde belirtilen inceleme sürelerini herhangi bir anda karşılıklı mutabakatla uzatır.

Komisyonu oluşturan iki grup arasında oy çoğunluğu mevcut değilse, komisyon üye sayısının üçte iki ekseriyetiyle karar alır.

Komisyonun tertibi ve çalışma esaslarının yanı sıra 78 ila 81’inci maddeler arasında kalan maddelerde belirtilen mühleti hesaplama yöntemi kanunla belirlenir.

Madde 83.

Meclis üyeleri tarafından sunulan Yasa Tasarıları ile Hükümet Yasa Tasarılarının her birinde Yasa Tasarısının, madde 74, 77 ya da 78’de belirtilen konulardan hangisiyle ilgili olduğu belirtilir.

Madde 84.

Kanunları yorumlama yetkisi sadece kanunla tanınabilir.

Kısım III.

Kral ve Federal Hükümet Hakkında

Bölüm I.

Kral Hakkında

 

Madde 85.

Kral’ın anayasal yetkileri; doğrudan doğruya ve doğal olarak Majesteleri Saxe-Coburg’lu Leopold, George, Christian, Frederick’in sahih nesebinden olma ilk evladına intikal eder.

Birinci fıkrada belirtilen fürudan olan ve Kral’ın, ya da onun yokluğunda, Anayasada belirtilen hallerde Kral’ın yetkilerini kullananların rızası dışında evlenen kişi Taht’taki haklarını kaybeder.

Ne var ki, bu hak, sadece her iki meclisin de onayıyla Kral tarafından, ya da onun yokluğunda, Anayasada belirtilen hallerde Kral’ın yetkilerini kullananlar tarafından iade edilebilir.

Madde 86.

Majesteleri Saxe-Coburg’lu Leopold, George, Christian, Frederick’in soyundan gelen kimsenin bulunmaması halinde, Kral, meclislerin onayıyla, 87’nci maddede belirtilen usule uygun olarak halefini atar.

Yukarıda belirtilen usule uygun olarak bir atama yapılmazsa, taht boş addedilir.

Madde 87.

Kral; her iki meclisin de onayı olmaksızın aynı zamanda bir başka devletin daha başkanı olamaz.

Meclislerden hiç biri üye tam sayısının üçte ikisinin katılımı olmaksızın bu konuyu görüşemez ve bu konuyla ilgili karar ancak kullanılan oyların en az üçte ikisinin ekseriyetiyle alınabilir.

Madde 88.

Kral şahsi dokunulmazlığa sahiptir. Bakanlar hesap vermekle yükümlüdür.

Madde 89.

Her hükümdarlık dönemi için hükümdarlık tahsisatı kanunla belirlenir.

Madde 90.

Kral’ın vefatı üzerine, meclisler, Kral’ın vefatının üzerinden en geç on gün içinde çağrı yapılmaksızın toplanır. Meclisler daha önce feshedilmişse ve fesih işlemi meclislerin Kral’ın vefatını takiben on günden daha sonra toplanmalarını gerektiriyorsa, meclislerin sabık üyeleri yerlerini alacak yeni üyeler toplanıncaya kadar görevlerinin başına geçerler.

Kral’ın vefatından halefinin, ya da Naibinin ant içerek göreve geleceği tarihe kadar olan süre içinde, Kral’ın anayasal yetkileri Belçika halkı adına Bakanlar Kurulu tarafından ve onların sorumluluğunda icra edilir.

Madde 91.

Kral, onsekiz yaşını doldurduğunda rüştünü kazanır.

Kral ancak bileşik oturumla toplanmış meclisler önünde aşağıda belirtilen andı içtikten sonra tahta çıkabilir;

Belçika halkının Anayasasına ve kanunlarına uymaya, ülkenin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü korumaya ant içerim.”

Madde 92.

Kral vefat ettikten sonra yerine geçecek varisi henüz reşit değil ise, bir Naip veya Vasi atamak üzere her iki meclis birleşik meclis olarak toplanır.

Madde 93.

Kral görevine devam edemeyeceğine karar verirse, bakanlar, bu kifayetsizliği beyan ettirdikten sonra, derhal her iki meclisi de toplantıya çağırırlar. Naip ve Vasisi meclisler tarafından müştereken atanır.

Madde 94.

Sadece tek bir kişi Naip olarak atanabilir.

Naip ancak 91’inci maddede belirtilen andı içtikten sonra göreve başlayabilir.

Madde 95.

Taht boş ise, meclisler, tek bir meclis olarak toplanarak, bütünüyle yeni seçilen meclislerin ilk toplantısına kadar geçici olarak bir Naip atarlar. Bu toplantı iki ay içinde gerçekleşir. Tek bir meclis olarak toplanan yeni meclisler bu boşluğu doldurur.

Bölüm II.

Federal Hükümet Hakkında

Madde 96.

Kral, bakanlarını atar ve görevden azleder.

Temsilciler Meclisi üyelerinin salt çoğunluğuyla güvensizlik oyu verir ve Kral’a yeni Başbakanı teklif eder, ya da güvenoyu önergesini reddettikten sonra üç gün içinde Kral’a yeni Başbakanı teklif ederse, Federal Hükümet Kral’a istifasını sunar. Kral kendisine teklif edilen kişiyi yeni Başbakan olarak atar. Yeni Başbakan ve yeni Federal Hükümet ant içtikten sonra göreve başlar.

Madde 97.

Sadece Belçikalılar bakan olabilirler.

Madde 98.

Kraliyet ailesinin hiçbir üyesi bakan olamaz.

Madde 99.

Bakanlar Kurulu azami onbeş üyeden oluşur.

Muhtemel olarak Başbakan istisna olmak üzere, Bakanlar Kurulu, eşit sayıda Felemenkçe konuşan ve Fransızca konuşan üyelerden oluşur.

Madde 100.

Bakanlar her iki meclise de girebilirler ve her talep ettiklerinde görüşlerini meclise sunabilirler.

Temsilciler Meclisi bakanların toplantıya katılımlarını talep edebilir. Senato, 77’nci maddede anılan bir hükümet ya da meclis üyesinin vereceği Yasa Tasarısının, ya da 78’inci maddede anılan bir Hükümet Yasa Tasarısının görüşülmesi, ya da 56’ncı maddede belirtilen gensoru hakkının icrası için bakanların toplantıya katılmalarını talep edebilir.

Madde 101.

Bakanlar Temsilciler Meclisine karşı sorumludurlar.

Hiçbir bakan, görevini yerine getirirken açıkladığı görüşlerinden ötürü kovuşturulamazlar ya da soruşturmaya tabi tutulamaz.

Madde 102.

Hiçbir şart altında, Kral’ın yazılı veya sözlü emriyle bir bakan hesap verme yükümlülüğünden ibra edilemez.

Madde 103.

Bakanlar, görevlerini yürütürken kendilerine isnat olunan suçlar için münhasıran istinaf mahkemesi tarafından yargılanırlar. Bakanların görevleri dışında kendilerine isnat olunan ve bunlar sebebiyle görevlerini yürüttükleri sırada yargılandıkları suçlar için de aynı kural geçerlidir. 59’uncu madde ya da duruma göre 120’nci madde hükümleri uygulanmaz.

Kovuşturma ve yargılanma aşamalarının her ikisi için de, bakanlar aleyhine yürütülecek adli takibatın şekli kanunla belirlenir.

Yargı yetkisine haiz umumi heyet niteliğindeki istinaf mahkemesi ve bunun bileşimi kanunla belirlenir. İstinaf mahkemesinin kararları Yüksek Mahkeme genel kurulu nezdinde temyiz edilebilir. Yüksek mahkemenin genel kurulu davayı esastan incelemez.

Sadece yetkili istinaf mahkemesi savcısı bir bakan aleyhine ceza davası başlatabilir ve yürütebilir.

İlgili bakanı belirli bir mahkemeye havale edebilmek, ya da tahliye edebilmek, doğrudan istinaf mahkemesine celp edebilmek ve suçüstü halleri hariç, tutuklayabilmek için Temsilciler Meclisinin izni gerekmektedir.

103 ve 125’inci maddelerin her ikisinin de uygulanacağı hallerde izlenecek usul kanunla belirlenir.

Yukarıdaki birinci fıkra hükmü uyarınca mahkûm edilen bir bakanın cezası ancak Temsilciler Meclisinin talebiyle kısmen veya tamamen iptal edilebilir/indirilir (gras).

Mağdur tarafların hangi hallerde ve hangi kurallara göre hukuk davası açabilecekleri kanunla belirlenir.

Geçici hüküm.

Ön adli soruşturma konusu olan fiiller, ya da bu maddenin uygulanması için çıkartılan kanunun yürürlük tarihinden önce başlatılan adli takibatlar için mevcut madde hükmü uygulanmaz.

Böyle bir durumda şu hüküm uygulanır: Temsilciler Meclisi bakanları itham edebilir ve Yüksek Mahkemeye sevk edebilir. Bakanlar, ceza kanunlarında belirtilen davalar ve bu kanunların öngördüğü cezalarla ilgili olarak sadece bu mahkemenin genel kurulu tarafından yargılanabilirler. Anayasanın 103’üncü maddesinin geçici ve kısmen uygulanması hakkında 17 Aralık 1996 tarihli Kanunun bu davalarda uygulanmasına devam edilir.

Madde 104.

Federal Devlet Sekreterleri Kral tarafından atanır ve görevden alınırlar.

Bunlar Federal Hükümetin üyeleridir. Bakanlar Kurulunda yer almazlar. Bunlar bakanların vekilleridirler.

Görevleri ve karşı imza hakkını kullanabilecekleri süreler Kral tarafından belirlenir.

90’ıncı maddenin ikinci fıkrası ile 93 ve 99’uncu maddeler istisna olarak, bakanlarla ilgili Anayasa hükümleri aynı şekilde Federal Devlet Sekreterleri için de geçerlidir.

Bölüm III.

Sorumluluklar Hakkında

Madde 105.

Kral; Anayasa ve Anayasaya istinaden çıkartılmış özel kanunlar ile resmi olarak kendisine verilen yetkiler haricinde başka bir yetkiye sahip değildir.

Madde 106.

Kral’ın hiçbir işlemi bir bakanın karşı imzası olmaksızın yürürlüğe girmez. Bakan, karşı imzasıyla bu işlemin sorumluluğunu üstlenir.

Madde 107.

Kral, ordudaki rütbeleri bahşeder.

Kral, kanunla belirlenen istisnalar hariç olmak üzere, Devletin genel ve dışişlerinin idaresini yürüten kadrolarında görev yapacak devlet memurlarını atar.

Kral ancak özel yasal hükümler gereğince diğer kadrolara atamalar yapar.

Madde 108.

Kral, kanunların yürürlüğünü durdurma veya yürürlük bakımından muafiyetler tanıma yetkisi olmaksızın, kanunların yürürlüğü için gerekli olan kararnameleri ve yönetmelikleri çıkartır.

Madde 109.

Kanunlar Kral tarafından onaylanır ve ilan edilir.

Madde 110.

Bakanlar ile Topluluk ve Bölge Hükümetlerinin üyeleri hakkında daha önce verilmiş olan hükümler hariç olmak üzere, hâkimler tarafından verilen cezaları ortadan kaldırma veya indirme yetkisi Kral’a aittir.

Madde 111.

Kral, İstinaf Mahkemesi tarafından mahkûm edilen bakanları ve Topluluk ya da Bölgesel Hükümet üyelerini ancak Temsilciler Meclisinin ve ilgili konseyin istemi üzerine affedebilir.

Madde 112.

Kral, kanunları yürütürken para basabilir.

Madde 113.

Kral, herhangi bir ayrıcalık tanımaksızın asalet unvanları bahşedebilir.

Madde 114.

Kral, kanunda belirtilen kuralları dikkate alarak askeri emirler verebilir.

Kısım IV.

Topluluklar ve Bölgeler Hakkında

Bölüm I.

Topluluk

I. Alt Bölüm

Topluluk ve Bölge Parlamentoları Hakkında

Madde 115.

  • .1. Felemenk Parlamentosu adıyla anılan bir Parlamento ve Fransız Topluğu Parlamentosu bulunmaktadır. Bu Parlamentoların tertibi ve çalışma esasları 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmiş bir kanunla düzenlenir.

Almanca Konuşanlar Topluluğu Parlamentosu bulunmaktadır. Bu parlamentonun tertibi ve çalışma esasları kanunla düzenlenir.

  • .2. 137’nci madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla, 39’uncu maddede anılan bölgesel organlara her Bölgenin Parlamentosu da dâhildir.

Madde 116.

  • .1. Topluluk ve Bölge Parlamentoları seçilmiş temsilcilerden oluşur.
  • .2. Her bir Topluluk Parlamentosu doğrudan doğruya ilgili Topluluk Parlamentosuna ya da Bölge Parlamentosuna seçilmiş üyelerden oluşur.

137’nci madde hükümlerinin uygulanacağı haller haricinde, her bir Bölge Parlamentosu, ilgili Bölge Parlamentosu ya da Topluluk Parlamentosuna seçilmiş üyelerden oluşur.

Madde 117.

Topluluk ve Bölge Parlamentoları üyeleri beş yıl süreyle seçilirler. Topluluk ve Bölge Parlamentoları her beş yılda bir tümüyle yeniden seçilirler.

4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmiş kanunda aksine bir hüküm yer almadıkça, Topluluk ve Bölge Parlamentosu seçimleri Avrupa Parlamentosu seçimleriyle aynı tarihte yapılır.

Madde 118.

  • .1. 116’ncı maddenin ikinci fıkrasında anılan seçimler ve Topluluk ve Bölge Parlamentolarının tertibi ve çalışma esasları kanunla düzenlenir. Almanca Konuşanlar Topluluğu Parlamentosu hariç olmak üzere, bu kanun 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilir.
  • .2. Felemenk Topluluğu Parlamentosu, Fransız Topluluğu Parlamentosu ve Valon Bölgesi Parlamentosunun seçimleri, tertibi ve çalışma esaslarına ilişkin hangi hususların kanunla düzenleneceği 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmiş bir kanunda belirtilir. Her bir Parlamentonun kendi düzenleme yetkisinde olan hususlar duruma göre 134’üncü maddede anılan bir federal kanunla ya da bir tüzükle düzenlenir.

Federal kanun ve tüzükler, ilgili Parlamento üyelerinin ekseriyetinin katıldığı bir oylamada kullanılan oyların üçte ikisinin çoğunluğuyla kabul edilir.

Madde 118. mükerrer.

2 ve 3’üncü maddelerde anılan Topluluk ve Bölge Parlamento üyeleri kamu makamlarınca işletilen, ya da imtiyaz hakkı tanınmış ulaşım araçlarıyla ulusal sınırlar içerisinde ücretsiz seyahat etme hakkına sahiptirler.

Madde 119.

Bir Topluluk ya da Bölge Parlamentosu üyesi aynı zamanda Temsilciler Meclisi üyesi olamaz. Ayrıca, bu üye 67’nci maddenin birinci fıkrasının 1, 2, 6 ve 7 numaralı bentlerinde anılan senatörlerden de olamaz.

Madde 120.

Topluluk ve Bölge Parlamento üyeleri 58 ve 59’uncu maddelerde belirtilen dokunulmazlık haklarına sahiptirler.

II. Alt Bölüm

Topluluk ve Bölge Hükumetleri Hakkında

Madde 121.

  • .1. Felemenk Topluluğu Hükümeti ve Fransız Topluğu Hükümeti bulunmaktadır. Bu hükümetlerin tertibi ve çalışma esasları 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmiş bir kanunla düzenlenir.

Almanca Konuşanlar Topluluğunun Hükümeti bulunmaktadır. Bu hükümetin tertibi ve çalışma esasları kanunla düzenlenir.

  • .2. 137’nci madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla, 39’uncu maddede anılan bölgesel organlara her Bölgenin Hükümeti de dâhildir.

Madde 122.

Topluluk ve Bölge Hükümeti üyeleri Parlamentolar tarafından seçilirler.

Madde 123.

  • .1. Topluluk ve Bölge Hükümetlerinin tertibi ve çalışma esasları kanunla düzenlenir. Almanca Konuşanlar Topluluğu Hükümeti hariç olmak üzere, bu kanun 4’üncü Maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilir.
  • .2. Felemenk Topluluğu Hükümeti, Fransız Topluluğu Hükümeti ve Valon Bölgesi Hükümetinin tertibi ve çalışma esaslarına ilişkin hangi hususların kanunla düzenleneceği 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmiş bir kanunda belirtilir. Her bir Parlamentonun kendi düzenleme yetkisinde olan hususlar duruma göre 134’üncü maddede anılan bir federal kanunla ya da bir tüzükle düzenlenir. 134’üncü maddede anılan bu federal kanun ve tüzükler, ilgili Parlamentonun üyelerinin ekseriyetinin katıldığı bir oylamada kullanılan oyların üçte ikisinin çoğunluğuyla kabul edilir.

Madde 124.

Hiçbir Topluluk ve Bölge Hükümeti üyesi, görevini yerine getirirken açıkladığı görüşlerinden ve kullandığı oylarından ötürü kovuşturulamaz ya da soruşturmaya tabi tutulamaz.

Madde 125.

Topluluk ve Bölge Hükümetlerinin üyeleri, görevlerini yürütürken kendilerine isnat olunan suçlar için münhasıran istinaf mahkemesi tarafından yargılanırlar.

Topluluk ve Bölge Hükümetlerinin üyelerinin görevleri dışında kendilerine isnat olunan ve bunlar sebebiyle görevlerini yürüttükleri sırada yargılandıkları suçlar için de aynı kural geçerlidir. 59’uncu madde ya da duruma göre 120’nci madde hükümleri uygulanmaz.

Kovuşturma ve yargılanma aşamalarının her ikisi için de, bunlar aleyhine yürütülecek adli takibatın şekli kanunla belirlenir.

Yargı yetkisini haiz umumi heyet niteliğindeki istinaf mahkemesi ve bunun bileşimi kanunla belirlenir. İstinaf mahkemesinin kararları Yüksek Mahkeme genel kurulu nezdinde temyiz edilebilir. Yüksek Mahkemenin genel kurulu davayı esastan incelemez.

Sadece yetkili istinaf mahkemesi savcısı bir Topluluk ve Bölge Hükümeti üyesinin aleyhine ceza davası başlatabilir ve yürütebilir.

İlgili üyeyi belirli bir mahkemeye havale edebilmek, ya da tahliye edebilmek, doğrudan istinaf mahkemesine celp edebilmek ve suçüstü halleri hariç, tutuklayabilmek için Topluluk ya da Bölge Parlamentosunun izni gerekmektedir.

103 ve 125’inci maddelerin her ikisinin de uygulanacağı hallerde ve 125’inci maddenin iki kez uygulanacağı hallerde izlenecek usul kanunla belirlenir.

Yukarıda birinci fıkra uyarınca mahkûm edilen bir Topluluk ya da Bölge Hükümetinin üyesinin cezası ancak bir Topluluk ya da Bölge Parlamentosunun istemiyle iptal edilebilir/indirilir (gras).

Mağdur tarafların hangi hallerde ve hangi kurallara göre hukuk davası açabilecekleri kanunla belirlenir.

Bu maddede anılan kanunlar 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmelidir.

Geçici hüküm.

Ön adli soruşturma konusu olan fiiller, ya da bu maddenin uygulanması için çıkartılan kanunun yürürlük tarihinden önce başlatılan adli takibatlar için mevcut madde hükmü uygulanmaz.

Böyle bir durumda şu hüküm uygulanır: Topluluk veya Bölge Parlamentoları kendi hükümetlerinin üyelerini itham edebilir ve Yüksek Mahkemeye sevk edebilir. Üyeler, ceza kanunlarında belirtilen davalar ve bu kanunların öngördüğü cezalarla ilgili olarak sadece bu mahkemenin genel kurulu tarafından yargılanabilirler. Anayasanın 125’inci maddesinin geçici ve kısmen uygulanması hakkında 28 Şubat 1997 tarihli Kanunun bu davalarda uygulanmasına devam edilir.

Madde 126.

Topluluk ve Bölge Hükümetleri üyeleriyle ilgili Anayasa hükümlerinin yanı sıra 125’inci maddenin son fıkrasının uygulanmasına ilişkin esasları düzenleyen uygulama kanununun hükümleri Bölgesel Devlet Sekreterleri için de aynı şekilde uygulanır.

Bölüm II.

Sorumluluklar

I. Alt Bölüm

Toplulukların Sorumlulukları

Madde 127.

  • .1. Felemenk ve Fransız Toplulukları Parlamentoları her biri kendi yetki sınırları çerçevesinde federal kanunlar marifetiyle;
  1. Kültürel alanlarda;
  2. Aşağıda sayılan konular hariç eğitim alanında;
  3. a) Zorunlu eğitimin başlangıç ve bitiş sürelerinin belirlenmesi;
  4. b) Asgari diploma alma şartları;
  5. c) Emeklilik planı;
  6. Topluluklar arasında işbirliğinin yanı sıra 1 ve 2 numaralı bentlerde belirtilen alanlarda antlaşmalar yapmak dâhil uluslararası işbirliği alanında, düzenlemeler yaparlar.

1 numaralı bentte anılan kültürel alanların neler olduğu ve 3 numaralı bentte anılan işbirliğinin hangi şekilde yapılacağı ve ayrıca 3 numaralı bentte anılan antlaşmaların yapılmasına ilişkin özel düzenlemeler, 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmiş bir kanunla düzenlenir.

  • .2. Federal kanunlar, sırasıyla Felemenkçe Konuşulan ve Fransızca Koşulan Bölgelerin yanı sıra, faaliyetleri sebebiyle münhasıran anılan Topluluklardan birine ait olduğu kabul edilmesi gereken, çift dilli Brüksel-Başkent Bölgesinde kurulmuş diğer kurumlar nezdinde kanun hükmündedirler.

Madde 128.

  • .1. Felemenk ve Fransız Toplulukları Parlamentoları her biri kendi yetki sınırları çerçevesinde federal kanunlar marifetiyle kişisel alanların yanı sıra, antlaşmalar yapmak dâhil topluluklar ve uluslararası örgütler arasındaki işbirliğini ilgilendiren alanlarda da düzenlemeler yaparlar.

Bu kişisel alanların neler olduğu ve bu işbirliğinin hangi şekilde yapılacağı ve ayrıca bu antlaşmaların yapılmasına ilişkin özel düzenlemeler, 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmiş bir kanunla düzenlenir.

  • .2. 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmiş kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, Federal kanunlar, faaliyetleri sebebiyle münhasıran anılan Topluluklardan birine ait olduğu kabul edilmesi gereken, çift dilli Brüksel-Başkent Bölgesinde kurulmuş kurumlarla ilgili olarak sırasıyla Felemenkçe Konuşulan ve Fransızca Koşulan Bölgelerde kanun hükmündedirler.

Madde 129.

  • .1. Felemenk ve Fransız Toplulukları Parlamentoları her biri kendi yetki sınırları çerçevesinde, federal yasama organının yetkisine giren alanlar hariç, federal kanunlar marifetiyle;
  1. İdari konularla ilgili olarak;
  2. Kamu makamlarınca kurulmuş, desteklenen veya tanınan kurumlardaki eğitim hizmetleriyle ilgili olarak;
  3. İşveren ve çalışanlar arası sosyal ilişkiler ve kanun ve yönetmeliklerin gerektirdiği şirket yönergeleri ve belgeleriyle ilgili olarak, düzenlemeler yaparlar.
  • .2. Aşağıda belirtilen alanlar hariç olmak üzere, bu federal kanunlar sırasıyla Felemenkçe ve Fransızca Konuşulan Bölgelerde kanun hükmündedirler;

− Belediyeler, ya da kanunun, bunların yer aldıkları Bölgenin dilinden başka bir dilin kullanımını öngördüğü veya izin verdiği bir diğer dilsel Bölgeye komşu belediye birlikleri. Bu belediyelerle ilgili olarak; birinci fıkrada belirtilen konularla bağlantılı olarak dil kullanımını düzenleyen kurallarda ancak 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunla değişiklik yapılabilir.

− Kanunda belirtilen, faaliyetleri birden fazla Topluluğu kapsayan federal ve uluslararası kuruluşlar.

Madde 130.

  • .1. Almanca Konuşulan Topluluk Parlamentosu federal kanun marifetiyle;
  1. Kültürel alanlarda;
  2. Kişiler konularda;
  3. 127’nci maddenin birinci fıkrasının ilk bendi ve 2 numaralı bendinde belirtilen sınırlar çerçevesinde eğitim alanında;
  4. 1, 2 ve 3 numaralı bentlerde belirtilen alanlarda antlaşmalar yapmak dâhil, Toplulukların yanı sıra uluslararası kuruluşlarla işbirliği alanında;
  5. Kamu makamları tarafından kurulan, desteklenen veya tanınan kuruluşların eğitim faaliyetlerinde dil kullanımı alanında düzenlemeler yapar.

Bu kişisel alanların neler olduğu ve bu işbirliğinin hangi şekilde yapılacağı ve ayrıca bu antlaşmaların yapılmasına ilişkin özel düzenlemeler, 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmiş bir kanunla düzenlenir.

  • .2. Federal kanunlar Almanca Konuşulan Bölgede kanun hükmündedir.

Madde 131.

İdeolojik veya felsefi gerekçelere dayalı her çeşit ayrımcılığı önlemeye dönük tedbirler kanunla düzenlenir.

Madde 132.

Yasa teklifi verme hakkı Topluluk Hükümetine ve Topluluk Parlamentosu üyelerine aittir.

Madde 133.

İdarenin federal kanunları yorumlama yetkisi sadece kanunla düzenlenir.

II. Alt Bölüm

Bölgelerin Yetkileri Hakkında

Madde 134.

39’uncu maddenin uygulanması amacıyla çıkartılan kanunlar, bu tüzüklere istinaden kurulan kurumların bu tüzüklerce belirlenen alanlarda çıkarttıkları tüzüklerin yargısal yetkisini tayin eder.

Bu tüzükler, bu kurumlara kendi yetkileri çerçevesinde ve belirleyecekleri şekilde kanun hükmünde federal kanunlar çıkartma yetkisi tanıyabilirler.

III. Alt Bölüm

Özel Hükümler

Madde 135.

Çift dilli Brüksel-Başkent bölgesi bağlamında, 128’inci maddenin birinci fıkrasında belirtilen alanlara ilişkin olarak Topluluklara bırakılmamış yetkileri icra edecek kurumlar 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunla belirlenir.

Madde 136.

Brüksel-Başkent Bölgesi Parlamentosunda topluluklarla ilgili konulardan sorumlu dilsel grupların yanı sıra icra yetkilerini haiz komisyonlar bulunur. Bunların tertibi, çalışma esasları ve yetkileri ve 175’inci madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla, tahsisatları 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunla düzenlenir.

Bu komisyonlar, iki Topluluk arasında danışma ve koordinasyon organı olarak görev yapan bir Birleşik Komisyon teşkil ederler.

Madde 137.

39’uncu madde hükümlerinin uygulanması bağlamında, Felemenk ve Fransız Parlamentolarının yanı sıra bu bölgelerin Hükümetleri, kanunda düzenlenen şartlar ve hükümlere uygun olarak sırasıyla, Felemenk Bölgesi ve Valon Bölgesine tanınan yetkileri icra edebilirler. Bu kanun 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmelidir.

Madde 138.

Bir tarafta Fransız Topluluğu Parlamentosu ve diğer tarafta Valon Bölgesi Parlamentosu ve Brüksel-Başkent Bölgesi Parlamentosundaki Fransızca dil grubu, Fransızca konuşulan bölgede Valon Bölgesi Parlamentosunun ve hükümetinin, çift dilli Brüksel-Başkent Bölgesinde ise Brüksel-Başkent Bölgesi Parlamentosunun Fransızca grubunun ve bunun icra yetkilerini haiz komisyonunun, Fransız Topluluğunun yetkilerini tamamen veya kısmen kullanabileceklerini karşılıklı mutabakatla ve her biri bir federal kanun marifetiyle kararlaştırabilirler.

Bu federal kanunlar, Parlamento ya da ilgili dil grubunun üye tam sayısının ekseriyetinin oylamada hazır bulunmaları şartıyla, Fransız Topluluğu Parlamentosu tarafından üçte iki oy çoğunluğuyla ve Valon Bölge Parlamentosu ve Brüksel–Başkent Bölge Parlamentosundaki Fransızca grubu tarafından salt çoğunlukla kabul edilirler. Federal kanunlar, bu kanunlarda öngörülen yetkilerin finansmanına ilişkin esasların yanı sıra bu yetkiler bağlamında personel, varlık, hak ve yükümlülüklerin devrine ilişkin esasları düzenleyebilirler.

Bu yetkiler, duruma göre, federal kanunlar, kararlar ya da yönetmeliklerle icra edilir.

Madde 139.

Almanca Konuşulan Topluluk Parlamentosu ve Valon Bölgesi Parlamentosu, kendi hükümetlerinin teklifi üzerine, Almanca Konuşulan Bölge Parlamentosu ve Hükümetinin Valon Bölgesinin yetkilerini tamamen veya kısmen kullanabileceklerini karşılıklı mutabakatla ve her biri bir federal kanun marifetiyle kararlaştırabilirler.

Bu yetkiler, duruma göre, federal kanunlar, kararlar ya da yönetmeliklerle icra edilir.

Madde 140.

Almanca Konuşulan Topluluğun Parlamentosu ve Hükümeti kanunun kendilerine tanıdığı diğer tüm yetkileri karar ve yönetmelikler marifetiyle kullanırlar.

Bu karar ve yönetmelikler 159’uncu madde hükümlerine tabidir.

Kısım V.

Anayasa Mahkemesi ve İhtilafların Önlenmesi

ve Çözümlenmesi Hakkında

Bölüm I.

Yetki İhtilaflarının Önlenmesi

Madde 141

134’üncü maddede anılan kanunlar, federal kanunlar ve tüzüklerin birbirleriyle olan ihtilaflarının yanı sıra 134’üncü maddede anılan federal kanunlar birbirleriyle olan ihtilaflarının ve tüzüklerin birbirleriyle olan ihtilaflarının önlenmesine dair usul kanunla düzenlenir.

Bölüm II.

Anayasa Mahkemesi Hakkında

Madde 142.

Belçika’nın tamamı için tek bir Anayasa Mahkemesi vardır. Anayasa Mahkemesinin tertibi, yetkileri ve çalışma esasları kanunla belirlenir.

Mahkeme, aşağıda belirtilen konularda hüküm verir;

  1. 141’inci maddede anılan ihtilaflar;
  2. 134’üncü maddede anılan bir kanun, federal kanun ya da tüzüğün 10, 11 ve 24’üncü maddelerde sebep olduğu ihlaller;
  3. Kanunun 134’üncü maddesinde anılan bir kanun, federal kanun ya da tüzük marifetiyle belirlediği anayasa ihlalleri;

Bir mesele, kanunun öngördüğü herhangi bir merci, meseleyle ilgisini kanıtlayabilen herhangi bir şahıs, ya da ön yargılama maksadıyla, herhangi bir mahkeme tarafından Anayasa Mahkemesine havale edilebilir.

Birinci ve ikinci fıkralar ile 3 numaralı bent ve üçüncü fıkrada anılan kanunlar 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilirler.

Bölüm III.

Çıkar Çatışmalarının Önlenmesi ve

Çözümlenmesi Hakkında

Madde 143.

  • .1. Federal Devlet, Topluluklar, Bölgeler ve Müşterek Topluluklar Komisyonu görevlerini yürütürlerken çıkar çatışmalarını önlemek için federal sadakate saygılı şekilde hareket ederler.
  • .2. Senato; 134’üncü maddede anılan kanunlar, federal kanunlar ya da tüzükler marifetiyle yasama yetkisini kullanan meclisler arasında ortaya çıkabilecek çıkar çatışmaları hakkında, 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunda belirtilen şartlar ve usule uygun olarak, gerekçeli görüşünü belirtmek suretiyle karar alır.
  • .3. Federal Hükümet, Topluluk ve Bölge Hükümetleri ile Müşterek Topluluklar Komisyonu Birleşik Komisyonu arasındaki çıkar çatışmalarını önlemeye ve çözümlemeye dönük usul, 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunla düzenlenir.

Geçici Hüküm.

Çıkar çatışmalarının önlenmesi ve çözümlenmesiyle ilgili olarak, kurumsal reformlar hakkında 9 Ağustos 1980 tarihli olağan kanun hükümleri geçerlidir. Ancak, bu kanun sadece iki ve üçüncü fıkralarda anılan kanunlarla yürürlükten kaldırabilir, tamamlanabilir, düzeltilebilir, ya da yenisiyle değiştirilebilir.

Kısım VI.

Yargı Yetkisi Hakkında

Madde 144.

Mahkemeler, medeni haklara ilişkin ihtilaflarda tek yetkili mercidirler.

Madde 145.

Kanunun belirlediği istisnalar hariç olmak üzere, mahkemeler, siyasal haklara ilişkin ihtilaflarda yetkili mercilerdir.

Madde 146.

Bir mahkeme ve hüküm verme yetkisini haiz bir organ sadece kanun gereği kurulabilir. Hangi adla olursa olsun, olağanüstü yetkileri haiz hiçbir mahkeme veya komisyon kurulamaz.

Madde 147.

Belçika’nın tamamı için bir Yüksek Mahkeme mevcuttur.

Bu mahkemenin davaların konusuyla ilgili olarak hiçbir yetkisi bulunmamaktadır.

Madde 148.

Halka açıklık, kamunun ahlakını veya huzurunu tehlikeye atmadıkça ki, böyle bir durumda mahkeme bu durumu bir kararla beyan eder, mahkemelerde duruşmalar halka açıktır.

Siyasal veya basınla ilgili suçlarda duruşmalar sadece oybirliğiyle karar alacak bir heyet tarafından görülür.

Madde 149.

Her hüküm gerekçelendirilir. Hükümler halka duyurulur.

Madde 150.

Irkçılık ve yabancı düşmanlığı motifleri taşıyan basın suçları müstesna, ceza hukukuna giren tüm konuların yanı sıra siyasal ve basın suçlarında jüri yemin ederek görev yapar.

Madde 151.

  • .1. Hâkimler yargı görevlerini yürütürken bağımsızdırlar. Yetkili bakanın kovuşturma talep etme, soruşturmalar ve kovuşturmalarla ilgili politika dâhil ceza hukuku politikalarıyla ilgili olarak bağlayıcı yönergeler çıkartma hakkı saklı kalarak, savcı, münferit soruşturmaları ve kovuşturmaları yürütürken bağımsız hareket eder.
  • .2. Belçika’nın tamamı için bir Yüksek Adalet Konseyi mevcuttur. Yüksek Adalet Konseyi yetkilerini yerine getirdiği sırada birinci fıkrada anılan bağımsızlık ilkesini gözetir.

Yüksek Adalet Konseyi, Felemenkçe Konuşanlar Komisyonu ve Fransızca Konuşanlar Komisyonundan oluşur. Her komisyon eşit sayıda üyeye sahiptir ve eşit temsil haklarına sahip olan, kanunda belirtilen şartlara ve şekle uygun olarak doğrudan doğruya meslektaşları tarafından seçilmiş hâkimler ve savcılık bürosu memurları ile Senato tarafından kanunda belirtilen şartlarla üçte iki çoğunluk oyuyla atanmış üyelerden oluşur.

Her bir komisyonda bir adaylık ve atamalar komitesinin yanı sıra bir danışma ve araştırma komitesi yer almaktadır. Bu komiteler bir önceki fıkra hükümleri uyarınca eşit temsiliyet esasıyla oluşturulurlar.

Yüksek Adalet Konseyinin, komisyonlarının ve bunların komitelerinin tertibi ve ayrıca yetkilerini hangi şart ve şekilde kullanacakları kanunla belirlenir.

  • .3. Yüksek Adalet Konseyi aşağıda belirtilen alanlarda yetkilidir;
  1. §.4. fıkranın ilk paragrafında anıldığı üzere, hâkim olarak ya da savcılık ofisine memur olarak atanacak adayların belirlenmesi;
  2. §.5. fıkranın ilk paragrafında anılan görevlere ve savcılık ofisinin başına atanacak adayların belirlenmesi;
  3. Hâkimlik ya da savcılık ofisi memurluğu görevine erişim;
  4. Hâkimlerin ve savcılık ofisi memurlarının eğitimi;
  5. İkinci fıkrada anılan görevlerin genel profil tanımını hazırlamak;
  6. Yargının genel işleyişi ve organizasyonu hakkında tavsiyelerde ve tekliflerde bulunmak;
  7. İç denetim araçlarının kullanımını genel olarak gözetmek ve teşvik etmek;
  8. Her türlü disiplin ve cezai yetkileri hariç tutarak:

─ Yargının işleyişine dair şikâyetleri almak ve takip etmek;

─ Yargının işleyişi hakkında inceleme düzenlemek.

1 ila 4 numaralı bentler arasında kalan bentlerde anılan yetkiler, kanunda belirtilen şartlar ve şekilde ilgili adaylık ve atamalar komitesine devredilir ve     5 ila 8 numaralı bentler arasında kalan bentlerde anılan yetkiler ilgili danışma ve araştırma komitesine devredilir. Adaylık ve atamalar komitesi ve danışma ve araştırma komitesinin hangi hallerde ve ne şekilde yetkilerini müştereken kullanacakları kanunla düzenlenir.

Bu Konseyin diğer yetkileri 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunla belirlenir.

  • .4. Sulh hâkimleri ve diğer mahkemelerin hâkimleri ve Yüksek Mahkeme hâkimleri kanunda belirtilen şartlarda ve şekilde Kral tarafından atanırlar.

Bu atama, ilgili adaylık ve atamalar komitesinin gerekçeli aday listesine dayalı olarak, kanunda belirtilen şartlarla, üçte iki ekseriyetle ve adayın yeterliliği ve uygunluğu değerlendirildikten sonra gerçekleştirilir. Bir aday ancak kanunda belirtilen şekilde ve gerekçesi belirtilerek reddedilebilir.

İstinaf Mahkemesi hâkimi ya da Yüksek Mahkeme hâkimi atamalarında, ilgili mahkemenin genel kurulu, bir önceki cümlede belirtilen adayın açıklanmasından önce, kanunda belirtilen şekle uygun olarak gerekçeli görüşünü açıklar.

  • .5. Yüksek Mahkemenin Birinci Başkanı, istinaf mahkemelerinin birinci başkanları ve alt derece mahkemelerinin başkanları bu görevlere, kanunda belirtilen şartlarla ve şekilde Kral tarafından atanırlar.

Bu atama, ilgili adaylık ve atamalar komitesinin gerekçeli aday listesine dayalı olarak, kanunda belirtilen şartlarla, üçte iki ekseriyetle ve adayın yeterliliği ve uygunluğu değerlendirildikten sonra gerçekleştirilir. Bir aday ancak kanunda belirtilen şekilde ve gerekçesi belirtilerek reddedilebilir.

Yüksek Mahkemenin Birinci Başkanı, ya da bir istinaf mahkemesinin birinci başkanının atanmasında, ilgili mahkemenin genel kurulu, bir önceki cümlede belirtilen adayın açıklanmasından önce, kanunda belirtilen şekle uygun olarak gerekçeli görüşünü açıklar.

Yüksek Mahkeme Başkanı, bu mahkemenin daire başkanları, istinaf mahkemelerinin daire başkanları ve alt mahkemelerin başkan yardımcıları, kanunda belirtilen şartlarla ve şekilde, mahkemelerin kendi aralarından bu görevlere atanırlar.

152’nci madde hükmüne rağmen, bu görevlere yapılan atamaların süresi kanunla belirlenir.

  • .6. Beşinci fıkranın 4 numaralı bendinde anılan hâkimler ve görevliler ve savcılık ofisi memurları kanunda belirtilen şekle uygun olarak değerlendirmeye tabidirler.

Geçici hüküm.

Üç ila altıncı fıkralar arasında kalan hükümler, ikinci fıkrada anılan Yüksek Adalet Konseyinin kurulmasından sonra yürürlüğe girer.

Yüksek Mahkemenin birinci başkanının ve başkanlarının, bu mahkemenin daire başkanlarının, istinaf mahkemelerinin birinci başkanlarının, bu mahkemelerin daire başkanlarının ve alt mahkemelerin başkan ve başkan yardımcılarının bu tarih itibariyle kanunda belirtilen süre ve şartlarla bu görevlere atanmış ve aynı zamanda sırasıyla, Yüksek Mahkemeye, İstinaf Mahkemesine, ya da iş mahkemesine ve ilgili alt mahkemeye atanmış kabul edilirler.

Bu zaman zarfında aşağıda belirtilen hükümler uygulanmayı sürdürür;

Sulh hâkimleri ve alt derece mahkemelerinin hâkimleri doğrudan doğruya Kral tarafından atanır.

İstinaf Mahkemelerinin hâkimleri ve bunların yetkisindeki asliye mahkemelerinin başkanları ve başkan yardımcıları, her birinde biri bu mahkemeler diğeri ise duruma göre vilayet meclisleri ve Brüksel-Başkent Bölgesi Parlamentosu tarafından belirlenen iki aday bulunan iki listeden Kral tarafından atanırlar.

Yüksek Mahkeme hâkimleri, her birinde biri Yüksek Mahkeme diğeri ise duruma göre Temsilciler Meclisi ve Senato tarafından belirlenen iki aday bulunan iki listeden Kral tarafından atanırlar.

Anılan bu iki durumda, bir listede yer alan adaylar diğer listede de yer alabilirler.

Tüm adaylıklar atamadan en az onbeş gün önce kamuoyuna duyurulur.

Mahkemeler, başkanlarını ve başkan yardımcılarını kendi üyeleri arasından seçerler.

Madde 152.

Hâkimler ömür boyu süreyle atanırlar. Kanunda belirtilen yaşta emekliye ayrılırlar ve yasada belirtilen emeklilik aylığını alırlar.

Mahkeme kararı olmaksızın hiçbir hâkim görevden alınamaz ya da uzaklaştırılamaz.

Bir hâkim ancak yeni bir göreve atanarak ve kendi rızasıyla transfer edilebilir.

Madde 153.

Mahkemelere bağlı olarak görev yapan savcılık ofisinin memurları Kral tarafından göreve atanır ve görevden alınırlar.

Madde 154.

Yargı mensuplarının aylıkları kanunla belirlenir.

Madde 155.

Bir hâkim hükümetten ücretli bir görev kabul edemez, bu görev ücretsiz ifa edilmedikçe ki böyle bir durumda, bu görev kanunda belirtilen hâkimlerin görevleriyle bağdaşmayan bir görev olmamalıdır.

Madde 156.

Belçika’da beş istinaf mahkemesi bulunur;

  1. Felemenk Brabant, Valon Brabant vilayetleri ve çift dilli Brüksel-Başkent Bölgesini kapsayan Brüksel İstinaf Mahkemesi;
  2. Batı Flanders ve Doğu Flanders vilayetlerini kapsayan Ghent İstinaf Mahkemesi;
  3. Antwerp ve Limburg vilayetlerini kapsayan Antwerp İstinaf Mahkemesi;
  4. Liege, Namur ve Lüksemburg vilayetlerini kapsayan Liege İstinaf Mahkemesi;
  5. Hainaut vilayetini kapsayan Mons İstinaf Mahkemesi.

Madde 157.

167’nci maddenin birinci fıkrasının 2 numaralı bendinde anılan savaş durumunun mevcut olduğunun ilân edildiği hallerde askerî mahkemeler kurulur. Askerî mahkemelerin teşkili, yetkileri, üyelerinin hak ve yükümlülüklerinin yanı sıra üyelerinin görev süresi kanunla belirlenir.

Kanunda belirtilen yerlerde ticaret mahkemeleri kurulur. Bu mahkemelerin teşkili, yetkileri, üyelerinin atanma şekli ve üyelerin görev süresine ilişkin esaslar kanunla düzenlenir.

İş mahkemelerinin teşkili, yetkileri, üyelerinin atanma şekli ve üyelerin görev süresine ilişkin esaslar da kanunla düzenlenir.

Kanunda belirtilen yerlerde cezaların icrası için kurulmuş mahkemeler bulunmaktadır. Bu mahkemelerin teşkili, yetkileri, üyelerinin atanma şekli ve üyelerin görev süresine ilişkin esaslar kanunla düzenlenir.

Geçici hüküm.

Birinci fıkra hükmü, Askerî Ceza Muhakeme Usûl Kanunun Birinci ve İkinci Faslını içeren 15 Haziran 1899 tarihli Kanun yürürlükten kaldırıldığı tarihte yürürlüğe girer.

O tarihe kadar, aşağıda belirtilen hüküm geçerlidir;

Askerî mahkemelerin teşkili, yetkileri, üyelerinin hak ve yükümlülükleri ve ayrıca üyelerinin görev süreleri özel kanunlarla düzenlenir.

Madde 158.

Yüksek Mahkeme yetki ihtilaflarını kanunda belirtilen şekilde karara bağlar.

Madde 159.

Mahkemeler, kanuna uygun olmak kaydıyla, sadece genel, vilayet ya da yerel düzeydeki kararları ve yönetmelikleri uygularlar.

Kısım VII.

Danıştay ve İdare Mahkemeleri Hakkında

Madde 160.

Belçika’nın tamamı için bir Danıştay mevcuttur. Tertibi, yetkileri ve çalışma esasları kanunla düzenlenir. Ancak, kanun Kral’a, kanunda belirlenen esaslara göre bir usul belirleme yetkisi verebilir.

Danıştay, idare mahkemesi olarak, kanunda belirtilen davalarda hüküm vermek suretiyle kararlar alır ve görüş bildirir.

Madde 161.

Bir idare mahkemesi sadece kanun gereği kurulabilir.

Kısım VIII.

İl ve Mahalli İdareler

Madde 162.

İl ve mahalli idareler kanunla düzenlenir. Aşağıda belirtilen esasların uygulanması kanunla teminat altına alınmıştır;

  1. İl ve mahalli idarelerin üyelerinin doğrudan doğruya seçilmesi;
  2. İşlemlerinin kanunda belirtilen hallerde ve şekilde onaylanması zorunluluğuna halel gelmeksizin, ilin ve belediyenin menfaatini ilgilendiren konularda il ve mahalli idare meclislerinin görevlendirilmesi;
  3. Yetkilerin il ve mahalli idarelere dağıtılması;
  4. İl ve mahalli idare meclisi toplantılarının, kanunda belirtilen sınırlar ölçüsünde, halka açık şekilde düzenlenmesi;
  5. Hesapların ve bütçelerin halka açıklanması;
  6. Yasaların ihlalini ya da kamunun çıkarlarının zarar görmesini önlemek maksadıyla, gözetim makamının, ya da federal yasama erkinin müdahalesi;

İdari gözetim faaliyetlerinin organizasyonu ve yürütülmesi, 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanuna uygun olarak, Topluluk veya Bölge Parlamentoları tarafından düzenlenebilir.

Birden fazla ilin ya da belediyenin işbirliği yapma veya birlik oluşturmasına ilişkin şartlar ve yöntem, 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanuna uygun olarak, 134’üncü maddede anılan federal kanun ya da tüzükle belirlenir.

Ancak, il veya belediye meclislerinin müşterek şekilde müzakerede bulunmalarına izin verilemez.

Madde 163.

Felemenk ve Valon Bölgelerinde seçimle göreve gelen il idarelerince icra edilen yetkiler, 127 ve 128’inci maddeler uyarınca kendi sorumluluk alanına giren konularda, çift dilli Brüksel-Başkent Bölgesinde Felemenk ve Fransız Toplulukları ve Müşterek Topluluk Komisyonu tarafından, diğer konularda ise Brüksel-Başkent Bölgesi tarafından icra edilir.

Ancak, üyeleri Brüksel-Başkent Bölgesi tarafından atanmış herhangi bir kurum ya da Brüksel-Başkent Bölgesi tarafından icra edilecek 39’uncu maddede anılan alanlara girmeyen, ilk fıkrada belirtilen yetkilere dair detaylı kurallar 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunla düzenlenir. 127 ve 128’inci maddelerde belirtilen alanlarla ilgili olan, birinci fıkrada anılan yetkilerin tamamen ya da kısmen 136’ncı maddede belirtilen kurumlara tanınmasına ilişkin kurallar, aynı ekseriyetle kabul edilen bir kanunla düzenlenir.

Madde 164.

Medeni hallerle ilgili nüfus kayıt belgelerinin düzenlenmesi ve nüfus kayıt kütüklerinin muhafazası sadece mahalli idarelerin sorumluluğundadır.

Madde 165.

  • .1. Büyükşehir belediyeleri ve belediye federasyonları kanunla kurulur. Bunların teşkili ve yetkileri kanunla belirlenir. Kanun bunları belirlerken, 162’nci maddede belirtilen esasların uygulanmasını teminat altına alır.

Her bir büyükşehir belediyesi bir meclis ve icra komitesine sahiptir.

İcra komitesinin başkanı meclisin içinden seçilir. Seçim Kral tarafından onanır. Statüsü kanunla belirlenir.

Büyükşehir belediyelerinin ve belediye federasyonlarının kararları ve düzenlemeleri hakkında 159 ve 190’ıncı madde hükümleri uygulanır.

Büyükşehir belediyelerinin ve belediye federasyonlarının sınırları ancak kanun gereğince değiştirilebilir ya da düzeltilebilir.

.2. Her büyükşehir belediyesinin ve yakınındaki belediye federasyonlarının kendi yetki sınırları içinde kalan teknik nitelikteki ortak problemleri inceleyebilmeleri için, kanunda belirtilen şartlar ve yönteme uygun olarak birbirleriyle istişarede bulunabilmeleri amacıyla kanunla bir merci kurulur.

  • .3. Birden fazla belediye federasyonu yetkilerine giren alanlardaki sorunları müşterek şekilde düzenlemek ve yönetmek maksadıyla, kanunda belirtilen şartlar ve yöntemle birbirleriyle ya da bir veya daha fazla sayıda büyükşehir belediyesiyle işbirliği yapabilir, ya da ortaklıklar kurabilir.

Madde 166.

  • .1. Aşağıda belirtilen istisnalar hariç olmak üzere, Krallığın başkentinin sınırları içinde bulunduğu büyükşehir belediyesi 165’inci madde hükümlerine tabidir.
  • .2. Krallığın başkentinin sınırları içinde bulunduğu büyükşehir belediyesinin yetkileri, 39’uncu madde uyarınca kurulan Brüksel-Başkent Bölgesi kurumları tarafından, 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunda belirtilen şekilde icra edilir.
  • .3. 136’ncı maddede tanımlanan kurumların;
  1. Her biri, kendi toplulukları adına, kültürel, eğitim ve kişisel alanlarda diğer düzenleme yetkileriyle aynı yetkilere sahiptirler;
  2. Her biri, kendi toplulukları adına, Felemenk Topluluğu Parlamentosu ve Fransız Topluluğu Parlamentosu tarafından kendilerine devredilen yetkileri icra ederler;
  3. Tamamı, 1 numaralı bentte belirtilen alanlardan ortak menfaatleri ilgilendirenleri müşterek şekilde düzenlerler.

Başlık IV.

Uluslararası İlişkiler Hakkında

Madde 167.

  • .1. Toplulukların ve Bölgelerin Anayasa uyarınca ya da gereğince kendi yetkilerinde olan alanlarla ilgili olarak, antlaşma yapmak dâhil uluslararası alandaki işbirliklerini düzenleme yetkileri saklı kalmak şartıyla, uluslararası ilişkiler Kral tarafından yönlendirilir.

Kral silahlı kuvvetlere komuta eder. Savaş durumunun mevcut olduğunu, ya da düşmanlıkların sona erdiğini ilân eder. Devletin menfaatlerinin ve güvenliğinin elverdiği ölçüde, meclislere diğer uygun mesajları iletir.

Ülke topraklarının terki, takası veya genişletilmesi sadece kanun gereği gerçekleşebilir.

  • .2. Üçüncü fıkrada belirtilen konularla ilgili olanlar hariç, Kral antlaşmaları imzalar. Bu antlaşmalar ancak meclisler tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe girer.
  • .3. 121’inci maddede belirtilen Topluluk ve Bölge Hükümetlerinin her biri kendi Parlamentolarının yetki alanına giren konularla ilgili antlaşmalar yaparlar. Bu antlaşmalar ancak Parlamentonun onayını aldıktan sonra yürürlüğe girer.
  • .4. Üçüncü fıkrada belirtilen antlaşmalar ve Anayasa gereği bölgelerin ya da toplulukların yetki alanının dışında kalan antlaşmaların yapılmasına ilişkin özel kurallar, 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunla düzenlenir.
  • .5. Kral, ilgili Topluluk veya Bölge Hükümetinin muvafakatiyle, 18 Mayıs 1993 tarihinden önce imzalanan ve üçüncü fıkrada belirtilen konuları kapsayan antlaşmaların fesih olunacağını ilan edebilir.

Topluluk ya da Bölge Hükümetleri Kral’ı bu antlaşmaların fesih olunacağını ilân etmeye davet ederlerse, Kral bunu ilân eder. İlgili Topluluk ve Bölge Hükümetleri arasındaki anlaşmazlıkların çözümlenmesinde izlenecek usul 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunla düzenlenir.

Madde 168.

Meclisler; Avrupa Topluluğunu kuran antlaşmalar ve bunları tadil eden ya da tamamlayan antlaşmalar ve kanunlardaki her türlü değişiklikle ilgili müzakereler hakkında başlangıçtan itibaren bilgilendirilirler. Antlaşmanın taslağı imzalanmadan önce meclislere sunulur.

Madde 169.

36 ve 37’nci maddelerde anılan makamlar uluslararası ve ulusüstü yükümlülüklerin yerine getirilmesini sağlamak için, kanunda belirtilen gereklerin yerine getirilmesi şartıyla, geçici olarak 115 ve 121’inci maddelerde belirtilen kurumların yerini alabilirler. Bu kanun 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmelidir.

 Başlık V

Maliye Hakkında

Madde 170.

  • .1. Devletin menfaatine olan vergiler ancak kanunla konulabilir.
  • .2. Bir topluluğun veya bölgenin menfaatine olan vergiler ancak 134’üncü maddede belirtilen bir federal kanun ya da tüzükle konulabilir.

Birinci fıkrada anılan vergilerle ilgili olarak gerekli görülen istisnalar kanunla belirlenir.

  • .3. Bir il idaresi ancak il meclisinin kararıyla harç veya vergi koyabilir.

Birinci fıkrada anılan vergilerle ilgili olarak gerekli görülen istisnalar kanunla belirlenir.

  • .4. Büyükşehir belediyeleri, belediye federasyonları ya da belediyeler ancak kendi meclislerinin kararıyla harç veya vergi koyabilir.

Birinci fıkrada anılan vergilerle ilgili olarak gerekli görülen istisnalar kanunla belirlenir.

Madde 171.

Devletin, bir topluluğun ya da bölgenin menfaatine olan vergiler yılda bir kez oylanır.

Bu vergileri çıkartan tüzükler yenilenmezler ise, sadece bir yıllığına geçerlidirler.

Madde 172.

Vergiler bağlamında imtiyaz tanınamaz.

Kanun haricinde vergi istisnaları veya vergi indirimleri tanınamaz.

Madde 173.

İl idarelerinin ve denizden kazanılmış topraklardan, drenaj ve selden korunma faaliyetlerinden sorumlu kurumların menfaatine olanlar ve 134’üncü maddede anılan kanunlar, federal kanunlar ve tüzüklerde resmi şekilde belirlenmiş istisnalar hariç olmak üzere, vatandaşlardan talep edilecek harçlar sadece, Devletin, Topluluğun, Bölgenin, büyükşehir belediyesinin, belediye federasyonunun veya belediyenin menfaatleri gözetilerek çıkartılan vergi şeklinde olabilir.

Madde 174.

Temsilciler Meclisi her yıl kesin hesap uzlaşısını sağlamak ve bütçeyi onaylamak amacıyla bir kanun çıkartır. Ancak, Temsilciler Meclisi ve Senato kendi çalışma bütçelerini yıllık olarak belirlerler.

Devletin tüm gelir ve giderleri bütçede ve hesaplarda yer almak zorundadır.

Madde 175.

Felemenk Topluluğunun ve Fransız Topluluğunun finansmanına dair sistem 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunla düzenlenir.

Felemenk Topluluğu Parlamentosu ve Fransız Topluluğu Parlamentosunun her biri, kendi yetki alanına giren konularda bir federal kanun çıkartarak gelirlerinin kullanımını düzenler.

Madde 176.

Almanca Konuşanlar Topluluğunun finansmanına ilişkin sistem bir kanunla düzenlenir.

Almanca Konuşanlar Topluluğu Parlamentosu bir federal kanun çıkartarak gelirlerinin kullanımını düzenler.

Madde 177.

Bölgelerin finansmanına ilişkin sistem 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunla düzenlenir.

Bölge Parlamentolarının her biri, kendi yetki alanına giren konularda 134’üncü maddede anılan bir tüzük çıkartarak gelirlerinin kullanımını düzenlerler.

Madde 178.

Brüksel-Başkent Bölgesi, 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunda belirtilen şartlar ve yöntemle, mali araçlarını 134’üncü maddede anılan bir tüzük marifetiyle Müşterek Topluluk Komisyonuna ve Felemenk ve Fransız Topluluğu Komisyonlarına devreder.

Madde 179.

Kamu hazinesinden ödenecek emeklilik aylığı veya emeklilik ikramiyeleri için sadece kanuna uygun olarak tahsisat ayrılabilir.

Madde 180.

Sayıştay üyeleri, Temsilciler Meclisi tarafından kanunda belirtilen süreyle göreve atanırlar.

Bu Mahkeme, genel idari hesapların ve tüm muhasebat memurlarının kamu hazinesine hesap vermekle yükümlü oldukları hesapların incelenmesinden ve doğruluklarının denetlenmesinden sorumludur. Mahkeme ayrıca, vergi alacakları dâhil Devlet alacaklarının tesisi ve tahsiliyle ilgili işlemlerin genel olarak gözetiminden de sorumludur. Devletin çeşitli idarelerinin hesaplarını denkleştirir ve bu amaçla lüzum görülen tüm bilgi ve muhasebat belgelerinin toplanmasından sorumludur. Devletin genel hesapları Sayıştay’ın gözlemleriyle birlikte Temsilciler Meclisine sunulur.

Bu Mahkemenin teşkilatı kanunla kurulur.

Madde 181.

  • .1. Din görevlilerinin maaşları ve emeklilik aylıkları Devlet tarafından ödenir. Gereken tutarlar yıllık bütçeden karşılanır.
  • .2. Mezhep farklılıklarına dayalı olmayan felsefi öğretilere göre ruhani destek hizmeti vermek amacıyla kurulmuş olan, kanunun tanıdığı kuruluşların temsilcilerinin maaşları ve emeklilik aylıkları Devlet tarafından ödenir. Gereken tutarlar yıllık bütçeden karşılanır.

Başlık VI.

Silahlı Kuvvetler ve Emniyet Hizmeti Hakkında

Madde 182.

Orduya asker alma yöntemleri kanunla belirlenir. Askerî personelin terfi, hakları ve görevleri de kanunla düzenlenir.

Madde 183.

Askerî kotalar yıllık oylamaya tabidir. Bu kotaları belirleyen kanun yenilenmedikçe sadece bir yıl süreyle geçerlidir.

Madde 184.

İki seviyede yapılandırılmış olan bütünleşmiş emniyet hizmetlerinin teşekkülü ve yetkileri kanunla düzenlenir. İki seviyede yapılandırılmış olan bütünleşmiş emniyet hizmetleri personelinin statülerinin temel unsurları kanunla düzenlenir.

Geçici hüküm.

Ancak, temel unsurları düzenleyen bu kararnamenin bir kanun marifetiyle 30 Nisan 2002 tarihinden önce tasdik edilmiş olması kaydıyla, İki seviyede yapılandırılmış olan bütünleşmiş emniyet hizmetleri personelinin statülerinin temel unsurları Kral tarafından tayin edilebilir ve uygulanabilir.

Madde 185.

Yabancı ordular ancak bir kanun uyarınca Devlete hizmet verebilir, ya da ülke topraklarında bulunabilir ya da ülke topraklarından geçiş yapabilirler.

Madde 186.

Askerî personel ancak kanunda belirtildiği şekilde rütbe, ayrıcalık ve emeklilik haklarından mahrum bırakılabilir.

Başlık VII.

Genel Hükümler

Madde 187.

Anayasa tamamen ya da kısmen askıya alınamaz.

Madde 188.

Anayasaya aykırı tüm kanunlar, kararnameler, kararlar, yönetmelikler ve diğer işlemler Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yürürlükten kalkar.

Madde 189.

Anayasanın lafzı Felemenkçe, Fransızca ve Almanca hazırlanmıştır.

Madde 190.

Genel, il idaresine ya da mahalli idareye ait hiçbir kanunun ya da kararın veya yönetmeliğin, kanunda belirtildiği şekilde yayımlanmadıkça, bağlayıcılığı bulunmamaktadır.

Madde 191.

Belçika topraklarında bulunan tüm yabancılar, kanunda belirtilen istisnalar hariç olmak üzere, can ve mal güvenliğinin korunması için sağlanan tedbirlerden yararlanırlar.

Madde 192.

Ancak kanuna uygun olarak ant içilebilir. Andın lafzını kanun belirler.

Madde 193.

Belçika Ulusu; kırmızı, sarı ve siyah renklerini ve Belçika Kraliyet Aslanı armasını ve BİRLİK GÜÇTÜR düsturunu benimsemiştir.

Madde 194.

Brüksel şehri Belçika’nın başkenti ve Federal Hükümetin merkezidir.

Başlık VIII.

Anayasanın Değiştirilmesi Hakkında

Madde 195.

Federal yasama erki, Anayasada belirlediği hükümlerin değiştirilmesinin gerekliliğini beyan edebilir.

Bu beyanın ardından her iki meclis kendiliğinden fesholur.

Bunun üzerine 46’ncı madde hükmüne göre iki yeni meclis toplanır.

Bu meclisler, Kralla mutabakata vararak değişiklik için sunulan hususlarda karar alırlar.

Bu durumda, meclisler bu değişiklikleri ancak, her bir meclis üye tam sayısının en az üçte ikisinin katılımıyla görüşebilirler. Oylamada sayılan oyların en az üçte ikisinin lehte oyu olmaksızın hiçbir değişiklik kabul edilemez.

Madde 196.

Savaş sırasında ya da meclislerin federal topraklar içinde serbest şekilde toplanmasının mümkün olmadığı zamanlarda anayasa değişikliğine başlanamaz, ya da anayasada değişiklik yapılması gözetilemez.

Madde 197.

Kral’a vekâlet edildiği bir dönemde Kral’ın anayasal yetkileriyle ilgili olarak Anayasada ve Anayasanın 85 ila 88’inci maddeleri, 91 ila 95’inci maddeleri arasında kalan maddelerde ve 106 ve 197’nci maddelerinde değişiklik yapılamaz.

Madde 198.

Kurucu Meclisler, Kral’ın da mutabakatıyla, Anayasanın madde ve fıkra numaralarını ve ayrıca Anayasanın başlık, kısım ve bölüm numaralarını değiştirebilirler, değişikliğe sunulmamış hükümlerde yer alan terminolojiyi, yeni hükümlerin terminolojisi ile uyumlaştırmak ve Felemenkçe, Fransızca ve Almanca Anayasa metinlerinin birbiriyle uyumlu olmasını sağlamak için değiştirebilirler.

Bu durumda, meclisler bu değişiklikleri ancak, her bir meclis üye tam sayısının en az üçte ikisinin katılımıyla görüşebilirler. Oylamada sayılan oyların en az üçte ikisinin lehte oyu olmaksızın hiçbir değişiklik kabul edilemez.

Etik ve İtibar Derneği Etik Beyannamesi

0
Etik ve İtibar Derneği-TEİD

Etik ve İtibar Derneği Etik Beyannamesi, Etik ve İtibar Derneği üyeleri tarafından imzalanarak kabul edilmekte olan ve aynı zamanda üyelik şartı olan Etik Kurallar Beyannamesidir.

Etik ve İtibar Derneği

Etik ve İtibar Derneği, Türkiye’de iş etiğinin tüm şirketler tarafından kabul edilmesi ve yazılı kültürün parçası haline gelmesi amacıyla faaliyetlerini yürütmektedir.

Etik ve İtibar Derneği “TEİD” üyelerine iş etiği politikası oluşturma ve uygulamada yardım ve rehberlik yapmakta, şirket etik değerlerinin tüm idari ve ticari fonksiyonları kapsamasını hedeflemektedir.

Dernek, 2010 yılında kurulmuş, bireysel ve kurumsal üyeler kabul etmeye başlamıştır. TEİD üyeleri arasında, ciroları Türkiye GSMH’nın yüzde 15’ini oluşturan ve 200 bin üzerinde çalışana istihdam sağlayan 130’u aşkın kurumsal üyesi bulunmaktadır.

Derneğin üyelikleri arasında; B20 Yolsuzlukla Mücadele Ağı Üyeliği, B20 Türkiye Yolsuzlukla Mücadele Görev Gücü ve Çalışma Grubu Üyeliği, TRACE International Türkiye Temsilciliği, Global Ethics Network Bölge Temsilciliği, European Business Ethics Network Üyeliği, Basel Institute on Governance çalışma grubu üyeliği ve OECD Yolsuzlukla Mücadele çalışma grubu ve bölgesel danışma kurulu üyeliği bulunmaktadır.

TEİD, üyelerinin etik kuralları benimsemesi için çalışmalarına devam ederken bir yandan da iş hayatında yer alan şirket, kurum, meslek birliği ve benzeri yapıların benimseyeceği etik kuralların oluşturulması yönünde faaliyet yürütmektedir.

Etik ve İtibar Derneği Etik Beyannamesi

Bizler,

Etik ve İtibar Derneği üyeleri olarak beyan ederiz ki…

Tüm faaliyetlerimizde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası başta olmak üzere tabi olduğumuz tüm ulusal mevzuata ve Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu tüm uluslararası anlaşmalar ve düzenlemelere uyarız.

Açıkladığımız beyan ve sunduğumuz raporların gerçeğe uygun olması için gerekli titizliği gösterir; konu olan bilgileri doğru, anlaşılabilir biçimde ve zamanında sunarız.

Türkiye Etik ve İtibar Derneği- Etik Kurallar Beyannamesi

Doğruluk ve şeffaflığı, tüm iş süreçlerimizde ve ilişkilerimizde öncelikli değerlerimiz olarak kabul ederiz.

İş etiğinin yazılı kurum kültürümüzün yapı taşı haline gelmesi için azami gayret ve özeni gösteririz.

Çalışanlarımızı çıkar çatışmalarından uzak tutacak bilinç, kural ve uygulamalarla donatır, mevcut görevlerinden yararlanarak kişisel çıkar sağlamalarını yasaklar ve denetleriz.

Çalışanlarımızın tarafsız karar ve davranışlarını etkileyecek hediyeler almasını ve aynı amaçla hediye vermelerini yasaklarız.

Faaliyet ve işlemlerimizi yürütürken, her türlü kamu kurum ve kuruluşu, idari oluşum,
sivil toplum örgütü ve siyasi partiler ile herhangi bir menfaat beklentisi olmaksızın eşit mesafede yer alırız.

İşlemlerimizde yolsuzluklara yol açmayız, göz yummayız ve yolsuzluğa karşı mücadele ederiz.

Haksız rekabette bulunmaz, adil rekabetin ve tüketici haklarının korunmasını gözetir, tüm uygulamalarımızı bu yönde geliştiririz.

Kayıt dışı istihdamda bulunmayız; işçi sağlığı ve güvenliğini gözetir, gençlerin, kadınların ve engellilerin adil istihdamını destekleriz.

Ekonomik ve sosyal kalkınmaya katkıda bulunacak çalışmaları destekleriz.

Bütün bu iş etiği ilke, anlayış ve uygulamalarımızın iş ortaklarımız ve tedarikçilerimiz dahil tüm etki alanlarımıza yayılmasını sağlayacak uygulamalar geliştiririz.

Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesinin de özünü oluşturan 10 temel ilkeye olan desteğimizi beyan eder; bu ilkelere uymaktaki gönüllülüğümüzü idari yapımız ve şirket politikalarımıza yansıtırız.

CONVICTION-(Mahkumiyet-2010)

0
CONVICTION-(Mahkumiyet-2010)

Film Betty Anne Waters’ın gerçek hayat hikayesinden uyarlanmıştır. Bekar bir anne olan Waters, suçsuz yere hüküm giymiş olan erkek kardeşinin serbest kalması için büyük mücadeleler vermektedir. 1980 yılında Massachusetts’te meydana gelen korkunç bir cinayetle açılan film daha sonra Waters’ın kardeşi Kenny’nin bu cinayetten sorumlu tutulmasına gider. Kenny’nin aleyhine tanıklık eden üç kişi vardır: Çavuş Nancy Taylor, eski karısı Brenda ve eski kız arkadaşı Roseanna. Üç yıl sonra, uzun süredir hapisteki kardeşinden haber alamayan Betty Anne, sonunda kardeşinin hapiste intihara teşebbüs ettiğini öğrenir. Onu oradan çıkarmak için okula geri dönerek avukat olmaya karar veren Betty Anne, eşinin onu bu konuda desteklememesi üzerine ondan boşanır. Betty Anne artık hem çalışan hem okula giden bekar bir annedir. Film bazı flashback’lerle Kenny ile Betty Anne’in çocukluğuna götürür bizi. Betty’nin çocukları ise annelerinin bu hayat koşullarından hoşlanmazlar ve babalarıyla yaşamaya karar verirler.

Yönetmen: Tony Goldwyn

Oyuncular: Hilary Swank, Sam Rockwell, Minnie Driver

FRAGMAN

Paul Koschaker

0
Paul Koschaker

Avusturyalı bir hukukçu olan Paul Koschaker 19 Nisan 1879’da Klagenfurt, Avusturya’da dünyaya geldi. Koschaker önce Graz Üniversitesi’nde matematik tahsiline başladı, daha sonra hukuk tahsili yaptı ve 1903’te Dr. juris sub auspiciis Imperatoris unvanıyla mezun oldu. Roma Hukukuna yoğun bir ilgi duydu. Leipzig Üniversitesi’nde Ludwig Mitteis ve Emil Strohal ile birlikte çalıştı. 1905’te Graz Üniversitesi’nde ders vermeye Paul Koschakerbaşladı.

1908’de Roma hukuku profesörü olarak İnnsbruck Üniversitesi’ne atandı. 1909’da Prag Alman Üniversitesi’nde ordinaryüs profesörlüğe getirildi. 1915’te Frankfurt Üniversitelinde dersler verdi, ardından Roma ve Alman medeni hukuku konusunda dersler vermek üzere Leipzig Üniversitesi’nde görev aldı. 1936’da Berlin Humboldt Üniversitesi’nde akademik görevine devam etti. 1941’de Tübingen Eberhard-Karls Üniversitesi’ne geçti.

1946’da emekli oldu. Emekliliğinden sonraki yıllarda Münih (1946/47), Halle (1948), Ankara (1949/50) ve Bonn’da (1951) konuk profesör olarak çalıştı.

Ankara Üniversitesi’nde verdiği derslerin notları, asistanı Mehmet Kudret Ayiter tarafından Türkçeye çevrilerek “Modern Hususî Hukuka Giriş Olarak Roma Hususî Hukukunun Ana Hatları” adıyla 1950 yılında yayımlanmıştır.

1947’de en tanınmış eseri olan Europa und das Römische Recht (Avrupa ve Roma Hukuku) basıldı. Eser 1958 ve 1966’da yeniden basıldı. 1 Temmuz 1951’de Basel, Almanya’da yaşamını yitirdi. Roma hukukunun Avrupa hukukuna etkileri konusunda en önemli eserleri verenlerdendir. Koschaker’in çalışmaları, Roma hukukunun Avrupa hukuk sistemleri üzerindeki etkisini anlamak isteyenler için temel kaynaklar arasında yer almaktadır.

Atina, Freiburg im Breisgau ve Oxford Hukuk Fakültelerinden fahri hukuk doktoru unvanı ve ayrıca, Leipzig ve Graz Felsefe Fakülteleri’nden fahri doktor unvanı kazanmıştır. 1954 yılında Viyana- Floridsdorf’taki (21. bölge) Koschakergasse’ye onun adı verilmiştir.

Paul Koschaker’un Eserleri

  • Translatio iudicii. Eine Studie zum römischen Zivilprozeß. Leuschner Lubensky, Graz 1905.
  • Rechtsvergleichende Studien zur Gesetzgebung Hammurapis, Königs von Babylon. Veit, Leipzig 1917.
  • Quellenkritische Untersuchungen zu den “altassyrischen Gesetzen”. Hinrichs, Leipzig 1921.
  • Neue keilschriftliche Rechtsurkunden aus der El-Amarna-Zeit. Hirzel, Leipzig 1928.
  • Über einige griechische Rechtsurkunden aus den östlichen Randgebieten des Hellenismus. Hirzel, Leipzig 1934.
  • Die Krise des römischen Rechts und die romanistische Rechtswissenschaft. Beck, München 1938.
  • Europa und das römische Recht. München/Berlin 1947.
  • Babylonisch-assyrisches Bürgschaftsrecht. Ein Beitrag zur Lehre von Schuld und Haftung. [Festschrift der K. K. Karl-Franzens-Universität in Graz für das Studienjahr 1908/1909 aus Anlass der Wiederkehr des Jahrestages ihrer Vervollständigung]. Leipzig 1911.

Canlı Yayında Duran Zaman!

0

Canlı Yayında Duran Zaman / Avukat Erdal Doğan

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]Yazar Erdal Doğan‘ın 2012 yılında yayınlanan Vukuatlı Resmî Kimlik “Sözlüğü” isimli kitabından alıntılanarak Birgün Gazetesi’nin 1/06/2009 tarihli sayısında yayınlanmış ve yazarı tarafından bugüne revize edilmiştir.[/box]

Bunaltıcı nemli bir İstanbul yazı öğleden sonrasıydı. Romantik ideallerle girdiğim İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin birinci sınıf öğrencisi olarak yıl sonu finallerine hazırlanıyordum. Üsküdar’daki öğrenci evinin küçük odasında, önümde duran Anayasa Hukuku ders kitabı ve notları arasında sokakta oyun oynayan çocuk sesleri ile tüp kamyonların megafonlu çığırtkanlıklarının birbirine karışan sesleri arasında çalışmaya zorlarken kendimi bu durumdan bir an bunalmış ve küçük ekran siyah beyaz televizyonuma sarılmıştım.

Avukat-Yazar Erdal Doğan tarafından 2012 yılında yayınlanan Vukuatlı Resmî Kimlik “Sözlüğü” isimli kitabın kapağı

Bazen bir his olur ya insan daraldıkça daralır da bu içini daraltan sebeplerin yalnızca o anla ilişkili olmadığını bilir ama ne olduğuna bir türlü anlam veremez ya, işte tam da o ruh haliyle televizyonu açmıştım. Çok çaresiz ve güçsüz bırakan neden sanki gökyüzü ile gelip çökmüş içime. Açılan ekrana Sivas’tan gelen haberlerin düşüşü biraz önceki yakındığım içinde bulunduğum fiziki koşulları mumla arar hale sokmuştu. Önce Aziz Nesin sonra da etkinliğe katılan diğer yazar, sanatçı ve Alevi gençlerin yakılmaya çalışıldıklarına dair haberler…

Bir an adi bir linç girişimi olarak algılama umuduyla bu saldırıların biraz sonra def edileceğini düşünürken, zaman çok ilerlemeden bu umut kendini olayın ciddiyetine ve vahametine bırakmıştı. Devlet mekanizması Sivas’ta tamamen rafa kaldırılmıştı. Kendinden geçmiş/geçirilmiş önce 1000 sonra 1500 gibi bir linç katil güruhunun 9-10 saat boyunca canlı yayınla oteli ateşe verişleri ve oteldekilerin kurtulmasına izin vermeyişleri tüm dünyaya seyrettirildi. Tepesindeki iki yana açılan uzun antenli küçük televizyon karşısında saatlerce ne, neyi, niçin, neden soruları beynimde kendiliğinden içgüdüsel olarak çınlayıp, çığırır ve onlara cevap yetiştirmeye çalışırken elimde sıkıca tuttuğum anayasa kitabı çaresizlik ve sıkıntının içi içe geçen ruh halimle terden sırılsıklam olduğunu hatırlıyorum. Ekranda ortaya ve kenarlara serpiştirilmiş o üç-beş polis ve erin konu mankenliğine sokulup vahşeti seyredişleri ise hiçbir zaman hafıza ve belleklerden silinmeyecektir!

Devlet, Hızır Paşalar ve “Dostlar”

Onlarca canın, yamyam töreni kutlama haykırışları içinde yakıldığı kent, başkent Ankara ve komşu büyük sınır illerine o kadar yakın olmasına rağmen Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve seçilmiş koalisyon hükümeti bu vahşetin durdurulmasına güvenlik güçlerini göndermeyerek ekrandan izlemeyi tercih etmiştir. Tercih yapmakla kalmayıp vahşet manzarası karşısında empati kurdukları biricik tarafsa yakılanlar değil yakan failler olmuştur! Dönemin başbakanı Tansu Çiller’in “Çok şükür otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir” sözleri durumu yoruma dahi gerek duymaksızın özetlemiştir. Katil güruhun yok etme “hazzını” fazlası ile aldığı ve artık yorulmaya başladığı saatler sonrası gece yarısına geldiği saatlerde katlettikleri can sayısı 35’e ulaşmıştı. Failler 2 göstericiyi de kurban etmişlerdi.

33 canın ölümünde Ahmet Yücetürk adı unutulacak gibi değildir? Dönemin Sivas Askeri Tugay Komutanı olan bu zat saatlerce otel içinde kıvranan 33 canın canlı canlı yakılmasına göz yumarak katil güruha yol vererek ölmelerini sağlamış, müdahale etmeye çabalayan dönemin Sivas Valisi’ni ise hayat güvencesi ile tehdit edecek kadar cüret sahibi olduğu belleklerde yer edinmiştir.

“Babasını” Çankaya’ya çıkartıp kendisini başbakanlık koltuğuna çivileyen, çok değil katliamdan 3 yıl sonra da binlerce faili meçhul bırakılan yurttaşın katillerine şeref dağıtarak yalı konforuna konumlanan dönemin başbakanı Tansu Çiller’i unutmamız mümkün müdür?

Ya diğer siyasi ve sosyal aktörleri?

Yakanlara ateş desteği sağlayan “dost” çevresinden sorumluluğu yakılanlarda bulan akademik unvanlı Alevi zatlar, vahşetin yapılacağını öncesinden bilip de yıllarca saklayan Alevi araştırmacılar, Alevi oyları ile koltuklarında semirdikçe semiren Demirel patentli ‘sosyal demokratlar’ı unutacak mıyız?  Bu zatların totaliter devletten aldıkları resmi ideolojik destekle halen her fırsatta Alevilerin neye inanıp, inanmamaları hakkında ahkam kesmeyi ihmal etmeyişleri hep bu güçtendir!

İnsanlığa Karşı İşlenmiş Suç ve Yas

Bu olup bitenler sonunda Aleviler, kendilerini artık daha açık ve net konumlandırma cesaretine doğru yönelerek, demokratik özgürlükçü bir hukuk devleti talebi daha somut görünür olmuştur. Bu vakitten sonra üzerlerine en karanlık suikast ve katliam geleneklerini sürdürmeye ve onları sindirmeye niyetliler için ise en büyük kaygısı, Pandora’nın kutusunun artık kapanmamak zere açılmış olmasıdır. Alevilerin en meşru, temel ve asgari demokratik taleplerinin bu karanlık gücü tedirgin edişi boşuna değildir. En vahşi katliam geleneklerinden beslenerek oluşturdukları ideolojilerine, son zamanlarda ekledikleri özgürlükçü laiklikten yoksun statükoyu kollayan mevcut laiklik söylemleri ile son kartlarını oynamayı tercih ettiler fakat artık bu jargonlarla Aleviler üzerinde bölme, parçalanma korkusu yaratarak onları ne sindirebilir ne de önleyebilirler. Aleviler cehennemden çıkış için yol aldıkları bu sürecin hak ve adalete erişmek için bir araf olduğunu çok iyi biliyorlar. Yine en az on iki bin yıllık Anadolu Uygarlıklarından süzüp getirdikleri inançları ile Hz. Muhammed, Hz. Ali ve oğullarına duydukları sevgi ve saygının da sömürülmesine izin vermeyeceklerini, kendilerini İslam dışında göreni de görmeyeni de asimile edilmeye karşı duracaklarını artık daha çok ve daha net dillendiriyorlar. Bugüne değin “resmî” maaşlarıyla bu sahada at koşturan zatların artık çok rahatça bu cüreti gösteremeyeceklerinin de farkındalar.

2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı insanlığa karşı bir suçtur. Aynen bu katliamın devamı olan 5 Temmuz 1993’te Başbağlar’da işlenen katliam gibi. Katliamın failleri, azmettirenleri ve yol verenleri ile birlikte sorumluluklarını yerine getirmeyen siyasi ve idari tüm sorumluların cezai ve insani sorumlulukları yaşadıkları sürece hiçbir zaman zaman aşımına uğramaz. Aynı şekilde devletin bu utançla yüzleşmek için gerekli tüm varlığını ortaya koyması ile birlikte bu tür insanlık suçlarının işlenmemesi için tüm mekanizmaları etkin biçimde inşa etmesi sorumluluğu da.

Demokratikleşme

Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinin Türkiye Cumhuriyeti’nin diğer yurttaşlarının da yaşamını demokratikleştiren en haklı somut talepler olduğu tartışmasızdır. Demokratik hukuk devleti ve özgürlükçü laik sistemde Diyanet İşleri Başkanlığı ve zorunlu din derslerinin kaldırılması, her türlü inanç ve düşünceye karşı yapılacak ayrımcılığa karşı etkin yaptırım ve önlemlerin alınması; aynı şekilde farklı inanç ve düşüncelerin barışçıl örgütlenme hak ve özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılması, kamu hazinesinden hiçbir inanç gurubuna pay aktarılmaması, hemen hemen her yurttaşın asgari talepleri olarak can yakıcılığını sürdürüyor. 2 Temmuz 1993 Sivas Katliamının yaşandığı otelin bir utanç ve yüzleşme müzesi haline acilen dönüştürülmesi ise amaçlanan demokratik sistemin belleklerinden biri olma potansiyeli taşıması açısından önemlidir. Çünkü insanlığa karşı işlenen bu katliamın sorumlularının unutulmaması ve bir daha yaşanmaması için utanç ve barış müzesi bir sembol olacaktır.

Jakoben İslam devlet laikçiliğine bekçilik yaptırılan Aleviler ise artık bekçi değil daha demokratik özgürlükçü laik bir hukuk devleti nasıl olurunun aktörü olmak istiyor! Bu istemleri mevcut “laikliği” dahi yeni seçilen parlemento çoğunluğunu oluşturan Cumhur İttifakı için dahi artık zul olup Anayasa’dan tümden kaldırılması talep edildiği şu son dönemeçte daha sarih dillendiriyorlar! Çünkü Sivas katliamı öncesi ve sonrasında bu güne değin eski devlet partisi CHP dahil benzeri devamcısı iktidarların her seçim dönemindeki hamaset içerikli kardeşlik nutuklarına kanmamakta ve üzerlerinde korku senaryoları üretmelerine izin vermeyeceklerini daha net ve somut görmüşlerdir.

Son olarak: Aleviler, kendileri hakkında MGK düzeyinde tehlike olarak gören, haklarında raporlar hazırlatan mevcut devlet anlayışından kopup, evrensel demokratik bir hukuk devleti ve özgürlükçü laik sistem hedeflemedikçe ne yaşam hakları güvencede olabilecek ne de 2 Temmuz ve önceki katliamların yası tutulmuş olacaktır.

Hitit Hukuku – Belleklerdeki Kayıp

14 Temmuz – Hukuk Takvimi

0
14 Temmuz Hukuk Takvimi, geçmişten günümüze hukuk tarihine ışık tutan olayları, yasal düzenlemeleri, bildirgeleri, uluslararası sözleşmeleri ve diplomatik adımları kronolojik olarak sunar. Bu takvimde, doğan ve vefat eden hukukçular, görülen önemli davalar, alınan kararlar, yapılan tutuklamalar, infazlar ve hukuk dünyasını etkileyen eylemler yer alır. Her gün, tarihte bugün hukuk alanında yaşanan gelişmeleri kayıt altına alarak kolektif hukuki hafızayı güçlendirmeyi amaçlar.

14 Temmuz – Hukuk Takvimi

1454 İtalyan hümanist, düşünür, eleştirmen ve şair Angdeelo Poliziano 1454’te Toskana’da doğdu. (Ölümü:1494) Floransa’nın ikinci kuşak Hümanistleri arasında yer aldı. Antik çağın ortaçağdaki temdsilcisi oldu. Aristo‘nun çağdaşı olarak kabul edildi. Epiktetos, Hipokrat, Galen, Plutarkhos, ve Platon‘un yolundan gitti. Zamanına göre evrensel değerleri savundu.
1700 Osmanlı Devleti, ile Rusya Çarlığı arasında İstanbul Antlaşması imzalandı
1789 Fransızlar, krallığa karşı ayaklandılar. 14 Temmuz 1789’da Bastille Baskını gerçekleşti. Halk, Paris’te Bastille Hapishanesi’ndeki siyasi tutukluların serbest bırakılmasını sağladı. Monarşinin sonu ve Cumhuriyetin başlangıcı olarak kabul edilen 14 Temmuz tarihi Fransız Devrimi‘ni hazırlayan önemli bir olması nedeniyle Fransızların ulusal bayramı olarak kutlanmaktadır. (La fête nationale-Bastille Günü)
1816 Fransız diplomat, yazar ve filozof Arthur de Gobineau doğdu. (Ölümü: 1882)
1858 İngiliz kadın hakları savunucusu Emmeline Pankhurst doğdu. (Ölümü:1928)
1885 Kamerun, Almanya’nın sömürgesi oldu
1920 İstanbul Divan-ı Harbi, Mustafa Kemal’e katılan subayları idama mahkum etti. Padişah, kararı 25 Temmuz 1920’de onayladı.
1920 Türkiye Komünist Fırkası kuruldu.
1924

Ankara Barosu kuruldu. Cumhuriyet, laiklik, demokrasi ve insan haklarının savunucusu olduğunu ilan eden Ankara Barosu’nun kuruluş tarihi 14 Temmuz 1924’tür

1926 Mustafa Kemal Paşa‘ya yönelik İzmir Suikastı girişimi sebebiyle Ziya Hurşit ve arkadaşları idam edildi
1933 Hitler Almanya’sında Naziler tüm muhalefet hareketlerini yasakladı. 2 Mayıs 1933’te sendikaların kontrolünü ele geçirmesinin arından Fırtına Birlikleri (SA) ve Polis sendika ofislerini bastı, sendika yetkilileri ve eylemciler bastırıldı ve terörist muamelesine tabi tutuldu, varlıklarına el kondu. Bağımsız işçi temsilciliği sona erdi. Naziler Devlet Partisi haline geldi, diğer tüm siyasi partiler yasaklandı, tek parti diktatörlüğü başladı.
1938 İtalya, Yahudi karşıtı Nazi modelini kabul etti
1938 Cemiyetler Kanunu, 14 Temmuz 1938’de resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. Kanun, 28 Haziran 1938 tarihinde kabul edilmişti.
1942

AB’nin dış ilişkilerdeki en etkili isimlerden olan, Javier Solana Madariaga, Madrid’de doğdu. 1995 ila 1999 yıllarında NATO genel sekreterliği yaptı. 1999’dan itibaren Avrupa Birliği yüksek temsilcisi ve 2004’ten itibaren AB Dışişleri Bakanı olarak atandı. 18 Ekim 1999 ila 1 Aralık 2009 tarihleri arasında Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi genel sekreterliği yaptı.

1946

Latin Amerika’nın ünlü diktatörlerinden, asıl mesleği avukatlık olan Guatemala eski devlet başkanı Jorge Ubico Castañeda öldü. (Doğumu: 10 Kasım 1878) 14 Şubat 1931 tarihinden 4 Haziran 1944’e kadar iktidarda kaldı.

1948

Kapatılan siyasi partilerden Türkiye Sosyalist Emekçi Köylü Partisi lideri Dr. Şefik Hüsnü Deymer, beş yıl hapse mahkûm oldu.

Deymer, 1912’de eğitime başladığı Paris Sorbonne Üniversitesi’nde komünist fikirlerle tanışmıştır. Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesinde tabip yüzbaşı olarak görev yapmıştır. 23 Eylül 1919 tarihinde Berlin’den gelen Türk Spartakistleri ile birlikte kurucuları arasında yer aldığı Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası‘nın (TİÇSF) genel sekreterliğine seçildi. Parti, İstanbul’u işgal eden İngilizler tarafından kapatıldı. 1946 yılında kurduğu ve liderliğini yaptığı Türkiye Sosyalist Emekçi Köylü Partisi ise 6 aylık ömrü ile Türk siyasi tarihinin en kısa ömürlü partilerinden birisi olmuştur. Parti, kurulmasından kısa bir süre sonra Örfi İdare Mahkemesinde açılan dava sonucu “komünist mefküreli şahıslar tarafından kurulduğu ve idare edildiği” gerekçesiyle kapatılmıştır.

1950 Türkiye’de Kısmi Genel Af ilan edildi
1960 Sosyolog, yazar, çevirmen ve öğretim üyesi Ulus Baker doğdu. (ölümü:12 Temmuz 2007) Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun oldu. ODTÜ, İstanbul Bilgi Üniversitesi ve Özgür Üniversite’de sinema tarihi ve sosyoloji dersleri verdi. Siyasi teori, kitle iletişim araçları, sinema alanlarında çalıştı. Birikim, Toplum ve Bilim, Virgül, Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi’nde yazılar yazdı.
1960 Eski Konya Valisi Cemil Keleşoğlu, Yassıada’da intihar etti
1965 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu 14 Temmuz 1965 tarihinde kabul edildi
1967 Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO), fikri mülkiyete konu hakların tüm dünyada korunması amacıyla 14 Temmuz 1967 tarihinde Stockholm’de imzalanan Sözleşme ile kurulmuştur. Örgütün merkezi İsviçre’nin Cenevre kentindedir.
1968 Anayasa Mahkemesi Başkanı İbrahim Hilmi Senil’in görev süresi 14 Temmuz 1968’de sona erdi. Senil, 8 Temmuz 1966’de göreve gelmişti.
1969 ABD’de, $500, $1.000, $5.000 ve $10.000 değerindeki kâğıt paralar resmen tedavülden kaldırıldı
1970 Askerlik 20, yedek subaylık 18 aya indirildi
1970 Muhittin Taylan 14 Temmuz 1971’de Anayasa Mahkemesi Başkanı oldu. Görevi 14 Temmuz 1975’te sona erdi.
1971 Kültür Bakanlığı kuruldu, ilk Bakan Talat Halman oldu
1971 Asker, siyasetçi, İş Bankası Kurucu Üyesi, Antep Milletvekili, İstiklal Mahkemeleri yargıcı ve Atatürk’ün yakın arkadaşı olan Ali Kılıç yaşamını yitirdi. Asıl adı Süleyman Asaf Emrullah olan Kılıç Ali (Doğumu: 1889) 1961’de Yeni Türkiye Partisi’nin kurucuları arasında yer aldı. Yazar Altemur Kılıç’ın babasıdır.
1983 Türkiye’nin Brüksel Büyükelçiliği’nde görevli Dursun Aksoy, silahlı saldırıda öldürüldü. Olayı, üç ayrı Ermeni örgütü üstlendi.
1987 Olağanüstü Hal Bölge Valiliği kuruldu
1993 Anayasa Mahkemesi, Halkın Emek Partisi’nin (HEP) faaliyetlerinin Anayasa ile Siyasi Partiler Yasası’na aykırı olduğu gerekçesiyle kapatılmasına karar verdi
1993 Halkın Gücü Gazetesi sahibi ve yazarı Rıza Güneşer 14 Temmuz 1993 tarihinde öldürüldü
1994

ANAP’ın, Başbakan Tansu Çiller hakkında mal varlığını araştırma önergesi Meclis’te reddedildi. 1983’ten itibaren Meclis’te yer alan partilerin lider ve yakınlarının mal varlıklarının araştırılmasıyla ilgili önerge kabul edildi.

2006 Vedat Ahsen Coşar‘n, 18 Ekim 2004’te başlayan; Ankara, Bükreş, Sofya, Makedonya, Moskova, Kiev, Gürcistan, Moldova, Atina, Bakü, Trabzon, İstanbul ve Yalova Barolarından oluşan Karadeniz Ülkeleri Barolar Birliği Başkanlığı görevi 14 Temmuz 2006 tarihinde sona erdi
2009

Engellilerin Haklarına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi 14 Temmuz 2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Sözleşme, Milletler Sözleşmesi Genel Kurulu tarafından 13 Aralık 2006 tarihli ve A/RES/61/106 tarihli kararıyla kabul edilmiş ve 3 Mayıs 2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye, Sözleşme’yi 30 Mart 2007 tarihinde imzalamıştır. Sözleşme’nin onaylanması 3 Aralık 2008 tarih ve 5825 sayılı Kanunla uygun bulunmuştur.

2020 Arjantinli aktivist, yazar ve filozof, María Lugones öldü (Doğumu: 1944)
2020 Amerikalı avukat Stephen Daily Susman öldü (Doğumu: 1941)

Angelo Poliziano

Türkiye – ABD 12 Temmuz 1947 Yardım Antlaşması

1
Türkiye – ABD 12 Temmuz 1947 Yardım Antlaşması, ABD ile yapılan ilk askeri antlaşmadır.

Türkiye – ABD 12 Temmuz 1947 Yardım Antlaşması, Türkiye Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında  Ankara’da imzalanmış, 01.09.1947 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde “Türkiye’ye Yapılacak Yardım hakkında Anlaşma’nın onanmasına dair Kanun” kabul edilerek onaylanmıştır. Kanun, 5 Eylül 1947 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Antlaşma sekiz maddeden oluşmaktadır. Anlaşmanın Birleşmiş Milletler nezdinde tescil edilmesine karar verilmiş ve Türk ve İngiliz dillerinde, iki nüsha olarak düzenlenen antlaşma Türkiye Cumhuriyeti adına Hasan Saka ve Amerika Birleşik Devletleri adına da Edwin C. Wilson tarafından imza edilmiştir.

Türkiye – ABD 12 Temmuz 1947 Yardım Antlaşmasını Türkiye adına imzalayan Hasan Saka

Türkiye – ABD 12 Temmuz 1947 Yardım Antlaşması, ABD ile yapılan ilk askeri antlaşmadır. Türkiye bu antlaşmadan sonra 1950 yılında Kore Savaşına katılmış, 1952 yılında da Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü Antlaşmasını imzalayarak NATO’ya katılmıştır.

Türkiye – ABD 12 Temmuz 1947 Yardım Antlaşması, ABD ile yapılan ilk askeri antlaşmadır.

Türkiye ile yapılan Türkiye – ABD 12 Temmuz 1947 Yardım Antlaşmasından önce Amerika Birleşik Devletleri Senatosunda “Yunanistan ve Türkiye’ye Yapılacak Yardım Hakkında Kanun” 22 Nisan 1947 tarihinde kabul edilmiştir. Kanun tasarısının ABD Temsilciler Meclisi’nde oylaması 9 Mayıs 1947 tarihinde onaylanmıştır.  Kanun, “barışa doğru önemli bir ilerleme” şeklinde tanımlanmış ve 22 Mayıs 1947’de Başkan Truman tarafından imzalanarak yürürlüğe girmiştir.  ABD’de onaylanan kanun uyarınca, ABD, 20 Haziran 1947’de Yunanistan ile ve 12 Temmuz 1947’de de Türkiye ile yardım anlaşması yapmıştır. 

Türkiye Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında 12 Temmuz 1947 tarihinde Ankara’da imzalanan «Türkiye’ye yapılacak yardım hakkında Anlaşma» nın onanmasına dair Kanun

Kanun No: 5123                                                                                                                                 

Kabul tarihi: 1/9/1947

Madde 1 — Amerika Birleşik Devletleri tarafından Türkiye’ye yapılacak  yardımın şeklini tespit İçin; Türkiye Hükümeti ile Birleşik Devletler Hükümeti arasında 12 Temmuz  1947 tarihinde Ankara’da imzalanan «Türkiye’ye yapılacak yardım hakkında Anlaşma» onanmıştır.

Madde 2 — Anlaşmanın 2nci maddesi gereğince belirtilecek malî şartlara ve 5nci maddesinde yazılı şekillerden birine göre alınacak pahalar veya Devlete mal edilecek ayınların kıymetleri bir taraftan gelir bütçesine gelir, diğer taraftan bütçe kanunlarına bağlı (A) işaretli cetvellerin ilgili kısımlarında açılacak özel bölümlere ödenek kaydedilir ve para ve mal olduklarına göre nakden veya mahsuben harcanır.

Madde 3 – Bu kanun 12 Temmuz 1947 tarihinden itibaren yürürlüğe girer.

Madde 4 — Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

                                                                                                                                                                          2/9/1947

Türkiye’ye yapılacak yardım hakkında Anlaşma

Türkiye Hükümeti, Türkiye’nin hürriyetini ve bağımsızlığını korumak için İhtiyacı olan güvenlik kuvvetlerinin takviyesini temin ve aynı zamanda ekonomisinin istikrarını muhafazaya devam maksadıyla Birleşik Devletler Hükümetinin yardımım istediğinden; ve

Birleşik Devletler Kongresi, 22 Mayıs 1947 tasdik edilen kanun ile; Birleşik Devletler Başkanına, Türkiye’ye her iki memleketin egemen bağımsızlığına ve güvenliğine uygun şartlar dairesinde, böyle bir yardımda bulunmak yetkisini verdiğinden; ve

Türkiye Hükümeti İle Birleşik Devletler Hükümeti böyle bir yardım yapılmasının Birleşmiş Milletler Antlaşmasının esas gayelerine ulaşmayı sağlayacağı gibi münasebetlerinde hayırlı bir devre açarak Türk ve Amerikan Milletleri arasındaki dostluk bağlarını daha çok takviye edeceğine kani bulunduklarından;

Bu maksatla kendi Hükümetleri tarafından usulü dairesinde verilmiş yetkileri haiz olan ve aşağıda imzası bulunan zevat şu hususları kararlaştırmışlardır:

MADDE 1

Birleşik Devletler Hükümeti, Birleşik Devletler Başkanının 22 Mayıs 1947 tarihinde tasdik edilen Kongre Kanunu ve bunu değiştiren veya buna ek kanunlar hükümleri gereğince yapılmasına müsaade edebileceği yardımı Türkiye Hükümetine sağlayacaktır. Türkiye Hükümeti bu kabil herhangi bir yardımı, bu Anlaşma hükümleri gereğince fiilen kullanacaktır.

MADDE 2

Birleşik Devletler Başkam tarafından bu maksatla tâyin edilen bir Türkiye Misyonu Şefi; bu Anlaşma gereğince sağlanacak yardıma mütaalik meselelerde Birleşik Devletler Hükümetini, temsil edecektir. Misyon Şefi bu Anlaşma gereğince peyderpey yapılacak olan muayyen yardımın kayıt ve şartlarını Türkiye Hükümeti temsilcileriyle danışarak tespit edecektir. Ancak, yapılacak olan bu muayyen yardımın malî şartları, peyderpey, iki Hükümetin mutabakatı ile, evvelden tespit edilecektir. Misyon Şefi, Türkiye Hükümetine, bu Anlaşma gereğince sağlanan yardımın gayelerinin elde edilmesine yarayabilecek malûmatı ve teknik yardımı sağlayacaktır.

Türkiye Hükümeti yapılan yardımı tahsis edilmiş bulunduğu gayeler uğrunda kullanacaktır. Sorumluluklarının icrası sırasında görevini serbestçe yapabilmesini mümkün kılmak için, bu Hükümet, Misyon Şefine ve temsilcilerine, yapılan yardımın kullanılışı ve ilerleyişi hakkında, rapor, malûmat ve müşahede şeklinde tüyebileceği her türlü kolaylık ve yardımı sağlayacaktır.

MADDE 3

Türkiye Hükümeti ile Birleşik Devletler Hükümeti Türk ve Birleşik Devletler Milletlerine; bu Anlaşma gereğince yapılan yardım hususunda tam bilgi temini için işbirliği yapacaklardır.

Bu maksatla ve iki memleketin güvenliği ile kabili telif olduğu nispette;

1 — Birleşik Devletler basın ve radyo temsilcilerine, bu yardımın kullanışını serbestçe müşahede etmelerine ve b u müşahedelerini tana olarak bildirmelerine müsaade edilecektir, ve

2 — Türkiye Hükümeti bu yardımın amacı, kaynağı, mahiyeti, genişliği, miktarı ve ilerleyişi hakkında Türkiye’de tam ve devamlı yayın yapacaktır.

MADDE 4

Bu Anlaşma gereğince Türkiye Hükümeti tarafından elde edilen her madde, hizmet veya malûmatın emniyetini sağlamak azminde bulunan ve bunda aynı derecede menfaattar olan Türkiye ve Birleşik Devletler Hükümetleri, badelmüşavere, bu uğurda diğer Hükümetin lüzumlu addedebileceği tedbirleri, karşılıklı olarak, alacaklardır.

Türkiye Hükümeti, Birleşik Devletler Hükümetinin muvafakati olmadan, bu neviden hiç bir madde veya malûmatın mülkiyet veya zilyetliğini devretmeyeceği gibi, aynı muvafakat, olmadan Türkiye Hükümetinin subay, memur veya ajanı sıfatını haiz bulunmayan bir kimse tarafından bu maddelerin veya malûmatın kullanılmasına veya bu malûmatın bu sıfatı haiz olmayan bir kimseye açıklanmasına ve bu maddeler ve malumatın verildikleri gayeden başka bir gayede kullanılmasına müsaade etmeyecektir.

MADDE 5

Türkiye Hükümeti bu Anlaşma gereğince verilen herhangi bir ikraz, kredi, hibe veya diğer şekillerdeki yardımların hasılatının hiç bir kısmını diğer herhangi yabancı bir devlet tarafından kendisine verilmiş olan herhangi bir ikrazın resülmal veya faizinin tediyesinde kullanmayacaktır.

MADDE 6

Bu Anlaşma gereğince yapılmasına müsaade olunan yardım kısmen veya tamamen:

1 — Türkiye Hükümeti talep ederse;

2 — Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (bu hususta Birleşik Devletler herhangi bir vetonun kullanılmasını nazarı itibara almayacaktır) veya Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun, Birleşmiş Milletler tarafından alınan tedbir veya yapılan yardım neticesinde, bu Anlaşma mucibince Birleşik Devletler Hükümeti tarafından yapılan yardımın devamını lüzumsuz veya gayrı matlup addetmesi halinde; ve

3 — Yukarda anılan Kongre Kanununun 5 inci bölümünde musarrah diğer herhangi bir vaziyette veya Birleşik Devletler Başkanının yardımın kesilmesini Birleşik Devletlerin menfaatlerine uygun görmesi halinde: nihayet bulacaktır.

MADDE 7

Bu Anlaşma bu günden itibaren yürürlüğe girecek ve her iki Hükümet tarafından tespit edilecek tarihe kadar yürürlükte kalacaktır.

MADDE 8

Bu Anlaşma Birleşmiş Milletler nezdinde tescil edilecektir.

Türk ve İngiliz dillerinde, iki nüsha olarak, Ankara’da 12 Temmuz 1947 tarihinde yapılmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti adına: Hasan Saka;

Birleşik Devletler Hükümeti adına: Edwin C. Wilson

 

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

11 Temmuz / Hukuk Takvimi

0
11 Temmuz Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün, önemli olaylar,  yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar...

11 Temmuz / Hukuk Takvimi

1789
ABD’nin hukukçu başkanlarından John Quincy Adams doğdu. (Ölümü: 1848) 22 Eylül 1817 – 4 Mart 1825 ve 4 Mart 1825 – 4 Mart 1829 tarihleri arasında iki defa başkanlık görevini üstlendi. Harvard ‘da hukuk eğitimi aldı Dışişlerinde çalıştı, Hollanda ve Rusya’da elçilik yaptı. 1802 yılında ABD Senatosu’na seçildi. Monroe Doktrini’ni formüle etti.
1789
Fransız devrimci Gilbert du Motier de La Fayette, “İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi“ni Devrimci Millî Meclis’e sundu. Bildirinin hazırlanmasın, ABD başkanlarından Thomas Jefferson da yardım etmiştir. Ağustos 1792’de Lafayette’in tutuklanmasına karar verildi. Beş yıldan uzun bir süre hapiste kaldı.
1833
Sümerbank, resmen faaliyete geçti. Sümerbank Kanunu,3 Haziran 1933’te kabul edilmiş ve 11 Haziran 1933’te resmi gazetede yayınlanmıştı.
1905
Mısırlı Türk eğitimci, yargıç ve reformcu Muhammed Abduh öldü. (Doğumu: 1849) Babası Türk,[1] annesi Mısırlı’dır. El-Ezher’de mantık ve felsefe eğitimi aldı. Aynı okulda, 1877’den itibaren mantık, teoloji ve etik eğitimi verdi. 1889’da Kahire Müftüsü yapıldı ve ölümüne kadar bu görevde kaldı. 1890’da Mısır’daki ilk derece mahkemelerinde yargıç olarak atandı. 11 Temmuz 1905’te İskenderiye’de öldü. Tefsir El Manar isimli 12 ciltlik eseri Reşit Rıza tarafından 1927 yılında bastırıldı. Abduh, İslam dünyasında çağdaşlığı savunması, kadın erkek eşitliğini ve tek eşliliği savunması ile bilinmekteydi.
1960
Yazar Harper Lee’nin Bülbülü Öldürmek adlı romanı ilk baskısını yaptı. Bülbülü Öldürmek satış rekorları kırdı. Amerikan edebiyatının başyapıtlarından biri olarak kabul edildi. 1961 Pulitzer Edebiyat Ödülü’nü kazandı. Bir yıl sonra beyaz perdeye aktarıldı ve Oscar aldı.#BülbülüÖldürmek
1960
27 Mayıs’ın ardından İdam cezasında yaş haddi kaldırıldı
1971
Sabahattin Eyüboğlu, İsviçre asıllı piyanist Magdi Rufer, edebiyatçı Azra Erhat ile Vedat Günyol ve Yaşar Kemal’in eşi Tilda Gökçeli gözaltına alındılar
1979
Abdi İpekçi cinayetinin katil zanlısı, Mehmet Ali Ağca ve Yavuz Çaylan yakalandı.
1980
Ordu’nun Fatsa ilçesinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi ve bütün evlerde arama yapıldı. Yüzlerce asker ve polis nokta operasyonları düzenledi. Belediye Başkanı Fikri Sönmez de dahil olmak üzere 300 kişi gözaltına alındı.
1984
Turgut Özal Hükümeti, özel dershanelerin faaliyetlerini sürdürmesini sağlayan, 11 Temmuz 1984 tarihli ve 3035 sayılı yasayı kabul etti. Özel dershanelerin yeniden kurulması yasalaştı. Yasa, 28 Temmuz 1984’te resmi gazetede yayınlandı. Özel Dershaneler 8 Haziran 1965 tarihli ve 625 sayılı yasa ile kurulmuştu.
1989
Dünya Nüfus Günü her yıl 11 Temmuz’da kutlanmaya başkandı. Küresel nüfus sorunları hakkında farkındalık yaratmayı amaçlayan etkinlik gününün belirlenmesine Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı öncülük etti.
1992
Kapatılan Sosyalist Parti’nin devamı olan İşçi Partisi kuruldu
1995
Daha sonra Uluslararası Ceza Mahkemesinde yargılanan Ratko Mladiç komutasındaki Sırp ordusu, Bosna-Hersek’teki Srebrenitza Bölgesi’nde, yaşanan Srebrenitza Katliamı’nı başlattı.
2019
8 Temmuz 2019 tarihinde Ümraniye’de silahlı saldırıya uğrayarak başından vurulan ve ağır yaralanan İstanbul Barosu’na bağlı 38 yaşındaki Avukat Hüseyin Yama kaldırıldığı Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki tüm müdahalelere rağmen 11 Temmuz 2019’da yaşamını yitirdi. Yama avukatlıktan önce icra memuru ve mahkeme zabıt katibi olarak görev yapmıştı. Yama için İstanbul Barosu tarafından Anadolu Adliyesi’nde tören düzenlendi, cenazesi cuma namazının ardından Ataşehir Esatpaşa Mahallesi Merkez Camii’nden kaldırılarak Ihlamurkuyu Mezarlığında defnedildi. Olayın ardından tutuklanan müteahhit Mehmet Sabri K. hakkında Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “kasten öldürme” suçundan müebbet hapis istemiyle dava açıldı. İstanbul Anadolu 3. Ağır Ceza Mahkemesi 26 Mayıs 2021 tarihli celsede sanık Mehmet Sabri Kılıç’ı, tarafı olduğu hukuki uyuşmazlıkla ilgili olarak uzlaşacağı gerekçesiyle Avukat Hüseyin Yama’yı işyerine çağırdıktan sonra silahıyla öldürmesi nedeniyle ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edildi.

11 Temmuz Hukuk Takvimi

9 Temmuz – Hukuk Takvimi

0

9 Temmuz – Hukuk Takvimi

1797
Felsefeci ve siyaset kuramcısı Edmund Burke, Beaconsfield’de öldü. (Doğumu: 12 Ocak 1729 Dublin)  Burke, İngiltere Avam Kamarası’nda görev yaptı. Fransız İhtilali‘ne karşı çıktı. Kuzey Amerika’daki İngiliz sömürgelerinin bağımsızlık hareketine destek verdi. Estetik üzerine felsefi çalışmalar ve Annual Register adlı siyasi dergiyi çıkardı.
1816
Arjantin, İspanya’dan bağımsızlığını kazandı
1919
Mustafa Kemal Paşa‘nın görevine son verildiği hakkında Harbiye Nezareti genelgesi yayınlandı. Mustafa Kemal Paşa 10 Temmuzda İstanbul hükümetine tarihi bir telgrafla cevap verdi.
1922
Adalet Bakanı Refik Şevket İnce‘nin görevi sona erdi. İnce, Fevzi Paşa başkanlığındaki İcra Vekilleri heyetine 24 Ocak 1921’de getirilmişti. 1931, 1935 ve 1939 seçimlerinde Manisa Milletvekilliği yaptı. 1945 yılında Demokrat Parti Kurucu Üyeliği ve 1950 seçimlerinden sonra Manisa Milletvekilliği yaptı. Menderes Kabinelerinde görev aldı. Gazeteci Yazar Emin Çölaşan’ın dedesidir.
1946
Hukukçu devlet adamlarından Nevzat Tandoğan intihar ederek yaşamına son verdi. (Doğumu 1894) İstanbul Hukuk Mektebi‘nden mezun oldu. Malatya Valiliği, Konya Milletvekilliği ve Ankara Valiliği yaptı. Evli ve iki çocuk babasıydı. 
1951
Amerikalı dedektif romanları yazarı Dashiell Hammett, anti-komünist soruşturmalarda ifade vermeyi reddettiği için altı ay hapse mahkûm edildi.
1961
1961 Anayasası, 27 Mayıs 1960 tarihinde yapılan askeri darbe sonucunda hazırlanarak 9 Temmuz 1961’de halk oylaması sonucunda kabul edilmiştir. 1961 Anayasası, Milli Birlik Komitesinin geçici yönetimini sona erdirmiş ve 1924 Anayasasını yürürlükten kaldırmıştır. Türkiye’de ilk defa referandum yapılmış, halk yüzde 61,5 oranında evet oyu vermiştir. Yeni Anayasa, 1971 Muhtırası sonrasında köklü değişikliklere uğramış ve 12 Eylül Darbesi’ne kadar yürürlükte kalmıştır. #HukukTarihi #9Temmuz #Anayasa
1991
Hukukçu devlet adamlarından Orhan Hançerlioğlu yaşamını yitirdi.  1939 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitirdikten sonra Keşan ve Karaisalı’da kaymakamlıkları yapan Hançerlioğlu, İstanbul Belediye Müfettişi, Emniyet Şube Müdürü ve İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrosu Müdürlüğü de yaptı.  Felsefe Ansiklopedisi ve Düşünce Tarihi yapıtları ile bilinmektedir. Yedinci Gün, Ekilmemiş Topraklar, Bordamıza Vuran Deniz, Karanlık Dünya, Kutu Kutu İçinde,  Büyük Balıklar, İnanç Tarihi, Felsefe Sözlüğü, Türk Dili Sözlüğü, Dünya İnançları Sözlüğü, İslam İnançları Sözlüğü, Ruhbilim Sözlüğü, Toplumbilim Sözlüğü, Ekonomi Sözlüğü ve Ticaret Sözlüğü isimli eserleri bulunmaktadır.
1997
 Çankaya Üniversitesi kuruldu.
2002
Afrika Birliği Örgütü dağıldı ve yeniden yapılanarak Afrika Birliği adını aldı.
2008
Ürünlerin pazarlanması ile ilgili akreditasyon ve pazar gözetimi gerekliliklerini belirleyen ve (AET) 339/93 sayılı Tüzük’ü yürürlükten kaldıran 9 Temmuz 2008 tarihli ve (AT) 765/2008 sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konseyi Tüzüğü (ABRG L 218, 13.8.2008, s. 30) kabul edildi.
2011
 Güney Sudan bağımsızlığını ilan etti.
2018
Türkiye’de ilk Cumhurbaşkanlığı Hükümet Kabinesi yemin ederek göreve başladı. 9 Temmuz 2018 tarihinde açıklanan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Kabinesi’nde Abdülhamit Gül Adalet Bakanlığı görevine getirildi.
2024 Laiklik Meclisi üyesi Avukat Doğan Erkan hakkında, İstanbul Sözleşmesinden çıkılmasına karşı açılan davada görevli olan bir Danıştay hakimini eleştirdiği gerekçesiyle dava açıldı. Erkan, Belediye hukuk müşaviri iken Danıştay’a atanan hakime ilişkin eleştirisi nedeniyle Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor.

1961 Anayasası halkoylaması ile kabul edildikten sonra bir gazete haberi

 

9 Temmuz – Hukuk Takvimi

6 Temmuz – Hukuk Takvimi

0

6 Temmuz – Hukuk Takvimi

1535
Hukukçu, felsefeci ve İngiliz devlet adamı Sir Thomas More idam Londra’da idam edildi. Kral VIII. Henry’nin İngiliz Kilisesi’nin başına geçmesine karşı çıkması nedeniyle hain olarak damgalandı. Ütopya isimli ünlü eserin sahibi ve Rönesans döneminin ünlü hümanist yazarı, 7 Şubat 1478’de doğmuştu. More eğitimine önce Oxford Üniversitesi’nde başladı. Antik Yunan ve Latin edebiyatı ile ilgilendi. İki yıllık eğitimin ardından Londra’ya döndü ve 1496 yılında hukuk eğitimine başladı. 21 yaşında Londra Barosu’na kaydını yaptırdı. 1516 yılında Ütopya’yı yazdı. More, idam edilmesinden 400 yıl sonra, 1935’te Papa XI. Pius tarafından aziz ilan edildi. Desiderius Erasmus, Deliliğe Övgü adlı eserini Thomas More’a ithaf etti.
1827
Yunanistan’ın kurulmasını ve bağımsızlığını esas alan Londra Antlaşması Birleşik Krallık, Rusya ve Fransa arasında imzalandı. Yunanistan bağımsız hale getirilecek. Antlaşma, Yunanistan’daki bütün Türk mallarının Yunanlara ait olması ve bunu kabul etmesi için Osmanlı Devleti’ne 1 ay süre tanınması, kabul etmediği takdirde Yunanistan’a yardım edilerek antlaşmasını zorla kabul ettirilmesi şartlarını içeriyordu. 
1871
Kölelik karşıtı mücadele ile tanınan Brezilyalı şair Castro Alves öldü. (Doğumu: 1847)
1906
Savaştaki hasta ve yaralıların durumlarının iyileştirilmesine dair 6 Temmuz 1906 tarihli Cenevre Sözleşmesi imzalandı.
1924
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın tıp doktoru ve tıp eğitimi veren ilk kadın olan Dr. Safiye Ali Hanım Başkanlığındaki bir heyet, Uluslararası Kadınlar Kongresi’ne katılmak üzere Londra’ya gitti.
1927
1968 yılında Şura-yı Devlet adıyla kurulan Danıştay, Cumhuriyet döneminde yeniden yapılandırılarak 6 Temmuz 1927’de görevine başladı. 23 Kasım 1925 tarihli 669 Sayılı Şûra-yı Devlet Kanununa göre Danıştay, üç idari bir dava dairesi olmak üzere, dört daireden oluşmaktaydı.
 #HukukTarihi #Danıştay
1935
Türkiye’de şeker üretimini rasyonel hale getirmek ve daha öce kurulan dört ayrı şeker fabrikasını aynı çatı altında toplayarak şeker politikasının tek elden yürütmek amacıyla, Bakanlar Kurulu Kararı ile Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. kuruldu.  Fabrikalar arasında teknik yardımlaşma ve işbirliğinin sağlanması amacıyla mevcut fabrikaları bünyesinde toplayacak şekilde 18 Haziran 1935 tarih, 2850 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına istinaden 6 Temmuz 1935 tarihinde Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. kurulmuştur. Şeker Fabrikalarının Kurulması ve Bunlara Tanınan Ayrıcalıklara İlişkin Kanun ise 5 Nisan 1925 tarihinde kabul edilmişti.
1946
Avustralyalı filozof ve önde gelen bir hayvan hakları savunucusu Peter Singer 6 Temmuz 1946’da doğdu. Princeton Üniversitesi Biyoetik bölümünde görev yaptı. Uygulamalı etik, Veganizm, Vejetaryenli ve Hayvan Hakları alanında uzmanlaştı. Hayvanların Özgürleşmesi,  “Hegel-Düşüncenin Ustaları” ve Pratik Etik isimli eserleri ile bilinmektedir. 
1957
Demokrat Parti Hükûmeti, İstanbul Gazeteciler Sendikası’nı bir süre için kapattı.
1964
Malavi, Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını ilan etti
1965
644 Sayılı Millî İstihbarat Teşkilatı Kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildi. Kanun 22 Temmuz 1965’te resmi gazetede yayınlandı.  644 sayılı Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu ile ek ve değişikleri 2937  Sayılı ve 1 Kasım 1983 tarihli kanun ile yürürlükten kaldırıldı.
1969
Yaşar Kemal’in İnce Memed isimli romanının senaryosu sansüre  uğradı
1971
Sıkıyönetim, İstanbul’daki demiryolu işçileri grevini erteledi
1972
Savcılık Bülent Ecevit hakkında soruşturma açtı
1972
Nihal Atsız, ırkçılık yaptığı iddiasıyla 15 aya mahkûm oldu. “Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme” Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 21 Aralık 1965 tarihli kararıyla kabul edilmiş ve 4 Ocak 1969 tarihinde yürürlüğe girmişti. Türkiye, Sözleşme’yi 13 Ekim 1972 tarihinde imzalamıştı.
1979
Savcılık Milliyetçi Hareket Partisi hakkında soruşturma başlattı
1979
Kısa adı Töb-Der olan Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği Giresun Bölge Avukatı Alaattin Aydemir öldürüldü.
1988
Yedi yıldır süren Devrimci Sol Davasında Savcı, 180 sanık için idam cezası istedi.
1991
Dr. Lale AytamanMuğla Valiliği’ne atandı. Aytaman, Türkiye’de ilk kadın vali oldu.
1996
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşı gazeteci yazar Kutlu Adalı faili meçhul bir cinayet sonucunda öldürüldü. 3 Ocak 1935’te Lefkoşa’da doğmuş ve ilk, orta ve lise eğitimini Antalya’da tamamlamıştır. 1950’lerden ölümüne kadar çeşitli devlet görevleri almış, gazetecilik ve yazarlık yapmıştır. Kutlu Adalı, 6 Temmuz 1996 gecesi evinin önünde gerçekleştirilen silahlı saldırıda öldürülmüştür. Polis  soruşturması sonuç vermemiş, fail bulunamamış, eşi İlkay Adalı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nde Türkiye aleyhine dava açmış, etkin soruşturma yapılmaması nedeniyle Türkiye 95 bin EURO tazminata mahkum olmuştur. Kutlu Adalı cinayeti, 2021 yılında Sedat Peker tarafından ileri sürülen iddialarla yeniden gündeme gelmiş, ailesi ve çeşitli kurumlar cinayetin yeniden araştırılmasını talep etmişlerdir.  Köy Raporları, Dağarcık, Söyleşi, Çirkin Politikacı Pof, Hayvanistan, Sancılı Toplum, Köprü, Şago ve “Nasrettin Hoca ve Kıbrıs” isimli eserleri bulunmaktadır.
2011
Egemen Bağış, Türkiye’nin ilk Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakerecisi oldu
2020
Nijeryalı hukukçu ve siyasetçi, Inuwa Abdulkadir öldü.  (Doğumu: 1966)

6 Temmuz – Hukuk Takvimi

7 Temmuz – Hukuk Takvimi

0
7 Temmuz - Hukuk Takvimi

7 Temmuz – Hukuk Takvimi

1929
Faşist lider Mussolini ile Papa’nın anlaşması sonucunda bağımsız Vatikan Devleti kuruldu
1939
Halkoylaması sonucunda Türkiye’ye katılan Hatay’da il kurulmasına karar verildi. Hatay’ın katılımı ile Hatay Cumhuriyeti Anayasası yürürlükten kalktı.
1939
İsveçli filozof Axel Anders Theodor Hägerström yaşamını yitirdi. (Doğumu: 6 Eylül 1868, Vireda)
1948
İdil Biret ve Suna Kan’ın yurt dışında eğitim görmelerini sağlayan ve kamuoyunda Harika Çocuklar Yasası olarak bilinen 5245 Sayılı İdil Biret ve Suna Kan’ın yabancı memleketlere müzik tahsiline gönderilmesine dair Kanun kabul edildi.  Bu yasa 1956 tarihli ve 6650 Sayılı Güzel Sanatlarda Fevkalâde İstidat Gösteren Çocukların Devlet Tarafından Yetiştirilmesi Hakkında Kanun ile yürürlükten kaldırıldı.
1964
Prof. Dr. Abuzer Kendigelen Gümüşhane’de doğdu. 1981 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1985 yılında birincilikle mezun oldu.  Ticaret Hukuku Anabilim Dalında Anabilim Dalı Başkanı olarak görev yaptı. 2017 yılında aynı okula dekanı olarak atandı.
1966
Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, 1950-1960 yılları arasında Cumhurbaşkanlığı yapan ve 27 Mayıs Darbesi sonrasında önce idam cezasına çarptırılan ve daha sonra cezası ömür boyu hapse çevrilen Celal Bayar’ı Anayasa’nın 97’nci maddesine dayanarak  affetti.  Aynı yıl, 780 Sayılı Af Kanunu ile genel af çıkarıldı. Af Kanunu tasarısını yetersiz bulan Ankara Cezaevindeki 1000 civarında tutuklu ve hükümlü isyan etti, isyanda 3 kişi öldü. İstanbul’da ise Üsküdar Toptaşı Cezaevinde 260 tutuklu veya hükümlü açlık grevi yaptı.
1969
Yeni Avukatlık Kanunu, 7 Temmuz 1969 tarihinde yürürlüğe girdi. Kanun, 19 Mart’ta kabul edilmiş ve 7 Nisan 1969’da resmi gazetede yayınlanmıştı. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ile Türkiye’de ilk defa Barolar Birliği kurulmuştur.  Yeni kanun, 1 Aralık 1938 ile 7 Temmuz 1969 arasında uygulanan 3499 sayılı Avukatlık Kanununu yürürlükten kaldırdı.
1969
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu doğdu.
1980
İran İslam Cumhuriyetinde şeriat esaslarına göre devlet yönetimi başladı
1997
Yargıtay Başkanı Müfit Utku, 7 Temmuz 1997 tarihinde yaş haddinden emekli oldu. Utku, Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından 5 Temmuz 1993 tarihinde Yargıtay Birinci Başkanlığına seçilmiş, dört yıl boyunca görev yapmıştır. 2013 yılında kanser hastalığından ötürü yaşamını yitirmiştir.
2000
 Yargıtay, eski Milletvekili Şevki Yılmaz’a verilen 25 ay hapis cezasını onadı
2003
Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve Ek Protokolleri’nin onaylanmasına Bakanlar Kurulu tarafından 7 Temmuz 2003 tarihinde karar verildi. Sözleşme’nin resmi Türkçe çevirisi, 21 Temmuz 2003 sayılı ve 25175 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı.Türkiye Sözleşme’yi 15 Ağustos 2000 tarihinde imzalamıştır. Sözleşme’nin onaylanmasını uygun bulan 4 Haziran 2003 tarih ve 4868 sayılı Kanun, 18 Haziran 2003 tarih ve 25142 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştı.
2019
Yaşamı boyunca hukuk mücadelesi veren Balıkesir Barosu eski Başkanı Avukat Turgut İNAL 82 yaşında iken vefat etti. İnal, Uğur Mumcu Hukuk Ödülü sahibiydi.
2023
Çanakkale Lapseki Asliye Ceza Mahkemesi tarafından AKP’li Bülent Turan’a hakaret ettiği gerekçesiyle yargılanan 66 yaşındaki Zeki Gürarslan beraat etti Gürarslan savunmasında, “Görevi ve sıfatı ne olursa olsun hiçbir devlet ve kamu görevlisinin halka hakaret etme yetkisi olamaz. Yurttaş olarak onurumuza şerefimize, haysiyetimize dokunan hakaretleri kabul etmem. Benim haysiyet, şeref ve onurum en az Bülent Turan’ınki kadar değerlidir” dedi.

7 Temmuz – Hukuk Takvimi

Sivas’taki Madımak

0

Sivas’taki Madımak / İbrahim Fikri Talman

Şu Sivas’ın elinde sazım çalınmaz,

Güllerim yandı, yüreğim dayanmaz.

Madımak, doğal ortamlarda kendi kendine yetişen otsu bir bitkidir. Kaynaklara göre, antioksidan özelliği olup kan şekerini dengeleyici bir etkisi de varmış. Çayı yapılıp içildiğinde, mide ve bağırsakları rahatlatıcı özelliği olduğu gibi, uyku yapıcı bir yönü de bulunuyormuş. Bitkisi her yıl Nisan-Haziran ayları arasında olgunlaşır ve toplanırmış. Madımağın yemeği yapıldığı gibi, yumurtalı, pastırmalı ve yoğurtlu çeşitleri lezzetli olurmuş. Ayrıca gözleme ve böreklerde de kullanması önerilirmiş. Kısacası, doğanın insana bir lütfu olan bu madımak oldukça yararlı ve lezzetli bir bitki imiş. Sivas’taki Madımak ise, bir otel olup maalesef hayırla anılır tarafı yoktur. Otelde yaşananlar itibariyle otelin geçmişini, sahiplerinin kimliğini araştırma gereği duymadım. Çünkü bunun bir önemi olduğunu sanmıyorum.

Bir dostum Madımak Oteli Katliamı ile ilgili bir şeyler yazmamı istediğinde, ilk aklıma gelen üstte yazdığım dizeler oldu. Bunun nedeni, tamamen kendim ile ilgili.

O uğursuz olayın meydana geldiği gün İstanbul’da televizyon karşısında, biraz da inanmayarak  görüntüleri seyrettim ve dehşete kapılma hissini engelleyemedim. Pek çok insanın da böyle hissettiğini biliyorum. Kara yobaz sürüsünün çirkin ve açıkça katliama dönük davranışlarının dehşet hissini yaratması kaçınılmazdı kuşkusuz. Fakat, tüm bunların ötesinde, farklı boyutları bulunan bir toplumsal olay olduğu gerçeğini görüp ihmal etmemek gerekiyor.

Tabii ki, toplumsal olayların daima farklı ve birden fazla boyutu olduğunu, olması gerektiğini biliyoruz, fakat böylesine kin ve öfke ile dolu (doldurulmuş) bir kalabalığın başka insanları topluca katletme isteği taşımasını nasıl açıklamalı? Bu kişilerde insan olma kavramı tümüyle yok olmuş muydu, karşılarındakilerin şu ya da bu olmalarından önce insan olduklarını hatırlamaları olası değil miydi? Ellerinde benzin bidonu taşıyarak otele doğru yürümelerini normal karşılamak mümkün olabilir mi?

Bu toplulukta linç kültürü nasıl böylesine güçlenmiş ve etkinleşmişti? Yapacakları ve yaptıklarının ağır bir suç olacağını neden düşünmediler, cezalandırılacakları endişesini neden taşımıyorlardı, yoksa bu konuda bir güvenceleri mi vardı?

Bu eylem için ne zaman hazırlandılar, nasıl haberleştiler, onları caydıracak herhangi bir etki oluşmadı mı? Devletin güvenlik ve istihbarat birimlerinin, önceden planlandığı çok açık hazırlıklardan haberi olmadı mı, ya da oldu ise, neden ilgili ve yetkililer uyarılmadı? Sorular, sorular ve belki daha niceleri de olabilir.

Olayın ayrıntıları, suç sanıklarının kimlikleri, firarda olan sanıklar, soruşturma ve yargılamanın hangi düzeyde sağlıklı yürütüldüğü, mahkumiyet ve beraat kararlarının hukuka uygunluğu, o tarihte görevli olan Vali, Emniyet Müdürü ve İl Jandarma Alay Komutanı başta olmak üzere yetkili konumdaki kişilerin sorumluluğu hep tartışılır olgular olarak kaldı.

Böyle vahim bir olayın arka planı tam olarak aydınlatılmadığı için (ki, bunun sorumluluğu elbette devlete aittir) bunca yıl sonra da konuşulmaya, tartışılmaya ve eleştirilmeye devam edilmesi kaçınılmazdır. Ben, kişisel olarak, burada bu soruların yanıtlarını bulmaya çalışacağım. Pek çok kez yazılıp tartışıldığı için genel olarak değinmekle beraber soruşturma ve yargılamanın ayrıntılarına veya örneğin zamanaşımı sorununa girmeyeceğim. Amacım, bu türden bir olayın ülkede bir daha yaşanmaması adına bilgi ve düşüncelerimi, yorum ve  gözlemlerimi, bir dönem Sivas’ta yaşamış, çalışmış biri olarak, aktarmakla sınırlı olacak. 

Sivas Katliamı Davası: 30 Yılın Kısa Öyküsü

Madımak katliamından yaklaşık 5 yıl sonra Sivas Adliyesine Yargıç olarak atandım ve tam olarak 2 yıl görev yaptıktan sonra İstanbul’a tayin edildim. Kuşkusuz bu süre, Sivas’ın tüm gerçeğini öğrenmek veya ekonomik, sosyal ve siyasal yapıyı tanımak için yeterli değilse de, olabildiğince ve mesleğin elverdiği ölçüde yerli halkla ilişki kurdum, yerel yetkililer, kamu görevlileri ve sade vatandaşlar ile temasta bulundum. O dönemde, Madımak sonrasında ilden ciddi oranda Alevi nüfus başka yerlere göç etmiş olduğundan, ilçelerden ve köylerden il merkezine göç edip yerleşen önemli bir nüfus olduğunu da öğrendim. Sivas’ın muhafazakar yapısı hemen her şekilde görünüyor ve kendini hissettiriyordu. Sokaklarda daha çok çarşaf giymiş kadınlar, hatta 3-4 yaşlarında çocuklar ile yine türbanlı kadınlar ve  takkeli-sakallı erkeklerin varlığı dikkat çekiyordu. İçkili lokanta olmadığı gibi, sadece bir otelin lokantasında içki veriliyordu. Kamu görevlisi olan eşim, işe gidiş gelişlerinde erkeklerin bakışlarından rahatsızlık duyuyor, hatta normal memur kıyafeti giymesine rağmen, sarkıntılık niteliğinde sözlere muhatap oluyordu. Tutucu bir yapı her şekilde kendisini hissettiriyordu. İl merkezinde en çok oy alan parti AKP olduğu gibi ikinci sırada BBP (Sivaslı olan Muhsin Yazıcıoğlu’nun etkisi) sonrasında o dönemin RP gelmekte idi. CHP ancak 4.parti konumunda idi. Sivas merkez ve kimi ilçelerinde alevi kökenli yurttaşlar olmakla beraber çoğunluk sünni inancına sahip kişilerden oluşuyordu. Yöre insanlarında din duygusu hayli ön planda olup Hizbullah dahil kimi tarikat ve cemaatlerin etkin bir konumda oldukları da bir gerçekti. Bu kesimlerin müslümanlık söz konusu olduğunda çok derin hassasiyetlere sahip oldukları bilindiği gibi, gerektiğinde en sert tepkileri gösteren bir yapıda olduklarını tahmin etmek de zor değildi.

Toplumsal/dinsel yapının böyle olduğu bir ortamda, insanların bu türden hassasiyetleri kolayca tahrik edilebileceği gibi, planlı bir tahrik eylemine kalkışmanın da hiç zor olmayacağı gerçeğini gözetmek gerekiyordu.. Ağırlıklı olarak alevi kökenli yurttaşların sahiplendiği, değerli halk ozanı Pir Sultan Abdal adına düzenlenen şenlikler fanatik dinci kesimlerin beklediği tahrik fırsatını yarattı. Olaylar öncesinde Sivas’ta ve bazı ilçelerde yayınlanan yerel gazetelerde haber ve yorumlarla bu kesime hitap edilerek olayın planlaması yapıldı. Bu aşamada, yerel yetkililer ve Ankara’daki resmi çevrelerden hiç bir uyarı işareti alınmadı. Oysa, en azından MİT’e bilgi ulaşmış olması gerekirdi, zira Sivas merkezde MİT’in yerel birimi bulunmaktaydı. Ancak, örgütlü (ve olasılıkla birkaç fanatik dinci kuruluşun işbirliği ile) düzenlenmiş eylem için düğmeye basıldığı, olayların başlaması ile anlaşıldı.

Yerel yetkililer önlem almakta oldukça gecikmişlerdi. Şenlikleri düzenleyen kişi ve kuruluşların dinsel/siyasal yapıları itibariyle, devletin güvenlik birimlerinde sık rastlanan “aldırmama, görmezden gelme, yeterli önlem almama” tavrı uygulamaya konmuş olmalıydı. Başlangıç aşamasında, insanların toplanması, yürüyüşe geçmesi, kendilerini ve hedeflerini açıkça belli etmiş olmalarına ve sloganlarının vahametine rağmen, sınırlı ve yetersiz olduğu kolayca anlaşılan, nitelik ve nicelik olarak önleme niteliği olmayan önlemlerin yetersiz kalacağı ve olayların büyüyeceği kesindi ve öyle de oldu.

Hedeftekilerin Madımak Oteline sığınmaları olayın son aşamasının başlangıcını oluşturdu. Sonrası biliniyor ve herkesin içini yakan çirkin olay, önlemsizlik ve hatta belki de “layıktırlar, boş verin” tarzı bir resmi yaklaşım ile katliama kadar ulaştı. Osmanlı’dan bu yana tarihimizde zaman zaman rastlanan linç kültürü, kayıtlarına yeni bir olay daha ekledi.

Sivas Katliamı önlenebilir miydi? Evet hiç kuşkusuz önlenebilirdi. Ama, zamanın Başbakanı Tansu Çiller’in, “otelin önündeki vatandaşlarımız bir zarar görmemiştir.” şeklindeki veciz ve anlamlı (!) sözleri bir yana, Sivas’ın idari, adli ve güvenlik bürokrasisinin olaylara yaklaşım şekli bile, “ne yapalım, olursa olsun” anlayışını yansıtıyor. Kurbanların bir kısmının aydın kesimden, sol-demokrat eğilimli kişiler, diğer bir kısmının alevi kökenli yurttaşlar olması, hem saldırganların hem de resmi görevlilerin tavrında belirleyici bir rol oynamış olmalı. Tabii bir de, Aziz Nesin faktörünü hatırlamak gerek. Çünkü, Nesin, o dönemde “büyük bir günah” işlemiş ve Hintli yazar Salman Rushdie’nin “Şeytan Ayetleri” adlı kitabını çevirmiş ve yayınlama cüretini göstermişti. Fanatik dinciler için, kitabı okumamış ve içeriğini bilmiyor olsalar da, şeytanın sözlerini aktaran bir kitap yayınlamak en büyük günahlardan biri olarak tartışmasız kabul edilmişti. Böylece, sessiz sedasız ama göz önünde örgütlendiler, hazırlık yaptılar, benzin bidonlarını temin ettiler ve otele yürüdüler. 

Toplumsal olaylarda kitle psikolojisi ile ilgili davranış biçimlerini inceleyen pek çok bilimsel yayın vardır ve “sürü psikolojisi” ile hareket eden toplulukların, kolaylıkla tehlikeli tavır alma ve eylem gerçekleştirme kapasitesine sahip olduğu açıklanır. Fanatik dinci, aşırı milliyetçi eğilimler taşıyan bu tür toplulukların, insani duygular ile, akıl ve mantığın gereklerini rahatlıkla aşabildiklerini ve anlık tepkiler ile saldırgan davranışlar göstererek öldürme ve yaralama dahil her türden şiddet eylemini gerçekleştirdiklerini uzmanlar belirtmektedir.

Ülkemiz geçmişinde bu tür şiddet eylemleri içeren, katliam boyutuna varan pek çok olay yaşanmıştır. Hatırlamak istemesek de, Osmanlı’nın son döneminde kimi azınlık gruplara karşı katliam niteliğindeki olaylar (örneğin 1909 Adana olayları) bir yana, Cumhuriyet Devrimleri sonrasındaki, bazı isyanların arkasından gelişen kanlı olaylar (örneğin Dersim olayları), daha yakın geçmişimizde yaşanan Çorum, Sivas ve özellikle büyük bir vahşetin yaşandığı Kahramanmaraş olaylarını saymak mümkündür.

Kahramanmaraş’ta, 1978 yılı Aralık ayında yaşanan olaylarda saldırganlar o kadar tahrik edilmiş ve insani duygulardan uzaklaşmışlardı ki, 5-6 yaş düzeyindeki çocukları, 1 aylık bebeği ve hamile kadınları satır ve balta ile öldürecek kadar kendilerinden geçmişlerdi. Sivas’ta yaşanan vahşetin bu olaydan pek farkı yoktur. İki günlük bir folklorik festival yapılmasının böylesi gelişmelere yol açabileceğini yerel yetkililer ve Ankara bürokrasisinin öngörmesi bu kadar zor muydu?

Kitle psikolojisini bilen ve anlayan hiç bir idareci yok muydu? Sonuca bakılırsa, herhalde öyle! Bu nedenle, saldırgan kitle, hiçbir kaygı ve korku duymadan benzin bidonlarını taşıyarak otele gidip binayı ateşe verebildi. Ayrıca, yaptıklarının doğru ve meşru olduğunu, hatta yerel yetkililerin kendilerini haklı göreceği şeklinde bir inanca sahip olduklarını, bu yüzden bir cezalandırma kaygısı da yaşamadıklarını söylemek olasıdır. Linç eğilimini en yoğun şekilde yaşayan bu güruh, eylem sonrasını da dert etmeyerek bu konuda haklı olduğunu gösterdi. Zira, çeşitli kaynaklarda yaklaşık 15 bin kişinin katıldığı söylenen eylemlerden dolayı, eldeki bilgiler ve görüntü kayıtlarına rağmen sadece 200 kadar suç sanığı hakkında soruşturma ve dava söz konusu oldu. Böylece, saldırgan kitlenin büyük bölümü “cezasızlık” ayrıcalığını yaşamış oldu. Soruşturma ve yargılama ile görevli yargı bürokrasisinin benzer olaylardaki isteksiz, yetersiz ve hukukun gereklerinden uzak tavrında, yargılama döneminin siyasi iktidarı ve onun temsil ettiği anlayış ile ters düşmeme kaygısı önemli yer tutuyordu. Dolayısıyla, mağdur avukatlarının takdire değer çabalarına rağmen, korunan, kollanan kimi sanıklar (yıllarca kolayca bulunabileceği Sivas’ta saklanan Cafer Erçakmak örneğinde olduğu gibi) ve yargılama makamlarının ve iktidar doğrultusunda düşünen ve davranan sorumluların özensizliği ile kurtulan sanıklar bu çirkin eylemin hesabını vermediler. Devam eden davanın zamanaşımı ile sonuçlanması da kuvvetli olasılık. Bu suretle dava toplumun değilse de devletin zihninde yok olup gidecek. 15 Temmuz 2016’daki Fetullahçı Darbe Girişimi, fanatik dinci çevrelerin son katliamına sahne oldu. Arka planı ve ayrıntıları siyasi iktidar tarafından özenle saklanan bu olayda 250 kişi öldürüldü. Sonrasında çok sayıda soruşturma ve dava açıldı, ancak nedense bunlar da bir bütünlük içinde değil, farklı ve münferit davalar olarak sürdürüldü. Önemli bir kısmı sonuçlandı ve kalan daha az kısmı devam ediyor. Aslında birbiri ile sıkı irtibatlı bulunan davalar ayrı ayrı yürütüldü ve kimi kuşkulu kararlara yol açıldı. Ceza alması gerekirken beraat eden çok sayıda sanık olduğu gibi, beraat etmesi gerekirken ceza alan sanıklar da oldu. Özellikle iktidar çevrelerine yakın olan kimi sanıkların korunup kollandığı ve suçlamalardan kurtulduğu yolunda ciddi kuşkular oluştu. İktidar çevreleri suskunluğu sürdürmeyi kendi çıkarları açısından daha uygun buldu. Olan yine boşu boşuna yaşamlarını yitirenlere ve onların aile yakınlarına oldu.  

Osmanlı’nın son döneminde ve özellikle Sultan 2.Abdülhamit’in saltanatı boyunca “İslamcı, ümmetçi” bir siyaset egemen kılınarak, içeride ve dışarıda bu doğrultuda politika oluşturuldu ise de, imparatorluğun özellikle ekonomik olarak düşürüldüğü durum itibariyle kaçınılmaz çöküş gerçekleşti. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde İslamcılık, uygulanan siyasi, eğitsel ve kültürel reformlar ile geriletilmiş olmakla birlikte, çoğunlukla sosyo-ekonomik olarak geri kalmış yörelerimizde yaşamaya devam etmiş, Mustafa Kemal Atatürk sonrasında verilen ödünler ile beraber ve özellikle 1950 itibariyle iktidar olan Demokrat Parti iktidarı boyunca kendisine yeni mevziler edinmiştir. 1960 ihtilali sonrasında duraklama içinde olsa da, 12 Mart 1971 ve özellikle 12 Eylül 1980 askeri darbeleri ile yeniden canlanıp gelişme sağlamıştır. 1980 darbesi sonrasında, yönetimdeki askeri cuntanın yapısı ve tercihi ile, “Türk İslam Sentezi” resmi ideoloji  halini almış ve halen bu etkinliğini sürdürmektedir. Bu ideolojinin kurucuları, komünizme karşı olma tavrı ile ortaya çıkmışlar ise, ABD tarafından da desteklenen bu yaklaşım devlet içinde neredeyse her makamda egemen olmuş ve yargı bürokrasisi de buna dahil olmuştur.

Bu ülkede yaklaşık 42 yıl yargı bürokrasisi içinde yer almış biri olarak açıkça belirtebilirim ki, yargı içinde yükselmek, daha üst düzey makamlara atanmak için bu ideolojiyi benimsemiş olmak, adeta zorunlu bir koşuldur. Yargıç olarak çalıştığım süre boyunca, mesleki, kişisel ve kültürel olarak yetersizliklerine tanık olduğum çok sayıda yargıç ve savcının, salt milliyetçi-mukaddesatçı olmaları veya öyle görünmeleri nedeniyle kritik üst makamlara atandıklarını çok kez gözlemledim. Bu alışkanlık(!), mevcut iktidarın niteliği dikkate alındığında, daha yoğun biçimde sürüp gitmektedir. Bu da, soruşturma ve yargılama makamlarında görev alanların, iktidarın istekleri doğrultusunda karar vermeleri, iktidarı rahatsız edecek tavır ve uygulamalardan uzak durmaları eğilimlerini oldukça güçlendirmiştir.

Sivas davası gibi, adaletsizliğin en üst düzeyde gerçekleştiği Kahramanmaraş Davası da bu yaklaşımların yaşandığı başka bir örnektir. Toplumsal belleğimizde yer eden ya da edecek olan bu tür davaların son bulmasını diliyorum. 

Hukukçuların sorumluluk duyguları ile toplumsal bilinçlerini geliştirmeleri, siyasi etki ve yaklaşımlardan etkilenmemeleri görevlerinin gereğidir.

Sivas türü olayların sona ereceği, yaşanmayacağı ve devletin herkesin devleti olacağı günleri görebilmek dileğiyle, Sivas Madımak katliamındaki kayıpları saygı ile anıyorum.   

 

E. Yargıç İbrahim Fikri Talman Hakkında

Talman, 1956 yılında Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde doğdu. İstanbul Şişli Lisesini bitirdi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandı. Fakülteden mezun olduktan sonra avukatlık stajını tamamladı. 1981 yılında Hakim Adayı olarak yargıçlık mesleğine başladı. Sırasıyla, Mardin Ömerli, Çorum Kargı, Çanakkale Yenice, İstanbul Şile, Kırklareli Lüleburgaz, Sivas merkez, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi(DGM), İstanbul Kartal ve İstanbul Anadolu Adliyelerinde görev yaptı. Emekliliğine 6 ay kala Hakimler ve Savcılar Kurulu kararı ile ve isteği dışında Van Hakimliğine atandı. Görev süresini tamamladıktan sonra 2021 yılı başında emekli oldu. Yarsav ve Yargıçlar Sendikası‘nın kurucuları arasında yer aldı. Her iki yargı örgütünde yönetim kurullarında görev üstlendi. Yeni Ülke Dergisi ve Hukuk Defterleri Dergisi Danışma Kurulu Üyeliği yapan  Talman, evlidir, 2 kızı, 1 torunu ve 1 kedisi bulunmaktadır.

Devletin Acz Haline Düştüğü Kapkara Bir Gün

0

Devletin Acz Haline Düştüğü Kapkara Bir Gün / Ayşe Sarısu Pehlivan

2 Temmuz 1993

33 canın katledildiği, devletin acz haline düştüğü kapkara bir gün.

Karanlık beyinlerin aydın, sanatçı insanları yakarak zifir karanlığa olan özlemlerini gösterdiği gündür aynı zamanda bu gün.

Bu katliama ama-sız, fakat-sız yaklaşamayanlar, Gar Katliamı’na da Suruç Katliamı’na da mutlaka bir mazeret uydurma peşinde koşmuşlardır. Bir daha yaşanmamasını dilemekle beraber, gelecekte başka katliamlar olursa onlara da aynı şekilde bir kılıf uydurarak kendilerine, katliamlara kılıf bulacaklarına şüphe yoktur.

Yolu sevgiden geçen, insanca yaşama isteğini, hak ve özgürlükleri sadece kendisi için dilemeyen güzel insanları katleden canilere karşı hukuk devletinin affedici bir tutum sergilemesi düşünülebilir mi? Ama kendisini devletin gerçek sahibi gibi görenlerin, kendisi için tehlike gördüğü, kin güttüğü hasta mahpuslara karşı merhametsiz bir devlet yüzünü gösteren kişi ve kurumlar yapılanları, ayrımcılıkları hangi hukuk kuralları ile açıklayabilir?

“Otelin merdiveninde basamaklara oturmuş bekleyen üç şair: Metin Altıok, Behçet Aysan, Uğur Kaynar… Otelin adı, yaylalarda açan çiçekti, Madımak’tı. Otelin içindekilerse ülkenin yazarları, şairleri, araştırmacıları, ozanları, karikatürcüleri, tiyatrocuları, semahçıları. Sekiz saat süren bekleyişin sonunda bir kibrit çakıldı. Otuz beş eli kolu bağlı insan alev alev can verdi. Otelin etrafını saran güruhun protesto ettiği, halk edebiyatımızın büyük ozanlarından Pir Sultan Abdal için düzenlenen şenliklerdi. Tarih: 2 Temmuz 1993. Gün: Cuma. Yer: Sivas’tı. Katliamın sonunda merdivende oturan üç şair de yaşamını yitirdi. Üç insan. Üç şair. Üç aydın kişi. Son kez yan yana gelmişlerdi. Sanki katliamın belleğimizden silinmeyecek fotoğrafını bizlere iletmek istercesine…”

Madımak otelinde merdivenlerde çaresizce bekleyen, saldırganlara karşı ellerinde sazlarıyla, sapı kırık fırça ile kendilerini korumak isteyen canların göründüğü bir fotoğrafın yüreklerde bıraktığı sızı silinebilir mi?

“Son sözleri kalanlar gidenlerin ardından türküler yakar” cümlesinin vicdandaki izini kim silebilir ki?

Zamanaşımından faydalanarak kaçanları kim unutturabilir ki? Tabii ki hiç kimse!

Çok değerli bir dostumun her zaman hatırlattığı gibi, ‘peki ya‘cılık diye tercüme edilen “Whataboutizm” türü tehlikeli safsatalar ile örneklemeler gerekirse;

“-14 yaşında bir çocuk 14 kilo öldü, dersem

-Peki ya Yasin Börü, dersen,

-Başkanımız yaşam hakkını savunduğundan açığa alındı, dersem,

-Peki ya Mehmet Selim Kiraz, dersen,

-Ahmet, gerçeği savunduğu için ihraç oldu, dersem,

-Peki ya o dilekçeler, öyle de olmaz, dersen…”

Bu bir demagoji yöntemi olarak uzar gider. Tıpkı “Madımak’ta Yaktılar desem, Aziz Nesin kışkırtıyordu dersen” gibi.

Sözümün özü şudur ki;

Bu topraklarda öteki olan, çoğunluğun inancı dışındaki inancını yaşamak isteyenlerin, kültürünü yaşamak isteyenlerin var olduğunu ve var olacağını kabul etmek ve ettirmek devletin en temel görevidir.

Bu görevi hatırlatmak da bizim en temel sorumluluğumuzdur.

Ayşe Sarısu Pehlivan Hakkında

1967 yılında Kırıkkale’de doğdu. 1989 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Siirt Şirvan, Uşak Ulubey, Bursa Yenişehir, Ankara Çubuk, Ankara ve İzmir Yargıcı olarak görev yaptı. Halen Karşıyaka Asliye Hukuk Mahkemesi Yargıcı olarak çalışmaktadır. 2006 yılında YARSAV, 2011 yılında Yargısen, 2012 yılında Yargıçlar Sendikasının kuruluşlarında görev aldı. 2023 yılı itibariyle Yargıçlar Sendikası başkanlığı görevine devam etmektedir.

Madımak Olayı ve Kavramlar Üstüne

0

Madımak Olayı ve Kavramlar Üstüne / Avukat Ü. Elif Topçu

Takvimler 2 Temmuz 1993 tarihini gösterdiğinde bütün Türkiye’yi etkileyecek, çeşitli tartışmalara yol açacak ve tüm dünyayı dehşete uğratacak o olay, çocuklardan, sanatçılardan, akademisyenlerden ve öğrencilerden oluşan 35 kişinin diri diri yakılarak katledildiği, otel dışında da saldırıyı düzenleyen ya da destekleyenlerden 2 kişinin hayatını kaybettiği, başta yaşam hakkı olmak üzere birçok temel hakkın ayaklar altına alındığı Madımak Olayı meydana gelmiştir.

Elbette ki hukuk penceresi ve hukuk mücadelesi bakımından çeşitli değerlendirmeler yapılması gerekmektedir, nice hukukçular tarafından da bu değerlendirmeler ‘93 yılında yaşanan bu vahim olaydan beri ve güncel gelişmeler ışığında yapılmaktadır. Ancak bu tarz toplumsal olayların anlaşılabilmesi ve tekerrür etmemesi bakımından bazı kavramlar üzerine de değerlendirmeler yapılması gerekmektedir.

Devlet ve Azınlık Gruplar

İnsanın yapısı düşünüldüğünde; insanda kendinden olana meyletme, kendinden olanı destekleme eğilimi görülmektedir. İnsanlık tarihi gözlemlendiğinde de bu özelliğin; kendinden olanın desteklenerek kendinden olmayanın ayrıştırılmasına, farklı grupların ortaya çıkmasına ve bu grupların belli çekişmelere sürüklenmesine, galip gelen grubun ise başat güç olmasına sebep olduğu görülmektedir. İlkel toplumlarda nüfusun az olması sebebiyle önce topluluk içerisinde, nüfusun artmasıyla aynı toprak parçasında yaşayan topluluklar arasında meydana gelen bu döngü, en nihayet dünyadaki her bir kara parçası üzerinde farklı topluluklar bulunduğunun keşfiyle küresel bir şekilde yaşanmış ve günümüzde de hem lokal anlamda hem de küresel anlamda yaşanmaya devam etmektedir.

Bu çekişmeler sonucunda gücü elinde bulunduran ile azınlık grupları olarak taraflar ortaya çıkmış, zamanla da güç sahibi ve azınlık kavramlarının tanımları değişmiştir. Günümüzde azınlık ya da azınlık grupları başat güce sahip olmayan, farklı siyasi, dini, etnik köken gibi çoğunluğun özelliklerinden farklı özelliklere sahip kişi ve gruplar” olarak tanımlanmaktadır.

Farklı gruplar arasındaki bu sürekli kaos halinin yatıştırılması ve hangi grup mensubu olduğundan bağımsız olarak toplumdaki her bir bireyin can ve mal güvenliği ile haklarının korunması bakımından bireylerden ve gruplardan üst bir otorite ihtiyacı meydana gelmiş ve böylelikle de devlet kavramı meydana çıkmıştır. En basit ve yerleşik tanımıyla, devlet;bireylerin can ve mal güvenliği ile haklarının hukuk kuralları vasıtasıyla korunmasını sağlayan en üst otorite” olarak tanımlanabilmektedir.

Devletin ortaya çıkışı ve ortaya çıkış amacı düşünüldüğünde birçok yükümlülüğünün yanında azınlık haklarının korunması bakımından da bir yükümlülüğü olduğu açıktır. Bu sebeple devlet kavramı ve devletin yükümlülüklerinin yerine getirilmesi bakımından Madımak Olayı büyük bir örnek teşkil etmektedir. Devletin organları arasındaki paralel çalışma ve devletin objektifliği, toplum içerisindeki bireylerin/grupların kendi hakkını tesis etme ihtimalinin ortadan kaldırılması bakımından önem arz etmektedir. Devletin organize olamadığı ve/veya objektifliğini kaybettiği durumlarda ise bu tarz toplumsal krizlerin yaşanması ise kaçınılmazdır.

Zira Madımak Oteli’nde saldırıya uğrayan grup, tesadüf üzerine saldırıya uğramış bir grup değildir. Bu grubun ortak özelliği; Türkiye’de “azınlık” olarak nitelendirebileceğimiz Aleviler, Sosyalistler ve Ateistler gibi ülke içerisinde başat güce sahip olmayan, farklı siyasi, dini, etnik kökene sahip kişilerden oluşmasıdır. Olayların başında belki hedef sadece tek bir isimdir; Aziz Nesin. Fakat bir insana duyulan öfkenin nasıl toplu bir eyleme ve katliama sebep olabileceği sorulması gereken asıl sorudur. Eldeki veriler değerlendirildiğinde bu sorunun cevabının yalnızca Madımak Oteli’nde bulunan topluluğun, ülkedeki azınlık kesime tabi kişilerden oluşması olduğu sonucuna varılmaktadır. Bu sebeple tek bir kişiye duyulan öfke; otelde bulunan ve esasen “hedef” olmayan diğer insanların hayatının göz ardı edilebileceği öncelikle bir tehdit haline daha sonra ise gerçeğe dönüşmüştür.

Bu tarz toplumsal olaylarda hem organize bir şekilde bu olayların ortaya çıkışı hem alınacak tedbirler hem bu olaylara müdahale edilmesi hem de yasal sürecin işlerliği bakımından değerlendirmelerde bulunulması gerekmektedir. Her ne kadar yasal bir ihlal bulunmadığı müddetçe toplu eylemlere karşı herhangi hukuki bir yaptırım uygulanması mümkün değilse de en ufak bir tehdide karşı devletin gerekli tedbir ve önlemleri alması gerektiği, ciddi bir tehdit oluşturduğunun anlaşılması halinde de devletin her türlü siyasi çekinceden uzak bir şekilde her bir vatandaşına karşı objektivitesini koruyarak organları ve bu organları arasındaki organizasyon vasıtasıyla gerekli müdahaleyi gerçekleştirmesi gerektiği, her türlü müdahaleye rağmen sonuç alınmaması halinde ise yargılama sürecinin şeffaflığının sağlanması ve adalet duygusunun tatmin edilmesi bakımından gerekli ortamın sağlanması gerektiği aşikardır.

Devletin hukuk sistemine bağlı bir şekilde tedbir alıcı ve müdahale edici yönünün çeşitli gruplar arasında farklılık göstermesi ve bu farklılığın yargıyı da etkisi altına alması ise devlete duyulan güveni sarsmakta, yeni toplumsal olayların önünü açmaktadır. Bu sebeple Madımak Olayı devlet yapılarındaki ihtiyaçlar ile eksiklikler tespit edilerek devlet yapısının bu çıkarımlar doğrultusunda güçlendirilmesi ve eksikliklerin tamamlanması bakımından büyük bir örnek teşkil etmektedir.

Rahmet ve sevgiyle…

Av. Ü. Elif Topçu Hakkında

Av. Ü. Elif topçu

Lise eğitimini TED Ankara Koleji’nde tamamlayan Ü. Elif Topçu, Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesinde lisans eğitimini tamamlamıştır. 2023 yılı itibariyle Marmara Üniversitesi Bankacılık ve Sigortacılık Enstitüsünde Sermaye Piyasası ve Borsa alanında yüksek lisans yapmaktadır. Staj dönemi boyunca ve avukatlık ruhsatını aldığı 2018 yılından itibaren Ankara ve İstanbul’daki çeşitli hukuk bürolarında ve banka hukuk müşavirliğinde görev yapan Topçu, 2022 yılından beri kurucusu olduğu Topçu Hukuk ve Danışmanlık Bürosu’nda avukat ve arabulucu olarak çalışmaya devam etmektedir. İstanbul Barosu’na kayıtlı Topçu, İstanbul Barosu Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu ve TED Ankara Koleji Mezunları Derneği mensubudur.

Madımak Davası Garabetleri

0

Madımak Davası Garabetleri / Avukat Aslı Ağar 

 Bundan tam 30 yıl önce, 2 Temmuz 1993 günü, Sivas’ta 33 insan yakılarak katledildi.

Pir Sultan Abdal Şenlikleri düzenlenmişti. Şenlikler nedeniyle çoğunluğu Alevi ve sol görüşlü olan 51 kişilik grup Sivas’ta bulunuyordu. Şenlikler Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleşiyordu. Dört gün sürecek şenliklerin ikinci günkü kısmı maalesef gerçekleştirilemedi çünkü Türkiye’nin kara lekesi olan Sivas (Madımak) Katliamı işte bu ikinci günde, cuma namazı çıkışında başladı. Yazar, şair, düşünür ve sanatçılardan oluşan 51 kişilik grubun 33’ü kaldıkları Madımak Oteli’nde yakılarak katledildiler. Olaylar sırasında 2 otel görevlisi ve 2 gösterici de öldü ve toplamda 37 kişi yaşamını yitirdi.

Olayın ve dava sürecinin tüm detaylarını kronolojik olarak anlatan eski parlamenter ve avukat Şenal Sarıhan’nın makalesini okumanızı özellikle öneriyorum.

Sivas Katliamı Davası: 30 Yılın Kısa Öyküsü

O gün hem Atatürk Kültür Merkezi’ne hem de Madımak Oteli’ne saldırı düzenlendi. Saldırılar sonucu vefat edenlerin dörtte üçünün 25 yaş altı olması, en küçüğünün 12 yaşında bir çocuk olması beni ayrıca kahretmektedir. O tarihte ben de 10 yaşında bir çocuktum. Yaşları bana çok yakın olan, kim bilir bir araya gelsek çocuk halimizle oturup sohbet edeceğimiz, oyun oynayacağımız çocuklar öldürüldü.

Maktullerin çoğunluğunun 25 yaşın altında gencecik insanlar, çocuklar, kadınlar olduğu Sivas Katliamının failleri; kim olduklarını bilmedikleri, tanımadıkları insanlara saldırmış, onları diri diri yakmış ve yaptıkları eylemin videolarından gördüğümüz kadarıyla büyük bir keyif almış, heyecanlanmış ve asla durmamışlardır.

Evet! Kime saldırdıklarını bilmeyen faillerin tek bildikleri oradakilerin sol görüşlü oldukları, Alevi olduklarıydı, kişisel husumeti olan insanlara değil tamamen siyasi saiklerle laik Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı bir saldırı düzenlediler.

Ne acıdır ki olaylar canlı yayında televizyondan izlendi.

Peki bu saldırı bir anda mı gelişti yoksa önceden planlanarak, hazırlık yapılarak mı gerçekleştirildi?

Olayların başlangıcında öncelikle Cuma namazından çıkan 600 kişilik bir grup Atatürk Kültür Merkezi’ne geldi. Başta 600 kişi olan grubun sayısı giderek 1000–2000-3000 ve en nihayetinde Madımak Oteli’nin önüne gelince 15.000 kişiyi buldu. Bu ana kadar devlet yetkilileri hiçbir önlem almadı. Halbuki dava dosyasında mevcut bilgilere ve emniyet tutanaklarına göre; olaydan bir gün önce Sivas’a 200’e yakın araç geldiğini, bu araçlardan inenlerin yatılı Kuran kursu binalarına yerleştirildiğini öğreniyoruz ve yine emniyetin faksına “Müslüman Kamuoyuna” başlığıyla bir bildirinin fakslandığını ve bu bildirinin tüm kamu merkezlerine ve işyerlerine dağıtıldığını biliyoruz.

Bildiride şu şekilde ifadeler yer almaktadır: “İslamın peygamberini ve kitabını, izzetini korumak için uğurda verilecek canlarımız vardır. Gün, Müslümanlığın gereğini yerine getirme günüdür. Çirkin küfürlerin hesabını sorma günüdür. Şeytanın dostlarıyla savaşın.”

Bildirinin devamında Aziz Nesin’e de meydan okunmuştur. Tüm bunlara rağmen emniyet tarafından herhangi bir güvenlik tedbiri alınmadığını görüyoruz. Aynı şekilde Cuma namazından çıkan 600 kişilik grubun Madımak Oteli önüne geldiğinde artık 15.000 kişi olana kadar da beklendiğini, grubu dağıtmak ve olayların gelişmesini önlemek adına herhangi bir önlem alınmadığını, bu kişilerin hangi örgütten olduğunun araştırılmadığını görüyoruz. Olayların gelişmesi ve kalabalığın 15.000 kişiye varmasıyla askerden yardım talep edilse de belki havaya ateş açılarak dağıtılabilecek bu kalabalık için adeta hiçbir şey yapılmadı.

Televizyonda da katliamı herkes canlı canlı izledi.

Madımak Oteli önünde atılan sloganlara bakacak olursak göreceğiz ki bu eylem her ne kadar farklı din ve inançtan, farklı siyasi görüşten aydınlara yapılmış gibi görünse de direkt olarak laik Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Cumhuriyet Rejimine karşı yapılmış bir eylemdir.

Sloganlar kan dondurmaktadır.

Faillerin Cumhuriyet değerlerine ve Atatürk’e karşı attığı sloganlar gösteriyor ki; aslında şeriatçı bir eylem gerçekleştirilmektedir. Sloganlara gelecek olursak; “Yaşasın Hizbullah!” “Şeriat gelecek yüzler gülecek.” “Laiklik gidecek şeriat gelecek.” “Şeriatçı devlet kurulsun.” “Yaşasın şeriat!” “Muhammed’in ordusu laiklerin korkusu.” “Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak.” Ayrıca oradaki Atatürk heykeline de saldırmışlardır. Her şey apaçık ortada değil mi?

Sivas Katliamı, Madımak Oteli’nin içindeki insanlarla birlikte ateşe verilip yakılması ve insanlarımızın öldürülmesi, çocukların öldürülmesi! Bu vahşet herkesin malumu. Ben şimdi biraz da katliam sonrası dava sürecinden bahsetmek istiyorum. Bu aşamada da çok sayıda hukuk skandalı yaşanmıştır.

Yukarıda da bahsettiğim üzere 15.000 kişi toplanarak bu saldırıyı gerçekleştirmiş olmasına rağmen faillerin sadece bir bölümü –onlar da Sivas’ta yaşayanlar– yakalanarak gözaltına alınmıştır. Sadece 128 kişinin gözaltına alındığı kayıtlara geçmiştir. Çok ilginçtir ki itfaiye merdiveniyle kurtarılan Aziz Nesin’e saldıran Refah Partili Belediye Meclis Üyesi Cafer Erçakmak gibi çok sayıda saldırgan hiç yakalanmamıştır. Bu kadar çok sayıda eylemcinin olduğu Sivas Katliamı’nın iddianamesinin olaydan 18 gün sonra hazırlanarak davanın açılmış olması da soruşturmanın ne kadar eksik yapıldığının hatta SORUŞTURMAMAnın göstergesidir. Halbuki biliriz ki ülkemizde iki üç kişi hakkında bile bir iddianame hazırlanması aylarca sürmektedir.

Olayın televizyonlarda gösterilmesine, video kayıtlarına alınmasına, güvenlik kameraları gibi birçok görüntülü ve sesli kayıt olmasına, çok sayıda delile erişme imkanı bulunmasına rağmen 15 bin kişiden yalnızca 128 kişi ile yetinilmesi, bu eylemin arkasındaki kişi ve örgütlerin araştırılmaması, sanıklara sorulmaması bu katliamın üzerinin örtülmesi çabasından başka bir şey değildir bana göre. Şimdi gelelim açılan davalara…

Öncelikle belirtmek gerekir ki olay tarihinde yürürlükte olan kanun gereğince, terör eylemi nedeniyle gözaltına alınan şüphelilerin avukat yardımından faydalanamayacağı düzenlemesi mevcut iken bu şüphelilere avukatlarıyla görüşüp hukuki görüş alma imkanı sağlanmıştı. Bu duruma o dönemin Sivas Baro Başkanı itiraz etmiştir. Gerçekleştirilen eylemin siyasi bir eylem ve insanlığa karşı işlenmiş bir terör eylemi olduğu belirtilmiştir. Ancak bu şekilde şüphelilere avukat ataması kaldırılarak avukatla görüşme yasağı konulabilmiştir.

2 Temmuz 1993 Sivas Katliamının gerçekleştirilmesinden sadece 18 gün gibi kısa bir süre sonra 3 ayrı dava açılmıştır.

İlk dava Sivas Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılmıştır. Açılan dava basit “adam öldürme” olarak geçmekte yalnızca “yakarak” ifadesi de eklenerek yakarak adam öldürme olarak geçmektedir.

İkinci dava ise Sivas Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılmıştır. Bu dava da toplantı ve gösteri yürüyüşüne aykırılık olarak görülmektedir.

Bir diğer dava ise Sivas’ta DGM bulunmadığı için Kayseri Devlet Güvenlik Mahkemesin’de(DGM) açılan davadır. Davaların Sivas’ta açılmasına mağdur avukatları itiraz etti çünkü dava süreci uzun ve yıpratıcı olacaktı.

Eşi, çocuğu, kardeşi böyle bir eylemle vahşice öldürülmüş aileler için her duruşmaya, olay yerine, Sivas’a gitmek manevi olarak çok zordu, üstelik kurbanların ailelerinin büyük bir çoğunluğu Ankara’daydı. Nitekim avukatların itirazı üzerine davalar Ankara’ya gönderildi ve Ankara’da görülmeye başlandı. Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gelen davada mahkeme başkanı, bu eylemin basit bir adam öldürme olmadığını, siyasi bir eylem olduğunu belirterek görevsizlik kararı vermesi üzerine dava Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne gönderilmiştir. Ancak DGM tarafından dava kabul edilmemiş ve gerekçe olarak da bu eylemin sıradan bir adam öldürme olduğu, siyasi bir eylem olmadığı öne sürülmüştür. En nihayetinde dosya uyuşmazlık yargılaması için Yargıtay’a gitmiş, nihayet mağdur avukatlarının da talebiyle Ankara DGM’de görülmeye başlanmıştır.

Duruşmalar da çok yıpratıcı geçmiştir. Sanıklar mahkemeyi tanımamış, mağdurlara, tanıklara ve avukatlara saldırmış, duruşma salonunda namaz kılmış, duruşma salonunda Atatürk, Cumhuriyet gibi ifadeler geçtiği anda olay çıkarıp taşkınlık yaratmışlardır. Mahkeme ise sanıklara cezai yaptırım uygulamak yerine duruşmaların basına kapalı olarak gerçekleştirilmesine karar vermiştir. Avukatlar bu duruma itiraz ederek “duruşmalara basın alınmayacaksa biz de duruşmalara katılmayacağız” diye itiraz etmiş olsalar da avukatların bu talebi dinlenmemiştir. Basına kapalı yapılan duruşmalara protesto amacıyla avukatlar karar gününe kadar katılmama kararı almıştır. Yargılama sonunda Ankara 1 Nolu DGM, ilk kararında 26 sanık hakkında indirimler de uygulayarak adiyen adam öldürme suçunu işledikleri gerekçesiyle 15 yıl hapis cezasına hükmetmiştir. 37 sanık hakkında beraat kararı verilmiş, 60 sanık ise 3’er yıl hapis cezası almıştır.

Ancak Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 99 sanık hakkındaki kararı bozdu. Yargılama yeniden yapıldı. İkinci yargılama 1997 yılında tamamlandı. Bu kez mağdur avukatlarının talebi üzerine, saldırının adiyen adam öldürme değil anayasal düzene karşı yapıldığını kabul eden mahkeme 38 sanığın idamına karar verdi. 29 sanık hakkında anayasal düzeni bozmaya yardım suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası verildi. 14 sanık hakkında da beraat kararı verildi. Bu kararı da Yargıtay 9. Ceza Dairesi 50 sanık yönünden bozdu. Bozmaya gerekçe olarak sanıkların doğum kayıtlarında Nüfus Müdürlüğü mührünün okunaksız olduğu, nüfus kayıtlarındaki cilt numaralarının karara yanlış geçirildiği gibi gerekçeler gösterildi.

2000 yılında biten üçüncü yargılamada ise mahkeme, 38 idam kararını tekrar etti. Diğer sanıkların üçü hakkında 20, biri hakkında 15, 13 sanık hakkında ise 7 yıl hapis cezasına karar verdi. Bu süreçte ceza hukuku sistemimizde idam cezası kaldırıldığı için idam kararları müebbet hapis cezasına dönüştü.

Yargıtay 2001 yılında bu kararı onadı ve hükümler kesinleşti ancak yargılamalar bitmedi. Hala firari sanıklar vardı. Onların ayrılan dosyaları devam ediyordu. Ayrıca Pişmanlık Yasasının çıkmasının ardından çok sayıda hükümlü Sivas’ta örgütlü olarak hareket edildiğine dair itiraflarda bulunmak üzere mahkemeye başvurdu. Örgüt bağlantılarını anlatan bir kısım sanık olaylara karışan Hizbullah, İslami Hareket Teşkilatı ve Kaplancılar gibi örgütlerin üyelerinin isimlerini vermelerine rağmen başvuruları reddedildi. Bir kısım sanık da örgüt bağlantıları olduğunu reddetti. Mahkeme tarafından, eylemi gerçekleştiren kişilerin örgütler tarafından yönlendirildiği görmezden gelindi.

Firari sanıklardan yakalandıktan sonra kayıplara karışan isimler oldu. Bazı isimler ise hiç yakalanamadan kaçtı. Davanın asli faillerinden 7 kişinin Almanya’da, 2 failin de Suudi Arabistan’da oldukları, iltica ettikleri ortaya çıktı.

Davanın bir numaralı sanığı Cafer Erçakmak’tı. Olayları önceden kışkırttığı ve Aziz Nesin’in itfaiye aracıyla indirilirken darp edenler arasında olduğu biliniyordu. 18 yıl boyunca firari olarak arandı. Hakkında kırmızı bülten çıkarıldı. Almanya ya da Fransa’da olduğu iddia edilse de bu süreçte nerede olduğu tespit edilemedi. Ancak Sivas’ta yaşadığı ve 2011’de emiyete 500 metre uzaklıktaki çocuğunun evinde öldüğü ortaya çıktı. Cesedi mezarından çıkarılarak DNA incelemesi yapıldı ve cesedin Cafer Erçakmak’a ait olduğu tespiti yapıldı. Ölümünün tespiti nedeniyle hakkındaki dava düştü.

Hukuk skandallarından biri de o dönem milletvekili olan Şevket Kazan’ın davada sanık avukatı olarak yer almasıydı. Halbuki milletvekillerinin devlet aleyhine işlenen suçlarla ilgili olarak avukat olarak dosyaya vekalet vermesi, savunma yapması hukuken mümkün değildi. Mağdur avukatlarının itirazı sonucu mahkeme tarafından Şevket Kazan’ın duruşmalardan çıkarılmasına karar verildi. Davada 600 kadar mağdur avukatı görev alırken sanık avukatları da azımsanmayacak kadar kalabalıktı. Hatta bu avukatların aralarından sonradan maalesef bakanlık ve milletvekilliği yapanlar, devlet yönetimine yerleştirilenler oldu.

Sivas Katliamı Davası şu anda ne aşamada?

Halihazırda 3 sanık hakkında (Murat Sonkur, Murat Karataş, Eren Ceylan) yargılama devam etmektedir. Mayıs 2023’te görülen son duruşmada, bir sonraki duruşma 14 Eylül 2023 tarihine ertelenmiştir. Bu sanıklar firari olup iade edilmemişlerdir. Bu davada sanıklar hakkında tüm deliller toplanmış olup avukatlar zamanaşımı tehlikesi nedeniyle yokluklarında karar verilmesini talep etse de mahkeme sanıkları dinlemeden karar veremeyeceğini belirtmiştir.

Yargılama devam ederken 2005 yılında yürürlüğe giren TCK’ya göre insanlığa karşı işlenen suçlar zamanaşımına girmemektedir. Ancak Sivas Katliamı davası bu kapsama alınmadı. Zamanaşımı kararlarını veren Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi gerekçeli kararında Sivas’ta meydana gelen olayların siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle, toplumun bir kesimine karşı bir plan doğrultusunda sistemli işlenmediğini belirterek; “Dolayısıyla olayın insanlık suçu kapsamında değil terör suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmıştır” ifadesini kullandı.

Bu süreçte mağdur yakınları 17 kez TBMM’deki partilerden bu ve benzeri olayların insanlık suçu sayılarak zamanaşımının bu suçlar için geçerli olmamasını talep etti. Verilen önergeler AKP tarafından reddedildi.

Sivas Katliamı’nın üzerinden tam 30 yıl geçti ve avukatlar en azından devam eden bu son davada yapılan eylemin insanlığa karşı suç olarak kabul edilmesini talep etmektedir. Mahkeme bu konuda henüz bir karar vermemiştir. Daha önce insanlığa karşı suç talepleri kabul görmediği için mahkemenin, 2 Temmuz 2023 tarihi itibariyle davanın zamanaşımına girip girmediği yönünde bir tespiti olacağı belirtilmektedir. Bu vesileyle 14 Eylül’de görülecek olan duruşma çok önemlidir. Ayrıca Mayısta görülmüş olan son duruşmada, bir sonraki duruşmanın 30 yıllık sürenin dolduğu 2 Temmuz 2023 tarihine yakın bir tarihe değil de 14 Eylül’e ertelenmiş olması en azından bu dava yönünden suçun insanlığa karşı işlenmiş suç olduğunun kabulü ile zamanaşımına tabi olmayacağı yönünde karar verilmesi hususunda umut vermeye devam etmektedir.

14 Eylül 2023’te görülecek olan duruşmada verilecek kararı ben de merakla bekliyor ve zamanaşımına tabi olmadığına karar verilmesini umuyorum…

Sivas Katliamı’nda canlarını kaybetmiş insanlarımızın ailelerini, kendi imkanlarıyla Madımak Oteli’nden çıkarak canlarını kurtarmış ve 30 yıldır bu travmaya rağmen yaşama tutunmuş insanlarımızı ve başta Sayın Üstad Şenal Sarıhan olmak üzere 30 yıldır hukuk mücadelesi veren, adaletin tecellisi için emek veren tüm avukat meslektaşlarımızı takdir ediyorum. Adaletin peşinde koşan ve asla pes etmeyen insanlarımız iyi ki varsınız…

Not: Madımak Katliamı ile ilgili olarak sanal Madımak Kütüphanesi oluşturulmuş olup olayla ve dava süreciyle ilgili birçok bilgiye ve katliamda can verenlerin biyografilerine ulaşabileceğiniz link: https://kutuphane.madimak.org/tr

Avukat Aslı Ağar Hakkında

Avukat Aslı Ağar

12 Aralık 1982 Kocaeli doğumlu bir Kadıköylüdür. Avukat, arabulucu ve patent vekilidir. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Ekonomi Hukuku Yüksek Lisans Programı mezunudur. İstanbul Barosu Kadıköy Bölge Temsilcisi olarak görev almıştır. Özyeğin Üniversitesi ve Goldman Sachs Vakfı işbirliği ile düzenlenen 10.000 Girişimci Kadın programından mezun olmuştur. Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği gönüllü avukatlarındandır. 2017 yılında İstanbul Barosu’ndan İzmir Barosu’na nakil olmuştur. Halihazırda İzmir’de serbest avukatlık yapmaktadır. 1 kız çocuğu, 1 kedi ve 1 balık annesidir.

Sivas Kıyımı İnsanlık Suçu Kapsamına Alınmalı

0

Sivas Kıyımı İnsanlık Suçu Kapsamına Alınmalı / Faik Akçay

Sivas (Madımak) Kıyımı’nın gerçek suçlularına hiç dokunulamadı. Olayın yaşanmasında araç olarak kullanılan maşaların bazıları yargılandılar, değişik cezalar aldılar, özgürlüklerinden yoksun bırakıldılar. Bu uygulamalar, gerçek suçluların gizlenmesinden başka bir iş değildi. Olayı kurgulayan gerçek ele hiç uzanılamadı, dokunulamadı.

Sivas ya da başka kıyımlarda, gerçek suçlulara ulaşılamadığı sürece, bu tür kıyımların hiç bitmeyeceği açık.

Eylemin boyutu

15 bin dolayında saldırgandan yalnızca 190’ı için gözaltı işlemi yapıldı. Yalnızca 124 kişiye dava açıldı. 3 kişinin bir araya gelmesinin yasak olduğu, 10 kişinin bir araya gelmesinin kolay olmadığı bir ülkede, 15 bin kişinin bir araya gelerek eylem yapması, kendiliğinden oluşan bir iş olamaz. Bu güç işi örgütleyenler, bunu yalnızca cami önünde, birkaç saat içinde yapmış olamazlar. Yıllar, aylar, günler öncesinin bir çalışmasıyla oynanan bu oyun yaşama geçirilinceye dek, ülkenin bilgi alma örgütleri, yönetim birimleri, güvenlik güçleri neredeydiler? Bu durum, olayın bir kurgu olduğunu ortaya koymakta.

Zamanaşımı uygulanmamalı

Madımak Oteli’nde insanların yakılması bugüne değin “insanlığa karşı işlenen bir suç” olarak görülmediği için, sıradan suçlar gibi 30 yıllık zaman aşımı kapsamına alınmak isteniyor. Olay insanlık suçu kapsamına alınmazsa, zamanaşımı gerekçesiyle, dosyalar ortadan kaldırılacak.

Yargı, eylemi “insanlığa karşı suç” olarak görmezse, olayın yaşandığı günden buyana yakalanamayan üç sanık hakkında süren yargılama, daha doğrusu yargılanmama, 30 yıllık zamanaşımı süresi dolduğu için zamanaşımına girecek. Bu insanlar, hiçbir yaptırımla karşılaşmadan suçtan kurtulacaklar.

“2005 yılında yürürlüğe giren TCK’ya göre, insanlığa karşı işlenen suçlar zamanaşımına girmiyor. Ancak Sivas Kıyımı (Katliamı) davası bu kapsama alınmadı. Zamanaşımı kararlarını veren Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, gerekçeli kararında, Sivas’ta ortaya konan olayların siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle, toplumun bir kesimine karşı bir plan doğrultusunda sistemli olarak işlenmediği belirtilerek, “Dolayısıyla olayın insanlık suçu kapsamında değil terör suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmıştır” ifadelerini kullandı. Kararda, Yargıtay ve Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin eski kararlarındaki, topluluğun dini amaçlarla anayasal düzeni yıkmak istedikleri saptaması da dikkate alınmadı. Mahkeme, zamanaşımına girmese de delil yokluğundan dolayı sanıkların cezalandırılamayacağını da karar altına aldı. Bu yorumu yaparken, video ve fotoğrafları inceleyen polislerin tanıklıkları yok sayıldı. Bu tanıklıklar ‘tahmin’ olarak yorumlandı. Mahkemeye göre, zamanaşımı süresi zaten davanın görülmeye başlandığı 2008’de dolmuştu. Kararda, eylemin ‘sistemli’ olmadığı ve örgüte rastlanmadığı belirtildi ancak eylem ‘terör suçu’ sayıldı”.(1)

Bu eylemin ortaya konuş biçimi, “terör suçu” boyutunun ötesinde, “insanlığa karşı işlenmiş bir suç” olduğunu göstermekte. Yukarıda belirtilen yargı kararının oluşturan yargı organının, yargıçların bunları görmezden gelerek böyle bir karar oluşturmalarını anlamak güç.

Cezası kesinleşen dokuz kişi hakkında 2001’den bu yana ceza zamanaşımı işliyor. Bu süre de 2031’de dolacak. Yapılan yargılama sonunda suçlu oldukları saptanarak, hüküm giyen, bu kararlar kesinleşen 9 kişi, yurtdışına kaçtıkları, bugüne dek yakalanamadıkları için, zamanaşımı süresi işlediğinden ceza almaktan kurtulacaklar. Bu yargı kararını ortadan kaldıracak yeni kararların oluşturulması, eylemin insanlığa karşı işlenen suç kapsamına alınması gerekmekte.

Farklı zamanaşımı süreleri

“Davanın kimi sanıkları anayasal düzeni bozmaya teşebbüs, kimi iştirak, kimi yardım gibi suçlardan yargılandıklarından zamanaşımı süreleri değişiyor. Bugüne kadar avukatlara haber bile verilmeden çeşitli dosyaların karara bağlandığı ortaya çıktı. 2010’da bu şekilde iki sanık için zamanaşımı kararı verildi. Başka sanıkların da farklı illerdeki mahkemeler kanalıyla, zamanaşımı tespiti yaptırarak, karar aldırdığı ve ceza riskinden kurtuldukları ifade ediliyor. Bu konuda avukatlara net bir bilgi verilmedi.

“Yargı, DGM’lerin kapatılmasının ardından da dosyayı 2004/28 esasına kaydetti. İki sanıkla ilgili dava 10 yıl boyunca sürdü. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, 2 sanıkla ilgili kararını 24 Ağustos 2010 tarihinde verdi. Yargı, iki sanığa atılan ‘anayasal düzeni bozmaya kalkışmaya iştirak etmek’ suçunun 15 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davayı ortadan kaldırdı. Bu süreçte, Almanya’da olduğu, kırmızı bültenle aranmadığı ve Almanya vatandaşlığına geçtiği ortaya çıktı. Bu dosyada da avukatların haberdar edilmediği anlaşıldı.

Sanıklar İhsan Çakmak, Şevket Erdoğan, Hakan Karaca, Köksal Koçak, Necmi Karaömeroğlu’nun dosyaları, 15 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle ortadan kaldırıldı.

Bu süreçte, yaşamını yitirenlerin yakınlarının da yer aldığı Toplumsal Bellek Platformu, 17 kez TBMM’deki partilerden bu ve benzeri olayların insanlık suçu sayılarak, zamanaşımının bu suçlarda geçerli olmamasını istedi. Verilen önergeler AK Parti tarafından reddedildi”.(2)

Madımak Oteli’nde insanların diri diri yakılması, mala, insan dışı canlılara, doğaya yönelik bir eylem değildi. İnsana karşı yapılan bir kıyımdı. Eylemin amacı, yapılış biçimi düşünüldüğünde, bu kıyım yalnızca orada ölen 37 kişiye değil, bir düşünceye, bir soya, bir inanç sisteminin yaşatılmamasına ya da yok edilmesine, bir kültüre, binlerce yılda oluşmuş değerlere yönelmiş bir insanlık suçu olduğu görülmekte. Durum bu olunca, bu eylem, “zamanaşımı” kapsamı içine sokulamayacak, zamanaşımı uygulanamayacak nitelikte olduğu anlaşılmakta.

Bir eylemin yargılanma sürecinin 30 yıl sürmesi, sonra da zamanaşımı gerekçesiyle cezasızlıkla sonuçlandırılması başlı başına bir insanlık suçu olsa gerek. İstense yargılama süreci, 30 yıl geçmeden, gerçek bir yargılamayla sonuçlanabilir. Bu yapılmadığına göre, ceza verilmek istenenleri kurtarma yöntemi olarak, zamanaşımı gerekçesini gündeme taşımak, iyi niyetten uzak bir yaklaşıma benzemekte.

Gözaltına alma, sorgulama, sözde yargılama, tutuklama işlemlerinin 1 günde bitirilebildiği bir ülkede, bir dava 30 yılda bitirilemiyorsa, burada iyi niyet olduğundan söz etmek akıl dışı olur.
————————————–
1.https://t24.com.tr/haber/30-soruda-30.yildonununde-sivas-katliamı-ve-yargi-skandallari-son-davada-da-zamanasimi-yolda-tahliye-olasiligi-gundemde,1118032
T24.com.tr Bağımsız İnternet Gazetesi, 02.07.2023
2. Aynı kaynak.

Faik Akçay Hakkında 

Faik AKÇAY, 15.10.1944 tarihinde, Ordu İli, Altınordu İlçesi (Merkez) Cumhuriyet (Gerce) Köyü Mahallesi’nde doğdu. Gerce (Cumhuriyet) Köyü İlkokulu, Ordu Lisesi Ortaokulu, Perşembe İlköğretmen Okulu ve Ordu Lisesini bitirdi.  İ.İ.T.İ.A Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’nda eğitim aldı. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi 3. sınıfına kadar okudu. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde (Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu) Halkla İlişkiler YÜKSEK LİSANS (MASTER) öğrenimini tamamladı. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde Uluslararası İlişkiler YÜKSEK LİSANS (MASTER) öğrenimini (ikinci Yüksek Lisans) tamamladı. İstanbul Ü. Siyasal Bilgiler Fak. Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde  D O K T O R A öğrenimi gördü.

SODEV – TÜSES (Sosyal Demokrasi Vakfı – Türkiye Sosyal, Ekonomik, Siyasal Araştırmalar Vakfı), 11. Dönem Sosyal Demokrasi Okulu’nu, Bilim ve Sanat Vakfı 2004 Yaz Seminerlerini ve SODEV Yerel Yönetimler Semineri’ni tamamladı. İHD İstanbul Şubesi İnsan Hakları Okulu’nu, MAZLUM-DER İnsan Hakları Kursu’nu, Liberal Demokrasi Derneği İnsan Hakları Seminerini, Uluslararası Af Örgütü İnsan Hakları Seminerini ve İSMEK Çocuk Hakları Kursu’nu bitirdi. “Çocuklar İçin Adalet Çağırıcıları” girişiminde çalışarak, ülkemizde “Çocuk Yargılama Yasası” çıkarılmasına katkı sunmaya çalıştı. “Demokrasi İçin Birlik” çalışmalarına katılarak, ülkemizde geniş toplumsal kesimlerin, “İnsan hakları”, “demokrasi” gibi küresel değerler doğrultusunda birliktelik sağlaması umuduyla katkıda bulunmaya çalıştı. Çok sayıda ulusal, uluslararası sempozyum, kongre, konferans, seminer etkinliklerine katıldı. Cıvıltılar Çağlayanı (Şiir Seçkisi – Arkadaşlarıyla birlikte), Zeytinburnu Gerçek Yönleriyle Bir Gecekondu Kenti (Araştırma-İnceleme), İlkokullar İçin Alıştırmalı-Uygulamalı Dilbilgisi (Yardımcı Ders Kitabı) ve Gülmeceler isimleri eserleri bulunmaktadır.

Ne Olacak Bu Toprakların Hali

0

Ne olacak bu toprakların hali!  / Avukat Ergin Cinmen 

Özgür Vikipedia Ansiklopedisi, ‘Türkiye’de yaşanan katliamlar’ listesini yayınlanmış. Liste M.Ö. 494’te Yunanlıların elindeki Milet’in Persliler tarafından düşmesi ile başlayıp 1 Ocak 2017’de Reina baskını ile son buluyor.

Bu toprakların sosyolojisini anlamak isteyenler mutlaka incelemeli.

Vikipedia’da bir de çizelge yapılmış. Çizelgede katliamların sorumluları, mağdurları ve olayların çok özet  anlatımları var.

Çizelgeyi inceleyenler bu güzel toprakların aynı zamanda bir katliam merkezi  olduğunu anlıyor.

Sanki MÖ 494 senesinden bu güne kadar birileri bu topraklara devamlı operasyon düzenliyor (!)

Ergin Cinmen

Dünyanın diğer bölgelerinde de mutlaka tarih boyunca hiç istenmeyen olaylar cereyan etmiştir. Örneğin uygarlığın beşiği sayılan Avrupa’nın göbeğinde yüz binlerce insanın ölümüne neden olan ve peşi sıra yaşanan iki adet Dünya savaşı “insanoğlunun yaşananlardan hiç mi ders almadığı” sorusunu sorduruyor.

Sanki kolektif bir kötülük genetiğine sahibiz.

 Ama ayni zamanda iyilik genlerimiz de faaliyet halinde.

Nitekim Nazizmin ve Faşizmin yenilgisinden sonra kurulan yeni dünya düzeninde anlaşmazlıkların uzlaşmalarla çözümü için mekanizmalar kuruluyor. Bunun başında Birleşmiş Milletler Teşkilatı geliyor. Her ne kadar bu teşkilat doğrudan ilk iki savaşın galiplerinin kesin hakimiyetinde ise de hiç olmazsa “ben buradayım” diyebiliyorsunuz. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dünya beşten büyüktür” cümlesi çok doğrudur ve peşinin sürdürülmesi gerekir.

Avrupa Konseyi, Konsey çerçevesinde kurulan AİHM ve Uluslar arası Ceza Mahkemesi hep savaşlardan kıyımlardan kurtulmak için yapılan aramaların sonucu kurulmuştur.

Ama hala Rusya Ukrayna’ya saldırabiliyor. İnsanlar saçma sapan nedenlerle öldürülebiliyor. Yarın savaş bittiğinde belki de Putin taraftarları “biz nasıl oldu da bu saçma sapan işi desteklemiştik” diyecekler. Vagner’in tuhaf Moskova yürüyüşü yavaş yavaş belki de yaşanan saçmalığın daha yüksek sesle ortaya konacağının belirtileri olabilir.

Peki, 1789 devriminin beşiği, insan haklarının ilk ciddi habercisi Fransız toplumunun bu günlerde içinde bulunduğu gerilime ne demeli! Varoşlardan yola çıkan her ne kadar Beyaz Fransız olmasa da en azından ikinci, üçüncü nesil Fransız gençlerin işin başındaki haklı tepkileri bu günlerde bu topluma Vandalizmi yaşatıyorsa buna ne demeli?

Veya bu gençlerin yağmalara girişmeleri ve özellikle ve daha çok marka ayakkabı satan ayakkabı mağazalarını yağmalamasına ne demeli?

Anlaşılan o dur ki insanlık hala farklılıklarıyla bir arada yaşayamaya hazır değil.

Ama aynı zamanda yaşamaya da çalışıyor.

Sınır tanımayan doktorlar hayatlarını hiçe sayarak; salgın hastalıkların ve savaşların ortasına bedenlerini atabiliyorlar.

Şubat depreminde enkazın üstündeki bin bir milletten insan, hiç tanımadığı, kurtardıktan sonra  yüzünü bir daha görmeyeceği insanlar için uğraşıp didiniyor.

Fransız, Katarlı, İngiliz, Rus, Hıristiyan, Müslüman, Sünni, Alevi, Hanefi, Deist, Teist bir şey fark etmiyor.

Aslında bu yazıyı bundan 30 yıl önce Sivas’ta 33 insanımızın katledilmesiyle sonuçlanan ve bu günlerde hala yakalanamayan failler için zamanaşımına uğrayacak Sivas katliamı için yazacaktım. Ancak bu acı olay için ne kadar çok yazı yazılmış, söyleşi yapılmış…  Hukuk ansiklopedisinde çok değerli yazıları da okuduktan sonra değişik neler söylenebilir diye araştırdığımda neredeyse zamanında “kendi içinde” doğal bir olay yaşadığımız gibi bir sonuca “dehşet” içinde vardım!

Öyle ya salt Alevi/Sünni; diye 1978’de Kahramanmaraş’ta 120 kişi; Mayıs 1980’de Çorum’da 65 kişi katledilmiş. Hala akıllanılmamış bu kez 1993 yılında 33 aydınımız Sivas’ta Madımak adlı otelde yakılarak, dumandan boğularak öldürülmüş.

 Solcu sağcı diye yapılan katliamların da haddi hesabı yok. Hepsi  çizelgede yazılı.

Ve asıl önemlisi zamanın Başbakanı Tansu Çiller Allah korudu! Otelin dışındaki insanlara bir şey olmadı diyebilmiş!

Zamanın Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü, Oral Çalışlara verdiği bir söyleşide  “Bir MİT yetkilisine ben de neden geç kalındı sorusunu sordum. Bana, ‘bazen bazı kuvvetlerin gazını almak için olayların gelişmesi kendi haline bırakılır’ şeklinde bir cevap vermişti.    dediğini öğreniyoruz.

Aynı 12 Eylül’e giden süreç gibi Derin Devlet tarafı ve onun akıl(sızlığı) Türk İslam sentezi ve hatta İslam’ın da Hanefi’si; Hanefi’nin de Sünni’sinden taraf olunca böyle şeyler oluyor.

İdeolojik devlet taraf oluyor ve her türlü rengi ve farklılığı kendine tehdit olarak algılıyor.

Susurluk’ta olduğu gibi!

Sonunda derin devlet, devletin ta kendisi oluyor.

Şimdi Türk-İslam sentezi ideolojisini açıkça ortaya koyan; bunun neticesi olarak Düşünce ve ifade özgürlüğünü yalnızca kendisinin benimsediği düşünce ve ifadelere tanıdığı açık olan bir Cumhurbaşkanı, Hükümet ve Meclis çoğunluğu ile karşı karşıyayız.

İçinde bulunulan siyasi ve ekonomik buhran yönetime Güvenlik Siyasetini dayatınca “maslahata uygun güvenlik sorunlarının da ‘zuhur ettirildiğini’ tarih bize göstermiştir.

12 Eylül öncesi yaşatılan terör, 1990’lı yıllarda yaşadığımız Susurluk kod adlı ilişkiler bizlere ders olmalıdır.

Netice itibarıyla Sivas felaketini bir kez daha yaşamamak için bu ülkede yaşayan herkesin ülke sorunlarına müdahil olması gerekmektedir.

Ben her şeye rağmen yine de ümitliyim.

Çünkü ümitsiz yaşanmıyor.

 

Av. Ergin Cinmen

Sivas Katliamı Davası: 30 Yılın Kısa Öyküsü

0

 Sivas Katliamı Davası (30 Yılın Kısa Öyküsü)  / Şenal Sarıhan 

Hukukun üstünlüğü demek,  Bireylerin, insanlık onurundan yararlanmasını  sağlamak için gerekli oldukları tartışılmayan prensipler, müesseseler ve usuller demektir.

           (Milletlerarası Hukukçular Komisyonu, 1953-Yeni Delhi toplantısı)

 

Neden Sivas?

12 Eylül 1980 darbesi, demokratik hak ve özgürlükleri neredeyse biçip geçmişti. Olağanüstü dönem  resmi düzeyde  sonlanmıştı. Ancak dönem,  kamusal ve özel alanda ciddi bir tahribat yaratmıştı. Bu sürecin kısa sürede atlatılamayacağı açıktı.12 Eylül, pek çok alanda olduğu gibi laiklik alanında ülkeyi içinde bulunduğu noktadan çok gerilere taşımıştı. Bu durum, dine dayalı bir toplum özleminde olan bir parti TBMM’nde yer almasına da yol açmıştı. Çiller – İnönü Koalisyonu hem antidemokratik yasalarla hem de gericiliğin iktidar düzeyinde yarattığı ciddi kadrolarla kuşatılmış bir yürütme üzerine “iktidar” olmuştu.

Olağanüstü dönem, ilerici güçlerin mücadelesi ile sonuçlandırılmış olmasına karşın demokrasi güçlerinin önünde henüz alınacak çok büyük bir mesafe bulunuyordu.  Ancak,12 Eylül’ün büyütüp beslediği gerici güçler de boş durmuyorlardı. Daha önce elde ettikleri mevziyi kaybetmemek için harekete geçtiler. Her dönemde sarıldıkları iki  silahla yola çıktılar. Halkı birbirine düşman etmek için inançlar ve etnik kökenler üzerinden ayırımları tırmandırmaya çalıştılar.

Şunu unutmayalım ki, iki Türkiye var. Biri aydınlanmış Türkiye, diğeri geleneksel dini değerlere bağlı taşra Türkiye’si. Ne yazık ki bu ikinci kesim, geçmiş deneyimlerde de görülebileceği gibi dini fanatizmleri güçlü Şeriatçıların, kolayca harekete geçirebildiği bir alan oldu. Özellikle Alevi-Sünni ayırımı üzerine inşa edilen gerici politikalar,12 Eylül öncesinde Çorum, Kahramanmaraş, Sivas ‘da büyük katliamlara yol açtı. Çok sayıda aydın katledildi. Aydın katliamları, 12 Eylül’den sonra da durmadı. 2 Temmuz 1993 Sivas katliamı, gerici ve çoğunluğu illegal olan örgütlerin amaçlarını gerçekleştirme yolunda planlı ve organize bir eylem olarak düzenlendi. Onlar için Sivas’taki siyasal ortam ve bir aydın imecesi olan ve çoğunluğu da Alevi yurttaşlarımızdan oluşan bir topluluğu bir araya getirecek olan  Pir Sultan Abdal Şenlikleri “elverişli bir ortam” olarak saptandı.

Sivas katliamına ilişkin Soruşturma ve Davalar:

 Yaşanan olay çok vahimdi. Ne var ki eylemcilerin yakalanması konusunda “özensiz” davranılmış, polis tutanaklarına göre 15.000 kişi olarak belirlenen eylemcilerden ancak çok küçük bir kısmı ve çoğunlukla da Sivas’tan katılan eylemciler yakalanmıştı. Üstelik o dönemde yürürlükte olan yasal düzenlemelere göre, terör eylemi nedeni ile gözaltına alınan zanlıların avukat yardımı almaları olanaklı değilken bu kişiler, gözaltına alınmalarının ardından avukatları ile görüşüp hukuki yardımda almıştı. Açık video kayıtları ve olay yerinde çekilmiş fotoğraflara karşın, hemen tüm sanıklar, eylemle ilişkileri reddetmiş ve “geçiyorken uğradım. “  ya da “ oradan geçerken  gördüm.” Gibi savunmalarda bulunmuşlardı. Otelin perdelerini yakarken, gaz bidonunu taşırken, otel önündeki arabaları ters çevirirken ya da otelin içinde eşyaları parçalarken görünenlerin de aralarında bulunduğu bu gurup, savunmalarını hep inkar üzerine kurdular. Haklarında Terör Örgütü üyesi olmaktan dava açıldığı halde bu örgüt ya da bu denli büyük bir organizasyonu gerçekleştiren örgütler koalisyonuna dahil olan örgütlerin adları sorulmadığı gibi bu konuda bilgi veren bir sanık da olmadı.

Daha ilginç olan bu denli çok sayıda eylemcinin katıldığı katliamın iddianamesi olaydan 20 gün sonra düzenlenmiş oldu. Ülkemizde üç kişi hakkındaki iddianamenin hazırlanmasının dahi aylarca sürdüğü gerçeği karşısında bu acele, kamuoyunun bir an önce tatmin edilmesi gibi bir gerekçe arkasına gizlenilse dahi esas olarak sanıkların saptanması ve delillerin toplanması konusunda ciddi bir ihmale neden oldu. İlk yakalanıp yargı önüne çıkarılan iki yüze yakın kişi ile yetinildi. Oysa, teknik olanaklar ve bütün gün süren eylemin aynı anda  televizyon kanallarında yer almış olması ve polis dahil olmak üzere çok sayıda amatör kamera ile eylemin saptanmış olması, savcılığın delil toplamasını son derece  kolaylaştırıyordu.

Bireysel Öldürüm mü? Şer’i Kalkışma mı?    

Soruşturmadaki eksikliklere rağmen Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı, 22.07.1993 günü, 78 sanık hakkında, Sivas Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açtı. Bu davada sanıkların bir kısmının 35 kişiyi yangın çıkarmak sureti ile öldürmek suçunun asli ve maddi eylemcileri olduklarını, bazılarının ise anılan eylemi teşvik ettikleri ya da eyleme yardımcı olduklarını iddia ederek cezalandırılmalarını talep etti. Bu 78 kişinin de aralarında bulunduğu 102 kişi hakkında ise tehdit, görevli memura mukavemet ve 2911 Sayılı Yasaya aykırılık nedeni ile Sivas Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açtı. Ayrıca Sivas’ta DGM’nin bulunmayışı nedeni ile 94 Sanık hakkında 3713 Sayılı Yasa’nın 7/1-2. maddelerine aykırı davrandıkları savı ile Kayseri DGM’nde dava açıldı.

İddianamelerde suç nitelemeleri hepimizi şaşırttı. Eylemciler;  “ Cumhuriyet burada kuruldu. Burada yıkılacak!”, “Laiklik gidecek, şeriat gelecek!”,  “Hizbullah geliyor!”, “Laik düzen yıkılacak”, “Kanımız aksa da zafer İslam’ın”, “Yaşasın Hizbullah!”, “Şeriat gelecek, yüzler gülecek!”, “Şeriat isteriz!”, “Muhammet’in ordusu laiklerin korkusu!”. sloganları ile eylemlerini sürdürmüş ve Madımak Oteli’nde bulunan 33 Şenlik katılımcısı ve 2 otel görevlisi  yakılmış, 46 kişi kendi çabaları ile otelden çıkmayı başarmıştı. Ancak aralarında ağır yaralı olanlar da bulunuyordu. Katliamın adiyen adam öldürme olarak nitelenmiş olmasını kabul edemezdik. Sanıklar, adlarını bile bilmedikleri, bir kez dahi görmedikleri 64 yaşındaki Asım Bezirci’yi, 12 Yaşındaki Koray Kaya’yı, çoğunluğu yirmili yaşlarını süren Filiz gibi kızları oğulları, değerli  sanatçıları  bireysel bir husumetle değil, siyasi bir kasıtla katletmişlerdi. Dinci- Gerici örgütler, Sivas’ta, Çorum, Tokat, Maraş’ta eksik bıraktıkları ve başaramadıkları “ şer’i iktidar” yürüyüşünü tırmandırmak için Sivas’a gelmişlerdi. Ve yine, pek çok insanın kutsalı olan din, siyasete alet ediliyordu. Olay sırasında yayınlanmakta olan Taraf ve Cuma gibi dergilerde ve kökten dinci günlük yayınlarda,  olaydan “Şanlı Sivas kıyamı- Sivas Taarruzu” diye söz ediliyor ve sanıklar “Şanlı Sivas kıyamı gazileri” olarak nitelendiriliyordu. (Taraf Dergisi Yıl 3 Sayı 30 1993, sayfa 8 – 22 / Taraf Dergisi Yıl 3 Sayı 33, sayfa 18, 20-22 / Cuma Dergisi Yıl 4, Sayı 181)

Davalar  Ankara’ya Gelmeliydi.

Katliam kurbanlarının büyük çoğunluğu  Ankara’da idiler. Dava’nın bu denli uzak bir yerde sürdürülmesi, aileler ve avukatları için ciddi bir sorun yaratacak, belki de dava hiç izlenemeyecekti. Bir başka ve daha önemli neden ailelerin Sivas’a her gidişlerinde, yeni bir travma ile karşılaşacak olmaları idi. Ve tabii, katliamcıların yeni katliamlara yönelmeleri gibi bir olasılık da yok değildi. Bu nedenle, yargılamaların Ankara’da sürdürülmesi için avukatlar olarak başvuruda bulunduk. Yargıtay 10. Ceza Dairesi , 18.08.1993 günü 1993/8899-8503 sayılı kararları ile anılan dosyaların güvenlik nedeni ile Ankara’ya aktarılmasına karar verdi.

Dava sürecinde neler yaşandı?

Dosyaların Ankara’da ilgili mahkemelere ulaşmasının hemen ardından Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 1993/169 Esas- 150 Sayılı kararları ile Ankara 19. Asliye Ceza Mahkemesi de 14.10.1993 günlü 1993/1185 -551 Sayılı kararları ile eylemin, sıradan bir adam öldürme ya Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Yasası’nın ihlali olmadığı, doğrudan doğruya  anayasal düzeni değiştirmek, özellikle laiklik ilkesini ortadan kaldırmak kastı ile işlendiği, bu nedenle de DGM’nin görevli olduğu görüşü ile görevsizlik kararı verdiler. Nevar ki, Ankara DGM, Yargıç Albay Ertan Erunga’nın ayrışık oyuna karşın  bu isteği reddetti. Bunun üzerine ortaya çıkan olumsuz görev uyuşmazlığı, Yargıtay 10. Ceza  Dairesi’nin  8-9-11.1993 tarihli kararları ile kaldırıldı.

Görevsizlik kararını vermiş olan heyet, özünde ihsası rey de bulunmuştu. Davayı yeni bir heyetin sürdürmesi etik olurdu. Ancak aynı heyet davaya devam etti. Bu sırada Heyet’in görevsizlik kararına katılmamış olan Hakim Albay Erunga Erzurum ya da Erzincan’a atanmıştı!!!

Hakim Albay Erunga; ayrışık oyunda şunları söylüyordu:

“Sivas’ta bir terör havası estiren ve yönetimin sokağa çıkma yasağı ilanına neden olan olayların kapsam ve boyutları ile sanıkların aynı amaç doğrultusunda ittifak ederek giriştikleri eylemlerin TC Anayasası’nın devletin nitelikleri arasında saydığı laiklik ilkesinin ortadan kaldırılmasına yönelik ve Anayasa’nın ihlali şeklinde değişmesi kuvvetle muhtemel bulunan vasıf ve niteliği itibariyle “adi suçlar” kapsamında sayılmasına bu aşamada imkan  bulunmadığı kanısındayız.”

Sanıklar Mahkemeyi Tanımıyor:

 Sanıklar, duruşmaların ilk gününden başlayarak salonda terör estirdiler. Mağdurlara, tanıklara, avukatlara akla gelmedik hakaretlerde bulundular. İstedikleri zaman bağırıp gürültü yaptılar. Sanık sandalyelerinin üzerine çıkıp sözde namaz kıldılar. Atatürk, Cumhuriyet gibi sözcükleri her duyuşlarında iğne batırılmış gibi havaya fırlayıp hakaretlerde bulundular. Duruşma disiplini tümü ile kalmamıştı. Mahkeme, sanıklara hakim olamazken, bu sahneleri çeken ve izleyip yazan basına duruşmaları izleme yasağı koydu. Biz avukatlar olarak, basının duruşmalara alınmaması kararını bardağı taşıran son damla olarak gördük. Basın duruşmalara alınmayacaksa biz de duruşmalara katılmayacaktık. Bu talebimiz Mahkemeyi hiç etkilemedi ve istemimiz reddedildi. Duruşmalara karar gününe dek katılmadık. Ancak dosyayı adım adım izledik.

Heyet, 26.12.1994 günü karar verdi. Avukatlar olarak salonun kapısında idik. Karar, katliam sanıkları için adeta bir ödüldü. Ama onlar bu ödüle ceplerindeki bozuk paraları, kalem ve benzeri eşyaları yargıçların yüzüne atarak karşılık verdiler.  Mahkeme, 26 Sanık hakkında, indirimler de uygulayarak,  TCK’nın 450/6. maddesi gereğince  sonuç olarak 15 yıl ağır hapis cezasına  hükmetti. Bu kararla 37 kişi beraat etmiş, 60 Sanık ise; 2911 SY gereğince üçer yıl hapis cezasına mahkum edilmişti. Aynı gün çok sayıda tahliye oldu.

Eylem, Anayasal Düzenin Tebdil, Tağyir ve İlgasıdır

Karar, Cumhuriyet Başsavcılığı ve tarafımızdan temyiz edildi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 30.09.1996 günü, 25 sanık hakkındaki beraat kararını onadı. 14 sanık hakkındaki mahkumiyet kararını, beraat olması gerektiği saptaması ile bozdu. Diğer tüm sanıklar hakkında ise eylemin TCK’nun 146/1. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Bozma ilamının ardından Mahkeme, 28.11.1997 günlü kararı ile 38 sanık hakkında TCK’nun 146/1. maddesi, 29 sanık hakkında TCK’nun 146/3. maddelerinden hüküm kurdu. 11 sanık hakkında ilk kararında direndi. 14 kişinin beraatine karar verdi.

Bu karar da temyiz edildi. YCGK, 24.12.1998 günlü kararında, yerel mahkemenin 11 sanıkla ilgili direnme kararını yerinde bulmadı.146/3 ten ceza almış olan 29 sanık ile beraat eden 14 sanık hakkındaki kararları onadı. İdam cezası alan 31 kişi hakkında ise nüfus kayıtları cilt numaraları ve mühürlerin okunamadığı kabulü ile kararı bozdu. Diğer 7 sanık hakkında da usulü zorunluluk nedeni ile karar, bozulmuş oldu.

 Sanıkların temyizi üzerine, üç sanık dışında kalan sanıklar hakkındaki mahkumiyet kararı, 04.05.2001 tarihinde  onanmış oldu. Bu üç sanık 3419 Sayılı Pişmanlık Yasası’ndan yararlanmak istiyordu. Bu sanıklar, anılan yasadan yararlanamadılar. Sonuç olarak Anılan üç sanık hakkındaki karar da 16.09.2002 tarihinde onanarak kesinleşti.

Davada Avukat Cephesi

Katliamın hemen ardından , eylemin Cumhuriyet ‘e yönelik bir kalkışma olması nedeni ile Barolar Birliği, davada  katledilenlerin  yanında yer alacağını açıkladı. O dönemde Genel Başkanı olduğum Çağdaş Hukukçular Derneği, kimi parti ve yayın organlarının hukuk birimlerinde yer alan avukatlar da davada zarar görenlerin yanında olmak istiyorduk. Doğru olan hepimizin TBB örgütlülüğü içinde ortak davranmamızdı. Belleğim beni yanıltmıyorsa 600 kadar avukat arkadaşımız vekalet aldı. Aramızda sözcüler belirledik. Ben de onlardan biriydim. Tüm dosyaların incelenmesi, tartışılması, stratejimizin ve atacağımız adımların belirlenmesinde kolektif bir çalışma gerçekleştirdik. Biz çoktuk. Ancak, bizi şaşırtan sanık avukatlarının da bizim sayımız kadar çok olmalarıydı. Bu gerçeğe, 2.10.1993 günü yapılan ilk duruşma günü Ankara-Sıhhiye Adliyesi önünde tanık olduk. Elbette, herkesin savunmaya hakkı vardı. Ancak, bu avukat grubu, meslektaşalar arasında o tarihlerde nerede ise hiç karşılaşmadığımız giysiler ve görüntüler içinde idiler. Şalvar tarzı pantolonları, tek düğmeli gömlekleri, uzun sakalları ile adeta tek tip görüntü veriyorlardı. İlk duruşmaya o tarihte milletvekili olan Şevket Kazan, avukat olarak katıldı. Oysa milletvekillerinin devlet aleyhine işlenen suçlara avukat olarak katılması yasal olarak olanaksızdı. Tümü ile siyasi bir mesaj niteliği taşıyan bu duruma hemen itiraz ettik. Mahkeme, Şevket Kazan’ın duruşmadan çıkarılmasına karar verdi. Ne var ki ilerleyen süreçte, sanık avukatları arasından bakanlar, milletvekilleri çıktı. Pek çoğu, devlet yönetiminin etkin çarklarının başlarına getirildiler.

 Katliamcılar  Hep” Şanslı” Oldular

İlk duruşmadan başlayarak Mahkeme, çok sayıda tahliye kararı verdi. Bunlardan daha sonra idam cezası alanlar oldu. Fakat, haklarında çıkarılan gıyabi tutuklama kararları vicahiye çevrilemedi. Bugün dava 30. yıla ulaşırken, salınmış olan sanıkların önemli bir bölümü hala yakalanmadılar. Çünkü örgütlü bir biçimde yurt dışına kaçırıldılar. Onların iadesi yolundaki çabalarımız da  sonuç vermedi. Almanya, Avusturya ve Arabistan gibi ülkelerle yapılan yazışmalardan olumlu bir yanıt da alınamadı. Dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin, sekizi TCK 146/1 den kesin hükümlü olan 15 sanığın kırmızı bültenle arandıkları açıklaması yaptı.

Bugün, sadece daha önce salınmamış olan ve tutuklu bulundukları sırada haklarında TCY’nın 146/1. maddesi nedeni ile hüküm kurulmuş ve kesinleşmiş olan  sanıkların cezaevlerinde bulunduğu bilgisine sahibiz. Bunun dışında TCK 146/3. Madde ve 2911 Sayılı Yasa’dan ceza almış olan kaç sanığın cezasının infaz edildiği ve kaç şüphelinin aranmakta olduğuna ilişkin hiçbir bilgiye ulaşamıyoruz. Bu konuda çeşitli milletvekillerinin vermiş olduğu soru önergelerine de yanıt verilmiyor.

Kararların kesinleşmesinin ardından TCY’nda değişiklikler oldu. Yeni TCY olan 5237 Sayılı Yasa yürürlüğe girmeden, haklarındaki karar kesinleşmiş olan sanıklardan 13’ü, yeni yasa da sanıkların ceza aldığı TCK:146/3. maddenin karşılığı olmadığı gibi yanlış bir gerekçe ile salındılar.  Bu salınma işlemi daha sonra geri alındı ise de sanıkların yakalanıp yakalanmadıkları konusunda bilgiye ulaşamıyoruz.

Başta Akit olmak üzere, Katliam sanıklarının “suçsuzluğu” konusunda yayınlarını sürdürdüler. Son olarak, yaşlı ve hasta olduğu gerekçesi ile 35 insanı yakarak katletmekten sorumlu Ahmet Turan’ın yaşlı ve hasta olduğu gerekçesi ile  Cumhurbaşkanlığınca affını sağladılar. Bugün içerde olan, Ahmet Turan kadar yaşlı , hasta ve hiçbir insan kıyımına karışmamış onlarca mahkumun benzer talebi karşılanmazken, bu şahsa sunulan “af” fı anlamak ve kabul etmek olanaksız. Nitekim, bu konuda dava hakkımızı da kullandık ve yanıt bekliyoruz.

2. Dava (Erçakmak ve Arkadaşları)

 Bu dava 14 Mart 2011 günü karara bağlanan ek dosyanın 1 numaralı sanıklarından  olan Sivas Belediye Meclisi Üyesi Cafer Erçakmak, ve daha sonra yakalanan altı sanık hakkında devam etti. Erçakmak, Aziz Nesin, otelden kurtarılırken, yangın merdivenine saldırarak, kurtulmasını engellemek isteyen kişi idi.18 yıl ele geçmedi. Evini aradıklarını ve bulamadıklarını söyleyen emniyet görevlileri, evinde olmadığına ilişkin tutanaklar tuttular. Her celse, bu tutanaklar dosyamıza girdi. Son olarak,  Fransa’da olduğu bilgisi geldi. .Fransa’dan iadesi beklenirken Sivas’taki evinden cenazesi çıktı. Gizlice gömmek istediler. Ancak, mızrak çuvala sığmadı. Türkiye’ye nasıl geldi? Ya da 18 yıl Türkiye’de nasıl saklandı?  Bir insanın 18 yıl saklanmasını ancak örgütlü bir yapının sağlayacağı açık değil mi? Bu dosyada neden örgütler araştırılmadı?

Erçakmak’la birlikte yargılanan sanıklar,, savunmalarında Şevket Erdoğan, Köksal Koçak, İhsan Çakmak, Hakan Karaca, Yılmaz Bağ, Necmi Karaömeroğlu  Sivas’ta evlendiklerini, askere gittiklerini, çocukları olduğunu, ehliyet aldıklarını ama hiçbir resmi makamın kendilerine arandıkları hakkında bilgi vermediklerini, yakalamadıklarını söylediler. Bu nasıl oluyordu? BU dava da TCY’na “İnsanlığa Karşı Suç “ tanımının girmiş olmasını da dayanak göstererek,  bu tür suçlarda zaman aşımı kararı verilemeyeceğini ısrarla savunduk. Mahkeme , ne yazık ki bu istemimize olumlu yanıt vermedi. Temyizimizden de olumlu bir sonuç alamadık.

30 Yılda Sayısız Hukuksuzluk Yaşandı:

Cezaevindeki sanıklar da özel muamele gördüler. Sayın Kazan, Milletin Vekili olarak ziyaretlerini eksik bırakmadı. Eşler ile birlikte olmanın  yasak olduğu tarihlerde içerdeki katliamcı sanık, eşini hamile bıraktı. “ Zürriyetini korumak istediğini” iddia etti.  Yaşamından edilmiş otuzbeş insanın “zürriyeti “ hesap edilmedi.

Ve Vahit Kaynar Olayı. TCK’nun 146/1. Maddesi gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilmiş ve cezası kesinleşmiş olan sanık, Almanya’da büyük bir zenginlik içinde yaşıyorken, gezmek için gittiği Polonya’da tesadüfen yakalandı. Haber alıp iadesi için başvuruda bulunduk. İade dosyası yasal süre içinde hazırlanamadığından, sanık serbest bırakılarak, Almanya’ya döndü.

3. Dava:

Şu anda üç sanık hakkında yargılama sürüyor. Murat  Karataş, Murat Songur ve Eren Ceylan TCK’nun 146/1. maddesine ihlal ettikleri savı ile yargılanıyorlar. İade edilmediler. 14 Eylül’de duruşmamız var. Bizim mahkemeye , yurt dışındaki alevi örgütlerinin yurt dışındaki yargı makamlarına  yaptıkları sayısız başvuru ve adres bildirimlerimizin  hiçbirinden olumlu sonuç alınamıyor. Bu davada yargılama sürüyor. Erçakmak dosyasında olduğu gibi bu davada da yargıçlara sürekli hukuki bir gerçekliği anımsatıyoruz:

Erçakmak ve Arkadaşları ve devam eden üçüncü dava yönünden 2014  ve 2019 tarihli Anayasa Mahkemesi Başvurularımız bulunuyor. Henüz sonuç bekliyoruz. Ahmet Turan Kılıç’ın affı işleminin iptali ile ilgili Danıştay’da başvurumuz sürüyor. Ayrıca aileler adına  Madımak Oteli’nin “İnsanlık-Utanç Müzesi” olması için açılmış davalar bulunuyor. Daha önce aileler ve alevi kurumları  Bakanla çeşitli görüşmeler yaptılar.. Onlara söz verildi. Madımak, kamulaştırıldı. Ancak burası “Bilim ve Kültür Merkezi” adını aldı. Şuna inanıyoruz ki Madımak Oteli birgün mutlaka Utanç Müzesi olacak. Ve yine inanıyoruz ki Sivas Katliamı İnsanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Bilindiği gibi insanlığa karşı suç söyle tanımlanıyor:

  “Siyasal, felsefi, ırki, dini saiklerle sivillere, toplumun bir grubuna karşı, bir plan doğrultusunda, yaygın ve çok sayıda mağdura, doğrudan, ağır şekilde, çok kalabalık bir grup tarafından, geniş çaplı, bilinçli, istemli bir eylem , insan türünün onuruna karşı, topyekün bir kıyım ve aykırılık, evrensel etik değerleri ihlal , insanlık vicdanında onulmaz  yara açan olay”

Sivas Katliamı, insanlığa karşı işlenmiş suçtur. Ve anımsatmak isteriz ki en kalıcı kararları mahkemeler değil, tarih verir.

Sivas Katliamı Davası’ndan Öğrendiklerim:   

Sivas Katliamı davası, insan haklarından yana hukukun ülkemizde yerleşmesi için mücadele eden pek çok avukatın görev almayı bir sorumluluk saydığı dava oldu. Dava başladığında bir örgüt başkanı olarak özel bir sorumluluğum da vardı. Ancak beni bu davanın gönüllüsü kılan esas nedenin, yakınlarını Madımak yangınında yitirmiş olan ailelerin acılarını, hak arama mücadelesi ile birleştirmedeki kararlılıkları oldu. Yirmi yıldır, aralarında yaşamla vedalaşanların dışında Ankara’da yaşayan aileler, her duruşmaya dirençle katıldılar. Yeter Gültekin kilometrelerce öteden Almanya’dan pek çok davaya katılmak için geldi. Aileler, her 2 Temmuz’da mitinglerin en ön saflarında yürüdüler. Çocuklarının mezarları başında yakıcı güneş altında hep birlikte oldular. Önemli bir nokta da Alevi Topluluğu, bu sürece karşı örgütlü bir direnç gösterdi. Pir Sultan Abdal Derneği Avrupa Alevi Federasyonu ve pek çok kuruluş, demokratik bir hakkı kullanarak hep birlikte davanın arkasında durdular. Kendilerine yöneltilmiş saldırganlığa karşı demokratik bir araçla yani örgütlülükle ve insani bir araçlarla, yani dirençle karşı koydular. Sorunun sahibi elbette hepimizdik. Ama başka bir gerçek var: Ateş en çok düştüğü yeri yakar. Onlar ayakta durmasa idi belki hukukçular olarak biz de yorgun olurduk. Hiç yorgun olmadık.. Onlar gibi… Mücadele, insanı diriltiyor. Bütün olumsuzluklara, “yenilgilere” karşın!!! Çünkü büyük bir özlemimiz var: Adaletin erdem olduğuna inanıyoruz. Gericiliğin ve yeni katliamların ancak adil kararlarla yenileceğine inanıyoruz., Umutsuz değiliz… 10.07.2023

                                                                                                   :

Şenal Sarıhan Hakkında

17 Şubat 1948’de Eskişehir Sivrihisar’da doğdu. Baba adı Süleyman Hüsamettin, anne adı Müşerref’tir. Öğretmen ve  avukat olarak uzun yıllar boyunca görev yaptı. 12 Mart Askeri Muhtırası sonrası yargılandı. İzmir Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirmiştir. TÖS, TÖB-DER içinde yönetim kademelerinde yer aldı. Çağdaş Hukukçular Derneğinde Genel Başkanlık, Cumhuriyet Kadınları Derneği Kuruculuğu ve Genel Başkanlığı, CHP Yüksek Disiplin Kurulu ve Parti Meclisi Üyeliği görevlerinde bulundu. Hukuk ve edebiyat alanında çeşitli kitapları ve makaleleri bulunmaktadır. İnsan hakları aktivisti olup, uluslararası platformda 100 Kahraman Kadın ve Robert Kennedy İnsan Hakları Ödülü sahibidir. Ayrıca yurt içinde de ödülleri bulunmaktadır.  Orta düzeyde Fransızca bilen Sarıhan, evli ve 2 çocuk annesidir.

Yaşamı boyunca Kadın Hakları ve İnsan Hakları alanında faaliyetler yürüttü. Sivas Katliamının olduğu günlerde Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanlığı sıfatıyla ve avukat olarak sorumluluk üstlendi. Madımak Davası’nı başından itibaren bu güne kadar takip etti.

Katliamların Olmaması İçin Neler Yapmalıyız

0

Katliamların Olmaması İçin Neler Yapmalıyız / Avukat İhsan Berkhan

Dünyada tarih boyunca o kadar çok katliam yaşanmış ki, burada sadece Anadolu coğrafyasında yaşananlara , tarihten günümüze çeşitli dönemlere ilişkin örneklerden bazılarını paylaşmakla yetineceğim. Bu verileri paylaşırken  amacım, böyle gelmiş böyle gider kaderciliğine hak vermek ya da intikam ateşine odun atmak, salt unutmak ya da  unutmamak değil;  hep beraber çözüm önerileri üzerinde düşünmenin önemini  vurgulamaktır.

Heredot, M.Ö. 494’de (Şimdiki Didim sınırları içinde yer alan) Milet’te Perslerin Yunanlı erkeklerin çoğunu öldürdüğünü kadın ve çocukları ise esir aldığını yazıyor. Buna bir savaş diyebilirsiniz, ama bu yaşananın  bir katliam olduğu gerçeğini değiştirir mi? (Bknz: Türkiye’de yaşanmış katliamlar listesi)

M.S. 532 de Bizanslıların (Şimdiki İstanbul’da) Konstantinopolis’te, Nika Ayaklanmasında 30.000 kişiyi katlettiği rapor edilmektedir. Şimdi burada, bir taraf ayaklanmış ve bu nedenle bu sonuç ortaya çıkmış diyebilirsiniz;  ama bu sonucun bir katliam olduğu gerçeğini değiştirir mi?

Abbasiler,  832 yılında  (Şimdiki Afyonkarahisar’ı da içine alan bölge) Amorium’ u ele geçirip, kiliseye sığınan halkı kilise ile birlikte ateşe verip, Müslüman olmayı reddeden 42 Bizans subayını kafalarını kesmek suretiyle öldürüp halkın geri kalanını da esir alıp köleleştirmişlerdi. Bu durumu savaşta Abbasiler’in galip geldiği şeklinde yorumlayabilirsiniz, ama bu olayın büyük bir yağma, vahşet ve katliam olduğu gerçeğini değiştir mi?

1091 yılında (Edirne’ nin bir ilçesi) Enez’e 80.000 savaşçı ile saldırıp Bizans İmparatorluğunu işgal eden  Peçenekler, Kuman ve Bizans ordusu tarafından pusuya düşürülmüştü. Levounion Muharebesinde savaşçı ya da sivil farkı gözetilmeksizin nerede ise Peçeneklerin tamamen yok edilmesi olayına; işgalci bir orduya karşı kendi ülkesinin korunması  diyebilirsiniz, ama bu olayın büyük  bir katliam olduğu gerçeğini değiştirir mi?

Osmanlı İmparatorluğu döneminde (Şimdiki İstanbul) Konstantinopolis’in fethinde her cinsiyetten  4.000 yetişkinin öldürülmesine; sonuçta her fetihte olur böyle şeyler diyebilirsiniz, ama bu  durum şehrin yağmalandığı ve halkın katliama uğradığı gerçeğini değiştirir mi?

Doğu Anadolu’da, 1894-1896 yılları arasında Sultan II. Abdülhamid’in ordularına imparatorluk içindeki Ermenileri öldürme talimatı vermesi sonucu 80.000–325.000 arasında Ermeni ve Süryani’nin Türk ve Kürtlerden oluşan Hamidiye Alayları tarafından öldürülmesini; tarihçiler bir neden bağlayabilir belki, ama bu yaşananın bir katliam olduğu gerçeğini değiştirir mi?

1905-1922 Yılları arasında Doğu Anadolu’da Ermenilerin Türkler ve Kürtlere; 1913-1922 arası Jön Türklerin  Rumlara; 1914-1918 arası  ön Türkler ve Kürtlerin Süryanilere; 1915-1918 arası Jön Türkler ve Kürt Kabilelerin Ermenilere yönelik saldırılarında binlerce insan katledildi. Kimileri “soykırım” diyebilir, kimleri” tehcir” deyip geçiştirebilir.Bu durum, kimin kime, hangi gerekçe ile olursa olsun, bu topraklarda büyük katliamlar yapıldığı  gerçeğini değiştirebilir mi?

Kurtuluş Savaşı dönemini  bir başka incelemenin konusu olarak bir tarafa bıraktığımızda ve sayıları saymayı bırakıp, kim tarafından kime karşı yapıldığına da bakmayıp, sadece olayları  tarih ve yer belirterek yazmaya kalktığımızda  dahi bu yazıya sığmayacaktır. Örnek olarak birkaç tanesini sayalım: 1930-Van, Zilan Deresi Katliamı; 1937-1938 Tunceli, Dersim Katliamı; 1955-İstanbul, 6-7 Eylül Olayları; 1977-İstanbul, Kanlı 1 Mayıs; 1978-İstanbul, 16 Mart Katliamı; 1978-Ankara, Bahçelievler Katliamı; 1978-Kahramanmaraş, Maraş Katliamı; 1980-Çorum, Çorum Olayları; 1985-Van, Taşbucak Mezrası Katliamı; 1987-Mardin, Pınarcık Katliamı; 1992-Bitlis, Cevizdalı Katliamı; 2 Temmuz 1993 –Sivas , Sivas Katliamı (MADIMAK); 1993-Erzincan, Başbağlar Katliamı; 1993-Diyarbakır, Lice Katliamı; 1993-Erzurum, Yavi Katliamı; 1996-Hakkari, Çukurca Katliamı; 1999- İstanbul, Mavi Çarşı Katliamı; 2007-Malatya, Zirve Yayınevi Katliamı; 2011-Şırnak, Uludere/Roboski Katliamı; 2013-Hatay, Reyhanlı Katliamı; 2015-Şanlıurfa, Suruç Katliamı; 2015-Ankara, Ankara Garı Katliamı; 2016-Türkiye, 15 Temmuz Darbe Girişimi; 2017-İstanbul, Reina Katliamı…

Yukarıda yer alan bilgilerin tamamı sadece tr.wikipedia.org/ adresinde yer alan “Türkiye’de Yaşanmış Katliamlar Listesi” başlığı altında yer almaktadır. Dünyadaki katliamlardan bahsetmeye kalkışmam bu yazının sınırlarını aşar ama bu yazıyı kaleme aldığım tarih itibariyle (11 Temmuz 2023), 1995 Srebrenitsa Katliamının yıldönümü olması nedeniyle anmadan geçemeyeceğim. Bu katliamla ilgili “Srebrenitsa Soykırımı Önlenebilir miydi?” başlıklı bir makale okudum bugün. Birleşmiş Milletler, güvenli bölge ilan etmesine rağmen güvenlik önlemi almakta yetersiz kalmasaydı, halkın kendini savunmak için bulundurduğu hafif silahları toplamasaydı, belki de en az 8372 Bosnalı  bu katliama uğramayacaktı.

2’si saldırgan toplam 37 kişinin hayatını kaybettiği en az 51 kişinin yaralandığı 2 Temmuz 1993 deki  radikal İslamcı kalabalık saldırgan grup tarafından yakılan Madımak Otelinden ağır yaralı da olsa sağ çıkan Yazar Aziz Nesin yaptığı basın açıklamasında:Bir devlet var, diyordum ben. Bir devlet var, inanılacak bir devlet var. İyi kötü, yanlış yapıyor-doğru yapıyor ama devlet var. Elbette bunu önleyecekler.Bu kadar ödün verilemez, diye düşünüyordum. Yanılmışım” demiştir. Yazarın bu tepkisinden de  açıkça anlaşıldığı üzere eğer devlet üzerine düşeni yapsa idi bugün “Madımak” denildiğinde, Sivas” denildiğinde, “otelin ateşe verilerek insanların yakılması”ndan, “katliam”dan bahsetmiyor alacaktık. Katliamları unutmamak, her yıldönümünde hatırlamak elbette önemli ve saygıdeğerdir. Ancak,  asıl bundan böyle herkesin, tüm kesimlerin sorması gereken şudur:  Tarihteki acı olaylarla, katliamlarla nasıl yüzleşmeliyiz?. Kimin kime ne yaptığı önemli olmakla beraber, neleri yaparsak bundan sonra yeni katliamlar yaşanmaz, bu konuda düşünmeli, kafa yormalıyız.

Katliamda zamanaşımı olmaz. İnsanlık suçu işleyen failler adalet önüne çıkarılıp  yargılanmalı, suçlular cezasını çekmeli, toplumdaki adalet duygusu güçlenmelidir. Bunun için 1982 Anayasasının 2.maddesinde de yer alan demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olmakta ve kalmakta ısrarcı olmalıyız.

Toplumdaki dinsel, etniksel, dilsel ve kültürel gruplar arasında iletişimsizlik, ön yargı ve eğitimsizlikten kaynaklı düşmanlıkların ortadan kaldırılabilmesi için toplumun birbirini tanıyıp, anlayıp, birbirine katlanıp hatta kaynaşabilmeleri, birbirinin özgürlük alanına diğerlerinin saygı duyabilmesi, hoşgörü ve uzlaşı ortamının sağlanabilmesi için devlet başta olmak üzere ilgili tüm sivil, idari ve askeri  kişi, kurum ve kuruluşların ortak bir çalışma başlatması için  de ısrarcı olmalıyız.

Her yıl 2 Temmuz’da “unutMADIMAKlımda” deyip  3 Temmuz’da unutarak; toplumda derinleşen ekonomik, sosyal, siyasal kutuplaşmalara rağmen, bundan böyle katliam olmayacakmış gibi sorunlara duyarsız kalarak çok bir yol alamayacağımız gerçekliğini  görerek; doğru, etik ve gerçek olanın peşinde gitmekte ısrarcı olmalıyız. 11.07.2023

Avukat İhsan Berkhan Hakkında

Av. İhsan Berkhan

1965 yılında Kahramanmaraş’ın Göksun ilçesinde doğdu. 1990 Yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. İstanbul Barosu’na 17687 sicil no ile kayıt olarak 1991 yılında  serbest avukatlığa başladı. 2003-2005 yıllarında, İstanbul Ticaret Üniversitesi‘nde Uluslararası Ticaret ve Avrupa Birliği Hukuku dalında yüksek lisans eğitimini tamamladı. 2014 yılında Arabulucu, 2017 yılında da Uzlaştırmacı oldu. İstanbul Barosu’nun bir kaç dönem Sirkeci ve Bakırköy Bölgesi Baro Temsilciliği görevlerini üstlendi. 2023 yılı itibariyle Bakırköy Adalet Sarayı Arabuluculuk Merkezi Koordinatörlüğü görevini sürdürmektedir. Marka ve patent vekilliği, sosyal güvenlik uzmanlığı, site ve iş merkezi yöneticiliği, Sınai Haklar alanında ceza ve hukuk bilirkişiliğinin yanı sıra, İş Hukuku, Kat Mülkiyeti Hukuku, İş Güvenliği Hukuku, Şirketler Hukuku, Aile Hukuku, Kira Hukuku, İcra-İflas Hukuku, Fikri ve Sınai Haklar Hukuku başta olmak üzere birçok alanda avukat ve hukuk danışmanı olarak hizmet vermektedir.  Berkhan, birçok sivil toplum kuruluşunda üyelik, kuruculuk ve yöneticilik yaptı. Arabuluculuk Gönüllüleri Derneği’nin ve Uzlaşı Kültürü ve Hukuk Derneği’nin kurucu Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlendi.  Okan Üniversitesi GSF’nde Öğretim Görevlisi olarak bulundu; fikri ve sınai haklar dersi verdi. Beykent Üniversitesi ve Altınbaş Üniversitesi’nde arabuluculuk eğitmeni olarak görev aldı. Hakemli dergilerde yayımlanmış hukuki makaleleri (Marka Lisans Sözleşmeleri, Markanın Hükümsüzlüğü vb. ) bulunmaktadır.

Sanatçı Gülhan Yazdı: Öldürmek İnsanın İşlediği En Büyük Suç / Madımak Katliamı

0

Öldürmek insanın işlediği en büyük suç / GÜLHAN

Tarihe dönüp baktığımda insanın insanı öldürdüğünü, çizgisel zamanın akan kana bulandığını gördüm. Medeniyetlerin yükseldiğini, akabinde barbarların, avcıların gelip yok edişini de… Öldürmek insanın işlediği en büyük suç. Sadece Türkiye’de yılda ortalama iki bin kişi öldürülüyor. Öldürme eyleminin ilkelliği, öldürme güdüsünün evrimleşebilmesi ve yok olması; toplu cinayetlerin, savaşların durmasıyla bitecekmiş gibi geliyor bana. Peki, İlk cinayet neden işlenmiş? Açlıktan diyesi geliyor insanın. Yok, yok, değil. İlk cinayet kıskançlıktan. Habil’in Kabil’i öldürmesiyle başlamış ‘öldürme’ hikayemiz. Cinayetleri, intiharları, tüm aile topluca yok edişleri de sıkça görürüz üçüncü sayfa haberlerimizde. Peki biz bu üçüncü sayfa haberlerine nasıl bakıyoruz ikinci sayfadan umarsızca.

 Madımak Katliamı

Sivas Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında radikal dinci grubun linç girişimiyle Madımak Oteli 2 Temmuz 1993 tarihinde yakılmıştır. Otelde konaklayan; yazar, ozan, düşünür, tiyatro oyuncusu, Semahçı otuz üç şenlik katılımcısı ile iki otel çalışanı yanarak ve dumandan boğularak hayatlarını kaybetmiştir. Ayrıca dışarıda toplanan linç girişimcilerinden iki kişi de saldırılar sırasında öldürülmüştür.

Madımak, Türkiye linç tarihinde ilk sıradadır ve insanlığa karşı işlenmiş büyük bir suçtur.

Madımak, 2 Temmuz yaz sıcağında yüreğimize düşen otuz yıldır sönmeyen ateştir.

Uzun zamandır cinayetleri resmime konu edinen Sanat İşçisiyim. Bu resimleri 2021 yazında tamamladım. Madımak Katliamının 30. Yılında da Büyükada Adalar Kültür Derneğindeki 8 Temmuz 2023 tarihinde Katliam Konseptli Kişisel Resim Sergim içinde sergileyeceğim.

Amacım İnsanlığın en büyük sorunu cinayetlerin nedenlerini düşündürmek, unutturmamak ve dikkat çekmektir.

Madımak katliamı gerek araştırma süreci gerekse resimlerin çalışma süreci zor ve yıpratıcıydı. Resimlerde kolaj tekniğini kullandım. Sarı siyaha boyadığım Madımak Haberlerinden oluşmuş gazete kupürlerinin kenarlarını mum ateşiyle kolaja uygun hale getirdim. Sönmeyecek mum alevi ile ölümsüzleşsinler istedim. Onları öldüren kara zihniyetleri kara kare katranla sembolize ettim.

Hayatını kaybeden her bir insanın adını yazdım, fotoğraflarını kullandım, kısacık hayatlarından öz cümleler aldım. Zira, insanlar cinayetlere, katliamlara at gözlüğü ile bakıyor. Katliamların vahşetini ancak öldürülenle yakınlık duyabildiğimizde hissettiğimizi fark ettim. İstedim ki hikayelerine ve ellerinden alınan hayatlarına dokunabilsin insanlar. Bilsinler ki hiçbir öldürülmeyi hak etmiyor insanlık. Evrensel Bildirgenin dediği gibi; Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.

Harfler ve rakamlar insan icadı olsa da insanları harfler ve rakamlarla ifade edemeyiz. Harfler, rakamlar, kelimeler, sözcükler, isimler hikayesiz olduğunda bir anlam ifade etmiyor. Onların içlerine, gözlerine bakmalıyız ki hayatlarını görebilelim.

Aşağıdaki Yazıt bölümünde; nokta, virgül, işaret imleri ve boşlukları kaldırdım. Görselliği ön plana çıkararak insanlığın ilk yazı biçimlerini kullandım. Tüm metin bir yazıt formuna dönüştü. Madımak Katliamına birde böyle bakalım. Belki dokunabiliriz acılarına ki gömülmez zamanın külleri altına.

 

Madımak*Gülhan

MadımakKatliamıOtuzüçebirNesimiÇimenÜçTelliCuranınPiriBeşÇocuğununBirTanecikBabasıAltmişikiYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüNesimiDerKiEyFüzeYapanlarAcımasızZalimCanaKıyanlarBırakEyYaşasınBütünİnsanlarBarışGüverciniUçsunDünyadaDostluklarKurulsunİnsanlarGülsünSonBulsunSavaşlarKimseÖlmesinOtuzüçeikiAsımBezirciYazarEleştirmenİncelemeYazarıÇevirmenMuhasebeciAltmışaltıYaşaYetmişKitapYazdıAltmışaltıYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüMuhasebeciliğinNitekimYazarOlarakBirçokYararıDokunduBanaÖrneğinÖlçülüDavranmayıYanlışlıktanKorkmayıBelgeyeDayanmayıAklınıKullanmayıDuyguculuğaKapılmamayıVeGerçekçiDüzenliDengeliTutarlıOlmayıMuhasebeÖğrettiBanaSavunduğumVeUygulamayaUğraştığımNesnelBilimselEleştiriAnlayışımınGüçlenmesineYardımEttiAzŞeyMiBuBirİnsanOlarakHerTürlüGüzelliğiKorumaSorumluluğuTaşıyorumHerkesteÖyleDavranmalıOtuzüçeüçMetinAltıokResimleBaşladığıSanatHayatındaŞairOlarakElliüçYaşındaSivasMadımakOteldeYakılarakÖldüÖldürüldüÖlümsüzleştiGördümYaşarkenVadesizÖlümümüÖrdümDeİlmekİlmekSırtımaGiyemedimÖmrümüOtuzüçedörtMuhlisAkarsuAkarsuyumYansamDaKülOlupSavrulsamDaBazıBazıGülsemDeYineGönlümHoşDeğilKırkbeşYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüHalkOzanıKendineİnsanSevgisiniŞiarEdindiTümYaptıklarındaBuAnaTemayıTemelAldıDeyişlerindeToplumsalKonularaDaKayıtsızKalmazAleviBektaşiAşkGeleneğindenDeKopmadıDeyişlerindekiAnlatımıGüçlüBağlamasınaHakimVeSesiniDeyişTavrındaKullanabilenBirSanatçıdırOtuzüçebeşMuhibeLeylaAkarsuSeyitHalilÇiftlikinKızıPınarÇınarVeDamlanınAnneleriMuhlisAkarsununLeylasıMisafirOlarakGittiğiSivastaAkarsuyumYansamDaİşteGeldimGidiyoruzDiyerekHayatArkadaşıylaBirlikteKırkdörtYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçealtıBehçetSefaAysanBizBuŞiiriOkurkenOKırkdörtYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüSenBuŞiiriOkurkenBenBelkiBaşkaBirŞehirdeOlurumKötüGeçenBirGüzüVeUmutsuzBirAşkıAnlatanRüzgarlaSavrulanKağıtParçalarınaYazılmışDağıtılmamışBildirilerGibiUzunBirYolculuğaHazırlananYalnızBirYolcuuğaÇünküBeyazBirGemidirÖlümSiyahDenizlerinHepÇağırdığıBatıkBirGemiSönmüşYıldızlarGibidirYitikAdreslereBenzerÖlümYanıkOtlarGibiSenBuŞiiriOkurkenBenBelkiBaşkaBirŞehirdeÖlürümOtuzüçeyediEdibeSulariAğbabaTürkHalkMüziğiSanatçısıDavutSularininKızıİsviçredeBaseldeYaşarkenTürkiyedeYapılanBütünBektaşiKültürEtkinlikleriVeEhlibeytCemlerineKonferanslarınaKatılmıştırKatıldığıPirSultanAbdalEtkinliğindeKırkYaşındaSivastaMadımakOtelindeYakılarakÖldürüldüKaranlıkBirGeceYolGörünmüyorYürüyorumDikenlerinÜstündeKaraÇalıBanaAmanVermiyorYürüyorumDikenlerinÜstündeOtuzüçesekizUğurKaynarTürkiyedeElYazısıylaKendiŞiirKitabınıBasanİlkŞairdirŞiirlerindeAşkıİnsanSevgisiniVeGüzelliğiAnlattıApayrıBirSözcükÇekimiVardıAykırıBirDildiOtuzyediYaşındaSivastamadımakoteldeyakılaraköldürüldüÖldüğümdeDoğduğumYereGidiyorumYıllarcaSürenBirHasretVeBilinmezliğiİşteBöylesineYeniyorumOtuzüçedokuzAsafKoçakYananMadımakOtelininKoridorlarındaMızıkaÇalarkenÖlümeOtuzbeşYaşındaSivastaMadımakOtelindeYakılarakÖldürüldüResimaşkıTaİlkokuldaBaşlamıştıKarikatürVeİsyanlarınBaşlangıcıDiyeNitelendiripOlgunlaştırdıÖğretmenlikYaptıİstifaEderekAnkarayaGeldiAltıKişiselSergiAçtıKarikatürleriPekçokDergiVeGazetedeYayımlandıÖdüllerMansiyonlarAldıÖdüllüBirFilimdeOynadıAldıPirSultanAbdalDergisininKapakKarikatürÇizimleriYaptıOtuzüçeonErdalAyrancıŞairBalonlaAnadoluİpekYollarıİsimliBirProjeHazırladıProjeyiBaşlatmakÜzerePirSultanAbdalKültürEtkinlikleriniFilmeÇekmekÜzereSivasaGittiSivastaOtuzbeşYaşındaMadımakOtelindeYakılarakÖldürüldüEğerBirGünBirBeyazGüvercinGelecekseAğzındaBirMektuplaEğerBirGünSevgilimSonVerecekseHayatımaBirSesİsterimDurmasınPatlasınAnlamBulacaksaKulaklarımdaYalnızDüşerseKanımınBirDamlasıYereBilsinlerKiOradaKırmızıYediverenGülleriAçacakVeBülbüllerAğıtYakacakÖlümeKorksunlarKorksunlarArtıkKorksunlarAlevÇemberindekiAkrepGibiÇünküÖlümleriGülDikenlerindenOlacakOtuzüçeonbirSehergülAteşAnkaradaDoğmuştuAçıkÖğretimFakültesiÖğrencisiTürkiyeElektrikKurumu’ndaMemurOlarakÇalıştıAzimliydiÇalışkandıSazçalmadanÖlürsemMezarımıTekmeleyinDerdiSivasÖncesiÇokSevdiğiSazıÇalmayıMusaEroğlundanÖğrendiÇiçekleriÇokSeviyorduOtuzYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeonikiHasretŞükrüGültekinAltıYaşındaBağlamaÇalmayaBaşlamışProfesyonelliğeAdımAtarakŞelpeTekniğiniUygulamayaBaşlamıştırBindokuzyüzseksenyedideİlkAlbümünüÇıkarmıştırİkinciSoloAlbümündekiYenilikOnunBağlamaDevrimcisiOlarakAnılmasınaNedenOlmuşturEserlereYaptığıYeniDüzenlemelerEzgilerdeKullanılmışÇokSesliliğeYıllardırAlışılagelmişDeyişYapısınıAnaHatlarınıÖzünüBozmadanVeBatıMüziğiRitmleriyleBirArayaGetirmesiyleBirlikteHalkMüziğiAdınaBirDevrimOlarakNitelendirilmiştirBağlamaVirtüözüŞarkıcıBesteciSözYazarıVeYapımcıYirmiikiYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeonüçMuammerÇiçekTiyatroYönetmeniYazarıŞiirYazıyorduŞehirPlanlamacısıİnadınaYaşamakAdlıTiyatroOyunuYazdıPirSultanAbdalTiyatrosuYönetmeniVeOyuncusuKüçükPrensAdlıOyundaDaOynamıştıSoğukÖlümünAcımasızPençeleriGeziniyorÜzerimdeKıyıyaVurmuşBaygınBirBalıkGibiAyılıpÇırpınmayaBaşlıyorumKorkuyorumBeniKavuracağındanGüneşinÇırpınıyorumAteşKumlardaYaşamakİçinUlaşmakİstiyorumDeliceSuyaNefesimeVeKendimeBirTemmuzSivasNişanlısıİnciİleYirmialtıYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeondörtİnciTürkGaziÜniversitesiEczacılıkFakültesiniBitirdiİlkTiyatroÇalışmalarınaAltındağKültürMerkezindeBaşlamıştıPirSultanAbdalTiyatroTopluluğununTeknikKadrosundaydıNedenyaşamakarşıbukadaracımasızlarYaşamakİstiyorumAmaKendimceNedenYaşamaKarşıBuKadarAcımasızlarNedenÖzgürlüğüBöyleKısıtlıyorlarYirmiikiYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeonbeşGülenderAkçaSivasDivriğindenBabasıKömürİşçisiOlduğundanCürekKasabasındaOkuduAnkaraBaşkentLisesiniBitirdiAçıköğretimFakültesiÖğrencisiydiDivriğiKültürVeYardımlaşmaDerneğindeÇalıştıKadınlarıÖrgütlüyorFolklorOynuyorduArkadaşlarıylaAnadoluSemahAraştırmaTopluluğuAsatıKurmakİçinÇalışıyorduİnsancaYaşamakİçinİnsanOlmanınOnuruİleYaşamakİsteyenİnsanlardanBiriOlmakİçinÇabaSarfEttiYirmibeşYaşındaSivastaMadımakOtelindeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeonaltıMehmetAtayFotoğrafçıÖzgürlüğünVeÇocuklarınFotoğrafınıÇekiyorduGaziÜniversitesiMaliyeYüksekOkuluMezunuyduOluşumTiyatrosuOyuncusuÇağdaşDivriğiGazetesiMuhabiriAmatörFotoğrafçıVeİstanbulDivriğiKültürDerneğiYönetimKuruluÜyesiydiGüvercinBesliyorduYirmibeşYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeonyediSaitMetinÇankırıMeslekYüksekOkulundanMezunGrupGüneUmuttaSazÇalıpTürküSöylüyorduPirSultanTiyatrosundaPirSultanAbdalıCanlandırıyorduAnneDeliMisinSenBenAradığımıBuldumYeşimleSözlüydüYirmiüçYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeonsekizYeşimÖzkanHacettepeÜniversitesiSosyalHizmetlerYüksekOkuluÖğrencisiydiBirdokuzyüzdoksanbirYılındaAnkaraSanatSahnesindekiAcıSınıfınLanetiOyunuylaBeğeniAldıBindokuzyüzdoksanikiYılındaPirSultanAbdalTiyatroTopluğunaGirdiPirSultanAbdalınEşiBallıhanRolündeydiSemahDönüyorduYirmiYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeondokuzHuriyeÖzkanDenemeLisesiniBirincisiGaziÜniversitesiEczacılıkFakültesindenMezunPirSultanAbdalDerneğindeSemahEkibindeVeTiyatrodaDaAnlatıcızanRolündeYeşimleKardeşİnciİleOkulArkadaşıYirmiikiYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeyirmiCarinaCuannaThuijisKültürAntrolopolojiÖğrencisiTürkKadınınınAileİçiRolüVeÇevreİleİlişkileriKonuluTezininAlanAraştırmalarıİçinTürkiyeyeGelirPirSultanAbdalKültürDerneğiŞenliklerineKatılırGünlüğüneSonundaBuŞehrinBirTürkKöktenDincilerTopluluğununBulunduğuBirYerOlduğunuÖğrendimBizUzunBirZamandıOteldeOturuyoruzDışarıdaDevasaVeKöktenDinciGrupBağırıpNaralarAtıyorFakatBenBütünBunlardanNeAnlarımKiDışarıdanYüksekTondaBağırmalarGeliyorAmaNeOlduğunuAnlamıyorumSonYazdıklarıdırYirmiüçYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeyirmibirGülsünKarababaSivasDivriğideDoğmuştuPirSultanAbdalKültürEtkinliklerineDivriğiKültürDerneğiKanadındanKatılmıştıYarinYanağındanGayriHerşeyOrtakGünlüğündenKendiKilidimiAçacağımKendimiAşacağımSıradanBiriOlmayacağımYirmiikiYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüceyirmiikiMuratGündüzSemahçıAnkaraÜniversitesiFenFakültesiFizikBölümüÜçüncüSınıfÖğrencisiOlanMuratPirSultanAbdalDerneğininGençlikKomisyonlarındaGörevAldıYirmiikiYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeyimiüçAhmetÖzyurtEnSevdikleriKitapOkumakVeSporYapmaktıHayatınHepAcılarınıAklınaGetirenKişiMutluDeğildirGerçektenMutluKişiİçindeBirİyilikHissedenKişiDemektirYazmıştıGünlüğüneAhmetDePirSultanAbdalDerneğindeSemahçıydıYirmibirYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeyirmidörtHandanMetinÖlseBileİsminiBırakıpYaşamakİstemişİseDeÖlmemişGibiYaşıyorAyrılmakBirDoğaKanunudurBirGünArkadaşlarındanYarınAilendenVeSonOlarakDaBuDünyadanAyrılacaksınAmaÖnemliOlanZihinlerdeBirİsimBırakmakÖlsenBileÖlmemişGibiYaşatılmaktırYirmiYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüceyirmibeşYaseminSivriBindokuzyüzdoksanbirdePirSultanAbdalDerneğininKültürelÇalışmalarınaKatıldıVeKısaSüredeSemahTopluluğunaGirdiDerneğinGençlikKomisyonuÜyesiVeAynıZamandaKütüphanedenSorumluyduKitaplarıCiltliyorNumaralandırıyorduKitapKurduyduBenimEnİyiArkadaşlarımKitaplarımİnsanlarÖldükleriZamanDeğilUnutulduklarıZamanÖlürlerOndokuzYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeyirmialtıAsumanSivriSemahHocasıOlmuştuÜçGruptaYüzeYakınKişiyeSemahÖğretiyorduSonGünAnnesineTakdirnamesininGelipGelmediğiniSorduTakdirnamesiniGöremedenOnaltıYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüceyirmiyediSerpilCanikPirSultanAbdalTiyatrosundaVeSemahEkibindeydiDernekteÖnceFolklorSonraSemahEkibindeSorumlulukAldıTicaretLisesindeOkurkenStajGördüğüBirKooperatifŞirketindeÇalışıyorBirYandanDaÜniversiteSınavlarınaHazırlanıyorduOndokuzYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeyirmisekizSerkanDoğanPirSultanAbdalDerneğininSemahEkibindeydiPirSultanAbdalOyunundaAliBabayıCanlandırıyorduPirSultanEtkinliklerindeKitapVeKasetStandındaGörevdeOndokuzYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüceyirmidokuzBelkısÇakırSemahçıGüneUmutMüzikGrubundaVokalistDernekteSemahtanSorumluOkumayıVeZülfüLivaneliŞarkılarınıSeviyorduÜniversiteSınavlarındaİşletmeBölümünüKazanmıştıOnsekizYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeotuzNurcanŞahinSivasŞarkışlaSaraçKöyüKültürVeDayanışmaDerneğininÇalışmalarındaGörevAlıyorduPirSultanAbdalDerneğininGençlikKomisyonuÜyesiydiSunuculukYapıpSemahDönüyorduDüşünceleriniHerOrtamdaAçıklamaktanVeSavunmaktanÇekinmezdiHacettepeÜniversitesiMatematikBölümünüKazandığınıÖğrenemediOnsekizYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeotuzbirÖzlemŞahinSivasŞarkışlaSaraçKöyündenDikmenLisesindenMezunPirSultanAbdalDerneğindeGençlikKomisyonuÜyesiydiDernektekiGöreviMakyözTiyatrodaİseKöylülerRolündeydiBelkiYaşlanacağımAmaAslaBüyümeyeceğimOnyediYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeotuzikiMenekşeKayaPirSultanAbdalDerneğindeSemahDönüyorVeTiyatrodaRolAlıyorduTurhalTokatAmasyaGümüşhaneHacıbektaşSenliklerindeTiyatrodaOynamışÍstanbulİzmirAnkaradaSemahDönmüştüKardeşiKoraylaSazÇalıpSemahDönerdiOnbeşYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeotuzüçKorayKayaBeşYaşındaOkumaYazmaÖğrendiÇokZekiydiSazÇalmayaDeyişlerSöylemeyeVeSemahaBaşlamıştıAblasıMenekşeSemahEkibindeydiBabasıİsmailKayanınSazınınKırılmasıKorayıÇokEtkilerAnnesineBabamınSazıKırıldıNeOturuyorsunHadiGidelimDerHissetmişGibiGitmekİsterSivastanOnikiYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeOtuzdörtAhmetÖztürkOtelÇalışanıydıGöreviBaşındaYirmibirYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeOtuzbeşKenanYılmazOtelÇalışanıydıGöreviBaşındaYirmibirYaşındaSivastaMadımakOteldeYakılarakÖldürüldüOtuzüçeOtuzaltıAhmetAlanSaldırganGrupİçindeÖldürmeyeGiderkenKurşunlaÖldürüldüOtuzüceOtuzyediHakanTürkgilSaldırganGrupİçindeÖldürmeyeGiderkenKurşunlaÖldürüldüSaldırgan

Gülhan Hakkında

1983 yılından bu yana ürettiği tüm yapıtlarındaki çıkış noktası “Evrenselliktir”. Özellikle insana dair evrenselliği işlemektedir. Çalışmalarını İstanbul Büyükada’da sürdürmektedir.  Gülhan bu çerçevede pek çok sergi, yerleştirme, performans, workshop, festival, çalıştay, etkinlik ve sanat fuarına katıldı. UPSD (Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği), SAGÜSAD (Sakarya Güzel Sanatlar Derneği) ve Güzel Sanatlar Birliği Dernekleri üyesidir. Güzelliğin Çoğaltılması Grubuyla performanslar yapmaktadır. Kurucu üyesi olduğu Adalar Bağımsız Sanat Platformu ile birlikte; 2014 yılında üç etkinlik, Adaların Deniz Kızı Heykelinin projesi ve yapımında lojistik destek ve performanslarla katkıda bulunmuştur. Seri katiller ve seri cinayetler üzerine çalışmalar yapmaktadır.

Katliamla Sergisi, “insan insanı öldürür” sergi projesinin bir kesitidir.

Sanatçı Hakkında Daha Detaylı Bilgi İçin tıklayınız

Cenevre Bildirgesi – Hekimlik Andı

1
HEKİMLİK ANDI - Dünya Tabipler Birliği Cenevre Bildirgesi

Cenevre Bildirgesi – Hekimlik Andı, ilk kez Dünya Tabipler Birliği’nin (DTB) 1948 yılı Eylül ayında İsviçre’nin Cenevre kentinde gerçekleşen 2. Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir. Hekimlik meslek ahlakı kurallarının temelleri, tüm dünyada kabul edilmiş bulunan ve Dünya Tabipler Birliği Cenevre Bildirgesi’nde somutlaşan değerlerdir.

Bildirge, DTB’nin 1968 yılı Ağustos ayında, Avustralya’nın Sydney kentinde düzenlenen 22. Genel Kurul Toplantısında, 1983 yılı Ekim ayında Venedik’te düzenlenen 35. Genel Kurulunda, İsveç’in Stockholm kentinde 1994 yılında düzenlenen 46. Genel Kurul Toplantısında değiştirilmiş; 2005 ve 2006 yıllarında Fransa’da gerçekleştirilen toplantılarda gözden geçirilmiştir.

Türk Tabipleri Birliği’nin 28 Haziran 2014 tarihinde yapılan 64. Büyük Kongresi’nde konu ele alınmış, Dünya Tabipler Birliği Cenevre Bildirgesi’nin ülke çapında Hekimlik Andı olarak kullanımının sağlanmasına karar verilmiştir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Cenevre Bildirgesi – Hekimlik Andı, Dünya Tabipler Birliği‘nin yürüttüğü iki yıllık bir çalışma sonucunda yeniden güncellenmiş;  2017 yılı Ekim ayında Chicago’da düzenlenen 68. Genel Kurul toplantısında, Türk Tabipleri Birliği’nin de katkılarıyla değiştirilerek son halini almıştır. Dünya Tabipler Birliği Konsey Başkanlığı‘nca Hekimlik Andı‘nı güncellemek için oluşturulan çalışma grubuna, Almanya, İsveç, ABD, Hindistan ve İsrail tabip birlikleriyle birlikte seçilen Türk Tabipleri Birliği, internetten yapılan taramalarda Hipokrat Yemini yerine bu metnin bulunma ve kullanılma olasılığının artıracağı gerekçesiyle Dünya Tabipler Birliği Cenevre Bildirgesi‘ne bir alt başlık olarak “Hekimlik Andı” isminin eklenmesini önermiş ve öneri kabul edilmiştir. Türk Tabipleri Birliği, günümüz mesleki değerleriyle uyuşmayan, keyfi değiştirilebilen ve internette çok çeşitli versiyonları bulunan Hipokrat Yemini yerine, fakültelerdeki tıp eğitimi sürecinde ve mezuniyet törenlerinde Dünya Tabipler Birliği Cenevre Bildirgesi/Hekimlik Andı‘nın kullanılmasını sağlamak üzere ülkedeki tüm tıp fakültesi dekanlıklarına, tıp etiği anabilim dallarına, tıp eğitimi anabilim dallarına ve uzmanlık derneklerine Hekimlik Andı‘nın birer kopyasını yollamaktadır.

Dünya Tabipleri Birliği Cenevre Bildirgesi, 2006

“Hekimlik mesleğin bir üyesi olarak;

Yaşamımı insanlığını hizmetine adayacağıma,Hastanın sağlığına v esenliğine

her zaman öncelik vereceğime,

Hastamın özerkliğine ve onuruna saygı göstereceğime,

İnsan yaşamına en üst düzeyde saygı göstereceğime,

Görevimle hastam arasına ; yaş, hastalık ya da engellilik, inanç, etnik köken, cinsiyet, milliyet, politik düşünce , ırk, cinsel yönelim, toplumsal konum ya da başka herhangi bir özelliğin girmesine izin vermeyeceğime,

Hastamın bana açtığı sırları , yaşamını yitirdikten sonra bile gizli tutacağıma,

Mesleğimi vicdanımla, onurumla ve iyi hekimlik ilkelerini gözeterek uygulayacağıma

Hekimlik mesleğinin onurunu ve saygın geleneklerini bütün gücümle koruyup geliştireceğime

Mesleğimi bana öğretenlere, meslektaşlarıma ve öğrencilerime hak ettikleri saygıyı ve minnettarlığı göstereceğime,

Tıbbi bilgimi hastaların yararı ve sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi için paylaşacağıma,

Hizmeti en yüksek düzeyde sunabilmek için kendi sağlığımı , esenliğimi ve mesleki yetkinliğimi korumaya dikkat edeceğime,

Tehdit ediliyor olsam bile, tıbbi bilgilerimi, insan haklarını ve bireysel özgürlüklerini çiğnemek için kullanmayacağıma,

Kararlılıkla, özgürce ve onurum üzerine,

Ant içerim”

Cenevre Bildirgesi – Hekimlik Andı

TTB Yönetim Kurulu Üyelerinin gözaltına alınması üzerine İstanbul Tabip Odasının Duvarına 2018 yılında Hekimlik Andı Asılmıştır

Mültecilere Karşı Muameleye İlişkin İlkeler

0

Mültecilere Karşı Muameleye İlişkin İlkeler, Asya-Afrika Hukuksal Danışma Komitesi tarafından  1966 yılında Bangkok’ta düzenlenen sekizinci oturumda kabul edilmiş olan insan hakları belgelerindendir.

Mültecilere Karşı Muameleye İlişkin İlkeler

1. Madde
“Mülteci” teriminin tanımı

Mülteci ırk, renk, din, siyasi inanç ya da belirli bir toplumsal gruba mensubiyeti yüzünden zulüm ya da haklı bir temele dayanan zulme uğrama korkusu nedeniyle:

(a) vatandaşı olduğu Devleti, ya da milliyetine mensup olduğu Ülkeyi veya bir vatandaşlığa sahip değilse sürekli ikamet ettiği Devlet ya da Ülkeyi terk eden; veya,

(b)böyle bir Devlet ya da Ülkenin dışında iken; buraya geri dönmesi ya da korumasından yararlanması mümkün olmayan ya da bunu istemeyen kimsedir.

İstisnalar

(1) Birden fazla vatandaşlığı olan bir kimse, vatandaşı olduğu herhangi bir Devlet ya da Ülkenin korunmasından yararlanma konumunda ise, mülteci olamaz.

(2) Bir kimse sığınma Ülkesine kabul edilmesinden önce barışa karsı bir suç/bir savaş suçu, ya da insanlığa karsı bir suç ya da siyasi olmayan ciddi bir suç islemişse ya da Birleşmiş Milletler ‘in amaç ve ilkelerine aykırı eylemlerde bulunmuş ise, mülteci olamaz.

Açıklama

Bir mültecinin bakmakla yükümlü olduğu kimseler mülteci sayılırlar.

Açıklama

“Terk eden” ifadesi gönüllü ve gönülsüz terki kapsar.

Notlar

(i) Gana Delegasyonu bu Maddeye çekince koymuştur.

(ii) Irak, Pakistan ve Birleşik Arap Emirlikleri Delegasyonları, kendi fikirlerine göre, “Mülteci” teriminin, yasadışı bir eylem baskısı altında ya da ülkesine bir yabancı güç tarafından işgal amacıyla tümüyle ya da kısmen saldırılması sonucunda ülkesini terk etmeye zorlanan bir kimseyi de kapsadığı görüsünü dile getirmişlerdir.

(ii) Seylan ve Japonya Delegasyonları “zulüm” ifadesinin ayrımcılık ya da haksız muameleden daha çok şey anlattığı, uygar ulusların vicdanını sarsan davranışları kapsadığı görüsünü dile getirmişlerdir.

(iv) Japonya ve Tayland Delegasyonları; paragraf (a)’nın son satırındaki “veya” sözcüğünün “ve” sözcüğüyle değiştirilmesi gerektiği görüsünü ifade etmişlerdir.

(v) İstisna (2)’deki “sığınma Ülkesine girişinden önce” sözcükleri; Seylan Delegasyonunun önerisi üzerine Taslak Maddenin orijinal metnine değişiklik olarak eklenmiştir. Hindistan, Endonezya, Japonya ve Pakistan Delegasyonları tarafından kabul edilmiştir. Irak ve Tayland Delegasyonları bu değişikliği kabul etmemiştir.

(vi) Japonya Delegasyonu (iv) notundaki öneriye ilişkin olarak Maddeye aşağıdaki paragrafın eklenmesini önermiştir:

“Yukarıda sözü edilen zulümden haklı olarak korku duymasına neden olan olaylar sırasında vatandaşı olduğu Devletin ya da milliyetine mensup olduğu Ülkenin dışında bulunan, ya da hiçbir vatandaşlığı yoksa, daimi ikamet ettiği Devlet ya da Ülkenin dışında bulunan ve bu Ülkeye geri dönemeyen ya da dönmek ya da korunmasından yararlanmak istemeyen gönülsüz olan kimse mülteci olarak sayılacaktır.”
Seylan, Hindistan, Endonezya, Irak ve Pakistan Delegasyonları bu ek paragrafın gereksiz olduğu görüsünü belirtmişlerdir. Taylan Delegasyonu bu paragrafa çekince koymuştur.

2. Madde
Mülteci Statüsünün Yitirilmesi

1. Eğer bir mülteci:

(i) vatandaşı olduğu Devlete ya da milliyetine mensup olduğu Ülkeye, sürekli ikamet ettiği Devlet ya da Ülkeye gönüllü olarak kalıcı dönüş yaparsa; ya da

(ii) vatandaşı olduğu Devlet ya da Ülkenin korumasından gönüllü olarak tekrar yararlanmaya baslarsa; ya da

(ii) gönüllü olarak bir başka Devlet ya da Ülkenin vatandaşlığını elde ederse ve bu Devlet ya da Ülkenin korumasına hak kazanırsa mülteci statüsünü yitirir.

2. Bir mülteci, mülteci olmasına neden olan koşullar ortadan kalktıktan sonra vatandaşı olduğu Devlete ya da milliyetine mensup olduğu Ülkeye, ya da, hiçbir vatandaşlığı yoksa, sürekli ikamet ettiği Devlet ya da Ülkeye geri dönmezse, ya da söz konusu Devlet ya da Ülkenin korumasından yararlanmayı başaramazsa mülteci statüsünü yitirir.

Açıklama

Mültecinin mülteci olmasına neden olan koşulların ortadan kalkıp kalkmadığına mülteciye sığınma hakkını tanıyan Devlet karar verir.

Notlar

(i) Irak ve Birleşik Arap Emirlikleri Delegasyonları paragraf 1 (ii)’e çekince koymuşlardır.

(ii) Tayland Delegasyonu paragraf 1 (ii)’de mülteci statüsünün kaybının ancak mülteci başarılı bir biçimde vatandaşı olduğu Devletin korumasından yeniden yararlandığında gerçekleşeceğini, çünkü korunma hakkının bireye değil ülkesine ait olduğunu kaydetmiştir.

3. Madde
Bir Mülteciye Sığınma Tanınması

1. Bir Devlet ülkesinde bir mülteciye sığınma tanıma ya da reddetme konusunda mutlak hakka sahiptir.

2. Bir mülteciye böyle bir sığınma tanıma hakkının gerçekleştirilmesine tüm öteki Devletlerce saygı gösterilecektir ve düşmanca bir eylem olarak görülmeyecektir.

3. Bu İlkelere uygun olarak sığınma arayan hiç kimse, ulusal güvenlik ya da nüfusun korunmasına ilişkin ciddi nedenler dışında, bir ülkede yaşamını, fiziksel bütünlüğünü ya da özgürlüğünü tehlikeye sokan zulümden duyduğu haklı bir korku varsa o ülkeye geri dönmesi ya da orada kalması zorunluluğuyla sonuçlanacak sınırda geri çevrilme, geri gönderilme ya da ihraç gibi önlemlere maruz bırakılamaz.

4. Bir Devlet sığınma arayan bir kimseye yukarıdaki önlemlerden herhangi birini uygulamaya karar verdiği durumlarda, tehlike altına giren kimsenin bir başka ülkede sığınma aramasını olanaklı kılacak biçimde söz konusu kimseye uygun gördüğü koşullar altında geçici sığınma hakkı tanımalıdır.

4. Madde
Geri Dönme Hakkı

Bir mülteci eğer isterse vatandaşı olduğu Devlete ya da milliyetinin mensup olduğu ülkeye geri dönme hakkına sahiptir; ve bu durumda onu kabul etme görevi söz konusu Devlete ya da Ülkeye aittir.

5. Madde
Tazminat Hakkı

1. Bir mülteci; terk ettiği ya da geri dönemediği Devlet ya da Ülkeden tazminat alma hakkına sahiptir.

2. Paragraf 1’de sözü edilen tazminat, bedensel hasar, kişi özgürlüğünün insan haklarına aykırı bir biçimde elinden alınması, mültecinin bakmakla yükümlü olduğu kimselerin ya da mültecinin bağımlı olduğu kimsenin ölümü, ve Devlet ya da Ülke yetkilileri, kamu görevlileri ya da yağmacılar tarafından mülkiyete ve mallara zarar verilmesi gibi kayıplar için söz konusu olacaktır.

Notlar

(i) Pakistan ve Birleşik Arap Emirlikleri Delegasyonları; paragraf 2’de “gibi kayıplar için” sözcüklerine “de” sözcüğünün eklenmesi gerektiği görüsünü belirtmişlerdir.

(ii) Hindistan ve Japonya Delegasyonları “kişi özgürlüğünün insan haklarına aykırı bir biçimde elinden alınması” sözcüklerinin çıkarılması gerektiği görüsünü dile getirmişlerdir.

(iii) Seylan, Japonya ve Tayland Delegasyonları, paragraf 2’ye ” söz konusu Devletin yabancılara muamele konusunda uluslararası hukuk çerçevesinde devlet sorumluluğu üstlendiği durumlarda” sözcüklerinin eklenmesini önermişlerdir.

(iv) Seylan, Japonya, Pakistan ve Tayland Delegasyonları, mültecinin vatandaşı olduğu Devlete geri dönme hakkının reddedilmesi durumunda da tazminat ödenebilmesi gerektiği görüsünü dile getirmişlerdir.

(v) Seylan Delegasyonu bu Madde ‘de “ya da ülke” sözcüklerinin yer almasına karsı çıkmıştır.

(vi) Seylan, Gana, Hindistan ve Endonezya Delegasyonları, konumu netleştirmek için bu Madde’nin 2. Paragrafındaki “yağmacılar tarafından” sözcüklerinden sonra “mültecinin söz konusu Devleti ya da Ülkeyi terk etmesine neden olan olaylardan kaynaklanan bir biçimde” sözcüklerinin eklenmesi gerektiği görüsünü belirtmişlerdir.

6. Madde
Asgari Muamele Standardı

1. Bir Devlet mültecilere genel olarak benzer koşullardaki yabancılara genel olarak uygun görülen muameleden daha kötü muamelede bulunamaz.
2. Önceki cümlede sözü edilen muamele standardı, Komite’nin yabancıların statüsüne ilişkin Nihai Raporu’nda yer alan ve bu ilkelere eklenen yabancılarla ilgili hakları, mültecilere uygulanabilir oldukları ölçüde kapsayacaktır.
3. Bir mülteci, doğası gereği bir mültecinin gerçekleştiremeyeceği yükümlülükleri gerçekleştirmediği gerekçesiyle herhangi bir haktan yoksun bırakılamaz.
4. Bir mülteci, kabul edildiği Devlet ile vatandaşı olduğu Devlet ya da Ülke ya da, vatansız ise, daha önce sürekli ikamet ettiği Devlet ya da Ülke arasında bazı hakların tanınması açısından karşılıklılık olmadığı gerekçesiyle herhangi bir haktan yoksun bırakılamaz.

Notlar

(i) Irak ve Pakistan Delegasyonları; bir mülteciye genel olarak sığındığı ülke vatandaşlarına uygulanan muamele standardının tanınması gerektiği görüsündeydiler.

(ii) Endonezya Delegasyonu Maddenin 3. Paragrafına çekince koymuştur.

(iii) Endonezya ve Tayland Delegasyonları Maddenin 4. Paragrafına çekince koymuşlardır.

7. Madde
Yükümlülükler

Bir mülteci sığındığı ülkenin ulusal güvenliğini tehlikeye sokacak yıkıcı etkinliklerde, ya da Birleşmiş Milletlerin amaç ve ilkeleriyle uyumsuz ya da bunlara aykırı eylemlerde bulunamaz.

Notlar

(i) Hindistan, Japonya ve Tayland Delegasyonları bu Madde ‘deki “sığındığı ülke” sözcüklerinden sonra; “ya da başka herhangi bir ülke” sözcüklerinin eklenmesi gerektiği görüsünü belirtmişlerdir. Diğer Delegasyonlar böyle bir eke gerek olmadığı görüsündeydiler.

(ii) Irak Delegasyonu bu Madde ‘de söz konusu olanın Devletin değil mültecinin hak ve yükümlülüğü olması nedeniyle “ya da Birleşmiş Milletlerin amaç ve ilkeleriyle uyumsuz ya da aykırı eylemlerde” sözcüklerinin yer almasının uygun olmadığı görüsündeydi.

8. Madde
İhraç ve Sınır dışı etme

1. Bir Devlet, ulusal ya da kamusal çıkar ya da sığınma koşullarının ihlali gerekçeleri dışında, bir mülteciyi ihraç edemez.

2. Devlet, bir mülteciyi ihraç etmeden önce; mülteciye bir başka Devletten kabul arayabileceği makul bir süre tanıyacaktır. Ancak söz konusu Devlet bu süre içinde gerekli gördüğü iç önlemleri uygulama hakkına sahiptir.

3. Bir mülteci, ırkı, rengi, dini, siyasal inancı ya da belirli bir toplumsal gruba aidiyeti nedeniyle yaşamının ya da özgürlüğünün tehdit altında olduğu bir Devlete ya da Ülkeye sınır dışı edilemez ya da geri gönderilemez.

Notlar

(i) Seylan, Gana ve Japonya Delegasyonları paragraf 1’in metnini kabul etmemişlerdir.

Bu Delegasyonların görüsüne göre bu paragrafın metni aşağıdaki gibi olmalıdır:

“Bir devlet, ulusal güvenlik ya da kamu düzeni ya da sığınmanın hayati ya da temel koşullarından herhangi birinin ihlali gerekçeleri dışında bir mülteciyi ihraç ya da sınır dışı edemez.”

(ii) Seylan ve Gana Delegasyonları paragraf 2’deki “iç önlemleri” sözlerinden önce; “genel olarak böyle koşullarda yabancılara uygulandığı biçimiyle” sözcüklerinin eklenmesi gerektiği görüsünü belirtmişlerdir.

9. Madde

Bu Maddelerde yer alan hiçbir ifade bir Devlet tarafından mültecilere tanınmış olan ya da bundan sonra tanınabilecek olan daha yüksek hakları ve yararları engelleyici biçimde yorumlanamaz.

İyi İdare Yasası

0

İyi İdare Yasası, AVRUPA KONSEYİ BAKANLAR KOMİTESİNİN İYİ İDARE KONUSUNDA ÜYE DEVLETLERE CM/REC(2007) SAYILI TAVSİYE KARARI’na ek olarak düzenlenmiş, Bakanlar Komitesinin 20 Haziran 2007 tarihli 999 bis sayılı Bakan Temsilcileri toplantısında kabul edilmiştir.

İyi idare, iyi yönetişimin bir görünümüdür. İyi yönetim, sadece yasal düzenlemelerle ilgili değildir; örgütlenme ve yönetme kalitesine bağlıdır. Etkililik, verimlilik ve toplumun ihtiyaçlarına duyarlılık gereklerini karşılamak zorundadır.

İyi İdare Yasasını benimsemek, kamu mallarını ve diğer kamu çıkarlarını, takip etmeyi, gözetmeyi ve korumayı gerektirmektedir. İyi İdare, bütçe gereklerine uymak zorundadır. Her türlü yozlaşmayı dışlaması gerekmektedir.

İyi İdare Yasası

Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Statüsü’nün 15/b hükmüne göre,
Parlamenterler Asamblesi’nin 1615 (2003) sayılı ve Bakanlar Komitesi’ni, iyi idare temel hakkını tanımlamak, böylelikle etkili uygulanmasını sağlamak amacıyla bir temel hak olarak iyi idare hakkına ilişkin bir metin hazırlamaya ve özellikle Bakanlar Komitesi’nin R (80) 2 sayılı Tavsiye Kararı ile (77) 31 sayılı Kararını ve Avrupa İyi İdari İşleyiş Yasası’na (2001) dayanan kapsamlı ve bütünlüklü tek bir iyi idare yasası modeli kaleme almaya davet eden tavsiyesini dikkate alarak;
Bakanlar Komitesi’nin İdari İşlemler Karşısında Bireylerin Korunmasına İlişkin (77) 31 sayılı Kararı’nı dikkate alarak;
Bakanlar Komitesi’nin İdari Takdir Yetkisine İlişkin R (80) 2 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate alarak;
Bakanlar Komitesi’nin İdare Tarafından Tutulan Bilgilere Erişim Hakkına İlişkin R (81) 19 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate alarak;
Bakanlar Komitesi’nin İdarenin Sorumluluğuna İlişkin R (84) 15 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate alarak;
Bakanlar Komitesi’nin Çok Sayıda Kişiyi Etkileyen İdari Usule İlişkin R (87) 16 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate alarak;
Bakanlar Komitesi’nin İdare Tarafından Tutulan Kişisel Verilerin Üçüncü Kişilere Verilmesine İlişkin R (91) 10 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate alarak;
Bakanlar Komitesi’nin Avrupa’da Kamu Görevlilerinin Statüsüne İlişkin R (2000) 6 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate alarak;
Bakanlar Komitesi’nin Kamu Görevlileri Davranış Kodlarına İlişkin R (2000) 10 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate alarak;
Bakanlar Komitesi’nin Resmi Belgelere Erişim Hakkına İlişkin R (2002) 2 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate alarak;
Bakanlar Komitesi’nin İdare Hukukunda Mahkeme Kararlarının ve İdari İşlemlerin Uygulanmasına İlişkin R (2003) 19 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate alarak;
Bakanlar Komitesi’nin İdari İşlemlerin Yargısal Denetimine İlişkin R (2004) 20 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate alarak;
Avrupa Konseyi’nin üyeleri arasında daha büyük bir birlik sağlamak hedefine sahip olduğunu gözönünde bulundurarak;
Demokratik toplumlarda idarenin temel bir rol oynadığını; idarenin pek çok alanda etkin olduğunu; bu etkinliklerinin özel kişilerin hak ve menfaatlerini etkilediğini; ulusal yasaların ve özellikle Avrupa Konseyi’ninkiler olmak üzere çeşitli uluslararası düzenlemelerin,  kişilere idare karşısında belirli haklar verdiğini ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin özel kişilerin idare ile ilişkilerinde korunması amacıyla İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’yi uyguladığını gözönünde bulundurarak;
İdarenin özel kişilere hizmet sunması gerektiğini, kurallar çıkarttığını ve talimatlar verdiğini ve idarenin harekete geçmesi gerektiğinde de bunu makul bir süre içinde yapmak zorunda olduğunu gözönünde bulundurarak;
Kötü yönetim örneklerinin, idarenin hareketsizliğinden kaynaklansın veya kaynaklanmasın karar almadaki gecikmelerin veya yasal yükümlülüklerin ihlalinin, yargısal yolları da içerebilecek uygun yöntemlerle yaptırıma tabi tutulması gerektiğini gözönünde bulundurarak;
İyi idarenin, yasaların konuya uygun, tutarlı, açık, kolay anlaşılabilir ve ulaşılabilir olma nitelikleri geliştirilerek sağlanması gerektiğini gözönünde bulundurarak;
İyi idarenin, kamu hizmetlerinin toplumun temel ihtiyaçlarını karşılaması anlamına geldiğini gözönünde bulundurarak;
İyi idarenin pek çok durumda, devletin faaliyetlerinden doğrudan etkilenenlerin, özellikle zayıf ve hassas olanların hak ve çıkarları ile toplumun çıkarları arasında uygun bir denge kurulmasını gerektirdiğini gözönünde bulundurarak ve devletle ilişkilerinde bireylerin çıkarlarını korumayı hedefleyen yöntemlerin kimi durumlarda diğer kişilerin veya daha geniş kesimlerin çıkarlarını da koruyacağını kabul ederek;
İyi idarenin, iyi yönetişimin bir görünümü olduğunu; iyi yönetimin, sadece yasal düzenlemelerle ilgili olmadığını; örgütlenme ve yönetme kalitesine bağlı olduğunu; etkililik, verimlilik ve toplumun ihtiyaçlarına duyarlılık gereklerini karşılamak zorunda olduğunu; kamu mallarını ve diğer kamu çıkarlarını, takip etmeyi, gözetmeyi ve korumayı gerektirdiğini; bütçe gereklerine uymak zorunda olduğunu ve her türlü yozlaşmayı dışlaması gerektiğini gözönünde bulundurarak;
İyi idarenin, idarenin sahip olabileceği uygun insan kaynağı ile kamu görevlilerinin niteliklerine ve kamu görevlerinin hizmet içi eğitimlerine bağlı olduğunu gözönünde bulundurarak;
İdarenin görevinin gerektirdiği kamu gücü ayrıcalıkları kullandığını, bunu karşılık bu yetkilerin, aşırı ve uygunsuz biçimde kullanıldığında özel kişilerin haklarını ihlal edebileceğini gözönünde bulundurarak;
Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’nda (2000) olduğu gibi idareye ilişkin olarak kişilere tanınmış mevcut hakları iyi idare hakkıyla bütünleştirmenin ve bunun içeriğini belirmenin arzu edilir olduğunu gözönünde bulundurarak;
İyi idare hakkının gereklerinin genel bir yasal düzenleme ile güçlendirilebileceğini; bu gereklerin, hukuk devletinin yasallık, eşitlik, yansızlık, orantılılık, yasal kesinlik, makul sürede harekete geçmek, katılım, mahremiyete saygı ve açıklık gibi temel ilkelerinden türediğini; bu ilkelerin, özel kişilerin hak ve çıkarlarının korunmasına yönelik yöntemlere destek olduğunu, özel kişileri bilgilendirdiğini, onların idari kararların alınmasına katılımlarını sağladığını gözönüne alarak;

Üye ülke hükümetlerine,

–      Hukuk devleti ilkeleri ve demokrasi çerçevesinde iyi idareyi geliştirmeyi;

–      Etkililiği, verimliliği ve harcanan paranın karşılığını almayı sağlayan bir idari örgütlenme ve işleyişle iyi idareyi geliştirmeyi;

 Bu ilkeler, üye ülkelerin,

  • Hedefler saptaması ve idare ile görevlilerinin bu hedefleri gerçekleştirip gerçekleştirmediklerini düzenli olarak izlemek ve ölçmek için performans ölçütleri geliştirmelerini;
  • İdari birimleri, yasal sınırlar içinde, hizmetlerinin uygun bir maliyetle verilip verilmediğini ve görevden alınmalarının veya değiştirilmelerinin gerekip gerekmediğini düzenli olarak denetlemeye zorlamalarını;
  • İdareyi en iyi sonuçları elde edebilecek en iyi araçları bulmaya zorlamalarını;
  • İdare ve görevlilerinin faaliyetleri üzerinde uygun bir iç ve dış denetim sağlamalarını gerektirir.

–          Bu tavsiye kararına ekli olan model yasadaki ilkeleri uygun biçimde benimseyerek üye ülkelerin idarecileri tarafından etkili biçimde uygulanmasını sağlayarak ve bölgesel ve yerel yönetimlerin aynı ilkeleri benimsemesi için devletin anayasal ve yasal yapısı içinde ne yapılabilirse hayata geçirerek herkesin yararına olarak iyi idare hakkını geliştirmeyi tavsiye eder.

Bakanlar Komitesi’nin CM/Rec(2007)7 sayılı Tavsiye Kararına Ek

İyi İdare Yasası

Madde 1 – Kapsam

1-Bu yasa, iyi idarenin sağlanabilmesi için, özel kişilerle ilişkilerinde idarece uyulacak ilke ve kuralları koymaktadır.

2-Bu yasanın uygulanmasında “idare”,

a-Devlet, yerel yönetimler ve özerk birimler dahil her tür ve düzeydeki, kamu hizmeti sunan ve kamu yararına hareket eden kamu hukuku birimlerini;

b-Kamu yararına hareket eden veya kamu hizmeti sunan bir idarenin ayrıcalıklarını kullanan özel hukuk birimlerini anlatır.

3-Bu yasanın uygulanmasında “özel kişiler”, idarenin faaliyetlerine tabi olan özel hukuk gerçek ve tüzelkişilerini anlatır.

  1. Bölüm
İyi İdarenin İlkeleri
Madde 2 – Yasallık ilkesi
  1. İdare yasaya uygun faaliyette bulunur. Takdir yetkisini kullandığında da keyfi kararlar alamaz.
  2. İç hukuk, uluslararası hukuk ile faaliyetlerini, örgütleniş ve işleyişini düzenleyen hukukun genel ilkelerine uyar.
  3. Yetkilerini ve işleyiş yöntemlerini düzenleyen kendi içdüzen kurallarına uygun davranır.
  4. Yetkilerini ancak, yasa ve olguların izin verdiği biçimde ve yalnızca yetkinin verildiği amaca uygun olarak kullanır.
Madde 3 – Eşitlik İlkesi
  1. İdare eşitlik ilkesine uyar.
  2. Aynı durumda bulunan özel kişilere aynı muameleyi yapar. Özel kişiler arasında etnik köken, dini inanç veya diğer kanaatlere dayalı ayrım yapamaz. Her türlü farklı muamele nesnel gerekçelere dayanmalıdır.
Madde 4 – Tarafsızlık İlkesi
  1. İdare tarafsızlık ilkesine uygun faaliyette bulunur.
  2. Yalnızca ilgili verileri dikkate alarak nesnel biçimde davranır.
  3. Önyargılı biçimde faaliyette bulunamaz.
  4. İdare, görevlilerinin faaliyetlerini kişisel inanç ve çıkarlardan bağımsız olarak tarafsız biçimde yerine getirmesini sağlar.
Madde 5 – Orantılılık İlkesi
  1. İdare orantılılık ilkesine uygun faaliyette bulunur.
  2. İdare, özel kişilerin hak ve çıkarlarını etkileyen önlemlere ancak gerekli olduğunda ve amacın gerektirdiği ölçüde başvurur.
  3. İdare takdir yetkisi kullandığında, kararının özel kişilerin hak ve çıkarları üzerindeki her türlü olumsuz etkisi ile takip edilen amaç arasında uygun bir denge kurar. Alınan hiç bir önlem aşırı olmamalıdır.
Madde 6 – Hukuki Kesinlik İlkesi 
  1. İdare hukuki kesinlik ilkesine uygun faaliyette bulunur.
  2. Hukuken meşru olan durumlar dışında geçmişe etkili kararlar alamaz.
  3. Kamu yararı mutlak olarak gerektirmediği sürece, kazanılmış haklara ve kesinleşmiş hukuksal durumlara dokunamaz.
  4. Özellikle yeni yükümlülüklerin getirildiği bazı durumlarda, geçiş hükümleri koymak veya yeni düzenlemenin yürürlüğü için süre tanımak gerekebilir.
Madde 7 – Makul Süre İçinde Faaliyette Bulunma İlkesi

İdare yükümlülüklerini makul süre içinde yerine getirir ve makul süre içinde faaliyette bulunur.

Madde 8 – Katılım İlkesi

Acil durumlar dışında idare, özel kişilere, hak ve çıkarlarını etkileyen idari kararların hazırlığına ve uygulanmasına uygun araçlarla katılma olanağı tanır.

Madde 9 – Mahremiyete Saygı İlkesi 
  1. İdare, özellikle kişisel verilerin işlenmesinde, mahremiyet ilkesine uyar.
  2. Kişisel veri ve dosyaların, özellikle elektronik ortamda işlenmesi yetkisi bulunduğunda idare, mahremiyeti güvence altına alan tüm zorunlu önlemleri alır.
  3. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin kurallar, özellikle kişisel verilere erişim ve hatalı veriler ile tutulmaması gereken verilerin düzeltilmesi veya silinmesine ilişkin kurallar idare tarafından işlenen verilere de uygulanır.
Madde 10 – Açıklık İlkesi
  1. İdare açıklık ilkesine uygun faaliyette bulunur.
  2. İdare, karar ve işlemlerinden özel kişileri, resmi belgelerin yayınlanması da dahil olabilecek şekilde uygun araçlarla haberdar eder.
  3. Kişisel verilerin korumasına ilişkin kurallara uygun olarak resmi belgelere erişim hakkını tanır.
  4. Açıklık ilkesi, yasayla korunmuş gizliliğe zarar veremez.
II. Bölüm
İdari İşlemleri Düzenleyen Kurallar
Madde 11 – Tanımlar
  1. Bu yasanın uygulanmasında, “idari işlemler”, idarenin kamu gücü ayrıcalıklarını kullanarak aldığı düzenleyici ve düzenleyici olmayan kararları anlatır.
  2. Düzenleyici işlemler, genel uygulamaya sahip kurallardır.
  3. Düzenleyici olmayan işlemler birel veya başka türlü olabilir. Birel işlemler, yalnızca bir veya daha fazla bireye yönelmiş işlemlerdir.
Madde 12 – İdarenin İşlem Yapması İçin Harekete Geçmesi

İdari işlemler, idare tarafından kendiliğinden veya özel kişilerin istemi üzerine yapılır.

Madde 13 – Özel Kişilerin İstemleri
  1. Özel kişiler, idareden yetkisi içindeki konuda birel işlem yapmasını isteme hakkına sahiptir.
  2. İdarenin istem üzerine alacağı kararlar, yasa tarafından da belirlenebilecek, makul bir süre içinde alınır. İdarenin istemi yanıtsız bırakmasına karşı düzeltici yollar öngörülmelidir.
  3. İstem, yetkili olmayan bir idareye yapıldığında, idare bu istemi mümkünse yetkili birime gönderir ve istem sahibini bundan haberdar eder.
  4. Birel işlem yapılmasına ilişkin istemlerin alındığı başvurucuya, muhtemel karar alma süresi ve karar alınmazsa gidilebilecek yasal başvuru yolları da belirtilerek bildirilir. İdarenin istem üzerine derhal işlem yaptığı durumlarda alındı bildirimi gerekmeyebilir.
Madde 14- Birel İşlemlerde Özel Kişilerin Dinlenilme Hakkı

İdare özel kişilerin haklarını doğrudan ve olumsuz etkileyecek bir birel işlem yapmayı tasarladığında ve bu kişilere görüşlerini açıklama imkanı verilmediğinde, bu kişiler, açıkça gereksiz değilse, makul bir sürede ve ulusal hukuk tarafından tanınmış biçimde ve gerektiğinde seçtikleri bir kişinin yardımıyla görüşlerini açıklama imkanına sahiptir.

Madde 15 –Düzenleyici Olmayan İşlemlere Özel Kişilerin Katılım Hakkı
  1. İdare belirsiz sayıda kişiyi etkileyebilecek bir düzenleyici olmayan işlem yapmayı tasarladığında, bu kişilerin işlemin yapılması sürecine katılımına olanak sağlayacak inceleme, dinlenilme, yetkili idarenin danışsal bir organında temsil, danışılma ve soruşturma gibi yöntemler getirir.
  2. Bu işlemle ilgili olanlar, yapılacak işlemin içeriği hakkında açıkça bilgilendirilir ve görüşlerini tam olarak açıklayabilmeleri için olanak tanınır. Bu süreç makul süre içinde tamamlanır.
Madde 16 – Özel Kişilerin İşlem Maliyetine Katılması

İdari işlem dolayısıyla özel kişilerce idareye masraf ödenmesi sözkonusu olduğunda bu adil ve makul olmalıdır.

Madde 17 – İdari İşlemlerin Biçimi
  1. İdari işlemler basit, açık ve anlaşılır bir dille yazılır.
  2. Her birel işlemde, en azından bireysel hakları etkileyen her birel işlemde, kararın dayandığı maddi ve hukuki temelleri gösteren uygun gerekçeler bulunur.
Madde 18 – İdari İşlemlerin Duyurulması
  1. İşlemle ilgili olanların işlem hakkında kesin ve kapsamlı bilgi sahibi olabilmeleri için idari işlemler duyurulur. Duyuru, kişiye bildirim biçiminde olabileceği gibi genel bildirim biçiminde de olabilir.
  2. Birel işlemle ilgili olanlara, yalnızca genel bildirimin mümkün olabildiği istisnai durumlar dışında kişisel bildirimde bulunulur. Her iki durumda da işleme karşı başvuru yöntemleri, süresi dahil olmak üzere bildirimde yer alır.
 Madde 19 – İdari İşlemlerin Etkisini Gösterme Anı
  1. İdari işlemler, yasal istisnalar dışında yapıldığı veya bildirildiği tarihten önceye, geçmişe etki doğurmaz.
  2. Acil durumlar dışında, idari işlemler uygun biçimde duyurulmadığı sürece etkili olmaz..
Madde 20 – İdari İşlemlerin Uygulanması
  1. İdari makamlar, yetki alanlarındaki idari işlemlerin uygulanmasından sorumludur.
  2. Özel kişilerin idari kararlara uymasını sağlamak için, ilke olarak, uygun bir ceza ve idari yaptırımlar sistemi kurulur.
  3. İdare özel kişilere, üzerlerine düşen yükümlülükleri yerine getirmeleri için, zamanında bildirilmek şartıyla acil durumlar dışında makul bir süre tanır.
  4. İdari işlemlerin zorla uygulanması yasa tarafından açıkça düzenlenmelidir. İşlemin uygulanmasına maruz kalan özel kişi, izlenen yöntem ve bunun gerekçesi hakkında bilgilendirilir. Zorla uygulama önlemleri orantılı olmalıdır.
Madde 21– Birel İdari İşlemlerin Değiştirilmesi

İdare, kamu yararı gerektirdiğinde birel idari işlemleri değiştirebilir veya geri alabilir, ancak bunu yaparken özel kişilerin hak ve çıkarlarına da saygı göstermelidir.

III. Bölüm
Başvurular
Madde 22 – İdari İşlemlere Karşı Başvurular
  1. Özel kişiler, kendi hak ve çıkarlarını doğrudan etkileyen idari işlemlerin yargısal denetimini, doğrudan işleme karşı dava açarak veya başka davada bekletici mesele yaparak sağlayabilirler.
  2. İlke olarak, yargısal denetimi önceleyen idari başvurular bulunmalıdır. Bunlar kimi durumlarda zorunlu olabilir. İdari başvurular, idari işlemlerin esasına veya yasallığına ilişkin olabilir.
  3. Özel kişiler, idari işlemlere karşı başvuruda bulundukları için idarenin herhangi bir önyargısına maruz kalmamalıdır.
Madde 23 – Tazmin
  1. İdare, hukuka aykırı idari işlemlerden ya da idarenin veya görevlilerinin kusurlarından zarar gören özel kişilere tazmin yolları sağlar.
  2. Tazmin için idareye karşı dava açmadan önce, özel kişilerin, ilgili idareye başvurması istenebilir.
  3. Mahkemelerin idare aleyhine verdikleri tazmin hükümleri makul bir süre içinde yerine getirilir. Zarar gören özel kişiler veya idare, gerektiğinde kamu görevlisinin kişisel sorumluluğuna gidebilirler.

Çevresel Konularda Bilgiye Erişim, Karar Vermede Halkın Katılımı ve Yargıya Başvuru Sözleşmesi (Aarhus Sözleşmesi)

0

Çevresel Konularda Bilgiye Erişim, Karar Vermede Halkın Katılımı ve Yargıya Başvuru Sözleşmesi (Aarhus Sözleşmesi-Convention on Access to Information, Public Participation in Decision-Making and Access to Justice in Environmental Matters) Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu tarafından 25 Haziran 1998 tarihinde Danimarka’nın Aarhus şehrinde imzalanmış, 30 Ekim 2001 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Mart 2014 itibarıyla 46’sı eyalet ve Avrupa Birliği olmak üzere 47 katılımcısı bulunmaktadır.

Türkiye Sözleşme’ye taraf değildir.

Aarhus Sözleşmesi, yerel, ulusal ve sınır ötesi çevreyle ilgili konularda hükümetlerin karar alma süreçlerinde bilgiye erişim, halkın katılımı ve adalete erişimle ilgili kamu haklarını ön plana almakta, kamu otoriteleri arasındaki iletişime, etkileşime ve yargısal denetime odaklanmaktadır. Vatandaşların çevre hakkı kapsamında tüm kamusal bilgilere erişim hakkı tanınmakta, şeffaf ve güvenilir düzenlemeler yapılmasını öngörmekte, çevrenin korunmasını güvence altına almak üzere çevre çizmektedir.

Çevresel Konularda Bilgiye Erişim, Karar Vermede Halkın Katılımı ve Yargıya Başvuru Sözleşmesi (Aarhus Sözleşmesi)

Bu Sözleşmenin Tarafları,

İnsan çevresi üzerine Stockholm Bildirgesinin 1. prensibini hatırlatarak,

Ayrıca, Çevre ve kalkınma üzerine Rio bildirgesinin 10. prensibini de hatırlatarak,

Ek olarak, Doğa Dünya Nizamnamesi hakkındaki 28 Ekim 1982 tarihli 37/7 sayılı BM genel Kurul kararları ile herkes için sağlıklı bir çevrenin garanti altına alınması hususundaki ihtiyaç üzerine 14 Aralık 1990 tarihli 45/94 sayılı BM Genel Kurul Kararlarını hatırlatarak,

8 Aralık 1989 tarihinde Almanya’nın Frankfurt kentinde yapılan Dünya Sağlık Örgütünün Birinci Avrupa Çevre ve Sağlık Konferansında kabul edilen Çevre Nizamnamesini hatırlatarak,

Çevre durumunu korumak, muhafaza etmek, geliştirmek ve sürdürülebilir ve çevresel açıdan duyarlı bir kalkınma sağlamak üzere olan gereksinimi onaylayarak,

Çevrenin yeterli bir şekilde korunmasının, insan refahı ve yaşam hakkının kendisi dahil olmak üzere temel insan haklarından yararlanılması açısından hayati olduğunu tanıyarak,

Ayrıca, her bireyin, hem bireysel hem de diğer bireylerle ortak olarak sağlığı ve refahı ve görevleri açısından uygun olan bir çevre içerisinde yaşamaya, bugünkü ve gelecekteki nesillerin yararına çevreyi koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğunu da tanıyarak,

Bu hakkı teyit edebilmek ve bu görevi gözetebilmek üzere vatandaşların bilgiye erişime sahip olmaları, karar alma sürecine katılıma hak kazanmaları ve çevresel konularda yargıya başvuruda bulunmaya sahip olmaları gerektiğini düşünerek ve bu açıdan vatandaşların haklarını kullanmaları için yardıma ihtiyaç duyabileceklerini doğrulayarak,

Çevresel konularda bilgiye erişimin ve karar alma sürecine halk katılımının artmasının kararların kalite ve uygulanması şansını arttırdığı, çevresel konularda halkın bilinçlendirilmesine katkıda bulunduğunu, halka kaygılarını belirtmek üzere fırsat tanıdığını ve kamu otoritelerinin bu gibi kaygıları doğru bir şekilde göz önünde bulundurmalarını sağladığını tanıyarak,

Bu şekilde karar alma sürecinde şeffaflığı arttırmayı ve çevresel kararlar için halk desteğini güçlendirmeyi amaçlayarak,

Hükümetin tüm düzeylerinde şeffaflığın tercih edilebilirliğini tanıyarak ve kanun yapıcı organları kararlarında bu Sözleşmenin prensiplerini uygulamaya davet ederek,

Ayrıca, çevresel konularda karar verme sürecine katılım prosedürleri hakkında halkın bilgilendirilme, bunlara serbest bir şekilde erişme ve bunları nasıl kullanacağını öğrenme gereksinimini de tanıyarak,

Ek olarak, sırasıyla vatandaşların, sivil toplum örgütlerinin ve özel sektörün çevre korumada oynayabilecekleri rollerin önemini tanıyarak,

Çevrenin ve sürdürülebilir kalkınmanın daha fazla anlaşılmasını sağlamak üzere, çevre eğitimini geliştirmeyi, çevre ve sürdürülebilir kalkınmaya etki eden kararlar hakkında halkın yaygın olarak bilinçlendirilmesini ve katılımını teşvik etmeyi arzu ederek,

Bu çerçevede, basın, elektronik ya da diğer iletişim şekillerinden yararlanmanın önemine dikkat çekerek,

Hükümet karar alma süreci içerisine çevresel konuları tam olarak entegre etmenin ve bunu müteakip kamu otoritelerinin doğu, kapsamlı ve güncel çevresel bilgiye sahip olmaları gereksiniminin önemini tanıyarak,

Kamu otoritelerinin çevresel bilgiyi kamu çıkarına muhafaza ettiğini teyit ederek,

Meşru çıkarların korunması ve kanunun yürütülmesi için, etkin yargı mekanizmalarının, organizasyonlar dahil olmak üzere, kamuya açık olması gerektiğini düşünerek,

Tüketicilerin çevresel seçenekler hakkında bilgilendirilebilmeleri için ürün bilgilerinin tüketicilere yeterli bir şekilde sağlanmasının önemine dikkat çekerek,

Kamunun, genetik olarak değişikliğe uğramış organizmaların çevreye kasti olarak bırakılması hakkındaki kaygısını ve bu konuda karar alma sürecinde daha fazla şeffaflık ve daha fazla halk katılımı için olan gereksinimini tanıyarak,

Bu Sözleşmenin uygulanmasının, Birleşmiş Milletler- Avrupa Ekonomik Komisyonu (AEK) bölgesinde demokrasiyi güçlendirmeye katkıda bulunacağı hakkında ikna olmuş olarak,

Bu açıdan AEK tarafından oynanan rolün bilincinde olarak ve 25 Ekim 1995 tarihinde Bulgaristan’ın Sofya kentinde yapılan “Avrupa İçin Çevre” konulu Üçüncü Bakanlar Konferansı’nda imza edilen Avrupa Ekonomik Komisyonunun, Çevresel Bilgiye Erişim, Çevresel Karar Verme Sürecine Halk Katılımı hakkındaki prensiplerini diğer şeylerin yanı sıra hatırlatarak,

25 Şubat 1991 tarihinde Finlandiya’nın Espoo kentinde imzaya açılan “Sınıraşan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Sözleşmesi” ile her ikisi de 17 mart 1992’de Helsinki’de imzaya açılan Sınai Kazaların Sınır Ötesi Etkileri konulu Sözleşme ve Sınır Ötesi suların ve Uluslar arası Göllerin Kullanımı konulu Sözleşmede yer alan hükümleri akılda tutarak,

Bu Sözleşmenin kabul edilmesinin “Avrupa İçin Çevre” sürecinin daha fazla güçlendirilmesine ve Haziran 1998’de Danimarka’nın Aarhus kentinde yapılacak Dördüncü Bakanlar Konferansının sonuçlarına katkıda bulunmuş olacağının bilincinde olarak,

Aşağıdakiler üzerinde karara varmıştır:

Madde 1

AMAÇ

Şimdiki ve gelecek nesillerin kendi sağlığı ve refahı açısından uygun olan bir çevrede yaşaması hakkının korunmasına katkıda bulunmak üzere, her bir Taraf, bu Sözleşmenin hükümlerine uygun olarak çevresel konularda bilgiye erişim, karar alma sürecine halkın katılımı ve yargıya başvuru haklarını garanti altına alacaktır.

Madde 2

TANIMLAR

Bu sözleşmenin amaçları açısından,

  1. “Taraf” metin aksini göstermedikçe, bu Sözleşmeyi taahhüt eden bir ülke anlamına gelmektedir.
  2. “Kamu otoritesi” aşağıdaki anlamlara gelmektedir:
  3. Ulusal, bölgesel ve diğer düzeylerdeki hükümet,
  4. Çevre ile ilgili olarak özel görevler, faaliyetler ya da hizmetler dahil olmak üzere ulusal mevzuat çerçevesinde kamu idari işlevlerini yerine getiren gerçek ya da tüzel kişiler,
  5. Yukarıdaki (a) ve (b) alt paragrafların içerisine giren herhangi bir kuruluş/kişinin kontrolü altında çevreyle ilişkili olarak kamu sorumluluklarına ya da işlevlerine sahip olan ya da kamu hizmetleri sağlayan gerçek ya da tüzel kişi,
  6. Bu Sözleşmeye taraf olan, 17. maddede söz edilen herhangi bir bölgesel ekonomik entegrasyon organizasyonunun kurumları;

Bu tanım, yargısal ya da yasama yetkisi içinde hareket eden kurum ya da organları içermez.

  1. “Çevresel Bilgi” aşağıdakiler hakkında yazılı, görsel, işitsel, elektronik ya da diğer herhangi bir somut formdaki bütün bilgiler anlamına gelmektedir:
  2. Genetik olarak değişikliğe uğramış organizmalar dahil olmak üzere hava, atmosfer, su, toprak, kara, peyzaj ve doğal sitler, biyolojik çeşitlilik ve bileşenleri gibi çevre elemanlarının durumu ve bu elemanlar arasındaki karşılıklı etkileşim,
  3. Yukarıdaki (a) paragrafının kapsamı içindeki çevre elemanlarını etkileyen ve muhtemelen etkileyecek olan enerji, gürültü, radyasyon ve idari önlemler, çevresel anlaşmalar, politikalar, mevzuat, planlar ve programlar, çevresel karar verme süreci içerisinde kullanılan fayda-maliyet analizi, diğer ekonomik analizler ve çevresel karar verme sürecinde kullanılan varsayımlar,
  4. Çevre elemanları tarafından ya da bu elemanlar aracılığıyla yukarıdaki (b) alt paragrafı içerisinde söz edilen faktörler, faaliyetler ya da önlemler tarafından etkilendiği ya da etkilenebileceği kadarıyla insan sağlığı ve güvenliği, insan hayatının, kültürel sitlerin ve inşa edilmiş yapıların durumu,
  5. “Halk”, bir ya da daha fazla sayıdaki gerçek ya da tüzel kişi ve ulusal mevzuat ve uygulamalara göre bunların dernekleri, organizasyonları ya da grupları anlamına gelmektedir.
  6. “İlgili kamu”, çevresel karar verme sürecinden etkilenen ya da muhtemelen etkilenecek olan veya bu süreçte menfaati olan kamu anlamına gelmektedir; tanımın bu amacıyla çevresel korumayı geliştiren ve ulusal mevzuat çerçevesindeki bütün gereklilikleri karşılayan sivil toplum örgütleri de bir menfaat sahibi olarak görülecektir.

Madde 3

GENEL HÜKÜMLER

  1. Her bir taraf, bu Sözleşme hükümleri çerçevesinde, çevresel konularda bilgiye erişim, halkın katılımı ve yargıya başvuruyu teminen gerekli yasal, düzenleyici ve diğer önlemleri alacak ve bu kapsamda açık, şeffaf ve tutarlı bir çerçeve oluşturacaktır.
  2. Her bir Taraf, devlet memurlarının ve otoritelerinin halkın bilgiye erişiminde, karar verme sürecine katılımında ve çevresel konularda yargıya başvurusunda yardımcı olmalarını ve kılavuzluk yapmalarını sağlamak üzere çaba gösterecektir.
  3. Her bir Taraf, özellikle çevresel konularda bilgiye nasıl erişileceği, karar verme sürecine nasıl katılım sağlanacağı ve yargıya nasıl başvurulacağı konularında halk arasında çevresel eğitim düzeyini ve çevresel bilinci geliştirilecektir.
  4. Her bir Taraf, çevrenin korunmasına yardımcı olan derneklerin, organizasyonların ve grupların uygun bir şekilde tanınması ve bunlara destek verilmesi konusunda hükümler koyacak ve ulusal hukuk sisteminin bu yükümlülük ile uyumlu olmasını sağlayacaktır.
  5. Bu Sözleşmenin hükümleri, herhangi bir Tarafın bu Sözleşmenin gerektirdiklerinden daha fazla, çevresel konularda bilgiye erişim, karar alma sürecine daha geniş halkın katılımı ve daha geniş bir yargıya başvuru sağlayan önlemleri uygulama hakkını etkilemeyecektir.
  6. Bu Sözleşme, çevresel konularda bilgiye erişim, karar verme sürecine halkın katılımı ve yargıya başvuru için mevcut haklarda kayba neden olmayacaktır.
  7. Her bir Taraf, uluslar arası çevresel karar verme sürecinde ve çevre ile ilgili konularda uluslar arası organizasyonların çerçevesini oluşturmasında, bu Sözleşmenin prensiplerinin uygulanmasının artmasına yardımcı olacaktır.
  8. Her bir Taraf, bu Sözleşmenin hükümleri ile uyumlu olarak haklarını kullanan insanların bundan ötürü herhangi bir şekilde cezalandırılmamasını, baskı altında tutulmamasını ve taciz edilmemesini garanti altına alacaktır. Bu hüküm, ulusal mahkemelerin yargısal işlemler için makul maliyetler belirleme yetkisini etkilemeyecektir.
  9. Bu Sözleşmenin ilgili hükümleri çerçevesinde, vatandaşlık, milliyet ve ikametgah ayrımı yapılmaksızın ve tüzel kişi olması durumunda nerede tescil edilmiş olduğu ya da faaliyetlerinin etkin merkezinin neresi olduğu konusunda ayırım yapılmaksızın, halk çevresel konularda bilgiye erişme, karar alma sürecine katılma olanağına ve yargıya başvuru hakkına sahip olacaktır.

Madde 4

ÇEVRESEL BİLGİYE ERİŞİM

  1. Her bir Taraf, bu maddenin aşağıdaki paragraflarında konu edildiği üzere, kamu otoriteleri tarafından, talep edildiği yerlerde, ulusal mevzuat çerçevesinde ve aşağıdaki (b) paragrafına tabi olmak üzere, çevresel bilgileri içeren gerçek belgelerin kopyaları dahil olmak üzere, çevresel bilgi talebine yanıt olarak, bu gibi bilgilerin:
  2. Menfaat ilişkisi aranmaksızın,
  3. Aşağıdakiler olmadıkça talep edilen formda,
  4. Kamu otoritesi açısından diğer bir formda kullanılabilir kılmak mümkün ise ve bu durumda da bu bilgiyi bu formda vermenin nedenleri belirtilmiş ise
  5. Bilgi hali hazırda diğer bir formda mevcut ise, Halkın kullanımına sunulmasını garanti edecektir.
  6. Yukarıda sözü edilen çevresel bilgi, mümkün olan en kısa sürede ve bilginin kapsam ve karmaşıklığı sürenin bilgi talebinden sonraki iki aya kadar uzatılmasını haklı göstermedikçe, bilgi talebinden sonraki bir ay içerisinde kullanılabilir kılacaktır.
  7. Aşağıdaki durumlarda çevresel bilgi talebi reddedilebilir:
  8. Eğer talebin sunulduğu kamu otoritesi, talep edilen bilgiye sahip değilse,
  9. Talep açık, anlaşılır ve makul değilse ya da çok genel formüle edilmişse,
  10. Eğer talep, tamamlanma yolunda materyali içeriyorsa ya da kamu yararı göz önünde bulundurularak ulusal hukuk ya da uygulamalarda bir muafiyet sağlanmış olması durumunda, kamu otoritelerinin iç yapısını ilgilendiriyor ise
  11. Çevresel bilgi talebi, aşağıdaki durumlarda da reddedilebilir:
  12. Ulusal mevzuat çerçevesinde, kamu otoriteleri için gizliliğin öngörüldüğü yerlerde,
  13. Uluslar arası ilişkilerin, ulusal savunma ya da kamu güvenliği konularının olumsuz etkilendiği yerlerde,
  14. Adaletin işleyişinin, kişinin adil bir yargılama görme hakkının ya da kamu otoritesinin cezai ya da disiplin niteliğindeki bir soruşturma yürütmesi ehliyetinin olumsuz etkilendiği yerlerde,
  15. Ticari ya da endüstriyel bilginin, meşru ekonomik çıkarları korumak üzere, hukuk tarafından koruma altına alındığı durumlarda. Bu çerçevede, çevre korunması ile ilgili olan emisyonlar hakkındaki bilgiler açılacaktır.
  16. Fikri hakların olumsuz etkilendiği durumlarda,
  17. Gerçek kişilerin, bilgilerin kamuya açılması konusunda muvafakat vermemesi ve bu hususun ulusal hukukta hükme bağlanmış olması durumunda,
  18. Bunu yapmak üzere, yasal bir zorunluluk altında olmaksızın ya da yasal zorunluluk altına sokulmaksızın talep edilen bilgileri sağlayan ve bu materyalin yayınlanmasına rıza göstermeyen üçüncü bir tarafın çıkarlarının olumsuz etkilenmesi durumunda,
  19. Üreme alanları, nadir türler vb. bilginin olumsuz etkilenmesi durumunda.

Yukarıda sözü edilen reddetme durumları, kamu yararı ve talep edilen bilginin çevreye verilen emisyonlar ile ilgili olup olmaması göz önünde bulundurularak kısıtlayıcı bir şekilde yorumlanacaktır.

  1. Bir kamu otoritesinin talep edilen bilgiye sahip olmaması durumunda, kamu otoritesi mümkün olan en kısa sürede başvuru sahibine, talep edilen bilgi için başvurunun mümkün olduğuna inandığı kurum/kuruluş hakkında bilgi verecek ya da bu talebi ilgili otoriteye iletecek ve başvuru sahibini buna uygun olarak bilgilendirilecektir.
  2. Her bir Taraf, yukarıda bahsolunan ve halka açılmaktan muaf tutulan bilgiler için önyargısız olarak hareket edecek ve diğer bilgilerin halka açılmasını sağlayacaktır.
  3. Herhangi bir bilgi talebine karşı verilen ret cevabı, eğer talep yazılı ise ya da başvuru sahibi bu şekilde talep ediyor ise yazılı olarak verilecektir. Ret kararında nedenleri belirtilecek ve 9. madde çerçevesinde hükme bağlanan yeniden inceleme prosedürü hakkında bilgi verilecektir. Ret kararı mümkün olan en kısa süre içerisinde ve talep edilen bilginin karmaşıklığı bu sürenin talepten sonraki iki aya kadar uzatılmasını haklı göstermedikçe, en geç bir ay içerisinde verilmelidir. Başvuru sahibi, herhangi bir uzatma ve bu uzatmayı haklı çıkaran nedenler hakkında haberdar edilecektir.
  4. Her bir Taraf, kamu otoritelerinin bilgi vermek için bir ücret belirlemesine izin verebilir ancak bu makul bir miktarı geçmeyecektir. Bilgi vermek için bir ücret belirleme niyetinde olan kamu otoriteleri, ücretin hangi durumlarda ne zaman alınacağı hususundaki ücret tarifesini başvuru sahibine verecektir.

Madde 5

ÇEVRESEL BİLGİNİN TOPLANMASI VE DAĞITILMASI

  1. Her bir Taraf, aşağıdaki hususlarla yükümlüdür:
  2. Kamu otoritelerinin işlevleri ile ilgili olan çevresel bilgiye sahip olmaları ve bunları güncellemeleri,
  3. Çevreyi önemli ölçüde etkileyebilecek planlanan ya da mevcut faaliyetler hakkında kamu otoritelerine yeterli bilgi akışı olması için zorunlu sistemlerin kurulmasını,
  4. Gerek insan faaliyetleri sonucu oluşturulsun gerekse doğal nedenlerle meydana gelsin, insan sağlığına ya da çevreye yönelik bir tehdit olması durumunda, halkın tehdidi önlemek ya da bu tehditten kaynaklanan zararı hafifletmek üzere önlem alınmasını sağlayacak olan ve bir kamu otoritesinin elinde bulunan bütün bilgilerin, etkilenebilecek olan halk bireylerine anında ve gecikme olmaksızın dağıtılmasını.
  5. Her bir Taraf, ulusal mevzuatı çerçevesinde, kamu otoriteleri tarafından halk için çevresel bilgilerin sağlanması yönteminin şeffaf olmasını ve çevresel bilgiye etkin bir şekilde erişilmesini diğer şeylerin yanı sıra aşağıda yer aldığı şekilde sağlayacaktır:
  6. İlgili kamu otoritelerinin elinde bulunan çevresel bilginin türü ve kapsamı, bu gibi bilgileri kullanılabilir ve erişebilir kılma temel şart ve koşulları ve bunların elde edilebilme yöntemi hakkında halka yeterli bilgi sağlamak.
  7. Aşağıdaki gibi pratik düzenlemelerin yapılması.
  8. Halk tarafından ulaşılabilir listeler, kayıtlar ya da dosyalar hazırlanması.
  9. Devlet memurlarının bu Sözleşme çerçevesinde bilgiye erişmeye çalışan kamuyu desteklemesi

iii. Temas noktalarının tanımlanması.

  1. Yukarıda madde (b) (i)’de söz edilen liste, kayıt ya da dosyalar içinde bulunan çevresel bilgilere ücretsiz olarak ulaşılması
  2. Her bir Taraf, çevresel bilgilerin halka açık telekomünikasyon ağları aracılığıyla halk tarafından kolay erişilebilir olan elektronik veri tabanlarında kullanılabilir hale gelmesini sağlayacaktır. Elektronik formda erişilebilecek bilgiler aşağıda sunulmaktadır:
  3. 4. maddede söz edilecek olan çevre durum raporları,
  4. Çevre ile ilgili mevzuat metinleri
  5. Uygun olduğu ölçüde çevre ile ilgili politikalar, planlar, programlar ve çevre anlaşmaları,
  6. Bu Sözleşmenin hükümlerinin yerine getirilmesine yönelik ulusal hukukun uygulanmasını hızlandırıcı diğer diğer bilgiler.
  7. Her bir Taraf, üç ya da dört yılı geçmemek kaydıyla düzenli aralıklarla, çevre kalitesi ve çevre üzerindeki baskılar konusundaki bilgiler dahil olmak üzere çevre durumu hakkında ulusal bir rapor yayınlayacak ve dağıtacaktır.
  8. Her bir Taraf, diğer şeylerin yanı sıra aşağıdaki belgeleri dağıtmak amacıyla kendi ulusal mevzuatı çerçevesinde önlemler alacaktır:
  9. Hükümetin çeşitli düzeylerinde hazırlanmış çevreyle ilgili stratejiler, programlar ve eylem planları gibi hukuki ve politik belgeler ve bunların uygulanması hakkındaki gelişme raporları,
  10. Çevresel konular ile ilgili uluslararası anlaşmalar ve sözleşmeler,
  11. Uygun olduğu ölçüde çevre ile ilgili diğer önemli uluslararası belgeler.
  12. Her bir Taraf, uygun olması durumunda, gönüllü ekolojik etiketleme ya da ekolojik denetim programları ya da diğer araçları kullanarak, çevre üzerinde önemli etkileri olan işletmecileri, faaliyetlerinin ve ürünlerinin çevresel etkileri hakkında düzenli olarak halka bilgi vermeye teşvik edecektir.
  13. Her bir Taraf,
  14. İlgili gördüğü ya da çevresel politika önerilerinin çerçevesini oluşturmada önemli olduğunu düşündüğü gerçekleri ve bu gerçeklerin analizlerini yayınlayacaktır.
  15. Bu Sözleşme kapsamındaki konularda, halkı ilgilendiren açıklayıcı materyali yayımlayacak, erişilebilir ve kullanılabilir kılacaktır.
  16. Hükümetin tüm düzeylerindeki kamu faaliyetlerinin yerine getirilmesi ya da kamu hizmetlerinin sağlanması hakkında uygun bir formda bilgi sağlayacaktır.
  17. Her bir Taraf, tüketicilerin çevresel seçenekler hakkında bilgilendirilmesini sağlayacak şekilde yeterli miktarda ürün bilgisinin kamu açısından kullanılabilir hale getirilmesini sağlamak üzere mekanizmalar geliştirecektir.
  18. Her bir Taraf, uygun olması durumunda, uluslar arası süreçleri gözönünde bulundurarak, kamunun ulaşılabilirliğini sağlayacak şekilde, standartlaştırılmış rapor almaya imkan verecek, bilgisayar ortamına aktarılmış kirlilikle ilgili veri tabanı veya kayıtlama sistemlerini ulusal ölçekli olarak kurmak üzere aşamalar gerçekleştirilecektir. Bu tür bir sistem, belirli faaliyetlerden kaynaklanan ve alıcı ortamlara saha içi ve saha dışı arıtım ve bertaraf sahalarına bırakılan ve taşınan su, enerji gibi belli madde ve ürünleri içerebilir.
  19. Bu madde içerisindeki hiçbir hüküm, Tarafların Madde 4, paragraf 3 ve 4’e göre belirli çevresel bilgilerin halka açılmasını önyargısız olarak reddetme haklarına zarar vermeyecektir.

Madde 6

BELİRLİ FAALİYETLER HAKKINDAKİ KARARLARA HALKIN KATILIMI

  1. Her bir Taraf,
  2. Ek-I’de listelenen ve planlanan faaliyetlere izin verip vermemek hakkındaki kararlara ilişkin olarak bu madde hükümlerini uygulayacaktır.
  3. Ulusal mevzuata göre, ayrıca çevre üzerinde önemli bir etkiye neden olabilecek ve Ek-I’de listelenmemiş planlanan faaliyetler hakkındaki kararlara da bu madde hükümlerini uygulayacaktır. Bu çerçevede, Taraflar bu gibi planlanan bir faaliyetin bu hükümlere tabi olup olmadığını belirleyeceklerdir.
  4. Durumdan duruma değişen bir şekilde, ulusal mevzuat çerçevesinde bir hükme bağlanmış olması durumunda, taraflar bu madde hükümlerini ulusal güvenli amaçlarının olumsuz etkilenmesi ihtimalinde, ulusal güvenlik amaçlarına hizmet eden planlananaktivitelere uygulamamaya karar verebilir.
  5. İlgili Kamu, uygun bir şekilde, gerek duyuru yoluyla gerekse uygun olması durumunda bireysel olarak, çevresel karar alma sürecinin erken bir aşamasında yeterli, zamanlı ve etkin bir şekilde diğer şeylerin yanısıra aşağıdakiler hakkında bilgilendirilecektir:
  6. Hakkında kararın alınacağı planlanan faaliyet ya da başvuru,
  7. Olası kararların ya da taslak kararın içeriği,
  8. Kararı verecek kamu otoritesi,
  9. Aşağıdakiler hakkında bilgi ve bu bilgilere ne zaman erişilebileceğinin gösterilmesi
  10. Halkın katılımı prosedürünün başlatılması
  11. Halkın katılımda bulunması için olanaklar,

iii. Planlanan herhangi bir halk katılım toplantısının zamanı ve yeri

  1. İlgili bilgilerin alınabileceği ve ilgili bilgilerin halk tarafından incelenmek üzere tutulduğu kamu otoritesinin belirtilmesi,
  2. Soruların ve yorumların yöneltilebileceği ilgili kamu otoritesinin ya da resmi kuruluşun, yorum ve soruların sunum zaman çizelgesinin belirtilmesi ve
  3. Planlanan faaliyetle ilişkili hangi bilgilerin mevcut olduğunun belirtilmesi,
  4. Faaliyetin ulusal ya da sınır ötesi çevresel etki değerlendirme prosedürüne tabi olup olmadığı gerçeği.
  5. Halkın katılımı prosedürleri, farklı aşamalar için yeterli zaman sürelerini içererek, 2. paragrafa göre halkın bilgilendirilmesi ve halkın çevresel karar verme sürecine etkin bir şekilde hazırlanmasına ve katılımda bulunmasına izin verecektir.
  6. Her bir Taraf, bütün seçenekler açık iken ve halkın etkin katılımının sağlanması mümkün iken, erken bir halkın katılımını sağlayacaktır.
  7. Her bir Taraf, uygun olduğunda, izin için başvuru yapılmadan önce, ilgili kamuyu tanımlamak, tartışmalara girmek ve başvurunun amaçları ile ilgili bilgi sağlamak üzere faaliyet sahiplerini teşvik edecektir.
  8. Her bir Taraf, ulusal mevzuatı çerçevesinde hükme bağlanmış olması halinde, 4. maddenin 3. ve 4. paragraflarında konu edilen belirli bilgileri açmayı reddetme hakkına halel getirmeksizin, halkın katılımı sürecinde mevcut olan ve bu madde içerisinde söz edilen karar alma süreciyle ilgili bilgilerin, ilgili kamu için kamu otoriteleri tarafından ücretsiz olarak erişilebilir kılınmasını isteyecektir. İlgili bilgi, en azından ve 4. maddenin hükümlerine halel getirmeksizin aşağıdakileri içerecektir:
  9. Beklenen atıkların ve emisyonların, tahmini de dahil olmak üzere, planlanan faaliyetin yerinin fiziksel ve teknik özelliklerinin bir tanımı,
  10. Planlanan faaliyetin çevre üzerindeki önemli etkilerinin tanımı,
  11. Emisyonlar da dahil olmak üzere bu etkileri önlemek ve/veya azaltmak üzere tasarlanan önlemlerin tanımı,
  12. Yukarıdakilerin teknik olmayan bir özeti,
  13. Faaliyet sahibi tarafından araştırılan ana alternatiflerin hatları
  14. Ulusal mevzuat ile uyumlu olarak, ilgili kamu yukarıdaki 2. paragrafa göre bilgilendirileceği anda mevcut olan, kamu otoriteleri tarafından düzenlenen ana raporlar ve öneriler.
  15. Halkın katılım prosedürleri, halkın yazılı olarak ya da uygun olması durumunda faaliyet sahibinin de yer aldığı halkın katılımı toplantılarında ifade yoluyla, planlanan faaliyete ilişkin yorum, bilgi, analiz ya da görüşlerini sunmasına izin verecektir.
  16. Her bir Taraf, kararda halkın katılımı sonucunun dikkate alınmasını garanti edecektir.
  17. Her bir Taraf, karar kamu otoritesi tarafından alındığında, halkın uygun prosedürler ile alınan karar hakkında hemen bilgilendirilmesini sağlayacaktır. Her bir Taraf, kararın dayandığı gerekçeler ve mütalaalar ile birlikte karar metnini halk tarafından erişilebilir kılacaktır.
  18. Her bir Taraf, 1. paragrafta sözedilen bir faaliyetin işletme koşullarının bir kamu otoritesi tarafından yeniden düşünülmesi ve güncellenmesi durumunda, uygun olan yerlerde bu maddenin 2’den 9’a kadar olan paragraflarının hükümlerinin uygulanmasını sağlayacaktır.
  19. Her bir Taraf, ulusal mevzuatı çerçevesinde yapılabilir ve uygun olduğu dereceye kadar bu maddenin hükümlerini, genetik olarak değişikliğe uğramış organizmaların çevreye kasti olarak bırakılması hususunda izne konu kararlara uygulayacaktır.

Madde 7

ÇEVRE İLE İLGİLİ PLAN, PROGRAM VE POLİTİKALARA HALKIN KATILIMI

Her bir Taraf, gerekli bilgileri halka sağlamış olarak şeffaf ve eşitlikçi bir çerçevede, çevre ile ilgili planların ve programların hazırlanması sırasında halkın katılımı için uygun pratik ve/veya diğer düzenlemelerin yapılmasını sağlayacaktır. Bu çerçevede, 6. maddenin 3., 4. ve 8. paragrafları uygulanacaktır. Katılımda bulunabilecek halk, bu Sözleşmenin amaçları göz önünde bulundurularak ilgili kamu otoritesi tarafından belirlenecektir. Uygun olduğu dereceye kadar, her bir Taraf, çevre ile ilgili politikaların hazırlanmasına halkın katılımı için imkan sağlamak üzere çaba gösterecektir.

Madde 8

YÜRÜTMEYE YÖNELİK DÜZENLEMELERİN VE/VEYA GENEL OLARAK UYGULANABİLİR, YASAL OLARAK BAĞLAYICI NORMATİF ARAÇLARIN HAZIRLANMASI SIRASINDA HALKIN KATILIMI

Her bir Taraf, uygun bir aşamada, çevre üzerinde önemli bir etkisi olabilecek yürütmeye yönelik düzenlemelerin ve diğer genel olarak uygulanabilir yasal olarak bağlayıcı kuralların kamu otoriteleri tarafından hazırlanması sırasında, alternatifler hala açıkken etkin bir halkın katılımı için çaba harcayacaktır. Bu kapsamda, aşağıdaki aşamalar gerçekleştirilmelidir:

  1. Etkin bir katılımı için zaman çerçeveleri belirlenmelidir.
  2. Taslak kurallar yayımlanmalı ya da diğer bir şekilde halk tarafından erişilebilir kılınmalıdır.
  3. Halka, doğrudan ya da danışman kuruluşlar aracılığı ile yorum yapma fırsatı verilmelidir..

Halk katılımının sonuçları mümkün olduğu kadar dikkate alınmalıdır.

Madde 9

YARGIYA BAŞVURU

  1. Her bir Taraf, ulusal mevzuatı çerçevesinde bilgi talebinin Madde 4’e göre kısmen ya da tamamen göz ardı edildiği, haksız yere reddedildiği, yeterli yanıt verilmediği ya da diğer bir şekilde söz konusu maddenin hükümlerine göre karşılanmadığını düşünen herhangi bir bireyin, bir mahkemeye ya da kanunla kurulan diğer bir bağımsız ve tarafsız kuruluşun önünde işlemlerin gözden geçirilmesi için başvuru hakkına sahip olmasını sağlayacaktır. Taraflardan birinin bir mahkemece işlemlerin incelenmesini sağladığı durumlarda, kanunla kurulmuş mahkeme dışında, bağımsız ve tarafsız bir organ tarafından incelenmesi veya kamu otoritesi tarafından gözden geçirilmesi için ücretsiz veya ucuz bir hızlandırılmış usule başvurması hakkını da sağlayacaktır

Birinci paragraf bağlamında verilen nihai kararlar bilgiyi elinde tutan kamusal otoriteler üzerinde bağlayıcı olacaktır. Bu paragraf bağlamında bilgiye erişim reddedildiğinde gerekçeleri yazılı olarak sunulacaktır.

  1. Her bir Taraf, ulusal mevzuatı çerçevesinde
  2. Yeterli menfaate sahip, Ya da alternatif olarak,
  3. Herhangi bir Taraf, idari usul hukuku bir ön koşul olarak gerektiriyorsa, hak kaybını koruyan ilgili kamu bireylerinin, 6. maddedeki koşullar çerçevesinde ve ulusal hukukun bu şekilde öngörmesi halinde ve 3. paragrafın ya da bu Sözleşmenin diğer ilgili hükümlerinin uygulanmasına halel getirmeksizin, herhangi bir karar eylem veya ihmalin, esas ve usul yönünden hukuka uygun olmadığını iddia etmek ve inceleme için kanun ile kurulmuş bir mahkeme ve/veya diğer bir bağımsız ve tarafsız organa başvurmasını sağlayacaktır.

Yeterli menfaat ya da hak kaybının ne olduğu ulusal hukukun gereklerine göre ve bu Sözleşmenin kapsamı çerçevesinde ilgili kamuya, yargıya geniş bir başvuru hakkı verme amacına uygun olarak belirlenecektir. Bu kapsamda, 2. maddenin, 5. paragrafında belirtilen gerekleri karşılayan herhangi bir sivil toplum örgütünün menfaati yukarıdaki alt paragraf (a) nın amacı bakımında yeterli sayılacaktır. Bu tür kuruluşlar, aynı zamanda yukarıdaki alt paragraf (b)’nin amaçları bakımından hak kaybına uğrayabilecek nitelikte sayılacaktır. İkinci paragrafın hükümleri bir idari makam önünde ön hazırlık gözden geçirme yöntemi olması olasılığını hariç tutmayacak ve bu gibi bir gerekliliğin ulusal kanunlara göre mevcut olması durumunda yargısal inceleme usullerine başvurmadan önce idari gözden geçirme usullerinin tüketilmesi şartını etkilemeyecektir.

  1. Ek olarak ve yukarıdaki 1. ve 2. paragrafta söz edilen inceleme usullerine halel getirmeksizin her bir Taraf, eğer ulusal hukukunda öngörülmüş ise kriterlere uygun olması durumunda, halk bireylerinin özel kişiler ve kamu otoritelerinin kendi ulusal hukukunun çevreyle ilgili hükümlerini ihlal eden eylem ve işlemlere karşı, idari ve yargısal yollara başvurma hakkına sahip olmalarını sağlayacaktır.
  2. Ek olarak ve yukarıdaki 1. paragrafa halel getirmeksizin yukarıdaki paragraf 1 , 2 ve 3’te ortaya konan usuller uygun olduğu şekliyle amir çözüm dahil, yeterli ve etkili çözümler sağlayacak, adil, hakçı ve zamanında olacak ve de caydırıcı derecede pahalı olmayacaktır. Bu maddede öngörülen kararlar yazılı olarak verilecek ya da kaydedilecektir. Mahkemelerin ve mümkün olduğunda diğer kurumların kararları, halk tarafından erişilebilir olacaktır.
  3. Bu maddenin hükümlerini daha fazla etkili kılmak üzere, her bir Taraf idari ve yargısal inceleme usullerine başvuru hakkında halkın bilgilendirilmesini sağlayacak ve yargıya başvurunun önündeki mali ve diğer engellerin ortadan kaldırılması ya da azaltılması için uygun yardım mekanizmalarının kurulmasını dikkate alacaktır.

Madde 10

TARAFLAR TOPLANTILARI

  1. Tarafların ilk toplantısı, bu Sözleşmenin yürürlüğe girme tarihinden itibaren bir yılı geçmeyecek şekilde yapılacaktır. Bu tarihten sonra, Tarafların olağan toplantıları Taraflar tarafından aksi üzerinde karara varılmadıkça en azından iki yılda bir ve talebin Avrupa Ekonomik Komisyonu Yürütme Sekreteryası tarafından, tüm taraflara gönderilmesinden asonraki altı ay içinde, Tarafların en azından üçte biri tarafından desteklenmesi şartıyla herhangi bir Tarafın yazılı talebi olduğunda yapılacaktır.
  2. Toplantılarda, Taraflarca gönderilen düzenli raporlar esas alınarak, Sözleşmenin uygulanması sürekli gözden geçirilecek ve bu amaca istinaden;
  3. Çevresel Konularda bilgiye erişim, karar verme sürecine halkın katılımı ve yargıya başvuru politikalarını ve yasal ve metodolojik yaklaşımları daha fazla geliştirmeye ilişkin görüşle birlikte gözden geçireceklerdir.
  4. Bu Sözleşmenin amaçlarıyla ilgisi bulunan ve bir ya da daha fazla Tarafın taraf olduğu tek taraflı ve çok taraflı sözleşmelerin ya da diğer düzenlemelerin sonuçlandırılmasından ve uygulanmasından elde edilen deneyime ilişkin bilgi alışverişinde bulunacaklardır.
  5. Uygun olan yerlerde, bu Sözleşmenin amacına ulaşmasına ilişkin Avrupa Ekonomik Komisyonu kurumlarının ve diğer yetkili uluslar arası kuruluşların ve özel komitelerin yardımlarını isteyeceklerdir.
  6. Gerekli olduğunu öngördükleri herhangi bir alt kuruluşu kuracaklardır.
  7. Uygun olan yerlerde Bu Sözleşmenin protokollerini hazırlayacaklardır.
  8. Madde 14’ün hükümlerine göre bu Sözleşmenin tadilatları için önergeler düşünecekler ve kabul edeceklerdir.
  9. Bu sözleşmenin amaçlarının yerine getirilmesi için gerekli olabilecek herhangi bir ek faaliyet düşünecek ve taahhüt edeceklerdir.
  10. İlk toplantıda, toplantıları ve altı kuruluşlarının toplantıları için usul kurallarını düşünecek ve uzlaşı ile kabul edeceklerdir.
  11. İlk toplantıda, 5. maddenin 9. paragrafının uygulanmasındaki deneyimlerini gözden geçirecek ve Sözleşmeye eklenebilecek kirlilik oluşumu ve transferi kayıt ve envanterleri ile ilgili uygun bir aracın, uygun bir şekilde kullanılması dahil olmak üzere uluslararası süreç ve gelişmeleri göz önünde bulundurarak, bu paragrafta söz edilen sistemi daha fazla geliştirmek üzere ne gibi adımlar atılması gerektiğini düşüneceklerdir.
  12. Taraflar toplantısı, gerekirse bir uzlaşı esasında mali düzenlemeler yapılmasını düşünebilir.
  13. 17. maddede belirtilen, bu Sözleşmeye imza atmaya hak kazanmış ancak bu Sözleşmeye taraf olmayan herhangi bir hükümet ya da bölgesel ekonomik entegrasyon organizasyonları, Birleşmiş Milletler, Birleşmiş Milletler’in uzmanlaşmış kurumları ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın yanı sıra bu Sözleşme ile ilgili konularda uzmanlaşmış hükümetlerarası kuruluşlar, Taraflar Toplantılarına gözlemci sıfatıyla katılmaya hak kazanacaklardır.
  14. Bu Sözleşmenin ilgili olduğu alanlarda uzmanlaşmış olan ve Taraflar toplantısında temsil edilme isteklerini Avrupa Ekonomik Komisyonu Yürütme Sekreteryasına bildiren bütün sivil toplum örgütleri, toplantıda mevcut olan Tarafların en az üçte biri itiraz etmedikçe gözlemci sıfatıyla katılmaya hak kazanacaklardır.
  15. Yukarıda yer alan 4. ve 5. paragrafların amaçları için, paragraf 2 (h)’de söz edilen prosedür kuralları, kabul prosedürü ve diğer ilgili hususlar hakkında pratik düzenlemeler sağlayacaktır.

Madde 11

OY VERME HAKKI

  1. Aşağıda yer alan 2. paragrafta hükme bağlananlar dışında, bu Sözleşmenin tüm Tarafları bir adet oy hakkına sahip olacaklardır.
  2. Yetki alanlarında yer alan konularda, bölgesel ekonomik entegrasyon organizasyonları oy haklarını, bu Sözleşmeye taraf olan üye Devletlerin sayısına eşit sayıdaki bir oy sayısı ile kullanacaklardır. Bu gibi organizasyonlar eğer üye devletler kendi oy haklarını kullanıyorsa oy hakkını kullanmayacak; eğer organizasyon oy hakkını kullanıyorsa üye Devletler oy haklarını kullanmayacaklardır.

Madde 12

SEKRETERYA

Avrupa Ekonomik Komisyonu Yürütme Sekreteryası aşağıda yer alan görevleri yerine getirecektir:

  1. Taraflar toplantılarını hazırlamak ve başlatmak,
  2. Bu Sözleşmenin hükümlerine göre alınan raporların ve diğer ilgili bilgilerin, Taraflara iletilmesini sağlamak.
  3. Taraflarca belirlenebilecek diğer faaliyetler.

Madde 13

EKLER

Bu Sözleşmenin ekleri, bu Sözleşmenin ayrılmaz bir parçasını oluşturacaktır.

Madde 14

SÖZLEŞMEDE YAPILACAK TADİLATLAR

  1. Herhangi bir Taraf, Sözleşme için tadilat hazırlayabilir.
  2. Bu Sözleşme için önerilen herhangi bir tadilat metni, kabul edilmesi için önerilen Taraflar Toplantısından en az doksan gün önce metni Taraflara gönderecek olan Avrupa Ekonomik Komisyonu Yürütme Sekreteryasına yazılı olarak sunulacaktır.
  3. Taraflar Sözleşme için önerilen herhangi bir tadilat üzerinde uzlaşı ve mutabakata varmak üzere her türlü çabayı sarfedecektir. Eğer uzlaşıya varmak üzere tüm çabalar tüketilirse ve hiçbir mutabakata varılmazsa, tadilat, son çözüm yolu olarak toplantıda mevcut olan ve oy hakkını kullanan Tarafların dörtte içi tarafından kabul edilecektir.
  4. Yukarıda sunulan 3. paragrafa uygun olarak kabul edilen bu Sözleşmenin tadilatları, depoziter tarafından onay, tasdik ya da kabul için bütün Taraflara gönderilecektir. Bu Sözleşmenin ekler dair düzeltmeleri dışındaki düzeltmeler, Tarafların en azından üçte biri tarafından onay, tasdik ya da kabul için depoziter tarafından gönderilen bildirim alındıktan doksanıncı günde onaylamış, tasdik etmiş ya da kabul etmiş taraflar için yürürlüğe girecektir. Tadilat, bu tarihten sonra herhangi bir Tarafın, tadilata ilişkin onay, tasdik ya da kabul belgesini bildiriminden sonraki doksanıncı günde söz konusu Taraf için de yürürlüğe girecektir.
  5. Bu Sözleşmenin eklerine dair tadilatlardan herhangi birini onaylayamayan herhangi bir Taraf, depoziterin bildiriminden itibaren on iki ay içinde bu konuda depozitere yazılı bildirimde bulunacaktır. Depoziter, bu gibi bildirinin alındığı hakkında gecikmeksizin tüm Taraflara bildirimde bulunacaktır. herhangi bir Taraf, istediği anda bir önceki bildirimini kabul ederek ikame edebilir. Bu gibi bir ekin tadilatları, bu Taraf için yürürlüğe girer.
  6. Yukarıdaki paragraf 4’te söz edilen, depoziter tarafından bildirim tarihinden itibaren on iki aylık sürenin sone ermesi üzerine, Tarafların içte birinden fazlasının bu gibi bir bildirimde bulunmuş olması şartıyla Sözleşme eklerinin tadilatı, 5. paragrafa göre depozitere bildirimde bulunmamış Taraflar için yürürlüğe girecektir.
  7. Bu maddenin amaçları açısından, “Mevcut ve oy kullanan Taraflar” mevcut ve olumlu ya da olumsuz bir oy kullanan Taraf anlamına gelmektedir.

Madde 15

UYUMUN GÖZDEN GEÇİRİLMESİ

Taraflar toplantısı, bir uzlaşı temelinde, bu Sözleşmenin hükümlerine uyumluluğu gözden geçirmek için karşı karşıya getirmeyen, yargısal olmayan ve danışmanlık yapısında isteğe bağlı düzenlemeleri belirleyecektir. Bu düzenlemeler, uygun halkın katılımına izin verecek ve bu Sözleşme ile ilgili konularda halk bireyleri ile iletişim kurmayı dikkate alma seçeneğini içerebilecektir.

Madde 16

ANLAŞMAZLIKLARIN ÇÖZÜMÜ

  1. İki ya da daha fazla sayıdaki Taraf arasında bu Sözleşmenin yorumlanması ya da uygulanması hakkında bir anlaşmazlık ortaya çıkar ise söz konusu Taraflar müzakereler ya da taraflarınca kabul edilebilir diğer anlaşmazlık çözüm yolları ile anlaşmazlığa çare a arayacaklardır.
  2. Bu Sözleşmeyi imzalar, onaylar, kabul eder, tasdik eder ya da katılımda bulunurken ya da bundan sonraki herhangi bir tarihte, Taraflardan herhangi biri yazılı olarak depozitere, yukarıdaki paragraf 1’e göre çözümlenemeyen bir anlaşmazlık için aynı yükümlülüğü kabul eden herhangi bir Tarafla ilişkili olarak aşağıda sunulan anlaşmazlık çözüm yöntemlerinden birini ya da her ikisini zorunlu olarak kabul ettiğini bildirebilir:
  3. Anlaşmazlığın Uluslararası Adalet Divanı’na sunulmasını,
  4. Ek II’de ortaya konan usule göre tahkime gidilmesini,
  5. Eğer anlaşmazlığın tarafları, yukarıdaki paragraf 2’de söz edilen her iki anlaşma çözüm yöntemini de kabul etmişlerse, Taraflar aksi üzerinde mutabık kalmadıkça anlaşmazlık sadece Uluslararası Adalet Divanı’na sunulacaktır.

Madde 17

İMZA

Bu Sözleşme, 25 Haziran 1998 tarihinde Danimarka’nın Aarhus kentinde ve bu tarihten sonra 21 Aralık 1998 tarihine kadar New York’daki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde Avrupa Ekonomik Komisyonu üye devletlerinin yanısıra 28 Mart 1947 tarihli 36 (IV) sayılı Ekonomik ve Sosyal Konsey kararının 8 ve 11’inci paragraflarına göre Avrupa Ekonomik Komisyonunda danışman statüsüne sahip olan Devletler ve üye devletlerinin, bu Sözleşme tarafından yönetilen konular üzerinde yetkilerini aktardıkları Avrupa Ekonomik Komisyonunun egemen devletleri tarafından oluşturulan, bölgesel ekonomik entegrasyon organizasyonları tarafından imzalanmak üzere imzaya açılacaktır.

Madde 18

DEPOZİTER

Birlemiş Milletler Genel Sekreteri, bu Sözleşmenin depoziteri olarak görev yapar.

Madde 19

ONAY, KABUL, TASDİK VE KATILMA

  1. Bu Sözleşme, imza atan Devletler ve bölgesel ekonomik entegrasyon organizasyonlarının onay, tasdik ve kabulüne tabi olacaktır.
  2. Bu Sözleşme, 22 Aralık 1998 tarihi itibariyle, 17. maddede söz edilen Devletler ve bölgesel ekonomik entegrasyon organizasyonları tarafından katılma için açılacaktır.
  3. Yukarıda paragraf 2’de söz edilmeyen Birleşmiş Milletler üyesi diğer herhangi bir Devlete, Taraflar Toplantısı tarafından onaylanması üzerine bu Sözleşmeye katılma verilebilir.
  4. Üye Devletlerden hiçbiri taraf olmaksızın bu Sözleşmeye Taraf haline gelen, Madde 17’de söz edilen herhangi bir organizasyon, bu Sözleşme kapsamındaki bütün yükümlülüklere tabidir. Eğer bu gibi bir organizasyonun bir ya da fazla üye Devleti bu Sözleşmeye taraf ise, organizasyon ve üye devletleri bu Sözleşme altındaki yükümlülüklerinin yerine getirilmesi için kendine düşen sorumluluklar hakkında karar alacaktır. Bu gibi bir durumda, organizasyon ve üye devletler bu Sözleşme altındaki haklarını aynı anda kullanmaya hak kazanmayacaklardır.
  5. Takdik, kabul, onay ya da katılma vesaiklerinde, madde 17’de söz edilen bölgesel ekonomik entegrasyon organizasyonları, Bu Sözleşme tarafından yürütülen konularla ilgili olarak yetkilerinin derecesini beyan edeceklerdir. Bu organizasyonlar ayrıca yetkilerinin derecesinde meydana gelen herhangi bir kapsamlı tadilatı da depozitere bildirecektir.

Madde 20

YÜRÜRLÜĞE GİRME

  1. Bu Sözleşme onay, tasdik, kabul ya da katılmaya ilişkin on altıncı belgenin tarihinden sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.
  2. Yukarıdaki 1. paragrafın amaçları açısından, bir bölgesel ekonomik entegrasyon organizasyonu tarafından teslim edilmiş herhangi bir belge, bu gibi bir organizasyonun üye devletleri tarafından teslim edilenlere ek olarak sayılmayacaktır.
  3. Onay, tasdik, kabul ya da katılmaya ilişkin on altıncı belgenin verilmesinden sonra, buna ilave olarak 17. maddede öngörülen Sözleşmeyi tasdik eden, onaylayan, kabul eden veya katılan bir devlet veya organizasyon için bu Sözleşme, böyle bir devlet veya organizasyonun tasdik, kabul, onay veya katılma belgesinin verilmesinden sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

Madde 21

GERİ ÇEKİLME

  1. Sözleşmenin bir taraf açısından yürürlüğe girmesinden itibaren iç yıl sonra istenen bir anda, söz konusu Taraf depozitere yazılı bildirimde bulunarak Sözleşmeden çekilebilir. Bu gibi bir çekilme işlemi, bunun depoziter tarafından alınmasından sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

Madde 22

MUTEBER METİNLER

Bu sözleşmenin orijinali, İngilizce, Fransızca ve Rusça metinleri eşit oranda muteber olup Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne emanet edilecektir.

TANIKLIĞINDA, usulunce yetkilendirilmiş olan aşağıda imzası bulunan kişiler, bu Sözleşmeyi imzalamıştır.

Aarhus (Danimarka)’da tanzim edilmiştir, bindokuzyüzdoksansekizyılı haziran ayının yirmibeşinci günü.

Ek I

MADDE 6, PARAGRAF 1(a)’DA SÖZEDİLEN FAALİYETLER LİSTESİ

  1. Enerji Sektörü

– Petrol ve gaz rafinerileri

– Gazlaştırma ve sıvılaştırma tesisleri

– Termik santraller ve 50 megawatt ya da daha fazla ısıl girdiye sahip olan yakam tesisleri

– Kok fırınları

– Nükleer santraller ve bu gibi santrallerin ve Reaktörler, sökülmesi ya da işletimden çıkarılmaları dahil (en yüksek güçleri sürekli 1 kW termal yükü aşmayan bölünebilir ve fertil materyallerin üretim ve dönüşümüyle uğraşan araştırma kurumları hariç)

– Işınlanmış nükleer yakıtın yeniden işlenmesi ile ilgili tesisler

– Aşağıdakiler için tasarlanmış olan tesisler:

– Nükleer yakıt üretimi ve zenginleştirilmesi

– Işınlanmış nükleer yakıtın ya da yüksek düzeyli radyoaktif atığın işlenmesi için

– Işınlanmış nükleer atığın nihai bertarafı için.

– Radyoaktif atığın nihai bertarafı için

– Üretim sahasından farklı bir yerde ışınlanmış nükleer yakıtın ya da radyoaktif atığın on yoldan fazla bir süre depolanması için.

  1. Metallerin üretimi ve işlenmesi

– Metal cevherinin (sülfit cevheri dahil) kavrulması ve sinterlemesi tesisleri

– Saatte 2.5 tonu geçen kapasitede olmak üzere; sürekli döküm dahil pik demir ya da çeliğin (birincil ya da ikincil füzyon) üretimi için olan tesisler

– Demirli metallerin işlenmesi tesisleri,

  1. 20 ton ham çelik/saat kapasite üzerindeki sıcak haddehaneler
  2. Enerjisi çekiç başına 50 kilojoule’ü aşan, kalorifik gücü 20 MW’ı geçen demirhaneler,
  3. Saatte 2 ham çeliği aşan bir girdiye sahip, koruyucu eritilmiş metal kaplamaların uygulanması,

– Günde 20 tonu aşan üretim kapasitesine sahip demirli metal dökümhaneleri

– Aşağıdakiler için tasarlanmış olan tesisler:

  1. cevher, konsantreler ya da ikincil ham maddelerden metalürjik, kimyasal ya da elektrolitik prosesler ile demirli olmayan metallerin üretilmesi için olanlar,
  2. Kurşun ve kadmiyum için günde 4 tonu ya da diğer tüm metaller için günde 20 tonu aşan bir ergitme kapasitesine sahip, alaşımlama dahil demir dışı metallerin ve kazanılmış ürünlerin (saflaştırma ve dökümcülük vs.) ergitilmesi için olanlar,

– İşleme teknelerinin hacmi 30 m³’ü aşan, elektrolitik ya da kimyasal prosesler kullanan metallerin ve plastik materyalin yüzeyden işlenmesi için olan tesisler.

  1. Mineral sanayii

– Günde 500 tonu geçen üretim kapasiteli döner fırınlarda çimento klinkerinin üretimi, günde 50 tonu geçen üretim kapasitesine sahip olan döner fırınlarda kireç üretimi ya da günde 50 tonu geçen üretim kapasitesine sahip diğer fırınlardaki üretim için olan tesisler,

– Asbest ve asbest içeren ürünlerin üretimi tesisleri,

– Günde 20 tonu geçen ergitme kapasitesine sahip ve cam lifi dahil, cam üretimi için tasarlanmış tesisler,

– Günde 20 tonu geçen ergitme kapasitesine sahip, mineral liflerinin üretimi de dahil olmak üzere mineral bileşiklerinin ergitilmesi için tasarlanmış tesisler,

– Günde 75 tonu aşan üretim kapasitesine ve/veya 4 m³’ü aşan fırın kapasitesine ve fırın başına 300 kg/m³’ü aşan ayar yoğunluğua sahip olan ve özellikle kiremit, tuğla, ateş tuğlası, karo, fayans ya da porselen olmak üzere seramik ürünlerinin üretimi için tasarlanmış tesisler.

  1. Kimya Sanayii Bu paragraf içerisine dahil olan faaliyet kategorilerinin anlamı, üretim (a)’dan (g)’ye kadar olan alt paragraflarda listelenen maddelerin ya da madde gruplarının kimyasal işlemi ile sanayi ölçeğinde üretimidir. :

– Aşağıda sunulanlar gibi temel organik kimyasalların üretimi ile ilgili kimya tesisleri:

  1. Basit hidrokarbonlar (çizgisel ya da dairesel, doygun ya da doymamış, alifatik ya da aromatik)
  2. Alkoller, aldehitler, eterler, peroksitler, epoksi reçineleri gibi oksijen içeren hidrokarbonlar,
  3. Sülfürlü hidrokarbonlar,
  4. Aminler, amidler, nitröz bileşenleri, nitro bileşenleri ya da nitrat bileşeni, nitriller, siyanatlar, izosiyanatlar gibi azotlu hidrokarbonlar,
  5. Fosfor içeren hidrokarbonlar,
  6. Halojenli hidrokarbonlar,
  7. Organometalik bileşikler,
  8. Temel plastik materyaller (polimerler, sentetik dokular vb.),
  9. Sentetik kauçuklar,
  10. Boyalar ve pigmentler,
  11. Tansio aktif maddeler ve kapilar aktif cisimler,

– Aşağıda sunulanlar gibi temel inorganik kimyasal maddelerin üretimi için kimya tesisleri

  1. Amonyak, klor ya da hidrojenklorür, flor ya da hidrojen florür, karbondioksit, sülfür bileşikleri, azot oksitleri, hidrojen, kükürtdioksit, karbonil klorür gibi gazlar,
  2. Kromik asit, hidroflorik asit, fosforik asit, nitrik asit, hidroklorik asit, sülfürik asit, yağ asidi, sülfür asitleri gibi asitler,
  3. Amonyum hidroksit, potasyum hidroksit, sodyum hidroksit gibi bazlar,
  4. Amonyum klorür, potasyum klorat, potasyum karbonat, sodyum karbonat, perborat, gümüş nitrat gibi tuzlar
  5. Ametaller, metal oksitleri ya da kalsiyum karbür, silisyum, silisyum karbür gibi inorganik bileşikler,

– Fosfor -, azot – ya da potasyuma dayalı gübrelerin (basit ya da bileşik gübreler) üretimi için kimya tesisleri,

– Temel bitki sağlığı ürünleri ve biyositlerin üretimi için kimya tesisleri,

– Temel eczacılık ürünlerinin üretimi için kimyasal ya da biyolojik prosesleri kullanan kimya tesisleri,

– Patlayıcıların üretimi ile ilgili kimya tesisleri,

– Protein içeren katkı maddeleri, mayalar ve diğer proteinli maddelerin üretimi için kimyasal ya da biyolojik proses kullanan tesisler.

  1. Atık Yönetimi

Tehlikeli atıkların yakılması, geri kazanılması, kimyasal işlemden geçirilmesi ya da “landfill”i tesisleri,

– Saatte 3 tonu aşan kapasiteye sahip evsel atıkların yakılması tesisleri,

– Günde 50 tonu aşan kapasiteye sahip tehlikeli olmayan atıkların bertarafı tesisleri,

– Atıl/hareketsiz atıkların landfill sahaları hariç, günde 10 tondan daha fazla atık alan ya da toplam kapasitesi 25000 tonu geçen landfill sahaları,

  1. 150.000 kişilik eşdeğer nüfusu aşan kapasiteye sahip atıksu arıtma tesisleri,
  2. Aşağıdakilerin üretimi için tasarlanmış endüstriyel tesisler:

– Kereste ve benzer lifli malzemeden kağıt hamurunun üretimi tesisleri,

– Günde 20 tonu aşan kapasiteye sahip, kağıt ve karton üretimi tesisleri,

  1. Uzun mesafeli demiryolu trafiği için güzergahların ve temel pist uzunluğu 2100 metre ya da daha fazla olan olan havalimanlarının inşaa edilmesi,

– Motorlu taşıt yollarının ve ekspres yolların inşaa edilmesi,

– Dört ya da daha fazla şeritli yeni bir yolun inşaa edilmesi ya da iki şeritli ya da daha az şeritli mevcut bir yolun dört ya da daha fazla sayıda şerit sağlamak üzere genişletilmesi, yani bir yol olması ya da bir yolun tekrar hizalanmış ve/veya genişletilmiş kısımları olması durumunda sürekli uzunluk 10 km. ya da daha fazla olacaktır.

  1. – 1350 tonun üzerindeki gemilerin geçişine izin veren kıta için su yolu trafiği için, kıta için su yolları ve limanlar,

– Ticari limanlar, karaya bağlı yükleme ve boşaltma için olan iskeleler (feribot ayakları hariç) ve 1350 tonun üzerinde gemileri alabilen dış limanlar,

  1. çıkarılan ya da yeniden yüklenen suyun yıllık hacminin 10 milyon m³’e eşit olduğu ya da aştığı durumlarda, yeraltı suyu çıkarma ya da yapay yeraltı suyu yeniden yükleme programları.
  2. – Aktarımın olası su sıkıntılarını önlemeyi hedeflediği ve aktarılan suyun yılda 100 milyon m³’ü aştığı yerlerde, nehir havzaları arasında suyun aktarılması ile ilgili faaliyetler,

– Diğer bütün durumlarda, su alınan nehir havzasının yıllara yaygın akış ortalamasının yılda 2000 milyon m³’ü ve aktarılan suyun bu akışın % 5’ini aşması durumunda, su kaynaklarının nehir havzaları arasında aktarımı.

  1. Petrol olması durumunda, çıkarılan miktarın 500 ton/günü ve gaz olması durumunda ise çıkarılan miktarın 500.000 m³/günü aştığı durumlarda, petrol ya da doğalgazın ticari amaçlarla çıkarılması,
  2. Yeni ya da ilave veya depolanan su miktarının 10 milyon m³’ü aşması durumunda suyu tutmak ya da kalıcı olarak depolamak için tasarlanmış barajlar ve diğer tesisler,
  3. 800 mm’den daha büyük çaplı ve 40 km.’den uzun gaz, petrol ya da kimyasal maddelerin taşınımı için tasarlanan boru hatları,
  4. Aşağıdaki miktarlardan daha fazla kümes hayvanı ya da domuzun yoğun olarak yetiştirilmesi için tasarlanan tesisler:

– Kümes hayvanları için 40.000 yer,

– Üretim domuzları (30 kg. üzerindeki ağırlık) için 2000 yer ya da

– Yetişkin dişi domuzlar için 750 yer.

  1. Saha alanı 25 hektarı aşması durumunda açık ocak madenciliği ve ocaklar ya da saha alanı 150 hektarı aşması durumunda turba çıkarılması.
  2. 220 kV ya da daha yüksek voltaja ve 15 km.’den fazla uzunluğa sahip üstten geçen elektrik güç hatlarının inşaası.
  3. 200.000 ton ya da daha fazla kapasiteye sahip petrol, petrokimyasal ya da kimyasal ürünlerin depolanması tesisleri.
  4. Diğer faaliyetler:

– İşleme kapasitesinin günde 10 tonu geçmesi durumunda, elyaf ya da tekstillerin ön işlemi (yıkama, ağartma ve merserizasyon gibi işlemler) ya da boyanması için tasarlanmış tesisler,

– İşleme kapasitesinin günde 12 ton nihai ürünü aştığı durumlarda, post ve derilerin tabaklanması için tasarlanan tesisler,

  1. Günde 50 tondan fazla karkas üretim kapasitesine sahip mezbahalar,
  2. Aşağıdakilerden besin ürünlerini üretme amaçlı işleme ve muameleden geçirme faaliyetleri:

– Günde 75 tondan fazla nihai ürün üretim kapasitesine sahip (süt hariç) hayvan hammaddeleri,

– Günde 300 tondan fazla nihai ürün üretim kapasitesine sahip sebze hammaddeleri (üç aylık temel ortalama değer),

  1. Sütün işlenmesi ve muameleden geçirilmesi, alınan sütün miktarı günde200 tondan fazla ise (yıllık bazda ortama değer)

– Günde 10 tonu geçen işlem görme kapasitesine sahip, hayvan karkaslarının ve hayvan atıklarının bertarafı ya da geri kazanım tesisleri,

– Özellikle elbise, baskı, kaplama, yağ giderme, su geçirmezliği sağlama, apreleme, boyama, temizleme ya da emprenye etmek için saatte 150 kg.’dan ya da yılda 200 tondan fazla tüketim kapasitesine sahip, organik çözücüler kullanan maddelerin, nesnelerin ya da ürünlerin yüzeyde işlenmesi için tasarlanan tesisler,

– Yakma ya da grafitizasyon işlemi ile karbon (zor yanan kömür) ya da elektrografit üretimi için olan tesisler,

  1. Paragraf 1-19 tarafından kapsanmayan ve ulusal mevzuat ile uyumlu olarak çevresel etki değerlendirmesi prosedürü altında halkın katılımının hükme bağlandığı herhangi bir faaliyet.
  2. Çevre ya da sağlık üzerinde önemli bir olumsuz etkisi olmadıkça, iki yıldan az süreli, yukarıdaki projelerin özellikle yöntem ya da ürünlerin araştırılması, geliştirilmesi ve test edilmesine yönelik projelerinin hiçbirine madde 6, paragraf 1 (a) hükümleri uygulanmayacaktır.
  3. Bir proje değişikliği ya da genişletmenin kendisinin, bu ek içerisinde belirlenen kriter ya da eşik değerleri karşılaması durumunda, faaliyetlerde meydana gelen değişiklikler ya da genişletmeler madde 6, paragraf 1 (a) hükümlerine tabi olacaktır. Faaliyetlerin diğer herhangi bir değişiklik ya da genişletmesi, madde 6, paragraf 1 (b) hükümlerine tabi olacaktır.

NOTLAR

  1. Nükleer santraller ve diğer nükleer reaktörler, bütün nükleer yakıt ve diğer radyoaktivite bulaşmış elementler, tesis alanından kalıcı olarak çıkarıldığında bu gibi bir tesis olma durumunda olmayacaklardır.
  2. Bu Sözleşmenin amaçları açısından, “havalimanı” 1944 tarihli Chicago Sözleşmesinde ortaya konan tanıma uyan hava limanı anlamına gelmektedir.
  3. Bu Sözleşmenin amaçları açısından, “Ekspres yol” 15 Kasım 1975 tarihli Ana Uluslararası Trafik Yolları hakkındaki Avrupa Sözleşmesinde ortaya konan tanıma uyan bir yol anlamına gelmektedir.

Ek 2

TAHKİM

  1. Bu Sözleşmenin, Madde 16, paragraf 2’sine göre tahkim için bir anlaşmazlığın sunuluyor olması durumunda, Taraflardan biri ya da Taraflar tahkim konusu olan meseleyi Sekreterya’ya bildirecek ve özellikle bu Sözleşmenin yorumlanması ya da uygulanmasında sorun olan maddelere işaret edecektir. Sekreterya alınan bilgiyi bu Sözleşmenin bütün taraflarına bildirecektir.
  2. Tahkim Kurulu üç üyeden oluşacaktır. Hem iddia sahibi taraf ya da taraflar, hem de anlaşmazlığın diğer taraf ya da tarafları birer hakem tayin edecek ve bu şekilde tayin edilmiş bu iki hakem ortak mutabakat ile tahkim kurulunun başkanı olacak olan üçüncü hakemi tayin edeceklerdir. Üçüncü hakem, anlaşmazlığın taraflarından biriyle aynı milletten olmayacak ve bunlardan hiçbiri tarafından istihdam edilmemiş olacak ya da diğer bir yetki altında dava ile ilgilenmemiş olacaktır.
  3. Eğer tahkim kurulunun başkanı, ikinci hakemin tayin edilmesinden itibaren iki ay içerisinde tayin edilmemiş ise, Avrupa Ekonomik Komisyonu Yürütme Sekreteryası anlaşmazlığın taraflarından birinin talebi üzerine, sonraki ik aylık dönem içerisinde başkanı atayacaktır.
  4. Eğer anlaşmazlığın taraflarından birisi, talebin alınmasını müteakip iki ay içerisinde tahkim kurulu başkanını tayin edecek olan Avrupa Ekonomik Komisyonu Yürütme Sekreteryası bu durumdan haberdar edilebilir. Tayin edilmesi üzerine tahkim kurulunun başkanı iki ay içerisinde hakem tayin etmemiş taraftan hakem tayin etmesini talep edecektir.
  5. Tahkim kurulu kararını uluslararası hukuk ve bu Sözleşmenin hükümlerine göre verecektir.
  6. Bu ek içerisinde öngörülen hükümler altında oluşturulmuş herhangi bir tahkim kurulu kendi usul kurallarını hazırlayacaktır.
  7. Hem usul hem de kapsam hakkındaki tahkim kurulu kararları, üyelerinin oy çoğunluğu ile alınacaktır.
  8. Kurul, maddi delilleri ortaya koymak üzere bütün uygun önlemleri alabilir.
  9. Anlaşmazlığın tarafları, tahkim kurulunun çalışmasını kolaylaştıracak ve özellikle kendi tasarruflarındaki bütün araçları kullanarak aşağıdakiler yapacaktır:
  10. İlgili tüm bilgi ve belgeleri sağlayacaktır.
  11. Gerekli olduğunda tanık ya da uzmanların çağırılmasını ve kanıtların almasını sağlayacaktır.
  12. Taraflar ve hakemler, tahkim kurulunun işleyişi sırasında gizli olarak elde ettikleri bütün bilgilerin gizliliğini koruyacaktır.
  13. Tahkim kurulu, taraflardan birinin talebi üzerine muvakkat koruma önlemi tavsiye edebilir.
  14. Eğer anlaşmazlığın taraflarından biri, tahkim kurulu önünde hazır bulunmazsa ya davasında sunmakta başarısız olursa, diğer taraf kuruldan işlemlerine devam etmesini venihai kararını vermesini isteyebilir. Bir tarafın yokluğu ya da savunma yapmaması tahkim sürecinin önünde engel oluşturmayacaktır.
  15. Tahkim kurulu, doğrudan anlaşmazlık konusundan kaynaklanan mukabil iddiaları dinleyebilir ve belirleyebilir.
  16. Tahkim kurulu aksini tespit etmedikçe, davanın özel durumları nedeni ile üyelerinin ücretleri dahil olmak üzere kurulun masrafları anlaşmazlığın taraflarınca eşit hisseler halinde karşılanacaktır. Tahkim kurulu, bütün masraflarının bir kaydını tutacak ve bunlar hakkında taraflara kesin bir bildirimde bulunacaktır.
  17. Anlaşmazlığın konusu içerisinde hukuki açıdan çıkarı olan ve davada alınan karardan etkilenebilecek bu Sözleşmenin herhangi bir Tarafı, kurulun rızası ile işlemlere müdahale edebilir.
  18. Tahkim kurulu zaman sınırlamasını beş ayı geçmeyecek bir dönem için uzatmayı gerekli görmedikçe, kurulduğu tarihten itibaren beş ay içinde kararını verecektir.
  19. Tahkim kurulunun kararına, nedenleri hakkında bir bildirim eşlik edecektir. Bu karar kesin ve anlaşmazlığın tüm tarafları açısından bağlayıcı olacaktır. Bu karar, tahkim kurulu tarafından anlaşmazlığın taraflarına ve Sekreteryaya gönderilecektir. Sekreterya alınan bilgileri, bu Sözleşmenin taraflarına iletecektir.
  20. Kararın yorumlanması ya da uygulanması ile ilgili olarak Taraflar arasında ortaya çıkabilecek herhangi bir anlaşmazlık, taraflardan herhangi biri tarafından kararı veren tahkim kuruluna bildirilecek ya da eğer tahkim kurulu bu anlaşmazlığı inceleme durumuna sahip değilse ilk baştaki ile aynı şekilde, bu amaç için kurulmuş diğer bir tahkim kuruluna sunulacaktır.

Uluslararası Hukuk Sözlüğü

0
Uluslararası Hukuk Sözlüğü

Uluslararası Hukuk Sözlüğü

ULUSLARARASI HUKUK SÖZLÜĞÜ
International Law Dictionary
Türkçe
İngilizce
AB barışı koruma gücü
EU peace keeping force
AB dış ilişkiler ve güvenlik politikası
EU foreign and security policy
AB dönem başkanlığı
presidency of the Council of the European Union
AB Komisyonu
EU Commission
AB müktesebatı
acquis communautaire
AB savunma politikası
EU defence policy
AB üye devletleri
EU member states
abluka
blockade
acil durum
state of emergency
acil eylem planı
emergency action plan
açık deniz
high seas
açık kapı politikası
open door policy
açık toplum
open society
ada ve adacıklar
islands and islets
aday gösterme
nomination
aday ülke
candidate country
adaylık süreci
candidacy
ademi merkeziyet
decentralization
afrasya
afrasia
Afrika boynuzu
Horn of Africa
agreman
agrément
ağırlaşmış koşullar
aggravated circumstances
akılcılık
rationality
akıllı güç
smart power
akil adamlar
wise men
âkit taraflar
contracting parties
algı(lama)
perception
alt bölgesel örgütler
sub-regional organizations
alt komite
sub-committee
alt meclis
lower house
ambargo
embargo
ana dilde eğitim
mother tongue education
ana muhalefet partisi
main opposition party
anahtar ülke
key country
angajman kuralları
rules of engagement
anklav
enclave
anlaşmadan çekilme
withdrawal from an agreement
anlaşmanın akdedilmesi
conclusion of an agreement
anlaşmanın feshedilmesi
denouncement of an agreement
anlaşmanın gözden geçirilmesi
revision of an agreement
anlaşmanın imzalanması
signature of an agreement
anlaşmanın müzakeresi
negotiation of an agreement
anlaşmanın onaylanması
ratification of an agreement
anlaşmanın sona erdirilmesi
termination of an agreement
anlaşmanın tadil edilmesi
amendment of an agreement
anlaşmanın yenilenmesi
renewal of an agreement
anlaşmaya ek protokol
protocol to an agreement
anlaşmaya taraf olma
accession to an agreement
anlaşmazlık
dispute
anlaşmazlıkların barışçıl çözümü
peaceful settlement of disputes
anti balistik füze sistemi
anti balistic missile system
antlaşmaların yorumu
interpretation of treaties
ara seçim
by-election
arabulucu
mediator
arabuluculuk
mediation
arama ve kurtarma
search and rescue
Arap Baharı
Arab Spring
ardıl devlet
successor State
ardındaki sebep
underlying causes
arka kanal diplomasisi
back-channel diplomacy
asimetrik tehdit
asymmetric threat
asimilasyon
assimilation
askerden arındırılmış bölge
demilitarized zone
askeri bölge
military zone
askeri harcamalar
military expenditures
askeri işbirliği
military cooperation
askeri müdahale
military intervention
askeri tatbikat
military exercise
askeri üs
military base
askeri yaptırım
military sanction
aşamalı yaklaşım
phase-in approach
aşırı güç
excessive force
ateşkes
cease-fire
ateşkes anlaşması
cease-fire agreement
ateşkes hattı
cease-fire line
ateşli silahlar
fire arms
atom silahları
atomic weapons
Avrupa Birliği
European Union
Avrupa Birliği gücü
EU force
Avrupa Ekonomik Topluluğu
European Economic Community
Avrupa Topluluğu
European Community
ayaklanmaya teşvik
sedition
ayrıcalık
privilege
ayrılıkçı hareket
separatist movement
ayrılma
secession
ayrım politikası
discrimination policy
ayrımcılık
discrimination
ayrımcılık yapmama ilkesi
non discrimination principle
ayrıntılı gündem
annotated agenda
azınlık
minority
azınlık hükümeti
minority government
bağımlı devlet
client state
bağımlılık
dependency
bağlantısız ülkeler
non-aligned countries
bağlı özerk toprak
unincorporated territory
bağlı toprak
dependency
bakanlar kurulu
cabinet of ministers, cabinet
balıkçılık bölgesi
fishing zone
balistik füze
ballistic missile
barış içinde birarada yaşama
peaceful coexistence
barış inşası
peace-building
barış süreci
peace process
barış yapım süreci
peace-making process
barışa karşı suç
crimes against peace
barışçıl çözüm
peaceful solution
barışçıl müdahale
peaceful intervention
barışçıl yaklaşım
peaceful approach
barışı koruma
peace-keeping
barışı koruma güçleri
peacekeeping forces
barışın denetimi
peace monitoring
barışın ihlali
breach of peace
barışma
reconciliation
barışsever toplumlar
peace loving peoples
basın açıklaması
press release
baskı grubu
pressure group
baskıcı rejim
oppressive regime
baş başa toplantı
tête-à-tête meeting
başarısız devlet, batık devlet
failed state
başkan
president
başkanlık makamı
chair
bedeli ağır galibiyet
Pyrrhic victory
bekle gör politikası
wait and see policy
beşeri çevre
human environment
beşeri yerleşim
human habitat
beyanname
declaration
bilgi toplumu
information society
bilgi ve beceri aktarımı
transfer of knowledge and skills
birbiriyle uyumlu çabalar
concerted efforts
Birleşmiş Milletler Sistemi
United Nations System
bitişik bölge
contiguous zone
biyolojik silahlar
biological weapons
BM Antlaşması
Charter of the United Nations
BM barış gücü
UN peacekeeping force
BM Genel Sekreteri
Secretary General of the UN
BM Güvenlik Konseyi kararı
UN Security Council resolution
BM ihtisas kuruluşları
UN specialized agencies
BM kararı
UN resolution
BM sözleşmeleri
UN conventions
BM Teşkilatı
UN Organization
BM yaptırımları
UN sanctions
boş koltuk politikası
empty chair policy
boş oy kağıdı
blank ballot paper
boykot
boycott
bölge-altı örgütler
sub-regional organizations
bölgecilik
regionalism
bölgesel barış
regional peace
bölgesel çatışma
regional conflict
bölgesel ekonomik bütünleşme
regional economic integration
bölgesel güç
regional power
bölgesel işbirliği
regional cooperation
bölgesel örgütler
regional organizations
bölgesel sahiplenme
regional ownership
bölgesel sözleşme
regional convention
bölünme
separation
buyrultu
exequatur
bütünleşme
integration
bütünleyici müzakere
integrative negotiation
bütünüyle geri çekilme
total withdrawal
büyükelçi
ambassador
büyükelçilik
embassy
caydırıcı güç
deterrent force
caydırıcılık
deterrence
Cebelitarık
Gibraltar
cenapları
his/her highness
coğrafi konum
geographical location
Cumhurbaşkanı
President of the Republic
çalışma kuralları
modalities
çalışma ziyareti
working visit
çatışan taraflar
conflicting parties
çatışma
conflict
çatışma alanları
conflict zones
çatışma bölgeleri
conflict regions
çatışma dinamikleri
dynamics of conflict
çatışma sonrası yeniden yapılanma
post-conflict reconstruction
çatışma tırmanışı
escalation of conflict
çatışma yönetimi
(political) conflict management
çatışmaların çözümlenmesi/çatışmaların çözümü
conflict resolution
çatışmanın önlenmesi
conflict prevention
çekince
reservation
çerçeve anlaşma
framework agreement
çevreleme
containment
çıkar çatışması
conflict of interest
çıkar grupları
interest groups
çoğulculuk
pluralism
çoğunluğun sağlanamaması
lack of majority
çok boyutlu dış politika
multi-dimensional foreign policy
çok boyutlu diplomasi
multi-dimensional diplomacy
çok kulvarlı diplomasi
multi-track diplomacy
çok kutuplu sistem
multi-polar system
çok kutupluluk
multipolarity
çok kültürlü eğitim
multicultural education
çok taraflı anlaşma
multilateral agreement
çok taraflı diplomasi
multilateral diplomacy
çok taraflı ilişkiler
multilateral relations
çok taraflı sözleşme
multilateral convention
çok uluslu barış gücü
multinational peace force
çok uluslu örgütler
multinational organizations
çözüm süreci
resolution process
daimi delegasyon
permanent delegation
daimi sekreterya
permanent secretariat
daimi temsilcilik
permanent representation
daimi üyelik
permanent membership/ seat
danışman
consultant /advisor
davet edilen ülke
invited country
davranış kuralları
code of conduct
dayanışma
solidarity
değerlendirme raporu
evaluation report
delege
delegate
demeç
statement
demokratik değerler
democratic values
demokratik dönüşüm süreci
democratic transition process
demokratikleşme
democratization
denetim ve denge
checks and balances
denge
equilibrium
deniz aşırı ülkeler ve topraklar
overseas countries and territories
deniz üssü
naval base
denizyatağı
seabed
Devlet Başkanı
Head of State
devlet başkanları konferansı
conference of heads of state
devlet benzeri
quasi-state
devlet içi çatışma
intrastate conflict
devlet makamları
state authorities
devlet memuriyeti
civil service
devlet merkezcilik
state-centrism
devlet ziyareti
state visit
devletin ülkesi
state territory
devletlerarası çatışma
interstate conflict
devredilemez haklar
inalienable rights
dış baskı
foreign pressure
dış destek
foreign support
dış etki
external influence
dış ilişkiler
external relations
dış müdahale
foreign intervention
dış politika
foreign policy
dış yardım
foreign aid
dış yardıma bağımlılık
dependence on foreign aid
dışişleri
foreign affairs
Dışişleri Bakanı
Minister of Foreign Affairs, Secretary of State (USA), Foreign Sec
Dışişleri Bakanları Konseyi Olağan Toplantısı
Regular Meeting of the Council of Ministers of Foreign Affairs
Dışişleri Bakanlığı
Ministry of Foreign Affairs, Department of State (USA), Foreign (
dilekçe
petition
din özgürlüğü
freedom of religion
din ve inanç özgürlüğü
freedom of religion and belief
dini hoşgörüsüzlük
religious intolerance
diyalog süreci
dialogue process
doğal afet
natural disaster
doğrulama önlemleri
verification measures
dost ülke
friendly nation
dostane çözüm
friendly settlement
dostane girişim
good offices
dostane ilişkiler
amicable relations
dostça olmayan hareket
unfriendly act
dönem başkanlığı
chairmanship-in-office
dönüşüm süreci
transition process, process of transition
dünya barışı
world peace
dünya toplumu
world society
düşük yoğunluklu çatışma
low-intensity conflict
düşünce özgürlüğü
freedom of thought
düzenli izleme
regular follow-up
egemenlik
sovereignty
ekonomik buhran
economic depression
ekonomik ilişkiler
economic relations
ekonomik işbirliği
economic cooperation
ekonomik kalkınma
economic development
ekonomik kriz
economic crisis
eksklav
exclave
emperyalizm
imperialism
en az gelişmiş ülkeler
least developed countries
enerji kaynakları
energy resources
erteleme (toplantı)
adjournment
esnek karşılık doktrini
flexible response doctrine
eş-başkanlık
co-presidency
eşit temel
equal basis
etnik çatışma
ethnic conflict
etnik milliyetçilik
ethnic nationalism
etnik sorunlar
ethnic problems
etnik temizlik
ethnic cleansing
evrensel değerler
universal values
eylem planı
action plan
federal devlet
federal state
federalizm
federalism
FIR (uçuş bilgi bölgesi)
FIR (flight information region)
fikri mülkiyet hakları
intellectual property rights
füze savunma sistemi
missile defense system
garantör ülke
guarantor state
gayri resmi diplomasi
informal diplomacy ,unofficial diplomacy/track-two diplomacy
geçici hükümet
caretaker government, interim government
geçici koruma
temporary protection
geçici sığınmacılar
temporary refugees
geçici sınır çizgisi
demarcation line
geçici üyelik (BMGK)
non-permanent membership (UNSC)
geçiş süreci
transition process
gelişmekte olan ülkeler
developing countries
genel kurul
general assembly
genel oturum
plenary session
genişleme stratejisi
enlargement strategy
genişleme süreci
enlargement process
geri çekilme
disengagement
gerileme
recession
gıda yardımı
food aid
gizli diplomasi
secret diplomacy
göçmen işçiler
migrant workers
göçmen kaçakçılığı
migrant smuggling
gölge kabine
shadow cabinet
gönüllü kuruluşlar
voluntary agencies/organizations
göreceli yoksunluk
relative deprivation
görev gücü
task force
görev süresi
term of office
görüş birliği
identity of views
gözden geçirme konferansı
review conference
gözlemci
observer
gözlemci statüsü
observer status
güç dengesi
balance of power
güç teorisi
power theory
güç yaklaşımı
power approach
güçler ayrılığı
separation of powers
gündem
agenda
gündem dışı konuşma
one minute speech
gündem maddeleri
agenda items
güven arttırcı önlemler (GAÖ)
confidence building measures
güven eksikliği
lack of confidence
güven oyu
vote of confidence
güven oyu önergesi
motion of confidence
güven ve güvenlik arttırıcı önlemler (GGAÖ)
confidence and security building measures
güvenilir kaynaklar
reliable sources
güvenlik riski
security risk
güvenlik tedbirleri
security measures
güvenlik ve özgürlük hakkı
right to freedom and security
hakemlik, tahkim
arbitration
hakkaniyet
equity
harekat bölgesi
zone of operation
hasım güçler
hostile forces
hasmane ilişkiler
hostile relations
hava koridoru
air corridor
hava sahası
air space
hava sahasının ihlali
violation of air space
hava trafik hizmetleri
air traffic services
hayati çıkar
vital interest
hegemonya
hegemony
himaye edilen devlet, protektora
protectorate
hinterland
hinterland
hiyerarşi
hierarchy
hudut
border
hudut ihtilafI
border conflict/dispute
hudut kapısı
border gate
hudut olayı
border incident
hukuk devleti
rule of law
hukukun üstünlüğü
supremacy of law
hükümdar
sovereign
hükümet dışı örgüt
non-governmental organization (NGO)
hükümet partisi
governing/ruling party
hükümetlerarası anlaşma
intergovernmental agreement
ırk ayrımcılığı
racial discrimination
ırkçılık
racism
iç barış
domestic/internal peace
iç karışıklık
internal disturbance
iç karmaşa
domestic turbulence
iç savaş
civil war
iç yargı yetkisi
domestic jurisdiction
içişlerine karışmama
non-interference in domestic affairs
içişlerine müdahale
interference in domestic affairs
ifade özgürlüğü
freedom of expression
ihtilaf
dispute
ihtilafların çözümü
settlement of disputes
ihtimal planı
contingency planning
ikili anlaşma
bilateral agreement
ikili ilişkiler
bilateral relations
iklim değişikliği
climate change
iktidar partisi
ruling party
ilerleme raporu
progress report
iletişim kanalları
communication channels
ilgili taraflar
concerned parties
ilhak
annexation
ilişkili devlet
associated state
ilke kararı
resolution
ilke mutabakatı
agreement in principle
imkan/yetenek
capability
inceleme misyonu
fact-finding mission, inquiry mission
infiratçılık/izolasyonizm
isolationism
insan hakları
human rights
insan hakları ihlalleri
human rights abuse/violation
insan kaçakçılığı
human trafficking
insani müdahale
humanitarian intervention
insani yardım
humanitarian aid
insanlığa karşı işlenen suçlar
crimes against humanity
insansız bölge
no man’s land
irredantizm
irredentism
islam düşmanlığı
islamofobi
istihbarat servisi
intelligence service
istikrar
stability
istikrarlı barış
stable peace
istikrarlı demokrasi
stable democracy
istikrarlı kriz
stable crisis
istikşafi görüşmeler
exploratory talks
istila
invasion
istişare
consultation
istişari görüş
advisory opinion
istişari komisyon
advisory commission
isyan
rebellion
it dalaşı
dogfight
ittifak
alliance
iyi niyet
goodwill
iyi niyet elçisi
goodwill ambassador
iyi niyet misyonu
goodwill mission
iyi yönetişim
good governance
kabul eden devlet
receiving state
kadın hakları
women’s rights
kalıcı barış
lasting peace
kalıcı uzlaşma
lasting reconciliation
kalkınmakta olan ülkeler
developing countries
kalkışma
insurgency
kamu diplomasisi
public diplomacy
kamu düzeni
public order
kamu hizmeti
public service
kamuoyu
public opinion
kançılarya
chancery
kapsamlı çözüm
comprehensive settlement
kara mayınları
land mines
kara para aklanması
money laundering
karar alma organları
decision-making bodies
karar vericiler
policymakers
karar verme mekanizmaları
decision-making mechanisms
karargah/genel merkez
headquarters
karasuları
territorial waters
karşılıklı anlayış
mutual understanding
karşılıklı bağımlılığın simetrisi
symmetrical interdependence
karşılıklı bağımlılık
interdependence
karşılıklı destek anlaşması
mutual support agreement
karşılıklı güven
mutual trust
karşılıklı menfaat
mutual interest
karşılıklılık/mütekabiliyet
reciprocity
karşıt parti ile hareket etmek
crossing the floor
katılım anlaşması
accession agreement
katılım kriterleri
accession criteria
katılım müzakereleri
accession negotiations
katılım ortaklığı
accession partnership
katılım öncesi süreç
pre-accession process
katılımcı demokrasi
participatory democracy
katma protokol, ek protokol
additional protocol
kavimmerkezcilik/etnosentrizm
ethnocentrism
kazananı olmayan oyun
zero-sum game
kazan-kazan stratejisi
win-win situation
kendi kaderini tayin
self-determination
kendine kendine yeterlilik
self-sufficiency
kendini savunma
self defense
keyfi idare
arbitrary regime
Kıbrıs sorunu
Cyprus issue
kılavuz ilkeler
guidelines
kırmızı çizgi
red line
kışkırtma
provocation
kıta sahanlığı
continental shelf
kıta sahanlığının sınırlandırılması
delimitation of continental shelf
kıtalararası balistik füze
inter-continental ballistic missile
kıyıdaş devletler
riparian states
kilit aktörler
key actors
kimyasal silahlar
chemical weapons
kişisel hak ve özgürlükler
individual rights and freedoms
kitle iletişim araçları
mass media
kitle imha silahları
weapons of mass destruction
koalisyon hükümeti
coalition government
kolaylaştırıcılık
facilitation
komplo
conspiracy
komşularla sıfır sorun
zero problem with neighbours
konstrüktivizm
constructivism
konvansiyonel silahlar
conventional weapons
korsanlık
piracy
korumacılık
protectionism
kriz masası
crisis desk
kriz yönetimi
crisis management
kurtuluş hareketleri
liberation movements
kurucu meclis
constituent assembly
kurucu üyeler
founding members
kurumsal düzenleme
institutional arrangement
kutuplaşma
polarization
kuvvet konuşlandırılması
force deployment
kuvvetler ayrılığı
separation of powers
kuzey-güney diyaloğu
north-south dialogue
kültür başkenti
cultural capital
kültür emperyalizmi
cultural imperialism
kültürel çeşitlilik
cultural diversity
kültürel duyarlılık
cultural awareness
kültürel farklılıklar
cultural differences
kültürel ilişkiler
cultural relations
kültürlerarası diyalog
intercultural dialogue
küresel güvenlik
global security
küresel tehdit
global threat
küresel yönetişim
global governance
küreselleşme
globalization
liberalizm
liberalism
lobi
lobby
Maastricht Kriterleri
Maastricht Criteria
maiyet
entourage
medeniyetler çatışması
clash of civilizations
medeniyetler ittifakı
alliance of civilizations
mekik diplomasisi
shuttle diplomacy
meşru savunma
legitimate defense
meşru talep
legitimate demands
meşru temsilci
legitimate representative
meşruiyet
legitimacy
mevkidaş
counterpart
mezhep çatışması
sectarian conflict
mezheplerarası çatışma
sectarian clashes
milli birlik
national unity
milli çıkar
national interest
milli güç
national power
milli sınırlar
national boundaries
milliyetçilik
nationalism
misilleme
reprisal
model ortaklık
model partnership
muhalefet şerhi
dissenting opinion
muharip
belligerent
muharip harekât
combat operation
mutabakat
accord
müdahale
intervention
müdahale etmeme
non-intervention
müdahil taraf
intervening party
mülteci
refugee
münhasır ekonomik bölge
exclusive economic zone
mütareke
armistice
mütecaviz fiil
belligerent act
müttefik
ally
müzakere
negotiation
müzakere çabaları
negotiation efforts
müzakere eden taraflar
negotiating parties
müzakere süreci
negotiation process
müzakere taslağı
draft for negotiation
müzakere usulü
negotiation procedure
müzakere yoluyla çözüm
negotiated settlement
namus cinayetleri
honor killings
neoliberalism
neoliberalism
neorealizm
neorealism
nihai gündem
final agenda
nihai senet
final act
niyet mektubu
letter of intent
NOTAM
NOTAM ( Notice to Airmen)
nüfus mübadelesi
population exchange
nüfus patlaması
population explosion
nükleer kış
nuclear winter
nükleer silahlar
nuclear weapons
nükleer silahlardan arındırılmış bölge
nuclear-free zone
nükleer silahların yayılmasının önlenmesi
non-proliferation of nuclear weapons
nükleer takatli gemiler
nuclear powered ships
nükleer terörizm
nuclear terrorism
olağan oturum
ordinary session
olası ihtilaf bölgeleri
potential zones of conflict
onay
approval, ratification
onay usulü
ratification procedure
orta yoğunlukta çatışma
mid-intensity conflict
Ortadoğu Barış Süreci
Middle East Peace Process
ortak anlayış
common understanding
ortak beyan
joint declaration
ortak bildiri
joint communiqué
ortak çıkarlar
common interests
ortak girişim
joint initiative
ortak güvenlik
common security
ortak rıza
common consent
ortak tutum
common position
ortak yaklaşım
joint approach
ortak zemin
common ground
ortaklık
association
ortaklık anlaşması
association agreement
otorite
authority
oturum
session
oybirliği
unanimity
oybirliği kararı
unanimous decision
oydaşma
consensus
oyun kuramı
game theory
ön alıcı saldırı
pre-emptive strike
ön seçim
primary election
öncelik sırası
order of priority
öndegelim
precedence
önleyici diplomasi
preventive diplomacy
önleyici müdahale
preventive intervention
örgütlü suç
organized crime
özel temsilci
special envoy
özerk yönetim
home rule
özerklik
autonomy
paradigma
paradigm
paralel diplomasi
parallel diplomacy
paramiliter kuvvet
paramilitary force
parlamenter diplomasi
parliamentary diplomacy
profesyonel ordu
professional army
realizm
realism
realpolitik
realpolitik
reform süreci
reform process
resmi diplomasi
formal diplomacy
rıza
consent
riayet
adherence
saldırgan faaliyetler
aggressive actions
saldırı
aggression
savaş suçları
war crimes
savunma politikası
defense policy
seçim bölgesi
electorate
seçim gözlem misyonu
election observation mission
seferberlik
mobilization
sert güç
hard power
sıcak çatışma
hot conflict
sıcak takip
hot pursuit
sığınma
asylum
sığınma hakkı
asylum right
sığınmacı
asylum seeker
sınır aşan sular
transboundary waters
sınır hattının belirlenmesi
demarcation of the boundary
sınırların yeniden düzenlenmesi
adjustment of borders
sınırlı savaş
limited war
silah ambargosu
arms embargo
silahlanma
armament
silahların kontrolü
arms control
silahlı çatışma
armed conflict
silahlı insansız hava aracı
armed unmanned aerial vehicle, drone
silahlı isyan
armed rebellion
silahlı saldırı
armed attack
silahsız uçuş
unarmed flight
silahsızlanma
disarmament
sivil toplum
civil society
sivil toplum kuruluşları
non-governmental organizations
siyasal çözüm
political solution
siyasal rejim
political regime
siyasi geçiş süreci
political transition process
siyasi haklar
political rights
siyasi iltica
political asylum
siyasi irade
political will
siyasi istikrar
political stability
siyasi istişare
political consultations
siyasi sistem
political system
siyasi taahhüt
political commitment
siyasi uzlaşma
political settlement
soğuk barış
cold peace
soğuk savaş
cold war
soğuk savaş sonrası dönem
post-cold war era
sorun çözme diplomasisi
problem-solving diplomacy
soydaş
cognate, of Turkish descent
soykırım
genocide
sömürgecilik
colonialism
sömürgecilik sonrası
post-colonialism
statüko politikası
status quo policy
stratejik derinlik
strategic depth
stratejik diyalog mekanizması
strategic dialogue mechanism
stratejik eylem planı
strategic action plan
stratejik işbirliği
strategic cooperation
stratejik nükleer silahlar
strategic nuclear weapons
stratejik ortaklık
strategic partnership
suçun önlenmesi
crime prevention
sürdürülebilir barış
sustainable peace
süreç
process
sürekli tarafsızlık
permanent neutrality
sürgünde hükümet
government in exile
sürüncemede kalmış ihtilaflar
protracted conflicts
şartsız teslim
unconditional surrender
tahakküm
domination
tahkim
arbitration
tahrik
provocation
takımada
archipelago
taktik nükleer silahlar
tactical nuclear weapons
taktik silahlar
tactical weapons
tam üyelik
full membership
tamamlayıcı protokol
complementary protocol
tampon bölge
buffer zone
tampon devlet
buffer State
tanıma
recognition
tarafsız devlet
neutral state
tarafsız yaklaşım
impartial attitude, even-handed approach,
tarafsızlık
neutrality
tarafsızlık
impartiality
tarafsızlık siyaseti
neutrality policy
taviz
concession
tavsiye görüşü
advisory opinion
tavsiye kararı
recommendation
tehdit algılaması
threat perception
tek kutupluluk
unipolarity
teknolojik afetler
technological disasters
temas grubu
contact group
temel haklar ve özgürlükler
fundamental rights and freedoms
temel ihtilaflar
key disputes
temel özgürlükler
fundamental freedoms
temsilci
envoy
temsilciler meclisi
house of representatives
temsili demokrasi
representative democracy
terör eylemleri
terrorist actions
terör örgütü
terrorist organization
terör saldırısı
terrorist attack
terörizme karşı mücadele
combating against terrorism, fight against terrorism
tırmanma
escalation
toplantı tutanağı
minutes of the meeting
toplumlararası çatışma
inter-communal conflict
toprak bütünlüğü
territorial integrity
Türk Boğazları
Turkish Straits
uçuş izni
flight clearance
ufuk turu
tour d’horizon
ulus devlet
nation-state
ulus/millet
nation
ulusal aidiyet
national identity
ulusal savunma
national defense
uluslararası anlaşma/antlaşma
international agreement/treaty
uluslararası barış ve güvenlik
international peace and security
uluslararası camia
international community
uluslararası çatışmaların çözümü
resolution of international conflicts
uluslararası girişim
international initiative
uluslararası güvenlik
international security
uluslararası hukuk
international law
uluslararası ilişkiler
international relations
uluslararası ilişkiler kuramı
international relations theory
uluslararası insani hukuk
international humanitarian law
uluslararası konferans
international conference
uluslararası meşruiyet
international legitimacy
uluslararası örgütler
international organizations
uluslararası politika
international politics
uluslararası sistem
international system
uluslararası siyaset
international politics
uluslararası sözleşme
international convention
uluslararası suçlar
international crimes
uluslararası sular
international waters
uluslararası tanıma
international recognition
uluslararası temas grubu
international contact group
uluslararası toplum
international community
uluslararası yaptırımlar
international sanctions
uluslararası yardım
international aid
uluslarötesi aktörler
transnational actors
uluslarüstü
supranational
uluslarüstücülük
supranationalism
uydu devlet
satellite state
uyumlaştırma
harmonization
uyuşmazlık
dispute
uyuşmazlık yönetimi
dispute management
uyuşturucu kaçakçılığı
drug trafficking
uyuşturucuyla mücadele
fight against drugs
uzay tabanlı silahlar
space based weapons
uzlaşma
compromise
üçüncü taraf
third party
ülke içi çatışma
internal conflict
ülke içinde yerinden edilen insanlar
internally displaced people
ültimatom
ultimatum
üniter devlet
unitary state
üye devlet
member state
üye olmayan ülke
non-member state
vakıf
waqf, foundation
vatansız
stateless, heimatlos
vesayet konseyi
trusteeship council
vicdani red
consciencious objection
vizyoner diplomasi
visionary diplomacy
yabancı düşmanlığı
xenophobia
Yahudi düşmanlığı
anti-semitism
Yahudi soykırımı, Holokost
Holocaust
yakın çevre
near abroad
yakınlaşma
rapproachment
yalnızcılık
isolationism
yaptırım
sanction
yararlanıcı ülke
beneficiary country
yargı yetkisi
jurisdiction
yarı-resmi diplomasi
track one and a half diplomacy
yasadışı göç
illegal migration
yasaklı bölge
forbidden zone
yasama erki
legislative power
yasama meclisi
legislative assembly
yatıştırma
appeasement
yatıştırma politikası
appeasement policy
yayılmanın önlenmesi
non-proliferation
yeni dünya düzeni
new world order
yeni ekonomik düzen
new economic order
yeni muhafazakarlık
neo-conservatism
yeni sömürgecilik
neo-colonialism
yeniden yapılanma süreci
restructuring process
yerel yönetim
local administration
yerli nüfus
indigenous population
yetki
authority/power/capacity
yetki devri
devolution
yıldız savaşları
star wars
yönlendirme komitesi
steering committee
yumuşak güç
soft power
yumuşama
détente
yurtdışında yaşayan Türkler
Turks living abroad
yüksek akit taraflar
high conracting parties
yüksek komiser
high commissioner
yüksek komiser
high commissioner
yüksek yoğunlukta çatışma
high-intensity conflict
yükümlülük
obligation
yürürlüğe giriş
entry into force
yürütme erki
executive power
zımni rıza
tacit consent
zirve diplomasisi
summit diplomacy
zirve toplantısı
summit meeting
zorlayıcı tedbirler
coercive measures