Modern batı düşüncesinin öncülerinden filozof Aurelius Augustinus, dünyaya geldi. (Doğumu: 13 Kasım 354 – Ölümü: 28 Ağustos 430) Aziz Augustinus ya da Hippo’lu Augustinus olarak da bilinmektedir.
1770
George Grenville öldü. (14 Ekim 1712 – 13 Kasım 1770) Oxford’da okudu. Milletvekili ve bakan olarak siyasette yer aldı. Hukuk eğitimi alan Büyük Britanya Başbakanlarından biri olarak 16 Nisan 1763 – 10 Temmuz 1765 tarihleri arasında görev yaptı.
1828
Fransız hukukçu ve politikacı André-Joseph, Kont Abrial yaşamını yitirdi. (19 Mart 1750 – 13 Kasım 1828) Paris Üniversitesinde eğitim aldı. Bir süre avukatlık yaptı. Napolyon döneminde Adalet Bakanı olarak görev yaptı. Yargı sistemini yeniden düzenledi, Napolyon Yasası’nın Fransa’da ve yurtdışında geliştirilmesinde ve uygulanmasında rol aldı. 1802’de Senator oldu. Senato’nun bireysel özgürlükleri denetlemek üzere görevlendirdiği komisyonda görev yaptı.
1856
ABD’li hukukçu, avukat ve yargıç Louis Dembitz Brandeis (13 Kasım 1856- 5 Ekim 1941) dünyaya geldi. Ailesi Çek göçmeni Yahudi idi. Harvard Hukuk Okuluna gitti. 1878’de Missouri barosuna kabul edildi. Harvard Hukuk Dergisi’nde makaleleri yayınlandı. 1916’dan 1939’a kadar Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesinde yardımcı yargıç olarak görev yaptı. Mahremiyet Hakkı kavramının geliştirilmesine katkı sundu.
1914
Caresse Crosby tarafından geliştirilen sutyenin patenti alındı.
1920
Milletler Cemiyeti‘nin Cenevre’deki açılışına 41 ülkeden 5 bin temsilci katıldı.
1940
Amerikalı filozof ve mantıkçı Saul Aaron Kripke (13 Kasım 1940 – 15 Eylül 2022) dünyaya geldi.
1942
Devlet memurlarına, parasız elbise ve ayakkabı verilmesine ilişkin kanun kabul edildi.
1945
Charles De Gaulle, Fransa Cumhurbaşkanı seçildi.
1954
Nazi Komutanlarından Paul Ludwig Ewald von Kleist Sovyet esir kamplarında öldü. (8 Ağustos 1881- 13 Kasım 1954) İkinci Dünya Savaşı sırasında, Polonya, Fransa ve Ukrayna işgallerinde görev aldı. Kafkasya ve Stalingrad’da kuşatmalarında çatışmalara katıldı. 1945 yılının Nisan ayı sonlarında Bavyera’da ABD birlikleri tarafından tutuklandı ve İngiliz Ordusu’na teslim edildi. Eylül 1946’da Yugoslavya’ya iade edildi ve yargılamanın ardından savaş suçlarından on beş yıl hapis cezasına çarptırıldı. 1948’de Sovyetler Birliği’ne iade edildi ve burada savaş suçlarıyla suçlandı. Bir duruşmadan sonra 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 13 Kasım 1954’te, Vladimir Merkez Hapishanesi’nde kalp yetmezliğinden öldü. Sovyetler Birliği’ndeki Alman savaş esirleri arasında Rus esaretinde ölen en kıdemli askerdi.
1956
ABD Yüksek Mahkemesi, Alabama eyaletinde otobüslerde siyah-beyaz ayrımcılığı yapılmasına neden olan yasayı iptal etti.
Sovyetlerin ihracat malları karşılığı Türkiye’de kuracağı tesislerle ilgili ilk çalışmalar tamamlandı. Yedi proje ile ilgili anlaşma Dışişleri Bakanlığı’nda imzalanan protokolle tespit edildi.
1968
Türkiye İşçi Partisi Kongresi’nde, hukukçu Mehmet Ali Aybaryeniden Genel Başkan seçildi.
1968
360 derneğin bağlı olduğu yaklaşık 60 bin üyesi bulunan Din Görevlileri Yardımlaşma Federasyonu, yayınladığı bildiri ve bültenlerde “Dini politikaya alet ettiği” gerekçesiyle Asliye Hukuk Mahkemesi kararıyla kapatıldı.
1970
Birinci Dünya Savaşı sırasında ilan edilen Iğdır Cumhuriyeti’nin kurucusu Hacı Ali Ekber Tufan yaşamını yitirdi.
1972
Dev-Genç Genel Başkanı Ertuğrul Kürkçü, Genel Sayman Zafer Kutlu ile Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Oğuzhan Müftüoğlu ve Oktay Etiman’ın Askeri Mahkeme’de yargılanmalarına başlandı.
1976
Uluslararası Af Örgütü’nün, Türkiye’de siyasi tutuklulara işkence yapıldığı, işkencenin rutin hale geldiğine yönelik tespitlerinin Nisan’da bir mektupla Başbakan Demirel’e iletildiği bildirildi. Af Örgütü’nün Nisan 1976’da yazılan çalışma raporu ile Demirel’e iletilen mektubunun bazı bölümleri Tutuklu ve Mahkumlarla Dayanışma Derneği (TUMAD-DER) tarafından basına açıklandı.
1976
BM Genel Kurulu, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin başvurusu üzerine, Kıbrıs’taki bütün yabancı askerlerin çekilmesini ve mültecilerin yerlerine dönmesini öngören tasarıyı kabul etti. Karar, adadaki tüm yabancı askerlerin geri çekilmesi, Ada’nın. iç işlerine tüm askerî müdahalelerin durdurulması, arzu eden tüm göçmenlerin emniyet içinde evlerine dönmeleri ve toplumlararası görüşmelerin acilen başlaması çağırışında bulunmaktaydı.
1977
TRT Müzik Dairesi Türk Hafif Müziği Denetleme Kurulu Cem Karaca’nın 10 eserinin TRT’de çalınmasını yasakladı.
1980
Alparslan Türkeş ve Necmettin Erbakan seçim yasasına muhalefetten 2’şer ay hapse mahkûm oldu.
İçişleri Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı’nca Kürt kökenli 193 iş adamına devlet ihalelerine girme yasağı getirildiğini doğruladı.
1996
6 Kasım’daki YÖK protestosunda Beyazıt Meydanı’nda dövülen öğrenciler İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu.
2000
Avrupa’nın savunması için 52 yıl önce kurulan Batı Avrupa Birliği (BAB) kendi kendini feshetti. Yerini Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği’ne bıraktı. BAB Asamblesi ise artık AGSK Asamblesi olarak görev yapacak.
2002
Irak, silah denetçilerinin ülkeye dört yıl aradan sonra dönmesini öngören ve ülkenin silahsızlandırılmasıyla ilgili 1441 sayılı BM kararını kabul etti.
2005
Van Kapalı Cezaevinde Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın ile aynı koğuşta kalan Üniversitenin Genel Sekreter Yardımcısı Enver Arpalı intihar etti. Rahatsızlanan Rektör Aşkın ise Tıp Fakültesi Hastanesinin Kalp ve Damar Cerrahisi Servisi’nde yoğun bakıma alındı.
2006
Eski Milletvekili Sedat Edip Bucak, hakkındaki beraat kararının bozulmasının ardından yargılandığı ”Susurluk Davası” kapsamında İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesince, 1 yıl 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. Bucak’ın cezası ertelendi.
2008
AİHM, 12 Eylül darbecileri için 1999’daki suç duyurusu işleme konulmayan, 2000 yılında Kenan Evren hakkında hazırladığı iddianameden dolayı ise 2003’de meslekten men cezasına çarptırılan eski Cumhuriyet Savcısı Sacit Kayasu’nun başvurusunda Türkiye’yi 41 bin Euro tazminata mahkum etti.
Paris’te akşam saatlerinde konser salonu, stadyum, restoran ve barlara yönelik koordineli şekilde düzenlenen İŞİD terör saldırılarında 132 kişi öldü.
2020
İngiliz seri katil Peter William Sutcliffe öldü. (2 Haziran 1946, İngiltere – 13 Kasım 2020, İngiltere) Genellikle Yorkshire Karındeşeni olarak bilinen İngiliz seri katil. 1981 yılında 13 kadını öldürmekten ve 7 kişiyi de öldürmeye teşebbüs etmekten suçlu bulundu. Kendisine paranoid şizofreni teşhisi kondu. 20 yılı Yüksek Güvenlikli Broadmoor Hastanesi’nde tedavi olacak şekilde ömür boyu hapis cezası aldı. 13 Kasım 2020’de Durham’da cezaevindeyken COVID-19 nedeniyle 74 yaşında öldü.
2023
Tutuklu TİP Milletvekili Avukat Can Atalay hakkında hak ihlali kararı veren AYM üyeleri için suç duyurusunda bulunan ve AYM kararına uyulmamasına karar veren Yargıtay 3. Ceza Dairesine karşı CHP İstanbul İl Başkanlığı’nın 13 Kasım 2023’te, Çağlayan Adliyesinde Adalet Nöbeti başlattı. Nöbet 29 Kasım’a kadar devam etti. Aradan geçen sürede Yargıtay 4. Ceza Dairesinin itirazları reddetmesi dışında hukuki durumda herhangi bir değişiklik olmadı
2024
Norveç Parlamentosu, yerli halk Samiler ve azınlıkların asimile edilmesine yönelik geçmişte uygulanan “Norveçlileştirme” politikası nedeniyle bu gruplardan resmi olarak özür diledi.
2024
Ankara 35. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 12 sanığın yargılandığı, Muharrem İnce’ye yönelik ‘kumpas’ davasında ara karar açıklandı. Mahkeme, “sesli, yazılı veya görüntülü iletiyle hakaret edilmesi suçu”na yönelik ön ödeme getirilmesine ilişkin maddenin yer aldığı “9. Yargı Paketi”nin Resmi Gazete’de yayımlanmasının beklenilmesine ve bunun üzerinden resen inceleme yapılmasına karar verdi.
2024
ABD’de, Ukrayna’daki savaşla ilgili çok gizli askeri belgeleri sızdırmaktan suçlu bulunan bir Massachusetts Hava Ulusal Muhafız üyesi 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği konserlerle ilgili inceleme başlatıldı.
2024
Düzce’de üniversite bölgesinde uyuşturucu ticareti yaptıkları ve bunun için günlük kiralık evleri kullandıkları tespit edilen 5 şüpheli tutuklandı.
Kocaeli merkezli 4 ilde, sahte fiş ve fatura basıp vergi kaybına neden olan suç örgütüne yönelik operasyonda gözaltına alınan 57 şüpheliden 41’i tutuklandı.
Çankırı’da düzenlenen hırsızlık operasyonunda yakalanan 3 kişi tutuklandı.
Termal ilçesindeki bir otele ücretsiz tatil vaadiyle getirilen kişilere devre mülk hissesi sattıkları ancak çeşitli bahanelerle tatil yapmalarına izin vermedikleri, aidat ödemek istemeyenleri icra ile tehdit ettikleri öne sürülen 10’u tutuklu 38 sanık hakkında iddianame hazırlandı. Yalova Cumhuriyet Başsavcılığınca 10’u tutuklu 38 sanığa yönelik “tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında dolandırıcılık”, “rüşvet vermek”, “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak” suçlarından başlatılan soruşturma kapsamında hazırlanan 602 sayfalık iddianame, Yalova 1. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi. İddianamede, sanıklardan 34’ü hakkında 936’şar yıl, 4’ü için de 948’er yıl hapis cezası istendi.
2024
Kamuoyunda “etki ajanlığı” olarak bilinen, muhalefetin, gazetecilerin ve sivil toplum kuruluşlarının yoğun eleştirilerde bulunduğu, Noterlik Kanunu’nda değişiklik yapılmasıyla ilgili kanun teklifinin 16. maddesindeki yasa maddesi teklifi geri çekildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosunca AKUT’un kurucusu ve eski başkanı Nasuh Mahruki hakkında sosyal medya paylaşımlarında kullandığı ifadeler nedeniyle ‘yanıltıcı bilgiyi alenen yayma‘ ve ‘yargı organlarını alenen aşağılama‘ suçlarından soruşturma başlatıldı.
Depremin yıldönümünü anmak için bir araya geldikten sonra gözaltına alınan 11 trans aktivistin 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet suçlamasıyla yargılandığı dava İstanbul Anadolu Adliyesi 54. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Sanıkların tamamı beraat etti.
2024
Yargıtay Eski Üyesi Seyfettin Çilesiz‘in, TÜİK’in verileri baz alınarak yapılan emekli aylığı zamlarının enflasyon karşısında düşük kaldığını ve kendi emekli maaşının da eridiğini belirterek TÜİK hakkında açtığı davada Türkiye İstatistik Kurumu savunma verdi. Kurum, emekli yargıcın enflasyon verileri nedeniyle zarara uğramadığını savundu.
2024
İspanya’da 13 ton kokain yakalanmasından sonra başlatılan soruşturma kapsamında Dolandırıcılık ve Kara Para Aklama ile Mücadele biriminin başındaki polis memuru Óscar Sánchez Gil ve sevgilisi gözaltına alınarak tutuklandı.. Gil’in evinin duvarlarının içine gizlenmiş 20 milyon euro yakalandı. Gil ve sevgilisine ‘uyuşturucu kaçakçılığı, yolsuzluk ve suç örgütü üyeliği’ suçlamaları yöneltildi. Şahsın 5 yıldan bu yana uyuşturucu kaçakçıları ile birlikte çalıştığı bildirildi.
Türkiye, sözleşmeyi 18 Kasım 1999’da imzalamış, 28 Kasım 1999’da onaylamış, 20 Ekim 2003 tarihli Resmi Gazete’de yayınlayarak sözleşme şartları gereğince 1 Haziran 2004 tarihinde yürürlüğe sokmuştur.
Sözleşmenin amacı, evcil hayvanların refahını ve korunmasını artırmaktır. Avrupa Konseyi üyesi ülkeler arasında işbirliği geliştirmek ve koruma standartlarını oluşturmak temel amaçlardandır. Sözleşme, evcil hayvanlar için daha iyi yaşam koşulları sağlanmayı teşvik ederek uygulamayı kontrol edecek hukuki ve idari düzenlemeler getirmektedir.
Getirilen temel prensipler ile;
Hayvanların fiziksel ve zihinsel ihtiyaçlarını karşılayacak uygun bakım ve yaşam koşullarının sağlanması,
Kötü muamele ve istismarın önlenmesi,
Hayvanların uygun koşullarda yetiştirilmesi ve ticaretinin denetlenmesi
Hayvanlara zarar verme amacıyla yapılan deneylerin sınırlanması,
Hayvanların acı çekmesini önleyecek veteriner hizmetlerinin geliştirilmesi hedeflenmiştir.
Sözleşmedeki Bazı Önemli Konular
Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi, hayvan refahını sağlamak için imzalanmıştır. Sözleşme, hayvan sahiplerine önemli sorumluluklar yüklemektedir.
Bu sözleşme, ev hayvanlarının korunmasını ve iyi muamele görmesini amaçlamaktadır.
Ev hayvanlarının terk edilmesini önlemek için kapsamlı hükümler içermektedir.
Avrupa Sözleşmesi, hayvan sahiplerinin bilinçli davranmasını ve hayvanların yaşam koşullarını iyileştirmeyi hedeflemektedir.
Sözleşme, hayvanların sağlığını tehdit eden uygulamaları yasaklamaktadır.
Ev hayvanlarının refahı için uluslararası bir standart sunmaktadır.
Evcil hayvan sahiplerinin sorumluluklarını yasal güvence altına almaktadır.
Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi
GİRİŞ
İşbu Sözleşmeyi imzalayan Avrupa Konseyi üyesi devletler,
Avrupa Konseyi’nin amacının üyeleri arasında daha sıkı bir birlik gerçekleştirmek olduğunu dikkate alarak,
İnsanın yaşayan tüm canlılara ahlaki bir yükümlülüğünün olduğunu tanıyarak ve insan ile ev hayvanları arasında mevcut özel ilişkileri hatırda tutarak,
Ev hayvanlarının yaşam kalitesine olan katkılarını ve bunun sonucu olarak da toplum için taşıdığı önemi dikkate alarak,
İnsan tarafından bakılan hayvanların geniş çeşitliliğinden kaynaklanan güçlükleri dikkate alarak,
Hayvanların, aşırı nüfuslarına bağlı olarak, insan ve diğer hayvanların hijyen, sağlık ve güvenlikleri açısından taşıdıkları riskleri dikkate alarak,
Yabani fauna örneklerinin ev hayvanı olarak muhafaza edilmelerinin desteklenmemesi gerektiğini dikkate alarak,
Ev hayvanlarının elde edilmesi, muhafaza edilmesi, ticari veya ticari olmadan üretilmesi, başkalarına devredilmesi ve ticaretini etkileyen farklı şartların bilincinde olarak,
Ev hayvanlarının muhafaza edilme koşullarının her zaman sağlıklarını ve refahlarını geliştirmeye izin vermediğinin bilincinde olarak,
Bilgi veya bilinç noksanlığı nedeniyle, bazen, ev hayvanlarına karşı davranışların önemli ölçüde değiştiğini kaydederek,
Ev hayvanları sahiplerinin sorumluluğu sonucunda doğacak temel müşterek davranış ve uygulama standardının sadece arzu edilen değil, aynı zamanda gerçekçi bir hedef olduğunu dikkate alarak,
Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:
BÖLÜM I-GENEL HÜKÜMLER Madde 1 Tanımlar
1. Ev hayvanı, insan tarafından özellikle evde, özel zevk ve refakat amacıyla muhafaza edilen veya edilmesi tasarlanan her türlü hayvanı ifade eder.
2. Ev hayvanlarının ticareti, kar amacıyla yapılan, ev hayvanlarının sahipliğinin değişmesine yol açan önemli miktarlardaki tüm düzenli ticari işlemleri ifade eder.
3. Ticari üretme ve barındırma, kar amacıyla ve önemli miktarda yapılan üretme ve barındırmayı ifade eder.
4. Hayvan barınağı, çok sayıda ev hayvanının muhafaza edilebileceği, kar amacı gütmeyen bir tesisi ifade eder. Ulusal mevzuat ve/veya idari tedbirler izin verdiğinde, bu gibi tesisler başıboş hayvanları da kabul edebilir.
5. Başıboş hayvan, evi olmayan veya sahibinin veya bakıcısının evinin sınırları dışında bulunan ve herhangi bir sahibinin ya da bakıcının kontrolü veya doğrudan denetimi altında bulunmayan ev hayvanını ifade eder.
6. Yetkili makam, üye ülke tarafından tayin edilen makamı ifade eder.
Madde 2 Amaç ve Uygulama
1. Tarafların her biri;
a) Bir kişi veya kurum tarafından evde ya da ticari üretme ve barındırma kuruluşlarında ve hayvan barınaklarında muhafaza edilen en hayvanları,
b) Uygun hallerde başıboş hayvanlar, konularında İşbu Sözleşme’nin hükümlerine işlerlik kazandırılması için gerekli tedbirleri almayı taahhüt eder.
2. Bu Sözleşme’nin hiçbir hükmü hayvanların korunması veya tehdit altındaki yabani türlerin korunması konusundaki belgelerin uygulanmasını etkilemez.
3. İşbu Sözleşme’nin hiçbir hükmü, Tarafların ev hayvanlarının korunmasına yönelik daha sıkı tedbirleri kabul etme hürriyetine veya bu belgede yer alan hükümlerin işbu belgede özellikle belirtilmeyen hayvan sınıflarına da uygulanması hakkını etkilemez.
BÖLÜM II-EV HAYVANLARININ MUHAFAZA EDİLMESİ İÇİN KURALLAR Madde 3
Hayvanların refahı için temel kurallar
1. Hiç kimse bir ev hayvanının, gereksiz acı, sıkıntı veya ısdırap çekmesine sebep olamaz.
2. Hiç kimse bir ev hayvanını terk edemez.
Madde 4
Muhafaza Etme
1. Bir ev hayvanını muhafaza eden veya bakımını kabul eden kişi, hayvanın sağlığı ve refahından sorumludur.
2. Bir ev hayvanını muhafaza eden veya onunla ilgilenen kişi, hayvanın cinsi ve ırkına bağlı olarak davranış gereksinimlerini dikkate alan barınak, dikkat ve ihtimamı sağlayacaktır. Özellikle;
a. Yeterli ve uygun gıda ve su verecek,
b. Hareketi için uygun imkanları sağlayacak,
c. Kaçışını önleyecek tüm makul tedbirleri alacaktır.
3. Bir hayvan;
a. Yukarıdaki 2’nciparagrafta belirtilen şartlar yerine getirilmediği veya
b. Belirtilen şartlar yerine getirilmesine rağmen hayvan esarete alışamazsa
ev hayvanı olarak muhafaza edilemez.
Madde 5 Üretim
Bir ev hayvanını üretmek için seçen bir kişi, o hayvanın, dişinin veya yavruların sağlık ve refahını risk altına sokabilecek anatomik, psikolojik ve davranış özelliklerini göz önünde bulundurmaktan sorumlu olacaktır.
Madde 6 Ev Hayvanı Edinmede Yaş Sınırı
Hiçbir ev hayvanı ebeveynlerinin veya ebeveyn sorumluluğu taşıyan diğer şahısların açık rızası olmaksızın 16 yaşın altındaki kimselere satılamaz.
Madde 7 Eğitim
Hiçbir ev hayvanı, sağlığına ve refahına zarar verecek şekilde, özellikle doğal gücünü ve kapasitesini aşacak biçimde ya da yaralanmasına veya gereksiz ağrı, acı, sıkıntı veya ızdırap çekmesine yol suni yardımlar kullanarak eğitilemez.
Madde 8 Ticaret, Ticari Üretim ve Barındırma, Hayvan Barınakları
1. Sözleşme yürürlüğe girdiği tarihte ev hayvanlarının ticaretini, ticari amaçla üretimini yapan veya barındıran veya hayvan barınağı işleten her kişi, her Tarafça belirlenecek uygun süre içerisinde bu faaliyetlerini yetkili makama bildirecektir.
2. Bu bildirim,
a. Bu faaliyetlere dahil olan veya olacak ev hayvanı türlerini,
b. Sorumlu kişi ve onun bilgi düzeyini,
c. Kullanılan veya kullanılacak mülkün ve ekipmanın tanımını, belirtmelidir.
3. Yukarıda belirtilen faaliyetler ancak,
a. Profesyonel eğitim veya ev hayvanları konusunda yeterli deneyim sonucunda sorumlu kişinin faaliyette bulunmak için gerekli bilgi ve kapasiteye sahip olması,
b. Faaliyet için kullanılacak mülk ve ekipmanın 4’üncü maddede belirtilen şartları yerine getirmesi, durumunda gerçekleştirebilir.
4. Yetkili makam, 1’inci paragrafta belirtilen hükümler çerçevesinde yapılan bildirim temelinde,
3’üncü paragrafta belirtilen şartların yerine getirilip getirilmediğini tesbit eder. Şayet şartlar gerektiği şekilde sağlanmamışsa, tedbirler tavsiye eder ve gerekiyorsa, hayvanların refahı için, faaliyetin başlatılmasını veya devam etmesini yasaklar.
5. Yetkili makam, ulusal mevzuat ile uyumlu olarak, yukarıda belirtilen şartların yerine getirilip getirilmediğini denetler.
Madde 9 Reklam, Eğlence, Sergi, Yarışma ve benzeri faaliyetler
1. Aşağıdaki şartlar sağlanmadıkça ev hayvanları reklam, eğlence, sergi, yarışma ve benzeri faaliyetlerde kullanılamaz.
a. Organizatörün bu hayvanlara, 4’üncü maddenin 2’inci fıkrasındaki koşullara uygun olarak davranılmasını sağlayacak gerekli şartları oluşturması ve
b. Ev hayvanlarının sağlık ve refahının risk altına sokulmaması.
2.
a) Yarışma esnasında veya,
b) Hayvanın sağlık ve refahını risk altına sokabilecek diğer zamanlarda, ev hayvanının doğal performans düzeyini arttırmak veya azaltmak amacıyla ona hiçbir madde verilemez, tedavi uygulanamaz veya cihaz tatbik edilemez.
Madde 10
Cerrahi Operasyonlar
1. Bir ev hayvanının dış görünüşünü değiştirmeye yönelik veya diğer tedavi edici olmayan cerrahi müdahaleler yasaktır. Özellikle;
a) Kuyruğunun kesilmesi,
b) Kulaklarının kesilmesi,
c) Ses tellerinin alınması,
d) Tırnak ve dişlerin sökülmesi.
2. Bu yasaklamalara sadece aşağıdaki durumlarda müsaade edilecektir.
a) Bir veteriner hekimin, veterinerlikle ilgili tıbbi sebepler veya özel bir hayvanın yararı için gerektiğinde tedavi edici olmayan müdahaleyi gerekli görmesi,
b) Üremenin önlenmesi.
3.
a) Hayvanın şiddetli acı çekeceği veya çekmesi muhtemel operasyonlar sadece anestezi uygulanarak ve bir veteriner hekim tarafından veya onun gözetiminde gerçekleştirilecektir.
b) Anestezi gerektirmeyen operasyonlar, ulusal mevzuata uygun olarak, yetkili bir kişi tarafından
gerçekleştirilebilir.
Madde 11 Öldürme
1. Veteriner hekim veya diğer bir yetkilinin yardımının hızlı bir şekilde temin edilemediği veya ulusal mevzuat kapsamında bir hayvanın acısını ortadan kaldırmaya yönelik acil veya ulusal mevzuatla öngörülen diğer tüm acil durumlar dışında, bir ev hayvanı ancak bir veteriner hekim veya diğer bir yetkili tarafından öldürülebilir. Tüm öldürmeler şartların gerektirdiği asgari düzeyde fiziksel ve manevi acı verecek şekilde gerçekleştirilecektir. Seçilen yöntem, acil durumlar dışında:
a) ani şuur kaybı ve ölümü gerçekleştirecek ya da
b) derin genel anestezi ile başlayacak, bunu kesin ve mutlak ölümü sağlayacak işlem izleyecektir.
Öldürmeden sorumlu kişi, hayvanın cesedi yok edilmeden önce o hayvanın öldüğünden emin olacaktır.
a) 1.b paragrafında kaydedilen etkilerin gerçekleşmemesi durumunda, boğma veya nefessiz kalmasına neden olacak diğer yöntemler,
b) 1’inci paragrafta belirtilen etkileri sağlayacak, dozu ve uygulaması kontrol edilemeyen herhangi bir zehirli madde veya ilaç kullanımı,
c) Ani şuur kaybı meydana getirmeden yapılan elektrikle öldürme.
BÖLÜM III-HAYVANLAR İÇİN EK TEDBİRLER Madde 12 Sayılarının Azaltılması
Taraflardan biri, başıboş hayvan sayısının sorun yarattığını düşünürse, gereksiz ağrı, acı ve ızdırap çekmelerine sebep vermeyecek şekilde sayılarını azaltmak için uygun yasal ve/veya idari tedbirleri alacaktır.
a) Bu tedbirler aşağıdaki şartları karşılayacaktır;
i. Bu hayvanlar yakalanacak ise, bunun hayvana fiziksel ve manevi olarak en az seviyede acı verecek şekilde gerçekleştirilmesi,
ii. Yakalanan hayvanların muhafaza edilmesi veya öldürülmesi işlemlerinin bu Sözleşme’de belirtilen prensiplere uygun olarak gerçekleştirilmesi.
b) Taraflar,
i. Köpek ve kedilere damgalama gibi az acı veren ya da hiç ağrı, acı ve ızdırap çektirmeyen uygun bir yönetemle aynı zamanda sahiplerinin isim ve adresleri ile birlikte numaraları kayda geçirilerek daimi kimlik sağlamayı,
ii. Kedi ve köpeklerin plansız üremelerini azaltmak için bu hayvanların kısırlaştırılmalarını teşvik etmeyi,
iii. Başıboş kedileri ve köpekleri bulan kişilerin, bu konuda yetkili makama bilgi vermelerini teşvik etmeyi, değerlendirmeyi taahhüt eder.
Madde 13 Yakalama, muhafaza etme ve öldürme için istisnalar
Başıboş hayvanların yakalanmaları, muhafaza edilmeleri ve öldürülmeleri konularında bu Sözleşme’de yer alan prensiplere sadece hastalıkların kontrolüne yönelik Hükümet programları kapsamında kaçınılmaz hallerde istisna getirilebilir.
BÖLÜM IV-BİLGİLENDİRME VE EĞİTİM Madde 14 Bilgilendirme ve Eğitim Programları
Taraflar, ev hayvanlarının muhafaza edilmesi, üretilmesi, eğitimi, ticareti ve barındırılmaları ile ilgili kurum ve bireyleri bu Sözleşme’nin hükümleri ve prensipleri hakkında bilinçlendirme ve bilgilendirmenin yaygınlaştırılması amacıyla bilgilendirme ve eğitim programları geliştirilmesini desteklemeyi taahhüt ederler.
Bu programlarda özellikle aşağıda belirtilen noktalara dikkat çekilmelidir:
a) Ev hayvanlarının, yarışma amacıyla uygun bilgi ve beceriye sahip kişiler tarafından ticaret veya eğitilmelerinin gerekliliği,
b) Aşağıdaki hususların engellenmesi gerekliliği:
i. Ebeveynlerinin veya ebeveyn sorumluluğu taşıyan diğer şahısların açık rızası olmadıkça 16 yaşından küçüklere ev hayvanlarının hediye olarak verilmesi,
ii. Ev hayvanlarının ödül , hediye veya ikramiye olarak verilmesi,
iii. Ev hayvanlarının plansız üretilmesi.
c) Yabani hayvanların ev hayvanı olarak alınması veya kabul edilmesinin, bu hayvanların sağlık ve refahına olumsuz sonuçları olabileceği,
d) Sorumsuz şekilde ev hayvanları edinmenin, istenmeyen ve terk edilen hayvan sayısının artmasına yol açma riski getirdiği.
BÖLÜM V-ÇOKTARAFLI MÜZAKERELER Madde 15 Çok Taraflı müzakereler
1. Taraflar, Sözleşme’nin yürürlüğe girmesinden sonraki beş yıl içerisinde ve bundan sonraki her beş yılda bir ve Tarafların ekseriyetinin talep ettiği her zaman Sözleşme’nin uygulanmasını ve Sözleşme’nin gözden geçirilmesinin veya bazı hükümlerinin daha kapsamlı hale getirilmesinin uygunluğunu incelemek üzere Avrupa Konseyi bünyesinde çok taraflı müzakereler yapacaklardır. Bu müzakereler, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’nin daveti üzerine gerçekleştirilecek toplantılarda yapılacaktır.
2. Tarafların her biri bu müzakerelere katılmak üzere bir temsilci görevlendirme hakkına sahiptir. Sözleşme’ye taraf olmayan Avrupa Konseyi üyesi herhangi bir ülke, toplantılarda bir gözlemci ile temsil edilme hakkına sahiptir.
3. Taraflar her müzakereden sonra, müzakere ve Sözleşme’nin işleyişi hakkında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne bir rapor sunacaklar ve gerekli gördükleri takdirde, Sözleşme’nin 15 ila 23’üncü maddelerine değişiklik teklif edebileceklerdir.
4. Taraflar, Sözleşme hükümlerine bağlı kalarak, müzakerelerin işleyiş kurallarını belirleyeceklerdir.
BÖLÜM VI-DEĞİŞİKLİKLER Madde 16 Değişiklikler
1. Taraf bir ülke veya Bakanlar Komitesi tarafından Sözleşme’nin 1 ila 14’üncü maddelerine getirilecek değişiklik önerileri, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirilecek ve bu öneriler Genel Sekreter tarafından Avrupa Konseyi’ne üye devletlere, her taraf ülkeye ve Sözleşme’nin 19’uncu maddesi hükümleri gereği Sözleşme’ye katılmaya davet edilen her devlete gönderilecektir.
2. Bir önceki paragraf hükümlerine göre yapılan her değişiklik önerisi, Genel Sekreter’e gönderildiği tarihten itibaren iki aydan az olmayan bir süre içerisinde, düzenlenecek çok taraflı müzakerede incelenecek ve taraf ülkelerin üçte iki oy çokluğu ile kabul edilebilecektir. Kabul edilen metin taraf ülkelere gönderilecektir.
3. Herhangi bir ülke itirazda bulunmadığı takdirde her değişiklik, çok taraflı müzakerede kabul edilmesinden 12 ay sonra, yürürlüğe girecektir.
BÖLÜM VII-SONUÇ HÜKÜMLERİ Madde 17
İmza, onay, kabul, uygun bulma
Bu Sözleşme Avrupa Konseyi’ne üye devletlerin imzasına açıktır. Sözleşme onay, kabul ve uygun bulma işlemlerine tabidir. Onay, kabul veya uygun bulma belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tevdi edilecektir.
Madde 18 Yürürlüğe girme
1. Sözleşme, Avrupa Konseyi’ne üye dört devletin, 17’nci maddenin hükümlerine uygun olarak, Sözleşme ile bağlı olduklarını bildirme tarihini takip eden altı aylık sürenin bitiminden sonraki ayın birinci günü yürürlüğe girer.
2. Sözleşme ile bağlı olduklarını daha sonra bildirecek her devlet için Sözleşme onay, kabul veya uygun bulma belgelerinin tevdi edildiği tarihi takip eden altı aylık sürenin bitiminden sonraki ayın birinci günü yürürlüğe girer.
Madde 19 Üye olmayan devletlerin katılımı
1. Bu Sözleşme’nin yürürlüğe girmesinden sonra, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Statüsü’nün 20/d maddesinde belirtilen çoğunlukla ve taraf devletlerin Bakanlar Komitesi’nde bulunma hakkına sahip temsilcilerinin oybirliği ile alınan karar ile Avrupa Konseyi’ne üye olmayan her devleti Sözleşme’ye katılmaya davet edebilir.
2. Sözleşme, katılan her devlet için katılım belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tevdi edildiği tarihi takip eden altı aylık sürenin bitiminden sonraki ayın birinci günü yürürlüğe girer.
Madde 20 Bölgesel Hüküm
1. Her devlet, imza sırasında veya onay, kabul, uygun bulma veya katılma belgesini tevdi ederken Sözleşme’nin uygulanacağı ülke ve ülkeleri belirleyebilir.
2. Her taraf, daha sonraki bir tarihte Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne göndereceği bir beyan ile Sözleşme’nin uygulama alanını, bildirimde belirteceği başka ülkelere genişletebilir. Sözleşme, bu ülkeler için, Genel Sekreter tarafından beyanın alınmasını takip eden altı ayın birinci gününde yürürlüğe girer.
3. Önceki iki paragraf çerçevesinde belirlenen bölgelere ilişkin yapılan her beyan Genel Sekreter’e yapılacak bir bildirim ile geri çekilebilir. Geri çekme, bildirimin Genel Sekreter tarafından alınmasını takip eden altı aylık sürenin bitiminden sonraki ayın birinci günü yürürlüğe girer.
Madde 21 Çekinceler
1. Her Devlet, Sözleşme’yi imzaladığı veya onay, kabul, uygun görme veya katılma belgelerini teslim ettiği sırada, 6’ncı madde ile 10’uncu maddenin 1’inci paragraf, 1(a) alt paragrafına bir veya daha fazla çekince koyduğunu beyan edebilir. Bunun dışında başka bir çekince konulamaz.
2. Önceki paragrafa göre çekince koyan her Taraf, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne göndereceği bir bildiri ile bu çekinceyi kısmen veya tamamen geri çekebilir. Ger çekme bildirinin Genel Sekreter tarafından alındığı tarihten itibaren geçerlilik kazanır.
3. Sözleşme’nin bir hükmüne çekince koyan bir Taraf, bu hükmün diğer bir Tarafça uygulanmasını talep edemez; ancak bu çekince şayet kısmi veya şarta bağlı ise, hükmün, kendi kabul ettiği şekilde uygulanmasını talep edebilir.
Madde 22 Fesih
1. Her Taraf, herhangi bir zaman, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bir bildirimde bulunarak, bu Sözleşme’den ayrılabilir.
2. Fesih, buna ilişkin bildirimin Genel Sekreter tarafından alındığı tarihten itibaren altı aylık sürenin bitiminden sonraki ayın birinci günü geçerlilik kazanır.
Madde 23 Bildirimler
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Konsey üyesi devletlere ve bu Sözleşme’ye katılan veya katılmaya davet edilen devlete;
a. her imza,
b. her onay, kabul, uygun bulma veya katılma belgesinin tevdii,
c. Sözleşme’nin, 18’inci, 19’uncu ve 20’nci maddeler uyarınca yürürlüğe girdiği tarih,
d. İşbu Sözleşme ile ilgili diğer her karar, bildirim veya bilgilendirme,
Hakkında bildirimde bulunacaktır.
13 Kasım 1987 tarihinde Strazburg’da her iki metin aynı şekilde geçerli olmak üzere, İngilizce ve Fransızca Avrupa Konseyi arşivine tevdi edilecek şekilde tek bir suret olarak düzenlenmiştir.
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Avrupa Konseyi üyesi olan devletler ile Sözleşme’ye katılmaya davet edilen her devlete aslına uygunluğu onaylanmış bir suretini gönderecektir.
Nahçıvan Anlaşması, 3 Ekim 2009’da imzalanan ve Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi’ni(TDKÜİK) kuran antlaşmadır.
“Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi’nin Kurulmasına İlişkin Nahçıvan Anlaşması” işbirliğini kurumsallaştırmak amacıyla düzenlenmiştir. Nahçıvan’da 3 Ekim 2009 tarihinde gerçekleştirilen 9. Zirve’de Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan ve Kırgızistan tarafından imzalanmıştır.
15-16 Eylül 2010’da İstanbul’da toplanan 10. Türk Dili Konuşan Devletler Zirvesi’nde “Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi’ kurulmuştur.
İşbirliği,1992 yılında Türkiye’nin girişimiyle başlamıştır. Bu kapsamda şimdiye kadar düzenli olarak “Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirvesi’ gerçekleştirilmiştir.
3 Kasım 2023 tarihinde Kazakistan’ın başkenti Astana’da gerçekleştirilen Zirvede, Ortak Bildiri ve Astana Senedi imzalanmıştır.
Türk Devletleri Teşkilatı
Uluslararası bir örgüt olan Türk Konseyi, 12 Kasım 2021 tarihinde yen organizasyon şemasını oluşturmuştur. Türk dili konuşan ülkeler arasında kapsamlı işbirliğini teşvik etmek amacıyla 3 Ekim 2009’da kurulan Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Teşkilatı’nın devamıdır. 2021 yılında İstanbul’da gerçekleştirilen Türk Konseyi Devlet Başkanları VIII. Zirvesi’nde Kuruluşun adı Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) olarak değiştirilmiştir.
Kurucu üyeler Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye’dir. Gözlemci üyeler ise Türkmenistan, Macaristan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’dir. Özbekistan 2019 yılında Türk Devletleri Teşkilatı’na katılan son asil üyedir.
Teşkilat’ta, Devlet Başkanları Konseyi, Dışişleri Bakanları Konseyi, Kıdemli Memurlar Komitesi, Aksakallar Konseyi ve Sekretarya bulunmaktadır.
Bundan böyle “Taraflar” olarak anılacak Türk Dili Konuşan Ülkeler, halkları arasındaki tarihi bağları, ortak dil, kültür ve gelenekleri temel alarak, kapsamlı işbirliğinin daha da derinleştirilmesini arzu ederek,
Siyasi çok kutupluluk ile ekonomi ve bilginin küreselleşmesi süreçleri çerçevesinde bölgede barışın güçlendirilmesine, güvenlik ve istikrarın teminine ortak katkıda bulunmayı arzu ederek,
Müşterek bir yapı içerisinde etkileşimin, iyi komşuluk, birlik ve devletler ile halklar arasındaki işbirliği açısından mevcut olan geniş potansiyelin ortaya çıkmasını kolaylaştırdığını göz önünde bulundurarak,
Karşılıklı güven, ortak çıkar, eşitlik, karşılıklı danışmalar, kültürel farklılıklara saygı ve Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirveleri’nde tesis edilen müşterek kalkınma isteği ruhundan hareket ederek,
Birleşmiş Milletler Şartı‘nın amaç ve ilkeleri ile uluslararası barış ve güvenlik, iyi komşuluk ve dostane ilişkilerin kurulmasını ve devletler arasında işbirliğini hedefleyen egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası tanınmış sınırların ihlal edilemezliği dahil olmak üzere, uluslararası hukukun evrensel düzeyde kabul görmüş ilke ve normlarına bağlılıklarını teyit ederek, aşağıda belirtilen hususlar üzerinde mutabakata varmışlardır:
Madde 1
Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi
Taraflar uluslararası bir kuruluş şekline sahip “Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi (bundan böyle TDKÜİK olarak anılacaktır) isimli işbirliği mekanizması kurmuşlardır.
Madde 2
Amaçlar ve görevler
TDKÜİK’nın temel amaç ve görevleri:
Taraflar arasında karşılıklı güvenin, dostluk ve iyi komşuluğun güçlendirilmesi,
Bölgede ve dünya genelinde barışın sağlanması, güvenlik ve emniyetin güçlendirilmesi,
Uluslararası örgütler ve uluslararası forumlar çerçevesindekiler de dahil olmak üzere, ortak çıkarların söz konusu olduğu dış politika meselelerinde ortak tutum belirlemeye çalışılması,
Uluslararası terörizm ve ayrılıkçılık, aşırı akımlar, insan kaçakçılığı, yasadışı uyuşturucu ticareti ile narkotik ve psikotropik maddelerle uluslararası mücadelede eşgüdümün sağlanması,
Siyasi, ticari ve ekonomik konular ile kanunu uygulama, çevre, kültür, bilimselteknik, askeri-teknik, eğitim, enerji, ulaştırma, kredi ve finans alanları ve ortak çıkarları ilgilendiren diğer alanlardaki etkin bölgesel ve ikili işbirliğinin teşvik edilmesi,
Ticaret ve yatırım açısından elverişli koşulların yaratılması, gümrük ve mallar ile hizmetlerin ve sermayenin dolaşımına imkan sağlayan düzenlemelerin basitleştirilmesi, mali sistem ve bankacılık işlemlerinin kolaylaştırılması,
Tarafların halklarının yaşam koşullarının hızla iyileştirilmesi ve geliştirilmesi amacıyla, eşit ortaklığa dayalı müşterek icraatlarda bölgede kapsamlı ve dengeli bir ekonomik büyüme, sosyal ve kültürel gelişimin sağlanması,
Uluslararası hukuk tarafından umumiyetle tanınan ilke ve normlara uygun olarak, hukukun üstünlüğü, iyi yönetişim, insan haklan ve temel özgürlüklerin güvence altına alınması konularının ele alınması,
bilim ve teknoloji, eğitim, sağlık, kültür, spor ve turizm alanlarında etkileşimin genişletilmesi,
Türk halklarının sahip oldukları zengin kültür ve tarihi mirasın değerlendirilmesi, kitlelere tanıtılması ve yayılmasında Tarafların basın ve iletişim araçları arasındaki etkileşimin özendirilmesi,
karşılıklı hukuki yardımlaşmanın ve hukukun muhtelif alanlarındaki işbirliğinin geliştirilmesi amacıyla hukuki bilgi değişimi hususlarının ele alınmasıdır.
Madde 3
Yapı
İşbu Anlaşmada yer alan amaç ve görevleri yerine getirmek üzere aşağıda belirtilen yapılar teşkil edilecektir:
Devlet Başkanları Konseyi
Dışişleri Bakanları Konseyi
Kıdemli Memurlar Komitesi
Aksakallar Konseyi Sekretarya
Madde 4
Diğer işbirliği türleri
21 Kasım 2008 tarihli İstanbul Anlaşmasıyla işlerlik kazanan Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi, Türk Dili Konuşan Ülkelerin parlamentoları arasındaki işbirliğini derinleştirmek amacıyla faaliyet göstermektedir.
Taraflar; bilim, eğitim, kültür ve sanat alanlarında işbirliğinin geliştirilmesi, Türk dünyasının ortak değerlerinin uluslararası seviyede tanıtılması ve kitlelere yayılması, Türk Dili konuşan ülkeler arasındaki kültürel bağların derinleştirilmesi amacıyla TÜRKSOY çerçevesinde işbirliği yapmaktadır.
Madde 5
Devlet Başkanları Konseyi
Devlet Başkanları Konseyi (DBK), Tarafların Devlet Başkanlarının aşağıda belirtilen çerçevede bir araya geldikleri düzenli toplantılarla faaliyetlerini sürdürür:
Güncel uluslararası sorunların çözümüne ilişkin olarak Taraflar arasındaki etkileşimin değerlendirilmesi,
TDKÜİK kapsamında öncelikli işbirliği alanlarının belirlenmesi, TDKÜİK’nın faaliyetlerinin değerIendirilmesi.
DBK toplantıları yılda bir kez yapılır. Tarafların onayına bağlı olarak olağanüstü DBK toplantıları düzenlenebilir.
Bir sonraki DBK toplantısının yeri, kural olarak Tarafların İngilizce adlarının alfabetik sırasına göre belirlenir. Olağanüstü DBK toplantısının yeri Taraflar arasında sağlanacak mutabakat uyarınca tespit edilir.
TDKÜİK’mn gündemdeki faaliyetleriyle ilgili konulan değerIendirir, DBK toplantılarında ele alınacak güncel uluslararası meseleleri tespit eder; Sekretaryanın personel yapısını ve mali raporunu onaylar.
DİBK, gerektiğinde Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi adına beyanatta bulunabilir.
DİBK toplantıları, kural olarak DBK toplantılarının yapıldığı yerde DBK toplantıları öncesinde yapılır.
Tarafların mutabakatıyla, olağanüstü DİBK toplantıları düzenlenebilir. Olağanüstü DİBK toplantısının yeri Taraflar arasında sağlanacak uzlaşıyla belirlenir.
Madde 7
Kıdemli Memurlar Komitesi
Kıdemli Memurlar Komitesi’nde (KMK) Tarafların asgari bir temsilcisi yer alır.
KMK yetkileri çerçevesinde,
Sekretaryanın faaliyetlerinin koordine eder,
Sekretarya tarafından hazırlanan taslak belgelerin DİBK’nın tasvibine sunumundan ve DBK’nın onaylamasından önce değerlendirir ve onay verir.
KMK toplantıları, kural olarak DİBK toplantıları öncesinde düzenlenir.
Madde 8
Dönem Başkanlığı
DBK’nın olağan toplantılarına ev sahipliği yapan Taraf, bir sonraki DBK toplantısına kadar Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi’nin dönem başkanlığım yürütür.
Madde 9
Aksakallar Konseyi
Türk Dili Konuşan Ülkeler Aksakallar Konseyi (Aksakallar Konseyi), TDKÜİK’in himayesinde faaliyet gösteren daimi bir danışma teşekkülüdür.
Mali hususlar dahil olmak üzere, Aksakallar Konseyi’nin faaliyetlerinin teferruatları, DİBK tarafından kabul edilen, Aksakallar Konseyi’nin Yönetmeliği başlıklı ayrı bir belgeyle tanımlanır.
Aksakallar Konseyi’nin faaliyetleri işbu Anlaşma ve yukarıda bahse konu Yönetmelik çerçevesinde belirlenir.
Madde 10
Sekretarya
Taraflar, TDKÜİK’in amaç ve görevlerinin icrasına yardımcı olmak üzere, daimi bir yürütme organı olan Sekretarya'” kurmuşlardır.
Sekretarya’nın görevleri arasında;
DBK, DİBK, ve KMK’nın toplantıları İle TDKÜİK nezdinde gerçekleştirilecek diğer toplantıların düzenlenebilmesi amacıyla ihtiyaç duyulacak İdari, örgütsel, protokoler ve teknik önlemlerin alınması, Taslak belgelerin hazırlanması,
Belgelerin tasnif ve arşivlenmesi,
Taraflar ve diğer uluslararası teşkilatlar ile forumlar tarafından iletilen belge ve bilgilerin takas bürosu olarak faaliyet göstermesi,
TDKÜİK ile ilgili genel mahiyetli bilginin yayımlanması,
DBK, DİBK, KMK tarafından verilecek diğer görevlerin yerine getirilmesi,
Görevlendirilecek personelin tespit edilerek KMK’nın onayına sunulması,
Gerçekleştirilen mali faaliyetlerle ilgili olarak KMK’ya rapor sunulması
bulunmaktadır.
Sekretarya DİBK’in önerisi üzerine DBK tarafından onaylanan Genel Sekreter tarafından yönetilecektir. Genel Sekreter’in uyruğunda bulunduğu ülke hariç olmak üzere, Tarafların her birinden bir Genel Sekreter Yardımcısı atanacaktır.
G. Sekreter, Tarafların İngilizce resmi ülke adlarının sıralamasına göre rotasyon temelinde üç yıl süreyle atanacak ve görev süresinin uzatılması hakkı bulunmayacaktır.
Genel Sekreter Yardımcıları, Tarafların vatandaşları arasından DBK tarafından üç yıl süreyle atanacak ve görev sürelerinin uzatılması hakları bulunmayacaktır. Sekretarya görevlileri Tarafların kendi ulusal mevzuatları uyarınca, kendi vatandaşları arasından atanacaktır.
Genel Sekreter, Genel Sekreter Yardımcıları ve Sekretarya’nın diğer görevlileri, görevlerini ifa ederlerken herhangi bir Taraftan veya üçüncü taraflardan talimat istemeyecekler ve almayacaklardır. DBK’ya karşı sorumlu olan uluslararası görevliler olarak konumlarım etkileyebilecek her türlü davranıştan kaçınacaklardır.
Taraflar, Genel Sekreter, Genel Sekreter Yardımcıları ve Sekretarya görevlilerinin ifa ettikleri görevlerin uluslararası mahiyetine saygı göstermeyi ve sözkonusu görevlileri etki altında bırakmamayı kabul ederler.
Sekretarya’nın merkezi İstanbul’da (Türkiye Cumhuriyeti) olacaktır.
Taraflar, Sekretarya’nın Türkiye’deki konumu ve tabi olacağı şartlar hususlarında Sekretarya’ya DİBK’mn önceden onayını almak koşulu İle Türkiye Cumhuriyeti İle uluslararası bir anlaşma İmzalama yetkisi tanıyacaklardır.
TDKÜİK Sekretaryası, TDKÜİK’in görev ve sorumluluklarını yerine getirmek üzere Tarafların ülkelerinde gerekli olan hükmi şahsiyete sahip olacaktır.
Sekretarya, özellikle aşağıda belirtilen amaç ve görevleri yerine getirmek üzere, uluslararası hükmi yetkiye sahip olacaktır:
Tarafların tümünün onayıyla anlaşmalar imzalamak,
Mülk satın almak ve satmak,
Davacı ve davalı olarak mahkemelere çıkmak,
Banka hesapları açmak ve nakit varlıklar üzerinden sözleşmeler akdetmek.
Madde 11
Bütçe
Sekretarya, Taraflar arasında ayrıca imzalanacak uluslararası bir anlaşma çerçevesinde belirlenecek kendi bütçesine sahip olacaktır.
TDKÜİK nezdinde düzenlenecek etkinliklere katılacak uzman ve temsilcilerin giderleri gönderen ülke tarafından karşılanacaktır.
Madde 12
Ayrıcalıklar ve Muafiyetler
TDK, DİBK, KMK ve Aksakallar Kurulu toplantılarına katılacak heyetlerin üyeleri ve Sekretarya görevlileri, ev sahibi ülke tarafından uluslararası hukuk çerçevesinde diplomatik misyon mensuplarına sağlanan ayrıcalık ve muafiyetlerden yararlanacaklardır.
Madde 13
Daimi Temsilciler
Taraflar, Sekretarya nezdinde milli mevzuatları uyarınca daimi temsilciler atayacaklardır.
Madde 14
Diğer toplantılar
Taraflar, özel veya teknik nitelikli bir konuyu görüşmek üzere, ilgili Bakanlıkların, kurumların ve teşkilatların Başkanlarının toplantılarını düzenlemeyi kararlaştırabilirler.
Madde 15
Uluslararası Teşkilatlar ve Forumlarla İlişkiler
TDKÜİK, özel işbirliği alanları da dahil olmak üzere, uluslararası teşkilatlar ve forumlarla temas ve diyalog tesis edebilir.
Madde 16
Gözlemciler
TDKÜİK tarafından, devletlere, uluslararası teşkilatlara ve uluslararası forumlara gözlemcilik statüsü verilebilir.
Söz konusu statünün veriliş usul ve esasları TDKÜİK Yönetmeliği tarafından belirlenir.
Madde 17
Diller
TDKÜİK’in çalışma lisanı, Tarafların devlet dilleri ve İngilizcedir.
Madde 18
Yönetmelik
İdari düzenlemeler, DİBK tarafından belirlenecek ve DBK’nın onayına sunulacak TDKÜİK Yönetmeliği uyarınca belirlenecektir.
Madde 19
Diğer Anlaşmalardan Kaynaklanan Yükümlülükler
İşbu Anlaşma, Tarafların daha önce imzalamış oldukları uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan hak ve yükümlülüklerine halel getirmez.
Madde 20
Anlaşmazlıkların Çözümü
İşbu anlaşmanın yorumlanmasından veya uygulamasından kaynaklanacak anlaşmazlıkları, Taraflar istişareler ve müzakereler yoluyla çözüme kavuşturacaktır.
Madde 21
Tadilatlar
Taraflar arasında varılacak karşılıklı mutabakat çerçevesinde, Anlaşma’nın ayrılmaz parçası olarak değerlendirilecek olan ayrı protokoller vasıtasıyla işbu Anlaşma’ya tadilat ve ilaveler yapılabilecek ve mezkur değişiklikler işbu Anlaşma’nın 22. Maddesinde belirtilen şekilde yürürlüğe girecektir.
Madde 22
Geçerlilik Süresi, Yürürlüğe Giriş ve Katılım
İşbu Anlaşma süresiz olarak akdedilmiştir.
Anlaşma Tarafların onayına tabi olup, Taraflardan üçünün, Anlaşma’nın yürürlüğe girmesi için gerekli olan iç onay sürecini tamamladığına dair depozitöre yapacakları bildirimi takip eden 30. günün sonunda yürürlüğe girecektir.
İşbu Anlaşma yürürlüğe girmesinin ardından, Türk Dili Konuşan Ülkelerin katılımına açık olacaktır.
İşbu Anlaşma, onay sürecinin tamamlandığına dair depozitöre yapılacak bildirimi takip eden 30. Günün sonunda katılımcı ülke açısından yürürlüğe girecektir,
Madde 23
Depozitör
İşbu Anlaşma’nın depozitörü olarak Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı tayin edilmiştir.
2009 senesinin, Ekim ayının üçüncü günü, her bir eşit derecede geçerli olmak üzere; Azerice, Kazakça, Kırgızca, Türkçe ve İngilizce olarak tek nüsha halinde imzalanmıştır.
Anlaşmam asıl nüshası depozitör tarafından muhafaza edilecek, Taraflara onaylı bir sureti gönderilecektir.
Hakların Barış Hakkında Dair Bildiri, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 12 Kasım 1984 tarihli ve 39/41 sayılı Kararıyla onaylanmıştır.
Halkların Barış Hakkına Dair Bildiri
Genel Kurul,
Birleşmiş Milletlerin asıl amacının uluslararası barış ve güvenliği sürdürmek olduğunu yeniden teyit ederek,
Birleşmiş Milletler Şartı’nda belirtilen temel hukuk prensiplerini akılda tutarak,
Savaşın insanoğlunun yaşamından silinmesi ve, her şeyden önce dünya çapında bir nükleer maceranın önlenmesi konusunda bütün halkların iradesini ve bilincini ifade ederek,
Savaşsız bir dünyanın, ülkelerin maddi anlamda ilerlemeleri ve gelişmeleri ile Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen insan haklarının ve temel özgürlüklerin uygulanması için öncelikli bir uluslararası ön koşul olduğuna kanaat getirerek,
Nükleer çağda, insan uygarlığının korunması ve insanlığın idame ettirilmesi için öncelikli şartının dünyada devamlı bir özgürlüğün kurulması olduğunun farkında bulunarak,
Halkların barışçıl bir yaşam sürdürmelerini sağlamanın her Devletin kutsal bir görevi olduğunu kabul ederek,
1. Gezegenimizde yaşayan halkların kutsal barış hakları bulunduğunu ilan eder;
2. Halkların barış hakkını korumanın ve bu hakkın uygulanmasını sağlamanın her Devlet için temel bir yükümlülük oluşturduğunu beyan eder;
3. Halkların barış haklarını kullanmalarını sağlamanın, Devletlerin politikalarını her türlü savaş tehdidinin, özellikle nükleer savaş tehdidin tasfiye edilmesine uluslararası ilişkilerde zor kullanmaktan kaçınmaya ve uluslararası anlaşmazlıkları Birleşmiş Milletler Şartı’na dayanarak barışçıl vasıtalarla çözmeye doğru yöneltmelerini gerektirdiğini vurgular;
4. Bütün Devletleri ve uluslararası örgütleri, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde gerekli tedbirleri alarak, halkların barış haklarını uygulamaya yardım etmek için ellerinden geleni yapmaya çağırır.
Amerikalı yazar ve aktivist Elizabeth Cady Stanton doğdu. (Ölümü: 26 Ekim 1902) Kadınlara oy hakkı için yürüttüğü çalışmalar ve kölelik karşıtlığıyla tanındı. 1848’de New York’ta imzalanan Declaration of Sentiments’le(Haklar ve Duyurular Bildirgesi) Amerika Birleşik Devletleri’nde kadın hakları hareketinin temellerini attı. İki gün süren ve dünyada ilk kadın hakları kongresi olarak bilinen Seneca Falls Convention’ı tertip etti ve tahminen 300 kadın ve erkek bu toplantıya katıldı. 19. yüzyılın ortalarından sonlarına kadar ABD’deki kadın hakları hareketinin liderlerinden biri oldu. 1868’de kadın hakları için çalışmak üzere The Revolution adlı bir gazete çıkardı. Kadınlara oy hakkı verilmesi için mücadele etti. History of Woman Suffrage isimli eserin en önemli yazarlarından biri idi.
1908
Amerikalı hukukçu Harry Andrew Blackmun doğdu. (Ölümü: 4 Mart 1999) Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden mezun oldu. Özel hukuk müşaviri, avukat ve öğretim görevlisi olarak bir süre çalıştı. 1959’da Amerika Birleşik Devletleri Temyiz Mahkemesine yargıç olarak atandı ve 21 Eylül 1959 – 8 Haziran 1970 arasında bu görevi yürüttü. Daha sonra Başkan Richard Nixon tarafından Yüksek Mahkeme’ye atandı. 14 Mayıs 1970 ile 3 Ağustos 1994 tarihleri arasında Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi’nde Yargıç olarak görev yaptı. Mahkemede liberal görüşleri ile meşhur oldu. Eyaletlerde kürtaj yasağı getirilmesini kısıtlayan Roe v. Wade kararının yazarı olarak tanınmaktadır. 22 Şubat 1999’da evinde düşerek kalçasını kırdı, tam olarak iyileşemedi ve 4 Mart’ta 90 yaşında iken hayata gözlerini yumdu.
1912
Hukukçu ve felsefeci, İspanya Başbakanı José Canalejas y Méndez (31 Temmuz 1854 – 12 Kasım 1912), suikaste uğrayarak yaşamını yitirdi. Her iki dalda doktora derecesi bulunuyordu.
1918
Avusturya’da Cumhuriyet ilan edildi.
1927
Çinli hukukçu, akademisyen ve insan hakları aktivisti Zhang Sizhi, dünyaya geldi. (Doğumu: 12 Kasım 1927 – Ölümü. 24 Haziran 2022) Çin’de insan haklarının korunması ve hukuk alanında yaptığı mücadelelerden ötürü, Heinrich Böll Vakfı tarafından verilen Petra Kelly Ödülü’nü 2008 yılında aldı
1933
Iraklı hukukçu ve eski Cumhurbaşkanı Celal Talabani(Jalal Talabani) doğdu. (Ölümü: 3 Ekim 2017) Bağdat Üniversitesi Hukuk Fakültesine 1953 yılında başladı, Kürt Talebe Birliği’nin faaliyetlerine karıştığı için tutuklanmamak amacıyla 1956’da Suriye’ye sürgüne gitmek zorunda kaldı, daha sonra Irak’a döndü ve 1959’da mezun olarak diplomasını aldı. Hem siyasetçi, hem de gerilla lideri olarak hareket etti. Siyasi kariyerine KDP’ye bağlı Kürdistan Öğrenci Birliğinin kurucu üyesi ve lideri olarak 1950’lerde başladı. 1963 yılında Cumhurbaşkanı Abdüsselam Arif hükûmetiyle yürütülen görüşmelerde Kürt delegasyonunun liderliğini yürüttü. Kuzey Irak’taki Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) liderliğini uzun yıllar sürdürdü. 6 Nisan 2005’te Irak Ulusal Meclisi tarafından Cumhurbaşkanı seçildi, ve 24 Temmuz 2014 tarihine kadar Irak Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. Irak’ın Arap olmayan ilk cumhurbaşkanı idi.
1935
Türkiye ile Yunanistan Arasında 26 Eylül 1935 tarihinde Atina’da imzalanan Kliring Anlaşması, 12 Kasım 1935 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.
1942
11 Kasım 1942 tarihinde mecliste kabul edilerek yasalaşan Varlık Vergisi Hakkında Kanun, 12 Kasım 1942’de resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi.
1948
İranlı hukukçu, siyasetçi ve din adamı, Hasan Ruhani doğdu. Tahran Üniversitesinde hukuk eğitimi gördü. Glasgow Caledonian Üniversitesinde hukuk alanında yüksek lisans ve doktorasını tamamladı. İran İslamcı hareketinin başlangıcında Ayetullah Ruhullah Humeyni’yi takip ederek siyasi faaliyetlerine başladı. Birçok kez tutuklandı ve kamuya açık konuşmalar yapmaktan men edildi. 1980’de İran Meclisine seçildi. 2013 yılındaki İran Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde % 50’nin üzerinde oy alarak İran’ın yedinci Cumhurbaşkanı oldu.
1948
Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi öğretim üyeleri Pertev Naili Boratav, Behice Boran ve Niyazi Berkes’in derslerinde ve okul dışında solculuk ve komünistlik propagandası yapma iddiasıyla yargılandığı davada milliyetçi öğrenciler hocaları aleyhinde tanıklık yaptı. Dava 10 Şubat 1950’de bitti, Pertev Naili Boratav beraat etti, Behice Boran ile Niyazi Berkes 3’er ay hapis ve memuriyetten men cezasına çarptırıldı. Karar temyiz edildi, 30 Haziran 1950’de Behice Boran ve Niyazi Berkes aleyhine verilen 3’er aylık hapis cezası veren mahkeme kararı Yargıtay tarafından bozuldu.
1948
Tokyo’da kurulan Uzak Doğu Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesi(Tokyo Savaş Suçları Mahkemesi), başbakanlık da yapmış olan ve ikinci dünya savaşı sırasında Japonya Savaş Bakanlığını yürüten general Hideki Tojo’nun da bulunduğu bazı Japon askeri ve sivil yetkilileri İkinci Dünya Savaşı sırasındaki eylemlerinden ötürü ölüm cezasına çarptırdı. Tjo, 23 Aralık 1948 tarihinde asılarak idam edildi.
Uzak Doğu Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesi, yargılama sırasında.
1949
Tayvanlı hukukçu ve diplomat Shen Lyu-shun yaşamını yitirdi. (12 Kasım 1949 – 6 Ocak 2023),
1966
Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı ve hukukçu Mehmet Ali Aybar “Uluslararası Savaş Suçluları Mahkemesi” toplantısına katılmak için Londra’ya giderken havaalanında 400 kadar üniversite öğrencisi tarafından uğurlandı.
1967
Hukukçu ve Türk toplumu lideri Rauf Denktaş, adaya gizlice girerken tutuklandıktan sonra Türkiye’nin baskıları sonucunda Kıbrıs Hükûmeti tarafından serbest bırakıldı. Serbest bırakılıp Ankara’ya dönen Denktaş‘ın yasal yollardan adaya girmesi 13 Nisan 1968’de mümkün oldu.
1969
İstanbul Üniversitesindeki Atatürk Anıtı’na bomba koyduğu iddiasıyla gözaltına alınan Cihan Alptekin ile 22 öğrenci serbest bırakıldı.
1970
Adana/Bossa Fabrikasında eylem yapan DİSK/Tekstil üyesi işçilerden 160’ı gözaltına alındı.
1974
Sıkıyönetim askeri savcısı 256 sanıklı THKP-C davasında Ertuğrul Kürkçü ve 8 arkadaşı hakkında ölüm cezası, 80 sanık için de 5-15 yıl arası hapis cezası istedi.
1976
İstanbul Üniversitesi süresiz olarak kapatıldı.
1979
TÖB-DER’in 25 şube başkanı hakkında Askeri Ceza Mahkemesi tarafından gıyabi tutuklama kararı çıkarıldı.
1981
Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği’nin (TMMOB) feshine ilişkin yasa tasarısı Milli Güvenlik Konseyi tarafından hazırlanarak Danışma Meclisi’ne iletildi.
1984
Halkların Barış Hakkına Dair Bildiri Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 12 Kasım 1984 tarihli ve 39/41 sayılı Kararıyla onaylandı. Bildiri, “Gezegenimizde yaşayan halkların kutsal barış hakları bulunduğunu ve halkların barış hakkını korumanın ve bu hakkın uygulanmasını sağlamanın her Devlet için temel bir yükümlülük oluşturduğunu” ilan etti.
1987
Ankara DGM Savcılığı, seçim gezisi sırasında Kur’an-ı Kerim dağıtan Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) Genel Başkanı Alparslan Türkeş hakkında Siyasi Partiler Kanununun 87. maddesi gereğince; din ve dince kutsal sayılan şeylerin istismar edildiği gerekçesiyle ve TCK’nın 163. maddesini ihlalden soruşturma başlattı.
1990
Cumhuriyet gazetesi yazarı İlhan Selçuk’un bir yazısında, çizeri Necdet Şen’in de Hızlı Gazeteci adlı karikatür bandında Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a hakaret ettikleri iddiasıyla haklarında dava açıldı.
1990
Uşak’ta Atatürk’ün ‘Ulusun hayatı tehlikede olmadıkça savaş cinayettir’ özdeyişli İHD afişleri Valilikçe yasaklandı. Yasaklama kararı Mahkeme tarafından yerinde bulundu.
1990
Banaz’da bürosunun camına ‘Savaşa hayır’ yazısını astığı için tutuklanıp kefaletle serbest bırakılan muhasebeci V. Sümercan’ın yargılanmasına başlandı.
1990
Avukat Medet Serhat İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi iken 1959’da başlayan 49’lar Davası sanıklarındandır. Avukat Medet Serhat 12 Kasım 1994 tarihinde İstanbul’da uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi. Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV) kurucu üyesiydi.
Ankara’nın Fazilet Partili Belediye Başkanı Melih Gökçek DGM tarafından gözaltına alındı. Gökçek hakkında şeriatçı Muradiye Vakfı’na belediye olanaklarını usulsüz olarak aktarmak, bu amaçla çete oluşturmak ve ihaleye fesat karıştırmak suçlamaları yöneltildi.
PKK lideri Abdullah Öcalan, Roma Havalimanında yakalandı. Daha sonra serbest bırakıldı.
1999
Uzun yıllar yurdundan ayrı kalan ve 18.İstanbul Kitap Fuarı’nın “onur konuğu” olarak katıldığı ödül töreninde bir konuşma yapan Anayasa Hukuku uzmanı Prof. Server Tanilli’ye, törene katılamayan Melih Cevdet Anday ile eşi Suna Anday bir mektup yazdı.
2003
Jose Marti Küba Dostluk Derneği ve Küba büyükelçiliğinin davetiyle Türkiye’ye gelen Che’nin oğlu Camilo Guevara March:”Küba’da bir yasa, tasarı halindeyken önce halka sunuluyor. Bu geri besleme mekanizması sayesinde yönetenler halkın beklentilerini öğrenmiş oluyor” dedi.
2003
Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin idam cezasının kaldırılmasını öngören 6’ncı protokolünü onayladı.
12 Kasım 2008 tarih ve 27052 sayılı Resmi Gazete’de “Ozon Tabakasını İncelten Maddelerin Azaltılmasına İlişkin Yönetmelik” yayımlandı.
2011
Türk Tabipler Birliğinin çağrısıyla Ankara’da toplanan “Türkiye (Büyük) Hekim Meclisi”, AKP hükümetinin kamu sağlık hizmetlerinin piyasaya açılması, ticarileştirilmesi, özelleştirilmesi hedefiyle 2 Kasım’da çıkardığı 663 sayılı KHK’yı oy birliğiyle reddetti ve “yok hükmünde” olduğunu ilan etti.
Uluslararası bir örgüt olan Türk Konseyi, 12 Kasım 2021 tarihinde yeni organizasyon şemasını oluşturdu. Teşkilat, Türk dili konuşan ülkeler arasında kapsamlı işbirliğini teşvik etmek amacıyla 3 Ekim 2009’da imzalanan Nahçıvan Antlaşması ile kurulan Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Teşkilatı’nın devamıdır. 2021 yılında İstanbul’da gerçekleştirilen Türk Konseyi Devlet Başkanları VIII. Zirvesi’nde Kuruluşun adı Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) olarak değiştirilmiştir.
2024
Adnan Oktar Silahlı Suç Örgütü’nün (AOSSÖ) yargılandığı davada, yerel mahkemenin verdiği ilk mahkumiyet kararını kaldıran ve “yargı görevini örgütün çıkarları için kullanmakla” suçlanan istinaf mahkemesi üyeleri, Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nde yargılanmak üzere hakim karşısına çıktı. İlk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay’da görülen duruşmada, bozma kararını veren eski İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi Başkanı Reyhan Yaman ile üyeler Ahmet Mahnaoğlu ve Derya Bayburtluoğlu, savunma yaptı. Yeni duruşma günü 4 Şubat 2025 olarak belirlendi. İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 84’ü tutuklu 215 sanığa verdiği mahkumiyet kararlarını usülden bozan istinaf mahkemesi kararının ardından, 68 sanık tahliye olmuş, tahliye olan 68 kişiden 61’i hakkında yeniden tutuklama kararı çıkarılmış, 11 sanık ise firar etmişti.
Ekvador’da Penitenciaria del Litoral’daki cezaevlerinde çıkan çatışmalarda 15 kişi öldürüldü. 12 bin mahkumun bulunduğu hapishane, ülkedeki çete çatışmalarının merkezlerinden biri olarak biliniyor.
Başörtüsü Sorunu ve İlkesel Tutumlar başlıklı bildiri, 12 Kasım 2007 tarihinde İnsan Hakları Derneği tarafından yayınlanmıştır.
Başörtüsü Sorunu ve İlkesel Tutumlar
İnsan Hakları Derneği açısından türban yasağı ya da genel olarak kişilerin “kılık ve kıyafet”ine yönelik ya da bunlarla ilgili baskılar, kişinin özel yaşamına müdahale ve ayrımcılık yasağına aykırılık oluşturur.
Kişilerin seçtiği giyim tarzına karışmak, kamunun yetkisi dahilinde değildir. Kişilerin seçtiği giyim ya da görünüş nedeniyle bazı kamu hizmetlerinden yasaklanması, onlara giyim ya da görünüşleri nedeniyle ayrımcılık uygulanması anlamına gelir.
Türban yasağı olarak adlandırılan uygulamalar, belirli bir kadın ya da kız çocuğu grubunun, seçtikleri giyim tarzı nedeniyle,
i) hem devlet okullarına hem de özel okullara girişini ya da bu okullarda öğrenim görmelerini,
ii) siyasal yaşama ve kamu yaşamının belirli yönlerine katılımlarını,
iii) belirli mesleklerde, bu mesleğin gerektirdiği formasyona sahip olmalarına rağmen çalışmalarını önleyen uygulamalardır.
Bu anlamda, bu tür uygulamalar, ayrıca kadına karşı ayrımcılık niteliği taşımakta; kadınların toplum içinde eşit rollere sahip olmalarını, toplumsal yaşama eşit olarak katılmalarını önlemektedir.
Her ne kadar bu uygulamalar,
a) bu giyim tarzının belirli bir dinsel ya da ideolojik görüşü temsil ettiği,
b) bu giyim tarzını seçenlerin, farklı giyim tarzlarını seçen kadınlara bu nedenle “hoşgörü” göstermeyecekleri ya da onlara baskı uygulayacakları
Savlarıyla haklı gösterilmeye çalışılıyorsa ve bu görüşlerde, bütün genellemelerin genel aksaklıklarına rağmen, doğruluk payı olan durumlar söz konusu olsa da, bu:
İnsan hakları bakımından,
Kişinin özel yaşamına ve kişisel tercihlerine dayalı olarak baskı görmesine ya da eğitim ve çalışma hakları gibi temel haklar ya da kamusal ve siyasal yaşama katılım hakkı ayrımcılığa uğramasına izin vermez.
i) Devletin insan haklarını koruma yükümlülüğünün yerine getirilmesi, onun adına davranan hükümetin ve görevlilerinin varlığının ve eylemlerinin meşruiyetinin nihai ölçütüdür.
ii) Kişinin özel yaşamıyla ve kamu yaşamında nasıl görüneceğine ilişkin tercihlerine müdahale etmek ya da bu tercihleri değiştirmesi için baskı yapmak, hükümetin ya da kamunun yetkisinde değildir; hükümetler, kişinin özel yaşamını ya da kamu yaşamındaki görünüşünü belirlemek üzere düzenlemeler yapamaz.
iii) Hükümet ve görevlileri, sadece kişinin bu tür tercihlerinden dolayı görebileceği zararları ve ayrımcı muameleyi önlemekle yükümlüdür.
iv) Eğitim hakkı, çalışma hakkı, kişisel yaşama müdahale yasağı ve kamusal yaşama katılma hakkı dahil olmak üzere temel hakların korunması ya da gerçekleştirilmesi, hiçbir istisnaya tabi değildir.
v) İnsan haklarının ya da yurttaş haklarının kişinin belirli bir siyasal görüşe ya da dine mensup olması nedeniyle kısıtlanması, bütün devletleri bağlayan ayrımcılık yasağına aykırıdır.
vi) Kız çocuklarının ve kadınların belirli bir giysiyi giymeleri nedeniyle, örtünmeleri ya da örtünmemeleri nedeniyle eğitim hakkından, çalışma hakkından ve kamusal yaşama katılma hakkından mahrum bırakılması, devletin onların kişisel gelişimlerinin önündeki engelleri kaldırma yükümlülüğüne, kadınlara karşı ayrımcılık yasağına ve kadınların insan hakları konusundaki çalışmaların amacına aykırıdır.
Siyasal ve toplumsal bakımdan ise, İHD,
i) Bu tür uygulamaların toplumda yarattığı kutupsallaşma ve gerginlikten kaygılıdır.
ii) Bu uygulamanın ve benzeri uygulamaların “Milli Güvenlik” konsepti içerisinde değerlendirildiğini gözlemlemektedir.
iii) Devletin yürütme birimlerinin taraf olduğu böyle bir siyasal ve toplumsal kutupsallaşmada yargının, insan haklarını ve hukukun genel kurallarını gözetecek bir tavır içerisinde olamadığını; bu durumun da, hukukun üstünlüğü ilkesini zayıflattığını gözlemlemektedir. Türkiye’de hukukun ilerlemesi, hukukun üstünlüğü ilkesinin yaşama geçmesi ile olanaklıdır.
iv) Bu tür uygulamalar etrafında yaratılan kutuplaşmanın, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayalı, çoğulcu bir demokrasi umudunu aşındırmakta olduğunu da gözlemlemektedir.”
İltica Hakkı’na İlkesel Bakış başlıklı bildiri 12 Kasım 2007 tarihinde İnsan Hakları Derneği tarafından ilan edilmiştir.
İltica Hakkı’na İlkesel Bakış
1. İltica hakkı, kişinin bedensel ve zihinsel bütünlüğüyle ilgili temel bir haktır; temel haklar sisteminin bütünlüğü içinde değerlendirilmelidir. Uluslararası koruma ve devletlerin koruma rejimleri, insan haklarının dünyanın her yerinde, her koşulda bütün kişiler için korunması anlayışına dayanmalıdır.
2. Mülteci, temel hakları yurttaşı olduğu devlet tarafından korunmayan; bu devletin sınırlarının dışında bulunan ve ülkesine dönmesi halinde temel haklarının devlet görevlileri ya da belirli bir yer ve zamanda kişi üzerinde iktidar kurma olanağına sahip başka grup ya da kişiler tarafından ihlal edilmesi söz konusu olan kişidir.
3. Mülteci konumunun kişiye getirdiği hakların anlaşılmasında, Mültecilerin Statüsüne İlişkin 1951 Sözleşmesi, Sözleşmenin Başlangıç kısmında Evrensel Bildirgeye yapılan gönderme de dikkate alınarak, ve Mültecilerin Hukuk Statüsüne İlişkin 1967 Protokolü, şu belgelerle birlikte değerlendirilmelidir: Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi, İşkenceye Karşı Uluslararası Sözleşme ve Çocuk Hakları Uluslararası Sözleşmesi.
4. İnsan haklarının korunmasında uluslararası sorumluluk, koşulsuz ve mutlaktır; devletler, yalnızca kendi yurttaşlarının insan haklarını korumakla yetinemez, insanlığa karşı sorumlulukları ve hukuksal açıdan da, yetki alanlarında bulunan her kişinin temel haklarını koruma yükümlülükleri vardır.
5. İltica hakkı, bir devlette temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınamadığı durumda, insan hakları ihlallerini önleyici son çaredir; ancak, söz konusu devlette insan haklarının herkes için korunmasının yerine geçirilemez.
6. İltica hakkının uygulanmasında ve diğer temel hakların mültecilerin durumunda korunmasında kişiler ya da gruplar arasında, ırksal, ulusal, cinsel, dinsel ya da başka bir ölçüte göre ayrımcılık yapılamaz.
7. Hiçbir devlet, savaş suçu ve insanlığa karşı suç dahil hiçbir gerekçeyle, kişileri temel haklarının tehdit altında olduğu bir ülkeye gitmeye zorlayamaz. Özellikle, savaş suçluları ve insanlığa karşı suç işleyenler dahil hiçbir kişi:
ölüm cezası ya da yaşam hakkına yönelik bir tehdidin söz konusu olabileceği bir ülkeye gitmeye zorlanamaz,
işkence ya da kötü muamele görme riski olan bir ülkeye gitmeye zorlanamaz.
8. Bir kişinin güvenli üçüncü ülke olarak değerlendirilen bir ülkeye gönderilmesi, bu ülke devletinin uluslararası hukuk bağlamında tanınmış olmasına, temel haklara ilişkin uluslararası belgeleri onaylamış ve pratikte uyguluyor olmasına ve iltica hakkına ilişkin güvencelerin yeterli olmasına bağlıdır.
9. Her devlet, bir ülkede temel hakları tehdit altında olan her kişinin kendi sınırlarına, geçerli kimlik ya da seyahat belgeleri olmasa bile, girebilmesini mümkün kılacak önlemleri almalı; bu tür kişilerin sınırdan girişi ve iltica prosedürlerine erişimleri asla engellenmemelidir.
10. Hiçbir devlet, ülkelerarası kara, hava ve deniz taşıyıcılarına, geçerli kimlik belgesi ve seyahat belgesi olmayan kişileri taşımalarını engelleyecek yaptırımlar getirmemelidir; bu önlemler, insan kaçakçılığına yol açmakta ve mültecilerin hayatını tehdit etmektedir.
11. Devletler, insan kaçakçılığının önlenmesi konusunda uluslararası ve bölgesel işbirliği yapmalı ve bu alandaki önlemleri, herkesin bulunduğu ülkeyi terk etme hakkını da göz önünde bulundurarak, iltica hareketlerini kolaylaştırıcı ve iltica hakkına ilişkin usulleri verimli hale getirici önlemlerle desteklemelidir.
12. Savaş, iç çatışma, yaygın şiddet hareketleri, etnik temizlik ve diğer insani felaketlerde kitlesel nüfus hareketlerinin olması durumunda, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin yerinde çözüm ve insani yardım çalışmaları desteklenmeli; ancak bu tür operasyonlar, ancak objektif koşullarda varolan en optimal çözüm olduğu gösterilebiliyorsa düzenlenmeli, iltica hakkının yerini almamalı ya da kitlesel sığınmayı engellemeye yönelik olarak yapılmamalıdır.
13. Her devlet, bütün sınır ve diğer giriş kapılarında, ayrıca sınır bölgelerinde bulunan güvenlik birimlerinde, yasal ya da yasadışı giriş yapan kişilerin iltica hakkı talep edip etmeyeceğini doğru sorularla saptayabilecek ve onları yetkili bir birime yönlendirebilecek bilgi düzeyine sahip görevliler atamalıdır.
14. Her devlet, iltica hakkına ilişkin talepleri ve prosedürleri, insan hakları temelinde, hukukun üstünlüğü ilkesine dayalı olarak etkin bir şekilde işletebilecek yetkin bir merkezi kuruluş oluşturmalı; iltica talebinin esasına ilişkin görüşmeler ve işlemler bu kuruluş tarafından yapılmalıdır.
15. İltica talebinde bulunan kişilerle yapılacak görüşmeler, insan hakları, sosyal hizmet, hukuk ve psikoloji eğitimi görmüş kişilerce yapılmalıdır.
16. İltica talebinde bulunan kişinin acil sağlık ve sosyal gereksinimleri, ilgili merkezi kuruluş tarafından değerlendirilmeli ve derhal karşılanmalıdır.
17. İltica talebinde bulunan kişilerin hakları, kişinin temel haklarını eksiksiz güvence altına alacak şekilde belirlenmelidir.
Mülteci statüsü konusunda karar vermekle yetkili görevliler, talepte bulunan kişinin durumuna ilişkin herhangi bir şüpheyi, aksi kanıtlanıncaya kadar, mültecinin lehine yorumlamalıdır.
18. İltica talebine ilişkin bütün işlemler, şeffaf olmalı ve yargı denetimine açık olmalıdır.
19. Savaş suçu ve insanlığa karşı suç işlediği konusunda iddialar bulunan kişilere, bu suçlardan uluslararası yargı yerlerince aklanmadıkları sürece, iltica hakkı tanınamaz.
20. Mültecinin geldiği ülkede ilticaya neden olan koşulların ortadan kalktığına ve/veya kişinin ya da belirli bir grubun ülkesine geri dönebileceğine karar verilmesinde, değişikliğin dönmesi söz konusu olan kişiler için etkin olduğunun hem iltica devleti hem de kişilerin geri döneceği devlet tarafından güvence altına alınmış olması gerekir.
21. Kişilerin ülkelerine yeniden yerleştirilmeleri, uluslararası koruma sistemi çerçevesinde gerçekleştirilmelidir.
22. İltica talebi uygun bulunmayarak ülkesine geri gönderilen ya da ilticaya neden olan koşulların ortadan kalktığı belirlenerek ülkesine geri gönderilen kişilerin insan hakları ihlallerine uğraması halinde, kişiyi geri gönderen ya da kişiye geri dönebileceğini bildiren aktörler, ihlale katılmış sayılırlar.
Mayflower Sözleşmesi imzalandı. Dünya tarihinin en eski evrensel hukuki metinlerinden olan ve Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen sözleşme, bugünkü ABD Anayasasının şekillenmesinde ilham kaynağı olan çalışmalardan olmuştur. Mayflower isimli gemi ile 1620 yılında Kuzey Amerika’ya göç eden İngilizler; bu kıtaya sonradan göç edecek diğer insanlarla birlikte ortak yaşamın mümkün olabilmesi için kıtaya sonradan geleceklerin de katılabileceği bu sözleşmeyi akdederek asgari bir konsensüs oluşturmuşlardır.
Mayflower gemisinin William Halsall tarafından yapılan temsili resmi (1882)
1889
Washington, 42. eyalet olarak ABD’ye katıldı.
1897
Hukukçu Sıddık Sami Onar, doğdu. (Ölümü: 9 Ağustos 1972) İstanbul Hukuk Mektebini bitirdi, Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesinde bir süre öğrenim gördü. İstanbul Ticaret Mahkemesinde yargıçlık görevinde bulundu, Mülkiye Mektebi ile Galatasaray Lisesinde öğretmenlik yaptı. 1933 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde idare hukuku profesör ve 1934 yılında aynı üniversitede ordinaryüs profesör oldu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde uzun üre dekanlık görevi yürüttü. Akademik özgürlükten yana görüşleri Türkiye’de ilkleri gerçekleştirmesine neden oldu ve yaşamı boyunca üniversitede yönetim özerkliğini savundu. Türkiye’de, İdare Hukukunun kurucusu olarak bilindi.
Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar
1821
Suç ve Ceza’nın yazarı Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, Moskova’da doğdu.(Ölümü: 9 Şubat 1881, Sankt-Peterburg) Dostoyevski, 1849 yılında devlet aleyhindeki bir komploya karıştığı iddiası ile tutuklanarak 10 ay hapishanede kalmış, kurşuna dizilmek üzereyken diğer sekiz arkadaşı ile birlikte affedilmiş, cezası dört yıl kürek, dört yıl da adî hapse dönüştürülmüştü.
Dostoyevski’nin ünlü eseri Suç ve Ceza
1855
Danimarkalı filozof, Soren Aabye Kierkegaard, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 5 Mayıs 1813) Varoluşçuluk felsefesinin öncülerinden kabul edilmektedir.
Søren Kierkegaard
1864
Alman Barış Derneği’nin (Deutsche Friedensgesellschaft ) kurucularından olan ve dünya çapında barış sağlamak için modern bir organizasyon kurma fikrinin(BM) öncülerinden Alfred Hermann Fried doğdu. (Ölümü: 5 Mayıs 1921) 1911 yılında Hollandalı avukat Tobias Asser ile birlikte Nobel Barış Ödülü kazanmıştı.
Alfred Hermann Fried
1864
Alman asıllı Amerikalı anarşist ve işçi birliği aktivisti Adolph Fischer, 27 yaşında idam edilerek öldürüldü. (Doğumu: 1858, Bremen, Almanya) Haymarket Ayaklanması‘na katılması nedeniyle yargılandıktan sonra af dilemeyi reddetti ve 11 Kasım 1887’de Spies, Parsons ve George Engel ile birlikte Şikago’da asıldı. Son sözleri, “Yaşasın anarşi! Bu hayatımın en mutlu anı!” oldu.
Adolf Fischer
1904
Amerikalı avukat ve casus Alger Hiss doğdu. (Ölümü: 15 Kasım 1996) 1729’da Almanya’dan göç etmiş bir ailenin çocuğu idi. Johns Hopkins Üniversitesi ve Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğrenim gördü. Bir yıl boyunca mahkemede katip olarak görev yaptı. Daha sonra hükümet avukatı oldu. 1939’dan 1944’e kadar Stanley Hornbeck’in asistanlığını yaptı. ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi ve BM yetkilisi olarak Birleşmiş Milletler’in kuruluşunda yer aldı. Daha sonraki yaşamında öğretim görevlisi ve yazar olarak çalıştı. 1948’de Sovyetler Birliği için casusluk yapmakla suçlandı ve 25 Ocak 1950’de suçlu bulunarak beş yıl hapis cezasına çarptırıldı. Üç yıl sekiz ay yattı ve 27 Kasım 1954’te hapisten tahliye oldu. Hapis hayatından sonra barodan atıldı ve bir kırtasiye firmasında satış elemanı olarak çalıştı.
Avukat Alger Hiss, Lewisburg Federal Hapishanesinde mahkum sıfatıyla
1918
Alman İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında ateşkes antlaşması imzalaması sonucunda Birinci Dünya Savaşı sona erdi
1918
Polonya toprakları 123 yıl sonra tekrar bir araya geldi ve ulusal birlik sağlandı. 11 Kasım Polonya Bağımsızlık Günü olarak kutlanmaktadır.
1923
Münih’te, “Birahane Darbesi” başarısızlığa uğrayan Adolf Hitler tutuklandı
1938
10 Kasım 1938’de Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatı üzerine boşalan Cumhurbaşkanlığı makamına İsmet İnönü, TBMM tarafından oy birliğiyle seçildi.
Atatürk ve İnönü bir arada
1942
Varlık Vergisi Hakkında Kanun mecliste kabul edildi. Kanun, 11 Kasım 1942 tarihinde mecliste kabul edildikten 1 gün sonra 12 Kasım 1942’de resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. İkinci Dünya Savaşı döneminde olağanüstü kazanç ve servete sahip olan kişilerden bir defaya mahsus olmak üzere vergi alınması öngörmüştür. Verginin miktarı ve oranı kanun ile belirlenmemiş, miktarlarının belirlenmesi ve toplanması amacıyla her ilde vergi tespit komisyonları kurulmuştur. Bu komisyonlar şehrin en yetkili mülki amirleri ve mal memurlarından oluşmuştur. Kanun ile verilen yetki kapsamına komisyonların belirlediği vergilerin tahsili için mükelleflere 15 gün süre verilmiştir. 15 gün içinde belirlenen vergileri ödemeye mükellefler teminat vermek zorundadır.
Dönemin İstanbul defterdarı Faik Ökte’nin “Varlık Vergisi Faciası” isimli kitabı
1944
Hukukçu, diplomat ve devlet adamı Mehmet Münir Ertegün, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1883) İstanbul Üniversitesi hukuk bölümünden mezûn oldu. Hâriciye Nezâreti’nde memur olarak göreve başladı sonrasında Bâb-ı Âli hükûmetinin hukuk danışmanlığına atandı. I. Dünya Savaşı sırasında İttifak Devletleri ile Rusya arasında yapılan Brest Litovsk Antlaşması’na katılan Osmanlı delegasyonunda yer aldı. Dışişleri Bakanlığı baş hukuk danışmanlığına atandı. Lozan Antlaşması‘na katılan Türk delegasyonunda hukuk danışmanı olarak bulundu. Paris ve Londra’da Büyükelçilik görevini yerine getirdi. 1934 yılında Washington, DC Büyükelçiliği görevine atandı ve 1944 yılında kalp krizinden dolayı hayatını kaybedene kadar bu göreve devam etti.
Mehmet Münir Ertegün
1947
Türkiye Uluslararası Para Fonu’na (IMF) üye oldu.
1950
Hukukçu ve devlet başkanı, Alexandros Diomidis yaşamını yitirdi. (Doğumu: 3 Ocak 1875) Atina Üniversitesinde hukuk ve ekonomi okudu. Berlin Üniversitesi’nden doktora unvanı aldı. 1905 yılında Atina Ulusal ve Kapodistrian Üniversitesi’nde profesör oldu. Atina Bilim Akademisi üyeliğine seçildi. 1909’da Attika ve Boeotia Eyaletinin valisi oldu. 1910’da Liberal Parti’den Yunan Meclisi’ne seçildi. 1912-1915 yılları arasında ve 1922’de Maliye Bakanlığı yaptı. 1923’te Yunanistan Merkez Bankası Başkanlığı görevinde bulundu. 1949 yılında Themistoklis Sophoulis’in ölümünden sonra Yunanistan başbakanı seçildi. Görev yaptığı kısa dönemde (28 Haziran 1949 – 6 Ocak 1950) Yunan İç Savaşı sona erdi. Ulaşım Bakanı Hatzipanos’un adının geçtiği bir skandaldan sonra istifa etmek zorunda kaldı. Aynı yıl yaşamını yitirdi. (11 Kasım 1950).
Aleksandros Diomidis
1959
Akis dergisi yazarları Kurtul Altuğ ve Doğan Avcıoğlu, İran Şahı Rıza Pehlevi’ye yayın yoluyla hakaret suçundan 3 ay 15’er gün hapis cezası aldı.
1965
Afrika’daki son Birleşik Krallık sömürgesi Rodezya, bağımsızlığını ilan etti.
1970
İnsanlığa Karşı Savaş Suçlarının Zaman Aşımına Uğramazlığı hakkında Avrupa Sözleşmesi yürürlüğe girdi. Türkiye, sözleşmeyi onaylamadı.
1973
Mısır ile İsrail ateşkes anlaşması imzaladı.
1975
Portekiz’in sömürgesi olan Angola bağımsızlığını kazandı, Angola Halk Cumhuriyeti kuruldu.
1976
Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında 10 yıl süreyle elektrik alışverişini düzenleyen anlaşma imzalandı.
1980
İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı İlhan Selçuk’un ‘Kemalizm İdeolojisi Muz mudur?’ başlıklı köşe yazısında Atatürk’e hakaret edildiği gerekçesiyle Cumhuriyet gazetesinin yayınına son verdi.
İlhan Selçuk’un 11 Kasım 1980 tarihinde yazdığı “Kemalizm İdeolojisi Muz mudur?” başlıklı yazısı nedeniyle gazete on gün süreyle kapatıldı. İlhan Selçuk, yazısında Atatürk’e dil uzatmakla suçlandı. Gazete, on gün sonra yeniden yayımlanmaya başladı.
1989
Beyoğlu Adliyesinde çok sayıda sinema filmi, video-kaset ve fotoğraf müstehcen ve sakıncalı oldukları gerekçesiyle yakıldı.
1992
Danıştay 10. Dairesi, memur sendikalarının kurulmasını yasadışı oldukları gerekçesiyle engelleyen 28 Şubat 1991 tarihli İçişleri Bakanlığı Genelgesini iptal etti.
2003
Almanya’nın Baden Württemberg eyaleti okullarda ve kamu kuruluşlarında başörtüsünü yasakladı.
2004
TBMM Dış İşleri Komisyonu, Terörizmin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi Tadil Protokolünün onaylanmasına ilişkin yasa tasarısını 11 Kasım 2004’te kabul etti. Sözleşmeye göre, uçak kaçırma, adam kaçırma, bomba, el bombası ve ateşli silahlarla işlenen suçlarla bu suçların işlenmesine yardımcı olma fiilleri artık siyasi suç kapsamına girmektedir.
2013
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti İyi İdare Yasası, KKKC Cumhuriyet Meclisi’nin 11 Kasım 2013 tarihli genel kurulunda kabul edildi. Kamu yönetiminin gerektiği hızda ve adalet ölçülerinde çalışmasını temin etmek, yurttaşlara yardımcı olmak, dilekçe hakkının etkin şekilde kullanımını ve yasanın denetimini sağlamak üzere Başbakanlık Halk Danışmanlık Merkezi kuruldu. Ayrıca, kadın sığınma evlerinin kurulması kararı alındı.
2019
Hukukçu ve Anayasa hukuku profesörü Mümtaz Soysal yaşamını yitirdi. (Doğumu: 15 Eylül 1929) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. 1955 yılında Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü’ne asistan olarak atandı. Aynı yıl Birleşmiş Milletler bursuyla London School of Economics’te araştırmalarda bulundu. 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra göreve gelen Kurucu Mecliste 1961 Anayasasını hazırlamakla görevlendirilen Anayasa Komisyonu üyeliğine seçildi ve 6 Ocak 1961 – 29 Ekim 1961 tarihleri arasında bu görevi yürüttü. 15 Kasım 1963’te Anayasa Hukuku doçenti oldu. 24 Haziran 1969 tarihinde ‘Dinamik Anayasa Anlayışı Anayasa Diyalektiği Üzerine Bir Deneme’ adlı çalışmasıyla Anayasa Hukuku profesörü oldu. 1971 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi dekanı olarak atandı, dekanlık görevi sona erdikten sonra bilimsel çalışmalarına devam etti. Siyasal Bilgiler Fakültesinden 14 Nisan 1992 tarihinde emekli oldu.
Prof. Dr. Mümtaz Soysal
2020
Güney Afrikalı hukukçu, avukat ve siyasetçi Mongameli Bobani yaşamını yitirdi. (Doğumu: 12 Temmuz 1968) 2002’de Birleşik Demokratik Hareket için orantılı temsil meclis üyesi olarak atandı. Birleşik Demokratik Hareket’in Nelson Mandela Körfezi konseyindeki komitesinin lideriydi. Belediye Başkan Yardımcısı ve Kamu Hizmetleri Belediye Başkanlığı Komisyonu Üyeliği yaptı. 2018’den 2019’a kadar Büyükşehir Belediyesinin İcracı Belediye Başkanı olarak görev yaptı. 2020 de Covid-19 hastalığı nedeniyle hayatını kaybetti.
Avukat Mongameli Bobani
2021
Nelson Mandela ile birlikte Nobel Barış Ödülü kazanan hukukçu Frederik Willem de Klerk yaşamını yitirdi. (Doğumu: 18 Mart 1936, Johannesburg) Potchefstroom Üniversitesinde hukuk okudu. Bir süre bağlı çalışan avukat olarak görev yaptıktan sonra kendi hukuk bürosunu kurdu. Yoğun sivil toplum çalışmalarında ve siyasi faaliyetlerde bulundu. 1072’de parlamentoya girdi. 1978’de, Sosyal Refah ve Emeklilik Bakanı oldu. 1981’de, hükümetteki çalışmaları nedeniyle Üstün Hizmet Nişanı ile ödüllendirildi. 1984-89 yılları arasında eğitim bakanlığı yaptı. 15 Ağustos 1989 – 10 Mayıs 1994 tarihleri arasında Güney Afrika’nın 7. Devlet Başkanı olarak görev üstlendi. 10 Mayıs 1994 – 30 Haziran 1996 tarihlerinde ise Mandela’nın yardımcılığını yaptı. Yaşamı boyunca insan haklarını savundu ve ırkçılığa karşı savaştı.
Frederik de Klerk ve Nelson Mandela
2024
Önceki yıl gerçekleşen maç sonunda hakem Halil Umut Meler’e yumrukla saldıran MKE Ankaragücü Eski Başkanı Faruk Koca, 3 yıl 7 ay 22 gün hapis cezasına çarptırıldı.
2024
Ünlü şarkıcı Serdar Ortaç, Mehmet Ali Erbil ve bazı sosyal medya fenomenlerinin de aralarında bulunduğu 20 şüpheli hakkında, yasa dışı bahis kanununa muhalefet suçlamasıyla soruşturma başlatıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Bilişim Suçları Soruşturma Bürosu’nda savcıya veren şüphelilerden Mehmet Ali Erbil ve Serdar Ortaç, tutuklanmaları talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi. Erbil ve Ortaç’a ev hapsi(konutu terk etmeme) verildi ve adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı. Şüphelilerden Sefa Caner Sarıçam, İbrahim Yılmaz, Esma Sözen ile Muzaffer Zorbey Erkoçkar tutuklandı.
Mayflower gemisinin William Halsall tarafından yapılan temsili resmi (1882)
Mayflower Sözleşmesi, Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıkan ilk genel hukuk metinlerinden biridir ve bugünkü ABD Anayasasının şekillenmesinde ilham kaynağı olan çalışmalardandır.
Mayflower isimli gemi ile 1620 yılında Kuzey Amerika’ya göç eden İngilizler; bu kıtaya sonradan göç edecek diğer insanlarla birlikte ortak yaşamın mümkün olabilmesi için kıtaya sonradan geleceklerin de katılabileceği bu sözleşmeyi akdederek asgari bir konsensüs oluşturmuşlardır.
Sözleşmenin hazırlandığı toplumsal koşulları anlatan “Saints & Strangers” isimli bir TV Dizisi 2015 yılında yayınlanmıştır.
Koloniler Dönemi-17. Yüzyıl ABD
Koloniler Dönemi, İnsan Hakları Gelişmeleri ve Sivil Toplum
Mayflower Sözleşmesi ile kolonilerde düzenlenecek kanunların koloninin ortak faydası çerçevesinde yapılması gerektiği kural altına alınarak yapılacak örgütlenmelerin yada kurulacak devletlerin ortak çıkarlara hizmet etmesi amaçlanmıştır. Kolonilerdeki gelişmenin her aşamasında, İngiltere’nin denetleme etkisi bulunmayışı çarpıcı bir özellik oluşturmuştur. Georgia dışındaki tüm koloniler, ya hisseli şirketler ya da Saray tarafından verilen imtiyazlara dayalı feodal mülk sahiplikleri olarak ortaya çıkmıştır ancak bu durum Amerika’daki kolonicilerin dış denetlemelerden kurtulmuş olduğu anlamına gelmemektedir. Koloniler, hiçbir zaman İngiltere sarayına tabi olduklarını düşünmemişler ve özerk davranmışlardır.
İngilizlerin siyasal özgürlük yolundaki uzun süreli mücadele geleneklerinin mirasçısı kolonicilerdir. Koloniciler, özgürlük kavramlarını Virginia’nın ilk imtiyaz belgesine işlemişler, Magna Carta ile örf ve adet hukukunun tanıdığı hakları takip etmişlerdir.
New England’da, diğer kolonilere oranla, yıllar boyunca daha belirgin bir özyönetim uygulaması görülmüştür.
Mayflower gemisiyle gelen Pilgrimler; “daha iyi yönetilmemizi ve güvencede olmamızı sağlamak amacıyla bir siyasal kuruluşta toplanmak…ve bu kuruluş aracılığıyla,…koloninin genel yararı için gerekli ve uygun olacağı düşünülen adil ve eşit yasaları, kararnameleri, tüzükleri, anayasaları ve makamları kabul etmek, kurmak ve düzenlemek…” için şeklindeki, “Mayflower Sözleşmesi” denilen belgeyi kabul etmişlerdir.
Pilgrimlerin, kendi kendini yönetme sistemi geliştirmelerinin yasal bir dayanağı olmamakla birlikte, bu harekete karşı çıkan olmamış ve Plymouth’taki yerleşimciler; sözleşme uyarınca, dışarıdan müdahale olmaksızın uzun yıllar kendi işlerini kendileri yürütmüşlerdir. Koloni meclisleri, İngiltere Parlamentosuna benzer iki belirgin güç elde etmişler, böylelikle kendi kendini yönetme hakkını geliştirmişler, 18. Yüzyılda daha belirgin özerklik elde etmişlerdir.
Mayflower Sözleşmesi Metni
“Tanrı’nın adıyla, amin!
Aşağıda imzası bulunan bizler, dinimizin koruyucusu, İrlanda, Fransa ve Büyük Britanya’nın hürmete layık kralı James’in sadık bendeleri, Tanrı’nın inayetiyle;
Ülkemizin ve Kralımızın şerefi, hıristiyanlık inancının ilerlemesi ve Tanrı’nın zaferi için ant içerek Virginia’nın kuzey kısmındaki ilk koloniyi kurmak için seyahate çıkmayı; bu vaadlerimizi tek başımıza ya da karşılıklı olarak Tanrı’nın huzurunda yerine getirmeyi; dirlik ve düzenimiz için ve yukarıda bahsedilen amaçların yerine getirilmesi için sivil bir örgüt çatısı altında bir araya gelmeyi; adil ve eşit kanunları, emirleri ve anayasaları koloninin genel çıkarlarına uygun olacak bir şekilde çıkarmayı bütün alçakgönüllülük ve itaatimizle vaad ediyoruz.”
İyi İdare Yasası çerçevesinde, kamu yönetiminin gerektiği hızda ve adalet ölçüleri içerisinde çalışmasını temin etmek, yurttaşlara yardımcı olmak, dilekçe hakkının etkin şekilde kullanımını ve yasanın denetimini sağlamak üzere Başbakanlık Halk Danışmanlık Merkezi kurulmuştur. Ayrıca, kadına yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla Kadın Sığınma Evi kurulması kararlaştırılmıştır.
İyi İdare Yasası İçdüzeni
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti İyi İdare Yasası
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi aşağıdaki Yasayı yapar:
Kısa İsim
1.
Bu Yasa, İyi İdare Yasası olarak isimlendirilir.
BİRİNCİ KISIM
Genel Kurallar
Tefsir
2.
Bu Yasada, metin başka türlü gerektirmedikçe;
“Birel İşlem”, idarenin yalnızca bir veya daha fazla gerçek veya tüzel kişiye yönelmiş idari işlemlerini anlatır.
“Düzenleyici İşlem”, idarenin genel ve soyut kural koyan idari işlemlerini anlatır.
“İdare”, Devlet, yerel yönetimler ve özerk birimler dahil her tür ve düzeydeki kamu tüzel kişilerini ve kamu yararına hareket eden veya kamu hizmeti sunan bir idarenin ayrıcalıklarını kullanan özel hukuk tüzel kişilerini anlatır.
“İdari Eylem”, idare tarafından yapılan, temelinde bir idari işlem olmayan, maddi alanda bir değişiklik meydana getirmeye yönelen her türlü iş, hareket ve çalışmayı anlatır.
“İdari İhmal”, idarenin hukuken yapmakla yükümlü olduğu bir idari işlem ya da eylemi, bu konuda herhangi bir karar almaksızın yapmamasını anlatır.
“İdari İşlem”, idarenin kamu gücü ayrıcalıklarını kullanarak yaptığı bireysel ve düzenleyici işlemleri anlatır.
“Kamu Personeli”, hangi yasa altında istihdam edildiğine ve istihdam şekline bakılmaksızın, Devletin, yerel yönetimlerin ve özerk birimler dahil her tür ve düzeydeki kamu tüzel kişilerinin personelini anlatır.
“Özel Kişi”, idarenin faaliyetlerine tabi olan gerçek ve tüzel kişileri anlatır. Bu Yasa kapsamında, bir kamu tüzel kişisinin idari işlem, ihmal veya eylemi dolayısıyla meşru menfaati doğrudan doğruya ihlal edilen diğer kamu tüzel kişileri de “özel kişi” kabul edilirler.
Amaç
3. Bu Yasanın amacı, özel kişileri kamu gücü ayrıcalıklarını kullanma yetkisine sahip idareye karşı korumak ve bu kişilerin idari işlem, eylem ve ihmallere karşı başvurabilecekleri hukuki yolları düzenlemektir.
Kapsam
4. Bu Yasa, iyi idarenin sağlanabilmesi için, özel kişilerle ilişkilerinde idarece uyulacak ilke ve kuralları kapsar.
İKİNCİ KISIM
İyi İdarenin İlkeleri
Hukuka Uygun
5.
(1)
İdare, Anayasaya ve yasalara uygun faaliyette bulunur.
Davranma Yükümlülüğü
(2)
İdare, Anayasa ve yasalar yanında, tüzüklere, yönetmeliklere ve diğer düzenleyici işlemlere de uygun davranma yükümlülüğü altındadır. Bu Yasa kapsamında “idare” olarak kabul edilen özel hukuk kişileri, bunların yanında kendi iç düzen kurallarına da uymakla yükümlüdürler.
(3)
İdare, yetkilerini ancak kamu yararı amacına uygun biçimde kullanabilir.
(4)
İdareye mevzuatta takdir yetkisi tanınması, keyfi karar alma olanağı vermez. Mevzuatta idareye takdir yetkisi tanınan durumlarda, idare, bu yetkisini, eşitlik ilkesine, kamu yararına ve kamu hizmetinin gereklerine uygun olarak kullanır.
Eşitlik İlkesi ve Ayrımcılık
6.
(1)
İdare, eşitlik ilkesine ve ayrımcılık yasağına uygun davranmakla yükümlüdür.
Yasağı
(2)
İdare, din, dil, ırk, renk, cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, siyasi ve felsefi düşünce, mezhep, etnik köken, doğum yeri veya başka herhangi bir sebeple ayrımcılık yapamaz.
Tarafsızlık İlkesi
7.
(1)
İdare, eylem ve işlemlerinde tarafsız ve nesnel davranma yükümlülüğü altındadır.
(2)
İdare, görevlilerinin faaliyetlerini, kişisel inanç ve çıkarlarından bağımsız olarak, tarafsız biçimde yerine getirmelerini sağlar.
Orantılılık
8.
(1)
İdare orantılılık ilkesine uygun faaliyette bulunur.
İlkesi
(2)
İdare, özel kişilerin hak ve çıkarlarını etkileyen önlemlere ancak gerekli olduğunda ve amacın gerektirdiği ölçüde başvurur.
(3)
İdare, takdir yetkisi kullandığında, kararının özel kişilerin hak ve çıkarları üzerinde yaratacağı her türlü olumsuz etki ile takip edilen amaç arasında uygun bir denge bulunmasını gözetir. Amaca, özel kişilerin hak ve çıkarlarını daha az kısıtlayarak ulaşmak mümkünken, aynı amaca bu hak ve çıkarlar daha fazla kısıtlanarak ulaşma sonucu veren eylem ve işlemler yapılamaz.
Hukuki Kesinlik ve
9.
(1)
İdare, idari işlemlerini kazanılmış hakları ihlal edecek biçimde geri yürütemez.
Kazanılmış Haklara Saygı İlkesi
(2)
Özel kişilere yeni yükümlülükler getiren düzenlemeler söz konusu olduğunda, kamu yararı ve kamu hizmetinin gerekleri aksini zorunlu kılmıyorsa, düzenlemenin yürürlüğü ertelenir veya geçiş kuralları getirilir.
Makul Süre İçinde Faaliyette Bulunma İlkesi
10.
İdare yükümlülüklerini makul süre içinde yerine getirir.
Katılım İlkesi
11.
(1)
İdare, özel kişilere, hak ve çıkarlarını etkileyen idari işlemlerin hazırlığına ve uygulanmasının denetlenmesine uygun araçlarla katılma olanağı tanır.
(2)
Çevre ve imarla ilgili konularda, ilgili bölgede ikamet eden özel kişilerin tamamına açık danışma toplantıları düzenlenmeden idari işlem yapılamaz.
Özel Hayatın Gizliliğine
12.
(1)
İdare, kişisel verilerin işlenmesinde, özel hayatın gizliliği ilkesine uyar.
Saygı İlkesi
(2)
Kişisel veri ve dosyaların özellikle elektronik ortamda işlenmesi yetkisi bulunduğunda idare, özel hayatın gizliliğini güvence altına alan tüm gerekli önlemleri alır.
(3)
Kişisel verilerin korunmasına ilişkin kurallar, özellikle kişisel verilere erişim ve hatalı veriler ile tutulmaması gereken verilerin düzeltilmesi veya silinmesine ilişkin kurallar idare tarafından işlenen verilere de uygulanır.
Açıklık İlkesi
13.
(1)
İdare açıklık ilkesine uygun faaliyette bulunur.
(2)
İdare, özel kişileri, idari işlemlerinden, Resmi belgelerin yayınlanması da dahil olabilecek şekilde, uygun araçlarla haberdar eder. İdare, işlemden doğrudan doğruya etkilenecek özel kişilere işlemi tebliğ etmekle yükümlüdür.
(3)
İdare, kişisel verilerin korunmasına ilişkin kurallara uygun olarak, Resmi belgelere erişim hakkını tanır.
(4)
Açıklık ilkesi, yasayla korunmuş gizliliğe zarar veremez.
ÜÇÜNCÜ KISIM
İdari İşlemleri Düzenleyen Kurallar
İdarenin İşlem Yapmak İçin Harekete Geçmesi
14. İdari işlemler, idare tarafından, kendiliğinden veya özel kişilerin istemi üzerine yapılır.
Özel Kişilerin İstemleri
15.
(1)
Özel kişiler, kendileri veya kamu ile dilek ve şikayetleri hakkında, tek başına veya topluca, yetkili makamlara yazı ile başvurma ve idareden yetkisi içindeki bir konuda birel işlem yapmasını isteme hakkına sahiptir. İdare, kendisine yazı ile başvuran kişi ya da kişilere, üzerinde tarih bulunan bir alındı belgesi verir.
(2)
İstem, yetkili olmayan bir idareye yöneltilirse, kendisinden istemde bulunulan makam, istemi en geç beş iş günü içerisinde yetkili makama iletir ve istem sahibini yazılı olarak durumdan haberdar eder.
(3)
İdare, istemle ilgili kararını, en geç otuz gün içinde, gerekçeli olarak, başvuran kişiye veya kişilere yazılı olarak bildirir. Otuz günlük süre, istemin yetkili makama ulaşmasından itibaren hesaplanır. İdare, bu süre içerisinde yazılı ve gerekçeli yanıt vermeyi ihmal ederse, bundan dolayı doğacak zararları bu Yasadaki kurallar çerçevesinde gidermekle yükümlüdür.
(4)
İdare, yazılı ve gerekçeli bildirimde, kararına karşı, hangi süreler içinde, hangi hukuki yollara başvurulabileceğini belirtir.
Birel İşlemlerde Özel Kişilerin Dinlenilme
16. İdare, birel işlem yapmadan önce, yaptığı işlemden hakları etkilenecek olan özel kişilere dinlenilme hakkı tanır. Özel kişiler bu haklarını kullanırken yanlarında avukat bulundurma hakkına sahiptirler.
Hakkı
İdari İşlemlerin Şekli
17.
(1)
İdari işlemler, basit, açık ve anlaşılır bir dille ve gerekçeli olarak yazılır.
(2)
Yasalarda açıkça belirlenen durumlar dışında idare sözlü idari işlem yapamaz.
(3)
İdare, işlemden doğrudan doğruya etkilenecek özel kişilere yapacağı tebligatlarda, kararına karşı, hangi süreler içinde, hangi hukuki yollara başvurulabileceğini belirtir.
Birel İdari İşlemlerin Geri Alınması
18. İdare, hukuka aykırı birel idari işlemlerini, başvuru üzerine ya da kendiliğinden geri alır.
Ancak, yok hükmündeki, hile ile yapılan ve yükümlendirici birel işlemler hariç, hukuka aykırı kazandırıcı bir birel işlem, tebliğ edildiği tarihten itibaren yetmiş beş gün geçtikten sonra geri alınamaz.
DÖRDÜNCÜ KISIM
İdari İşlem ve İhmallere Karşı Dava Açılmasına İlişkin Kurallar
İdari İşlemlere Karşı İptal Davası Açılması
19.
(1)
İdarenin birel işlemlerine ve düzenleyici işlemlerine karşı, meşru menfaatleri olumsuz yönde ve doğrudan doğruya etkilenen kişiler tarafından, bu işlemlerin öğrenilmesinden itibaren yetmiş beş gün içerisinde iptal davası açılabilir.
(2)
Resmi Gazete’de yayımlanan düzenleyici işlemlerde öğrenme tarihi, Resmi Gazete’de yayım tarihidir.
(3)
Düzenleyici işlemin uygulanması üzerine, uygulama işlemi yüzünden meşru menfaati olumsuz yönde ve doğrudan doğruya etkilenen kişi, uygulama işlemini öğrenme tarihinden itibaren yetmiş beş gün içerisinde, hem uygulama işlemin, hem de düzenleyici işlemin iptali için dava açabileceği gibi, yalnızca uygulama işlemin iptali için de dava açabilir.
İdari İhmallere Karşı İhmalin Sonlandırılması Davası
20. İdarenin idari ihmallerine karşı, meşru menfaatleri olumsuz yönde ve doğrudan doğruya etkilenen kişiler tarafından, ihmalin öğrenilmesinden itibaren yetmiş beş gün içerisinde ihmalin sonlandırılması davası açılabilir.
Açılması
Dava Açmadan Önce İdareye Başvurulması
21.
(1)
Özel kişiler, idari dava açmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması veya yeni bir işlem yapılması, gerekçesiz işlemin gerekçesinin bildirilmesi ya da idari ihmalin sonlandırılması talebiyle üst makama, üst makam yoksa kararı veren ya da ihmalde bulunan makama, dava açma süresi içinde başvurabilirler. Üst makam varken kararı vermiş olan makama yapılan başvurular, kararı vermiş olan makam tarafından üst makama iletilir.
(2)
Yukarıdaki (1)’inci fıkraya uygun başvuru dava açma süresini durdurur. Başvurulan makam talebi reddeder ya da otuz gün içinde bir yanıt vermezse, dava açma süresi kaldığı yerden işlemeye devam eder.
Mali Sorumluluk
22.
(1)
İdare, kendi işlem, ihmal ve eylemlerinden doğan zararı gidermekle yükümlüdür.
(2)
İdare, zarar görenin zararını giderdikten sonra, kusurlu işlem ya da eylemiyle zararın doğmasına sebebiyet veren kamu personeline, mahkeme tarafından tespit edilen kusur oranında rücu eder.
Yargı Kararlarına
23.
(1)
İdare, yargı kararlarının gereklerini en geç otuz gün içerisinde yerine getirir.
Uyma Zorunluluğu
(2)
Yargı kararlarının gereklerini en geç otuz gün içinde yerine getirmeyen idare, bundan doğacak zararı gidermekle yükümlüdür.
(3)
İdare, zarar görenin zararını giderdikten sonra, kusurlu işlem ya da eylemiyle zararın doğmasına sebebiyet veren kamu personeline, mahkeme tarafından tespit edilen kusur oranında rücu eder.
(4)
Yargı kararlarını kasten yerine getirmeyen kamu personeline karşı, bundan doğan zararın giderilmesi istemiyle tazminat davası açılabilir.
BEŞİNCİ KISIM
Son Kurallar
Yürütme
24. Bu Yasayı Bakanlar Kurulu yürütür.
Yetkisi
Yürürlüğe Giriş
25. Bu Yasa, Resmi Gazete’de yayımlandığı tarihten iki ay sonra yürürlüğe girer.
İrlandalı hukukçu, İrlanda’lı şair ve roman yazarı. Oliver Goldsmith doğdu. (Ölümü: 4 Nisan 1774) Dublin’de teoloji ve hukuk eğitimi gördü. Edinburgh ve Leiden Üniversitelerinde tıp eğitimi aldı.Londra’nın yoksul semtlerinde doktorluk yaparken, çocuklar için kitaplar yazdı. 1774 yılında sefalet içinde hayatı son buldu.
1759
Alman filozof, tarihçi ve şair Johann Christoph Friedrich von Schiller doğdu. (Ölümü: 9 Mayıs 1805) Tıp ve hukuk eğitimi aldı. “İnsanın vahşi doğası ve ruhu ile ilişkisi üzerine deney” adlı doktora tezi yazdı. Yasa ve özgürlük çatışmasını öne çıkaran Der Räuber isimli eseri 1781’de yayımlandı. Fransa tarafından Fahri Vatandaşlık verildi. 45 yaşında hayata veda etti ve geride sayısız eser bıraktı.
1887
Alman anarşist Louis Lingg, idamından bir gün önce intihar ederek yaşamına son verdi. (Doğumu: 9 Eylül 1864, Almanya, Mannheim) Haymarket Olayı’nda kışkırtma suçuyla yargılanıp ölüm cezasına çarptırıldı, infazından bir gün önce, 10 Kasım 1887 günü hücresinde intihar etti.1886’da, Chicago’da toplanan Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu, 8 saatlik iş günü için 1 Mayıs’ı grev ve 8 saat uygulamasını fiili olarak hayata geçirme günü olarak belirlemişti. Grev ve gösterilere yarım milyon işçi katıldı.1 Mayıs 1886’da Kentucky’de (ABD) başlayan işçi grevleri devam etti ve 4 Mayıs’ta yine aynı şehirdeki Haymarket Alanında büyük bir eylem gerçekleştirildi. Irklar arasındaki dayanışma da o gün en yüksek noktaya ulaştı. Louisville, Kentucky’de 6 binden fazla siyah ve beyaz işçi birlikte yürüdü. Olaylar sonucunda yüzlerce işçi tutuklandı. Tutuklanan işçilerden sekizi; Albert R. Parsons, August Spies, Samuel J. Fielden, Michael Schwab, Adolph Fischer, George Engel, Louis Lingg ve Oscar Neebe. yargılanmak üzere seçildi. Aralarından en gençleri Louis Lingg idi. Diğer altı arkadaşı ile birlikte idam cezasına çarptırıldı. İdamından bir gün önce intihar etti. 1889’da toplanan İkinci Enternasyonal’de Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs gününün tüm dünyada Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü olarak kutlanmasına karar verildi.
1908
Kız çocuklarının eğitimi için çalışacak olan Cemiyet-i Hayriye-i Nisvaniye, Selanik‘te Zekiye Hanım tarafından kuruldu.
1920
Fransız filozof, aktivist, yazar ve gazeteci Maurice Clavel, doğdu. (Ölümü: 23 Nisan 1979) Cezayir Bağımsızlık Savaşı‘nı destekledi. 11 yıl süreyle sol eğilimli haftalık Le Nouvel Observateur dergisinde yazar olarak görev aldı. L’Essor adlı bir gazete kurdu. Yazılarında Latin Amerika‘daki faşizme suskun kalan Vatikan hükümetini dahi eleştiren Clavel, 23 Nisan 1979’da bir kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.
1938
Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk saat 09:05’te yaşamını yitirdi. Bütün yurtta yas ilan edildi.
Mustafa Kemal Atatürk Onuncu Yıl Nutkunu Okurken
1946
Adana hapishanesinden 10 mahkum duvarı delerek firar etti.
1953
Atatürk’ün naaşı törenle Anıtkabir’e nakledildi.
1966
İzmir Cumhuriyet meydanındaki Atatürk heykeline balta ile saldıran çiftçinin yargılandığı davanın duruşmaları başladı. Deli olmadığı doktor raporuyla saptanan sanık, ‘Atatürk’ü cennetlik yapmak için heykeli kırmaya teşebbüs ettim’ dedi.
1968
30 Ekim’de Samsun’da başlayan “Tam bağımsızlık için Mustafa Kemal yürüyüşü” gençlerin Anıtkabir’e çelenk koymasıyla sonuçlandı. Deniz Gezmiş ve İstanbul barosu eski başkanlarından Kazım Kolcuoğlu‘nun da aralarında olduğu yaklaşık 300 genç SBF’de toplanıp Anıtkabir’e gitti, çelenk koydu, saygı duruşunda bulundu.
1969
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde 10 Kasım nedeniyle yapılan saygı duruşuna katılmayıp yürüyen sakallı-cüppeli bir öğrenci ‘Atatürk’e hakaret ettiği’ şikayetiyle savcılığa sevk edildi. Savcılıkta ifadesi alınıp serbest bırakıldı.
1969
Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 31’inci yılı münasebetiyle, ‘Türkiye’nin Kalbi, Ankara’ adlı Sovyetler Birliği yapımı belgeselin TRT’deki gösterimi sırasında yayın, ‘Komünizm propagandası yapılıyor’ gerekçesiyle kesildi. 1969- Sovyet yönetmen Sergey Yutkeviç’in çektiği “Türkiye’nin Kalbi Ankara” filmi TRT Ankara Televizyonu’nda yayınlandı. 1934 yılı Sovyet yapımı “Türkiye’nin Kalbi Ankara” adlı belgesel TRT’de gösterimdeyken Genel Müdür Öztrak’ın sözlü talimatıyla gece yayından kaldırıldı. Film 1933’de Cumhuriyet’in 10.yıldönümü için Atatürk’ün isteğiyle Sovyetler’e ısmarlanmış, yapımı 1 yıl sürmüştü. TRT Genel Müdürü Adnan Öztrak, “Türkiye’nin Kalbi Ankara”yı yayınlayan Televizyon Dairesi Program Müdürü Mahmut Tali Öngören hakkında idari soruşturma başlatıp görevden aldı. Öngören 15 Kasım’da TRT Yönetim Kurulu kararıyla görevine iade edildi.
1972
Haftalık ‘Toplum Dergisi”, Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından süresiz olarak kapatıldı.
1979
TÖB-DER Genel Başkanı Gültekin Gazioğlu ile 5 yönetici Dernekler Yasası’na aykırılık ve komünizm propagandası iddiasıyla tutuklandı.
1980
Polonya’da, Lech Walesa liderliğinde 31 Ağustos 1980’de kurulan Dayanışma Sendikası, tescil edilerek yasallık kazandı.
1981
Devlet Mezarlığı Hakkında Kanun yürürlüğe girdi. Anıtkabir’de Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü dışında kimsenin kabrinin muhafaza edilemeyeceği ilan edildi.
1983
Yeni kısıtlamalar getiren Basın Kanunu kabul edildi. Milli Güvenlik Konseyi aynı gün Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu, TRT Kanununu da kabul etti. Yasaya göre başbakana gerekirse TRT’de haber ve yayın yasaklayabilme yetkisi verildi.
1986
İstanbul’da YÖK’ü protesto için 3 gündür açlık grevi yapan öğrenciler geceyi yine Bilgesu Erenus’un evinde geçirdikten sonra eylemi sonlandırdı.
1990
İHD İstanbul Şube üyeleri, işyerinin camına “Savaşa Hayır” yazısı astığı gerekçesiyle tutuksuz yargılanacak olan Vedat Sümercan için Banaz 1.Sulh Ceza Mahkemesi’ne Sirkeci Büyük Postane’den topluca protesto telgrafı çektiler.
1991
Bayrampaşa Cezaevi önünde toplanan mahpus yakınları, Eskişehir Özel Tip Cezaevi’ne yapılan sevklerde hak gaspları yapıldığını açıkladı.
1992
Gözaltında kaybedilen 8 gencin aileleri ve avukatları İstanbul Adliyesi Postanesi’nden Başbakan Demirel’e mektup göndererek DYP-SHP koalisyon hükümetinin harekete geçmesini istedi.
1992
Savaş Karşıtları Derneği kapatıldı. Savcılığın iddianamesine göre gösterilen kapatılma sebebi derneğin amaç maddesindeki militarizme karşı olmasının ne anlama geldiğinin açıklanmaması olarak belirtildi.
2000
Avukat, profesör ve Yunanistan eski Başbakanı Adamantios Androutsopoulos yaşamını yitirdi. (Doğumu: 20 Ağustos 1919) Atina Üniversitesi‘nde hukuk okudu. Yunanistan ‘da, Messenia’da doğdu. Atina Üniversitesi’nde ve Chicago Üniversitesi’nde okudu fakat Chicago’dan mezun olamadı. 1967-1974 yılları arasında Albay Yorgo Papadopulos’un kurduğu askeri rejimi sırasında Maliye Bakanı (21 Nisan 1967 – 26 Ağustos 1971) ve İçişleri Bakanı (26 Ağustos 1971 – 10 Mayıs 1973) idi. 1973’te Papadopulos, Yannides tarafından devrildiğinde, Başbakanlığa getirildi ve 25 Kasım 1973 – 23 Temmuz 1974 tarihleri arasında görev yaptı.
Fransız hukukçu ve Başbakan Jacques Michel Pierre Delmas, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 7 Mart 1915) Lakanal Lisesinde öğrenim gördü ve Paris Hukuk Fakültesi‘nden mezun oldu. Hukuk lisansının ardından Kamu Hukuku ve Ekonomi Politik alanında eğitimini tamamladı. 1933’te gazeteciliğe başladı. İkinci Dünya Savaşı’nda Fransa’nın bağımsızlığı için Charles de Gaulle ile beraber hareket etti. 1944’te de Gaulle tarafından tuğgeneralliğe getirildi ve en genç general unvanı alan isimlerden oldu. 1946’da Gironde milletvekili seçildi ve bu görevini 1997’ye kadar sürdürdü. 1954’te ve 1955’te Ulaştırma ve Turizm Bakanlığı, 1954’te Konut Bakanlığı, 1956-1957 yılları arasında Devlet Bakanlığı, 1957-1958 yılları arasında Milli Savunma Bakanlığı yaptı. Bordeaux belediye başkanlığı görevini üstendi. Fransız Milli Meclisi’nin başkanlığını üç defa üstlendi; –– ve 2 – tarihlerinden bu görevi yürüttü. –Fransa Başbakanı olarak görev yatı. Avrupa Yerel Yönetimler Konferansı’nın toplanmasını sağladı ve bu konferans sonucunda Avrupa Konseyi’nin en önemli kurumlarından biri oluştu. Avrupa Birliği Meclisi Üyeliği(1979-1990), AGİT Parlamenterler Meclisi üyeliği (1990-1997) ve Avrupa Parlamentosu üyeliğini)(1961-1969 ve 1973-1979) yürüttü. Philippe Séguin tarafından onursal meclis başkanı unvanı verildi. Hakkında birçok kitap yazıldı. Heykeli dikilmiş az sayıdaki hukukçudan biridir.
Bordeaux’daki Jacques Chaban-Delmas heykeli
2004
İstanbul Tabip Odası üyeleri Aile Hekimliği Yasa Tasarısı’nın geri çekilmesi talebiyle Kadıköy’de gösteri yaptı.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) türban taktığı için üniversiteye alınmayan Leyla Şahin davasında Türkiye’deki türban yasağının demokratik bir toplumda gereklilik olduğu yönünde karar verdi.
2006
Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde Umut Kitabevi’nin bombalanması davasında, sanık iki astsubayın ardından, PKK itirafçısı Veysel Ateş’e de 39 yıl 10 ay 27 gün hapis cezası verildi. Daha sonraki süreçte, askeri mahkeme ben yargılayacağım diyerek dosyayı devir aldı ve sivil mahkemede ağır cezalar alan sanıkları tahliye etti.
2008
Güney Afrikalı şarkıcı ve sivil haklar eylemcisi Miriam Makeba(Mamma), İtalya’da yaşamını yitirdi. (Doğumu: 4 Mart 1932, Johannesburg) 1956 yılında ilk şarkısını yazdı. Apartheid yönetimine muhalif bir belgesel filmde oynadı ve Mandela’ya destek verdi. Devrimci düşüncelerinden ötürü 1960 yılında ülkesinde “tehlikeli” ilan edilerek pasaportu iptal edildi ve vatandaşlıktan çıkarıldı. 9 ayrı ülkeden pasaport aldı ve 10 ülke kendisine fahri vatandaşlık payesi verdi. Güney Afrika’ya 30 yıl sonra dönebildi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na iki kez Gine Hükümeti’nin temsilcisi olarak katıldı.
2015
Sınır Tanımayan Avukatlar Derneği, 10 Kasım 2015 tarihinde Avukat Doçent Dr. Öykü Didem Aydın ve arkadaşları tarafından kuruldu. STAD, sahadaki insan hakları avukatlarına ve savunucularına destek vermek, kişisel veya mesleki bütün hayat alanlarında insan hakları odaklı yaklaşım geliştirmek isteyen gençleri yetiştirmek, bununla sınırlı olmadan herkeste, hayatın her alanında insan hakları duyarlılığı geliştirmek ve örselenebilir kesimlere mensup bireyleri ve insan hakları ihlallerinin mağdurlarını korumak ve savunmak amacıyla kurulmuş bir dernektir. İnsanları birleştiren davalar için bir araya gelen STAD avukatlar, hiçbir siyasal gündemin insan haklarına saygı prensibinden vazgeçmeyi haklı çıkarmayacağını savunmaktadır.
2020
Libyalı kadın hakları savunucusu ve aktivist Hanane El-Barassi, Bingazi’de öldürüldü (Doğumu:. 1974) Libya’nın doğusunda zengin bir ailenin kızı olarak dünyaya gelmişti. Muammer Kaddafi’nin 2011’deki ölümünden sonra Libya’nın savaşla yerle bir olduğu yıllarda ülke çapında hüküm süren silahlı gruplara yönelik sert eleştirilerde bulundu. Yolsuzluklara karşı meydan okudu. Halife Hafter’in paralı askerleri tarafından sürekli ölümle tehdit edildi.Bingazi şehrinde yolsuzluk, tecavüz ve cinsel saldırı olaylarına karşıda mücadele etti. Susturuldu, 46 yaşında katledildi ve mezarı yıkıldı. Libya Barosu, güvenlik güçlerinin suikastçılara El-Barassi’yi “susturun” talimatı verdiğini açıklamıştı.
Tarihi Kentsel Peyzaja İlişkin Tavsiye Kararı, 9 Kasım 2011 tarihinde UNESCO Genel Konferansı’nda kabul edilmiştir. Tarihi kentsel peyzaja ilişkin tavsiyeler, fiziki çevrenin korunması korumanın yanında somut ve somut olmayan tüm kültürel miras ile birlikte insan çevreni korumayı hedeflemektedir. Tarihi Kentsel Peyzaja İlişkin Tavsiye Kararı, Türkçe’ye, UNESCO Türkiye Millî Komisyonu Sektör Uzmanı Sema Dinçer ve UTMK Kültürel İfadelerin Çeşitliliği İhtisas Komitesi Raportörü Yeliz Özay tarafından kazandırılmış, çevirinin, Fransızca metin ile uyumluluk denetimi UTMK Başkanı Prof. Dr. Öcal Oğuz tarafından yapılmıştır.
Tarihî kentsel alanların nesiller tarafından şekillendirilen ortak kültür mirasımızın en zengin ve çeşitli tezahürleri arasında yer aldığını ve zaman ve mekân içinde insanlığın çabalarının ve emellerinin önemli bir tanıklığını oluşturduklarını dikkate alarak,
Kentsel mirasın birbirinin ardılı olan ve yaşayan kültürlerin ürettiği değerlerin tarihsel bir katmanı tarafından belirlenen insanlık için sosyal, kültürel ve ekonomik birer değer olduğunu ve kendi çeşitliliği içinde kabul görmüş gelenek ve deneyimlerin birikimi olduğunu yeniden dikkate alarak,
Kentleşmenin insanlık tarihinde benzeri görülmemiş bir ölçekte ilerlemekte olduğunu ve bunun yerel, ulusal ve uluslararası düzeyde kullanılması gereken dünya çapında bir sosyoekonomik değişim ve gelişime neden olduğunu da göz önünde bulundurarak,
Yaşayan kentlerin dinamik doğasını kabul ederek,
Ancak, toplumsal değerler üzerindeki derin etkisiyle kentsel mirasın parçalanmasına ve bozulmasına sebep olabilecek şekilde hızlı ve çoğu zaman kontrolsüzce ortaya çıkan gelişmelerin dünyanın her yerinde kentsel alan ve ortamları dönüştürdüğünü saptayarak,
Böylece, doğal ve kültürel mirasın korumasını desteklemek amacıyla tarihî kentsel alanların korunması, yönetimi ve planlama stratejilerini yerel gelişim süreçlerine ve kentsel planlamaya entegre edilmesi gerektiğini, örneğin çağdaş mimari ve altyapı geliştirme süreçlerinin bir peyzaja uygulanması yaklaşımının kentsel kimliğin sürdürülebilmesine yardımcı olacağını dikkate alarak,
Sürdürülebilir kalkınma ilkesinin mevcut kaynakların korunmasını sağladığını, kentsel mirasın etkin korumasının ve sürdürülebilir yönetimin gelişmenin ön koşulu olduğunu dikkate alarak,
Tarihsel alanların korunmasına ilişkin hâlâ geçerli olan sözleşmeler, tavsiye kararları ve bildirgelerin oluşturduğu bir dizi standart belirleme belgelerini bir kez daha teyit ederek,
Ancak, demografik değişimler, küresel piyasaların serbestleşmesi ve merkezi yönetimden uzaklaşmanın yanı sıra kitle turizmi, mirasın piyasa tarafından sömürülmesi ve iklim değişiklikleri süreçleri altında koşulların değiştiğini ve kentlerin 1976’da tarihi alanlarla ilgili son UNESCO tavsiye kararının ( Tarihî Alanların Korunması ve Çağdaş Rolleri Konusunda Tavsiye Kararı) kabul edildiği zaman var olmayan gelişme baskılar ve değişimlere maruz kaldığını saptayarak,
Dünya çapındaki politika ve uygulamalara yön verilmesinde yararlı olan, yerel girişimcilerin ve uluslararası toplantıların ortak aklı sayesinde, kültür ve miras kavramlarının ve bunların yönetimi konusundaki yaklaşımların evrimini de saptayarak,
Mevcut uluslararası enstrümanlarda belirtilen standartlar ile prensiplerin uygulanmasını desteklemeyi ve geliştirmeyi isteyerek,
Oturumda bir gündem maddesi olarak beliren, tarihî kentsel tasarımın kentsel mirasın korunmasında bir yaklaşım olması konusundaki öneriler daha önce yapılarak,
Otuz beşinci oturumunda, bu konunun Üye Devletlere Tavsiye Kararı olarak sunulmasına karar vererek,
(9 Kasım 2011) tarihinde işbu Tavsiye Kararını kabul etmiştir. Genel Konferans, Üye Devletlerin Tavsiye Kararı’nda ortaya konan ilke ve normları, kendi egemenlik sınırlarında ve yargı yetkileri altında uygun hukukî kurumsal çerçeve ve tedbirlerle kanunlaştırmasını önerir.
Genel Konferans, Üye Devletlerin yerel, ulusal ve bölgesel otoriteler ile kentsel alanların ve bu alanların içerisinde bulunduğu daha geniş coğrafi ortamın korunması ve yönetimiyle ilgili kurum, yerel hizmet birimleri, kuruluşlar, örgütler ve derneklerin dikkatini bu Tavsiye Kararına çekmesini önerir.
Giriş
Bizim zamanımız, tarihteki en büyük insan göçünün şahididir. Bugün, dünya nüfusunun yarıdan fazlası kentsel alanlarda yaşamaktadır. Kentsel alanların; büyüme motorları, girişimcilik ve yaratıcılık merkezleri olarak önemi her geçen gün artmaktadır. Kentler, istihdam ve eğitim fırsatları sağlamakta, insanların gelişen ihtiyaçlarına ve isteklerine cevap vermektedirler.
Bununla birlikte, hızlı ve kontrolsüz kentleşme çoğu zaman sosyal ve alansal bölünmüşlük, kentsel ortamın ve bunu çevreleyen kırsal çevrenin kalitesinin ciddi bir şekilde bozulmasıyla sonuçlanmaktadır. Bu durum özellikle aşırı inşaat yoğunluğundan, standartlaşmış ve aynı tarz binalardan, kamu alanı ve donatılarının kaybından, yetersiz altyapıdan, aşırı yoksulluktan, sosyal soyutlanmadan ve iklime dayalı felaketler riskinin artmasından kaynaklanmaktadır.
Somut ve somut olmayan bileşenleriyle kentsel miras, kentsel alanların yaşanabilirliğini arttırmada temel bir kaynak oluşturur ve değişen küresel çevrede ekonomik kalkınma ile sosyal uyumu pekiştirir. İnsanlığın geleceği, kaynakların etkin planlaması ve yönetimine dayalı olduğundan kaynakları koruma, kentsel büyüme ile yaşam kalitesi arasında sürdürülebilir temelde bir dengeyi yakalamaya çalışan bir strateji olmuştur.
Son elli yılda, kentsel mirasın korunması, bütün dünyada, önemli bir kamu sektörü politikası olarak ortaya çıkmıştır. Bu, paylaşılan değerlerin korunması ve tarihî mirastan yararlanma ihtiyacına bir cevap niteliğindedir. Bununla birlikte, mimari eserlere dair vurgunun kentsel değerlerin korunmasındaki sosyal, kültürel ve ekonomik süreçlerin önemine ilişkin daha geniş bir farkındalığa kayması, mevcut politikaları uyarlamak ve bu vizyona hitap edecek yeni araçları oluşturmak için bir eylemle eşleştirilmelidir.
Bu Tavsiye Kararı, bütün sürdürülebilir kalkınmanın daha geniş hedefleri içinde, kentsel mirasın korunması stratejilerinin daha iyi bir şekilde entegre edilmesi ve düzenlenmesi ihtiyacına hitap eder ki bunun amacı insanların yaşadığı çevreyi korumayı ve kalitesini geliştirilmeyi amaçlayan kamusal ve özel etkinliklerin desteklenmesidir. Tavsiye Kararı, tarihsel alanların fiziksel formlarındaki karşılıklı ilişkileri, uzamsal düzenleme ve bağlantıyı, doğal özellikleri ve yerleşimlerini ve kendi sosyal, kültürel ve ekonomik değerlerini göz önünde bulundurularak, kendi geniş kentsel bağlamlarında tarihsel alanları ayırt edecek, koruyacak ve yönetecek bir peyzaj yaklaşımı önerir.
Bu yaklaşım, kentsel gelişim sürecinde rolü bulunan çok sayıda yerel, ulusal, bölgesel ve uluslararası, kamusal ve sivil aktörleri içeren politikacılar ile yönetişim çevrelerine hitap etmektedir.
Bu Tavsiye Kararı; kavramlarının, ilkelerinin ve koruma uygulamasının önemini ve geçerliliğini kabul etmiş önceki dört UNESCO Tavsiye Kararına bağlı olarak inşa edilmiştir. Bunun yanında, çağdaş temel koruma sözleşmeleri ve bildirgeleri, kültürel ve doğal miras konusunun birçok boyutuna hitap etmekte ve işbu Tavsiye Kararına temel teşkil etmektedir.
Tanımlama
Tarihî kentsel peyzaj, daha geniş bir kentsel bağlam ve coğrafi mekânı kapsayabilmesi için “tarihî merkez” ya da “külliye” kavramının ötesine uzanan, tarihsel düzlemin kültürel ve doğal değerleri ve nitelikleri sonucu anlaşılan kentsel alandır.
Bu geniş tanım, özellikle alanın topografisini, jeomorfolojisini, hidrolojisini ve doğal özelliklerini; çevresindeki tarihî ve çağdaş yapılaşmaları; yer altı ve yerüstü altyapısını; açık alanları ve bahçeleri; arazi kullanımını ve alanın organizasyonunu; algılar ve görsel ilişkiler ile kentsel yapının diğer tüm unsurlarını içermektedir. Bunun yanında, sosyal ve kültürel uygulamalar ve değerleri, ekonomik süreçler ile çeşitliliği ve kimliğe ilişkin mirasın somut olmayan boyutlarını da içerir.
Bu tanım, sürdürülebilir kalkınma çerçevesi içerisinde tarihî kentsel peyzajların belirlenmesi, değerlendirilmesi, korunması ve yönetimi için kapsamlı ve bütünleştirilmiş bir yaklaşıma temel sağlamaktadır.
Tarihî kentsel peyzaj yaklaşımı, kentsel alanların dinamik karakterlerini kabul ederken üretken ve sürdürülebilir kullanımını artırıp sosyal ve fonksiyonel çeşitliliğini geliştirerek insanların yaşadığı çevrenin kalitesini korumayı amaçlar. Kentsel mirasın korunmasına ilişkin hedeflerle sosyal ve ekonomik gelişme hedeflerini entegre eder. Bu yaklaşım, kentsel ve doğal çevre ve bugünün ve gelecek nesillerin ihtiyaçlarıyla geçmişten gelen miras arasındaki dengeli ve sürdürülebilir ilişkinin temeline dayanmaktadır.
Tarihî kentsel peyzaj yaklaşımı, kültürel çeşitliliğin ve yaratıcılığın insani, sosyal ve ekonomik gelişme için temel değerler olduğunu kabul eder. Fiziksel ve sosyal değişimi sağlayacak ve günümüz müdahalelerinin tarihî mekân mirasıyla uyumlu olup bölgesel bağlamları göz önünde bulundurmasını teminat altına alacak araçlar sağlar.
Tarihî kentsel peyzaj yaklaşımı, ulusal ve uluslararası toplulukların değerlerine saygı gösterirken, yerel toplumların geleneklerinden ve bakış açılarından bilgi edinmektedir.
Tarihî Kentsel Peyzajın Zorlukları ve Fırsatları
Mevcut UNESCO Tavsiye Kararı, tarihî alanların modern toplumlardaki önemli rolünün farkındadır. Bu Tavsiye Kararı, ayrıca, tarihî alanların korunması konusunda karşılaşılan sorunları tespit etmiş ve bu sorunların üstesinden gelmek için gereken genel prensipleri, politikaları ve rehber ilkeleri belirlemiştir.
Tarihî kentsel peyzaj yaklaşımı, politika yapıcılarının ve yöneticilerinin karşılaştığı yeni zorluklar ve fırsatlarla etkin bir şekilde mücadele etmelerine imkân sağlayan, kentsel mirasın korunmasına ilişkin disiplin ve uygulamaların son birkaç on yılda giderek daha çok geliştiği gerçeğini yansıtmaktadır. Tarihî kentsel peyzaj yaklaşımı, toplumların gelişme ve uyum arayışlarını; tarihleri, kolektif hafızaları ve çevrelerine bağlı özellikler ve değerlerin sürdürülmesini desteklemektedir.
Son yıllarda, dünya kent nüfusunda görülen hızlı artışlar, gelişme ölçeği ve hızıyla değişen ekonomi yüzünden kentsel yerleşkeler ve bunların tarihsel alanları dünyanın birçok bölgesinde ekonomik büyümenin merkezleri ve öncüleri hâline gelmiş; sosyal ve kültürel hayat üzerinde yeni bir rol oynamaya başlamıştır. Bunun sonucu olarak, aşağıda belirtilen bir yığın yeni baskılara maruz kalmışlardır.
Kentleşme ve Küreselleşme
Kentlerin büyümesi, birçok tarihî kentsel alanını köklü değişime uğratmaktadır. Küresel süreçlerin, toplumların kentsel alanlara ve ortamlarına atfettiği değerler ile yerleşenler ve kullananların algıları ve gerçekleri üzerinde derin etkileri bulunmaktadır. Kentleşme, bir yandan, yaşam kalitesini ve kentsel alanların geleneksel özelliklerini arttıran ekonomik, sosyal ve kültürel fırsatlar sunmakta; diğer yandan, kentlerin büyümesi ve nüfus yoğunluğuyla ortaya çıkan yönetilememiş değişimler yer duygusunu, kentsel yapının bütünlüğünü ve toplumların kimliğini zedeleyebilmektedir. Bazı tarihî alanlar işlevselliklerini, geleneksel rollerini ve nüfuslarını kaybetmektedirler. Tarihî kentsel peyzaj yaklaşımı, bu tür etkileri azaltmada ve yönetmede yardımcı olabilir.
Kalkınma
Birçok ekonomik süreç kentsel yoksulluğun hafifletilmesi ve sosyal ve insani gelişimin sağlanması için çeşitli yollar ve yöntemler sunmaktadır. İletişim teknolojisi, sürdürülebilir planlama, tasarım ve inşaat uygulamaları gibi birçok yeniliğin hazır hâle gelmesi kentsel alanları geliştirebilmekte ve böylece yaşam kalitesini yükseltebilmektedir. Tarihî kentsel peyzaj yaklaşımıyla uygun bir şekilde yönetildikleri zaman, hizmetler ve turizm gibi yeni işlevler önemli ekonomik yeniliklerdir. Bu yenilikler, ekonomik ve sosyal çeşitlilik ve ikamet işlevini üstlenirken, toplumların refahına ve tarihî kentsel alanların korunmasına katkıda bulunan önemli ekonomik inisiyatifler hâline gelmektedir. Bu fırsatların yakalanmasında başarısız olmak, sürdürülemez ve yaşanamaz kentlere sebep oluyor ki bu, tıpkı gelecek nesiller adına miras değerlerinin yok edilmesi ve yeri doldurulamaz kayıplarla sonuçlanan yetersiz ve uygunsuz tarzdaki bir uygulama gibidir.
Çevre
İnsan yerleşimleri devamlı olarak felaketleri de içeren iklim ve çevre koşullarındaki değişmelere uyum sağlamıştır. Bununla birlikte, günümüzdeki değişimlerin yoğunluğu ve hızı karmaşık kentsel çevremizde birtakım sorunlar ortaya çıkarmaktadır. Kentsel hayat kalitesi ile yaşanabilirliği güçlendirmeyi hedefleyen ve ekolojik duyarlılığı olan politikalara, uygulamalara dayalı ve çevreyle ilgili, özellikle su ve enerji tüketimine ilişkin endişe, kentsel yaşam için yeni yaklaşımları ve modelleri gerekli kılmaktadır. Bu yeniliklerin birçoğunun, yine de sürdürülebilir kalkınmanın kaynakları olarak doğal ve kültürel mirası entegre etmesi gerekmektedir.
Tarihî kentsel alanlardaki değişimler, beklenmeyen felaketler ve silahlı çatışmalar nedeniyle de ortaya çıkabilmektedir. Bunlar kısa süreli olabilir, ancak, etkileri kalıcıdır. Tarihî kentsel peyzaj yaklaşımı bu tür etkilerin yönetilmesine ve azaltılmasına yardımcı olabilmektedir.
Politikalar
Kentleri korumaya ilişkin modern politikalar, mevcut uluslararası sözleşme ve tavsiye kararlarında yer aldığı gibi, tarihî kentsel alanların korunması için gereken ana hatları ortaya koymuştur. Ancak, var olan ve ileride ortaya çıkabilecek zorluklar, tarihsel düzlemin ve kentsel ortamlarda yer alan kültürel ve doğal değerler dengesinin tanımlanması ve korunmasına ilişkin yeni nesil kamu politikalarının belirlenmesini ve uygulanmasını gerekli kılmaktadır.
Kentsel mirasın korunması, genel politika planlanması ve uygulanması ile entegre edilmelidir. Politikalar, kısa ve uzun vadede koruma ve sürdürülebilirliği dengeleyen mekanizmalar içermelidir. Tarihî kentsel doku ile çağdaş girişimler arasındaki uyumlu entegrasyona özel bir vurgu yapılmalıdır. Özellikle, farklı katılımcıların üstlenmesi gereken sorumluluklar aşağıda belirtilmiştir.
Üye Devletler, kentsel mirası koruma stratejilerini tarihî kentsel peyzaj yaklaşımına uygun olarak ulusal kalkınma planları ve gündemleriyle entegre etmelidirler. Bu çerçevede, yerel otoritelerin, arazi ve diğer miras değerlerini ve bunlarla ilgili özellikleri içerecek şekilde bölgenin tüm değerlerini hesaba katan kentsel gelişim planları hazırlamaları gerekmektedir.
Kamu katılımcıları ve sivil katılımcılar, tarihî kentsel peyzaj yaklaşımının başarılı bir şekilde uygulanmakta olduğundan emin olmak üzere ortaklıklar kurarak işbirliği yapmalıdır.
Sürdürülebilir kalkınma süreçleriyle ilgilenen uluslararası organizasyonlar, tarihî kentsel peyzaj yaklaşımının stratejilerini, planlarını ve operasyonlarını entegre etmelidirler.
Ulusal ve uluslararası sivil toplum örgütleri tarihî kentsel peyzaj yaklaşımının uygulanması için gerekli olan araçların ve en iyi uygulamaların geliştirilmesi ve yaygınlaştırılmasında katılımcı bir rol üstlenmelidirler.
Her düzeydeki yönetim – yerel, ulusal/federal, bölgesel – sorumluluklarının farkında olarak, kentsel mirası koruma politikalarının belirlenmesine, tanımlanmasına, geliştirilmesine ve uygulanmasına katkıda bulunmalıdır. Bu politikalar, tüm tarafların katılımcı yaklaşımına dayalı olmalı ve hem kurumsal hem de sektörel bir bakış açısıyla koordine edilmelidir.
Araçlar
Tarihî kentsel peyzaja dayalı yaklaşım; geleneksel ve yenilikçi araçların yerel ortamlara uygulanmasını içermektedir. Farklı katılımcıları içine alan sürecin bir parçası olarak geliştirilmesi gereken bu araçların bir kısmı aşağıdaki konuları içerebilmektedir:
Sivil katılım araçları, birbirinden farklı ve birbiriyle bağlantılı katılımcıları içermeli ve miraslarını korumak ve sürdürülebilir kalkınmayı geliştirmek için kendi kentsel alanlarındaki temel değerleri tespit etmeleri, çeşitliliklerini yansıtan vizyonlar geliştirmeleri, hedef belirlemeleri ve eylemlerde ortak karar almaları konusunda yetkilendirilmelidir. Kentsel yönetim dinamiklerinin ayrılmaz bir parçasını oluşturan bu araçlar, farklı toplumların tarihleri, gelenekleri, değerleri, ihtiyaçları ve arzularıyla ilgili bilgi edinerek çatışan çıkarlar ve gruplar arasında görüşmeler yapmak ve aracılık sağlamak yoluyla kültürlerarası diyalogu geliştirmelidir.
Bilgi ve planlama araçları, kentsel mirasın özelliklerine uygun bütünlüğün ve otantikliğin korunmasına yardımcı olmalıdır. Aynı zamanda, kültürel önemin ve çeşitliliğin tanınmasına izin vermeli ve kentsel alanlardaki yaşam kalitesini yükseltmeye yönelik değişimin gözetim ve yönetimine de imkân sağlamalıdır.
Düzenleme sistemleri yerel koşulları yansıtmalıdır ve sosyal, çevresel, kültürel değerler dâhil olmak üzere kentsel mirasın somut ve somut olmayan özelliklerine ilişkin yasama işlerini ve denetim tedbirleri içerebilmelidir. Geleneksel ve alışılagelmiş sistemler tanınmalı ve gereğince güçlendirilmelidir.
Finansal araçlar, kapasite geliştirilmeyi amaçlamalı kökü geleneklere uzanan, yenilikçi gelir sağlama gelişimini desteklemelidir. Hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların sağlayacağı küresel fonlara ek olarak, finansal araçlar, özel yatırımların mikro düzeyde etkin bir şekilde kullanılmasına katkıda bulunmalıdır. Ortaklıkların yanı sıra yerel girişimleri destekleyen mikro kredi ile diğer esnek finansmanlar büyük bir öneme sahiptir.
Kapasite Oluşturma, Araştırma, Bilişim ve İletişim
Kapasite oluşturma, tarihî kentsel peyzaj yaklaşımının daha iyi anlaşılmasını pekiştirmek için topluluklar, karar vericiler, profesyoneller ve yöneticilerden meydana gelen esas katılımcıları içermelidir. Etkin kapasite oluşturma işlemi, sözü edilen esas katılımcıların aktif işbirliğine dayanmaktadır. Bu işbirliği, Tavsiye Kararının bölgesel bağlamlarda uygulanmasını amaçlar ki bu da, yerel strateji ve hedeflerin; eylem çerçevelerinin ve kaynakları harekete geçirme planlarının tanımlanmasını ve belirginleşmesini sağlar.
Araştırma, değerleri belirlemek, bunların toplum için neyi ifade ettiğini anlamak ve bunları kapsamlı bir şekilde ziyaretçilere sunmak için kentsel yerleşimin karmaşık yapısını hedef seçmelidir. Akademik kuruluşlar ve üniversiteler ile diğer araştırma merkezlerinin tarihî kentsel peyzaj yaklaşımının çeşitli yönleri üzerinde bilimsel araştırmalar geliştirmek ve yerel, ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeyde işbirliğine gitmek üzere teşvik edilmeleri gerekmektedir. Değişime ilişkin önerilerin değerlendirilmesi, koruyucu ve yönetici bilgi, beceri ve süreçlerin geliştirilmesi amacıyla kentsel alanların ve bu alanlardaki değişimin belgelendirilmesi çok önemlidir.
Bilişim ve iletişim teknolojilerinin kentsel alanların ve tamamlayıcı unsurlarının karmaşık yapılarının belgelendirilmesi, anlaşılması ve sunulmasında kullanılmak üzere teşvik edilmesi gerekir. Bu verilerin toplanması ve analiz edilmesi kentsel alanlara ilişkin bilgilerin önemli bir bölümüdür. Katılımlarını sağlamak için toplumun tüm kesimlerine, özellikle, gençlere ve temsil edilmeyen gruplara ulaşmak önem taşımaktadır.
Uluslararası İşbirliği
Bilgi paylaşım ağını ve kapasite oluşturmayı güçlendirmek için, dünyanın çeşitli yerlerindeki en iyi uygulamaların ve edinilen deneyimlerin yaygınlaştırılması yoluyla, Üye Devletlerin, uluslararası yönetimlerin ve sivil toplum kuruluşlarının, tarihî kentsel peyzaj yaklaşımının kamu tarafından anlaşılmasına ve uygulanmasına katkıda bulunmalarına imkân sağlamalıdır.
Üye Devletler, yerel yönetimler arasındaki çok uluslu işbirliğini teşvik etmelidir.
Üye Devletlerdeki uluslararası kalkınma ve işbirliği ajanslarının, sivil toplum kuruluşlarının ve vakıfların, tarihî kentsel peyzaj yaklaşımının kentsel alanlarla ilgili destekleyici program ve projelerle uyumlaştırılmasını hesaba katacak metotları geliştirmeleri konusunda teşvik edilmeleri gerekmektedir.
“Tarihî ve mimari (dönemsel yapılar dâhil) alanlar” arkeolojik ve paleontolojik siteleri içeren her türlü bina, yapı ve açık alanlar grubu olarak kabul edilebilir. Bu siteler, kentsel ya da kırsal alanda yerleşim yerlerini ve mimari, tarih öncesi, tarihî, estetik ya da sosyokültürel bakış açısıyla kabul edilmiş uyum ve değeri oluşturur. Doğası gereği zengin bir çeşitlilik gösteren bu “alanlar” arasında, özellikle tarih öncesi siteler, tarihî kentler, eski kentsel mahaller, köyler, köy evleri ile birlikte, kural olarak hiçbir değişime uğratılmadan korunması gereken homojen yapıdaki anıtsal grupların dikkate alınması gerekmektedir.
İrili ufaklı tarihî kentsel alanlar, şehirler, kasabalar, tarihî merkezler ve mahaller, doğal veya insan eliyle inşa edilen çevrelerdir. Bu alanlar, tarihî belge olmalarının ötesinde geleneksel kent kültürlerinin değerlerini içlerinde barındırmaktadırlar.
Kentsel Miras (SUIT’ten alıntıdır, Avrupa Birliği)
Kentsel miras üç temel kategoriden oluşmaktadır:
Seçkin kültürel değeri bulunan anıtsal miras
Uyumlu bir şekilde ve göreceli olarak çok sayıda var olan ve istisnai olmayan miras unsurları
Yeni kentsel unsurları göz önünde tutarak (örneğin)
Bu özellikleri içeren kentsel yapılar:
Açık alanlar: caddeler, kamuya açık alanlar
Kentsel altyapı, maddi örgün yapılar ve donatılar
Kentsel Koruma
Kentsel koruma tek tek binaların korunmasıyla sınırlı değildir. Mimariyi bütün kentsel yerleşimin tek bir unsuru olarak görmektedir ki bu da onu karmaşık ve çok yönlü bir disiplin yapar. Tanımı itibarıyla, Kentsel Koruma, kentsel planlamanın tam kalbine yerleşen kavramdır.
İnşa Edilmiş Çevre
İnşa edilmiş çevre; binalar, parklar, caddeler ve diğer donatılar gibi, insanların faaliyetlerini desteklemek amacıyla, insan eliyle oluşturulmuş (doğal çevrenin aksine) kaynaklar ile altyapıyı ifade eder.
Peyzaj Yaklaşımı (IUCN’den ve WWF’den alıntıdır)
Peyzaj yaklaşımı, peyzaj düzeyli koruma kararlarının alınmasıyla ilgili bir çerçevedir. Peyzaj yaklaşımı, (yeni bir yol yapımı, yeşillendirme gibi) belirli girişimlerin kararlarının alınmasına yardım eder ve peyzajın tümüne ilişkin etkinliklerin planlaması ve görüşülmesine imkân sağlar.
Tarihî Kentsel Peyzaj
( 9. Paragraftaki Tanıma bakınız)
Ortam(ICOMOS Xi’an Deklarasyonu)
Bir miras yapısının, sitesinin ya da bölgesinin ortamı, söz konusu yapının içerisinde bulunduğu, bir parçası olduğu, etrafında yer alan, belirgin niteliklerine ve önemine katkıda bulunan unsurların bütünü olarak tanımlanmaktadır.
Kültürel önem (ICOMOS Avusturya Burra Sözleşmesinden alıntıdır)
Kültürel önem geçmişteki, bugünkü veya gelecek nesiller için estetik, tarihî, bilimsel, sosyal ve ruhsal değerler demektir. Kültürel önem, mekânın kendisinde, örüntüde, ortamda, kullanımında, bağlantılarda, anlamlarda, kayıtlarda ve ilgili yerlerle nesnelerde varlık bulmaktadır. Mekânlar, farklı bireyler ve gruplar için çok çeşitli değerlere sahip olabilir.
Yükseköğretim Kurumları Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi, Yüksek Öğretim Kurulu tarafından (YÖK) 9 Kasım 2015’te kabul edilerek 8 Mart 2016 tarihinde yayımlanmıştır.
Tutum Belgesi, kavramın farklı algılara yol açtığı gerekçesiyle 2019 yılı Şubat ayında geri çekilerek YÖK’ün resmi web sayfasından kaldırılmıştır.
YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ TUTUM BELGESİ
Yükseköğretim Kurulu bünyesinde yer alan üniversiteler ve diğer bütün kurumlar çerçevesinde toplumsal cinsiyet eşitliği ve adaletine duyarlı bir anlayışı ortaya koymak amacını güden bu belge, ülkemizin 1985 yılında imzalamış olduğu CEDAW (Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi), 2011 yılında imzalamış olduğumuz İstanbul Sözleşmesi (Kadına Karşı Şiddetin ve Aile içi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi) ve Anayasamızın başta 10. maddesi olmak üzere diğer ilgili maddelerine, ilgili mevzuata ve Yükseköğretim Kurulunun 28.05.2015 tarihli Genel Kurul kararına dayanılarak hazırlanmış olup, Yükseköğretim Kurulunun bütün bileşenlerinde toplumsal cinsiyet eşitliği ve adaletine duyarlı olarak hareket edileceğini taahhüt etmektedir.
Bu bağlamda Yükseköğretim Kurumları, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin temel bir problem olarak mevcut olduğundan hareket ederek, bünyelerinde toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin dersler konulup, bilgilendirme toplantılarının yapılmasına; bu konunun genel kabul görmesini sağlanmasına; yöneticiler, idari ve akademik personel ve öğrencilere toplumsal cinsiyet eşitliği anlayışını kazandıracak faaliyetlerde ve düzenlemelerde bulunulmasına ve güvenli bir yaşam çevresi yaratılması ve bununla ilgili cinsel taciz ve cinsel saldırı dâhil her türlü taciz ve şiddete hiçbir şekilde müsamaha edilmemesine ilişkin çalışmalar yaparlar.
Bu amaç çerçevesinde Yükseköğretim Kurumları aşağıda belirtilen faaliyetlerde bulunmayı taahhüt ederler:
1. Toplumsal cinsiyet eşitliği ve adaletine ilişkin farkındalığı arttırmak amacıyla çalışmalar yapmak,
2. “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” dersinin aynı veya farklı bir adla yetkili kurullarınca alınacak karar doğrultusunda programlarında zorunlu veya seçmeli ders şeklinde yer almasını ya da buna ilişkin bilgilendirici çalışmaların yapılmasını sağlamak,
3. Yerleşkelerde güvenli yaşamın sağlanması için cinsel taciz ve cinsel saldırıyla ilgili bilgilendirme, ulaşılabilir başvuru yerleri ve diğer gerekleri (aydınlatma, ulaşım vb.) yerine getirmek,
4. Yöneticilerin, akademik ve idari personelin ve öğrencilerin toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin eğitimler almalarını sağlayıcı çalışmaları teşvik etmek,
5. Toplumsal cinsiyet eşitliğini izlemeye ilişkin çalışmalarda bulunmak,
6. Bu amaçları yerine getirmede işbirliği içinde çalışacak olan Üniversitelerdeki Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezleri ve benzeri birimler ile SKS daire başkanlıklarının çalışma biçimi ve işlevselliklerinin güçlendirilmesini sağlayıcı çalışmalarda bulunmak,
7. Bu merkezlerin bulunmadığı üniversitelerde kurulmalarını teşvik etmek.
YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARINCA TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİNİN SAĞLANABİLMESİ İÇİN YAPILMASI GEREKENLER I. YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI EĞİTİMDE TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ DERSİNE NASIL YER VEREBİLİR?
1.Yetkili kurullarınca alınacak karar doğrultusunda toplumsal cinsiyet eşitliği dersini zorunlu ders olarak müfredata ekleyebilir.
2. Yetkili kurullarınca alınacak karar doğrultusunda toplumsal cinsiyet eşitliği dersini seçmeli ders olarak müfredata ekleyebilir.
3. Ders açılamaması durumunda her yarıyıl toplumsal cinsiyet eşitliği konusuyla ilgili her yarıyıl öğrenci katılımlı bir bilimsel etkinlik (seminer, çalıştay, konferans, kongre gibi) yapılması zorunludur.
4. Yükseköğretim Kurumları ders vereceklerin ve etkinliklerde konuşmacı olarak yer alacak olanların toplumsal cinsiyet konusunda uzman olmalarını gözetir. Akademik kadrolarında bu uzmanlık dalında öğretim elemanlarının bulunmaması durumunda, YÖK’te kurulan “Akademide Kadın Çalışmaları Birimine” başvurarak, Yükseköğretim Kurumlarından tedariki sağlanır.
5. Dersin yürütülmesinde uzman öğretim elemanlarının bulunmaması durumunda, örgün eğitim kapsamında uzaktan öğretime dayalı e-ders olarak verilebilir.
II. YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI KURUMLARINDA TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİNİN GENEL KABUL GÖRMESİ İÇİN NELER YAPILABİLİR?
1. Eğitim çalışmaları ve bilgilendirme toplantıları yapar.
2. Yerleşkelerde, güvenliği sağlayıcı aydınlatma ve ulaşımı sağlama, yurtların uzak yerde yapılmaması gibi tedbirler alır. Kreşler açar ve emzirme odaları tahsis eder.
3. Senatoları tarafından kabul edilen toplumsal cinsiyet eylem planı hazırlar.
4. Toplumsal cinsiyet eşitliği farkındalığının ve adalet zemininin geliştirilmesi için bir taraftan üniversite içinde, diğer taraftan da topluma yönelik kamu spotları düzenler. Üniversitelerin web sayfalarında toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin duyurulara yer verir.
5. Üniversitelerde kurulmuş ve kurulacak olan Kadın Araştırma Merkezlerinin ve benzeri birimlerin mekânsal koşullarının geliştirir ve kaynak sağlar.
6. Kadın Araştırma Merkezleri ve benzeri birimler düzenli aralıklarla üniversitelerinde toplumsal cinsiyet eşitliği konusuyla ilgili oluşumlar, faaliyetler, kararlar konusunda rapor hazırlayarak ve toplumsal cinsiyet eşitliği veri tabanı oluşturarak her yıl Yükseköğretim Kurumuna bilgi verir.
7. Kadın Araştırma Merkezlerine sertifikalı eğitim program yapmaları için destek sağlar.
8. Kadın akademisyenlerin çalışma koşullarının iyileştirilmesine (kariyer ve aile dengesinin kurulabilmesi açısından) ilişkin çalışmalarda bulunur.
9. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının hazırladığı Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Ulusal Eylem Planında üniversitelere verilen görevleri yerine getirir.
III. YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARININ YÖNETİCİLERİNE, İDARİ VE AKADEMİK PERSONELİNE VE ÖĞRENCİLERİNE TOPLUMSAL CİNSIYET EŞİTLİĞİ FARKINDALIĞI KAZANDIRMAK İÇİN NELER YAPILABİLİR?
1. Karar mekanizmalarına atamalarda toplumsal cinsiyet eşitliğini gözetir.
2. Toplumsal cinsiyetle ilgili lisans üstü düzeyde çalışmalar yapılmasını teşvik eder.
3. Hizmet içi eğitim programlarında toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimine yer verir. Bu eğitimler, aktif katılıma dayalı, görsel çalışmalar ve farkındalığı sağlamaya yönelik diğer metotlarla birlikte yapılmasını sağlar.
4. Toplumsal cinsiyet eşitliğiyle ilgili projeler hazırlanmasını teşvik eder.
5. Akademik personeli ve öğrencileri toplumsal cinsiyet eşitliğiyle ilgili broşürler, afişler, filmler hazırlamaya ve yayınlarda bulunmaya teşvik eder.
6. Kadın Araştırma Merkezlerinin hazırlayacağı sertifika programlarından idari ve akademik personelin ve öğrencilerin yararlanmasını sağlar.
7. Yöneticilere ilişkin bilgilendirme toplantıları veya çalıştaylar yaparak toplumsal cinsiyet eşitliği farkındalığını sağlar.
8. Eğitimlerde kullanılmak üzere kitapçıkların hazırlanmasını Kadın Araştırma Merkezlerinin yapmasını ve bu konuda uzman olan diğer merkezlerle işbirliğine girmelerini sağlar.
IV. YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI CİNSEL TACİZ VE CİNSEL SALDIRIYA KARŞI NELER YAPABİLİR?
1. Cinsel taciz ve cinsel saldırıya hiçbir şekilde müsamaha gösterilmeyeceğini açıkça belirtir. Bunu politika belgesi hazırlayarak, stratejik planlarına dahil ederek veya üniversitenin ilkeleri arasına alarak yapabilir.
2. Toplumsal cinsiyet eşitliğiyle ilgili hazırlanan kitaplarda ve açılacak derslerde cinsel taciz ve cinsel saldırıya ilişkin konulara yer verilmesini sağlar.
3. Cinsel taciz ve cinsel saldırıya karşı farkındalık sağlamak için bilgilendirme toplantıları yapar, özellikle hazırlık ve birinci sınıf öğrencilerine bu yönde bilgi verilmesini sağlar.
4. Yapılacak bilgilendirme çalışmasında cinsel taciz ve cinsel saldırının tanımı, bu durumlarda neler yapılması gerektiği ve cinsel taciz ve cinsel saldırıya yol açmayacak şekilde davranmanın nasıl mümkün olacağı konusunda bilgilendirme yapar.
5. Konu ile ilgili, afişler, broşürler, el kitapları, filmler vb.ni hazırlar.
6. Cinsel taciz ve cinsel saldırı iddialarına karşı gerekli incelemeyi yapmak üzere kolay erişilir şikayet mekanizmaları kurar. Bu şikayet mekanizmalarının, ivedilik, güven, gizlilik, adalet ve özen gösterme ilkelerine uygun olarak çalışmasını sağlar.
7. Cinsel taciz ve cinsel saldırıyla ilgili yapılacak soruşturmalarda mağdurun ikinci kez mağduriyetine yol açacak işlemlerin yapılmamasını ve kesinlikle arabuluculuğa gidilmemesini sağlar.
8. Bu iddialarının üstünü kapatan, soruşturma açılmasını engelleyen veya yeterince soruşturma yapmayan ilgililer hakkında soruşturma yapar.
9. Cinsel taciz ve cinsel saldırıya maruz kalanlara hukuki, psikolojik ve tıbbi destek verilmesini sağlar. Cinsel taciz ve cinsel saldırıya uğrayan öğrenci ise bu kişilere ayrıca durumun özelliğine göre barınma ve maddi destek verilmesini de sağlamaya çalışır.
10. Cinsel taciz ve cinsel saldırıya uğrayanları misilleme ve/veya mobbingden korumak için gerekli tedbirleri (örneğin yer değiştirme, danışmanın değiştirilmesi, ders veren öğretim elemanının değiştirilmesi gibi) alır.
11. Cinsel taciz ve cinsel saldırıya karşı kadınlar için güvenli bir ortam yaratılması için özen gösterir. Bunun için şunları yapar:
Aydınlatmayı sağlar.
Ulaşımın güvenli bir şekilde yapılması için servisler koyar ve bunları kontrol eder.
Bunun için ilgili belediyelerle işbirliği yapar.
Yerleşke içerisinde ring sayılarını arttırır.
Kadın güvenlik elemanlarının da olduğu güvenlik memurlarının gezici araçlarla yerleşke içinde dolaşmasını sağlar.
Derhal ulaşılacak acil telefon hatları koyar.
Kadın öğrenci yurtlarının yerleşke içinde veya yakınında olmasını sağlar.
Güvenlik personeli ve servislerde çalışanlara cinsel taciz ve cinsel saldırıya karşı farkındalık eğitimini verir.
12. Aralarında hiyerarşik ilişki bulunan kişiler arasında (öğretim üyesi-öğrenci, araştırma görevlisi-öğrenci gibi) rızaya dayalı birlikteliklerin hoş karşılanmayacağı konusunda akademik ve idari personele tavsiyede bulunur.
Fransız hukukçu felsefeci, ütopik sosyalist ve kuramcı Étienne Cabet yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1 Ocak 1788) Hukuk eğitimi alarak avukatlık yaptı. Bir süre öğretmenlik görevinde de bulundu fakat devletin o dönemlerdeki baskıcı ve denetimci yönetimine karşı çıkarak öğretmenlik görevinden ayrıldı. Bastia kentine başsavcı olarak atandı ama cumhuriyetçi görüş ve düşüncelerinden ötürü Mayıs 1831 yılında görevinden alındı. 1833 yılında Popularie Gazetesi’ni kurdu. 1834 yılında basın suçu işlemekten ötürü iki yıl hapis cezasına mahkûm edildi.
Hukukçu ve filozof Étienne Cabet
1877
Hakim, gazeteci, siyasetçi ve İtalya Cumhuriyeti’nin 1. Cumhurbaşkanı Enrico Roberto De Nicola doğdu (Ölümü: 1 Ekim 1959) University of Naples Federico Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra ceza avukatı olarak görevine başladı ve bu alanda ün yapmış isimlerden biri oldu. 1920-1924 yılları arasında Meclis Başkanı olarak görev yaptı. Benito Mussolini başbakan olunca siyasetten çekildi. 1948 tarihinde cumhurbaşkanı oldu. 1951-1952 yılları arasında Senato Başkanı olarak görev yaptı. 1955 yılında Anayasa Mahkemesine üye seçildi ve 1956 yılında mahkeme başkanı oldu.
1917
Sovyetler Kongresi’nde ‘Toprak Kararnamesi’ kabul edildi. Toprak üzerindeki mülkiyetler hiç bir tazminat ödenmeksizin kaldırıldı, malikaneler ile Çarlığın ve Kilise’nin malı olan topraklar Kurucu Meclis toplanıncaya kadar bölge komiteleri ve köylü Sovyetlerin emrine verildi.
Hapishane Defterleri’nin ünlü yazarı, filozof Gramsci, Faşist Musolini hükumetinin bir saldırıyı gerekçe göstererek olağanüstü hal ilan etmesinin ardından milletvekili dokunulmazlığına rağmen 9 Kasım 1926 tarihinde tutuklandı. Yapılan yargılama sırasında davanın savcısı “Yirmi yıl bu beynin işlemesini durdurmalıyız” ifadesini kullandı. Önce 5 yıl ve sonra da yıl 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Antonio Gramsci
1936
Montrö Boğazlar Sözleşmesi yürürlüğe girdi. Sözleşme, 20 Temmuz 1936 tarihinde; Türkiye Cumhuriyeti ile Avustralya, Birleşik Krallık, Bulgaristan, Fransa, Japonya, Romanya, Sovyetler Birliği, Yugoslavya ve Yunanistan arasında, İsviçre kantonu olan Vaud’nun, Vevey bölgesindeki Montreux’da imzalanmıştı. Türk Boğazlarından yabancı gemilerin geçiş rejimini ve boğazlar bölgesinin güvenliğini düzenlemektedir.
1964
Hukukçu ve eski Japonya Başbakanı, Ikeda Hayato‘nın görev süresi sona erdi. (Doğumu: 1899, Ölümü:13 Ağustos 1965) Hayato, 1925’te Kyoto İmparatorluk Üniversitesi Hukuk Okulu’nu bitirdi ve Maliye Bakanlığında çalışmaya başladı. Maliye bakanı yardımcılığı yaptıktan sonra, 1949’da Temsilciler Meclisi’ne seçildi. Aynı yıl, Shigeru Yoshida hükûmetinde maliye bakanlığına getirildi. 19 Temmuz 1960’ta başbakan oldu, 9 Kasım 1964’e kadar bu görevi yürüttü. İzlediği politikalarla Japonya’nın II. Dünya Savaşı sonrasındaki ekonomik kalkınmasına katkıda bulundu.
1980
Milli Birlik ve Hürriyet Bayramı olarak kutlanan 27 Mayıs gününün kutlamasına son verildi. 27 Mayıs, 3 Nisan 1963 tarihinden 1982 Anayasasının yürürlüğe girdiği 9 Kasım 1982 tarihinde kadar yirmi yıla yakın bir süre Türkiye’nin resmî bayramlarından biri olarak kutlanmıştı.
1982
12 Eylül Anayasası yürürlüğe girdi. Buna göre Milli Güvenlik Konseyi ve Devlet Başkanlığını yürüten Kenan Evren Cumhurbaşkanı ilan edildi.
1988
İHD’nin 25 Nisan 1987’de Adana’da düzenlediği ‘İnsan Hakları ve Demokrasi’ konulu panelinde konuşan İlhan Selçuk, Akın Birdal ve Muzaffer İlhan Erdost halkı yasalara karşı itaatsizliğe tahrik ve teşvik ettikleri iddiasıyla Malatya DGM’de açılan davada beraat ettiler.
1989
Demokratik Alman Cumhuriyeti Berlin Duvarını açtı. Herkese istedikleri sınır kapısından yurt dışına çıkış vizesi verileceği açıklandı.
1990
Hukukçu ve diplomat Mary Robinson, İrlanda’nın yedinci ve ilk kadın Cumhurbaşkanı oldu. Robinson; Dublin Trinity College, King’s Inns ve Harvard Hukuk Fakültesinde öğrenim görmüş ve 25 yaşında Tirinity College’in en genç hukuk profesörü olmuştu. 3 Aralık 1990 – 12 Eylül 1997 tarihlerinde Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. Görevden ayrıldıktan sonra 1997-2002 arasında Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği görevine getirildi. 1999 yılı Erasmus Ödülü, 2004 yılı Uluslararası Af Örgütü Vicdan Temsilcisi Ödülü ve 2009 yılı ABD Başkanlık Özgürlük Madalyası kazandı.
Mary Robinson ve Başkan Obama bir arada
1991
Türkiye, Azerbaycan’ın bağımsızlığını tanıdı. Azerbaycan’ı tanıyan ilk ülke Türkiye oldu.
1992
Türkiye Gazetesi yazarı Yaşar Aktay, 9 Kasım 1992 tarihinde Hani’de öldürüldü.
1995
Özgür Ülke Gazetesinde yayınlanan bir yazısı ve bir kitabından dolayı 2 ayrı davadan toplam 30 yıl hapsi istenen Avukat Eren Keskin tahliye edildi.
1998
Yargıtay 9.Ceza Dairesince bozulan Kalemli Çete Davasının Ankara 2 No’lu DGM’de yeniden görülen duruşmasında, daha önce toplam 96 yıl hapis cezasına çarptırılan 9 öğrenci bu kez toplam 48 yıl 7 ay 10 gün hapis 7.8 milyar TL para cezasına çarptırıldı. Ankara Üniversiteleri Öğrenci Koordinasyonu üyesi Kalemli Çete Davasının sanıkları; Ankara Terörle Mücadele Şubesi’nin Ankara DGM Savcılığı ile birlikte yürüttüğü bir operasyon çerçevesinde, 17 Nisan 1996 tarihinden itibaren gözaltına alınmış ve gözaltına alınanlardan yedisi tutuklanmıştı. Tutuklanan bu yedi öğrenci daha sonra medyada “Kalemli Çete” olarak anılmaya başlandı.
Kalemli Çete Davası’na ilişkin bir gazete haberi
2001
İtalyan hukukçu ve siyasetçi Giovanni Leone yaşamını yitirdi. (Doğumu: 3 Kasım 1908) Napoli Üniversitesinde hukuk okudu. 1933’te Camerino Üniversitesi hukuk fakültesinde ücretsiz hukuk ve ceza muhakemesi eğitimi aldı. 1946 yılında Anayasa hazırlamakla görevli olan kurucu meclise seçildi. 1948 yılında Hristiyan-Demokrat Parti’den Temsilciler Meclisi’ne seçildi. 1955-1963 arası Meclis Başkanlığı yaptı. 1971 yılında parlamento tarafından kullanılan 996 oyun 518’ini sağ kanadın desteğiyle alarak İtalya’nın 6. Cumhurbaşkanı oldu.
2002
Yargıtay 9.Ceza Dairesi, 1978’de Bahçelievler’de 7 TİP’li gencin öldürülmesi davasında her genç için ayrı olmak üzere 36’şar yıl ağır hapis cezasına çarptırılan ülkücü Mahmut Korkmaz hakkındaki yerel mahkeme kararını onadı.
2002
Hakimlerin Mesleki Davranışlarını Düzenleyen İlke ve Kurallar; Avrupa Hakimleri Danışma Konseyinin (CCJE) başta etik, uygunsuz davranışlar ve tarafsızlık olmak üzere, hakimlerin mesleki davranışlarını düzenleyen ilke ve kurallar hakkında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin dikkatine sunduğu 3 sayılı Görüş olarak 9 Kasım 2002 tarihinde kabul edildi.
2004
Eski Bayındırlık ve İskan Bakanı Koray Aydın TBMM’de dokuza karşı 408 oyla Yüce Divan’a sevkedildi.
2006
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda, 5555 Sayılı Vakıflar Kanunu 31’e karşı 241 oyla kabul edildi. Cemaat Vakıflarına mal iadesi için 1936 beyannamesinde kayıtlı olma, 18 ay içinde başvuru yapma ve Vakıflar Meclisi’nden onay alma şartı getirildi.
2006
Tarihi Kentsel Peyzaja İlişkin Tavsiye Kararı, 9 Kasım 2011 tarihinde UNESCO Genel Konferansı’nda kabul edildi. Tarihi kentsel peyzaja ilişkin tavsiyeler, fiziki çevrenin korunması korumanın yanında somut ve somut olmayan tüm kültürel miras ile birlikte insan çevreni korumayı hedeflemektedir.
Müfettiş hal kağıtlarının, performans değerlendirme notlarının ve sicil fişlerinin kendisine verilmemesi üzerine Yargıç Mustafa Polat tarafından Hâkimler ve Savcılar Kurulu aleyhine açılan dava kabul edildi. Kararda, bilgi edinme hakkına vurgu yapıldı.
10Haber muhabiri Gazeteci Furkan Karabay, haberleri ve sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek tutuklandı. Karabay’a, ‘terörle mücadelede görev almış kişileri hedef gösterme’, ‘kamu görevlisine hakaret’, ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alanen yayma’ suçlamaları yöneltildi.
2024
ABD’nin Wisconsin eyaletinde, 1974 yılında işlenen bir kadın cinayetinin şüphelisi, olaydan 50 yıl sonra tespit edildi. Winsconsin’in Spring Brook bölgesindeki bir kavşakta 15 Şubat 1974 tarihinde ölü bulunan 25 yaşındaki Mary K. Schlais’in ölümünden şüpheli bulunan 84 yaşındaki şahıs Genetik soy biliminden de faydalanılarak tespit edildi.
Maraş’ta 19 yıldır kayıp olan Fatma Alıç ile kardeşi Gülcan Alıç’ın öldürüldüğü ortaya çıktı. Cinayet Büro Amirliği’nde kurulan özel ekip kardeşlerin, Mevlüt D. ve Behçet Y. tarafından öldürüldüğü belirledi. Şahıslar gözaltına alındı.
Roma’da kendisinden sonra göreve gelecek kişiyi aile bağlarına bağlı kalmaksızın belirleyen ilk imparator olan Marcus Cocceius Nerva dünyaya geldi. (Doğumu: 8 Kasım 30/35 / – Ölümü: 27 Ocak 98) İki yıl Roma İmparatoru olarak görev yaptı ve en kısa görevde kalanlardan oldu. Vatana ihanet suçlarını serbest bıraktı ve af kanunları çıkardı.
1527
Danimarka Kralı, II. Christian’ın emriyle İsveçli soylulara karşı Stockholm Katliamı gerçekleşti. 80’den fazla soylu idam edildi.
1848
Modern matematiksel mantığın ve analitik felsefenin kurucusu, matematikçi, mantıkçı ve filozof, Aristo’dan sonraki zamanların en büyük mantıkçı Friedrich Ludwig Gottlob Frege dünyaya geldi. (8 Kasım 1848 – 26 Temmuz 1925) Wismar‘da doğdu. 1869’da Jena Üniversitesi‘nde öğrenime başladı ve iki yıl sonra, 1873’te Felsefe Doktoru unvanını aldı. Matematik alanında 1879’da doçent ve 1896’da profesör oldu. 1925’te Bad Kleinen‘de yaşamını yitirdi.
1855
Hukukçu ve Yunanistan eski başbakanı Nikolaos Triantafyllakos dünyaya geldi. Atina Üniversitesi’nde hukuk okudu ve eğitimine Berlin ve Paris’te devam etti . Yunanistan’a döndüğünde siyasetle uğraştı. Milletvekilliği ve Adalet Bakanlığı yaptı. 1922’deki savaş yıllarında kısa bir süre başbakan oldu.
1887
Gramofonun patenti, Alman kâşif Emile Berliner tarafından alındı.
1892
Hukukçu Grover Cleveland, ABD Başkanı seçildi.
1908
Amerikalı ilk kadın savaş muhabiri Martha Ellis Gellhorn doğdu. (Ölümü: 15 Şubat 1998)
1928
Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, Millet Mektepleri‘nin Genel Başkanlığını ve Başöğretmenliğini kabul etti.
1937
Orman İşletme Talimatnamesi, Ziraat ve Maliye Bakanlıkları tarafından müştereken hazırlanarak 7762 Kararname numarasıyla 8 Kasım 1937’de kabul edildi 1 Aralık 1937’de Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Talimatnamenin dayanağı, Orman Kanunu, Orman Koruma Teşkilât Kanunu ve Orman Umum Müdürlüğü Teşkilât Kanunu’dur.
1939
George Elser, 8 Kasım 1939’da Hitler’e ilk suikastı düzenledi. Hitler‘in Bürgerbraukeller Biraevi’nde konuşma yapacağını haber alınca, oraya bomba yerleştirdi, ancak Hitler olay mahallinden 13 dakika önce ayrıldığı için saldırı başarılı olmadı.
1941
İtalyan hukukçu siyaset bilimci, gazeteci ve bürokrat. Gaetano Mosca yaşamını yitirdi. (Doğumu : 1 Nisan 1858) Palermo Üniversitesi‘nde hukuk öğrenimi gördü. Roma ve Torino Üniversitelerinde anayasa hukuku öğretim üyeliği yaptı. 1908-1919 arasında milletvekilliği yaptı. 1919’da kral tarafından ömür boyu senatörlüğe yükseltildi. 1926’ya kadar bu görevi aktif olarak sürdürdü. Faşizmin yükselişi sırasında emekli oldu ve 1936’ya kadar Roma Üniversitesi’nde siyasal kuramlar tarihi üzerine dersler verdi. Yönetici Sınıflar (Political Class) teziyle elitizm teorisinin gelişmesine yardımcı oldu. Vilfredo Pareto ve Robert Michels ile birlikte elitizmin İtalya’da savunucularından biridir.
1951
Hukuk felsefesi ve bilgiye açık erişim konularında uzmanlaşmış felsefeci Peter Dain Suber doğdu. 1973 yılında Earlham Üniversitesi‘nden mezun oldu. Felsefe alanında doktorasını 1978’de, hukuk alanındaki doktorasını ise 1982 yılında Northwestern Üniversitesi‘nde tamamladı. Ayrıca, komedyen olarak 1976’dan 1981’e kadar çalıştı. 1982 yılında Northwestern Üniversitesi’nden hukuk doktorasını aldı. Felsefe alanında kıdemli araştırma profesörü olarak Earlham College’da çalıştı. 1982’den 2003’e kadar felsefe, hukuk, mantık ve Kant’ın saf aklın eleştirisi derslerini verdi. Peter, Berkman Center for Internet & Society akademi üyesi ve Harvard Office for Scholarly Communication and the Harvard Open Access Project (HOAP) direktörü olarak çalıştı. mıştır.1976’da The Tonight Show Starring Johnny Carson adlı programada çıkmıştır.Suber Erlham College’de profesör olarak 1982’den 2003’e kadar felsefe,hukuk,mantık,Kant’ın saf aklın eleştirisi derslerini verdi. Suber, bilime açık erişim hakkında birçok makale yazdı.
1971
27 sanıklı TKP davasında Harun Karadeniz’in de aralarında olduğu 5 sanık tahliye edildi.
1976
AET Parlamento Komisyonu’nda Türkiye aleyhine karar çıktı. Türk işçilerinin AET ülkelerinde serbest dolaşım hakkından yararlanamayacağı açıklandı.
1982
Cumhuriyet gazetesi yazarı Oktay Akbal ile Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Okay Gönensin hakkında Sıkıyönetim Askeri Savcılığınca bir yazıda ‘Anayasa Referandumu için halka telkinde bulunulduğu’ gerekçesiyle dava açıldı.
1984
Barış Derneği davasında Mahkeme Askeri Yargıtay’ın ‘bozma’ kararına uymayarak tutuklu sanıklardan 6’sının tahliyesine karar verdi.
1984
Derse baş örtülü giren Doç. Dr. Nebahat Koru’nun üniversitedeki görevine 8 Kasım 1984’te son verildi.
1989
Doğu Alman hükümetinin iki Almanya arasında seyahati serbest bırakması üzerine, binlerce kişi Berlin Duvarı’nı aşarak Batıya geçmeye başladı.
1988
Ankara’da Dev-Yol duruşmasında slogan atıp pankart açtıkları için gözaltına alınan 4 Yunan vatandaşı DGM’ce tutuklanarak cezaevine gönderildi.
1988
Olağanüstü Hal’in 19 Kasım’dan itibaren İstanbul’da kaldırılıp 8 ilde 4 ay daha uzatılması Meclis’te kabul edildi.
1990
Diyarbakır eski Belediye Başkanı Mehdi Zana ‘Duruşmada Kürtçe savunma yaptığı’ gerekçesiyle açılan davadan beraat etti.
1995
Avukat Eşber Yağmurdereli, 1991’deki şartlı salıverme sonrası aldığı 1 yıl 8 aylık hapis cezasını çekmek üzere yakalandı ve tevkif edildi.
1996
Şubat ayında Üniversite harçlarına yapılan zammı protesto etmek için TBMM Genel Kurulu’na dinleyici olarak girerek ‘Paralı Eğitime Hayır‘ pankartı açıp slogan atan 11 öğrenciden 8’i 1 yıl 3’er ay hapis, 3 milyon 750’şer bin TL para cezasına çarptırıldı, hapis cezaları ertelendi.
2000
Türkiye’nin AB yolunu belirleyen Katılım Ortaklığı Belgesi açıklandı. Türkiye, Kıbrıs konusunda son anda konulan değişikliğe çekince koydu.
2004
Güney Pasifik’teki 47 nüfuslu Pitcaim Adası’nın 214 yıllık tarihinde ilk kez bir kadın başkan seçildi.
2004
Küba devlet başkanı Fidel Castro, ABD doları ile yapılacak alış veriş işlemlerinin yasakladı. Yıllarca yasak olan dolar kullanımı,1993’te yeniden serbest bırakılmıştı.
2005
Fransa’da isyan, Paris’in banliyölerinden ülkeye yayıldı. 1955’deki Cezayir savaşı yıllarından sonra ilk kez olağanüstü hal ilan edildi. Hükümet, 12 gün olan olağanüstü hal ilan yetkisini uzatabilmek için yasa tasarısı hazırladı. Orleans ve Amiens kentlerinde 18 yaş altı gece sokağa çıkma yasağı kondu.
2006
ABD’de yapılan seçimler sonucu Demokrat Keith Ellison, Kongre’nin ilk Müslüman üyesi seçildi.
2016
Kazandığı yüksek tazminatlı kamu davalarıyla bilinen ünlü Çek avukat Altner 8 Kasım 2016’da 69 yaşında öldü.
Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Komitesi, 142. Oturumunu bir basın toplantısı ile değerlendirdi: “Yeni hakim ve savcı atamaları Birleşmiş Milletler belgelerinde belirtilen uluslararası standartlara uygun olmalı; ihraç kararlarına karşı etkili hukuk yolları olmalı; terörle itham edilen kişilere uygun yasal ve usuli güvenceler sağlanmalı; terörizmin yasal tanımı netleştirilmeli ve daraltılmalı; çrgütlenme özgürlüğü konusunda mevzuatın ve uygulamalar, uluslararası standartlarla uyumlu hale getirilmeli; yargı bağımsızlığı sağlanmalı, atamalarda liyakat kriteri gözetilmeli; Avrupa Anayasa Mahkemesi ve İnsan Hakları Mahkemesi’nin bağlayıcı nitelikteki kararları uygulanmalı”
2024
Kastamonu İl Emniyet Müdürlüğü, bir cinayetin zanlılarını 19 yıl sonra yakaladı. ‘Kasten öldürme’ suçundan haklarında dava açılan sanıklar Kastamonu Ağır Ceza Mahkemesi’nde ilk duruşmaya çıktı. Sanıklar, tahliye edildi.
2024
Balıkesir, Bandırma’da 3 kadın ve 1 erkek, G.E. isimli kadını kaçırdıkları, “İşkence”, “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” ve “gasp” suçlarını işledikleri gerekçesiyle tutuklandı.
Tunceli Vilâyetinin İdaresi Hakkında Kanun,25 Aralık 1935 tarihinde mecliste kabul edilmiş ve 2 Ocak 1936’da Resmî Gazete’de yayınlanmıştır. Geçici süre ile yürürlükte kalması öngörülen kanunun 37. maddesi gereğince 1 Ocak 1940 tarihinde uygulamadan kaldırılması öngörülmüşse de 1947’ye kadar özel yönetim bölgesi olarak kalmıştır.
1926 yılında dağıtılan Dersim vilayetinin bir bölümü Elazığ’a, bir bölümü de Erzincan’a bağlanmış, 7 Kasım 1935’te Meclis’e sunulan tasarıda Munzur Vilayeti olması öngörülen vilayeti yeni ismi, tasarının 2884 sayılı Tunceli Vilâyetinin İdaresi Hakkında Kanun adıyla yasalaşması ile sırasında Tunceli olarak değiştirilmiştir. 2885 sayılı Yasa ile; Artvin, Hakkari, Bitlis ve Bingöl illeri de kurulmuş ve il sayısı 62’ye çıkarılmıştır.
Kanun, cezai soruşturma ve kovuşturmalarda olağanüstü hukuk yolları getirmiş; ilk tahkikata ve ilk tahkikat sırasında verilen tutuklama kararına itiraz edilememesi, ilk tahkikat sonunda iddianamelerin iki gün içinde yazılması mecburiyeti, iddianamelerin tebliğ edilmemesi kuralı ve ağrı ceza işlerinde tutukluluğun esas alınması gibi kurallar konulmuş, olağan ceza hukuku kuralları askıya alınmıştır.
Kanunun Gerekçesi
Yasa tasarısının genel gerekçesinde, kuruluş amacına ilişkin herhangi bir açıklama bulunmamaktadır. TBMM’deki müzakereler sırasında içişleri Bakanı Şükrü Kaya, gerekçeyi şu şekilde açıklamıştır: “Tunçeli adı ile şimdi teşkil edilecek vilayetin ve o bölgenin eski ismi Dersim’dir. Dersim, eski zamanda da muayyen bir mıntıkaya verilmiş bir isim değildir. Fakat bu günkü idare bakımına göre Dersim’in mesahai sathiyesi, uzunluk itibarı ile 90, genişlik itibarı ile 60 olarak heyeti umumiyesi 450 – 500 kilometredir. Yüksek dağları, derin dereleri ve geniş vadileri vardır. Bu bölgenin kısmı azamı taşlık ve kayalıktır, sakinleri 65-70 bin nüfustan ibarettir. Aslen Türk unsuruna mensup bir kitledir. Bu bölgenin ilk Türk tarihinde resmi olarak teması Şah İsmail ile Yavuz Sultan Selimin muharebeleri zamanına tesadüf ediyor. Ondan sonra memleketin bir çok kısımlarındaki usulü idare gibi o da yerli ağalara ve beylere verilerek idare olunuyordu. Tanzimatta vilayet teşkilatı yapıldığı zaman burada da vilayet teşkil ediliyor. Fakat her nasılsa, ihmal, Dersim’i olduğu gibi bırakıyor. Bu gün oranın içtimai teşkilatı kurumu vüstai bir teşkilattır. Yani bir takım parçalara ayrılmıştır. Bunlar, hususatı medeniye, hukukiye ve hatta cezaiyelerini kendi aralarında görürler. Bu gün burası 91 aşirete münkasemdir. 1876 dan bu güne kadar muhtelif zamanlarda Dersim üzerine 11 harekatı askeriye yapılmıştır. Halkı cahil, bir az da toprağın fakirliği dolayısıyla halkı fakir olur ve eli de silahlı bulunursa tabii böyle bir yerde vukuat eksik olmaz. Böyle yerler her medeni memlekette bulunabilir. Fransa’da, İtalya’da, Yunanistan’da da böyle yerler vardır. Aşağı yukarı her memleketin elinde böyle geri kalmış yerleri vardır. Burada zuhur eden vukuatlar müteaddit harekatı askeriyeyi icap ettirmiş, yukarıda da arz ettiğim gibi 1876 senesinden beri bu güne kadar muhtelif tarihlerde muhtelif kuvvetlerle on bir harekatı askeriye yapılmıştır. Fakat bu harekatı askeriye muayyen bir gayeyi istihdaf ettiği için asker geri alınmış, asıl harekatı askeriyeyi icap ettiren hastalık, ne tahlil ve ne de tedavi edilmiştir. Yalnız hafifletilmiştir. Cumhuriyet devrinin, şiarı, memleketin esaslı ihtiyaçlarını esasından tedavi etmek ve asıl hastalığı tedavi eylemek olduğu için burada da medeni usullerle bir tedbir düşündü ve bu programı ile memleketin her yerinde olduğu gibi buraların da Cumhuriyetin feyizlerinden istifade etmesini temin edecektir. Şimdi müzakere edilecek kanun bu kanundur. Orada anormal bir şey yoktur. Efkan umumiyeye arz etmek isterim ki, memleketimizde anormal bir vaziyet yoktur.”
Tunceli ve İlçelerini Gösteren Harita
Tunceli Vilâyetinin İdaresi Hakkında Kanun
ÎDARI KISIM BİRİNCİ MADDE
Tunceli vilâyetine ordu ile irtibatı baki kalmak ve rütbesinin salâhiyetini haiz bulunmak üzere korkomutan rütbesinde bir zat vali ve kumandan seçilir.
Vali ve kumandan usulü veçhile Millî Müdafaa vekâletinin muvafakati alınmak şartile Dahiliye1 vekilinin inhası ve Tcra Vekilleri Heyetinin kararile tayin olunur.
Bu vali ve kumandan teşkil edilen Dördüncü umumi müfettişliğin de umumî müfettişidir.
İKİNCİ MADDE
Vali ve kumandan vilâyet umur ve muamelâtında ve vilâyet memurları hakkında, vekillerin kanunen haiz oldukları bütün salâhiyetleri haizdir.
Vali ve kumandan lüzum gördüğü takdirde vilâyeti teşkil eden kaza ve nahiyelerin hudud ve merkezlerini değiştirir ve keyfiyeti Dahiliye vekâletine bildirir.
ÜÇÜNCÜ MADDE
Bu vilâyetin kaza kaymakamları ve nahiye müdürleri usulü dairesinde Millî Müdafaa vekâletinin muvafakati alındıktan sonra vali ve kumandanın inhası ve Dahiliye vekilinin tasvibi üzerine kararname ile ve orduya irtibatları baki kalmak şartile muvazzaf subaylardan dahi tayin olunabilir.
Bunların ve vilâyet kadrosunda iş gören subayların hak ve kıdemleri mahfuzdur. Buradaki hizmetleri askerî hizmetten sayılır ve maaşları rütbelerine göre Millî Müdafaa vekilliği bütçesinden verilir.
Dördüncü MADDE
Tayini valive kumandana aid memurların ve müstahdemlerin harcırahları geldikleri yerden memur oldukları mahalle kadar verilir
BEŞİNCİ MADDE
Vali ve kumandan vilâyette kullanılan asker memurlar hakkında inzibatî bakımdan askerî kanunların kendisine verdiği disiplin salâhiyetini kullanır.
Diğer memurlar hakkında da ihtar vetevbih cezalarından başka kanunların inzıbat komisyonlarına verdiği maaş katı. kıdem tenzili salâhiyetlerini de resen kullanır ve bu cezalar sicile geçer. Sınıf tenzili ve memuriyetten ihraç cezaları inzibat komisyonu kararile tatbik edilir.
Hâkimler kanunu hükümleri mahfuzdur. Ancak vali ve kumandan adliye memur ve kâtibleri hakkında hâkimler kanunu hükümlerine göre bunların âmirler tarafından verilebilecek cezaları dahi tatbika salahiyetlidir.
ALTINCI MADDE
Bu vilâyette umumî meclis vazifesini valinin veya tevkil edeceği zatın riyaseti altında vilâyet idare heyeti azalarile kaza kaymakamlarından mürekkeb bir heyet görür. Daimi encümen işini valinin veya tevki edeceği zatın riyaseti altında defterdar, maarif müdürü, Nafıa başmühendis veya bunların vazifelerini görenlerden mürekkeb bir heyet görür. İdarei hususiye vilâyet kanununun diğer hükümleri meridir.
YEDİNCİ MADDE
Vali ve kumandan lüzum gördüğü belediyelerde reislik vazifesini kaymakamlara ve nahiye müdürlerine verebilir.
ADLİ KISIM Birinci fasıl Hazırlık tahkikatı SEKİZİNCİ MADDE
Hazırlık tahkikatında Cumhuriyet müddeiumumileri şahidleri celpname ile davet ederler. Davete itaat etmiyenlerin kanunî akıbetleri dahi celpnamede gösterilir. Acele olan mevkııflu işlerde Cumhuriyet müddeiumumisi celpname tebliğ ettirmeksizin mahkemenin kurulduğu merkez haricinde bulunan şahidler için ihzar müzekkeresi verebilirler. Şu kadar ki bu müzekkere ile ihzar edilenlere Cumhuriyet müddeiumumiliğince celpname ile gelen şahidler hakkındaki muamele tatbik olunur.
DOKUZUNCU MADDE
Cumhuriyet müddeiumumileri hazırlık tahkikatında hâkimlerin haiz oldukları salâhiyetleri kullanırlar.
ONUNCU MADDE
Hazırlık tahkikatında Cumhuriyet müddeiumumileri, maznunları ve şahidleri ayrı, ayrı veya toplu olarak birbirlerile yüzleştirebilirler.
İkinci fasıl Amme hukuku davası ON BİRİNCİ MADDE
Cumhuriyet müddeiumumileri ilk tahkikata tâbi tutmaya lüzum görmedikleri işleri iddianame ile doğrudan doğruya mahkemeye verebilirler. İlk tahkikat icabı kanunen mecburî olan suçlarda dahi müddeiumumiler bu salâhiyeti istimal edebilirler.
ON İKİNCİ MADDE
Dava açılması izne bağlı olan işlerde izin verme salâhiyeti vali ve kumandanındır.
Üçüncü fasıl
İlk tahkikat
ON ÜÇÜNCÜ MADDE
Hâkimiu reddine dair olan dileğin kabul edilmemesine aid olan kararlar katidir.
ON DÖRDÜNCÜ MADDE
Hazırlık tahkikatında Cumhuriyet muddeiumumileri tarafından kâtib huzurile yapılan tahkik işleri ilk tahkikatta tekrarlanmaz.
ON BEŞİNCİ MADDE
İlk tahkikatın açılması kararı aleyhine itiraz edilemez.
ON ALTINCI MADDE
10 nen maddedeki salâhiyeti sorgu hâkimi de haizdir.
ON YEDİNCİ MADDE
Cumhuriyet müddeiumumileri ilk tahkikat sonunda iddianamelerini iki gün içinde yazmağa mecburdurlar.
ON SEKİZİNCİ MADDE
İddianame maznuna tebliğ edilmez.
ON DOKUZUNCU MADDE
Ağır cezayı müstehzim suçların tahkikatı mevkufen yapılır ve bu mevkufların duruşmadan evvel tahliyelerine dair olan kararlar ancak valinin muvafakati ile icra olunur. Bu tahliye kararlarının tasdikına karşı itiraz edilemez.
YİRMİNCİ MADDE
Eski hale getirme talebinin reddine dair olan kararlar katidir.
YİRMİ BİRİNCİ MADDE
İlk tahkikat sırasında verilen tevkif kararlarına maznun tarafından itiraz edilemez.
Dördüncü fasıl Duruşma YİRMİ İKİNCİ MADDE
Suçların tcsbitine dair olan zabıt varakaları:
1 – Hangi senenin hangi ay ve gününde nerede tanzim olunduğunu ve yazanların resmî sıfat ve hüviyetlerini,
2 – Vaka ve delilleri ve suçu vücude getiren eşya ve âlet ve sairenin mahiyet ve miktar ve vasıflarını ve nerede ve ne suretle görülüb zabtedilmiş olduklarını,
3 – Maznunun isim ve hüviyet ve sıfat ve mahalli ikameti ile ifadesini muhtevi olmak lâzımdır.
Zabıt varakası tanzim eden memur ile maznun ve hariçten hazır bulunan en az iki kimse tarafından imza edilir. Bu şartları tamamen haiz olan zabıt varakaları sahteliği sabit oluncaya kadar muteberdir.
Maznun zabıt varakasını imzadan çekinirse sebebini el yazısı ile varakanın altına yazıb imza eder. Yazı bilmezse çekinme sebebi hazır olanlar tarafından yazılarak imza edilir. Sebebsiz istinkâf halinde de keyfiyet bu veçhile tesbit olunur. Sebeb bildirilirse mahkeme o sebeblerin mahiyetinc göre tetkikat yapabilir. Bu zabıt varakasının sahteliğini iddia eden maznun mahkemeye sahtelik hakkında kanaat verecek deliller göstermeğe mecburdur. Maznunun iddiasını haklı gösterecek sebebi er karsısında zabıt varakasını imza etmiş olan şahidler dinlenir ve iktiza eden diğer deliller de toplanır, işi sürüncemede bırakmak kasdi ile sahtelik iddiasında bulunanlara yol gösterenlerden 100 liradan aşağı olmamak üzere ağır para cezası alınır. Bu kimseler avukat veya dava vekili iseler haklarında mercilerince ayrıca inzibatî ceza da tatbik olunur.
YİRMİ ÜÇÜNCÜ MADDE
13, 19 ve 21 nci maddeler hükümleri duruşma da da tatbik olunur.
YİRMİ DÖRDÜNCÜ MADDE
Gecikmesinde zaruret bulunan haller dışında mahkeme icab eden tebliğleri yaptırarak iddianamenin verilmesinden itibaren nihayet beş gün içinde duruşma yapar.
Maznun subut delili erile birlikte mahkemeye verilirse hemen duruşma yapılarak hüküm verilir. Mâni sebebler olmadıkça duruşma bir celsede bitirilir. Cümhuriyet müddeiumumisi de iddiasını ayni celsede beyan etmeye mecburdur.
YİRMİ BEŞİNCİ MADDE
Talik veya tehir müddetleri zaruret olmadıkça beş günü geçemez.
YİRMİ ALTINCI MADDE
Cumhuriyet müddeiumumisinin muvafakatile şahidlerin Cumhuriyet müddeiumumileri veya sorgu hâkimi tarafından zabtedilmiş olan ifadelerinin okunmasile iktifa olunabilir.
YÎRMİ YEDİNCİ MADDE
Delillerin toplanmasından sonra Cumhuriyet müddeiumumisi iddiasını hemen bildirir. Duruşmanın müteaddid celseler sürmüş olması ve evrakın tetkika muhtaç bulunması gibi sebeblerile iddiasını serdetmek için Cumhuriyet müddeiumumisine nihayet beş gün müsaade edilebilir.
YİRMİ SEKİZİNCİ MADDE
Maznun ve müdafiine müdafaalarını hazırlamaları için nihayet iki gün müsaade olunabilir. Hüküm, duruşmanın hitamından itibaren nihayet üç gün içinde bildirilir.
YİRMİ DOKUZUNCU MADDE
İlbaylık içindeki ceza mahkemelerinde verilen hükümler temyize tâbi olmayıb katidir.
OTUZUNCU MADDE
Menkul ayın davaları ve icar müddeti biten mecurun tahliyesi davaları ve üç yüz lirayı geçmeyen alacak davaları üzerine verilen hükümler katî olub temyize tâbi değildir.
Beşinci fasıl Türlü hükümler OTUZ BİRİNCİ MADDE
Vali ve kumandan emniyet ve asayiş noktasından lüzumlu görürse vilâyet halkından olan ferdleri ve aileleri vilâyet içinde bir yerden diğer yere nakletmeğe ve bu gibilerin vilâyet içinde oturmalarını menetmeğe salahiyetlidir.
OTUZ İKİNCİ MADDE
Vali ve kumandan herhangi bir şahıs hakkındaki takibatın tehirine ve cezaların teciline salahiyetlidir. Bu tehir veya tecil müruru zamanın işlemesine mâni olmaz.
OTUZ ÜÇÜNCÜ MADDE
İdam hükümlerinin vali ve kumandan tarafından tecile lüzum görülmediği takdirde infazı emrolunur.
OTUZ DÖRDÜNCÜ MADDE
Tunceli vilâyeti içinde oturanlardan biri tarafından Elâziz, Malatya, Sivas, Erzincan, Erzurum, Gümüşane, Bingöl vilâyetlerine geçerek buralarda Türk ceza kanununun ikinci kitabının birinci babının, ikinci ve yedinci babının birincive 455 nci madde hariç kalmak üzere 9 ncu babının birinci ve onuncu babının ikinci fasıllarında yazılı suçları işleyenler, bunların ortak ve yatakları ve yukarıda isimleri geçen komşu vilâyetlerde işlenmiş olub Tunceli vilâyeti içinde işlenen suçlarla irtibatı olan suçlar Tunceli vilâetindeki salahiyetli makam ve mahkemelerce bu kanundaki usule göre takib ve muhakeme olunur.
OTUZ BEŞİNCİ MADDE
Bu kanunun hükümleri makabline şamildir. Ancak bu kanun meriyete girdiği tarihe kadar Temyiz hakkını kullanmış olanların evrakı Temyiz mahkemesince tetkik olunur.
OTUZ ALTINCI MADDE
Tunceli vilâyeti merkezinde bir ağır ceza mahkemesi ile asliye mahkemeleri ve kazalarda birer asliye mahkemesi kurulur.
OTUZ YEDİNCİ MADDE
Bu kanun neşri tarihinden 1 kanunusani 1940 tarihine kadar meri olacaktır.
OTUZ SEKİZİNCİ MADDE
Bu kanun hükümlerini İcra Vekilleri Heyeti yerine getirir.
Cumhuriyet Reisliğine yazılan tezkerenin tarih ve numarası : 26 – XII -1935 ve 1/304
Bu kanunun neşir ve ilânının Başvekilliğe bildirildiğine dair Cumhur Reisliğinden gelen tezkerenin tarih ve numarası : 31 – XII -1935 ve 4/1353
Mekteb-i Hukuk-ı Şâhâne, Birinci Meşrutiyetin ve Kanunu Esasinin ilanının hemen ardından 7 Kasım 1878 tarihinde kuruldu. Sultanahmet ve Ayasofya Camileri arasında, Adliye Nezareti’nin bahçesindeki binası iki yıl içinde inşa edildi ve 17 Haziran 1880 Perşembe günü eğitime başladı. Türkiye’deki modern hukuk eğitiminin ve hukuk fakültelerinin temeli bu okul ile atıldı. Bu okulun arından Selânik, Konya, Bağdat, Beyrut ve Ankara hukuk mektepleri açıldı. Mekteb-i Hukuk’un mirası İstanbul Hukuk Fakültesi’nde devam etti.
1879
Hukukçu ve devrimdi Lev Troçki dünyaya geldi. Matematik ve hukuk alanında yüksek öğrenim yapmıştı. Rusça, Ukraynaca, İbranice, Almanca, İngilizce, Fransızca ve İspanyolca dillerini konuşabiliyordu. Troçki, sürgünde yaşadığı Meksika’da Stalin’in bir ajanı tarafından suikasta uğradı ve ertesi gün 21 Ağustos 1940’ta öldü. 1929-1933 yılları arasında İstanbul Büyükada’da yaşadı. Adalar ilçesinde anma günleri yapılmaktadır.
1893
ABD’nin Colorado eyaletinde kadınlara oy verme hakkı tanındı.
1895
Dördüncü dönem için seçilen Osmanlı Dönemi Danıştay (Şuray-ı Devlet) başkanlarından Ahmet Arifi Paşa’nın görevi 7 Kasım 1895’da sona erdi. Daha önce 19 Ekim 1879-12 Eylül 1880, 30 Kasım -2 Aralık 1882, ve 25 Eylül 1885-4 Eylül 1891 tarihleri arasında görev yapmıştı.
1913
Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Fransız filozof Albert Camus, yaşamını yitirdi. (Doğumu:7 Kasım 1913)
1921
İtalya’da Mussolini, kendisini Ulusal Faşist Parti’si lideri ilan etti.
1922
Babıali’deki başbakanlık dairesi resmen boşaltıldı ve 1831’den beri yayın yapan Takvim-i Vekayi‘nin (Resmi Gazete) yayınına son verildi.
1926 yılında dağıtılan Dersim vilayetinin bir bölümü Elazığ’a, bir bölümü de Erzincan’a bağlanmıştı. 7 Kasım 1935’te Meclis’e sunulan tasarı ile Dersim’in adının Munzur Vilayeti olması öngörüldü. Vilayeti yeni ismi, tasarının 2884 sayılı Tunceli Vilâyetinin İdaresi Hakkında Kanun adıyla yasalaşması sırasında Tunceli olarak değiştirilmiştir. 2885 sayılı Yasa ile; Artvin, Hakkari, Bitlis ve Bingöl illeri de kurulmuş ve il sayısı 62’ye çıkarılmıştır.
1944
ABD’nin hukukçu başkanlarından Franklin Delano Roosevelt seçimleri dördüncü kez kazandı. (Doğumu: 30 Ocak 1882 – Ölümü: 12 Nisan 1945) En uzun süre görev yapan ABD başkanı olan FDR, iki dönemden fazla görev yapan tek başkandır.
1944
Rus casus Richard Sorge (4 Ekim 1895; 7 Kasım 1944) Japonlar tarafından 7 Kasım 1944 günü asılarak idam edildi. Sovyetler Birliği tarafından 1964 yılına kadar Sorge’a sahip çıkılmamış daha sonra kahraman ilan edilmiştir.
1962
Güney Afrika’da Nelson Mandela, ülkeyi yasa dışı yollardan terk etmek suçundan 5 yıl hapse mahkûm edildi.
İnsan Hakları Bildirisi’ne büyük katkılar sağlayan Eleanor Roosevelt (11 Ekim 1884 – 7 Kasım 1962) yaşamını yitirdi. ABD’nin 32. Başkanı Franklin D. Roosevelt’in eşi idi. Başkan Truman döneminde Birleşmiş Milletler temsilciliği yapmıştır. .
Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, ömür boyu hapse mahkûm eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ı affetti.
1966
Üst üste 2 yıl sınıfta kalanların okuldan atılmasına karşı İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğrenciler boykot ilan edip derslere girmedi.
1972
ABD’nin hukukçu başkanlarından Richard Nixon seçimleri kazandı.
1980
Toplu suçlarda gözaltı süresini 30 günden 90 güne çıkaran değişiklik MGK’ca onaylandı. TCK 141-142 (Komünizm propagandası-faaliyeti), 145/1 (Bayrağa saygısızlık) ve 163. (laikliğe aykırı faaliyetler) madde davalarına Sıkıyönetim Askeri Mahkemeleri’nin bakmasına karar verildi.
Yayıncı İlhan Erdost, Mamak Askeri Cezaevi’nde, dayak sonucu öldürüldü. Sahibi oldukları İlkyaz Basımevi’nde yasak yayın bulundurdukları iddiasıyla 31 Ekimde gözaltına alınan yayıncı İlhan Erdost ile ağabeyi Muzaffer Erdost Mamak Askeri Cezaevi’nde bir cemse içinde ve avluda askerlerce uzun süre dövüldü; fenalaşan İlhan Erdost (36) hayatını kaybetti. 27 Ekim 1983’te Yayıncı İlhan Erdost’u askeri cezaevine götürürken asker dayağı ile öldürülmesi davası sona erdi. 3 er ve bir astsubay “ölüme sebebiyet vermekten” 10’ar yıl hapse mahkum edildi.
34’ü tutuklu bulunan 44 eski milletvekili hakkında dava açıldı.
1982
1982 Darbe Anayasası için halk oylaması yapıldı. Anayasa, %91,37 oranıyla kabul edildi. Kenan Evren, Türkiye’nin 7. Cumhurbaşkanı oldu.
1985
Kolombiya’da Yüksek Mahkemeye Baskın
Kolombiya’da, Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri’ne bağlı solcu gerillalar Adalet Sarayını ele geçirdi.35 M-19 gerillası bir kamyonun içinde, adalet sarayının bodrum katından içeri sızdı. Kolombiya Yüksek Mahkemesi Kuşatması, Kolombiya’nın başkenti Bogotá’da, 6-7 Kasım 1985 tarihinde gerçekleşen bir olaydır. Kolombiya tarihinde önemli bir yer tutan bu olay, ülkenin siyasi ve güvenlik dinamiklerinde derin etkiler bırakmıştır. Olaylar esnasında 25 Yüksek Mahkeme Yargıcı öldürülmüştür.
1988
Hukukçu, Tunus Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk devlet başkanı Habib bin Ali Burgiba (3 Ağustos 1903, 6 Nisan 2000, Munastır), dır (1957-1987) görevden alındı.
1988
Cezaevlerinde yaklaşık bin kişinin bir süredir açlık grevi yaptığı açıklandı. Grev, tek tip elbise ve sevk zinciri takılması uygulamalarına karşı yapılıyordu.
Hukukçu ve Fransız siyasetçi Gaston Monnerville yaşamını yitirdi. (2 Ocak 1897 – 7 Kasım 1991) Toulouse Üniversitesi’nde hukuk ve edebiyat eğitimi gördü. 1918’de Toulouse Barosu’na kaydoldu ve avukatlık yapmaya başladı. Radikallerden milletvekili seçildi ve 2 hükûmette görev aldı. II. Dünya Savaşı süresince Vichy hükûmetine karşı direnişçiler arasında bulundu. Vichy Hükûmetinden sonraki geçiş dönemi hükûmetinde Sömürgelerden sorumlu Devlet Sekreteri olarak çalıştı. 1946 yılında Cumhuriyet Konseyi’nin(Senato) başkanlığına getirildi. 1958 yılından 1968 yılına kadar Senato Başkanlığı yaptı. Demokratik Sol Grubun üyesi olarak 1946-1974 yıllarında Senatörlük yaptı. 1974 yılında Senato Başkanı Alain Poher tarafından Anayasa Konseyi’ne üye olarak atandı ve 1983 yılına kadar bu görevini sürdürdü. 1983 yılında Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand tarafından kendisine Légion d’honneur ödülü verildi. 1991 yılında kanser nedeniyle yaşamını yitirdi.
1991
7 Kİstanbul Üniversitesi bahçesindeki YÖK protestosunda ve gözaltında polis dayağına maruz kaldıklarını söyleyen 35 öğrenci suç duyurusunda bulunup Adli Tıp’a başvurdu.
Hapis cezası nedeniyle Danıştay tarafından görevden alınma yazısı bildirilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yerine İstanbul Valiliği, Başkan Vekilliği’ne Büyükşehir Belediye Meclisi 1.Başkanvekili Ali Müfit Gürtuna’yı atadı.
2000
ABD’de Başkanlık seçimlerinde Demokrat aday Al Gore ile Cumhuriyetçi aday George W. Bush yarıştı. Bush, ABD Yüksek Mahkemesi’nin kararıyla, 12 Aralık 2000’de Başkan ilan edildi.
2002
Cebelitarık’ta yapılan referandumda, halkın yüzde 99’u Birleşik Krallık’ın sömürgesi Cebelitarık’ın egemenliğinin İspanya ile paylaşılmasına ilişkin öneriyi reddetti.
2002
İrlanda Anayasasında değişiklik yapıldı. Devletin, Nice Antlaşması’nı onaylamasına izin verildi.
2002
AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP Milletvekili İdris Naim Şahin’in de aralarında bulunduğu 18 kişi hakkında açılan tabela yolsuzluğu davası başladı.
2007
Çanakkale ve Balıkesir’den 17 belediyenin katılımıyla Burhaniye’de yapılan toplantıda, Kaz Dağları ve Madra Dağı‘ndaki altın arama çalışmalarına karşı güç birliğine yönelik “Kaz Dağları ve Madra Belediyeler Birliği” kuruldu.
2009
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından affedilerek cezası ertelenen kanser hastası mahpus Güler Zere Adana’dan uçakla İstanbul Tıp Fakültesi’ne nakledildi.
2011
Ünlü şarkıcı Michael Jackson’ın doktoru Conrad Murray, Jackson’a güçlü bir anestezi ilacı olan “propofol”den aşırı dozda vererek ölümüne neden olmaktan suçlu bulundu.
2013
İspanya’da 4 asra yakın geçmişi olan boğa güreşleri resmen kültürel miras olarak tanındı.
HDP Hakkari Milletvekili Nihat Akdoğan tutuklandı.
2016
1993-2001 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri Başsavcısı olarak görev yapan Amerikalı hukukçu ve siyasetçi Janet Wood Reno (21 Temmuz 1938 – 7 Kasım 2016) yaşamını yitirdi. Ülkenin ilk kadın başsavcısı
2019
İtalyan filozof Remo Bodei yaşamını yitirdi. (3 Ağustos 1938 – 7 Kasım 2019) Kaliforniya’daki UCLA Üniversitesi’nde felsefe tarihi profesörüydü. 18 ve 19 yy. ütopya düşünürleri ve çağdaş politik düşünce alanında 200 den fazla yayını vardır.
2023
Rusya, AKKA Antlaşmasından çekildi.(Avrupa’da Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Hakkında Antlaşma) Rusya, ABD’nin NATO’yu genişletme çabalarının anlaşmadaki kısıtlamaları anlamsız kıldığını, Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya alınması ile anlaşmanın fiilen sona erdiğini açıklayarak anlaşmadan 7 Kasım 2023 tarihinde resmi olarak çekilmiş, 3 Kasım 1990 tarihli Budapeşte Anlaşması ile birlikte 31 Mayıs 1996 tarihli ek belgenin de geçerliliğini yitirdiği ilan etmiştir.
2024
Ülke gündeminde yerini koruyan ve basın etiği ilkeleri bakımından medyanın kötü bir sınav verdiği Narin Güran cinayeti davasının ilk duruşması yapıldı.
2024
9. Yargı Paketi, Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, ile TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi.
2024
Kocaeli’nin Gebze ilçesinde, Gebze Belediyesi’ne ait Sokak Hayvanları Rehabilitasyon Merkezi’nde 45 hayvanın öldürüldüğü iddiasıyla 30 köpek, 14 kedi ve 1 karganın iğneyle zehirlenip öldürüldüğü iddiası üzerine Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında 4 köpek ve 3 kediye Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Veteriner Kontrol Merkez Araştırma Enstitüsü’nde otopsi yapıldı.
Aşı Konusunda Yaşanan Tereddütler, Aşı Reddi ve Aşı Karşıtlığı Konusunda Etik Kurul Görüşü, Türk Tabipleri Birliği Etik Kurulu tarafından 6 Kasım 2018 tarihinde kabul edilmiştir.
Aşı Konusunda Yaşanan Tereddütler, Aşı Reddi ve Aşı Karşıtlığı Konusunda Etik Kurul Görüşü
Bulaşıcı hastalıklar, asırlar boyunca insanlığın gündeminde yer almış ve almaya devam etmektedir. İnsanların kitlesel biçimde hastalanmasına ve ölümüne yol açan bu hastalıklarla mücadele, sağlık politikalarının ve sağlık alanındaki araştırmaların her zaman önemli bir gündemini oluşturmuştur. Korunmaya yönelik geliştirilen yöntem ve teknikler hızla ve somut olarak hastalıklarla mücadele edebilmenin araçları olmuştur. Bu kapsamda aşılar, hem koruyucu sağlık hizmetlerinin en önemli simgelerinden hem de yirminci yüzyılın en önemli halk sağlığı kazanımlarından birisidir.
Aşılar Neden Önemlidir?
Aşılar, çocuk ölümlerini azaltma aracı olarak önerilmesinden bu yana etkili bir biçimde beklentileri gerçekleştirmişlerdir. UNICEF verilerine göre aşı ile önlenebilir altı hastalık (boğmaca, difteri, tetanos, kızamık, çocuk felci, verem) nedeniyle olan çocuk ölümlerinin sayısı 1989’da 5 milyon dolayında iken, bugün bu altı hastalıktan ölüm yılda yalnızca 100 bin dolayındadır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa bölgesi aylık bildirim verilerinden elde edilen bilgilere göre, 2013 ve 2015 yıllarındaki kızamık salgınında hastalananların çoğu aşısız çocuklardır. DSÖ kızamık aşısı yapılmadığında yılda 2,7 milyon çocuğun kızamık komplikasyonları nedeniyle öleceğini öngörmektedir. ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi verilerine göre çocuk felci (poliomiyelitis) aşısı yapılmaması durumunda her yıl çocuk felcinin neden olacağı akut paralizi ve ardından gelişecek kalıcı fiziksel engellilik sonucu ölüme kadar giden bir sürecin gözleneceği yaklaşık 20.000 hasta çocuk ortaya çıkacaktır. Sonuç olarak birçok hastalığın ortadan kalkmasında ve yaşanan salgınların tekrarlanmamasında aşıların katkısı yadsınamaz ve bağışıklama en güçlü ve düşük maliyetli halk sağlığı girişimi olmaya devam etmektedir.
Bununla birlikte milyonlarca insanın yaşamını kurtaran aşılar, 1796’da Jenner tarafından çiçek aşısının geliştirilmesinden bu güne; etkinlikleri, koruyuculuk düzeyleri, yan etkileri, maliyetleri, patent koruması nedeniyle metaya dönüşmeleri vb. pek çok boyutuyla tartışılmıştır. Günümüzde de aşıların uygulanması konusunda toplumların tamamının güven, kabul ve kararlılık göstermediği bilinen bir gerçektir. Giderek artan ölçüde aşıların olası yan etkilerine ilişkin kaygıların, endişelerin, tereddütlerin, yanlış inanışların yaygınlaştığı gözlemlenmektedir. Bu durum aşı konusunda tereddüt, aşı reddi ve aşı karşıtlığı olarak isimlendirilen yaklaşımlarla yaşama yansımaktadır. Hatta birçok anne baba çocuklarına aşı yaptırmamak için yasal yollar araştırmaktadır. Bu kapsamda, kamuoyuna da yansıdığı üzere, anne-babalar tarafından çocuklarına aşı yaptırmamak için yapılan yerel mahkeme başvuruları, bunlara ilişkin yerel mahkemelerin aldıkları kararlar, Yargıtay içtihatları ve en son olarak da Anayasa Mahkemesi (AYM)’nin aldığı karar ciddi tartışmalara yol açmaktadır.
Türkiye’de de benzer süreç izlenmekte ve Nüfus ve Sağlık Araştırması 2013 verilerine göre hiçbir aşı yaptırmamış olma durumu 13-26 aylık çocuklarda 2008’de 20 bin dolayında (%1.6) iken 2013’te 37 binlere (%2.9) çıkmıştır. Hiç aşılanmamış olma, yoksul ve eğitimsiz gruplar gibi dezavantajlı gruplarda ise daha çok artış göstermektedir.
Aşılar Güvenli Tıbbi Ürünlerdir
Aşılar uygulanmadan önce yararlılık ve güvenlik incelemelerinden geçmektedir, uygulamaya geçiş sonrası da istenmeyen etkiler ve yan etkiler açısından sürekli olarak izlenmektedir. Yaratılan yanlış algılara karşın aşılar güvenli tıbbi ürünlerdir, çünkü;
Aşılanma (BCG, BDT, KKK, OPV) sonrası invaziv bakteriyel enfeksiyon sıklığı aşılanmayan çocuklara göre daha yüksek değildir.
Doğal grip enfeksiyonundan daha sık Guillain Barre sendromuna yol açmazlar.
Kızamık aşılaması otizme neden olmamaktadır.
Aşılarda alüminyum tuzları, bağışık yanıtı güçlendirmek için 1930’lardan beri kullanılmaktadır ve aşılardaki dozu çok düşüktür. Aşılanan çocuklarda yapılan araştırmalar, serumda alüminyum düzeyinin toksik düzeyin çok altında olduğunu göstermektedir.
Toplum Bağışıklığı Önemlidir
Aşılama çalışmalarının en temel kavramı toplum bağışıklığı kavramıdır. Bulaşıcı hastalıklara karşı toplumun kritik bir orantısının aşılanması durumunda salgın çıkması olasılığı azaldığı için toplumun tüm üyeleri de korunmaktadır. Toplum bağışıklığı kavramı epidemiyolojik ve teknik boyutunun ötesinde aynı zamanda bir toplumsal dayanışmadır. Aşı olabilenlerin sayesinde toplumun aşı olamayan en kırılgan kesimlerinin de korunmasının felsefi bir değeri vardır. Toplum bağışıklığı, sağlığa ve iyilik haline tekil, bireyci, bencil, neoliberal bakış açısının karşısında, toplumsal dayanışmanın aşı üzerinden ete kemiğe bürünmesidir.
Bağışıklık sistemi yetmezliği olanlar, kanser tedavisi görenler, organ nakli hastaları, çok yaşlılar, hamileler, çok küçük bebekler gibi aşılanamayan riskli popülasyonları olası bir salgında korumak için gereken toplum bağışıklığı eşikleri %80-95 arasında değişmektedir. Aşılama oranları bu oranların altına düştüğünde o toplumda salgınlar görülmeye başlamaktadır. Ailelerin çocuklarını aşılatmama kararı sadece kendi çocukları için değil, toplumdaki birçok farklı insan grubu için de sağlık tehdidi oluşturmaktadır.
Etik değerlendirme:
i. Bireysel Özerklik ve Toplumsal Yarar Birlikte Korunabilir
Halk sağlığı etiği alanının klasik tartışma konularından biri olan, birey özerkliği ile toplum yararının çatışması, zorunlu aşı uygulamaları nedeniyle bir kez daha ülke gündemine gelmiştir. Fakat bu yaklaşımı ‘çoğunluğun yararının azınlığın ya da tekil bireyin yararından önce geleceği’ biçiminde tehlikeli bir genellemeye yol açmadan irdelemek gereklidir. Genelleyici bir yaklaşımla, birey özerkliğinin toplum yararı gerekçe gösterilerek çiğnenebileceği anlayışı, kişilik haklarını ihlal edebilecek çok tehlikeli bir yaklaşımdır. Bununla birlikte, duyarlı bireylerin bağışıklanmasıyla toplum düzeyinde etkin ve güvenli koruma sağlanabilen bulaşıcı hastalıklar özelinde, bir değer olarak toplum yararı birey özerkliğinin üzerinde ele alınması gerekliliktir.
Son yıllarda neoliberal düşüncenin yaygınlaşmasıyla birlikte gittikçe artan, her yerde karşımıza çıkan, bir özgürlük anlayışı söz konusudur: Kişiyi her şeyin üzerinde gören bakışın bir sonucu olduğu düşünülen bu negatif özgürlük kavramı genellikle devletin kişilerin yaşamlarına müdahale etmemesi talebi olarak karşımıza çıkmaktadır. Yeterliliği olan kişinin özerkliği olumlanmakla birlikte özerk kararın diğer kişiye/kişilere zarar vermesi durumunda eylemlerin sınırlandırılması ve/veya engellenmesi özgürlük kısıtlanması veya özgürlüğün ortadan kaldırılması olarak görülemez. Kişilerin merkeze alınmaları, kişilerin temel haklarından söz edilmesi, kişilerin ancak belli bir toplum içinde kendilerini ve kendi tercihlerini gerçekleştirebilecekleri ve kişilerin ancak başkalarıyla birlikte kendileri olabileceği gerçeğini değiştirmez. Toplumsal yaşam, yaşarken kendi iyiliğimiz kadar başkalarının iyiliğini düşünmemizi de zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle toplumsal iyilik, bireyin özgürlüğü kadar gözetmemiz gereken bir hedeftir. Dolayısıyla bireyin dini inancı, felsefi düşünceleri ve bilimsel bilgiye dayanmayan yargıları toplum bağışıklaması örneğinde ikincil planda kalmalıdır. Söz konusu çocukların bağışıklanması olduğunda, bu konum daha da güçlenecektir.
Toplumun iyiliğini, yararını tanımlamak için kullanılabilecek en önemli kriterlerden birisi bilimsel gerçeklere dayanmadır. Aşılar koruyucu sağlık hizmetlerinin en önemli kazanımlarından biridir, güvenli ve etkili ürünlerdir. On yıllardır Genişletilmiş Bağışıklama Programı çerçevesinde yaygın bir biçimde kabul görerek uygulanmaktadır ve insanlığın ortak kamusal müştereklerinden biri haline gelmiştir.
Benzer şekilde haklar sistemi bağlamında ele alındığında kamusal ortaklaşma, insan olma onurundan çıkan ilkelere dayanma ile olanaklıdır. Bu ilkelerin en temeli ve dokunulamazı olan yaşama hakkı, diğerinin yaşamına zarar verme yasağını getirir. Bu noktadan baktığımızda diğerinin yaşam hakkına ve yaşam hakkının olanağını sağlayan diğer haklara zarar veren herhangi bir tutum tartışmaya bile açılmamalıdır.
Bilimsel algoritmalar sonucu oluşturulmuş temel aşılama programı kapsamındaki aşıların kontrendikasyonu olmayan tüm bireylere yapılması şeklindeki ortak kararın reddi, bireyin özerkliği kavramı ile temellendirilmeye çalışılmaktadır. Bu bağlamda hiçbir ortak iyi, bireysel iyiyi yok sayamayacağı gibi, toplumun yararını merkeze koyarak bireysel iyiyi de geçersiz kılamayacağı ileri sürülür. Ancak, toplumsal bağ içinde yer alan tüm üyeler arasındaki ilişkinin esasını, birbirine karşı sorumluluk oluşturur. Bu nedenle bireysel iyinin toplumun diğer kesimlerine zarar vereceği durumlarda, bireysel iyi, ‘zarar vermeyeceksin’ ilkesi gereği bir yarar olarak görülemez. Çünkü diğerlerini gözetmeyen bir bireysel yarar, toplumsal bağı, toplumsal dayanışmayı zedeler.
ii. Çocuk Hakları Açısından Aşılama: Aşı Çocuğun Yaşama Hakkını Koruma Araçlarından Biridir
Aşıların, özerk karar verme durumunda olmayan çocuklara uygulandığı göz önüne alındığında, çocuğun üstün yararının ne olduğu ve bunun kim tarafından belirleneceği tartışması ortaya çıkmaktadır. Çocuk yasal sorumluluk taşıyıncaya kadar kişi, hukuk öznesi olarak kabul edilmediği için çocuğun üstün yararının onu yetiştiren ebeveyn tarafından sağlanacağı genel kabul görür. Bu nedenle çocuğun kişiliğinin tam ve uyumlu olarak gelişebilmesi için mutluluk, sevgi ve anlayış havası içindeki aile ortamında yetişmesi gerekliliği Çocuk Haklarına Dair Sözleşmede de belirtilmiştir. Anne-babaların bakmakla yükümlü oldukları başkaları üzerinde irade kullanırken, kendi kişisel özerkliklerinin sınırları içinde olduğu kadar özgür olmadıkları; yaşam ve sağlık söz konusu olduğunda o bireylerin bilimsel bilgiye dayalı yararını gözetmekle yükümlü oldukları genel kabul görür. Ancak ailenin üstün yararı belirlemesi ile ilgili bir çelişkinin söz konusu olması durumunda yine aynı sözleşmenin çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararının temel düşünce olması gerektiğini ifade ettiği de hatırlanmalıdır. Bu durumda çocuğun üstün yararı konusunda kamunun ve ailenin kararları çatıştığında, kamu çocuğun özerk bir kimlik kazanması için gerekli koşulları hazırlamakla yükümlüdür ve karar verici mekanizma kişi özgürlüklerini korumakla yükümlü hukuk sistemi olacaktır. Çocukla ilgili bağımsız, yetkin tüm organların devreye girmesi gereken bir mekanizmaya ihtiyaç vardır. Bu yükümlülük çocuğun kimlik kazanmasını engelleyecek tüm yapılara – aile, eğitim sistemi vb – karşı da korunmasını gerektirir. Bu nedenle iktidar tarafından acilen konu ile ilgili yasal düzenleme yapılarak bugün var olan hukuki boşluk doldurulmalıdır. Çocuğun sahipliği üzerinden ailenin istemleri doğrultusunda karar verilerek aşı yaptırılmaması, sağlık ile ilgili uygulamada ebeveynin dini ve kültürel tercihlerini esas almak, çocuktan ziyade ebeveynin isteklerini merkeze almak demektir. Ebeveynin ‘yarar’ını oluşturmak için çocuğun nesneleştirilmesine, araçsallaştırılmasına neden olan bu karar insan onuru ile çelişeceğinden söz konusu kararlar böylesi tutumlara bırakılmamalıdır. Bunun yerine kamu, uygun karar verme mekanizmalarıyla, çocuğun geleceğini ve içinde yaşadığı toplumla paylaşacağı ortak yararı dikkate alarak aşı uygulamaları ile çocuğun yararını korurken toplumsal zararı da engelleyebilir.
Ulusal ve Uluslararası Hukuk Açısından Aşılama Devletin Görevidir
Bu konuda ulusal ve uluslararası hukuk da etik ilke ve kurallarla paralellik göstermektedir. Anayasanın 5. maddesi uyarınca Devletin temel amaç ve görevleri arasında “kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak” sayılmaktadır. Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin 3. maddesi de tüm düzenleme ve uygulamalarda çocuğun üstün yararının esas alınması gerektiğini belirtmektedir. Sözleşmenin 19. maddesinde devlete aileden gelebilecek istismar ve ihmal eylemlerine karşı da koruma yükümlülüğü yüklenmektedir.
Bu çerçevede, devletin çocuğun üstün yararını gözeterek, aşılamayı gerçekleştirmek yönünde pozitif bir ödevi bulunmaktadır. Bu pozitif ödev Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle uyumlu bir şekilde yerine getirilmelidir. Bu nedenle, kişinin bedenine tıbbi bir müdahale niteliğini taşıyan aşılama işleminin hangi koşullarda, kimler tarafından yapılabileceğinin öngörülebilir bir şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. Bu yasal dayanağın yokluğu AYM’nin konuya ilişkin bir bireysel başvuruda müdahalenin Anayasa’yı ihlal ettiği sonucuna ulaşmasına neden olmuştur. AYM, aşılamayı değil aşılamanın yasal dayanağının olmamasını Anayasa’ya aykırı bulmuştur.
O halde, konunun evrensel bilimsel gereklilikler ışığında toplum sağlığı ve çocuğun üstün yararını dikkate alarak düzenlenmesi gerekliliği yasama organı açısından bir anayasal yükümlülüktür. Gerekli yasal düzenlemeyi takiben, gerekli önlemleri alarak etkili bir aşılamanın hayata geçirilmesini sağlamak da yürütme organının temel bir insan hakları ödevidir.
Sonuç
Aşı insanlığın müşterek bir değeridir. Diğer toplumsal müştereklerde olduğu gibi, aşıları da ticari grupların kısa vadeli çıkarlarından korumak için kamusal bir otorite gereklidir. Bu ortak değerin korunması için aşıya erişim, piyasa dinamiklerinden bağımsız ve sürekli olmalıdır. Patent koruması, aşının metalaşması, erişimin piyasa dinamiklerine bırakılması hatta DSÖ tarafından aşı karşıtlığının arz/talep ve kârlılık üzerinden ele alınması, neoliberal sağlık politikalarının yarattığı tahribatı işaret etmektedir. Aşı karşıtları sıklıkla ilaç ve aşı şirketlerinin toplumun sağlığını değil kendi kazançlarını öncelediklerini dile getirmektedirler; bu ifadeler aşılara karşı haklı bir kaygı uyandırabilmektedir. Ancak bu kaygılar, eldeki aşıların etkinlik ve güvenliliği karşısında, insanlığın sağlık alanındaki en etkin mücadele araçlarından birini kullanmayı bırakması için yeterli değildir.
Aşı karşıtlığı, bağışıklama için bir tehdittir. Toplum bağışıklığının sağlanamaması yeniden aşıyla korunabilen hastalık salgınlarına yol açacak ve toplumun en kırılgan kesimleri başta olmak üzere tüm toplum zarar görecektir. Bu nedenle aşı karşıtlığı, aşı reddi ve aşı konusunda tereddüt ciddiyetle ele alınmalıdır. Ancak aşı bağlamında yaşanan olumsuzluklar, sadece aşıya karşı yaşanan yalıtılmış, münferit olaylar değildir. Sağlık alanında piyasalaşma ve gericileşme el ele yürümektedir. Sağlığın piyasalaşması sağlık hizmetleri açısından en temel unsurlardan biri olan güven ilişkisini zedelemekte, teminat paketi uygulamaları hizmete erişimi kısıtlamaktadır. Geleneksel, alternatif, tamamlayıcı sağlık uygulamalarına (GATSU) yönelimin de bu zeminde giderek arttığı bilinmektedir. Bu alanda yeni bir pazar oluşturulmakta, GATSU hastaların sağlık hizmetlerinde yaşadığı olası olumsuzluklara çözüm yolu olarak sunulmaktadır. Aşı karşıtlığı da bu zeminde gelişmekte, güç bulmaktadır.
Günümüz sağlık politikalarının yarattığı piyasa dinamiklerinin sağlık hizmetinin temelini oluşturan güvenle olan olumsuz ilişkisi göz ardı edilmeden bilimsel algoritmalar ile oluşturulmuş temel aşılama programlarına sahip çıkılmalıdır. Temelde ise bunu sağlayacak olan kamusal, genel bütçeden finanse edilen, basamaklandırılmış, piyasadan kurtulmuş, nitelikli hizmet sunumu sağlayan sağlık politikaları yaşama geçirilmelidir.
Bağışıklama programlarının sağladığı temel halk sağlığı yararlarının korunması; nitelikli aşılama hizmetlerinin varlığına, aşıların yarar ve risklerinin anlaşılmış olmasına, karar süreçlerinin nesnel verilere dayandırılmasına, aşılama hizmetlerine erişimin teşvik edilmesine, çocukların, ergenlerin, erişkinlerin korunmasına yönelik sorumluluk alınmasına ve aşılamaya yönelik engellerin aşılmaya çalışılmasına bağlıdır. Bulaşıcı hastalıkların ciddi ve ölümcül komplikasyonlarının görülmemesinin temelinde başarılı aşılama hizmetleri yatmaktadır. Genel bağışıklama programları dışında olan ve piyasadan edinilerek uygulanan aşıların toplum bağışıklığı sağlanamadığı için kırılgan kesimlerdeki riski artırdığının farkındalığının sağlanması da önemlidir.
Aşılama hizmetleri kamusal bir sorumluluktur. Bu nedenle kamuoyunun bilimsel veriler ışığında aşıyla korunabilen hastalıklar konusunda aydınlatılması, aşı karşıtı tezlerin çürütüleceği eğitsel araçların geliştirilmesi ve risk altındaki kişilerin bağışıklama ile korunması konusunda yasal düzenlemelerin yapılması gereklidir. Devletin konu ile ilgili yasa çıkarmamasının pozitif ödev yükümlülüğüne aykırı davranış olarak suç kabul edilebileceği de unutulmamalıdır. Yetkililer bu konuda net ve tutarlı bir tutum izlemelidir. Aşı karşıtlığı yaparak toplumdaki bağışıklık orantılarının düşmesine, salgınların ortaya çıkmasına neden olanlar konusunda tutarlı bir kamusal sorumlulukla yasal yoldan mücadele edilmesi, bilimsel verilere dayanmayan, gerçeği yansıtmayan bilgilerin yaygınlaşmasının önlenmesi de çok önemli ve gereklidir.
Aşı uygulamasını yürüten hekimlere de büyük sorumluluk düşmektedir. Aşı uygulaması yapan hekimlerin, aşıları kaygı ve kuşkuyla karşılayan kişilere ve onların dini inançlarına saygılı bir biçimde yaklaşmaları önemlidir. Hekimler aşı konusundaki tereddüdün, buna yol açan etmenlerin, bu alanda sık kullanılan tartışmaların farkında olmalıdır. Aşı reddi ve aşı karşıtlığı ile mücadelede bilimsel verilere dayanan ve karşıdaki kişiyi anlamaya ve ikna etmeye çalışan, ötekileştirici, yargılayıcı olmayan bir yaklaşım izlemelidir.
Etik Kurul Görüşüne İlişkin Önemli Noktalar
Aşıların Önemi ve Etkisi: Aşılar, bulaşıcı hastalıkların önlenmesinde en etkili yöntemlerden biridir. Aşılar sayesinde çocuk ölümleri azalmış, birçok salgın hastalık kontrol altına alınmıştır. Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF verileri aşıların milyonlarca hayat kurtardığını göstermektedir.
Aşı Güvenliği ve Yanlış Algılar: Aşılar, yararlılık ve güvenlik açısından titizlikle incelenmektedir. Bilimsel verilere göre, aşıların otizm gibi yan etkiler yaratmadığı kanıtlanmıştır. Ancak, yanlış inanışlar ve aşı yan etkilerine dair kaygılar toplumda aşıya karşı güvensizlik yaratmaktadır.
Toplum Bağışıklığı ve Toplumsal Dayanışma: Aşı, yalnızca bireyi değil, toplumu koruyan bir araçtır. Toplumun büyük bir kısmı aşılandığında, salgınların yayılması engellenir ve aşılanamayan kırılgan gruplar korunur. Toplum bağışıklığı, bireysel özerklik ile toplumsal yarar arasındaki dengeyi sağlamaktadır.
Etik Tartışmalar – Bireysel Özerklik ve Toplum Yararı: Aşı reddi, bireysel özerklik ile toplumsal yarar arasındaki çatışmaları gündeme getirmektedir. Bireysel kararların, toplumsal sağlığı tehdit etmediği sürece saygı görmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Ancak toplum sağlığı açısından bulaşıcı hastalıkların kontrolü önemlidir.
Çocuk Hakları ve Aşılamanın Zorunluluğu: Çocukların aşılanması onların yaşama hakkını koruma aracı olarak görülmektedir. Çocuk hakları açısından bakıldığında, ebeveynlerin bilimsel bilgilere dayalı olarak çocuklarını koruma sorumluluğu vardır.
Dünya Savaş ve Silahlı Çatışma Çevre Sömürüsünü Önleme Günü
1835 – Cesare Lombroso Doğdu
İtalyan kriminoloji biliminin öncülerinden Cesare Lombroso dünyaya geldi. (Doğumu: 6 Kasım 1835, Verona – Ölümü: 9 Ekim 1909, Torino) İtalyan Pozitivist Kriminoloji Okulu’nun kurucusudur. Kriminolojinin babası olarak bilinir. Lombroso, Padua , Viyana ve Paris üniversitelerinde eğitim gördü. 1862’den 1876’ya kadar Pavia Üniversitesi’nde psikiyatri profesörlüğü yaptı. 1871’de Pesaro’daki akıl hastanesinin müdürü oldu ve 1876’da Torino Üniversitesi’nde adli tıp profesörü oldu. Lombroso, 1896’dan sonra psikiyatri ve 1906’dan itibaren de suç antropolojisi alanında çalıştı.
1841- Clément Armand Fallières Doğdu
Hukukçu ve 1906-1913 yılları arasında Fransa Cumhurbaşkanlığı yapan Clément Armand Fallières dünyaya geldi. (Doğumu: 6 Kasım 1841, Mézin – Ölümü: 22 Haziran 1931, Loupillon, Fransa)
1860 – Hukukçu Abraham Lincoln, ABD başkanı seçildi.
1913 – Hint lider Mahatma Gandhi tutuklandı.
1919 – Zyatkiv Anlaşması imzalandı.
Zyatkiv Anlaşması, Batı Ukrayna Halk Cumhuriyetine (BUHC) bağlı Galiçya Ordusu ile Güney Rusya Silahlı Kuvvetleri arasında imzalanan ateşkes ve askeri ittifak anlaşmadır.
1917 – Finlandiya, Rus İmparatorluğu’ndan bağımsızlığını ilan etti.
1922- TBMM Rüştünü İspatlıyor
Türkiye Büyük Millet meclisi tarafından kabul edilen kanunlar, İstanbul ve Trakya’da uygulanmaya başlandı.
1937 – İtalya, Almanya ile Japonya arasındaki anti-komünist pakta katıldı.
1975- ABD – Türkiye Davası
1.5 milyar liralık buğday ithali konusunda Amerika ile Türkiye mahkemelik oldu. Toprak Mahsulleri Ofisi’nin 500 bin ton buğday alımı için Amerika ile yaptığı anlaşmaya Maliye Bakanlığı “Bu yıl buğday ürünü yüksek rekoltede” gerekçesiyle karşı çıkarak ithal için gerekli parayı vermedi. Bu gelişme üzerine Amerika, “Satış sözleşmesinin haksız yere feshedildiği” gerekçesiyle Londra’da Türkiye aleyhine açtığı tazminat davasını kazandı. Amerika’ya ödenecek tazminat miktarı açıklanmadı.
1976- Şah Turna’dan Özel Af Talebi
Adana Kapalı Cezaevi Kadınlar Koğuşu’nda 4 yıllık hapis cezasını çekmekte olan görme engelli kadın ozan Şah Turna, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ten Anayasa’nın 97. maddesindeki “sürekli sakatlık” hükmünü uygulamasını talep etti.
Kanunun amacı; Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanları, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanları ve Başbakanlar ile Cumhuriyetin kuruluşuna hayat veren Ulu Önder Atatürk’ün en yakın silah arkadaşları olan İstiklal Harbi Komutanları (Kahramanları) için, Ankara’da bir “Devlet Mezarlığı” tesisi ve bunun idame ve muhafazası ile ilgili hususları düzenlemektir
1981 – Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) Kanunu yürürlüğe girdi. Yükseköğretim Kurulu (YÖK) kuruldu.
Emekli büyükelçi ve hukukçu Mahmut Dikerdem’e Salvador Allende madalyası verildi. Barış Derneği davasından tutuklu olan ve İstanbul Barosu Başkanı Orhan Adi Apaydın ile birlikte yargılanmakta olan Dikerdem madalyasını alamadı. Portekiz eski Cumhurbaşkanı K.Gomez, Mahmut Dikerdem’e verilmek üzere ”Dünya Barış Konseyi” adına Dikerdem’in oğluna Lizbon’da düzenlenen törenle madalyasını teslim etti.
1985 – Kolombiya’da Yüksek Mahkemeye Baskın
Kolombiya’da, Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri’ne bağlı solcu gerillalar Adalet Sarayını ele geçirdi.35 M-19 gerillası bir kamyonun içinde, adalet sarayının bodrum katından içeri sızdı. Kolombiya Yüksek Mahkemesi Kuşatması, Kolombiya’nın başkenti Bogotá’da, 6-7 Kasım 1985 tarihinde gerçekleşen bir olaydır. Kolombiya tarihinde önemli bir yer tutan bu olay, ülkenin siyasi ve güvenlik dinamiklerinde derin etkiler bırakmıştır. Olaylar esnasında 25 Yüksek Mahkeme Yargıcı öldürülmüştür.
1992- Sosyalist Türkiye Partisi Kuruldu
6 Kasım 1992 tarihinde kuruluşunu resmen tamamlayan partinin kurucuları; Ali Önder Öndeş, Kemal Okuyan ve Aydemir Güler’dir. 30 Kasım 1993 tarihinde Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatılmıştır. Sosyalist Türkiye Partisi, 30 Kasım 1993 tarihinde Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatılmış, kapatma kararının gerekçesi 9 Temmuz 1994 tarihli resmi gazetede yayınlanmıştır. Kapatma gerekçesi olarak; Sosyalist Türkiye Partisi programının, Anayasa ile Siyasî Partiler Yasası’na aykırı olması gösterilmiş ve partinin temelli kapatılarak tüm mallarının 2820 sayılı Yasa’nın 107. maddesi uyarınca Hazine’ye geçmesine karar verilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2003 yılında ihlal kararı vermiştir. Partinin kapatılmasından sonra, Sosyalist İktidar Partisi çatısı altında siyasi faaliyetler devam etmiş, 2001 yılından itibaren bu partinin ismi değiştirilerek Türkiye Komünist Partisi adını almıştır.
Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesi(Avrupa Uyrukluk Sözleşmesi-European Convention on Nationality), 6 Kasım 1997 tarihinde Strazburg’ta kabul edilmiştir. Sözleşmesi, Avrupa Konseyi’nin Vatandaşlık Hukuku hakkındaki ilke ve kurallarını belirlemiştir.
1998- Gazi Davası Duruşması
Trabzon’da görülen Gazi Davası’nda, 2 polisten birinin daha tahliyesiyle tutuklu tek sanık polis kaldı. Davayı izlemek için Trabzon’a giden aileler, ölen yakınlarının fotoğraflarının basılı olduğu tişörtlerle duruşmaya girmelerine izin verilmeyince dışarıda kaldı.
2002- Avrupa Sosyal Forumu, İtalya’nın Floransa kentinde başladı.
2002 – Yargıtay Kararı
Yargıtay 2.Hukuk Dairesi, adında ve tüzüğünde “Alevi-Bektaşi” kelimelerine yer verdiği gerekçesiyle 2000’de kurulan Alevi Bektaşi Kuruluşları Birliği Kültür Derneği hakkında mahkemece verilen kapatma kararını bozdu.
2003- Yargıtay 11. Ceza Dairesi, toplam 1243 kişinin yargılandığı Devrimci Sol ana davasını bozdu.
2004- Pinochet Dönemi Sorumluluk
Şili’de ordu, Augusto Pinochet’nin askeri diktatörlüğü döneminde yapılan insan hakları ihlallerinde sorumluluğu olduğunu ilk kez kabul etti. 1973’teki darbeden 1990’a kadar devam eden Pinochet diktatörlüğünde, muhalif 30 bin kişi öldürüldü, kayboldu ya da işkenceden geçti.
Çevre Hakkı Tutum Belgesi, İnsan Hakları Derneği tarafından hazırlanarak 6 Kasım 2008 tarihinde yayınlanmıştır.
2008 – Hüseyin Üzmez’e Çorum’dan Protesto
Çorum Kadın Platformu üyeleri, 14 yaşındaki B.Ç.’ye cinsel istismardan dolayı gözaltına alınan Vakit yazarı Hüseyin Üzmez’in İstanbul Adli Tıp’ın “mağdurenin fiziksel ve ruhsal sağlığının bozulmadığı” yönündeki raporu doğrultusunda tahliye edilmesini protesto etti.
2008 – Skylar Deleon’a İdam Cezası
ABD’de bir zamanların çocuk yıldızı Skylar Deleon cinayet suçlamasıyla yargılandığı mahkemede idama mahkûm oldu.
2012 – Yeniden Obama
Hukukçu Barack Obama, ABD Başkanlık seçimlerinde Demokrat Parti’nin adayı olarak ikinci kez zafer elde etti.
2016- Sebahat Tuncel Tutuklandı
Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, “silahlı terör örgütüne üye olmak” iddiasıyla tutuklandı.
2018 – Aşı Karşıtlığı Konusunda Etik Kurul Görüşü
Aşı Konusunda Yaşanan Tereddütler, Aşı Reddi ve Aşı Karşıtlığı Konusunda Etik Kurul Görüşü, Türk Tabipler Birliği Etik Kurulu tarafından 6 Kasım 2018 tarihinde kabul edilmiştir.
2024 – Çevre Kirliliğine Ceza
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne atık su kirliliğine neden olduğu ve Tire’de vahşi depolama yapıldığı gerekçesiyle 3 milyon 854 bin 237 TL ceza verdi.
2024 – ABD Temsilciler Meclisinde İlk Trans Birey
ABD’de resmi olmayan sonuçlara göre, Demokrat aday Sarah McBride, Temsilciler Meclisi’ne seçilen ilk açık kimlikli trans oldu.
2024- Emsal Karar
Pınarbaşı Sulh Ceza Hakimliği seçimde görevli avukata verilen hız cezasını iptal etti.
2024- Çember-24′ Operasyonları: 4 bin 244 suçlunun yakalandı
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, yurt genelinde son 1 haftada düzenlenen ‘Çember-24’ operasyonlarında haklarında yakalama kararı verilmiş 4 bin 244 suçlunun yakalandığını açıkladı. “0-5 yıldır aranmakta olan 4 bin 158 şüpheli şahıs, 5-10 yıldır aranmakta olan 31 şüpheli şahıs, 10 yıl ve üzeri aranmakta olan 55 şüpheli şahıs yakalandı. Bunların 689’u hırsızlıktan, 374’ü dolandırıcılıktan, 151’i yağmadan, 62’si kasten öldürmeden, 125’i cinsel suçlardan, 717’si narkotik suçlarından, 73’ü terör suçlarından, 474’ü kaçakçılık ve organize suçlardan, 216’sı siber suçlardan ve 1363’ü diğer suçlardan olmak üzere toplam 4 bin 244 şüpheli şahıs yakalandı.
2024 – Ortak Türk Alfabesi
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Aksakalların koordinasyonunda 2022 yılında başlatılan ortak dili geliştirmek amacıyla ortak alfabe oluşturulması çalışmasının, Eylül 2024’te tamamlandığını ve 34 harften oluşan ‘Ortak Türk Alfabesi’ projesine ilişkin açıklamada bulundu olarak Türkiye’nin hazır olduğunu söyledi.
Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesi(Avrupa Uyrukluk Sözleşmesi-European Convention on Nationality), 6 Kasım 1997 tarihinde Strazburg’ta kabul edilmiştir.
Sözleşmesi, Avrupa Konseyi’nin Vatandaşlık Hukuku hakkındaki ilke ve kurallarını belirlemiştir.
Sözleşme, 1 Mart 2000 tarihinde 3 ülke tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe girmiştir. Üye Devletlerin ve üyelik hazırlığında olan devletlerin imzasına açık tutulmuştur. Sözleşme, yeni bir vatandaşlık kazanmayı ve eski vatandaşlığa yeniden alınmayı, vatandaşlığın gerekçeli bir şekilde kaybedilmesini ve keyfi olarak iptal edilememesini sağlamak için düzenlenmiştir. Her devlet, vatandaşlık başvurularına uygulanan kuralları adil, tarafsız ve yargısal denetime açık olarak düzenlemek zorundadır.
Sözleşmeye göre, vatansız kalma tehdidi devletler tarafından ortadan kaldırılmalıdır. Sözleşme, Avrupa Konseyinin ve Avrupa Birliğinin vatandaşlık hukuku alanındaki düşüncelerini uluslararası bir anlaşma haline dönüştürmüştür. Vatansızlığın önlenmesi, cinsiyet, din, ırk, renk, ulusal veya etnik köken ve benzeri ayrımcılık yasağı, ilgili bölgelerde yerleşik olarak ikamet eden kişilerin haklarına saygı duyulması, sözleşmenin temel ilkeleridir.
Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlık Kanunu Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesini dikkate alarak hazırlanmış, kanun gerekçesinde sözleşmeye atıf yapılmıştır.
Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesi
Strazburg, 6.11.1997
Başlangıç
Avrupa Konseyi Üye Devletleri ve bu Sözleşmeye imzacı olan diğer Devletler,
Avrupa Konseyinin hedefinin, kendi üyeleri arasında daha büyük bir birliğe ulaşmak olduğunu düşünerek;
Vatandaşlık, çok vatandaşlık ve vatansızlıkla ilgili olan sayılı uluslararası belgeleri göz önünde tutarak;
Vatandaşlıkla ilgili sorunlarda, Devletlerin ve kişilerin meşru çıkarlarının her ikisinin de hesaba katılması gerektiğini kabul ederek;
İç hukuklarında kabul ettikleri kadarıyla, vatandaşlıkla ilgili hukuk ilkelerinin iyiye giden gelişimini ilerletmek arzusuyla ve mümkün olduğu kadarıyla, vatansızlık olaylarından kaçınmak arzusuyla;
Vatandaşlıkla ilgili sorunlarda ayrımcılıktan kaçınmak arzusuyla;
İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşmenin 8. maddesinde kapsandığı kadarıyla aile yaşamına saygı hakkının bilincinde olarak;
Çok vatandaşlık sorununa yönelik çeşitli Devlet yaklaşımlarını dikkate alarak ve her bir Devletin, kendi vatandaşının bir diğer vatandaşlığı kazanması veya sahiplenmesi olgusuna iç hukukunda hangi sonucun bağlanacağına karar vermede özgür olmasını tanıyarak;
Çok vatandaşlığın, özellikle de çok vatandaşlık sahibi kişilerin hak ve ödevlerinin sonuçlarına uygun çözümler bulmanın arzulanabilirliği üzerinde anlaşarak;
Birden fazla Taraf Devlet vatandaşlığa sahip olan kişilerden, bu Tarafların yalnızca birine bağlı olarak askeri yükümlülüklerini tamamlamalarını istemenin, arzu edilen gereklilik olduğunu düşünerek;
Vatandaşlık sorunlarından sorumlu ulusal makamlar arasındaki uluslararası işbirliğinin ilerletilmesi ihtiyacını düşünerek;
Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:
I. Bölüm – Genel hükümler
1. Madde – Sözleşmenin amacı
Bu sözleşme taraf devletlerin uyacakları, birden çok vatandaşlık sahibi kişilerin askeri yükümlülükleri ile ilgili kuralları ve gerçek kişilerin vatandaşlıkları ile ilgili kural ve ilkeleri düzenler.
2. Madde – Tanımlar
Bu Sözleşmenin amaçlarıyla ilgili olarak:
a. “Vatandaşlık” kişinin etnik kökenini ifade etmeyen kişi ile Devlet arasındaki yasal bir bağ anlamına gelir;
b. “Çok vatandaşlık” aynı kişinin aynı zamanda iki veya daha fazla vatandaşlığa sahip olması anlamına gelir;
c. “Çocuk” 18 yaşın altındaki herhangi bir kişi anlamına gelir, meğer ki çocuklara uygulanan hukuk uyarınca daha erken reşit olunsun;
d. “İç hukuk” bağlayıcı uluslararası belgelerden çıkan kuralların yanı sıra, anayasayı, kanunu, yönetmelikleri, kararnameleri, içtihatları, örf kurallarını ve uygulamalarını içeren ulusal hukuk sisteminin bütün hükümleri, anlamına gelir.
II. Bölüm – Vatandaşlığa ilişkin genel ilkeler
3. Madde – Devletin yetkileri
1. Her bir Devlet, kendi hukuku altında kimin vatandaşı olduğunu belirler.
2. Bu hukuk, vatandaşlık hakkındaki uygulanabilir olan uluslararası sözleşmelere, uluslararası örfe ve hukukun tanınmış genel ilkelerine uygun olduğu sürece, diğer Devletler tarafından kabul edilir.
4. Madde – İlkeler
Her bir Taraf Devletin vatandaşlığına dair kuralları aşağıdaki ilkeleri temel alır.
a. Herkes vatandaşlık hakkına sahiptir;
b. Vatansızlıktan kaçınılmalıdır;
c. Hiç kimse keyfî olarak vatandaşlığından mahrum edilemez;
d. Bir Taraf Devlet vatandaşı ile yabancı arasında ne evlilik, ne evliliğin sona ermesi, ne de evlilik sırasında eşlerden birisinin vatandaşlığını değiştirmesi, kendiliğinden diğer eşin vatandaşlığına etki eder.
5. Madde – Ayrımcılık Yasağı
1. Taraf Devletin vatandaşlığa dair kuralları fark gözeten ibarelere yer veremez veya cinsiyet, inanç, ırk, renk ya da ulusal veya etnik köken temelinde ayrımcılığa varan herhangi bir uygulamayı içeremez.
2. Vatandaşlığını doğumla veya sonradan kazanmış olan vatandaşları arasındaki ayrımcılığı yasaklayan ilke, Taraf Devletlerin her birini yönlendirir.
III. Bölüm – Vatandaşlığa ilişkin kurallar
6. Madde – Vatandaşlığın kazanımı
1. Her Taraf Devlet kendi iç hukukunda kendi vatandaşlığının, aşağıdaki kişiler tarafından kanunen (ex lege) kazanılmasını sağlar:
a. Yurtdışında doğan çocuklar bakımından Taraf Devletin iç hukukunca sağlanan herhangi bir istisnaya tabi olmakla birlikte, doğumları sırasında ebeveynlerinden birisinin bu Taraf Devletin vatandaşlığına sahip olduğu çocuklar. Tanıma, mahkeme kararı veya benzer bir usulle kurulan çocukların soybağı ile ilgili olarak, her Taraf Devlet, kendi iç hukuku tarafından belirlenen usulü izleyerek çocukların kendi vatandaşlığını kazanmalarını sağlar.
b. Aksi halde vatansız kalacak olan, Taraf Devlet topraklarında bulunmuş çocuklar.
2. Her Taraf Devlet kendi iç hukukunda kendi vatandaşlığının, kendi topraklarında doğan ve doğum sırasında başka bir vatandaşlığı kazanmamış olan çocuklar tarafından kazanılmasını sağlar. Bu tür bir vatandaşlık aşağıdaki şekilde tanınır:
a. doğum anında kanunen (ex lege); veya
b. sonradan, Taraf Devletin iç hukukunda belirtildiği biçimde, uygun makama yapılan vatansız kalan çocuğun veya onun adına başka bir ilgilinin başvurusu üzerine vatansız kalan çocuğa tanınır. Bu tür bir başvuru, başvurunun yapılmasından hemen önceki beş yılı aşmayan bir dönem için Taraf Devlet topraklarında hukuken ve mutaden ikamet şartına tabi kılınabilir.
3. Her Taraf Devlet kendi iç hukukunda kendi topraklarında hukuken ve mutaden ikamet eden kişilerin vatandaşlığa alınmasını sağlar. Vatandaşlığa alma koşullarını belirlerken, başvuru yapılmadan önceki ikamet şartı on yılı aşamaz.
4. Her Taraf Devlet kendi iç hukukunda aşağıdaki kişiler için kendi vatandaşlığının kazanımını kolaylaştırır:
a. kendi vatandaşlarının eşleri;
b. 6. maddenin 1. paragrafının 1. bendi dışında kalan, kendi vatandaşlarının çocukları;
c. kendi vatandaşlığını kazanan veya kazanmış olan kişinin çocukları;
d. kendi vatandaşı tarafından evlat edinilen çocuklar;
e. kendi topraklarında doğan ya da orada hukuken ve mutaden ikamet eden kişiler;
f. kendi topraklarında 18 yaş öncesinden beri ilgili Taraf Devletin belirlediği bir dönem boyunca hukuken ve mutaden ikamet eden kişiler;
g. kendi topraklarında hukuken ve mutaden ikamet eden mülteci tanımlı kişiler ve vatansızlar.
7. Madde – Kanunen (ex lege) ya da Taraf Devletin kararıyla vatandaşlığın kaybı
1. Taraf Devlet kendi iç hukukunda aşağıdaki istisnaî haller dışında kanunen ya da Taraf Devletin kararıyla vatandaşlığın kaybı hakkında hükümler koyamaz:
a. Başka bir vatandaşlığın gönüllü olarak kazanılması;
b. Başvurana yüklenebilecek herhangi bir ilgili olgu hakkında bilgi gizleme, yanlış bilgi verme veya hileli davranış yoluyla Taraf Devletin vatandaşlığını kazanmak;
c. Yabancı bir silahlı kuvvetlerinde gönüllü hizmette bulunmak;
d. Taraf Devletin önemli menfaatlerine ciddi surette zarar veren fiillerde bulunmak;
e. Taraf Devlet ile yurt dışında hukuken ikamet etmekte olan vatandaş arasındaki gerçek bağ eksikliği;
f. çocuğun küçüklüğü sırasında kabul edilen, Taraf Devletin vatandaşlığının kanunen (ex lege) kazanımına yol açan iç hukuk tarafından düzenlenen ön koşulların tamamlanamayacak olması;
g. Çocuğun, kendisini evlat edinen ebeveynlerin birinin veya ikisinin de yabancı vatandaşlığını kazanması veya buna sahip olması durumunda, çocuğun evlat edinmesi.
2. 1. paragrafın c ve d bentlerince kapsanan olaylar dışında, Taraf Devlet, vatandaşlığı kaybeden ebeveynlere sahip çocuğun vatandaşlığının kaybını düzenleyebilir. Ancak ebeveynlerinden birisi bu vatandaşlığa sahipse çocuk bu vatandaşlığı kaybetmez.
3. Eğer ilgili kişi bu maddenin 1. ve 2. paragraf hükümleri nedeniyle vatansız kalacaksa Taraf Devlet bu hükümler altındaki vatandaşlığın kaybını sağlayamaz; bu maddenin 1. paragrafının b. bendinde anılan olaylar istisnadır.
8. Madde – Kişinin kararıyla vatandaşlığın kaybı
1. Her Taraf Devlet, ilgili kişinin bu yüzden vatansız kalmaması kaydıyla, vatandaşlıktan çıkmasına izin verir.
2. Ancak, Taraf Devlet kendi iç hukukunda, çıkmanın yalnızca yurt dışında mutaden ikamet eden vatandaşlara etki edeceğini düzenleyebilir.
9. Madde – Yeniden vatandaşlığa alınma
Her Taraf Devlet, hukuken ve mutaden kendi topraklarında ikamet eden eski vatandaşlarının yeniden vatandaşlığa alınmalarına getirilen kendi iç hukukundaki koşullar altında ve vatandaşlığa yeniden alınma olaylarında kolaylık sağlar.
IV. Bölüm – Vatandaşlığa ilişkin usul
10. Madde – Başvuruların işleme konması
Her Taraf Devlet, kendi vatandaşlığının kazanımına, elde tutumuna, kaybına, yeniden alımına ya da onayına ilişkin başvuruların makul bir zamanda işleme konulmasını temin eder.
11. Madde – Kararlar
Her Taraf Devlet, kendi vatandaşlığının kazanımına, elde tutumuna, kaybına, yeniden alımına ya da onayına ilişkin kararların yazılı gerekçeler içermesini temin eder.
12. Madde – Kararların yeniden gözden geçirilmesi hakkı
Her Taraf Devlet, kendi vatandaşlığının kazanımına, elde tutumuna, kaybına, yeniden alımına ya da onayına ilişkin kararların kendi iç hukukuna uygun biçimde idari ve yargısal gözden geçirmeye açık olmasını temin eder.
13. Madde – Harçlar
1. Her Taraf Devlet, kendi vatandaşlığının kazanımına, elde tutumuna, kaybına, yeniden alımına ya da onayına yönelik harçların makul olmasını temin eder.
2. Her Taraf Devlet, idarî ve yargısal gözden geçirme harçlarının başvurana engel teşkil etmemesini temin eder.
V. Bölüm – Çok vatandaşlık
14. Madde – Çok vatandaşlık olayları
1. Taraf Devlet şunlara izin verir:
a. Çocukların kendiliğinden doğum anında farklı vatandaşlıklar kazanarak bu vatandaşlıkları elinde bulundurmalarına;
b. Kendi vatandaşlarının diğer bir vatandaşlığı evlilik yolu ile kendiliğinden kazandığı durumlarda bu diğer vatandaşlığa sahip olmalarına.
2. 1. paragrafta anılan vatandaşlığın elde bulundurulması, bu Sözleşmenin 7. maddesindeki ilgili hükümlere tabidir.
15. Madde – Olası diğer çok vatandaşlık olayları
Bu Sözleşmenin hükümleri, aşağıdaki hususları iç hukuklarında belirlemek için Taraf Devletin haklarını sınırlandırmaz:
a. Diğer bir Devletin vatandaşlığına sahip ya da bunu kazanmış olan kendi vatandaşının Taraf Devletin vatandaşlığını elinde bulundurmasını veya kaybetmesini;
b. Kendi vatandaşlığının kazanımının veya elde tutumunun diğer vatandaşlığın kaybına veya diğer vatandaşlıktan çıkmaya tabi olmasını.
16. Madde – Önceki vatandaşlığın muhafazası
Taraf Devlet, çıkmanın ya da kaybın mümkün olmadığı veya makul olarak istenemeyeceği durumlarda, kendi vatandaşlığının kazanımı veya elde tutumu için diğer bir vatandaşlıktan çıkma veya bu diğer vatandaşlığın kaybı şartını koyamaz.
17. Madde – Çok vatandaşlığa ilişkin hak ve ödevler
1. Taraf Devletin başka bir vatandaşlığa da sahip olan vatandaşı, ikamet ettiği bu Taraf Devlet topraklarında, bu Taraf Devletin diğer vatandaşları ile aynı hak ve ödevlere sahiptir.
2. Bu bölümdeki hükümler aşağıdakilere etki etmez:
a. Eşzamanlı olarak başka bir vatandaşlığa sahip olan Taraf Devlet vatandaşı lehine Taraf Devletçe sağlanan diplomatik ve konsüler korumayla ilgili uluslararası hukuk kurallarına;
b. Her bir Taraf Devletin çok vatandaşlık olaylarındaki uluslararası özel hukuk kurallarının uygulanışına
VI. Bölüm – Devlet halefiyeti ve vatandaşlık
18. Madde – İlkeler
1. Devlet halefiyeti olaylarındaki vatandaşlık sorunlarında ilgili her Taraf Devlet, hukukun üstünlüğü ilkesine, insan haklarıyla ilgili olan kurallara ve bu Sözleşmenin 4. ve 5. maddeleri ile bu maddenin 2. paragrafı içerisinde kapsanan ilkelere – özellikle de vatansızlıktan kaçınma amacıyla – saygı gösterir.
2. Devlet halefiyeti olaylarında vatandaşlığın tanıma ve elde tutma hakkında karar verirken, ilgili Taraf Devlet özellikle şu hususları hesaba katar:
a. İlgili kişinin Devletle arasındaki gerçek ve etkili bağı;
b. İlgili kişinin Devlet halefiyeti esnasındaki mutad ikameti;
c. İlgili kişinin iradesini;
d. İlgili kişinin ülkesel kökenini.
3. Vatandaşlık kazanımının yabancı bir vatandaşlığın kaybına tabi olduğu durumlarda, bu Sözleşmenin 16. maddesinin hükümleri uygulanır.
19. Madde – Uluslararası anlaşma yoluyla dostane çözüm
Devlet halefiyeti olaylarında, ilgili Taraf Devletler, kendi aralarında, ve gerekirse ilgili diğer Devletlerle olan bağlantıları yolu ile, vatandaşlığa ilişkin sorunları düzenlemek için gayret sarf ederler. Bu tür anlaşmalarda, bu bölümde kapsanan veya bu bölüme gönderme yapılan ilke ve kurallara saygı gösterilir.
20. Madde – Vatandaş olmayanlarla ilgili ilkeler
1. Her Taraf Devlet aşağıdaki ilkelere saygı gösterir:
a. Üzerindeki egemenliğin Halef devlete geçtiği topraklarda mutaden ikamet eden ve Halef Devlet vatandaşlığını kazanamamış olan Selef Devlet vatandaşı bu Devlette kalmaya devam eder;
b. a. bendinde sayılan kişiler sosyal ve ekonomik haklar bakımından Halef Devlet vatandaşları ile aynı muameleyi görür. 2. Her Taraf Devlet egemenlik gücünün kullanımının dahil olduğu kamu hizmetinde çalışmaktan 1. paragraf altında sayılan kişileri mahrum bırakabilir.
VII. Bölüm – Çok vatandaşlık olaylarındaki askeri yükümlülükler 21. Madde – Askeri yükümlülüklerin tamamlanması
1. İki veya daha fazla Taraf Devletin vatandaşlığına sahip kişilerden bu taraf Devletlerin yalnızca birisine bağlı olarak kendi askeri yükümlülüklerini tamamlaması istenir.
2. 1. paragrafın uygulama biçimi, Taraf Devletler arasındaki özel anlaşmalar ile belirlenebilir.
3. Özel bir anlaşmanın aksine koşullar öngördüğü veya öngörebileceği durumlar dışında, aşağıdaki hükümler iki veya daha Taraf Devletin vatandaşlığına sahip kişiler için uygulanır:
a. Bu kişilerden herhangi biri, muteden ikamet ettiği toprakların sahibi olan Taraf Devlete bağlı olarak askeri yükümlülüklere tabidir.
Bununla birlikte, bu kişiler vatandaşı olduğu bir diğer Taraf Devlete bağlı biçimde gönüllü olarak askeri yükümlülüklere itaat etmek amacıyla, önceki Taraf Devletçe istenen etkin askeri hizmetin toplam ve etkili dönemine en azından eşit olan bir dönem için 19 yaşına kadar seçim yapmakta özgürdür;
b. Vatandaşı olmadıkları Taraf Devlet topraklarında veya Taraf olmayan bir Devletin topraklarında mutaden ikamet eden kişiler, vatandaşı oldukları Taraf Devletlerden herhangi birisinin topraklarında askeri hizmetlerini icra etmek için seçim yapabilirler;
c. a. ve b. bentlerinde yer alan kurallara uygun biçimde bir Taraf Devlete bağlı olarak, bu Taraf Devletin hukukunda öngörüldüğü biçimde, askeri yükümlülüklerini tamamlayacak olan kişiler, diğer Taraf Devletlerden herhangi birine veya vatandaşı oldukları Taraf Devletlere bağlı olarak askerlik yükümlülüklerini tamamlamış sayılırlar;
d. Vatandaşı oldukları Taraf Devletlerin arasında bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinin öncesinde bu Taraf Devletlerden birisine bağlı olarak kendi asker, yükümlülüklerini, bu Taraf devlet hukukuna uygun biçimde tamamlamış olan kişiler, diğer Taraf Devletlerden herhangi birine veya vatandaşı oldukları Taraf Devletlere bağlı olarak aynı yükümlülüklerini tamamlamış sayılırlar;
e. a. bendine uygun olarak, vatandaşı oldukları Taraf Devletlerin birisine bağlı biçimde etkin askerlik yükümlülüğünü icra etmiş olan ve sonradan mutad ikametlerini vatandaşı oldukları diğer bir Taraf Devlet topraklarına nakleden kişiler, yalnızca ikinci Taraf Devlete bağlı biçimde kalan askerlik yükümlülüklerinden sorumlu olurlar;
f. Bu maddenin uygulaması, herhangi bir bakımdan, ilgili kişilerin vatandaşlıklarına halel getirmez;
g. Herhangi bir Devletçe ilan edilen seferberlik durumunda, bu madde hükmü altında doğan yükümlülükler, bu Taraf Devlet için bağlayıcı olmaz.
22. Madde – Askerî yükümlülüklerden muafiyet veya seçimlik sivil hizmetler
Özel bir anlaşmanın aksine koşullar öngördüğü veya öngörebileceği durumlar dışında, aşağıdaki hükümler iki veya daha Taraf Devletin vatandaşlığına sahip kişiler için uygulanır:
a. Bu Sözleşmenin 21. maddesinin 3. paragrafındaki c. bendi, askerî yükümlülüklerden muaf tutulan veya onun yerine seçimlik olarak sivil hizmetleri tamamlayan kişilere uygulanır;
b. Zorunlu askerî hizmet aramayan Taraf Devletin vatandaşı olan kişiler, bu Taraf Devlet topraklarında mutaden ikamet ettikleri zaman, askerî yükümlülüklerini yerine getirmiş olarak farz edilirler. Bununla birlikte sözü edilen mutad ikamet, ilgili Taraf Devletlerin her birinin onay, kabul veya katılım belgelerini tevdi ettikleri zaman ya da imza anında bildirecekleri belirli bir yaşa kadar sürdürülmedikçe askeri hizmetin arandığı durumlarda, vatandaşı oldukları Taraf Devletlere veya Taraf Devlete bağlı olarak, bu kişiler askerî yükümlülüklerini yerine getirmemiş sayılırlar;
c. Zorunlu askerî hizmet aramayan Taraf Devletin vatandaşı olan kişiler ayrıca, mutaden ikamet edip etmediklerine bakılmaksızın, vatandaşı oldukları Taraf Devletin veya Taraf Devletlerin etkin askerî hizmeti dönemine en azından eşit olan toplam ve etkili dönem için zorunlu askerî hizmet aramayan Taraf Devletin silahlı kuvvetlerine gönüllü olarak yazıldıkları zaman, askerî yükümlülüklerini yerine getirmiş olarak farz edilirler.
VIII. Bölüm – Taraf Devletler arasındaki işbirliği
23. Madde – Taraf Devletler arasındaki işbirliği
1. Taraf Devletlerin arasındaki işbirliğini kolaylaştırmak amacıyla, Taraf Devletlerin yetkili makamları:
a. Vatansızlık ve çok vatandaşlık örneklerini ve Sözleşmenin uygulanmasındaki gelişmeleri içeren vatandaşlık alanındaki kendi iç hukukları hakkında, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne bilgi sağlarlar;
b. Vatandaşlık alanındaki kendi iç hukukları ve Sözleşmenin uygulanmasındaki gelişmeleri hakkında talep üzerine diğerlerine bilgi sağlarlar.
2. Taraf Devletler, ilgili tüm sorunlarla uğraşmak ve ilişkili sorunlarla ve vatandaşlıkla ilgili hukuk ilkelerinin iyiye giden gelişimini ilerletmek amacıyla, kendi aralarında ve Avrupa Konseyi’nin uygun hükümetlerarası organının yapısı içerisindeki Avrupa Konseyi’nin diğer üye Devletleri ile işbirliği yaparlar
24. Madde – Bilgi takası
Veri koruması ile ilgili uygulanan hukuka tabi olarak, her Taraf Devlet, aynı bildirgeyi yayımlayan diğer Taraf Devletlerin herhangi birini diğer Taraf Devlet vatandaşları tarafından gönüllü vatandaşlık kazanımı hakkında bilgilendireceğini herhangi bir anda bildirebilir. Bu tür bir bildirge, altında Taraf Devletin bu bilgiyi vereceği koşulları içerebilir. Bu bildirge herhangi bir anda geri alınabilir.
IX. Bölüm – Sözleşmenin uygulanışı
25. Madde – Bu Sözleşmenin uygulanışı ile ilgili bildirgeler
1. Her Taraf Devlet, VII. Bölümün, Sözleşme uygulamasının dışında tutulacağını, imza anında ya da onay, kabul, uygun bulma veya katılım belgelerinin tevdii anında bildirebilir.
2. VII. Bölüm hükümleri, hangi Taraf Devletler için yürürlükte ise, bu Taraf Devletlerin arasındaki ilişkiler için uygulanabilir.
3. Her Taraf Devlet, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne, imza anında ya da onay, kabul, uygun bulma veya katılım belgesinin tevdii anında Sözleşme uygulamasının dışında tutulan VII. Bölüm hükümlerinin uygulanacağını, daha sonradan bildirebilir. Bu bildirim, tebliğ tarihinden itibaren etkili olacaktır.
26. Madde – Bu Sözleşmenin etkileri
1. Bu Sözleşmenin hükümleri, vatansızlığa dair daha lehe olan hakların kişilere uyarlandığı veya uyarlanabileceği, yürürlükte olan ve yürürlüğe girebilecek, iç hukukun ve bağlayıcı uluslararası belgelerin hükümlerine halel getirmez.
2. Bu Sözleşme, aşağıdaki belgeler ile bağlanan Taraf Devletler arasındaki ilişkilerde bu belgelerin uygulamasına halel getirmez:
a. 1963 Çok Vatandaşlık Olaylarının Azaltılması ve Çok Vatandaşlık Olaylarındaki Askerî Yükümlülükler Hakkında Sözleşme’nin ve Protokollerinin;
b. Bu Sözleşme ile uyuştuğu ölçüde, diğer bağlayıcı uluslararası belgelerin.
X. Bölüm – Son hükümler
27. Madde – İmza ve yürürlüğe giriş
1. Bu Sözleşme, Avrupa Konseyi üye Devletlerinin ve bu titiz çalışmaya katılmış olup da üye olmayan Devletlerin imzalarına açıktır.
Bu Devletler bağlanmaya dair kendi rızalarını aşağıdaki şekillerle ifade edebilirler:
a. Onay, kabul, uygun bulma bakımından çekincesiz olarak imzalamak; veya
b. Onay, kabul, uygun bulma şartıyla imzalamak
Onay, kabul veya uygun bulma belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’nde saklanır.
2. Sözleşme, Avrupa Konseyi’nin üç üye Devletinin bir önceki paragrafın hükümleri doğrultusunda Sözleşmeyle bağlı olma rızasını ifade ettiği tarihten sonraki üç aylık dönemin bitimi izleyen ayın ilk günü, Sözleşmeyle bağlı olma rızasını ifade etmiş olan tüm Devletler için, yürürlüğe girer.
3. Sözleşmeyle bağlı olma rızasını sonradan ifade eden herhangi bir Devlet bakımından Bu Sözleşme, imza tarihinden ya da onay, kabul veya uygun bulma belgesinin tevdii tarihinden sonraki üç aylık dönemin bitimini izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
28. Madde – Katılım
1. Bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi bu titiz çalışmaya katılmamış olup Avrupa Konseyi’ne üye olmayan herhangi bir Devleti bu sözleşmeye katılmaya davet edebilir.
2. Herhangi bir katılımcı Devlet bakımından, katılım belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne tevdii tarihinden sonraki üç aylık dönemin bitimini izleyen ayın ilk günü bu Sözleşme yürürlüğe girer.
29. Madde – Çekinceler
1. Bu Sözleşmenin I., II. ve VI. Bölümlerinde kapsanan herhangi bir hükme çekince konamaz. Herhangi bir Devlet, imza anında ya da onay, kabul, uygun bulma veya katılım belgelerinin tevdii anında, bu Sözleşmenin amacı ve hedefine uygun oldukları ölçüde, Sözleşmenin diğer hükümlerine bir ya da daha fazla çekince koyabilir.
2. Bir ya da daha fazla çekince koyan herhangi bir Devlet, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne iç hukukun ilgili içeriğini ya da herhangi bir ilgili bilgiyi bildirir.
3. 1. paragraf doğrultusunda bir ya da daha fazla çekince koyan Devlet, koşullar kesinleşir kesinleşmez, bunları kısmen ya da tamamen geri çekmeyi göz önünde tutar. Bu geri alım, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne gönderilen bildirim yolu ile gerçekleştirilir ve tebliğ tarihinden itibaren etkili olur.
4. Bu Sözleşmenin uygulamasını, 30. maddenin 2. paragrafında belirtildiği gibi bildirgede anılan bir bölgeye doğru genişleten herhangi bir Devlet, önceki paragraflar doğrultusunda ilgili bölge bakımından bir ya da daha fazla çekince koyabilir.
5. Sözleşmenin VII. Bölümü hükümlerin herhangi biri bakımından çekince koyan bir Taraf Devlet, bu hükümleri kabul ettiği ölçüde koruyan diğer bir Devlet tarafından sözü edilen hükümlerin uygulanmasını talep edemez.
30. Madde – Bölgesel uygulama
1. Herhangi bir Devlet, bu Sözleşmenin uygulanacağı bölge ya da bölgeleri, imza anında ya da onay, kabul, uygun bulma veya katılım belgelerinin tevdii anında, belirtebilir.
2. Herhangi bir Devlet Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne gönderilen bildirge ile, Sözleşmenin uygulamasını, uluslararası ilişkilerde sorumlusu olduğu veya bu bölgeler adına yükümlülük üstlenmeye yetkili olduğu ve bildirgede belirtilmiş olan diğer bir bölgeye, daha sonraki bir zamanda genişletebilir. Bu bölge bakımından, Sözleşme bu bildirgenin Genel Sekreterlik’e tebliğ edildiği tarihten sonraki üç aylık dönemin bitimini izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
3. Önceki iki paragraf uyarınca yayımlanan herhangi bir bildirge, bu bildirgede belirtilen bir bölge bakımından Genel Sekreterlik’e gönderilen bir bildirim ile geri alınabilir. Geri alım, bildirimin Genel Sekreterlik’e tebliğ edildiği tarihten sonraki üç aylık dönemin bitimini izleyen ayın ilk günü etkili olur.
31. Madde – Çıkma
1. Herhangi bir Devlet, herhangi bir zamanda Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne gönderilen bildirim vasıtasıyla bu Sözleşmeden tamamen ya da yalnızca VII. Bölümden çıkabilir.
2. Bu çıkma, bildirimin Genel Sekreterlik’e tebliğ tarihinden sonraki üç aylık dönemin bitimini izleyen ayın ilk günü etkili olur.
32. Madde – Bildirimler
Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği, Sözleşmeye katılmış olan Avrupa Konseyi üye Devletlerine, herhangi bir İmzacıya, herhangi bir Tarafa veya diğer bir Devlete şunları bildirir:
a. Herhangi bir imzayı;
b. Onay, kabul, uygun bulma ya da katılma belgelerin tevdi edilmesini;
c. Bu Sözleşmenin 27. ya da 28. maddesi doğrultusunda bu Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihlerini;
d. Bu Sözleşmenin 29. maddesi uyarınca gerçekleştirilen herhangi bir çekinceyi ya da çekincenin geri alımını;
e. Bu Sözleşmenin 23., 24., 25., 27., 28., 29., 30. ve 31. maddelerinin hükümleri uyarınca yapılan bildirimi ya da bildirgeyi;
f. Bu Sözleşmeye bağlı herhangi bir diğer eylemi, bildirimi ya da iletişimi.
Aşağıda imzası bulunanlar, usulüne uygun biçimde yetkilendirilmiş olarak, bu Sözleşmeyi imzalamışlardır. 6 Kasım 2001 tarihinde Strazburg’ta, eşit ölçüde geçerli olmak üzere İngilizce ve Fransızca olarak yazılan bu metinler, tek bir nüsha halinde Avrupa Konseyi arşivinde saklanır. Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği, her Avrupa Konseyi Ülkesine, bu Sözleşmenin titiz çalışmasına katılmış olup da üye olmayan her bir Devlete ve bu Sözleşmeye katılması için davet edilen herhangi bir Devlete onaylı bir örnek iletilir.
İttihat ve Terakki Fırkası kendi kendisini feshetti.
1922
“Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 308 nolu “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, hukuku hâkimiyet ve hükümraninin mümessili hakikisi olduğuna dair” kararın ardından 5 Kasım’da Ankara hükumetinin İstanbul’daki temsilcisi Refet Paşa (Bele); tüm bakanlık müsteşarlarını Divanyolu’ndaki Şark Mahfilinde toplayarak her türlü faaliyete son vermelerini tebliğ etti.
1925
İtalya’da Benito Mussolini bütün sol partileri kapattı.
1925
Ankara Adliye Hukuk Mektebi, Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’un girişimiyle kuruldu ve 5 Kasım 1925 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk tarafından açıldı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinin temellerini atıldı. Atatürk, Hukuk Mektebinin kurulmasını, Hukuk Devriminin başlangıcı olarak görmüş; Ankara Adliye Hukuk Mektebi, Cumhuriyetin ilk yüksek öğretim kurumu olmuş, eğitimin başlamasıyla “profesör“ unvanı Türk yüksek öğretim tarihinde ilk defa kullanılmıştır.
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
1930
İtalyan hukukçu ve siyasetçi, Luigi Facta yaşamını yitirdi. (Doğumu: 16 Kasım 1861) Turin Üniversitesinde hukuk okudu. Koalisyon kabinesinde adalet ve içişleri bakanlıklarının müsteşarlığını yaptı. 1910’dan 1914’e ve 1920’den 1921’e kadar İtalya Maliye Bakanı olarak görev yaptı. 1922’de Başbakan olarak atandı. Genel nüfus Facta’nın Mussolini’yi ve Faşizmin yükselişini durdurmada aktif bir rol üstlenemeyecek kadar zayıf ve Kral’a sadık olduğuna inanıyordu.
1930
İtalyan hukukçu ve siyasetçi, Luigi Facta yaşamını yitirdi. (Doğumu: 16 Kasım 1861) Turin Üniversitesinde hukuk okudu. Adalet ve içişleri bakanlıklarında müsteşarlık yaptı. 1910’dan 1914’e ve 1920’den 1921’e kadar İtalya Maliye Bakanlığını yürüttü. 1922’de Başbakan olarak atandı.
Paris toplantısı yapıldı. Avrupa Konseyi üyesi devletlerin kendi aralarında kültür anlaşmaları akdetmelerine ilişkin tavsiye kararı alındı.
1957
Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Hikmet Kıvılcımlı dini siyasete alet ederek komünizm propagandası yapma suçundan tutuklandı.
1986
Askeri Yargıtay, Türkiye İşçi Köylü Partisi (TİKP) yöneticileri hakkındaki 5 ile 8 yıl arasındaki hapis cezalarını onayladı.
1988
Ankara’daki Devrimci Yol Davası’ında ‘Politik tutuklulara özgürlük, Genel Af ve Dev-Yol’ pankartları açarak slogan attıkları için gözaltına alınan 22’si Yunanistan 6’sı Federal Almanya yurttaşı 28 kişiden 24’ü sınırdışı edildi.
1992
Avrupa Bölgesel ve Azınlık Dilleri Şartı, 5 Kasım 1992 tarihinde Strazburg’da imzaya açıldı ve şartın beş ülkede uygulamaya konulması ile 1 Mart 1998’de yürürlüğe girdi. Bugüne dek 24 ülke tarafından imzalanan Şart 11 ülkede uygulanmaktadır. Türkiye bu Şartı imzalamamıştır. Bölgesel ya da Azınlık Dilleri Avrupa Şartı’nın denetim organı, Bölgesel ya da Azınlık Dilleri Komitesi‘dir.
1992
Hukukçu, diplomat, akademisyen ve yazar Adile Ayda yaşamını yitirdi. (Doğumu: 7 Mart 1912) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1932’de Dışişleri Bakanlığı giriş sınavını kazandı ve Türkiye’nin ilk kadın diplomatı oldu. Kadın diplomatların dış ülkelere tayin edilemeyecekleri hakkında bir yönetmelik çıkarılması üzerine 1934’te görevinden istifa etti. Akabinde, Ankara Devlet Konservatuvarı’nda, Maarif Cemiyeti Koleji’nde ve Ankara Kız Lisesi’nde Fransızca öğretmenliği yaptı. 1943’te doçent oldu. 1957 yılında fakültedeki görevinden istifa etti ve kadın diplomatlar için “Dış ülkelere tayin edilemezler” kaydını kaldırmış olan Dışişleri’ne döndü. 1958’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na delege, 1959’da Lahey ve 1961’de Belgrad Büyükelçilikleri müsteşarı, 1963’te Kültür İşleri Genel Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Genel müdür vekilliği yaptığı 1966 yılında, İtalya devletinden Liyakat Nişanı aldı ve 1967’de, elçi olarak Roma’ya tayin edildi.
1998
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 10 aylık hapis cezasının kesinleşmesi üzerine Danıştay tarafından belediye başkanlığı düşürüldü.
2006
Irak lideri Saddam Hüseyin, hakkında açılan 148 Şii’nin öldürüldüğü ‘Duceyl davasında’ insanlığa karşı suç işlediği gerekçesiyle asılarak idama mahkum edildi. Saddam Hüseyin’in kendisi de bir hukukçu idi.
2006
Eski Başbakan, gazeteci ve şair Mustafa Bülent Ecevit, doktorların karşı çıkmasına rağmen Mustafa Yücel Özbilgin‘in 19 Mayıs 2006 tarihindeki cenaze törenine katıldı ve sonrasında rahatsızlanarak beyin kanaması geçirdi, uzun süre yoğun bakımda kaldıktan sonra 5 Kasım 2006’da vefat etti. (Doğumu: 28 Mayıs 1925) Robert Kolejinden mezun oldu. Önce Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, sonra da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi İngiliz Filolojisi bölümüne kayıt yaptırmasına rağmen yüksek öğrenimine devam etmedi. İngiltere’de bulunduğu yıllarda Londra Üniversitesine kayıt yaptırdı. Burada İngiliz dili ve edebiyatı, Sanskritçe, Bengalce ve sanat tarihi üzerine eğitim aldı ancak eğitimini tamamlamadı. Çalışma ve sosyal güvenlik bakanı, devlet bakanı ve başbakan yardımcısı görevlerinde bulundu. 1974–2002 yılları arasında dört kez başbakanlık görevini üstlendi.
2013
Silopi/Görümlü’de 1993’de 6 köylünün gözaltında öldürülmesiyle ilgili dönemin Jandarma Sınır Tugay Komutanı dahil 5 subayın yargılanmasına başlandı.
2016
Cumhuriyet gazetesi yönetici ve yazarları hakkında “PKK/KCK ve FETÖ/PDY terör örgütlerine müzahir oldukları” iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında gözaltına alınan Cumhuriyet Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu ile Kadri Gürsel, Musa Kart, Güray Öz, Mustafa Kemal Güngör, Turhan Günay, Bülent Utku, Önder Çelik ve Eser Sevinç tutuklandı.
2024
Beyoğlu’nda, sokakta yürüyen kadını taciz eden iki sanık hakkında, “beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” ve “nitelikli cinsel saldırı” suçlarından 10 yıl 6’şar aydan 30’ar yıla kadar hapisle cezalandırılmaları istemiyle iddianame düzenlendi. Sanıklar 4 Ekim 2024‘te tutuklanmıştı.
2024
Esenyurt, Mardin ve Batman belediyeleri hakkında verilen kayyım kararlarından sonra Diyarbakır Valiliği’nin eylem ve etkinlikleri yasaklamasına ilişkin karar hakkında Diyarbakır Barosu tarafından yürütmenin durdurulması talepli iptal davası açıldı.
2024
BM’nin Filistin topraklarındaki insan hakları durumuyla ilgili Özel Raportör Francesca Albanese, İsrail’in saldırıları sebebiyle can kaybının 43 bin 400’e dayandığını açıkladı. Gazze’deki duruma ilişkin, “Buna ‘savaş’ demeyin. Bu bir soykırımdır” dedi.
2024
ABD’de Amerikan Ulusal Başsavcılar Birliği‘ne(The National Association of Attorneys General (NAAG)) mensup 51 başsavcı, oy verme işleminin sürdüğü ülkede ‘barışçıl bir görev devri’ çağrısında bulundu ve demokratik ilkelere bağlılığın önemini vurguladı.
2024
Bağcılar’da, evine giren iki kadın hırsızı merdivende kovalayan ve apartmanın girişinde üzerine atlayıp yere düşürerek yakalayan kişi saçından tuttuğu hırsızı olay yerine gelen polis ekiplerine teslim etti. Hırsızlar ev sahibi hakkında darp nedeniyle şikayetçi oldu.
2024
Samsun’un Salıpazarı ilçesinde eşiyle mesajlaştığı için akrabasını öldüren şahsa verilen 25 yıl hapis cezası ‘haksız tahrik’ indirimi yapılmadığı istinaf mahkemesince kaldırılmıştı. Yerel mahkeme bu defa sanığı 15 yıl hapis cezasına çarptırdı.
2024
Sinema oyuncusu İlyas Salman’ın Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiği iddiasıyla İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davada esas hakkında mütalaa açıklandı. Savcılık, Salman’ın ‘cumhurbaşkanına alenen hakaret’ suçundan 4 yıl 8 aya kadar hapis cezasına çarptırılmasını talep etti.
2024
Danimarkalı aşırı sağcı Sıkı Yön Partisi (Stram Kurs) lideri Rasmus Paludan, İsveç’in Malmö kentinde 2022’de Kur’an yaktığı esnada Müslümanlara hakaret ettiği gerekçesiyle nefret suçundan 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. Paludan, karara itiraz ederek davayı bir üst mahkemeye taşıyacağını, ayrıca İsveç’e de bir daha gitmeyeceğini açıkladı.
2024
Adalet Bakanlığı 1000 Hakim ve savcı yardımcısı alımına ilişkin ilan yaptı.
2024
“21 Soruda FETÖ’nün Siyasi Ayağı” kitapçığının hazırlanması ve dağıtımında sorumluluğu bulunan eski CHP Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya hakkında Ankara 34. Ağır Ceza Mahkemesi’nde davada mahkeme “görevsizlik” kararı vererek dosyayı Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. Kitapçık, daha önce mahkeme kararıyla toplatılmıştı.
Türkiye-İtalya Ankara Sözleşmesi, 4 Kasım 1932 günü Ankara’da imzalanmıştır. Sözleşme; Meis adasının yakınındaki birkaç adacıkla birlikte Bodrum yakınlarındaki Karaada’nın durumunu düzenlemektedir.
1921 yılından beri Ege Denizi’ndeki adaların kontrolü elinde tutan İtalyan hükümeti bu sözleşmeye konu olan; Çatal Ada, Uvendire, Furnakya, Katovolo, Praşudi, Tchatallota, Pighi, Nissi-Tis Pighi, Recif Agrecelia, Prousseclisse, Pano Makri, Kato Makri, Marathi, Rocci Vutchaki, Dasya, Prassoudi, Alimentaria ve Karavola adacıklarında Türkiye’nin egemenliğini tanımıştır.
ANADOLU KIYISI İLE MEİS (Castellorize) ADASI ARASINDA KARASULARININ SINIRLANDIRILMASI VE BODRUM KARŞISINDAKİ KARA ADANIN EGEMENLİĞİ KONUSUNDA SÖZLEŞME
Ankara, 4 Kasım 1932
Dışişleri Bakanı ve İzmir Milletvekili Dr. Tevfik Rüştü Beyefendi tarafından temsil edilen Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti bir yandan ve Türkiye’de Büyükelçi ve Olağanüstü Temsilci Baron Pompeo Aloisi tarafından temsil edilen İtalya Krallık Hükümeti öte yandan, aralarında mutluluk verici içten dostluk ilişkilerini sürdürmek ve onu güçlendirmek özlemiyle, Anadolu kıyıları ile Kastellorizo [Meis] Adası arasındaki adacıklar ve Kara Ada üzerindeki egemenlik konusunda Türkiye ile İtalya arasında çıkan uyuşmazlığı doğrudan doğruya çözerek ortadan kaldırmağı ve Lozan Andlaşmasının ilgili hükümlerinin yorumu sonucu kime ilintili bulunduğu noktasında aralarında bir uyuşmazlık doğuran sözkonusu adacıkların çevresindeki karasularının sınırlandırılmasına karar vermişlerdir.
Aşağıda imzası bulunan Temsilciler, yöntemine uygun olduğu görülen yetki belgelerini sunduktan sonra, şu noktalarda anlaşmışlardır.
MADDE 1
İtalya Hükümeti aşağıda yazılı adacıklar üzerinde Türkiye’nin egemenliğini tanır:
Bodrum Körfezindeki Kara Ada da Türkiye’nin olacaktır.
MADDE 3
Buna karşılık, Türkiye Hükümeti, merkezi Kastellorizo Kenti kilisesinin kubbesi ve yarı kutru ve bu merkez ile San Stephano burnu (Pointe du Vent) arasındaki uzaklık olan bir daire ile çevrilecek bölge içinde bulunan Psoradia, Polyphados, St. Georges (Güneyde St. Georges, Kuzeyde Agrielaia diye adlandırılan ve 236 sayılı İngiliz haritasında gösterilen iki ada), Psomi (Strongyle, 236 saydı İngiliz haritası), Cutsumbora (Kutsumboras), (Kayalıklar), Mavro Poinaki (Mavro Poinchi), Mavro Poinis (Mavro Poini) adacıkları üzerinde İtalya egemenliğini tanır.
Yukarıda sözü geçen daire içindeki bu adacıklardan başka St. Georges (Rho), Dragonera, Ross ve Hypsili (Stronghyli) adacıkları da İtalya’nın olacaktır.
MADDE 4
Şurası kararlaştırılmıştır ki, işbu sözleşmede tanımlanan suların ayrıldığı çizginin iki yanındaki tüm adalar, adacıklar ve kayalıklar, adları orada yazılı olsun ya da olmasın, bu adalar, adacık ve kayalıkların bulunduğu bölgenin kendi egemenliği altında olduğu Devlete ilintilidir.
MADDE 5
Bağıtlı Yüksek Taraflar kara sularının sınırlandırılmasını aşağıda gösterildiği üzere yapmakta anlaşmışlardır.
Doğuda:
San Stephano (Poiııte du Vent) burun ile Gata burnuna yarı uzaklıktaki bir noktadan;
Oradan düz çizgi olarak, Psomi ve Proussecliss (Prusekli)’ya yarı uzaklıktaki bir noktaya;
Bu noktadan, düz çizgi olarak, Mavro – Poinis ve Proussecliss’ye yarı uzaklıktaki bulunan bir noktaya;
Bu noktadan, düz çizgi olarak, Niphtis burnu ile Proussecliss kayasına yarı uzaklıktaki bir noktaya;
Bu son noktadan, düz çizgi olarak, Hyspili (Stronghyli) adasının kuzey doğu kıyısı ile Nissi – Tis – Dacia adasının güney-batı kıyısına yarı uzaklıkta bulunan bir noktaya;
Bu noktadan, düz çizgi olarak, Tugh burnunun üç mil güneyindeki bir noktaya.
Güneyde:
Bu noktadan sonra çizgi, Hypsili adasının güney burnunun üç mil güneyindeki bir noktaya dek uzayarak, üzerinde tartışma bulunmayan deniz sınırı ile birleşir.
Kuzeyde:
Çizgi, San Stephano (Pointe de vent) burnu ile Gata burnuna yarı uzaklıkta bulunan noktadan, düz çizgi olarak, San Stephano (Pointe du vent) burnu ile Vathy burnuna yarı uzaklıkta bulunan bir noktaya gider;
Bu noktadan, düz çizgi olarak, Limenari burnu ile Voutzaki kayalarına (Rocci Vutehaki) yarı uzaklıkta bulunan bir noktaya,
Bu son noktadan Dragonera adası ile Voutzaki kayalarına (Roeei Vutchaki) yarı uzaklıkta bulunan bir noktaya;
Bu son noktadan, çizgi, St. Georges (Rho) adasının kuzey doğu noktası ile bu adanın kuzeyinde Anadolu kıyısının en yakın noktasına yarı uzaklıkta bulunan bir noktaya dek kuzeye geçer;
Bu noktadan, Prassoudi ile St. Georges (Rho) adasının güney-batı noktası arasındaki uzaklığın ortasında bulunan bir noktaya;
Bu son noktadan, çizgi, üzerinde tartışma bulunmayan sınır ile birleşmek üzere, düz olarak, Volo adasının üç mil güneyindeki bir noktaya ulaşır.
Bu Madde ile açıklanmış olup iki tarafındaki adalar ve adacıkların kime ilintili bulunduğunu belirlemek üzere, Bağıtlı Yüksek Taraflarca saptanan ayırım çizgisi doğuda Tugh burnu güneyindeki 3 mil uzaklıktaki bir noktada ve batıda Volo adasının güneyinden 3 mil uzaklıktaki öbür noktada, Türkiye ile İtalya arasında hiç tartışma konusu bulunmayan genel deniz sınırı ile birleşir.
MADDE 6
Yukarıda yazılı yerlerin adları (624) sayılı İtalyan, (5551) sayılı Fransız, (236) sayılı İngiliz haritalarından alınmıştır.
Bağıtlı Yüksek Taraflar, işbu Sözleşmenin metni ile ona bağlı haritalar arasında fark ortaya çıkarsa, metnin geçerli olacağında anlaşmışlardır.
MADDE 7
İşbu Sözleşme onaylanacak ve onay belgeleri, olanaklı olur olmaz, Roma’da verişilecektir.
Sözleşme, onay belgelerinin verişiminden 15 gün sonra yürürlüğe girecektir.
Bu hükümlere olan inançla, Bağıtlı Yüksek Tarafların Temsilcileri işbu Sözleşmeyi imza etmişler ve ona mühürlerini basmışlardır.
Ankara’da, 4 Kasım 1932 günü iki örnek olarak düzenlenmiştir.
ABD, Osmanlı İmparatorluğu ile antlaşma yapmayı kabul etti. ABD’yi yıllık vergiye bağlayan Trablus Antlaşması metni 4 Kasım 1796’de tamamlanarak, Cezayirli Gazi Hasan Paşa ve Joseph Donaldson tarafından imzalandı. Antlaşma 22 maddeden oluşmaktaydı. ABD’nin bir devlete vergi ödemeyi kabul ettiği ve başka dilde imzaladığı tek antlaşmadır. Bu anlaşmaya göre ABD, Cezayir’deki esirlerin iadesi, Atlas Okyanusu’nda ve Akdeniz’de ABD sancağı taşıyan hiçbir gemiye dokunulmaması karşılığında, tek seferlik 642.000 altın ve yılda 12.000 Osmanlı altını (21.600 dolar) ödeyecekti. ABD, 1818 yılına kadar antlaşmaya bağlı kaldı.
1816
Amerikalı hukukçu Stephen Johnson Field doğdu. (Ölümü: 9 Nisan 1899) Williams Koleji’nde hukuk eğitimi gördü. 1848 yılına kadar avukatlık yaptı. 1857’de Kaliforniya Eyaleti Yüksek Mahkemesi’ne seçildi. 1859’da Kaliforniya Yüksek Mahkemesi’nin beşinci başyargıcı oldu ve May 20, 1863 – 12 Eylül 1859 arasında bu görevi yürüttü. 6 Mart 1863 tarihinde Abraham Lincoln tarafından ABD Yüksek Mahkemesi yargıçlığına atandı ve aşırı derecede yaşlanmasına rağmen 1 Aralık 1897 tarihine kadar bu göreve devam etti. Stanford Üniversitesi mütevelli heyetinde yer aldı. Çinli göçmenlere karşı ayrımcılık yapan yasalara karşı görüşler ileri sürdü. 1879’da Çinlilere karşı ayrımcılık olarak kabul edilen ve Han Çinlilerinin eski bir geleneğini yasaklamak için çıkarılan Pigtail Yönetmeliği’ni iptal etti. Kararlarında, ABD yargı bölgelerinde doğan çocukların soylarına bakılmaksızın ABD vatandaşı olduklarını savundu. ABD Yüksek Mahkeme Yargıcı olacak David Josiah Brewer’ın amcasıydı.
İmparatorluk döneminde 54 yıl görev yapan Danıştay’ın faaliyeti, 4 Kasım 1922 tarihinde İstanbul’daki bütün merkez kuruluşlarının TBMM Hükümetinin idaresine geçmesi üzerine sona erdi. Cumhuriyet devrinde 23 Kasım 1925 tarihli 669 Sayılı Şûrayi Devlet Kanunu ile Danıştay yeniden kurulup, 6 Temmuz 1927 tarihinde çalışmaya başladı.
1922
1 Kasım 1922’de “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 308 nolu “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, hukuku hâkimiyet ve hükümraninin mümessili hakikisi olduğuna dair” kararın alınması ve Saltanat’ın resmen kaldırılmasının ardından Sadrazam Tevfik Paşa başkanlığında 4 Kasım 1922 günü son toplantısını yapan Osmanlı hükûmeti istifasını padişaha sundu. 5 Kasım’da Ankara hükumetinin İstanbul’daki temsilcisi Refet Paşa (Bele); tüm bakanlık müsteşarlarını Divanyolu’ndaki Şark Mahfilinde toplayarak her türlü faaliyete son vermelerini tebliğ etti. 7 Kasım’da Babıali’deki başbakanlık dairesi resmen boşaltıldı ve 1831’den beri yayın yapan Takvim-i Vekayi‘nin(Resmi Gazete) yayınına son verildi. Hıyanet-i Vataniye Kanunu‘nda, saltanatın kaldırılmasına dair kararnameye karşı muhalefet etmek ve yeni kurulan millet meclisine karşı düşünce veya uygulamalarıyla veya yazdıkları yazılarla muhalefet ve bozgunculuk etmek vatan hainliği kapsamına alınmıştı.
1932
Türkiye-İtalya Ankara Sözleşmesi, 4 Kasım 1932 günü Ankara’da imzalandı. Sözleşme, Meis adasının yakınındaki birkaç adacıkla birlikte Bodrum yakınlarındaki Karaada’nın durumunu düzenlemekteydi. Sözleşmeyi İtalyan elçisi Pompeo Aloisi ile Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras imzaladı. 1921 yılından beri Ege Denizi’ndeki adaların kontrolü elinde tutan İtalyan hükümeti bu sözleşmeye konu olan; Çatal Ada, Uvendire, Furnakya, Katovolo, Praşudi, Tchatallota, Pighi, Nissi-Tis Pighi, Recif Agrecelia, Prousseclisse, Pano Makri, Kato Makri, Marathi, Rocci Vutchaki, Dasya, Prassoudi, Alimentaria ve Karavola adacıklarında Türkiye’nin egemenliğini tanıdı.
Cumhuriyet Senatosu 27 Mayıs 1960’da siyasi hakları ellerinden alınan eski Demokrat Partililerin haklarını iade etti.
1977
Birleşmiş Milletler, Güney Afrika’ya silah satışını yasakladı.
1980
Askeri Yargıtay 3. Daire, Erdal Eren hakkında verilen ölüm cezası kararını TCK‘nın 50. maddesine göre hafifletici sebeplerle hapis cezası uygulanmadığı gerekçesiyle bozdu. Bu karara daha sonra itiraz edilmiş ve karar onanmıştı. Eren, 18 yaşından küçük olmasına rağmen 13 Aralık 1980’de Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi’nde infaz edildi.
Adıyaman Vali Yardımcısı İdris Kurtkaya hakkında, PKK’yı övücü konuşmalar yaptığı gerekçesiyle dava açıldı.
1990
İHD Genel Kurulu’nda Kürtçe konuştuğu için 8 gündür gözaltında olan Diyarbakır delegesi Vedat Aydın ile konuşmayı Türkçeye çeviren Avukat Ahmet Zeki Okçuoğlu milli duyguları zayıflatmayı amaçlayan propaganda yaptıkları iddiasıyla Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından tutuklandı.
1994
SEKA’nın İzmit Müessesindeki 2200 işçinin, toplu sözleşme ücret farklarını 6 ay ertelemesi nedeniyle hükümet aleyhine açtıkları dava sonuçlandı. Mahkeme işçilere, en yüksek işletme faizi esas alınarak gecikme faizi ödenmesine karar verdi.
1994
Cumhuriyet Gazetesinde 5 Ağustos 1993’de yayınlanan ‘Tarikat Liseleri’ başlıklı haber nedeniyle Yazı İşleri Müdürü Celal Başlangıç ile muhabirler Ahmet Şık, Gündüz İmşir ve Levent Gencelli aleyhine Fethullah Gülen’in açtığı davada 200 milyon TL’lik tazminat talebi reddedildi.
Cumhuriyet Gazetesi Yayın Koordinatörü Hikmet Çetinkaya’nın Fethullah Gülen hakkında 15 Ekim 1993’de yayınlanan ”Engerek Yuvaları” başlıklı yazısı nedeniyle Gülen’in açtığı 200 milyon TL tazminat istemli davada ise, Hikmet Çetinkaya 5 milyon TL tazminat ödemeye mahkum oldu.
1995
İHD-Düşünce Suçuna Karşı Girişim Hareketi tarafından TÜYAP Kitap Fuarı girişine konulan “Utanç Anıtı” açıldı.
1997
Çankırı Cezaevi’nde bulunan Avukat ve yazar Eşber Yağmurdereli’nin “Akrep” adlı oyunu Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde sahnelenmeye başlandı. Oyunun başında ve sonunda Yağmurdereli’nin cezaevinden gönderdiği mesaj okundu.
Avukat Eşber Yağmurdereli
1999
Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi, Avrupa Konseyi tarafından 4 Kasım 1999 tarihinde Strazburg’da kabul edilmiştir. Sözleşmenin uygulanması ve denetiminin “Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu(GRECO) tarafından yürütülmesi kararlaştırılmıştır. Türkiye, yolsuzlukla mücadele alanında faaliyet gösteren Avrupa Konseyinin Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubuna (GRECO) 2004 yılında üye olmuştur. Avrupa dışındaki ülkelere de açık olan GRECO’nun sonradan gelen katılımlarla üye sayısı 50’ye ulaşmıştır.
1999
Anayasa Hukuk Profesörü Server Tanilli, askeri darbeden sonra, 1981 yılında ayrıldığı Türkiye’ye 18 yıl sonra TÜYAP Kitap Fuarı’nın konuğu olarak geldi. Tanilli; “Demokrasisiz bir devrimin soluğu kesilir; ama laik cumhuriyete arkasını dönmüş bir demokrasi de kolayca yozlaşır ve nereye götüreceği belli olmayan rezil bir oyuna dönüşür.” dedi.
Seçimde tek başına iktidara gelen AKP’nin Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 4 ayrı yolsuzluk davasında toplam 32 yıl hapsi istendi.
2005
aser Arafat ile birlikte Nobel Barış Ödülü kazanan İsrail Başbakanı İzak Rabin fanatik dinci bir yahudi genci tarafından öldürüldü.
2006
Uluslararası Küresel Isınmaya Karşı Hareket Günü’nde dünyanın çeşitli ülkelerinde milyonlarca çevreci eylem yaptı ve Küresel ısınmaya karşı önlem içeren Kyoto Anlaşması’nın uygulanmasını istedi.
2008
ABD’de, Demokrat aday Barack Obama başkanlığı kazandı ABD’nin ilk siyah başkanı oldu. Obama aynı zamanda hukukçudur.
Harvard Hukuk mezunları Barack ve Michelle Obama
2011
94 meslek örgütü tarafından kurulan “Gazetecilere Özgürlük Platformu” üyeleri bir kez daha tutuklu arkadaşları için yürüdü.
2011
Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Susurluk Davası’nda Mehmet Ağar hakkında verdiği 5 yıl hapis cezasının gerekçeli kararında ‘Kurulan silahlı örgütün yöneticisi olduğu, Abdullah Çatlı’nın yakalanmaması ve yasal takipten kurtulması için belge temin ettiği’ belirtildi.
2011
13 yaşındayken 26 kişinin cinsel istismarına uğrayan N.Ç. için ‘rızası vardı’ yönündeki yerel mahkeme kararını Yargıtay onadı. Onama kararı 11 kadın örgütünce Çağlayan Adliyesi önünde protesto edildi.
2012
Ankara Cumhuriyet Savcısı Doğan Öz’ün öldürülmesinden 4 kez ölüm cezası istemiyle yargılanıp 1984’de beraat eden İbrahim Çiftçi, MHP’nin 10.Olağan Büyük Kurultayı’nda 6.kez Genel Başkan seçilen Devlet Bahçeli’nin listesinde yer alıp MYK’ya seçildi.
Hukukçu ve şair, Gülten Akın Cankoçak, Ankara’sa yaşamını yitirdi. (Doğumu: 23 Ocak 1933, Yozgat) Yozgat’ın Sorgun ilçesinde ilköğrenimini tamamladı. 1940’lı yıllarda memleketi Yozgat’tan Ankara’ya göç etti, ortaöğrenimini Ankara Atatürk Anadolu Lisesi’nde, yükseköğrenimini ise 1955’te Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladı. 1956’da Yaşar Cankoçak’la evlendi; kaymakam olan eşinin görevi nedeniyle 1958-1972 arasında Anadolu’nun çeşitli ilçelerinde yaşadı. Gevaş, Alucra, Gerze, Saray ilçelerinde ve Kahramanmaraş’ta avukatlık ve öğretmenlik yaptı. İnsan Hakları Derneği, Halkevleri, Dil Derneği gibi örgütlerde kurucu ve yönetici olarak görev aldı. Metin Altıok Şiir Ödülü’ne layık görüldü.
Gülten Akın
2016
HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile 7 milletvekili tutuklandı.
2016
Paris İkilim Anlaşması, 5 Ekim 2016 itibariyle, küresel sera gazı emisyonlarının %55’ini oluşturan en az 55 tarafın anlaşmayı onaylaması koşulunun karşılanması sonucunda, 4 Kasım 2016 itibariyle yürürlüğe girdi.
2021
Suriye’de yakılarak öldüren iki Türk askerinin infaz emrini verdiği iddia edilen Suriyeli sözde İşid Kadısı Jamal Alwi hakkında Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından dava açıldı.
2022
Kobanî davasının 18. duruşmalarına Sincan Cezaevi Kampüsündeki Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi.
2023
Dilan ve Engin Polat çiftinin sorgusu tamamlandı: 6 saatte 66 sayfalık soru soruldu.
2023
Dilan ve Engin Polat çiftinin sorgusu tamamlandı: 6 saatte 66 sayfalık soru soruldu.
2023
Gazze’de sivillerin sığındığı okul bombalandı.
2024
Esenyurt’un ardından Mardin, Batman ve Halfeti’de seçilmiş belediye başkanları görevden alınarak yerlerine kayyım atandı. Ahmet Türk’ün avukatları müvekkilleri hakkında bir soruşturmanın bulunmadığını açıkladı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ile Sezai Temelli, kayyım atamasının önünü açan kanunun iptali ve yeniden düzenlenmesi için Meclis Başkanlığı’na kanun teklifi verdi.
2024
Çanakkale’nin Bayramiç ilçesinde, Özgür Ölçek’i sokak ortasında tabancayla vurup, ardından silahın kabzasıyla defalarca başına vurarak öldüren Serdar Varol, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Katilin, 10 gün önce şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşandığı eşiyle ilişkisi olduğunu düşündüğü için cinayeti işlediğini söylediği öğrenildi.
2024
Kira sözleşmelerinin e-Devlet Kapısı üzerinden hazırlanmasına ilişkin hizmet kullanıma açıldı
2024
Kemal Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik, eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nu şikayeti üzerine Ankara 37’nci Asliye ceza Mahkemesi’nde açılan ‘hakaret’ davasından beraat etti. Çelik davaya konu olan açıklamasında ‘müptezel’ ifadesini kullanmıştı.
2024
CHP, Esenyurt’ta Adalet Nöbeti başlatacağını açıkladı.
2024
Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı etkinlikleri kapsamında Ebru Gündeş konseri için 69 milyon TL ödendiği iddiaları çerçevesinde iç soruşturma başlatıldığı açıklandı.
2024
Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Ahmet Yener ve Yüksek Seçim Kurulu Üyesi Ali Ürker’in, Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) yapılacak olan başkanlık seçimini izlemek üzere Washington’a gideceği açıklandı.
2024
Dolandırıcılık Furyası
Antalya’da kendilerini ağır ceza hakimi olarak tanıtıp vatandaşları dolandırdığı tespit edilen 2 şüpheli yakalanarak çıkarıldıkları hakimlik tarafından tutuklandı.
Batman merkezli 7 ilde yasa dışı bahis ve sanal kumar operasyonunda gözaltına alınan 30 şüpheliden 3’ü tutuklandı. Şüphelilerin bir kısmının, internette yasa dışı bahis ile sanal kumar oynatan ve elde edilen paraları aklamak için bazı banka hesaplarını ücret karşılığında kiralayan kişiler olduğu öğrenildi.
Afyonkarahisar merkezli 3 ilde sahte çek kullanarak araç alımında dolandırıcılık yapıldığı iddiasıyla düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 2 kişi tutuklandı.
Sosyal medya platformlarında sahte bungalov tatil sayfaları açarak 300 vatandaşı 15 milyon TL dolandıran 6 şüpheli eş zamanlı operasyonla yakalandı. Adliyeye sevk edilen şüphelilerden 4’ü tutuklandı, diğer iki kişi ise adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı.
Suç örgütü kurmak suçu gerekçesiyle 150 yıl hapsi istenen Ayhan Bora Kaplan’ın (ABK), “örgütsel faaliyet kapsamında zincirleme şekilde suçtan kaynaklanan mal varlığını aklama” suçlamasıyla Ankara 77. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan 38 sanıklı davanın ilk duruşması Sincan Kapalı Ceza İnfaz Kurumu yerleşkesinde bulunan büyük mahkeme salonunda görüldü. Dava, MASAK Davası olarak da biliniyor.
Fransız oyun yazarı, gazeteci ve feminist Olympe de Gouges giyotinle idam edildi. 1780’lerde oyun yazarı olarak başladığı kariyerinde siyasi yazılarıyla ünlendi. Fransız Devrimi sırasında çok aktifti. Ölüm cezasının kaldırılması, mahkemelerde halk jürilerinin kurulması, Fransız sömürgelerindeki kölelerin özgürleştirilmesi, gayri meşru çocukların tanınması ve evlat edinilmesi, gelir vergilerinin adaletsizliği, yoksulluk konularında mücadele etti. Erkeklerin kadınlar üzerindeki tiranlığının tüm eşitsizlik biçimlerinin kaynağı olduğunu düşünmekteydi. Meclisin çıkardığı Erkek ve Yurttaş Hakları Bildirgesi‘ne cevaben 1791 yılında Kadın ve Yurttaş Hakları Bildirgesi‘ni yayımladı. 3 Kasım 1793’te giyotinle idam edildi.
Olympe de Gouges
1839
Tanzimat Fermanı, 3 Kasım 1839 yılında ilan edildi. Dönemin padişahı olan Sultan Abdülmecid fermanı imzaladı, Hariciye nazırı Koca Mustafa Reşit Paşa ise Gülhane parkında fermanı ilan etti. Ferman Türk Anayasa Hukuku Tarihi bakımından önemli bir metin ve tarihsel vesikadır. Orijinal adı Gülhane Hatt-ı Hümayunu’dur.
Hayat Tarih Gazetesi Gazetesinin Tanzimat Fermanına ilişkin haberi
1845
Amerikalı hukukçu ve politikacı Edward Douglass White Jr. doğdu. (Ölümü: 19 Mayıs 1921)Louisiana Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra New Orleans’ta avukatlık yaptı. Louisiana Senatörü olarak Kongre’de çalıştıktan sonra 9. ABD Yüksek Mahkeme Baş Yargıcı olarak görev aldı. Antitröst hukukunun Akıl Kuralı standardını formüle etmesiyle tanındı.
1888
Londra’daki seri katil Karındeşen Jack(Jack the Ripper), son kurbanına kıydı.
1908
İtalyan hukukçu ve siyasetçi Giovanni Leone doğdu. (Ölümü: 9 Kasım 2001) Napoli Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. 1946 yılında Anayasa hazırlamakla görevli olan kurucu meclise seçildi. 1948 yılında Hristiyan-Demokrat Parti’den Temsilciler Meclisi’ne seçildi. 1955-1963 arası Meclis Başkanlığı yaptı. 1963 ve 1968 yıllarında iki defa başbakanlık görevini yürüttü. 1971 yılında parlamento tarafından kullanılan 996 oyun 518’ini alarak İtalya’nın 6. Cumhurbaşkanı oldu. 1978’de Lockheed Rüşvet Skandalı’nda ilgisi olduğu tespit edilince istifaya zorlandı.
1918
Polonya, Rusya’dan bağımsızlığını ilan etti.
1920
28 Nisan 1920’de İstanbul Hükümeti tarafından Anadolu’daki Yönetimi Büyük Millet Meclisi’nden geri alarak padişahın yönetimini yeniden kurmak amacıyla yayınlanan kararname uyarınca faaliyete geçen “Anadolu Fevkalade Müfettiş-i Umumiliği’ isimli örgüt 3 Kasım 1920’de kaldırıldı.
1926
Mustafa Kemal’e karşı planlanan İzmir Sûikastını tertipleyenler arasında yer aldığı gerekçesiyle suçlu bulunan Rüştü Paşa idam edildi. İstiklâl Madalyası sahibi idi. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası mensubuydu. İdam edildiğinde 54 yaşındaydı. İdam edildiği gün, Refet Bele milletvekilliğinden istifa ederek tepki gösterdi.
1940
İspanyol hukukçu, siyaset ve devlet adamı Manuel Azaña Díaz yaşamını yitirdi. (Doğumu: 10 Ocak 1880) Zaragoza Üniversitesi‘nde Hukuk eğitimi gördü. 3 Nisan 1990’da üstün nitelikli Hukuk Doktoru unvanını alarak Kalabalığın Sorumluluğu başlıklı tezini sundu. Ağustos 1930’da Kral XIII. Alfonso’nun tahttan indirilmesi çağrısında bulunan cumhuriyetçiler, sosyalistler ve Katalan solunun ittifak belgesi olan San Sebastian Paktı’nı imzalayanlar arasında yer aldı. 1931’de, çok sert bir yasa olan Cumhuriyeti Koruma Yasası’nı çıkartarak karışıklıkları şiddetle bastırdı. Bir bölümü uzun zamandır beklemekte olan reformları hızla uygulamaya koyuldu. Sürgün olarak gittiği Fransa’da yaşamını yitirdi.
1941
İlk Basın Konseyi olan Türk Basın Birliği’nin kongresi toplandı.
1961
Birmanyalı diplomat U Thant, Birleşmiş Milletler genel sekreteri seçildi. Thant, 22 Ocak 1909’da doğdu. 1931-1952 yılları arasında ülkesinde çeşitli kamu görevlerinde bulundu. 1952-53 yıllarında BM’deki Birmanya temsilcileri arasında yer aldı. 1957’de Birmanya’nın BM’deki daimi temsilcisi oldu. 1959’da BM Genel Kurulu başkan yardımcılığına getirildi. BM Genel Sekreteri Dag Hammarskjöld’ün ölümünden sonra ABD ve Sovyetler Birliği tarafından genel sekreter vekilliğine aday gösterildi. 1961’de bu göreve seçildi. 1962’de daimi genel sekreter oldu. 1966’da da beş yıl için yeniden aynı göreve seçildi. 1971 yılına kadar görevini sürdürdü. 25 Kasım 1974’de yaşamını yitirdi.
1964
Şilili hukukçu ve siyasetçi Eduardo Frei Montalva 3 Kasım 1964 tarihinde Şili’nin 27. başkanı olarak göreve geldi. 3 Kasım 1970 tarihine kadar görev yaptı.
1971
Yurtdışındaki TKP ile ilişki kurdukları gerekçesiyle tutuklu olarak yargılananlardan Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat ve Vedat Günyol tahliye edildi.
1980
Sansür Kurulu’nca yasaklanan ve daha sonra Danıştay kararıyla serbest kalan, senaryosu Yılmaz Güney’e yönetmenliği ise Zeki Ökten’e ait ‘Düşman’ filmi gösterime girdi. Film Berlin Film Şenliği’nde 2 ödül kazandı.
1981
Cumhuriyet Halk Partisi eski Genel Başkanı Bülent Ecevit hakkında uluslararası bir ajansa demeç verdiği gerekçesiyle Sıkıyönetim Askeri Mahkemesince 4 ay hapis cezasına hükmedildi.
Mehmet Ali Ağca’nın suç ortağı olarak aranan Musa Serdar Çelebi Almanya’da tutuklandı.
1983
İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Günsel Koptagel-İlal 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu gerekçe gösterilerek görevden alındı. 1985 yılında Almanya’ya gitti. 2000 yılında yeniden İstanbul Üniversitesi’ne döndü. Akademik yaşamı boyunca insan haklarından taviz vermedi. Türban yasakları sırasında “bir insana başörtünü çıkar demekle, külotunu çıkar demek arasında fark yoktur” dedi.
1985
1983’te kurulan Halkçı Parti‘nin(HP) 3 Kasım 1985 yılında olağanüstü kurultayda kendini feshederek SHP’ye katıldı. SHP Genel Başkanlığına Erdal İnönü seçildi.
1985
Fransa gizli servisine mensup iki ajan, Greenpeace gemisi Rainbow Warrior’u Yeni Zelanda’da batırmaktan suçlu bulundu.
1988
SHP’nin Beşiktaş’ta düzenlediği “referandumda hayır” gecesinde içinde Kürtçe sözcüklerin bulunduğu türküler söyleyip halaylar çektikleri gerekçesiyle haklarında dava açılan Grup Yorum’un 7 üyesi beraat etti.
1988
Federal Almanya’da düzenlenen “Yılmaz Güney’e ve Eserlerine Özgürlük” toplantısıyla ilgili olarak İstanbul DGM Savcılığı’nca açılan soruşturmada, toplantıya katılan yazar Demirtaş Ceyhun ve oyuncu İlyas Salman’ın ifadesi alındı.
1988
57 ülkede şubeleri bulunan PEN Yazarlar Kulübü’nün 1980 Askeri Darbecileri tarafından kapatılan Türkiye şubesi, Türk PEN Yazarlar Derneği adıyla 14 yazarın İstanbul Valiliği’ne başvurusuyla yeniden kuruldu. Kurucular Kurulu’nun toplantısında Dernek başkanlığına Yaşar Kemal seçildi.
1989
İdam cezasının kaldırılması için Türkiye Yazarlar Sendikası öncülüğünde imza kampanyası başlatıldı. Kampanyaya dair TYS’nin İstanbul Tünel binasında bir basın toplantısı düzenlendi.
1990
Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından 3 Kasım 1990’da iki Almanya birleşti.
Demokrat Carol Moseley Braun, ABD Senatosuna seçilen ilk siyahi kadın oldu.
1993
22 Kasım 1992’de bir konferansta yaptığı konuşmada ‘Türk milleti sahtekardır’ diyerek ‘Türklüğü alenen tahkir ettiği’ iddiasıyla yargılanan Aziz Nesin, tek celsede beraat etti. Nesin mahkemede, ‘Türk milleti sahtekardır şeklinde bir sözün üslubuna uygun olmadığını, ancak devlet sahtekarlığından, din ve eğitim konusunda yapılan sahtekarlıklardan bahsetmişimdir’ dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, müftülerin nikah kıymasını isteyerek, “Vatandaşlar resmi nikahtan sonra imam nikahı da kıydırıyor, bu zahmet çözülmeli” dedi.
1996
Literatürüne “Susurluk Skandalı” veya “Susurluk Kazası” olarak geçen kaza gerçekleşti. Mercedes’i kullanan İstanbul eski Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ, üzerinde Mehmet Özbay kimliği bulunan Ülkü Ocakları Birliği eski başkanı ve 1977 Bahçelievler Katliamı sanığı Abdullah Çatlı ve Melahat Özbay sahte kimlikli eski güzellik kraliçesi Gonca Us öldü. DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Bucak yaralı olarak kurtuldu. “Susurluk Olayı” adıyla anılan olaydaki arabanın içinde susturuculu silahlar bulundu. Kazanın soruşturulması boyunca devletin gizli güvenlik güçleri. politikacılar ve organize suç örgütleri arasındaki karanlık ilişkiler ağı ortaya çıktı. Kamuoyu baskısı sonucunda araştırmalar yapıldı. Kutlu Savaş Raporu ile tüm ilişkiler ağı resmi olarak açıklandı.
1996
Türkiye’nin yakın tarihini işkence görmüş bir tiyatrocunun gözüyle irdeleyen ‘Tiyatrocu’ adlı oyunda emniyet güçlerini alenen tahkir ettikleri gerekçesiyle Ankara Birlik Tiyatrosu yönetmeni ve idarecisi hakkında Bursa 2.Ağır Ceza Mahkemesi’nce dava açıldı.
2003
Hindistan’da Yüksek Mahkeme, Yeni Delhi’de resmi binaları basan Kutsal Makak Maymunlarını kentten sürme kararı aldı.
2003
Sinan Kayış’ın öldürülmesiyle ilgili davada yargılanan 2 sanıktan biri 16 yıl 3 ay, diğeri 11 ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldı. Duruşmanın ardından pankart açarak Adliye’den Eminönü İlçe’ye yürümek isteyen ÖDP’lilere polis copla müdahale etti. Olayda 3 avukat yaralandı.
2008
Eğitim-Sen’li kadınlar 14 yaşındaki kız çocuğunu tacizden tutuklu yargılanmakta olan Hüseyin Üzmez’in tahliyesi edilmesini protesto etti.
2016
Türkiye’de yürütülen soruşturmalar nedeniyle hakkında yakalama kararı bulunan Cumhuriyet gazetesinin eski Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar’a, Almanya tarafından geçici pasaport verildiği öğrenildi.
2017
HDP Hakkari Milletvekili Selma Irmak‘ın yargılandığı davada karar verildi. Silahlı terör örgütüne üye olma ve terör örgütü propagandası yapma suçlarından 10 yıl hapis cezasına hükmedildi.
2019
İsrail sınır polisinin silahsız bir Filistinliyi sırtından sünger uçlu mermiyle vurduğunu gösteren bir buçuk yıl öncesine ait görüntüler ortaya çıktı.
İsrail – Filistin Topraklarının Tarihsel Değişimini Gösteren Harita
2021
Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile üniversitelerdeki görevlerinden ihraç edilen ‘Barış Bildirisi’ imzacısı akademisyenlerin OHAL Komisyonu’na yaptıkları başvurularına ‘ret’ kararları verilmeye devam etti. “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisi imzacısı 5 akademisyen hakkında ‘ret’ kararı veren OHAL Komisyonu, Ankara Üniversitesi’ndeki görevlerinden 1 Eylül 2016 tarihinde ihraç edilen Araştırma Görevlisi Dr. Onur Can Taştan ve 6 Ocak 2017’de ihraç edilen Süreyya Karacabey hakkında da ‘ret’ kararı verdi.
2021
Taksiciler Odası Başkanı Eyüp Aksu‘nun, taciz suçu işleyen şoförlerin mesleğe geri dönebilmesini istediği ve Toplu Ulaşım Hizmetleri Kalitesi Değerlendirme Sistemi’nde (TUDES) değişiklik için İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) açtığı davada, ‘taciz suçu işleyen şoförlerin taksicilik yapmasının engellenmesi’ maddesinin kaldırılmasının istendiği ortaya çıktı.
2021
Yalova 2. Asliye Ceza Mahkemesi 2018 yılındaki bir twitter paylaşımı nedeniyle “cumhurbaşkanına hakaret” ile suçlanan şair ve yazar Yılmaz Odabaşı’nın yargılandığı davada 11 ay 20 gün hapis cezası verilmesine hükmetti. Ceza ertelenmedi.
Yılmaz Odabaşı
2021
Festus Okey cinayeti yargılamasında, İstanbul 21. Ağır Ceza Mahkemesinin 17 Mart 2021 tarihindeki 3. kararında sanık Cengiz Yıldız’ı “Olası kastla öldürme” suçundan iyi hal indirimi yaparak 16 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırmasının ardından sanık polisin avukatları ile cumhuriyet savcısının temyizi sonucu karar bozuldu. Yargıtay 1. Ceza Dairesi 3 Kasım 2021 tarihli kararında, polis memuru Yıldız’ın “Olası kast” ile değil, “Taksir ile öldürmek” suçundan cezalandırılması gerektiğine karar verdi.
2022
Yargıtay tarafından, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait olduğuna hükmedilen Sanasaryan Hanı hakkında Anayasa Mahkemesi kararı açıklandı: Mülkiyet hakkı ihlal edildi.
2022
Singapur Gıda Otoritesi (Singapore Food Agency/SFA) tarafından yapılan kamuoyu duyurusunda bir Türk firmasına ait sumak, tatlı biber ve tavuk baharatı ürünlerinde, gıdalarda kullanılması yasaklı olan kanserojen maddelerin bulunduğu ve bu firma ürünlerinin toplatıldığı bildirildi. Prof. Dr. Mehmet Köksal, yıllardır kullandığı baharatların yasaklı kanserojen madde içerdiğini ileri sürerek iki firmaya 35 bin liralık manevi tazminat davası açtı.
2022
Alaattin Çakıcı hakkında 2017 yılında cezaevinde hükümlü bulunduğu sırada “görevi yaptırmamak için direnme” suçunu işlediği iddiasıyla açılan davada, Keskin Asliye Ceza Mahkemesinin vermiş olduğu 15 Ekim 2022 tarihli 9 ay 10 günlük hapis cezasına Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinde yapılan itiraz reddedildi. Karar, cezanın infazı için Keskin Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Ancak Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı Kanun Yolları Bürosu, 25 Kasım’da Çakıcı’nın kesinleşen cezasına karşı istisna bir yol olan “kanun yararına bozma” talebiyle Yargıtay’a başvurdu, infaz aynı gün durduruldu.
2023
13 Kasım 2019’da görevden alınan ve yerine kayyım atanan Mazgirt’e bağlı Akpazar Belde Belediye Başkanı Orhan Çelebi Ankara 17’nci Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada verilen karar gereğince Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nden tahliye edildi.
2024
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca, Yenidoğan Çetesi soruşturmasını yürüten savcının görevden alındığına yönelik haberlerle ilgili “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma”, “yargı organlarında görev yapan kamu görevlilerine karşı hakaret” ve “iftira” kapsamında soruşturma başlatıldı. Halk TV Haber Müdürü Dinçer Gökçe ve Gazete Pencere Yazı İşleri Müdürü Nilay Can gözaltına alındı. Gökçe ve Can, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Soruşturma kapsamında ifadesi alınan Avukat İrem Çiçek tutuklamaya sevk edilmesinin ardından çıkarıldığı SCH tarafından verilen kararla, konutu terk etmeme tedbiri(ev hapsi) ile serbest bırakıldı.
2024
Uluslararası Af Örgütü, Osman Kavala’nın tutukluluğunun yedinci yıldönümü nedeniyle açıklama yaptı ve imza toplamayı sürdüreceğini açıkladı. Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, “Türkiye’yi, Osman Kavala ve dört Gezi tutuklusunu serbest bırakmaya çağırmaktan vazgeçmeyeceğiz” dedi. Yargıtay, Osman Kavala’ya yönelik ömür boyu hapis cezası ile Çiğdem Mater, Can Atalay, Mine Özerden ve Tayfun Kahraman hakkında 18’er yıl hapis cezalarını onamıştı.
Prof. Bahri Savcı, 26 Temmuz 1914 tarihinde Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde doğdu. İstanbul Erkek Lisesi ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. Mezuniyetinin ardından çeşitli memuriyetlerde bulundu. Doktora yapmaksızın doçent unvanını kazanmış, 1942 yılında asistan olarak girdiği SBF’de, 1954 yılında profesör oldu.
Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu’na başkanlık etti.
Türk kamuoyuna insan hakları kavramını tanıtmada öncülük etti ve SBF’de İnsan Hakları Merkezi’nin kurulmasını sağladı.
12 Mart Dönemi‘nde TRT’de yapılan bir açık oturumda direnme hakkına ilişkin sözleri üzerine gözaltına alınarak 1 ay tutuklu kaldı. Hakkında açılan davada beraat etti.
1983 yılında yaş haddinden emekli olmasına 4 ay kala Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’nın 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu‘na dayanarak verdiği emir üzerine öğretim üyeliği görevine son verildi.
Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kurucu üyesi olan Bahri Savcı 2 Kasım 1997 tarihinde yaşama veda etti.
İnsan Haklarının Kanun Yoluyla Korunması (1953), Laik Düşünce ve Hareketin Gerilemesindeki Tehlike (1958), Türkiye’de İnsan Haklarının Gelişimi (1959), Demokrasimiz Üzerine Düşünceler (1963), Batılı İlkeler Altında Demokrasileşme (1975), Bir Çağcıl Demokrasi Anlayışı (1976), Yaşam Hakkı ve Boyutları (1980), Atatürk Düşününün Özündeki Temel Öğeler (1981), Türk Devriminde Siyasal Hukuk Alanında Olanlar (1981) ve 1982’nin Getirdikleri (1983) yazmış olduğu kitapların bazılarıdır.
Mülkiyeliler Birliği Vakfı‘Bahri Savcı’ya Armağan‘ (1986) adıyla çeşitli konulardaki incelemelerden oluşan ve onun Türk siyasal ve anayasal yaşamı hakkındaki incelemelerin oluşan kapsamlı bir kitap yayımladı.
Uluslararası Demokratik Avukatlar Birliği(IADL), ECOSOC ve UNESCO’ya danışma statüsü olan bir dünya çapında bir Sivil Toplum Örgütüdür. Örgüt, 1946 yılında Paris’te, faşizme karşı savaştan kurtulan ve Nuremberg Duruşmalarına katılan avukatların toplanmasıyla kurulmuştur.
IADL üyeleri bireysel avukatlar ve hakimler ile bölgesel ve ülkesel bağlantılı hukuk örgütlerinden oluşmaktadır. Birliğin üyeleri arasında doksan ülkeden avukatlar ve katılımcı hukuk dernek ve örgütleri bulunmaktadır.
Örgütün tüzüğü Haziran 2009’da yapılan Vietnam’daki XVII. Kongresi’nde yeniden düzenlenmiştir.
Birliğin Cenevre’de, Viyana’da ve Newyork’ta Daimi Temsilcisi ve BM Temsilciliği bulunmaktadır.
Uluslararası Demokratik Avukatlar Birliği, 1946 yılında Paris’te, faşizme karşı savaştan kurtulan ve Nuremberg Duruşmalarına katılan avukatların toplanmasıyla kurulmuştur.
Örgütün Amacı ve Çalışma Alanı
Uluslararası Demokratik Avukatlar Birliği, tüm ülkelerin avukatları ve avukat dernekleri arasında işbirliğini ve görüş alışverişini kolaylaştırmak, Birleşmiş Milletler Şartındaki amaçlara ulaşmak ve Avukatların ortak hareketlerini sağlamak için 1946 yılında kurulmuştur.
Örgüt, hukuk alanında, milletler arasında barış ve işbirliğinin sürdürülmesini teşvik etmek, demokrasi ilkelerinin uygulanmasını sağlamak, demokratik hak ve özgürlükleri savunmak ve geliştirmek ve insan haklarını savunmak ve teşvik etmeyi temel amaç edinmiştir.
Yargı bağımsızlığı ve hukuk mesleği için mücadele etmek örgütün en önemli çalışma alanlarındandır. Dünyadaki toplumların kalkınma haklarını ve ekonomik eşitliklerini korumak, bilimsel ilerlemeyi teşvik ve doğal kaynakları korumak diğer amaçlardır. Ayrıca, ekolojinin, doğanın ve insan sağlığının korunmasını sağlamak örgütün temel prensiplerindendir.
Örgütün Yaptığı Çalışmalar
Uluslararası Demokratik Avukatlar Birliği, kurulduğu 1946 yılından itibaren insan haklarını ve uluslararası barışı baz alan çalışmalar yapmıştır. Birlik üyeleri, birçok ülkede ırkçılık, sömürgecilik, ekonomik ve politik adaletsizliği protesto etmişler ve hukuk mücadelesi yürütmüşlerdir.
Uluslararası Demokratik Avukatlar Birliği(IADL) birçok kampanya yürütmüş, BM organları ve uluslararası mahkemelerde kendi kaderini tayin hakkının ve ulusal insan haklarının korunmasının öneminin evrensel kabulü konularında etkilerde bulunmuştur.
Uluslararası Demokratik Avukatlar Birliği(IADL), ayrımcılık ve ırkçılıkla mücadele etmiş, BM’nin kitlesel ve kurumsallaşmış insan hakları ihlallerine müdahale etmesini sağlayacak etkinlikte çalışmalar yapmıştır. Bu çerçevede bir çok Birleşmiş Milletler Bildirisi ve Sözleşme hazırlanarak ülkelerin imzasına açılmıştır.
Örgüt,ırkçılığın insanlığa karşı bir suç olarak ilan edilmesini de içeren uluslararası ve iç hukukun temel kavramlarını oluşturmaya yardımcı olmuştur. Kadın ve çocukların tanınan yasal hakları; ve neredeyse evrensel kamu politikası, ırksal, dini, ekonomik ve kültürel ayrımcılık ve zulüm için yasal hukuk yolları olması gerektiğini kabul etmektedir.
Uluslararası Demokratik Avukatlar Birliğinin Bazı Faaliyetleri
Uluslararası Demokratik Avukatlar Birliği, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Nükleer silahların yasaklanmasını desteklemiş, Nükleer silahların küresel düzeyde yayılmasını önlemek ve uluslararası uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözümünü desteklemiştir.
Örgüt, 1951 yılında İran Şahının baskıcı rejimini kınamış, Afrika Ulusal Kongresi’ni desteklemiş, Adaletsiz Yasalara Karşı Direniş Kampanyası başlatmış, 1955 Afrika Ulusal Kongresi Özgürlük Anlaşmasını, 1960 yılında tüm dünyadaki IADL üyeleri, Sharpeville katliamını protesto etmişler, 1961’de Budapeşte’de toplanan IADL Kongresi, ABD’nin Vietnam’dan çekilmesini istemiştir.
Uluslararası Demokratik Avukatlar Birliği,1966’da Nelson Mandela ve diğer sanıkların serbest bırakılması için çalışmış, sonraki yıllarda petrol üreten ülkelerin uluslararası hukuka göre kendi doğal kaynaklarını kontrol etme haklarını savunmuştur. IADL,70’li yıllarda Güney Afrika, Angola, Gine Bissau, Kenya, Mozambik, Namibya, Kuzey İrlanda, Porto Riko ve dünyanın başka yerlerindeki halkların kurtuluş hareketlerini ve mücadelelerini desteklemiş, 1979 Camp David Anlaşmaları’na karşı çıkmıştır.
Uluslararası Demokratik Avukatlar Birliği, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını tanıyan adil ve kalıcı bir barışı desteklemek için kampanya başlatmış, 1982 yılında Ortadoğu’da Filistin ve Barış Avukatları Daimi Komisyonu kurmuştur. Birlik, 1984 yılında Nelson Mandela‘ya Özgürlük Kampanyasını Organize etmiş, 1989 yılında Namibya’da yapılan ilk demokratik seçimlere Yasal Gözlemci olmuştur. İADL heyeti 1995 yılında Pekin’deki BM Kadın Hakları Konferansı’na katılmıştır. Bu konferansta BİRLEŞMİŞ MİLLETLER PEKİN DEKLARASYONU (Dünya Kadın Konferansı) ıyor.
Uluslararası Demokratik Avukatlar Birliği’nin kuruluşunun 50. yılında XIV. Kongresi yapılmış, 1996 yılında Güney Afrika’nın Capetown şehrinde yapılan kongreye beş kıtadan avukatlar, hukukçular ve hukuk profesörleri, Nelson Mandela’nın himayesinde yapılan 50. yıl kongresine katılmışlardır.
Birlik Üyesi Kuruluşlardan Bazıları
Bangladeş Demokratik Avukatlar Birliği
Hindistan Avukatlar Birliği
Endonezya Avukatlar Birliği
Japon Avukatlar Uluslararası Dayanışma Organizasyonu
Nepal Profesyonel Avukatlar Derneği
Pakistan Demokratik Avukatlar Derneği
Filipinler Halk Avukatlar Ulusal Birliği
Vietnam Avukatlar Birliği
Bask Avukatlar Demokrasi ve İnsan Hakları Derneği
Belçika Avukatlar Birliği
Bulgar Hukukçuları Birliği
Sol Kanat Avukatlar Forumu
İspanya Demokratik Avukat Ağı
Haldane Sosyalist Avukatlar Derneği
Arap Avukatlar Derneği
Küba Hukukçular Birliği
Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Avukatlar Birliği
Amerika Birleşik Devletleri Siyah Avukatlar Ulusal KonferansıFilistin İnsan Hakları MerkeziFilistin Barolar Birliği
Türkiye Çağdaş Avukatlar Derneği
Amerikan Hukukçular Derneği
COLAP (Asya ve Pasifik Avukatları Konfederasyonu)
Avrupa Demokrasi ve Dünya İnsan Hakları Avukatlar Birliği
Yahudi halkının yeniden doğuş hakkını ifade eden 2 Kasım 1917 tarihli Balfour Deklarasyonu ilan edildi. Deklarasyon, Lloyd George‘un başbakanlığındaki Britanya hükümeti dışişleri bakanı olan Arthur James Balfour‘un girişimiyle hazırlandı. Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulmasını amaçlıyordu.
Arthur James Balfour
1918
Haklarında arama ve tutuklama kararı çıkarılması üzerine; Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa, beraberindekilerle birlikte, bir Alman gemisi ile firar etti.
1922
TBMM’nin gizli oturumunda Lozan Konferansı’na katılacak heyetin Hükümetçe belirlenmesi kararı alındı.
1929
Pakistanlı hukukçu ve 9. cumhurbaşkanı Muhammad Rafiq Tarar, doğdu. 1955 yılında Lahor Hukuk Okulu‘ndan hukuk diploması aldı. 1971 yılında Pencab İş Mahkemesi Başkanı oldu ve 1974 yılında Lahor Yüksek Mahkemesi üyeliğine seçildi. 1989 yılında yüksek mahkemenin başkanlığına getirildi ve 28. Başyargıç oldu. Pakistan Seçim Komisyonu üyeliği görevini üstlendi. 1991’de Pakistan Yüksek Mahkemesi üyeliğine seçildi ve 1994 yılında yaş haddinden emekli oldu. Mahkemeden emekli olduktan sonra Pakistan Müslüman Birliği’ne davet edildi ve 1997 seçimlerinde Pakistan Senatosu üyeliğine seçildi. 31 Aralık 1997 tarihinde mevcut cumhurbaşkanının görev süresinin dolması nedeniyle yapılan seçimlerde parlamento üyelerinin büyük çoğunluğunun oyunu alarak cumhurbaşkanı oldu. Düşük profilli bir görev yürüttü ve, kendi döneminde Cumhurbaşkanının yetkilerini kısıtlayan Anayasa değişikliklerini onayladı.
Muhammad Rafiq Tarar
1934
Atatürk Soyadı Mustafa Kemal’e 2 Kasım 1934 tarihinde verildi. Atatürk Soyadının verilmesine ilişkin 2587 Sayılı KEMAL ÖZ ADLI CÜMHUR REİSİMİZE VERİLEN SOY ADI HAKKINDA KANUN 27 Kasım 1934 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi.
1936
İtalyan diktatör Benito Mussolini Roma-Berlin anlaşmasını ilan etti, Mihver Devletleri bloğunun temelleri atıldı.
1938
Hukukçu, gazeteci, yazar, siyasetçi ve fikir adamı Mehmet Celâl Nuri İleri yaşamını yitirdi. (Doğumu: 15 Ağustos 1881, Gelibolu) Yüksek öğrenimini İstanbul Hukuk Mektebi’nde tamamladı. Hukuk öğrenimi devam ederken Fransızcasını ilerletmek amacıyla Hariciye Nezareti Tahrirât-ı Hariciye Kalemi’ne devam etti. II. Meşrutiyet’in ilanından önce aynı okulda kamu hukuku alanında doktorasını tamamladı. Çalışma hayatına avukat olarak başladı ancak gazeteciliği ile öne çıktı. Le Courrier d’Orient, Jeune Turc, Tanin, İkdam gibi Türkçe ve Fransızca pek çok gazetede ve İçtihat, Türk Yurdu, Resimli Kitap gibi dergilerde makaleler yayımladı. 50 civarında kitap ve 2200’den fazla makale yayımladı. Yazılarında meşrutiyetin hukuki boyutunu, Osmanlı Devleti’nin çöküş sebeplerini tartışarak II. Abdülhamit’i ve devrin hükümetlerini eleştirdi. Osmanlı Devleti’nden Cumhuriyet’e geçişte önemli figürlerden ve cumhuriyetin fikrinin mimarlarından oldu. Çok sayıda ülkeye seyahat etti ve gezileri hakkında yazılar yazdı. Hukuk profesörü Suphi Nuri Bey’in ağabeyidir.
Celâl Nuri İleri
1953
Pakistan Kurucu Meclisi aldığı bir kararla ülkenin adını Pakistan İslam Cumhuriyeti olarak değiştirdi.
1960
Birleşik Krallık’ta kurulu Penguin Books Yayınevi, basmış olduğu ‘Lady Chatterley’in Sevgilisi‘ adlı kitabın müstehcenlik içerdiği iddiasıyla yargılandığı davadan beraat etti. Bir Lady ile bir koru bekçisi arasındaki tutku dolu ilişkiyi anlatan roman, yayımlandığı pek çok ülkede büyük tartışmalar doğurdu. Yazar, David Herbert Richards Lawrence’ın eseri, ölümünden otuz yıl sonra, 1960 yılında sansürsüz olarak yayınlanabilmişti.
Lady Chatterley’in Sevgilisi
1963
Vietnamlı hukukçu ve devlet başkanı, Ngo Dinh Diem, öldürüldü. (Doğumu: 3 Ocak 1901) 1918’de Vietnam’da bürokrat yetiştiren bir Fransız okulu olan Kamu Yönetimi ve Hukuk Okuluna girdi. 28 yaşında 300 köyden sorumlu olduğu tuần phủ pozisyonuna getirildi. 1929’da Bình Thuận ilinin valisi oldu ve komünistlerce organize edilen köylü isyanlarının bastırılmasında Fransız güçlerine yardım etti. 1933 yılında içişleri bakanı olarak görev yaptı. Fransız yönetimi Vietnam’da parlamento kurulması da dahil olmak üzere sunduğu siyasi reform önerilerini reddedince göreve gelişinden üç ay sonra istifa etti. Daha sonra ülkeden kaçma zorunda kaldı.1954’te Güney Vietnam’da ABD desteğinde kurulan hükûmetin başına geçmek üzere sürgünden döndü. 26 Kasım 1955 – 2 Kasım 1963 tarihlerinde Güney Vietnam devlet başkanlığını yürüttü. 1 Kasım 1963’te gerçekleştirilen ve ABD’nin de gizlice desteklediği darbeden bir gün sonra öldürüldü.
Ngo Dinh Diem, 4 Nisan 1955 tarihinde Time Dergisi kapağına konu olmuştu.
1965
Norman Morrison isimli ABD vatandaşı Vietnam Savaşı’nı protesto etmek için ABD Savunma Bakanlığı binasının önünde kendini ateşe verdi.
1976
Sansür Kurulu tarafından üç kez yasaklandıktan sonra Danıştay 12. Dairesi tarafından verilen yürütmeyi durdurma kararı sonucunda gösterime girebilen ‘Kara Çarşaflı Gelin’ İstanbul’da bazı ülkücü grupların tehditleri nedeniyle başta Beyazıt’taki Marmara Sineması olmak üzere birçok sinemada gösterim yapamadı. Filmin yönetmenliğini Süreyya Duru ve senaristliğini ise Vedat Türkali yapmıştı.
1978
Ferhat Tüysüz ve Veli Can Oduncu’nun da aralarında olduğu 13 “ülkücü” Sağmalcılar Cezaevi’nden firar etti.
1982
Milli Eğitim Bakanlığı yatılı öğrenciler için yemekten sonra, ‘Tanrımıza hamdolsun, milletimiz var olsun’ deneceği yönünde bir karar aldı.
1987
Mehmet Emin Artuk, 2 Kasım 1987 tarihinde Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde “Mukayeseli Çocuk Muhakemesi Hukuku” adlı çalışmasıyla doçentliğe atandı ve Ceza ve Ceza Usulü Hukuku Doçenti unvanını kazandı. Artuk, 21 Eylül 1993 tarihinde Hukuk Profesörü oldu.
Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk
1988
Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde derse sokulmayan baş örtülü kız öğrenciler ölüm orucuna başladı.
1989
Kadın örgütleri, cinsel tacize dikkat çekmek için ‘Bedenimiz Bizimdir, Cinsel Tacize Hayır’ kampanyası başlattı. Karaköy-Kadıköy vapurunda yapılan basın açıklaması sonrası kadınlara mor iğne dağıtıldı. Kampanya, ‘Mor İğne’ adıyla duyuldu.
1991
Dev-Sol tutuklularının firarının ardından Ankara Merkez Cezaevi’nde baskıların arttığı gerekçesiyle bir grup mahpus açlık grevine başlaması üzerine cezaevindeki 38 mahpus Eskişehir Özel Tip Cezaevi’ne nakledildi.
1992
Son 1 yıl içinde çeşitli tarihlerde gözaltına alındıktan sonra kaybedilen yedi kişinin yakınları açlık grevine başladı.
1994
Beşiktaş, Sarıyer, Beykoz ve Üsküdar’da hukuk dışı imar imkanı sağlayan Dalan dönemine ait Boğaziçi planları mahkeme kararıyla durduruldu. Dönemin RP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve bazı inşaat şirketlerinin itirazları Bölge İdare Mahkemesi tarafından reddedildi.
1997
Prof. Dr. Bahri Savcı, 1914 yılında Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde doğdu. İstanbul Erkek Lisesi ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. Mezuniyetinin ardından çeşitli memuriyetlerde bulundu. 1942 yılında asistan olarak girdiği SBF’de, 1954 yılında profesör oldu. 1961 Anayasasını hazırlamakla görevli Anayasa Komisyonu‘nda görev aldı. Türk kamuoyuna insan hakları kavramını tanıtmada öncülük etti ve SBF’de İnsan Hakları Merkezi’nin kurulmasını sağladı. 12 Mart Dönemi‘nde direnme hakkına ilişkin sözleri üzerine gözaltına alınarak 1 ay tutuklu kaldı. Hakkında açılan davada beraat etti. 1983 yılında yaş haddinden emekli olmasına 4 ay kala öğretim üyeliği görevine son verildi. Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kurucu üyesi oldu. Çok sayıda eser bıraktı.
Prof. Dr. Bahri Savcı
1990
Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın(TİHV) Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 15.02.1990 tarihli, E:1989/797, K:1990/90 sayılı kararıyla kurulmasına Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yapılan itiraz Yargıtay 6.Hukuk Dairesi’nce reddedildi, TİHV, yargı kararıyla tüzel kişilik kazandı.
2000
Aynı zamanda hukukçu olan Leon Troçki’nin İstanbul’daki sürgün yıllarını anlatan “Büyükada’da Sürgün” belgeseli Milano Uluslararası Film Festivali’nde birinci oldu.
Anayasa Mahkemesi, 11 yıl aradan sonra Yüce Divan sıfatıyla yargılama yaptı. ANAP’lı Eski Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanları Cumhur Ersümer ve Zeki Çakan’ı yargılamaya başladı.
2011
Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu; 6 Nisan 2011 tarihli ve 6223 sayılı Kanun’un verdiği yetkiye dayanılarak, Bakanlar Kurulu tarafından 26 Eylül 2011 tarihinde kararlaştırıldı ve 2 Kasım 2011 tarih, 28103 sayılı Resmi Gazete‘de yayımlanan “660 sayılı Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ile resmen kuruldu. uluslararası gelişmelerin gereği olarak Türk Ticaret Kanunu ile öngörülen bağımsız denetim alanını düzenlemek ve finansal raporların uluslararası standartlarla uyumlu olarak düzenlenerek denetlenmesini sağlayacak standartlar koymak ve etkin bir kamu gözetimini gerçekleştirmek amacıyla kurulan KGK, idari özerkliğe sahip bir Üst Kuruldur.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi, HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’a, terör örgütü propagandası suçundan verilen 10 aylık hapis cezasını onadı.
2021
Prof. Dr. Hüseyin Ali Nesin, Cumhurbaşkanı’na “Tımarhane Müdürü” demesi nedeniyle Selçuk Asliye Ceza Mahkemesinde Cumhurbaşkanına Hakaret suçunda yargılandığı davada beraat etti. Nesin, “Benim paylaşımımda Cumhurbaşkanına bir hakaret yok. Tımarhane müdürleri akıllıların arasından seçilir.” dedi.
2023
Nepal’de Türkiye’deki depremzedeler için para topladıklarını iddia eden ve BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in imzasını kullanan bir dolandırıcılık çetesi ortaya çıkarıldı.Suruchi Bhujel adlı kadının, hem Türkiye’deki depremzedelere yardım topladığını iddia ederek hem de Türkiye’de istihdam vaat ederek 90 kişiyi 2.5 milyon rupi (yaklaşık 530 bin TL) dolandırdığı açıklandı. Suruchi Bhujel’in gözaltına alındığı, aynı soruşturma kapsamında eşi Binod Shrestha ve erkek kardeşi Sujan Bhujel hakkında arama kararı çıkarıldığı açıklandı.
2023
Özgür Gündem Gazetesi ile dayanışmak amacıyla yazdığı makalede örgüt propagandası” yaptığı iddiasıyla hakkında açılan davada verilen 1 yıl 3 ay hapis cezası onanan Yazar Dilşa Kocakaya yakalanarak cezaevine gönderildi.
2023
Kısa Dalga yazarı, Gazeteci Cengiz Erdinç gözaltına alındı. Erdinç’in gözaltına alındığını avukatı Vural Ergül, sosyal medya hesabından duyurdu. Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde bulunan evinden gözaltına alınan Erdinç’in Ankara’ya götürüldüğü, bilgisayarına ve cep telefonuna el konulduğu öğrenildi.
2023
birgun.net Yayın Koordinatörü Uğur Koç, Uğur Şahin ve İsmail Arı hakkında “Yağmaya fren’ başlığıyla yayımlanan haberlerde ‘dezenformasyon’ olduğu gerekçesiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldığı açıklandı.
2023
Avukat Erdal Çelik, Sultangazi’de bulunan evinin önünde motosikletli, kar maskeli 2 kişinin silahlı saldırısına uğradı. Çelik ve yanında bulunan kızı saldırıdan yara almadan kurtulurken, üç mermi araçlarına isabet etti.
Karabük’te, Fiyos Çayı’nda cansız bedeni bulunan 17 yaşındaki Gabonlu öğrenci Jeannah Danys Dinabongho Ibouanga’nın cinayet şüphelisi hakkında Karabük Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ‘kısıtlılık kararı’ alarak yürüttüğü soruşturma tamamlanarak iddianame hazırlandı. Sanık D.A.’nın ‘çocuğun cinsel istismarına teşebbüs’ suçundan 15 yıla kadar, ‘kendini savunamayacak durumda olan kişiyi suçu gizlemek ya da yakalanmamak amacıyla kasten öldürme’ suçundan ise ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması talep edildi. Cinayetle ilgili gözaltına alınan 7 kişi hakkında ise takipsizlik kararı verildiği anlaşıldı. İddianame Karabük Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.
2023
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği tarafından, T24 sitesi yazarı Tolga Şardan’ın “MİT’in Cumhurbaşkanlığı’na sunduğu ‘yargı raporu’nda neler var?” başlıklı yazısı hakkında erişimin engellenmesi kararı verildi.
2023
Suç işlemek maksadıyla örgüt kurmak, kara para aklamak ve vergi kanununa muhalefet suçlarıyla haklarında yakalama kararı çıkarılarak gözaltına 17 kişi le birlikte gözaltına alınarak malvarlıklarına tedbir konulan Dilan Polat-Engin Polat çiftine ait ev ve işyerlerindeki lüks araçlar çekicilere yüklenerek İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.
2023
İsrail’in, Gazze’de Cibaliye ile Bureij mülteci kamplarını bombaladığı, en az 44 kişinin hayatını kaybettiği belirtildi. CNN’de çatışmalara ilişkin açıklamalarda bulunan ve dili sürçen İsrail Başbakanlık Sözcüsü Tal Heinrich, “İsrail sivillerden başkasını hedef almıyor” ifadelerini kullandı.
Halk TV Özel Haber Muhabiri Dinçer Gökçe, “Çete lideri T.D. ve E. D’ye tahliye kararı” haberi ile ilgili olarak gözaltına alındı. Gökçe, Bakırköy Cumhuriyet Savcılığında ifade verdikten sonra çıkarıldığı hakimlik tarafından adli kontrol kaydı ile serbest bırakıldı.
2024
Çerkezköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında, 9 aylık bebeğin cinsel istismar edildiği iddiasıyla başlatılan soruşturmada tutuklanan babanın cezaevinde intihar ettiği açıklandı.
2024
Şişli’de 6 yaşındaki çocuğu öldüren M.Ö. tutuklandı.
2024
İstanbul İdare Mahkemeleri’nde açılan davalarda, Vakıf üniversitelerinde çalışan asistan hekimlerin kamu hastanelerindekilerle aynı ücretin verilmesi gerektiğine hükmedildi. Talepleri haklı bulan mahkemeler, hekimlerin geçmişe yönelik farkları da alabileceğine hükmetti.
2024
Bir sokak röportajında Kürt meselesine ilişkin konuşurken “Ben Türk değilim” demesi nedeniyle sosyal medyada gündem olarak gözaltına alınan ve silahlı örgüt propagandası yapmakla suçlanan Kürd Öncüleri Derneği Başkanı Ali Çeven Çağlayan Adliyesinde sevk edildiği hakimlik tarafından tutuklandı.
Saltanatın Kaldırılması, 1 Kasım 1922 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 308 nolu “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, hukuku hâkimiyet ve hükümraninin mümessili hakikisi olduğuna dair” adlı kararname ile gerçekleşmiştir. Bu kararnameden 1 gün önce kabul edilen 307 nolu kararname ise “Osmanlı imparatorluğunun inkıraz bulup Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti teşekkül ettiğine dair” çıkarılmıştır. Arka arkaya çıkarılan iki kararname sonucunda Osmanlı İmparatorluğu resmen sona ermiş, saltanat kaldırılmış ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti teşekkül etmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk saltanatın kaldırılması ile ilgili olarak; “Milletin saltanat ve hâkimiyet makamı yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Ve bu makamı hâkimiyetin hükümetine, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti derler. Bundan başka bir makamı saltanat, bundan başka bir heyeti hükümet yoktur ve olamaz.” demiştir.
Hıyanet-i Vataniye Kanunu‘nda, saltanatın kaldırılmasına dair kararnameye karşı muhalefet etmek ve yeni kurulan millet meclisine karşı düşünce veya uygulamalarıyla veya yazdıkları yazılarla muhalefet ve bozgunculuk etmek vatan hainliği kapsamına alınmıştır.
Kararnamenin ilanından sonra sadrazam Tevfik Paşa başkanlığında 4 Kasım günü son toplantısını yapan Osmanlı hükûmeti istifasını padişaha sunmuştur. 5 Kasım’da Ankara hükumetinin İstanbul’daki temsilcisi Refet Paşa (Bele); tüm bakanlık müsteşarlarını Divanyolu’ndaki Şark Mahfilinde toplayarak her türlü faaliyete son vermelerini tebliğ etmiştir. 7 Kasım’da Babıali’deki başbakanlık dairesi resmen boşaltılmış ve Osmanlı Devleti’nin resmî gazetesi olan Takvim-i Vekayi‘nin yayınına son verilmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin, hukuku hâkimiyet ve hükümraninin mümessili hakikisi olduğuna dair
Kararname No: 308
Bir kaç asırdır Saray ve Babıâlinin cehalet ve sefaheti yüzünden Devlet azîm felâketler içinde müthiş bir surette çalkandıktan sonra nihayet tarihe intikal etmiş bulunduğu bir anda Osmanlı İmparatorluğunun müessis ve sahibi hakikisi olan Türk milleti Anadolu’da hem haricî düşmanlarına karşı kıyam etmiş, hem de o düşmanlarla birleşip millet aleyhine harekete gelmiş olan Saray ve Babıâli aleyhine mücahedeye atılarak Türkiye’de Büyük Millet Meclisi ve onun Hükümeti ve ordularını bitteşkil haricî düşmanlar, Saray ve Babıâli ile fiilen ve müsellehan ve malûm müşkülâtı şedide ve mahrumiyeti elime içinde cidale girişmiş, bugünkü halâs gününe vasıl olmuştur.
Türk milleti Saray ve Babıâlinin hıyanetini gördüğü zaman Teşkilâtı Esasiye kanununu ısdar ederek onun birinci maddesiyle hâkimiyeti Padişah’tan alıp bizzat millete ve ikinci maddesiyle icraî ve teşriî kuvvetleri onun yedi kudretine vermiştir. Yedinci madde ile de harp ilânı, sulh akdi gibi bütün hukuku hükümraniyi milletin nefsinde cemeylemiştir.
Binaenaleyh; o zamandan beri eski Osmanlı İmparatorluğu tarihe intikal edip yerine yeni ve millî bir Türkiye Devleti, yine o zamandan beri Padişahlık merfu olup yerine Türkiye Büyük Millet Meclisi kaim olmuştur. Yani bugün İstanbul’da bulunan heyet mevcudiyetini usulen himaye edecek hiç bir meşru ve gayriecnebi kuvvete ve müzahereti milliyeye malik olmayıp bir zilli zail halindedir. Millet şahsi hükümranlık ve saray halkı ve etrafının sefahati esası üzerine müessis bir Saltanat yerine asıl halk kütlesinin ve köylünün hukukunu himaye ve saadetini tekeffül eden bir halk Hükümeti idaresi tesis ve vazetmiştir. Hal böyle iken İstanbul’da düşmanlarla teşriki mesai etmiş olanların elan hukuku Hilâfet ve Saltanat ve hukuku Hanedandan bahseylemelerini görmekle müstağrakı hayret bulunuyoruz. Tevfik Paşanın telgrafı kadar garip ve acip ve hilafı mevâka bir vesika tarihte nadir görülmüştür.
Binaenaleyh Türkiye Büyük Millet Meclisi berveçhiati mevaddı neşir ve ilâna karar vermiştir:
1. Teşkilâtı Esasiye kanuniyle Türkiye halkı, hukuku hâkimiyet ve hükümranisinin mümessili hakikisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin şahsiyeti mâneviyesinde gayrikabili terk ve tecezzi ve ferağ olmak üzere temsile ve bilfiil istimale ve iradei milliyeye istinat etmiyen hiç bir kuvvet ve heyeti tanımamağa karar verdiği cihetle misakı millî hudutları dahilinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinden başka şekli Hükümeti tanımaz. Binaenaleyh Türkiye halkı hâkimiyeti şahsiyeye müstenit olan İstanbul’daki şekli Hükümeti 16 Mart 1336 dan itibaren ve ebediyen tarihe müntakil addeylemiştir.
2. Hilâfet, Hanedanı Âli Osmana ait olup; Halifeliğe Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından bu Hanedanın ilmen ve ahlâkan erşet ve eslâh olanı intihap olunur. Türkiye Devleti Makamı Hilâfetin istinatgahıdır. (Cilt: 24 – Sayfa: 328) 1/2 teşrinisani 1338
Osmanlı imparatorluğunun inkıraz bulup Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti teşekkül ettiğine dair
Kararname No: 307
Osmanlı İmparatorluğunun münkariz olduğuna ve Büyük Millet Meclisi Hükümeti teşekkül ettiğine ve yeni Türkiye Hükümetinin Osmanlı İmparatorluğu yerine kaim olup onun hududu millî dahilinde yeni vârisi olduğuna ve Teşkilâtı esasiye kanuniyle hukuku hükümrani milletin nefsine verildiğinden İstanbul’daki Padişahlığın madum ve tarihe müntakil bulunduğuna ve İstanbul’da meşru bir Hükümet mevcut olmayıp İstanbul ve civarının Büyük Millet Meclisine ait ve binaenaleyh oraların umu m idaresinin de Büyük Millet Meclisi memurlarına tevdi edilmesine ve Türk Hükümetinin hakkı meşruu olan Makamı hilâfeti esir bulunduğu ecnebilerin elinden kurtaracağına karar verildi (Cilt: 24 – Sayfa: 311) 30 teşrinievvel 1338
“Kimse ifade özgürlüğünü kullandığı için sınır dışı edilemez” başlığını taşıyan bildiri; sosyal medyada yayımlanan bir sokak röportajında Suriyeli mültecilerin hedef alınmasına tepki göstermek amacıyla muz yeme görüntülerinin paylaşılması üzerine bazı Suriyelilerin sınır dışı edilmesi kararına karşı 16 kurum ve sivil toplum örgütü tarafından 1 Kasım 2021 tarihinde açıklanmıştır.
Kimse ifade özgürlüğünü kullandığı için sınır dışı edilemez
Bir sokak röportajında, mültecilerin muz yediği fakat Türkiyeli vatandaşların yiyemediği söylemi üzerine mülteciler, sosyal medya kanalları üzerinden tepki videoları paylaşmışlardır.
Yıllardır özellikle siyasilerin ve medyanın hedef göstermesi sonucunda derinleşen ekonomik krizin tüm sorumlusunun mülteciler olarak görülmesi kutuplaşmayı arttırmıştır. Bir arada yaşama yönelik bir söylemin hâlâ oluşturulmamış olması ise, bugünkü çatışmaların kaynağını oluşturmaktadır.
Göç İdaresi Başkanlığı, 27 Ekim 2021 tarihinde yaptığı basın açıklamasında, bu söyleme tepki veren kişileri “provakatör” olarak belirtmiş ve 7 kişi hakkında sınır dışı kararı verileceğini duyurmuştur. Daha sonra, konuyla ilgili “provakatör” paylaşım yapan 11 kişinin gözaltına alındığına ve bu “provakatör” videoları paylaşan 31 kişinin de kimliğinin belirlendiğine dair haberler medyada yer almıştır.
Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraftır ve sözleşmenin 10. Maddesi “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamları tarafından müdahale edilmeksizin ve ulusal sınırlar dikkate alınmaksızın, görüş sahibi olma, bilgi ve düşüncelerini edinme ve yayma özgürlüğünü içerir” der.
Ayrıca, 1951 Mültecilerin Hukuku Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesi’nin 33. Maddesine göre “Hiçbir taraf devlet, bir mülteciyi, ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne şekilde olursa olsun geri göndermeyecek veya iade etmeyecektir”; bu maddeye ülkelerin çekince koyma hakkı tanınmamaktadır.
6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 54. Maddesi kimlerin sınır dışı edilebileceğini belirtir. Şiddet içermeyen, şiddeti özendirmeyen, muz yiyerek bir tepki ortaya koyan eylem, YUKK 54. Maddenin hiçbir bendinde sınır dışı nedeni olarak belirtilmemektedir. Böyle bir eylemin “kamu düzeni veya kamu güvenliğine tehdit olması” ihtimali ise, ifade özgürlüğüne ağır bir darbe anlamına gelir. YUKK 54. Madde ile birlikte düşünülmek zorunluluğu olan, 55. Madde ve amir hüküm niteliğindeki 4. Madde de, muz yeme videosu paylaşımı veya şiddet içermeyen herhangi bir paylaşım veya ifade nedeniyle, bir kişi hakkında sınır dışı kararı alınamayacağına açık bir biçimde hükmeder. Bir suç varsa, şiddet içermeyen bir tepkiyi tetikleyen ve bu tepkiye karşı, mültecilere yönelik ayrımcılık ve nefret söylemini körükleyen paylaşımlardır.
Mültecilerin sosyal medyada verdiği tepki tamamıyla ifade özgürlüğü kapsamındadır ve kimse ifade özgürlüğünü kullandığı için sınır dışı edilemez. Türkiye’yi ulusal mevzuatına uymaya ve uluslararası sözleşmelerde verdiği sözü tutmaya davet ediyoruz ve öncelikle söz konusu paylaşımları yapan mülteciler için sınır dışı işlemlerinin bir an önce durdurulmasını talep ediyoruz. Ayrıca, her an, mültecilere yönelik ayrımcı ve nefret söylemi üretenlere karşı gerekli yargısal önlemlerin alınmasını talep ediyoruz.
BİLDİRİYE İMZA ATAN KURULUŞLR
Eşitlik Çalışmaları Derneği
Fikir ve Sanat Derneği Çocuk Hakları Merkezi (FİSA)
Göç Araştırmaları Derneği (GAR)
Hak İnisiyatifi
Halkların Köprüsü Derneği
İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi (İGAM)
İnsan Hakları Derneği (İHD)
İnsan Hakları Gündemi Derneği (İHGD) İzmir Barosu
Kaos-GL
Konak Kent Konseyi Mülteci Meclisi
Medya ve Göç Derneği
Mültecilerle Dayanışma Derneği (Mülteci-Der) Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV)
Van Barosu Göç ve İltica Komisyonu
Yurttaşlık Derneği
Modern siyaset biliminin temellerini atan Fransız yazar, düşünür, yargıç ve siyasetçi Etienne de La Boétie doğdu. Orléans Üniversitesi’nden hukuk fakültesi diploması aldı.(Ölümü: 18 Ağustos Kasım 1563) Orléans Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. II. Henri’nin onayıyla Bordeaux Parlamentosu’nda danışman olarak görev yaptı. Danışmanlığın yanında diplomatik arabuluculuk işleri yürüttü. Ksenofon ve Plutarkhos’un eserlerini Fransızcaya çevirdi. Hukuk ve siyaset felsefesi ile ilgili çalışmalar yürüttü. Pierre de Ronsard’un da içinde bulunduğu bir şair topluluğuyla yakın ilişkiler kurdu ve şiirler yazdı. Mutlak monarşiye ve otoriterliğe karşı çıktı. En önemli eseri olan Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev, bazı Protestan düşünürler için esin kaynağı oluşturdu ve sonraki nesiller için sarsıcı etkiler bıraktı. Montaigne’in en yakın dostu olarak bilinmektedir. 33 yaşında ölmesine rağmen ardılları tarafından referans gösterildi. Hakkında birçok kitap yazıldı.
Étienne de La Boétie
1762
İngiliz hukukçu ve devlet adamı, Spencer Perceval doğdu. (Ölümü: 11 Mayıs 1812) Trinity College‘da eğitim gördü. 1786’da, hukuk eğitimi veren bir kuruluş olan Lincoln’s Inn’in kararıyla baroya kabul edildi. 1796’da kralın danışmanı oldu. Aynı yıl Parlamento’ya girdi. 1801’de başsavcı yardımcılığına atandı. 1802’de başsavcı oldu. 1807’de maliye bakanlığına getirildi. 4 Ekim 1809’da Portland dükünün yerine başbakan oldu. 4 Ekim 1809–11 Mayıs 1812 tarihleri arasında başbakanlık yaptı. Kendisinden önceki hükûmetlerin yıkılmasına yol açan dinsel hoşgörü politikasını terk eden Perceval, hükûmete karşı kişisel bir şikayette bulunmak için kendisine başvuran ve yanıt alamayan John Bellingham adlı bir akıl hastası tarafından Avam Kamarası’nda vurularak öldürüldü. Suikast sonucu yaşamını yitiren ilk ve tek Birleşik Krallık başbakanıdır.
İlk Resmi Gazete olan Takvim-i Vekayi, Osmanlı Devleti döneminde 1 Kasım 1831 (25 Cemâziyelevvel 1247) tarihinde yayınlanmaya başladı. Gazete, Padişah adına Fransız gazeteci Alexandre Blacque tarafından yayına hazırlandı. Gazete ilk yıllarda devletin resmi propaganda aracı olan yayın kullanıldı. Zamanla bugünkü hüviyetine kavuştu.
Takvim-i Vekayi (Resmi Gazete)
1922
623 yıl süren Osmanlı Saltanatı sona erdi ve son Osmanlı padişahı VI. Mehmet tahtını terk etti. Saltanatın kaldırılması, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 1 Kasım 1922’de kabul ettiği 308 numaralı ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, hukuku hâkimiyet ve hükümraninin mümessili hakikisi olduğuna dair’ kararname ile gerçekleşti.
Akis dergisi sahibi Metin Toker, İstanbul Milletvekili Mükerrem Sarol’a yayın yoluyla hakaret ettiği gerekçesiyle 7 ay hapis cezasına çarptırıldı. Sarol ise, Yassıada’da yargılanarak mahkûm olmuş, 1964 affıyla özgürlüğüne kavuşmuştur.
1973
Türkiye’nin Ege’nin açık sularında petrol araması yapmak üzere Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na ruhsat vermesi ve Yunanistan’ın bu ruhsatı geçersiz sayması üzerine iki ülke arasında Kıta Sahanlığı konusunda anlaşmazlık çıktı.
1980
Askeri Yargıtay Daireler Genel Kurulu, Erdal Eren hakkında Sıkıyönetim Mahkemesi’nce verilen ölüm cezasını bozan Askeri Yargıtay 3. Dairesi’nin kararını geri çevirdi.
Ankara 2.İş Mahkemesi, Eğitim-İş Sendikası’nın kapatılması talebiyle Ankara Valiliği’nce açılan dava dosyasını esastan reddetti.
1990
İlyas Salman hakkında, Bursa’nın Keles İlçesi’ndeki bir piknikte yaptığı konuşmada bölücü propaganda yaptığı iddiasıyla 10 yıl hapis istemiyle Devlet Güvenlik Mahkemesinde dava açıldı.
1991
11 yıldır süren 1.243 sanıklı İstanbul Devrimci Sol Ana Davası sonuçlandı. Tahliye ve firarlar sonrasında 12 sanığın tutuklu kaldığı davada 1 kişiye idam, 41 kişiye müebbet, 553 kişiye 2 yıl 9 ay ile 20 yıl arası hapis cezası verildi, 582 sanık beraat etti, 66’sının davası düştü.
1993
Maastricht Antlaşması yürürlüğe girdi Avrupa Birliği resmen kurulmuş oldu. Avrupa Ekonomik Topluluğunun(AET) adı değiştirildi. Avrupa Birliği’nin üç temel sütunu olan; Ekonomik ve Parasal Birlik, Ortak Güvenlik ve Dış Politika ile İçişleri ve Hukuk alanında işbirliği güçlendirildi.
1996
Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) İstanbul temsilcisi Şükran Akın, izinsiz işkence tedavi merkezleri açmak ve tedavi olanların isimlerini savcılığa bildirmemek suçlamalarından yargılandığı davanın ilk duruşmasında beraat etti.
1997
1990/1991 yılları arasındaki Zonguldak maden işçilerinin grevi ve Büyük Ankara Yürüyüşü’nü konu alan ve “İş-Ekmek-Özgürlük” üçlemesinin ikinci filmi olan “Ekmek”, Kültür Bakanlığı tarafından yasaklandı.
2001
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer Bakanlar Kurulu’nun Afganistan’a asker gönderme kararını onayladı.
2002
Türkiye İnsan Hakları Kurumu Vakfı (TİHAK) kurucu üyesi ve arkeolog Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal yaşamını yitirdi.
2003
BM Genel Kurulu, ilk kez yolsuzluklarla mücadeleyi öngören uluslararası sözleşmeyi kabul etti. Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi, Sözleşme,10 Aralık 2003’te imzalandı ve 14 Aralık 2005’te yürürlüğe girdi. Yolsuzluğa karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi olarak da anılmaktadır. Sözleşme rüşvet, zimmete para geçirme, karapara aklamayı suç sayarak bu yolla elde edilen malvarlıklarına el konulmasını öngörmektedir. ABD, özel sektör ve sanayi sektöründe verilebilecek rüşvetlerin kapsam dışında bırakılmasını sağladı.
Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi 10 Aralık 2003
2006
Türkiye’nin ilk Sümerologlarından 92 yaşındaki Muazzez İlmiye Çığ, ‘Vatandaşlık Tepkilerim’ adlı kitabında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılamak” suçu işlediği gerekçesiyle yargılandığı ve 25 avukat tarafından temsil edildiği davanın ilk celsesinde beraat etti. Beyoğlu 2. Asliye Ceza Mahkemesi, 92 yaşındaki Çığ hakkındaki beraat kararını “suçun yasal unsurları oluşmadığı” gerekçesine dayandırdı.
Muazzez İlmiye Çığ’ın yargılandığı davaya hukuk, sanat ve medya dünyası yoğun ilgi göstermişti.
2007
Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantısında alınan bir kararla, 2008 yılında başlamak üzere, tüm dünyada otizm konusunda farkındalık yaratmak ve sorunlara çözüm bulmak amacıyla, her yıl 2 Nisan tarihi Dünya Otizm Günü olarak kabul edildi.
2011
Operasyonla gözaltına alınan bilim insanı Prof. Dr. Büşra Ersanlı, Belge Yayınları sahibi, yazar Ragıp Zarakolu ve BDP MYK üyesi Mustafa Avcı’nın da aralarında bulunduğu 44 kişi silahlı terör örgütüne üyelikten tutuklandı.
Prof. Dr. Büşra Ersanlı
2015
Amerikalı hukukçu, siyasetçi ve oyuncu Fred Thompson, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 19 Ağustos 1942) Memphis Üniversitesi’nde felsefe ve siyaset bilimi okudu. Hukuk Lisansını 1967 yılında Vanderbilt Law School’dan aldı. 1994-2003 yılları arasında Cumhuriyetçi Parti üyesi olarak girdiği ABD Senatosu’nda Tennessee eyaletini temsil etti. Oyunculuğunda genellikle devlet görevlisi rollerini tercih etti. 2002’den itibaren Law & Order televizyon dizisinde ki savcı Arthur Branch rolüyle ün kazandı.
Fred Thompson
2017
Suriye İnsan Hakları Ağı, Suriye’de 7 yılda 634 gazetecinin öldürüldüğünü açıkladı.
2020
Anayasa hukukçusu, akademisyen ve siyasetçi Burhan Kuzu öldü. (Doğumu: 1 Ocak 1955) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde okudu. Üniversiteden mezun olduktan sonra hakimlik ve kaymakamlık sınavını kazandı. Tekirdağ’da kaymakamlık stajına başladı. 1976 yılında üniversitede asistan kadrosuna alınınca akademisyen olmayı tercih etti. Yüksek lisans ve doktora eğitimini İstanbul Üniversitesi’nde tamamladı. Anayasa hukuku alanında çalıştı. 1980-1982 yılları arasında Paris Sorbonne Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Avrupa Konseyi bursuyla araştırmalar yaptı. 1998 yılında profesör unvanı aldı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Anayasa Hukuku Anabilim Dalı öğretim üyeliği ve başkanlığı görevlerini yürüttü. Hukuk alanında makale ve kitaplar yayımladı. Uzun süre Polis Okulları’nda ders verdi. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarında üyelik ve yöneticilik yaptı. Bir süre Beykent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde öğretim üyeliği yaptı. Zirve Üniversitesi Hukuk Fakültesinde misafir öğretim üyesi olarak ders verdi. Milletvekilliği ve Adalet Komisyonu başkanlığı yaptı. Zindaşti suç örgütü ve başkaca oluşumlarla ilgili olarak nüfuz ticareti ve adli yargıyı etkileme suçundan hakkında soruşturma yapılmakta iken 1 Kasım 2020 tarihinde COVID-19 ‘a bağlı olarak hayatını kaybetti.
Burhan Kuzu
2021
“Kimse ifade özgürlüğünü kullandığı için sınır dışı edilemez” başlığını taşıyan bildiri; sosyal medyada yayımlanan bir sokak röportajında Suriyeli mültecilerin hedef alınmasına tepki göstermek amacıyla muz yeme görüntülerinin paylaşılması üzerine bazı Suriyelilerin sınır dışı edilmesi kararına karşı 16 kurum ve sivil toplum örgütü tarafından 1 Kasım 2021 tarihinde açıklanmıştır.
2024
Çanakkele’de restoratör Tuğba Yavaş’ın balkondan düşerek ölümüne ilişkin cinayet şüphesiyle gözaltına alınan eşi Prof. Dr. Alptekin Yavaş emniyetteki işlemlerinin ardından sevk edildiği Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklandı.
2024
Avrupa Birliği ile Japonya arasında savunma ve güvenlik paktı imzalandı. AB tarihinde ilk kez bir Hint-Pasifik ülkesi ile askeri konuları da kapsayan çok yönlü bu antlaşma, Çin, Kuzey Kore ve Rusya konusunda endişelerin arttığı bir dönemde gerçekleşti. Tokyo’da imzalanan anlaşma, askeri alanda iş birliği yapılmasını, askeri tatbikatları, savunma sanayisi ile ilgili konularda bilgi alışverişi, uzay güvenliği ve benzeri pek çok konuyu kapsıyor.
2024
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek, Ekol TV’ye hayırlı olsun ziyareti gerçekleştirdi. Başsavcı Gürlek, Ekol TV binasını, Haber Merkezini ve stüdyoları gezdikten sonra kanala yayın hayatında başarılar diledi ve Ekol Medya Yönetim Kurulu Başkanı Emrah Doğru’ya bir hediye takdim etti.
2024
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın 28 Temmuz 2023 günü internet sitesinde yayınladığı ilan ile Munzur ve Pülümür vadilerinin vadi tabanları ve Munzur Gözeleri’nin bulunduğu alanı “1. Derece Doğal Sit Alanı” olan Munzur Gözeleri‘nin koruma statüsünü düşürüldü “Nitelikli Doğal Koruma Alanı” olarak tescillemesi üzerine Türk Mühendisleri ve Mimarları Odası (TMMOB) tarafından kararın iptali için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı aleyhine Erzincan İdare Mahkemesi‘nde açtığı dava kapsamında mahkeme heyeti tarafından keşif gerçekleştirildi. Keşifte, çevre mühendisi, hidrojeoloji mühendisi, jeomorfolog, ekolog ve peyzaj mühendisi de hazır bulundu. Keşfe katılan yüzlerce kişi Munzur’un yeniden ‘Kesin Korunacak Hassas Alan’ olarak tescil edilmesini istedi.
Narlıdere Belediyesi ve Litvanya’nın Trakai İlçe Belediyesi, iklim değişikliği ile mücadele alanında iş birliği yapılmasını içeren mutabakat imzaladı.
2024
Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel hakkında ‘Cumhurbaşkanına alenen hakaret’ ve ‘iftira’ suçlarından suç duyurusunda bulundu ve 1 milyon liralık manevi tazminat davası açtı. Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında ise, Esenyurt’ta yaptığı konuşmada kendisine yönelik ‘iftira içeren asılsız ithamlarda’ bulunduğu gerekçesiyle 1 milyon liralık manevi tazminat davası açtı.
2024
Tekirdağ’ın Çerkezköy ilçesinde 9 aylık erkek bebeğe cinsel istismarda bulunulduğu iddiasına ilişkin gözaltına alınan anne ve baba tutuklandı. Bebek ise devlet korumasına alındı.
2024
Boydak Holding eski yönetim kurulu üyeleri ve aile bireylerinin de aralarında olduğu 11 sanığın yargılandığı Kayseri 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davanın karar duruşmasında sanıkların Türkiye Finans Katılım Bankası’nda bulunan yüzde 22.34’lük hisselerinin müsaderesine karar verildi.
2024
Denizli’de kendilerini savcı olarak tanıtarak yaşlı bir kadını çok sayıda mülkünü sattırarak yaklaşık 33 milyon lira dolandırdıkları suçlamasıyla haklarında soruşturma başlatılan ve 6 ay süren teknik ve fiziki takip sonucunda yakalanan 19 kişi tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Anti Doping Sözleşmesi (Anti-Doping Convention), 16 Kasım 1989 tarihinde Strasbourg’ta imzalanmıştır. Sözleşme, Dopingle Mücadele Sözleşmesi olarak da bilinmektedir.
Türkiye, Dopingle Mücadele Sözleşmesini 3885 sayılı kanun ile 11 Mart 1993 tarihinde kabul etmiş ve onaylamıştır.
Sözleşmenin Temel Hedefleri ve İlkeleri
Anti Doping Sözleşmesi, sporcuların performans artırıcı maddeler kullanmalarını engellemek amacıyla oluşturulmuş uluslararası bir anlaşmadır. Sporun dürüstlük, adalet ve sağlık ilkelerine dayanmasını sağlamak ve sporcuların eşit şartlarda mücadele etmesini güvence altına almak için imzalanmıştır.
Sözleşme, sporcuların doping kullanımını engellemek için kurallar, yaptırımlar ve çeşitli tedbirler öngörmektedir. Anti Doping Sözleşmesi’nin ana amacı, sporun temiz kalmasını sağlamak ve sağlık risklerini azaltmaktır. Sözleşme, doping maddelerinin ve yöntemlerinin listesini, yasaklı maddeleri kullanmanın cezalarını ve yasaklı yöntemlerle ilgili kuralları tanımlamaktadır.
Bu Sözleşmeyi imzalayan Avrupa Konseyi üyesi Devletler, Avrupa Kütür Sözleşmesine Taraf Devletler ve diğer Devletler,
Avrupa Konseyinin amacının üyeleri arasında, ortak mirasları olan ülkü ve ilkelerini gerçekleştirilmesi ve korunması ve ekonomik ve sosyal alanlarda ilerlemelerinin kolaylaştırılması amacıyla daha sıkı bir birliğin sağlanması olduğunu göz önünde tutarak;
Sporun sağlığın korunmasında, manevi ve fizikî eğitimde ve uluslararası anlayışın geliştirilmesinde önemli bir rol oynaması gerektiğinin bilincinde olarak;
Doping maddelerinin ve metotlarının sporcular tarafından gittikçe artan bir şekilde kullanılmasının, sporcuların sağlığı ve sporun geleceği üzerindeki etkilerinden endişe duyarak;
Bu sorunun Olimpiyat Şart’ında, UNESCO Spor ve Fizikî Eğitim Uluslararası Şartında ve Avrupa Konseyinin “Herkes için Spor Şartı” olarak bilinin (7&)41 sayılı Kararında mündemiç ahlakî ilkeleri ve eğitimsel değerleri tehlikeye soktuğunu dikkate alarak;
Uluslararası spor kuruluşları tarafından benimsenmiş olan ve dopingle mücadele konusundaki kurallar politikalar ve deklarasyonları göz önünde bulundurarak;
Spor müsabakalarında, adil oyun prensibi ışığında, usulüne uygun yöntemin sağlanması ve sporcuların sağlığının korunması bakımından, kamu makamları ile gönüllü spor kuruluşlarının dopingle mücadelede birbirini tamamlayıcı sorumluluğa sahip oldukları bilincini taşıyarak;
Söz konusu makam ve kuruluşların, bu amaçlarla, uygun her düzeyde işbirliği yapmaları gerektiğini onaylayarak,
Spordan sorumlu Avrupa Bakanlarının Konferanslarında dopingle mücadele konusunda kabul edilen kararları ve özellikle 1989’da Reykjavik’te yapılan 6. Konferansta kabul edilen 1 sayılı kararı göz önünde bulundurarak, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin kabul etmiş olduğu, Atletlerin Doping Kullanmasıyla ilgili (67)2 sayılı Kararı; Sporda Doping konulu R(79)8 sayılı Tavsiye Kararını, “Spor için Avrupa Anti-doping Şartı” başlıklı R(84)19 sayılı tavsiye Kararını ve Müsabakalardan önce Haber Vermeden Doping Kontrolü Sisteminin Yerleştirilmesi konulu R(88)12 sayılı Tavsiye Kararını göz önünde tutarak;
UNESCO tarafından Moskova’da (1988) düzenlenen, Spor ve Fizikî Eğitimden Sorumlu Bakan ve Yüksek Düzeyli Görevliler 2. Uluslararası Konferansında kabul edilmiş 5 sayılı tavsiye kararını dikkate alarak;
Yukarıda belirtilen belgelerde yer alan ahlakî değerler ve pratik önlemlerin ışığında sporda doping kullanımının azaltılması ve sonuçta ortadan kaldırılması için daha ileri düzeyde ve güçlü işbirliği yapmaya kararlı olarak;
Aşağıda yazılı bulunan hususlarda anlaşmışlardır:
Madde 1 Sözleşmenin Amacı
Akit Taraflar, sporda doping kullanımının azaltılması ve sonuçta ortadan kaldırılması amacıyla, anayasalarının çizdiği sınırlar çerçevesinde, bu Sözleşme hükümlerinin uygulamaya konulması için gerekli düzenlemeyi yapmayı üstlenirler.
Madde 2 Sözleşmenin Tanımı ve Kapsamı
1. Bu Sözleşmede kullanılan:
a. Sporda Doping” tabiri sporculara farmakolojik sınıf doping maddeleri verilmesini ve doping metotları uygulanmasını veya bu maddeler ve metotların sporcular tarafından kullanılmasını ifade eder.
b. “Farmakolojik Sınıf doping Maddeleri veya Doping Metotları” tabiri, aşağıdaki 2. fıkra çerçevesinde, ilgili uluslararası spor kuruluşları tarafından yasaklanmış olan ve 11. Maddenin 1. fıkrasının (b) bendi çerçevesinde Gözlem Grubu tarafından kabul edilmiş listelerde yer alan doping maddelerini ve doping metotlarını ifade eder.
c. “Sporcu” tabiri düzenlenmiş spor faaliyetlerine düzenli biçimde katılan kişileri ifade eder.
2. 11. maddenin 1. fıkrasının (b) bendi hükmü uyarınca, farmakolojik sınıf doping maddeleri ve doping metotlarını ihtiva eden liste Gözlem Grubu tarafından kabul edilinceye ‘ kadar, bu Sözleşmeye Ek referans listesi uygulanacaktır.
Madde 3 Ülke içi eşgüdüm
1. Akit Taraflar sporda doping kullanımıyla mücadele konusuyla ilgili devlet daireleri ve diğer kamu kuruluşlarının politikaları ve faaliyetlerinde eşgüdüm sağlayacaklardır.
2. Akit taraflar, bu Sözleşmenin bazı hükümlerinin uygulanmasında, gerektiği haller de resmî veya Hükümet dışı bir spor makamını veya bir spor kuruluşunu yetkili kılmak suretiyle, bu Sözleşmenin uygulanmasını ve özellikle 7. Maddede yer verilmiş şartların yerine getirilmesini gözeteceklerdir.
Madde 4 Yasaklanmış doping maddeleri ve metotlarının temini ve kullanımını sınırlayıcı tedbirler
1. Akit Taraflar, yasaklanmış doping maddeleri ve metotlarının ve özellikle anabolik steroidlerin teminini ve kullanımını sınırlamak üzere (bunların el değiştirmesinin elde edilmesinin, ithalinin, dağıtımının ve satışının kontrol edilmesine imkân veren hükümler ve dahil olmak suretiyle) gerekli mevzuatı, kuralları ve idarî önlemleri sağlayacaklardır.
2. Bu amaçla, Akit Taraflar veya ilgili Hükümet dışı kuruluşlar, spor kuruluşlarına yardımda bulunmadan önce bunların dopingle mücadele mevzuatını etkili biçimde uygulayıp uygulamadıklarını bir kıstas olarak bulunduracaklardır.
3. Ayrıca Akit Taraflar,
a. Spor kuruluşlarının yapılacak doping kontrolü ve tahlili, doğrudan verilecek subvansiyonlar veya karşılıksız yardımlarla veya bu kuruluşlara verecekleri genel subvansiyonlar veya karşılıksız yardımlarda doping kontrol ve analiz çalışmalarının getireceği masrafları göz önünde bulundurmak suretiyle destekleyeceklerdir.
b. Doping kullanmaları nedeniyle spor yapmaları geçici bir süre yasaklanmış olan sporculara, bu yasak süresi içerisinde, eğitim amaçlarıyla, kamu fonlarından yardımda bulunulmaması için gerekli önlemleri alacaklardır.
c. Uluslararası alanda yetkili spor kuruluşlarınca istenen doping kontrollerinin spor kuruluşları tarafından müsabakalar sırasında veya dışında, yapılmasını teşvik edecekler ve gerekirse kolaylaştıracaklardır.
d. Spor kuruluşları tarafından, bunların üyelerinin diğer ülkelerde yetkili doping kontrol kurulları tarafından muayene edilmesine izin verecek anlaşmaların müzakeresini teşvik edecekler ve kolaylık göstereceklerdir.
4. Akit Taraflar, bu Sözleşmenin ilgili hükümleriyle uyumlu olduğu sürece, sorumluluk kendilerine ait olmak üzere dopingle mücadele kuralları tespit etme ve doping kontrolleri düzenleme hakkını mahfuz tutarlar.
Madde 5 Laboratuarlar
1. Her Akit Taraf,
a – Ya, uluslararası alanda ilgili spor kuruluşlarınca benimsenmiş ve 11 . maddenin 1. paragrafının (b) bendi çerçevesinde Gözlem Grubu tarafından onaylanmış ölçütlere uygun olarak, ülkelerinde, resmen tanınabilecek nitelikte bir veya birden fazla doping. kontrol laboratuarı kurmayı veya kurulmasına yardımcı olmayı, veya
b- spor kuruluşlarına başka bir Tarafın topraklarında böyle bir laboratuara ulaşmaları için yardımcı olmayı taahhüt ederler.
2. Bu Laboratuarlar,
a İstihdam ve mesleki eğitim, nitelikli personel yetiştirilmesi ve bunların mesleki eğitimi.
b. Çeşitli maddelerin insan vücudundaki etkileri ve bunların atletik performans üzerindeki sonuçları hakkında daha iyi fikir edinebilmek için analitik, biyokimya, farmakoloji ve sporda kullanılan veya kullanılması düşünülen doping maddeleri ve metotları üzerinde uygun araştırma ve geliştirme programları uygulanması, ve
c. Araştırma sonucu elde edilen yeni verilerin derhal dağıtılması ve yayınlanması hususlarında teşvik edileceklerdir.
Madde 6 Eğitim
1. Akit Taraflar, gerekirse ilgili spor kuruluşları ve basınla yayın organlarıyla işbirliği yaparak, dopingin insan sağlığına tehlikesini ve sporda gözetilmesi gereken ahlaki değerlere vereceği zararı vurgulayan eğitim programları ve bilgilendirme kampanyaları geliştirecekler ve uygulayacaklardır. Söz konusu kampanya ve programlar okul çağındaki gençlik ve spor kulüplerinin yanı sıra ebeveynlere, yetişkin sporculara, spor yetkililerine, antrenörlere ve eğitimcilere de yönelik olacaktır. Tıpla uğraşanlara yönelik olan eğitim programları tıpta ahlaki değerlere saygı gösterilmesi gereğini vurgulayacaktır.
2. Akit Taraflar, ilgili bölgesel, ulusal ve uluslararası spor kuruluşlarının işbirliğiyle, insanî değerlere saygı temeli üzerine kurulu, bilimsel nitelikte psikolojik ve psikolojik eğitim programları geliştirilmesi için araştırma yapılmasını teşvik edeceklerdir.
Madde 7 Spor kuruluşlarıyla, alınan önlemler üzerinde işbirliği
1. Akit Taraflar spor kurutuşlarını ve onların aracılığıyla uluslararası spor kuruluşlarını, sporda doping kullanımının önlenmesi için kendi yetki alanları içerisinde gerekli tüm önlemleri almaya ve uygulamaya teşvik edeceklerdir.
2. Bu amaçla, spor kuruluşları, karşılıklı haklarını, yükümlülüklerini ve görevlerini açıkça belirlemeleri ve
uyumlaştırmaları, bu uyum sağlama faaliyetlerini özellikle aşağıdaki hususlarda gerçekleştirmeleri için teşvik edileceklerdir.
a. uluslararası alanda ilgili spor kuruluşlarınca benimsenmiş kurallar üzerine geliştirilmiş, dopingle mücadele kuralları,
b. uluslararası alanda ilgili spor kuruluşlarınca benimsenmiş listeler üzerine geliştirilmiş yasak farmakolojik doping maddeleri ve doping metotları listeleri,
c. doping kontrol usulleri,
d. uluslararası düzeyde kabul edilen adil ilkeleri uygulayarak ve şüphe edilen sporcuların temel haklarına saygı göstererek saptanacak disiplin usulleri; ki bu ilkeler şu hususları kapsayacaktır,
i. Rapor veren organ ile disiplin organının birbirinden ayrı olması,
ii. suçlanan kişilerin, adil muhakeme ve yardım alma veya temsil edilme hakkına sahip olmaları,
iii. Verilen kararın temyizine imkân sağlayan açık ve kesin hükümler bulunması,
e. Sporcuların dopingle mücadele kurallarını ihlalinde müdahil olan yetkililer, doktorlar, veterinerler, antrenörler, fizyoterapistler ve diğer kişiler için etkili cezalara ilişkin usuller,
f. aynı ülkede veya diğer ülkelerde bulunan spor kuruluşları tarafından uygulanan spordan geçici süre men ve diğer cezaları karşılıklı olarak tanıyan usuller.
3. Ayrıca, Akit Taraflar, spor kuruluşlarını,
a. Karşılaşmalar dışında da uygun bir zamanda, önceden haber vererek veya vermeksizin, etkili biçimde doping kontrolleri yapmaya teşvik edecekler, bu kontroller bütün sporcular için adil şekilde ve uygun görülürse muayeneye ve yeniden muayeneye tabi tutulacak kişilerin gelişigüzel seçilmesi yoluyla yapılacaktır.
b. Diğer ülkelerin spor kuruluşlarıyla, yurtdışında bulunan sporcularının bulundukları ülkede yetkili doping kontrol kurulları tarafından test edilmelerine imkân veren anlaşmaları müzakere etmelerini destekleyeceklerdir.
c. Antidoping ölçütlerini de dikkate alarak spor karşılaşmalarına katılmaya ilişkin yeterlilik kurallarını açıkça belirlemeleri ve bunların uyumlaştırmalarını teşvik edeceklerdir.
d. Sporcuların, uluslararası spor kuruluşlarının dopingle mücadele çalışmalarına aktif biçimde katılmalarını teşvik edeceklerdir.
e. Spor karşılaşmaları sırasında veya dışında, 5. Maddede öngörülen laboratuarlardaki doping analiz imkânlarının tam ve etkili biçimde kutlanılmasını teşvik edeceklerdir.
f. Spor yapmaya elverişli her yaşta sporcuyu korumak amacıyla her spor için gerekli bilimsel eğitim yöntemlerini araştırmalarını teşvik edeceklerdir.
Madde 8 Uluslararası işbirliği
1 Akit Taraflar bu Sözleşmenin kapsadığı konularda yakın işbirliği geliştirecekler ve aynı şekilde spor kuruluşları arasında benzer işbirliğini teşvik edeceklerdir.
2. Akit Taraflar;
a. Spor kuruluşlarını, bağlı oldukları bütün ilgili uluslararası spor kuruluşlarının faaliyetleri çerçevesinde tasdikli bir negatif doping kontrol raporu mevcut olmadığı takdirde bölge ve dünya rekorlarının kayda geçirilmemesi hususu da dahil olmak üzere, bu Sözleşmenin hükümlerinin uygulamasını daha da geliştirecek bir şekilde hareket etmeye teşviki,
b. 5. Madde çerçevesinde kurulmuş bulunan doping kontrol laboratuarları personeli arasında işbirliği geliştirmeye teşviki,
c. 4.Maddenin 1. fıkrasında belirtilen amaçlar doğrultusunda, ilgili şubeleri, makamları ve kuruluşları arasında ve uluslararası düzeyde ikili ve çok taraflı işbirliğini başlatma yükümlülüğünü üstlenirler.
3. 5. Madde uyarınca laboratuarlar açmış olan veya halihazırda işleyen laboratuarları bulunan Akit Taraflar, diğer Akit Tarafların kendi laboratuarlarını kurabilmeleri için gerekli deneyim, uzmanlık ve teknikleri elde etmelerine yardımcı olacaklardır.
Madde 9 Bilgi verme
Her Akit Taraf, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine, Avrupa Konseyinin resmî dillerinden birini kullanmak suretiyle, bu Sözleşmenin hükümlerine uyulması amacıyla aldığı yasal ve diğer önlemler hakkında gerekli bilgiyi verir.
Madde 10 Gözlem Grubu
1. Bu Sözleşmenin uygulanmasını izlemek üzere bir Gözlem Grubu kurulacaktır.
2. Herhangi bir Akit Taraf Gözlem Grubunda bir veya birden fazla sayıda delege ile temsil edilebilir. Her Akit Taraf bir oy hakkına sahip olacaktır.
3. 14. Maddenin 1. paragrafında belirtilen bu Sözleşmeye taraf olmayan her hangi bir devlet Gözlem Grubunda bir gözlemci ile temsil edilebilir.
4. Gözlem Grubu bu Sözleşmeye taraf olmayan ve Avrupa Konseyi üyesi bulunmayan herhangi bir Devleti ve herhangi bir spor veya profesyonel kuruluşunu, bir veya birden fazla toplantısına gözlemci göndermeye oybirliği ile davet edebilir.
5. Gözlem Grubu Avrupa Konseyi Genel Sekreterinin çağrısı üzerine toplanacaktır. Gözlem Grubu ilk toplantısını mümkün olan en kısa süre içerisinde ve her halükarda Sözleşmenin yürürlüğe girmesini takiben bir yıl içinde yapacaktır. Grup, bilahare, gerekli görüldüğü zamanlarda Âktı Taraflardan birinin veya Genel Sekreterin çağrısı üzerine toplanacaktır.
6. Akit Taraflardan çoğunluğun temsili, Gözlem Grubunun toplanabilmesi için gerekli nisabı oluşturacaktır.
7. Gözlem Grubu toplantılarını kamuoyuna kapalı olarak yapacaktır.
8. Gözlem Grubu, bu Sözleşmenin hükümlerine bağlı olarak, kendi iç Tüzüğünü hazırlayacak ve oybirliğiyle kabul edecektir.
Madde 11
1. Gözlem Grubu bu Sözleşmenin uygulanmasını gözetleyecektir. Grup özellikle;
a. Bu Sözleşmenin hükümlerini devamlı olarak gözden geçirerek değişiklik yapılıp, yapılmamasına gerek olup olmadığını inceleyecektir,
b. 2.Maddenin 1. ve 2. fıkraları uyarınca belirtilen, ilgili uluslararası spor kuruluşlarınca yasaklanmış farmakolojik doping maddeleri ve metotları listeleri ve bunlarda yapılacak değişiklikleri; 5. Maddenin 1. fıkrasının (a) fıkrası uyarınca doping kontrol laboratuarlarına yetki verilmesi konusunda ilgili spor kuruluşlarınca kabul edilmiş olan ölçütleri ve bunlarda yapılacak değişiklikleri ve ilgili kararların yürürlüğe giriş tarihlerinin tespitini onaylamakla yetkili olacaktır,
c. İlgili spor kuruluşlarıyla danışmalarda bulunacaktır,
d. Bu Sözleşmenin amaçlarının gerçekleşmesi bakımından alınabilecek önlemlere dair Akit Taraflara tavsiyelerde bulunacaktır,
e. Kamuoyunun ve ilgili uluslararası kuruluşların, Sözleşme tavsiyede bulunacaktır, çerçevesinde yapılan faaliyetler hakkında bilgi sahibi kılınmaları için alınması gerekli önlemleri hakkında
f. Avrupa Konseyi üyesi olmayan Devletlerin Sözleşmeye katılmaya davet edilmeleri hususunda Bakanlar komitesine tavsiyelerde bulunacaktır,
g. her türlü öneride bulunabilecektir. Bu Sözleşmenin daha etkili bir şekilde uygulanabilmesi için
2. Gözlem Grubu, görevlerini yerine getirebilmek için, uzmanlar grubu toplantıları düzenleyebilecektir.
Madde 12
Gözlem Grubu, her toplantısından sonra, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine, çalışmaların ve Sözleşmenin işleyişi hakkında bir rapor verecektir.
Madde 13 Sözleşmenin Maddelerinde Değişiklik Yapılması
1. Akit Taraflardan her biri, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi veya Gözlem Grubu bu Sözleşmenin maddelerinde değişiklik önerilebilir.
2. Verilen her değişiklik önerisi, Genel sekreter tarafından, 14. Maddede belirlenen Devletlere ve 16. Maddenin hükümleri uyarınca Sözleşmeye katılmış olan veya katılmaya davet dilen Devletlere iletilir.
3. Akit Taraflardan biri veya Bakanlar Komitesi tarafından yapılan herhangi bir değişiklik önerisi, Gözlem Grubunun bu öneriyi görüşmek üzere yapacağı toplantıdan en az 2 ay önce Gruba iletilir. Gözlem Grubu, gerekli görürse ilgili spor kuruluşlarıyla da istişare edilerek, değişiklik önerisi üzerinde benimseyeceği görüşü Bakanlar Komitesine sunacaktır.
4. Bakanlar Komitesi degişiklik önerisi Gözlem Grubunun görüşü ile birlikte inceler ve uygun görürse değişikliği kabul eder.
5. Bu Maddenin 4 üncü fıkrası uyarınca, Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilmiş olan herhangi bir değişiklik metni Akit Tarafların kabulüne sunulur.
6. Bu Maddenin 4. fıkrası uyarınca kabul edilmiş olan herhangi bir değişiklik, bütün Akit Tarafların kabulünün Genel Sekretere bildirilmesinden sonra geçecek bir aylık süreyi takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
Nihai hükümler Madde 14
1. Bu Sözleşme Avrupa Konseyi üyesi Devletlerin, Avrupa Kültür Sözleşmesine taraf olan diğer Devletlerin ve Sözleşmenin hazırlık çalışmalarına katılmış olan, Avrupa Konseyi üyesi bulunmayan Devletlerin imzasına açık olacaktır.
Bu devletler, Sözleşmeyi,
a. Onay, kabul! veya uygun bulma şartına bağlı olmaksızın veya,
b. Onay, kabul veya uygun bulma şartına bağlı olarak imza edebilirler.
2. Onay, kabul veya tasvip belgeleri Genel Sekretere tevdi edilir.
Madde 15
1. Sözleşme, Dördü Avrupa Konseyi üyesi olmak üzere Beş devletin, 14. Madde hükmüne uygun olarak Sözleşmeye bağlı olma niyetlerini beyan etmelerini müteakiben geçecek bir aylık süreyi takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girer.
2. Yürürlüğe girdikten sonra bağlı olma niyetini beyan eden herhangi bir imzacı Devlet bakımından Sözleşme, imzalandığı veya onay, kabul veya tasvip belgelerinin verildiği tarihten sonra geçecek bir aylık süreyi takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Madde 16
1. Bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Akit Taraflarla istişarelerde bulunduktan sonra, Avrupa Konseyi Statüsünün (20.d) maddesinde öngörülen çoğunluk ve Komitede bulunan Akit Taraf temsilcilerinin oybirliğiyle alınacak bir kararla, Avrupa Konseyi üyesi olmayan bir Devleti Sözleşmeye katılmaya davet edebilir.
2. Sözleşme, bu şekilde katılan Devlet bakımından, katılma belgesinin Genel sekretere tevdi edildiği tarihi müteakiben geçecek bir aylık süreyi izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Madde 17
1. Her Akit Taraf imza sırasında veya onay, kabul, tasvip veya katılma belgesinin tevdii sırasında Sözleşmenin uygulanacağı toprak veya toprakları belirleyebilir.
2. Herhangi bir Akit Taraf, daha sonraki herhangi bir tarihte, Genel Sekretere yapılacak bir beyan ile, Sözleşmenin uygulanmasını öteki herhangi bir toprağa da teşmil edebilir. Sözleşme, söz konusu toprak bakımından Genel Sekreterin yukarıda belirtilen nitelikteki beyanı aldığı tarihi müteakiben geçecek bir aylık süreyi izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
3. Yukarıdaki iki fıkra çerçevesinde herhangi bir toprak için daha önce yapılmış olan bir beyan, Genel sekretere gönderilecek bir beyan ile geri çekilebilir. Geri çekme, bildirimin Genel Sekretere ulaştığı tarihi müteakip geçecek altı aylık süreyi izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Madde 18
1. Herhangi bir Akit Taraf, Genel Sekretere yapacağı bir bildirimle istediği zaman Sözleşmeyi feshedebilir.
2. Fesih, bildirimin Genel Sekretere ulaştığı tarihi müteakip geçecek altı aylık süreyi izleyen ayın ilk günü yürülüğe girer.
Madde 19
Genel Sekreter Akit Taraflara, Avrupa Konseyi üyesi diğer Devletlere, Avrupa Kültür Sözleşmesine taraf diğer Devletlere,
Sözleşmenin hazırlık çalışmalarına katılmış Konsey üyesi olmayan Devletlere ve Sözleşmeye katılmış veya katılmaya davet edilmiş herhangi bir Devlete:
a. 14. Madde uyarınca Sözleşmeyi imzalayan Devletleri,
b. 14 ve 16. Maddeler uyarınca onay, kabul, tasvip veya katılma belgelerini tevdi eden Devletleri,
c. 15 ve 16. Maddeler uyarınca Sözlezmenin yürürlüğe girdiği tarihi,
d. 9.Madde hükümleri uyarınca verilen her türlü bilgiyi,
e. 12.Madde hükümleri uyarınca hazırlanan her türlü raporu,
f. Her degişiklik önerisini veya 13.Madde uyarınca kabul edilmiş her değişikliği ve bu değişikliğin yürürlüğe giriş tarihini,
g. 17. Madde hükümleri uyarınca yapılan her türlü beyanı,
h. 18 . Madde hükümleri uyarınca yapılan ber türlü bildirimi ve çekilmenin geçerli olacağı tarihi,
i. Sözleşme ile ilgili olarak yapılan herhangi bir işlem, bildirim veya yazışmayı bildirmekle mükelleftir.
Usulüne göre yetkili kılınmış, aşağıda imzaları bulunan temsilciler bu Sözleşmeyi imzalamışlardır.
Avrupa konseyi arşivlerinde saklanacak her iki metin de aynı derecede geçerli olmak üzere İngilizce ve Fransızca dillerinde 16 Kasım 1989 tarihinde Strasbourg’da imzalanmış olup onaylanmış kopyalar Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından her bir üye devlete, bu Sözleşmenin hazırlanmasına iştirak eden üye olmayan devletlere ve bu Sözleşmeyi onaylamak üzere davet edilmiş olan herhangi bir devlete gönderilecektir.
EK1
Farmakolojik sınıf doping maddeleri ve doping metotları referans listesi
I. Yasaklanmış madde sınıfları:
A. Stimülanlar
B. Narkotikler
C. Anabolik steroidler
D. Beta Blokerler
E. Diuretikler
F Peptide hormonları ve benzerleri
II. Yasaklanan metotlar
A. Kan dopingi
B Farmakolojik, kimyasal ve fiziksel uygulama
III. Belirli sınırlamalara tabi ilaç sınıfları
A. Alkol
B. Marijuana
C. Kısmî anestesikler
D. Corticosteroidler
E. Beta-Bloklayıcılar
I. Yasaklanmış madde sınıfları:
A. Stimülanlar
B. Narkotikler
C. Anabolik steroidler
D. Diuretikler
E. Peptide hormonları ve benzerleri
A. Stimülanlar
A sınıfına dahil yasaklanmış maddeler arasında aşağıdaki örnekler bulunmaktadır:
Amineptine, amifenazole, amphetamine, bromantan, caffeine*, cocaine, ephedrine, fencamfamine, mesocarb, pentylentetrazol, pipradol, salbutamol**, salmeterol**, terbutaline**, ve bunlarla ilgili maddeler.
* Kafein için tanımlama, idrarda kafein konsantrasyonunun pozitif sonuç vermesine bağlıdır. İdrardaki yoğunluk mililitrede 12 micro-gramı aşamaz.
** Sadece inhaler ile kullanılabilir ve müsabakadan önce mutlaka ilgili tıbbi makama yazılı olarak beyan edilmelidir.
Not: Bütün imidazole preparatları belirgin yerlerde kullanılabilir; örneğin, oxymetazoline. Vasoconstrictorlar (örneğin adrenaline) lokal anasthetic maddelerle verilebilir. Belirgin phenylphrine preparatlara (Nasal veya ophtalmolojik) izin verilir.
B. Narkotikler
(B) sınıfında yasak edilen maddeler arasında aşğıdaki örnekler vardır: dextromoramide, diamorphine (eroin), methadone, morphine, pentazocine, pethidine ve ilgili maddeler.
Not: codeine, dextromethorphan, dextropopoxyphen, dihydrocodeine, diphenoxylate, thylmorphine, pholcodine ve proxyphene’ izin vardır.
C. Anabolic Maddeler
Anabolic sınıf aşağıdakileri içerir:
1) anabolic andrejenik streoidler ve
2) beta-2 agonistler.
(C) sınıfında yasaklanmış maddeler arasında aşağıdaki örnekler vardır:
1. Anabolic androjenik stroidler
Clostebol, dehyroepiandrosterone (DHEA), fluoxymesterone, metandienone, metonolone, nandrolone, oxandorolone, stanozolol, tetosterone, ve ilgili maddeler.
2. Beta-2 agonistler
Sistematik olarak uygulandığında beta-2 agonistler güçlü anabolik etki yaratırlar.
Clenbuterol, feneterol, salbutamol, salmeterol, terbutaline ve ilgili maddeler.
D. Diuritikler
(D) sınıfında yasaklanmış maddeler arasında aşağıdaki örnekler vardır:
acetazolamide, bumetanide, chlorthalidone, ethacrynic acid, furosemide,hydro-chlorothiazide, mannitol*, mersalyl, spironolactone, triamterene, and ilgili maddeler.
* damar içine enjeksiyonu yasaktır.
E. Peptide and glycoprotein hormonları and benzerleri
Aşağıdaki yöntemler yasaklanmıştır. : Kan dopingi
Kan dopingi, kan, kırmızı kan hücreleri ve bunlarla ilgili kan ürünlerinin atlete verilmesidir. Bu yöntemden önce atletten kan alınabilir ve atlet azalmış kan ile antremana devam etmek zorunda kalır. Farmasötik, kimyasa ve fizikî manüpilasyon:
Farmasötik, kimyasa ve fizikî manüpilasyon, doping kontrollarında kullanılan idrar örneklerinin geçerliğini ve doğruluğunu değiştiren veya değiştirmesi beklenen madde ve yöntemlerin kullanılmasıdır. Daha başkaları da olabileceği gibi bunlar arasında, katerizasyon, idrar değiştirilmesi ve/veya böbrek faaliyetlerine karışmak, kısıtlamak ve böbrek ifrazatını probenecid and ve benzer bileşimle azaltmak ve testosterone epitestosterone ölçümlerini, sepitestosterone uygulaması veya bromantan verilmesi suretile değiştirmek.
Yasak madde veya yöntemlerin başarılı olup olmaması önemli değildir. İhlalin vaki olması için söz konusu madde veya yöntemlerin kullanılmış olması veya buna teşebbüs edilmesi yeterlidir.
III. Belirli kısıtlamalara tabi madde sınıfları
A. Alkol
Uluslararası Spor Federasyonları ve sorumlu makamlarla mutabık kalınarak ethanol testleri yapılabilir. Sonuçlar zorlayıcı tedbirlere neden olabilir. B. Marijuana
Uluslararası Spor Federasyonları ve sorumlu makamlarla mutabık kalınarak cannbinoidler (örneğin: Marijuana, esrar) testleri yapılabilir. Sonuçlar zorlayıcı tedbirlere neden olabilir. C. Lokal anastezi
Lokal anasteji için aşağıdaki enejsiyonlara izin verilir:
a) bupivacaine, lidocaine, mepivacaine, procaine, etc. Kullanılabilir fakat cocaine kullanılamaz. Vasoconstrikör maddeler (örneğin . adrenaline) local anastetiklerle birlikte kullanılabilir.
b) sadece lokal or intra-artiküler enjeksionlar yapılabilir..
c) sadece tıbben caiz görüldüğü (teşhis tafsilatı dahil) doz ve veriliş şekli müsabakadan önce veya müsabaka sırasında verilmiş ise bunu takiben derhal yetkili tıbbi mercie sunulacaktır. D. Corticosteroidler
Aşağıdakiler hariç Corticosteroillerin kullanılması yasaktır:
a) Yerel kullanım (aural, dermatolojik and ophtalmolojik) yalnız rektal hariç
b) inhalasyon ile;
c) intra-artiküler veya lokal enjeksiyon.
Corticostreoidlere local ve intra-artiküler enjeksiyon veya inhalasyon suretile vermek isteyen ekip müsabakadan önce ilgili tıbbi makama yazılı olarak ihbarda bulunmalıdır. E. Beta-bloklayıcılar
Beta-blokyacıların bazı örnekleri şunlardır:
Acebutolol, alprenolol, atenolol, labetalol, metoprolol, nadolol, oxprenolol, pro- pranolol, sotalol ve benzer maddeler..
Spor Federasyonlarının kurallarına uygun biçimde, bazı sopr olayarında, sorumlu makamların takdirine bağlı olarak testler yapılabilecektir.
Yasaklanmış maddelerin örnek listesi:
Dikkat : Bu liste yasaklanmış maddelerin tamamını ihtiva etmemektedir. Bu listede görülmeyen pek çok madde “benzer maddeler” kapsamında olarak yasaklanmıştır.
İnsan Kökenli Tedavi Maddelerine İlişkin Avrupa Anlaşması, Avrupa Konseyi tarafından kabul edilmiştir. İnsan kökenli tedavi maddelerinin güvenli ve etik bir şekilde kullanılmasını düzenlemeye yönelik bir uluslararası sözleşmedir. Bu maddeler, genellikle doku, hücre, kan ve organ gibi insan kaynaklı biyolojik materyallerdir. Bu maddelerin ticari amaçla kullanılmaması, kar sağlanmaması gerekmekte, uluslararası yardımlaşma prensibigetirilmektedir. Sözleşme, tedavi, araştırma veya ilaç geliştirme gibi alanları düzenlemekte, uluslararası standartlara vurgu yapmaktadır. Bu bağlamda, tedavi maddelerinin toplanması, depolanması, taşınması ve dağıtılması süreçlerinde izlenmesi gereken kuralları belirlemektedir. Taraf ülkeler arasında tedavi maddelerinin paylaşımı ve bilgi alışverişi teşvik edilmekte; tedaviye ihtiyaç duyan hastaların daha hızlı ve etkin bir şekilde bu maddelere ulaşması amaçlanmaktadır.
İnsan Kökenli Tedavi Maddelerine İlişkin Avrupa Anlaşması
Önsöz
Bu anlaşmanın imzacıları olan hükümetler Avrupa Konseyinin üyesi olduklarından,
İnsan kökenli, tedavi amaçlı maddelerin doğaları sonucu bir insan tarafından verildiği için hudutsuz miktarlarda elde edilmesi mümkün olmadığını dikkate alarak;
Üye ülkelerin, Avrupa dayanışma ruhu içerisinde, bu tedavi maddelerinin ihtiyaç duyulduğu hallerde tedariki için bir birlerine yardım etmelerinin son derece arzu edilir olduğunu dikkate alarak;
Bu yardımın ancak, bu tedavi maddelerinin nitelikleri ve kullanımlarının üye devletler tarafından müştereken konulacak kurallara bağlı kılınmasına ve gerekli ithalat kolaylıkları ile muafiyetlerin tanınması şartı ile mümkün olacağını dikkate alarak,
Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:
Madde 1
Bu Anlaşmanın amaçları bakımından “insan kökenli tedavi maddeleri” deyimi insan kanı ile türevlerini ifade etmektedir.
Bu Anlaşmanın hükümleri iki ve daha fazla Anlaşmacı Taraf arasında mektup değişimi ile insan kaynaklı başka tedavi maddelerini de kapsayacak şekilde genişletilebilir.
Madde 2
Anlaşmacı Taraflar, ellerinde yeteri kadar insan kökenli madde stoku bulunmak şartıyla, bu maddeleri acil ihtiyaç duyan diğer Tarafların emrine sunmayı ve sadece, toplama, işleme ve taşınma için yapılan masrafları talep etmeyi taahhüt ederler.
Madde 3
İnsan kökenli tedavi maddeleri diğer Anlaşmacı Taraflara, bunlar üzerinden herhangi bir kâr sağlamamak, bunları sadece tıbbi amaçlar için kullanmak ve ancak ilgili hükümetin tayin ettiği mercie teslim edilmek şartlarına uyulmak üzere verilebilir.
Madde 4
Anlaşmacı Taraflar, insan kökenli tedavi maddelerinin nitelikleri ile ilgili asgari gereksinimlere, ve bu Anlaşmanın Protokolünde gösterilen etiketleme, ambalajlama ve sevkiyat ile ilgili düzenlemelere riayet edildiğini belgeleyeceklerdir.
Bu alanda katıldıkları uluslararası standartlarla ilgili olarak bütün kurallara riayet edeceklerdir.
İnsan kökenli tedavi maddelerinin her sevkiyatı ile birlikte, bunların Protokoldeki şartnamelere uygun olarak hazırlandığını belirten bir belge eklenecektir. Bu belge Protokole Ek 1’de bulunan modele göre olacaktır.
Protokol ve ekleri, bu Anlaşmaya Taraf olan hükümetler tarafından değiştirilebilir veya bunlara ekleme yapılabilir.
Madde 5
Anlaşmacı Taraflar, başka Taraflarca kendilerine sunulan tedavi maddelerinin her türlü gümrük vergisinden
muaf kılınması için bütün gerekli önlemleri alacaklardır.
Ayrıca bütün bu maddelerin bu Anlaşmanın 3. Maddesinde adı geçen alıcılara en kısa yoldan süratle teslim
edilmelerini sağlamak için bütün gerekli tedbirleri alacaklardır.
Madde 6
Anlaşmacı Taraflar, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri vasıtasıyla birbirlerine, bu Anlaşmanın 4. Maddesinde
belirlenen belgeleri vermeye yetkili kılınan kuruluşların listesini göndereceklerdir.
Madde 7
Bu Anlaşma Avrupa Konseyi üyelerinin imzasına açık olacak ve bunlar aşağıdaki işlemlerden birini yaparak
Anlaşmaya taraf olabileceklerdir:
a – onay konusunda bir çekince konmadan imza; veya
b – onay ile ilgili çekince konularak ve daha sonra onaylamak suretiyle.
Onay belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tevdi edilecektir.
Madde 8
Bu Anlaşma, Avrupa Konseyinin üyesi tarafından, 7. Maddeye göre onay çekincesi olmadan imzalanması veya onaylanmasından sonraki ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
Anlaşmayı daha sonra onayla ilgili çekince koymadan imzalayan veya onaylayan Avrupa Konseyinin herhangi bir üyesi bakımından Anlaşma, imzayı veya katılım belgesinin tevdiini takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
Madde 9
Avrupa Bakanlar Komitesi üye olmayan herhangi bir devleti var olan karara katılmaya davet edebilir bu
katılma ayın ilk gününde Avrupa Konseyi Genel Sekreteri ile gerçekleşmelidir.
Madde 10
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Konsey üyesi ülkelere ve katılımcı Devletlere:
a – Bu Anlaşmanın yürürlüğe giriş tarihi ile Anlaşmayı onay için çekince koymadan imzalayan veya
onaylayan üyelerin isimlerini;
b – 9. Maddeye herhangi bir katılım belgesinin tevdi edilmesini;
c – 11. Maddeye göre alınan herhangi bir bildiriyi ve bunun etkili olma tarihini;
d – 4 Maddenin 4. Fıkrası gereğince Protokolde veya eklerinde yapılan değişiklikleri bildirecektir.
Madde 11
Bu Anlaşma süresiz olarak yürürlükte kalacaktır.
Anlaşmacı Taraflardan herhangi biri, Anlaşmanın kendi bakımından uygulanmasını, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bir yıllık ihbarda bulunmak suretiyle son verebilir.
Usulüne göre yetkili kılınmış olan, aşağıda imzaları bulunan temsilciler bu Protokolü imzalamışlardır.
Avrupa Konseyi arşivinde saklanacak her iki metin de aynı derecede geçerli olmak üzere, İngilizce ve Fransızca dillerinde 15 Aralık 1958 tarihinde Paris’te imzalanmış olup onaylanmış kopyalar Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından her bir üye devlete, bu Protokolün hazırlanmasına iştirak eden üye olmayan devletlere ve bu Protokolü onaylamak üzere davet edilmiş olan herhangi bir devlete gönderilecektir.
Mondros Ateşkes Antlaşması, Birinci Dünya Savaşının yenilenleri arasında olan Osmanlı Devleti ile Müttefik Devletler adına hareket eden İngiltere arasında 30 Ekim 1918’de Mondros’ta imzalanmıştır. Mondros Ateşkes Antlaşması, Silah Bırakışımı Sözleşmesidir. Sözleşme, 1919 yılından itibaren başlayan Kurtuluş hareketi sonrasında geçerliliğini yitirmiş, 1922 yılında Mudanya Ateşkes Antlaşması ile yeni Silah Bırakışımı Sözleşmesi imzalanmıştır.
100 yıl önce Mondros Mütarekesi’ni imzalamaya giden Osmanlı heyeti. Solda oturan heyet başkanı Bahriye Nazırı Rauf Bey (Orbay), sağda oturan Hariciye Müsteşarı Reşat Hikmet Bey. Arkada sağda heyet katibi Ali Bey (Türkgeldi), ortada Yzb. Tevfik, solda yaver Yz Sait
Mondros Ateşkes Antlaşması; Müttefik Devletlerin yetkili kıldığı İngiltere Hükümeti adına Akdeniz Donanması Başkomutanı Oramiral Sir Arthur Cough Calthorpe ile, Osmanlı Devleti adına Donanma Bakanı Sayın Hüseyin Rauf(Orbay), Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Reşat Hikmet Bey ve Yarbay Sadullah Bey tarafından Limni Adasının Mondros Limanında Agamemnon Zırhlısında imzalanmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu Dönemi Antlaşmaları arasında yer alan Mondros Ateşkes Antlaşması 25 maddeden oluşmaktadır. Ağır şartlar taşıyan Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devleti açısından 1. Dünya Savaşı sona ermiş, silahlı çatışmalar durdurulmuştur. Sözleşme, Osmanlı Devleti’nin yıkılışını ve neredeyse tüm toprakların işgalini hukuki altyapıya kavuşturmuş, imparatorluk fiilen sona ermiştir.
Mondros Ateşkes Antlaşması
Mondros, 30 Ekim 1918
İngiltere Hükümetinin, Müttefikleriyle anlaşmış olarak, yetkili kıldığı İngiltere’nin Akdeniz Donanması Başkomutanı Sayın Oramiral Sir Arthur Cough Calthorpe ile, Türk Hükümetinin yetkili kıldığı Donanma Bakanı Sayın Rauf Bey, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Sayın Reşat Hikmet Bey ve Genelkurmay’dan Yarbay Sadullah Bey arasında kararlaştırılıp bağıtlanan Silah Bırakışımı koşulları:
1. Çanakkale ve Karadeniz Boğazlarının açılması ve Karadeniz’e geçişin sağlanması; Çanakkale ve Karadeniz Boğazları kalelerinin Müttefiklerce işgal edilmesi.
2. Türk sularındaki tüm mayın tarlalarının, torpido kovanlarının ve öteki engellerin yerlerinin gösterilmesi ve bunların taranması ya da kaldırılması için, istemde bulunulunca, yardım edilmesi.
3. Karadeniz’deki mayınlara ilişkin eldeki tüm bilgilerin verilmesi.
4. Müttefik savaş tutsakları ve gözaltında bulundurulan ya da tutsak olan Ermenilerin tümünün İstanbul’da toplanarak, hiç bir koşula bağlı olmaksızın, Müttefiklere teslim edilmesi.
5. Sınırların denetlenmesi ve iç güvenliğin sağlanması için gerekli olan askeri birlikler dışında, Türk Ordusunun gecikmeksizin terhis edilmesi (Birliklerin insan gücü ve konuşu, daha sonra, Müttefiklerce, Türk Hükümetine danışılarak, saptanacaktır).
6. Türk karasularında ya da Türkiye’nin işgalindeki sularda bulunan tüm savaş gemilerinin teslim edilmesi; Türk karasularında kolluk ya da benzeri amaçlar için gerekli görülebilecek belirli küçük gemiler dışında, anılan gemilerin gösterilecek Türk limanında ya da limanlarında gözaltına alınması.
7. Müttefiklerin, kendi güvenliklerini tehdit edecek herhangi bir durum ortaya çıkarsa, herhangi bir stratejik noktayı işgal etme hakkı bulunması.
8. Şu sırada Türk işgali altında olan tüm limanların ve barınakların Müttefik gemilerince özgürce kullanılması ve düşman tarafından kullanılmasının önlenmesi, özdeş koşullar, ticaret ve Ordunun terhisi amaçları için Türk sularında bulunan Türk ticaret gemilerine de uygulanacaktır.
9. Tüm Türk limanlarında ve tersanelerinde her türlü gemi onarımı kolaylıklarından yararlanılması.
10. Toros tünel sisteminin Müttefiklerce işgali.
11. Kuzey – batı İran’daki Türk Birliklerinin gecikmeksizin savaş öncesi sınırların gerisine çekilmeleri için daha önce verilmiş bulunan buyruk yerine getirilecektir.
Kafkasların [Trans – Caucasia, Maverai Kafkas) bir bölgesinin Türk Birliklerince boşaltılması daha önce buyrulmuş bulunmaktadır; bu bölgenin geri kalan bölümünün boşaltılmasına, oradaki durum Müttefiklerce incelendikten sonra, gerek görülürse, girişilecektir.
12. Türk makamlarının haberleşmeleri dışında, tüm telsiz telgraf ve kablo istasyonlarının Müttefiklerce denetim altına alınması.
13. Denizciliğe, askerliğe ve ticarete ilişkin her türlü gereçlerin yok edilmesinin önlenmesi.
14. Ülkenin gereksinimleri karşılandıktan sonra, Müttefiklere Türk kaynaklarından kömür, akaryakıt ve deniz gereçleri satın alma kolaylıkları gösterilmesi.
Bu nesnelerden hiçbiri ihraç edilmeyecektir.
15. Kafkasya demiryollarının şu sırada Türk .denetimi altında bulunan bölümlerini de kapsamak üzere, tüm demiryollarında, halkın gereksinimleri gereği gibi göz önünde tutulmak koşuluyla, Müttefik makamlarının bunları tümüyle diledikleri gibi kullanabilmeleri amacıyla, Müttefik Denetleme görevlilerinin yerleştirilmesi.
Bu hüküm Batum’un Müttefiklerce işgalini de kapsar. Türkiye, Bakü’nun Müttefiklerce işgaline hiçbir biçimde karşı çıkmayacaktır.
16. Hicaz’da, Asir’de, Yemen’de, Suriye’de ve Irak’da tüm garnizonların en yakın Müttefik komutanına teslim olmaları ve, 5. Maddede öngörülen düzenin korunması için gerekenler dışında, tüm Birliklerin Kilikya’dan çekilmesi.
17. Trablus ve Bingazi’deki tüm Türk Subaylarının en yakın İtalyan garnizonuna teslim olmaları. Bunlar teslim olma buyruğuna uymazlarsa, Türkiye, bu Subaylara ikmal gönderilmesini ve kendileriyle haberleşmenin kesilmesini sağlamayı yükümlenir.
18. Mısrata’yı da kapsamak üzere, Trablus ve Bingazi’de işgal edilen tüm limanların en yakın Müttefik garnizonuna teslimi.
19. Denizci, asker ve sivil tüm Almanların ve Avusturyalıların bir ay içinde Türk ülkelerinden çıkartılması; uzak bölgelerdekilerin de olanaklı en erken bir tarihte çıkartılması.
20. Beşinci Madde uyarınca terhis edilecek Türk Ordusunun, taşıtlarıyla birlikte, araç ve gereçlerinin, silahlarının ve cephanesinin kullanılış biçimi konusunda verilebilecek buyrukların yerine getirilmesi.
21. Müttefiklerin çıkarlarını korumak için Türk Donatım [İaşe] Bakanlığına bir Müttefik temsilcinin atanması. Bu temsilciye, işbu amacın gerektirdiği tüm bilgilerin verilmesi.
22. Türk tutsaklarının Müttefik Devletler buyruğunda tutulması. Askerlik çağı dışındaki Türk sivil tutsakların salıverilmesi konusu göz önünde tutulacaktır.
23. Türkiye bakımından Merkez Devletleri [Almanya, Avusturya] ile tüm ilişkilerin kesilmesi zorunluğu.
24. Altı Ermeni ilinde [Vilayatı sitte] karışıklık çıkarsa, Müttefikler bu illerin herhangi bir bölümünü işgal etme hakkını ellerinde tutarlar.
25. Müttefiklerle Türkiye arasında düşmanca eylemler 31 Ekim 1918 Perşembe günü, yerel saatle öğleden başlamak üzere, duracaktır.
Limni’de, Mondros limanında, İngiltere Kırallığının Agamemnon Savaş Gemisinde, 30 Ekim 1918’de, iki örnek olarak, imzalanmıştır.
Ankara Antlaşması, 5 Haziran 1926 tarihinde, üç taraflı bir antlaşma olarak İngiltere, Türkiye ve Irak arasında Ankara’da imzalanmıştır. 18 maddeden oluşan ve “Türkiye ile İngiltere ve Irak arasında Türk-Irak Sınırı ve İyi Komşuluk İlişkileri Antlaşması” yahut “Musul Antlaşması” olarak da bilinen bu antlaşma ile Türkiye-Irak sınırı belirlenmiş, iyi komşuluk ilişkileri tesis edilmiştir.
Antlaşma, yeni kurulan Irak devleti ile Türkiye arasında yaşanan ilk iletişim ve düzenlenen ilk hukuki metin olması yanında Türkiye Cumhuriyeti Döneminde imzalanan ilk uluslararası antlaşmalardandır. 5 Aralık 1936’da, Türkiye ve Irak, 5 Haziran 1926 tarihli Türk-Irak Sınırı ve İyi Komşuluk İlişkileri Antlaşmasını süresiz olarak uzatmışlardır.
Ankara Antlaşmasının hemen öncesinde, Milletler Cemiyeti, tüm Musul Vilayetini Irak’ta bırakan 16 Aralık 1925 tarihli kararını ilan etmiştir. Musul vilayetinin İngiliz manda yönetimi altında bulunan Irak’a bağlanması, “Brüksel Hattı” denilen Musul vilayetinin kuzey sınırının Türkiye-Irak sınırını oluşturması ve Irak’taki İngiliz manda yönetiminin en az 25 yıl sürmesi önerilen İnceleme Komisyonunu raporu Milletler Cemiyeti Konseyi tarafından Türkiye’nin karşı çıkmasına karşın, 16 Aralık 1925 günlü toplantısında aynen onaylandı.
Misak-ı Milli Kararlarına aykırı olarak Musul’un, Irak sınırı içinde kalmasını öngören antlaşma sonucunda Türkiye savaş seçeneğinden vazgeçmiş, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Barış Dünyada Barış” sözleri dış politikanın temeli haline gelmiştir. Musul ve Kerkük, 1890 yılından itibaren İngiltere’nin mandası olan Irak’ın sınırlarına resmi olarak dâhil edilmiş ancak Türkiye bu bölgedeki haklarından tamamen vazgeçmemiştir.
Türkiye ile İngiltere ve Irak arasında Türk-Irak Sınırı ve İyi Komşuluk İlişkileri Antlaşması’nın orijinal metni
Ankara Antlaşması – Türkiye ile İngiltere ve Irak arasında Türk-Irak Sınırı ve İyi Komşuluk İlişkileri Antlaşması
Madde 1
Türkiye ile Irak arasındaki hudut Cemiyet-i Akvam’ın 29 Ekim 1924 tarihli toplantısında kararlaştırıldığı şekilde (Brüksel Sınır Çizgisi) kesinleşmiştir.
Madde 2
Son fıkrası saklı kalmak üzere 1. maddede tespit edilmiş hudut bu antlaşmaya bağlı 1/250.000 ölçekli harita üzerinde gösterilmiştir. Metin ile harita arasında aykırılık vukuunda metin geçerli olacaktır.
Madde 3
1. maddede tasrih edilen hudut hattını arazi üzerinde belirlemek üzere bir “Hudut Komisyonu” kurulacak, bu komisyon Türkiye Hükûmetince tayin olunacak iki yetkili ve İngiltere ile Irak hükümetleri tarafından beraberce tayin edilecek iki temsilci ile uygun gördüğü takdirde İsviçre Cumhurbaşkanınca İsviçre vatandaşları arasından seçilecek bir başkandan oluşacaktır. Komisyon en kısa sürede ve en geç bu antlaşmanın yürürlüğe konulmasından başlayarak altı ay içinde toplanacak ve çoğunluğun alacağı karara bütün tarafların uyması mecburî olacaktır.
Tahdid-i Hudut Komisyonu her durumda bu antlaşmadaki tarifleri pek yakından takibe gayret edecek, komisyonun masrafları Türkiye ile Irak arasında eşit olarak taksim olunacaktır. İlgili devletler komisyonun vazifesini yapabilmesi için gerekli yerleşme, işçi, malzeme ile ilgili bütün mevzularda gerek doğrudan doğruya gerekse mahallî makamlar eliyle yardım etmeyi taahhüt ederler.
Söz konusu devletler bundan başka komisyonca konulacak nirengi noktalarına, hudut işaretlerine kazık ve alâmetlere riayet etmeyi taahhüt ederler.
Hudut işaretleri birinden diğeri görülebilecek surette yerleştirilecek ve üzerlerine numara konulacaktır. Bunların mevkileri ile numaraları bir harita üzerinde gösterilecektir.
Hudut belirleme kesin zabıtnamesi.; ve buna ekli harita ve vesikalar üç nüsha olarak tanzim edilecek ve bunlardan ikisi hemhudut devletlerin hükümetlerine ve üçüncüsü, aslına uygun tastiklenmiş suretleri Lozan Anlaşması’na imza koyan devletlere tebliğ edilmek üzere, Fransa Hükümeti’ne verilecektir.
Taraflar Lozan Anlaşması’nın 31, 32 ve 34. maddelerinde kayıtlı, seçme hakkının bu antlaşmanın yürürlüğe konulduğu tarihten başlayarak on iki ay müddetle geçerli olabileceğini kararlaştırmışlardır.
Bununla beraber Türkiye, ahâlîden seçme haklarını Türkiye uyruğu için kullananların işbu haklarını tanımak hususunda hareket serbestisini muhafaza eder.
Madde 5
Taraflardan her biri 1. maddede belirlenen sınır hattının kesin ve bozulmaz olduğunu kabul ederek bunu değiştirmeye matuf her türlü teşebbüsten sakınmayı taahhüd eder.
Türkiye ile Irak Arasındaki İyi Komşuluk Münasebetleri
Madde 6
Taraflar bir veya birkaç silahlı kişinin sınır mıntıkasında yağmacılık veya eşkiyalık yapmak maksadıyla girişecekleri hazırlıklara, sahip oldukları bütün vasıtalarla karşı koymayı ve bunların sınırdan geçmelerine mani olmayı karşılıklı olarak taahhüd ederler.
Madde 7
11. maddede zikredilen yetkili memurlar sınır mıntıkasında yağmacılık veya eşkiyalık yapmak için bir veya birkaç silahlı kişinin hazırlıklarda bulunduklarını haber aldıklarında ihmal etmeden birbirlerini haberdar edeceklerdir.
Madde 8
11. maddede zikredilen yetkili memurlar, bulundukları yerlerde yapılmış olabilecek bütün yağmacılık ve haydutluk fiillerinden karşılıklı olarak birbirlerine haber vereceklerdir.
Haberdar edilecek memurlar ellerindeki bütün vasıtalarla söz konusu fiillerin fâillerinin sınırdan geçmelerine mani olmaya gayret edeceklerdir.
Madde 9
Silahlı bir veya birkaç kişi sınır mıntıkasında bir cinayet veya cürüm işledikten sonra diğer sınır mıntıkasına ilticâ ederse oranın, bu kişileri silahları ve yağma ettikleri eşya ile birlikte, uyruğu bulunduğu tarafa teslim etmesi mecburîdir.
Madde 10
Antlaşmanın işbu faslının tatbik mıntıkası Türkiye’yi Irak’dan ayıran bütün sınır ile bu sınırın iki yanında 75 km. derinliğinde bulunan mıntıkadır.
Madde 11
Antlaşmanın işbu faslını tatbik etmekle görevli yetkili memurlar şunlardır: Umumî işbirliğini tanzim ve alınacak tedbirlerin mesuliyeti kendilerinde olmak üzere; Türkiye tarafından askerî sınır kumandanı, Irak tarafından Musul ve Erbil mutasarrıfları; mahallî bilgilerin ve acil tebligatın teatisi için Türkiye tarafından vâlilerin uygun görmesi ile tayin edilecek memurlar; Irak tarafından Zaho, İmâdiye, Zibar ve Revanduz kaymakamlarıdır.
Türkiye ve Irak hükümetleri gerek on üçüncü maddede zikrolunan Dâimi Hudut Komisyonu marifetiyle ve gerek siyasî yolla birbirini haberdar ederek, idarî sebeplerden dolayı yetkili memurların listesini değiştirebileceklerdir.
Madde 12
Türkiye ile Irak memurları diğer taraf uyruğundan olup, kendi toprakları üzerinde bulunan aşiret beyleri, şeyh veya öteki azaları ile resmî veya siyasî mahiyete sahip her türlü haberleşmeden kaçınacaklardır. Taraflar sınır mıntıkasında diğer devlet aleyhine yönelmiş hiçbir propaganda teşkilâtına ve topluluğuna izin vermeyeceklerdir.
Madde 13
Antlaşmanın bu faslının hükümlerinin icrasını kolaylaştırmak ve genellikle sınır üzerinde iyi komşuluk münasebetlerini sürdürmek üzere zaman zaman Türkiye ve Irak hükümetleri tarafından karşılıklı olarak tayin edilecek, eşit sayıda memurlardan mürekkeb bir “Dâimî Hudûd Komisyonu” kurulacak ve en az altı ayda bir kere ve durum gerektirdiği takdirde daha sık olarak toplanacaktır. Sıra ile Türkiye ve Irak’da toplanacak olan bu komisyon, antlaşmanın bu faslının hükümlerinin icrasına müteallik işleri ve ilgili sınır mıntıka memurları arasında anlaşmazlığa sebebiyet veren, diğer her türlü sınır meselelerini dostça çözmek vazifesiyle mükellef olacaktır. Komisyon bu antlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihi takib eden iki ay zarfında ilk olarak Zaho’da toplanacaktır.
Genel Hükümler
Madde 14
Her iki ülke arasında ortak çıkarlar sahasını genişletmek maksadıyla, Irak Hükûmeti bu antlaşmanın yürürlüğe konulması gününden itibaren 25 sene müddetle, 14 Mart 1925 tarihli İmtiyaz Mukavelenamesi’nin 30. maddesi mucibince “Turkish Petroleum Kumpanyası”ndan, petrol ihraç edebilecek olan şirketlerden veya şahıslardan, teşkil edilecek olan muavin şirketlerden sağlanan gelirlerin %10’unu Türkiye Hükümeti’ne ödeyecektir.
Madde 15
Türkiye ve Irak, dost devletler arasında geçerli bir “suçluların iadesi” Anlaşması yapmak üzere açık müzakerelere girişmeğe karar vermişlerdir.
Madde 16
Irak Hükümeti kendi ülkesinde ikamet eden şahısları bu antlaşmanın imzasına kadar Türkiye lehindeki düşünce ve siyasî hareketlerinden dolayı tedirgin etmemeği ve onlara en geniş manada bir genel af tanımayı taahhüd eder.
Bu konuda verilmiş mahkeme kararlarının hepsi geçersiz kabul edilecek ve sürdürülmekde olan bütün kovuşturmalar durdurulacaktır.
Madde 17
Bu antlaşma tasdiknamelerin teatisinden itibaren yürürlüğe girecektir. Antlaşmanın ikinci faslı antlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on sene müddetle yürürlükte kalacaktır.
Antlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki sene sonunda taraflardan her biri söz konusu faslı kendi açısından feshetmek hakkına sahip olacaktır. Keyfiyet, feshin bildirildiği tarihten itibaren bir sene sonra geçerli olacaktır.
Madde 18
Bu antlaşma taraflarca tasdik edilecek ve tasdiknameler süratle Ankara’da teati edilecektir. Antlaşmanın tasdiklenmiş suretleri Lozan Anlaşması’nı imza eden devletlere gönderilecektir.
Ek:
Bu fasıl Türkiye ile Irak arasında sınır hattının Cemiyet-i Akvam’ın 29 Ekim 1924 tarihli toplantısında kararlaştırılmış güzergâha göre tespit olunan kesin şeklini açıklamaktadır.
ILO-2 No’lu İşsizlik Sözleşmesi, 29 Ekim 1919 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 916.02.1950 tarihinde 5543 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 18.02.1950 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, merkezi bir makamın kontrölüne tabi resmi parasız iş bulma büro sistemi kurulmasını öngörmüştür.
ILO-2 No’lu İşsizlik Sözleşmesi
Kabul Tarihi: 29 Ekim 1919
Kanun Tarih ve Sayısı: 16.02.1950 / 5543
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 18.02.1950 / 7346
Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti tarafından 29 Ekim 1919 da Washington’a davet olunan Milletler Cemiyetinin Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansı,
Washington Toplantısı gündeminin iknci maddesini teşkil eden “İşsizliği önleme ve onun sonuçlarına bir çare bulma araçlarına müteallik” bazı tekliflerin kabulünü ve
Bu tekliflerin Milletlerarası bir sözleşme şeklinde kaleme alınmasını ve kararlaştırıldıktan sonra,
Milletlerarası Çalışma Teşkilatı üyeleri tarafından, 28 Haziran 1919 tarihli Versay ve 10 Eylül 1919 tarihli Sen-Jermen Antlaşmalarının çalışmaya ait kısmı hükümleri gereğince onanmak üzere, aşağıdaki Sözleşme tasarısını kabul eder.
MADDE 1
Bu sözleşmeyi onayan her üye, üç ayı geçmemesi gereken, mümkün mertebe kısa fasılalarla, işsizliğe karşı savaşma hususunda alınmış ve alınacak tedbirlere dair her türlü bilgiler dahil, işsizliğe müteallik olarak elde mevcut bütün malumat, istatistik ve saireyi, Milletlerarası Çalışma Bürosuna gönderecektir.Buna imkan bulunduğu her defa , bu malumat, onların taalluk ettiği devreyi takibeden üç ay zarfında gönderilmeleri kabil olacak şekilde toplanılmalıdır.
MADDE 2
Bu Sözleşmeyi onayan her üye, merkezi bir makamın kontrölüne tabi bir resmi parasız iş bulma büro sistemi kurulmalıdır. Patron ve işçilerin temsilcilerini de ihtiva eylemesi gereken komiteler tayin edilecek ve bu büroların işlemesine müteallik her hususta mütalaaları alınacaktır.
Parasız resmi ve özel iş bulma büroları aynı zamanda mevcut olduğu takdirde, bu büroların işlerinin milli bir plan dahilinde koordine edilmesi için tedbirler alınmalıdır. Türlü milli sistemlerin işleme tarzları, ilgili memleketlerle müteabık kalınmak suretiyle, Milletlerarası Çalışma Bürosu tarafından koordine edilecektir.
MADDE 3
Bu Sözleşmeyi onamış olup da, işsizliğe karşı bir sigorta sistemi kurmuş bulunan Milletlerarası Çalışma Teşkilatı üyeleri, ilgili üyelerle anlaşmak suretiyle, tesbit edilecek şartlar içinde, bu üyelerden birinin uyruğu olan işçilerden kedni toprağı içinde çalışanlara, kendi uyruğu işçilerin aldıkları miktara eşit sigorta ödeneği almak imkanını verecek tedbirler sağlamalıdırlar.
MADDE 4
Bu Sözleşmenin 28 Haziran 1919 tarihli Versay ve 10 Eylül 1919 tarihli Sen-Jermen Antlaşmalarının 13 üncü kısmında derpiş edilen şartlar içinde kesin şekilde onanmalarına müteallik belgeler, Milletler Cemiyeti Genel Sekreterliğine gönderilecek ve onun taarafından tescil edilecektir.
MADDE 5
Bu Sözleşmeyi onayan Milletlerarası Çalışma Teşkilatının her üyesi, onu kendi kendisini idare etmeyen sömürgelerine veya hakimiyetlerine tabi, yahut himayeleri altındaki memleketlere, aşağıdaki ihtirazı kayıtlarla uygulamayı taahhüt eder.
Sözleşme hükümleri ,mahalli şartlar yüzünden uygulanamaz halde bulunmalıdır.
Sözleşmeyi mahalli şartlara uydurmak için lüzumlu olan değişiklikler bu Sözleşmede yapılabilmelidir.
Her üye kendi kendini tamamen idare etmeyen sömürgeleri veya hakimiyetlerine tabi, yahut himayeleri altındaki memleketler hakkındaki kararını Milletlerarası Çalışma Bürosuna bildirmelidir.
MADDE 6
Milletlerarası Çalışma Teşkilatının üç üyesinin onama belgeleri Sekreterlikte tescil edilmesi akabinde, Milletler Cemiyeti Genel Sekreteri keyfiyeti, Milletlerarası Çalışma Teşkilatının bütün üyelerine tebliğ edecektir.
MADDE 7
Bu Sözleşme, Milletler Cemiyeti Genel Sekreteri tarafından bu tebliğin yapıldığı tarihte yürürlüğe girecektir. Sözleşme, ancak onama belgelerini Sekreterlikte tescil ettiren üyeleri bağlayacaktır.
Daha sonra; bu Sözleşme, diğer herhangi bir üye hakkında bu üyenin onama belgesi Sekreterlikte tescil edildiği tarihte yürürlüğe girecektir.
MADDE 8
Bu Sözleşmeyi onayan her üye, onun hükğmlerini en geç, 1 Temmuz 1921 de uygulamayı ve bu hükümlerin fiil alanına geçmesi için gerekli tedbirleri almayı taahhüt eder.
MADDE 9
Bu Sözleşmeyi onayan her üye, onun ilk yürürlüğe giriş tarihinden itibaren onyıl geçtikten sonra, Milletler Cemiyeti Genel Sekreterliğine göndereceği ve bu sekreterliğin tescil edeceği bir ihbarname ile feshedilebilir. Fesih, Sekreterlikte tescilinden ancak bir yıl sonra muteber olur.
MADDE 10
Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulunun, en az her on yılda bir defa. Bu Sözleşmenin uygulanma durumu hakkında Genel Konferansa bir rapor vermesi ve Sözleşmenin yeniden gözden geçirilmesi veya tadili meselesinin konferans gündemine alınıp alınmaması gerektiği hususunda bir karar alması lazımdır.
MADDE 11
Bu Sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinlerinin her ikisi muteber olacaktır.
Kurtuluş savaşına başladığımızın 15’inci yılındayız. Bugün cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır.
Kutlu olsun!
Bu anda büyük Türk milletinin bir ferdi olarak bu kutlu güne kavuşmanın en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.
Yurttaşlarım!
Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir.
Bundaki muvaffakiyeti Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkârâne yürümesine borçluyuz.
Fakat yaptıklarımızı asla kâfi göremeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz.
Yurdumuzu dünyanın en mâmur ve en medenî memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız.
Bunun için, bizce zaman ölçüsü geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir. Geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız. Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü, Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir. Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihî bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtrî zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek millî ülkümüzdür.
Türk milletine çok yaraşan bu ülkü, onu, bütün beşeriyete hakikî huzurun temini yolunda, kendine düşen medenî vazifeyi yapmakta, muvaffak kılacaktır.
Büyük Türk Milleti, on beş yıldan beri giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiçbirinde, milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım.
Bugün, aynı inan ve katiyetle söylüyorum ki, millî ülküye, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medenî âlem, az zamanda bir kere daha tanıyacaktır.
Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medenî vasfı ve büyük medenî kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile, âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.
Türk Milleti!
Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.
Ünlü “Deliliğe Övgü” isimli eserin sahibi olan Hollandalı düşünür Desiderius Erasmus doğdu. (Ölümü: 1536)
Desiderius Erasmus
1538
Yeni Dünya’nın ilk üniversitesi olan Universidad Santo Tomás de Aquino kuruldu.
1704
Meşruti demokrasinin temellerini atan İngiliz filozof John Locke, öldü. (Doğumu: 29 Ağustos 1632) Klasik liberal düşüncenin öncülerinden ve 17. yüzyılın en önemli düşünürlerinden biri oldu. Avrupa’daki aydınlanma ve akıl çağının gerçek kurucusu olarak kabul edildi.
John Locke
1886
Özgürlük Heykeli, Fransızların hediyesi olarak New York’ta dikildi.
1908
Arjantinli hukukçu ve eski devlet başkanı Arturo Frondizi doğdu. (Ölümü: 18 Nisan 1995, Buenos Aires) 927’de Buenos Aires Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi ve Temmuz 1930’da şeref derecesiyle mezun oldu. Arjantin cumhurbaşkanı olarak 1 Mayıs 1958’den 29 Mart 1962 tarihindeki askeri darbeye kadar gröev yaptı.
Arturo Frondizi
1918
Çekoslovakya, Avusturya-Macaristan imparatorluğundan bağımsızlığını kazandı.
1922
Faşizmin yürüyüşü İtalya’da başarıya ulaştı ve Musolini hükümet kurma görevini aldı.
1922
İtilaf Devletleri, Lozan’da toplanacak Konferans için Ankara ve İstanbul Hükümetlerinden delege gönderilmesini istediler. Ankara Hükümeti 29 Ekim’de, öneriyi kabul ettiğini bildirdi.
1929
Liderlik ahlakı, sosyal-politika ve feminizm üzerinde çalışmış olan filozof Virginia Potter doğdu.
1923
Mustafa Kemal, Çankaya Köşkü’nde verdiği akşam yemeğinde, “Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz” diyerek yeni Cumhuriyet rejiminin müjdesini verdi.
Efendiler, Yarın Cumhuriyet’i İlan Edeceğiz!
1933
Hukukçu ve 2. Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Spyros Kyprianou, Limasol’da doğdu. Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı ve Meclis başkanı olarak görev yaptı. 3 Eylül 1977 – 28 Şubat 1988 tarihleri arasında Cumhurbaşkanlığını yürüttü. 12 Mart 2002’de öldü.
Mültecilerin Uluslararası Statüsüne dair sözleşme imzalandı. Bu sözleşme, 1951 tarihli kapsamlı sözleşmede referans alınan metinlerden oldu
1941
Litvanya’da Alman SS birlikleri 9.000’den fazla Yahudi’yi Kaunas şehrinin meydanında kurşuna dizdi.
1951
Falih Rıfkı Atay’ın ‘Yeni Rusya’ adlı kitabı okul kitaplıklarından toplatıldı.
1960
27 Ekim 1960’ta Milli Birlik Komitesi kararıyla 147 öğretim üyesini üniversitelerden uzaklaştıran, ‘Üniversiteler öğretim üyelerinden bazılarının vazifelerinden affına ve bazılarının diğer fakülte ve yüksek okullara nakline dair Kanun’ 28 Ekim’de resmi gazetede yayınlandı. Milli Birlik Komitesi, 147 profesör, doçent ve asistanı görevden aldı. Bu karar ile üniversiteden ihraç edilenlere 147’ler denmektedir. Karar üzerine, 147 öğretim üyesinin görevden almasını protesto eden İstanbul Üniversitesi Rektörü Sıddık Sami Onar ve İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörü Fikret Narter görevlerinden istifa etti. Uzaklaştırılan 147 öğretim üyesinin görevlerine dönmelerine olanak sağlayan kanun, 28 Mart 1962 tarihinde TBMM‘de kabul edildi ve askeri yönetimin görevden aldığı akademisyenler görevine iade edildi. 147’ler Olayı olarak tarihe geçen olay sonunda affedilmesine rağmen Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil göreve dönmedi.
Olay hakkında “Üniversiteye Darbe” isimli eser Reşat Kaynar tarafından yazıldı.
1960
27 Mayıs 1960 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yönetime el konulmasından sonra, 26 Ekim 1960 tarihinde çıkarılan 1960 Genel Af Kanunu, resmi gazetenin 28 Ekim 1960 tarihli sayısında yayınlandı. 1960 Genel Af Kanunu Türkiye Cumhuriyet tarihindeki en kapsamlı af yasalarındandır.
1963
Yargıtay eski başkanlarından M. Derviş Turhan, Yargıtay Üyeliğine seçildi. Turhan, Ankara Hukuk Fakültesini 1942 yılında bitirdikten sonra, 16 Ağustos 1945 tarihinde Artvin C. Savcı Yardımcısı olarak mesleğe başlamıştı.
Merkez Bankası, yurt dışına çıkışı yıl sonuna kadar yasakladı.
1977
Ülkü Ocakları üyesi olan 3 kişi tarafından dövülen avukat Ali Şen’in avukatlığını Orhan Adli Apaydın başkanlığındaki İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üstlendi.
1980
Türk-İş’e bağlı Petrol-İş Sendikası sendikal faaliyet yasağına uymadığı gerekçesiyle kapatıldı.
1980
Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesine Dair Avrupa Sözleşmesi, 28 Ekim 1980 tarihinde Resmi Gazetede yayınlandı. Sözleşme, 27 Ocak 1977 tarihinde Strasbourg’da imzalanmış, 4 Ağustos 1978 tarihinde yürürlüğe girmişti. Türkiye, Sözleşmeyi 27 Ocak 1977 tarihinde imzalamış, 12 Eylül idaresi altında iken 27 Ekim 1980 tarihinde onaylamıştı.
1982
Hukukçu Felipe González liderliğindeki sosyalistler, İspanya seçimlerinde büyük bir zafer kazandı.
1982
Dünya Doğa Şartı 28 Ekim 1982 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından kabul edildi. Doğa Şartı uluslararası çevre hukukunun en önemli kaynaklarından biridir. Uygarlığın kaynağının doğa olduğu vurgulanmış, doğa ile uyumlu bir yaşamın insanlık için en önemli değer olduğuna dikkat çekilmiştir. Şart, insanı doğanın bir parçası olarak tanımlamış ve doğanın korunmasının temel ilkeleri, 1972 BM İnsan Çevresi Konferansı Bildirgesi ile uyumlu şekilde tekrarlanmıştır. Şart doğayı etkileyen tüm insan davranışlarının yönlendirileceği ve yargılanacağı beş “koruma ilkesi” ilan etmiştir.
1982
Yalçın Küçük’ün “Bir Yeni Cumhuriyet İçin” adlı kitabından dolayı yargılandığı davada Askeri Savcı Küçük’ün beraatini istedi.
1984
Çin Komünist Partisi, ekonomik durumu düzeltmek amacıyla serbest girişime ve rekabete izin verileceğini açıkladı.
1984
İstanbul ve İzmir’de işçi çıkarma yasağı kaldırıldı.
1990
İHD Genel Kurulu’nda Kürtçe konuşma yapan Diyarbakır Şubesi delegesi Vedat Aydın ile sözlerini tercüme eden avukat Ahmet Zeki Okçuoğlu ve salonda Vedat Aydın’a destek çıkan HEP Diyarbakır İl Başkanı Mustafa Özer gözaltına alındı, DGM Başsavcılığı soruşturma başlattı.
1988
Avrupa Avukatlık Meslek Kuralları oluşturuldu. Avrupa’da Avukatlık Mesleğine İlişkin Temel İlkeler Tüzüğü ve Avrupa’da Avukatların Tabi olduğu Melek Kurallarından(Code of Conduct for European Lawyers) oluşmaktadır. Tüzük, üç defa değişikliğe uğramış, en son Porto’da 19 Mayıs 2006 tarihinde gerçekleşen genel kurul toplantısında yürürlükteki halini almıştır.
1990
Sanayi odası devam eden ve başlayacak toplu sözleşmelerle ilgili bir deklarasyon hazırladı. Deklarasyonda toplu sözleşmelerin işçi sendikalarının ‘Anormal ve ölçüsüz talepleri’ nedeniyle büyük bir çıkmaza girdiği belirtilerek, ücretlerin enflasyon oranında yükseltilmesi, yan ödemelerin çıplak ücretle birleştirilmesi, beklenen enflasyona göre ikinci yıl zammının belirlenmesi önerildi.
1993
Türkiye’ye dönüşte havalimanında gözaltına alınan Dev-Genç kurucularından Sarp Kuray illegal çete oluşturduğu gerekçesiyle DGM’ce tutuklandı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde de okuyan Kuray’ın babası eski Ankara valisi Enver Kuray, dayısı ise Yassıada savcısı Ömer Egesel’di.
1998
Londra Yüksek Mahkemesi, Şili’de kaybolan/öldürülen yüzlerce İspanyol’la ilgili İspanya’da yargıçlar Carson ve Castellon’un yürüttüğü soruşturma kapsamındaki başvuruları üzerine, Pinochet’nin tutuklanmasının İngiliz yasalarına uygun olmadığına, ancak, İspanya hükümetini temsil eden avukatların kararın temyizini isteyebileceklerini dikkate alarak tutukluluk halinin devamına karar verdi.
1998
Özelleştirme Yüksek Kurulu, SEKA İzmit Fabrikası’nın kapatılmasına ilişkin 14 Eylül 1998 tarihli karar ile istihdam sorunu çözülünceye kadar kararın durdurulmasına ilişkin 6 Ekim 1998 tarihli kararı iptal etti.
2000
Kosova tarihinin ilk demokratik seçimleri yapıldı.
2000
Manisalı Gençler Davası
Manisa’da, çoğu lise öğrencisi olan 16 genç hakkında, 26 Aralık 1995’te gözaltına alınmalarının ardından başlayan yargılama sonuçlandı: İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi, 28 Ekim 2000 tarihinde verdiği kararda, gençlerin ifadelerinin işkence altında alınması ve suça dair bir kanıt bulunmaması gerekçesiyle beraat kararı verdi.
2004
Dev-Sol üyesi oldukları için 12 yıldır yargılanan 35 kişiden 10’u müebbet hapse mahkum oldu.
2007
Arjantinli avukat ve politikacı Cristina Fernandez de Kirchner, 28 Ekim 2007’de Arjantin’de yapılan seçimlerde Cumhurbaşkanlığını kazanarak ülkenin ilk seçilmiş kadın Cumhurbaşkanı oldu. Kirchner, 19 Şubat 1953’te Buenos Aires’te doğdu. National University of La Plata‘da bir yıl psikoloji okuduktan sonra bırakarak hukuk eğitimi gördü. 1979’da hukuk bürosunu kurdu. 1989’da Santa Cruz eyalet meclisi milletvekili oldu. 1995 genel seçimlerinde ulusal senatör seçildi. 10 Aralık 2007 – 10 Aralık 2015 tarihlerinde devlet başkanı olarak görev yaptı. Kocası Nestor Kirchner de 2003-2007 yıllarında başkanlık yapmıştı.
Cristina Fernandez de Kirchner
2009
Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme, Türkiye bakımından, 28 Ekim 2009 tarihinde yürürlüğe girdi. Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 13 Aralık 2006 tarihli ve A/RES/61/106 tarihli kararıyla kabul edilmiş ve 3 Mayıs 2008 tarihinde yürürlüğe girmişti.
2010
Julian Assange tarafından yönetilen WikiLeaks, 28 Ekim 2010’da ABD’nin Irak ve Afganistan’da işlediği suçları da delillendiren 251 bin gizli belgeyi yayımladı.
2011
Prof. Dr. Büşra Ersanlı ve yayıncı-yazar Ragıp Zarakolu’nun da aralarında bulunduğu 23 kişi KCK operasyonu kapsamında gözaltına alındı.
Ragıp Zarakolu
2018
İstanbul’da düzenlenen uyuşturucu operasyonunda, sosyal medyada “Cicişler” olarak bilinen Esra-Ceyda Ersoy kardeşler 28 Ekim’de gözaltına alındı. Beşiktaş Etiler’deki evlerinden alınan kardeşler, emniyette ifade verdi. Kan ve tükürük örnekleri alınan kardeşler, soruşturmayı yürüten savcılığın talimatıyla serbest bırakıldı.
2022
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, dün tutuklanan Türk Tabipleri Birliği Başkanı Şebnem Korur Fincancı ve merkez yönetiminin görevden alınması için davaname hazırladı. Dava Dava, Ankara 31. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne tevzi oldu.
2022
Korkusuz gazetesi köşe yazarı Ümit Zileli, “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla açılan soruşturma kapsamında İzmir’deki Adnan Menderes Havalimanı’nda gözaltına alındı. Zileli, savcılığın “Pazartesi günü mesai bitimine kadar adliyeye gidip ifadesini verebilir” talimatı üzerine serbest bırakıldı.
2024
Urfa’da sokakta yürürken üzerine gelen yavru köpeği kaldırım taşıyla vurarak öldüren Hüseyin Efe, gözaltına alındıktan sonra tutuklandı.
Medyanın Bağımsızlığı ve Yolsuzluklarla Mücadele Konusunda Taşkent Deklarasyonu, 27 Eylül 2002 tarihinde ilan edilmiştir. Belge Medya Özgürlüğü ve Yolsuzluk (Freedom of the Media and Corruption) başlığını taşımaktadır.
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı tarafından, 26 ve 27 Eylül 2002 tarihinde Taşkent, Özbekistan’da düzenlenen Dördüncü Merkezi Asya Medya Konferansında kabul edilen belge yolsuzluklara ilişkin olarak medyanın görev ve yükümlülükleri düzenlenmektedir.
Metnin temel amacı, medyanın yolsuzlukla mücadelede bağımsız ve özgür bir rol üstlenmesinin önemini vurgulamaktır.
Medyanın Bağımsızlığı ve Yolsuzluklarla Mücadele Konusunda Taşkent Deklarasyonu
Freedom of the Media and Corruption – Medya Özgürlüğü ve Yolsuzluk
1. Medya, Doğu ve Batı ülkeleri için ciddi bir engel oluşturan yolsuzluğu toplum adına izleme konusundaki asli rolünü oynamada özgür olmalıdır.
2. Medya, ülkelerindeki ekonomik, ekolojik ve askeri kararlara ilişkin düzeltici işlevini özellikle büyüyen yolsuzluk tehlikesinin soruşturulması konusunda özgürce yerine getirmelidir.
3. Kendi çıkarlarını daha iyi savunmak amacıyla, bu Konferans çerçevesinde beş Orta Asya ülkesinden gazeteciler başlatılan görüş alış verişinde bulunmaya ve işbirliği yapmaya devam edeceklerdir.
4. Uluslararası topluluk medya özgürlüğü alanındaki gelişmeleri yakından izlemeye devam ederek, gazetecileri çalışmalarında desteklemelidir.
5. Gazeteciler, özellikle toplumdaki yolsuzluk olayları gibi tartışmalı konuları içeren mesleki amaçlarını gerçekleştirirken korunmalıdırlar.
6. Parlamento üyeleri yolsuzluk konusunda kamuoyunda yapılması gerekli tartışmalara yardımcı olmalıdırlar.
7. Bağımsız mahkemeler, gazetecilere ilişkin yasaların tümüyle ve adil bir biçimde uygulanmasını garanti etmelidirler.
Deklarasyon, uluslararası ticari işlemlerde yolsuzluk ve rüşvetle mücadele etmek için uygun önlemleri almayı ve her düzeyde işbirliğini sağlamayı amaçlamaktadır. Ekonomik ve Sosyal Konsey ve bağlı organları, bu kararın etkili bir şekilde uygulanmasını takip etmektedir. Kararların uygulanması, ülkeler, bölgesel kuruluşlar ve uluslararası toplumun eşgüdümlü çalışmasını gerektirmektedir.
Uluslararası Ticari İlişkilerde Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Deklarasyonu
Genel Kurul,
Aralarında uluslararası ticari işlemlerdeki rüşvetin de bulunduğu bütün yolsuzluk uygulamalarını mahkum eden 15 Aralık 1975 tarih ve 3514 sayılı kararı göz önünde bulundurarak, ulusal kanun ve düzenlemelere uygun olmak şartıyla, bu tip yolsuzluk uygulamalarına karşı her devletin yasal düzenlemeye gitmek, uygun yasal düzenlemeleri araştırıp kabul etmek hakkının olduğunu teyit eder ve rüşvet de dahil olmak üzere yolsuzluk uygulamalarını önlemek için bütün hükümetleri işbirliğine çağırır,
Bunun yanı sıra Genel Kurul ile Ekonomik ve Sosyal Konsey’in gizli ödemeler ve uluslararası ticari işlemlerdeki rüşvetin kötü sonuçlarına dikkati çeken uluslararası şirketlerle ilgili davranış kurallarının hazırlanması konuları üzerinde daha ileri düzeydeki çalışmalara atıfta bulunur,
1996 yılında gerçekleştirdiği müstakil oturumu ile 51.oturumda Meclis’e sunduğu raporda Ekonomik ve Sosyal Konsey’e gizli ödemelerle ilgili uluslararası bir anlaşma taslağı hazırlamayı göz önüne almasını tavsiye eden 20 Aralık 1995 tarih ve 50/106 sayılı kararını da anımsatır,
Yolsuzluk ve rüşvetle mücadele için ulusal, bölgesel ve uluslararası alanda atılan adımların yanı sıra uluslararası ticari işlemlerdeki rüşvet ve yolsuzluk ile alakalı uluslararası anlayış ve işbirliğini daha ileri bir düzeye çıkaran uluslararası forumlardaki gelişmeleri de takdirle karşılar,
Uluslararası rüşvetle ilgili bir maddeyi de içeren ve Mart 1996’da Amerikan Devletleri Örgütü (Organization of American States) tarafından kabul edilen Yolsuzluğa Karşı Amerikalılararası Konvansiyon (Inter-American Convention against Corruption)’a dikkati çeker,
Bu konu ile ilgili süregelen önemli çalışmalara ve diğer bölgesel ya da uluslararası forumlarda mevcut kararın hedefleri ile uyumlu olan çalışmalara, örneğin uluslararası rüşvetle mücadele etmek için Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi’nin süregelen çalışmaları ve etkin bir şekilde ve işbirliği içinde uluslararası ticari işlemlerde yabancı kamu görevlilerinin aldığı rüşveti cezalandırmak ve cezalandırma işlemini kolaylaştırıcı nitelikteki uygun uluslararası araçları ve yöntemleri araştırmak ve üye ülkelerde, halihazırda bu uygulama yoksa, bu tip rüşvetlerin vergi indirimine konu olmasını engellemek amacıyla bu tip indirimleri tekrar gözden geçirmek için İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’ne üye ülkelerin üstlendikleri yükümlülüklere, büyük önem verir,
1. Mevcut karara ekli olan Uluslararası Ticari İşlemlerdeki Yolsuzluk ve Rüşvete Karşı Birleşmiş Milletler Deklarasyonunu, kabul eder;
2. Uluslararası ticari işlemlerdeki yolsuzluk ve rüşvet problemine işaret etmek için Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası ve bölgesel forumlar tarafından üstlenilen çalışmalara dikkatleri çeker ve ilgili bütün devletleri bu çalışmaları tamamlamaya davet eder;
3. Üye devletleri, Deklarasyonla uyumlu bir şekilde, uluslararası ticari işlemlerdeki yolsuzluk ve rüşvet ile mücadele etmek için her seviyede işbirliği yapmaya ve uygun tedbirleri almaya davet eder;
4. Ekonomik ve Sosyal Konsey’den ve ona bağlı organlardan, özellikle Suçların Önlenmesi ve Ceza Mahkemeleri Hakkındaki Komisyon’dan şunları rica eder:
(a) Uluslararası, bölgesel ya da ulusal bir faaliyeti herhangi bir yolla engellemeden, geciktirmeden veya yapılmasını imkansız bir hale getirmeden, uluslararası ticari işlemlerdeki yolsuzluk ve rüşvetin cezalandırılmasını teşvik edecek şekilde bu kararı ve ekli Deklarasyonu uygulamak için, hukuken bağlayıcı olan tüm uluslararası araçları da kapsayacak şekilde, bütün yolların araştırılması;
(b) Uluslararası ticari işlemlerdeki yolsuzluk ve rüşvet konusunun düzenli bir şekilde incelenmesinin sürdürülmesi;
(c) Bu kararın etkin bir şekilde uygulanmasının teşvik edilmesi.
5. Yetki alanı bu konuyu da kapsayan Ticaret ve Kalkınma Üzerine Birleşmiş Milletler Konferansı’nın da aralarında olduğu Birleşmiş Milletler Sisteminin diğer organlarını yetkileri çerçevesinde mevcut kararın ve Deklarasyonun hedeflerini gerçekleştirmek için faaliyette bulunmaya davet eder;
6. Deklarasyonun etkin bir şekilde uygulanması için aralarında çokuluslu şirketlerin ve uluslararası ticari işlemlerde bulunan bireylerin de bulunduğu özel ve kamu şirketlerini işbirliğinde bulunmaya teşvik eder;
7. Üye devletlere, ilgili kurumlara ve Birleşmiş Milletler’in uzman kurumlarına ve uluslararası, bölgesel ve hükümet dışı örgütlere, bu kararın kabul edilmesi, hükümlerinden yaygın bir şekilde haberdar olunması ve etkin bir şekilde uygulanması için bilgi verilmesini Genel Sekreter’den rica eder;
8. Ayrıca, Genel Kurul’un 53. oturumundaki görüşler doğrultusunda, mevcut kararın uygulanması konusunda gösterilen ilerlemeler; üye ülkeler, uluslararası ve bölgesel örgütler ve diğer ilgili kurumların uluslararası ticari işlemlerdeki yolsuzluk ve rüşvetle mücadele hususunda attıkları adımlar; bu çerçevede Suçların Önlenmesi ve Ceza Mahkemeleri Komisyonu ile Birleşmiş Milletler Sistemi’nin diğer organlarınca gerçekleştirilen çalışmaların sonuçları ve uluslararası ticari işlemlerdeki yolsuzluk ve rüşvetin ortadan kaldırılmasını ve toplumsal sorumluluğun artırılmasını teşvik eden bu karar doğrultusunda alınan tedbirler hakkında bir rapor hazırlamasını Genel Sekreter’den rica eder;
9. Üye ülkeleri ve yetkili olan uluslararası, bölgesel ve hükümet dışı örgütleri yukarıda belirtilen raporun hazırlanmasında Genel Sekreter’e yardım etmek için ilgili bilgiyi sağlamaya davet eder;
10. 53. oturumun geçici gündeminin, “İş ve Kalkınma” başlığı altında, bu kararın uygulaması konusunda Genel Sekreter’in raporunun bir incelemesini de kapsamasına karar verir.
EK – Uluslararası Ticari İlişkilerde Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Deklarasyonu
Genel Kurul,
Bütün ülkelerde uluslararası ticari ilişkilerde istikrarlı ve şeffaf bir çevrenin, ekonomik ve sosyal kalkınmanın sağlanması ve çevrenin korunması ve yatırımların, finansmanın, teknolojinin, beceri ve yeteneklerin ve diğer önemli kaynakların ulusal sınırlar ötesinde hareket etmesi için son derece önemli olduğuna inanmaktadır,
İş yaptıkları ülkelerdeki kanun ve düzenlemelere uyulması ve faaliyetlerinin ekonomik ve sosyal gelişme ve çevrenin korunması üzerindeki etkilerini hesaba katmak suretiyle aralarında çok-uluslu şirketlerin ve uluslararası ticari işlemlerde bulunan kişilerin de olduğu özel ve kamusal şirketler için uygun ahlak standartlarının var olması gereğini ve toplumsal sorumluluğu teşvik etme ihtiyacını kabul eder,
Bunun yanı sıra bütün ülkelerde yolsuzluk ve rüşvetten kaçınmak ve bunlara karşı mücadele etmek için her düzeyde gösterilen etkin çabaların uluslararası ticari işlemlerde rekabet gücünü ve adaleti artıran, bütün ülkelerde şeffaf ve hesaba çekilebilir bir yönetimi, ekonomik ve sosyal kalkınmayı ve çevrenin korunmasını teşvik etmenin kritik bir parçasını oluşturan uluslararası ticaret çevresinin temel öğeleri olduğunu ve bu çabalara gittikçe artan bir düzeyde rekabetçi bir hale gelen globalleşmiş bir uluslararası ekonomide özellikle devam edilmesi gerektiğini kabul eder,
Aşağıda gözler önüne serilen Uluslararası Ticari İlişkilerde Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadelede Birleşmiş Milletler Deklarasyonu’nu ciddiyet ve vakarla takdim eder,
Bireysel olarak veya uluslararası ya da bölgesel organizasyonlar yoluyla her bir devletin kendi anayasasına ve temel hukuki ilkelerine ve ulusal kanun ve prosedürlere uygun olarak benimsenen kanun ve ilkelere tabi faaliyetleri gerçekleştiren üye devletler aşağıdaki hususlarda söz vererek kendilerini bağlarlar:
1. Özellikle uluslararası ticari ilişkilerde rüşveti yasaklayan mevcut kanunların etkin bir şekilde uygulanmasına çalışmak hususunda olmak üzere, uluslararası ticari ilişkilerde yolsuzluk, rüşvetin bütün türleri ve ilgili tüm yasadışı uygulamalarla mücadele etmek, bu amaçla kanuni düzenleme yoksa kanuni düzenlemeye gitmek ve kendi yetkileri çerçevesinde bu Deklarasyon’un hedeflerini gerçekleştirmek için etkin ve somut eylemler gerçekleştirmek;
2. Mevcut Deklarasyonun uygulamasını daha da ileri götürerek uluslararası, bölgesel veya ulusal faaliyetleri engellemeksizin, geciktirmeksizin veya yapılmalarını imkansız bir hale getirmeksizin yabancı kamu görevlilerinin aldığı bu türden rüşveti etkin bir çerçevede ve işbirliği içinde cezalandırmak;
3. Rüşvet aşağıdaki öğeleri içerir:
(a) Çok-uluslu şirketler de dahil olmak üzere herhangi bir özel ya da kamu şirketi ya da herhangi bir kişi tarafından, doğrudan veya dolaylı bir şekilde, herhangi bir kamu görevlisine ya da başka bir ülkenin seçilmiş bir görevlisine bir işin gereğini yapmak veya uluslararası ticari ilişkilerle bağlantılı olarak bu görevli ya da temsilcinin bir işi yapmaktan imtina etmesini sağlamak gibi uygunsuz bir mülahaza ile verilen, verilmesi vaat edilen ya da önerilen herhangi bir ödeme, hediye ya da başka her türlü menfaat:
(b) Herhangi bir kamu görevlisi ya da başka bir ülkenin seçilmiş bir görevlisi tarafından, doğrudan veya dolaylı bir şekilde, bir işin gereğini yapmak veya uluslararası ticari ilişkilerle bağlantılı olarak bu görevli ya da temsilcinin bir işi yapmaktan imtina etmesi gibi uygunsuz bir mülahaza ile çok-uluslu şirketler de dahil olmak üzere herhangi bir özel ya da kamu şirketi ya da herhangi bir kişiden herhangi bir ödeme, hediye ya da başka bir menfaati rica ederek istemek, talep etmek veya almak;
4. Herhangi bir özel yada kamu şirketi veya bir kişi tarafından bir kamu görevlisine ya da başka bir ülkenin seçilmiş bir temsilcisine ödenen rüşvetin vergiden indirilmesini, eğer hali hazırda böyle bir düzenleme yoksa, önlemek;
5. Uluslararası ticari ilişkilerdeki şeffaflığı artıran ve yolsuzluk, rüşvet ve benzeri yasadışı uygulamalarla mücadele etmek ve bunlardan kaçınmak için çok-uluslu şirketler de dahil olmak üzere özel ve kamusal şirketleri ve uluslararası ticari işlemlerle uğraşan kişileri teşvik eden muhasebe standartlarını ve uygulamalarını sürdürmek ve bunları geliştirmek;
6. Uluslararası ticari işlemlerde yolsuzluk, rüşvet ve benzeri yasadışı uygulamaları engelleyen iş kuralları, standartları ve en iyi uygulamaların geliştirilmesini teşvik etmek ya da geliştirilmesini sağlamak;
7. Kamu görevlilerinin ya da seçilmiş temsilcilerin hali hazırdaki yasadışı zenginleşmelerini, bir suç olarak, soruşturmak;
8. Uluslararası ticari işlemlerdeki yolsuzluk ve rüşvet ile alakalı olarak meydana gelen ceza soruşturmaları ve diğer hukuk davaları konusunda mümkün olan en büyük desteği sağlamak ve bu konuda işbirliği yapmak. Karşılıklı yardımlaşma, mümkün olduğu ölçüde, ulusal yasaları veya ikili anlaşmalardaki hükümleri ya da etkilenen ülkelerin bu konuya uygulanabilen düzenlemelerini içermelidir ve mümkünse mahremiyet gereğini de dikkate almalıdır:
(a) Cezai soruşturmalarla ve diğer hukuki işlemlerle alakalı olarak dokümanların ve delillerin kopyalarını da sağlayarak dokümanların ve diğer bilgilerin ibraz edilmeli;
(b) Uluslararası ticari işlemlerdeki rüşvetle ilgili cezai işlemlere başlanmasında ve sonuçlandırılmasında aynı suç konusunda başka devletlerin sahip olduğu yargılama hakkına dikkat edilmeli;
(c) Mümkün olduğu yerde suçluların iadesi işlemlerinin yapılması;
9. Uluslararası ticari işlemlerdeki rüşvetle uğraşan kişilerin kimlikleri ve yaptıkları muamelelerin kayıtları ve dokümanlarına ulaşmayı kolaylaştırmada işbirliğini artırıcı münasip eylemlere girişmek;
10. Bankacılıkla ilgili gizlilik hükümlerinin uluslararası ticari işlemlerdeki yolsuzluk, rüşvet ve ilgili diğer uygulamalarla alakalı cezai soruşturmaları ve diğer hukuki işlemleri engellememesini ve tam bir işbirliğinin bu tip işlemlerle ilgili bilgi elde etmek isteyen hükümetleri de kapsamasını sağlamak;
11. Bu Deklarasyonu destekleyici yönde gerçekleştirilen eylemler ulusal egemenlik ve üye devletlerin toprak bütünlüğünün yanı sıra mevcut anlaşma ve uluslararası kanunlara göre üye ülkelerin haklarına ve yükümlülüklerine tam anlamıyla saygılı olmalıdır ve insan hakları ve temel özgürlüklerle uyumlu olmalıdır.
12. Üye ülkeler, uluslararası ticari işlemlerde yabancı kamu görevlilerince alınan rüşvet eylemleri konusundaki yargılama eylemlerinin kanunların bulunduğu memleketin dışında uygulanması ile alakalı uluslararası hukukun ilkeleri ile uyumlu olmasını kabul ederler.
Avukatın Dosya İnceleme Yetkisi / Av. Dr. Başar Yaltı
A) OLAY
1- Hakkında ceza soruşturması yürütülen Şüpheli X in 2006/ ….. hazırlık dosya numaralı soruşturma dosyasını incelemek için Müdafii sıfatıyla Avukat Y ilgili Cumhuriyet Savcısını ziyaret ederek talebini iletir.
2- Cumhuriyet Savcısı avukata vekaleti olup olmadığını sorar. Avukat vekaleti olmadığını, müdafi sıfatıyla inceleme yapmak istediğiini belirtir. Savcı bu durumda dosya incelemesinin mümkün olmayacağını, İstanbul’da binlerce avukat bulunduğunu, her avukatın müdafi sıfatını kullanabileceğini, bu nedenle dosyayı incelemeye izin vermeyeceğini belirtir.
3- Bunun üzerine avukat Y, CMK da vekalet sunma zorunluluğu bulunmadığını, Avukatlık Kanunu m.2 gereğince de vekalet sunmadan inceleme hakkı olduğunu sözlü olarak belirtip, dosya inceleme isteğini yazılı olarak talep eder. Cumhuriyet Savcısı, avukatın dilekçesinin altına yazdığı yazıyla, CMK m.2 ve Kalem Yönetmeliği m.45 gereğince vekaletname veya Baro’dan görevlendirme belgesi getirilmesi gerektiği gerekçesiyle dosya inceleme talebini reddeder.
4- Cumhuriyet Savcısının bu kararına karşı Avukat Y, idari yönden K. Cumhuriyet Başsavcısına başvurarak inceletmeme kararının kaldırılmasını ister. Bu başvurusuna yanıt alamaz.
5- Avukat Y ayrıca K. Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi’ne başvurarak dosyanın inceletilmemesi kararının kaldırılmasını talep eder. K. Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi, talebi “Kalem Yönetmeliğinin 45. maddesine göre” reddeder.
6- Avukat Y, bu karara karşı da itiraz yoluna başvurarak K. Nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesine başvurarak Sulh Ceza Mahkemesinin kararının kaldırılmasını talep eder. K. Asliye Ceza Mahkemesi, …… gerekçesiyle talebi ret eder.
B) OLAYLA İLGİLİ MEVZUAT HÜKÜMLERİ
1- AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ
Madde 6
Adil yargılanma hakkı
Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.
Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:
a) Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek;
b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;
c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak ve eğer savunmacı tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek;
d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında çağırılmasının ve dinlenmesinin sağlanmasını istemek;
e) Duruşmada kullanılan dili anlama dışı veya konuşma dışı takdirde bir tercümanın yardımından para ödemeksizin yararlanmak.
2- AVRUPA BİRLİĞİ TEMEL HAKLAR BİLDİRGESİ
ADALET
Madde 47. – Etkili hukuki bir yola başvurma ve adil yargılanma hakkı
Birlik hukuku tarafından teminat altına alınmış olan hakları ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, bu Maddede belirtilen şartlara uygun olarak bir mahkemede etkili bir hukuki yola başvurma hakkına sahiptir.
Herkes, daha önceden yasa ile tesis edilmiş bağımsız ve tarafsız bir mahkemede makul bir süre içinde yapılacak adil ve kamuya açık bir duruşma yapılması hakkına sahiptir. Herkes, kendisine bilgi verilmesi, savunulması ve temsil edilmesi fırsatına sahip olmalıdır.
Gerekli imkanlara sahip olmayan herkese, bu yardımın adalete etkin bir şekilde ulaşılmasının sağlanması için gerekli olması koşulu ile hukuki yardım sağlanacaktır.
3- TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI
MADDE 36 – Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
MADDE 38 –
İdare, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide uygulayamaz.
4- CEZA MUHAKEMESİ YASASI
MADDE 2.- (1) Bu Kanunun uygulanmasında;
a) Şüpheli: Soruşturma evresinde, suç şüphesi altında bulunan kişiyi,
b) Sanık: Kovuşturmanın başlamasından itibaren hükmün kesinleşmesine kadar, suç şüphesi altında bulunan kişiyi,
c) Müdafi: Şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatı,
d) Vekil: Katılan, suçtan zarar gören veya malen sorumlu kişiyi ceza muhakemesinde temsil eden avukatı, İfade eder.
Müdafiin dosyayı inceleme yetkisi
MADDE 153.- (1) Müdafi, soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebilir ve istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir.
(2) Müdafiin dosya içeriğini incelemesi veya belgelerden örnek alması, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine, sulh ceza hakiminin kararıyla bu yetkisi kısıtlanabilir.
(3) Yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında, ikinci fıkra hükmü uygulanmaz.
(4) Müdafi, iddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiği tarihten itibaren dosya içeriğini ve muhafaza altına alınmış delilleri inceleyebilir; bütün tutanak ve belgelerin örneklerini harçsız olarak alabilir.
(5) Bu maddenin içerdiği haklardan suçtan zarar görenin vekili de yararlanır.
Müdafi ile görüşme
MADDE 154.- (1) Şüpheli veya sanık, vekaletname aranmaksızın müdafii ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafii ile yazışmaları denetime tabi tutulamaz.
5- AVUKATLIK YASASI
AVUKATLIĞIN AMACI
Madde 2 – ……….. Yargı organları, emniyet makamları, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşebbüsleri, özel ve kamuya ait bankalar, noterler, sigorta şirketleri ve vakıflar avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmak zorundadır. Kanunlarındaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu kurumlar avukatın gerek duyduğu bilgi ve belgeleri incelemesine sunmakla yükümlüdür. Bu belgelerden örnek alınması vekaletname ibrazına bağlıdır. Derdest davalarda müzekkereler duruşma günü beklenmeksizin mahkemeden alınabilir.
İŞLERİN STAJİYER VEYA SEKRETERLE TAKİBİ, DAVA DOSYALARININ İNCELENMESİ VE DOSYADAN ÖRNEK ALMA
Madde 46.-
………… Avukat veya stajyer, vekaletname olmaksızın dava ve takip dosyalarını inceleyebilir. Bu inceleme isteğinin ilgililerce yerine getirilmesi zorunludur. Vekaletname ibraz etmeyen avukata dosyadaki kağıt veya belgelerin örneği veya fotokopisi verilmez.
CUMHURİYET BAŞSAVCILIKLARI İLE ADLİ YARGI İLK DERECE CEZA MAHKEMELERİ KALEM HİZMETLERİNİN YÜRÜTÜLMESİNE DAİR YÖNETMELİK
Soruşturma evrakının incelenmesi
Madde 45 – 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun başka hüküm koyduğu haller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek şartıyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir.
Müdafi soruşturma evresinde soruşturmanın amacını tehlikeye düşürmemek kaydıyla görevlendirme yazısı veya vekâletname ibraz ederek soruşturma evrakı içeriğini inceleyebilir ve dilekçeyle müracaatı halinde istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir.
Mağdur veya şikâyetçinin vekili soruşturma evresinde soruşturmanın amacını tehlikeye düşürmemek kaydıyla görevlendirme belgesi veya vekâletname ibraz ederek soruşturma evrakının içeriği ile elkonulan ve muhafazaya alınan eşyayı inceleyebilir ve dilekçeyle müracaatı hâlinde istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir.
Mağdur veya şikâyetçi soruşturmanın gizlilik ve amacını bozmamak şartıyla vekili olmadan da Cumhuriyet savcısından dilekçeyle başvurarak belge örneği isteyebilir.
Soruşturma evrakı soruşturmayı geciktirmemek kaydıyla Cumhuriyet savcısı huzurunda incelenir.
Yukarıda özet olarak belirtilen olay, ilgili mevzuat olarak alıntılanan hükümler çerçevesinde değerlendirildiğinde, savcıdan başlayan sürecin, yargıçlar tarafından da aynen sürdürüldüğünü, sonuç olarak, yasaların avukata tanıdığı yetkilerinin kullanılmasının açıkça kısıtlanabildiğini ortaya koymaktadır.
Kimilerince basit gibi değerlendirilse de, dosya inceletmeme olayını, Anayasanın “Cumhuriyetin nitelikleri” kenar başlıklı 2. maddesinde belirtilen “insan haklarına saygılı” “hukuk devleti” kavramının bir gereği ve sonucu olarak değerlendirmek gerekmektedir. Yaşanan süreç sonunda gelinen aşama, öncelikle üstün hukuk normlarına, Türkiye’nin de tarafı olduğu uluslararası hukuk belgelerinde ve Anayasada yer alan adil yargılanma hakkına, Avukatlık Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine aykırılık oluşturmaktadır.
Avukatın dosya inceleme isteği, Anayasadaki “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesi, Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin bir gereği olarak savunma hakkının doğal bir sonucudur.
5271 sayılı CMK. nun müdafiin görev ve yetkilerini belirleyen; 147, 149, 153, 154, 156 maddelerinde Avukatın müdafi sıfatıyla her zaman dosya inceleme hakkına sahip olduğuna ilişkin açık hükümler ve Avukatlık Yasasının 2 ve 46ncı maddeleriyle avukatlara tanınan yetkilere karşın dosya incelemenin mümkün olmaması, üstünde durulması gereken önemli bir sorundur.
Bu sorun çerçevesinde ortaya çıkan bir başka gerçek, yargı makamlarının, Kalem Hizmetlerinin Yürütülmesine ilişkin Yönetmelik hükümlerini yasaların üstünde ve ondan önce dikkate alarak, yargı bağımsızlığının özümsenmesi bakımından kuşku yaratmış olmalarıdır. Dosya inceletmeme olayının belki en önemli sonucu, Türk yargı sisteminde avukat ve savcının ceza yargılamasındaki yerinin, adil yargılamanın en önemli ilkesi olan silahların eşitliği ilkesine aykırı şekilde konumlandırıldığının bir kez daha ortaya çıkmış olmasıdır.
1- AVUKATIN HAK VE YETKİLERİ İLE ADİL YARGILANMA HAKKI BAKIMINDAN YAŞANAN SORUN
1136 sayılı Avukatlık Kanunu 2nci maddesinin 3. fıkrasında:
“Yargı organları, emniyet makamları, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşebbüsleri, özel ve kamuya ait bankalar, noterler, sigorta şirketleri ve vakıflar avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmak zorundadır. Kanunlarındaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu kurumlar avukatın gerek duyduğu bilgi ve belgeleri incelemesine sunmakla yükümlüdür. Bu belgelerden örnek alınması vekaletname ibrazına bağlıdır. Derdest davalarda müzekkereler duruşma günü beklenmeksizin mahkemeden alınabilir.” Hükmünün ne anlama geldiği sorgulanmalıdır.
Bu madde ile avukatlara tanınan yetkilerin kapsam ve kullanılmasında tereddüde düşülmesi nedeniyle Danıştay 1. Dairesinden istişari görüş istenmiş, Danıştay 1. Dairesi verdiği 10.4.2002 tarih ve 2002/26E., 2002/52K. Sayılı görüşüyle:
“Sonuç olarak; istişari düşünce istemine esas olan maddi olay ve olgular da dikkate alındığında aşağıda sıralanan hususların taraflarca karşılıklı olarak değerlendirilmesinde, sorumluluklar arasında uygun ve ölçülü dengenin sağlanması halinde, duraksama konularının ortadan kalkacağı söylenebilır.
1- 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 2 nci maddesinin 4667 sayılı Kanunla değiştirilen üçüncü fıkrasında sayılan kurum ve kuruluşlara, avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olma zorunluluğu getirilmiştir. Yardımcı olma zorunluluğunun kapsamını ve sınırlarını belirlemede avukatların görevleriyle ilgili olarak yukarıda yapılan açıklamalar göz önünde bulundurulmalıdır.
Bu kurumlara, kanunlarındaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla avukatların gerek duyduğu bilgi ve belgeleri aşağıdaki kapsam çerçevesinde incelemelerine sunmak yükümlülüğü getirilmiştir.
a ) İncelemeye sunma, bilgi ve belgenin bulunduğu kurum ve kuruluş bünyesinde, gerektiğinde bir görevli eşliğinde uygun bir yerde gerçekleştirilmesi gereken bir işlevdir.
b ) İncelemeye sunma yükümlülüğünün, bilgi ve belgenin bulunduğu kurum ve kuruluş dışında bir yere veya şehire gönderilmesi suretiyle yerine getirilmesinin istenmesi, yasanın amacına uygun bir talep olarak değerlendirilemez.
c ) Avukatın gerek duyduğu bilgi ve belgelerin kapsamı, avukatların görevleriyle ve gerek duyma ifadesiyle ilgili açıklamalarda belirtilen sınırlar içinde anlaşılmalı ve değerlendirilmelidir.
d ) Yasa koyucu, kurum ve kuruluşların bünyesinde inceleme olanağı tanıdığı belgelerden örnek alınmasını vekaletname ibrazına bağlı tutmuştur. Avukatlarca incelenmesinden sonra bu belgelerin gerekli olanlarından konusu, tarih ve sayısı belirtilerek örnek alınabilmesi yasa hükmü gereğidir.
2- İncelemeye sunma yükümlülüğünün istisnası olan kanunlardaki özel hükümlerin sınırları ve içeriği, ilgili madde metinleriyle bu konuda yukarıda yapılan açıklamalarda belirtilen hukuki çerçeve içinde değerlendirilmelidir.
SONUÇ: Duraksama konusu hakkında yukarıda açıklanan görüşle dosyanın Danıştay Başkanlığına sunulmasına 10.4.2002 gününde oybirliğiyle karar verildi.”
Denilmek suretiyle, avukatların dosya inceleme yetkilerinin bulunduğu vurgulanmıştır.
Benzer bir olay nedeniyle Adalet Bakanlığı Cumhuriyet Başsavcılıklarına gönderdiği “görüş” yazısında ( B030HİG00000.02-647.03.02-MT.105../2006 Tarih ve sayılı Ankara Barosu Başkanlığının başvurusu üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına yazılan yazı) “dava ve kovuşturma (soruşturma) dosyalarını ilk kez inceleyecek olan bir avukatın vekâletname sunmasına gerek olmadığı, dilekçe ile başvurmasının yeterli ve daha uygun olacağı yönündeki düşünce ile kastedilen husus; dava dosyalarında vekil sıfatı bulunmayan avukatların o dosyayı inceleme gereği duyduklarında mahkeme başkanı veya hakimine bir dilekçe ile başvurmalarının daha uygun olacağıdır. Yoksa dava dosyasını vekil sıfatıyla takip eden bir avukatın her dosya inceleme talebinde dilekçeyle başvurması gerektiği kastedilmemiştir.” Diyerek vekalet sunmanın zorunlu ve gerekli olmadığı Genelgede belirtilmiştir.
Avukatlık kamu hizmeti niteliği olan serbest bir meslektir. (Avukatlık Kanunu m.1) Avukatlık Kanunu bir bütün olarak değerlendirildiğinde, bir avukata üstleneceği davayı seçme hakkı tanındığı anlaşılmaktadır. Bu hak, avukatın bağımsızlığı ilkesinin bir gereği ve sonucu olduğu gibi, Avukatlara dosya ve belge inceleme hakkı tanınmasının bir başka gerekçesi de, avukatın gerekli incelemeleri yaptıktan sonra kendisine teklif edilen işi reddetme hakkına sahip olmasından kaynaklanmaktadır. (m.37)
Avukatlık Kanunu 34. maddeye göre Avukatlar, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler. Avukatlık bir güven mesleğidir. Bu nedenle, gerek Avukatlık Kanunu gerekse Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Meslek Kuralları, avukatı, etik ve mesleki sorumlulukları bakımından sıkı denetime almıştır. Yasa koyucu avukata güvensizliği düşünmemiş, avukat olmayı sıkı koşullara bağlamış, mesleki yetkilerin kötüye kullanması durumunu ise ağır şekilde cezalandırmıştır. (Avukatlık Kanunu m.56/2, 62)
Avukat, adil yargılanma hakkının uygun şekilde yerine getirilebilmesi için, sav, savunma ve karar üçleminde savunmayı temsil eder. Bilindiği üzere savunma suçlamayla başlar. Adil yargılamanın gerçekleşmesinin birinci ve temel koşulu “silahların eşitliği ilkesi” denilen suçlamayı yapan ile yani Savcı ile savunmayı temsil eden avukatın eş düzeyde yetkilere sahip olması ilkesidir. Ülkemizde bu konuda geleneksel bir takım nedenlerle farklı görüşler ileri sürülse de, bu kural ceza hukukunun evrensel ilkeleri arasındadır. Bu nedenle, bir kimsenin savunma hakkını kısıtlamak ve bu anlayışı dosyanın incelenememesine kadar tırmandırmak, hem adil yargılanma hakkı ile hem avukata yüklenen görev ve sorumluluklarla bağdaştırılamaz.
Açıklanan nedenlerle her avukat, vekalet sunmaya gerek duyulmadan, gizlilik kararı verilmemiş soruşturma ve kovuşturma dosyalarını inceleme hak ve yetkisine sahip bulunmaktadır. Kuşkusuz, inceleyen avukattan kimlik sorulması ve talebin yazılı olarak alınması her zaman mümkün olup bu konuda yasal bir kısıtlama bulunmamaktadır. Dolayısıyla, hakkında gizlilik kararı verilmemiş, Avukatlık Kanunu 2. maddesindeki deyimiyle, Kanunlarındaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, bir kısıtlaması bulunmayan (hakkında gizlilik kararı verilmemiş) soruşturma dosyasının incelenmesinin kısıtlanmasına yasal olarak olanak yoktur.
Kaldı ki, Avukatlık Kanunu’nun 46. maddesinin “Avukat veya stajyer, vekaletname olmaksızın dava ve takip dosyalarını inceleyebilir. Bu inceleme isteğinin ilgililerce yerine getirilmesi zorunludur. Vekaletname ibraz etmeyen avukata dosyadaki kağıt veya belgelerin örneği veya fotokopisi verilmez.” Şeklindeki hükmü karşısında herhangi bir kalem mevzuatını düzenleyen yönetmelik hükümlerinin ileri sürülmesi, yasa kavramı algılamasında sorunlara yol açacak bir yaklaşımdır.
2- CEZA YARGILAMASI HUKUKU VE MEVZUATI BAKIMINDAN
a) CMK nın 153. maddesi çok açıkbir ifade ile yazılmış olup, Müdafiin soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebileceği ve istediği belgelerin bir örneğini alabileceği maddede anlaşılır bir dille belirtilmiştir. Bu kuralın tek istisnası, sulh ceza yargıcının vereceği kısıtlama kararıdır. Esasen bu kural yeni olmayıp, eski CMUK da aynen yer almakta idi. Yeni yasa ile getirilen yenilik sadece, avukatın şüpheli ve sanık bakımından müdafi, katılan bakımından ise vekil olarak adlandırılması olmuş, Yasanın gerekçesinde durum bu şekilde açıklanmıştır.
b) Bu noktada, müdafii kime denir sorusunu açıklanması gerekmektedir. CMK m. 2 de müdafi, şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukat olarak tanımlanmıştır. Bu çerçevede müdafilik ceza hukukunda bağımsız bir karaktere sahiptir. Yasa koyucu, çoğu durumlarda, vekalet sunulmasını aramadan sanık veya şüphelinin haklarının korunmasını, bir avukatın bulunması koşuluna bağlayarak savunma hakkını güvenceye almak istemiştir. Bu hak şüpheli veya sanık tarafından kullanılabileceği gibi, şüpheli veya sanığın bulunmadığı ortamlarda dahi kullanılabilmektedir. Örneğin ifade alma sırasında ve duruşmada avukat vekalet aranmadan sanığın yanında müdafi sıfatıyla bulunabilmekte, aramalarda ise sanık veya şüpheli olmasa dahi avukat vekaletsiz olarak görev yapabilmektedir. (CMK m.120/3)
c) Ceza Muhakemesi Yasası “Müdafi ile görüşme” başlıklı 154. maddesinde: “ Şüpheli veya sanık, vekaletname aranmaksızın müdafii ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafii ile yazışmaları denetime tabi tutulamaz.” Diyerek bu durumda vekaletname aranmayacağını açıkça belirtmiştir. Kunter – Yenisey- Nuhoğlu tarafından kaleme alınanCeza Muhakemesi Hukuku kitabının 223. sayfasında bu duruma dikkat çekilerek aynen “Müdafiin soruşturma evrakını inceleyebilmesi için vekaletname isteyen Cumhuriyet Başsavcılığı Kalem Yönetmeliğinin 45 inci maddesi, Kanunun ruhuna uygun değildir.Müdafii şüpheli ile vekaletname aramadan görüştüren Kanun (CMK 154) görüşmeden önce dosyayı incelemesi gereken müdafiin de vekaletnamesini aramaz.” diyerek, Kalem Yönetmeliğinin Yasaya açıkça aykırı olduğunu belirtmişlerdir.
Cumhuriyet savcıları, hukukçu kimlikleri ile, pozitif hukuk metinleri arasındaki hiyerarşik sıralamada yönetmeliğin yasadan sonra geldiğini, yönetmeliklerin yasalara açıkça aykırı olamayacağını bilecek durumdadırlar. Cumhuriyet Savcısının dosyayı inceletmeme gerekçesi olarak dayandığı Kalem Yönetmeliği Ceza Muhakemesi Yasası’na açıkça aykırıdır. Yasanın hiçbir yerinde Müdafiinin (Avukatın) vekaletname ibrazı gerekeceğinden söz edilmemiştir. Doktrinde de avukatların vekaletname ibraz etmeden dosya inceleyebileceği belirtilmektedir. Tüm bu açıklamalara karşın, kalem Yönetmeliğine atıfta bulunarak, savunma hakkını kısıtlayıcı ve Avukatlık Kanunu ile avukatlara tanınmış özel yetkiyi görmezlikten gelerek soruşturma dosyasının incelettirilmemesi yasal ve hukuksal bir tutum değildir.
d) İstanbul’da binlerce avukat bulunduğu, dolayısıyla her avukatın müdafi sıfatını kullanabileceği şeklinde bir gerekçe, ilk bakışta haklı gibi görünse dahi, bu yaklaşım, yasalarla avukatlara tanınmış hakların kullanılmasını engellemek isteyen bir bakış açı taşımaktadır. Çünkü Cumhuriyet Başsavcılığının onbinlerce soruşturma dosyasının her birinin kime ait olduğunu “binlerce” avukat bilebilecek durumda değildir. Bu nedenle, İstanbul’daki avukatlardan bir veya bir kaçı, onbinlerce dosya arasından, belli bir dosya numarasını ve dosyanın taraflarını belirterek bir soruşturma dosyasını incelemek için başvuruyorsa, artık o avukat “herhangi birisi” değildir, başvuran avukatın o dosya ile ilgisinin bulunduğu kabul edilmelidir. Böyle bir durumda, yukarıda da belirttiğimiz gibi, vekalet sunmayan/sunamayan bir avukattan yazılı talep alınması ise her zaman mümkündür.
e) Adalet Bakanlığı da yayınladığı genelgede “ ilk kez inceleyecek olan bir avukatın vekâletname sunmasına gerek olmadığı, dilekçe ile başvurmasının yeterli ve daha uygun olacağı” yönünde görüş belirtmiştir.
f) Ceza Muhakemesi Yasasında, müdafi için vekaletname zorunluluğu bulunduğu hiçbir maddede yer almamaktadır. Müdafi sıfatını taşımak için vekaletnameye gerek yoktur. Bilindiği gibi eski CMUK uygulamasında da müdafi kavramı vekaletnamesi olmayan avukat olarak anlaşılıp uygulanmakta idi. Yeni Ceza Muhakemesi Yasası bu konuda eski uygulamaya bağlı kalmıştır.
Hatta CMK.154/1 maddesinde, şüpheli veya sanığın, vekâletname aranmaksızın müdafi ile her zaman görüşebileceği belirtilmiştir.
Müdafiin dosyayı incelemeden hukuki yardımda bulunamayacağı çok açık olduğuna ve
Soruşturmanın her aşamasında avukatın şüphelinin yanında bulunması bir hak olarak tanındığına göre, bir avukat için dosyayı incelemeden şüpheliye hukuksal yardımda bulunmak mantıken de mümkün olamaz.
3- DİĞER YÖNLERDEN OLAYIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
a) Mahkeme kararları gerekçe içermemektedir.
Savcılık kararına karşı, iki ana gurupta toplanan itirazlara karşın K. Sulh Ceza Mahkemesi kararı, itiraz nedenlerini yok sayacak kadar gerekçesizdir. K. Asliye Ceza Mahkemesi kararı ise dava açılmış olması nedenine dayalı ret kararı ile olayın özünden uzak, sorunu çözmeyen bir karar vererek yasal mevzuat hükümleriyle çelişmiştir.
Avukatlık Kanununun 2 ve 46. maddeleri karşısında, bu Yasa maddelerine aykırı olan Kalem Yönetmeliği’nin 45. maddesinin uygulanmaması gerekmektedir. Adalet Bakanlığının genelgesi dahi müdafiin vekâleti olmasa da dosya inceleme, hatta örnek alma hakkının engellenemeyeceği yönündedir. Buna rağmen, Mahkemelerin itirazı ret kararları olayın derinliğinin yeterince anlaşılamamış olduğunu ortaya koymaktadır.
Ayrıca, yeterli gerekçe taşımayan ret kararı, Anayasa (m.141) Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır, kuralına da aykırı düşmektedir.
b) Anayasa ve Yasa Hükümleri Karşısında Yönetmeliklere Dayanılarak Karar Verilemez.
Anayasanın 138. maddesine göre “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.” 140. maddeye göre de “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasada belirtilen ve yasalarla vurgulanan bu temel ilkeler karşısında Hakimlerin bir konuda açık yasa hükümleri bulunurken Yönetmeliklere dayanarak hüküm kurmaları mümkün ve doğru değildir.
İspanyol hukukçu, ilâhiyatçı, hekim, haritacı, hümanist, Miguel Servet yaşamını yitirdi. (Doğumu: 29 Eylül 1509) Toulouse Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı. 1531 yılı Temmuz’unda De Trinitatis Erroribus‘u (Teslisin Yanlışlıklarına Dair) kitabını yayımladı. Matematik, gök bilim, meteoroloji, coğrafya, anatomi, eczacılık, hukuk felsefesi gibi alanlarda çalışmalarda bulundu. 4 Nisan 1553’te Roma Katolik Kilisesi yetkilileri tarafından; Kilise’yi inkar etmek ve Mesih’in mesajını ve kutsallığını inkar etmekle suçlanarak kendisini Engizisyon görevlilerinin elinde hapsedilmiş olarak buldu, tutuklandı ve hapsedildi. 7 Nisan 1553’te hapisten kaçtı. 17 Haziran 1553’te Fransız Engizisyonu tarafından idama mahkum edildi. İsa’nın hiçbir tanrısal konumu olmadığını savunduğu için, Cenevre’de yakalandı ve bir kazığa bağlanıp diri diri yakılarak öldürüldü.
Miguel Servet
1922
Faşist Parti lideri Benito Mussolini kara gömlekli milislerle birlikte Napoli’den Roma yürüyüşüne başladı. Roma’ya yürüyen 40 bine yakın faşist uğradıkları şehirlerde resmî binaları işgal etti ve bunun sonucunda hükümet istifa etti.
Faşizm, İtalya’nın Milano kentinde 1919’da San Sepolcro meydanında “Fasci İtaliani di Combattimento”nun kurulmasıyla doğmuştu.
1960
Milli Birlik Komitesi, 147 profesör, doçent ve asistanı görevden aldı. “Üniversiteler öğretim üyelerinden bazılarının vazifelerinden affına ve bazılarının diğer fakülte ve yüksek okullara nakline dair Kanun‘ adıyla alınan karar 28 Ekim’de resmi gazetede yayınlandı. Gerekçe tembel, yeteneksiz, reform düşmanı oldukları iddiasıydı. Üniversitedeki tasfiye tartışma ve tepkilere yol açtı. Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar istifa ederek akademinin namusunu savundu. Uzaklaştırılan 147 öğretim üyesinin görevlerine dönmelerine olanak sağlayan kanun, 28 Mart 1962 tarihinde TBMM‘de kabul edildi ve askeri yönetimin görevden aldığı akademisyenler görevine iade edildi. 147’ler Olayı olarak tarihe geçen olay sonunda affedilmesine rağmen Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil göreve dönmedi.
Olay hakkında “Üniversiteye Darbe” isimli eser Reşat Kaynar tarafından yazıldı.
1967
Bolivya’da gerillalara katıldığı iddiasıyla tutuklu olan Regis Debray’ın duruşmasında iddia makamı 30 yıl hapis cezası istedi.
1967
Cevdet Menteş 27 Ekim 1967’de Yedinci Ceza Dairesi Başkanı olarak atandı.
1971
Harun Karadeniz, Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat ve Vedat Günyol’un da aralarında bulunduğu 21 kişinin Gizli TKP’ye üye oldukları iddiasıyla 8 ile 15 yıl arası hapis istemiyle yargılanmalarına başlandı.
1971
Kongo Cumhuriyeti’nin adı Zaire cumhuriyeti olarak değiştirildi.
1976
TPAO yönetimi, DİSK’in MC’ye ve DGM’lere karşı genel direnişi nedeniyle oluşan zarardan ötürü DİSK yöneticilerine 52 milyon TL’lık tazminat davası açacağını bildirdi.
1980
Geçici Anayasa düzeni açıklandı. Buna göre yeni bir Anayasa yapılıncaya kadar, kapatılan Meclis’in yerini alan Milli Güvenlik Konseyi’nin çıkaracağı karar, bildiri ve yasaların yürürlükteki 1961 Anayasasına aykırılığı ileri sürülemeyecekti.
1980
Siyasi Partiler ve Sendikalar dışındaki kuruluşlara Kayyım tayinini öngören yasa, MGK’da kabul edildi.
Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesine Dair Avrupa Sözleşmesi, 27 Ocak 1977 tarihinde Strasbourg’da imzalandı. Sözleşme 4 Ağustos 1978 tarihinde yürürlüğe girdi, Türkiye, Sözleşmeyi 27 Ocak 1977 tarihinde imzaladı ve 27 Ekim 1980 tarihinde onayladı. 28 Ekim 1980 tarihinde Resmi Gazetede yayınlandı.
1983
Yayıncı İlhan Erdost’un Kasım 1980’de Mamak Askeri Ceza ve Tutukevi avlusunda askeri araç içinde dövülerek öldürülmesi davasında karar açıklandı. 1 astsubay ve 4 ere 8 yıl ile 10 yıl 8 ay arası, 1 ere de 2 ay 20 gün hapis cezası verildi. Astsubay Şükrü Bağ TSK’dan çıkarıldı ve tutuklandı. Temyize götürülen davada, Askeri Yargıtay’ın 14 Mart 1984’de Astsubay Şükrü Bağ’ın 10 yıl 8 aylık hapis cezasını bozmasının ardından yeniden yargılanan Bağ, 27 Kasım 1986’da bu kez yalnızca görevi ihmalden 3 yıl hapis ve ömür boyu memuriyetten men cezasına çarptırıldı.
İlhan Erdost
1984
Ankara’da “işçi çıkarma yasağı” kaldırıldı. Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı, işçileri işten çıkarmayı yasaklayan 13 nolu bildirisi ile grev ve lokavt yetkilerinin kullanılmasını izne bağlayan 17 nolu bildirisinin 3. maddesini yürürlükten kaldırdı. Ankara’da artık grev ve lokavt için sıkıyönetimden izin alınmasına gerek kalmadı.
1991
Türkmenistan 1991’de yapılan Bağımsızlık Referandumu ardından Sovyetler Birliğinden ayrılarak bağımsızlığını ilan etti. Bunun sonucunda 27 Ekim 1991’de kabul edilen Anayasanın 1.maddesinde devletin adı Türkmenistan( Түркменистан) olarak belirlendi.
1993
Ahmet Zeki Okçuoğlu’na Azadi Gazetesi’nde yayınlanan “T.C. Kürtlerle Barışmak İstemiyor” başlıklı yazısından dolayı dava açıldı.
1995
Terörle Mücadele Yasası’nın 8. maddesini değiştirip terör suçunun kapsamını daraltan düzenleme Meclis’te kabul edildi.
Latin Amerika tarihinde ilk kez bir işçi devlet başkanlığına geldi. İşçi Partisi’nin adayı Lula lakaplı Luiz Inacio Lula da Silva ikinci turda yüzde 62 oyla Brezilya devlet başkanı seçildi.
Ankara 2.İş Mahkemesi Eğitim-Sen için açılan kapatma davasında, kapatmaya konu olan anadilde öğrenim ifadesinin, Sendika tüzüğünden çıkarılması nedeniyle kapatmama kararı aldı. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, İş Mahkemesi’nin kapatmama kararını iki kez bozdu.
2006
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Milletvekili Seçimi Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Yasa’yı onayladı. Milletvekili seçilme yaşı 30’dan 25’e indirildi.
2009
DTP’li Aysel Tuğluk, 3 Eylül 2006’da Diyarbakır Dünya Barış Günü mitingindeki konuşmasından dolayı 1 yıl 6 ay hapse mahkum edildi.
2009
Elli Pappa
Yunan hukukçu, yazar, gazeteci ve aktivist, Elli Pappa yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1920) Atina Üniversitesi‘nde felsefe ve hukuk okudu. Yunan İç Savaşı’nda Ulusal Kurtuluş Cephesi mensubu olarak komünist gruplara destek verdi ve Aralık 1950’de tutuklandı. 1952’de, Atina’daki Askeri Mahkeme tarafından kendisine verilen ölüm cezasına karşı hapishanede yazdığı mektup ile dünya çapında tanındı. 1964’te serbest bırakıldı. 1990’a kadar Ethnos, Macedonia gazetelerinde ve Woman dergisinde profesyonel olarak çalıştı. Ölümüne kadar kendini yazarlığa adadı ve pek çok eser kaleme aldı.
2011
Arjantin’de cunta döneminde asker ve polis memuru olarak görev yapan 12 kişi ömür boyu, dört kişiyse 18 ila 25 yıl hapse hapse mahkum edildi.
ÇHD, ÖHD ve ÇAG üyesi avukatlar, Van Depremi’nin ardından yaşananlarda ihmalleri bulunduğu gerekçesiyle tüm devlet erkanı ile TV kanallarındaki söylemlerinden dolayı Müge Anlı ve Duygu Canbaş hakkında suç duyurusunda bulundu.
İspanya’nın Katalonya özerk yönetimi parlamentosu, tek taraflı bağımsızlık ilan etti. Katalonya Parlamentosu’nda yapılan seçimlerde, bağımsızlık için 70 evet, 10 hayır oyu çıktı. İki vekil oylamaya katılmadı.
2017
İspanya’nın Katalonya özerk yönetimi parlamentosu, tek taraflı bağımsızlık ilan etti. Katalonya Parlamentosu’nda yapılan seçimlerde, bağımsızlık için 70 evet, 10 hayır oyu çıktı. İki vekil oylamaya katılmadı.
2018
Bir TV programında Diyarbakır’dan telefonla bağlanarak, “Yazık; insanlar ölmesin, çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın” diyen öğretmen Ayşe Çelik’e terör örgütü propagandası gerekçesiyle verilen 1 yıl 3 aylık hapis cezası kesinleşti. Ayşe Çelik, “Ayşe Öğretmen” olarak ünlendi.
2022
Cezaevinde iken demans hastalığına yakalanan Avukat Aysel Tuğluk, hakkında Adli Tıp Kurumu’nun “sağlığının cezaevinde kalmaya uygun olmadığı” yönünde hazırladığı raporun ardından Kocaeli Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nden 27 Ekim 2022’de tahliye edildi.
2024
Adana’da, 21 Ekim günü Sarıçam ilçesine bağlı Buruk Mezarlığı’nda bir anne ile iki kızını öldüren şüpheli, ‘kirpi’ yuvasına ait oyukta saklanırken özel harekat operasyonuyla yakalandı. Şüpheli, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Şüpheli Şemsettin Erkuvan’ın, anne ve iki kızını, daha oğlunu intihara sürüklediklerini öne sürerek öldürdüğü iddia edildi.
Kira sözleşmelerinin artık e-Devlet üzerinden yapılabileceğini açıklayan Bakan Mehmet Şimşek, “Reform niteliğinde önemli bir uygulamaya başlıyoruz” dedi.
2024
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, trafik denetimlerinde 10 bin sürücüye “izinsiz çakar” kullanımından ötürü ceza kesildiğini açıkladı.
Bu af kanunundan sonra 1960 yılına kadar geniş kapsamlı genel af kanunu çıkarılmamıştır.
Cumhuriyetin kuruluşunun 10. yılı dolayısıyla çıkarılan Genel Af Kanunu sonucunda, 5 yılı geçmeyen hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum olanlar hakkında takibat yapılmamasına ve 3 yılı geçenlerin cezasının affına ilişkin düzenleme getirilmiştir.
1933 Genel Af Kanunu
Madde 1
Kanunun, ferî ceza veya para cezasile birlikte yahut yalnız olarak yukarı haddi beş seneyi geçmiyen hürriyeti bağlayıcı bir ceza ile ve yahut yalnız para cezasile cezalandırdığı suçlardan dolayı maznun bulunanlar hakkında takibat yapılmaz.
Madde 2
Üç seneyi geçmiyen hürriyeti bağlayıcı bir ceza veya para cezasile mahkûm olanlar ferî cezalara da şamil olmak üzere affedilmiştir. Bu kanunun neşrinden evvel haklarında verilen mahkûmiyet kararları infaz edilmiş olanlar da 12 nci madde hükmü dairesinde bu maddenin hukuki netayicinden istifade ederler.
Madde 3
Hükmedilmiş veya edilecek olan on seneyi geçmiyen hürriyeti bağlayıcı cezaların üç senesi indirilir.
Madde 4
Hükmedilmiş veya edilecek olan on seneden fazla cezaların beş senesi indirilir. Şu kadar ki; geri kalan ceza miktarı yedi seneden aşağı olamaz.
Madde 5
Müebbet ağır hapis cezaları 20 sene ağır hapis cezası olarak çektirilir.
Madde 6
Müebbet sürgün cezaları 20 seneye indirilir.
Madde 7
A) 1274 tarihli Mülga Ceza Kanunu mucibince müebbet küreğe mahkûm olup Türk Ceza Kanununun 588 inci maddesile cezaları hapse çevrilen mahkûmların cezaları 15 seneye indirilir.
B)- Mezkûr mülga kanuna göre müebbet kalebentliğe mahkûm olup da Türk Ceza Kanununun 588 inci maddesi mucibince cezaları sürgüne çevrilenlerin cezaları 10 seneye indirilir.
C)- Muvakkat kalebentlik cezasile mahkûm olup da cezaları sürgüne çevrilmiş olanların cezalarının yarısı indirilir.
D)- 825 numaralı kanunun 17 inci maddesinin 2 inci bendi mucibince mahpusiyet halini ihtiyar edenler hakakında dahi B ve C fıkraları hükümleri tatbik olunur.
Madde 8
Hiyaneti Vataniye Kanunu ve zeyil ve tadillerine göre mahkûm edilen mefsuh Terakkiperver Fırkası mensupları ve distülcilerle İzmir suikastı mahkûmları affolunmuştur.
Madde 9
Türk Ceza Kanununun 158 ve 159 uncu maddelerile 1881 numaralı Matbuat Kanununda yazılı suçlarla mahkûm ve maznun olanlar affedilmiştir. 11 inci maddenin B fıkrasile 14 üncü maddesi hükmü 8 inci madde ile bu maddeye şamil değildir.
Matbuat Kanununun 29 ve 32 inci maddelerinde yazılı suçlar bu madde hükmünden müstesna olup bu kanunun diğer maddeleri hükümlerine tâbidir.
Madde 10
Bu Kanundaki para cezasından maksat belediye varidatına dâhil olan para cezalarından başka umumî veya hususî kanunlarında yazılı olan hukuku âmme para cezalarıdır.
Şu kadar ki; 1918 numaralı kanun ile zeyil ve tadilleri ve gümrük ve inhisar kanunları şümulüne giren yalnız para cezasını veya müsadereyi veya bir meslek ve sanatın yapılmamasını veya bu cezalardan birini veya bir kaçını istilzam eden suçlar hakkında takibat yapılmaz.
Bu suçlardan dolayı mahkeme, heyet ve komisyonlarca verilmiş ve henüz infaz edilmemiş olan kararlar da infaz edilmez.
Bu hüküm, kanunen kullanılması, yapılması, taşınması, bulundurulması, saklanması, alınması, satılması ve memlekete sokulması cürüm veya kabahat olan eşyanın müsaderesine karar vermeğe mani değildir.
Yukarıki fıkra haricinde kalan eşya gümrük ve diğer devlet ve belediye vergi ve resimlerinin ödenmesi halinde sahiplerine verilir.
Madde 11
Aşağıda yazılı olanlar bu kanundan istifade edemezler:
A)- Zimmet, ihtilâs, irtikâp ve irtişa, müzayede ve münakasaya fesat karıştırmak ve kaçakçılık fiillerinden birile maznun veya mahkûm olanlar;
B)- Hırsızlıktan mükerrir ve diğer cürümlerden herhangi birile ikiden fazla mahkûm olanlar;
C)- Türk Ceza Kanununun 10 uncu babının ikinci faslında yazılı yağmaya, yol kesmeğe ve adam kaldırmağa müteallik suçlardan birile maznun veya mahkûm olanlar;
D)- Türk Ceza Kanununun 271 inci maddesinde ve 449 uncu maddesinin 2 numaralı bendinde yazılı cürümlerden birile maznun veya mahkûm olanlar;
E)- 3 üncü ve 4 üncü maddelere göre hükmedilmiş ve edilecek cezalara bağlı ferî cezalar.
Madde 12
Bu Kanunun birinci ve ikinci maddeleri hükümlerinden istifade edenlerin memuriyetten muvakkaten ve müebbeden mahrumiyet veya bir san’at ve bir mesleğin icrasından menedilmek gibi kanuni tesir ve neticelere ve Memurin ve Hâkimler Kanunlarile bunlara müzeyyel kanunlara ve sair hususî kanunlara tevfikan yapılmış ve yapılacak olan tasfiye ve memuriyetten af ve iskat ve sair umum inzıbatî ve idarî muamelelere ve 347, 854 ve 1289 numaralı kanunlar mucibince Devlet hizmet ve müessesatında istihdam edilmemelerine dair verilen karara bu kanun ahkâmı şamil değildir.
Âli karar heyetince intaç edilmeyen evrak Devlet Şûrasına tevdi ve mülkiye dairesince altı ay içinde 1289 numaralı kanun dairesinde tetkik olunarak karara bağlanır.
Madde 13
Hilâfetin ilgasına ve Osmanlı hanedanının Türkiye Cumhuriyeti memleketi haricine çıkarılmasına dair olan 431 numaralı kanunda yazılı eşhas ile Lozan muahedenamesile merbut affi umumî protokolünde istihdaf edilen yüz elli şahıs affedilmemiştir.
Madde 14
Firar halinde olup bu kanunun mer’iyete girdiği tarihten itibaren üç ay içinde Hükümete müracaatla teslim olmıyan maznun veya mahkûm şahıslar bu kanunun hükümlerinden istifade edemezler.
Madde 15
Yukarıki maddeler hükümleri 28 Temmuz 1933 tarihinden sonra işlenmiş olan cürümlere şamil değildir.
Madde 16
A) 4 teşrinievvel 1926 tarihinden evvel aktolunan nikâha müstenit evlenmelerin ve bu evlenmelerden doğup nüfus idaresince tescilleri yapılmamış olan çocukların alâkadarların vesikalarla veya köy ve mahalle veya belediye ilmühaberlerile vukubulacak müracaatları üzerine kayit ve tescil muameleleri yapılır.
B)- Kanunun Medeninin mer’iyetinden bu Kanunun neşri tarihine kadar evlendirme memuru huzurunda yapılmış akte müstenit olmıyarak birleşip karı koca halinde yaşayanlardan çocuk olduğu takdirde bu yaşayış evlenme akti sayılarak bu birleşmelerin evlenme suretile ve bunlardan doğan çocukların da nesebi sahih olarak kadın ve erkeğe izafesile tescili yapılır. Şu kadar ki; erkek evli ise bu suretle vaki olan birleşmelerde bu hükümler cari olmaz. Ancak bu birleşmelerden hasıl olan çocuklar yukarıki hükme göre tescil olunur.
C)- Bu Kanunun neşrinden evvel vaki olan bu gibi birleşmelerden kanunun neşri tarihinden itibaren üç yüz gün içinde çocuk doğduğu takdirde dahi yukarıki hükümler cari olur.
D)- Tescil muameleleri için bir sene zarfında müracaat edilmelidir.
E)- Tescil muamelesi alâkadarların Kaymakam veya Valiye vukubulan müracaatları üzerine keyfiyetin idare heyetlerince yaptırılacak tahkikat neticesinde bu heyetlerin tanzim edecekleri mazbatalar üzerine icra olunur.
F)- Veli veya vasi tescil için müracaat etmedikleri halde çocuk reşit olduktan sonra bu kanuna göre tescil talebinde bulunmağa hakkı vardır.
G)- İhtilaf ve itiraz vukuunda keyfiyet mahkemece hallolunur.
H)- Tescile müteallik harç, resim ve cezalar affedilmiştir.
Madde 17
Bu Kanunun hükümlerinden istifade edecek mevkuf ve mahpusların salıverilme işleri kanunun mer’iyete girdiği tarihten itibaren on beş gün içinde ikmal edilir.
Madde 18
Bu Kanun neşri tarihinden muteberdir.
Madde 19
Bu Kanunun hükümlerini icraya İcra Vekilleri Heyeti memurdur.
Alman hukukçu ve filozof, Samuel von Pufendorf yaşamını yitirdi. (Doğumu: 8 Ocak 1632) Alman Aydınlanmasının öncülerinden oldu. Çalışmaları 18. yüzyılda Alman kilise-devlet ilişkilerinin tanımlanmasında esas alındı. Doğal hukuk öğretisine önemli katkılarda bulundu. Latince kaynaklı “kültür” kavramını modern dünyaya yeniden kazandırdı.
1730
Osmanlı’da ayaklanma başlatan Patrona Halil ve arkadaşları idam edildi.
1759
Fransız avukat ve Fransız devriminin liderlerinden olan Georges Danton, Arcis-sur-Aube’de dünyaya geldi. (Ölümü: 5 Nisan 1794, Paris)
1863
Uluslararası Kızıl Haç organizasyonu Cenova’da kuruldu.
1902
Amerikalı yazar ve aktivist Elizabeth Cady Stanton yaşamını yitirdi. (Doğumu: 12 Kasım 1815) Kadınlara oy hakkı için yürüttüğü çalışmalar ve kölelik karşıtlığıyla tanındı. 1848’de New York’ta imzalanan Declaration of Sentiments’le (Haklar ve Duyurular Bildirgesi) Amerika Birleşik Devletleri’nde kadın hakları hareketinin temellerini attı. İki gün süren ve dünyada ilk kadın hakları kongresi olarak bilinen Seneca Falls Convention’ı tertip etti ve tahminen 300 kadın ve erkek bu toplantıya katıldı. 19. yüzyılın ortalarından sonlarına kadar ABD’deki kadın hakları hareketinin liderlerinden biri oldu. 1868’de kadın hakları için çalışmak üzere The Revolution adlı bir gazete çıkardı. Kadınlara oy hakkı verilmesi için mücadele etti. History of Woman Suffrage isimli eserin en önemli yazarlarından biri idi.
1905
Kuzey Avrupa ülkeleri Norveç ve İsveç ayrıldı.
1916
Hukukçu, Fransız siyasetçi, 1981-1995 yılları arasında iki dönem görev yapan Fransa cumhurbaşkanı François Maurice Adrien Marie Mitterrand dünyaya geldi. (Doğumu: 26 Ekim 1916, Jarnac, Charente – Öümü: 8 Ocak 1996, Bir istasyon şefinin oğlu olan Mitterrand, Paris’te hukuk ve siyasal bilimler öğrenimi gördü. II. Dünya Savaşı başlayınca piyade olarak orduya katıldı. Haziran 1940’ta yaralanarak Almanlara tutsak düştü. Tutulduğu hapishaneden kaçarak Direniş Hareketi’ne katıldı. Paris 7. arrondissement) Beşinci Cumhuriyet’in kuruluşundan (1958) sonra Sosyalist Parti’den seçilen ilk cumhurbaşkanıdır.
1922
Lozan Konferansı’nın hemen öncesinde, Dış İşleri Bakanlığı’ndan ayrılan Yusuf Kemal Tengirşenk’in yerine, İsmet İnönü getirildi
1928
Albert Preston Brewer dünyaya geldi. (26 Ekim 1928 – 2 Ocak 2017) , 1968’den 1971’e kadar Alabama’nın 47. valisi olarak görev yapan Amerikalı bir avukat ve Demokrat Parti politikacısıydı. Daha önce Alabama’nın vali yardımcısı olarak görev yaptı.
1933
26 Ekim 1933 Genel Af Kanunu
Cumhuriyet’in kuruluşunun 10’uncu yıl dönümü dolayısıyla 26 Ekim 1933 tarihinde yeni bir genel af yasası çıkarıldı. Bu yasayla 5 yılı geçmeyen hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum olanlar hakkında takibat yapılmamasına ve 3 yılı geçenlerin cezasının affına ilişkin düzenleme getirildi.
1933
Türkiye’de kadınlara köy ihtiyar heyetlerine ve muhtarlığa seçme ile seçilme hakkı verildi
1947
Hukukçu Hillary Diane Rodham Clinton dünyya geldi. Amerika Birleşik Devletleri’nin 67. Dışişleri bakanıdır. ABD’nin 42. devlet başkanı Bill Clinton’la evlidir.
1951
Demokrat Parti hükümetinin “Komünist Tevkifatı” başladı: İstanbul’dan vapurla Marsilya’ya gidecek olan Dr. Sevim Tarı (Belli) üzerinde bulunan 12 sayfalık “TKP Teşkilat Prensipleri” teksirlerinden dolayı “Gizli TKP’nin kuryeliğini yapmak” iddiasıyla gözaltına alındı. Dr.Sevim Tarı Eylül’de Doğu Berlin Dünya Gençlik Festivali’nde Nazım Hikmet’le buluşup İstanbul’da TKP lideri Zeki Baştımar’a şairin görüşlerini iletmişti. Tarı, İstanbul’da gizlice buluştuğu Zeki Baştımar’dan aldığı 12 sayfalık ”Teşkilat Prensipleri” teksirini Paris’e iletecekti. Aylara yayılan gözaltılar ve tutuklamalarla 187 kişiye ulaşan operasyon “1951 komünist tevkifatı” olarak tarihe geçti. 1951-52’de devam eden TKP sorgulamaları, bir bölümü Askeri Ceza ve Tutukevi’ne çevrilen İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde ağır işkenceler altında yapıldı. Demokrat Parti hükümeti 1951 komünist tutuklamaları sürerken TCK 141. ve 142. maddelerinde azami 5 yıl olan ceza sınırını idama kadar yükseltti. Komünist tutuklamalarında ”pişmanlık dile getiren” tutuklulara ceza indirimi öngören düzenlemeler yapıldı, 20 kişi yararlandı. TKP Davası’nda yargılananlar arasında Enver Gökçe, Vedat Türkali, Sadun Aren, Ahmed Arif, Mübeccel Kıray, Ruhi Su, Behice Boran, Şükran Kurdakul gibi -bazıları sonradan ünlenecek olan- birçok yazar ve sanatçı da bulunuyordu. Yargılama 7 Ekim 1954’de sona erdi: 132 kişi 1-10 yıl arası hapis ve 1-3 yıl arası sürgün cezalarına çarptırıldı, 52 sanık beraat etti.
1957
Yunan yazar Nikos Kazancakis (Doğumu: 1883) yaşamını yitirdi.
1966
Kuzey Atlantik Konseyi (NATO) karargahını Brüksel’e taşımayı kararlaştırdı.
1972
Henri Lefebvre’nin “Lenin, hayatı ve eserleri” adlı kitabının çevirmeni Rasih Nuri İleri “komünizm propagandası” yapmaktan 7.5 yıl ağır hapse mahkum edildi.
1982
Yılmaz Güney, vatandaşlıktan çıkarıldı
1982
Mehmet Ali Ağca’ya yurtdışına çıkışı için pasaport temin etmekten ve 1980’de CHP Nevşehir İl Başkanı Zeki Tekiner ile Yavuz Yükselbaba’yı öldüren ülkücülere silah sağlayıp saklamaktan aranırken 14 Şubat’ta Hamburg’da yakalanan Ömer Ay, Türkiye’ye iade edildi.
1983
1983
Diyarbakır eski bağımsız belediye başkanı Mehdi Zana, 207 sanıklı “Özgürlük Yolu Örgütü” davasında 24 yıl ağır hapse mahkum oldu. “Yasadışı örgüte dönüştüğü” gerekçesiyle Devrimci Halk Kültür Dernekleri’nin de (DHKD) kapatılmasına karar verildi.
1984
KDV Kanunu, Meclis’ten geçti. Kanun 1 Ocak 1985’te yürürlüğe girdi.
1984
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir bakan azledildi. Maliye ve Gümrük Bakanı Vural Arıkan istifa etmeyince, Başbakanın önerisi üzerine Cumhurbaşkanı tarafından görevden alındı.
1988
7 yıl önce açılan 1.243 sanıklı, 180 idam cezası istemli İstanbul Devrimci Sol Davasında, Dursun Karataş 46 arkadaşı adına “Haklıyız, kazanacağız” başlıklı ortak savunmayı okumaya başladı.
1994
İsrail ile Ürdün arasındaki 46 yıllık savaşa son veren tarihi barış anlaşması; iki ülke arasındaki sınırda, 5 bin kişinin katıldığı gösterişli bir törenle imzalandı.
1994
Kapatılan Demokrasi Partisi (DEP) ana davasından ayrı olarak haklarında idam istemiyle dava açılan eski DEP milletvekilleri Selim Sadak ile Sedat Yurtdaş’ın yargılanmalarına Ankara 2. no’lu DGM’de başlandı.
1995
Demokrasi Partisi (DEP) Davası karara bağlandı. Yargıtay, Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan ve Selim Sadak’ın on beşer yıl, Mahmut Alınak ve Sırrı Sakık’ın üçer yıl altışar ay hapis cezasını onadı. Cezaları bozulan Ahmet Türk ve Sedat Yurtdaş tahliye edildi.
1996
Demokratik Barış Hareketi’nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi’nde dava açıldı.
1999
Adalet Divanı tarafından üye ülkelerdeki silahlı kuvvetlerin idaresi ve organizasyonuyla ilgili alınan kararlarda, kadın-erkek eşitliğinin gözetilmesine dair karar verildi.
1999
Ali Rıza Ağdoğan’ın gözaltında işkenceden ölümünden dolayı 2 polise verilen ve Yargıtay’ca bozulan hapis cezaları için yeniden görülen davada, Mahkeme polislere 2.kez 5 yıl 6’şar ay 20’şer gün hapis cezası verdi.
2001
Afganistan’da Taliban yönetimi, muhalefetin önemli isimlerinden komutan Abdülhak’ı yakalayıp idam etti. Abdulhak, Paştunları Taliban’a isyana ikna için Afganistan’a gelmişti.
2001
ABD Başkanı George W. Bush, Adalet Bakanlığı, polis ve istihbarat kuruluşlarının yetkilerini güçlendiren Terörle Mücadele Yasası’nı imzaladı.
2004
Küba devlet başkanı Fidel Castro, 8 Kasım’dan geçerli olmak üzere ABD doları ile yapılacak alış veriş işlemlerinin yasaklandığını açıkladı. Yıllarca yasak olan dolar kullanımı,1993’te yeniden serbest bırakılmıştı.
2006
Danimarka’da yargı, Hz Muhammed’le ilgili karikatür yayımlayan Jyllands-Posten Gazetesi hakkında yedi Müslüman örgütün açtığı hakaret davasını reddetti.
2010
Irak Yüksek Mahkemesi, Saddam Hüseyin döneminin Dışişleri Bakanı Tarık Aziz’i, dini partilere baskı ve zulüm uygulamak iddialarından suçlu bularak hakkında ölüm cezası verdi.
2012
Şili’de, Mapuche yerlilerinden dördünün, topraklarındaki işgali engellemek için Ağustos’tan beri sürdürdükleri açlık grevi, Yargıtay’ın haklarındaki cezayı bozması üzerine sona erdi. Mapucheler “terörle mücadele yasasına” karşı bir zafer kazanmış oldu.
2014
İngiliz siyaset felsefecisi Dudley Knowles yaşamını yitirdi. (1947, Lancashire – 26 Ekim 2014) Glasgow Üniversitesi’nde profesörlük yapmaktaydı. Siyaset Felsefesi (2001) kitabıyla tanınmaktadır.
2015
CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın programında “PKK terör örgütü değildir” dediği için hakkında soruşturma başlatılan Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi için “Terör örgütü propagandası” suçundan 7.5 yıla kadar hapis istemiyle iddianame hazırlandı.
2022
Macar siyasetçi ve hukukçu Imre Forgács öldü. (Doğumu: 9 Nisan 1949 – Ölümü: 26 Ekim 2022) Forgács, 9 Nisan 1949’da Budapeşte’de doğdu. Bağımsız olarak girdiği siyasi kariyerinde 2009 ile 2010 yılları arasında Macaristan Adalet ve Kolluk Kuvvetleri Bakanı olarak görev yaptı. Forgács, 26 Ekim 2022’de doğum yeri Budapeşte’de 73 yaşında hayata veda etti.
2023
İspanya aristokrasisinin öne gelen isimlerinden Huéscar Dükü Fernando Juan Fitz-JamesStuart y de Solís, yeni doğan çocuğuna ‘yasa dışı’ bir şekilde uzun bir isim verdiği gerekçesiyle eleştirilerin hedefi oldu. Fernando Juan Fitz-James Stuart’ın yeni doğan çocuğunun 11 ismi tartışma yarattı. Huéscar Dükü ile eşi Sofia Palazuelo’nun çocuklarına verdikleri isim şöyle: Sofía Fernanda Dolores Cayetana Teresa Ángela de la Cruz Micaela del Santísimo Sacramento del Perpetuo Socorro de la Santísima Trinidad y de Todos Los Santos. El Pais gazetesi, bebeğin isminin krize yol açtığını, nüfus müdürlüğünün bu kadar uzun bir ismi kayıt edemeyeceğini aktardı. Yetkililer, bu kadar çok unvanın yasal sınırları aştığını bildirdi.
2023
Hindistan, Kanadalılar için vize hizmetlerini yeniden açarak diplomatik tartışmayı yatıştırdı. Yeni Delhi, Ottawa’nın Vancouver yakınlarında bir Sih eylemcinin öldürülmesine bu olayı karıştırmasının ardından Kanadalılara yönelik vizeleri durdurmuştu.
2023
Kassam Tugayları, İsrail’in saldırılarında 50 rehinenin öldürüldüğünü iddia etti. Filistin yönetimi ise, ‘savaş suçlularının yargılanması için’ UCM’ye delil sunulduğunu duyurdu. Filistin hakkında devam eden bir soruşturma var” ifadelerini kullandı. İsrail’in “Gazze’de kadın ve çocuklar dahil sivilleri katletmesi” hakkında ayrıntılı bilgi verdiklerini aktaran Maliki, uluslararası hukukun İsrailli savaş suçlularını yargılaması” çağrısında bulundu. UCM Başsavcısı Han ise Gazze’deki olaylar dahil olmak üzere Filistin’deki gelişmelerin UCM tarafından soruşturulduğunu, soruşturmanın “bağımsız ve şeffaf bir biçimde yürütüldüğünü” kaydetti.
2023
Sivas’ta kendisini komiser olarak tanıtan bir kişi, Fatih Çağlar isimli adamı dolandırmaya çalışınca kendisi dolandırıldı, dolandırıcı 200 lirasını kaptırdı. Çağlar, dolandırıcının gönderdiği para ile kahve içerek helallik istedi. Dolandırıcı ilk önce “Ayıp ettin” diyerek Çağlar’a tepki gösterirken daha sona dolandırmak istediği adamı tebrik edip gönderdiği 200 TL’yi de helal ettiğini söyledi.
2023
MASAK soruşturmasının ardından Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca resmi belgede sahtecilik, suç islemek amacıyla örgüt kurmak, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerini aklama ve vergi usul kanununu uygulamama suçlarından Polat çiftine ait 15 şirkette arama yapılması yönünde karar çıkarıldı. Dilan Polat ve eşi Engin Polat’a ait 15 şirkette arama yapılıyor. Dilan Polat’ın avukatı Vahit Kaya, “Personel telefonuna el koymaya çalışıyorlar, yüzlerce çalışanın telefonuna el konulmaz” dedi.
2024
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, yabancıları subay olmasına izin veren yasayı onayladı. Rusya karara tepki gösterdi.
DOLANDIRICILIK FURYASI
Kocaeli Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, internet üzerinden ilan vererek “Sapanca Bungalov Kiralama” adı altında dolandırıcılık yapan çeteye 14 ilde operasyon düzenledi. Gözaltına alınan 50 şüpheliden 38‘i tutuklandı.
İzmir’de göçmenleri bir evde alıkoyup, cep telefonları ve paralarını gasp eden 5 kişi tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Türkiye’deki üniversitelere sınavsız yerleştirme ya da yatay geçiş yaptıracakları vaadiyle İran’dan İstanbul’a getirdikleri kişileri yaklaşık 700 bin dolar dolandıran 9 şüpheli Büyükçekmece, Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturma kapsamında tutuklandı.
2024
Karaman’da okul arkadaşını silahla vurarak öldüren lise öğrencisi A.G. tutuklandı.
2024
Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanında yaptıkları 1022. hafta açıklamalarında, 29 Ekim 1993’te kaybedilen Bahri Kağanaslan’ın akıbetini sordu.
2024
İki yıl önce karara bağlanan Adnan Oktar silahlı suç örgütü davasında, Adnan Oktar’ın 2 milyar liralık mal varlığının hazineye devrine karar verildi.
2024
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, Sümer Holding AŞ adına kayıtlı Bursa Merinos markasının satışını onayladı. ÖİB’nin konuya ilişkin karar tebliği, Resmi Gazete’de yayımlandı.
Bir Kitap: “Hayatın Bana Öğrettikleri” ve Bir Önsöz / Av. Vedat Ahsen Coşar
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””] Yakında yayımlanacak olan “Hayatın Bana Öğrettikleri” isimli yeni kitabım için yazdığım önsözü aşağıda sizinle paylaşıyor ve size iyi okumalar diliyorum.[/box]
ÖNSÖZ
2013 yılında Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı seçimini kaybettiğimde üzülmüş ve anılarımı içeren Fîhi Mâ Fîh/İçindekiler İçindedirisimli kitabıma, bu konuyla ilgili olarak şunları yazmıştım: “…Pek o kadar kaderci değilim, ama her şeyin olacağına varacağı yönünde bir inancım da vardır. İnsan olarak öyle yaratılmışız çünkü. Alınyazımızı kendimize doğru çekmiyor, Frank Sinatra’nın ‘I did it my way’ şarkısında dediği gibi kendi yolumuzu da, alınyazımızı da bir bakıma kendimiz yazıyoruz. Böyle düşündüm ve her zaman olduğu gibi, benim için, ailem için, başında bulunduğum kuruluş için hayırlısı ne ise o olsun dedim. Sadece bunu istedim, bunu diledim… Bunun Türkiye Barolar Birliği için hayırlı olup olmayacağını elbette zaman gösterecek ama sonuç benim için hayırlı oldu. Onun için ‘el hayru fî mâ vaka’a’, yani ‘vâki olanda hayır vardır’ dedim ve Tanrı’ya şükrettim…’ Artık Kafka’nın küçük fablındaki adamın, atını eyerlemesini istediği hizmetçinin nereye gideceğini sorduğunda verdiği cevaptaki gibi bir yere gitmeliyim. ‘Buradan uzağa, işte hedefim.’ Zen adamları gibi bugünün, şimdinin ötesine geçmeliyim. Kendime yeni hedefler bulmalı, hayatıma yeni anlamlar katmalı, yeni heyecanlar yaşamalıyım…”
Nitekim tam da öyle oldu. Öyle ki seçimi kaybettiğim o günden sonra, kendime yeni hedefler buldum, hayatıma yeni anlamlar kattım, yeni heyecanlar yaşadım, yaşamaya da devam ediyorum.
Ne ya da neler mi yaptım? 2014 yılında kendi adıma, “ahsencosar.wordpress.com” adlı bir blog kurdum. Bu blogda hemen her hafta; hukuk üzerine, edebiyat üzerine, felsefe üzerine, siyaset üzerine çok sayıda yazı yazdım.
Yazdığım bu yazıların bir kısmını “Bir Gözyaşı, Bir Gülümseme” adıyla kitaplaştırdım. Phoenix Yayınevi tarafından 2015 yılında basılan ve yayımlanan bu kitaptan sonra, kendimi yayın hayatının içinde buldum.
O tarihten bugüne kadar olan süre içinde biri İngilizce, diğerleri Türkçe 18 kitap, biri henüz yayımlanmamış olan 22 kitap çevirisi olmak üzere 40 kitap yazdım ve yayımladım.
Ankara Bilim Üniversitesinden aldığım teklif üzerine Şubat/2022 tarihinden itibaren bu üniversitenin hukuk fakültesinde, önce genel kamu hukuku dersini, sonraki yıllarda siyaset ve siyasi tarih, hukuk felsefesi, hukuk sosyolojisi derslerini verdim. Hâlen aynı fakültede “Temel Hukuk Bilgisi ve Hukuk Metodolojisi” dersini veriyorum.
Verdiğim bütün bu derslere ilişkin ders notlarımı kitaplaştırdım ve bu kitaplar, Genel Kamu Hukuku, Siyaset ve Siyasi Tarih, Hukuk Felsefesi,Hukuk Sosyolojisi, Temel Hukuk Bilgisi ve Hukuk Metodolojisi adlarıyla, yine değerli meslektaşım Salih Akgül ile birlikte yazdığımız Yargı ve Yargılama Etiği isimli kitabımız Yetkin Yayınevi tarafından basıldı ve yayımlandı.
Değişik kurum ve kuruluşlardan gelen davetler üzerine katıldığım etkinliklerde, hukuk üzerine, yargı üzerine, yargı ve yargılama etiği üzerine, felsefe üzerine, avukatlık ve yargıçlık meslekleri üzerine konuşmalar yaptım. Yaptığım bu konuşmaları, “ahsencosar.wordpress.com” isimli blogumda yayımladım.
Özetle geçen zaman, bu zaman içinde olanlar, yaşananlar, benim yaptıklarım, yazdıklarım, konuştuklarım, ürettiklerim, Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı’ndan ayrılırken ifade ettiğim: “vâki olanda hayır vardır” sözünün doğruluğunu bana kanıtlamış oldu.
Son bir söz. Onu da bize reggae müziğini tanıtan, içten bir barış elçisi, eşitlik yanlısı ve bir müzik devrimcisi olan Bob Marley söylüyor ve “Bu hayat bana; İnsanların gülemedikleri için ağladıklarını, susamadıkları için konuştuklarını, ölemedikleri için yaşadıklarını öğretti…” diyor.
Bir de bazı postlarda oturmaktan ve bir şey olmaktan daha değerli ve önemli olan şeyin; boş beleş işler yapmak değil, konuşmak değil, hamaset yapmak değil, “…yapacağız, edeceğiz, buna karşıyız, bunun yanındayız, şunu kutluyoruz, bunu anıyoruz, o geldi, hoş geldi, bu gitti, hoş gitti” demek değil, bir şeyler yapmak; arkanda eser veya eserler bırakmak, kendi hayatına ve başkalarının hayatına dokunmak ve değer üretmek olduğunu gösterdi.
İşte! Bu kitapta hayatın bana öğrettiklerinin, yaptırdıklarının, yazdırdıklarının, konuşturduklarının, ürettirdiklerinin bir kısmını okuyacak ve göreceksiniz.
Birleşmiş Milletler Günü (United Nations Day), 1947 yılından itibaren 24 Ekim’de düzenlenen anma ve kutlama günüdür..24 Eylül, kuruluş gününe atfen Birleşmiş Milletler Günü olarak kutlanmaktadır.
1971’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Birleşmiş Milletler Günü’nün uluslararası bir bayram veya uluslararası bir tatil olacağını ilan eden başka bir kararı (2782 sayılı Kararı) kabul ederek üye devletleri tarafından resmî tatil olarak kutlanmasını tavsiye etti.
BM’nin Dünya Kalkınma Bilgi Günü de 1972’den itibaren 24 Ekim’de düzenlenmeye başlandı.
Birleşmiş Milletler Şartı ve Teşkilatın Kuruluşu
BM Antlaşması (Birleşmiş Miletler Şartı) 24 Ekim’de yürürlüğe girdi. Birleşmiş Milletler Teşkilat (BM) (United Nations) da dünya barışını, güvenliğini ve uluslararası hukuku korumak üzere bu tarihte kuruldu. Bu kurucu belgenin, Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi olan Çin, Fransa, Sovyetler Birliği, Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri ve diğer imzacıların çoğunluğu tarafından onaylanmasıyla Birleşmiş Milletler resmen kuruldu. Ayrıca, Uluslararası Adalet Divanı Statüsü, Antlaşmanın ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmektedir.
Dante’nin Evrensel Krallığı
Birleşmiş Milletler, küresel birlik için bir umut sembolüdür. 24 Ekim Günü, geleneksel olarak tüm dünyada kuruluşun başarıları ve hedefleri hakkında toplantılar, tartışmalar ve çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri başkanı, 1948’den beri her yıl Birleşmiş Milletler Günü için bir bildiri yayınlamaktadır. Ayrıca, dünyanın neredeyse tüm ülkeleri kutlama gününü özel mesajlarla gündeme taşımaktadır.
Birleşmiş Milletler’in meşruiyetine, bir araya getirme gücüne ve normatif etkisine sahip başka hiçbir küresel örgüt bulunmamaktadır. Bugün, tüm ülkelerin bir araya gelerek birleşmiş milletlerin misyonunu güçlendirmesine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır.
Her yıl kutlanan BM Günü, BM Şartı’nın amaç ve ilkelerini yeniden teyit etmek için bir fırsat sunmaktadır.
Etik Kurallar ve Meslek Standartları, İstanbul Rehberler Odası tarafından 27 Aralık 2022 tarihinde yayınlanmıştır.
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]
İstanbul Rehberler Odası’nın Tarihçesi
, 1 Eylül 1955 tarihinde kurdukları İstanbul Tercüman Rehberler Derneği’ne dayanmaktadır. 1991 yılındaki yasal düzenlemeler kapsamında İstanbul Turist Rehberi Esnaf Odası kurulmuştur. Esnaf odası ve dernek biçiminde örgütlenmiş meslek kuruluşlarının ortak çabaları sonucunda 7 Haziran.2012 tarihinde “6326 Sayılı Turist Rehberliği Meslek Kanunu” kabul edilmiş ve rehberlik yasal olarak meslek olarak onaylanmıştır. Kanunun Geçici 2. Maddesi gereğince Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu’na göre kurulmuş bulunan İstanbul Rehberler Odası İstanbul’da kurulu meslek odası niteliğini kazanmıştır.
[/box]
Etik Kurallar ve Meslek Standartları
Genel Etik İlkeler
Profesyonel turist rehberi hukuka, yasalara, kurallara, geleneklere ve toplumca kabul görmüş uygulamalara saygılıdır.
Rehber konuklara, işverene, birlikte çalıştığı kişilere ve yöre halkına karşı dürüst, saygılı, hoşgörülü ve tarafsızdır. Kişilerin rengi, cinsiyeti, etnik kimliği, milliyeti, dini inançları ve diğer farklılıkları konusunda duyarlı ve tarafsızdır. İnsan onuruna saygı gösterir; çocukları istismardan korur. Hiçbir şekilde cinsellik konusunda aracılık ve cinsel amaçlı geziler yapmaz, yapılmasını engellemeye çalışır.
Ahlak anlayışını, değer yargılarını konuklara aktarmaz; din, politika, cinsellik, ırk, milliyet, etnik köken, renk ve benzeri tartışmalı konularda kişisel görüşlerini yansıtmaz.
Tüm iş ilişkilerinde gizlilik ilkesine uyar. Mesleği gereği öğrendiği işletme ve işveren bilgisi ile konuklar hakkındaki bilgileri ve her türlü sırrı saklar. Çalıştığı işletmelerin ve ilişkide bulunduğu turizm kuruluşlarının bilgilerini başkalarıyla paylaşmaz.
Kişisel çıkarlarını önde tutarak haksız edim ve kazanç sağlamaz; bireysel nedenlerle yetkisini kötüye kullanmaz.
İşinde sorumlu, güvenilir, tedbirli ve dakiktir. İş ortamında ilişkide bulunduğu kişilere karşı dürüst, nesnel, adil, tarafsız ve naziktir.
Kişisel görünümüne özen gösterir. Düzenli ve bakımlı olmayı, işinin bir gereği olarak görür.
Meslek ile İlgili İlkeler
Profesyonel turist rehberi meslek sorumluluklarını ve rehberlik görevlerini yetenekleri doğrultusunda, işine sadık olarak yerine getirir. Yükümlülüklerini yerine getirirken, mesleğin algılanışına ve imajına zarar verecek davranışlardan kaçınır.
Ülkesinin turizm elçisidir; mesleğini iyi uygulayarak turizme katkıda bulunur.
Mesleğini ilgilendiren yasal ve yönetsel konuları bilir; Meslek Kurallarını uygular; Rehberlik Etik İlkelerini özümser, benimser ve bunlara uyar.
Rehberlik meslek örgütlerinin standartlarını korur ve yükseltir.
Konuklarla İlgili İlkeler
Rehber, işveren adına, konuğa söz verilen hizmetlerin en iyi şekilde sunulmasını sağlar, olası sorunları çözer. Çözemediği sorunlarla karşılaştığında seyahat işletmesini bilgilendirir ve onların desteğini alır.
Meslektaşlarla İlgili
Rehber, meslektaşlarıyla ve meslek kuruluşlarıyla iyi ilişkiler kurar, etkin iletişim sağlar ve işbirliği yapar.
Diğer rehberlerin kişiliğine, gelişimine ve itibarına zarar vermez.
İşverenle İlgili İlkeler
Rehber; adına çalıştığı işletmenin, işverenin kurallarına uyar.
İşverene olan yükümlülüklerini yerine getirirken, kamu yararını zedeleyebilecek davranışlardan kaçınır.
Yükümlülüklerini işletmenin istekleri doğrultusunda dürüstlükle ve dikkatle yerine getirir. Gerekli değişiklikleri işletmenin bilgisi içinde ve onayı ile yapar. İstenmeyen nedenlerle yükümlülüklerini yerine getiremediği durumlarda, üstlenmiş olduğu işleri yürütebilecek yetkin kişileri bulur ve önerir.
Talep edilse de konuğa doğrudan hizmet verme yoluna gitmez; gelecekte de konuğun hizmet talebinin kendisini istihdam eden işletme aracılığı ile karşılanmasını sağlar.
Çevre ile İlgili İlkeler
Rehberliğini ve tanıtımını yaptığı ülke, bölge, şehir ve gezi yerinin tarihi, arkeolojisi, kültürel yaşamı, politik ve ekonomik hayatı ve yerel özellikleri konularında bilgi sahibidir.
Rehber turist çekim öğelerinin, anıtların, müze ve ören yerlerinin korunmasına çalışır.
Sürdürülebilir turizme önem verir ve doğal, tarihsel, arkeolojik çevreyi korur. Konukların da turistik değerlere duyarlı ve saygılı olmalarına; turistik çevre ile ilgili kuralları anlamaları ve bunlara uymaları konusunda gayret gösterir.
ILO 58 No’lu Asgari Yaş (Deniz) Sözleşmesi (Revize)
ILO 58 No’lu Asgari Yaş (Deniz) Sözleşmesi (Revize), 22 Ekim 1936 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından Cenevre’de kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 25 Mayıs 1959 tarihinde 7293 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 2 Haziran 1959 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, gemilerde çalışan çocukların durumuna ilişkin hükümler taşımaktadır.
ILO 58 No’lu Asgari Yaş (Deniz) Sözleşmesi (Revize)
58 No’lu Asgari Yaş (Deniz) Sözleşmesi (Revize)
ILO Kabul Tarihi: 22 Ekim 1936
Kanun Tarih ve Sayısı: 25 Mayıs 1959 / 7293 Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 2 Haziran 1959 / 10220
Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu tarafından vaki davet üzerine, 22 Ekim 1936 tarihinde Cenevre’de yapılan Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansının 22 nci toplantısında ;
İşbu toplantı gündemindeki, Konferansın ikinci toplantısında kabul edilmiş olan deniz işlerinde çalıştırılacak çocukların asgari yaş haddinin tesbitine dair Sözleşmenin kısmen tadili ile ilgili muhtelif tekliflerin kabulüne,
Bu tekliflerin Milletlerarası bir Sözleşme şeklinde kaleme alınmasına,
Karar verildikten sonra, deniz işlerinde çalıştırılacakların asgari yaş haddine dair 1936 tarihli (Muaddel) Sözleşme adını alacak olan aşağıdaki Sözleşme bugünkü yirmi dört Ekim bin dokuz yüz otuz altı tarihinde kabul edilmiştir.
MADDE 1
İşbu Sözleşmenin tatbikatı bakımından ”Gemi” tabiri harb gemileri müstesna, denizde sefer yapan büyük, küçük ne olursa olsun hususi mülkiyete veya amme mülkiyetine ait bilumum gemileri ifade eder.
MADDE 2
Münhasıran aynı aile efradının çalıştığı gemiler hariç, diğer gemilerdeki işlerde onbeş yaşından aşağı çocuklar çalıştırılamaz.
Bununla beraber, onbeş yaşından aşağı bir çocuğa iş verilmesinde çocuğun menfaatinin bahismevzuu olduğuna dair bir mektep idaresi yahut milli mevzuatla tesbit edilmiş bir makam, çocuğun bedeni durumu ile sıhhatini ve verilmesi melhuz işin halen olduğu kadar istikbalde de çocuğa sağlayacağı menfaatleri göz önünde bulundurmak suretiyle bir kanaate vardığı takdirde, milli mevzuatla asgari 14 yaşındaki çocuklara çalışma belgeleri verilebilmesi derpiş olunabilir.
MADDE 3
Amme makamınca tasvibedilmek ve onun murakabesi altında bulunmak şartıyla mektep gemilerinde çocuklar tarafından yapılan işler hakkında ikinci madde hükümleri tatbik edilmez.
MADDE 4
İşbu Sözleşme hükümlerinin tatbikatını kontrol sadetinde, her kaptan veya işveren gemide çalışan ve yaşları 16 dan küçük olan bütün şahısları doğum tarihleriyle birlikte gösteren bir kayıt defteri veya mürettebat listesi tutmakla mükelleftir.
MADDE 5
İşbu Sözleşme Sanayi işlerinde çalışacak çocuklar için asgari yaş tesbiti (1919) ve sınai mahiyet arz etmeyen işlerde çalışacak çocuklar için asgari yaş tesbiti (1932) hakkındaki Milletlerarası Sözleşmeleri tadil edecek sözleşmelerin Milletlerarası Çalışma Konferansı tarafından kabulünden sonra mer’iyet mevkiine girecektir.
MADDE 6
İşbu Sözleşmenin resmen tasdik edildiğini mübeyyin belgeler Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Umum Müdürüne gönderilecek ve tasdik keyfiyeti onun tarafından tescil olunacaktır.
MADDE 7
İşbu Sözleşme, ancak tasdikleri Milletlerarası Çalışma Bürosu Umum Müdürünce tescil edilmiş olan üyeleri bağlayacaktır.
Yukarıdaki 5 inci madde hükümleri mahfuz kalmak şartıyle; bu Sözleşme, ancak, iki üyenin tasdiklerinin Umum Müdür tarafından tescilinden itibaren oniki ay sonra mer’iyete girecektir.
Bundan sonra, bu Sözleşme her üye hakkında, tasdikin tescilinden itibaren oniki ay sonra mer’iyete girecektir.
MADDE 8
İşbu Sözleşmenin Milletlerarası Çalışma Teşkilatı üyelerinden ikisi tarafından tasdik edilmesi ve tasdiklerin tescili akabinde Milletlerarası Çalışma Bürosu Umum Müdürü durumu Milletlerarası Çalışma Teşkilatının diğer bütün üyelerine tebliğ edecektir. Milletlerarası Çalışma Teşkilatının diğer üyeleri tarafından daha sonra bildirilmiş olan tasdiklere ait tesciller için de aynı şekilde tebligat yapacaktır.
MADDE 9
Bu Sözleşmeyi tasdik eden her üye, onu, ilk yürürlüğe giriş tarihinden itibaren on yıllık bir devre sonunda, Milletlerarası Çalışma Bürosu Umum Müdürüne göndereceği ve bu Müdürün tescil edeceği bir ihbarname ile feshedebilir. Fesih, tescilin Milletlerarası Çalışma Bürosu tarafından ifasından bir sene sonra muteber olacaktır.
Yukarıdaki paragrafta zikredilen 10 senelik müddetin hitamından itibaren bir sene içinde bu maddede derpiş edilmiş olan fesih hakkını kullanmayan işbu Sözleşmeyi tasdik etmiş her üye, yeniden on senelik bir müddetle bağlı kalır. Ve bundan sonra işbu maddede yazılı şartlar dahilinde her 10 senelik müddetin hitamında işbu Sözleşmeyi feshedebilir.
MADDE 10
İşbu Sözleşmenin ilk mer’iyete girdiği tarihten itibaren on senelik bir müddetin hitamında Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu işbu Sözleşmenin tatbikatı hakkında genel Konferansa bir rapor arz edecek ve icabettiği takdirde Konferansın gündemine Sözleşmenin kısmen veya tamamen tadili ile ilgili meseleleri ithal edecektir.
MADDE 11
Konferansça, işbu Sözleşmenin kısmen veya tamamen tadili hakkında yeni bir Sözleşmenin kabulü halinde ve yeni Sözleşme başkaca bir hüküm derpiş etmediği takdirde:
Tadili ihtiva eden bu yeni Sözleşmenin; bir üye tarafından tasdiki ve mer’iyete girmesi, yukarıdaki 9 uncu maddeye rağmen, işbu Sözleşmenin derhal kendiliğinden ortadan kalkmasını intaceder.
İşbu Sözleşme, tadili ihtiva eden yeni Sözleşmenin mer’iyete girdiği tarihten itibaren artık üyelerin tasdikine açık kalamaz.
İşbu Sözleşmeyi tasdik eden üyeler, bunu tadil eden Sözleşmeyi tasdik etmedikleri takdirde; tasdik edilmiş Sözleşme eski hal ve şekli ile meriyette kalacaktır.
MADDE 12
İşbu Sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinleri aynı derecede muteberdir.
İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Hasan Kılıç ile Röportaj
İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Hasan Kılıç ile Röportajda, Önce İlke Yükseliş Grubu‘nun baro seçimlerine ilişkin görüşleri Hukuk Ansiklopedisi okuyucularına sunulmaktadır.
Röportaj, 2018 Baro Seçimleri öncesinde Taksim’de, Hukukbook Editörü İbrahim Aycan tarafından gerçekleştirilmiştir.
Hasan Kılıç ve Önce İlke Yükseliş Grubu Üyeleri Anıtkabir’de
Hukukbook: Sayın Hasan Kılıç, İstanbul Barosu başkanlığına neden aday oldunuz?
Hasan Kılıç: Biliyorsunuz dört dönemdir Baro Yönetim Kurulunda görev almaktayım. Dört ayrı başkanla çalıştım. 15 yıldır kesintisiz olarak her birim ve kademede görev aldım. Avukat Hakları Merkezi Başkanlığından Yönetim Kurulu’na geçmiştim. Uzunca bir süredir elimden geldiği ölçüde meslektaşlara sorun ve ihtiyaçlarında destek olmaya çalıştım, yoğun geçen seçim sürecinde dahi destek olmaya çalışıyorum. İhtiyaçların giderilmesi ve sorunların kökten çözülmesi için meslektaşlarımızın aynı gayreti gösterecek bir Baro’ya ihtiyaçları var. Biz, başkanından tüm alt kadrolarına kadar meslek sorunları ile ilgilenen, savunmayı savunan bir anlayış geliştirmek istiyoruz.
Burası dünyanın en büyük barosu, doğaldır ki yarışlar olacaktır. Bizim bu ülkenin sorunlarına, avukatların sorunlarına eğilmemiz gerekiyor. Gelinen süreçte farklı bir durum söz konusu oluştu. Toplumun bize ihtiyacı var. Biz başka bir alan yaratmalıyız. Neler yapabileceğimizi konuşmalıyız. Sadece söylemle değil eylemle de bunu yapacağız. Biz bu konuda görüşlerimizi açıkladık. Yanlışlıkları düzeltme çabamız var, çünkü meslektaşlarımız bizi bilir ve tanır, mücadelenin içerisindeyiz, sahadayız, onlarla omuz omuzayız. Dolayısıyla yanlışlıkları düzeltme gibi bir görevimiz var, bunları düzeltmek için elimizden geleni yaptık ve yapacağız. Yanlışları ve eksiklikleri gidermek gerekiyor. Biz bunun için adayız.
Meslektaşlarımızın her zaman yanındayız, adliyede, karakolda, her yerde onların yanında olacağız. Bize her zaman ulaşabilirler, gecenin bir yarısı da olsa ulaşabilirler. Birlikte mücadele ediyoruz, bu yolda çok büyük mücadeleler verilmesi gerekiyor. Biz bunları yaptık zamanında, geçmiş dönemlerde bedeller de ödedik.
Hasan Kılıç – Çağlayan Adliyesinde Adaylık açıklaması
Hukukbook: Baro’da neleri eksikleri gördünüz de aday olmaya karar verdiniz?
Hasan Kılıç: İstanbul Barosu bir pusuladır, İstanbul Barosu bu ülkenin pusulasıdır, o rolü almalı, toplumun bize ihtiyacı var. Ve her avukat bir güçtür ve bizler, barolar o gücün toplam yansımasıyız. Biz onu yansıtmak zorundayız. Geçmiş iki yıla baktığımızda eksiklikler ve aksaklıklar olduğunu biliyoruz. Bunları biliyoruz ve öz eleştiri yamıyoruz. Eğer birisi sorumluluğu üstlenecekse ben bu sorumluluğu alıyorum.
Meslektaşların çeşitli sorun ve ihtiyaçları var. Biz de sahada aktif olarak avukatlık mesleğini icra ettiğimiz için bu sorun ve ihtiyaçlara birebir vakıfız. Bunları göz ardı etmek hata olur. Baronun dinamik ve aktif olması gerekli. Bir meslek birliği olarak meslektaşının yanında yer almalı. Sorunların çözümü ve mevcut şartların iyileştirilmesi için biz elimizi taşın altın koymaya hazırız.
Hukukbook: İstanbul Barosunun neden yapmadığını sorguladığınız işler hangileridir? Görevi olduğu halde Baro hangi işleri yapmamakta, kötü yapmakta, eksik yapmakta yada yetersiz kalmaktadır?
Hasan Kılıç: Bütün hukukçuların ve yurttaşların ortak duyarlılığını dile getirmek ve hukuku savunmak için baromuzun yaklaşan genel kurulunda adayız. Meslektaşların ihtiyaçlarına ve yaşadıkları zorluklara gözlerini kapatmayan bir baro yönetimi gerekli. Avukatların köklü sorunları bulunmaktadır. Bu sorunlar görmezden gelinmemelidir. Her sorunumuzla ilgili ayrıntılı çalışmalar ve yol haritaları hazırdır ve sunulacaktır. Çözüm için önümüzde atılacak çok adım ve yürüyecek coşku dolu bir yolumuz bulunmaktadır. Enerjisi yüksek direnci fazla etkinliği düşmeyen saygınlık içinde, eğilmeyen bükülmeyen bir baro gereklidir ve biz bunu sağlamak için aday olduk.
Bugün avukatın rolü, yetkisi, konumu çok çok daha farklı bir noktada. Toplumun, vatandaşın gerçek ve tek temsilcisi avukatlardır. Dolayısıyla bizim avukat kavramını güçlendirmemiz gerekiyor, bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor. Biz hukukçuyuz, doğruları söylemek zorundayız ve o doğruları söyledik.
Avukat yoksa yargı yoktur, yargı yoksa hukuk devleti yoktur.
Avukat yoksa yargı yoktur, yargı yoksa hukuk devleti yoktur. Cumhuriyet değerlerini ve Cumhuriyetin hukukunu koruyan, Atatürk Devrimleri ışığında çağdaş, laik, demokratik ve sosyal hukuk devletine inanan akıl ve bilimin öncülüğünü kabul etmiş bir Baro yönetimi hedefliyoruz. Avukat haklarını savunarak, mesleğin kaybolan saygınlığının yeniden sağlanmasını hedefliyoruz. Akıl ve bilimin öncülüğünü kabul etmiş bir kadro ve fikir hareketiyiz.
Örgütlü İseniz Güçlüsünüz
Bugün ortada bir hukuksuzluk süreci varsa, yargıyla ilgili güven yerlerde sürünüyorsa, avukatların hakları ciddi anlamda zedeleniyorsa bir şeyler yapmak gerekiyor ve burada en büyük rol barolara düşmektedir. Barolar, edilgen, pasif duran bir anlayış içerisinde olamaz, bu anlayış kabul edilemez.
Bizim yeteri kadar gücümüz var, gücümüz var, enerjimiz var, güvencimiz var, umudumuz var, hayallerimiz var, bedel ödemek gerekiyorsa o cesaretimiz de var. Bu ülkede herkes susarken biz bu mücadeleleri verdik. Toplumu avukatlara ihtiyacı var ve baronun da bir duruşa ihtiyacı var. Önümüzdeki birkaç yılda eğer etkin olmazsak, mücadeleci olmazsak, örgütlenmezsek ortada bir baro ve avukatlık sürecini göremeyiz, yok olma noktasına kadar gideriz. Eğer örgütlü iseniz güçlüsünüzdür.
Hukukbook: Baro’nun komisyon ve merkezlerine hangi rolleri biçiyorsunuz? Komisyon ve merkezleri yeterli buluyor musunuz?
Hasan Kılıç: Baro komisyon ve merkezlerine çok önem veriyoruz. Bu amaçla, merkezler ve komisyonlar yeniden yapılandırılacaktır. Merkezlerde ve komisyonlarda çalışmak isteyen tüm meslektaşlarımızın katılımına açık yeni bir sistem oluşturulacaktır. Bu sistemde meslektaşlarımızın, görev alma süreçlerinde iletişim kurmalarının önündeki engelleri kaldırmak için tek bir koordinasyon birimi ile bilgi akışı gerçekleştirilecektir. Böylece çalışmak isteyen meslektaşımız; dilediği komisyon ve merkezin işleyiş sürecine ve toplantı bilgilerine kolayca ulaşabilecek, koordinasyon birimi tarafından kendilerine geri dönüşler sağlanarak aradaki bağ kurulacaktır.
Ayrıca örgütlü ve güçlü bir Baro oluşturmak amacıyla, bölge yapılanmaları oluşturulacak, CMK Çözüm Kurulu, Bağlı Çalışan Avukatlar Çözüm Kurulu, Adliye Sorunları Çözüm Kurulu Meslek Sorunları Çözüm Kurulu, Kamu Avukatlarının Sorunları Çözüm Kurulu, Emeklilik Hakları İyileştirme ve Geliştirme Çözüm Kurulu gibi çözüm kurulları kurulacak.
Baro Başkan adayı Hasan Kılıç adaylık açıklamasını Çağlayan Adliyesinde yaptı
Baroda her bir avukat temsil edilmeli. Baro her bir meslektaşın sesi olmalı.
Güçlü, etkin, üretken, sorunları çözen, meslektaşla bağını kuvvetlendiren bir anlayışla hareket edeceğiz. Bu konuda şekillendirdiğimiz Baro Meclis yönergesi hızlı bir şekilde hayata geçirilecektir.Meclis üyelerinin düşüncelerinden aktif şekilde yararlanacağız. Genç meslektaşlarımızın mecliste daha çok temsil edilmesi ve aktif katılım ile yönetime ortak edilmesi sağlanacak. Meslektaşların fikir ve düşüncelerinin etkin bir şekilde temsil edildiği bir yönetim anlayışı ortaya konulacak. Yeni mecliste, meslek sorunlarının tespiti ve çözümü için özel gündemli toplantılar yapılacak ve çözüm konuları raporlaştırılıp ilgili kurul ve kurumlara iletilecektir.
Örgütlü ve güçlü baro için etkin bir bölge yapılanmasına gidilecektir. Temsilciler ve oluşturulacak temsilcilikler eliyle her türlü soruna yerinde müdahale etmeyi hedefleyen bir anlayış geliştirilecektir. Yönetim kurulu ile sorunların ele alınacağı periyodik bölge toplantıları yapılarak bölge avukatlarının dayanışması arttırılacaktır. Adeta kılcal damarlar gibi yayılmış geniş ve geliştirilmiş bir ağ sistemi öngörülmektedir. Dinamik, aktif ve güçlü bir baro için bu sistemin kurulumu ve kurumsallaştırılması hedeflerimiz arasında olacaktır.
Hukukbook: Baronun network ağını yeterli görüyor musunuz?
Hasan Kılıç: “BaroLine Projesi” ile Avukatı tanıyan, pratik iletişim imkanı veren entegre bir sistem kurulacaktır. Sorunların iletilmesinin ve geri dönüş alınmasının hızlı olması amaçlanan bu sistemle, iletişim ve bilgi havuzu olarak tabir edebileceğimiz merkezi sistemli dijital bir alan oluşturulacaktır.
Ayrıca, avukatların ihtiyaç duyduğu bilgilere ulaşabileceği, cep telefonu ile de uyumlu hale getirilmiş geniş bir bilgi havuzu oluşturulacaktır. Böylece tüm baro yayınları, yazı, makale, dergi ve içtihatlardan oluşan bilgi bankasına pratik şekilde aramalar yapılıp ulaşım sağlanabilecektir.
Hukukbook: Avukatların yaşadığı yargısal sorunlar ve diğer konular hakkında neler planlıyorsunuz?
Hasan Kılıç: Avukattan ayrı bir yargı sistemi düşünülemez. Avukattan ayrı bir Baro da düşünülemez. Avukatın yaşadığı yargısal sorun Baronun sorunudur, tüm avukatların sorunudur. Bir meslek birliği, meslektaşının problemlerini görmezden gelemez.
Savunmayı güçlendireceğiz, savunma olmazsa olmaz. Siz bir ülkenin hukuk devleti olup olmadığına baktığınızda savunmaya ve savunmaya ilişkin uygulamalarına bakarsınız.
Baro, “Avukat” merkezli olmalıdır.
Biz bu ülkenin avukatlarıyız, vatandaşın tek ve gerçek temsilcisiyiz. Bizim üzerimize hangi rol düşüyorsa bunu yerine getireceğiz. Biz bunu söylemlerimizde değil yaptıklarımızla ispatladık ve bunları devam ettireceğiz.
Biz Avukat haklarının öneminin farkındayız. Baronun bir meslek örgütü olarak gerçekleştirdiği görevlerin avukatı güçlendireceğini biliyoruz. Bunun neticesinde de yargıya ve adalete olan güveni artıracağının farkındayız.
Etkin savunmanın, aktif ve doğrudan rol alınacak bir mücadeleden geçtiğine inanıyoruz. Bu yüzden diyoruz, avukat yalnız değildir. Gerektiğinde savunmayı savunacağız. İtibarlı, özgür, tam bağımsız ve güçlü savunma en büyük projemizdir.
Bir kez daha tekrarlamak gerekirse, Avukat yoksa yargı yoktur, yargı yoksa hukuk devleti yoktur.
Bizim çok köklü sorunlarımız var. Mesela CMK’da avukat meslektaşlarımız angarya altında çalışıyorlar. Biz bu konuda Çözüm Kurulunu kuracağız ve faaliyete geçireceğiz. Çözüm kurulu birebir bu konuları inceleyecek, birebir bu konuları ortaya koyacak bir çalışma yapacak. Özellikle değişmesi gereken ücretlerin artışı, asgari ücret seviyesine çekilmesi, uzun süren davalarda yeni kaynakların yaratılması ve ek ücret ödenmesi gibi sorunları çözmemiz gerekiyor. Avukatlık bir kamu hizmetidir ve dolayısıyla biz avukatlığı hem ekonomik olarak hem mesleki itibar olarak güçlendirmeliyiz.
Hukukbook: Somut projeleriniz var mı?
Hasan Kılıç: En büyük projemiz mesleki itibarının geliştirilmesi olacak. Bu konuyla ilgili çok önemli bir projemiz var. Bağlı çalışan avukatlar, genç avukatlar, CMK avukatları ile ilgili çok önemli çözüm önerileri getiriyoruz. Bunlar için bir entegre sistem kuruyoruz. Sürekli eğitim merkezini Akademi çatısı altına alacağız. Akademi çatısı altında Sürekli Eğitim Merkezi, Bilim Kurulu ve Sürekli Eğitim Merkezi olacak. Bilim kurulu, Sürekli Eğitim Merkezini ve Akademiyi şekillendirecek, staj eğitimini şekillendirecek. Bu sistem BAROLINE ile entegre olacak, böyle bir bağ kuruyoruz.
Hangi mevzileri kaybettiysek bir bir geri alacağız
CMK avukatlarının çalışma koşullarını iyileştirilmesini mutlaka ve mutlaka istiyoruz.. Oradaki vergi yükünün kaldırılmasını istiyoruz, bunu talep edeceğiz. Ve özellikle bu söylemlerin lafta kalmaması için Baro Konseyi adıyla yeni bir yapı oluşturuyoruz. Baro Konseyi birebir sadece ve sadece avukat sorunlarını çözecek, avukat sorunlarını tartışacak bir birim olacak. Seçimin hemen ertesinde seçimi kaybeden meslektaşlarımızı da dahil edeceğiz. Her toplantısında bir avukat sorununu tartışacak, çözüm önerisini sunacak, raporlaştıracak ve mevzuattaki değişikliğe kadar oluşturacak ve dosya halinde meclise sunacak bir birim oluşturuyoruz. Biz haklarımızı talep edeceğiz. Hangi mevzileri kaybettiysek bir bir geri alacağız. Mücadelemizi vereceğiz.
Meslektaşlarımızın yanında olacağımız bir sistem kuracağız, bunu kurumsal hale getireceğiz. Özellikle AVDES diye bir sistem kuruyoruz, Avukat Destek Sistemi. Merkezler oluşturacağız, bölge ağları oluşturacağız. Yeni bir yönetim modeli oluşturuyoruz, bu yönetim modeli aslında bir anayasa gibi her şeyi yeni baştan düzenleyecektir. Genç avukatlar, bağlı çalışan avukatlar, kıdemli meslektaşlar, eğitim, sosyal süreçler ve diğer konuların hepsini baştan sona düzenleyecek bir program oluşturuyoruz.
Hukukbook: Avukatların iş kaynaklarının artırılması mümkün mü?
Hasan Kılıç: Biz bedel ödeyen avukatlar olarak bütün haklarımızı talep ediyoruz, hepsini istiyoruz, ekonomik bir takım hakları istiyoruz. Birçok alanda, örneğin veraset ilamı ile ilgili, vekaletname çıkarma ile ilgili, şirketlerle ilgili, gayrimenkul alım satımı ile ilgili olarak, bu ve benzer konularda hem vatandaşı korumak, hem avukatın çalışma alanını doğru hale getirmek için istediğimiz projeler var. CMK’da avukatların angarya altında çalıştırılmasını önleyeceğiz. Ücretler asgari ücretin altında olmamalı. Biz bunları bıkmadan, yılmadan söyleyeceğiz. Çünkü biz haklı ve güçlüyüz, gücümüzü haklılıktan alıyoruz, bıkmadan yılmadan söyleyeceğiz, herkesten talepte bulunacağız, doğruları dile getireceğiz, yapıcı görüşler ortaya koyacağız, olmadığı zaman da en sert, en dirençli, en etkin şekilde tavrımızı ortaya koyacağız.
Ne olursa olsun, bakın doğruyu söylemekten geri adım atmayacağız. Bu ülkeyi güzelleştirmek zorundayız. Bu ülkeyi insan hakları alanında geliştirmek zorundayız, savunma hakkını en etkin şekilde uygulamak zorundayız, hukuk güvenliğini sağlamak zorundayız, adil yargılanma hakkını sağlamak zorundayız.
Adil Yargılanmanın teminatı da savunma hakkıdır.
Hasan Kılıç – Adalet Nöbetinde
Hukukbook: Özellikle genç avukatların yaşadığı mali sorunlar hakkında çalışmalarınız var mı? Bu konuda projeleriniz nelerdir?
Hasan Kılıç: Genç ve mesleğe yeni atılan meslektaşlarımızın karşılaştıkları sorunları biliyoruz. Bu konuda ‘Genç Avukatlar Yükseliyor’ isimli projemizi geliştirdik. Bu kapsamda büro açmak isteyen meslektaşlarımızın büro problemi, bağlı çalışan meslektaşlarımızın tip sözleşme ve fazla mesai problemlerinin çözümü, aidat ve vergi istisnaları içeren çalışmalar yaptık. Ayrıca stajyer ve bağlı çalışan/işçi avukatların sosyal ve ekonomik haklarının iyileştirilmesi ve geliştirilmesi, Avukat Güvence sosyal birimi ve emeklilik haklarının geliştirilmesi gibi bir çok proje geliştirdik.
Genç avukatlar yalnız bırakılmayacaktır
Genç avukatlara her türlü teknik donanımdan yararlanacakları, ortak ve uygun koşullarla kendi bürolarını kiralayabilmelerinin sağlanması yönünde görüşmeler yapılacaktır. Genç avukat, yalnız ve güçsüz kalması sebebiyle mesleki rekabet gücünü kaybetmiş durumdadır. Baronun girişimde bulunmasıyla koşulların ciddi anlamda iyileştirilmesini sağlanacak, maliyetleri azaltılmış anlaşmalı kurum ve kuruluşlar yönünden çalışmalar yapılacaktır. Büro ihtiyaçlarına ilişkin konu ciddi şekilde ele alınacak, sağlıklı bir fizibilite çalışması yapılacaktır. Genç avukatlar kesinlikle yalnız bırakılmayacaktır. Büro sıkıntısı çeken avukatların müvekkilleri ile toplantılarını yapabilecekleri alanlar yaratılması yönünde çalışmalar yapılacaktır. Genç avukatlara en azından ilk üç yıl vergi muafiyeti ve Bağkur prim kolaylığı sağlanmalıdır. Varlık yönetim şirketlerinin bile ilk beş yıl birçok vergiden muaf tutulduğu bir ortamda kamu hizmeti gören avukatların da meslek hayatlarının başında bu tarz desteklerden/muafiyet ve istisnalardan faydalanması gerekmektedir. Bu konuya ilişkin talepler tüm baroların desteği alınarak ilgili mercilere iletilecek ve takibi yapılacaktır. Genç avukatların Tüketici Hakem Heyetlerinde görev almalarının teşvik edilmesi, bu alanda daha çok avukata yer sağlanması ve gerekli düzenlemelerin yapılması için girişimlerde bulunulacaktır. Büro açmak isteyen genç avukatların düşük faizli uygun kredi desteği alabilmesi için çalışmalar yapılacaktır.
Hasan Kılıç Anıtkabir’de
Hukukbook: Avukat Hakları ile ilgili mücadele alanında başka neler yapmayı planlıyorsunuz?
Hasan Kılıç: Biz birçok konuda çözüm üretemediğimiz için yetki istiyoruz. Meslektaşlarımız bizi tanıyor. Bizim mücadelemiz bazı şeyleri çözmeye şu aşamada yetmiyor, sorumluluk, yükümlülük risk bizde, ve yetkiyi de almamız gerekiyor. Biz bunu çözebilecek noktadayız, biz hiçbir meslektaşımızı yalnız bırakmayız. Avukatları yalnız bırakmamak gerekiyor ve yönetimde görev aldığımız süre boyunda da biz yalnız bırakmadık. Eksiklikler olabilir ama biz zaten bu eksiklikleri gidermek için aday olduk, biz bu ağır yükün altındayız zaten. Biz avukatların sorunlarını çözmeye çalışacağız, çözmek için çaba harcayacağız. Bu sorunların nasıl çözüleceğini biliyoruz. Biz deneyimimizle, bilgimizle çözeceğiz. Avukat hakları mücadelesinden gelen geleneğimizi çözüme yansıtacağız. Meslektaşlarımıza kendimizi anlatmak istemiyorum, onlar bizi biliyor, neyi yapacağımızı neyi yapmayacağımızı biliyor. Bizim yapacaklarımız ortada.
Baronun inanılmaz bir insan kaynağı mevcut
Bilimsel çalışmalar yapmamız gerekiyor, biz bu insan kaynağıyla bütün üretimleri yapabiliriz, hocalarımızla uygulamacı avukatlarımızla bir araya gelerek bunları geliştirebiliriz, her alanda bilimsel çalışmalar yapabiliriz.
Ciddi çalışmalar yapıp, raporlamalar yapıp kamuoyuyla paylaşacağız. Yeni bir anlayış, yeni bir bakış açısı ve bir tazelenmeye ihtiyaç var, bir araya gelmeye ihtiyaç var, dirençli olmaya ihtiyaç var ve bunu avukatlar yapabilir. Barolar pasif ve edilgen bir anlayış içerisinde olursa olmaz. Bu duruşumuzu ortaya koymalıyız.
İstanbul Barosu, tarihsel rolünü alacak, pusula görevini görecek, etkin, mücadeleci olacak, yol gösterecek, dik duracak mutlaka. Bunu kavgacı anlayışıyla yapmayacağız.
Hukukbook: Avukatlar adliyelerde ve diğer kurumlarda yaşadığı sorunlar yoğun şekilde dile getiriliyor. Bunun için ne diyorsunuz?
Hasan Kılıç: Savunma olmadan bir yargı özlemini ben anlayabilmiş değilim. Savunma olmadan bir yargı özlemi söz konusu. Adliyelerden avukatı çekip çıkardığınızda adalet kavramını çekip çıkarmış olursunuz.
Bir yerde haksızlık varsa, yanlışlık varsa bunun için harekete geçeceğiz. Bu ülke adalet duygusunu kaybetmemeli, bunu kaybettiğimizde birçok şey kaybederiz. Adaletin kaybolduğu algısı bizi geriye götürür, uluslararası alanlarda da geriye götürür, dolayısıyla biz hukuk devletini yeniden tesis etmek zorundayız. Yargıya güveni yeniden tesis etmek zorundayız. Bunu en başta avukatlar yapabilir. Her avukat bir güçtür! Her avukat bir güçtür, hep birlikte yapacağız. Bu ülke daha iyiye gitsin istiyorsak, bir hukuk devletini tesis etmek, geliştirmek daha iyi bir noktaya getirmek zorundayız. Bunun için güçlü bir savunmaya ihtiyaç var. Bu mücadeleleri her zaman, tarih boyunca avukatlar yapmıştır. Biz bunu içselleştirmeli, savunmayı güçlendirmeliyiz.
Avukatı güçlendireceğiz, avukata bakış açısı değişmeli, savunma güçlü olmalı. Ekonomik olarak da güçlü olmalı.
Hukukbook: Avukatların, değişen mevzuat karşısında güncelleme eğitimleri alması gerektiğini düşünüyor musunuz? Bununla ilgili projeleriniz var mı?
Hasan Kılıç: Bu amaçla 2 projemiz var. Avukat Akademisi kurulması ile Baro Bilgi Bankası ve Avukat İçtihat Programı oluşturulması. Avukat Akademisi çatısı altında tüm meslek içi eğitim ve kişisel gelişim ihtiyaçlarının giderileceği yeni bir model olarak, Sürekli Eğitim Merkezi ve Bilim Kurulu eşgüdümlü çalışacak şekilde hayata geçirilecektir. Ayrıca Staj Eğitim Merkezi ve diğer eğitimler bu yapı altında yeniden düzenlenecektir.
Hukukbook: Oluşturmayı düşündüğünüz Etik Kurul hakkında bilgi verir misiniz?
Hasan Kılıç: Etik Kurulu oluşturulmasını yönünde geliştirdiğimiz bir projemiz var. Meslek ilke ve kurallarının güncellenmesi, avukatın bağımsızlığını zedeleyen hususların yeniden ele alınması, disiplin soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin daha sağlıklı hale getirilmesi alanlarında çalışmalar yapılacak, tüm baroların üzerinde anlaşacağı ortak ilkelerin oluşmasına katkı sunacak “Etik Kurulu” kurulacaktır.
Mesleğin etik değerlerini dolayısıyla itibarını korumayı ve yükseltmeyi hedefleyen bu kurul, talep edildiği takdirde avukatlar arası sorunların çözümünde de rol oynayacaktır. Böylelikle avukatlar arası ilişkilerin tahribatını önleme görevi de üstlenecektir.
Hukukbook: Türkiye’de yargının en önemli sorunları sizce nelerdir?
Hasan Kılıç: Türk yargısının temel sorunu yargıya güven. Yargıya güvenle ilgili bir sorunumuz var. Şimdi ortada bir sorunumuz var, bunu çözmemiz gerekiyor, ortadaki sorunları görmeyip uzaklaşmak, onu görmezden gelmek, geçmiş yıllardaki hataların devamı anlamına gelir. Biz bu ülkeyi seven insanlar olarak, doğru bildiğimizi söyleyeceğiz, bunu da bir pusula görevi olarak yapacağız. Bunu tek başımıza değil, bir kurumun gücünü ortaya koyarak yapacağız. Güvenle ilgili sorunu çözmemiz gerekiyor, Bağımsızlık ve tarafsızlıkla ilgili çok ciddi sorunlar var. Biz bunları dile getireceğiz, bunları ortaya koyacağız. Tavrımızı net ve objektif şekilde ortaya koyacağız, kimse bizim hasmımız değil, biz bu güzel ülkenin daha iyi noktalara gelmesini istiyoruz. Biz hukuk mücadelesini vermek istiyoruz, buradaki mücadele alanını artırmak istiyoruz, geleceğin yapısını oluşturmak istiyoruz. Bu alanlarda acilen çok ciddi çalışmalar yapmamız gerekiyor.
Acilen bir hukuk reformuna ihtiyacımız var
Bağımsız ve tarafsız bir yargımız yok, siyasetin dizayn ettiği, kendi doğrultusunda şekillendirdiği bir yargı algısı var. Bunu ortadan kaldırmalıyız. Herkes bu bu gidişatla ilgili rahatsız, biz bunu yeni bir anlayışla düzeltebiliriz. Hukuk güvenliği yoksa ekonomiye de yansıyacaktır, birçok noktaya kadar gidecektir. Biz bunu değiştirmeliyiz, yeniden bir hukuk reformu ortaya koymalıyız, burada bir araya gelmek zorundayız, yanlışları ortaya koymak zorundayız. Yeni bir bakış açısını oryaya koymamız gerekiyor, bunun için yapıcı politikaları da ortaya koymamız gerekiyor, duruşlar ortaya koymamız gerekiyor, bilimsel çalışmalar yapmamız gerekiyor. Biz baroda bunların hepsini yapacağız.
Hukukbook: Değerli görüşleriniz için Hukuk Ansiklopedisi okurları adına teşekkür ederiz.
Hasan Kılıç: Ben teşekkür ederim.
Avukat Hasan Kılıç Kimdir?
Avukat Hasan Kılıç, İstanbul Barosu 2010 yılında o tarihin en genç yöneticilerinden biri olarak yönetim kurulu üyesi seçilmiş, 2018 yılına kadar bu görevi yürütmüştür. İstanbul Barosunun bir çok birim ve kademesinde yaklaşık 15 yıldır görev almıştır. Başkanlık görevini de yürüttüğü Avukat Hakları Merkezinde 15 Yıl boyunca kesintisiz görev almıştır.
Hasan Kılıç, yönetim kuruluna girmeden önce Avukat hakları merkezinde sırası ile ilk olarak genel sekreterlik, daha sonra başkan yardımcılığı ve son olarak başkanlık görevlerinde bulunmuştur. İstanbul Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu üyeliği, İstanbul Valiliği İl Planlama ve koordinasyon kurulu üyeliği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Koruma Kurulu Bşk. Kurulu üyeliği yapmıştır. İki ayrı Üniversitede öğretim görevlisi olarak görev yapmış ayrıca avukat eğitimlerine dönük programlarda yer almıştır.
Baro İnsan Hakları Merkezi ve Avukat hakları merkezinden sorumlu yönetim kurulu üyesi ve koordinatörü görev yürütmüştür. İstanbul Barosu CMK Merkezi koordinatörü ve eğitmen görevlerini yürütmüştür. İstanbul Barosu Staj Eğitim Merkezi koordinatörü ve eğitmen olarak görev yapmıştır.
Hasan Kılıç, Genç Avukatlar Birliği başkanlığı yapmış, İstanbul Barosu Baro Meclisi Üyeliği, İstanbul Barosu Bölge temsilciliği, İstanbul Barosu CMK koordinatörlüğü, İstanbul Barosu MAHKİM üyeliği, İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi Yürütme Kurulu Üyeliği, İstanbul Barosu Medya Komisyonu Yürütme Kurulu Üyeliği ve İstanbul Barosu Fikri ve Sınai Haklar Merkezi Üyeliğinde bulunmuştur.
Kılıç, iki ayrı hukuk dergisinde Genel Yayın Yönetmeliği görevlerinde bulunmuştur.
Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi 15 Ekim 1978 tarihinde Paris’teki UNESCO Merkezi’nde törenle ilan edilmiştir. Bu metin, 1989 yılında Hayvan Hakları Birliği tarafından tekrar düzenlenerek 1990 yılında UNESCO Genel Direktörü’ne sunulmuş ve aynı yıl halka açıklanmıştır.
Giriş : Yaşamın tek olduğunu, yaşayan bütün canlıların ortak bir kökeni olduğunu ve türlerin evrimi yönünde farklılaştığını, yaşayan bütün canlıların doğal haklara sahip olduğunu ve sinir sistemi olan her hayvanın kendine özgü hakları bulunduğunu, bu doğal hakların küçümsenmesi ve hatta kolayca göz ardı edilmesinin doğa üzerinde ciddi zararlar doğuracağını ve insanoğlunun hayvanlara karşı suç işlemesine sebebiyet vereceğini, türlerin birlikte olmasının diğer hayvan türlerinin yaşama hakkının insanoğlu tarafından tanınmasını ifade edeceğini, insanoğlu tarafından hayvanlara saygı gösterilmesinin bir insanın bir diğerine gösterdiği saygıdan ayrı tutulamayacağını dikkate alarak, ilan edilir ki;
Zühtü
Madde 1
Bütün hayvanlar biyolojik denge kavramı içerisinde varolmak bakımından eşit haklara sahiptir.
Madde 2
Bütün hayvanlar saygı gösterilme hakkına sahiptir.
Madde 3
Hayvanlara kötü muamele edilemez veya zalimane davranışlarda bulunulamaz.
Eğer bir hayvanın öldürülmesi gerekiyorsa, bu bir anda, acısız ve korku yaratmaksızın yapılmalıdır.
Ölü bir hayvana saygıyla davranılmalıdır.
Madde 4
Vahşi hayvanlar yaşama hakkına ve kendi doğal çevrelerinde özgürce üreme hakkına sahiptirler.
Vahşi hayvanların özgürlüğünden uzun süreli alı konulması, avlanma ve balık tutma geçmiş zamana ait olup hangi sebeple olursa olsun vahşi hayvanların bu şekilde kullanımı hayati olmayıp, akis davranışlar bu temel hakka karşıdır.
Efe
Madde 5
Bir insanın desteğine ihtiyaç duyan her hayvan uygun beslenme ve bakımı görme hakkına sahiptir.
Hiçbir koşul atında terk edilemez veya adil olmayan bir şekilde öldürülemezler.
Her tür soy üretme ve hayvan kullanımında soyun fizyolojisine ve kendi türüne özel davranışlarına saygı gösterilmesi zorunludur.
Hayvanları içeren sergiler, gösteriler ve filmler hayvanların onuruna saygı göstermek zorunda olup hiçbir şekilde şiddet içeremezler.
Madde 6
Hayvanlar üzerine yapılan fiziksel ya da psikolojik acı çekmeye sebep olan deneyler hayvanların haklarının ihlalidir.
Soyu tükenen hayvanların ya da yok edilen bir hayvanın yerine yenisinin ikame edilmesi yöntemleri geliştirilmeli ve sistemli olarak devam ettirilmelidir.
Madde 7
Gereği olmayacak şekilde bir hayvanın öldürülmesini içeren her kanun ya da buna yol açan her karar yaşama karşı işlenmiş suç kapsamındadır.
Madde 8
Vahşi bir hayvan soyunun hayata kalma onurunu hiçe sayan her yasa ve böylesi bir harekete sebep olan her karar soykırıma eşdeğer olup soya kaşı işlenmiş suçtur.
Vahşi hayvanların katledilmesi ve üreme yumurtalarının kirletilmesi, yok edilmesi soykırım cürümüdür.
Madde 9
Hayvanların kendilerine özgü yasal statüleri ve hakları hukuk tarafından tanınmak zorundadır.
Hayvanların güvenliğinin koruma altına alınması hususu Devlet örgütleri düzeyinde temsil edilmelidir.
Madde 10
Eğitimden ve okullaşmadan sorumlu merciler, vatandaşlarına çocukluktan itibaren hayvanları anlamayı ve saygı göstermeyi öğrenmeleri için olanak sağlamak zorundadır.
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””] 4 Nisan Tarihi, tüm dünyada sayıları yaklaşık 600 milyon olan sokak hayvanlarının durumuna dikkat çekmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla “Dünya Sokak Hayvanları Günü” olarak kutlanmaktadır.[/box]
Cumhuriyet döneminin önemli aydınlarından olan Prof. Dr. Nuri Bilgin 15 Ekim 1948 tarihinde Afyonkarahisar iline bağlı Sandıklı ilçesinde dünyaya gelmiştir. Yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü Psikoloji Pedagoji Kürsüsünde tamamlamış,1969-1970 ders yılında Adana Kozan’da Felsefe Grubu öğretmenliği görevinde bulunmuştur.
Bilgin, 1971 yılında Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı tarafından burslu olarak doktora eğitimi için Fransa’ya gönderilmiştir. Doktorasını 1976 yılında Strasbourg Louis Pasteur Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra yeniden Türkiye’ye dönen Profesör Doktor Nuri Bilgin, aynı yıl Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesinin kuruluş çalışmalarında yer alarak burada araştırma görevlisi olarak çalışmaya başlamıştır.
Ege Üniversitesinde çalışmalarına devam eden ve 1981 yılında doçentlik unvanını alan Bilgin, 1988 yılında da profesör olmuştur. Üniversitede çeşitli akademik ve idari görevlerde bulunan Prof. Dr. Nuri Bilgin, sırası ile Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Sosyal Psikoloji Anabilim Dalı Başkanlığı, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekan Yardımcılığı, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanlığı, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölüm Başkanlığı ve Ege Üniversitesi Senatosu üyeliğinde bulunmuştur.
Bilgin, Ege Üniversitesinde yaklaşık olarak 35 yılını geçirmiş ve duayen bir sosyal bilimci olarak tanınmıştır. Bilgin, iletişim psikolojisi, çevre psikolojisi, endüstriyel psikoloji gibi sosyal psikolojinin birçok alt dalında çalışmalarda bulunmuş, sosyal bilimler alanında Türkçe ve yabancı dilde yayınlanmış telif ve çeviri nitelikli birçok yayına imza atmıştır.
Türk Psikologlar Derneği ve Uluslararası Mikro-Psikoloji ve İletişim Derneği üyesi olan Nuri Bilgin 1985 yılı, 50. Kelebek Yılı Araştırma Ödülünün de sahibidir.
Felsefe, sosyoloji ve psikoloji alanında yayınlanmış 21 kitabı bulunan Prof. Dr. Nuri Bilgin’in akademik çalışmalarının yanı sıra, çeşitli dergi ve gazetelerde alanıyla ilgili çok sayıda yazısı yayınlanmıştır.
Türkiye’de sosyal psikolojinin kurucusu ve temsilcisi olarak bilinen Prof. Dr. Nuri Bilgin, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Sosyal Psikoloji Ana Bilim Dalı’nda görev yapmakta iken geçirdiği kalp krizi sonucu 3 Şubat 2015 tarihinde 67 yaşında hayata veda etmiştir. Ege Üniversitesi, öğrencileri ve sevenleri tarafından Ege orman Vakfı organizasyonunda anısına Nuri Bilgin fidanlığı oluşturulmuştur. Ege Üniversitesi tarafından her yıl düzenli şekilde anma törenleri gerçekleştirilmektedir.
Nuri Bilgin ve Akademisyen arkadaşları ile
Prof. Dr. Ahmet Arslan, Prof Dr. Nuri Bilgin ile
Nuri Bilgin
Nuri Bilgin’in Yayınlanmış Kitapları
Sosyal Psikoloji, 5. baskı, Ege Üniversitesi Yayınları, İzmir, 2013.
Tarih ve Kolektif Bellek, Bağlam Yayınları, İstanbul, 2013.
(Mert Teközel ve Gökçen Başaran’ın katkılarıyla), Sosyal Değişme Sürecinde İnsan – Eşya İlişkileri, Ege Üniversitesi Yayınları, İzmir, 2009.
Sosyal Bilimlerde İçerik Analizi, Siyasal Yayınevi, Ankara, 2007.
Kimlik İnşası, Aşina Kitaplar, Ankara, 2007.
Sosyal Psikoloji Sözlüğü: Kavramlar, Yaklaşımlar, genişletilmiş II. Baskı, Bağlam Yayınları, İstanbul, 2007.
Siyaset ve İnsan: Siyaset Psikolojisi Yazıları, Bağlam Yayınları, İstanbul, 2005.
Cumhuriyeti Anlamak, TERİG Yayınları, İzmir, 2004.
İçerik Analizi, Ege Üniversitesi Yayınları, İzmir, 2000.
(Çeşitli yazarlarla birlikte), Demokrasi, Kimlik ve Yurttaşlık Bağlamında Cumhuriyet, Ege. Üniversitesi Yayınları, İzmir, 1999, 256 s.
Sosyal Psikolojide Yöntem ve Pratik Çalışmalar, Ege Üniversitesi Yayınları, İzmir, 1999.
Siyaset ve İnsan, Bağlam Yayınları, İstanbul, 1997, 222 s.
Cumhuriyet, Demokrasi ve Kimlik, (Sempozyum Bildirileri), Bağlam Yayınları, İstanbul, 1997.
İnsan İlişkileri ve Kimlik, İstanbul, 1996, 253 s.
Kollektif Kimlik, Sistem Yayıncılık, İstanbul, 1995, 232 s.
Sosyal Bilimlerin Kavşağında Kimlik Sorunu, Ege Yayıncılık, İzmir, 1994, 275 s.
Eşya ve İnsan, Ankara, 1991, 458 s.
Yerel Yönetimler İçin Demokratik Bir Model Arayışı, İstanbul, 1991, 220 s.
(Editör), Sosyal Psikolojiye Giriş, İzmir, 1988, 361 s.
Başlangıcından Günümüze Türk Psikoloji Bibliyografyası, İzmir, 1988, 324 s.
Eşya Sistemleri ve İnsan-Eşya İlişkileri, İstanbul, 1986, 167 s.