Ana Sayfa Blog Sayfa 37

Ulusal Azınlıkların Kamusal Yaşama Etkili Katılımına İlişkin Lund Tavsiyeleri

0

Ulusal Azınlıkların Kamusal Yaşama Etkili Katılımına İlişkin Lund Tavsiyeleri ve Açıklayıcı Not(The Lund Recommendations on the Effective Participation of National Minorities in Public Life), AGİT Ulusal Azınlıklar Yüksek Komiserliğinin (UAYK-High Commissioner on National Minorities) talebi üzerine Etnik Gruplar Arası İlişkiler Vakfı tarafından hazırlanarak, AGİT tarafından 1 Eylül 1999 tarihinde ilan edilmiştir. Tavsiye ve rehber ilkelerden oluşan metin, AGİT tarafından, üye devletlerdeki azınlık hakları standartlarının etkili ve tutarlı şekilde sağlanmasını, bu ilkeleri etnik çatışma riskini azaltacak şekilde uygulamak için politika seçenekleri sunmayı amaçlamaktadır.

1993 yılında kurulan bir sivil toplum örgütü olan Etnik Gruplar Arası İlişkiler Vakfı , komiserliğin talebi üzerine ayrıca, Ulusal Azınlıkların Eğitim Haklarına ilişkin Lahey Tavsiyeleri (1996) ve Ulusal Azınlıkların Dil Haklarına ilişkin Oslo Tavsiyeleri (1998) belgelerini de hazırlamıştır.

Ulusal Azınlıkların Kamusal Yaşama Etkili Katılımına İlişkin Lund Tavsiyeleri ve Açıklayıcı Not

İÇİNDEKİLER

Giriş

Lund Tavsiyeleri

  1. Genel İlkeler
  2. Karar Alma Süreçlerine Katılım
  3. Merkezi Hükümet Düzeyindeki Düzenlemeler
  4. Seçimler
  5. Bölgesel ve Yerel Düzeylerdeki Düzenlemeler
  6. Tavsiye ve Danışma Organları

III. Öz-Yönetim

  1. Bölgesel Olmayan Düzenlemeler
  2. Bölgesel Düzenlemeler
  3. Güvenceler
  4. Anayasal ve Yasal Güvenceler
  5. Hak Arama Yolları

Lund Tavsiyeleri’ne Açıklayıcı Not

  1. Genel İlkeler
  2. Karar Alma Süreçlerine Katılım
  3. Merkezi Hükümet Düzeyindeki Düzenlemeler
  4. Seçimler
  5. Bölgesel ve Yerel Düzeylerdeki Düzenlemeler
  6. Tavsiye ve Danışma Organları

III. Öz-Yönetim

  1. Bölgesel Olmayan Düzenlemeler
  2. Bölgesel Düzenlemeler
  3. Güvenceler
  4. Anayasal ve Yasal Güvenceler
  5. Hak Arama Yolları

GİRİŞ

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), Temmuz 1992 tarihinde aldığı Helsinki Kararları ile “mümkün olan en erken aşamada çatışmaları önlemenin bir aracı” olarak Ulusal Azınlıklar Yüksek Komiserliği pozisyonunu kurdu. Bu yetki ve sorumluluk büyük ölçüde eski Yugoslavya’daki duruma tepki olarak ve buna benzer olayların Avrupa’nın başka yerlerinde, özellikle de demokrasiye geçmekte olan ülkelerde tekrarlanması endişesiyle, 1990 yılı Kasım ayında kabul edilen Yeni bir Avrupa için Paris Şartı’nda öngörülen barış ve refahın sağlanması yönündeki taahhütleri zedeleyebileceği korkusuyla Devlet ve Hükümet başkanları tarafından oluşturuldu.

1 Ocak 1993’te Max Van der Stoel, ilk AGİT Ulusal Azınlıklar Yüksek Komiseri (UAYK) olarak göreve başladı. Hollanda Parlamentosu üyeliği, Dışişleri Bakanlığı, Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği ve uzun süre insan hakları savunuculuğu yapmış, biri olarak hatırı sayılır bir kişisel deneyime sahip olan Van der Stoel, dikkatini özellikle, Avrupanın bir çok yerinde azınlıklarla, merkezi otoriteler arasında tırmanma potansiyeli olduğunu düşündüğü anlaşmazlıklar üzerine yoğunlaştırdı. Diplomatik yollarla sessizce faaliyetlerini yürüten UAYK, Arnavutluk, Hırvatistan, Estonya, Macaristan, Kazakistan, Kırgızistan, Latviya, eski Yugoslav Cumhuriyeti Makedonya, Romanya, Slovakya ve Ukrayna’nın dahil olduğu bir düzineyi aşkın ülkeyle ilgilendi. Müdahaleleri öncelikle, bir Devletin sınırları içinde sayısal çoğunluğu oluştururken diğer bir yandan başka bir Devlette sayısal azınlığı oluşturan ulusal/etnik gruplara mensup bireylerin dahil olduğu ve dolayısıyla her iki Devletin hükümet yetkililerini ilgilendiren ve devletlerarası gerilimlere, eğer henüz bir çatışma haline gelmemişse, potansiyel kaynak oluşturan durumlar üzerinde yoğunlaşmıştır. Zira bu tür gerginlikler Avrupa kıtasının tarihinin büyük kısmını belirlemiştir.

UAYK ulusal azınlıkların dahil olduğu gerilimlerin özüne değinirken, bu sorunlara bağımsız, tarafsız ve işbirliğinden yana bir aktör olarak yaklaşmaktadır. UAYK denetleyici bir mekanizma olmamakla beraber; analizlerinin temel çerçevesi ve özel tavsiyelerinin dayanağı her bir Devletin kabul etmiş olduğu uluslararası standartlardır. Bu bağlamda, tüm AGİT katılımcısı Devletlerin üstlenmiş oldukları yükümlülükleri, özellikle de, IV. Bölümü’nde Devletlerin ulusal azınlıklarla ilgili yükümlülüklerinin ayrıntılı olarak belirtildiği 1990 tarihli İnsani Boyut Konferansı Kopenhag Belgesi’ni kabul eden Devletlerin üstlenmiş oldukları yükümlükleri hatırlamak önemlidir. Ayrıca, AGİT üyesi bütün Devletler, azınlık hakları da dahil olmak üzere Birleşmiş Milletler’in insan haklarıyla ilgili taahhütlerini yerine getirmekle ve yine AGİT üyesi Devletlerin büyük bir çoğunluğu Avrupa Konseyi standartlarına uymakla yükümlüdürler.

UAYK, altı yılı aşkın yoğun bir faaliyet süresince ilgilendiği birçok Devlette dikkatini çeken ve tekrarlanmakta olan bazı sorunları ve konuları tespit etmiştir. Ulusal azınlıklara mensup kişilerin kimliklerinin korunması ve geliştirilmesi açısından büyük bir önemi olan azınlık eğitimi ve azınlık dillerinin kullanımı bunların arasındadır. UAYK, sözkonusu azınlık haklarının AGİT bölgesinde doğru ve tutarlı bir şekilde uygulanmasını başarmak amacıyla, Etnik Gruplar Arası İlişkiler Vakfı’ndan – UAYK’ni destekleyici uzmanlık faaliyetlerinde bulunmak üzere 1993 yılında kurulan bir sivil toplum örgütü- iki farklı tavsiyeler dizisi (Ulusal Azınlıkların Eğitim Haklarına ilişkin Lahey Tavsiyeleri (1996) ve Ulusal Azınlıkların Dil Haklarına ilişkin Oslo Tavsiyeleri (1998)) oluşturmaları için uluslararası düzeyde tanınmış bağımsız iki grup uzmanı bir araya getirmesini talep etti. Her iki Tavsiye de daha sonra birçok ülkede politika oluşturucular ve yasa koyucular için referans olmuştur. Tavsiyeler (birkaç dilde), Etnik Gruplar Arası İlişkiler Vakfı’dan ücretsiz olarak edinilebilir.

UAYK’nin ilgilendiği bir çok durumumda ortaya çıkan üçüncü konu ise, ulusal azınlıkların Devlet yönetimine etkin katılım biçimleridir. UAYK ile AGİT Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Dairesi, AGİT katılımcısı Devletlerin bu konudaki görüş ve deneyimlerini almak ve Devletlerin deneyimlerini birbirleriyle paylaşmalarını sağlamak amacıyla, 18-20 Ekim 1998 tarihinde, bütün AGİT katılımcısı Devletlerin ve ilgili uluslararası kuruluşların katıldığı ve İsviçre Konfederasyonu’nun Locarno’da ev sahipliği yaptığı “Yönetim ve Katılım: Farklılıkların Entegrasyonu” adlı bir konferans düzenlenmiştir. Toplantının sonunda Konferans başkanı tarafından yayımlanan açıklamasında toplantıda ele alınan konular özetlendi ve “azınlıkların etkin katılımı sağlanarak, iyi bir Devlet idaresine ilişkin çeşitli kavram ve mekanizmaların daha ayrıntılı bir biçimde incelenmesi de dahil, Devlet bünyesindeki farklılıkların entegrasyonunu sağlamaya yönelik, konferans sonrası somut faaliyetlerde bulunma” isteğine dikkat çekildi. UAYK bu amaçla, Etnik Gruplar Arası İlişkiler Vakfı’na, Raoul Wallenberg İnsan Hakları ve İnsancıl Hukuk Enstitüsü’yle işbirliği yaparak, ilgili uluslararası standartlar doğrultusunda tavsiyeleri ayrıntılandırmak ve bu alandaki alternatiflerin ana hatlarını belirlemek üzere uluslararası düzeyde tanınmış bir grup bağımsız uzmanı bir araya getirme çağrısında bulundu.

Yukarıda belirtilen girişimin sonucunda Ulusal Azınlıkların Kamusal Yaşama Etkin Katılımına İlişkin Lund Tavsiyeleri -uzmanların son olarak bir araya geldiği ve tavsiyelerin tamamlandığı İsveçte’ki bu şehrin adını alarak- ortaya çıktımıştır. Uzmanlar arasında, konuyla ilgili uluslararası hukuk uzmanları, anayasal düzen ve seçim sistemleri konularında uzman siyaset bilimciler ve azınlık sorunlarında uzman sosyologlar vardı. Raoul Wallenberg Enstitüsü Direktörü, Prof. Gudmundur Alfredsson başkanlığında bir araya gelen uzmanlar şunlardı:

 Prof. Gudmundur Alfredsson (İzlandalı), Raoul Wallenberg İnsan Hakları ve İnsani Hukuk Enstitüsü Direktörü, Lund Üniversitesi; Prof. Vernon Bogdanor (İngiliz), Kamu yönetimi Profesörü, Oxford Üniversitesi; Prof. Vojin Dimitrijevi (Yugoslav), Belgrad İnsan Hakları Merkezi Direktörü; Prof. Asbjørn Eide (Norveçli), Norveç İnsan Hakları Enstitüsü Kıdemli Üyesi; Prof. Yash Ghai (Kenyalı), Sör YK Pao, Kamu Hukuku Profesörü, Hong Kong Üniversitesi; Prof. Hurst Hannum (Amerikalı), Uluslararası Hukuk Profesörü, Fletcher School, Hukuk ve Diplomasi Bölümü, Tufts Üniversitesi; Peter Harris (Güney Afrikalı), Demokrasi ve Seçim Desteği Enstitüsü Kıdemli Yöneticisi; Dr. Hans-Joachim Heintze (Alman), Director of Barış Araştımaları ve Güvenlik Politikaları Enstitüsü; Prof. Ruth Lapidoth (İsrailli), Uluslararası Hukuk Profesörü ve Avrupa Çalışmaları Enstitüsü Akademik Komite Başkanı, Kudüs İbrani Üniversitesi; Prof. Rein Müllerson (Estonyalı), King’s Kolej Uluslararası Hukuk Başkanı, Londra Üniversitesi; Dr. Sarlotta Pufflerova (Slovak), Yurttaş ve Azınlık Vakfı Direktörü/Azınlık Hakları Grubu; Prof. Steven Ratner (Amerikalı), Uluslararası Hukuk Profesörü, Teksas Üniversitesi; Dr. Andrew Reynolds (İngiliz), Kamu Yönetimi Doçenti, Notre Dame Üniversitesi; Miquel Strubell (İspanyol ve İngiliz), Katalan Sosyolinguistik Enstitüsü Direktörü, Katalanya Yönetimi; Prof. Markku Suksi (Finlandiyalı), Kamu Hukuku Profesörü, Abo Akademi Üniversitesi; Prof. Danilo Türk (Sloven), Uluslararası Hukuk Profesörü, Ljubljana Üniversitesi; Dr. Fernand de Varennes (Kanadalı), Hukuk alanında kıdemli öğretim üyesi ve İnsan Hakları ve Etnik Çatışmaları Önleme Asya-Pasifik Merkezi Direktörü, Murdoch Üniversitesi; Prof. Roman Wieruszewski

ULUSAL AZINLIKLARIN KAMUSAL YAŞAMA ETKİN KATILIMINA İLİŞKİN LUND TAVSİYELERİ

I- GENEL İLKELER

1) Ulusal azınlıkların kamusal yaşama etkin katılımı, barışçıl ve demokratik bir toplumun temel bileşenidir. Avrupa ve diğer bölgelerdeki deneyimler, böylesi bir katılımın geliştirilmesi için hükümetlerin çoğu zaman ulusal azınlıklarla ilgili özel düzenlemeler yapması gerektiğini göstermektedir. Bu Tavsiyeler, azınlıkların Devlet bünyesine dahil olmalarını kolaylaştırma ve bu azınlıkların kendi kimliklerini ve özelliklerini korumalarına olanak tanımakla beraber, böylelikle de Devletin iyi yönetilmesini ve bütünlüğünü geliştirmesini amaçlamaktadır.

2) Bu Tavsiyeler, azınlıkların kamusal hayata katılma hakkını ve diğer siyasal haklardan yararlanmasını etkilediğinden, insan onuruna saygı, eşit haklar ve ayrımcılığın önlenmesi gibi, uluslararası hukukun temel ilkeleri ve kuralları üzerine inşaa edilmiştir. Devletlerin, sivil toplumun hoşgörü, barış ve refah içerisinde gelişmesini mümkün kılan, uluslararası insan haklarına ve hukuk devleti ilkesine saygı duyma yükümlülüğü vardır.

3) Azınlıkların kamusal yaşama etkin katılımının sağlanması amacıyla, yetki kullanımı hakkı veya sorumluluk da verilebilecek kurumlar oluşturulduğunda, bu kurumların, kararlarından etkilenen herkesin insan haklarına saygı göstermesi gerekir.

4) Bireyler, bir ulusal azınlık üyesi olma kimliğinin yanı sıra kendilerini birçok farklı biçimde tanımlarlar. Bir kimsenin azınlık, çoğunluk üyesi olup olmadığı ya da hiçbirine üye olmadığı yönündeki kararı, kişinin kendisine bağlıdır ve hiç kimse bu yönde bir karar vermeye zorlanmayacaktır. Bunun da ötesinde, hiç kimse, bu tür bir tercihi nedeniyle veya tercihte bulunmayı reddetmesi sonucunda herhangi bir zarar görmeyecektir.

5) Bu Tavsiyeler doğrultusunda kurumlar ve prosedürler oluşturulurken hem içerik hem de süreç önemlidir. Hükümet yetkilileri ve azınlıklar, bir güven ortamının korunabilmesi için kapsayıcı, şeffaf ve hesap sorulabilir bir müzakere süreci yürütmelidirler. Devlet, kültürler arası anlayışı geliştirme ve azınlık sorunlarını dile getirme yönünde Devletin resmi yayın organlarını teşvik etmelidir.

II- KARAR ALMA SÜREÇLERİNE KATILIM

A-Merkezi Hükümet Düzeyindeki Düzenlemeler

6) Devletler, gerekirse özel düzenlemelere gitmek yoluyla dahil, azınlıklar için merkezi hükümet düzeyinde görüş belirtme olanaklarının mevcut olmasını güvence altına almalıdır. Bu olanaklar, koşullara bağlı olarak şunlar olabilir:

  • ulusal azınlıkların temsil hakkı, örneğin, parlamenter meclislerin birinde ya da her ikisinde veya parlamento komisyonlarında azınlıklara belirli sayıda kota verilmesi; ve yasama sürecine katılımı güvence altına alan diğer yollarla;
  • Resmi ve gayri resmi olmayan yollarla ulusal azınlıklara ait üyelerin Bakanlar Kurulu’nda yer almalarını sağlamak, Yargıtay veya Anayasa Mahkemesi, ya da daha alt düzey mahkemelerde üyelik konumu vermek ve yetkili danışma organları veya diğer üst düzey kurullarda görevlendirmek;
  • azınlık sorunlarını dile getiren personel bulundurulması veya bu konuda yönergeler çıkarılması gibi yollarla azınlık çıkarlarının ilgili bakanlıklarca dikkate alınmasını sağlayacak mekanizmalar;
  • azınlıkların sivil hizmetlere katılımını sağlayacak özel tedbirlerin alınmasının yanı sıra kamu hizmetlerinin ulusal azınlık dilinde sağlanması.

B-Seçimler

7) Avrupa ve başka yerlerdeki deneyimler, azınlıkların siyasal alana katılımlarına olanak sağlanması için seçim sürecinin önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Devletler, ayrım gözetmeksizin seçme ve seçilme hakkı da dahil olmak üzere, ulusal azınlıklara mensup kişilerin kamusal işlerin yürütülmesinde yer alma hakkını garanti etmelidirler.

8) Siyasi partilerin kuruluşu ve faaliyetlerine ilişkin mevzuat, uluslararası hukukun örgütlenme özgürlüğü ilkesine uygun olmalıdır. Bu ilke, özellikle belirli bir topluluğun çıkarları doğrultusunda tanımlanmamış olan siyasi partilerin yanı sıra topluluk kimliklerine dayanan siyasi partiler kurma özgürlüğünü de kapsar.

9) Seçim sistemi, azınlık temsil hakkına ve azınlıkların etkin olmasına olanak sağlamalıdır.

  • Azınlıkların bölgesel düzeyde yoğunluk gösterdiği yerlerde tek adaylı seçim bölgeleri etkin bir azınlık temsil hakkını sağlayabilir.
  • Bir siyasal partinin ulusal düzeyde aldığı oyun meclisteki sandalye sayısını belirlediği nisbi temsil sistemleri, azınlıkların temsil edilmesine olanak sağlayabilir.
  • Seçmenlerin adayları tercihine göre sıraladığı bazı tercihli oy kullanma biçimleri, azınlıkların temsil edilmesini kolaylaştırabilir ve topluluklar arası işbirliğini geliştirebilir.
  • Mecliste temsil edilebilme barajının düşük tutulması ulusal azınlıkların yönetime katılımını artırabilir.

10) Seçim bölgelerinin coğrafi sınırları ulusal azınlıkların adil temsil hakkına olanak sağlamalıdır.

C-Bölgesel ve Yerel Düzeylerdeki Düzenlemeler

11) Devletler, yukarıda sözü edilen (Paragraf 6-10) merkezi hükümet düzeyinde temsil sürecinde olduğu gibi, ulusal azınlıkların bölgesel ve yerel düzeylerde de kamusal yaşama katılımını teşvik edecek önlemler almalıdırlar. Azınlıkların katılımını cesaretlendirmek için bölgesel ve yerel yönetimlerin yapısı ve karar alma süreçleri şeffaf ve erişilebilinir hale getirilmelidir.

D-Tavsiye ve Danışma Organları

12) Devletler, uygun bir kurumsal çerçevede, hükümet makamları ile ulusal azınlıklar arasında diyalog sağlayan tavsiye ve danışma organları oluşturmalıdırlar. Konut, arazi, eğitim, dil ve kültür konularıyla ilgilenen özel amaçlı komiteler de bu organların yapısına dahil edilebilir. Bu tür organların yapısı, kuruluş amacına uygun olmalı ve daha etkin bir iletişimin sağlanmasına ve azınlık çıkarlarının geliştirilmesine katkıda bulunmalıdır.

13) Bu organlar, karar verme merciilerine sorunları iletebilmeli, tavsiyeler hazırlayabilmeli, yasamaya ve diğer konulara ilişkin önergeler oluşturabilmeli, gelişmeleri izleyebilmeli ve azınlıkları doğrudan veya dolaylı olarak etkileyebilecek hükümet önergeleri konusunda görüşlerini aktarabilmelidir. Hükümet yetkilileri, azınlıkların kaygılarını gidermeye yardımcı olmak ve güven oluşturmak için, azınlıkları ilgilendiren yasamaya ve idari önlemlere ilişkin konularda bu organlara düzenli olarak danışmalıdır. Bu organların etkin işleyişi yeterli kaynaklara sahip olmalarını gerektirir.

III. ÖZ-YÖNETİM

14) Azınlıkların kamusal yaşama etkin katılımı, bölgesel veya bölgesel olmayan öz-yönetim düzenlemeleri ya da bunların bir bileşimi olan düzenlemeleri gerektirebilir. Devletler bu tür düzenlemeler için yeterli kaynak tahsis etmelidirler.

15) Bu tür düzenlemelerin başarılı olması için hükümet yetkilileri ile azınlıkların, başka alanlarda çeşitliliğin sağlayacağı yararlarla birlikte, bazı alanlarda merkezi ve standart kararların gerekliliğini kabul etmeleri gerekir.

  • Genellikle merkezi yönetimler tarafından yerine getirilen yönetim fonksiyonları savunma, dışişleri, göçmenlik ve gümrük işleri, makro ekonomik politikalar ve mali işleri içermektedir.
  • Aşağıda belirtilen diğer fonksiyonlar azınlıklar tarafından veya bölgesel idarelerce ya da merkezi yönetimlerle paylaşılarak yerine getirilebilir.
  • Fonksiyonlar, aynı Devlet içindeki farklı azınlık sorunlarına cevap vermek üzere asimetrik olarak da düzenlenebilir.

16) İlgili nüfusun görüşlerinin tam olarak yansıtılmasının sağlanması için bölgesel ya da bölgesel olmayan tüm öz-yönetim kurumlarının demokratik ilkelere dayanması gerekir.

A-Bölgesel Olmayan Düzenlemeler

17) Bölgesel olmayan yönetim biçimleri, ulusal azınlıkların kimlik ve kültürlerinin korunması ve geliştirilmesi açısından yararlıdır.

18) Bu düzenlemelere en açık konular eğitim, kültür, azınlık dili kullanımı, din, ve ulusal azınlıkların kimliği ve yaşam biçimi açısından büyük önemi olan diğer meseleleri içerir.

  • Kişiler ve gruplar, azınlık dilindeki adlarını kullanmayı tercih etme ve bu adların resmi olarak tanınması hakkına sahiptirler.
  • Azınlık kurumları, hükümet makamlarının eğitimle ilgili standartları saptama sorumluluğunu dikkate alarak, kendi azınlık dillerini, kültürlerini veya her ikisini birden öğretecek bir müfredat belirleyebilirler.
  • Azınlıklar, kendi sembollerini ve diğer kültürel ifade biçimlerini belirleyebilir ve bunları kullanabilirler.

B-Bölgesel Düzenlemeler

19) Bütün demokrasilerde bölgesel düzeylerde çeşitli yönetim düzenlemeleri bulunmaktadır. Avrupa ve diğer bölgelerdeki deneyimler, merkezi hükümet idaresinin başkentten bölgesel veya yerel birimlere devredildiği mutlak bir ademi merkeziyetçilikten çok, bazı yasama ve yürütme fonksiyonlarının merkezi düzeyden bölgesel düzeye devredilmesinin önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Devletler, ikincillik ilkesinden hareketle, özyönetimin özgün fonksiyonlarını da kapsayacak şekilde ve azınlıkların özellikle kendilerini etkileyen konularda yetki kullanma olanaklarını artıracağı durumlarda, bölgesel düzeyde yetki devrini olumlu karşılamalıdırlar.

20) Ulusal azınlıkların özgün tarihsel ve bölgesel koşullarına karşılık verebilecek, muhatap yerel, bölgesel veya özerk yönetimler, bu azınlıkların sorunlarına daha etkin cevap verebilecek şekilde çok sayıda işlev üstlenebilirler.

  • Bu tür yönetimlerin temel veya önemli düzeyde yetki aldıkları fonksiyonlar eğitim, kültür, azınlık dili kullanımı, çevre, yerel planlama, doğal kaynaklar, ekonomik kalkınma, yerel asayişi sağlayıcı faaliyetler, barınma, sağlık ve diğer sosyal hizmet alanlarını kapsar.
  • Merkezi ve bölgesel yönetimler arasında ortaklaşa yürütülen idari fonksiyonlar vergilendirme, yargı yönetimi, turizm ve ulaşım alanlarını kapsar.

21) Yerel, bölgesel ve özerk yönetimler, yargı yetkileri altında olan herhangi bir azınlığın hakları da dahil olmak üzere, herkesin insan haklarına saygı göstermeli ve bu hakları güvence altına almalıdırlar.

IV – GÜVENCELER

A- Anayasal ve Yasal Güvenceler

22) Öz-yönetime ilişkin düzenlemeler yasalarla oluşturulmalı ve genel olarak sıradan yasalara uygulanan değişiklik yapma sürecine tabi olmamalıdırlar. Azınlıkların karar alma süreçlerine katılımını teşvik edici düzenlemeler yasalarla veya diğer uygun araçlarla belirlenebilir.

  • Anayasal hükümlerle getirilen düzenlemelerin kabulü ve değiştirilmesi normalde yasamanın netilikli çoğunluğuna veya doğrudan halk oyuna tabidir.
  • Öz yönetime ilişkin mevzuat düzenlemelerinde değişiklik yapılması, çoğu kez yasama organının nitelikli çoğunluğunun, ulusal azınlıkları temsil eden özerk kurum veya kurumların ya da her ikisinin birden onayını gerektirir.
  • Öz yönetime ve azınlıkların karar alma süreçlerine katılımına ilişkin düzenlemelerin düzenli aralıklarla gözden geçirilmesi, edinilen deneyimler ve değişen koşullar ışığında bu düzenlemelerde değişiklik yapılması gerekip gerekmediğinin belirlenmesine olanak sağlar.

23) Yeni katılım biçimlerinin denenmesi ve geliştirilmesine olanak sağlayan geçici ya da tedrici düzenlemelere gidilmesi de düşünülebilir. Bu düzenlemeler yasalarla ve ya kayıt dışı yollarla belirli bir zaman aralığında geçerli olacak, elde edilen başarıya bağlı olarak uzatılabilecek, değiştirilebilecek ya da iptal edilebilecek şekilde oluşturulabilir.

B-Hak Arama Yolları

24) Ulusal azınlıkların kamusal yaşama etkin katılımı, çatışmaların önlenmesi ve anlaşmazlıkların çözüme kavuşturulması için danışma kanalları oluşturulmasını ve gerektiğinde ad hoc veya alternatif mekanizmaların varlığını gerektirir. Bu yöntemlere şu hususlar dahildir:

  • Anlaşmazlıkların yargısal çözümü, örneğin Devletin, kararlarına saygı duyulan, bağımsız, ulaşılabilir ve tarafsız bir yargıya sahip olmasını gerektiren, mevzuatın veya idari işlemlerin yargısal incelemesi gibi;
  • İlave anlaşmazlık çözüm mekanizmaları, örneğin yönetim sorunlarıyla ilgili şikayetlerin çözüme kavuşturulmasında temel birim ve mekanizma işlevi görebilecek, müzakere, olgu tespiti, arabuluculuk, tahkim, ulusal azınlıklar için ombudsman, özel komisyonlar gibi.

ULUSAL AZINLIKLARIN KAMUSAL YAŞAMA ETKİN KATILIMINA İLİŞKİN LUND TAVSİYELERİ AÇIKLAYICI NOTU

I- GENEL İLKELER

1) Hem Birleşmiş Milletler Şartı (bundan sonra “BM Şartı”) hem de AGİK/AGİT’in kuruluş belgeleri, azınlıklara mensup kişilerin hakları da dahil olmak üzere, insan haklarına saygı gösteren ve egemenlik bakımından eşit ve bağımsız Devletler arasında dostça ve işbirliğine dayalı ilişkilerin geliştirilmesi yoluyla uluslararası barış ve güvenliği sürdürmeyi ve güçlendirmeyi amaçlamaktadırlar. Zira tarih, azınlık hakları dahil olmak üzere, insan haklarına saygı gösterilmemesinin, Devletin istikrarını bozduğunu ve Devletler arası ilişkileri olumsuz etkilediğini, dolayısıyla uluslararası barış ve güvenliği tehlikeye soktuğunu göstermektedir.

 AGİT katılımcısı Devletler, 1975 tarihli Helsinki Nihai Senedi’nin on temel ilkesinin yedincisinden başlayarak, ulusal azınlıklara mensup kişilerin meşru çıkarlarına saygı göstermekle barış ve istikrarın korunması arasında temel bir bağlantı olduğuna vurgu yapmışlardır. Bu bağ daha sonraki temel belgelerde tekrarlanmıştır; 1983 tarihli Madrid Sonuç Belgesi (İlke 15), 1989 tarihli Viyana Sonuç Belgesi (İlke 18 ve 19) ve 1990 tarihli Yeni bir Avrupa için Paris Şartı ile daha sonraki Zirve Belgeleri; örneğin, 1992 tarihli Helsinki Belgesi (IV. Bölüm, Paragraf 24) ve 1996 Lizbon Belgesi (21. Yüzyıl Avrupa’sı için Ortak ve Kapsamlı bir Güvenlik Modeli Lizbon Bildirgesi, I. Bölüm, Paragraf 2). Azınlık haklarının korunması ve geliştirilmesi ile barış ve istikrarın korunması arasındaki bağlantı Birleşmiş Milletler düzeyinde, 1992 tarihli BM Ulusal veya Etnik, Dinsel, Dilsel Azınlıklara Mensup Kişilerin Hakları Bildirgesi’nin (bundan sonra “BM Azınlık Bildirgesi”) Giriş bölümünde ifade edilmiştir. Daha da ötesi, Yeni bir Avrupa için Paris Şartı’nın kabulüyle AGİT katılımcısı bütün Devletler demokratik yönetim taahhüdü altına girmişlerdir.

Azınlıklara mensup kişilere insan haklarından eşit bir biçimde yararlanmalarını sağlayacak bütün fırsatların tanınması, bu kişilerin karar alma süreçlerine, özellikle de kendilerini özel olarak etkileyen kararlara etkin katılımlarını gerektirir. Azınlık durumları büyük bir çeşitlilik göstermekte ve bazı durumlarda sıradan demokratik süreçler azınlıkların ihtiyaç ve istemlerini karşılamaya yeterli olabilmekte ise de deneyimler, azınlıkların karar alma süreçlerine etkin katılımlarının sağlanmasının çoğu kez özel önlemler alınmasını da gerektirdiğini gösteriyor. Aşağıda sözü edilen uluslararası standartlar, Devletlere bu tür durumlarda ne şekilde hareket edecekleri konusunda yükümlülükler getirmektedir: 1990 tarihli İnsani Boyut Toplantısı Kopenhag Belgesi’nin (bundan sonra “Kopenhag Belgesi”) 35. Paragrafı’na göre, AGİT katılımcısı Devletler “ulusal azınlıklara mensup kişilerin kimliğinin korunması ve geliştirilmesi ile ilgili meseleler de dahil olmak üzere, bu kişilerin kamusal meselelere etkin katılım hakkına saygı göstereceklerdir”; 1992 tarihli BM Azınlık Bildirgesi’nin 2. Maddesinin 2. ve 3. Paragraflarına göre “azınlık mensubu kişilerin [….] kamusal yaşama etkin katılım hakkı vardır” ve “azınlık mensubu kişiler, mensup oldukları azınlıkla veya yaşadıkları bölgelerle ulusal ve uygun durumlarda bölgesel düzeydeki kararlara etkin katılım hakkına sahiptirler”; ve 1994 tarihli, Avrupa Konseyi’nin Ulusal Azınlıkların Korunmasına ilişkin Çerçeve Sözleşmesi’nin (bundan sonra “Çerçeve Sözleşmesi”) 15. Maddesine göre, Taraf Devletler “ulusal azınlıklara mensup kişilerin kültürel, sosyal ve ekonomik hayata ve özellikle onları ilgilendiren kamusal meselelere etkin katılımının sağlanması için gerekli koşulları yaratırlar.”

Nitekim etkin katılım olanaklarının yaratılması, böylesi bir katılımın gönüllü olacağından hareketle gerçekleştirilir. Gerçekten, üzerinde durulan sosyal ve siyasal entegrasyon kavramı, Çerçeve Sözleşmesi’nin 5. Maddesinde dikkat çekilen, zorla asimilasyonu oluşturan süreçler ve bu süreçlerin sonuçlarından farklıdır. Ulusal azınlıklara mensup kişilerin meşru çıkarlarının aranması, ancak gönüllü sureçlerle, kamusal politika ve yasaların yapılmasında en uygun sonuçlar doğuran barışçıl bir süreç haline gelebilir. Dolayısıyla böylesine kapsayıcı, katılımı sağlayıcı süreçler, toplumun tümünün çıkarlarına cevap vererek – tüm kamu çıkarlarını kamusal yaşam dokusu içine alarak ve bunun sonucunda Devlet bünyesindeki entegrasyonu güçlendirerek – iyi yönetim hedefine ulaşılmasına hizmet eder. Azınlıkların kamusal yaşama etkin katılımına gönderme yapan uluslararası standartlar, egemen eşitlik, ülkesel bütünlük ve Devletlerin siyasal bağımsızlığı (bakınız Kopenhag Belgesi Paragraf 37, BM Azınlık Bildirgesi, Madde 8(4) ve Çerçeve Sözleşme Giriş bölümü) da dahil olmak üzere, herhangi bir hakkın Birleşmiş Milletler, AGİT veya Avrupa Konseyi amaç ve ilkelerine ters düşen faaliyetleri kapsadığı anlamına gelmediğine vurgu yapmaktadır.

2) Bu tavsiyeler, 1992 tarihli Helsinki Belgesi’nin Bölüm VI, 25. Paragrafının özü doğrultusunda , AGİT katılımcısı Devletlere “ulusal azınlıkların etnik, kültürel, dilsel ve dinsel kimliklerinin korunması ve geliştirilmesi için koşulların yaratılmasıyla ilgili konular da dahil olmak üzere, AGİK taahhütlerini daha etkin bir şekilde yerine getirmeleri için daha ileri yöntemler” öneren ilgili taahhütler üzerine inşa edilmiştir.

 BM Şartı’nın 1(3) Maddesinde, kuruluşun amaçlarından birisinin “ekonomik, sosyal, kültürel veya insancıl nitelikli uluslararası problemleri çözümleyerek ve ırk, cinsiyet, dil veya din ayrımı yapmaksızın herkesin insan hakları ve temel özgürlüklerine saygıyı geliştirerek ve teşvik ederek uluslararası işbirliğini sağlamak” olduğu ifade edilmektedir. Bu amaç, 55(c) Maddedeki “ırk, cinsiyet, dil ve din ayrımı yapmaksızın herkesin insan hakları ve temel özgürlüğüne evrensel düzeyde saygı gösterilmesi ve bu haklara uyulması” ifadesiyle daha ayrıntılı hale getirilmiştir. BM Şartı, insan haklarına saygı ile uluslararası barış ve güvenlik arasında yakın bir ilişki olduğu esasına dayanır ve temel değer olan insan onuru, 1948 tarihli Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nin 1. Maddesi ile 1966 tarihli Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi, 1966 tarihli Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi ve 1965 tarihli Uluslararası Her Türlü Irksal Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin giriş bölümlerinde ayrıntılı olarak ifade edilmiştir. İnsan onuru her insanın doğasında eşit olarak vardır ve bu onur eşit ve vazgeçilemez hakları beraberinde getirir.

Onur bakımından eşitlik ve vazgeçilemez haklar kavramlarının sonucunda ortaya çıkan ayrım gözetmeme ilkesi, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 2. Maddesi, Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 2. ve 26. Maddesi ve Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nin 2. Maddesi başta olmak üzere, hemen hemen bütün uluslararası insan hakları belgelerinde yer almaktadır. Uluslararası Her Türlü Irksal Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin 1. Maddesi, bu Sözleşmenin “soy veya ulusal ya da etnik köken” temelinde ayrımcılığı da yasakladığını açıkça belirtmektedir. 1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin (bundan sonra “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi”) 14. Maddesi, bu Sözleşme ile güvence altına alınan hak ve özgürlükler söz konusu olduğunda, ayrım gözetmeme ilkesinin kapsamını “ulusal veya toplumsal köken, [veya] bir ulusal azınlığa mensup olma” durumlarını da dahil edecek şekilde genişletmektedir. Aslında AGİT katılımcısı Devletlerin çoğunun anayasalarında da bunu teyit edici ifade ve ilkeler mevcuttur.

Kopenhag Belgesi’nin 31. Paragrafında, Çerçeve Sözleşme’nin 4. Maddesinde ve BM Azınlık Bildirgesi’nin 4(1) Maddesinde belirtildiği gibi, ulusal azınlıklara mensup kişiler kamusal yaşama etkin katılım hakkına ayırım gözetmeksizin sahiptirler. Bununla birlikte, Çerçeve Sözleşme’nin 4(2) Maddesindeki “Devletler, bir ulusal azınlığa mensup kişilerle çoğunluk mensubu kişiler arasında tam ve etkin bir eşitlik” sağlamak için “ulusal azınlıklara mensup kişilerin özgün koşullarını dikkate almalı” ve “, … siyasal …. yaşamın … bütün alanlarında, …. gerektiğinde yeterli önlemler almalıdırlar”, ifadesiyle onur bakımından eşitlik kavramı ayrım gözetmeme ilkesini aşan bir anlam kazanmaktadır.

 Bu tavsiyede insan haklarına saygı ile sivil toplumun gelişimi arasında kurulan ilişki, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Başlangıç bölümüne göre, dünyada adaletin ve barışın sağlanmasıyla doğrudan ilgili olan “etkin siyasal demokrasi” talebine işaret etmektedir. AGİT katılımcısı Devletler, Yeni bir Avrupa için Paris Şartı’nda, insan haklarına saygı ve demokratik bir yönetimin, toplumsal refahın temeli olduğunu daha da vurgulamışlardır.

3) Ulusal azınlıkların kamusal yaşama etkin katılımını güvence altına alacak özel kurumlar oluşturulurken bunun başkalarının haklarını ihlal etme pahasına olmaması gerekir. Devletin yetki vereceği bu tür kurumlar dahil olmak üzere herkes, bütün insan haklarına her zaman saygı göstermek zorundadır. Kopenhag Belgesi’nin 33. Paragrafına göre, katılımcı Devletler ulusal azınlıklara mensup kişilerin kimliklerinin korunması için gerekli önlemleri alırken “bu tür herhangi bir önlem, söz konusu katılımcı Devletin diğer yurttaşları açısından da eşitlik ve ayrım gözetmeme ilkelerine uygun olmalıdır.” Kopenhag Belgesi’nin 38. Paragrafında, AGİT “katılımcısı Devletler, ulusal azınlıklara mensup kişilerin haklarını koruma ve geliştirmeye yönelik çabalarında, mevcut insan hakları sözleşmeleri ve ilgili diğer uluslararası belgeler kapsamındaki yükümlülüklerine tam olarak saygı gösterirler” koşulu getirilmektedir. Çerçeve Sözleşmesi, 20. Maddesiyle benzer bir hüküm getirmektedir: “Bu Çerçeve Sözleşmesi’nde yer alan ilkelerden kaynaklanan hak ve özgürlüklerin kullanımında, bir ulusal azınlığa mensup herkes, ulusal mevzuata ve başkalarının haklarına, özellikle de çoğunluğa veya diğer ulusal azınlıklara mensup kişilerin haklarına saygı gösterir.” Bu, özellikle bölgesel temelde (bakınız tavsiye 16 ve 21) “azınlık içinde azınlık” olma durumuna işaret etmektedir. Başkalarının haklarına saygı gösterilmesi, 1979 tarihli, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin 7. Maddesinde ifade edilen “ülkenin siyasal ve kamusal yaşamı” bağlamında ayrımcılığa uğramama özgürlüğü dahil olmak üzere, kadınların insan haklarına saygı gösterilmesini de kapsar.

4) Azınlıklara mensup kişilerin kendi kendini tanımlama ilkesi birkaç temel taahhüde dayanmaktadır. Kopenhag Belgesi’nin 32. Paragrafı “bir ulusal azınlığa mensubiyet, kişinin bireysel seçimi ile ilgili bir konudur ve böyle bir seçim yapmak herhangi bir olumsuz sonuç doğurmamalıdır” ifadesi kullanılmaktadır. Çerçeve Sözleşmesi’nin 3(1) Maddesi benzer şekilde “Bir ulusal azınlığa mensup herkes, kendisine bu azınlık mensubu olarak davranılmasını ya da davranılmamasını özgürce tercih etme hakkına sahiptir ve bu tercihi veya bu tercihiyle bağlantılı hakların kullanımı herhangi bir olumsuzluğa neden olamamalıdır.” demektedir. BM Azınlık Bildirgesi’nin 3(2) Maddesi “bir azınlığa mensup herhangi bir kişinin, bu Bildirge’de yer alan hakları kullanması veya kullanmamasının” herhangi bir olumsuzluk doğurmasını aynı şekilde yasaklamaktadır.

 Kişinin kendini tercih ettiği şekilde tanımlaması özgürlüğü, bireysel bağımsızlığa ve özgürlüğe saygının sağlanması açısından önemlidir. Bir kimse, sadece özel yaşam alanında değil, aynı zamanda kamusal yaşam alanında da birkaç kimliğe sahip olabilir. Kişilerin ve fikirlerin gittikçe artan bir şekilde hareket halinde olduğu açık toplumlarda birçok kişi, çeşitli aidiyetlerini yansıtan ve aynı anda, birlikte varolan veya tabakalar halinde (hiyerarşik veya hiyerarşik olmayan bir biçimde) birden fazla kimliğe sahiptir. Bu kimlikler kesinlikle ne sadece etnik kimliğe dayanmaktadır, ne de aynı toplum içinde tek bir kimlik olması söz konusudur; bu kimlikler aynı toplumun farklı üyelerince farklı nüans ve derecelerde benimsenebilirler. Konunun özgün unsurlarına bağlı olarak bu farklı kimlikler daha az veya daha çok öne çıkabilir. Sonuç olarak, öne çıkma düzeyine ve sıralamadaki yerine bağlı olarak kişi kendisini farklı nedenlerle farklı biçimlerde tanımlayabilir. Örneğin bazı Devletlerde, bir kimse vergi formlarını belirli bir dilde doldurmayı tercih ederken, yerel bir toplulukta bir başka nedenlerle kendisini farklı tanımlayabilir.

  5) Demokrasilerde karar alma süreci, alınan kararların niteliği kadar önem taşır. İyi bir yönetim biçimi, sadece insanların iyi yönetilmesi demek değil aynı zamanda insanlar için iyi bir yönetim de demektir; yönetim süreçleri her zaman ilgili kesimleri kapsayıcı, herkesin anlamasına ve yorum yapmasına açık ve bu kararlardan etkilenenlere hesap verebilir nitelikte olmalıdır. Sadece böylesi süreçler kamu güvenini artırır ve bu güvenin sürmesini sağlayabilir. Danışmak, oy kullanmak, referanduma gitmek, müzakerelerde bulunmak ve hatta alınan kararlardan doğrudan etkileneceklerin özel olarak rızasını almak kapsayıcı süreçler dahilinde olabilir. Böylesi süreçlerin sonucunda alınan kararlar bu kararlara gönüllü olarak uyulmasını sağlar. Kamu makamları ile alınan kararlardan etkilenen topluluğun görüşlerinin temelde farklılık gösterdiği durumlarda, iyi bir yönetim en tatmin edici karara ulaşmak için üçüncü bir tarafın yardımından yararlanılmasını önerebilir.

 Kopenhag Belgesi’nin 33. Paragrafı, özellikle ulusal azınlıklarla ilgili olarak, AGİT katılımcısı Devletlere “bu azınlıklara ait kuruluşlar ve derneklerle ilişkiler kurmak da dahil […]gerekli görüşmeleri yaptıktan sonra, kendi ülkelerindeki ulusal azınlıkların etnik, kültürel, dilsel ve dinsel kimliklerinin korunması ve bu kimliğin geliştirilmesinin koşullarını yaratmak amacıyla” önlemler alma yükümlülüğü getirmektedir. Helsinki Belgesi’nin VI. Bölümü, 26. Paragrafı’nda, AGİT katılımcısı Devletler, “AGİK ilke ve taahhütleri temelinde, ulusal azınlık sorunlarını yapıcı bir tarzda, barışçıl yollarla ve ilgili bütün taraflar arasında diyalog sağlayarak ele alma”yı taahhüt etmektedirler. “İlgili bütün taraflar” ifadesiyle ilgili olarak Kopenhag Belgesi’nin 30. Paragrafı “hoşgörü ve kültürel çeşitliliğin geliştirilmesinde ve ulusal azınlıklarla ilgili sorunların çözümlenmesinde siyasal partiler, sendikalar, insan hakları kuruluşları ve dinsel gruplar dahil olmak üzere, sivil toplum örgütlerinin önemli bir rolü ” olduğunu kabul etmektedir.

 Kapsayıcı süreçler hoşgörü ortamı gerektirir. Karşılıklı saygı ve eşitliğin olduğu toplumsal ve siyasal bir ortamın yasalarca güvence altına alınması ve ayrıca nüfusun tamamının paylaştığı bir toplumsal ahlak olarak öğretilmesi gerekir. Medyanin bu bakımdan özel bir rolü vardır. Çerçeve Sözleşmesi’nin 6(1) Maddesi “Taraflar, hoşgörü ve kültürler arası diyalog ruhunu teşvik ederler ve etnik, kültürel, dilsel veya dinsel kimliklerine bakmaksızın kendi toprakları üzerinde yaşayan herkes arasında, özellikle eğitim, kültür ve kitle iletişimi alanlarında, karşılıklı saygı, anlayış ve işbirliğini geliştirmek için etkin önlemler alırlar” demektedir. Özellikle Devletler, aşağılayıcı veya küçültücü isim ve terimlerin halk tarafından kullanımını engelleyecek şekilde davranmalı ve bu yöndeki olumsuz yaklaşımları engellemeye yönelik adımlar atmalıdırlar. İdeal olan bu durumdan etkilenen topluluğun temsilcilerinin bu tür sorunların üstesinden gelmek için atılacak adımların seçilmesine ve ne tür adımlar atılacağının belirlenmesine dahil edilmesidir.

II- KARAR ALMA SÜREÇLERİNE KATILIM

A- Merkezi Hükümet Düzeyindeki Düzenlemeler

6) 1991 tarihli AGİK (Cenevre) Ulusal Azınlık Uzmanları Toplantısı Raporu’nun III. Bölüm 1. Paragrafı, Kopenhag Belgesi’nin 35. Paragrafına dayanarak “ulusal azınlıklarla ilgili konular bu azınlıkların bulundukları ülkelerde tartışıldığında, söz konusu azınlıklar bu tartışmalara etkin bir şekilde katılmalıdırlar … [ve]ulusal azınlıkların veya onların temsilcilerinin ya da danışma organlarının [bu tür süreçlere] demokratik katılımı kamusal işlere etkin katılımın önemli bir unsurunu oluşturmaktadır” vurgusu yapmaktadır. Helsinki Belgesi’nin VI. Bölüm 24. Paragrafı AGİT katılımcısı Devletlere “her Devletin karar alma süreçlerine uygun olarak, ulusal azınlıklara mensup kişilerin ülkelerinin siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamına siyasal partiler ve dernekler aracılığıyla katılımlarının yanı sıra ulusal, bölgesel ve yerel düzeylerdeki karar alma süreçlerine ve danışma organlarına katılımları da dahil, insan hakları ve temel özgürlüklerini bireysel olarak veya başkalarıyla birlikte özgürce kullanabilmelerinin güvence altına alınması yönündeki çabalarını yoğunlaştırma” yükümlülüğü getirmektedir.

 Katılımın temeli, hem karar alma süreçlerine somut katkılarda bulunabilmek hem de bu katkılara işlerlik kazandırmak bakımından bu süreçlere dahil edilmektir. İyi yönetim kavramı, salt çoğunlukçu karar alınmanın her zaman tatmin edici olmadığı varsayımını içermektedir. Devletin yapısına bağlı olarak, hem Devlet düzeyindeki hem de daha alt düzeylerdeki karar alma süreçlerinin bu kararlardan etkilenenlere en iyi şekilde anlatılabilmesi ve açıklanabilmesi için farklı ademi merkeziyetçilik biçimleri uygun görülebilir. Bu, üniter bir Devlette veya federal ve konfederal sistemlerde çeşitli biçimlerde başarılabilinir. Azınlıkların karar alma organlarında temsil edilmesi, azınlıklara bu organlarda belli sayıda yer ayrılması (kontenjan, destekleme veya diğer önlemlerle) ile sağlanabilir; bunun dışındaki katılım biçimlerine, oy kullanma hakkı tanınarak ya da tanınmayarak azınlıkların ilgili komitelere üye olması dahildir. Yürütmeye ilişkin kurumlarda, yargı kurumlarında, idari ve diğer kurumlarda temsiliyet, ya resmi gerekleri yerine getirilerek yasal düzenlemelerle ya da geleneksel uygulamalarla benzer biçimlerde güvence altına alınabilir. Azınlık sorunlarıyla ilgilenen özel organlar da oluşturulabilir. Bütün azınlık haklarından gerçek anlamda yararlanma olanaklarının sağlanması, Her Türlü Irksal Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin 5(c) Maddesinde belirtilen “kamu hizmetlerinden eşit olarak yararlanma”nın güvence altına alınması da dahil, kamu hizmetleri alanında özel adımların atılmasını gerektirir.

B- Seçimler

7) -Serbest, adil ve periyodik seçimler yoluyla kurulan temsili hükümet biçimi çağdaş demokrasinin en önemli göstergesidir. Temel amaç, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 21(3) Maddesindeki ifadeyle “Halkın iradesi hükümet otoritesinin temelidir”. Bu temel standart, evrensel ve Avrupa düzeyindeki sözleşmelerde; başlıca, Sivil ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 25. Maddesinde ve İnsan Avrupa Hakları Sözleşmesi’ne Ek I. Protokol’ün 3. Maddesinde ayrıntılı olarak ifade edilmiştir. AGİT katılımcısı Devletler bakımından, Kopenhag Belgesi’nin 5. ve 6. Paragrafları “bütün insanların doğasında var olan onurun ve eşit ve vazgeçilemez hakların tam olarak ifade edilebilmesinin temelini oluşturan adalet unsurlarından olan”, “periyodik ve meşru seçimler yoluyla serbestçe ve adil bir şekilde ifade edilen halk iradesi, her hükümetin otoritesi ve meşruiyetinin temelidir” demektedir.

Bu yükümlülükleri yerine getirmekte kendilerine özgü yöntemler seçme konusunda geniş bir hareket serbestisine sahip Devletler, bunu yaparken ayrım gözetmemeli ve olabildiğince yüksek oranda bir temsil hakkı sağlamayı amaçlamalıdırlar. Bu konu Birleşmiş Milletler düzeyinde, İnsan Hakları Komitesi’nin 25. Maddeye ilişkin 25 No’lu Genel Yorum’unun (57. Oturum 1996) 12. Paragrafında “ifade, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü, oy kullanma hakkından etkin bir şekilde yararlanmanın temel koşuludur ve bu özgürlükler tam olarak korunmalıdır. […] Oy kullanmaya ilişkin bilgi ve materyallerin azınlık dillerinde sağlanması gerekir.” biçiminde açıklanmıştır. Daha da ötesi, 25 No’lu Genel Yorum’un 5. Paragrafı “kamusal işlerin idaresi […], siyasal erkin kullanımıyla; özellikle yasama, yürütme ve idari erkin kullanımıyla ilgili geniş bir kavramdır. Kamu yönetimini ve uluslararası, ulusal, bölgesel ve yerel düzeylerdeki politikaların formüle edilmesini ve yürütülmesini bütün yönleriyle içerir” diyerek konuyu açıklığa kavuşturmaktadır.

 Hiçbir seçim sisteminin çeşitli görüş ve çıkar perspektiflerinden soyutlanamayacağından hareketle, Devletler, kendi özgül koşullarında en fazla temsil hakkıyla sonuçlanacak bir seçim sistemi benimsemelidirler. Bu, aksi takdirde yeterli düzeyde temsil edilemeyecek olan ulusal azınlıklara mensup kişiler açısından özellikle önemlidir.

8) İlke olarak, demokrasilerde insanların politik örgütlenme biçimlerine – barışçıl amaçlı olduğu ve başkalarının haklarına saygı gösterildiği sürece- müdahale edilmemelidir. Bu, aşağıda sözü edilen belgeler dahil, çok sayıda uluslararası belgede ifade edilmiş olan örgütlenme özgürlüğü ile ilgili bir konudur: Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nin 20. Maddesi; Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 22. Maddesi; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. Maddesi; ve Kopenhag Belgesi’nin 6. Paragrafı. Ulusal azınlıklara mensup kişilerin örgütlenme özgürlüğü, Kopenhag Belgesi’nin 32.6 Paragrafı ile Çerçeve Sözleşmesi’nin 7. Maddesi’nde açık bir şekilde güvence altına alınmıştır. Helsinki Belgesi’nin VI. Bölüm, 24. Paragrafı, AGİT katılımcısı Devletlere daha açık bir şekilde “ülkelerinin politik […] yaşamına siyasi partiler ve dernekler […] aracılığıyla katılmak da dahil, ulusal azınlıklara mensup kişilerin insan hakları ve temel özgürlüklerden bireysel olarak veya başkalarıyla birlikte serbestçe yararlanmalarını sağlama” yükümlülüğü getirmektedir.

 Hak eşitliğine ve ayrım gözetmemeye tam olarak saygı gösterilmesi, etnik bağlar temelinde siyasi parti oluşturma talebi ve ihtiyacını azaltmakla veya ortadan kaldırmakla birlikte, bazı durumlarda ise spesifik çıkarların etkin olarak temsil edilebilmesi, dolayısıyla bunun için etkin katılımın sağlanabilmesinin tek ümidi bu tür topluluk partilerinin varlığı olabilir. Elbette başka temellerde, örneğin bölgesel çıkarlar temelinde de partiler kurulabilir. İdeal olarak partilerin açık olması ve dar etnik sorunları aşabilmesi gerekir; dolayısıyla ana partiler, etnik temelde parti oluşturma ihtiyaç ve isteğinin azalması için azınlık üyelerini bünyelerine alma yollarını sunmalıdır. Tercih edilen seçim sistemi bu açıdan da önemlidir. Her halukarda hiçbir siyasal parti veya kuruluş, Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 20. Maddesi ile Her Türlü Irksal Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin 4. Maddesinde yasaklanmış olan, ırk temelinde düşmanlığı teşvik etmemelidir.

9) Seçim sistemi, hem yasama organının hem de diğer organ ve kurumların üyelerinin seçilmesini sağlayabilir. Tek üyeli seçim bölgeleri, bu bölgelerin nasıl belirlendiğine ve azınlık topluluklarının söz konusu bölgelerdeki yoğunluğuna bağlı olarak azınlıkların tatmin edici bir düzeyde temsil edilmesini sağlayabilirken nisbi temsil sistemi, azınlık temsil hakkının güvence altına alınmasına yardımcı olabilir. AGİT katılımcısı Devletlerde, nisbi temsilin çeşitli biçimleri uygulanmaktadır: “tercihli oy sistemi”, seçmenlerin adayları tercihine göre sıraladığı sistem; “açık liste sitemi”, seçmenlerin bir parti listesindeki adaylar arasından birini tercih ettiği ve ayrıca o parti için oy kullanabildiği sistem; “panachage” (seçmenin farklı partilerden, birden fazla aday için oy kullanabildiği sistem); “birikimli sistem”, seçmenin tercih ettiği aday için birden fazla oy kullanabildiği sistem. Seçim barajı, azınlıkların temsil edilmesini önleyecek ölçüde yüksek olmamalıdır.

10) Seçim bölgelerinin sınırları belirlenirken, azınlıkların karar organlarında temsil edilmelerini güvence altına alacak şekilde, ulusal azınlıkların sorunları ve çıkarları dikkate alınmalıdır. “Hakkaniyet” kavramı, tercih edilen yöntem sonucunda hiç kimseye ön yargılı yaklaşılmamasını ve her azınlık sorunu ve çıkarının eşit olarak dikkate alınmasını ifade eder. İdeal olan, seçim bölgelerinin sınırlarının, dikkate alınacak diğer hususların yanı sıra azınlık haklarına saygı gösterilmesini de sağlayacak şekilde bağımsız ve tarafsız bir organ tarafından belirlenmesidir. Bu, AGİT katılımcısı Devletlerde, genellikle daimi ve profesyonel seçim komisyonları aracılığıyla gerçekleştirilmektedir.

Devletler, azınlık temsil oranını düşürmek veya azınlıkları dışta bırakmak amacıyla seçim bölgelerini veya bir seçim bölgesindeki nüfus oranlarını hiçbir koşulda değiştirmemelidirler. Yerel Özerklik Avrupa Şartı’nın 5. Maddesi “İlgili yerel topluluklara danışılmadan yasaların izin verdiği durumlarda referanduma gidilerek- yerel yönetim sınırlarında değişiklik yapılamaz” koşulu getirirken, Çerçeve Sözleşme’nin 16. Maddesi bunu açıkça yasaklamaktadır (bölgesel düzenlemelerle ilgili olarak bakınız Tavsiye 19).

C- Bölgesel ve Yerel Düzeylerdeki Düzenlemeler

11) Bu Tavsiye, merkezi yönetimler altındaki tüm yönetim düzeyleri için geçerlidir (örneğin vilayetler, bölümler, semtler, idari birimler, belediyeler, şehir ve kasabalar, özerk bölgeler ve diğer yönetimler de dahil olmak üzere, üniter bir Devletteki birimler ya da federal bir Devleti oluşturan birimler). Herkesin bütün insan haklarından tutarlı ve eşit bir şekilde yararlanması, merkezi yönetim düzeyinde kullanılan hakların daha alt birimlerde de kullanılabilmesi anlamına gelmektedir. Bununla birlikte, bölgesel ve yerel düzeyde yönetim birimleri oluşturma kriterleri merkezi hükümet düzeyindeki kriterlerden farklı olabilir. Bu birimler değişen ihtiyaçlara ve ifade edilen taleplere uygun olarak asimetrik biçimlerde de oluşturulabilir.

D-Tavsiye ve Danışma Organları

12) Helsinki Belgesi’nin VI. Bölüm, 24. Paragrafı, AGİT katılımcısı Devletlere “her Devletin demokratik karar alma süreçlerine uygun olarak, ulusal azınlıklara mensup kişilerin ulusal, bölgesel ve yerel düzeylerdeki danışma organlarına demokratik katılımları dahil, ülkelerinin […] politik […] yaşamına tam olarak katılma hakkını içerecek şekilde, insan hakları ve temel özgürlüklerini bireysel olarak veya başkalarıyla birlikte özgürce kullanmalarını güvence altına alma” yükümlülüğü getirmektedir. Bu tür danışma organları, yasama veya yürütmeye bağlı ya da yasama veya yürütmenin bir parçası veya bağımsız organlar biçiminde daimi veya ad hoc organlar olabilirler. Birkaç AGİT katılımcısı Devlette azınlık yuvarlak masa konferansları gibi, parlamenter organlara bağlı komitelerin varolduğu bilinmektedir. Bu komiteler, özerkliğe ilişkin düzenlemeler de dahil, bütün hükümet düzeylerinde görev üstlenebilirler ve üstlenmektedirler. Bu tür organların etkin olabilmeleri için, yeterli kaynakların sağlanması ve karar mercileri tarafından dikkate alınmaları koşuluyla, azınlık temsilcileri ile özel uzmanlık bilgisi sunabilecek kişilerden oluşmaları gerekir. Bu organlar, tavsiyelerde bulunma ve danışılma dışında, karar verici makamlarla azınlık grupları arasında yararlı bir arabuluculuk işlevi görebilirler. Ayrıca, hükümet düzeyinde ve azınlık toplulukları arasında faaliyetleri teşvik edebilirler. Bu tür organlar, bazı programların uygulanmasında, örneğin eğitim alanında, özel görevler de üstlenebilirler. Bunun yanı sıra, özel amaçlı komitelerin, bu komitelerde temsil edilmesi gereken bazı azınlıklar için özel bir önemi olabilir.

13) Bu tür organlardan verimli bir şekilde yararlanılması durumdan duruma farklılıklar gösterir. Bununla birlikte, iyi bir yönetim her koşulda, yetkililerin ihtiyaç olduğunda varolan tavsiye ve danışma organlarına başvurmalarını ve bu organların ellerindeki verileri sunmalarını sağlayacak pozitif adımlar atmalarını gerektirir. Yetkililerin bu organlarla ve bu organların üyeleriyle ilişkilerinde açık ve kapsayıcı bir yaklaşım göstermesi daha iyi kararların alınmasına, toplumun daha geniş bir kesiminde güvenin oluşmasına katkıda bulunur.

III. ÖZ-YÖNETİM

14) “Öz-yönetim” terimi, bir topluluğun kendisini etkileyen konular üzerindeki denetim ölçüsünü ifade eder. “Yönetim” teriminin seçilmesi tek başına bir egemenlik yetkisi anlamına gelmez. Bunun ötesinde idari yetki, yönetim ve özelleştirilmiş yasama ve yargı yetkisini de içermektedir. Devlet bunu, görev veya yetki devriyle ya da, federasyon söz konusu olduğunda baştan anayasal yetkilerde ayrıma giderek gerçekleştirebilir. AGİT katılımcısı Devletlerde, “özyönetim” düzenlemelerinden otonomi düzenlemeleri, öz yönetim ve idari bağımsızlık gibi çeşitli şekillerde söz edilmiştir. Bu tür bölgesel düzenlemeler hiçbir koşulda etnik kritere göre değildir.

Kopenhag Belgesi’nin 35. Paragrafında AGİT katılımcısı Devletler “ulusal azınlıkların etnik, kültürel, dilsel ve dinsel kimliklerini korumak ve bu kimliklerin gelişmesi için gerekli koşulları yaratmak amacıyla ve bu amaca ulaşmanın yollarından biri olarak, ilgili Devletin politikaları doğrultusunda ve bu azınlıkların özgül tarihsel ve bölgesel koşullarına cevap veren uygun yerel veya özerk yönetimler oluşturularak girişilen çabalara” önem verdiklerini belirtmişlerdir. AGİK (Cenevre) Ulusal Azınlıklara ilişkin Uzmanlar Toplantısı Raporu’nun IV. Bölüm 7. Paragrafında “bazı (katılımcı Devletler) uygun demokratik yöntemlerle bazı olumlu sonuçlar elde etmişlerdir; başka yöntemlerin yanı sıra: […] yerel ve özerk idarelerle, ayrıca serbest ve periyodik seçimlerle belirlenen danışma, yasama ve yürütme organlarının olduğu bölgesel düzeyde otonomi ile; bölgesel düzeyde otonominin uygulanamadığı durumlarda bir ulusal azınlığın kimliğine ilişkin konularda özerk idarelerle; ademi merkeziyetçi ve yerel yönetim biçimleri ile; […]eğitimle ilgili, kültürel ve dinsel kurumlarını, örgütlerini ve derneklerini kurma ve sürdürme hakkını kullanmak isteyen ulusal azınlıklara mensup kişilere mali ve teknik yardım sağlayarak” denmektedir. Avrupa Yerel Öz-Yönetim Şartı’nın Başlangıç bölümünde daha genel bir ifadeyle “demokrasi ilkeleri ile yetki devri”nin, “çeşitli Avrupa ülkelerindeki yerel yönetimlerin korunması ve güçlendirilmesi”ne katkısı olduğuna vurgu yapılmaktadır. Bu konuda, Avrupa Yerel Öz-Yönetim Şartı’nın 9. Maddesi, bu tür öz-yönetimler tarafından kullanılabilmesi için yeterli mali kaynak sağlanmasını düzenlemektedir.

15) Devletin bütününü etkileyen belirli alanlarda sorumluluk Devlete ait olduğundan, bu alanlar Devletin merkezi yönetimleri tarafından düzenlenmelidir. Devletin toprak bütünlüğünün korunmasında temel teşkil eden savunma; merkezi hükümetin ekonomik olarak farklı bölgeler arasında bir çeşit eşitlik sağlayıcı görevi olması bakımından önem taşıyan makroekonomik politikalar; ve klasik diplomasi işleri bu alan kapsamındadır. Ulusal sonuçları bakımından önemli başka konular da olabileceğinden, bu alanların da en azından belli bir ölçüde merkezi hükümet tarafından düzenlenmesi gerekir. Bu alanlardaki düzenlemelerde yetki, özellikle etkilenen bölgesel birimler veya azınlık gruplarıyla (bakınız Tavsiye 18 ve 20) paylaşılabilir. Bu tür bir düzenlemeye ilişkin yetki paylaşımı, insan hakları standartlarına uygun olmalı ve pratik bir şekilde ve eşgüdüm içerisinde yürütülmelidir.

Bölgesel veya bölgesel olmayan temelde ya da her iki temelde birden paylaşılan, iyi örgütlenmiş ve hem Devlet açısından hem de azınlık grupları açısından özel bir önemi olan alanlardan birisi eğitim alanıdır. Eğitimde Ayrımcılığa Karşı UNESCO Sözleşmesi’nin 5.1 Maddesi, bu alandaki paylaşımın nasıl gerçekleştirileceği konusunda bazı ayrıntılı açıklamalara yer vermektedir: “Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler şu konularda anlaşmaya varmışlardır: […]

(b) Anne babaların ve uygunsa yasal vasilerin, çocukları için öncelikle yetkili makamlarca konan veya onaylanan asgari eğitim standartlarına uyarak, kamu makamlarınca yönetilen kurumlardan başka kurumları seçme hakkına ve ikinci olarak, mevzuatın uygulanması için Devletin izlediği prosedürlerle uygunluğu sağlayacak şekilde, çocukların anne baba ve vasilerinin inançlarına uygun din ve ahlak eğitimi almaları özgürlüğüne saygı göstermek gereklidir; hiçbir kişi ya da grup kendi inancıyla bağdaşmayan dinsel öğrenim görmeye zorlanmamalıdır.

(c) Her Devletin eğitim politikasına bağlı olarak, ulusal azınlık üyelerinin, okullarının yönetimi de dahil, kendi eğitim faaliyetlerini yürütme ve kendi dillerini kullanma ya da öğretme haklarını tanımak temel ilkedir; aşağıdaki hükümler saklı olmak kaydıyla: (i) Bu hak, bu azınlık üyelerini bir bütün olarak topluluğun kültür ve dilini anlamaktan ve topluluk faaliyetlerine katılmaktan alıkoyacak ve ulusal egemenliği zedeleyecek biçimde kullanılamaz; (ii) Eğitim düzeyi, yetkili makamlarca belirlenen ya da onaylanan genel eğitim düzeyinden düşük olamaz; ve (iii) Bu tür okullara devamlılık isteğe bağlıdır.

16) Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nin 21. Maddesi, Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 25. Maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi I. Protokolü’nün 3. Maddesi ve AGİT satandartlarında ifade edildiği gibi, demokratik yönetim ilkesi bütün düzeylerde ve yönetimin bütün unsurları açısından uygulanabilir bir ilkedir. Öz-yönetim kurumlarına gereksinim duyulduğunda veya bu tür kurumlar talep edildiğinde, herkesin haklarından eşit olarak yararlanabilmesi, bu kurumlarda demokrasi ilkesinin uygulanmasını gerektirir.

A- Bölgesel Olmayan Düzenlemeler

17) Bu bölümde, bir grubun coğrafi olarak dağınık olduğu durumlarda uygulanabilecek en uygun çözüm olan bölgesel olmayan özerklik çoğu zaman “kişisel” veya “kültürel otonomi” olarak adlandırılan- açıklanmıştır. Özgün konu ve sorunlar üzerinde denetim yetkisi de dahil olmak üzere bu tür bir yetki bölünmesi, Devlet düzeyinde veya bölgesel düzenlemeler çerçevesinde gerçekleştirilebilir. Her durumda, başkalarının haklarına saygının güvence altına alınması gerekir. Daha da ötesi, bu tür düzenlemeler, kamusal işlevlerin yerine getirilebilmesi için yeterli mali kaynak sağlanmasını güvence altına almalı ve kapsayıcı süreçlerin (bakınız Tavsiye 5) sonucunda bu tür düzenlemelere gidilmelidir.

18) Bu, olası işlevlerin kapalı uçlu bir listesi değildir. Bu işlevler büyük ölçüde, azınlığın ihtiyaç ve taleplerini de içeren durumlara bağlıdır. Farklı durumlarda farklı konular azınlıklar açısından daha önemli veya daha önemsiz olabilir ve bu alanlarda alınacak kararlar azınlıkları farklı boyutlarda etkiler. Bazı alanların paylaşılması mümkündür. Azınlıklar açısından özel bir önemi olan alanlardan birisi, Çerçeve Sözleşmesi’nin 11(1) Maddesinde düzenlenen, hem onları temsil eden kurumların hem de azınlık mensubu bireylerin adları üzerindeki denetim konusudur. Din açısından ise, dinsel makamlara yetki verilen konular (örneğin medeni statü ile ilgili) dışında, bu Tavsiye, hükümetin müdahale etmesini savunmaz. Bu Tavsiye ayrıca, azınlık kurumlarının medyayı kontrol etme gerektiği – Çerçeve Sözleşmesi’nin 9(3) Maddesinde, azınlıklara mensup kişilerin kendi iletişim araçlarını kurma ve kullanmalarını güvence altına alınmış olmasına rağmen- anlamına gelmemektedir. Kültürün elbette ki, refah, barınma ve çocuk bakımı gibi alanlara kadar uzanan birçok boyutu vardır; Devlet, bu alanların yönetiminde azınlıkların çıkarlarını göz önünde bulundurmalıdır.

B- Bölgesel Düzenlemeler

19) Avrupa Devletlerinde yetki devri ve ikincillik ilkesinin uygulanması yönünde genel bir eğilim söz konusudur; kararlar mümkün olduğunca, bu kararlardan en fazla etkilenen kesimler adına ve onlar tarafından alınmalıdır. Avrupa Yerel Öz-Yönetim Şartı’nın 4(3) Maddesi bu hedefi şu şekilde ifade etmektedir: “Kamusal sorumluluklar, tercihen, yurttaşlara en yakın yönetimler tarafından yerine getirilmelidir. Sorumluluğun başka bir makama devri, devredilen yetkinin kapsamı, niteliği ve etkin olabilmesi için gerekli koşullar ve ekonomik durum değerlendirilerek gerçekleştirilmelidir.” Bölgesel öz-yönetim bir yandan nüfus yoğunluklarını yansıtacak şekilde azınlıklara hükümet düzeyinde daha büyük bir rol vererek bu azınlıkların yönetime katılım ve dahil olma düzeylerini artırırken, diğer yandan Devletlerin bütünlüğünün korunmasınada katkı sağlayabilir. Üniter Devletlerdeki özel otonomi düzenlemeleri veya federasyonlar da bu amacı gerçekleştirebilirler. Ayrıca karma idarelerin olması da mümkündür. Tavsiye 15’de belirtildiği gibi, ülkenin her yerinde tek bir düzenlemenin olması gerekmemektedir, bu düzenlemeler ihtiyaca ve ileri sürülen taleplere göre farklılaşabilir.

20) Özerk yönetimlerin yasama, yürütme ve yargı düzeylerinde karar alacak ölçüde bir yetkiye sahip olmaları gerekir. Devlet yönetimine ilişkin yetkiler, merkezi, bölgesel ve yerel yönetimler arasında ve ayrıca işlevlerine görede paylaşılabilinir . Kopenhag Belgesi’nin 35. Paragrafı azınlıkların “özgün tarihsel ve bölgesel koşullarına cevap veren uygun yerel veya özerk yönetimler” seçeneklerinden söz etmektedir. Bu, Devlet içerisinde tek bir uygulamanın gerekmediğini açıklığa kavuşturmaktadır. Deneyimler, yargı yetkisinin devri (hem esasa hem de prosedüre ilişkin) ve geleneksel ekonomiye ilişkin yetkiler de dahil, yetkilerin geleneksel olarak merkezi hükümetin üstlendiği alanlar bakımından da bölünebileceğini göstermektedir. İlgili kesimlerin böylesi bir yetki kullanımına asgarı düzeyde de olsa sistematik olarak dahil edilmesi gerekir. Aynı zamanda merkezi yönetim, adaleti ve fırsat eşitliğini ülkenin bütününde sağlayacak yetkilerini elinde tutmalıdır.

21) Azınlıkların etkin katılımının geliştirilmesi için bölgesel temelde yetki devri yapılabilecek yerlerde, bu yetkilerin, yetki alanında bulunan azınlıkları dikkate alacak şekilde kullanılması gerekir. İdari makamlar ile yürütme makamlarının, bölgenin bütün nüfusuna karşı hesap verebilir olmaları gerekir. Bu, Kopenhag Belgesi’nin 5.2 Paragrafında belirtilen ve AGİT katılımcısı Devletlerin, her düzeyde ve herkes için “yürütmenin, seçilmiş yasama organı ve seçmene karşı sorumlu olduğu, ve niteliği itibariyle temsil edici özelliği olan bir hükümet biçimi” sağlama yükümlülüğünden kaynaklanmaktadır.

IV – GÜVENCELER

A- Anayasal ve Yasal Güvenceler

22) Bu bölümde, düzenlemelerin hukuksal düzeyde kuvvetlendirilmesini ifade eden “güçlendirme”den söz edilmektedir. Bazı durumlarda çok ayrıntılı hukuksal düzenlemeler yararlı olabilirken bazı durumlarda da genel çerçevenin oluşması yeterli olabilmektedir. Her durumda, Tavsiye 5’de ifade edildiği gibi bu düzenlemelerin açık süreçlerin sonucunda yapılması gerekir. Bununla birlikte, düzenleme bir kez yapıldığında, bu düzenlemenin etkilenen kesimler için, özellikle ulusal azınlıklara mensup kişilerin güvenliğini sağlayacak şekilde bir istikrar getirmesi gerekir. Avrupa Yerel Öz-Yönetim Şartı’nın 2 ve 4. Maddeleri, anayasal düzenlemeye gitme tercihini ifade etmektedir. İstikrar ve esneklik arasında istenen dengenin kurulabilmesi için düzenlemenin belirli aralıklarla yeniden gözden geçirilmesi, böylece değişim sürecinin siyasallaştırılmasının önüne geçilmesi ve gözden geçirme sürecinin daha az muhalefetle yaşanması açısından yararlı olabilir.

23) Bu Tavsiye, mevcut düzenlemelerin değiştirilmesine ilişkin terimler üzerinde durmaktan çok, yeni ve değişimci rejimler denemeye teşvik etmesiyle Tavsiye 22’den farklıdır. Sorumlu makamlar, merkezi otoriteler ile azınlık temsilcileri arasındaki farklı sorunlarda farklı yaklaşımlar sergileyebilirler. Bu tür bir yaklaşım, nihai kararlar üzerinde anlaşmaya varılmadan önce yenilikçi ve uygulamaya ilişkin süreçlerle ilgili iyi deneyimler yaratabilir.

B-Hak Arama Yolları

24) Kopenhag Belgesi’nin 30. Parafında AGİT katılımcısı Devletler “ulusal azınlıklarla ilgili sorunların ancak işlevsel ve bağımsız bir yasama sistemine sahip ve hukukun üstünlüğüne dayanan demokratik bir siyasi çerçevede tatmin edici bir şekilde çözümlenebileceğini kabul ederler”. Etkin hak arama yolları düşüncesi Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 2(3) Maddesinde de ifade edilirken “hukuksal hak arama yolu” Avrupa Yerel Öz-Yönetim Şartı’nın 11. Maddesinde ayrıntılı olarak açıklanmaktadır.

Avrupa Bölgesel ve Azınlık Dilleri Şartı

0

Avrupa Bölgesel ve Azınlık Dilleri Şartı, 5 Kasım 1992 tarihinde Strazburg’da imzaya açılmıştır. Şartın beş ülkede uygulamaya konulması ile 1 Mart 1998’de yürürlüğe girmiştir. Bugüne dek 24 ülke tarafından imzalanan Şart 11 ülkede uygulanmaktadır. Türkiye bu Şartı imzalamamıştır.

Şartı’ın denetim organı, Bölgesel ya da Azınlık Dilleri Komitesi‘dir.

Bu şart, Avrupa’daki dilsel çeşitliliği koruma altına almayı hedeflemekte ve dilsel hakların temel insan haklarının bir parçası olduğu anlayışını benimsemektedir.

Avrupa devletlerinden sadece 25’i sözleşmeyi parlamentolarında onaylamıştır. 8 Avrupa devleti sözleşmeyi imzalamış ancak parlamentolarında onaylamamıştır. 14 Avrupa devleti ise sözleşmeyi halen imzalamamıştır.

Türkiye, bu şartı imzalamamış ve onaylamamıştır, bu nedenle şart Türkiye’de yürürlükte değildir.

Koyu yeşil renk sözleşmeyi imzalayıp onaylamış olan ülkelerdir. Yeşil renk imzalayıp henüz onaylamayan ülkeler, beyaz renk imzalamayan ülkeler, gri renk ise Avrupa Konseyi üyesi olmayan ülkelerdir.

Avrupa Bölgesel Veya Azınlık Dilleri Şartı (Avrupa Konseyi Antlaşmalar Serisi, AKAS, No. 148) bir devlette genel nüfustan sayıca daha küçük toplulukların geleneksel olarak kullanılan, bölgesel ve azınlık dillerini korumak ve geliştirmek düzenlenmiş hukuki bağlayıcılığı olan bir belgedir.

Devletlerin sözleşmeyi kabul etmiş olmaları yanında yerel ve bölgesel yönetimlerin çabaları sözleşmenin uygulanabilirliğini artırmaktadır.

Avrupa Bölgesel ve Azınlık Dilleri Şartı’nın Önemi ve Amacı

Şartın temel amacı, bölgesel ve azınlık dillerinin kamu yaşamında kullanımlarını teşvik etmek, eğitimde, medyada, kültürel yaşamda ve kamu hizmetlerinde bu dillerin kullanımını yaygınlaştırmaktır. Ayrıca, bu dillerin yok olmasını önlemek için devletlere çeşitli yükümlülükler getirmektedir. Devletler, bölgesel ve azınlık dillerini konuşan topluluklara yönelik çeşitli teşvik ve koruma politikaları geliştirmekle yükümlüdür. Bu kapsamda, devletler okullarda bu dillerde eğitim verilmesini sağlama, medya ve yayıncılıkta bu dillere yer açma ve yerel yönetimlerde bu dillerin kullanımını destekleme gibi adımları atmak zorundadır.

Şart, bölgesel diller ile azınlık dillerini ayrı ayrı tanımlamaktadır. Bölgesel diller, belirli bir coğrafi bölgede yoğun olarak konuşulan dilleri tanımlamaktadır. Azınlık dilleri ise bir ülkenin genel nüfusu içinde konuşulan ancak ana akım dili olmayan dillerdir. Şartın bir başka önemli boyutu, dillerin kullanımı konusunda ayrımcılığı yasaklaması ve bu dillerin sosyal ve ekonomik yaşamda kullanılabilirliğini teşvik etmesidir.

Her ülke, şartı imzaladıktan sonra kendi iç hukukunda uygulamaya geçmek zorunda değildir. Şartın maddelerine yönelik bir esneklik mevcuttur; her ülke, şartta belirtilen belirli hakları kabul etme ve uygulama konusunda kendi tercihlerini yapabilmektedir.

Avrupa dillerini gösteren harita

Avrupa Bölgesel ve Azınlık Dilleri Şartı

Önsöz

İşbu Şart’ı imzalayan Avrupa Konseyi üyesi devletler,

Avrupa Konseyi’nin amacının üyeleri arasında, ortak mirasları olan ideal ve ilkeleri güvence altına almak ve gerçekleştirmek için daha ileri bir birlik sağlamak olduğunu düşünerek;

Bir kısmı yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan Avrupa’nın tarihi bölgesel veya azınlık dillerinin; Avrupa’nın kültürel zenginliğine ve geleneklerinin sürdürülüp geliştirilmesine katkıda bulunduğunu düşünerek;

Özel ve kamusal hayatta bölgesel veya azınlık dilleri kullanma hakkının; Birleşmiş Milletler Yurttaşlık ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nde yer alan ilkelere ve Avrupa Konseyi İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin ruhuna uygun olan inkâr edilemez bir hak olduğunu düşünerek;

AGİT bünyesinde yürütülen çalışmaları, özellikle 1975 Helsinki Nihai Senedini ve 1990 Kopenhag Toplantısı belgelerini dikkate alarak;

Kültürlerarası bağların ve çokdilliliğin değerini vurgulayarak ve bölgesel veya azınlık dillerinin korunmasının ve teşvik edilmesinin, resmi dillere ve resmi dilleri öğrenme ihtiyacına zarar vermemesi gerektiğini düşünerek;

Avrupa’nın farklı ülkelerinde ve bölgelerinde, bölgesel veya azınlık dillerinin desteklenmesi ve korunmasının, ulusal egemenlik ve toprak bütünlüğü çerçevesinde kültürel çeşitlilik ve demokrasi ilkelerine dayalı bir Avrupa inşa etmeye önemli katkıları olacağını fark ederek;

Avrupa Devletlerinin farklı bölgelerinde özel koşullar ve tarihi gelenekler olduğunu dikkate alarak;
Aşağıdaki şekilde anlaşmaya vardılar:

I. Bölüm Genel Hükümler
Madde 1 – Tanımlar

Bu Şart’ın amaçları kapsamında:

a .”bölgesel veya azınlık dilleri” şu dilleri tarif eder:

i.Bir Devlet’in toprakları içinde bu Devlet’in geriye kalan nüfusundan sayıca daha az bir grup oluşturan vatandaşları tarafından geleneksel olarak kullanılan ve

ii. Devlet’in resmi dil(ler)inden farklı olan; Devlet’in resmi dilinin diyalekti ve/veya göçmen dillerinin diyalekti kapsam dışındadır;

b. “bölgesel veya azınlık dilinin kullanıldığı toprak”, belirtilen dil grubunun bu Şart tarafından sağlanan çeşitli koruyucu ve destekleyici önlemlerin alınmasını mazur gösterebilecek sayıda kişi tarafından ifade aracı olarak kullanıldığı coğrafi alandır;

c.”toprağa bağlı olmayan diller” o devletin vatandaşları tarafından kullanılan ve devletin geri kalan nüfusu tarafından kullanılan dil(ler)den farklı olan, geleneksel olarak o devletin sınırları içinde kullanılmakla birlikte belirli bir alan ile tarif edilemeyen dillerdir.

Madde 2 – Taahhütler

1.Her bir Taraf, toprakları içerisinde konuşulan ve 1. Madde’ye uyan tüm bölgesel ve azınlık dillerine 2. Bölüm’deki hükümleri uygulamayı taahhüt ederler.

2.Her bir Taraf, 3. Madde’ye uygun olarak onay, kabul veya tasvip sırasında bildirilen her bir dil için en azından üçer paragraf 8. Madde ve 12. Madde’nin her birinden ve birer tane paragraf 9.10.11 ve 13. Madde’nin her birinden olmak üzere bu Şart’ın 3. Bölümünün hükümleri arasından seçilen en az 35 paragraf ya da alt paragrafı uygulamayı taahhüt ederler.

Madde 3 – Uygulamaya Yönelik Düzenlemeler

1.Her bir akit taraf kabul, onay veya tasvip belgesinde; 2.madde’nin 2. paragrafında belirtildiği gibi seçilen paragrafların uygulanacağı bölgesel veya azınlık dillerini veya resmi dil olup toprakları içinde daha az kullanılan dili belirtecektir.

2.Bir Taraf, daha sonraki bir tarihte, Genel Sekreter’e Şart’ın kabul, onay veya tasvip belgesinde belirtilmemiş olan diğer paragraflarındaki hükümlerin getirdiği taahhütleri kabul ettiğini veya işbu maddenin 1. paragrafını bir başka bölgesel veya azınlık diline yahut topraklarının tümünde ya da bir bölümünde daha az kullanılan bir resmi dile uygulayacağını bildirebilir.

Önceki paragrafta sözü edilen taahhütler, kabul, onay veya tasvip belgesinin ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilip, bildirim tarihinden itibaren aynı etkiye sahip olacaklardır.

Madde 4 – Mevcut Koruma Rejimleri

1.Bu Şart’taki hiç bir şey, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi tarafından güvence altına alınmış olan herhangi bir hakkı kısıtlayıcı veya ihlâl edici şekilde anlaşılmayacaktır.

2.Bu Şart’ın hükümleri, bir bölgesel veya azınlık dilinin statüsünü yahut bir Taraf içerisinde bulunan veya ikili ya da çok taraflı anlaşmalarla sağlanmış olan, azınlık grubuna mensup kişilerin yasal rejimini belirleyen daha uygun hükümleri etkilemeyecektir.

Madde 5 – Mevcut Yükümlülükler

Bu Şart’ın hiçbir hükmü; Devletlerin egemenlik hakkı ve toprak bütünlüğü de dâhil olmak üzere, Birleşmiş Milletler Şartı’nın amaçlarının veya uluslararası hukuktaki başka yükümlülüklerin hilafına herhangi bir eyleme kalkışma veya faaliyete karışma hakkını vermeyi ima ettiği şeklinde yorumlanamaz.

Madde 6 – Bilgilendirme

Taraflar ilgili makamların, kuruluşların ve kişilerin bu Şart ile getirilen hak ve görevlerden haberdar olmalarını sağlamayı taahhüt ederler.

II. Bölüm
Madde 2, Paragraf 1’e uygun olarak takip edilecek amaçlar ve ilkeler
Madde 7 – Amaçlar ve ilkeler
1.Taraflar, bölgesel veya azınlık dilleri bakımından; bu tür dillerin kullanıldığı topraklarında ve her bir dilin durumunu dikkate alarak, politikalarını, mevzuatını ve uygulamalarını aşağıdaki amaç ve ilkelere dayandıracaklardır:

a. bölgesel veya azınlık dillerinin, kültürel zenginliğin bir ifadesi olarak kabul edilmesi;

b. mevcut ya da yeni kurulacak idari bölümlerin söz konusu bölgesel veya azınlık dilinin geliştirilmesine engel teşkil etmemesi için, bölgesel veya azınlık dile ait coğrafi alana saygı gösterilmesi;

c.bölgesel veya azınlık dilleri muhafaza etmek için verilen destek konusunda kararlı bir tavır sergilemek;

d. bölgesel veya azınlık dilinin yazılı ve sözlü olarak kamusal ve özel hayatta kullanılmasını kolaylaştırmak ve/veya teşvik etmek;

e. Bu Şart’ın kapsamı altındaki konularda, bir bölgesel veya azınlık dili kullanan gruplar ve o devletin içinde benzer ya da aynı bölgesel veya azınlık dilini kullanan diğer gruplarla olan bağlantıların kurulup geliştirilmesi, bunun yanında Devlet içindeki farklı dilleri konuşan gruplar arasında kültürel ilişkilerin kurulması;

f. bölgesel veya azınlık dilinin uygun olan tüm basamaklarda öğretilmesini ve öğrenilmesini sağlamak için uygun araçlar ve ortamlar sağlamak;

g. bir bölgesel veya azınlık dilin kullanıldığı alanda yaşayan ve o dili konuşmayı bilmeyen kişilere eğer isterlerse o dili öğrenme imkânı sağlamak;

h. üniversite ya da benzeri kurumlarda bölgesel veya azınlık dilleri üzerinde araştırma ve çalışma yapılmasını desteklemek;

i.iki ya da daha fazla devlette kullanılan benzer ya da aynı bölgesel veya azınlık dili ile ilgili olarak bu Şart kapsamındaki konularda uygun şekilde sınıraşırı değişim yapılmasını desteklemek.

2.Taraflar, eğer hâlâ yerine getirmedilerse, bir bölgesel veya azınlık dilinin kullanımı ile ilgili olan ve dilin sürdürülüp geliştirilmesini tehlikeye sokacak ya da engelleyecek adil olmayan herhangi bir ayrımcılık, dışlama, kısıtlama ya da tercihten vazgeçmeyi taahhüt ederler. Bir bölgesel veya azınlık dilini kullananlar ile geri kalan nüfus arasındaki eşitliği desteklemek üzere alınan veya o dili kullananların özel koşullarını gereğince dikkate alan herhangi bir lehte önlem daha yaygın kullanılan dile karşı bir kısıtlama olarak kabul edilmeyecektir.

3.Taraflar, ülkelerinde uyguladıkları eğitimin amaçları arasında, ülkenin bütün dil grupları arasında ortak anlayışa varılmasını ve özellikle bölgesel veya azınlık dillerle ilgili olarak saygı, anlayış ve hoşgörü gösterilmesini sağlamayı ve kitle iletişim araçlarının da aynı amacı takip etmesini sağlayacak önlemler almayı taahhüt ederler.

4.Taraflar bölgesel veya azınlık dilleri ile ilgili politikayı belirlerken bu tür dilleri kullanan gruplar tarafından ifade edilen talep ve arzuları dikkate alacaklardır. Eğer gerekirse, yetkililere bölgesel veya azınlık diller ile ilgili olarak tavsiyede bulunmak amacıyla organlar oluşturacaklardır.

5.Taraflar, “toprağa bağlı olmayan” dillere, yukarıda 1. ve 4. paragraf arasında belirtilen ilkeleri mutatis mutandis uygulamayı taahhüt ederler. Bununla birlikte, bu diller söz konusu olduğunda, bu Şart’ı yürütmek amacıyla alınacak önlemlerin yapısı ve kapsamı daha esnek bir tarz ile söz konusu dilleri kullananların talep ve arzuları dikkate alınarak ve gelenek ve özelliklerine saygı duyularak belirlenecektir.

III. Bölüm
2.Madde 2. paragraftaki taahhütlere uygun olarak bölgesel veya azınlık dilinin kamusal hayatta kullanılmasını desteklemek için alınacak önlemler
Madde 8 – Eğitim

1.Eğitim ile ilgili olarak Taraflar, bu dillerin kullanıldığı topraklarda, bu dillerin her birinin durumuna bağlı olarak ve devletin resmi dil(ler)inin öğretilmesi hakkına halel getirmemek koşuluyla şunları taahhüt ederler;

a.

i. ilgili bölgesel veya azınlık dillerinde okul öncesi eğitim sağlamak; veya
ii. okul öncesi eğitimin önemli bir bölümünü ilgili bölgesel veya azınlık dillerinde sağlamak veya
iii. yukarıdaki i ve ii’de belirtilenleri en azından ailesi bu talepte bulunan ve sayıca yeterli oldukları düşünülen öğrencilere uygulamak veya
iv. kamu kurumları okul öncesi eğitim konusunda yetersiz iseler yukarıdaki i’den iii’ye kadar bahsedilen önlemlerin alınmasını desteklemek ve/veya teşvik etmek;

b.

i. ilgili bölgesel veya azınlık dillerinde ilkokul eğitimi sağlamak; veya
ii. ilkokul eğitiminin önemli bir kısmını ilgili bölgesel veya azınlık dillerde sağlamak veya
iii. ilgili bölgesel veya azınlık dillerin, ilköğretim müfredatının ayrılmaz bir parçası olarak öğretilmesini sağlamak veya
iv. yukarıdaki i’den iii’ye kadar verilen önlemleri en azından ailesi bu talepte bulunan ve sayılarının yeterli olduğu düşünülen öğrencilere uygulamak;

c.

i. ilgili bölgesel veya azınlık dillerinde ortaöğrenim sağlamak; veya
ii. ortaöğrenimin önemli bir kısmını ilgili bölgesel veya azınlık dillerde sağlamak veya
iii. ilgili bölgesel veya azınlık dillerin, ortaöğrenim müfredatının ayrılmaz bir parçası olarak öğretilmesini sağlamak veya
iv. yukarıdaki i’den iii’ye kadar verilen önlemleri en azından ailesi bu talepte bulunan ve sayılarının yeterli olduğu düşünülen öğrencilere uygulamak;

d.

i. ilgili bölgesel veya azınlık dillerinde mesleki ve teknik eğitim sağlamak; veya
ii. mesleki ve teknik eğitimin önemli bir kısmını ilgili bölgesel veya azınlık dillerde sağlamak; veya
iii. ilgili bölgesel veya azınlık dillerin, mesleki ve teknik eğitim içinde müfredatın ayrılmaz bir parçası olarak öğretilmesini sağlamak; veya
iv. yukarıdaki i’den iii’ye kadar verilen önlemleri en azından ailesi bu talepte bulunan ve sayılarının yeterli olduğu düşünülen öğrencilere uygulamak;

e.

i. bölgesel veya azınlık dillerde üniversite öğrenimini ya da diğer yüksek öğrenimi mümkün kılmak; veya
ii. bu dillerin üniversitede ve yüksek öğrenimde ders olarak görülebilmelerini sağlamak; veya
iii. eğer Devletin yüksek öğrenim kurumlarındaki rolü ile ilgili bir nedenle i ve ii alt paragrafları uygulanamıyorsa bölgesel veya azınlık dillerde üniversite ya da diğer yüksek öğrenim kurumları açılmasına veya bu dillerin üniversitelerde veya yüksek okullarda ders olarak okutulmasına destek vermek ve/veya izin vermek;

f.

i.tamamen ya da büyük kısmı bölgesel veya azınlık dillerde verilen, yetişkinlere yönelik kurslar ve sürekli eğitim kursları sağlanmasını düzenlemek; veya
ii. bu dilleri yetişkinlere yönelik kurslarda ya da sürekli eğitim kurslarında ders olarak vermek; veya
iii. kamu kurumları yetişkin eğitimi konusunda kendileri uzman değil ise, bu dillerin yetişkin kursları ya da sürekli eğitim dersi olarak verilmesini desteklemek ve/veya teşvik etmek;

g. bölgesel veya azınlık dil tarafından yansıtılan kültürün ve tarihin öğretilmesini sağlayacak düzenlemeler yapmak;

h. a’dan g’ye kadar olan paragraflardan Tarafça kabul edilenleri uygulamaya koyacak öğretmenlere temel ve ileri eğitim sağlanması;

i. bölgesel veya azınlık dillerin öğretilmesini sağlamak veya geliştirmek konusunda alınan önlemleri ve gösterilen başarıyı izlemek için ve kamuoyuna açıklanmak üzere bulgularını periyodik raporlarda yayınlamak için üst kuruluş ya da kuruluşlar kurmak.

2. Eğitimle ilgili olarak, bölgesel veya azınlık dillerin geleneksel olarak konuşulduğu yerler dışında Taraflar, bölgesel veya azınlık dillerini kullananların sayısını mazur gösterirse eğitimin tüm basamaklarında bölgesel veya azınlık dillerde eğitim yapılmasını sağlar, teşvik eder veya izin verir.

Madde 9 – Yargı Kurumları

Taraflar, bölgesel veya azınlık dili kullanan vatandaşların sayısının aşağıda belirtilen önlemleri almayı mazur gösterdiği yargı bölgelerinde her bir dilin durumuna göre ve bu paragraf yargıcın yargıyı uygun şekilde yürütmesini engelleyeceği şeklinde düşünmemesi koşuluyla şunları taahhüt ederler:

a. ceza davalarında:

i. mahkemelerin, taraflardan birinin isteği üzerine davayı bölgesel veya azınlık dillerde yürütmelerini sağlamak; ve/veya

ii. sanığa kendi bölgesel veya azınlık dilini kullanma hakkı güvencesi verilmesini;
ve/veya

iii. yazılı veya sözlü talep ve kanıtların, sadece ve sadece bir bölgesel veya azınlık dilde ifade edildikleri için kabul edilmemelerini engellemek; ve/veya

iv. talep edildiğinde yasal işlemlerle ilgili belgeleri ilgili bölgesel veya azınlık dilde çıkarmak; gerektiğinde ilgili kişiler için ek bir ödeme yapmayı gerektirmemek kaydıyla çevirmenler ve çeviri metinler kullanmak

b. hukuk davalarında:

i. mahkemelerin, taraflardan birinin isteği üzerine davayı bölgesel veya azınlık dillerde yürütmelerini sağlamak; ve/veya

ii. mahkemeye bir şahit çıkarılacağı zaman, ek bir ödeme yapmasına gerek kalmadan kendi bölgesel veya azınlık dilini kullanabilmesine izin vermek; ve/veya

iii. talep edildiğinde yasal işlemlerle ilgili belgeleri ilgili bölgesel veya azınlık dillerde çıkarmak, gerekirse çevirmenler veya çeviri metinler kullanmak;

c. Yargı öncesi davalarla ilgili idari konularda:

i. mahkemelerin, taraflardan birinin isteği üzerine davayı bölgesel veya azınlık dillerde yürütmelerini sağlamak; ve/veya
ii. mahkemeye bir şahit çıkarılacağı zaman, ek bir ödeme yapmasına gerek kalmadan kendi bölgesel veya azınlık dilini kullanabilmesine izin vermek; ve/veya
iii. talep edildiğinde yasal işlemlerle ilgili belgeleri ilgili bölgesel veya azınlık dillerde çıkarmak, gerekirse çevirmenler veya çeviri metinler kullanmak;

d. yukarıdaki b ve c paragraflarının i ve iii alt paragraflarının uygulanmasını ve çevirmen ya da çeviri metin kullanılmasının ilgili kişiye ek ödeme getirmemesini kesinleştirecek adımlar atmak.
2. Taraflar şunları taahhüt ederler:

a. devlet içinde hazırlanmış bir belgenin yalnızca bir bölgesel veya azınlık dilde yazıldığı için geçerliliğini inkar etmeyeceklerini; veya
b. ülke içinde çıkarılmış, resmi belgelerin yalnızca bölgesel veya azınlık dilinde yazıldıkları için geçerliliğini reddetmeyeceklerini ve bu belgelerin o dilleri kullanmayan ilgili üçüncü taraflara, tebligatı yapan(lar) tarafından içeriğinin anlaşılmasının sağlanması kaydıyla tebligatının yapılabileceğinin kabul edilmesi; veya
c. ülke içinde çıkarılmış, resmi belgelerin yalnızca bölgesel veya azınlık dilinde yazıldıkları için geçerliliğini reddetmeyeceklerini.

3. Taraflar, en önemli ulusal statü metinlerinin ve özellikle bölgesel veya azınlık dilleri kullananlarla ilgili olanların bu dillerde bulunabilmesini başka bir yolla sağlanmamışsa taahhüt ederler.

Madde 10 – İdari makamlar ve kamu hizmetleri

Devlet’in idari bölümleri içinde bölgesel veya azınlık dillerini kullananların sayısı aşağıda belirtilen önlemlerin alınmasını mazur göstermesi durumunda ve her bir dilin durumuna bağlı olarak Taraflar aşağıdakileri mümkün olduğu kadar yerine getirmeyi taahhüt ederler;

a.

i. idari makamların bölgesel veya azınlık dilleri kullanmalarını sağlamak; veya
ii.halkla ilişkili olan görevlilerin kendilerine bu dillerde başvuran kişilerle olan ilişkilerinde bölgesel veya azınlık dilleri kullanmalarını sağlamak; veya
iii. bölgesel veya azınlık dillerini kullananların yazılı ya da sözlü başvurularını bu dillerde yapabilmelerini ve bu dillerde cevap almalarını sağlamak; veya
iv. bölgesel veya azınlık dillerini kullananların yazılı ya da sözlü başvurularını bu dillerde yapabilmelerini sağlamak; veya
v. bölgesel veya azınlık dillerinin kullanıcılarının bu dillerde sunacakları belgelerin geçerli kabul edilmelerini sağlamak; veya

b. yaygın olarak kullanılan idari metinlerin ve formların bölgesel veya azınlık dillerde ya da iki dilli olarak bulunabilmelerini sağlamak;

c. idari makamların bölgesel veya azınlık dilde belgeler hazırlamasına izin vermek.

2. Toprakları içinde bölgesel veya azınlık dilleri kullananların sayısının mazur görüldüğü durumda Taraflar aşağıdakilere izin verecek ve/veya teşvik edecektir:

a. bölgesel veya yerel yönetim çerçevesinde bölgesel veya azınlık dillerinin kullanılması;
b. bölgesel veya azınlık dilini kullananların yazılı veya sözlü olarak bu dillerde başvuruda bulunmalarının mümkün olması;
c. bölgesel yönetimlerin resmi belgeleri aynı zamanda bölgesel veya azınlık dillerde yayınlaması;
d. yerel yönetimlerin resmi belgeleri aynı zamanda bölgesel veya azınlık dillerde yayınlaması;
e. bölgesel veya azınlık dillerinin, bölgesel yönetimler tarafından meclis görüşmelerinde, Devlet’in resmi dil(ler)ini dışlamamak kaydıyla kullanılması;
f. bölgesel veya azınlık dillerinin, yerel yönetimler tarafından meclis görüşmelerinde, Devlet’in resmi dil(ler)ini dışlamamak kaydıyla kullanılması;
g. bölgesel veya azınlık dillerindeki geleneksel ve doğru yer adlarının gerekirse resmi dildeki adıyla birlikte olmak üzere kullanılması ve benimsenmesi.

3. İdari kurumlar tarafından sağlanan ya da kendi adlarına hareket eden kişiler tarafından sağlanan kamu hizmetleri konusunda, bölgesel veya azınlık dilinin kullanıldığı sahalar içinde Taraflar, her bir dilin durumuna göre ve makul ölçüler içinde mümkün olduğunca şunları taahhüt ederler;

a. bu hizmetin verilmesinde bölgesel veya azınlık dilin kullanılmasını sağlamak; veya
b. bölgesel veya azınlık dilleri kullananların bu dillerde dilekçe vermesine ve cevap almasına izin vermek; veya
c. bölgesel veya azınlık dilleri kullananların bu dillerde dilekçe verilmesine izin vermek.

4. Taraflar, 1.,2. ve 3. paragraflardan kendilerince kabul edilmiş olan hükümlerin yürürlüğe girmesi için aşağıdaki önlemlerden bir ya da daha fazlasını almayı taahhüt ederler:

a. istendiğinde yazılı ya da sözlü çeviri;
b. gerekli memurların ve diğer kamu hizmeti çalışanlarının işe alınması ve gerektiğinde eğitilmeleri;
c. bölgesel veya azınlık dillerin kullanıldığı topraklara atanacak kamu hizmeti çalışanlarının mümkün olduğu kadar bu dilleri bilmeleri şartını aramak.

5. Taraflar ilgili kişiler talep ettiğinde bölgesel veya azınlık dillerde soyadı kullanılmasına veya alınmasına izin vermeyi taahhüt ederler.

Madde 11 – Medya

1. Taraflar, bölgesel veya azınlık dillerini kullananlar için bu dillerin konuşulduğu yerlerde, her bir dilin durumuna göre kamu kurumlarının doğrudan ya da dolaylı olarak yeterliliğe sahip olması, gücü olması ya da bu alanda rol oynaması ölçüsüne göre ve medyanın bağımsızlığı ve özerkliği ilkesine saygı göstererek aşağıdakileri taahhüt ederler:

a. radyo ve televizyonun kamu hizmeti görevi yapma derecesine göre:

i. bölgesel veya azınlık dillerde yayın yapan en az bir radyo istasyonu ve bir televizyon kanalı kurulmasını temin sağlamak; veya
ii. bölgesel veya azınlık dillerde yayın yapan en az bir radyo istasyonu ve bir televizyon kanalı kurulmasını teşvik etmek veya kolaylaştırmak; veya
iii. yayıncıların bölgesel veya azınlık dillerde programlar hazırlamasını sağlayacak düzenlemeler yapmak;

b.

i. bölgesel veya azınlık dillerinde en azından bir radyo istasyonu kurulmasını teşvik etmek ve/veya kolaylaştırmak; veya
ii. bölgesel veya azınlık dillerinde düzenli olarak radyo programları yayınlanmasını desteklemek ve/veya kolaylaştırmak;;

c.

i. bölgesel veya azınlık dillerde en azından bir televizyon kanalı kurulmasını teşvik etmek ve/veya kolaylaştırmak; veya
ii. bölgesel veya azınlık dillerinde düzenli olarak televizyon programları yayınlanmasını teşvik etmek ve/veya kolaylaştırmak;

d. bölgesel veya azınlık dillerinde işitsel ve görsel çalışmalar üretilmesini ve dağıtılmasını teşvik etmek ve/veya kolaylaştırmak;

e.

i. bölgesel veya azınlık dillerinde en azından bir gazetenin kurulmasını veya devam etmesini teşvik etmek ve/veya kolaylaştırmak; veya
ii. bölgesel veya azınlık dillerinde düzenli olarak gazete makaleleri yayınlanmasını teşvik etmek ve/veya kolaylaştırmak;

f.

i. yasanın genel olarak medyaya maddi yardım sağlamaya izin vermesi durumunda bölgesel veya azınlık dillerini kullanan medyanın üstlendiği ek maliyetleri karşılamak; veya
ii. bölgesel veya azınlık dillerinde hazırlanan görsel-işitsel ürünlere mali yardımda bulunmak için mevcut önlemleri uygulamak;

g. bölgesel veya azınlık dillerini kullanan gazeteciler ve diğer medya mensuplarının eğitimini desteklemek.

2. Taraflar komşu ülkelerden gelen ve bölgesel veya azınlık dilin aynısı ya da benzeri olan dillerdeki radyo ve televizyon yayınlarının, doğrudan alınması özgürlüğünü güvenceye almayı ve komşu ülkelerden gelen bu dillerdeki radyo ve televizyon yayınlarının yeniden iletime gönderilmelerine muhalefet etmemeyi taahhüt ederler. Ayrıca ifade özgürlüğüne ve bölgesel veya azınlık dilin aynısı ya da benzeri dilde basılmış bilginin serbest dolaşımına kısıtlama getirilmemesini sağlamayı taahhüt ederler.

Yukarıda sözü edilen özgürlüklerin uygulanması, görevler ve sorumluluklar taşıdığı için; milli güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliği, anarşinin veya suçun önlenmesi, sağlığın ve genel ahlâkın korunması, başkalarının hakları ya da kişilik haklarının korunması, gizlilik kaydıyla alınan bilginin açıklanmasının engellenmesi veya yargının tarafsızlığının ve bağımsızlığının korunması için demokratik bir toplumda gerekli olan ve yasada belirtilmiş olan kurallar, koşullar, kısıtlamalar veya cezalara konu olabilir.

3. Taraflar; medyanın çoğulculuğunu ve özgürlüğünü güvence alma yükümlülüğüne uygun olarak kurulabilecek organlarda bölgesel veya azınlık dil kullanıcılarının çıkarlarının temsil edilmesini veya dikkate alınmasının sağlanmasını taahhüt ederler.

Madde 12 – Kültürel etkinlikler ve hizmetler
1. Kültürel etkinlikler ve hizmetler konusunda –edebi çalışmalar ve film üretimi, kültürel ifadenin sözlü biçimleri, festivaller, kültür endüstrisi, bu kapsamdaki yeni teknolojilerin kullanımının yanı sıra özellikle kütüphaneler, video kütüphaneleri, kültür merkezleri, müzeler, arşivler, akademiler, tiyatro ve sinemalar – Taraflar, bu tür dillerin kullanıldığı topraklarda, kamu kuruluşlarının yeterliliği, gücü olması ya da rolü olması ölçüsünde aşağıdakileri taahhüt ederler:

a. bölgesel veya azınlık dile özel girişimleri ve ifade türlerini teşvik etmek ve bu dillerde üretilen çalışmalara erişimde farklı araçları geliştirmek;

b. çeviri, dublaj, post-senkronizasyon ve benzeri faaliyetlere yardım ederek ve destekleyerek bölgesel veya azınlık dillerde üretilen çalışmalara diğer dillerden farklı erişim yollarını artırmak;

c. çeviri, dublaj, post-senkronizasyon ve benzeri faaliyetlere yardım ederek ve destekleyerek diğer dillerde üretilen bölgesel veya azınlık dillerindeki çalışmalara erişimi arttırmak;

d. çeşitli kültürel etkinlikleri desteklemekle veya düzenlemekle görevli olan kuruluşların, destek verdikleri veya düzenledikleri faaliyetlerde bölgesel veya azınlık dillerinin kullanılmasını veya bunlarla ilgili bilgileri kapsama almaları için yeterli tahsisat ayırmaları;

e. kültürel etkinlikleri desteklemekle veya düzenlemekle görevli olan kuruluşların emrinde ilgili bölgesel veya azınlık dile ve kalan nüfusun kullandığı dil(ler)den birine hakim personel bulunmasını sağlayacak önlemler almak;

f. bölgesel veya azınlık dillerini temsil edenlerin; kültürel aktivitelerin ve etkinliklerin planlanmasına doğrudan katılımda bulunmalarının sağlanması;

g. bölgesel veya azınlık dilinde üretilen çalışmanın toplanması, örneğinin tutulması ve sunumu ya da yayımından sorumlu kurum ya da kurumlar oluşturmayı teşvik etmek veya kolaylaştırmak;

h. gerekiyorsa; her bir bölgesel veya azınlık dilindeki özellikle idari, ticari, ekonomik, sosyal, teknik, veya hukuki terminolojiyi koruyup geliştirmeye yönelik bir bakışla terminoloji araştırma hizmeti yapacak kurumlar oluşturmak, desteklemek ve/veya finanse etmek.

2. Bölgesel veya azınlık dilinin geleneksel olarak kullanıldığı topraklar dışındaki yerlerde Taraflar, bölgesel veya azınlık dili kullananların sayısı mazur gösteriyorsa önceki paragrafa uygun şekilde kültürel etkinlik ve hizmetlere izin vermeyi, bunları teşvik etmeyi ve/veya sağlamayı taahhüt ederler.

3. Taraflar, bölgesel veya azınlık dil tarafından yansıtılan kültürle ilgili kültür politikasını ülke dışında da takip etmek içine uygun düzenlemeler yapmayı taahhüt ederler.

Madde 13 – Ekonomik ve sosyal yaşam
1. Taraflar, ekonomik ve sosyal faaliyetler konusunda tüm ülke içinde şunları yapmayı taahhüt ederler:

a. özellikle iş sözleşmeleri ile ürün veya tesislerin kullanım kılavuzları şeklindeki teknik belgeler gibi ekonomik ve toplumsal hayatla ilgili konulardaki belgelerde bölgesel veya azınlık dilinin kullanılmasını makul bir neden olmadan yasaklayan ya da kısıtlayan hükümleri mevzuatlarından çıkarmak;

b. şirketlerin çalışma kuralları içinde veya özel belgelerde bölgesel veya azınlık dilin kullanılmasını dışlayan veya kısıtlayan ifadeler konulmasını, en azından aynı dili kullananlar için geçerli olmak üzere yasaklamak;

c. Bölgesel veya azınlık dilinin ekonomik ve toplumsal hayatla bağlantılı olarak kullanılmasından caydırılmaya yönelik uygulamalara karşı gelmek;

d. üstteki alt paragraflarda belirtilenlerden başka yollarla da bölgesel veya azınlık dilin kullanımını kolaylaştırmak ve teşvik etmek.

2. Ekonomik ve toplumsal faaliyetlerle ilgili olarak Taraflar, bölgesel veya azınlık dilin kullanıldığı topraklarda, kamu kurumlarının yeterliliği derecesinde ve gerçekçi ölçüler içinde mümkün olduğu durumda, şunları taahhüt ederler:

a. mali mevzuat ve bankacılık mevzuatı hükümlerinde, ticari usule uygun yöntemlerle, bölgesel veya azınlık dillerinde ödeme emri (çek, poliçe, vb.) veya diğer mali belgelerin hazırlanabilmesine izin vermek, veya bu tür mevcut hükümlerin uygulamaya konmasını sağlamak;

b. doğrudan kendi denetimleri altında olan ekonomik ve toplumsal sektörlerde (kamu sektörü) bölgesel veya azınlık dilinin kullanılmasını geliştirecek faaliyetler düzenlemek;

c. hastane, huzurevi ve hostel gibi sosyal bakım tesislerinin; hastalık, yaşlılık veya diğer nedenlerle bakım ihtiyacı duyan ve bölgesel veya azınlık dil kullanan kişileri kendi dillerinde kabul etme ve tedavi etme imkanını sağlamak;

d. güvenlik talimatlarının aynı zamanda bölgesel veya azınlık dilinde hazırlanmasını uygun yollarla sağlamak;

e. ilgili kamu kurumlarınca verilen tüketici haklarıyla ilgili bilgilerin bölgesel veya azınlık dilde de bulunabilmesini sağlama.

Madde 14 – Sınırötesi değişme

Taraflar şunları taahhüt ederler:

a. aynı dilin tıpkı ya da benzer şekilde kullanıldığı Devletlerle yapılmış mevcut iki taraflı ve çok taraflı anlaşmaları uygulamak veya gerekirse Devletler içinde aynı dilin kullanıcılarının kültür, eğitim, bilişim, mesleki eğitim ve daimi eğitim alanlarında ilişkilerini kuvvetlendirecek şekilde bu tür anlaşmalar imzalama yolu aramak;

b. bölgesel veya azınlık dilin yararına olmak üzere, özellikle topraklarında aynı veya benzer bölgesel veya yerel dil kullanılan bölgesel ve yerel yönetimler arasında olmak üzere sınır aşırı işbirliğini kolaylaştırmak ve desteklemek.

IV. Bölüm
Şart’ın Uygulanması
Madde 15 – Periyodik raporlar

1. Taraflar periyodik olarak Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne, bu Şart’ın II. Bölümüne uygun olarak izledikleri politikayı ve kabul ettikleri III. Bölüm hükümlerindeki uygulamalarla ilgili olarak alınan önlemleri, biçimi Avrupa Bakanlar Komitesi tarafından belirlenecek olan Raporlar halinde sunacaklardır İlk rapor Şart’ın ilgili Taraf açısından yürürlüğe girmesini izleyen yıl içinde, diğer raporlar ilk rapordan sonra üç yıllık aralıklarla sunulacaktır.

2.Taraflar raporlarını kamuoyuna açıklayacaklardır.

Madde 16 – Raporların incelenmesi

1.Madde 15’e uygun olarak Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne sunulacak raporlar

Madde 17’ye göre kurulacak bir uzmanlar komitesi tarafından incelenecektir.

2. Taraflar içinde yasal olarak kurulmuş örgütler ve kuruluşlar, Tarafça üstlenilmiş olan bu Şart’ın III. Bölüm’üne ait taahhütlerle ilgili konulara uzmanlar komitesinin dikkatini çekebilir. Uzmanlar komitesi, ilgili Taraf’a danıştıktan sonra bu bilgiyi aşağıdaki 3. paragrafta belirtilen raporun hazırlanmasında dikkate alabilir. Bu örgütler veya kuruluşlar, bir Taraf tarafından II. Bölüm’e uygun olarak izlenen politika ile ilgili ifadeler de gönderebilirler.

3. Paragraf ‘ta bahsedilen raporlara ve 2. Paragraf’ta belirtilen bilgilere dayanarak uzmanlar komitesi Bakanlar Komitesi için bir rapor hazırlayacaktır. Bu raporda Taraflar’ın yapılmasını talep ettiği yorumlar da yer alacak ve rapor Bakanlar Komitesi tarafından kamuoyuna açıklanacaktır.

4. 3.Paragraf’ta belirtilen rapor özellikle, gerektiğinde Bakanlar Komitesi’nin bir ya da bir kaç Taraf’a bildireceği tavsiye kararlarının hazırlanmasına yönelik olarak uzmanlar komitesinin yapacağı önerileri de kapsayacaktır.

5. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Şart’ın uygulanması ile ilgili olarak Parlamenter Meclisine 2 yılda bir ayrıntılı rapor hazırlayacaktır.

Madde 17 – Uzmanlar komitesi

1. Uzmanlar Komitesi, her bir Taraf’tan bir kişi olmak üzere ilgili Taraf’ın önerdiği, bu Şart’la ilgili konularda yüksek derecede ilgisi olan ve uzmanlığı kabul edilmiş kişilerin yer aldığı bir listeden Bakanlar Komitesi tarafından atanacak üyelerden oluşacaktır.

2. Komite üyeleri altı yıllık bir süre için atanacak, aynı göreve yeniden atanmaları mümkün olacaktır. Görev süresini tamamlayamayan üye 1. paragrafta belirtilen yöntemle değiştirilecek, halef üye selefinin görev süresini tamamlayacaktır.

3. Uzmanlar komitesi çalışma kuralları kabul edecektir. Sekreterya hizmeti Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından sağlanacaktır.

V. Bölüm Son Hükümler
Madde 18

Bu Şart Avrupa Konseyi üyesi tüm devletlerin imzasına açılacaktır. Onay, kabul veya tasvibe tabi olacaktır. Onay, kabul veya tasvip belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tevdi edilecektir.

Madde 19

1. Bu Şart, Avrupa Konseyi üyesi devletlerden beşinin bu Şart’la bağlı olmayı kabul ettiklerini, Madde 18 hükümlerine uygun olarak bildirdikleri tarihten üç ay geçtikten sonraki ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.

2. Bu Şart’la bağlı olmayı kabul edeceğini daha sonra beyan eden herhangi bir üye devlet bakımından bu Şart; onay, kabul veya tasvip belgesinin tevdi tarihinden sonra geçecek üç aylık süreyi izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.

Madde 20

1. Şart’ın yürürlüğe girmesinden sonra Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi üye olmayan bir devleti Şart’ı tanımaya davet edebilir.

2. Şart’ı tanıyan bir devlet olması durumunda, Şart, katılım belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tevdiinden sonra üç ay geçtikten sonraki ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.

Madde 21

1. Devletler, imza sırasında ya da onay, kabul veya tasvip belgesini tevdi ederken bu Şart’ın 7.maddesinin 2’den 5’e kadar olan paragraflarına bir ya da daha fazla çekince koyabilirler. Başka çekince konamaz.

2. Önceki maddeye göre çekince belirten akit devlet bu çekinceyi Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne muhatap bir bildirim ile kısmen ya da tümden geri alabilir. Bu tür bir çekinceden vazgeçme, bildirimin Genel Sekreter’ce alındığı tarihten itibaren geçerli olacaktır.

Madde 22

1. Herhangi bir akit taraf, herhangi bir tarihte, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne muhatap bir bildirim ile bu Şart’tan çekilebilir.

2. Çekilmenin yürürlük tarihi beyanın Genel Sekreterce alındığı tarihten altı ay geçtikten sonraki ayın ilk günü olacaktır.

Madde 23

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Avrupa Konseyi üye devletlerine ve Şart’ı kabul eden tüm devletlere şu bilgileri yazılı olarak haber verecektir:

a. her imzalamayı
b. tüm onay, kabul veya tasvip belgelerinin tevdiini;
c. 19. Madde ve 20. Madde’ye göre gerçekleşen tüm yürürlüğe giriş tarihlerini;
d. 3. Madde 2. Paragraf’ın hükümleri uygulanarak alınan her bildirimi
e. Bu Şart’la ilgili tüm diğer hareket, bildirim, beyan ve haberleşmeleri

Yukarıdaki hükümleri kabul zımnında gereği gibi yetkili kılınmış aşağıda imzaları bulunanlar işbu şartı imzalamışlardır.

Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanacak işbu sözleşme İngilizce ve Fransızca olarak ve her iki metin de aynı derecede geçerli olmak üzere, tek nüsha halinde, 5 Kasım 1992’de Strazburg’da düzenlenmiştir. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Avrupa Konseyi üyesi devletlerin her birine ve Şart’ı kabul etmeye davet edilen devletlere bu şartın aslına uygun suretlerini iletecektir.

Vakıf Terimleri Sözlüğü

0
Hukuk Sözlüğü
ÂBÂ – ECDÂD

Âbâ eb’in, ecdâd cedd’in çoğuludur. Eb, baba, ced, büyükbaba demektir. Neseb ve veraset gibi hususlar bakımından “baba” ve “büyükbaba/dede” hukukta bazı meselelerde bahis konusu olur. Neseb, ortak bir asıldan ve müteakiben birbirinden husule gelen şahıslar arasındaki birleşme ve bağlantıdan ibarettir ki biri tûlen, diğeri arzen olmak üzere iki kısma ayrılır. Tûlen nesep baba, oğul, torun gibi asıl ve fer’ler arasındaki birleşmedir. Yukarıya doğru olan şahıslar tûlen nesebin usul, aşağıya doğru olan şahıslar furu’ kısmıdır. Arzen neseb, bir asıldan dikine olmayarak kolsalan (dallanan) hısımlar arasında bulunan birleşme/bağlantı ve irtibattır. Kardeşler, kardeş çocukları, amcalar, halalar ve bunların çocukları arasındaki ittisal (birleşme) bu​ kabildendir ki buna havaşi ve civar hısımlığı denir. Zikri geçen maddelerdeki civar hısımlığı tabirleriyle bu nevi neseb münasebeti ifade olunmuştur. Her ne zaman âbâ ve ecdâd denirse tûlen nesebin usul kısmı ve ev1ad ve ahfad denince furu’ kısmı kastedilmiş olur.

ÂB-KEŞ

Âb su, keş ise çekmek mânasına olan “keşîden” masdarındandır. Âb-keş su çeken demektir. Vakıf hayır müesseselerinin su ihtiyacını karşılamak üzere kuyu ve çeşmelerden su temin eden kimsedir.

AB-Rizi

Pislik kabı, havruz gibi hastahanelerde lâzımlıkları döken hizmetçiye âb-rîzî denir.

ÂDİ GEDİK

Haremeyn yani Mekke-Medine ve Mahmud-ı Adlî gediklerinden maada vakıf gedikleridir. Haremeyn ve Mahmud-ı Adlî vakıf gedikleri te’min-i deyn (borcu temin etmek) gibi bazı nizami hükümleri ihtiva ettiğinden bunlara nizamlı gedik denmiştir.

AHFÂD

Hâfîd’ in çoğuludur. Hafid torun demektir. Bir kimsenin çocuklarının çocukları ve bunların çocukları . o kimsenin torunudur. Ahfâd her batında furûa şâmil olduğundan 1284 tarihli Arâzî-i Emîrîye ve Mevkûfenin Tevsi-i İntikali hakkındaki nizamnamenin 1. maddesinde evladın furûu anlaşılmamak için ahfâd tâbiri tefsire lüzum görülerek “fakat mîrî ve mevkûf arâzi mutasarrıflarının erkek ve kız çocukları mevcut olmadığı halde uhdesinde bulunan arâzî ikinci derece ahfadına yâni erkek ve kız çocuklarının oğluna ve kızına” denerek ahfaddan ne kastedildiği açıklanmıştır.

ÂİLE VAKFI

Evlad ve ahfad ve sair aile efradı menfaatine yapılan vakıftır. Medenî Kanunun 322. maddesinde beyan olunduğu üzere aile efradının talim ve terbiyesine, donatma veya yardımına ve bunlara benzer gayelere gerekli masrafların ödenmesi için eşhas ve miras hukukuna dair hükümlere uyarak yapılan vakıflara aile vakfı denir. Bahsi geçen maddenin son fıkrasıyle bir mal veya bir hakkın devir ve ferağ edilememek üzere bir aileye tahsisine ve aile efradı arasında tarz-ı intikaline dair her türlü tasarruf ve bu tarzda bir tasarrufun tesisat ihdası fikriyle mezci (karıştırılması) menolunmuştur. Daha evvelki esaslarda ise gerek müstakillen ve gerek mezc suretinde bir malın her hangi bir aileye tahsisi ve aile efradı arasında intikali câizdir.

AKÂR

Bina, arazi, bağ ve bahçe gibi başka yere nakli mümkün olmayan maldır. Bu nevi mala gayr-ı menkul denir. Asıl akar, arsa ve araziden ibarettir. Bina ve ağaçların akarda dahil olması, üzerinde bulundukları yerin mütemmim cüzü olmak itibariyledir. Halk akar lafzını kira getiren gayr-i menkulde kullanmaktadır. Mesken olarak intifa olunan, bina ve meyvesinden şahsen istifade edilen bağ ve bahçelere akar denmektedir. Bu mana örfdeki kullanım itibarıyladır.

AKÂRÂT-I MEVKÛFE

Akarât, akarın çoğulu olup mevkûfenin sıfatıdır. Vakf olunmuş gelir getiren akarlar demektir. Vakf olunan mallar iki kısımdır. Bir kısmına müessesat-ı hayrîye, diğerine akarat-ı mevkûfe denir. Müessesât-ı hayriyenin (Hayır müesseselerinin) bekası, yaşatılması, görüp gözetilmesi, tamir ve termimi (bakım ve onarımı), ihtiyaç halinde genişletme ve yeniden inşası bir takım masrafa bağlıdır. Bunu temin için her hangi bir hayrî müessese vakfedilirken han, hamam, mezraa, bağ, bahçe gibi vâridât (gelir getirecek) akarlar da vakfolunur. Bunlardan elde edilecek vâridâtla hayrî müesseselerin muhtaç olduğu masraflar temin edilir. Hayır müesseselerinin masraflarını karşılamak için vakfedilecek malın mutlaka akar olması şart değildir. Bazan para olur ve bu para istirbah edilerek (işletilerek) ihtiyaçlar paradan elde edilen gelir (nema) ile sağlanır. Bunun için hayır müesseselerinin yanında ekseriyetle ya akar veya para vakfolunagelmiştir. Sırf fukaraya meşrut vakıflarda vakfolunan akarın vâridâtı bunların imarına (bakım ve onarımına) sarf ve kalanı şart mucibince fukaraya harcanır.

AKÇE

Tarihlerin verdikleri bilgiye nazaran akçe Osmanlı padişahlarından Sultan Orhan Gazi zamanında kesilen ilk Osmanlı gümüş parasıdır, Hicri 729 tarihinde Bursa’da kesilmiştir. O zamana kadar dirhem esası üzerine Selçuklu Devleti paraları tedavülde idi. Bahsi geçen tarihte dirhem terkedilerek, Moğol dilinde beyaz sikke manasına olan akçe usulü kabul olunmuştur. Orhan Gazi zamanında iki akçelik sikke olduğu gibi Fatih Sultan Mehmet zamanında on akçelik sikkeler varmış. Zaman zaman akçenin hem vezin hem de ayarında değişiklikler olmuştur. Bu değişiklikler daha ziyade akçenin vezin ve ayarı indirilmek suretiyle olmuş, nihâyet bu hal tağşiş ve taklitlere yol açmıştır.
1234 tarihine kadar vâhid-i kıyâsî (para birimi) akçe iken bu tarihte sahteleri beliren akçe basımı terkolunarak kuruş üzerine müesses usul kabul edilmiştir. Muhtelif devirlerde tedâvül eden akçelerin sonradan tedâvüle konulan madenî meskükât (sikkeler) ile kâğıt paralarla muâdilini tâyin etmek hayli güç bir meseledir. Gerçi gümüşün râyici itibariyle bunu tâyin mümkün ise de satın alma kudreti ve eşya fiatlarındaki değişmeler bakımından tam olarak muadilini bulmak güçtür. Bazı vakfiyelerde meşrut (şartolunan) vazife ve ücret meyanında akçe tabirlerine Mesela, filana şu kadar akçe ve falana şu kadar akçe verile gibi şartlara tesadüf olunmaktadır. Bunların muâdilini aramaya kalkışmaktan ise bu vakıfların varidat ve eşya fiatları gözönüne alınarak vakfedenin maksat ve tayin ettiği nispete göre hak sahiplerine verilecek mikdarın tayini muvafık olur.

AKİB

Ayak ökçesi, ayak arkası demektir. Çoğulu a’kab’dır. Bu münasebetle bir şahsın çocukları ve onların çocuklarına, çocuklarının çocuklarına o kimsenin akibi denir. Örfen evlad ve erkek evladın evladı ve evlad-ı evladıdır. Bu tabir kızların evladına şâmil değildir. Meğer ki, kız evladın kocaları o kimsenin erkek evladında bulunsun. Hülâsa; bir kimsenin akibi nesep yönünden babaları ile o kimseye kadar olanlardır. Babaları o kimsenin evladından olmayanlar onun akibinden sayılmaz. Bu tabire bazı vakfiyelerde tesadüf olunur ve örfe göre, yazıldığı surette tefsir olunur. Mesela, bir kimse “vakfımın geliri (gallesi) A’ya ve sonra bunun akibine verilsin demiş olsa sağ oldukça galleye A ve vefatından sonra çocukları ve erkek çocuklarının çocukları müstehak olur.

AKREB

En yakın olan demektir. Vakıfta akreb, neseb cihetinden vâkıfa en yakın olan kimsedir. Vakfeden kimseye nesep ve rahim cihetinden en yakın kim ise şart ona masruf olur. Mesela, evlad, ana babadan daha yakındır. Binaenaleyh bir kimse vakfının gelirini veya gelirin muayyen bir kısmını akrebine ve bundan sonra fukaraya şart eylese, vakfeden kimsenin oğlu veya kızı ve bunlardan biri ile ana ve babası bulunsa gelir, oğlu veya kızına verilip ana ve babasına verilmez.En yakın olanlar müteaddit iseler menfaat müsavi olarak onlara ait olur. Biri vefat edince hissesi diğerine verilmeyip fukaraya verilir. Diğeri de vefat ederse sonraki yakınları birşey alamayıp fukaraya kalır. Meğer ki el-akreb fe’l-akreb gibi sonrakilere verileceğine dair bir sarahat olsun. Mesela, yukarıdaki misale göre vakfedenin bir oğlu, bir kızı ve babası olsa; şart gereği vakfın gelirini oğul ve kız alır. Oğul vefat etse buna ait yarım hisse fukaraya verilir. Kız da vefat edince gelir tamamen fukaraya kalır. Fakat vakfeden, vakfımın geliri “akaribime el-akreb fe’l-akreb sureti ile verilsin ve sonra fukaraya sarf olunsun” demiş olsa, evlad kalmayınca babaya verilir. Yukarıda da beyan olunduğu üzere “akreb”den maksat vâkıfa neseb ve rahim cihetinden en yakın olandır. İrs itibariyle yakın olan demek değildir. Binaenaleyh ondaki rüchan nazara alınmaz. Çünkü İrs dereceleri neseb ve rahim cihetiyle değil başka mülahazalarladır. Mesele şu umumi kaidelerle hülâsa edilebilir: 1-Vakfedene en yakın olan cüz’ü, sonra aslıdır. Binaenaleyh vâkıfın babası, oğlunun oğluna ana ve babası, oğlunun oğluna tercih olunur. 2- Vâkıfın aslı, cüz’ünün cüz’ünden mukaddemdir. Binaenaleyh vâkıfın oğlunun oğluna tercih olunur. 3-Vâkıfın cüz’ü, aslının cüz’ünden mukaddemdir. Binaenaleyh vâkıfın oğlunun oğlu veya kızının kızı kardeşlerinden yakındır. 4-Vâkıfa bir derece ile müntesib olan iki derece ile müntesib olandan yakındır. Binaenaleyh vâkıfın kızının kızı, oğlunun oğlunun oğlu üzerine tercih olunur.

AKREB-İ MEKNİYYAT

Akreb, yakın manasına olan karib’in; mekniyyat, kinaye manasını ifade eden mekniyyün’ün çoğuludur. Kinaye, manası sarih olmayan bir lafız ile bir şeyden tabir etmek mânasınadır. Birinci ve ikinci şahıs zamirlerinden başka üçüncü şahis zamirleri, manalarında sarih olmadığından bu cihetle bu kabil zamirlere kinaye denir ve hilâfına karine olmadıkça kinaye olan zamirler en yakın mercie sarfolunur. Mesela, bir vakfiyede vâkıf vakfının tevliyetini evvela kendisine, sonra oğlu M’ye ve sonra evladına şart etti, diye yazılı olsa, evladına sözündeki zamir M’ ye aittir ve maksadın M’ nin evladı olduğuna hükmolunur. Vâkıfa ait olarak kabul olunmaz. Fakat kinaye zamirlerden, uzak kasd olunduğuna karine bulunursa yakına irca olunmayıp karine delâleti vechile uzağa gönderilir. Mesela, yukardaki misalde vâkıf, vakfının tevliyetini evvelâ nefsine, sonra şahsına mahsus olmak üzere oğlu M’ ye ve sonra evladına şart etti denmiş olsa şahsına mahsus olmak tabiri karinesi ile evladına kelimesindeki zamirden M değil vâkıf kasdolunduğu anlaşılır ve ibare bu suretle tefsir edilmek iktiza eder.

AKRİBÂ

Karîb’in çoğuludur, karîb, vâkıfa yakın kimse demektir. Akribâ tabiri vâkıf zamanında mevcut olanlara şâmil olduğu gibi vâkıfdan sonra hâdis olanlara (sonradan doğanlara) da şâmil olur. Vâkıf, akribâ tabirini nefsine bağlamıyarak vakfımın gelirini akribaya şart ettim demiş olsa örfen kendi akribası anlaşılır. Akriba tabirinde çocuklar ve ana baba dahil değildir. Çünkü bunlara örfen akriba denmez; yani, akriba denince bunların gayri yakınlar kasdolunur. Bir içtihada göre akribaya vakıfda en yakın olan tercih olunur ve diğer bir içtihada göre uzak yakın bütün yakınlara şâmil olup müsavat üzere vakfın menfaatine hak sahibi olurlar. Mutlaka akribaya meşrut vakıflar müslim ve gayr-ı müslim, zengin, fakir, küçük, büyük, şartın mefhumunda dahil olur. Fakat akriba tabiri müslim veya gayr-i müslim fakir veya zengin vasıfları ile kayıtlanırsa kayıd veçhile amel olunur.

AKSA’L-EB

Çok uzak ve nihâyet manalarını ifade eden aksa, ve baba manasına olan eb kelimelerinden müteşekkil olan bu Arapça terkip, lûgat manası itibariyle en uzak baba demektir. İslâm devrini yani Hazret-i Peygamberin zaman-ı saadetlerini idrak etmiş olup, neslen kendisine ittisali taayyün etmiş bulunan kimsenin son babasıdır ki, bu şahsın müslim veya gayr-i müslim olması, aksa’l-eb tabirinde dahil olması için şart değildir.

ÂL

Evlad, iyâl ve etba’ demek olup, ehil, aslen mensup, mâlik, sahib, karı ve koca ve saire gibi manaları tazammun eder. Baba cihetinden İslamiyet devrini idrak eden son babaya mensup kimselerdir. Ondan evvelkiler âl mefhumuna dahil değildirler. Bazı tefsirlere göre son babanın müslim olması şarttır ve bazılarına göre müslim olması şart olmayıp yalnız İslâmı idrak etmesi kâfidir. Gerek âl ve gerek ehil tabirleri, vakıf zamanında mevcud veya vakıftan sonra gelirin zuhurundan itibaren altı aydan az bir müddet içinde dünyaya gelen kimselere denir ki bunlar vakıf da dahil olurlar.

ALÂMET

 Nişan ve işaret demektir. Bir yere ne maksatla konmuşsa ona delâlet eder. Mesela, iki tarlanın sınırlarını göstermek için sıra ile konan taşlar birer alâmettir. Yollarda mesafe veya istikameti göstermek için konulan işaretler de birer alâmettir. Bunlardan başka her hangi bir şeyin yapıldığı yeri veya bunları satanları gösteren ve bir şeyi tayin için onun üzerine konulan mühür, damga, nişan birer alâmettir.

ÂLİM

Örfen bir veya müteaddit ilimlerde meleke ve ihtisas sahibi olan ve şer’an fıkıh, tefsir, hadis gibi faydalı ilimleri lâyıkı veçhile bilen zata denir.

A’MÂ

Gözleri görmeyen kimse demektir. Vakfiyelerde geçen a’ma tâbiri bu mânadadır. Çünkü halk arasında a’ma, görmek nimetinden mahrum olan şahsa denir. Az ve çok görebilenler vakfiyelerde geçen a’ma tâbirinin şümulünden hariç kalırlar.

AN’ANE

 Arapça an-fülânin, an-fülânin … terkibinden kısaltılmış bir kelimedir. Ağızdan ağıza nakil ve rivâyet demektir. Çoğulunda an’aneler manasına “an’anât” denir. An’ane-i diniye, an’ane-i tarihiye gibi örfen ağızdan ağıza naklolunup iyi görülen veya aynı his ile riâyet ve tatbik olunagelen içtimaî, ahlâkî ve hukukî hususlardır. Âdetler de birer fiilî an’anedir ve o hükümdedir.

ANBAR MEMURU

Hastahane, imarethane gibi müesseselerde eşya, ilaç, yiyecek ve içecek gibi şeyleri muhafazaya memur olan kimsedir. Ekseri vakıflarda anbar memurlarına “emîn-i mahzen” denmiştir ki mahzen kendisine emanet edilen şahıs demektir. Bunlar mensup oldukları müessesenin emir ve talimatı dairesinde hareket ederler.

ARAZİ

Arz’ın çoğuludur. Arz, toprak, arazi topraklar manasınadır. Arazi-i mevkufe, arazi-i emîriyye, arazi-i metruke, arazi-i mevat gibi kısımlara ayrılır:

ARAZİ-İ MEVKÛFE

 Rakabe veya mîrî geliri bir cihete vakıf ve tahsis olunan arazidir ki arazi-i mevkufe-i sahiha ve arazi-i mevkufe-i gayr-i sahiha olarak iki kısma ayrılır:

ARAZİ-İ MEVKÛFE-İ SAHİHA

Usulüne göre bir cihete vakfolunan arazidir. Bu kısım mevkufun mülk olması şarttır. Binaenaleyh bir mahal sahihan vakfolunabilmek için ya kasaba ve köy içinde mülk arsalardan veya arazi-i öşriyye ve haraciyeden veya mülk olmak üzere mevattan ihya edilmiş olmak veya hazineden satın alınmış bulunmak şarttır. Bu kabil arazi-i mevkufe-i sahiha da tamamen sahih vakıf hükümleri cereyan eder.

ARAZİ-İ MEVKÛFE-İ GAYR-İ SAHİHA

Veliyyü’l-emr (emir sahibi) veya anın izniyle diğerleri tarafından vakfolunan arazidir ki bu kabil arazinin vakfiyeti yalnız aşar ve vergiler gibi mîrî gelirlerinin veya tasarruf hakkının veya mîrî geliri ile birlikte tasarruf hakkının bir cihete tahsisinden ibarettir. Bu nevi arazide vakfiyet rakabeye taalluk etmeyip mîrî gelir ve tasarruf hakkına münhasır ve rakabe evvelki gibi hazineye ait olur. Ve bu vakfa tahsisat kabilinden vakıf ve irsadî vakıf da denir.
Mîrî gelir vakfolunduğunda o arazinin arazinin öşrü bedel-i öşrü ve ferağ harcı ve intikal gibi mîrî geliri ve tasarruf hakkı vakfolunduğunda yalnız tasarruf hakkı ve her ikisi vakfolunmuş ise ikisi dahi tahsis olunduğu cihete ait olur.

ARAZİ-İ MUHTEKERE

Hakikî veya hükmî şahıslar tarafından üzerine bina yapmak veya ağaç dikmek ve bunların durması mukabilinde her sene yer sahibine muayyen bir ücret vermek üzere kiralanan arazidir ki muayyen (belirli bir) ücreti ödedikçe bina ve ağaç sahibi, bina ve ağacını durdurmak hakkına mâlik olur. Mukataalı vakıf dahi arazi-i muhtekere çeşitlerindendir.

ARAZİ-İ ÖŞRİYE

Mülk araziden olup öşre tâbi, yani hasılatından onda bir hazine hissesi alınan ve üzerinde her türlü mülkiyet tasarrufları cereyan eden arazidir.
Bu kabil arazinin suret-i temellükü, feth edilen mahaldeki arazi İslâmiyeti kabul etmeleri suretiyle kendilerine terk olunmak veya fetihde o mahal halkı kaçmış olup buraya getirilen müslümanlara tahsis edilmiş yahut muhariplere tevzi olunmasıdır. Bu yerlere öşre tâbi olması münasebetiyle “arazi-i sadaka” da denir.
ASLAH:”salah” kökündendir. Çok salah ve hüsn-i ahlâk sahibi olan demektir. Bazı vakfiyelerde “sağ oldukça vakfıma mütevelli olacağım, ben öldükten sonra evlad ve evlad-ı evladımın aslah ve erşedi mütevelli olacaktır” tarzında şartlar vardır. Bu gibi vakıflarda vâkıfın vefatından sonra, evladından en hüsn-i hal sahibi ve vakıf işlerini iyi idareye iktidarı olan mütevelli olur.

ASL-I VAKF

Asl kök; vakf haps etmek, alıkoymak, hareketten fâriğ olmak manasınadır. Asl-ı vakf, vakf mefhumunun taalluk eylediği mallardır. İster bu mallar bidayeten vakfedilen mallar, ister sonradan vakfolunan mallara ilâve edilmiş mal bulunsun, bunlara asl-ı vakf denir. Vakfın geliri mukabilidir.

ÂSTÂNE: Farsca olan bu kelime, kapı eşiği demektir. Vaktile büyük tekkelere âstâne (âsitâne) denirdi. Bir zamanlar, hükümet merkezi olan İstanbul’a da, Âstâne-i saltanat, Âstâne-i Devleti Aliyye denilmiş ise de sonraları terk olunmuştur.

Assab

“uşb” maddesinden mübalağa sîgasıdır. Tıb kanunu gereğince ilâç yapmak için şifalı ot ve çiçekleri toplayıp hastahanelerde hazırlayan demektir. Aşşablık, eczacılık sanatının bir dalı idi. Hastahane vakfiyyelerinde bu tabirlere çokca tesadüf olunur. Ez-cümle Yıldırım Beyazıt merhum 802 H. tarihinde Bursa’da tesis eylediği hastahanenin vakfiyyesinde bu tabirler mevcuttur.

AŞİRET

Vakıf mevzuunda nesil manasınadır. Nesil evlad demektir ki kullanımda yakın ve uzak evlad ve ahfada (torunlara) şamil ve oğul ve kız müsavidir. Mesela, vakfeden, vakfının vâridatını (gelirini) A’nın aşiretine ve bunlar münkariz olduktan sonra fukaraya şart etse hangi batında olursa olsun vâridat, evlad ve ahfad arasında müsavat üzere taksim olunur. Bunlardan biri vefat ederse vâridat mevcutlar arasında taksim olunur. Fakat vakfeden tertibe delâlet eder bir lafız zikretmiş ise, mesela, vâridatın taksiminde tertibe riâyet olunacak ön batın varken son batına bir şey verilmeyecek demiş olsa, bu şart mucibince hareket olunur. Tamamen nesil münkariz olunca vakfın vâridatı fukaraya dağıtılır.

AŞR-İ ŞERİF

Kur’an-ı Kerim’den on âyet demektir. Vakfiyelerde vakfedenler, muayyen zamanlarda aşr-i şerif okunmasını şart ederler ki on âyet mikdarı Kur’an okunsun demektir. Okunacak âyetler on âyetten az veya çok olabilir. Her surette vâkıfın şartı yerine getirilmiş olur. Ancak şarta göre on âyetten noksan olmamak muvafık olur.

ATÂ-ATİYYE

Atâ lugatta bahşiş ve ihsan demektir. Bahşiş olarak verilen şeye atiyye denir. Vâkıf, vakfının vâridatının hizmet mukabili olmayarak zengin kimselere veya fakirlere veya kısmen zengin ve kısmen fakirlere ve kısmen hayra şart edebilir. Hizmet mukabili olursa, ücret kabilinden olur.

AVÂİD

Âidenin çoğuludur. Âid, mal ve para gibi şeyler mânasına ise de, kullanış tarzına göre değişir. Avâid, vakıf dilinde ivâzsız gelen şeyler, bahşişler demektir.

AVÂİD-İ VAKIF

Avâid, âid’in çoğuludur. Vakfın gelirleri demektir.Vakfın gelirleri iki kısımdır. Birine âidat-ı şer’iyye diğerine âidat-ı örfiyye denir. Âidat-ı şer’iye, vakıf akar ve paranın geliridir. Akarın geliri, kirası, nakitin faizi gibi. Âidat-ı Örfiyye, vakıf namına verilmesi mutad olan atiyye ve saireden ibarettir. Mesela, vakıf araziyi ziraat edenler hasad zamanında ücretten maada hasılattan vakfa teberruan bir miktar biçim vermek örf icabından ise bu verilen miktar âidat-ı örfiyyeden sayılır ve vakfın ihtiyaç ve mesalihine sarf olunur. Mütevelliye verilen atiyye rüşvet addolunur ki yasaktır.

AYN-I MEVKÛF

Vakf olunan maldır. Bilâhare bu ayna ilâve olunan veya mübadele suretiyle elde edilen para veya mal, ayn-ı mevkuf hükmündendir. Vakfolunana malın aslı da bu manayadır.

AVÂRIZ

Ârızanın çoğulur. Ârıza, hastalık ve ölüm gibi arzu olunmayan hal ve âfettir. (Bkz. Avârız vakfı)

AVÂRIZ VAKFI

Bazı köy ve mahallelerde hayır sahipleri tarafından vâridatı fukaradan vefat edenlerin donatım ve kefenlenmesine ve hastalanıp iş, güç ve kazançtan âciz kalanların beslenme, geçimlerine ve tedavilerine ve köy ve mahallenin kuyu ve çeşmeleri ve su yolları tamire muhtaç oldukta bunların tamirine vakıflar yapılmıştır. Bu gibi vakıflara avarız vakfı denir. Bu vakıflar tamamen veya kısmen belediyeler tarafından yapılması lazımgelen insani ve beledi hizmet ve yardımları istihdaf etmektedir.Avarız vakıflarının varidatı mutlak surette ahalinin avarızına sarfolunur. Ahali ister müslim ister gayr-ı müslim.Bir san’at erbabının avarızına meşrut vakıflarda da hüküm böyledir, yani vakfın geliri vakfeden müslim olsa dahi hilâfına bir kayıt yoksa vakfedenin şartı mucibince o sanat erbabının müslim ve gayr-ı müslim avarız ve ihtiyaçlarına sarfolunur. Avarız vakıfları 1580 numaralı Belediye Kanunu ile belediyelere devrolunmuştur.

ÂYENDE

Farsça’dır, “âmeden” kökünden ism-i fâil olup gelen demektir. Vakıf misafirhane, zâviye ve tekyelerde geçen “âyende” ve “revende” tabirleri gelip giden misafirler manasını ifade eder. (Bkz. Revende)

ÂYET

Lugatta, alâmet, ibret alınacak olay demektir. Mahsusat ve makulatta kullanılır.İbret verici olan olaylara âyet denmesi nazm-ı celilinde olduğu gibi delâleti itibariyledir ve bir de Kur’an-ı Kerim’in sûrelerindeki her parçaya âyet denir.Vakfiyelerde görülen “âyet” ve çoğulu olan “âyât” kelimelerine, yerine ve karinelere göre anlam verilir.

BATIN

Lugatta karn ve kabileden küçük olan oba gibi manalara gelir. Örfen nesebde derece manasında kullanılır. Mesela, vâkıf vakfının gelirini batnen ba’de batnin evlad ve evlad-ı evladına şart etse derecede önce olan batın vâkıfın çocukları ve ikinci batın, çocuklarının çocukları ve üçüncü batın, çocuklarının çocuklarının çocuklarıdır.

BATNEN BA’DE BATNİN: Nesilde derece derece demektir ki tertibe delâlet eder. Binaenaleyh batnen ba’de batnin evlada meşrut vakıfda, ön batında kimse varken ikinci batında olan ve ikinci batında evlad varken üçüncü batında olanlar şarttan istifade edemez. Mesela, vâkıfın çocuğu varken çocuğunun çocuğu ve çocuğunun çocuğu varken çocuğunun çocuğunun çocuğu şarttan istifade edemez.

BELDE KADISI : Her şehir ve kasabada halk veya halk ile devlet arasında meydana gelen hukukî ihtilâfları çözmeye memur olan hakimdir. Bazı vakfiyyelerde vakıf tevliyeti “kendisine ve vefatından sonra evlat ve evlad-ı evladının ekber ve erşedine” şart eder. Evladı münkariz olursa tevliyeti “belde kadısı tarafından tayin olunacak zat ifa edecektir” der. Bu halde vâkıfın evladı münkariz olursa vakfa mütevelli olacak kimseyi o memleketin hâkimi nasb ve tayin eder.

BERÂT: İmâmet, hitabet, tevliyet gibi bir cihetin tevcihine veya bir rütbe, nişan veya imtiyaz verilmesi hakkındaki Padişah fermanıdır.

BEVVÂB: Kapıcı manasınadır. Vaktinde mektebi açıp kapayan, mektebin temizliğine ve çocukların tavır ve hareketlerine nezaret edene mektep bevvabı ve hastahanenin muayyen zamanlarda kapılarını açıp kapayan ve muayyen zamanlar haricinde hastahaneye başkalarının girmesine mani olana hastahane bevvabı denir.

BEY’U MEN YEZÎD: Arttırana satmak demekdir.

BİMÂRHÂNE: Bimâr, hasta demektir. Vaktiyle akıl hastalarının tedavi edildikleri hastahanelere denirdi. Halk lisanında bu hastahaneye Tımarhane denir ki delilerin tedavi edilip muhafaza olunduğu yerdir.

BİMÂRİSTAN: Mutlak surette hastahane demektir. Arapça Dârü’ş-şifa da hastahane manasınadır.

BİRR: Sıla ve in’am (iyilik) demektir. Ana-babaya birr, onlara hizmet ve ihsan etmek demektir. Birr; hayır, hasene manasına da gelir. Filan ehl-i birrdir denir ki hayır sahibi demek olur. Başka manaları varsa da konuşmalarda ve vakfiyelerde bu manalarda kullanılır.

BİNT: Kız demektir. çoğulunda benât denir. Ayşe bint-i Ahmed denir ki Ahmed’in kızı Ayşe demek olur. Bir vasıf ile yazılırsa “ibneti” kelimesi getirilir. Ayşe Hanım ibneti Ahmed gibi. İki kadın olursa ikil ve çok ise çoğul sîgası ile ifade edilir. Fatma, Ayşe bintey Ahmed. Fatma, Ayşe, Sa’diye benât-ı Ahmed gibi. Aralarında erkek olursa ikilinde “veledey” ve çoğulunda “evlad” denir. Ahmed ve Fatma veledey Hasan. Ahmed, Fatma, Alime evlad-ı Mehmed gibi.

CÂBİ-İ VAKF: Vakfın gelirini toplayan tahsildâr demektir. Vakfın büyüklüğüne göre vakıflara bir veya birkaç tahsildar tayin olunur. Bunlar vakıfların gelir ve vâridatını toplarlar. 2762 sayılı Vakıflar Kanununun 22. maddesi câbilik hizmetini kaldırmış ancak, büyük vakıflarda Genel Müdürlüğün izni ile katip ve tahsildâr kullanılmasına müsaade etmiştir.

CÂMEKİYYE: Vakfın gelirinden hizmet ve vazife sahiplerıne verilen aylık, bahşis, atiyye demektir. Bir bakımdan ücret ve bir bakımdan sıla yani ihsan mahiyetindedir. Farsça elbisecilik manasına olan camekiyye elbise bedeli olarak verilen hediyelerde de kullanılmıştır.

CÂRR: Komşu demektir. Çoğulu “cirân” dır. İmam-ı Azam’ın fikrine göre câr, evi vâkıfın evine bitişik olan kimselerdir. İmam-ı Muhammed ve Yusuf’a göre mahalle mescidine devam edenlerin cümlesi birbirlerine komşudur. Bu ihtilaf örfe müstenittir. Binaenaleyh vakfiyelerdeki “câr” ve “cîrân” tabirleri o tarihte halk arasındaki örf ve anlayışa göre tefsir olunur.

CERİB : Boyu ve eni altmışar zira’dan 3600 zira’ kare arazidir. Beher zira’ yedi kabza ve her kabza dört parmak itibar olunur. Bununla beraber bazı yerlerin örfüne göre değişir. 14 Eylül 1285 Rumî tarihli kanunla cerib 10.000 zira’ kare mahal olarak kabul olunmuştur. 14 Eylül 1285 Rumî tarihinden evvel tanzim olunan vakfiyelerde geçen cerib 3600 zira’ ve sonra tanzim olunan vakfiyelerde 10.000 zira’ kare mahal olarak tefsir olunur. 10.000 zira’ kare mahalle hektar da denir.

CERRÂH: Cerh kökündendir. Yarayı tımar ve tedavi eden ve lüzumunda ameliyat yapan tabiptir. Bu tabibe cerrah denilmesi açıktır. Bugün cerrahlara operatör denmektedir. Maksat harici olduğundan ordu ve sivil cerrahlarla cerrahlığın tarihi hakkında izahata lüzum görmedik.

CİHET : İmamet, hitabet, müderrislik, vâizlik, kayyımlık gibi müessesât-ı hayriyyeye ait hizmettir. Bunlara cihet dendiği gibi mevkufunaleyh ve meşrutunleh dahi denir. Çoğulu “cihât” tır.Cihet, asliyye ve fer’iyye olmak üzere iki çeşittir.

CİHET-İ ASLİYYE: Vakfın başlıca gayesini teşkil eden hizmettir. İmamet, hitabet, tabiplik, muallimlik gibi hizmetler asli cihetlerdendir. Bu çeşite cihet-i zaruriyye de denir.

CİHET-İ FER’İYYE: Vakfın gayesine nazaran ikinci derecede olup zaruri olmayan hizmettir. Bir cami-i şerifte muayyen zamanlarda Buhari, Müslim, Şifa-i şerif okumak vazifeleri cihet-i gayr-i zaruriyyedir.

CİHET-İ GAYR-İ MÜNKATİA : Sonu olmayan cihettir. Vakıfta devamlılık böyle bir vazife ile tahakkuk eder. Bir cihet belirlenmeyen vakıflar fukaraya yardıma hamlolunur ki bu da kesintiye uğramayan bir cihettir. Bu suretle de vakıfta ebedilik tahakkuk eder.

CİHET-İ ZARURİYYE : (Bkz. Cihet-i asliyye)

CİHET-İ GAYR-İ ZARÛRİYYE (Bkz. Cihet-i fer’iyye)

CİSR : Köprü demektir. Kamus mütercimi diyor ki; Gerçi müellif kantarayı dahi cisr ile tarif etmiştir; lakin cisr kullanılışta mutlaktır. Gerek taşdan tahtadan ve gerek düz ve gerek yüksek olsun. Ve kantaranın mefhumunda metânet ve irtifâ mu’teber olmakla taştan kemerli ve yüksek olanına mahsustur. Mesela Tuna nehri üzerine kurdukları köprüye cisr denilip kantara denmez. Zemahşerî, cisri küçük ve kantarayı büyük köprü ile tefsir eylemiştir. Ve fukaha örfünde ağaçtan yapılana cisr ve taş ve tuğladan yapılana kantara denir, nitekim Hidaye’de böyle izah olunmuştur. Çoğulu ‘ecsur’ ve ‘cüsur’dur.

CÜZ’HÂNLIK: Namazlardan evvel veya sonra Kur’an-ı Kerim’den birer cüz okumak demektir.

CÜZ’HÂNLIK VAZİFESİ: Cami, tekye ve zâviyelerde Kur’an-ı Kerim’den cüz okumak hizmetidir. Cüz okumak mukabilinde verilen atiyyeye cüz’hânlık vazifesi denir.

Başa Dön

Ç

ÇİFTLİK : İki kısımdır. Biri kanunen çiftlik denilen yerdir ki her sene ziraat olunur ve ürün verir iki öküzlük bir çift demektir. İyi yerden yetmiş seksen dönüm ve orta yerden yüz dönüm ve edna (kötü) yerden yüzotuz dönüm araziden ibarettir. İkinci kısım, ziraat için tedarik olunan hayvanat ve ziraat aletleri, binalar ve sair müştemilâtı havi arazidir.

ÇİLLE HÂNE : Tabir iki Farsça kelimeden mürekkeptir. Çile çekecek yer demektir. Çile, tarikat müntesiblerinin ahlakı düzeltme ve vicdan temizleme için bir nevi manevi riyazat yoludur. Lisanımızda çilehâne olarak kullanılır. Müridler çilehânelerde mürşidlerinin tayin ettikleri müddet doluncaya kadar riyazetta bulunurlar. Müddet dolunca çilehaneyi terk ederler ve mürşidlerinin tavsiyeleri dairesinde zikr ve ibadete devam ederler. Bu yerler bazen tekyelerin karanlık odaları veya tenha bir yerde, tenha bir mağara olur.

ÇUVALDIZ: Lugat manası malumdur. Su ölçüm terimi olarak iki hilâl mikdarı su demektir. Hilâl, şemsiye teli kalınlığında bir ucu sivri ve bir ucu kürek şeklindedir. Bununla diş araları ve kulak temizlenir. İki hilâl kalınlığında olan ölçüye çuvaldız denir.

DÂNİK: Bir dirhemin altıda biridir. Çoğulu devâniktir.

DÂRU’L-ACEZE: Acizler yurdu anlamındadır. Âciz ve çalışıp kazanmak kudretinde olmayan kimsesiz, ihtiyar, hasta ve malülleri barındırıp besleyen hayır müesseselerine denir.

DÂRU’L-AKÂKİR: Akâkir, akkârın çoğuludur. Akkâr, devada kullanılan nebata veya nebatın köküne denir. Dâru’l-akâkir ilaçlarda kullanılan nebat ve köklerinin korunduğu yerdir.

DÂRU’L-HADÎS : Hadîs okutulan medreselerdir. Hususiyle Sivas’ta ve Sultan Süleyman Külliyesinde tesis olunan hadis medresesine dâru’l-hadîs denir. Hadîs, Hazret-i Resul-i Ekrem Efendimizin söz ve filine ve bir şeyi görüp de sükût etmelerine denir. Hadîs ilmi çok geniş bir ilimdir. Hadîs ilminde mahâret ve iktidar sahibi olanlara muhaddis denir.

DÂRU’L-HARB: Ehl-i İslam’la aralarında sulh ve salâh olmayan gayr-i müslimlerin memleketleridir.

DÂRU’L-HİLÂFE: Hilâfetin merkezi olmak dolayısiyle İstanbul’a Dâru’l-hilâfe denirdi. Bazı paralarda da kullanılmıştır. Meşrûtiyetten sonra İstanbul medreselerine Darül-hilâfe medreseleri denmiştir. Bu tâbir Hilâfetin ilgasından sonra terk olunmuştur.

DÂRU’L-KURRÂ’: Hâfızların kırâat ilmi öğrendikleri dershânedir. Dâru’l-kurrâ’, dâru’l-huffâz dershânesinin üstünde bir öğretim yeri idi.

DÂRU’L-KÜTÜB: Kütübhane.

DÂRU’S-SAÂDE: Osmanlı padişahlarının sarayına Dâru’s-saâde denirdi. Ancak bu anlamda daha fazla Saray-ı Hümâyûn tabiri kullanılmakta idi.

DÂRU’S-SAÂDE AĞALIĞI : Dâru’s-saâde padişah sarayı demektir. Ta’zim için Dâru’s-saâde denmiştir. Merhûm İkinci Sultan Murad zamanında Harem hizmetlerini görmek üzere Dâru’s-saâde Ağalığı, bundan başka Hazinedar Başılığı, Kilerci Başılığı gibi memuriyetler ihdas olunmuştur. Dâru’s-saâde Ağalığı bu memuriyetlerin en büyüğü idi, buna kızlar ağası da denirdi. Dâru’s-saâde Ağasının en mühim vazifesi Harem işlerine bakmaktı. Bundan başka Dâru’s-saâde Ağalığı, kendi ve mensuplarının vakıfları ile Haremeyn yani Mekke-Medine Vakıflarının nezâreti işlerine bakarlardı. Evkâfın Tarihçe-i Teşkilâtı adlı eserde ve Mâbeyn Başkâtibi Tahsin Paşanın eserinde Dâru’s-saâde Ağalarına ait ayrıntılı bilgi vardır. Arzu edenler oraya müracaat edebilirler.

DÂRU’S-SALTANA(T): Makarr-ı hükümet demektir; Hükümet merkezi olmak münasebetiyle İstanbul’a Dâru’s-saltana ve ta’zimi içeren vasıflar ilâvesiyle Dâru’s-saltanati’l-aliyye ve Dâru’s-saltanati’s-seniyye denilmekte idi.

DÂRU’Ş-ŞİFÂ: Şifa mahalli, hastahâne.

DEFTER-HÂNE: Gayr-i menkullerin tasarruf işleriyle meşğul olan resmî müessesedir.

DERVÎŞ: Allah rızası için fakr ve kanaati tercihle ibadet ile iştiğal eden turuk-ı aliyyeye müntesip kimselerdir.

DEVİR-HÂN: Vâkıfın şartı gereği Cuma veya belirlenen henhangi bir gün öğle namazlarından evvel Mülk sûresi veya başka bir sûre-i şerife okuyan zattır. Devir ve teselsül suretiyle okunmak mülahazasıyla buna devirhânlık denmiştir. Sûrelerin okunmasını müteakip vakıflara ve genellikle mü’min ve mü’minâta Allah’tan mağfiret ve selâmet niyaz olunur.

DİNAR: On dirhem-i şer’î hâlis gümüş kıymetinde olan altındır. Bir miskal ağırlığında altın paraya da denir. Çoğulu denânîrdir.

DİRHEM: Sultan Orhan zamanında verilen bir karar gereği dirhem-i Osmanî dirhem-i şer’înin dörtte biri oldu. Farazî olarak kıyye tabir olunan ağırlığın 1/400’dür. Dirhemi dört kısma taksim ederek beher kısmına denk ve beher dengi dörde taksim ederek beher kısmına kırat ve bir kıratı dörde taksim edip beher kısmına buğday ve beher buğdayı dört kısma ayırarak beher kısmına fitil ve bir fitili ikiye taksim ederek beher kısmına kıtmir ve bir kıtmiri ikiye ayırarak herbir kısmına zerre ve bir buçuk dirheme miskal ve 44 okkaya kantar ve dört kantara bir çeki dendi.

DİRHEM-İ CEYYİD: Bozuk, mağşuş (karışık) olmayan dirhem (gümüş para)dır. Bir kişinin hırsızlık yaptığına hükmetmekte muteber olan nisab (ölçü) de budur. Mağşuş olan on dirhem gümüş, hırsızlıkta muteber olan nisaptan sayılmaz.

DİRHEM-İ HÂLİS: Saf gümüşten ibaret olup başka bir maden ile karışık olmayan dirhemdir.

DİRHEM-İ KÂSİD: İlk kesildiğinde geçerli iken sonraları geçmez hale gelen mağşüş (karışık) paradır.

DİRHEM-İ MAĞŞÛŞ: Başka bir madenle karışık olan dirhemdir.

DİRHEM-İ ÖRFÎ: Onaltı kırattır. Bazı zevâta göre zekâtta, diyette ve sair hususlarda her beldenin dirhem-i örfîsi muteberdir. Şu kadar ki bu dirhemin dirhem-i şer’îden noksan olmaması lazımdır. Noksan olursa dirhem-i şer’î muteberdir.

DİRHEM-İ RÂYİC: Halk arasında alınıp verilen dirhemdir. Gerek ceyyid (ayarı tam) ve gerek züyuf (düşük ) olsun.

DİRHEM-İ ŞER’Î: Ondört kırattan ibarettir. Zekâtta, mehirde, diyette, hırsızlığa hükmetmekte (nisab-ı sirkatte) muteber olan da bu dirhemdir. Hazret-i Peygamber zamanında 20, 12, 10 kırat ağırlığında üç nevi’ dirhem mevcut olup bunlar Halife Ömer zamanında birleştirilerek üçünün ortası olan 14 kırat bir dirhem olarak kabul olunmuştur. Diğer bir rivayete göre Hazret-i Peygamber zamanında dört türlü dirhem mevcut idi.
1 – Dirhem-i bağali ki 8 dâniktir.
2 – Dirhem-i taberi ki 4 dâniktir.
3 – Dirhem-i mağribî ki 3 dâniktir.
4 – Dirhem-i yemenî ki 1 dâniktir.
Halife Ömer bunlardan en geçer olan dirhem-i bağali ile dirhem-i taberiyi birleştirerek vasatisi olan 6 daniği bir dirhem olarak kabul eylemiştir.

DİRHEM-İ ZUYÛF: Bakır veya diğer madenle karıştırılmış olmasından dolayı ceyyidlik vasfını kaybetmiş olan dirhemdir.

DİYANÎ VAKIF: Sırf ibadet için yapılan vakıflardır. Cami ve mescid vakıfları gibi

DÖNÜM: Orta adımla eni ve boyu 40 adım yani terbîan 1600 arşın yerdir.

DUÂ: Yalvararak Allah’tan bir şey isteğinde bulunmaktır. Şer ve bela istemeğe beddua denir.

DUÂ-GÛ: Nikah gibi hususi, mevlid, hatim ve hafız cemiyetleri gibi umumi toplantılarda dua okuyana duâ-gû denirdi ki dua okuyan demektir.

DUÂ-GÛLUK VAZİFESİ: Dua yapanların ücret ve maaşları manasını ifade eder. (bak. Vazife)

DUÂ-HÂN: Tekyelerde ayin ve zikir sonunda dua okuyanlara duâ-hân denir, duacı demektir. Duâ-gû da bu manada ise de daha ziyade hususi ve umumi toplantılar sonunda dua okuyan için kullanılır.

DÜNYA: Âhiret mukabilidir ki bu cihandır. Aslında edna kelimesinin dişilidir.

EBEVEYN: ebin ikilidir. Tağlib suretiyle ana ve baba demektir. “Li-ebeveyn kardeş” denir ki ana ve babaları bir kardeş demektir.Tağlib, bir münasebetten dolayı bir lafzı diğer bir manaya şâmil surette kullanmaktır. İşte burada evvelen eb asıl olmak münasebetiyle mecazen anaya da teşmil olunarak ikil sigayla ana ve baba ifade olunmuştur.

EBNÂİYYE VAKIF : Vakfın tevliyet veya geliri “ebnâ ve ebnâ-i ebnâya” meşrût olan vakıftır. İmam-ı Azam’dan rivâyet olunan bir kavle göre ebnâda kız dahil olmaz. Diğer bir içtihada göre ebnâ oğlan ve kıza şâmil olur, amma benât ve benatü’l-benâta meşrût vakıfta oğlan dahil olmaz. Bu ihtilâf, zamanlarındaki örf ve ebnâ tabirinin kullanılış tarzındaki farkdan ileri gelmiş olacaktır.

ECEL: İnsanın hayatı için Allah’ın ezelde takdir buyurduğu vakittir. Bazılarına göre hayatın müddetine ve nihâyetine de denir.

EHL-İ AFÂF: Sâlih manasındadır. (Bkz. Sâlih)

EHL-İ HAYR: Ehl-i afâf ve salâh demektir.

EHL-İ KIBLE: Kabetullah’a teveccüh eden (yönelen) müslümanlardır.

EHL-İ KİTAB: Semavi kitaplara yani Cenab-ı Hak tarafından vahiy yoluyla indirilen Tevrat, Zebur, İncil gibi kitaplara iman eden Musevi ve Îsevilere ehl-i kitab denir. Bu kitaplar tahrif edilmiş olmakla beraber mutekidleri ulühiyete iman ettiklerinden bilâ kayd (kayıtsız) müşriklere nazaran bunları imtiyazlı tanır ve zimmeti kabul edenleri ibadetlerinde serbest bırakır.

EHL-İ SALÂH: Müstakim, menhiyyattan sakınandır. Bu vasıfları haiz olanlara ehl-i afâf, ehl-i fazl da denir.

EHL-İ VEZÂİF: Vakfın gelirinden maaş ve tayine müstahik olan kimselerdir.

EİZZE VAKFI: Eizze, azîz’in çoğuludur; âbid, zâhid, kerâmeti zâhir zât manasınadır. Eizze vakıfları Abdülkâdir Geylani, Mevlana, Hacı Bektaş-ı Veli vakıflarıdır ki bunlar Evkaf İdaresinin müdahalesi olmayarak husûsi mütevellileri tarafından idare olunurdu ve bunlara müstesna vakıf denirdi. Abdülkâdir Geylani Vakfı Bağdad ve Musul’da ve Mevlana Celaleddin-i Rûmî Vakfı Konya’da ve Hacı Bektaş-ı Veli Vakfı Ankara ve Kırşehirde ve Hacı Bayram-ı Veli Vakfı Ankara ve Konya arasında idi. (Bkz. Müstesna Vakıflar)

EKBER: Kiber kökünden sıfattır. Büyük demektir. Büyüklük, maddî olduğu gibi manevî de olur. Yaşça büyüklük maddî, azamet manasında büyüklük manevîdir. Vakfiyelerde “ekber-i evlad mütevelli olsun” gibi bazı şartlar vardır ki “evladın (yaşça) büyüğü mütevelli olsun” demektir. Dünyaya daha evvel gelene büyük denir. Bu halde ikiz olarak dünyaya gelenlerden hangisi önce doğmuş ise büyük odur. Çünkü büyüklükte muteber olan zamandır. Gün, ay, sene değildir.

EKBER-İ EVLÂD: Çocukların en büyüğü demektir. Birçok vakfiyede tevliyet ekber ve erşed-i evlada şart kılınmıştır. Bu kâbil vakıfların tevliyeti çocukların en büyüğüne tevcih olunur. Büyük çocuklar ikiz olarak doğmuş ise, önce dünyaya gelen büyük addolunur.

EKERE: Ekkâr’ın çoğuludur. Ekkâr, çiftçiye denir. Güya takdiren âker’in çoğuludur. Âker, kazan ve süren demektir. Kazmak manasına olan ekr maddesindendir.

EL-AHVECÜ FE’L-AHVEC: Ahvec, en ziyade muhtaç demektir. Bu takdirde terkibin manası en muhtaç, sonra en muhtaç demek olur. Mesela vâkıf, “vakfımın geliri el-ahvec fel-ahvec yakınlarıma verile” diye şart eylese, gelir en çok muhtaç olana verilir. Bazılarının re’yine göre evvela zekat nisabına mâlik oluncaya kadar en muhtaç, kalan ise bu minval üzere ihtiyaç derecesine göre tevzi olunur.

EL-AKREBU FE’L-AKREB: Akreb en yakın demektir. Şu halde terkibin manası en yakın sonra en yakın demek olur. Mesela, vâkıf “vakfımın gelirini yakınlarıma vakfettim, el-akrebü fe’l-akreb tevzi olunsun” dese, gelir en yakın batındaki akrabalarına dağıtılır. Fakat vâkıf “el-akrebü fe’l-akreb yakınlarımın fukarasına verilsin” demiş olsa zekât nisabına mâlik olacak kadar en yakın batındaki yakınlarına, sonra gelir tükeninceye kadar bu batnı takib eden batına, sonra da bunu takib eden batına yazıldığı üzere dağıtılır.

ELFÂZ-İ VÂKIF: Vâkıfın vakfa müteallik arzularını ifade eden sözlerdir.

EMÂNETEN İDARE: Tevliyetin meşrûtunlehi mevcud olan vakıflarda tevcih yapılıncaya kadar vakıf, Vakıflar Genel Müdürlüğünce idare olunur. Buna emaneten idare denir.

EMÎN-İ MAHZEN: Mahzendeki erzak, eşya ve ilaçların muhafazasına memur olan zâta denir.

EMÎN-İ SARF: Müessesenin talimatı dairesinde erzak ve eşyayı kilerden sarf ve tevzie (dağıtmaya) memur olan kimsedir..

ENDERÛN: İç manasınadır. Fatih zamanında Enderûn-Bîrûn (iç-dış) ünvanıyla iki teşkilât vücuda getirilmiştir. Enderûn, Saray teşkilâtının, bîrûn , memur ve ordu gibi umûmî devlet teşkilâtının ünvanı idi. Enderûn, mekteb esası üzerine teşkil olunmuş mükemmel bir program ve sıkı bir inzibatla, küçük, büyük ve hâs odaları namiyle üç sınıf üzerine kurulmuştu. Sınıfların dereceleri vardı. Ehliyetini isbat edenler bir dereceden diğerine terfi ettirilirdi.

ERÂMİL: Ermile’nin çoğuludur. (Bkz. ermile).

ERHÂM-ENSÂB: Karâbet (yakınlık, akrabalık) manasınadır. Âl, cins, ehl-i beyt, erham ve ensab aynı manayadır.

ERMİLE: Kadınlık çağına vâsıl olup ölüm veya talak (boşanma) ile kocasından ayrılan kadındır. Çoğulu erâmildir.

EŞKİNCİ: Eşmek, koşmak, sür’atle erişmektir. Bu cihetle vaktiyle sipahilerin sefere koşan sınıfına denirdi

EVKÂF-İ CELÂLİYYE: Mevlevî tarikatı menfaatleri ve ihtiyaçları için tahsis olunan vakıflardır ki müstesna evkafdan idi. (Bkz. Müstesna Vakıflar)

EVKÂF-I HÜMÂYÛN: Padişah ve akrabalarının vakıflarıdır ki Vakıflar İdaresince idare olunur. (Bkz. Evkaf-ı Mazbuta)

EVKÂF-İ MAZBÛTA: Doğrudan doğruya Evkaf İdaresi tarafından idare olunan vakıflardır. Eski usûle göre üç kısımdır.
1-Geçmiş sultanlar ve akrabaları vakıfları,
2-Zürriyet ve müteallikat-ı vâkıftan meşrutunlehleri münkarız olarak Evkaf İdaresi tarafından idare olunan vakıflar,
3-Tevliyetleri meşrutunlehleri uhdelerinde (üzerinde) olduğu halde mütevellilerine bir maaş tayiniyle vakıf işlerine müdahale ettirilmeyip Evkaf İdâresi tarafından idare olunan vakıflar.
2762 sayılı ve Haziran 1935 tarihli Vakıflar Kanununa göre 4 Teşrin-i evvel 1926 tarihinden önce vücut bulmuş olan vakıflardan,
a-)Bu kanundan önce zaptedilmiş olan vakıflar,
b-) Bu kanundan önce idaresi zaptedilmiş olan vakıflar,
c-) Mütevelliliği bir makama şart edilmiş olan vakıflar,
ç) Kanunen veya fiilen hayrî bir hizmeti kalmamış olan vakıflar,
d) Mütevelliliği vakfedenlerin fer’ilerinden başkalarına şart edilmiş vakıflar.

EVKÂF-I MÜLHÂKA: Evkaf İdaresinin nezaret ve mürakabesi altında olarak mütevellileri marifetiyle idare olunan vakıflardır. 3513 sayılı ve 28 Haziran 1938 tarihli kanuna göre 4 Teşrinievvel 1926 tarihinden önce vücut bulmuş vakıf lardan;
a-) Mütevelliliği vakfedenlerin ferilerine şart edilmiş vakıflar,
b-) Cemaatlerce idare olunan vakıflar,
c) Bazı sanat sahiplerine mahsus vakıflardır.

EVKÂF-I SAHÎHA: Sahih vakıflar demektir. (Bkz.. Vakf-ı Sahih)

EVLAD: Veled’in çoğuludur, çocuklar demektir. Evladiye vakıflarda evlat ve evlad-ı evlad tabirlerine çok tesadüf edilir. Evlat lafzı bir defa zikr olunursa erkek ve kız sulbî (öz) evlat anlaşılır. Karine olmadıkça ahfada yani evladın çocuklarına şâmil olmaz. Amma karine bulunursa ahfada da şâmil olur. Mesela, vakfeden vakfiyesinde vakfının vâridatının “neslen ba’de neslin” evladına verilmesini şart etse, “neslen ba’de neslin” karinesiyle evlat lafzı evlad ve ahfada ve bunların ferilerine şâmil olur. “Evlad ve evlad-ı evlad”, çocuklar ve çocukların çocukları demektir. Bu tabir kız ve erkek, gerek yakın gerek uzak bütün batınlardaki evlada şâmil olur. Mesela, vâkıf vakfının vâridatını evladına ve evlad-ı evladına şart etse, vakfın geliri vâkıfın birinci, ikinci, üçüncü . batındaki evladına verilir; meğer ki batnen ba’de batnin gibi tertibe delâlet edecek bir kayd olsun. (Bkz. Batnen Ba’de Batnin) (Müretteb Vakf.)

EVLAD-I BUTÛN: Bir kimsenin kız çocuklarının erkek ve kız çocuklarıdır.

EVLAD-I SULBİYE: Bir kimsenin öz çocuklarıdır. Torunlara evlad-ı sulbiye denmez.

EVLADİYE VAKIF: Evlad ve evlad-ı evlada meşrut olan vakıftır.

EVLAD-I ZUHÛR: Bir adamın erkek ve kız çocuklarıyla erkek çocuklarının erkek ve kız çocuklarıdır. Evlad-ı butûn mukabilidir.

EVLAD-I ZUKÛR: Erkek evlat ve evlad-ı evlad-ı zükûr, erkek ve kız çocukların erkek çocukları manasınadır. Çünkü zükûret sıfatıdır. Sıfatlar hilâfına karine olmadıkca muzafın kaydı olur. Evlad-ı evlad-ı zükûru Türkçe ifade etmek istersek, çocukların erkek çocukları deriz ki erkek ve kız çocukların erkek çocuklarını ifade eder. Evlad-ı evlad-ı evlad-ı zükûr da erkek ve kız çocukların erkek ve kız çocuklarının erkek çocukları demek olur.

EYYİM: Kocası olmayan kadındır. Çoğulu eyâmâdır.

EYTÂM: Yetîmin çoğuludur. Yetim kız olsun oğlan olsun babası vefat eden çocuktur.

FAKİH: Fıkıh ilmine hakkıyla vâkıf ve şer’î hükümleri istihraca muktedir olan kimsedir. Leh ve aleyhe olan hükümleri bilmek meleke ve kabiliyetini haiz olan zattır ki buna müctehid denir. Çoğulu fukahâdır. Ancak feri’ler baba ve dedelerinin ve büyükler feri’lerinin ve zevce kocasının zenginlikleri ile zengin sayılırlar. Çünkü bunların nafakaları asıl veya feri’lerine ve karının nafakası kocasına aittir. Binaenaleyh fakire meşrut vakıflarda bu gibilere vakıfların gelirinden birşey verilmez.

FAKİR: Nisaba yani kendisine zekat vermek vacib olacak miktar mala mâlik olmıyan kimsedir. Çoğulu fukaradır. Mesken, giyecek ve mefruşat gibi havayic-i zaruriye ile altı aylık yiyecek ve içecekle 200 dirhem gümüş veya o kıymette mala sahib olmıyan kimseye denir. Vakfiyelerde geçen fakir ve fukara tabirlerinden bu mana anlaşılmalıdır.

FEDDAN: Mısırlılar örfünde dörtyüz kasaba mikdarı araziden ibarettir. Her kasaba altı arşın ve üçte iki (6.66) arşındır ve her arşın altı kabza itibariyledir.

FERÂĞ: Vakıf ıstılahı olarak bir kimse musakkafat ve müstegallat-ı mevkûfede olan tasarruf hakkını başkasına terk ve vermesidir. Verene fâriğ, kendisine terk olunan kimseye mefruğunleh ve ferağ olunan musakkaf ve müstegalle mefruğunbih ve tefviz mukabilinde fâriğin mefruğunlehden aldığı akçeye bedel-i ferâğ denir (Bkz. Müsakkafat, Müstegallat).

FERÂĞ ANİ’L-CİHÂT: Bir kimsenin uhdesindeki cihetten el çekerek başkasına terk eylemesidir.

FERAĞ Bİ’L-İSTİĞLÂL: Fâriğ vefâen ferâğ ettiği mefrüğunbihi mefrüğunlehden kiralamak şartiyle vuku bulan ferâğ bi’l-vefadır.

FERÂĞ Bİ’L-VEFÂ: Bir kimse başkasına borçlandığı para mukabilinde tasarrufu altında olan vakıf bir mahalli, borcunu ödediğinde, yine kendisine iade ve reddolunmak üzere alacaklıya ferağ etmektir.

FERÂĞ-I KAT’Î: Şartsız vuku bulan ferağdır.

FERMÂN: Üstü tuğralı ve altında bazı işaretler bulunan yazılı padişah emir ve iradesidir ki mündericatına göre muhtelif isimler alır. Berat, menşur, irsad, tahsis ve temlik fermanı gibi. Muhtelif münazaa ve mevzulara dair ne kadar ferman sadır olmuş ise hepsi Başbakanlık Arşivinde kayıtlıdır. İcabında buradan aynen suretleri alınabilir. Fermanlar her türlü şüphe ve tezvirden (yalandan) salim olduğundan mahkeme ve dairelerde mündericatı ile amel olunur.

FERRÂŞ: İmaret, cami, mescid benzeri müesseselerin temizlik hizmetlerini sağlama, hasır gibi mefruşatını sağlamakla görevli kimsedir.

FERSAH: Üç mil yani 7500 arşın mesafedir.

FETVÂ EMÎNİ: Şeyhu’l-islam nâmına sorulan suallerin, fetvaların cevaplarını hazırlayan ve imza için Şeyhu’l-islama takdim eden ve istida ile vukubulan suallere cevap vermek ve mülğa şer’iyye mahkemelerinden verilen ilâmları temyizen tetkik eylemek vazifesiyle mükellef olan zattır ki Fetva Emini Muavini, İlâmât Müdür ve Mümeyyizi, Baş Müsevvid gibi maiyetinde ulema ve fukahadan müteaddid memurlar bulunurdu.

GABN: Alım satım gibi ivazlı muamelelerde, aldatmak manasınadır.

GABN-I FAHİŞ: Gabn aldanmak demektir ki iki kısımdır. Biri gabn-i fahiş, diğeri gabn-i yesirdir. Gabn-i fahiş, urûzda yani kumaş ve metâ gibi mallarda onda birin yarısı, hayvanlarda onda bir, akarda beşte bir miktarı veya daha ziyade aldanmaktır. Urûz tartılan ve ölçülen mallara da şâmildir. Diğeri gabn-i yesirdir ki yukarıda gösterilen mikdardan az aldanmaktır. Mesela, akarda yüz liralık bir akarı seksenbeş liraya almak suretiyle aldanmak gabn-i yesirdir. Çünkü, aldanılan miktar yüzün beşde birinden noksandır.

GALLE: Mahsul ve faide (gelir). Vakıf ıstılahında, menkul ve akar nev’inden olan vakıfların vâridatı (geliri) manasınadır.

GALLE-İ ATİYE: Vakıf ıstılahı olup galle-i hâdisenin benzeri olarak kullanılır. Galle-i me’huze mukabilidir. (Bkz. Galle-i Hâdise ve Galle-i Me’huze)

GALLE-İ HÂDİSE: Vâkıfin icabından (vakfın kuruluşunu kabul vi ikrarından) sonra ve meşrutunlehine reddinden mukaddem meşrutunleh tarafından henüz alınmamış olan galle ve vâridata (gelir) denir ki galle-i me’huze mukabilidir. Red, alınan galle hakkında müessir olmadığı halde galle-i hâdise hakkında muteberdir. Çünkü meşrutunlehin henüz almamış olduğu bu gallede mülkiyet değil yalnız bir kabul hakkı vardır. Sonra red ile bu hak sâkıt olur. Kabul hakkı ise mülkiyet gibi olmayıp ıskâtı mümkün olan haklardandır.

GALLE-İ MÂZİYE: Evvela vâkıfın şartını red ve sonra kabul eden meşrutünleh’in kabulünden evvel vücuda gelip diğer mevkufunaleyhlere tevzi olunan vâridat ve semeredir (gelir). Bilahare şartı kabul eden meşrutunlehin bunu taleb ve geri almaya hakkı yokdur. Çünkü, redden sonra kabul, galle-i hâdise diğer bir tabirle galle-i âtiye hakkında muteber ise de galle-i mâziye hakkında muteber değildir.

GALLE-İ ME’HÛZE: Vakıftan sonra vâkıfın şartını kabul ile meşrutunleh tarafından alınmış olan galledir ki sonra şartı reddetmesi halinde aldığı vâridat red sebebiyle kendisinden geri alınamaz. Çünkü, bir kimsenin bir malda mülkiyeti sabit olduktan sonra onu reddetmekle mülkiyeti zâil olmaz.

GALLE-İ VAKIF: Bir vakfın semere ve vâridatı (geliri) demektir. Tabiî ve hukukî semere ve faidelere şâmildir. Vakıf paraların ribhi (faizi), vakıf akarın kirası ve vakıf bahçenin meyveleri birer galledir.

GANİ: Zekat vermek için gerekli nisap miktarı mala, paraya mâlik olan kimsedir. İnsanlar servet bakımından muhteliftir. Bunlar üç sınıf olarak hülasa olunabilir; Zengin, fakir, miskin. Zengin, havayic-i asliyesinden maada nisap miktarı paraya mâlik olan kimsedir. Nisab-ı zekat, zarurî ihtiyaçlardan başka 200 dirhem gümüş veya bu mikdardan fazla maldır. Havâyic-i asliye mesken, yiyecek, giyecek, hizmetçi, bir kavle göre bir aylık ve bir kavle göre altı aylık ihtiyaç maddelerinden ibarettir.Bir kimsenin havâyic-i zaruriyesinden başka bir şeyi yoksa fakirdir; buna zekat verilebileceği gibi fukaraya meşrut vakıftan hisse de verilebilir. Amma mevcut meskeni, elbise ve sair levazımı kıymet itibariyle kifâyet derecesinden fazla olupta bu fazla 200 dirhem gümüş miktarına baliğ olursa bu kimse zengin itibar olunur. Zekât, sadaka ve fukaraya meşrut vakıftan birşey verilmez. (Bkz. Fakir, Miskin.)

GARAZ-I VÂKIF: Vakıf yapanın maksadıdır. Vakfiyelerdeki ibareler daima vâkıfın kastına göre tefsir edilir. Mesela, vâkıf “vakfımın fazla geliri erkek ve kız evladıma ve evlad-ı evladıma feraiz-i şeriyye vechile verile” demiş olsa erkek ve kız lafızları karinesiyle “ferâiz-i şer’iyye” ibaresinden maksadın gelir fazlası “ikili birli” yani “erkek evlada iki ve kız evladıma bir olmak üzere verile” demek olduğu anlaşılır. Keza, vakfiyedeki ibarelerden birinde gelir fazlasından erkek evlada verilmesi ve diğer bir ibareden hem erkek hem kıza verilmesi anlaşılsa maksat yardım olmak itibariyle kız evlada da hisse verilmesi icap eder.

GARİB: “Gurbet” maddesindendir. Gurbet, vatanından uzak olmadır. Vatanından uzak kalan kimseye garib denir. Çoğulu gurebâdır. Vakfiyelerde geçen garib ve gurebâ tabirleri örfe göre tefsir olunmak gerekir. Bizim örfümüzde kısa bir müddet için bir memleketten diğerine giden kimseye garib denmez. Gittiği yer müddet-i sefer mikdar uzak yer ise müsafir denir. (Bkz. Müddet-i Sefer)

GÂZİ: Din ve Vatan müdafası uğrunda silâh elde düşmanla harp eden mücahiddir.

GEDİK: Ticaret ve sanat yapmak salahiyetidir. Ticaret ve sanat için bir akar derununa konulan alet ve edevata da gedik denir. Gediğin yani alet ve edevatın durması mukabilinde mülk akarda mâlikinin, vakıf akarda mütevellinin izin ve rızasıyla tayin olunan kira verildikçe gedik mutasarrıfının o yer üzerinde karar hakkı olup o yerden çıkarılamaz ve başlangıçta kararlaştırılan kirası arttırılamaz.

GEDİĞİN MUACCELESİ: Gediğin talibine tefvizinde üzerinde bulunduğu gayr-i menkulün gedikden âri olarak kıymetine yakın belirtilip peşin ödenen bedeldir.

GEDİĞİN MUECCELESİ: Alet ve edevatın durması mukabilinde üzerinde bulunduğu mahal için aydan aya veya seneden seneye akar sahibine ödenmesi lazım gelen kiradır.

GEDİKÂT-İ MEVKÛFE: Gedik sayılan alet ve edevatın yerlerinde beka ve devam hakkı olmak itibariyle cevazına mebni bazı gedikler vakfedilmiştir. Bunlara gedikat-ı mevkûfe denir ki vakıf gedikler demektir.

GEDİK MUTASARRIFI: Mahallinde karar hakkı olan alet ve edevat sahibi, yani, o yerin müsteciridir (kiracısıdır.)

GEDİK MÜLKÜ: Gediğin, üzerinde bulunduğu akardır. Bu akar ister mülk ister vakıf olsun bu yere gediğin mülkü denir.

GEDİK MÜLKÜNÜN KİRASI: Gedik mutasarrıfı tarafından gediğin, üzerinde bulunduğu gayr-ı menkul mâlikine cüz’î mikdarda verilen kiradan ibarettir.

GEDİK MÜLKÜNÜN SAHİBİ: Gediğin bulunduğu gayr-ı menkulün rakabe ve zatına sahib olandır ki vakıf veya herhangi bir hakiki ve hükmi bir şahıs olabilir.

GİRDÂR: Vakıf arsa müsteciri (kiracısı) tarafından bina ve ağaç gibi ihdas olunup hakk-ı kararı yani kalmak hakkı olan muhdesattır. Mesela, mukataalı vakıf arsalarda mülk ev ve ağaçlar girdardır. Nitekim taşlık ve ziraat mümkün olmayan sahibsiz bir mahalle mülk bir mahalden toprak getirilip de orada yığılarak ziraate veya ağaç dikmeğe uygun bir hale getirilse bu yığılan toprağa girdar denir.

GÖVERİ: Eski ıstılahda semere yani sebze ve meyvelerin öşrü demekdir. Farsça güvareden olmak hatıra gelirse de, gövermek mastarından teşkil edilmiş olması daha çok muhtemeldir.

GUZÂT VAKFI: Gazilere ait vakıf demektir. Bunlar Gazi Mihal, Gazi Evranos, Gazi Ali Bey, Gazi Süleyman Bey Vakıflarıdır. Gazi Mihal Bey Vakfı Filibe’de, Gazi Evranos Bey Vakfı Selanik ve Gümilcine’de, Gazi Ali Bey Vakfı Edirne’de, Gazi Süleyman Bey Vakfı Filibe’de idi. Bunların çoğu istilaya uğramıştır.

HABBÂZ: “Hubz” maddesindendir. Arapça hubz, ekmek; habbâz, ekmekci manasınadır. İmaret, hastahane gibi vakıflarda geçen bu tabir müessesenin ekmeğini pişirip hazırlayan demektir.

HÂCEGÂN: Devlet dairelerinde yazı işlerinin başında ve defterdarlık ve nişancılık vazifelerinde bulunanlardır. Divan-ı Hümayun katiplerine (hâcegân-ı divân-ı hümâyûn) denirdi. Hâcegân tabiri Osmanlılardan evvelki bazı İslam Devletlerinde de kullanılan bir tabirdir.

HADEME-İ HAYRAT: Hayır müesseselerinde vazifesi olanlardır.

HADEME-İ MERDÂ: Hastalara hizmet edenler ki hasta bakıcılardır. Dârü’ş-şifâ, hastahâne, tımarhâne vakıflarında bunların ne suretle hizmet edeceklerine dair tavsiye ve emirler vardır.

HADEME-İ VAKIF : Vakıf işlerinde vazife alan kimselerdir. İmam, hatib, müezzin, kayyım, muallim, müderris gibi.

HAFFÂR: “Hafr” maddesindendir. Hafr, kazmak demektir. Mezarlıklarda mezar kazan şahsa haffâr denir. Bazı vakıflarda haffârlık bir hizmettir.

HÂFIZ-I KÜTÜB: Kütüphanelerdeki kitapları muhafazaya memur olan zattır. Kitapları müfredatiyle bilmesi lazım gelen bu zat herhangi bir kitabı mütalaa etmek isteyene ya kendisi veya yardımcıları istenen kitabı verir. Mütalaa edildikten sonra alıp yerine iade eder.

HALİFE: İslamî hükümler veçhile hüküm süren Devlet Reisidir. Çoğulu “hulefâ”dır.

HALİFE-İ MEKTEB: Kalfa. Mekteplerde talebenin derslerini müzakere ve okudukları derslerde anlayamadıkları yerleri onlara tekrar eden mekteb müzakerecisidir.

HÂNUT: Meyhane manasınadır. Mutlak olarak dükkan manasında da kullanılır. Vakfiyelerde rastlanan hanut dükkan demektir. Çoğulu “havânît”tir.

HARAMEYN : Harem’in tesniyesidir (ikil). Harem, Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevverede hudutları belli kudsi mahaller ve Haremeyn Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere demektir. HAREMEYN VAKFI: Halen veya ilerde yani meşrutunlehleri münkariz olduktan sonra hasılatı tamamen veya kısmen Haremeyne (Mekke-Medine) fukarasına meşrut olan vakıflardır.

HAREMEYN EVKÂFI MÜFETTİŞLİĞİ: Evkâf-ı Hümayun ve Haremeyn Evkafı ve mülhakatına ait muayyen bazı hususlara bakmak üzere Muharrem 995 H. tarihinde ihdas olunan şer’î memuriyettir.

HAREMEYN EVKÂFI MUHASEBECİLİĞİ: Dâru’s-saâde Ağalarının nezareti altında bulunan vakıfların muhasebelerini tutmak ve vakfiyeleriyle cihetlerini (hizmetlerini) kayd etmeğe mahsus bir memuriyet idi.

HAREMEYN EVKÂFI MUKÂTAACILIĞI: Dâru’s-saâde Ağalarının nezareti altında olup mukataaya merbut ola musteğallat-ı mevkufenin kaydına, intikaline ve ferağına, rusum ve hasılatının tahsiline mahsus memuriyet idi.

HÂRİS-İ BEDESTEN: Çarşı ve bedesten bekçisi.

HATÎB: Cuma ve Bayram namazlarında cemaate hutbe veren ve bu namazlarda namaz kıldıran zattır.

HAVÂŞİ: Amûdü’n-neseb yani asıl ve fer’ olmıyan akrabadır. Baba ve oğul amidü’n-neseptir. Kardeşler, amca, halalar, dayı ve teyzeler amidu’n-neseb olmayıp havâşidir.

HAVÂİ GEDİK: Ticaret ve sanatın inhisar altına alındığı devirde her yerde ticaret ve sanat icra edebilmek selahiyeti demektir. 16 Şubat 1328 tarihli kanunla İstanbul ve Bilad-ı selasede olan gedikler ilga edilmiş ve Zilhicce 1277 H. tarihli kanunla inhisarın lağvı üzerine şahsi mahiyette olan havâi gediklerin hükmü kalmamış olduğundan 16 Şubat 1328 Rumî tarihli kanunda havâi gedikten bahsolunmamıştır.

HAYRAT: Hayre kelimesinin çoğuludur. Lisanımızda halk intifa etmek üzere Allah rızası için vücüda getirilen ve vakfedilen eserlerdir. Cami, mescid, mektep, kütüphane, misafirhane cenaze için kazan, tabut gibi. Akar mukabilidir. Akar, vakfın gayesini devam ettirmek için vâridat (gelir) getirmek üzere vakfolunan gayrimenkullerdir. Vakıflar Kanununun 8. maddesinde geçen “hayrât” tabiri ile 11. maddesinde geçen “akar” tabirleri bu anlamdadır. Kelimenin kökü olan “hayır” kelimesi lugatta meyil ve rağbet olunan şey manasınadır. Mal, iman, akibet gibi manalara gelir. İyilik manasında da kullanılır, mukabili şerdir.

HÜCCET: Lugatta delil manasınadır. Eskiden bir hükmü hâvi olsun olmasın hâkim tarafından bir hukukî hadiseye dair tanzim olunan vesikalara hüccet denirken, sonraları hâkim huzurunda ikrar takriri, akidleri ve vasi tayini ve bir hususa izin i’tası gibi hükmü ihtiva etmeyen vâkıalar hakkında yazılan vesikalara ıstılah olmuştur. Hüccetlerde hâkimin mührü vesikanın üstünde ve i’lamlarda altında bulunur.

HUKR: Bir vakıf arsayı muayyen bir ücret mukabilinde tasarruf altında tutmaktır.

HULÜV: Bir akar üzerinde işgal edilen menfaat-i mücerrededir. İcare ve icareteynle sabit olan menfaat-i mücerrede hulüvdür. Bu menfaati işgal eden ayan-ı muttasılaya da hulüv denir. Bu manada hulüv, sahibine hiç bir hak bahş etmez. Mesela, bir vakıf dükkanı isticar eden, müddet hitamında tekrar ben isticar ederim iddiasında bulunamaz. Hulüv bazan gediğe de ıtlak olunur. Fakat bizim hukuk lisanımızda müstamel değildir.

İBARE-İ VAKIFTA (ALÂ FERÎZATİ’Ş-ŞER’İYYE) İBARESİ: “Alâ ferîzatiş-şer’iyye” terkibi örfen “erkek evlada iki, kız evlada bir hisse” verilmesi mefhumunda kullanılır. Her noktada şer’î miras hükümlerinin tatbik olunması kasdolunmaz. Bu ibareyi muhtevi olan bir vakıfta meşrutünleh bir erkek ve bir kız evladı olsa gelir oğula iki ve kıza bir verilmek suretiyle tevzi olunur. Fakat sonradan vakfın menfaati evladın gayrisine mesela ana bir oğlan kardeşle baba bir oğlan kardeşe teveccüh eylese galle (gelir) müsavat üzere taksim olunur; yoksa, altıda biri ana bir kardeşe ve geri kalanı baba bir kardeşe verilmez.

İBARE-İ VAKIFTA MÜFESSER LAFIZ: Müfesser, tahsis ve te’vil ihtimali olmayan sözdür ki anınla amel vacip olur. Mesela, vâkıf vakfiyesinde fazla-i galle (gelir fazlası) evlada ve ahfadıma yani evladımın evladına verilecek ve bunlardan sonra camiin ihtiyaçlarına sarfolunacaktır” demiş olsa, ahfad evladın evladı ile tefsir olunmuş olduğundan ahfadın evladı istihkak iddiasında bulunamaz.

İBÂRE-İ VAKIFTA MÜCMEL LAFIZ: Mücmel kendisinde mübhemiyyet bulunan lafızdır ki mücmeli söyleyen muradı ne olduğunu beyan etmedikçe maksat anlaşılamaz. “İbham”, sözü söyleyen ya da sözün lugat manasından başka bir mana kasdederek muradını mübhem bırakır veya söylenen söz lugat manasındaki garabetten nâşi maksat anlaşılamaz veya sözün müteaddit manaları olup hangisi kast edildiği malum olmaz. Mesela vâkıf, vakfının galle fazlasını ölen oğlu Ahmed’in evlad ve evladına şart edip de ölmüş Ahmed adında iki oğlu bulunsa, meşrutunlehin, vâkıfın oğulları Ahmedlerden hangisinin evladı olduğunun tayini mümkün olmaz. Bu takdirde sağ ise vâkıfın beyanına müracaat olunur. Ölmüş ise müşterek lafızda olduğu gibi şart ihmal edilir.

İBÂRE-İ VAKIFTA MUHTEMEL LAFIZ : Muhtemel lafız iki veya daha ziyade manaya atfı mümkün olan lafızdır ki bu manalardan hangisinin kast olunduğu karine ile anlaşılır. Mesela, vâkıf vakfiyesinde “vakfımın gallesinden kardeşimin oğluna yüksek tahsil yaptırılsın” deyip de müteaddit kardeşleri ve bunların tahsil çağında oğulları olsa, sözün şu veya bu kardeşinin oğluna ihtimali olduğu cihetle maksadın ne olduğunu tayin karineye muhtac olur. Kardeşlerinden biri fakir ve diğeri zengin olsa maksadın fakir kardeşinin oğlu olduğu anlaşılır.

İBÂRE-İ VAKIFTA LAFZ-I MÜŞTEREK: Müşterek, muhtelif vaz’ ile müteaddit manalara mevzû olan lafızdır. Mücmel lafızdaki misalde olduğu gibi müşterek lafızdan maksadın ne olduğu vâkıfa tayin ettirilir; ölmüş ise ihmal olunur, şart tatbik edilmez.

İBÂRE-İ VAKIFTA ZÂHİR LAFIZ: Zâhir lafız, düşünmeye muhtaç olmaksızın dinleyenin derhal manasını anladığı sözdür ki bununla amel olunur. Mesela, vâkıf vakfiyesinde “ben öldükten sonra vakfıma baba bir kardeşim mütevelli olsun” demiş olsa, vefatından sonra baba bir kardeşi mütevelli olup, belki maksad ana baba bir kardeştir diye tevliyet ana baba bir kardeşe tevcih olunmaz.

İBN: Oğul demektir.

İBNİ’S-SEBÎL: Yolcu, uzak bir yere yolculuk eden kimsedir. Çoğulu ebnâ-yı sebîldir.

İBTİDÂ-İ DÂHİL: Bkz. İbtidâ-i hâric.

İBTİDA-İ HÂRİÇ: Vaktiyle Osmanlı medrese teşkilâtında ilk derecedir. Sıbyan mektebinde a’mal-i erbaa, yazı ve Kur’an öğrendikten sonra tahsile devam etmek isteyenler ibtidâ-i hâriç denen medreselerde mukaddimat-ı ulûmu tahsil edip ibtidâ-i dâhile devam etmek ehliyetini iktisab edince ibtidâ-i dâhil medresesine ve sonra yüksek ilim talim eden mûsilelere ve oradan da imtihanda muvaffak olanlar Sahn Medreselerine intisap ederlerdi. Sahn Medreselerinde İslamî ilimlerle beraber edebiyat, tarih, coğrafya, tabiiyyat, tıp, hendese ve hey’et gibi ilim ve fenler tedris olunur ve ilim adamları hep bu medreselerle Enderûn’da yetişirdi. Vücutlarıyla iftihar ettiğimiz fakihler, âlimler, filozoflar, mühendis, tabip ve hey’et âlimleri hep bu medreselerde ve daha evvel İznik ve Bursa gibi şehirlerdeki medreselerde yetişmiştir.

İCÂR: Müsakkafat ve müstegallatın ücretle kiraya verilmesi demektir.

İCÂRE: Fıkıh ıstılahında belirli menfaati, belirli karşılık mukabilinde temlik etmek manasınadır.

İCÂB-I VAKIF: Vakıf yapmak için söylenen ve mahalli örfe göre inşa-i vakfa (vakıf yapmaya) delâlet eden sözdür. Vakıf, kasta delâlet eden sözle vücut bulur. Lafızsız mücerred niyetle vakıf vücut bulmaz. Mesela, bir kimse vakfetmek niyetiyle bir gayr-i menkul satın alsa mücerred niyet etmekle vakfedilmiş olmaz.

İCÂRETEYN: Muaccel yani peşin, müeccel yani seneden seneye verilecek olan ücrettir. Bkz. İcâreteynli Vakıf.

İCÂRE-İ MUACCELE: İcare, ücret; icare-i muaccele ise peşin ödenen ücret demektir. İcare-i adiyede (adi icarda) olduğu gibi mukataalı vakıflarla icareteynli vakıflarda peşin alınan ücrete icare-i muaccele ve aydan aya veya seneden seneye alınan ücrete icare-i müeccele denir.

İCÂRE-İ MÜECCELE: Arz-ı mîrî (hazine yeri) ile icareteynli ve mukataalı vakıf mahallerde kullanılan bir tabirdir. Ziraat suretiyle intifa olunan arz-ı mîrîde öşür (onda bir) ve humus (beşte bir) gibi hasılat hissesiyle ziraat olunmıyan arz-ı mîrî için (icâre-i zemin), bedel-i öşr (mukataa) nâmlarıyle ve icaretynli vakıflarda (müeccele) ve mukataalı vakıflarda (mukataa) ve (icare-i zemin) namlarıyla alınan senelik ücretlerdir. Mîrî arazide hasat zamanında vakıflarda sene sonunda alındığından müeccele denmiştir.

İCÂRE-İ TAVÎLE: İcare-i vâhideli bir vakıf akarın muayyen sebeplerden biriyle üç seneden fazla bir müddetle veya daimi olarak icarıdır. İster bu müddet muayyen olsun, isterse mukataada olduğu gibi bu müddetin malum bir nihayeti bulunmuş olsun.

İCÂRE-İ ZEMÎN: Mukataa demektir. Üzerinde bina, ağaç bulunmak mülahazasiyle icare-i zemin (yer ücreti) denmiştir.

İCÂRE-İ VÂHİDELİ EVKÂF: Mütevelliler ya da o makama kaim olanlar tarafından muayyen ve kısa bir müddetle icare olunagelen vakıf akarlardır. Mukabili icareteynli vakıflardır.

İCÂRE-İ VÂHİDELİ AKÂRÂT-I MEVKÛFE: Ay ve sene gibi bir vakit ile muvakkat olarak mütevellisi veya tevliyet vazifesini gören zat tarafından ecr-i misliyle taliplerine kiralanan akardır.Vakfiyede icare-i vahideli akarın kira müddeti hakkında bir şart koşulmamış ise kiralanacak vakıf mal çiftlik ve arazi nevinden ise üç sene, diğer akarlardan ise bir seneden fazla müddetle kiraya verilemez; ancak zikrolunan müddetlerden fazla müddetle icarında vakf için menfaat bulunduğu taktirde hakimin veya o makama kaim zatın izni ile zikrolunan müddetlerden fazla icar sahih olur.

İCÂRETEYNLİ EVKÂF: İhtiyaca mebni müddetsiz icar olunan vakıf akarlar kıymetlerine yakın peşin ve seneden seneye verilmek üzere müeccel cüz’i bir ücret mukabilinde icar olunan müsakkafat ve müstegallat-ı mevkûfedir. Bu icarenin müddeti olmayıp müstecirin ölümü halinde me’cur kiracıdan vakıf kanunen muayyen intikal hakkına nail vârislerine, sonra bunların vefatıyla bunların intikal hakkına nail varislerine geçer. 2762 sayılı Vakıflar Kanunu ile icareteyn muamelesi ilga olunmuş ve mevcutların mülkiyeti yirmi senelik müeccel ücret mukabilinde mutasarrıflarına geçirilmiştir.

İDÂRESİ MAZBÛT EVKÂF : Mazbut vakıfların bir nev’idir. Tevliyetleri meşrutünlehleri uhdesinde bırakılarak mütevellilerine maaş tahsis edilmek suretiyle vakıf işlerine müdahaleleri men edilip doğrudan doğruya Vakıflar İdaresi tarafından idare olunan vakıflardır. Köprülü ve Cağalzâdeler ve Şehid Mehmed Paşa Vakıfları gibi.

İDHÂL VE İHRÂC ŞARTI: Vâkıfın, vakfı kurarken istediği zaman yeniden şartlar koymak veya mevcut vakfından çıkarmak salahiyetini muhafaza ettiğine dair şarttır.

İDRÂR: Maaş ve tahsisât demektir, çoğulu idrârâttır. Müteaddit manalara gelen idrâr, bir de davar sütünü gereği gibi verip akıtmak manasınadır. Maaş ve tahsisata idrâr ıtlakı (denilmesi) bu münasebetle olacaktır. İdrârât tabirine pek eski vesikalarda tesadüf olunur. Yanlış anlama olduğundan olacaktır ki sonraları terk olunmuştur.

İHKÂR: Bir yer üzerinde bina yapmak ve ağaç dikmek üzere yıllık muayyen bir meblağla ve beka şartiyle o yeri isticar etmektir. Bu muamele vakıflarda câridir.

İKTÂ’: Hazineye ait arazinin rakabesi veya menfaati hazineden hakkı bulunan kimseye salahiyetliler tarafından temlik olunmaktır. Hazineden istihkakı olanlara hazineden aylık veya senelik olmak üzere kâfi miktar para verilebileceği gibi hazineye ait bulunan arazinin rakabesi veya mîrî menfaatleri temlik edilebilir. Çoğuluna ıktâât denir.

İKTÂÂT-I MEVKÛFE: Salahiyetlileri tarafından hazinede istihkâkı olan bir zata mîrî arazinin tasarruf hakkı veya a’şar ve rüsumu gibi mîrî gelirleri tahsis olunup ta o zat tarafından bir cihete vakfolunan arazidir. Mülknâmelerin ekserisi ve bu mülknâmelere müste- niden yapılan vakıflar bu nevi’dendir.
İMAM: Arkasında kendisine uyulup namaz kılınan zattır. Çoğulu eimmedir.

İMÂM-I A’ZAM: Ehl-i sünnetin ictihatlarını tasvip eylediği dört büyük müctehitten biridir. Adı Nu’man, babasının adı Sâbit’tir. Hicri 80 yılında Kûfe’de doğmuştur. Bu büyük imamın ictihadlarıyle amel edenlere Hanefî derler ki mevcut müslümanların ekserisi Hanefî mezhebindendir. Müşarünileyh vakfın lüzum ifade etmeyeceği, sağlığında vakfeden kimsenin vefatında vârislerinin vakıfdan rücu’ edebilecekleri re’yinde idi. Bu münasebetle vakfiyelerde ictihadları zikr olunmuştur. (Dipnot: Vakıflar adlı eserimizde bu ictihatlar hakkında tafsilat verilmiştir.) İmam-ı A’zam müstesna bir zekaya mâlik, ittika, kerem ve sehâ gibi yüksek vasıflarla muttasıf bir zât-ı celilü’l-kadr (çok değerli) idi. Hadis ve fıkha dair eserleri vardır. Hicrî 150 tarihinde vefat eylemiştir. Yüksek meziyet ve faziletleri hakkında Arapça, Farsça, Türkçe bir çok eser yazılmıştır. Bağdat’ta medfûn ve türbesi ziyaretgâhtır.

İMAM-I MUHAMMED: İmam-ı A’zam hazretlerinin mesai arkadaşlarındandır. Adı Muhammed ve babasının adı Hasan’dır. Hicrî 130 tarihinde Vasıt’ta dünyaya gelmiştir. Müşarünileyh vakıf mütevelliye teslim ile lüzum ifade edeceği, bundan sonra vakıfda rücu oluna mayacağı ictihadında bulunmuştur. (Dipnot: Vakıflar adlı eserimizde bu ictihatlar hakkında tafsilat verilmiştir.) Bu münasebetle vakfiyelerde ictihadlarından bahsedilmiştir.
İmam-ı Muhammed fıkıh ve fıkıh usulüne dair geniş malümata mâlik müttaki, ahlak-ı fazıla ile mütehalli büyük bir müctehit idi. İmam-ı A’zam hazretlerinin ictihadlarını müteaddid eserleriyle dünyaya yaymıştı. Hicri 189 yılında Harun er-Reşid’le birlikte gittikleri Rey şehrinde irtihal eylemiştir. Hal tercemesi Teracim-i Ahval’de (hayatı hakkında biyografi kitaplarında ayrıntılı bilgi) yazılıdır.

İMAM-I YUSUF: Vakfiyelerde adı ve ictihadı geçer. İmam-ı A’zam hazretlerinin mesai arkadaşlarındandı. Adı Yakub, babasının adı İbrahim’dir. Hicri 113 yılında Kufe’de dünyaya gemiştir. İmam-ı Yusuf, mücerred vakfettim demekle vakıf lüzum ifade edip bundan sonra vakıfdan rücu’ olunamıyacağı re’yinde idi. (Dipnot:Vakıflar adlı eserimizde bu ictihatlar hakkında tafsilat verilmiştir.) Abbasilerden Halife Mehdi, Hadi ve Harun er-Reşid zamanlarında Bağdat’ta kadı idi. Sonra kuvve-i kazaiyye icra kuvvetinden ayrılarak kadıların azil ve nasbı bu zâta tevdi olunmuş ve kendisine “Kâdi’l-kudât” unvanı verilmiştir. İslam’da ilk Kâdi’l-kudât nâmiyle yad olunan zattır. Geniş ilmi, ittika ve adaleti ile meşhurdur. Fıkıh ilmi ile beraber tefsir, megazi (gazalar) ve Arap tarihinde geniş malumat sahibi idi. Kitaplarından “Kitabu’l-Harac” adlı eseri meşhurdur. Hal tercemesi müteaddit eserlerde yazılıdır.

İ’MÂR: Bir yeri ihya ve bir binayı tamir ve ıslah etmek, mamur bir hale getirmek demektir.

İMÂRET: Müteaddit manalara gelen ve Arapça olan bu kelime bir de mamur manasına gelir. Bazı kitabelerde, mesela, “Emere bi-imâreti hêze’l-mescid” ve “Emere bi-imâreti hêzihi’l-medrese” gibi kitabeler bu manayadır. “Bu mamur mescid ve medrese binasının inşaasını emretti” demektir. Vakıf ıstılahında talebe ve fukara için yemek pişirilip hazırlanan binalara denir. Bu gibi yerlere Türkçe “aşhâne” veya “aşevi” denir. Müslümanlarda fukarayı görüp gözetmek ve onları yedirip içirmek en büyük fazilettir. Bu hasletle müslümanlar tarafından birçok imarethâne vücuda getirilmiş, fakir ve âcizlere bakılmıştır. Bilhassa Osmanlılarda en insanî hayır müessesesi addolunarak memleketin bir çok yerlerinde imarethâneler inşa olunmuştur. Yalnız İstanbul’da yirmi kadar imarethâne vücuda getirilmiş olması bu hayırlı işe ne kadar ehemmiyet verilmiş olduğunu gösterir. Bu hayır müesseselerinden medreselerde tahsilde bulunanlarla cami ve mescid hademesi, fukara, aceze ve müsafirler faydalanırlardı. Ne yazık ki 1327 tarihli kanunla yalnız iki imaret bırakılarak diğerleri kapatılmış, bunlardan bazıları müze ve anbar gibi işlere tahsis olunmuş ve bazıları metruk ve harap bir halde terk olunmuştur. Bilahare bu hareketin yanlış olduğu ve fakir ve muhtaçlara bakılmanın vazgeçilmez bir zaruret bulunduğu anlaşılarak Hilâl-i Ahmer (Kızılay) ve Vakıflar İdaresi tarafından aşhâneler yapılmış ise de eskisi gibi geniş bir surette yardım yapılamamıştır.Vakfiyelerde imarethânelerin idaresi ve talebe ve fukaraya ne tarzda ve ne mikdarda yardım yapılacağı tayin olunmuştur. Hiç bir cemiyet fukaradan hali kalamıyacağı cihetle her zaman böyle hayır müesseselerine ihtiyaç vardır.

İMÂRET-İ VAKIF: Vakfolunan şeyin vakıf zamanındaki bulunduğu hal üzere veya meşrut şekilde tamiridir. Vakıflarda başta gelen masraf vakfın imarıdır. Bu husus temin edilmedikçe vakfın geliri vakfın diğer işlerine sarf edilemez.

İMÂRET-İ GAYR-İ ZARÛRİYE: Tezyinat gibi zaruri mahiyette olmıyan imarettir (onarımdır).

İMÂRET-İ ZARÛRİYE: Bir vakfın kıymet ve vârid tını düşürecek noksan ve hasarı imar etmek zaruri onarımdır.

İMÂRET NÂZIRI: İmarethânelerde yemeklere ve yemekhânelere nezaret eden kimsedir ki yemeklerin ve yemekhanenin nefeset ve nezafetine bakar.Nefaset ve nezafete dikkat edilmediğini görürse imaret müdürüne keyfiyeti haber vererek tekerrür etmemesini temin eder. Vakfiyelerde bazı imarethâne hademesi arasında bu vazife yer alır.

İNŞÂ-İ VAKIF: Vakıf tasarrufunu vücuda getiren sözdür.

İRSÂD: Gözetme ve gözlemek manasınadır.

İRSÂDÎ VAKIF: Rakabesi Hazineye ait olan bir mülkün menfaatini salahiyetlilerin hazinede alacağı olanlara tahsis etmesidir ki buna tahsisat kabilinden vakıf da denir. İrsadî vakıf, irsad-ı sahih ve irsad-ı gayr-i sahih olmak üzere iki kısımdır.

İRSÂD-I GAYR-İ SAHÎH: Hazineye ait bir mülkün menfaati salahiyetlileri veya bunların izniyle başkası tarafından hazineden maaş ve tahsisât almağa hakkı olmayan bir kimseye tahsis olunmasıdır. Bu gibi tahsisler iptal olunur. Buna “tahsis-i gayr-i sahih” de denir.

İRSÂD-I SAHİH: Hazineye ait olan bir mülkün rakabesi kemaken hazineye ait olmak üzere menfaati yani a’şar ve rüsûm ve tasarruf hakkı gibi menfaati selâhiyetlileri veya bunların izniyle başkası tarafından (Beytü’l-maldan) hazineden maaş ve tahsisât almağa hakkı bulunan kimseye tahsis olunmaktır. Buna “tahsis-i sahih” de denir.

İSRAF: İnsan malını lüzumundan fazla sarf etmekdir. Bkz: (tebzir)

İSTANBUL EFENDİSİ: Bir zamanlar İstanbul Kadısı’na İstanbul Efendisi denmekte idi. Dersa’âdet, İstanbul ve Bilâd-ı Selâse namiyle üç mıntakaya ayrılarak her mıntakaya birer kadı tâyin olunmuştur. Sur dahilinde olan kısma İstanbul; Eyyüb, Galata ve Üsküdar’a Bilâd-ı Selâse denmiştir. İstanbul Kadısı’na bin tarihlerinde İstanbul Efendisi denmekte iken sonraları İstanbul Kadısı unvanıyla yad olunmuştur.

İSTİBDÂL: Bu vakfı mülk ile mübâdele(değişmek) etmektir. Bu mülk, gayr-i menkûl ve nakid (para) olabilir. İstibdâl yapabilmek için vâkıfın şartına bakılır. Varsa şart vechile istibdâl olunur; yoksa olunmaz. Ancak vakıf akarı varidât getirmez veya getirdiği varidat masrafı korumaz bir hale gelir ve istibdâlde vakıf için menfaât tahakkuk ederse vâkıf istibdâli men’etmiş olsa bile hakimin re’yi ve selâhiyetlilerin müsaâdesi ile mütevelli istibdâl yapabilir. İstibdâl’de mutlak surette hakimin re’yi ve selahiyetlilerin izni şarttır. Binâen-aleyh mütevellî kendiliğinden vakfın akarını istibdâl edemez.

İSTİBDÂL-İ MÜSECCEL: Tescîl olunan istibdâl demektir. İstibdâl şartları tahakkuk edip hakimin re’yi ve selâhiyetlilerin izni ile istibdâl tamam olduktan sonra bir mürâfaa zımnında hakimin istibdalin sıhhat ve lüzumuna hükmetmesidir.

İSTİKÂR: İhkâr manâsındadır.Bkz: İhkâr.

İSTİNÂBE: Vakıfda istinâbe tevkil eylemek demektir. Ehil olmak şartiyle vakfın hizmetlileri özürlü ve özürsüz yerlerine başkasını tevkil edebilirler. Son Vakıflar Nizamnâmesiyle bazı tahdidât konmuştur. Ancak vâkıf bizzat vazife ifâsını şart etmiş ise mazeret olmadıkça istinâbe caiz değildir.

İ’YÂL: Bir adamın beslediği kimselerdir. Bir çatı altında bulunmaları şart değildir.

KÂ’BE: Mekke-i Mükerremede kâin mukaddes binâdır ki Hazret-i Ibrâhim ve İsmâil Aleyhis-selam tarafından bina olunmuştur. Müslümanların kıble mahallidir.

KABRİSTAN: Cenaze defin edilmek için tefrik ve tahsis olunan yerdir. Tahsis sûreti itibariyle kabristanlar bazı kısımlara ayrılır.Bir kısmı köy ve kasabaların ilk te’sisinde devletce kabristan olmak üzere devletin tasarruf ve hükümranlığı altında olan yerlerden tefrîk ve tahsis olunan yerler ve bir kısmı arâzi-i memlûkeden iken sahibleri tarafından cenaze defni için vakf olunan mahallerdir. Kanunen memnû’ olduğu halde mutasarrıfları veya onların izniyle başkaları tarafından mîrî arâzîden kabristan ittihaz olunan yerler vardır.Bu gibi kabristanlara en çok köylerde tesadüf edilir. Kabristanların ekserîsi umumîdir, Hususî olanlar da vardır. Bunların bazıları metrûk ve bazıları halen kabristan olarak intifâ olunmaktadır.
Belediyeler Kanunu’nun 160. maddesiyle bazı mezarlıklar belediylere devredilmiş ve bu hususda bir de nizamnâme yapılmıştır. Kanunda tam bir vuzuh olmadığından bilhassa islam olmayanlara ait mezarlıklar hakkında belediyelerle cemaatler arasında ihtilâflar zuhûr etmektedir. Bkz: madde 160 ve nizamnâme.

KADI: Hüküm manasında olan kaza maddesindendir Fıkıh lisanında halk arasında tehâdüs eden ihtilâf ve münazaaları görmek üzere selâhiyetliler tarafından tarafından nasb ve tâyin olunan zata kadı denir.

KADI-ASKER(Ordu Kadısı): Bazı vakfiyelerde Kadıaskerlerin tasdik ve mühürleri vardır. Bu cihetle Kadıaskerlerin sıfat, selahiyet ve vazifeleri hakkında izâhat vermeği faideli gördüm. Kadıaskerlik (Ordu kadılığı) daha evvel İslâm Devletleri’nden bazılarında vardı. Osmanlılarda Sultan Birinci Murad zamanına kadar kadıasker tayin olunmamıştı. Ondan evvel hükümet merkezi olan belde kadısı Kadil-kuzat makamında, ordu ile beraber gider Kadı-askerlik vazifesini yapardı.
Orhan Bey zamanında İznik Kadısı olan Candarlı Kara Halil Efendi şehir ve kasabalara gönderilen kadı ve hatiplerin mercii idi. Sonra Sultan Murad zamanında asker sınıflara ayrıldığından ve ordunun şeri işleri çoğaldığından Bursa Kadısı olan Candarlı Kara Halil Kadı-asker tâyin olundu. Fatih merhûmun saltanatlarına kadar bir Kadı-asker olduğu halde bu tarihde Kadıaskerlik Anadolu ve Rumeli Kadı-askeri unvanıyla ikiye çıkarılmıştır.
Kaza teşkilâtının en büyük uzuvları Kazaskerlerdi padişahın kumanda ettiği seferlerde orduyu ta’kib ederlerdi. Ordu Avrupa’da harekata geçince Rumeli Kazaskeri, Asya ve Afrika’ya hareket edince Anadolu Kazaskeri giderdi. Kazaskerlerin en mühim vazifesi padişahın kanunî müşaviri olmaktı.Bununla beraber ganimet mallarının tevziine riyaset eder, ordu ve efradı arasında tekevvün eden hukukî davalarıı görürlerdi. Bunlardan başka Kazaskerler merkezde hakim vazifesini görür ve mevleviyyetlerden maada Rumeli’ne gönderilecek hakimler Rumeli Kazaskeri, Anadolu’ya gönderilecek hakimler Anadolu Kazaskeri tarafından ta’yin olunurdu. Bu hakimlere nâib denirdi ki Kazaskerin nâibi demektir.
Son zamanlarda Kazaskerlerin vazifesi İstanbul’da kendilerine ait olan davaları görmek ve hüküm vermeye münhasır kalmıştır.

KAİMMAKÂM-I MÜTEVELLİ: Mütevelli aleyhine dava açılmak veya mütevelli vekil bırakmaksızın uzak mahalle gitmek gibi bazı hallerde muvakkaten vakıf işlerine bakmak üzere hakim tarafından tayin olunan kimsedir. 2762 sayılı Vakıflar Kanunu kaimmakam-ı mütevelli tayini lazım gelen hallerde o vazifeyi Vakıflar İdaresi’ne tevdi ettiğinden Kaim-makam-ı mütevelli tayini usulu kaldırılmıştır.

KALENDERHÂNE: Kalender, dünya alakalarından elçekerek manevi hakikatlerden zevk duyan derviş demektir. Fakir dervişlerin barınmaları için yapılan zâviyelere kalenderhane denir. Burada zikir, ibadet, tasavvuf ve ma’rifetullaha müteallik bahislerle iştiğal olunurdu.

KAMERÎ SENE: Ay’a göre kabul olunan senedir. Kamerî denmesi bu cihetledir. Cahiliyet devrinde ayın hilâl şeklinde göründüğü gece ay başı olarak kabul ve diğer hilâl suretinde görünüşüne kadar geçen müddet bir ay ve oniki ay bir sene itibar olunmuştur. İşte İslam’da Hazret-i Ömer zamanında hicret tarihine göre başlangıcı Muharrem ayı olmak üzere Kamerî Tarih kabul olunmuş ve Avrupalılar Şemsî Tarihi tercih eylemişlerdir. İslamî eserlerde geçen ay ve sene kamerî ay ve senedir. Kamerî tarihle şemsî tarih arasında takrîben on ve küsûr gün fark vardır; yani, kamerî sene şemsî seneden bu kadar müddet noksandır.

KANAT: Yer altında su geçirilecek künk ve kâriz (lağam)dir.Çoğulu kanavât’tır.

KANTARA: Köprü demektir. Cisr de bu manadadır. Kamus şârihinin beyanına göre cisr daha geneldir. Kemerli ve kemersiz köprüye cisr ve kemer üzerine yapılan köprüye kantara denir. Bkz Cisr.

KAPAN: Vaktiyle yiyecek şeylerin toptan satıldığı yerlere kapan denmiştir. Un kapanı, bal kapanı gibi satılan şeylerin adlarıyle birlikte kullanılmıştır. Kapanlara dair bazı eserlerde muhtelif beyan ve izâhlar vardır. Heyet-i umûmiyesinden anlaşılıyor ki bunlar birer nev’i hal tarzında yenecek şeylere ait depolardır. Kabban Arapça’da kantar ve terazi manasındadır; fakat, kelime asıl Arapça olmayıp Farsça’dan Arapçalaştırılmıştır. Farsça’sı kebbândır. Kelime başka manalara da gelirse de onların mevzumuzla alakası olmadığından beyandan sarf-ı nazar olunmuştur.

KARÂBET: Baba veya ana her ikisi tarafından İslâmiyet devrini idrak eden son babaya nisbeti bulunanları ifade eder. İslâm olamayanlarda, olmayanlarda da karabet bu manadadır.

KARN: Devir ve yüz sene demektir. Buna asır da denir. Daha başka manaları varsa da vakfiyelerde yazdığımız manada kullanılmıştır.

KARNEN BA’DE KARNİN: Devir devir, asır asır demektir. Süreklilik ifade eder. Fakat, tertibe delâlet etmez. Mesela, vâkıf vakfının gelirini karnen ba’de karnin evlad ve evlad-ı evladına şart eylese mukaddem ve muahhar batınlardaki evlad gelire hak kazanmış olur.

KERVANSARAY: Büyük şehir ve kasabalar arasında kervanların konaklayıp kendi ve hayvanlarının dinlenmesi için mermerden yapılan binalardır. Yolcular memleketin dört tarafını birbirine bağlayan bu saraylarda tam bir emniyet içinde konaklardı. Kervansaraylar gayet muhkem bir tarzda yapılmış birer sanat abidesi halinde idi. Üzerlerinden asırlar geçtiği halde bazıları halen eski şekil ve metanetini muhafaza etmekte ve bazıları harab olup burada kuşlar barınmaktadır. Selçukîler memlekette seyr ü seferi kolaylaştıran kervansaraylara gereği gibi ehemmiyet verdikleri gibi Osmanlılar da fevkalade ehemmiyet vermiş ve yer yer kervansaraylar vücuda getirmişlerdir. Bunların ekserisi vakıftı. Bu yerlere inenler burada meccanen barınırlar, ücret vermezlerdi. Vakfı ve vâridâtı (geliri) olmayan kervansaraylarda konaklayanlardan cüz’î bir para alınırdı. Misafirlerin her türlü ihtiyaçları düşünülmüştü. Kervansaraylar yalnız yol üzerinde değil büyük şehirlerin transit merkezlerinde de vardı. Kıymetli araştırıcı Zeki Pakalın tarih deyim ve terimlerine dair yazdığı eserde kervansaraylara dair etraflı malumat vermiştir. Bkz.Pakalın, II, s.245

KARZ-I HASEN: Faizsiz para vermek demektir. Bazı vakfiyelerde sağlam kefil ve kuvvetli rehin ile ihtiyacı olanlara faizsiz ödünç verilmek üzere paralar vakfedilmiştir.

KÂSE-ŞÛY: Bulaşık yıkayan, bulaşıkçı. Tekye, imâret ve hastahâne vakfiyelerinde geçer.

KÂTİB-İ HÂFIZ-I KÜTÜB: Kütübhânelerdeki kitapların miktar ve isimlerini kütüphâne defterlerine kayd ve harice vermek câiz olan kütübhânelerde her kime herhangi kitab verilmiş ise hususî defterine işaret eylemek ve hâfız-ı kütübün kütübhâne işlerine ait emirlerini ifa etmek vazifesiyle mükellef olan kimsedir.

KÂTİB-İ İMÂRET: İmârete giren ve çıkan erzak ve eşyâyı hususî defterine kayd eden kimsedir.

KAYYIM: Vakfın malını görüp gözetmek ve hıfz etmek üzere tayin olunan kimsedir. Mütevelliye de kayyım denirdi.

KEFÎL-İ MELİ: Servet sahibi kefil demektir.

KEHHÂL: Arapça kehl maddesindendir. Müteaddit manalara gelen kehl, göze sürme çekmek demektir. Göz hekimlerine kehhâl denirdi. Hastahâne vakfiyelerinde göz hekimleri kehhâl unvanıyla zikrolunur. Saraydaki göz hekimlerinin başına kehhâlbaşı denirdi. Biz bunlara göz doktoru diyoruz. Araplar Tâbibü’l-uyûn demektedirler. Göz hekimlerine kehhal denmesi sürmenin göze ve göz hastalıklarına faidesi olması münasebetiyle olacaktır.

KENDÜM (GENDÜM) KUB: İmârethâne ve hastahâne gibi hayır müesseselerinin muhtaç olduğu buğdayları döğüp hazırlayan kimsedir ki bazı vakfiyelerde bir hizmet olarak zikrolunmuş ve ücret tayin kılınmıştır.

KENNÂS: Kens maddesindendir. Kens Arapça süpürmek manasındadır. Kennâs abdesthâne süpürüp temizleyen demektir. Bazı vakfiyelerde kennâslık bir hizmet olarak yer almış ve ücret tayin olunmuştur.

KIŞLAK: Kışın havasından, ot ve suyundan istifade olunan ve kar düşmeyen alçak yerlerdir ki iki kısımdır. Biri Tapu ile müstakillen veya müştereken tasarruf olunan yerlerdir ki bunların ekili araziden farkı olmayıp mirî arazi hakkındaki hükümler tatbik olunur ve sahiplerinden tahammülüne göre kışlak resmi alınır. Diğeri, bir köy ahalisine müstakillen veya üç beş köy ahalisine müştereken tahsis olunan kışlaktır ki bu yerin otundan suyundan yalnız kendilerine tahsis olunan köy ve kasaba ahalisi intifa’ edip (faydalanıp) başkaları intifa’ edemez. Bu yerlerin tahammülüne göre kışlak resmi alınır. Kışlaklar metrûk araziden olup, alınıp satılmaz ve ahalinin rızası olmadıkça ziraat olunmaz ve haklarında murûr-ı zaman cereyan etmez.

KIYYE-VUKIYYE: 400 dirhem demektir. Arapça’da ukiyye veya vukiyye olarak kullanılır. Yedi miskal vezninde ve kırk dirhem olan vezne de denir. Ekseri vakfiyelerde, eski kanun ve nizamlarda vukiyye tarzında kullanılır.

KİBS: Bir yerin tarla haline getirilmesi için çukurlarına doldurulan topraktır. Çukur yerleri doldurup tesviye etmeğe de kibs denir.

KİLERDÂR: Yiyecek ve içecekleri muhafaza, verilecek ve sarf edilecek yerlere verip sarf eden vazife sahibidir. Kilerdâr-ı Âmire ve kilerdârbaşı saray deyimlerinden olup sarayın kilercisi ve kilerci başısı demektir.

KİSE: Vaktiyle yüz akçeye bir kise; yüzbin akceye bir yük; on yüke bir hazine denirdi. Vâhîd-i kıyâsî (birim) kuruş itibar edildikten sonra kese, yük gibi tabirler terk olunmuştur.

KURBET: Cenab-ı Hakka yakınlık ve ibadettir. Cenab-ı Hakka kurbet ve ibadet vakfın sebebi olarak kabul edilmiştir.

KÜRSİ ŞEYHİ: Cuma günleri büyük camilerde Cuma namazından sonra cemaate va’z ve nasihatta bulunan zattır. Kürsi şeyhlerine halk arasında Cuma vaizi de denirdi. Kürsi şeyhliği halkı irşad için tesis olunan bir tarik-i ilim ve ma’rifetti. Kürsi şeyhliğinin en son mertebesi Ayasofya Kürsi Şeyhliği idi. En evvel Eyüp Cami-i şerifinde başlayan kürsi şeyhliği sonradan yediye çıkarılmıştı ki Eyüp, Sultan Selim, Fatih, Bayezid, Süleymaniye, Sultan Ahmed ve Ayasofya kürsi şeyhlikleri idi. İnhilâl vukuunda (bu makam boşaldığında) yukarı dereceye doğru teselsülen terfi’ yapılır ve nihayet münhal kalan Eyüp Cami-i şerifi kürsi şeyhliğine müstahikki tayin olunurdu. Tahsilde bulunduğumuz zaman Ayasofya Kürsi Şeyhi meşhur ve mümtaz âlim Manastırlı İsmail Hakkı Efendi merhum idi. Cuma günleri bu zatı dinlemek için ahali ve talebeden binlerce kişi Cuma namazına Ayasofya’ya gelir ve namaz sonunda kemal-i dikkat ve manevi zevk ile merhumu dinlerler ve bazıları muntazaman takrirlerini yazıp zabtederlerdi.

LEYLE-İ BERÂT: Bu gece Şaban ayının onbeşinci gecesidir ki rahmet ve gufran gecesidir. Bu gecede mü’minlerin duaları kabul ve günahları afv olunur. Elmalılı Hamdi Efendi merhum, “İnnâ enzelnâhu fî leyleti’l-mübâreke” ayeti celilesinin tefsirinde, Hacı Zihni Efendi merhum “Nimetü’l-İslâm” adlı eserin Kitabu’s-salât bahsinde Leyle-i berât hakkında
etraflı izahatta bulunmuşlardır. Fahr-i kainat Efendimiz duaların reddolunmayacağı beş geceden birinin Berât gecesi olduğunu beyan buyurmuşlardır. Müslümanlar diğer mübarek geceler gibi bu geceyi de ibadet ve Allah’a niyazla ihya ederler.

LEYLE-İ KADR: Vakıf denince Allah’a kurbet ve ibadet, kurbet ve ibadet denince mübarek günler ve geceler hatıra gelir. Leyle-i kader, cumhûr tarafından kabul olunduğu üzere Ramaza’nın yirmiyedinci gecesidir, en mübârek ve kudsî bir gecedir. Muhtelif tarîklerle rivayet olunan ve müttefekunaleyh olan hadîs-i şerîflerden birinde “Kadir gecesini Ramazan’ın son yedisinde arayın” ve diğer bir hadîs-i şerîfde Leyle-i Kadri arayın, kim aramak isterse Ramazan ayının yirmi yedisinde arasın” buyurulmuştur. Kadir gecesi çok mübarek bir gecedir. Cenab-ı Hak Kadir Sûresinde “Biz Kur’ân-ı Kerîm’ Kadir gecesinde inzâl eyledik (indirdik). Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır.” buyurmuştur. Bir hadîs-i şerîfte de “Kim Kadir gecesinde ihlâs ile kâim olursa, o geceyi ibadetle geçirirse geçmiş günahları mağfiret olunur.” buyurulmuştur. Bu gecenin kudsiyetinden dolayı müslümanlar Ramazan’ın 27. gecesi sabaha kadar ibadet ve taatle meşgul olarak Allah’tan mağfiret ve saadet niyâzında bulunurlar.Yine bu gecenin şeref ve fazileti içindir ki bazı vakıflar her Kadir gecesi Kur’an okunup sevâbının ruhlarına hediye edilmesini ve vakfettikleri cami ve mescidlerde bu gecelerde sahablara kadar mum ve kandil yakmak suretiyle aydınlatılmasını şart etmişlerdir.

LEYLE-İ Mİ’RÂC: Fahr-i Kainât aleyhi ekmelüt-tahiyyât Efendimizin Mescid-i harâmdan Mescîd-i Aksâ’ya ve oradan âlem-i semâvâta çıktığı gecedir ki Receb’in 27. gecesine müsâdiftir. Bu esnada âlem-i semâvâtta nice acâib ve garâibe şâhid olmuş ve beş vakit namaz bu gece farz kılınmıştır. Mi’râc, inşikâk-ı Kamer (Ay’ın yarılması) gibi Resul-i Ekremin mucizelerinden biridir. Allah’ın kudret ve azametine nispetle Mirâc hadisesi iman ve idrâk sahibleri için tereddüd ve i’zâm olunacak bir hadise değildir; yeter ki Allah’ın varlığına, kudret ve azametine iman etsin. Müslimanlar bu mübarek geceyi de ibadet, hayır ve hasenâtla ihyâ ve tes’id ederler (kutlarlar). Mirâc hakkında tafsilât için merhûm Elmalılı Hamdi Yazır’ın Sure-i İsrâ tefsirine bakınız.

LEYLE-İ REGÂİB: Receb’in ilk Cuma gecesidir; ister birinci, ikinci ya da yedinci gününe rastlasın. Siyer müellifleri ve bazı âlimler bu geceyi Fahr-i Kâinat Efendimiz’in sulb-i pederden rahm-i pâk-i mâdere (ana rahmine) düşdüğü gece olarak izah ederler. Fakat fıkıh ve hadis kitaplarında bu yolda bir sarahate tesâdüf olunmaz. Bu geceyi de müslümanlar Allah’a ibadet ve niyâzla geçirirler.

Lİ-EB: Baba bir demektir. Li-eb kardeş, baba bir kardeş ve li-eb amuca ve hala, babanın baba bir erkek ve kız kardeşi ve li-eb dayı ve teyze, ananın baba bir oğlan ve kız kardeşidir

Lİ-EBEVEYN: Ana baba bir demektir. Li-ebeveyn kardeş, ana baba bir kardeş, li-ebeveyn amuca ve hala, babanın ana baba bir erkek ve kız kardeşi ve li-ebeveyn dayı ve teyze; ananın, baba bir erkek ve kız kardeşi demektir.

Lİ-ÜM: Ana bir demektir. Li-üm kardeş; ana bir kardeş, li-üm amca ve hala; babanın ana bir erkek ve kız kardeşi ve li-üm dayı ve teyze; ananın ana bir erkek ve kız kardeşi demektir.

LONCA : İtalyanca’dan alınmış bir kelimedir. Aslında oda manasında olup esnaf ve tüccarın muamele ve münasebetlerine ait işleri görmek için seçilen esnaf ve tüccarın ileri gelenlerinin toplandığı mahaldir. Fakat Lonca denince burada toplanan hey’et murad olunur.

LÜZÛMÎ VAKIF: Vakfın feshi kabil olmayacak bir halde bulunmasıdır. Vakfın cevazında ittifak vardır. Fakat lüzumu ihti1aflıdır. İmâm-ı A’zam’ın re’yine göre vâkıf, vakf eylediği malı mütevelliye teslim etse dahi ariyet kabilinden olup lüzum ifade etmez ve binaenaleyh vâkıf, vakfından her zaman rücu’ edebilir (vazgeçebilir). Yalnız adı geçen imama göre vakıf iki suretle lazım olur. Biri hakimin lüzumuna hükmü ile ve diğeri ölümden sonraya izafetle yani vasıyet suretiyle. Hakim vakfın sıhhat ve lüzumuna hükmedince lazım olup artık bu vakıf fesh ve ibtal olunamaz. Buna tescîl-i vakf (vakfın tescili) de denir. Nitekim bir kimse vasiyet yoluyla vakıf yapıp da vasiyetinde ısrar ederek vefat ederse o vakıf fesh ve iptal olunamaz. İmam-ı Yusuf’un ictihadına göre, vakıf lazım olarak in’ikad eder, vücud bulur. Lüzumu hakimin hükmüne muhtac olmadığı gibi mütevelliye teslime de bağlı değildir.
İmâm-ı Muhammed’in ictihadına göre vakıf teberru’ kabilinden olduğundan vakıf mal mütevelli veya meşrûtunlehe teslim edilmedikçe lüzum ifade etmez. Vakıftan her zaman rücu’ olunabilir. Fakat mütevelliye veya meşrûtunlehe teslim olunca lüzum ifade edip artık ondan dönülemez.Bu ihtilafa mebni vakıf yapanlar hakime müracaatla vakıflarının lüzumuna hüküm alırlar. Çünkü hakim ictihadî meselelerde herhangi kavl (görüş) ile hükmederse onunla amel vâcib olur.

MAHALL-İ SADAKA : Sadaka alabilecek durumda olan kimsedir. Fakirler, miskinler gibi.

MAHALL-İ VAKF: Mevkûf lafzının mürâdifidir. Vakıf tasarrufu kendi üzerine vârid olan mal demektir. Meselâ, vakfeden falan mahalde kain falan hudutla mahdud falan dükkanımı ve falan mahalde kâin falan hudutla mahdud hanımı fukaraya vakfettim deyince dükkan ve han mahall-i vakf olmuş olur.

MÂHİ’N-NUKÛŞ: Mâhî, yok etnıek manasında olan mahv maddesindendir. Nukuş, nakşın çoğuludur. Nakş, yazı ve emsali şeylerdir. Mâhi’n-nukûş yazı ve emsali şeyleri kaldıran, izâle eden demektir ki bazı vakıflarda ücretli bir hizmetlidir. Bu hizmete tayin olunan kimse cami, şadırvan, hela ve emsali vakıf binaların duvarlarına şunun bunun tarafından yazılan yazıları ve yapılan resimleri silmek ve izale etmekle mükellefdir.

MAHKEME-İ EVKÂF: Vakfiyet, tevliyet, icâreteynle tasarruf gibi davalar1a gayr-i menkul mutasarrıflarının gaybûbetleri halinde icâre-i müeccelenin feshi, mütevelli muhasebeleri, vakfiye tanzimi ve tevcih-i cihata (görevlendirmelere) müteallik i’lâmlara muktaza beyanı gibi vakfa ait muayyen bazı hususları görmek üzere eski Evkaf Nezareti nezdinde teşkil olunan mahkemedir. Bu mahkemeye Meşrutiyette Mahkeme-i Teftiş-i Evkaf denmekte idi. 1254 H. tarihine kadar Evkaf-ı Hümâyûn ve Haremeyn Evkafı Müfetişlikleri ayrı olduğu halde mezkûr tarihte birleştirilerek Evkaf-ı Hümayûn Müfettişliği unvaniyle Mahkeme-i Teftiş teşkil olunmuş ve Şer’i Mahkemelerinin ilgası hakkındaki kanunla ilga edilerek evrakı İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne devredilmiştir.

MAHLÛL: Mutasarrıfının intikal sahibi bırakmaksızın vefatı gibi bir sebeple vakfına rucu’ eden müstegaldir. Bkz. Müstegal

MAHLÛL GEDİK: Mutasarrıfının haklarından azâde kalarak rakabe mâlikine rücu’ eden gediktir. İcâreteynli vakıf gedik sahibinin intikal hakkı sahibi olan varis bırakmayarak vefatiyle gediğin vakfına rücûu gibi.

MAHLÛL MUACCELESİ : Mukataa-i kadîmdeki müstegallât-ı vakfiye ile icâreteynli vakıf mutasarrıflarının hakkı intikale nâil bırakmaksızın vefatları vukuuyle mahlûl olan yani vakıflarına avdet eden akarların tekrar mukataa ve icâreteynle, tâliplerine icârında peşin alınan paradır. Tabirden ancak bu mana anlaşılır. 1964 tarihli Vakıflar Bütçe Kanunu’nda gelirler arasında mahlûl muaccelesi diye bir kalem vardır. Vakıflar Kanunu ile mukataa ve icâreteyn nıuameleleri lağvedilmiş olmasına göre Bütçe Kanunu’ndaki tabirden söylediğimiz manayı kastetmek değildir. Belki maksat mahlûl hisseler gibi satılacak akarlardan elde edilecek bedeldir. Ancak tabir bunu ifade etmez. Maksat bu ise mahlûl bedelleri demek iktiza ederdi.

MAHYACI: Minareler arasına geceleri kandillerle dinî, ahlakî ve ictimâî vecizeler yazan ve şekiller yapan kimsedir ki Ramazan-ı şerîfte büyük camilerin arasında yapılır.

MAKLÛAN KIYMET: Yıkıldıktan sonra bina enkazının ve sökülen ağacın kıymetleridir.

MAL: İnsan tabiatının meyledip ihtiyaç zamanı için biriktirilen şeydir. Elde etmek için çaba gösterilen şeydir diye tarif olunmuştur.

MAL-I VAKF: Vakfa ait mal demektir.

MA’LÛM: Vazife demektir. Çoğulu meâlîmdir. Mütevellinin ma’lûmu denince mütevellinin vazife ve ücreti anlaşılır.

MÂNİUN-NUKUŞ: Cami’, medrese, türbe ve helâ gibi binaları dolaşârak bunların duvarlarına yazı yazılmasını ve resim yapılmasını men’ hizmetiyle mükellef olan kimsedir. Vakfiyelerde bunlar bir hizmet olarak şart edilerek bu hizmeti yapanlara ücret tâyin olunmuştur.Bkz.mâhin-nukuş

MANSUR MÜTEVELLÎ: Mütevellî olması hakkında vâkıf tarafından bir şart olmayan münhâl tevliyetlere hakim tarafından tâyin olunan zattır. Vâkıfın şartı mucibince taayyün eden mütevelliye meşrûd mütevelli denir.

MASÂRIF-I VAKF: Vakfın menfaatleri kendilerine meşrût olan cihetlerdir. Buna meşrutün-leh ve mevkûf ün-aleyh de denir. Bu maddelere bak.

MEBERRÂT: Meberre’nin çoğuludur. Meberre iyilik ve ihsan demektir. Aslı olan bir kelimesi de iyilik ve ihsân mânasındadır.

MEBNİYYEN KIYMET: Ebniyenin, yerinde bulunduğu halde kıymeti demektir ki arz bir kere ebniye ile bir kere de ebniye olmadığı halde takvim olunur, yâni, kıymetlendirilir. İki kıymet arasındaki fark ebniyenin kıymeti demek olur. Mesela, Arz ebniye ile 10.000 lira ve ebniyesiz 6.000 lira ise 4.000 lira ebniyenin kıymetidir.

MECLÎS-Î ŞER’: Hakimin muhâkeme veya bir takrîr dinleme için akd eylediği celse demektir. Meclisin şer’a izâfesi şer’i hükümler tatbik olunmak itibariyledir. Bu manada meclîs-i şer’i münîrde, meclîs-i lazimü’t-tevkîrde gibi ta’zîmi mutazammın tâbirler de sevk olunur.

MEFHÛM-I MUHÂLİF: Kendisinden sükût olunan şeyin hükmünde mantûka yani söylenen hükme muhâlif olmasıdır. Buna delil-i hitâb da denir. Mesela, vâkıf vakfiyesinde vakfımın gallesi erkek evlatlarıma verilsin dese bunun mefhûm-ı muhâlifi kız evlatlarıma verilmesin demektir.Mefhûm-ı muhâlif Hanefilere göre hüküm çıkarmakta delil olmazsa da musanniflerin sözlerinde, muhavere ve alel’ade beyanlarda muteberdir. Meselâ, fukaha vakfın mahalli mal-i mütekavvimdir deyince mütekavvim olmayan malın vakfı sahih olmadığı anlaşılır. Mefhûm-ı sıfat, ınefhûm-ı şart, mefhûm-ı gaye, mefhûm-ı aded, mefhûm-ı lakab hep rnefhûm-ı muhalif ka’bilindendir.

MELİ: Mallı, zengin demektir. Mesela, vâkıf bir ciheti hayre “Hayır cihete” para vakf edip bu para kefil-i melî ve rehin-i kavî ile ahara ödünç verilip ribh’den fakir mekteb talebesine kitab ve kalem alına, diye şart etse bu para ancak zengin kefil ile, kıymeti borcu ödemeğe kifâyet edecek rehn ile ikraz olunabilir.

MENÂFİ-İ VAKF: Vakıf malların temin eylediği faide ve menfaattir. Kira, ribh, sükna, meyva vesair hasılat gibi.

MENKUL: Bir mahalden başka mahalle nakli mümkün olan şeydir. Nukud, urûz, hayvanat, mekilât ve mevzunata ve adediyyâta şâmildir. (Bu maddelere bak)

MEN LEH ÜL-İSTİĞLÂL: Vakfın gallesi kendisine meşrûd olan kimsedir. Mesela bir kimse bir mal vakf edip te bu malın gallesini kızlarına ve bunlardan sonra fukaraya şart etse kızları ve fukara men leh ü1-istiğlâl olur.

MEN LEHÜS-SÜKNÂ: Bir vakıf binanın süknası kendisine meşrut olan kimsedir. Mesela, bir kimse bir ev vakf edip te süknasını batnen ba’de batnin fakir kızlarına ve onların fakir kızlarına şart etse kızlara men lehü’s-süknâ denir.

MENŞÛR: Padişah tarafından tevcih olunan vezâret ve müşirlik rütbesi verildiğini havi ferman demektir.

MERÂFİK: Mirfak’ın çoğuludur. Mirfak bir işi suhületle tutmak ve suhûletle muamele eylemek mânasındadır. Asıl madde rifk dır. Rifk, faidelendirmek menfaat vermek mânasındadır. Bu münasebetle bir mahallin ve bir evin kuyu, matbah ve su ayağı gibi faidelendiği şeylere denir. İrtifak bu mâna mülahazasıyla istimal olunmaktadır.

MEREMMET: İslâh ve tamir etmek demektir.

MEREMMET-İ GAYR-İ MÜSTEHLEKE: İstihlâk edilmeden binâdan ayrılması mümkün olan meremmetdir. Merdiven, kuyu, dolap gibi.

MEREMMET-İ MÜSTEHLEKE: İstihlâk edilmeden binadan ayrılması ka’bil olmıyan meremmetdir. Boya ve sıva gibi.

MERKAD: Uyuyacak yer demektir. Bu münâsebetle Peygamberimiz Efendimizin Medine’de bulunan kabr-i şeriflerine merkad-i nebî denir.

MESÂLİH-İ MESCİD: Mescidden maksâd olan gayenin tahakkuku vücudlarına mütevakkıf bulunan kimseler ile levâzım-ı sairedir. İmam, hatip, müezzin, kayyum gibi vazife sahipleriyle mescidin tenvirât ve tefrişâtı gibi ihtiyaçları bu kabildendir.

MESÂLİH-İ VAKF: Vakıfdan maksud olan gayenin tahakkuku vücuduna mütevakkıf olan hususlardır. Muallim, tâbib, müderris, imâm ve hatib tâyini. Vakıf akarların tamir ve termimi, icâr ve ücretlerinin cibâyet ve tahsili gibi.

MESCİD: Müslümanlara mahsûs ibâdet mahalli demektir. Küçüğüne büyüğüne mescîd denir. Örfümüzde Cum’a ve Bayram Namazı kılınmayan ibâdethâneye Mescîd, Cum’a ve Bayram Namazı kılınan ibadethanelere Cami denir ki mescid câmi’ demektir. Mescîd-i Aksâ, Kudüs’deki meşhur ma’bed ve Mescîd’i Haram, Ka’be-i Mükerremedir.

MESNEVİ :Celalüddin-i Rumi hazretlerinin Farisi manzum olarak vücuda getirdikleri meşhur mutasavvifâne eseridir. Farsça ve Türkçe bir çok şerhleri vardır ve bazı dillere tercüme edilmiştir. Bir vakfiyede mesnevi okutulması meşrûd olsa bu esere haml olunur.

MEŞRÛTÜN-LEH: Vâkıf tarafından vakfın menfaati kendisine şart olunan cihettir. Meselâ, vâkıf vakf eylediği hanın vâridâtını bir medresenin müderris ve talebesine veya bir Caminin imam ve hatibine şart etmiş ise bunlar meşrûtun-leh olmuş olur.

MEVKÛF: Vakf olunan maldır.

MEVKÛFUN-ALEYH: Vakıf tarafından vakfın menfaati kendisine şart olunan cihettir. Meşrûtun-leh mürâdifidir.

MEVLÂ: Mâlik, efendi gibi muhtelif mânalara gelen bu kelime azad eden ve azad olunan mânalarına da gelir. Kullanıldığı mevkiye göre mânalandırılır. Çoğulu mevâli’dir.

MEZBÛR: Okuması ve yazması olmayan ve ismi geçen şahıs beyanında kullanılırdı. İkilinde mezbûren, çoğulunda mezbûrûn, kadın ise tekilinde mezbûre, ikilinde mezbûretan, çoğulunda mezbûrat kullanılır. Bkz. Mumâileyh, Müşârûnileyh.

MİL: Evvelce Osmanlı Devleti’nde 2500 ve Avrupa’da 1000 zira’ tulunde mesâfeye denirdi. Sonra, coğrafyacılar küre-i arzın münkasîm olduğu üçyüz altmış dereceden birinin yirmi cüz’ünden bir cüz’üne fersah ve her fersahın üçte birine mil dediler. Bu hesaba göre fersah bir saatlik ve mil yirmi dakikalık mesafe demektir. Maahaza ekser kavimlerin coğrafi milleri muhtelif olduğu gibi kara ve deniz milleri dahi muhteliftir.

MİSKİN: Hiç bir şeye mâlik bulunmayan kimsedir. Çoğulu mesâkin’dir.

MUALLİM: Mekteplerde ders veren, öğreten zattır.

MUÂMELE-İ ŞERİYYE: Muâmele-i hukukîyye demektir. Faiz ilzâmı için yapılan muâmeleye de denir. Meselâ; vakıf bir para, muayyen bir müddetle bir kimseye ödünç verilir. O müddet zarfında ne kadar faiz tutuyorsa bunu borç haline getirmek için vakfın malından ödünç para alan kimseye o kadar para mukabilinde bir mal satılır ve o kimse o malı vakfa hibe eder. Bu suretle faiz hukukî bir borç halini alır. Bu muâmeleye muâmele-i şer’iyye denir.

MUGÂRESE: Bir arz üzerinde ağaç dikip yetiştirmek ve meydana gelecek semereden muayyen bir hisse dikip yetiştirene ait olmak üzere yapılan akiddir. Eski ve yeni mevzuatımıza göre gerek bu mukavele mülk ve gerek sahih ve gayr-i sahih vakıf arz üzerine yapılmış olsun muteber değildir. Diken ancak arz sahibinden fidanların kıymeti ile ecr-i mislini isteyebilip semereden ve arzdan hisse isteyemez.

MUHDES GEDİK: 1247 Hicri tarihinden sonra ihdas olunan gediklerdir.

MUİD: Lûgatte iade eden mânasındadır. Örfde medreselerde talebenin derslerini müzâkere ve hocanın takrirlerini iade ve izah eden zattır. Müderris muavini de denir.

MUKATAA: Arsası vakıf ve üzerindeki bina ve ağaçları mülk olan akarda mutasarrıf tarafından arsa vakfına verilmek üzere arsa için kat’ ve ta’yin olunmuş olan senevi ücrettir. Buna icâre-i zemin de denir.

MUKATAA-İ KADÎMELİ MÜSTEGALLÂT-I VAKFİYYE: Mukataa ile icâr olunup henüz üzerine bina inşa ve ağaç dikilmeyen müstegallâttır.

MUKATAA-I ZEMİN: Mîrî arâzî üzerinde yapılan binaların yerleri ile koru ve mer’a olarak intifa’ olunan arâzî-i emîrîyyeden ücret olarak alınan vergidir. Buna icâre-i zemin de denirdi. Bu vergi Hazinenin öşür alamaması sebebiyle husûle gelen zararı telafi için vaz’edilmişti.

MÛMÂ-İLEYH: İsmi geçip okuması yazması olan şahıslarda kullanılır. Filân efendi geldi mûma-ileyh ile uzun müddet görüşdük gibi. İki şahıs olursa mûma-ileyhimâ, ziyâde olursa mûmâ-ileyhim denir. Bir veya ikisi kadın olup diğeri erkek ise yine böyledir. Eğer kadın ise mûmâ-ileyhâ, tesniyesinde mûmâ-ileyhimâ denir; çoğulu kullanılmaz Bkz. mezbûr, mûşarünileyh.

MUNZAM MÜTEVELLÎ: İhtiyaç zamanında mütevellîye yardım etmek üzere hakim tarafından nasb “tâyin” olunan zattır.

MUSALLÂ: Namaz kılınacak yer demektir. Bazı şehirlerde ve yollarda su başlarında namaz kılmağa mahsus yerler vardır. Buralarda kıble tarafı mihrâb veya bir taşla belirtilmiştir. Bazı büyücek şehirlerde Cum’a ve bayram namazı kılınmak için namazgah adı altında geniş yerler tahsis olunmuş ve etrafları duvarla çevrilerek hutbe i’rad edilmek üzere minber vaz’olunmuştur. Namazgahlardan bazıları vakıfdır ve bazıları vaktiyle devlet tarafından namaz kılınmak için tefrik olunan yerlerdir. Bundan başka bir de ekserisi cami avlularında olmak üzere cenaze namazı kılmağa mahsus mahaller vardır ki buna musalla, cenazelerin, üzerlerine konduğu taşa musalla taşı denir.

MUSILLA-İ SAHN: Fatih Camii şerifinin Akdeniz ve Karadeniz taraflarında yüksek tahsil yapılan Sahn Medreselerine girebilmek için alt taraflarında idâdi derecede inşa olunan medreselerdir. İbtidâ-i haric ve ibtîdâ-i dahil maddelerinde beyan olunduğu üzere ilk tahsil sıbyan mektebinden sonra hane medreselerinde ve orta tahsil dahil medreselerinde yapılır, buralardan me’zun olup da yüksek tahsil yapmak isteyenler imtihansız Musılla Medreselerine girenlerdi. Buralarda muvaffak olanlar Sahn Medreselerine yükselir ve buradan me’zun olanların isimleri Divân-ı Hümâyûn defterine kayd edilirdi. Bu tali medreselere yâni musılalara Tetimme Medreseleri de denirdi.

MUSILLA-İ SÜLEYMANİYE: Süleymaniye yüksek medreselerinin idâdi medreseleri idi. Süleymaniye üst medreselerine girmek için bu tali medreselerde okuyup ehliyeti isbat etmek lazımdır.

MÜSKE: Lûgatte temessük olunan şey demektir. Istılahda, bir arzda ziraat etmek hakkına mâlik olmaktan ibarettir. Buna müşedd-i müske denir. Meselâ bir kimse diğer bir kimseden ziraat için bir arz istiare veya kiralasa o yerde ziraat etmek hakkına mâlik olmasına müske denir. Bazan girdaraa şâmil mânada kullanılırsa da lisanımızda müstâmel değildir. Bkz. Girdar.

MUTASARRIF: İcâreteynli vakıflar gibi tedâvül kabiliyetini haiz bir vakıf gayr-i menkulü tedâvül ettirmek salâhiyetine mâlik olan kiracıdır. Mesela, icâreteynli bir vakıf kiracısı icârı altında bulunan me’cur gayr-i menkulü ahâra ferağ edebilirdi. O kimse vakfın mâliki değil mutasarrıfı idi. Arâzî Kanunu hükmünce mîrî arâzî kiracıları da bunun gibi o arâzînin rekâbesine mâlik olmayıp mutasarrıfı idi.

MÜCTEHED ÜN-FİH: Hakkında sarih ve kat’i nass olmadığı cihetle islam müctehidlerinin muhtelif re’yde bulunduğu mes’elelerdir. Kur’an ve hadisi anlamaktaki anlayış farkından ileri gelir. Bir kanunu anlamakta müellifler arasında görülen anlayış farkları gibi

MÜDDET-İ SEFER: Orta yürüyüşle üç günlük yol- dur. Bulunduğu yerden, üç gün uzak bir yola giden kimseye şerîat lisanında, müsâfir denir ve bunlar hakkında, müsafir hakkındaki hükümler cereyan eder örfümüzde daha az bir mesâfeye hatta, bir kasaba ve şehirde başka bir kimsenin yanına gidene müsâfir denirse de, şer’ lisânında, bu gibi kimselere müsafir denmez ve haklarında müsafir hükümleri tatbik bulunmaz.

MÜDERRİS: Tedrîs masdarındandır. Medreselerde mu’tad usûl dairesinde ders veren zâttır.

MÜESSESÂT: Müesses’in çoğuludur. Müesses, vücuda getirilen eser manasındadır.

MÜESSESÂT-I HAYRİYYE: Ma’bedler, mektepler medreseler, hastahâneler ve sâir hayrî eserlerdir.

MÜEZZİN: Cami’ ve mescidlerde namaz vakitlerinde ezan ve kamet vazifelerini ifâ eden zattır.

MÜFTEKİR: Fakir ve muhtac mânasınadır. Zengin iken sonradan fakir düşmüş demek değildir.

MÜFTİ: İftâ masdarındandır. Şer’i mes’eleler hakkında sorulan suallere cevap veren zattır. Osmanlı Devleti’nde ve Türkiye Cumhuriyeti’nde Kaza, Livâ ve Vilâyet merkezlerinde bu iş için müftiler ta’yin edilmiştir. Müftilerin vazifesi yalnız anlatılan hadisenin mahiyetine göre şer’i hükmünü beyandan ibârettir. Hüküm mâhiyeti yoktur. Alakadarlar kabul etmezlerse mahkemeye müracaat ederler.

MÜLK : İnsanın mâlik olduğu şeydir. Ayn, alacak ve menfâate şâmildir.

MÜLK GEDİK: Vakıf olunmayan gedikdir. Bkz. Gedik

MÜLKNÂME: Hükümdar tarafından bir arâzî parçasının şer’i haklarının veya rekâbesinin bir veya bir kaç şahsa temlikini mutazammın olan vesika, ferman demektir.

MÜNÂKALE-İ VAKF: Vâkıfın bir maldan vakfiyeti diğer malına nakil etmesidir ki istibdâl mahiyetindedir. Ancak istibdâl şart edilmiş ise câiz olur; edilmemiş ise olmaz. Meselâ; müteaddîd ev ve dükkânı olan bir kimse evlerinden birini vakf edip te vakfiyede dükkanlarından birinin tarafından istibdâl edilmesini şart ederse evdeki vakfiyyeti istediği dükkana nakl edebilir. Bu takdirde evin vakfiyyet vasfı zail olur. Vakfiyede böyle bir şart edilmemiş ise vâkıf evdeki vakfiyyeti dükkana nakl edemez.

MÜNÂKASA: Eksiltmek, noksanlaştırmak demektir. Hayrî müesseselerin mübayaa edecekleri emtia ve yaptıracakları inşaat ve tamirâtın ihâlesi dolayısiyle tüccar ve müteahhitlerden en az bedel teklif edenin tâyini için yapılan muameleye denir. Mukâbili “müzâyede”dir.

MUNKATIÜL-EVVEL: Başlangıçta meşrut’ün-lehi olmayan vakıfdır. Meselâ: vâkıf vakfının gelirini evladına şart edip te evlâdı olmasa buna munkatıul-evvel vakıf denir.

MUNKATIUL-EVSÂT: Başlangıçta meşrutûn-lehi mevcûd iken bir aralık münkatı’ olan vakıfdır. Meselâ; vâkıf vakfının zürriyetinin erkeklerine şart edip erkek evlad bir müddet vakfın gelirini aldıktan sonra yalnız kız evlâdını terk ederek vefat edip ba’dehu kız evlâdından erkek tevellüd etse bu vakfa muntakıul-evsat denir.

MUNKATIUL-ÂHİR: Başlangıçta meşrutün-lehi bulunduğu halde sonradan bi’l-külliyye münkariz olan vakıfdır.

MURABIT: Düşmanın tecavüzünden memleketi muhafaza için hududlarda ikamet eden asker ve mücâhide denir. Bkz. Ribât.

MÜRİD: Bir mürşide intisap edip te henüz sülûk derecesine vasıl olmıyan dervişdir. Tasavvuf yoluna intisab edip te ilk merhalede bulunan diye de tarif olunur.
MÜRSAD:Bir vakfı tamirden mütevellid borçtur. Şöyle ki, vakıf ta’mire muhtaç olup da ta’mire geliri müsâid olmaz ve ta’mirata kâfi muaccele ile istiscâra talib dahi bulunmazsa bu vakıf ta’mir olunarak ileride vakfa rücu’ etmek şartiyle ahara icar olunabilir. Bu suretle kiracının tamir için malından sarf eylediği para mürsad olmuş olur ki bunu kiracı kira bedelinden mahsub su’retiyle istifâ eder.

MÜRTEZİKA: Vakfın menfaatleri kendilerine şart olunan kimselerdir.

MÜSÂFİR: Sefer maddesindendir. Sefer bir yerden diğer yere gitmek, intikal etmek mftnasındadır. Müsâfir de bu mânadadır. Istılah-ı şer’de, şeriat deyiminde, orta yürüyüşle üç günlük yere gitmek maksâdiyle köy veya kasabasından çıkan kimsedir. Vakfiyelerde müsafir tâbirinden maksâd lûgat mânasındadır.

MÜSAKAT: Bir kimsenin ağaçlarını hasıl olacak hasılat aralarında taksim olunmak şartile bakıp terbiye etmek için yapılan mukaveledir ki bir nevi’ şirkettir. Meselâ; bahçe yâni ağaç sahibi, bir şahsa bu bahçeye bak, ağaçlara bakıp buda, sula, hasılât şu vechile müşterek olsun deyip te o şahıs kabul etse müsakat akdedilmiş olur.

MÜSAKKAF: Sakfı yani tavanı havi binaları müştemil olan müstegaldır. Ev ve mağaza gibi. Çoğulu müsakkafattır.

MUSENNAT: Sınır ve su bendi ve su harklarının kenarlarıdır. Çoğulu müsenneyât’tır.

MÜSTAĞNEN ANH VAKF: Kendisine ihtiyaç kalmayan vakıfdır. Meselâ; bir köy tamamen dağılıp orada cemaatle namaz kılacak kimse kalmasa köyün camii müstağnen-anh olur; yani vücuduna ihtiyaç kalmaz. Bunun gibi bir kasabanın gaz yağı lambalariyle tenvirine ait bir vakıf olup ta sonradan bu kasaba elektrikle tenvir olunsa bu yakfa da ihtiyaç kalmamış olur. Müessesât-ı hayrîyeden bir vakıf böyle müstağnen-anh hale gelirse buna âid varidat selahiyetli makamın re’yi ile vâridatı ihtiyacını korumayan aynı cinsden diğer bir hayrî müeseseye sarf olunur.Müstağnen-anh kalan nefs-i hayrî müesseseye gelince, bunların arsa ve enkazı, bir re’ye göre vâkıfa ve vefat etmiş ise varislerine rücu’ eder. Varisleri yoksa veya ma’lum değilse aynı cinsden başka bir hayır müessesesine sarf olunur. Diğer bir içtihâda göre vakıf ve varislerine rücu’ etmeyip aynı nevi’den bir vakfa verilir. Mesela bir köyün ahalisi dağılıp mescidi bi’l-külliye muattal kalsa enkaz ve arsası vâkıfa veya vârislerine rücu’ eder ve diğer ictihâda göre enkâzı ile yakınında olup mescîdi olmayan bir köyde mescîd yapılır ve arsa da bu mescîde tahsis olunur.

MÜSTEGÂL: Hayrî cihetlerin idâresi için iktiza eden galle ve vâridâtı getirmek üzere vakfedilmiş olan maldır. Çoğulu müstegallât’tır. Bağ, bahçe, han, hamam ve arâzî gibi gayr-i menkûle ve nemalandırılması meşrut paraya ve vakfı adet olan menkûllere ve gedik tâbir olunan lazım aletlere şâmildir. Bir yerde müsakkafat ve müstegallât-ı mevkûfe denerek müstegallât, müsekkafât mukabili zikr olundukta müsakkaf olmayan müstegâl murad olunur.

MUSTAHLAS GEDİK: Başka yere nakl edilmek üzere kadîm mahallinden tahlîs olunduğu halde ahâr mahalle nakl edilemeyen gediktir. Mülkü muhterîk olan gediğe de müstahlâs gedik denir.Bu tâbir gediğin müstekâr olduğu mahallin arsa halinde Olduğunu ima içindir.

MÜSTEHİKKUL KAL’ OLARAK KIYMET: Makluan kıymetten kal’ ücreti tenzîl olunduktan sonra kalan kıymettir. Müstehikkul kal’ olarak kıymet, makluan kıymetten kal’ yâni sökme ücreti mikdarınca az olur.

MÜSTEKÂR GEDİK : Muayyen bir gayr-i menkulde kararı bulunan gediktir. Bkz. Gedik.

MÜSTESNÂ EVKÂF: Evkâf idâresinin mürâkabesi olmaksızın doğrudan doğruya mütevellîler tarafından idare olunan vakıflardır. Eizze ve guzât vakıfları gibi.

MÜŞÂRUN-ALEYH : İlim veya resmî mevkii yüksek olan zatlarda kullanılır. Yüksek ilim ve irfân sahibidir. Müşârün-ileyh yorulmaz bir sa’y ile daima çalışmış ve ömrünü tahsil ve tetebbu’ ile geçirmiştir. Tesniyesinde müşarûn-ileyhim çoğulunda müşârünileyhim denir. Bir veya ikisi kadın olup diğeri erkek ise yine böyledir. Kadın ise miişârün-ileyhâ, tesniyesinde müşârün-ileyhimâ denir. Çoğulu müstâ’mel değildir. Bkz. Mümâileyh, Mezbûr

MÜŞRİF-İ VAKF: Mütevellînin tasarrufatını mürâkabe altında bulundurmak üzere tâyin olunan kimsedir. Buna nazır da denir.

MÜTEFEVVİZ: Tedâvül kabiliyetini haiz müsakkafat ve müstegallât-ı mevkûfede tasarruf hakkını vakıf tarafından telakkî ve tefevvuz eden kimsedir. İcâreteyn ve mukataalı vakıflarda olduğu gibi.

MÜTEKELLİM ALE’L-VAKF: Vakfın müteveflîsi demektir. Mütevellî ve mütevelîi mânasında olan kayyim tâbirinin müraâifidir. Orfümüzde istimaller terkolunmuştur

MÜTEVELLİ:   Vakfın işlerini idare etmek üzere görevlendirilen kişilere verilen addır. Medenî Kanunun idâre uzuvları dediği kimseler mütevellî demektir. Mütevelli tayininde vakfedenin (vâkıf) iradesi esas alınır, iradesinin belirlenemediği durumlarda yetki hâkime geçer. Mütevelli tayini ve azli, mütevellide aranacak şartlar, mütevellinin hak ve vazifeleri gibi konular vakfedenin iradesi ve vakıf senedi ile belirlenir. Mütevellî her hangi bir şahıs olabilir; yeter ki mütevelli olmak için lazım olan vasıfları haiz olsun. Bazı vakıflar, vakıflarının tevliyyetini makamlara şart eylemişlerdir. Bu kabilden olarak Fetva Emini olan zata, şehrin kadısına veya valisine meşrut vakıflar vardır ki bunlara Makama Meşrut Vakıf denir. Vakıflar Kanunu ile bu gibi vakıflar zabt olunmuştur. Bir vakfın mütevellisine o vakfın nezâreti tevcîh olunmaz.

MÜTEVERRÎ: Memnû’ ve haram olan ve günah ve hürmet şüphesi bulunan şeylerden sakınan zattır. Binâ’en-aleyh vâkıf vakfiyesinde inşâ ve vakfettiğim Cami-i şerife müteverri’ bir zat imam tâyin olunsun diye şart eylese Camie tâyin olunacak imam efendi de bu vasıfların vücudu aranmak iktizâ eder. Bittâbi’ bu vasıf o zatın zahir-i haline göre takdir edilir.

MÜTTEKÎ: Haram ve memnû’ olan şeylerden sakınan kimsedir. Müteverri’ ile müttekî arasındaki fark, müteverrinin haram ve memnû’ olan şeylerle beraber hürmet şübhesi bulunan fiil ve hareketlerden de kaçınmasıdır.

MUVAKKİT-HÂNE: Bazı cami’ avlularının bir köşesinde vakit tâyini için yapılan binalardır. Bu binalarda vakit tâyinine yarayan saat, rubu’ tahtası vesâire gibi alât bulunur. Muvakkit tâyin olunan zat sabah ve akşam, saatleri ayarlar ve mühtâc-ı ta’mir olanları ta’mir eder. Gelip geçenler de buradaki saatlere bakarak vakti öğrenir ve saatlerini düzeltirler. Ekseriyyetle muvakkitler hey’et ilmine vakıf zatlardan intihâb olunurdu. Bunlar yukarda zikrolunan hizmetlerle beraber müracaât edenlere hey’et ilmi okuturlardı. Rasadhânemizin kurucusu muhterem alim merhum hoca Fatin Efendi ilk hey’et derslerini İstanbul’da Sultan Selim Cami’ muvakkiti Fatih Ders-i â’mlarından merhum Hüseyin Efendi’den almış nihâyet en büyük hey’et alimi derecesine yükselmiştir. En yakın zamâna kadar medreselerde hey’et ilmi tedris olunur ve müneccimbaşılar buradan yetişen zatlardan intihab olunurdu.

MÜVELLA: Mahalli hakimin bakmasına mâni’ bulunduğu hallerde, hukûkî bir ihtilâfı hal ve fasletmek üzere valiyyül’-emir tarafından tâyin olunan husûsi hakimdir.

MÜZÂRAA: Bir taraftan arâzî diğer tarafdan amel yâni ziraat olmak ve hasılât aralarında kararlaştırdıkları vechile taksim ohınmak üzere yapılan mukaveledir ki bir nevi’ şirkettir. Meselâ; tarla ve tohum bir taraftan, amel ve makine ve öküz diğer taraftan veya tarla bir taraftan, tohum ve amel diğer taraftan veya tarla ve tohum ve öküz ve makine bir taraftan, ve yalnız amel diğer taraftan olmak üzere mukavele yapmak birer şirket-i müzâraadır ve bu her üç nevi’ sahihdir.

MÜZÂYEDE: Ziyâdeleştirmek, artırmak demektir. Vakıf akarların icârı ve hasılatının satılması gibi hususlarda en fazla bedelle talib olana verilmek üzere artırmaya çıkarılması demektir. Mukabili “münâkasa” dır.

NAKİP: Bir cemaatin büyüğü, bir cemaatin işlerine bakan zat tekyelerde şeyh vekili bulunan zat. Nakibü’l-eşrâf, şürefa ve Sadet-i Kirâmın yâni Peygamber (S. A.) sülâlesinden gelen zatlerın umûr ve husûslarına bakmaya resmen memûr olan zatnakibü’l-eşrâf kaymakamı, taşralarda merkezdeki nakibü’l-eşrâf makamına kaim olmak üzere tâyin olunan kimseler.

NAKÎB-İ İMÂRET : Nekâbet maddesindendir. Nekâbet, şereflilik, ululuk manasına gelir. Vakıfda nakib, yardımcı manâsında kullanılmıştır. Buna göre nakîb-i imâret şeyhinin yâni müdirinin yardımcısı ve imâret işlerinin görüp gözeticisi demek olur.

NARH – NARK : Satılık şeyin tâyin olunan bahasıdır. Arapça’da si’r denir. Çoğulu es’ârdır. Es’âr ve tes’îr narh koymak manasındadır.

NAZIR: Görüp gözeten demektir. Vakıf ıstılâhında, mütevellî manâsında kullanıldığı gibi mütevellînin tasarrufatına nezâret etmek üzere, vakıf tarafından veya hakim tarafından tâyin olunan zattır.

NÂZIRI IMARET: bkz. İmâret Nazırı.

NAZIR-I VAKF: Mütevellînin tasarruf ve muâmelelerine nezâret ve bunları mürâkabe altında bulunduran zattır. Bazı memleketlerde nazır mütevellî manasında müsta’meldir. Nazır mütevellînin tasarruf ve muâmelelerine müdâhale etmeyip yalnız bunların vâkıfın şart ve vâkıf ve meşrûtün-lehlerin menfa’âtlerine muvâfık olup olmadığını tetkik eder ve icâbında istişâri mahiyette tavsiyelerde bulunur. Yolsuzluk vuku’unda selâhiyetli mercileri haberdar eder.Bazı vakfiyelerde vâkıflar vakıflarına nâzır tâyin eylemişlerdir.Bir vakfın nâzırına o vakfın tevliyeti ve mütevellîsine o vakfın nezâreti tevcih olunamaz.

NEKKAD-I KENDÜM: İmârethâne ve hastahâne gibi vakıf müesseselerde buğday ayıklayıp temizleyen demektir.

NEKKÂD-I ÜRZ: İmârethâne ve hastahâne gibi hayrî vakıf müesseselerde pirinç ayıklayan demektir.

NEKKAD: Müessesât-ı hayrîyye hademesinden vakt-ü zamanında vazifeleri başına gelip gelmeyenleri noktalayan ve gelmeyenlere tenbihâtta bulunarak devamsızlıkları tesbit eden vazife sahibidir.

NESL: Zürriyet demektir. Erkek ve kız çocukları ve bunların feri’lerini ifâde eder.

NESLEN BA’DE NESLIN: Nesil nesil demektir. Te’bid ifâde eder. Batnen ba’de batnin gibi tertibe delâlet etmez. Meğer ki isti’mâl olunan beldede batnen ba’de batnin manasında müteâref olsun. Meselâ; vâkıf vakfiyesinde bazı emvaâ vakf edip, vakfımın vâridâtı neslen ba’de neslin evlâd ve evlâd-ı evlâdıma verilen ve ba’del’inkırâz furakaya sarf oluna diye şart etse her hangi batında olursa olsunlar vakfın vâridâtı mütesâviyen onlara verilir.

NEZARET : Lûgatte bakmak demektir. İstılahda görüp gözetmek, mürâkabe etmek manasındadır.

NIKZ-I VAKF: Vakfın enkazıdr ki asl-ı vakıfdandır.

NİZÂMLI GEDİK: Sultan Mahmud haremeyn icâreteynli vakıf gedikleridir ki te’min-i deyn etmeleri nizâm iktizâsından olduğundan bu gibi gediklere nizâmlı gedik denmiştir.

NUKÛD-I MEVKÛFE: Vakfolunan paralardır. Vakf olunacak malın akar olması icâb ettiği halde örf ve teâmüle binâen para vakfı da tecviz olunmuştur. Meselâ, bir kimse 10.000 lira vakf edip bu para ahâra ikrâz edilerek nemâsı ile… mekteb talebesinden fakir olanlara senede birer kat elbise yaptırılmasını şart eylese bu vakıf nukûd vakfı olur.

NÜZÛL ANİL-VAZÎFE: Mütevellî, câbi gibi cihet sahiblerinin başkalarına tevcîh edilmek üzere üzerlerindeki cihetten vaz geçmeleridir.

ÖRF: İyi adet manâsındadır. İşde de, sözde de kullanılır. Adet iyi ve kötü olabilir; fakat örf daima iyi olan iş ve sözdür.

ÖRF-İ BELDE GEDİĞİ: Yerden bir nevi’ daimi intifa’ hakkıdır. Şöyle ki İzmir ve Manisa ve Bursa gibi şehir ve kasabalar dahilinde bazı mülk arsalar üzerinde bina yapmak ve ağaç dikmek ve bunların o yerde kalması mukabilinde arsa sahiplerine seneden seneye muayyen bir ücret vermek üzere ihdas edilen intifa’ hakkına örf-i belde gediği denmiştir. Bu hak tapu dairelerinde de kabul olunarak bina ve ağaçlar ayrı ve yerleri, sahipleri namına ayrı olarak kayd olunmuş, yer kiralı ve bazılarında …nın örf-i beldesinden işareti konulmuştur. Meselâ; ilk mukavele yapan arsa sahibi Hasan Ağa namında bir şahıs ise Hasan Ağa’nın örf-i beldesinden denmiştir. Bu yerlerde tasarruf hakkı bina ve ağaç sahiplerine aittir. Arsa sahibleri yalnız tâyin olunan ücreti isteyebilir hatta bu ücreti artıramazlar.

PAFTOS GEDİĞİ: Şehir ve kasaba haricindeki bazı arziden diami surette intifa’ hakkıdır. Şöyle ki; İzmir ve Manisa ve Bursa gibi şehir ve kasabalar haricinde bazı arâzî üzerine bina yapmak ve ağaç ve bağ dikmek ve bunların lâ nihâye durması mukabilinde yer sahiplerine her sene muayyen bir ücret vermek üzere ihdâs olunan intifa’ hakkıdır. Bu haklar da tapuya kayd olunarak bina ve ağaç, bunları meydana getirenler ve yerleri sahipleri namına kayd olunmuş ve bu hakka paftos gediği denmiştir.
Bir tevhîd-i ictihâd kararında bu yerler ağaç ve gürum zâil olduğu takdirde sahiplerine veya varislerine rücu’ edeceğine karar verilmiştir. Bu gedikler hakkında (Mukarrerât-ı Samiye ve Adliye) adlı eserin üçüncü kısmının 61 inci sahifesinde münderic nizamnâmede bu gedikler hakkında tafsilât vardır. Bu gediklere dair tam bir fikir edinmek için nizamnâmenin bunlara müte’allik fıkrasını aynen nakledelim.
(Mülk arsalar üzerinde ashâbı tarafından örf-i belde namiyle vaz’ olunmuş gedikler tasarrufudur ki yerleri hakikaten arz sahiplerinin mülkleri olmakla gedik sahipleri senevî takdir olunan icâresi her ne ise onu verip olvechile bina ve eşcârı için hakk-ı karara mâlik olmuştur. Bunların yerlerinin bey’i mahkemede ve binaların ferağı yer mutasarrıfları huzurunda icrâ ve gedik için yüzde beş harc-ı ferağ ve yüzde iki buçuk harc-i intikal yer mutasarrıfları tarafından ahz-ü istifâ ve senedi onlar tarafından it’a kılınır. Yer mutasarrıflarının bu imtiyâzı çünkü bunlar binanın hal’i ile bina masraflarını yerlerinden ihrâç ve ahâra icâre veyahut bil’ibka tezyîd-i icâre gibi mülkiyyet hukukîyle keyfe ma-yeşa, mutasarrıf ve hasbe’ş-şart muktedir olamamalarına ve icâre-i mukarrere esâsen cüz’i bir şey olduğundan bu tahsisâtla ecr-i misli tekmil etmiş olacaklarına ma’tuf olarak bir kaide-i kadîme bulunmuştur. Binâen-aleyh işbu binaların bey’ ve hibeleri yer sahiplerinin temessükleriyle icrâ oluna gelip vefat vukuunda vereseye, verese olmadığı surette Beytül-mâle kalır. Bunlarda mahlül kalmak kaidesi cari değildir.) (Dipnot: Ferağ ve intikal harçlarının yer sahiplerine verilmesi hakkındaki kaideyi kadime kanun hükümlerine muhalif olduğundan, 329 tarihinde terk olunarak diğer ferağ ve intikal harçları misillu muameleye tabi’ tutulmuştur.)
Bu nizamnâmenin hatemesinde de şöyle denilmektedir. (Karşıyaka gibi İzmîr’in havalisinde ba’zı arâzi-i emîrîyye ve mevkûfe mutasarrıfları bu yerlerini bina ve bağ yapmak ve eşcâr gars etmek üzere senevî bir icâre takdiriyle ahâra icâr etmiş olduklarından bu veçhile gedik i’tibar olunanların kaffe-i ahkâm ve şerâ’it ve muamelâtta yer ve binası vakf olupta mülk olarak gedik vaz’ olunan akarât ile mülk arsalar üzerinde gedik i’tibarı verilen müstegallâttan hiç bir farkı yoksa da haric-i şehirde oldukları için bunlara paftos ve dahil-i şehirde olanlara gedik namı verilmiştir.

RAVZA-İ MUTAHHARA: Ravza bahçe demektir. Çoğulunda riyâz denir. Ravza-i mutahhara Nebiyy-i zişân Efendimizin Medine-i Münevvere’deki Merkad-i Mübârekeleridir.

REHN-İ KAVİ: Kıymeti borç mikdarı veya daha az olan ve medyunun temerrüdü halinde kıymeti borcu ifaya kâfi olan rehindir. İster menkul isterse gayr-i menkul olsun.

RAKABE: Aslında boyun demektir. Bir şey’in zatına ve maddi vücuduna da rakabe denir.

RAKABE ETMEK: Bir vakfın gallesini “gelirini” vakfın aslına ilave etmektir.

REŞİD: Umûr ve mesâliha vâkıf olup şer’ ve aklın hilâfına malını sarf ve israfdan çekinen kimsedir.

REY’İ VAKF: Rey’ ziyâde ve nemâ demektir. Bu mülâhaza ile vakfın galle ve varidâtına rey’i vakf denir.

RİBAT: Bağlamak mânasında olan rabt maddesinden isimdir. Bağ demektir ve müfâale babından mürabata gibi mastardır. Sınır ve derbentlerde düşmanın tecavüzünden memleketi muhafaza için hazır ve amâde olmak mânasındadır. Bu münasebetle hudûd ve derbentlerdeki asker ve mücâhidlerin ikâmet ettikleri kışla ve tekyelere ribat denmiştir. Bir de at sürüsüne ribat denir.

RİBH: Ticaretten hasıl olan kazanç, faidedir. Paranın faizine de ribh denir.

RIBH-İ MÜLZEM: Hukukî bir muamele ile borç haline getirilen ribh(faiz) demektir.

RITL: Yüzotuz dirhemdir. Kamus’un beyanına göre iki nevi’ rıtl vardır. Biri Şami, diğeri Bağdadi, Şami rıtl 480 dirhem ve Bağdadi rıtl 128 dirhem ve bir dirhemin yedi cüzde dört cüzüdür. Bazı beldeler ahalisi orta vücutlu bir adamın iki avcu dolusu zahire istiab eden ölçüye rıtl derler ki bu da 128 küsur dirhemdir. Hicazda isti’mâl daha muhteliftir. Trablusgarpte rıtl yerine cerre istimal olunur. Her cerre altı gıraf ve her gıraf 560 dirhemdir.

RUSÛM: Resmin çoğuludur. Resim, malî ıstılahta, vergi manasındadır.

RUSÛM-I ÖRFÎYYE : Şer’i resimler gibi olmayıp hükümdar tarafrndan alınması emr olunan veya istifası örf ve adet cümlesinden olan resimlerdir. Çift bozan akçesi gibi.

RUSÛM-I ŞER’İYYE: Rüsüm, resmin çoğuludur. A’şar gibi şer’an alınması câiz olan resimlere Rüsüm-ı Şer’iyye denir.

RÜŞD: Salâh ve hüsnü tasarrufdan ibarettir.

SADAKA: Sevap için ivazsız olarak fakirlere temlik olunan maldır. Hizmet mukabili olmayarak fukaraya verilen mallar da sadaka kabilindendir. İvazsız olarak zenginlere verilen mala hibe ve hediye denir.

SADAKA-İ MEVKÛFE: Vakıf tasarrufu için kullanılan sarih lafızlardandır. Vakfettim, habs eyledim gibi.Sadaka-i mevkûfe kıldım da denebilir ve bu sözle de vakıf vücud bulur.

SADAKA-İ MÜEBBEDE: Sadak-i mevkûfe gibi elfâz-ı vakıfdandır.

SADRİ – SADRİYE: Lûgatte bir çok mânalara gelen ve bu meyânda göğüs mânasına olan sadr’dan nisbet sigasıdır. Çocuk babaya nisbetinde sulbî, sulbiye diye ifade olunduğu gibi. Anaya nisbetinde sadri ve sadriye diye ifade olunur. Meselâ, Sulbi oğlum ve sulbiye kızım ve kadın ise sadri oğlum ve sadriye kızım denir. Nisbetin vechi sulb ve sadr tenâsül cihazının mahalli olmak münasebetiyledir.

SAKK: Farsça çek kelimesinden Arabça’ya alınmıştır. Vurmak mânasındadır ve yazılı şeye denir. Istılâhda hakim tarafından tanzim olunan i’lam ve hüccetlere denir. Bundan bahs eden ilme ilm-i sakk denmektedir. Bundan başka sakk; halk arasında alınıp verilen senet ve vesikalara ve bunların lâfız ve ibâresine denir. Müfad ve mânasına da sebk denir. Çoğulu sükük dur. Bkz. Sebk.

SALİH: Sü-i hal ile marûf olmayan müstakim, afif ve iyiliği kötülüğüne galib olan kimsedir. Çoğulunda sulehâ denir. Vâkıf bir ciheti sulehadan bir kimseye şart etmiş ise ancak bu vasıfları haiz olanı kasd etmiş demek olur.

SAN’AT – SINÂAT: Her ikisi de sun’ veya san’ masdarından müştakdır. Sun; güzel işlemek mânasındadır. Amelden ehasdır. Her sun’ ameldir; fakat her amel sun’ değildir. Çünkü amel iyi ve kötü fi’le denir. Şu halde san’at iyi iş demek olur. Sınâate gelince, sınâat mümârese ve rüsuh ile hasıl olan hırfet demektir. Bu kabil işlere de hırfet denebilirse de buna sınâat denmek daha yerinde olur. San’at ve sınâat ayn-ı mânadadır. Fakat Külliyât-ı Ebü’l-Beka’da san’at mahsusâtta ve sınâat mahsusâtın gayrinde isti’mâl olunduğu beyân olunmuştur.

SANDÜKİ: Veznedâr demektir.

SEBET: Delil ve hüccet demektir. Sened ve sebet-i yok denir ki delil ve hücceti yok demektir.

SEBK: Lûgâtte altın ve gümüş nev’inden olan madenleri kalıba süzmek mânasındadır. Sakk, ıstılâhında i’lâm ve hüccet gibi vesikaların mazmununa sebk, lâfız ve ibârelerine sakk denirdi. Güyâ altın ve gümüş gibi olan meâni, kalıp mesâbesinden olan lâfız ve ibârelere süzülmüştür. Bunda meaniyi altın ve gümüşe ve lafız ve ibâreleri kalıba teşbih vardır. Vaktiyle şer’i i’lâm hüccetleri temyizen tetkîk eden meşihât-i islâmiyyede mün’akid fetvahâne-i alîde bir i’lâmı nakzederken “mührü mutâbık ise de cihetle sebki noksan ve halelden hali değildir” diye bozarlardı. Hakimin mührü dairedeki tatbik mührüne mutâbık ve i’lâmın tarz-ı inşâsı halelden ârî ise de mündericâtında esâs hükümlere ve usûlü mahkemeye riâyet olunmamış demektir.

SENED: Lûgatte itimâd ve istinâd olunan şey manasındadır. Örfen gerek hariçte ve gerek hakim huzurunda akid ve ikrâr gibi muamelelere dair yazılan vesikalara denir. Borç senedi, satış senedi hibe senedi gibi. Kezalik hakim tarafından yazılan i’lâm ve hüccetlere denir ki senedât-ı şer’iyye tâbiri bu ma’nadadır. Senedât çoğuludur.

SEVAB: Allahın rahmet ve mağfiretine ve Peygamberin şefaâtine vesile olan amel veya amelin mükâfatıdır.

SEYYİB: Meşru’ veya gayr-i meşru’ bir surette erkekle mukarenet eden kadındır. Gerek kocası olsun gerek olmasın. Vakfiyelerde geçen seyyib tâbiri bu vechile tefsir ve i’mâl olunur.

SILA: İhsân ve eyilik demektir. Vakıflardan hizmet mukabili olmayarak bahş edilen menfaâtler sıla kabilindendir.

SILA-İ RAHİM: Ziyâret veya mektupla hal ve hatır sormak veyahut maddeten yardım etmek gibi bir suretle akrabaya iyilik ve ikrâmda bulunmaktır.

SİCİL: Aslında mahkemede vekayi’, uhûd ve ahkâm gibi hususlar kayd olunan büyük deftere denir. Sonraları i’lam ve hüccetlerin kaydına mahsus defter için de örf olmuştur. Zamanımızda tapu ve nüfus defterleri gibi bazı mücelledâta da sicil denmektedir. Tapu sicili, nüfus sicili, ticâret sicili gibi.

SİKAYE – SÜKAYE: İnsan ve hayvanların su içmeleri için vakf olunan kuyu, çeşme, havuz gibi yer demektir. Mekke-i Mükerreme’de hacılara zemzem dağıtılmasına sikâyet hizmeti ve bu hizmeti gören kimseye de Ka’be Sakası denir.

SİRDÂB: Yazın sıcak vakitlerde serinlemek için yer altında ittihâz olunan mahzen gibi yere denir. İzbe tâbir olunur. Farsça serdâb kelimesinden, sin’in üstünü esre’ye tahvîl olunarak Arapça’ya alınmıştır. Aslında su soğutulmak için ittihâz olunmuş yerler iken sıcak günlerde serinlemek için oturulması dolayısiyle muntazam ve geniş şekillerde yapılmak adet olmuştur.

SOFA: Soffe kelimesinin tahrif edilmiş şeklidir. Evlerde oda kapılarının açıldığı boşluğa ve sed ve seki gibi yüksekçe yerlere denir ve bir de sofa, çeşme ve türbelerin iki yanlarında ve kabristanlarda etrafı sed ile çevrilen boş yerlere ve âile makberlerine denir. Vakfiyelerde tesâdüf edilen sofa tâbirleri ekseriya bu mânalardadır.

SULBİ – SULBİYYE: Bir kimsenin sulbünden hasıl olma oğlu ve kızıdır. Babaya nisbette kullanılır. Bkz. Sadri-sadriye.

SULTAN: Hükümdar demektir. Nim veya tam müstakil olabilir.

SURRE: Para kesesi demektir. Osmanlı Devleti’nde Hilâfet makamından her sene Haremeyn yâni Mekke, Medine fukarâ ve ulemâsına gönderilen paraya da surre denirdi ki merâsimle bir zatın muhâfazasında sevk olunurdu. Bu merâsime (Surre Alayı) ve mahalline götürmeğe me’mur olan zata da (Surre Emini) denirdi. Bir de Surre Naibi bulunurdu.

SÜFUR: Sefr’in çoğuludur. Daha bazı mânalara gelen sefr, devletlerin hudutlarına denir ki buralarda şekâvet, hırsızlık ve kaçakçılık gibi hallere ruhsatsız içerden dışarıya ve dışardan içeriye girip çıkmaya mani’ olmak üzere karakollar bırakılır. Bunlara hudût karakolları denmektedir. Bir de sefr, eşkiyânın geçit mahallerine ıtlâk olunur ve lüzumu halinde buralara da karakollar ikame olunur.

SÜRE: Kur’an-ı Kerim’in muhtevî olduğu 114 kısmın her birine denir.

ŞEÂİR-İ VAKF: Bulunmamaları vakfın muattaliyyetini intâc eden hayrât hademeleri ile diğer ihtiyaçlardır. Mescîde göre imâm, hatîb, müezzin ve tenvirât; hastahâneye göre doktor, hasta bakım ve hastahânenin idâresi için icâb eden âlât, edevât ve ilâçlar vesairedir.

ŞEHİD: Allah yolunda ölen kimsedir ki fıkıh ıstılâhında dünveyi ve uhrevi hüküm bakımından hakikî ve hükmî olmak üzere iki kısımdır. Harb meydanında ölen veya asiler ve yol kesenler tarafından öldürülen veya harb meydanında ölü olarak bulunup ta vücûdunda eser-i cerh olanlar hakikî şehidlerdir. Suda boğulan, ateşde yanan ve gurbette vefât eden ve arz hareketi esnasında enkaz veya toprak altında kalıp ölen ve Kolera ve Veba’da ve doğum esnasında veya sonra müddet-i nifasda ve zatül-cenb gibi hastalıklar sonunda ve ilim yolunda ahirete intikal edenler, hükmen şehiddirler. Yâni hirette şehid sevâbına nail olurlar. Bunların hükümleri fıkıh kitaplarında tafsiltâtiyle beyân olunmuştur.

ŞERÂİT-İ İSTİBDÂL: İstabdâl sahih olmak için vücudu lazım olan kayd ve şartlardır. Vakıf akarın intifâ’ edilemez bir hale gelmesi veya vâridâtı masrafını korumaması, hâkimin izni ve hükümdarın müsaâdesi ve bedel olarak alınacak akarın mahâl ve mevkiinin vakıf akarın mahâl ve mevkiinden şeref ve rağbetce dün olmaması ve nakd ile istibdâlde gabin bulunmaması gibi hususlardır. Zarûret ve hakimin izni gibi şartlar istibdâli meşrut olmıaan vakıfların istibdâlinde aranır. Vâkıf tarafından istibdâl şart edilmiş ise bu gibi şartlar aranmaz; ancak zarurete mebni yapılacak istibdâlde olduğu gibi meşrut istibdâlde de gabn-i fahiş olmamak ve müstebdelin mevkii müstebdelün-bihin mahal ve mevkiinden şeref ve rağbetce dün bulunmamak şarttır.

ŞERÂİT-İ VAKF: Vâkıfın vakfına müteallik arzularını ifâde eden beyanlardır. Vâkıfın şartları vakfettiği malların sûret-i idaresine, varidâtın suret-i tahsisine ve vakfını kimlerin idâre edeceklerine tealluk eder. Meselâ; bir kimse müteaddid gayr-i menkul vakfederek bunlar icâre-i vâhide ile icâr edilerek hasıl olan mebaliğden… liranın… camiin imamına… ve… liranın.. camiin hatibine ve.. liranın her iki camiin sair ihtiyaçlarına ve fazla kalan mikdarın batnen ba’de batnin evlâdına verilmesini ve vakfının hayatta oldukca kendisi ve vefatından sonra ekber ve aslâh evlâdı tarafından idâre olunmasını takrir ve beyan ile vakfının idâre suretine ve gelirin sarf suretine ve tevlîyetin kimin tarafından idâre olunacağına müteallik arzularını ifade etmiş olur. Bunlara mümasil diğer muhtelif şartlar da der-meyân olunabilir. Vâkıfın, şer’a ve vakfın mahiyet ve hükmüne muvafık olan şartlariyle amel olunmak iktizâ eder.

ŞEYH-İ İMÂRET: İmâreti idâre ve müsâfirleri ağırlayıp ve fakir ve muhtacları kabul ile ikrâm eden zattır.

ŞEYHÜ’L – İSLÂM: Bidâyette halk arasında tahaddüs eden münzaa ve ihtilâfları ilmen halle muktedir, fazl ve ilmiyle müştehir en yüksek zevata verilen bir unvan iken sonraları resmiyet iktisab ederek Müfti ve Kadıların ve Tarik-ı ilmiyyenin mercii olmak üzere padişah tarafından iftâ makamına tâyin olunan zata ıtlak ve tahsis olunmuştur.
Osmanlılar’da Ikinci Sultan Murad devrinde ilk evvel Şeyhü’l-islâm olan Mehmed Şemsüddin-i Fenâri Efendi’dir. Bu makama çok büyük ve fazilet sahibi alimler getirilmiştir. En meşhurları Şemsüddin-i Fenâri, Molla Hüsrev Mehmet Efendi, Molla Gürani, İbn-i Kemal Ahmed Şemsüddin Efendi, İbnüs Su’ud, Hoca Sa’düddin Efendi, Yahya Efendi’lerdir. 124 Şeyhü’l-islâmm hal tercemeleriyle el yazılı cevab ve imzalarını taşıyan fetvâları 1334 tarihinde Matbaa-i Âmire’de tab’olunan İlmiyye Salnâmesi’nde mündericdir.

ŞİFÂ-İ ŞERİF: Hazreti Peygamber Efendimiz’in ahvâl ve ahlâk-i celilelerini beyân ve tavsif için te’lif kılınan meşhûr eserdir ki müellifi hicri 526 tarihinde vefat eden Ebül-fazi Kaadi İyâz bin Musa nâm zattır. Esere dair bir çok şerhler yazılmıştır. En meşhûru Aliyyü’l-kaarinin iki ciltten ve Omerü-arâzînin dört ciltten ibaret olan şerhleridir. Bazı vakfiyelerde bu eserin okunması ve medreselerde tedrîs olunması şart kılınmıştır.

ŞURÛT-I VAKF: Bkz. Şerâit-i vakf.

TABBÂH: Pişirmek manâsında olan tabh masdarındandır. Hastahâne, İmâret ve Tekye gibi müesseselerde yemek pişirip hazırlayana ıtlak olunur.

TAHSÎSÂT: Tahsîsin çoğuludur. Tahsîs lûgatte bir şey’i yalnız bir husûsa hasr ve tâyin eylemek demektir.

TAHSÎSÂT KABİLİNDEN VAKF: Arâzi-i emîrîyyeden iken irâsdi (Bak. İrsadî vakıf) bir şekilde vakf edilmiş olan yerlerdir ki üç kısımdır.1-) Rekabe ve tasarruf hakkı hazinede kalarak yalnız mîrî menfaâtleri (a’şar ve rusûm) hükümdar tarafından bir cihete vakf ve tahsis olunan yerlerdir. 2-) Rekabe mîrî nıenfaatleri hazinede kalarak yalnız tasarruf hakkı hükümdar tarafından bir cihete tahsis olunan yerlerdir.3-) Rekabesi hazinede kalarak hem tasarruf hakları hem de mîrî menfaatları bir cihete tahsîs olunan yerlerdir. Bkz. Tahsis-i Sahih, Tahsis-i Gayr-i Sahih.

TAHSİS-İ GAYR-İ SAHİH: Hazineye ait bir kısım vâridâtı hazinede istihkâkı olmayan bir cihete tahsisdir. Buna irsâd-ı gayr-i sahih de denir. Bu nevi’ tahsislerin ibtali cizdir.

TAHSİS-İ SAHİH: Hazineye ait bir kısım varidatı hazinenin masraflarından olan bir cihete tahsisdir. Hükümdar tarafından doğrudan doğruya veya onun izniyle başkaları tarafından yapılabilir. Bu kabil tahsislerin iptali caiz değildir. Yalnız buna mukabil hazineden maaş ve tahsisat tayin olunarak tebdil olunabilir.

TAPU: Türkçe olup itaat ve inkiyad manasındadır. İstilâhda, arâzînin tefvizi mukabilinde peşin alınan paraya ve me’mur tarafından verilen senede ıtlak olunur. Bâ tapu tasarruf olunan tâbiri tefviz suretiyle ve senedle tasarruf olunan demektir. Arâzînin âhara tefvizine ve suret-i iktisab ve tasarrufu mübeyyin sened i’tasına memur olanlara tapu memuru denir.

TA’VİZ BEDELİ: Ta’viz karşılık ve bir şeyin mukabili demektir. Vakıf ıstılahında, mukataalı ve icâreteynhi gayri menkullerin, mutasarrıflarına temliki mukabilinde alınacak bedele ıtlak olunur.
2762 sayılı Vakıflar Kanunu’nun dördüncü bâbı ile tanzim olunan hükümlere göre vakıf gayri menkullerin mükataaya ve icâretyne bağlanması men’ olunmuş ve kanunun neşrî zamanında mevcud mukataalı topraklarla icâreteyinli gayri menkullerin mülkiyetleri bir senelik mukataa ve icâre-i müeccelelerinin yirmi misline muâdi1 bir ivaz karşılığında bu arâzî ve ebniyyenin mülkiyetleri mutasarrıfları namına tapuya tescîl olunarak vakıfla alakaları kesilmiştir.

TEÂMÜL: İsti’mali çok olandır. Adet mürâdifidir. Meselâ; şu nevi’ menkullerin vakfı müteameldir denir ki nâs arasında bunları vakf etmek adettir demektir.

TEBERRU: İ’tası vâcib olmayan bir şeyi diğer bir kimseye terk ve ihsan etmektir, hibe, sadaka, hediyye ve ibhâya şâmildir.

TEBZİR: İnsan malını yerinin gayride sarf etmektir. Lüzum mikdarından fazla sarfa israf denir. Tebzir ile israf arasında fark tebzir, yersiz ve israf, mikdardan fazla sarfdır. Bkz. İsraf.

TEFTİŞ MAKAMI: Medenî kanunda idare uzuvlarının yâni mütevellilerin idare ve muamelelerini mürakabe ve bazı hallerde tesis işlerini tanzim ve lazım gelen tedbirleri ittihaz eden rnakamdır ki tesis gayesine göre devlet, vilâyet ve belediye ve köyden hangisine ait ise onun teftişine tâbidir.Bir tesis müteaddîd şahsiyet-i hükmîyyeye “hükmî şahsiyete” taalluk ediyorsa teftişi hangisinin yapacağı kanunda gösterilmemiş olduğu gibi devlet, vilâyet ve belediye ve köye müteallik vakıflarda bu vazifenin hangi memur veya teşekkül tarafından ifa olunacağı tâyin olunmamıştır.

TEFVİZ: Lûgatte, bir kimsenin işini birine havâle ve tevdi’ etmek mânasındadır. Arâzî ıstılahında mîrî arâzînin tasarruf hakkının müzayede veya takdir-i bedelle bir şahsa ihâle ve terkinden ibarettir.

TEMESSÜK: Mesk maddesindendir. Sıkıca hıfz etmek ve sığınmak mânasınadır. Hıfz ve istinad edilmek münasebetiyle senetlere temesük denir. El-yevm ekser köylerimizde alım ve satım, ödünç para alıp verme gibi muamelelere dair alınıp verilen senetlere temessük denir. Bundan başka vaktiyle evkâf memurları ve mütevellîler tarafından vakıf yerlerin tasarrufuna dair verilen vesikalara temassük denildiği gibi mîrî arâzîde feraağ ve mahlülat vukuunda sahib-i arz “arâzî sahibi” i’tibar olunan timar ve zeamet eshabı ve bir aralık mültezîm muhassıllar tarafından verilen tasarruf vesikalarına da temessük denirdi.

TEMETTU’: Kar ve kazanç demektir. Akarât-ı mevkûfenin icârı ve hasılatının satılması suretiyle temin ve ahâra ikraz olunan vakıf paraların nemâsından elde edilen kar ve menfaate ıtlak olunur.

TESBİL: Vakf etmek mânasındadır.

TESCİL: Bir i’lam veya hüccetin mahkeme sicil defterine ve resmiyet verilmek istenilen bir şeyin mahsus defterine kaydına tescîl denir.Vakfın lüzumuyla hükme de tescîl denir. Meselâ, bir kimse bır malını vakf edip tâyin eylediği mütevellîye teslim ettikten sonra vakfından dönerek mütevellîden geri almak isteyip te bil-muhâkeme hakim vakfın lüzumuna hükmetse buna vakfın tecîli denir.

TESCİLİ İSTİBDAL: Feshi kabil ve bozulmamak için istibdalin sıhhat ve lüzumu ile hükm etmektir.

TESCÎL-İ VAKF: Hakimin bir vakfın lüzumiyle hükmetmesidir. Bkz. Tescîl.

TE’SİS İDÂRE UZVU: Medenî Kanunda tesis yâni vakfı idâre ve temsil eden kimsedir. Bir veya müteaddid olabilir. Bunları vâkıf tâyin eder; etmemiş olursa teftiş makamı tâyin eyler.

TEVKİ’-TEVKİİ: Tevki’; tefsil vezninde bir şeyi meydana getirmek mânasındadır Istılahda vesâika konan nişana ıtlak olunur. Aslında masdardır. Sonra berat ve evâmir-i Sultaniyyeye vaz ve keşîde kılınan padişah nişânesine ıtlak olunmuştur. Tesire medâr olduğu için hatt-ı hümâyun “padişah hattı” ve tuğra ve sahh-ı vüzera ve hüccetlere yazılan hakimlerin imzası gibi “kaamus tercemesi” ferman ve beratlara tevki’ denilen nişâne-i padişahiyi çeken me’mûra (tevkii) “Tevkii Efendi” denir. Müvekki-i sadr-ı kitab, kitabın balâsını imza eden demektir.

TEVSİ-İ İNTİKALLİ GEDİK: Resmi verilip intikalî tevsi’ olunan ve bu suretle mutasarrıflarının muayyen mirascılarına intikal eden icâreteynli vakıf gediklerdir.

TİLÂVET: Kur’an-ı Kerim okumak demektir. Bir kavle göre her kelamı okumağa tilâvet denir. Kırâet eamdır. Her kelâmı okumağa kıraet denir.

TULÛ-I GALLE: Vakıf gelirinin husule gelmesi demektir ki vakfına göre tebeddül eder. Şöyle ki mezrûattan olan gallenin tulûu, ekilen şeylerin yetişip tane bağlaması veya intifa edilir bir hale gelmesi ve semerelerden ibâret olan gallenin tulûu, meyvelerin yetişip âfetten emin bir dereceye gelmesi ile ve icâre bedellerinden ibâret olan gallenin tulûu taksit zamanlarının hulûliyle vuku’ bulur.

UHT: Kız kardeş manasındadır. Çoğulu ehavâtdır ki kız kardeşler demektir. Baba ana bir kız kardeş olursa uht li-ebeveyn, baba bir olursa uht lieb, ana bir kız kardeş olursa uht li-üm kelimeleriyle ifade olunur.

UKBÂ: İsimdir. Bir işe terettüb eden ceza demektir. Dünyadaki amellerin mükâfat ve mücâzât mahalleri olduğu için alem-i âhirete alem-i ukbâ, dâr-ı ukbâ denir. Ceza âlemi demektir. Mukabili dâr-ı dünyadır.

UKIYYE-VUKIYYE : Arapca 400 dirhemdir. Ekseri eski vakfiyelerde, atîk kanun ve nizâmlarda vukıyye tarzında kullanılmıştır.

UMÛR-I HAYRİYYE: Umûr emrin, çoğuludur. Emir iş ve umûr-ı hayrîyye fâide ve hayırlı işler demekdir.

UMÛR-I TEVLİYYET: Vakfa ait olup mütevellî tarafından görülmesi iktizâ eden işlerdir. Vakfın malını muhafaza, hüsnü idâre, tamire muhtaç olan musakkafatını tamir, vakfın vâridâtını vâkıfın şartı mucibince sarf, vakıf mallara hariçten vuku’ bulacak tecâvüzü men’ ve icâbı halinde vakfın leh ve aleyhinde dava ve muayyen müddetlerde alakalı makamlara hesab verme mütevellîye ait vazifelerdendir.

ÜCRET-İ MÜECCELE: Te’cîl olunmuş ücret demektir. Ücreti muaccele mukabili ve icâre-i müeccele (müradifi) eşanlamlısıdır. Bkz. İcâre-i muaccele, İcâre-i müeccele.

ÜNSA: Dişi demektir. Çoğulu inâs’tır. Vakfiyelerde evlâd-ı zükûr ve evlâd-ı inâs, evlâd-ı evlâd-ı zükûr ve evlâd-ı evlâd-ı inâs tâbirlerine çokça tesâdüf olunur. Lisan kaidelerine göre bunların doğru tefsir edilmesi ve anlaşılması lazımdır. Lisan kaideleri bilinmediğinden vâkıfların maksat ve lisan kaidelerine aykırı yorum yapılmaktadır. Bkz. Evlâd-ı evlâd-ı zükûr.

ÜSRÛBİ: Kurşuncu demektir. Farsça üsrûb ve sürb kurşun demektir. Üsrûbî, vakıf binalar ve kubbeler için lâzım olan kurşunları döküp hazırlayandır.

VÂİZ: Cami ve mescidlerde hazır olan cemate islâmi mevzûular üzerinde izâhatla va’z-u nasihatte bulunan zattır. Va’iz cemiyette en lüzumlu bir vazifedir. Her müslimin okuyup dini hükümleri öğrenmesi farz ise de okutulmayanlar ve okumayanlar ve okuyanların da bilmedikleri olabilir. Dünya ve ahiret saâdeti ise bilgiye ve dînî hükümlere riâyete mütevakkıfdır. Vaiz İslâmiyetin hükümleri ile beraber zamâna göre nasıl hareket edilmesi lazım geldiğini izâhla nasihatte bulunur. Bu cihetle mev’iza islâmi bir vecibedir. Bütün İslâm Devletleri ve İslâm âlimleri tarafından va’z ve nasihate büyük ehemmiyet verilegelmiştir.

VÂKIF: Vakıf yapan kimsedir. Bkz. Vakf

VAKF: Menâfii insanlara ait olur vechile bir aynı Allah’ın mülkü hükmünde olmak üzere temlik ve temellükten habs ve men etmektir. Vakıf yapan kimseye vâkıf; ve vakf edilen ayn’a mevkûf ve vakfın menfaati kendilerine tahsis. ve şart olunan cihete meşrutün-leh ve mevkûfuıı-aleyh denir. Meselâ; bir han vakf ve gallesi ve geliri fakirlere (yoksullara) tahsis edilse bu hana mevkûf ve fukaraya meşrûtun-leh ve mevkûfun-aleyh denir.

VAKIF AKAAR: Gelir getiren vakıf, gayr-i menkul demektir. Cami, medrese, hastahâne vesâire gibi müessesâtı hayrîyyenin (hayır müesseselerinin) görüp gözetilmesi, tamir ve termîmi ve icâbında tevsi’ ve yeniden inşâsı suretiyle ihyâsı için lüzumlu masrafları temin zımnında vakfolunan han, hamam, bağ, bahçe gibi varidât temin eden gayri menkule denir.

VAKFA HİYANET: Mütevellinin vakıf hakkında câiz olmayan bir harekette bulunmasıdır.Vakfın bir akaarını zaruret yokken bilerek ecr-i mislinden fahiş noksanla kiralamak, vakıf akaarın kendi mülkü olduğunu iddia edip isbat ‘ edememek, vakfın gallesini vâkıfın şartı hilâfına sarf ve istihlâk etmek, vakfın imâr ve muhâfazasında ihmâl ile vakfa zarar vermek gibi şeylerdir.

VAKF-I EHLİ: Evlâd, evlâd-ı evlâd, akraba, ensâb vesâir eşhâsa âit vakıflardır. Mukabili hayrî vakıfdır ki cami, mescid, mekteb, medrese, hastane, kütübhâne, fakirlere meşrut ve benzeri vakıflar hayrî vakıftır.

VAKF-I FUZÛLÎ: Bir kimsenin mâlik olmadığı bir şeyi sahibinin izni olmaksızın bir cihete akf etmesidir ki mâlikinin icâzetine mevkûf olur. Sahibi icâzet verirse nâfiz vermezse bâtıl olur. Hatta mal sahibi icâzet vermeden evvel vakfeden o mala mâlik olsa o mal vakf olmuş olmaz. Meselâ; kimse akrabasından bir şahsın malını fuzûlen vakf edipte o şahıs bu vakfa icâzet vermeksizin verâseti vakfeden kimseye münhâsır olduğu halde vefât etse o mal vakfolunmuş olmaz.

VAKF-I GAYR-İ LÂZIM: Lüzum ifâde etmeyip feshi kabil olan vakıftır. Şöyle ki; bir kimse bir hanını vakf edip henüz mütevelliye teslim etmeden fakr-u zarurete düçâr olduğundan vakfından rücû’ etmek istese hakime müracaatla vakfın feshini talep eder ve hakim fesh ettiği takdirde han mülkü olarak kalır. Vefatı halinde vârisleri dahi hakime müracaatla vakfı fesh ettirilebilirler. Keza, vasiyyet tarikiyle bir malını vakf eden kimse vasiyyetinde musır olarak vefat etmedikçe o mal mülkünden çıkmaz ve her zaman vasıyyetinden kavlen ve fi’len rücû’ edebilir.

VAKF-I GAYR-İ SAHİH: Şartlarını câmi olmayan vakıftır. Vakfın şartları şöyle hülâsa edilebilir:
1-)Vâkıf temlik ve teberrua ehil olmak.
2-)Vâkıfın rızası bulunmak.
3-)Vâkıf mahcur olmamak.
4-)Vakf olunan mal akar veya vakfı müteârif menkul olmak.
5-)Vakf olunan mal ayn olup deyn ve menfaat olmamak.
6-)Vakf olunan mal muayyen olmak.
7-)Vakf olunan mal vâkıfın mülkü olmak.
8-)Vakıf müneccez olmak.
9-)Vakıfda hiyar-ı şart bulunmamak.
10-)Vakf olunacak ebniye ve eşcâr müstehikkul’kal’ olmamak.
11-)Gaye kurbet ve ibâdet olmak. Bu şartları ihtivâ etmeyen vakıf sahih değildir. Bkz. Vakf-ı müneccez, müstehikku’l-kal’.

VAKF-I IRSÂDİ: Bkz. İrsâdî vakıf, tahsisat kabillnden vakıf.

VAKF-I LAZIM: Feshi kabil olmayan vakıftır. Bkz. Lüzûm-ı vakıf.

VAKF-I MERİZ: Bir kimsenin maraz-ı mevtinde yâni ölüm hastalığında vakıf yapmasıdır. Ölüm hastalığı ol hastalıktır ki ekseriyya anda ölüm korkusu olduğu halde hasta erkek ise hânesi haricinde ve kadın ise hânesi dahilinde olan işlerini görmekten âciz olup bu hal üzere bir sene geçmeden vefat eyleye. Eğer hastanın hastalığı daima bir hal üzere olup bir sene geçerse hastanın hastalığı müşted ve hali mütegayyir olmadıkca sahih hükmünde olur. Amma marazı şiddetlenip ve hali değişip bir sene geçmeden vefat ederse değişiklik anından itibaren vefatına kadar olan hali, maraz-ı mevt (ölüm hastalığı) addolunur.

VAKF-I’ MEVKÛF: Vakf olunan şeyin vakfı demektir ki muteber değildir. Meselâ; icâreteynli vakıflar kim tarafından vakf edilmiş ise onun vakfıdır. Bu yerlere mutasarrıf olanlar yâni daimi kiracılar bu yerleri tekrar başka bir cihete vakf edemez çünkü, böyle bir vakıf, menfaatin vakfı demek olup menfaati vakıf ise sahih değildir. Keza, mütevellinin kendisinden bir mal ilâve ederek veya etmiyerek âhara ait bir vakfın şartlarını değiştirmek suretiyle bazı cihetlere vakf etmesi bâtıldır.

VAKF-I MUALLÂK: Bir şarta muallak olarak yapılan vakıfdır ki gayr-i sahihdir. Meselâ; bir kimse gaib olan oğlum gelirse veya şu hastalıktan kurtulursam… malım vakf olsun deyip te ba’dehu birinci surette oğlu gelirse ve ikinci surette hastalıktan kurtulursa dahi vakıf sahih olmaz. Yalnız emr-i muhakkaka ta’lik tencizdir. Oğlum sağ olarak falan kazadan kurtulmuş ise… malım vakf olsun deyip te vakıf zamanında oğlunun o kazadan kurtulmuş olduğu zahir olsa vakıf sahih olur.

VAKF-I MUZAF: Gelecek zamana muzaf olan vakıfdır ki vakfın müneccez olması şart olduğundan vakf-ı muzaf sahih değildir. Meselâ; bir kimse falan akarımı gelecek sene başından itibaren vakfettim dese bu vakıf sahih olmaz. Keza bir kimse falan akarım vefatımdan sonra vakfolsun demiş olsa filhal vakıf vücud bulmuş olmaz. Yalnız bu vasiyyet suretiyle vakf olup vasiyyetinde musır olarak vefat eder ve sülüs-ı mali “malının üçte biri” bu vakfa müsâid olur veya fazla olup ta varisler icâzet verirse ol akarın tamamı vakf olmuş olur.Bkz. Vakf-ı Müneccez.

VAKF-I MÜNECCEZ: Bir şarta muallak ve bir zamana muzaf olmayıp filhâl hüküm ifâde eden vakıfdır. Vakfın müneccez olması ve mevcut ve muhakkak olmayan bir şeye talik olunmamış bulunması şarttır. Bkz. Vakf-ı Muallak.

VAKF-I MÜRETTEB: Şartlarında tertibe delâlet bulunan vakıfdır. Vakfın gallesini veya tevlîyetini evlâdıma sonra evlâd-ı evlâdıma batnen ba’de batnin. neslen, ba’de neslin şart ediyorum gibi bir sûretle yapılan vakıfdır. Bu kabil vakıfda tertibe riâyet olunur. Meselâ; vâkıf, vakfının gallesini veya tevlîyetini batnen ba’de batnin evlâdıma ve evlâd’ı evlâdıma şart eyledim dese birinci batından evlât varken ikinci batından olana galle ve tevliyet verilmez. Diğer batınlarda da hal böyledir, yâni mukaddem batında evlâd mevcûd iken muahhar batındaki evlâd şarttan istifâde edemez.

VAKF-I MÜŞA’: Hisse-i şayialı vakıfdır. Gerek şuyu aslonulan gerek sonradan arız olsun vakfın sıhhatine mani olmaz. Ancak Mescid veya makbere olmak üzere bir mülkün hisse-i şayiasını (şayi hissesini) vakf etmek sahih değildir’; gerek o mülk kabil-i taksim olsun ve gerek olmasın.

VAKF-I MÜŞTEREK: İki veya üç kişi tarafından tesis olunan vakıftır. Meselâ, A ve B aralarında şayiân müşterek olan han ve dükkanları bir cihet-i hayre (hayır ciheti) vakf etseler vakıf müşterek olur ve vakfiyelerinde vakıflarının idâresi, varidâtının sûreti sarfı (sarf sûreti) ve tevlîyeti husûsunda ne vechile şart etmişlerde mucebince amel olunur.

VAKF-I MÜTEÂREF: Cevâzı teâmül icâbından olan vakıfdır. Vakıfda te’bid şart olduğundan vakfolunan malın akar olması şarttır. Menkulün vakfı sahih değildir. Fakat bir memlekette menkul vakfedilmesi örf ve adet halinde bulunmuş ise o menkulun vakfı sahih olur. Meselâ; arzu edenlerin okuması için kitab ve mushaf-ı şerîf ve istirbah olunarak ribhi bir cihet-i hayre sarf edilmek üzere para, mekteb ve medresede isti’mal olunmak üzere mefruşat ve düğün cemiyetlerinde gelinlere âriyyet verilmek üzere elbise ve zînet eşyası ve hasılatı bir hayır cihete sarf olunmak üzere koyun ve keçi emsâli gibi hayvanat ve fukara çiftçiden tohuma muhtac olanlara ödünç verilmek üzere buğday ve arpa vesâir hubûbat vakf etmek örfe mebni sahihdir.

VAKF-I SAHİH: Aslen ve vasfen meşru’ olan vakıfdır. Bkz. Vakf-ı gayr-i sahih.

VAKFİYE: Vakfa dair vâkıfın takrir ve hâkimin mürâfaa ve hükmünü hâvi tanzim olunan hüccettir. Vakfiyeler ale’l-ekser şu fıkraları ihtiva eder:
1-)Allaha hamd u senâ, vakfın ecr ü sevâbı hakkında vârid olan ayet ve hadisler.
2-)Vakf olunan mallar.
3-)Vakf olunan malların nasıl idare olunacağı.
4-)Vâridatın sarf yeri.
5-)Vakfın kimler tarafından idare olunacağı.
6-)Hâkimin vakfın sıhhat ve lüzumuyla hükmü.
7-)Nihayet tarih ve belgenin üst tarafında hakimin mührü.
Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Kuyûd-ı Kadime ve Vakıflar Arşivinde müteaddit ve bazıları rnüzehheb yani altun yaldızlı vakfiyeler vardır.

VAKFİYET: Bir aynın vakfolunarak şahsi tasarruftan men’ olunmasıdır.

VAKF ALE’L-ÂMME: Âmmenin yani hem zenginlerin hem fukaranın intifa’ etmesi için tesis olunan vakıfdır. Cami, mescid, makber, mektep, medrese ve umûmi hastahâne gibi. Bir kısım müessesât-ı hayriye vardır ki bunlardan intifa’ yalnız fukaraya mahsusdur. İmâret ve hastaların yiyecek ve ilâçları gibi vakfından te’min olunmak üzere meşrut vakıf hastahânenin ve talebenin levâzımı, vakfın varidâtından ifa olunmak üzere vakfedilen hastahâne, mekteb ve medrese gibi. Bu nevi’ müessesâttan vâkıf tasrih etmiş olmasa bile yalnız fukara intifa’ eder. Meğer ki vâkıf, bunlardan zengin ve fakirlerin intifa’ etmesini şart ve tasrih etmiş olsun.

VAKIFDA KİNÂYE: Vakıf ve şartlarını takrîr ve belirtmede kullanılan zamirdir ki en yakına ircâ’ olunur. Meselâ; vâkıfın Türkçe yazdırdığı vakfiyede vâkıf vakfının tevliyetini evvela kendine ve sonra oğlu Mehmed’e ve sonra evladına şart etti diye yazılı olsa, evladına ta’biri Mehmed’in evladına matûf olur. Binâenaleyh vâkıf ve oğlu vefat ettiğinde vâkıfın diğer oğlunun oğulları, evlâdına ta’biri vâkıfın evlâdına masrûfdur diye biz de ölen Mehmed’in evladına iştirak ederiz diyemezler.

VAKIFDAN RÜCU’: Yapılan vakıftan vaz geçerek fesh etmektir.Vakf-ı gayr-i lâzımda (lüzum ifade etmeyen vakıf) vakıfdan rücu’ mümkün olduğu gibi vasiyet yoluyla yapılan vakıftan da rücu’ olunabilir. Yani vasiyet yapan sağlığında sözle veya filen vasiyetinden rücu’ edebilir. Bkz. Vakf-ı gayr-ı lâzım.

VAKIFDA ŞART-I BÂTIL: Ahkâm-ı şer’iyeye muvafık olmayan şarttır ki bununla amel olunmaz. Mesela vâkıf; vakfı hakkında mütevellinin hiyâneti hissolunsa dahi muhasebesine bakılmaması veya hiyaneti tahakkuk etse dahi tevliyetten azl olunmamasını şart etse bu şart batıldır. Alakalı makam, hiyaneti hissolunursa muhasebesine bakar ve hiyaneti zuhur ederse tevliyetten azl ve ihrac eder.

VAKIF GEDİK: Mutasarrıfı tarafından usûlüne tevfikan vakfedilen veya bir vakfa tahvil edilen gediktir.

VAKIFLAR KÜTÜĞÜ: Vakıflar Genel Müdürlüğü Kuyûd-ı Kadîme Dairesinde vakfiye ve vakfa ait vesikaların kayd ve tescil olunduğu defterlere denir. Bugün bu daireye Vakıf Kayıtları Arşivi denmektedir.

VAKF Lİ’S-SEBÎL: Vakf ale’l-âmme demektir. Bkz. Vakf ale’l-âmme

VESSÂLE: Lûgatte bir şeyi diğerine ulaştırmak onunla birleştirmek mânasında olan vasi kökünden isimdir. İki vakfı birleştirmek için yazılan vesikaya denir. Meselâ, bir şahıs bir vakıf yaptıktan sonra diğer bir vakıf yapıp evvelki vakfına ilhak etse bu hususda yazılan vakfiye ve vesikalara vessâle denir.

VAZÎFE: Vakfınn gelirinden verilen maaş ve tayindir ki iki kısımdır. 1 – Hizmet karşılığı olan, 2 – Hizmet karşılığı olmayan vazifedir. Hizmet karşılığı olanda vazife ücret kabilindendir. Hizmet karşılığı olmayan vazifenin meşrutunlehine bakılır. Eğer meşrutunleh zenginlerden ise o vazife sıla (ikram) ve atıyye kabilinden ve eğer meşrutunleh fukaradan ise sadaka kabilindendir. Ücrette ücret ve sılada sıla hükümleri cereyan eder.

VAZÎFE-İ ŞÂGİRE: Boşalmış, münhal olmuş hizmet demektir. İmamet, hitabet, muallimlik, tabiplik gibi zaruri hizmetler münhal olunca hemen doldurulur. Vakfın vâridâtının (gelir) yetersizliği halinde boşalan ve zaruri olmayan hizmetlerden tasarruf cihetine gidilir.

VEKİL-İ HARC: Hastahane, mektep gibi müesseselerde lazım olan eşya ve erzakı satın alıp tedarik eden kimsedir.

VELED-İ BENÂT: Kız çocukların erkek ve kız çocuklarıdır. Binaenaleyh kızların çocuklarına meşrut bir vakıfta, vâkıfın kızlarının erkek ve kız çocukları şarttan istifâde eder. Çünkü çocuk lafzı gibi veled lafzı da erkek ve kıza şâmildir.

VİRD: Başka manalara da gelen vird, her gece Kur’andan okunan cüz’dür. Çoğulu evrâddır. Bir vakfiyede, “Mübarek gecelerde ruhuma hediye edilmek üzere, evrâd okunacak ve okuyana da ayda şu kadar akçe verilecektir” diye şart edilmiş olsa, kandil ve Ramazan geceleri vâkıfın ruhuna hediye edilmek üzre, Kur’an’dan birer düz’ okunacak demek olur.

VELED-İ HİDİS: Vâkıftan sonra doğan çocuktur ki sûret-i vakfa göre şartta dahil olur veya olmaz. Mesela, vâkıf vakfımın gallesini çocuklarıma ve bunlar munkariz olduktan sonra fukaraya şart ettim dese vâkıf zamanında mevcûd olan ile sonradan dünyaya gelen çocukları galleye müstehik olur.Amma vâkıf çocuklarını mevcud kaydiyle tavsif veya isimlerini zikr ederek tahsis ederse vâkıfdan sonra dünyaya gelen çocuklar meşrutunlehde dahil olmaz. Mesela, vâkıf “Vakfımın gallesini bugün mevcut olan çocuklarıma yahut vakfımın tevliyetini çocuklarım filân ve filâna şart eyledim” dese vâkıfdan sonra dünyaya gelen çocuklar şarta dahil olmazlar. Ahfadda dahi hüküm böyledir. Yâni ahfâda şartta, vakıf zamanında mevcut olan veya sonradan dünyaya gelen şartta dahil olur. Amma mevcud ahfâadın veya şu ve bu hafidlerim diye tahsisen zikrederse sonra doğanlar şartta dahil olmazlar.

VELED-İ SULBİ: Bir adamın öz çocuğudur. Manevi çocuğa ve evlâdlığa şâmil değildir. Binâen-aleyh bir vakfın gallesi sulbi evlâd ve evlâd-ı evlâda meşrut olsa sun’i evlâd şartta dahil olmaz.

VESİKA: İtimat olunacak şey manasındadır. İtimada şayan olan her nevi senet evraka ve bu arada i’lam ve hüccetlere, hulasa medâr-ı hüküm olabilecek her türlü yazılı delil vesikadır. Çoğulu vesâiktir.

YAYLA: Yazın çıkılıp otundan ve suyundan intifâ’ olunan arazidir. İki kısımdır. 1 – Defterhâne-i Âmire’de bir veya bir kaç kasaba ahalisine terk ve tahsis olunan yayladır ki, otundan suyundan ancak kendilerine mahsus olan mahaller ahalisi faydalanıp başkaları edemez. Yaylağın otundan ve suyundan faydalanan (intifa eden) ahaliden güçlerine göre yaylak resmi alınır. Bu gibi yaylaklar alınıp satılmaz ve tapu ile hiç bir kimseye tasarruf ettirilmez ve ahalinin rızası olmaksızın ziraat olunamaz. 2 – Bir veya bir kaç şahsın tapu senedi ile uhde-i tasarruflarında olan yaylaktır ki bu nevi’ yaylakların hüküm açısından ekilen araziden farkı olmayıp yalnız bunda yazın çıkılıp otundan ve suyundan intifâ’ suretiyle tasarruf olunur. Bu tür yaylaklardan intifâ’ hakkı yalnız bâ-tapu (tapulu) müstakillen veya müştereken mutasarrıf olanlara mahsusdur. Bunlardan da tahammüllerine göre yaylak resmi alınır.

YETİM: Kız veya erkek olsun babası ve anası vefat eden çocuktur. Çoğulu eytâm ve yetâmâdır. Vâkıf, vakfiyesinde “Vakfımın gallesinden filanın fakir yetimlerine şu kadar hisse verilsin” diye şart etse, şart gereği kız olsun oğlan olsun o kimsenin fakir çocuklarına hisse verilir. Ancak çocuklar bâliğ olunca yetimlik ve galleye istihkakı kalkar.

ZAMM-I MÜTEVELLİ: İcabında mütevelliye yardım etmek üzere hâkimin mütevelliye diğer bir kimseyi yardımcı olarak vermesidir. Zamm-ı mütevelli, büyük ve işi çok vakıflarda yapılır. Ayrıca atanan (bu yardımcı) mütevelli, asıl mütevellinin yardımcısı mesâbesindedir ki mütevellinin nezâreti altında bulunur. Bazı fukaha buna kayyim demektedir.

ZÂKİRLER: Tekyelerde ayin esnâsında ilâhiyyat okuyanlardır. Kıymetli Araştırmacı Zeki Pakal’ın Tarih Deyimleri ve Terimleri adlı eserinde zâkir maddesinde bu hususa ait faydalı tafsilat vardır.

ZÂVÎYE: Tekyelerin küçüğüne denir. Çoğulu zevâyâdır.

ZÂVİYEDÂR: Başmürşid demektir.

ZÂVİYE-NİŞÎN: Zâviyede oturan turuk-ı aliyye müntesipleri derviş demektir.

ZEKER: Erkek demektir. Çoğulu zükûrdur.

ZEVİ’L-ENSÂB: Karabet sahipleri (yakın kimseler, akrabalar) manasındadır. Âl ve cins ve Ehl-i Beyt ve erhâm ve ensâb hepsinin manası birdir.

ZEVÂİD: Vakfın vâridâtı meşrutunlehlere verildikten sonra artan (arta kalan, bakiye) demektir. Bazı fıkıh kitaplarında örfen hizmet mukabili olmayarak vakfın gelirinden salah, ilim sahiplerine ve fakirlere verilen şey diye beyan olunmuş ise de bizde bu manada müsta’mel değildir (kullanılmamaktadır).

ZEYL-İ VAKFİYYE: Mahfuz bırakılan salâhiyete müsteniden bir vakfın aslına veya şartlarına veya ilâveten yapılan vakfa müteallik vakfiyenin altına vâkıf tarafından yapılan beyanlardır.

ZEYL-İ MEŞÂYİH: Vâizler demektir. Bâb-ı Meşihatte (Meşihât Kapısında) tutulmakta olan İlmiye sicilinin sonuna kayd edildiklerinden bunlara zeyl meşayihi denirdi. Bu vâizliğin en yüksek derecesi Ayasofya Kürsü Şeyhliği idi. Bkz. Kürsi eyhi.

ZİYÂFETHÂNE: Misafir ve seyyahlar gibi fukarayı barındırmak ve yedirip içirmek üzere vakfolunan müessesedir

ZÜRRİYET: Nesil manasındadır. Bkz. Nesil.

ZÜRRÎ VAKIF: Zürriyete meşrut vakıftır. Mesela, vâkıf “Vakfımın gallesi evlad ve evlad-ı evladıma veya falanın evlad ve evlad-ı evladına verile” diye şart eylese bu zürrî bir vakıf olur.

Kaynak: VGM 

Parlamento Terimleri Sözlüğü

0
Parlamento Terimleri Sözlüğü

Parlamento Terimleri Sözlüğü

Parlamento
 Açık oylama

Genel Kurulda hangi milletvekilinin ne yönde oy kullandığının (kabul, ret, çekimser) açıkça belli olduğu oylama şeklidir. Oylamaya ilişkin bilgiler, tutanaklarda yayımlanır (İçt. m. 139, 142, 143, 144 ve 145).

Açıklama hakkı

Şahsına sataşılan veya ileri sürmüş olduğu görüşten farklı bir görüş kendisine atfedilen hükûmet, komisyon, siyasi parti grubu veya milletvekillerine tanınan cevap hakkıdır. Parlamento uygulamasında, bu hakkın kullanımına zemin teşkil eden durumlar genellikle “sataşma” olarak ifade edilir (İçt. m. 69).

Ad cetveli

Milletvekillerinin il ve soyadı alfabetik sırasına göre ad ve soyadlarının, seçim bölgelerinin ve üyesi bulundukları siyasi partinin adının kayıtlı olduğu listedir. Bağımsızlar bu listede ayrıca belirtilir. “Ad cetveli” terimi, İçtüzük’te sadece bir yerde, oylama şekillerinin düzenlendiği 139. maddede geçmekte; anlamı ise İçtüzük’ün seçimlerde usulü düzenleyen 150. maddesinde yer alan “alfabe sırasıyla adları okunan milletvekilleri” ifadesinden çıkarılmaktadır. Uygulamada ad cetveli yerine genellikle “ad defteri” tabiri kullanılmaktadır. Bu liste, “TBMM Üyeleri Ad Defteri” başlığıyla kitapçık şeklinde basılı nüsha olarak bulunduğu gibi TBMM internet sitesinde de yer almaktadır. Ad cetveli, Genel Kurul ve komisyonlarda yapılan seçimlerde, ayrıca açık ve gizli oylamalarda kullanılmaktadır. Cetvel aynı zamanda milletvekillerinin üyesi bulunduğu parti veya bağımsızlık durumu, seçim çevresi, ölüm, üyeliğin düşmesi, bir seçim çevresinde veya TBMM üye tamsayısında boşluk bulunup bulunmadığı, siyasi partilerin milletvekili sayısı ve bağımsız milletvekillerinin sayısı gibi bilgilerin güncel olarak takip edilebilmesinde kolaylık sağlamaktadır.

Ad defteri

Bkz. Ad cetveli

Adalet Komisyonu

Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 20. maddesinde sayılan ihtisas komisyonlarından biridir. Adalet Komisyonunun temel görevi, TBMM Başkanlığı tarafından kendisine havale edilen adalet işleri ile medeni hukuk, ceza hukuku, borçlar kanunu gibi temel kanunlar, sivil ve askerî yargılama hukuku, mahkemelerin kuruluş ve işleyişleri, kaçakçılıkla mücadele, af, terörizmle mücadele, hâkimler, savcılar ve avukatlar ve benzeri kişilerle ilgili konulardaki kanun tasarı ve tekliflerini görüşmektir.

Af

Kaynağını Anayasa’da bulan, teknik yönleri bakımından ceza kanunlarında düzenlenen; bazen kamu davasını düşüren veya kesinleşmiş bir ceza mahkûmiyetini bütün kanuni sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldıran, bazen de kesinleşmiş bir cezanın sadece kısmen ya da tamamen infazını önleyen veya başka bir cezaya dönüştüren, TBMM ya da Cumhurbaşkanı tasarrufudur.

Alt bent

Bir bendin, sayı ve yarım ayraç ile ayrılan bölümüdür.

Alt komisyonu

Komisyonlara havale edilen işlerin daha detaylı incelenmesine imkân sağlamak amacıyla, komisyon üyeliklerinin siyasi parti gruplarına dağılım oranı dikkate alınarak oluşturulan küçük çalışma gruplarıdır. Alt komisyonlar, tasarı ve tekliflerin olgunlaştırılması yönünde teknik çalışmalar yapılmasına ve üzerinde uzlaşılabilecek bir metin hazırlanmasına zemin oluşturabilmektedir. Alt komisyon metni veya raporu bağlayıcı olmamakla birlikte uygulamada komisyonlar tarafından genellikle benimsenmektedir.

Amaç maddesi

Kanunun; düzenlemenin neden yapıldığını ve neyi hedeflediğini açıklayan maddesidir. Kanun yapım tekniğine göre amaç maddesi bir kod kanunun genellikle ilk maddesidir. Nitelikleri gereği çerçeve kanunlarda amaç maddesine yer verilmez.

Ana Bina

TBMM Genel Kurul Salonu’nun yer aldığı Meclis binasıdır. Bu binada ayrıca, siyasi parti grupları, Başkanlık Divanı üyeleri makam odaları ve Kütüphane bulunmaktadır. Taş Bina olarak da bilinir.

Anamuhalefet partisi

Bakanlar Kuruluna katılmayan ve grubu bulunan siyasi partiler arasında en fazla milletvekiline sahip olan partidir. Siyasi partilerin milletvekili sayılarının eşit olması hâlinde, son milletvekili seçimlerinde aldıkları muteber oy sayısına bakılır (2820 sayılı Kn. m. 35)

Anayasa

Devletin temel ilkelerini, yönetilenlerle ilişkilerini, ana kuruluşunu; yasama, yürütme ve yargının örgütlenmesini ve birbirleriyle ilişkilerini; vatandaşların temel hak ve ödevlerini düzenleyen ve tüm kişi, kurum ve kuruluşları bağlayan en üst hukuk normudur. Yürürlükteki Anayasa, 18.10.1982 tarihinde Kurucu Meclis tarafından halkoyuna sunulmak üzere kabul edilmiş, 07.11.1982 tarihinde halkoyuna sunulup kabul edildikten sonra 09.11.1982 tarihli ve 17863 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’dır.

Anayasa değişikliği

Yürürlükte bulunan Anayasa’nın bazı hüküm veya maddelerinin, Anayasa’nın 175. maddesine uygun olarak TBMM tarafından bir kanunla değiştirilmesidir.

Anayasa Komisyonu

Anayasa Komisyonu, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 20. maddesinde sayılan TBMM ihtisas komisyonlarındandır. Komisyonun görevi, TBMM Başkanlığınca kendisine havale edilen Anayasa ve TBMM İçtüzüğü’nün değiştirilmesi hakkındaki kanun tekliflerini, siyasi partiler ve seçim mevzuatı, TBMM üyelerinin statüsü ve hakları, Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun, Bakanlar Kurulunun ve bakanlıkların kuruluş ve çalışma usulleri ile diğer anayasal kuruluşlar ve benzeri konulardaki kanun tasarı ve tekliflerini görüşmektir. Komisyonun diğer görevi, Anayasa ve Adalet Komisyonu üyelerinden oluşan Karma Komisyon kapsamında milletvekili dokunulmazlık dosyalarını incelemektir.

Anayasa Mahkemesi

Kanunların, KHK’lerin, TBMM İçtüzüğü’nün Anayasa’ya uygunluğunu, dokunulmazlığın kaldırılması ve milletvekilliğinin düşürülmesine dair TBMM kararlarını denetleyen, siyasi parti kapatma davalarını karara bağlayan ve partileri mali yönden denetleyen, Yüce Divan olarak da görev yapan ve Anayasa ile kendisine verilen diğer görevleri yerine getiren yüksek mahkemedir (Any. m. 146, 147, 148, 149, 151, 152, 153). (Bkz. Yüce Divan).

Anayasal çoğunluk

Hukuki dayanağı açıkça Anayasa’da bulunan ve üye tamsayısı esas alınmak suretiyle hesaplanan, TBMM’de bazı kanunların, hükümlerin kabulü veya kararların alınması için aranması gereken çoğunluktur. Anayasa’da geçen çoğunluklar beş çeşittir: Üçte bir çoğunluk [184] (Any. m. 96, 105, 175); salt çoğunluk [276] (Any. m. 84, 96,

99); beşte üç çoğunluk [330] (Any. m. 87, 175); üçte iki çoğunluk [367] (Any. m. 74, 94, 146,

175) ve dörtte üç çoğunluk [414] (Any. m. 105, geçici m. 9).

Anayasa’nın bağlayıcılığı

Anayasa hükümlerinin; yasama, yürütme ve yargı organları, idare makamları ile diğer kişi ve kuruluşlar karşısındaki bağlayıcı özelliğini ortaya koyan anayasal ilkedir (Any. m. 11).

Anayasa’nın üstünlüğü ilkesi

Anayasa’nın, normlar hiyerarşisinde en üstün norm olmasını ve diğer normların Anayasa’ya aykırı olamayacağını ifade eden ilkedir. Buna göre, başta kanun (Any. m. 11) ve KHK’ler olmak üzere hiçbir birel veya düzenleyici işlem Anayasa’ya aykırı olamaz.

Anayasa’ya uygunluk

Kanunların, Anayasa’nın lafzına (şekil) ve ruhuna (esas) uygun olmasıdır. Şekil bakımından uygunluk, kanunların Anayasa’da belirtilen usul ve şekil kurallarına uygun olarak yapılıp yapılmadığı; esas bakımından uygunluk ise normun muhtevasının (sebep, amaç ve konu gibi unsurlarının) Anayasa hükümleri ile çatışmamasıdır.

Andiçme

Milletvekillerinin (Any. m. 81) ve Bakanlar Kurulunun milletvekili olmayan üyelerinin (Any. m. 112/4) Anayasa’nın 81’inci maddesinde yer alan metni kürsüden yüksek sesle okumasıdır. TBMM Genel Kurulunun, milletvekili genel seçimi kesin sonuçlarının Yüksek Seçim Kurulunca Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu kanallarında ilanını takip eden beşinci gün saat 15.00’te çağrısız olarak yapılan ilk toplantısında milletvekillerinin andiçme töreni yapılır. Andiçme töreninde bulunmayan milletvekilleri ve ara seçimde milletvekili seçilenler, katıldıkları ilk birleşimin başında andiçerler. Andiçme; milletvekillerinin seçim çevresi, soyadı ve adlarının alfabetik sırasına göre yapılır (İçt. m. 3). Ayrıca, Cumhurbaşkanı (Any. md. 103) ve Kamu Başdenetçisi (6328 sayılı Kn. m. 13) de göreve başlarken TBMM Genel Kurulunda andiçerler.

Ara seçim

TBMM üyeliklerinde belirli ölçülerde boşalma olması hâlinde yapılan seçimdir. Anayasa gereği, ara seçim her seçim döneminde bir defa yapılır. Genel seçimin üzerinden 30 ay geçmedikçe ve genel seçimlere 1 yıl kala ara seçime gidilemez. Ancak, boşalan üyeliklerin, üye tamsayısının yüzde beşini bulduğu hâllerde, ara seçimlerin üç ay içinde yapılmasına karar verilir. Ayrıca, bir ilin veya seçim çevresinin TBMM’de üyesinin kalmaması hâlinde, boşalmayı takip eden 90 günden sonraki ilk pazar günü o seçim çevresinde ara seçime gidilir (Any. m. 78, 127)

Araverme

TBMM’nin, çalışmalarını 15 günü geçmemek üzere ertelemesidir. Araverme kararı, Danışma Kurulu veya siyasi parti grubu önerisinin Genel Kurulca oylanıp kabul edilmesi suretiyle alınır (İçt. m. 6). Araverme esnasında Genel Kurul ve -ayrı bir karar alınmadıkça- komisyonlar çalışamaz.

Asker gönderme tezkeresi

Bakanlar Kurulunun, Anayasa uyarınca TBMM’den Türk Silahlı Kuvvetlerinin belirli bir süre için yabancı ülkelere gönderilmesine yönelik izin talebidir. İzin verilmesi, TBMM’nin bu yönde bir karar almasına bağlıdır. Söz konusu kararı Cumhurbaşkanı uygular (Any. m. 92; İçt. m. 130).

Avrupa Birliği Uyum Komisyonu

Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün ilgili maddeleri uyarınca, Türkiye’nin AB’ye katılım sürecine ilişkin gelişmeleri izlemek ve müzakere etmek, AB’deki gelişmeleri takip etmek, bu gelişmeler hakkında TBMM’yi bilgilendirmek ve istenildiğinde, TBMM’ye sunulan kanun tasarı ve teklifleri ile Kanun Hükmünde Kararnamelerin AB mevzuatına uygunluğunu inceleyerek ihtisas komisyonlarına görüş sunmak üzere kurulmuş olan ihtisas komisyonudur.

Bakan

Yürütme erkinin bir organı olan Bakanlar Kurulunun, TBMM üyeleri ya da milletvekili seçilme yeterliğine sahip olanlar arasından Başbakanca seçilip Cumhurbaşkanınca atanan üyesidir.

Bakanlar Kurulu

Anayasa’ya göre, Cumhurbaşkanınca atanan bir Başbakanca TBMM üyeleri ya da milletvekili seçilme yeterliğine sahip olanlar arasından seçilen ve Cumhurbaşkanınca atanan bakanlardan oluşan, yürütme erkinin bir organıdır (Any. m. 109 vd).

Basımevi

TBMM İdari Teşkilatı Bilgi ve Bilişim Hizmetlerinden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısına bağlı bir hizmet birimi olarak kurulan Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı bünyesinde görev yapan ve TBMM’nin her türlü evrakının (kitap, rapor, tutanak broşür, süreli yayın vb) basımını gerçekleştiren birimdir (6253 sayılı Kn. m. 15).

Basın locası

Basın mensuplarının Genel Kurul çalışmalarını izleyebilmesi için ayrılmış olan ve dinleyici locasının önünde bulunan bölümdür (İçt. m.168).

Başbakan

Cumhurbaşkanınca atanan, hükûmetin ve Başbakanlık teşkilatının başı olan bakandır. Başbakanın, TBMM üyeleri arasından atanması zorunludur (Any. m. 109/2).

Başkan

kz. Meclis Başkanı

Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları

TBMM Başkanlığı tarafından Genel Kurulun bilgisine veya onayına sunulması gereken işlerin yer aldığı, Genel Kurul gündeminin ilk sırasında bulunan bölümdür.

Başkanlık Divanı

Milletvekilleri arasından seçilen TBMM Başkanı, 4 başkanvekili, 7 kâtip üye ve 3 idare amirinden oluşan, hem yasama faaliyetlerinde hem de idari işlerin düzenlenmesinde önemli işlevleri bulunan kuruldur. Danışma Kurulunun önerisi ve Genel Kurulun kararıyla kâtip üye ve idare amirlerinin sayıları artırılabilir (İçt. m. 9).

Başkanlık kürsüsü

Genel Kurulda, birleşimi yöneten Meclis Başkanı veya başkanvekili ve kâtip üyeler ile Kanunlar ve Kararlar Başkanlığı idarecileri, yasama uzmanları ve Genel Kurul elektronik sistem teknik görevlisinin oturduğu yüksekçe bölümdür.

Başkanvekili

Bkz. Meclis başkanvekili

Başlangıç kısmı

Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten, Anayasa metnine dâhil olan ve maddelerden önce yer alan Anayasa bölümüdür (Any. md. 176/1). Dibace olarak da adlandırılır.

Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu

Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 20. maddesinde sayılan TBMM ihtisas komisyonlarından biridir. Komisyonun temel görevi, TBMM Başkanlığınca kendisine havale edilen bayındırlık, imar ve iskân, haberleşme, elektronik haberleşme, elektronik ticaret, denizcilik, posta iş ve hizmetleri ile turizm işleri ve benzeri konulardaki kanun tasarı ve tekliflerini görüşmektir.

Bent

Bir fıkranın harf ve yarım ayraç ile ayrılan bölümüdür.

Birleşik oy pusulası

BMM Genel Kurulunda birden fazla aday arasında yapılan seçimlerde kullanılan ve adayların tümünün ad ve soyadlarının yer aldığı mühürlü belgedir.

Birleşim

TBMM Genel Kurulunun belirli bir günde açılan toplantısıdır (İçt. m. 1/3). Her yasama yılında Genel Kurul toplantıları 1’den başlayarak sırasıyla birleşim numarası alır.

Bütçe kanunu

Bir malî yıl içerisinde toplanacak gelirler ile yapılacak kamu harcamalarını, miktar ve kurumlara göre tahminî olarak belirleyen, gelirlerin toplanmasına yetki ve kamu harcamalarının yapılmasına izin veren kanundur.

Cumhurbaşkanı

40 yaşını doldurmuş ve yükseköğrenim yapmış TBMM üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliğine sahip Türk vatandaşları arasından genel oyla beş yıllığına ve en fazla iki defa seçilebilen, yürütmenin sorumsuz kanadında yer alan ve Devletin başı sıfatına sahip tarafsız kişidir (Any. m. 101)

Cumhurbaşkanının kanunları geri gönderme yetkisi

Cumhurbaşkanının, yayımlanmasını kısmen veya tamamen uygun bulmadığı kanunları, bir daha görüşülmek üzere, bu hususta gösterdiği gerekçe ile birlikte TBMM’ye iade etme yetkisidir (Any. m. 89, 104, 175; İçt. m. 35, 81). Cumhurbaşkanının bu yetkisi, Anayasa değişikliği kanunlarını da kapsar (Any.175); bütçe kanunları bu yetkinin dışındadır (Any. m. 89).

Cumhurbaşkanı seçimi

Cumhurbaşkanı; yirmi milletvekilinin TBMM üyeleri arasından veya Meclis dışından aday göstermesi veya en son yapılan milletvekili genel seçimlerinde geçerli oylar toplamı birlikte hesaplandığında yüzde onu geçen siyasi partilerin ortak aday göstermesi üzerine, genel oyla seçilir. Cumhurbaşkanı seçimi, Cumhurbaşkanının görev süresinin dolmasından önceki altmış gün içinde; makamın herhangi bir sebeple boşalması hâlinde ise boşalmayı takip eden altmış gün içinde tamamlanır. İlk oylamada geçerli oyların salt çoğunluğunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş olur. Bu çoğunluk sağlanamazsa, takip eden ikinci pazar günü ilk oylamada en çok oyu almış iki adayın katılacağı ikinci oylamada geçerli oyların çoğunluğunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş olur.

Cumhuriyet Senatosu

 Anayasası döneminde yürürlükte bulunan iki meclis sisteminde Millet Meclisi ile birlikte yer almış olan meclistir.

Cümle

Madde içerisinde tek başına bir hüküm bildiren ve nokta ile biten kelime dizisidir. Bir kanun metni, kanun yapım tekniği bakımından madde, fıkra, bent, alt bent, cümle ve ibarelerden oluşur.

Çalışma gün ve saatleri

İçtüzük uyarınca TBMM Genel Kurulunun toplanıp çalıştığı zaman dilimidir. Resmî tatile rastlamadığı takdirde Genel Kurul salı, çarşamba ve perşembe

günleri saat 15.00’ten 19.00’a kadar çalışır. Danışma Kurulunun veya siyasi parti gruplarının teklifi üzerine Genel Kurul, toplantı hafta, gün ve saatlerini değiştirebileceği gibi diğer günlerde de toplantı yapılmasına karar verebilir (İçt. m. 54).

Çekimser oy

Kullanılan oyun rengini belirten kabul ve ret dışında üçüncü bir irade beyanıdır. Oy kullanmamak ile çekimser kalmak farklı şeylerdir. Oy kullanmamak oylamaya hiçbir şekilde katılmamak iken çekimserlik, oya sunulan hususta kabul veya ret dışında bir tercihi yansıtır. Gizli oylamalarda yeşil oy pusulası çekimser oy anlamına gelir (İçt. m. 139).

Çerçeve kanun

Kod kanunlara madde veya hüküm ekleyen, bunların bazı madde veya hükümlerini değiştiren yahut yürürlükten kaldıran kanundur. Çerçeve kanun önerilerinde, ilgili kod kanunun sistematiğine ve şekil özelliklerine riayet edilir.

Çerçeve madde

Bir çerçeve kanunun, kod kanunlara madde, hüküm veya ibare eklenmesini, bazı madde, hüküm veya ibarelerin değiştirilmesini, metinden çıkarılmasını ya da yürürlükten kaldırılmasını öngören ve kod kanunlara işlenen maddesidir (Mevzuat Hazırlama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik, m. 3, 13, 14).

Çevre Komisyonu

Çevre Komisyonu, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 20. maddesinde sayılan TBMM ihtisas komisyonlarından biridir. Komisyonun temel görevi, TBMM Başkanlığınca kendisine havale edilen çevrenin korunması ve geliştirilmesi, ekolojik dengenin bozulması, toprak, hava, yeraltı ve yer üstü kaynaklarının kirlenmesi, ormanların, kıyıların, tarihi ve kültürel değerlerin, tabii varlıkların korunması ve benzeri konulardaki kanun tasarı ve tekliflerini görüşmektir.

Daimi komisyon

Bkz. İhtisas komisyonları

Danışma Kurulu

TBMM Başkanı’nın başkanlığında siyasi parti grup başkanları veya başkanvekillerinden birisi yahut onların yazılı olarak görevlendirdiği birer milletvekilinden oluşan; parti grupları arasında istişare yapılmasında ve Meclis çalışmalarının düzenlenmesinde önemli roller üstlenen kuruldur. İçtüzük’te Danışma Kurulunun tespitine, teklifine veya görüş bildirmesine bağlanmış olan bütün hâllerde, Danışma Kurulu, yapılan ilk çağrıda toplanamaz, oybirliğiyle tespit, teklif yapamaz veya görüş bildiremezse Meclis Başkanı veya siyasi parti grupları ayrı ayrı, istemlerini doğrudan Genel Kurula sunabilirler. Bu durumda istemin oylanması takip eden ilk birleşimin gündemindeki Başkanlık sunuşlarında yer alır ve Genel Kurul işaret oyuyla karar verir (İçt. m. 19).

Değişiklik önergesi

Kanun tasarı veya tekliflerinin maddelerinde değişiklik yapılması, metne ek veya geçici madde eklenmesi, metinden madde çıkarılması gibi talepleri içeren gerekçeli önerilerdir. Komisyonlarda komisyon üyesi milletvekillerince, Genel Kurulda ise milletvekilleri ve hükûmet tarafından değişiklik önergesi verilebilir (İçt. m. 87).

Devam cetveli

Başkanlık Divanınca düzenlenen, milletvekillerinin Genel Kurul veya komisyon çalışmalarına katılmadığı günleri gösteren cetveldir. Tam adı, “TBMM Genel Kurul ve Komisyonlar Devamsızlık Cetveli” olan ve üç ayda bir basılan bu cetvel, milletvekillerinin devamsızlık, izin, rapor ve görevlendirme sürelerini içerir. Bu cetvelin ilgili üyelere ait kısımları özel surette kendilerine gönderilir (İçt. m. 152).

Dışişleri Komisyonu

Çevre Komisyonu, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 20. maddesinde sayılan TBMM ihtisas komisyonlarından biridir. Komisyonun temel görevi, TBMM Başkanlığınca kendisine havale edilen uluslararası andlaşmaların onaylanmasının uygun bulunmasına ilişkin kanun tasarıları ile Türkiye Cumhuriyetinin dış ilişkilerinin teşkilatlandırılması, idaresi ve dış ilişkilerle ilgili kanun tasarı ve tekliflerini görüşmektir. Komisyon ayrıca parlamenter diplomasi çerçevesinde, başkan düzeyinde veya heyet şeklinde yurt dışı parlamentolara veya uluslararası örgütlere ziyaretler gerçekleştirmekte, yurt dışından gelen parlamenter heyetlerini veya hükümet temsilcilerini kabul etmektedir.

Dibace

Bkz. Başlangıç kısmı

Dilekçe Hakkı

Vatandaşların ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancıların kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında yetkili makamlara ve TBMM’ye yazı ile başvurma hakkıdır (Any. m. 74).

Dilekçe Komisyonu

Anayasa’nın 74. maddesinde düzenlenen dilekçe hakkı kapsamında TBMM’ye gönderilen dilekçelerin incelenmesi ve karara bağlanmasıyla görevli komisyondur. Dilekçe komisyonu Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 20. maddesi ve 3071 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca vatandaşların komisyona ulaştırdıkları talep ve şikayetler üzerine idari işlem ve eylemleri denetlemektedir. Dilekçe Komisyonunun dilekçeleri inceleme ve karara bağlamanın usul ve esasları TBMM İçtüzüğü’nde gösterilen şekilde yapılmaktadır.

Dilekçe-İnsan Haklarını İnceleme Karma Komisyonu

TBMM Dilekçe Komisyonu ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyelerinden oluşan, kamu başdenetçisi aday adayları arasından 3 aday belirleyip TBMM Genel Kuruluna sunan; kamu denetçisi aday adayları arasından önce 15 adayı alt komisyonda yapılan seçimle tespit edip bunlar arasından 5 kişiyi kamu denetçisi olarak seçen komisyondur (6328 sayılı Kn. m. 11).

Dinleyiciler

Kapalı oturumlar hariç, Genel Kurul çalışmalarını kendilerine ayrılmış locadan takip eden kişilerdir. Dinleyicilerin, locada bulundukları zaman zarfında Genel Kurul çalışmalarına yönelik düşüncelerini söz, alkış veya başka bir şekilde ifade etmeleri yasaktır (İçt. m. 169).

Disiplin cezaları

Milletvekillerinin Genel Kurul ve komisyon çalışmaları sırasında İçtüzük’e aykırı sözler sarf etmeleri ve/veya eylemde bulunmaları durumunda kendilerine uygulanan yaptırımlardır (İçt. m. 156-163).

Doğrudan gündeme alma önergesi

Tasarı, teklif veya KHK’lerin esas komisyona havale tarihinden itibaren komisyonda 45 gün içerisinde sonuçlandırılmaması durumunda hükûmet veya teklif sahiplerinin, ilgili tasarı, teklif veya KHK’nin, komisyon aşaması atlanarak Genel Kurul gündemine alınması taleplerini içeren önergedir. Bu önergenin kabulü hâlinde tasarı, teklif veya KHK Genel Kurul gündemine son sıradan girer; aksi durumda komisyonda beklemeye devam eder (İçt. m. 37).

Dostluk grubu

Ülkeler ve parlamentolar arası yakınlaşma ve iş birliğinin geliştirilmesi, bölgesel ve uluslararası konularda görüş alışverişinde bulunulması ve karşılıklı resmî ziyaretler marifetiyle ülkeler arasında dostluğun güçlendirilmesine katkı sağlama amacı

taşıyan parlamenter oluşumlardır. Dostluk grupları, TBMM Genel Kurulu kararı ile kurulur ve bütün milletvekillerine açıktır (3620 sayılı Kn. m. 1, 4).

Dokunulmazlık

Bkz. Yasama dokunulmazlığı

Dönem

Bkz. Yasama dönemi

Ek madde

Yürürlükteki bir kanuna eklenecek bir hükmün, içeriğinden veya kanun yapım tekniğinden kaynaklanan sebeplerle ilgili kanunun mevcut maddelerinden birine eklenememesi veya maddelerin mevcut sıralamasına uygun düşmemesi durumunda diğer maddelerden sonra, ancak yürürlük maddesinden ve varsa geçici maddelerden önce yer alan maddedir (Mevzuat Hazırlama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik, m. 3, 16).

Elektronik cihazla oylama

Yasama dönemi başında milletvekillerinin parmak izlerinin alınması ve bunların Genel Kuruldaki elektronik sisteme tanıtılması suretiyle milletvekillerinin, bu sisteme girerek kabul, ret veya çekimser şeklinde oy kullanmalarıdır. Uygulamada, açık oylamaların tamamı ve kâtip üyeler arasında veya kâtip üyeler ile oturumu yöneten başkan arasında anlaşmazlık olması durumunda işaretle oylamalar elektronik cihazla yapılmaktadır.

Erken seçim

Anayasa’da öngörülen seçim dönemi dolmadan yapılan seçimlere verilen addır. Erken seçim, Meclisin bu yönde bir karar alması veya Cumhurbaşkanının Anayasa’da öngörülen şartlar altında seçimlerin yenilenmesine karar vermesi üzerine yapılır (Any. m. 77, 104, 116).

Erteleme

Bir işin görüşülmesinin; komisyonda hükûmetin, Genel Kurulda ise komisyon veya hükûmetin temsil edilmemesi nedeniyle sonraya bırakılmasıdır (İçt. m. 30, 39, 45, 62).

Esas komisyon

Raporu, Genel Kurul görüşmelerinde esas alınan komisyondur. Hangi komisyonun esas komisyon olacağı, tasarı ve tekliflerin TBMM Başkanlığınca komisyonlara havalesi sırasında belirlenir (İçt. m. 23).

Esas numarası

Kanun tasarı ve teklifleri ile denetim önergeleri ve diğer tezkerelerin niteliklerini ve kayıt sıralarını tanımlamak amacıyla bunlara verilen numaralardır. Örneğin kanun tasarıları “1/…” , kanun teklifleri “2/…” esas numarası alır. Taksim işaretinden sonraki sayı, tasarı ve teklifin kayıt sırasını gösterir. Bu numaralandırmanın amacı, tasnifi ve takibi kolaylaştırmaktır.

Fıkra

Bir maddenin; satır başı ile ayrılan, kod kanunlarda ayraç içerisinde numara alan ve kural olarak bent, alt bent, cümle ve ibarelerden oluşan bölümüdür.

Geçen tutanak hakkında konuşma

Bir milletvekili veya bakanın, geçen birleşim tutanağında yer alan bir beyanının düzeltilmesine yönelik söz istemi üzerine Başkan tarafından verilen azami 5 dakikalık süre içerisinde yaptığı konuşmadır. Bu konuşmalar genelde yanlış anlaşılmaya müsait noktaların açıklığa kavuşturulması amacıyla yapılmaktadır (İçt. m.58).

Geçici Bakanlar Kurulu

Cumhurbaşkanınca seçimlerin yenilenmesine karar verildiğinde bakanlar kurulunun çekilmesi üzerine seçim süresince ve yeni Meclis toplanıncaya kadar vazife gören geçici kabinedir. Cumhurbaşkanı, Geçici Bakanlar Kurulunu kurmak üzere bir başbakan atar. Geçici Bakanlar Kuruluna, adalet, içişleri ve ulaştırma bakanları TBMM’deki veya Meclis dışındaki bağımsızlardan olmak şartıyla, siyasi parti gruplarından oranlarına göre üye alınır (Any. m.114).

Geçici Başkan

Yeni seçilen Meclisin ilk birleşimden başlayarak Meclis Başkanı seçilinceye kadarki toplantılarına başkanlık eden en yaşlı milletvekilidir. Başkanlıkta herhangi bir sebeple boşalma olması durumunda ise yeni Başkan seçilinceye kadar, en yaşlı başkanvekili, Geçici Başkan sıfatına sahip olur (İçt. m. 8, 12).

Geçici Başkanlık Divanı

Yeni seçilen Meclisin Geçici Başkanı, ikinci en yaşlı milletvekili olan Geçici Başkanvekili ve en genç altı milletvekili olan Geçici Kâtip Üyelerden oluşan heyettir (İçt. m. 8).

Geçici komisyon

TBMM Genel Kurulu tarafından belirli amaçlarla kurulan ve bu amaç gerçekleştirildikten ya da kendilerine tanınan süre dolduktan sonra dağılan Meclis komisyonlarıdır. Meclis araştırması komisyonları ve Meclis soruşturması komisyonları bu tür komisyonlara örnek gösterilebilir.

Geçici madde

Kanunların geçiş hükümlerini düzenleyen ve hükmünü ifa ettikten sonra uygulanma kabiliyetini yitiren maddedir. Yeni düzenleme yürürlüğe girinceye kadar geçecek süre içerisinde yapılacak işlem ve düzenlemeler ya da uyulacak ilke ve kurallar ile daha önceki düzenlemelerden doğan hakların korunmasına ilişkin hususlar geçici maddelerde düzenlenir. Geçici madde; kanunun sonunda, varsa ek maddelerden sonra, yürürlük ve yürütme maddelerinden önce yer alır (Mevzuat Hazırlama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik, m. 3, 16).

Gelen Kâğıtlar Listesi

TBMM Başkanlığına sunulan bütün kanun tasarı ve teklifleri, resmî tezkereler ve komisyon raporları ile soru, genel görüşme, Meclis araştırması, Meclis soruşturması ve gensoru önergelerinin sahibi, Başkanlığa geliş tarihi, esas numarası gibi referans bilgilerinin yer aldığı basılı belgedir (İçt. m. 51). TBMM internet sayfasında da yer alır.

Genel gerekçe

Kanun tasarı veya teklifi ile düzenlenen konunun mahiyeti ve önemine, önerinin hazırlanmasını gerektiren nedenlere ve ihtiyaçlara dair bilgiler içeren metindir. Kanun tasarı ve teklifleri, Meclis Başkanlığına genel gerekçe ile birlikte sunulmak zorundadır (İçt. m. 73,74).

Genel görüşme

Toplumu ve devlet faaliyetlerini ilgilendiren belirli bir konunun TBMM Genel Kurulunda görüşülmesidir. Bu kapsamda önemli toplumsal, siyasal, ekonomik sorunlar ve dış politika konuları üzerinde genel görüşme açılabilmektedir. Genel görüşme açılması hükûmet, siyasi parti grupları veya en az 20 milletvekili tarafından yazılı bir önergeyle istenebilir (Any. m. 99; İçt. m. 101, 102, 103). Genel görüşme sonucunda herhangi bir oylama yapılmamakta, karar alınmamaktadır.

Genel Kurul

TBMM’nin yasama ve denetim faaliyetlerine ilişkin işlerin görüşülüp tartışıldığı ve nihai olarak karara bağlandığı en üst karar organıdır. Genel Kurul toplantıları, Genel Kurul Salonu olarak adlandırılan özel bir mekânda gerçekleştirilmektedir.

Genel Kurulda söz alma

Milletvekillerinin ve hükûmet temsilcisinin, gündemde bulunan veya belirli bir günde görüşme konusu olacağı Anayasa, kanun veya İçtüzük gereğince bilinen konularda, kâtip üyelere adlarını önceden kaydettirerek veya oturum sırasında Başkan’dan izin alarak, Başkanlığa ve Genel Kurula hitap edecek şekilde kürsüden yaptıkları konuşmadır. Konuşmanın, yazılı bir metnin kürsüden okunması veya Başkan’ın izni ile bir kâtip üyeye okutturulması şeklinde yapılması da mümkündür (İçt. m. 60).

Genel Kurul Gündemi

Önceki aşamaları tamamlanmış ve Genel Kurulda görüşülmeye hazır işlerin listesidir. Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları; Özel Gündemde Yer Alacak İşler; Seçim; Oylaması Yapılacak İşler; Meclis Soruşturması Raporları; Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler; Sözlü Sorular; Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler başlıklı sekiz kısımdan oluşur (İçt. m. 49). Genel Kurulun toplandığı her gün bastırılarak milletvekillerine, bakanlıklara ve ilgili kuruluşlara dağıtılır; TBMM internet sayfasında da yayımlanır.

Genel seçim

Milletvekillerini belirlemek üzere Anayasa uyarınca dört yılda bir ülke genelinde serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı organlarının yönetim ve denetimi altında yapılan seçimdir (Any. m. 67, 77, 79).

Genel Sekreter

TBMM İdari Teşkilatının, görevlerini mevzuata, Teşkilatın amaç ve politikaları ile stratejik planına uygun olarak düzenleyen, yürüten ve hizmet birimleri arasında eş güdümü sağlayan üst yöneticisidir. İdari Teşkilatın görevlerinin yürütülmesinden TBMM Başkanı’na karşı sorumludur (6253 sayılı Kn. m. 5).

Gensoru

Görevde bulunan başbakan veya bir bakanın siyasal sorumluluğunu doğuracak bir kararı netice verebilecek şekilde hükûmetin genel siyaseti veya ilgili bakanın kendi görev alanında uyguladığı politika ve gerçekleştirdiği faaliyetlere ilişkin olarak Genel Kurulda yapılan görüşmedir. Bu görüşmenin sonunda istem üzerine yapılacak oylamada, güvensizlik oyları üye tamsayısının salt çoğunluğuna erişirse hükûmet veya bakan düşmüş olur (Any. m. 99; İçt. m. 106).

Geri alma

TBMM Başkanlığına verilen tasarı, teklif, tezkere ve önergelerin; bu metinlerin sahibi olan hükûmet, milletvekili, siyasi parti grubu veya esas komisyon tarafından tek yönlü olarak hukuken sona erdirilmesidir.

Geri isteme-geri verme

TBMM Başkanlığına gelen, kaba ve yaralayıcı sözler içeren yazı ve önergelerin gerekli düzeltmelerin yapılması için Başkan tarafından sahibine (İçt. m. 67/2); bir tasarı veya teklifin esas komisyonca reddini içeren raporun Genel Kurulca benimsenmemesi üzerine raporun esas komisyona (İçt. m. 80); tümünün oylamasından önce, metninde yazılış veya sıra bakımından bozukluk olduğu veya maddî hatalar bulunduğunu esas komisyon veya hükûmetin kabul ettiği tasarı veya teklifin esas komisyona (İçt. m. 85/2); Genel Kurul görüşmelerinde komisyon katılmadığı hâlde önergeyle değiştirilen madde ve değişiklik

önergesinin, istem üzerine, Genel Kurulun kararıyla esas komisyona (İçt. m. 87/10); Genel Kurul aşamasında bulunan bir tasarı ya da teklifin tümünün veya belli hükümlerinin esas komisyon veya hükûmetin talebi üzerine Genel Kurulca esas komisyona (İçt. m. 88/1) iade edilmesidir.

Geri gönderme

Bkz. Cumhurbaşkanının kanunları geri gönderme yetkisi

Gider artırıcı veya gelir azaltıcı önerge

Toplam bütçe harcamalarında artışa ya da bütçe gelirlerinde azalışa neden olan önergelerdir. Anayasa, bu tür önergelerin bütçe kanunu tasarılarının Genel Kurul görüşmeleri esnasında verilmesini, bütçe bütünlüğünü korumak amacıyla yasaklamıştır (Any. m. 162).

Gizli oylama

Üzerinde herhangi bir işaret bulunmayan oy pusulalarının veya beyaz (kabul), kırmızı (ret) ve yeşil (çekimser) renkli yuvarlak pulların, özel kabinlerde zarfa konulması ve kürsü önündeki kutuya atılması suretiyle gerçekleştirilen, hangi milletvekilinin ne yönde oy kullandığının belli olmadığı oylama şeklidir (İçt. m. 147, 148).

Görüş alma/bildirme

TBMM organlarının; yasama, denetim ve diğer konularda birbirlerine öneride bulunmalarıdır. Komisyonlar arasında tasarı, teklif, havale veya herhangi bir mesele için (İçt. m. 23, 34) söz konusu olan görüş alma/bildirme, Danışma Kurulunun Başkan’a (m. 6, 11, 19) ve Genel Kurula (m. 49), Divanın ise Başkan’a (m. 13) bildirimi şeklinde de gerçekleşir.

Görüşmelere devam önergesi

Bir konuda, her siyasi parti grubu ve iki üyenin birer defa konuşmasını müteakip siyasi parti gruplarına ve milletvekillerine ikinci defa konuşma hakkı tanınmasına yönelik önergedir. Kabulü hâlinde, ele alınan konu görüşülmeye devam eder. Amaç, konunun yeterince aydınlanmamış olması ihtimaline karşı Genel Kurula o konuyu yeniden tartışma imkânı vermektir (İçt. m. 72).

Grup

Bkz. Siyasi parti grubu

Grup başkanı

Parti grubunun başkanıdır. Partinin genel başkanı milletvekili ise aynı zamanda parti grubunun da başkanıdır; değilse, grup başkanı, grup üyeleri arasından grup iç yönetmeliğinde öngörülen yöntemle seçilir (2820 sayılı Kn. m. 26).

Grup başkanvekili

Siyasi parti gruplarının, Meclis faaliyetlerini grup başkanı adına koordine eden ve grupları temsil yetkisine sahip bulunan üyeleridir.

Gündem

Bkz. Genel Kurul gündemi, Komisyon gündemi

Gündem dışı konuşma

Genel Kurula duyurulmasında zaruret görülen olağanüstü acele hâllerde, milletvekilleri ve/veya hükûmete gündeme geçmeden önce söz verilmesidir. Oturumu yöneten başkanvekili o birleşimde hangi milletvekiline gündem dışı söz verileceğine karar verir. Her birleşimin başında en fazla 3 milletvekiline, 5’er dakikayı geçmemek üzere söz verilmektedir. Hükûmet adına bir bakan bu konuşmalara cevap verebilir. Hükûmetin gündem dışı söz talebinde bulunması hâlinde ise hükûmet, siyasi parti grupları ve grubu bulunmayan bir milletvekili söz alabilir (İçt. m. 59).

Gürültü ve kavga

Milletvekillerinin, Genel Kurul ve komisyon görüşmelerinde çalışma düzeninin bozulmasını netice veren davranışlarıdır. Birleşimi yöneten başkan, bu durumlarda önce ara verir, buna rağmen düzen sağlanamazsa birleşimi kapatır. Mecliste gürültü ve kavgaya sebep olmak, kınama cezasını gerektirir (İçt. m. 68, 160).

Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu

MİT Müsteşarlığı tarafından yürütülen Devlet istihbarat hizmetleri ile Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı tarafından görevleri gereği yürütülen güvenlik faaliyetlerine ve istihbari nitelikteki faaliyetlere ilişkin olarak İçişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve MİT Müsteşarlığınca hazırlanan yıllık raporlar üzerine Başbakanlıkça hazırlanan yıllık raporun kendisine intikalinden itibaren doksan gün içinde yapacağı inceleme ve görüşmeler neticesinde hazırladığı raporu TBMM Başkanlığına sunmakla yükümlü, 17 üyeli komisyondur. Millî güvenliğe ilişkin konularda görüş ve öneriler sunma, güvenlik ve istihbarat konularında uluslararası alanda kabul gören gelişmeleri izleme, kendi faaliyetlerine ilişkin rapor hazırlama, güvenlik ve istihbarat hizmetleri sırasında elde edilen kişisel verilerin güvenliğini ve bireyin hak ve özgürlüklerini koruyucu öneriler geliştirme görevleri de vardır (2937 sayılı Kn. ek m. 2).

Güvenoyu

Kurulmuş bir hükûmetin göreve devam edebilmesi için gerekli olan TBMM desteğidir. TBMM’nin, bir bakana veya başbakanın şahsında hükûmete desteğinin var olup olmadığı, yapılan oylamayla anlaşılır. Anayasa gereği, yeni bir hükûmet kurulduğunda ya da hükûmet veya meclis üyeleri bu yönde istemde bulunduğunda güvenoyu aranır.

Güvensizlik önergesi

Gündeme alınması kabul edilmiş bir gensoru önergesinin görüşmeleri esnasında milletvekilleri veya siyasi parti gruplarınca başbakan dâhil bir bakanın veya Bakanlar Kurulunun düşürülmesi amacıyla gerekçeli olarak verilen ve oylaması, görüşmelerin üzerinden bir tam gün geçtikten sonra yapılabilen önergedir. Önergenin kabulü, üye tamsayısının salt çoğunluğuyla olur ve bu oylamada sadece güvensizlik oyları sayılır.

Halkla İlişkiler Binası

Milletvekillerinin çalışma odalarının bulunduğu ve seçmenleriyle görüştükleri, TBMM yerleşkesi içerisindeki yapıdır.

Halkoylaması

Anayasa değişikliğine ilişkin kanunların kabul veya reddedilmesi konusunda doğrudan doğruya halkın oyuna başvurulmasıdır.

Havale

Kanun tasarı ve teklifleri ile KHK ve tezkerelerin TBMM Başkanlığınca, görüşüleceği komisyonlara gönderilmesidir. Kanun tasarı ve teklifleri ile KHK’ler, tali veya esas olarak ilgili daimi komisyonlara; yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin tezkereler Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyona; bütçe ve kesinhesap kanunu tasarıları ise Plan ve Bütçe Komisyonuna havale edilir.

Havaleye itiraz

Bir kanun tasarısının, havale edildiği komisyondan farklı bir komisyona havale edilmesi gerektiği savıyla milletvekillerince yapılabilen itirazdır. Bu itiraz, havalenin gerçekleştirildiği tarihten sonraki ilk Genel Kurul birleşiminin başında yapılır (İçt. m. 74/4).

Hazırlık Komisyonu

Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyonda ad çekme suretiyle belirlenen beş üyeden oluşan ve dokunulmazlık dosyalarını incelemekle görevli komisyondur (İçt. m. 132, 133, 134).

Hükûmet

Anayasa’ya göre Cumhurbaşkanının atadığı bir Başbakanca TBMM üyeleri ya da üye olmasa da milletvekili seçilme yeterliğine sahip olanlar arasından belirlenen ve Cumhurbaşkanınca atanan bakanlardan oluşan, devletin her alandaki siyasetini belirleyip uygulamakla görevli en üst yürütme kuruludur.

Hükûmet programı

Yürütme organının siyasal açıdan sorumlu kanadını oluşturan bakanlar kurulunun, ulusal ve uluslararası konulara yaklaşımının ana çizgilerini taşıyan; uygulamayı amaçladığı temel politikaları içeren ve buna dayanarak Meclisten güvenoyu istediği belgedir.

Hükûmet temsilcisi

Komisyon toplantılarına hükûmet adına katılan Başbakan, bir bakan veya bunların gerekli görmesi hâlinde, kendi yerlerine yazıyla yetkilendirdikleri yüksek dereceli bir kamu görevlisidir (İçt. m. 30/1).

Hükümsüz kalma

Verilmiş olduğu yasama dönemi içerisinde sonuçlandırılamamış olan kanun tasarı ve teklifleri ile soru, Meclis araştırması, genel görüşme ve gensoru önergelerinin düşmesi ve geçerliliğini yitirmesi durumudur. Bunlardan kanun tasarı ve teklifleri sonraki yasama dönemlerinde hükûmet veya milletvekilleri tarafından yenilenebilir. Yenilenen tasarı veya teklifin tümü üzerindeki görüşmelerden sonra önceki dönemlere ait rapor ve metinler, açıkça belirtilmek kaydıyla, komisyonca benimsenebilir. Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderilen kanunlar, kanun hükmünde kararnameler, Dilekçe Komisyonu raporları, Dilekçe Komisyonu ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyelerinden oluşan Karma Komisyon raporları, kesin hesap kanunu tasarıları, tezkereler ile Meclis soruşturması önergeleri ve Meclis soruşturması komisyonu raporları hükümsüz sayılmayan işlerdir.

Hükümsüz Sayılan ve Sayılmayan İşler Listesi

Yasama dönemi sonunda yayımlanan sonuçlandırılamayan işler listesidir. Bu liste, izleyen yasama döneminin ilk birleşim tutanağına eklenir.

İbare

Bir cümlenin, kendi başına hüküm içermeyen bir veya birden fazla kelimesidir.

İçişleri Komisyonu

İçtüzük’ün 20. maddesinde sayılan TBMM ihtisas komisyonlarından biridir. Temel görevi, TBMM Başkanlığı tarafından kendisine havale edilen iç güvenlik (Emniyet, Jandarma, Sahil Güvenlik), özel güvenlik, mahalli idareler, pasaport, trafik, nüfus, vatandaşlık ve benzeri konulardaki kanun tasarı ve tekliflerini görüşmektir.

İçtüzük

Yasama ve denetim faaliyetleri ile Anayasa tarafından kendisine verilen diğer görevleri yerine getirme sürecinde TBMM’nin, iç işleyişini, faaliyetlerini ve bunların gerektirdiği müesseseleri düzenlemek amacıyla çıkardığı, TBMM kararı niteliğindeki yazılı kurallar bütünüdür. Mevcut içtüzük, 05.03.1973 tarihli ve 584 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’dür.

İdare amiri

TBMM’nin idari ve malî işleri ile kolluk işlerini yürütmekte Başkan’a yardımcı olmak, TBMM’deki özel törenleri idare etmek, TBMM araç giriş kartlarını dağıtmak, TBMM’de sükûnet ve düzeni korumak, görüşmelerin açıklık ve serbestliğini sağlamak, gereken hâllerde TBMM’deki emniyet kuvvetinin kullanılmasını temin etmekle görevli Başkanlık Divanı üyesidir. Sayıları üçtür; ancak, Danışma Kurulunun önerisi üzerine Genel Kurul bu sayıyı artırabilir (İçt. m. 9 ve 17).

İhtisas komisyonu (daimi komisyon, sürekli komisyon)

Genel Kurul tarafından seçilen milletvekillerinden oluşan, görev alanına giren işleri görüşerek Genel Kurulda ele alınacak metinleri olgunlaştıran ve her yasama döneminde kurulan uzmanlaşmış çalışma heyetleridir. TBMM’de hâlen 18 ihtisas komisyonu bulunmaktadır. Bunlar Anayasa Komisyonu; Adalet Komisyonu; Millî Savunma Komisyonu; İçişleri Komisyonu; Dışişleri Komisyonu; Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu; Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu; Çevre Komisyonu; Sağlık, Aile, Çalışma ve  Sosyal  İşler  Komisyonu; Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu; Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu; Dilekçe Komisyonu; Plan ve Bütçe Komisyonu; Kamu İktisadî Teşebbüsleri Komisyonu; İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu; Avrupa Birliği Uyum Komisyonu, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Güvenlik ve İstihbarat Komisyonudur.

İlan tahtası

Komisyon toplantı çağrıları ve gündemleri; Genel Kurulun gelecek birleşiminde görüşülecek hususlar; Gelen Kâğıtlar Listesi; tebrik, teşekkür, takdir ve temenni gibi hususlara dair yazılar ile komisyonlara havale bilgilerinin duyurulduğu panodur. Uygulamada bu duyurular Genel Kurul kulislerine yerleştirilen elektronik ekranlar vasıtasıyla yapılmaktadır (İçt. m. 26, 49, 51, 53, 73).

İlga etmek

Bir kanunun tamamının, bazı maddelerinin veya bazı hükümlerinin yürürlüğüne başka bir kanun marifetiyle son verilmesi, uygulamadan kaldırılması, hükümsüz kılınmasıdır.

İlk imza sahibi

Birden çok milletvekilinin imzasını taşıyan bir yasama belgesine ilk imzayı atan kişidir.

İlk toplantı

TBMM Genel Kurulunun, milletvekili genel seçimi kesin sonuçlarının Yüksek Seçim Kurulunca Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu kanallarında ilânını takip eden beşinci gün saat 15.00’te çağrısız olarak yaptığı toplantıdır. Yasama dönemi ilk toplantısı olarak da adlandırılır.

İmza sayısı

Bazı yasama işlemlerinin başlatılabilmesi veya gündemdeki yerini koruyabilmesi için öngörülmüş olan asgari imza şartıdır. Anayasa değişiklik tekliflerinin en az 184 milletvekili tarafından imzalanmış olma zorunluluğu buna örnek gösterilebilir.

İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu

İçtüzük’ün 20. maddesinde sayılan TBMM ihtisas komisyonlarından biridir. Ülkemizde ve dünyada insan haklarına saygı konusundaki gelişmeleri izlemek suretiyle uygulamaların bu gelişmelere uyumunu sağlamak ve başvuruları incelemek üzere kurulmuş bir komisyondur (3686 sayılı Kn. m. 1).

İptal davası

Kanunların, KHK’lerin ve TBMM İçtüzüğü’nün şekil ve esas, Anayasa değişikliklerinin ise sadece şekil bakımından Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesi nezdinde açılan davadır. Bu davayı açma yetkisi, Cumhurbaşkanına, iktidar ve ana muhalefet partisi Meclis grupları ile TBMM üye tamsayısının en az beşte biri tutarındaki milletvekiline aittir (Any. m. 150).

İstifa

Bir milletvekilinin, kendi isteğiyle TBMM üyeliğinden ayrılmaya yönelik irade açıklamasıdır. İstifa yazısının gerçekliği TBMM Başkanlık Divanınca tespit edildikten sonra üyeliğin düşmesi Genel Kurulca karara bağlanır.

İşaretle oylama

Milletvekillerinin el kaldırmak suretiyle oylarını kullandıkları oylama şeklidir. Bu oylamada milletvekillerinin ne yönde oy kullandıkları açık olmakla birlikte kullanılan oylara ilişkin bilgiler Meclis tutanaklarında yer almaz. En çok başvurulan oylama şeklidir (İçt. m. 139, 140 ve 141).

İvedilikle görüşme

1973’ten önce yürürlükte olan Dâhilî Nizamname’de, kanun tasarı veya tekliflerinin tümü üzerindeki görüşmelerin ardından maddeleri üzerinde görüşmeye geçilmesi için öngörülmüş beş günlük sürenin kaldırılması ve tek görüşme yapılması uygulamasına verilen addır.

İzinli sayılma

Bir milletvekilinin yazılı talebi üzerine on günü aşmamak kaydıyla Meclis Başkanı’nın inisiyatifiyle, daha uzun bir süre için ise Başkanlık Divanının teklifi üzerine Genel Kurul kararıyla komisyon ve Genel Kurul çalışmalarına katılma zorunluluğundan, öngörülen zaman zarfınca muaf tutulmasıdır.

Kadük

Bkz. Hükümsüz kalma

Kadük Bülteni

Bkz. Hükümsüz Sayılan ve Sayılmayan İşler Listesi

Kalkınma Planı

Kalkınma Bakanlığı tarafından hazırlanıp Bakanlar Kurulunca kabul edildikten sonra onaylanmak üzere TBMM Başkanlığına sunulan, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmesini müteakip Genel Kurulda karar bağlanan, ülkenin ekonomik ve toplumsal potansiyelini bütünüyle ya da belirli alanlarda geliştirmeyi amaçlayan ve 5 yıllık bir süreyi kapsayan plandır.

Kamu Denetçiliği Kurumu

İdarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevli; TBMM Başkanlığına bağlı, kamu tüzel kişiliğini haiz, özel bütçeli, merkezi Ankara’da bulunan ve Başdenetçilik ile Genel Sekreterlikten oluşan kurumdur (6328 sayılı Kn. m. 4, 5). Ombudsmanlık olarak da bilinir. Başdenetçilik, TBMM tarafından dört yıllığına seçilen bir Kamu Başdenetçisi ve beş Kamu Denetçisinden oluşur (bkz. Dilekçe-İnsan Haklarını İnceleme Karma Komisyonu). Kurum, Başdenetçi tarafından yönetilir ve temsil edilir (6328 sayılı Kn. m. 6).

Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu

Kamu iktisadi teşebbüslerinin kuruluş amaçlarına göre TBMM tarafından denetlenmesini sağlamak üzere, Genel Kurulca seçilen otuz beş milletvekilinden oluşan komisyondur (3346 sayılı Kn. m. 1, 3; İçt. m 20).

Kanun

Toplum için uyulması gereken nesnel, soyut, genel ve sürekli nitelikteki hukuk kurallarını içeren, etkileri yönünden objektif hukuk alanında yeni bir durum yaratan ya da var olan bir durumu düzenleyen veya ortadan kaldıran kural-işlemlerdir. TBMM tarafından Anayasa, İçtüzük ve teamüllere uygun olarak yapılır ve Cumhurbaşkanınca yayımlandıktan sonra yürürlüğe girer.

Kanun hükmünde kararname

TBMM tarafından verilen bir yetki kanununa dayanılarak Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan; kanunları değiştiren, yürürlükten kaldıran ya da kanun niteliğinde yeni kurallar ihdas eden hukuki düzenlemelerdir. Sıkıyönetim ve olağanüstü hâller saklı kalmak üzere, Anayasa’nın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alan siyasi haklar ve ödevler kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemez (Any. m. 91).

Kanunlar Dergisi

Bir yasama yılında çıkarılan tüm kanunlar ile o yasama yılında kabul edilen ve Resmî Gazete’de yayımlanan TBMM kararlarını gösteren süreli yayındır. Kavanin Mecmuası olarak da bilinir. Dergi’de, bir kanuna esas teşkil eden işin teklif mi tasarı mı olduğu, görüşüldüğü komisyonlar, sıra sayısı numarası, görüşüldüğü Genel Kurul birleşimleri, sıra sayısının ve tutanakların ekli olduğu tutanak dergilerinin bilgilerine ulaşılır. Kanunlar dergileri TBMM Kütüphanesinde bulunmaktadır.

Kanunlar Külliyatı

Osmanlı döneminde çıkarılıp günümüze intikal eden kanun ve bu nitelikteki nizamnamelerle Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan günümüze kadar çıkarılan kanunların bir arada görüldüğü ve Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğünce hazırlanan yayındır. “Yürürlükteki Kanunlar Külliyatı” ve “Yürürlükteki Bazı Kanunların Mülga Hükümleri Külliyatı” olmak üzere iki bölümden oluşur. Yürürlükteki bir kanunun, zaman içinde yapılan değişikliklerin de işlendiği son hâlini görmek için Yürürlükteki Kanunlar Külliyatı’na bakmak gerekir. Bu Külliyat’a Başbakanlığın internet sitesinden erişilebilmektedir.

Kanun numarası

TBMM Genel Kurulu tarafından kabul edilen kanunlara, Kanunlar ve Kararlar Başkanlığı Sicil Bürosu tarafından tutulan Kanun Defteri’ne bakılarak kabul tarihine göre verilen sıra numarasıdır. Kanunlar, adlarının yanı sıra kabul tarihleri ve bu numaralarla anılırlar.

Kanun tasarısı

İlgili bakanlıklar tarafından genel gerekçe ve madde gerekçesi içerecek şekilde hazırlanan ve Bakanlar Kurulunun tüm üyelerinin imzalarıyla birlikte TBMM Başkanlığına sunulan kanun önerisidir.

Kanun teklifi

En az bir milletvekilinin imzasıyla ve gerekçeli bir şekilde TBMM Başkanlığına sunulan kanun önerisidir.

Kapalı oturum

Milletvekilleri, bakanlar ve görevi gereği toplantıda bulunması gereken kamu görevlileri dışında kimsenin katılamadığı, tutanakları en az 10 yıl yayımlanmayan ve toplantı içeriğinin devlet sırrı olarak saklandığı Genel Kurul toplantısıdır (İçt. m. 70 ve 71). Komisyonlar da kapalı oturum yapabilirler (İçt. m. 32).

Kapsam maddesi

Kanunun uygulama alanına yönelik olarak hangi kişi ya da kuruluşlarla veya hangi yer ve durumlarla sınırlı olduğunu gösteren maddedir.

Karar

TBMM Genel Kurulu tarafından kabul edilmekle yürürlüğe giren ve Cumhurbaşkanının onayına sunulmayan yasama işlemleridir. TBMM; içtüzük değişikliği, komisyonlara üye seçimi ve yabancı ülkelere asker gönderme gibi kararlar alabilmektedir.

Karar yetersayısı

Belirli bir yönde karar alabilmek için o yönde kullanılmış olması gereken asgari oy sayısıdır. Genel Kurulda oya sunulan konular Anayasa’da, kanunlarda ve İçtüzük’te ayrıca bir hüküm yoksa toplantıya katılan milletvekillerinin salt çoğunluğu ile kararlaştırılır. Bu sayı 139’dan az olamaz.

Karma Komisyon

Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden oluşan ve milletvekillerinin yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ilişkin Başbakanlık tezkerelerini karara bağlayan komisyondur.

Karşı oy yazısı

Bkz. Muhalefet şerhi

Kâtip üye

Genel Kurulda yasama evrakını okuyan, tutanak özeti, yoklama ve oy sayımı gibi hususlarda görevleri olan Başkanlık Divanı üyesidir.

Kavanin Mecmuası

Bkz. Kanunlar Dergisi

Kavas

Genel Kurula hizmet eden özel görevlidir.

Kesin hesap kanunu

Bir önceki yılda gerçekleşen bütçe uygulama ve harcamalarını gösteren kanundur.

Kınama cezası

Milletvekillerine ve Bakanlar Kurulu üyelerine uygulanan disiplin cezalarından birisidir. Aynı birleşimde iki kere uyarma cezası aldığı hâlde bunu gerektiren hareketten vazgeçmemek; bir ay içinde üç kere uyarma cezası almış olmak; kaba ve yaralayıcı sözler sarf etmek ve hareketler yapmak; saldırıda bulunmak; Mecliste gürültü ve kavgaya sebep olmak veya Meclisin görevini yerine getirmesini önlemek için toplu bir harekete girişilmesine önayak olmak kınama cezasını gerektiren hâllerdir. Kınama cezası, Başkan’ın teklifi üzerine Genel Kurulca görüşmesiz, işaret oyu ile kararlaştırılır. Hakkında kınama cezası önerilen milletvekili, bizzat veya bir başka milletvekili aracılığıyla savunma yapabilir. Kınama cezası tutanak özetine geçirilir (İçt. m. 156, 160, 163).

Kod kanun

Belirli bir alanı tüm yönleriyle baştan düzenleyen kanundur. Vatandaşlık Kanunu, Türk Ceza Kanunu ve Devlet Memurları Kanunu kod kanuna örnek gösterilebilir.

Komisyon

Genel Kurul adına çalışmak üzere kurulan ve belirli sayıda milletvekilinden oluşan kurullardır. Anayasa, kanunlar ve İçtüzük çerçevesinde kurulan komisyonlar TBMM’nin yasama ve denetim çalışmalarında önemli işlev görürler. Komisyonlar, görev süreleri açısından daimi ve geçici olmak üzere ikiye ayrılırlar.

Komisyona havale

Bkz. Havale

Komisyon gündemi

Komisyon başkanınca belirlenen, komisyonun toplantı gün, saat ve yeri ile görüşülecek işleri gösteren belgedir. Komisyon gündemleri komisyon üyelerine, Başbakanlığa, kanun teklifi sahiplerine, siyasi parti gruplarına, ilgili bakanlıklara ve davet edilen diğer kurumlar ile STK’lara gönderilir (İçt. m. 26).

Komisyonlar Bülteni

TBMM Başkanlığı tarafından yılda iki defa yayımlanarak Genel Kurul tutanağına eklenen ve komisyonlara havale edilmiş veya komisyonlarca Genel Kuruldan geri alınmış yahut Genel Kurulca komisyonlara geri verilmiş işlerin hangi safhada olduğunu gösteren belgedir (İçt. m. 47).

Komisyon metni

Komisyonların görüştükleri işlere ilişkin hazırladıkları, varsa komisyonda yapılan değişikliklerin işlenmiş olduğu, Genel Kurul görüşmelerine esas teşkil eden metinlerdir. Komisyon metni, komisyon raporunun bir bölümünü oluşturur.

Komisyon raporu

Komisyonların karara bağladıkları işler için düzenledikleri metinlerdir. Komisyon raporunda, tasarı veya teklif metni ile gerekçesine, komisyonun yaptığı düzenlemelere ilişkin gerekçeler ile hükûmet temsilcisinin, milletvekillerinin ve diğer katılımcıların görüşmelerde dile getirdikleri lehte ve aleyhteki görüşlere, komisyon üyelerinin imzalarına, varsa muhalefet şerhlerine ve komisyon metnine yer verilir.

Komisyonun temsili

Komisyonların başkan veya başkanvekili yahut o konu için seçilmiş özel sözcü veya sözcülerinin, komisyon raporunun görüşülebilmesi için Genel Kurulda hazır bulunmasıdır (İçt. m. 45).

Komisyonun yetkileri

İhtisas komisyonlarının, kendilerine havale edilmiş kanun tasarı ve tekliflerini aynen veya değiştirerek kabul etme, reddetme veya bunlardan birbirleriyle ilgili gördüklerini birleştirerek görüşme imkânıdır (İçt. m. 35).

Komisyon uzmanı

Kanun tasarı ve teklifleri ile yasamaya ve denetime ilişkin diğer belgeleri inceleyerek komisyona bilgi veren, komisyon görüşmelerine yönelik hazırlık çalışmalarını yapan, komisyon raporlarının hazırlanmasına yardımcı olan ve komisyonun görev alanına giren konularla ilgili araştırma ve incelemelerde bulunan, TBMM İdari Teşkilatı yasama uzmanı/uzman yardımcısı kadrosunda görev yapan kariyer meslek mensubudur.

Komisyon üyesinin geri çekilmesi

İzinsiz veya özürsüz olarak üst üste üç komisyon toplantısına veya bir yıl içindeki toplantıların üçte birine katılmayan komisyon üyesinin, mensubu olduğu siyasi parti grubunca komisyon üyeliğinden alınmasıdır (İçt. m. 28).

Konuşma süresi

Genel Kurulda yapılan konuşmalar için İçtüzük’te öngörülen sürelerdir. İçtüzük’te başka bir süre belirtilmemiş veya aksi, Danışma Kurulunun teklifiyle Genel Kurulca kararlaştırılmamışsa siyasi parti grupları, komisyon ve hükûmet adına yapılan konuşmalar yirmi, milletvekilleri tarafından yapılan konuşmalar on dakika ile sınırlıdır (İçt. m. 60).

Konuşma üslûbu

Genel Kurulda yapılan konuşmalarda kaba ve yaralayıcı sözler içermeyen, temiz bir dil kullanılmasıdır (İçt. m. 67).

Kulis

Ana Bina’da yer alan, Genel Kurul Salonu ile siyasi parti grup salonlarına açılan ve milletvekillerinin kullanımına tahsis edilmiş kapalı mekânlardır.

Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu

TBMM ve çalışmalarını yurt içinde ve yurt dışında tanıtmak amacıyla bilimsel, kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetler düzenleyen ve bu konulara öncülük eden kuruldur. TBMM Başkanı Kurulun tabii başkanıdır. Kurul, Başkanlık Divanını temsilen TBMM Başkanı tarafından seçilecek bir başkanvekili, Başkanlık Divanının seçeceği iki kâtip üye ve bir idare amiri olmak üzere 4 üye ile TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerden birer üye ve gerektiğinde TBMM Başkanı’nın belirleyeceği bir bağımsız üyeden oluşur. Kurulun sekretarya hizmetleri Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı tarafından yürütülür.

Loca

Genel Kurulda Cumhurbaşkanı, askerî erkân, kordiplomatik, basın ve ziyaretçilere ayrılan kısımların her biridir.

Madde

Kanun, tüzük, yönetmelik ve benzeri metinlerde, birbirinden ayrı düzenlemeler ve hükümleri sistematik bir biçimde sıralayan ve ardışık numaralarla gösterilen temel bölümlendirmedir. En az bir fıkra içermek zorunda olan madde; fıkra, bent, alt bent, cümle ve ibare gibi daha küçük birimlere ayrılır. Her madde ile bir konu düzenlenir. Madde kısa, öz ve anlaşılır olur. Kod kanun önerilerinde; niteliğine ve ihtiyaca göre sırasıyla amaç, kapsam, tanımlar, teşkilat, organlar, nitelikler, görev, yetki ve sorumluluğa ilişkin hükümler, mali hükümler, cezaî hükümler, tüzük veya yönetmeliğe ilişkin hükümler, yürürlükten kaldırılan hükümler, geçici maddeler, yürürlük ve yürütme maddeleri yer alır.

Madde başlığı

Maddenin içeriğini yansıtan ve madde metninin hemen üzerinde yer alan ibaredir. Matlap olarak da adlandırılır. Başlık, aranan bir maddenin bulunmasında ve madde hükmünün yorumlanmasında yol göstericidir.

Madde gerekçesi

Her maddenin düzenlenme amacının açıklandığı; kaldırılması, değiştirilmesi ve eklenmesi öngörülen hükümlerin neler olduğu ve bunların sebeplerinin açık bir şekilde belirtildiği kısımdır. Madde gerekçesi, kanun maddelerinin tekrarı mahiyetinde olmamalıdır.

Meclis araştırması

Meclisin belirli bir konuda bilgi edinmek üzere kendi içinden oluşturduğu özel bir komisyon marifetiyle gerçekleştirdiği bilgi edinme ve denetim çalışmasıdır (Any. m. 98/3; İçt. m. 104 ve 105).

Meclis Başkanı

Milletvekilleri arasından seçimle belirlenen, TBMM’yi temsile yetkili, kendisine Anayasa, kanunlar ve İçtüzük’le verilen görevleri yerine getiren, yasama organının başı olan ve devlet protokolünde Cumhurbaşkanından sonra ikinci sırada yer alan tarafsız yöneticidir (İçt. m. 10, 14).

Meclis Başkanı’nın tarafsızlığı

TBMM Başkanı’nın, üyesi bulunduğu siyasi partinin ve parti grubunun Meclis içinde veya dışındaki faaliyetlerine katılamaması, Meclisteki oylamalarda oy kullanamaması, görevlerinin yerine getirilmesinin gerektirdiği hâller dışında

tartışmalara katılamaması, Genel Kurula başkanlık ederken görüşülen konu ve yapılacak oylama hakkında görüşünü açıklayamamasıdır (Any. m. 94; İçt. m. 64).

Meclis başkanvekili

TBMM Başkanı’nın yerine Genel Kurul oturumlarını yöneten Başkanlık Divanı üyesidir. Sayısı 4 olan başkanvekillerinin hangi birleşimleri yöneteceklerine Başkan karar verir.

Meclis-i Âyan

1876 Anayasası’yla kurulmuş iki meclisli yasama organı olan Meclis-i Umuminin, üyeleri padişah tarafından atanan kanadıdır. İkinci meclis niteliğindedir. Heyet-i Âyan da denir.

Meclis-i Mebusan

1876 Anayasası’yla kurulan iki meclisli yasama organı olan Meclis- i Umuminin, üyeleri seçimle belirlenen kanadıdır. Heyet-i Mebusan da denir.

Meclisin feshi

Cumhurbaşkanı’nın, Anayasa’da belirtilen hâllerde TBMM seçimlerinin yenilenmesine karar vermesidir (Any. m. 116).

Meclis-i Umumi

1876 Anayasası’yla kurulmuş olan yasama organın adıdır. Bu organ, Meclis-i Âyan ve Meclis-i Mebusanın birleşiminden oluşur.

Meclis soruşturması

Görevde bulunan veya görevinden ayrılmış olan başbakan veya bakanların, bakanlık işlerinin veya hükûmetin genel siyasetinin yürütülmesinden dolayı cezai sorumluluklarını gerektiren fiilleri işleyip işlemediklerinin soruşturulmasıdır (Any. m. 100; İçt. m. 107).

Meclisten geçici olarak çıkarma cezası

Bakanlar Kurulu üyelerine ve milletvekillerine uygulanan disiplin cezalarından biridir. Bu ceza, Başkan’ın teklifi üzerine Genel Kurulca görüşmesiz işaret oyu ile kararlaştırılır. Hakkında bu ceza önerilen milletvekili, bizzat veya bir başka milletvekili aracılığıyla savunma yapabilir. Meclisten geçici olarak çıkarma cezası, en çok üç birleşim için verilir. Bu ceza, derhâl yerine getirilir. Bu cezaya uğrayan milletvekili, cezasının yerine getirilmesine karşı gelirse Başkan, oturumu kapatarak idare amirlerinden o milletvekilinin salondan çıkartılmasını ister. Bu milletvekili, cezası süresince Genel Kurul, komisyon, Başkanlık Divanı ve Danışma Kurulu çalışmalarına katılamaz. Ceza, tutanak özetine geçirilir. Geçici olarak Meclisten çıkarma cezası alan milletvekili izin alıp kürsüden açıkça af dilerse Meclise girme hakkını kazanır (İçt. m. 156, 162, 163).

Milletvekili

Genel oyla, dört yıllığına, milletin tümünü temsil etmek üzere TBMM’ye seçilen 550 üyeden her birine verilen addır (Any. m. 77, 77, 80).

Milletvekili seçilme yeterliliği

Milletvekili seçilebilmek için sahip olunması gereken şartlar Anayasa’nın 76. maddesinde belirlenmiştir. Yirmi beş yaşını doldurmuş olmak; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak; en az ilkokul mezunu olmak; kısıtlı olmamak; yükümlü olduğu askerlik hizmetini yapmış olmak; kamu hizmetinden yasaklı olmamak; taksirli suçlar hâriç toplam bir yıl veya daha fazla hapis ile ağır hapis cezasına hüküm giymemiş olmak; affa uğramış bile olsa zimmet, ihtilâs, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlarla, kaçakçılık, resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma, terör eylemlerine katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçlarından biriyle hüküm giymemiş olmak.

Milletvekilliğinin düşmesi

Yasama dönemi sona ermeden milletvekilliğinin kendiliğinden veya Meclis kararı ile sona ermesidir. Anayasa’da sayılan düşme sebepleri istifa, kesin hüküm giyme, kısıtlanma, milletvekilliğiyle bağdaşmayan bir görev veya hizmeti sürdürmekte ısrar etme, Meclis çalışmalarına özürsüz veya izinsiz olarak bir ay içerisinde toplam beş birleşim günü katılmama ve Cumhurbaşkanı seçilmedir (Any. m. 84, 101).

Milletvekilliği sıfatının kazanılması

Milletvekili genel seçimi sonucunda, il seçim kurulu tarafından düzenlenen ve kişinin milletvekili seçildiğini gösteren tutanağın teslim alınmasıdır.

Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu

İçtüzük’ün 20. maddesinde sayılan TBMM ihtisas komisyonlarından biridir. Temel görevi, TBMM Başkanlığı tarafından kendisine havale edilen eğitim, tarih, kültür, sanat, gençlik ve spor, üniversite kurulması, diyanet işleri ve benzeri konulardaki kanun tasarı ve tekliflerini görüşmektir.

Millî Savunma Komisyonu

İçtüzük’ün 20. maddesinde sayılan TBMM ihtisas komisyonlarından biridir. Temel görevi, TBMM Başkanlığı tarafından kendisine havale edilen millî güvenlik, savunma, Türk Silahlı Kuvvetlerinin görevli veya emekli personeline ilişkin bu personelin beslenmesi, eğitimi, özlük hakları, harcırah düzenlemeleri ile mesleğe alınma, çıkarılma veya meslekte yükselmeleri ve benzeri konulardaki kanun tasarı ve tekliflerini görüşmektir.

Muhalefet şerhi

Komisyonca kabul edilen rapor hakkında çekimser veya aykırı görüşe sahip komisyon üyelerince verilen ve komisyon raporuna eklenen yazılı görüşlerdir. Raporun imza sirkülerinde bu üyelerin adlarının altında “çekimser” veya “muhalif” şeklinde ibareler yer alır (İçt. m. 42).

Mükerrer madde

Bir kanuna eklenecek maddeye, kanunun diğer bir maddesi ile bağlantılı olması nedeniyle başına mükerrer ibaresi konularak aynı madde numarasının verilmesidir. Kanun yapım tekniğine aykırı olan bu numaralandırma yöntemi kural olarak terk edilmiştir. Ancak, sistematiğinde mükerrer madde uygulaması bulunan eski tarihli kanunlarda yapılan değişikliklerde, kanunun sistematiğini bozmamak ve karışıklığa sebebiyet vermemek için mükerrer madde eklenmesi yoluna gidilebilmektedir.

Mülga kanun

Yürürlükten kaldırılmış, diğer bir deyişle ilga edilmiş kanuna verilen

addır.

Olağanüstü toplantı

TBMM’nin, tatil veya araverme sırasında Cumhurbaşkanı veya

TBMM Başkanı’nın çağrısı üzerine yaptığı toplantıdır.

Ortak bildiri

TBMM’nin, daha ziyade dış politikayla ilgili olmak üzere, bir konudaki hassasiyetini ortaya koyan, TBMM’de temsil edilen siyasi partiler ve varsa bağımsızlar adına birer üye tarafından imzalanan ve Genel Kurulda okutulan ortak metindir (İçt. m. 53).

TBMM’de temsil edilip de ortak bildiri olarak adlandırılan bu açıklamaları imzalamayan siyasi partiler de olabilmektedir.

Oturum

Bir birleşimin ara ile bölünen kısımlarından her birisidir (İçt. m. 1).

Oy pusulası

Açık oylamalarda kullanılan ve milletvekillerinin, ad, soyad ve seçim çevrelerini yazarak doldurmaları gereken basılı kâğıttır. Elinde basılı oy pusulası bulunmayan milletvekili beyaz bir kâğıt üzerine ad, soyad ve seçim çevresini yazıp imzalamak suretiyle de oyunu kullanabilir (İçt. m. 139, 143).

Oyunun rengini belirtmek üzere konuşma

Tasarı veya teklifin tümünün oylanmasından önce milletvekillerinin, ne yönde oy kullanacaklarını belirtmek üzere yaptıkları kısa, açık ve gerekçeli konuşmadır. Bu konuşma istem üzerine lehte ve aleyhte olmak üzere birer milletvekili tarafından yapılır (İçt. m. 64, 86).

Önerge

Milletvekilleri tarafından, yasama ve denetim faaliyetleri konusunda TBMM Başkanlığına ya da komisyon başkanlıklarına hitaben yazılan dilekçedir. Yazılı soru önergesi, sözlü soru önergesi, Meclis soruşturması önergesi, Meclis araştırması önergesi, gensoru önergesi, genel görüşme önergesi, değişiklik önergesi, kapalı oturum önergesi, kifayet-i müzakere önergesi ve görüşmelerin devamı önergesi gibi pek çok türü vardır.

Önerge sahibi

İşleme alınması için birden çok milletvekilinin imzası gereken bir yasama belgesini hazırlayan ve ilk imzayı atan ya da sahip olduğu yetkiyle grubu adına yasama belgesini imzalayan milletvekilidir.

Öngörüşme

Genel Kurulda, genel görüşme ve Meclis araştırması açılıp açılmamasına dair yapılan; hükûmet, siyasi parti grupları ve genel görüşme önergesini veren milletvekillerinden birinci imza sahibi veya onun göstereceği bir diğer imza sahibinin konuşabildiği görüşmedir (İçt. m. 102, 104).

Özel gündem

Danışma Kurulunca tespit edilen, Anayasa ve İçtüzük gereği belirli bir sürede sonuçlandırılması gereken konular ile bunların görüşülme günlerinin yer aldığı, Genel Kurul gündeminin bir kısmıdır. Söz konusu günlerde diğer gündem maddelerinden önce özel gündemde yer alan işler görüşülür (İçt. m. 50).

Özel kâtip

Komisyonların, ihtiyaç duyulan hâllerde, belirli bir konu için komisyon başkanının teklifi üzerine toplantıda hazır bulunanların salt çoğunluğunun oyu ile seçtikleri üyedir (İçt. m. 24).

Özel sözcü

Komisyonların, ihtiyaç duyulan hâllerde, belirli bir konu için, komisyon başkanının teklifi üzerine toplantıda hazır bulunanların salt çoğunluğunun oyu ile seçtiği ve Genel Kurulda komisyonu temsil etme yetkisine sahip üyedir (İçt. m. 24).

Parlamento teamülü

Meclis çalışmalarının yürütülmesi bakımından Anayasa, kanunlar ve İçtüzük’te hüküm bulunmayan hâllerde geliştirilen çözüm yollarının aynı şekilde tatbiki, kanıksanması ile oluşan ve mevzuatta düzenlenmemiş olmasına rağmen bir süre sonra uyulması gerekli kural hâline gelen fiilî durumlardır.

Pek kısa söz

Genel Kurul görüşmelerinde Başkan’ın izin vermesi üzerine, kısa bir açıklama yapmak istediğini belirten bir milletvekilinin oturduğu yerden yaptığı ve genelde bir- iki dakikayı geçmeyen konuşmadır (İçt. m. 60).

Plan ve Bütçe Komisyonu

Anayasa’yla kurulan ve temel işlevi bütçe ve kesin hesap kanun tasarılarını görüşmek olan; kuruluşunda iktidar partisi grubuna veya gruplarına en az 25 üye verilmek şartıyla siyasi parti gruplarının ve bağımsızların oranlarına göre temsili göz önünde tutulan, 40 üyeli ihtisas komisyonudur. Komisyon; kalkınma planıyla ilgili tasarı ve teklifleri, kamu harcama veya gelirlerinde artış veya azalış gerektiren tasarı ve teklifleri yahut sadece belirli maddeleri bu niteliği taşıyan tasarı ve teklifler ile TBMM Başkanlığının kendisine havale ettiği diğer tasarı ve teklifleri görüşür. Ayrıca, Sayıştay başkanı ve üyelerinin ön seçimi görevi de Plan ve Bütçe Komisyonuna verilmiştir (Any. m. 162, 164; İçt. m. 20, 21; 3067 sayılı Kn.; 6085 sayılı Kn. m. 16).

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK)

Radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetleri sektörünü düzenlemek ve denetlemek amacıyla kurulmuş, idarî ve malî özerkliğe sahip, tarafsız kamu tüzel kişiliğidir (6112 sayılı Kn. m. 34). Kurul dokuz üyeden oluşur ve üyeleri, siyasî parti gruplarının üye sayısı oranında belirlenecek üye sayısının ikişer katı olarak gösterecekleri adaylar arasından, her siyasî parti grubuna düşen üye sayısı esas alınmak suretiyle TBMM Genel Kurulunca seçilir (Any. m. 133).

Refer andum

Bkz. Halkoylaması

Resmî Gazete

Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan; yasama, yürütme ve yargı organlarına ilişkin mevzuat, karar ve ilanların yer aldığı süreli yayındır. Kanunların yürürlüğe girmesi için Resmî Gazete’de yayımlanması zorunludur.

Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu

İçtüzük’ün 20. maddesinde sayılan TBMM ihtisas komisyonlarından biridir. Temel görevi, TBMM Başkanlığınca kendisine havale edilen çalışma ve iş hayatı, sosyal güvenlik, sağlık ve sosyal yardım konuları ile ailenin bütünlüğünün korunması, aile planlaması ve benzeri konulardaki kanun tasarı ve tekliflerini görüşmektir.

Salt çoğunluk

Belirli bir sayının yarısından az olmayan çoğunluktur. Basit çoğunluk olarak da adlandırılır. TBMM üye tamsayısının salt çoğunluğu 276’dır.

Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu

İçtüzük’ün 20. maddesinde sayılan TBMM ihtisas komisyonlarından biridir. Temel görevi, TBMM Başkanlığı tarafından kendisine havale edilen petrol, elektrik, doğalgaz, LPG piyasası ile yenilenebilir enerji başta olmak üzere enerji ile ilgili diğer konular, madencilik, ticaret, sanayi, tüketici hakları, rekabet hukuku, marka, patent, faydalı model, coğrafi işaretler, şeker piyasası, AR-GE, akreditasyon ve benzeri konulardaki kanun tasarı ve tekliflerini görüşmektir.

Sataşma

Bkz. Açıklama hakkı.

Saygı duruşu

TBMM Başkanlık Divanı tarafından kararlaştırılan hâllerde, Genel Kurulda bulunanların Başkan’ın davetiyle ayakta sessiz ve hareketsiz durması şeklinde gerçekleştirilen kısa merasimdir (İçt. m. 53).

Sayıştay

Kamuda hesap verme sorumluluğu ve mali saydamlık esasları çerçevesinde, kamu idarelerinin etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak çalışması ve kamu kaynaklarının öngörülen amaç, hedef, kanunlar ve diğer hukuki düzenlemelere uygun olarak elde edilmesi, muhafaza edilmesi ve kullanılması için TBMM adına denetim yapmak; sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevli kurumdur (6085 sayılı Kn. m. 1). Sayıştay Başkan ve üyeleri TBMM Genel Kurulu tarafından seçilir.

Seçim dönemi

Anayasa’da, TBMM seçimlerinin yapılması için öngörülen süredir (Any. m. 77).

Seçim kararı

Anayasa’da yetkili kılınan makamların, milletvekili genel seçimlerinin erkene alınması veya geriye bırakılmasına yönelik tasarruflarıdır. Seçim kararı almaya, Anayasa’da belirtilen özel şartların gerçekleşmesi durumunda TBMM veya Cumhurbaşkanı yetkilidir. Ayrıca, özel bir durum olan ara seçimler için de TBMM kararı gereklidir (Any. m. 77, 78; İçt. m. 1; 2839 sayılı Kn. m. 6, 7, 8).

Seçimlerin geriye bırakılması

Anayasa’da dört yılda bir gerçekleştirilmesi öngörülen ancak savaş sebebiyle yapılması mümkün olmayan seçimlerin, TBMM kararıyla bir yıl ertelenmesidir. Geriye bırakma sebebi ortadan kalkmamışsa bu erteleme aynı usulle tekrarlanabilir (Any. m. 78; İçt. m. 1; 2839 sayılı Kn. m. 6).

Seçimlerin yenilenmesi

Anayasa’da dört yılda bir gerçekleştirilmesi öngörülen seçimlerin, TBMM veya Cumhurbaşkanının kararıyla bu süre tamamlanmadan yapılması, yani erkene alınmasıdır. TBMM, istediği zaman ve gerekçeli olarak seçimlerin yenilenmesi kararı alabilir. Cumhurbaşkanının seçimleri yenileyebilmesi Anayasa’da belirtilen şartların gerçekleşmesine bağlıdır. Buna göre Cumhurbaşkanı;

  • Yeni kurulan Bakanlar Kurulunun güvenoyu alamaması ve 45 gün içinde yeni Bakanlar Kurulu kurulamaması veya kurulduğu hâlde güvenoyu alamaması,
  • TBMM’de yapılan gensoru görüşmeleri sırasında milletvekillerinin veya siyasi parti gruplarının verecekleri gerekçeli güvensizlik önergesi üzerine yapılan oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğuyla Bakanlar Kurulunun düşürülmesi ve 45 gün içinde yeni Bakanlar Kurulu kurulamaması veya kurulduğu hâlde güvenoyu alamaması,
  • Görevi devam ederken Başbakanın TBMM’den güven istemesi ancak güvenoyu alamaması üzerine 45 gün içinde yeni Bakanlar Kurulu kurulamaması veya kurulduğu hâlde güvenoyu alamaması,
  • Başbakanın istifa etmesi üzerine 45 gün içinde Bakanlar Kurulunun kurulamaması,
  • Yeni seçilen TBMM’de Başkanlık Divanı seçiminden sonra 45 gün içinde Bakanlar Kurulunun kurulamaması hâllerinde TBMM Başkanı’na danışarak seçimlerin yenilenmesine karar verebilir (Any. m. 77, 104, 116; İçt. m. 1; 2839 sayılı Kn. m. 8).
Senato

Bkz. Cumhuriyet Senatosu

Sıra sayısı

Komisyonların karara bağlayıp TBMM Başkanlığına sundukları raporlar ile komisyon görüşmelerine esas teşkil eden tasarı ya da teklifin gerekçesi ile metni, varsa tali komisyon raporları, alt komisyon raporları ile muhalefet şerhlerinin yer aldığı belgeye verilen addır. Bunlar kitapçık hâlinde basılıp milletvekillerine dağıtılır. Meclis araştırması ve soruşturması komisyonlarının raporları da sıra sayısı olarak bastırılır.

Siyasi parti grubu

TBMM’de en az 20 milletvekili bulunan bir siyasi partinin oluşturduğu gruptur. Bağımsızların veya farklı siyasi partilere mensup milletvekillerinin toplam sayıları 20’ye ulaşsa dahi bir araya gelerek grup kurmaları mümkün değildir. Anayasa ve İçtüzük, yasama ve denetim faaliyetlerinde milletvekilleri dışında siyasi partileri değil siyasi parti gruplarını muhatap almaktadır. Siyasi parti grupları Başkanlık Divanında ve komisyonlarda üye sayısı oranlarına göre temsil edilir ve Meclisin tüm faaliyetlerine güçleri oranında katılırlar (Any. m. 95; İçt. m. 18).

“Son söz milletvekilinindir” kuralı

Genel Kurulda görüşülmekte olan bir hususta son konuşmanın komisyon, siyasi parti grupları veya hükûmet adına yapılması durumunda talebi hâlinde bir milletvekiline söz verilmesi zorunluluğudur (İçt. m. 61).

Soru

Bir milletvekilinin, kısa, gerekçesiz ve kişisel görüş ileri sürmeksizin, kişilik ve özel yaşama ilişkin konuları içermeyen bir önerge ile hükûmet adına sözlü veya yazılı olarak cevaplandırılmak üzere Başbakan veya bir bakandan açık ve belli konular hakkında bilgi istemesidir (İçt. m. 96).

Soru-cevap işlemi

Kanun tasarı ve tekliflerinin Genel Kurul görüşmelerinin bir aşamasıdır. Bu aşamada, milletvekilleri tasarı veya teklifin tümü üzerindeki görüşmelerden sonra 20 dakika, her madde üzerindeki görüşmelerden sonra 10 dakika ve temel kanun yöntemi uygulanıyorsa bölüm üzerindeki görüşmelerden sonra 15 dakika süreyle görüşülen konuyla ilgili sorular yöneltir, hükûmeti temsilen hazır bulunan bakan ve komisyon temsilcisi de bu sorulara cevap verir (İçt. m. 81, 91).

Söz alma

Bkz. Genel Kurulda söz alma

Sözcü

Komisyonun, kendi üyeleri arasından komisyon üye tamsayısının salt çoğunluğunun hazır bulunduğu toplantıda, gizli oyla, iki yıllık süre için seçtiği ve komisyon adına açıklama yapma yetkisi bulunan milletvekilidir (İçt. m. 24).

Söz devri

Genel Kurulda söz alan bir milletvekilinin, söz sırasını kendi rızasıyla başka bir milletvekiline bırakmasıdır (İçt. m. 61).

Sözlü soru

Bir milletvekili tarafından, başka bir kaynaktan kolayca öğrenilmesi mümkün olmayan, tek amacı istişare sağlamaktan ibaret bulunmayan, konusu daha önce verilmiş gensoru önergesiyle aynı olmayan, kişilik ve özel yaşama ilişkin konuları içermeyen ve kişisel görüş ileri sürmeyen kısa ve gerekçesiz bir önerge ile hükûmet adına Genel Kurulda sözlü olarak cevaplandırılmak üzere, Başbakan veya bir bakandan açık ve belli konular hakkında bilgi istenmesidir (İçt. m. 96, 97).

Söz sırası

Milletvekillerinin Genel Kurul görüşmelerinde yapacakları konuşmaların, kâtip üyelerce talep önceliğine göre kaydedilmesidir. Bir milletvekili, söz sırasını diğerine verebilir. Söz sırasını bir başkasına veren milletvekili, bundan faydalanan milletvekilinin sırasında konuşabilir. Ayrıca, istemleri hâlinde sırasıyla hükûmete, esas komisyona ve siyasi parti gruplarına söz almada öncelik tanınır (İçt. m. 61).

Söz söylemekten yasaklama

Aynı birleşimde iki defa uyarma cezası alan bir milletvekilinin, Başkan’ın önerisi üzerine, Genel Kurulca görüşmesiz ve işaret oyu ile alınan karar üzerine o birleşimin sonuna kadar söz söylemekten men edilmesidir (İçt. m. 159).

Stenograf

TBMM Genel Kurulunun açık ve kapalı toplantılarında, komisyonlarda, Başkanlık Divanı toplantılarında ve Anayasa Mahkemesinin Yüce Divan sıfatıyla yaptığı duruşmalarda hazır bulunarak konuşulanları steno yöntemiyle yazıya geçiren TBMM İdari Teşkilatı kariyer meslek mensuplarıdır.

Tali komisyon

Tasarı, teklif veya KHK’lerin bütünü, kendisini ilgilendiren yönleri veya maddeleri üzerinde esas komisyona görüş bildiren komisyonlardır (İçt. m. 23).

Tanımlar maddesi

Kanun metninde kullanılan terimlerin ve kısaltmaların ne anlama geldiğine dair açıklamaları içeren maddedir. Genellikle kod kanunlarda yer alır.

Tanıtıcı belge

TBMM tarafından milletvekillerine verilen kimlik cüzdanı, rozet, hamail, araç kartı gibi milletvekilliğiyle ilgili belge ve işaretlerdir. Eski milletvekillerine de rozet ve şekli Başkanlık Divanınca tespit edilen bir kimlik cüzdanı verilir (İçt. m. 175).

Tasnif komisyonu

Genel Kurulda ve komisyonlarda yapılan seçimlerde, sayım ve döküm işini yerine getiren komisyondur. Ad çekmek suretiyle tespit edilen beş kişiden oluşur. Bu komisyonun oylama sonuçlarına ait raporu, aynı oturumda Başkan tarafından açıklanır (İçt. m. 50).

Tatil

TBMM’nin, çalışmalarını belirli bir süre ertelemesidir. Meclis en fazla 3 ay tatil yapabilir. İçtüzük’e göre Meclis, 1 Temmuz’da kendiliğinden tatile girer ve 1 Ekim’de kendiliğinden toplanır. Ancak, Genel Kurul, Danışma Kurulunun önerisi üzerine 1 Temmuz’dan sonrası için de çalışma kararı alabilir ve tatil tarihini değiştirebilir.

TBMM internet sayfası

TBMM’nin yasama ve denetim faaliyetleri ile milletvekilleri, komisyonlar ve Başkanlık Divanına ilişkin bilgi ve belgelere ulaşılabilen internet sayfasıdır (www.tbmm.gov.tr).

Teamül

Bkz. Parlamento teamülü

Tekrir-i müzakere

Genel Kurul ve komisyon görüşmelerinde olmak üzere iki türü vardır:

Genel  Kurulda tekrir-i  müzakere: 

Genel  Kurulda kanun tasarı  veya teklifinin  kabul edilmiş bir maddesinin, metnin tümü oylanmadan önce yeniden görüşülmesidir. Yeniden görüşme önergesi hükûmet veya esas komisyonca bir defaya mahsus olmak üzere verilebilir. Bu istem Danışma Kurulunun görüşü alındıktan sonra Genel Kurulca, görüşmesiz ve işaret oyuyla karara bağlanır. Anayasa değişikliği görüşmelerinde tekrir-i müzakere yapılmaz (İçt. m. 89).

Komisyonda tekrir-i müzakere

Komisyonda tekrir-i müzakere iki durumda söz konusu olmaktadır: (i) Komisyonun gündeminde yer alan bir konunun görüşülmesi tamamlanmadan önce, o konu ile ilgili belli bir hususun yeniden görüşülmesidir. Bu yöndeki istem, toplantıda hazır bulunan üyelerin salt çoğunluğunun oyuyla kararlaştırılır. (ii) Komisyonun gündeminde yer alan bir konunun görüşülmesi tamamlandıktan sonra, komisyon raporunun TBMM Başkanlığına verilmemiş olması şartıyla, aynı konunun komisyonda yeniden görüşülmesidir. Yeniden görüşme, komisyon üye tamsayısının salt çoğunluğunca gerekçeli ve yazılı olarak istenmelidir. Bu şekilde yeniden görüşme talebi yalnızca bir defa için mümkündür (İçt. m. 43).

Temel kanun

Kapsamlı kanun tasarı ve tekliflerinin, 30 maddeyi geçmeyen bölümler hâlinde özel bir yöntemle görüşülmesidir. Bu yöntemde maddeler ayrı ayrı görüşülmemekte ve maddeler üzerinde verilen önerge sayısı daha da sınırlandırılmaktadır (İçt. m. 91).

Tezkere

Parlamento uygulamasında Cumhurbaşkanlığı, TBMM Başkanlığı, Başbakanlık, TBMM komisyon başkanlıkları ve milletvekillerine ait olup Genel Kurulun bilgisine veya onayına sunulması gereken resmî evraktır.

Toplantı günleri

Bkz. Çalışma gün ve saatleri

Toplantı yetersayısı

TBMM Genel Kurulu ile komisyonların toplantıya başlayabilmeleri ve tespiti istendiğinde toplantıyı sürdürebilmeleri için hazır bulunması gereken asgari milletvekili sayısıdır. Bu sayı Genel Kurul için 184, komisyonlar için üye tamsayısının üçte biridir.

Torba kanun

Birbiriyle ilişkili veya birbirinden bağımsız birçok kanunda değişiklik yapan çerçeve kanundur.

Tutanak

Genel Kurul ve komisyon toplantılarında yapılan konuşma, laf atma, gürültü, alkış gibi eylemlerin, ses kaydından da yararlanılarak stenograflar tarafından steno yöntemiyle kayıt altına alınmasıdır. Meclis araştırması ve soruşturması komisyonları, Başkanlık Divanı, TBMM Başkanı’nın resmî kabulleri, Danışma Kurulu ve yasama faaliyetiyle ilgili diğer toplantılar ile Anayasa Mahkemesinin Yüce Divan sıfatıyla yaptığı toplantılarda da tutanak tutulmaktadır.

Tutanak Dergisi

Genel Kurulda yapılan konuşmaların ve okunan evrakın, belirli bir sistematik içerisinde kayda alınan ve deşifre edilen tutanakların düzenlenmesi suretiyle oluşturulan süreli yayındır. Tutanak Dergisi’nde; geçen tutanak özeti, Genel Kurul gündemi, gelen kâğıtlar listesi, komisyon raporları (sıra sayıları), yazılı sorular ve cevapları gibi diğer metinler de yer alır.

Tutanakta düzeltme

İlgililerin, tam tutanağın bastırılıp dağıtılmasından başlayarak 15 gün içinde TBMM Başkanlığına yazılı başvurusu ve Başkanlık Divanının bu başvuruyu haklı görmesi üzerine yayımlanan düzeltme metninin ilgili tutanak dergisine eklenmesidir (İçt. m. 155).

Uluslararası andlaşma

Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılan andlaşmadır. Anayasa’nın 90. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla, TBMM’nin, bunların onaylanmasını kanunla uygun bulması gerekir (Any. m. 90).

Usul hakkında görüşme

Milletvekillerinin istemi üzerine, görüşmeye yer olup olmadığı, Başkanı gündeme veya TBMM’nin çalışma usullerine uymaya davet, bir konuyu öne alma veya geriye bırakma gibi usule ait konularda yapılan görüşmedir. Bu konudaki talep, diğer işlerden önce görüşülür. Görüşmede 10’ar dakikadan fazla sürmemek şartıyla, lehte ve aleyhte en çok ikişer milletvekiline söz verilir. Bu görüşme sonucunda oya başvurmak gerekirse oylama işaretle yapılır (İçt. m. 63).

Uyarma cezası

Söz kesen, sükûneti ve çalışma düzenini bozan ve şahsiyatla uğraşan milletvekiline verilen disiplin cezasıdır. Bu cezayı takdir ve tatbik etme yetkisi Başkana aittir. Uyarma cezası alan milletvekiline talebi hâlinde kendisini savunmak için oturumun veya birleşimin sonunda veya gerekirse daha önce söz verilebilir. Başkan, milletvekilinin açıklamasını yeterli görürse uyarma cezasını kaldırabilir. Bir milletvekili aynı birleşimde iki defa uyarma cezası alırsa durum, tutanak özetinde belirtilir (İçt. m. 156, 157, 158).

Uzlaşma komisyonları

Doğrudan hukuki bir dayanağı bulunmayan, belirli bir konuda Meclis Başkanı’nın inisiyatifi üzerine tüm siyasi parti gruplarının temsilci vermeyi kabul etmeleri hâlinde kurulan, çalışma şeklini kendisi belirleyen özel görevli komisyonlardır. Anayasa Uzlaşma Komisyonu, İçtüzük Uzlaşma Komisyonu ve Siyasi Etik Komisyonu örnek gösterilebilir.

Üyelikle bağdaşmayan işler

Milletvekillerinin, milletvekilliği sıfatını taşıdıkları süre boyunca yapamayacakları bazı işler ve üstlenemeyecekleri görevlerdir. Bu hususlar, Anayasa ve kanunlarla belirlenir (Any. m. 82).

Üye tamsayısı

Anayasa’da belirlenen toplam milletvekili sayısı olup 550’dir. Çeşitli nedenlerle Meclis üyeliklerinde boşalma olması üye tamsayısını değiştirmez; hesaplamalar 550 üzerinden yapılmaya devam edilir.

Vekâleten oy

Bakanlar Kurulu üyelerinin Genel Kurulda birbirleri yerine oy kullanabilmesidir. Her bakan sadece bir bakana vekâleten oy kullanabilir (Any. m. 96/2). Milletvekilleri birbirlerinin yerine oy kullanamazlar.

Vekil

Günlük konuşma dilinde parlamento üyelerine hitap ederken veya onları kastederken “milletvekili” yerine kullanılan tabirdir.

Yarım kalan işler

Genel Kurulda görüşmelerine başlanmış ancak tamamlanamamış işlerdir. Gündemde hangi işlerin yarım kaldığı, altına not düşülerek belirtilir.

Yasa

Bkz. Kanun

Yasama bağışıklığı

Milletvekillerinin, görevlerini daha iyi bir şekilde ve serbestçe yerine getirebilmeleri için kendilerine tanınan koruyucu statüdür. Yasama sorumsuzluğu ve yasama dokunulmazlığı olmak üzere ikiye ayrılır.

Yasama dokunulmazlığı

Ağır cezayı gerektiren suçüstü hâli ve seçimden önce soruşturmasına başlanmış olmak kaydıyla devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetlerde bulunmak durumları hariç, seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekilinin Meclis kararı olmadıkça, milletvekili olduğu süre içerisinde tutulamaması, sorguya çekilememesi, tutuklanamaması ve yargılanamamasıdır. Milletvekilliği süresiyle sınırlı geçici bir koruma sağlayan yasama dokunulmazlığı, Genel Kurul kararıyla da kaldırılabilir (Any. m. 83).

Yasama dönemi

İki milletvekili genel seçimi arasındaki süredir. Bu süre, Anayasa gereği 4 yıldır. Seçimlerin yenilenmesi veya savaş sebebiyle geriye bırakılması hâllerinde bu süre değişir (Any. m. 77, 78; İçt. m. 1).

Yasama işlemi

Yasama organının, yasama ve denetim görev ve yetkileriyle ilgili, belirli bir hukukî sonuç doğurmaya yönelik irade açıklamasıdır.

Yasama sorumsuzluğu

TBMM üyelerinin, Meclis çalışmalarında kullandıkları oylardan, sarf ettikleri sözlerden, açıkladıkları düşüncelerden ve o oturumdaki başkanlık divanının teklifi üzerine Meclisçe aksi bir karar alınmadığı sürece bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamamalarıdır. Kürsü dokunulmazlığı olarak da anılan yasama sorumsuzluğu, milletvekilliği sona erdikten sonra da devam eder (Any. m. 83).

Yasama uzmanı

TBMM Başkanlığına, Genel Kurula, Başkanlık Divanına, Danışma Kuruluna, komisyonlara, uluslararası delegasyonlara ve milletvekillerine uzmanlık hizmeti sunmakla görevli olan; TBMM İdari Teşkilatı bünyesinde Kanunlar ve Kararlar Başkanlığı, Bütçe Başkanlığı, Araştırma Hizmetleri Başkanlığı ile Dış İlişkiler ve Protokol Başkanlığında istihdam edilen kariyer meslek mensubudur.

Yasama yetkisi

TBMM’nin Türk milleti adına kullandığı, kanun yapma ve parlamento kararı alma yetkisini ifade eder (Any. m. 7).

Yasama yetkisinin asliliği

Yasama organının, bir konuyu doğrudan doğruya ve araya başka bir işlem girmeksizin düzenleyebilmesidir.

Yasama yetkisinin devredilmezliği

Başta kanun yapmak olmak üzere Anayasa’da sayılan yasamaya ilişkin yetkilerin Meclis tarafından başka bir organa verilememesi ve bizzat kendisi tarafından kullanılması zorunluluğudur. Bu genel kurala Anayasa’yla istisna getirilebilir.

Yasama yetkisinin genelliği

Kanunla düzenleme alanının konu itibarıyla sınırlandırılmamış olduğunu; yasama organının, Anayasa’ya aykırı olmamak şartıyla her konuyu, dilediği ölçüde ayrıntılı olarak kanunla düzenleyebileceğini ifade eden ilkedir.

Yasama yılı

TBMM’nin, 1 Ekim’de başlayıp 30 Eylül’de sona eren çalışma süresidir. Ancak, milletvekili genel seçimleri nedeniyle ilk yasama yılının başlangıcı ile son yasama yılının bitişi farklı tarihlere denk gelebilir. Bu durumda bir yasama döneminin ilk yasama yılı, TBMM’nin, milletvekili genel seçimi kesin sonuçlarının YSK tarafından ilânını takip eden beşinci gün toplanmasından başlayarak 30 Eylül’e kadar; son yasama yılı ise 1 Ekim’den başlayarak yeni Meclisin seçilmesine kadar sürer (Any. m. 77, İçt. m. 1).

Yazılı soru

Bir milletvekili tarafından, başka bir kaynaktan kolayca öğrenilmesi mümkün olmayan, tek amacı istişare sağlamaktan ibaret bulunmayan, konusu daha önce verilmiş gensoru önergesiyle aynı olmayan, kişilik ve özel yaşama ilişkin konuları içermeyen ve kişisel görüş ileri sürülmeyen kısa ve gerekçesiz bir önerge ile hükûmet adına yazılı olarak cevaplandırılmak üzere, Başbakan veya bir bakandan bilgi istenmesidir (İçt. m. 96, 97).

Yemin

Bkz. Andiçme

Yeniden görüşme

Bkz. Tekrir-i müzakere

Yeni madde ihdası

Genel Kurulda görüşülmekte olan tasarı veya teklifin konusu olan kanunun, komisyon metninde bulunmayan ancak tasarı veya teklif ile çok yakından ilgili olan bir maddesinin değiştirilmesi veya bu kanuna bir ek ya da geçici madde eklenmesi istemini içeren önergelerin yeni bir madde olarak görüşülmesidir. Bu içerikteki önergelerin Genel Kurulda kabul edilebilmesi için komisyonun, üye tamsayısının salt çoğunluğu ile önergeye katılması gerekmektedir (İçt. m. 87).

Yerinden konuşma

Bkz. Pek kısa söz

Yoklama

Genel Kurul birleşimini açtıktan sonra Başkan’ın, tereddüde düşmesi hâlinde resen, görüşmeler sırasında ise işaretle oylamaya geçilirken yirmi milletvekilinin ayağa kalkmak veya önerge vermek suretiyle istemi üzerine toplantı yetersayısının var olup olmadığını belirlemesidir. Toplantı yetersayısı bulunamazsa birleşime en fazla bir saat ara verilir. Yeni oturumda da toplantı yetersayısı yoksa birleşim kapatılır. Yoklama, kural olarak elektronik cihazla yapılır; ancak, oturumu yöneten başkan gerekli görürse ad okuma şeklinde de yapılabilir (İçt. m. 57).

Yönetmelik

Bakanlar Kurulu, Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzelkişilerince kendi görev alanlarını ilgilendiren kanun ve tüzük hükümlerinin nasıl uygulanacağını göstermek amacıyla çıkarılan düzenleyici idari işlemdir. Yönetmelik; tüzüğe, kanuna ve Anayasa’ya aykırı olamaz.

Yüce Divan

Anayasa Mahkemesinin; Cumhurbaşkanı’nı, TBMM Başkanı’nı, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyeleriyle başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini, Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı’nı görevleriyle ilgili suçlardan dolayı yargılarken taşıdığı sıfattır (Any. m. 148).

Yürürlük maddesi

Bir kanunun ne zaman uygulanmaya başlayacağını gösteren maddedir. Kanunun zorunlu unsuru değildir. Kendi metninde ne zaman yürürlüğe gireceği belirtilmeyen kanunlar, Resmî Gazete’de yayımlanmasından itibaren 45 gün sonra yürürlüğe girer (1322 sayılı Kn. m. 3).

Yürürlükten kaldırmak

Bkz. İlga etmek

Yürütme maddesi

Kanun hükümlerinin uygulanmasında yetkili ve sorumlu kişi veya kurumu düzenleyen maddedir. Kanun yapım tekniği gereği kanunların yürütme maddesinin bulunması zorunludur.

Ziyaretçi Kabul Salonu

Seçmenlerin, milletvekilleri ile görüşebilmek için ziyaretçi kartı alarak TBMM yerleşkesine giriş yaptıkları salondur.

Kaynak: TBMM 

https://www.tbmm.gov.tr/docs/psozluk.pdf

HFSK – Avukatlık Meslek Kuralları Anket Çalışması

0
HFSK - Avukatlık Meslek Kuralları Anket Çalışması
Avukatlık Meslek Kuralları Anket Çalışması, İstanbul Barosu Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu’nun Avukatlık Meslek Kurallarının Meslek ve Meslektaş Üzerindeki Etkileri Alt Çalışma Grubu tarafından hazırlanmıştır.
 
 

HFSK AÇIKLAMASI: Avukatlık Meslek Kuralları Anketi Katılımı İçin Çağrı

İstanbul Barosu Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu’nun Avukatlık Meslek Kurallarının Meslek ve Meslektaş Üzerindeki Etkileri Alt Çalışma Grubu tarafından hazırlanan bu anket, Türkiye Barolar Birliği’nin (“TBB”) 8-9 Ocak 1971 tarihli IV. Genel Kurulu’nda kabul edilmiş ve 26 Ocak 1971 tarihli TBB Bülteni’nde yayımlanarak yürürlüğe girmiş Avukatlık Meslek Kuralları hakkındaki farkındalık düzeyi ve mevcut kurallara uyulup uyulmadığı hakkındaki görüşünüzü değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

Anketimiz, 41 sorudan oluşmaktadır ve katılımcılardan, Avukatlık Meslek Kuralları kapsamında önermeler içeren soruları doğru ya da yanlış olarak cevaplamaları beklenmektedir. Son olarak, katılımcıların Avukatlık Meslek Kurallarına uyulup uyulmadığı konusundaki görüşleri alınacaktır.

Araştırmanın, mesleki eğitim programlarının ve etik eğitimlerin daha verimli hale getirilmesine, meslek kurallarının işlevsel ve günümüz şartlarına uygun olup olmadığının denetlenmesine ve nihayet mesleki standartların yükseltilmesine katkıda bulunması amaçlanmaktadır. Hiçbir kişisel verinin toplanmadığı bu çalışmada, elde edilen diğer veriler de yalnızca bilimsel amaçlar için kullanılacak olup hiçbir şekilde üçüncü şahıslarla paylaşılmayacaktır.  

Caracalla Fermanı

0
İmparator Caracalla

Caracalla Fermanı(Constitutio Antoniniana), Antoninus Anayasası olarak da bilinmektedir ve 212 yılında İmparator Caracalla tarafından ilan edilmiştir. Caracalla Fermanı, Roma Hukukunun gelişimi bakımından büyük önem arz etmektedir.

Caracalla fermanı, imparatorluğun her özgür insanına, kendi sitesinin verdiği haklar saklı kalarak, roma vatandaşlığı hakkını tanımıştır. Ferman sayesinde Roma toplumu, birbiriyle eşit ve imparatorun uyruğu olan kişilerden oluşmuştur. MS 212’den önce, çoğunlukla sadece İtalya’da yaşayanlar Roma vatandaşlığına sahip iken ferman ile Roma kolonilerinde ve eyaletlerde yaşayan Romalılar veya onların soyundan gelenler ile İmparatorluğun çeşitli kentlerinde yaşayanlara vatandaşlık verilmiştir.

Roma imparatoru Marcus Aurelius Severus Antoninus Augustus (takma adıyla Caracalla) (M.S. 198-217) tarafından yayımlanan Constitutio Antoniniana’yla, “dediticii” (Romalı generaller tarafından Cermanya’nın sınır bölgelerine yerleştirilmiş mağlup Barbarlar) hariç olmak üzere, İmparatorluk sınırları dâhilinde yaşan tüm özgür bireylere Roma vatandaşlığı bahşedilmiştir. Roma vatandaşlığının genişletilmesinin nedeni bir yandan gelirleri ve vergiye tabi insan sayısını artırmak olarak değerlendirilmiştir.

Roma’nın egemenliği genişledikçe imparatorluk sınırları içinde kalan Roma dışındaki  bölgelerde yaşayanlara da yasal vatandaşlık statüsü verilmesi eğilimi güçlenmiştir. Böylelikle asırlara dayanan “civis” (Roma yurttaşı) ile “peregrinus” (Roma yurttaşı olmayan ve Roma vilayetlerinde yaşayan hür kişiler) arasındaki ayrım tüm özgür bireylerin tam hukuki eşitliği lehine kaldırılmıştır. 

Antoninus Anayasası olarak bilinen ferman(Constitutio Antoniniana) vilayet elitlerine Roma vatandaşlığı verilmesi yönünde Augustus’tan (M.Ö. 27-M.S. 14) beri devam eden bir süreci tamamlamıştır. Romalı hukukçu Ulpianus Digesta’da şöyle demektedir “Roma dünyasındaki bütün insanlar İmparator Antoninus Caracalla’nın fermanı ile Roma vatandaşı yapıldı.”

Roma’daki Caracalla Hamamları

Türkçe İngilizce Sözlük – Yargı Kurumları

0
Yargı Kurumları ve Kavramlar – Türkçe İngilizce Sözlük
 
Türkçe İngilizce Sözlük-Yargı Kurumları
YARGI KURUM İSİMLERİNİN İNGİLİZCE KARŞILIKLARI  
ANAYASA MAHKEMESİ CONSTITUTIONAL COURT  
     
Genel Kurul General Assembly  
     
1. Bölüm 1st Chamber  
     
2. Bölüm 2nd Chamber  
     
Bölümler Başraportürlüğü Office of the Chief Rapporteur for Chambers  
     
Komisyonlar Başraportörlüğü Office of the Chief Rapporteur for Committees  
     
Bireysel Başvuru Bürosu Individual Application Bureau  
     
Genel Kurul Başraportörlüğü Office of the Chief Rapporteur for General Assembly  
     
Araştırma ve İçtihat Birimi Section of Investigation and Precedent  
     
YARGITAY BAŞKANLIĞI THE COURT OF CASSATION  
     
Cumhuriyet Başsavcılığı Office of Chief Public Prosecutor  
     
Bölge İstinaf Mahkemeleri Regional Courts of Appeals  
     
Bölge Adliye Mahkemeleri Regional Courts of Justice  
     
Ceza Daireleri Criminal Chambers  
     
Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri Special Assize Courts  
     
Hukuk Daireleri Civil Chambers  
     
Ceza Genel Kurulu General Assembly of Criminal Chambers  
     
Genel Sekreterlik General Secretariat  
     
Hukuk Genel Kurulu General Assembly of Civil Chambers  
     
Yargıtay Başkanlığı Özel Kalem Müdürlüğü Office of the Private Secretary  
     
Yargıtay Birinci Başkanlığı First Presidency of the Court of Cassation  
     
DANIŞTAY BAŞKANLIĞI COUNCIL OF STATE  
     
Arşiv Müdürlüğü Section of Archives  
     
Başkanlar Kurulu Board of Presidents  
     
Başkanlık Kurulu Board of Presidency  
     
Bilgi İşlem Merkezi Information Technologies Center  
     
Birinci Daire First Chamber  
     
Disiplin Kurulu Disciplinary Board  
     
Genel Kurul General Assembly  
     
Genel Sekreterlik General Secretariat  
     
Genel Yazı İşleri Müdürlüğü Section of Registry  
     
İçtihatları Birleştirme Kurulu Board of the Unification of Case Laws  
     
İdari Dava Daireleri Genel Kurulu Plenary Session of Administrative Law Chambers  
     
İdari İşler Kurulu Board of Administration  
     
İdari İşler Müdürlüğü Section of Administration  
     
Kütüphane Müdürlüğü Section of Library  
     
Özel Kalem Müdürlüğü Office of the Private Secretary  
     
Personel ve Eğitim Müdürlüğü Section of Personnel and Training  
     
Danıştay Başsavcılığı Office of the Advocate-General  
     
Sivil Savunma Uzmanlığı Civil Defence Expertise  
     
Sağlık Ünitesi Health Unit  
     
Tahakkuk Bürosu Accrual Bureau  
     
Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu Plenary Session of the Tax Law Chambers  
     
Yayın Bürosu Publications Bureau  
     
Yüksek Disiplin Kurulu High Disciplinary Board  
     
ASKERİ YARGITAY MILITARY COURT OF CASSATION  
     
Askeri Mahkemeler Military Courts  
     
Başsavcılık Office of the Chief Prosecutor  
     
İkinci Başkanlık Second Presidency  
     

 

T.C. Dışişleri Bakanlığı Haziran 2015  
Tercüme Dairesi Başkanlığı      
       
Daireler Chambers    
       
Daireler Kurulu Board of Chambers    
       
Genel Kurul General Assembly    
       
İçtihadı Birleştirme Kurulu Board of the Unification of Case Law    
       
Başkanlar Kurulu Board of Presidents    
       
Yüksek Disiplin Kurulu High Disciplinary Board    
       
Genel Sekreterlik General Secratariat    
       
ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ HIGH MILITARY ADMINISRATIVE COURT    
       
Başsavcılık Office of the Chief Prosecutor    
       
Genel Kurul General Assembly    
       
Başkanlar Kurulu Board of Presidents    
       
Daireler Kurulu Board of Chambers    
       
Yüksek Disiplin Kurulu High Disciplinary Board    
       
Genel Sekreterlik General Secretary    
       
1 inci Daire Başkanlığı Presidency of the First Chamber    
       
2 nci Daire Başkanlığı Presidency of the Second Chamber    
       
3 üncü Daire Başkanlığı Presidency of the Third Chamber    
       
Daire Müdürlüğü Support Unit Management    
       
Protokol ve İcra Astsubaylığı Unit of the Protocol Issues    
       
UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ COURT OF JURISDICTIONAL DISPUTES    
       
Genel Kurul General Assembly    
       
Hukuk Bölümü Civil Chamber    
       
Ceza Bölümü Criminal Chamber    
       
SAYIŞTAY COURT OF ACCOUNTS    
       
Başsavcılık Office of the Chief Prosecutor    
       
Birinci Daire First Chamber    
       
Daireler Kurulu Board of Chambers    
       
Denetim Geliştirme ve Eğitim Merkezi Audit Development and Training Centre    
       
Denetim Planlama ve Koordinasyon Kurulu Board of Auditing, Planning and Coordination    
       
Genel Kurul General Assembly    
       
Meslek Mensupları Yükseltme ve Disiplin Kurulu Board of Promotion and Discipline of the Professional    
Personnel    
     
Rapor Değerlendirme Kurulu Board of Report Evaluation    
       
Temyiz Kurulu Board of Appeals    
       
Yüksek Disiplin Kurulu High Disciplinary Board    
       
Başkanlık Presidency    
       
YÜKSEK SEÇİM KURULU SUPREME ELECTORAL COUNCIL    
       
İdari ve Mali İşler Dairesi Department of Administration and Finance    
       
İl Seçim Kurulları Provincial Electoral Boards    
       
Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğü Directorate General of Electoral Register    
       
ADLİ, İDARİ VE ASKERİ MAHKEMELER JUDICAL, ADMINISTRATIVE AND MILITARY    
COURTS    
     
Bölge İstinaf Mahkemeleri Regional Courts of Appeals    
       
Ağır Ceza Mahkemeleri Assize Courts    
       
Aile Mahkemeleri Family Courts    
       
Askeri Savcılık Office of the Military Prosecutor    
       
Adli Müşavirlik Judicial Advisory    
       
Asliye Ceza Mahkemeleri Criminal Courts of First Instance    
       
Asliye Hukuk Mahkemeleri Civil Courts of First Instance    
       
Askeri Mahkemeler Military Courts    
       
Bölge Adliye Mahkemeleri Regional Courts of Justice    
       

 

T.C. Dışişleri Bakanlığı Haziran 2015  
Tercüme Dairesi Başkanlığı      
       
Bölge İdare Mahkemeleri Regional Administrative Courts    
       
Çocuk Ağır Ceza Mahkemeleri Juvenile Heavy Criminal Courts    
       
Çocuk Mahkemeleri Juvenile  Courts    
       
Denizcilik İhtisas Mahkemeleri Specialized Courts of Maritime    
       
Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri Special Assize Courts    
       
Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemeleri Criminal Courts of Intellectual and Industrial Property    
Rights    
     
Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemeleri Civil Courts for for Intellectual and Industrial Property    
Rights    
     
İcra Mahkemeleri Enforcement Courts    
       
İcra Daireleri Enforcement Offices    
       
İdare Mahkemeleri Administrative Courts    
       
İdari Yargı Adalet Komisyonları Justice Commissions for Administrative Jurisdiction    
       
İlk Derece Mahkemesi Adli Yargı Adalet Komisyonları Justice Commissions of First Instance Court for    
Jurisdiction    
     
İnfaz Hâkimlikleri Offices of Judge of Execution    
       
İş Mahkemeleri Labour Courts    
       
Kadastro Mahkemeleri Cadastral Courts    
       
Sulh Ceza Mahkemeleri Criminal Courts of Peace    
       
Sulh Hukuk Mahkemeleri Civil Courts of Peace    
       
Asliye Ticaret Mahkemeleri Commercial Courts of First Instance    
       
Tüketici Mahkemeleri Consumer Courts    
       
Vergi Mahkemeleri Tax Courts    

Kaynak: http://www.mfa.gov.tr/data/Terminoloji/yargi-kurumlari-liste-110615.pdf

Günümüz Penceresinden Ahmet Ağaoğlu “İslamiyette Kadın” Eseri Üzerine Notlar

0

Günümüz Penceresinden Ahmet Ağaoğlu ‘İslamiyette Kadın’ Eseri Üzerine Notlar[1], isimli makale Karabük Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Devletler Hukuku Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Asker[2], İşletme Fakültesi, Bankacılık ve Finans Bölümü öğretim üyesi Dr. Canan Yıldıran[3] ve Arş. Gör. Duygu Özkan[4] tarafından kaleme alınmıştır. Makale ilk olarak 9-21 Ekim 2017 tarihlerinde Bakü’de düzenlenen II. Uluslararası Sosyal Bilimler Araştırmaları Kongresinde bilimsel tebliğ olarak sunulmuştur.  Kongrede sunulan tebliğlerin basıldığı Bildiri Kitabında bölüm olarak yayınlanmıştır. Makale, Ahmet Ağaoğlu‘nun kadın sorununa bakış açısını yansıtmakla birlikte günümüzde yaşanan kadın sorunlarına da bilimsel bir perspektif sunmaktadır.

Günümüz Penceresinden Ahmet Ağaoğlu “İslamiyette Kadın” Eseri Üzerine Notlar

Özet

Ahmet Ağaoğlu Türk Düşünce tarihinin yetiştirdiği önemli şahsiyetlerden biridir. 1869 yılında Azerbaycan’ın Karabağ bölgesinde Şuşa şehrinde dünyaya gelmiş Ahmet Ağaoğlu önce Şuşa’nın geleneksel Müslüman okullarında eğitim almış ardından Tiflis’te lise öğrenimini tamamlamıştır. Burada sanat, kültür, ilerici fikirler, inkılapçılık gibi değerleri yakından gözlemlemiş ve Müslüman dünyası ile ötekilerin farkını endişe ederek müşahede etmiştir.

Doç. Dr. Ali Asker

Lise eğitiminden sonra Üniversite için önce Petersburg Politeknik Yüksek Mühendislik okulunda bir buçuk sene eğitim alsa da eğitimine devam etmemiş ardından Fransa’ya giderek Paris Sorbonne Hukuk Fakültesi ve Collège de France’dan mezun olmuştur. Müslüman toplumda gençlik yıllarının ardından öğrencilik hayatını Avrupa’da geçirmiş, iki imparatorluğun tebaası, daha sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı olarak renkli siyasi bir yaşam sürdürmüştür. Ahmet Ağaoğlu’nun bir düşünce adamı olarak yetişmesinde kuşkusuz bulunduğu ortamlar büyük etki yapmıştır. Bir fikir adamı olarak Ahmet Ağaoğlu, yetiştiği ortam ve içinde bulunduğu koşullar kadar zengin ve çok boyutlu düşünce yapısına sahiptir. Gazeteci, mütefekkir, yazar, politikacı gibi vasıfları kendinde birleştiren Ahmet Ağaoğlu düşünce hayatına da erken yaşta atılmıştır.

Dr. Öğr. Üyesi CANAN YILDIRAN

Azerbaycan’da modernleşme ve düşünce hayatının gelişim safhasında yazdığı yazılar ve faaliyetleriyle kendini tanıtmış, toplum hayatının çok değişik sorunlarını ve belli başlı konularını ele alarak derinden analiz etmiştir.

Ağaoğlu’nun dikkatini çeken konulardan biri de İslam dünyasının içinde bulunduğu durumdur. Bugün İslam dünyasında önemli sorunlardan biri kadın hakları, İslam ve kadın sorunları Ahmet Ağaoğlu’nu yakından ilgilendirmektedir.

Arş.Gör. DUYGU ÖZKAN

Bu bağlamda yazarın 1901 yılında Rusça kaleme aldığı ve uzun yıllar sonra Türkiye’de de tercüme edilerek yayınlanmış “İslamiyette Kadın” eseri hacmi itibari ile kısa olsa da düşünce derinliğine göre önemli bir yere sahiptir.

Üç bölümden oluşan bu eserde yazarın yaşadığı dönemde kadın haklarının gelişmesi, İslamiyet öncesi İran ve Arap toplumunda kadının durumu, İslam dini, İslam kaynaklarına göre kadın, Hazreti Muhammed’in kadınlara tanıdığı haklar ve ayrıcalıklar, İslam tarihi boyunca Müslümanlıkta kadın hakları ve kadının güncel durumu ele alınmıştır.

Ahmet Ağaoğlu bu eserde İslam dininin kadına ilişkin hüküm ve normlarının, aslında kadınları haksız saldırılardan koruduğunu söylemekte olup İslam dünyasındaki kadın problemlerini İslam’a değil, dini normları uygulayıcılara atfetmektedir. Bu tebliğde Ağaoğlu’nun “İslamiyette Kadın” eseri 21. yüzyılın gelişim düzeyi zaviyesinden okunacak, bu sorun elde edilen kazanımlar ve kaybedilen değerler bağlamında değerlendirilecektir.

Anahtar Kelimeler: Ahmet Ağaoğlu, İslam, kadın hakları, İslam’da kadın, düşünce tarihi.

Ahmet Ağaoğlu’nun “İslamiyette Kadın” isimli eseri

In Today’s Point of View Ahmet Agaoglu’s Work “Women In Islamic”

Abstract

Ahmet Agaoglu is one of the important personalities of Turkish history of thought. Ahmet Ağaoğlu, who was born in Shusha in the Karabakh region of Azerbaijan in 1869. He completed his high school education in Tbilisi after having been educated in Shusha’s traditional Muslim schools. Here he closely observed values such as art, culture, progressive ideas, revolutionism and he was worried by the difference between the Muslim world and the others.

After high school education, he did not continue his education even though he studied for one and a half years at the Polytechnic Higher Engineering School in Petersburg then he went to France and graduated from Paris Sorbonne Law School and Collège de France. After years of youth in Muslim society, he spent his education life in Europe. Ahmet Agaoglu, a subject of the two empires, then as a citizen of Turkish Republic, sustained a colorful political life. Undoubtedly, environments that Ahmet Agaoglu attended had a huge impact on him for being a thinker. Ahmet Agaoglu, as a thinker, has a broad and multidimensional mindset as much as his environment and conditions. Combined the qualities like journalist, thinker, writer, politician himself in his life, has entered into intellectual life at an early age.

He introduced himself in Azerbaijan with his works and activities at the stage of modernization and development of intellectual life. He has deeply analyzed the different problems and the main issues of community life.

One of the issues that attracts attention of Ahmet Agaoglu is the situation of the Islamic world. One of the major problems in the Islamic world today is women’s right which is closely related to Ahmet Agaoglu.

In this context, the writer wrote in Russian in 1901, and translated “Women in Islam” published in Turkey many years later which is a thin volume but has an important place according to depth of thought.

In this work composed of three parts, the development of women’s rights, in contemporary, pre-Islamic, Iranian and Arabian society, women’s situation, Islam religion, according to Islamic sources, the rights and privileges of Prophet Muhammad’s women, the development of woman’s rights in Islam throughout the history of Islam and the current situation of women have been discussed.

In this work, Ahmet Agaoglu, asserts that judgments and norms of Islamic religion in fact protects women’s from unjustified attacks. Problems concerning women in İslam are to be attributed to practitioners not religious norms. In this paper, Agaoglu’s “Women in Islam” will be read from the point of view level of progress in the 21st century, this problem will be evaluated in the context of the achievements and lost values obtained.

Key Words: Ahmet Agaoglu, Islam, woman right, woman in Islam, history of thought.

Ahmet Ağaoğlu
Prof. Dr. Ahmet Ağaoğlu

Giriş

Ahmet Ağaoğlu Azerbaycan’ın ve Türkiye’nin içtimai ve siyasi hayatında kendine özgü yeri olan önemli bir düşünce adamıdır. Siyasi ve içtimai faaliyetlerin yanı sıra yazar, gazeteci, hukukçu ve akademisyen kimliği ile tanınan Ahmet Ağaoğlu’nun çalışma ve ilgi yelpazesi son derece geniş ve zengindir. İki imparatorluğun tebaası olmuş, Azerbaycan’ın (Karabağ) İslam muhitinde büyümüş, Avrupa’da eğitim almış, imparatorlukların yıkılmasına tanıklık etmiş bir düşünce adamı olarak Ahmet Ağaoğlu Türk-İslam toplumlarının içinde bulundukları sorunları yakından gözlemleme fırsatına sahip olmuştur. Ahmet Ağaoğlu en az beş dile (Azerbaycan Türkçesi, Osmanlıca, Rusça, Farsça ve Fransızca) tam şekilde hâkimdi ve birden çok üniversite diplomasına sahipti. O kitap yazan, makale yazan, gazete çıkaran, üniversite ve liselerde yabancı dil, edebiyat, hukuk, tarih, hukuk tarihi dersleri veren, üç ayrı ülkede devlet memuru olmuş ve siyasi vazifelere tayin edilmiş bir şahıstı.[5]Aldığı eğitim ve bulunduğu ortamlar Ağaoğlu’nun genç yaştan itibaren bir düşünce adamı olarak şekillenmesinde etkili olmuştur.

İslam Dünyasında yüzyılların sorunu olduğu kadar günümüzün de sancılı meselelerinden olan kadın problemi Ahmet Ağaoğlu’nun dikkatini çekmiştir. Yazar bu konu ile ilgili düşüncelerini, eleştiri ve tespitlerini “İslamiyette Kadın” eserinde ortaya koymaya çalışmıştır. Bu eser 1901 yılında Rusça kaleme alınarak yayınlanmış, uzun yıllar sonra Türkçeye de tercüme edilerek “İslamiyette Kadın” adıyla yayınlanmıştır.[6] Üç bölümden oluşan bu eserde yazarın yaşadığı dönemde kadın haklarının gelişmesi, İslamiyet öncesi İran ve Arap toplumunda kadının durumu, İslam dini, İslam kaynaklarına göre kadın, Hazreti Muhammed’in kadınlara tanıdığı haklar ve ayrıcalıklar, İslam tarihi boyunca Müslümanlıkta kadın hakları ve kadının güncel durumu ele alınmıştır.

Cinsiyet ayrımcılığı, kadınların toplum hayatında, eğitim ve kültür alanında temsili kurumlarda ve nihayet ailede sahip olduğu konumla ilgili günümüz İslam dünyasının farklı toplumlarında farklı gelişim seyirleri gözlemlenmektedir. 21. yüzyılda kadın sorununun maalesef beşeriyete mal olduğunu, Müslüman topluluklarda ise bu alanda derin problemlerin yaşandığını söyleyebiliriz.

Ahmet Ağaoğlu’nun bu eseri yazmasından yüz yılı aşkın bir sürenin geçmesine rağmen kadın sorunlarının günümüzde sorunlar listesinin başlarında yer alması üzücü olduğu kadar düşündürücü bir meseledir. Bununla birlikte İslâm öğretilerinin yanlış yorumlanması, özellikle uydurma sözlerin hadis olarak kabul edilmesi, kadın aleyhtarı yabancı kültürlerin İslam’a girmesi kadını “asırlar boyu aşağılanmış ve toplumdan adeta soyutlanmış” hale getirmiştir ve bu durum hale devam etmektedir.[7] Oysa İslâm, kadını horlandığı mevkiden alıp yükseltmiş, erkeği de kibir ve gururundan aşağı indirmiş, iki cinsi kulluk ve insanlık mertebesinde eşit saymıştır. Birçok ayetlerde erkek ve kadına birlikte hitap edilmektedir. Kur’an-ı Kerîm, kadın ve erkeğin birbirlerini tamamladıklarını, birisi olmadığı takdirde diğerinin de olmayacağını, insanlık bakımından aralarında bir fark bulunmadığını söylemiştir.[8] Ahmet Ağaoğlu da bu eserinde kadın sorununun İslam’dan kaynaklanmadığını bilakis İslam’ı yorumlayanların ve kuralları uygulayıcıların yanlış yaklaşımı; tutum ve davranışları sonucunda kadın sorununun oluştuğuna dikkat çekmektedir.

https://hukukansiklopedisi.com/doc-dr-ali-asker/

İnsan haklarının bir parçası olarak kadın hakları günümüz dünyasında önemli sorunlar içeren haklar kategorisine dâhildir. Bu sorun sadece normatif nitelikli olmayıp toplumların içtimai, siyasi, maarif, ekonomik ve kültürel yapılarıyla yakından ilgilidir.  Ahmet Ağaoğlu’nun tam bir asır önce ele aldığı sorunlar farklı mecralarda ve değişik boyutlarda bugün de devam etmektedir. 21. yüzyıl insanının bakış açısı zihniyeti ve düşünce yapısı çerçevesinden “İslamiyette Kadın” eserinin yeniden okunması tarih ve günümüz bağlamında İslam’da kadın sorunlarının değerlendirilmesi açısından önem taşımaktadır.

  1. Ahmet Ağaoğlu’nun Hayat ve Faaliyetleri

Ahmet Ağaoğlu 1869 yılında Azerbaycan’da Şuşa şehrinde doğmuştur.[9] ilk eğitimini Şuşa’daki Rus okulunda ve Tiflis Gimnazyumunda aldıktan sonra 1887’de Petersburg Mühendis-Tekniki Enstitüsünü kazanmış, fakat gözlerindeki rahatsızlığı nedeniyle, Şuşa’ya dönmüştür. Tedavisinin ardından yükseköğrenimini devam ettirmek için Paris’e gitmiştir.[10]   Altı ay devam eden Fransızca eğitiminin ardından 1888’de Ahmet Ağaoğlu Sorbonne Üniversitesinde hukuk eğitimine başlamıştır. O burada eğitim aldığı sırada aynı zamanda Pratik Yüksek Araştırmalar okulunda ünlü “Avesta” araştırmacısı James Darmsteter’in derslerine, Şark Dilleri Okulunda ise Shefer ve Barbier de Meynard’ın Arap, Fars ve Türk dilleri derslerine katılmıştır.[11] 1890’lı yıllardan itibaren Ahmet Ağaoğlu artık Fransız basınında kendisinin Şarkla ilgili, çeşitli konulardaki makalelerini yayınlatmaya başlamıştır. “La Nouvelle Revue”, “La Revue bleue politique et litteraire”, “Journal des debats” gibi tanınmış yayınlarda İran ve Azerbaycan’la ilgili, bu bölgede yaşayan halkların tarihi, edebiyatı, medeniyeti vs. konusundaki yazılar yayınlatmıştır.

Bu dönemde, yani 1890’ların başlarında Ahmet Ağaoğlu Tiflis’te Rusça yayınlanan Kafkasya ve Bakü’deki “Kaspi” gazeteleriyle de işbirliği yapmıştır.[12] Ailevi durumlarla ilgili tekrar Şuşa’ya dönmüş, ardından Tiflis’e yerleşmiş, Fransızca öğretmenliğine başlamıştır. Okulda çalışırken bir taraftan da Kafkas gazetesinde yazarlığını sürdürmüştür. 1896’da Şuşa’ya geçerek burada Fransızca öğretmenliğine devam etmiştir.[13]  Üç yıl Şuşa’da yaşadıktan sonra Zeynelabidin Tagıyev’den aldığı teklif üzerine Bakü’ye geçmiş ve orada Kaspi gazetesine ortak olmuş, ayrıca, gazetenin başyazarlığını ve editörlüğünü yürütmeye başlamıştır. 1905 yılında arkadaşı Ali Bey Hüseyinzade ile birlikte Hayat gazetesinin redaktörlüğünü yürütmüştür. Az sonra oradan ayrılarak İrşad ve Terakki gazetelerinin de redaktörü olmuştur.[14] Çar hükümetinin Müslümanlar üzerindeki baskıyı artırdığı, Ermenileri savunduğu, Müslüman-Ermeni çatışmasında ikiyüzlü politika uyguladığı bir dönemde Ahmet Ağaoğlu kendini cesur bir mücadele adamı olarak tanıtmıştır.

Ahmet Ağaoğlu’nun faaliyetleri Ruslar tarafından ciddi şekilde takip edilmiş, kitap ve yazıları “Pantürkist” olduğu gerekçesiyle yasaklanmıştır. Türkiye’de meşrutiyet ilan edilince birçok dostunun işbaşına geldiğinden yararlanarak 1909’da[15] gizlice İstanbul’a gitmiştir.[16]  1918’de Azerbaycan’da milli devlet kurulduktan sonra Ahmet Ağaoğlu Kafkas İslam Ordusunun komutanı Nuri Paşanın siyasi danışmanı olarak Azerbaycan’a gelmiştir. Bu dönemde Azerbaycan’ın bağımsızlığının uluslararası çapta tanınması amacıyla A.Topşubaşov’un başkanlığında Paris Barış Konferansına gönderilecek heyette Ahmet Ağaoğlu da yer almıştır. Fakat Fransız makamlarının vize vermemesi sonucunda heyet yaklaşık üç ay İstanbul’da beklemek zorunda kalmıştır. Bu sırada Ahmet Ağaoğlu İngilizler tarafından bir savaş suçlusu olarak tanımlanarak tutuklanmıştır. İngilizlerin raporlarında Ahmet Ağaoğlu’yla ilgili gerçeğe uymayan birçok yanlış ve garazlı iddia yer almıştır.[17] Malta’daki tutukluluk süresi ağıt şartlar altında 1921 yılına kadar devam etmiştir. Ağaoğlu, serbest kalmasıyla önce İstanbul’a ardından da Milli Mücadele’ye destek olmak amacıyla Ankara’ya geçmiştir. Ahmet Ağaoğlu’nun bundan sonraki yaşam ve faaliyetleri Türkiye’de devam etmiştir.

Çok renkli ve yoğun siyasi ve içtimai faaliyetleriyle tanınan Ahmet Ağaoğlu akademisyenlik ve gazetecilik yapmış, siyasi faaliyetlerine devam etmiştir. Siyasi faaliyeti boyunca özgün duruşu ve düşünceleriyle tanınmış Ahmet Ağaoğlu zaman zaman siyasi yönetimle ters düşmüş ve bu durum siyasi kariyerini önemli ölçüde etkilemiştir. 1931 yılında vekilliğinin sona ermesiyle birlikte İstanbul’a taşınmış ve İstanbul Üniversitesi’nde hukuk dersleri vermeye başlamıştır. 1933 yılında üniversiteden emekliye ayrılmış, bu tarihten sonra da gazeteciliğe devam etmiştir. Son döneminde yine iki arkadaşı ile birlikte çıkardığı Akın Gazetesi’nde o dönemde uygulanmakta olan devletçi politikaları eleştirmeye devam etmiştir. Gazetenin bu tutumundan dönemin hükümeti memnun değildi.

1933 tarihinde ise Üniversite Reformu ile Darülfünun’da değişiklik yapılmış ve bu eğitim kurumu İstanbul Üniversitesi olarak yeniden düzenlenmişti. Bu düzenlemenin ardından Ahmet Ağaoğlu emekli edilmiş ve ayrıca, gazetesi de kapatılmıştı.[18] Ağaoğlu emekliliğe ayrıldıktan sonra Türklük Mecmuası ve İkdam gazetelerine yazı yazmıştır. 19 Mayıs 1939’da İstanbul’da vefat etmiştir.[19]

  1. “İslamiyette Kadın” Eseri Üzerine Notlar

“İslamiyette Kadın” eseri Ahmet Ağaoğlu’nun İslam dini ve ayrıca sosyal yaşamla ilgili görüşlerinin yer aldığı tek çalışma değildir. Ağaoğlu bu konudaki düşüncelerini değişik eserlerinde ortaya koymuş ve belli başlı tespitlerde bulunmuştur. Ağaoğlu’na göre din, kul ile Allah arasını düzenleyen bir prensipler sisteminden ibarettir. İslamiyet’i diğer dinlerden ayıran da dinin asıl konusunu oluşturan ve Müslümanları bir arada tutan inanç ve ibadetlerdir. Din içinde zikredilen hukuk, ekonomi, siyaset gibi diğer hususlar dine tesadüfi olarak girmiş veya din onlardan tesadüfi olarak bahsetmiştir. Tarihsel gelişim süreçlerinin etkisiyle din konusunda da bazı sorunlar ortaya çıkmış ve zamanla yalnız naslara değil, yanı zamanda alışkanlıklara bile dini mahiyet verilmiştir.[20] Görüldüğü gibi Ağaoğlu, dinin ortaya çıktığı ilk zamanlardaki saf, bozulmamış, temiz halinin zamanla tarihi koşulların etkisiyle değiştiğine, özüne aykırı bir hale geldiğine dikkat çekmektedir. Bu çizginin “İslamiyette Kadın” eserinde de korunarak devam ettiğini görmekteyiz. Kadın sorunlarını tarihsel, kültürel, sosyolojik yönüyle ele alan Ağaoğlu, aynı zamanda İslam’ı da haksız saldırılardan korumaktır.

Ağaoğlu İslam dininin aslında kadına önemli haklar sağlayarak onu, toplum içindeki düşük durumdan kurtarıp yücelttiğine vurgu yapmaktadır. Bunu doğrulamak için İslam öncesi Araplarda ve İran’da kadının ne kadar kötü durumda olduğunu gözler önüne sermektedir.[21] Yazara göre Hz. Muhammed’den önce Arabistan’da ve Arabistan’ı çevreleyen ülkelerde kadının durumu korkunçtu. Mesela İran’da kadın tam anlamıyla bir köle idi. Kapalı bir yaşayış sürüyor, dünyadan habersizdi. Yasalar kadın alım satımına izin veriyorlardı. Dini yasalar bir erkeğin annesi ile, kız kardeşi ile, hala ve teyzesiyle, kardeş çocuklarıyla evlenmesine izin veriyordu. [22] Kocaları kadınlara adeta bir ev eşyası gözüyle bakar, ister atar ister satardı ve onları öldürmek veya yaşatmak kocalarının elinde idi. Ağaoğlu, Kur’an-ı Kerîm’in her şeyden önce kız çocuklarının diri diri kuma gömülmeleri gibi vahşi bir geleneğe karşı isyan ettiğine dikkat çeker.[23]

Kadının bunca hukuksuz olduğu bir durumdan aile-nikah akitlerinde rızaya dayalı bir taraf haline getirilmesi, rızasız bir evlilik aktinin batıl saymak, sözleşmelerde taraf olmak, ticaretle uğraşmak, aile değerlerine sadık kalmakla birçok konuda bağımsız tasarrufta bulunmak vs. haklara sahip bir düzeye yükseltilmesi o günün toplumu için bir devrim niteliğindeki yeniliklerdi.

Ahmet Ağaoğlu, öncelikli olarak dünyada kadın haklarının korunması konusunda sürdürülen çabalara dikkat çekerek bu çabaları takdir eder. Yazar, insanlarda duygu derinliğinin artması, hak ve adalet kavramlarının gelişmesinin etkisiyle yüzyıllar boyunca kuvvetli cinsin zayıfı ezmesi gerçeğinin doğrulu hakkında şüphelerin uyanmaya başlaması ve kadınlar lehine cereyanların doğmasının altını çizerek Avrupa ve Amerika’da kadına tanınan hakların her gün biraz daha artarak kadın erkek eşitliği sağlanırken, Afrika ve Asya’da milyonlarca Müslüman kadını en ağır köleliğe mahkûm edildiğine vurgu yapar.[24]

Ağaoğlu, Müslümanların günümüzdeki durumunu Orta Çağ dönemi Avrupa’da, bir zamanlar Hıristiyanların içine düştükleri duruma benzetir ve bunun nedeninin insanların, aslında mensup oldukları dini bilmemelerinden kaynaklandığını yazar. Bu yüzden dini değil, dinin mensuplarını sorgular: Hıristiyanlık, Ortaçağ’daki Katoliklerin kusur ve kabahatlerinden ne derecede sorumlu ise, bugün de İslamlık Müslümanların kusur ve kabahatlerinden o derece sorumludur. Bu kusurların sebeplerini dinlerde değil, doğrudan doğruya dine düşman bazı esaslarda aramak gerekir. Nitekim din her zaman yalnız iyiliği, doğruluğu, akla yakın düşünceleri, ahiret dünyasını, ruhun ölümsüzlüğünü, iyilik ve kötülüğün karşılık göreceğini kabul eder, söz konusu kötülük ve kusurları kabul etmez.[25]

Kur’an-ı Kerîm’in kadınlar, yetimler ve miskinlerle ilgili ayetlerinin çarpıcı bir üslupla ele aldığına işaret eden Ağaoğlu, kadın konusuna atfen “Nisa” adını taşıyan büyük bir surenin olduğunun, tekçe bunun bile İslamda kadın meselesine ne kadar büyük önem verildiğinin bir göstergesi olduğunu vurgular. “Ey insanlar! Sizi aynı maddeden yaratan, ondan da eşini yaratan ve ikisinden de birçok erkekler ve kadınlar üretip yaratan Allahtan korkunuz!” şeklindeki ayetler o devrin Arap erkeklerini şaşırtan cesur ve beklenmedik ifadelerdir. Yazara göre bu sözler puta tapan bir Arap için, onun bütün geleneklerini, göreneklerini, anlayışlarını, dünya görüşünü altüst eden korkunç bir yenilik, başlı başına bir inkılap mahiyetini taşımakta idi.[26]

Peygambere atfedilen birçok hadisin kadınların önemini artırmak ve kişiliklerini yüceltmek amacı taşıdığını ifade eden yazar, İslam’da kadınlara tanınan hakların, Fransa gibi bugünün bazı memleketlerinde bile hala tanımak cesaretinin gösterilmediğine vurgu yapar.

Ahmet Ağaoğlu’nun, Kur’an-ı Kerîm’in ilgili dikkat çektiği esasları şu şekilde özetleyebiliriz:

Kızlar, anneleriyle babalarının mirasını alabileceklerdi. Anneler ve babalar, bundan böyle kızlarını satamayacaklardı. Kız çocukları, ergenlik çağına erdikten sonra, istedikleriyle evlenebileceklerdi. Kızların rızası alınmadan, onların adına kıyılacak nikâhlar, yolsuz ve hükümsüz sayılacaktı. Kızlar, bütün yurttaşlık haklarından yararlanabilecekler, meşru olan her işi yapabileceklerdi. Mukavele yapmak, imzalamak, başkalarına senet vermek, senet almak haklarına sahip olabileceklerdi.[27]

Evli kadınlar da her hakka sahip yurttaşlardı. Bunlar, kocalarına bağlı olmaksızın mallarını idare etmek ve mallarına sahip olmak hakkına maliktiler. Kocası karısından, emzikli çocuğuna meme vermesini istemekten başka hiçbir istekte bulunmayacaktı. Kadın, kocasına, sadece sadık olmak ve ona itaat etmek zorunda idi. Bu itaat de ancak, makul bir çerçeve ile sınırlandırılmıştı. Kadının kocasına bakması, onun mal ve mülküne göz kulak olması, tamamen isteğine bağlı bir iş olarak kalmakta idi.[28]

Karı ile koca arasındaki her anlaşmazlık, iki tarafın temsilcisinden kurulacak iki kişilik bir aile meclisinde halledilmek zorunda idi. Kadın gerek kocasının gerek çocuğunun mirasından yararlanabilecekti. Evlenme ve nikah aşka, sevgiye dayanmakta idi. Boşanma halinde koca, karısına mihr ödemek, hiç değilse üç ay için onun geçimini sağlamak zorunda idi. Kocasından ayrılmış bir kadın, küçük yaştaki çocuklarını yanında alıkoymak hakkına sahipti. Kocası ise, bu çocukların nafakasını sağlamakla mükellefti. Erkekler, hatta yolunu şaşırmış ve nikah bağlarına sadık kalmamış kadınlara karşı bile müsamahalı ve merhametli davranmak zorundadırlar. Kadınları kötü bir davranışla suçlandırırken bunu sadece şüpheye, hele dedikodu ve söylentilere dayanarak asla yapmamalıdır. Kadının sadakatsizliği, işi adil olduklarına, yalan yere şahadet etmeyeceklerine kanaat getirilen dört şahidin dinleneceği yetkili bir mahkeme tarafından görülmelidir. Mahkeme, böyle bir kadını, samimi bir pişmanlıkla son bulan nedamet hapsine mahkûm eder.[29]

Ağaoğlu, genel olarak Müslümanlıkta kadınların gelişme tarihini dört döneme ayırmaktadır: [30]
Hz Muhammed’den, Emevilerin iktidara gelişine kadar

Yazara göre Müslümanlığın ilk dönemlerinde kadınlar; sertlik derecesine varan bir fazilet duygusu, çile çekmeğe ve yiğitçe davranışlara karşı büyük bir istek, şiir ve propaganda eğilimine sahiptirler. Bu dönemin kadınları, duygu yüksekliği, yaradılışlarındaki soyluluk, yiğitçe karakterleri bakımından Hıristiyanlığın ilk dönemindeki kadınlara çok benzerler.[31] Bu dönem, aynı zamanda kadınların cahiliye kültüründen kurtularak yeni yaşam tarzına ve sosyal statüye kavuştukları dönemdir. Yazar bu döneme ilişkin en güzel örnekleri Hz. Peygamberin ve sahabelerinin hayatından vermekte olup en tipik kadın örneğinin bizzat Hz.Muhammed’in kızı Fatime olduğunu yazmaktadır.[32]

Emevilerden, Türk egemenliğinin kuruluşuna kadar

İslam dünyasında Türklerin egemenliğinden önceki tarih Emeviler ve Abbasiler dönemi olarak bilinmektedir. “Emeviler zamanında Müslüman kadını erkeklerle aynı koşullar içinde öğrenim ve terbiye görmekteydi. O dönemin kadınları yalnız yasa, din, ‘gelenek’ öğrenmekle kalmıyorlardı, ayrıca, şiir, edebiyat, güzel konuşma, kaligrafi de okuyorlardı. O dönem kadınlarının ahlak dürüstlüğüne, intikal sürati, zekâ kıvraklığı da eklenmektedir.” Ağaoğlu, Emevi döneminin en iyi Müslüman kadınlarından olan, Sükeyna’nın (Hz. Hüseyin ve Fatima’nın kızı) yaşamını örnek göstermektedir. Abbasiler döneminde İslam uygarlığı zirve noktasına ulaşırken yine aynı dönemde kadının terbiye ve yaşayız tarzında göze çarpmaya başlayan bir soysuzlaşma süreci de başlamış, uygarlığın gerilemesiyle Müslüman kadının da düşüşü başlamıştır. Ahmet Ağaoğlu bu gelişmede Suriye ve İran’ın ciddi etkisi olduğuna vurgu yapmaktadır.[33]

Türk egemenliği dönemi

Ağaoğlu, İslam’ın kabulünden önceki dönemlerde Türk-Tatar kadınlarının serbestlikten faydalandıklarını vurguluyor. Bu serbestliği oluşturan nedenlerden biri de Türklerin sürekli olarak göçebelik etmeleri, her zaman çadırlarda, her an, çeşitli olaylarla karşılaşan kabileler şeklinde yaşamaları olmuştur. Ağaoğlu, göçebelik faktörüne kuvvetli vurgu yapar, günümüzde göçebeliği bırakarak şehirlerde yerleşen ve şehir yaşayışını süren Türk – Tatar kabilelerindeki kadınların alabildiğine ve merhametsizce ezildiğini, aynı kabilenin göçebe kadınların ise kapalılığın ve çarşafın ne olduğunu bilmediklerini yazıyor.

Araplarla muharebelerde ele geçirilen, Bağdat ve Şam pazarlarında cariye olarak satılmış Tatar kadınları az değildi. Onların bir kısmı cariye statüsünden Halife karılığına kadar yükselmişti. Bu kadınlar zamanla devletin içtimai ve siyasi hayatında önemli rol almışlardır.[34]

Kadının kesin olarak düşüşü dönemi.

Ağaoğlu yukarıda geçen süreçlerden bahsederken kadın hukuksuzluğu dâhil, İran etkisini İslam’ın özünden uzaklaşmanın en ciddi nedeni olarak görmektedir. Ağaoğlu’na göre Abbasiler, kendilerini tahta oturtan İranlılara sempati ve meyillerini gizleme çalışsalar da, soyca Acem olan Bermekiler birkaç nesil boyunca halifelerin gözdesi olmuş ya da vezirleri olarak Hilafet işlerini idare etmişlerdir.[35]

Ağaoğlu Müslüman kadının ancak serbest ve bilinçli bir eş olacağı takdirde görevlerini faydalı bir şekilde başarabileceğini söylemektedir. Zira bu şartlar altında Müslüman kadın, çocuklarına sağlam bir karakter ve irade aşılayabilecektir. Buna göre de haremhane kadına gelişme olanağı vermeyen boğucu bir mekândır ve oradaki kadın tamamen bitkisel ve tembel bir yaşam sürmekte olup ırkın soysuzlaşmasında da birinci dereceli rol oynamaktadır.[36]

Ağaoğlu harem “kültürünün” oluşmasını da yine Suriye-İran etkisine bağlarken bu durumu sert bir dille eleştirmektedir: “Bir Müslüman ülkesi olarak İspanya’nın kayboluşundan ve Türk-Tatar kabilelerinin, Suriye-İran ahlak ve göreneklerinin etkisi altına düşüşünden sonra, seçkin kadın örnekleri gittikçe azalmaya ve kadın serbestliği hareketi sönmeye yüz tuttu. Her yerde ve kesin olarak haremlerin ve haremağalarının egemenliği yerleşti ve bu iğrenç, bu aşağılık kurumlar her yere kokmuş ve bozguncu etkisini aşıladı. Müslümanların, yüksek sınıfları arasındaki aile hayatının karanlık manzarası, herkesçe bilindiği için, bunun üzerinde ayrıca durmak gereği görmüyoruz. Zaten, bu çevrede bir insan sıfatıyla onlardan söz etmek bize çok ağır geliyor; ruhu ve vücudu mahveden karanlık bir yaşayışı ebedi olarak sürmeye mahkûm edilmiş annemizden ve kızkardeşimizden kayıtsızca bahsetmeye gücümüz yetmiyor.”[37]

Ağaoğlu Müslümanların kurtuluşunu 2 başlıca sorunun çözümünde görüyor. Bunlardan birincisi kadın meselesi, ikincisi alfabe sorunudur. “…Müslüman kadın ancak serbest ve bilinçli bir anne, bir eş olmak şartıyla sosyal görevlerini faydalı bir şekilde başarabilecektir. Ancak bu şartlar altında o çocuklarına sosyal hayatta çok önemli olan sağlam bir karakter ve irade aşılayabilir. Onlara yüksek duygular soylu düşünceler aşılayabilir.”[38]

Ahmet Ağaoğlu İslamın yeniliğe, ayrıca kadın haklarıyla ilgili reformlara engel olmayacağını, yenilenme ve reformun yönetimin iradesine bağlı olduğunu düşünmekte olup, bu düşüncesini şöyle ifade etmektedir: “Tekrar edelim: ne Kur’an ne şeriat, yeniliğe engel değildir. Ancak bunların propagandacıları: ulema ve şeyhler, kişisel çıkarları uğruna, Müslümanlığa, uygarlıkla bağdaşamıyan bir nitelik vermeğe çalışmışlardır. Mısır ıslahatçısı Mehmed Ali, Mısır şeyhlerini ve ulemasını, kendine bağlı üç sıra askerle kuşattığı sarayına toplayıp tasarladığı Islahat Fermanını ölüm tehdidi altında onlara imzalatırken, bunu çok iyi anlamış bulunuyordu.” [39]

Ağaoğlu’na göre Türk ve İslam dünyasında atılacak adımlardan birisi kadın haklarının İslamiyet’in ilk yıllarında olduğu gibi yeniden geliştirilmesi ve kadınların daha nitelikli eğitim almalarının sağlanmasıdır.[40]

Ahmet Ağaoğlu’nun yaratıcılığının erken dönemlerinde yazdığı bu eserin zengin fikri altyapısı tarih ve sosyoloji bilgisinin yanı sıra büyüdüğü ortamda yaşadıkları olaylardan beslenmiştir. O Müslüman muhitinde, kadın üzerinde toplumun baskısını yakından ve erken yaşlarında görmüş birisi idi. Anasının tüm zorluklarına rağmen onu okutması anasına olan saygısını artırmıştır. Eğitim için gittiği Tiflis’te bir Ermeni kızına matematik dersi verdiği sırada bu kızın eğitimini kendi ailesindeki kızların eğitimini karşılaştırmıştır. Kendi ailesindeki kızların birkaç Kur’an-ı Kerîm suresi dışında hiçbir şey öğrenmemeleri onu hayretler içinde bırakmıştır.[41] Kızların eğitimine önem veren Ahmet Ağaoğlu kadın hakları konusundaki düşüncelerini aile üyelerine uygulayan bir aydın idi. Nitekim kendisi büyük kızı Süreyya Ağaoğlu’nu hukuk eğitimi alması için teşvik etmiştir. Süreyya Ağaoğlu Türkiye’nin ilk kadın avukatı olmuştur.[42]

Ağaoğlu’nun bu eserde ele aldığı sorunlar ne yazık ki bir asır sonra da tazeliğini korurken daha şiddetli ve daha yıkıcı karakteriyle mevcudiyetini korumaktadır.

Sonuç Yerine: Günümüz Penceresinden Tespitler

Büyük düşünür, bilim adamı,  gazeteci ve yazar olan Ahmet Ağaoğlu, bu eseri genç yaşlarında yazmasına rağmen sosyal sorunlarla ilgili çok kuvvetli analiz ve gözlem kabiliyetine sahip olduğunu sergilemiştir. Bu eser, 20. yüzyılın başında Avrupa ve Amerika’da kadına tanınan hakların her gün biraz daha arttığı, kadın-erkek eşitliğinin sağlandığı, “Afrika ve Asya’da milyonlarca Müslüman kadının en ağır, en acı bir köleliğe mahkûm olduğu” bir dönemde yazılmıştır. “Buralarda kadınlar, en ilkel haklardan yoksun olduktan başka, doğal bir şekilde büyümek, serbestçe hava almak gibi, hayvanlarla bitkilerin yararlandığı haklara bile sahip değildirler.”[43]

Ağaoğlu haklı olarak kadın hukuksuzluğu nedeniyle İslam dinine yönelik suçlamaları reddeder, dinin ortaya çıkmasıyla kadın haklarıyla ilgili devrimsel dönüşümlerin yaşandığını, kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü bir ortamda kadını toplumun en aşağı mertebesinden alarak onu onurlandırdığını ve yücelttiğini belirtir. Fakat din geliştikçe, dallanıp budaklandıkça, din kurumlarının başında duran, onu yorumlayan ve uygulayanlar, kendi çıkarları doğrultusunda hareket ederek din adına kadını istismar ederek, onu yazmaktan, okumaktan, çalışmaktan, hatta serbest düşünmekten bile alıkoymuştur. Yüzyıllar boyunca baskı altında yaşamış Müslüman kadının durumu modernleşme döneminde değişmeye başlamış, din adına yapılan baskı ve sömürü sisteminde kırılmalar meydana gelmiştir. Buradaki önemli faktör din olgusunun baskıcı gücünün modernleşme döneminde bertaraf edilmesi, en azından azaltılması olmuştur. Bu süreç aslında dini tamamen saf dışı bırakmamış, fakat ona yeni bir rol biçmiş ve yeni bir konumlanmaya tabi tutmuştur. Hatta tek bir inanç sistemi içinde yenilikçi ve gelenekçi akımlar birbiriyle mücadelelerini sürdürmeye başlamışlar.

İslam dünyasının değişik bölgelerinde yaşanan Müslüman toplumların dine olan bakışı veya tam tersi, dinin söz konusu toplumlar üzerindeki etkisi bu toplumların modernleşme süreçlerini nasıl yaşadıklarıyla doğrudan ilintilidir.

İslam coğrafyasının önemli bir bölümünde geleneksel, baskıcı ve istismarcı bir din anlayışı hüküm sürmektedir ve bunun en büyük mağdurları kadınlardır.

21. yüzyılda Orta Doğuda yaşanan savaşlar, küresel cihat adı altındaki terör eylemleri, düşük ve orta yoğunluklu çatışmalar, kanlı mezhep savaşları milyonlarca insanın mağduriyetine sebep olurken, kadınların Orta Çağ dönemindeki kölelik, cariyelik, kadın ticaretinin yaşandığı ortamları yeniden ihya etmiştir. En dehşetli olanı ise tüm olup bitenleri her fırsatta dini ve inanca dayandırmaktır.

Dünyanın farklı bir İslam coğrafyası olan eski Rusya İmparatorluğu/Sovyetler Birliğinde yaşayan Müslüman toplumların sosyalist ihtilali sonrası son derece sert, baskıcı, ateist politikaları sonucunda din faktörü bir kültür ve gelenek olarak halkın yaşam pratiklerinde yüzeysel olarak kalmaya devam etmiş, tasfiye edilerek içtimai ve siyasi yaşamdan tamamen çıkarılmıştır.

Sosyalist toplumlarda din ve vicdan hürriyeti, bireysel ve kolektif haklar açısından ciddi şekilde eleştirilebilecek sorunların olduğu bilinmektedir. Bunun yanı sıra kadınların toplumsal yaşam içinde aktif yer almaları, eğitim, çalışma, kariyer, kadın-erkek eşitliği vs. konularda kayda değer ilerleme sağladıkları bir gerçektir. Fakat bugün aynı toplumlarda din olgusunun geri dönüşü, insanların din ve vicdan hürriyetine kavuşmaları, ibadet ve eğitim özgürlüğü değişik akımların ve küresel güçlerin baskı ve etkisi altında gelişmektedir. Bu süreçler bir taraftan yeni ulus inşa süreçlerini olumsuz etkilerken diğer taraftan kadın hukuksuzluğunu meşru görme eğilimi içindedirler.

Gelişmelerin nasıl seyredeceği, gelenek ve yenilik arasındaki mücadelenin nasıl sonuçlanacağını görmek için bir süre yine beklemek gerekecektir. Şüphesiz ki burada toplumların gelişmişlik düzeyi, ekonomik ve sosyal hakların güvence altına alınması, kadınlar için sosyal ve ekonomik özgürlüklerin sağlanması etkili olacaktır.

Türk toplumunda kadın hakları konusunda değerlendirme yapmamız için yukarıda bahsettiğimiz faktörlerin etkisini göz önünde bulundurmamız gerekir.

Geleneksel bir toplumda çağdaş bir ulus inşa etme mücadelesine girişmiş Mustafa Kemal Atatürk şöyle der: “Eğer bir ulus bir amaca doğru tüm erkek ve kadınlarıyla birlikte yürümezse, o zaman uygarlık yolunda herhangi bir ilerlemeyi beklemek gereksiz olur. Eğer bir sosyal yapının bir üyesi pasif iken yalnızca diğer üyesi faaliyette bulunursa, bu sosyal yapının felçli olması anlamına gelir. Eğer bizim sosyal yapımız yeterince başarıya ulaşamamışsa, bunun nedeni şimdiye değin kadınlarımızı ihmal etmiş olmamız ve onları toplum dışında bırakmış olmamızdır. İçinde yaşadığımız çağda kadın her alanda daha yüksek düzeylere çıkartılmalıdır ve bu nedenle de, kadınlarımız erkekler gibi her türlü öğrenim ve eğitim olanaklarından yararlanacak ve her türlü mesleği yapabilecektir. Sosyal yaşamda erkek ve kadın, karşılıklı olarak birbirlerine yardım ederek ve birbirlerini destekleyerek, birlikte ilerleyecektir. Dünyada var olan her şeyin kadının eseri olduğu gerçeğini kabul etmeliyiz.”[44]

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana kadın hakları, eşitlik, cinsiyet ayrımının ortadan kaldırılması vs. açısından kadına toplum içinde saygın yeri ve statü sağlanmaya çalışılmıştır. Cumhuriyet döneminde Türk kadınının sosyal dönüşümünde önemli başarılara imza atılmıştır. Fakat toplumun geneli bağlamında bir değerlendirme yaparsak bunların görece bir başarı olduğunu söyleyebiliriz.

Ne yazık ki bugün Türkiye kadın erkek eşitliğinde 142 ülke arasında 125. sırada yer alıyor. Kadın cinayetleri ve kadına şiddet bir türlü durdurulamıyor. Bu durum Türkiye’de ciddi sorunlardan biri olarak gündemi işgal etmektedir. TÜİK verilerine göre Türkiye’de okuma yazma bilmeyen 5 kişiden 4’ü kadındır. Bürokraside devletin üst düzey kademelerinde kadınların temsil hakkı yeteri kadar sağlanamamaktadır. Şüphesiz bu durumu ortaya çıkaran sebepler sadece eğitim, sosyal ve ekonomik nitelikli değildir veya durumun bu hale gelmesi hukuki yaptırımların yetersizliğinden kaynaklanmamaktadır. Ahmet Ağaoğlu’nun bu eseri yazdığı tarihten bu yana yüz yılı aşkın zaman geçmiştir. Şüphesiz toplumların algı ve değerleri değişmekte olup belli bir evrim süreci yaşamaktadırlar. Müslüman dünyası da bu süreci yaşarken yüz sene önce olduğu gibi hala dünyadaki gelişmelerin çok gerisinde kalmaktadır.

 

Kaynakça
 Ağaoğlu Ahmet, İslamiyette Kadın (Çev. Hasan Ali Ediz), Birey ve Toplum Yayıncılık, Ankara 1985.
Ağayev (Ağaoğlu) Əhməd bəy Mirzə Həsən oğlu, Azərbaycan Xalq Cümhuriyyəti Ensiklopediyası, İki Cilddə, Lider nəşriyyatı, Bakı 2005.
Akalın Gülsərən, Türk düşüncə və siyasi həyatında Əhməd Ağaoğlu (Cevirəni və nəşrə hazırlayanı:Samirə Məmmədova), AzAtaM, Bakı 2004.
Akçura Yusuf, Türkçülük: Türkçülüğün Tarihi Gelişimi,  3. Baskı, İlgi Kültür Sanat, İstanbul 2012 (ss.176-196).
Akdemir Salih, “Tarih Boyunca Kur’an-ı Kerim’de Kadın,” Journal Of Islamic Research, Vol: 10, No: 4, 1997 (ss.249-258).
Aliyeva Kengerli, Aybeniz, Azerbaycan’da Romantik Türkçülük, Doğu Kütüphanesi, İstanbul 2008.
Asker Ali, Mübariz ziyalı və hüquqçu kimi Əhməd bəy Ağaoğlu şəxsiyyəti. Azərbaycan şərqşünaslıq elminin inkişaf yolları, Akademik Vasim Məmmədəliyevin anadan olmasının 70 illiyinə həsr olunmuş Beynəlxalq Elmi Konfransın Materialları, 27-28 iyun 2013-cü il, Azəbaycan Milli Elmlər Akademiyası akad. Z.M.Bünyadov adına Şərqşünaslıq İnstitutu, Bakı 2013 (ss. 624-626).
Ateş Süleyman, “İslam’ın Kadına Getirdiği Haklar,” İslâmî Araştırmalar, Cilt:10, Sayı:4, 1997 (ss. 304-310).
Duran Murat, Azerbaycan Türkçülüğünde Ahmet Ağaoğlu, 21. Yüzyıl, Sayı:39, Mart 2012 (ss. 101-106).
Əhməd Bəy Ağaoğlu: seçilmiş əsərləri (tərtibçilər, Vilayət Quliyev, Əziz Mirəhmədov, Ön söz müəllifi: Vilayət Quliyev), Şərq-Qərb, Bakı 2007.
Mert Muhit, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Geçiş Sürecinde Ahmet Ağaoğlu’nun Dinî Düşünceleri,” Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: V, Sayı: 10, 2006/2 (ss. 7-27).
Mirəhmədov Əziz, Əhməd Bəy Ağayev, Fikrin karvanı, Yazıçı, Bakı 1984 (ss. 81-95).
Özcan Ufuk, Ahmet Ağaoğlu ve Rol Değişikliği, Kitabevi Yayınları, İstanbul 2010.
Sakal Fahri, Ağaoğlu Ahmet Bey, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1999.
Shissler A., Holly, İki İmparatorluk Arasında Ahmet Ağaoğlu ve Yeni Türkiye (Çev. Taciser Ulaş Belge), Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2005.
Tuncer Hüner, Türk Kadınının Geçirdiği Evrimin Tarihçesi ve Bugünkü Durumu, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, cilt: VI, sayı:16, Kasım 1989 (ss. 164–166), http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-16/turk-kadininin-gecirdigi-evrimin-tarihcesi-ve-bugunku-durumu
Ülken Hilmi Ziya, Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, Ülken yayınları, İstanbul 1981.
[1] Atıf için bkz: Ali Asker, Yıldıran Canan, Özkan Duygu, Günümüz Penceresinden Ahmet Ağaoğlu “İslamiyette Kadın” Eseri Üzerine Notlar, II. Uluslararası Sosyal Bilimler Araştırmaları Kongresi, 19-21 Ekim 2017, Bakü, Azerbaycan, Bildiri Kitabı, Ankara 2017 (ss. 40-50).
[2] Karabük Üniversitesi, İ.İ.B.F., aliasker2068@gmail.com
[3] Karabük Üniversitesi, İ.F., cananyildiran@karabuk.edu.tr
[4] Karabük Üniversitesi, İ.F., duyguozkan@karabuk.edu.tr
[5] Ali Asker, Mübariz ziyalı və hüquqçu kimi Əhməd bəy Ağaoğlu şəxsiyyəti. Azərbaycan şərqşünaslıq elminin inkişaf yolları, Akademik Vasim Məmmədəliyevin anadan olmasının 70 illiyinə həsr olunmuş Beynəlxalq Elmi Konfransın Materialları, 27-28 iyun 2013-cü il, Azəbaycan Milli Elmlər Akademiyası akad. Z.M.Bünyadov adına Şərqşünaslıq İnstitutu, Bakı 2013 (ss. 624-626).
[6] Eserin Türkiye de yapılmış tercümesi birbirine yakın iki farklı ad ile 1959 “İslamlıkta Kadın” ve 1985 “İslamiyette Kadın” olarak yayınlanmıştır.
[7] Salih Akdemir, Tarih Boyunca Kur’an-ı Kerim’de Kadın, Journal of Islamic Research, Vol: 10, No: 4, 1997 (ss. 249-258), s. 257-258.
[8] Süleyman Ateş, İslam’ın Kadına Getirdiği Haklar, İslâmî Araştırmalar, Cilt:10, Sayı:4, 1997 (ss. 304-310), s. 305.
[9] Ahmet Ağaoğlu’nun yaşamı ve düşünceleri konusunda bakınız: Yusuf Akçura, Türkçülük: Türkçülüğün Tarihi Gelişimi,  3. Baskı, İlgi Kültür Sanat, İstanbul 2012 (ss.176-196). Shissler A. Holly, İki İmparatorluk Arasında Ahmet Ağaoğlu ve Yeni Türkiye (Çev. Taciser Ulaş Belge), Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2005; Əhməd Bəy Ağaoğlu: seçilmiş əsərləri (tərtibçilər, Vilayət Quliyev, Əziz Mirəhmədov, Ön söz müəllifi: Vilayət Quliyev), Şərq-Qərb, Bakı 2007; Fahri Sakal, Ağaoğlu Ahmet Bey, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1999; Aybeniz Aliyeva Kengerli, Azerbaycan’da Romantik Türkçülük, Doğu Kütüphanesi, İstanbul 2008, s.131-146; Ağayev (Ağaoğlu) Əhməd bəy Mirzə Həsən oğlu, Azərbaycan Xalq Cümhuriyyəti  Ensiklopediyası, İki Cilddə, Lider nəşriyyatı, Bakı 2005, s. 103-104);  Hilmi Ziya Ülken, Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, Ülken yayınları, İstanbul 1981, ss. 401-405; Gülsərən Akalın, Türk düşüncə və siyasi həyatında Əhməd Ağaoğlu (Cevirəni və nəşrə hazırlayanı:Samirə Məmmədova), AzAtaM, Bakı 2004; Ufuk Özcan, Ahmet Ağaoğlu ve Rol Değişikliği, Kitabevi Yayınları, İstanbul 2010; Murat Duran, Azerbaycan Türkçülüğünde Ahmet Ağaoğlu, 21. Yüzyıl, Sayı: 39, Mart 2012 (ss. 101-106); Əziz Mirəhmədov, Əhməd Bəy Ağayev, Fikrin karvanı, Yazıçı, Bakı 1984, (ss. 81-95).
[10] Aybeniz Aliyeva Kengerli, a.g.e., s. 133, Fakat Vilayet Quliyev ve Aziz Mirehmedov’a göre kabul sınavlarında şoven ruhlu bir öğretim üyesinin ona tirgonometreden yeteri kadar puan vermemesi nedeniyle enstitüyü kazanamayarak “gençliğinin hayali” olan Petersburg şehrinden ayrılmıştır. Vilayət Quliyev, a.g.e., s. 6.
[11] Vilayət Quliyev, a.g.e., s. 6.
[12] Vilayət Quliyev, a.g.e., s. 6.
[13] Fahri Sakal, a.g.e., s. 14-15.
[14] Aybeniz Aliyeva Kengerli, a.g.e., s. 134.
[15] Kendi otobiyografisinde bu tarih 1908 olarak geçmektedir. V. Quliyev’e göre bu, küçük teknik yanlışlıktan kaynaklanmıştır. Vilayət Quliyev, a.g.e., s. 17.
[16] Fahri Sakal, a.g.e., s. 19.
[17] Malta sürgünleri ve İngilizlerin yalan iddialarıyla ilgili bkz: Bilal N.Şimşir, Malta Sürgünleri, 5. Basım, Bilgi yayınları, Ankara 2009.
[18] A.Holly Shissler, a.g.e., s. 315-316.
[19] Fahri Sakal, a.g.e., s. 27-63.
[20] Ahmet Ağaoğlu’nun dinle ilgili görüşleri konusunda bkz: Muhit Mert, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Geçiş Sürecinde Ahmet Ağaoğlu’nun Dinî Düşünceleri,” Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: V, Sayı: 10, 2006/2 (ss. 7-27).
[21] Ahmet Ağaoğlu, İslamiyette Kadın, Çev. Hasan Ali Ediz (Ankara: Birey ve Toplum Yayıncılık, 1985), A.g.e., 16.
[22] İslamiyette Kadın, s. 23-24.
[23] İslamiyette Kadın, s. 28.
[24] İslamiyette Kadın, s. 13.
[25] İslamiyette Kadın, s. 22-23.
[26] İslamiyette Kadın, s. 27.
[27] İslamiyette Kadın, s. 27-29.
[28] İslamiyette Kadın, s. 29-30.
[29] İslamiyette Kadın, s. 30-31.
[30] İslamiyette Kadın, s. 31-55.
[31] İslamiyette Kadın, s. 37.
[32] İslamiyette Kadın, s. 37-41.
[33] İslamiyette Kadın, s. 41-45.
[34] İslamiyette Kadın, s. 55-56.
[35] İslamiyette Kadın, s. 46.
[36] İslamiyette Kadın, s. 59-60.
[37] İslamiyette Kadın, s. 59.
[38] İslamiyette Kadın, s. 59.
[39] İslamiyette Kadın, s. 60.
[40] Duran Murat, Azerbaycan Türkçülüğünde Ahmet Ağaoğlu // 21. Yüzyıl, Sayı:39, Mart 2012 – (ss. 101-106), s. 104.
[41] Gülsərən Akalın, a.g.e., s. 45
[42] Gülsərən Akalın, a.g.e., s. 49.
[43] İslamiyette Kadın, s. 13-14.
[44] Tuncer, H., Türk Kadınının Geçirdiği Evrimin Tarihçesi ve Bugünkü Durumu, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, cilt: VI, sayı:16, Kasım 1989 (ss. 164–166), http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-16/turk-kadininin-gecirdigi-evrimin-tarihcesi-ve-bugunku-durumu,

Emek Şovalyelerinin Anayasası

0
Emek Şövalyelerinin Anayasası

Emek Şovalyelerinin Anayasası 1878 yılında ilan edilmiştir. Emek Şövalyelerinin amacı, çalışanların haklarını savunmaktır. 1869 yılında Amerika Birleşik devletlerinde kurulan Emek Şövalyeleri Philadelphia’da terziler tarafından kurulan bir oluşumdur ve ilk toplantılarını 1878’de yılında yapmışlar, 1886 yılına kadar 700 bin civarında üyeye kavuşmuşlar, kısa zamanda başarılar elde etmişlerdir. Emek Şövalyeleri arasında her renkten ve türden terzi yer almıştır ve örgüt sanayi toplumu sonucunda gelişen demokratik ilkeleri desteklemiştir.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Emek Şövalyeleri/ Knights of Labor

Knights of Labor
Emek Şövalyeleri

1869-1917 arasında ABD’de faaliyet göstermiş olan ve isçi haklarını savunan bir örgüttür. 1869’da Amerika’da gizli olarak kurulmuştur. Philadelphia’da terzilerin öncülüğünde oluşmuştur. Üyeleri arasında kadın ve erkek, beyaz ve siyah, kalifiye ve kalifiye olmayan terzilerin yer aldığı emek şövalyeleri endüstriyel demokrasinin temel ilkelerini desteklemiştir. Emek Şövalyelerinin amacı, çalışanların haklarını savunmaktır. Teşkilat kısa zamanda başarılar kazanmış ve 1880 yılına kadar gizliliğini sürdürmeye ihtiyaç duymayacak derecede kuvvetlenmiştir. Günlük çalışma saatlerinin düzenlenmesi ve çocukların çalıştırılmasının engellenmesi ile eşit gelir düzeninin elde edilmesi temel amaç olmuştur. İlk genel kurulunu 1878’de toplamıştır. 1886’da Şikago’daki bir bomba olayı. Emek Şövalyelerinin itibarını kırmıştır. Haymarket Olayından sonra önemini yavaş yavaş kaybetmiştir. 1917 de faaliyetini durdurmuştur. Amerika Birleşik Devletleri’nin yanı sıra Kanada’da da faaliyet göstermiştir. Büyük Britanya ve Avustralya’da da şubeleri vardır.  Yeniden yapılanma dönemi Amerika’sının en önemli işçi örgütüdür.

[/box]

Emek Şovalyelerinin Anayasası

1. Her üretken endüstri departmanını örgüte dahil etmek, bilgiyi eylem için bakış açısı haline getirmek ve ülkenin ve bireylerin ilerlemesi için doğru standartları, endüstriyel ve moral değerleri oluşturmak.

2. Çalışanların ürettikleri refahtan uygun bir pay almalarını sağlamak; hak ettikleri şekilde daha fazla boş vakti sağlamak; daha fazla toplumsal avantajı, imtiyazı ve ücreti sağlamak; bütün bu haklar ve imtiyazlar onların bu dünyada iyi bir devleti savunmalarında, idame ettirmelerinde ve sevmelerinde gereklidir.

3. Çeşitli hükümetlerden çalışma hayatı ile ilgili istatistik bürosunun kurulmasını talep ederek üretici kitlelerin eğitim, moral ve mali alandaki gerçek durumlarını ortaya koymak

4. Koordinasyon görevini üstlenecek kurumların oluşturmak.

5. Geleceğe miras olan kamu arazilerinin bir hektarının bile demiryollarına ve spekülatörlere bırakmayıp gerçek sahiplerine vererek korumak

6. Emek ve sermaye arasında eşitliği gözetmeyen tüm kanunların iptal edilmesi, adaletle ilgili haksız ayrıntıların, gecikmelerin ve ayrımcılığın ortadan kaldırılması ve madencilik, imalat ya da inşaat işleri ile uğraşanların sağlık koşullarını iyileştirmek için gerekli olan tedbirlerin kabul edilmesi.

7. İmtiyazlı şirketleri, ülkenin geçerli parası ile bir önceki hafta gerçekleştirilen çalışmanın karşılığının tamamını haftalık olarak işçilere ödemeye zorlayacak kanunları çıkarmak.

8. Teknisyen ve işçilere bir ücretlerinin tamamı kadar bir başlangıç ücretini veren bir yasanın çıkartılması.

9. Merkezi hükümet, eyaletler ve belediye işlerinde sözleşme sisteminin ilga edilmesi.

10. İşçi ve işverenlerin sorunlarını adil bir çerçevede müzakere etmeye istekli oldukları her durumda ve her yerde grevlerin uzlaşma ile halledilmesini sağlama.

11. On dört yaşına varmadan çocukların işyerlerinde, madenlerde ve fabrikalarda çalışmalarının yasaklanması.

12. Hapishanelerimizdeki ya da ıslah evlerimizdeki mahkumların sözleşme ile dışarıda çalıştırılması sisteminin ortadan kaldırılması.

13. Her iki cins için eşit işe eşit ücretin verilmesini sağlamak

14. İşçilerin sosyal faaliyetleri ve fikri gelişimleri için daha fazla vakte sahip olmalarının sağlanması ve insanların beyinleri tarafından yaratılan zahmeti azaltan makinelerin sağladığı avantajların semerelerini alabilmeleri için günlük çalışma saatinin sekiz saate indirilmesi.

Avrupa Sosyal ve Tıbbi Yardım Sözleşmesi ve Ek Protokolü

0
Detailed Blue Flat Political Map of Organisation for Economic Co-operation and Development (OECD) on Grey Background of European Continent

Avrupa Sosyal ve Tıbbi Yardım Avrupa Sözleşmesi ve Ek Protokolü (European Convention on Social and Medical Assistance) , 11 Aralık 1953 tarihinde Paris’te imzalanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti,  Avrupa Sosyal ve Tıbbi Yardım Sözleşmesi ve Ek Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanunu 16 Mart 1976 tarihinde kabul etmiş, 25 Mart 1976 tarihli Resmi Gazete’de yayınlayarak aynı tarihte yürürlüğe koymuştur. 

Sosyal ve Tıbbi Yardım Avrupa Sözleşmesi ve Ek Protokolü

Bu sözleşmeyi imzalayan Avrupa Konseyi’ne üye Hükümetler, Avrupa Konseyi‘nin amacının üyeleri arasında, özellikle sosyal gelişmelerini kolaylaştırmak maksadıyla, daha sıkı bir işbirliği gerçekleştirmek olduğunun göz önüne alınarak,

Bu amaç uyarınca, sosyal ve tıbbi yardım mevzuatlarının birbirlerinin vatandaşlarına eşit olarak uygulanması ilkesini kabul yoluyla sosyal alanda aralarındaki işbirliğini genişletmeye kararlı olarak, bu amaçla bir sözleşme akdini arzu ederek, aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır.

BÖLÜM I
Genel Hükümler
Madde 1

Sözleşen Taraflardan her biri, ülkesinin bu Sözleşme’nin uygulanacağı bölümlerinde kanuna uygun olarak bulunan ve yeterli geçim olanaklarından mahrum olan diğer sözleşen Tarafların vatandaşlarını, ülkesinin o bölümünde yürürlükte olan mevzuatın öngördüğü sosyal ve tıbbi yardımdan (bundan böyle “yardım” olarak adlandırılacaktır.) kendi vatandaşları ile eşit şekilde ve aynı koşullar altında yararlandırmayı taahhüt eder.

Madde 2

a-“Yardım”, “Vatandaş”, “Ülke” ve “Menşe Devleti” terimlerinin, bu Sözleşme bakımından anlamları aşağıdadır:

i- “Yardım” terimi, sözleşen taraflardan birinin ülkesinin herhangi bir bölümünde yürürlükte bulunan mevzuatın öngördüğü harp malulleri ile işgalden zarar görenlere ödenen emekli ödenekleri ve yardımlar hariç, yeterli geçim imkanlarından mahrum kişilere geçim ve bakım olanağı sağlamak amacıyla yapılan her çeşit yardımı ifade eder.

ii- Sözleşen Taraflardan birinin “vatandaşı” veya “ülkesi” terimleri, söz konusu Tarafın, değer Sözleşen Taraflara iletilmek üzere Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yönelteceği beyanda bu terimlere atfettiği anlamı ifade eder.
Bununla birlikte, ıskat dışı yollarla bir Devletin vatandaşlığını kaybederek vatansız kalan kişiler, yeni bir uyrukluk kazanıncaya kadar söz konusu devletin vatandaşı addedilir.
iii-“Menşe Devleti” terimi, bu Anlaşma hükümlerinden yararlanacak kişinin vatandaşı olduğu Devleti ifade eder.

b- Sözleşen Tarafların bu Sözleşmenin uygulanacağı ülkelerinde yürürlükte bulunan yasalar ve yönetmelikler ile Sözleşen taraflarca ileri sürülen çekinceler I ve II sayılı Eklerde belirtilmiştir.

Madde 3

İlgili kişinin uyrukluğu, menşe Devleti mevzuatının bu konuya ilişkin hükümleri uyarınca kanıtlanır.

Madde 4

Sözleşen Taraflardan birinin vatandaşına yapılan yardım giderleri, yardımı yapan Sözleşme Tarafça karşılanır.

Madde 5

Sözleşen Taraflar, gerek yardım görene karşı nakdi bir taahhüt altına girmiş üçüncü şahıslardan, gerek ilgilinin bakımını sağlamakla yükümlü kişilerden toplam yardım giderlerinin tahsil edilmesini kolaylaştırmak için, mevzuatları müsaade ettiği ölçüde, karşılıklı olarak tavassutta bulunmayı taahhüt ederler.

BÖLÜM II
Vatana İade
Madde 6

a- Sözleşen Taraflar, ülkelerinde kanuna uygun olarak ikamet eden diğer Sözleşen Tarafların vatandaşlarını, sadece ilgilinin yardıma muhtaç bulunması nedeniyle vatanlarına iade edemezler.

b- Bu Sözleşmede yer alan hiçbir hüküm, yukarıdaki paragrafta belirtilenden başka bir sebeple sınır dışı etme hakkına halel getirmez.

Madde 7

a- Sözleşen Taraflar, aşağıda belirtilen şartlar mevcut ise, bu Sözleşmenin 6 maddesinin (a) paragrafı hükmünü gözönüne almaksızın, diğer Sözleşen Tarafların ülkelerinde mukim vatandaşlarını vatanlarına iade edebilirler.

i- İlgili 55 yaşını doldurmadan sözkonusu Sözleşen Taraf ülkesine gelmiş olduğu takdirde en az beş yıldan beri, bu yaştan sonra gelmiş olduğu takdirde en az on yıldan beri o ülkede sürekli olarak ikamet etmemişse,
ii-Sağlık durumu yolculuğa elverişli ise,
iii-îkamet ettiği ülkeye kendisine bağlayan sıkı bağlar yoksa ve insani sebepler bunu engellemediği takdirde başvurmayı kabul ederler.

b- Sözleşen Taraflar vatana iade yoluna büyük bir teenniyle ve insani sebepler bunu engellemediği takdirde başvurmayı kabul ederler.

c- Sözleşen Taraflar, aynı anlayışla, yardımdan yararlanan bir kimseyi vatana iade ettikleri takdirde, varsa eşinin ve çocuklarının kendisine refakat edebilmeleri için her türlü kolaylığı göstermeyi kabul ederler.

Madde 8

a- 7 madde hükümleri uyarınca bir kimseyi iade eden Sözleşen Taraf, bu kimsenin iade edildiği ülke sınırlarına kadar iade masraflarını yüklenir.

b- Sözleşen Taraflardan her biri 7. madde hükümleri uyarınca iade olunan vatandaşlarını kabul etmeyi taahhüt eder.
c- Sözleşen Taraflardan her biri, 7. madde uyarınca iade olunan kişilerin ülkesinden geçmesine izin vermeyi taahhüt eder.

Madde 9

Yardım gören kişinin vatandaşı olduğunu iddia ettiği Devlet bu iddiayı kabul etmediği takdirde, bununla ilgili delilleri söz konusu kişinin ikamet ettiği Devlete 30 gün içinde veya, bu süre zarfında imkan bulunamazsa, mümkün olan en kısa zamanda sunmak zorunluluğundadır.

Madde 10

a- Vatana iade kararlaştırıldığı takdirde, menşe Devletinin diplomatik makamları veya konsolosluklar, mümkünse üç hafta önceden, vatandaşlarının iadesinden haberdar kılınır.

b- Transit ülkenin veya ülkelerin makamları durumdan Menşe Devleti makamları tarafından haberdar edilirler.
c- İade olunan kişilerin teslim edileceği yer ikametgah Devleti ile menşe Devleti yetkili makamları tarafından kararlaştırılır.

BÖLÜM HI
İkametgah
Madde 11

a- Bu sözleşme bakımından, yabancı uyruklu bir kişinin Sözleşen Taraflardan birinin ülkesinde ikameti, ilgili geçerli bir ikamet müsaadesine ya da söz konusu ülke mevzuatında öngörülen ve ülkede oturmasına izin veren bir başka belgeye sahip bulunduğu sürece kanuna uygun addedilir. İkamet müsaadesinin yenilenmemesi yalnız ilgilinin hatasından ileri gelmekte ise; yardımdan yararlanma hakkını etkilemez.

b- Bir erteleme kararı bulunmadığı takdirde, ilgili aleyhine sınır dışı etme kararının alındığı tarihten itibaren ikamet gayri kanuni addedilir.

Madde 12

7. maddede yer alan ikamet süresinin başlangıç tarihi her ülkede, aksi kanıtlanmadıkça, idari inceleme sonucundan elde edilen delillere ya da EK- IlI’te belirtilen veya her ülkenin mevzuatına göre ikameti kanıtlayan belgelere dayanılarak tespit edilir.

Madde 13

a- İkametin sürekliliği, ikamet edilen ülkede kullanılan bütün ispat vasıtaları ve özellikle, bir mesleki faaliyete dair deliller ya da kira makbuzları ile kanıtlanabilir.

b-

i- Sınır dışı edilme veya vatana iade sonucu olmadıkça, üç aydan kısa gaybubet hallerinde ikamet sürekli addedilir.

ii- Altı ay veya daha uzun gaybubetler ikametin sürekliliğini keserler.
iii- Üç ay ile altı ay arasında bir gaybubetin ikametin sürekliliğini kesip kesmediğini tayin etmek için, ilgilinin ikamet ettiği ülkeye geri dönme niyetini ve gaybubeti sırasında bu ülkeyle bağlarını ne ölçüde sürdürdüğünü incelemek gerekir.
iv- İkamet edilen ülke gemilerinde hizmet, ikametin sürekliliğini kesmez. Diğer gemilerdeki hizmetler bu maddenin (ie) ila (iii) bentlerindeki hükümlere tabidir.

Madde 14

Ağır hastalık hallerindeki tıbbi tedaviler ile kısa süreli tedaviler dışında ilgilinin EK l’de yeralan hükümlerinin uygulanması sonucu kamu makamlarından yardım gördüğü süreler, ikamet süresinin hesaplanmasında gözönüne alınmaz.

BÖLÜM IV
Çeşitli Hükümler
Madde 15

Sözleşen Tarafların idari ve diplomatik makamları ile konsoloslukları, bu Sözleşmenin uygulanması için birbirlerine karşılıklı olarak her türlü yardımı yapacaklardır.

Madde 16

a- Sözleşen Taraflar EK I ve Ek III’ün muhtevasını etkileyebilecek yasa ve yönetmelik değişikliklerinden Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bilgi vereceklerdir.

b- Sözleşen Taraflardan her biri, Ek l’de yer almayan her yeni yasa veya yönetmeliği Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirecektir. Bu bildiri sırasında Sözleşen Taraf, yeni yasa veya yönetmeliğin diğer Sözleşen tarafların vatandaşlarına uygulanması konusunda çekinceleri ileri sürebilir,

c- Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, (a) ve (b) paragrafları uyarınca aldığı bilgileri diğer Sözleşen Taraflara iletecektir.

Madde 17

Sözleşen Taraflar, bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden önce yapmakta oldukları yardımlar konusunda ikili anlaşmalarla geçici hükümler koyabilirler.

Madde 18

Bu sözleşme hükümleri ulusal mevzuatlarla ikili veya çok taraflı anlaşmaların, hak sahiplerinin daha lehinde olan hükümlerine halel getirmez.

Madde 19

I, II ve III sayılı ekler, bu anlaşmanın bölünmez parçalarını teşkil eder.

Madde 20

a- Sözleşen Tarafların yetkili makamları, bu Sözleşmenin yorumlanması ve uygulanmasıyla ilgili uyuşmazlıkları müzakere yoluyla çözümlemeye gayret edeceklerdir.

b- Üç ay zarfından bu yolla bir çözüme varılmadığı takdirde, uyuşmazlık, teşekkül tarzı ve usul kuralları ilgili Sözleşen Taraflarca tespit olunacak bir hakem heyeti önüne getirilecektir. Yeni bir üç aylık süre zarfında bu konuda bir anlaşmaya varılamadığı takdirde, uyuşmazlık taraflardan birinin talebi üzerine Uluslararası Adalet Divanı Başkanı tarafından seçilecek bir hakeme sunulacaktır.

Bu durumda, başkan uyuşmazlığa taraf olan Devletlerden birinin vatandaşı ise bu görev, başkan yardımcısına veya uyuşmazlığa taraf olan Devletlerin vatandaşı bulunmayan en kıdemli hakime verilir,

c- Hakem veya hakem heyeti bu Sözleşmenin ilkelerine ve ruhuna uygun şekilde karar verecektir.

Karar nihai ve bağlayıcı olacaktır.

Madde 21

a- Bu Sözleşme, Avrupa Konseyi üyelerinin imzasına açıktır. Sözleşme onaylanacak ve onay belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine tevdi olunacaktır

b- Bu Sözleşme, ikinci onay belgesinin tevdi edildiği ayı izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir. c- Daha sonra onaylayanlar bakımından sözleşme, onay belgesinin tevdi olunduğu ayı izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.

Madde 22

a- Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Konsey üyesi olmayan Devletleri bu Sözleşmeye katılmaya davet edebilir.

b- Bu yolda katılma, tevdi edildiği ayı izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecek bir katılma belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine tevdii ile gerçekleşir.

c- Bu madde uyarınca tevdi olunan her katılma belgesine, ilgili Devlet hükümeti bu Sözleşmeyi imzalamış olsa idi I ve III sayılı Eklerde bulunacak olan bilgileri havi bir bildiri eklenecektir.

d- Sözleşme’nin uygulanması bakamından, bu maddenin (c) 9 paragrafı uyarınca verilen bilgiler, ilgili Devlet Hükümeti Sözleşmeyi imzalamış olsa idi sözkonusu bilgilerin yer almış bulunacağı Ek’in bir parçası addedilecektir.

Madde 23

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri,

a- Bu Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihini ve onaylanan üyelerin adlarını,

b- 22 madde uyarınca tevdi edilen katılma belgeleri ile beraberindeki bilgileri,

c- 24 madde uyarınca aldığı bildirileri ve bunların hüküm ifade edecekleri tarihleri, Konsey üyelerine bildirecektir.

Madde 24

Bu sözleşme, 21 maddenin 8 (b) paragrafı uyarınca yürürlüğe giriş tarihinden itibaren iki yıllık bir süre için aktolunmuştur. Daha sonra Sözleşme gerek ilk iki yıllık sürenin gerek müteakip birer yıllık sürelerin hitamından en az 6 ay önce Avrupa Konseyi Genel Sekreterine gönderecekleri bir ihbarla Sözleşmeyi feshetmeyen Taraflar için yıldan yıla yürürlükte kalacaktır. Fesih ihbarı, ilgili olduğu sürenin hitamında hüküm ifade edecektir.

Yukarıdaki hükümleri kabul zımnında gereği gibi yetkili kılınmış aşağıda imzaları bulunanlar, bu Sözleşmeyi imzalamışlardır.

Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanacak tek bir nüsha halinde her iki metin de aynı derecede geçerli bulunmak üzere Fransızca ve İngilizce olarak, 11 Aralık 1953 tarihinde Paris’te düzenlenmiştir. Genel Sekreter imzalayan devletlere bu Sözleşmenin onaylanmış birer örneğini iletecektir.

SOSYAL VE TIBBİ YARDIM AVRUPA SÖZLEŞMESİNE

EK PROTOKOL

Bu protokolü imzalayan Avrupa Konseyi’ne üye Hükümetler, 11 Aralık 1953 tarihinde Paris’te imzalanan Sosyal ve Tıbbi Yardım Avrupa Sözleşmesi (aşağıda “Yardım sözleşmesi” diye adlandırılmıştır) hükümlerini göz önünde tutarak, 28 Temmuz 1951 tarihinde Cenevre’de imzalanan Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Sözleşme (aşağıda “Cenevre Sözleşmesi” diye adlandırılmıştır) hükümlerini göz önünde tutarak,

Yardım Sözleşmesi’nin hükümlerini, Cenevre Sözleşmesi’nde tanımlanan mültecilere de teşmil etmek arzusuyla, Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır.

Madde 1

Sözleşen Taraflardan her biri, Cenevre Sözleşmesini imzaladığı veya onayladığı sırada anılan Sözleşmenin 1 maddesinin B paragrafında belirtilen kavramlardan hangisini kabul ettiğini beyan etmemesi, imza, onay ya da katılma sırasında bu protokol çerçevesindeki vecibeleri bakımından bu hususun tasrih edilmesi şartıyla, bu protokolde kullanılan “mülteci” terimi Cenevre Sözleşmesinin 1 maddesinde atfedilen manayı taşır.

Madde 2

1-Yardım Sözleşmesinin 2 Bölüm hükümleri mültecilere uygulanamayacaktır.
2-Cenevre Sözleşmesinin 1 maddesinin C paragrafı uyarınca anılan Sözleşme hükümlerinden artık yararlanamayan kişiler için, Yardım Sözleşmesi’nin 7 maddesinin l(a) paragrafında belirtilen vatana iadeye ilişkin ikamet süresi, mültecilerinin bu hükümlerden yararlanmasının sona erdiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

Madde 3

Sözleşen Taraflar arasında bu Protokol’ün 1, 2 ve 3 maddeleri Yardım Sözleşmesine ek maddeler olarak telakki edilerek alınan Sözleşme’nin diğer hükümleri buna göre uygulanacaktır.

Madde 5

1- Bu Protokol, Yardım Sözleşmesini imzalayan Avrupa Konseyi üyelerinin imzasına açıktır. Protokol onaylanacaktır.
2- Yardım Sözleşmesine katılan her Devlet bu Protokol’e da katılabilir.
3- Bu Protokol, ikinci onay belgesinin tevdi edildiği ayı izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girecektir.
4- Daha sonra onaylayan veya katılan Devletler bakımından Protokol, onay veya katılma belgesini tevdi ettiği ayı izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
5- Bu Protokol’ün onay ve katılma belgeleri, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine tevdi olunacaktır. Genel Sekreter, onaylayan ve katılan Devletlerin adlarını, Avrupa Konseyi üyelerine ve Protokol’e katılmış bulunan diğer Devletlere bildirilecektir.

Yukarıdaki hükümleri kabul zımnında gereği gibi yetkili kılınmış aşağıda imzaları bulunanlar, bu Sözleşmeyi imzalamışlardır. Avrupa Konseyi, arşivlerinde saklanacak tek bir nüsha halinde, her iki metin de aynı derecede geçerli bulunmak üzere Fransızca ve İngilizce olarak, 11 Aralık 1953 tarihinde Paris’te düzenlenmiştir. Genel Sekreter imzalayan Devletlere bu Sözleşme’nin onaylanmış birer örneğini iletecektir.

Avrupa Adaletin Etkililiği Komisyonu- Cepej

0

Avrupa Adaletin Etkililiği Komisyonu- CEPEJ, Türkiye’nin de kurucu üyeleri arasında olduğu Avrupa Konseyi‘ne bağlı Bakanlar Komitesinin kararı ile 2002 yılında oluşturulmuş bir komisyondur. Komisyonun başkanlığına 2019 yılı Ocak ayından itibaren Azerbayan adına komisyonda görev yapan Ramin Gurbanov getirilmiştir.

Avrupa Adaletin Etkililiği Komisyonu- Cepej’in Amacı

CEPEJ’in amacı, üye devletlerde yargının etkinliğini ve işleyişini iyileştirmek ve Avrupa Konseyi tarafından bu hedefe yönelik olarak hazırlanmış sistemlerin uygulamasını sağlamak ve geliştirmektir. Komisyonun hedefi adaletin kalitesini iyileştirmek ve üyeleri teşvik ederek destekleme konusunda aktif rol almaktır. Avrupa Adaletin Etkililiği Komisyonu, hukuk devleti ve demokrasinin tam ve eksiksiz olarak uygulamaya konulmasına odaklanmıştır. Komisyon, Avrupa Konseyi’ne üye devletlere, bütün yargı birimlerini ve bu birimlerdeki uygulayıcıları dikkate alarak yargının yapılanması konusunda uygulamaya yönelik öneriler sunmak ve makul süre içerisinde adil yargılamayı sağlamaya yönelik etkili yollar bulmak amacıyla kurulmuştur.

Avrupa Adaletin Etkililiği Komisyonu- Cepej’in Görevleri
  • Genel istatistiki kriterleri ve değerlendirme araçlarını kullanarak, farklı adli sistemler tarafından ulaşılan sonuçları gözden geçirmek,
  • Adli sistemlerin fonksiyonlarıyla ilgili sorunlar ile mümkün olan ilerlemeleri belirlemek ve bu konularda görüş alışverişinde bulunmak,
  • Özel ihtiyaçlarını da dikkate alarak, üye ülkelerin adli sistemlerinin ölçülmesine ve işlevlerinin geliştirilmesine yönelik somut yöntemleri belirlemek,
  • Üye ülkelere, talepleri üzerine, Avrupa Komisyonu standartlarına uygun olarak yardım sağlamak,
  • Gerektiğinde ve Avrupa Komisyonu yönetim kurulları  ve özellikle Avrupa Hukuk İşbirliği Komitesi tarafından ihtiyaç duyulduğunda, Bakanlar Komitesi’ne sunulmak üzere, yeni uluslararası hukuki belgelerin oluşturulması ya da mevcut olanların değiştirilmesine yönelik taslak teklifleri hazırlamak
CEPEJ’in Faaliyetleri ve Çalışma Grupları

Avrupa Adaletin Etkililiği Komisyonu tarafından üye ülkeleri kapsayan bir iletişim ağı oluşturulmuştur. İletişim, üye ülkelerin belirlediği kişiler üzerinden yürümektedir. Bu kişilerin gönderdiği bilgiler CEPEJ’in oluşturduğu ağ üzerinden CEPEJ sekretaryasına ulaştırılmaktadır.

Çalışma Grupları 
Adlî Sistemlerin Değerlendirilmesi Çalışma Grubu

(CEPEJ-GT-EVAL); CEPEJ tarafından oluşturulan Adlî Sistemlerin Değerlendirilmesi Çalışma Grubu üye ülkelerden gelen bilgilere dayalı olarak iki yılda bir üye ülkelerin adalet sistemlerini karşılaştıran raporlar yayınlamaktadır.

Adaletin Niteliği Çalışma Grubu

Adaletin Niteliği Çalışma Grubu (CEPEJ-GT-QUAL), üye ülkelerde adalet hizmetlerinin kalitesini ölçmeye ve artırmaya yönelik belli alanlara özgülenmiş çalışmalar yapmaktadır. Avrupa Konseyi üyesi ülkelerde kullanılmak üzere, hakim ve savcılar, avukatlar ve vatandaşlara yönelik anket formları hazırlanmıştır. CEPEJ tarafından bu anketlerin üye ülkelerde kullanılması tavsiye edilmiştir.

Adli Süreçte Zaman Yönetimi İçin SATURN Merkezi

Adli Süreçte Zaman Yönetimi İçin SATURN Merkezi (Study and Analysis of Judicial Time Use Research Network); CEPEJ 2007 yılında uzun süren yargılamalara yönelik çalışmalar yapmak üzere SATURN Merkezi adı altında bir çalışmayı başlatmıştır. Bu çalışma ile adli zaman yönetimi araçlarının üye ülkelerde hayata geçirilmesi hedeflenmiştir.

[box type=”success” align=”” class=”” width=””] CEPEJ’in SATURN Merkezi

CEPEJ’in SATURN Merkezi, Avrupa’daki mahkemelerde zaman yönetiminin nasıl gerçekleştirildiğini gözlemlemektedir. Bu bağlamda esas hedef, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde ‘makul süre’ standardına (AİHS 6. Madde) ilişkin ihlalleri önlemeye yönelik tedbirlerin uygulanmasında üye devletlere yardımcı olabilecek şekilde, yargılama sürelerinin kullanımı hakkında bilgi toplamaktır. Merkez, aynı zamanda üye devletlerin kendi yargılama sürelerini daha iyi izlemelerini sağlayacak araçlar geliştirmekte ve üye devletlerin uygun zaman yönetimi araçlarını kullanmasını teşvik edip değerlendirmektedir. SATURN Merkezi aracılığıyla CEPEJ mahkemelerde zaman yönetimini iyileştirmeyi hedefleyen çeşitli araçlar ve tedbirler geliştirmiştir. [/box]

İcra Çalışma Grubu

İcra Çalışma Grubu (CEPEJ-GT-EXE), üye ülkelerde mahkeme kararlarının uygulanmasına ilişkin sistemler üzerinde çalışma yapmaktadır.

Cepej, Arabuluculuk uygulamalarını da destekleyen projeler yürütmektedir.

CEPEJ TÜRKİYE

CEPEJ ile ilgili iş ve işlemler Adalet Bakanlığı tarafından yerine getirilmektedir. Türkiye, 1950 Yılında Avrupa Konseyine üye olmuştur ve kurulduğu günden bu güne CEPEJ çalışmalarına katılmaktadır. İlişkiler, 2009 yılından bu yana Adalet Başkanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı tarafından yürütülmektedir.
Türkiye, yılda iki kez düzenlenen CEPEJ Genel Kurul toplantılarında temsil edilmekte, toplantılarda Adale Bakanlığının yürüttüğü yargı reformu çalışmaları hakkında bilgi verilmektedir. CEPEJ yetkilileri Türkiye’ye çalışma ziyaretleri yapmakta, CEPEJ’ le ilgili önemli dokümanlar Türkçe’ye çevrilmekte, baskısı yapılmakta ve internet sayfasında yayınlanmaktadır.

CEPEJ ile ilişkilerde koordinasyonun güçlendirilmesi için tüm yargı kurumlarının yer aldığı bir çalışma ekibi kurulmuş, CEPEJ Belgelerinde yer alan veriler; kamuoyuna sunulan faaliyet raporları ve diğer raporlarda kullanılmakta, verilerden planlama çalışmalarında faydalanılmaktadır.

Avrupa Adaletin Etkililiği Komisyonu tarafından 2007 yılında uzun süren yargılamalara yönelik çalışmalar yapmak üzere kurulan SATURN (Study and Analysis of Judicial Time Use Research Network) Merkezi’nin yaptığı çalışmalara Türkiye 2013 yılı itibariyle katılmıştır.

CEPEJ BELGELERİ
AVRUPA YARGI SİSTEMLERİ RAPORLARI
AVRUPA KONSEYİ TAVSİYE KARARLARI
SATURN BELGELERİ

Dünya Sokak Hayvanları Günü

0
Dünya Sokak Hayvanları Günü

Dünya Sokak Hayvanları Günü, tüm dünyada 4 Nisan tarihinde kutlanmaktadır. Dünya Sahipsiz Hayvanlar Günü (World Stray Animal Day) olarak da bilinmektedir. Sokak hayvanlarının durumuna dikkat çekmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla 2003 yılından itibaren düzenlenmektedir. 

Küresel bir farkındalık günü olan 4 Nisan, hayvan hakları savunucuları tarafından başlatılan kampanya sonucunda sokakta yaşayan ve sayıları milyarları bulan kedi, köpek ve diğer hayvanların korunması ve refahı için toplumları bilinçlendirmeyi hedeflemektedir. Uluslararası Hayvan Refahı Derneği (International Animal Welfare Organization) tarafından geniş bir organizasyon haline dönüştürülerek, 2003 yılından itibaren dünya çapında kutlanmaya başlanmıştır. 2010 yılında ise 100’den fazla Hollandalı kuruluşun Hollanda Ulusal Sahipsiz Hayvanlar Konferansı’nda bir araya gelmesi sonucunda kutlama günü daha geniş bir çerçeve kazanmıştır. 

Dünya Sokak Hayvanları Günü’nün Gündemi 

4 Nisan, sokak hayvanlarının yaşam mücadelesinin farkına varılması için tüm insanların göreve davet edildiği önemli bir gündür. Dünya üzerinde milyonlarca sokak hayvanı hayatta kalma mücadelesi vermekte açlıkla, barınma sorunuyla ve iklim koşullarıyla mücadele etektedir. İnsan kaynaklı şiddet ve istismara maruz kalan sokak hayvanlarının diğer insanlar ve kurumlar tarafından korunması zorunluluktur. Bu çerçevede, bireylere, yerel otoritelere ve hükümet kurumlarına düşen ayrı sorumluluklar bulunmaktadır. 

Beslenme ve su desteği, barınma ve yaşam alanı desteği, tıbbi bakım ve veteriner desteği, kısırlaştırma, sahiplenme ve toplumsal duyarlılık yaratacak gönüllü desteği sokak sokak hayvanları için hayati önemdedir. Hayvanları beslemek, aşılatmak, mikroçip taktırmak, evlat edinmek, sağlıklı alanlara taşımak, onlar için rehabilitasyon alanları oluşturmak, toplumda duyarlılık yaratmak amacıyla el ilanları dağıtmak, oyuncak, battaniye, yiyecek ve daha fazlasını bağışlamak için sivil toplum kuruluşlarında gönüllü olmak insanlar için iyi bir fırsattır.

4 Nisan, Birleşmiş Milletlerin sürdürülebilir kalkınma hedefleri ile de uyumlu bir çalışmadır. Ayrıca, hayvanlara yönelik zulüm, işkence ve kötü muameleyi önlemenin hem devletin hem de vatandaşların görevi olduğunu vurgulayarak tüm yıla yayılacak çalışmalar başlatmak için önemli bir gündür. 

İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirgesi

0
The flags of the United Nations on the Pont du Mont Blanc

İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirgesi, BM İnsan Hakları Komisyonunun 3 Nisan 1998 tarihli toplantısında benimsenmiştir. (Declaration on the Right and Responsibility of Individuals, Groups and Organs of Society to Promote and Protect Universally Recognized Human Rights and Fundamental Freedoms )

Bildirge daha sonra 9 Aralık 1998 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul ve ilan edilmiştir. (Evrensel olarak tanınan İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması ve Geliştirilmesinde Toplumsal Kuruluşların (organların), Grupların ve Bireylerin Hakları ve Sorumlulukları Üzerine Bildirge)

Bildirge, profesyonel işleri başkalarının insan haklarını etkileyebilecek kişilerin, polis memurları, avukatlar, hakimler, savcılar gibi meslek sahiplerinin sorumluluklarına özel olarak atıfta bulmaktadır. 

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]İnsan hakları savunucuları, insan haklarını destekleyerek ve koruyarak dünyayı daha iyi ve daha adil bir yer haline getiren kişilerdir.[/box]

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Savunucularının Korunması Belgesi

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirgesi

Genel Kurul: Dünyanın bütün ülkelerinde herkes için tüm insan hakları ve temel özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi doğrultusunda Birleşmiş Milletler Şartının amaç ve ilkelerine saygının önemini yeniden vurgulayarak,

İnsan haklarına ve temel özgürlüklere evrensel saygıyı geliştirmeyi amaçlayan uluslararası çabaların 9 temel unsurları olarak İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve insan haklarına ilişkin diğer antlaşmalar ile Birleşmiş Milletler sistemi çerçevesinde ve bölgesel düzeyde kabul edilen insan haklarına ilişkin diğer belgelerin önemini yeniden vurgulayarak,

Hiçbir ayrım gözetmeksizin, özellikle ırk, renk, cins, dil, din, politik ve diğer düşünce, ulu-sal ve sosyal köken, mülkiyet, soy ve tüm diğer durumlara dayanan ayrımlar gözetmeksizin uluslararası toplumun tüm üyelerinin, birlikte ve tek tek, herkes için insan haklarına ve temel özgürlüklere saygıyı geliştirme ve teşvik etme yönündeki önemli yükümlülüklerini yerine getirme gereğinin altını çizerek ve özellikle Birleşmiş Milletler Şartına uygun olarak bu yükümlülüklerin yerine getirilmesi için uluslararası işbirliği yapmanın önemini vurgulayarak,

Tüm insan hakları ihlallerinin, halkların ve kişilerin temel özgürlüklerinin, Apartheid, her çeşit ırk ayrımcılığı, sömürgecilik, yabancı hakimiyeti veya işgali, ulusal egemenlik, ulusal birlik veya toprak bütünlüğüne yönelik saldırı ve tehditten, aynı zamanda halkların kendi geleceğini belirleme hakkı ile her halkın kendi zenginlikleri ve doğal kaynakları üzerinde tam ve eksiksiz olarak egemenlik hakkının reddedilmesinden kaynaklanan haklar gibi yoğun, açık veya sistematik ihlallerin fiili olarak ortadan kaldırılmasında uluslararası işbirliğinin oynadığı önemli rolü ve bunlara katkıda bulunan birey, grup ve derneklerin yerine getirdikleri son derece yararlı çalışmaları tanıyarak,

Barış ve uluslararası güvenlik yokluğunun bu hak ve özgürlükleri tanımamanın mazereti olmayacağı bilinciyle barış ve uluslararası güvenlik ile insan hakları ve temel özgürlüklerden yararlanma arasında var olan ilişkiyi kabul ederek,

Tüm insan hakları ve temel özgürlüklerin evrensel, bölünmez, karşılıklı olarak birbirine bağımlı ve birbirine bağlı olduğunu ve aralarından hiçbirinin uygulamaya konulmasına zarar vermeden tam hakkaniyet içinde tümünü geliştirmek gerektiğini yineleyerek,

İnsan hakları ve temel özgürlükleri koruma ve geliştirme temel sorumluluğu ve ödevinin devlete düştüğünün altını çizerek,

Birey, grup ve derneklerin insan hakları ve temel özgürlüklere saygıyı geliştirme ve bu hakları ulusal ve uluslararası düzeyde tanıtma hak ve sorumlulukları bulunduğunu kabul ederek,

İlan eder:

Madde 1

Herkesin bireysel olarak veya başkalarıyla birlikte ulusal ve uluslararası düzeyde insan haklarının ve temel özgürlüklerin korunmasını ve gerçekleştirilmesini geliştirme hakkı vardır.

Madde 2

a) Özellikle kendi yargı alanındaki herkesin, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte, uygulamada tüm hak ve özgürlükleri kullanabilmesi amacıyla bütün sosyal, ekonomik ve diğer şartları ve gereken yasal güvenceleri kabul etmek suretiyle, her devletin tüm insan haklarının ve temel özgürlüklerin korunması, geliştirilmesi ve gerçekleştirilebilir kılınması temel sorumluluğu ve ödevi vardır.

b) Her devlet, bu bilgilerde amaçlanan haklar ve özgürlüklerin somut olarak kullanılabilmelerini sağlamak için yasamaya, yönetime ve gerekli diğer alanlara ilişkin tedbirleri alır.

Madde 3

İnsan hakları ve temel özgürlükler alanında Birleşmiş Milletler Şartı ve devletin diğer uluslararası yükümlülüklerine uygun olarak kabul edilen iç hukuk kuralları, insan hakları ve temel özgürlükler ve bu hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi, korunması ve somut olarak gerçekleştirilmesi konusunda bu bildirgede amaçlanan tüm etkinliklerin uygulamaya konulması ve yerine getirilmesinin hukuki çerçevesini oluşturur.

Madde 4

Bu bildirgenin hiçbir maddesi, ne Birleşmiş Milletler Şartının amaç ve ilkeleri aleyhine veya tersine, ne de İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, İnsan haklarına ilişkin uluslararası antlaşmalar ile bu alanda uygulanmakta olan diğer uluslararası belge ve anlaşma hükümlerinin bir sınırlaması veya ilgası olarak yorumlanamaz.

Madde 5

İnsan haklarını ve temel özgürlükleri geliştirmek ve korumak amacıyla herkesin, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte, ulusal ve uluslararası düzeyde;

a) Barışçıl biçimde bir araya gelmek veya toplantı yapmak;

b) Hükümet dışı kuruluşlar, dernekler veya gruplar kurmak, bunlara üye olarak girmek ve katılmak;

c) Hükümet dışı veya hükümetlerarası kuruluşlarla ilişki kurmak hakkı vardır.

Madde 6

Herkesin, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte,

a) Yasamaya, yargıya ve yönetime ilişkin ulusal sistemler içinde, hakların ve özgürlüklerin gerçekleştirilmesine olanak verecek tarzda bunlara ulaşma dahil tüm insan hakları ve temel özgürlüklere ilişkin bilgileri elde etmek, araştırmak, almak kabul etmek ve muhafaza etmek;

b) İnsan haklarına ilişkin belgeler ile uygulanabilir uluslararası diğer belgelere uygun olarak tüm insan haklarına ve temel özgürlüklere ilişkin düşünceleri, haberleri ve bilgileri yayınlamak, başkalarına iletmek veya özgürce yaymak;

c) İnsan haklarına ve temel özgürlüklere hem hukuksal olarak hem de pratikte uyulması yönünde inceleme, araştırma, saptama, değerlendirme, bu yollar ve diğer uygun yollarla kamunun dikkatini bu sorun üzerine çekme hakkı vardır.

Madde 7

Herkesin, bireysel olarak veya başkalarıyla birlikte, insan hakları alanında yeni prensip ve düşünceleri tasarlama aynı zamanda onları tartışma ve kabul görmesini sağlama hakkı vardır.

Madde 8

1- Herkesin, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte, ayrımcı olmayan bir temel üzerinde, ülkesinin yönetimine ve kamusal işlerin yürütülmesine etkin bir biçimde katılmaya hakkı vardır.

2- Bu hak özellikle, bireysel olarak veya başkalarıyla birlikte, hareket eden herkes için devletin organ ve kurumlarına, aynı zamanda kamu-sal işlerle uğraşan kuruluşlara, işleyişlerin iyileştirilmesine ilişkin eleştiri ve önerileri sunma ve çalışmalarının insan hakları ve temel özgürlüklerin geliştirilmesi, korunması ve gerçekleştirilme-sini engelleme ve önleme tehlikesi taşıyan tüm yönlerini bildirme hakkını içerir.

Madde 9

1-İnsan hakları ve temel özgürlüklerin kullanılmasında, bu bildirgede amaçlanan insan haklarının korunması ve geliştirilmesinde bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte herkesin, bu hakların ihlal edildiği durumlarda başvuru yapma olanağından etkin bir biçimde faydalan-maya ve korumadan yararlanmaya hakkı vardır.

2- Bu amaçla, hakları ve özgürlükleri ihlal edilen herkesin, kişisel olarak veya yasa tarafın-dan izin verilen temsilcileri aracılığıyla şikayette bulunma ve hukuksal bir otorite önünde veya yasayla kurulan bağımsız, yansız ya da yetkili tüm diğer otoriteler önünde kamuya açık mahkemede şikayetini inceletme ve bu hakları ve özgürlükleri ihlal edildiğinde, yasalar uyarınca bu otoritelerden tazminat dahil olmak üzere zarar-ziyanın telafisini öngören bir karar alma ve aynı zamanda makul bir sürede kararın ve yargı kararının uygulamasına hakkı vardır.

3- Yine bu amaçla herkesin, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte, özellikle:

a) İnsan haklarının ve temel özgürlüklerin ihlali konusunda, şikayet üzerine makul sürede karar vermesi gereken, ulusal olarak yetkili kılınan adli, idari veya yasama otoritelerine veya Devletin hukuksal sistemine uygun olarak kuru-lan yetkili tüm diğer otoritelere dilekçe veya diğer uygun yöntemlerle başvurarak devlet görevlileri ve organlarının politika ve eylemlerini şikayet etme;

b) Ulusal yasalar ile uygulanabilir uluslararası yükümlülük ve taahhütlerin uygunluğu üzerine kanaat oluşturma amacıyla, duruşmalarda, kovuşturmalarda ve kamu davalarında hazır bulunma.

c) İnsan hakları ve temel özgürlüklerin savunulması için nitelikli ve profesyonel bir hu-kuksal yardım veya uygun olan tüm diğer tavsiye ve yardımları sunma ve sağlama hakkı vardır.

4- Yine bu amaçla ve uygulanabilir uluslararası prosedür ve belgelere uygun olarak herkesin, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte, insan hakları ve temel özgürlüklerle ilgili raporları almak ve incelemek için, genel veya özel yetkisi olan uluslararası organlara ulaşma ve bu organlarla hiçbir sınırlama olmaksızın iletişim kurma hakkı vardır.

5- Kendi yargı alanında bulunan tüm topraklarda, insan hakları ve temel özgürlükler ihlalinin varolduğuna inanmak için nedenler bulunduğunda devletin süratli ve yansız bir soruşturma sür-dürmesi veya olayın aydınlığa kavuşması için dava açılmasını dikkatle izlemesi gerekir.

Madde 10

Hiç kimse edimde bulunarak veya gerektiği durumlarda müdahaleden kaçınarak insan haklarının ve temel özgürlüklerin ihlaline katılamaz; kimse bu hak ve özgürlüklerin ihlalini reddettiği için cezalandırılamaz ve tedirgin edilemez.

Madde 11

Herkesin, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte, yasaya uygun olarak iş ve mesleğini yapma hakkı vardır. Meslek ve işi çerçevesinde, başkasının insanlık onuruna, insan haklarına ve temel özgürlüklerine zarar verme riski bulunan herkes bu hak ve özgürlüklere saygılı olmaya ve, iş ve meslek davranış ve etiğine uygun ulusal ve uluslararası normlara uymaya mecburdur.

Madde 12

1- Herkesin, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte, insan hakları ve temel özgürlüklerin ihlaline karşı mücadele etmek için barışçıl etkinliklere katılmaya hakkı vardır.

2- Devlet, bu bildirgede amaçlanan hakların meşru kullanımı çerçevesinde şiddet, tehdit, misilleme eylemi, fiili veya hukuksal ayrımcılık, baskı veya diğer keyfi hareketlere karşı, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte hareket eden tüm kişilerin yetkili otoritelerce korunması için gerekli tüm önlemlerin alınmasını dikkatle izler. Bu bakımdan, herkes, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte, barışçı yollarla, insan haklarının ve temel özgürlüklerin ihlaline neden olan, ve devletin ihmali olan durumlar da dahil olmak üzere, devlete isnat edilebilen etkinlik ve eylemlerle birlikte başka grup ve bireylerce işlenmiş insan hakları ve temel özgürlüklerin kullanılmasıyla ilgili şiddet eylemlerine karşı tepki gösterdiğinde, ulusal yasalarca etkin biçimde korunmaya hakkı vardır.

Madde 13

Herkesin, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte, bu bildirgenin 3. Maddesine uygun olarak, barışçı yollarla, salt insan haklarını ve temel özgürlükleri koruma ve geliştirme amacıyla kaynakları isteme, alma ve kullanma hakkı vardır.

Madde 14

1- Devletin, kendi yargı alanında bulunan tüm kişilere sivil, politik, ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının anlaşılmasını kolaylaştırmak için yasamaya ilişkin, tüzel, yönet-sel ve diğer alanlarda gerekli tedbirleri alma zorunluluğu vardır.

2- Bu tedbirler özellikle:

a) Ulusal yasa ve yönetmelik metinlerinin ve insan haklarına ilişkin uygulanabilir uluslararası temel belgelerin yayınına ve bunlardan geniş bir şekilde yararlanabilmeye,

b) Tarafı olduğu insan haklarına ilişkin uluslararası belgeler uyarınca kurulan organlara devlet tarafından sunulan periyodik raporlar dahil olmak üzere insan hakları alanındaki uluslararası dokümanlara, aynı zamanda incelenen raporların analitik özetleri ile bu organların resmi raporlarına, eşitlik temeli üzerinde, tam ulaşa-bilmeye ilişkin olacaktır.

3- Devlet, kendi yargı alanına giren tüm topraklarda, insan haklarının korunması ve geliştirilmesi için, bir arabulucu, bir insan hakları komisyonu veya başka bir ulusal kurum gibi diğer bağımsız ulusal kurumların kurulması veya atanması ve geliştirilmesini gerektiğinde güvence altına alır ve destekler.

Madde 15

Devletin, tüm öğrenim düzeyle-rinde, insan hakları ve temel özgürlüklerin eği-timini kolaylaştırma ve geliştirme ve avukatların, kolluk güçlerinin, silahlı kuvvetler personeli ile devlet görevlilerinin eğitimlerinden sorumlu olanların öğrenim programlarında insan hakları öğretimine uygun ögelere yer verilmesini dikkatle izleme sorumluluğu vardır.

Madde 16

Bireyler, hükümet dışı kuruluşlar ve uzman kurumların; içerisinde etkinliklerini sürdürdükleri topluluk ve toplumların farklılıklarını göz önünde bulundurarak, uluslar ve tüm ırksal ve dinsel gruplar arasında özellikle anlayış, hoşgörü, barış ve dostluk ilişkilerini daha çok pekiştirmek amacıyla bu alanda sürdürülen, yetiştirme, araştırma gibi etkinlikler çerçevesinde tüm insan hakları ve temel özgürlüklere iliş-kin sorunlarda halkı daha duyarlı kılmaya katkıda bulunmada oynadıkları önemli bir rol vardır.

Madde 17

Bu bildirgede amaçlanan haklar ve özgürlüklerin kullanılmasında, bireysel olarak ve başkalarıyla birlikte hareket eden herkes, sırf başkalarının insan haklarını ve özgürlüklerini tanıma ve saygı gösterme amacıyla, aynı zamanda demokratik bir toplumda ahlak, kamu düzeni ve toplumun genel refahının adil gereklerinin sağlanması amacıyla belli uluslararası yükümlülüklere uygun olarak belirlenen ve yasaca öngörülen sınırlamalara tabidir.

Madde 18

1- Her insanın, kişiliğinin tam ve özgür gelişimini ancak içerisinde gerçekleştirme olanağı bulduğu topluluğa karşı ödevleri vardır.

2- Bireyler, gruplar, kurumlar ve hükümet dışı kuruluşların demokrasinin korunması ve insan haklarının ve temel özgürlüklerin geliştirilmesi korunmasında toplumun, kuruluşların ve demokratik sürecin ilerletilmesi ve geliştirilmesine katkıda önemli bir rolü ve sorumlulukları vardır.

3- Aynı şekilde, bunların kişinin İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve diğer insan hakları belgelerinde belirtilen hak ve özgürlüklerin tam olarak gerçekleştirilebildiği bir sosyal ve ekonomik düzeni ilerletme hakkına katkıda bulunmada önemli bir rolü ve sorumluluğu vardır.

Madde 19

Bu bildirgenin hiçbir maddesi, bir birey, grup veya toplum organı, veya devletin, bildirgede belirtilen haklar ve özgürlüklerin ortadan kaldırılmasını amaçlayan bir etkinliğe girişme veya bu türden bir eylemde bulunmaya hakkı olduğu biçiminde yorumlanamaz.

Madde 20

Aynı şekilde, bu bildirgenin hiçbir maddesi, birey, grup, kurum veya hükümet dışı kuruluşların Birleşmiş Milletler Şartının hükümlerine ters düşen etkinliklerini destekleme veya teşvik etmeye devletlerin izin vereceği biçiminde yorumlanamaz.

İnsan Hakları Savunucularının Korunmasına İlişkin Kılavuz İlkeler

Atık Yönetimi Yönetmeliği

1

Atık Yönetimi Yönetmeliği; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından düzenlenerek 2 Nisan 2015 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. Yönetmelik; 14/3/1991 tarihli ve 20814 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliğini, 14/3/2005 tarihli ve 25755 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliğini ve 5/7/2008 tarihli ve 26927 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliği yürürlükten kaldırmıştır.

“Tehlikeli Atıkların Sınırlar Ötesi Taşınması ve Bertaraf Edilmesinin Kontrolüne İlişkin Basel Sözleşmesi” ilkeleri gözetilerek hazırlanan Yönetmeliğin amacı; atıkların yönetimini çevre ve insan sağlığına zarar vermeksizin sağlamak, atık oluşumunu azaltılmak, atıkların yeniden kullanımı, geri dönüşümü ve geri kazanımını temin etmektir.

ATIK YÖNETİMİ YÖNETMELİĞİ

BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Amaç

MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı;

a) Atıkların oluşumundan bertarafına kadar çevre ve insan sağlığına zarar vermeden yönetiminin sağlanmasına,

b) Atık oluşumunun azaltılması, atıkların yeniden kullanımı, geri dönüşümü, geri kazanımı gibi yollar ile doğal kaynak kullanımının azaltılması ve atık yönetiminin sağlanmasına,

c) Çevre ve insan sağlığı açısından belirli ölçütlere, temel şart ve özelliklere sahip, bu Yönetmeliğin kapsamındaki ürünlerin üretimi ile piyasa gözetimi ve denetimine,

ilişkin genel usul ve esasların belirlenmesidir.

Kapsam

MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik;

a) Ek-4 atık listesinde verilen atıkları,

b) Genişletilmiş üretici sorumluluğu çerçevesinde yönetimi sağlanan elektrikli ve elektronik eşya, ambalaj, araç, pil ve akümülatör ürünlerini,

kapsar.

(2) Bu Yönetmelik hükümleri;

a) Atmosfere salınan gaz emisyonları,

b) Radyoaktif atıkları,

c) Atıksuları,

ç) Kullanılamaz durumdaki patlayıcıları ve atıklarını,

d) Kontamine olmamış hafriyat toprağını,

e) Kazılmamış kirlenmiş (yerinde) toprak,

f) Hayvan kadavralarını, tarımsal amaçlı kullanılan hayvansal dışkıyı,

g) Biyogaz ya da kompost gibi geri kazanım tesisleri ile beraber yakma, yakma veya düzenli depolama tesislerine gönderilen hayvansal atıklar hariç diğer hayvansal yan ürünleri,

ğ) Tarım ormancılık faaliyetlerinde veya doğaya zarar vermeyen ve insan sağlığını tehdit etmeyen prosesler ya da metotlar aracılığıyla biyokütleden enerji üretiminde kullanılan diğer doğal ve zararsız tarımsal veya ormancılık madde ve malzemelerini,

h) Türkiye’nin deniz yetki alanlarında bulunan gemilerin ürettiği atıklar ile yük artıklarının, limanlarda kurulu bulunan atık kabul tesislerine ve/veya atık alma gemilerine verilmesini,

kapsamaz.

(3) Madenlerin aranması, çıkarılması, işleme tabi tutulması veya depolanması sonucu oluşan atıklar ile inşaat ve yıkım atıklarının tanımlanmasında ek-4 atık listesi, tehlikelilik özelliklerinin belirlenmesinde ek-3/A’da verilen tehlikelilik özellikleri ve ek-3/B’de verilen sınır değerler ile bu atıkların yönetiminde ek-2/A ve ek-2/B’de belirtilen atık işleme yöntemleri kullanılır; ancak bu Yönetmeliğin diğer hükümleri uygulanmaz.

Dayanak

MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelik, 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanununun 8, 11, 12 ve 13 üncü maddeleri, 29/6/2001 tarihli ve 4703 sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanun, 29/6/2011 tarihli ve 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (i) bentleri ile 28/12/1993 tarihli ve 3957 sayılı Kanun ile uygun bulunan ve 15/5/1994 tarihli ve 21935 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tehlikeli Atıkların Sınırlarötesi Taşınımının ve Bertarafının Kontrolüne İlişkin Basel Sözleşmesinin 3 üncü maddesi hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar

MADDE 4 – (1) Bu Yönetmelikte geçen;

a) Ambalaj: Hammaddeden işlenmiş ürüne kadar, bir ürünün üreticiden kullanıcıya veya tüketiciye ulaştırılması aşamasında, taşınması, korunması, saklanması ve satışa sunulması için kullanılan herhangi bir malzemeden yapılmış geri dönüşümü mümkün olmayan ürünler de dâhil tüm ürünleri,

b) Akümülatör: Endüstride ve araçlarda otomatik marş, aydınlatma veya ateşleme gücü için kullanılan, şarj edilebilir sekonder hücrelerde kurşunla sülfürik asit arasındaki kimyasal reaksiyon sonucu kimyasal enerjinin doğrudan dönüşümü ile üretilen elektrik enerjisi kaynağını,

c) Ara depolama tesisi: Atıkların ön işlem, geri kazanım veya bertaraf tesislerine ulaştırılmadan önce, atık miktarı yeterli kapasiteye ulaşıncaya kadar güvenli bir şekilde depolandığı tesisi,

ç) Araç: 28/6/2009 tarihli ve 27272 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Motorlu Araçlar ve Römorkları Tip Onayı Yönetmeliği (2007/46/AT) kapsamında yer alan, sürücü dışında en fazla 8 kişilik oturma yeri olan, yolcu taşımaya yönelik motorlu araçları (M1), azami ağırlığı 3500 kilogramı aşmayan motorlu yük taşıma araçlarını (N1) ve 23/12/2004 tarihli ve 25679 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İki veya Üç Tekerlekli Motorlu Araçların Tip Onayı Yönetmeliği (2002/24/AT) kapsamında yer alan, motosiklet ve motorlu bisiklet haricindeki üç tekerlekli araçları,

d) Atık: Üreticisi veya fiilen elinde bulunduran gerçek veya tüzel kişi tarafından çevreye atılan veya bırakılan ya da atılması zorunlu olan herhangi bir madde veya materyali,

e) Atık getirme merkezi: Kaynağında ayrı toplanan atıkların geri kazanıma ve/veya bertarafa gönderilmesi amacıyla bırakıldığı merkezleri,

f) Atık işleme: Atıkların ön işlemler ve ara depolama dâhil olmak üzere ek-2/A ve ek-2/B’deki geri kazanım ya da bertaraf işlemlerini,

g) Atık işleme tesisi: Ön işlem ve ara depolama tesisleri dâhil aktarma istasyonları hariç olmak üzere, atıkları ek-2/A ve ek-2/B’deki faaliyetlerle geri kazanan ve/veya bertaraf eden tesisi,

ğ) Atık listesi: Ek-4’te verilen listeyi,

h) Atık sahibi: Atık üreticisi ya da atığı zilyetliğinde veya mülkiyetinde bulunduran gerçek ve/veya tüzel kişiyi,

ı) Atıkların sınırlar ötesi hareketi: Atıkların ithalat veya ihracatı ile bir devletten başka bir devlete, transit geçiş dâhil olmak üzere sevk edilmesini,

i) Ayrı toplama: Atıkların türlerine ve özelliklerine göre ayrı biriktirilmesini,

j) Atık üreticisi: Faaliyetleri sonucu atık oluşumuna neden olan kişi, kurum, kuruluş ve işletme ve/veya atığın bileşiminde veya yapısında bir değişikliğe neden olacak ön işlem, karıştırma veya diğer işlemleri yapan herhangi bir gerçek ve/veya tüzel kişiyi,

k) Atık yönetimi: Atığın oluşumunun önlenmesi, kaynağında azaltılması, yeniden kullanılması, özelliğine ve türüne göre ayrılması, biriktirilmesi, toplanması, geçici depolanması, taşınması, ara depolanması, geri dönüşümü, enerji geri kazanımı dâhil geri kazanılması, bertarafı, bertaraf işlemleri sonrası izlenmesi, kontrolü ve denetimi faaliyetlerini,

l) Atık yönetim planı: Çevreyle uyumlu bir şekilde atık yönetimini sağlamak üzere hazırlanan kısa ve uzun vadeli program ve politikaları içeren planı,

m) Bakanlık: Çevre ve Şehircilik Bakanlığını,

n) Bakiye atık: İşlenmek üzere atık işleme tesisine kabul edilen atıklardan işlenemeyen veya işlenme sonucunda geriye kalan atıkları,

o) Belediye atıkları: Yönetmeliğin ek-4’ünün 20 kodlu bölümünde tanımlanan ve yönetiminden belediyenin sorumlu olduğu, evlerden kaynaklanan ya da içerik veya yapısal olarak benzer olan ticari, endüstriyel ve kurumsal atıkları,

ö) Bertaraf: İkincil amacı enerji geri kazanımı olsa dahi geri kazanım olarak kabul edilmeyen ve ek-2/A’da yer alan işlemlerden herhangi birini,

p) Biyo-bozunur atık: Park, bahçe ve evler ile lokantalar, satış noktaları, gıda üretim ve benzeri tesislerden kaynaklanan oksijenli veya oksijensiz ortamda bozunmaya uğrayabilen atıkları,

r) Biyo-kurutma: Biyo-bozunur atıkların aerobik çürüme esnasında açığa çıkan ısı ile kurutulmasını,

s) Biyo-metanizasyon: Organik maddelerin anaerobik mikroorganizmalarla ayrışması sırasında meydana gelen çok adımlı biyokimyasal reaksiyonlardan oluşan biyolojik süreci,

ş) Çevre izin ve lisans belgesi: 10/9/2014 tarihli ve 29115 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliğinde düzenlenen belgeyi,

t) Çevre lisansı: Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliğinde düzenlenen geçici faaliyet belgesi/çevre izin ve lisansı belgesini kapsayan lisansı,

u) Elektrikli ve elektronik eşya (EEE): 22/5/2012 tarihli ve 28300 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Atık Elektrikli ve Elektronik Eşyaların Kontrolü Yönetmeliğinin ek-1/A’sında yer alan kategorilere dâhil olan ve alternatif akımla 1000 Volt’u, doğru akımla da 1500 Volt’u geçmeyecek şekildeki kullanımlar maksadıyla tasarlanmış olan, uygun bir biçimde çalışması için elektrik akımına veya elektromanyetik alana bağımlı olan eşyaları ve bu akım ve alanların üretimi, transferi ve ölçümüne yarayan eşyaları,

ü) Geçici depolama: Atıkların, atık üreticisi tarafından işleme tesislerine ulaştırılmadan önce üretildikleri yerde güvenli bir şekilde bekletilmesini,

v) Geçici faaliyet belgesi: Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliğinde düzenlenen belgeyi,

y) Genişletilmiş üretici sorumluluğu: Ürünlerin piyasada serbest dolaşımından ödün vermeden kaynakların etkin kullanımı amacıyla onarım, yeniden kullanım, parçalama ve geri dönüştürme işlemleri de dâhil olmak üzere hayat süreleri boyunca verimli kullanılmasını dikkate alan ve bu kullanımı kolaylaştıran tasarımı, üretimi ve satışı desteklemede kullanılacak yöntemlerden birinin kullanıldığı sorumluluğu,

z) Geri dönüşüm: Enerji geri kazanımı ve yakıt olarak kullanımı ya da dolgu yapmak üzere atıkların tekrar işlenmesi hariç olmak üzere, organik maddelerin tekrar işlenmesi dâhil atıkların işlenerek asıl kullanım amacı ya da diğer amaçlar doğrultusunda ürünlere, malzemelere ya da maddelere dönüştürüldüğü herhangi bir geri kazanım işlemini,

aa) Geri kazanım: Piyasada ya da bir tesiste kullanılan maddelerin yerine ikame edilmek üzere atıkların faydalı bir amaç için kullanıma hazır hale getirilmesinde yer alan ve ek-2/B’de listelenen işlemleri,

bb) Hafriyat toprağı: İnşaat veya arazi düzenlenmesi öncesinde faaliyete konu arazinin hazırlanması aşamasında yapılan kazı ve benzeri faaliyetler sonucunda oluşan kaya ve toprak malzemeyi,

cc) İkili toplama sistemi: Biyo-bozunur atıklar ile geri kazanılabilir atıkların evlerde iki farklı torbada biriktirilmesi ve ayrı olarak toplanmasını,

çç) İl müdürlüğü: Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünü,

dd) İnşaat ve yıkım atıkları: Her türlü alt ve üst yapının; tamiratı, tadilâtı, yenilenmesi, yıktırılması veya herhangi bir afet sebebiyle yıkılması sonucu ortaya çıkan, Yönetmeliğin ek-4 atık listesindeki 17 kodlu atıkları,

ee) Kirleten öder ilkesi: Kirlenme ve bozulmanın önlenmesi, sınırlandırılması, giderilmesi ve çevrenin iyileştirilmesi için yapılan harcamaların kirleten veya bozulmaya neden olanlar tarafından karşılanmasını,

ff) Kompost: Organik esaslı atıkların oksijenli veya oksijensiz ortamda ayrıştırılması suretiyle üretilen ürünü,

gg) Ön işlem: Ayırma işlemi dâhil olmak üzere atıkların hacmini veya tehlikelilik özelliklerini azaltmak, yönetimini kolaylaştırmak veya geri kazanımını artırmak amacıyla atığa uygulanan fiziksel, ısıl, kimyasal veya biyolojik işlemlerden bir veya birkaçını,

ğğ) Önleme: Ürünlerin yeniden kullanılması veya kullanım ömürlerinin uzatılması ile atık miktarının azaltılması, ürün üretiminde zararlı maddelerin azaltımı ve üretilen atığın çevre ve insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinin en aza indirilmesine ilişkin herhangi bir madde ya da malzeme atık haline gelmeden önce alınacak tedbirleri,

hh) Poliklorlubifenil (PCB): Poliklorluterfenil (PCT), Monometil-tetra-kloro-difenil metanı, monometil-dikloro-difenil metanı veya monometil-dibromo-difenilmetanı, ve 50 ppm’den daha fazla miktarda; poliklorlubifenil (PCB), poliklorluterfenil (PCT), monometil-tetra-kloro-difenil metanı, monometil-dikloro-difenil metanı veya monometil-dibromo-difenil metanı içeren karışımını,

ıı) Pil: Hücrelerde kimyasal reaksiyon sonucu oluşan kimyasal enerjinin doğrudan dönüşümü ile üretilen elektrik enerjisi kaynağını,

ii) Piyasa gözetimi ve denetimi: Bakanlık tarafından, bu Yönetmelik kapsamında yer alan ürünlerin piyasaya arzı veya dağıtımı aşamasında veya ürün piyasada iken ilgili teknik ve hukuki düzenlemeye uygun olarak üretilip üretilmediğinin, güvenli olup olmadığının denetlenmesi veya denetlettirilmesini,

jj) Tehlikeli atık: Ek-3/A’da yer alan tehlikeli özelliklerden birini ya da birden fazlasını taşıyan, ek-4’te altı haneli atık kodunun yanında yıldız (*) işareti bulunan atıkları,

kk) Tehlikesiz atık: Ek-4 atık listesinde yıldız (*) işareti bulunmayan atıkları,

ll) Toplama: Atıkların ayrı toplandığı yerlerden taşınması amacıyla alınmasını,

mm) Toplama-ayırma tesisi: Atıkların toplandığı ve cinslerine göre sınıflandırılarak ayrıldığı atık işleme tesisini,

nn) Ulusal atık taşıma formu (UATF): Atığın bulunduğu yerden atık işleme tesisine kadar taşıma işlemlerinde kullanılan, kayıt ve beyanları içeren formu,

oo) Üretici: 6/3/2011 tarihli ve 27866 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Mesafeli Sözleşmelere Dair Yönetmelik kapsamındaki mesafeli sözleşmeler ile yapılan satışlar da dâhil olmak üzere, satış yöntemine bağlı olmaksızın;

1) Kendi markasıyla ürün üreten ve satan,

2) Kendi markasıyla başka tedarikçiler tarafından üretilen ürünleri satan,

3) Ticari amaçlarla ürün ithal eden

gerçek ve/veya tüzel kişileri,

öö) Yeniden kullanım: Ürünlerin ya da atık olmayan bileşenlerin tasarlandığı şekilde aynı amaçla kullanıldığı herhangi bir işlemi,

pp) Yeniden kullanıma hazırlama: Atık olan ürün veya ürün bileşenlerinin başka ön işleme tabi olmasına gerek kalmadan temizleme, onarım ya da kontrol işlemleri ile tasarlandığı şekle getirilmesini,

rr) Yetkilendirilmiş kuruluş: Üretici, ithalatçı ve piyasaya sürenlerin sorumluluğu kapsamında yükümlülük getirilen üreticiler, ithalatçılar ve piyasaya sürenler, ürünlerinin faydalı kullanım ömrü sonucunda oluşan atıklarının toplanması, taşınması, geri kazanımı, geri dönüşümü ve bertaraf edilmelerine dair yükümlülüklerinin yerine getirilmesi ve bunlara yönelik gerekli harcamalarının karşılanması, eğitim faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi amacıyla Bakanlığın koordinasyonunda bir araya gelerek oluşturdukları tüzel kişiliği haiz birlikleri,

ifade eder.

İKİNCİ BÖLÜM
Genel İlkeler, Görev, Yetki ve Yükümlülükler
Genel ilkeler

MADDE 5 – (1) Atık yönetimine ilişkin genel ilkeler şunlardır:

a) Atık üretiminin ve atığın tehlikelilik özelliğinin;

1) Doğal kaynakların olabildiğince az kullanıldığı temiz teknolojilerin geliştirilmesi ve kullanılması,

2) Üretim, kullanım, geri kazanım veya bertaraf aşamalarında çevre ve insan sağlığına en az zarar verecek şekilde ürünlerin tasarlanması, pazarlanması,

3) Daha dayanıklı, yeniden kullanılabilir ve geri dönüştürülebilir ürünlere odaklanan teknolojiler ile atık üretimine ve atık içerisinde bulunan zararlı maddelere yönelik, ürün çevresel tasarım yaklaşımının oluşturulması,

suretiyle önlenmesi ve azaltılması esastır.

b) Atık üretiminin kaçınılmaz olduğu durumlarda atıkların; yeniden kullanımı, geri dönüşümü ve ikincil hammadde elde etme amaçlı diğer işlemler ile geri kazanılması, enerji kaynağı olarak kullanılması veya bertaraf edilmesi esastır. Atıkların alternatif hammadde ve ek yakıt olarak kullanılmasına ilişkin esaslar Bakanlıkça belirlenir.

c) Doğal kaynak ve enerji kullanımının azaltılmasına yönelik olarak geri kazanılmış ürünlerin kullanımının özendirilmesi esastır.

ç) Atıkların kaynağında ayrı toplanması, geçici depolanması, taşınması ve işlenmesi sırasında su, hava, toprak, bitki, hayvan ve insanlar için risk yaratmayacak, gürültü, titreşim ve koku yoluyla rahatsızlığa neden olmayacak, doğal çevrenin olumsuz etkilenmesini önleyecek ve böylece çevre ve insan sağlığına zarar vermeyecek yöntem ve işlemlerin kullanılması esastır.

d) Bakanlık, atık işleme tesislerine yönelik temiz üretim teknolojilerinin kullanımını sağlayacak mekanizmaları oluşturur.

e) Farklı türdeki atıkların kaynağında/üretildikleri yerde diğer atıklarla karıştırılmaksızın, sınıflandırılarak ayrı toplanması esastır.

f) Atıkların, Bakanlıkça belirlenen esaslar dışında farklı bir yöntemle toplanması ve ayrılması yasaktır.

g) Mevzuatta lisans alma zorunluluğu getirilen atık türlerini taşıyacak araçlar için taşıma lisansı alınması zorunludur. Lisans şartı aranmaksızın taşınan atıkların, ömrünü tamamlamış araçlar hariç görünüş, koku, toz, sızdırma ve benzeri faktörler yönünden çevreyi kirletmeyecek şekilde kapalı araçlarda taşınması zorunludur. Atıkların taşınmasına ilişkin esaslar Bakanlıkça belirlenir.

ğ) Serbest bölgelerde kurulu bulunanlar da dâhil olmak üzere, ek-2/A’da ve ek-2/B’de belirtilen faaliyetleri yapan gerçek ve/veya tüzel kişiler Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği doğrultusunda Bakanlık/il müdürlüğünden geçici faaliyet belgesi/çevre izin ve lisansı belgesi almakla, tehlikesiz atık toplama-ayırma tesisi için ise il müdürlüğünden izin almakla yükümlüdürler.

h) Atıklar, bu maddenin birinci fıkrasının (ç) bendinde belirtilen şartlara uyulmak kaydıyla üretildikleri yerde geri kazanılabilir. Bakanlık, kendi atıklarını, üretildiği yerde, kendi prosesinde enerji geri kazanımı hariç geri kazanan tesisleri çevre lisansı uygulamasından muaf tutmaya yetkilidir. Çevre lisansı uygulamasından Bakanlıkça muaf tutulan tesislerin atık yönetim planında miktar ve türe ilişkin bilgileri vermesi ve atık geri kazanımı, atık yönetimi ile ilgili mevzuat hükümlerine uyması gerekmektedir.

ı) Atıkların, Bakanlık ve/veya il müdürlüğünden izin ve/veya çevre lisansı almış tesisler, üretici/yetkilendirilmiş kuruluşlar, atık taşımaya yetkili/lisanslı taşıyıcılar dışında üçüncü kişiler tarafından ticari amaçlar ile toplanması, satışı, geri kazanılması ve/veya bertaraf edilmesi, diğer maddelerle ve yakıtlara karıştırılarak yakılması yasaktır.

i) Atıkların üretildikleri/bulundukları yere en yakın ve en uygun tesise en hızlı şekilde ulaştırılarak, uygun yöntem ve teknolojiler kullanılarak işlenmesi esastır.

j) Atıkların yakılarak bertaraf edilmesinde 6/10/2010 tarihli ve 27721 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Atıkların Yakılmasına İlişkin Yönetmelik hükümleri uygulanır.

k) Atıkların düzenli depolama yöntemi ile bertaraf edilmesinde, 26/3/2010 tarihli ve 27533 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmelik hükümleri uygulanır.

l) Atıklar fiziksel, kimyasal ve biyolojik ön işlemler haricinde kesinlikle doğrudan başka bir madde veya atıkla karıştırılamaz ve/veya seyreltilemez.

m) Atıkların geçici depolanması atığın üretildiği tesis/kuruluş sınırları içinde yapılır.

n) Atıkların üretiminden ve yönetiminden sorumlu kişi, kurum ve kuruluşlar, atık yönetiminin her aşamasında atıkların çevre ve insan sağlığına zarar vermesini önleyecek tedbirleri almakla yükümlüdür.

o) Bu Yönetmelik veya diğer hukuki düzenlemeler ile atık yönetim planını hazırlama yükümlülüğü verilen gerçek ve/veya tüzel kişi, atık yönetim planını hazırlayarak sunmak ve onaylatmak/uygun görüş almakla yükümlüdür.

ö) Atıkların toprağa, denizlere, göllere, akarsulara ve benzeri alıcı ortamlara dökülmesi, doğrudan dolgu yapılması ve depolanması suretiyle çevrenin kirletilmesi yasaktır.

p) Belediye atıklarının yönetimi, iklim, nüfus, atık miktarı, coğrafi koşullar, optimum taşıma mesafesi göz önünde bulundurularak en geniş bölgenin faydalanabileceği şekilde bölgesel düzeyde sağlanır.

r) Belediye atıklarının hacminin azaltılması, kısmen enerji veya maddesel geri kazanımının sağlanması ve nihai bertarafı amacıyla çevre ile uyumlu fiziksel, kimyasal, biyolojik veya termal teknolojilerin kullanılması esastır.

s) Biyo-bozunur atıklar, geri kazanılabilir atıklarla karıştırılmadan ikili toplama sistemiyle kaynağında ayrı toplanır ve ikili toplama sistemi kurulur.

ş) Belediye atıklarının, toplanması, taşınması ve bertaraf yükümlülüğü ile yönetimi, ilgili mevzuatta tanımlanan kurum ve kuruluşlarca sağlanır veya sağlattırılır.

t) Belediyelerin, kuracakları ve/veya kurdurtacakları atık işleme tesislerine ait teknoloji ve projelerin uygulanmasına ilişkin Bakanlıktan uygun görüş alması zorunludur.

u) Belediye atıklarının taşınmasının ekonomik olmasının sağlanması amacıyla taşıma hattında trafik yüküne neden olmayacak şekilde çevresel önlemler alınarak uygun yerlerde aktarma istasyonları kurulabilir. Bu istasyonlarda toplanan atıkların atık işleme tesislerine taşınması sağlanır. Aktarma istasyonlarının koku, toz, gürültü ve görünüş yönünden çevreyi kirletmemesi için, boşaltma işleminin yapıldığı yerlerin, kapalı olarak inşa edilmesi zorunludur.

ü) Tehlikeli atıkların neden olduğu çevresel kirlenme ve bozulmadan kaynaklanan zararlardan dolayı tehlikeli atığın toplanması, taşınması, geçici ve ara depolanması, geri kazanımı, yeniden kullanılması ve bertarafı faaliyetlerinde bulunanlar müteselsilen sorumludurlar. Sorumluların bu faaliyetler sonucu meydana gelen zararlardan dolayı genel hükümlere göre de tazminat sorumluluğu saklıdır. Atıkların yönetiminden sorumlu kişilerin çevresel zararı durdurmak, gidermek ve azaltmak için gerekli önlemleri almaması veya bu önlemlerin yetkili makamlarca doğrudan alınması nedeniyle kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan ve/veya yapılması gereken harcamalar, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre atıkların yönetiminden sorumlu olanlardan tahsil edilir.

(2) Atıklar doğrudan kanalizasyon sistemine boşaltılmaz, doğrudan havaya verilmez, düşük sıcaklıklarda yakılmaz, diğer atıklar ile karıştırılmaz.

(3) Bu Yönetmelik kapsamında yer alan ürünlerin çevre ve insan sağlığına zarar vermeyecek şekilde piyasaya arz edilmesi esastır. Tüketicilerin tehlikeli ürünlerden korunması ve ticari işletmelerin mevzuata uygun ve güvenli ürünlerin piyasaya arz edilmesi ile ilgili yasal yükümlülüklerini yerine getirmesini sağlamak amacıyla ilgili teknik ve hukuki düzenlemeler çerçevesinde piyasa gözetimi ve denetimi yapılabilir. Piyasa gözetimi ve denetimi yapılacak ürünlere ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça düzenlenir.

(4) Bu Yönetmeliğin ek-4 atık listesinde tanımlanan atıkların yönetimi ile gemi geri dönüşümüne ilişkin esaslar Bakanlıkça belirlenir.

(5) Atıklar, bir ara depolama tesisinden bir başka ara depolama tesisine gönderilemez. Bu tesise kabul edilen atıklar süresi içerisinde ön işlem, geri kazanım ve/veya bertaraf tesislerine gönderilir.

(6) Ara depolama ile toplama-ayırma tesisleri hariç olmak üzere çevre lisansı bulunan ön işlem, geri kazanım ve/veya bertaraf tesisleri kabul ettikleri atıkları işlem yapmaksızın başka bir tesise Bakanlık onayı olmadan gönderemez.

(7) Atık yönetiminden sorumlu olan taraflar, üretimden bertarafa kadar olan süreçte ürünlerin ve atıkların çevreye olan olumsuz etkilerinin azaltılması ve güvenli bir şekilde yönetilmesi amacıyla ilgili personeline eğitim vermek/verdirtmekle, kamuoyunda farkındalık yaratmakla, atık yönetimine ilişkin duyarlılığı geliştirmek üzere sosyal sorumluluk projeleri ve çevre eğitim projeleri yapmakla/katkı sağlamakla, yazılı ve görsel basında spot yayınlar yapmakla veya bu amaçla yapılan çalışmalara katkı sağlamakla yükümlüdürler.

(8) Kamu kurum ve kuruluşlarının faaliyetleri ve bakım işlemlerinden kaynaklanan atıkların izin/çevre lisansı almış olan tesislere gönderilmesi zorunludur.

Bakanlık görev ve yetkileri

MADDE 6 – (1) Bakanlık;

a) Atıkların çevreyle uyumlu bir şekilde yönetimini sağlayan program ve politikaları saptamak, kılavuzlar hazırlamak, eğitim düzenlemek/düzenlettirmekle, bu Yönetmeliğin uygulanmasına yönelik işbirliği, koordinasyonu sağlamak ve gerekli idari tedbirleri almakla,

b) Atıkların oluşumundan bertarafına kadar yönetimlerini kapsayan tüm faaliyetlerin izlemesini, kontrolünü ve denetimlerini yapmakla ve genişletilmiş üretici sorumluluğu kapsamındaki ürünlerin çevresel açıdan yurt içi piyasaya sürülmesine yönelik kriterleri belirlemekle,

c) Atıkların çevreyle uyumlu bir şekilde yönetimine ilişkin teknoloji ve yönetim sistemlerinin kurulmasında ulusal ve uluslararası koordinasyonu sağlamakla,

ç) Atık işleme tesislerine çevre lisansı vermekle,

d) Genişletilmiş üretici sorumluluğu ile atık yönetimi konusunda çevrimiçi bildirim ve beyan programları hazırlamak/hazırlatmak ve programların kullanım esaslarını belirlemekle,

e) Atıkların sınırlar ötesi hareketi ve bertarafına ilişkin uluslararası çalışmaları yürütmek, ilgili bildirim ve taşımacılık belgelerini değerlendirmek, atık ihracatına ilişkin faaliyetleri onaylamak, uluslararası bilgi değişimini sağlamak, kaza durumunda ilgili ülkeleri haberdar etmekle,

f) Ulusal, bölgesel ve/veya yerel atık yönetim planı hazırlamak veya hazırlatmak ve halkın bilgilenmesini sağlamakla,

g) Atık yönetim planı hazırlanmasına, uygulanmasına ve izlenmesine ilişkin usul ve esasları belirlemekle,

ğ) Sunulan atık yönetim planlarını değerlendirerek, uygulanmasını sağlamak/sağlattırmakla,

h) Kurum ve kuruluşların yetkilendirilme esaslarını belirlemekle, yetkilendirmekle, yetkilendirilen kuruluşları denetlemekle, bu Yönetmeliğe ve yetkilendirme esaslarına aykırılık halinde gerekli yaptırımın uygulanmasını sağlamakla ve yetkiyi iptal etmekle,

ı) Çevre lisansı muafiyetine tabi tesisleri kayıt altına almakla,

i) UATF’lerin kullanımına ve atıkların taşınmasına ilişkin usul ve esasları belirlemekle,

j) İkili toplama sistemi ve atık getirme merkezi ile ilgili usul ve esasları belirlemekle,

k) Yan ürün olarak değerlendirilebilecek, bu Yönetmeliğin 19 uncu maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan özelliklere haiz atıklar için yapılan başvuruları değerlendirmekle,

l) Atık yönetimi faaliyetlerini denetlemekle,

yükümlüdür.

(2) Bakanlık, gerekli gördüğü durumlarda birinci fıkrada belirtilen yetkilerini il müdürlüklerine devredebilir.

İl müdürlüklerinin görev ve yetkileri

MADDE 7 – (1) İl müdürlükleri;

a) Bu Yönetmeliğin uygulanmasına yönelik işbirliği ve koordinasyonu sağlamak, denetim yapmakla,

b) Atık yönetimi kapsamındaki faaliyetlere ilişkin Mahalli Çevre Kurulunda alınan kararları Bakanlığa bildirmekle,

c) İl sınırları içinde faaliyette bulunan üreticileri/atık üreticilerini tespit ederek, çevrimiçi bildirim ve beyan uygulamalarına kayıt ve beyanlarını sağlatmak ve periyodik olarak denetlemekle,

ç) Atık yönetimi konusunda çevrimiçi uygulamalara ilişkin iş ve işlemleri yürütmekle,

d) Atıkların oluşumundan bertarafına kadar yönetimlerini kapsayan tüm faaliyetlerin kontrolünü ve denetimlerini yapmakla, uygunsuzluk halinde gerekli yasal işlemleri yapmak ve Bakanlığa bilgi vermekle,

e) Geçici depolama alanlarına izin vermek ve denetlemekle,

f) Tehlikesiz atık toplama-ayırma tesislerine izin vermek ve denetlemekle,

g) Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliğinde sorumlu olduğu atık işleme tesislerine çevre lisansı vermek ve denetlemekle,

ğ) İl sınırları içerisindeki atık işleme tesislerinin izin/çevre lisansı koşullarına uygun çalışmadığının tespiti halinde gerekli yasal işlemleri yapmak ve Bakanlığa bilgi vermekle,

h) Atık taşınması ile ilgili faaliyet gösteren firmalara ve araçlara taşıma lisansı vermekle, bu lisansa esas faaliyetlerini kontrol etmekle, iptal etmekle veya yenilemekle, UATF ile ilgili prosedüre uymakla,

ı) Atıkların taşınması sırasında meydana gelebilecek kazalarda her türlü acil önlemi aldırmakla, gerekli koordinasyonu sağlamak ve kaza raporlarını yıllık olarak değerlendirerek takip eden yılın Mart ayı sonuna kadar Bakanlığa bildirmekle,

i) Atıkların Yakılmasına İlişkin Yönetmelik ve Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmelik hükümleri kapsamında değerlendirilen tesislerin imar planına işlenmesini sağlamakla,

j) Sunulan atık yönetim planlarını değerlendirerek onaylamakla ve uygulanmasını sağlamak/sağlattırmakla,

k) Atık üreticilerinin Bakanlığın çevrimiçi uygulamalarını kullanarak göndermekle yükümlü olduğu bir önceki yılın bilgilerini içeren atık beyan formunu çevrimiçi uygulama üzerinden değerlendirmek ve gerekli düzeltmelerin yapılmasını sağlamakla,

l) Bu Yönetmelikle sorumluluk verilen taraflar için eğitim faaliyetleri düzenlemekle,

m) Serbest bölgelerden her atık çıkışına dair değerlendirme yaparak onay vermekle,

yükümlüdür.

Belediyelerin görev ve sorumlulukları

MADDE 8 – (1) Büyükşehir belediyeleri, büyükşehir ilçe belediyeleri, il, ilçe ve belde belediyeleri;

a) Sorumlulukları çerçevesinde atık işleme tesislerini kurmak/kurdurmakla, işletmek/işlettirmekle, ilgili tesislere çevre lisansı almak/aldırmakla,

b) Atıkların yönetimi kapsamında, bu Yönetmelikle sorumluluk verilen taraflarla birlikte bilinçlendirme ve eğitim faaliyetleri yapmak veya katkıda bulunmakla,

c) Atık yönetimi ile görevli personelin periyodik olarak eğitimini sağlamakla, sağlık kontrolünden geçirmekle, mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dâhil her türlü tedbirin alınması ve organizasyonunun yapılması ile gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapmakla ve diğer koruyucu, önleyici tedbirleri almakla,

ç) Yönetiminden sorumlu olduğu atıkların taşımasında kullandıkları araçların kaydını tutmakla, araç takip sistemi kurmakla ve talep edilmesi halinde kayıtları Bakanlığa ve il müdürlüğüne sunmakla,

yükümlüdürler.

(2) Büyükşehir belediyeleri;

a) Bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen hükümlere uymakla,

b) Yönetiminden sorumlu olduğu atıkların oluşumunun önlenmesi ve atık azaltımını da içeren atık yönetim planlarının ilçe belediyeleri ile hazırlanmasını koordine etmek, Bakanlığa sunmak ve bu plan doğrultusunda çalışmaların yürütülmesini sağlamak, gerekli önlemleri almakla,

c) İlçe belediyeleri tarafından bu Yönetmelik kapsamında yürütülen çalışmalarda koordinasyonu sağlamak ve desteklemekle,

ç) Atıkların Yakılmasına İlişkin Yönetmelik ve Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmelik hükümleri kapsamında değerlendirilen tesisleri imar planına işlemekle,

d) Yönetiminden sorumlu olduğu atıkların yetkili olmayan kişiler tarafından aktarma istasyonundan taşınmasını ve işlenmesini önlemek amacıyla gerekli tedbirleri almakla,

yükümlüdürler.

(3) Büyükşehir ilçe belediyeleri;

a) Bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen hükümlere uymakla,

b) Yönetiminden sorumlu olduğu atıkların oluşumunun önlenmesi ve atık azaltımını da içeren atık yönetim planlarını hazırlamak, Bakanlığa sunmak, bu plan doğrultusunda çalışmaları yürütmek ve gerekli önlemleri almakla,

c) Büyükşehir belediyesinin atık yönetim planlarının hazırlanmasına katkı sağlamakla,

ç) Belediye atıkları ile ilgili mevzuat kapsamında yönetiminden sorumlu olduğu atıkları kaynağında ayrı toplamak/toplattırmakla, aktarma istasyonuna taşımakla ve ikili toplama sistemi ile atık getirme merkezi kurmak/kurdurtmakla, toplanan atıklara ilişkin bilgi ve belgeleri Bakanlığa sunmakla,

d) Yönetiminden sorumlu olduğu atıkların yetkili olmayan kişiler tarafından toplanmasını, taşınmasını ve işlenmesini önlemek amacıyla gerekli tedbirleri almakla,

yükümlüdürler.

(4) İl, ilçe ve belde belediyeleri;

a) Bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen hükümlere uymakla,

b) Yönetiminden sorumlu olduğu atıkların oluşumunun önlenmesi ve atık azaltımını da içeren atık yönetim planlarını hazırlamak, il müdürlüğüne sunmak, bu plan doğrultusunda çalışmaları yürütmek ve gerekli önlemleri almakla,

c) Atıkların Yakılmasına İlişkin Yönetmelik ve Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmelik hükümleri kapsamında değerlendirilen tesisleri imar planına işlemekle,

ç) Belediye atıkları ile ilgili mevzuat kapsamında yönetiminden sorumlu olduğu atıkları kaynağında ayrı toplamak/toplattırmakla ve ikili toplama sistemlerini kurmak/kurdurtmakla, toplanan atıklara ilişkin bilgi ve belgeleri Bakanlığa sunmakla,

d) Bakanlığın belirleyeceği esaslara uygun olarak atık getirme merkezi kurmak/kurdurtmakla,

e) Yönetiminden sorumlu olduğu atıkların yetkili olmayan kişiler tarafından toplanmasını, taşınmasını ve işlenmesini önlemek amacıyla gerekli tedbirleri almakla,

yükümlüdürler.

Atık üreticisinin ve atık sahibinin yükümlülükleri

MADDE 9 – (1) Atık üreticisi;

a) Atık üretimini en az düzeye indirecek şekilde gerekli tedbirleri almakla,

b) Atıklarını ayrı toplamak ve geçici depolamakla,

c) Ürettiği atıklara ve atıkların önlenmesi ile azaltılmasına yönelik olarak hazırlamakla yükümlü olduğu atık yönetim planını hazırlayarak sunmakla,

ç) Ürettiği atıklar için Bakanlıkça belirlenen esaslar doğrultusunda kayıt tutmak ve uygun ambalajlama ve etiketleme yapmakla,

d) Belediye atıklarını, ilgili mevzuat kapsamında toplama, taşıma ve bertaraf yükümlülüğü verilmiş kurum ve kuruluşların belirlediği şekilde konut, işyeri gibi üretildikleri yerlerde çevre ve insan sağlığını bozmayacak şekilde kapalı olarak muhafaza ederek, toplamaya hazır etmekle,

e) Bu Yönetmeliğin ek-4’ünde (M) işareti ile tanımlanan ve ek-3/B’de belirtilen özellikleri içermediği iddia edilen atıkların Bakanlıkça yetkilendirilmiş laboratuvarlarca yapılan analizlerle tehlikesiz olduğunu belgelemekle,

f) Bu Yönetmelik hükümlerine uygun olarak izin alınması zorunlu olan geçici depolama alanları için il müdürlüğünden izin almakla,

g) Atıklarını bu Yönetmelik hükümleri ve Bakanlıkça belirlenen esaslara uygun olarak izin/çevre lisansı almış atık işleme tesislerine göndermekle,

ğ) Atık beyan formunu bir önceki yıla ait bilgileri içerecek şekilde her yıl Ocak ayı itibariyle başlamak üzere en geç Mart ayı sonuna kadar Bakanlıkça hazırlanan çevrimiçi uygulamalar kullanarak doldurmak, onaylamak, çıktısını almak ve beş yıl boyunca bir nüshasını saklamakla, askeri birlik ve kurumlar ise yazılı olarak belirtilen sürede Millî Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığınca Bakanlığa göndermek ve beş yıl boyunca bir nüshasını saklamakla,

h) UATF kullanımı zorunlu olan atıklar için UATF kullanarak atık işleme tesislerine göndermekle ve ilgili iş ve işlemlere uymakla,

ı) Atık işleme tesisinin atığı kabul etmemesi durumunda, taşıyıcıyı başka bir tesise yönlendirmekle veya taşıyıcının atığı geri getirmesini sağlayarak, uygun bir tesiste atığın işlenmesini sağlamakla,

i) Ürettikleri atıkların toplanması, taşınması ve geçici depolanması gibi işlemlerden sorumlu olan çalışanlarının eğitimini sağlamakla, sağlık ve güvenlik ile ilgili her türlü tedbiri almakla,

j) Kaza sonucu veya kasti olarak atıkların dökülmesi ve benzeri olaylar sonucu meydana gelen kirliliğin önlenmesi amacıyla, atığın türüne bağlı olarak olayın vuku bulduğu andan itibaren en geç bir ay içinde olay yerinin eski haline getirilmesi ve tüm harcamaların karşılanmasıyla,

k) Kaza sonucu veya kasti olarak atıkların dökülmesi ve benzeri olaylar vuku bulduğunda il müdürlüğünü bilgilendirmek ve kaza tarihi, kaza yeri, atığın türü ve miktarı, kaza sebebi, atık işleme türü ve kaza yerinin rehabilitasyonuna ilişkin bilgileri içeren raporu il müdürlüğüne 3 iş günü içinde sunmakla,

l) Yan ürün olarak değerlendirilebilecek bu Yönetmeliğin 19 uncu maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan özelliklere haiz atıklar için uygunluk almak üzere Bakanlığa başvurmakla,

m) Atığın niteliğinin belirlenmesi, toplanması, taşınması ve işlenmesi için yapılan harcamaları karşılamakla,

yükümlüdür.

(2) Atık sahibi, atıklarını bu Yönetmelikte belirtilen hükümlere uygun olarak yönetmekle yükümlüdür.

Atık işleme tesislerinin yükümlülükleri

MADDE 10 – (1) Atık işleme tesisleri;

a) Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği kapsamında geçici faaliyet belgesi/çevre izin ve lisansı belgesi almakla, belirlenen şartlara uymakla,

b) Acil durumlarda alınacak önlemlerle ilgili personelin eğitimini sağlamakla, acil durum söz konusu olduğu zaman Bakanlığa ve il müdürlüğüne bilgi vermekle,

c) Tesisin risk taşıyan bölümlerinde çalışan personelin işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamak, bu bölümlere izinsiz olarak ve yetkili kişilerin dışında girişleri önlemekle,

ç) Tesisin işletilmesi ile ilgili her bir bölümün çalışma planını hazırlayarak uygulamakla,

d) Tesisin faaliyetleri sonucu oluşan atıklar ile bakiye atıklarının bu Yönetmelikte belirtilen hükümlere uygun olarak yönetimini sağlamakla,

e) UATF kullanılması zorunlu olan atıklar için, tesisine kabul edeceği atığın UATF’de belirtilen atık tanımına uygunluğunu tesise girişte tespit etmekle, kabul ettiği atığın taşıma formunu imzalamak ve on beş gün içinde atık üreticisine göndermekle, UATF ile ilgili olarak atık üreticisi ile arasında uyuşmazlık çıkması halinde, bu uyuşmazlık giderilemezse on beş gün içinde, uyuşmazlığı Bakanlığa bildirmekle, taşıma formu olmaksızın atık kabul etmesi halinde Bakanlığa ve il müdürlüğüne bilgi vermekle,

f) Çevrimiçi programlara kayıt olmak ve tesisine kabul ettiği, işlediği, bakiye olarak oluşturduğu atıklar ile atık işleme faaliyeti neticesinde oluşturduğu/ürettiği ürünlerin bilgisini içeren kütle-denge bilgisini hazırlamak ve çevrimiçi programı kullanarak bildirim yapmakla,

g) Bakiye atıkları ile ilgili olarak Yönetmelikte atık üreticilerine verilen yükümlülükleri yerine getirmekle,

ğ) Kapatılmadan önce, kapatma sonrası gereken çevre koruma işlemlerini gerçekleştireceğine ve tesisteki tüm atıkların ne şekilde değerlendirileceğine ilişkin bilgi ve taahhütname vermekle,

h) Tesisin kapatılması için kapatma planı hazırlayarak yüz seksen gün önceden Bakanlığa başvurmak ve onay almakla,

ı) Yangına karşı güvenlik önlemlerine yönelik bağlı olduğu belediyeden itfaiye raporu almakla,

yükümlüdür.

(2) Atıkların Yakılmasına İlişkin Yönetmelik ve Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmelik kapsamına giren tesisler, işletme planlarını Bakanlığa sunmakla ve uygun görüş almakla yükümlüdür. Değişiklik olması halinde işletme planları yenilenir ve Bakanlığa sunulur.

(3) Biyo-kurutma, kompost ve biyo-metanizasyon tesisleri;

a) Bu maddenin birinci fıkrasının (a), (b), (c), (ç), (d), (f), (g), (ğ) ve (h) bentlerinde belirtilen hükümlere uymakla,

b) Düzenli depolama tesisi sınırları içerisinde kurulanlar hariç olmak üzere, tesisin yerleşim alanlarına en yakın mesafesinin 250 metre olacak şekilde yer seçimini ve alıcı ortamın, toprağın, yüzeysel suların ve yeraltı sularının kirlenmesini önleyecek şekilde tasarımını yapmakla,

c) Tesisten kaynaklanabilecek koku, toz, sızıntı suyu, gaz ve benzeri olumsuz etkileri asgari düzeye indirmek için her türlü önleyici tedbir almakla,

ç) Atıkların belirlenmiş olan kriterlere uygun şekilde tesise kabul edildiğinin ve işlendiğinin kontrol edilmesi için gerekli sistemleri kurmakla,

d) İşletme planını Bakanlığa sunmakla, uygun görüş almakla, planda değişiklik olması durumunda, revize işletme planını 1 ay içerisinde Bakanlığa sunmakla,

e) İşletme sürecinde sera etkisi de dâhil olmak üzere tesisten kaynaklanabilecek gazların toplanması, işlenmesi ve kullanılması işlemlerini çevre ve insan sağlığına zarar vermeyecek şekilde yapmakla,

f) Tesise gelen atıklar için ön depolama ve dengeleme görevi yapan ön depoyu kapalı olarak inşa etmekle,

g) Tesise gelen ve işlenmeye uygun olmayan atıklar ile tesisten çıkan ve kullanıma uygun olmayan ürünleri ilgili mevzuata uygun olarak bertaraf etmekle,

yükümlüdür.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Atık Listesi, Atığın Listede Tanımlanması ve Geçici Depolama
Atık listesi ve atığın listede tanımlanması

MADDE 11 – (1) Bu Yönetmeliğin kapsamında yer alan atıkların listesi ek-4’te verilmektedir. Atık listesinde (*) ile işaretlenmiş atıklar tehlikeli atıktır. Tehlikeli atıklar, ek-3/A’da listelenen özelliklerden bir veya daha fazlasına sahip atıklardır. Atık listesinde (A) işaretli atıklar, ek-3/B’de yer alan tehlikeli atık konsantrasyonuna bakılmaksızın tehlikeli atık sınıfına girer. (M) işaretli atıkların tehlikelilik özelliklerinin belirlenmesi gerekir. Bu amaçla yapılacak çalışmalarda, ek-3/A’da listelenen özelliklerden H3-H8 ile H10 ve H11 ile ilgili değerlendirmeler, ek-3/B’de yer alan konsantrasyon değerleri esas alınarak yapılır.

(2) Atık listesinde yer alan atıklar, altı haneli atık kodlarıyla ve ilgili iki haneli ve dört haneli bölüm kodları ile bütün olarak tanımlanır.

(3) Atıklar ile ilgili yapılacak bütün çalışmalarda, atığın tanımına karşılık gelen altı haneli atık kodunun tam olarak kullanılması zorunludur.

(4) Atık listesi ve atıkların tehlikelilik özelliklerinin belirlenmesine ilişkin kılavuzlar Bakanlık tarafından hazırlanır.

(5) Atıkların tehlikelilik özelliklerinin belirlenmesi amacıyla yapılacak çalışmalarda malzeme güvenlik bilgi formları, proses girdileri ve bilgileri, Bakanlıkça yayınlanan kılavuzlar veya ek-3/B’de yer alan konsantrasyon değerleri esas alınarak yapılacak analiz çalışmaları kullanılır. Bakanlıkça gerekli görülmesi halinde ek-3/B’de yer alan konsantrasyon değerleri esas alınarak atık üreticisi veya atık sahibi tarafından analiz yaptırılır. Analiz çalışmaları Bakanlıktan ek-3/B için yeterlik almış laboratuvarlarca gerçekleştirilir.

(6) Atıkların tehlikelilik özelliklerinin belirlenmesi için yapılan analiz çalışmalarının sonuçları üretim prosesi, hammadde veya katkı maddelerinde bir değişiklik olmaması halinde 5 yıl süre ile geçerlidir. Ancak, Bakanlığın gerekli gördüğü hallerde analiz çalışması yenilenir. Üretim prosesi, hammadde veya katkı maddelerinde bir değişiklik olması halinde analiz, değişiklikten itibaren 3 ay içerisinde yenilenir.

Atık listesinde atık kodunun belirlenmesi

MADDE 12 – (1) Atık sahibi, atık kodunu ek-1’de yer alan atık kodu belirleme hiyerarşisine ve atık kodu açıklamalarına uygun olarak belirlemekle yükümlüdür.

(2) Altı haneli atık kodunun son iki hanesi 99 olan atık kodları Bakanlığın onayı olmaksızın kullanılmaz. 99 ile biten atıkların tehlikeli olup olmadığının ek-3/B’de yer alan konsantrasyon değerleri esas alınarak yapılacak analiz ile belgelenmesi zorunludur.

(3) Atık kodu 99 ile biten atıkların kullanımına Bakanlıkça onay verilmesi ve atığın gönderilebileceği uygun çevre lisansına sahip tesis bulunamaması halinde, söz konusu atık, Bakanlıktan, benzer sektörden kaynaklanan atıklar için atık işleme konusunda çevre lisansı almış ve prosesinde işlemesi uygun olan tesislerde Bakanlığın onayı alınarak işlenebilir. Atığın tesise kabul edilebilmesi amacıyla atık işleme tesisi Bakanlığa başvuru yapar.

Geçici depolama

MADDE 13 – (1) Atıklar üretildikleri yerde türlerine göre belirlenmiş kriterlere uygun şekilde geçici depolanır.

(2) Özelliğine göre sınıflandırılarak geçici depolanan atığın üzerinde tehlikeli ya da tehlikesiz atık ibaresi, atık kodu, depolanan atık miktarı ve depolama tarihi bulunur.

(3) Atıklar birbirleriyle reaksiyona girmeyecek şekilde geçici depolanır.

(4) Atıkların geçici depolanması işlemi atığın üretildiği tesis/kuruluş sınırları içinde yapılır.

(5) Geçici depolama alanları için il müdürlüğünden geçici depolama izni alınır. Geçici depolama alanında değişiklik olması halinde geçici depolama izni yenilenir.

(6) Belediye atığı, ambalaj atığı ve tıbbi atık geçici depolama alanı/konteynerleri geçici depolama izninden muaftır.

(7) Geçici depolama alanlarına ilişkin esaslar Bakanlıkça belirlenir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Ulusal Atık Yönetim Planı, Bildirim ve Kayıt Tutma
Ulusal atık yönetim planı hazırlanması

MADDE 14 – (1) Bakanlık, 5 yıllık ulusal atık yönetim planı/planlarını hazırlamak/hazırlatmakla yetkili ve görevlidir. Bu plan/planlar;

a) Atık yönetim yapısı ve atık mevzuatı,

b) Atık yönetimi mevcut durum analizi,

c) Ekonomik ve yönetimsel planlama, orta ve uzun vadedeki hedefleri kapsar.

Bildirim ve kayıt tutma yükümlülüğü

MADDE 15 – (1) Üretici, piyasaya süren, atık üreticisi, PCB ve PCT’li ekipmanları elinde bulunduranlar, atık taşıyıcıları ve atık işleme tesisleri iştigal konularına göre kronolojik kayıt tutmak, Bakanlığın belirleyeceği çevrimiçi sistemlere kayıt olarak bildirim yapmak, bilgi vermek ve tutulan kayıtları en az beş yıl süreyle muhafaza ederek Bakanlığın ve/veya il müdürlüğünün inceleme ve denetimine sunmakla yükümlüdür. Askeri birlik ve askeri kurumların kayıtları yazılı olarak Millî Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığınca Bakanlığa bildirilir.

(2) Kayıtlar, atık türü ve atığın ek-4’te belirtilen kod numarası, atık miktarı, atığın kaynağı, gönderildiği tesis, atığın taşıma şekli ve atığın ek-2/A’da ve ek-2/B’de belirtilen yöntemlere göre tabi tutulduğu işlemler ile genişletilmiş üretici sorumluluğu kapsamındaki ürünlere ilişkin bilgi içermelidir.

(3) Bakanlık tarafından gerekli görülmesi halinde ilgili taraflar bildirim ve belgelendirmelerini bağımsız denetim kuruluşlarına inceletir, inceleme raporunu Bakanlığa sunar.

BEŞİNCİ BÖLÜM
Sigorta ve Maliyetlerin Karşılanması
Mali sorumluluk sigortası yaptırma yükümlülüğü

MADDE 16 – (1) Miktarına bakılmaksızın tehlikeli atıkların toplanması, taşınması, ara depolanması, geri kazanımı, yeniden kullanılması, bertarafı ve prosesten kaynaklanan tehlikeli atıkların geçici depolanması faaliyetlerinde bulunanlar faaliyetleri nedeniyle oluşacak bir kaza dolayısıyla üçüncü şahıslara verebilecekleri zararlara karşı tehlikeli atık malî sorumluluk sigortası yaptırmak zorundadırlar. Sigorta yaptırma zorunluluğuna uymayan kurum, kuruluş ve işletmelere bu faaliyetler için izin ve lisans verilmez.

(2) Halihazırda bu maddenin birinci fıkrasında yer alan faaliyetlerde bulunanlar için tehlikeli atıkları da kapsayacak şekilde 9/5/2010 tarihli ve 27576 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tehlikeli Maddeler İçin Yaptırılacak Zorunlu Sorumluluk Sigortalarına İlişkin Tarife ve Talimata uygun olarak düzenlenmiş bir sigorta poliçesi olması halinde ayrıca mali sorumluluk sigortası yaptırmasına gerek yoktur.

Atık yönetimi maliyetinin karşılanması

MADDE 17 – (1) Atıkların yönetiminden kaynaklanan harcamaların, kirleten öder ilkesine göre, genişletilmiş üretici sorumluluğu kapsamındaki ve/veya atıkların yönetiminden sorumlu olan gerçek ve/veya tüzel kişiler tarafından karşılanması esastır.

ALTINCI BÖLÜM
Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu, Yan Ürün, Yeniden Kullanım
Genişletilmiş üretici sorumluluğu

MADDE 18 – (1) Ürünlerin çevreye olan olumsuz etkilerinin azaltılması, atığın önlenmesi, atık olduktan sonra yeniden kullanımı, güvenli bir şekilde geri dönüştürülmesi ya da geri kazanımını desteklemek amacıyla ürünlerin tasarımından başlayarak gerekli tedbirler üretici tarafından alınır.

(2) Genişletilmiş üretici sorumluluğu, elektrikli ve elektronik eşya, ambalaj, araç, pil ve akümülatör ürünlerini kapsar. Bu ürünlerin üreticisi ve/veya piyasaya süreni;

a) Üreticiye iade edilen ve/veya kullanım ömrü dolarak atık olarak addedilen ürünlerin yönetimi ve yönetimine ilişkin maliyetleri karşılar.

b) Yükümlülüklerini Bakanlıkça belirlenen yöntemlerden bir veya birkaçını tercih ederek yerine getirir.

c) Toplama, yeniden kullanım, geri dönüşüm veya geri kazanım hedeflerini sağlar.

(3) Genişletilmiş üretici sorumluluğundaki ürünler ve bu ürünlerin atıklarının yönetimine ilişkin esaslar Bakanlıkça belirlenir.

Yan ürün

MADDE 19 – (1) Üretim prosesi sürecinde ortaya çıkan; ancak asıl amacın bu maddenin üretimi olmadığı, maddeler veya malzemeler;

a) Üretim prosesinin ayrılmaz bir parçası olarak üretiliyor ve kapasite raporunda ürün/yan ürün olarak yer alıyor ise,

b) Gelecekte kullanımına yönelik talep sürekli ise,

c) Doğrudan bir proseste kullanılabiliyor ve üretildiği yerde fiziksel işlemler hariç olmak üzere başka işlemlerden geçmiyor ise,

ç) İkame edeceği maddenin standartlarına uygunluğunun ya da hammadde olarak kullanılması durumunda nihai ürünün ürün standardını bozmadığının belgelenmesi halinde,

d) Kullanımında çevre ve insan sağlığına zarar vermeyecek tedbirler alınıyor ise,

atık olarak addedilmeyerek, yan ürün olarak kabul edilebilecektir.

(2) Yan ürün olarak değerlendirilebilecek, bu maddenin birinci fıkrasındaki özelliklere haiz atıklar için uygunluk almak üzere Bakanlığa başvurulur.

Yeniden kullanıma hazırlama

MADDE 20 – (1) Atıklar, yeniden kullanıma hazırlama faaliyeti kapsamında, yalnız fiziksel işlemler ile tasarlandığı hale getirilerek, aynı amaçla kullanıldıkları sürece kullanım ömrü bitinceye kadar atık olarak addedilmeyecektir.

(2) Yeniden kullanıma hazırlama faaliyeti, toplama-ayırma ve ara depolama hariç geri kazanım faaliyeti için çevre lisansı olan atık işleme tesislerinde gerçekleştirilir.

(3) Tamirhaneler, servisler gibi ürünlere yönelik bakım onarım hizmeti veren gerçek ve tüzel kişiler yeniden kullanıma hazırlama kapsamı dışındadır.

YEDİNCİ BÖLÜM
Yetkilendirilmiş Kuruluş
Yetkilendirilmiş kuruluşun yükümlülükleri ve yetkilendirme

MADDE 21 – (1) Yetkilendirilmiş kuruluş;

a) Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara göre Bakanlığa yetki başvurusunda bulunmakla,

b) Temsil ettiği üyeleri adına yükümlülükleri yerine getirmekle,

c) Gerçekleştirilen çalışmaların gelişme raporlarını, bir sonraki yılın planını ve yıllık bütçesini Bakanlığa her yılın Mart ayı sonuna kadar sunmakla,

yükümlüdürler.

(2) Yetkilendirilecek kuruluşun, yurt içinde piyasaya sürülen ürünlerin türüne göre Bakanlıkça belirlenecek temsiliyet payını sağlaması zorunludur.

(3) Yetki süresi on yıldır. Yetkilendirmenin yenilenmesi için, yetki süresinin bitiminden altı ay önce yetkilendirilmiş kuruluş Bakanlığa başvurur.

(4) Bakanlık, yetkilendirdiği kuruluşu denetler, kuruluşun toplama ve geri kazanım hedeflerine ilişkin göstergelerini izler ve yayımlayabilir.

(5) Bakanlık, yetkilendirilmiş kuruluşu, temsiliyet payını sağlayamaması ve/veya yükümlülüklerden herhangi birini yerine getirmemesi halinde ihtar eder ve temsiliyet payını yeniden sağlaması ve/veya yükümlülüklerini yerine getirmesi için en fazla bir yıla kadar süre verir. Bakanlık, bu durumu söz konusu yetkilendirilmiş kuruluşun üyelerine bildirir veya duyurur.

(6) Bu maddenin beşinci fıkrasında verilen süre sonunda yetkilendirilebilme şartları yeniden kazanılmamış ve/veya yükümlülükler yerine getirilmemiş ise, Bakanlık yetkiyi iptal eder ve yükümlülükler yetkilendirilmiş kuruluş üyeleri tarafından yerine getirilir.

SEKİZİNCİ BÖLÜM
Atıkların Sınırlar Ötesi Hareketi
Atıkların ithalatı

MADDE 22 – (1) Tehlikeli atıkların, serbest bölgeler dâhil Türkiye Cumhuriyeti Gümrük Bölgesine girişi yasaktır. Ancak, sektör itibari ile ekonomik değere haiz atıkların, kontrole tabi olarak ithalatına izin verilebilir. Bu izinlere ilişkin esaslar, Bakanlık görüşü doğrultusunda Ekonomi Bakanlığınca yayımlanacak düzenlemelerle belirlenir.

(2) Serbest bölgelerdeki faaliyetler sonucu ortaya çıkan atıkların işlenmesi amacıyla bölgede uygun tesis bulunmaması veya atık üreticisi firma tarafından atıkların bu tesislere verilmemesi durumunda atık üreticisinin talebi üzerine serbest bölge müdürlüğü başkanlığında gümrük ve gümrük muhafaza müdürlüğü, işletici veya bölge kurucu ve işleticisi ve atık üreticisi temsilcilerinden oluşan bir komisyonun uygun görüşünü müteakip serbest bölge müdürlüğünce il müdürlüğünden alınacak onaya istinaden bu atıklar bölgeden çıkarılır. Serbest Bölge Komisyonuna aşağıda belirtilen bilgi ve belgeler sunulacaktır.

a) Atıkların serbest bölge içindeki bir üretim ve/veya tüketim faaliyeti sonucu ortaya çıktığına ilişkin belge,

b) Atığı oluşturan faaliyetin türü, atık tür ve miktarı,

c) Atığı kabul edecek tesisin atığın türüne göre tehlikesiz atık toplama-ayırma tesisleri için il müdürlüğünden alınan izin belgesi, atık işleme tesisleri için geçici faaliyet belgesi/çevre izin ve lisans belgesi,

ç) Atıkların, bu fıkranın (c) bendinde belirtilen belgelere sahip tesislere gönderileceğine dair sözleşme,

d) İl müdürlüğünce gerekli görülen diğer bilgi ve belgeler.

(3) Kullanılmış lastiklerin karkas niteliğinde olanları Dahilde İşleme Rejimi kapsamında sadece Bakanlıktan lisans almış işletmeler tarafından geri kazanımı amacıyla ülkemize girişinde bu madde hükümleri uygulanmaz.

Atıkların ihracatı ve transit geçişi

MADDE 23 – (1) Tehlikeli atıklar;

a) Ülkemizde atıkların bertarafı için gerekli teknik kapasiteye sahip tesislerin bulunmaması,

b) Söz konusu atıkları ithalatçı ve transit devletin yetkili otoritesinin kabul etmesi,

c) İhracata ilişkin iş ve işlemlerin tamamlanması,

durumunda sadece AB ve/veya OECD üyesi ülkeler ile Liechtenstein’a ihraç edilebilir.

(2) Tehlikesiz atıkların;

a) AB ve/veya OECD üyesi ülkeler ile Liechtenstein’a ihracatında Bakanlıkça belge düzenlenmez, ihracat işlemi başlamadan Bakanlığa bilgi verilir ve kayıt altına alınır.

b) AB ve/veya OECD üyesi ülkeler ile Liechtenstein haricindeki ülkelere ihracatında ilgili ülkenin yetkili otoritesinden izin alınarak Bakanlığa başvuru yapılır. Bakanlıktan onay alınmaksızın ihracat işlemi yapılamaz.

(3) Atıkların ihracatına ve transit geçişine ilişkin esaslar Bakanlıkça belirlenir.

DOKUZUNCU BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
Avrupa Birliği mevzuatına uyum

MADDE 24 – (1) Bu Yönetmelik, 19/11/2008 tarihli ve 2008/98/AT sayılı atık hakkında Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifi, 3/5/2000 tarihli ve 2000/532/AT sayılı atık listesi oluşturulması hakkında Komisyon Kararı dikkate alınarak Avrupa Birliği mevzuatına uyum çerçevesinde hazırlanmıştır.

İdari yaptırım

MADDE 25 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında 2872 sayılı Çevre Kanununda öngörülen müeyyideler uygulanır.

Atıflar

MADDE 26 – (1) Bu Yönetmelik ile yürürlükten kaldırılan 14/3/1991 tarihli ve 20814 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliği ile 5/7/2008 tarihli ve 26927 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğe yapılan atıflar bu Yönetmeliğe yapılmış sayılır.

Yürürlükten kaldırılan mevzuat

MADDE 27 – (1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren;

a) 14/3/1991 tarihli ve 20814 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliği,

b) 14/3/2005 tarihli ve 25755 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği,

c) 5/7/2008 tarihli ve 26927 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmelik,

yürürlükten kaldırılmıştır.

Yürürlük

MADDE 28 – (1) Bu Yönetmeliğin;

a) 27 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi yayımı tarihinden itibaren bir yıl sonra,

b) Diğer hükümleri yayımı tarihinde,

yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 29 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Çevre ve Şehircilik Bakanı yürütür.

Hukukun Evrensel İlkeleri

0

Hukukun Evrensel İlkeleri, Uluslararası Sözleşmeler, Anayasalar ve diğer mevzuat ile güvence altına alınmıştır. Özel hukuktaki bir çok ilkeye Roma Hukukunun kaynaklık yaptığı görülmektedir.

Dünyadaki tüm devletlerin ve yargı erklerinin belirlenen bu evrensel kurallara uygun hareket etmesi gerekmektedir. Yerel ve uluslararası toplumun duyarlılığı ilkelerin yaşama geçme şansını artırmaktadır.

Hukukun Evrensel İlkeleri

İnsan Haklarına Bağlılık İlkesi 

Devletler; yasama, yürütme ve yargı erklerini insan hakları ülküsüne sadakatten ayrılmayacak bir şekilde dizayn etmeli, tüm uygulama insan haklarını temin edici nitelikte olmalıdır.

Anayasa’nın Bağlayıcılığı ve Üstünlüğü

Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar anayasaya aykırı olamaz.

Kanunların ve Diğer Mevzuatın Anayasaya Aykırı Olmaması İlkesi

Normlar hiyerarşisine göre alt normlar üst normlara aykırı olamaz. En üst norm anayasadır alt normlar anayasaya uygun olmak zorundadır. Geçerlilikleri buna bağlıdır.

Yaşam Hakkının Korunması İlkesi

Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur.

Mülkiyet Hakkının Dokunulmazlığı İlkesi

Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

İşkence Yasağı ve İnsan Onurunun Korunması İlkesi

Hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele veya cezaya maruz bırakılamaz.

Irk, Renk, Cinsiyet, Dil, Din, Siyasal Görüş Nedeniyle Ayrımcılık Yasağı İlkesi

Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin yasalar önünde eşittir.

Hukuki Güvenlik ve İdari İstikrar

Bu ilke, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi, tutumunu ve davranışlarını buna göre güvenle düzene sokabilmesi anlamına gelir.

İdari istikrar ilkesi; vatandaşların idarenin işlem ve eylemlerine karşı kendilerini hukuki güvenlik içerisinde hissetmelerini sağlar.

Adil Yargılanma İlkesi 

Davanın makul bir süre içerisinde, bağımsız ve tarafsız bir mahkemede, hakkaniyete uygun bir biçimde ve kamuya açık olarak görülmesidir.

Kanun Önünde Eşitlik İlkesi

Herkes yasa önünde eşittir ve ayrım gözetilmeksizin yasanın korunmasından eşit olarak yararlanma hakkına sahiptir.

Herkesin Savunma Hakkına Sahip Olması İlkesi 

Yargı organları nezdinde kendini savunma, avukat yardımından yararlanma, soru sorma, susma, aleyhine olan işleme katılmama ve benzeri hakları ifade eder.

Özel Yaşamın Dokunulmazlığı İlkesi 

Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.

Konut Dokunulmazlığı İlkesi 

Kişinin yaşadığı konutun her türlü tecavüzden korunması, konutun huzur ve emniyetinin sağlanması amaçlı ilkedir.

Kanunun Geriye Yürümemesi İlkesi (Geçmişe etkili olmama ilkesi) 

Hukuk güvenliği ilkesi gereği kanunlar yürürlükte oldukları zamanda ki olaylara ve ilişkilere uygulanır, önceki olay ve ilişkilere uygulanmaz. Ceza hukukunda sanık lehine olan kanun geçmişe uygulanır.

Kazanılmış Haklara Saygı İlkesi (Müktesep Hak)

Hukuk güvenliği ilkesinin sonucudur. Hakkın tüm sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş olması gerekir.

Kuvvetler Ayrılığı İlkesi

Yasama yürütme ve yargı erklerinin birbirlerinden ayrı ve bağımsız oldukları yönetim şeklidir.

Hukuk Devleti İlkesi

Hukuk devleti, vatandaşlara temel hak ve özgürlükleri tanıyan, yürütme organlarının ve idare makamlarının hukuka bağlılığını sağlamak suretiyle vatandaşlara hukuki güvenlik getiren devlettir. 

Doğal Mahkeme ve Yargıç Güvencesi

Suçun işlenmesinden veya çekişmenin doğmasından önce davaya bakacak yargı yerini yasanın belirlemesidir.

Sözleşme Özgürlüğü İlkesi (Akit Serbestisi)

Bireylerin ve grupların kısıtlama olmaksızın sözleşme yapabilmesidir. Kanunların emredici hükümleri ve kamu düzenini ilgilendiren durumlar dışında akti serbestisi ilkesi geçerlidir.

Hak Arama Hürriyeti

Herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi

Kanunsuz tipik tanım dışında suç ve ceza olmaz. Hiç kimse kanunun açıkça suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; hiç kimse bir fiil için kanunda gösterilen ceza dışında bir ceza ile veya kanunda gösterilen cezadan daha ağır bir ceza ile cezalandırılamaz.

Sorumluluğun Şahsiliği İlkesi

Kişi ancak kendisinin işlediği fiiller nedeniyle sorumlu tutulabilir, başkasının işlediği fillere iştirak etmedikçe sorumlu tutulamaz.

Masumiyet (Suçsuzluk) Karinesi İlkesi

Suçluluğu hükmen sabit oluncaya ve hüküm kesinleşinceye kadar kimse suçlu sayılamaz.

Yargı Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı İlkesi

Mahkemeler yasama ve yürütme erklerinden bağımsızdır.  Emir ve talimat almaz. Herkes dil, din, ırk ayrımı gözetmeksizin mahkemeler önünde eşittir.

İddia Edenin İddiasını İspat Etmesi İlkesi ( Müddei iddiasını ispata mecburdur)

Kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Hukukun Evrensel İlkeleri arasında en eski olanlardandır.

Kimsenin Kendi Eylemine ve Kendi Kusuruna Dayanarak Hal Elde Edememesi İlkesi

Hukuk düzeni, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde etmesine izin veremez. Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.

Yargı Kararlarının Gerekçeli Olması İlkesi
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na göre, hukuka uygunluk denetiminin yapılabilmesi için, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş ve hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren bir gerekçelendirmenin bulunması zorunludur.
Kanunu Bilmemek Mazeret Sayılmaz İlkesi

Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz ancak sakınamayacağı bir hata nedeniyle kanunu bilmediği için meşru sanarak bir suç işleyen kimse cezaen sorumlu olmaz.

Suçta ve Cezada Şahsi Sorumluluk İlkesi

Failin özgür iradesiyle işlediği suçun sonucunda sadece failin cezalandırılmasıdır.

Suçta ve Cezada Kusur İlkesi

Failin cezalandırılabilmesi için fiili bilerek ve isteyerek  kusurlu olarak yapmış olması gerekir. Kusur yoksa ceza verilemez.

Suçta ve Cezada Failin Lehine Olan Kanunun Uygulanması İlkesi

Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır.

Bir Fiil Nedeniyle Birden Fazla Ceza Verilmemesi İlkesi 

Aynı fiil nedeniyle aynı kişi hakkında birden fazla dava açılamaz veya hüküm verilemez. Hukukun Evrensel İlkeleri içinde Roma Hukukunda Non bis in idem ilkesi olarak bilinen en eski kurallardandır.

İhkakı Hakkın  Yasak Olması İlkesi

Bireyin hakkını bizzat arama yasağıdır.

Devletler Hukukunun İç Hukuka Üstünlüğü İlkesi
Uluslararası Sözleşmelerin Kanunlardan Üstün Olması İlkesi

Usulüne uygun yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.

İdarenin Her Türlü Eylem ve İşleminin Yargısal Denetime Tabi Olması İlkesi

Hukuk güvenliği ve hukukun üstünlüğünün sağlanabilmesi için ise devletin her türlü işlem ve eyleminin yargı denetimine açık olması gerekir. 

Kanun Önünde Eşitlik İlkesi

Herkes yasa önünde eşittir ve ayrım gözetilmeksizin yasanın korunmasından eşit olarak yararlanma hakkına sahiptir.

Kamuya ve Devlete Güven İlkesi

Devlet, bireylerin hukuka olan inançlarını ve güvenlerini korumakla yükümlüdür.

Hukuki Öngörülebilirlik, Belirlilik ve Ölçülülük İlkesi 

Öngörülebilirlik ve belirlilik, kişinin kendisi ile ilgili yasal düzenlemeleri önceden bilmesini dolayısıyla da nasıl bir  hukuki muamele karşısın da kalacaklarını tahmin edebilmesidir.

Ölçülülük ilkesi, bir temel hak ya da hürriyeti sınırlama maksadı ile sınırlamada kullanılacak araç arasındaki ilişkinin uygunluğudur.

Yasaların Toplum Yararına Dönük Olması İlkesi

Yasaların amacı genel halkın  ve toplumun refahını sağlamaktır.

Hakkın Kötüye Kullanılmaması İlkesi

Bir hakkın dürüstlük kurallarına açıkça aykırı şekilde ve özellikle amacı dışında kullanılmış ve bundan da başkalarının zarar görmüş veya zarar görme tehlikesiyle karşılaşmış olmalarıdır.

Özel Hükmün Genel Hükümden Önce Gelmesi İlkesi

Genel kanunlar herkese veya her olaya uygulanır özel kanunlar ise belli kişilere veya belli olaylara uygulanır. Bu sebeple genel kanunlardan önce gelir.

Devletlerin Egemenliğine Saygı  ve  İç İşlere Karışmama İlkesi

Bir devletin ulusal yetkisine giren bir konunun tartışılmasını, görüşülmesini, incelenmesini, araştırılmasını ve bu konular üzerinde tavsiyelerde bulunmasını yasaklamıştır.

Uyuşmazlıkların Barışçıl Yollarla Çözülmesi İlkesi

Görüşmeler, dostça girişim, arabuluculuk, araştırma, soruşturma, hakemlik, mahkeme, bölgesel örgütlere başvurma ve ihtiyari diğer yollar, uyuşmazlıkların barışçıl çözüm yollarıdır.

Uluslararası Yargıya Başvurulmadan Önce İç Hukuk Yollarının Tüketilmesi İlkesi

Başvurucu için bir yükümlülüktür. Tüketilebilecek iç hukuk yolları olağan, erişilebilir, etkin ve uygun olmalıdır.

Kesin Hüküm İlkesi

Mahkeme kararlarına verilmiş mutlak hakikat vasfıdır. Söz konusu kurum sayesinde aynı uyuşmazlığın tekrar tekrar mahkeme önüne getirilmesi engellenir.

Medya ve Çeşitlilik Kılavuzu

0

Medya ve Çeşitlilik Kılavuzu, 2005 yılında İngiltere Büyükelçiliği ve British Council’ın BBC World Service Trust (WST) işbirliği ile medyanın toplumsal katılımdaki rolünü desteklemek amacıyla başlattığı ve 2006 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin ulusal ortak olarak yer aldığı Medya ve Toplumsal Katılım projesi kapsamında hazırlanmıştır. Kılavuz ilk kez 2007 yılında yayınlanmıştır.

Toplumda dezavantajlı konumda olan grupların medyada adil biçimde temsil edilmesi için ilan edilen kılavuz, günün koşullarına göre güncellenerek 18 Ekim 2022’de tekrar yayınlanmıştır. Güncelleme çalışması TGC Meslek İlkeleri İzleme Komisyonu tarafından yapılmıştır. Güncellenen metinde yaşlılar ilk kez yer almıştır. 

Medya ve Çeşitlilik Kılavuzu Hazırlık Çalışmaları 

Proje kapsamında yürütülen bilimsel araştırmada  farklı medya gruplarını temsilen seçilen dört ulusal gazetede bir yıl boyunca yayınlanan haberlerde farklı toplumsal grupların nasıl temsil edildiği içerik analizi tekniğiyle araştırılmış ve araştırma sonuçlarına göre daha dezavantajlı konumda olan grupların temsilinde sorun odakları tespit edilerek konuyla ilgili var olan meslek ilkelerinin geliştirilmesi gereği ortaya koyulmuştur.

Medya ve Çeşitlilik Kılavuzu’nu hazırlamak için Türkiye’nin yazılı ve görsel medya kuruluşlarına mensup önde gelen medya profesyonelleri (editörler, okur temsilcileri, gazeteciler,  televizyoncular) ve ilgili sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile akademisyenlerin katılımıyla bir dizi ilke geliştirme toplantısı yapılmıştır. Ayrıca konuyla  ilgili uluslararası kuruluşların, çeşitli ülkelerdeki ve Türkiye’deki meslek örgütlerinin ve medya kuruluşlarının ilkeleri de derlenerek tartışmaya temel oluşturmuştur. Toplantılarda, sorumlu, ilkeli, kamu çıkarını öne alan gazeteciliğin önündeki engeller incelenmiş; medyanın toplumsal katılımın güçlendirilmesine yönelik rolü ve bu kapsamda yapılması gerekenler tartışılmış ve bu doğrultuda toplantı sürecinde oluşturulan ilkeler, bir kez daha katılımcıların, proje ortaklarının ve danışmanlarının görüşüne sunularak derlenmiş ve bir araya getirilmiştir.

Bu çalışma ile Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin yayınladığı Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde  belirtilen ilkelerin kapsamının genişletilmesi ve yaygınlaştırılması da hedeflenmektedir. Medya ve Çeşitlilik Kılavuzu toplumda daha dezavantajlı konumda olan grupların medyada daha kapsayıcı ve adil biçimde temsil edilmesine yönelik genel ilkeleri içermektedir.

Medya ve Çeşitlilik Kılavuzu’nun 2022 yılınca Güncellenen Yeni Versiyonu 

Medya ve Çeşitlilik Kılavuzu

Medya ve çeşitlilik kılavuzunun, gazetecilerin karmaşık, çok kültürlü dünyayı doğruluk, duyarlılık ve hakkaniyetle ele almalarına yardımcı bir kaynak olması hedeflenmiştir.

Temel görevler;

Medya çalışanları, çeşitli kültürlerden grup ve bireylerin eğitim, sağlık, güvenlik, istihdam ve barınma gibi temel hizmetlerden yararlanırken karşılaştıkları engel ve güçlükleri, medya aracılığıyla yansıtarak, bu sorunların çözümüne ve daha eşitlikçi bir toplumsal düzenin sağlanmasına katkıda bulunmalıdır.

Medya çalışanları özellikle haber ya da diğer içerikle doğrudan ilgisi yoksa, ırk, etnik köken, cinsiyet kimliği, yaş, fiziki farklılık, din ve mezhep belirtmemelidir. Etnik ve azınlık kimliklere ilişkin tanımlamaları olumsuz vurgu olarak kullanmamalıdır.

Medya çalışanları üretecekleri herhangi bir içerikte, kültürel çeşitliliklerden kaynaklanan durumlarla ilgili yapacakları sözel ve görsel seçimlere dikkat etmeli, gruplar hakkında toplumda oluşmuş kalıp yargıların kullanılmasından özellikle kaçınmalıdır.

Kültürel çeşitliliğe sahip toplulukları tanımlarken ayrımcı, kışkırtıcı veya sansasyon yaratıcı dil kullanılmamalıdır.

Yaşanan olay ile olaya karışan kişilerin kültürel çeşitlilikleri arasında yanlış yönlendirici ilişki kurulmasına yol açabilecek ve düşmanlaştıracak imalar kullanmaktan kaçınmalıdır.

Çeşitli kültürel kimliklere sahip bireylerin haber kaynağı ve uzman olarak medyada kendilerini ifade etmelerine olanak tanımalı, içerik üretiminde de kişi ve toplulukların kendileri hakkında yaptıkları tanımlamaları esas almalıdır.

Irkçı, ayrımcı, aşağılayıcı görüşler ve nefret söylemine karşı mesafeli bir tavır sergilemeli, meşrulaştırmamalı, bu tür söylemlerin yanlışlığını vurgulayacak üslup kullanmalıdır. Bu tür görüş ve iddiaların yayımlandığı içeriklerde mutlaka sorgulayıcı olmalı, karşı değerlendirme ve bilgilere de yer vermelidir.

Bütün canlıların yaşam hakkına saygı duymalıdır. Hayvanlarla ilgili haberleri insan odaklı yazmamalı; hayvan hakları savunucuları ve uzmanların görüşlerine de yer vermelidir. Hayvanları endüstrinin terimleriyle tanımlamamalıdır.

ÇOCUKLAR

Medya, çocukları istismar, suç ve yoksulluğun çaresiz kurbanları, suçlu kişiler veya zavallı masumlar olarak göstererek çocuk sömürüsüne ortam hazırlamamalıdır.

Haberciliğin, olumsuzluklara odaklanan yaygın anlayışının dışına çıkılarak, çocuklarla ilgili olumlu gelişmelere ve onların başarı öykülerine yer verilmelidir.

Çocuklardan politik konularda görüş ve değerlendirme alınmamalı; suç ile ilişkili olaylarda mağdur ya da fail çocukların yüz görüntüleri ve kimlikleri asla yayımlanmamalıdır.

KADINLAR

Haberlerde kadınları ve yeteneklerini küçümseyen yaklaşım ve cinsiyetçi dil terkedilmeli, toplumsal cinsiyet eşitliğini gözeten kadın odaklı habercilik yapılmalıdır.

YAŞLILAR

Medya, yaşlılık dönemindeki insanların, gelirin azalması ve toplumsal statü kaybının yanı sıra, bilişsel ve fiziksel gerileme ile ortaya çıkan “yoksunluğun” meşrulaştırılmasına, hak kayıplarına uğratılmalarına ve ayrıştırılmalarına karşı durmalıdır. İleri yaştaki insanların yaşam hakkına saygı göstermelidir.

Yaşlılar mağdur, yalnız, beceriksiz, savunmasız, bakıma muhtaç hatta topluma bir yük olarak gösterilmemelidir.

CİNSEL YÖNELİM VE CİNSİYET KİMLİĞİ

Dile yerleşmiş, homofobik ve transfobik sözcük, söylemler ve kalıp yargılar terkedilmeli, onun yerine eşitlikçi bir söylem geliştirilmelidir.

Hiçbir birey cinsel yönelimleri ve/veya cinsiyet kimlikleri ne olursa olsun, görüş, deneyim ve uzmanlık alanındaki bilgileri bu kimliklerinden bağımsız olarak topluma yansıtılmalıdır.

MÜLTECİLER, SIĞINMACILAR, GÖÇMENLER

Medya içeriği oluşturulurken mülteci, sığınmacı ve göçmenlerle ilgili doğru terminoloji kullanımına özen gösterilmeli, gerektiğinde uzman kuruluşların desteğine başvurulmalıdır.

Yaşam koşullarının olumsuzluğu aktarılırken insan onurunun korunması ilkesine uyulmalı, onları kurbanlaştırmak yerine, aralarında yeni hayat kurma amaçlarına ulaşan ve başarı hikayesi yazanların da olduğuna dikkat çekilmelidir.

Mülteci, sığınmacı ve düzensiz göçmenlerle ilgili her türlü içerik üretirken mutlaka onların da görüşleri alınmalı, sorunlarının yansıtılması ve çözüm yolları bulunması için çaba harcanmalıdır.

ENGELLİLER

Engelliliğin insani bir durum olduğunu pekiştiren, onların eşit yurttaş olduğunu unutmadan, dışlayıcı ve ayrımcı olmayan bir yaklaşım sergilenmeli, engelli bireylerin yaşadıkları sorunların yapısal nedenlerine odaklanan haberler yapılmalıdır.

AZINLIKLAR VE ÖTEKİLEŞTİRİLMİŞ GRUPLAR

Medya, çoğunluğa göre “azınlık” durumunda olanların, yurttaşlık statülerini sorgulayan, yok sayan veya reddeden üsluptan kaçınmalı, tüm ötekileştirilmiş grupların yaftalanmasını engelleyen kapsayıcı, eşitlikçi bir yaklaşım izlemelidir. Böylelikle çeşitli topluluklar arasında gerilim yaratacak konularda toplumsal barışın ve karşılıklı anlayışın güçlenmesine katkıda bulunabilir.


Medya ve Çeşitlilik Kılavuzu Eski Versiyonu 

Çocuk
ÇOCUKLAR VE MEDYA


Medyanın üretim süreci ve içeriğini çocukların yararına dönüştürme için kılavuz

Hedefler

Medya kuruluşları, çocukların, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde yer alan haklarının ihlalleri ile ilgili davranışlar karşısında yasal yaptırımlardan gücünü alan koruma girişimlerine ek olarak çocukların bedensel ve ruhsal refahlarının korunması ve geliştirilmesi için üzerine düşen bütün sorumlulukları iyi niyetle ve yüksek düzeyde yerine getirmeyi bir görev bilmelidir.

Bu bağlamda, medya kuruluşları bütün edimlerini Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ile ilişkilendirerek, yasalara göre çocuk kabul edilen 0-18 yaş arasındaki tüm bireylerde demokratik kültür ve iletişim biçimlerine ilişkin model oluşturmayı hedef olarak benimsemelidir.

Gazete, dergi, radyo, televizyon ve interneti kullanarak, kamuoyuna bilgi ve görüşler sunan medya ortamında mesleki faaliyet gösterenler, yaptıkları iş ne olursa olsun, sonuçta ürettikleri içeriğin öncelikle çocuklara ulaştığının bilinciyle ve bunun gerektirdiği sorumlulukla hareket etmelidir.

Medya kuruluşlarına düşen temel görevler

Bu çerçevede, Türkiye’de faaliyet gösteren bütün medya kuruluşları, çocukların uluslararası ve ulusal sözleşme ve yasalarda yer alan yaşama, korunma, gelişme ve katılım hakları ile ilgili kurallardan hareket ederek, kendine özgü özdenetim politikaları ve mekanizmalarını oluşturarak kamuoyuna duyurmalıdır.

Medya kuruluşları, kabul ettikleri yayın ilkelerinin uygulanıp uygulanmadığı konusunda iç denetimi sağlayacak bir sistem oluşturmalıdır. Bu sistem, medya içeriğinde çocuklar ile ilgili konularda öneri geliştirebilecek danışma organlarını da barındırmalıdır.

Okur-izleyici-dinleyici temsilcileri (ombudsmanlar) aracılığıyla, sivil toplum örgütlerinin de katılımıyla oluşturulacak ebeveyn-okuyucu-izleyici konseyleri düzenli aralıklarla toplanarak, medya içeriği ile ilgili şikayetleri kurum içinde ve kurum için değerlendirmelidir. Bu değerlendirmeler, medya kuruluşlarında ombudsmanların yönetiminde meslek içi eğitime dönük bir etkinliğe temel oluşturmalıdır.

Medya kuruluşları, çocuklara haber ve programlarında yer verirken gereken profesyonel bakış açısını yakalayabilmek için çocuk muhabirliği ve programcılığının özel bir uzmanlık alanı olarak geliştirilmesini öncelikli bir hedef olarak benimsemelidir. Bu alanda çalışacak medya profesyonellerine hukuk, psikoloji ve pedagoji disiplinlerinin ışığında çocuk konusuyla ilgili eğitim alma ve kendini geliştirme imkanı sağlanmalıdır.

Görevi ne olursa olsun, medya sektöründe çalışacak bütün profesyonellerin mesleğe kabulünde çocuk hakları ve koruma politikalarına uygun davranacaklarına ilişkin bir taahhütname imzalamaları sağlanmalıdır. Bu önlem, medya kuruluşlarının toplumsal sorumluluklarının bir parçası olarak benimsenmeli ve uygulanmalıdır.

Çocukların seçmeli ve bilinçli okuma, izleme ve dinleme alışkanlıklarını geliştirecek eleştirel medya okuryazarlığı projeleri desteklenmelidir.

Bu konuda medya kuruluşları da eğitim sektörü, iletişim alanındaki düzenleyici kuruluşlar ve ilgili STK’larla işbirliği içerisinde olmalıdır.

Medya kuruluşları, cinsellik, şiddet ve olumsuz örnek oluşturabilecek davranışları kapsayan içerikten çocukların korunabilmesi için aileleri bilgilendirme ve uyarmanın temel sorumluluklarından biri olduğunu daima göz önünde bulundurmalıdır.

Medya içeriğinde yer alan herhangi bir materyalin çocuklar üzerinde yaratacağı etkiler gözetilerek içerikle ilgili gerekli bilgilendirme ve  uyarılar yapılmalıdır. Görsel-işitsel medya içeriğinde yetişkinlere yönelik malzemenin yayın akışı,  izleyici/dinleyici/okuyucuların arasında çocukların da olabileceği ihtimali göz önünde bulundurularak  düzenlenmelidir.

Medya profesyonellerine düşen temel görevler:
a. Üretim sırasında göz önünde bulundurulması gerekenler

Çocuklarla ilgili konularda haber ve yorum hazırlarken, doğruluk ve duyarlılık bakımından en yüksek mükemmellik standartlarına ulaşmaya çalışmak medya profesyonellerinin temel hedefi olmalıdır. Çocuklara yönelik hazırlanan içerikte onlara zararlı olabilecek unsurların yer almasını engellemek için gereken özen gösterilmelidir.

Herhangi bir medya içeriğinde söz konusu edilen ya da katkısı sağlanan çocuğun maddi ve manevi güvenliğinin sağlanması öncelikle medya kuruluşlarının ve profesyonellerin sorumluluğu kapsamındadır.

b. Çocukların medya içeriğine katılımının sağlanması

Medya profesyonelleri çocukların bakış açılarını araştırmaya yönlendirilmelidir. Ayrıca olanaklar dahilinde çocukların medya içeriğine üretim yoluyla katkı sağlamaları da teşvik edilmelidir.

Çocuklarla çalışırken şu noktalara dikkat edilmelidir;

Öncelikle katılımı sağlanacak çocuğun ve ana babasının veya hukuken gözetiminde bulunduğu kişinin rızası alınmalıdır.

Çocuğun birey olarak mahremiyetine saygı gösterilmeli, onu zihinsel karmaşaya sürükleyecek yaklaşımlardan kaçınılmalıdır.

Durumun kamu yararına olacağına ilişkin açık veriler bulunmadıkça, ister fail ister mağdur olsun, çocukların görsel sunumundan ve onların teşhisine ve teşhirine yol açacak uygulamalardan kaçınılmalıdır.

Çocukların kimliğinin tespitine yol açacak bilgilerin verilmesinden kaçınılmalıdır.

Çocukların görüntülerinin alınmasının gerekli olduğu hallerde açık ve doğrudan yöntemlere başvurulmalıdır. Mümkün olduğu durumlarda görüntüler çocukların ve sorumlu bir yetişkinin bilgisi ve onayı dahilinde elde edilmelidir.

Tartışmalı konularda ve olaylarda çocuklar tarafından sağlanan bilgiler farklı kaynaklardan doğrulatılmalı ve bu doğrulatma işlemi bilgi veren çocukları riske sokmadan yapılmalıdır.

Çocukların medya içeriğinde cinselliği çağrıştıracak şekilde konumlandırılmasından ve görselleştirilmesinden kaçınılmalıdır.

Medya içeriğinde yer alan ürünlerin üretimine katılımları karşılığında çocuklara, ana-babalarına veya vasilerine herhangi bir ödeme yapılmamalıdır. Bu kural elbette dizi, reklam vb. de olduğu gibi, doğrudan üretimde rol alarak para kazanan çocukları içermez. Medya sektöründe çalışan çocuklar için ise çalışma saatleri ve koşulları onların eğitim, sağlık ve güvenlik gereksinimlerine uygun olarak düzenlenmelidir.

c. Medya içeriğinde çocuklara yaklaşım

Yaş, cinsiyet, sakatlık, ırk ya da etnik köken, dini inanç, sosyal ve ekonomik statü farkına bakılmaksızın medya içeriğinde çocuklar arasında ayrımcılığı önlemek ve onurlarının korunması konusunda gerekli duyarlılığı göstermek bütün medya çalışanlarının görevi olmalıdır.

Özellikle suça karışan çocuklarla ilgili haberlerde sadece söz konusu olayın sonuçlarına değil, nedenlerine de yer verilmelidir. Bütün medya profesyonelleri etiket ve sıfatlar yoluyla çocuklarla ilgili yaratılabilecek olumsuz kalıp yargılar konusunda duyarlı olmalıdır.

Çocuğa yönelik şiddet hiçbir biçimde meşru gösterilmemelidir. Özendirici olabileceği göz önünde bulundurularak, çocuğa yönelik şiddet ve taciz haberlerinde bu eylemleri uygulayanların eyleme dair uzun açıklamalarına yer verilmemeli, bu açıklamalar mümkün olduğunca kısa tutularak ve eleştirilerek aktarılmalıdır.

Haberciliğin, olumsuzluklara odaklanan yaygın anlayışının dışına çıkılarak, çocuklarla ilgili olumlu gelişmelere ve onların başarı öykülerine de yer verilmelidir.

Çocukların yaşamında rol modeli olacak örneklerin daha çok temsil edilmesi için çaba gösterilmelidir.

Medya ve Çeşitlilik kılavuzu

Kadın ve Cinsel Yönelim

Kadın, Cinsel Yönelim ve Medya

Medyanın üretim süreci ve içeriğini toplumsal cinsiyet eşitliği yararına dönüştürme için kılavuz

Hedefler

Medya sahip olduğu güç ile toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yeniden üreten bir araç olmak yerine, toplumsal cinsiyet eşitliğini gerçekleştirme hedefine katkıda bulunmak için önemli bir mücadele alanı ve aracına dönüştürülmelidir.

Bu doğrultuda, medya kuruluşları, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlama konusunda bugüne kadar sürdürülen iyi niyetli çabaları daha ileri boyutlara taşıyarak, ulusal ve uluslar arası düzenlemelerde ifadesini bulan cinsiyetler arası eşitlik idealini hayata geçirmek için alanına giren sorumlulukları büyük bir özen içinde yerine getirmeyi görev bilmelidir.

Bu bağlamda medya kuruluşları ve medya çalışanları, cinsiyet ve cinsel yönelim farklılığına dayalı ayrımcılıkla mücadele etmeyi hedef olarak benimsemelidir.

Medya kuruluşlarına düşen temel görevler

Medya kuruluşları, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlama konusunda ulusal ve uluslararası hedeflerden yola çıkarak, toplumsal cinsiyet duyarlılığıyla kendine özgü öz denetim politikaları ve kurum içi izleme mekanizmaları oluşturarak bunları kamuoyuna duyurmalıdır. Bu mekanizmalar, medya içeriğinde toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlama hedefinden sapmalar söz konusu olduğunda öneri geliştirebilecek danışma organlarını da içermelidir.  Çalışanların toplumsal cinsiyet duyarlılığını artırmayı hedefleyen kurum içi eğitim programları oluşturulmalı, ayrıca kurum dışı programlara katılım da teşvik edilmelidir.

Toplumda cinsiyet ve cinsel yönelim ayrımcılığı konusundaki her türlü ihlalin izlenmesi, haber ve diğer içerikler yoluyla topluma yansıtılması bütün medya kuruluşlarının öncelik verdiği bir konu olmalıdır.

Çalışanlar, her tür olay ve olguyu toplumsal cinsiyet eşitliği açısından irdelemeye yönlendirilmelidir.

Medya kuruluşlarındaki istihdam sürecinde ve medya çalışanlarının meslek örgütlerindeki temsilinde farklı cinsiyetler deki çalışanlara eşit olanaklar sağlanmalıdır.

Bu çerçevede;

Çalışanlar arasında kadınların sayısının artmasına önem ve öncelik verilmelidir.

Eşit işe eşit ücret ilkesi farklı cinsiyetlerdeki medya çalışanları açısından geçerli kılınmalıdır.

Yönetim kademelerinde kadınların da yükselmesine olanak tanınmalıdır.

Kadınlar ve cinsel yönelimleri farklı olanların işyerinde ayrımcılık ve tacize uğramalarını önleyici politika ve mekanizmalar oluşturulmalıdır.

Medya profesyonellerine düşen temel Görevler
Medya çalışanları, cinsiyet ve cinsel yönelim ayrımcılığına karşı duyarlılığın geniş bir tabana yayılması sürecinde önemli bir rol oynadıklarının farkında olarak;

Kadınların ve cinsel yönelimleri nedeniyle ayrımcılığa maruz kalanların sorunlarına daha çok ilgi göstermelidir.

Kadın bedeninin cinsel çağrışımlar yaratacak biçimde, gereksizce görselleştirilmesinin önüne geçmenin yollarını düşünmelidir.

Dilin içinde yerleşik, bir cinsi ya da cinsel yönelimi diğeri karşısında aşağılayan cinsiyetçi ve homofobik sözcük ve söylemlerin dönüştürülmesi konusunda duyarlı olmalı; yanlı sözcük ve terimlerin yerine eşitlikçi bir söylemi geliştirmek için çaba göstermelidir.

Cinsiyetleri ve cinsel yönelimleri ne olursa olsun, farklı yaş, görüntü, fikir, görev ve rollere sahip insanların medyadaki her türlü içerikte, gelenekler, alışkanlıklar ve cinsiyetçi ve homofobik kalıp yargılar dışına çıkılarak sunulması konusunda gereken özeni göstermelidir.

Her türlü içeriğin oluşturulmasında, erkeklerin olduğu kadar, kadınların ve cinsel yönelimleri farklı olanların da görüşlerini, deneyim ve uzmanlıklarından kaynaklanan bilgilerini topluma yansıtmalıdır.

Kadınlar ve cinsel yönelimleri farklı olanlar arasında olumlu rol modeli olabilecek örneklerin haberleştirilmesi ve programlarda kullanılmasına öncelik vermelidir.

Şiddetin haberleştirilmesi
Medya çalışanları, kadınlar ve cinsel yönelimleri farklı olanların uğradıkları kötü muamele, baskı ve şiddetin haberleştirilmesinde özellikle şu noktalara dikkat etmelidir:

Cinsiyet ayrımcılığına dayalı şiddet hiçbir biçimde meşru gösterilmemeli, şiddetin toplumsal düzlemdeki önemini azaltacak sansasyonel kullanımlardan ve mizah malzemesine dönüştürme eğilimlerinden uzak durulmalıdır.

Mağdurun kimliği gizli tutulmalı, kimliğin teşhisine yarayacak diğer bilgiler de verilmemelidir. (ad, fotoğraf, adres, yerel odaklı haberler için yerleşim birimi vb.)

Konuşulacak kişinin rızası önceden alınarak, kişi konuşması sonrasında karşılaşılabileceği olası riskler konusunda bilgilendirilmelidir. Bu bilgilendirme çerçevesinde mağdura teşhis edilip edilmemeye karar verme hakkı tanınmalıdır.

Cinsiyetleri ve cinsel yönelimleri nedeniyle şiddete uğrayanlarla ilgili haberlerde mağdurların onurunun korunmasına gereken özen gösterilmelidir. Bu ilke özellikle şiddet sonucu yaşamını yitirenlerle ilgili haberlerde daha büyük önem taşımaktadır.

Mağduru küçük düşürücü durumlarda gösteren fotoğrafların kullanılmasından kaçınılmalıdır.

Taciz ve tecavüz gibi cinsel suçların haberleştirilmesinde kullanılan dile özen gösterilmelidir. Saldırganın ifadesinden yararlanılarak hazırlanan metinlerin mağdur açısından yaralayıcı olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Bu haberlerde kullanılan görsel malzeme ile anlatım biçiminin pornografik ve özendirici çağrışımlar yaratmamasına dikkat edilmelidir.

Sorumlu bir anlayış benimsenerek şiddete uğrayan ya da risk altında olanlar, çözüm yolları ve yöntemleri konusunda bilgilendirilmeli, var olan kuruluş ve yardım hatlarının erişim bilgileri haberde yer almalıdır.

Medya ve Çeşitlilik kılavuzu
Kültürel Çeşitlilik
Kültürel Çeşitlilik ve Medya

Medyanın üretim süreci ve içeriğini kültürel çeşitliliği güçlendirme yönünde dönüştürme kılavuzu

Hedefler

Medya kuruluşları, toplumda ırk, etnik köken ve dini inanç temelinde tanımlanan kültürel çeşitliliklere sahip grupların, ulusal ve uluslararası düzenlemelerde yer verilmiş ve koruma altına alınmış, var olma ve kendini ifade etme hakkını gerçekleştirebilmesi, bu grupların ayrımcılığa uğramaksızın, toplumsal barışı güçlendirme yönünde temsili için iyi niyetle ve üst düzeyde çaba göstermeyi bir görev bilmelidir.

Bu bağlamda, medya kuruluşları için kültürel çeşitliliklerin temsilinde karşılıklı anlayışı güçlendirecek bir yaklaşım benimsemek öncelikli hedef olmalıdır.

Kültürel çeşitliliklerin toplumsal zenginlik olarak değerlendirilerek tanıtılmasına dönük yayınlar bu konuda önemli katkılar sağlayabilir.

Medya kuruluşları ve çalışanları için, başta barış, demokrasi ve insan hakları olmak üzere; insanlığın evrensel değerlerini, çok sesliliği, farklılıklara saygıyı savunmak kaçınılmaz ve reddedilemez bir görevdir.

Medya kuruluşları ve çalışanları;

Milliyet, ırk, etnisite, dil, din ve inanç ayrımcılığı yapmadan tüm ulusların, tüm halkların ve tüm bireylerin haklarını ve saygınlığını tanır.

İnsanlar, topluluklar ve uluslar arasında nefreti ve düşmanlığı körükleyici yayından kaçınır.

Bir ulusun, bir topluluğun ve bireylerin kültürel değerlerini ve inançlarını veya inançsızlığını saldırı konusu yapmaz. Farklı kültürel grupların duyarlılıklarına saygı göstermek bütün medya kuruluşlarının temel ilkesi olmalıdır.

Medya kuruluşlarına düşen temel görevler

Medyada kültürel çeşitliliğin işlenmesinde göz önünde bulundurulacak etik standartları, düşünce ve ifade özgürlüğüne de dikkat ederek geliştirmenin en güvenilir yolu; bütün medya kuruluşlarının iç yapılarında güçlü özdenetim politikaları ve mekanizmaları oluşturmalarıdır.

Özdenetim mekanizmalarının temel işlevlerinden biri de, kültürel çeşitliliklerin temsili konusunda kurum içi eğitim programlarını düzenli etkinliklerin bir parçasına dönüştürerek, var olan etik standartlar hakkında çalışanlar arasında farkındalık yaratmak olmalıdır.

Medya kuruluşları ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve kültürlerarası yanlış anlamalara yol açacak önyargıları güçlendirecek yayınlardan kaçınarak, toplumda var olan hoşgörüsüzlükle mücadele etmelidir.

Bir kültürel grubu diğerine göre üstün olarak tanımlayan ya da farklılıklar konusunda oluşmuş kalıp yargıları kullanan içeriklerin hiçbiri yayınlanmamalıdır.

Medya profesyonellerine düşen temel görevler:

Medya çalışanları, farklı kültürlerden grup ve bireylerin eğitim, sağlık, güvenlik, istihdam ve barınma gibi temel hizmetlerden yararlanmada karşılaştıkları engel ve güçlükleri medya ürünleri aracılığıyla yansıtmak yoluyla, bu sorunların çözümüne ve daha eşitlikçi bir toplumsal düzenin sağlanmasına katkıda bulunmalıdır.

Medya çalışanları özellikle haber ya da diğer içerikle doğrudan ilgisi yoksa, ırk, etnik köken, din ve mezhep belirtmemelidir. Etnik ve azınlık kimliklere ilişkin tanımlamaları olumsuz vurgu olarak kullanmamalıdır.

Medya çalışanları üretecekleri herhangi bir içerikte, kültürel çeşitliliklerden kaynaklanan durumlarla ilgili yapacakları sözel ve görsel seçimlere dikkat etmeli; gruplar hakkında toplumda oluşmuş kalıp yargıların kullanılmasından özellikle kaçınmalıdır.

Kültürel farklılığa sahip toplulukları çoğunluk karşısında tanımlarken ayrımcı, kışkırtıcı veya sansasyon yaratıcı bir dil kullanılmamalıdır.  Çoğunluğa göre ‘azınlık’ durumunda olanların farklılıklarını ve yurttaşlık statülerini sorgulayan veya reddeden ya da etkinliklerini suç gibi gösteren her tür yazı, açıklama, şaka, hiciv, yorum ve haber aktarma üsluplarından kaçınılmalıdır. Topluluklar arasında gerilim yaratacak konularda duyarlı olunarak toplumsal barışı ve karşılıklı anlayışı güçlendirici bir yaklaşım benimsemelidir.

Yaşanan olay ile olaya karışan kişilerin kültürel farklılıkları arasında yanlış yönlendirici bir ilişki kurulmasına yol açabilecek imalar kullanmaktan kaçınmalıdır. Tekil örnek oluşturan olumsuz olayları tüm topluluğun tutumu  olarak genellememelidir.

Her zaman olayların arka planını araştırmalı ve tarihe ilişkin Referanslarda duygusal yaklaşımlardan kaçınmalıdır.

Farklı kültürel kimliklere sahip bireylerin haber kaynağı ve uzman olarak medyada kendilerini ifade etmelerine olanak tanıyarak,  kişilerin kendileri hakkında yaptıkları tanımlamalara öncelik vermelidir.

Irk üstünlüğünü savunan ve başkalarını aşağılayan ırkçı oluşumların  iddialarına yer verildiği durumlarda mutlaka bu iddiaları sorgulayacak karşı değerlendirmelere de yer vermelidir.

Mülteciler ve göçmenler

Mülteci ve göçmenler bir ülkede var olan kültürel çeşitliliğin parçası olarak değerlendirilseler de; kendilerine özel duyarlılık göstermek, medya kuruluşlarının ve çalışanlarının temel sorumluluklarından biri olmalıdır.

Mülteci ve göçmenlerle ilgili medya içeriği oluştururken şu noktalar dikkate alınmalıdır:

Mülteciler ve göçmenlerin, ağırlıklı olarak güç ve olumsuz koşullar nedeniyle vatanlarını terk ettikleri daima göz önünde bulundurulmalıdır. Mülteciler ve göçmenler hakkında olumsuz duygular uyandırabilecek tanımlamalar yapılmamalı, ırkçı ve ayrımcı söylemler kullanılmamalıdır.

Mülteci ve göçmenlerin hukuki durumları farklılık göstermektedir. Bu nedenle, medya içeriği oluşturulurken doğru terminoloji kullanımı için uzman kuruluşların desteğine başvurulmalıdır.

Herkes için uyulması gereken özel hayatın dokunulmazlığı ile ilgili kurallar mülteciler ve göçmenler için de gözetilmelidir. Konuşulacak kişinin rızası önceden alınarak, kişi konuşması sonrasında karşılaşabileceği olası riskler konusunda bilgilendirilmelidir.

Mülteci, göçmen ve insan ticareti mağdurlarının gerek kendi gerekse ülkelerinde bıraktıkları yakınlarının can güvenliği için; medyada açık kimlik ve görüntülerinin yayınlanmamasına özen gösterilmelidir.

Mülteci ve göçmenlerin genel olarak içinde bulundukları yaşam koşullarının olumsuzluğu dile getirilirken, insan onurunun korunması ilkesine dikkatle uyulmalı, kişiler rencide edilmemelidir.

Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi

0
Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2009 öğretim yılında öğretime başlamıştır. Fakülte, öğrencilerinin eğitim hayatları süresince hukuk bürolarında, özel sektörde ve sosyal projelerde çalışmalarını sağlayarak hukuk uygulamaları konusunda donanımlı mezunlar yetiştirmeyi hedeflediğini ilan etmiştir.

Yaşar Üniversitesi Bornova Selçuk Yaşar Kampüsünde eğitime devam eden fakültede 2018 yılı itibariyle  Prof.Dr. Mustafa Ruhan Erdem, Prof. Dr. Meral Özkan, Prof.Dr. Işıl Özkan, Prof.Dr. Halide Gökçe Türkoğlu, Prof. Dr. Ayşe Havutçu, Prof.Dr. Ali Timur Demirbaş, Prof.Dr. Fevzi Demir ve Prof. Dr. Sevilay Uzunallı görev yapmaktadır. fakülte dekanlığını 2022 yılından itibaren Prof. Dr. Burcu Dönmez yürütmektedir. 

Fakülte, Bilimsel TEMYİZ isimli dergiyi çıkarmaktadır.

Fakülte, proje odaklı çalışma prensibi ve bilimin tek rehber olduğuna inanmış, çalışkan, doğru bildiğini savunabilen, demokrasi konusunda bilgili ve deneyimli Türk aydınları yetiştirmeyi amaçladığını deklare etmektedir.

Hukuk Fakültesi İzmir’in sosyal, kültürel, ekonomik, ticari, tarihi ve jeolojik özellikleri göz önünde tutularak Taşıma Hukuku, Deniz Ticareti Hukuku, Avrupa Birliği Hukuku, Çevre Hukuku alanlarında yoğunlaşmaktadır.

YÖK kayıtlarına göre yaklaşık 1400 öğrencinin eğitim gördüğü Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi, öğrencilerinin yabancı dil bilen, çağdaş hukuk sistemleri ve özellikle Avrupa Birliği Hukuku hakkında bilgi sahibi, Avrupa Birliğinin standartlarını kavramış ve özümsemiş, yazılı ve sözlü ifade etme becerisine sahip, uluslararası platformda kendini ifade edebilen, üretken hukukçular olarak iş yaşamlarına başlamalarını hedeflemektedir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi Eğitim Modeli 

Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Türkiye Barolar Birliği tarafından Türkiye’nin En İyi Hukuk Fakülteleri Sıralamasında bir ölçüt olarak kabul edilen sanal mahkeme salonuna sahiptir. Türkiye’de ilk defa uygulanan bir yöntemle üç kamera ile kayda alınan 80 kişilik duruşma salonunda yürütülen ve öğrencinin öğrenimi süresinde edindiği hukuki bilgileri temel alarak önemli konularda karşılaşılan davalarda davacı, davalı, hakim gibi görevleri üstlenmelerini sağlayan uygulamaya yönelik eğitim vermektedir. Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi, öğrencilerin henüz eğitim sürecindeyken uygulama ile tanışmalarını ve gelecekte iş yaşamına avantajlı başlamalarını sağlamayı amaçlamaktadır.

Prof. Dr. Mustafa Ruhan Erdem

Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olan öğrenciler hukukçu unvanı ile, gerekli stajlarını tamamladıktan veya sınavları kazandıktan sonra, özel sektör ve kamu sektöründeki kurum ve kuruluşlarda avukat veya kendi hukuk bürolarında bağımsız avukat, adli ve idari hakim, savcı, noter, diplomat, banka müfettişi, maliye hesap uzmanı, Sayıştay denetçisi, Bakanlıklarda ve çeşitli kamusal kuruluşlarda müfettiş, diplomat, özel sektör ile kamu kesiminde yönetici ve danışman olarak görev alabilmektedirler.

Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi, birinci yılda, Anayasa Hukuku, Medeni Hukuk, Roma Hukuku, Hukuka Giriş ve Hukukun Temel Kavramları, İktisada Giriş gibi temel bilgilerin okutulduğu dersler yer almakta, ikinci dönemden itibaren verilen Turizm Hukuku, Spor Hukuku, Çevre Hukuku, İletişim Hukuku, Havacılık Hukuku, Güncel Atipik Sözleşmeler, Enerji Hukuku gibi kısmen veya tamamen yabancı dilde verilen seçmeli dersler ile öğrencilerin henüz fakülte yıllarında ilgi duydukları alanlarda uzmanlaşmaları sağlanmaktadır.

 

Mehmet Selim Kiraz

0
Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz

Mehmet Selim Kiraz, 01 Ocak 1969 tarihinde Siirt iline bağlı Kayaboğaz köyünde Saadet ve Hakkı Kiraz’ın çocuğu olarak dünyaya geldi.

Savcı Mehmet Selim Kiraz

Kiraz, ilkokul ve ortaokulu Siirt’te tamamladıktan sonra liseyi Mersin İmam Hatip Lisesi’nde bitirdi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandı ve hukuk eğitimini bu okulda tamamladı. Lisede okurken aynı zamanda terzilik yaptı ve eğitimine çalışarak devam etti.

Mehmet Selim Kiraz’ın çocukluğundan bir fotoğraf

Hukuk fakültesindeki eğitiminin ardından hakimlik görevine başlayan Kiraz çeşitli illerde görev yaptıktan sonra 2010 yılında Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Savcılığı’na atandı. Burada 4 yıl çalıştıktan sonra 2014 yılında İstanbul Cumhuriyet Savcılığına getirildi ve 14 yıl savcılık yaptı.

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz 31 Mart 2015 tarihinde görevi başında iken uğramış olduğu saldırı sonucunda yaşamını yitirdi ve tüm ülkeyi yasa boğdu.

Eşi Yasemin Yoldaş Kiraz hakim olarak görev yapmaktadır ve 2 çocuk sahibidir.

Mehmet Selim Kiraz’ın adı birçok hatıra ormanı, park, konferans salonu, bina, cadde, sokak ve kütüphaneye verilmiş; adına spor müsabakaları ve yarışmalar düzenlenmiştir. İstanbul Çağlayan Adliyesinde her yıl anma törenleri düzenlenmektedir.

Mehmet Selim Kiraz’ın görev yaptığı İstanbul Merkez Adliyesi binasına “İstanbul Adalet Sarayı Savcı Mehmet Selim Kiraz Yerleşkesi” adı verilmiş; adliye konferans salonunda da hatırası yaşatılmıştır. Hayatını anlatan bir belgesel çekilmiş, yapımcılığı TRT tarafından yürütülen belgeselin yönetmenliğini Halil Aygün yapmıştır.

Mehmet Selim Kiraz için Çağlayan Adliyesinde Düzenlenen Tören

Son Görev Yeri, Gezi Olayları ve Berkin Elvan Davası 

5 Ocak 1999 doğum tarihli Berkin Elvan 2013 yılındaki Gezi Parkı protestoları sırasında 16 Haziran 2013 tarihinde, 15 yaşında iken ağır bir şekilde yaralanmış, 11 Mart 2014 tarihine kadar komada kaldıktan sonra hayatını kaybetmiş, aradan geçen uzun süreye soruşturma ilerlememiş ve sorumlular hakkında dava açılamamıştır.

Mehmet Selim Kiraz, 2014 yılında atandığı İstanbul Cumhuriyet Savcılığında Gezi Olayları sırasında öldürülen Berkin Elvan soruşturmasına Eylül ayında beşinci savcı olarak atanmıştır. Kiraz, bu soruşturma yanında Gezi Olaylarında ölen ya da yaralanan bazı kişilerin de dosyalarına bakmaya başlamıştır. Kiraz, Lobna Allami, Okan Özçelik, Volkan Kesanbilici, Edral Sarıkaya, Aydın Aydoğan ve Burak Ünveren’in de aralarında olduğu çok sayıda kişinin soruşturma dosyasını yürütmüştür.

Berkin Elvan davasında ilerleme sağlayan Kiraz, soruşturmayı ilerletmiş, adli tıp raporunun dosyaya girmesini sağlamış; delilleri toplamış, 3 polis memurunun şüpheli olabileceği sonucuna varmış, kimlik tespiti için olay yerinde görev yapan polislerin bilgilerini istemiş ancak 3 şüpheli tespit edilememiş ve araştırmalara devam edilmiştir.

Çağlayan Adliyesi

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz, Elvan’ın sert bir cismin kafasına isabet etmesi sonucu yaralandığı ve hastanede tedavi görürken hayatını kaybettiği yönündeki raporları takip ederek failleri tespit etmek üzere iken 31 Mart 2015 tarihindeki rehin alma eylemi gerçekleşmiştir.

Mehmet Selim Kiraz’ın Rehin Alınması ve Öldürülmesi

DHKPC terör örgütü adına gerçekleştirilen eylem sonucunda Şafak Yayla ve Bahtiyar Doğruyol, 31 Mart 2015’te ülke çapında yaşanan elektrik kesintisi sırasında harekete geçmişler, İstanbul Adliye Sarayı’na sahte avukat kimlikleriyle girmişler, Kiraz’ın adliyedeki odasına giderek kapıyı kilitlemişler ve Berkin Elvan soruşturmasında etkin soruşturma yapılmadığı gerekçesiyle savcıyı rehin alarak olayı sosyal medya aracılıyla duyurmuşlardır.

Olayın ardından adliye binası boşaltılmış ve geniş güvenlik önlemleri alınmıştır. Eylemciler, Kiraz’ın serbest bırakılması için hukuk sistemi içerisinde kabul edilmesi imkansız taleplerde bulunmuşlardır. Berkin Elvan’ın ölümünden sorumlu polislerin ‘canlı yayında itirafta bulunmasını ve yargılanmalarını’ isteyen eylemciler; Sezgin Tanrıkulu, İstanbul Baro Başkanı Ümit Kocasakal ve TAYAD’dan oluşan bir heyet oluşturulmasını istemişler; saat 15.35’e kadar bu talepler gerçekleşmezse savcıyı cezalandıracaklarını ve akabinde çatışmaya gireceklerini ilan etmişlerdir.  Yapılan müzakereler yaklaşık dokuz saat sürmüş, ancak sonuç alınamamış, eylemciler teslim olmamıştır.

Kiraz’ın odasından gelen silah sesleri üzerine yapılan polis operasyonu sonucunda iki saldırgan ölü olarak ele geçirilmiştir. Savcı Kiraz kurtarılamamış ve vücuduna isabet eden kurşunlar nedeniyle ağır yaralı şekilde adliye yakınındaki Florence Nightingale Hastanesi’ne kaldırılmıştır. Kiraz’ın hastaneye getirildiğinde kalbinin durmuş olduğu ve solunumunun da kapalı olduğu bildirilmiş, tıbbi müdahaleler sonuç vermemiştir. Hastane adli raporuna göre vücudunda 10 kurşun yarası tespit edilmiştir. Polis, kurşunların eylemcilerin kullandığı silahtan çıktığını açıklamıştır. Otopsi raporu 16 Nisan 2015 tarihinde basında yer almış, ölüm nedeni; “Ateşli silah mermi çekirdeğine bağlı kafatası, kot ve skapula kemik (kürek kemiği) kırığıyla birlikte beyin kanaması, beyin doku harabiyeti ve iç organ yaralanmasından gelişen iç kanama.” olarak belirtilmiştir. Kiraz’ın vücudundan 7.65 mm çapında silaha ait iki adet mermi çekirdeği çıkarıldığı belirtilmiştir.

Olay Sonrası Soruşturma ve Dava Süreci

Mehmet Selim Kiraz’ın öldürülmesinin ardından başlatılan soruşturma sonucunda sanıklar hakkında İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılmıştır. Çok sayıda sanığın yargılandığı davada 4 sanık tutuklanmış, firari 9 sanık hakkında ise kırmızı bülten çıkarılmıştır.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, dokuz gazeteden 18 gazeteci hakkında ‘terör örgütü propagandası yapma‘ suçlamasıyla iddianame hazırlanmıştır.

Senedi İttifak

0
Padişah II. Mahmut

Senedi İttifak, 29 Eylül 1808 tarihinde ilan edilmiştir. Senedi İttifak, askeri, idari ve eğitim alanlarında bir takım reformlar içermektedir ve 2. Mahmut Dönemi Islahatları içinde yer almaktadır.

Belge, teknik olarak bir Anayasa değildir. Ancak senet metni sonraki demokratikleşme hareketlerinde ve anayasal hareketlerde atıf kaynağı olmamıştır.

Senedi İttifak

Senedi İttifak, Türk Anayasa Hukuku tarihinde anayasal unsurlar içeren ilk belge olarak kabul görmektedir. Osmanlı Sadrazamı Alemdar Mustafa Paşa, Rumeli ve Anadolu ayanlarını İstanbul’da toplamış, yapılan toplantı sonucunda Anayasal unsurlar içeren bir antlaşma yapılmıştır.

Devlet iktidarını sınırlandırmayı ve bir takım kişi hak ve hürriyetleri bakımından bazı hukuki standartlar getirmeyi amaç edinen Senedi İttifak bu bağlamda Anayasal hareketlerin başlangıcı olarak görülmüştür. Bazı Anayasa hukuku uzmanları ve sosyal bilimciler 1808 tarihinde imzalanan bu belgeyi İngiltere’de 1215 yılında kabul edilen Magna Carta’ya benzetmektedir. Senet ile Osmanlı tarihinde işkence resmi bir belge ile ilk defa yasaklanmıştır.

Valiler ve toprak beyleri İstanbul’da “meşveret-i amme” toplantısına davet edilmiş ve ittifak metni bu toplantıda oluşturulmuştur. Senedi İttifak, Osmanlı Devletinin merkezi otoritesinin taşra bölgelerinde nispeten azaldığı bir dönemde, padişah otoritesinin yeniden sağlanması amacıyla güçlü toprak beyleri ile yapılmış zorunlu bir kontrattır. Senet metninde, devlet düzeninin bozulduğuna, devlet otoritesinin sarsıldığına ve tüm tarafların bu konuda ortak kanaate sahip olduğuna, devlet otoritesinin kuvvetlenmesi için Senedi İttifak’ tanzim edildiğine yönelik cümleler bulunmaktadır.

Senedi İttifak, merkezi iktidarın yetkilerini sınırlamıştır ve meşrutiyet fikrine saik olabilecek fikirler içermektedir. Metin sonucunda ortaya çıkan kararların uygulanmasını otoritenin ve tüm devlet erkinin kaynağı olan ve sembolü olan padişahın denetlemesi uygun bulunmuştur. Sened-i İttifak metninin sonunda, hükümlerin sonradan da uygulanabilmesini sağlamak üzere sadrazam ve şeyhülislamların değişmesi halinde göreve yeni gelenlerin de bu senedi imzalamaları kararlaştırılmıştır.

Senedi İttifakın oluşturulmasına halk iradesinin doğrudan katkısı olmamıştır.

Senedi İttifak Metni

Elhamdü lillâhillezi eyyidül islâmi biricâlin kaamu alâ sakîn vahldu ve ittifak vessalâtu vesselâmu alâ seyyidina Muhammedillezi refea an ûmmetihin nifâku veşşikak ve alâ âllhi veasnabihillezi içtehidu fi sebllihi bilvifak.

(Amma b’ad)

Sebebi tahriri kitabı meyamin nisâb oldur ki cümlenin velinimeti olan Devleti Aliyei Osmaniye Saltanatı Muhammediye olup bâavni Hazreti Huda ibtidai zuhurundan ilâ yevminâ hazâ mazhar olduğu fütuh ve galibiyet ve şanu şevket ittihad ve ittifak ve ref’i nefsaniyet ve şikak ile hâsıl olduğu varestei kaydı işaret iken bir müddetten beru iktizai gerdişi cerhi gerdan ile şirazei eczai nizam perişan ve vükelâi devlet beyninde ve taşra memalik hanedanları meyanında esbabı şittadan nâşi nefsaniyet ve şikak hâlâtı nümayân olmak mülabesesi ile Saltanatı Seniye’nin kuvveti sureti teşettüte mübeddel ve dâhilen ve haricen nüfuzu muhtel ve bu halet bâyü gedâ ve alâ ve edna hakkına yâni umumen Milleti Beydai Ahmediye’ye murisi vehnü halel olmağla refte refte ne sureti keriheyr müntec olduğu ve bigayri hakkın vaki olan fezâyihi mâlûme takribiyle esası saltanat münderis olmak rütbesine vardığı itiraf kerdei sıgaru kibar olup (fa’tebirû yâ ulil ebsar) nassı celilüşşanı üzere sevâbıkı muamelâttan ahzı ibret ve deaimi nizamı dinp devleti ikame ve ihyal kelimettullahilulyâ niyeti hayriyesiyle bu teşettütûn ittifaka tebdiline ve ol veçhile Devleti Aliye’nin kuvveti kâmilesi esbabını istihsal ve izhara bezli makderet eylemek uhdei diyanet ve zimmeti sadakate mütehattim ve vacib olduğunu cümlemiz derkü iz’an birle mecalisi müteahhide akdolunarak cümlemiz yekvücûd ve ittlhad ve ittifak ileihyai dinü devlete sârifi vüs’u mechûd olup ikmâli kuvveti ve mevaddı sairel mülkiyeyi müzakere ve zevabıtı hasenesini şiraze bendi istişare ettiğimize mebni işbu ittifak şeraitini dahi berveçhi âti senede rabt ve tevsik etmişizdir.

Şart-ı evvel

Şevketlû mehabetlû velinimeti âlem velinimetimiz efendimiz hazretleri kutbi dairei devleti ebed müddet olmalarıyla gerek zâtı şevket simatı mülükânelerine ve gerek teşyidi bünyanı Saltanatı Seniyelerine Hazreti Rabbelâleminln lütfü ihsanına istinad ve imdadı ruhaniyeti Cenabı Risaletpenâhiye tevessülen cümlemiz müteahhid ve zâmin olup vakfen mlnel evkaat gerek vüzera ve ulema ve rical ve gerek hanedanan ve gerek bilcümle ocaklar taraflarından kavlen ve fiilen, sırren ve alenen bir gûna ihatıet ve hilafı emrü rıza tavru hareket zuhur ederse bâdettahkik cesaret edenin te’dip ve ibret kılınmasına dâhileri ve haricen cümlemiz bilittifak ikdam ve gayret edüp bu maddede müsamaha zuhur ederse anın dahi bilittifak te’dip ve tenkiline ciddi tâm oluna ve bu dairei ittifaka dahil olmayan bulunur ise cümlemiz ana davacı olup kavlen ve fiilen şartı ittihada riayet eylemesine ve dahil olmasına cümlemiz tarafından cebroluna. Velhasıl Şevketmeâb Efendimizin gerek zâtı hümâyunlarına ve gerek mülk ve kuvveti Saltanati Senjye ve evamiri aliyelerinin ve merazii aliyelerinin muhafazasına ve fesat ve ihanetten vikayesine mâlen ve bedenen cümlemiz umumen taahhüd ve tekeffül edüp kendûlerimiz hayatta oldukça zatlarımız ve hayatta olmadıkça evlâd ve hanedanlarımız zâmin ola ve bu veçhile cümle hakkında hüsni teveccüh Hazreti Padişâhi derkâr olmağla ifai levazımı şükrgozari ve hidmetkâriye aleddevam sarfi yârâi liyâkat kılına,

Şart-ı sani

Devleti Aliye’nin bekası ve kuvvet ve şevketinin tezayüdü cümlemizin zat ve hanedanlarımıza mabihilbekâ olduğuna binaen cümlemiz beyninde bilmüzakefe karar verildiği üzere tezayüdi kuvveti saltanat için Memallki Hakaniye’den tahriri’ tertlb olunan asakir ve neferatın mecalisi müzakeratta verilen nizam mucibince devlet askeri olarak tahrir ve tekmiline ve aleddevam bekasına cümlemiz sayii ikdam edüp nizam ve rabıtalarına dâhilen ve haricen mecmu’i erkân ve hademe ve hanedan ciddi tam eyliyeler ve işbu asakir tertibi maddesini kıvamı’ dinü devlet içün İttifakı ârâ ile karar bulmuş olduğuna mebni inkılâbı zaman ile bu hüsrandır yahut şöyledir böyledir deyu tahriki erbabı fesad ve hased ile tağyirini kimesne tecviz eder ve ocaklar tarafından itiraz ve muhalefet olunursa cümlemiz aleddevam davacı olup takbih ve feshü tağyirine cesaret değil fethi şefe edeni hain bilüp alelittifak te’dip ve def u ref’ine cümlemiz ikdam ve gayret eyliye ve bu babda birimiz muhalefet eylemiye ve Devleti Aliye’nln her ne taraftan olursa olsun düşmeni zuhurunda umûmin mukabelesine sür’ati azimet def’ü tenkiline sarfı makderet etmek esası nizamdan olmağla bu usulün bir vakitte mugayiri hareket vaki olmaya.

Şart-ı salis

Kıvam ve feri saltanat cümlemizin akdemi âmâli olup bu babda alelittifak gayret eylemeğe müteahhid olduğumuza mebni tezayüdi kuvvet içün teksiri askere ikdamımız misillü gerek Beytülmâli müslimin’in ve gerek varidatı Devleti Aliye’nin muhafazasına müteahhid olup mahallerinden tahsil ve tediyesine ve telef ve haşarattan vikayesine ve evâmiri Padişahî’nin infaz ve icrasına ve herkim muhalefet ve ademi itaat ederse bilittifak tedibine cümlemiz müteahhid ve mütekeffil olmağla bu usûle daima riayet oluna.

Şart-ı râbi

Devleti Aliye’nin ötedenberi usûlü nizam ve kanunu kâffei emrü neyhi Padişahî hariç ve dahil cümle erkânı vükelâya Makamı Vekâleti Mutlaka’dan sudur etmek sureti olmağla bâd’ezin herkes büyüğünü bilüp vazifesinden hariç umura tasaddi eylemiye. Ve kâffei emrü nehiy Makamı Sadareti Uzma’dan sudur eyliyen ve ol emrü nehiy mahzâ emr ü neyhi Padişahî olmağla hilâfına kimesne cesaret eylemiye ve her kim umurundan hariç memuriyeti olan maslahattan ziyade aharın memuriyetine tasaddi eder ise cümlemiz davacı olup filân maslahat filânın memuriyeti iken filân zat şu vech ile müdahale etmiş deyû ol memuriyetten ref olunmasına ve taarruzâtın alelûmum refiyle her umur Makamı Vekâleti Mutlaka’ya arzü istizan olunarak emrü reyi Sadaret penâhl üzere hareket olunmağa cümlemizin taahhüdünden başka Makamı Sadareti Uzmadan dahi hilafı kanun ve muhilli taahhüd irtikâb ve irtişa ve gerek taşraya ye gerek umuru dahiliyeye müteallik Devleti Aliyeye acilen ve acilen muzır olacak sair gûna mekârihe ibtidar olunur ise cümlemiz davacı olup bilittifak men’ine ikdam eylemimiz şart ola ve men’ini bana söylediler diye ol vekili mutlak söyleyenlerden birisine azvi mûfteriyât ile nefsaniyet eder ise anın dahi men’ine ve muhafazasına cümle tarafından taahhüd olunmağın bunlara dahi dâima müraat oluna.

Şart-ı hâmis

Zâti Hümayûn’un ve kuvveti Saltanatın ve nizamı devletin muhafazasına cümlemiz kefil ve müteahhid olduğumuz misillû gerek memalik hanedanları vücutlunun Devleti Aliye’den ve gerek dahilde olan rical ve erkânı devletin birbirinden emniyeti şartı a’zam ve tahsili emniyet ve itminan dahi cümlenin ittihad ve ittifakıyla birbirlerine kefalet ve zımana mütevakkıf idüğû emri gayri mübhem olmağla dairei ittifaka dahil olan gerek hanedan ve âyân ve gerek vükelâ ve rical birbirlerinin zâtına ve hanedanına kefil ve zamin ola. Şöyle ki: hanedanlardan birisinin hilafı şart; ittihad bir hareketi tebeyyün etmedikçe tarafı Devlet-i Aliye’den yahut taşralarda vüzerâ ve birbirlerinden taarruz ve ihanet ve sui kasid vukua geliriseuzak ve yakın denilmeyip cümlemiz davacı olarak mütecasir olanın te’dip ve define bilittifak ikdam oluna ve kendüleri hayatta iken kendûlerine ve ba*del vefat hanedanlarının bekaı muhafazasına cümle vükelâ zamin ve müteahhid olmalarıyla ol hanedanlar dahi zîri idarelerinde olan ayanlara ve vûcûha zamin olalar. Ö makûle âyân ve vücûha hanedanlardan birisi tamamen veya vechi ahar ile nefsaniyet ve bir gûna sui kasid etmeyüp eğer hilafı taahhüd ve rıza bir gûna cünha ve cinayeti zahir olur ise ba’dettahkik Makam-ı Vekâleti Mutlakadan bllistizan def’ü ref ine ol hanedan ikdam edüp yerine aharini intihab eyliye. Ve herkes uhdesine muhavvel mahal hududundan hariç bir karış mahalle taarruz ve tasaddi etmeyip her kim tecavüz eder ise uzak ve yakın denilmeyerek cümleten davacı olup men eyliyeler ve mütenebbih olmaz ise baisi şikaak olanın def’ü tenkiline bilittifak ikdam oluna ve cümle vücuh ve hanedanlar ve âyânı memalik yekvücûd olup alelittifak defi ihtilâli şikaka şeddi nitak eyliyeler. Ve her kim fukaraya zulmü taaddi eder ve şeriatı Mutahhara’nın icrasına muhalefet eyler ise anın dahi te’dip ve terbiyesine bilittihad sây oluna ve cümle hanedanlar ve ayanlar hakkında bu veçh ile tekeffül olunduğu misillû vükelâ ve ulemâ ve rical ve hademei Saltanata dahi vakten minel evkaat tahrik ve ifsad ile bir taraftan bir güna ihanet ve sui kasid vukua gelmesine ve te’dibini mucip cünhası cümle İndinde gereği gibi taayyün etmedikçe nefsaniyeten tekdir olunmamasına ve zât ve hanedanlarına cümle hanedanın ve vücuh kefil ve müteahhid olmalarıyla bir vakitte hilâfına hareket olunmaya ve eğer hasbelbeşeriye birinin cünhası zuhur eder ise ol cünha cümle indinde ba’dettaayyün Makamı Sadaretten töhmetine göre te’dip oluna.

Şart-ı sâdis

Asitanede ocaklardan ve saireden bir gûna fitne ve fesad hadis olur ise bilâistizan cümle hanedanlar Asltaneye vürüda şitap edüp mütecasir olanların ve ol ocağın kaldırılmasına, eğer sınf ise bu defa baisl fitne olan Boğaz Kal’ası neferatının kaldırıldığı mislllü kendüleri kahru tenkil ve dirlik ve esamileri ref olunmak ve eşhastan ise her ne tabakadan olur ise olsun bittahkik idam kılınmak hususuna cümle hanedan ve vücuhi memalik müteahhid ve cümlesi olup Asitane’nin emniyetine ve istihsal esbabına kefil olmağla bu rabıta-i kaviyye ne makule esbaba tevakkuf eder ise istihsaline bilittifak ve aleddevam ikdam ve gayret oluna.

Şartı sabi

Fukara ve reayanın himayet ve siyaneti esas olduğuna nazaran hanedanan ve vücuh tarafından ziri idarelerinde kazaların asayişine ve fukara ve reayanın tekâlifi emrinde haddi itidale riayet hususuna dikkat olunmak lâzimeden olmağın ref’i mezâlim ve taaddi ve tekâlif hususuna vükelâ ve memalik hanedanları beyinlerinde bilmüzakere ne veçh ile karar verilir ise anın devam ve istikrarına ve mugayir olarak zulmü taaddi vukua gelmesine itinâ oluna. Ve her hanedan yekdiğerinin haline nezaret birle hilafı emr ü rıza ve mugayiri Şeriati Garrâ zulmü taaddi. eden olur ise salimen anilgaraz Devlet-i Aliyeye ihbar eyleyüp bilittifak men’ine ikdam oluna. Ve işbu şeraiti seb’aya bilmüzakere karar verilüp hilâfına hareket olunmamak üzere kasem billah ve ahd birresül vaki olmağla hıfzen lilmevasik işbu senedi muteber ketbü tenmik olundu.(Femen bedelehu ba’dema yarı ‘ahün feinnemâ ismühuhu alelziyne yubeddilunehu innallâhe yarı’ın).

Zeyl

İşbu senedi muteberin havi olduğu şeriatı dinü Devleti Aliye’nin te’yid ve ihyası emri ehemmine esas olup aleddevam düştürül amel tutulması vacib olmağla tebeddüli zaman ve zevat ile tağyiri mümkün olmamak içûn Makamı Sadaret ve Mesnedi Fetvâyı bundan böyle teşrif edecek zevat dahi ibtidai nasb ve mesnedlerlne kuudlarında bu senedi hatmü imza edüp harf ve harf icrasına ikdam eyliyeler. Ve hini tebeddülde meşgale takibiyle İşbu hatmi sened maddesi teehhür kesbetmemek içün gerek Vekâlet-i Mutlaka gerek Meşihati Islâmiyye tebeddül ettiği gibi derakab Beylikçiyi Divanı Hümâyun bulunanlar asıl senedi kalemden alıp kethüda ve reisûlvakt olanlara ihtar birle Vekâleti Mutlaka yahut Meşihatı Islâmiye mesanidine kuud eden zevata hatmü imza ettirmek üzere bu nizam dahi Divanı Hümayun Kalemine kayd ile düştürül amel tutula ve işbu senedin iktiza edenlere suretleri verileceğine mebni bir sureti Nezdi Alii Taçdâride mahfuz olup daimen ve müstemirren icrasına bizzat Şevketmeab Efendimizin nezareti seniyeleri şamil ola vesselam.

On Emir

0
On Emir

On Emir, Tevrat’ta yer almaktadır ve Evamir-i Aşere olarak bilinmektedir.

On Emir, Yahudi ve Hıristiyan din tarihinde önemli bir olay olan  “Mısır’dan Çıkış” öyküsü ile derin bağlara sahiptir. İnanışa göre, Tanrı, Sina Dağı’nın eteğinde Musa’yla konuşmuş ve ona göçmen ve sürgün İsraillilere iletmesi için önemli bir mesaj vermiştir. Tanrı, bu tarih öncesinde, halkının uyacağı yasa veya kural iletmemiştir. Musa ve Harun, İsrail Halkını Sina’da toplamıştır. Herkes, Tanrı’nın vereceği emirleri dinlemek üzere hazırdır. Nihayet, Tanrı’nın sesi, duman, ateş ve depremlerin arasından gürleyerek dağın eteğinde titreyen kitleye ulaşmıştır.

Ahit İbranicesinde עשרת הדברים (Asereth ha-D’bharîm), Mişnaik İbranicede ise עשרת הדברות (Asereth ha-Dibroth) olarak anılmaktadır. Her iki ifade de, “on söz”, “on deyiş” veya “on mesele” şeklinde tercüme edilebilir.

Hristiyan geleneğinde On Emir (Ten Commandments / Dix Commandements) “Dekalog” (Decalogue / Décalogue) olarak anılır. Bu terim İbranî Kutsal Kitabı’nın Koini Yunancasına tercümesi olan Septuaginta’da (Septuagint / Septante) kullanılan δεκάλογος (dekálogos) ifadesinden gelmektedir.

Muhtelif etik ve tapınma ilkelerini içeren On Emir Eski Ahit’te iki yerde geçmektedir: Çıkış (20: 2-17) ve Tesniye (5: 6-21). Bu iki metin arasında bazı ufak farklılıklar mevcuttur.

Mısır’dan Çıkış, Eski Ahit’in ilk beş kitabı olan Tevrat’ın ikinci kitabıdır, Toplam 40 baptan oluşmaktadır ve  On Emir bu kitabın 20. babında yer almaktadır.

On Emir’in Eski Ahit’in Çıkış kitabında yer alan metni, Fransızca La Bible de Jérusalem temel alınarak, Türkçeye aşağıdaki surette tercüme edilmiştir.

On Emir’de yer alan ve sayıları ondan fazla olan talimatlar genel, soyut ve sürekli bir kapsama sahiptirler

ÇIKIŞ
BAP 20

(1) Tanrı tüm bu sözleri söyledi, ve dedi:

(2) “Ben seni Mısır diyarından, kölelik evinden çıkartan Tanrın Yahve’yim.

(3) Önümde başka tanrılara sahip olmayacaksın.

(4) Kendine hiçbir oyma suret, yukarıda göklerde veya aşağıda yerde veya yerin altında sularda olana benzeyen hiçbir şey yapmayacaksın.

(5) Bu tanrıların önünde secde etmeyecek ve onlara hizmet etmeyeceksin; çünkü ben Yahve, Tanrın, benden nefret edenler için babaların hatasını çocuklar, torunlar ve torun çocukları üzerinde cezalandıran, (6) fakat beni sevenler ve emirlerime uyanlar için binlercesini affeden kıskanç bir Tanrıyım.

(7) Tanrın Yahve’nin adını boş yere zikretmeyeceksin; çünkü Yahve, adını boş yere zikredeni cezasız bırakmaz.

(8) Sebt gününü kutsamak için hatırlayacaksın. (9) Altı gün boyunca çalışacaksın ve tüm işini yapacaksın; (10) fakat yedinci gün Tanrın Yahve için bir sebttir. Hiçbir iş yapmayacaksın, sen, ne oğlun, ne kızın, ne uşağın, ne cariyen, ne hayvanların, ne kapılarındaki yabancı. (11) Çünkü Yahve altı günde göğü, yeri, denizi ve içerdikleri her şeyi yarattı; fakat yedinci gün dinlendi; bu nedenle Yahve sebt gününü kutsadı ve kutsal kıldı.

(12) Babanı ve anneni onurlandır ki Tanrın Yahve’nin sana vermekte olduğu toprak üzerindeki günlerin uzasın.

(13) Öldürmeyeceksin.

(14) Zina etmeyeceksin.

(15) Çalmayacaksın.

(16) Komşuna karşı yalancı şahitlikte bulunmayacaksın.

(17) Komşunun evine tamah etmeyeceksin. Komşunun karısına tamah etmeyeceksin; ne uşağına, ne cariyesine, ne öküzüne, ne eşeğine, komşuna ait hiçbir şeye tamah etmeyeceksin.”

[…].

30 Mart – Hukuk Takvimi

0
30 Mart - Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Bugün / Tarihte Bugün / Hukuk Tarihi / Hukukbook / Hukuk Ansiklopedisi

30 Mart – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar

1420

Bedrettin Simavi (Şeyh Bedrettin) Serez’de idam edildi.

1689

Leh asilzade, filozof ve asker Kazimierz Łyszczyński (4 Mart 1634, Brest – 30 Mart 1689, Varşova)  ateist olduğu için başı kesilerek idam edildi.

1838

Sultan II. Mahmut Han döneminde sadrazamlık makamının ismi başvekillik, vezirlik makamının ismi de vekillik olarak değiştirildi.

1856 

Paris Antlaşması imzalandı. Kırım Savaşı, Rus İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu, Birleşik Krallık ve Fransa arasında imzalanan bu anlaşma ile sona erdi.

1858 

Hymen Lipman, silgili kurşun kalemin patentini aldı.

1863

Türkiye’de eğitim alanında açılan ilk sivil toplum kuruluşu olan Darüşşafaka kuruldu.

1863

Fransız hukukçu ve siyasetçi Joseph Caillaux doğdu. (Ölümü: 22 Kasım 1944) École des Sciences Politiques‘de hukuk okudu. 1888’de maliye müfettişi olarak kamu hizmetine girdi ve resmi kariyerinin çoğunu Cezayir’de geçirdi. Languedoc bağcılarının 22 Mayıs 1907’deki isyanı sırasında şarap sahtekarlığıyla ilgili bir yasa tasarısı sundu. Parlamentoya sunulan metin, şarap yetiştiricileri tarafından hasatlarının yıllık beyanını, ikinci aşama tatlandırmanın yasaklanmasını şeker alımlarının kontrolünü ve vergilendirilmesini sağladı. 1911’de başbakan oldu başbakanlığı sırasında Almanya ile bir uzlaşma politikası destekledi ve 1911 İkinci Fas Krizi sırasında barışın korunmasını sağladı.  I. Dünya Savaşı sırasında Meclis’teki  barış partisinin lideri oldu. 1917’de vatana ihanetten tutuklandı. Senato Yüksek Mahkemesi tarafından vatana ihanetten suçlu bulundu ve üç yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ayrıca beş yıl boyunca Fransız topraklarında ikamet etmesi yasaklandı ve on yıl boyunca medeni haklardan mahrum bırakıldı. Savaştan sonra yeniden itibarı iade edildi ve 1920’lerin sol kanat hükümetlerinde görev yaptı.

1867

Alaska, ABD Dışişleri Bakanı William H. Seward tarafından, Rus İmparatorluğu’ndan 7.2 milyon dolara satın alındı.

1882

Polonyalı Yahudi avukat, Adolf Henryk Silberschein doğdu. (Ölümü: 30 Aralık 1951) Lwów ve Viyana’da eğitim gördü. Hukuk ve felsefe alanında doktora yaptı. Lwów’da bir hukuk bürosu açtı. Holokost sırasında Latin Amerika pasaportları düzenleyerek Yahudileri kurtarma girişimine aktif olarak katıldı.  

1896

Yunan hukukçu ve devlet adamı Harilaos Trikupis (Charilaos Trikoupis)  yaşamını yitidi. (Χαρίλαος Τρικούπης, 11 Temmuz 1832 – 30 Mart 1896)  Atina Üniversitesi’nde okudu ve doktora derecesini Paris’te hukuk ve edebiyat alanında tamamladı. 1865 yılında Yunanistan Parlamentosu’na seçildi ve ertesi yıl, otuz dört yaşındayken Dışişleri Bakanı oldu. 1875 ila 1895 arasında yedi dönem Yunanistan başbakanlığı görevinde bulundu.

1910

Hukukçu, cumhuriyet dönemi şair ve yazarı Ziya Osman Saba (30 Mart 1910-29 Ocak 1957) dünyaya eldi. Galatasaray Lisesi’nden 1931’de mezun oldu.  1936’da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladı, aynı yıl İstanbul’da askerliğini yaptı. Hukuk eğitimi sırasında bir yandan da Cumhuriyet Gazetesi muhasebe servisinde çalıştı. Yedi Meşaleciler Hareketi’nin kurucularındandır. Şair olarak ün kazanan edebiyatçı, küçük hikâye türünde de eserler verdi. Eyüp Sultan’daki aile mezarına defnedildi, ancak mezar yeri belli değildir.

1928

Fransız avukat, akademisyen, senatör, Adalet Bakanı, Beşinci Cumhuriyet döneminde kurulan Anayasa Konseyinin 4 Mart 1986 – 4 Mart 1995 arasındaki başkanı Robert Badinter (30 Mart 1928, Paris – 9 Şubat 2024, Paris) dünyaya geldi. İdamın kaldırılması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘ne bireysel başvuru hakkının tanınması için çalışmaları bulunmaktadır. Çok sayıda fahri doktorası bulunmaktadır.

Fransız avukat, akademisyen, senatör, Adalet Bakanı, Beşinci Cumhuriyet döneminde kurulan Anayasa Konseyinin 4 Mart 1986 – 4 Mart 1995 arasındaki başkanı Robert Badinter

1950

Bursa Cezaevi’ndeki Nazım Hikmet, 8 Nisan’da açlık grevine başlama kararını ve gerekçesini ailesine bir mektupla bildirdi: “… hakkın ve hakikatın ortaya çıkması için meydana hayatımı atmaktan başka çare kalmadığına kaniim.”

1951

Kırıkkale’de Kadiri tarikatı üyesi, 18’i kadın 102 kişi ayin yaptıkları gerekçesiyle yakalandı.

1951

ABD’de Ethel ve Julius Rosenberg çifti, Sovyetler Birliği hesabına çalıştıkları ve ABD’nin nükleer sırlarını bu ülkeye sattıkları iddiasıyla idama mahkûm edildi. İdamlar, 1953 Haziran’ında infaz edildi.

1952

Nazi işgali yillarında MK üyesi olarak yeraltındaki Yunanistan Komünist Partisi’nin (KKE) kurduğu Yunanistan Ulusal Kurtuluş Cephesi (ELAS) içinde görev üstlenen ve işgal sonrası 20 Aralık 1950’de tutuklanan Nikos Beloyannis kurşuna dizildi.

1961

Fuhuşla Mücadele Tüzüğü çıkarıldı. 130 maddelik tüzükte, seks işçisi kadınlar ve genelevlerin tabi olacakları hükümler ve fuhuşla bulaşan zührevi hastalıklarla mücadele konuları düzenleniyordu.

1963

22 Mart’ta sağlık nedeniyle tahliye edilen ancak daha sonra ceza erteleme kararı kaldırılan eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar açlık grevine başladı.

1971

Ezanın yeniden Türkçe okunması için Senato’ya yasa önerisi verildi, teklif kabul edilmedi.

1983

Kan güttüğü ailenin bir gece evine gidip, kapıları ve pencereleri içten açılmayacak şekilde kapatıp, damdaki bacadan içeri gaz döküp, gaz bidonunu da içeri atıp evi yakan ve bir kadınla dört çocuğunun yanarak ölümüne sebep olan Hüseyin Üye, idam edildi.

1983

12 Eylül Darbesi’nin 42. idamı: 1976 yılında para karşılığı bir kişiyi ve kaçarken kendisini yakalamaya çalışan başka bir kişiyi daha öldüren Mustafa Başaran, idam edildi.

1987

Mahkemeye verdiği savunma dilekçesinde Milli Güvenlik Konseyi’ne hakaret ettiği iddiasıyla Devrimci Sol lideri Dursun Karataş’ın yargılanmasına devam edildi, duruşmaya gazeteciler alınmadı.

1990

 İstanbul’un Anadolu Yakası Elektrik İşletmesi AKTAŞ Firması’na devredildi. Elektrik Mühendisleri Odası, 3096 sayılı yasayla elektrik enerjisi üretimi, iletimi, dağıtımı ve satışının yerli ve yabancı sermayeye açılmasını protesto ederek, yasanın iptali için Bölge İdare Mahkemesi’ne başvuracaklarını açıkladı.

1991

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Burhan Özfatura, doğudan göç edenlere İzmir’e girişte vize uygulanmasını istedi.

1994

Avrupa’da Hasta Haklarının Geliştirilmesi Amsterdam Bildirgesi, 28-30 Mart 1994 tarihlerinde Amsterdam’da kabul edildi.

1998 – 

AB, Kıbrıs ile üyelik görüşmelerine başladı. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye’nin AB ye girmesine karşı olurken, AB ye girmenin emperyalizme köle olmak anlamına geldiğini söyledi ve ”AB, Rum kesimi ile üyelik görüşmelerine başlayarak, 34 yıllık haksızlığa son damgayı vurdu” dedi.

2000

Cumhuriyet Savcısı Sacit Kayasu’nun Kenan Evren hakkında dava açılması için düzenlediği iddianameyi Adana Cumhuriyet Başsavcısı “yetkisizlik” gerekçesiyle işleme koymadı. Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, Kayasu hakkında soruşturma başlatılması için Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’ne talimat verdi.

2002

BM Güvenlik Konseyi, ateşkes sağlanması ve İsrail’in Filistin’den çıkması için çağrı yaptı. 

2003

Türkiye İnsan Hakları Kurumu’na (TİHAK) göre, 1990-2002 yılları arasında (saptanabilen) 14.500 işkence, 1.261 yargısız infaz, 518 gözaltında ölüm, 216 gözaltında kayıp olayı yaşandığı açıklandı.

2005

İlk toplantısını İstiklal Caddesi’ndeki Nazım Kültürevi’nde yapan Barış Derneği’nin Genel Başkanlığı’nı Av. Bilgütay Hakkı Durna, Genel Sekreterliği’ni Orhan Aydın üstlendi. 

2005

Japonya’da törenlerde milli marşı söylemeyi reddettikleri için yargılanan 50 lise öğretmenine çeşitli cezalar verildi.

2005

Kabahatler Kanunu, 5326 Kanun Numarası ile 30 Mart 2005 tarihinde kabul edildi. Resmi Gazetenin 31.03.2005 tarihli sayısında yayınlanarak 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girdi. Sonraki yıllarda kanun hükümlerinde bazı değişiklikler yapıldı.

2006

Abdi İpekçi davasında Mehmet Ali Ağca ile birlikte 20 yıla kadar hapis istemiyle tutuksuz yargılanıp Almanya’ya kaçan Yalçın Özbey’in, Belçika’daki bir hırsızlık çetesiyle işbirliği yapmaktan 4 Mart’ta Brüksel’de 1 ay süreyle tedbiren tutuklandığı savcılıkça doğrulandı.

2007

Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 13 Aralık 2006 tarihli ve A/RES/61/106 tarihli kararıyla kabul edildi ve 3 Mayıs 2008 tarihinde yürürlüğe girdi. Türkiye, Sözleşmeyi 30 Mart 2007 tarihinde imzaladı.

2011

Mahkeme’nin “İmam’ın Ordusu”nun dağıtım ve satışını yasaklama kararı, Türkiye genelinde tüm kitabevi ve kırtasiyecilere ilanen tebliğ edildi.

2012

Zorunlu eğitimi kademeli olarak 12 yıla çıkaran kanun teklifi, TBMM Genel Kurulunda yasalaştı.

2012

Devrimci Sol ana davasının sanıkları, Kenan Evren’in yargılandığı 12 Eylül davasına müdahil olmak için başvuru yaptı.

2013

Hükümlü ve Tutukluların Ödüllendirilmesi Hakkında Yönetmelik; ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlü ve tutukluların ödüllendirilmesine ilişkin usul ve esaslar ile bu ödüllerden yararlanmanın kapsam ve şartlarını düzenlemektedir. Yönetmelik, Resmi Gazetenin 30 Mart 2013 tarihli ve 28603 nolu sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi.

2015

Myanmar’da 16 etnik isyancı örgüt, iki yıl süren görüşmelerin ardından ateşkes için taslak metin üzerinde anlaşmaya vardı.

   
   
   
   
   
   
   
   

29 Mart – Hukuk Takvimi

0
29 Mart - Hukuk Takvimi

29 Mart – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar 

1585
Osmanlı Devleti nezdindeki İngiltere’nin ilk büyükelçisi İstanbul’da göreve başladı.
1790
Amerikalı hukukçu ve siyasetçi John Tyler doğdu. (29 Mart 1790- 18 Ocak 1862) William ve Mary Koleji‘nde hukuk eğitimi gördü. Genç yaşta baroya kabul edildi ve avukat olarak çalışmaya başladı. 1811’de, 21 yaşındayken Delegeler Meclisi’ne Charles City County’yi temsil etmek üzere seçildi. Birer yıl üst üste beş dönem görev yaptı. Eyalet yasa koyucusu olarak Mahkemeler ve Adalet Komitesi’nde yer aldı. 1816’da ABD Temsilciler Meclisi üyesi oldu. 1825’de Virginia Valisi olarak görev yaptı. 1827’de Birleşik Devletler Senatörü oldu. 1941’de kısa bir süre Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı. Daha sonra Amerika Birleşik Devletleri’nin 10. Başkanı seçildi. 1841’den 1845’e kadar Amerika Birleşik Devletleri’nin onuncu başkanı olarak görev yaptı.

John Tyler- Hukukçu ve ABD'nin onuncu başkanı

1847
Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan beri birikmiş olan evrak ve defterleri inceleyerek Hazine-i Evrak’a konmaya layık olanları tefrik ve tasnif etmekle görevlendirilen, Hazine-i Evrak Nâzırı Muhsin Efendi’nin de içinde bulunduğu komisyon tarafından hazırlanan teşkilat şeması ile tasnif talimatnâmesi 11 Rebiülâhir 1263 (29 Mart 1847) tarihinde Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye kararı olarak padişah onayından geçerek yayınlandı. Bu tarih Osmanlı arşivciliğinde ve kurumsallaşmada önemli bir dönüm noktasıdır.
1931
29 Mart 1931 tarihinde Türk Ocakları’nın VII. Kurultay’la Türk Ocaklarının kapatılma kararı alındı.
1932
Harp Okulu Mahkemesi, Nâzım Hikmet‘i 28 yıl 4 ay hapse mahkûm etti.
1938
Nazım Hikmet, “Harp Okulu öğrencilerini isyana örgütlediği” gerekçesiyle Askeri Mahkeme’ce 15 yıl ağır hapis cezasına mahkûm edildi.
1946
Türkiye – Irak Dostluk Antlaşması, Ek Protokolleri ve Ek Sözleşmeler, 29 Mart 1946 tarihinde, Ankara’da imzalandı. Türkiye ile Irak arasında imza edilen Dostluk ve iyi Komşuluk Antlaşması ile bu Antlaşmaya ek Protokol ve Sözleşmelerin onanması hakkında Kanun, 5 Eylül 1947’de kabul edildi ve 12 Eylül 1947 tarihinde resmi gazetede yayınlandı.
1946
Dicle, Fırat ve Kolları Sularının Düzene Konması Protokolü; 29 Mart 1946 tarihinde, Ankara’da imzalanan Türkiye – Irak Dostluk Antlaşması’nın 1 Numaralı Ek Protokolü olarak düzenlenmiştir. Dostluk ve iyi Komşuluk Antlaşması ile bu Antlaşmaya ek Protokol ve Sözleşmelerin onanması hakkında Kanun, 5 Eylül 1947’de kabul edilmiş ve 12 Eylül 1947 tarihinde resmi gazetede yayınlanmıştır.
1946
Güvenlik İşlerinde Karşılıklı Yardımlaşma Protokolü, Irak ile 29 Mart 1946 tarihinde, Ankara’da imzalanan Dostluk Antlaşması kapsamındaki bir Ek Protokol’dür. Türkiye ile Irak arasında imza edilen Dostluk ve iyi Komşuluk Antlaşması ile bu Antlaşmaya ek Protokol ve Sözleşmelerin onanması hakkında Kanun, 5 Eylül 1947’de kabul edilmiş ve 12 Eylül 1947 tarihinde resmi gazetede yayınlanmıştır.
1946
Türkiye-Irak Kültür Antlaşması, 29 Mart 1946 tarihinde, Türkiye ile Irak arasında imza edilen Dostluk ve iyi Komşuluk Antlaşması’nın 3 numaralı Ek protokolü olarak imzalanmıştır. Sözleşme, 5 Eylül 1947’de kabul edilmiş ve 12 Eylül 1947 tarihinde resmi gazetede yayınlanmıştır.
 1946
Irak Krallığı Türkiye – Irak Dostluk Antlaşması Ek Protokolleri ve Ek Sözleşmeler, 29 Mart 1946 tarihinde, Ankara’da imzalanmıştır. Türkiye ile Irak arasında imza edilen Dostluk ve iyi Komşuluk Antlaşması ile bu Antlaşmaya ek Protokol ve Sözleşmelerin onanması hakkında Kanun, 5 Eylül 1947’de kabul edilmiş ve 12 Eylül 1947 tarihinde resmî gazetede yayınlanmıştır.
1950
Soykırım Suçunun İşlenmesine ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme, 9 Aralık 1948 tarihinde Paris’te toplanan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 260 A (III) sayılı Kararıyla kabul edilip, imza, onay ve katılıma açıldı. Sözleşme 13. maddeye uygun olarak 12 Ocak 1951 tarihinde yürürlüğe girdi. Türkiye Sözleşmeyi 23 Mart 1950’de onayladı. 5630 Sayılı Onay Kanunu 29 Mart 1950 gün ve 7469 Sayılı Resmi Gazetede yayınlandı.
1950
Nazım Hikmet 1938’de 2 davadan aldığı toplam 28 yıl 4 aylık hapis cezasının iptali için 8 Nisan’da açlık grevine başlayacağını duyurdu. Şairin 1938’de Donanma Davası’ndan aldığı 13 yıl 4 aylık hapis cezası, Harp Okulu davasından aldığı 15 yıllık cezasına eklenmişti.
1951
Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti’nce yayımlanan bildiride son bir yıldır tırmanan “gerici” hareketler protesto edildi.
1952
Hukukçu, siyasetçi ve iş adamı Mehmet Gül doğdu. (Ölümü: 13 Mart 2008) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. Ülkü Ocakları Derneği’nde yöneticilik görevlerinde bulundu. Milliyetçi Hareket Partisi’nden TBMM 21. Dönem İstanbul Milletvekili seçildi. Mehmet Gül, kamuoyunda ilginç çıkışlarıyla tanındı. TÜMİSAD Başkanlığı ve Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi Türk Grubu Başkanlığı görevlerinde bulundu.
1957
Kıbrıs’ta gerginliğin tırmanması üzerine, Ada’da sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
1961
 İstanbul’daki 94 polis karakolundan 33’ü kapatıldı.
1962
Küba’ya karşı Domuzlar Körfezi (Playa Giron) çıkarmasında esir alınanlardan 1.179 kişinin yargılanmasına başlandı.
1970
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne giren ilk kadın milletvekillerinden Ayşe Şekibe İnsel yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1886)
1974
Ruhi Su “Kazak Abdal Taşlaması”, “Almanya’daki Çöpçülerimiz” ve “Kadınlarımız” türkülerinde “komünizm propagandası yaptığı”iddiasıyla yargılandığı davada beraat etti.
1979
Uganda’da İdi Amin rejimi askeri darbeyle devrildi. İdi Amin kaçtı.
1982
Kanada Yasası ile Kanada bağımsızlığını aldı.
1985
Üç yılı aşkın süredir devam eden 288 sanıklı Ankara TKP Davası’nda 228 kişi 2 ay ile 17 yıl 4 ay arası hapse mahkûm oldu.
1989
DYP Siirt Milletvekili Abdülrezzak Ceylan, TBMM’de Bağımsız Siirt Milletvekili Zeki Çeliker’in Siirt Milletvekili İdris Arıkan’a hakaret etmesi ile başlayan tartışmayı önlemeye çalıştığı sırada kaza kurşunu ile hayatını kaybetti. ANAP Siirt Milletvekili İdris Arıkan, olaydan sonra tutuklandı. Mahkemenin olayın kaza sonucu meydana geldiği kararından sonra tahliye edildi. TBMM’de daha önce de benzer bir olay meydana gelmiş, 9 Şubat 1925’te Türk Kurtuluş Savaşı komutanlarından Halit Paşa, Ali Çetinkaya tarafından  kaza kurşunuyla vurularak yaralanmış ve 14 Şubat 1925’te hayatını kaybetmişti.
1990
“Devrimci Yol Savunması -12 Eylül Öncesi ve Sonrası” adlı kitaptan dolayı 1 yıl 4 ay 20 gün hapis cezasına mahkûm olan Tayfun Mater DGM’de görülen duruşmada beraat etti.
1996
Amerikan Devletleri Arasında Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi, Amerikan Devletleri Örgütü tarafından 29 Mart 1996 tarihinde kabul edildi.
2000
ÇHD İstanbul Şubesi üyeleri, 17 Ocak’ta çıkarılan genelge ile avukatlara cezaevi giriş-çıkışlarında üst araması uygulaması getirilmesini protesto için Sirkeci Postanesi’nden Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’e faks çekti.
2000
İzmir’de beş yıl önce “havaya ateş açmak” suçundan gözaltına alınan, İstanbul’a getirilirken feribottan atlayarak kaybolduğu iddia edilen Murat Yıldız davasında karar çıktı. Yargılanan iki polis 1 milyon 180 bin lira para cezasına çarptırıldı.
2001
Hizbullah örgütünün askeri kanat sorumlusu Hasan Sarıağaç, Diyarbakır Bağlar semtinde düzenlenen operasyonda öldürüldü. Evinde bulunan silahın Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan’ın ölümünde kullanılan 15 kalaşnikoftan biri olduğu açıklandı.
2004
NATO tarihinin en büyük genişlemesi gerçekleşti. Bulgaristan, Estonya, Litvanya, Letonya, Romanya, Slovakya ve Slovenya, NATO’ya kabul edildi.
 
 
2005
Isparta’nın Sütçüler Kaymakamı Mustafa Altınpınar’ın, ilçedeki tüm kamu kurum ve kuruluşlarına Orhan Pamuk‘un kitaplarının kütüphane ve kitaplıklardan ayıklanarak imha edilmesi talimatı verdiği ortaya çıktı. Isparta Valiliği talimatı iptal etti.
2011
Türkiye’nin ilk Oyuncular Sendikası olan Sahne, Perde, Ekran ve Mikrofon Oyuncuları Sendikası kuruldu.
2012
Hrant Dink’in avukatları, davada verilen karara ‘‘beraat kararlarının bozulması’’ yönünde itiraz etti.

2012
Balyoz darbe planı iddiasına ilişkin davada Cumhuriyet Savcısı 920 sayfalık esas hakkında mütalaayı mahkeme heyetine sundu. Mütalaada davadaki tüm sanıklar hakkında “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini devirmeye eksik teşebbüs” suçundan hapis cezaları verilmesi talep edildi.
2012
Cem Garipoğlu‘nun babası Nida Garipoğlu’nun beraatına hükmedilen ve amca Hayyam Garipoğlu ile Ahmet Batur, Mehmet Karakayalı ve Habib Kurt’un “suçluyu kayırmak”, anne Tülay Makbule Garipoğlu’nun ise “suç delillerini gizlemek ve yok etmek” suçlarından 3’er yıl hapis cezasına mahkum edildiği dosya Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından onandı
2013
Van Belediye Başkanı Bekir Kaya’nın da aralarında olduğu sekiz siyasetçinin tutuklu yargılandığı Van KCK davasında tüm tutuklu sanıklar tahliye edildi.
2014
Ankara 11.İdare Mahkemesi’nce verilen “yürütmeyi durdurma kararı”na rağmen Atatürk Orman Çiftliği içinde yapımı sürdürülen Başbakanlık Binasına giden çeşitli STK’lara üye yaklaşık 100 kişi, binayı temsili olarak mühürledi.
2014
Sermaye Piyasası Kurulu Etik İlkeleri, Resmî Gazetenin 29 Mart 2014 tarihli sayısında yayınlandı.
2016
16 Aralık 2015’te Diyarbakır’ın Sur ilçesinde sokağa çıkma yasağını protesto etmek için yapılan yürüyüşü takip ettiği sırada gözaltına alınan, ardından da tutuklanarak hakkında dava açılan JİNHA Muhabiri Beritan Canözer çıkarıldığı ilk duruşmada tahliye edildi.
2016
Av. Ekrem Erdal Üner 29 Mart 2016 tarihinde yaşamını yitirdi. İstanbul Barosu Yönetim Kurulunca Anadolu Adalet Sarayındaki Baro Odasına adı verilerek hatırası yaşatılmaktadır.
2017
İzmir’de, ‘Uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama’ suçundan 16 ay cezaevinde tutuklu kalıp, yargılama sonunda beraat eden Şükrü Yarar, avukatı Tolga Turgut aracılığıyla Maliye hazinesine karşı toplam 400 bin lira tazminat istemiyle dava açtı.
2018
Milli İstihbarat Teşkilatı) tarafından, “FETÖ” ile bağlantılı olduğu iddiasıyla, Kosova’da yaklaşık bir yıldır takip edilen 6 kişi yakalanarak özel uçakla Türkiye’ye getirildi. Ertesi gün Kosova İçişleri Bakanı ve istihbarat şefi görevden alındı.
2020
Amerikalı hukukçu ve siyasetçi William Isaac Robinson yaşamını yitirdi. (21 Ağustos 1975, Lansing, Michigan – 29 Mart 2020)
2025
Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın Silivri Cezaevinde açlık grevine başladığı açıklandı.
2025
  • İsveç gazetesi Dagens ETC, dış haber muhabiri Joakim Medin‘in Türkiye’de tutuklandığını duyurdu. Medin’in, Cumhurbaşkanına hakaret ve silahlı terör örgütü üyeliği suçundan yürütülen bir soruşturmada, hakkında yakalama kararı bulunduğu ve bu suçlama nedeniyle tutuklandığı anlaşıldı.
  • Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasını ardından başlayan eylemlerden ötürü toplamda 301 kişinin tutuklandığı açıklandı.
2025
Massachusetts Bölge Mahkemesi Yargıcı Denise Casper, Boston kenti Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi (ICE) görevlilerince gözaltına alınan Türk öğrenci Rümeysa Öztürk‘ün sınır dışı edilmesine avukatının mahkemeye yaptığı başvuru üzerine yazılı bir karar vererek, sınır dışı kararının “Kişinin hukuka aykırı olarak özgürlüğünden yoksun bırakıldığı iddiasıyla mahkemeye yapılan başvuru” sonuçlanana kadar durdurulmasına hükmetti.

Sermaye Piyasası Kurulu Etik İlkeleri

0

Sermaye Piyasası Kurulu Etik İlkeleri, Resmi Gazete‘nin 29 Mart 2014 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

SERMAYE PİYASASI KURULU ÜYELERİ VE PERSONELİNİN UYACAKLARI MESLEKİ VE ETİK İLKELER HAKKINDA YÖNETMELİK
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Amaç ve kapsam
MADDE 1 

(1) Bu Yönetmeliğin amacı, Sermaye Piyasası Kurulu Başkan ve üyeleri ile Kurul personelinin 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ve ilgili diğer mevzuatla verilen görevleri yerine getirirken uyacakları mesleki ve etik ilkeleri belirlemektir.

(2) Bu Yönetmelik Sermaye Piyasası Kurulu Başkan ve üyeleri ile personelinin uymaları gereken mesleki ve etik ilkeleri, çıkar çatışmalarından uzak durma, sır saklama, kuruluşların hizmetlerinden yararlanmaya ilişkin esasları, Kurul dışı çalışmalarına ilişkin esasları kapsar.

Dayanak
MADDE 2

(1) Bu Yönetmelik, Sermaye Piyasası Kanununun 123 üncü maddesinin yedinci fıkrasına dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar
MADDE 3

(1) Bu Yönetmelikte geçen;

a) Başkan: Sermaye Piyasası Kurulu Başkanını,
b) Kanun: 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununu,
c) Kurul: Sermaye Piyasası Kurulunu,
ç) Kurul personeli: Kanunun 127 nci maddesinde tanımlanan personeli,
d) Kurul üyeleri: Sermaye Piyasası Kurulu üyelerini,
e) Kuruluşlar: Kanun uyarınca Kurul gözetim ve denetimine tabi ortaklıklar ve sermaye piyasası kurumları ile varsa bunların kurucularını, ifade eder.

İKİNCİ BÖLÜM
Mesleki ve Etik İlkeler
Mesleki ve etik ilkeler
MADDE 4

(1) Başkan ve Kurul üyeleri ile Kurul personeli görevlerini yerine getirirken mesleki özen ve titizlik, dürüstlük, tarafsızlık ve nesnellik, eşitlik ilkelerine uygun hareket eder ve çıkar çatışmalarından uzak durur. Kurul personeli, sermaye piyasasının güvenilir, şeffaf, etkin, istikrarlı, adil ve rekabetçi bir ortamda işleyişinin ve gelişmesinin sağlanması ve yatırımcıların hak ve menfaatlerinin korunmasını esas alan Kurul amaçlarına uygun bir şekilde görevlerini yerine getirebilmek için mesleki bilgi, beceri ve bireysel yeteneklerini sürekli geliştirmeye gayret eder.

(2) Başkan, Kurul üyeleri ve Kurul personeli işe başlarken meslekî ve etik ilkelere uygun davranışta
bulunmayı taahhüt eder ve en kısa sürede durumlarını bu Yönetmelik hükümlerine uygun hale getirirler.

Çıkar çatışmalarından uzak durma
MADDE 5

(1) Başkan, Kurul üyeleri ile Kurul personeli görevleri sırasında ve görevleri ile ilişkili olarak kendi ve birinci derece kan ve kayın hısımlarının ve yakınlarının çıkarlarının söz konusu olabileceği her türlü durumdan kaçınır; çıkar çatışması kapsamına giren menfaatlerden kendilerini uzak tutarlar.

(2) Kurul personeli, görevlerini tarafsız ve nesnel bir şekilde yürütmesini engelleyecek potansiyel veya mevcut çıkar çatışmasının farkına varır varmaz durumu üstlerine bildirirler.

(3) Kurul personeli, görevden ayrıldıktan sonra son iki yılda incelemiş veya denetlemiş oldukları halka açık ortaklıklarda ve sermaye piyasası kurumlarında iki yıl boyunca görev alamazlar.

Sır saklama
MADDE 6

(1) Başkan ve Kurul üyeleri ile personeli, görevleri sırasında öğrendikleri sırlar ile ilgililere ve üçüncü kişilere ilişkin gizli kalması gereken bilgileri kanunen açıkça yetkili kılınan merciler dışında hiçbir kurum, kuruluş veya kişiye açıklayamaz; kendilerinin veya başkalarının yararına veya üçüncü kişilerin zararına kullanamaz. Bu yükümlülük Başkan, Kurul üyeleri ve Kurul personelinin Kuruldan ayrılmaları halinde de devam eder. Kanunun 135 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrası hükümleri saklıdır.

(2) Başkan tarafından yetkilendirilmeksizin, Kurul personeli çalışmaları ve görevleri ile ilgili olarak
basın ve yayın organlarına beyan ve açıklamalarda bulunamaz. Kurul personelinin tekzip hakları saklıdır.

Kuruluşların hizmetlerinden yararlanmaya ilişkin esaslar
MADDE 7

(1) Başkan ve Kurul üyeleri ile Kurul personeli, görevin gerektirdiği mutat mekân ve demirbaşlar, ulaşım imkânları dışında, Kuruluşların olanaklarından ücretsiz olarak yararlanamaz.

(2) Başkan, Kurul üyeleri ve personeli ile bunların eş ve velayetleri altındaki çocukları, Kuruluşlardan, kamuya ilan edilenden daha avantajlı koşullarda mal ve hizmet alımında bulunamazlar, başkaları adına daha avantajlı mal ve hizmet alımına aracılık edemezler.

(3) Kurul personeli ve bunların eş ve velayeti altındaki çocukları, Kurul gözetim ve denetiminde olan ortaklık paylarını ve paya bağlı diğer sermaye piyasası araçlarını edinemez. Yatırım fonu ve bireysel emeklilik fonu katılma payları bu kapsama dâhil değildir. Miras, pay bölünmesi, birleşme gibi irade dışı değişimler sebebi ile bu fıkra kapsamında ortaklık payı elde edilmesi halinde bu durumun yedi gün içerisinde Kurula bildirilmesi ve ilgili payların en kısa süre içinde elden çıkarılması zorunludur.

Kurul üye ve personelinin Kurul dışı çalışmalarına ilişkin esaslar
MADDE 8

(1) Kurul üye ve personeli;

a) Ticaretle uğraşamaz.
b) Serbest meslek faaliyetinde bulunamaz.
c) Kuruluşlara ait periyodik yayınlarda makale, bilimsel yazı gibi eserlerin yayımlanması halleri hariç olmak üzere, fikri hak oluşturan eserlerini Kuruluşlarda bastıramaz ve bu Kuruluşlara satışına aracılık edemez.

(2) Aşağıdaki faaliyet, iş, eylem, çalışmalar ve görevler birinci fıkrada sayılan yasaklar dışındadır:

a) Asli görevlerini aksatmayacak şekilde ve Kurul personelince Başkanlıktan alınacak onay çerçevesinde bilimsel amaçlı yapılan yayın, ders ve konferans ücretleri ile alınan telif hakları, b) Asli görevlerini aksatmayan bilimsel veya akademik amaçlı hakemlikler ile mahkemelerce ve/veya ilgili savcılıklarca verilen bilirkişilik görevleri,
c) Üyesi olunan yapı, kalkınma ve tüketim kooperatifleri, site ve apartman, okul aile birliği, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve kanunla kurulmuş yardım sandıklarının yönetim, denetim ve disiplin kurulları üyelikleri görevleri,
ç) Bilimsel araştırma ve geliştirme, eğitim ve yayın faaliyetlerinde bulunmak, üyelerinin mesleki, sosyal, kültürel ve ekonomik dayanışma ve gelişimini sağlamak amacıyla kurulan vakıf ve derneklerin yönetim, denetim ve disiplin kurulları üyelikleri görevleri.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
Hüküm bulunmayan haller
MADDE 9

(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hususlarla ilgili olarak 13/4/2005 tarihli ve 25785 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ile Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik hükümleri uygulanır.

(2) Meslekî ve etik ilkelerin uygulanmasında karşılaşılan tereddütleri gidermeye Kurul Karar Organı yetkilidir.

Yürürlük
MADDE 10

(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme
MADDE 11

(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Başkan yürütür.

Sahne, Perde, Ekran ve Mikrofon Oyuncuları Sendikası

0
Oyuncular Sendikası

Sahne, Perde, Ekran ve Mikrofon Oyuncuları Sendikası, “Ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlar” iş kolunda kurulmuş bir sendikadır. Sendika, sahne, perde ve benzeri gösteri sanatları ile ifade edilen görsel işitsel alanda; sinema, televizyon, reklam, dizi, radyo, dijital platform, internet, seslendirme ile gösteri sanatlarında; tiyatro, kukla, opera, bale, çağdaş dans çağdaş gösteri sanatları ve benzeri performans sanat alanlarında öncelikle oyuncu olarak çalışan işçilerin haklarını korumak üzere kurulmuştur.

Sendika, işverenlerden, devletten, siyasi parti/örgütlerden bağımsız, dünyadaki emek mücadelesini destekleyen sivil bir inisiyatif olmayı amaçlamaktadır.

Başrol Dayanışmanın

Türkiye’de oyuncuların sendikal mücadelesi 1960 yıllarında başlamış ve 1970 yıllarına gelindiğinde sinema, tiyatro ve opera alanlarında sendikalar faaliyet göstermeye başlamışlardır. Oyuncular 2000’li yıllarda  “Sinema İş Yasası İçin Oyuncular Platformu”nu oluşturmuş, daha sonrasında bu platform “Oyuncular Sendikası Girişimi” ne dönüşmüştür. “Oyuncular Sendikası Girişimi” oyunculuk mesleğinin Türkiye’de hak ettiği standartlara gelebilmesi için bir sendikaya ihtiyaç olduğunu düşünen oyuncuların başlattıkları bir girişimdir. Girişim 29 Kasım 2010 tarihindeki “Oyuncular Büyük Buluşması” neticesinde sendikal yapıya dönüşmüştür.

Sendikanın Kurucu Başkanı Memet Ali Alabora

Oyuncular Sendikasının Kuruluşu ve Yönetim Kurulu

Oyuncular Sendikası, 29 Mart 2011 tarihinde Türkiye’nin ilk oyuncu sendikası olarak resmen kurulmuştur. Sahne, Perde, Ekran, Mikrofon Oyuncuları Sendikası (Oyuncular Sendikası) 10-11 Eylül 2011 tarihlerinde ilk olağan genel kurulunu gerçekleştirmiştir. Sendikanın 63 kurucu üyesi bulunmaktadır ve kurucu genel başkanı Memet Ali Alabora’dır.

Meltem Cumbul, 2014 yılında başkan olmuş ve 2017 yılına kadar görev yapmıştır. Sendikanın en faal dönemi, sendikal hakların savunulmasında yoğun engellemelerin bulunmasına karşın Meltem Cumbul’un görev yaptığı dönemdir.

Sendikanın 2017 yılından itibaren başkanlığına Meltem Cumbul’dan görevi devralan Demet Akbağ seçilmiştir. Yönetim Kurulu, Demet Akbağ, Sercan Gidişoğlu, Taner Rumeli, Sermet Yeşil, Evrim Alasya, Serdar Orçin, Tuğrul Tülek, Eda Çatalçam ve Tuba Erdem’den oluşmuştur.

Demet Akbağ 2017 yılında sendikanın başkanı olmuştur.

Sendikanın, Disiplin Kurulu Başkanı Şevket Çoruh, üyeleri ise Yasemin Şişli, Ragıp Yavuz’dur. Denetim Kurulu başkanı Ali Rıza Kubilay, üyeleri Alper Atak ve İbrahim Ozan Gözel’dir.

Sahne, Perde, Ekran ve Mikrofon Oyuncuları Sendikasının kısa adı Oyuncular Sendikasıdır ve merkezi İstanbul’dadır.

Sendikanın Amaç ve İlkeleri

Sahne, Perde, Ekran ve Mikrofon Oyuncuları Sendikası, emek, özgürlük, demokrasi ve insan hakları mücadelesi veren bir sendikadır. Oyuncular Sendikası, uluslararası sözleşmeler çerçevesinde insan emeğini birincil değer kabul etmektedir.

Sendika, üyelerinin çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesini, ekonomik, demokratik, siyasal, sosyal, kültürel, mesleki,özlük, hukuksal hak ve çıkarlarının korunması ve geliştirilmesini, oyuncuların yaptıkları işe, harcadıkları emeğe uygun, insanlık onuruna yakışır yaşam koşullarının oluşması için çalışmalar yapmaktadır.

Sendika, adaletli bir ücret sisteminin oluşturulmasını, iş ve sosyal güvenlikleri ile iş güvencelerinin sağlanmasını, oyuncu üyeleri arasında birlik, beraberlik, dayanışma duygu ve bilincini geliştirmeyi hedeflemektedir.

Sahne, Perde, Ekran ve Mikrofon Oyuncuları Sendikası; oyuncuların kayıt dışı ve sosyal güvenceden yoksun çalıştırılmasını önlemeyi, mesleki standartların ve yeterliliklerin arttırılmasını savunmaktadır.

Sendika, kültür ve sanat politikalarının belirlenmesinde söz ve karar sahibi olmayı; sanatın ve kültürün tüm dallarında projeler üretmeyi ve uygulamalar yapmayı ilke edinmiştir.

Oyuncular Sendikası, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Sözleşmeleri ve uluslararası diğer sözleşmelerden doğan “Örgütlenme Hakkı ve Özgürlüğü”nün yaşama geçirilmesini ve sendikal örgütlenmenin önünü kesecek mahiyetteki, uluslararası düzenlemelere aykırılık arz eden her türlü ulusal düzenleme ile mücadele edilmesi ve ulusal mevzuatın uluslararası sözleşmeler ile güvence altına alınan özgürlüklere zarar vermemesi için gerekli her türlü adımın atılmasını amaçlamaktadır.

Sendika, telif haklarının tamamen ve süresiz olarak devrini öngören sözleşmelerin yapılmasını engelleyerek oyuncuların yasalarla belirlenmiş çerçevelerde telif haklarını adil şekilde almalarına çalışmaktadır.

Sendikanın amaçlarından bir tanesi de üyeleri adına işverenle toplu görüşmelerde bulunmak ilgili makamlara başvurmak, görüş ve öneriler sunmak ve isteklerde bulunmak; sendika üyeleri adına toplu sözleşme ve takım sözleşmeleri görüşmelerine taraf olmaktır.

Oyuncular Sendikası

Sendikanın Politik Görüşü
Oyuncular Sendikası, kendini örgütsel olarak devlet, siyasal parti, örgüt ve kuruluşlardan bağımsız olarak tanımlayan ve kendi perspektifi doğrultusunda programı olan bir sendikadır. Oyuncular Sendikası herhangi bir örgütlenmenin devamı yada parçası olarak tanımlamamakta, oyunculuk alanındaki tüm örgütlenmeler ile işbirliğini amaçlamaktadır.
Sendika, oyuncu ile yapımcı arasındaki ilişkinin iş hukuku bağlamında işçi-işveren ilişkisi olarak belirlenerek oyuncuların temel çalışma haklarını kazanmalarına ve iş güvencesinin sağlanmasına yoğunlaşmaktadır. İş güvencesi sağlamak sendikanın temel görevlerinden biridir. Hukuki dayanaklarla iş güvencesinin sağlanması yönünde üyelere her türlü destek verilmektedir.
Oyuncular Sendikası telif haklarının kazanılması için BİROY ile ortak çalışmaktadır. Sendika, BİROY ile birlikte telif konusunda ikili bir yapı oluşturmuş ve uzun vadeli bir hedef olarak çalışma planına telif konusunu da koymuştur.
Oyuncular Sendikası meslek standartlarının hazırlama sürecine katılmış, taslak metinler hazırlamış; Figüran Ulusal Meslek Standardı, Seslendirme Oyuncusu Ulusal Meslek Standardı ve Oyuncu Ulusal Meslek Standardı oluşturulmuştur. Dans sanatçısı ve opera sanatçısı meslek tanımları için çalışmalar devam etmektedir.

Oyuncular Sendikası-Logo

Oyuncular Sendikası
Halaskargazi Cad. Bared Apt. No:167 K:4 D:4  Şişli / İSTANBUL
Telefon  : 0 (212) 231 45 46
Faks  : 0 (212) 231 45 47
Gsm  : 0 (530) 821 00 99
 : 0 (530) 821 00 98
www.oyuncularsendikasi.org | info@oyuncularsendikasi.org

Yolsuzlukla Mücadele Kuralları

0

Yolsuzlukla Mücadele Kuralları(ICC Anti-corruption Clause), Uluslararası Ticaret Odası(ICC) Kurumsal Sorumluluk ve Yolsuzlukla Mücadele Komisyonu tarafından hazırlanmış ve ilk olarak 1977 yılında “İrtikap ve Rüşvetle Mücadeleye İlişkin Davranış Kuralları” adıyla ilan edilmiştir.  Etik kurallar ve teamüllerle oluşan ticari ahlak belgenin özünü teşkil etmektedir.

Kurallar, Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi (1997) ve Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi (2003) ile diğer uluslararası sözleşmelerle belirlenen prensipleri dikkate alarak  1996, 1999, 2005,2011 yıllarında güncellemiştir. ICC Kurumsal Sorumluluk ve Yolsuzlukla Mücadele Komisyonu, bu Kuralların uygulanması konusunda daha detaylı yol gösterici bilgiler sunmak için, “Yolsuzlukla Mücadele: bir Kurumsal Uygulamalar Kılavuzu”nu yayınlamıştır

1919 yılında kurulan Uluslararası Ticaret Odası, 140 ülkeden şirketlerin temsil edildiği uluslararası bir organizasyondur. Örgütün merkezi Paris’te yer almaktadır. ICC, 1977 gibi erken bir tarihte basılan İrtikap ve Rüşvetle Mücadeleye İlişkin Davranış Kurallarını yayınlayarak, yolsuzlukla mücadele kurallarını belirleyen ilk örgüt olmuştur.

Belge, dünyadaki gelişmelere uyumlu olarak sürekli güncellenmiş ve yolsuzluğa karşı alınması gerekli önlemler çerçevesinde revize edilmiştir. Belgede, yolsuzlukla mücadele kapsamında yasaklanmış uygulamalar belirlenmiş, uygulanması gereken kurumsal politikalar önerilmiştir. Hediyeler, ikram ve ağırlamalar ile işleri kolaylaştırıcı ödemeler ve çıkar çatışmalarına ilişkin kurallar belgede detaylı şekilde belirlenmiştir. Siyasi ve hayır amaçlı katkılar ile sponsorlukların rüşvet ve irtikaba dönüşmemesi için uyulması gereken kurallar açıklanmıştır.

ICC Yolsuzlukla Mücadele Kuralları

Giriş

Bu ICC Kuralları, bir işletmeye geçerli ulusal mevzuat ve başlıca uluslararası yasal belgeleri temel alarak, bir kendi kendini düzenleme yöntemi sunmak üzere tasarlanmıştır. Bu Kuralların Kuruluşlar tarafından özgür iradeyle kabul edilmesi, Kuruluşlar ve kamu kurumları arasındaki veya Kuruluşların kendileri arasındaki ticari işlemlerde yüksek doğruluk standartlarının gelişmesini sağlayacaktır. Bu Kurallar, Kuruluşların kendi yasal yükümlülüklerine ve uluslararası düzeydeki çok sayıda yolsuzlukla mücadele girişimine uymalarına yardımcı olmakta önemli bir rol oynar. Aynı zamanda irtikap veya rüşvete teşvik girişimlerine karşı koymak için uygun bir dayanak oluşturur.

Bu Kurallar, iyi ticari uygulamalar olarak kabul edilen teamülleri oluşturan genel nitelikte kurallardır. Ek A’da listelenen başlıca uluslararası yasal belgeleri yansıtmakta olup, bu belgelere göre okunmalıdır.

Tüm Kuruluşlar, kuruldukları ve faaliyet gösterdikleri ülkelerin geçerli yasa ve yönetmeliklerine uymalı ve bu Kuralların lafzı ve ruhuna bağlı kalmalıdır.

ICC Model Sözleşmeleri, işbu Kuralların I. Bölümüne atıflar içerir. Kuruluşların sözleşmesel ilişkilerinin herhangi bir tür yolsuzluktan etkilenmelerini önlemek için, ticari sözleşmelerine işbu Kuralların I. Bölümünü tamamen veya atıf yoluyla dahil etmeleri ısrarla tavsiye edilmektedir.

Kuruluşların bu Kurallarda ifade edilen uygulamaları pekiştirmeye ve geliştirmeye yönelik ilgili uluslararası, bölgesel ve sektörel girişimlerin yanı sıra, birbirleriyle de işbirliği yapmaları önerilmektedir; ayrıca yolsuzlukla ilgili soruşturmaları yürüten ulusal ve yabancı kanunları uygulayıcı makamlarla da birlikte çalışmaları teşvik edilmektedir. Kuruluşların, örneğin RESIST (Bkz. Ek B) gibi araçları kullanarak irtikap veya rüşvet teklifi ve teşviklerine karşı koymaları da şiddetle tavsiye edilmektedir.

İşbu Kuralların amaçları çerçevesinde “Kuruluş” terimi, kar amacıyla kurulmuş olsun veya olmasın, bir devlet veya bölgesel alt birimi tarafından kontrol edilen herhangi bir kuruluş da dahil olmak üzere, ticari ve diğer ekonomik faaliyetlerde bulunan herhangi bir kişi veya kuruluşu ifade eder; bir hakim şirketi ve bu hakim şirket tarafından kontrol edilen iştirakleri de kapsar. Bu Kurallar bir Kuruluşun büyüklüğü veya faaliyetlerinin niteliğine göre bir ayrım yapmamasına rağmen, uygulamalarının bir risk değerlendirmesine ve özellikle küçük ve orta ölçekli Kuruluşlar tarafından yürütülen faaliyetlerin niteliğine göre uyarlanması gerekecektir. Bu ICC Kurallarının başarısı, “tepe yönetimin yaklaşımına” bağlı olacaktır: Yönetim Kurulunun Başkanı (veya Kuruluş için en üst düzey sorumluluğa sahip diğer organ) ve/veya Kuruluşun İcra Kurulu Başkanı, yolsuzluğun yasak olduğu ve etkili bir kurumsal uyum programının uygulanacağına dair açık ve net bir mesaj vermelidir. Kuruluşun tüm çalışanlarının katkısı ve desteği de gereklidir.

Bu ICC Kuralları üç bölümden oluşmaktadır. Bölüm I, uygun Kuralları belirtir;

Bölüm II, Kuruluşların Kurallara uyumu desteklemek için yürürlüğe koymaları gereken politikaları açıklar; ve Bölüm III, etkili bir kurumsal uyum programının önerilen öğelerini listeler. Ek A, yolsuzlukla mücadeleye yönelik başlıca uluslararası yasal belgeleri listeler. Ek B, yolsuzlukla mücadelede yardımcı olacak ICC belgelerini listeler; ve Ek C, ICC Kurumsal Sorumluluk ve Yolsuzlukla Mücadele Komisyonu’nun görevlerini ve rolünü tekrar hatırlatır.

BÖLÜM I – Yolsuzlukla Mücadele Kuralları
Madde 1
Yasaklanmış Uygulamalar

Kuruluşlar, aşağıda belirtilenlerle ilgili olarak her tür ve biçimdeki uygulamaları her zaman için yasaklayacaktır:

Uluslararası, ulusal veya yerel düzeydeki bir kamu görevlisi, bir siyasi parti, parti görevlisi veya siyasi görev adayı, ve bir Kuruluşun yönetim kurulu üyesi, yöneticisi veya çalışanı; doğrudan veya Üçüncü Taraflar aracılığıyla dahil dolaylı olarak aşağıda belirtilen uygulamalarda bulunulmayacaktır:

a) Rüşvet, yukarıda belirtilen kişilerden herhangi birine, belirtilenlerden herhangi biri tarafından veya belirtilenlerden herhangi biri için veya herhangi bir başka kişi için, örneğin kamu veya özel sektör ihale sözleşmesinin kazanılması, düzenleyici izinler, vergilendirme, gümrükler, adli ve yasal takibatlar, vb. ile bağlantılı olarak bir işin yapılması veya yapılmaması veya diğer uygunsuz menfaatleri temin etmek veya sürdürmek amacıyla, verilmesi icap etmeyen bir parasal veya diğer menfaatlerin teklif veya vaat edilmesi, verilmesi, onaylanması veya kabul edilmesini ifade eder.

Rüşvet, genellikle

(i) bir sözleşme ödemesinin bir kısmının hükümet veya parti görevlilerine veya diğer akit tarafın çalışanlarına, yakın akrabalarına, arkadaşlarına veya İş Ortaklarına pay olarak verilmesi; veya

(ii) bu tür ödemeleri hükümet veya parti görevlilerine veya diğer akit tarafın çalışanlarına, akrabalarına, arkadaşlarına veya İş Ortaklarına aktarmak için acenteler, alt yükleniciler, danışmanlar veya diğer Üçüncü Taraflar gibi aracıların kullanılmasını kapsar.

b) İrtikap veya Suça Teşvik, talebin reddedilmesi halinde bir tehdit unsurunun var olup olmadığına bakılmaksızın, bir rüşvet talep etmeyi ifade eder. Kuruluşlar, her tür irtikap veya rüşvet teklifi girişimini reddedecektir ve Kuruluşların, yapılacak bildirim içinde bulunulan koşullara göre zarar verici nitelikte olmadıkça, bu tür girişimleri mevcut resmi veya gayri resmi raporlama mekanizmaları aracılığıyla bildirmeleri teşvik edilmektedir.

c) Nüfuz Ticareti, bir kamu görevlisinden eylemin asıl azmettiricisi veya başka bir kişi lehine haksız bir menfaat elde etmeyi teminen, uygunsuz, gerçek veya sözde nüfuz uygulamak için haksız bir menfaatin teklif edilmesi veya sağlanmasını ifade eder.

d) Yukarıda belirtilen yolsuzluk uygulamalarından elde edilen gelirlerin aklanması; suç gelirlerinden oluştuğu bilinen mal varlığının yasadışı menşei, kaynağı, yeri, tasarrufu, hareketleri ya da mülkiyetinin gizlenmesi veya tebdil edilmesini ifade eder.

Bu Kurallarda geçen “Yolsuzluk” veya “Yolsuzluk Uygulama(lar)ı” Rüşvet, İrtikap veya Suça Teşvik, Nüfuz Ticareti ve bu uygulamalardan elde edilen gelirlerin Aklanmasını kapsayacaktır.

Madde 2
Üçüncü Taraflar

Pazarlama veya satışlar, sözleşmelerin müzakere edilmesi, ruhsat, izin veya diğer onayların alınması veya Kuruluşa faydası olan diğer işlemlerle bağlantılı olarak Kuruluşun adına veya tedarik zincirindeki yükleniciler olarak hareket eden acenteler, iş geliştirme danışmanları, satış temsilcileri, gümrük komisyoncuları, genel müşavirler, yetkili satıcılar, alt yükleniciler, franchise alanlar, avukatlar, muhasebeciler veya benzeri aracılar dahil, fakat bunlarla sınırlı olmaksızın, Kuruluşun kontrolüne veya belirleyici nüfuzuna tabi olan Üçüncü Taraflarla ilgili olarak Kuruluş:

söz konusu üçüncü taraflara hiçbir yolsuzluk uygulamasına karışmamaları veya herhangi bir yolsuzluk suçuna karışma haline müsamaha göstermemeleri talimatını vermelidir, herhangi bir yolsuzluk uygulaması için sayılanları bir aracı olarak kullanmamalıdır, bu tür üçüncü tarafları yalnızca Kuruluşun işinin normal bir şekilde yürütülmesi için gereken ölçüde görevlendirmelidir, ve bu kişilere meşru hizmetlerine karşılık uygun bir ücretten fazla bir ücret ödememelidir.

BÖLÜM II – Yolsuzlukla Mücadele Kurallarına Uyumu Desteklemek için Kurumsal
Politikalar
Madde 3
İş Ortakları

İş Ortakları, (i) Üçüncü Tarafları ve (ii) ortak girişim ve konsorsiyum ortaklarını ve ayrıca yüklenicileri ve tedarikçileri kapsar.

A. Bir Kuruluş, bir Üçüncü Tarafla ilgili olarak ve kendi yetkisi dahilinde olduğu ölçüde:

a) Kuruluşun adına yürütülen tüm faaliyetlerin kendi politikalarına uygun olmasını beklediğini açıkça belirtmelidir ve
b) Üçüncü Tarafla yazılı bir sözleşme düzenlemeli ve bu sözleşme: Üçüncü Tarafı Kuruluşun yolsuzlukla mücadele politikaları konusunda bilgilendirmeli ve herhangi bir yolsuzluk uygulamasına dahil olmamakla yükümlü kılmalıdır,;

Kuruluşa işbu Kurallara uygunluğu doğrulamak için Üçüncü Tarafın defterleri ve muhasebe kayıtlarının bir bağımsız denetçi tarafından denetlenmesini talep etme hakkı tanımalıdır ve Üçüncü Tarafın ücretinin nakit olarak ödenmemesini ve yalnızca

(i) Üçüncü Tarafın kurulmuş olduğu ülkede;

(ii) genel merkezinin bulunduğu ülkede;

(iii) yerleşik bulunduğu ülkede; veya

(iv) görevin gerçekleştirildiği ülkede ödenmesini öngörmelidir.

B. Kuruluş ayrıca merkezi yönetiminin Üçüncü Taraflarla ilişkileri üzerinde yeterli düzeyde kontrol sahibi olmasını ve özellikle kamu kurumlarıyla ve devlet veya özel Kuruluşlarla gerçekleştirilen işlemlerle bağlantılı olarak Kuruluş tarafından görevlendirilen Üçüncü Tarafların adları, görevlendirme şartları ve bu Üçüncü Taraflara ödemelere ilişkin bir kayıt tutmasını sağlamalıdır. Bu kayıt, gizlilik koşulları altında, denetçiler tarafından ve usulünce görevlendirilmiş ilgili resmi makamlar tarafından denetime hazır bulundurulmalıdır.

C. Bir Kuruluş, bir ortak girişim veya konsorsiyumla ilgili olarak, işbu Kurallarla tutarlı bir politikanın ortak girişim veya konsorsiyum ortakları tarafından ortak girişim veya konsorsiyum için geçerli olacak şekilde kabul edilmesini sağlamak için kendi yetkisi dahilindeki tedbirleri almalıdır.

D. Yükleniciler ve tedarikçilerle ilgili olarak Kuruluş, yüklenicilerin ve tedarikçilerin Kuruluş adına veya Kuruluşla gerçekleştirdikleri işlemlerde bu Kurallara uymalarını ve rüşvet ödedikleri bilinen veya makul olarak şüphelenilen yükleniciler ve tedarikçilerle birlikte çalışmaktan kaçınmalarını sağlamak için kendi yetkisi dahilinde ve yasaların izin verdiği ölçüde gerekli tedbirleri almalıdır.

E. Bir Kuruluş, İş Ortaklarıyla düzenlediği sözleşmelerine, bir İş Ortağının geçerli yolsuzlukla mücadele yasasını veya bu Kuralların I. Bölümünü ihlal edecek şekilde hareket ettiğine dair tek taraflı olarak iyi niyetli bir endişeye kapıldığı takdirde, aralarındaki ilişkiyi askıya alma veya tamamen sonlandırma hakkı tanıyan bir hükmü eklemelidir.

F. Bir Kuruluş, yolsuzluk risklerine maruz kalan İş Ortaklarının itibarı ve Kuruluşla veya Kuruluş adına gerçekleştirdikleri işlerde yolsuzlukla mücadele yasasına uyma kapasitelerine ilişkin gerekli detaylı incelemeyi yürütmelidir.

G. Bir Kuruluş, tedarik süreçlerini kabul edilen iş standartlarına göre ve mümkün olduğu kadar şeffaf bir şekilde yürütmelidir.

Madde 4
Siyasi ve Hayır Amaçlı Katkılar ve Sponsorluklar

a) Kuruluşlar, siyasi partiler, parti görevlileri ve adaylarına yalnızca geçerli yasalara ve kamuyu bilgilendirme gerekliliklerine uygun olarak katkılarda bulunmalıdır. Siyasi katkıların miktarı ve zamanlaması, yolsuzluk için bir bahane olarak kullanılmamalarını sağlamak üzere incelenmelidir.

b) Kuruluşlar, hayır amaçlı katkıların ve sponsorlukların yolsuzluk için bir bahane olarak kullanılmamalarını sağlamak için yetkileri dahilindeki tüm tedbirleri almalıdır. Hayır amaçlı katkılar ve sponsorluklar, şeffaf ve geçerli yasalara uygun olmalıdır.

c) Kuruluşlar, uygun olmayan siyasi ve hayır amaçlı katkıların yapılmamasını sağlamak için makul kontroller ve prosedürleri uygulamaya geçirmelidir. Önde gelen siyasi kişiler veya yakın akrabaları, arkadaşları ve İş Ortaklarının bulunduğu örgütlere katkıların incelenmesinde, özel bir özen gösterilmelidir.

Madde 5
Hediyeler ve İkram ve Ağırlamalar

Kuruluşlar, hediyeler ve ikram ve ağırlamaların teklifi veya kabulünü kapsayan ve bu tür hediye veya ikram ve ağırlamaya ilişkin düzenlemelerin

(a) ulusal yasalara ve geçerli uluslararası belgelere uygun olmasını; (b) makul ve iyi niyetli harcamalarla sınırlı tutulmasını;

(c) bunları alan tarafın veren tarafa karşı karar alma bağımsızlığını uygun olmayan bir şekilde etkilememesini veya uygun olmayan bir şekilde etkiliyor gibi algılanmamasını;

(d) alan tarafın bilinen davranış kuralları hükümlerine aykırı olmamasını; ve

(e) çok sık veya uygunsuz bir zamanda teklif edilmemesini veya alınmamasını sağlamaya yönelik gerekli prosedürleri belirlemelidir.

Madde 6
Kolaylaştırıcı Ödemeler

Kolaylaştırıcı ödemeler, kolaylaştırıcı ödemeyi yapan tarafın yasal olarak hak kazanmış olduğu bir rutin veya gerekli işlemin yapılmasını güvence altına almak veya hızlandırmak için bir alt kademe görevliye yapılan resmi olmayan, uygunsuz, küçük ödemelerdir.

Kolaylaştırıcı ödemeler, çoğu ülkede yasaklanmıştır.

Dolayısıyla Kuruluşlar, bu tür kolaylaştırıcı ödemeler yapmamalıdır; fakat bir kolaylaştırıcı ödemenin neredeyse hiç önlenemeyeceği icbar veya Kuruluşun çalışanlarının sağlığı, emniyeti veya güvenliğinin risk altında olduğu haller gibi acil ve zorlayıcı durumlarla da karşı karşıya kalabilecekleri kabul edilir.

Bu gibi durumlarda bir kolaylaştırıcı ödeme yapıldığında, bu tür ödemeler Kuruluşun defterleri ve muhasebe kayıtlarında doğru bir şekilde yansıtılacaktır.

Madde 7
Çıkar Çatışmaları

Bir bireyin veya yakın akrabaları, arkadaşları veya iş bağlantılarının özel menfaatleri Kuruluşun veya ilgili kişinin bağlı olduğu örgütün menfaatlerinden farklılık gösterdiğinde, çıkar çatışmaları doğabilir.

Bu gibi durumlar kişinin görev ve sorumluluklarını yerine getirirken muhakeme gücünü etkileyebileceğinden, açıklanmalı ve mümkün olduğu sürece önlenmelidir. Kuruluşlar, yönetim kurulu üyeleri, yöneticileri, çalışanları ve temsilcilerinin mevcut veya potansiyel çıkar çatışmalarını veya bunların ortaya çıkışını yakından izlemeli ve düzenlemeli ve başkalarının çıkar çatışmalarından faydalanmamalıdır.

Öngörülen faaliyet veya işlerinin eski görev süreleri boyunca sahip oldukları pozisyonlar veya denetledikleri bölümlerle doğrudan ilgili olması durumunda, eski kamu görevlileri görevlerinden ayrıldıktan sonra makul bir süre geçmeden önce herhangi bir sıfatla görevlendirilmeyecek veya işe alınmayacaktır. Uygulanabilir olan durumlarda, ulusal mevzuatın öngördüğü kısıtlamalara bağlı kalınacaktır.

Madde 8
İnsan Kaynakları

Kuruluşlar, aşağıda belirtilen koşulları sağlamalıdır:

a) İşe alma, terfi, eğitim, performans değerlendirmesi, ücretlendirme, takdir ve genel olarak iş etiği ilkeleri gibi insan kaynakları uygulamaları, bu Kuralları yansıtmalıdır,

b) Hiçbir çalışan, Kuruluşun yolsuzlukla mücadele politikasına ilişkin ihlalleri veya adamakıllı şüphelenilen ihlalleri iyi niyetli olarak rapor etmekten veya Kuruluşun iş kaybetmesine yol açacak olsa dahi, herhangi bir yolsuzluğa karışmayı reddetmekten dolayı, misillemeye veya ayrıma veya bir disiplin cezasına maruz kalmamalıdır,

c) Yüksek yolsuzluk riskine tabi alanlarda çalışan kilit personel, düzenli olarak eğitilmeli ve değerlendirilmelidir; bu personelin rotasyonu düşünülmelidir.

Madde 9
Finansal ve Muhasebe

Kuruluşlar, aşağıda belirtilen koşulları sağlamalıdır:

a) Tüm finansal işlemler, Yönetim Kurulları veya Kuruluş için en yüksek düzeyde sorumlu olan diğer yetkili organ tarafından ve ayrıca denetçiler tarafından incelemeye hazır halde bulundurulan ilgili defter ve muhasebe kayıtlarında yeterince tanımlanmalı ve uygun ve adil bir şekilde kaydedilmelidir,

b) “Kayıt dışı” veya gizli hesaplar bulunmamalı ve ilgili oldukları işlemleri adil ve doğru bir şekilde kayıt altına almayan hiçbir belge düzenlenmemelidir,

c) İlgili kalemleri doğru bir şekilde tanımlanmayan gerçekte var olmayan harcamalar veya borçlar veya gerçek ve meşru bir amacı olmayan olağandışı işlemlere ilişkin kayıtlar bulunmamalıdır,

d) Nakit ödemeler veya ayni ödemeler, rüşvet yerine kullanılmalarını önlemek için izlenmelidir; yalnızca kasadan yapılan veya işleyen bir bankacılık sistemi olmayan ülkelerde veya yerlerde yapılan küçük nakit ödemelere izin verilmelidir;

e) Tutulan hiçbir defter veya diğer ilgili belgeler, yasalarda öngörülen süreden önce kasıtlı olarak imha edilmemelidir,

f) Bu Kurallara veya geçerli muhasebe kurallarına aykırı olan ve gerektiğinde uygun düzeltici tedbir alınmasını gerektiren işlemleri ortaya çıkarmak üzere tasarlanmış olan, iç veya dış denetçiler aracılığıyla uygulanan bağımsız denetim sistemleri yürürlükte olmalıdır,

g) Vergilendirilebilir gelirden herhangi bir tür rüşvet ödemesi kesintisi yapılmasını yasaklayan hükümler dahil olmak üzere, ulusal vergi yasaları ve yönetmeliklerinin tüm hükümlerine uyulmalıdır.

BÖLÜM III –Etkili Bir Kurumsal Uyum Programının Öğeleri
Madde 10
Bir Kurumsal Uyum Programının Öğeleri

Her Kuruluş,

(i) bu Kuralları yansıtan;

(ii) Kuruluşun iş ortamında karşılaşılan risklerle ilgili olarak periyodik olarak gerçekleştirilen değerlendirmenin sonuçlarına dayanan;

(iii) Kuruluşun özel koşullarına uyarlanan; ve

(iv) Yolsuzluğun önlenmesini ve saptanmasını ve Kuruluş içinde doğruluk kültürünün geliştirilmesini amaçlayan bir etkili Kurumsal Uyum Programını uygulamalıdır.

Her Kuruluş, aşağıda belirtilen iyi uygulamaların tümünü veya bir kısmını kendi programına dahil etmeyi değerlendirmelidir. Aşağıda listelenen zorunlu nitelikte olmayan maddeler arasından, özellikle, kendine özgü şartlar dahilinde Yolsuzluğun gereken şekilde önlenmesini sağlamak için en yeterli olduğunu düşündüğü tedbirleri seçebilir:

a) Yönetim Kurulunun veya Kuruluş için en yüksek düzeyde sorumlu olan diğer yetkili organın veya Kuruluşun üst yönetiminin (“tepe yönetimin yaklaşımı”) Kurumsal Uyum Programını güçlü, açık ve görünür bir şekilde desteklemesi ve bu programa bağlılıklarını açıkça ifade etmesi;

b) bu Kuralları yansıtan ve tüm yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler, çalışanlar ve Üçüncü Taraflar için bağlayıcı olan ve tüm kontrol edilen yerli ve yabancı iştirakler için geçerli olan açıkça belirtilmiş ve görünür bir politikanın uygulamaya getirilmesi;

c) Yönetim Kurulunun veya Kuruluş için en üst düzeyde sorumlu olan diğer yetkili organın veya bunların ilgili komitesinin periyodik risk değerlendirmeleri ve bu Kurallara uygunluğa ilişkin bağımsız incelemeler yapmalarının şart koşulması ve gereken şekilde düzeltici tedbirler veya politikaların önerilmesi. Bu işlem, kurumsal uyum incelemeleri ve/veya risk değerlendirmelerini kapsayan daha geniş bir sistemin bir parçası olarak gerçekleştirilebilir;

d) Kuruluşun tüm düzeylerindeki kişilerin Kuruluşun politikasına uymakla ve Kurumsal Uyum Programına katılmakla sorumlu kılınması;

e) Bir veya birden fazla üst düzey yöneticinin (tam veya yarı zamanlı) yeterli düzeyde kaynak, yetki ve bağımsızlığa sahip olacak şekilde Kurumsal Uyum Programını izlemek ve koordine etmek ve Yönetim Kuruluna veya Kuruluş için en üst düzeyde sorumlu olan diğer yetkili organa veya bunların ilgili komitesine periyodik olarak rapor vermekle görevlendirilmesi;

f) Kuruluşun politikaları ve programı uyarınca gereken davranışları daha ayrıntılı bir şekilde göstermek ve yasaklanan davranışlardan caydırmak için gerekli kılavuzların yayınlanması;

g) Yolsuzluk veya bu Kuralların boşluklarından yararlanma riski sergileyen İş Ortaklarının ve kendi yönetim kurulu üyeleri, yöneticileri ve çalışanlarının seçiminde yapılandırılmış bir risk yönetimi yaklaşımına dayanan gerekli detaylı incelemenin gerçekleştirilmesi;

h) Defter ve muhasebe kayıtlarının yolsuzluk uygulamalarına karışmak veya bu tür uygulamaları gizlemek amacıyla kullanılmamasını sağlamak için, bunların adil ve doğru bir şekilde tutulmasına yönelik finansal ve muhasebe prosedürlerinin tasarlanması;

i) Bağımsız denetim dahil olmak üzere, uygun kontrol ve raporlama sistemleri ve prosedürlerinin belirlenmesi ve sürdürülmesi;

j) Kuruluşun yolsuzlukla mücadele politikasıyla ilgili periyodik iç ve dış yazışma ve iletişimlerin sağlanması;

k) Duruma göre yönetim kurulu üyeleri, yöneticileri, çalışanları ve İş Ortaklarına, Kuruluşun günlük iş ve faaliyetlerinde yolsuzluk risklerinin tanımlanmasına yönelik yol gösterici kuralların ve belgelendirilmiş eğitimin ve ayrıca liderlik eğitiminin verilmesi;

l) İş etiği açısından yeterliliklerin yönetimin takdir ve terfi sürecine dahil edilmesi ve hedefleri yakalama başarısının yalnızca mali göstergelere göre değil, aynı zamanda hedeflerin yakalanma şekline ve özellikle Kuruluşun yolsuzlukla mücadele politikasına uygunluğa göre ölçülmesi;

m) Kaygı ve endişeleri tam gizlilik içinde bildirmek, tavsiye istemek veya saptanmış veya adamakıllı şüphelenilen ihlalleri misilleme veya ayrım veya disiplin cezası korkusu olmadan iyi niyetle rapor etmek için kullanılabilecek kanalların sunulması. Raporlama, zorunlu veya gönüllü olabilir; isimsiz olarak veya isim açıklanacak şekilde yapılabilir.  Tüm iyi niyetli raporlamalar soruşturulmalıdır;

n) Rapor edilen veya saptanan ihlallere karşı uygun düzeltici önlemler ve disiplin tedbirleri alınarak müdahalede bulunulması ve Kuruluşun politikasının uygulamaya geçirildiğinin gereken şekilde kamuya açıklanmasının düşünülmesi;

o) Kurumsal Uyum Programının harici belgelendirme, tasdik veya teminat yoluna başvurularak iyileştirilmesinin düşünülmesi; ve

p) belirli özel projelerle ilgili yolsuzlukla mücadele antlaşmalarının veya kamu sektörüyle ve/veya ilgili iş dallarındaki meslektaşlarla yolsuzlukla mücadeleye yönelik uzun süreli girişimlerin önerilmesi veya desteklenmesi gibi ortaklaşa eylemlerin desteklenmesi.

EK A
Başlıca Uluslararası Yasal Belgeler
Global Belgeler

Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi (UNCAC)

http://www.unodc.org/documents/treaties/UNCAC/Publications/Convention/08-50026_E.pdf

Birleşmiş Milletler Sınıraşan Örgütlü Suçlarla Mücadele Sözleşmesi (UNTOC)

http://www.unodc.org/documents/treaties/UNTOC/Publications/TOC%20Convention/TOCebook-e.pdf

OECD Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi (OECD Sözleşmesi)

http://www.oecd.org/dataoecd/4/18/38028044.pdf

Ek II

İç Denetimler, Etik ilkeler ve Uyumla ilgili İyi Uygulamalar Kılavuzu dahil, Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesine yönelik OECD Tavsiyesi

http://www.oecd.org/dataoecd/11/40/44176910.pdf

Afrika Birliği Yolsuzluğun Önlenmesi ve Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi (AU Sözleşmesi)

http://www.africaunion.org/official_documents/Treaties_%20Conventions_%20Protocols/Convention%20on%20Combating%20Corruption.pdf

Güney Afrika Kalkınma Topluluğunun Yolsuzlukla Mücadele Protokolü (SADC Protokolü)

http://www.sadc.int/index/browse/page/122

Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğunun Yolsuzlukla Mücadele Protokolü (ECOWAS Protokolü)

http://www.afrimap.org/english/images/treaty/ECOWAS_Protocol_on_Corruption.pdf

Yolsuzluğa Karşı Amerikan Ülkeleri Sözleşmesi (OAS Sözleşmesi)

http://www.oas.org/juridico/english/treaties/b-58.html

ADB-OECD Asya-Pasifik için Eylem Planı (Eylem Planı)

http://www.oecd.org/dataoecd/38/24/35021642.pdf

Avrupa Konseyi Ceza Hukuku Sözleşmesi

http://conventions.coe.int/treaty/en/Treaties/Html/173.htm

Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi

http://conventions.coe.int/treaty/en/treaties/html/174.htm

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Kararı: Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubunun Kurulması Anlaşması

http://conventions.coe.int/Treaty/EN/PartialAgr/Html/Greco9905.htm

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Kararı: Yolsuzlukla Mücadelede Yirmi Temel İlke

https://wcd.coe.int/wcd/ViewDoc.jsp?id=593789&

Avrupa Topluluklarının Mali Çıkarlarının Korunması ve Yolsuzlukla Mücadeleye ilişkin Avrupa Birliği Sözleşmesi ve iki ilgili Protokol

http://europa.eu/legislation_summaries/fight_against_fraud/protecting_european_communitys_financial_interests/l33019_en.htm

Avrupa Toplulukları görevlilerini veya Avrupa Birliği Üye Devlet görevlilerini kapsayan Avrupa Birliği Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi

http://europa.eu/legislation_summaries/fight_against_fraud/fight_against_corruption/l33027_en.htm

AB Adayı Ülkelerde Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesine İlişkin On İlke

0

AB Adayı Ülkelerde Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesine İlişkin On İlke(European Union, Ten Principles for Improving the Fight Against Corruption in the Candidate Countries); 7-8 Temmuz 2005 tarihinde Ankara’da düzenlenen Yolsuzlukla Mücadele Konferansı’nda kabul edilmiştir.

AB Adayı Ülkelerde Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesine İlişkin On İlke, Avrupa Birliği’nin aday ülkelerle yolsuzlukla mücadele konusundaki işbirliğini desteklemek amacıyla geliştirdiği bir dizi ilkedir. Bu ilkeler, AB ile aday ülkeler arasındaki katılım müzakereleri sırasında yolsuzlukla mücadelede daha fazla ilerleme kaydetmeyi teşvik etmek için kullanılan bir kılavuz niteliğindedir. İlkeler, AB’ye üyelik süreçlerinde önemli bir rol oynamakta, her aday ülke için özelleştirilebilmekte ve uygulamalar izlenmektedir.

AB Adayı Ülkelerde Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesine İlişkin On İlke

1. Devlet liderleri ve karar vericilerinin yolsuzlukla mücadele hususunda güvenilirliklerinin olması ve açık bir tutum sergilemeleri büyük önem taşımaktadır. Yolsuzluğu engelleyecek ve baskı altında tutacak önlemleri kapsayan yolsuzlukla mücadele stratejileri geliştirilmelidir ve uygulamaya konmalıdır. Bu stratejiler devletin her düzeyinde geniş çaplı ele alınıp tartışılmalıdır.

2. Aday ülke AB mevzuatına tam olarak uyum sağlamalıdır. Ayrıca temel uluslararası yolsuzlukla mücadele araçlarının tamamına taraf olunmalıdır ve uygulamaya konulmalıdır (BM, Avrupa Konseyi ve OECD Sözleşmeleri).

3. Yolsuzlukla mücadele yasaları önemli olmasına karşın, söz konusu yasaların uygun ve şeffaf yolsuzlukla mücadele birimlerince uygulanması daha fazla önem taşımaktadır. Uygun soruşturma teknikleri ve istatistikleri geliştirilmelidir. Yasaları uygulamakla yükümlü kurumların rolü sadece yolsuzlukla değil, aynı zamanda sahtecilik, vergi suçları ve kara para aklama konusunda
da güçlendirilmelidir.

4. Kamu görevi her vatandaşa açık olmalıdır. Personel alma ve terfi etme objektif kriterlere ve liyakate dayanmalıdır. Ücretler ve sosyal haklar yeterli düzeyde olmalıdır. Kamu görevlileri mal beyanında bulunmalıdır. Hassas görevlerde rotasyon geçerli olmalıdır.

5. Kamu yönetiminde (yargı, emniyet, gümrük, vergi idaresi, sağlık sektörü ve kamu ihaleleri) dürüstlük, hesap verme sorumluluğu ve şeffaflık, denetim ve izleme standartları aracılığıyla güçlendirilmelidir.

6. Rehber ilkeler oluşturulmalı ve uygulama aşamasında gözlemlenmelidir.

7. İhbarda bulunan ve ifade verenlerin korunmasına ilişkin olarak hem kamu sektöründe ve hem de özel sektörde açık kurallar bulunmalıdır.

8. Medya ve eğitim yolu ile toplumun yolsuzluk konusundaki bilinci artırılmalıdır. Yolsuzluğun hoşgörü ile karşılanacak bir fenomen olmadığı ve cezai bir suç olduğu mesajı vurgulanmalıdır.

9. Politikacılarla iş çevresi arasında örtülü bağlantıların kurulmasının önlenmesi amacıyla, siyasi parti finansmanı ve siyasi partilerin dış mali kontrolüne ilişkin açık ve şeffaf kurallar getirilmelidir. Siyasi partilerin karar verme süreci üzerindeki etkileri çok güçlüdür ancak çoğunlukla rüşvete ilişkin yaptırımlardan muaf tutulmaktadırlar.

10. Rehber ilkeler ve dürüst şirketlere ilişkin beyaz listelerin yayımlanması gibi yollarla özel sektörün yolsuz faaliyetlerden kaçınması sağlanmalıdır

Yolsuzlukla Mücadeleye Yönelik Tavsiyeler

0

Yolsuzlukla Mücadeleye Yönelik Tavsiyeler, Uluslararası Hakimler Birliği  tarafından 27 Eylül 2001 tarihinde yayınlanmıştır. Kararlar, birliğin Madrid’de düzenlenen 44. yıllık toplantısında Merkez Konseyince  alınmıştır. 

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

The International Association of Judges – IAJ

Uluslararası Hakimler Birliği, 1953’te Salzburg’da kurulmuştur ve merkezi Roma’dadır. IAJ, yargıçların en eski ve en prestijli örgütüdür. Avrupa Konseyi , Uluslararası Çalışma Örgütü ve BM Ekonomik ve Sosyal Konsey’ine (ECOSOC) danışmanlık statüsü bulunmaktadır. Dünya çapında Hukukun Üstünlüğünü ve Yargının Bağımsızlığını sağlamak üzere hareket etmektedir. Yaklaşık  90  ülkeden dernekler, vakıflar ya da farklı statüdeki organizasyon temsilcilerinden oluşmaktadır.. Türkiye’den YARSAV, 23 Temmuz 2016 tarihinde Olağanüstü Hal (OHAL) kararnamesi ile kapatılmadan önce örgütün üyesiydi. 

[/box]

Yolsuzlukla Mücadeleye Yönelik Tavsiyeler

Yolsuzlukla mücadele ve güvenilirliğin korunması hakkında ilki 1999 yılında Washington’da, ikincisi ise 2001 yılında La Hey’de düzenlenen Global Forumlar, genel anlamda yolsuzlukla ilgilidir. Birleşmiş Milletlere dahil ya da dışındaki diğer uluslararası etkin kuruluşlar da, yargıdaki yolsuzluklarla mücadele amacıyla özel önlemler üzerinde çalışmaktadırlar. Ayrıca bazı ülkeler kendi yargı sistemleriyle ilgili düzenlemeler yapmak durumundadırlar. Bazı ülkeler ise yargıdaki yolsuzluk konusunda yanlış iddialarla uğraşmaktadırlar. Diğer bazı ülkelerde ise yargıda yolsuzluk hayret ver5ici bir husus olarak algılanmaktadır.

60 hakimler birliğinin global bir organizasyonu olan ve bu sıfatla tüm dünya hakimlerini temsil eden Uluslararası Hakimler Birliği Merkez Konseyi (IAJ), 27 Eylül 2001 tarihinde Madrid’de düzenlenen 44. yıllık toplantısında;

  • “Tek bir ulusal güvenilirlik sistemi tüm ülkelere uygulanamaz” (31 Mayıs 2001 tarihinde La Hey’de düzenlenen 2. Global Forum’un mütalaalarla ilgili Raporun 7.maddesi) hükmünü benimseyerek;
  • Birleşmiş Milletlerin 29 Kasım 1985’teki 29. Genel Kurulunda onayladığı “Yargı Bağımsızlığıyla ilgili Temel Prensipler-Sonuç 40/32”, özellikle de 4. ve 5. prensipleri dikkate alarak;
  • Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyin 24 Mayıs 1989 tarihli “Yargı bağımsızlığıyla ilgili Temel Prensiplerin uygulanmasına yönelik Prosedürler-Sonuç 1989/60”, özellikle de 5.Prosedürü dikkate alarak;
  •  Uluslararası Hakimler Birliği Merkez Konseyi’nin 17 Kasım 1999’da oybirliğiyle onayladığı “Hakimler Evrensel Bildirgesi”ni göz önünde bulundurarak;
  • Uluslararası Hakimler Birliği Merkez Konseyi Afrika bölgesel grubunca 22 Şubat 2001 tarihinde Togo’da kabul edilen “Yargıda Yolsuzluk” temasıyla ilgili Tavsiyeleri benimseyerek,
Uluslararası Hakimler Birliği Merkez Konseyi;

1.Yolsuzlukla mücadeleyle ilgili tüm kanunların etkin bir şekilde uygulanmasını,

2.Yargıda yüksek ahlaki ve mesleki standartlarla donatılmış bireylerin istihdam edilmesini ve hakimlere yönelik sürekli mesleki eğitimin sağlanmasını,

3.Hakimlerin ve diğer yargı çalışanlarının ücretlerinin ve destek hizmetlerinin önemli ve etkin biçimde iyileştirilmesini tavsiye eder.

Bu tavsiyelerin etkin şekilde ve süratle uygulanmasını ve bağlayıcı olmasını teminen Uluslararası Hakimler Birliği Merkez Konseyi, Başkanlık Komitesine;

  • Yargıdaki yolsuzlukların ya da yanlış yolsuzluk iddialarının üstesinden nasıl gelinebileceği hakkında ulusal düzeydeki yetkililere tavsiyelerde bulunabilecek, yüksek mesleki standartlarda ve saygınlıktaki (emekli) hakimlerden oluşan bir daimi danışma komitesi kurmasını,
  • Hakimler Evrensel Bildirgesini, 2003 yılında Japonya veya Kore’de düzenlenecek olan yolsuzlukla mücadele ve güvenilirliğin korunması 3.Global Forumu’na sunması konusunda ısrar eder

Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadeleye İlişkin Davranış Kuralları

0

Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadeleye İlişkin Davranış Kuralları, Uluslararası Ticaret Odası tarafından 1996 yılında kabul edilmiştir.

Bu kurallar,

  • Rüşvet ve yolsuzluktan kaçınmayı,
  • Yasalara uyum sağlamayı,
  • Etik bir iş kültürünü teşvik etmeyi,
  • Uygun iç denetim sistemlerinin kurulmasını tavsiye etmektedir.

Bu sayede, dünya genelinde işletmelerin etik ve şeffaf bir şekilde faaliyet göstermesi hedeflenmiştir. Kurallar, uluslararası ticarette adil rekabetin sağlanması ve iş dünyasında etik standartların korunması için oluşturulmuştur. Belgede, yolsuzluk ve rüşveti önlemeye yönelik temel ilkeler ve işletmelerin bu tür yasa dışı faaliyetlerden uzak durmalarını sağlayacak uygulamalar yer almaktadır. ICC’nin bu kuralları, küresel ticarette iş etiğini teşvik eden bir rehber niteliğindedir

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””] Uluslararası Ticaret Odası(International Chamber of Commerce), dünya çapında 140 ülkenin şirketlerinin temsil edildiği uluslararası örgüttür. Dünyanın en büyük ve en çok temsil eden iş örgütüdür. Örgütün merkezi Paris’tedir.[/box]

Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadeleye İlişkin Davranış Kuralları

Davranış kurallarının uluslararası iş ilişkilerinin kendi kendine düzenlenmesinin bir metodu olması ve bu kuralların devletler tarafından da desteklenmesi amaçlanmaktadır. Bu kuralların işletmeler tarafından gönüllülük esasına göre kabul edilmesi, ister işletmelerle kamu kurumları arasında isterse işletmelerin kendi aralarında olsun, yalnızca iş ilişkilerinde yüksek düzeyde bir dürüstlük standardının teşvik edilmesine yol açmayacak; bunun yanı sıra, şantaj ve kanunsuz teşebbüslere maruz kalan işletmelerin korunmasına da çok değerli katkılar sağlayacaktır.

Davranış kuralları, doğrudan doğruya bir yasal etkiye sahip olmamakla birlikte iyi ticari uygulamaları oluşturacak genel bir yapıya sahiptir. Yürürlükteki ulusal kanunların etkisini azaltmamaktadır ve ulusal hukuki sistemler değişmez bir yapıda olmadıklarından, bu kuralların sistemlerde gerekli değişikliklerin yapılması ile birlikte yine bu sistemlere tabi olacakları kabul edilmelidir.

İş dünyası her türlü şantaj ve kanunsuzluk ile rüşveti uygun bulmamaktadır. Ancak, dünyanın kimi yerlerindeki mevcut koşullar göz önüne alındığında şantaj ve rüşvete karşı oluşturulacak etkili bir programın aşamalar halinde uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. En büyük öncelik politikacılar ile kıdemli bürokratları kapsayan büyük ölçekli şantaj ve rüşvetin sona erdirilmesine verilmelidir. Bunlar demokratik kurumlara büyük bir tehdit oluşturur ve ciddi iktisadi sapmalara yol açarlar. Rutin olayların üstesinden gelmek amacıyla düşük seviyedeki memurlara verilen küçük ödemelere de göz yumulmamalıdır. Yine de bunlar daha küçük problemleri temsil ederler. Üst düzeydeki şantaj ve rüşvet sona erdirildiğinde hükümetteki liderlerin daha ehemmiyetsiz olan yolsuzlukların temizlenmesi için adım atmaları ümit edilebilir.

Temel İlkeler

Bütün işletmeler, kendilerinin kuruldukları ve faaliyet gösterdikleri ülkenin yasa ve düzenlemelerine uymalıdırlar ve bu davranış kurallarının hem lafzına hem de ruhuna uygun davranmalıdırlar.

Davranış kurallarının amacı açısından “işletme” terimi, devlet ya da mahalli idareler tarafından kontrol edilen işletmeler ile bunların iştirak ve bağlı şirketleri de dahil olmak üzere, kar amacı taşısın ya da taşımasın, iş ve ticaretle uğraşan kişi ya da kurumlara karşılık gelmektedir.

Temel Kurallar
1.Madde: Şantaj

Hiç kimse, doğrudan ya da dolaylı yollardan, rüşvet talep edemez veya rüşvet kabul edemez.

2. Madde: Rüşvet ve “Komisyon ve Paylar”

Hiç bir işletme, doğrudan ya da dolaylı yollardan, rüşvet öneremez ya da rüşvet veremez ve herhangi bir rüşvet talebi mutlaka reddedilmelidir.

İşletmeler;

(1)Diğer sözleşmeci tarafın çalışanlarına sözleşme gereği kendisine yapılacak ödemelerin belirli bir yüzdesini komisyon olarak veremez, ya da

(2)Yan mukavele, sipariş veya danışmanlık anlaşmaları gibi diğer teknikleri kamu görevlilerine, diğer sözleşmeci tarafın çalışanlarına, kendi akrabalarına veya iş ortaklarına ödemelerde bulunma kanalı olarak kullanamaz.

3. Madde: Temsilciler
İşletmeler;

(1)Herhangi bir temsilciye ya da acenteye yapılan ödemelerin bu temsilci ya da acente tarafından gerçekleştirilen yasal hizmetlerin karşılığından daha fazlasına denk gelmemesini;

(2)Bu ödemelerin hiç bir kısmının acente tarafından rüşvet olarak veya davranış kurallarının ihlali amacıyla verilmemesini; ve

(3)Kamu kurum ve işletmeleri ile olan ilişki ve muameleler nedeniyle ödemelerin bir kısmını alıkoyan temsilcilerin ad ve yaptıkları işlerin bir kaydının tutulmasını ve bu kayıtların, talep halinde, genel denetçilere ve karşılıklı güven ve itimat ilişkisi içinde daha az yetkiye sahip diğer kamu otoritelerine
verilmesini, sağlamak için gerekli olan tedbirleri almalıdırlar.

4. Madde: Finansal Kayıtlar ve Denetim

(1)Bütün finansal muamelelerin, direktörler kurulunca veya eğer mümkünse buna karşılık gelen bir organ ya da denetçiler tarafından yapılacak teftiş için hazır olacak bir şekilde uygun muhasebe kayıtları tutulmalıdır.

(2)Kayıt dışı hesaplar ya da gizli hesaplar olmamalı ve ilgili muamelenin doğru ve uygun bir kaydı tutulmadan hiç bir doküman düzenlenmemelidir.

(3)İşletmeler mevcut davranış kuralları ile çelişen herhangi bir muamelenin ortaya çıkarılmasını sağlamak amacıyla bağımsız denetim sistemlerinin oluşturulması için gerekli tüm tedbirleri almalıdırlar. Bundan sonra uygun düzeltmelerin yapılmasına olanak tanınabilir.

5. Madde: İşletmelerin Sorumluluğu

Tam yetkili ve sorumlu olan işletmenin yönetim kurulu ya da benzeri bir organı:

(1)Davranış kurallarını ihlal eden işletme adına veya işletme tarafından yapılan herhangi bir ödemeyi engellemeyi amaçlayan uygun kontrol sistemlerini kurmak ve bunları geliştirmek de dahil olmak üzere gerekli tüm adımları atar;

(2)Davranış kuralları ile alakalı şikayetleri periyodik bir şekilde inceler ve bu tip incelemelerin yapılması amacıyla raporların hazırlanması için gerekli olan prosedürleri oluşturur; ve

(3)Davranış kurallarını ihlal eden herhangi bir yönetici ya da çalışana karşı gerekli tedbirleri alır.

6. Madde: Politik Bağışlar

Siyasi partilere, komitelere veya politikacılara yapılan bağışlar yalnızca mevcut kanunlara uygun bir şekilde yapılabilir ve bu bağışların halka ifşa edilmesi için gerekli olan tüm koşullara uyulur. Bu tip tüm bağışlar üst düzey şirket yönetimine bildirilmelidir.

7. Madde: Şirket Kuralları

Bu davranış kuralları genel niteliktedir ve işletmeler, gerekli olması halinde, Uluslararası Ticaret Odası kuralları ile uyumlu olacak şekilde kendi kurallarını oluştururlar ve kendi iş ilişkilerinde bu kuralları uygularlar. Bu kurallar örnekleri bünyelerinde barındırırlarsa faydalı olabilirler ve herhangi bir şantaj ya da rüşvet ilişkisine bulaşmış olan çalışanın ya da görevlinin şirket yönetimine rapor edilmesi için gerekli olan hareket tarzını da belirlemelidirler. Şirketler kendi kurallarının hükümlerinin hayata geçirilebilmesi için açık politikalar, standartlar ve eğitim programları geliştirmelidirler.

28 Mart – Hukuk Takvimi

0
28 Mart Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, önemli hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuk düzenlemeler

28 Mart – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar 

1743

Nicolas de Condorcet olarak da bilinen Fransız filozof ve matematikçi. Liberal ekonomi, anayasal hükûmet, parasız ve eşit kamu eğitimi, kadınlar ve tüm ırklardan insanlar için eşit hakları destekleyen düşünceleriyle bilinen Aydınlanma Çağı düşünürlerinden Marie Jean Antoine Nicolas de Caritat, devrim sonrasında tutuklu olarak bulunduğu hapishanede öldü. (17 Eylül 1743 – 28 Mart 1794)

199

1789 Fransız Devrimi sırasında kadın hakları savunucusu olarak öne çıkan Hollandalı Etta Palm d’Aelders (Nisan 1743-28 Mart 1799) yaşamını yitirdi. Gerçeğin Dostları Konfederasyonu olarak bilinen kadın kulüplerinin kurucusuydu.

1851

Felsefe profesörü ve Portekiz Cumhurbaşkanı Bernardino Machado (Bernardino Luís Machado Guimarãoes) dünyaya geldi. (Ölümü: 29 Nisan 1944) 1915-16 ve 1925-26 dönemlerinde Portekiz cumhurbaşkanı olarak görev yaptı.

1862

Nobel Barış Ödülü sahibi hukukçu ve Fransız devlet adamı Aristide Briand doğdu. (Ölümü: 7 Mart 1932) Paris Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. 1894’te Nantes’teki emekçiler kongresinde Jules Guesde’nin taraftarlarına karşı işçi sendikası fikrinin kabulünü sağladı. 1905 tarihli ayrılma yasasının hazırlanmasıyla görevli komisyonun muhabirliği görevine atandı. 1912’de Adalet Bakanı olarak görev yaptı. Üçüncü Fransız Cumhuriyeti döneminde Fransa başbakanı olarak on bir dönem görev yaptı.

1868 Sovyet Rus yazar ve sosyalist gerçekçi yazımın öncüsü Maksim Gorki doğdu. (Ölümü: 18 Haziran 1936)
1870 Osmanlı Devleti, Bulgar Kilisesi’nin bağımsızlık hakkını tanıdı.
1883 Türk hukuk tarihine adını altın harflerle yazdırmış bir hukukçu, akademisyen, ordinaryüs profesör ve yazar Mehmet Tahir Taner Eskişehir’de dünyaya geldi. (D. 28 Mart 1883, Eskişehir – Ö. 12 Eylül 1962, İstanbul)
1910 İstanbul’da ilk kez bir trafik kazası meydana geldi.
1921 Düğünlerde Men’i İsrafat Kanunu, 25 Kasım 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 55 kanun numarası ile kabul edildi ve 28 Mart 1921 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi.
1930

Türkiye, yabancı ülkelerden Türkiye’nin kentlerinin Türkçe adlarını kullanmalarını resmen talep etti. Bu tarihten sonra Posta İdaresi, Angora veya Constatinople olarak adreslenmiş mektupları, Ankara ve İstanbul’a ulaştırmamaya başladı.

1945

Filipinli avukat ve Filipinler’in 16. devlet başkanı Rodrigo Duterte doğdu. San Beda Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. 1977’den 1979’a kadar Davao City’deki Şehir Savcılığı Ofisinde özel  danışman oldu. 1979’dan 1986’ya kadar şehir savcı yardımcısı olarak görev yaptı. 1998 yılında Filipin Temsilciler Meclisi Üyesi oldu.  2010 yılında Davao Belediye Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı ve 2013 yılında Belediye Başkanı oldu. 2016’da Filipinler’in 16. Başkanı seçildi.

1947 Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu kuruldu.
1950 Türkiye, İsrail’i resmen tanıdı.
1961 1960 darbesinin ardından hazırlanan Yeni Anayasa’nın halkoyuna sunulması hakkındaki kanun kabul edildi.
1962

1960 yılında Askeri Yönetim tarafından görevlerinden uzaklaştırılan 147 öğretim üyesinin görevlerine dönmelerine olanak sağlayan kanun, 28 Mart 1962 tarihinde TBMM‘de kabul edildi. askeri yönetimin görevden aldığı ve 147’ler olarak bilinen akademisyenler görevine iade edildi.

1963

22 Mart’ta sağlık nedenleriyle tahliye edilen eski Cumhurbaşkanı Celâl Bayar’ın serbest bırakılması tepkilere yol açınca, cezasının ertelenmesine ilişkin karar kaldırıldı.

1965

Amerika Birleşik Devletleri’nin Alabama Eyaletinde, Martin Luther King’in önderliğinde 25 bin kişi sivil haklar için yürüyüş yaptı.

1966 Cemal Gürsel’in Cumhurbaşkanlığı süresi bitti, yerine Cevdet Sunay Cumhurbaşkanı seçildi.
1966 Nazım Hikmet’in Dört Hapishaneden adlı kitabı toplatıldı.
1970

Dağıttıkları broşür ve yapıştırdıkları afişlerlerle “Askerleri suç işlemeye tahrik ettikleri” gerekçesiyle Dev-Genç üyesi 6 SBF öğrencisi için gıyabi tutuklama kararı verildi. Dev-Genç Başkanı Atilla Sarp da Kara Kuvvetleri Mahkemesi’nce tutuklanmıştı.

1972

Ankara Savcılığı’nın, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının  ölüm cezalarının infazına dair görüş istediği Sıkıyönetim Mahkemesi “infazların yapılması” yönünde karar aldı.

THKO Davası’nda Askeri Savcı, Nahit Tören ve 3 sanık için ölüm cezası, 13 sanık için de çeşitli hapis cezaları istedi.

1973

Mahkumiyet kararı Askeri Yargıtay’ca tekrar bozulup tahliye edilen SBF eski dekanı Prof. Dr. Mümtaz Soysal, 3 hafta önce tekrar göreve başladığı SBF’de birinci sınıfta ilk dersini verdi.

1974

Cumhuriyet Savcılığı, başrolünde Fransız oyuncu Alain Delon’un oynadığı Yasak Duygular adlı filimin gösterimini müstehcen olduğu gerekçesiyle yasakladı.

1977 İzmir Buca Cezaevi’nde isyan çıktı, 20 mahkum kaçtı.
1981

Devlet Başkanı Kenan Evren 27 Mayıs ve 1 Mayıs’ın resmi tatil olmaktan çıkarılmasına ilişkin açıklama yaptı: ”27 Mayıs bayramını vatandaşlar arasında kardeşlik sevgisini yerleştirmek için kaldırdık. 1 Mayıs bahar bayramıdır, ama komünistlerin gövde gösterisi yaptığı bir bayram haline gelmişti.”

1983 Türkiye İşçi Köylü Partisi (TİKP) Davası’nda Genel Başkan Doğu Perinçek savunmasını yapmaya başladı.
1983

Cumhuriyet’in başyazarı Nadir Nadi ile Yazı İşleri Müdürü Okay Gönensin’in, Nadir Nadi’nin bir yazısından dolayı yargılanmasına devam edildi.

1984

 107 sanıklı Antalya Kurtuluş Davası’nda 4 sanık ölüm, 4 sanık müebbet, 66 sanık 2-20 yıl arası hapis cezasına çarptırıldı.

1995

İHD İstanbul Şubesi eski yöneticilerinden Avukat Eren Keskin, 1993’de Özgür Gündem’de yayınlanan ve daha önce Belçika Parlamentosu’na sunduğu “Dünyanın Kürt Halkına Borcu Var” başlıklı bildiri nedeniyle TMY 8.maddeden 2 yıl 6 ay hapis 300 bin TL para cezasına çarptırıldı.

1996

ÇGD YK üyesi Ahmet Şık, polisin yaka numarası taşımasına yönelik kampanya başlattıklarını söyledi.

1996 Kişilerin Zorla Kaybolmaları Üzerine Amerikalılararası Sözleşme, Amerikan Devletleri Örgütü Genel Kurulu tarafından 9 Haziran 1994 tarihinde kabul edildikten sonra 28 Mart 1996 tarihinde yürürlüğe girdi.
1996 Adalet Bakanı Mehmet Ağar, kaldırılması tartışmalarının yapıldığı Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin artık “ihtisas mahkemeleri” haline geldiğini, 62 yeni DGM daha kurulması gerektiğini söyledi.
1997

Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi kuruldu. Yüksek Öğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu’na, 4142 sayı ve 5 Haziran 1996 tarihli Kanun (Madde 2) ile eklenen Ek Madde 38) daha sonra, 28 Mart 1997 tarih ve 97/9515 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile üniversiteye bağlı bir Hukuk Fakültesi kurulması kararlaştırıldı.

2000 Hakkında TCK’nın 312. maddesinden kesinleşmiş hapis cezası bulunan İHD eski Genel başkanı Akın Birdal, cezasının infazının ertelenmemesi üzerine cezaevine girdi.
2000

Adana Cumhuriyet Savcısı Sacit Kayasu, 28 Mart 2000 tarihinde, Eski Genelkurmay Başkanı, Cumhurbaşkanı ve 12 Eylül 1980 askeri darbesinin baş sorumlusu Kenan Evren hakkında, Türk Ceza Kanunu’nun 146. ve 147. maddeleri uyarınca iddianame düzenledi.

Sacit Kayasu
2003

Meclis’teki bütçe görüşmelerinde iktidar tarafından verilen bir önergeyle, kamu ihalelerinin en büyük kalemini oluşturan enerji ihaleleriyle Hazine taşınmazlarının satış-kiralama işlemleri Kamu İhale Yasası kapsamı dışına çıkarıldı.

2003 Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, Kürtçe isimle ilgili açılan davada, ismini özgürce seçmenin temel bir kişilik hakkı olduğunu vurgulayarak ismin düzeltilmesi  ya da değiştirilmesi için dava açılabileceğine hükmetti.
2003

Kapatılan DEP’in eski milletvekilleri Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan ve Selim Sadak’ın Ankara 1. No’lu DGM’de yeniden yargılanmalarına başlandı.

2003

Ottawa Sözleşmesi, 146 ülke tarafından imzalandı. Türkiye’nin de imzaladığı bu sözleşmeye ABD taraf değildir. Türkiye Bakanlar Kurulunun 28 Mart 2003 tarihli kararı ile sözleşmeye katılmaya karar verdi. Resmi Gazete’de 14 Nisan 2003 tarihinde yayınlanan karar gereğince Sözleşme, Türkiye açısından 1 Mart 2004 tarihinde yürürlüğe girdi.

2004

Yerel seçimlerde Tunceli belediye başkanı seçilen Songül Erol Abdil’in, 81 ilin tek kadın başkanı olduğu açıklandı.

2005

İki ayrı cinayet ve tecavüzden haksız yere suçlu bulunan ve 18 yıl hapis yapan Norveçli Fritz Yngvar Moen yaşamını yitirdi. (17 Aralık 1941 – 28 Mart 2005),

2006

Amerikalı hukukçu ve devlet adamı Caspar Weinberger yaşamını yitirdi.  (Doğumu: 18 Ağustos 1917) Harvard Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. 1953 yılında Kaliforniya Eyalet Meclisi üyesi oldu. 1962’de Cumhuriyetçi Parti Başkanı olarak görev yaptı.  1969’da Federal Ticaret Komisyonu Başkanı oldu. Daha sonra Yönetim ve Bütçe Dairesi Başkanı görevini üstlendi. 1973 yılında Amerika Birleşik Devletleri Sağlık, Eğitim ve Refah Bakanı olarak görev yaptı. 1981-1987 yılları arasında ABD Savunma Bakanı olarak görev yaptı.

2006

AİHM, Bergama’daki altın madeniyle ilgili ikinci davada da Türkiye’yi tazminata mahkûm etti. 2004’teki 10 şikayetçiye 30 bin avro tazminat ödeyen Türkiye’nin bu kez 315 kişiye toplam 945 bin avro ödeyeceği açıklandı.

2009

Guyana’nın ilk kadın Cumhurbaşkanı olan Janet Jagan yaşamını yitirdi. (Doğumu: 20 Ekim 1920 – Ölümü: 28 Mart 2009) 17 Mart 1997 – 19 Aralık 1997 arasında başbakanlık ve 19 Aralık 1997 – 11 Ağustos 1999 arasında Cumhurbaşkanlığı yaptı.

2010

Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak, yolsuzluk iddiaları nedeniyle İçişleri Bakanlığı tarafından açığa alındı.

2013

Muğla 2. İdare Mahkemesi’nde İçişleri Bakanlığı aleyhine açılan Şerzan Kurt davasında karar verildi. Tazminat davası 28 Mart 2013’te sonuçlandı. Mahkeme, “polis memurunun kastla adam öldürme suçundan mahkûmiyetine karar verildiği, bu olayda davalı idarece yürütülen kamu hizmetinin, personelinin kusuru nedeniyle gereği gibi yerine getirilememesi sebebiyle hizmet kusurunun bulunduğu ve meydana gelen zararı tazminle yükümlü olduğu sonucuna” ulaşıldı. Kurt ailesine maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verildi. Kurt, Muğla’da 11-12 Mayıs 2010’da iki öğrenci grubu arasında çıkan olaylarda polis memuru G.Ş. tarafından açılan ateş sonucunda hayatını kaybetmişti.

2014

TKP üyeleri, sosyal medyada yayılan “Suriye ile savaşa girilmesine dair ses kayıtları” hakkında suç duyurusunda bulundu.

2015

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde çalışma ofisine dinleme cihazı konulmasıyla ilgili Romanya’da yakalanan ve iade edilmelerine karar verilen eski emniyet müdürü Sedat Zavar ve eski polis memuru İlker Usta İstanbul’a getirildi.

2017

New York Güney Bölge Savcılığı, Halkbank Genel Müdür Yardımcılarından Mehmet Hakan Atilla’nın iş adamı Rıza Sarraf davası kapsamında New York’ta tutuklandığını duyurdu.

2017

Hrant Dink cinayeti soruşturması kapsamında gözaltına alınan, aralarında gazeteci, emniyet ve jandarma görevlilerinin de bulunduğu 8 şüpheli” silahlı terör örgütüne üye olma” ve” anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlarından tutuklandı.

2017

Nelson Mandela ile birlikte ömür boyu hapse mahkûm edilen apartheid karşıtı eylemci Ahmed Kathrada yaşamını yitirdi. (Doğumu: 21 Ağustos 1929 – Ölümü: 28 Mart 2017, Johannesburg) 1946’da sivil itaatsizlik eylemi yaptığı için hapis cezasına çarptırıldı. 1952’de, Adaletsiz Yasalara Karşı Meydan Okuma Kampanyası’na katıldı ve Komünizmin Bastırılması Yasası kapsamında 9 ay hapse mahkum oldu. 1964’te vatana ihanetten ötürü ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. 1968 yılında, Tarih ve Kriminoloji alanında lisansını tamamladı. Uzun yıllar hapiste kaldı, 1989’da serbest bırakıldı. 1994’te Başkan Nelson Mandela’nın danışmanlığına atandı. Dört fahri doktora ve Afrika Ulusal Kongresi’nin verdiği en yüksek ödül olan Isithwalandwe’ya layık görüldü. Nelson Mandela Vakfı’nın mütevelli heyeti olarak görev yaptı.

Mandela ve Ahmed Kathrada bir arada
2019

Eski savcı Ferhat Sarıkaya, Yargıtay’ın bozma kararının ardından Ankara 16’ncı Ağır Ceza Mahkemesi‘nde yeniden yapılan yargılama sonucunda tekrar 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı.  Sarıkaya, 28 Mart 2019’daki karar duruşmasında 10 yıl hapis cezasına çarptırılmış, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19’uncu Ceza Dairesi, 15 Ekim 2019’da ilk derece mahkemenin kararını hukuka uygun bulmuş ancak Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi, 4 Sarıkaya’nın etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandırılması gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştu. Sarıkaya, Yargıtay’ın bozma ilamına uyulmasını isterken Mahkeme heyeti, kararında direndi ve tutukluluk halinin devamını kararlaştırdı.

2025
  • “Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” suçu ve “Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun” kapsamında gözaltına alınan Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol ile serbest bırakıldı.
  • Bursa Barosu’na kayıtlı Av. Ahmet Keskin 2911 Sayılı Kanuna muhalefet gerekçesi ile tutuklandı.

Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi

0
Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Bilgi Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere ve kamu tüzel kişiliğine sahip olarak kurulan İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin ilk teşkilatlanması içinde Hukuk Fakültesi bulunmuyordu (Bkz. Yüksek Öğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu’na, 4142 sayı ve 5 Haziran 1996 tarihli Kanun (Madde 2) ile eklenen Ek Madde 38). Daha sonra, 28 Mart 1997 tarih ve 97/9515 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile üniversiteye bağlı bir Hukuk Fakültesi kurulması kararlaştırılmıştır. Fakülte, ilk mezunlarını 2001 yılında vermiştir.

BİLGİ Hukuk Fakültesi’nin kurucu dekanlığı görevini Profesör Uğur Alacakaptan üstlenmiştir. Profesör Alacakaptan, Türkiye Ceza Hukuku camiasının hümanist doktrini savunan ekolünün önde gelen akademik simalarından bir hukukçudur ve daha önce, öğretim üyeliğinin yanı sıra, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı görevinde bulunmuş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği de yapmıştır.

Profesör Alacakaptan, 1999 yılının Kasım ayında sağlık nedeniyle BİLGİ Hukuk Fakültesi’ndeki dekanlık görevinden ayrılmış fakat öğretim üyeliğini sürdürmüştür. Aynı tarihte, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin eski öğretim üyelerinden Roma Hukuku öğretim üyesi Profesör Belgin Erdoğmuş dekanlığa atanmış ve 2002 yılına kadar bu görevini sürdürmüştür. 2002 yılından itibaren Hukuk Fakültesi Dekanlığı görevini, Uluslararası Hukuk ve İnsan Hakları Hukuku öğretim üyesi Profesör Turgut Tarhanlı yürütmüştür. 2024 yılı Ekim ayı itibariyle Prof. Dr. Kerem Cem Sanlı dekan vekili olarak görev yapmaktadır.

Fakültenin dört yıllık eğitim ve öğretime tam olarak başladığı yıllarda, öğretim üyelerinin ofisleri ve fakülte mekânı, üniversitenin Kuştepe Kampüsü’ndeki altıncı katta, Sosyoloji Bölümü ile paylaşılan bir koridor üzerindeki ofislerden ibaretti. 2000 yılında, Dolapdere Kampüsü’nün hizmete açılmasıyla birlikte, tüm birinci sınıflar gibi, Hukuk Fakültesi birinci sınıfları da bu kampüste öğretime başladılar ve öğretimin sonraki yıllarına Kuştepe Kampüsü’nde devam ettiler.

2002 yılındaki değişiklik ile Hukuk Fakültesi’nin mekânı Dolapdere Kampüsü oldu. Fakülteye tahsis edilen mekân, bu kampüsün eski binasında yer alan ve bugün, artık İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’na tahsis edilmiş ofislerden başlayıp Öğrenci Dekanlığı’nın bulunduğu koridora kadar uzanan bir alanı kapsıyordu. Fakülte, bu bir yıllık geçiş döneminin ardından, 2003 yılı Güz döneminde, yeni Dolapdere Kampüsü inşaatının tamamlanmasıyla bu binadaki üç katlı kısımda Hukuk Fakültesi’ne tahsis edilen mekânda akademik faaliyetlerini sürdürmeye başladı.

Dolapdere Kampüsü’nün bu kısmında, BİLGİ Hukuk Fakültesi Dekanlığı, öğretim üyeleri, öğretim görevlileri ve araştırma görevlilerinin ofisleri, Mahkeme Salonu ve Hukuk Fakültesi Toplantı Salonu yer almaktadır. Ayrıca, aynı mekanda BİLGİ Hukuk Fakültesi kadrosunun katkılarıyla kurulan beş araştırma merkezinin (İnsan Hakları Hukuku, Deniz Hukuku, Bilişim Teknolojisi Hukuku, Fikri Mülkiyet Hukuku, Rekabet Hukuku ve Politikası) ofisleri de bulunmaktadır. 2010 yılında, kurulması Yükseköğretim Kurulu tarafından uygun bulunan Bilişim ve Teknoloji Hukuku Enstitüsü kadrosu da aynı mekânda çalışmalarını sürdürmektedir. Dört alanda açılan BİLGİ Hukuk Yüksek Lisans Programlarının sekretarya hizmetleri de, bu binanın ikinci katındaki program ofisinden yürütülmektedir.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Kütüphanesi, kitap, dergi ve elektronik kaynaklar bakımından yerli ve yabancı güncel hukuk literatürüne erişim imkanı vermektedir. Hukuk alanında kütüphane, Alman hukukuna ilişkin kaynakları barındıran Beck Online, İsviçre hukuku kaynaklarını barındıran Swisslex-Westlaw, Fransız hukuku kaynaklarını barındıran Lexis Nexis Juris Classeur, İngiliz, Amerikan ve uluslararası hukuk kaynaklarını barındıran Lexis Nexis Academic ve Westlaw International veritabanlarına abonedir. Ayrıca Cambridge Journals Online ve Oxford University Press Journals içerisindeki hukuk dergilerine de üyeliği bulunmaktadır. Türk hukukuna ilişkin kaynaklara Mevbank, Lebib Yalkın ve HukukTürk veritabanlarından erişmek mümkündür.

Kütüphane, Avrupa Birliği Enformasyon Merkezi‘ne de sahiptir. Avrupa Komisyonu‘nun onayıyla kurulan bu birimde, AB’nin resmi yayınları bulunmaktadır.

Her hukuk dersine ilişkin temel kitaplar basılı olarak Dolapdere kütüphanesinde öğrencilerin kullanımına hazır tutulmakta ve elektronik kaynaklar ise “e-rezerv” şeklinde ilgili ders kodu altında öğrencilerin erişimine açık tutulmaktadır.

Hukuk kütüphanesi Dolapdere Kampüsünde yer almaktadır.

Danimarka Kraliyet Anayasası 

0
Danimarka Kraliyet Anayasası

Danimarka Kraliyet Anayasası, 26 Mayıs 1953’te kabul edilmiş, 5 Haziran 1953’te onaylanmıştır. Anayasa, birkaç kez değişikliğe uğramıştır. Anayasa’nın onaylandığı tarih olan 5 Haziran’ı her yıl Anayasa Günü (Grundlovsdag-Constitution Day) olarak kutlanmaktadır.

Danimarka, 1973’ten beri Avrupa Birliği üyesidir, başkenti Kopenhag’tır. Ülkede Kraliyet geleneğinden kaynaklanan anayasal monarşi düzeni hakimdir.

Danimarka Kraliyet Anayasası, birçok ülke anayasasına göre kısa olarak nitelenebilecek bir metindir. Anayasanın yanında 27 Mart 1953 Tarihli Taht Kanunu da yürürlüktedir.

Az bilinmesine karşın Grönland ve Faroe Adaları Danimarka’ya aittir.

Danimarka Bayrağı

Danimarka Kraliyet Anayasası  

Bölüm I.
Madde 1.

Bu anayasa, Danimarka Kraliyet Birliğinin her yerinde geçerlidir.

Madde 2.

Yönetim şekli sınırlı monarşidir. Kraliyet Hükümranlığı, 27 Mart 1953 tarihli Taht Yasasında belirtilen hükümlere göre, miras yoluyla erkek ya da kıza intikal eder.

Madde 3.

Yasama kuvveti müşterek olarak Kral ve Millet Meclisine aittir. Yürütme kuvveti Kral’a aittir. Yargı kuvveti mahkemelere aittir.

Madde 4.

Danimarka Halk kilisesi Evanjel-Luter kilisesidir ve bu haliyle devlet tarafından desteklenir.

Bölüm II.
Madde 5.

Millet Meclisinin onayı olmadan Kral ülkesini başka ülkelerde temsil edemez.

Madde 6.

Kral, Evanjel-Luter Kilisesi mensubu olmalıdır.

Madde 7.

Kral 18 yaşını doldurunca reşittir. Aynı hüküm veliaht için de geçerlidir.

Madde 8.

Kral, tahta çıkmadan önce, Anayasaya kayıtsız-şartsız uyacağı teminatını, yazılı olarak Devlet Şurasına sunar. Kral’ın bu Sadakat Mazbatası aslının aynısı olmak kaydıyla, iki nüsha olarak tanzim edilir, bir nüshası Millet Meclisinin arşivinde saklanır, diğeri de devlet arşivine konur. Kral, görevin kendisine intikalinin hemen akabinde, yokluğundan veya başka bir sebepten dolayı Sadakat Mazbatasını veremez ise, Kral’ın görevleri, bu şart yerine getirilene kadar ve kanunla farklı bir yöntem belirtilmemişse, Devlet Şurası tarafından yerine getirilir. Kral, tahtın veliahdı olarak, tahtın kendisine intikalinden önce hâlihazırda Sadakat Mazbatasını vermişse, taht boşalır boşalmaz görevine hemen başlar.

Madde 9.

Kral’ın reşit olmaması, hastalığı veya yokluğu gibi durumlarda bu görevin nasıl yürütüleceği yasayla belirlenir. Millet Meclisi, tahtın boşalmasında tahta geçecek bir veliahdın bulunmaması halinde, bir Kral seçer ve tahtın gelecekteki varisini belirler.

Madde 10.

(1) Kral’ın, görev süresince alacağı devlet ödeneği yasayla belirlenir. Hangi kale, saray ve diğer devlet mallarının Kral’ın kullanımına tahsis edileceği de bu kanunla belirlenir.

(2) Devlet ödeneğinden borç tahsilâtı yapılamaz.

Madde 11.

Kraliyet Hanedanlığı mensuplarına verilecek yıllık ödenek yasayla belirlenir. Bu yıllık ödenek Millet Meclisinin onayı olmadan Kraliyet Birliği sınırları dışında kullanılamaz.

Bölüm III.
Madde 12.

Kral, bu anayasada belirlenen sınırlamalar dâhilinde Kraliyet Birliğinin bütün kurumlarının en üst yetkili makamıdır ve yetkilerini hükümet vasıtasıyla yürütür.

Madde 13.

Kral edimlerinde sorumluluktan muaf olup, kişiliği kutsaldır. Bakanlar hükümet işlerinin yürütülmesinden sorumludurlar; sorumlulukları yasalarla düzenlenir.

Madde 14.

Kral, Başbakan ve diğer bakanları atar ve azleder. Kral, bakanların sayısını ve bakanlar arasında görev dağılımını belirler. Yasalar ve hükümet kararları, Kral’ın ve ilgili bir veya birkaç bakanın imzalarıyla geçerlilik kazanır. Her bir bakan imzaladığı kararnameden sorumludur.

Madde 15.

(1) Millet Meclisinden güvensizlik oyu almış bir bakan görevinde kalamaz.

(2) Millet Meclisi Başbakana güvensizlik oyu vermişse, Başbakan genel seçim ilan eder, aksi takdirde hükümet olarak istifa etmek zorundadır. Güvensizlik oyu almış veya istifa etmiş bir bakan, yerine yeni bir bakan atanıncaya kadar görevini sürdürür. Bu durumdaki bakan, sadece bakanlığındaki zorunlu işlerin sorunsuz olarak işleyişi için gerekli olabilecekleri yerine getirir.

Madde 16.

Kral veya Millet Meclisinin istemiyle, bakanlar hakkında, icraatlarıyla ilgili soruşturma açılabilir. Bakanların icraatlarıyla ilgili olarak haklarındaki açılan davalarda hükmü Yüce Divan verir.

Madde 17.

(1) Devlet Şurası, bakanlardan ve reşit olmuş veliahttan oluşur. Devlet Şurasının Başkanlığını, 8’inci maddede belirtilen ve yasama gücünün 9’uncu maddeye binaen Devlet Şurasının yetki ve yürütmesine tevdi ettiği durumların dışında, Kral yapar.

(2) Tüm yasalar ve yürütme ile ilgili önemli konular Devlet Şurasında görüşülür.

Madde 18.

Kral, mazeretinden dolayı Devlet Şurasını toplayamadığı hallerde, Devlet Şurasında görüşülmesi gereken konuları Bakanlar Kuruluna bırakabilir. Bakanlar Kurulu Başbakanın başkanlığında tüm bakanlardan oluşur. Her bir bakanın oyu bir tutanağa yazılır ve kararlar oyçokluğuyla alınır. Bakanlar Kurulunda müzakere edilmiş ve imzalanmış tutanak başbakan tarafından Kral’a sunulur. Kral bu tutanağı olduğu şekliyle onaylayabilir veya konuyu Devlet Şurasına görüşülmek üzere iletir.

Madde 19.

(1) Kral, devletlerarası ilişkilerde Kraliyet Birliğini temsil eder.

Kral, Millet Meclisinin onayı olmadan, ülke sınırlarını genişleten veya daraltan veya gerçekleştirilmesi için meclisin katılımını gerektiren veya bunun dışında büyük öneme sahip bir girişimde bulunamaz. Yine ayni şekilde, meclisin onayı olmadan, daha önce meclisin onayı ile yapılmış bir antlaşmayı feshedemez.

(2) Kral, Kraliyet Birliğine veya Danimarka Silahlı Kuvvetlerine yönelik bir askeri saldırıya karşılık vermenin haricinde, meclisin onayı olmaksızın yabancı bir ülkeye karşı askeri güç kullanamaz. Bu maddeye binaen Kralın alacağı önlemler görüşülmek üzere derhal Millet Meclisi gündemine getirilir. Millet Meclisi tatildeyse acilen toplantıya çağrılır.

(3) Millet Meclisi, kendi içinden bir Dış Politika Kurulu seçer. Hükümet önemli dış politika konularında karar almadan önce, kurulun tavsiye ve görüşlerini alır. Dış Politika Kurulunun işleyişi yasayla düzenlenir.

Madde 20.

(1) Bu Anayasa’da belirtilen yetkiler, yasal düzenleme ile belirli ölçüde, ülkeler arası karşılıklı antlaşmalara göre kurulmuş organlara devredilebilir. Bu organlar, ülkeler arası hukuk düzeni ve işbirliğini geliştirmeyi amaçlayan organlardır.

(2) Bu amaçla Millet Meclisine sunulan kanun teklifinin kabulü için Millet Meclisi üye sayısının altıda beşinin oyu gerekir. Eğer bu oranda oy çokluğu elde edilemez ve salt çoğunluk elde edilir ise ve hükümet kanun teklifini destekler ise, teklif salt çoğunluk ile onaydan sonra referanduma sunulur. Referandumda seçmenler kabul veya red oyu kullanırlar. Referandum 42’nci maddeye göre gerçekleştirilir.

Madde 21.

Kral, Millet Meclisine kanun teklifi ve başka tekliflerin sunulmasını sağlar.

Madde 22.

Millet Meclisi tarafından nihai olarak kabul edilen bir yasa en geç otuz gün içinde Kral tarafından onaylandığı takdirde yürürlüğe girer. Kral yasanın yayımlanması ve uygulanmasını emreder.

Madde 23.

Acil durumlarda, Millet Meclisinin toplanamaması halinde, Kral, Anayasaya aykırı olmamak ve meclis toplanınca en kısa zamanda meclisin kabulü veya reddi için meclise sunulmak kaydıyla, geçici yasa çıkarabilir.

Madde 24.

Kral, özel ve genel af ilan etme ayrıcalığını haizdir. Yüce Divan tarafından yargılanmış ve hüküm almış bakanlar yalnızca Millet Meclisinin onayı ile Kral tarafından affedilebilirler.

Madde 25.

Kral, gerek doğrudan, gerekse devlet kurumları aracılığı ile gerekli izinleri veya yasalardaki istisnai durumları belirler. Bu yetki, 5 Haziran 1849 tarihinde yürürlükte olan veya bu tarihten sonra yasalarda belirlenmiş yetkiye göre kullanılır.

Madde 26.

Kral yasa gereğince para bastırabilir.

Madde 27.

(1) Kadrolu devlet memuru istihdam etme yasalarla belirlenir. Danimarka vatandaşı olmayan hiçbir kimse kadrolu devlet memuru görevine atanamaz. Kral tarafından kadrolu devlet memurluğuna atanan kişiler Anayasaya bağlı kalacaklarına ant içerler.

(2) Kadrolu devlet memurlarının görev yerleri değişimi, işten çıkarılmaları ve emekli edilmeleri yasalarla belirlenir ve uygulamalarda 64’üncü maddeye uyulur.

(3) Kral tarafından kadrolu devlet memurluğuna atanan kişilerin görev yerleri, görev yeri değişikliği ile maddi zarara uğramamaları ve görev yeri değişikliği ile normal hakların saklı kalmasıyla erken emekliliğe ayrılma seçeneği hakkı verilmesi şartıyla, değiştirilebilir.

Bölüm IV.
 Madde 28.

Millet Meclisi, azami 179 üyeden oluşur, 2 üye Faroe adalarından seçilir ve 2 üye Grönland´dan seçilir.

Madde 29.

(1) Ülkede kalıcı süreyle ikamet eden, ikinci fıkrada belirtilen seçme ve seçilme yaş şartını karşılayan ve mümeyyiz olan her Danimarka vatandaşı seçme ve seçilme hakkına sahiptir. Sabıkalı olmak ve fakirlik yardımı almanın ne derece bu hakka engel olabileceği yasalarla belirlenir.

(2) Seçme ve seçilme yaşı, 25 Mart 1953 tarihinde gerçekleştirilen referandumda kabul edilmiş yaş sınırıdır. Bu yaş sınırı yasayla değiştirebilir. Millet Meclisi tarafından kabul edilmiş yaş sınırını değiştiren bir yasa teklifi, Kral tarafından, ancak 42’nci maddenin beşinci fıkrasında belirtilen referandumda kabul edildikten sonra onaylanabilir.

Madde 30.

(1) İşlediği bir suçtan ötürü milletin nazarında Millet Meclisine üye olmaya layık bulunmayan bir kişi olmamak kaydıyla, Millet Meclisine, seçme ve seçilme hakkı olan herkes seçilebilir.

(2) Kadrolu Devlet memuru olarak görevli olan memurlar Millet Meclisine seçilince hükümetten izin almadan seçimi kabul ederler.

Madde 31.

(1) Millet Meclisi üyeleri genel seçimlerle, doğrudan ve gizli oyla seçilirler.

(2) Seçme ve seçilme hakkının kullanılmasıyla ilgili kurallar seçim yasasıyla belirlenir. Bu yasayla, farklı görüşlerin temsil edilmesini sağlamak için seçim yöntemi ve tek aday çıkaran seçim çevrelerinde nispi oy dağılımı uygulamasının olup olmayacağı belirlenir.

(3) Seçim bölgelerinde üye dağılımı belirlenirken, nüfus sayısı, seçmen sayısı ve nüfus yoğunluğu göz önünde bulundurulur.

(4) Millet Meclisi üye vekillerinin seçimi ve bu üyelerin meclise katılımı ve seçimin yenilenmesinin zorunlu olması durumunda uygulanacak kurallar seçim yasası ile belirlenir.

(5) Grönland’ın Millet Meclisinde temsili ile ilgili özel kurallar yasayla belirlenir.

Madde 32.

(1) Millet Meclisi üyeleri dört yıl süreyle seçilirler.

(2) Kral her zaman yeni seçim ilan edebilir. Yeni seçim yapılınca, bir önceki seçim döneminde seçilen üyelerin görev süresi sona erer. Yeni seçimden sonra belirlenen bakanlar kurulu başbakan tarafından Millet Meclisine sunulmadan önce yeni seçim ilan edilemez.

(3) Başbakan, Millet Meclisinin görev süresi dolmadan önce yeni seçimlerin yapılmasını sağlar.

(4) Yeni seçim yapılmadan önce hiç bir şekilde vekillerin üyeliği sona ermez.

(5) Faroe ve Grönland adaları temsilcilerinin görev sürelerinin başlangıcı ve sona ermesine ilişkin özel hükümler yasayla belirlenebilir.

(6) Bir milletvekilinin, seçim liyakatini kaybetmesi halinde vekilliği sona erer.

(7) Seçimi onaylanan her bir yeni milletvekili, Anayasaya sadakati üzerine yemin eder.

Madde 33.

Millet Meclisi, üyelerin seçiminin geçerliliğini kendisi belirler ve üyeliğe liyakatin kayıp edilip edilmediğine kendisi karar verir.

Madde 34.

Millet Meclisinin dokunulmazlığı vardır. Meclisin güvenliğine ve dokunulmazlığına karşı gelen, o amaçlı bir emir veren veya emre uyan her kimse vatan hainliği suçu işlemiş olur.

Bölüm V.
 Madde 35.

(1) Yeni seçilen Millet Meclisi, Kral tarafından daha önce toplantıya çağrılmadıkça, seçimden sonraki 12’nci günde saat 12’de toplanır.

(2) Vekillerin seçimi onaylandıktan hemen sonra Millet Meclisi başkan ve başkan vekilini seçerek toplanır.

Madde 36.

(1) Yasama yılı Ekim ayının ilk Salı günü başlar ve gelecek yılın aynı Salı gününe kadar devam eder.

(2) Yasama yılının ilk günü saat 12´de meclis üyeleri toplanır ve Millet Meclisi yeni yasama dönemine başlar.

Madde 37.

Millet Meclisi hükümetin başkenti olan yerde toplanır. Olağanüstü hallerde ülke sınırları dâhilinde başka bir yerde toplanabilir.

Madde 38.

(1) Millet Meclisinin ilk toplantısında başbakan ülkenin genel durumu ve hükümetin uygulamaya koyacağı tedbirler hakkında bilgi verir.

(2) Bu toplantı ve konuşmanın devamında genel bir görüşme yapılır.

Madde 39.

Millet Meclisi Başkanı gündemi belirterek meclisi toplantıya çağırır. Meclis üyelerinden beşte ikisi veya Başbakan, gündem belirterek meclisin toplanması için yazılı talepte bulununca, Meclis Başkanı meclisi toplantıya çağıracaktır.

Madde 40.

Bakanlar, meclis iç tüzüğüne uymak kaydıyla, görevleri gereği meclis toplantılarına katılıp görüşmelerde meclis kürsüsünde, ihtiyaç duydukları derecede, söz almaya yetkilidirler. Bakanlardan yalnızca Millet Meclisine üye olanlar oylamalara katılabilirler.

Madde 41.

(1) Her meclis üyesi, meclise kanun teklifi veya başka teklifler sunabilir.

(2) Bir kanun teklifi, 3 defa mecliste görüşülmeden oylanıp yasalaşamaz.

(3) Meclis üyelerinin beşte ikisi, mecliste görüşülen bir kanun teklifinin 3’üncü görüşmesinin, 2’nci görüşmeden sonra 12’nci günden önce yapılmaması yönünde istekte bulunabilirler. Bu istek yazılı şekilde ve isteği yapan üye tarafından imzalı olarak meclis başkanına sunulur. Bu şekilde bir erteleme şu konularla ilgili kanun tekliflerinde uygulanamaz; mali bütçe kanunu, ek bütçe kanunu, geçici bütçe kanunu, devlet borçlanma kanunu, vatandaşlık kanunu, istimlâk kanunu, dolaylı vergi kanunu ve acil durumlarda ertelenmesi kanunun amacına uygun olmayan haller.

(4) Seçimlerin yenilenmesi halinde ve yasama yılının sonunda, Meclis tarafından henüz onaylanmamış tüm kanun teklifleri ve diğer teklifler geçerliliklerini yitirirler.

Madde 42.

(1) Bir kanun teklifi Millet Meclisi tarafından kabul edildikten sonra, Millet Meclisi üyelerinin üçte biri kanun teklifinin referanduma sunulmasını, kanun teklifinin kabul edildiği tarihten itibaren üç takvim günü içinde, Meclis Başkanından talep edebilirler. Bu talep yazılı şekilde ve talepte bulunan üyeler tarafından imzalanmış olmalıdır.

(2) Referanduma sunulan hiçbir kanun teklifi (bkz. altıncı fıkra), yedinci fıkrada belirtilen istisnai hal haricinde, birinci fıkrada belirtilen mühlet dolmadan önce veya yukarıda belirtilen referandum talebi yapılmadan önce Kral tarafından onaylanamaz.

(3) Bir kanun teklifi hakkında referandum talebinde bulunulmuş ise, Millet Meclisi, teklifin nihai oylanmasından itibaren 5 gün içinde, teklifin işlemden kalkması yönünde karar verebilir.

(4) Millet Meclisi, üçüncü fıkraya göre bir karar almaması halinde, kararın referanduma sunulması yönünde bilgi en kısa zamanda Başbakanlığa iletilir ve Başbakanlık yasayı Resmi Gazete’de yayımlatır ve referandum oylamasını ilan eder. Referandum, başbakanlığın düzenlemesine uygun olarak, ilan tarihinden en erken on iki en geç on sekiz gün sonra gerçekleşir.

(5) Referandumda evet veya hayır oyu kullanılır. Kanun teklifinin reddedilebilmesi için oylamaya katılan seçmenlerin salt çoğunluğunun bulunması ve toplam seçmenlerin en az yüzde otuzun karşı oy vermesi gereklidir.

(6) Aşağıda belirtilen kanun teklifleri referanduma sunulamaz; mali bütçe kanunu, ek bütçe kanunu, geçici bütçe kanunu, devlet borçlanma kanunu, maaş ve emeklilik maaşı kanunu, vatandaşlık kanunu, istimlâk kanunu, doğrudan ve dolaylı vergilendirme kanunu ve uluslararası sözleşmelere istinaden gerekli düzenleme için yapılan kanunlar. Bunların referanduma sunulabilecekleri özel bir kanunla düzenlenmedikçe, 8, 9, 10 ve 11’inci maddelerde belirtilen kanunların teklifi ve 19’uncu maddede belirtilen kararnameler de bu kapsamdadır. Anayasa değişiklikleri 88’inci madde hükümlerine tabidir.

(7) Olağanüstü durumlarda, referanduma sunulması mümkün olan bir kanun, bu kanun metninde özellikle belirtilmiş olması kaydıyla, Kral tarafından oylamadan hemen sonra onaylanabilir. Millet Meclisi üyelerinin üçte birinin birinci fıkrada belirtilen kurallara göre referandum talebinde bulunmaları halinde kanun teklifi veya onaylanan kanun yukarıda belirtilen esaslara göre referanduma sunulur. Kanun referandumda reddedilmişse, referandum sonucu Başbakan tarafından gecikmeksizin ve referandumdan en geç 14 gün sonra Resmi Gazete’de ilan edilir. Kanun, Resmi Gazete’de yayımlandıktan sonra hükmünü yitirir.

(8) Faroe Adaları ve Grönland da düzenlenecek referandumun kapsamı dâhil referandum kuralları yasayla düzenlenir.

Madde 43.

Yasayla belirlenmemiş hiç bir vergi tahsil edilemez, değiştirilemez veya işlemden kaldırılamaz. Aynı şekilde, yasayla belirlenmedikçe hiçbir kimse askere çağrılamaz ve devlet borçlanması gerçekleştirilemez.

Madde 44.

(1) Kanunla belirlenmeden hiç bir yabancı vatandaşlık alamaz.

(2) Yabancıların gayrimenkul sahibi olmaları hakkında gerekli düzenleme yasayla belirlenir.

Madde 45.

(1) Gelecek yılın mali bütçe kanunu teklifi yeni bütçe yılının başlamasından 4 ay önce Millet Meclisine sunulmak zorundadır.

(2) Mali bütçe yılı kanun teklifinin yeni yıl başlamadan önce oylanıp sonuçlanması beklenmiyorsa, Millet Meclisine geçici bütçe kanunu teklifi sunulabilir.

Madde 46.

(1) Mali bütçe yılı kanunu veya geçici bütçe kanunu teklifi Millet Meclisi tarafından onaylanmadan yeni vergi koyulamaz.

(2) Millet Meclisi tarafından onaylanan mali bütçe kanunu veya ek bütçe kanununda, ya da geçici bütçe kanununda belirtilmemiş hiçbir harcama yapılamaz.

Madde 47.

(1) Devlet mali raporu mali bütçe yılının sona ermesinden en geç alt ay sonra Millet Meclisine sunulur.

(2) Millet Meclisi bir kaç denetçi seçer, Denetçiler yıllık devlet mali raporunu inceler, devletin gelirlerinin devlet mali raporuna usulüne uygun şekilde kaydedilip kaydedilmediğini ve harcamaların mali bütçe kanunu veya diğer bütçe kanunlarına aykırı yapılıp yapılmadığını kontrol ederler. Denetçiler ihtiyaç gördükleri tüm bilgi ve belgeleri talep etme hakkına sahiptirler. Denetçilerin sayısı ve görevleri yasayla düzenlenir.

(3) Devlet mali raporu, Denetçilerin görüşleriyle birlikte kabul için Millet Meclisine sunulur.

Madde 48.

Millet Meclisi, çalışma kuralları ve düzenini belirleyen meclis iç tüzüğünü kendisi belirler.

Madde 49.

Millet Meclisi oturumları halka açıktır. Meclis başkanı veya içtüzükte belirtilen sayıda üye veya bir bakan yetkisiz kişilerin kurul salonundan çıkartılmasını isteme hakkına sahip olup, bu istem üzerine, gündemdeki konunun kapalı veya açık oturumda görüşülüp görüşülmeyeceği kararlaştırılır.

Madde 50.

Millet Meclisi yalnızca üye sayısının yarıdan bir fazlasının oturuma ve oylamaya katılması ile karar alabilir.

Madde 51.

Millet Meclisi, üyeleri arasından genel konularda araştırma komisyonu kurabilir. Bu komisyonlar özel veya kamu kurum ve kuruluşlarından gerek yazılı gerekse sözlü olarak bilgi talep etme yetkisine sahiptir.

Madde 52.

Milletvekilleri komisyon üyeliklerine ve görevlere partilerin üye sayısına göre orantılı şekilde seçilir.

Madde 53.

Milletvekilleri, meclisin onayı ile kamuoyunun menfaatlerini ilgilendiren her konuyu mecliste tartışmaya açar ve konuyla ilgili gerekli bakana soru önergesi sunar ve cevap isteyebilir.

Madde 54.

Millet Meclisine dilekçeler yalnızca meclis üyeleri tarafından sunulabilir.

Madde 55.

Devletin sivil ve askeri idaresinin denetlenmesi maksadıyla Millet Meclisi tarafından meclis dışından görevlendirilecek bir veya iki kişinin atanmasına ilişkin esaslar yasal düzenlemeyle belirlenir.

Madde 56.

Milletvekilleri, hiç bir şekilde seçmenlerinden emir almadan, yalnızca kendi iradelerine bağlı şekilde hareket ederler.

Madde 57.

Suçüstü halleri hariç, Millet Meclisinin onayı olmadan hiç bir milletvekili yargılanamaz, ya da hiç bir şekilde tutuklanamaz. Meclis içindeki ifadelerinden dolayı, hiç bir milletvekili, Meclisin onayı olmadan meclis dışında sorgulanamaz.

Madde 58.

Milletvekilleri yıllık ödenek alırlar, bu ödeneğin miktarı seçim yasasında belirlenir.

Bölüm VI.
 Madde 59.

(1) Yüce Divan; altı yıl görev yapmak üzere görevde en kıdemli Yargıtay üyesi hâkim arasından seçilen azami onbeş ve Millet Meclisi tarafından nispi temsiliyet esasına uygun olarak aynı sayıda seçilen üyelerden oluşur. Seçilen her asil üye için bir veya birkaç yedek üye seçilir. Milletvekilleri, Yüce Divan üyeliğine seçilemez ve Yüce Divanda görev alamazlar. Bir defaya mahsus yargılamada Yargıtay hâkimi üyeler yargılamaya katılamazlar ise, eksik üye sayısına eş değer sayıda Millet Meclisi tarafından en son seçilen üyeler davaya katılmazlar.

(2) Yüce Divan, üyeleri arasından Başkanı seçer.

(3) Yüce Divanda bir dava açılmış ise, Millet Meclisi tarafından seçilen üyeler o dava sonuçlanıncaya kadar, görev süreleri sona erse bile, görevlerine devam ederler.

(4) Yüce Divan ile ilgili kurallar yasayla düzenlenir.

Madde 60.

(1) Yüce Divanda, Kral veya Millet Meclisi tarafından bakanlar hakkında açılan davalar hükme bağlanır.

(2) Kral, devlet güvenliğini ciddi şekilde tehdit ettiği kanaatini taşıdığı başka suçları işleyenlerin de Millet Meclisinin onayıyla Yüce Divanda yargılanmasını talep edebilir.

Madde 61.

Yargı yetkisinin kullanılması yalnızca yasayla düzenlenir. Yargı yetkisine sahip özel mahkemeler kurulamaz.

Madde 62.

Yargının idaresi her daim yürütme erkinden ayrı tutulur. Bu alanda kurallar yasayla belirlenir.

Madde 63.

(1) Mahkemeler, idarenin yetki kapsamıyla ilgili her türlü ihtilafı karara bağlamakla yetkilidir. Ancak, söz konusu yetkiyi yargıya taşıyan kişi, bunu mahkemeye taşımış olmakla, idarenin vermiş olduğu karara geçici olarak uymaktan muaf kalamaz.

(2) İdari işlemlere yapılan itirazlar kanun gereği bir veya daha fazla idare mahkemesi tarafından karara bağlanabilir. İdare mahkemesinin kararı Yargıtay nezdinde temyiz edilebilir. Bu usulün esasları kanunla belirlenir.

Madde 64.

Hâkimler, görevlerini yerine getirirken her bakımdan kanunla bağlıdırlar. Mahkeme kararı olmadan görevlerinden alınamazlar. Aynı şekilde, mahkemelerin teşkilatında gerçekleştirilen yapısal değişiklikler hariç olmak üzere, kendi istekleri olmadan görev yerleri değiştirilemez. Bir hâkim, 65 yaşını doldurunca, yaş haddinden dolayı görevini bırakması gereken zamana kadar, maaşı ödenmek şartıyla, emekliye ayrılabilir.

Madde 65.

(1) Muhakeme ve yargılama, mümkün olduğu derecede halka açık ve duruşmalı olacaktır.

(2) Ceza muhakemesinde vatandaş yargılamaya katılırlar. Hangi davalarda ve hangi durumlarda vatandaşların duruşmalara katılacağı kanunla belirlenir, aynı şekilde hangi davalarda jürilerin yargılamaya katılacağı da kanunla belirlenir.

Bölüm VII.
 Madde 66.

Millet Kilisesinin kuruluşuna ilişkin esaslar kanunla belirlenir.

Madde 67.

Vatandaşlar dini inançlarına göre istedikleri şekilde ibadet etmek için cemaat oluşturabilirler. Ancak öğrenilen ve uygulanan hiç bir şey ahlak değerlerine ve kamu düzenine aykırı olmamalıdır.

Madde 68.

Hiç kimse kendi dininden başka bir dini topluluğa maddi destekte bulunmaktan sorumlu değildir.

Madde 69.

Millet Kilisesinden ayrı olan dini topluluklara ilişkin esaslar kanunla düzenlenir.

Madde 70.

Hiç kimsenin, dini inancından veya etnik kökeninden dolayı vatandaşlık haklarından ve siyasal haklardan bütünüyle yararlanması engellenemeyeceği gibi, hiç kimse aynı sebeplerden dolayı genel vatandaşlık görevlerini ifa etmekten imtina edemez.

Bölüm VIII.
 Madde 71.

(1) Kişisel hürriyet dokunulmazdır. Hiç bir Danimarka vatandaşı siyasi görüşü, dini inancı veya etnik kökeninden dolayı kişisel hürriyetlerinden yoksun bırakılamaz.

(2) Kişisel hürriyetler ancak kanun gereğince kısıtlanabilir.

(3) Tutuklanan her kimse 24 saat geçmeden hâkim huzuruna çıkarılır. Eğer tutuklanan kişi, hâkim huzuruna çıktıktan sonra anında serbest bırakılamaz ise hâkim, yazılı olarak ve sebepleri belirtilerek, mümkün olan en kısa süre içinde ve azami 3 gün içinde tutukluluğun devamının gerekip gerekmediğini karara bağlar; eğer tutuklunun kefalet karşılığında serbest bırakılması mümkünse, kefaletin cinsi ve miktarını belirler. Yerel şartların bu düzenlemeyi gerektirmesi halinde, Grönland ile ilgili tutuklamalarda bu madde hükmü kanun uyarınca uygulanmayabilir.

(4) Hâkimin vermiş olduğu kararı, muhatap kişi anında bir üst mahkemeye ayrıca temyiz edebilir.

(5) Hiçbir kimse, para cezası veya hafifletilmiş hapis cezası gerektiren suçlardan dolayı tutuklanamaz.

(6) Ceza muhakemesi dışında olan ve bir mahkeme kararı, ya da yabancılar kanunu kapsamında olmaksızın gerçekleştirilen bir tutuklama, tutuklu veya onun adına talepte bulunan bir kişinin isteği üzerine karar için genel mahkemeye veya başka bir yargı yetkisi olan kuruma sunulur. Bu konuyla ilgili usuller yasayla düzenlenir.

(7) Altıncı fıkrada belirtilen durumda olan kişilerin hakları Millet Meclisi tarafından seçilen bir kurul tarafından denetlenir. Bahis konusu olan kişiler bu kurula başvuru hakkına sahiptirler.

Madde 72.

Herkes konut masuniyetine sahiptir. Kanunda belirtilen istisnai haller haricinde, bir yargı kararı olmaksızın konutlarda arama yapılamaz, buradaki mektup ve sair dokümanlara el konulamaz veya incelenemez ve posta, telgraf ve telefon haberleşmesinin gizliliği ihlal edilemez.

Madde 73.

(1) Mülkiyet hakkı dokunulmazdır. Kimse, kamu yararı gerektirmedikçe, mülkünden vazgeçmeye zorlanamaz. Bir kişi, kanunda belirtilen esaslarla ve kendisine tazminat ödenerek mülkünden vazgeçebilir.

(2) İstimlâk amaçlı bir kanun teklifi Millet Meclisinde nihai olarak oylandıktan sonra, meclis, bu kanun teklifinin kabul edildiği tarihten itibaren üç gün içerisinde, üyelerinin üçte birinin oyuyla kanun teklifinin yeni genel seçim yapılıp, ondan sonra toplanan meclis tarafından onaylandıktan sonra Kralın onayına sunulmasını isteyebilir.

(3) İstimlâk işleminin yasaya uygunluğu ve tazminatın miktarı ile ilgili her itiraz yargıya intikal ettirilebilir. İstimlâk bedeline ilişkin itirazlar kanun gereğince, bu amaçla kurulan mahkemelere havale edilebilir.

Madde 74.

Meslek ve iş hayatında serbestlik ve eşitliği kısıtlayan ve kamu yararına olmayan her çeşit sınırlama yasayla kaldırılır.

Madde 75.

(1) Kamu yararı geliştirmek amacıyla, eli iş tutan her vatandaşın eşit şartlarda çalışmasını ve kendi yaşamını güvence altına alabilmesini sağlamak için gereken ortamın kurulabilmesi için çaba gösterilecektir.

(2) Kendi ve bakmakla yükümlü olduğu yakınlarının geçimini kendi imkânlarıyla temin edemeyen ve geçimi başkalarının sorumluluğunda bulunmayan kişiler, devlet yardımı alabilirler, ancak bu kişiler yardım karşılında yasa gereği belirlenen yükümlülükleri yerine getirmelidir.

Madde 76.

Okul çağında olan her çocuk, ilköğretim kurumlarından ücretsiz eğitim alma hakkına sahiptir. Kendi çocuğuna, ya da vesayeti altındaki çocuğa eğitim veren veliler ya da vasiler çocuklarına, vesayetleri altındaki çocuklara ilköğretim kurumlarında sunulan eş değerde eğitimle bir eğitim sağlıyorlarsa, bu çocukları ilköğretim kurumlarına göndermek zorunda değildirler.

Madde 77.

Herkes, bunlardan ötürü mahkemeler önünde sorumlu tutulabilecek olmak kaydıyla, düşünce ve kanaatlerini yazılı ve sözlü olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Sansür ve başka engelleyici kurallar bir daha asla uygulamaya konulamaz.

Madde 78.

(1) Vatandaşlar, önceden izin almadan yasal olan her amaç için dernek kurma hürriyetine sahiptir.

(2) Amaçlarına şiddetle, şiddete teşvik ederek ulaşmaya çalışan veya farklı düşünenleri benzeri illegal yöntemlerle etkilemeye çalışan dernekler mahkeme kararıyla kapatılır.

(3) Hiç bir dernek bir hükümet kararıyla kapatılamaz. Ancak bir dernek, derhal kapatılma talebiyle dava açılması kaydıyla geçici olarak yasaklanabilir.

(4) Siyasi derneklerinin kapatılmasına ilişkin davalar hiç bir izin almadan Yargıtay’a intikal edilebilir.

(5) Kapatma kararının hukuki etki ve sonuçları yasayla düzenlenir.

Madde 79.

Herkes, önceden izin almadan, silahsız toplantı düzenleme hakkına sahiptir. Kamusal alanda düzenlenen toplantıları Polis izleyebilir. Açık havada yapılan toplantılar, kamu düzenini tehdit etmesi riski varsa, yasaklanabilir.

Madde 80.

Kargaşalık çıkması durumunda, silahlı kuvvetler, kendilerine saldırı olmadığı hallerde, 3 defa Kral ve kanun adına dağılmaları yönünde uyarı yaptıktan ve uyarıya yanıt alınamadıktan sonra kalabalığa müdahale edebilir.

Madde 81.

Eli silah tutar her erkek vatandaş, kendi imkânları dâhilinde, anavatanın korunmasına yasalarla belirlenen kurallar çerçevesinde katkıda bulunmakla yükümlüdür.

Madde 82.

Belediyelerin faaliyetlerini özerk şekilde ve devlet denetiminde düzenleyip yürütebilme hakları kanunla düzenlenir.

Madde 83.

Yasalarda belirtilmiş her türlü soyluluk, özel hak, rütbe ve sınıf ayrılığı kaldırılmıştır.

Madde 84.

Sermaye dağılımı veya toprak paylaşımı hususunda hiçbir zümreye veya kişiye imtiyazlı haklar tanınamaz.

Madde 85.

Silahlı kuvvetler için, 71, 78 ve 79’uncu maddede belirtilen kurallar yalnızca askeri kanunlarla belirlenen sınırlamalar çerçevesinde uygulanabilir.

 Bölüm IX.
 Madde 86.

Belediye Meclisi ve Dini İdare Kurullarına seçme ve seçilme yaşı, Millet Meclisi’ne seçme ve seçilme yaşıyla aynıdır. Faroe Adaları ve Grönland için, aynı organlar için seçme ve seçilme yaşı kanunla veya kanuna göre düzenlenir.

Madde 87.

İzlanda ile Danimarka arası birliğini fesheden yasaya göre, Danimarka vatandaşlarıyla eşit haklara sahip olan İzlanda vatandaşları, Danimarka Anayasasında Danimarka vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanırlar.

Bölüm X.
 Madde 88.

Millet Meclisi bir anayasa değişikliğini teklifini kabul eder ve hükümet bu değişikliği desteklerse genel seçim ilân edilir. Eğer yeni seçilen Millet Meclisi anayasa değişikliği teklifini aynı şekliyle onaylarsa, bu onaydan sonra   6 ay içinde değişiklik teklifi seçmenlerin kabulü veya reddi için referandum yoluyla seçmenlere sunulur. Bu oylama için gerekli kurallar yasayla belirlenir. Oylamaya katılanların salt çoğunluğu ve toplam seçmenlerin en az yüzde kırkı lehte oy kullanmış ise ve Kral değişikliği onaylarsa, teklif Anayasa olarak kabul edilir.

Bölüm XI.
 Madde 89.

Bu anayasa derhal yürürlüğe girer. 5 Haziran 1915 tarihli ve 10 Eylül 1920 tarihli değişiklikle seçilen Kraliyet Meclisi, 4. Bölümde belirtilen şekilde yeni genel seçim yapılıncaya kadar devem eder. Yeni genel seçim yapılıncaya kadar, 5 Haziran 1915 tarihli ve 10 Eylül 1920 tarihli değişiklikle Kraliyet Meclisi tarafından onaylanan kurallar geçerlidir.

27 MART 1953 TARİHLİ TAHT KANUNU

 Madde 1.

Taht, Kral Christian X ve Kraliçe Alexandrine’nin varislerine miras yoluyla intikal eder.

Madde 2.

Kral’ın vefatı halinde taht, öncelik erkek evlada verilmek üzere, Kral’ın erkek ya da kız evladına, aynı cinsiyetten birden fazla evladı var ise yaşça büyük olanına intikal eder. Kral’ın çocuklarından biri vefat ettiğinde, taht hakkı vefat eden evlattan sonraki evlada, bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen esaslarla intikal eder.

Madde 3.

Kral’ın veliaht bırakmadan vefat etmesi halinde, taht, öncelik erkek kardeşinde olmak kaydıyla, Kral’ın erkek veya kız kardeşine intikal eder. Kral’ın birden fazla erkek veya kız kardeşi var ise, ya da erkek ya da kız kardeşlerinden herhangi biri vefat etmiş ise, ikinci fıkra hükümleri gereği uygulanır.

Madde 4.

İki ve üçüncü fıkra hükümlerine uygun bir veliaht bulunmuyor ise, taht, iki ve üçüncü fıkra hükümlerine uygun olarak, Kral Christian X. ve Kraliçe Alexandrine’nin torunları ve akrabalık derecesine göre en yakınına, erkek akrabalara ve yaşı büyük olanlara öncelik verilerek intikal eder.

Madde 5.

Sadece meşru evlilik sonucu dünyaya gelen çocuklar tahtın veliahdı olabilirler. Kral, Millet Meclisinin izni olmaksızın evlenemez. Tahtın veliahdı Kral’ın Devlet Şurasında vereceği izni olmaksızın evlenirse, kendisi ve evlilik sonucu doğan çocukları tahta varislik haklarından yoksun kalırlar.

Madde 6.

Kral’ın tahttan çekilmesi halinde 2 ila 5’inci maddeler arasında kalan hükümler uygulanır.

Madde 7.

Bu kanun, 5 Haziran 1953 tarihli Danimarka Krallığı Anayasasıyla aynı tarihte yürürlüğe girer.

27 Mart – Hukuk Takvimi

0

27 Mart – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar 

425
İmparator II. Theodosius döneminde Konstantinopolis’te, Auditorium adıyla ilk yüksek okul açıldı. Okulda 31 profesör, Latince ve Grekçe hitabet ve gramer, hukuk ve felsefe dersleri vermeye başladı.
1746
İtalyan avukat ve diplomat Carlo Buonaparte doğdu. (Ölümü: 24 Şubat 1785) Pasquale Paoli’nin kişisel asistanı olarak görev yaptı ve Korsika’nın işgali sırasında Korsika direnişiyle birlikte  Fransızlara karşı savaştı. Ada fethedildiğinde ve direniş bittiğinde, Korsika’nın XVI. Louis mahkemesine temsilci olmak için gönüllü oldu.
1824
Amerikalı kadın oy hakkı aktivisti Virginia Louisa Minor doğdu. (Ölümü: 14 Ağustos 1894) 1867’de Missouri Kadının Oy Hakkı Derneği’nin (Amerikan Kadına Oy Hakkı Derneği) kurucuları arasında yer aldı ve ilk başkanı oldu.  Missouri Kadınlara Oy Hakkı Derneği, kadınlara oy hakkı tanımak amacıyla oluşturulan ilk organizasyon oldu. Ulusal Kadına Oy Hakkı Derneği’nin çalışmalarını destekledi. 2020’de Ulusal Kadın Tarihi İttifakı Onur Ödülüne layık görüldü.

Virginia Louisa Minor
1850
Japon hukukçu ve siyasetçi Kiyoura Keigo (Ölümü: 5 Kasım 1942) 1876’da, yirmi altı yaşında, Adalet Bakanlığı’na katıldı ve savcı olarak görev yaptı. Japonya’nın ilk modern Ceza usul yasalarının hazırlanmasına yardımcı oldu. Adalet Bakan Yardımcısı ve Adalet Bakanı olarak görev yaptı. Adalet Bakanlığı’ndayken, 1887 Barış Koruma Yasası’nın hazırlanmasına yardım etti. 1891’de İmparatorluk adaylığı ile Akranlar Meclisi’nin üyesi olarak seçildi.  Tarım ve Ticaret bakanı olarak görev yaptı. 1914’te Özel Konsey Başkanı oldu. 1922’de Japon Danışma Meclisi Başkanı olarak görev yaptı. 1924’de Japonya Başbakanı olarak seçildi. 

Kiyoura Keigo
1889
Yazar ve diplomat Yakup Kadri Karaosmanoğlu doğdu. (Ölümü: 13 Aralık 1975) İstanbul Hukuk Mektebi‘ne kaydoldu ancak okulu üçüncü sınıfta terk etti. Mardin ve Manisa Milletvekilliği yaptı. Kurucu Meclis Millî Birlik Komitesi Temsilciliği görevinde bulundu. Kadro dergisini kurdu. Derginin devrin yöneticileri ile fikir ayrılığına düşerek Kemalizm’i değiştirmekle suçlanıp kapanmasından sonra diplomat olarak yurt dışında çeşitli görevlerde bulundu. Anadolu Ajansı‘nın kurucuları arasında yer aldı ve ajansın yönetim kurulu başkanlığını yürüttü. Edebiyat yaşamının başında Fecr-i Ati edebiyat topluluğunun kurucu üyeleri arasında yer aldı. Daha sonra bireyci düşüncelerden uzaklaşarak toplumculuğu kabul etmiş bir yazar olarak değerlendirildi. Roman, öykü ve makaleleri ile Türk toplumunun Tanzimat’tan bu yana geçirdiği değişiklikleri anlattı. En ünlü romanları Nur Baba, Kiralık Konak ve Yaban’dır.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu
1901
Hukukçu ve Japonya’nın 61, 62 ve 63. Başbakanı Eisaku Satō doğdu. (Ölümü: 3 Haziran 1975) Tokyo Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi aldı. Demiryolları Bakanlığı’nda kamu görevlisi olarak çalıştı. 1948 yılında Ulaştırma Bakan yardımcısı oldu. 1949 yılında Liberal Parti’den Japon Ulusal Dieti’ne girdi. 1952 yılında İnşaat Bakanının baş kabine sekreteri oldu. Nobusuke Kishi ve Hayato İkeda hükûmetlerinde Maliye Bakanı olarak görev yaptı. Daha sonra başbakan olarak göreve başladı. Büyüyen ekonomiAmerika Birleşik Devletleri ve Çin‘in çıkarlarını dengeleyen bir dış politika yürüttü. Japonya’nın Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’nı (NPT) imzalaması ve barışçıl bir dünya gücü olarak ortaya çıkması nedeniyle, 1974 yılında Nobel Barış Ödülü aldı.

Eisaku Satō
1917
ABD’li avukat ve 1977-1980 yılları arasında Başkan Jimmy Carter kabinesinde dışişleri bakanı olan Cyrus Roberts Vance doğdu. (Ölümü: 12 Ocak 2002) 1942’de Yale Hukuk Okulu‘nu üstün başarıyla bitirdikten sonra ABD Deniz Kuvvetleri’ne girdi. Terhis olduktan sonra 1946’da Wall Street’teki bir hukuk şirketine girdi. Uluslararası anlaşmazlıklarda Birleşmiş Milletler temsilcisi ve arabulucu olarak görev üstlendi. Kennedy yönetimi sırasında Ordu Sekreteri ve Savunma Bakanlığı Baş Hukuk Müşaviri olarak görev yaptı. Dışişleri Bakanı olarak Vance, dış politikaya çatışma yerine müzakere ve silahların azaltılması odağında yaklaştı. Nisan 1980’de, İran’daki Amerikan rehineleri kurtarmak için yapılan Kartal Pençesi Operasyonu’nu protesto etmek için istifa etti. 1991’den sonra eski Yugoslavya topraklarındaki savaşı durdurma çabalarına katıldı. 1993’te, Bosna-Hersek’le ilgili BM gözetiminde toplanan uluslararası barış konferansının Birleşik Krallık eski dışişleri bakanı David Owen’la beraber eş başkanlığına getirildi.

Cyrus Roberts Vance
1927
Hukukçu, diplomat ve siyasetçi Ali Coşkun Kırca, doğdu. (Ölümü: 24 Şubat 2005) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. 1950’de Dışişleri Bakanlığı’na girdi. 1956’da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde iktisat asistanı olarak dersler verdi. 1956-1963 tarihleri arasında Forum dergisi, Yeni Gün, Vatan, Kim Dergisi ve Yeni Vatan Gazetelerinde yazarlık yaptı. 1969-1985 yılları arasındaki görev süresinde çeşitli Uluslararası Örgütler ve Komisyonlarda Türkiye’yi temsil etti. 1995 yılında Tansu Çiller’in başkanlığında kurulan 51. Hükûmet’te Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı. Galatasaray Üniversitesi‘nin kurucularındandı ve burada Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde dersler verdi.
1929
Bulgaristan-Türkiye Tarafsızlık Antlaşması, 6 Mart 1929’da iki ülke arasında “Tarafsızlık, Uzlaşma, Adli Tesviye ve Tahkim Antlaşması” adıyla düzenlenerek Ankara’da imzalandı. Antlaşma, 27 Mart 1929 tarihinde gerekçesi de sunularak meclisin onayına sevk edildi, 25 Mayıs 1929’da TBMM’de kabul edilerek Zabıt Ceridesinde yayınlandı, Türkiye Cumhuriyeti Döneminde imzalanan ilk uluslararası antlaşmalardan oldu.
1941
Slovak politikacı ve hukuk profesörü Ivan Gašparovič doğdu. Comenius Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. Önce Martin’deki Bölge Savcılığında daha sonra Bratislava’daki Belediye Savcılığında çalıştı. 1968 ‘de Charles Üniversitesi Ceza Hukuku ve Kriminoloji Bölümü’nde ders verdi. CSc’nin koşulu olan devlet sınavı olmadan Bilim Adayı (CSc) rütbesini aldı. 1989’da Slovakya Bağımsız Avukatlar Forumu’nun eş başkanı olarak görev yaptı. 
1990’da Charles Üniversitesi rektör yardımcısı oldu. 1992’de Prag’da Çek-Slovak Federal Cumhuriyeti Başsavcılığı görevini yürüttü.
 1953
Danimarka Kraliyet Anayasası, 5 Haziran 1953 yılında hazırlandı. Anayasanın yanında 27 Mart 1953 Tarihli Taht Kanunu da yürürlükte kaldı.
 1967
Yunan avukat ve politikacı Anna-Michelle Asimakopoulou 27 Mart 1967’de dünyaya geldi. 2019 yılında Avrupa Parlamentosu üyesi olarak seçildi. Uluslararası Ticaret Komitesi ve Dilekçe Komitesi’nde görev yaptı. Avrupa İnternet Forumu ve Kansere Karşı MEP grubunun bir üyesi olarak çalıştı.
 1976
Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil ile ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, Washington, DC’de Savunma İşbirliği Anlaşması’nı imzaladı.
 1986
Hayali mobilya davasında 10 yıldır yargılanan Yahya Demirel tahliye edildi.
2006
Somut olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO)’nun 17 Ekim 2003 tarihinde Paris’te düzenlenen 32. Genel Konferansında kabul edildi. Türkiye 27 Mart 2006 tarihinde resmen taraf oldu.
2012
Türkiye, Şam Büyükelçiliği’nin bütün faaliyetlerini askıya aldı.
2017
İsveçli hukukçu ve siyasetçi Zaida Catalán yaşamını yitirdi. (Doğumu: 6 Ekim 1980)  Stockholm Üniversitesi’nde hukuk okudu ve yüksek lisans  derecesi kazandı. 2001-2005 yılları arasında İsveç Genç Yeşiller Partisi başkanlığı görevini yaptı. Hayvan hakları, insan eşitliği ve cinsiyet özgürlüğü konusundaki sosyal çalışmalarda bulundu. Birleşmiş Milletler tarafından görevle gittiği Afrika ülkesi Kongo’nun Kinşasa kentinde 27 Mart 2017’de öldürüldü.
Zaida Catalán
2024
Tunuslu avukat, Demokrat Yurtseverler Partisi ile Tunus’ta laik ve solcu muhalefetin liderlerinden olan Şükrü Beleyid‘in 6 Şubat 2013’te suikast sonucu öldürülmesine ilişkin yargılamada karar verildi. Yargılamada toplam 23 şüpheli suçlandı. Tunus mahkemesi 27 Mart 2024’te dört şüpheliyi cinayetteki rolleri nedeniyle ölüme idam cezasına iki kişiyi ise müebbet hapse mahkûm etti. Beş şüpheli beraat ederken, geri kalanlar çeşitli hapis cezaları aldı.
2025
Deniz Akkaya’nın 16 yaşındaki kızı Ayşe Önbilgin, annesine şiddet uyguladığı ve özgürlüğünü kısıtladığı gerekçesiyle 2 yıl hapis cezası aldı, yaşının küçük olması nedeniyle ceza 10 aya indirildi. Akkaya, kızına verilen hapis kararını sosyal medyadan hakim ve savcılara teşekkür ederek kutladı.
Moldova‘ya bağlı Gagauz Özerk Yeri Başkanı Yevgeniya Gutsul,’un İstanbul’a gitmek üzereyken Moldova’nın başkenti Kişinev’de bulunan uluslararası havalimanında gözaltına alındığı açıklandı. Moldova Yolsuzlukla Mücadele Merkezi yetkilisi Angela Starinschi, gözaltı işleminin bir ceza davası kapsamında gerçekleştirildiğini söyledi. Gutsul, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan destek istedi.
2025
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından Saraçhane merkezli eylemlerde 1879 gözaltı olduğunu, 260 kişinin tutuklandığını, 468 kişi hakkında adli kontrol verildiğini, 662 kişinin işlemlerinin devam ettiğini açıkladı. Bakan ayrıca 150 polisin yaralandığını bildirdi. Önceki gün tutuklanan oto muhabirleri Kurtuluş Arı, Hayri Tunç, Gökhan Kam, Bülent Kılıç ile AFP muhabiri Yasin Akgül, Now TV muhabiri Ali Onur Tosun, gazeteci Zeynep Kuray’ın ise tahliye edilmelerine karar verildi.
RTÜK, Sözcü TV hakkında, İstanbul, Ankara ve İzmir’den canlı yayın yapılarak, yorumlarda “halkın kin ve düşmanlığa teşvik” edildiği iddiasıyla 10 gün yayın durdurma cezası verdi. Tele 1, Halk TV ve Now TV’ye ise idari para cezası ile program durdurma cezası verildi. Fatih Altaylı ve İlker Canikligil’in YouTube kanallarına 72 saat içerisinde lisans alınmaması halinde, erişim yasağı getirme kararı alındı.

27 Mart – Hukuk Takvimi

25 Mart – Hukuk Takvimi

0
25 Mart Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, önemli hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuk düzenlemeler

25 Mart – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar 

1801 Alman hukukçu ve filozof Novalis (Georg Philipp Friedrich Freiherr von Hardenberg) (2 Mayıs 1772 – 25 Mart 1801) yaşamını yitirdi. Egon Friedell tarafından hakkında doktora tezi yazıldı.
1807 Birleşik Krallık Parlamentosu, köle ticaretini yasakladı.
1811 İngiliz yazınının ve Romantik Dönem’in en önemli şairlerinden Percy Bysshe Shelley yazdığı “Ateizmin Gerekliliği” adlı makalesinden dolayı Oxford Üniversitesi’nden atıldı.
1821 Yunanistan, Osmanlı İmparatorluğu’ndan bağımsızlığını ilan etti.
1852 Belçikalı avukat ve siyasetçi Gérard François Marie Cooreman doğdu. (Ölümü: 2 Aralık 1926) Hukuk eğitimi aldı ve avukat olarak çalıştı. İş adamı ve finansör olarak daha aktifti ve Katolik sosyal gruplarıyla ilişki içine girdi. 1892’de Belçika Senatosu’na seçildi ve 1898-1914 yılları arasında Belçika Temsilciler Meclisi’nde Ghent’i temsil etti. 1899’da kısa bir süre için Çalışma ve Sanayi Bakanı olarak görev yaptı.
1918 Belarus Halk Cumhuriyeti kuruldu.
1924
  • Yunanistan’da cumhuriyet ilan edildi.
  • Ankara’da toplanan kurultay ile Türk Ocakları yeniden kuruldu. İlk kuruluşu, 25 Mart 1912 idi. 1931’de kapatılmış, yerlerine Halkevleri açılmıştır. 1949’da yeniden kurulmuştur.
1934 Amerikalı feminist, gazeteci ve kadın hakları savunucusu Gloria Marie Steinem doğdu.
1936  Saatlerin doğru olarak ayarlanabilmesi için İstanbul Rasathanesi’nce hazırlanan iki bildiriyi, Bakanlar Kurulu onayladı.
1953 Danimarka’da Seçme ve seçilme yaşı, 25 Mart 1953 tarihinde gerçekleştirilen referandumda kabul edildi.
1957 Roma’da bir araya gelen Fransa, Almanya, İtalya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg, Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu‘nun kurulmasına ilişkin Roma Antlaşması’nı imzaladı.
1959 Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu dergisinde yayımlanan “Menderes’in Kalesi” başlıklı yazısında, Fuad Köprülü’ye yayın yoluyla hakaret ettiği iddiasıyla açılan davada, bir yıl hapse mahkûm oldu.  Dergi de bir ay süreyle kapatıldı.
1960 İtalya’da Hukukçu Fernando Tambroni 25 Mart 1960’da Başbakan oldu.
1960 Güney Afrika Johannesburg’da tüm siyah politik örgütler feshedildi.
1961 Adalet Bakanlığı, idam cezalarının cezaevi bahçelerinde infaz olunması hakkında karar aldı.
1968 Şair Metin Demirtaş, Türk Solu dergisinde yayımlanan “Guevara” adlı şiirinde, komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle tutuklandı.
1972

Cumhuriyet Halk Partisi; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan hakkında verilen ve Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından onaylanan idam kararlarının iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. İnfaz Savcılığı, dosyayı Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’na gönderdi. Üç gün sonra Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi idamların infazına karar verdi.

1975 25 Mart 1975 tarihinde ise Cumhuriyet Senatosunda kabul edilen ve 3 Nisan 1975 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 1872 sayılı ‘İnönü Üniversitesi Kanunu’  çıkarıldı.
1976 Avrupa Sosyal ve Tıbbi Yardım Avrupa Sözleşmesi ve Ek Protokolü (European Convention on Social and Medical Assistance), 11 Aralık 1953 tarihinde Paris’te imzalanmıştı. Türkiye,  Avrupa Sosyal ve Tıbbi Yardım Sözleşmesi ve Ek Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanunu 16 Mart 1976 tarihinde kabul etmiş, 25 Mart 1976 tarihli Resmi Gazete’de yayınlayarak aynı tarihte yürürlüğe koymuştur.
1980
  • Avukat Aytekin Olcay’ı öldürmekten sanık olarak yakalanan ülkücü H.Çiftçi’nin üzerinde 69 kişilik “öldürülecekler listesi” bulunduğu öğrenildi.
  • Adana ve Osmaniye Cezaevlerinden 9’u sağ, 1’i sol 10 mahkûm kaçtı.
1980 11 Nisan 1978 tarihli Cumhuriyet’teki köşesinde Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ni eleştirdiği “Yatalak” başlıklı yazısından dolayı 6 yıla kadar hapis istemiyle yargılanan İlhan Selçuk ve Yazı İşleri Müdürü Orhan Erinç beraat etti.
1982 Ankara Sıkıyönetim Savcılığı, Halkevleri‘nin kapatılması istemiyle dava açtı. Savcılık ayrıca yöneticilerin 18 ay-4 yıl arası hapisle cezalandırılmasını istedi.
1982 Tutuklu İsmail Beşikçi, cezaevinden yazdığı bir mektup nedeniyle 10 yıl hapis ve 5 yıl sürgün cezasına çarptırıldı.
1982 Muzır Neşriyat Kanunu gerekçe gösterilerek Nazım Hikmet ve Samet Behrengi’nin yazdıkları dahil 28 çocuk kitabının 18 yaşından küçüklere satışı yasaklandı.
1986 İşkence yaptığını itiraf eden polis memuru Sedat Caner ile bu itirafları yayımlayan Nokta’nın Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Arda Uskan hakkında dava açıldı. Caner ve Uskan’ın “Yayın yoluyla devletin emniyet güçlerini alenen tahkir ve tezyif etmek”ten 1-6 yıl arası hapisleri talep edildi.
1986 12 Eylül dönemindeki insan hakları ihlallerinin anlatıldığı “Bin İnsan” kitabından dolayı yazar Erbil Tuşalp ve yayıncı Kemal Karatepe’nin yargılanmasına başlandı.
1988 İstanbul’daki Metris Askeri Cezaevi’nden tutuklu ve hükümlüler firar etti. Farklı sol örgütlerden 29 kişinin İstanbul Metris Askeri Cezaevi’nden tünel kazmak suretiyle kaçtığı anlaşıldı.
1988 Cezalarda indirim öngören kanun kabul edildi. 
1994 Aydın Ortaklar Öğretmen Lisesi’nde evci çıkan dört kız öğrenciden birinin, Emniyet yetkilileri tarafından yakalanarak bekaret kontrolüne gönderilmesi, kadınlar tarafından protesto edildi.
1996  Emek Partisi kuruldu.
1996 İşyerlerinde kadınlarda 20, erkeklerde 25 yılını dolduran çalışanların zorunlu olarak emekli edilmesini ortadan kaldıran Başbakanlık genelgesi yayınlandı.
1997 Yurttaş Girişimi, 9 Mart’ta sonlandırılan Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık eylemlerinin 6 Nisan akşamı 21:00’den itibaren “İsyan ediyorum, ısrar ediyorum” sloganıyla yeniden başlamasına karar verdi.
1998 Manisalı Gençler Davasında, Yargıtay’ın bozma kararından sonra beş tutuklu genç tahliye edildi.
1998 26 Kasım 1993’de “DHKP-C hücre evi”ihbarıyla düzenlenen baskında öldürülen gençlerden Hasköy Lisesi 2.sınıf öğrencisi Selma Doğan’ın ailesinin İçişleri Bakanlığı aleyhine açtığı davada, bakanlığın aileye 523 milyon TL maddi ve manevi tazminat ödemesine karar verildi.
1999  Sırbistan, NATO’ya savaş ilan ettiğini BM’ye bildirdi.
1999 İHD, Süleyman Yeter’in işkenceyle öldürülmesi olayının tanıklarının “emniyetçe sürekli taciz edilmelerine karşı” AİHM’ne başvurulduğunu açıkladı.
2000 ABD’de bir mahkeme, gazeteci Terry Anderson’ın Lübnan’da kaçırılarak yedi yıl rehin tutulmasının ardında İran’ın olduğu gerekçesiyle Tahran’ı 341 milyon dolar tazminat ödemeye mahkûm etti.
2002 Terörle Küresel Savaş zirvesi konferansı Rusya’nın Sen Petersburg kentinde toplandı. Konferansa ABD, Britanya, Almanya, Japonya ve Çin’in de aralarında bulunduğu 39 ülkeden 100 gizli servis üyesi katıldı.
2002 Nijerya’nın şeriat yasalarının uygulandığı eyaletlerinden Sokoto’da, zina yaptığı gerekçesiyle taşlanarak ölüme (recm) mahkum edilen genç kadın yüksek mahkemede beraat etti.
2004 2000’de 32 kişinin öldüğü Hayata Dönüş operasyonu sırasında Bayrampaşa Cezaevi’nde ölen 12 kişiden biri olan Murat Ördekçi’nin ailesinin İçişleri ve Adalet bakanlıkları aleyhine açtıkları tazminat davası sonuçlandı. İstanbul 2. İdare Mahkemesi aileyi haklı buldu. 108 milyar lira tazminat ödenmesine karar verdi.
2007 Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, hesabındaki 20 bin YTL’si ”internet korsanı” tarafından çekilen kişiye, bankanın, çekilen miktar kadar tazminat ödemesine karar veren mahkeme kararını onadı.
2007 Kölelik sistemi içerisinde acı çeken ve yaşamını yitirenleri anmak için ve ırkçılık ile önyargıların tehlikesi üzerine farkındalık yaratmak üzere Atlantikaşırı Köle Ticareti ve Kurbanlarını Anma Uluslararası Günü her yıl 25 Mart’ta kutlanmaya başladı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 2006 yılında 61/19 sayılı kararla , “köle ticareti ve köleliğin, özellikle ölçeği ve süresi göz önünde bulundurulduğunda, insanlık tarihindeki en kötü insan hakları ihlalleri arasında olduğunu” kabul etti ve 25 Mart 2007 tarihini, Transatlantik Köle Ticaretinin Kaldırılmasının İki Yüzüncü Yıldönümünü Anma Uluslararası Günü olarak ilan etti. Ertesi yıl, 62/122 sayılı kararla , 25 Mart tarihini, 2008’den itibaren her yıl Uluslararası Kölelik ve Transatlantik Köle Ticareti Mağdurlarını Anma Günü olarak ilan etti.
2019 ABD, Golan Tepeleri için İsrail’in egemenliğini tanıdı.

Atlantikaşırı Köle Ticareti ve Kurbanlarını Anma Uluslararası Günü

0
Uluslararası Kölelik ve Atlantik Aşırı Köle Ticareti Kurbanlarını Anma Günü

Atlantikaşırı Köle Ticareti ve Kurbanlarını Anma Günü her yıl 25 Mart 2007’de düzenlenmeye başlamıştır. (International Day of Remembrance of the Victims of Slavery and the Transatlantic Slave Trade) Kölelik sistemi içerisinde acı çeken ve yaşamını yitirenleri anmak için ve ırkçılık ile önyargıların tehlikesi üzerine farkındalık yaratmak üzere her yıl 25 Mart’ta düzenlenmektedir. 

Günün Önemi 

19. yüzyıla kadar 400 yıldan fazla bir süre yasallaştırılan ve 15 milyondan fazla erkek, kadın ve çocuğun zorla sürgün edilmesiyle sonuçlanan, tarihte insanlığa karşı işlenmiş en korkunç suçlardan birinin kurbanları anılmaktadır. 

Birleşmiş Milletlerin Rolü 

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 2006 yılında 61/19 sayılı kararla , “köle ticareti ve köleliğin, özellikle ölçeği ve süresi göz önünde bulundurulduğunda, insanlık tarihindeki en kötü insan hakları ihlalleri arasında olduğunu” kabul etti ve 25 Mart 2007 tarihini, Transatlantik Köle Ticaretinin Kaldırılmasının İki Yüzüncü Yıldönümünü Anma Uluslararası Günü olarak ilan etti. Ertesi yıl, 62/122 sayılı kararla , 25 Mart tarihini, 2008’den itibaren her yıl Uluslararası Kölelik ve Transatlantik Köle Ticareti Mağdurlarını Anma Günü olarak ilan etti.

21 Mart Uluslararası Irk Ayrımcılığıyla Mücadele Günü

0

21 Mart Uluslararası Irk Ayrımcılığıyla Mücadele Günü(International Day for the Elimination of Racial Discrimination); 21 Mart 1960 tarihinde, Güney Afrika’da, apartheid yasalarına karşı barışçıl bir şekilde ırkçılığı protesto eden göstericilere ateş açılması sonucunda 69 kişinin yaşamını kaybettiği Sharpeville katliamına atfen her yıl düzenlenen anma günüdür.

Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme‘yi 21 Aralık 1965’te kabul ederek imza ve onaya açmıştır.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1966 yılında 21 Mart gününü, Uluslararası Irk Ayrımcılığıyla Mücadele Günü olarak ilan etmiştir.

Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme, 4 Ocak 1969 tarihinde yürürlüğe girmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi bu sözleşmeyi 3 Nisan 2002 tarihinde, 22’nci maddeye çekince koyarak 4750 sayılı Yasa‘yla kabul etmiştir.

Birleşmiş Milletler tarafından sözleşmenin kabul edilmesine ve Sözleşme’nin denetimini sağlamak üzere kurulan ve bağımsız uzmanlardan oluşan bağımsız bir Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi kurulmasına karşın, bu suça karşı dünya genelinde gerçek bir mücadele yapılamamış, ırk ayrımcılığı tamamen yok edilememiştir.

Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi

1964 yılında UNESCO tarafından düzenlenen toplantıda uzmanlar, tüm insanlığın tek bir biyolojik tür olduğu ve iddia edilenin aksine, ari bir insan topluluğunun olmadığı sonucuna varmış, UNESCO’nun 1967 yılında Paris’te yayınladığı Irk ve Irksal Önyargı Bildirgesi’nde ırkçılığın ana nedeni olarak sosyal faktörler ön plana çıkarılmış ve ayrımcılığın yasaklanması öngörülmüştür. Bu bildirgeye göre; “Tüm insanlar tek bir türe aittir ve ortak bir kökten gelmiştir.” Bildirge, insan ırkının temelde bir bütün olduğunu, tüm insanların ve halkların eşit olduğunu tüm insanlığa deklare etmiştir.

Her türlü ırksal ayrımcılığın ortadan kaldırılmasını ifade eden bu sözleşmenin üzerinden geçen sürede, insanların renk, ırk, ulusal veya etnik farklılıkları yüzünden uğradıkları ayrımcılık devam etmektedir.

Irk ayrımcılığı bir insanlık suçudur ve vatan sevgisi yahut bir etnik gruba bağlı olma duygusundan öte kriminal bir durumdur.

Bu görüş, 1977 yılında Birleşmiş Milletlerin ırk ayrımının önlenmesi ve azınlıkların korunması amacıyla kurmuş olduğu alt komisyon tarafından da desteklenmiştir.

Irk ayrımcılığına karşı en büyük mücadelelerden birini veren ve Nobel Ödülü de kazanan Nelson Mandela

Mustafa Suphi Konak

0
Mustafa Suphi Konak

Hukukçu ve siyasetçi Mustafa Suphi Konak 20 Mart 1922’de doğdu. (Ölümü: 16 Kasım 1964) Eğitimine Karadeniz Ereğli’de başladı ve İstanbul Kabataş Erkek Lisesi’ni bitirdi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Serbest avukatlık yaptı. Kütahya ve Gaziantep Millî Koruma Kontrolörü olarak çalıştı. Karadeniz Ereğlisi Belediye Başkanlığı ve 25 Ekim 1961 – 10 Ekim 1965 tarihleri aralığında XII. Dönem milletvekilliği görevlerinde bulundu. Meclisteki bir toplantıya yetişmek isterken, Gerede’ye 10 kilometre mesafedeki Kazanlar köyü civarında, annesi Altun Konak (65) ve oğlu Kazım Konak (4) ile birlikte geçirdiği trafik kazası sonucu yaşamını yitirdi. Evli ve 3 çocuk babasıydı.

Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi’ne Ek İkinci Protokol

0

Suçluların İadesi Hakkında Avrupa Sözleşmesi’ne Ek İkinci Protokol (Second Additional Protocol to the European Convention on Extradition), Fransızca ve İngilizce dillerinde her iki metinde aynı derecede geçerli olmak üzere, tek nüsha halinde Strasbourg’da 17 Mart 1978 tarihinde düzenlenmiştir.

SUÇLULARIN İADESİNE DAİR AVRUPA SÖZLEŞMESİNE EK İKİNCİ PROTOKOL

Bu Protokol’u imzalamış bulunan Avrupa Konseyi’ne üye Devletler,

13 Aralık 1977 tarihinde Paris’te imzaya açılmış bulunan Suçluların İadesi Hakkında Avrupa Sözleşmesi’nin (bundan böyle “Sözleşme” diye adlandırılacaktır) mali suçlar alanında uygulanmasını kolaylaştırmayı arzulayarak;

Sözleşme’ye belli başka hususların da ilave edilmesinin arzuya şayan olduğunu düşünerek,

Aşağıdaki gibi anlaşmışlardır.

Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi

BÖLÜM I
MADDE 1

Sözleşme’nin 2. maddesinin 2. paragrafına aşağıdaki hüküm eklenecektir.
“Bu hak sadece nakdi müeyyideleri müstehzim suçlara da teşmil edecektir.”

BÖLÜM II
MADDE 2

Sözleşme’nin 5. maddesi yerine aşağıdaki hükümler ikame edilecektir:

“Mali Suçlar

1. Vergi, resim, gümrük ve kambiyo ile ilgili suçlar, bunların Talebeden Taraf mevzuatına göre aynı nitelikte bir suça tekabül etmesi halinde, Sözleşen Taraflar arasında Sözleşme hükümlerine tevfikan iade konusu olacaktır.

2. İade talebi, Talebeden Taraf mevzuatının aynı vergi veya resmi veya tarh etmediği Talep edilen Taraf mevzuatının aynı neviden vergi, resim, gümrük veya kambiyo kurallarını ihtiva etmediği gerekçesiyle reddedilmeyecektir.”

BÖLÜM III
MADDE 3

Sözleşmeye aşağıdaki hükümler eklenecektir:

“Gıyabi Hükümler

1. Akit Taraflardan birinin diğer bir Akit Taraftan, bir kimsenin gıyabında verilmiş bir mahkumiyetin veya tutuklama kararının infazı için iadesini istemesi halinde, Talep edilen Taraf, karara yol açan soruşturmada, suçla itham olunan bir kimseye tanınması gereken asgari savunma haklarının tanınmadığı görüşünde ise, bu nedenle iade talebini reddedebilir. Bununla birlikte, Talep eden Tarafın, iadesi istenilen kişiye savunma haklarını teminat altına alacak şekilde yeniden yargılanma hakkı verileceğine dair yeterli görülecek teminatı vermesi halinde, iade talebi yerine getirilecektir. Bu karar, Talep eden Tarafı, mahkum edilen kişinin itirazda bulunmaması halinde söz konusu mahkumiyetin infazı, veya aksi halde bu kişi hakkında soruşturma yapılması için yetkili kılacaktır.”

2. Talep edilen Taraf gıyabında hüküm verilmiş olan kişinin iadesinin talep edildiğini bu kişiye bildirmesi halinde, Talep eden Tarafça, bu bildirim ceza muhakemesi usulü açısından bu Devlette yapılmış resmi bir tebliğ olarak addedilmeyecektir.

BÖLÜM IV
MADDE 4

Sözleşmeye aşağıdaki hüküm eklenecektir:

“Af”

İadeye konu olan suçun Talep edilen Devlette çıkarılan bir af kanunu kapsamına girmesi ve bu Devletin kendi ceza kanununa göre bu suçu kovuşturma yetkisi olması halinde iade talebi kabul edilmeyecektir.”

BÖLÜM V
MADDE 5

Sözleşmenin 12. maddesinin 1. paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:

“İade talebi, Talep eden Taraf Adalet Bakanlığınca yazılı olarak Talep edilen Taraf Adalet Bakanlığına hitaben yapılacaktır. Bununla birlikte diplomatik kanalın kullanılması kapsam dışı bırakılmamıştır. İki veya daha ziyade Taraf arasında doğrudan mutabakat ile başka haberleşme yolları tesis olunabilir.”

BÖLÜM VI
MADDE 6

1. Bu protokol Sözleşme’yi imza etmiş bulunan Avrupa Konseyi Üyesi Devletin imzasına açık tutulacaktır. Protokol, onaylama, kabul veya tasvibe tabi olacaktır. Onaylama, kabul veya tasvip belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterine evdi olunacaktır.

2. Protokol üçüncü onay, kabul veya tasvip belgesinin tevdiini takip eden 90 gün sonunda yürürlüğe girecektir.
3. Protokol, bunu sonradan imza, kabul veya tasvip eden Devlet yönünden onay, kabul veya tasvip belgesinin tevdiini takip eden 90 gün sonunda yürürlüğe girecektir.

4. Avrupa Konseyine üye olan bir Devlet, daha evvel veya aynı zamanda Sözleşmeyi onaylamış olmadıkça bu Protokolü onaylamaz, kabul veya tasvip edemez.

MADDE 7

1. Sözleşmeye katılmış olan herhangi bir Devlet, bu Protokole yürürlüğe girmesinden sonra katılabilir.

2. Böyle bir katılma, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tevdiini takip eden 90 gün sonra yürürlüğe girecek bir katılma belgesinin tevdii ile sağlanacaktır.

MADDE 8

1. Her Devlet, imza sırasında veya onay, kabul, tasvip veya katılma belgesini tevdii ederken bu protokolün uygulanacağı ülke veya ülkeleri belirtebilecektir.

2. Her Devlet, onay, kabul, tasvip veya kabul belgesini tevdii ederken veya daha sonra her zaman Avrupa Konseyi Genel Sekreterine hitaben yapacağı beyan ile. Bu Protokolü beyanında belirtilenlerden başka veya Uluslar arası ilişkilerinde sorumlu olduğu veya adına yükümlülük üstlenme yetkisi verilen ülke veya ülkelere teşmil edebilir.

3. Önceki paragraf uyarınca yapılan herhangi bir beyan, bu beyanda belirtilen herhangi bir ülke ile ilgili olarak Avrupa Konseyi Genel Sekreterine hitaben yapılacak bir beyan ile geri alınabilir. Bu geri alma, bildirimin Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından alınmasını takip eden 6 ay sonunda geçerli olacaktır.

MADDE 9

1. Herhangi bir Devlet tarafından Sözleşme hükümlerine konulmuş bulunan rezervler, bu Devlet tarafından Protokolün imzası sırasında veya onay, kabul , tasvip veya katılma belgesini tevdii ederken aksi beyan edilmiş olmadıkça aynı şekilde bu Protokole de uygulanacaktır.

2. Herhangi bir Devlet imza sırasında veya onay, kabul, tasvip veya katılma belgesini tevdii ederken:

a) I. Bölümü kabul etmediğini,
b) II. Bölümü kabul etmediğini, veya bu bölümü sadece muayyen suçlar veya 2. maddede zikredilen suçların muayyen kategorileri ile ilgili olarak kabul ettiğini,
c) III. Bölümü kabul etmediğini, veya sadece 3. maddenin I. Paragrafını kabul ettiğini,
d) IV. Bölümü kabul etmediğini,
e) V. Bölümü kabul etmediğini, bildirmek hakkını saklı tuttuğunu beyan edebilir.

3. Akit Taraflardan biri Avrupa Konseyi Genel Sekreterine hitaben yapılacak ve alındığı tarihten itibaren geçerli olacak bir beyan ile yukarıdaki paragraflara uygun olarak yapmış bulunduğu rezervi geri alabilir.

4. Sözleşmenin bir hükmü ile ilgili olarak koyduğu bir rezervi bu Protokole de uygulayan veya bu Protokolün bir hükmü ile ilgili olarak rezerv koyan Akit bir taraf, bu hükmün bir başka Akit Tarafça uygulanmasını talep edemeyecektir; ununla birlikte, bu Tarafın koyduğu rezerv kısmi veya şartlı ise bu hükmün yerine getirilmesini kendi kabul ettiği nispette talep edebilecektir.

5. Bu Protokol hükümlerine başka rezerv konulamayacaktır.

MADDE 10

Avrupa Konseyi Suç Sorunları Komitesine bu Protokolün uygulanmasından bilgi verilecek ve Komite bu Protokolün uygulanmasından doğabilecek herhangi bir sorunun dostça çözümlenmesini kolaylaştırmak için gerekli olan işlemi yerine getirecektir.

MADDE 11

1. Akit Taraflardan biri, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine hitaben yapacağı bir beyan ile, kendisi için Protokolü fes edebilir.

2. Böyle bir fesih, beyanın Genel Sekreter tarafından alınmasını takip eden 6 ay sonunda yürürlüğe girecektir.

3. Sözleşmenin fes edilmesi otomatikman bu Protokolün de feshi anlamına gelir.

MADDE 12

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Konseye Üye Devletlere ve Sözleşmeye katılan herhangi bir Devlete:

a. Bu Protokolün her imzalanışını;
b. Onay, kabul, tasvip veya katılma belgesinin tevdii olunduğunu;
c. Bu Protokolün 6 ve 7nci maddelerine göre yürürlüğe giriş tarihini;
d. 8nci maddenin 2 ve 3ncü paragrafı hükmüne göre alınan her bildirimi;
e. 9ncu maddenin 1nci paragrafı hükmüne göre alınan her bildirimi;
f. 9ncu maddenin 2nci paragrafına göre konulan her rezervi;
g. 9ncu maddenin 3ncü paragrafı hükmüne göre konulmuş bulunan rezervin geri alınmasını;
h. 11nci madde hükmüne göre alınan her bildirimi ve feshin geçerli olduğu tarihi, bildirecektir.

Yukarıdaki hükümleri onaylama için gereği gibi yetkili kılınmış aşağıda imzaları bulunanlar, işbu Protokolü imzalamışlardır.

Bu Protokol, Fransızca ve İngilizce dillerinde her iki metinde aynı derecede geçerli olmak üzere, tek nüsha halinde Strasbourg’da 17 Mart 1978 tarihinde yapılmıştır. Avrupa Konseyi arşivlerine konulacak olan tek nüshanın aslına uygun onanmış örneklerini Genel Sekreter, imzası ve Protokolü imzalayan ve katılan devletlere gönderilecektir.

SİDAS ve Ek 2 nolu Protokol’ün metinlerine, ülkeler tarafından konulan çekincelere ve taraf devletlerin listesine aşağıdaki linklerden ulaşılabilir:

Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi ‘SİDAS’ (Türkçe)    (İngilizce )
SİDAS’a Taraf Olan Devletler
SİDAS’a Konulan Çekinceler (Türkçe)  (İngilizce)
SİDAS Açıklayıcı Rapor  (İngilizce)
SİDAS’a Ek 2 Nolu Protokol
SİDAS’a Ek 2 Nolu Protokol’e  Taraf  Olan Devletler
SİDAS’a Ek 2 Nolu Protokol’e Konulan Çekinceler (İngilizce)

Paul Ramadier

0

Fransız hukukçu ve eski başbakan Paul Ramadier, tarihinde, La Rochelle’da dünyaya geldi. (Ölümü: 14 Ekim 1961,Rodez)

Toulouse Üniversitesi Hukuk Bölümü’nden mezun oldu ve mesleğe Paris’te avukat olarak başladı.

Paul Ramadier

1911 yılında Roma Hukuku alanında doktora yaptı.

1914 yılında Birinci Dünya Savaşında cepheye gitti, piyade çavuşu iken ağır bir şekilde yaralanarak gazi oldu ve madalya aldı.

Savaştan sonra Cumhuriyetçi Sosyalist Birliği’ne katıldı.

1936 yılında Maden Kaynaklarından Sorumlu Müsteşarlık görevine getirildi.

1938 yılında kısa bir süre Édouard Daladier hükümetinde Çalışma Bakanı oldu. Çalışma Bakanlığı görevinde iken işçi hakları alanında pozitif düzenlemeleri savundu.

1940 yılında Nazi Almanya’sının Fransa’yı mağlup etmesinden sonra Fransa’nın Vichy kentinde kurulan, Almanya’ya bağımlı kukla rejimin lideri Philippe Pétain’e tam yetki verilmesine karşı çıkarak Fransız Direnişine katıldı ve Violette takma adıyla direniş saflarında yer aldı. İkinci Dünya Savaşı ve Holokost yıllarında Yahudileri kurtarmak için yaptıklarından ötürü, Righteous Among the Nations listesine girdi. (Milletler Arası Adil Kişiler listesi)

1944-1945 yılları arasında İkmal Bakanı olarak görev yaptı.

1946-1947 yılları arasında ise Adalet Bakanlığı görevini üstlendi. 1947’de Dördüncü Cumhuriyet Anayasası’nın kabul edilmesinden sonra, Dördüncü Cumhuriyet’in ilk hükümetini kurdu ve 22 Ocak 1947 – 19 Kasım 1947 tarihleri arasında kısa bir süre başbakan olarak görev yaparak hukukçu Fransız Başbakanlar arasında yerini aldı.

Daha sonra çeşitli kabinlerde çalışmaya devam etti. 1948-1949 yılları arasında Savunma Bakanı, 1956-1957 yılları arasında ise Ekonomi ve Maliye Bakanı oldu.

1948 – 1961 yıllarında Uluslararası Çalışma Örgütünde Fransız hükümetinin temsilcisi olarak görev aldı.

14 Ekim 1961 tarihinde yaşamını yitirdi.

İbn-i Haldun

0
İbni Haldun

İbn-i Haldun, modern historiyografinin, sosyolojinin ve iktisatın öncülerinden. 14. yüzyıl düşünürü, devlet adamı ve tarihçidir. Fas Emiri Ebu İnan kendisini bilim meclisine kabul etmiştir. 1362 yılında İspanya’ya giderek eski bir dostu olan Gırnata Emiri Ebu Abdullah Muhammed’in hizmetine girmiştir. Bir süre sonra da Kuzey Afrika’ya dönerek Bicaye’de başvezirlik makamına getirilmiş ve devlet görevlerinin yanında ilmi çalışmalarını da burada devam ettirmiştir.

İbn-i Haldun, 1366’daki yönetim değişikliği üzerine de görevinden ayrılarak kabileler arasında dolaşmaya başlamış, daha sonra 1374 senesinde İspanya’ya dönmek zorunda kalmıştır. Siyasi sürtüşmeler sebebiyle ülkeden çıkarılarak yeniden Afrika’ya gönderilmiştir.

Siyasi çalkantılardan bıkıp usanan İbni Haldun, bu dönemde İbni Selame denilen bir kaleye yerleşmiştir. Kendisini bütünüyle ilmi çalışmalara vererek ünlü eseri Mukaddime’yi 1374’de burada tamamlamıştır.

1382 yılında da Mısır’a giderek Kahire’de bulunan medreselerde müderrislik yapmaya başlamıştır. Ayrıca, Hicaz, Kudüs ve Suriye’ye de seyahatler yapmıştır. İslam bilimlerinin bütün dallarından, fen bilimlerine ve sosyal bilimlere kadar, çağına ulaşan her konuda önemli tahlillerde bulunmuş, Tarih Felsefesinin ve İktisat Biliminin kurucusu olarak kabul edilmiş, insanlık tarihinin ilk sosyoloğu özelliğini kazanmıştır.

İbni Haldun 1406 yılında Kahire’de yaşamını yitirmiştir.

İbn Haldun Eserleri 

Sosyoloji ilminin birçok temel prensiplerini Batılı bilim adamlarından yüzlerce yıl önce ortaya koyan İbn Haldun, tarih, siyaset teorisi ve sosyal psikoloji alanlarında İtalyan Vico ve Makyavelli’ye, sosyal düzenin genel esaslarında Montesquieu’ya, tarih felsefesi sahasında Rousseau ve Auguste Comte’a, devletlerin çöküşü ilkesinde İngiliz tarihçi Edward Gibban’a, pedagoji dalında ise William James ve Herbert Spencer’e ışık tutan metotlar belirlemiş, birçok eser yazmıştır.

İbn Rüşd felsefesi hakkında bir risale

Kitab el-Mantık

Kitab el-Hisab

Marakeş sultanına yazılan bir risale

Şiire dair bir risale

Kaside-i Bürde şerhi

Mukaddime

İbn-i Haldun’un en ünlü eseri Mukaddime’dir. Mukaddime, tarih, iktisat, sosyoloji ve siyaset gibi birçok sosyal bilim için temel teşkil eden görüşleri içinde barındırmaktadır. İbn-i Haldun, eserini 1375 yılında Kal’atu ibn Seleme adlı kalede Beni Arif kabilesinin himayesinde yaşadığı dönemde kaleme almıştır. İbn-i Haldun, Mukaddime’yi büyük tarih kitabı Kitâbu’l-İber’in birinci cildi olarak tasarlamış, yazdıktan sonra üzerinde defalarca değişiklikler yapmış, bazı bölümleri çıkarıp bazı bölümler eklemiş ve yeniden düzenlemiştir. Zamanla eserin farklı versiyonları oluşmuş, bu farklı versiyonlar da sonradan başkaları tarafından çoğaltılmıştır. Mukaddime’nin en değerli kopyaları Türkiye kütüphanelerinde bulunmaktadır.

Prof. Dr. Ahmet Arslan, İbni Haldun’un toplum bilimi, tarih ve siyaset konularındaki görüşleriyle, din-felsefe ilişkileri üzerine çözümlemelerini “İbni Haldun” isimli kitapta yorumlamıştır.

TBMM’nin Memlekete Beyannamesi

0

Anadolu’nun her köşesinden gelen vekillerinizin teşkil ettiği Büyük Millet Meclisi; olanı biteni dinleyip anladıktan sonra millete hakikati söylemeğe lüzum gördü. İngilizler tarafından satın alınan ve milleti bir­birine düşürmek maksadını güden bazı hainler sizi aldatmak için türlü türlü yalanlar söylüyorlar. İzmir vilâyetinin, Antalya’nın, Adana’nın, Ayıntab, Maraş ve Urfa havalisinin düşmanlar tarafından işgali üzerine silâhına sarılan milletdaş ve dindaşlarınızı yine size mahv ettirmek için ve padişah ve halifeye isyan sözünü ortaya atıyorlar. Millet Meclisi ha­life ve padişahımızı düşman tazyikinden kurtarmak, Anadolu’nun par­ça parça şunun bunun elinde kalmasına mani olmak, Pây-ı tahtımızı yine anavatana bağlamak için çalışıyor. Biz vekilleriniz Cenâb-ı Hakk ve Resûl-i Ekremin namına yemin ederiz ki padişaha, halifeye isyan sözü bir yalandan ibarettir ve bundan maksat vatanı müdâfaa eden kuvvetleri, aldatılan müslümanların elleriyle mahv etmek ve memleketi sahipsiz müdafaasız bırakarak elde etmektir. Hind’in, Mısır’ın başına gelen hâlden mübarek vatanımızı kurtarmak için İngiliz casusları­nın sizi aldatmak üzere uydurdukları yalana inanmayın! İzmir’ini, Adana’sını, Urfa ve Maraş’ını, velhasıl vatanın düşman istilâsına uğramış kısımlarını müdâfaa edenleri din ve milletlerinin şerefi için kan döken kardaşlarınızı arkadan size vurdurmak isteyen alçakları dinlemeyin ve onları Millet Meclisi’nin kararı üzerine cezalandıracak olanlara yardım edin, tâ ki din son yurdunu kaybetmesin, tâ ki milletimiz köle olmasın. Biz birlik oldukça düşman üzerimize gelemeyeceğini resmen ilân etti. Onun candan özlediği aramızda nifak ve şikaktır. Allah’ın laneti düş­mana yardım eden hainlerin üzerinde olsun ve rahmet ve tevfik-i halife ve padişahımızı millet ve vatanı kurtarmak için çalışanların üzerinden eksik olmasın.

25 Nisan 1336 (1920)

Büyük Millet Meclisinin Emriyle

Reis Mustafa Kemal

6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanuna İlişkin Uygulama Yönetmeliği.

0

6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanuna İlişkin Uygulama Yönetmeliği, 8 Mart 2012 tarihinde mecliste kabul edilerek 20 Mart 2012 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan 6284 Sayılı Kanunun uygulamasını göstermek üzere Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından 18 Ocak 2013 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.  

6284 SAYILI AİLENİN KORUNMASI VE KADINA KARŞI ŞİDDETİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUNA İLİŞKİN UYGULAMA YÖNETMELİĞİ

BİRİNCİBÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Amaç ve kapsam
MADDE 1

(1) Bu Yönetmelik, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınlar, çocuklar, aile bireyleri ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi ile şiddet uygulayan veya uygulama ihtimali olan kişiler hakkında şiddetin önlenmesine yönelik tedbirler ile bu tedbirlerin alınması ve uygulanmasına ilişkin usul ve esasları kapsar.

Dayanak
MADDE 2

(1) Bu Yönetmelik, 8/3/2012 tarihli ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunun 22 nci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar ve kısaltmalar
MADDE 3

(1) Bu Yönetmelikte geçen;
a) Aydınlatılmış rıza: Korunan kişinin kendisi hakkında verilebilecek tedbir kararının anlayabileceği bir biçimde sebepleri, aşamaları ve sonuçları hakkında açıklama yapılarak bilgilendirilmesi ve özgür iradesi ile bu hususların tamamını anlayıp kabul ettiğine dair yazılı beyanını,
b) Bakanlık: Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığını,
c) Gecikmesinde sakınca bulunan hal: Kolluk tarafından yapılacak tahkikat ve risk değerlendirilmesi sonucunda, derhal işlem yapılmadığı takdirde, şiddet eyleminin önlenememesi, kişinin can güvenliği, hak ve hürriyetlerinin korunmasının tehlikeye girmesi, korunan kişinin zarar görmesi, şiddet eyleminin iz, eser, emare ve delillerinin kaybolması, şiddet uygulayanın kaçması veya kimliğinin tespit edilememesi gibi ihtimallerin ortaya çıkması ve resen veya ilgilinin talebi üzerine mülki amirden ya da hâkimden karar almak için yeterince vakit bulunamaması halini,
ç) Geçici koruma: Hayati tehlikesi bulunan şiddet mağdurunun kolluk tarafından gerektiğinde her türlü teknik cihaz ve donanımlarla, yirmi dört saat esasına göre kesintisiz olarak, şiddet uygulayan veya uygulama tehlikesi bulunan kişilerden gelebilecek tehlikelerden korunması amacıyla yerine getirilen tedbiri,
d) Genel Müdürlük: Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünü,
e) Hâkim: Aile mahkemesi hâkimini,
f) Hayati tehlike: Bir kimsenin ölümle sonuçlanabilecek bir şiddet olayına maruz kalması ya da kalma ihtimalinin bulunması halini,
g ) İhbar ve şikâyet: İhbar, üçüncü kişiler tarafından ilgili makam veya mercilere olayın yazılı, sözlü veya başka bir suretle bildirilmesini; şikâyet, şiddet mağdurunun şiddet veya şiddet tehlikesi halinde ilgili makam veya mercilere müracaat etmesini,
ğ) Kanun: 8/3/2012 tarihli ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunu,
h) Kolluk: Polis, jandarma ve sahil güvenlik birimlerini,
ı) Kolluk amiri: Hakkında tedbir kararı verilen kişilerin yerleşim yeri veya bulunduğu ya da tedbirin uygulanacağı yerdeki Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından atamalarındaki usule göre konu ile yetkili ve görevli kolluk biriminin komutanını/amirini,
i) Konukevi: Fiziksel, duygusal, cinsel, ekonomik veya sözlü istismara veya şiddete uğrayanların, şiddetten korunması, psiko-sosyal ve ekonomik sorunlarının çözülmesi, güçlendirilmesi ve bu dönemde şiddet mağdurlarının varsa çocukları ile birlikte ihtiyaçlarının da karşılanmak suretiyle geçici süreyle kalabilecekleri ve konukevi, sığınmaevi, kadın sığınağı, kadınevi, şefkatevi ve benzeri adlarla açılan yatılı sosyal hizmet kuruluşunu,
j) Korunan kişi: Tedbir kararı kapsamında korunan şiddet mağdurunu ve varsa beraberindeki çocukları, aile bireylerini ve tek taraflı ısrarlı takip mağdurunu,
k) Koruyucu tedbir kararı: Kanun kapsamında belirtilen merciler tarafından korunan kişi hakkında olayın niteliği dikkate alınarak hükmedilecek tedbirlere ilişkin kararı,
l) Müdürlük: Aile ve Sosyal Politikalar il veya ilçe müdürlüğünü,
m) Şiddet: Kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranışı,
n) Şiddet mağduru: Mütekabiliyet ilkesi çerçevesinde uyruğuna bakılmaksızın, Kanunda şiddet olarak tanımlanan tutum ve davranışlara doğrudan veya dolaylı olarak maruz kalan ya da kalma tehlikesi bulunan kişiyi ve şiddetten etkilenen veya etkilenme tehlikesi bulunan kişiyi,
o) Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi (ŞÖNİM): Şiddetin önlenmesi ile koruyucu ve önleyici tedbirlerin etkin bir biçimde uygulanmasına yönelik güçlendirici ve destekleyici danışmanlık, rehberlik, yönlendirme ve izleme hizmetlerinin verildiği, yeterli ve gerekli personelin görev yaptığı ve tercihen kadın personelin istihdam edildiği, çalışmaların yedi gün yirmi dört saat esasına göre yürütüldüğü merkezi,
ö) Şiddet uygulayan: Kanunda şiddet olarak tanımlanan tutum ve davranışları uygulayan veya uygulama tehlikesi bulunan kişiyi,
p) Önleyici tedbir kararı: Kanunda belirtilen merciler tarafından şiddet uygulayan veya uygulama tehlikesi bulunan kişi hakkında, olayın niteliği dikkate alınarak hükmedilecek tedbirlere ilişkin kararı,
r) Şikâyet mercileri: Kolluğu, mülki amiri, Cumhuriyet başsavcılığını, hâkimi, Bakanlığın ilgili birimlerini,
s) Tedbir kararı: Kanun kapsamında, şiddet mağduru ve şiddet uygulayan hakkında hâkim, mülkî amir veya kolluk tarafından, talep veya ihbar üzerine ya da resen verilecek kararı,

ş) Tek taraflı ısrarlı takip: Aralarında aile bağı veya ilişki bulunup bulunmadığına bakılmaksızın , şiddet uygulayanın, şiddet mağduruna yönelik olarak, güvenliğinden endişe edecek şekilde fiziki veya psikolojik açıdan korku ve çaresizlik duygularına sebep olacak biçimde, içeriği ne olursa olsun fiili, sözlü, yazılı olarak ya da her türlü iletişim aracını kullanarak ve baskı altında tutacak her türlü tutum ve davranışı, ifade eder.

İKİNCİBÖLÜM
İhbar ve Şikâyet
İhbar ve şikâyet
MADDE 4

(1) Kişinin, şiddete uğraması veya şiddete uğrama tehlikesi altında bulunması halinde herkes durumu yazılı, sözlü veya başka bir suretle ilgili makam ve mercilere ihbar edebilir. Şiddet veya şiddete uğrama tehlikesinden haberdar olan kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ise durumu derhal, şikâyet mercilerine bildirmek zorundadır.
(2) Şiddet mağduru, şiddet veya şiddete uğrama tehlikesine maruz kalması halinde durumu şikâyet mercilerine yazılı, sözlü veya başka bir şekilde bildirebilir.
(3) Şikâyet mercileri Kanun kapsamındaki görevlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür.
(4) Müdürlük veya ŞÖNİM’e yapılan şikâyet ve ihbarlar, bunlar tarafından olayın özelliğine göre, kolluğa, mülki amire, Cumhuriyet başsavcılığına veya hâkime gecikmeksizin bildirilir.
(5) Sözlü yapılan şikâyet ve ihbarlar derhal tutanağa geçirilir.

Yapılacak işlemler
MADDE 5

(1) Kolluk, kendisine yapılan ihbar veya şikâyet üzerine genel hükümler doğrultusunda gerekli işlemleri yapar. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Kanun kapsamında almış olduğu koruyucu ve önleyici tedbirleri onaylanmak üzere tedbirin niteliğine göre mülki amire veya hâkime sunar. Kolluk, kendisine intikal eden her olay hakkında gecikmeksizin en seri vasıtalarla ŞÖNİM’e bilgi verir.
(2) Cumhuriyet başsavcılığı, yapılan ihbar ve şikâyet üzerine evrakın bir örneğini ivedilikle olayın niteliğine göre uygulanabilecek olan koruyucu veya önleyici tedbir hakkında karar verilmek üzere hâkime veya mülki amire gönderir.
(3) Mülki amire yapılan ihbar veya şikâyet üzerine Kanunun 3 üncü maddesinde belirtilen koruyucu tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere karar verilebilir. Ayrıca mülki amir olayın niteliğine göre şikâyet veya ihbarı, kolluğa veya Cumhuriyet başsavcılığına bildirir.
(4) Hâkim veya mülki amir tarafından verilen kararlar ivedilikle ŞÖNİM’e bildirilir.

ÜÇÜNCÜBÖLÜM
Tedbir Kararları Mülkî amir tarafından verilecek koruyucu tedbir kararları
MADDE6

(1) Kanun kapsamında korunan kişilerle ilgili olarak aşağıdaki tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere delil veya belge aranmaksızın mülkî amir tarafından ilgilinin talebi, Bakanlık veya kolluk görevlilerinin başvurusu üzerine ya da resen karar verilebilir:
a) Kendisine ve gerekiyorsa beraberindeki çocuklara, bulunduğu yerde veya başka bir yerde uygun barınma yeri sağlanması,
b) Diğer kanunlar kapsamında yapılacak yardımlar saklı kalmak üzere, geçici maddi yardım yapılması,
c) Psikolojik, meslekî, hukukî ve sosyal bakımdan rehberlik ve danışmanlık hizmeti verilmesi,
ç) Hayatî tehlikesinin bulunması hâlinde, ilgilinin talebi üzerine veya resen geçici koruma altına alınması,
d) Gerekli olması hâlinde, korunan kişinin çocukları varsa çalışma yaşamına katılımını desteklemek üzere dört ay, kişinin çalışması hâlinde ise iki aylık süre ile sınırlı olmak kaydıyla, on altı yaşından büyükler için her yıl belirlenen aylık net asgari ücret tutarının yarısını geçmemek ve belgelendirilmek şartıyla Bakanlık bütçesinin ilgili tertibinden karşılanmak suretiyle kreş imkânının sağlanması.

Barınma yerinin sağlanması
MADDE7

(1) Hakkında barınma yeri sağlanmasına karar verilen kişiler, Bakanlığa ait veya Bakanlığın gözetimve denetimi altında bulunan yerlerde; barınma yerlerinin yetersiz kaldığı hâllerde ise mülkî amirin, acele hâllerde kolluğun veya Bakanlığın talebi üzerine kamu kurum ve kuruluşlarına ait sosyal tesis, yurt veya benzeri yerlerde güvenli nakli sağlanıncaya kadar geçici olarak barındırılır.
(2) Korunan kişi varsa beraberindeki çocukları ile birlikte ŞÖNİM tarafından Bakanlığa bağlı veya Bakanlığın denetimi altında bulunan barınma yerlerine güvenli nakli sağlanıncaya kadar, bedeli ödenerek ve geçici barınmanın sağlandığı yer kolluğu tarafından kişinin güvenliği sağlanarak sosyal tesis, yurt ve benzeri yerlerde geçici olarak barındırılır. Barınma ve iaşe giderleri, ŞÖNİM tarafından ödenir. Korunan kişinin yerleştirildiği yere ilişkin bilgi ŞÖNİM’e bildirilir. ŞÖNİM kişinin talebini de dikkate alarak uygun ilk kabul birimi veya konukevi hizmeti verilecek yeri belirler ve korunan kişinin buraya yerleştirilmesini sağlar.
(3) Korunan kişi ve beraberindeki çocukların hayati tehlikesinin bulunması halinde konukevi, ilk kabul birimi veya diğer tesislere güvenli bir şekilde yerleştirilmesine kolluk tarafından refakat edilir. ŞÖNİM tarafından il içi ve il dışı nakillerde ulaşım için araç tahsis edilir ve ulaşım giderleri ile korunan kişinin zorunlu giderleri karşılanır.
(4) Barınma yeri sağlanması tedbirinin kolluk amirince uygulandığı veya korunan kişinin kollukta bulunduğu hallerde, kolluk tarafından kişi ŞÖNİM’e ivedilikle
ulaştırılır. Bunun mümkün olmaması halinde barınma ve iaşe giderleri Bakanlık bütçesinin ilgili tertibinden karşılanmak üzere kendisine ve beraberindekilere geçici barınma imkânı, ikinci fıkrada belirtilen şekilde sağlanır.
(5) Mülki amirin veya kolluk amirinin kararı ile kamu kurum ve kuruluşlarına ait barınma yerlerine getirilen şiddet mağduru, başka herhangi bir karar veya onay aranmaksızın barınma yerine derhal kabul edilir.
(6) Resen hakkında barınma yeri sağlanması tedbirine karar verilen kişinin barınma yerinde kalmak istememesi halinde aydınlatılmış rızası alınarak kalmak istediği yere ŞÖNİM tarafından ulaştırılır. Kişinin hayati tehlikesinin bulunması halinde kolluk refakati talep edilir.

Geçici maddi yardım yapılması
MADDE8

(1) Korunan kişi hakkında Kanunun 17 nci maddesi uyarınca geçici maddi yardım yapılır.
(2) Tedbir kararı, ilgiliye tefhim veya tebliğ edilir ve yerine getirilmek üzere ŞÖNİM’e gönderilir.
(3) Geçici maddi yardım kararı ile on altı yaşından büyükler için her yıl belirlenen aylık net asgari ücret tutarının otuzda birine kadar günlük ödeme yapılır.
Korunan kişinin birden fazla olması hâlinde, ilave her bir kişi için bu tutarın yüzde yirmisi oranında ayrıca ödeme yapılır. Ancak, ödenecek tutar hiçbir şekilde belirlenen günlük ödeme tutarının bir buçuk katını geçemez. Korunan kişilere barınma yeri sağlanması hâlinde bu fıkrada belirlenen tutarlar yüzde elli oranında azaltılarak uygulanır.
(4) Geçici maddi yardım, korunan kişinin kimlik numarası ve banka hesap numarası beyanına istinaden, kararın ŞÖNİM’e tebliğ edilmesini müteakiben hazırlanan bordro ile ödenir. Bordro, her ayın on beşinde ve otuzunda düzenlenerek tahakkuk eden meblağ ilgililerin banka hesabına yatırılır. Aynı tedbir kararında birden fazla kişi hakkında geçici maddi yardım yapılmasına dair karar verilmesi halinde bu kişiler aynı bordroda gösterilir ve ödemeler aynı banka hesap numarasına yapılır. Ödeme evrakına karar örneği eklenir. Geçici maddi yardıma dair ödemelere kararın geçerliliği süresince devam edilir. Geçici maddi yardım yapılmasının kaldırılmasına ya da değiştirilmesine karar verilmesi halinde kararın geçerli olduğu gün üzerinden hesaplanarak ödeme yapılır. Korunan kişiye elden ödeme yapılmaz.
(5) Geçici maddi yardımlar için yapılan ödemeler, Bakanlık bütçesine, geçici maddi yardımlar için konulan ödenekten karşılanır. Geçici maddi yardıma ilişkin ödemelerin gerialımı 42 nci maddede belirtilen esaslara göre yapılır.
(6) Diğer Kanunlara göre yapılan yardımlar, geçici maddi yardım yapılması tedbirine karar verilmesine engel olmaz.
(7) Bu madde kapsamında yapılan ödemeler, gelir vergisi ile veraset ve intikal vergisinden, bu ödemeler için düzenlenen kâğıtlar ise damga vergisinden istisnadır.

Rehberlik ve danışmanlık hizmeti
MADDE 9

(1) Korunan kişiye, kişinin psikolojik ve sosyo-ekonomik durumu değerlendirilerek, hakları, destek alabileceği kurumlar, meslek edindirme kurslarına katılmasına yönelik faaliyetlerde bulunmayı da kapsayacak şekilde iş bulma ve benzeri konularda gelişmesi ve uyum sağlaması, gerekli olan seçimleri, yorumları, planları yapması ve kararları vermesine yarayacak bilgi ve becerileri kazandırmak ve psikolojik destek sağlamak üzere ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile işbirliği içerisinde gerekli hizmetler verilir.
(2) Korunan kişinin hukuki rehberliğe ihtiyacı olması halinde 48 inci madde ile düzenlenen davalara müdahil olmayı da içeren gerekli destek ve danışmanlık hizmeti verilir.
(3) Bu hizmetlerin yerine getirilmesinde koordinasyon ŞÖNİM tarafından sağlanır.

Geçici koruma altına alınma
MADDE10

(1) Mülkî amir veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kolluk amiri tarafından, olayın niteliği, şikâyet ve ihbar göz önünde bulundurularak şiddet mağdurunun hayati tehlikesinin bulunması halinde ilgilinin talebi üzerine veya resen geçici koruma altına alma tedbiri verilir.
(2) Geçici koruma altına alınma tedbir kararının yerine getirilmesinden, hakkında koruyucu tedbir kararı verilen kişilerin yerleşim yeri, bulunduğu veya tedbirin uygulanacağı yerdeki kolluk görevli ve yetkilidir. Korunan kişi acil durumlarda hemen, diğer hallerde ise yirmi dört saat öncesinden gideceği yere ilişkin olarak görevli ve yetkili kolluğa bilgi verir. Kolluk tarafından korunan kişinin gideceği yerdeki kolluk gecikmeksizin haberdar edilir ve tedbir kararı uygulanmaya devam olunur.
(3) Korunan kişinin ne şekilde koruma altına alınacağı, şiddet mağduruna yönelik muhtemel tehdit ve risk göz önüne alınarak şiddet mağduru ve şiddet uygulayanın durumunun değerlendirilmesi suretiyle 11/11/2008 tarihli ve 27051 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhuriyet Başsavcılıkları ve Mahkemelerce Alınacak Tanık Koruma Tedbirlerine İlişkin Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelikte yer alan fiziki koruma tedbirleri hâkim veya mülki amir tarafından, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kolluk tarafından belirlenir.
(4) Korunan kişiye, geçici koruma kararının kapsam ve içeriği, şiddet veya şiddete uğrama tehlikesinin varlığı halinde arayabileceği telefon numaraları, kolluğun sorumlulukları, hangi durumlarda kolluğa bilgi vermesi gerektiği, hangi kolluk biriminin geçici koruma hizmetinden sorumlu olduğu ve benzeri hususlar, kolluk tarafından açıklanarak tutanağa geçirilir ve tebliğ edilir.

Kreş imkânı sağlanması
MADDE 11

(1) Çocuk sahibi olan korunan kişinin çalışmaması halinde, çalışma yaşamına katılımını desteklemek üzere dört ay, çalışması hâlinde ise iki aylık süre ile sınırlı olmak, on altı yaşından büyükler için her yıl belirlenen aylık net asgari ücret tutarının yarısını geçmemek ve belgelendirilmek şartıyla Bakanlık bütçesinin ilgili tertibinden karşılanmak üzere kreş imkânı sağlanması tedbiri verilir.
(2) Korunan kişi, çocuğun kamuya ait veya özel kreşe kaydedildiğine veya kreşe devam ettiğine dair belge ile aylık kreş bedelini gösterir belgeyi Müdürlüğe ibraz eder. Müdürlük birinci fıkra uyarınca gerekli işlemleri yerine getirir ve hizmetin alınması süresi üzerinden aylık olarak ödeme yapar. Çocuk bir aydan daha kısa bir süre faydalanmış ise hizmet aldığı gün üzerinden ödeme yapılır.
(3) Kreş bedelinin birinci fıkrada belirtilen tutardan az olması halinde belgedeki tutar, fazla olması halinde ise birinci fıkrada belirtilen tutar ödenir. Bu ödemeler Müdürlük tarafından kreşe yapılır.
(4) Kreş imkânı sağlanmasına dair tedbirin suiistimalinin öğrenilmesi halinde ödenen meblağ korunan kişiden tahsil edilir.

Hâkim tarafından verilecek koruyucu tedbir kararları
MADDE 12

(1) Kanun kapsamında korunan kişilerle ilgili olarak hâkim tarafından, ilgilinin talebi, Bakanlık veya kolluk görevlilerinin ya da Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine veya resen, şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaksızın aşağıdaki koruyucu tedbirlerden birine, birkaçına veya olayın özelliğine göre mülki amir tarafından alınabilecek tedbirler de dâhil olmak üzere, uygun görülecek benzer tedbirlere karar verilebilir:
a) İş yerinin değiştirilmesi.
b) Kişinin evli olması hâlinde müşterek yerleşim yerinden ayrı yerleşim yeri belirlenmesi.
c) 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunundaki şartların varlığı hâlinde ve korunan kişinin talebi üzerine tapu kütüğüne aile konutu şerhi konulması.
ç) Korunan kişi bakımından hayatî tehlikenin bulunması ve bu tehlikenin önlenmesi için diğer tedbirlerin yeterli olmayacağının anlaşılması hâlinde ve ilgilinin aydınlatılmış rızasına dayalı olarak 27/12/2007 tarihli ve 5726 sayılı Tanık Koruma Kanununa göre kimlik ve ilgili diğer bilgi ve belgelerinin değiştirilmesi.

İşyerinin değiştirilmesi
MADDE 13

(1) Hâkim tarafından, korunan kişinin tabi olduğu ilgili mevzuat hükümlerine göre, talebinin bulunması halinde veya onayı alınmak suretiyle işyerinin bulunduğu il içinde ya da il dışında değiştirilmesine karar verilebilir.
(2) Karar hâkim tarafından, korunan kişi bakımından en uygun koşullar göz önüne alınarak yerine getirilmek üzere korunan kişinin iş yerine tebliğ edilir.
(3) Karar yetkili kurum veya kişi tarafından yerine getirilir. İş yeri değiştirilmesine dair tedbir kararının kaldırılması halinde de karar işyerine tebliğ edilir.

Ayrı yerleşim yeri belirlenmesi
MADDE 14

(1) Hâkim tarafından, korunan kişinin talebi üzerine kişinin evli olması hâlinde müşterek yerleşim yerinden ayrı bir yerleşim yeri belirlenebilir.
(2) Hakkında ayrı yerleşim yeri belirlenmesine dair tedbir kararı verilen kişinin müracaatı üzerine, nüfus müdürlüğü tarafından kişinin talebine uygun olarak adresle ilgili işlemler yerine getirilir.

Aile konutu şerhi
MADDE 15

(1) Hâkim tarafından, Türk Medenî Kanunundaki şartların varlığı hâlinde ve korunan kişinin talebi üzerine tapu kütüğüne, aile konutu şerhi konulması kararı verilebilir.
(2) Karar, hâkim tarafından ivedilikle yerine getirilmek üzere ilgili tapu sicil müdürlüğüne gönderilir.

Kimlik ve diğer bilgi ve belgelerin değiştirilmesi
MADDE 16

(1) Kimlik ve diğer bilgi ve belgelerin değiştirilmesi tedbiri, hâkim tarafından, korunan kişinin hayati tehlikesinin bulunması ve bu tehlikenin önlenmesi için diğer tedbirlerin yeterli olmayacağının anlaşılması hâlinde, ilgilinin aydınlatılmış rızasına dayanılarak Tanık Koruma Kanunu hükümlerine göre verilen tedbir kararıdır.
(2) Karar, İçişleri Bakanlığınca gereği yerine getirilmek üzere hâkim tarafından Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir.
(3) Cumhuriyet başsavcılığınca bu karar İçişleri Bakanlığına ivedilikle gönderilir. Karar üzerine yapılan işlemin sonucu, İçişleri Bakanlığı tarafından Cumhuriyet başsavcılığına bildirilir.

Hâkim tarafından verilecek önleyici tedbir kararları
MADDE 17

(1) Hâkim tarafından şiddet uygulayanlarla ilgili olarak aşağıdaki önleyici tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere karar verilebilir:
a) Şiddet mağduruna yönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmaması.
b) Müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi.
c) Korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları konuta, okula ve işyerine yaklaşmaması.
ç) Çocuklarla ilgili daha önce verilmiş bir kişisel ilişki kurma kararı varsa, kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde kurulması, kişisel ilişkinin sınırlanması ya da tümüyle kaldırılması.
d) Gerekli görülmesi hâlinde korunan kişinin, şiddete uğramamış olsa bile yakınlarına, tanıklarına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin hâller saklı kalmak üzere çocuklarına yaklaşmaması.
e) Korunan kişinin şahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zarar vermemesi.
f) Korunan kişiyi iletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsız etmemesi.
g) Bulundurulması veya taşınmasına kanunen izin verilen silahları kolluğa teslim etmesi.
ğ) Silah taşıması zorunlu olan bir kamu görevi ifa etse bile bu görevi nedeniyle zimmetinde bulunan silahı kurumuna teslim etmesi.
h) Korunan kişilerin bulundukları yerlerde alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmaması ya da bu maddelerin etkisinde iken korunan kişilere ve bunların bulundukları yerlere yaklaşmaması, bağımlılığının olması hâlinde, hastaneye yatmak dâhil, muayene ve tedavisinin sağlanması.
ı) Bir sağlık kuruluşuna muayene veya tedavi için başvurması ve tedavisinin sağlanması.
(2) Hâkim, 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununda yer alan koruyucu ve destekleyici tedbirler ile Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre
velayet, kayyım, nafaka ve kişisel ilişki kurulması hususlarında da karar verebilir.
(3) Şiddet uygulayan, aynı zamanda ailenin geçimini sağlayan veya katkıda bulunan kişi ise hâkim, Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre nafakaya hükmedilmemiş olması kaydıyla, şiddet mağdurunun yaşam düzeyini göz önünde bulundurarak talep edilmese dahi tedbir nafakasına hükmedebilir. Tedbir nafakasının tahsiline ilişkin hususlar 43 üncü maddedeki usul ve esaslara göre yerine getirilir.

Şiddet tehdidinde veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmama
MADDE 18

(1) Hâkim tarafından, şiddet uygulayanın korunan kişiye karşı tehdit, hakaret, aşağılama veya küçük düşürme ve benzeri söz ve davranışlarda bulunmamasına ilişkin olarak karar verilebilir.

Uzaklaştırma ve konutun korunan kişiye tahsisi
MADDE 19

(1) Hâkim tarafından şiddet uygulayanın, korunan kişi ile birlikte oturdukları müşterek konuttan uzaklaştırılarak, konutun korunan kişiye tahsis edilmesine ilişkin karar verilebilir.
(2) Mülki amir ya da hâkim, talep edilmesi hâlinde korunan kişiye, şiddet uygulayana ya da bu kişilerin yakınlarına ait kişisel eşya ve belgelerin kolluk marifetiyle kendilerine teslim edilmesine karar verebilir. Teslim edilecek kişisel eşya ve belgeler, tedbir kararında gösterilir.
(3) Bu tedbirin uygulanması, şiddet uygulayanın uzaklaştırıldığı konutun kira, elektrik, su, telefon, doğalgaz ve benzeri giderlerini karşılamaya devam etmesine engel teşkil etmez. Hâkim şiddet uygulayanın, koruma kararı süresince aile konutunun kira sözleşmesini feshetmemesine, kamu konutu tahsisinin kaldırılması yönünde talepte bulunmamasına ve bu tür yükümlülüklerinin devamı ile uygun göreceği diğer tedbirlere de karar verebilir.
(4) Kira sözleşmesine ilişkin tedbir kararı kiralayana, kamu konutu tahsisinin kaldırılmamasına yönelik tedbir kararı ise ilgili kamu kurumuna bildirilir.

Korunan kişinin bulunduğu yere yaklaşmama
MADDE 20

(1) Hâkim tarafından, şiddet uygulayanın korunan kişiye, konuta, okula, işyerine ve korunan kişinin bulunabileceği sair yerlere yaklaşmamasına ilişkin karar verilebilir.

Çocukla kişisel ilişki kurulmasının sınırlandırılması
MADDE 21

(1) Hâkim tarafından daha önce verilmiş, çocukla kişisel ilişki kurma kararı varsa kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde yapılmasına veya durumun özelliğine göre sınırlandırılmasına ya da tümüyle kaldırılmasına ilişkin karar verilebilir.

Yakınlara, tanıklara ve çocuklara yaklaşmama
MADDE 22

(1) Hâkim tarafından gerekli görülmesi hâlinde, şiddet uygulayanın, şiddete uğramamış olsa bile korunan kişinin, yakınlarına, şiddetin tanıklarına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin hâller saklı kalmak üzere çocuklarına yaklaşmamasına ilişkin karar verilebilir.

Eşyalara zarar vermeme
MADDE 23

(1) Hâkim tarafından, şiddet uygulayanın, korunan kişinin şahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zarar vermemesine yönelik karar verilebilir.

İletişim araçlarıyla rahatsız etmeme
MADDE 24

 (1) Hâkim tarafından, şiddet mağdurunun korunması  amacıyla, şiddet uygulayanın görsel, işitsel, yazılı, internet ve benzeri iletişim araçlarıyla ya da sair surette korunan kişiyi rahatsız etmemesine yönelik karar verilebilir.

Silah teslimi
MADDE25

(1) Hâkim tarafından, şiddet mağdurunun korunması amacıyla şiddet uygulayana ait silâhların kolluğa teslimine ve tedbir süresinin sonuna kadar emanetine yönelik karar verilebilir.

Kamu görevi nedeniyle kullanılan silahın teslimi
MADDE 26

(1) Hâkim tarafından, şiddet uygulayanın, silah taşıması zorunlu olan bir kamu görevi ifa etse bile bu görevi nedeniyle zimmetinde bulunan silahı kurumuna teslim etmesine yönelik karar verilebilir.
(2) Silahı teslim alan kurum amiri, karar süresinin sonuna veya tedbirin değiştirildiğine ya da kaldırıldığına dair yeni bir karar verilmedikçe birinci fıkra hükümlerine göre verilen tedbir kararını uygulamaya devam eder ve silahı hiçbir şekilde iade etmez.
(3) Silahın teslim alınması ve iadesi işlemleri kurum amiri, şiddet uygulayan ve bir tanık arasında imzalanan tutanak ile yerine getirilir.

Alkol veya uyuşturucu ya da uyarıcı madde kullanmama ve bağımlılık halinde muayene ve tedavi
MADDE27

(1) Hâkim tarafından, şiddet uygulayanın, korunan kişilerin bulundukları yerlerde alkol, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmaması ya da bu maddelerin etkisinde iken korunan kişilere ve bunların bulundukları yerlere yaklaşmaması, bağımlılığının olması hâlinde, hastaneye yatmak dâhil, muayene ve tedavisinin sağlanmasına yönelik karar verilebilir.
(2) Hakkında önleyici tedbir kararı verilen kişinin, bir sağlık kuruluşunda muayene veya tedavi olmasının sağlanması ve sonuçları ile tedbirin kişi üzerindeki etkilerinin takibi ŞÖNİM tarafından ilgili kurum veya kuruluş ile koordinasyon içerisinde yerine getirilir. ŞÖNİM olayın özelliğine göre bu kararın yerine getirilmesi sırasında kolluktan yardım isteyebilir.
(3) Hakkında tedbir kararı verilen kişinin sağlık kuruluşunda tedaviyi reddetmesi halinde durum tutanakla tespit edilerek ivedilikle Cumhuriyet başsavcılığına ve ŞÖNİM’e bildirilir.
(4) Bu tedbirin uygulanmasına ilişkin giderler, 44 üncü maddenin üçüncü fıkrasındaki usul ve esaslara göre karşılanır.

Bir sağlık kuruluşunda muayene ve tedavi
MADDE28

(1) Hâkim tarafından şiddet uygulayanın, şiddet eğilimine yol açan davranışlarını önlemek amacıyla, sağlık kuruluşuna muayene veya tedavisi için başvurması ve tedavisinin sağlanmasına yönelik karar verilebilir.
(2) Şiddet uygulayanın muayene ve tedavisinin sağlanmasına karar verilmesi halinde, illerde il halk sağlığı müdürlüğüne, ilçelerde toplum sağlığı merkezine başvurulması zorunludur.
(3) Şiddet uygulayan, illerde il halk sağlığı müdürlüğü varsa ruh sağlığı şubesi tarafından, ilçelerde toplum sağlığı merkezi tarafından kamuya ait sağlık kuruluşuna sevk edilir. İlgilinin tedaviyi sürdürüp sürdürmediği ve yapılan işlemin sonucu bu birimler tarafından ŞÖNİM’e bildirilir.
(4) Hakkında tedbir kararı verilen kişinin sağlık kuruluşunda tedaviyi reddetmesi halinde durum tutanakla tespit edilerek ivedilikle Cumhuriyet başsavcılığına ve ŞÖNİM’e bildirilir.
(5) Bu tedbirin uygulanmasına ilişkin giderler, 44 üncü maddenin üçüncü fıkrasındaki usul ve esaslara göre karşılanır.

Kolluk amiri tarafından alınabilecek tedbirler
MADDE 29

(1) Mülkî amir tarafından alınabilecek barınma yeri sağlanmasına ve geçici koruma altına alınmasına ilişkin tedbirler, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ilgili kolluk amirince de alınabilir. Kolluk amiri, evrakı en geç tedbirin alındığı tarihi takip eden ilk işgünü içinde mülkî amirin onayına sunar. Mülkî amir tarafından kırk sekiz saat içinde onaylanmayan tedbirler kendiliğinden kalkar.
(2) 18, 19, 20 ve 22nci maddelerde belirtilen ve hâkim tarafından karar altına alınabilecek önleyici tedbirler, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ilgili kolluk amirince alınabilir. Kolluk amiri evrakı en geç tedbirin alındığı tarihi takip eden ilk işgünü içinde hâkimin onayına sunar. Hâkim tarafından yirmi dört saat içinde onaylanmayan tedbirler kendiliğinden kalkar.
(3) Tatil günleri sürenin hesabına dâhildir. Sürenin bitimi resmi tatil veya hafta sonuna rastlarsa, süre takip eden ilk iş günü sona erer.

DÖRDÜNCÜBÖLÜM
Tedbir Kararlarının Verilmesi, Yerine Getirilmesi ve Diğer Usul İşlemleri
Tedbir kararının verilmesi
MADDE30

(1) Tedbir kararı ilgilinin talebi, müdürlük, ŞÖNİM veya kolluk görevlileri ya da Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine verilir. Tedbir kararları en çabuk ve en kolay ulaşılabilecek yer hâkiminden, mülkî amirden ya da kolluktan talep edilebilir.
(2) Tedbir kararı ilk defasında en çok altı ay için verilebilir. Ancak şiddet veya şiddet uygulanma tehlikesinin devam edeceğinin anlaşılması hâlinde, resen, korunan kişinin, müdürlük, ŞÖNİM veya kolluk görevlilerinin talebi üzerine, tedbirlerin süresinin veya şeklinin değiştirilmesine ya da aynen devam etmesine karar verilebilir.
(3) Koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için, şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaz. Önleyici tedbir kararı, geciktirilmeksizin verilir. Kararın verilmesi, Kanunun amacını gerçekleştirmeyi tehlikeye sokabilecek şekilde geciktirilemez.
(4) Hâkim veya mülki amir tarafından resen, korunan kişi, müdürlük, ŞÖNİM veya kolluk görevlileri tarafından yapılan talep üzerine, şiddet veya şiddet uygulama tehlikesinin ortadan kalktığının anlaşılması halinde, kararı veren merci tarafından verilen tedbirlerin kaldırılmasına karar verilebilir. Tedbirlerin kaldırılmasına karar verilmesi halinde bu karar korunan kişiye de tebliğ edilir.

Tedbir kararının tebliği
MADDE 31

(1) Tedbir kararı, kararı veren merci tarafından korunan kişiye ve şiddet uygulayana tefhim veya tebliğ edilir. Bu karar, yerine getirilmek üzere görevli olan kurum veya kuruluşa gönderilir.
(2) Tedbir talebinin reddine ilişkin karar, sadece korunan kişiye tebliğ edilir.
(3) 29 uncu maddenin birinci fıkrası kapsamında alınan tedbirlerin belirtilen sürelerde yetkili merci tarafından onaylanmaması halinde tedbir kararının kalktığı korunan kişiye tebliğ edilir, ilgili kolluğa bildirilir.
(4) Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ilgili kolluk birimi tarafından alınan önleyici tedbir, şiddet uygulayana bir tutanakla derhâl tebliğ edilir ve bu husus hakkında ŞÖNİM’e ve mahkemeye bildirimde bulunulur.
(5) Şiddet uygulayana, tedbir kararına aykırı davranması halinde hakkında zorlama hapsine tabi tutulmasına karar verilebileceği ihtarı kararda belirtilir. Ayrıca tedbir kararının tefhim ve tebliğ işlemlerinde de bu ihtar yapılır.

Gizlilik
MADDE32

(1) Gerekli bulunması hâlinde, tedbir kararı ile birlikte talep üzerine veya resen, korunan kişi ve diğer aile bireylerinin kimlik bilgileri veya kimliğini ortaya çıkarabilecek bilgileri ve adresleri ile korumanın etkinliği bakımından önem taşıyan diğer bilgileri, tüm resmi kayıtlarda gizli tutulur. Bu bilgileri hukuka aykırı olarak başkasına veren, ifşa eden veya açıklayan kişi hakkında 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.
(2)Adli işlemlerde, şiddet mağduruna ilişkin gizlilik işlemleri Cumhuriyet Başsavcılıkları ve Mahkemelerce Alınacak Tanık Koruma Tedbirlerine İlişkin Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik hükümleri çerçevesinde yerine getirilir.
(3) Korunan kişiye yapılacak tebligatlarda ŞÖNİM’e ait adres bilgileri kullanılır.
(4) Birinci fıkra hükmüne göre bilgilerinin gizli tutulmasına karar verilen korunan kişinin, Milli Eğitim Bakanlığı, Merkezî Nüfus İdaresi Sistemi, Sosyal Güvenlik Kurumu, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi, kolluk, bankalar, sağlık kurum ve kuruluşları ve benzeri tüm kayıtlardaki bilgileri gizli tutulur.
(5) Korunan kişi hakkında gizlilik kararı verilmesi halinde, karar ŞÖNİM müdürü aracılığıyla tedbir kararının uygulanacağı yer nüfus müdürlüklerinde ilgilinin nüfus kaydına işlenir. Gizlilik şerhinde kararı veren merciinin adı, kararın tarih ve sayısı bulunur. Bu durumda korunan kişilerin resmi başvuru, iş ve işlemlerinin yapılması sırasında adres beyanı istenilmez. Gizlilik kararı verilen kayıtlar sadece elektronik ortamda tutulur.
(6) Korunan kişinin nüfus kaydına işlenen gizlilik şerhi, tedbir kararının süresinin sona ermesini takip eden on beşinci gün MERNİS veri tabanından silinir. Gizliliğe ilişkin tedbir kararının değiştirilmesi veya kaldırılması halinde ise nüfus müdürlüğü tarafından karar gecikmeksizin yerine getirilir.

Mülki amir tarafından verilen kararlara itiraz
MADDE 33

(1) Kanun hükümlerine göre mülki amir tarafından verilen koruyucu tedbir kararına karşı, tefhimveya tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde, ilgililer tarafından aile mahkemesine itiraz edilebilir. Aile mahkemesinin bulunmaması halinde 34 üncü maddenin ikinci fıkrasında yer alan usule göre işlem yapılır.
(2) Hâkim, verilen tedbir kararının kaldırılmasına veya uygun görülecek başka bir tedbirle değiştirilmesine veya aynen devamına karar verebilir.
(3) İtiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak, hâkim tarafından gerekli görülmesi halinde ilgililer dinlenebilir. Karar bir hafta içinde verilir. İtiraz üzerine verilen karar kesindir.

Hâkim tarafından verilen tedbir kararlarına ve zorlama hapsi kararına itiraz
MADDE 34

(1) Kanun hükümlerine göre hâkim tarafından verilen koruyucu veya önleyici tedbir kararları ile tedbir kararlarına aykırılık dolayısıyla verilen
zorlama hapsi kararlarına karşı, tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ilgililer tarafından aile mahkemesine itiraz edilebilir.
(2) İtiraz üzerine dosya, o yerde aile mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye, son numaralı daire için birinci daireye, o yerde aile mahkemesinin tek dairesi bulunması hâlinde asliye hukuk mahkemesine, aile mahkemesi hâkimi ile asliye hukuk mahkemesi hâkiminin aynı
hâkim olması hâlinde ise en yakın asliye hukuk mahkemesine gecikmeksizin gönderilir.
(3) Tedbir kararlarına karşı yapılan itirazı inceleyecek merci, itiraz talebinin kabulüne veya reddine, verilen tedbir kararının kaldırılmasına, uygun görülecek başka bir tedbirle değiştirilmesine veya aynen devamına karar verebilir.
(4) İtiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak, hâkim tarafından gerekli görülmesi halinde ilgililer dinlenebilir.
(5) Asıl dava ile birlikte talep edilen tedbirler hakkında verilen kararlara karşı, esas davadan bağımsız olarak ikinci fıkrada yer alan usule göre itiraz edilebilir.
(6) Zorlama hapsi kararlarına karşı yapılan itirazda da ikinci fıkrada yer alan usule göre işlem yapılır.
(7) Karar bir hafta içinde verilir. İtiraz üzerine verilen karar kesindir.

Tedbir kararının ilgili makamlara iletilmesi ve yerine getirilmesi
MADDE 35

(1) Tedbir kararları, kararın niteliğine göre Cumhuriyet başsavcılığına, kolluğa veya müdürlüğe gecikmeksizin en seri vasıtalarla bildirilir.
(2) Kanun kapsamında ilgili mercilere yapılan başvurular ile bu başvuruların kabul ya da reddine ilişkin kararlar, başvuru yapılan merci tarafından ŞÖNİM’e gecikmeksizin bildirilir.
(3) Tedbir kararları, kararın niteliğine göre kamu kurum ve kuruluşları tarafından ŞÖNİM ile işbirliği içerisinde ivedilikle yerine getirilir. Koruyucu veya önleyici tedbir kararlarının alınması ve yerine getirilmesi aşamasında şiddet mağduru ile şiddet uygulayan arasında uzlaşma ya da arabuluculuk önerilemez.
(4) Korunan kişinin geçici koruma altına alınmasına, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde barınma yeri sağlanmasına ilişkin koruyucu tedbir kararları ile şiddet uygulayan hakkında verilen önleyici tedbir kararlarının yerine getirilmesinden, hakkında koruyucu veya önleyici tedbir kararı verilen kişinin yerleşim yeri veya bulunduğu ya da tedbirin uygulanacağı yerdeki kolluk görevli ve yetkilidir.
(5) Önleyici tedbir kararı, Cumhuriyet başsavcılığı tarafından görevli ve yetkili kolluğa ivedilikle gönderilir ve kolluk marifeti ile uygulanması izlenir. Cumhuriyet
başsavcılığınca gerektiğinde tedbir kararının başvuruda bulunanlar tarafından kolluğa götürülmesine imkân tanınır. Önleyici tedbir kararlarının yerine getirilip getirilmediği karar süresince kolluk tarafından kontrol edilir. Bu kontrol korunan kişinin;
a) Bulunduğu konutun haftada en az bir kez ziyaret edilmesi,
b) İkinci derece dâhil olmak üzere yakınları ile iletişim kurulması,
c) Komşularının bilgisine başvurulması,
ç) Oturulan yerin muhtarından bilgi alınması,
d) Bulunduğu konutun çevresinde araştırma yapılması,
şeklinde yerine getirilir. Tedbir kararlarına aykırılığın tespit edilmesi halinde bu husus hakkında tutanak tutulur ve Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir.
(6) Tedbir kararlarının alınması ve uygulanması için yapılan iş ve işlemlerin aşamaları ve sonucu hakkında ilgili kurum tarafından aynı gün en geç saat 16.00’ya kadar en seri vasıtalarla ŞÖNİM’e bildirilir.
(7) Korunan kişi, korunduğu yer dışında başka bir yere gitmesi gerektiğinde gideceği yer hakkında kolluğa bilgi verir, bu durumda dahi hakkında verilen kararın uygulanmasına devam edilir. Korunan kişi tarafından tedbir kararına uyulmaması halinde bu husus kolluk amiri tarafından bir tutanak ile tespit edilir.
(8) Tedbir kararının ilgililere tefhim veya tebliğ edilmemesi, kararın uygulanmasına engel teşkil etmez.

Kolluk görevleri
MADDE 36

(1) Kolluk görevleri, kolluğun merkez ve taşra teşkilâtında Kanunda belirtilen hizmetlerle ilgili olarak, kolluk birimlerince belirlenmiş olan yeteri kadar görevli tarafından yerine getirilir.
(2) Bu görevliler, özellikle çocuk ve kadının insan hakları ile kadın erkek eşitliği konusunda eğitimalmış personel arasından belirlenir.

Teknik yöntemlerle takip
MADDE37

(1) Hâkim, tedbir kararlarının uygulanmasında teknik araç ve yöntemler kullanılmasına karar verebilir. Ancak, teknik araçlar kullanılmak suretiyle, kişilerin ses ve görüntü kaydı alınamaz, kişiler dinlenemez ve izlenemez.

Tedbir kararlarına aykırılık
MADDE 38

(1) Tedbir kararlarının ihlal edildiğinin kolluk tarafından tespit edilmesi halinde tutulan tutanak Cumhuriyet başsavcılığına iletilir. Bu tutanak Cumhuriyet başsavcılığı tarafından ivedilikle aile mahkemesine gönderilir. Tedbir kararlarının ihlal edildiğinin aile mahkemesince tespit edilmesi halinde ise başka bir işleme gerek kalmaksızın resen zorlama hapsine ilişkin karar verilebilir.
(2) Tedbir kararının ihlali, tedbire karar veren mahkemenin yargı alanı içerisinde olduğu takdirde zorlama hapsi kararı, bu mahkeme tarafından verilir. Ancak tedbirin başka bir mahkemenin yargı alanı içerisinde ihlal edilmesi halinde, mükerrerliğe neden olmamak açısından kararı veren mahkemeden aynı tedbir hakkında daha önce zorlama hapsine karar verilip verilmediği hususunda bilgi istenilir. Verilen bilgiye göre ihlal durumu değerlendirilerek karar verilir.
(3) Zorlama hapsine karar verilebilmesi için şiddet uygulayana, tedbir kararına aykırı davranması halinde hakkında zorlama hapsi uygulanacağına dair ihtarın da yer aldığı tedbir kararının tefhim veya tebliğ edilmiş olması gerekir.
(4) Zorlama hapsine ilişkin kararlar, duruşma yapılmaksızın verilir. Ancak, hâkim tarafından gerekli görülmesi halinde ilgililer dinlenebilir.
(5) Kanun hükümlerine göre hakkında tedbir kararlarına aykırı hareket eden şiddet uygulayana, fiili bir suç oluştursa bile, ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre hâkim tarafından üç günden on güne kadar zorlama hapsine tâbi tutulmasına karar verilir.
(6) Tedbir kararının gereklerine aykırılığın her tekrarında, ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre zorlama hapsinin süresi on beş günden otuz güne kadardır. Ancak zorlama hapsinin toplam süresi altı ayı geçemez.
(7) Zorlama hapsi kararları tekerrüre esas olmaz, koşullu salıverilme hükümleri uygulanmaz ve adli sicil kayıtlarına işlenmez.

Şiddet önleme ve izleme merkezlerinin kurulması
MADDE 39

(1) Bakanlık, şiddetin önlenmesi ile şiddet mağduru hakkında verilecek koruyucu tedbirler ile şiddet uygulayan hakkında verilecek önleyici tedbirlerin etkin bir biçimde uygulanmasına yönelik güçlendirici ve destekleyici danışmanlık, rehberlik, yönlendirme ve izleme hizmetlerinin verildiği, yeterli ve gerekli uzman personelin görev yaptığı ve tercihen kadın personelin istihdam edildiği, çalışmaların yedi gün yirmi dört saat esasına göre yürütüldüğü ŞÖNİM’i kurar.

Kurumlar arası koordinasyon
MADDE40

(1) Kanun hükümlerinin yerine getirilmesinde kurumlar arası ve sivil toplum kuruluşları ile koordinasyon Bakanlık tarafından gerçekleştirilir.
(2) Kamu kurumve kuruluşları ile diğer gerçek ve tüzel kişiler, Kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak kendi görev alanına giren konularda işbirliği ve yardımda bulunmak ve alınan tedbir kararlarını ivedilikle yerine getirmekle yükümlüdür. Gerçek ve tüzel kişiler, Kanun kapsamında Bakanlık çalışmalarını desteklemek ve ortak çalışmalar yapmak üzere teşvik edilir.
(3) Kadınların çalışma yaşamına katılımı, özellikle kadın ve çocukla ilgili olmak üzere şiddetle mücadele mekanizmaları ve benzeri politikalar konusunda, Bakanlık tarafından üniversiteler, ilgili meslek kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarının da görüşleri alınarak bilgilendirme materyalleri hazırlanır veya hazırlatılır. Materyaller, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu ile ulusal, bölgesel ve yerel yayın yapan özel televizyon kuruluşları ve radyolar tarafından ayda en az doksan dakika yayınlanır. Bu yayınlar, asgari otuz dakikası 17.00-22.00 saatleri arasında olmak üzere 08.00-22.00 saatleri arasında yapılır ve yayınların kopyaları her ay düzenli olarak Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna teslim edilir. Bu saatler dışında yapılan yayınlar, aylık doksan dakikalık süreye dâhil edilmez. Bu süreler Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından denetlenir.
(4) Kanunda öngörülen görevlerin yerine getirilmesi sırasında kamu kurum ve kuruluşlarının personeli Bakanlık görevlilerine yardımcı olurlar.

Eğitim
MADDE 41

(1) Kanunun etkin bir biçimde uygulanması amacıyla tüm kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, personel ve üyelerinin Bakanlığın hazırlayıp koordine edeceği, kadının insan hakları ile kadın erkek eşitliği konusunda eğitim programlarına katılmasını sağlar.
(2) İlköğretim ve ortaöğretim müfredatına, kadının insan hakları ve kadın erkek eşitliği konusunda eğitime yönelik dersler konulur. Müfredata eklenen derslerin içeriği Milli Eğitim Bakanlığının ilgili birimi ile Genel Müdürlük tarafından birlikte hazırlanır.
(3) Ortaöğretim öğrencileri ile yükseköğrenim öğrencileri, Bakanlığın görev alanına giren konularda sosyal sorumluluk projeleri oluşturmada ya da mevcut projelerin içerisinde yer alma konularında teşvik edilir. Bu öğrencilere mezun oldukları tarihte Bakanlık ile Milli Eğitim Bakanlığı ya da Yükseköğretim Kurumu tarafından hazırlanan bir sertifika verilir.

BEŞİNCİBÖLÜM
Mali Hükümler ve Diğer Hükümler
Geçici maddi yardımlarda rücu
MADDE 42

(1) Geçici maddi yardımlar için yapılan ödemelerin tahsili için, ödeme tutarı, ödemenin yapılacağı yer ile tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde ödenmesi hususu şiddet uygulayana tebliğ edilir. Ödemenin süresinde yapılmaması halinde bu tutar, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre ilgili vergi dairesi tarafından takip ve tahsil edilir.
(2) Korunan kişinin gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun ilgili müdürlüğe yapılan ihbar üzerine veya kollukta ya da ŞÖNİM tarafından kararların uygulanması izlenirken tespit edilmesi halinde, bu hususa ilişkin tutanak tutulur ve sosyal inceleme raporu düzenlenir. Bu durumda yapılan ödemeler, kendisine ödeme yapılan kişiden 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.
(3) Korunan kişinin gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun tespiti halinde birinci fıkra hükümlerine göre şiddet uygulayandan tahsil edilmiş olan tutar kendisine
iade edilir.

Nafaka
MADDE 43

(1) Kanun hükümlerine göre nafakaya karar verilmesi hâlinde, kararın bir örneği, resen nafaka alacaklısının veya borçlusunun yerleşim yeri icra müdürlüğüne gönderilir.
(2) Gizlilik kararı bulunması halinde icra müdürlükleri tarafından yapılacak işlemlerde 32 nci maddenin ikinci fıkrası kapsamında korunan kişinin bilgileri gizli tutulur.
(3) Nafaka ödemekle yükümlü kılınan kişinin Sosyal Güvenlik Kurumu ile bağlantısı olması durumunda, korunan kişinin başvurusu aranmaksızın nafaka, ilgilinin aylık, maaş ya da ücretinden icra müdürlüğü tarafından tahsil edilir.
(4) İcra müdürlüklerinin nafakanın tahsili işlemlerine ilişkin posta giderleri Cumhuriyet başsavcılığının suçüstü ödeneğinden karşılanır. Ayrıca harç ve benzeri hiçbir ad altında masraf alınmaz.

Sağlık giderleri
MADDE 44

(1) Korunan kişinin sağlık giderleri, genel sağlık sigortası kapsamında karşılanır. Ancak Kanun hükümlerine göre hakkında koruyucu tedbir kararı verilen kişilerden genel sağlık sigortalısı olmayan ve genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi kapsamına da girmeyen veya genel sağlık sigortası prim borcu sebebiyle fiilen genel sağlık sigortasından yararlanamayan ya da diğer mevzuat hükümleri gereğince tedavi yardımından yararlanma hakkı bulunmayanlar, bu hâllerin devamı süresince, 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (1) numaralı alt bendi kapsamında, gelir testine tabî tutulmaksızın genel sağlık sigortalısı sayılır.
(2) Korunan kişinin kimlik ve adres bilgilerinin gizlenmesi kararı varsa, sağlık hizmetlerinden yararlanırken, başvurusunun gizli tutulması, sıra beklememesi, öncelikli ve en kısa zamanda işlemlerinin tamamlanması esastır.
(3) Kanun hükümlerine göre hakkında önleyici tedbir kararı verilen kişinin aynı zamanda rehabilitasyonunun veya tedavi edilmesinin gerekli olduğuna karar verilmesi hâlinde, genel sağlık sigortası kapsamında karşılanmayan rehabilitasyon hizmetlerine yönelik giderler ile rehabilitasyon hizmetleri kapsamında verilmesi gereken diğer sağlık hizmetlerinin giderleri Bakanlık bütçesinin ilgili tertiplerinden karşılanır.

Harç, masraf ve vergiden muafiyet
MADDE 45

(1) Kanun kapsamındaki başvurular ile verilen kararların icra ve infazı için yapılan işlemlerden yargılama giderleri, harç, posta gideri ve benzeri hiçbir ad altında masraf alınmaz.
(2) Kanunun 17 nci maddesi uyarınca yapılan ödemeler, gelir vergisi ile veraset ve intikal vergisinden, bu ödemeler için düzenlenen kâğıtlar ise damga vergisinden müstesnadır.

Davaya katılma
MADDE46

(1) Bakanlık, gerekli görmesi hâlinde kadın, çocuk ve aile bireylerine yönelik olarak uygulanan şiddet veya şiddet tehlikesi dolayısıyla açılan ve
herhangi bir şekilde haberdar olduğu idarî, cezaî, hukukî her tür davaya ve çekişmesiz yargıya müdahil olarak katılabilir.

Yürürlük
MADDE 47

(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme
MADDE 48

(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı yürütür.

Manyasizade Refik Bey

0

Manyasizade Refik Bey (1853-1909) Osmanlı Devleti’nin son döneminde iki kez Adalet Nazırlığı yapmış bir devlet adamı ve Klasik Türk müziği bestecisidir. Avukatlık ve hukuk müşavirliği de yapan Refik Bey, aynı zamanda Hukuk Mektebi ve Mülkiye Mektebi’nde dersler vermiştir.

Selanik’te İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katılmış, 1908 yılında II. Meşrutiyetin ilanı üzerine İstanbul’a dönmüştür.

23 Temmuz 1908’de yapılan seçimlerde Osmanlı Meclis-i Mebusan Meclisine İstanbul milletvekili seçilmiştir.

Aynı dönemde, 125 dava vekilinin katılımıyla gerçekleştirilen baro genel kurulunda yapılan seçimde göreve getirilerek kısa bir süre İstanbul Barosu başkanlığını yapmıştır.

Kasım 1908-Mart 1909 tarihleri arasında Adliye Nazırlığı yapmış, bürokratlarca sürdürülen reform projelerine tam destek vermiş ancak 14 Mart 1909 tarihinde vefat etmiştir.

Siyasetçiliği yanı sıra yaptığı bestelerle Klasik Türk müziği’ne de büyük katkılarda bulunmuş olan Manyasizade Refik Bey’in ismi, İstanbul’un Fatih ilçesi Çarşamba semtindeki bir caddeye verilmiştir.

Manyasizade Refik Bey’in Avukatlığı 

1881 yılındaki Yıldız mahkemesinde Osmanlı padişahı Abdülaziz’i öldürmek suçuyla yargılan Midhat Paşa’nın avukatlığını üstlenmiştir. Bu mahkemede yaptığı avukatlık görevi yüzünden II. Abdülhamit tarafından kara listeye alınmış, Kavala’ya giderek bir süre orada yaşamak zorunda kalmıştır.

Namık Kemal’in, Midilli Mutasarrıfı iken, balık avlama meselesi yüzünden İtalyan konsolosu ile arasının açılması üzerine İtalyan Konsolusu tarafından hükümete şikayet edilmiş, bunun üzerine hükümet, Namık Kemal’e üç ay işten el çektirmiştir. Namık Kemal suçsuz olduğunu iddia ederek dava açmış, avukatı olarak da Manyasizade Refik Bey’i tayin etmiştir. Refik Bey’in çabalarıyla haklılığını ispat eden Namık Kemal görevine geri dönmüştür.

Refik Sait Bey
Refik Sait Bey

Birleşmiş Milletler Kopenhag Toplumsal Kalkınma Deklarasyonu

0
Birleşmiş Milletler Kopenhag Toplumsal-Kalkınma-Deklarasyonu

Birleşmiş Milletler Kopenhag Toplumsal Kalkınma Deklarasyonu (Copenhagen Declaration on Social Development) 6-12 Öart tarihlerinde yapılan toplantının ardından 14 Mart 1995 tarihinde deklare edilmiştir.

Birleşmiş Milletler Kopenhag Toplumsal Kalkınma Deklarasyonu

  1. Bizler, devlet ve hükümet başkanları olarak, Birleşmiş Milletler’ in daveti üzerine, herkes için toplumsal gelişme ve insan refahının önemini ve bu hedeflere hem günümüzde hem de yirmi birinci yüzyılda birinci sırada yer vermenin önemini tarihte ilk kez bir araya gelerek kabul ettik.
  2. Dünyanın her tarafında insanların köklü toplumsal sorunların derhal çözümlenmesi gerektiğini değişik biçimlerde ifade ettiğini biliyoruz. Yoksulluk, işsizlik ve toplumsal dışlanma gibi bütün ülkeleri etkisi altına almış olan sorunlar en önemli sorunlardır. İnsanların günlük yaşamlarındaki belirsizlik ve güvensizliğin azaltılması için bu sorunların yapısal ve derindeki nedenleri ve acı sonuçları üzerinde durmayı görev kabul ediyoruz.
  3. Toplumlarımızın, değişik ülkelerde ve bölgelerde yaşayan bireylerin, ailelerinin ve toplulukların maddi ve manevi gereksinmelerine daha etkili yanıtlar vermek zorunluluğu içinde olduğumuzu kabul ediyoruz. Bun en kısa zamanda çözümlenmesi gereken bir sorun olarak ele alıyoruz ve önümüzdeki yıllarda da sorunun sürekli ve kararlı bir şekilde çözümü yönünde çaba harcamayı bir taahhüt olarak kabul etmekteyiz.
  4. Toplumların bütün kesimlerinde demokrasi ve şeffaf ve güvenilir yönetim ve uygulamanın, insanı merkez alan sürdürülebilir toplumsal kalkınmanın gerçekleştirilmesinin temel ve ayrılmaz unsurları olduğuna inanmaktayız.
  5. Toplumsal kalkınma ve toplumsal adaletin tek tek ülkeler içinde ve ülkelerimiz arasında barışın sağlanması ve korunması için zorunlu koşullar olduğu inancını paylaşmaktayız. Toplumsal kalkınma ve toplumsal adalet de barış ise güvenliğin mevcut olmadığı ortamlarda ya da bütün insan haklarına ve temel özgürlüklere saygının mevcut olmadığı yerlerde gerçekleştirilemez. Bu temel karşılıklı bağımlılık 50 yıl önce Birleşmiş Milletler Tüzüğü’nde ifade edilmiştir ve bu iki unsur arasındaki ilişki günümüze gelinceye kadar daha da güçlenmiştir.
  6. Ekonomik kalkınma, toplumsal kalkınma ve çevrenin korunması konularının birbirlerine bağlı konular olduğuna ve bütün insanların yaşam kalitelerinin yükseltilmesi hedefine yönelik çabalarımızın temelini oluşturan sürdürülebilir kalkınmanın birbirini karşılıklı olarak güçlendiren ayrılmaz parçaları olduğuna içtenlikle inanmaktayız. Yoksulların, doğa kaynaklarından sürekli biçimde yararlanabilmeleri için güçlendirilmesi gerektiğini kabul eden adil toplumsal kalkınma da sürdürülebilir kalkınmanın zorunlu temellerinden biridir. Biliyoruz ki, sürdürülebilir kalkınma sürecinde geniş temelli ve kesintisiz ekonomik büyüme, toplumsal gelişme ve toplumsal adaletin süreklileştirilmesinde kaçınılmaz bir unsurdur.
  7. Bundan dolayı, toplumsal kalkınmanın, dünyadaki bütün insanların gereksinme ve özlemlerinin merkezinde yer aldığına ve bu sorunun hükümetlerin ve bütün sivil toplum sektörlerinin sorumluluğu içinde olduğuna inanıyoruz. Hem ekonomik hem de toplumsal bakımdan en üretken politikaların ve yatırımların insanın kapasitesini, kaynaklarını ve fırsatlarını güçlendirebilecek olanlar olduğunu kabul ediyoruz. Kadının tam katılımının gerçekleştirilmediği bir ortamda, toplumsal ve ekonomik kalkınmanın sürdürülebilir bir biçimde hayata geçirilemeyeceğine, uluslararası topluluk için kadın ve erkek arasındaki eşitlik ve adaletin birinci derecede önemli yer tuttuğuna ve bunların ekonomik ve toplumsal kalkınmanın merkezinde yeralması gerektiğine inanıyoruz.
  8. İnsanın sürdürülebilir kalkınma sorununun merkezinde yer alması gerektiğini ve insanın çevresi ile uyum içinde sağlıklı ve üretken bir yaşam sürdürme hakkına sahip olduğunu kabul ediyoruz.
  9. Burada toplanmamızın amacı, hükümetlerimizi ve ülkelerimizi bütün dünyada toplumsal gelişmenin güçlendirilmesi konusunda bağlayıcı açıklamalarda bulunmaktır. Böylece bütün erkekler ve kadınlar, özellikle yoksulluk içinde yaşayanlar, kendilerini tatmin edici yaşam biçimlerine götürecek ve ailelerinin, topluluklarının ve insanlığın refahına katkıda bulunacak yasal haklardan yararlanabilecekler, kaynakları kullanabilecekler ve sorumlulukları paylaşabileceklerdir. Uluslararası topluluk için bu çabaları desteklemek ve güçlendirmek çok önemli bir hedeftir. Bu, özellikle yoksulluk, işsizlik ve toplumsal dışlanmadan zarar gören insanlar için gereklidir.
  10. Birleşmiş Milletler’in ellinci kuruluş yıldönümünün arifesinde böylesine ciddi bir taahhütte bulunuyoruz. Soğuk savaşın bitiminden sonra toplumsal gelişme ve sosyal adaletin geliştirilmesi konusunda ortaya çıkmış olan bu tek olanağı gerçekleştirmeye kararlıyız. Birleşmiş Milletler Tüzüğü’nün prensiplerine bağlı olduğumuzu bir kez daha tekrar ediyor ve bu prensiplerin bize rehberlik yaptığını ifade ediyoruz. Ayrıca 1990 da New York’ta yapılan Dünya Çocuk Konferansı Zirve Toplantısı (1), 1992 yılında Rio de Janeiro’da yapılan Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı (2), 1993’te Viyana’da yapılmış olan Dünya İnsan Hakları Konferansı (3), 1994’te Barbados’ta Bridgetown’da toplanmış olan Kalkınmakta olan Küçük Ada Ülkeleri Sürdürülebilir Kalkınma Dünya Konferansı (4) ve 1994’te Kahire’de toplanan Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı gibi önemli toplantılarda üzerinde görüş birliğine varılarak imzalanan kararlara da bağlıyız. Bu zirve toplantısı ile ise temsil ettiğimiz ülkelerin hepsi için toplumsal kalkınma konusunda yeni bir taahhütte bulunuyoruz ve Hükümetler ve halklar arasında yeni bir uluslararası işbirliği dönemi açıyoruz. Bu işbirliğinin temelini insanın gereksinmelerini, haklarını ve özlemlerini kararlarımızın ve ortaklaşa eylemlerimizin merkezine koyan bir anlayış oluşturmaktadır.
  11. Burada, Kopenhag da bir umut, taahhüt ve eylem toplantısını gerçekleştirmek için bulunmaktayız. Önümüzdeki görevlerin güçlülüğünü tamamen farkında olarak, ele aldığımız konularda önemli gelişmelerin gerçekleştirilebileceği, gerçekleştirilmesi gerektiği ve gerçekleştiği inancıyla burada bulunmaktayız.
  12. Hem günümüzde hem de yirmibirinci yüzyılda herkes için dünyanın her köşesinde toplumsal kalkınmayı sağlamlaştırmak ve insanın refahına dönük çabaları güçlendirmek amacıyla bu Eylem Programı Deklarasyonu’na kendimizi bağlıyoruz. Bütün ülkelerdeki insanları, değişik bakış tarzlarına sahip insanları ve uluslararası topluluğu ortak davamızda yer almaya çağırıyoruz.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

A.      GÜNÜMÜZDE TOPLUMSAL DURUM VE  TOPLANTININ AMACI
  1. Bütün dünya ülkelerinde kimileri için refahın ve ne yazık ki, kimileri için de yoksulluğun anlatılamaz derecede yaygınlaşmakta olduğunu görmekteyiz. Bu çarpıcı çelişki kabul edilemez bir olgudur ve acil eylemlerle düzeltilmesi gerekir.
  2. Artan insan hareketliliği, iletişim alanındaki ilerleme, ticari ilişkilerde ve sermaye akışındaki büyük artış ve teknolojik gelişmelerin sonucu olan globalleşme, dünya ekonomisinin, özellikle kalkınmakta olan ülkelerin ekonomilerinin sürdürülebilir büyüme ve kalkınması için yeni olanaklar yaratmıştır. Globalleşme, bütün ülkelere ötekilerin deneyimlerini paylaşma ve başarılarından ders çıkarma olanakları yarattığı gibi, ideallerin, kültürel değerlerin ve özlemlerin karşılıklı beslendiği bir dünya ortamı da sağlamaktadır. Öte yandan, süratle ilerleyen değişim ve düzenleme sürecinin yanı başında bir de yoksulluğun, işsizliğin ve toplumsal çözülmenin yoğunlaştığı bir süreç yaşanmaktadır. Çevre ile ilgili tehlikenin de aralarında yer aldığı insan refahına yönelik tehditler de globalleşmiştir. Ayrıca, dünya ekonomisindeki global dönüşümler de bütün ülkelerde, toplumsal gelişme parametrelerini değiştirmektedir. Görevimiz, bu süreçlerin ve tehditlerin, insanların en fazla yarar sağlayabilecekleri ve insanlar üzerindeki olumsuz etkilerini hafifletebilecek biçimde yönlendirilmesidir.
  3. Ancak toplumsal ve ekonomik kalkınmanın bazı alanlarında gelişmeler gerçekleşmiştir.

a- Son 50 yıl içinde bütün dünyada ulusların zenginliği yedi kat, uluslararası ticari ilişkiler ise aynı dönemde bundan da daha fazla artmıştır.

b- Doğum oranı, okuryazarlık ve temel eğitim ve temel sağlık hizmetlerinden yararlanma olanakları, aile planlaması, dünya ülkelerinin çoğunluğunda artmış, çocuk ölüm oranı ise düşmüştür. Kalkınmakta olan ülkeler de bu tablo içindedir.

c- Demokratik çoğulculuk, demokratik kurumlar ve temel insan hakları alanları genişlemiştir. Sömürge yapıların sona erdirilmesi çabalarında büyük gelişme kaydedilmiş, ırk ayırımcılığının ortadan kaldırılması ise tarihsel bir başarı olmuştur.

  1. Ancak, çok sayıda insanın, özellikle kadın ve çocukların zorluklar ve mahrumiyet karşısında korunmasız durumda bulunduklarını kabul ediyoruz. Yoksulluk, işsizlik ve toplumsal çözülme çoğu kez yalıtılmışlık, marjinalizasyon ve şiddete başvurma sonucunu doğurmaktadır. Özellikle korunmasız durumdaki insanlarda ve bunların çocuklarında geleceğe yönelik endişe ve güvensizlik artmaktadır.

a- Hem kalkınmakta olan hem de kalkınmış ülkelerde, zenginlerle yoksullar arasındaki uçurum genişlemiştir. Ayrıca, bazı kalkınmakta olan ülkelerin süratle büyümekte olmalarına rağmen, kalkınmış ve kalkınmakta olan ülkeler ve özellikle en az kalkınmış ülkeler arasındaki uçurum da süratle büyümektedir.

b- Dünyada bir milyarın üzerinde insan, mutlak yoksulluk koşulları içinde yaşamaktadır. Bu insanların çoğunluğu evlerine her gün aç gitmektedir. Özellikle Afrika ve en az kalkınmış ülkelerde, çoğunluğunu kadınların oluşturduğu büyük bir kesim, gelir, kaynak, eğitim, sağlık hizmeti ya da beslenme gibi alanlarda çok az destek görebilmektedir.

c- Ekonomik değişim süreci içinde olan ve köklü politik, ekonomik ve toplumsal dönüşüm süreçlerini yaşamakta olan farklı özelliklere sahip ve farklı büyüklükteki ülkelerde yaşanan ciddi toplumsal sorunlar da dikkati çekmektedir.

d- Bütün dünyada çevrenin sürekli olarak kirlenmesinin en önemli nedeni sürdürülemez tüketim ve üretim biçimlerinin benimsenmesidir. Bu özellikle sanayileşmiş ülkeler için geçerlidir. Çok ciddi endişeler doğuran bu sorun bu ülkelerde yoksulluğun ve gelir dengesizliğinin artmasına neden olmaktadır.

e- Dünya nüfusunun hızla artması, bu artışın yapısı ve dağılımı ve yoksulluk ve toplumsal ve cinsler arası eşitsizlikle ilişkileri Hükümetlerin, bireylerin, toplumsal kurumların ve doğal çevrenin uyarlanma kapasiteleri karşısında bir tehdit oluşturmaktadır.

f- Dünyada 120 milyonun üzerinde insan resmi kayıtlara göre işsizdir. Zaman zaman çalışabilenlerin sayısı ise bundan daha fazladır. Resmi eğitim görenler de dahil olmak üzere çok sayıda genç insanın üretken iş bulma umudu fazla değildir.

g- Mutlak yoksulluk koşulları içinde yaşayan kadınların sayısı erkeklerden fazladır. Bu alandaki dengesizlik giderek artmaktadır. Bu ise kadınlar ve çocukları için ağır sonuçlar yaratacaktır. Kadınlar, yoksulluk, toplumsal çözülme, işsizlik, çevrenin kötüleşmesi ve savaşların sonuçları gibi sorunlarla uğraşmakta erkeklerden daha fazla yük taşımaktadırlar.

h- Dünyanın en büyük azınlıklarından biri sakatlardır. Bu grubun azınlık topluluklar içindeki oranı 10’da 1’den fazladır. Sakatlar yoksulluğa, işsizliğe ve toplumsal yalıtılmışlığa sürüklenmektedirler. Öte andan bütün ülkelerde, yaşlılar, toplumsal dışlanma, yoksulluk ve marjinalleşme karşısında son derecede korunmasız durumdadırlar.

i- Dünyada milyonlarca insan göçmen olarak yaşamaktadır. Bunların bir kısmı ise yurtlarından çıkarılmış insanlardır. Trajik toplumsal sonuçlar bu insanların ülkelerindeki toplumsal kararlılık ve ekonomik gelişmeyi olumsuz yönde etkilemektedir. Kendilerini kabul eden ülkelerde ve bölgelerde de benzer sonuçlar ortaya çıkmaktadır.

  1. Bu sorunlar özellikleri bakımından dünyanın her bölgesinde yaşanmaktadır. Ancak, birçok kalkınmakta olan ülkenin, özellikle Afrika ülkelerinin ve en az gelişmiş ülkelerin durumunun son derece vahim olduğunu ve bu ülkelerdeki durumun özel bir dikkati ve özel eylemleri gerektirdiğini kabul etmekteyiz. Köklü politik, ekonomik ve toplumsal dönüşümler yaşayan bu ülkelere ve barış ve demokrasi sürecinin sağlamlaştırılmakta olduğu ülkeleri uluslararası topluluğun desteklemesi gerektiğini kabul ediyoruz.
  2. Ekonomileri dönüşüm halinde olan ve aynı zamanda temel politik, ekonomik ve toplumsal değişimler içinde olan ülkeler de uluslararası topluluk tarafından desteklenmelidir.
  3. Köklü politik, ekonomik ve toplumsal değişim süreci içinde bulunan öteki ülkelerin de uluslararası topluluğun desteğine gereksinmeleri vardır.
  4. Toplumsal gelişmenin hedef ve amaçlarına ulaşılabilmesi için aile ve toplum için toplumsal huzursuzluk ve kararsızlığın esas kaynaklarının ortadan kaldırılması gereklidir. İnsanlarımızın sağlık, güvenlik, barış, emniyet ve refahı için ciddi tehditler oluşturan dünya çapındaki koşullara karşı mücadeleye özel önem vermeye ve bu konu üzerinde önemle durmaya söz veriyoruz. Önü alınamayan açlık, kötü beslenme, gizli uyuşturucu kullanımı ile bağlantılı sorunlar, terörizm, hoşgörüsüzlük ve ırksal, etnik, dinsel ve başka türden nefret duygularına yolaçan kışkırtmalar, yabancı düşmanlığı, sürekli, bulaşıcı ve kronik hastalıklar bu koşullar arasında yer almaktadır. Bunların ortadan kaldırılmasına dönük çalışmalar sırasında ulusal düzeyde ve özellikle bölgeler ve uluslararası düzeylerde işbirliği daha da güçlendirilmelidir.
  5. Bunun için, aşırı askeri harcamaların, silah ticaretinin, silah üreterek kar elde etmeye yönelik yatırımların kalkınma üzerindeki olumsuz etkileri açıklanmalıdır.
  6. Bulaşıcı hastalıklar bütün ülkelerde ciddi bir sağlık sorunu olarak önümüzde durmaktadır. Bu faktör bütün dünyada ölüm oranı üzerinde büyük bir etkide bulunmaktadır. Bir çok bölgede bulaşıcı hastalıklardan dolayı hayatlarını kaybedenlerin sayısı artmıştır. Bu hastalıklar toplumsal kalkınmanın önünde bir engel teşkil etmekte ve genellikle yoksulluk ve toplumsal dışlanmanın nedeni olmaktadır. Tüberkülozdan malaryaya, HIV’ den AIDS’e kadar uzanan geniş bir spektrum oluşturan bu hastalıkların engellenmesi, tedavisi ve denetim altına alınması konusuna özel önem verilmelidir.
  7. Dünya halklarının güvenini ancak onların gereksinmelerine özel önem verirsek elimizde tutabiliriz. Yoksulluğun, üretken istihdamın yokluğunun ve toplumsal çözülmenin insan onuruna bir saldırı olduğunun bilincindeyiz. Bu faktörlerin, koşulları olumsuz yönde etkilediklerini, insan kaynaklarının çarçur edilmesine yol açtıklarını ve pazarların ve ekonomik ve toplumsal kurumların ve süreçlerin işleyişinde yetersizliğe yol açtıklarını biliyoruz.
  8. Görevimiz, bize günümüzde ve gelecekte rehberlik edecek bir toplumsal kalkınma için insanı merkez  alan bir çatı oluşturmak, insani huzursuzluklardan en fazla etkilenenlerin acil gereksinmelerine yanıt vermektir. Bu görevi yerine getirmeye ve bütün dünyada toplumsal gelişme sürecini ilerletmeye kararlıyız.
B.       İLKELER VE HEDEFLER
  1. Biz Devlet ve hükümet başkanları, insan onuru, insan hakları, eşitlik, saygı, barış, demokrasi, karşılıklı sorumluluk ve işbirliği ve değişik dinsel ve ahlaki değerlere ve insanların kültürel ortamlarına tam saygı temeli üzerinde toplumsal gelişme için politik, ekonomik, etik ve manevi bir bakış tarzına bağlı olduğumuzu açıklıyoruz. Buna bağlı olarak herkesin tam katılımının gerçekleştiği toplumsal ilerleme, adalet ve insan koşullarının iyileştirilmesi yönündeki süreçlerin geliştirilmesine yönelik ulusal, bölgesel ve uluslararası politika ve eylemlere özel önem vereceğiz.
  2. Bu hedefe ulaşmak için özellikleri aşağıda açıklanan hedeflere yönelik bir eylem çerçevesi oluşturacağız:

a- İnsanı, kalkınmanın merkezine oturtup ekonomilerimizi insanın gereksinmelerini daha iyi karşılayabilecek bir şekilde yönlendirmek;

b- Nesiller arasında eşitliği sağlayarak ve doğal çevremizin bütünlüğünü ve sürdürülebilirliğini koruyarak bugünkü ve gelecekteki nesillere karşı sorumluluklarımızın gereklerini yerine getirmek;

c-Toplumsal gelişmenin bir ulusal sorumluluk olduğunu, uluslararası topluluğun ortaklaşa taahhüdü ve çabaları olmaksızın bunun başarılamayacağını kabul etmek;

d- Ekonomik, kültürel ve toplumsal politikalar arasında bir bütünlük oluşturarak bu alanların karşılıklı olarak birbirlerini desteklemelerini sağlamak ve çalışmalarda kamu ve özel sektörlerin karşılıklı bağımlılığını gözden uzak tutmamak,

e- Sürdürülebilir toplumsal kalkınmanın gerçekleştirilebilmesi için, ekonomi politikaların sağlam ve geniş bir temel üzerine oturtulmasına özen göstermek;

f-Ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeylerde demokrasi, insan onuru, toplumsal adalet ve dayanışmanın geliştirilmesi, toplumlar arasındaki farklılıklara tam saygı göstererek, hoşgörü, şiddeti dışlama, çoğulculuk ve ayırımcılık yapmama eğilimlerini güçlendirmek;

g- Eşit gelir dağılımının desteklenmesi ve herkes için eşit ve adil fırsatlar yaratılması yoluyla kaynakların daha geniş kesimlere ulaştırılmasının sağlanması;

h-Ailenin, toplumun temel birimi ve toplumsal kalkınmada çok önemli bir role sahip olduğunu kabul etmek. Aile fertlerinin haklarına, yeteneklerine ve sorumluluklarına önem vererek toplumun bu temel birimini güçlendirmek;

i-Kalkınma programlarında, zarara uğramış, korunaksız kişilere ve gruplara da yer verilmesi, ve toplumun bütün bireylerinin yasal haklarının uygulanması ve doğal ve toplumsal çevreden yararlanmalarının sağlanması yoluyla zarara uğrayanların karşılaştıkları sorunlara çözümler üretmek;

j-Bütün insan haklarına ve temel özgürlüklere, kalkınma hakkı da dahil olmak üzere, saygı, itaat ve korumanın geliştirilmesi, yasal hakların gerçekten uygulanmasının ve sorumluluklarının toplumun her düzeyinde daha geniş bir şekilde dağıtılmasını, kadın ve erkek  arasındaki eşitlik ve adaletin geliştirilmesi, çocukların ve gençlerin haklarının korunması, toplumsal bütünleşme ve sivil toplumun geliştirilmesi ve güçlendirilmesi;

k-Sömürgecilik ya da başka biçimlerde yabancı egemenliği ve yabancı işgali altındaki halklar başta olmak üzere, bütün halkların kendi kaderlerini kendilerinin tayin etme hakkını kabul edilmesi, Dünya İnsan Hakları Konferansı’nda kabul edilen Viyana Eylem Programı Deklarasyonu’nda (3), öteki hakların yanısıra, bu konuda da yer verilmiş olan hakların tam manasıyla gerçekleştirilmesine önem vermek,

l-İnsanın gelişmesini ve güvenliğini destekleyerek toplumun, kadın ya da erkek her üyesinin temel insani gereksinmelerinin karşılanabilmesini ve her kadın ya da erkeğin kişisel onuru, güvenliği ve yaratıcılığının gerçek yaşamda karşılığının bulunmasını sağlamak;

m-Yerli toplulukların ekonomik ve toplumsal gelişmelerini, kimlik, gelenek, toplumsal örgütlenme biçimleri ve kültürel değerlerine tam saygı göstererek kabul etmek;

n-Bütün kamu ve özel karakterli ulusal ve uluslararası kurumlarda şeffaf ve güvenilir yönetim ve tatbikata özel önem vermek;

o-Bütün insanların, özellikle kadınların, bireysel niteliklerinin güçlendirilmesinin kalkınmanın temel hedeflerinden biri ve kalkınmanın temel kaynağı olduğunu kabul etmek. İnsanların bireysel niteliklerinin güçlendirilmesi, insanın, toplumlarımızın işleyişini ve refahını belirleyecek kararların formülasyonu, uygulaması ve değerlendirilmesine tam katılımını gerekli kılar;

p-Toplumsal gelişme için uluslararası işbirliği ve ortak çalışmaya hız verilmelidir. Toplumsal gelişme evrenseldir ve yeni ve daha sağlam bir toplumsal gelişme taslağı hazırlanmalıdır;

q-Yaşlıların daha iyi bir yaşama ulaşma olanaklarının geliştirilmesi;

r-Yoksulluk içinde yaşayan insanların yeni bilgileşim teknolojilerinden ve öteki teknolojilerden yararlanmaları konusunda yeni yöntemler geliştirilmesi toplamsal gelişme hedeflerinin gerçekleştirilmesine katkıda bulunacaktır. Bundan dolayı bu tür teknolojilere ulaşma olanaklarının kolaylaştırılması gerektiğinin kabul edilmesi;

s-Kadınların politik, ekonomik, toplumsal ve kültürel yaşamın bütün alanlarında, eşit bireyler olarak katılımlarının geliştirilmesinin sağlanması ve bu olanakların geliştirilmesine ilişkin programların ve politikaların güçlendirilmesine ilişkin programların ve kadının temel haklarından tam olarak yararlanabilmelerini sağlayacak bütün kaynakların iyileştirilmesi;

t-Göçmenlerin kendi isteklerine bağlı olarak asıl ülkelerine güvenlik içinde gönderilmelerine olanak sağlayacak ve yurtlarından ayrılmak zorunda bırakılmış kişilerin yurtlarına gönüllü olarak ve güven içinde dönmelerini ve toplumlarına kolaylıkla uyum yapmalarını sağlayacak  bütün kaynakların iyileştirilmesi;

u- Tam toplumsal gelişme hedefine ulaşabilmek için savaş tutsaklarının, savaşta kaybolanların, uluslararası antlaşmalara uygun olarak iadelerinin öneminin vurgulanması;

  1. Bu hedefleri gerçekleştirmenin devletlerin en önemli sorumluluğu olduğunu kabul ediyoruz. Bu hedeflere sadece devletler aracılığıyla ulaşılamayacağını da kabul ediyoruz. Uluslararası topluluk, Birleşmiş Milletler, çok taraflı mali kurumlar, bütün bölgesel örgütler ve yerel yönetimler ve bütün sivil toplum görevlilerinin, kendi kaynak ve çaba paylarına gerçek katkılarda bulunmaları gerekir. Toplumsal gerginliklerin azaltılması ve daha geniş çaplı bir toplumsal ve ekonomik kararlılık ve güvenliliğin yaratılması yönünde dünya çapında harcanan çabalarla insanlar arasındaki eşitsizliklerin azaltılması ve kalkınmış ve kalkınmakta olan ülkeler arasında varolan büyük farklılıkların azaltılması için bunların yapılması gereklidir. Ekonomileri geçiş halinde olan ülkelerdeki radikal politik, toplumsal ve ekonomik değişiklikler, beraberlerinde ekonomik ve toplumsal durumlarında kötüleşmeyi de getirmektedirler. Bütün insanları, kendi etkinlik alanlarındaki somut eylemleriyle ve vatandaş olarak özel sorumluluklar üstlenmeleri yoluyla insan koşullarının güçlendirilmesi konusunda bireysel taahhütlerde bulunmaya çağırıyoruz.
C.       TAAHHÜTLER
  1. Toplumsal kalkınma için dünya çapında yürüttüğümüz çabalar, ve Eylem Programı’nda yeralan eylem önerileri, Birleşmiş Milletler Tüzüğü’ndeki amaç ve ilkelere bağlı kalarak ve uluslararası işbirliği ve mutabakat anlayışı içinde gerçekleşmektedir. Toplumsal gelişme için stratejilerin, politikaların, programların ve eylemlerin formülasyonu ve uygulamasının sorumluluğunun tek tek ülkelere ait olduğunu ve her ülkenin ekonomik, toplumsal koşulların, ortama bağlı olarak farklı olacağını gözönünde tutması gerektiğini, ve ülkelerin değişik dinsel ve etnik değerlere, vatandaşlarının farklı kültürel ortamlarına ve felsefi inançlarına, bütün insan haklarına ve temel özgürlüklere uyarak, tam saygı göstermesi gerektiğini kabul ediyoruz. Bundan dolayı toplumsal gelişme programları ve eylemlerinin tam olarak uygulanabilmesi için uluslararası işbirliği zorunludur.
  2. Toplumsal adalet, dayanışma, ülkeler içinde ve arasında uyum ve eşitlik amacına dönük hepimizin paylaştığı toplumsal gelişme davamızı temel alarak, ulusal egemenlik ve bölgesel bütünlük ilkelerine ve politika hedeflerine, kalkınma önceliklerine ve dinsel ve kültürel farklılıklara ve bütün insan haklarına ve temel özgürlüklere tam saygı göstererek, toplumsal ilerleme ve gelişme için aşağıdaki taahhütlerde somut olarak ifade edilmiş olan dünya çapında bir çabayı başlatıyoruz.
TAAHHÜT 1

            İnsanın toplumsal gelişmesinin gerçekleştirilmesini olanaklı kılacak bir ekonomik, politik, toplumsal, kültürel ve yasal çevrenin yaratılmasını taahhüt ediyoruz.

            Bu hedefe ulaşmak için tek tek ülkeler düzeyinde yapacaklarımız aşağıda yer almaktadır.

a-Anayasalarımıza, yasalarımıza ve usullerimize uygun olarak ve uluslararası hukuk kurallarına ve yükümlülüklerimize bağlı kalarak kararlı bir yasal çerçeve sağlayacağız. Bağlı kalacağımız uluslararası anlaşma ve yükümlülüklerimiz içinde kadın ile erkek arasında eşitlik ve adaleti destekleyen maddeler, bütün insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne tam saygıyı, adaletin herkes için uygulanmasını, her tür ayırımcılığın ortadan kaldırılmasını, şeffaf ve güvenilir yönetim ve uygulamayı ve özgür ve temsili sivil toplum örgütleriyle işbirliğini teşvik eden maddeler yer alacaktır.

b-Herkesin gelir, kaynak ve toplum hizmetlerinden eşit biçimde yararlanabilmesini desteklemeye dönük güçlendirici bir ekonomik ortam yaratacağız;

c-Halkın toplumsal ve ekonomik politika ve programlara katılım düzeyini ve yöntemlerini uygun olan yerlerde güçlendireceğiz. Bunun için desantralizasyon, kamu kurumlarında açık yönetim, sivil toplumun ve yerel toplulukların güç ve olanaklarının güçlendirilmesi ve böylece kendi örgütlerini, kaynaklarını ve etkinliklerini geliştirmelerini gerçekleştirmek gereklidir.

d-Hoşgörü, şiddeti dışlama ve farklılıklara saygı eğiliminin desteklenmesi ve anlaşmazlıkların barışçı yöntemlerle çözümlenmesi yoluyla barışı güçlendireceğiz;

e-Dinamik, açık, serbest piyasayı teşvik ederken gereken ölçülerde pazara müdahale etme gerekliliğini kabul edeceğiz, piyasa işleyişindeki kusurları engelleyip gereken önlemlerini alacağız, kararlılığı ve uzun dönemli yatırımları teşvik edeceğiz, adil rekabet ve ahlaki davranışları teşvik edeceğiz, ekonomik ve toplumsal kalkınmayı uyumlulaştıracağız (Buna yoksulluk koşulları içinde yaşayan insanların ve sakatların, özellikle kadınları, ekonomik ve toplumsal süreçlere tam ve üretken biçimde katılımını olanaklı kılacak ve bu hakkı onlara verebilecek uygun programların oluşturulması ve uygulanması da dahildir),

f-Özellikle yoksulluk koşulları içinde yaşayan insanlara yardımcı olabilmek için eğitim, gıda, barınak, istihdam, sağlık ve bilgileşim alanlarında gerçekleştirilmiş olanlar da dahil olmak üzere, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (6), Ekonomik Toplumsal ve Kültür Anlaşması (7), Kalkınma Hakkı Deklarasyonu (8) gibi konuyla ilgili uluslararası belgeler ve deklarasyonlarda ortaya konmuş bulunan hakların hayata geçirilmesini sağlayacak çalışmaların teşvik edilmesinin bir kez daha ifade edilmesi gerekmektedir;

g-Göçmenlerin istedikleri takdirde yurtlarına güvenlik içinde ve saygın kişiler olarak dönmelerini olanaklı kılacak somut koşulların yaratılması ve yurtlarından ayrılmak zorunda bırakılan insanların gönüllü olarak yurtlarına dönüşlerini ve döndükten sonra toplumlarına sıkıntı çekmeden uyum yapmalarını sağlayacak koşulları yaratacağız;

h-Uluslararası barış ve güvenliği teşvik edeceğiz ve uluslararası anlaşmazlıkların, Birleşmiş Milletler Tüzüğü’ne uygun olarak barışçı yöntemlerle çözümlenmesini teşvik edip bu yöndeki çabalara destek vereceğiz;

i- Toplumsal gelişmenin gerçekleştirilebilmesi için uluslararası işbirliğini güçlendireceğiz;

j- Diğer önlemlerin yanısıra, makroekonomik politikaların formülasyonu ve uygulamasında işbirliği, ticaretin liberalizasyonu, hem yeterli hem de önceden tahmin edilebilir ve sürdürülebilir kalkınma için gereken kaynakların elde edilebilirliğini en fazla düzeye çıkarabilecek şekilde hareketli, yeni ve ek mali kaynakları harekete geçireceğiz ya da temin edeceğiz, ulaşılabilir bütün fon kaynaklarından ve mekanizmalarından yararlanıp, mali kararlılığın güçlendirilmesi ve kalkınmakta olan ülkelerin ve ekonomileri değişim sürecinde olan ülkelerin gereksinmelerini dikkate alarak, dünya piyasalarına daha adil biçimde daha fazla girebilmeleri, üretken yatırımlardan, teknolojilerden ve gereken bilgiden yararlanmaları gibi önlemlerle destekleyici bir dış ekonomik çevrenin oluşturulmasına dönük politikaların teşvik edilmesi ve uygulanması, konularında çaba harcayacağız;

k-Ticaret, yatırım, teknoloji, borçlar ve resmi kalkınma yardımları ile ilgili uluslararası anlaşmaların toplumsal gelişmeyi destekleyecek biçimde uygulanmasını sağlamaya çalışacağız;

l- Özellikle teknik ve mali işbirliği yoluyla, kalkınmakta olan ülkelerin süratle, geniş bir temele dayanarak sürdürülebilir kalkınmalarını geliştirmeye yönelik çabalara destek vereceğiz. Küçük ada ülkelerinin, belirli bir bölgede kapalı kalmış ülkelerin ve en az gelişmiş ülkelerin özel gereksinmelerine özel önem verilmelidir.

m- Uygun uluslararası işbirliği içine girerek ekonomileri değişim sürecinde olan ülkelerin geniş temele dayalı sürdürülebilir kalkınma çabalarına destek vereceğiz;

n- Evrensel, vazgeçilmez ve temel insan haklarının ayrılmaz bir parçası olarak kalkınma hakkı da dahil olmak üzere evrensel, paylaşılmaz ve karşılıklı bağımlı ve karışlıklı ilişki içinde olan bütün insan haklarını kabul edeceğiz ve geliştireceğiz ve bu haklara saygı gösterilmesini, korunmasını ve itaat edilmesini sağlamaya çalışacağız.;

TAAHHÜT 2

Kararlı ulusal eylemler ve uluslararası işbirliği ile, insanlığın bir ahlaki, toplumsal, politik ve ekonomik zorunluluğu olarak, yoksulluğun dünyanın her köşesinde ortadan kaldırılması hedefi doğrultusunda çaba harcayacağımızı içtenlikle ifade ediyoruz.

Bunun için ulusal düzeyde, bütün sivil toplum örgütleri ile işbirliği yaparak ve çokboyutlu ve bütünlüklü bir yaklaşımla aşağıda belirtilen çalışmaları yapacağız:

a- Tercihen,  Uluslararası Yoksulluğun Ortadan Kaldırılması yılı olan 1996’da mümkün olan en kısa zaman içinde bütün dünyada yoksulluğun önemli oranda azaltılması ve her ülkede kendi koşullarına göre saptanacak bir hedef gününde mutlak yoksulluğun ortadan kaldırılması ve eşitsizliğin azaltılmasına dönük ulusal politikalar ve stratejilerin acil bir görev olarak benimsenip formüle edeceğiz ya da güçlendireceğiz;

b- Yoksulluğun asıl nedenlerinin ortaya çıkarılabileceği çabalara ve politikalara özel önem vereceğiz ve herkes için temel gereksinmeleri sağlayacağız. Bu çalışmalar içinde, açlık ve kötü beslenmenin ortadan kaldırılması, gıda maddelerinde güvenlik, eğitim, istihdam ve geçinme, temel sağlık hizmetleri –sağlık bakımlarının tekrarlanması, güvenilir içme suyu ve sağlık koruma ve yeterli barınak da dahil-, toplumsal ve kültürel yaşama katılım yer alacaktır. Yoksulluğun en büyük yükünü taşıyan kadınların ve çocukların gereksinme ve haklarına ve korunaksızların ve sakatlarının gereksinmelerine özel önem verilecektir.

c- Yoksullar için kredi, toprak, eğitim ve öğretim, teknoloji, bilgi ve bilgileşim de dahil olmak üzere üretken kaynaklara ulaşma ve genişleyen istihdamdan ve ekonomik fırsatlardan yararlanabilmeleri için politika ve yasal düzenleme ortamlarında karar alma süreçlerinde yeralmalarına olanak tanıyacak çalışmalar yapacağız;

d-Herkesin istihdam, hastalık, analık, çocuk yetiştirme dulluk, sakatlık ve yaşlılık sürelerinde yeterince ekonomik ve toplumsal korunma alabilmesini sağlayacak politikalar oluşturup uygulayacağız;

e-Ulusal bütçe ve politikalara, temel gereksinmeleri karşılayabilecek biçimde ve eşitsizlikleri azaltıp yoksulluğu stratejik bir hedef olarak belirleyecek özellikler vereceğiz;

f-  Eşitsizliklerin azaltılmasına çalışacağız, kaynaklardan yararlanma ve gelir elde etme olanaklarını artıracağız, eşitsizliği besleyen bütün politik, yasal, ekonomik ve toplumsal faktör ve kısıtlamaları ortadan kaldıracağız;

Bu alanda uluslararası düzeyde yapacaklarımız ise şunlardır:

g-Uluslararası topluluğun ve uluslararası örgütlerin, özellikle çok taraflı mali kurumların, kalkınmakta olan ülkelere ve bütün dünyada yoksulluğun ortadan kaldırılması ve temel toplumsal korunma olanaklarının sağlanması şeklindeki ortak hedefimiz doğrultusundaki çabalarında yardıma gereksinmesi olan ülkelere yardımcı olmalarını sağlayacağız;

h-Mali yardım sağlayan bütün uluslararası ve çok taraflı kalkınma bankalarını, kalkınmakta olan ülkelerin ve bütün ülkelerin insanı merkez alan sürdürülebilir kalkınma ve herkesin temel gereksinmelerinin karşılanması ile ilgili çabalarına dönük politika ve programlarına kesintisiz biçimde verdikleri destek konusunda teşvik edeceğiz; üzerinde anlaşmaya varılmış program hedeflerinin gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla sözkonusu kalkınmakta olan ülkelerle görüşmeler yaparak bu ülkelerin varolan programlarını değerlendirmelerini sağlayacağız; bu ülkelerin kendi politika ve programlarının herkesin temel gereksinmelerinin karşılanması ve mutlak yoksulluğun ortadan kaldırılmasını en önemli konu olarak benimseyen ve üzerinde anlaşmaya varılmış kalkınma hedeflerinin daha ileri noktalara ulaştırabilecek politika ve programlar olmasını teşvik edeceğiz; halkın katılımının bu tür program ve politikalar için son derece önemli olduğu üzerinde duracağız;

i- Özellikle Güney Asya gibi halkın önemli bir kesiminin yoksulluk içinde yaşadığı ve bundan dolayı toplumsal ve ekonomik kalkınma hedeflerine ulaşmakta ciddi güçlüklerle karşılaşan bölgelerin ve ülkelerin özel gereksinmelerine dikkat etmeye ve buralara destek vermeye çalışacağız.

TAAHHÜT 3

Tam istihdamı ekonomik ve toplumsal politikalarımızın temel önceliği olarak belirlemeyi ve bütün kadın ve erkeklerin özgürce üretken istihdam ve iş seçmeleri yoluyla sağlam ve sürekli geçinme olanakları yaratabilmelerini sağlamayı taahhüt ediyoruz.

Bunun için ulusal düzeyde şunları yapacağız:

a-İstihdam olanaklarının arttırılması, işsizliğin azaltılması ve adil yeterli ve uygun ücret alımının desteklenmesi ilkesini hükümet stratejilerinin ve politikalarının en önemli konusu olarak ele almak, işçilerin haklarına tam saygı göstermek, çalıştıranların, çalışanların ve bunların örgütlerinin katılımlarını gerçekleştirmek, gençlerin, kadınların, sakatların ve bütün öteki zarara uğramış grup ve bireylerin yapısal, uzun dönemli işsizlik ve her zaman iş bulamama gibi sorunlarına özel önem vermek, gibi konularda çaba harcayacağız;

b- Hem kırsal hem kentsel sektörlerde iş bulma olanakları ve üretkenliği geliştirecek politikalar oluşturacağız, kalkınma için insan kaynağı geliştirme konusuna yatırım yapacağız, üretken istihdam yaratan teknolojileri destekleyeceğiz, girişimcilik eğilimlerini ve küçük ve orta ölçekli girişimleri teşvik edeceğiz;

c-Toplumun zarara uğramış sektörlerine özel önem vererek, resmi olmayan sektördekiler de dahil olmak üzere küçük ve çok küçük işletmelerin, toprak, kredi, bilgileşim, altyapı ve öteki üretken kaynaklara ulaşma olanaklarını arttıracağız,

d-Hem çalıştıranların hem de çalışanların, ekonomik koşulların, teknolojilerin ve emek pazarlarının değişimine uyum yapmaları için gereken eğitim bilgileşim ve öğretimi gerçekleştirebilecek politikalar oluşturacağız;

e- Yeni istihdam alanları yaratabilecek değişik seçenekler keşfetmeye, gelir ve satınalma gücü yaratacak yeni yaklaşımları araştırmaya çalışacağız;

f- Çalışan insanların kazançlarıyla aile sorumlulukları arasında bir uygunluk oluşturabilecek politikaları destekleyeceğiz;

g-Kadınların çalışma alanlarına daha fazla girmelerine, emek pazarlarındaki konumlarının korunmasına, özellikle ücretler alanında erkeklerle kadınlar arasında eşitliğin geliştirilmesine önem vereceğiz;

h-İstihdamın geliştirilmesini konu alan stratejilerimizde resmi olmayan sektörün katkılarına gereken önemi vereceğiz. Kalkınmakta olan ülkelerde bu sektörün toplumsal bütünleşmeye ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasına yaptığı katkının arttığı ve resmi ekonomi ile bağlarının güçlendiği gözönünde tutulacaktır;

i-Nitelikli işler sağlanması ve çalışanların çıkarlarının ve temel haklarının korunması hedefine ne ölçüde ulaşıldığını izleyeceğiz; bunun için Uluslararası Çalışma Örgütünün ilgili sözleşmelerine özgürce saygı gösterilmesini desteklemek –buna angarya ve çocukların çalıştırılmasının yasaklanması, örgütleme özgürlüğü, sendika kurma ve toplu pazarlık yapma hakkı ve ayırımcılık yapmama ilkeleri de dahildir;

 Uluslararası  düzeyde yapacaklarımız ise şunlardır;

j-Göçmen işçilerin ilgili ulusal ve uluslararası araçların sağladığı koruma önlemlerinden yararlanmalarını sağlayacağız, göçmen işçi emeğinin sömürülmesine karşı etkili ve somut önlemler alacağız, bütün ülkeleri göçmen işçilerle ilgili uluslararası araçları dikkate almaya ve göçmen işçilerin bu haklarının yasalarla kabul edilmesine ve bu yasaların tam anlamıyla uygulanmasına yöneltilmesini sağlayacağız;

k-Makroekonomik politikalarda uluslararası işbirliğini, sürdürülebilir ekonomik büyümenin desteklenmesini ve yeni istihdam alanlarının yaratılabilmesi için ticaret ve yatırımın liberalizasyonunu, istihdamı artıran ve işsizliği azaltan başarılı politika ve programlarla ilgili deneyimlerin aktarılmasını teşvik edeceğiz;

TAAHHÜT 4

Kararlı, güvenli ve adil toplumlarla, ayırımcılık yapmayan, hoşgörülü, farklılıklara, fırsat eşitliğine, dayanışmaya, güvenliğe ve bütün halkın katılımına saygı gösteren ve zarar görmüş ve korunaksız grup ve kişilerin sorunlarına önem veren toplumların toplumsal bütünleşmelerini teşvik etmeyi taahhüt ediyoruz.

Bunun için ulusal düzeyde yapacaklarımız şunlardır.

a-Demokrasi, yasaların hakimiyeti, çoğulculuk ve çeşitlilik, hoşgörü ve sorumluluk, şiddeti dışlama ve dayanışmaya saygı gösterilmesini teşvik edeceğiz. Bunun için eğitim sistemlerinin, kitle iletişim araçlarının ve yerel topluluklarla örgütlerin halkın toplumsal bütünleşme konusundaki bilinçlerini geliştireceğiz ve toplumsal bütünleşmenin bütün özelliklerini ve bunun önemini kavramaları yönündeki çabalarına destek vereceğiz;

b- Bütün biçimleriyle ayırımcılığın ortadan kaldırılmasına ve insan onuruna saygı ve eşitliği temel alan toplumsal bütünleşmenin gerçekleştirilmesini hedefleyen politika ve stratejileri güçlendireceğiz;

c-  Sivil, politik, ekonomik, toplumsal ve kültürel yaşama katılım ve bu alanlarda haberleşmeyi güçlendirmenin en temel araçları olarak bütün eğitim, bilgileşim, teknoloji ve know-howdan herkesin yararlanmasını ve sivil, politik, ekonomik, toplumsal ve kültürel haklardan herkesin yararlanmasını sağlayacak süreçleri teşvik edeceğiz;

d- Zarar görmüş ve korunaksız grup ve bireylerin ekonomi ve toplumla tam anlamıyla bütünleşmelerin ve korunmalarını sağlayacağız;

e- Göçmenlerin ve göçmen işçi ailelerinin insan haklarına saygı gösterilmesini ve bu durumdaki insanların korunmalarını sağlayacak önlemlerin formüle edip güçlendireceğiz, bir çok ülkede değişik alanlarda arttığı görülen ırkçılık ve yabancı düşmanlığını ortadan kaldırmaya ve bütün toplumlarda daha fazla uyum ve hoşgörünün geliştirilmesini sağlayacak önlemleri belirleyerek teşvik edeceğiz;

f-Yerli toplulukların kimlik, kültür ve çıkarlarının korunarak geliştirilmesi için haklarının kabul edilip bunlara saygı gösterilmesi, toplumsal adalet isteklerinin desteklenmesi ve bu toplulukların, içinde yaşadıkları ülkelerin toplumsal, ekonomik ve politik yaşamlarına katılımlarını sağlayacak bir çevrenin oluşturulmasına önem vereceğiz.

g- İkinci Dünya Savaşı ve öteki savaşların eski askerleri ve mağdurları da dahil olmak üzere bütün eski askerlerin ekonomi ve toplumla tam anlamıyla bütünleşmelerini sağlayacağız ve bu kişilerin toplumsal korunma olanaklarını geliştireceğiz,

h-Bütün yaş gruplarından insanların uyumlu bir toplumun inşasında eşit ve son derece önemli unsurlar olarak katkıda bulunmalarını teşvik edeceğiz ve bunun önemini açıklayıcı çalışmalar yapacağız, toplumun bütün kesimlerinde nesiller arasında diyalogu güçlendireceğiz;

i-Kültürel, etnik ve dinsel farklılıkları kabul edeceğiz ve bunlara saygı göstereceğiz, ulusal, etnik, dinsel ya da dilsel azınlıklar içinde yer alan kişilerin haklarını geliştireceğiz ve bu hakları koruyacak, bu insanların içinde yaşadıkları toplumların politik, ekonomik, toplumsal, dinsel ve kültürel yaşamın her alanına tam katılımlarını kolaylaştıracak önlemler alacağız;

j-Yerel toplulukların ve grupların yeteneklerini arttıracağız, bunda kendi örgütlerini ve kaynaklarını geliştirmelerine dikkat ederek ve bu topluluklara hükümetler dışı örgütlerin eylemlerinden de yararlanarak toplumsal kalkınmaya ilişkin politikalar önereceğiz;

k-Toplumsal bütünleşmeyi güçlendiren kurumları destekleyeceğiz, ailenin çok önemli bir işleve sahip olduğunu kabul edeceğiz, aileye, korunması ve desteklenmesini garanti edecek bir ortam sağlayacağız. Farklı kültürel, politik ve toplum sisteminde değişik aile biçimlerinin varolduğunu kabul edeceğiz;

l-Suç işleme, şiddete başvurma ve gizli uyuşturucu kullanımını toplumsal bütünleşme sürecinde görülen sorunlar olarak ortaya koyacağız;

Uluslararası alanda yapacaklarımız ise şunlardır:

m-Ayırımcılığın ortadan kaldırılması ve bütün insan haklarının geliştirilmesi ve korunması konusunda bütün ülkelerde yasal düzenlemeler yapacağız ve bu yöndeki çalışmaları teşvik edeceğiz, bu konularla ilgili uluslararası düzeyde kabul edilmiş deklarasyonlara bağlı kalacağız ve uluslararası araçları kullanacağız ve mümkün olduğu ölçüde ihtiyat kaydına başvurmayacağız;

n-Göçmenlere ve göçmen kabul eden ülkelere insanı ve mali yardım sağlayan uluslararası mekanizmaları daha da güçlendireceğiz ve bu konuda sorumluluğun uygun oranlarda paylaşılmasını teşvik edeceğiz;

o-Eşitlik, karşılıklı saygı ve karşılıklı yarar sağlama temelinde uluslararası işbirliği ve birlikte çalışma eğilimin destekleyeceğiz.

TAAHHÜT 5

İnsan onuruna saygı gösterilmesini ve kadın ile erkek arasında eşitlik ve adaletin gerçekleştirilmesini, kadının politik,sivil, ekonomik, toplumsal ve kültürel yaşama ve kalkınma sürecine katılımını ve bu alanlarda önder konumlarda yer almasını sağlayacak eğilimlere destek vermeyi taahhüt ediyoruz.

Bunun için ulusal düzeyde yapacaklarımız şunlardır:

a-Aile içinde ve toplumda insan onuru, eşitlik ve adaletin önündeki bütün engelleri ortadan kaldırmaya dönük davranış, yapı, politika, yasa ve günlük pratiklerdeki değişikliklere destek olacağız, kentlerde ve kırsal alanda yaşayan kadınların ve yetersizlikleri olan kadınların, toplumsal, ekonomik ve politik yaşama, devlet politikaları ve programlarının uygulanması ve denetlenmesi süreçleri de dahil olmak üzere, tam ve eşit biçimde katılımını teşvik edeceğiz;

b-Her düzeyde karar alma süreçlerinde cinsler arasında bir denge ve eşitlik sağlayacak yapılar, politikalar, hedefler ve yakın amaçlar oluşturacağız, kadının politik, ekonomik, toplumsal ve kültürel fırsatlarını ve bağımsızlık olanaklarını genişleteceğiz, özellikle yerli kadınların, kırsal alanlardakilerin ve yoksulluk koşulları içinde yaşayan kadınlarınki de dahil olmak üzere kadının güçlendirilmesine katkıda bulunacak eğilimlere destek olacağız, ve gerekli olan yerlerde, gerçek eylemlerle, kadının ekonomik ve toplumsal politikaların oluşturulması ve bu politikaların uygulanması süreçlerine katılımını cinsler arası eşitlik fikrinin geliştirilmesi yoluyla kadının güçlendirilmesini teşvik edeceğiz;

c-Kadının okuryazarlık, eğitim ve öğretim etkinliklerine erkeklerle eşit ve tam biçimde katılımını sağlayacağız, kadının kredi ve öteki üretici kaynaklara ulaşmasının ve emlak ve arazi satın alması, elinde tutması ve satmasının önündeki bütün engellerin ortadan kaldırılmasını teşvik edeceğiz;

d-Bütün dünyada kadın ile erkeğin eşit olduğu ilkesini temel alarak ve Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı’nda belirlenen Eylem Programı’nın (5) içeriğine bağlı kalarak, sağlık hizmetlerinden en geniş anlamda yararlanılmasını sağlayacak uygun önlemleri alacağız;

e-Kadının toprak sahibi olma, mülkiyeti miras alma ya da borç para alma haklarının önündeki henüz kaldırılamamış kısıtlamaları ortadan kaldıracağız ve kadının erkeklerle eşit biçimde çalışma hakkına sahip olduğu ilkesini yaşama geçireceğiz;

f- Özellikle sağlık, beslenme, okuryazarlık ve eğitimle ilgili statü, refah ve fırsatlarında, cinsler arasında ayırımcılığın insan yaşamının daha ilk dönemlerinde başladığı kabul edilerek, kız çocuklarının erkek çocuklarla eşit olanaklara sahip olmasının sağlayacak politikalar, hedefler ve amaçlar oluşturacağız;

g-Kadın ile erkeğin aile, topluluk ve toplum yaşamında eşitliğini güçlendireceğiz, çocukların yetiştirilmesi ve ailenin yaşlı mensuplarının desteklenmesi alanlarında kadın ile erkek arasında sorumlulukların eşit olarak paylaşılması gerektiği, erkeklerin bütün sorumlulukları eşit olarak kadınlarla paylaşması gerektiği, ebeveynlik, cinsel ve çocuk yapma gibi alanlarda da kadınlarla eşit sorumluluklar üstlenmeleri gerektiği gibi konular üzerinde önemle duracağız;

h-  Kadınlara ve kız çocuklarına karşı uygulanan her tür ayırımcılık, sömürü, taviz ve bütün şiddet biçimlerinin, ilgili uluslararası araç ve deklarasyonlara bağlı kalınarak ortadan kaldırılmasına ve buna karşı mücadele edilmesine yönelik politikaların uygulanması ve bu konuda yasalar çıkarılarak ve bu yasaların uygulanmasını sağlayarak etkili önlemler almak;

i- Kadınların her türlü insan hakkından ve temel özgürlüklerden tam ve erkeklerle eşit biçimde yararlanmalarını teşvik edeceğiz ve bu haklarını koruyacağız;

j-Kadınların, olumlu eylem, eğitim, öğretim, iş yasalarıyla gereken koruma, nitelikli çocuk bakımı ve öteki destek hizmetlerinin sağlanması ve bu hizmetlerin kolaylaştırılması gibi önlemlerle ücretli çalışma ve istihdama tam anlamıyla katılabilmelerini sağlayacak politikalar oluşturacağız ya da var olan politikaları güçlendirip uygulayacağız;

Uluslararası düzeyde yapacaklarımız ise aşağıda yer almaktadır:

k- Kadınların insan haklarını geliştirmek ve bu hakları korumak, Kadınlara Karşı Her Türden Ayırımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi’nin (10) yanısıra ilgili öteki sözleşmelerin hükümlerini de uygulayacağız, mümkün olursa 2000 yılına kadar ve elden geldiğince koşullu imzadan kaçınarak bu sözleşmelerin hükümlerinin yasama organlarında kabul edilmesini ve uygulanmasını teşvik edeceğiz, ve Nairobi İleriye Dönük Kadının Geliştirilmesi Stratejileri (11) Kırsal Kesim Kadınları ile İlgili Cenevre Deklarasyonu (12) ve Nüfus Kalkınma Konusunda Uluslararası Eylem Programı’nın uygulanmasını teşvik edeceğiz;

l- Pekin’de Eylül 1995 te toplanacak olan Dördüncü Dünya Kadın Konferansının hazırlık çalışmalarına ve bu Konferansın sonuç belgesinde yeralan hükümlerin uygulanması ve izlenmesine özel önem vereceğiz;

m- Kadının güçlendirilmesi ve kadın erkek arasında eşitlik ve adaletin sağlanması çabalarında kalkınmakta olan ülkelerle, istedikleri takdirde uluslararası işbirliği yapacağız ve bu işbirliğini teşvik edeceğiz;

n- Kadınların ulusal ekonomiye katkılarını ve ulusal ekonomi için harcadıkları çabayı, kayıtlara geçmeyen işlerdeki ve evlerinde verdikleri katkılar da dahil olmak üzere bütün boyutlarıyla kavratacak ve daha açık bir şekilde ortaya koyabilecek elverişli araçları bulacağız.

TAAHHÜT 6

Evrensel ve eşit fırsatlı nitelikli eğitim hedefi için çaba sarfederek bu hedefe ulaşmak, bedensel ve ruhsal sağlık alanında mümkün olan en yüksek standarda ulaşmak, herkes için temel sağlık hizmetlerini gerçekleştirmek, toplumsal koşullarla ilgili eşitsizlikleri düzeltmek ve bu alanda ırk, ulusal köken, cinsiyet farklılığı yaş ya da sakat olup olmama gibi unsurlara dayalı bir ayırımcılık yapmamak, ortak ve özel kültürlerimizin geliştirilmesi ve bunlara saygı göstermek, kalkınmada kültürün rolünü güçlendirmeye çalışmak, insanı merkez alan sürdürülebilir kalkınmanın temel ilkelerini koymak, insan kaynaklarını tam manasıyla geliştirmek ve toplumsal kalkınmanın ilerletilmesine katkıda bulunmak konularında taahhütte bulunuyoruz. Bu etkinliklerin amacı, tam ve üretken istihdamı geliştirmek ve toplumsal bütünleşmeye destek olmaktır.

Bunun için ulusal düzeyde yapacaklarımız aşağıda belirtilmiştir:

a- İlkokul öncesi eğitim, ilkokul eğitimi ve okuma yazma bilmeyenler için eğitim de dahil olmak üzere, temel eğitimin genelleştirilmesi ve herkesin okuma yazma öğrenmesine yönelik zamanı belirlenmiş ulusal stratejiler oluşturacağız ve bu stratejileri destekleyeceğiz –bu çalışmaya bütün topluluklar dahil edilecektir ve özellikle eğitim sistemine ulusal dillerin sokulması alanında eğitim yapılacaktır, bu çalışma çeşitli resmi olmayan eğitim araçlarıyla desteklenecektir ve mümkün olan en yüksek öğrenim standardına ulaşılmaya çalışılacaktır;

b- Her yaş grubunda insanın faydalı bilgiye sahip olması, mantıklı düşünme yeteneğini ve değişik beceriler geliştirmesini ve etik ve sosyal değerlere sahip olmasını sağlamaya yönelik eğitimin kalitesini geliştirmeye çalışarak hayat boyu öğrenmenin önemini açıklayacağız; böylece her yaşta insan bütün yeteneklerini sağlıklı bir biçimde ve hakkettiği saygıyı görerek, kalkınmanın toplumsal, ekonomik ve politik süreçlerine tam anlamıyla katılabilecektir.

c- Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin (13) hükümlerine bağlı kalarak, çocukların, özellikle kız çocuklarının haklarını kullanabilmelerini ve bu hakların geliştirilmesini, eğitimi, yeterli beslenmeyi ve temel sağlık hizmetlerinden yararlanmayı herkes için olanaklı kılarak ve ebeveynlerin ve çocuklardan yasal bakımdan sorumlu başka kişilerin hak, görev ve sorumluluklarını kabul ederek sağlayacağız;

d-  Bütün çocukların ve gençlerin ilkokul eğitimine başlayıp bitirmelerini ve ilkokul, ortaokul, mesleki okul ve üniversite eğitimi alan kız ve erkekler arasındaki büyük orantısızlığı azaltacak uygun ve olumlu önlemler alacağız;

e- Kız çocukları ve kadınların eğitim olanaklarından tam ve eşit biçimde yararlanmalarını sağlayacağız; kadının eğitimine yatırım yapmanın, toplumsal eşitlik, yüksek üretkenlik ve sağlık koşullarının iyileşmesi, çocuk ölüm oranlarının ve doğurganlık oranlarının düşürülmesi gibi alanlarda toplumsal kazanımların elde edilmesi bakımından son derece önemli olduğunu kabul ediyoruz;

f- Birbiriyle bağlantılı programlarla, ve bireysel farklılıkları ve değişik durumları dikkate alarak çocuklar, gençler ve sakat yetişkinler için her düzeyde eşit eğitim olanakları sağlayacağız;

g-  Yerli toplulukların, özel gereksinmelerine, isteklerine ve kültürlerine uygun tarzda eğitim alma haklarını kabul ediyoruz ve bu toplulukların sağlık hizmetlerinden tam anlamıyla yararlanmalarını sağlayacağız;

h-Cinsler arasında eşitliğe dikkat ederek özel eğitim politikaları oluşturacağız ve dünyanın her tarafında geliştirilen genel ve özel bilişim verilerinin bilgi haline dönüştürülme eğilimini hızlandırmak amacıyla toplumun bütün düzeylerinde gereken mekanizmaları oluşturacağız ve bu bilginin yaratıcılık, üretken kapasitesinin arttırılması ve toplum yaşamına aktif katılım haline dönüştürülebileceğini belirleyecek tasarımlar geliştireceğiz;

i- Eğitimin ve mesleki eğitimin yeni iş alanlarının yaratılmasında ve işsizlikle ve toplumlarımızdaki toplumsal dışlanma ile mücadelede çok önemli unsurlar olduklarının bilincinde olarak emek pazarlarıyla eğitim politikaları arasındaki bağlantıları güçlendireceğiz ve bütün toplumsal kalkınma planlarında yüksek eğitimin ve bilimsel araştırmanın rolü üzerinde duracağız;

j-  Kalkınma hakkı da dahil olmak üzere bütün insan hakları ve temel özgürlüklere saygıyı güçlendiren ve geliştiren geniş temelli eğitim programları oluşturacağız, hoşgörü, sorumluluk ve farklılıklara saygı gösterme gibi değerleri geliştireceğiz, ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Eğitim Onyılı (1995-2005) (15) Belgesinde yer alan çatışmaların barışçıl yöntemlerle çözümlenmesine ilişkin eğitim sağlayacağız;

k- Herkes için temel eğitim hedefine ulaşmak için, temel eğitim araçları ve alanlarının genişletilmesine, hükümetler, hükümetler dışı örgütler, özel sektör, yerel topluluklar, dinsel gruplar ve aileler arasında işbirliği ortamlarının geliştirilmesini ve bu işbirliğinin arttırılmasını teşvik edeceğiz;

l-Toplumsal kalkınmanın önkoşullarından biri olarak çocuklar, gençler ve yetişkinler için okulda ve topluluk içindeki sağlık eğitimi programları oluşturacağız ve bu çalışmayı destekleyeceğiz; çocuklardan yasal olarak sorumlu olan ebeveynlerin ve başka sorumlu kişilerin haklarını, görevlerini ve sorumluluklarını Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne uygun olarak dikkate alacağız;

m-Alma Ata Temel Sağlık Hizmetleri Deklarasyonu’ndaki açıklamalara uygun olarak ve eşit ve toplumsal adaletin gerçekleştirilmesi ilkesini temel alarak, ülkeler düzeyinde Herkes İçin Sağlık Stratejileri’nin hedeflerine ulaştırılması amacıyla derhal şu doğrultularda çaba harcamaya başlayacağız: Sağlıklı içme suyu temini, insan sağlığının korunması ve beslenme eğitimi ve önleyici sağlık programlarını teşvik edeceğiz, ülkeler düzeyinde genel, ayırımcılığı dışlayan temel sağlık hizmetleri planları ya da programlarının geliştirilmesine ya da güncelleştirilmesine başlayacağız;

n-Sakatlara rehabilitasyon ve öteki bağımsız hizmetlerden ve yardımcı teknolojilerden yararlanma olanakları yaratmaya çalışacağız, böylece sakatların refah düzeylerinin azamiye yükseltilmesini, bağımsızlıklarının ve topluma tam anlamıyla katılımlarının sağlanması için çaba harcayacağız;

o-Ekonomik ve toplumsal kalkınmada herkes için sağlık hizmetlerinin korunması ve geliştirilmesi için sektörler arası bütünlüklü bir yaklaşık oluşturacağız ve bütün sektörlerde politikalarda sağlık hizmetleri konusunun yer almasına dikkat edeceğiz;

p-Dünya Çocuk Zirvesi, Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Toplantısı ve Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Toplantısı gibi toplantılarda belirlenmiş olan ana ve çocuk sağlığı ile ilgili hedefler doğrultusunda ve özellikle çocuk ve ana ölüm oranının düşürülmesi hedefine özel önem vererek çalışmalar yapacağız;

q-Birçok ülkede arttığı saptanan HIV ve AIDS gibi hastalıklarla daha etkili biçimde mücadele etmek amacıyla, gereken eğitim ve korunma hizmetlerine, HIV ve AIDS hastalarına gereken bakım ve destek hizmetlerinin ulaştırılmasına, HIV ve AIDS hastalarının yalıtılmışlıklarını ve bu hastalara karşı ayrımcılığı ortadan kaldırmak için gereken bütün önlemlerin alınmasına önem vereceğiz,

r- Bütün eğitim ve sağlık politika ve programlarında çevre duyarlılığını geliştireceğiz; sürdürülebilir tüketim ve üretim modelleri oluşturmaya önem vereceğiz;

Uluslararası düzeyde bu konuda yapacaklarımız şunlardır:

s-Uluslararası örgütlerin, özellikle uluslararası mali kurumların, bu hedeflere, politika programlarında ve elverişli operasyonlarında yer vererek destek olmalarına çalışacak ve bunu sağlayacağız; iki taraflı ve bölgesel işbirliği alanlarında yeni çalışmalarla da bu desteklenmelidir;

t- Kültürel farklılıklara ve insanlığın ortak kültürel mirasına saygı gösterilmesini sağlamak amacıyla kalkınmanın kültürel boyutlarının önemini kabul ediyoruz. Bu alanda yaratıcılığın kabul edilmesini ve geliştirilmesi gerekmektedir;

u-Özellikle Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü ve Dünya Sağlık Örgütü ile eğitim, kültür ve sağlık koşullarının geliştirilmesi konularıyla ilgili öteki uluslararası örgütlerden, yoksulluğun ortadan kaldırılması, tam ve üretken istihdamın geliştirilmesi  ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi gibi  konulara daha fazla önem vermeleri talebinde bulunacağız;

v- Kültürün geliştirilmesi için çeşitli eğitim tarzlarından yararlanan, eğitim ve iletişim araçları aracılığıyla bu konularda bilgi içeren malzeme üretip dağıtan, teknolojinin kullanımının yaygınlaşmasına katkıda bulunan, teknik ve mesleki eğitim ve bilimsel araştırmaları teşvik eden uluslararası örgütleri güçlendireceğiz;

w- Malarya, tüberküloz, kolera, tifo ve HIV/AIDS gibi çok sayıda insanın ölümüne yol açan önemli hastalıklara karşı daha güçlü ve daha eşgüdümlü global eylemlere destek vereceğiz, bu alanda Birleşmiş Milletler’in HIV/AIDS hastalıklarıyla ilgili ortaklaşa ve çeşitli kurumlardan mali yardım alan programını 816) desteklemeye devam edeceğiz;

x-  Etkin eğitim, öğretim ve sağlıkla ilgili program ve politikaların tasarım ve sunumunda, örneğin, teknoloji transferi alanında bilgi, deneyim ve uzmanlığı paylaşma ve yaratıcılığı arttırma alanlarında çalışmalar yapacağız; öteki sonuçların yanısıra yerel kapasite artırımını sağlayabilecek alanlarda, örneğin olanakların kötüye kullanılması konusunda denetim, önleyici ve rehabilite edici programlar alanlarında deneyim ve bilgi aktarımını destekleyeceğiz;

y- İnsan onuruna saygıyı, bütün kadınları ve çocukların özellikle sömürüye karşı korunmasını, uyuşturucu kaçakçılığı, çocuklara fahişelik yaptırılması, kadınların sünnet edilmesi gibi kötü davranışları çalışmalarının merkezine yerleştirmiş eğitim ve sağlık programlarına verilen uluslararası desteğin artırılması ve bu alanda eşgüdümün geliştirilmesine çalışacağız;

TAAHHÜT 7

Afrika ülkelerinin ve en az kalkınmış ülkelerin ekonomik, toplumsal ve insan kaynaklarının geliştirilmesini hızlandırmayı taahhüt ediyoruz.

Bunun için yapacaklarımız şunlardır:

a- Ulusal düzeyde toplumsal kalkınma hedeflerini de içeren ve ticaret ve yatırımlar için elverişli ortamı yaratabilecek ve insan kaynaklarını daha da geliştirilmesine birinci derecede önem verecek ve demokratik kurumların geliştirilmesini daha da güçlendirecek yapısal düzenleme politikaları uygulayacağız;

b-Afrika ülkeleri ile en az kalkınmış ülkelerde gıda maddelerinin güvenliğini artıracak, güney-güney işbirliği de dahil olmak üzere uluslararası işbirliği ve teknik ve mali yardımlar yoluyla üretilen metaların çeşitlendirilmesi ve karşılıklı ticaret ve işbirliği alanlarında ekonomik reformlar, programlar uygulama çabalarına destek  vereceğiz;

c-Dış borç sorunlarına kalkınmaya yönelik sağlam çözümler bulacağız; bu süreçte borç miktarlarında indirim yapılmasını, erteleme ya da borçların silinmesi gibi önlemleri içeren 1994 yılının Aralık ayında imzalanan Paris Club Anlaşmasındaki borçların bağışlanması konusundaki hükümlerin derhal uygulamaya konulması pratiğinden yararlanacağız; uluslararası mali kurumlardan çok miktarda çok taraflı borçlanmış olan düşük gelirli ülkelere yeni biçimlerde yardımda bulunulması konusunda bu ülkelerin borçlarının azaltılması yönünde araştırmalar yapmalarını isteyeceğiz; ve Zirve Toplantısı’nın önceliklerine uygun olarak toplumsal kalkınma programlarına uygulanması durumunda borçların dönüştürülmesi konusunda yeni teknikler geliştirmelerini de bu kurumlardan isteyeceğiz. Bu çalışmalarımızda Birleşmiş Milletler 1990 Afrika’nın Kalkınması için Yeni Gündem’in ’17) orta erimli değerlendirilmesini, 1990 yılında belirlenen En Az Kalkınmış Ülkeler için Eylem Programı’nın (18) içeriğini dikkate alacağız;

d- Uluslararası topluluk tarafından kararlaştırılmış olan Afrika’nın kalkındırılması için stratejiler ve önlemlerin uygulanmasını sağlayacağız ve Afrika ülkeleri ve en az kalkınmış ülkeler tarafından belirlenmiş olan kalkınma stratejileri, programları ve reform çabalarına destek vereceğiz;

e-Hem genel hem de toplumsal sorunlarla ilgili programlara verilen resmi kalkınma yardımlarını artıracağız ve bu programların daha etkili olmasını sağlayacağız; bunda ülkelerin ekonomik koşullarına ve yardım kapasitelerine dikkat edip, uluslararası antlaşmalardaki taahhütlerin yerine getirilmesine özen göstereceğiz;

f- Birleşmiş Milletler özellikle Afrika’da Ağır Kuraklık ve/yada Çölleşme Görülen Ülkelerde Çölleşmeye Karşı Savaş Sözleşmesi’nin yasama organlarında kabul edilmesini ele alacağız ve Afrika ülkelerine çölleşme ile mücadelelerinde ve kuraklığın sonuçlarının yumuşatılması uğraşında destek sağlayacağız;

g- Bulaşıcı hastalıkların, özellikle HIV, AIDS, malarya ve tüberkülozun ekonomik ve toplumsal kalkınmada ulaşılan düzeyi geriletmemesi ya da sınırlamaması için gereken bütün önlemleri alacağız;

TAAHHÜT 8

Yapısal düzenleme programlarında, toplumsal kalkınma hedeflerinin, özellikle de yoksulluğun ortadan kaldırılmasına, tam ve üretken istihdamın geliştirilmesine ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesine mutlaka yer vermeyi taahhüt ediyoruz.

a- Özellikle yoksulları ve toplumun korunaksız kesimlerini etkileyecek toplumsal programları ve harcamaları destekleyeceğiz, bütçe kısıtlamalarında da bu programları etkilemeyeceğiz, ayrıca toplumsal harcamalarda eşitlik ve etkililik oranını yükselteceğiz;

b-Toplumsal kalkınma alanında yapısal düzenleme programlarının etkilerini gözden geçireceğiz; uygun olan alanlarda, cinsler arasındaki farklılıkları dikkate alan toplumsal etki değerlendirmeleri ve öteki ilgili yöntemleri kullanacağız, böylece bu düzenleme programlarının olumsuz etkilerini azaltarak olumlu etkilerini arttıracağız; ilgili ülkelerin isteği üzerine bu gözden geçirme çalışmalarında uluslararası mali kurumlarla işbirliği yapılacaktır;

c- Ekonomileri geçiş halindeki ülkelerde, dönüşüm süreçlerine bütünlüklü yaklaşımları ve reformların toplumsal sonuçlarını ve kalkınma için zorunlu olan insan kaynaklarını araştıracağız;

d- Bütün düzenleme politikalarının ve programlarının toplumsal kalkınma ile ilgili unsurlarını, pazarların globalleşmesi ve hızlı teknolojik değişimle bağlantılı olarak ortaya çıkanlar da dahil olmak üzere, gelir ve kaynaklara daha eşitlikçi ve daha güçlü bir şekilde ulaşmaya yönelik politikalar oluşturarak, takviye edeceğiz;

e-  Bu ekonomik geçiş dönemlerinde kadınların omuzlarına erkeklerden daha fazla yük binmesini engelleyecek önlemler alacağız;

Uluslararası düzeyde bu alanda yapacaklarımız ise şunlardır:

f-  Çok taraflı kalkınma bankaları ve öteki yardım veren unsurların daha ileri hedeflere sahip toplumsal kalkınma yatırım borçları ile uygun yardımlarda bulunmalarını sağlamaya çalışacağız;

g-  Yapısal düzenleme programlarının her ülkenin ekonomik ve toplumsal koşullarına, ilgi ve gereksinmelerine uygun olmalarını sağlamak için çaba harcayacağız;

h- Yapısal düzenleme politikalarının tasarım, toplumsal yönetim ve değerlendirilmesine ve toplumsal kalkınma hedeflerinin gerçekleştirilmesi süreçlerine bölgesel ve uluslararası örgütlerin ve Birleşmiş Milletler Sisteminin, özellikle Bretton Woods kurumlarının destek ve işbirliğini temin edeceğiz ve bu kurumların bu çalışmayı kendi politika, program ve operasyonlarına dahil etmelerini sağlayacağız;

TAAHHÜT 9

Zirve toplantısının hedeflerini ulusal, bölgesel ve uluslararası işbirliği aracılığıyla gerçekleştirmek amacıyla toplumsal kalkınmaya tahsis edilmiş olan kaynakları arttırmayı ve-yada daha etkili biçimde kullanmayı taahhüt ediyoruz.

Bunun için ulusal düzeyde yapacaklarımız şunlardır:

a-İç tasarrufları geliştirmek ve seferber etmek için ve üretken yatırımlar için dış kaynakları çekmek amacıyla ve hem kamu hem özel fon kaynaklarını, toplumsal programlar için yenileştirmeye çalışarak ve kaynakların etkili kullanımlarını sağlayarak uygun ekonomik politikalar oluşturacağız;

b- Toplumsal kalkınmayı desteklemek amacıyla sürdürülebilir ekonomik büyümeyi ve sürdürülebilir kalkınmayı sağlayacak makroekonomik ve mikro ekonomik politikalar uygulayacağız;

c- Küçük ve çok küçük işletmelerin, resmi olmayan sektördekiler de dahil olmak üzere toplumdaki mağdur olmuş sektörlere özel önem vererek, daha fazla kredi almalarını teşvik edeceğiz;

d-Güvenilir istatistiklerin ve istatistik göstergelerinin toplumsal politika ve programlarının geliştirilip değerlendirilmesinde kullanılmasını sağlayacağız; böylece ekonomik ve toplumsal kaynaklar yeterli ve etkin biçimde kullanılacaktır;

e- Ulusal önceliklere ve politikalara uygun olarak, vergi sisteminin adil, artan oranlı ve ekonomik bakımdan etkin olmasını sağlayacağız; vergi sisteminin sürdürülebilir kalkınmayı ilgilendiren konularına gereken ilgiyi göstereceğiz ve vergilerin etkili bir biçimde toplanmasını sağlayacağız;

f- Bütçe işlemleri sırasında kamu kaynaklarının kullanımında şeffaflık ve güvenilirliği sağlayacağız ve temel toplumsal hizmetlerin teşvikine ve geliştirilmesine özel önem vereceğiz;

g- Yeni kamu ve özel mali kaynak yaratma konusunda yeni yöntemler bulmayı üstleniyoruz; bunun için ulusal güvenlik gereksinmelerine dikkat edilerek aşırı askeri harcamaların uygun oranlarda azaltılmasına –bütün dünyadaki askeri harcamalar ve silah ticareti de buna dahil- ve böylece toplumsal ve ekonomik kalkınma için ek fonların tahsisinin mümkün kılınmasına özen göstereceğiz;

h-Toplumsal kalkınma hedeflerinin, özellikle yoksulluğun ortadan kaldırılması hedefinin gerçekleşmesine kooperatiflerin bütün potansiyelleriyle katkıda bulunmalarını sağlayacağız; kooperatiflerin tam ve üretken istihdamın yaratılmasına ve toplumsal bütünleşmenin desteklenmesine katkıda bulunmalarını sağlayacağız,

Uluslararası düzeyde bu alanda şunları yapacağız:

i- Yeni ve ek mali kaynakları harekete geçirmeye çalışacağız; bu kaynaklar yeterli ve önceden tahmin edilebilir kaynaklar olacaktır ve bu kaynakların elde edilebilirliklerini azamiye çıkartabilecek ve çok taraflı, iki taraflı ve özel kaynaklar da dahil olmak üzere ve imtiyazlı ve bağış olarak verilenleri de içererek mümkün olan bütün fon kaynaklarını ve mekanizmalarını azamiye çıkarmak için çaba harcayacağız;

j- Yeterli ve önceden tahmin edilebilir yeni ve ek kaynakların sağlanabilmesi hedefini gerçekleştirebilmek için uluslararası mali, teknolojik ve insan becerisi ile ilgili olanakların kalkınmakta olan ülkelere akışını kolaylaştıracağız;

k- Uluslararası mali, teknolojik ve insani becerilerin ekonomileri değişim halinde olan ülkelere akışını kolaylaştıracağız;

l-  Gayri safi ulusal hasılanın yüzde 0.7 sinin genel resmi kalkınma yardımlarına tahsis edilmesi konusunda varılan anlaşmanın mümkün olan en kısa zamanda uygulanması için çalışacağız; toplumsal kalkınma programlarına yönelik fon paylarını artıracağız; Zirve Toplantısı’nda ortaya çıkarılan Eylem Programı’nda ve elinizdeki Deklarasyonda yer alan hedef ve amaçlara ulaşmak için gereken etkinliklerin çapı ve derinliği arasında bir uyum sağlayacağız;

m-Göçmenler ve yurtlarından zorla çıkarılmış kişilerle ilgili sorunlarla karşı karşıya bulunan ilkelerin gereksinmelerinin karşılanması amacıyla yapılan uluslararası kaynak akışını artıracağız;

n-Benzer güçlüklerin üstesinden gelmiş kalkınmakta olan ülkelerin deneyimlerinden yararlanabilecek Güney-Güney işbirliğini destekleyeceğiz;

o- Borçların ertelenmesi ya da başka türden borç yükünü hafifletecek önlemlere dair hükümlerin yer aldığı Aralık 1994 Paris Club Sözleşmesi’nde üzerinde anlaşmaya varılmış olan borçların bağışlanması konusundaki hükümler de dahil olmak üzere özellikle borçların bağışlanmasında daha elverişli koşullar aracılığıyla en yoksul ve ağır borç yükü altındaki düşük gelirli ülkelerin borçlarının hafifletilmesi için varolan borçların hafifletilmesine dair anlaşmaların acilen uygulanmasını sağlayacağız ve daha elverişli koşullar için görüşmeler yapacağız; uygun durumlarda bu ülkelerin, büyüme ve kalkınma süreçlerini yeniden harekete geçirebilmeleri için tekrar program belirlemek zorunda kalmamalarını sağlayabilecek oranda çift taraflı resmi borçlarında azaltma yapılmalıdır; uluslararası mali kurumlardan, çok taraflı borçları çok fazla olan düşük gelirli ülkelere yardım etmelerini ve bu ülkelerin borçlarının hafifletilmesine özen göstermelerini isteyeceğiz; borçların Zirve Toplantısı’nda saptanan önceliklere dikkat edilerek toplumsal kalkınma program ve projelerine uygulanacak şekilde dönüştürülmesi alanında yeni teknikler geliştireceğiz;

p-Büyümenin gelir, istihdam ve ticaret gibi unsurlara daha fazla bağlı olduğu süreçlerde bu unsurlara daha fazla bağlı olduğu süreçlerde bu unsurların birbirlerini karşılıklı olarak güçlendirdiklerini unutmaksızın ve Nihai Belge’nin uygulanmasının etkilerini değerlendirirken Afrika ülkelerinin ve en az gelişmiş ülkelerin eksiksiz yararlanmaları gerektiğine dikkat ederek, Dünya Ticaret Örgütü’nü kuran Marrakeş Anlaşmasında yer alan tamamlayıcı koşullar da dahil olmak üzere Uruguay Yuvarlak Masa Toplantısı Nihai Belgesi’nde yer alan çok taraflı ticaretle ilgili hükümlerin programlandığı zaman dilimi içinde uygulanmasını sağlayacağız;

q-Kalkınmakta olan ülkelerin, temel insani gereksinmelerini karşılayabilmeleri için geliştirmekte oldukları ticaretin liberalizasyonu sürecinin etkilerini denetleyeceğiz; bu ülkelerin uluslararası pazarlara daha fazla girmelerine yönelik yeni inisiyatifler oluşturmalarına özel önem vereceğiz;

r- Ekonomileri geçiş halinde olan ülkelerin uluslararası işbirliği ve mali ve teknik yardım konularındaki gereksinmelerine önem vereceğiz, geçiş halindeki ekonomilerin dünya ekonomisi ile tam bütünleşmesi için gereken gereksinmeleri üzerinde duracağız, özellikle çok taraflı ticaret kurallarına uygun olarak ve kalkınmakta olan ülkelerin gereksinimlerini dikkate alarak ihraç ürünlerinin dış pazarlara girişini arttırmaya özel önem vereceğiz;

s-  47/199 sayılı Genel Kurul kararında belirtildiği gibi kalkınmakta olan ülkelerin gereksinmelerinin arttığını dikkate alarak, önceden tahmin edilebilir, sürekli ve güvenilir etkinliklere aktarılan kaynak miktarında ciddi artış yaparak Birleşmiş Milletlerin kalkınma çabalarına destek vereceğiz; Birleşmiş Milletler’in ve uzman kurumların Toplumsal Kalkınma Dünya Zirve Toplantısı sonunda alınan kararların uygulanmasında sorumluluklarını daha güçlü bir şekilde ve daha geniş bir kapasiteyle yerine getirmelerine destek olacağız;

TAAHHÜT 10

Uluslararası, bölgesel ve yöresel kalkınma için işbirliğinin çerçevesini, birlikte çalışma anlayışı içinde, ve Birleşmiş Milletler ve öteki çok taraflı kurumlar aracılığıyla geliştirip güçlendirmeyi taahhüt ediyoruz;

Bunun için ulusal düzeyde yapacaklarımız şunlardır:

a- Toplumsal Kalkınma Dünya Zirve Toplantısı’nın sonuçlarının uygulanması ve denetlenmesi için uygun önlemler alıp elverişli mekanizmalar oluşturacağız; bunu, bütün sivil toplum sektörlerinin geniş katılımıyla ve Birleşmiş Milletler’e bağlı uzman kurumlar, programlar ve bölge komisyonlarının isteği üzerine ve bu kurumların yardımlarıyla gerçekleştireceğiz;

Bunun için ulusal düzeyde yapacaklarımız şunlardır:

b-  Özel bölgelerde yada yörelerde gerekli ve elverişli mekanizmalar oluşturup uygun önlemler alacağız. Bölge komisyonları, bölgesel hükümetler arası örgütler ve bankalarla işbirliği yaparak, yılda iki kez, yüksek politik düzeyde gerçekleştireceği toplantılarda, Zirve Toplantısı’nda saptanan hedeflerin hangi düzeyde gerçekleştirildiğini değerlendirebilir, belirli konulardaki deneyimler aktarılabilir ve gereken önlemler alınabilir. Bölge komisyonları uygun mekanizmalar aracılığıyla, bu tür toplantıların sonuçları hakkında Ekonomik ve Toplumsal Konsey’e rapor hazırlamalıdır.

Uluslararası düzeyde ise yapacaklarımız şunlardır:

c-  Birleşmiş Milletlere bağlı örgütlerdeki, uluslararası kalkınma ajanslarındaki ve çok taraflı kalkınma bankalarındaki temsilcilerimize, Zirve Toplantısı’nda kararlaştırılan hedefler ve taahhütlerin gerçekleştirilmesinde sürekli ve sürdürülebilir gelişmenin sağlanmasına dönük uygun ve eşgüdümlü önlemlerin alınması konusunda bu örgütlerin destek ve işbirliğini sağlama talimatı vereceğiz. Birleşmiş Milletler ve Bretton Woods kurumları, aralarında, toplumsal kalkınma için sağlanacak yardımların daha etkili düzeyde olması ve yeterli eşgüdüm ile gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla düzenli ve geniş çaplı diyaloglar sürdürmelidir;

d-  Birleşmiş Milletler Tüzüğü’ne ve uluslararası yasalara uygun olmayan ve Devletler arasında ticari ilişkilerin önüne engeller çıkaran tek taraflı önlemlerden kaçınacağız;

e-   Ekonomik ve Toplumsal Konsey’in, bu konseyin alt örgütlerinin ve Birleşmiş Milletlere bağlı ekonomik ve toplumsal kalkınma ile ilgili öteki örgütlerin yapılarını, kaynaklarını ve etkinliklerini güçlendireceğiz;

f-   Ekonomik ve Toplumsal Konsey’den, Hükümetlerin, bölge komisyonlarının, belirli konularla ilgili olarak çalışan komisyonların ve belirli konularla uzmanlaşmış kurumların raporlarını temel alarak, uluslararası topluluğun Dünya Toplumsal Kalkınma Zirve Toplantısı’nda belirlenen hedef ve amaçların uygulanması ve ulaşılan gelişme düzeyi hakkında tetkik ve değerlendirmelerde bulunmasını ve Genel Kurul’a gereken değerlendirme ve eylemleri hakkında rapor vermesini isteyeceğiz;

g-  Genel Kurul’dan 2000 yılında Zirve Toplantısı’nda belirlenen amaçların hayata geçirilmesi hakkında bir genel araştırma ve değerlendirme yapmak üzere özel bir toplantı düzenlenmesini isteyeceğiz.

NOTLAR
1-                     First Call for Children (New York, UNICEF, 1990)
2-                     B.M. Çevre ve Kalkınma Konferansı Raporu,
3-                     Viyana, Dünya İnsan Hakları Konferansı Raporu.
4-                     Kalkınmakta Olan Küçük Ada Devletlerin Sürdürülebilir Kalkınması Dünya Konferansı Raporu.
5-                     Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı Raporu, Kahire, 5-13 Eylül 1994.
6-                     Genel Kurul kararı 217 a(3).
7-                     Genel Kurul kararı 2200 a(21), ek.
8-                     Genel Kurul kararı 41/128, ek
9-                     Genel Kurul kararı 48/183.
10-                  Genel Kurul kararı 34/180, ek.
11-                  B.M. Kadın Onyılı: Eşitlik, Kalkınma ve Barış Nairobi, 15-26 Temmuz 1985.
12-                  a/47/308, ek.
13-                  Genel Kurul kararı 44/25, ek.
14-                  Genel Kurul kararı 49/184.
15-                  Temel Sağlık Hizmetleri Uluslararası Konferansı (Kazakistan, 6-12 Eylül 1978) Raporu.
16-                  Ekonomik ve Toplumsal Konsey Raporu 1994/24.
17-                  Genel Kurul kararı 46/151, ek, kıs. 2.
18-                  B.M. İkinci En Az Kalkınmış Ülkeler Konferansı (Paris, 3-14 Eylül 1990).
19-                  a/49/84/i, ek, ek 2.
20-                  Uruguay Çoktaraflı Ticari İlişkiler Görüşmeleri Sonuçları: Hükümler Metni (Cenevre, GATT Sekreteryası, 1994).

Google’ın yıkıcı ambargosunu protesto ediyoruz

0
Google’ın yıkıcı ambargosunu protesto ediyoruz

Kamuoyuna açık mektup: Google’ın yıkıcı ambargosunu protesto ediyoruz

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]
“Türkiye’deki dokuz bağımsız medya kuruluşu (Artı Gerçek, BirGün, Diken, Ekonomim, Gazete Pencere, Kısa Dalga, Medyascope, T24 ve ilketv.com.tr) Google’ın haber sitelerine karşı uygulamaya koyduğu algoritma değişikliğine karşı açıklama yaptı. Açıklama Gazete Duvar’ın kapanışının ardından geldi. Google’ın bağımsız medyaya “yıkıcı bir ambargo” uyguladığını belirten medya kuruluşları okur erişiminin ciddi şekilde engellediğini kaydetti:
Google’ın okur trafiğimize uyguladığı ambargo ve bu ambargonun yıkıcı sonuçlarıyla karşı karşıyayız.”
[/box]

Türkiye’de yayın yapan bağımsız medya kuruluşları olarak bir kez daha Google’ın okur trafiğimize uyguladığı ambargo ve bu ambargonun yıkıcı sonuçlarıyla karşı karşıyayız. Tüm kamuoyunun, özellikle de okurlarımızın, durumun ciddiyetinin farkına varmasının hayati önemde olduğunu vurgulamak istiyoruz.

Haber sitelerine yönlendirilen trafik akışı, ilk kez Ekim 2024’te ortaya çıkan ve yaklaşık 1 ay süren ambargonun ardından Ocak sonundan itibaren yeniden yok edildi. Google’ın ‘Keşfet’ ve ‘Haberler’ araçları üzerinden yönlendirilen okur trafiklerinin yüzde 98’i, bağımsız medya kurumlarının ağırlığını oluşturduğu çok sayıda haber sitesi için bir günde ortadan kaldırıldı.

Algoritma değişikliği dâhil hiçbir makul açıklaması olmayan bu ani ve büyük trafik kayıplarına karşılık tüm girişimlerimize rağmen Google ile sağlıklı ve sürekli bir muhataplık ilişkisi de kurabilmiş değiliz.

Önemle belirtmek isteriz ki Google’ın hiçbir denetime uğramadan, salt kendi ihtiyaçları doğrultusunda yaptığı trafik akışı değişiklikleri yalnızca medya kurumlarının görünürlüklerini etkilemekle kalmıyor. Google tarafından görmezden gelinenlerin ağırlığını bağımsız medya kurumlarının oluşturduğu bu ‘yeni’ internet haber ekosistemi, kamuoyunun habere erişimini de zorlaştırıyor. Uzun vadede ise bu durum, zaten birçok baskı ile mücadele eden medya kurumlarının mali yapılarına geri dönülmez zararlar verme riski taşıyor.

Okuduğunuz açıklamayı hazırladığımız günlerde, metnin altında imzası bulunması gereken Gazete Duvar’ın kapanması, tam da dikkat çekmeye çalıştığımız tehlikenin ne denli gerçek olduğunu ortaya koyuyor.

Bu nedenlerle, Türkiye’de yayın yapan bağımsız medya kuruluşları olarak Google’ın bu tutumuyla çalınan kurumsal haklarımızın, çalışanlarımızın emeğinin, okurlarımızın desteğinin her platformda takipçisi olacağımızı duyuruyoruz.

Başta Rekabet Kurumu olmak üzere hem yerel hem uluslararası hukuk mercilerinde yapılacak başvurularımızla bu mücadeleyi sürdüreceğimizi ve Google’ın bütün dünya ile birlikte ülkemizde de yarattığı bu tahribatın ısrarlı takipçisi olacağımızı ilan ediyoruz.

Ayrıca Türkiye’de konuyla ilgili devlet kurumlarını da gerekli önlemleri almaya, Google’ın ya da başka teknoloji tekellerinin kamuoyunun haber alma hakkı ve bağımsız gazetecilik çabasını hedef almasına izin vermeyerek yerel medyayı güçlendirecek düzenlemeleri hayata geçirmeye, bu çalışmaları sırasında da medya kurumları arasında herhangi bir ayrım gözetmeksizin fikir alışverişi kanallarını açık tutmaya davet ediyoruz.

Türkiye’de üretip Türkiye’de kazanan reklam verenlere de bir çağrımız var:

Gelirinizin önemli bir kısmını tüketiciye ulaşmak ve görünür olmak için internet reklamlarına aktarıyorsunuz. Ancak tüketiciyle en önemli buluşma noktalarından olan haber siteleri Google ambargosu yüzünden yüzde 90’a varan okur kayıpları yaşadığı için bu yatırım da hedefine ulaşmıyor. Sizleri, Google ve diğer teknoloji şirketleri bu tutumlarından vazgeçip, şeffaf bir şekilde ve yasal düzenlemelerle garanti altına alınmış̧ bir düzen kurulana kadar reklamlarınızı doğrudan ülkemizde yayın yapan medya kuruluşlarına yönlendirmeye davet ediyoruz.

Son çağrımız da okurlarımıza:

Bağımsız medyanın yaşadığı kriz, özgürce haber almak isteyen tüm yurttaşların krizidir. Daha da ötesi bu bir demokrasi krizidir.

İnternette haberleri Google üzerinden değil doğrudan okuru olduğunuz internet sitelerine girerek okuyun, bu gizli ambargoyu delerek bağımsız medyaya destek olun!

Eğer imkânınız varsa, takip ettiğiniz medya kuruluşlarına abone olarak, bağış yaparak katkı verin.

Bugünleri ancak siz okurlarımızın desteği ve dayanışmasıyla aşabiliriz.

Saygılarımızla…

Artı Gerçek
BirGün
Diken
Ekonomim
Gazete Pencere
ilketv.com.tr
Kısa Dalga
Medyascope
T24

İskilipli Atıf

0

İskilipli Atıf Hoca: Babası Akkoyunlu aşiretinin İmamoğulları ailesinden gelen Hasan Kethüdaoğlu Mehmed Ali Ağa, annesi Mekke’den göç etmiş, Arap Ben-î Hattab aşiretinden Nazlı Hanım’dır. 1875 yılında, Bayat’ın Toyhane köyünde doğmuş, Altı aylıkken öksüz kalmış, dedesi Hasan Kethüda’nın himayesinde yetişmiştir. Köy hocasından başladığı tahsiline 1891’den itibaren iki sene İskilip’te devam etmiş, 1893’ün Nisan ayında İstanbul’a gelerek medrese eğitimi görmüş, 1902’de medresedeki öğrenimini tamamlamıştır. 31 Mart Olayları sırasında bir hafta tutuklu kalmıştır. İskilipli Atıf Hoca, 1919 yılında Teali-i İslam Cemiyetinin başkanlığına getirilmiştir. 26 Aralık 1925’te, Frenk Mukallitliği ve Şapka risalesini yayımlayan ve dağıtanlarla birlikte yargılanmak üzere Ankara’ya gönderilmiştir. Teâlî-i İslâm Cemiyeti’nin başkanı iken bu cemiyet tarafından hazırlanan ve Yunan uçakları tarafından Anadolu’ya atılarak dağıtılan Millî Mücadele karşıtı bir beyannamesi (fetva) sebebiyle 26 Ocak 1926 Salı günü Ankara İstiklâl mahkemesinde yargılanmış, bir hafta sonra Ankara Samanpazarı Meydanı’nda asılmıştır. Ankara’da bulunan mezarı, 2009 yılı başında bulunduğu park yerinden alınarak İskilip Gülbaba Mezarlığı’na taşınmıştır. Mezar yeri değişikliği 2010 yılı başında kamuoyunun bilgisine sunulmuştur.

İlhan Cumhur Türker Hakkında Özel Af Kanunu

0

İlhan Cumhur Türker Hakkında Özel Af Kanunu, 7 Mart 1973’te TBMM’de, 30 Mayıs 1973 tarihinde Senato’da kabul edilmiş, 7 Haziran 1973’te Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.

İsmail Oğlu, 1931 Doğumlu, İlhan Cumhur Türker Hakkında Özel Af Kanunu

MADD E 1

Üste fiilen taarruz suçundan Erzurum 9 uncu Kolordu Komutanlığı Askerî Mahkemesinin 20/4/1970 gün, 1970/505 esas ve 1970/381 karar sayılı kesinleşmiş ilâmı ile iki ‘ay 15 ‘gün süre ile hapse mahkûm edilen ve bu mahkûmiyeti 647 sayılı Kanuna göre 15O0 lira para cezasına çevrilmiş bulunan, İsmail oğlu, 1931 doğumlu, Zonguldak İli, Bartın ilçesi, Cilt 111, Sayfa 5’7 de nüfusa kayıtlı, İlhan Cumhur Türker’in cezası bütün hukukî neticeleriyle birlikte affedilmiştir.

MADD E 2

Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADD E 3

Bu kanunu Millî Savunma ve Adalet Bakam yürütür.

Anayasa ve Adalet Komisyonu raporu Cumhuriyet Senatosu Anayasa ve Adalet Komisyonu Yüksek Başkanlığa

Millet Meclisinin 7 Mart 1973 tarihli 73 neü Birleşiminde öncelik ve ivedilikle görüşülerek işarı oyla kabul edilen, İsmailoğlu, 1931 doğumlu, İlhan Cumhur Türker hakkında Özel Af kanunu tasarısı, Millet Meclisi Başkanlığının 9 Mart 1973 tarihli ve 6508 sayılı yazıları ile Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına gönderilmekle, Komisyonumuzun 17 Mayıs 1973 tarihli Birleşiminde Adalet Bakanlığı temsilcisi de hazır bulunduğu halde tetkik ve müzakere olundu.

I – Tasarı, üste fiilen t a aruz suçundan 9 nen Kolordu Komutanlığı Askerî Mahkemesinin 20 Nisan 1970 tarihli ve esas 970/505; karar 970/381 sayılı kesinleşmiş ilâmı ile 2 ay 15 gün süre ile hapse mahkûm edilen ve bu mahkûmiyeti 647 sayılı Kanuna göre 1 500 lira para eczasına çevrilmiş bulunan, İsmailoğlu 1931 doğumlu, Zonguldak ili, Bartın ilçesi, cilt 111, sayfa 57’de nüfusa kayıtlı, İlhan Cumhur Türkcr’in cezasının bütün hukukî neticeleri ile affedilmesini öngörmektedir.

Tasarı, Komisyonumuzca, hükmün infazının sağlayacağı yarar yönünden değerlendirilerek; adı geçenin Türkiye Büyük Millet Meclisinin atıfetinden istifade ettirilmesinin yararlı sonuç doğuracağı görüşü ile benimsenmiştir. Komisyonumuzda hazır bulunan Adalet Bakanlığı temsilcisi. Komisyon gündeminde mevcut 4 adet Özel Af kanunu tasarısı ve teklifinin genel olarak desteklenmediğini ifade etmiştir.

II – Millet Meclisi metninin 1, 2 ve 3 neü maddeleri Komisyonumuzca da aynen kabul edilmiştir. Genel Kurulun tasviplerine arz olunmak üzere Yüksek Başkanlığa saygı ile sunulur.

TÜRKİYE BÜYÜL MİLLET MECLÎSİNİN KABUL ETTİĞİ METİN

İsmail oğlu, 1931 doğumlu, İlhan Cumhur T ürker hakkında özel Af kanunu tasarısı

MADDE 1. — Üste fiilen taamız suçundan Erzurum 9 neu Kolordu Komutanlığı Askerî Mahkemesinin 20 . 4 . 1970 gün, 1970/505 esas ve 1970 /381 karar sayılı kesinleşmiş ilâmı ile iki ay 15 gün süre ile hapse mahkûm edilen ve bu mahkûmiyeti 647 sayılı Kanuna göre 1 500 lira para cezasına çevrilmiş bulunan, İsmailoğlu, 1931 doğumlu, Zonguldak ili, Bartın ilçesi, cilt 11.1, sayfa 57’de nüfusa kayıtlı, İlhan Cumhur Türker’in cezası bütün hukukî neticeleriyle birlikte affedilmiştir.

MADDE 2. — Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3. — Bu kanunu Millî Savunma ve Adalet Bakanı yürütür.

Aristoteles

0
Aristoteles

Aristoteles, MÖ 384 veya 385 yıllarında Athos tepesi olarak adlandırılan tepenin yakınlarında küçük bir Makedonya kenti olan Stageira’da doğmuştur. Babası Nikomakhos, Makedonya kralı II. Amyntas’ın (Philippos’un babası) doktorudur.

Aristoteles’in Assos/Behramkale’deki heykeli Heykel tahrip edilmiş ancak daha sonra yeniden yapılmıştır.

Aristo’nun Yaşamı

Antik dönem Yunan filozofu olan Aristoteles, Platon ile birlikte Batı düşüncesinin en önemli iki filozofundan biri sayılmaktadır. Fizik, gökbilim, ilk felsefe, zooloji, mantık, siyaset ve biyoloji gibi çalışmalar yapan Aristoteles birçok eser yazmıştır. Platon’un Atina’daki akademisine 17 yaşında girmiş ve Platon’un en parlak öğrencilerinden biri olmuş, Akademia’daki öğretime kendisi de katkıda bulunmuştur. Platon’un öldüğü M.Ö. 347 Aristoteles’in gençliğine denk gelmektedir. Platon, Akademeia’nın başına varisi olarak Spevsippos’u atamış, Platon’un bu seçimi Aristoteles’in Akademeia’yı terk etmesine neden oluştur. Akademia’dan ayrılan Aristoteles, aynı yıl Ksenokratos ve Theophrastos ile bugün Biga Yarımadası olarak anılan Troas bölgesindeki Assos kentine gönderilmiş, Tiran Atarnevs’li Hermias’ın siyasî danışmanı ve dostu olmuş, yaşambilim üzerine çalışmalarına başlamıştır. 345-344 yıllarında, Lesbos (Midilli) adasının Doğu kıyısındaki Mytilene (Midilli) kentine gitmiştir. 343 yılında Pella’daki (Bugün Ayii Apostili) Kral Makedonyalı Philippos’un sarayına, oğlu Büyük İskender’in eğitimini üstlenmek üzere çağrılmış, 341 yılında Perslerin eline düşen Hermias’ın feci sonunu Pella’da öğrenmiştir.

Philippos’un ölümüyle MÖ 335 yılında Büyük İskender tahta geçmiş, Aristoteles Atina’ya dönüp Akademeia’ya rakip olarak Lykeion’u ya da diğer adıyla Peripatos’u kurmuş, burada on iki sene ders vermiştir. Okulu 860 yıldan fazla süre ayakta kalmıştır. M.Ö. 323 tarihinde ‘te Büyük İskender’in Asya seferi sırasında ölmesi üzerine Atina’da Makedon karşıtlığı doğduğunda Makedoncu olduğu düşünülen Aristoteles’e karşı dine saygısızlık davası açılmış, bir ölümlüyü ölümsüzleştirmekle itham edilmiştir. Aristoteles, Sokrates’in yazgısını paylaşmak yerine Atina’yı terk etmiş, kendi ifadesiyle Atinalılar’a “felsefeye karşı ikinci bir suç işlemeleri” fırsatını vermemiş, annesinin memleketi olan Eğriboz (Evboia) adasındaki Helke’ye Khalkis sığınmış, ertesi yıl MÖ 322 tarihinde altmış üç yaşında hayatını kaybetmiştir.

Antik Yunan’ın Platon’dan sonraki en önemli filozofu olan Aristoteles, bütün bilim dalları ile ilgilenmiş, mantık, fizik, metafizik, ahlak ve siyaset gibi çeşitli alanlarda araştırma ve çalışmalar yapmış, bu bilim dallarını sınıflandırarak sistemleştirmiştir.

Platon’dan ayrıldığı noktalar özellikle bilgi felsefesinde ve siyaset felsefesinde kendisini göstermektedir. Bilgi felsefesi alanında Platon bilginin nesnelerinin bu dünyada yer almadığı görüşünü savunurken, Aristoteles duyu organlarımızla algıladığımız nesnelerle, bilginin gerçek nesnelerin bir ve aynı olduğunu düşünmüştür. Siyaset felsefesi alanında Platon ebedi ve kusursuz bir devlet teorisi geliştirmeye uğraşırken Aristoteles mevcut devlet biçimlerini inceleyerek işe başlamış, var olanlar arasından mümkün olan en iyisini bulmaya çalışmıştır.

Aristo ve İbn Rüşd

Batı’da Aristo’nun mirasının yeniden keşfedilmesi, İbn Rüşd’ün yazdığı Arapça eserlerin 12. yüzyıl başlarında Latinceye tercümesiyle başlamıştır.

İbn-i Rüşd’ ün Aristo üzerine çalışmaları otuz yıl sürmüştür. Orta Çağ’ın Avrupalı skolastiklerinin kendisine gösterdikleri saygıdan ötürü Dante, İbn Rüşd’ü İlahi Komedya’da diğer büyük pagan filozoflarla beraber zikretmiştir.

Aristo’nun Eserleri

Yüklemler, Sofistiklerin Çoğalması Sonu Çürükler, Yorum Üzerine, Yerlemler, Birinci Çözümlemeler, Kosmos Üzerine, İkinci Çözümlemeler, Gök Cisimleri Üzerine, Gökyüzü Üzerine, Fizik, Duyular Üzerine, Kısa Doğa Yazıları, Can Üzerine, Rüyalar Üzerine, Uyku ve Uyanma Üzerine, Anı ve Anımsama Üzerine, Nefes Üzerine, Gençlik ve İleri Yaş Üzerine, Uzun ve Kısa Yaşamlılık Üzerine, Uykuda Kehanet Üzerine, İkincil Yazılar, Hayvanların Oluşumu Üzerine, Hayvanların Gelişimi Üzerine, Hayvanların Hareketi Üzerine, Hayvanların Tarihi Üzerine, Bitkiler Üzerine, izyognomikler, Duyulan Şeyler, Renkler Üzerine, Sorunlar, Melissos, Ksenofanes ve Gorgias Üzerine, Rüzgârların Yerleri ve Adları, Görünmez Çizgiler Üzerine, Mekanik, Duyulduk Harikulâde Şeyler, Bitkiler Üzerine, Poetika, Retorik, İskender’e Retorik, Politika, Erdemler ve Erdemsizlikler Üzerine, Eudemos’a Etik, Atinalıların Yasası, Nicomakos’a Etik, Magna Moralia, Ekonomikler, Doğa Yazılarından Sonra Gelenler, Doğa Cetveli

Aristo’nun Temel İlkeleri

Aristo’nun filozofluk açısından en önemli olan özelliği sağduyuya yakın olmasıdır, Aristo Demokritos’un atom ile alakalı olan görüşlerine ve Platon’un idealarına karşı çıkmıştır.  Bilim doğrularını ortaya koyabilecek olan bir kuram, ahlaki açıdan değerleri tam anlamı ile teminat altına alabilecek olan teori ahlaka ve bilime hakkını vermek adına teori arayışlarında bulunmuştur. Bulduğu çözüm töz öğretisidir, bu tözler özneller ve nihai gerçeklerden oluşur. Nihai anlamdaki gerçeklik somut şeylerden oluşmaktadır ve somut olan şeyler de ünlü düşünür için biyolojik olan bireylerden oluşmaktadır. Tözler tamamen nihai gerçeklerden oluşmaktadır, tözler var olmadığında var olan başka şeyler tözün özelliklerini alarak tümellerde var olmaz. Aristo Ploto’nun idealarının yanlışla da olsa birey olarak görüldüğü tümellerin de var olduğunu öne çıkartmaktadır. Tümellerin gerçekten var olduğunu öne sürer, tümellerin var olmaları nesnelere ve bireyselliğe bağlıdır. Var olanlar tümellere değil kedilere ve ağaçlara dış dünyada karşılaştığımız nesnelerdir.

Aristo’nun Ünlü Sözleri

“Cesaret kuvvetle birleşince birazcık artar.”

“Kahraman çevresine ölüm yaymaz ama ölüme meydan okur.”

“Kimi ister, kimi verir; doğa ile insan bir bütündür.”

“İnsanları iyi yapan yasalardır.”

“Bütün insanlar doğaları gereği bilmek isterler.”

“Herkes en fazla kendi çıkarını, en az başkalarının çıkarını düşünür.”

“İlkeler ya da ilk nedenler bilimidir felsefe.”

“İsteklerini tutsak al, vicdanına tutsak ol.”

“Hiçbir iyilik sahtelikle bir arada gitmez; doğru hiçbir zaman yanlışa yer vermez. Kendini olduğundan fazla göstermek de, çoğu kez gururdan değil budalalıktandır.”

“Eflatun’u severim ama gerçeği daha çok severim.”

“Zayıflar her zaman adalet ve eşitlik isterler. Güçlülerse bunların hiçbirini takmaz”

Hukuka Giriş

0
Hukuka Giriş

Hukuka Giriş 14. Baskı- Rona Aybay- Aydın Aybay – Ali Pehlivan

Hukuka Giriş isimli eser, Prof. Dr. Aydın Aybay ve Prof. Dr. Rona Aybay’ın birlikte kaleme aldıkları ve yıllardır çeşitli üniversitelerde ders kitabı olarak okutulan bir kitaptır. Kitap, aynı konuda yazılmış kitaplardan farklı bir bütünlüğe sahip olmasıyla dikkati çekmektedir.

Aybay Yayınları’ndan daha önce yedi kez basılmış, temel başvuru ve ders kitabı özelliklerine sahip olan kitabın yeni baskısı İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından okurlara ve öğrencilere sunulmuştur.

Hukuka Giriş’in Yeni Baskısı

Hukuka Giriş’in on dördüncü baskısı, Temmuz 2018’de yürürlüğe giren Anayasa ve yasa değişikliklerine göre yenilenmiş ve güncellenmiş; Türkçe-İngilizce Hukuk Deyimleri Sözlükçesi (Glossary) genişletilmiştir.

Çağdaş hukukun en önemli kavramı olarak öne çıkan insan hakları, kitapta yer alan konuların işlenmesinde temel bir yaklaşım olarak benimsenmiştir. Kitapta İnsan Hakları Evrensel Bildirisinin, anlaşılır bir Türkçe çevirisi bulunmakta, ayrıca İngilizce metnine yer verilmektedir.

Türkiye’de hukuk eğitiminde, teori ve uygulamada önde gelen isimlerden olan Rona Aybay’ın ağabeyi Aydın Aybay ile birlikte yazdıkları kitabın son baskısı Avukat Ali Pehlivan’ın katkıları ile hazırlanmıştır. Prof. Dr. Aydın Aybay’ın vefatı üzerine, Dr. Ali Pehlivan’ın yazar olarak katkısıyla oluşturulan yapıt; hukukla yeni tanışan öğrencilerin ve hukuk mesleği dışındaki okurların yanı sıra, hukukun bütünü ya da belli bir konusu hakkında, kısa yoldan bilgi tazelemek isteyen hukukçulara da yararlı olabilecek bir kaynaktır.  Kitap,  kendi içindeki sistematiği ile öne çıkmakta, anlatımındaki yalınlık ve konuları sunuşundaki yöntemiyle de benzerlerinden ayrılmaktadır.

Hukuka Giriş – 7. Baskı

İçindekiler (Özet)
Giriş
Birinci Bölüm
Hukuk Kavramı
Toplumsal Davranış Kuralları
Hukuk Kurallarının Öteki Davranış Kurallarıyla İlişkisi
Yaptırım
Hukuk Sözcüğünün Çeşitli Anlamları

Hukuka Giriş – 13. Baskı

İkinci Bölüm
Hukukun Kaynakları
Genel Bilgiler
Yasalar
Yapılageliş (Örf ve Âdet) Hukuku
Yardımcı Kaynaklar: Mahkeme Kararları (İçtihatlar) ve Öğreti
Üçüncü Bölüm
Hukukun Dalları
Genel Bilgiler
Özel Hukuk ve Özel Hukukun Dalları
Özel Hukukun Temel Kavramları
Kamu Hukuku ve Kamu Hukuku’nun Dalları
Kamu Hukuku’nun Temel Kavramı: Devlet
Karma Nitelikteki Hukuk Dalları
Dördüncü Bölüm
Hukukun Uygulanması
Genel Bilgiler
Hukukun Yer ve Zaman Bakımından Uygulanması
Hukukun, Kuralın Türüne (Niteliğine) Göre Uygulanması
Yorum
Yasa Boşluğu ve Kıyas
Türkçe-İngilizce Hukuk Deyimleri
Sözlükçesi (Glossary)
İçindekiler (Ayrıntılı)
Kısaltmalar
2018 Basısına Önsöz
2013 Basısına Önsöz
1. Giriş
I. Toplum Yaşamı, İnsanlar İçin Doğal Haldir
II. Toplum Yaşamı, Düzen Gerektirir
III. “Düzen” ve “Adalet” Kavramları
IV. İnsan Toplumu ile Hayvan Topluluğu Arasındaki Fark
BİRİNCİ BÖLÜM
Hukuk Kavramı
2. Toplumsal Davranış Kuralları
I. Genel Olarak
II. Ahlâk Kuralları
III. Din Kuralları
IV. Görgü Kuralları
V. Hukuk Kuralları
VI. Hukuk Kurallarına Aykırılığın Türleri
VII. Hukuk Kurallarına Uyulması Tam Olarak Sağlanabilir mi?
3. Hukuk Kurallarının Öteki Davranış Kurallarıyla İlişkisi
I. Genel Olarak
II. Görgü Kurallarıyla Hukuk Kuralları Arasındaki İlişki
III. Ahlâk Kuralları ile Hukuk Kuralları Arasındaki İlişki
1) Genel Ahlâk – Bireysel Ahlâk
2) Ahlâk ile Hukuk Arasında Yolların Ayrılması
IV. Din Kuralları ile Hukuk Kuralları Arasındaki İlişki
1) Laik Hukuk
2) Türk Hukukunun Laikleşmesi
3) Türk Hukukunda Dine İlişkin Düzenlemeler
4. Yaptırım
I. Yaptırım Kavramı
II. Yaptırım Çeşitleri
1) Genel Olarak
2) Türk Hukukunda Yaptırım Çeşitleri
A) Ceza
a) Eski TCK’ya Göre Ceza Türleri
b) TCK’ya Göre Yaptırım Türleri
aa) Hapis Cezaları
bb) Adli Para Cezası
cc) Güvenlik Tedbirleri
c) Kabahatler Kanunu’na Göre Yaptırım Türleri
aa) İdari Para Cezası
bb) İdari Tedbirler
cc) İdari Yaptırımlara Karar Verilmesi ve Başvuru Yolu
d) Disiplin Cezaları
B) Ödence (Tazminat)
a) Haksız Eylemden Doğan Ödence
b) Ceza Sorumluluğu ile Haksız Eylem Sorumluluğunun Farkı
c) Manevi Ödence
ç) Borca Aykırılıktan Doğan Ödence
d) Koruma Tedbirleri Nedeniyle Ödence
C) Zorla Yaptırma (Cebri İcra)
Ç) Zoralım (Müsadere)
D) Elkoyma
E) Tutuklama
F) Geçersizlik (Hükümsüzlük; Butlan)
5. Hukuk Sözcüğünün Çeşitli Anlamları
I. Hukuk Sözcüğü
II. Pozitif (Müspet) Hukuk
III. İdeal Hukuk
IV. Hukuk ve Adalet
V. İnsan Hakları ve Adalet
1) Giriş
2) İnsan Haklarının Korunması Alanında Uluslararası Denetim
A) Mahkeme Niteliğindeki Kuruluşlar
B) Mahkeme Niteliği Taşımayan Kuruluşlar
VI. Yazılı Hukuk – Yazılı Olmayan Hukuk
VII. Objektif Hukuk – Sübjektif Hukuk
VIII. “Evrensel Hukuk” – “Yerel Hukuk”
1) Yerel (Ulusal) Hukuk
2) Evrensel Hukuk
3) Hukuk Sistemleri
A) Roma Hukuku Geleneğine Bağlı Sistem (Kara Avrupası Hukuku)
B) Common Law
C) İslam Hukuku
Ç) Sosyalist Hukuk Sistemi
İKİNCİ BÖLÜM
Hukukun Kaynakları
6. Genel Bilgiler
I. Kaynak Kavramı
II. Hukukun Yürürlük Kaynakları
7. Yasalar
I. Genel Olarak
II. Türk Hukukunda Kanun
1) Kanunların Kabulü ve Yayımlanması
2) Kanunların Konusu
3) Kanunların “Ulaşılabilir” ve “Anlaşılabilir” Olması
4) Kanunların Niteliklerine Göre Tasnifi
A) Anayasalar – Sıradan Kanunlar
B) Genel Kanunlar – Özel Kanunlar
C) Biçimsel Bakımdan Kanun – Öz Bakımından Kanun
Ç) Süresiz Kanunlar – Süreli Kanunlar
D) Yürürlükte Olan Ama “İşlerlikte” Olmayan Kanunlar
III. Uluslararası Antlaşmalar
IV. Kanun Hükmünde Kararnameler
V. Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri
1) Giriş
2) “Yasama” ile “Yürütme” Arasında Ortaya Çıkabilecek“ Yasa Çatışması Sorunları
a) Giriş
b) TBMM’nin “Münhasır Yetkili” Olduğu Alanlar
c) Hem TBMM’nin Hem de Cumhurbaşkanı’nın “Yasama” Yetkisi Kullanabildiği Alanlar
ç) Karşılaşılması Olası Sorunlar
VI. Tüzükler
VII. Yönetmelikler
VIII. Öteki Düzenlemeler
IX. Yasalar Arasında Altlık-Üstlük İlişkisi
X. Yasaların Yayımlanması ve Derlenmesi
8. Yapılageliş (Örf ve Âdet) Hukuku
I. Genel Bakış
II. Yapılageliş (Örf ve Âdet) Hukukunun Ögeleri
1) Maddi Öge
2) Ruhsal Öge
3) Hukuksal Öge
III. Örf ve Âdetin Çeşitleri
IV. Örf ve Âdet Hukukunun Eksiklikleri
9. Yardımcı Kaynaklar: Mahkeme Kararları (İçtihatlar) ve Öğreti
I. Mahkeme Kararları
II. İçtihadı Birleştirme Kararları
III. Mahkeme Kararlarının Yayımlanması ve Derlenmesi
IV. Öğreti (Doktrin)
V. Bilgi Kaynakları
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Hukukun Dalları
10. Genel Bilgiler
I. Hukukun Dallara Ayrılması Sorunu
II. Kamu Hukuku – Özel Hukuk
III. Başka Ayrımlar
11. Özel Hukuk ve Özel Hukuk’un Dalları
I. Özel Hukuk
II. Özel Hukuk’ta Serbestlik İlkesi
III. Özel Hukuk’un Dalları
IV. Medeni Hukuk
1) Giriş
2) Medeni Hukuk’un Alt Dalları
A) Başlangıç Hükümleri
B) Kişiler Hukuku
a) Gerçek Kişiler
b) Tüzel Kişiler
C) Aile Hukuku
a) Evlilik Hukuku
b) Hısımlık
c) Vesayet
Ç) Miras Hukuku
D) Eşya Hukuku
E) Borçlar Hukuku
a) Genel Bölüm
b) Özel Bölüm
V. Ticaret Hukuku
1) Giriş
2) Ticaret Hukuku’nun Alt Dalları
A) Ticari İşletme
B) Ticaret Şirketleri
C) Kıymetli Evrak
Ç) Taşıma İşleri
D) Deniz Ticareti
E) Sigorta Hukuku
VI. Devletler Özel Hukuku (Uluslararası Özel Hukuk)
1) Giriş
2) Devletler Özel Hukuku’nun Alt-Dalları
A) Yasa Çatışmaları (Kanunlar İhtilâfı)
B) Uyrukluk (Vatandaşlık) Hukuku
C) Yabancılar Hukuku
12. Özel Hukukun Temel Kavramları
I. Hak Kavramı
A) “Mutlak Haklar” – “Nisbi Haklar”
B) “Aynî Haklar” – “Kişisel Haklar”
C) “Malvarlığı Hakları” – Kişivarlığı Hakları”
Ç) “Yenilik Doğuran Haklar”
II. Haksahibi Kavramı
III. Hakkın Kazanılması
IV. Borç Kavramı
V. Malvarlığı
VI. Mal Kavramı
VII. Hukuksal İşlem Kavramı
VIII. Sözleşme
IX. Mülkiyet
13. Kamu Hukuku ve Kamu Hukuku’nun Dalları
I. Kamu Hukuku Nedir?
II. Kamu Hukuku’nun Dalları
1) Anayasa Hukuku
A) Genel Olarak
B) Yazılı Anayasa
C) Türk Anayasa Hukuku’nun Tarihsel Gelişimine Kısa Bir Bakış
Ç) Anayasa Hukuku’nun Başlıca Konuları
2) İdare Hukuku
A) Genel Olarak
B) İdare Hukuku’nun Başlıca Konuları
3) Ceza Hukuku
A) Genel Olarak
B) Ceza Hukuku’nun İki Ana Konusu
a) Suçların Belirlenmesi
b) Cezaların Belirlenmesi
C) Ceza Verilmesinin Amacı
4) Yargılama Hukuku
A) Dava Kavramı
a) Genel Olarak
b) Dava Türleri
B) Mahkeme Kavramı
C) Yargılamanın Temel İlkeleri
Ç) Mahkeme Kararlarının Niteliği
D) Yargılama Türleri
a) Hukuk Yargılaması (Medeni Usul Hukuku)
b) Ceza Yargılaması
aa) Genel Olarak
bb) Suçsuzluk Belirgesi (Masumluk Karinesi)
c) Öteki Yargılama Usulleri
E) Mahkemelerin Örgütlenmesi
a) Adlî Yargı Mahkemeleri (Adlî Mahkemeler)
b) Yargıtay
c) İdare Mahkemeleri
ç) Danıştay
d) Askeri Disiplin Mahkemeleri
e) Sayıştay
f) Yüksek Seçim Kurulu
g) Anayasa Mahkemesi
aa) Genel Olarak
bb) Anayasa’ya Uygunluk Denetimi
cc) Bireysel Başvuru
çç) Öteki Görevler
h) Uyuşmazlık Mahkemesi
i) Hâkimler ve Savcılar Kurulu
j) “Mahkeme Dışı” Çözüm Yolları
aa) Genel Olarak
bb) Tahkim
cc) Arabuluculuk
çç) Uzlaştırma
5) İcra ve İflas Hukuku
6) Uluslararası Hukuk (Devletler Hukuku)
A) Genel Olarak
B) Uluslararası Hukukun Kaynakları
a) Uluslararası Antlaşmalar
b) Uluslararası Yapılageliş (Teamül)
c) Hukukun Uygar Uluslarca Benimsenmiş Genel İlkeleri
ç) Yargı İçtihatları
d) Öğreti (Doktrin)
C) Uluslararası Örgütler
a) Birleşmiş Milletler Örgütü
b) Avrupa Konseyi
c) Avrupa Birliği
aa) Avrupa Birliği’nin Kurulması ve Amaçları
bb) Avrupa Birliği’nin Organları
7) Mali Hukuk
8) Tebligat Hukuku
14. Kamu Hukuku’nun Temel Kavramı: Devlet
I. Ülke
II. İnsan Topluluğu
III. Egemenlik
15. Karma Nitelikteki Hukuk Dalları
I. İş Hukuku
II. Fikri Hukuk
III. Toprak Hukuku
IV. Çevre Hukuku
V. Bilişim Hukuku
VI. Rekabet Hukuku
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Hukukun Uygulanması
16. Genel Bilgiler
I. Kavram
II. Hukuku Kimin Uygulayacağı
III. Uygulamada Yöntem Sorunu
IV. Uygulamayla İlgili Çeşitli Sorunlar
1) Olaya Uygulanacak Hukuk Kuralının Saptanması
2) Örnekseme (Tasım; Kıyas)
3) Yargıcın ve Tarafların Rolü
4) Belirge (Karine)
17. Hukukun Yer ve Zaman Bakımından Uygulanması
I. Yer Bakımından Uygulama
II. Zaman Bakımından Uygulama
18. Hukukun, Kuralın Türüne (Niteliğine) Göre Uygulanması
I. Emredici Kurallar – Tamamlayıcı Kurallar Ayrımı
II. Ölçüt (Kriter)
II. Öteki Ayrımlar
19. Yorum
I. Kavram
II. Yorum Yöntemleri
1) Sözel (Lafzî) Yorum
2) Amaca Göre (Gaî=Teleolojik) Yorum
3) Tarihsel Yorum
4) İşlevsel yada Sistematik Yorum
5) Serbest Yorum
III. Yorumla İlgili Bazı Sorunlar
20. Yasa Boşluğu ve Kıyas
I. Yasa Boşluğu Sorunu
1) Eski Görüş
2) Yeni Görüş
3) Boşluk Kavramı
4) Boşluk Türleri
II. Yargıcın Kural Koyması
III. Örnekseme (Kıyas)
Ekler
Ek 1: İnsan Hakları Evrensel Bildirisi
Universal Declaration of Human Rights
Ek 2: Dava Dilekçesi (Örnek)
Ek 2A: Davaya Cevap Dilekçesi (Örnek)
Ek 3: Yargıtay Kararları
Ek 4: Anayasa Mahkemesi Kararı
Ek 5: Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararı
Türkçe-İngilizce Hukuk Deyimleri Sözlükçesi (Glossary)
Genel Dizin
Hukuka Giriş Kitabının Yazarları 
Prof. Dr. Rona Aybay

Prof. Dr. Rona Aybay, 1935 yılında İstanbul’da doğmuştur. Aybay, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni 1959 yılında bitirdikten sonra aynı fakültede doktorasını tamamlamıştır. Avukat Barış Aybay’ın babası ve Aydın Aybay’ın kardeşidir.  Aybay, 1964 yılında New York Columbia Üniversitesi’nde Mukayeseli Hukuk alanında master yapmış, 1973 yılında doçent, 1980 yılında ise Milletler Özel Hukuku Profesörü olmuştur.

Prof. Dr. Rona Aybay, mesleki kariyerinde; Ortadoğu Teknik Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümü başkanlığı, ODTÜ İdari İlimler Fakültesi Dekanlığı ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF) dekan yardımcılığı  görevlerini yürütmüştür. Rona Aybay, 12 Eylül İhtilalinden sonra sonra YÖK’ün 1402 sayılı yasaya dayandırdığı bir kararla üniversiteden uzaklaştırılmış; 7 yıl sonra Danıştay kararıyla üniversiteye dönmüştür.

Akademik ve İdari Kariyeri

Prof. Dr. Rona Aybay; Avrupa Konseyi Irkçılık ve Hoşgörüsüzlükle Savaşım Komisyonu ile Bosna-Hersek’teki insan hakları ihlallerini incelemekle görevli AGİT komisyonu üyeliklerinde bulunmuştur. Aybay, Bosna-Hersek İnsan Hakları Mahkemesinin kurulduğu 1996 yılından mahkemenin kapandığı 2003 yılına kadar Avrupa Konseyi tarafından seçilmiş uluslararası yargıç statüsü ile görev yapmıştır. Aybay, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin etkenliğini arttırmak üzere, Avrupa Konseyi’nce oluşturulan 11 üyeli Akil Kişiler Grubuna üye seçilmiştir. Aybay, 2006-2011 yılları arasında Türkiye Barolar Birliği İnsan Hakları Merkezi Başkanlığını yürütmüştür.

Aybay, Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve KKTC Yakın Doğu Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Öğretim Üyesi olarak görev yapmış, Milletlerarası Özel Hukuk ve İnsan Hakları Hukuku alanlarında lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerine dersler vermiş, çok sayıda kitap, makale, bildiri; yüzlerce konferans vermiştir. Server Tanilli ile Birlikte Türk Hukuk Bibliyografyasını hazırlamıştır. Prof. Dr. Rona Aybay, Türk Hukuk Kurumu genel sekreterliği yapmıştır. Avukatlar Dayanışma ve Hukuk Araştırmaları Vakfı kurucu üyesidir. İstanbul Barosuna bağlı olarak serbest avukatlık yapmakta olan Aybay, baroda başkan yardımcısı olarak da görev yapmıştır.

Prof. Dr. Aydın Aybay

Aydın Aybay, 1929’da İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğreniminden sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi. Mezun olduğu 1953 yılında aynı fakültenin Medeni Hukuk Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1958’de doktor, 1963’te doçent ve 1973’te profesör oldu.

Aybay, 1979’da İstanbul Üniversitesi’ne bağlı Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin kuruluşuna katıldı, Dekan Yardımcılığı görevinde bulundu. YÖK’ün, 1402 sayılı yasaya dayandırdığı bir kararla üniversiteden uzaklaştırıldı. Danıştay kararıyla 7 yıl sonra döndüğü İstanbul Üniversitesi’nden 1996’da emekli oldu. Bir yıl sonra da Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi dekanlığına getirilen Aybay, on yıla yakın bir süreyle yürüttüğü bu görevden ayrıldıktan sonra bu üniversitede öğretim üyesi olarak çalışmaya devam etmiş, 6 Mart 2013 tarihinde vefat etmiştir.

Prof.Dr. Aydın Aybay’ın Tapu Sicilinde Muvakkat Tescil (1959), Müşterek Mülkiyette Taksim (1964), Borçlar Hukuku (1964) Medeni Hukuk Dersleri (Prof.Dr. Feyzi Feyzioğlu ve Prof.Dr. Ümit Doğanay ile birlikte, 1973), İngiliz Hukukunda Taşınmaz Kirası ve Kiracıların Korunması Sorunu (1975), Eşya Hukuku Dersleri (Prof.Dr. Hüseyin Hatemi ile birlikte, 1981), Kat Mülkiyeti Kanunu (1985), Miras Hukuku Dersleri (1996) gibi eserleri bulunmaktadır.

Dr. Ali Pehlivan

Dr. Ali Pehlivan, 1977 yılında doğmuştur. Haziran 1998’de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden lisans derecesiyle mezun olduktan sonra, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde özel hukuk alanında ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde insan hakları hukuku alanında yüksek lisans derecelerini almıştır. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde, “Kabahatler Hukukunun Genel Esasları” isimli doktora teziyle 16 Ocak 2012 tarihinde “hukuk doktoru” unvanını alan Pehlivan; Prof. Dr. Aydın Aybay ve Prof. Dr. Rona Aybay’ın İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından basılan Hukuka Giriş kitabına, 2013 yılındaki 9. basısından itibaren ortak yazar olarak katılmıştır.

Pehlivan, Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Öğretim Görevlisi olarak dersler vermektedir. Türk Ceza Hukuku Derneği üyesi olan, Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku alanında yayınlanmış makaleleri bulunan Dr. Pehlivan, Türkiye Barolar Birliği ve Avrupa Konseyi’nin “Türk Avukatların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Konusunda Aşamalı Eğitimleri Projesi”nde eğitimci olarak görev yapmıştır. İstanbul Barosu ve Türkiye Barolar Birliği tarafından düzenlenen çeşitli eğitim çalışmalarına halen katkıda bulunmaktadır.

Buhran Çağında Haysiyet – Zor Zamanlarda İnsan Hakları

0

Buhran Çağında Haysiyet – Zor Zamanlarda İnsan Hakları (Dignity in Adversity. Human Rights in Troubled Times), isimli eser dünyaca ünlü Türk felsefeci ve siyaset kuramcısı Prof. Dr. Şeyla Benhabib tarafından 2011 yılında kaleme alınmıştır. Eser, Barış Yıldırım tarafından Türkçe’ye çevrilmiş, Koç Üniversitesi Yayınları tarafından 2013 yılında basılarak okuyucu ile buluşturulmuştur.

Buhran Çağında Haysiyet – Zor Zamanlarda İnsan Hakları (Dignity in Adversity. Human Rights in Troubled Times),

Kitabın Bölüm Başlıkları 
  • Yanılsamasız Kozmopolitizm
  • Aydınlanmanın Diyalektiği’nden Totalitarizmin Kaynakları’na
  • Totalitarizmin Gölgesinde Uluslararası Hukuk ve İnsan Çoğulluğu
  • Başka Bir Evrensellik
  • Demokrasi de Bir İnsan Hakkı mıdır?
  • Egemenliğin Alacakaranlığı mı, Kozmopolit Normların Yükselişi mi?
  • Sınır Aşan Hak Talepleri
  • Demokratik Dışlamalar ve Demokratik Yinelemeler
  • Politik Teolojinin Dönüşü
  • Günümüzde Ütopya ve Distopya

Buhran Çağında Haysiyet

Kitabın Tanıtım Bülteni

“Bu kitap, söylem etiği ve iletişimsel rasyonaliteye dayanan bir teori üzerinden, modern dünyayı şekillendiren daha geniş toplumsal dönüşümler çerçevesinde insan hakları felsefesi ve politikasını tartışıyor. Uluslararası insan haklarının, neoliberal imparatorluğun dünya hâkimiyeti şiarına indirgenmesine ya da muhafazakâr bakış açısıyla yasal kozmopolitliğin demokratik özerkliğe saldırı olarak görülmesine karşı çıkan Şeyla Benhabib, bu antitezlerin ötesine geçebilmek için iki temel kavram öne sürüyor. Uluslararası insan hakları normlarının “demokratik yineleme” süreçleriyle bağlama oturtulması gerektiğini; dahası, bu normların, toplumsal ve siyasi mücadele alanlarına yeni aktörlerin girmesini sağlayan “hukuk yaratıcı gücü” olduğunu söylüyor. Dünyaca ünlü siyaset kuramcısı Şeyla Benhabib, Türkçe basıma yazdığı önsözün de bulunduğu bu kitabında, insan haklarının bugün her zamanki kadar güncel ve acil olduğunu savunuyor. Küresel kapitalizmin, egemenliği, vatandaşlığı ve hukuku nasıl dönüştürdüğünü, soykırımdan Almanya, Fransa ve Türkiye’de türban meselesi vakalarına uzanan çeşitli örneklere bakarak irdeleyen yazar, buna karşılık, yeni kozmopolit insan hakları normlarının yükselişinde önemli bir açılım görüyor.”

Yazar Şeyla Benhabib Hakkında

Prof. Dr. Şeyla Benhabib, Yale Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Felsefe Bölümünde profesör olarak görev yapan bir Türk bilim insanıdır. Benhabib, 9 Şubat 1950 tarihinde İstanbul’da doğmuştur. Robert Kolejini (Amerikan Kız Koleji) bitirdikten sonra 1970 yılında felsefe eğitimi almak üzere Amerika Birleşik Devletlerine giderek Brandeis Üniversitesi’nde akademik çalışmalarına başlamış doktorasını ise 1977 yılında Yale Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Boston Üniversitesi, SUNY Stony Brook ve New School Araştırma Merkezi felsefe bölümlerinde dersler vermiştir. Çalışmalarının temelini siyaset bilimi ve felsefe oluşturmuş, derslerine Cambridge ve Harvard Üniversitelerinde devam etmiştir. 1995 yılında Amerikan Sanatlar ve Bilimler Akademisi üyesi olan Benhabib, Karl Marx, Hegel, Max Weber ve Jürgen Habermas üzerine yaptığı çalışmalarla da tanınmaktadır. Seyla Benhabib, Yale Üniversitesinde 2002-2008 yıllarında Etik, Politika ve Ekonomi Programı direktörü olarak görev olarak görev yapmış; 2006-2007 yıllarında Amerikan Felsefe Birliği Doğu Bölümü Başkanı olmuştur. Yale Üniversitesinde bilimsel çalışmalarına devam etmektedir.

Kültürel diyaloğa katkılarından dolayı 2009 yılında Ernst Bloch Ödülü alan Benhabib, küreselleşmenin, göçün ve çatışmanın baskısı altındaki gruplar ve sivil toplumun rolü üzerine yaptığı bilimsel çalışmaları ile 2012 yılında Leopold Lucas Ödülüne layık görülmüştür. Köln Üniversitesi tarafından verilen Eckhart Ödülü, küreselleşme ve göç alanındaki felsefi ve akademik çalışmaları nedeniyle 2014 yılında Benhabip’e verilmiştir.

University of Humanistic Studies, The University of Valencia ve Boğaziçi Üniversitesi tarafından kendisine fahri doktora unvanı verilmiştir. Boğaziçi Üniversitesi tarafından verilen onursal doktora “Sosyal Bilime Dünya Çapında Yaptığı Özgün Katkılarla Örnek Bir Bilim Kadını Olması Nedeniyle” takdim edilmiştir.

Türkçe’ye çevrilen Eserleri
  • Ötekilerin Hakları: Yabancılar, Yerliler, Vatandaşlar ve Eleştiri,
  • Norm ve Ütopya: Eleştirel Teorinin Temellerine Dair Bir İnceleme
  • Buhran Çağında Haysiyet – Zor Zamanlarda İnsan Hakları

Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Dil Tutum Belgesi

0

Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Dil Tutum Belgesi, Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi tarafından ilan edilmiştir.

Acıbadem Üniversitesi bünyesinde, toplumsal cinsiyet eşitliği ilkelerini hayata geçirmek için Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonu kurulmuştur. Ayrıca, 2022 yılı başında “toplumsal cinsiyet eşitliği eylem planı hazırlanmıştır. Bu çerçevede, “Toplumsal Cinsiyete Dayalı Ayrımcılık, Şiddet ve Cinsel Tacizi Önleme ve Destek Politika Metni” oluşturulmuştur.

Acıbadem Üniversitesi Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Dil Tutum Belgesi ise bu alışmaların tamamlayıcı parçası olarak hazırlanmıştır. Bu belge, Türkiye’nin de taraf olduğu CEDAW’ın prensiplerini esas almaktadır. Üniversitenin tüm yayın ve materyallerinin toplumsal cinsiyet eşitliğine uygun bir dile sahip olmasını amaçlamaktadır.

Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Dil Tutum Belgesi

Toplumsal cinsiyete duyarlı dil, cinsiyetçi olmayan, nötr ve dilde toplumsal cinsiyet eşitliği ve adaletini sağlamaya yönelik dilin kullanımını betimleyen genel bir terimdir. Bu dilin kullanımının amacı, bir cinsiyetin veya toplumsal cinsiyetin norm olduğunu ima eden, önyargılı, yanlı, ayrımcı veya küçük düşürücü olarak yorumlanabilecek kelime seçimlerinden kaçınmaktır. Toplumsal cinsiyete duyarlı dil kullanımının nihai hedefi, toplumsal cinsiyete dair klişelerin kullanımını tasfiye ederek, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına katkıda bulunmaktır.

Toplumsal cinsiyete duyarlı dil, basitçe toplumsal özneleri veya grupları toplumsal cinsiyetleri yönünden rencide etmemeye özen gösteren bir konuşma tarzını benimsemekten ibaret değildir.

Dil bir yandan, algıları, tutumları ve davranışları yansıtır. Diğer yandan da gerçekliği inşa ederek onun dilde kurulduğu şekilde görülmesini sağlar ve böylece gerçekliği etkiler.

Sözcükleri ve dilsel biçimleri farklı bir şekilde kullanmak, gerçekliğin yeniden adlandırılması ve yeniden yorumlanmasıdır. Toplumsal cinsiyete duyarlı dil, dildeki klişelere dikkat çekip, kullanımdan kaldırmasıyla toplumsal cinsiyete dayalı iktidarı görünür yapar ve dikkat çektiği eşitsizliklerin dilden kaynaklanan etkisini azaltarak daha adil ve eşitlikçi bir toplumda yaşama hedefine yönelik sosyal değişime katkıda bulunur.

Bu anlayış temelinde toplumsal cinsiyete duyarlı dil, toplumsal cinsiyet kavramının kapsamına giren, bütün cinsiyetleri, yönelimleri ve kimlikleri, kesişimsellikleri (çoklu ayrımcılıkları) içerecek şekilde eşitlikçi tutum ve davranışı geliştirme çabasının temel bileşenlerindendir.

Toplumsal cinsiyete duyarlı dilin kullanımı, 1970’lerden başlayarak toplumsal cinsiyet temelli hareketlerin talebi ve akademik çalışmaların ürünü olarak gündeme getirilmiştir. Ayrıca Türkiye’nin 1985 yılından beri taraf olduğu Birleşmiş Milletler Kadınlara Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi’nin (CEDAW) 1981 yılında yürürlüğe girmesinden itibaren Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Örgütü, Avrupa Parlamentosu gibi uluslararası kuruluşlar tarafından da benimsenmiştir.

Acıbadem Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonu 2021 yılında kurulmuş ve hazırlanan Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Eylem Planı Ocak 2022’de Üniversite Senatosu tarafından onaylanıp yürürlüğe girmiştir.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Eylem Planı bağlamında, toplumsal cinsiyete duyarlı dilin kapsamının her türlü konuşma, yazı ve görseli içerdiği takdirde hedefine ulaşacağı ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Eylem Planının benimsediği perspektifi en iyi şekilde yansıtacağı fikri kabul edilmiştir. Bu doğrultuda toplumsal cinsiyete duyarlı dil politikası oluşturulması, üniversitede kullanılan konuşma ve yazı dili ile görsel dilin kullanımına ilişkin yönergeler hazırlanması, farkındalık artırıcı materyal geliştirilmesi ve bunların izlenmesi kararlaştırılmıştır.

Üniversitenin toplumsal cinsiyete duyarlı dil anlayışını ortaya koymak amacıyla hazırlanan bu belge, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Eylem Planında da benimsenmiş olan toplumsal cinsiyet eşitliği ve adaletine uygun hareket edileceğini taahhüt etmektedir.

Bu taahhüt çerçevesinde aşağıda belirtilen faaliyetlerde bulunulacaktır:

1. Toplumsal cinsiyete duyarlı dilin uygulanması için yönergeler hazırlamak

2. Toplumsal cinsiyete duyarlı dil farkındalığı arttırmak amacıyla bilgilendirici çalışmalar yapmak

3. Toplumsal cinsiyete duyarlı dilin derslere ve derslik ortamına içerilmesini sağlamak amacıyla faaliyetlerde bulunmak

4. Üniversite bünyesindeki her türlü yazılı materyalin toplumsal cinsiyete duyarlı dil ile uyumlu olmasını sağlamak

5. Üniversite bünyesindeki her türlü basılı ve dijital görsel materyalin toplumsal cinsiyete duyarlı dil ile uyumlu olmasını sağlamak

6. Toplumsal cinsiyete duyarlı dilin izlenmesine ilişkin çalışmalar yapmak

7. Bu amaçları yerine getirmek için bütün birimler ile iş birliği içinde çalışmak