Ana Sayfa Blog Sayfa 38

Mahkeme Hizmetlerinin Yeni Teknolojiler Kullanılarak Halka Ulaştırılması

0

Mahkeme Hizmetleri İle Diğer Hukuki Hizmetlerin Yeni Teknolojiler Kullanılarak Halka Ulaştırılması Hakkında Üye Devletlere Yönelik Rec(2001) 3 Sayılı Tavsiye Kararı, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesince, Bakan Vekillerinin 28 Şubat 2001 tarihli 743. Toplantısında kabul edilmiştir.

Avrupa Konseyi
Mahkeme Hizmetleri İle Diğer Hukuki Hizmetlerin Yeni Teknolojiler Kullanılarak Halka Ulaştırılması Hakkında Üye Devletlere Yönelik Rec(2001) 3 Sayılı Tavsiye Kararı

Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Statüsü’nün 15.b. maddesinin hükümleri uyarınca;

Avrupa Konseyi’nin amacının, üyeleri arasında daha büyük bir birlik gerçekleştirmek olduğunu göz önünde bulundurarak;

Modern bilgi teknolojisinin özellikle adaletin idaresi olmak üzere  Avrupa  devletlerinin  etkin idaresi için vazgeçilmez bir araç haline geldiği, böylece iyi  işleyen  bir demokrasi  için gerekli olan iyi işleyen bir idare elde edilmesine katkı yaptığını göz önüne alarak;

Avrupa vatandaşlarının kendi ülkeleri ile diğer Avrupa ülkelerinin kanun, tüzük  ve içtihatları ile idari ve adli bilgilere erişimini modern  bilgi  teknolojisini  kullanarak demokratik katılım ilkesi uyarınca kolaylaştırmak gerektiğini göz önüne alarak;

Vatandaşların kendi devletlerinin işleyişine ulusal, bölgesel ve yerel düzeyde katılımının idari kuruluşlarla kurulacak iletişimle, özellikle de internet gibi yeni bilgi teknolojilerini kullanarak adaletin idaresi yoluyla geliştirilerek kişisel menfaatlerini korumalarında  herkese eşit fırsat tanınabileceğini göz önüne alarak;

Mahkeme hizmetlerinin modern bilgi teknolojilerini kullanarak sunumunun Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin öngördüğü hukuka erişim ilkesini uygulamayı kolaylaştıracağını göz önüne alarak;

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 11 Eylül 1995 tarihinde kabul ettiği, mahkeme kararlarının hukuk bilgi erişim sistemlerinde seçimi, işlenmesi, sunumu ve arşivlenmesi hakkında R (95) 11 sayılı Tavsiye Kararı’na bakarak;

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Üye devletlere aşağıdaki hususları yerine getirmelerini tavsiye eder:

a- Tavsiye Kararı ekinde yer alan kural ve rehber ilkeleri ülkelerinde adaletin idaresinden sorumlu kişi ve kuruluşların dikkatine sunmaları;

b- Kendi ülkelerinde bu ilkelerin uygulanmasını sağlamak üzere uygun adımları atmaları.

Mahkeme Hizmetleri İle Diğer Hukuki Hizmetlerin Yeni Teknolojiler Kullanılarak Halka Ulaştırılması Hakkında Üye Devletlere Yönelik Rec(2001) 3 Sayılı Tavsiye Kararı Eki
 1. Hukuki bilgilerin  elektronik biçimde sunumu

Devlet kanun metnini hem kanunun kabul edildiği halde hem birleştirilmiş metin olarak elektronik biçimde halka ulaştırmalıdır; ayrıca, kanunun geçmişteki durumu ile  ilgili bilgilere de ulaşmak mümkün olmalıdır.

Fertlere kanun veri tabanında basit metin erişimi ücretsiz sağlanmalıdır.

Devletin ilgili mercileri hizmette katma değer üretilmesini kolaylaştırmak amacıyla kanun metinlerini özel sektöre elektronik biçimde sunmalıdır.

Bu şekilde elde ettikleri kanun metinlerini kullanırken özel sektör kaynak göstermeye ve metinlerin aynen yeniden yayımını güvence altına almaya teşvik edilmelidir.

Farklı devlet sunucularında yapılacak aramalar için özgün bir kullanıcı ara yüzü sağlanmalıdır.

Devletler bu ilkeleri kanun koyucu bütün mercilerine – ulusal, bölgesel, yerel, vs. – uygulamaları yönünde teşvik edilir.

2.Hukuk alanında resmi elektronik sicillere erişim

 Hukuk alanında mevcut elektronik sicillerin bir rehberi internet üzerinde oluşturulmalıdır.

Hukuk alanında ulusal resmi sicillere ağ erişimi gerekli güvenlik ve gizlilik gerekleri gözetilerek ilgili kuruluş ve kişilere sağlanmalıdır.

3. Mahkeme – Halk etkileşimi

 Yeni teknolojiler kullanılarak mahkemeler ve diğer hukuki kuruluşlar (siciller, vb.) ile  iletişim olabildiğince kolaylaştırılmalıdır.

Bundan, güvenlik ve gizlilik gereklerinin yerine getirilmesi koşuluyla aşağıdakiler anlaşılmalıdır:

  • işlemlerin elektronik araçlarla başlatılabilmesi;
  • bir elektronik iş akışı ortamında işlemlerle ilgili daha ileri adımlar atılabilmesi;
  • mahkeme bilgi sistemine erişim yoluyla işlemlerin durumu hakkındaki bilgileri alabilme;
  • işlemlerin sonuçlarını elektronik biçimde alabilme;
  • işlemlerin etkin takibi ile ilgili her türlü bilgiye (yazılı hukuk, içtihat hukuku ve mahkeme usulleri) erişebilme.

Mahkeme usulleri ile ilgili elektronik bilgiler halka açık hale getirilebilmelidir. Bilgiler en yaygın teknolojileri (internet) kullanarak yayılmalıdır.

Devlet, mümkün olduğunda, halka veya özel sektörden tedarikçilerine yaydığı bilgilerin doğruluğu ve tamlığını garanti etmelidir.

4. İlkelerin uygulanması – Siyaset konuları

 Aşağıda verilen tabloda aşağıdaki üç alanın her biri için değinilecek ana siyaset konular verilmektedir.

“Hukuki bilgiler” kanun, tüzük ve devleti bağlayıcı uluslararası anlaşmalar ile önemli mahkeme kararlarının her türlü resmi metnini içerir.

“Resmi siciller” mahkemeler ve/veya resmi mercilerce oluşturulan, halkın gerek genel gerekse özel hususlar hakkındaki bilgilere doğrudan veya dolaylı olarak erişim hakkının bulunduğu sicilleri içerir.

“Mahkeme işlemleri” mahkeme usulleri ile iç kurallar, dava bilgileri ve mahkemelerle haberleşmeleri içerir.

Konu
Hukuki bilgiler
Resmi siciller
Mahkeme İşlemleri
Elverişlilik Devletler kanun, tüzük, devleti bağlayıcı ilgili uluslararası  anlaşmalar ve önemli mahkeme kararlarının resmi metinlerini elektronik biçimde halkın erişimine sunmalıdır. İdeal olanı, bu bilgilerin her zaman erişilebilir olmasıdır. Sicillerden yararlananlar bu hizmetin sürekli sunulması beklentisi taşırlar. Devlet otoritelerinin böyle bir hizmet sürekliliğini sağlamanın teknik veya mali açıdan mümkün olup olmayacağını düşünmesi gerekecektir. Mahkeme sistemlerinden yararlananlar bu hizmetin mahkemenin mesai saatleri dışında da sunulması beklentisi taşırlar. Devlet otoritelerinin böyle bir hizmet sürekliliğini sağlamanın teknik veya mali açıdan mümkün olup olmayacağını düşünmesi

gerekecektir.

Erişilebilirlik Tüzükler, içtihat hukuku ve meclis belgeleri de dahil olmak üzere her türlü mevzuat halka açılmalıdır. Mümkün olduğu hallerde bilginin niteliği de dikkate alınmak suretiyle daha geniş erişim imkanı düşünülmelidir. Belirli durumlarda sorumlu merci tarafından ilgili taraflara giriş izni verilmesinin gerekli olacağı kabul

edilmektedir.

Dava tarafları ve ilgili diğer kişilere.

Ya avukatlar ya da mahkeme birimleri vasıtasıyla kontrollü erişim.

Zamanındalık Etkin olmak bakımından, resmi hukuk bilgi sistemleri güncel tutulmalı ve çabuk bir şekilde yayınlanmalıdır.

Özellikle avukatlar ve hakimler için olmak üzere önemli mahkeme hükümleri bakımından ivedilik çok önemlidir.

Hukuki bilgiler ile aynı ihtiyaçlar söz konusudur. Hukuki bilgiler ile aynı ihtiyaçlar söz konusudur.
Konu
Hukuki bilgiler
Resmi siciller
Mahkeme İşlemleri
Doğruluk Kabul edilen metinler veya yayımlanan hükümlerin elektronik ortamda aynen yayınlanmasını sağlamak üzere titiz kalite denetim usulleri uygulanmalıdır. Hukuki bilgiler ile aynı ihtiyaçlar söz konusudur. Hukuki bilgiler ile aynı ihtiyaçlar söz konusudur.
Mevsukiyet Elektronik metinlerin mevsukiyeti elektronik/ dijital imza gibi araçlarla garanti edilmelidir. Hukuki bilgiler ile aynı ihtiyaçlar söz konusudur. Karar için hukuki bilgiler ile aynı ihtiyaçlar söz konusudur. Ancak, işlem için böyle bir

şart yoktur.

Telif hakkı (metin ve veri) Çoğu devlette hukuk metinleri için telif hakkı uygulaması  bulunmasa da devletin bu metinlerin doğruluğunu sağlama yükümlülüğü vardır.

Resmi metinlerin özel yayıncılarca çoğaltıldığı hallerde kaynak gösterilmelidir. Metinlerin doğruluğunun sağlanmasından söz konusu özel yayıncılar

sorumludur.

Gerekmiyor. Gerekmiyor.
Sorumluluk Elektronik bilgilerin doğruluğundan resmi yayıncı sorumlu olmalıdır. Elektronik sicillerin tek kayıt olduğu hallerde, sorumluluk basılı sicillerdeki ile aynı olmalıdır. Normal idari sorumluluk uygulanmaya devam eder.
Konu
Hukuki bilgiler
Resmi siciller
Mahkeme İşlemleri
Ücret İlke olarak, hukuk veri tabanı bilgileri her türlü yasal metin aslı için ücretsiz olarak açılmalıdır. Ekonomik şartların ücret alınmasını gerektirdiği durumlarda bu ücret maliyeti karşılamaya yetecek kadar olmalıdır. Yayımlanan metinlerin sunumunun geliştirildiği, böylece katma değer sağlandığı durumlarda ücret alınması uygun olabilir. Hukuk metinlerinin asılları için özel yayıncılar ve dağıtımcılara aynı

ücret rejimi uygulanmalıdır.

Elektronik resmi sicil bilgilerinin açılması, halka, ticari işletmelere vs.’ye sunulan bir hizmettir. Bu nedenle, bu hizmetler bir ücret karşılığında  sunulabilir. Mahkeme işlemleri için normalde harç alınır. Oranı farklı olsa da bu harç elektronik hizmetler için de alınmaya devam edilebilir.
Gizlilik Gizlilik yasalarının mahkeme hükümleri için uygulanma biçimi ülkeden ülkeye değişiklik göstermektedir. Kişisel Bilgilerin Otomatik işlenmesi açısından Şahısların Korunması Sözleşmesi’nde öngörülen stardartlar dikkate alınmalıdır.

Mahkeme hükümlerinde taraflara ait bilgilerin gizliliğinin korunması hususu ülkeden ülkeye değişiklik göstermektedir ve bu hususun Avrupa

sathında incelenmesi gerekli olabilir.

Gizli bilgileri korumaya ve gizliliğin korunması üzerine Avrupa kuralları ile ulusal kuralları gözetmeye yönelik uygun tedbirler alınmalıdır. Erişim  ilgili taraflarla sınırlı tutulmalıdır. Normal gizlilik kuralları uygulanmalıdır.
Konu
Hukuki bilgiler
Resmi siciller
Mahkeme İşlemleri
Şeffaflık Vatandaşların sistemleri kullanmasını kolaylaştırmak ve hukukun kolayca anlaşılır olmasını sağlamak için bilgi sistemleri birleştirilmiş metinleri içermelidir.

Devletlerin bu birleştirilmiş metinleri uygun resmi metinlere nasıl dönüştüreceklerini düşünmeleri

gerekmektedir.

Kullanıcılar için sicillerde yer alan bilgilerin güvenilirliğini sağlamak  amacıyla, bu bilgilerin eksiksiz olduğu ve bunların son güncelleme durumu kullanıcılara gösterilmelidir.

Sicillerin yapısı iyi belgelendirilmeli ve kullanıcının anlayabileceği şekilde olmalıdır.

İşlemlerin sırası kullanıcının kolayca anlayabileceği şekilde olmalıdır.

Mümkün olduğu hallerde, kullanıcı ya sistem tarafından kendiliğinden ya da mahkeme personelinin yardımıyla işlemlerde yönlendirilmelidir.

Açıklama:

Yukarıdaki tabloda mahkeme içtihatları dışındaki mahkeme kararları ile ilgili konular yer almamaktadır. Bu diğer mahkeme kararları, elektronik kayıtlarının yapıldığı hallerde elektronik ortamda halka açılmalı ancak, bunu yaparken gizlilik ve veri koruma yönetmelikleri gözetilmelidir. Veri tabanının olduğu hallerde bu veri tabanı açılmalıdır.

Siyaseti belirlerken sonuçların uyumlu olması çok önemlidir. Bunun için, daha geniş Avrupa ortamı ve evrensel ortam dikkate alınmak suretiyle ulusal kuruluşlar arasında işbirliği tesisini gereklidir. Siyasetin uygulanmasındaki strateji sistemler üzerinden sinerji sağlamalı, World Wide Web (www) gibi fiili standartları kullanarak halka bilinen  ve  anlaşılır erişim araçları sunmalıdır. Ulusal düzeyde kullanıcının diğer ülkeler ile diğer Avrupa kuruluşları ve uluslararası kuruluşların hukuki bilgi kaynaklarına da erişimine izin verecek ulusal düzeyde ortak bir ağ geçidinin (gateway) kurulması düşünülmelidir.

5. Yönetim

Bilgi mercilerinde özel yönetim yeterliliği ve sorumluluğu kurumsallaştırılmalıdır.

İş süreçleri etkin iş akışı yönetimi sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmelidir.

6.Kullanıcı ortamı

 Devlet, halkı yeni bilgi teknolojilerini kullanmaya teşvik etmek ve bu  teknolojilerin  kullanımı hakkında halka eğitim vermekle sorumludur. Bu sorumluluk hukuk sistemi ile  ilgili temel uyumun sağlanması gerekliliğini de içerir.

Devlet, mahkeme ve hukuk bilgi sistemlerini işleten ve kullanan hakimler ile personele gerekli eğitim ve destek hizmetlerini sunmalıdır.

Bütün hukuk bilgi sistemleri sürekli kullanıcıların dışındaki kişilerin bile yeterli bilgileri almasını sağlamak için, etkin yardım özellikleri de dahil olmak üzere kullanıcı dostu sistemler olmalıdır.

Kullanıcı, basılı resmi hukuki belgelerin elektronik olarak da kendisine sunulmasını haklı olarak bekler.

7.Eğitim ve Öğretim

İnsanların yeni teknolojileri kullanmalarını sağlayacak eğitim programları geliştirilmelidir. Bu programlar daha okul çağında iken başlamalı, hayat boyu öğrenim süreci  olarak devam etmelidir.

8.Teknik hususlar

 Aşağıdaki hususlarla ilgili teknikler geliştirilmeli ve bunlar üzerinde mutabakat sağlanmalıdır:

  • elektronik ödeme,
  • elektronik imza,
  • sistem güvenliği,

Avukat Muvaffak Benderli

0

Avukat Muvaffak Benderli, 27 Aralık 1905 tarihinde Yanya’da doğdu. 1924 yılında Kabataş Lisesi’ni birincilikle bitirdikten sonra Dar-ül Fünun Edebiyat Şubesi’nde eğitimine devam etti. 1928 yılında fakülteden mezun oldu.

Mezuniyetinden sonra Adana’da edebiyat öğretmeni olarak çalıştı. 1930’da İstanbul’a döndü ve İstanbul Hukuk Fakültesi‘ni, kazandı. Hukuk eğitimini sürdürmekte iken Galatasaray, Haydarpaşa ve İstanbul Erkek liselerinde öğretmenliğe devam etti. 1932 yılında Feyziye Mekteplerinde (Işık Lisesi) edebiyat öğretmeni olarak göreve başladı.

Hukuk Fakültesinden mezun olan Benderli, hem eğitimci, hem de avukat olarak uzun yıllar çalıştı.

1947 yılından itibaren Galatasaray Talebe Kurulu Neşriyat kolu tarafından Ercüment Ekrem Talu, ve Abdi İpekçi’nin de katkıları ile çıkarılan Galatasaray Dergisi’nin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 

1960-1962 yılları arasında İstanbul Barosu Başkanlığını yürüttü. Başkan olduğu dönemde İstanbul Barosunda ilk kadın yönetici de yönetim kurulunda yer aldı. Avukat Şükûfe Ziya Ekitler İstanbul Barosu Yönetim Kurulunun ilk kadın üyesi oldu.

Mustafa Kemal Atatürk’e Bursa’da gençlerin mesajını iletmek üzere giden bir grup Darülfünun öğrencisi.  Muvaffak Benderli ve sonradan evlendiği Katime Benderli Atatürk’ün sağında.

1973-1981 arası Işık Üniversitesi Feyziye Okulları Vakfı Başkanlığını yaptı.

İstanbulspor Kurucu üyesidir.

Makale ve şiirleri gazete ve dergilerde yayınlandı.

28 Şubat 1982 günü 77 yaşında iken yaşamını yitirdi. 3 Mart 1982’de Teşvikiye Camiinde düzenlenen cenaze töreninin ardından Büyükada Mezarlığına defnedildi.

Yönetmen Can Togay’ın dedesi, hukuk kökenli yazar Gün Benderli’nin babasıdır.

Muvaffak Benderli’nin adı ,Sabetaycılara ait Fevziye Mektepleri Işık Lisesi Nişantaşı kampüsünün konferans salonuna verilmiştir.

Avukat Muvaffak Benderli’nin Eserleri ve Hakkında Yazılanlar

Edebiyat Bakalorya El Kitabı (1933)

Feyz-i Sıbyan’dan Işık’a Feyziye Mektepleri (Mert Sandalcı – 2005)

Muvaffak Hoca (Kolektif – 1983) – Eser Fevziye Mektepleri Vakfı tarafından basılmıştır. 

“Ara sıra bazı dostlarımızın, yakınlarımızın, taze anıları ve acıları ile başbaşa iken, onları kaybetmiş olmanın yıkıklığı içinde elbet bir şey yazmak ve söylemek heyecanını duymuşuzdur. Ne var ki bir süre sonra bu dostlarımızın yakınlarımızın anılarını yazmak genellikle güç gelmiştir. Hele şimdiye değin böyle çalışma yapmamış bir kimsenin, hayatı büyük başarılar içinde geçmiş, edebi zevk ve kültürü olan bir fikir adamı hakkında yazmaya kalkışması bir cürettir. O’nu, iyi bir şekilde yansıtamamış, anlatamamış olmanız üzüntüsü sarar insanı. Uzun bir süredir çalışırken hep bunu düşündüm. Gözlerimin önüne gelen o güleç simanın sanki beni bu yönden ikaz eder tavrını kafamda taşıdım. Bu sorumluluğu hep duydum. Bunca Başkanlarımızın ölümü üzerine yapılan törenlerde O’nun kelimelerin isabetle seçilip oturtulması ile geliştirdiği konuşmalarının hafızalarda iz bıraktığını unutmak mümkün değildir. O, daima Başkanlarımızı her vesile ile anma kadirşinaslığını göstermişti. Yönetim Kurulu toplantılarında, Sayın Fahir İpekçi, Sıddık Sami Onar Hocamız ve Sayın İbrahim Şevket Dilber, Sayın Osman Celal Kermenle ilgili anılarını dinleyenler geçmiş günlerde birlikte olmanın, ortak çalışmanın hazzını duymuşlardır. Sanıyorum ki bu onların yerine seçilip gelenler için de bir şevk kaynağı olmuştur. Böylesine bağlayıcı, uzlaştırıcı bir yeteneği vardı. Herkese, öğrencilerine, meslektaşlarına, dostlarına daima hatırşinas ve sevgi dolu idi. Taassup, yobazlık ve bağnazlık hiç mi hiç bağdaşamadığı, adeta birden düşman kesildiği konulardı. İnanç sahibi ve dava adamı idi. Türk inkilabının genç “muallim”lerindendi. Taviz vermez kişiliğinin yobazlık ve bağnazlığı reddedişi, onun Türk inkılabına ve ulusunun geleceğine olan inanç ve güven duygularını gösteriyordu…”

Muvaffak Benderli’nin Nişantaşı’nda Tevfik Fikret konulu bir konferans vereceğine dair 1939 tarihli gazete haberi

Birleşmiş Milletler Eğitimde Ayrımcılığa Karşı Sözleşme

0

Birleşmiş Milletler Eğitimde Ayrımcılığa Karşı Sözleşme, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu [UNESCO] tarafından 14 Aralık 1960 tarihinde Genel Toplantı’da kabul edilmiştir.

Paris’te toplanan Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü 14 Kasım –15 Aralık tarihleri arasındaki onbirinci oturumunda,

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin ayrımcılığı reddedip herkesin eğitim hakkını ilan ettiğini anımsayarak, eğitimde ayrımcılığın bu Bildirgede dile getirilen hakların çiğnenmesi olduğunu gözönüne alarak, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütünün Anayasasında belirtildiği gibi, insan haklarına evrensel saygının daha da geliştirilip eğitimde fırsat eşitliğinin tanınması için uluslar arasında işbirliğini amaçladığını gözönüne alarak,

Sonuç olarak, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütünün, ulusal eğitim sistemlerinin çeşitliliğine saygı duymakla birlikte, ödevinin salt eğitimde ayrımcılık biçimlerinin yasaklanması olmayıp aynı zamanda eğitimde herkes için fırsat ve davranış eşitliğini geliştirmek olduğunu bilerek, bu oturum gündeminin 17.1.4 maddesini oluşturan eğitimde ayrımcılığın çeşitli yönlerine ilişkin önerileri gözönüne alarak, Onuncu oturumunda, bu sorunun Üye Devletlere önerilerin yanısıra uluslar arası bir sözleşme konusu yapılması gerektiğine karar vererek, 1960 Aralığının ondördüncü günü bu Sözleşmeyi benimsemiştir:

Madde 1
  1.  Bu Sözleşmenin amacı bakımından ayrımcılık terimi; ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka bir görüş, ulusal ya da toplumsal köken, ekonomik güç ya da doğuş temeli üzerinde; eğitimde davranış eşitliğini kaldırmak ya da bozmak amacı ya da sonucuyla ve özellikle,
  2.  Herhangi bir kişi ya da grubu herhangi bir tür ya da düzeyde eğitim görmekten yoksun bırakmak;
  3.  Herhangi bir kişi ya da grubu, düşük düzeyli bir eğitimle sınırlamak;
  4.  Bu Sözleşmenin 2. maddesinin hükümleri saklı kalmak üzere kişiler ya da gruplar için ayrı eğitim sistemleri ya da kurumları kurmak ya da sürdürmek; ya da
  5.  Herhangi bir kişi ya da gruba, insan onuruyla bağdaşmaz koşullar uygulamak üzere yapılan herhangi bir ayrım, dışlama, sınırlama ya da üstün tutmayı içerir.
Madde 2

Bir Devlette izin verildiğinde;

  1.  Eğitimden eşit yararlanma olanağı, aynı düzeyde öğretim elemanı ve aynı nitelikte okul, bina ve donanımı sağlamak ve aynı ya da eşdeğerde ders görme fırsatı sunmak koşuluyla, iki ayrı cinsten öğrenciler için ayrı eğitim sistem ve kurumlarının kurulması ya da sürdürülmesi;
  2.  Katılma ya da yazılmanın isteğe bağlı olması ve sağlanan eğitimin yetkili makamlar tarafından aynı düzeydeki eğitim için konulabilecek ya da onaylanacak standartlara uyması koşuluyla öğrencilerin ana babaları ya da yasal vasilerinin isteklerine uygun bir eğitim vermek üzere din ve dil gerekçeleriyle ayrı eğitim sistem ve kurumlarının kurulması ya da sürdürülmesi;
  3.  Herhangi bir grubun dışlanmasını değil, kamu makamlarınca sağlananlara ek eğitim kolaylıkları sağlamayı amaçlaması ve bu amaç uyarınca çalışması ve sağlanan eğitimin yetkili makamlar tarafından aynı düzeydeki eğitim için konulabilecek ya da onaylanacak standartlara uyması koşuluyla özel eğitim kurumlarının kurulması ya da sürdürülmesi;

bu Sözleşmenin 1. Maddesinin anlamı bakımından bir farklılık uygulaması sayılmaz.

Madde 3

Bu Sözleşmenin anlamı çerçevesinde farklılığı kaldırmak ya da önlemek için, Sözleşmeci Taraflar,

  1.  Eğitimde farklılık içeren her türlü yasa hükmünü ve yönergeyi kaldırmayı ve her türlü yönetim uygulamasına son vermeyi,
  2.  Öğrencilerin eğitim kurumlarına alınmasında hiçbir ayrım yapılmamasını, gereğinde yasa yoluyla güvenceye bağlamayı,
  3.  Okul ücretleri ve öğrencilere burs ya da başka yardımlar sağlaması ve yabancı ülkelerde öğrenimini sürdürmek için gerekli izin ve kolaylıklar bakımından kamu makamları tarafından salt yetenek ve gereksinme dışında hiçbir davranış farklılığına olanak tanımamayı,
  4.  Kamu makamları tarafından eğitim kurumlarına sağlanan herhangi bir yardım konusunda, salt öğrencilerin belli bir gruptan olmaları nedeniyle herhangi bir kısıtlama ya da üstün tutmaya izin vermemeyi,
  5.  Ülkelerinde oturan yabancı uyruklulara kendi vatandaşlarına sağladığı aynı eğitim olanaklarını sağlamayı taahhüt eder.
Madde 4

Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, ayrıca koşullara ve ulusal geleneklere uygun yöntemlerle eğitim konusunda fırsat ve davranış eşitliğini geliştirmeye ve özellikle;

  1.  İlköğretimi ücretsiz ve zorunlu, ortaöğretimi değişik biçimleriyle genellikle herkesin yararlanabileceği, yükseköğrenimi bireysel yetenek temeli üzerinde herkesin eşit olarak görebileceği bir eğitim olarak gerçekleştirmeye ve yasanın öngördüğü okula gitme yükümlülüğüne herkesçe uygulamasını sağlamaya,
  2.  Aynı düzeydeki tüm kamu eğitim kurumlarında eğitim düzeylerinin eşdeğerde olmasını ve yine sağlanan eğitimin niteliğine ilişkin koşulların eş düzeyde tutulmasını güvence altına almaya,
  3.  İlköğretim görmemiş ya da ilköğretimi tamamlamamış kimselerin eğitilmesini ve bunların kişisel yeteneklerine göre öğrenimlerini sürdürebilmesini uygun yöntemlerle özendirmeye ve güçlendirmeye,
  4.  Fark gözetmeksizin öğretim mesleği için yetişme olanağı sağlamaya yönelik bir ulusal politikayı saptayıp geliştirerek uygulamayı üstlenir.
Madde 5
  1.  Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, aşağıdaki konularda anlaşmıştır:

a- Eğitim insan kişiliğinin tam gelişmesine ve insan hakları ve temel özgürlüklere saygının güçlenmesine yönelik olmalı, tüm uluslar, ırk ve din grupları arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu özendirmeli ve Birleşmiş Milletlerin barışın korunması yolundaki etkinliklerini daha da ileri götürmelidir.

b- Ana babalarının ve uygulandığı yerlerde vasilerin çocukları için önce, yetkili makamlarca konan ya da onaylanan en az eğitim standartlarına uymakla birlikte kamu makamlarınca yönetilen kurumlardan başka kurumları seçme ve ikinci olarak, yasaların uygulanması uyarınca bu Devlette izlenen işlemlerle bağdaşmak koşuluyla çocuklarının ana baba ve vasilerinin inançlarına göre din ve ahlak eğitimi almalarını ve hiçbir kişi ya da grubun kendi inancıyla bağdaşmayan dinsel eğitim görmeye zorlanmamasını sağlama özgürlüğüne saygı göstermek temel ilkedir.

c- Ulusal azınlık üyelerinin, okullarının yönetimi dahil, kendi eğitim etkinliklerini yerine getirme ve her Devletin eğitim politikasına göre kendi dillerini kullanma ya da öğretme haklarını tanımak temel ilkedir. Bununla birlikte, aşağıdaki hükümler saklıdır:

i.Bu hak, bu azınlık üyelerini bir bütün olarak topluluğun kültür ve dilini anlamaktan ve topluluk etkinliklerine katılmaktan alıkoyacak ve ulusal egemenliği zedeleyecek biçimde kullanılamaz.

ii.Eğitim düzeyi, yetkili makamlarca saptanan ya da onaylanan genel düzeyden düşük olamaz.

       iii. Bu gibi okullara devam isteğe bağlıdır.

  1.  Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, bu maddenin 1. fıkrasında dile getirilen ilkelerin uygulanmasını güvenceye bağlamak üzere tüm gerekli önlemleri alır.
Madde 6

Sözleşmeye Taraf Devletler, bu Sözleşmeyi uygularken Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütünce, bundan böyle eğitimde çeşitli farklılık biçimlerine karşı ve eğitimde fırsat ve davranış eşitliğini sağlamak üzere alınacak önlemleri saptamak amacıyla benimsenen önerilere en büyük özeni göstermeyi üstlenir.

Madde 7

Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü Genel Konferansına bu Konferansça belirlenecek tarihlerde ve biçimlerde sunacakları dönemsel raporlarında, 4. maddede tanımlanan ulusal politikanın saptanması ve geliştirilmesi ve bu politikanın uygulanmasında elde edilen başarıların ve karşılaşılan güçlükler dahil, benimsedikleri yasal ve yönetsel hükümlerle bu Sözleşmenin uygulanması amacıyla giriştikleri eylemler konusunda bilgi verir.

Madde 8

Bu Sözleşmeye Taraf olan iki ya da daha çok Devlet arasında sözleş-menin yorumlanması ya da uygulanmasına ilişkin olarak doğabilecek olan ve görüşmelerle çözümlenemeyen herhangi bir anlaşmazlık, öteki çözümleme yollarının başarısızlığı durumunda anlaşmazlığa taraf olanların isteği üzerine karara bağlanmak üzere Uluslararası Adalet Divanına sunulur.

Madde 9

Bu Sözleşmeye çekince konamaz.

Madde 10

Bu Sözleşme, iki ya da daha çok Devlet arasında sonuçlandırılan sözleşmelerle bireylerin ya da grupların yararlandığı hakları bu Sözleşmenin sözü ve ruhuna aykırı olmaması koşuluyla sınırlayıcı bir etki yaratamaz.

Madde 11

Bu Sözleşme, Fransızca, İngilizce, İspanyolca ve Rusça hazırlanmış olup, dört metin de aynı ölçüde geçerlidir.

Madde 12
  1.  Bu Sözleşme, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütüne Üye Devletler tarafından; kendi anayasal işlemleri uyarınca onay ya da kabule bağlıdır.
  2.  Onay ya da kabul belgeleri Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Müdürüne verilir.
Madde 13
  1.  Bu Sözleşme, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Üyesi olmayan ve Örgütün Yürütme Kurulu tarafından katılmaya çağrılan tüm Devletlerin katılmasına açıktır.
  2.  Katılma, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Müdürüne bir katılma belgesinin verilmesiyle hüküm kazanır.
Madde 14

Bu Sözleşme, üçüncü onay, kabul ya da katılma belgesinin verildiği tarihten üç ay sonra ve ancak sadece kendi belgelerini bu tarihte yada daha önce vermiş olan Devletler bakımından yürürlüğe girer. Öteki Devletler bakımından onay, kabul ya da katılma belgelerini vermelerinden üç ay sonra yürürlük kazanır.

Madde 15

Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, bu Sözleşmenin sadece kendi ana ülkelerinde değil; uluslararası ilişkilerinden sorumlu oldukları kendini yönetmeyen, vesayet altında bulunan sömürge ya da başka ülkelerde uygulanmasını kabul eder. Gerekliyse bu ülkelerde Sözleşmenin uygulanmasını sağlamak amacıyla onay, kabul ya da katılma üzerine ya da daha önce bu ülkelerin hükümetleri ya da öteki yetkili makamlarına danışmayı ve Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Müdürüne buna göre Sözleşmenin uygulandığı ülkeleri bildirmeyi üstlenir. Bildirim, alındığı tarihten üç ay sonra hüküm kazanır.

Madde 16
  1.  Bu Sözleşmeye Taraf her Devlet, bu Sözleşmeyi kendi adına ya da uluslararası ilişkilerinden sorumlu olduğu bir ülke adına bozabilir.
  2.  Sözleşmenin bozulması, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Müdürüne verilen yazılı bir belgeyle bildirilir.
  3.  Sözleşmenin bozulması, bozma belgesinin alınmasından oniki ay sonra hüküm kazanır.
Madde 17

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Müdürü 13. maddede anılan örgüt üyesi olmayan Devletlere ve Birleşmiş Milletlere, 12 ve 13. maddelerde hükme bağlanan tüm onay, kabul ve katılma belgelerinin verilmesini ve 15 ve 16. maddelerde hükme bağlanan bildirim ve bozmaları duyurur.

Madde 18
  1.  Bu Sözleşme, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Konferansı tarafından değiştirilebilir. Bununla birlikte böyle bir değişiklik, ancak değişikliğe taraf olacak Devletleri bağlar.
  2.  Genel Konferans, bu Sözleşmeyi tümüyle ya da bir bölümüyle değiştiren yeni bir sözleşme benimseyecek olursa; yeni sözleşme tersine bir hüküm koymadıkça; bu Sözleşme, değişik yeni sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak onay, kabul ya da katılmaya açık olmaktan çıkar.
Madde 19

Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 102. maddesi uyarınca bu Sözleşme; Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Müdürünün istemi üzerine Birleşmiş Milletler Sekreterliğinde sicile geçirilir.

Bu Sözleşme 1960 Aralığının bu onbeşinci gününde Paris’te Genel Konferansın onbirinci oturumunun Bakanı ve Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Müdürünün imzalarını taşıyan ve Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütünün Arşivine konacak olan iki özgün kopya olarak yapılmıştır. Onaylı tam kopyaları 12 ve 13. maddelerde anılan tüm Devletlerle Birleşmiş Milletlere gönderilir.

Bu metin Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü tarafından Paris’te yapılan ve 1960 Aralığının onbeşinci günü kapanan onbirinci oturumunda gereği gibi benimsenen özgün Sözleşme metnidir.

Yukarıdaki hükümlerde anlaşmaya varılarak 1960 Aralığının bu onbeşinci günü imzalanmıştır.

Hakimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği ve Sorumlulukları Hakkında 2010 Tarihli Tavsiye Kararı

0

Hakimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği ve Sorumlulukları Hakkında 2010 Tarihli Tavsiye Kararı, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin “Hakimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği ve Sorumlulukları Hakkında Üye Devletlere Yönelik CM/Rec(2010)12 Sayılı Tavsiye Kararı” olarak 1098. Bakan Yardımcıları Toplantısında Bakanlar Komitesi tarafından 17 Kasım 2010 tarihinde kabul edilmiştir. Tavsiye Kararı 74 maddeden oluşmaktadır.


Hakimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği ve Sorumlulukları Hakkında 2010 Tarihli Tavsiye Kararı

Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Tüzüğü’nün 15.b sayılı maddesi kapsamında,

İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (bundan böyle “Sözleşme” olarak anılacaktır, ETS No. 5) 6. maddesini (“herkes, davasının, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil bir şekilde, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir”) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ilgili içtihatlarını dikkate alarak;

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1985 yılı Kasım ayında kabul edilen Birleşmiş Milletler Yargı Bağımsızlığı Temel İlkeleri’ni göz önünde bulundurarak;

Avrupa Hâkimleri Danışma Konseyinin (CCJE) görüşlerini, Avrupa Adaletin Etkililiği Komisyonunun (CEPEJ) çalışmalarını ve Avrupa Konseyi ile gerçekleştirilen çok taraflı görüşmeler çerçevesinde hazırlanan Hâkimlerle İlgili Mevzuat Hakkında Avrupa Şartı’nı dikkate alarak;

Hâkimlerin, adli görevlerini yerine getirirken insan hakları ve temel özgürlüklerin korunmasının sağlanması bakımından son derece önemli bir rol üstlendikleri hususuna dikkat çekerek;

Hukukun üstünlüğünün vazgeçilmez bir unsurunu teşkil eden ve hâkimlerin tarafsızlığı ve yargı sisteminin işleyişinin bir koşulu olan hâkimlerin bağımsızlığını teşvik etmeyi arzulayarak;

Yargı bağımsızlığı ile herkesin adil yargılanma hakkının güvence altına alındığını ve dolayısıyla bu durumun hâkimler için bir ayrıcalık anlamına gelmeyip insan hakları ve temel özgürlüklere saygı duyulması konusunda, herkesin adalet sistemine güven duymasını sağlayan bir güvence olduğunu vurgulayarak;

Etkin ve adil bir hukuk sistemi tesis edilebilmesi ve hâkimlerin, kendilerini yargı sisteminin işleyişine etkin bir şekilde adamaya teşvik edilebilmesi için konumlarının ve yetkilerinin teminat altına alınması gerektiğinin farkında olarak;

Herkesin menfaatlerinin korunmasını amaçlayan yargısal sorumluluk, görev ve yetkilerin usulüne uygun olarak yerine getirilmesinin sağlanması gerektiğinin bilincinde olarak;

Adli kurumların, hukukun üstünlüğü ilkesi doğrultusunda teşkilatlanması konusunda üye devletlerin farklı tecrübelerinden faydalanmayı arzu ederek;

Hakimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği ve Sorumlulukları Hakkında 2010 Tarihli Tavsiye Kararını PDF olarak kuyabilirsiniz
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Hukuk sistemleri, anayasal konumlar ve kuvvetler ayrılığına ilişkin yaklaşımlar bakımından söz konusu olan farklılıkları dikkate alarak;

İşbu Tavsiye Kararı kapsamındaki hiçbir ifadenin, hâkimlere üye devletlerin anayasaları veya hukuk sistemleri ile tanınan bağımsızlık güvencelerinin azaltılması amacı taşımadığını belirterek;

Bazı üye devletlerin anayasaları veya hukuk sistemleri uyarınca, işbu Tavsiye Kararı’nda bundan böyle “yargı kurulu” olarak anılacak olan kurulların oluşturulduğu hususuna dikkat çekerek;

Ortak bir yargı kültürünün oluşturulmasını teşvik etmek amacıyla, farklı üye devletlerin yargı mercileri ile hâkimleri arasındaki ilişkilerin geliştirilmesini temenni ederek;

Hâkimlerin bağımsızlığının ve etkinliğinin teşviki, hâkimlerin sorumluluklarının teminat altına alınıp daha etkin hale getirilmesi ve ayrıca bireysel olarak hâkimlerin ve genel olarak yargının rolünün güçlendirilmesi için gerekli tüm tedbirlerin desteklenmesi amacıyla, hâkimlerin bağımsızlığı, etkinliği ve rolü hakkındaki Rec(94)12 sayılı Tavsiye Kararı’nın önemli ölçüde güncellenmesi gerektiğini dikkate alarak,

Üye devletlerin hükümetlerine, yukarıda anılan Rec(94)12 sayılı Tavsiye Kararı’nın yerine geçen işbu Tavsiye Kararı’nın ekinde yer alan hükümlerin; mevzuat, politika ve uygulamalarında dikkate alınmasını ve hâkimlerin görevlerini söz konusu hükümlere uygun olarak yerine getirmelerini sağlamaya yönelik tedbirler almalarını tavsiye eder.

Hakimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği ve Sorumlulukları Hakkında Üye Devletlere Yönelik CM/Rec(2010)12 Sayılı Tavsiye Kararı Eki
I. Bölüm – Genel Hususlar
Tavsiye Kararı’nın Kapsamı

1. İşbu Tavsiye Kararı, anayasal konularla ilgilenenler de dâhil olmak üzere, adli görev ifa eden herkes için geçerlidir.

2. İşbu Tavsiye Kararı’nda yer alan hükümler, sadece meslekten hâkimler için geçerli olduğu bağlamdan açıkça anlaşılmadığı sürece meslekten olmayan hâkimler için de geçerlidir.

Yargı Bağımsızlığı ve Ne Ölçüde Güvence Altına Alınması Gerektiği Hususu

3. Sözleşme’nin 6. maddesinde belirtildiği üzere, bağımsızlığın amacı; herkese, davasının sadece hukuki temellere dayanılarak ve usulsüz şekilde etki altında kalınmaksızın yürütülecek olan adil bir yargılama ile karara bağlanması yönündeki temel hakkını temin etmektir.

4. Bireysel olarak hâkimlerin bağımsızlığı, bir bütün olarak yargının bağımsızlığının sağlanmasıyla güvence altına alınır. Bu bağlamda, hâkimlerin bağımsızlığı, hukukun üstünlüğünün temel bir unsurudur.

5. Hâkimler; davaları, hukuka ve olayları yorumlamalarına uygun olmak suretiyle, tarafsız bir şekilde karara bağlama konusunda sınırsız özgürlüğe sahip olmalıdır.

6. Hâkimlere; otoritelerinin devamı, mahkemenin onurunun korunması ve görevlerinin ifası için kullanmaya muktedir olacakları ölçüde yetkiler tanınmalıdır. Devlet kurumları veya temsilcileri de dâhil olmak üzere, herhangi bir dava ile ilgisi olan herkes hâkimlerin otoritesi altındadır.

7. Hâkimlerin ve yargının bağımsızlığı, üye ülkelerin anayasaları kapsamında veya yasa düzeyinde öngörülebilecek daha açık kurallarla mümkün olabilecek en üst seviyede hükme bağlanmalıdır.

8. Hâkimler, bağımsızlıklarının tehlikede olduğu kanaatine vardıkları hallerde, yargı kuruluna veya başka bir bağımsız makama başvurabilmeli veya bu hususta etkin iç hukuk yolları mevcut olmalıdır.

9. Bir dava, geçerli bir neden olmadan, ilgili hâkimden alınmamalıdır. Davanın hâkimden alınmasına ilişkin bir karar, bir yargı merci tarafından, önceden belirlenmiş nesnel ölçütlere dayanılarak ve şeffaf bir usul izlenmek suretiyle alınmalıdır.

10. Hâkimlerin her bir davada sahip oldukları yeterlilik konusunda, kanunla getirilen tanıma dayanarak karar vermesi gereken kişiler, bizzat hâkimlerin kendileridir.

II. Bölüm – Dış Bağımsızlık

11. Hâkimlerin dışarıya karşı bağımsızlığı, kendi menfaatleri için tanınan bir imtiyaz veya ayrıcalık olmayıp tarafsız bir adalet arayışı ve beklentisi içinde olan kişiler ve hukukun üstünlüğü yararına olan bir durumdur. Hâkimlerin bağımsızlığı; özgürlüğün, insan haklarına saygının ve hukukun tarafsız bir şekilde uygulanmasının bir güvencesi olarak değerlendirilmelidir. Hâkimlerin tarafsızlığı ve bağımsızlığı, tarafların mahkeme önünde eşitliğinin güvence altına alınmasında esastır.

12. Hâkimler ve yargı organları, bağımsızlıklarına halel getirmeksizin, adaletin etkin ve etkili şekilde tesis edilmesinin kolaylaştırılması amacıyla, mahkemelerin yönetimi ve idaresi ile ilgilenen kurumlar ve kamu makamlarıyla ve ayrıca hâkimlerin çalışmalarıyla bağlantılı görevleri olan kişilerle yapıcı iş ilişkileri içinde olmalıdır.

13. Hâkimlerin bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması ve geliştirilmesi ile birlikte bu unsurlara saygı gösterilmesinin sağlanması için gerekli tüm tedbirler alınmalıdır.

14. Kanunlarda, hâkimler üzerinde usulsüz bir şekilde nüfuz kullanmaya çalışan kişiler hakkında yaptırımlar öngörülmelidir.

15. Kararlar gerekçeli olmalı ve aleni bir şekilde ilan edilmelidir. Hâkimler, kararlarının gerekçelerinin haklılığını başka bir şekilde ortaya koymakla yükümlü olmamalıdır.

16. Hâkimlerin kararları, kanunda öngörülen temyiz veya yeniden yargılama yolu dışında herhangi bir incelemeye tabi tutulmamalıdır.

17. Yürütme ve yasama organları; genel af, özel af ve benzeri tedbir kararları dışında, yargı kararlarını geçersiz kılacak kararlar almamalıdır.

18. Yürütme ve yasama organları, hâkimlerin kararları hakkında yorumda bulunmaları durumunda, yargının bağımsızlığını zedeleyecek veya kamuoyunun yargıya olan güvenini sarsacak herhangi bir eleştiride bulunmaktan kaçınmalıdır. Ayrıca söz konusu organlar, temyize başvurma niyetinde olduklarını belirtmek dışında, hâkimlerin kararlarına uymak istedikleri konusunda şüpheye düşülmesine yol açacak eylemlerden de kaçınmalıdır.

19. Adli işlemler ve adaletin tesis edilmesine ilişkin meseleler, kamuoyunu ilgilendiren konulardır. Ancak, adli konular hakkında bilgi alma hakkı kullanılırken yargı bağımsızlığının getirdiği sınırlamalar dikkate alınmalıdır. Mahkemelerin sorumluluğunda ya da yargı kurulları veya diğer bağımsız makamların bünyesinde mahkeme basın sözcülüğü veya basın ve iletişim birimlerinin kurulması teşvik edilmelidir. Hâkimler, basın ve medya ile olan ilişkilerinde kendilerini sınırlamalıdır.

20. Hizmet ettikleri toplumun bir parçası olan hâkimler, halkın güveni olmadan adaleti etkin bir şekilde sağlayamaz. Hâkimler, toplumun yargı sisteminden beklentileri ve sistemin işleyişine ilişkin şikâyetleri hakkında bilgi sahibi olmalıdır. Yargı kurulları veya diğer bağımsız makamlar tarafından kurulan ve bu tür geri bildirimlerin alınmasını sağlayacak daimi mekanizmalar, bu duruma katkı sağlayacaktır.

21. Hâkimler, resmi görevleri dışında faaliyetlerde de yer alabilir. Hâkimlerin katılabileceği faaliyetler, fiili veya algılanan menfaat çatışmalarını önlemek amacıyla, tarafsızlık ve bağımsızlıklarına ters düşmeyecek faaliyetlerle sınırlandırılmalıdır.

III. Bölüm – İç Bağımsızlık

22. Yargı bağımsızlığı ilkesi, her hâkimin, hüküm verme görevlerinin ifasında bağımsız olması anlamına gelir. Hâkimler, kararlarını verirken bağımsız ve tarafsız olmalı ve yargı bünyesindeki merciler de dâhil olmak üzere herhangi bir çevreden gelebilecek doğrudan veya dolaylı kısıtlamalardan, usulsüz nüfuz kullanmaktan, baskı, tehdit veya müdahalelerden uzak bir şekilde hareket etmelidir. Yargıdaki hiyerarşik yapı, bireysel bağımsızlığı zedelememelidir.

23. Üst derece mahkemeleri, hukuk yolları hakkında kanuna uygun olarak karar verme süreci veya ön karar aşaması dışında, hâkimlere, davaları ne şekilde karara bağlamaları gerektiği konusunda talimat vermemelidir.

24. Mahkemelerde davaların dağıtımı, bağımsız ve tarafsız bir hâkim tarafından yargılanma hakkının güvence altına alınması amacıyla, önceden belirlenmiş nesnel ölçütlere göre gerçekleştirilmelidir. Davanın taraflarından birinin veya davanın sonucuyla ilgilenen başka herhangi bir kişinin isteklerinin bu konuda herhangi bir etkisi olmamalıdır.

25. Hâkimler, bağımsızlıklarını güvence altına almayı, menfaatlerini korumayı ve hukukun üstünlüğünü teşvik etmeyi amaçlayan meslek kuruluşları kurmakta ve bu kuruluşlara üye olmakta serbest olmalıdır.

IV. Bölüm – Yargı Kurulları

26. Yargı kurulları, yargının ve bireysel olarak hâkimlerin bağımsızlığını güvence altına almayı ve böylelikle yargı sisteminin etkin bir şekilde işlemesine katkı sağlamayı amaçlayan, yasayla veya anayasa uyarınca kurulmuş bağımsız organlardır.

27. Bu tür kurulların üyelerinin en az yarısı, yargıda çoğulculuk anlayışı dikkate alınmak suretiyle, yargının tüm seviyelerindeki meslektaşları tarafından seçilen hâkimlerden oluşmalıdır

.28. Yargı kurulları, hâkimlere ve topluma karşı son derece şeffaf olmalı ve bu bağlamda, ilgili usulleri önceden belirlemeli ve kararlarını gerekçelendirmelidir.

29. Yargı kurulları, görevlerini ifa ederken, bireysel olarak hâkimlerin bağımsızlığına müdahale etmemelidir.

V. Bölüm – Bağımsızlık, Etkinlik ve Kaynaklar

30. Hâkimlerin ve yargı sisteminin etkin olması; herkesin haklarının korunması, Sözleşme’nin 6. maddesinde belirtilen koşullara uyulması, hukuk güvenliği ve kamuoyunun hukukun üstünlüğüne güven duymasının sağlanması bakımından gerekli bir koşuldur.

31. Etkinlik, sorunlar hakkında hakkaniyete uygun bir değerlendirme yapılmasının ardından makul bir süre içerisinde nitelikli kararlar verilmesi anlamına gelir. Her hâkim, icrası kendi görev alanına giren kararların uygulanması da dâhil olmak üzere, sorumlu olduğu davaların etkin bir şekilde yürütülmesini sağlamakla yükümlüdür.

32. Yargı sisteminin teşkilatlanması ve işleyişinden sorumlu makamlar; hâkimlere, görevlerini yerine getirmeleri için gerekli koşulları sağlamakla yükümlüdür ve bu makamlar, hâkimlerin bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyup bu unsurlara saygı gösterilmesini sağlarken, aynı zamanda etkinlik koşulunu da yerine getirmelidir.

Kaynaklar

33. Her devlet; mahkemelere, Sözleşme’nin 6. maddesinde belirtilen standartlara uygun şekilde görev yapmaları ve hâkimlerin etkin bir şekilde çalışabilmeleri için gerekli kaynak, imkân ve donanımları sağlamalıdır.

34. Hâkimlere, usule ilişkin kararlar alırken, bu tür kararların mali sonuçlarının söz konusu olacağı hallerde, uygun bir karara varabilmeleri için gerekli olabilecek bilgiler sağlanmalıdır. Kaynakların en etkin şekilde kullanılması şartı, hâkimlerin belirli bir davada karar verme yetkilerini tek başına sınırlamamalıdır.

35. Mahkemelerde yeterli sayıda hâkim ve uygun niteliklere sahip destek personeli görevlendirilmelidir.

36. Mahkemelerdeki aşırı iş yükünün azaltılması ve önlenmesi amacıyla, adli olmayan görevlerin uygun niteliklere sahip başka kişilere verilmesi hususunda, yargı bağımsızlığı ilkesine uygun tedbirler alınmalıdır.

37. Gerek ilgili makamlar gerekse hâkimler tarafından, elektronik dava yönetim sistemlerinin ve bilişim ve iletişim teknolojilerinin kullanımı desteklenmeli ve aynı şekilde, bunların mahkemelerde kullanımının yaygınlaştırılması teşvik edilmelidir.

38. Hâkimlerin güvenliğini sağlamak amacıyla gerekli tüm tedbirler alınmalıdır. Bunlar arasında, mahkemelerin ve tehdit veya şiddet olaylarının mağduru olmuş veya olabilecek olan hâkimlerin korunması gibi tedbirler yer alabilir.

Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yolları

39. Alternatif uyuşmazlık çözüm mekanizmalarının oluşturulması teşvik edilmelidir.

Mahkemelerin İdaresi

40. Yargı sisteminin bütçesi hazırlanırken, varsa yargı kurullarına veya mahkemelerin idaresinden sorumlu diğer bağımsız kurumlara, bizzat mahkemelere ve/veya hâkimlerin oluşturduğu meslek kuruluşlarına danışılabilir.

41. Hâkimler, mahkemelerin idaresinde yer almaya teşvik edilmelidir.

Değerlendirme

42. Üye devletler, adaletin daha etkin bir şekilde işlemesine ve niteliğinin sürekli olarak iyileştirilmesine katkı sağlamak amacıyla, işbu Tavsiye Kararı’nın 58. fıkrasında belirtildiği gibi, hâkimlerin adli merciler tarafından değerlendirmeye tabi tutulmalarına ilişkin sistemler geliştirebilir.

Uluslararası Boyut

43. Devletler, yabancı veya uluslararası unsurların söz konusu olduğu davalarda, mahkemelere, hâkimlerin görevlerini etkin bir şekilde yerine getirebilmeleri ve uluslararası işbirliğinin ve hâkimler arasındaki ilişkilerin desteklenmesi için gerekli olabilecek uygun imkânları sağlamalıdır.

VI. Bölüm – Hâkimlerin Statüsü
Seçim ve Kariyer

44. Hâkimlerin seçim ve kariyerlerine ilişkin kararlar, kanunla veya ilgili makamlarca önceden belirlenmiş olan nesnel ölçütlere dayanılarak alınmalıdır. Bu tür kararlar alınırken liyakat esası geçerli olmalı ve bu bağlamda, davaları insan onuruna saygı çerçevesinde kanunları uygulamak suretiyle karara bağlamak için gereken ehliyet, nitelik ve beceriler göz önünde bulundurulmalıdır.

45. Hâkimlere veya hâkim adaylarına karşı cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka bir görüş, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa mensubiyet, servet, maluliyet, doğum, cinsel yönelim ve benzeri nedenlerle ayrımcılık yapılmamalıdır. Hâkim veya hâkim adayının ilgili devletin vatandaşı olması koşulu, ayrımcılık olarak değerlendirilmemelidir.

46. Hâkimlerin seçim ve kariyerleri hakkında karar veren merci, yasama ve yürütme organlarından bağımsız olmalıdır. Söz konusu merciin bağımsızlığının güvence altına alınması için üyelerinin en az yarısının meslektaşları tarafından seçilecek hâkimlerden oluşması gerekir.

47. Ancak, anayasa veya diğer yasa hükümlerinde devlet başkanı, hükümet veya yasama organının, hâkimlerin seçimi ve kariyerleri konusunda karar almasının öngörüldüğü hallerde, üyelerinin önemli bir bölümü hâkimlerden oluşan bağımsız ve yetkili bir makamın (IV.Bölümde bahsedilen yargı kurulları için geçerli kurallara halel getirmeksizin), atamalardan sorumlu merci tarafından uygulamada dikkate alınacak tavsiyelerde bulunmasına veya görüş bildirmesine izin verilmelidir.

48. İşbu Tavsiye Kararı’nın 46. ve 47. fıkralarında bahsedilen bağımsız makamların üyelerinin seçimi, mümkün olan en geniş temsil imkânı sağlanacak şekilde gerçekleştirilmelidir. İlgili usuller şeffaf olmalı ve alınan kararların gerekçeleri, talep etmeleri halinde, başvuran kişilere bildirilmelidir. Başarısız olan bir adaya, karara veya en azından kararın alınmasında izlenen usule itiraz etme hakkı tanınmalıdır.

Hâkimlik Teminatı ve Azledilememe

49. Hâkimlik teminatı ve azledilememe, hâkimlerin bağımsızlığının kilit unsurlarıdır. Buna göre; hâkimler, eğer zorunlu emeklilik yaşı mevcut ise bu yaşa kadar hâkimlik teminatına sahip olmalıdır.

50. Hâkimlerin görev süresi kanunla belirlenmelidir. Tayinle göreve getirilen bir hâkimin görevine, ancak kanunla belirlenen disiplin veya ceza hükümlerini ağır şekilde ihlal etmesi halinde veya adli görevlerini yerine getiremeyecek olması durumunda son verilebilir. Erken emeklilik, ancak ilgili hâkimin talebi halinde veya sağlık gerekçesiyle mümkün olabilir.

51. Adaylık sürecinin söz konusu olduğu veya belirli süreliğine yapılan alımlarda, atamanın onaylanması veya yeniden atama yapılmasına ilişkin kararlar, yargının bağımsızlığının tam anlamıyla gözetilmesi bakımından, işbu Tavsiye Kararı’nın 44. fıkrasına uygun olarak alınmalıdır.

52. Hâkimler, yargı teşkilatında reforma gidilmesi veya disiplin cezaları gibi durumlar dışında, kendileri istemedikleri sürece yeni bir göreve atanmamalı veya görev yerleri değiştirilmemelidir.

Maaş

53. Meslekten hâkimlerin maaşlarını düzenleyen sistemin temel kuralları kanunda belirtilmelidir.

54. Hâkimlerin maaşı, meslekleri ve sorumlulukları ile orantılı olmalı ve onları, kararlarını etkilemeye yönelik teşviklere karşı koruyacak yeterlilikte olmalıdır. Hastalık, annelik veya babalık izni gibi durumlarda makul bir maaşın ödenmeye devam edilmesine ve ayrıca çalışma sürecinde alınan maaşa göre makul bir emekli maaşının ödenmesine ilişkin güvenceler mevcut olmalıdır. Özellikle hâkimleri hedef alan maaş kesintilerine karşı güvence olarak, belirli yasa hükümleri getirilmelidir.

55. Hâkimlerin asli maaşlarının performansa bağlı olmasını sağlayacak sistemlerden kaçınılmalıdır. Zira bu tür sistemler, hâkimlerin bağımsızlığı açısından sıkıntı yaratabilir.

Eğitim

56. Hâkimlere, teorik veya uygulamalı olarak başlangıç ve hizmet içi eğitim hizmeti sunulmalı ve bu hizmet, tamamen devlet tarafından finanse edilmelidir. Söz konusu eğitim kapsamında, adli görevlerin ifasına ilişkin ekonomik, sosyal ve kültürel konular yer almalıdır. Eğitimin yoğunluğu ve süresi, daha önceki mesleki tecrübeler ışığında belirlenmelidir.

57. Bağımsız bir makam, eğitimin özerkliğini tamamen gözetmek suretiyle, başlangıç ve hizmet içi eğitim programlarının, yargı görevinin gerektirdiği açıklık, yetkinlik ve tarafsızlık koşullarına uygun olmasını sağlamalıdır.

Değerlendirme

58. Hâkimlerin değerlendirmeye tabi tutulması amacıyla adli makamlarca kurulabilecek sistemler, nesnel ölçütlere dayalı olmalıdır. Bu ölçütler, yetkili adli merci tarafından yayınlanmalıdır. Hâkimlerin kendi faaliyetlerine ve bu faaliyetlerle ilgili olarak yapılan değerlendirmelere ilişkin görüşlerini açıklamalarına olanak tanıyacak ve ayrıca yapılan değerlendirmelere karşı bağımsız bir makam veya mahkeme önünde itiraz imkânı sunacak bir usul izlenmelidir.

VII. Bölüm – Görev ve Sorumluluklar
Görevler

59. Hâkimler, dava sürecinde kişi onuruna saygı çerçevesinde hareket ederek, herkesin hak ve özgürlüklerini eşit ölçüde korumalıdır.

60. Hâkimler, her durumda bağımsız ve tarafsız hareket etmeli ve bu bağlamda, tarafların her birine adil yargılanma imkânı tanımalı ve gerektiğinde usule ilişkin konuları açıklamalıdır. Hâkimler, dava sürecini usulsüz bir şekilde etkilemeye çalışan dış unsurlara bu imkânı vermeyecek şekilde hareket etmeli ve bu şekilde hareket eder görünmelidir.

61. Hâkimler, kendilerine havale edilen davalar hakkında karar vermelidir. Hâkimler, ancak kanunda belirtilen geçerli sebeplerin varlığı halinde davadan çekilmeli veya davaya bakmayı reddetmelidir.

62. Hâkimler, her davayı, titizlikle ve makul bir süre içinde yürütmelidir.

63. Hâkimler, kararlarında, gerekçeleri açık bir şekilde ve net ve anlaşılır bir dilde belirtmelidir.

64. Hâkimler, uygun olan davalarda, tarafları dostane çözüm yoluna gitmeye teşvik etmelidir.

65. Hâkimler, düzenli olarak yeterliliklerini güncel koşullara uygun hale getirmeli ve geliştirmelidir.

Sorumluluk ve Disiplin İşlemleri

66. Hâkimler tarafından davaları karara bağlamak amacıyla gerçekleştirilen kanunu yorumlama, maddi olayları veya delilleri değerlendirme işlemleri; kötü niyet ve ağır ihmal halleri dışında, onlar açısından hukuki sorumluluk veya disiplin sorumluluğu doğurmamalıdır.

67. Hâkimlerin hukuki sorumluluğu, ancak devlet tarafından, tazminata hükmetmek zorunda kalınması halinde, dava açılması suretiyle tespit edilmeye çalışılabilir.

68. Hâkimler tarafından davaları karara bağlamak amacıyla gerçekleştirilen kanunu yorumlama, maddi olayları veya delilleri değerlendirme işlemleri; kötü niyet hali dışında, onlar açısından cezai sorumluluk doğurmamalıdır.

69. Hâkimlerin görevlerini etkin ve usulüne uygun olarak yerine getirmemeleri halinde disiplin süreci başlatılabilir. Bu süreç, bağımsız bir makam veya mahkeme tarafından yürütülmelidir. Bu bağlamda, adil yargılanma hakkına ilişkin tüm güvenceler sağlanmalı ve hâkime, karar ve cezaya itiraz etme hakkı tanınmalıdır. Disiplin cezaları orantılı olmalıdır.

70. Hâkimler, verdikleri kararların temyiz mercilerince bozulması yahut düzeltilmesinden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulmamalıdır.

71. Hâkimler, adli görev ifa etmedikleri durumlarda, herhangi bir vatandaş gibi özel hukuk, ceza hukuku ve idare hukuku çerçevesinde sorumludur.

VIII. Bölüm – Yargı Etiği İlkeleri

72. Hâkimler, faaliyetlerini, meslek etiği ilkeleri rehberliğinde gerçekleştirmelidir. Söz konusu ilkeler, disiplin cezası verilebilecek görevleri içerdiği gibi, aynı zamanda hâkimlere ne şekilde davranacakları konusunda da rehberlik eder.

73. Söz konusu ilkeler, kamuoyunun hâkimlere ve yargıya güven duymasını sağlaması gereken yargı etiği belgelerinde yer almalıdır. Bu tür belgelerin oluşturulması sürecine hâkimler öncülük etmelidir.

74. Hâkimler, yargı bünyesindeki bir organdan, etik ilkeleri konusunda tavsiye isteyebilmelidir.

Demokratik Bir Toplumda Hakim ve Savcılar Arasındaki İlişkiler Hakkında Bordeaux Bildirisi

0
 Demokratik Bir Toplumda Hakim ve Savcılar Arasındaki İlişkiler Hakkında Bordeaux Bildirisi
Demokratik Bir Toplumda Hakim ve Savcılar Arasındaki İlişkiler Hakkında Bordeaux Bildirisi

Demokratik Bir Toplumda Hakim ve Savcılar Arasındaki İlişkiler Hakkında Bordeaux Bildirisi 8 Aralık 2009 tarihinde kabul edilmiştir. (JUDGES AND PROSECUTORS IN A DEMOCRATIC SOCIETY-Bordeaux Declaration) Avrupa Hakimleri Danışma Konseyi(Consultative Council of European Judges – CCJE) ve Avrupa Savcıları Danışma Konseyi (Consultative Council of European Prosecutors – CCPE), Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından hâkim-savcı ilişkileri konusunda bir görüş hazırlanması talebinde bulunması üzerine her iki konsey tarafından birlikte kabul edilen bu Görüş hazırlanarak kabul edilmiştir. Avrupa Konseyine sunulan bu görüş “Bordeaux(Bordo) Bildirisi” olarak adlandırılmaktadır.

Consultative Council of European Judges (CCJE)

  Demokratik Bir Toplumda Hakim ve Savcılar Arasındaki İlişkiler Hakkında Bordeaux Bildirisi

Demokratik Bir Toplumda Hakim ve Savcılar Arasındaki İlişkiler Hakkında Bordeaux Bildirisi

DEMOKRATİK BİR TOPLUMDA HÂKİM VE SAVCILAR ARASINDAKİ İLİŞKİLER HAKKINDA AVRUPA KONSEYİ BAKANLAR KOMİTESİNİN DİKKATİNE SUNULAN AVRUPA HÂKİMLERİ DANIŞMA KONSEYİNİN (CCJE) 12 (2009) SAYILI GÖRÜŞÜ VE AVRUPA SAVCILARI DANIŞMA KONSEYİNİN (CCPE) 4 (2009) SAYILI GÖRÜŞÜ

Consultative Council of European Prosecutors (CCPE)

(BORDEAUX BİLDİRİSİ)

“DEMOKRATİK BİR TOPLUMDA HÂKİM VE SAVCILAR”

Avrupa Hâkimleri Danışma Konseyi (CCJE) ile Avrupa Savcıları Danışma Konseyi (CCPE), Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin hâkim-savcı ilişkileri konusunda bir görüş hazırlanması talebi üzerine aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:
Toplumun hukukun üstünlüğünün adil, tarafsız ve etkili bir yargı yönetimi ile güvence altına alınmasında menfaati vardır. Savcılar ve hâkimler, bütün muhakeme sürecinde bireysel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasını ve kamu düzeninin korunmasını sağlamalıdır. Bu, sanıkların ve mağdurların haklarına tamamıyla saygı duyulmasını gerektirir. Bir savcının kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı yargısal denetime açık olmalıdır. Mağdurun davayı mahkemeye doğrudan götürmesi buna bir seçenek olabilir.
Yargının adil idaresi; mahkemenin bağımsızlığına saygının, güçler ayrılığı ilkesinin ve nihai mahkeme kararlarının bağlayıcılığının yanı sıra savcılık ve savunma arasında güçler eşitliğinin bulunmasını gerektirir.
Adaletin adil, tarafsız ve etkili idaresinin teminat altına alınması için hâkim ve savcıların birbirinden farklı olan, ancak tamamlayıcılık arz eden görevlerinin gereğince icra edilmesine ihtiyaç vardır.
Hâkim ve savcılar hem kendi görevlerinde bağımsızlık içerisinde hareket etmeli hem de birbirlerinden bağımsız olmalı ve bu şekilde görünmelidirler.
Yeterli düzeyde örgütsel, mali, maddi ve insani kaynağın ulusal yargı sisteminin kullanımına sunulması gereklidir.
Hâkimler (bazı durumlarda jüriler), savcılık tarafından düzenli olarak önlerine getirilen davaları savcılığın, davalı tarafın veya başka bir unsurun uygunsuz etkisi altında kalmadan gereğince karara bağlamalıdır.
Hukukun icrası ve bazı durumlarda savcılığın dava öncesi takdir yetkileri; savcıların statüsünün yasa tarafından hâkimlerinkine benzer şekilde mümkün olan en yüksek seviyede güvence altına alınmasını gerektirir. Her iki meslek de karar verme sürecinde bağımsız ve özerk olmalı, görevlerini nesnel ve tarafsız olarak yerine getirmelidir.
CCJE ve CCPE, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesinin 3. fıkrasına ve 6. maddesine ilişkin olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin istikrarlı içtihatlarına işaret eder. Özellikle, Mahkemenin yargı yetkisi kullanmak üzere kanunla yetki verilen bir görevlinin yürütme organından ve dava taraflarından bağımsız olması gerekliliğini kabul ettiği, ancak daha yüksek ve bağımsız yargı otoritesine tabi olma durumunun dışlanmadığı kararlara atıfta bulunmaktadırlar.
Savcıya yargısal görevlerin verilmesi, özellikle küçük yaptırımlar içeren davalarla sınırlı tutulmalı; bu görevler, aynı konu hakkında soruşturma yapma yetkisi ile birlikte yerine getirilmemeli ve sanığın bu tür davaların, yargı görevleri icra eden bağımsız ve tarafsız bir makam tarafından karara bağlanmasına ilişkin hakkına halel getirmemelidir.
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Download [230.69 KB]

Savcıların bağımsız bir statüye sahip olmaları için aşağıdakiler başta olmak üzere birtakım asgari koşullar gereklidir:

Konum ve faaliyetlerinin savcılık hizmetinin dışında kalan her türlü kaynağın etki ve müdahalesinden bağımsız olması;
Maaşın yanı sıra mesleğe alınmalarının, kariyer gelişimlerinin, tayin (yalnızca kanuna göre veya kendi rızalarınca geçerlilik kazanmalıdır) dâhil olmak üzere mesleki teminatlarının kanunla öngörülen güvencelerle korunması.
Hukukun üstünlüğü ilkesi ile yönetilen bir devlette savcılık hiyerarşik bir yapıya sahip ise savcılar bakımından kovuşturmaların etkililiği; yetki, hesap verebilirlik ve sorumluluğun saydam çizgileri ile sıkı bir bağlantı içindedir.
Her bir savcıya verilen talimatlar yazılı olmalı, kanuna uygun olmalı ve kamunun ulaşabileceği savcılık hizmetlerinin bulunduğu yerlerde bununla alakalı ilke ve ölçütler ile uyumlu olmalıdır.
Savcının kovuşturma yapılmasına veya yapılmamasına ilişkin kararlarının kanun kapsamındaki her türlü denetimi tarafsız ve nesnel olarak icra edilmelidir.
Her durumda mağdurun menfaatlerine gerekli özen gösterilmelidir.
Yasal sürece dâhil olan tüm meslek mensuplarının ortak yasal ilkeleri ve etik değerleri paylaşmaları, adaletin doğru bir şekilde yönetimi açısından elzemdir.
Yönetim eğitimi de dâhil olmak üzere eğitimler, hâkim ve savcılar için bir hak olmanın yanında aynı zamanda bir görevdir. Bu eğitim tarafsız bir temelde düzenlenmeli ve etkililiği düzenli ve nesnel şekilde değerlendirilmelidir.
Uygun olduğu durumlarda hâkim, savcı ve avukatların ortak konularda birlikte eğitim almaları, en yüksek kalitede adalete ulaşmaya katkıda bulunabilecektir.
Toplum menfaati, adalet sisteminin işleyişi konusunda kamuyu bilgilendirmesi için medyaya gerekli bilginin sağlanmasını da gerektirir. Özellikle sanığın masumiyet karinesine, adil yargılanma hakkına ve davalara dâhil olan herkesin özel ve ailevi yaşam hakkına gerekli özeni göstermek suretiyle yetkili makamlar bu tür bilgileri sağlamalıdırlar.
Hâkim ve savcılar, kendi mesleklerinin medya ile ilişkilerine dair birer iyi uygulamalar veya kılavuz ilkeler belgesi oluşturmalıdır.
Hâkim ve savcılar, yargısal konularda uluslararası işbirliği bakımından kilit role sahiptirler.
Farklı ülkelerin yetkili makamları arasındaki karşılıklı güvenin geliştirilmesi gereklidir. Bu bağlamda insan haklarının ve temel özgürlüklerin etkili korunması amacıyla, savcılar tarafından uluslararası işbirliği vasıtası ile toplanan ve yargılama sürecinde kullanılan bilgilerin içerik ve kaynak bakımından saydam olması ve hâkimlere ve tüm taraflara açık olması bir zorunluluktur.
Savcıların ceza hukuku alanının dışında görevlere sahip olduğu üye devletlerde işbu belgede bahsi geçen ilkeler bu görevler için de geçerlidir.

Bu metin Avrupa Konseyi’nin katkılarıyla Türkçeye çevrilen gayri resmi tercümedir.

Avrupa Konseyi

Çekişmesiz Yargı İşleri

0

Çekişmesiz Yargı İşleri (Non-contentious proceedings), kanun tarafından istisna olarak sayılan, kişiler hukuku, aile hukuku, miras hukuku, eşya hukuku, borçlar hukuku, ticaret hukuku, icra ve iflas hukuku ile diğer hukuk alanlarına ilişkin kanunlarda sayılan yargı işleridir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereğince aksine bir düzenleme olmadığı takdirde çekişmesiz yargı işlerine Sulh Hukuk Mahkemeleri bakmaktadır.

Aile hukuku, ticaret hukuku, icra hukuku gibi alanlardaki çekişmesiz yargı işleri özel hüküm uyarınca belirtilen mahkemelerde görülmektedir.

Bazı çekişmesiz yargı işlerinde usulen davalı taraf da bulunmakta ve mahkemeden talepte bulunan taraf herhangi bir kişi ya da kuruma husumet yöneltmektedir. (Örneğin nüfus müdürlüğü)

İlgililer arasında uyuşmazlık olmayan haller, ilgililerin ileri sürebileceği herhangi bir hakkın bulunmadığı haller ve hakimin re’sen harekete geçtiği haller çekişmesiz yargı işleri olarak kanunlarda sıralanan diğer işler yanında çekişmesiz olarak görülmektedir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 382-388 inci maddelerinde düzenlenen Çekişmesiz Yargı İşleri’nin bir kısmı kesin olarak hükme bağlanmakta bir kısmı da istinaf kanun yoluna tabi tutulmaktadır. Bir kısım çekişmesiz yargı işleri Değişik İş dosya türünde görülmektedir.

Çekişmesiz Yargı İşleri

Ergin kılınma
Gaiplik kararı verilmesi
Vesayet kararı verilmesi ve vesayete daire diğer işler
Ad ve soyadın değiştirilmesi
Ölüm karinesi sebebiyle nüfus kütüğüne ölü kaydı düşülen kişinin sağ olduğunun tespiti
Nüfus kaydındaki kişisel durum sicil kaydının düzeltilmesi
Evlenme yaşında olmayanlara evlenme izni verilmesi
Gaiplik nedeniyle evliliğin feshi
Evlendirme memurunun, evlenme başvurusunu ret kararına karşı yapılan itiraz
Yeniden evlenmede bekleme süresinin hâkim tarafından kaldırılması
Terk eden eşin ortak konuta davet edilmesi
Eşlerden birinin, evlilik birliğini tek başına temsil etmek konusunda yetkili kılınması
Aile konutu ile ilgili işlemler için diğer eşin rızasının sağlanamadığı hâllerde hâkimin müdahalesinin istenmesi
Mevcut mal rejiminin eşlerden birinin veya alacaklıların talebiyle mal ayrılığına dönüştürülmesi ve sebeplerin ortadan kalkması hâlinde mal ayrılığından eski rejime geri dönülmesi
Paylaşmalı mal ayrılığında boşanma veya evliliğin iptali hâlinde, aile konutu ve ev eşyasını hangi eşin kullanmaya devam edeceği hakkında karar verilmesi
Sağ kalan eşe aile konutu üzerinde ve ev eşyası üzerinde mülkiyet veya intifa hakkı tanınması
Mal ortaklığında eşlerden birinin mirası reddine izin verilmesi
Ana babaya çocuğun mallarından bir kısmını çocuğun bakım ve eğitimi için sarf etme izninin verilmesi
Velayetin kaldırılması, velayetin eşlerden birinden alınarak diğerine verilmesi ve kaldırılan velayetin geri verilmesi
Hâkimin çocuğun mallarının yönetimine müdahale etmesi ve çocuğun mallarının yönetiminin kayyıma devri
Evlilik sona erince velayet kendisinde kalan eşin, hâkime çocuğun malları hakkında defter sunması
Aile yurdunun kurulmasına izin verilmesi, kuruluşun tebliğ ve ilanı, kapatılması hâlinde tapu sicilindeki şerhin silinmesine izin verilmesi, taşınmazın bizzat malik veya ailesi tarafından kullanılması şartına geçici olarak istisna tanınması.
Çocuk hâkimi tarafından, çocuğun anası, babası, vasisi, bakım ve gözetiminden sorumlu kimse, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu ve Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya resen çocuklar hakkında koruyucu ve destekleyici tedbir kararı alınması
Sulh hâkimi tarafından resmî vasiyetname düzenlenmesi; el yazısı ile vasiyetnamenin sulh hâkimi tarafından saklanması; sözlü vasiyetname tutanağının sulh veya asliye mahkemesine tevdiî
Vasiyeti yerine getirme görevlisine görevinin bildirilmesi
Vasiyeti yerine getirme görevlisinin tereke malları üzerinde tasarruf etmesine izin verilmesi
Gaibin mirasçılarına, gaibe düşen miras payının teslim edilmesi
Tereke mallarının korunması ve hak sahiplerine ulaşmasını sağlamak için önlem alınması
Mirasçılık belgesi verilmesi
Terekenin yazımı işleminin sona erdiğinin mirasçılara bildirilmesi, mirasın reddi beyanının tespiti ve tescili; mirasın reddinin, mirası reddeden kişiden sonra gelen mirasçılara bildirilmesi; mirasın reddi süresinin uzatılması
Terekenin resmî defterinin tutulması
Sulh hâkiminin özellikleri olan eşyanın mirasçılardan birine tahsis edilmesi veya satılmasına karar vermesi
Taşınmaz üzerinde taraf oluşturulmasına ve hak ihlaline sebebiyet vermeyecek düzeltmelerin yapılması
Taşınmaz rehninde alacaklı için kayyım tayini
Yetkisi sona eren temsilcinin temsil belgesini mahkemeye teslimi
Borçluya ifa veya teminat göstermesi için süre verilmesi
Tevdi mahalli belirlenmesi veya tevdi edilemeyecek eşyanın satılması
Alacaklısı ihtilaflı olan borcun mahkemeye tevdiî
Ayıplı hayvanın bilirkişi tarafından muayenesi
Mesafeli satımlarda ayıbın tespiti veya ayıplı malın satılmasına izin verilmesi
İşçiye kârdan hisse verilmesini öngören iş sözleşmesinde, mahkemenin işverenin hesaplarını inceleyecek bir kişi tayin etmesi
Eser sözleşmesinde eserin ayıplı olup olmadığının bilirkişiye tespit ettirilmesi
Satılmak için komisyoncuya gönderilen eşyanın hasarının tespiti
Komisyoncu elindeki malın açık artırma ile satışına izin verilmesi
Ticari defterlerin ziyaı halinde belge verilmesi
Acentenin müvekkili hesabına teslim aldığı malın Borçlar Kanununa göre satılması
Kollektif şirketin tasfiyesinde tasfiye memuru tayini
Komanditer ortağın talebiyle şirket hesaplarını incelemek için eksper tayini
Anonim şirkette ayni sermaye konulması, tescilden itibaren iki yıl içinde sermayenin onda birini aşan tutarda işletme devralınması ve sermaye azaltılmasında bilirkişi raporu alınması ve mahkemenin izni
Kıymetli evrakın iptali
Eşya taşımada eşyanın hasar ve eksiğinin tespit edilmesi; teslim edilememesi hâlinde Borçlar Kanunu hükümlerine göre satılmasına karar verilmesi; gönderilen eşyanın mahkeme marifetiyle muayenesi
Gemi ipoteğinde, malikin bulunamadığı hâllerde kayyım tayini
Deniz raporu tanzimi
Kırkambar sözleşmesinde geminin hareket gününün mahkeme tarafından tayini
Navlun sözleşmesinde, boşaltma limanında malların hâl ve vaziyetinin, ölçü, sayı ve tartısının ekspere tespit ettirilmesi
Müşterek avaryalarda dispeççi tayini ve dispecin mahkemece tasdiki
Denizcilik rizikolarına karşı sigortalarda zararın ve kapsamının belirlenmesi için bilirkişi tayini
Kooperatiflerde ayni sermayeye değer biçilmesi için bilirkişi tayini
İpotekli alacakta alacaklının gaipliği veya alacağı almaktan kaçınması hâlinde, borç tutarının icra dairesine tevdi edilmesi üzerine icra mahkemesi tarafından ipoteğin fekkine karar verilmesi
Doğrudan doğruya iflas
İflasın kaldırılması
İflasın kapanmasına karar verilmesi
Reddolunmuş mirasın tasfiyesinin, mirasçılardan birinin mirası kabul talebi üzerine mahkeme tarafından durdurulması
Konkordato mühleti verilmesi ve komiserin atanması
Konkordatonun tasdiki
Sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılmasında projenin ilanı ve ara dönem denetçisinin atanması
Fevkalade hâllerde, kusuru olmaksızın borçlarını yerine getiremeyen borçluya mühlet verilmesi
Nüfus kütüklerinin sayfa birleşim yerlerinin asliye hukuk mahkemesince mühürlenmesi
Noterlerin göreve başlarken mahkemede yemin ettirilmeleri
Noter evrak ve defterlerinden alınarak başka yere gönderilecek örneklerin mahkeme tarafından tasdiki
Kamu görevlilerinin mahkeme huzurunda kanunen yemin etme zorunluluğunun öngörüldüğü diğer durumlar

Tütünsüz Avrupa için Varşova Deklarasyonu – 2002

0

Tütünsüz Avrupa için Varşova Deklarasyonu, 19 Şubat 2002 tarihinde  düzenlenen Dünya Sağlık Örgütü Tütünsüz Avrupa için Varşova Bakanlar Konferansında kabul edilmiştir.

Tütünsüz Avrupa için Varşova Deklarasyonu – 2002

Tütünün zehirli ve alışkanlık yapıcı bir madde olarak Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Avrupa Bölgesi’ nin karşılaştığı en büyük sağlık sorunlardan biri olduğunu ve bu nedenle ortak bir tavır alınması gerektiğini kabul ederek;

Tütün kontrolünde, Avrupa’ nın değişik bölgelerindeki üye devletlerarasında büyüyen bir fark olduğunu vurgulayarak;

Bölgedeki başarılı örneklere rağmen, birçok üye ülkenin hala kapsamlı bir tütün kontrol politikaları hazırlamadıklarını not ederek;

Şimdiki ve gelecek neslin, tütün kullanımının sosyal, ekonomik ve sağlıksız etkilerinden ve istenmeden çevresel tütün dumanına maruz kalmadan korunma ve dumansız bir havayı soluduklarını bilerek;

Sigara içilmemesinin, tütünün yaygın bir şekilde kullanımının azalmasına büyük katkı sağlayacağını vurgulayarak;

Tütün Politikaları üzerine Birinci Avrupa Konferansı (Madrid, 1988) temeline ve sonucundaki 1987 – 2001 dönemini kapsayan ardışık Tütünsüz Avrupa için üç eylem planına dayanarak;

Hükümetlerin esas rolünün, eylem planlarını gözden geçirme ve pekiştirme, hükümet, sivil toplum örgütleri ve sağlık çalışanlarıyla birlikte katkılarını belirlemek olduğunu kabul ederek;

Tütün kontrolü alanında Birleşmiş Milletler içerisindeki Dünya Sağlık Örgütü’ nün liderliği ve yeterliliğinin altınını çizerek;

Tütün tüketimine karşı etkili eylem için bölgesel işbirliği ve dayanışmayı pekiştirmenin önemini takdir ederek;

Biz, Bakanlar ve WHO Tütünsüz Avrupa için Bakanlar toplantısına katılan Ülkelerin temsilcileri, sigara içme yoluyla oluşan küresel sağlığa karşı devam eden tehdit hakkında ciddi olarak endişe etmekteyiz. Bu nedenle:

1. Aşağıdaki prensipler doğrultusunda, tütün kontrolü için Bir Avrupa Stratejisi (Tütünsüz Avrupa için dördüncü eylem planı) geliştirip uygulayacağı mızı taahhüt ederiz:

• Tütün kontrolü, halk sağlığı önceliklerimiz arasında birinci sırada yer almaktadır;

• Tütün salgını ile mücadele etmenin, tütün endüstrisinin alıştırıcı taktikleri ve tütün kullanımının öldürücü doğası ve bağımlılığı hakkında uygun bir şekilde bilgilendirilmesi gereken özellikle gençlerin, çocukların ve bireylerin sağlığını korumadaki önemi çok büyüktür;

• Tütün kullanılmasının azaltılmasında ölçülebilir etkisi olan kapsamlı politikalar, bölge boyunca etkili bir şekilde uygulanacaktır. Böyle kapsamlı politikaların en önemli bileşenleri: yüksek vergiler, promosyon, sponsorluk ve tütün reklamlarındaki yasaklar, umuma açık yerlerde ve işyerlerinde sigara içmenin neden olduğu istemsiz dumana maruz kalmaya karşı koruma, kaçakçılıkta kesin kontrol ve sigara içmeyi durdurma önlemlerine ulaşma imkanıdır;

• Önceki eylem planlarının sonuçlarına göre kurulmuş yeni eylem planı, 2007 yılı itibarıyla bölgede ulaşılması gereken belirli hedefleri açık bir şekilde ortaya koymalıdır;

• Gençler, kadınlar ve savunmasız sosyo-ekonomik ve azınlık gruplarından olan bireyler arasındaki tütün tüketimindeki tehlikeli eğilime dikkatler öncelikli olarak odaklanmalıdır;

• Halk sağlığının korunması, tütün üretiminden daha önceliklidir; bu nedenle tütün üretimine alternatif yaygınlaştırabilen ekonomik aktiviteler değerlendirilmeli, aynı zamanda tütün üretimindeki sübvansiyonlar kademeli olarak diğer aktivitelere kaydırılmalıdır;

• Tütün politikaları, tütün kontrolünün cinsiyet bakımından bütün endişe ve perspektiflerini içermelidir.

2. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Tütün Kontrolü Çerçeve Anlaşması (Framework Convention on Tobacco Control – FCTC) hazırlaması için güçlü desteğimizi ilan ediyoruz ve Avrupa Bölgesi’ ndeki bütün üye ülkeleri (52 ülke) ve Avrupa Komisyonunu aşağıdakileri yapmak üzere işbirliğine çağırıyoruz.

• Halk sağlığını korunması önceliğinin altını çizin ve FCTC’ nin etkili ve güçlü geliştirilmesinde, kabul edilmesinde ve uygulanmasında aktif olarak katkıda bulunun;

• Tütün salgınına karşı uluslararası anlaşmaya varılmış tepkileri ve bütüncül tütün kontrol önlemlerini oluşturmaya yönelik çalışmaları yapın.

3. Üye ülkeleri ve hükümetler arası organizasyonları, tütün kontrolünde Avrupa işbirliğini ve dayanışmayı aşağıdakileri yaparak pekiştirmeleri için uyarıyoruz:

• Tütün kontrolünün, teknik, bilimsel ve yasal alanlarında, düzenli bilgi alış verişi için hükümetler arası uygun bir mekanizma yaratın;

• Başarılı programların deneyimlerini kullanarak, Avrupa’ nın değişik bölgeleri arasındaki politika farklılıklarını giderin;

• Ekonomik geçiş içerisinde bulunan üye ülkeler gibi özel durumda olan ülkelerin ulusal tütün kontrolü politikalarının hazırlanmasında yardımcı olun;

• Tütün Kontrolü Avrupa Stratejisi için ulusal muhatapların rolünü, bölgedeki tütün kontrolü politikalarının verimliliği için önemli bir erişim ağı olarak destekleyin;

• Tütün tüketimi savaşımına, toplumun bütün kesimlerini katmak için çabalayın;

4. WHO Bölge Direktörü’ nden Avrupa için aşağıdakileri talep ediyoruz:

• Üye ülkelere, kapsamlı tütün kontrol politikaları geliştirme ve uygulama çalışmalarında destek verilmesine ve yol gösterilmesine yüksek öncelik veriniz;

• 2002 WHO Avrupa Bölge Komitesi kararı için Tütün Kontrolü Avrupa Stratejisi geliştirmeye devam ediniz;

• Avrupa Bölgesi doğusunda bulunan üye ülkeler için, sorunun özel ciddiyeti ışığında, tütün kontrol politikalarını uygulama ve geliştirmek için, gelişimle ilgili ve bağış yapan acentelerden destek almak için yol gösteriniz;

• Avrupa Bölgesi’ ndeki tütün salgınına karşı koordinasyonlu eylem için sivil toplum örgütleri, ilgili hükümetler arası kuruluşlar ve üye ülkeler arasında ortaklığı kolaylaştırınız;

• Tütün kullanımının sonuçları ve belirleyicileri için standardize edilmiş gözetim modelleri kurunuz ve pekiştiriniz, bu amaçla özellikle ekonomik geçiş sürecinde olan ülkeler için finansal ve eylemsel kaynakları harekete geçiriniz.

19 Şubat 2002 / Varşova-Polonya

Dr. Marc DANZON – Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Direktörü
Professor Mariusz ŁAPİŃSKİ – Polonya Cumhuriyeti Sağlık Bakanı

Hacettepe Üniversitesi İnsan Hakları ve Felsefesi Uygulama ve Araştırma Merkezi

0
Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Hacettepe Üniversitesi İnsan Hakları ve Felsefesi Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin kurulması Yükseköğretim Kurulu’nun 19.02.1997 gün ve 97/6.415 sayılı kararı ile uygun görülmüştür. 16.04.1997 tarihli Resmi Gazetenin 22966 sayısında kuruluşu tamamlanmıştır.

Merkez Sosyal Bilimler Enstitüsüne bağlı olarak 1999-2000 döneminden itibaren İnsan Hakları Tezsiz Yüksek Lisans programı, 2004-2005 döneminden itibaren de İnsan Hakları Doktora programı yürütmektedir.

Hacettepe Üniversitesi İnsan Hakları ve Felsefesi Uygulama ve Araştırma Merkezi Doktora programı Türkiye’deki ilk insan hakları doktora programıdır.

Yapacağı eğitim ve araştırmalarla Türkiye’de ve dünyada insan haklarıyla ilgili iki önemli ihtiyacı karşılamak için:
a) İnsan hakları kavramının ve tek tek insan haklarının içeriğinin belirlenmesine katkıda bulunmak için;
b) İnsan hakları eğitiminde genellikle göz ardı edilen, ama insan haklarının en temel boyutu olan etik boyutun bu eğitime katılmasında aktif rol oynamak için;

İnsan haklarının yaşamda daha çok korunmasını sağlamak için bu amaca uygun yeni bir modeli, yani felsefi-etik merkezli disiplinlerarası bir programı uygulamak için kurulmuştur.

Bunun için de Merkez,
a) İnsan hakları duyarlılığının geliştirilmesine,
b) İnsan hakları alanında bilgi eksikliğinin giderilmesine,
c) İnsan haklarının etik temellerinin gösterilmesine,
d) İnsan haklarıyla ilgili bilimsel etkinlikler düzenlenmesine,
e)İnsan haklarıyla ilgili ulusal ve uluslararası diğer kuruluşlarla işbirliği yapılmasına,
f) İnsan haklarıyla ilgili konularda danışmanlık ve eğitim hizmeti verilmesine,
f) İnsan haklarıyla ilgili konularda yayınlar yapılmasına yönelik çalışmalar yapmaktadır.

Hacettepe Üniversitesi İnsan Hakları ve Felsefesi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği
KURULUŞ

Madde 1. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 3/j ve 7/d-2’nci maddeleri uyarınca ve Hacettepe Üniversitesi Senatosu’nun 16/01/1997 ve 97/3 sayılı kararı ile önerilen “Hacettepe Üniversitesi İnsan Hakları ve Felsefesi Uygulama ve Araştırma Merkezi” Yükseköğretim Kurulu’nun 19.02.1997 gün ve 97/6.415 sayılı kararı ile uygun görülmüştür.

KAPSAM

MADDE 2 – Hacettepe Üniversitesi’nde aşağıdaki amaçlar doğrultusunda araştırma, uygulama ve geliştirme çalışmalarını yürütmek üzere “İnsan Hakları ve Felsefesi Uygulama ve Araştırma Merkezi” kurulmuştur.

AMAÇ

MADDE 3 – Hacettepe Üniversitesi’ne bağlı bir birim olarak kurulan merkezin amacı:

a) İnsan hakları kavramıyla ilgili olarak ulusal ve uluslararası düzeylerde araştırma programları geliştirmek,

b) Bu araştırmaların uygulanma koşullarını hazırlamak, etikle ilgilerinde insan haklarının örgün ve yaygın eğitim-öğretimini güçlendirmek, yaygınlaştırmaktır.

ÇALIŞMA ESASLARI

MADDE 4 – Merkezin, kuruluş amacını gerçekleştirmek için başlıca faaliyet alanları aşağıda gösterilmiştir.

a) Merkezin ilgi alanına giren her türlü araştırma, inceleme ve yayın faaliyetlerinde bulunmak ve bu alandaki çalışmaları desteklemek,

b) Bu alanda ileri düzeyde uzmanlık kursları ve sertifika programları düzenlemek ve yürütmek,

c) Ulusal ve uluslararası düzeylerde konferanslar, kongreler ve benzeri toplantılar düzenlemek ve bunlara iştirak etmek, “UNESCO KÜRSÜLERİ” sistemi içinde uluslararası kuruluşlarla işbirliği yapmak,

d) Felsefe ve insan haklarıyla ilgili alanlarda teorik ve pratik bilgi ve deneyim birikiminin yayılmasını sağlamak; öğretim üyesi, uzman ve öğrenci mübadelesi yapmak,

e) Konuyla ilgili yayınların, belgelerin ve kararların izlenmesi amacıyla bir ihtisas kitaplığı oluşturmak,

f) Ulusal ve uluslararası kuruluşların ihtiyaç duydukları alanda inceleme ve araştırma yapmak, proje hazırlamak, eğitim programları düzenlemek, alanı ile ilgili danışmanlık hizmeti vermek ve bu kuruluşlarla işbirliği yapmak,

g) Yönetim Kurulu’nun uygun gördüğü diğer faaliyetlerde bulunmak,

ORGANLAR
MADDE 5 – Merkezin organları şunlardır;
a- Merkez Müdürü
b- Merkez Yönetim Kurulu
A – Merkez Müdürü

MADDE 6 – Merkez Müdürü, merkezin çalışma alanı ile ilgili öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıl için atanır. Süresi biten Müdür yeniden atanabilir.

Merkez Müdürü, Merkezin amaçları doğrultusundaki çalışmaların düzenli bir biçimde yürütülmesinden, Merkez’in bütün etkinliklerinin gözetim ve denetiminin yapılmasından ve sonuçlarının alınmasından Rektör’e karşı birinci derecede sorumludur. Merkez’i temsil eden Müdür, Merkez Yönetim Kuruluna başkanlık eder. Merkez çalışmalarının düzenli ve etkin bir biçimde yürütülmesi ve denetimi ile ilgili gerekli önlemleri alır. Merkez çalışmalarının gerektirdiği görevlendirmeleri yapar.

Merkez Müdürü’nün herhangi bir nedenle görevinden ayrıldığı durumlarda Merkez Yönetim Kurulu üyelerinden birisini vekil olarak bırakır. Vekil bırakmadan ayrılma durumunda, Merkez Yönetim Kurulu üyelerinden, öğretim görevinde en kıdemli olan öğretim üyesi Müdür’e vekalet eder.

B – Merkez Yönetim Kurulu

MADDE 7 – Merkez Yönetim Kurulu, Merkez’in çalışma alanı ile ilgili öğretim elemanları arasından üç yıl için Merkez Müdürü’nce önerilen adaylar arasından Rektör’ce atanan beş öğretim üyesinden oluşur.

Merkez Yönetim Kurulu, Merkez Müdürü’nün çağrısı ile toplanır. Yönetim Kurulu, gerekli gördüğü durumlarda geçici çalışma grupları kurabilir ve bunların görevlerini düzenler.

Merkez Yönetim Kurulu, Merkez’in yönetimi ile ilgili konularda aşağıdaki görevleri yapar;

a) Merkez’in çalışmaları ile ilgili plan ve programların hazırlanmasını ve uygulanmasını sağlar.

b) Merkez’in yatırım, plan ve bütçe tasarısını hazırlar, onaylanmak üzere Rektör’e sunar.

c) Merkez elemanlarının uygulama, araştırma ve yayım konularındaki isteklerini değerlendirip, önerilerde bulunur.

d) Merkez Müdürü’nün, Merkez’in yönetimi ile ilgili getireceği bütün işlerde karar alır.

e) 2547 sayılı Yasa ile verilen diğer görevleri yapar.

KADROLAR

MADDE 8 – Merkez’in akademik ve idari personel gereksinimi, 2547 sayılı Yasanın

13’ncü maddesine göre Rektörce görevlendirilecek elemanlarla karşılanır.

MALİ HÜKÜMLER

MADDE 9 – Merkez’in gelirleri şunlardır;

a- Üniversite bütçesi ile tahsis edilecek ödenekler,

b- Yardımlar ve bağışlar,

c- Merkez’in faaliyetlerinden elde edilen gelirler,

d- Diğer gelirler,

YÜRÜRLÜK

MADDE 10 – Bu Yönetmelik, Resmi Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlüğe girer.

YÜRÜTME

MADDE 11 – Bu Yönetmelik hükümlerini Hacettepe Üniversitesi Rektörü yürütür.

Özgür Yargı Derneği Manifestosu

0

Özgür Yargı Derneği Manifestosu

Adalet halkın nefesidir” mottosuyla, halkın nefes alabileceği adalete içkin bir dünya istemiyle; hak aramayı, haksızlık refleksi yüksek bir oyun olmaktan çıkartmak üzere, tam bağımsız bir yargı ve adalete içkin bir hukuk düşüyle “ÖZGÜR YARGI” isimli derneği kurmuş bulunmaktayız.

Özellikle belirtmek isteriz ki; bu yalnızca bir dernek değil, aynı zamanda manyetik bir özgürlük akımının, adalet hareketinin ve tam bağımsız bir hukuk biliminin filiz vermesi olacaktır.

Yargının bağımsızlığını ve adaletin felsefesini yaratmaya talibiz. Hukuka ve adalete dair hayallerimiz için yola çıkıyoruz. Bu yolda, her şeyden önce yargının bağımsızlığının gerekliliğine inanıyoruz. Yargının bağımsız olmadığı bir yerde en iyi yasaları da yapsanız, bir anlam ifade etmeyeceğini düşünüyoruz. Hedefimiz zor, çünkü biliyoruz ki hukuk, bin yıllardır güçlüler ve egemenler tarafından kendilerine yontulmaya çalışılmış ve onlara hizmet için var kılınmış gibi bir duruma düşürülmüştür. Dünyanın her yerinde bu sosyolojik, siyasal ve psikolojik gerçeklik kısmi farklılıklarla da olsa devam edegelmektedir. Bu bakımdan ortaya koyduğumuz özgür, adil ve eşitlik içinde bir hukuk formu ideali, çok zor bir hedef olarak görünmektedir. Bu zorluğa karşı mücadelede en büyük ilham kaynağımız, içindeki canlılarla birlikte tüm doğaya faydalı olabilecek işler yapabilmek tutkusudur.

Biz, hukukun sadece insanlar için değil; hissedebilen bütün canlılar ve onların içinde yaşadığı tüm doğanın bütünlüklü çıkarları için varolması gerektiğine inanıyoruz.

Mahkeme dosyalarının kâğıtlardan oluşmadığını, içinde birçok insanın ve hissedebilen birçok canlının yaşamı olduğu bilincinden hareket ediyoruz.

Biz, yepyeni bir hukuk kültürü yaratmak istiyoruz. Bu kültür içinde yargı, sadece yargıç, savcı ve adliye binalarından ibaret olmayacak. İçinde avukatlar ve yurttaşlarda kendilerine eşit paydaş olarak yer bulacak. Yurttaşlar adliye ile etkileşim içinde olacak. Böylece yurttaşlar adliyenin bir tür denetleyicisi olacak. Adaletsizlikler karşısında topluca itiraz etmesini, kamuoyu oluşturmasını bilen yurttaş kültürü oluşacak. Sonuçta, tıpkı 1750 yılında Postdam’da yaşayan bir değirmenci gibi, değirmenini kendisinden zorbalıkla almaya kalkışan Prusya Kralı II. Frederick’e, Berlin’deki bağımsız yargıçların varlığından aldığı güç ve bunun ortaya çıkardığı özgüvenle, “Berlin’de Hâkimler var” diyerek, adaletin olduğu her yerde umudun da olduğu duygusunu zihinlerinde, kalplerinde ve ruhlarında hissedeceklerdir.

Özgür Yargı Derneği olarak, A,B,C gibi konjonktüre göre değişen planlarımız yok ve olmayacak. Bizim tek bir plan ve gerçekliğimiz var: O da “adalet” olacaktır. Bu anlamda bizler, doğrunun, gerçekliğin ve haklının yanında olmakla birlikte, kötünün ve kötülüklerin de karşısında olacağız. Kısacası adalet halkın nefesidir. Bu nefes de bizim varoluş sebebimiz olduğu gibi, aynı zamanda da tek gerçekliğimizdir. Zira Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi; kurtuluş, gelecek, özgürlük, her şey adaletle olasıdır. Dolayısıyla bu nefesin yılmaz koruyucuları olacağız.

Biz hayalciler değiliz, hayalleri olan insanlarız. Bu nedenle her zaman “gerçekçi ol, imkânsızı iste” mottosundan hareket etme kararlılığında olacağız.

Adalete dair hayallerimizi gerçeklikle buluşturmak için, ilk önce dernek bünyesinde “Özgür Yargı Akademisi” ni kuracağız. Bu akademiye “Bağımsız Yargı Üniversitesi” de diyebiliriz. Şimdiden, çoğunluğu alanında öncü profesörlerden oluşan bir kadro yapısı oluşturduk. Hedefimiz bu sayıyı bir ay içinde 50’ye çıkarmak. Akademi bünyesinde 4-6 aylık aralıklarla adalete içkin konularda sempozyumlar düzenleyeceğiz ve ilk sempozyumun ana başlığı “Yargı Bağımsızlığı ve Özgür Hukuk Bilimini Kurmak” olacak.

Bunun dışında dernek bünyesinde Çocuk ve Kadın Hakları Komisyonu ve Çevre ve Hayvan Hakları Komisyonunu da kuracağız.

Özellikle belirtmek isterim ki, bizim mücadelemiz asla ve asla siyaset mücadelesi olmayacak; yargının ve adaletin onur mücadelesini vermek ve özgür hukuk bilimini kurmak olacak. Dolayısıyla derneğimiz, masum ve bilimsel bir adalet hareketidir ve 21. yüzyılın kaotik girdabının ortasında, vicdanın, toplumsal barışın, özgürlük ve eşitliğin varoluşsallığının etkileyici ve üst düzeyde bir kıvılcımıdır.

Hukuk dünyası bir göl ise, derneğimiz ve amaçları da bu göle çalınacak özgürlük, eşitlik, adalet ve bağımsızlık mayasıdır. Sizleri temin ederiz ki, bu gölde, o hep aradığımız özgürlük, eşitlik, adalet ve bağımsızlık mayası tutacak…

Sizleri, ayakları yere basan bir dünyada, adalete içkin bir varoluşun, yer ve zaman dışı cazibesini, sınırsız olanaklar içinde keşfe ve yaşamaya davet ediyoruz.

Ya adalete içkin özgür ve tam bağımsız hukuk bilimi kazanacak ya da biz kaybedeceğiz.

Son olarak, Albert Camus’un bir sözünden esinlenerek şunu özellikle ifade etmek isteriz ki; adalet bir denizse, bizler birer martıyız. Ve biz martılar, fırtınanın şiddeti ne olursa olsun, sevdiğimiz denizden asla vazgeçmeyeceğiz.

Özgür Yargı Derneği Yönetim Kurulu

 

ÖZGÜR YARGI DERNEĞİ İLKELERİ

(1) Erkler ayrılığı ilkesinin yargının bağımsızlığının önkoşulu olduğunu kabul eder.
(2) Gerek derneğin iç işleyişinde ve gerekse de yargının üzerinde işlediği genel sistem içerisinde gerçek demokratik esasları benimser ve olabildiğince doğrudan demokrasi ilkesini gözetir. Demokrasiyi yönetsel bir işleyiş olarak düşünmenin yanında etik bir değer olarak da kabul ederek, yönetsel bir sistemi tanımlamanın ötesine taşan anlayışla ve içinde cansız varlıklar da olmak üzere tüm doğa unsurları arasındaki ilişkileri düzenleyen bir bütün olarak kavrar. Bu nedenle katılım unsurunu sadece seçimlerde oy vermekle sınırlı görmez, hayatın bütün alanlarına yaymak ister.
(3) Adalete içkin hukuk halkındır ve bu anlamdaki hukukun üstünlüğünü savunur.
(4) Meslek etiği ilklerinin bir gereği olarak, politik faaliyette bulunmaz. Fakat yürütme erki, yasama erki ya da diğer kişi, kurum ve kuruluşların yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığına yönelik her türlü olumsuz davranış, tutum ve girişimlerine karşı bir nevi meşru müdafaa tarzındaki karşı çıkışlarının yargı etiği ilkelerinin ve yargının onurunun önemli ve vazgeçilmez bir gereği sayar.
(5) Liyakat ilkesinin yargı bağımsızlığının olmazsa olmaz ilkelerinden birisi olduğunu kabul eder ve liyakatsizliğin, kendinde olandan fazlasını istemek olduğunu iddia eder. Yargıda, bürokraside ya da başka bir alanda, birisinin liyakatiyle uyumlu olmayan mevkie getirilmesi, hem hakkı yenen kişiye, hem ilgili kurum ya da ilgili işyerine ve hem de bu kurum ya da işyerlerinden hizmet alan yurttaşlara yönelik bir adaletsizlik sayar. Özetle, bir göreve liyakatlinin yerine, liyakatli olmayanı getirmenin ayrımcılık suçuna eş değer bir hukuksuzluk olduğunu kabul eder.
(6) 2802 Sayılı Hâkimler ve Savcılar Yasası’nın 15.maddesinde yargıçlık ve savcılık mesleğinin üçüncü sınıf, ikinci sınıf, birinci sınıfa ayrılmış ve birinci sınıf olmak üzere dört sınıfa ayrıldığı belirtilmiş olup; bu durum yargı alanında liyakate dayalı bir yükselme, terfi ve atama sisteminin bir aracı olarak düşünülmüşse de, bunun doğru olmadığını, yargıç ve savcılar arasında kıdemden kaynaklanan sınıf farklarının yaratılmış olmasının, aslında daha çok okumak, çalışmak ve araştırmakla geliştirilecek vicdani yetkinliğin, tamamen mesleki kıdeme indirgenmesi anlamına gelmekte olduğunu ve liyakat ilkesinin özüne aykırı olduğunu, bunun yanında, yargıçlar arasında eşitsizlik yarattığı gibi, değişik sınıf kategorisinde yer alan yargıçlar tarafından yargılaması yapılan ilgili ve benzer davaların tarafları arasında eşitsiz bir durum yaratılmış olduğu izlenimi yaratılmış olması açısından da eleştiriye neden olabilecek bir durum olduğunu kabul eder.
(7) Yargıtay ve Danıştay üyeliklerinin seçiminde liyakat sistemi esas alındığında, kürsü diye tabir edilen yargılama makamlarında bilfiil görev yapan yargıç ve Cumhuriyet savcılarının seçilmesi gerektiğini; buna karşın gerek Bakanlık bürokratları, gerek müfettişler ve gerekse de yönetsel bir birim olan HSK’da görevli bürokratların seçilmemesi gerektiğini, zira yıllar boyunca yargılama yapmamış, adalet dağıtmak görevinde bulunmamış, tabiri caizse kürsü arkasında görev yapmış bürokratların kendi alanlarında liyakatli olsalar da, adalet dağıtma görevi bakımından kürsüde görev yapan yargıç ve savcılardan daha liyakatli olmadıklarını kabul eder. Yine yüksek mahkeme seçimlerinde benzer durumun, (yalnızca) unvanlı görevlerde bulunmuş başsavcılar ve (müstakil) komisyon başkanları içinde aynen geçerli olduğunu kabul eder. Zira bir başsavcı ve müstakil komisyon başkanının görevi yönetsel bir görev olup, yargısal değildir. Dolayısıyla bu görevlerde bulunanların yüksek yargı seçimlerinde kürsü yargıçlarından daha liyakatli oldukları öne sürülemeyeceğini savunur.
Bunun yanında Yüksek mahkemelerin üye ihtiyacı olan dairesinin baktığı davalar bakımından uzmanlığını ve ilgili alanda yetkinliğini ispatlamış kürsü yargıç ve savcılarının üye seçilmesini savunur.
(8) Yargıç ve savcı atamalarında ve unvanlı kadrolara yapılacak atamalarda olması gerektiği gibi ve hatta daha da sıkı koşullara bağlı olacak şekilde, önceden ilan edilmiş, objektif, cinsiyet ayrımcılığı içermediği gibi, cinsiyet eşitliğini ısrarla vurgulayan ve gerektiği ölçüde kadınlar lehine pozitif ayrımcılık öngören, belirlenebilir, puanlaması olanaklı ve somut, dürüstlük ve doğruluğu olduğu kadar idealist özellikleri ön plana çıkaran ölçütler getirilmesi gerektiğini savunur.
(9) Yargı bağımsızlığının sağlanabilmesi için ilk derece mahkeme kararları dolayısıyla yargıç ve savcılara, Yargıtay ilgili daire başkanları ve İstinaf Mahkemesi ilgili daire başkanlarınca; İstinaf mahkemesi başkanı, üyeleri ve savcısına ise, Yargıtay ilgili daire başkanları tarafından not verilmesi uygulamasının kaldırılmasını savunur.
(10) Yargı bağımsızlığının mutlak bir şekilde sağlanabilmesi yolunda önemli bir adım olarak, savcıların kendi içinde özerk, dışarıya karşı tam bağımsız olmaları gerektiğini; bu nedenle haklarında başsavcılar tarafından performans formu ya da benzeri şekilde sicil formu düzenlenmemesi gerektiğini savunur. Savcısı bağımsız olmayan bir hukuk sisteminde meydana gelen bir adli olayın, hukuksuz bir şekilde; ya bir şekilde mahkemeler önüne hiç götürülmeyebileceği ya gerektiği gibi götürülemeyeceği ya da yargılama aşamasında diyalektik bir yargılamanın yapılamayacağını ve böylece etkili şekilde kovuşturulamayacağı gerçeğini göz ardı etmez.
(11) Yine yargı bağımsızlığının mutlak bir şekilde sağlanabilmesi yolunda önemli bir adım olarak, gerek yargıçlar ve gerekse de Cumhuriyet savcıları hakkında Kurul müfettişleri ile adalet müfettişlerinin olağan denetim yetkilerinin kaldırılarak, performans değerlendirme ve geliştirme formu düzenlemeleri uygulamasının kaldırılması gerektiğini savunur.
(12) Staj/adaylık döneminde bağımsızlığı sağlanamayan bir yargıç ve savcının, yargı bağımsızlığını içselleştirerek, adalete içkin kararlar verebilmesinin imkânsız olduğunu, bu neden yargıç ve savcı yardımcılarının belirlenmesi, eğitimi, görevden alınması ve atanmasının yargı bağımsızlığı esasına göre düzenlenmesi gerektiğini savunur.
(13) Yargıçlar ve savcılara, kendileri hakkındaki sicil dosyalarına istedikleri zaman erişebilme olanağı tanınması gerektiğini savunur.
(14) Unvanlı kadroların belirli liyakat ölçütlerinin karşılayanlar arasından yargıç ve savcıların oylarıyla seçilmesini, seçilenlerin 2 yıl üzerinden tek dönem için seçilmesini ve dönüşümlü olması gerektiğini savunur.
(15) Hak ve özgürlükler ile yargı dünyasına ilişkin tüm konularda parlamento tarafından yapılan veya yapılması gündeme gelen konularda düşünce, görüş ve eleştirel katkı sağlamayı sorumluluğunun bir gereği sayar. Bu türden bir katkıda bulunmak konusunda üyelerini ve tüm hukuk bileşenlerini teşvik eder.
(16) Adli kolluğun etkin kullanılabilmesinin önünün açılmasını ve geliştirilmesini destekler.
(17) Yargı kararlarını hiç ya da zamanında yerine getirmeyen kişi, kurum, kuruluş ya da benzerlerine yönelik hukuki yaptırımların caydırıcı ağırlıkta olması için yeni bir yasal düzenlenme yapılması gerektiğini savunur.
(18) Başta adalet daireleri olmak üzere tüm işyerlerinde, adına mobbing denilen psikolojik işkence uygulamalarının önlenmesi için, mobbingin ceza yasalarında suç olarak düzenlenmesi gerektiğini savunur.
(19) Hukukun siyasete alet edilmesinin önlenmesi için, bu gibi girişimlerin ceza yasalarında ağır cezalık suç olarak düzenlenmesi gerektiğini savunur.
(20) Hukuku dogmatik ve statik bir bilim olmaktan kurtarılarak, öğretide hukuka irrasyonel bir felsefenin temel öğretisi gözüyle bakılmasının önüne geçilmesi gerektiğini savunur.
(21) Soruşturma ya da duruşma dosyalarında yazılı isimlerin bir insan olduğu gerçeğinin bir an bile akıldan çıkarılmaması gerektiğini savunur.
(22) Somut ve materyalist hayat koşullarının, soyut ve fizikötesi adalet duygusuyla ilişkisinin gerçeklik boyutunda olduğu zaman doğru karara ulaşılabileceğini savunur.
(23) Hukukçunun asayiş ve güvenlik insanı değil, adalet insanı olduğunu savunur.
(24) Avukatı, yargıç ve savcılarla birlikte yargılamanın asli bir unsuru olarak görür. Dolayısıyla avukatın, yargıç ve savcının her karar ve işleminde varlığını bilgisiyle hissettiren kurucu yargı organlarından birisi olduğunu savunur. Bu kapsamda olmak üzere, avukatlarla yargıç ve savcıların yargılama süjesi olmak bakımından eşit makamlar olması gerektiğini savunur.
(25) Savcılar ve yargıçların ayrı binalarda görev yapmaları gerektiğine inanır.
(26) Savunma makamının savunmayı hakkıyla yapabilecek yetkilerle donatılması gerektiğine inanır.
(27) İddia makamı ile savunma makamı arasında denge sağlanması gerektiğine inanır. Başka bir deyişle “silahların eşitliğinin”, “yetkilerde dengenin” ve usulü eşitliğin sağlanması gerektiğini savunur. Bu durumu sağlamanın adil (hakkaniyete uygun) yargılama ilkesinin ön koşulu olduğunu savunur.
(28) İddia makamı ile yargıcın aynı kürsüde yan yana oturmasının ‘iddia’ ile ‘hükmün’ birleşmesi anlamına gelebileceği kaygısını taşır. Hem bu kaygı hem de silahların eşitliği ve dolayısıyla adil yargılanma prensibi gereği, iddia makamı ile savunma makamının duruşma salonundaki mekânsal konumunun yargıç kürsüsüne aynı uzaklıkta bir mesafede eşit derecede olması gerektiğini savunur.
(29) Avukatların mutlak bağımsızlığını savunur. Bağımsızlığı olmayan bir avukatlık mesleğinin savunma ve hak arama görevini gerçekleştiremeyeceğini düşünür.
(30) TBB başkanının ve yönetim kurulunun aralarından seçeceği bir üyenin HSK’nın doğal üyesi olması gerektiğini savunur.
(31) Savunma hakkının niteliği ve adil yargılanma hakkının gereği olarak kişinin kendini savunabilmesi ve bu amaçla kendine avukat tutabilmesinin temel insan haklarından birisi olduğunu kabul eder.
(32) Savunma makamının kısıtlanan haklarının, şüpheli ve sanığın kısıtlanan hakları demek olduğu kadar, şüpheli ve sanığın kısıtlanan haklarının da savunma makamının kısıtlanan hakları demek olduğunun bilincindedir. Bunun yanında, özellikle günümüzdeki gibi karmaşık ve kaotik toplumlarda herkesin bir gün herhangi bir şekilde şüpheli konumuna düşme olasılığı bulunduğu gözetildiğinde, savunma makamının kısıtlanan haklarının bütün toplumun kısıtlanan hakları demek olacağının da bilincindedir.
(33) Savunma ve savunma makamı söz konusu olduğunda, başta Birleşmiş Milletler Avukatların Rolü Konusunda Temel Prensipleri, Avrupa Topluluğu Avukatlık Meslek Kuralları ve Avukatlık Meslek Kuralları olmak üzere savunma etiğine ilişkin tüm hükümleri savunur.
(34) Derneğin amaçlarını gerçekleştirmek üzere il, ilçeler ve yurt dışında şubeler ve temsilcilikler açmak, platformlar, çalışma grupları ve komisyonlar oluşturmak gerektiğine inanır.

ÖZGÜR YARGI DERNEĞİ TÜZÜĞÜ ÖNSÖZÜ

Özgür Yargı Derneği, ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri ile hukukun örgütlenme özgürlüğüne ilişkin evrenselleşmiş ilke ve kuralları çerçevesinde kurulmuş olup;
 
Yargı bileşenlerinin ekonomik, sosyal ve özlük haklarının iyileştirilmesi istemlerini ve hatta ortaya konulan emeğin gerçek hakkının verilmesi mücadelesini göz ardı etmeksizin,
 
Her şeyden önce yargının onuru için, bağımsızlık ve tarafsızlığını gerçekleştirmek amacına ulaşabilmek üzere,
 
Türk Yargı Etiği Bildirgesi ve başta Bangalor Yargı Etiği İlkeleri olmak üzere uluslararası hukukta düzenlenmiş olan tüm yargı etiği kodlarına ve savunma etiği kodlarına titizlikle uyulmasını ve adalete içkin bir hukuk dünyası yaratmak için,
 
Başta yargıç, savcılar ve avukatlar olmak üzere tüm adalet bileşenlerinin çıkarlarının, adaletin halkın nefesi olduğu mottosundan hareketle halkın adalet ümidiyle bütünleşmiş bir anlayışla,
 
Yargıçların Rolü, Etkinliği ve Bağımsızlığı Konusunda Avrupa Konseyi Üye Devlet Bakanlar Komitesi’nin [R(94)12] sayılı tavsiye kararının dördüncü maddesinde belirtildiği üzere, “Yargıçların tek başlarına veya başka herhangi bir organ ile birlikte, bağımsızlıklarının ve çıkarlarının korunması amaçlarıyla özgürce birlik kurabilmeleri” ne olanak tanıdığı hususu da göz önünde bulundurularak,
 
Sadece yargıç ve savcıların değil, avukatların, adalet personellerinin ve sivil halkın da üye olabilmesine olanak tanıyarak, adaletin halkın nefesi olduğu düşüncesini demokratik katılım ilkesi ile taçlandırarak,
Toplumsal barışın anahtarının adalet duygusunun tatminine, toplumsal ilerlemenin anahtarının ise, özgürlüğün varoluşuna bağlı olduğu düşüncesiyle,
 
Özellikle yargı ve savunma etiği alanında olmak üzere, düzenlenecek bilimsel etkinler ile adaletin bir kutup yıldızı olduğu söyleminin bilimsel olarak hayata geçirilmesi çabası üzerinde önemle durulması sonucunda yargının onurunun, bağımsızlığının ve tarafsızlığının gerçekleştirilmesinin çok daha kolay olacağı bilimsel bakış açısıyla,
 
Dernek bünyesinde adalete içkin konularda kuramsal düzeyde sempozyumlar düzenleyip, çeşitli aralıklarla eğitimler verecek “Özgür Yargı Akademisi” isimli, adeta bir üniversitenin bilim kurulunu çağrıştıran yeni ve alanında ilk olacak seçimlik bir dernek komisyon oluşturulacağı,
 
Yargı ve savunma dünyasının amacının sadece insanların değil, bütün canlıların ve hatta doğanın parçası olan bütün bileşenlerin haklarının korunması olduğu bilinci içerisinde Dernek bünyesinde, çevre ve hayvan hakları komisyonu oluşturulacağı,
 
Çeşitli nedenlerle toplum içinde dezavantajlı grupların başında gelen çocuklar ve kadınların insan haklarının hayata geçirilebilmesi için, yoğun bir çaba gösterilmesi gerektiği düşüncesiyle çocuk ve kadın hakları komisyonu oluşturulacağı,
 
Sözü ile hukuk dünyasında yerini alacaktır:

Bahri Bayram Belen

0

Avukat Bahri Bayram Belen, 12 Mart 1951 tarihinde Burdur’da doğmuş, ilk ve orta öğretimini Burdur’da tamamlamış, 1969 yılında Burdur Lisesinden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanarak hukuk eğitimine başlamıştır. Belen, 1975 yılında fakülteden mezun olduktan sonra avukatlık stajını tamamlayarak 1976 yılında İstanbul Barosu‘na kayıtlı serbest avukat olarak mesleğe başlamıştır.

Cumhuriyet Davasında görev alan Bahri Bayram Belen’in duruşma sırasındaki karikatürü Yıldıray Çınar tarafından çizildi. (Türkiye mahkemelerinde duruşma salonunda fotoğraf çekimi yasaktır)

Mesleki Yaşamı

Avukat Bahri Bayram Belen, 12 Eylül Darbesi öncesindeki siyasi olayların yoğun olduğu bir dönemde avukatlığa başlamış, mesleki çalışmalarının temelinde Ceza Hukuku ve siyasi davalar olmuştur. İstanbul Barosunun çeşitli komisyon ve merkezlerinin kuruluşunda ve faaliyetlerinde yoğun olarak yer almıştır. Staj Eğitim Merkezi’nde Ceza ve Ceza Usul Hukuku ve Uygulamada Avukatlık konularında dersler vermiş, meslek içi eğitim çalışmalarda görev almıştır.

Bahri Belen, 1998-2000 yıllarında Yücel Sayman başkanlığındaki İstanbul Barosu yönetim kurulunda görev almış, sonraki yıllarda Türkiye Barolar Birliği delegeliği yapmıştır. 2004 yılında Çağdaş avukatlar Grubu adına İstanbul Barosu Başkan Adayı olmuş, bu seçimde Kazım Kolcuoğlu ile yarışmış, 12.443 avukatın katıldığı seçimde Kolcuoğlu 4 bin 971 oy almış, Belen ise 3 bin 849 oy alarak yarışı ikinci sırada tamamlamıştır. Belen, 2014’ yılındaki İstanbul Barosu seçimlerinde Özgürlükçü Demokrat Avukatlar’ın (ÖDAV) ve 2018 yılındaki seçimlerde de Fikret İlkiz’in yönetim kurulu listesinde yer almıştır.

Avukatlık mesleğinde 40. yılını doldurmuş, 30 Mayıs 2018 Çarşamba günü düzenlenen törenle plaket almıştır.

Hukuk ve Medya Alanındaki Çalışmaları

Bahri Belen, İstanbul Barosu Dergisi, Açık Sayfa Hukuk Dergisi ve değişik gazete ve dergide hukuk, avukatlık, savunma hakkı ve baroların faaliyetleri hakkında yazı ve makaleleri yayınlanmıştır. Çok sayıda konferans, panel ve seminerde konuşmacı olarak görev almış, gazete ve televizyonda röportajları yayınlanmıştır.

Belen halen Açık Radyo‘da Av.Aynur Tuncel ile birlikte “Hukuk Güvenliği” isimli programı düzenlemekte ve sunmaktadır.

Av. Aynur Tuncel ve Av. Bahri Belen ve Avukat Sezgin Tanrıkulu Açık Radyo’da “Hukuk Güvenliği. programında

Çetin Özek‘e Armağan isimli eserde Av. Bahri Belen Türk Ceza Yasası, Hemingway, II Duce isimli makalesi ile yer almıştır.

Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nin (MLSA) düzenlediği çalışmalara destek vermektedir.

12 Eylül döneminde “Savcılığın bilgisi dahilinde işkence yürütülüyor” şeklinde dilekçe yazdığı için hakkında dava açılmış, yargılanmış ve beraat etmiştir.

12 Eylül Darbesinden sonra açılan ve Sıkıyönetim Askeri Mahkemeleri ile Devlet Güvenlik mahkemelerinde devam eden davalarda aktif olarak rol almış, birçok ünlü sanığın avukatlığını yapmıştır. Türkiye İşçi Partisi Davası, Orhan Adli Apaydın‘ın da yargılanmasına ve hastalanarak ölmesine neden olan Barış Derneği Davası ve DİSK Davaları, Kutlu-Sargın Davası, Mustafa Hayrullahoğlu’nun işkence altında öldürülmesi ile ilgili dava, İstanbul, Ankara, Diyarbakır, Gölcük, Adana Mersin TKP-TİP-TSİP-Vatan Partisi, Dev-Yol, Dev Sol, Kurtuluş davalarında savunma görevi üstlenmiştir.

12 Eylül yargılamalarında uygulamaya konulan Tek Tip Elbise uygulamasının usul kanunlarına ve insan haklarına aykırı olduğu gerekçesiyle bu uyulamaya şiddetle karşı çıkarak mücadele etmiştir.

Belen, Ertuğrul Mavioğlu tarafından hazırlanan “Apoletli Adalet/Bir 12 Eylül Hesaplaşması” isimli çalışmada dönemin tanıklıklarına ilişkin geniş bir mülakat vermiştir.

1988 yılında Çetin Özek‘in de aralarında olduğu birçok avukatla birlikte Gün Dergisi Davasında savunma avukatı olarak görev yapmıştır.

Kamuoyunda çok tartışılan Cumhuriyet Gazetesi Davası, Gezi Davası, Çağdaş Hukukçular Derneği Davası, 2007’de başlayan Hrant Dink Davası, 3 kez beraatla sonuçlanan Pınar Selek Davası ve Güngören Davasında avukat olarak görev almıştır. Güngören Davasında uğramış olduğu saldırıda Belen’in burnu kırılmış; İstanbul Barosu, bu olay üzerine Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nın önünde basın açıklaması yaparak saldırıyı protesto etmiştir.

Belen, Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde Umut Kitabevi’nin bombalanmasına ve Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya’nın meslekten atılmasına neden olan ve kamuoyunda “Şemdinli Davası” olarak bilinen davada müdahil avukat olarak yer almıştır.

Sosyal ve Siyasal Çalışmaları

Duayen bir hukukçu olarak tanımlanan Bahri Belen, Avukatlar Vakfının kurucu üyesi olarak vakfın kuruluşunda yer almıştır. Çağdaş Hukukçular Derneği,  Türk Ceza Hukuku Derneği, Kemal Türkler Eğitim ve Kültür Vakfı Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı – TÜSTAV ve Ada Dostları Derneği üyesidir.

1990’lı yıllarda Cumhuriyet Gazetesine Uzan Grubu tarafından uygulanan haciz işlemlerine karşı direniş göstermiş, Cumhuriyet Gazetesinin ayakta kalması için mücadele etmiştir.

Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyesi olarak görev almış, gazetenin avukatlığını yürütmüştür.

1995 yılında Yaşar Kemal’in Devlet Güvenlik Mahkemesindeki yargılaması sırasında mahkeme avlusunda oluşturulan Düşünce Suçu(!?)na Karşı Girişim‘in destekçilerindendir.

Özgürlük, demokrasi ve insan hakları çerçevesinde yapılan birçok aydınlar bildirisine imza atmıştır.

2000 yılında düzenlenen “Hapishaneler Gerçeği Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri Kurultayı”nın organizasyonunda görev almıştır.

Hapishaneler Gerçeği Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri Kurultayı

2002 yılında İstanbul barosu tarafından düzenlenen Cezaevleri Sempozyumunda konuşmacı olarak görev almıştır.

2006 yılında bir grup aydın arkadaşı ile birlikte “PKK’ya silahlı eylemlere önkoşulsuz olarak son verme” çağrısı yapmıştır.

Türkiye Barolar Birliği ve İzmir Barosu tarafından 16 Nisan 2011 tarihinde İzmir’de düzenlenen “Olağanüstü Yargılamaların Olağanlaşmış Hali – Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri” konulu çalışmaya katılmıştır.

2011 yılında Abdullah Öcalan’ın avukatlığını yapan 36 hukukçunun tutuklanmasının ardından, meslektaşlarıyla dayanışma ve savunma hakkının kutsal olması çerçevesinde bildiri yayınlayan ve Öcalan’n avukatlığını yapmaya hazır olduklarını açıklayan 400 avukat arasında yer almıştır.

Hafıza Merkezi tarafından 30 Mayıs 2015 tarihinde düzenlenen “Geçmişte Yaşanan Ağır İnsan Hakları İhlallerinde Cezasızlık Sorunu ve Geçmişle Yüzleşme” başlıklı çalıştayda; Zorla Kaybetmelerde Cezasızlığa Karşı Ortak Mücadele” isimli proje çalışmasına katılmıştır.

Adalet Nöbeti’nde basın açıklaması yaparken

2016 yılı sonrasında yurt çapında düzenlenen İfadeyi Savunmak başlıklı konferanslar serisinde görev almıştır. Bu çalışmalarına halen devam etmektedir.

14 Kasım 2016 günü Bahri Belen önderliğindeki 30 avukat, Cumhuriyet Gazetesi yazar ve yöneticilerinin tutukluluğuna itiraz dilekçesini verdikten sonra adliye binasından çıkarak cübbeleriyle sessiz yürüyüşe geçmişler, ellerinde Cumhuriyet gazetesini taşıyarak gazetenin Şişli’deki binasının önüne kadar ‘Susma, sustukça sıra sana gelecek’ ve ‘Baskılar bizi yıldıramaz’ sloganları atmışlardır. Belen, Gazete binası önünde basın açıklaması yapmıştır.

Bahri Belen Avukat – Cumhuriyet Yürüyüşü

2017 yılında düzenlenen “Türkiye’nin Demokratikleşme Hikayesi: Rejim ve Siste Sorunu” konulu konferansa konuşmacı olarak katılmıştır.

Türkiye’nin Demokratikleşme Hikayesi Rejim ve Siste Sorunu – Bahri Belen – Ersin Kalaycıoğlu – Ümit Aktaş

Demokrat hukukçular tarafından düzenlenen #AdaletNöbeti‘nin önemli figürlerinden olmuş, “Herkes için Adalet” mottosu ile 03 Mayıs 2018 tarihinde Çağlayan Adliyesi’nde gazeteci Gülşah Karadağ ile birlikte basın açıklaması yapmıştır.

Avukat Bayram Bahri Belen Adalet Nöbetinde Avukat Kemal Aytaç ve demokrat avukatlarla birlikte

17 Şubat 2020 tarihinde, 1376 yurttaş ile birlikte Gezi Davası açıklaması yapmış, “Hepimiz oradaydık” başlıklı bildiriye imza atmıştır.

İbrahim Özden Kaboğlu’nu baro başkanlığına adaylığa davet eden bildiriye imza atmış, 19-20 Ekim 2024 günü gerçekleşen İstanbul Barosu Genel Kurulunda ise Divan Başkanı olarak görev yapmıştır.

Baro seçimlerinden sonra İstanbul Baro Meclisi Divan Başkanı olarak görev almıştır.


“Adalet mülkün temeli ise bu ülkede önce hukuk ve hukukun doğru işlemesi sonucu adaletin hayata geçmesi lazım. Herkesin adaletli bir karar veriliyor duygusunu yaşaması lazım”

“Bir ülkede yargının nasıl işlediğini görmek istiyorsanız; o ülkede avukatlara gözaltı, tutuklama ve haklarında dava açılıp açılmadığına bakın.”

Avukat Bahri Bayram Belen

Gülizar Biçer Karaca

0

Gülizar Biçer Karaca, 20 Eylül 1967 tarihinde Aydın / Kuyucak’ta dünyaya geldi. 1989 yılında Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu ve serbest avukatlık yapmaya başladı.

SHP’de siyasete başladı, 1991 yılında SHP’de başlayan siyaset hayatını, 1993 yılından itibaren CHP’de sürdürdü. CHP’nin yeniden açılmasının ardından gençlik kolları yönetiminde bulundu.

1999-2004 yılları arasında Kınıklı Belediye Meclis üyeliği yaptı.

2000-2002 yılları arasında Denizli Barosu Yönetim Kurulu Üyesi ve genel sekreteri olarak görev aldı.

2005-2015 yılları arasında Atatürkçü Düşünce Derneği Denizli Şubesi Başkanlığı yaptı. Denizli Kadın Platformu ile 26 STK, Oda ve siyasi partiden oluşan Denizli Demokrasi Platformunun kuruluşunda yer aldı.

Sığınma evleri, aile içi şiddetin önlenmesi, medeni kanun ve kadın hakları konularında çalışmalar gerçekleştirdi, Kadın Sığınma Evi Projesi’nde yer aldı.

2015 genel seçimlerinde Denizli milletvekili seçildi. TBMM Başkanlık Divanı Katip üyesi oldu. 2016 yılında CHP parti meclisine girdi. 12 Şubat 2018 itibarıyla CHP’nin doğa haklarından sorumlu genel başkan yardımcılığına getirildi. Bu görevinde iken “Doğa Hakları Manifestosu: 7 BÖLGE 7 İLKE / DOĞA İÇİN ADALET” ilan edildi. Karacanın açıkladığı Doğa Hakları Manifestosu, ekoloji politikalarında partinin yol haritası olarak nitelendirildi. 2020 yılı itibarıyla insan haklarından sorumlu genel başkan yardımcısı oldu ancak 1 Haziran 2023 tarihinde istifa etti.

5 siyasi partiyle birlikte yer aldığı “Altılı Masa”da oluşturulan Göç Komisyonunda CHP’yi temsil etti.

2023 seçimlerinde yeniden milletvekili seçildi ve CHP TBMM Grubu tarafından TBMM Meclis başkanvekili olarak kabul edildi.

Doğa Hakları Manifestosu: 7 BÖLGE 7 İLKE / DOĞA İÇİN ADALET

Hapishanenin Doğuşu

0

Hapishanenin Doğuşu-Disiplin ve Ceza (Surveiller et Punir Naissance de la Prison), Fransız filozof Michel Foucault tarafından 1975 yılında yazılmış, Türkçe’ye tercümesi Mehmet Ali Kılıçbay tarafından yapılmış ve eser 2019 yılında basılmıştır.

Kitap, modern çağda Batı ceza sistemlerinde meydana gelen değişiklikleri analiz etmekte, sosyal ve teorik mekanizmalar Fransa kaynaklı tarihi belgelere dayalı olarak incelenmektedir. Bireyler üzerinde hükümran olan iktidar olgusu ve güç ilişkilerinin orta çağdan modern çağa kadar nasıl değiştiği irdelenmiştir.

Kitap, Damiens adındaki bir mahkumun infazını ayrıntılı olarak anlatarak başlamaktadır. Mahkûm suçunu herkesin önünde itiraf etmekte, bu işkenceyi izleyenler ise gösteriyi keyifle izlemektedir. Kral, herkese açık işkence gösterisi sayesinde iktidar erkine sahip olduğunu herkese kanıtlamaktadır.

 

Kitabın Arka Kapak Yazısı 

“İktidarın kendini gösteriş ve debdebe içinde dışa vurduğu, gücünü bu gösterişten aldığı eski siyasal sistemden mümkün olduğunca ve giderek artan bir şekilde görünmez hale geldiği modern siyaset sistemine geçiş, bir yandan iktidarı kişileştiren hükümdarın yerine, adsız kişiler tarafından kullanılan bir yönetim aygıtının yerleşmesiyle, diğer yandan da kamuya açık cezalandırmadan, gizli cezalandırmaya doğru olan bir hareketle belirlenmektedir. Kendini öne çıkartan iktidar bireyin oluşmasını engellemiştir; oysa karanlıklara çekilen modern iktidar herkesi bireyselleştirmek istemektedir; çünkü bireyselleştirmek, gözetim altında tutmak ve cezalandırmak yani egemen olmak demektir. Böylece modern iktidar çocuğu okulla, hastayı hastaneyle, deliyi tımarhaneyle, askeri orduyla, suçluyu hapishaneyle kuşatarak bireyselleştirmiş, kaydetmiş, sayısal hale getirmiş, egemen olmuştur. Her kişi bir yerde kayıtlı hale gelince, herkes denetim altında olacak, gözetim altında tutulacaktır. Modern iktidar büyük gözaltıdır.”

Kitaptan Alıntılar

“Özgürlükleri keşfeden Aydınlanma çağı disiplinleri de keşfetmiştir.”

“Modern iktidar büyük gözaltıdır.”

“Dışarıda bırakılmak içeri kapatılmakla aynı şeydir.”

 ‘’İşkence edilerek sorgulanan beden, suçun uygulama noktasıdır, aynı zamanda hakikatin çekilip çıkarıldığı yerdir.’’

“Sorgulama gerçeğin bilinmesine ulaşma konusunda tehlikeli bir araçtır; bu nedenden ötürü yargıçlar buna iyice düşünmeden başvurmamalıdırlar. Bundan daha tek yanlı bir şey olamaz. Gerçek bir suçu saklayacak kadar soğukkanlı olan suçlular vardır…; masum olan bazıları ise böyle şeylere dayanamadıklarından, işlemedikleri suçları itiraf etmektedirler.”

“Cellat yalnızca yasayı uygulayan kişi olmakla kalmamakta, aynı zamanda gücü sergileyen kişi de olmaktadır; suçun şiddetine egemen olmak için, ona karşı uygulanan bir şiddetin ajanıdır.”

“Mahkemeler, artık eskiden olduğu gibi yalnızca çağımızın sefalet ve yaralarının sergilendiği bir yer, toplumsal düzensizliğimizin hüzünlü kurbanlarının yan yana sergilendikleri bir yer değildir: Buralar aynı zamanda savaşçıların haykırışlarıyla inleyen bir arenadır.”

Demokratik Hukuk Devletinin Alameti Farikası Olarak Yargı Bağımsızlığı İlkesi

0

Yargı Bağımsızlığı İlkesi: Demokratik Hukuk Devletinin Alameti Farikası

Anayasa Mahkemesi Eğitim ve İnsan Kaynaklarını Geliştirme Merkezi (AACC-CTHR) tarafından organize edilen Asya Anayasa Mahkemeleri Birliği ve ve Muadili Kurumlar Birliği 11. Yaz Okulu’nda, Anayasa Mahkemesi Başkanı Prof. Dr. Zühtü Arslan tarafından Ankara’da yapılan 19 Eylül 2023 tarihli kapanış konuşmasıdır.

“Bağımsız ve tarafsız bir yargı olmadan bırakın hukuk devletini aslında devlet bile olmaz.”

“Yargı bağımsızlığı adil yargılanma hakkının yanında, diğer tüm temel hak ve özgürlüklerin de başlıca ve en etkin güvencesidir.”

“Yargı bağımsızlığı, hâkimin tarafsızlığını sağlamanın da ön şartıdır.”

“Yargı mensuplarının kirlenmemiş ve prangasız bir vicdana sahip olmaları gerekmektedir.”

“Adil kişinin eli, te­raziyi tutarken titremez”

 

Zühtü Arslan

Sayın Konuklar,
Değerli katılımcılar,

Öncelikle hepinizi en içten duygularımla selamlıyorum.

On birinci Uluslararası Yaz Okulunda sizleri aramızda görmekten dolayı büyük bir memnuniyet duyduğumu ifade etmek isterim.

Bir süredir bu etkinliği Asya Anayasa Mahkemeleri Birliği’nin üç daimî sekretaryasından birini oluşturan Eğitim ve İnsan Kaynakları Gelişimi Merkezi olarak düzenliyoruz. Her yıl dünyanın farklı yerlerinden misafirlerimiz bu programlara katılıyor ve görüşlerini diğer katılımcılarla paylaşıyor.

Bu yılki programa 25 ülkenin anayasallık denetimi yapan anayasa veya yüksek mahkemeleri ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden toplam 52 temsilci katılım sağlamıştır. Ben tüm katılımcılara katkılarından dolayı şükranlarımı sunuyorum.

Değerli Misafirler,

Bilindiği üzere bu program kapsamında her yıl mahkemelerimizin görev alanını ilgilendiren önemli bir konuyu ele alıyoruz. Bu yılki konuyu da “Adil Yargılanma Hakkının Bir Güvencesi Olarak Yargı Bağımsızlığı” olarak belirledik.

Bu başlık bizi yanıltmasın. Yargı bağımsızlığı sadece adil yargılanma hakkının bir güvencesi değildir. Türk Anayasa Mahkemesi kararlarında vurgulandığı üzere, yargı bağımsızlığı adil yargılanma hakkının yanında, diğer tüm temel hak ve özgürlüklerin de başlıca ve en etkin güvencesidir.1

Bağımsız ve tarafsız bir yargı olmadan bırakın hukuk devletini aslında devlet bile olmaz. Zira devlet, tanımı icabı toplumun hukuk kuralları zemininde örgütlenmiş halidir. Şiddet tekeli olarak devletin meşruiyeti hukuka bağlıdır. Hukukun kişilerin adaleti tesis ederek hak ve özgürlükleri koruyacak şekilde uygulanması da bağımsız yargının varlığına bağlıdır.

Öte yandan, yargı bağımsızlığı sadece hukuk devletinin değil, kuvvetler ayrılığı ilkesinin de zorunlu bir sonucudur. Kuvvetler ayrılığı, yargının yasama ve yürütmenin müdahalesinden uzak olmasını gerektirmektedir. Yargının diğer devlet erklerinin kontrolü altında olması hak ve özgürlüklerin sonu olur.

Peki demokratik hukuk devleti bakımından hayati öneme sahip olan yargı bağımsızlığı nedir ve neyi gerektirir? Esasen tüm demokratik anayasalarda bu soruyu cevaplayan hükümler vardır. Anayasamızın “Mahkemelerin bağımsızlığı” başlıklı 138. maddesi de bunlardan biridir.

Bu madde biri mahkemelere ve hâkimlere diğeri de yargı dışı aktörlere yönelik yükümlülüklere yer vermektedir. Öncelikle yargı bağımsızlığı yargı tarafsızlığını temine yönelik olarak, hâkimlerin hiçbir etki altında kalmadan vicdani kanaatlerine göre karar vermesini ifade eder. Anayasa Mahkememizin ifadesiyle, bağımsızlık “hâkimin çekinmeden ve endişe duymadan, hukukun öngördüğü gereklerden başka herhangi bir dış etki altında kalmadan” serbestçe karar verebilmesi anlamına gelir. Bu anlamda yargı bağımsızlığı “adaletin dolaylı dolaysız her türlü etki, baskı, yönlendirme ve kuşkudan uzak [bir şekilde] dağıtılması amacını gütmektedir”.2

Esasen yargı bağımsızlığı, hâkimin tarafsızlığını sağlamanın da ön şartıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkememizin kararlarında belirtildiği üzere, hâkimin tarafsızlığı onun tarafların leh ve aleyhlerinde bir düşünceye, önyargıya sahip olmamasını ifade eder.3

Saygıdeğer Katılımcılar,

Hâkimin tarafsız olduğu konusunda taraflarda bir kanaatin oluşması çok önemlidir. Bunun için hâkimin çok dikkatli olması, elindeki adalet terazisini kuyumcu hassasiyetiyle tutması gerekir.  İslam’ın “Dört Halife”sinden ikincisi olan Hz. Ömer, Basra’ya hâkim olarak tayin ettiği Ebu Musa’ya yazdığı mektupta hâkimin önüne gelen davada taraflara bakışlarında bile eşit davranmak suretiyle karar vermesi gerektiğini belirtmiştir.

Bakışlarda eşitliğin amacı tarafların hâkimin adaleti konusunda şüpheye düşmelerine, yanlış bir kanaat taşımalarına yol açmamaktır. Nitekim mektubun devamında hâkimin eşit muamelesi sayesinde taraflardan güçlü ve zengin olanın kendisinin kayırılacağı zannına kapılmasının, zayıf olanın ise adaletsizliğe uğrayacağını düşünmesinin engelleneceği ifade edilmiştir.4

Diğer yandan, Anayasa’nın 138. maddesi yargı bağımsızlığını korumak için yargı dışı aktörlere yönelik açık ve kesin bir dille uyarılarda bulunmakta, onlara bazı yükümlülükler yüklemektedir. Bunlardan en başta geleni müdahalesizlik anlamında negatif yükümlülüktür. Buna göre hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez, tavsiye ve telkinde dahi bulunamaz.

Anayasamız yasama organı için bu müdahale yasağını özel olarak düzenlemiştir. Görülmekte olan bir dava hakkında yargı yetkisinin kullanılmasına ilişkin olarak parlamentoda soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.

Anayasa’nın yargı bağımsızlığı konusunda kamu gücü kullananlara yüklediği pozitif yükümlülük ise yargı kararlarının etkili icrasıdır. Bu yükümlülük yargı bağımsızlığının tamamlayıcı unsurudur. Buna göre yasama, yürütme ve idare makamları mahkeme kararlarını değiştirmeden ve geciktirmeden uygulamak zorundadır.

Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda algı da çok önemlidir. Mahkemelerin ve hâkimlerin bağımsız ve tarafsız olmaları yetmez, öyle olduklarının da bilinmesi gerekir. Bu nedenle hukuk devleti yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı görünümüne zarar verecek davranışlardan kaçınmayı gerektirmektedir.

Değerli katılımcılar,

Sonuç olarak, hakları ve özgürlükleri korumanın ön şartı olan yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının tam olarak gerçekleşmesi bir dizi yükümlülüğün yerine getirilmesine bağlıdır. Ancak bu ilkenin hayata geçirilmesi her şeyden önce yargı mensuplarının kirlenmemiş ve prangasız bir vicdana sahip olmalarını gerektirmektedir.

Bu kuşkusuz kolay değildir, zira hiçbirimiz steril bir dünyada yaşamıyoruz. Ne var ki, hakimlik tam da böyle bir ortamda ter temiz bir vicdanla adaleti tesis etmeyi gerektiren bir meslektir.

Alman filozof Nietzsche, saygı­mızı adil olan kişiden daha fazla hak eden kimsenin bulunmadığını çünkü onda tüm erdemlerin birleşeceğini söyler. Nietzsche’ye göre bu erdemlere ve yargılama yetkisine sahip “adil kişinin eli, te­raziyi tutarken titremez artık”.5

Bu duygu ve düşüncelerle sizleri bir kez daha selamlıyor, 11. Yaz Okulu programının her yönüyle başarılı ve verimli geçmiş olmasını temenni ediyorum.

Etkinlikte emeği geçen herkese teşekkür ediyor, hepinize daha adil bir dünyada sağlıklı ve huzurlu günler diliyorum.

Zühtü ARSLAN
Anayasa Mahkemesi Başkanı

* Anayasa Mahkemesi Eğitim ve İnsan Kaynaklarını Geliştirme Merkezi (AACC-CTHR) tarafından organize edilen 11. Yaz Okulu’nda yapılan konuşma. Ankara, 19 Eylül 2023.

1 AYM, E.2021/83, K.2022/168, 29/12/2022, § 11.

2 AYM, E.2016/144, K.2020/75, 10/12/2020, § 26; E.2022/72, K.2023/3, 05/01/2023, § 24).

3 Piersack/Belçika, B. No: 8692/79, 1/10/1982, § 30 ; Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §  110;  Çetin Doğan (3) [GK], B. No: 2021/30714, 15/2/2023, § 232.

4 Mektubun metni için bkz. Muhammed Hamidullah, “Halife Hz. Ömer Devrinde Adlî Teşkilat- Ebu Mûsâ el-Eş’arî’ye Gönderilen Kazaî Talimatnâmeler”, Çev. F.Atar, M.Hamidullah, İslâm Anayasa Hukuku, Ed. V.Akyüz, (İstanbul: Beyan Yayınları, 2015), içinde ss. 309-311.

5 Friedrich Nietzsche, Tarihin Yaşam İçin Yararı ve Sakıncası, 6. Basım, Çev. M. Tüzel, (İstanbul: İş Bankası Yayınları, 2021), ss. 42, 43.

Kara, Deniz ve Hava Yoluyla Göçmen Kaçakçılığına Karşı Protokol

0

Kara, Deniz ve Hava Yoluyla Göçmen Kaçakçılığına Karşı Protokol; Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne(Palermo KonvansiyonuUN Convention against Transnational Organized Crime) ek olarak düzenlenmiştir.

Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne Ek Kara, Deniz ve Hava Yolu ile Göçmen Kaçakçılığına Karşı Protokol, Birleşmiş Milletler tarafından 12-13 Aralık 2000 tarihlerinde New York City’de düzenlenen konferansta kabul edilmiştir.

Protokolün Türkiye tarafından uygun bulunduğuna dair 4803  sayılı kanun Resmi Gazete‘nin 04 Şubat 2003 tarihli sayısında yayınlanmıştı.

SINIRAŞAN ÖRGÜTLÜ SUÇLARA KARŞI BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SÖZLEŞMESİ (Palermo Konvansiyonu)

Organize suçlarla mücadelede ilk uluslararası düzenlemedir. 15 Kasım 2000’de BM Genel Kurulu tarafından kabul edilmiş, 12-15 Aralık 2000 tarihinde de Palermo’da imzaya açılmıştır. Türkiye sözleşmeyi 30.01.2003 tarih ve 4800 sayılı Kanun ile kabul etmiştir.

Sözleşmenin amacı ; sınır aşan örgütlü suçların önlenmesi ve daha etkili bir şekilde mücadele edilmesi için işbirliğinin geliştirilmesidir.

Sözleşmenin kapsamına; sınır aşan nitelikteki ve örgütlü suç gruplarınca işlenen;

  1. Üst sınırı 4 yıl veya daha fazla hürriyetten mahrumiyeti veya daha ağır bir cezayı gerektiren suçlar (ağır suçlar),
  2. Örgütlü suç grubuna katılma,
  3. Karapara aklama,
  4. Yolsuzluk ve
  5. adaletin engellenmesi suçları,

girmektedir.

Karapara aklama suçu Sözleşmenin 6’ncı maddesinde düzenlenmiştir. Sözleşme ile taraf devletlerden kara para aklama suçunda öncül suçları, ağır suçlar, örgütlü suç grubuna katılma, yolsuzluk ve adaletin engellenmesi suçlarını da kapsayacak şekilde en geniş şekliyle belirlemeleri istenmiş, ülkelerce öncül suçların tespitinde sayma yönteminin benimsenmesi durumunda asgari olarak örgütlü suç gruplarınca işlenen suçların karapara aklamanın öncül suçu olarak belirlenmesi istenmiştir.

Sözleşmenin 7 inci maddesi karapara aklama ile mücadele önlemlerine ilişkindir. Buna göre taraf devletlerden,

  1. Bankalar ve banka dışı mali kuruluşlar ile karapara aklamaya müsait diğer kurumlara kimlik tespiti, kayıtların saklanması ve şüpheli işlemlerin bildirilmesi yükümlülüklerinin getirilmesi,
  2. Karapara aklamaya ilişkin bilginin toplanması, analizi ve yasa uygulama birimlerine iletilmesi için ulusal merkezi bir birim olan mali istihbarat birimi kurulması,
  3. Nakit ve parasal değeri haiz her türlü evrakın sınır ötesi hareketinin denetlenmesi, izlenmesi ve bunların sınır ötesi nakline ilişkin bildiriminde bulunulmasını istenmiştir.

Sözleşmede ayrıca suç gelirlerine el konulması ve müsaderesi, suçların önlenmesinde özel soruşturma yöntemlerinin kullanılması, suçluların iadesi ve karşılıklı adli yardım konularında düzenlemeler yer almaktadır.

SINIRAŞAN ÖRGÜTLÜ SUÇLARA KARŞI BİRLEŞMİŞ MİLLETLER

SÖZLEŞMESİ’NE EK KARA, DENİZ VE HAVA YOLUYLA GÖÇMEN

KAÇAKÇILIĞINA KARŞI PROTOKOL
 

Önsöz

Bu Protokole Taraf Devletler,

Kara, deniz ve hava yoluyla yapılan göçmen kaçakçılığını önlemek ve bununla mücadele etmek için atılacak etkin adımların, işbirliği, bilgi alışverişi ve ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeylerdeki sosyo-ekonomik önlemleri de içeren diğer uygun önlemler dahil, kapsamlı bir uluslararası yaklaşım gerektirdiğini beyan ederek,

Genel Kurul’un, göçün özellikle yoksullukla ilişkili olan temel nedenlerini ele almak, uluslararası göçün herkes için yararlı sonuçlar vermesini sağlamak, ilgili bölgelerarası, bölgesel ve altbölgesel mekanizmaların göç ve kalkınma sorununa eğilmelerini sürdürmek için, üye devletleri ve Birleşmiş Milletler çerçevesindeki kuruluşları uluslararası göç ve kalkınma alanındaki işbirliğini güçlendirmeye çağırdığı 22 Aralık 1999 tarih ve 54/212 sayılı kararını hatırlatarak,

Göçmenlere insanca muamele yapılmasına ve haklarının bütünüyle korunmasının sağlanmasına duyulan ihtiyaca kani olarak,

Diğer uluslararası forumlarda yürütülen çalışmalara rağmen, göçmen kaçakçılığını ve bununla ilgili konuları tüm yönleriyle ele alan evrensel bir belgenin mevcut olmadığı gerçeğini göz önünde tutarak,

İlgili Devletlere büyük zararlar veren göçmen kaçakçılığına ve bu Protokol’de yer alan, diğer suç eylemlerine yönelik örgütlü suç gruplarının faaliyetlerindeki önemli artıştan endişe duyarak,

Aynı zamanda, göçmen kaçakçılığının, göçmenlerin hayatlarını ve güvenliklerini tehlikeye atabileceğinden endişe duyarak,

Sınıraşan örgütlü suçlara karşı kapsamlı bir uluslararası sözleşmenin ayrıntılı bir şekilde hazırlanması ve diğerlerinin yanı sıra, göçmenlerin yasadışı kaçakçılığını ve deniz yolu dahil taşınmasını ele alan uluslararası belgelerin ayrıntılı olarak hazırlanışını görüşmek amacıyla, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun açık katılımlı hükümetlerarası bir ad-hoc komite kurulmasına karar verdiği, 9 Aralık 1998 tarih ve 53/111 sayılı Genel Kurul kararını hatırlatarak,

Sınıraşan Örgütlü Suçlara karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne, kara, deniz, hava yoluyla göçmen kaçakçılığına karşı uluslararası bir belge eklenmesinin bu suçu önlemede ve bu suçla mücadelede faydalı olacağına kanaat getirerek,

Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:

I. Genel hükümler

Madde 1
Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’yle ilişkisi

1. Bu Protokol, Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne ektir. Bu Protokol, Sözleşme’yle birlikte yorumlanacaktır.

2. Bu Protokolde aksine hüküm bulunmadıkça, Sözleşme hükümleri bu Protokol için de geçerli olacaktır.

3. Bu Protokol’un 6. Maddesinde belirtilen suçlar, Sözleşme uyarınca belirlenmiş suçlar olarak kabul edilecektir.<center

Madde 2
Amacı

Bu Protokol’un amacı, göçmen kaçakçılığını önlemek ve bununla mücadele etmek, kaçak göçmenlerin haklarını korurken, Taraf Devletler arasında bu amaçla yapılan işbirliğini geliştirmektir.

Madde 3
Tanımlar

Bu Protokol’un amaçları bakımından:

(a) “Göçmen kaçakçılığı”, doğrudan veya dolaylı olarak, mali veya diğer bir maddi çıkar elde etmek için, bir kişinin vatandaşlığını taşımadığı veya daimi ikametgah sahibi olmadığı bir Taraf Devlete yasadışı girişinin temini anlamına gelir.

(b) “Yasadışı giriş”, giriş yapılan devletin yasal giriş için gerekli şartlarına uymaksızın, sınırı geçmek anlamına gelir.

(c) “Sahte seyahat veya kimlik belgesi”;

  • (i) Seyahat veya kimlik belgesini bir devlet adına yapmaya veya düzenlemeye kanunen yetkili bir kişi veya kurum dışında, herhangi bir kişi tarafından herhangi bir şekilde maddi olarak sahte bir biçimde yapılmış veya değiştirilmiş ya da,
  • (ii) Usulüne uyulmadan çıkarılmış veya aldatma, yolsuzluk veya baskı yoluyla veya yasadışı başka bir biçimde elde edilmiş ya da,
  • (iii) Gerçek hamili dışında bir kişi tarafından kullanılan,

Herhangi bir seyahat veya kimlik belgesi anlamına gelir.

(d) “Gemi”, bir devlet tarafından sahip olunan veya işletilen ve kullanımı sırasında hükümetin ticari olmayan hizmetlerinde bulunan gemiler, yüzer hizmet araçları ve savaş gemileri hariç, su kesimi olmayan tekne ve deniz uçakları dahil olmak üzere, su üzerindeki taşımacılıkta kullanılan veya kullanılmaya müsait her çeşit yüzer araç anlamına gelir.

Madde 4
Kapsam

Bu Protokol, metinde başka türlü belirtilmedikçe, mahiyetleri itibariyle sınıraşan nitelikte olduğu ve örgütlü bir suç grubu suça karıştığı takdirde, bu Protokol’un 6. maddesi uyarınca tespit edilmiş suçların önlenmesi, soruşturulması ve kovuşturulması ve bu tür suçlara hedef olmuş kişilerin haklarının korunması için uygulanır.

Madde 5
Göçmenlerin cezai sorumluluğu

Göçmenler, bu Protokol’un 6. maddesinde öngörülen eylemlerin konusu olmaktan dolayı bu Protokol’e göre, cezai kovuşturmaya tabi tutulmayacaklardır.

Madde 6
Suç haline getirilme

1. Her Taraf Devlet, kasten ve doğrudan veya dolaylı olarak mali veya diğer bir maddi çıkar elde etmek için gerçekleştirilmeleri halinde, aşağıdaki eylemleri suç haline getirmek üzere gerekli yasal ve diğer önlemleri alacaktır:

(a) Göçmen kaçakçılığı,

(b) Göçmen kaçakçılığını gerçekleştirmek amacıyla işlendiği takdirde:

  • (i) Sahte seyahat veya kimlik belgesi imali,
  • (ii) Bu tür bir belgenin tedariki, temini veya bulundurulması,

(c) İlgili Devletin vatandaşı olmayan veya o Devlette daimi ikametgahı bulunmayan bir kişinin, anılan Devlette, yasal olarak kalmak için gerekli şartlara uymaksızın orada kalmasına, bu fıkranın (b) bendinde söz edilen veya başka yasadışı yollarla imkân sağlamak.

2. Her Taraf Devlet, aşağıdaki eylemleri suç haline getirmek için gerekli yasal ve diğer önlemleri alacaktır:

  • (a) Kendi hukuk sisteminin temel kavramlarına bağlı kalmak kaydıyla, bu maddenin 1. fıkrasında belirtilen bir suçu işlemeye teşebbüs etmek,
  • (b) Bu maddenin 1 (a), (b) (i) veya (c) fıkralarında belirtilen bir suça iştirak ve kendi hukuk sisteminin temel kavramlarına bağlı kalmak kaydıyla, bu maddenin 1 (b) (ii) fıkrasına göre tesis edilmiş bir suça suç ortağı olarak iştirak,
  • (c) Bu maddenin 1. fıkrasında yer alan suçları işlemek üzere başkalarını örgütlemek veya yönetmek.

3. Her Taraf Devlet, aşağıdaki durumların bu maddenin 1 (a), (b) (i) ve (c) fıkralarında yer alan suçlarda ve kendi hukuk sisteminin temel kavramlarına bağlı kalmak kaydıyla, bu maddenin 2 (b) ve (c) fıkralarında yer alan suçlarda cezayı ağırlaştırıcı nedenler olarak kabul edilmesi için gerekli yasal ve diğer önlemleri alacaktır:

  • (a) Göçmenlerin hayatlarını veya güvenliklerini tehlikeye sokan veya tehlikeye sokması muhtemel durumlar veya,
  • (b) Bu tür göçmenlerin istismarı dahil, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamelelere yol açan haller.

4. Bu Protokol’deki hiçbir hüküm,  bir Taraf Devleti, kendi iç hukukuna göre eylemleri bir suç teşkil eden bir kişiye karşı önlem almaktan alıkoymayacaktır.

II. Deniz yoluyla göçmen kaçakçılığı

Madde 7
İşbirliği

Taraf Devletler, uluslararası deniz hukukuna göre, deniz yoluyla göçmen kaçakçılığını önlemek ve durdurmak için, mümkün olan en geniş ölçüde işbirliği yapacaklardır.

Madde 8
Deniz yoluyla göçmen kaçakçılığına karşı önlemler

1. Bir Taraf Devlet, kendi bayrağını taşıyan veya kendisinde kayıtlı olduğunu öne süren tabiiyetsiz veya yabancı bir bayrak taşıyan veya herhangi bir bayrak taşımayıp da gerçekte o Taraf Devletin tabiiyetinde olan bir geminin deniz yoluyla göçmen kaçakçılığına karıştığından şüphelenmek için makul nedenler varsa, geminin bu amaçla kullanılmasını durdurmak için diğer Taraf Devletlerden yardım talep edebilir. Talepte bulunulan Taraf Devletler, imkânları ölçüsünde her türlü yardımda bulunacaklardır.

2. Bir Taraf Devlet, uluslararası hukuk uyarınca seyrüsefer özgürlüğünü kullanan, başka bir Taraf Devletin bayrağını taşıyan veya başka bir Taraf Devlette kayıtlı olduğuna dair işaretler taşıyan bir geminin, deniz yoluyla göçmen kaçakçılığına karıştığından şüphelenmek için makul nedenleri varsa, Bayrak Devleti’ne bu durumu bildirebilir, Bayrak Devleti’nden geminin kaydının teyidini isteyebilir ve teyidi halinde, Bayrak Devleti’nden o gemiye ilişkin gerekli önlemleri almak için yetki talep edebilir. Bayrak Devleti, talepte bulunan devleti, aşağıdaki veya diğer hususlarda yetkilendirebilir:

  • (a) Gemiye çıkmak,
  • (b) Gemiyi aramak ve,
  • (c) Eğer, geminin deniz yoluyla göçmen kaçakçılığında kullanıldığına dair kanıt bulunursa, Bayrak Devleti’nce verilen yetki dahilinde, gemiye ve gemideki kişilere ve yüke ilişkin önlemler almak.

3. Bu maddenin 2. fıkrasına göre herhangi bir önlem almış bir Taraf Devlet, bu önlemin sonuçları hakkında ilgili Bayrak Devleti’ne derhal bilgi verecektir.

4. Bir Taraf Devlet, kendisinde kayıtlı olduğunu öne süren veya kendi bayrağını taşıyan bir geminin buna hakkı olup olmadığını belirlemek için başka bir Taraf Devletten gelen bir talebi ve bu maddenin 2. fıkrasına uygun olarak yapılmış bir yetki talebini vakit geçirmeksizin yanıtlayacaktır.

5. Bayrak Devleti, bu Protokol’un 7. maddesine uygun olarak, yetkisini, alınacak etkin önlemlerin kapsamına ilişkin koşullar da dahil olmak üzere, kendisi ve talepte bulunan Devlet arasında kararlaştırılacak koşullara tabi kılabilir. Bir Taraf Devlet, Bayrak Devleti’nin açık yetkisi olmadan, kişilerin hayatlarına yönelik yakın tehlikeyi ortadan kaldırmak için gerekenler veya ilgili ikili veya çok taraflı anlaşmalardan kaynaklananlar dışında, ek önlemler almayacaktır.

6. Her Taraf Devlet, yardım taleplerini, gemi sicilinin veya geminin kendi bayrağını taşıma hakkının teyidi için yapılan talepleri ve uygun önlemlerin alınmasına ilişkin yetki taleplerini almak ve yanıtlamak üzere, bir veya gerektiği takdirde birden çok makam tayin edecektir. Belirlenecek bu makam veya makamlar, Genel Sekreter aracılığıyla, belirlenmelerinden itibaren 1 ay içinde diğer tüm Taraf Devletlere bildirilecektir.

7. Bir Taraf Devlet, geminin deniz yoluyla göçmen kaçakçılığında kullanıldığından ve tabiiyetsiz olduğundan veya tabiiyetsiz bir gemiye benzetilmiş olabileceğinden şüphelenmek için makul nedenleri varsa, gemiye çıkabilir ve gemiyi arayabilir. Eğer bu şüpheyi doğrulayan bir kanıt bulunursa, o Taraf Devlet, ilgili iç ve uluslararası hukuk uyarınca uygun önlemleri alacaktır.

Madde 9
Koruyucu hükümler

1. Bir Taraf Devlet, bu Protokol’un 8. maddesi uyarınca, bir gemiye karşı önlemler aldığında, aşağıdakileri yerine getirecektir.

  • (a) Gemideki kişilerin güvenliklerini ve onlara insancıl muamele yapılmasını sağlayacaktır,
  • (b) Geminin veya yükünün emniyetini tehlikeye atmamak gereğini gözetecektir,
  • (c) Bayrak Devleti’nin veya ilgili başka bir devletin ticari veya yasal çıkarlarına halel getirmemek gereğini gözetecektir,
  • (d) Gemiye ilişkin alınan herhangi bir önlemin çevreye zarar vermemesini mümkün olan yollarla sağlayacaktır.

2. Bu Protokol’un 8. maddesine dayanılarak alınan önlemlerin yersiz olduğu anlaşıldığı takdirde, geminin, alınan önlemlere kendi davranışıyla yol açmamış olması şartıyla, uğradığı her türlü kayıp veya zarar tazmin edilecektir.

3. Bu bölüm uyarınca alınan, benimsenen veya uygulanan herhangi bir önlem, aşağıdaki hususları engellememek veya etkilememek gereğini gözetecektir:

  • (a) Uluslararası deniz hukuku uyarınca, kıyı Devletleri’nin hakları, yükümlülükleri ve yargılama yetkisini kullanmaları veya,
  • (b) Bayrak Devleti’nin yargılama yetkisini kullanma hakkı ve gemiye ilişkin idari, teknik ve sosyal konulardaki yetkisi.

4. Bu bölüm uyarınca denizde alınan her türlü önlem, sadece, savaş gemileri veya eskeri uçaklar tarafından veya devlet hizmetinde olduklarını ve bu amaçla yetkilendirilmiş olduklarını açıkça gösteren, teşhis edilebilir işaretler taşıyan diğer gemi ve uçaklar tarafından icra edilecektir.

III. Önleme, işbirliği ve diğer önlemler

Madde 10
Bilgi

1. Sözleşme’nin 27. ve 28. Maddeleri saklı kalmak kaydıyla, Taraf Devletler, özellikle ortak sınırı olanlar veya göçmenlerin kaçırıldığı güzergahlar üzerinde bulunan Taraf Devletler, bu Protokol’un amaçlarına ulaşmak üzere, ilgili iç yasal ve idari sistemleriyle uyum içinde, aşağıdaki konularda aralarında bilgi alışverişinde bulunacaklardır.

  • (a) Bu Protokol’un 6. maddesinde belirtilen eylemlere karışan örgütlü suç grupları tarafından kullanıldığı bilinen veya kullanılıyor olmasından şüphelenilen yolların, nakliyecilerin ve ulaşım araçlarının yanı sıra, biniş ve varış noktaları,
  • (b) Bu Protokol’un 6. maddesinde belirtilen eylemlere karıştıkları bilinen veya karışmış olduklarından şüphelenilen örgütlerin veya örgütlü suç gruplarının kimlik ve yöntemleri,
  • (c) Bir Taraf Devlet tarafından düzenlenen seyahat belgelerinin gerçek olup olmadığı ve geçerli belgelerin şekli ve boş seyahat veya kimlik belgelerinin çalınması veya kötüye kullanımı,
  • (d) Kişileri gizlemenin ve taşımanın yolları ve yöntemleri, bu Protokol’un 6. maddesinde belirtilen eylemlerde kullanılan seyahat veya kimlik belgelerinin yasadışı yollarla değişikliği, taklidi ve elde edilmesi veya başka biçimlerdeki kötüye kullanımı ve bunları ortaya çıkarmanın yolları,
  • (e) Bu Protokol’un 6. maddesinde belirtilen eylemleri önlemek ve bunlarla mücadele etmek için yasama alanındaki deneyimler, uygulamalar ve önlemler ve,
  • (f) Bu Protokol’un 6. maddesinde belirtilen eylemlerin önlenmesi, ortaya çıkarılması ve soruşturulmasında Taraf Devletlerin karşılıklı yeteneklerin geliştirilmesinde ve bu eylemlere karışanların kovuşturulması için kanunların uygulanmasında faydalı olan bilimsel ve teknolojik bilgi.

2. Bilgi alan bir Taraf Devlet, bilgiyi ileten Taraf Devletin bilginin kullanımına sınırlama getirecek herhangi bir talebine uyacaktır.

Madde 11
Sınır önlemleri

1. Taraf Devletler, kişilerin serbest dolaşımına ilişkin uluslararası taahhütler saklı kalmak kaydıyla, göçmen kaçakçılığının önlenmesi ve tespiti için gerekli olabilecek sınır kontrollerini, mümkün olduğu ölçüde güçlendireceklerdir.

2. Her Taraf  Devlet, ticari nakliyeciler tarafından işletilen ulaşım araçlarının, bu Protokol’un 6. maddesinin 1 (a) fıkrasında öngörülen suçların işlenmesinde kullanılmasını önlemek için yasal ve diğer uygun önlemleri, mümkün olduğu ölçüde alacaktır.

3. Uygun durumlarda ve yürürlükteki uluslararası sözleşmeler saklı kalmak kaydıyla, bu tür önlemler, herhangi bir ulaşım aracının sahibi veya yöneticisi dahil, ticari nakliyecilere, bütün yolcularının giriş yapılan Devlete giriş için gerekli seyahat belgelerine sahip olup olmadıklarını araştırma zorunluluğunu getirmeyi içerecektir.

4. Her Taraf Devlet, bu maddenin 3. fıkrasında öngörülen yükümlülüğün ihlali hallerini yaptırıma bağlamak için gerekli önlemleri, kendi iç hukukuna uygun olarak alacaktır.

5. Her Taraf Devlet, bu Protokol’de belirtilen suçların işlenmesine karışan kişilerin ülkelerine girişlerinin reddine veya vizelerinin iptaline imkân veren önlemleri, kendi iç hukukuna uygun olarak almayı değerlendirecektir.

6. Her Taraf Devlet, bu Sözleşme’nin 27. Maddesi saklı kalmak kaydıyla, diğer önlemlerin yanı sıra, doğrudan iletişim kanalları kurmak ve sürdürmek suretiyle, sınır kontrol makamları arasındaki işbirliğini güçlendirmeyi değerlendirecektir.

Madde 12
Belgelerin güvenliği ve kontrolü

Her Taraf Devlet, aşağıdaki amaçlar için gerekli olabilecek önlemleri, mümkün olan yollarla, alacaktır:

(a) Verdiği seyahat veya kimlik belgelerinin kolayca kötüye kullanılamayacak ve güçlük çekmeden tahrif edilemeyecek veya kanuna aykırı şekilde değiştirilemeyecek, kopya edilemeyecek veya düzenlenemeyecek kalitede olmalarını temin etmek,

(b) Taraf Devlet tarafından veya adına verilen seyahat veya kimlik belgelerinin doğruluğunu ve güvenliğini temin etmek ve bunların kanuna aykırı şekilde yapımını, düzenlenmesini ve kullanımını önlemek.

Madde 13
Belgelerin yasallığı ve geçerliliği

Bir Taraf Devlet, başka bir Taraf Devletin talebi üzerine, kendi adına çıkarılan veya çıkarılması öngörülen ve bu Protokol’un 6. maddesinde belirtilen eylemlerde kullanılıyor olmasından şüphelenilen seyahat veya kimlik belgelerinin yasallığını ve geçerliliğini kendi iç hukukuna uygun olarak makul bir süre içinde doğruluyacaktır.

Madde 14
Eğitim ve teknik işbirliği

1. Taraf Devletler, göçmenlerin haklarına bu Protokol’de öngörüldüğü şekilde saygı göstermenin yanı sıra, bu Protokol’un 6. Maddesinde belirtilen eylemleri önlemek ve bu tür eylemlere konu olmuş göçmenlere insani muamelede bulunmak için göç konularında görevli personeline ve diğer ilgili görevlilerine uzmanlık eğitimi sağlayacak veya bu eğitimi geliştireceklerdir.

2. Taraf Devletler, bu Protokol’un 6. maddesinde belirtilen eylemleri önlemek, bunlarla mücadele etmek, bu eylemleri ortadan kaldırmak ve bu tür eylemlere konu olmuş göçmenlerin haklarını korumak için kendi ülkelerindeki personele yeterli eğitim verilmesini temin etmek amacıyla, birbirleriyle, yetkili uluslararası örgütlerle, sivil toplum örgütleriyle, diğer ilgili kuruluşlarla ve sivil toplumun diğer unsurlarıyla uygun şekilde işbirliği yapacaklardır. Bu tür bir eğitim şunları içerecektir.

  • (a) Seyahat belgelerinin güvenliği ve kalitesinin geliştirilmesi,
  • (b) Sahte seyahat veya kimlik belgelerinin tanınması ve tespiti,
  • (c) Suça, özellikle, bu Protokol’ün 6 ncı maddesinde belirtilen eylemlere karıştıkları bilinen veya karıştıklarından şüphe duyulan örgütlü suç gruplarını teşhis etmeye, kaçak göçmenleri taşımada kullanılan yöntemlere, seyahat veya kimlik belgelerinin 6 ncı maddede belirtilen eylemleri gerçekleştirmek amacıyla kötüye kullanımına ve göçmen kaçakçılığında kullanılan gizleme yollarına ilişkin istihbari bilgilerin toplanması,
  • (d) Kaçırılmış kişilerin, mutat veya mutat olmayan giriş ve çıkış noktalarında ortaya çıkarılması için usuller geliştirilmesi ve,
  • (e) Göçmenlere insanca muamele yapılması ve haklarının bu Protokol’de öngörüldüğü şekilde korunması.

3. Bu konuda uzmanlığa sahip Taraf Devletler, bu Protokol’ün 6 ncı maddesinde belirtilen eylemlere konu olan kişiler için sıklıkla kaynak veya transit ülke durumuna düşen devletlere teknik yardım sağlamayı değerlendireceklerdir. Taraf Devletler, 6 ncı Maddede belirtilen eylemlerle mücadele etmek amacıyla, taşıt, bilgisayar sistemleri ve belge okuyucuları gibi gerekli olanakları sağlamak için tüm çabayı göstereceklerdir.

Madde 15
Diğer önleyici önlemler

1. Her Taraf Devlet, bu Protokol’ün 6 ncı maddesinde belirtilen eylemlerin örgütlü suç grupları tarafından çıkar amacıyla, sıklıkla işlenen suç faaliyetleri olduğu ve göçmenler için ciddi risk teşkil ettiği gerçeği hakkında kamuoyundaki bilinci artırmak amacıyla bilgilendirme programları uygulamayı veya geliştirmeyi sağlayacak önlemler alacaktır.

2. Sözleşme’nin 31 inci Maddesi uyarınca, Taraf Devletler, göç etme olasılığı bulunan kişilerin örgütlü suç gruplarının tuzağına düşmelerini önlemek amacıyla, halkı bilgilendirme alanında işbirliği yapacaklardır.

3. Her Taraf Devlet, göçmen kaçakçılığının yoksulluk ve azgelişmişlik gibi sosyo-ekonomik nedenleriyle mücadele etmek için ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeylerdeki kalkınma programlarını ve işbirliğini, göçün sosyo-ekonomik  boyutlarını hesaba katarak ve ekonomik ve sosyal bakımdan zayıf bölgelere özel önem vererek, uygun olduğu ölçüde teşvik edecek veya güçlendirecektir.

Madde 16
Koruma ve yardım önlemleri

1. Bu Protokol’ün uygulanmasında, her Taraf Devlet, bu Protokol’ün 6 ncı Maddesinde belirtilen eylemlere konu olmuş kişilerin, uluslararası hukukun ilgili hükümlerinin sağladığı, özellikle yaşama hakkı, işkenceye veya başka zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı muameleye veya cezaya tâbi tutulmama hakkı gibi haklarını saklı tutmak ve korumak için uluslararası hukuktan doğan yükümlülükleriyle uyumlu olarak, gerekli yasal ve diğer bütün uygun önlemleri alacaktır.

2. Her Taraf Devlet göçmenlere, bu Protokol’ün 6 ncı Maddesinde belirtilen eylemlere konu olmaları nedeniyle, bireyler veya gruplar tarafından yöneltilebilecek şiddete karşı koruma sağlamak için uygun önlemleri alacaktır.

3. Her Taraf Devlet, bu Protokol’ün 6 ncı maddesinde öngörülen eylemlere konu olmaları nedeniyle, hayatları veya güvenlikleri tehlikeye giren göçmenlere uygun yardımı sağlayacaktır.

4. Taraf Devletler bu madde hükümlerini uygularken, kadınların ve  çocukların özel ihtiyaçlarını dikkate alacaklardır.

5. Bu Protokol’ün 6 ncı Maddesinde belirtilen eylemlere konu olmuş bir kişinin alıkonulması halinde, her Taraf Devlet, uygulanabildiği hallerde konsolosluk görevlilerine bildirim yapılması ve onlarla iletişime ilişkin hükümler hakkında ilgili kişilerin gecikmeksizin bilgilendirilmesi dahil, Konsolosluk İlişkilerine İlişkin Viyana Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerine uyacaktır.

Madde 17
Anlaşmalar ve düzenlemeler

Taraf Devletler, aşağıdaki amaçlarla ikili veya bölgesel anlaşmalar veya uygulamaya ilişkin düzenlemeler veya mutabakat muhtıraları yapmayı kabul ederler :

  • (a) Bu Protokol’ün 6 ncı maddesinde belirtilen eylemleri önlemek ve bunlarla mücadele etmek için en uygun ve etkin önlemleri almak veya,
  • (b) Kendi aralarında bu Protokol’ün hükümlerini güçlendirmek.
Madde 18
Kaçak göçmenlerin geri dönüşü

1. Her Taraf  Devlet, bu Protokol’ün 6 ncı Maddesinde belirtilen eylemlere konu olmuş ve kendi vatandaşı olan veya geri dönüş zamanında kendi ülkesinde daimi ikamet hakkı bulunan bir kişinin geri dönüşünü, sebepsiz veya makul olmayan bir gecikmeye yol açmadan kolaylaştırma ve kabul etme hususunda mutabıktır.

2. Her Taraf Devlet, bu Protokol’ün 6 ncı maddesinde belirtilen eylemlere konu olmuş ve kendi iç hukuku uyarınca giriş yapılan Devlete giriş zamanında kendi ülkesinde daimi ikamet hakkı olan bir kişinin geri dönüşünü kolaylaştırma ve kabul etme olasılığını değerlendirecektir.

3. Giriş yapılan Taraf Devletin talebi üzerine, talepte bulunulan bir Taraf Devlet, bu Protokol’ün 6 ncı Maddesinde belirtilen eylemlere konu olmuş bir kişinin kendi vatandaşlığını taşıyıp taşımadığını veya kendi ülkesinde daimi ikamet hakkı olup olmadığını, sebepsiz veya makul olmayan bir gecikmeye yol açmadan doğrulayacaktır.

4. Bu Protokol’ün 6 ncı maddesinde belirtilen eylemlere konu olmuş ve gerekli belgeleri bulunmayan bir kişinin geri dönüşünü kolaylaştırmak için, anılan kişinin vatandaşlığını taşıdığı veya daimi ikamet hakkına sahip olduğu Taraf Devlet, giriş yapılan Taraf Devletin talebi üzerine, o kişini kendi ülkesine seyahat etmesini veya yeniden giriş yapmasını sağlamak için gerekli olabilecek seyahat belgelerini düzenlemeyi veya izni vermeyi kabul edecektir.

5. Bu Protokol’ün 6 ncı maddesinde belirtilen eylemlere konu olmuş bir kişinin geri dönüşü ile ilgisi olan her Taraf Devlet, geri dönüşü, düzenli bir biçimde ve kişinin güvenliği ve haysiyetini göz önüne alarak gerçekleştirmek için uygun olan bütün önlemleri alacaktır.

6. Taraf Devletler, bu maddenin uygulanmasında, ilgili uluslararası örgütlerle işbirliği yapabilirler.

7. Bu madde, bu Protokol’ün 6 ncı maddesinde öngörülen eylemlere konu olmuş kişilere giriş yapılan Taraf Devletin iç hukukunca sağlanan herhangi bir hakkı ortadan kaldırmaz.

8. Bu madde, bu Protokol’ün 6 ncı maddesinde belirtilen eylemlere konu olmuş kişilerin geri dönüşlerini tamamen veya kısmen düzenleyen başka herhangi bir ikili veya çok taraflı antlaşmayı veya ilgili herhangi bir uygulama anlaşmasını veya düzenlemeyi veya bunlar kapsamında üstlenilen yükümlülükleri etkilemeyecektir.

IV. Nihaî hükümler

Madde 19
Saklı tutulan hükümler

1. Bu Protokol’deki hiçbir hüküm, Devletlerin ve bireylerin, uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukuku ve özellikle, uygulandığı durumlarda, 1951 tarihli Sözleşme ve 1967 tarihli Mültecilerin Statüsü’ne ilişkin Protokol’ün ilgili hükümlerinde yeralan, kaçtığı ülkeye iade edilmeme ilkesi dahil, uluslararası hukuk kapsamındaki diğer haklarını, yükümlülüklerini ve sorumluluklarını etkilemeyecektir.

2. Bu Protokol’de öngörülen önlemler, kişilere bu Protokol’ün 6 ncı maddesinde belirtilen eylemlere hedef oldukları gerekçesiyle, ayrım yapmayacak bir biçimde yorumlanacak ve uygulanacaktır. Bu önlemlerin yorumu ve uygulanışı uluslararası düzeyde kabul görmüş ayrımcılık yapmama ilkesine uygun olacaktır.

 

Madde 20
Uyuşmazlıkların çözümü

1. Taraf Devletler, bu Protokol’ün yorumlanmasına veya uygulanmasına ilişkin uyuşmazlıkları müzakere yoluyla çözmek için çaba göstereceklerdir.

2. Makul bir zaman içerisinde müzakere yoluyla çözülemeyen bu Protokol’ün yorumlanmasına veya uygulanmasına ilişkin iki veya daha fazla devlet arasında herhangi bir uyuşmazlık, bu Taraf Devletlerden birinin talebi üzerine, tahkime götürülecektir. Eğer, tahkim talebinin yapıldığı tarihten altı ay sonra, Taraf Devletler, tahkime dair düzenlemelerde anlaşamazlarsa, bu Taraf Devletlerden herhangi biri, uyuşmazlığı Divan’ın Statüsü’ne uygun bir taleple, Uluslararası Adalet Divanı’na götürebilir.

3. Her Taraf Devlet, bu Protokol’e ilişkin imzalama, onaylama, kabul veya uygun bulma veya katılım sırasında kendisini, bu maddenin 2 nci fıkrasıyla bağlı saymadığını bildirebilir. Diğer Taraf Devletler, bu tür bir çekince koymuş herhangi bir Taraf Devlet’e karşı bu maddenin 2 nci fıkrasıyla bağlı olmayacaklardır.

4. Bu maddenin 3 üncü fıkrası uyarınca çekince koymuş herhangi bir Taraf Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne yapacağı bir bildirimle, bu çekinceyi her zaman kaldırabilir.

Madde 21
İmza, onay, kabul, uygun bulma ve katılım

1. Bu Protokol, 12-15 Aralık 2000 tarihleri arasında İtalya’nın Palermo kentinde ve ondan sonra da, 12 Aralık 2002 tarihine kadar New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde bütün devletlerin imzasına açık kalacaktır.

2. Bu Protokol, bu maddenin 1 inci fıkrası uyarınca, üyelerinden en az bir devletin bu Protokol’u imzalaması halinde, bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatlarının imzasına da açık olacaktır.

3. Bu Protokol, onaylamaya, kabule veya uygun bulmaya tâbidir. Onaylama, kabul veya uygun bulma belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi edilecektir. Bir bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatı, üye devletlerinden en az biri aynı işlemi yaptığı takdirde, onaylama, kabul veya uygun bulma belgesini tevdi edebilir. Onaylama, kabul ve uygun bulma belgesinde bu tür bir teşkilat, bu Protokol ile düzenlenen konulara ilişkin yetkilerinin sınırını beyan edecektir. Bu tür bir teşkilat yetkilerinin kapsamına ilişkin herhangi bir değişikliği de saklayıcıya bildirecektir.

4. Bu Protokol, herhangi bir devletin veya üyesi devletlerden en az birinin bu Protokol’e taraf olduğu herhangi bir bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatının katılımına açıktır. Katılım belgeleri Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri’ne tevdi edilecektir. Katılımı sırasında, bölgesel bir ekonomik bütünleşme teşkilatı bu Protokol ile düzenlenen konulara ilişkin yetkilerinin sınırını beyan edecektir. Bu tür bir teşkilat yetkilerinin kapsamında meydana gelecek herhangi bir değişikliği de saklayıcıya bildirecektir.

Madde 22
Yürürlüğe giriş

1. Bu Protokol, kırkıncı onaylama, kabul, uygun bulma veya katılım belgesinin tevdi edildiği tarihten sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecek, ancak Sözleşme yürürlüğe girmeden önce yürürlüğe girmeyecektir. Bu fıkranın amaçları bakımından, bölgesel bir ekonomik bütünleşme teşkilatı tarafından tevdi edilmiş herhangi bir belge, bu tür teşkilatlara üye devletler tarafından tevdi edilenlere ilave olarak sayılmayacaktır.

2. Her devlet veya bölgesel bir ekonomik bütünleşme teşkilatı için, bu Protokol’e ilişkin kırkıncı onaylama, kabul, uygun bulma veya katılım belgelerinin tevdiinden sonra, bu Protokol’u onaylayan, kabul eden, uygun bulan ve Protokol’e katılan her Taraf Devlet ve bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatı bakımından, bu Protokol ilgili belgenin tevdiini izleyen 30 uncu gün yürürlüğe girecektir.

Madde 23
Değişiklikler

1. Bu Protokol’ün yürürlüğe girmesini takip eden beşinci yılın dolmasından itibaren, bir Taraf Devlet, değişiklik önerisinde bulunabilir ve bunu Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine yazılı olarak sunabilir, Genel Sekreter bunun üzerine, değişiklik önerisini Taraf Devletlere ve Taraflar Konferansı’na, önerilerin görüşülmesi ve karara bağlanması amacıyla iletecektir. Taraflar Konferansı her bir değişiklik üzerinde görüş birliğine varabilmek için her türlü çabayı gösterecektir. Eğer, görüş birliğine yönelik bütün çabalar tükenmiş ve anlaşmaya varılamamışsa, değişikliğin benimsenmesi için son çare olarak, Taraflar Konferansı toplantısında hazır bulunan ve oy kullanan Taraf Devletlerin üçte iki oy çokluğu aranacaktır.

2. Bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatları, kendi yetkileri dahilindeki konularda, bu maddedeki oy haklarını, bu Protokol’e taraf olan kendi üyesi devletlerin sayısına eşit sayıda oyla kullanacaklardır. Bu tür bir teşkilata üye devletler kendi oy haklarını kullandıkları takdirde teşkilat oy kullanamayacak; teşkilatın oy hakkını kullanması halinde üye devletler ayrıca oy haklarını kullanamayacaklardır.

3. Bu maddenin 1 inci fıkrası uyarınca benimsenen bir değişiklik, Taraf Devletlerce, onaya, kabule veya uygun bulmaya tabidir.

4. Taraf bir Devlet açısından, bu maddenin 1 inci fıkrası uyarınca benimsenen bir değişiklik, bu tür bir değişikliğe ilişkin onaylama, kabul veya uygun bulma belgesinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi edildiği tarihten doksan gün sonra yürürlüğe girecektir.

5. Yürürlüğe giren bir değişiklik, bu değişiklikle bağlı olduğunu açıkça bildiren Taraf Devletler açısından bağlayıcı olacaktır. Diğer Taraf Devletler ise bu Protokol’ün hükümleriyle ve daha önce onaylamış, kabul etmiş veya uygun bulmuş oldukları herhangi bir değişiklik ile bağlı kalmaya devam edeceklerdir.

Madde 24
Çekilme

1. Taraf bir Devlet, bu Protokol’den, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne yapacağı yazılı bir bildirimle çekilebilir. Çekilme, bildirimin Genel Sekreterce alınmasından bir yıl sonra geçerli olacaktır.

2. Bölgesel bir ekonomik bütünleşme teşkilatının bu Protokole taraf olma durumu, teşkilata üye bütün devletlerin Protokol’den çekilmeleri halinde sona erecektir.

Madde 25
Saklayıcı ülke ve kullanılacak diller

1. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu Sözleşme’nin saklayıcısı tayin edilmiştir.

2. Bu Protokol’ün Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca metinlerinin eşit derecede geçerli olduğu özgün metni Birleşmiş Milletler Genel Sekreterince saklanır.

Yukarıdaki hususları tasdiken, usulen yetkilendirilmiş aşağıda imzaları bulunan temsilciler bu Protokol’ü imzalamışlardır.

Türk Tabipler Birliği Meslek Etiği Kuralları

0

Türk Tabipler Birliği Meslek Etiği Kuralları, Türk Tabipleri Birliği tarafından 1999 tarihinde kabul edilerek yayınlanmıştır. 1998 yılı başında değiştirilmek ve günün koşullarına uygun hale getirilmek üzere Türk Tabipleri Birliği tarafından yeniden ele alınan 1961 tarihli “Tıbbi Deontoloji Tüzüğü” yapılan çalışmalar sonunda 1998 Ekim ayında Ankara’da toplanan TTB 47. Olağanüstü Genel Kurulu’nda görüşüldükten sonra son şeklini almış ve gerekli süreçler tamamlanarak, yasa gereği olarak, TTB’nin Tıp Dünyası adlı 15 günlük gazetesinin 1 Ocak 1999 tarihli nüshasında yayınlanmıştır. Türk Tabipler Birliği Meslek Etiği Kuralları 1 Şubat 1999’dan başlayarak geçerlilik kazanmıştır.

Türk Tabipler Birliği Meslek Etiği Kuralları

Kendilerini her zaman dünya hekimliğinin bir parçası olarak gören Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde ulusal, evrensel ve çağdaş bir sorumluluk ve hizmet anlayışına sahip bulunan, hekimlik mesleğinin içinde yer aldığı toplumsal ve kültürel koşullardan soyutlanamayacağının bilinci ile insanın sahip olduğu olanakları geliştirebilmesinin en temel koşulunun onun bedensel ve ruhsal sağlığı olduğunun bilincini taşıyan bu ülkenin hekimleri; dünyadaki ve Türkiye’deki toplumsal ve bilimsel değişimler göz önünde bulundurularak ve çeşitli platformlarda tartışılarak oluşturulan Hekimlik Mesleği Etik Kuralları’na bağlılıklarını bildirmekle, insana insan olarak hizmet etmenin yüce onurunu taşırlar.

Hekimler Meslek Etiği Kuralları

Birinci Bölüm (Amaç, Kapsam ve Tanımlar)
Amaç: 

Madde 1: Bu kuralların amacı, hekimerin mesleklerinin gereklerini yerine getirirken uymaları zorunlu olan hekimlik meslek etiği kurallarını belirlemektir.

Kapsam:
Madde 2:
 Türkiye’de hekimlik yapma hakkını kazanmış olup mesleğini uygulayan tüm hekimler bu kurallar kapsamındadır.

Dayanak:
Madde 3:
 Bu kurallar bütünü 6023 sayılı yasanın 59/g
Maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar:
Madde 4:
 Bu metinde geçen;
a)Bakanlık deyimi; Sağlık Bakanlığı’nı,
b)Hekim Deyimi; tıp doktorlarını
c)Hekim örgütü deyimi; Türk Tabipleri Birliği’ni ifade eder.

İkinci Bölüm (Genel Kural ve İlkeler)
Hekimin Görev ve Ödevleri: 

Madde 5: Hekimin öncelikli görevi, hastalıkları önlemeye ve bilimsel gerekleri yerine getirerek hastaları iyileştirmeye çalışarak insanın yaşamını ve sağlığını korumaktır. Meslek uygulaması sırasında insan onurunu gözetmesi de, hekimin öncelikli ödevidir. Hekim, bu yükümlülüklerini yerine getirebilmek için, gelişmeleri yakından izler.

Etik İlkeler: 

Madde 6: Görevlerini yerine getirirken, hekimin uyması gereken evrensel tıbbi etik ilkeleri yararlılık, zarar vermemek, adalet ve özerklik ilkeleridir.

Hekimin Yansızlığı: 

Madde 7: Hekim görevlerini her durumda hastaları arasındaki siyasal görüş, sosyal durum, dini inanç, milliyet, etnik köken, ırk, cinsiyet, yaş, toplumsal ve ekonomik durum ve benzeri farklılıkları gözetmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür.

Vicdani ve Mesleki Kanı: 

Madde 8: Hekim, mesleğini uygularken vicdani ve mesleki bilimsel kanaatine göre hareket eder.

Sır Saklama Yükümlülüğü 

Madde 9: Hekim, hastasından mesleğini uygularken öğrendiği sırları açıklayamaz. hastanın ölmesi ya da o hekimle ilişkisinin sona ermesi, hekimin bu yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
Hastanın onam vermesi ya da sırrın saklanmasının hasta ya da öteki insanların yaşamını tehlikeye sokması durumunda, hastanın kişilik haklarının zedelenmemesi koşuluyla, hekim bu sırrı saklamakla yükümlü değildir.
Yasal zorunluluk durumlarında hekimin rapor düzenlemesi de, meslek sırrının açıklanması anlamına gelmez.
Hekim, tanık ya da bilirkişi olarak mahkemeye çağrıldığında olayın meslek sırrı olduğunu ileri sürerek bu görevlerinden çekilebilir.

Acil Yardım: 

Madde 10: Hekim, görevi ve uzmanlığı ne olursa olsun, gerekli tıbbi girişimlerin yapılmadığı acil durumlarda, ilk yardımda bulunur.

Ticari Amaç ve Reklam Yasağı 

Madde 11: Hekim, mesleğini uygularken reklam yapamaz, ticari reklamlara araç olamaz, çalışmalarına ticari bir görünüm veremez; insanları yanıltıcı, paniğe düşürücü, yanlış yönlendirici, meslektaşlar arasında haksız rekabete yol açıcı davranışlarda bulunamaz. Hekim, yayın araçlarıyla yapacağı duyurularda varsa, Tababet Uzmanlık Tüzüğü’ne göre kabul edilmiş olan uzmanlık alanını, çalışma gün ve saatlerini bildirebilir. Tabela ve benzeri tanıtım araçlarının biçim ve boyutları yerel tabip odası tarafından saptanır.

Meşru ve Yasak Yöntemler: 

Madde 12: Hekim mesleğini yerine getirirken, bilimsel ve çağdaş tanı ve tedavi yöntemleriyle koruyucu hekimlik ilkelerini gözönünde bulundurur; hastalarının tanı ve tedavisinde bilimsel olmayan yöntemleri uygulayamaz. Hekim, gerekli bilimsel aşamalardan geçip ruhsatlandırılmamış kimyasal, farmakolojik, biyolojk
Maddeleri ilaç olarak kullanamaz.

Hekimliğin Kötü Uygulanması(Malpractice): 

Madde 13: Bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi “hekimliğin kötü uygulaması” anlamına gelir.

Aracılık Etme ve Aracıdan Yararlanma Yasağı: 

Madde 14: Hekim, öteki hekimlere veya tetkik-tedavi kuruluşlarına maddi çıkar karşılığı hasta gönderemez. Hekim, hasta sağlamak amacıyla aracı kişilerden yararlanamaz.

Endüstri ile İlişkilerde Çıkar Sağlama Yasağı: 

Madde 15: Hekimler, endüstri kuruluşları ile hiçbir çıkar ilişkisi kuramazlar. Bilimsel araştırmalar ve eğitime yönelik ilişkiler ise, şeffaf ve kurumsal olmalıdır. Bu ilişkilerde Türk Tabipleri Birliği’nin hazırladığı “Hekim ve İlaç Tanıtım İlkeleri” geçerlidir.

Üçüncü Bölüm (Hekimler Arası İlişkiler)
Meslektaşlar Arasında Saygı: 

Madde 16: Hekim, kendi meslektaşlarını mesleki yönden onur kırıcı ve haksız saldırılara karşı korur.

Yetkinlik Dışı Faaliyet Yasağı: 

Madde 18: Hekim tıbbi görevlerini yerine getirirken, gecikmenin hasta yaşamını tehdit edebileceği zorunlu durumlar dışında özel bilgi, beceri gerektiren bir girişimde bulunamaz.

Danışım (Konsültasyon) ve Ekip Çalışması: 

Madde 19: Danışım ve ekip çalışması sürecinin düzenli işleyebilmesi ve bir hekim hakkı olarak yaşama geçirilebilmesi için;
a) Hasta izlemi sırasında,değişik uzmanlık alanlarının görüş ve uygulamalarına gereksinim doğduğunda, tedaviyi yürüten hekim durumu hasta ve/veya yakınlarına bildirmelidir. Konsültasyonu hastanın tedaviyi yürüten hekimi yazılı olarak ister. Yazılı istemde hastanın özellikleri, konsültasyon isteğinin nedenleri açık ve anlaşılır biçimde belirtilir.
b) Konsültasyon sürecinde konsültan hekim de, hastanın sürekli hekimi gibi hastadan sorumludur.
c) Konsültan hekim, alanında bilimsel ve teknik bilgiye sahip olmalıdır.
d) Konsültasyon sonucunda, konsültasyonun gerekçesi ve sonuçları, açık ve anlaşılır biçimde tutanak ile belgelenir.
e) Konsültasyon sonuçlarından hastalar da yeterli ölçüde bilgilendirilir.
f) Konsültasyonun sonucunda hastanın tedaviyi yürüten hekimi ile konsültan hekimin görüş ve kanaatleri arasında fark olur ve hasta konsültan hekimin önerilerini kabul ederse, hastanın tedaviyi yürüten hekimi tedaviyi bırakabilir.
g) Konsültasyon istenen hekim davete uymak zorundadır.

Odaya Bildirme Yükümlülüğü: 

Madde 20: Hekim meslektaşları ile meslek uygulaması konusunda uzlaşmaz bir anlaşmazlığa düştüğünde ya da tıp etiği açısından yanlış davranan bir meslektaşının bu davranışını kasıtlı bir biçimde sürdürmesi durumunda yerel tabip odasına konuyla ilgili bildirimde bulunur.

Dördüncü Bölüm (Hekim-Hasta İlişkileri)
Hasta Haklarına Saygı: 

Madde 21: Hekim hastasının sağlığı ile ilgili kararlar alırken; bilgilenme hakkı, aydınlatılmış onam hakkı, tedaviyi kabul ya da red hakkı, vb hasta haklarına saygı göstermek zorundadır.

Hekim Seçme Özgürlüğü: 

Madde 22: Hasta, mevzuatın belirlediği kurallara, tıbbi uygulamanın özelliklerine ve kurumun koşullarına göre hekimini seçmekte özgürdür.

Muayenesiz Tedavi Yasağı: 

Madde 23: Hekim, acil vakalar gibi zorunlu durumlar dışında, hastasını bizzat muayene etmeden tedavisine başlayamaz.

Hasta Üzerinde Etkinin Kullanımı: 

Madde 24: Hekim, hasta üzerindeki etkisini tıbbi amaçlar dışında kullanamaz.

Tedaviyi Üstlenmeme veya Yarıda Bırakma: 

Madde 25: Hekim, ancak tıbbi bilgisini gerektiği gibi uygulayamayacağına karar verdiğinde ve hastasının başvurabileceği başka bir hekim bulunduğu durumlarda, hastanın bakımını veya tedavisini üstlenmeyebilir veya tedaviyi yarım bırakabilir. Yukarıdaki koşullarda tedaviyi bırakacak hekim, bu durumu ve hastanın sağlığının tehlikeye düşmeyeceğini hastaya ve hasta yakınlarına anlatır ve onları tıbbi yardımla ilgili başka olanaklar konusunda bilgilendirir. İkinci hekim bulunmadan hekim hastasını bırakamaz. Hekim, tedaviyi üstlenen meslektaşına hasta hakkındaki tüm bilgileri aktarmakla yükümlüdür.

Aydınlatılmış Onam: 

Madde 26: Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar,olası tedavi seçenekleri ve riskleri konusunda aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir.
Acil durumlar ile, hastanın reşit olmaması veya bilincinin kapalı olduğu ya da karar veremeyeceği durumlarda yasal temsilcisinin izni alınır. Hekim, tesilcinin izin vermemesinin kötü niyete dayandığını düşünüyor ve bu durum hastanın yaşamını tehdit ediyorsa, durum adli mercilere bildirilerek izin alınmalıdır. Bunun mümkün olmaması durumunda, hekim başka bir meslektaşını danışmaya çağırır ya da yalnızca yaşamı kurtarmaya yönelik girişimlerde bulunur. Acil durumlarda müdahale etmek hekimin takdirindedir. Tedavisi yasalarla zorunlu kılınan hastalıklar toplum sağlığını tehdit ettiği için hasta veya yasal temsilcisinin aydınlatılmış onamı alınmasa da gerekli tedavi yapılır.
Hasta vermiş olduğu aydınlatılmış onamı dilediği zaman geri alabilir.

Bilgilendirmeme Hakkı: 

Madde 27: Hasta, hastalığı konusunda bilgilendirilmek istemediğini belirtmişse, hekimin bilgi vermesi gerekmez. Ailenin haberdar edilmesi hastayla görüş birliğine varılarak yapılmalıdır. Bilinçsiz durumdaki hastalar için, yakınlarının bilgilendirilip bilgilendirilmemesine hekim karar verir.

Terminal Hastalara Yardım: 

Madde 28: Hekim, terminal dönemdeki hastalara her türlü insani yardımı yapmaya ve insan onuruna yaraşır koşulları sağlamaya ve çekilen acıyı olabildiğince azaltmaya çalışır.

Ücret:
Madde 29:
 Hasta ücret konusunda önceden hekimden bilgi alabilir. Hekim, tüm muayene, tetkik, tıbbi ve cerrahi girişimlerde meslek örgütünün belirlediği taban ücretin altında bir ücret alamaz. Hekimin meslektaşları ile meslektaşlarının eşleri ve bakmakla yükümlü olduklarından muayene ve tedavi için -masraflar dışında- ücret almaması uygundur.

Gereksiz Harcama Yaptırma Yasağı: 

Madde 30: Hekim, hastanın parasal durumu ne olursa olsun, kesin zorunluluk olmadıkça pahalı ilaçlar ve yöntemler öneremez, hastaya gereksiz harcamalar yaptıramaz ve yererı olmayacağını bildiği bir tedaviyi veremez.

Hastayla İlgili Bilgilerin hastaya Verilmesi ve Kullanımı: 

Madde 31: Hasta dosyalarındaki bilgilerin geniş bir özeti ile bilgi ve belgelerin örnekleri, isteği durumunda hastaya verilir. Hekim, yasal zorunluluk olmadıkça, bu bilgileri başkasına veremez. Hekim, hastanın kimlik bilgilerini saklı tutmak koşuluyla, bu bilgileri dosya üzerinde yapacağı araştırmalarda kullanabilir.

Rapor Düzenleme: 

Madde 32: Hekim, bizzat muayene ve tedavi ettiği hastasına gerekli gördüğünde hastalıkla ilgili rapor verir. Bu raporda tıbbi gerekçelere bağlı olarak istirahat, tedavi şekli, diyet, çalışma koşulalrı gibi hasta için gerekli, geçici ya da kalıcı bilgiler ve hekimin önerileri bulunur.

Beşinci Bölüm (Hekim ve İnsan Hakları)
Uluslararası Sözleşmelere Uyma Zorunluluğu: 

Madde 33: Her hekim, başta İnsan Hakları Evrensel Bildigesi olmak üzere tüm insan hakları belgeleribe ve hekimlikle ilgili ortak kurallara uymakla yükümlüdür.

İşkenceye Yardım Yasağı: 

Madde 34: Hekim, tıbbi bilgi ve becerisiyle, işkence ve benzeri uygulamalara katılamaz, yadımcı olamaz, gerçeğe aykırı rapor düzenleyemez. İşkence iddiası olan olgularla karşılaşan hekim, mesleki bilgi ve becerilerini gerçeğin ortaya çıkarılması için kullanır.

Tutuklu ve Hükümlülere Verilecek Tıbbi Yardım: 

Madde 35: Tutuklu ve hükümlülerin muayenesi de, öteki hastalarınki gibi, kişilik haklarına saygılı, hekimlik sanatını uygulamaya elverişli koşullarda yapılır ve onların gizlilik hakları korunur. Hekimin, bu koşulların sağlanması için ilgililerden istekte bulunma hakkı ve sorumluluğu vardır. Muayene sonucu düzenlenecek belge veya raporlarda hekimin adı, doyadı, diploma numarası ve imzası mutlaka bulunur. Belge ve raporun bir örneği kişiye verilir. Belge ve rapor baskı altında yazılmış ise, hekim bu durumu en kısa zamanda meslek örgütüne bildirir.

Tutuklu ve Hükümlülerin Tıbbi Yardımı Reddetmesi: 

Madde 36: Hekim, muayene ve tedavi olanaklarını bilinçli olarak reddeden tutuklu ve hükümlülere bu davranışlarının donuçlarının neler olabileceğini açıklar. Zorla muayene ve tedavi yolunu deneyemez, öneremez.

Ölüm Cezasına Etkin Katılım Yasağı: 

Madde 37: Hekim, hiç bir zaman ölüm cezasının infazında bulunamaz, infaza yardımcı olamaz, ölüm cezası uygulanmasına tıbbi hizmet veremez.

Olağanüstü Durumlar ve Savaş: 

Madde 38: Hekim, olağanüstü durumlar ve savaşta, evrensel nitelikteki tıbbi etik kurallarını yansızlıkla uygular. Hasta ve yaralı sayısının çokluğu nedeniyle, herkese gerekli tıbbi yardımın verilemediği koşullarda hekim, tedavi olanağı yüksek olan ağır vakalara öncelik verir.

Cinsel İlişki Muayeneleri: 

Madde 39: Hekim, savcılıklar ve mahkemeler dışında kalan kişi ve kurumlardan gelen cinsel ilişki muayene istemlerini dikkate almaz. Hekim ilgilinin veya ilgili reşit değilse, veli ve vasisisnin aydınlatılmış onamı olmadıkça cinsel ilişki muayenesi yapamaz.

Altınci Bölüm
(Tıbbi Araştırmalar ve Yayın Etiği)
İnsan Üzerinde Araştırma: 

Madde 40: İnsan üzerinde yapılacak klinik, deneysel ya da epidemiyolojik araştırmalar, gerek ilaç, gerek cerrahi yöntem araştırmaları olsun, bilimsel bilgi birikimine katkıda bulunabilmek amacıyla yerel etik kurulllardan geçmek koşuluyla yapılır. İnsan üzerinde yapılan tüm araştırmalar, bilimsel ve mesleki yönden yeterli ve yetkin kişiler tarafından yürütülür. Araştırmanın sorumluluğu tümüyle araştırmacıya aittir.

Deneğin Bilgilendirilmesi ve Aydınlatılmış Onam: 

Madde 41: İnsan üzerinde yapılan araştırmalarda her deneğe araştırmanın amacı, yöntemleri, beklenen yarar ve olası yan etkileri hakkında, deneğin anlayabileceği dilde ve biçimde yeterli bilgi verilmesi zorunludur. Deneğe, çalışma başladıktan sonra isterse araştırmaya katılmaktan vazgeçebileceği ve onamını geri alabileceği, ancak bu nedenle daha sonraki tedavisinin ve takibini aksamayacağı anlatılır. Bilgilendirme sonrasında deneğin konuyu yeterince anlayıp anlamadığı değerlendirilir.
Araştırma hakkında yeterli bilgilendirme sağlandıktan sonra, deneğin yazılı onamı alınır. Bu onam, deneğin özgür iradesine dayanmalıdır.

Reşit ve Mümeyyiz Olmayanların Durumu: 

Madde 42: Reşit ve/veya mümeyyiz olmayan kişiler yönünden veli veya vasisinin aydınlatılmış onamı gereklidir.

Deneğin Korunması: 

Madde 43: İnsan üzerinde yapılan tıbbi araştırmalarda deneğin yaşamı, bedensel ve zihinsel bütünlüğü ile sağlığı her zaman toplumsal ve bilimsel çıkarların üzerinde tutulur.
Deneğin özel yaşamına saygı gösterilmesi ve kişisel bilgilerin gizliliği sağlanır. Bilimsel araştırma ve yayınlar ile akademik-bilimsel amaçlı sunuşlarda deneğin kimliği gizli tutulur.
Bir tıbbi araştırmada, beklenen katkı ne olursa olsun, denek için ciddi bir tehlike şüphesi doğduğunda araştırma durdurulur.
Araştırmanın giderleri deneğe, yakınlarına ya da sosyal güvenlik kuruluşlarına yansıtılamaz.

Yayın Etiği: 

Madde 44: Hekim, araştırma verilerini değerlendirirken ve yayına hazırlarken bilimsel gerçekleri yansıtmalıdır. Çalışmaya fiilen katılmamış kişilerin adları o yayında yer alamaz. Kaynak göstermeden ve izin almadan başkalarına ait veriler, olgular ve yazılı eserler kullanılamaz.

Yedinci Bölüm (Çeşitli Hükümler)
Hüküm Bulunmayan Durumlar: 

Madde 45: Bu kurallarda yeralmayan durumlarla karşılaşıldığında, hekim, genel etik ilkelere, ulusal düzenlemelere, uluslararası düzeydeki bildirge ve sözleşme hükümlerine uyar.

Disiplin Kovuşturması:

Madde 46: Hekimler, bu kurallar bütünü hükümlerine aykırı davranışlarda bulunduklarında, 6023 Sayılı Türk Tabipleri Birliği Yasası’na göre tabip odaları yönetim kurulları tarafından onur kurullarına sevk edilirler.
Hekimlerin disiplin soruşturmasına uğraması, haklarında ayrıca hukuki ve cezai takibat yapılmasına engel değildir.

Yürürlük: 

Madde 47: Bu kurallar bütünü, Türk tabipleri Birliği Büyük Kongresi’nde kabul edilip, Türk tabipleri Birliği yayın organlarından birince yayımlandıktan bir ay sonra yürürlüğe girer ve Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi ve tabip odaları tarafından yürütülür.

Men’i Müskirat Kanunu – İçki Yasağı

0

Men’i Müskirat Kanunu, savaş koşullarının devam ettiği bir dönemde sarhoşluğun önlenmesi amacıyla içki yasağı öngören kanuni düzenlemedir.

Kanun, Resmi Gazetede (1 Şubat 1921) 28 şubat 1337 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Ancak, Kanuna göre cezalandırılması gereken birçok kişi meclisin çıkardığı af kanunları ile affedilmek zorunda kalınmıştır.

9 Nisan 1924 İçki Affı: Değişiklikler ve Yürürlükten Kaldırılma

Birinci meclis döneminde 28 şubat 1337 tarihinde çıkarılan Meni Müskirat Kanunu (Sarhoşluk veren şeylerin önlenmesi) 9 Nisan 1924’te kaldırılmış cezalar affedilmiştir. İçki yasağı kaldırılana kadar tahminen yirmi sekiz kişi Meclis tarafından affedilmiştir

Müskirat Kanunu 1924 yılında çıkarılan “Müskirat resminin tadiline dair olan 8 kânunusani 1336 tarihli kararnamede münderiç rüsumun tezyidine ve meni müskirat kanununun tadiline dair kanun” ile değiştirilmiştir. Bu değişiklikle birlikte, içkide izinli serbesti dönemi başlamış, kanuna dayalı olarak verilen tüm cezalar da affedilmiştir.

Dönemin hükümeti içki üretim ve satışını devlet tekeline almış, tüm içki üretimi, ithalatı ve ihracatı devlet kontrolüne geçmiştir.

Men’i Müskirat Kanunu

BİRİNCİ MADDE

Memaliki Osmaniye’de her nevi müskirat imal, ithal, füruht ve istimali memnudur.

İKİNCİ MADDE

Müskirat imal, ithal ve nakil ve füruht edenlerden müskiratın beher kıy esi için elli lira cezayi nakdî alız ve elde edilen müskirat imha olunur.

ÜÇÜNCÜ MADDE

Alenen müskirat istimal edenler veya hafiyen istimal edipte sarhoşluğu görülenler ya haddi seri veya elli liradan iki yüz liraya kadar cezayi nakdî veyahut üç aydan bir seneye kadar hapis cezasİyle tecziye olunurlar. Sıfatı resmiye erbabından olanlar dahi memuriyetten tardedilir ve bu husustaki hükümler kabili itiraz ve istinaf ve temyiz değildir.

DÖRDÜNCÜ MADDE

Bu kanunun tasdiki ve neşriyle beraber içki imaline mahsus bilcümle alât ve edevat müsadere edilir. Mevcut içkiler derhal temhir edilir ve iki ay zarfında memaliki ecnebiyeye ihracına müsaade olunur. îki ay hitamında mevcut müskirat imha olunur.

BEŞİNCİ MADDE

Tababette kullanılacak her nevi ispirtolu mevat ihtiyaç nispetinde Sıhhiye vekâletince eczanelere tevzi ve sarfiyatı kontrole tabi tutulur.

ALTINCI MADDE

Tababette istimal olunacak ispirtolu mevaddm sureti istimal ve sarfı hakkında Sıhhiye vekâletince bir talimatname kaleme alınacaktır.

YEDÎNCÎ MADDE

Bu kanun tarihi neşrinden itibaren mer’idir.

SEKÎ.ZÎNCÎ MADDE

Bu kanunun icrayi ahkâmına Dahiliye, Adliye ve Sıhhiye vekilleri memurdur,

Örnek Bir Af Kanunu 

“24 Nisan 1922 – Arapsun’un Rum mahallesinden Dimitri kızı Temya hakkındaki hükmün ref’ine dair Kanun

Meni Müskirat Kanunu’na muhalefetten ötürü mahkum olan Dimitri Kızı Temya bu kanun ile affedilmiştir. Yapılan oylama sonucunda, tek maddelik kanun “ref” terimiyle kabul edilmiştir:

Madde 1- Arapsun’un Rum mahallesinden Dimitri Kızı Temya’nın Men’i Müskirat Kanununa tevfikan 750 lira cezayi nakdî ahzı ile mücazatına ve itadan imtinaı halinde yüz mah müddetle hapsine dair Arapsun Sulh Ceza Mahkemesinden verilen hüküm salâhiyettar bir mahkemeden sâdır olmamış olmasına ve esasen mabilhilmahkûmiyeti olan fiil kanunen cürüm teşkil etmemesine binaen mezbure Temya hakkındaki hüküm ref’ edilmiştir.”

Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi

0

Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi, Bakanlar Kurulu tarafından 13 Ocak 1960 tarihinde kabul edilerek 19 Şubat 1960’ta resmi Gazetede yayınlanmıştır. Etik Beyannamenin dayanağı 6023  Sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu‘dur.

Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi, tıp ve diş hekimlerinin mesleki etik kurallarını belirleyerek uymaları gereken esasları belirleyen bir düzenlemedir.

Nizamnamenin temel amacı, hekimlerin hastalara cinsiyet, ırk, milliyet, dini inanç veya sosyal statü farkı gözetmeksizin, mesleklerini etik bir şekilde icra etmelerini sağlamak ve hastalara karşı azami özen göstermelerini zorunlu kılmaktır. Nizamnamede, hekimlerin sır saklama yükümlülüğüne özel vurgu yapılmıştır. Hekimlere, reklam yapma ve ticari faaliyetlerde bulunma konularında getirilen sınırlar da nizamname ile düzenlenmiştir.

Türk Tabipler Birliği Meslek Etiği Kuralları

Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi ve Hekimlik Meslek Etiği Kuralları 

Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi’nin yerini, 1 Şubat 1999 tarihine yayınlanan Hekimlik Meslek Etiği Kuralları almıştır.

Yeni Meslek Etiği Kuralları, 1996’dan itibaren yapılan çalışmalar sonucunda taslak bir metin haline getirilmiştir. 1998 ylı Ekim ayında Ankara’da toplanan TTB 47. Olağanüstü Genel Kurulu’nda görüşülen metne son şekli verilmiş ve etik kurallar değişen koşullara uygun hale getirilmiştir.

Yeni Hekimlik Meslek Etiği Kuralları, Türk Tabipleri Birliği tarafından  TTB’nin Tıp Dünyası adlı 15 günlük gazetesinin 1 Ocak 1999 tarihli nüshasında yayınlanmıştır. Türk Tabipler Birliği Meslek Etiği Kuralları 1 Şubat 1999’dan başlayarak geçerlilik kazanmıştır.

Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi

MADDE 1

 Tabip ve diş tabiplerinin, deontoloji bakımından riayetle mükellef oldukları kaide ve esaslar bu Nizamnamede gösterilmiştir.
6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanununun 7 nci maddesi mucibince tabip odalarına kayıtlı bulunan tabip ve diştabipleri, bu Nizamname hükümlerine tabidirler.

BİRİNCİ KISIM
UMUMİ KAİDE VE ESASLAR
MADDE 2

Tabip ve diş tabibinin başta gelen vazifesi, insan sağlığına, hayatına ve şahsiyetine ihtimam ve hürmet göstermektir.
Tabip ve diş tabibi; hastanın cinsiyeti, ırkı, milliyeti, dini ve mezhebi, ahlâki düşünceleri, karakter ve şahsiyeti, içtimai seviyesi, mevkii ve siyasi kanaatı ne olursa olsun, muayene ve tedavi hususunda âzami dikkat ve ihtimamı göstermekle mükelleftir.

MADDE 3

Tabip, vazifesi ve ihtisası ne olursa olsun, gerekli bakımın sağlanamadığı âcil vakalarda, mücbir sebep olmadıkça, ilk yardımda bulunur.
Diş tabibi de, kendi sahasında, aynı mükellefiyete tabidir.

MADDE 4

 Tabip ve diş tabibi, meslek ve sanatının icrası veslesiyle muttali olduğu sırları, kanuni mecburiyet olmadıkça, ifşa edemez.
Tıbbi toplantılarda takdim edilen veya yayınlarda bahis konusu olan vakalarda, hastanın hüviyeti açıklanamaz.

MADDE 5

Sağlık müesseselerinde tatbik olunan usul ve kaideler mahfuz olmak üzere, hasta; tabibini ve diş tabibini serbestçe seçer.

MADDE 6

Tabip ve diş tabibi, sanat ve mesleğini icra ederken, hiç bir tesir ve nüfuza kapılmaksızın, vicdanî ve meslekî kanaatına göre hareket eder.
Tabip ve diş tabibi, tatbik edeceği tedaviye tâyinde serbesttir.

MADDE 7

Tabip ve diş tabibi sanat ve mesleğinin icrası dışında dahi olsa, meslek ahlâk ve adabı ile telif edilemeyen hareketlerden kaçınır.

MADDE 8

Tabiplik ve diş tabipliği mesleklerine ve tedavi müesseselerine, ticari bir veçhe verilemez.

Tabip ve diş tabibi, yapacağı yayınlarda tababet mesleğinin şerefini üstün tutmaya mecbur olup, ne suretle olursa olsun, yazıların da kendi reklâmını yapamaz.

Tabip ve diş tabibi, gazetelerde ve diğer neşri vasıtalarında, reklâm mahiyetinde teşekkür ilânları yazdıramaz.

MADDE 9

Tabip ve diş tabibi, gazete ve sair neşir vasıtaları ile yapacağı ilânlarda ve reçete kâğıtlarında, ancak ad ve soyadı ile adresini, Tababet İhtısas Nizamnamesine göre kabul edilmiş olan ihtısas şubesini, akademik ünvanını ve muayene gün ve saatlarını yazabilir.
Muayenehane kapılarına veya binaların dışına asılacak tabebâların ebadı ve adedi, mahalli tabip odaları tarafından tesbit edilebilir. Tabipler ve diş tabipleri, tabip odalarının bu husustaki kararlarına riayet etmekle mükelleftirler.
Tabelâlarda en çok iki renk kullanılabilir. Işık verici vasıtalarla tabelâları süslemek yasaktır.

MADDE 10

 Araştırma yapmakta olan tabip ve diş tabibi, bulduğu teşhis ve tedavi usulünü, yeter derecede tecrübe ederek faydalı olduğuna veya zararlı neticeler tevlit etmiyeceğine kanaat getirmedikçe, tatbik veya tavsiye edemez. ancak, yeter derecede tecrübe edilmemiş olan yeni bir keşfin tatbikatı sırasında alınacak tedbirler hakkında ilgililerin dikkatini celbetmek ve henüz tecrübe safhasında olduğunu ilâve etmek şartı ile, bu keşif tavsiye edebilir.
Bir keşif hakkında yalnış kanaat uyandıracak ifadeler kullanılması yasaktır.

MADDE 11

Tecrübe maksadı ile insanlar üzerinde hiç bir cerrahi müdahale yapılamıyacağı gibi aynı maksatla kimyevî, fizikî veya biyolojik şekilde herhangi bir tedavi de tatbik edilemez.
Klâsik medotların bir hastaya fayda vermiyeceği klinik veya lâboratuvar muayeneleri neticesinde sabit olduğu takdirde daha önce, mûtat tecrübe hayvanları üzerinde kâfi derecede denenmek suretiyle faydalı tesirleri anlaşılmış olan bir tedavi usulünün tatbikı caizdir. Şu kadar ki, bu tedaviinin tatbik edilebilmesi için, hastaya faydalı olacağının ve muvaffakiyet elde edilmemesi halinde ise mûtat tedavi usullerinden daha elverişsiz bir netice alınmıyacağının muhtemel bulunması şarttır.
Evvelce tecrübe edilmiş olmamakla beraber, zarar vermesine ihtimal bulunmayan ve hastayı kurtarması kati görülen bir müdahale yapılabilir.

MADDE 12

Tabip ve diş tabiplerinin:
A) Hastalara, herhangi bir suretle olursa olsun, haksız bir menfaat temini istihdaf eden fiil ve hareketlerde bulunanları;
B) Birbirlerine, muayene ve tedavi için hasta göndermeleri mukabilinde ücret alıp vermeleri;
C) Kendilerine hasta temini maksadiyle, eczacı, yardımcı tıbbi personel ve diğer her hangi bir şahsa tavassut ücreti ödemeleri;
D) Şahsi bir menfaat düşüncesi veya gayrimeşru bir gaye ile ilâç, tıbbi alet veya vasıtalar tavsiye etmeleri yahut sağlık müesseselerine hasta sevketmeleri veya yatırmaları;
E) Muayene ve tedavi ücretinin tesbiti ve bunun ödenmesi hususunda, üçüncü şahısların tavassutunu kabul etmeleri;
caiz değildir.

İKİNCİ KISIM
MESLEKDAŞLARIN HASTALARI İLE MÜNASEBETLERİ
MADDE 13

Tabip ve diş tabibi, ilmî icaplara uygun olarak teşhis koyar ve gereken tedaviyi tatbik eder. Bu faaliyetlerinin mutlak surette şifa ile neticelenmemesinden dolayı, deontoloji bakımından muaheze edilemez.
Tababet prensip ve kaidelerine aykırı veya aldatıcı mahiyette teşhis ve tedavi yasaktır.
Tabip ve diş tabibi; teşhis, tedavi veya korunmak gayesi olmaksızın hastanın arzusuna uyarak veya diğer sebeplerle, akli veya bendeni mukavemetini azaltacak her hangi bir şey yapamaz.

MADDE 14

Tabip ve diş tabibi, hastanın vaziyetinin icabettirdiği sıhhi ihtimamı gösterir. Hastanın hayatını kurtarmak ve sıhhatını korumak mümkün olmadığı takdirde dahi, ıstırabını azaltmaya veya dindirmeye çalışmakla mükelleftir.
Tabip ve diş tabibi, hastasına ümit vererek teselli eder. Hastanın maneviyatı üzerine fena tesir yapmak suretiyle hastalığın artması ihtimali bulunmadığı takdirde, teşhise göre alınması gereken tedbirlerin hastaya açıkca söylenmesi lâzımdır. Ancak, hastalığın, vahim görülen akibet ve seyrinin saklanması uygundur.
Maş’um bir pronostik hastanın kendisine çok büyük bir ihtiyatla ihsas edilebilir. Hasta tarafından, böyle bir pronostiğin ailesine açıklanmaması istenilmemiş veya açıklanacağı şahıs tâyin olunmamış ise, durum ailesine bildirilir.

MADDE 15

 Hastaya bakmak üzere bir aile nezdinde veya herhangi bir müesseseye çağrılan tabip, korunmayı da sağlamaya çalışır. Tabip hastalara ve onlarla birlikte yaşayanlara, kendilerine ve muhitlerine karşı mesuliyetlerini bildirir.
Tabib icabında, tedaviye devamı reddetmek pahasına da olsa hijyen ve korunma kaidelerine riayeti temin için gayret sarfeder.

MADDE 16

Tabip ve diş tabibi bir kimsenin sıhhi durumu hakkında, ilmî metodları tatbik suretiyle bizzat yaptığı muayene neticesinde edindiği vicdani ve fennî kanaata ve şahsi müşahadesine göre rapor verir.
Hususi bir maksakta veya hatır için rapor veya herhangi bir vesika verilmez.

MADDE 17

Tabip ve diş tabibi, hastanın hususi veya ailevi işlerine karışamaz. Ancak, hayati ehemmiyeti haiz bulunan veya sağlık bakımından zaruri görülen hallerde, mümkün olan kolaylığı ve mânevi yardımı sağlar.

MADDE 18

Tabip ve diş tabibi, âcil yardım, resmî veya insani vazifenin ifası halleri hariç olmak üzere, mesleki veya şahsi sebeplerle hastaya bakmayı reddedebilir.

MADDE 19

Tabip ve diş tabibi mesleki veya şahsi sebeplerle, tedaviyi bitirmeden hastasını bırakabilir.
Ancak, bu gibi hallerde, diğer bir meslektaşın tedavi veya müdahalesine imkân verecek zamanı evvelden hesaplayarak hastayı vaktinde haberdar etmesi şarttır. Hastanın bırakılması halinde hayatının tehlikeye düşmesi veya sıhhatinin zarara uğraması muhtemel ise, diğer bir meslektaş temin edilmedikçe, hastayı terkedemez.
Hastayı bu suretle terkeden tabip veşa diş tabibi, lüzum gördüğü veya hasta tarafından talep edildiği takdirde, tedavi zamanına ait müşahade notlarını verir.

MADDE 20

 Tabip ve diş tabibi, faydasızlığını bildiği bir ilâcı, hastaya veremez. Ancak, esaslı bir tedavi yapaması mümkün olmayan hallerde, teselli bakımından bazı ilâçlar tavsiye edebilir.
Mali vaziyetleri müsait olmayan hastalara, mutlak zaruret olmadıkça, pahalı teselli ilâçları verilmesi caiz değildir.
Tabip ve diştabibi, hastaya lüzumsuz veya fuzulî masraflar yaptırmıyacağı gibi faydası olmayacağına ve hastanın malî kudretinin kâfi gelmiyeceğini bildiği bir tedaviyi tavsiye edemez.

MADDE 21

 Başkalarının yardımı ile yapılacak cerrahî ameliyeler ile diğer tedavilerde, operatör, müdavi tabip ve diş tabibi, beraber çalışacağı elamanları seçmekte serbesttir.
Götürü ücret şartı müstesna olmak üzere, yardımcı tıbbi personelin ücretleri hasta tarafından ödenir.
Hasta tarafından çağrılmamış olan müdavi tabip veya diş tabibi, ameliyatta hazır bulunmaktan dolayı ayrıca ücret isteyemez.
Umumi, mülhak ve hususi bütçeli daireler ile belediyelere, iktisadi Devlet teşekküllerine veya bunlara bağlı müeseselere ait sağlık tesislerinde olan usul ve esaslar mahfuzdur.

MADDE 22

Ananın hayatını kurtarmak için yeğâne çare teşkil ettiği takdirde, avortman yapılması caizdir. Ciddi bir tehlikede bulunan ananın hayatı, cerrahi müdahaleyi veya gebeliğe son verebilecek bir tedaviyi zaruri kılıyorsa, hastalığın taallûk ettiği tıp şubesinde mütehassıs iki tabibin ve bu iki mütehassıs temin edilemediği takdirde iki tabibin objektif ve katî delillere dayanan raporları alınmadıkça bu müdahale veya tedavi yapılamaz. Bu raporların aslı müdahaleyi veya tedaviyi yapan tabib tarafından mühafaza olunur ve kendisi tarafından tasdikli ve hastanın ismini ihtiva edmeyen bir örneği, mensup olduğu tabib odasına taahhütlü olarak gönderilir.
Raporun tasdik şerhinde, avortmanın yapıldığı tarih ve mahal gösterilir. Ağır ve âcil vakalarda, yukarıki fıkra mucibince tabip raporu alınması mümkün olmadığı takdirde, tabib re’sen hareket eder ve keyfiyeti derhal taahhütlü bir mektupla mensup olduğu tabip odasına bildirir.
Avortmanlarda, hastanın ve varsa veli veya vasisinin yazılı olarak muvafakatının alınması şarttır.
Bu nizamnamenin yirmi birinci maddesinde yazılı sağlık tesislerinde yapılacak avortmanlarda, bu tesislerde cari olan usul ve esaslar mahfuzdur.

MADDE 23

 Güç doğumlarda tabip, anayı ve çocuğu kurtarmaya gayret eder.
Bu gibi hallerde tabip, ailevî, mülâhazaralar vesair tesirlere kapılmaksızın, ilmin ve fennin icaplarını yerine getirir.

MADDE 24

Hasta, konsültasyon yapılmasını arzu ederse, müdavi tabip veya diş tabibi bu talebi kabul eder.
Müdavi tabip veya diş tabibi, konsültasyon yapılmasına lüzum gördüğü takdirde, keyfiyeti hastaya bildirir. Bu teklifin kalbul edilmemesi halinde, müdavi tabip veya diş tabibi, hastasını bırakabilir.
Bu Nizamnamenin yirmi birinci maddesinde yazılı sağlık tesislerinde, konsültasyonun hangi hallerde ve ne suretle yapılacağı, hastahaneler talimatnamelerinde gösterilir.

MADDE 25

Konsültasyonlarda münakaşa ve müşavareler hasta ile etrafındakilerin duyup anlıyamıyacakları şekilde yapılır.
Münakaşa ve müşavare esnasında, meslek vekarının muhafaza edilmesine dikkat olunur.
Konsültasyona iştirak eden tabip veya diş tabibinin, bir meslektaşı himaye maksadı ile veya başka bir hissi sebeple, lüzumsuz medihlerden kaçınarak kanaatını açıkça söylemesi lâzımdır.

MADDE 26

Konsültasyonda varılan neticeler, bir konsültasyon zaptı ile tespit ve bu zabıt müştereken imza olunur.
Konsültasyon neticesi, ayrıca en yaşlı tabip veya diş tabibi tarafından hastaya bildirilir. Netice bildirilirken hastanın veya yakınlarının maneviyatını bozacak veya kendilerini tereddüt ve şüpheye düşürecek müphem ve imalı sözler sarfedilmesi caiz değildir.

MADDE 27

Konsültan tabip veya diş tabibi, yapılan tedaviyi uygun görmediği takdirde, kanaatını konsültasyon zaptına yazmakla iktifa eder. Yapılan tedaviye müdahalede bulunamaz.

MADDE 28

Konsültan tabip veya diş tabibi ile müdavi tabibin kanaatları arasında aykırılık hasıl olur ve hasta, konsültan tabip veya diş tabibin kanaatını tercih eder ise, müdavi tabip kendi görüşünde israr ettiği takdirde hastayı terkedebilir.

MADDE 29

Konsültan tabip veya diş tabibi hastanın ısrarlı talebi olmadıkça hastayı tedavi edemez.
Konsültan tabip veya diş tabibin konsültasyonu icabettirmiş olan hastalığın devamı müddetince, müdavi tabibin muvafakatı olmadan, hastanın yanına aynı hastalık için mesleki bir maksatla sonradan girmesi caizdir.

MADDE 30

Yapılan konsültasyonda her tabip veya diş tabibi, ücretini ayrı ayrı alır. Ücretin bir elden alınarak taksimi caiz değildir.
Konsültasyon, müdavi tabibe, konsültan tabip veya diş tabibi gibi, ücret almak hakkını verir.

MADDE 31

Asgari ücret tarifesi tatbik olunan yerlerde tabip veya diş tabibi rekabet veya propaganda maksadı ile, tarifede yazılı asgari miktardan aşağı ücret kabul edemez.

MADDE 32

Tabip ve diş tabibinin kendi meslekdaşları ile bunların bakmakla mükellef oldukları usul ve füruunun ve karı ve kocalarının muayene ve tedavileri için ücret almaması uygundur. Bu hallerde, zaruri masraflarını isteyebilir.

MADDE 33

Her çeşit cerrahı müdahale, doğum, fizikoterapi, radyoterapi, diş tababeti tedavileri ve tabibin sıkı nezaretini gerektiren sürekli kürler için hastalardan maktu bir ücret istenebilir.

Bir kür evinde veya bakım ve tedavi müessesinde, tedavi için maktu bir ücret alınabilir.

Diğer hallerde maktu ücretle hasta tedavisi yapılamaz.

Bu Nizamnamenin yirmi birinci maddesinde yazılı sağlık tesislerinde cari olan usul ve esaslar mahfuzdur.

MADDE 34

Götürü ücreti alınması caiz olan hallerde, tedavi tamamlanmadan herhangi bir sebeple bırakılırsa, müdavi tabip o zamana kadar sarfettiği mesai ile masraflarına tekabül eden ücreti alır ve peşin ücret almış ise bakiyesini iade eder.

MADDE 35

Acil vakalarda müdahele eden tabip veya diş tabibi, bu müdahaleden dolayı, ücretini sonradan istiyebilir.

MADDE 36

Bu Nizamnamenin yirmi birinci maddesinde yazılı sağlık tesislerinde çalışan tabib ve diş tabibi, bu daire ve müesseselere ait sağlık kurullarına başvurmuş olan hastaları muayenehane veya lâboratuvarına celbederek ücretle tedavi edemez.

ÜÇÜNCÜ KISIM
MESLEKTAŞLARIN BİRBİRİ İLE VE PARAMEDİKAL MESLEK MENSUPLARI İLE MÜNASABETLERİ
MADDE 37

Tabip ve diş tabipleri, kendi aralarında iyi meslektaşlık münasebetlerini idame ettirmeli ve mânevi bakımından birbirine yardım etmelidirler. Meslekle ilgili anlaşmazlıklarını, evvelâ kendi aralarında halletmeğe çalışmalı ve bunda muvaffak olamadıkları takdirde mensup oldukları tabip odalarına haber vermelidirler.

MADDE 38

Tabip ve diş tabibi meslektaşlarını zemmedemiyeceği gibi onları küçük düşürecek diğer tavır ve hareketlerde de bulunamaz.

Tabip ve diş tabibi, herhangi bir şahsın haysiyet kırıcı hücumlarına karşı meslektaşlarını korur.

MADDE 39

Tabip ve diş tabibi meslektaşlarının hastalarını elde etmeğe mâtuf hareket ve teşebbüslerde bulunamaz.

MADDE 40

Tabip ve diş tabibi, paramedikal meslek mensupları ile mesleki münasebetlerinde, onların bağımsızlığını ihlâl etmemeli, kendilerine nazaket göstermeli, onları hastalarına karşı müşkül bir duruma koyabilecek hareketlerden sakınmalıdır.

DÖRDÜNCÜ KISIM
ÇEŞİTLİ HÜKÜMLER
MADDE 41

Tabip odaları her yıl Ocak ayı başında, odalarda kayıtlı bulunan tabip ve diş tabiplerinin ad ve soyadları ile ihtısas ve adreslerini gösteren levhayı hazırlamakla mükelleftir.

MADDE 42

Muayenehane veya lâboratuvar açan tabip ve diş tabibi, hasta kabulüne veya lâboratuvarda faaliyete başladığı tarihten ve muayenehane veya lâboratuvarlarını kapatması veya nakletmesi halinde de, kapatma veya naklin vukuubulduğu tarihten itibaren en çok bir hafta içinde, keyfiyeti, yazılı olarak mensup olduğu tabip odasına bildirir.

MADDE 43

Tabip ve diş tabibi, muayanehane veya lâboratuvarlarında, kendi namına diğer bir meslektaşı çalıştıramaz. Ancak, muvakkat bir müddet için bizzat bulunmadığı takdirde, diğer bir meslektaşı yerine bırakabilir. Bu müddet bir aydan fazla devam ederse, mensup olduğu tabip odasını haberdar eder.

MADDE 44

Tabip ve diş tabipleri, bu Nizamname hükümlerine aykırı hareket ettikleri takdirde, 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanununun 30 uncu maddesine tevkifan mensup oldukları Tabip Odaları İdare Heyetleri tarafından Haysiyet Divanına sevkedilirler.

Tabip ve diş tabiplerinin inzibati ceza ile tecyize edilmeleri, haklarında ayrıca hukuki veya cezai takibat yapılmasına mâni değildir.

MUVAKKAT MADDE

Bu Nizamname hükümleri, sanatlarını icra den permili dişçiler hakkında da tatbik olunur.

MADDE 45

6023 sayılı Kanunun 59 uncu maddesinin (g) bendine müsteniden hazırlanmış ve Şûrayı Devletçe tetkik edilmiş olan bu Nizamname hükümleri, Resmî Gazete ile neşri tarihinden iki ay sonra yürürlüğe girer.

MADDE 46

Bu Nizamname hükümlerini icraya, Adliye ve Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekilleri memurdur.

Türk Anayasa Hukukçuları

0
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası

Türk Anayasa Hukukçuları

Anayasa Hukukçusu

Doğum Tarihi

Ölüm Tarihi

Ahmet Merih Öden
09.06.1952
 
Ali Fuat Başgil
1893
17.04.1967
Atilla Özer
1941
 
Bakır Çağlar
1941
25.07.2011
Bedii Süheyl Batum
06.05.1955
 
Bertil Emrah Oder
8 Ocak 1968
 
Bülent Tanör
03.09.1940
28.11.2002
Cem Eroğul
1944
 
Erdal Onar
1942
 
Erdoğan Teziç
1936
23.04.2017
Ergun Özbudun
01.07.1937
 
Hikmet Sami Türk
1935
 
Hüseyin Nail Kubalı
1903
1981
İbrahim Özden Kaboğlu
10.04.1950
 
İlhan Arsel
1920
07.02.2010
Kemal Gözler
1966
 
Mahmut Esat Bozkurt
1892
21.12.1943
Mehmet Merdan Hekimoğlu
 
21.12.1943
Mehmet Zafer Üskül
 30.08.1944
 
Meltem Dikmen Caniklioğlu
01.08.1962
 
Muammer Aksoy
 1917
31.01.1990
Mümtaz Soysal
15.09.1929
 
Mustafa Erdoğan
1956
 
Mustafa Koçak
09.11.1952
 
Necmi Yüzbaşıoğlu
1962
 
Orhan Aldıkaçtı
 1924
22.05.2006
Osman Can
1968
 
Osman Korkut Kanadoğlu
06.09.1968
 
Oya Araslı
1943
 
Sait Güran
 23.05.1936
 
Serap Yazıcı
1965
 
Şeref Gözübüyük
11.05.1924
2006
Server Tanilli
 1931
29.11.2011
Sibel İnceoğlu
1964
 
Şükrü Karatepe
1949
 
Tarık Zafer Tunaya
1916
29.01.1991
Tuncer Karamustafaoğlu
Turhan Feyzioğlu
1922
24.03.1988
Yavuz Atar
1965
 
Yavuz Sabuncu
 24.09.1948
12.02.2007
Yusuf Şevki Hakyemez
1960
 
Zafer Gören
17.12.1945
Zühtü ARSLAN
01.01.1964
 
Türk Anayasa Hukukçuları

Ahmet Merih Öden, Ali Fuat Başgil, Atilla Özer, Bakır Çağlar, Bedii Süheyl Batum, Bertil Emrah Oder, Bülent Tanör, Cem Eroğul, Erdal Onar, Erdoğan Teziç, Ergun Özbudun, Hikmet Sami Türk, Hüseyin Nail Kubalı, İbrahim Özden Kaboğlu, İlhan Arsel, Kemal Gözler, Mahmut Esat Bozkurt, Mehmet Merdan Hekimoğlu, Mehmet Zafer Üskül, Meltem Dikmen Caniklioğlu, Muammer Aksoy, Mustafa Erdoğan, Mustafa Koçak, Mümtaz Soysal, Necmi Yüzbaşıoğlu, Orhan Aldıkaçtı, Osman Can, Osman Korkut Kanadoğlu, Oya Araslı, Sibel İnceoğlu, Şükrü Karatepe, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Sait Güran, Serap Yazıcı, Server Tanilli, Şeref Gözübüyük, Tarık Zafer Tunaya, Tuncer Karamustafaoğlu Turhan Feyzioğlu, Yavuz Atar, Yavuz Sabuncu, Zafer Gören, Zühtü ARSLAN

Avukatlık Mesleği Üzerine Avrupa Konseyi Sözleşmesi Hazırlanması İçin Tavsiye Kararı

0

Avukatlık Mesleği Üzerine Avrupa Konseyi Sözleşmesi Hazırlanması İçin Tavsiye Kararı

Avrupa Konseyi Sözleşmesi Hazırlanması İçin Tavsiye Kararı 24 Ocak 2018 tarihinde kabul edilmiştir. 

Avukatlık Mesleği Üzerine Avrupa Konseyi Sözleşmesi Hazırlanması İçin Tavsiye Kararı
24 Ocak 2018 Tarihinde Kabul Edilen 2121 (2018) Numaralı Tavsiye Kararı.
1- Parlamenterler Meclisi, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin, avukatların özel rolünün adaletin yerine getirilmesinde onları birer önder ve mahkeme ile halk arasında birer aracı olarak merkezi bir yere koyduğu görüşüyle hemfikirdir. Avukatlar, hukukun üstünlüğüne dayanan bir Devlette vazifesi asli olan mahkemelere halkın güven duymasını temin etmek bakımından önemli bir rol oynarlar. Halkın mensuplarının adaletin yerine getirileceğine güven duymaları için, avukatlık mesleğinin etkili temsili gerçekleştirme yeterliliğine inanmaları gerekmektedir.
2-Meclis, Bakanlar Komitesinin avukatlık mesleğinin özgürce icrasına ilişkin olarak; üye Devletlere yönelik R (2000) 21 numaralı Tavsiye Kararında ortaya konan asgari normları onaylar. Meclis, bu normların, bağlayıcı olmamakla birlikte, özellikle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinden kaynaklananlar başta olmak üzere, bağlayıcı yükümlülüklerden doğan ilkeleri aydınlatma ve bu ilkeleri uygulanabilir kılma amacını güttüğünü hatırlatır.

Avukatlık Mesleğinin Korunmasına Yönelik Avrupa Konseyi Sözleşmesi (Council of Europe Convention for the Protection of the Profession of Lawyer) 11-12 Mart 2025 tarihinde düzenlenen 1522. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısında kabul edilmiştir. Sözleşme, avukatlık mesleğini kurumsal mekanizmalarla korumayı amaçlayan ilk uluslararası belgedir. Avrupa Hukuki İşbirliği Komitesi(CDCJ)‘nin çalışmaları ile hazırlanan Sözleşme, avukatların bağımsızlığını, güvenliğini ve mesleki faaliyetlerini tehdit eden durumlara karşı uluslararası düzeyde yasal koruma sağlamayı amaçlamaktadır. Avukatlık mesleğini korumaya yönelik uluslararası sözleşme metni Türkiye Barolar Birliği Uluslararası İlişkiler ve Avrupa Birliği Merkezi tarafından Türkçe’ye tercüme edilmiştir.

3-Bu itibarla pek çok Avrupa Konseyi ülkesinde avukatlara yönelik taciz, tehdit ve saldırıların meydana gelmeye devam etmesi ve hatta yaygınlık kazanarak sistematikleştiği ve bariz bir şekilde bilinçli bir politikanın sonucu olduğu bazı ülkelerde artış göstermesi, son derece ciddi bir endişe kaynağıdır. Bu saldırılara, başka hususların yanı sıra, kimi durumlarda otoritelerce yetersiz şekilde soruşturulan, öldürme, kamu görevlileri tarafından da olmak üzere fiziksel şiddet, tehdit, haksız aleni eleştirilere maruz kalma ve avukatların önde gelen politik figürler dahil olmak üzere müvekkilleriyle bir tutulması, avukatları cezalandırmak üzere ceza soruşturmasının kötüye kullanılması ya da avukatların belli davalardan alınması, müvekkillerin avukatları ile görüşmelerinin hukuka aykırı şekilde izlenerek avukatlık mesleğine özgü ayrıcalıkların ihlal edilmesi, hukuka aykırı soruşturmalar kapsamında arama ve el koyma, avukatların kendi müvekkillerinin ceza davalarında tanık olarak sorguya çekilmesi, disiplin soruşturmasının kötüye kullanılması ve avukatların bağımsızlığının etkili şekilde korunmasını sağlama ve işlevsel kılma bakımından çeşitli yapısal ve usule ilişkin yetersizlikler de dahildir.
4-Meclis, bu durumun, R (2000) 21 numaralı Tavsiye Kararının hükümlerini bir Sözleşme şeklinde bağlayıcı bir belge haline getirerek, etkili bir kontrol mekanizmasıyla, bu kararın hukuki statüsünü güçlendirme gereğini ortaya koyduğunu dikkate alır. Bu nitelikte bir Sözleşme, üye olmayan ülkelerin taraf olmasına da izin verilerek daha geniş bir uluslararası alanda bağlayıcı normlara kaynak teşkil edebilir.
5-Devam eden yargılama süreçleri dahil, bireysel hakların her gün korunmasında avukatların üstlendiği rol bağlamında, Meclis ayrıca avukatların güvenliğine ve bağımsızlığına ve mesleklerinin gereklerini etkin şekilde yerine getirmelerine yönelik yakın tehditlere cevap verebilmek adına bir erken uyarı mekanizmasına ihtiyaç duyulduğunu göz önünde bulundurur. Meclis, Avrupa Konseyinin, gazetecilerin ve gazetecilerin güvenliğinin korunmasını desteklemek amacıyla mevcut olan Platformunu hatırlatır ve işbu metin bağlamında da benzer bir mekanizmanın eşit ölçüde pratik etkinlik, usul bakımından verimlilik ve teknik yönden elverişlilik sağlayacağını dikkate alır.
6-Bu nedenle Meclis, Avrupa Konseyi üyesi devletlere R (2000) 21 numaralı Tavsiye Kararının etkili şekilde uygulanması da dahil olmak üzere; avukatlık mesleğinin özgürce icra edilmesine saygı duymaları, korumaları ve geliştirmeleri için çağrı yapar.
7-Parlamenterler Meclisi Bakanlar Komitesi’ne:
7.1. R (2000) 21 numaralı Tavsiye Kararında yer verilen standartlara dayanılarak; avukatlık mesleği üzerine bir sözleşme hazırlanması ve kabul edilmesi ve bunu yaparken;
7.1.1. Avrupa Baroları ve Hukuk Birlikleri Konseyi Avrupa’da Avukatlık Mesleğine İlişkin Temel İlkeler Tüzüğü ve Avrupa’da Avukatların Tabi Olduğu Meslek Kuralları, Uluslararası Avukatlar Birliğinin 21. Yüzyılda Avukatlık Meslek Kurallarına Dair Turin İlkeleri, Uluslararası Barolar Birliğinin Avukatlığın Bağımsızlığı İçin Standartları, Avukatlık Mesleğinin İcrası Üzerine Uluslararası İlkeleri ve Şikayet ve Disiplin Usulleri Üzerine Rehberi dahil olmak üzere, ilgili diğer belgelerin dikkate alınması;
7.1.2. Yolsuzluğa, kara para aklamaya ve terörizmle mücadele amacıyla kabul edilen önlemler de dahil olacak şekilde, ilgili yasal ve düzenleyici bağlamda yaşanan gelişmelere cevap vermek üzere avukata erişim ve avukatın müvekkillerine erişimi, mesleki faaliyetlerinin icrası sırasında yapılan açıklamalar için dokunulmazlığı ve avukat-müvekkil iletişiminin gizliliği gibi temel konularla ilgili olarak güvencelerin sağlanması;
7.1.3. Sivil toplum örgütlerinin ve avukat örgütlerinin de görüş sunma imkanıyla birlikte; taraf devletler tarafından sunulan periyodik raporları denetleyecek uzman grubu seçeneğini göz önünde bulundurarak etkili bir kontrol mekanizması oluşturulması;
7.1.4. Sözleşmenin, taraf olmayan devletlerin katılımına açılmasının düşünülmesi;
7.2. gazetecilerin güvenliğinin ve gazeteciliğin korunmasının geliştirilmesi platformu model alınarak avukatların güvenliğine ve bağımsızlığına ve mesleki görevlerini etkili bir şekilde yapabilmelerine yönelik acil tehditlere karşı erken uyarı mekanizmasının oluşturulması. Bu bağlamda, Meclis, “Avrupa Konseyi Üyesi Devletlerde insan hakları savunucularının rolünün ve korunmasının güçlendirilmesi” 2085 (2016) numaralı Tavsiye Kararında avukatlar dahil, insan hakları savunucularının korunması için platform kurulması için yaptığı çağrıyı tekrarlar;
7.3. İki yönlü işbirliği aktiviteleri dahil; taraf devletler tarafından yeni bir sözleşmenin onaylanmasının beklendiği R (2000) 21 numaralı Tavsiye Kararının uygulanmasının sağlanması için aktiviteler düzenlenmesi;
7.4. 2085 (2016) numaralı Tavsiye Kararın tam olarak uygulanması çağrısı yapar.

Türk Dil Kurumu

0

 

Türk Dil Kurumu, Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla 12 Temmuz 1932’de Atatürk’ün talimatıyla kurulmuştur. Cemiyetin kurucuları, hepsi de milletvekili ve dönemin tanınmış edebiyatçıları olan Sâmih Rif’at, Ruşen Eşref, Celâl Sâhir ve Yakup Kadri’dir. Kurumun ilk başkanı Sâmih Rif’at’tır. Türk Dili Tetkik Cemiyetinin amacı, “Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek” olarak tespit edilmiştir. Kurulan cemiyet bu amacını Türk dilini tetkik ve elde edilen neticeleri neşir ve tamim ederek gerçekleştirecektir.

Bu amaca ulaşmak için de şu yol takip edilecektir: 1. Toplanıp ilmî müzakerelerde bulunmak; 2. Türk dilini kendi meşelerine, tekâmülüne ve ihtiyaçlarına göre tespit ve tedvin etmek; 3. Türk dilini tetkike yarayacak vesaik ve malzemeyi elde etmek, eski kitaplardan ve memleketin her mıntıkasındaki halk dilinden derlemeler yapmak ve yaptırmak; 4. Cemiyet mesaisinin semerelerini her türlü yollarda neşre çalışmak.

Atatürk’ün sağlığında, 1932, 1934 ve 1936 yıllarında yapılan üç kurultayda hem Kurumun yönetim organları seçilmiş, hem dil siyaseti belirlenmiş, hem de ilmî bildiriler sunulup tartışılmıştır. 26 Eylül-5 Ekim 1932 tarihleri arasında Dolmabahçe Sarayı’nda yapılan Birinci Türk Dili Kurultayı sonunda Kurumun “Lügat-Istılah, Gramer-Sentaks, Derleme, Lenguistik-Filoloji, Etimoloji, Yayın” adları ile altı kol hâlinde çalışmalarını sürdürmesi kabul edilmiştir. Sonraki kurultaylarda bu kollardan bazıları ayrılmış, bazıları tekrar birleştirilmiş; fakat ana çatı değiştirilmemiştir. 1934’te yapılan kurultayda Cemiyetin adı, Türk Dili Araştırma Kurumu; 1936’daki kurultayda ise Türk Dil Kurumu olmuştur.

 Türk Dil Kurumu başlangıçtan beri çalışmalarını iki ana eksen üzerinde yürütmüştür:
1. Türk dili üzerinde araştırmalar yapmak, yaptırmak;

2. Türk dilinin güncel sorunlarıyla ilgilenerek çözüm yolları bulmak.

Atatürk’ün kendisi de Türk dili üzerindeki yerli ve yabancı araştırmaları bizzat inceleyerek, dönemindeki bilginleri Türk dili üzerinde araştırmalar yapmaya yönlendirmiştir. Nitekim Türk dilinin en eski anıtları olan Göktürk (Runik) yazılı metinlerin ilk iki cildi onun sağlığında yayımlanmış; 1940’larda yayın hayatına çıkabilen Dîvânu Lügâti’t-Turk, Kutadgu Bilig gibi eserler üzerinde de yine onun sağlığında çalışılmaya başlanmıştır. Daha sonra birçok cilt hâlinde ortaya çıkacak olan Tarama ve Derleme Sözlüğü‘yle ilgili çalışmalar da Atatürk’ün sağlığında başlamıştır. Tarama Sözlüğü, 13. yüzyılda başlayan Batı Türkçesinin eski eserlerinin taranmasıyla; Derleme Sözlüğü, Anadolu ağızlarında kullanılan kelimelerin derlenmesiyle oluşturulmuş büyük sözlüklerdir. Çağdaş Türkçenin grameri, sözlüğü, imlâsı ve terimleriyle ilgili çalışmalar da Atatürk tarafından ilgiyle izlenmiştir.

Türk Dil Kurumunun kuruluşuyla birlikte çağdaş Türkçede çok hızlı bir arılaştırma akımı da başlamıştır. Bizzat Atatürk’ün öncülük ettiği, Türk dilinin yabancı kökenli sözlerden temizlenmesi akımı 1935 güzüne kadar sürmüş; halkın diline girip yerleşmiş kelimelerin dilden atılması işleminden bu tarihte vazgeçilmiştir. Atatürk’ün ölümünden sonra da öz Türkçe akımı Türk aydınları arasında sürekli tartışılan bir konu olmuştur.

1936 Kurultayı’nda kabul edilen tüzük değişikliği ile tüzüğün birinci maddesi ad değişikliğini bildirmekle birlikte TDK’nin Atatürk’ün öncülüğünde kurulduğu şu sözlerle ifade edilmiştir: Ulu önder Atatürk’ün kutlu eliyle ve onun yüce Kurucu ve Koruyucu Genel Başkanlığı altında 12 Temmuz 1932’de kurulmuş olan “Türk Dili Tetkik Cemiyeti”, “Türk Dil Kurumu” adını almıştır.

Atatürk, ölümünden kısa bir süre önce yazdığı vasiyetname ile mal varlığını Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumuna bırakmıştır. Bu iki kurumun bütçesi bugün de Atatürk’ün mirasından karşılanmaktadır.

Atatürk, 1 Kasım 1936’da Türkiye Büyük Millet Meclisinin V. dönem 2. yasama yılını açış konuşmasında Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunun geleceği ile ilgili dileklerini şu sözlerle dile getirmiştir:

Başlarında değerli Eğitim Bakanımız bulunan, Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumunun her gün yeni gerçek ufuklar açan, ciddî ve aralıksız çalışmalarını övgü ile anmak isterim. Bu iki ulusal kurumun, tarihimizin ve dilimizin, karanlıklar içinde unutulmuş  derinliklerini, dünya kültüründe başlangıcı temsil ettiklerini, kabul edilebilir bilimsel belgelerle ortaya koydukça, yalnız Türk ulusunun değil, bütün bilim dünyasının ilgisini ve uyanmasını sağlayan, kutsal bir görev yapmakta olduklarını güvenle söyleyebilirim. Tarih Kurumunun Alacahöyük’te yaptığı kazılar sonucunda, ortaya çıkardığı beş bin beş yüz yıllık maddî Türk tarih belgeleri, dünya kültür tarihinin yeni baştan incelenmesini ve derinleştirilmesini gerektirecektir. Birçok Avrupalı bilim adamının katılması ile toplanan son Dil Kurultayının aydınlık sonuçlarını görmekle çok mutluyum. Bu ulusal kurumların az zaman içinde ulusal akademilere dönüşmesini dilerim. Bunun için, çalışkan tarih, dil ve bilim adamlarımızın, bilim dünyasınca tanınacak orijinal eserlerini görmekle mutlu olmanızı dilerim.”

Türk Dil Kurumunun yapısıyla ilgili ilk önemli değişiklik 1951 yılındaki olağanüstü kurultayda yapılmıştır. Atatürk’ün sağlığında Millî Eğitim Bakanının Kurum başkanı olmasını sağlayan tüzük maddesi 1951’de değiştirilmiş; böylece Kurumun devletle bağlantısı koparılmıştır. Söz konusu Kurultay’da yapılan tüzük değişikliği ile Cumhurbaşkanlarının Kurumu koruyuculuk özellikleri, Millî Eğitim Bakanlarının doğal Kurum başkanlıkları hükümleri kaldırılmış, Yönetim Kurulunun kendi içinde başkan seçmesi kuralı getirilmiştir. Böylece Kurumun 1951 yılına kadar süren devlet himayesindeki dernek statüsüne son verilmiştir. Bu tarihten sonra bir dernek yapısındaki TDK’nin Başkanı, hemen her meslekten kişilerin bulunduğu üyeler tarafından seçilen Yönetim Kurulu içerisinden seçilecektir. Bu hüküm, izleyen kurultaylarda kabul edilen tüzüklerde yer almıştır.

İlk büyük yapı değişikliğinin yaşandığı 1951 yılındaki Olağanüstü Türk Dil Kurultayı’nda Kurumun amaç maddesi de değiştirilerek “dil araştırmalarının devrimci bir anlayışla ve bilim metotlarına uygun olarak yapılmaya çalışılacağı” belirtilmiştir. Atatürk dönemi “nizamname”lerinde ve tüzüğünde yer alan amaç maddesinin Atatürk’ten sonra değiştirilmiş bu biçimine 1954, 1956, 1964, 1973, 1979 yıllarındaki kurultaylarda kabul edilen tüzüklerde aynen yer verilmiştir.

İkinci önemli yapı değişikliği 1982 Anayasası ile gerçekleşmiştir. Atatürk’ün 1936 yılı meclis açış konuşmasında dile getirdiği “Bu ulusal kurumların az zaman içinde ulusal akademilere dönüşmesini dilerim” şeklindeki isteği dikkate alınarak her iki kurum da bu değişiklik ile akademik bir yapıya kavuşturulmuştur. 1982’de kabul edilen ve şu anda da yürürlükte olan Anayasa ile Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu, bir Anayasa kuruluşu olan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu çatısı altına alınmış; böylece devletle olan bağlar yeniden ve daha güçlü olarak kurulmuştur.

Anayasanın 134. maddesiyle Atatürk’ün manevi himayelerinde Cumhurbaşkanlarının gözetim ve desteğiyle başbakanlığa bağlı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu kurulmuştur. Anayasanın bu maddesine bağlı olarak kabul edilen 2876 Sayılı Kanun ile Türk Dil Kurumu; AtatürkAraştırma Merkezi, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezi ile birlikte kamu tüzel kişiliğine sahip dört kurumdan biri olarak tanımlanmıştır.

Yeni dönemde Türk Dil Kurumu başkanı artık atama yoluyla göreve getirilmektedir. Bununla beraber 2876 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanunu’nun TDK ile ilgili bölümünde Atatürk dönemi “nizamname”lerinde ve tüzüğünde yer alan ifadelerin aynen korunduğu, hatta bazı ifadelerin tırnak içerisinde aynen aktarıldığı görülmektedir. Ayrıca Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu için Atatürk’ün vasiyetnamesinde belirtilen mali menfaatler saklı olup kendilerine tahsis edilmiştir.

 Bu dönem içinde Türk Dil Kurumu ve diğer Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bağlı kuruluşları, 20’si Yüksek Öğretim Kurumu; 20’si Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yüksek Kurulu tarafından seçilen 40 asıl üyeden oluşan Bilim Kurullarına sahiptir. Üyelerin büyük çoğunluğu Türk üniversitelerinde çalışan Türkologlardır. Başbakanın önerisiyle Cumhurbaşkanınca tayin edilen Kurum Başkanı ve 40 asıl üye Bilim Kurulunu oluşturmaktaydı. Kurumun ilmi çalışmaları bu kurul tarafından planlandığı gibi yönetim işlerini üstlenen Yürütme Kurulu ile ilmi çalışmaları yürüten Kol ve Komisyonların üyeleri de bu kurul tarafından seçilmekteydi.

Türk Dil Kurumu teşkilat yapısında yapılan son değişiklik 02.11.2011 tarihinde 664 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yapılmıştır. Söz konusu kararname ile Atatürk’ün vasiyetine uygun olarak Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunun tüzel kişilikleri korunarak malî menfaatler saklı tutulmuş ve kendilerine tahsis edilmiştir.

664 Sayılı Kararname’ye bağlı olarak yürürlüğe giren Atatürk Kültür, Dil Ve Tarih Yüksek Kurumu Asli, Şeref ve Haberleşme Üyeleri Yönetmeliği hükümlerine göre Kurumun görev alanına giren konularda üstün nitelikli ilmî araştırma ve eserleriyle, eğitim, öğretim, kültür ve sanat hizmetleriyle temayüz etmiş, Türkiye Cumhuriyeti uyruklu kişiler arasından seçilen 40 aslî üye Bilim Kurulunu oluşturmaktadır. Aslî üyeler, Yüksek Kurum Başkanı ile ilgili Kurum başkanının birlikte önereceği iki katı aday arasından Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yönetim Kurulunca seçilmektedir.

Bilim Kurulu Çalışma Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmelik hükümlerine göre de İlmî çalışmaları yürüten Kol ve Komisyonların üyeleri de Bilim Kurulu tarafından seçilmektedir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

İlmî çalışmaları yürüten kollar şunlardır:

1. Türk Yazı Dilleri ve Ağızları Kolu

2. Türkçenin Eğitimi ve Öğretimi Kolu

3. Yazıt Bilimi Kolu

4. Sözlük Kolu

5. Yayın ve Tanıtma Kolu

6. Dil Bilimi ve Dil Bilgisi Kolu

Türk Dil Kurumunun Türk dilinin çeşitli alanlarına, dönemlerine ve konularına yönelik ilmî araştırmaları bilim ve uygulama kolları ile sınırlı değildir. Bilim ve uygulama kollarının yanı sıra Türk Dil Kurumunun desteklediği projelerle Türk dili ile ilgili bazı alanlarda ve konularda da araştırmalar yürütülmesi, bu araştırmaların yayına dönüştürülmesi ile ilim dünyamıza yeni yayınlar kazandırılması amaçlanmaktadır. Türk Dil Kurumunda şu anda şu projeler yürütülmektedir:

1.Türk Dili ile İlgili Yabancı Dillerdeki Temel Eserlerin Tercüme Edilmesi

2.Türkiye Türkçesi Köken Bilgisi (Etimoloji) Sözlüğü’nün Hazırlanması

3.Türk İşaret Dili Sisteminin Oluşturulması, İşaret Dili Sözlüğü’nün Hazırlanması

4.Uzaktan Öğretim Yöntemiyle Yabancılara Türkçe Öğretimi Yazılımı

5.Farklı Kültürlerin Temel Düşünce ve İlim Eserlerinin Türkçeye Çevirisi

6.Türk Dili Belgesel ve Film Yapımı

    Türkiye Türkçesinin çağdaş sözlüğünü sürekli geliştirerek Genel Ağ ortamında sürekli güncelleyen Türk Dil Kurumu, 2011 yılı içinde Türkçe Sözlük’ün 11. baskısını yayımlamıştır.   Türkçe Sözlük‘ ün son baskısında 122.000 civarında kelime yer almıştır. Yazım Kılavuzu‘nun son baskısı 2012 yılında yayımlanmıştır. İlköğretim müfredatına göre seçilen 11.630 kelimenin tanım ve anlamlarının yer aldığı İlköğretim Okulları için Türkçe Sözlük’ ün 5. baskısı gerçekleştirilmiştir.Anlamlarının verilmesinde hem ilköğretim ders içerikleri hem de ilköğretim öğrencilerinin söz varlığı göz önünde bulundurulmuştur. İlköğretim Okulları için Yazım Kılavuzu’ güncellenerek içeriğine “Yazım Kuralları”, “Konu Dizini”, “Genel Dizin” bölümlerine yer verilmiş ve 6. baskısı yayımlamıştır.

     Son dönemde, yılda 30-40 ilmî eseri yayın dünyasına kazandıran Türk Dil Kurumunun üç süreli yayını da bulunmaktadır. Güncel dil ve edebiyat konuları ve geniş kitlenin anlayacağı dilde yazılmış araştırmaları içine alan Türk Dili dergisi ayda bir yayımlanmaktadır. Altı ayda bir yayımlanan Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi; Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen, Azeri, Tatar vb. Türk topluluklarının dil ve edebiyatlarıyla ilgili araştırmalara yer verir. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı-Belleten ise tamamen ilmî araştırmaları içine alır ve yılda bir sayı iki cilt yayımlanır. Uluslararası hakemli dergi niteliğindeki Türk Dünyası, ASOS Index, SOBIAD (Sosyal Bilimler Atıf Dizini) ve Google scholar tarafından taranmaktadır. Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi’ne ULAKBİM (DergiPark) üzerinden de ulaşılabilmektedir. Alanımızın önemli dizinlerinden MLA ile yazışmalarımız tamamlanmış, taranma talebimiz kabul edilmiştir. TURKOLOGISCHER ANZEIGER ve TURKOLOGY ANNUAL tarafından taranan Türk Dili Araştırmaları Yıllığı BELLETEN dergisi,  Üniversiteler Arası Kurul Başkanlığının Filoloji Temel Alanları için kabul ettiği ‘ulusal hakemli’ dergi niteliğini taşımaktadır. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı BELLETEN dergisine de ULAKBİM (DergiPark) üzerinden ulaşılabilmektedir.

Türk Dil Kurumu kuruluşundan bugüne içinde bilim sanat terimleri sözlükleri, ağız araştırmaları, Türk dünyası destanları ve edebî metinlerinin bulunduğu geniş bir yelpazede 1163’ü geçen eseri yayımlayarak bilim kültür dünyasına sunmuştur. Günümüzde Türk Dil Kurumu, zengin bir araştırma kütüphanesiyle Türkiye’nin önde gelen araştırma ve kültür kurumu olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

Yargı Reformu Strateji Belgesi

0
Yargı Reformu Strateji Belgesi

Yargı Reformu Strateji Belgesi, hukuk devletinin güçlendirilmesi, hak ve özgürlüklerin korunup geliştirilmesi, etkin ve hızlı işleyen bir adalet sisteminin oluşturulması amacıyla Avrupa Birliği Hukuku perspektifi çerçevesinde hazırlanarak ilan edilmektedir.

Adalet Bakanlığı İnsan Hakları 2021 Eylem Planı

Avrupa Birliği müktesebatı ile uyum sağlanması amacıyla müzakere süreci devam etmekte, müzakere sürecinde “Yargı ve Temel Haklar” başlıklı 23’üncü Fasıl kapsamına yargı reformu çalışmaları devam etmektedir.

Yargı Reformu Temel İlkeleri

Yargı Reformu Strateji Belgelerinin ilki 2009 yılında hazırlanmış, 2009 yılında hazırlanan belge 2015 yılında güncellenerek ilan edilmiştir. Yargı Reformu Strateji Belgelerinin üçüncüsü 30 Mayıs 2019 tarihinde açıklanmıştır. Yeni strateji belgesi önceki belgelerin devamı niteliğindedir. Yargı Reformu Strateji Belgesi 2023 Yargı Vizyonu hedefiyle Güven Veren ve Erişilebilir Bir Adalet Sistemini amaçlamaktadır.

Yargı Reformu Strateji Belgesinin üçüncüsü 30.05.2019 tarihinde açıklanmıştır.

Yargı Reformu Strateji Belgesinin Amaç ve Hedefleri 
  • Hak ve Özgürlüklerin Korunması ve Geliştirilmesi
  • Yargı Bağımsızlığı, Tarafsızlığı ve Şeffaflığının Geliştirilmesi
  • İnsan Kaynaklarının Nitelik ve Niceliğinin Artırılması
  • Performans ve Verimliliğin Artırılması
  • Savunma Hakkının Etkin Kullanımının Sağlanması
  • Adalete Erişimin Kolaylaştırılması ve Hizmetlerden Memnuniyetin Artırılması
  • Ceza Adaleti Sisteminin Etkinliğinin Artırılması
  • Hukuk Yargılaması ile İdari Yargılamanın Sadeleştirilmesi ve Etkinliğinin Artırılması
  • Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yöntemlerinin Yaygınlaştırılması
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab
Adil Yargılanma Hakkı ve Yargı Reformu Strateji Belgesi

Yargı Reformu Strateji Belgelerinin en önemli amacı, tüm insan hakları sözleşmelerinin hedeflediği adil yargılanma hakkının gerçekleşmesini sağlamaktır. Avrupa Konseyi Adaletin Etkililiği Komisyonu’nun (CEPEJ), adil yargılanma hakkının korunmasına ilişkin olarak geliştirdiği Yargıda Zaman Yönetimi çalışmasına ilişkin model önceki Strateji Belgesi döneminde hayata geçirilmiştir. Bu kapsamda genel bir çerçeve oluşturmak üzere ülke genelinde soruşturma ve yargılamalarda hedef süreler belirlenmiştir.

Demokratik toplumun en önemli göstergesi olan adil yargılanma hakkı aşağıdaki hak ve ilkeleri kapsamaktadır:

a. Mahkemeye erişim hakkı
b. Bağımsız ve tarafsız yargı yerinde yargılanma hakkı
c. Kanuni hakim güvencesi
d. Masumiyet karinesi
e. Makul sürede yargılanma hakkı
f. Savunma hakkı
g. Silahların eşitliği ilkesi
h. Çelişmeli yargılanma hakkı
i. Gerekçeli karar hakkı
j. Kararların icrası hakkı
k. Aleni yargılanma ve karar hakkı
l. İsnat edilen suçu öğrenme hakkı
m. Tanık dinletebilme ve sorgulama hakkı
n. Tercümandan yararlanma hakkı

Yargı Reformu Strateji Belgesinin Kapsamı ve Önemi

Türkiye Cumhuriyeti, Yargı Reformu Strateji Belgesi ile demokrasisini güçlendirmeye, hak ve özgürlükleri geliştirmeye ve genişletmeye vurgu yapmaktadır.

Yargı Reformu Strateji Belgesinin ana başlıkları; hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi, hak ve özgürlüklerin daha etkin korunup geliştirilmesi, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının güçlendirilmesi, sistemin şeffaflığının artırılması, yargısal süreçlerin basitleştirilmesi, adalete erişimin kolaylaştırılması, savunma hakkının güçlendirilmesi ve makul sürede yargılanma hakkının daha etkin korunması” olarak sıralanmaktadır.

Tutuklama konusuna belgede özel bir bölüm açılmış, tutukluluk süresinin makul olmasına, tutuklamanın istisnai bir tedbir olduğuna, zorunlu hallerde ve ölçülü bir tedbir olarak uygulanmasına vurgu yapılmıştır.

Reform Belgesi ile, Avrupa Birliği üyelik sürecine verilen önemin altı çizilmiş, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini stratejik bir hedef olarak görmeye devam ettiği ve katılım sürecine bağlılığını koruduğunu ilan etmiştir. Belgede, Türkiye’nin AB ile bütünleşmesinin, AB’nin temelinde yer alan evrensel değerlerin bir yansıması olmakla kalmayıp, uluslararası barış ve istikrarın sağlanması bakımından da tarihi bir dönüm noktası olacağı belirtilmiş; bu bütünleşmenin kültürel zenginliği sağlayarak farklı anlayışların birlikteliğine ve Avrupa ortak hukukunun birlikte geliştirilmesine vesile olacağı vurgulanmıştır.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

İbrahim Ethem Menderes

0

İbrahim Ethem Menderes, 1899 yılında İzmir’de dünyaya geldi.

3 Ekim 1916 ile 7 Kasım 1918 tarihlerinde askerlik hizmetini yerine getirdi.

1919’da İstanbul Yeditepe Askeri Lisesi’ni, ardından 1923’te ise İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi.  Bir süre avukatlık ve çiftçilik yaptı.

13 Aralık 1920’de Kurtuluş Savaşı’na katılarak yeniden silahlı kuvvetlerde görev aldı. 23 Ağustos 1923’te askerlik görevini tamamlayarak terhis oldu

Siyasi kariyerine, Cumhuriyetçi Serbest Fırka ile başladı. Daha sonra  Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’ne geçti ve on beş yıl CHP Aydın İl Başkanlığı yaptı.

Ethem Menderes, 1933 yılında Aydın İli Daimi Encümen Üyeliği görevini üstlendi. Daha sonra Aydın’da 15 yıl Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İl Başkanlığı yaptı.

1 Kasım 1938’de Aydın Belediye Başkanı oldu. Ancak, Belediye Başkanı iken 24 Nisan 1941’de yeniden silah altına alındı. 21 Ocak 1942’de rütbesi Üsteğmenliğe yükseldi.1 Ağustos 1942’de terhis oldu.

 1945’te CHP’den istifa etti. Aydın’da Demokrat Parti teşkilatını kurdu.

1950, 1954 ve 1957 seçim dönemlerinde Demokrat Parti’den Aydın Milletvekili olarak meclise girdi. Bu dönemde, farklı hükümetlerde görev aldı  Menderes Hükümetlerinde, 1 Ağustos 1952’de İçişleri Bakanlığı, 17 Mayıs 1954’te Milli Müdafaa(Savunma) Bakanlığı, 15 Eylül 1955’te Devlet Bakanlığı, 30 Eylül 1955’te Dahiliye (İçişleri) Bakanlığı, 12 Ekim 1956’da  Nafıa (Bayındırlık) Bakanlığı, 19 Ocak 1958’de ikinci defa Milli Müdafaa(Savunma) Bakanlığı görevlerini üstlendi.

İbrahim Ethem Menderes, Türkiye Jokey Kulübü’nün eski 2. Başkanıdır. 1956 -1960 yılları arasında görev yaparak atçılık, yarışçılık ve yetiştiriciliğine katkıda bulunmuştur.

Yargılanmaları ve Ölümü 

27 Mayıs 1960 ihtilali sonrasında Türk Silahlı Kuvvetleri ülke yönetimine el koydu ve Ethem Menderes’i tutukladı. Anayasayı çiğneme suçlamasıyla Yassıada’da Adnan Menderes ile birlikte Yassıada Yüksek Adalet Divanı tarafından yargılandı. yargılama sonucunda 10 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı.

1964 yılında sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildi ve aynı yıl çıkan Af Yasasından da yararlandı.

İbrahim Ethem Menderes, 1962 yılında Menderes İnşaat Şirketi’ni kurdu. Ömrünün sonuna kadar bu şirketin müdürlüğünü yürüttü. 1978 yılında en iyi yönetici ödülünü kazandı. 1980 askeri darbesinden sonra, ‘Devlet İhalesine Fesat Karıştırmak’ suçu nedeniyle 12 yıl hapis cezası aldı.

Ethem Menderes, 18 Eylül 1992’de, hapis cezasının bitiminde tam kapıdan çıkmak üzereyken geçirdiği beyin kanaması sonucunda hayatını kaybetmiştir.

Aydın Telli Baba Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Eski Başbakan Adnan Menderes’in çocukluk arkadaşı olmasına rağmen aralarında akrabalık bağı bulunmamaktadır.

Türkiye Jokey Kulübü tarafından İbrahim Ethem Menderes Koşusu düzenlenmekte ve anısı yaşatılmaya çalışılmaktadır.

İbrahim Ethem Menderes, İsmet İnönü ile birlikte (Kaynak: İnönü Vakfı)

Ethem Menderes Yassıada duruşmasında savunma yaparken

İskender Özturanlı

0

Avukat ve Yazar M. İskender Özturanlı 1923 yılında Söke’de doğdu. 1946’da İstanbul Hukuk Fakültesini bitirdi. 1949’da İzmir’de avukatlık yapmaya başladı. Avukatlık mesleğindeki kariyerinin yanında önemli bir yazar olarak tanındı.

Ali Fuat Başgil ‘in kurmuş olduğu Hür Fikirleri yayma cemiyeti İzmir Örgütünün kurucuları arasında yer aldı.

1970’de İzmir Barosu Başkanlığına seçildi. 12 Mart 1971’de gerçekleşen askeri muhtıradan sonra zamanın iktidarına ve özgürlükleri kısıtlayan anayasa değişikliklerine karşı çıkarak demokratik ilkeleri savundu. Özturanlı, bir sivil toplum önderi olarak ülkedeki hukukun üstünlüğü ve hukuk devletinin egemen olması yolunda çaba harcadı. 1978-1980 yılları arasında Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu Başkanlığını üstlendi.

1990 yılında İzmir Atatürkçü Düşünce Derneğini kurdu ve uzun süre bu derneğin şube başkanlığını yürüttü.

İskender Özturanlı

1983 yılına kadar kapatılan Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu üyesi olarak görev yaptı. Kurumun kapatılmasından sonra kurulan Dil Derneğinin kurucuları arasında yer aldı. 

Yeni Asır, Sabah Postası, Demokrat İzmir, Ege Ekspres, Vatan, Yeni Ortam, Milliyet, Cumhuriyet Gazeteleri ile Varlık, Türk Dili, Çağdaş Türk Dili, Sanat Çevresi, Müdafaa-i Hukuk dergilerinde çeşitli konularda yazıları, eleştirileri ve denemeleri yayımlandı..

Emeklilik yaşamını Urla’da sürdüren Özturanlı birikimlerini değişik gazetelere, dergilere ve toplum katlarına ulaştırmakta iken 01 Ekim 2008’de yaşamını yitirdi. Urla İskele Mezarlığı’na defnedildi.

M. İskender Özturanlı Ege TV’de katıldığı bir programda
 
 
 
 
 
 
 
 
 

M. İskender Özturanlı’nın Eserleri 

Denizden Bir Avuç Su

Bombalı Demokrasinin İflası

Büyük Hukukçular

Devler ve Cüceler

Gecenin Neresindeyiz

Laik Devlet ve Sarıklı Siyaset

Nerdesin Ey Atatürk

Savaşı Atatürk Kazanacak

Türkiye’de laikliğin Serüveni

Uygarlık, Özgürlük ve Atatürk

Anma Törenine ilişkin bir haber

Türkiye’de Laikliğin Serüveni

M. İskender Özturanlı, “Türkiye’de Laikliğin Serüveni” adlı bu yapıtıyla 1923 devrimcilerinin “cumhuriyetin onsuz olmaz ilkesi” olarak benimsedikleri laikliğin nereden nereye geldiğini, nereye götürülmek istendiğini irdelemeye çalışmaktadır.

Cumhuriyetin temel taşı olan laiklik ilkesinin saygı görmemesi halinde, tüm cumhuriyet kurum ve kuruluşlarının yok olma olasılığını dile getirmekte, laiklikten vazgeçmenin çağdaşlıktan, uygarlıktan ve insanlıktan vazgeçmek olacağını vurgulamaktadır.

Nerdesin Ey Atatürk

“Atatürk’ten sonra gelmiş geçmiş tüm devlet adamlarından ve siyasi iktidarlardan yakınmalar bulacaksınız elinizdeki kitapta. Çünkü Türkiye’yi yönetenlerin hemen hemen tümü Atatürk ilkelerinden ödün üstüne ödün ler vererek, devrimin hızını kesmişler, çoşkusunu söndürmüşlerdir. Kimileri de devrimle demokrasi arasında bocalayıp durmuşlardır. Devrimi bir yana atıp demokrasiye yönelmişlerdir.

Demokrasiye ancak devrimle birlikte gidilebileceğini sezinleyemedikleri için demokrasiye de ulaşamamışlardır.”

Büyük Hukukçular

Devlet gücünü hukukun gücünden alır. Yöneticiler “konuşan yasalar”; yasalar da “konuşmayan yöneticiler”dir. Hukuka önem ve değer vermeyen uluslar, herzaman ve her dönemde yıkımla karşılaşmışlardır. Bu kitapta İzmir Barosu ve Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu Başkanlıklarını bir süre üstlenmiş olan M. İskender Özturanlı’nın Türkiye’nin yetiştirdiği 12 büyük hukukçuyu kendi biçemince nasıl anlattığını göreceksiniz. Kitaptaki yazılar 1994 – 1999 tarihleri arasında İzmir Barosu dergisinde yayımlanmıştır.

Denizden Bir Avuç Su

Deneyimli hukukçu M. İskender Özturanlı Cumhuriyetle yaşıt bir kişi. Halkevlerinde ve Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu’nda yetişmiş bir yazar. Yıllardır gerçekleri savunuyor. Karanlığa çekilmek istenen Türkiye’nin aydınlığa nasıl çıkacağını göstermeye çalışıyor. “Elinizdeki kitapta, anayasal düzen, Atatürk ilkeleri ve demokrasi yolunda Türkiye’nin nereden nereye getirildiği anlatılmaya çalışılmış, ülkenin siyasal ve ekonomik yönden ne durumlara düştüğü dile getirilmiştir. Türk devrimcilerinin zaman zaman neden hançerlendiği ve kurşunlandığı belirtilmiş, laiklikten vazgeçmenin toplumumuz için çılgınlık olacağı vurgulanmıştır. Atatürk’ün özenle kurduğu laik devletin sarıklı siyasetçilere ne denli kuşatıldığı, ileri atılımların hızının nasıl kesildiği gözler önüne serilmiştir.”

Bombalı Demokrasinin İflası

M. İskender Özturanlı, Bombalı Demokrasi’nin İflası adını verdiği son kitabında ülke ve dünya barışını tehdit eden olaylar dizisini irdelemekte ve tehlikenin boyutlarını göstermeye çalışmaktadır. Kitabın her satırında şu çarpıcı gerçekle karşılaşırsınız.l Çağdışı bir kapitalizm ve doymak bilmez bir emperyalizm dünyayı kana boyamaktadır. Ülkemizde beliren bağnaz bir düşüncesizlik, toplumumuzu karınlık Ortaçağa götürmeye çalışmaktadır. Bu tehlikelerden kurtulabilmek için yüreklilik, yüreklilik ve gene yüreklilik gereklidir. Dünya barışını yok etmek isteyenlere savaşmak dünya insanının, Atütürk’ün çağdaşlık ve laiklik yürüyüşünü durdurmak isteyenlere direnmek, Türk insanının görevi haline gelmiştir.

İnsanlığın Serüveni

Bu kitapta dünyanın ve insanlığın acıklı durumu ile karşılaşacaksınız. Ölümsüz barışa niçin bu türlü ulaşılmadığı, toplumsal erincin niçin yaratılmadığı sorunlarıyla yüz yüze geleceksiniz. Vahşi bir kapitalizmin ve doymak nedir bilmeyen silah endüstrisinin nelere mal olduğu gerçeği çıkacak karşınıza. Türkiyemizde meydana gelen olumsuz olayların, siyasal, kültürel ve eğitsel alandaki geriliğin nedenleri gelecek gözlerinizin önüne. M. İskender Özturanlı, bu kitabında kimi zaman kötümser, kimi zaman da iyimser tablolar sergilemektedir. Ne var ki salt kötümser değildir.

Devler ve Cüceler

Atatürk, gün geçtikçe daha çok büyümekte, daha da devleşmektedir. Düşünceleri devleşmekte, eylemi devleşmiştir. Onu yok etmek isteyenler, kendileri yok olmuşlardır. Düşüncelerini öldürmek için silaha sarılanlar, sonunda silahı kendilerine çevirmişlerdir. O bir dağdır, parçalanamaz. O bir meşaledir, söndürülemez. O bir devdir, yıkılamaz. Kitapta Atatürk’ün önemle üzerinde durduğu hukuk, politika, sanat edebiyat konuları işlenmiş, niçin Atatürkçü olmamız gerektiği vurgulanmıştır.

Savaşı Atatürk Kazanacak

M. İskender Özturanlı, en aşağı elli yıldan beri hukuk, özgürlük, uygarlık, çağdaşlık yolunda savaş veren, Atatürk ilkelerini savunan bir yazarıdır. Kitap, Türkiye’nin elli yıllık serüvenini anlatmaya çalışmakta, nereden nereye geldiğini ya da getirildiğini gözler önüne sermektedir…

İskender Özturanlı’nın yazmış olduğu Büyük Hukukçular isimli kitap Cumhuriyet döneminin büyük hukukçularını konu edinmiştir.

Hüseyin Nail Kubalı

0
Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı

Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı, 1903  yılında Niğde’de doğmuş ve 13 Ekim 1981 tarihinde yaşama veda etmiştir. Anadolu’ya göç etmiş bir Dağıstan (Lezgi) ailesinin çocuğudur. Ekonomist Ali Nail Kubalı’nın amcasıdır.

Niğde Reji İdaresi Amiri ve diğer görevliler. Ortada açık renk elbise ve palto giyen amirin yanında çocukları Hüseyin Nail Kubalı ve kardeşi

Kubalı, Afyonkarahisar’da Rüştiye ve İdadi öğrenimini tamamlamış, Niğde, Sivas, Konya’da lise öğrenimini sürdürmüş, 1924 yılında İstanbul Erkek Lisesini bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni kazanmış ve 1928 yılında mezun olmuştur.

Akademik Kariyeri ve Görevleri

Doktora eğitimini Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesinde kamu hukuku üzerine tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak göreve başlamıştır. Kamu hukuku doçenti olan Kubalı, 1943 yılında profesörlük unvanını kazanmıştır.

Hüseyin Nail Kubalı
Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı

Kubalı, 1937-1943 yıllarında Boğaziçi Lisesinde felsefe dersleri ve 1956 yılında sonra da İstanbul İktisadi Ticari İlimler Akademisi’nde, Devrim Tarihi derslerini okutmuş; 1949 yılından itibaren İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mukayeseli Hukuk Enstitüsü Müdürlüğü‘nde çalışmalara başlamış, 1956 yılınan enstitü müdürü olmuş, emekliye ayrıldığı 1973 yılına kadar bu enstitüde çalışmalarına devam etmiştir.

Harp Okulu ve Harp Akademisi Öğretim Üyeliği, İktisat Fakültesi Medeni Hukuk Öğretim Üyeliği yapan Kubalı 1948-1950 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi dekanlığı görevini yürütmüştür.

Yıl 1964. Prof. Hüseyin Nail Kubalı’nın evi. Soldan ikinci Prof. Orhan Aldıkaçtı, üçüncü; kardeşi Prof. Hasan Nail Kubalı, dördüncü Hüseyin Nail Kubalı, altıncı; Kubalı’nın eşi, sekizinci Bülent Tanör

Ordinaryüs profesörlüğü reddetmiş, bu akademik unvanın kaldırılmasını üniversite senatosuna rapor vererek teklif etmiştir.

Sivil Toplum Faaliyetleri ve Ödüller

Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı, Fransız hukuk kültürü dostları Henri Kapidant Derneği tarafından 1967 yılında, mukayeseli hukuk alanındaki çalışmalarından ötürü gümüş madalya verilmiştir. Kubalı, derneğin derneğin Türk Grubu başkanlığını da yürütmüştür.

Uluslararası Hukuk Bilimleri Derneği üyeliğinde bulunmuş, Türk Milli Komitesi başkanlığını yürütmüştür.

Kubalı, 1949 yılında Seçim Kanunu, 1960 yılında Anayasa ise ve Ceza Kanunu tasarılarını hazırlayan komisyonlara Üniversite Temsilcisi olarak katılmıştır.

Gençlik yıllarında edebiyatla yakından ilgilenmiş, Hayat ve İçtihat dergilerinde şiirleri yayınlanmıştır. Bilimsel dergilerde yazdığı makalelerin yanı sıra Cumhuriyet ve Son Havadis Gazetesi’nde yazılar yazmıştır. Antolojilerde ve okul kitaplarında yayınlanmış şiirleri bulunan Kubalı’nın 1924 yılında İstanbul Erkek Lisesinin son sınıfında okuduğu sırada yazdığı Nefes şiiri, 1925 yılında annesi için yazdığı Ağıt ve 1952 yılında eşi için yazdığı Destan isimli şiirleri edebiyat çevreleri tarafından en beğenilen şiirler arasındadır.

Türk Devrim tarihi - Hüseyin Nail Kubalı
Türk Devrim tarihi – Hüseyin Nail Kubalı

Bilimsel çalışmalarının yanında siyasal ve sosyal alanda da çalışmalar yürütmüş; 1958 yılında üniversitedeki kadrosundan bakanlık emrine alınmış ancak tepkiler üzerine 40 gün sonra görevine iade edilmiştir. Vermiş olduğu bir demeç yüzünden üniversite senatosu tarafından disiplin cezasına çarptırılmış, bir ay ders vermekten alıkonulmuştur.

27 Mayıs 1960 tarihli askeri darbe öncesinde tutuklanmış,  Tahkikat Komisyonu’nda sorguya çekilmiş ancak daha sonra serbest bırakılmıştır. Yassıada Yargılamalarında tanık sıfatı ile ifadesine başvurulmuştur.

21 Ekim 1977 tarihinde Cumhuriyet Senatosu’na cumhurbaşkanlığınca seçilen üye sıfatıyla görev yapmaya başlamış, 12 Eylül 1980 tarihine kadar bu görevi yürütmüştür.  Senatoda yaptığı etkili konuşmalarla anılmış, 1980 darbesi öncesindeki konuşmalarında, Cumhuriyet rejiminin korunması, demokrasinin işler kılınması ve siyasal kavgaların durması için devlet kadrolarında partizanlığın sona erdirilmesi ve Adalet Partisi- Cumhuriyet Halk Partisi koalisyonu kurulması gerektiğini savunmuştur.

Hüseyin Nail Kubalı -Leçons de Sociologie
Hüseyin Nail Kubalı -Leçons de Sociologie

Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı’nın Eserleri

Prof. Kubalı, Émile Durkheim’ın kızı Jacques Halphen ve Georges Davy’in desteği ile Durkheim’ın Bordeaux ve Paris’te verdiği ahlak ve hukuk sosyolojisi derslerinin “Leçons de Sociologie” başlığıyla ilk kez yayınlamıştır. Leçons de Sociologie, Paris ve İstanbul’da eş zamanlı olarak yayınlanmış, Türkçe’ye tercümesi Kubalı tarafından yapılmıştır.

Hüseyin Nail Kubalı - Anayasa Hukuku
Hüseyin Nail Kubalı – Anayasa Hukuku

  • L’idée de I’Etat chez les pécurseurs de I! Ecole Sociolohique Française (1935)
  • Esas Teşkilat Hukuk Dersleri (1943-1945)
  • Devlet Ana Hukuk dersleri (1946)
  • Türk Esas Teşkilat Hukuku Dersleri (1960)
  • Anayasa Hukuku-Genel Esaslar ve Siyasi rejimler (1965)
  • Demokrasinin Anayurdunda / İngiltere’ye Dair (1966)
  • Devrim Tarihi Dersleri (1973)
  • Esas Teşkilat Hukuku – Birinci Kitap: Nazariyeler ve Umumi Prensipler
  • Ondokuzuncu yüzyılın sonlarından itibaren Türkiye’de mukayeseli hukukun gelişmesi ve mukayeseli araştırmaların bugünkü durumu
  • Demokrasinin Anayurdunda
  • Hak ve hürriyet yolunda / Hüseyin Nail Kubalı.
  • Liberal Siyasi Rejimler ve Sosyal Demokrasi Telakkisi, Antiliberal Siyasi Rejimler ve Marksist İdeoloji

    Anayasa Hukuku Dersleri (Genel Esaslarıve Siyasi Rejimler), HÜSEYİN NAİL KUBALI
    Anayasa Hukuku Dersleri (Genel Esaslarıve Siyasi Rejimler), HÜSEYİN NAİL KUBALI

Eğitimciler İçin Mesleki Etik İlkeler

0

Eğitimciler İçin Mesleki Etik İlkeler, Milli Eğitim Bakanlığı İnsan Kaynakları Genel Müdürlüğü tarafından duyurulan 24 Haziran 2015 tarihinde yayınlanan genelge ile ilan edilmiştir. 

Eğitimciler İçin Mesleki Etik İlkeler / Genelge

“Ekonomik ve sosyal hayatı olumsuz etkileyen, ahlaki değerleri aşındıran, kamu kurumlarına olan güveni zedeleyen tutum ve davranışlara karşı kurumsal kapasitenin geliştirilmesi, güvenilir bir yönetim anlayışının oluşturulması amacıyla hazırlanan “Türkiye’de Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı” Bakanlar Kurulunda kabul edilmiş, 22.02.2010 tarihli ve 27501 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak uygulamaya konulmuştur. Söz konusu Eylem Planında; kamu yönetimi içerisindeki her bir meslek grubu için ayrı ayrı etik ilkelerin belirlenmesi ve çıkar çatışmalarının önlenmesi öngörülmüş, bu amaçla Eğitim-Öğretim Hizmeti Verenler İçin Mesleki Etik İlkelerin belirlenmesi çalışmalarına başlanmıştır.

Çalışmalarda, Birleşmiş Milletler “Kamu Görevlileri İçin Uluslararası Davranış Kuralları(Yasaların Uygulanmasından Sorumlu Olanlar için Davranış Kuralları)” ve Başbakanlık “Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri İle Başvuru Usul ve Esasları hakkında Yönetmelik” esas alınmıştır. Bu doğrultuda öncelikle Bakanlığımız birimlerinin yazılı görüşleri alınmış, Başbakanlık, Bakanlığımız ve öğretmen sendikası temsilcilerinden bir çalışma grubu oluşturulmuştur. Daha sonra, İzmir’de Bakanlığımız temsilcileri, milli eğitim şube müdürleri, müfettişler ve branş öğretmenlerinin katılımı ile bir komisyon çalışması yapılmıştır. Belirlenecek ilkelerin uluslararası ilkeler ile uyumunu sağlamak amacıyla değişik ülke örnekleri çalışmaya entegre edilmiştir. Başbakanlık koordinesinde; Bakanlığımız temsilcileri, milli eğitim şube müdürleri, okul müdürleri, öğretmenler, öğrenciler, veliler, sivil toplum ve sendika temsilcileri ile akademisyenlerin katıldığı iki ayrı çalıştay daha düzenlenerek çalışmaya son şekli verilmiştir.

Eğitim personelinin, örnek insan olarak ulusal ve uluslararası etik kurallara uyması kaçınılmazdır. Söz konusu etik ilkeler, halihazırda eğitimciler tarafından kabul görmekle birlikte, çalışmanın amacına ulaşabilmesi bu ilkelerin davranışa dönüştürülmesine bağlıdır. Bu amaçla, genelge ekinde gönderilen “Eğitim-Öğretim Hizmeti Verenler İçin Mesleki Etik İlkeler”in her düzeydeki yönetici, öğretmen ve tüm eğitim personeline imza karşılığı duyurulması, etik ilkelerin tanıtılması, denetimlerde yöneticiler ile maarif müfettişleri tarafından izlenmesi sağlanacaktır. Bilgilerinizi ve gereğini rica ederim. Nabi AVCI / Bakan
EK: Eğitimciler için Mesleki Etik İlkeler.(3sayfa)

 

Eğitimciler için Mesleki Etik İlkeler

 I-ÖĞRENCİLER İLE İLİŞKİLERDE ETİK İLKELER
  1. Sevgi ve Saygı

Eğitim ve öğretim faaliyetleri başlangıcından son aşamasına kadar, sevgi ve saygı üzerine dayandırılır. Eğitimci; herhangi bir düzey farkı ve eksikliği gözetmeden bütün öğrencileri severek, sevdiğini hissettirerek, onlara sevgiyi aşılar. Küçüklere karşı sevginin, büyüklere karşı saygının önemini anlatırken öncelikle kendisi örnek olur, öğrenciyi utandıracak, onurunu kıracak söz ve davranışlardan hassasiyetle kaçınır.

  1. İyi Örnek Olma

Eğitimci; söz, davranış, hal, hareket ve görüntüsü ile öğrencilere iyi örnek olur, bilgi birikimiyle öğrencilerde öğrenme istek ve azmini uyandırır. Kötü örnek oluşturacak tutum ve davranışlardan kaçınır.

3.Anlayışlı ve Hoşgörülü Olma

Eğitimci, özellikleri bakımından farklılık gösteren bütün öğrencilere diğerleri gibi anlayış ve hoşgörü ile yaklaşır.

  1. Adil ve Eşit Davranma

Eğitimci; mesleğini icra ederken öncelikle insan haklarına saygı duyarak; ırk, dil, din, renk, siyasi görüş ve aile statüsü gözetmeden, öğrencilere adil ve eşit davranır. Öğrencilere eğitim-öğretim fırsatlarından adil yararlanma hakkı tanır, her öğrenciye eşit şekilde ilgi göstererek onların iyi yetişmelerini sağlar.

  1. Öğrencinin Gelişimini Gözetme

Eğitimci; öğrencilerin fiziksel, duygusal, sosyal, kültürel ve ahlaki gelişimlerini gözetir, bu doğrultuda öğrencileri ile samimi ve güvene dayalı iletişim kurar. Derslerde öğrencilerin kendini rahat bir şekilde ifade etmesi, derse katılımları konusunda onları cesaretlendirir. Bedenen ve ruhen sağlıklı, iyi ahlaklı, kendine güvenen, sorumluluk sahibi bireyler yetiştirmek için gereken çabayı gösterir.

  1. Öğrenciye Ait Bilgileri Saklama

Eğitimci; öğrenciyle ilgili edindiği bilgilerin gizliliğine riayet eder, yasal zorunluluklar ve acil durumlar dışında bu gizli bilgileri korur ve kimseyle paylaşmaz. Öğrencinin özel hayatına ait bilgileri, ailesinin dışında kimseye açıklamaz.

  1. Menfi Psikolojik Durumları Yansıtmama

Eğitimci; kişisel, ailevi ve çevresel nedenlerle üzüntü, sıkıntı, mutsuzluk gibi kişisel durumlarını öğrencilere yansıtmaz ve onları açıklamaz.

  1. Kötü Muameleden Kaçınma

Eğitimci; öğrencinin beden ve ruh sağlığını, fiziksel, sosyal gelişimini ve eğitimini olumsuz yönde etkileyecek şekilde davranmaz. Bir öğrencinin okul içinde ve okul dışında kötü muameleye uğradığını fark ettiğinde gerekli tedbirleri alır, durumu yetkili makamlara bildirir.

II-EĞİTİM MESLEĞİNE İLİŞKİN ETİK İLKELER
  1. Mesleki Yeterlilik

Eğitimci; saygın ve onurlu bir mesleğin mensubu olduğu bilinci ile hareket eder. Görevinin gerektirdiği bilgi, nitelik ve yeteneklere sahip olabilmek için, her türlü bilgiyi, bilimsel ve teknolojik gelişmeleri takip ederek gelişimini sürdürür. Mesleğini sevmediği izlenimini gösterecek davranışlardan kaçınır.

  1. Sağlıklı ve Güvenli Eğitim Ortamı Sağlama

Eğitimci, eğitim ve öğretim ortamında öğrenci sağlığını ve güvenliğini tehdit edebilecek her türlü unsurun ortadan kaldırılması konusunda üzerine düşen sorumluluğu yerine getirir, eğitim ve öğretimin güven ve düzen içinde yapılmasını sağlar.

  1. Mesai ve Ders Saatlerine Uyma

Eğitimci, mesai ve ders saatlerine titizlikle uyar; derse geç girerek, dersten erken ayrılarak ya da gerçeğe aykırı mazeretler üreterek eğitim sürecini kesintiye uğratmaz. Ders saatlerini etkin ve verimli kullanır. Dersten geç ayrılmak suretiyle öğrencinin dinlenme hakkını engellemez.

  1. Hediye Alma

Eğitimci, Öğretmenler Günü gibi özel gün ve haftalarda verilen, maddi değeri olmayan sembolik nitelikteki hediyeler hariç, mesleki kararını ve tarafsızlığını etkilemesi muhtemel herhangi bir hediyeyi kabul etmez.

  1. Kişisel Menfaat Sağlama

Eğitimci, mesleki nüfuzunu kullanarak kişisel menfaat sağlamaz; kurum kaynaklarını, araç ve gereçlerini kişisel amaç için kullanmaz. Yardımcı ders kitabı ve diğer araç gereçleri sadece öğrencilerin gelişimini gözetmek üzere tavsiye eder. Bunun dışında bir gerekçeyle, çıkar sağlama amaçlı istek ve yönlendirmelerden kaçınır.

  1. Özel Ders Verme

Eğitimci, kanuni istisnalar hariç olmak üzere öğrencilere ücret veya başka bir menfaat karşılığı özel ders vermez.

  1. Bağış ve Yardım Talebinde Bulunma

Eğitimci, öğrenci ve velilerden bağış, yardım veya başka bir isim altında para yada eşya talebinde bulunmaz, bunlarla ilgili zorunluluk getirmez.

III- EĞİTİMCİLERLE İLİŞKİLERDE ETİK İLKELER

Eğitimci; meslektaşları arasında ırk, dil, din, renk, cinsiyet, siyasi görüş ve aile statüsüne dayalı ayrımcılık yapmaz. Meslektaşlarına, öğrencilerle ilgili güven sarsıcı veya önyargılı yaklaşmalara neden olacak şekilde telkin ve yönlendirmede bulunmaz. Meslektaşları ile ilgili edindiği bilgilerde gizliliğe riayet eder. Öğrencilerin huzurunda ve değişik ortamlarda meslektaşları aleyhine söz söylemez, olumsuz söz ve davranışlardan kaçınır. Meslektaşları ile öğrencilerin kaliteli bir eğitim-öğretim alması için işbirliği yapar, bu süreçte karşılaştığı sorunları okul yönetimi ile paylaşır.

IV-VELİLER İLE İLİŞKİLERDE ETİK İLKELER

Eğitimci, öğrencilerin sosyal, fiziksel, duygusal, kültürel, ahlaki, manevi ve düşünsel açıdan gelişimlerini sağlamak, beceri ve yeteneklerini ortaya çıkarmak için velilerle iyi iletişim kurar. Çocuklarıyla gerektiği gibi ilgilenmeleri konusunda velileri yönlendirir. Veliler arasında ırk, dil, din, renk, cinsiyet, siyasi görüş, ve aile statüsüne dayalı ayrımcılık yapmaz.

V- OKUL YÖNETİMİ VE TOPLUM İLE İLİŞKİLERDE ETİK İLKELER

Eğitimci; öğrencilerin kaliteli bir eğitim-öğretim hizmeti almasını sağlamak için okul yönetimi ile işbirliği yapar, bu süreçte karşılaştığı sorunları yetkili birime bildirir. Kurum kaynaklarını etkili, verimli ve tutumlu kullanır. Topluma karşı pozitif ve aktif rol sergiler, sorumluluklarını yerine getirerek örnek olur.

VI- OKUL YÖNETİCİLERİNİN; ÖĞRETMENLER, ÖĞRENCİLER VE VELİLER İLE İLİŞKİLERİNDE ETİK İLKELER

Okul yöneticileri; eğitim ve öğretimin sağlıklı ve güvenli bir ortamda yapılabilmesi için gereken önlemleri alır. Kurum kaynaklarının etkin, verimli ve tutumlu bir şekilde kullanılmasını sağlar. Öğretmenler, öğrenciler ve veliler arasında ırk, dil, din, renk, cinsiyet, siyasi görüş ve aile statüsüne dayalı ayrımcılık yapmaz. Öğretmenler, öğrenciler ve velilerin okulda yaşanan sorunları açık bir şekilde ifade etmesine imkân verir, sorunlara çözüm üretme konusunda gayret gösterir. Öğrencilerin eğitim ve öğretimiyle ilgili olarak velilerle olumlu ve sürekli iletişim kurar. Eğitim hizmetlerinin yürütülmesinde öğretmenler arasında eşitlik, tarafsızlık ve liyakat ilkelerine riayet eder.

Osmanlı Devleti Dönemi Uluslararası Antlaşmaları

3
Osmanlı Devleti Uluslararası Antlaşmaları

Topkapı Sarayı – Adalet Kulesi

Osmanlı Devleti Uluslararası Antlaşmaları, devletin 1299 yılında kurulması ile 1920 yılına kadar geçen sürede imzalanmış antlaşmalardır.
Antlaşma
Anlaşma Tarihi
Taraf Devletler
Osmanlı-Venedik Antlaşması
1416
 Venedik Cumhuriyeti
Osmanlı-Bizans Antlaşması
1420
 Doğu Roma İmparatorluğu
Edirne-Segedin Antlaşması
1444
 Macaristan Krallığı
Osmanlı-Venedik Antlaşması
1479
 Venedik Cumhuriyeti
İstanbul Antlaşması
1533
 Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu
İstanbul Antlaşması
1547
 Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu
İstanbul Antlaşması
1553
 Fransa Krallığı
Amasya Antlaşması
1555
 Safevî Devleti
Edirne Antlaşması
1568
 Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu
Ferhat Paşa Antlaşması
1590
 Safevî Devleti
Zitvatorok Antlaşması
1606
 Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu
Nasuh Paşa Antlaşması
1612
 Safevî Devleti
Serav Antlaşması
1618
 Safevî Devleti
Hotin Antlaşması
1621
 Lehistan-Litvanya Birliği
Kasr-ı Şirin Antlaşması
1639
 Safevî Devleti
Vasvar Antlaşması
1664
 Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu
Bucaş Antlaşması
1672
 Lehistan-Litvanya Birliği
İzvança Antlaşması
1676
 Lehistan-Litvanya Birliği
Bahçesaray Antlaşması
1681
 Rusya Çarlığı
Karlofça Antlaşması
1699
 Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu
Venedik Cumhuriyeti
Lehistan-Litvanya Birliği
Rusya Çarlığı
İstanbul Antlaşması
1700
 Rusya Çarlığı
Prut Antlaşması
1711
 Rusya Çarlığı
Pasarofça Antlaşması
1718
 Avusturya Arşidüklüğü
İstanbul Antlaşması
1724
 Rusya İmparatorluğu
Hemedan Antlaşması
1727
 Safevî Devleti
Ahmet Paşa Antlaşması
1732
 Safevî Devleti
İstanbul Antlaşması
1736
 Afşar Hanedanı
Belgrad Antlaşması
1739
 Avusturya Arşidüklüğü
Rusya İmparatorluğu
Kerden Antlaşması
1746
 Afşar Hanedanı
Küçük Kaynarca Antlaşması
1774
 Rusya İmparatorluğu
Aynalıkavak Antlaşması
1779
 Rusya İmparatorluğu
Ziştovi Antlaşması
1791
 Avusturya Arşidüklüğü
Yaş Antlaşması
1792
 Rusya İmparatorluğu
Trablus Antlaşması
1795
 Amerika Birleşik Devletleri
Tunus Antlaşması
1797
 Amerika Birleşik Devletleri
El-Ariş Antlaşması
1801
 Fransa 1. Cumhuriyet
Paris Barış Senedi
1801
 Fransa 1. Cumhuriyet
Paris Antlaşması
1802
 Fransa 1. Cumhuriyet
Kale-i Sultaniye Antlaşması
1809
 Birleşik Krallık
Bükreş Antlaşması
1812
 Rusya İmparatorluğu
Erzurum Antlaşması
1823
 Kaçar Hanedanı (İran)
Akkerman Antlaşması
1826
 Rusya İmparatorluğu
Edirne Antlaşması
1829
 Rusya İmparatorluğu
İstanbul Antlaşması
1832
 Yunanistan Krallığı
Kütahya Antlaşması
1833
 Mısır Hidivliği
Hünkâr İskelesi Antlaşması
1833
 Rusya İmparatorluğu
Baltalimanı Antlaşması
1838
 Birleşik Krallık (Britanya)
Londra Antlaşması
1840
 Mısır Hidivliği
Birleşik Krallık
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu
Prusya Krallığı
Rusya İmparatorluğu
Londra Antlaşması
1841
 Birleşik Krallık
Fransa 2. Cumhuriyet
Rusya İmparatorluğu
Paris Antlaşması
1856
 Birleşik Krallık
Fransa 2. İmparatorluk
Ayastefanos Antlaşması
1878
 Rusya İmparatorluğu
Berlin Antlaşması
1878
 Alman İmparatorluğu
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu
Birleşik Krallık
İtalya Krallığı
Fransa 3. Cumhuriyet
Rusya İmparatorluğu
İstanbul Antlaşması
1885
 Birleşik Krallık
İstanbul Antlaşması
1897
 Yunanistan Krallığı
Uşi Antlaşması
1912
 İtalya Krallığı
Londra Antlaşması
1913
 Bulgaristan Krallığı
İstanbul Antlaşması
1913
 Bulgaristan Krallığı
Atina Antlaşması
1913
 Yunanistan Krallığı
Yeniköy Antlaşması
1914
 Rusya İmparatorluğu
Osmanlı-Alman Gizli Antlaşması
1914
 Alman İmparatorluğu
Erzincan Mütarekesi
1917
 Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti
Brest Litovsk Antlaşması
1917
 Alman İmparatorluğu
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu
Bulgaristan Krallığı
Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti
Batum Antlaşması
1918
 Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti
Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti
Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti
Mondros Antlaşması
1918
İtilaf Devletleri
Sevr Antlaşması
1920
İtilaf Devletleri

Pedro Alonso López

0

Pedro Alonso López, 8 Ekim 1948 tarihinde Kolombiya’da, on üç çocuklu fakir bir fahişenin yedinci çocuğu olarak dünyaya geldi. 1957 yılında, küçük kız kardeşine cinsel istismarda bulunurken annesine yakalandı ve evden kovuldu.

On iki yaşındayken verildiği yetimhaneden bir öğretmeninin kendisini taciz etmesi nedeniyle firar etti. On sekiz yaşındayken araba hırsızlığı yapan bir çetenin üyesi olduğu gerekçesiyle hapse atıldı.

Tüm zamanların en kötü ikinci katili olarak bilinen Pedro Lopez

1969’dan 1980’e kadar süren bir ölüm çılgınlığı başlattı. Hapishanede kendisine tecavüz eden iki adamı öldürdü ve iki yıl hapis cezasına çarptırıldı.

9 yaşındaki bir kız çocuğunu kaçırmaya çalışırken yakalandı. Kızılderililer tarafından diri diri gömülmek üzere iken Amerikalı bir misyonerin müdahalesiyle polise teslim edildi.

1979’da meydana gelen bir sel baskınında dört genç kızın cesetleri ortaya çıktı.

ney Amerika, Kolombiya, Peru ve Ekvador’da üç yüzün üzerinde çocuğa tecavüz ettiği ve öldürdüğü tahmin edilmektedir. 1980 yılında, dokuz ile on iki yaş arasındaki 53 çocuğun toplu mezarı polis tarafından bulundu.

Lopez, yargılama aşamasında kendisini “yüzyılın adamı” olarak tarif etmiş ve suçları hakkında bir kitap yazacağını söyleyerek övünmüştür. Diğer seri katiller gibi cinayet sayısını abarttığı iddia edilmiştir. 110 genç kızın cinayetinden sorumlu olarak tutuklanmıştır. Tutuklandıktan sonra hücre arkadaşı gibi davranan gizli bir dedektife cinayetlerini itiraf etmiş, ancak cinayetleri profesyonelce işlediği ve arkasında delil bırakmadığı anlaşılmıştır.

Ömür boyu hapis cezasıyla yargılanmış, 1998 yılında ‘iyi halden’ serbest bırakılmış, kurbanların yakınları başına ödül koymuştur. Kolombiya’da tekrar göz altına alınmış, üç sene hastanede yatarak tedavi görmüş, akıl sağlığını yerinde olduğu anlaşılmış, 70 dolarlık bir kefaletle serbest bırakıldıktan sonra kaçarak izini yok etmiş, kendisinden bir daha haber alınamamıştır. 2002 yılında yeni bir cinayetle bağlantılı olarak tutuklama kararı çıkarılmış ancak bulunamamıştır. Halen firaridir.

Kendisine, Andes Canavarı olarak lakap takılmıştır.

Biyografisi, Belgesel tarzında bir TV Dizisine konu edilmiş ve kitap olarak biyografisi yazılmıştır.

Genellikle küçük kız çocuğu olan kurbanlarını, annelerinden uzaklaştıkları anlarda biblolarla kandırarak onlara tecavüz ediyor, boğazlıyor ve cesetlerini ıssız yerlere gömüyordu. Birçok seri katille ortak özelliği kötü bir çocukluk geçirmiş olmasıydı. Cinayetlerine, hapishanede uğradığı tecavüzün ve annesinin kendisine kötü muamelede bulunmasının etkili olduğu düşünülmektedir.

Dünyanın en çok cinayet işleyen seri katilleri arasında yer almasına karşın müebbet hapis yahut idam cezasına çarptırılmayan istisnai katillerdendir.

Pedro Alonso López, el monstruo de los Andes (Biblioteca: Mente Criminal) (Dünyanın en uzun sıradağlar zinciri olarak bilinen, Kolombiya, Peru ve Ekvador’un ortak sınırında bulunan And Dağları civarında işlediği cinayetlerin sadece 57’si kanıtlandı. Peru Dağları olarak da bilinen bölgede, 8 ile 14 yaşları arasındaki 300’den fazla kız ve ergen kadını öldürmesi ile gurur duydu ve övündü. Masum ve savunmasız küçük çocukları kurban seçti. Hak ettiği cezaya çarptırılamadı ve serbest bırakıldı. Serbest bırakılması dünya hukuk sisteminin sorgulanmasına neden oldu ve insanları şoke etti. Biyografisinin insanlığa yeni şeyler öğretmesi umuldu. Suçlar nasıl işlendi? Bu suçları neden işledi? Böylesine aşağılık suçları işleyen bir kişinin serbest kalması ne anlama gelmektedir?

Demokrasi, sır, kripto ve yargı

0

Demokrasi, sır, kripto ve yargı / Hilmi Şeker 

Hukuk sırrı kutsamaz, onu disipline ederek birlikte yaşamayı önerir. Demokratik hukuk devletinin değerleri, sırla belirlenmeyi veya çevrelenmeyi, istisna addeder. Dolayısıyla fırsatını bulduğunda kesin gereklilik, ölçülülük, meşru neden gibi dinamiklerle ilişki kurarak gizi, kendisine kaynak aktaran bir parametre olmaya zorlar.

Kurulan ilişki, sırrın aşkın ve otonom olmasını baskılayarak, onun zahiri tehlike ve kaygılara kapılarak kontrolsüz güç ve keyfi bir eden olma tutkusunu sınırlar. Ona araçsal olmayı anımsatarak, gizin, uğruna mücadele edilen, saltık nesne olmasını önler.

Devlet Sırrı Kanun Tasarısı; giz ve gizli olanı kurumsallaştırırken, sır olana mutlak bir anlam ve işlev yükleyerek, onun bireyin hizmetinde olanı bertaraf eden yanını vurgulamaktan uzaklaşır. Tasarının giz olanı belirleme tekelini, yürütme ve uzantılarına bırakması, yargının sırrı yaratma, tanımlama, biçimlendirme, çözme ve yaymadaki payının minimize edilmesi ciddi diyalektik sorunlara yol açar. Anılan risk, giz olana erişimi önleme düşüncesini kurumsallaştırmakta ve değerlerle disipline edilmesine yönelik düşüncenin pratize olma ihtimalini zayıflatır.

Bu yaklaşım, aristokratik değerlere aşinadır. Demokratik değerler, ömrünü özgürlüklere adar. Özgürlüklere odaklanma, kurumların sırlarla korunması fikrini benimser. Ancak, onun mutlak egemen ve ereğe dönüşme fikrine yabancı kalır. Dolayısıyla aristokratik eğilimlere göz kırpan kavram, kurum ve kuramları besleyen bir anlayışın, demokratik değerlere nasıl ne şekilde katkı ve destek sunacağı kuşkulu kalır.

Tartışma, sır olanın toplumsal kabul edilebilirlik ihtimalini azaltmakla kalmaz, hukuk ve meşruluk anlayışının, kurum ve kuruluşlara nüfuz etmesini kısıtlar veya ortadan kaldırır. Birey ve toplumun özgürlük anlayışına sırtını dönen sır ile onun çözümüne özgülenen yaşam tarzının- giz ve gizli olana karar veren düşün dünyasında- difüzyonik bir etki yaratarak onu değiştirme, dönüştürme, yeniden inşasına ya da hak ve özgürlüklerin emrinde olmasına imkân vermez. Köklerden kopukluk, sır olanın seçkinler tarafından, hangi model ve referanslara göre belirlendiği, şekillendiği, dolaşıma sunulduğunu ve bu zihniyetin meşru parametrelerle ne denli bağdaştığını tartışmadan vareste tutmakla yetinmez, evrensel standartlarla ilişki kurmayı da soğuk karşılar.

Böylece toplumsal ve bireysel değerlerle bağdaşan ve bu yüzden de meşruiyet debisi doruğa ulaşan sır ve giz anlayışıyla, arasına alınması zor bir mesafe koyar. Bu toplumsal olanın kamusal olana egemen olamaması ya da olma ihtimalinin sıfırlanması manasına gelir. Özgürlükleri görmeyi, duymayı, konuşmayı yok sayan bu anlayış- içine dönük olmaklıktan kaynaklanan- herkesten, her şeyden soyut bir yaşamı varlık nedeni addeder.

Güncel sır anlayışı, toplumsal meşruiyetten ödün vermeyi yoksar. Gerekli, ölçülü ve kaçınılmaz parametrelere yaslanan deşifre ihtiyacını, sahici ve denetlenebilir olmak koşuluyla, tolare etmeyi olağan karşılar. Bu kompozisyonda sır yasağını benimseme, sırrın özgürlüklerle ittifakına, onunla bağdaşmasına ya da onunla işbirliği yapmasına bağlıdır. Anılan anlayış, sırrın özgürlükleri hedefleyen bir risk olmaktan çıkarılması için, denetlemeyi zorunlu görür, ancak yeterli saymaz. Dolayısıyla sırrın yargı denetiminden kaçırılmasına şiddetle karşı çıkar. Sanal ihtiyaç ve habis özlemlerin oligarşik, aristokratik, monarşik eğilimleri besleyen edenlerin kendisini sır olarak lanse etmesini yasaklar. Böylelikle hangi nesnenin nasıl, niçin, ne şekilde, ne miktarda sır kalacağını, gizin ne kadarlık kısmının kimlerle ve nasıl paylaşılacağına ilişkin öncelik ve üstünlüğü yargıya bırakır.

Yargı neyin sır veya gizli olduğunu belirlemede son sözü söyleyendir. Bu yetki kesin, keskin ve yalın sorumluluğun izlerini taşır. Nesnenin, yargı kararıyla sırrını koruması, onun deşifresini önlerken, çözülme olasılığında ise sır olan nitelik değiştirerek, yayılabilir bir yargılama nesnesine dönüşür. Sırrın korunabilmesi meşru amaçlarla sınırlıdır.

Gerekli ve orantılı olmaklık meşruluğu belirleyen paha biçilmez parametrelerdir.

Anılan değerler gizin, belirleyenlerin kişisel tercih, özlem ve kaygılarının gölgesinde biçimlenmesine olanak tanımaz. Bilgi veya nesnenin sır olmaktan çıkması, savunmanın bu bilgiye yaslanarak kendisini pekiştirmesine, hukuki dinlenilme hakkının konusuna kavuşmasına, retoriğin kendisini sıçratacak malzemeyi edinmesine imkân ve kolaylık sağlar. Böyle bir malzemenin kamuya açık ve onun denetimindeki alandan sudan gerekçelerle kaçırılması: bin bir güçlükle özgürleşen nesnenin tartışma dışı kalması veya yarışanlardan saklanması, adil yargılanmayı ayakta tutan temelleri, yargısal kararlar aracılığıyla zayıflatır.

Yargı denetiminin minimize edilmesi, sırrın yargının merkezine oturarak, ona egemen olması demektir. Böyle bir tablo içinde yargıç eden olmaktan çıkarak, onaylayana dönüşür. İnisiyatifsizlik- nesneye dokunulmazlık ölçüsünde- diyalektiği malzemesiz, yargıcı işlevsiz, yargılayan veya yarışanları konusuz, belagati de etkisiz kılar. Dahası, gizi gizle pekiştirerek, olumlu veya olumsuz kuşkunun kişisel, sanal ve yabancı olanın çabasıyla epistemik olana dönüşmesini önler. Bu sahici olandan feragat, varsayımsal olanla flört manasına gelir.

Böylece yargılama dediğimiz diyalektik, kıskandıracak kadar korunan giz üzerinden veya onun aracılığıyla olası kazanımlarını ve muhataplarını yitirir. Savunma temelinden yoksun kalarak gerçek ve doğruluğunu sınama ve sınatma imkânını kaybeder. Nesnesini yitiren yargı, kendisine yabancılaşır.

Giz addedilenin aleyhe etki ve sonuç yaratma yasağı ya da sırrın yargılamaya etkisinin sıfırlanması, oluşan kaybı tek başına gidermeye yetmez. Kaybedilen irtifa ve nesneden ötürü hak arayışı, yaslanacağı başka olanak ve kolaylıklar aramaya koyulur. Bu kendisini ‘Contrablanced’ olarak karakterize eden ve sınırlamayla yaratılan dezavantajın, usuli güvencelerle dengelenmesini, yabancılaşmayı ve sapmayı frenleyen çare olarak görür. Aktüel sır anlayışı, sırrın korunmasıyla oluşan kayıpların yargılamanın her aralığında ve her otorite tarafından kendiliğinden giderilmesini, kaybın telafisi için zorunlu görür. Bu öneri saltık ve yalındır. Retoriğin malzeme ve irtifa kaybının giderilmesi yargıcı, reflektif olmaya davet eder. Yargıç, diğer otoriteler ve yargılananlar bu sorumluluğun gereklerini kendiliğinden kişi mekân ve zamandan bağımsız, almaşık her gereçten yararlanarak gerçekleştirmekle ödevlidir. Yargıç ödevini çağcıl örneklerden beslenerek, onlarla samimi bir iletişim ve ilişki kurarak belirlemeyi, karşı denge için yaşamsal sayar.

Ödevden kaçınma bir başka açıdan: çelişmeli yargı ve eşitlik ilkesinin ihlali aracılığıyla, kuşkunun kendisini pekiştirerek hükme dönüşmesine yol açar. Anılan dönüşüm eş zamanlı olarak yargısal emrin tartışılmayan kadar dayanaksız, temelsiz ya da gerekçesiz kalmasını tetikler. Gerekçeden yoksunluk, yargının toplumsal ve kamusal denetiminden kaçırılmasını hoş görerek, denetlenebilir olmayı hafife alır.

Tasarının gizli nesne kavramını kurumsallaştırma arzusu, sır ile olmayan arasındaki skalada, tartışmadan istisna kılınacak bir başka kategorinin oluşumuna kaynaklık eder. Gizli olanın yazgısını belirleme tekeli, yargıcın inisiyatife ortak edilmesiyle el değiştirme imkânı bulur. Böylece gizli olanın diyalektik malzeme olma yasağından kaynaklanan tehlike, gerçeklik olmaktan göreceli de olsa çıkar. İşlevi genleşen yargı, idari otoritelerin aşkın ve otonom tanım, belirmeme ve biçimlendirme pratiğini denetleyen sahici egemene dönüşür.

İmkânlı olmak, gizin tartışma malzemesi olma ihtimalini gerçeğe evirmeye muktedirdir. Gizil güç, bağımsız ve sınırsız olmaya kalkıştığında, yasalarla erişilme imkânına kavuşma ihtimali olan nesnenin, sapmalarla örtük ya da gömülü kalmasına neden olabilir. Söz konusu durum, yasayla gün yüzüne çıkması gerekenin, keyfi kararlarla önlenmesi manasına gelir. Bu ihtimalde nesnenin zincirlerinden kurtulması, birkaç iyi yargıcın varlığına ya da olumlu sürprizlerin gerçekleşmesine ihtiyaç duyar. Evrensel tanımlar, sürprizlerle varolmayı tercih etmez. Bu olasılığın olguya dönüşmesinin, temelsizlikle ittifak etmesi, misyonu kuşku ve gizlerle mücadele etmek olan yargının, varlığını yadsıması, rolüyle yollarını ayırması demektir. Uğursuz yazgıdan kaçınmak, yargıcın demokratik değerlere sadakatiyle ya da onun geleneksel olandan bağımsız tanımlama ve algılama zihniyetiyle doğrudan orantılıdır.

Kaygıya son vermek: öte yandan nesneyi sırra dönüştüren iradeyi besleyen link ve temellerin meşru, makul, hukuki, doğru ve doyurucu olmasını zorunlu kılar. Bu hedeften sapma, özgürlüklerin sırlarla çelişkisini tetikleyerek, yekdiğerini yok etmesine vesile olur.

Sırrın ilişilmezliğini kurumsallaştırma iddiası-birçok eksikle- sistemin çatlaklarına yerleşmiş geleneksel giz anlayışını toparlama, kristalize etme, özgürlükler eşliğinde konuşlandırma ve kurumsallaştırma misyonundan uzaktır. Sırları disipline etmeyi tasarlayan bakış, onu ayakta tutan dinamiklerin, demokratik hukuk devletinin yaslandığı değerlerin asgari umarlarını, ihtiyaçlarını ve beklentilerini karşılamaktan yoksundur. CMK’daki sır anlayışının muhafaza edilmesi, sır ve gizi korumadaki aşırılığı, diğer yargı yollarının sırra ilişkin değerlerini görmezden gelmesi ve yürütmenin doruğunu sorumsuz kılan anlayışı, denge ve denetim olgusunu dışlaması ya da ziyadesiyle gözetmemesi onu, aristokratik motiflere yaklaştırmaktadır. Betimlenen tablo, sırların hukukla meşru bir zeminde yapacağı düeti ertelemektedir.

Bu düşüncenin, çözümü kolaylaştıran kriptoyu vermekten kaçınması ya da deşifreyi olanaklı kılan istisna ve muafiyeti tanımaktan, çözülme ve çözüme imkân verecek öneri, usul-esaslardan, gerekçenin gücünü yeterince algılamaktan yoksunluğu ve almaşık çözüm öneren sınır ötesi standartları yadsıması, demokratik hukuk devletinin yaslandığı temelleri kemiren koşulları tetikler.

Özelde savunma, genelde yargının işlerliği önünde ciddi bir bariyere dönüşen sır algısı; güncel ve demokratik giz anlayışıyla, komplekslerden arî, içten ve eşit bir ilişki kurmayı, toplumsal olanın, kamusal alanı etkisine almasına izin veren ve de meşruluk sorunlarını aşacak bir yörüngeye oturmalıdır. Bu deneyim, geleneksel alışkanlıklar ve reflekslerden kurtulmayı zorunlu kılar. Kurumsal uzlaşma, toplumsal kabul edilebilirlik standartlarıyla uyumlu anlayışla zıtlaştığı sürece, bir değer olmaktan uzaklaşır. Meşrulukla zıtlaşmak, adaletin sırrın rehberliği ve egemeliğinde, bilinen akıbete terk edilmesine göz yumar.

İnsanlık, savunmadan saklanan dosyalara yaslanarak, verilen hükmün yargılama diyalektiği, eşitlik ilkesi, savunma ve gerekçeli karar alma hakkını nasıl ve ne şekilde bertaraf ettiğini, bu yok oluşun birey ve toplum nezdinde yarattıklarının hazin ve trajik öyküsünü Dreyfus ve çağdaşlarından öğrenmiştir. Çağın bu trajediye son vermesi, sırrı kutsayan anlayışın, hukuka boyun eğmesiyle mümkündür.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti – Türkiye Kıta Sahanlığı Antlaşması

0

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti – Türkiye Kıta Sahanlığı Antlaşması

Bundan böyle akit taraflar olarak anılacak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti,

Mevcut iyi komşuluk ve dostluk ilişkilerini daha derinleştirmek ve genişletmek isteğinden hareketle,

Tarafların kıta sahanlığının doğal kaynakları araştırmak ve işletmek amacıyla egemen haklarını kullandıkları Akdeniz’de kıta sahanlığının ilgili bölgelerinin sınırının saptanmasını arzulayarak,

Yapıcı müzakereler ve iyi komşuluk ruhu içerisinde adil ve karşılıklı kabul edilebilir çözümler sağlanması yolundaki isteklerini göz önüne alarak

Akdeniz’de kıta sahanlığı sınırlandırmasının hakça ilkeler esasına göre yapılmasını kabul ederek,

Uluslar arası hukukun ilgili ilkelerini ve kurallarını göz önünde bulundurarak,

Aşağıda hususlarda anlaşmışlardır:

Madde 1

Akdeniz’de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki kıta sahanlığı sınırı, aşağıda koordinatları belirtilen noktalardan geçer:

1. 35-33-09.584K 32-16-18.000D

2. 35-33-41.913K 32-21-12.349D

3. 35-33-47.278K 32-31-50.801D

4. 35-35-38.364K 32-37-51.980D

5. 35-37-58.043K 32-46-34.195D

6. 35-39-53.677K 32-56-36.616D

7. 35-40-59.868K 33-02-50.096D

8. 35-40-55.189K 33-10-19.709D

9. 35-41-19.465K 33-19-40.157D

10. 35-40-58.546K 33-23-18.544D

11. 35-41-14.617K 33-32-33.838D

12. 35-41-45.874K 33-38-16.025D

13. 35-42-04.417K 33-45-08.528D

14. 35-42-29.670K 33-53-00.873D

15. 35-43-50.531K 34-02-48.043D

16. 35-45-06.627K 34-06-06.897D

17. 35.45.44.498K 34-10-13.085D

18. 35-48-11.903K 34-14-21.393D

19. 35-49-46.780K 34-18-51.643D

20. 35-51-41.517K 34-24-51.492D

21. 35-52-57.081K 34-28-43.550D

22. 35-54-25.608K 34-33-30.506D

23. 35-54-42.208K 34-36-28.498D

24. 35-54-06.978K 34-40-56.920D

25. 35-52-55.052K 34-44-01.021D

26. 35-51-19.934K 34-46-40.603D

27. 35.49.09.889K 34-48-51.634D

Akit taraflar aralarındaki kıta sahanlığı sınırlandırma çizgisinin doğuda 35-49-09.889K ile 34-48-51.634D koordinatlarında olan nokta ve batıda 35-33-09.584K ile 32-16-18D koordinatları olan noktaya kadar saptama konusunda yukarıda belirtildiği gibi anlaşmaya varmışlardır.

Bu koordinatların doğudaki 35-49-09.889K ile 34-48-51.634D noktasının doğusuna ve batıdaki 35-33-09.584K ile 32-16-18D noktasının batısına doğru olan yöndeki sınırlandırmanın ve daha uzağa doğru uzatılarak çizilmesinin, ilgili taraflarla uluslararası hukuk kurallarına ve hakkaniyet ilkelerine göre ileride yapılacak anlaşmalarla gerçekleştirilmesi konusunda da mutabık kalmışlardır.

Madde 2

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti arasında koordinatları yukarıda belirtilen kıta sahanlığı sınır çizgisi, bu anlaşmanın ayrılmaz bir parçasını oluşturan 12 Nisan 2008 yılında yayınlanmış olan TR 30 numaralı deniz haritasında da gösterilmiştir.

İşbu anlaşmada belirtilen coğrafi koordinatlar WGS 84 ile ifade edilmiştir.

Madde 3

Kıta sahanlığının deniz yatağında veya toprak altında doğal kaynak rezervinin işbu anlaşmanın 1. Maddesi’nde belirlenen sınırın üzerinde, her iki tarafın da kıta sahanlığı alanına girecek şekilde bulunduğunun belirlenmesi durumunda, akit taraflar bu rezervin en verimli şekilde nasıl işletileceği konusunu müştereken saptamak üzere görüşmeler yapacaklardır.

Madde 4

İşbu anlaşma Kıbrıs Türklerinin, adanın kıta sahanlığının tümü üzerindeki meşru, eşit ve ayrılmaz haklarını haleldar etmeyecektir. Akit taraflar Kıbrıs meselesine kapsamlı çözüm bulunması çabalarını sürdüreceklerdir.

Madde 5

İşbu anlaşmanın yorumu ve uygulanması konusunda bir uyuşmazlık çıkması durumunda bu uyuşmazlık diplomatik yollardan müzakere veya tarafların ortak rızasına dayanacak diğer barışçı yöntemlerle çözüme kavuşturulacaktır.

Madde 6

Bu anlaşma taraf devletlerce onaylandıktan sonra, onay belgelerinin değişimi tarihinden itibaren yürürlüğe girecektir.

Bu anlaşma 21 Eylül 2011 tarihinde New York’ta Türkçe olmak üzere iki nüsha halinde düzenlenmiştir.

31 Aralık – Hukuk Takvimi

0

31 Aralık – Hukuk Takvimi

1880
Türkiye ile ABD arasındaki Marshall yardım planına adını veren Nobel Barış Ödülü sahibi George Marshall doğdu (Ölümü: 1954)
1880
Alman filozof Arnold Ruge öldü. (Doğumu 13 Eylül 1802) Bağımsız ve Birleşik Almanya`nın savunucusu olduğundan 1825 yılında Kolberg zindanlarında 5 yıl hapse mahkûm edildi. Serbest kaldıktan sonra Antik Yunan eserlerini çevirdi ve Genç Hegelciler grubuna katıldı.
1923
Lozan Boğazlar Sözleşmesi yürürlüğe girdi. Boğazlar Sözleşmesi veya 1923 Lozan Boğazlar Sözleşmesi, 1923-1936 yılları arasında İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının statüsünü belirlemiştir. Lozan Barış Antlaşması‘nın 143 maddeden oluşan ilgili bölüm 1936 yılında Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin imzalanmasıyla yürürlükten kalkmıştır.
1924
Toksöz gazetesi, hükümet kararıyla kapatıldı.
1928
Haydarpaşa – Eskişehir – Konya ve Yenice – Mersin Demiryolu’nun devlet tarafından satın alınmasına ilişkin antlaşma bir yasayla onaylandı.
1928
Anadolu ve Mersin – Tarsus – Adana Demiryolları ile Haydarpaşa Limanının satın alınmasına ilişkin antlaşma T.B.M.M’de bir kanunla onaylandı
1931
İzmir’de erkek haklarını savunmak için, Erkekler Birliği adıyla bir dernek kuruldu.
1932
Litvanya Bağımsızlık Yasası’nın yirmi imzacısından biri ve Polonya’nın ilk cumhurbaşkanı Gabriel Narutowicz’in kardeşi olan avukat ve politikacı Stanisław Narutowicz öldü. (Doğumu 2 Eylül 1862)
19462
Türkiye ile Almanya arasında savaş malzemesi alımı için kredi antlaşması imzalandı.
1946
ABD Başkanı Harry Truman, İkinci Dünya Savaşının bittiğini resmen açıkladı
1949
Damat Ferit Paşa hükümetinin temsilcisi sıfatıyla Sevr Antlaşması‘nı imzalayan delegelerden biri olan şair, filozof ve devlet adamı Rıza Tevfik Bölükbaşı öldü (Doğumu 1869)
1961
Eski bakan ve Yassıada mahkumu Tevfik İleri öldü.  (Doğumu 1911)
1977
Türkiye’de ilk kez bir hükümet gensoru verilerek düşürüldü: 218 güvenoyuna karşılık, 228 güvensizlik oyuyla İkinci Milliyetçi Cephe (MC) iktidarı sona erdi
1979
İspanya’da Katalonya Özerk Bölgesi kuruldu.
1979
Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcısı Doğan Öz’ün öldürülmesinden dolayı ölüm cezasına çarptırılan ülkücü İbrahim Çiftçi’nin avukatlarından Yalçın İlikli, Mamak Askeri Ceza ve Tutukevi’ne bir kitabın kapağı içinde 2 adet falçatayı sokmak isterken yakalandı.
1980
Milli Güvenlik Konseyi, sağlık personelini kapsayan tamgün yasasını yürürlükten kaldırdı.
1981
Sermaye Piyasası Kurulu belirlendi. 6 yıl süreyle görev yapacak kurulun başkanlığına Prof. Dr. İsmail Türk getirildi.
1983
Nijerya’da askeri darbe oldu ve Tümgeneral Muhammadu Buhari devlet başkanı oldu
1985
Pakistan’da 8,5 yıl süren sıkıyönetim dönemi sona erdi.
1985
TRT televizyonunda yayınlanan “Dünya Tarihi” adlı yabancı dizinin “İnsanlığın Başlangıcı” başlıklı maymunlarla ilgili ilk bölümü TRT Denetimi sonucunda sansürlendi.
1994
Avusturya, Finlandiya ve İsveç, Avrupa Birliği‘ne üye oldu. Birlik 15 üyeye ulaştı.
1995
12 Eylül döneminde Diyarbakır’da TKP/ML davasından tutuklu kalan Mustafa Kaya, 1991’de şartı tahliyesinin ardından 1993’te yeniden tutuklanarak kaldığı Bursa Hapishanesinde iken kanser hastalığı nedeniyle götürüldüğü hastahanede yaşamını yitirdi.
1997
Yekta Güngör Özden’in Anayasa Mahkemesindeki üyeliği 31 Aralık 1997 tarihinde sona erdi.
1997
Anayasa Mahkemesi, DYP milletvekilleri Mehmet Ağar ve Sedat Bucak’ın dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ilişkin 11 Aralık tarihli TBMM kararının kaldırılması yönünde yaptıkları başvuruyu reddetti
1998
Danıştay, Sincan’da düzenlenen Kudüs Gecesinin ardından İçişleri Bakanlığınca görevden alınan ve yargılama sonucunda 4 yıl 7 ay ağır hapis cezasına çarptırılan eski Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız’ın Belediye Başkanlığını düşürdü.
1998
Bursa Adliyesi’nin taşınmasında çalıştırılan Bursa Cezaevi’nin 4 hükümlüsü hakkında ”taşınma sırasında 5.Asliye Ceza Hakimi A.V.Güneş’in masasında bulunan 100 gram badem şekerini yedikleri” iddiasıyla açılan davada sanıklar hakkında 6 aydan 3 yıla kadar hapis istendi.
2001
İHD İstanbul Şube Başkanı Avukat Eren Keskin insan hakları ihlallerinin 2001 yılında da sürdüğünü, “Hayata Dönüş”ün izlerinin daha da derinleştiğini belirterek “F tipi cezaevlerinde hala ölüm kol geziyor, hükümet adım atmamakta direniyor” dedi.
2002
İslam dünyasının önde gelen eğitim kurumlarından El Ezher Üniversitesi’nin şeyhi Muhammed Seyyit Tantavi, Fransa’daki başörtüsü yasağına destek çıktı; “Müslüman kadın, Fransa gibi Müslüman olamayan bir ülkede yaşıyorsa, hükümetin başörtüsüne yasak koyması onun hakkıdır” dedi.
2004
İspanya’da Bask ülkesi parlamentosu “serbest ortaklık statüsü”nü onayladı. Ilımlı milliyetçi Bask Başbakanı Juan Jose Ibarretxe’nin önerisi, özerklik statüsünü “serbest ortaklığa” çeviriyor. Bask’ın kendi yargı sistemini kurmasını ve uluslararası kuruluşlarda temsil hakkını içeriyor. Madrid ise planı “yasadışı” olarak niteledi.
2005
Suriye Meclisi eski Devlet Başkan Yardımcısı Abdülhalim Haddam’ın vatana ihanet gerekçesiyle yargılanmasını oybirliğiyle kabul etti. Haddam, Devlet Başkanı Beşar Esad’ın eski Lübnan Devlet Başkanı Refik Hariri’yi öldürülmeden önce tehdit ettiğini savunmuştu.
2006
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in 2000 yılında göreve başladığından itibaren cezaevinde yatan 260 kişiyi affettiği açıklandı. Affedilenlerin çoğunun F tipi cezaevlerine karşı sürdürdükleri ölüm orucu sonrası Wernicke Korsakoff’a yakalananlar. olduğu öğrenildi.
2007
Romanya ve Bulgaristan resmen Avrupa Birliği (AB) üyesi oldu.
2016
15 Temmuz’daki darbe girişimine ilişkin 11 ilde bin 390 şüpheliyi kapsayan 20 iddianame, mahkemelere gönderildi.

31 Aralık – Hukuk Takvimi

‘Milli hukuk’ deyişinin düşündürdükleri – Prof. Dr. Sami Selçuk

0
Sami Selçuk

Milli Hukuk deyişinin düşündürdükleri -Prof. Dr. Sami Selçuk

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””] Yargıtay Eski Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez’in adli yıl açılışında yaptığı konuşma üzerinden değerlendirmelerde bulundu. Makale Karar Gazetesi’nde yayınlandı. [/box]

SAMİ SELÇUK

Yayın Yargıtay Başkanı, yeni yargılama yılını açtı. Sayın Başkanın açış konuşmasını ve bu konuşmayı alkışlayanları, çoğunluk eleştirdi. Özellikle siyasal nitelikli eleştirileri dışlayarak salt bilimsel ve hukuksal açıdan konuşma ele alındığında aşağıdaki sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Her şeyden önce öğretim dizgemiz (sistem) yetersizdir. Bu yüzden “Ben bu konuda ne biliyorum?” sorusunu insana dayatmamakta, sordurtmamaktadır. Dolayısıyla bu dizge, günümüzden 2425 yıl önce ölen Sokrates’in çok gerisindedir. Bu nedenle araştırmaksızın hemen eleştirmeyi kalkışan bilgisizleri ve bilinçsizleri bir yana bırakarak konuşmayı bilimsel açıdan değerlendirmek gerekir. Bu açıdan bakıldığında, 1700 sözcüğü, yani bir gazete yazı boyutunu aşmayan bu açış konuşması, üzülerek belirtelim ki, bilimsel açından kavramların ve ilkelerin birbirine karıştırıldığı bir konuşma olmanın da ötesinde, “zarafetin zarif’i eksilmesin” vb. gibi özentili, çocuksu ve yazım kurallarına ters düşen, sınırları belirsiz sözcüklerle bezenmiş, yargılama erkini iç ve dış dünyada küçük düşürenleri eleştirmek şöyle dursun, onlara iltifatlarla yüklü yapay ve çok yetersiz bir metindir.

Sami Selçuk

Her şeyden önce şu nokta asla unutulmamalıdır: Hukuk, bir bilimdir; kültür bilimidir. Evet, özellikle Roma hukukundan bu yana geliştirilen kendisine özgü çok varsıl ilkeler, kavramlar ve terimler diline sahip bir kültür bilimidir, günümüz hukuku. Öyleyse ilkin konuşmaya, anayasalarda bile yapılan bir yanlışla başlayalım: Üzerinde durulan konu, mahkemelerin duruşmalar sonunda kurduğu “yargı” (hüküm) değil, demokrasinin üç erkinden biri, çoğu bilim insanlarına göre, demokrasinin güvencesi olduğu için erkeler arasında birincisi, yani “yargılama” erkidir. Bu hukuk terimini, 1961 ve 1982 anayasaları yanlış kullansa bile, her hukukçu, özellikle de Yargıtay Başkanlığını üstlenmiş bir hukukçu, doğru kullanmak zorundadır.

Özetle Merhum Kunter’in vurguladığı üzere yasama, yürütme terimlerinden sonra “yargılama” yerine, “hüküm” anlamına gelen “yargı” denmesi, kaba bir yanılgı; bunun sorumlu bir hukukçu tarafından kullanılması ise, bağışlanamaz bir dil yetersizliği ve kavram duyarsızlığıdır. Ayrıca hemen eklemek gerekir ki, sayın başkan, konuşmasında yargılama erki içinde yer alan mahkemelerin bütün dünyada tek oturumla biten, ülkemizde ise insanlarımızı sürüm sürüm süründüren duruşma sorununa, daha doğrusu sorunsallaşan, süreğenleşen (müzminleşen) bu soruna ve bunu aşmanın çarelerine hiç değinmemiştir. Buna karşılık bırakınız hukukçuları, sokaktaki insanı bile şaşırtan, ne olduğu belirsiz, kendinden menkul, yapay, bilim dışı bir terimi konuşmasına odak yaparak saçma ve verimsiz bir tartışmanın kapısını açmıştır: “(Ulusal (milli) hukuk!?” Çünkü dünyada ulusal hukuk diye bir dizge hiçbir dönemde ve hiçbir ülkede görülmemiştir. Görülemez de.

En eski iki dizgeyi, adlarından da anlaşılacağı üzere “Roma-Germen hukuk dizgesi”ni, Romalılar ve Germenler; “Anglo-Sakson hukuk dizgesi”ni, Angıllar ve Saksonlar yaratmışlardır.

Bu iki büyük dizgenin arasındaki ayrım ise, daha önceleri birçok yazımızda değinildiği üzere, birincisinin “hukuk devleti,” ikincisinin “hukukun üstünlüğü” ilkesine dayanmasıdır.

Oysa 1961 ve 1982 Anayasaları, ikinci maddelerinde “hukukun üstünlüğü”nden değil, “hukuk devleti”nden söz ederek ülkemizin Roma-Germen hukuk dizgesinde yer aldığını bütün dünyaya duyurmuş, ancak zaman zaman da inanılmaz bir bilinçsizlikle, bu iki ilkeyi birbirinin yerine kullanmıştır (sözgelimi, 1961 Any., m. 77, 92; 1982 Any., m. 81, 102).

Bunun anlamı şudur: Ülkemizde anayasa yapıcıları bile, bu iki dizge ve ilkenin nedenlerinin, ilkelerinin, sonuçlarının da başka başka olduğunun ne ayrımındadırlar ne de bilincinde.

Yargıtay Başkanı da, bu konuda hiç duyarlı olmamıştır. Nitekim Anıtkabir özel defterine yazdıkları bununun kanıtıdır: “Kurduğunuz Cumhuriyet, diyor, Sayın Başkan, -çoğul olarak hukuk devleti ilkeleri üzerine inşa edilmiştir (…) Yargı –ki, elbette yargılama demek istiyor- bağımsızlığını ve tarafsızlığını en üst düzeyde koruyarak hukukun üstünlüğünü (…) sürdüreceğiz.”

İki cümlede üç yanlış. Çünkü Türkiye, herkesçe bilindiği üzere İslam hukuk dizgesinden çoktan çıkmış, Tanzimat’tan bu yana da hukuk devleti ilkesine dayanan Kara Avrupa’sı, yani Roma-Germen hukuk dizgesi içinde yerini almış; ancak tarihin hemen her döneminde Hint, Uzak Doğu, Afrika ve Madagaskar hukuk dizgelerinin dışında kalmıştır. Bu benimsemenin sonuçlarına gelince, geliniz, bunlara birlikte değinelim.

“Hukuk devleti ilkesi”nin boy verdiği Kara Avrupası ülkelerinde, sözgelimi, Almanya, İtalya, İspanya, Portekiz ve Fransa’da “devlet merkezci” bir yönetim, cumhuriyet vardır. Devlet, her yerde hâzır ve nâzır, Jakoben. Çünkü bu ülkelerde hukuku üreten temel güç, yalnızca devlettir. Bu yüzden de yazılı hukuk, her zaman bu tekelci devletten yanadır. Devlet kendi yarattığı hukuk nedeniyle yurttaşlarıyla sürgit sürtüşme içinde, dahası bu hukuku sürekli araç kılarak pek çok şeye el atmış durumdadır. Sözgelimi, sıkışınca başvurduğu kavramlardan biri “kamu yararı”dır. İçeriği ve sınırları belirsiz ve de her zaman çok tartışmalı olan bu kavramla hukuk, sık sık gizemleştirilmiş (mistikleştirilmiş), hukuku siyasallaştırma oyununun bir parçası olmuştur.

“Kamu yararı,” “yönetimin takdir hakkı” vb. ağırlıklı kavramlarla beslenen bu yaklaşım, hukukta da etkisini göstermiş, “özel hukuk” ve “kamu hukuku” ayırımı yapılmıştır. Özetle bu düzende toplum ve hukuk, devletin vesayetindedir; dolayısıyla edilgindir. Vesayetçi devletin yukarıdan aşağıya doğru düzenlediği makro anlamda bir toplumsal sözleşme vardır ve adı da anayasadır. Ancak bunun amacı, devleşen “Leviathan devleti” hukukun sınırlarında tutmaktır. Bu ne ölçüde başarılırsa, Kant’tan, Rousseau’dan esinlenilen “hukuk devleti”ne, dolayısıyla demokrasiye de ancak o ölçüde ulaşılabilecektir. Bu amaç, ne yazık ki, bugün de sürmektedir. Çünkü Jakoben devlet, sıkışınca hukukun bir türlü tanımlayıp erişemediği kör, karanlık, görünmez kavramlara başvurmaktadır. Bunlardan en çarpıcı olanı, “hikmet-i hükümet”tir (la raison d’ Etat, la ragion di Stato).

Bu hikmeti kendinden menkul “hikmet-i hükümet” kavramından 6.1.1989’da Fransız Yargıtay’ının iki yüzüncü yılında yaptığı konuşmada Başkan Mitterand şöyle yakınmıştır: “Hukuk, adalet, hiçbir biçimde hikmet-i hükümet denilen nesneye kurban edilmemelidir. Uzun yıllar taşıdığım siyasal sorumluluğum döneminde hikmet-i hükümet diye bir nesneye hiç rastlamadım. Ancak ne zaman hikmet-i hükümetten söz edilmişse, bilmelisiniz ki, bu bir başka şeyi gizlemek için uydurulmuş bir bahanedir”.

Başbakan William Pitt’in dilinde ise, hikmet-i hükümetin karşılığı “devlet zorunluluğu”dur. Mitterand’dan 206 yıl önce 18.11.1783’te Komünler Meclisinde Pitt, şöyle demiştir: “Devlet zorunluluğu, birey özgürlüklerini çiğnemenin özrüdür; zorbaların bahanesi, kölelerin inancıdır.” Bu anlayışın sonucu ise, şu olmuştur: Kara Avrupası ülkelerinde devlet, birey zararına dokunulamaz bir nesnedir. Dolayısıyla böyle bir toplum içinde sürdürülen kavga, bu dokunulamazlığı sarsma savaşımıdır. Bunun kaçınılamaz sonucu ise, şudur: Kara Avrupası’nda toplum, devletçi kurallara bağlı ve içine kapalıdır. İktidar ise, tektir.

Yargılama erki de, elbette bundan payını almıştır. Erkler ayrılığından ne denli çok söz edilirse edilsin, Kara Avrupa’sı hukuk dizgesinde, kamu hukuku ve özel hukuk ayrımı asıldır. Dolayısıyla hukuk ve yargılama, bu dizgede asla bir bütün değildir. “Yargılamanın birliği / tekliği ilkesi” (le principe de l’unité de la juridiction, il principio di unità della giurisdizione) hiçbir dönemde gerçekleştirilememiş, bu dizge içinde yer alan ülkelerde hukukun adli, idari ve anayasal vb. bütün alanlarında son sözü söyleyen üç ayrı mahkeme ortaya çıkmış; asla ABD, İngiltere, Kanada, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vb. ülkelerde görüldüğü üzere, son sözü söyleyen tek bir “Yüksek mahkeme” (Cour suprême, Supreme court, Corte suprema, Corte suprema) kurulamamıştır.

Özetle “hukuk devleti” küresindeki kavga, devletin topluma ve bireye karışmasını azaltma kavgasıdır. Temel amaç, “az devlet, çok hukuk” formülüyle özetlenebilir. Bu ise, kuşkusuz çok dar bir ufuktur. Buna karşılık, “hukukun üstünlüğü ilkesi”nin boy verdiği Anglo-Sakson hukuk dizgesini benimseyen ülkelerde, toplum, sözleşmecidir, uzlaşmacıdır; kendi kendisini düzenlemektedir, saydam ve dışa açıktır. Birey ise yarışmacıdır. Dolayısıyla girişim gücü, devlette değil, bireyde ve sivil toplum örgütlerindedir;

Hukuk dizgesi, asla devlet merkezci değildir. Toplum çoğulcudur, iktidar tek değil, parçalıdır.

Çok kutuplu kurumlar, kuruluşlar devletin bir kesim temel görevlerini üstlenmiştir. Çoğulculuk, kurumsal parçalanmayı, işbölümünü yaratmış; dolayısıyla toplum kendi hukukunu kendisi üretmektedir. Bu nedenle de, Devletin karşısında devletten bağımsız özerk ve egemen bir güç, yani hukuk vardır; her sorun, üretilen bu hukukun hakemliğinde çözülmektedir. Çünkü birey ve devlet, bu hukukun karşısında eşittir; dolayısıyla her ikisi de toplumun ürettiği ve dayattığı bu hukuka bağlıdır. Bu hukuk ise, yaşanarak, Sokratik yöntemle öğretilmekte ve de uygulanmaktadır. Somuttur, esnektir ve de kesinlikle devletten bütünüyle bağımsızdır.

Özetle hukukun üstünlüğü ilkesine dayanan hukuk düzeninde toplum, devletin vesayetinde değildir, devletse toplumun içindedir. Bu yüzden, dikkat ediniz, genellikle yazılı bir anayasaya bile gerek duyulmamıştır, bu düzende.

Bu anlayışın sonuçları ise, elbette insan özgürlüğü açısından çok önemlidir: Hukuk, bütünüyle devletten bağımsızdır. Yargılama erki ise, hem bağımsız, hem de çok güçlüdür. “Yargılama birliği ilkesi” sağlanmış, Yargıtay, Danıştay, Anayasa Mahkemesi ayrımı yapılmamış, Kara Avrupa’sındaki bu mahkemelerin görevleri tek bir Yüksek Mahkemeye verilmiştir. Hukukta da, aynı doğrultuda özel hukuk, kamu hukuku gibi katı ayrımlara gidilmemiştir. Her derecedeki mahkeme, bir yasanın anayasal kurallara, bir tüzüğün yasalara aykırı olup olmadığına karar verebilmektedir.

İktidar da, çoğulcu toplumun gereği olarak, elbette parçalı, aşağıdan yukarıya doğru biçimlenmiştir. Görüldüğü üzere, geniş bir ufuktur, bu. Dolayısıyla bu ikinci dizgede gelişen “hukukun üstünlüğü ilkesi,” çağcıl demokrasinin özüdür. Bu nedenlerle Anglo-Sakson ülkelerinde “hukukun üstünlüğü,” Kara Avrupası ülkelerinde, deyim yerinde ise, “üstünlerin hukuku” egemendir. Bu yüzden de Fransız yazarı Cohen-Tanugi, ses getiren yapıtında, Anglo-Sakson ülkelerinde “devletsiz hukuk”un, Kara Avrupası ülkelerinde ise “hukuksuz devlet”in olduğunu dile getirmiştir (Cohen-Tanugi, Le droit sans l’ Etat, sur la démocratie en France et en Amérique, Paris, 1987; Sami Selçuk, bilgi@t24.com.tr, 03 Mayıs 2021).
Hiç de haksız değil. Bir kez daha belirtelim ki, Roma-Germen (Kara Avrupa’sı), Common Law (Anglo-Sakson), Toplumcu (sosyalist) dizgelerinin yanı sıra, İslam, Hint, Çin ve Japonya’yı kapsayan uzak doğu, Afrika, Madagaskar hukuk dizgeleri de elbette vardır, hukuk dünyasında. Türkiye, bilindiği üzere, Tanzimat’tan bu yana İslam hukuku dizgesinden Roma-Germen (Kara Avrupa’sı) hukuk dizgesine kaymıştır. “Milli hukuk” konusunda son olarak belirtelim ki, hukuk, sanat değil, kültür bilimlerinden biridir. Dolayısıyla bilimin sanat gibi “milli”si asla olmaz, olamaz.

Ancak Yargıtay başkanının konuşmasını öğretim dizgemiz (sistem) yüzünden çok da yadırgamış değilim. Çünkü bu konuşma, aslında ülkemiz öğretiminde yaşanan bir yöntem yetersizliğinin ürünüdür. André Gide (1869-1951), bir denemesine, Ozan Mallarmé’den (1842-1898) söz ederken şöyle başlar: “Ne tuhaf adam şu Mallarmé! Konuşmadan önce uzun uzun düşünüyor.” Aslında bununla da yetinmiyor, Mallarmé. Gide’e göre, konuşmasını sürdürürken de düşünüyor ve de sözcüklerini çok özenle seçiyor. Bu yüzden de düşüne taşına “ağır ağır konuşuyor.” (Gide, André, (Suut Kemal Yetkin), Denemeler, İstanbul, 1955, s. 117).

Bilimsel etkinliğin ve doğruya, gerçeğe ulaşmanın ilk kuralı, bilindiği üzere, şudur: Kim olursak olalım, bir konuda karara varmak, tanı koymak durumunda isek, sözgelimi, hukukçu, hekim, mimar, mühendis, ayakkabı onarımcısı vb. isek, çok bildiğimizi sandığımız konularda bile, bilgimizden kuşkulanmaksızın, bildiklerimizi tazelemeksizin ve araş­tırmaksızın asla karar vermemeliyiz. İşte bizim temel sorunumuz, ulusça budur. Yani öğrencilerimizi öğretim görmeğe değil, daha çok eğitmeğe kalkışan okullarımızdaki öğretim dizgesi, insanımıza bildiklerinden kuşkulanma yöntemini ve alışkanlığını asla kazandıramamaktadır.

Aşağıdaki örnekler, bu çarpık yöntemin, ne yazık ki, üniversite çıkışlılarda bile bulunmadığını kanıtlamaktadır. Unutulmamalıdır ki, uygar insan, çağında yaşayabilen insandır. Uygar insanlar toplumunun temel özelliklerinden biri, hiç kuşkusuz, yanılgılardan ders çıkarabilme yetisine sahip olmasıdır. Bu bağlamda Türk toplumu, uygarlık yarışında birinciliğe oynamak istiyorsa, çaresiz, “bilimsel ve yöntemsel düşünerek sorgulayan insanlar toplumları”ndan ya da somut örnekleriyle “Sokrates ya da Descartes açığı yaşamayan toplum”lardan olmak zorundadır.

Descartes (1596-1650), “Düşünüyorum, öyleyse varım” demiş; Locke (1631-704), “Üzerine hiç yazı yazılmamış boş kâğıt” ya da “boş levha”dan (tabula rasa); Durkheim (1858-1917), “bilinçli bilmezlik”ten (ignorance consciente); Edmund Husserl (1859-1938), “insan bilincinin hiçbir zaman boş olmadığı”nı vurgulayarak önceden bilinenleri “ayraca alma”dan (epokhe, époché) söz etmişlerdir. Buna karşılık Türk toplumu, ne yazık ki, yaklaşık iki bin beş yüz yıldan bu yana atomun parçalandığı çağda bile “Bildiklerinden önce kuşkulan, sonra araştır, daha sonra da hüküm kur, yargıda bulun!” diyen Sokrates’ler, Descartes’lar açığını günümüzde bile kapatamamıştır. Hem de toplumun en alt katmanından en üst katmanına dek. Sokaktaki iddiasız, sade insanımızdan başlayarak kimi örnekler verelim. Merhum Melih Cevdet Anday (1915-2002), yıllar önce herkesi düşündüren güzel denemelerinden birinde yaşadığı bir olayı anlatmıştı.

Anday, yıllardır giriş katında ayakkabı onarımcısı bulunan bir apartman dairesinde oturmaktadır. Onarımcı, her gördüğünde “Bir çayımı iç, bey!” diyerek onu çağırmaktadır. Yazarımız bir gün bu çağrıya uyarak içeri girer. Onarımcı, onu içerideki konuğuna onu “emekli albay” diye tanıtır. Konuğu ise buna karşı çıkar, “Hayır, der, emekli tapu müdürü.” Bu uyuşmazlık yüzünden neredeyse kavga etmek üzeredirler. Anday, “Tartışılan konu benim; ama bana soran yok” diye bitiriyordu, o düşündürücü yazısını.
Örnek, elbette çok gülünç, ancak insanımızın yöntem ve düşünme açısından, çok, ama çok düşündürücüdür. Çünkü bilimsel olmayan bir konuda bile, insanımızın bildiğinden kuşkulanmaması, dahası bunu bir saygınlık sorununa dönüştürmesi ve de bir kavgayı göze alabilmesi!

Bırakınız sade insanımızı, yükseköğrenimden geçenlerde bile, bilgisinden kuşkulanıp konuyu incelemeksizin hemen görüşler bildirip uygulamaya yönelenleri ve kavga edenleri bile sık sık görebilirsiniz. Nitekim yıllar önce bilgisinden kuşkulanmama, önyargılı olma konusunda insanı şaşırtıp güldüren, doğru düşünme yöntemi konusunda ise hemen herkesi düşündüren yaşanmış bir öyküyü dinlemiştim.

Benim de yedek subay okulunda öğrenim gördüğüm 1960’lı yıllarda yedek subay öğrencilerine, rütbeleri yüzbaşı-albay arası değişen subaylar, çeşitli dersler verirlerdi. Bunların arasında bir ya da iki saat matematik, kimya, fizik vb. fen bilimi dersleri de vardı. Cumhuriyetin başlarında yurt dışında fizik öğrenimi gören, orta öğrenimde kitapları okutulan fizikçilerimizden Merhum Prof. Dr. Hayri Dener’in yedek subay okulunda öğrenciyken yaşadığı bir öykü anlatılırdı. Subay öğretmen, tahtaya bir formül yazar. Öğrencilerden biri formülün yanlış olduğunu söyler ve subay öğretmeni uyarır. Ancak subay öğretmen, bu uyarıya kulak vermez. Öğrenci bir kez daha uyarır. Subay öğretmen, bu uyarıyı da dinlemez. Üçüncü kez ayağa kalkıp karşı çıkınca ve subay öğretmenin “Ben bunu Hayri Dener’in kitabından aldım, sen ondan daha iyi mi bileceksin, otur yerine!” diye azarlayınca o öğrenci, şu yanıtı verir: “Eğer o Hayri Dener ben isem, hiçbir kitabımda böyle bir formüle yer vermedim.”

Tıp bilimiyle ilgili olarak ailecek yaşadığımız bir başka olay da aşağıdadır. Yaz aylarında kaldığımız binanın sahanlık ışıkları zaman zaman bozuluyor ve yanmıyordu. Böyle bir karanlığı yaşadığımız sırada akşam yemeği sonrası iki oğlum dolaşmak üzere kapının dışına çıkmışlardı. Bir çığlık sesi üzerine koşarak dış kapıyı açtığımda Hacettepe Ü. Tıp Fakültesinde öğrenci olan oğlum, banyoya girmiş, bir gözünü kapatarak öbür gözünü aynada inceliyordu. Kardeşinin dirseği gözlüğüne çarpmış, gözlük camı kırılmış, gözü yaralanmıştı. Hemen hastaneye gittik.

Orta yaşlı nöbetçi hekim, önce kanayan bölgeyi inceledi, gözde kanamanın olmadığını belirttikten sonra, kendi bilgisine güvenen bir çalımla göz hizasındaki yarayı dikmesini söylemişti, hemşireye. Oğlumsa buna karşı çıkmıştı. Hekim nedenini sorunca oğlum, “O bölümde gözyaşı kanalları var, dikerseniz onları tıkar, gözü kurutur, kör edersiniz” dedi. Hekim de şaşırarak nasıl bildiğini sordu. Oğlum, tıp fakültesi dördüncü sınıfta olduğunu söyledi. Elbette bu açıklama üzerine dikişten vazgeçildi. Şimdi geliniz birlikte düşünelim ve soralım: Ya oğlum tıp fakültesinin değil de, başka bir fakültenin öğrencisi olsaydı! Bunu akla getirmek bile insanın tüylerini ürpertiyor.

On yedi yıl öğrenim görmüş bir insan, tıp fakültesi çıkışlı bir hekim, her şeyden önce bilgisinden hiç kuşkulanmıyor, insan vücudunu iyileştirmekle görevli olduğu halde, incelemeksizin ve düşünmeksizin, “bu konuda ne biliyorum?” sorusunu, bundan yirmi beş yüzyıl önce yaşayan Sokrates gibi, kendisine hiç sormaksızın ivediyle karar veriyor ve insan bedeninde dikişe elverişsiz ayrıklı (istisnai) yerlerin bulunduğunu, bulunabileceğini hiç aklına getirmiyor ve de bilmiyordu. Düşünülmesi bile korkunç bir durum, tam anlamıyla da bir sorumsuzluktur, bu.

Oysa bir bakıma Sokrates’in çömezi olan Nasrettin Hoca bile, bundan sekiz yüz yıl önce “Eşeğin kaç ayağı var?” sorusunu, tıpkı Sokrates gibi bilgisinden kuşkulanarak ve eşeğinden inip, onun ayaklarını sayarak “dört” diye yanıtlamıştır. Evet, bu yöntem (metot) eksikliğinin örnekleri pek çoktur, ülkemizde. Bu eksiklikten, açıktan kaçınmanın çaresine gelince, bu çare, çok sıradan ve de çok yalındır: Bilmediği halde her konuda görüş bildirenlerden olmamak (Selçuk, Sami, Sokrates ve Descartes açığı yaşamanın kaçınılmaz sonuçları, T24, 10.6.2022).

Bütün bunları gözeterek biz, Sayın Yargıtay Başkanından, sözgelimi, Ayşe teyzelerin “Seni mahkemeye verir, sürüm sürüm süründürürüm” diyerek toplumda duyulan süreğen derdin, insanlarımızda derin yaralar açan ve yargıçlardan yargıçlara duruşma tutanaklarıyla aktarılan ve bu nedenle de “kesin hiçlik”le (mutlak butlan, nullité absolue, nullità assoluta) sakat duruşmalar ve bunların uzaması üzerinde durmasını, çarelerini göstermesini beklerdik. Çünkü bırakın yalnızca yasalarını aldığımız ülkeleri, açlık çeken Afrika ülkelerinde çok taraflı ve önemli davalar bile, tek oturumlu duruşmalarla bitirilmektedir. Biz de taşrada bulunduğumuz dönemde meslektaşlarımızı inandırarak tek oturumda kararlar verilmesini her zaman sağlamışızdır. Dolayısıyla hiç kimse, bu görevden, daha doğrusu yasal yükümlülükten asla kaçamaz. Kaç(a)mamalı da.

Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun

0
Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun
Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun

Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun 01.11.1984 tarih ve 3071 kanun numarası ile düzenlenmiş,  Resmi Gazetenin 10.11.1984 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Dilekçe hakkı, bireylerin, kişisel veya kamusal konularla ilgili dilek ve şikayetlerini, tek başına veya başkaları ile birlikte tüm kurum, yetkili makam, kuruluş ver her türlü devlet organı ile teşkilat şemasında bulunan tüm resmi kuruluşlara sunabilme hakkıdır.

Anayasanın 74. maddesine göre dilekçe hakkı şöyle tanımlanır: “Vatandaşların ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancıların kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri hakkında yetkili makamlara ve TBMM’ye yazı ile başvurma hakkıdır.”

Dilek şeklinde yapılan başvurularda resmi bir makamdan ya doğrudan doğruya kendisi ya da kamusal bir iş için, yetkisi dahilinde olmak üzere bir eylem ya da bir karar istenmekte; şikayet şeklinde olanlarda ise genel anlamda haksızlığa uğrayan bir kişi ya da kurumun çıkarlarının zedelenmesi ya da hukuk düzenindeki aksaklıklar ortaya konmaktadır.

Dilekçe hakkı, bireylerin kendileriyle veya kamusal işlerle ilgili olarak, tek başlarına veya topluca yargı dışında kalan devlet organlarına, dertlerini, sorunlarını, şikayetlerini, uğradıkları haksızlıkları ileterek çözüm bulmalarını istemelerinden ibaret bir insan hakkı olarak tanımlanmıştır.

Dilekçe hakkı anayasal bir hak olup hiçbir kurum ve kuruluşun usulüne uygun bir dilekçeyi reddetme hakkı bulunmamaktadır. Dilekçe hakkından ayrılmaz bir hak ise dilekçenin teslim edildiğine dair bir suretin dilekçe sahibine verilmesidir. Dilekçe hakkı, hukuki uyuşmazlığın doğmasından evvel yasal hakların aranmasında en öncelikli haktır.

Hak arama yolları konusunda yurttaşlara zamanında yapılmış başvurulardan sonra ek külfet getirmek anayasada güvence altına alınan hak arama özgürlüğüne aykırıdır.

Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun
Amaç:

Madde 1 – (Değişik: 2/1/2003-4778/23 md.)
Bu Kanunun amacı, Türk vatandaşlarının ve Türkiye’de ikamet eden yabancıların kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisine ve yetkili makamlara yazı ile başvurma haklarının kullanılma biçimini düzenlemektir.

Kapsam:

Madde 2 – (Değişik: 2/1/2003-4778/24 md.)
Bu Kanun, Türk vatandaşları ve Türkiye’de ikamet eden yabancılar tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi ile idari makamlara yapılan dilek ve şikâyetler hakkındaki başvuruları kapsar.

Dilekçe hakkı:

Madde 3 – Türk vatandaşları kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisine ve yetkili makamlara yazı ile başvurma hakkına sahiptirler.

(Ek: 2/1/2003-4778/25 md.)Türkiye’de ikamet eden yabancılar karşılıklılık esası gözetilmek ve dilekçelerinin Türkçe yazılması kaydıyla bu haktan yararlanabilirler.

Dilekçede bulunması zorunlu şartlar:

Madde 4 – (Değişik: 2/1/2003-4778/26 md.)
Türkiye Büyük Millet Meclisine veya yetkili makamlara verilen veya gönderilen dilekçelerde, dilekçe sahibinin adı-soyadı ve imzası ile iş veya ikametgâh adresinin bulunması gerekir.

Gönderilen makamda hata:

Madde 5 – Dilekçe, konusuyla ilgili olmayan bir idari makama verilmesi durumunda, bu makam tarafından yetkili idari makama gönderilir ve ayrıca dilekçe sahibine de bilgi verilir.

İncelenemeyecek dilekçeler:

Madde 6 – Türkiye Büyük Millet Meclisine veya yetkili makamlara verilen veya gönderilen dilekçelerden;
a) Belli bir konuyu ihtiva etmeyenler,
b) Yargı mercilerinin görevine giren konularla ilgili olanlar,
c) 4 üncü maddede gösterilen şartlardan herhangi birini taşımayanlar,

İncelenemezler.

Dilekçenin incelenmesi ve sonucunun bildirilmesi:

Madde 7 – (Değişik: 2/1/2003-4778/27 md.)
Türk vatandaşlarının ve Türkiye’de ikamet eden yabancıların kendileri ve kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri
konusunda yetkili makamlara yaptıkları başvuruların sonucu veya yapılmakta olan işlemin safahatı hakkında dilekçe sahiplerine en geç otuz gün içinde gerekçeli olarak cevap verilir. İşlem safahatının duyurulması halinde alınan sonuç ayrıca bildirilir.

Türkiye Büyük Millet Meclisine yapılan başvuruların incelenmesi:

Madde 8 – (Değişik: 2/1/2003-4778/28 md.)
Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilen dilekçelerin, Dilekçe Komisyonunda incelenmesi ve karara bağlanması altmış gün içinde sonuçlandırılır. İlgili kamu kurum veya kuruluşları Türkiye Büyük Millet

Meclisi Dilekçe Komisyonunca gönderilen dilekçeleri otuz gün içinde cevaplandırır. İnceleme ve karara bağlamanın esas ve usulleri Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde gösterilir.
(Ek fıkra: 1/12/2011-6253/41 md.) Dilekçe Komisyonu, görevleri ile ilgili olarak, kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile özel kuruluşlardan her türlü bilgi ve belgeyi almak, ilgilileri çağırıp bilgi almak, idari denetimin yapılmasını istemek, bilirkişi görevlendirmek ve yerinde inceleme yapmak yetkisine sahiptir. Bu yetkinin kullanılması durumunda kamu kurum ve kuruluşları ile kamu personeli, talep edilen bilgi ve belgeyi vermek, idari denetimi yapmak ve yerinde inceleme için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.

Kaldırılan hüküm:

Madde 9 – 26 Aralık 1962 tarih ve 140 sayılı Türk Vatandaşlarının Türkiye Büyük Millet Meclisine Dilekçe ile Başvurmaları ve Dilekçelerin İncelenmesi ile Karara Bağlanmasının Düzenlenmesine Dair Kanun yürürlükten kaldırılmıştır.

Geçici Madde 1 – (3071 sayılı Kanunun kendi numarasız geçici maddesi olup teselsül için numaralandırılmıştır.)

Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde gerekli değişiklikler yapılıncaya kadar, 140 sayılı Türk Vatandaşlarının Türkiye Büyük Millet Meclisine Dilekçe ile Başvurmaları ve Dilekçelerin İncelenmesi ile Karara Bağlanmasının Düzenlenmesine Dair Kanunun Dilekçe Komisyonunun çalışma esas ve usullerine ilişkin hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.

Yürürlük:

Madde 10 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme:

Madde 11 – Bu Kanun hükümlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ile Bakanlar Kurulu yürütür.

Dilekçe Yazım Kuralları ve Dilekçe Hakkında Yazılmış Olan Bir Dilekçenin Anatomisi isimli kitap

Bir Dilekçenin Anatomisi

İş Teftişi Sözleşmesi

0

İş Teftişi Sözleşmesi, 19 Haziran 1947 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)  tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 13.12.1950 tarihinde 5690 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 22.12.1950 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir.

Sözleşme, sınai iş yerlerinde ve ticari iş yerlerinde teftişi düzenlemekte, tüm iş yerlerinde teftişi düzenleyen bir teftiş sistemi kurulmasını öngörmekte ve bu teftiş sisteminin standartlarını  belirlemektedir.

Sözleşme, sınai iş yerlerinde ve ticari iş yerlerinde teftişi düzenlemekte, tüm iş yerlerinde teftişi düzenleyen bir teftiş sistemi kurulmasını öngörmekte ve bu teftiş sisteminin standartlarını  belirlemektedir.

ILO 81 No’lu İş Teftişi Sözleşmesi

ILO Kabul Tarihi: 19 Haziran 1947
Kanun Tarih ve Sayısı: 13.12.1950 / 5690
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 22.12.1950 / 17689

Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Yönetim Kurulu tarafından Cenevre’ye davet edilerek orada 19 Haziran 1947 tarihinde 30 uncu toplantısını yapan Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel konferansı,
Toplantı gündeminin 4 üncü maddesini teşkil eden Sanayi ve Ticaret te İş Teftişi meselesine dair muhtelif tekliflerin kabulüne,
Bu tekliflerin bir Milletlerarası Sözleşme şeklini almasına karar verdikten sonra,
Bin dokuz yüz kırk yedi yılı temmuz ayının on birinci günü,
İş Teftişi hakkında 1947 Sözleşmesi adını taşıyacak olan aşağıdaki Sözleşmeyi kabul eder:

BÖLÜM I

SANAYİDE İŞ TEFTİŞİ

MADDE 1

Hakkında bu Sözleşmenin yürürlükte bulunduğu Milletlerarası Çalışma Teşkilatının her üyesinin sınai işyerlerinde bir teftiş sistemi bulundurması lazımdır.

MADDE 2

Sınai işyerlerinde iş teftiş sistemi çalışma şartlarına ve işçilerin işleriyle meşgul bulundukları sırada korunmalarına dair konulan kanuni hükümlerin uygulanmasını sağlamakla iş müfettişlerinin vazifeli bulundukları bütün işyerleri hakkında uygulanır.

Milli mevzuat, maden ve ulaştırma işletmelerini veya bu gibi işletmelerin bazı kısımlarını bu Sözleşmenin uygulanmasından istisna edebilir.

MADDE 3

İş teftiş sisteminin vazifeleri şunlar olacaktır:

a.Çalışma müddetleri, ücretler, iş emniyeti, işçilerin sağlığı ve refahı, çocuk ve gençlerin çalıştırılması ve bunlarla ilgili diğer hususlar gibi, çalışma şartlarına ve işçilerin işleriyle meşgul bulundukları sırada korunmalarına dair kanuni hükümlerin mezkür hükümlerin tatbikini temin etmekle iş müfettişlerinin vazifeli bulundukları nispette uygulanmasını sağlamak;

b.İşverenlere ve işçilere, kanuni hükümlere riayet etmeyi sağlayacak en müessir yollar hakkında teknik malumat vermek ve tavsiyelerde bulunmak,

c.Mevcut kanuni hükümlerin sarih şekilde derpiş etmemiş olduğu kusur veya suistimalleri yetkili makamın dikkatine arzetmek;

İş müfettişlerine tevdi edilebilecek diğer vazifelerin, esas vazifelerini ifaya mani olmaması veya işverenler ve işçilerle olan münasebetlerinde müfettişler için zaruri bulunan nüfuz ve tarafsızlığa halel vermemeleri lazımdır.

MADDE 4

İş teftişi üye memleketin idari usulleriyle kabilitelif olşduğu nispette, merkezi bir makamı nezaret ve murakabesine tabi bulunacaktır.

Federal bir devlet bahis mevzuu olduğu takdirde, ‘‘merkezi makam’’ tabiri, ya federal bir makamı veya federasyonu teşkil eden bir hükümetin merkezi makamını ifade edebilir.

MADDE 5

Yetkili makam, aşağıda yazılı hususları kolaylaştırmak için uygun tedbirler alacaktır:

a.Bir taraftan teftiş servisleri, diğer taraftan benzeri faaliyetlerde bulunan hükümetin diğer servisleri de resmi ve hususi kurumlar arasında müessir bir işbirliği yapılması,

b.İş teftişi servisinin memurlarıyla işveren ve işçiler veya bunların teşekküleri arasında iş beraberliği yapılması.

MADDE 6

Teftiş personeli, memuriyette istikrarlarını ve hükümet değişikliklerini ve yerinde olmayan harici tesislere tabi bulunmalarını sağlayacak şekilde bir statü ve hizmet şartlarından faydalanan amme memurlarından terekküp edecektir.

MADDE 7

Amme hizmetlerine alınmak için milli mevzuatın tespit edeceği şartlar mahfuz kalmak kaydı ile iş müfettişleri yalnız görecekleri vazifeleri ifa edebilmek için gereken ehliyet gözönünde tutularak tayin edileceklerdir.

Bu ehliyetlerin tahkiki yolları yetkili makam tarafından tayin edilecektir.

İş müfettişlerinin vazifelerini ifa edebilmeleri için münasip şekilde yetiştirilmeleri lazımdır.

MADDE 8

Gerek erkekler, gerek kadınlar iş müfettişi tayin edilebileceklerdir; icap ettiği takdirde erkekle kadın müfettişlere özel vazifeler verilebilecektir.

MADDE 9

Her üye işleriyle meşgul olduklari esnada sağlık ve emniyetlerinin korunmasına dair olan kanuni hükümlerin uygulanmasını sağlamak ve kullanılan usullerin, malzemenin ve çalışma şekilerinin işçilerin sağlık ve emniyeti üzerindeki etkilerini incelemek maksatıyla, tababet, makina, elektrik ve kimya alanlarındaki mütehassılar da dahil olmak üzere, hakkiyle ehliyetli eksper ve teknisyenlerin milli şartlara göre en münasıp sayılabilecek tarzda teftiş faaliyetlerine iştiraklerini temin etmek için lüzumlu olan tedbirleri alacaktır.

MADDE 10

İş müfettişleri iş teftişi vazifesini müessir bir şekilde ifasına yetecek sayıda olacak ve bu sayı, aşağıdaki hususlar hakkıyle gözönünde tutularak tespit edilecektir.

a.Müfettişlerin ifa etmek mecburiyetinde oldukları vazifelerin önemi hususiyetiyle:

i.Teftişe tabi işyerlerinin sayı, mahiyet, büyüklük ve mevkii,

ii.Bu gibi işyerlerinde istihdam edilen işçilerin sayı ve nevileri,

iii.Uygulanmasının sağlanması gereken kanuni hükümlerin sayısı ve tenevvüü,

b.Müfettişlerin emrine verilmiş olan maddi vasıtalar;

c.Teftişlerin müessir bir şekilde icrası için bunların tabi olacağı ameli şartlar.

MADDE 11

Yetkili makam, iş müfettişlerine aşağıdaki hususların temin edilmesi için lüzumlu olan tedbirleri alacaktır:

a.Teftiş servisinin ihtiyaçlarına göre münasip şekilde techiz edilmiş ve ilgili bütün şahıslara açık bulundurulan mahalli bürolar;

b.Münasip amme taşıt kolaylıklarının mevcut olmadığı hallerde, müfettişlerin görevlerini ifa edebilmeleri için lüzumlu olan taşıt kolaylıkları,

Yetkili makam, iş müfettişlerinin vazifelerini ifa edebilmeleri için lüzumlu olabilecek seyahat vesair masralarının kendilerine tediyesi için gerekli tedbirleri alacaktır.

MADDE 12

Hüviyetlerini bildiren belgeleri hamil iş müfettişleri aşağıdaki yetkileri haizdir:

a.Teftişe tabi herhangi bir işyerine günün veya gecenin herhangi bir saatinde serbestçe ve önceden haber vermeksizin girmek,

b.Teftişe tabi olduklarına hükmetmek için makul bir sebep görebilecekleri bütün mahallere gündüz girmek;

c.Kanuni hükümlere hakikatten riayet edilip edilmediğine kanaat getirmek maksadıyle, lüzumlu görebilecekleri her türlü tetkik, kontrol ve tahkikatta bulunmak ve bilhassa:

i.Kanuni hükümlerin uygulanmasiyle ilgili her hususta işverene veya işletme personeline yalnız veya şahitler huzurunda sorular tevcih etmek;

ii.Çalışma şartlarına dair olan milli mevzuatın tutulmasını emrettiği her türlü defterlerin, kayıtların veya diğer vesikaların kanuni hükümlere uygun olup olmadıklarını tetkik etmek ve suretlerini çıkarmak veya bunlardan hulasalar maksadiyle, adı geçen vesikaların ibraz edilmesini talep etmek;

iii.Asılması kanunen mecburi olan ilanların asılmasını istemek;

iv.Tahvil etmek maksadiyle, kullanulan veya işlenen malzeme ve maddelerden numuneler almak ve bunları götürmek; şu şartla ki bu maksatla herhangi bir numune veya maddenin alınıp götürüldüğü işveren veya vekiline haber verilecektir.

Müfettişler teftişe geldiklerini, işveren veya vekiline haber verirler; meğer ki bu tarzda haber vermenin, vazifelerinin ifasına halel getirebileceğini mülahaza etmiş olsunlar.

MADDE 13

Tesislerde, tertiplerde veya çalışma usullerinde tespit ettikleri ve işçilerin sağlık emniyeti bakımından bir tehlike teşkil edeceğine kani olmak için makul bir sebep gördükleri eksikliklerin tamamlanması maksadiyle tedbirler aldırmak hususunda iş müfettişlerine yetki verilecektir.

Müfettişlerin bu gibi tedbirleri aldırmalarını mümkün kılmak üzere, adli veya idari makama her türlü itiraz için milli mevzuatın tanıdığı hak mahfuz kalmak şartıyle, kendileri aşağıda yazılı hususlarda emir vermek veya verdirmek yetkisine malik bulunacaklardır.

a.İşçilerin sağlık ve emniyetine dair olan kanuni hükümlerin tamamiyle uygulanmasını sağlamak için, tesislerde lüzumlu görülebilecek olan değişiklerin tesbit edilecek bir zaman zarfında yapılması;

b.İşçilerin sağlık ve emniyeti bakımından yakın bir tehlike mevcut olduğu takdirde, derhal tatbik olunmak üzere tedbirler alınması.

Fıkra 2 de derpiş olunan usul, üyenin, adli veya idari usulleriyle kabili telif olmadığı hallerde, müfettişler, emirlerin verilmesi veya derhal tatbik edilmek üzere tedbirlerin alınması için yetkili makama müracaat yetkisine malik bulunacaklardır.

MADDE 14

İş teftiş servisinin, milli mevzuatın emredeceği hallerde ve tarzlarda iş kazaları ve meslek hastalığı haberdar edilmesi lazımdır.

MADDE 15

Milli mevzuatin koyabileceği istisnalar mahfuz kalmak kaydiyle, iş müfettişleri:

a.Murakabeleri altındaki işletmelerle doğrudan doğruya veya dolayısiyle herhangi bir alakaları olmak kaydını haiz bulunmayacaklardır.

b.Vazifelerin ifası sırasında, imalat, ticaret sırları veya işletme usulleri hakkında öğrendiklerini, hizmetten ayrıldıktan sonra dahi ifşa etmemek mecburiyetinde olacaklar ve bu mecburiyet münasıp cezalar veya disiplin tedbirlerinin müeyyidesi altında bulundurulacaktır.

c.Tesislerde bir eksiklik bulunduğunu veya kanuni hükümlerin ihlal edildiğini kendilerine haber veren herhangi bir şikayet membaını mutlak suretle gizli tutacaklar ve teftişin bir şikayet üzerine yapıldığını işvreren veya vekiline bildirmekten çekineceklerdir.

MADDE 16

İşyerlerinin ilgili kanuni hükümlerin müessir bir şekilde uygulanmasını temin etmenin lüzumlu kılacaği kadar sık ve itinali bir şekilde teftiş edilmesi lazımdır.

MADDE 17

Uygulanması iş müfettişleri tarafından sağlanan kanuni hükümleri ihlal veya ihmal edecek şahıslar hakkında önceden ihtar edilmeksizin derhal kanuni tatbikata geçilecektir, şu kadar ki, noksanların ikmali veya önleyici tedbirlerin uygulanması için önceden ihtarda bulunulması gereken hallere dair milli mevzuat tarafından istisnalar kabul edilebilecektir.

Tatbikata geçmek veya geçilmesini tavsiye etmek yerine, ihtar veya tavsiyede bulunma keyfiyeti iş müfettişlerinin takdirine bırakılır.

MADDE 18

Uygulanması iş müfettişlerinin kontrolüne tabi olan kanuni hükümleri ihlal ve vazifelerini ifada iş müfettişlerine engel çıkarmak hallerine karşı münasıp cezai müeyyideler milli mevzuat tarafından derpiş edilecek ve müessir bir şekilde tatbik olunacaktır.

MADDE 19

İcabına göre, ya iş müfettişleri veya mahalli teftiş büroları; teftiş faaliyetlerinin neticeleri hakkında merkezi teftiş makamına genel mahiyette muntazam devre raporları vermekle mükellef tutulacaklardır.

Bu raporlar zaman zaman, merkezi makam tarafından tespit olunan tarzda hazırlanacak ve bu makam tarafından tespit edilen konuları ihtiva edecektir.

MADDE 20

Merkezi teftiş makami, kontrolü altında bulunan teftiş servislerinin çalışmalarına dair umumi mahiyette bir senelik rapor yayınlayacaktır.

Bu senelik raporlar, ait oldukları senenin hitamından sonra makul bir devre zarfında ve her halde 12 ay içinde yayınlanacaktır.

Senelik raporların suretleri, yayınlandıktan sonra makul bir devre zarfında her halde üç ay içinde Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürlüğüne gönderilecektir.

MADDE 21

Merkezi teftiş makamı tarafindan yayınlanan senelik rapor aşağidaki konuları ve adı geçen makamın kontrolüne tabi olan diğer ilgili hususları ihtiva edecektir.

a.Teftiş servisinin faaaliyetiyle ilgili kanunlar ve tüzükler;

b.İş teftiş servisinin personeli;

c.Teftişe tabi işyerlerinin istatistikleri ve buralarda çalıştırılan işçilerin sayısı;

d.Teftiş ziyaretlerinin istatistikleri;

e.İşlenen suçlara ve verilen cezalara dair istatistikler;

f.İş kazaları istatistikleri;

g.Meslek hastalıkları istatistikleri.

BÖLÜM II

TİCARETTE İŞ TEFTİŞİ

MADDE 22

Hakkında bu Sözleşmenin bu kısmının yürürlükte bulunduğu Milletlerarası Çalışma Teşkilatının her üyesinin ticari işyerlerinde bir iş sistemi bulundurulması lazımdır.

MADDE 23

Ticari işyerlerinde iş teftiş sistemi, çalışma şartlarına ve işçilerin işleriyle meşgul bulundukları sırada korunmalarına dair olan kanuni hükümlerin uygulanmasını sağlamakla iş müfettişlerinin vazifeli bulundukları işyerleri hakkında uygulanır.

MADDE 24

Ticari işyerlerinde iş teftiş sistemi, bu Sözleşmenin 3-21. Maddeleri hükümlerinin, uygulanabildikleri nispette yerine getirilmesini sağlamalıdır.

BÖLÜM III
MUHTELİF TEDBİRLER
MADDE 25

Milletlerarası Çalışma Teşkilatının bu Sözleşmeyi onoyan her üyesi onama belgesine ekleyeceği bir beyanla Sözleşmeyi kabulünde II nci kısmı müstesna tutabilir.

Bu şekilde beyanda bulunmuş her üye, müteakip bir beyanla evvelki beyanını herhangi bir zamanda iptal edebilir.

Bu maddenin birinci paragrafına göre yapılmış olan beyanın kendisi hakkında yürürlükte bulunduğu her üye Sözleşmenin tatbikine dair yıllık raporunda Sözleşmenin II nci kısmının hükümleri hakkında kendi kanunun ve tatbikatının durumunu bildirecek ve adı geçen hükümlerin ne dereceye kadar tatbik mevkiine konduğunu veya konulmasını tasavvur edildiğini açıklayacaktır.

MADDE 26

Herhangi bir işyerinin veya işyeri kısmının yahut servisinin, bu Sözleşmenin şumulüne girdiği muhakkak surette belli olmadığı takdirde, meselenin hali yetkili makama ait olacaktır.

MADDE 27

Bu Sözleşmede ‘‘Kanuni Hükümler’’ tabiri kanun ve tüzüklerden başka, kanun kuvvetini haiz bulunan ve uygulanmasını sağlamak iş müfettişlerinin vazifesi olan hakem kararlarını ve genel sözleşmeleri de içine alır.

MADDE 28

Milletlerarasi Çalişma Teşkilatı Statüsünün 2 nci maddesi gereğince verilecek olan senelik raporlara bu Sözleşme hükümlerini tatbik mevkiine koyan bütün kanunlar ve tüzükler hakkında mufassal malümat dercedilecektir.

MADDE 29

Bir üyenin ülkesi geniş bölgeleri ihtiva edip de bu bölgelerdeki nüfusun dağınıklığı ve gelişme safhası dolaysıyla yetkili makam bu Sözleşme hükümlerinin buralarda uygulanmasının kabil olmayacağını mülahaza ettiği takdirde, adı geçen makam, bu bölgeleri bu Sözleşmenin uygulanmasından ya tamamiyle veyahut muayyen işletmeler veya işler hakkında münasip göreceği istisnalar kabul etmek suretiyle kısmen muaf tutabilir.

Her üye, Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Satatüsünün 22 nci maddesi gereğince bu Sözleşmenin uygulanmasına dair vereceği ilk raporunda, hakkında bu madde hükümlerine müracaat niyetinde olduğu bölgeleri ve hükümlere müracaat niyetinde olmasının sebeplerini göstermelidir; hiç bir üye, daha sonra bu suretle göstermiş bulunduğu bölgelerden maadası için bu madde hükümlerine müraacat edemez.

Bu madde hükümlerine müracaat eden her üye, müteakip yıllık raporlarında, hangi bölgeler için bu madde hükümlerine müracaat hakkından vazgeçtiğini göstermelidir.

MADDE 30

Milletlerarasi Çaişma Teşkilatı Statüsünün 1946 yılında tadil edilen metnin 35 inci maddesinde zikrolunan ülkeler hususunda bu suretle tadil edilmiş olan adı geçen maddenin 4 ve 5 inci fıkralarında yazılı ülkeler hariç, bu Sözleşmeyi onayan her teşkilat üyesi, aşağıdaki hususları bildiren bir beyanı Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne, onanmasından sonra, mümkün olan en kısa müddet içinde göndermelidir:

Haklarında Sözleşme hükümlerinin hiç bir değişiklik yapılmadan uygulanmasını taahhüt ettiği ülkeler;

Haklarında Sözleşme hükümlerinin değişikliklerle uygulanmasını taahhüt ettiği ülkeler ve bu değişiklerin nelerden ibaret olduğu;

Haklarında Sözleşmenin uygulanamayacağı ülkeler ve bu gibi hallerde Sözleşmenin uygulanmamasının sebepleri,

Haklarında kararını sonraya bıraktığı ülkeler,

a.Bu maddenin birinci paragrafının a ve b bentlerinde zikrolunan taahhütler, onanmanın ayrılmaz kısımları olarak sayılacak ve aynı sonuçları doğuracaktır.

b.Her üye bu maddenin 1. paragrafının b), c) ve d) bentleri gereğince daha önce yapmış olduğu beyanda mevcut ihtirazı kayıtların hepsinden yahut bir kısmından, yeni bir beyan ile vazgeçebilecektir.

c.Her üye 34 üncü madde hükümlerine uygun olarak, bu Sözleşmenin feshedilebileceği devreler zarfında Genel Müdüre, daha evvelki herhangi bir beyanın hükümlerini herhangi başka bir bakımdan değiştiren ve belirli ülkelerdeki durumu bildiren yeni bir beyan gönderebilecektir.

MADDE 31

Bu Sözleşme konusunda dahil bulunan meseleler, anavatan dışı bir ülkenin makamlarının bizzat kendi yetkisi çerçevesi içine girdiği zaman, o ülkenin milletlerarası münasebetlerinden sorumlu olan üye, adı geçen ülkenin hükümetiyle mütabık olarak, Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne, o ülke adına, bu sözleşmedeki vecibeleri kabul ettiğine dair bir beyan gönderebilecektir.

Bu Sözleşmedeki vecibelerin kabulü hakkındaki bir beyan Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne;

a.Müşterek otoriteleri altında bulunan bir ülke için iki veya daha fazla teşkilat üyesi;

b.Birleşmiş Milletler Antlaşması hükümleri yahut o ülke hakkında yürürlükte olan diğer bir hüküm gereğince, o ülkenin idaresinden sorumlu bulunan Milletlerarası her makam tarafından gönderilebilir.

Bu maddenin yukarıdaki paragrafları hükümleri uyarınca, Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilen beyanlar, Sözleşme hükümlerinin ilgili ülkede değişikliklerle mi yoksa değişiklik yapılmadan mı uygulanacağını bildirmelidir; beyan Sözleşme hükümlerinin değişiklikler kaydıyla uygulandığını bildirdiği zaman, adı geçen değişikliklerin nelerden ibaret olduğunu belirtmelidir.

İlgili üye yahut üyeler veya Milletlerarası makam 17 nci madde hükümlerine uygun olarak, Sözleşmenin feshedilebileceği devreler zarfında Genel Müdüre, daha evvelki beyanın hükümlerinin herhangi başka bir bakımdan değiştiren ve bu Sözleşmenin uygulanması hususundaki durumu belirten yeni bir beyan gönderebilecektir.

BÖLÜM IV
SON HÜKÜMLER
MADDE 32

Bu sözleşmenin kesin onama belgeleri, Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilecek ve onun tarafından tescil edilecektir.

MADDE 33

Bu Sözleşme ancak onama belgeleri Genel Müdür tarafından tescil edilmiş olan Milletlerarası Çalışma Teşkilatı üyelerini bağlayacaktır.

Bu Sözleşme iki üyenin onama belgelerinin Genel Müdür tarafından tescil edilmesi tarihinden on iki ay sonra yürürlüğe girecektir.

Daha sonra bu Sözleşme her üye hakkında, kendisini onama belgesinin tescilinden itibaren on iki ay sonra yürürlüğe girecektir.

MADDE 34

Bu Sözleşmeyi onayan her üye, onu, ilk yürürlüğe giriş tarihinden itibaren on yıllık bir devre sonunda, Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne göndereceği ve bu müdürün tescil edeceği bir ihbarname ile feshedilebilir. Fesih, tescil tarihinden ancak bir yıl sonra muteber olacaktır.

Bu sözleşmeyi onamış olup da onu bundan önceki fıkrada yazılı on yıllık devrenin bitiminden itibaren bir yıl zarfında bu madde gereğince feshetmek ihtiyatını kullanmayan her üye, yeniden on yıllık bir müddet için bağlanmış olacak ve bundan sonra bu Sözleşmeyi, her on yıllık devre bitince, bu maddede derpiş edilen şartlar içinde feshedebilecektir.

MADDE 35

Milletlerarasi Çalışma Bürosu Genel Müdürü teşkilat üyeleri tarafından kendisine bildirilen bütün onama beyan ve fesihlerin tescil edildiklerini , Milletlerarası Çalışma Teşkilatının bütün üyelerine tebliğ edecektir.

Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel Müdürü, kendisine gönderilen Sözleşmenin ikinci onama belgesinin tescil edildiğini teşkilat üyelerine tebliğ ederken, bu Sözleşmenin yürürlüğe gireceği tarih hakkında teşkilat üyelerinin dikkatini çekecektir.

MADDE 36

Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü yukarıdaki maddeler gereğince tescil etmiş olduğu bütün onama ve fesihlere dair tam bilgileri, Birleşmiş milletler Antlaşmasının 102 nci maddesi uyarınca tescil edilmek üzere, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine ulaştıracaktır.

MADDE 37

Bu sözleşmenin yürürlüğe girmesinden itibaren her on yillik bir devre sonunda, Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Yönetim Kurulu bu Sözleşmenin uygulanması hakkındaki bir raporu Genel Konferansa sunacak ve onun tamamen veya kısmen değiştirilmesi keyfiyetinin konferans gündemine konulması lüzumu hakkında karar verecektir.

MADDE 38

Konferansın bu Sözleşmeyi tamamen veya kısmen değiştiren yeni bir Sözleşme kabul etmesi halinde ve yeni Sözleşme başkaca hükümler ihtiva eylemediği takdirde:

a.Tadil edici yeni Sözleşmenin bir üye tarafından onanması keyfiyeti, yukaridaki 34 ncü madde nazara alınmaksızın fakat tadil edici yeni Sözleşme yürürlüğe girmiş olmak kayıt ve şartı ile, bu Sözleşmenin derhal ve kendiliğinden feshini tazammun edecektir.

b.Tadil edici Sözleşmenin yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren, bu Sözleşme, üyelerin onanmasına artık açık bulundurulmayacaktır.

Bu Sözleşme onu onayıp da tadil edici Sözleşmeyi onamamış bulunan üyeler için; herhalde şimdiki şekil ve muhtevasıyle muteber olmakta devam edecektir.

MADDE 39

Bu Sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinleri aynı şekilde muteberdir.

Türkiye’nin Onayladığı ILO Sözleşmeleri

Türkiye, ILO tarafından kabul edilmiş olan sözleşmelerden 59 adetini onaylamıştır. Sekiz adet temel sözleşmenin tamamı, yönetişim sözleşmelerinden öncelikli olan dört sözleşmeden üçünü, 177 teknik sözleşmeden 48’i onaylanmıştır. Türkiye tarafından onaylanan 59 Sözleşmeden 55’i yürürlüktedir, 4 Sözleşmeye karşı çıkılmıştır.

The Magna Charta Universitatum

0

MAGNA CHARTA UNIVERSITATUM​

ÖNSÖZ

Avrupa’nın en eski üniversitesi olma özelliğini taşıyan Bologna Üniversitesi’nin dokuz yüzüncü kutlama törenine katılan Avrupa Üniversiteleri Rektörleri, Avrupa ülkeleri arasındaki sınırların tümden kaldırılmasına dört senelik bir süre kaldığı ve tüm Avrupa toplulukları arasındaki karşılıklı işbirliğinin daha da geliştirilmesinin öngörüldüğü bu günlerde devletler ve halkların, değişim içerisinde olan ve uluslararası boyutlara doğru açılan bir toplumda, üniversitelerin oynayacağı rolün öneminin bilincinde olmalarını dile getirmişler ve bu konuya ilişkin inançlarını şöyle sıralamışlardır:

1. Bin yıllık bir devrenin kapanmakta olduğu bu dönemde insanlığın geleceği büyük bir ölçüde gerçek anlamdaki üniversiteler nezdinde kültür, bilgi ve araştırma merkezlerinde yapılan çalışma sonuçlarının oluşturacağı kültürel, bilimsel ve teknik gelişmeye bağlı olacaktır.
2. Üniversitelerin genç kuşaklara bilgi yayma görevi bugün için tüm topluma yönelik olmayı gerektirmektedir. Bir toplumun kültürel, sosyal ve ekonomik geleceği sürekli eğitim konusunda yapılacak özel ve hatırı sayılır yatırımlara bağlıdır.
3. Üniversiteler gelecek kuşaklara öğretim ve eğitim konularında doğal çevre ve içindeki yaşam öğelerine saygılı bir sistemi garanti etmelidir.

Avrupa Üniversiteleri Rektörleri tüm devletlerin ve ulusların vicdanı nezdinde aşağıdaki temel ilkelerin şimdi ve her zaman için üniversite kurumu anlayışına destek ve yön vereceğini bildirir.

TEMEL İLKELER

1. Üniversiteler bulundukları ülkelerin coğrafi ve tarihi koşullarına göre değişik şekillerde düzenlenmiş özerk kurumlar olup araştırma ve öğretim öğeleri aracılığıyla kültür üretimi ve iletişiminde bulunur. Üniversitelerin, içinde var oldukları dünyanın gereksinimlerine hazır olabilmeleri, araştırma ve öğretim çalışmalarının tüm diğer ekonomik ve siyasi güçlerden manevi entelektüel yönlerden bağımsız olmasıyla mümkündür.
2. Öğretim, gerek toplumun gerekse bilimin ihtiyacı ve gereksinimlerini izleyecek bir yapı arz ediyorsa, o zaman eğitim ile araştırma çalışmaları birbirinden ayrılmaz bir bütün oluşturur.
3. Üniversite yaşamının temel ilkeleri öğretim, araştırma ve olgunlaştırma öğelerinde özgürlük olduğundan gerek hükümetlerin gerekse üniversitelerin her biri kendi sorumluluk alanında olmak üzere, bu ilkeleri korumaları gerekir. Hoşgörülü ve her zaman diyaloga açık olunması üniversite ortamını ideal hale getireceğinden öğretim görevlilerinin bilgi aktarımını en iyi şekilde yapabilmelerine, araştırma ve yenilik aracılığıyla bilginin geliştirilmesini sağlamalarına zemin hazırlayacağı gibi öğrencilerin yetenekli ve gönüllü olarak bu bilgilerle kendilerini zenginleştirmelerine de olanak sağlayacaktır.
4. Üniversite Avrupa hümanist geleneklerinin bir vekili olup, evrensel bilgiye ulaşmayı amaçlar. İşlevliğini daha da artırabilmek için tüm coğrafi ve siyasi sınırları reddeder ve değişik kültürlerin birbirini tanımasını ve birbirine nüfuzunu destekler.

UYGULAMA ŞEKLİ

Temel ilkeler halinde belirtilen bu amaçların gerçekleştirilmesinde, içinde bulunulan duruma uygun nitelikteki etkin araçlar kullanılmalıdır.

1. Araştırma çalışmalarında ve öğretimde özgürlüğün korunmasını sağlayacak uygun imkanlar tüm üniversite topluluğunun elinde hazır bir tarzda bulunmalıdır.
2. Öğretim üyelerinin görevlendirilmesi ve unvanlarının düzenlenmesinde araştırma ve öğretimin birbirinden ayrılmaz bir bütün teşkil ettiği ilkesine bağlı kalınmalıdır.
3. Her bir üniversite, içinde bulunduğu özel şartlara uygun tarzda, öğrencilerinin özgürlüklerini koruyup kültürel ve eğitim hedeflerine ulaşabilmeleri için gerekli şartları garanti altına almalıdır.
4. Üniversiteler, özellikle Avrupa’dakiler, bilginin sürekli olarak ilerlemesi için enformasyon ve dokümantasyonun karşılıklı değişimini ve ortak proje uygulamalarını vazgeçilmez unsurlar olarak görür.

Bu amaçla, tarihin erken devirlerinde olduğu gibi, bugün de öğretim görevlileri ve öğrenciler arasında değiş-tokuşun teşvik edilmesi, ayrıca statü, unvan ve sınav değerlerinin (ulusal diplomanın geçerliliği korumakla beraber) eşdeğer kabul edilmesi ve burs dağıtımı genel politikasının hizmetin devamını garanti etmesi açısından vazgeçilmez olduğu kanaatinde hemfikir olunmaktadır.

Bildirgeyi imzalayan tüm Rektörler, kendi üniversiteleri adına yetkileri dahilinde tüm ulusları ve uluslararası kuruluşları, üniversitelerce oybirliğiyle saptanmış ilkeleri içeren bu ‘Magna Carta’dan esinlenmeleri için teşvik görevini üstlenirler.

İlhan Sami Çomak AİHM Kararı

0

İlhan Sami Çomak hakkındaki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı 10 Ekim 2006 tarihinde verilmiştir. 

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””] 

PEN Norveç Onursal Üyesi Şair İlhan Çomak, 1973 yılında Bingöl-Karlıova’da doğdu. 1994 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü’nde öğrenciyken, tutuklanarak cezaevine kondu. DGM’de yargılandı ve idam cezasına mahkûm edildi. Türkiye’de idam cezası kaldırılınca cezası müebbet hapse çevrildi. Türkiye’deki yasal yolların tükenmesiyle yaptığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başvurusu sonucunda, 2006’de adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ve yargılamamın yenilenmesine hükmedildi. Kararın üzerinden altı sene geçtikten sonra, 2013’te yargılama yeniden başladı. Önceki yargılamayı esas yeni dava 2016’da bitti ve Çomak’ın aleyhine sonuçlandı. İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen müebbet hapis cezası Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından onandı.  30 yıldır cezaevinde olan şair İlhan Sami Çomak, İnfaz hakimliğinin tahliye kararını onaylaması sonrasında Marmara Cezaevi’nden (Silivri Cezaevi) 26 Kasım 2024 günü tahliye edildi.

[/box]

ÇOMAK – TÜRKİYE DAVASI (Başvuru no:225/02)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ 

Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 225/02 başvuru no’lu davanın nedeni, Türk vatandaşı İlhan Çomak’ın (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 20 Kasım 2001 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından S.Ballıkaya ve Çelik tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

1973 doğumlu başvuran İstanbul’da ikamet etmektedir.

Başvuran 29 Ağustos 1994 tarihinde, üzerinde sahte kimlik ve bir tabanca bulundurmaktan dolayı yakalanmıştır. Başvuran Türk hukukunda yasadışı örgüt olan PKK mensubu olmakla suçlanmıştır.

Başvuran, 13 Eylül 1994 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenmiş ve aynı gün DGM yedek hakimi önüne çıkarılmıştır.

Cumhuriyet Başsavcılığı, 20 Ekim 1994 tarihli iddianameyle başvuranı Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca, özellikle bölücü faaliyetlerde bulunmak ve İstanbul bölgesinde orman yangınlarına neden olmakla itham etmiştir.

Başvuranın davası 1 Kasım 1994 tarihinde bir askeri ve iki hukuk hakiminden oluşan DGM önünde başlamıştır.

DGM, 15 Aralık 1994 ve 9 Şubat 1995 tarihli duruşmalarda başvuranın savunmasını  dinlemiştir.

DGM, 4 Nisan ve 26 Eylül 1995 tarihleri arasında yapılan duruşmalarda başvuranı, diğer sanık ve tanıkları dinlemiştir. DGM, olay tespitine ilişkin video kayıtlarının kendisine sunulmasını da istemiştir. Ayrıca DGM, olay yeri tespit tutanakları hazırlayıp imzalayan polis memurlarının da mahkemeye çıkarılmasını istemiştir.

DGM, 26 Eylül 1995 tarihli duruşmada istenilen video kayıtları mahkemeye sunulduğunu tespit etmiştir.

DGM, 5 Mart, 29 Ağustos, 12 Kasım 1996 ve 21 Ocak 1997 tarihli duruşmalarda tanıkları ve söz konusu tutanakları hazırlayan polisleri dinlemiştir.

DGM, 21 Ocak, 18 Mart ve 15 Mayıs 1997 tarihlerinde dinlenmek üzere iki tanığın mahkemeye çağrılması kararı vermiştir.

DGM, 10 Temmuz 1997 tarihinde tanıklardan birini dinlemiş ve bu tanık başvuranın dava konusu örgüte mensup olduğunu onaylamıştır.

Cumhuriyet Başsavcılığı, 5 Mart 1998 tarihinde başvuran aleyhinde TCK’nın 125.maddesinin uygulanmasını istemiştir.

DGM, 29 Haziran 1999 tarihli duruşmadan 31 Ekim 2000 tarihine kadar üç hukuk hakiminden oluşan bir heyet olarak toplanmıştır. Ancak dosyada bu dönemdeki DGM’nin adli usul işlemleri konusunda çok az unsur bulunmaktadır.

DGM, 31 Ekim 2000 tarihinde başvuranı TCK’nın 125. maddesi uyarınca bölücü faaliyetlerde bulunmaktan suçlu bulmuş ve ömür boyu hapis cezasına çarptırmıştır. Ayrıca DGM, orman yangınlarına sebep olması hususunda delil yetersizliğinden başvuranın beraatine karar vermiştir.

Yargıtay 21 Mayıs 2001 tarihinde ilk derece mahkemesi kararını onamıştır.

HUKUK AÇISINDAN

I. AİHS’NİN 6§1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuran, usul işlemlerinin bir kısmı boyunca kendisini mahkum eden DGM bünyesinde askeri hakimin bulunması nedeniyle davasının tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından görülmediğini iddia etmektedir. Başvuran AİHS’nin 6§1 maddesini ileri sürmektedir.

Hükümet, DGM’nin tarafsız ve bağımsız olmamasına ilişkin şikayet konusunda verilen ulusal nihai kararın aynı mahkeme tarafından verilen karar olduğunu ileri sürmektedir. Bu bağlamda Yargıtay’ın bu şikayet konusunda karar vermeye hiçbir şekilde yetkili olmadığını ve dolayısıyla temyizin durumun düzeltilmesi amacıyla etkili iç hukuk yolu olmadığını savunmaktadır. Hükümet buradan başvuranın ilk derece mahkemesi kararının verildiği 31 Ekim 2000 tarihinden itibaren hesaplanmak üzere altı ay içinde başvurusunu yapmak zorunda olduğu sonucunu çıkarmaktadır.

AİHM, Özdemir-Türkiye davasında (no: 59659/00) benzer bir itirazı daha önce reddettiğini hatırlatmaktadır. AİHM farklı bir sonuca varmak için hiçbir gerekçe görmemekte ve dolayısıyla Hükümet’in itirazını reddetmektedir. Bundan dolayı bu şikayet AİHS’nin 35§3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun değildir. Bu şikayet başka hiçbir kabul edilemezlik gerekçesine ters değildir. Dolayısıyla şikayeti kabul edilebilir ilan etmek uygun olacaktır.

Hükümet AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edilmediğini savunmaktadır.

AİHM, Öcalan-Türkiye davasında (no: 46221/99), sadece bir kısmı için bile olsa, bir sivilin askeri hakimden oluşan bir mahkemeye çıkarılması durumuna özel ihtimam gösterdiğini ve demokratik toplumda böylesi bir durumun mahkemelerin vermesi gereken güven duygusunu ciddi bir şekilde zedelediğine kanaat getirdiğini hatırlatmaktadır. Daha sonra AĐHM, itiraz edilen mahkemenin usul işlemlerinin soruşturma, yargılama ve karar aşamalarının her birinde yasama ve yürütme güçlerinden bağımsız olması gerektiğini vurgulayarak, ilgili ceza davasında daha sonra da geçerli kalan yargılama işlem yada işlemlerinde askeri hakimin rol alması durumunda, mahkemedeki daha sonraki yargılamanın meydana gelebilecek şüpheleri yok ettiği ortaya konulmadığı sürece, sanığın, yargılamanın tümünün uygun bir şekilde yapılıp yapılmadığı konusunda şüphe duyabileceği sonucuna varmıştır. Daha da açık olmak gerekirse, bir sivil aleyhindeki davada, davanın ayrılmaz parçasını oluşturan yargılama işlemine askeri hakimin katılması, yargılamanın tümünün tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından yürütüldüğü izlenimini ortadan kaldırmaktadır.

AĐHM bu davada, iki hukuk ve bir askeri hakimden oluşan DGM önünde başvuran aleyhinde 20 Ekim 1994 tarihinde bir ceza davasının başlatıldığını tespit etmektedir. Askeri hakimin, kovuşturmaların başladığı tarihten yaklaşık beş yıl sonra 29 Haziran 1999 tarihinde bir hukuk hakimi ile değiştirilmesinden önce, tanıkların dinlenmesi ve başvuranın beyanlarının alınmasına ayrılan esas hakkındaki birçok duruşma gerçekleşmiş ve çok sayıda adli muamele yapılmıştır. Daha sonra yenilenmeyen bu muameleler, askeri hakimin yerine gelen hakim tarafından geçerli kılınmıştır.

Bu koşullarda mevcut dava, sözü edilen Öcalan davasından farklı değildir ve AĐHM, askeri hakimin yargılama sona ermeden sivil hakimle değiştirilmesinin, başvuranın kendisini yargılamış olan mahkemenin tarafsız ve bağımsız olmamasına ilişkin makul şüphelerini ortadan kaldırdığını kabul edemez.

Dolayısıyla AİHS’nin 6§1 maddesi ihlal edilmiştir.

II. AİHS’NN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

A. Tazminat

Başvuran, maddi ve manevi tazminat olarak sırasıyla 191.160 YTL [100.600 Euro] ve 50.000 Euro istemektedir. Ayrıca başvuran, sadece yeniden yargılanmanın yeterli adil tazmini oluşturacağına kanaat getirmektedir.

Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.

AİHM, dava koşullarında ihlal tespitinin yeterli adil tazmin oluşturduğuna kanaat getirmektedir (Bkz. mutatis mutandis Çiraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar). Aynı şekilde AİHM için, bu davada olduğu gibi bir kimse AİHS’nin gerekli kıldığı tarafsız ve bağımsız olma koşullarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından cezaya mahkum edildiğinde, ilgilinin isteği üzerine yeni bir dava yada yargılamanın yeniden başlatılması, tespit edilen ihlalin düzeltilmesi için en uygun yolu teşkil edecektir (Bkz. Öcalan).

B. Masraf ve Harcamalar

Başvuran AİHM önünde yapılan masraf ve harcamalar için 5.000 Euro istemektedir.

Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.

AİHM, elinde bulunan unsurları ve konuya ilişkin içtihadını gözönünde bulundurarak, AİHM önündeki yargılama masrafı için 1.000 Euro’nun başvurana ödenmesinin makul olduğuna kanaat getirmektedir.

C. Gecikme Faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE,

1. Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilebilir olduğuna;
2. AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. Başvuranın uğradığı manevi zarar için mevcut kararın tek başına yeterli adil tazmin oluşturduğuna;
4. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana masraf ve harcamalar için 1.000 (bin) Euro’nun miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödenmesine,

b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;

5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;

karar vermiştir.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesine uygun olarak 10 Ekim 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir

Hıyaneti Vataniye Kanunu Kapsamındaki Bazı Suçlar İçin Çıkarılan Af

0
1921 Af Kanunu

Hıyaneti Vataniye Kanunu Kapsamındaki Bazı Suçlar İçin Çıkarılan Af, Hıyanet-i Vataniye Mücrimlerinden Bir Kısmının Affına Dair Kanun adıyla 19 Aralık 1921 tarihinde çıkarılmıştır. Meclisin kabul ettiği ilk af kanunlarındandır.  Hıyaneti Vataniye Mücrimlerinden Bir Kısmının Affı” hakkındaki kanun tasarısı, Meclisin 19 Aralık 1921 tarihli 130. Birleşiminin 1. Oturumunda 162 kişinin katılımı sonucunda yapılan oylamada 106 kabul, 36 ret ve 20 çekimser oyla kabul edilmiştir. TBMM Hükümeti, devam eden savaşta orduya asker temin etmek amacıyla bu af yasasını çıkarmış; halkın birlik içinde milli mücadeleye destek vermesi amaçlanmıştır.

TBMM Hükûmeti, orduya asker temin etmek amacıyla bu aftan yararlanmayı amaçlamıştır. İnsan gücünü savaşta kullanmak, birliği sağlamak, dönemin olağanüstü şartları içinde cephede duyulan asker ihtiyacını karşılamak ve halkı yeni kurulmuş devletin yanına çekmek temel gerekçeleridir.

Hıyanet-i Vataniye Mücrimlerinden Bir Kısmının Affına Dair Kanun (19 Aralık 1921)

MADDE 1 – Hiyaneti vataniye cürmünden dolayı istiklâl mahkemeleriyle mahakimi nizamiye ve divanı harbler tarafından idama mahkûm edilen eşhasın cezaları müebbet küreğe ve müebbet kürek cezaları on beş sene muvakkat küreğe tahvil ve maadası affedilmişlerdir. Halen işbu efalden maznun bulunanlar dahi evrakına nazaran bu aftan istifade eyliyeceklerdir. Ancak eczayı vatandan bir kısmının tefrik veya ecnebi bir Devlete ilhakına çalışanlar ve casusluk edenler ve halen memaliki ecnebiye ve bilâdı meşgulede bulunanlarla ihtilas ve rüşvet ahzeyliyerek Devletin kuvayı maddiye ve mâneviyesini tenkis etmiş olanlar işbu aftan müstesnadır.

MADDE 2 – 23 Nisan 1336 tarihinden itibaren şimdiye kadar; hiyaneti vataniye cürmünden dolayı tahkikat ve takibatı kanuniye icrasına mübaşeret edilmemiş olanlar aleyhinde artık takibatı kanuniye icra edilemez.

MADDE 3  – İşbu kanun tarihi neşrinden muteberdir.

MADDE 4 – İşbu kanun Büyük Millet Meclisi tarafından icra olunur.

Çıkarılan af kanunu ile vatana ihanet suçundan dolayı İstiklal Mahkemeleri, Nizamiye Mahkemeleri ve divanı harpler tarafından idama mahkûm edilen kişiler ve ömür boyu ceza verilenlerin cezalarında indirim yapılmış, diğer suçlular affedilmiştir. Vatanı bölmeye çalışanlar ile casusluk yapanlar; ihtilas ve rüşvet ahzeyleyerek devletin maddi ve manevi kuvvetlerini kötüye kullanmış olanlar af kanunu kapsamı dışında
kalmışlardır. 23 Nisan 1920 tarihinden 19 Aralık 1921 tarihine kadar olan dönemde vatana ihanet suçundan dolayı hakkında işlem yapılmayanlara bu kanundan itibaren herhangi bir işlem yapılmaması da kararlaştırılmıştır.

9 Mayıs 1921’de Hükûmet darbesi tertip etmekten Ankara İstiklal Mahkemesinde mahkûm edilen Halk İştirakiyun Fırkası üyesi komünistlerden Nazım Resmor (Dâhiliye Eski Vekili ve Tokat Mebusu); Matbuat ve İstihbarat müdüriyeti eski memurlarından Ziynetullah Nuşirevan; Emek Gazetesi kadrosundan Abdülkadir; Baytar Binbaşı Salih Hacıoğlu ve ikinci derecede suçlu dört kişi; özellikle Sakarya Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasından sonra, ülke içinde ve dışında gücünü iyice pekiştirmiş olan TBMM Hükûmeti tarafından, 19.12.1921 tarihli 155 sayılı kanun uyarınca affedilmişlerdir.

Hapsedilenlerin ve Tutulanların İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlıkdışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Korunmasında Sağlık Personelinin ve Özellikle Doktorların Görevine dair Tıbbi Etik Prensipleri

0

Birleşmiş Milletler Tıbbi Etik İlkeleri, “Hapsedilenlerin ve Tutulanların İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlıkdışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Korunmasında Sağlık Personelinin ve Özellikle Doktorların Görevine dair Tıbbi Etik Prensipleri(Principles of Medical Ethics relevant to the Role of Health Personnel, particularly Physicians, in the Protection of Prisoners and Detainees against Torture and Other Cruel, Inhuman or Degrading Treatment or Punishment)  adıyla 18 Aralık 1982 tarihinde kabul edilmiştir.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, “Tutuklu ve hükümlülerin işkenceye ve zalimce, insanlık dışı ya da aşağılayıcı öteki ceza ve davranışlara karşı korunmasında sağlık personeli ve özellikle hekimlerin görevlerine ilişkin tıbbi etik ilkeleri” başlıklı metni kabul etmiş ve Tıbbi Etik ilkeleri oluşmuştur.

Birleşmiş Milletler, tutuklu ve hükümlülerin, işkenceye ve zalimce, insanlık dışı ya da aşağılayıcı öteki ceza ve muamelelere karşı korunmasında sağlık personelinin ve özellikle hekimlerin görevleri nedeniyle uymaları gereken kuralları belirlemiştir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün Rolü 

BM, 1975 yılında Genel Kurul, bütün kişilerin işkenceye ve zalimce, insanlık dışı ya da aşağılayıcı öteki ceza ve davranışlara karşı korunması hakkındaki Bildirgeyi kabul edilmiştir. Dünya Sağlık Örgütü(WHO), her türlü tutulma ve hapsedilme koşullarında bulunan kişilerin işkenceye ve zalimce, insanlık dışı ya da aşağılayıcı öteki ceza ve davranışlara karşı korunmasına uygulanacak tıbbi etik (éthique médicale) ilkelerinin incelenmesi ve hazırlanmasını sürdürmeye davet edilmiştir. Dünya Sağlık Örgütüne bu alanda tıbbi etik yasası hazırlama görevi vermiştir.

Dünya Sağlık Örgütü yürütme kurulu  1979 yılı Ocak ayında, “tıp bilimleri uluslararası örgütleri kurulu” tarafından hazırlanan, hekimler tarafından yapılan hangi eylemlerin tıp etik kurallarını ihlal etmiş sayılacağını belirten bir taslağı onaylamış ve bu belgeyi Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine göndermiştir.

Genel Kurul, 1979 ve 1982 yılları arasında taraf ülkelerden, uzman kurumlardan ve ilgili kuruluşlardan yasa taslağı hakkında görüşlerinin incelenmek üzere kendisine gönderilmesini istemiş; 1981 yılında Ekonomik ve Sosyal Konsey bünyesinde de müzakereler yapılmış, bu çalışmalar temel alınarak, yasa taslağı metni gözden geçirilerek kabul edilmek üzere Genel Kurula sunulmuştur.

İşkence, Gayriinsani Muamele ve Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi Tıbbi Etik İlkeleri

Birinci ilke

Tutuklu ve hükümlülere tıbbi bakım vermekle görevli sağlık personeli ve özellikle hekimler, bu kişilerin bedensel ve zihinsel sağlıklarını korumak durumunda olup hastalık halinde bu kişilere tutuklu veya hükümlü bulunmayan kişilere yapılan bakımla aynı nitelikte hizmet vermek yükümü altındadırlar.

İkinci ilke

Eğer sağlık personeli, özellikle hekimler, aktif veya pasif biçimde, işkence ve öteki zalimce, insanlık dışı ya da aşağılayıcı davranışlar konusundaki eylemlerin (2) ortak faili, katılımcı ya da kışkırtıcısı oluyorlar ise bu durum tıbbi etik ilkelerinin açık ihlal biçimidir.

Üçüncü ilke

Eğer sağlık personeli özellikle hükemler, tutuklu ve hükümlüler ile onların bedensel ve zihinsel sağlıklarını değerlendirmek, korumak ya da iyileştirmek dışında mesleki ilişki içindeyseler bu durum tıbbi etik ilkelerinin ihlali anlamına gelir.

Dördüncü ilke

Sağlık personeli, özellikle hekimler tarafından yapılan eylemler aşağıdaki durumlarda tıbbi etik ilkelerinin ihlali anlamına gelir:

a) Bilgi ve yetkilerini hükümlü ya da tutukluların bedensel ya da zihinsel sağlıkları ya da durumları üzerinde kötü etkiler doğurma olasılığı bulunan ve bu konuya ilişkin uluslararası belgelere uygun olmayan bir soruşturmaya tabi tutulmasına yardım için kullanmak,

b) Tutuklu veya hükümlülerin bedensel veya zihinsel sağlıkları üzerinde kötü etkileri olabilen ve ilgili uluslararası belgelere uygun bulunmayan herhangi bir biçimdeki ceza ya da muamele uygulamasına dayanır olduklarını gösterir belge vermek ya da verilmesine yardımcı olmak, ya da herhangi bir biçimde olursa olsun ilgili uluslararası belgelere uygun olmayan böyle bir ceza veya muamele uygulamasına katılmak.

Beşinci ilke

Eğer sağlık personeli, özellikle hekimler, her ne biçimde olursa olsun, tutuklu veya hükümlülerin tecrit edilmesine katıldıkları takdirde, bu durumun tümüyle tıbbi ölçütlere dayanılarak hükümlü ya da tutuklunun ya da öteki hükümlü veya tutukluların, veya koruma görevlilerinin bedensel veya zihinsel sağlığının korunması veya güvenliği için gerekli olması ve bedensel veya zihinsel sağlık bakımından hiçbir tehlike taşımaması hariç olmak üzere, tıbbi etik ilkelerinin ihlali söz konusudur.

Altıncı ilke

Yukarıda sayılan ilkelere hiçbir nedenle, genel tehlike durumlarında bile istisna getirilemez.

Kelebekler Zamanında – In The Time of The Butterflies

0

Kelebekler Zamanında, Trujillo diktatörlüğündeki Dominik Cumhuriyeti’nde her gün yaşanan trajedileri resmeden diktatörlük karşıtı bir filmdir. Film, tarihi bir olayı, Mirabel Kızkardeşler’in hayatını anlatmaktadır. Varlıklı bir ailenin çocukları olan üç kardeşin trajik yaşamına ayna tutmaktadır. Mirabel kız kardeşlerden birinin kod adının Kelebek olmasından esinlenerek o günden bu yana bu üç kız kardeş, gerek Dominik’te gerekse bütün dünyada “Kelebekler” adıyla efsaneleştirilerek anılmaya başlamışlardır

Kız kardeşlerden Minerva’nın kardeşleriyle birlikte okumak isteği vardır. Babasından kendisini ve kardeşlerini bir okula yollamasını ister. Bu istekleri kabul edilen çocuklar okulda beş yıl kalırlar. Minerva burada bir okul oyununda rol alır ve hem kendisinin hem de kardeşlerinin hayatını değiştirecek olaylar başlar.

Filmin Künyesi  
Vizyon Tarihi          21 Ekim 2001
Süresi 95 dakika
Ülke Amerika Birleşik Devletleri, Meksika
Yönetmen Mariano Barroso
Senaryo David Klass, Judy Klass,
Müzik Van Dyke Parks
Oyucular Salma Hayek, Edward James Olmos, Mía Maestro, Demián Bichir, Pilar Padilla, Lumi Cavazos, Geraldine Bazán, Pedro Armendáriz, Jr. Ana Martín,  Marc Anthony
Kelebekler Zamanında – In The Time of The Butterflies

1930’da Rafael Trujillo adlı diktatör, askeri darbe yaparak Dominik Cumhuriyeti’nde iktidarı ele geçimiş ve Dominik halkı, 31 yıl baskı ve zulüm altında yaşamak zorunda kalmıştır. İktidarda olduğu süre boyunca 50 bin kişinin ölümüne neden olan Trujillo şehirlerin, dağların isimlerini dahi kendi adıyla değiştirmiştir. Mirabel Kızkardeşler Amerika kıtası tarihinin en kanlı diktatörlerinden biri olarak tarihe geçen Trujillo’nun kabusu haline gelmiştir.

1960 yılının 25 Kasım’ında, Dominik Cumhuriyeti’nin kuzey bölgesinde, bir uçurumun dibinde üç kadının cesedi bulunur. Bunlar Mirabel kardeşlerdir. Patria 36, Minerva 34 ve Maria Teresa 24 yaşlarındadır.Ertesi sabah gazetelerde bu ölümlerin bir kaza sonucu meydana geldiğini anlatan bir haber çıkar. Ama gerçek göründüğü gibi değildir. Bu katliam kayıtlara “araba kazası” olarak geçecektir.

25 Kasım 1960 tarihinde 3 kız kardeşin cesetlerinin Dominik Cumhuriyetinin kuzey bölgesinde bir uçurumun dibinde bulunması üzerine, diktatörlük önce bu ölümlerin nedeni olarak “trafik kazasını” göstermiş ancak asıl gerçeğin diktatörlük karşıtı Clandestina hareketinin kurucuları ve kadroları içinde olan bu kadınların tehlike olarak görülerek tecavüz edilip katledildikleri ortaya çıkmıştır.

Bu üç kadın diktatörlük karşıtı mücadelenin sembolü haline gelmişler, direniş hareketi bu sembollerle güçlenmiş ve bir yılın sonunda diktatörlük, Anti-Trujilo hareketi tarafından iktidardan düşürülmüştür. Trujillo 30 Mayıs 1961’de uğradığı bir suikast sonucu öldürülmüş ve diktatörlük “Kelebekler”in öldürülmelerinden bir yıl sonra çökmüştür.

Film, Mirabel Kızkardeşleri sinemaya aktarmıştır. 

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

25 Kasım tarihi, Birleşmiş Milletler tarafından “Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü” olarak kabul edilmiştir.

25 Kasım, Dominik Cumhuriyetinde, Trujillo diktatörlüğüne karşı özgürlük mücadelesini yükselten Mirabel kız kardeşlerin, diktatörlüğün askerleri tarafından, tecavüz edildikten sonra vahşi bir şekilde katledildikleri, utanç gününün ve insanlık ayıbının yıl dönümüdür.. Çocukluklarından ve sevda hikayelerinden silah kaçırmalarına, hapishanede maruz kaldıkları işkencelere kadar tüm hikaye trajedinin bir parçasıdır.

1981’de Dominik’te toplanan Latin Amerika Kadın Kurultayı’nda Mirabel kardeşlerin öldürüldükleri gün olan 25 Kasım, “Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü” olarak kabul edilmiş, 1999 yılında ise, 25 Kasım, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından “Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü” olarak belirlenmiştir. .

Dominik Cumhuriyeti’nde ve Amerika’da çok satanlar listesinde olan yazar olan Julia Alvarez; Mirabel kız kardeşlerin hayatını anlattığı romanını “In the Time of The Butterflies” (Kelebekler Zamanı) yayımlamıştır. Bu kitap, Mirabel kız kardeşlerin kelebekler olarak tanınmasına neden olmuştur. 2000 yılı 25 Kasım’ında Mirabel Kardeşlerin cesetleri kadın örgütleri tarafından doğdukları köye taşınmıştır. 2001 yılında “In the time of the butterflies-Kelebekler Zamanında” filmi çekilmiş ve büyük ilgi görmüştür.

[/box]

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]Filmin başrol oyuncusu Salma Hayek, 2 Eylül 1966 yılında Coatzacoalcos, Veracruz, Meksika’da doğdu. Babası Lübnanlı, annesi Meksikalıdır. Oyunculuğu ile tarihi bir olayı güçlü bir şekilde yansıttı.[/box]

 

24 Kasım – Hukuk Takvimi

0
24 Kasım Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, önemli hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuki düzenlemeler
24 Kasım – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Bugün
1632

Aydınlanmanın erken dönem düşünürlerinden Yahudi kökenli Hollandalı filozof Baruch Spinoza dünyaya geldi. Benedictus de Spinoza veya Bento d’Espiñoza olarak da bilinmektedir. René Descartes ve Gottfried Leibniz ile birlikte 17. yüzyıl felsefesinin en önde gelen rasyonalistlerinden biri olarak kabul edilmektedir. En büyük eseri Ethica adlı kitaptır. 21 Şubat 1677’de 44 yaşında ölmüştür.

Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: Spinoza.avif

1826

İtalyan gazeteci ve yazar Carlo Lorenzini doğdu. (Ölümü: 26 Ekim 1890) Kültürel bir  simge haline gelen çocuk romanı karakteri Pinokyo’nun yaratıcısıdır.

1870

İlk mizah dergisi ‘Diyojen’ 131 yıl önce, İstanbul’da yayımlanmaya başlandı.

1884

İsrail Devleti’nin İkinci Cumhurbaşkanı Yitzhak Ben-Zvi, halihazırda Ukrayna topraklarında bulunan Poltava şehrinde doğdu. (Ölümü: 23 Nisan 1963) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 1909 Jön Türk Devrimi’nin ardından Türkiye’ye gönderildi. Kudüs’te, ilk İbrani lisesini kurdu. 1914 yılında Filistin’e döndü ancak Osmanlı yetkililerince 1915 yılında kovuldu. Bunun üzerine ABD’ye göç ederek orada Siyonizm ile ilgili yayınlar ve aktiviteler gerçekleştirdi. 1920’den 1929’a kadar  İsrail’de baskın işçi örgütü haline gelen Genel Çalışma Federasyonu “Histadrut” sekreterliğinin üyesi olarak görev yaptı. 14 Mayıs 1948’de İsrail’in Bağımsızlık Bildirgesi‘ni imzaladı. 1952’de İsrail cumhurbaşkanı oldu ve ölümüne kadar bu pozisyonda kaldı. Ortadoğu tarihi ve arkeolojisi alanında tanınmış bir bilgindi.  Yahudi Ortadoğu Toplulukları Araştırma Enstitüsü’nü yönetti (Bugünkü adıyla Ben-Zvi Enstitüsü)  1958’de “Yahudilerin tarihi, Sürgünler ve Kurtarılanlar” kitabını yazdı. 

İsrail’in ikinci Cumhurbaşkanı Yitzhak Ben-Zvi, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu idi.
1918 Macaristan Komünist Partisi kuruldu.
1921

Amerikalı avukat siyasetçi ve televizyon spikeri John Vliet Lindsay doğdu. (Ölümü: 19 Aralık 2000) Yale Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okudu. 1949’da hukuk kariyerine Webster, Sheffield, Fleischmann, Hitchcock ve Chrystie hukuk firmasında başladı. 1951 yılında New York Genç Cumhuriyet Kulübü’ne katıldı ve 1952’de kulüp başkanı oldu. 1957 yılında Sivil Özgürlük Davaları ve  Sivil Haklar Yasası üzerinde çalıştı. 1959’dan 1965’e kadar ABD Temsilciler Meclisi üyeliği, 1966’dan 1973’e kadar da New York şehri belediye başkanlığı görevinde bulundu. ABD Başkan adayı olmanın yanı sıra Good Morning America‘da sıklıkla sunuculuk yaptı. 

John Lindsay
1923

1923- Sayıştay, Cumhuriyetin ilânının hemen ertesinde, 24 Kasım 1923 tarihinde, 374 sayılı “Divan-ı Muhasebatın Sureti İntihabına Dair Kanun” ile Kıta Avrupası Fransa modeli esas alınarak yeniden kuruldu.

1925

Erzurum’da da şapka inkılabına karşı gösteriler yapıldı. Tutuklananlardan 13’ü İstiklal Mahkemeleri tarafından idama mahkûm edildi ve Erzurum’da 1 ay sıkıyönetim ilan edildi.

1928

Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati Bey’in hazırladığı ‘Millet Mektepleri Talimatnamesi’  11 Kasım 1928’de Bakanlar Kurulunca onaylandı ve 7284 sayılı Bakanlar Kurulu kararının 24 Kasım 1928’de Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla yürürlüğe girdi.

1932

Şilili yazar, aktivist ve psikiyatr Claudio Benjamín Naranjo Cohen doğdu. (Ölümü: 12 Temmuz 2019) Yaşamı boyunca küresel insan hakları konusunda mücadele eden bir aktivist oldu. Psikoterapinin ve manevi geleneklerin bütünleştirilmesinde öncü olarak kabul edildi. Enneagram Kişilik Kuramları ana geliştiricisi ve ‘Gerçeği Ardından Arayanlar Enstitüsü’ kurucusudur.

Claudio Benjamín Naranjo Cohen
1934

Soyadı kanununun kabulünden sonra 24 Kasım 1934 yılında 2258 Sayılı Kanunla, TBMM Türk milletinin bir şükran ifadesi olarak, Gazi Mustafa Kemal Paşaya Atatürk soyadını verdi. Atatürk soyadının başkaları tarafından kullanılması yasaklandı.

1934

Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesine dair Bakanlar Kurulu Kararı kabul edildi. 2 Şubat 1935 Ayasofya Müzesi halka açıldı ve tarihin ortak mirası olarak koruma altına alındı. Danıştay 10’uncu Dairesi, 10 Temmuz 2020’de aldığı kararla, Ayasofya’nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etti. 24 Temmuz 2020’de cami olarak tahsis edildi. 10 Temmuz 2020’de imzalanan 2729 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Ayasofya’nın Diyanet İşleri Başkanlığı’na devri ve ibadete açılması kararlaştırıldı. Ayasofya; hasara uğradıktan sonra İmparator II. Theodosios tarafından mimar Ruffinos’a yeniden yaptırılan Ayasofya, 10 Ekim 415’te yeniden ibadete açılmış, 1453’te kiliseden camiye çevrilmişti. Sevr Antlaşmasının da imzalandığı 1920 Paris Konferansı sırasında büyük tartışmalara konu olmuştu.

1946

Amerikalı seri katil ve tecavüzcü Ted Bundy (Theodore Robert Bundy) doğdu. (Ölümü: 24 Ocak 1989) Washington Üniversitesi ve Puget Sound Üniversitesinde eğitim gördü. 1974 ve 1978 arasında yedi eyalette işlediği 30 cinayeti itiraf etti. ABD hukuk sistemindeki ifadesiyle “Avukatlığını kendisi üstlendi.” Yargı süreci boyunca iki kere hapisten kaçtı. 12 kurbanın başını kesti ve kafataslarını dairesinde hatıra olarak sakladı. Amerikan seri katillerinin öncül örneği olarak kabul edildi.  ‘Seri Katil’ terimi ilk defa Bundy’i tanımlamak için ortaya atıldı.

1948

İngiliz politikacı ve diplomat Edgar Algernon Robert Gascoyne-Cecil yaşamını yitirdi. (Doğumu: 14 Eylül 1864)  1936’da Fransız Pierre Cot ile birlikte yürüttüğü ‘Uluslararası Barış Kampanyası’  Nobel Barış Ödülüne layık görüldü.

Robert Cecil
1948

Amerika Birleşik Devletleri’nde Anneler Günü’nü ilk başlatan kişi Anna Marie Jarvis yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1 Mayıs 1864)

1961

BM, nükleer silah yasağını ABD’nin protestosuna rağmen kabul etti. 

1964

Ceza Hukukçusu, Prof. Dr. Serap Keskin Kiziroğlu, İzmir’de doğdu. 

1977 Avrupa Konseyi Statüsü’ne Dair Londra Sözleşmesi, İspanya tarafından imzalandı.
1980 Ölüm cezası Askeri Yargıtay Daireler Kurulu’nca tekrar onanan Erdal Eren’in avukatları Eren’in isnat edilen suçun gerçek suçlusu olmadığı ve yargılamanın usulsüz yapıldığı gerekçesiyle kararın düzeltilmesi talebinde bulundu.
1980

Askeri Yargıtay, TCK 142.madde kapsamındaki komünizm propagandası sayılan suçların yaygın şiddet eylemlerinin ve anarşik ortam yaratılmasının kökeni olduğunu kabul ederek bu suçlara bakmaya Sıkıyönetim Askeri Mahkemeleri’nin görevli olduğuna karar verdi.

1982

Makro Ekonomi ders notlarında komünizmi övdüğü iddiasıyla tutuklu yargılanan Prof. Sadun Aren bilirkişi raporuyla beraat etti.

1988

Tuzla Köprüsü operasyonuna katılan 16 polisin 56’şar yıl hapis istemiyle yargılanmasına başlandı.

1990

Kadınlar, Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Cemil Çiçek’in ‘Flört fuhuştur’ ve ‘feminizm sapıklıktır’ şeklindeki söylemlerini düdük çalarak protesto etti. İstanbul Galatasaray’daki eylemde, polis 5 kadını dövdü, 11 kadın gözaltına alındı.

1990

Kuruçeşme Toplantıları’nda alınan kararla düzenlenen Sosyalistlerin Birlik Partisi Girişimi’nin Kuruluş Kurultayı Ankara’da toplandı

1994

Öğretmenler Günü, öğretmenlik mesleğini icra eden kimseleri onurlandırmak için çeşitli etkinliklerin düzenlendiği bir kutlama günüdür. Pek çok ülkede 1994’ten beri her yıl 5 Ekim günü UNESCO tavsiyesiyle Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır.5 Ekim günü, 1966 yılında Paris’te gerçekleşen “Öğretmenlerin Statüsü Hükümetlerarası Özel Konferansı”nın sona erip UNESCO temsilcileri ile ILO tarafından “Öğretmenlerin Hakları ve Statüsü Tavsiyesi”nin oy birliği ile kabul edilişinin yıl dönümüdür.

1996 Refah Partisi Ankara Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Tekdal, Kanal-D televizyondaki konuşmasında: “Parlamenter sistemin hakim olduğu yerlerde, eğer bir millet gerekli şuuru göstermez, hak nizamının tesisi sadedinde gayret sarfetmez ise, kendisini iki bela karşılayacaktır. Bunlardan bir tanesi bütün münkerler karşısına gelecek, zulüm görecek ve zulmün neticesinde de helak olup gidecektir. Bir diğeri mükellef olduğu hak nizamının tesisi için çalışmadığı için cenabı hakka hesabını veremeyecektir ve bu takdirde de yine zelil olacaktır. İşte değerli kardeşlerim, bu hassasiyetlere dikkat etmek suretiyle hak sistemini tesis etmek isteyen ve bu uğurda mücadele eden topluluklara elden gelen gayretin gösterilmesi elbetteki vazifemizdir. Türkiye’de hak nizamı tesis etmek isteyen siyasal kadronun adı Refah Partisi’dir.” dedi. 
2001

HADEP İstanbul İl Başkanı Avukat Mahmut Şakar ve Yönetim Kurulu Üyeleri olan sanıklar Mehmet Salih Yıldız, Halil Salık, Hıdır Doğan, Mehmet Salih Güven, Nusrettin Kaplan, Ayşe Karadağ, Saim Aktürk, Ferhat Yeğin, Alican Önlü, Aslan Yüce, Aslıhan Duran, Delal Eren, Fethi Özcan, Oktay Şamiloğlu, Mehmet Taş ve Erol Yılmaz haklarında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda, kamu davasının ertelenmesine dair verilen karar kesinleşmişti.

2002

Etik, toplumsal adalet, eşitlik ve siyaset felsefesi üzerine çalışmalar yapan ve Bir Adalet Teorisi isimli eseri Vedat Ahsen Coşar tarafından Türkçe’ye çevrilen ABD’li filozof Prof. Dr. John Bordley Rawls yaşamını yitirdi. (Doğumu: 21 Şubat 1921) Rawls, Harvard Üniversitesi’nde 40 yıl boyunca etik ve siyaset felsefesi alanında dersler vermişti.

John Rawls – Harvard Üniverstesi Gazetesinde. “Rawls’un çalışması, dünyada ahlak ve siyaset felsefesini değiştirdi” denilmektedir.
2004

Aile Hekimliği Kanunu, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi, birey ihtiyaçları doğrultusunda koruyucu sağlık hizmetlerine ağırlık verilmesi, kişisel sağlık kayıtlarının tutulması ve bu hizmetlere eşit erişimin sağlanması amacıyla; 5258 sayılı kanun numarası ile 24 Kasım 2004 tarihinde kabul edildi. Resmi Gazetenin 09 Aralık 2004 tarihli sayısında  yayınlanarak yürürlüğe girdi.

2006

Avrupa Barolar ve Hukuk Birlikleri Konseyi(CCBE), 24 Kasım 2006’da, Brüksel’de yapılan genel kurul toplantısında Avrupa’da Avukatlık Mesleğine İlişkin Temel İlkeler Tüzüğü’nü (Charter of Core Principles of The European Legal Profession) kabul etti.

2009

Türkiye Futbol Federasyonu Etik Davranış İlkeleri, TFF Yönetim Kurulu’nun 24.11.2009 tarihli toplantısında kabul edildi.

2010

İzmir’de tekel işçilerine destek verdikleri için yargılanan 30 öğretmen beraat etti.

2011

Türkiye, tarafından ilk imzası atılan İstanbul Sözleşmesi(İstanbul Sözleşmesi: Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi) 24 Kasım 2011 tarihinde mecliste oybirliği ile kabul edildi. Oylamadan 246 kabul, “sıfır” ret oyu çıktı. Çekimser oyu veren tek milletvekili ertesi gün Meclis’e dilekçe vererek yanlışlıkla “çekimser” tuşuna bastığını ve oyunu “kabul” oyuyla değiştirmek istediğini bildirdi. Sözleşme, Türkiye bakımından 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girdi ancak Türkiye, 20 Mart 2021 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile İstanbul Sözleşmesi‘nin tek taraflı olarak feshedildiğini duyurdu.

2019 Toplumsal Cinsiyet, Cinsiyet Kimliği, Cinsiyet İfadesi, Cinsel Yönelim Eşitliği ve Sağlık Hizmetleri Bildirgesi; 15-16 Aralık 2018 tarihinde Ankara’da düzenlenen ‘Türk Tabipler Birliği III. Etik Bildirgeler Çalıştayı’nda geliştirilerek 24 Kasım 2019 tarihinde TTB Olağanüstü 71. Büyük Kongre’sinde kabul edildi. Bildirge, 24 maddeden oluşan öneriler silsilesini içermekte; toplumsal cinsiyet, cinsiyet kimliği, cinsel yönelim kavramlarını tanımlayarak sağlık hizmetlerinde tüm bireyler için eşitliği öngörmektedir.
2021 Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nda boşalan üyeliğe Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Genel Müdür Yardımcısı Havvanur Yurtsever seçildi. TBMM Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon, HSK üyeliğine aday olarak Havvanur Yurtsever, Timur Borahan ve Mustafa Halit Çelik’i belirlemişti
2021 Türkiye Cumhuriyeti ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında, ticaret, enerji, çevre, limanlar ve lojistik gibi çok sayıda alanın yanı sıra iki ülke borsaları arasında işbirliğini öngören mutabakat muhtırası imzalandı.
2021 Birleşmiş Milletler (BM)’e bağlı Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) Türkiye’deki çalışanları greve gitmeye karar verdi. Çalışanlar artan döviz kurunun hayat şartlarını zorladığını söyleyerek yetkililere çağrıda bulundu.
2021 Hukukçu, senatör ve eski içişleri bakanı Hasan Fehmi Güneş’in, 23 Kasım 2021’de 87 yaşında vefatının ardından Türkiye Büyük Millet Meclisinde tören düzenlendi. Güneş, Sakarya’daki ebedi istirahatgahına doğru yola çıktı.

Hasan Fehmi Güneş
2021 İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesi, Pendik’te 7 aylık hamile kadın ve eşinin içinde bulunduğu araca saldırdıkları gerekçesiyle baklavacı Hasan ve Hüseyin Sel kardeşlere verilen 5’er yıllık hapis cezasını bozdu. Anadolu 59. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 2020 yılında verilen kararda her iki sanık  “Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçundan 4’er yıl 2’şer ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Mahkeme, “Ulaşım araçlarının kaçırılması ve alıkonulması” suçundan da sanıkları 10’ar ay hapis cezasına çarptırmıştı.
2021

Riba-Events isimli organizasyon şirketinin sahibi Rıza Cerit’in, turnede sahne alması için 500 bin Euro bedelle anlaştığı şarkıcı (Yusuf Aktaş) Reynmen’e turne öncesi ödediği 200 bin Euro’nun iadesi için açtığı davada karar çıktı. Davayı karara bağlayan mahkeme, Reynmen’in Rıza Cerit’e 200 bin Euro ödemesine karar verdi.

2023
  • Ankara Cumhuriyet Başsavcısı A.A. ve soruşturma savcısı AA.’nın “Orhun Haber” adlı hesap üzerinden hedef alınması ile ilgili tehdit, hakaret ve iftira suçlarından şüpheli olarak gözaltına alınan iki kişiden birinin eski Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı olduğu anlaşıldı.
  • Yolsuzluk ve rüşvet iddiasıyla tutuklanan ve daha sonra adli kontrol şartıyla tahliye edilen Gökçeada Belediye Başkanı Ünal Çetin ve diğer 7 sanık hakkındaki davanın ilk duruşması Çanakkale 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Suçlamaların hiçbirini kabul etmediğini belirten Çetin, “Yargılanmak istiyorum” dedi. Yeni duruşma günü 22 Mart 2024 olarak belirlendi.
  • İstanbul ve 5 başka ilde eksik evraklı hafriyat kamyonları için rüşvet alındığına ilişkin şikayetler üzerine 46 polis memuru ve 62 sivil hakkında Anadolu Adliyesinde başlatılan soruşturma kapsamında, ilk etapta gözaltına alınan 46 polisten 25’i tutuklama talebiyle, 21’i ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmak üzere sulh ceza hakimliğine sevk edildi.
2023

Sevgilisi Reeva Steenkamp’ı  14 Şubat 2013’te öldürdüğü gerekçesiyle yaklaşık 2016 yılında 13 yıl, 5 ay hapis cezasına çarptırılan ve 11 yıldır Pretoria yakınlarındaki Atteridgeville hapishanesinde cezasını çeken paralimpik olimpiyat şampiyonu Oscar Pistorius hakkında şartlı tahliye kararı verildi. Duruşmalarda, sevgilisinin hırsız olduğunu sanarak öldürdüğünü iddia eden Pistorius’un terapi görmek zorunda olacağı ve 5 Ocak 2024’te serbest bırakılacağı açıklandı.

2023

Yargıtay’ın kapatılan HADEP’e isim benzerliği nedeniyle itirazı üzerine HEDEP açıklama yaptı: “Partinin uzun ismi değişmeyecek, sadece kısa adı olan HEDEP değiştirilecek”

 2023

Hırvat uyuşturucu baronu Nenad Petrak‘a, kırmızı bültenle aranmasına rağmen 250 bin dolara daire satın aldığı için TC vatandaşlığı verildiği ve Nenat Çelik ismini aldığı ortaya çıktı. Şahıs 18 Kasım 2023 günü, Kartel-2 isimli operasyonu kapsamında İstanbul Üsküdar’daki lüks rezidansta yakalanmıştı.

 2024
  • Colorado’da ‘Doğaya Dönüş‘ adlı cenaze evinin sahipleri Jon ve Carie Halfada çiftinin, cenaze yakınlarına ölenlerin külleri yerine ‘beton karışımı’ verdiği anlaşıldı. ABD’nin Colorado eyaletinde yer alan bir tesiste 190 adet çürümüş ceset bulunmasına ilişkin davada, sabıklar tüm suçlamaları kabul etti. Cuma günü son duruşması görülen davada Jon ve Carie Hallford çiftine, ‘ceset istismarı’ ve ‘dolandırıcılık‘ da dahil olmak üzere 200’ü aşkın suçlama yöneltildi.
  • Tunceli Belediyesi’ne içişleri bakanlğınca kayyım atanmasının ardından gözaltına alınan Birsen Orhan tutuklamaya sevk edildi. Orhan, Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’nde konutu terk etmeme adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
  • Filozof Baruch Spinoza‘nın 392. doğum gününde Heybeliada’da lokma dağıtıldı. Lokmayı beyin cerrahı Türker Kılıç’ın dağıttığı öğrenildi.
  • Millî Eğitim Bakanlığına bağlı resmî ve özel örgün-yaygın eğitim kurumlarında oluşturulan okul kütüphanelerinin kuruluş, işleyiş ve personeli ile ilgili iş ve işlemlere ait esasları kapsayan Millî Eğitim Bakanlığı Okul Kütüphaneleri Yönetmeliği, Resmî Gazete’de yayımlandı. Yönetmeliğe göre resmî ve özel örgün-yaygın eğitim kurumlarında oluşturulacak kütüphanelerde kitap sayısı 10 binden fazla olması durumunda kütüphaneci atanacak. Kütüphanecinin atanamadığı durumlarda ilgili valilikçe Türk dili ve edebiyatı veya Türkçe alanlarından öncelikli olarak norm kadro fazlası öğretmenlerden görevlendirme yapılacak.
2024
  • Ankara’da sahte kredi çetesine yönelik operasyonda gözaltına alınan 11 şüpheliden 7’si tutuklandı.
  • Balıkesir’de bıçakla rehin alınan bir kadın polisin saldırganı öldürmesi sonucu kurtarıldı.
  • Eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş’in ablasına yönelik saldırıyı azmettirdiği için ev hapsine tutulan ve 2 kişiyi öldüren Servet Bozkurt ile kendisine yardım eden kişiler tutuklandı.
  • Bursa’da, dedesini bıçaklayarak ağır yaralayan 18 yaşındaki İbrahim İ. tutuklandı. Dede Kemal K. tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

24 Kasım – Hukuk Takvimi

23 Kasım – Hukuk Takvimi

0
23 Kasım – Hukuk Takvimi
1221 1252-1284 yılları arasında Kastilya krallığı yapan Kastilyalı X. Alfonso doğdu. (Ölümü: 4 Nisan 1284) İktidarı döneminde para birimini ve maliyeyi yeniledi. Birçok şehre fuar yapmaları için izin vererek ve Honrado Concejo de la Mesta’yı kabul ederek aktif ve kârlı bir ekonomi politikası gerçekleştirdi. Aynı zamanda kraliyet yazıhanesinde gerçekleştirdiği bilim, tarih ve hukuk alanındaki eserleriyle de üstünlüğü kabul edildi. X. Alfonso, Musevi, Müslüman ve Latin entelektüellerden oluşan ve Toledo Çevirmenler Okulu olarak anılan grubun işbirliği ve  bizzat kendi yazılarıyla katkıda bulunduğu ve İspanyolca düzyazının büyük ölçüde başladığı bir edebi eser topluluğunu sonraki kuşaklara aktardı. 1935’te Ay’daki bir kratere onun onuruna “Alphonsus” adı verildi.

Kastilyalı X. Alfonso
1804 ABD’nin 14. başkanı ve hukukçu Franklin Pierce doğdu. (Ölümü: 8 Ekim 1869) Northampton Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden mezun oldu. 1842’de istifa edinceye kadar Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisi’nde ve Amerika Birleşik Devletleri Senatosu’nda görev yaptı. Kurduğu özel hukuk şirketinin yakaladığı başarıları sayesinde 1845’te New Hampshire eyaleti Başsavcısı olarak seçildi. Meksika-Amerika Savaşı(25 Nis 1846 – 2 Şub 1848) sırasında orduda Tuğgeneral olarak görev yaptı. Kansas-Nebraska Kanunu’nu yürürlüğe soktuktan sonra Kuzey eyaletlerindeki popülerliği azaldı. Kanunun yürürlüğe girmesi, Batı eyaletlerinde kölelik yandaşları ve karşıtları arasında şiddetli çatışmalar çıkmasına neden oldu ve ABD iç savaşını tetikledi.  4 Mart 1853 – 4 Mart 1857 arasında başkanlık görevini üstlendi. Tarihe en başarısız başkanlardan biri olarak geçti.

Franklin Pierce
1915 1915  Prof. Dr. Yusuf Kemal Tengirşenk, Adliye Nezareti Müsteşarlığına(Adalet Bakanlığı) tayin edildi.
1925 Osmanlı Devleti döneminde kurulan Şuray-ı Devlet(Danıştay), Türkiye Cumhuriyeti döneminde yeniden kuruldu ve yapılandırıldı. 669 Sayılı Şûrayi Devlet Kanunu ile kurulan Danıştay, 6 Temmuz 1927 tarihinde çalışmaya başladı. İlk kuruluşunda Danıştay, üç idari bir dava dairesi olmak üzere, dört daireden oluşmaktaydı.
1938 Almanyalı faşist lider Adolf Hitler beş bin markın üzerinde malvarlığı bulunan Yahudilere yüzde 20 oranında vergi getirdi.
1941 İkinci dünya savaşının getirdiği sıkıntılar sonucunda, İstanbul’da un ve şeker sıkıntısı çıkması nedeniyle pasta çörek ve benzeri yiyecek maddelerinin yapımı ve satışı yasaklandı.
1954 Bedii Faik, Dünya gazetesinde, Devlet Bakanı Mükerrem Sarol’a hakaret ettiği iddiasıyla tutuklandı.
1964 Başbakan İsmet İnönü başkanlığında toplanan Milli Güvenlik Kurulu karasularının 6 milden 12 mile çıkarılmasını kararlaştırdı.
1967 Bolivya’da tutuklu bulunan Fransız yazar Regis Debray ve Arjantin’li C.Bustos gerillalarla birlikte hareket ettikleri gerekçesiyle 30’ar yıl hapse mahkum edildi.
1970 Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu Arasında Katma Protokol, 23 Kasım 1970 tarihinde, Belçika’nın başkenti Brüksel’de İhsan Sabri Çağlayangil tarafından imzalandı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 5 Temmuz 1971’de kabul edildi. 22 Temmuz 1971 tarihinde Cumhuriyet Senatosu’nda onaylandı. 3 Ağustos 1971 tarihinde resmi gazetede yayınlanan 1448 sayılı Kanun gereğince 1 Ocak 1973’te yürürlüğe girdi.
1971 Hukukçu, Ordinaryüs Profesör ve siyasetçi Hasan Vasfi Sevig(Vasfi Raşid Seviğ)yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1887)
1971 Çin Halk Cumhuriyeti temsilcileri, BM ve BM Güvenlik Konseyi toplantılarına ilk defa katıldı.
1974 Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri arasında Stratejik Silahları Sınırlama Antlaşması (SALT) SSCB’nin Vladivostok kentinde imzalandı.
1974 Federal Almanya Çalışma Bakanlığı toplam 1 milyon 400 bin yabancı işçinin biten sözleşmelerini yenilemeyeceğini açıkladı. 420 bin Türk işçisini ve ailelerini yakından ilgilendiren karar tepkiyle karşılandı.
1985 Başbakan Turgut Özal’a suikast girişiminde bulunan Kartal Demirağ idam cezasına çarptırıldı. Suçun teşebbüs halinde kalması nedeniyle cezası 20 yıl ağır hapse indirildi.
1986 Şerif Gören’in ‘Yılanların Öcü’ adlı filmine toplu bilet alarak öğrencilere satan SBF Öğrenci Derneği yöneticileri hakkında disiplin soruşturması açıldı. Dekanlık, YÖK Öğrenci Disiplin Yönetmeliği’nin 8/a maddesi uyarınca 1 haftadan 1 aya kadar uzaklaştırma istedi.

Yılanların Öcü – Afiş
1993 Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖZDEP) hakkında, Anayasa Mahkemesi tarafından 23 Kasım 1993’te kapatma kararı verildi. ÖZDEP, 19 Ekim 1992’de kurulmuştu.
1993 Laz Kültür dergisi ‘Ogni’ İstanbul DGM’ce 23 Kasım 1993’te Terörle Mücadele Yasası’nın 8.maddesine dayanılarak toplatıldı.
1993 Anayasa Mahkemesi, programında bölücülüğe yer verildiği gerekçesiyle ÖZDEP’in (Özgürlük ve Demokrasi Partisi) kapatılmasına karar verdi.
2000 Bağlantılı Hak Sahibi Fonogram Yapımcıları Meslek Birliği-MÜ-YAP’ın İlk Genel Kurul Toplantısı yapıldı ve ilk Yönetim Kurulu üyeleri belirlendi.
2001 Yargı Bağımsızlığı ve Hakimlerin Azledilmemelerine İlişkin Standartlar; Avrupa Hakimleri Danışma Konseyinin Yargı Bağımsızlığı ve Hakimlerin Azledilmemelerine İlişkin Standartlar Konusunda Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Dikkatine Sunduğu 1(2001) Sayılı Görüş olarak 23 Kasım 2001 tarihinde kabul edildi.
2010 Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te meydana gelen katliamda, 37 kişinin yaşamını yitirdiği Madımak Oteli’nin kamulaştırılmasına karar verildi.
2010 Diyarbakır’da 16 yıl önce M.Ş. Avşar’ın kaçırılıp öldürülmesinde azmettirici olarak yargılanırken tahliye edilip gıyabında 30 yıla mahkum edilen kaçak Jitemci Uzman Çavuş G.Sütçü’nün cezası Yargıtay’ca onandı. Avukat Tahir Elçi ilk kez bir Jitemci’nin mahkum olduğunu söyledi.
2010 Eski Cumhuriyet Savcısı ve parlamenter İlhan Cihaner’i tutukluluğa sevk etmesi ile bilinen Savcı Osman Şanal; Cumhuriyet Gazetesi muhabiri İlhan Taşçı’nın ‘Cüppeli Adalet’ kitabının kapağındaki kişinin kendisine benzetildiği iddiasıyla tazminat davası açtı.
2015 Hukukçu, diplomat ve eski bakan Kamran İnan yaşamını yitirdi. (Doğumu: 18 Şubat 1929, Hizan, Bitlis) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu, Cenevre Siyasal Bilgiler Fakültesinden hukuk alanında doktora derecesi aldı. Dışişleri Bakanlığı’nda göreve başladı ve çeşitli memuriyetler yürüttü. 14 Ekim 1973 tarihinde Adalet  Partisi’nden Bitlis senatörü seçildi. 1979 tarihine kadar Cumhuriyet Senatosu Dışişleri Komisyonu Başkanlığı, Türkiye-AET karma parlamento grubu başkanlığı ile 1977-1978 yılları arasında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı görevlerinde bulundu. Birleşmiş Milletler Cenevre Temsilciliği’nde daimi temsilci olarak Türkiye’yi temsil etti. TBMM Dışişleri Komisyonu başkanlığı görevinde bulundu. Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand tarafından tevcih edilen Légion D’Honneur Nişanını, 2006 yılında Fransa Parlamentosu tarafından görüşülen Ermeni Soykırımının inkarını suç sayan yasa tasarısı görüşmelerini gerekçe göstererek iade etti.

Kamran İnan
2017 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, HDP Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran hakkında, PKK’lıların cenazesine katıldığı gerekçesiyle soruşturma başlatıldı.
2017 Hint hukukçu ve siyasetçi Tarun Gogoi yaşamını yitirdi. (Doğumu: 11 Ekim 1934) Gauhati Üniversitesinde hukuk eğitimi gördü. Siyasi kariyerine 1968’de Jorhat’ta belediye yönetim kurulu üyesi olarak başladı. 1976’da Tüm Hindistan Kongre Komitesi’nin (AICC) Ortak Sekreteri seçildi. 1985’ten 1990’a kadar  AICC’nin Genel Sekreteri olarak görev yaptı  Onuncu Lok Sabha’da Devlet Güvenceleri Komitesi, Danışma Komitesi, Birlik Petrol ve Doğal Gaz Bakanlığı ve Dış İlişkiler Komitesi üyeliklerinde bulundu. 1986 ve 1990 yılları arasında Assam Pradesh Kongre Komitesi’nin (APCC) Başkanı olarak görev yaptı. Hindistan Ulusal Kongresi’ni yasama meclisi seçimlerinde zafere götürdükten sonra 2001 yılında Assam Baş Bakanı seçildi ve parti eyalette art arda üç seçim zaferi rekoru kırdı. Böylelikle bir eyalette devletin en uzun süre hizmet veren başbakanı oldu. 

Hindistan, Assam Eyaleti eski başkanı ve hukukçu Tarun Gogoi
2021

Hasan Fehmi Güneş

Hukukçu, Senatör ve İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş, Ankara’da yaşamını yitirdi.  (Doğumu:1934, Adapazarı,)

2023 CHP Grup Başkanvekili Burcu Köksal, sistematik şiddete maruz kalan kadınların, şiddeti uygulayanlara karşı işledikleri suçların, meşru müdafaa hükmü kapsamında değerlendirilmesini içeren kanun teklifini, TBMM Başkanlığına sundu
2023 Gazeteci Levent Gültekin aleyhine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar’ın açmış olduğu tazminat davasında 25.000 TL tazminata hükmedildi. Koca ülkenin savunma sanayisini damada bağlamışlar o da kaderini kayınpederine bağlamış” sözlerinden ötürü karar verildiğini ifade eden Gültekin sözlerinin eleştiri sınırları olduğunu açıklayarak “Hakaret yok, iftira yok, basit bir eleştiri, haram olsun”  dedi.
2023
  • İstanbul Anadolu Başsavcısı İsmail Uçar’ın Hakimler ve Savcılar Kurulu’na verdiği dilekçeden sonra HSK Teftiş Kurulu Başkanlığı müfettişlerince hazırlanan rapor doğrultusunda 21. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı S.D. görevden uzaklaştırıldı.
  • Yargıtay, Yeşil Sol Parti’nin adını Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi olarak değiştirerek HEDEP kısaltmasını kullanamayacağına karar verdi. Kararda, kısaltmanın, daha önce kapatılan Halkın Demokrasi Partisi’nin kısa adı olan ve 20033 yılında kapatılan HADEP‘i andırdığı belirtilen karar, HEDEP’e bildirildi ve kısaltmanın değiştirilmesi istendi. Partinin, kısaltmayı değiştirmek ya da karara itiraz etme hakları bulunuyor.
2023
  • İsrail istihbaratı adına Türkiye’de “casusluk” yaptığı tespit edilen 2 şüpheli, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturma tutuklandı.
  • 15-17 Eylül 2023 tarihlerinde Kadının İnsan Hakları Derneği’nin düzenlediği “Haklarımız için Bir Aradayız!” isimli çalıştay sonrasında ortaya çıkan ve Türkiye’nin farklı bölgelerinden 23 farklı sivil toplum örgütü tarafından yürütülen kampanya çerçevesinde https://hepimizicinanayasa.org/ sitesi açıldı.
  • “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan hakkında yakalama kararı bulunan, kapatılan Zaman Gazetesinin yöneticilerinden Mehmet Kamış, emniyet güçleri tarafından yakalandıktan sonra savcılıktaki sorgusunun ardından İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sevk edildi ve kaçma şüphesinin bulunduğu gerekçesiyle tutuklandı.
  • Başka Gazete Genel Yayın Yönetmeni Yaman Kaya‘ya saldırı düzenleyen yönelik silahlı saldırıyla ilgili soruşturmada ‘ev hapsi’ şartıyla serbest bırakılan Z.B. ve S.M., Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine Bursa 3. Asliye Ceza Mahkemesince tutuklandı.
  • İsrail Yüksek Mahkemesi, Hamas ile yapılan esir takası anlaşmasına(4 günlük ‘insani ara’) yönelik itirazı reddetti. Gazze Şeridi’nde tutulan 50 esirin serbest bırakılmasına karşılık İsrail hapishanelerinde tutuklu bulunan 150 Filistinli kadın ve çocuk serbest bırakılacak. Çatışmalara bu süre zarfından 4 günlük insani ara verilecek.
2024 CHP’li Bodrum Belediyesi’nde Strateji Geliştirme Bürosu’nda görevli Özgül Aydoğan Yaşar’a, resmi yazı ile yeni görevi verildi: “Gündoğan Muhtarlık binasının arkasındaki tuvalet temizliğini yapmak üzere görevlendirildi”
2024 Tunceli ve Ovacık Belediye Başkanlarının görevden alınıp yerlerine kayyım atanmasına tepki gösteren İstanbul Barosu, seçme ve seçilme hakkı ihlalinin sürekli hale geldiğine dikkat çekerek görevden alınan belediye başkanlarının ivedilikle görevlerine dönmesi ve adil yargılanma hakkından yararlanmaları için çağrı yaptı.
2024
  • Yenidoğan çetesi davasına Bakırköy 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Duruşmada çete lideri olmakla suçlanan doktor Fırat Sarı savunma yaptı. Davada şu ana kadar tutuklu 22 sanıktan 21’i savunma yapmış oldu. Dosyadaki tahliye talepleri reddedildi. Davanın duruşmalarına 26 Kasım günü saat 10.00’da devam edilecek.
  • İzmir’de 3 polisin yaralandığı silahlı saldırının ardından gözaltına alınan 14 kişiden 6’sı tutuklandı.
2024
  • ABD’li Senatör Lindsey Graham, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin  İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkındaki tutuklama kararını uygulayacak ülkelere yaptırım uygulanması için yasa tasarısı hazırladıklarını söyledi.
  • İngiltere Başbakanlık Ofisi Sözcüsü, Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM), İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında çıkardığı tutuklama emirleri hakkında yorum yapmayı reddetti, ancak hükümetin “yasal yükümlülüklerini yerine getireceğini” bildirdi.
  • İstanbul’da konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan UCM’nin Netanyahu hakkındaki kararına destek vererek Avrupa ülkelerini kararın uygulanması için rol oynamaya çağırdı.

23 Kasım – Hukuk Takvimi

Cartagena Mülteciler Bildirisi

0
Cartagena Müteciler Bildirisi

Cartagena Müteciler Bildirisi, Kolombiya’da 19-22 Kasım 1984 tarihleri arasında yapılan Orta Amerika, Meksika ve Panama’daki Mültecilerin Yasal ve İnsancıl Problemlerden korunması Hakkında Uluslararası Konferanslarında kabul edilmiştir. Bildirge, Amerika Devletler Topluluğu tarafından kabul edilen İnsan Hakları Belgelerindendir.

Konferans dizisi, temellerini tümü ile paylaştığı ve aşağıda tekrar ettiği; Orta Amerika’da barış ve İşbirliğine ilişkin Contadora kararlarında belirtilen mültecilere ilişkin taahhütleri takdir ile kabul eder:
(a) “Mültecilerin Statüsüne ilişkin 1951 Sözleşmesi ve 1967 Protokolü’nü eğer henüz kabul etmemişlerse, kabul etmek için anayasal prosedürün tamamlanması.”
(b) “Mültecilerin değişik kategorilerdeki diğer göçmenlerden ayrı tutulmasını sağlamak amacıyla, yukarıdaki paragrafta sözü edilen Sözleşme ve Protokolde kabul edilen terminolojinin benimsenmesi.”
(c) “Yukarıda geçen Sözleşme ve Protokol’deki hükümlerin kabul edilmesinden sonra, uygulanbilmesi için gerekli içsel mekanizmaların oluşturulması.”
(d) “Orta Amerika ülkeleri arasında ve bütün Devletlerde sığınma problemlerinden sorumlu olan Hükümet kurumlarının temsilcileri arasında bir danışma mekanizmasının kuruluşunun güvence altına alınması.”
(e) “Orta Amerika’da Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (BMMYK) üstlendiği çalışmaların desteklenmesi ve BMMYK’nin kuruluş bildirgesinde belirtilen görevleri yerine getirmesine yardımcı olmak için doğrudan eşgüdüm mekanizmalarının kurulması.”
(f) “Bütün mültecilerin ülkelerine geri dönüşlerinin gönüllü olmasının ve bunun kişisel olarak kendi beyanlarıyla teyit etmelerinin ve geri dönüşlerinin BMMYK ile işbirliği içinde gerçekleşmesinin sağlanması.”
(g) “Mültecilerin, ülkelerine geri dönüşlerine yardımcı olmak üzere menşe ülke, gideceği ülke ve BMMYK temsilcilerinden oluşan bir üçlü Komisyonun kurulmasının güvence altına alınması.”
(h) “Sağlık, eğitim, çalışma ve güvenlik alanları başta olmak üzere, mültecilerin korunması ve desteklenmesine yönelik programların takviye edilmesi.”
(i) “Program ve projelerin, mültecilerin kendi kendilerine yetebilmelerinin sağlanması amacıyla hazırlanmasının güvence altına alınması.”
(j) “BMMYK ve diğer uluslararası kuruluşların işbirliği ile her Devletin, mültecilerin korunması ve desteklenmesinden sorumlu yetkilileri eğitmesi.”
(k) “Uluslararası topluluktan Orta Amerika mültecileri için, ikili ya da çok taraflı antlaşmalar yoluyla sağlanacak acil destek istenmesi.”
(l) “BMMYK’nin işbirliği ile Orta Amerikalı mültecileri barındıracak diğer ülkelerin tespit edilmeleri. Hiçbir koşulda, bir mülteci kendi rızası olmadan üçüncü bir ülkeye gönderilemez.”
(m) “Bölge Hükümetlerinin mülteci problemini yaratan koşulları yok etmeleri için gereken çabayı göstermelerinin sağlanması.”
(n) “Mültecilere tam güvenceler verilecek biçimde, gönüllü ve kişisel geri dönüşün temelleri üzerinde antlaşma sağlanmasından sonra, mültecileri kabul eden ülkelerin, BMMYK ve mültecileri kabul eden ülke temsilcilerinin de eşlik edeceği biçimde menşe ülkelerin resmi heyetlerinin mülteci kamplarını inceleyebilmesi için gereken izinleri vermesinin güvence altına alınması.”
(o) “Mülteci kabul eden ülkelerin, BMMYK ile eşgüdüm içinde olarak, gönüllü ve kişisel geri dönüş durumlarında mültecilerin ülkeden ayrılma işlemlerini kolaylaştırmalarının güvence altına alınması.”
(p) “Her durumda mültecilerin insan haklarına sayı duymak şartıyla, mülteci kabul eden ülkelerin mültecilerin menşe ülkelere karşı eylemlere katılmalarını önleyecek uygun önlemlerin kurumsallaştırılması.”
Konferans dizisi aşağıdaki nihai kararları benimser:
1. Bölge ülkeleri arasında, Sözleşme ve Protokolün uygulanmasını kolaylaştırmak için gerekli ulusal kanunların ve yönetmeliklerin kabul edilmesini teşvik etmek, ve gerekirse mültecilerin korunmasını sağlamak için iç işlemler ve mekanizmaları oluşturmak. Ayrıca, kabul edilen ulusal kanun ve yönetmeliklerin Sözleşme ve Protokol ilkelerini yansıtmasını güvence altına almak ve böylelikle mülteciler konusunda gerekli olan ulusal kanunların sistematik bir biçimde uyumlulaştırılması işlemini sağlamak.
2. 1951 Sözleşmesi ve 1967 Protokolünü henüz onaylamamış ya da kabul etmemiş Devletlerin, bu belgelerin kapsamlarına sınırlama getirecek biçimde çekince koymamalarını sağlayacak biçimde onaylamalarını ve kabul etmelerini güvence altına almak ve bu türden çekinceler koymuş ülkeleri bu çekinceleri en kısa zamanda kaldırmaya davet etmek.
3. Orta Amerika bölgesindeki kitlesel mülteci akınından edilen tecrübeler göz önünde bulundurularak, uygun ölçüde ve bölgede devam eden durum akılda tutularak; ABÖ (Afrika Birliği Örgütü) Sözleşmesi’ndeki (1. Madde, 2. paragraf) örneğin ve Amerika Ülkeleri Arası İnsan Hakları Komisyonu’nun raporlarında kullanılan öğretinin ışığında, mülteci kapsamının genişletilmesinin gereğini tekrar vurgulamak.
Böylece, bölgede kullanılması tavsiye edilen mülteci tanımı ya da kavramı, 1951 Sözleşmesinin ve 1967 Protokolünün öğelerini içerdiği gibi, bunun yanı sıra, yaygın şiddet, dış saldırı, iç çatışmalar, yaygın insan hakkı ihlalleri, ya da kamu düzenini ciddi olarak bozan diğer durumlardan dolayı hayatları, güvenlikleri, ya da özgürlükleri tehdit altında olduğu için ülkelerinden kaçan kişileri de kapsayacaktır.
4. Sığınma hakkı verilmesinin ya da mülteci statüsünün tanınmasının barışçı, politik olmayan ve sadece insancıl doğasını teyit etmek ve her iki durumun da mültecilerin menşe ülkelerine karşı düşmanca bir tutum olarak addedilemeyeceğine ilişkin uluslararası kabul görmüş ilkenin önemin vurgulamak.
5. Zulüm riski olan yere geri göndermeme ilkesinin (sınırda geri çevirmenin yasaklanmasını da içerecek şekilde); mültecilerin uluslararası korumasının bir olarak önemini ve anlamını vurgulamak. Bu ilke mülteciler için çok önemlidir ve uluslararası hukukun şimdiki durumunda bir jus cogens kuralı olarak kabul edilmeli ve uygulanmalıdır.
6. Sığınma ülkelerine, sınır bölgelerinde bulunan mülteci kamplarının ve yerleşim bölgelerinin, mültecilere sağlanan güvenliğin arttırılmasını, insan haklarının güvence altına alınmasını ve kendi kendine yeterliliklerinin arttırılması ve evsahibi toplumla entegrasyonlarını hedefleyen projelerin uygulanmasını göz önüne alarak, sınırdan makul bir uzaklıktaki iç bölgelerde kurulması gerektiği konusunu vurgulamak.
7. Dünyanın değişik bölgekerinde mülteci kamplarına ve yerleşme bölgelerine yapılan askeri saldırıların yarattığı sorunları kaygı ile karşıladıklarını vurgulayarak, Orta Amerika ülkeleri, Meksika ve Panama Hükümetlerine, bu konuda BMMYK Yüksek Komiserinin BMMYK Yürütme Komitesine sunduğu önlemleri desteklemelerini tavsiye etmek.
8. 1951 Sözleşmesi ve 1967 Protokolü şle Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesinin hükümleri temelinde, özellikle 22 no’lu Kitlesel Göç Durumlarında Sığınma Arayanların Korunması maddesi olmak üzere, BMMYK Yürütme Komitesinin nihai kararları göz önünde bulundurularak Bölge ülkelerinin mültecilere yaptığı muamelelerde bir asgari standardı ortaya koymalarını güvence altına almak.
9. Yerlerinden edilmiş kişilerin kendi ülkelerindeki durumlarından duyulan kaygıyı dile getirmek. Bu bağlamda, Konferans Dizisi ulusal yetkililere ve sorumlu uluslararası örgütlere, bu kişilere koruma ve destek sağlamaları ve bulardan çoğunun çektiği güçlüklerin hafifletilmesi çağrısını yapar.
10. 1969 Amerika İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf Devletlere, topraklarında bulunan asilados (sığınmacı) ve miltecilerle ilişkilerinde bu belgedeki yükümlülükleri uygulamları çağrısında bulunmak.
11. Çok sayıda mülteci bulunan bölgedeki ülkelerde, uluslararası topluluk tarafından BMMYK vasıtasıyla sunulan kaynakları istihdam yaratılmasına ya da oluşturulmasına ayırarak, bu kişileri ülkenin üretici yaşamına entegre etmek ve böylece mültecilerin ekonomik, sosyal ve külürel haklarından yararlanmaları konusunda gereken çalışmayı yapmak.
12. Miltecilerin geri dönişlerinin gönüllü ve bireysel özellikte olmasını ve bunun mutlak güvenlik koşulları altında yerine getirilmeis ve tercihen mültecinin menşe ülkesindeki ikamet yerinde olması gereğini vurgulamak.
13. Ailelerin tekrar birleştirilmesinin, mülteciler konusunda temel ilke olduğu ve bunun sığınma ülkesindeki insancıl muameelere dayalı hükümet şekli olduğu kadar; gönüllü geri dönüş durumlarında da sağlanacak olanakların temeli olduğunu kabul etmek.
14. Sivil Toplum Örgütlerini, uluslararası ve ulusal örgütleri, değerli görevlerini sürdürmeleri; çalışmalarını BMMYK ve sığınma ülkesinin ulusal yetkilileri ile bu yetkililerin koyduğu ilkeler çerçevesinde uyum içinde kalarak eşgüdümle yürütmeleri konusunda teşvik etmek.
15. Asilados (sığınmacı) ve mültecilerin uluslararası korunmasını arttırmak amacı ile başta Amerika Ülkeleri Arası (Inter-American) İnsan Hakları Komisyonu olmak üzere, Amerikan Ülkeleri Arası sistemin yetkili örgütlerinden daha çok faydalanılmasını desteklemek.
Dolayısıyla, bu görevin gerçekleştirilmesi için Konferans Dizisi Komisyonu ile BMMYK’nin arasında var olan yakın eşgüdüm ve işbirliğinin güçlendirilmesi gereğini gözönünde tutmaktır.
16. Afrika Birliği Örgütü (ABÖ) ile BMMYK’nin İşbirliği Programı’nın ve bugüne kadar yürütülen faaliyetlerin önemini kabul etmek ve bundan sonraki aşamanın Orta Amerika, Meksika ve Panama’da kitlesel mülteci akımları tarafından yaratılan soruna odaklanması gereğini önermek.
17. Orta Amerika ve Contadora Grubu ülkelerinde, mültecilerin ve genel olarak insan haklarının korunmasına ilişkin uluslararası normlar ve ulusal yasaların mümkün olan her seviyede yayılmasını sağlamak. Konferans Dizisi, özellikle bu tür bir yayılmanın uygun üniversiteler ve yüksek öğretim merkezlerinin değerli işbirliği ile yürütülmesinin önemli olduğuna inanır.
Bu nedenlerle Konferans Dizisi aşağıdaki önerileri yapar:
Contadora Kararlarında belirtilen, mültecilerle ilgili taahhütlerin Konferans Dizisine katılan 10 Devlet için de norm oluşturması ve Orta Amerika bölgesindeki mültecilerle ilgili olarak kabul edilecek tavra taviz vermeden ve dürüst olarak riayet edilmesi.
Konferans Dizisi (III) tarafından ulaşılan nihai kararların, günümüzde; Orta Amerika, Meksika ve Panama’da sürmekte olan kitlesel mülteci akımının yol açtığı vahim sorunlara karşı aranan çözüm arayışlarında dikkate alınması gerektiği.
Konferans Dizisinin çalışma belgesinin ve öneri ve raporlarının yanı sıra vardığı nihai kararlar ve tavsiyelerinin ve diğer önemli dokümanlarının bir kitap halinde basılması ve Kolombiya Hükümeti, BMMYK, Afrika Birliği Örgütü’nün yetkili organlarından bu belgenin en yaygın şekilde dağıtımını sağlamak için gerekli işlemleri yapmalarının istenmesi.
Eldeki belgenin “Cartagena Mülteciler Bildirisi” olarak ilan edilmesi.
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserinden bu bildirinin içeriğini Orta Amerika ülkeleri; Belize, ve Kontadora Grubunu oluşturan ülkelerin Devlet Başkanlarına resmi olarak iletilmesinin istenmesi.
Nihayet, Konferans Dizisi Kolombiyalı yetkililere, ve özellikle Konferans Dizisini varlıkları ile şereflendiren Cumhurbaşkanı Bay Belisaro Betancur, Dış İşleri Bakanı Bay Augusto Ramirez Ocampo ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri Mr. Paul Hartling’e, ayrıca Cartagena de İndias Üniversitesi ve Üçüncü Dünya Araştırmaları Bölgesel Merkezi’ne öncülükleri ve bu önemli olayın gerçekleştirilmesindeki katkıları için derin takdirlerini sunar.
Konferans Dizisi, Bolivar Valiliği ve Cartagena şehrinin yetkilileri tarafından sunulan destek ve misafirperverliği özellikle beyan eder.
Konferans Dizisi ayrıca, haklı olarak “Kahraman Şehir” olarak anılan Cartagena halkına sıcak karşılamaları nedeni ile teşekkür eder.
Sonuç olarak, Konferans Dizisi, Kolombiya halkı ve yetkililerinin özverili sığınma ve mülteci geleneğini takdir ile kayda geçirir.

1960 Genel Af Kanununa Ek Kanun – Genel Af

0
1960 Ek Af Kanunu

1960 Genel Af Kanunu,26 Ekim 1960 tarihinde TBMM’de kabul edilerek resmi gazetenin 28 Ekim 1960 tarihli sayısında yayınlanmıştır. Bu af kanunu, Türkiye Cumhuriyet tarihindeki en kapsamlı aflardandır. Yasayla; kusurdan doğan suçlarla üst sınırı 5 yılı geçmeyen hürriyeti bağlayıcı cezalar hakkında takibat yapılmaması hükmü getirilmiş; devlet aleyhine, ırza yönelik ve Atatürk aleyhine işlenen suçlar gibi bazı suçlara verilen cezalar af kapsamı dışında bırakılmıştır.

18 Kasım 1960 tarihinde ise, 1960 Genel Af Kanununa Ek Kanun çıkarılmıştır.

“113 sayılı Af Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesine ve bu kanuna bazı hükümler eklenmesine dair Kanun” 18 Kasım 1960 tarihinde kabul edilmiş, genel affın kapsamı genişletilmiş, bazı hükümler değiştirilmiş, bazı hükümler ise kaldırılmıştır.

15.000 civarındaki tutuklu ve hükümlünün tahliye hazırlıklarına başlanmış, Kanun, 22 Kasım 1960 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Bu kanun ile, cezalardan indirilen miktarın beş seneden aşağı olamayacağı ve müebbet ağır hapis cezalarının ise 24 sene ağır hapis cezasına çevrileceği hüküm altına alınmış; suç konusu fiillerden hazinenin uğramış olduğu zararların tazmininin talep edilmeyeceği hususu da  af kapsamına alınmıştır.

Tutuklu ve hükümlülerin salıverilme işlemlerinin kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren 15 gün içerisinde tamamlanması öngörülmüştür.

1960 Genel Af Kanununa Ek Kanun – Genel Af – 113 sayılı Af Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesine ve bu kanuna bazı hükümler eklenmesine dair Kanun

Kanun No : 134
Kabul tarihi: 18/11/1960
Madde 1

113 sayılı kanunun 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir : 27 Mayıs 1960 tarihine kadar işlenmiş olan suçlardan :

A ) Taksirli cürümlerle kanunların suçu tesbit eden aslî maddesinde, yukarı haddi beş seneyi geçmeyen hürriyeti bağlayıcı bir ceza ile yahut yalnız veya birlikte olarak para cezası ile cezalandırdığı veya müsadereyi yahut bir meslek veya sanatın yapılmamasını veyahut bu cezalardan birini veya bir kaçını istilzam eden fuller hakkında takibat yapılmaz.

Bu fıkra hükmünden istifade edecek olanların affı kabul etmemeğe hakları vardır. Bu hakkını kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ay içinde kullananlar hakkında tahkikat veya takibata devam olunur Mahkûmiyet halinde bu hakkın kullanılmış olması aftan istifadeye engel olmaz.

B ) Beş sene ve daha az hürriyeti bağlayıcı bir cezaya ve bu miktarı aşmayan hürriyeti bağlayıcı ceza ile birlikte veya müstakilen hükmedilmiş para cezasına mahkûm olanlar, fer’i ve mütemmim cezalar ile ceza mahkûmiyetlerinin neticelerine de şamil olmak üzere affedilmişlerdir.

C) Müstakilen beş seneden fazla hürriyeti bağlayıcı bir cezaya veya bununla birlikte para cezasına mahkûm edilenlerin cezalarının üçte biri indirilir. Ancak indirilen miktar beş seneden aşağı olamaz.

Müebbet ağır hapis cezaları 24 sene ağır hapis cezasına çevrilir.

Madde 2

Aynı kanunun 2 ncı maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir:

Yukarıda yazılı fullerden dolayı Hazinece uğranılmış zararlar dahi tazmin ettirilmez.

Madde 3

Aynı kanunun 3 üncü maddesinin B, C, 1 ve J bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:

B) Miktar ve kıymetçe beş yüz liradan fazla olsun zimmet, ihtilas, irtikâp, rüşvet suçları ile Türk Ceza Kanununun 339, 340, 341, 342, 366, 367 ve 368 inci maddelerinde yazılı suçlar.

C) Türk Ceza Kanununun 414, 415, 416, 417, 418, 429 ve 430 uncu maddesinin 1 inci fıkrası ile 431, 435 ve 436 ncı maddelerinde yazılı suçlar. Ancak kaçırmanın evlenmek maksadıyle yapıldığı ve kaçırılan kim senin ırzına geçilmediği ve 416 ncı maddenin son fıkrasının aslî hüküm olarak tatbik edildiği hallerde kanunun 1 inci maddesi hükmü uygulanır.

1) Karşılığı 500 (Dâhil) Türk lirasını geçmeyen döviz kaçakçılığı ile İstimal ve İstihlâk maksadıyle işlenmiş kaçakçılık fulleri ve 6829 sayılı kanunun ek 2 nci maddesinin IV üncü bendinin 1 mci fıkrası hükmünü ihlâl eden fiiller hariç, Kaçakçılığın Men ve Takibine dair 1918 sayılı Kanun ile tadillerini ve Türk Parasının Kıymetini Koruma hakkındaki Kanun hükümlerini ihlâl eyliyen fiiller.

Şu kadar ki:

Her ne suretle olursa olsun resmî makamların muvafakatiyle hariçte bulunan dövizlerini memlekete getirmiş olanlar birinci madde hükmünden faydalanırlar.

J) Türk Ceza Kanunu ile diğer kanunlarda yazılı suçlardan dolayı olum cezasına mahkûm edilen veya edilecek olanlar.

Madde 4

Aynı kanunun 3 üncü maddesinin Ç ve K bentleri kaldırılmıştır.

Madde 5

Aynı kanunun 4 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:

Bu kanunun 1 İnci maddesinin (C) bendinden faydalanan hükümlüler kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren mahkûm oldukları cezanın zamanaşımı süresi içinde ve her halde beş yıl zarfında aşağı
haddi altı aydan az olmayan hürriyeti bağlayıcı cezayı müstelzim aynı cinsten diğer bir cürüm işledikleri takdirde evvelce haklarında hükmedilmiş bulunan cezanın infaz edilmeyen kısmı aynen çektirilir.

Madde 6

Aynı kanunun 5 İnci maddesinin 1 İnci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:

Bu kanunun hükümleri bir ceza mahkûmiyeti olmasa ve faile ait bulunmasa dahi kanunen kullanılması, yapılması, taşınması, bulundurulması, satılması, alınması ve memlekete sokulması suç teşkil eden veya inhisara tabi bulunan eşyanın müsaderesine mâni değildir.

Madde 7

Aynı kanunun 7 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir : Bu kanun hükümlerinin «Taksirli Suçlar hariç» Hâkimler ve Memurin Kanunları ile bunlara ek kanunlara ve sair hususi kanunlara tevfikan verilmiş ve verilecek idari ve inzibatî karar veya yapılmış ve yapılacak işlemlere ve subay, askeri memur ve astsubayların cezalarının hukuki neticelerinden olan rütbenin kaybedilmesi ve orduya subay, askerî memur, astsubay olarak kabul olunmamak ve askerî nispetin kesilmesi işlemlerine şümulü yoktur. Ancak 1 inci maddenin (B) bendinden faydalanan askerî ve sivil şahısların emeklilik hakları geri
verilir.

Hususi kanunlara göre mercilerince verilmiş olan ve bu kanunun neşri tarihinde infaz edilmemiş bulunan para cezaları da birinci madde hükmüne tabidir. Vergi cezaları ve misil zamları bu hükümden hariçtir.

Madde 8

Yargıtay’ca incelenmekte bulunan bir ceza dâvasının ortadan kaldırılmasına karar verilmesi halinde usulünce açılmış ve mahkûmiyetle neticelenmiş olan şahsı hak dâvalarına ait kararlar üzerinde Temyiz incelemişi yapılmak üzere dosya, görevli hukuk dairesine gönderilir. Şahsi hakka ait mahkûmiyet kar arı Hmkuk, Dairesince bozulduğu takdirde dosya görevli ve yetkili hukuk mahkemesine yollanır ve o mahkemece Hukuk Muhakemeleri Usulü gereğince dâva karara bağlanır.

Yargıtay Hukuk Dairesi ilâmından alınacak harçlar, hukuk ilâmlarındaki harçların aynıdır Mahal mahkemeleri peşin ilâm harcını tamamlattıktan sonra dâvaya devam ederler.

Mahal mahkemesince verilmiş bulunan bir ceza mahkûmiyet kararı ile beraber usulünce açılmış şahsi hak dâvalarına ait olarak verilmiş mahkûmiyet kararlarının Temyizce incelenmesi ceza kararlarının temyizindeki şartlara göre istendiği takdirde dosya yukarıdaki fıkra gereğince İşleme tabi tutulur

Madde 9

Bu kanun hükümlerinden faydalanacak tutuk ve hükümlülerin salıverilme işleri kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren 15 gün içerisinde tamamlanır.

Madde 10

Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 11

B u kanunu Bakanlar Kurulu yürütür.

19/11/1960

22 Kasım – Hukuk Takvimi

0
22 Kasım - Hukuk Takvimi
22 Kasım – Hukuk Takvimi
1220 Yaptığı hukuk reformları ile bilinen Roma İmparatoru II. Friedrich ((26 Aralık 1194 – 13 Aralık 1250) 22 Kasım 1220’de Kutsal Roma Germen İmparatoru oldu ve Papa III. Honorius tarafından törenle imparatorluk tacı giydirildi. Büyük babası II. Rugerro’nin 1140’ta başlattığı “Ariano Assis” adı verilen seri hukuk reformu sürecini devam ettirerek  hukuk sistemini güçlü temellere oturttu. II. Friedrich’in pekiştirdiği bu hukuk reformunun ilk kısmı 1220’de imparatorluk tacını giymesinden hemen sonra hazırlanan “Capua Assisleri” adli kanunlar ile başladı ve en gelişmiş meyvesini 1231’de kanunlaştırılan “Malfi Esas Kanunu” veya diğer adı ile “Liber Augustalıs” kanunu ile aldı. Ülkenin kanunlarının hep birlikte yazılıp toplanması ile ortaya çıkan hukuk sistemi  ve külliyat Orta Çağ için çok ileri bir hukuk anlayışını doğurarak etkilerini günümüze kadar sürdürdü. Bu hukuk sistemini ortaya çıkaran kanunlar Avrupa hukuku ve kanunları için bir örnek teşkil etti. Bu kanunlarla Sicilya Krallığı bir mutlak monarşi olmaya devam etti ancak devletin kanun ve kuralları açık bir şekilde ilan edildi. “Malfi Esas Kanunu” küçük değişikliklerle 1819’a kadar Sicilya hukukunun temelini oluşturmaya devam etti.
1819 İngiliz yazar, çağdaş romanın en belirleyici özeliklerinden olan psikolojik çözümlemenin öncüsü George Eliot doğdu. (Ölümü: 22 Aralık 1880) Edebiyat yaşamına eleştirmen ve çevirmen olarak başladı. 1859’da yayımlanan ilk romanı Adam Bede’de gözlenen, günlük yaşamı gerçekçi ayrıntılarla yansıtma yeteneği bundan sonraki yapıtlarının başlıca özelliği oldu. Eliot yazmaktaki amacının “tozlu sokaklardan ve tarlalardan gelen etten kemikten insanların” yaşamlarını yansıtmak olduğunu söyledi.
1852

Fransız diplomat ve siyasetçi Paul d’Estournelles doğdu. (Ölümü: 15 Mayıs 1924) Lycée Louis-le-Grand’da hukuk ve Doğu dilleri okudu.  1876’da diplomatik bir kariyere başladı. İlk diplomatik görevlerini KaradağOsmanlı İmparatorluğu, Hollanda, Büyük Britanya ve Tunus’ta yaptı. 1904’te Senatoya girdi. Üçüncü Cumhuriyet’in sömürge politikasına sürekli olarak karşı çıkarak sömürge meseleleriyle ilgilendi . Fransız parlamentosundaki sömürge koltuklarının ortadan kaldırılmasını savundu. Özellikle Madagaskar’da Fransız sömürge yönetiminin kurulmasına ve Büyük Güçlerin  Çin’i parçalamasına şiddetle karşı çıktı.  Kendini uluslararası ilişkileri iyileştirmeye adadı ve 1900’da Daimi Tahkim Mahkemesi üyeliği görevine geldi. Fransa’yı 1898 ve 1907  Lahey Barış Konferansında  temsil etti. Uluslararası  tahkim savunuculuğu dolasıyla 1909’da Nobel Barış Ödülünü kazandı.

1891 Yahudi kökenli Amerikalı modern propagandanın kurucusu Edward Louis Bernays doğdu. (Ölümü: 9 Mart 1995) Psikoloji bilimci ve psikanaliz’in kurucusu Sigmund Freud’un yeğenidir. Bernays toplum ve ikna psikolojine çok farklı bir perspektifden bakarak 1929’da ‘Torches of Freedom’ başlığı ile yaptığı propagandada sigara içmeyi teşvik etti ve  tütünün dünya piyasasında önem kazanmasını sağladı.  Kadınların sigara içmesinin bir tabu olduğu yıllarda Bernays’in, bir grup kadının eline sigaralar vererek yaptırdığı yürüyüş, halkla ilişkiler dünyasında efsaneleşmiş bir eylem oldu. Bernays’in yarattığı düşünce eğer bir kadın sigara içiyorsa, bu onun daha güçlü ve bağımsız olduğunun kanıtıdır şeklindeydi.  Bu eylemin sonunda sigaranın ateşi ‘özgürlük meşalesi’ olarak anıldı ve kadınlara sigara satışı artmaya başladı. 1954’de CIA tarafından planlanan Guatemala devleti hükümetinin devrilmesinde yaptığı zekice propagandalarla ün kazandı.  Procter & Gamble ve General Electric dahil onlarca büyük Amerikan şirketinin, devlet kurumlarının, politikacıların, şovmenlerin ve birçok kâr amacı gütmeyen kuruluşların  reklam propagandalarını yaptı.
1916 Amerikalı gazeteci ve roman yazarı Jack London (John Griffith London) yaşamını yitirdi. (Doğumu: 12 Ocak 1876) Vahşetin Çağrısı, Martin Eden, Demir Ökçe, Beyaz Diş ve Deniz Kurdu başta olmak üzere elliden fazla kitap yazdı. Dünya ticari dergi romanının öncüsü ve yazarlıktan yüksek gelir elde edebilen ilk Amerikalılardan oldu. Kariyeri boyunca defalarca intihalden suçlandı. 22 Kasım 1916’da, çiftliğinde yaşamını yitirdi.
1940 II. Dünya Savaşı’nın Balkanlar’a sıçraması üzerine İstanbul, Kocaeli ve Trakya illerinde  sıkıyönetim ilan edildi.
1943 Lübnan, Fransa’dan bağımsızlığını kazandı.
1944

Fransız siyasetçi Joseph Caillaux yaşamını yitirdi. (Doğumu: 30 Mart 1863) École des Sciences Politiques‘de hukuk okudu. 1888’de maliye müfettişi olarak kamu hizmetine girdi ve resmi kariyerinin çoğunu Cezayir’de geçirdi. Languedoc bağcılarının 22 Mayıs 1907’deki isyanı sırasında şarap sahtekarlığıyla ilgili bir yasa tasarısı sundu. Parlamentoya sunulan metin, şarap yetiştiricileri tarafından hasatlarının yıllık beyanını, ikinci aşama tatlandırmanın yasaklanmasını şeker alımlarının kontrolünü ve vergilendirilmesini sağladı. 1911’de başbakan oldu başbakanlığı sırasında Almanya ile bir uzlaşma politikası destekledi ve 1911 İkinci Fas Krizi sırasında barışın korunmasını sağladı.  I. Dünya Savaşı sırasında Meclis’teki  barış partisinin lideri oldu. 1917’de vatana ihanetten tutuklandı. Senato Yüksek Mahkemesi tarafından vatana ihanetten suçlu bulundu ve üç yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ayrıca beş yıl boyunca Fransız topraklarında ikamet etmesi yasaklandı ve on yıl boyunca medeni haklardan mahrum bırakıldı. Savaştan sonra yeniden itibarı iade edildi ve 1920’lerin sol kanat hükümetlerinde görev yaptı.

1946 Hukukçu ve Alman Nazi politikacısı Otto Georg Thierack yaşamını yitirdi. (Doğumu: 19 Nisan 1889) Leipzig Üniversitesinde hukuk eğitimi gördü. Saksonya’da deneme hakimliği yaptı.1 Ağustos 1932’de NSDAP’ye üye oldu. 1933’te Saksonya adalet bakanlığına yükseldi ve 1935’te  Reichsgericht eş başkanı ve  1934’te kurulan Volksgerichtshof’un başına geçti. 1942’de Otto Georg Thierack Nazi Almanyası’nın Adalet Bakanlığı’na geçti. 27 Ağustos’ta Alman Hukuk akademisinin başkanı oldu ve bu mevki’de birçok insanın özellikle Vernichtung durch Arbeit aksiyonuyla ölümünden sorumluydu. Heinrich Himmler ile yaptığı bir konuşma sonrasında yazdığı bir makalede Yahudi, Çingene, Rus ve Ukraynalıların üç sene üzerinde bir suç işledikleri zaman bu aksiyonla öldürülmelerini talep etti. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Batılı Müttefik Devletler tarafından tutuklanınca kendini zehirleyerek intihar etti.
1948 İkinci Türkiye İktisat Kongresi toplandı. Kongrede, devletçilik politikası eleştirildi, özel girişimciliğin teşviki istendi.
1949 Fransız ceza avukatı Olivier Metzner dünyaya geldi. (Ölümü: 17 Mart 2013) Franz Kafka okuduktan sonra hukukla ilgilenmeye başladı.
1950 Hukukçu, diplomat ve siyasetçi Volkan Bozkır doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 1972 yılında Dışişleri Bakanlığı’na girdi. 1987-1989 yılları arası Başbakan Turgut Özal‘ın Dışişleri Danışmanlığını, 1989-1992 yılları arasında New York Başkonsolosluğu görevini ve 1992-1996 yılları arasında Turgut Özal ve Süleyman Demirel’in Özel Kalem Müdürlüğü ve Dışişleri Başdanışmanlığı görevlerini yürüttü. Bükreş Büyükelçiliği, Avrupa Birliği Siyasi İşlerden sorumlu Genel Sekreter Yardımcılığı, Dışişleri Bakanlığı müsteşar yardımcılığı ve 2005-2009 yılları arasında Büyükelçi unvanıyla Avrupa Birliği nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliğinde görevlerinde bulundu. 2019’da 75. Dönem Birleşmiş Milletler Genel Kurul Başkanlığı için Türkiye adına aday gösterildi ve  Türkiye’den bu göreve seçilen ilk isim oldu.
1950 Dünya Barış Konseyi, şair Nazım Hikmet, Pablo Picasso,  Pablo Neruda,  Paul Robeson ve  Wanda Jakubowska’ya Uluslararası Barış Ödülü verdi.
1952 Daha sonra avukatlık da yapan Hüseyin Üzmez isimli lise öğrencisi 22 Kasım 1952 tarihinde gazeteci Ahmet Emin Yalman’ı silâhla vurarak yaraladı.
1954 Sovyet hukukçu ve diplomat Andrey Yanuaryeviç Vışinski yaşamını yitirdi. (Doğumu: 10 Aralık 1883) Kiev Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. 1903’te Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin  Menşevik kanadında yer aldı. 1913 yılında avukat oldu. 1920 yılında Rus Komünist Partisi’ne katıldı. Moskova Devlet Üniversitesi’nde ders verdi. 1931 yılında Rusya SFSC Başsavcılığı’na, 1933 yılında SSCB Başsavcı Yardımcılığı’na, 1935 yılında da SSCB Başsavcılığı’na getirildi. Savcı olduğu dönemde hukuk kuramcısı olarak ünlendi. 1928 yılında Eğitim Komiserliği’nde danışmanlığa atandı. Savcılık görevinde iken sabotajlara ve karşı-devrimci eylemlere karışmakla suçlanan kişilerle ilgili çeşitli davalarda savcılık yaptı. 1933 yılında ünlü Sovyet hidroelektrik santrallerini sabote etmek girişimiyle suçlanan İngiliz mühendislerin yargılandığı Metro-Vickers Davası sırasında kamuoyunda tanındı. 1940 yılında Komünist Parti Merkez Komitesi üyeliğine ve Dışişleri Komiserliği Yardımcılığına getirildi. 1949’da Dışişleri Bakanı oldu. Sovyet lider Stalin 1953 yılında öldükten sonra SSCB’nin Birleşmiş Milletler daimi temsilciliği görevini üstlendi ve Dışişleri Bakanı Birinci Yardımcısı olarak diplomasi alanında çalıştı. 1954’te kalp krizi sonucunda yaşamını yitirdi.
1960 1960 Genel Affına Ek olarak 18 Kasım’da mecliste kabul edilen ‘113 sayılı Af Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesine ve bu kanuna bazı hükümler eklenmesine dair Kanun‘ resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmişti.
1962 Fransız hukukçu ve siyasetçi René Coty yaşamını yitirdi. (Doğumu: 20 Mart 1882)
1967 İstanbul’daki Kıbrıs yürüyüşünde ABD bayrağı yaktıkları gerekçesiyle Deniz Gezmiş, Aşık İhsani ve Uğur Büke gözaltına alındı.
1968 Şadi Alkılıç ‘Türkiye’nin tek kurtuluş yolu sosyalizmdir’ başlıklı yazısından dolayı komünizm propagandası yapma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.
1969 Kosta Rika’nın başkenti San Jose’de düzenlenen Amerikalılar Arası İnsan Hakları İhtisas Konferansında, Amerikan İnsan Hakları ve Ödevleri Bildirisi’nde yer alan hakların etkin bir şekilde koruma altına alınması hedefiyle Amerika İnsan Hakları Sözleşmesi kabul edilmiştir. Sözleşme, 8 Temmuz 1978 tarihinde yürürlüğe girdi. Sözleşmeye taraf devletlerin insan haklarına saygı yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği temelde bu belge çerçevesinde incelenmektedir. Sözleşmeye Aralık 2018 itibarıyla ADÖ üyesi 23 devlet taraf olup, Örgüt üyesi devletlerden Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada ise Amerikan İHS’ye hiçbir zaman taraf olmamıştır
1975 İspanya’da monarşi geri döndü ve Don Juan Carlos İspanya kralı oldu.
1976 Okuduğu şiirler ve çalıp söylediği türkülerde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle DGM’ce 8.5 yıl hapis ve 4 yıl sürgün cezasına çarptırılan iki gözü görmeyen kadın ozan Şah Turna için 22 kasım 1976 da devrimci kuruluşlar af kampanyası başlattı.
1976 Prof. Dr. Mümtaz Soysal ile cezaevinde evlenen sosyolog ve bilim insanı Sevgi Soysal doğdu. (Ölümü: 320 Eylül 1936)
1978

Ankara Valisi’nin Ülkü Ocakları‘nın kapatılması talebiyle yaptığı başvuruyu değerlendiren Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesi, Ülkü Ocakları Derneğinin kapatılmasına karar verdi.

1978 Suadiye yolcu vapurunun rotası dışına çıkarılmasıyla ilgili olarak gözaltına alınan 497 öğrencinin 76’sı hakkında soruşturma başlatıldı.
1982 DİSK/Tekstil Sendikası yöneticilerinin Sıkıyönetim Mahkemesi’nde başlayan ve ‘Savaş hali’ hükümlerinin uygulandığı duruşmasında 28 kişinin 5-20 yıl arası hapsi ve sendikanın kapatılması istendi.
1982 Açıköğretim uygulaması başladı.
1984
  • Cartagena Müteciler Bildirisi, Kolombiya’da 19-22 Kasım 1984 tarihleri arasında yapılan Orta Amerika, Meksika ve Panama’daki Mültecilerin Yasal ve İnsancıl Problemlerden korunması Hakkında Uluslararası Konferanslarında kabul edildi. Bildirge, Amerika Devletler Topluluğu tarafından kabul edilen İnsan Hakları Belgelerindendir.
  • İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 7. Ek Protokolü 22 Kasım 1984 tarihinde kabul edildi. 1 Kasım 1988 tarihinde yürürlüğe girdi. Türkiye, Protokol’ü 14 Mart 1985 tarihinde imzaladı ancak protokol Türkiye’de 2016’da yürürlüğe girdi.
1990 BM Gıda ve Tarım Örgütü’nden (FAO) telgrafla gıda yardımı talep eden 19 belediye memuru gece evlerinden gözaltına alındı; 5’i serbest bırakılırken 14’ü hakkında DGM’ce soruşturma başlatıldı
1996 Human Rights Watch’un hazırladığı, Belge Yayınları’ndan basılan ‘Savaş ve İnsan-Türkiye’ye Silah Transferleri ve Savaş Yasaları İhlalleri‘ adlı kitap nedeniyle TCK 159’dan dava açılan yayıncı Ayşenur Zarakolu ve gazeteci Ertuğrul Kürkçü’nün yargılanmasına devam edildi. Kesinleşmiş bir cezasından dolayı Bayrampaşa Cezaevi’nden getirilen Zarakolu, yine Belge Yayınlarından çıkan Faysal Dağlı’nın ‘Ateşten Portreler’ adlı kitabı nedeniyle yargılandığı davadan beraat etti.
2001 Yeni Türk Medeni Kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 22 Kasım 2001’de kabul edildi. 4721 Sayılı Kanun, 1 Ocak 2002’de yürürlüğe girdi. Yeni kanun 17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi‘ni yürürlükten kaldırdı. Başlangıç hükümleri dışında, kişiler hukuku, aile hukuku, miras hukuku, eşya hukuku ve borçlar hukuku olmak üzere beş kitap ve 1030 maddeden oluşmaktadır.
2004 Hükümet, F tipi cezaevlerini yasal hale getirip hücre, tek tip elbise, çalışma zorunluluğu öngören tasarıyı geri çekti.
2005 Almanya’da seçimlerinde Angela Merkel başbakan oldu. Hıristiyan Demokrat partileri (CDU/CSU) ile Sosyal Demokrat Parti (SPD) koalisyonu toplam 448 milletvekilinden 397’sinin oyunu aldı. Merkel, Almanya’nın ilk kadın ve Doğu Almanyalı başbakanı oldu.
2010 İTÜ’nün 2008 akademik yılı açılışında Başbakan Erdoğan’ı protesto eden Öğrenci Kolektifi’nden 18 öğrenci 1 yıl 3 ay hapse mahkum edildi.
2011 OdaTV Haber Müdürü Barış Terkoğlu, imtiyaz sahibi Soner Yalçın, yazar Doğan Yurdakul, Barış Pehlivan ve Müyesser Yıldız’ın silahlı terör örgütüne üye olmak (Ergenekon) iddiasıyla tutuklu yargılandıkları davanın ilk duruşması yapıldı. Haklarındaki iddianame 26 Ağustos 2011’de hazırlandı. İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi Yurdakul’u 22 Şubat 2012 tarihinde yapılan duruşmada sağlık nedenleriyle serbest bıraktı. Yıldız 18 Haziran 2012’de Terkoğlu 14 Eylül 2012, Yalçın ise 27 Aralık 2012 tarihli duruşmada tahliye edildi.
2013 Karşılama ve uğurlama törenleri ile temel atma, açılış ve benzeri törenlerde kırmızı halı serilmesi uygulamasına son verilmesine ilişkin genelge Resmi Gazete’de yayımlandı.
2016 OHAL kapsamında yayınlanan 677 Sayılı KHK ile 7 gazete, 1 dergi ve 1 radyo kanalının yanı sıra, eğitim, kültür ve diğer alanlarda faaliyet gösteren, çeşitli illerdeki 375 dernek kapatıldı.
2016 AİHM, dergisine el konulan ve sorumlu müdürü Umut Güner “müstehcenlik”ten yargılanan Kaos GL Derneği(Başvurucu Kaos Gey ve Lezbiyen Kültürel Araştırma ve Dayanışma Derneği)’nin ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğine karar verdi.
2017 Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi, eski Sırp Komutan Ratko Mladic hakkında, 1995 yılında Srebrenitsa soykırımında 8 binden fazla Bosnalı erkeğin öldürülmesi, insanlığa karşı suç ve savaş kanunlarını ihlal suçundan müebbet hapis cezası verdi.
2017 Avukat Eren Keskin, gazetede çıkan bir haberde “Cumhurbaşkanı’na hakaret” edildiği iddiasıyla 7 bin TL adli para cezasına mahkum edildi.
2017 Şilili avukat ve siyasetçi Juan Luis Maurás yaşamını yitirdi. (Doğumu: 18 Haziran 1922) Şili Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okudu. 1946’da Londra’da düzenlenen Dünya Gençlik Kongresinde Şili delegasyonu başkanlığı yaptı. Ertesi yıl, Prag’da düzenlenen Dünya Öğrenci Kongresi’ne delege olarak katıldı. Daimi Maliye Komisyonu üyeliği ve Daimi Dış İlişkiler Komisyonu üyeliği yaptı. 1961 de Şili’nin Birleşmiş Milletler Olağanüstü Büyükelçisi olarak  atandı. Halk Birliği hükümetine mesafeli olmasına rağmen 11 Eylül 1973 darbesinden sonra dayatılan ve Salvador Allende’yi deviren askeri diktatörlüğe karşıydı . Demokrasiyi geri kazanma mücadelesinin ortasında Radikal Parti’ye yeniden katıldı. 22 Kasım 2017 de Antofagasta’da kalp sorunları nedeniyle yaşamını yitirdi.
2019 Ankara 21. Ağır Ceza Mahkemesi, 7 Kasım 2016 tarihinde ozguruniversite.org sitesinde yayınlanan “Asıl Terör Devlet Terörüdür” başlıklı yazısı ve ev aramasında bulunan fotoğraflar ile köşe yazıları delil göstererek “terör örgütü propagandası” iddiasıyla yargılanan Fikret Başkaya hakkında beraat kararı verdi. Başkaya’nın avukatı Levent Kanat Bianet’e yaptığı açıklamada, “Bu karar umarım düşünce özgürlüğüne karşı yeni davaların açılmasının, yargı baskısı ve ceza tehditlerinin önünde de engel olur. Bu tür davalar düşünce özgürlüğünün önünde büyük bir ayıptır” dedi.
2023
  • İsrail ile Hamas geçici ateşkes anlaşması yaptı.
  • AYM, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nde çalışan altı işçinin Cumhurbaşkanını ve hükümeti eleştiren paylaşımlar yaptığı gerekçesiyle tazminatsız olarak işten atılmasını hak ihlali saydı. Mahkeme özel hayata saygı hakkı ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verdi.
  • Bürosunun yanındaki lokantada müvekkilinin hasımları tarafından silah kabzası ile darbedilen  Samsun Barosuna bağlı Avukat Adem Erol hakkında, kendisini yaralayanların peşinden tuzluk atması nedeniyle ‘kasten silahla adam yaralamaya teşebbüs’ suçundan 4 yıl 6 ay hapis talebiyle dava açıldı. İddianame Samsun 5. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Avukat, “Silahla saldırıp mermiyi silahın ağzına verenlere gül mü atacaktım?”  dedi. İlk duruşmanın 9 Ocak 2024 tarihinde yapılmasına karar verildi. 
2024 İsviçre makamları, Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında çıkardığı tutuklama emri kapsamında İsviçre’nin, Netanyahu’yu ülkeye gelmesi halinde tutuklamakla yükümlü olduğunu bildirdi. Fransa ve Almanya ise ne açıklama yapmadı.
2024 Tekirdağ’da “cinsel istismar” ve “şiddet” sonucu kaldırıldığı hastanede 30 gün boyunca yoğun bakımda verdiği yaşam mücadelesinin ardından hayatını kaybeden 2 yaşındaki Sıla bebeğin davasına ilişkin iddianame hazırlandı.
2024
  • Fatih Altaylı ile İsmail Saymaz hakkında, ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçundan soruşturma başlatıldı. MHP ise her ikisi ve bazı medya kuruluşları hakkında ayrıca suç duyurusunda bulundu.
  • ‘MOSSAD’a casusluk yapmak‘ suçlamasıyla 20 sanığın 45’er yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılandığı davada ara karar açıklandı. Mahkeme heyeti, tutuklu 2 kişinin tahliyesine karar verdi.
  • Martı TAG ile İstanbul Taksiciler Odası arasında 2,5 yıldır süren davada mahkeme kendilerinin lehine karar verdi. İstinaf Mahkemesi Martı’nın yaptığı istinaf başvurusu kabul ederek yerel mahkeme kararının hatalı olduğuna karar verdi. Dosya yerel mahkemeye gönderildi.
2024
  • MHP Kırıkkale Milletvekili Halil Öztürk, alkollü içki ve uyuşturucu madde alarak araç kullananlar ile trafiği tehlikeye sokacak şekilde şerit değiştirenlere verilen cezaların artırılması maksadıyla TBMM Başkanlığına kanun teklifi sundu.
  • İç güvenlik alanında düzenlemeler içeren kanun teklifi, TBMM Genel Kurulunda kabul edildi. Kanun, trafikte yetkisiz kişilerin “çakar” kullanımına, ateşli silahlara yönelik cezaların artırılmasına, mahalle bekçilerinin yetkilerine ve Polis Bakım ve Yardım Sandığına ilişkin bazı hususları düzenliyor.
2024

Dolandırıcılık 

  • İzmir’de 12 ayrı kuyumcuya 22 ayar görüntüsü verilmiş düşük ayarlı altın satarak dolandırdıkları suçlamasıyla gözaltına alınan 2’si kadın 6 şüpheliden 3’ü tutuklandı.
  • Bir doktoru forex yatırım piyasalarında yüksek kar vaadiyle kandırarak yaklaşık 10 milyon TL değerinde dolandırdığı belirlenen 36 kişiden 26’sı tutuklandı, haklarında 3 ayrı suçtan 33 yıla kadar hapis cezası istemi ile dava açıldı. Sanıkların, vurgundan elde ettikleri paraları kripto para borsasına havale ettikleri tespit edildi.
  • Bayburt’ta sosyal medyadan köpek sahiplenmek isteyen 36 kişiyi dolandırdığı belirlenen iki kişi yakalandı. Şüphelilerden hakkına kesinleşmiş 20 yıl 8 ay hapis cezasıyla aranan İ.A., tutuklanırken, Ç.T. adli kontrolle serbest kaldı.
2024 Paris İdari Mahkemesi, Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) partisinin Filistin asıllı Avrupa Parlamentosu (AP) üyesi Rima Hassan’ın başkent Paris’teki Sciences Po Üniversitesi’nde vereceği konferansın iptal edilmesinin ‘yasadışı’ olduğuna karar vererek konferansın iptal edilmesine yönelik kararı iptal etti.
2024 BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (the Office for the Coordination of Humanitarian Affairs – OCHA), bu yıl dünya genelinde 281 yardım görevlisinin ölümünün kayıtlara geçtiğini açıkladı. 2024, İsrail’in yoğun saldırıları altında bulunan Gazze’deki savaşın da etkisiyle insani yardım çalışanları için ‘kayıtlardaki en ölümcül yıl’ oldu. Dünyada, 300 milyondan fazla insan, insani yardıma ve korumaya ihtiyaç duyuyor.
2023 CHP’nin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın şikayetiyle 11 yıl 8 ay hapis cezası ve siyasi yasak istemiyle “kamu görevlisine görevinden dolayı alenen hakaret” suçundan Mersin 3. Asliye Ceza Mahkemesinde yargılandığı dava kapsamında talimatla Ankara’da ifade verdi.. Kılıçdaroğlu, savunmasında söylediklerinden dolayı hiçbir pişmanlığı bulunmadığını belirtti. Duruşmaya katılan kalabalık, “hak, hukuk, adalet” sloganları attı.

22 Kasım – Hukuk Takvimi

21 Kasım – Hukuk Takvimi – Hukuk Tarihinde Bugün 

0
21 KASIM - Hukuk Takvimi

21 Kasım – Hukuk Takvimi – Hukuk Tarihinde Bugün 

933 

Hanefi fıkıh ve akaid alimi Ebu Cafer et-Tahavî, öldü. (Doğumu: 853)

1694 

Fransız Aydınlanması’nın en önemli filozoflarının başına gelen ve Aydınlanma hareketinin kurucularından   François Voltaire( François Marie Arouet) dünyaya geldi. (21 Kasım 1694 – 30 Mayıs 1778) 

Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: Voltaire.webp

1740

Danimarkalı feminist ve yazar Charlotte Baden doğdu. (Ölümü: 1824)

1768 

Alman Protestan teolog, felsefeci ve idealist düşünürü Friedrich Schleiermacher, doğdu. (Ölümü: 1834)

1789

Kuzey Karolina, ABD’nin 12. eyaleti oldu.

1870 Amerikalı yazar, radikal anarşist ve aktivist Alexander Berkman, doğdu. (Ölümü:1936)
1870  Çek tarihçi, hukukçu, arşivci, yazar, çevirmen ve şair Karel Jaromír Erben, yaşamını yitirdi. (Doğumu:1811)
1900 Yahudilerin Filistin’e göçünü engellemek amacıyla Osmanlı yönetimi tarafından çeşitli önlemler alındı. Padişah Abdülhamit “Kırmızı Tezkere” usulünü getirdi, “İbrani Misafirler mukaddes Topraklara Duhuliye Şartları” adı altındaki nizamname nizamnameye Filistin bölgesindeki tüm yabancı temsilciliklere dağıtıldı. Nizamname, dünyanın herhangi bir ülkesinden kalkıp Filistin’i ziyaret etmek isteyen her Musevi’ye, her üzerinde mesleği, milliyeti ve yolculuk nedeninin yazılı olduğu bir tezkere ya da pasaport edinme zorunluluğu getirdi. Mukaddes Topraklara seyahat eden Yahudilere pasaportlarını ya da seyahat belgelerini gümrüklerde bırakarak, bunun yerine diğer belgelerden kolaylıkla ayırt edilebilmeleri için kırmızı renkte olan ve “kırmızı kâğıt” adı verilen seyahat tezkerelerini alarak seyahat etmelerine izin verildi.
1922 21 Kasım 1922 Lozan Konferansı’nın ilk oturumu yapıldı.
   
1941 Tüm yüksek okulların son iki döneminde Türk İnkılap Tarihi ve Türkiye Cumhuriyeti Rejimi dersinin okutulması zorunlu oldu.
1947 Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtına tanınacak veya mevcudiyeti münasebetiyle verilecek olan hukuki yetki, imtiyaz ve muafiyetler konusunda Birleşmiş Milletler Asamblesi tarafından 21 Kasım 1947 tarihinde Genel Sözleşme kabul edildi. 
1955 Türkiye, İran, Irak, Pakistan ve Birleşik Krallık’ın katılımıyla Bağdat Paktının  ilk konsey toplantısı başladı. (21-22 Kasım 1955) ABD gözlemci gönderdi ve paktı destekledi. 
1959

21 Kasım 1959 tarihli 1400 (XIV) sayılı Genel Kurul kararı kabul edildi. Karara göre Uluslararası Hukuk Komisyonu, sığınma hakkıyla ilgili uluslararası hukukun ilke ve kurallarının kodifikasyonu konusunda yetkilendirildi. 

1963

Alcatraz Kuşçusu lakabıyla tanınan ve aynı adlı filme ilham kaynağı olan ünlü Amerikalı mahkûm Robert Franklin Stroud yaşamını yitirdi. ((Doğumu: 28 Ocak 1890 – Ölümü: 21 Kasım 1963) Alkatraz hapishanesine naklinden önce Leavenworth’de kuş beslemekteydi. Ornitolog olan Stroud’un Alkatraz’da hayvan beslemesine izin verilmedi.

1972 Yedeksubaylığını yapmakta olan Uğur Mumcu duruşmaya resmî elbiseyle gelerek savunmasını yaptı. Mumcu, delillerin Ülkü Ocaklı militanlar ile MİT ajanlarınca türetildiğini ileri sürerek ”27 Mayıs Devrimi suç sayılmadan bu devrimi savunanlar  komünistlikle suçlanamaz” dedi.
1972 Dünya Kültürel Ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü(UNESCO) Genel Konferansının 17 Ekim-21 Kasım 1972 tarihleri arasında Paris’te toplanan onyedinci oturumunda kabul edilmiştir.
1978

Suadiye yolcu vapuru 21 Kasım 1978’de rotası dışına çıkarılarak kaçırıldı. 16 öğrenci Sıkıyönetim Mahkemesi’nce tutuklandı. 

1980 Ege Ordu ve Sıkıyönetim Askeri Savcılığı, TKEP (Türkiye Komünist Emek Partisi) davasında yargılanan 10 kişiden Seyit Konuk, Necati Vardar ve Ethem Coşkun’un 2 MHP İl yöneticisini öldürmek suçundan idam cezasına çarptırılmasını istedi.
1980 Hayrettin Eren, Saraçhane’de gözaltına alındı. Zorla Kaybedildi ve kendisinden bu güne kadar bir haber alınamadı. Eren ile aynı operasyonda gözaltına alınan kişiler askeri mahkemede Eren’in de kendileriyle birlikte yargılanması gerektiğini söyledi, dilekçeler yazıldı, ancak bir hiçbir makamdan yanıt alınamadı. 1986’da yaptığı suç duyurusu sonuçsuz kaldı. Savcılığın takipsizilik kararı aileye 24 Aralık 2014 tarihli yazı ile gönderildi. Aile 2014’de AİHM’e başvurdu. Annesi Elmas Eren oğlunu aradıktan sonra 2019’da yaşamını yitirdi.
1980 Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) Genel Başkanı Gültekin Gazioğlu ve 63 eğitimci hakkında gıyabi tutuklama kararı alındı. 
1982

Cumhurbaşkanı Kenan Evren, 1982 Türkiye anayasa referandumunda %95 “EVET” oyu veren Fatsa’da halka teşekkür etti.

1985

ABD Başkanı Ronald Reagan ve Sovyetler Birliği lideri Mihail Gorbaçov Cenevre’de buluştu. Zirveden, stratejik nükleer silahların yüzde 50 azaltılması kararı çıktı.

1988 Türkiye Cumhuriyeti, Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı 21 Kasım 1988 tarihinde çekinceler koyarak imzaladı. Şart, 1991 yılında onaylandı. 
1989 61 yaşındaki Saliha Şener, SHP’nin 26 Mart yerel seçim mitinginde Kürtçe konuşma yaptığı için 1 yıl hapse mahkum edildi. Ceza paraya çevrilerek ertelendi.
1990 Türk Ceza Kanunu’nun 13 ayrı maddesindeki idam cezasını ömür boyu hapis cezasına çeviren yasa tasarısı Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi. 
1990 İzmir bağımsız milletvekili Kemal Anadol, eski Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in idamla yargılanması talebiyle suç duyurusunda bulundu. Anadol, Evren’in Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan anılarında TBMM’yi ortadan kaldırmak amacıyla gizli örgüt kurduğunu ikrar ettiğini söyledi.
1990 Yeni Bir Avrupa İçin Paris Şartı (Paris Andlaşması-Charter of Paris for a New Europe)) Avrupa’da demokrasiyi, barışı ve birliği desteklemek ve geliştirmek amacıyla 21 Kasım 1990 tarihinde Paris’te imzalandı. 19 Kasım 1990–21 Kasım 1990 tarihleri arasında 34 üye ülkenin katılımıyla düzenlenen Paris Zirvesi sonucunda “Soğuk Savaş” resmi olarak sona erdirildi, Avrupa için barışa, temel hak ve özgürlüklere, karşılıklı anlayış ve işbirliğine dayalı demokratik bir geleceğin esaslı noktaları imzalanan Yeni Bir Avrupa için Paris Şartı ile tescil edildi.
1994 İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi RP, DYP ve ANAP’lı üyelerin ittifakıyla, Kuran kursu öğrencileriyle Diyanet mensuplarına İETT otobüslerinde %50 indirim hakkı tanıdı; 2 hafta önce SHP ve DSP’nin verdiği ”öğretmenlere ücretsiz ulaşım hakkı” önergesi ise reddedildi.
1995 Dayton Barış Anlaşması ile Bosna Savaşı sona erdi.
   
1997 Uluslararası Ticarî İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü tarafından 21 Kasım 1997 tarihinde kabul edilmiş, 17 Aralık 1997 tarihinde Paris’de imzalanmış, 1 Şubat 2000 tarihinde TBMM’de kabul edilen 4518 sayılı yasa ile Türkiye tarafından onaylanmıştır.
1998 İstanbul’da Mor Çatı Kadın Sığınakları Vakfı’nın çağrısıyla iki günlük 1. Kadın Sığınakları Kurultayı düzenlendi. Amaç, kadına yönelik şiddete karşı mücadelede kadınlar ve gruplar arası kalıcı bir iletişim ağı oluşturmak.
2000 Peru Devlet Başkanı Alberto Fujimori resmen istifa ederek Japonya’ya gitti. Fujimori yolsuzluk ve seçim hileleri ile suçlanıyordu.
2001 Avrupa Birliği, kartel oluşturup vitamin fiyatlarını yapay olarak arttıran sekiz eczacılık ve kimya şirketini 752 milyon dolar (1.1 katrilyon) cezaya çarptırdı. Bu, AB tarihinde ekonomik olarak bir suça verilen en yüksek ceza.
2001 Çocuk Haklarına dair Budapeşte Taahhüdü ve Eylem Planı kabul edildi. 
2001 Eğitimci, felsefeci, yazar, çevirmen Adnan Cemgil (92) hayata veda etti. 1807’de doğdu. 1950 yılında, kurucularından olduğu “Türk Barışseverler Cemiyeti”nin genel sekreterliğini yaptı. Bu derneğin faaliyeti nedeniyle yargılandı, 15 ay hüküm giydi. Kore’ye asker gönderilmesine karşı çıktıkları için yargılandı. 1941-1944 yılları arasında “Yurt ve Dünya” dergisinin, 1947’de de “24 Saat” gazetesinin yazı işleri müdürlüklerini yaptı. 1944-1945 yıllarında İnönü Ansiklopedisi’nde redaktör olarak çalıştı. 1961 yılında eşiyle birlikte “Evren Yayınevi”ni kurup, ansiklopedi çıkardı. 1960’larda TİP üyesi oldu. Cumhuriyet gazetesi ve Yeni Ortam’da yazılar yazdı. 1942-1987 yılları arasında Türkçeye 50 kadar çeviri yapıt kazandırdı.
2002 İstanbul 1 No’lu DGM, Pencere Yayınları’ndan çıkan Necdet Buldan’ın faili meçhul cinayete kurban giden kardeşi Savaş Buldan için yazdığı “Savaş’a Mektuplar” adlı kitabına toplatma kararı verdi. İstanbul 2. Asliye Mahkemesi, Dragan Babic’in ‘Son Sürgün’ adlı kitabının ‘imhasına’ karar verdi. Ayrıntı Yayınları’nın “Yeraltı Edebiyatı” dizisinden çıkan kitap, müstehcen olduğu gerekçesiyle toplatılmıştı. Kitap, yakılacak ya da kağıt fabrikasına gönderilip hamur haline getirilecek.
2001 BM Hukuk Komisyonu 21 kasım 2001 tarihinde, kim tarafından işlenirse işlensin terörizmin metot ve yöntemlerini kınayan bir karar aldı. 
2002

Prag’daki NATO zirvesi’nde; Litvanya, Letonya, Estonya, Bulgaristan, Romanya, Slovakya ve Slovenya’ya, ittifaka katılmaları çağrısı yapıldı.

  Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliği 21.11.2003 tarihli, 25256 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. 
2003 BM Güvenlik Konseyi İstanbul’daki bombalı saldırılar üzerine karar aldı. 1516 sayılı karar, Türkiye’ye meşru müdafaa çerçevesinde gerekirse sınır ötesi askeri harekata girişme hakkı veriyor.
   
   
   
2004- Mardin/Kızıltepe’de Ahmet Kaymaz ve oğlu Uğur Kaymaz öldürüldü. Vücudundan 13 kurşun çıkarılan 12 yaşındaki Uğur ve babası Ahmet Kaymaz için açılan davada yargılanan 4 polis memuru 18 Nisan 2007’de “meşru müdafaa” gerekçesiyle beraat etti, Yargıtay kararı onadı. Kaymaz ailesi 2012’de AİHM’ne başvurdu. Mahkeme Şubat 2014’de Türkiye’yi Kaymaz ailesine toplam 135 bin Euro tazminat ödemeye mahkum etti. AİHM kararının ardından İHD Mardin Şubesi avukatlarının “yargılanmanın yenilenmesi” talebi ağır ceza mahkemesince gerekçesiz reddedildi. Kaymazlar’ın avukatı Tahir Elçi’ye Ocak 2008’de “Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçundan 3 yıl hapis istemiyle dava açıldı. 
2005 Uluslararası Af Örgütü Britanya’da yaptığı anket sonuçlarını açıkladı; ankete katılanların yüzde 25’inin tecavüz olayında kadının tutum ve davranışının etkili olduğuna inandığı anlaşıldı.
2005 Birleşik Krallık’ta hemcinsler arasında medeni birliktelik yasallaştı. Elton John ve hayat arkadaşı David Furnish bu yasadan ilk yararlanan çift oldu.
2008 Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi’ne(TÜRKPA) dair 21 Kasım 2008  tarihli İstanbul Anlaşması imzalandı. (TÜRKPA) Dolmabahçe Sarayı’nda; Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye Cumhuriyeti parlamento başkanlarının imzalamış olduğu antlaşma ile kuruldu.
   
2011 AİHM Oda TV soruşturması kapsamında tutuklu olan gazeteciler Ahmet Şık ve Nedim Şener’in başvurusu kapsamında Ankara’dan savunma istedi.
2012

12 Eylül Davası’nda savunması yatakta alınan Kenan Evren: “12 Eylül kurucu bir ihtilaldır, tarihi bir olaydır, yargılanamaz.”, “Taraf demesinler diye bir sağdan, bir soldan astık”

   
   
2012 Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu kabul edildi. 
2013 Ukrayna hükümeti, AB ile serbest ticaret anlaşmasının imzalanmasına yönelik hazırlıkları askıya aldı.
2024

Antalya’da 49 suç kaydı ve toplamda 77 yıl 17 gün kesinleşmiş hapis cezası bulunan R.T.M. isimli şahsın (33) cezaevinden izinli çıktıktan sonra kreşte hırsızlık yaptığı ortaya çıktı.

2024
  • DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, TBMM Genel Kurulu’nda; terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan’a 6 aylık yeni bir avukat görüş yasağı verildiğini açıkladı.
  • Tayland’da, 36 yaşındaki seri katil Sararat Rangsiwuthaporn, hakkındaki 14 cinayet ve 80 suçtan Bangkok’ta ilk kez hakim karşısına çıktı. Kadın sanık, arkadaşını siyanürle zehirlemekten idam cezasına mahkum edildi.
  • Çerkezköy İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, Çerkezköy başta olmak üzere İzmir ve Aydın’da kendilerini polis olarak tanıtarak 25 milyon TL dolandırıcılık yapan şüphelilere yönelik başarılı bir operasyon gerçekleştirdi. Şüpheliler adliyeye sevk edildi. 
  • İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz, “Artık Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti değil” dedi.
  • Peri Suyu üzerine yapılan Pembelik Barajı ve HES’e karşı direnen ve topraklarını savunan 8 köylüye 2 yıl 6’ar ay ceza verildi. Köylüler ve çevre aktivistleri basın açıklaması yapmak, güvenlik güçlerine direnmek, çadır nöbeti tutmak gibi eylelerden yargılandı.

  • Bursa’da polisin ‘Dur’ ihtarına uymayarak, kaçan ehliyetsiz sürücü 25 kilometre süren takibin ardından yakalandı. Sürücüye çeşitli trafik suçlarından toplamda 58 bin lira para cezası verildi.

  • Mardin’in Artuklu ilçesinde adliye yakınlarında düzenlenen silahlı saldırıda 1’i avukat 4 kişi yaralandı.
  • Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, eski İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin El Kassam Tugayları’nın başındaki Muhammed Deif ve Hamas liderlerinden El-Masri hakkında tutuklama kararı verdi. İtalya Savunma Bakanı Crosetto, “UCM’ye taraf olduğumuz için İtalya’ya gelirlerse onları tutuklamak zorunda kalırız” dedi.
  • Sinan Ateş’in ablasına düzenlenen saldırının azmettiricisi olarak yargılanan Servet Bozkurt, ev hapsinde olduğu sırada, Ankara’da eşi Elif Bozkurt (41) ile onun sevgilisi olduğunu iddia ettiği Hasan Şahin’i katletti. 

  • İstanbul Havalimanı’ndaki güvenlik görevlilerinin de dahil olduğu altın kaçakçılığına ilişkin soruşturmada 7 şüpheli tutuklandı.

  • Ordu evinde emrindeki askerlere cinsel saldırıda bulunduğu gerekçesiyle tutuklanan eski Sakarya Garnizon Komutanı Albay Fahri Can Çağlar, Sakarya 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde son kez hakim karşısına çıktı. 5 ayrı suçtan toplam 38 yıl 70 ay 106 gün hapse çarptırıldı.

  • Trump’ın, yeni kabinesinde Adalet Bakanı olacağını açıkladığı eski Kongre üyesi Gaetz, hakkındaki cinsel taciz tartışmalarının ardından adaylıktan çekildiğini duyurdu.

  • DEM Parti Esenyurt ilçe eşbaşkanları Abdullah Arınan ve Rojda Yılmaz, tutuklandı.

2024
  • Dünya Felsefe Günü (Her yıl, kasım ayının üçüncü perşembe günü kutlanmaktadır) Dünya Felsefe Günü, UNESCO tarafından 31 Mart 2005 tarihinde Paris’te alınan karar ile, her Kasım ayının 3. Perşembe günü kutlanması ilan edilen uluslararası bir gündür. UNESCO, bu Günü her yıl Kasım ayında, dünya çapında kutlamak üzere gerekli desteği sağlamakta, küresel çapta felsefi bir etkinlik olarak geniş bir platform oluşturmaktadır. Felsefenin, toplumları dönüştürücü gücüne vurgu yapma ve ondan ilham alma günüdür. 
  • Sakarya Garnizon Komutanı iken 15 askere dönük cinsel istismar iddiasıyla tutuklanan Kurmay Albay Fahri Can Çağlar hakkında görülen davada 42 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
21 Kasım - Hukuk Takvimi - Hukuk Tarihinde Bugün 
21 Kasım – Hukuk Takvimi – Hukuk Tarihinde Bugün 

Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi Hakkında İstanbul Anlaşması

0

Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi Hakkında İstanbul Anlaşması, 21 Kasım 2008  tarihinde li Dolmabahçe Sarayı’nda imzalanmıştır. Antlaşmaya, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye Cumhuriyeti parlamento başkanları imza koymuştur. İstanbul Anlaşması ile TÜRKPA) kurulmuştur. 

İSTANBUL ANLAŞMASI – TÜRK DİLİ KONUŞAN ÜLKELER PARLAMENTER ASAMBLESİ

Türk Dili Konuşan Ülkelerin Parlamentoları (bundan sonra “Taraflar” olarak adlandırılacaktır) aralarındaki tarih, kültür ve dil birliğine dayanarak, ulusal mevzuatların yakınlaştırılması ve diğer parlamentolararası faaliyetler konularında en sıkı işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla aşağıdaki konular üzerinde mutabakata varmışlardır:

Madde 1

Taraflar, parlamentolararası işbirliğini geliştirmek ve genişletmek amacıyla Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi’ni (bundan sonra Asamble olarak adlandırılacaktır) bir danışma organı olarak tesis
eder.

Madde 2
Asamble:
  • Parlamentolararası işbirliğini geliştirir;
  • Türk Dili Konuşan Ülkelerin kültürel mirasının ve tarih, sanat, edebiyat ve diğer alanlardaki ortak değerlerinin korunması ve gelecek nesillere aktarılması konusu da dahil olmak üzere, ulusal mevzuatların yakınlaştırılması konusunda tavsiye kararları alır;
  • Siyasi, sosyo-ekonomik, kültürel ve insani konuları müzakere eder;
  • Taraflar arasında hukuki ve diğer konularda bilgi alışverişinde bulunur;
  • Gerektiği takdirde milletvekilleri ile parlamento görevlilerinden oluşan çalışma grupları kurar;
  • Tarafların milletvekilleri ve parlamento görevlilerinin karşılıklı ziyaretlerinin gerçekleştirilmesinde işbirliği sağlar;
  • Asamblenin çalışma kurallarını ve faaliyetlerini belirleyen diğer düzenleyici belgeleri, kendi logosu ve simgelerini kabul eder.
Madde 3

Asamble, Genel Kurul toplantılarında müzakere ettiği konular hakkında oybirliği esasına göre karar alır.
Asamble kararlarını aşağıdaki biçimlerde alır:

Bildiri,
Çağrı,
Tavsiye.

Madde 4

Asamble, Tarafların delegasyonlarından oluşur. Parlamento delegasyonları 7’şer milletvekilinden oluşur. Parlamento delegasyonlarına Tarafların Meclis Başkanları başkanlık eder. Her bir Taraf Asamblede eşit haklara ve bir oy hakkına sahiptir.

Madde 5

Asamblenin faaliyetlerini Tarafların parlamento başkanlarından oluşan Asamble Konseyi koordine eder. Asamble Konseyi Taraflar için ortak, etkin gelişme yollarını ve aralarındaki işbirliği perspektiflerini belirler, Asamblenin amaç ve görevlerinin yerine getirilmesine yönelik kararlar alır. Konsey müzakere ettiği konularda oybirliği esasına göre karar alır.

Madde 6

Sekretarya, Asamblenin daimi çalışma organı işlevini yerine getirir. Sekretaryanın yapısı ve faaliyetleri Asamble Konseyi tarafından onaylanan Sekretarya Yönetmeliğince belirlenir.

Madde 7

Asamble olağan Genel Kurul toplantıları ve Asamble Konseyi toplantıları yılda bir defadan az olmamak kaydıyla, alfabetik sırayla işbu Anlaşmaya taraf ülkelerde yapılır. Ev sahibi ülke Asamble toplantılarına başkanlık yapar.

Olağanüstü Asamble ve Konsey toplantıları çağrısı, Taraflardan birinin teklifi ve diğerlerinin onayı üzerine başkanlığı yürüten ülke parlamentosu tarafından yapılır.

Ev sahibi ülke Asamble ve Konsey toplantılarının organizasyonu ile ilgili tüm masrafları üstlenir.

Her parlamento delegasyonu, Asamble çalışma toplantılarına katılım ile ilgili masrafları üstlenir.

Madde 8

Tarafların devlet dilleri, Asamblenin çalışma dilleridir.

Madde 9

İşbu Anlaşmaya katılmayan uluslararası parlamenter örgütler ve diğer ülkelerin ulusal Parlamentolarının Temsilcileri, Konsey üyelerinin rızasıyla Asamble toplantılarına gözlemci olarak davet edilebilir ve katılabilirler.

Madde 10

Diğer Türk Dili Konuşan Ülke Parlamentoları Tarafların tümüne yazılı bildirim yapılması yoluyla işbu Anlaşmaya katılabilir. Bu Anlaşma katılımcı Parlamento için yazılı katılım bildiriminin tüm Taraflarca alınmasından itibaren yürürlüğe girer.

Madde 11

İşbu Anlaşma süresiz olarak imzalanmıştır. Taraflardan her biri işbu Anlaşmadan çekilebilir. Ayrılan Taraf için Anlaşma, yazılı ayrılma bildiriminin diğer Taraflarca alındığı tarihten itibaren altı aylık sürenin bitimiyle sona ermiş olur.

Madde 12

Taraflar, karşılıklı mutabakat üzerine ve özel bir protokol düzenlemek yoluyla İşbu Anlaşmaya değişiklik ve ilaveler yapabilirler. Bu protokol Anlaşmanın ayrılmaz bir parçasıdır.

Madde 13

İşbu Anlaşma, Taraflarca imzalandığı andan itibaren yürürlüğe girer.

Madde 14

Anlaşma her biri Azerice, Kazakça, Kırgızca ve Türkçe olarak dört nüsha hazırlanmış ve 21 Kasım 2008 tarihinde İstanbul’da imzalanmıştır.

Bütün dillerdeki metinler eşit hukuki geçerliliğe sahiptir.

Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi adına Oktay Asadov
Kazakistan Cumhuriyeti  Parlamentosu adına  Muhammet Kopeyev
Kırgız Cumhuriyeti Joqorku Keneşi adına Aytibay Tagayev
Türkiye Büyük Millet Meclisi adına  Köksal Toptan

Dünya Felsefe Günü

0

Dünya Felsefe Günü, UNESCO tarafından 31 Mart 2005 tarihinde Paris’te alınan karar ile, her Kasım ayının 3. Perşembesinde kutlanması öngörülen uluslararası bir farkındalık günüdür.

UNESCO, bu Günü her yıl Kasım ayında, dünya çapında kutlamak üzere gerekli desteği sağlamakta, küresel çapta felsefi bir etkinlik olarak geniş bir platform oluşturmaktadır. Felsefenin, toplumları dönüştürücü gücüne vurgu yapma ve ondan ilham alma günüdür.  

2023 tarihi 16 Kasım
2024 tarihi 21 Kasım
2025 tarihi 20 Kasım
2026 tarihi 19 Kasım

İlk olarak 21 Kasım 2002’de Paris’teki Unesco merkezinde icra edilen Dünya Felsefe Günü’ne 53 ülke katılmıştır. Birkaç yıl için etkinlik entelektüel takvimde önemli bir hale gelmiş, uluslararası entelektüel topluluk ve geniş kamuoyu tarafından büyük bir destek görmüştür. Paris, Şili, Fas, Türkiye, İtalya ve Rusya’da düzenlenen etkinliklerin 2004 yılı programlarına 22’si Afrika’dan, 6’sı Arap bölgesinden, 17’si Asya ve Pasifik’ten, 22’si Avrupa ve Kuzey Amerika’dan, 12’si Latin Amerika ve Karayipler’den olmak üzere yaklaşık 95 felsefi kurumun katılmıştır. 

‘Dünya Felsefe Günü’ Türkiye’de başta Türkiye Felsefe Kurumu olmak üzere, özellikle üniversitelerin felsefe bölümleri tarafından çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır. Yuvarlak masa toplantıları, televizyon programları, yayınlar, okullarda, üniversitelerde ve hatta halka açık yerlerde düzenlenen kültürel faaliyetler ile felsefi düşünme biçiminin tüm toplum katmanları tarafından benimsenmesi hedeflenmektedir. 

Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: Dunya-Felsefe-Gunu-2024-1024x585.webp

UNESCO ve Dünya Felsefe Günü’nün İlanı 

UNESCO, Dünya Felsefe Günü’nü ilan ederek, 2002 yılından itibaren kutlanan ve kalıcı değer yaratmayı hedefleyen Felsefe Günü’nü kurumsallaştırmıştır. Dünya Felsefe Kurumu’nun ilk kadın sekreteri ve ilk kadın başkanı, Türkiye Felsefe Kurumu’nun ise kuruluşundan bu güne başkanı olan İoanna kuçuradi, Dünya Felsefe Günü’nün kurulmasında önemli çabalar göstermiştir. 2002, 2003 ve 2004 yıllarındaki kutlamalar Felsefe Günü’nün ilanına temel oluşturmuştur. 19 Mayıs 2004 tarihli bir mektup ile, Fas Krallığı Kültür Bakanı Mohamed Achaari, Fas’ta 9-10 Mart 2004 tarihlerinde düzenlenen Printemps de la Philosophie Bahar Buluşmalarının üçüncü oturumunda yapılan görüşmelerin ardından, bir dünya felsefe günü kurulmasına ilişkin bir öneriyi Unesco Genel Direktörüne iletmiştir.

UNESCO tarafından, Felsefe Günü’nün kapsamı ve Dünya Felsefe Günü ilan edilerek genişletilmesine ilişkin hedefler belirlendikten sonra uygulama biçimi ve maliyetleri araştırılmış, 2005 yılında yapılan UNESCO 33. Genel Konferansında her yıl Kasım ayının üçüncü Perşembesi Dünya Felsefe Günü olarak kutlanması kararı alınmıştır. Kararın alınmasında, ulusal delegasyonlar, ulusal komisyonlar, ilgili STK’lar, üniversiteler, araştırma enstitüleri ve önde gelen şahsiyetlerle gerçekleştirilen geniş çaplı danışma süreci etkili olmuştur. UNESCO, tüm ortaklarını, ulusal komisyonları, üniversiteleri ve sivil toplum örgütlerini bu günün önemine uygun etkinlikler düzenlemeye davet etmektedir. 

Dünya Felsefe Günü’nün Amaçları, Hedefleri ve Misyonu 

  • Felsefeye ulusal ve uluslararası düzeyde bağlılığı yenilemek,
  • Felsefi analizi ve araştırmayı teşvik etmek,
  • Felsefenin önemine dair toplumsal bilinci artırmak,
  • Eleştirel bakış açısının ve felsefi düşüncenin yaygınlaşması,
  • Felsefe öğretiminin güçlendirilmesini sağlamak, eğitim bakanlıklarıyla işbirliği yaparak eğitim müfredatında felsefe öğretimini teşvik etmek, felsefenin aşamalı olarak müfredata dahil edilmesini sağlamak,
  • UNESCO’nun entelektüel liderliğini daha görünür hale getirmek,
  • Felsefeyi daha erişilebilir hale getirmek ve küresel bir felsefi ağ kurmak,
  • Filozofların bir araya gelerek rasyonel tartışma yapmalarını ve özgürce fikir alışverişinde bulunmalarını sağlamak, uluslararası toplantılar düzenlemek, dünyadaki filozoflar için yeni ağlar kurmak ya da mevcut olanları güçlendirmek amacıyla bir toplanma yeri ve felsefi forum olarak işlev görmek,
  • Disiplinler arası ve sınırları aşan, bilgi ve öğrenme ilişkileri üzerine açık ve çoğulcu bir diyalog gerçekleştirmek,
  • Üniversiteler, kurumlar ve ilgili STK’lar aracılığıyla felsefeyi daha erişilebilir kılmak için bir momentum yaratmak,
  • Okullarda farkındalık yaratmak ve bu günü mümkün olduğunca geniş çapta kutlamak,
  • Yerel organizatörleri ve belediyeleri Dünya Felsefe Günü’nün hazırlıklarına ve kutlanmasına aktif katkıda bulunmaya teşvik etmek,
  • Günümüzün büyük çağdaş sorunları üzerinde felsefi analiz, araştırma ve incelemeleri teşvik etmek, böylece insanlığın karşılaştığı zorluklara daha etkili bir şekilde yanıt vermek,
  • Felsefenin önemini ortaya koyarak, modernleşme ya da küreselleşmenin etkilerinden dolayı birçok toplumun karşılaştığı seçimlerde eleştirel bir biçimde nasıl kullanılabileceği konusunda halk arasında bilinç yaratmak,
  • Küresel sorunlara felsefi bir bakış açısı ile yaklaşılmasını teşvik etmek, toplumlar arasında açık bir diyalog ortamı yaratarak kalıcı değer üretmek,
  • Daha iyi bir dünya inşa etmek, bir barış idealine doğru ilerlemek için felsefi bir yaklaşımın benimsenerek krizlerin, kargaşasının ötesinde bir dünyanın inşası için çalışmak, 

UNESCO ayrıca, Birleşmiş Milletler’in son yıllarda gündemine aldığı; ;İnsan Genomu ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Yapay Zeka Etiği Tavsiyesi, İklim Değişikliği, Biyolojik Çeşitliliğin Korunması, İnternetin İnsan Hakları İçin Kullanılması, Yerli Hakların Hakları ve Yerel Diller konularında da düşünmeyi ve uygar biçimde tartışmayı teşvik etmektedir. 

Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: Ionna-Kucuradi-1024x682.jpeg
Değerli Arkadaşlarım, Değerli Felsefeseverler, Günümüzde gitgide yayılan ve çelişkili bir ifadeyle “medenî ilkellik” dediğim olgunun temelindeki ana düşünsel nedenlerinden biri, ‘hak’ ile ‘çıkar’ arasındaki farkın yeterince görülememesidir. İkibindörtyüz yıl önce Sokrates’in yaptığı, ama üstünde durmadığı hak tanımına göre, ‘hak’ derken kastedilen, bu hak kimin hakkıysa, ona muhakkak verilmesi gereken bir şeydir –bir “borç” olan ve geri verilmesi gereken bir şey. ‘Çıkar’ ise, kimin çıkarıysa, onun hak ettiğinden daha fazlası, başkasından/başkalarından eksilen daha fazlasıdır. Çıkar kavramı çatışmayı içerir. Çıkarlar çatışır. “Ortak çıkarlar” da, başkalarının ortak olan ya da olmayan çıkarlarıyla çatışır. Dünyamızda barış isteyenlerimizin ‘hak’ ile ‘çıkar’ arasındaki farkı görmesi ve bunun etik gerekleri üzerinde düşünmesi dileğiyle, sizlerin ve sevdiklerinizin Dünya Felsefe Gününü kutlar, saygılar sunarım. İoanna Kuçuradi / Türkiye Felsefe Kurumu Başkanı

Hukuk Felsefesi ve Dünya Felsefe Günü 

Hukuk Felsefesi tarihsel adalet arayışını anlamlandırmak ve kavramsallaştırmak üzere ortaya çıkmıştır. Felsefenin alt dallarından biri olan Hukuk Felsefesi, hukukun temel kavramlarını, prensiplerini ve yapısını derinlemesine inceleyen bir disiplindir. Hukukun ne olduğunu, hangi temellere dayandığını incelemekte, hukuk normlarının geçerliliğini sorgulamakta, hukukun yaşayan toplumla bağını sorgulamaktadır. Hukuk Felsefesi, hukuk ve etik, hukuk ve güç, hukuk ve bireysel haklar gibi pek çok sorunsala ışık tutmaktadır. 

hukukçular açısından Hukuk Felsefesini öne çıkarma gündür. Felsefe olmadan hukukun da bir anlamının olmayacağı gerçeği hukukçular için rehber olmalıdır. Felsefenin eleştirel ve bağımsız düşünceyi teşvik eden, dünyayı ve hukuk düzeninin daha iyi anlamak için çalışabilen bir disiplin olduğunu anlamak her hukukçu için zorunluluktur.

Felsefe Günü, barolar, hukuk örgütleri, üniversitelerin Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi kürsüleri ile bu alanda çalışan sivil toplum örgütleri için önemli bir etkinlik fırsatı sunmaktadır.

Felsefe eğitiminin dünyamızda gerçekleştirebileceği en önemli işlevi, insanın dogmalardan arınmasını sağlayabilen bir anahtar olmasıdır. 10–17 Ağustos 2003 tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenen 21. Dünya Felsefe Kongresi’nin açılış konuşmasında Anayasa Mahkemesi Eski Başkanı ve Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer felsefenin işlevini şöyle vurgulamıştır:

“İnsanlık bir yandan kendini geliştirip özgürleştirirken öte yandan gelişmiş toplumlarla az gelişmiş toplumlar arasında büyüyen uçurum, eşitsizlik, yoksulluk, bilgisizlik, kültürsüzleşme, bağnazlık ve bunlardan kaynaklanan terör, kültürlerarası çatışma, moral değerlerde çözülme gibi sorunların üstesinden gelmeye çalışmaktadır (…) Felsefe insanın yaşamını, değerlerini, amaçlarını sorgulamakta, varlığı bütün olarak ele almakta, temelde insanın sorgulayabilme yeteneğine dayanmaktadır (…) Felsefenin geliştirdiği kuşkuculuk ve eleştirel düşünce, bilimsel düşüncenin, yenilikçi buluşların temelini oluşturmuştur. Eleştirel, sorgulayıcı ve çözümlemeci düşüncenin önem kazandığı dönemler, bilimsel üretim ve aydınlanmacı gelişmelerin önünü açmıştır. Dünya Ortaçağın karanlığından, skolastik düşüncenin dar ve tutucu kalıplarından, felsefi düşüncenin sorgulayıcı ve eleştirel yaklaşımı ile çıkmıştır.”

Yeni Bir Avrupa İçin Paris Şartı

0
Yeni Bir Avrupa İçin Paris Şartı

Yeni Bir Avrupa İçin Paris Şartı (Paris Andlaşması-Charter of Paris for a New Europe) Avrupa’da demokrasiyi, barışı ve birliği desteklemek ve geliştirmek amacıyla 21 Kasım 1990 tarihinde Paris’te imzalanmıştır.

Yeni Bir Avrupa İçin Paris Şartı
Biz, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı‘na taraf Devletlerin Devlet ya da Hükümet Başkanları, köklü değişikliklerin ve tarihi beklentilerin yer aldığı bir dönemde Paris’te bir araya geldik. Çatışma dönemi ve Avrupa’nın bölünmüşlüğü artık sona ermiş bulunuyor. İlişkilerimizin bundan böyle saygı ve işbirliği üzerine kurulacağını ilan ederiz.
Avrupa, kendisini geçmişin mirasından kurtarıyor. İnsanların cesareti, halkların iradelerinin gücü ve Helsinki Nihai Senedi’ndeki fikirlerin kuvveti Avrupa’da yeni bir demokrasi, barış ve birlik dönemi açmıştır.
Bugün, halklarımızın onlarca yıldır besledikleri umut ve beklentilerin gerçekleştirilmesi; insan haklarına ve temel hürriyetlere dayalı demokratik sisteme kesin bağlılık, ekonomik özgürlük ve sosyal adalet yoluyla refah ve tüm ülkeler için eşit güvenlik zamanıdır.
Nihai Senedin On İlkesi, son on beş yıldan bu yana daha iyi ilişkiler kurulması için bize nasıl ışık tuttuysa, arzuladığımız bu gelecekte de bize rehber olacaktır. Bütün AGİK yükümlülüklerinin tam olarak uygulanması, ülkelerimizin emellerinin gerçekleştirilmesine imkan sağlayacak girişimler için temel teşkil etmelidir.
Milletlerimizin tek yönetim sistemi olarak demokrasiyi kurmayı, sağlamlaştırmayı ve güçlendirmeyi taahhüt ederiz. Bu çabamızda aşağıdaki hususlara sadık kalacağız;
İnsan hakları ve temel hürriyetler, tüm insanların doğumlarıyla birlikte iktisap ettikleri vazgeçilmez haklardır ve kanunlarla garanti altına alınmışlardır. Bunların korunması ve geliştirilmesi devletin başta gelen görevidir. Bunlara saygı, zorba bir devlete karşı asıl güvenceyi oluşturur. Bunlara uyulması ve tam olarak uygulanması hürriyetin, adaletin ve barışın temelidir.
Demokratik yönetim, düzenli olarak yapılan hür ve adil seçimlerle ifadesini bulan halk iradesine dayalıdır. Demokrasinin temelinde insana saygı ve hukukun üstünlüğü yatar. Demokrasi, ifade hürriyetinin, toplumun her kesimine karşı hoşgörünün ve herkes için fırsat eşitliğinin en iyi güvencesidir.
Temsili ve çoğulcu karakteriyle demokrasi, seçmene karşı sorumluluğu, kamu görevlilerinin kanunlara uyma yükümlülüklerini ve tarafsız bir şekilde dağıtılan adaleti kapsar. Kimse kanunların üzerinde olamaz.
Ayrım gözetmeksizin herkesin: düşünce, vicdan, din ya da inanç hürriyetine, ifade hürriyetine, örgütlenme ve toplantı düzenleme hürriyetine, seyahat etme hürriyetine sahip olduğunu;
hiç kimsenin: keyfi tutuklama ya da gözaltına alınmaya, işkenceye veya diğer zalimane, insan onuruyla bağdaşmayan ya da aşağılayıcı muameleye veya cezaya tabi tutulamayacağını;
yine herkesin: haklarını bilmeye ve kullanmaya, hür ve adil seçimlere katılmaya, herhangi bir suçla itham edilmeleri halinde adil ve açık yargılanmaya, tek başına ya da topluca mülk edinmeye ve ferdi teşebbüse, ekonomik, sosyal ve kültürel haklardan yararlanmaya hakkı olduğunu teyit ederiz.
Ulusal azınlıkların etnik, kültürel, dil ve dini kimliklerinin korunacağını, ulusal azınlıklara mensup kişilerin bu kimliklerini ayrıma tabi tutulmaksızın ve korumaya ve geliştirmeye hakları olduğunu teyit ederiz.
Herkesin, haklarının ihlali halinde, ulusal ve uluslararası alanda, yasal yollara başvurma hakkını garanti altına alacağız.
Bu ilkelere tam saygı, yeni Avrupa’yı üzerinde inşa etmeyi amaçladığımız temeli oluşturmaktadır.
Ülkelerimiz, demokratik kazanımları vazgeçilmez hale dönüştürebilmek amacıyla işbirliği yapacaklar ve birbirlerini destekleyeceklerdir.
Ekonomik hürriyet, sosyal adalet ve çevre sorumluluğu refah için vazgeçilmez unsurlardır.
Demokrasi içinde kullanılan ve hukukun üstünlüğü çerçevesinde korunan kişinin hür iradesi, başarılı bir ekonomik ve sosyal gelişme için gerekli temeli oluşturur. İnsan haysiyetine saygı gösterip, üstün tutan ekonomik faaliyeti teşvik edeceğiz.
Hürriyet ve siyasi çoğulculuk, dengeli ekonomik gelişmeye, refaha, sosyal adalete, istihdamı artırmaya, ekonomik kaynakların verimli kullanılmasına zemin hazırlayacak pazar ekonomilerinin geliştirilmesi olan ortak hedefimizin zorunlu unsurlarıdır. Pazar ekonomisine geçiş yönünde çaba harcayan ülkelerdeki değişimin başarısı önem taşımakta olduğu kadar hepimizin de çıkarınadır. Bu bize, ortak amacımız olan daha yüksek bir refah seviyesini paylaşma imkanını verecektir. Bu amaçla işbirliği yapacağız.
Çevrenin korunması ülkelerimizin paylaşmaları gereken bir sorumluluktur. Bu alandaki ulusal ve bölgesel çabaları desteklerken, daha geniş kapsamlı ortak hareket ihtiyacına da eğilmek mecburiyetindeyiz.
Avrupa’da artık yeni bir çağ açılırken, Avrupa Devletleri, Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada arasında dostane ilişkiler ile işbirliğini geliştirmeye ve pekiştirmeye, halklarımız arasındaki dostluğu teşvik etmeye kararlıyız.
Avrupa’da demokrasiyi, barışı ve birliği desteklemek ve geliştirmek için Helsinki Nihai Senedi’nin On İlkesine tam bir sadakatle uyacağımızı taahhüt ederiz. On ilkenin geçerliliğinin devam ettiğini ve bu ilkelerin yürürlükte tutulması hususundaki kararlılığımızı teyit ediyoruz. Tüm ilkeler, her biri öteki ilkeler göz önünde tutularak yorumlanmak suretiyle, eşit değerde ve çekincesiz uygulanır. Bu ilkeler ilişkilerimizin temelini oluştururlar.
Birleşmiş Milletler Yasası ile yüklendiğimiz mükellefiyetler ve Helsinki Nihai Senedi’nin getirdiği taahhütlere uygun olarak, herhangi bir ülkenin toprak bütünlüğüne ya da siyasi bağımsızlığına karşı kuvvet kullanmaktan veya kuvvet kullanma tehdidinde bulunmaktan ya da bu belgelerin ilke ve amaçlarıyla bağdaşmayan bir tarzda eylemde bulunmaktan sakınacağımız taahhüdünü tekrarlarız. Birleşmiş Milletler Yasası ile yüklenilen mükellefiyetlere uymamanın, uluslararası hukukun ihlali olduğunu hatırlatırız.
Anlaşmazlıkları barışçı yollarla çözme taahhüdümüzü teyit ederiz. Taraf Devletler arasındaki çatışmaların önlenmesi ve çözümü için mekanizmalar geliştirmeyi kararlaştırmış bulunuyoruz.
Avrupa’nın bölünmüşlüğü sona ererken, güvenlik ilişkilerimize, birbirimizin bu alandaki tercih hürriyetine tam anlamıyla saygı göstererek, yeni bir nitelik kazandırmak yönünde çaba harcayacağız. Güvenlik bölünemez ve her taraf Devletin güvenliği ayrılmaz bir şekilde diğer Devletlerinkine bağlıdır. Dolayısıyla aramızda güveni ve güvenliği güçlendirmek ve silahların kontrolü ve silahsızlanmayı teşvik etme yolunda işbirliği yapacağımızı taahhüt ediyoruz.
İlişkilerinin geliştirilmesi konusunda 22 Ülkenin Ortak Deklarasyonu’nu memnuniyetle karşılıyoruz.
İlişkilerimizin temelinde demokratik değerlere, insan haklarına ve temel hak ve hürriyetlere ortak sadakatimiz yatacaktır. Devletlerimiz arasında barış ve güvenliği güçlendirmek için demokrasinin ileriye götürülmesinin, insan haklarına saygı ve riayetin elzem olduğuna eminiz. Halkların eşit haklara sahip olduklarını ve Birleşmiş Milletler Yasası ile uluslararası hukukun, devletlerin toprak bütünlüklerini konu alanlar dahil, ilgili normlarına uygun olarak, kendi kaderlerini tayin hakkına sahip bulunduklarını tekrar teyit ederiz.
Siyasi danışmayı artırmak ve ekonomik, sosyal, çevresel, kültürel ve insani sorunları çözümlemek amacıyla işbirliğini genişletmeye kararlıyız. Bu ortak amaç ve aramızda giderek artan karşılıklı bağımlılık onlarca yıldan bu yana devam eden güvensizliğinin üstesinden gelinmesinde, istikrarın güçlendirilmesinde ve birleşik Avrupa’nın inşasında bize yardımcı olacaktır.
Avrupa’nın, bir barış kaynağı olmasını, diğer ülkelerle görüş alışverişine, diyaloga ve işbirliğine açık bulunmasını ve ilerideki tehlikelere karşı ortak mukabele arayışlarına katılmasını istiyoruz.
Demokrasinin güçlendirilmesi ve güvenliğin artırılması aramızdaki dostane ilişkilere katkı sağlayacaktır.
22 taraf Devlet arasında silahlı kuvvetlerde indirime gidilmesini sağlayacak Avrupa’da Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşması’nın imzalanmasını memnuniyetle karşılıyoruz. Taraf Devletler arasında saydamlığı ve güvenin artmasına yol açacak yeni bir dizi güven ve güvenlik artırıcı önlemlerin kabulünü onaylıyoruz. Bunlar Avrupa’da istikrarın ve güvenliğin güçlendirilmesi yönünde önemli adımlardır.
AGİK süreci çerçevesinde güvenliğe ve işbirliğine getirilen yeni yaklaşımların yanı sıra Avrupa’da Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşması’nın sonucu olarak, silahlı kuvvetlerde şimdiye değin görülmemiş ölçülerde indirime gidilmesi, Avrupa’da güvenliğin yeni bir anlam kazanmasına ve ilişkilerimize yeni bir boyut getirilmesine yol açacaktır. Bu çerçevede devletlerin kendi güvenlik düzenlemelerini seçme özgürlüklerini bütünüyle tanıyoruz.
Yek vücut ve hür Avrupa yeni bir başlangıç aşamasındadır. Halklarımızı bu büyük çabaya katılmaya davet ederiz.
Almanya konusunda 12 Eylül 1990 tarihinde Moskova’da imzalanan Nihai Çözüm Antlaşmasını büyük bir memnuniyetle kaydediyor ve Alman halkının Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Nihai Senedi ilkelerine uygun olarak ve komşularının tam mutabakatıyla tek bir Devlet altında birleşmiş olmasını samimi bir memnuniyetle karşılıyoruz. Almanya’nın ulusal birliğinin sağlanması, istikrar, barış ve işbirliği yolundaki sorumluluklarını müdrik birleşik ve demokratik bir Avrupa’da adil ve kalıcı barış düzeninin tesisine önemli bir katkıdır.
Hem Kuzey Amerika ve hem de Avrupa ülkelerinin katılmış olmaları AGİK’in temel niteliğidir; bu husus, geçmişte elde edilen başarıları gözler önüne serdiği gibi AGİK sürecinin geleceği için de elzemdir. Ortak değerlere vazgeçilmez bağlılığımız ve ortak mirasımız bizi birbirimize kenetleyen bağlardır. Uluslarımızın zengin çeşitliliği ile tüm alanlarda işbirliğini genişletmek taahhüdümüzde birlik içindeyiz. Önümüzdeki engeller ancak ortak hareket, işbirliği ve dayanışma ile aşılabilir.
Uluslarımızın kaderi diğer tüm ulusların kaderine bağlıdır. Birleşmiş Milletleri ve onun uluslararası barışın, güvenliğin ve adaletin tesisi yönündeki rolünün güçlendirilmesini bütünüyle destekliyoruz. Birleşmiş Milletlerin, Yasasında kutsallaşan ilke ve amaçlarına bağlılığımızı bir kez daha teyit ediyor ve bu ilkelerin ihlalini kınıyoruz. Birleşmiş Milletlerin dünya olaylarındaki artan rolünü ve devletlerimiz arasındaki ilişkilerin iyileşmesine koşut olarak etkinliğinin artmasını hoşnutlukla karşılıyoruz.
Dünyanın büyük bir bölümünde korkunç boyutlara ulaşan ihtiyaçları müdrik olarak, kendimizi diğer tüm ülkelerle dayanışmaya adıyoruz. Dolayısıyla bugün Paris’ten dünyanın tüm uluslarına çağrıda bulunuyoruz. Temel insani değerler manzumesini korumak ve yüceltmek yolundaki ortak çabalarda her ülkeye ve tüm ülkelere katılmaya hazırız.
GELECEK İÇİN REHBER İLKELER
AGİK’in tüm ilke ve hükümlerinin bütünüyle uygulanması yönündeki kesin taahhüdümüzden hareket ederek, halklarımızın ihtiyaç ve emellerine cevap vermek üzere, işbirliğimizin dengeli ve kapsamlı bir şekilde geliştirilmesine yeni bir ivme kazandırmaya karar vermiş bulunuyoruz.
İnsan haklarına ve temel hürriyetlere duyduğumuz saygının vazgeçilmez olduğunu beyan ederiz. AGİK’in insani boyutla ilgili hükümlerini bütünüyle uygulayacak ve geliştireceğiz.
İnsani Boyut Konferansı Kopenhag Toplantısı Belgesi’nden hareketle demokratik kurumların güçlendirilmesi ve hukukun üstünlüğü uygulamasının geliştirilmesi için işbirliği yapacağız. Bu amaçla, Oslo’da 4-15 Kasım 1991 tarihlerinde bir uzmanlar semineri düzenlenmesini kararlaştırmış bulunuyoruz.
Ulusal azınlıkların toplumlarımızın hayatına zengin katkılarını artırmak azmiyle, durumlarının daha da iyileştirilmesine çalışacağız. Barış, adalet, istikrar ve demokrasinin yanı sıra halklarımız arasındaki dostane ilişkilerin de ulusal azınlıkların etnik, kültürel, dil ve dini kimliklerinin korunmasını ve bu kimliğin kuvvetlendirilmesi için gerekli şartların yaratılmasını gerektirdiğine ilişkin derin inancımızı teyit ederiz. Ulusal azınlıklarla ilgili sorunların ancak demokratik bir siyasi çerçevede tatminkar olarak çözümlenebileceğini beyan ederiz. Ulusal azınlıklara mensup fertlerin haklarına, evrensel insan haklarının bir parçası olarak, bütünüyle saygı gösterilmesi gerektiğini de kabul ediyoruz. Ulusal azınlıkların daha iyi korunması ve ulusal azınlıklar konusundaki işbirliğinin artırılması yönündeki acil gereksinmeyi müdrik azınlıklar Cenevre’de 1-19 Temmuz 1991 tarihlerinde ulusal azınlıklar konusunda bir uzmanlar toplantısı düzenlenmesini kararlaştırmış bulunuyoruz.
Her çeşit ırkçı ve etnik nefret, Yahudi düşmanlığı, yabancı düşmanlığı, ayırımcılık ile dini ve ideolojik gerekçelere dayanan zulümle mücadeleye kararlı olduğumuzu ifade ederiz.
AGİK yükümlülüklerine uygun olarak seyahat özgürlüğü ve vatandaşlarımız arasındaki temaslar ile serbest bilgi ve fikir akışının özgür toplumların ve serpilen kültürlerin idamesi ve gelişmesi için zaruri olduğunu vurgularız. Ülkelerimiz arasında turizmin ve ziyaretlerin artmasını memnuniyetle karşılıyoruz.
İnsani boyut mekanizması yararlılığını ispatlamıştır ve bunun bir sonucu olarak bu mekanizmanın, diğer hususlar meyanında, uzmanların yada insan hakları konularında tecrübe sahibi tanınmış şahsiyetlerin hizmetlerinden yararlanılmasını öngören yeni usulleri içerecek şekilde genişletilmesinde kararlıyız. Bu mekanizma çerçevesinde fertlerin, haklarının korunması sürecine katılmasını sağlayacağız. Dolayısıyla, bu alandaki taahhütlerimiz özellikle İnsani Boyut Konferansı Moskova toplantısında, devletlerimizin taraf bulunabileceği mevcut uluslararası anlaşmalardaki yükümlülükleri sınırlamaksızın, geliştirmeyi üstleniyoruz.
Avrupa’da değişmekte olan siyasi ve askeri ortam, askeri güvenlik alanındaki ortak çabalar için yeni imkanlar yaratmaktadır. Avrupa’da Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşması ile Güvenlik ve Güvenlik Artırıcı Önlemler Görüşmeleri’nde sağlanan önemli gelişmeleri daha da ileri götüreceğiz. Güven ve Güvenlik Artırıcı Önlemler Görüşmeleri’ni, aynı görev yönergesiyle sürdürmeyi ve Helsinki’de 1992’de yapılacak AGİK izleme Toplantısı’ndan önce sonuçlandırma yollarını aramayı taahhüt ederiz. İlgili taraf Devletlerin Avrupa’da konvansiyonel kuvvetler müzakerelerini aynı görev yönergesiyle sürdürme ve Helsinki İzleme Toplantısı’ndan önce sonuçlandırma kararlarını da memnuniyetle karşılıyoruz. Ulusal bir hazırlık döneminden sonra taraf Devletler arasında güvenlik alanında daha kapsamlı bir işbirliğine gidilmesi ve Helsinki İzleme Toplantısı’nı takiben 1992 yılına kadar bütün taraf Devletlere açık yeni silahsızlanma ve güven ve güvenlik artırıcı önlemler müzakerelerine başlanması amacına yönelik olarak 34 taraf devlet arasında görüşme ve danışmalarda bulunulmasını bekliyoruz.
Mümkün olan en kısa zamanda toplanacak ve kimyasal silahları yasaklayacak denetlenebilir, global ve kapsamlı bir Sözleşme’nin sonuçlandırılması çağrısında bulunuyor ve bu Sözleşme’yi imzalayan ilk Devletler olma arzumuzu izhar ediyoruz.
Serbest Semalar girişiminin önemini teyit ediyor ve görüşmelerin mümkün olan en kısa zamanda başarıyla sonuçlandırılması çağrısında bulunuyoruz.
Avrupa’da çatışma tehdidi azalmış olmamakla birlikte, diğer tehlikeler toplumlarımızın istikrarını tehdit etmektedir. Taraf Devletlerin bağımsızlıklarını, egemen eşitliklerini ya da toprak bütünlüklerini ihlal eden faaliyetlere karşı demokratik kurumları savunmada işbirliği yapmaya kararlıyız. Bunlar içinde dış baskı, zorlama ve yıkıcılık gibi yasadışı faaliyetler de vardır.
Terörizmin her eylemini, metodunu ve tatbikini caniyane olarak tanımlayarak kayıtsız şartsız kınıyor ve terörizmin hem ikili ve hem de çok taraflı işbirliği yoluyla yok edilmesi için çalışmaktaki kararlılığımızı ifade ediyoruz. Uyuşturucu madde kaçakçılığına karşı mücadelede de yine ortak hareket edeceğiz.
Devletlerin kuvvete başvurmaktan veya kuvvete başvurma tehdidinde bulunmaktan kaçınma görevlerini tamamlayan temel unsurlardan birini de uyuşmazlıkların barışçı yollardan çözümünün oluşturduğunu ve her ikisinin de uluslararası barış ve güvenliğin korunması ve güçlendirilmesi için zorunlu faktörleri teşkil ettiğini müdrik olarak, doğması muhtemel çatışmaları siyasi yollarla etkin biçimde önleme yollarını aramakla kalmayacak, aynı zamanda, ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkları barışçı yollardan çözmek için uluslararası hukuka uygun mekanizmalar geliştireceğiz. Dolayısıyla, bu alanda yeni işbirliği yolları ve özellikle üçüncü tarafların zorunlu katılımını da içeren uyuşmazlıkların barışçı yollardan çözümü yöntemleri geliştirmeyi üstleniyoruz. 1991 yılı başında Valetta’da yapılacak uyuşmazlıkların barışçı yollardan çözümü toplantısının yarattığı imkandan bu çerçevede tam olarak yararlanılması gerektiğini vurgularız. Dışişleri Bakanları Konseyi, Valetta toplantısı raporunu dikkate alacaktır.
Pazar ekonomisine dayanan ekonomik işbirliğinin ilişkilerimizin vazgeçilmez bir unsuru olduğunu ve bunun müreffeh ve birleşik Avrupa’nın kurulmasında araç teşkil edeceğini vurgularız. Sonuçlarını kuvvetle desteklediğimiz Ekonomik İşbirliği Bonn Konferansı Belgesi’nde de ifadesini bulduğu gibi demokratik kurumlar ve ekonomik özgürlük, ekonomik ve sosyal gelişmeyi hızlandırır.
Ekonomik, bilimsel ve teknolojik alanlardaki işbirliğinin AGİK’in temel direklerinden biri haline geldiğine dikkat çekeriz. Taraf Devletler bu alandaki gelişmeleri periyodik olarak gözden geçirmeli ve bu sürece yeni katkılarda bulunmalıdırlar.
Aramızdaki genel ekonomik işbirliğinin genişletilmesi, hür teşebbüsün teşvik edilmesi ve ticaretin GATT kurallarına göre artırılması ve çeşitlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Sosyal adaleti ve gelişmeyi güçlendirecek, halklarımızın refahını daha da ileriye götüreceğiz. Bu çerçevede, işsizlik sorununa karşı etkin politikalar geliştirilmesinin önemini müdrikiz.
24’ler Grubunun esasen üstlenmiş olduğu gibi, demokratik ülkelerin pazar ekonomisine geçiş ve kendine yeten ekonomik ve sosyal büyüme ortamının yaratılması çabalarını desteklemeyi sürdürme gereğini teyit ederiz. Bu ülkelerin uluslararası ekonomik ve mali sistemle, faydalarının yanı sıra kurallarını da kabul edecek şekilde bütünleşmeleri gereğine dikkat çekeriz.
AGİK sürecinde ekonomik işbirliğinin artan önemi çerçevesinde kalkınmakta olan taraf Devletlerin çıkarlarının göz önüne alınması gerektiğini düşünüyoruz.
İnsan haklarına saygı, insan hakları ve temel hürriyetlerin geliştirilmesi ile bilimsel gelişme arasındaki bağlantıyı hatırlatırız. Bilim ve teknoloji alanındaki işbirliği ekonomik ve sosyal kalkınmada temel bir rol oynayacaktır. Dolayısıyla taraf Devletler arasındaki mevcut teknolojik uçurumun üstesinden gelebilmek maksadıyla; bu alandaki işbirliği uygun bilimsel ve teknolojik enformasyon ile bilginin daha büyük oranda paylaşılması yönünde seyretmelidir. Taraf Devletleri insan potansiyelini ve hür teşebbüs ruhunu geliştirmek için birlikte çalışmaya teşvik ederiz.
Ekonomik ve sosyal kalkınma için ülkelerimiz arasında enerji, nakliye ve turizm alanlarında işbirliği yapılmasına gerekli hızı kazandırmaya kararlıyız. Çevre sorunlarına dikkat edilmek kaydıyla, enerji kaynaklarının ekonomik ve akılcı bir şekilde geliştirilmesi için en uygun şartların yaratılması yolundaki pratik adımları bilhassa memnuniyetle karşılıyoruz.
Avrupa Topluluğu’nun siyasi ve ekonomik gelişmesindeki önemli rolünü kabul ediyoruz. Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu (ECE/UN), Bretton Woods Kurumları, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD), Avrupa Serbest Ticaret Birliği (EFTA) ve Uluslararası Ticaret Odası (ICC) gibi uluslararası ekonomik örgütlerin de, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nın (EBRD) kurulmasıyla güçlenecek olan ekonomik işbirliğinin daha da ileriye götürülmesinde önemli görevleri olacaktır. Hedeflerimize ulaşabilmek için bu örgütlerin faaliyetlerinde etkin bir eşgüdüme gidilmesi gerekliliğini vurgular ve bütün ülkelerin bu faaliyetlere katılmaları için yöntemler bulunması ihtiyacına işaret ederiz.
Çevre sorunlarının ivedilikle üstesinden gelinmesi gereğini ve bu alanda tek tek ve birlikte çaba gösterilmesinin taşıyacağı önemi müdrikiz. Hava, su ve toprakta sağlam bir ekolojik dengenin yeniden tesisi ve idamesi için çevremizi korumak ve geliştirmek maksadıyla çabalarımızı yoğunlaştırmayı taahhüt ederiz. Bu amaçla, çevreye ilişkin ortak yükümlülükler ve hedeflerin oluşturulmasında AGİK sürecinden azami ölçüde yararlanmaya ve böylelikle Sofya Çevre Koruma Toplantısı Raporu’nda öngörülen faaliyetleri sürdürmeye kararlıyız.
Çevrenin geliştirilmesinde fertlere ve kamuya teşebbüs imkanı sağlayacak iyi bilgilendirilmiş bir toplumun rolünün önemine dikkat çekeriz. Bu amaçla, uygulanan politika, proje ve programların çevre üzerindeki etkilerinin halka açıklanmasının yanı sıra, çevreyle ilgili toplum bilincini ve eğitimi geliştireceğimizi beyan ederiz.
Gerekli önlemleri alabilmek için imkanları yetersiz kalan ülkeleri destekleme zaruretinin bilinciyle temiz ve düşük atık teknolojisine geçilmesine öncelik veriyoruz.
Çevre konusundaki politikaların etkin bir şekilde uygulanabilmeleri için bunların uygun yasal önlemler ve idari düzenlemelerle desteklenmesi gerektiğini belirtiriz.
Mevcut taahhütlere uyulup uyulmadığını düzenli bir şekilde değerlendirecek ve ayrıca, çevrenin durumu ile çevreye yönelebilecek muhtemel tehlikeler konusunda bilgi vermeyi ve bilgi alış verişini mümkün kılacak daha iddialı yükümlülüklerin geliştirilmesi için yeni önlemler alınması gerektiğini vurgularız. Avrupa Çevre Ajansı’nın (EEA) kurulmasını da memnuniyetle karşılıyoruz.
Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu (ECE/UN) ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) gibi çevrenin korunmasıyla ilgilenen uluslararası örgütlerde izlenecek politikaların gözden geçirilmesi, sorunlara yönelik çalışmalar yapılmasını ve tatbiki faaliyetlerde bulunulmasını memnuniyetle karşılıyoruz. Bu örgütler arasındaki işbirliğinin geliştirilmesinin ve etkin bir koordinasyona gidilmesinin gerekliliğini de vurgularız.
Ortak Avrupa kültürümüzün ve paylaştığımız ortak değerlerin kıtanın bölünmüşlüğüne son verilmesindeki önemli katkısını takdir ediyoruz. Bu itibarla, yaratıcı özgürlüğe ve tüm zenginliği ve çeşitliliğiyle kültürel ve manevi mirasımızın korunmasına ve güçlendirilmesine bağlılığımızı vurgularız.
Avrupa’daki son değişikliklerin ışığı altında Krakow Sempozyumu’nun taşıdığı artan önemi vurguluyor ve kültür alanında daha yoğun bir işbirliğine gidilmesi için bu sempozyumca rehber ilkeler belirlenmesini bekliyoruz. Avrupa Konseyi’ni bu Sempozyuma katkıda bulunmaya davet ediyoruz.
Halklarımız arasında daha fazla yakınlık oluşturmak amacıyla taraf Devletlerin birbirlerinin şehirlerinde kültür merkezleri açmalarını ve aynı zamanda audio-vizuel alanda yoğun işbirliği yapılmasını ve müzik, tiyatro, edebiyat ve sanat alanlarında daha geniş temaslarda bulunulmasını destekliyoruz.
Kültürel mübadelede, eğitimin her alanında işbirliği ve diğer taraf Devletlerin dillerinde eğitim ve öğretim yoluyla; özellikle gençler arasında karşılıklı anlayışı güçlendirmek üzere ulusal politikalarımız çerçevesinde özel çaba harcamaya kararlıyız. Bu çabaların ilk sonuçlarını 1992’de yapılacak Helsinki İzleme Toplantısı’nda gözden geçireceğiz.
Misafir oldukları ülkelerde kanunlara uygun olarak ikamet eden göçmen işçiler ve ailelerinin sorunlarının ekonomik, kültürel ve sosyal yönleri kadar insani bir boyutu bulunduğunu da kabul ediyoruz. Haklarının korunması ve geliştirilmesi ile ilgili uluslararası yükümlülüklerin yerine getirilmesinin ortak kaygımız olduğunu teyit ediyoruz.
Avrupa’da meydana gelen temel siyasi değişikliklerin Akdeniz bölgesine olumlu bir yansımada bulunacağını düşünüyoruz. Dolayısıyla, Avrupa’nın istikrarı için önemli bir faktör oluşturan Akdeniz’de, işbirliği ve güvenliği güçlendirme çabalarını sürdüreceğiz. Sonuçlarını hepimizin desteklediği Akdeniz Palma de Mallorca Toplantısı Raporu’nu memnuniyetle karşılıyoruz.
Bölgede devam eden gerginliklerden endişe duyuyor ve belirgin önemli sorunlara Nihai Senet İlkelerine saygıya dayalı, barışçı yollarla adil, geçerli ve kalıcı çözümler bulunması için çabalarımızı artırma kararlılığımızı tekrarlıyoruz.
Taraf olmayan Akdeniz ülkeleriyle ilişkilerimizi çeşitlendirmek ve ahenkli bir şekilde geliştirmek için uygun şartlar yaratmak istiyoruz. Bu ülkelerle yoğunlaştırılmış işbirliği, ekonomik ve sosyal gelişmeyi teşvik etmek ve böylelikle istikrarı pekiştirmek amacıyla yürütülecektir. Bu sonuca ulaşmak için, Avrupa ve onun Akdeniz’deki komşuları arasındaki refah uçurumunu büyük ölçüde kapatmaya yönelik olarak bu ülkelerle birlikte çalışacağız.
Hükümet dışı kuruluşların, dini ve diğer grupların ve fertlerin AGİK hedeflerine ulaşılmasındaki önemli rollerini hatırlatır ve faaliyetlerini, taraf Devletlerin, AGİK çerçevesindeki yükümlülüklerini yerine getirmeleri amacıyla, kolaylaştırmaya çalışacağımızı açıklarız. Bu kurumlar, gruplar ve fertler, önemli görevlerini yerine getirebilmek için, AGİK’in faaliyetlerine ve yeni yapılarına uygun bir şekilde katılmalıdırlar.
Biz, taraf Devletlerin aşağıda belirtilen yüksek temsilcileri; Zirve Toplantısı’nın sonuçlarına verdiğimiz büyük siyasi önemi müdrik olarak ve kabul ettiğimiz kararlar uyarınca hareket etme kararlılığımızı beyan ederek, aşağıya imzalarımızı atıyoruz.
21 Kasım 1990 tarihinde Paris’te imzalanmıştır.

20 Kasım – Hukuk Takvimi

0
20 Kasım - Hukuk Takvimi

20 Kasım – Hukuk Takvimi – Hukuk Tarihinde Bugün 

1858
Nobel Edebiyat Ödülü sahibi İsveçli yazar, Selma Lagerlöf doğdu.  (Ölümü: 1940) Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan ilk kadın yazar oldu.

Selma Lagerlöf
1863
Ziraat Bankası, Ahmed Şefik Midhat Paşa tarafından kuruldu. Pirot Kasabası’nda kurulan ilk Memleket Sandıkları bankanın kuruluşuna temel teşkil etti. 1867 yılında “Memleket Sandıkları Nizamnamesi”‘ yürürlüğe girdi ve sandıklar Banka şubelerine dönüştürüldü. 1924 yılında çıkarılan kanunla banka, bir devlet kurumu olmaktan çıkardı ve anonim şirket haline geldi

 Memleket Sandıkları’nın kurucusu Mithat Paşa aynı zamanda ilk Osmanlı anayasası olan Kânûn-ı Esâsî‘yi hazırlayan kurulun başkanı olarak görev yapmıştı.
Osmanlı Devletinin en önemli hukukçularından Kemalpaşazâde Said Bey(Lastik Said), memuriyetten çıkarılıp müebbet hapisle cezalandırılmasına ve bir kalede hapsedilmesine karar verilerek, 20 Kasım 1899 tarihli sürgün kararı mazbatası ile Yemen’e sürüldü. Sürgün kararının gerekçesi, devlet ve saltanat aleyhine neşrolunan muzır neşriyata muavenet ve dedikoduya sebep olmaktı. Cezasını, Yemen kenti Sana’da geçirdi.

Kemal Paşazade Said (Lastik Said)
1910
Lev Nikolayeviç Tolstoy, yaşamını yitirdi. (Doğumu:1828) Tolstoy, hukuk fakültesine başlamış ancak diplomasını almadan üniversiteden ayrılmıştı.

Tolstoy’un mezarı
1922
Lozan Konferansı’nın açılış töreni yapıldı. Türk heyeti adına Rıza Nur Bey tarafından okunan bir bildiri okundu.
1923
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti örgütleri Halk Fırkası çatısı altında toplandı.
1923
Nobel Edebiyat Ödülü sahibi, Aktivist, kadın hakları savunucusu  ve ırkçılık karşıtı yazar Nadine Gordimer, Johannesburg’da doğdu.(Güney Afrika Ölümü: 14 Temmuz 2014) 1974’te Man Booker Ödülü’nü ve 1991’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandı. Apartheid karşısında mücadele ederek özgürlük ve insanlığa vurgu yaptı. Afrika Ulusal Kongresi’nin (ANC) üyesi olarak, çok sayıda makale, deneme ve söylev kaleme aldı.

Nadine Gordimer
1925
ABD Adalet Bakanlarından Robert F. Kennedy, doğdu. John F. Kennedy’nin ardından, bir suikast sonucu 1968’de hayatını kaybetmiştir.

Robert F. Kennedy, suikasttan hemen sonra zeminde yaralı halde yerde yatarken
1936
Saavedra Lamas Paktı, Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edildi. 21 Haziran 1935 tarihinde; Arjantin, Brezilya, Meksika, Paraguay, Şili ve Uruguay arasında imzalanan sözleşme, Türkiye Cumhuriyeti, “Harbin önünü almağa mahsus Cenubi Amerika Muahedesine Cumhuriyet Hükümetince vuku bulan iltihakın tasdikimi dair kanun” ile sözleşmeyi onayladı. Atatürk, Yurtta Sulh Cihanda Sulh ilkesi gereğince okyanus ötesine barış mesajı verdi.  Türkiye Cumhuriyeti Hariciye Vekili Doktor Tevfik Rüştü Aras, aynı tarihte Arjantin Cumhuriyeti Dış Bakanı Carlos Saavedra Lamas’a bir mektup gönderecek barış yolunda yapılan çalışmalarını tebrik etti.
1940
Macaristan, Mihver Devletleri’ne katıldı.
1942
 Hukukçu ve ABD başkanı Joe Biden doğdu.

Joe Biden’ın Yemin töreni
1945
Nazilerin üst düzey yetkililerinin yargılanmalarına, Almanya teslim olduktan sonra, 20 Kasım 1945’te Nuremberg Mahkemesinde başlandı. Mahkeme kuralları, Kıta Amerikası ve Anglo-Amerikan yargı sistemlerinin birlikte uygulanması sonucunda belirlendi. Yargılamalar sırasındaki tüm konuşmalar, tercümanlar yoluyla İngilizce, Fransızca, Almanca ve Rusça’ya tercüme edildi. Kulaklıklı simultane çeviri sistemi tarihte ilk kez Nürnberg Uluslararası Askeri Savaş Suçları Mahkemesinde uygulandı.  Adolf Hitler, Heinrich Himmler ve Joseph Goebbels, savaş sona ermeden önce intihar ettikleri için yargılanamadı. Hermann Goering, intihar etmesi nedeniyle idam edilemedi.

Nuremberg Mahkeme Salonu
1949
Hukukçu ve Japonya’nın 15. başbakanı Wakatsuki Reijirō, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1866) 1892 yılında Tokyo İmparatorluk Üniversitesi’ne başladı ve hukuk fakültesini bitirdi. Başbakanlıktan önce Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanı olarak görev yaptı.

Wakatsuki Reijiro
1956
Parlamenter ve hukukçu Ali Rıza Öztürk, dünyaya geldi. (Çine, Aydın) İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesini ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Maden işletmelerinde maden mühendisliği, ÇUKOBİRLİK Genel Müdür Yardımcılığı, Mersin İl Genel Meclisi Üyeliği, Silifke Köylere Hizmet Götürme Birliği Yönetim Kurulu Üyeliği ve Serbest Avukatlık yaptı. Türkiye Büyük Millet Meclisi Mersin Milletvekilliği görevini yürüttü. Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi (KEİPA) Türk Grubu üyeliğini yürüttü.

Ali Rıza Öztürk
1959
Birleşmiş Milletler, Çocuk Hakları Deklarasyonunu yayınladı.
1961
Türkiye’de ilk koalisyon Hükümeti, Başbakan İsmet İnönü tarafından Adalet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi işbirliğinde kuruldu.
1963
Her Türlü Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Birleşmiş Milletler Bildirgesi ilan edildi. Bildirge, tüm dünyada her biçim ve görünüşüyle ırk ayrımcılığının ivedi olarak kaldırılmasını ve insan kişiliğinin onurunu tanıyıp ona saygı gösterilmesini sağlama gereğini açıkça vurguladı. Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme ise, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 21 Aralık 1965 tarihli kararıyla kabul edilerek 4 Ocak 1969 tarihinde yürürlüğe girmiş ve Türkiye tarafından 13 Ekim 1972 tarihinde imzalanmıştı.
1979
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi ve Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekan Yardımcısı, Prof. Dr. Ümit Doğanay uğradığı saldırı sonucunda yaşamını yitirdi.
1980
Askerî Yargıtay Daireler Kurulu, Zekeriya Önge’yi öldürme suçundan idam cezasına çarptırılan Erdal Eren’in idamını onayladı.
1989
Birleşmiş Milletler, Çocuk Hakları Sözleşmesi kabul edildi. Çocukları korumak ve yaşam koşullarını iyileştirmek adına 20 Kasım 1989 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından imzalanan ‘Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin imzalanmasıyla birlikte  20 Kasım günü, ‘Dünya Çocuk Hakları Günü’ olarak ilan edildi. Sözleşme, 1990’da Türkiye dahil yaklaşık 142 devlet tarafından kabul edildi, kabul eden devlet sayısı daha sonra arttı. Türkiye, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme‘nin uygulamasına 2 Ekim 1995 tarihinde başladı.
1992
Şair Cahit Sıtkı Tarancı’nın yeğeni, gazeteci Namık Tarancı, uğradığı silahlı saldırı sonucu öldü. (Doğumu:1955, Diyarbakır), Düzenlenen saldırının arkasında Türkiye’deki Hizbullah örgütlenmesinin olduğu ortaya çıktı.
1998
İtalya, 12 Kasım’da Roma Hava Alanı’nda yakalanan PKK lideri Abdullah Öcalan’ı serbest bıraktı.
1999
Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü, transfobi sonucu öldürülen veya nefret suçuna uğrayan Transları anmak ve tranfobiye dikkat çekmek için düzenlenmeye başlandı.
2003
İngiltere’nin İstanbul Başkonsolosu, Roger Short, terör saldırısı sonucunda yaşamını yitirdi. (Doğumu: 9 Aralık 1944) Short, Malvern College ile University College, Oxford’da eğitim gördü.1969’da Dışişleri ve Milletler Topluluğu Bürosunda çalışmaya başladı ve Türkiye’nin başkenti Ankara’ya diplomat olarak gönderildi.  Sırasıyla Rio de Janeiro, Ankara ve Oslo’daki görevlerinin ardından 1994’te Birleşik Krallık’ın Bulgaristan büyükelçisi olarak atandı. 2000 yılında İstanbul’a atanarak Birleşik Krallık başkonsolosu olarak görev yapmaya başlayan Short, 20 Kasım 2003’te başkonsolosluğun bulunduğu binaya düzenlenen bombalı intihar saldırısında yaşamını yitirdi. Akıcı bir Türkçe konuşan Short, Türkiye uzmanı olarak biliniyordu.

Roger Short
2015
Ceza Soruşturmalarında Savcıların Rolü’ne dair Avrupa Savcıları Danışma Konseyi’nin (CCPE) Ceza Soruşturmalarında Savcıların Rolü Hakkında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Dikkatine Sunduğu 10(2015) Sayılı Görüş 20 Kasım 2015 tarihinde kabul edildi.
2016
Hukukçu ve Yunanistan Cumhuriyeti’nin 5. Cumhurbaşkanı Konstantinos Stefanopulos, Atina ‘da yaşamını yitirdi. (Doğumu: 15 Ağustos 1926, Patras)  Patras Saint Andrew Lisesi’ni bitirdikten sonra Atina Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu. 1954-1974 yılları arasında Patras Barosu üyesi olarak avukatlık yaptı. 1958 yılında siyasete atıldı. 1964 yılında milletvekili seçildi. 1981-1985 yılları arasında Meclis Başkanlığı ve Meclis Sekreterliği görevlerini üstlendi. 1974 yılında Yunanistan’ın demokrasiye geçişi sonrası kurulan milli birlik hükûmetinde Ticaret Bakan Yardımcılığı görevini yürüttü. Daha sonra, İçişleri Bakanlığı (1974-76), Sosyal İşler Bakanlığı (1976-77) ve Devlet Bakanlığı (1977-81) yaptı. 1985’te Demokratik Reform Partisi’ni kurdu. 1989 yılında yapılan seçimlerde Atina milletvekili olarak seçildi. 10 Mart 1995 – 12 Mart 2005 arasında cumhurbaşkanı olarak görev yaptı.

Konstantinos Stefanopulos
2020
Amerikalı ahlâk filozofu ve metafizikçi, Judith Jarvis Thomson yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1929)
2021
Türkiye’nin ilk Çocuk Adalet Merkezi, Erzurum’da açıldı. Merkezin açılışını Adalet Bakanı Abdülhamit Gül gerçekleştirdi. Gül, “Çocuk, yargılandığını değil devletin kendisini suçtan uzak tutmak için seferber olduğunu iliklerine kadar hissetsin, istiyoruz. Eğer bir çocuk suçlu olursa toplum olarak bizler suçluyuz. ” dedi.
2021
Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma kapsamında, Valilik Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı’na yönelik operasyon düzenlendi. Merkeze bağlı Artuklu ilçesinde 2017-2018 yıllarındaki resmi ihalelerde usulsüzlük yapıldığı bilgisi üzerine 8 kişi gözaltına alındı. Şüpheliler, sorgulanmak üzere emniyete götürüldü. Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma için “gizlilik” kararı alındı.
2021
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturma kapsamında, İzmir merkezli 21 ilde düzenlenen ve 83 kişinin gözaltına alındığı ‘saadet zinciri’ operasyonunda adliye sevk edilen şüphelilerden 5’i, tutuklandı, birçok kişiye de adli kontrol verildi. Polis ekiplerince 17 Kasım sabahı şüphelilere yönelik başlatılan operasyonlarda, 83 kişi gözaltına alınmıştı.
2021
Bergama Belediyesi’nin yapmak istediği ‘Millet Bahçesi Projesi’’ne ilişkin davada İzmir 5.İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı verdi. Projeyle ilgili olarak 86 esnaf suç duyurusunda bulunmuş ve 3 ayrı dava açılmıştı.
2023
  • Hakkari Yüksekova’da aracında 52.5 kilo patlayıcı ele geçirilen polis A.K. ile 4 sanık hakkında açılan davanın karar duruşması yapıldı. Mahkeme, “silahlı terör örgütüne üye olmak”, “terör örgütüne silah sağlama” ve “tehlikeli maddelerin izinsiz bulundurulması” suçlarından yargılanan polis A.K’ye 21 yıl, diğer 4 sanığa 17 yıl 6’şar ay hapis cezası vererek tutukluluk hallerinin devamına hükmetti.
  • Kolombiyalı şarkıcı Shakira,  2012 ile 2014 yılları arasında İspanya’da 6 farklı suç işleyerek 14,5 milyon euro vergi kaçırmakla suçlandığı ve hakkında 8 yıl 2 ay hapis cezası istenen davada suçlamaları kabul ederek anlaşma yolunu seçti ve 2.9 milyon Euro ödemeyi kabul etti.
  • Şerafettin Can Atalay’ın AYM’nin verdiği hak ihlali kararına uymayan Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin kararına  karşı yapmış olduğu itiraz Yargıtay 4. Ceza Dairesi tarafından reddedildi. AYM kararı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiş, mahkeme ise dosyayı Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne postalamıştı.
  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu, kendisine tevdi edilen yaklaşık 950 soruşturma dosyasının büyük bölümüne 2 sene boyunca el bile sürmeyen cumhuriyet savcısına verilen cezayı onadı. Yüksek Mahkeme, savcının soruşturma dosyalarını makul sürede bitirmediğine dikkat çekti.
  • Anayasa Mahkemesi, Anayasa Tarihi Galerisi’ni 360 derece sanal tur teknolojisi ile kullanıma açtığını duyurdu: “Dünyadaki ve Osmanlı Devleti döneminden bu yana Türkiye’deki anayasal faaliyetlere ilişkin bilgilendirmelerin yer aldığı galeride Anayasa Mahkemesinin kuruluşunun yayımlandığı Resmî Gazete’nin nüshası, ıslak imzalı kararlar, geçmişten bugüne Mahkemede kullanılan daktilo, telefon ve çeşitli materyaller, eski mahkeme üyelerinin cüppe ve kepleri sergilenmektedir.”
2024
  •  Kamuoyunda “yenidoğan çetesi” olarak bilinen, bebeklerin ölümüne neden olmak ve Sosyal Güvenlik Kurumu’nu (SGK) zarara uğratmak suçlamasıyla Bakırköy 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan 22’si tutuklu 47 sanık, 3’üncü günde de hakim karşısına çıktı.
  • İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Bilişim Suçlar Soruşturma Bürosu’nca, Acun Ilıcalı ile TV8 kanalı ve Exxen dijital platform yetkilileri hakkında, “yasa dışı bahse teşvik ve reklam” suçu iddiasıyla soruşturma başlatıldı. Soruşturmanın, UEFA Uluslar Ligi maçlarında gösterilen yasadışı bahis reklamlarına ilişkin olduğu öğrenildi.
  • Ankara’nın Sincan ilçesinde 13 yaşındaki ortaokul öğrencisi arızalanan asansörde kalan ve kurtarma çalışması sırasında boşluğa düşen Beren Su Bolat’ın ölümüyle ilgili olarak 3 itfaiye görevlisi ve apartman yöneticisi hakkındaki iddianame kabul edildi. Batı 5. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede, sanık itfaiye görevlileri Bayram Babatürk, Buğra Yalabık ve Ercan Akyıldız ile apartman yöneticisi Yılmaz Güney’in “Bilinçli taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma” suçundan 3 yıldan 22,5 yıla hapisle cezalandırılmaları istendi.
  • Fatih Camii imamı Galip Usta ile cami cemaatinden Bilal Erdem’i bıçakla yaraladığı, bir kişiyi de darbettiği gerekçesiyle İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nde tutuklu yargılanan Ömer Salgın, 22 yıl 9 ay hapisle cezalandırıldı.
  • Gazeteci Uğur Dündar hakkında D.G. isimli bir kişi tarafından açılan ‘babalık davası’nda karar çıktı. Mahkeme, Dündar’ın D.G.’nin biyolojik babası olmadığı sonucuna vararak davayı reddetti.
  • İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Beylikdüzü Belediye Başkanlığı dönemine ilişkin ‘ihaleye fesat karıştırma’ suçlamasıyla Büyükçekmece 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davanın yeni duruşması 8 Ocak’a ertelendi.
  • İçişleri Bakanlığı tarafından 3 Haziran’da görevden alınarak yerine kayyım atanan Hakkari Belediye Başkanı Mehmet Sıddık Akış hakkında “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” ve “Toplantı ve gösteri yürüyüş kanununa muhalefet” iddialarıyla açılan davanın karar duruşması görüldü. Akış’a toplam 9 yıl hapis cezası verildi.
  • Sosyal medya paylaşımları nedeniyle hakkında soruşturma başlatılan eski AKUT Başkanı Nasuh Mahruki ‘yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ ve ‘yargı organlarını alenen aşağılama’ suçlarından tutuklandı.
  • Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA), çocuk yaşta zorla evliliklerin tüm yasal düzenlemelere rağmen, dünya genelinde yaygın bir sorun olmaya devam ettiğini belirtti. Küresel verilere göre, kız çocukların yüzde 36’sı 18 yaşından önce, yüzde 10’u ise 15 yaşından önce evleniyor.
  • Basın çalışanlarına yönelik gözaltı operasyonlarını 19 Nisan 2023’te İstanbul Kadıköy’de düzenlenen eylemle protesto eden gazeteciler Serpil Ünal, Yadigar Aygün, Pınar Gayıp, Eylem Nazlıer, Zeynep Kuray ve Esra Soybir “2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na Muhalefet” suçundan yargılandıkları Anadolu Adliyesi 22’nci Asliye Ceza Mahkemesince 5’er ay hapis cezası verildi.

20 Kasım – Hukuk Takvimi

UNESCO Sanatçının Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı

0

Sanatçının Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı, UNESCO(Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu)’nun 27 Ekim 1980 tarihinde yapılan genel kongresinde kabul edilmiştir.

Alınan kararlar, sanatçıların sosyal ve ekonomik statüsünü; eğitim, sosyal güvenlik, istihdam, gelir ve vergi koşulları, ifade özgürlüğü gibi konularda uygulanacak politika ve tedbirlerle iyileştirmeyi öngörmektedir.

Sanatçının Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı, sanatçıların sendikalaşma ve meslek kuruluşları yoluyla örgütlenme hakkını geliştirmeyi teşvik etmektedir. Sanatçıların çalışma koşullarını iyileştirmek ve sosyal haklarını güvence altına almak amacıyla düzenlenmiştir. Bu tavsiye kararı, sanatçıların ifade özgürlüğünü, ekonomik güvenliğini ve mesleki gelişimini desteklemeyi hedefler. Belge, hükümetleri sanatçıların sosyal güvencelerini sağlamak ve telif haklarını korumak için düzenlemeler yapmaya teşvik etmektedir. Sanatçının toplumdaki rolünü ve yaratıcı üretimlerini sürdürebilmesi için uygun koşulların sağlanmasının önemine özenle vurgu yapılmıştır.

Kararların uygulanması için bir takip sistemi kurulmuş, UNESCO’nun tavsiyelerinin uygulanıp uygulanmadığı hakkında her üye ülkenin rapor vermesi usulü getirilmiştir. İzlemeyi gerçekleştiren Sekretarya, her dört yılda bir üye devletlerden, ulusal komisyonlardan ve sivil toplum kuruluşlarının raporlarından kararların uygulaması hakkında bilgi toplamakta, kültürün gelişimi konusunda sanatçılara merkezi bir misyon biçmektedir.

UNESCO Sanatçının Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu Genel Konferansı, 23 Eylül-28 Ekim 1980 tarihli Belgrad toplantısının 21. oturumu,
Kurumun amacının, kendi anayasasının 1. Maddesi şartlarına uygun olarak, Birleşmiş Milletler Bildirgesi tarafından ırk, cinsiyet, dil ya da ilişki (bağlantı/ilinti) ayrımı gözetilmeksizin tüm dünya insanları için teyit edilen adalet, hukuk egemenliği, insan hakları ve temel özgürlüklere olan evrensel saygının daha ileri düzeye taşınabilmesi için milletler arası işbirliğini sağlayarak eğitim, bilim ve kültür aracılığıyla barış ve güvenliğe katkı sağlamak olduğunu hatırlatarak,
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi şartlarını ve özellikle söz konusu Tavsiye Kararının ekinde alıntı yapılmış olan 22, 23, 24, 25, 27 ve 28. Maddeleri hatırlatarak,
Bu hakların tam anlamıyla garanti altına alınmasını sağlamak amacıyla, Birleşmiş Milletler Eğitim, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi şartlarını, özellikle söz konusu Tavsiye Kararının ekinde alıntı yapılmış olan 6. ve 15. Maddeleri ve kültürün korunması, geliştirilmesi ve yayılması için gerekli önlemlerin alınması gereksinimini hatırlatarak,
UNESCO Genel Konferansının 14. Oturumunda kabul edilen Uluslararası Kültürel İşbirliği İlkeleri Bildirgesi ve özellikle söz konusu Tavsiye Kararının ekinde alıntı yapılmış olan 3. ve 4. Maddeler ile UNESCO Genel Konferansı’nın 19. Oturumunda kabul edilen Halkların En Geniş Ölçekte Kültürel Yaşama Katılımı ve Katkılarına ilişkin Tavsiye Kararını hatırlatarak,
Tam ve en geniş tanımlarıyla güzel sanatların hayatın vazgeçilmez bir parçası olması gerekliliğini ve hükümetlerin, sadece sanatsal ifade özgürlüğünü teşvik eden çevrenin yaratılıp sürdürülmesine değil, yaratıcı zekânın ortaya çıkışını kolaylaştıracak maddi koşulları da yaratmaya ve sürdürmeye yardımcı olması gerektiğini kabul ederek,
Her sanatçının, yukarıda belirtilen temel metinler, Bildirgeler, Sözleşme ve Tavsiye Kararlarında yer alan sosyal güvenlik ve sigorta hükümlerinden etkili bir şekilde faydalanma haklarını kabul ederek,
Sanatçının toplumun yaşamı ve gelişiminde önemli bir role sahip olduğunu ve bu yüzden yaratıcı fikirlerini ve ifade özgürlüğünü muhafaza ederken, herhangi başka bir vatandaşa olduğu gibi, sanatçıya da toplumun gelişimine katkı sağlaması için, sorumluluklarını deneyimleyebileceği fırsatın verilmesi gerektiğini göz önünde bulundurarak,
Toplumun kültürel, teknolojik, ekonomik, sosyal ve politik gelişiminin sanatçının statüsünü etkilediğini ve dünyadaki sosyal gelişim de dikkate alındığında sanatçının statüsünün gözden geçirilmesi gerektiğini de kabul ederek,
Kültürel aktivitelerle doğrudan ilgilenen ve bu sayede çalışanlara ait tüm yasal, sosyal ve ekonomik avantajlardan faydalanan bir insan olarak sanatçının mesleki koşulları dikkate alınacak şekilde sanatçının haklarını teyit ederek,
İster çalışan ister kendi işini yapan olsun; sanatçının, kültürel gelişime yaptığı katkılar dikkate alınarak sosyal güvenliği, işgücü ve vergi şartlarının iyileştirilmesi ihtiyacını da teyit ederek,
Geleneksel sanatların uygulamasının devamını sağlayan ve bir ulusun folklorunu icra eden sanatçıların kültürel kimliğin korunması ve geliştirilmesindeki rolünün evrensel kabul şartlarında hem ulusal hem de uluslararası önemini hatırlatarak,
Ayrıca sanatın canlılığının ve sürdürülebilirliğinin, sanatçının hem bireysel hem de toplum yaşamındaki refahına bağlı olduğunu kabul ederek,
Genel itibariyle çalışanın hakları ve dolayısıyla sanatçının haklarını tanımlayan Uluslararası Çalışma Örgütü’nün sözleşme ve tavsiye kararlarını, özellikle söz konusu Tavsiye Kararının ekinde yer alan sözleşme ve tavsiye kararlarını hatırlatarak,
Uluslararası Çalışma Örgütü’nün bazı standartlarının istisnalara izin veren, sanatçıları veya belirli kesimleri hariç tutan yapısına rağmen sanatsal aktivitenin yer aldığı özel koşullara bağlı olarak, gerekli olan standardın uygulama alanını genişletme ve standardı diğer standartlarla destekleme ihtiyacını not alarak,
Kültürel çalışmalarla etkin bir şekilde uğraşan kişiler olarak sanatçıların statüsünün tanınmasının, hiçbir şekilde yaratıcılık, ifade ve iletişim özgürlüklerini tehlikeye atmayıp aksine saygınlık ve güvenilirliklerini onaylaması gerektiğini dikkate alarak,
Sanatçıların sıkıntılarının giderilmesi için Taraf Devletlerin büyük bir kısmında gerçekleştirilen toplum otoriteleri aktivitelerinin, sanatçının yeteneklerinin gelişebilmesi ve hayat kalitesinin artırılmasında oynayabilecekleri role uygun olarak ülkelerin ve toplumların kültürel politika ve kültürel kalkınma aktivitelerinin uygulama ve planlanması için gerekli şartları sağlamak amacıyla özellikle insan hakları, ekonomi, sosyal durumlar ve sanatçıların istihdam şartları göz önünde bulundurularak, gerekli ve kaçınılmaz olduğuna inanarak,
Sanatın eğitimde önemli bir rol oynadığı ve sanatçının eserleri aracılığıyla, özellikle gençlerin ve bütün insanlığın dünya görüşünü etkileyebileceği gerçeğini dikkate alarak,
Sanatçıların ortak kaygılarını topluca/ortaklaşa değerlendirebilmesi ve gerekli durumlarda savunabilmesine olanak sağlayacak profesyonel (mesleki) bir zümre olarak tanınma ve sendika veya profesyonel organizasyonlar kurma hakkının olduğunu dikkate alarak,
İtibarı yüksek olan güzel sanatların gelişiminin ve güzel sanatlar eğitiminin ilerlemesinin,  büyük oranda sanatçıların yaratıcılığına bağlı olduğunu dikkate alarak,
Sanatsal etkinliklerin kompleks doğasının ve bu sayede ortaya çıkan farklı türlerinin ve sanatçının maddi ve manevi haklarının işlerinde, eserlerinde veya onların kullanılması sırasında korunmasının ve söz konusu korumanın genişletilme ve güçlendirilme ihtiyacının hayat şartları ve sanatçının yeteneğinin gelişimindeki öneminin bilincinde olarak,
Kültürel politikanın ifadesi ve uygulamasında etkili eylem sağlamaları amacıyla hem sanatçıların hem de insanlığın görüşlerinin mümkün olduğu kadar göz önünde bulundurulma çabasının ihtiyacını dikkate alarak,
Çağdaş sanat eserlerinin halka açık yerlerde gösterimi ve bu sebeple iletişimin ihtiyaçlarına cevap verebilecek, toplum ve çevresi arasında yeni ve anlamlı bir ilişki kurulmasına etkili bir katkı sağlayabilecek halka açık yerler için estetik değerlerin oluşturulması amacıyla mimarların, yüklenicilerin ve sanatçıların yakın iş birliğiyle bu gösterimin sanatçının önemsediği görüşlerin göz önünde bulundurularak yapılması gerektiğini dikkate alarak,
Sanatçıların, yeteneklerini geliştirmesinin beklendiği toplumlar içerisindeki ve farklı ülkelerdeki koşullarının çeşitliliği ve eserlerini ürettikleri toplumların söz konusu eserlere verdiği önemin değişkenliğini göz önünde bulundurarak,
Sanatçının statüsüne ilişkin sözü edilen farklılıklar ve benzer endişelerin bütün ülkelerde ortaya çıkmasına rağmen, söz konusu Tavsiye Kararının amaçladığı üzere çözüm bulunabilirse ve sanatçının statüsü geliştirilebilirse ortak irade ve esin kaynağına çağrıda bulunulacağına inanarak,

Sanatçının statüsüne ilişkin sözü edilen farklılıklar ve benzer endişelerin bütün ülkelerde ortaya çıkmasına rağmen, söz konusu Tavsiye Kararının amaçladığı üzere çözüm bulunabilirse ve sanatçının statüsü geliştirilebilirse ortak irade ve esin kaynağına çağrıda bulunulacağına inanarak,

Söz konusu Tavsiye Kararının ekinde listelenen, yürürlükte olan özellikle edebi ve sanatsal mülkiyetle alakalı uluslararası sözleşmelerin hükümlerini, Evrensel Sözleşme ile Fikir ve Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına ilişkin Bern Sözleşmesi ve sanatçıların haklarının korunmasına ilişkin, Genel Konferansın resmi kararlarını,  UNESCO’nun hükümetler arası kültür politikaları konferanslarını ve Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından kabul edilen sözleşme ve tavsiye kararlarını not alarak,

Sanatçının Statüsüne ilişkin öneriler söz konusu oturumun 31. Maddesi kapsamında yer alarak,

20. oturumda bu sorunun Üye Devletler Tavsiye Kararı şeklini almasına karar vererek,

1980 yılı Ekim ayının yirmi yedinci gününde işbu Tavsiye Kararı’nı kabul eder.

Genel Konferans, Üye Devletlerin sıralanan hususları, gerekebilecek her türlü yasal veya diğer adımları atarak her bir devletin kendi anayasal uygulaması ve görüşülmekte olan sorunların doğası, prensip ve normlarına uygun olarak kendi sınırları içerisinde işbu tavsiyede belirtilen uygulamasını önerir.

Genel Konferans, federal olan veya üniter olmayan anayasal sisteme sahip Taraf Devletlere federasyonun anayasal sistemi tarafından yasal önlemler alma zorunluluğu olmayan bireysel kurucu Devletler, ülkeler, iller, kantonlar veya başka herhangi bir toprak ve siyasi alt bölümlerin yasal yetkisi altında söz konusu tavsiye kararının koşullarına göre uygulanması önerisinde bulunur. Federal hükümet sözü edilen koşulların tavsiye kararıyla kabul edilmesi için söz konusu Devletlerin, ülkelerin, illerin veya kantonların yetkili makamlarını bilgilendirmesi için teşvik edilir.

Genel Konferans, Üye Devletlerin, söz konusu Tavsiye Kararını sanatçının statüsünün gelişimine katkıda bulunabilecek ve sanatçıların kültürel yaşama katılımını ve gelişimini teşvik edecek otoritelerin, kurum ve kuruluşların dikkatine sunmasını önerir.

Genel Konferans, Üye Devletlerin söz konusu Tavsiye Kararını etkilemek amacıyla alınmış kararlarını kendileri tarafından belirlenecek şekilde ve tarihinde raporlamalarını önerir.

I. Tanımlar

Mevcut Tavsiye Kararının amaçları için:

  1. ‘Sanatçı’, yaratan veya yaratıcı ifadeyi sunan ya da sanat eserlerini yeniden yorumlayan, sanatsal yaratıcılığını hayatının gerekli bir parçası olarak gören ve bu şekilde sanat ve kültürün gelişimine katkı sağlayan, iş yeri veya derneğe herhangi bir ilişkiyle bağlı olsun veya olmasın sanatçı olarak tanımlanan veya tanımlanmayı isteyen herhangi bir kişi anlamına gelir.
  2. ‘Statü’ kelimesi, bir yandan yukarıda belirtildiği gibi bir toplum içerisinde, sanatçıların rol oynamak için talep gördükleri kısma/yere atfedilen öneme dayanarak sanatçılara gösterilen saygıyı diğer taraftansa sanatçının faydalanabileceği, gelir ve sosyal güvenlik konularına özel referansla ahlaki, ekonomik ve sosyal haklar dâhil hak ve özgürlüklerin tanınmasını belirtir.

II. Uygulama Kapsamı

Söz konusu Tavsiye Kararı, paragraf 1.1’de belirtildiği gibi, icra edilen sanatın dalına veya türüne bakılmaksızın bütün sanatçılar için geçerlidir. Ayrıca İcracı Sanatçılar, Fonogram Yapımcıları ve Yayın Kuruluşlarının Korunmasına Dair Roma Sözleşmesi çerçevesinde icracılar ve çevirmenlerin yanı sıra Evrensel Telif Hakları Sözleşmesi ve Fikir Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına ilişkin Bern Sözleşmesi kapsamında bütün yaratıcı sanatçı ve yazarlar da bu karara dâhildir.

III. Yol Gösterici İlkeler

1. Üye Devletler sanatın çeşitli toplumların manevi mirası ve kültürel kimliğini yansıttığını, koruduğunu ve zenginleştirdiğini kabul ederek ifade ve iletişimin evrensel biçimini oluştururlar. Ayrıca Üye Devletler etnik bir ortak payda olarak kültürel veya dini farklılıkları ve bu amaçlarla insan toplumuna ait olma duygusunu herkese hissettirirken bir bütün olarak nüfusun sanata erişimini sağlamalıdırlar.

2. Üye Devletler, kültürel gelişim ve kültürel amaçlar için boş vaktin değerlendirilmesi amacıyla sanatçının icraatlarına vurgu yapmak üzere tasarlanmış, özellikle görsel medya ve eğitim sistemi tarafından düzenlenen etkinlikler dâhil bütün aktiviteleri desteklemelidirler.

3. Üye Devletler, sanatın hayat ve bireysel/toplumsal kalkınma için rolünün zorunlu olduğunu kabul ederek, sanatçıyı ve yaratma özgürlüklerini koruma, savunma ve yardım etme Sorumluluğuna sahiptirler. Bu amaçla, Üye Devletler özellikle sanatçılar için daha fazla özgürlük sağlanmasına imkân tanıyan tedbirleri alarak sanatçının yaratıcılığını ve yeteneklerinin yeşermesini teşvik etmek ve eserlerinden faydalanma hakkını kabul ederek sanatçıların statülerini iyileştirmek için bütün gerekli adımları atmış olmalıdırlar. Üye Devletler, sanatçıların yaşam kalitesiyle ilgili konularda artan katılımlarını korumak için, tüm uygun araçlar aracılığıyla, çaba sarf etmelidirler. Üye Devletler, sanatsal faaliyetlerin, daha insani bir toplum yaratmak, barış ve manevi zenginlik içerisinde birlikte yaşamak amacıyla, ulusların küresel gelişim teşebbüslerinde rol oynadığını göstermeli ve onaylamalıdırlar.

4. Üye Devletler, gerektiğinde uygun yasal yollar aracılığıyla, sanatçıların kendi belirledikleri sendika ve meslek kuruluşları kurma ve söz konusu kuruluşların üyesi olma hak ve özgürlüğüne sahip olduklarını garanti etmelidirler. Ayrıca Üye Devletler, eğer isterlerse, sanatçıların kültürel politika ve sanatçıların mesleki eğitimleri de dâhil olmak üzere istihdam politikalarını oluşturan ve istihdam koşullarını belirleyen kurum ve kuruluşlara katılımlarını da mümkün kılmalıdırlar.

5. Üye Devletler, genel anlamda ulusal planlamanın, özel olaraksa kültür alanındaki planlamanın her seviyesinde, sanatçılara yardım ve maddi manevi destek sağlamak için ilkelerin belirlenmesi amacıyla, diğerlerinin yanı sıra kültür, eğitim ve istihdamla ilgili ilkelerle yakın işbirliği içerisinde, gereken ayarlamaları yapmalıdırlar. Aynı zamanda Üye Devletler kamuoyunu, söz konusu politikaya neden ihtiyaç duyulduğu ve gerekçesi hakkında bilgilendirileceğini garanti etmelidirler. Bu sebeple, eğitim vesanat eserlerinin toplum tarafından takdir edilmesini sağlamak amacıyla, toplumsal farkındalığın teşvikini vurgulamalıdırlar. Telif mevzuatı çerçevesinde, telifle alakalı olmadığı zamanlarda satış hakları (droit de suite) ve komşu hakları mevzuatı dâhil olmak üzere kendilerine tanınması gereken haklar saklı kalmak kaydıyla, sanatçılar eşit şartlardan faydalanmalı ve mesleklerinin gerçek önemi kamunun dikkatine sunulmalıdır. Sanatçının istihdam ve çalışma şartları, kendini tam anlamıyla sanatsal faaliyetlere adamak isteyen sanatçılar için çeşitli fırsatlar sağlamalıdır.

6. İfade ve iletişim özgürlüğü bütün sanatsal faaliyetlerde zorunlu ön şart olduğu için, Üye Devletler, bu konudaki insan haklarına ilişkin uluslararası ve ulusal mevzuat tarafından sağlanan tartışmasız bir biçimde tanınan korumayı kabul etmelidirler.

7. Üye Devletler, milletlerin kültürel ve genel anlamdaki kalkınmalarında sanatsal faaliyet ve yaratıcılık göz önüne alındığında, sanatçının bireysel veya dernek, sendikalar aracılığıyla sanatlarını icra ettikleri toplumların yaşantısına bütünüyle katılmasına fırsat veren şartlar yaratmalıdırlar.

8. Üye Devletler, ırka, renge, cinsiyete, dile, dine, politik veya diğer görüşlere, milli veya sosyal kökene, ekonomik durum veya doğuma bakmaksızın bütün bireylerin, sanatsal yeteneklerini bütünüyle geliştirmek ve kullanmak amacıyla gerekli vasıfları elde etmek veya geliştirmek, iş sahibi olmak ve ayrımcılık olmadan mesleklerini deneyimlemek için aynı imkânlara sahip olmasını garanti altına almalıdırlar.

IV. Meslek ve Sanatçının Eğitimi

1. Üye Devletler, erken yaşlardan itibaren okulda sanatsal yaratıcılığa saygıyı ve sanatsal mesleklerin tanıtımı ve gelişimini güçlendirme eğilimindeki bütün adımları teşvik etmelidirler. Aynı zamanda üstün kalite eserlerin üretimi için sanatsal yaratıcılığın harekete geçmesinin gerekli mesleki yetenek eğitimine ihtiyaç duyacağını göz önünde bulundurulmalıdır. Bu sebeple Taraf Devletler aşağıdakileri sağlamalıdırlar:

(a) sanatsal yetenek ve kabiliyetin harekete geçebilmesi amacıyla tasarlanan eğitim için gereken tedbirleri almalı;

(b) eğitimin, sanatsal duyarlılığın gelişmesi konusuna öncelik verdiğini ve bu sayede sanatın her türlü ifadesine açık toplum algısının oluşmasına katkı sağladığını garanti etmek amacıyla sanatçılarla ilişkili gerekli bütün tedbirleri almalı;

(c) belirli sanat dallarının öğretiminin başlatılması veya geliştirilmesi için her fırsatta gerekli bütün tedbirleri almalı;

(d) burs verilmesi veya ücretli eğitim izni gibi çeşitli teşvikler aracılığıyla sanatçıların kendi alanlarında veya ilgili uzmanlıklarda bilgi birikimlerini güncelleyebilme şansına sahip olduklarını garanti etmeli, teknik becerilerini artırmalı, yaratıcılığı harekete geçiren temaslar kurmalı, erişim sağlayabilmek amacıyla yeniden eğitim oluşturmalı ve sanatın diğer kollarında çalışma yollarını aramalı ve bu amaçlarla Üye Devletler, uygun altyapının sağlanması ve mevcut altyapının gerektiğinde artırılması ve geliştirilmesi konusuna dikkat etmeli;

(e) sanatçının istihdam şartlarını göz önüne alarak ve gerektiğinde diğer sektörlere geçiş yapmasına olanak sağlayarak, eş-güdümlü ve kapsamlı mesleki rehberlik, eğitim politikaları ve programları benimsemeli ve geliştirmeli;

(f) sanatçıların en geniş terim anlamıyla kültürel mirasın restorasyonu, korunması ve kullanımına katılımını teşvik etmeli ve sanatçıların sahip oldukları bilgi ve sanatsal becerilerini gelecek nesillere aktarımını sağlamalı;

(g) sanat ve zanaat eğitiminde geleneksel yollarla bilgi aktarımının ve özellikle çeşitli toplulukların kurulma girişimlerinin önemini kabul ederek, korumak ve desteklemek amacıyla gereken bütün tedbirleri almalı;

(h) sanat eğitiminin, sanatın icrasından ayrılmaması gerektiğini kabul ederek ve söz konusu eğitimin kültür merkezleri, tiyatrolar, sanat stüdyoları, radyo ve televizyon yayın kuruluşlarıyla yeniden yönlendirilmesinin, söz konusu eğitim ve stajda önemli bir rol oynadığını anlamalı;

(i) kadının yaratıcılığını ve sanatsal etkinliğin farklı dallarında yer alan kadınların rolünü desteklemeyi amaçlayan kurum ve kuruluşların teşviki konusuna özel önem göstermeli;

(j) güzel sanatların icrası ve sanat yaşantısının uluslararası bir boyuta sahip olduğunu kabul ederek sanatsal faaliyetlerle bağlantılı bütün gelirin özellikle seyahat ve çalışma hibesinin, diğer kültürlerle hareketli ve geniş kapsamlı iletişim kurma olanağı sağlamasını teşvik etmeli;

(k) sanatçıların kendi seçtikleri ülkede sanatlarını icra edebilmeleri için özgürlüklerini engellemeden, sanatçılara uluslararası hareket özgürlüğünü sağlamak amacıyla bütün uygun adımları atmalı ve bunu garanti ederken de yerel yeteneklerin gelişimini ve milli sanatçıların çalışma ve istihdam şartlarını kısıtlamamalı,

(l) geleneksel sanatçıların ihtiyaçlarına özel önem vermeli, özellikle sanatçıların yurt içi ve yurt dışı seyahatlerini kolaylaştırarak gelenek ve göreneklerin gelişimine hizmet etmelidirler.

2. Mümkün olduğu ölçüde, hem sanatçıların hem de eğitmenlerin bağımsızlık ve özgürlükleri saklı kalmak kaydıyla, Üye Devletler, eğitimleri sırasında sanatçıların, geleneksel ve halk kültürü de dâhil kendi toplumlarının kültürel kimliğinin farkında olmalarını sağlayacak girişimleri başlatmalı ve desteklemelidirler. Bu sayede söz konusu kültür ve kimliğin yeniden canlanması ve ifadesine katkı sağlayacaklardır.

V. Sosyal Mevki

Üye Devletler yenilikler ve araştırmalar dâhil sanatsal etkinliği dikkate alarak sanatçıların statüsünü topluma bir hizmet olarak korumalı ve geliştirmelidirler. Üye Devletler, kültürel işlerle aktif olarak uğraşan insanlar olarak sanatçıların eserlerinin gelişimi için gereken saygıyı görme ve ekonomik önlem sağlama durumunu olanaklı hale getirmelidirler. Üye Devletler aşağıdakileri sağlamalıdırlar:

  1. Kültürel çevrelerine uygun bir biçimde sanatçıların toplumsal tanınırlıklarını kabul etmeli ve yetersiz olan mevcut sistemin yerine sanatçılara hak ettikleri itibarı vermeyi amaçlayan bir sistem kurmalı,
  2. Sanatçının, insan haklarıyla ilgili ulusal ve uluslararası mevzuat tarafından sağlanan haklardan ve korumadan faydalandığına dikkat etmeli,
  3. Sanatçıların, istihdam, yaşam ve çalışma şartları konusunda ulusal ve uluslararası mevzuat tarafından aktif nüfusun benzer bir grubu için görüşülen eşit haklardan faydalandığını anlamak amacıyla gerekli adımların atılması için çaba sarf etmeli ve mesleğini yapan sanatçıların, makul sınırlar içerisinde gelir ve sosyal güvenlik konularında korumadan faydalandıklarını kabul etmeli,
  4. Özellikle Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına ilişkin Bern Sözleşmesi, Uluslararası Telif Hakları Sözleşmesi ve İcracı Sanatçılar, Fonogram Yapımcıları ve Yayın Kuruluşlarının Korunmasına Dair Sözleşme gibi var olan sözleşmelerin şartlarına uygun bir biçimde sanatçı haklarının uluslararası korunmasının önemini kabul etmeli ve uygulama alanı, kapsam ve söz konusu sözleşmelerin etki sınırlarını artırmak amacıyla özellikle henüz gerekli önlemleri almayan Üye Devletlerin sözleşmelere bağlı kalma olasılığını göze alarak gerekli önlemleri almalı,
  5. Üyelerin çıkarlarını temsil etmek ve korumak amacıyla sanatçı sendika ve meslek gruplarının haklarını kabul etmeli ve sanatsal aktiviteyi teşvik etmek, korunması ve gelişimini sağlamak için alınması gereken önlemler konusunda kamu otoritelerine önerilerde bulunma fırsatı sunmalıdır.

VI. Sanatçının İstihdam, Yaşam ve Çalışma Koşulları; Mesleki Kuruluşlar ve Sendikalar

1. Sanatçıların karşılaştıkları zorlukların üstesinden gelmelerini sağlayacak maddi ve manevi desteği sağlayarak sanatçının sosyal tanınırlığının geliştirilmesi ihtiyacının farkına varılması amacıyla Üye Devletler aşağıdakiler konusunda teşvik edilirler;

(a)        kariyerlerinin başında özellikle kendilerini tamamen sanata adadıkları başlangıç dönemi sırasında sanatçıları desteklemek amacıyla gerekli tedbirler almak;

(b)       kamu harcamalarının bir kısmını sanatsal çalışmalara ayırarak sanatçılara kendi alanlarında istihdam sağlamak,

(c)        sanat kuruluşlarına, komisyonlarına, bireysel sanatçılara veya yerel, bölgesel veya millî sanatsal aktivitelerin organizasyonuna yardımlar sağlayarak ve sanat fonları kurarak sanatçılar için ücretli iş olanaklarını artırmak amacıyla sanatsal etkinlik çıktıklarına karşı kamu ve özel talebin kalkınma ve canlanması kapsamında sanatsal faaliyetler sağlamak,

(d)       sanatçıların yaratıcılığına, kabiliyetine, iletişim ve ifade özgürlüğüne karşı bir sınırlama olmadan sanatçılara verilen ödülleri tanımlamak ve özellikle,

(i) ulusal ve yerel düzeydeki eğitim ve sosyal servis sistemlerinin ilgili kategorileri çerçevesinde kütüphanelerde, müzelerde, akademide ve diğer kamu kuruluşlarında sanatçıya fırsatlar sunmak,

(ii) şair ve yazarların, yabancı edebi eserlerin çevrilmesi konusundaki çabalara katılımını artırmak,

(e)        sanatın yayılmasını ve sanatçının toplumla buluşmasını teşvik etmeye olanak sağlayan gerekli tesislerin (müzeler, konser salonları, tiyatrolar ve diğer forum alanları) gelişimini cesaretlendirmek,

(f)        istihdam politikalarının veya kamu istihdam hizmetlerinin çerçevesinde, söz konusu Tavsiye Kararının ekinde listelenmiş olan Uluslararası Çalışma Örgütünün Ücretli İş Bulma Büroları Sözleşmesine (gözden geçirildi) (No.96) bağlı kalarak sanatçıların iş bulmasına yardımcı olacak etkili bir sistemin kurulması imkânı için çalışmak,

2. Üye Devletler, sanatsal yaratıcılığı, kültürel gelişimi, istihdam şartlarının iyileştirilmesi ve geliştirilmesini amaçlayan genel politika çerçevesinde sanatçıların çıkarına uygun ve mümkün olduğu durumlarda aşağıdaki konularda teşvik edilirler:

(a)        aktif nüfusun farklı kesimlerinden sanatçılar için kabul edilen standartların icrasını kolaylaştırmak ve teşvik etmek ve sanatçıların çalışma koşullarıyla ilişkili olarak çalışan gruplar tarafından ortaya konan bütün bu haklardan faydalandığından emin olmak,

(b)       sanatçıların, Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından tanımlanan çalışma ve istihdam koşullarını özellikle aşağıda belirtilen koşullarla alakalı yasalarla korumanın yolunu aramak:

(i) çalışma saatlerinin, haftalık tatilin ve ücretli izin kullanımının, özellikle sahne sanatçıları için kamusal gösterilerde harcanan zamanın yanı sıra seyahat ve provada harcanan zamanın dikkate alınması,

(ii) yaşam, sağlık ve iş ortamının korunması,

(c)        sanatçıların sanatsal etkinliğin yararına olan çalışma alanlarının değiştirilmesiyle ilgili düzenlemeler icra edilirken, mimari miras ve çevresinin korunması ve aynı zamanda sağlık ve güvenlikle ilgili düzenlemelerin sağlanarak çalıştıkları ortamla ilgili sanatçının özel problemlerini dikkate almak,

(d)       öncelikli olarak sanatçıyı ve işverenleri temsil eden kurumların danışmanlığında gerektiğinde sanatçıların tazminatı için uygun formlar için önlem almak, üstlenilen sanatsal faaliyetin niteliğine veya sanatçıların istihdam durumuna bağlı nedenlerden dolayı, paragraf 2 (b) (i)’de sözü edilen konularla alakalı şartları ileri sürmemek;

(e)        maaş erteleme veya üretim kârı paylaşımı şeklinde kâr ortaklığı sistemlerinin sanatçıların gerçek gelirleri ve sosyal güvenlik hakkı karşılaştırıldığında sanatçıların haklarını zayıflattığının farkına varmak ve bu gibi durumlarda söz konusu hakların korunması için gerekli önlemleri almak.

3. Çocuk sanatçılara özel ilgi gösterilmesi amacıyla, Üye Devletler, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirgesinin şartlarını dikkate almaları konusunda teşvik edilirler.

4. İstihdam ve çalışma koşullarının korunması konusunda mesleki kuruluşların ve sendikaların sahip olduğu rolü kabul ederek, Üye Devletler aşağıdaki adımları atma konusunda teşvik edilirler:

(a)        işbu Tavsiye Kararının ekinde listelenen uluslararası çalışma sözleşmelerinden yola çıkarak örgütlenme özgürlüğü, örgütlenme hakkı ve toplu pazarlıkla ilgili standartların icrasının gözetlenmesi ve yerine getirilmesi, kabul edilen söz konusu standart ve genel ilkelerin sanatçıya uygulanabilir olduğunun garanti edilmesi,

(b)       henüz var olmayan örgütlerin kurulma özgürlüğünün teşvik edilmesi,

(c)        örgütlenme özgürlüğü hakkına karşı herhangi bir sınırlama olmadan ulusal veya uluslararası söz konusu örgütler için tam olarak görevlerini yerine getirebilmeleri amacıyla fırsatlar sağlanması,

5. Üye Devletler, kültürel çevreleri içerisinde istihdam edilen veya kendi işini yapan sanatçılar için genellikle eşit sosyal koruma sağlamaya yönelik çaba gösterme konusunda teşvik edilirler. Üye Devletler sanatçının ailesindeki bağımlı fertlerin faydalanabileceği uygun sosyal korumanın genişletilmesi amacıyla da aynı şekilde önlemler almalıdırlar. Üye Devletlerin kabul etmek için uygun bulabileceği sosyal güvenlik sisteminin geliştirilmesi veya tamamlanmasında, istihdamın sürekli olmayan doğası ve pek çok sanatçının gelirlerindeki keskin farklılıklar tarafından karakterize edilen sanatsal aktivitenin özellikleri sanatçının yaratma, yayımlama ve eserini dağıtma özgürlüğünde bir kısıtlama oluşturmaksızın dikkate alınmalıdır. Bu çerçeve içerisinde Üye Devletler kamu otoriteleri ya da sanatçıların eserleri/hizmetleri veya pazar işletme teşebbüsleri tarafından finansal katılımın yeni biçimlerine başvurma gibi sanatçıların sosyal güvenlik finansmanı sağlayacak özel araçların kabulünü göz önüne almaları konusunda teşvik edilirler.

6. Sanatçının statüsüne ilişkin ulusal veya uluslararası mevzuatın, teknolojideki, kitle iletişim medyasının gelişimindeki, sanat ve gösteri eserlerinin mekanik üretim yollarındaki, kamunun eğitilmesindeki, kültür endüstrilerinin yer aldığı belirleyici kısımdaki gelişimin gerisinde kaldığını fark ederek Üye Devletler gerektiğinde aşağıdaki uygun önlemlerin alınması konusunda teşvik edilirler:

(a)        eserlerinin dağıtımı ve ticari istismarı için sanatçının hakkının ödendiğini garanti etmek ve eserlerinin yetkisiz istismarına, değiştirilmesine ve dağıtımına karşı kontrolün sürdürülmesini sağlamak,

(b)       yeni iletişimin ve yapılandırılan medyanın teknolojik gelişimi saklı kalmak kaydıyla, sirk çalışanları, kukla oynatıcıları ve diğer sanatçılar dâhil bütün sanatçıların ve kültürel endüstrilerin maddi ve manevi haklarını mümkün olduğu ölçüde garanti altına alan bir sistem sağlamak ve bunu gerçekleştirirken Roma Sözleşmesi ve Roma Sözleşmesi Hükümetler arası Komitesi tarafından söz konusu konuya ilişkin kabul edilen şartları göz önüne almak,

(c)        yeni iletişim ve yapılandırılan medyanın teknik gelişmeleri ve kültürel endüstrilerin sonucu, sanatçının karşılaşacağı sıkıntıları telafi etmek,

(d)       radyo televizyon kurumları ve mekanik üretim projeleri gibi teknolojik gelişmelerden faydalanan kültürel endüstrilerin kamu yararına yeni istihdam fırsatları sağlayarak sanatsal yaratıcılığı desteklemek ve harekete geçirmeye yönelik çaba sarf etmek konusunda rol oynamasını sağlamak,

(e)        sanatçılara ve sanatçı sendikalarına yeni teknolojilerin çalışma şartları veya istihdam olma konusunda yarattığı zorluklarla alakalı olarak yardımcı olmak.

7.

(a)        sanatçıların gelirlerinin belirsizliği ve ani değişimlerine, sanatsal etkinliklerin kendine özgü özelliklerine ve çoğu sanatsal akımın nispeten kısa bir süre için takip edilebileceği gerçeğine dayanarak Üye Devletler, belirli bir yaşa ulaşılmasına göre değil kariyerlerinin uzunluğuna göre sanatçıların belirli kategorilerinde emeklilik haklarının hazırlanması ve sanatçıların çalışmalarının kendi vergi sistemleri çerçevesinde göz önüne alınması konularında teşvik edilirler;

(b)       Üye Devletler belirli alanlarda çalışan sanatçıların (örneğin balerinler, dansçılar, ses sanatçıları) sağlık ve mesleki kariyerlerini korumak amacıyla yalnızca iş göremezlik durumunda değil aynı zamanda hastalığın önlenmesi amacıyla yeterli tıbbi bakım sağlamak ve özellikle sanatçılara özgü sağlık sorunlarının araştırma imkânları konusunda teşvik edilirler.

(c)        Üye Devletler sanat eserinin tüketim ürünü ya da yatırım aracı olarak düşünülemeyeceği gerçeğini dikkate alarak sanatçının ve sanatın gelişiminin çıkarına olduğu inancıyla üretimi, yaygınlaştırılması ve ilk satışı sırasında sanat eserleri ve sanatsal gösteriler için dolaylı vergilendirmenin hafifletilmesi konusunda teşvik edilirler.

8. Ayrı ayrı veya kitlesel olarak Üye Devletler millî kültürün gelişimini sınırlandırmaksızın sanat eserlerinin uluslararası el değişiminin ve sanatçılar arasındaki iletişimin desteklenmesi ihtiyacının artan önemini dikkate alarak aşağıdaki konularda teşvik edilirler:

(a)        diğerlerine ek olarak özellikle geçici ithalatlar konusunda ithalat vergileriyle ilgili esnek gümrük düzenlemeleri ve imtiyazları yoluyla söz konusu eserlerin özgür dolaşımına yardım etmek,

(b)       ulusal sanatçıların seyahatine önem vererek sanatçıların uluslararası seyahat ve değişiminin desteklenmesi için adımlar atmak.

VII. Kültürel Politikalar ve Katılım

İşbu Tavsiye Kararının 111.7 ve V.5 paragrafları çerçevesinde Üye Devletler, genellikle herkesin olduğu gibi sanatçının ve sanatçıları temsil eden iş ve ticaret birliği örgütlerinin fikirlerine saygı duyulması amacıyla gerekli önlemlerin alınması konusunda UNESCO’nun Halkların En Geniş Ölçekte Kültürel Yaşama Katılımı ve Katkılarına ilişkin Tavsiye Kararı’nın doğrultusunda, kültürel politikaların formülasyonu ve uygulanmasını dikkate alarak çaba sarf etmelidirler. Bu amaçla sanatçı ve sendikaları için tartışma, karar verme süreçleri ve gelecekte amaçlanan hedeflerin icrasına katılım amacıyla gerekli düzenlemelerin yapılması konusunda teşvik edilirler:

(a)       kamu otoriteleri tarafından sanatsal etkinliklerin maddi ve manevi anlamda desteklenmesinin sağlanması ve sanatçının profesyonel anlamda eğitimi için istihdam şartları ve iş ve yaşam koşulları gibi önlemlerle sanatçının statüsünün toplum içerisinde iyileştirilmesi;

(b)       halk bilimi ve geleneksel sanatçıların diğer etkinlikleri de dâhil kültürel mirasın korunması ve etkili sunumu, kültürel kimlik, çevresel konular ve izin kullanımıyla ilgili görüşler, kültür ve sanatın eğitimdeki yeri için kültür ve sanatın toplum içerisinde kültürel kalkınmaya ilişkin unsurlarla özendirilmesi,

(c)        işlerin ve kişilerin değişimi, bölgesel ve uluslararası kültürel etkinliklerin düzenlenmesi için uluslararası kültürel işbirliğinin çalışmaların dağıtımı ve çevirisiyle ilgili unsurlarla cesaretlendirilmesi.

VIII. İşbu Tavsiye Kararının Kullanımı ve Uygulanması

1.Üye Devletler sanatçının statüsüne ilişkin eylemlerini, özellikle UNESCO Milli Komisyonları gibi işbu Tavsiye Kararının hedefleriyle bağlantılı etkinlikler düzenleyen ulusal ve uluslararası kuruluşlar, ulusal ve uluslararası sanatçı kuruluşları, Uluslararası Çalışma Örgütü, Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü ile işbirliği yaparak genişletmek ve büyütmek çabasındadırlar.

2.Üye Devletler, yukarıda bahsi geçen ve sanatçıyı temsil eden kuruluşların çalışmalarını desteklemeli ve sanatçının işbu Tavsiye Kararında belirtilen hükümlerden faydalanmasına olanak sağlamak amacıyla mesleki işbirliği hakkı tanımalıdırlar.

IX. Mevcut Avantajlar

Sanatçılar belirli alanlarda bu Tavsiye Kararında öngörülenden daha elverişli statüye sahiplerse, belirtilen şartlar doğrudan ya da dolaylı olarak önceden elde edilen avantajların azalmasına sebebiyet vermeyecektir.

Ek

A. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi

Madde 22

Herkesin, toplumun bir üyesi olarak sosyal güvenliğe hakkı vardır. Ulusal çabalarla ve uluslararası işbirliği yoluyla ve her devletin örgütlenmesine ve kaynaklarına göre, herkes onur ve kişiliğinin serbestçe gelişimi için gerekli olan ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının gerçekleştirilmesi hakkına sahiptir.

Madde 23

(1) Herkes çalışma, işini serbestçe seçme, adaletli ve elverişli koşullarda çalışma ve işsizliğe karşı korunma hakkına sahiptir.

(2) Herkesin, herhangi bir ayrım gözetmeksizin, eşit iş için eşit ücrete hakkı vardır.

(3) Herkesin kendisi ve ailesi için insan onuruna yaraşır ve gerekirse her türlü sosyal koruma önlemleriyle desteklenmiş bir yaşam sağlayacak adil ve elverişli bir ücrete hakkı vardır.

(4) Herkesin çıkarını korumak için sendika kurma veya sendikaya üye olma hakkı vardır.

Madde 24

Herkesin dinlenmeye, eğlenmeye, özellikle çalışma süresinin makul ölçüde sınırlandırılmasına ve belirli dönemlerde ücretli izne çıkmaya hakkı vardır.

Madde 25

(1) Herkesin kendisinin ve ailesinin sağlık ve refahı için beslenme, giyinme, konut ve tıbbi bakım hakkı vardır. Herkes, işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık ve kendi iradesi dışındaki koşullardan doğan geçim sıkıntısı durumunda güvenlik hakkına sahiptir.

(2) Anaların ve çocukların özel bakım ve yardım görme hakları vardır. Bütün çocuklar, evlilik içi veya evlilik dışı doğmuş olsunlar, aynı sosyal güvenceden yararlanırlar.

Madde 27

(1) Herkes toplumun kültürel yaşamına serbestçe katılma, güzel sanatlardan yararlanma, bilimsel gelişmeye katılma ve bundan yararlanma hakkına sahiptir.

(2) Herkesin yaratıcı olduğu bilim, edebiyat ve sanat ürünlerinden doğan maddi ve manevi çıkarlarının korunmasına hakkı vardır.

Madde 28

Herkes, söz konusu bildiride yer alan hak ve özgürlüklerin hayata geçirildiği sosyal ve uluslararası düzen hakkına sahiptir.

B. Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme

Madde 6

  1. Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, herkesin serbestçe seçtiği ya da kabul ettiği bir işte çalışarak hayatını kazanma fırsatı veren çalışma hakkını tanırlar ve bu hakkın korunması için gerekli tedbirleri alırlar.
  2. Bu Sözleşmeye Taraf bir Devletin, bu hakkı tam olarak gerçekleştirmek için alacağı tedbirler, teknik ve mesleki rehberlikle eğitim programlarını, bireyin temel ekonomik ve siyasal özgürlüklerini koruyan şartlar altında, düzenli şekilde ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimiyle tam ve üretken istihdamını sağlamaya yönelik politika ve teknikleri içermelidir.

Madde 15

  1. Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, herkesin:
  1. Kültürel yaşama katılma hakkına;
  2. Bilimsel ilerlemeden ve uygulamalarından yararlanma hakkına;
  3. Kendisinin yarattığı herhangi bir bilimsel, edebi ya da sanatsal üründen doğan maddi ve manevi çıkarların korunmasından yararlanma hakkına sahip olduğunu kabul ederler.

2. Bu Sözleşmeye Taraf Devletlerin, bu hakkın tam olarak kullanılmasını sağlama yönünde alacakları tedbirler, bilim ve kültürün korunması, geliştirilmesi ve yayılması için gerekli olan tedbirleri kapsayacaktır.

3. Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, bilimsel araştırma ve yaratıcı faaliyetler için gerekli özgürlüğe saygı göstermekle yükümlüdürler.

4. Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, bilimsel ve kültürel alanda uluslararası işbirliğinin ve temasların özendirilmesinden ve geliştirilmesinden doğacak yararları kabul ederler.

C. Uluslararası Kültürel İşbirliği İlkeleri Bildirgesi

Madde III

Uluslararası kültürel işbirliği eğitim, bilim ve kültür ile ilişkili entelektüel ve yaratıcı aktivitenin bütün boyutlarını kapsayacaktır.

Madde IV

Uluslararası kültürel işbirliğinin çeşitli formlarda, iki ya da çok yönlü, bölgesel ya da evrensel amacı:

1. Bilgiyi yaymak, yeteneği teşvik etmek ve kültürleri zenginleştirmek;

2. İnsanlar arasında barışçıl ilişki ve arkadaşlıklar geliştirmek, insanlara birbirlerinin yaşam tarzlarını daha iyi anlama fırsatı sunmak;

3. Söz konusu bildirinin girişinde bahsedilen Birleşmiş Milletler Bildirgesinde yer alan ilkelerin uygulanmasına katkıda bulunmak;

4. Herkesin bilgiye erişimini sağlamak, bütün insanlığın sanat ve edebiyatına nail olmak, dünyanın her yerindeki bilimsel gelişme ve bu gelişmelerin yararlarını paylaşmak, kültürel hayatın gelişmesine katkı sağlamak;

5. Dünyanın her yerinde insanoğlunun maddi ve manevi yaşam standartlarını yükseltmek.

Ek. Uluslararası Belgeler ve Çalışan ve Sanatçı ile ilgili Metinler

  1. Halkların En Geniş Ölçekte Kültürel Yaşama Katılımı ve Katkılarına ilişkin Tavsiye Kararı, Genel Konferansın 19. Oturumunda kabul edildi. (Nairobi, 26 Kasım 1976)

B. Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi (Birleşmiş Milletler, New York, 16 Aralık 1966)

C. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirgesi (Birleşmiş Milletler, New York, 20 Kasım 1959)

D. Uluslararası Çalışma Örgütünün Uluslararası Çalışma Konferansı Tarafından kabul edilen Sözleşmeler ve Tavsiye Kararları

1. Sanatçılar dâhil bütün çalışanlar için geçerli belgeler:

– Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin Sözleşme (No: 87) , 1948;

– Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesi (No: 98), 1949;

– Ayırımcılık (İş ve Meslek) Sözleşmesi (No. III), 1958.

2. Taraf Devletlerin uygulama kapsamlarının sınırlanmasına izin veren genel başvuru ile sosyal güvenlik belgeleri:

Sosyal Güvenlik Sözleşmesi (Asgari Standartlar) (No. 102), 1952;

Anneliğin Korunması Sözleşmesi (revize edildi) (No. 103), 1952;

Muamele Eşitliği (Sosyal Güvenlik) Sözleşmesi (No. 118), 1962;

İş Kazaları Yardımlarına İlişkin Sözleşme (No. 121), 1964;

Maluliyet, Yaşlılık ve Dul/Yetim Yardımları Sözleşmesi (No. 128), 1967;

Tıbbi Bakım ve Hastalık Yardımları Sözleşmesi (No. 130), 1969;

3. Belirli bir alan ya da kategori çalışanları veya istihdam edilen işçilere ve icracı sanatçılara uygulanacak belgeler (bazı durumlarda sözleşmenin kapsamının Taraf Devlet tarafından onaylanma sırasında sınırlandırılmasına mecbur kılar.)

(a) İstihdam ve insan kaynakları geliştirme:

İş ve İşçi Bulma Servisi Kurulması Sözleşmesi (No. 88), 1948; İş ve İşçi Bulma Servisi Kurulması Tavsiye Kararları (No. 83), 1948;

Ücretli İş Bulma Büroları Sözleşmesi (revize edildi) (No. 96), 1949; İstihdam Politikası Sözleşmesi (No. 122), 1964; İstihdam Politikası Tavsiye Kararları (No. 122), 1964; İnsan Kaynaklarının Geliştirilmesi Sözleşmesi (No. 142), 1975; İnsan Kaynakları Geliştirme Tavsiye Kararları (No.150), 1975.

(b) Endüstriyel İlişkiler:

Toplu Sözleşme Tavsiye Kararı (No. 91), 1951; Gönüllü Uzlaştırma ve Tahkim Tavsiye Kararı (No. 92), 1951; İşletme Düzeyinde İşbirliği ILO Tavsiye Kararı (No. 94), 1952; Danışma (Sanayi ve Ulusal Değerler) Tavsiye Kararı (No. 113), 1960; Taahhüt İçerisinde İletişim Tavsiye Kararı (No. 129), 1967; Haksızlığın İncelenmesine ilişkin Tavsiye Kararı (No. 130), 1967.

(c) Çalışma Şartları:

Ücretlerin Korunması Sözleşmesi (No. 95), 1949; Eşit Ücret Sözleşmesi (No. 100 ), 1951; Eşit Ücret Tavsiye Kararı (No. 90), 1951; Hizmet İlişkisine Son Verilmesi Tavsiye Kararı (No. 119), 1963; Çalışma Saatlerinin Azaltılması Tavsiye Kararı (No. 116), 1962; Haftalık İzin (Ticaret ve Ofisler) Sözleşmesi (No. 106), 1957; Ücretli İzin Sözleşmesi (revize edildi) (No. 132), 1970; Ücretli Eğitim İzni Sözleşmesi (No. 140), 1974, Ücretli Eğitim İzni Tavsiye Kararı (No. 148), 1974;  Gençlerin Tıbbi Muayenesi (Sanayi Dışındaki İşlerde) Sözleşmesi (No. 78), 1946; Gençlerin Tıbbi Muayenesi (Sanayi Dışındaki İşlerde) Tavsiye Kararı (No. 79), 1946; Gençlerin Gece Çalışması (Sanayi Dışındaki İşlerde) Sözleşmesi (No. 79), 1946; Gençlerin Gece Çalışması (Sanayi Dışındaki İşlerde) Tavsiye Kararı (No. 80), 1946; İş Denetimi Sözleşmesi (No. 81), 1947; İş Denetimi Tavsiye Kararı (No. 81), 1947; Çalışanların Sağlığının Korunmasına İlişkin Tavsiye Kararı (No. 97), 1953; İş Sağlığı Hizmetleri Tavsiye Kararı (No. 112), 1959; Hijyen (Ticaret ve Ofisler) Sözleşmesi (No. 120), 1964; Mesleki Kanserler Sözleşmesi (No. 139), 1974; Mesleki Kanserler Tavsiye Kararı (No. 147), 1974; Çalışma Çevresi Sözleşmesi (No. 148), 1977; Çalışma Çevresi Tavsiye Kararı (No. 156), 1977; Asgari Yaş Sözleşmesi (No. 138), 1973.

(d) Göçmen İşçiler:

İstihdam için Göç Sözleşmesi (revize edildi) (No. 97), 1949; İstihdam için Göç Tavsiye Kararı (No. 86), 1949; Göçmen İşçiler Sözleşmesi (Ek Hükümler) (No. 143), 1975; Göçmen İşçiler Tavsiye Kararı (No. 151), Organizasyon 1975.

E. Uluslararası Çalışma Örgütü / Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu/ Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü

İcracı Sanatçılar, Fonogram Yapımcıları ve Yayın Kuruluşlarının Korunmasına dair Uluslararası Sözleşme (1961).

İcracı Sanatçılar, Fonogram Yapımcıları ve Yayın Kuruluşlarının Korunması için Model Kanun (1974).

Hükümetler Arası Roma Sözleşmesi’nin yedinci oturumunda kabul edilen İcracı Sanatçılar, Fonogram Yapımcıları ve Yayın Kuruluşlarının Korunmasına dair Tavsiye Kararları, (1979).

F. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu ve Dünya Mülkiyet Örgütü tarafından yönetilen Telif Sözleşmeleri

Evrensel Telif Sözleşmesi (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu) (1952, revize edilen hali 1971).

Fikir ve Sanat Eserlerinin Korunmasına İlişkin Bern Sözleşmesi (Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü) (1971)

İzleme

-İcra Kurulunun gözetlemeden sorumlu olduğu Tavsiye Kararları

-3. Danışma çizelgesi (2015)

-2. Danışma (2011)

  • Genel Konferansın 36. Oturumunda birleştirilmiş raporun sunumu (2011 Sonbahar)

-36 C/ Önerge 103

-Yasal Komitenin Raporu (36 C/80)

-1980 Sanatçının Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararının Taraf Devletlerce uygulanmasına ilişkin birleştirilmiş rapor (36 C/57)

  • Genel Konferansın 187. Oturumunda birleştirilmiş raporun yönetim kurulu tarafından incelenmesi (Sonbahar 2011)

-187 EX/ Karar 20 (VI)

-CR komitenin raporu (187 EX/50)

-1980 Sanatçının Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararının başvurusu (187 EX/ 20 VII kısım)

-1.Danışma (1983)

  • 22 C/ Önerge 26
  • Tavsiye kararının uygulamasına ilişkin Taraf Devletler tarafından teslim edilen il özel raporlar (22 C/22 ve Add.)

Dilaver Aygen

0

Dilaver Aygen, 1946 yılında Çankırı ili, Kurşunlu ilçesi, Sarıalan köyünde doğdu. İlkokulu doğduğu köyde tamamladı. 1957-1963 yılları arasında Çankırı Vakıflar Talebe Yurdu’nda kalarak Çankırı Ortaokulu ve Lisesi’ni bitirdi. 1963 yılı yaz aylarında Öğretmen Yetiştirme Kursu’na katılarak Kastamonu Öğretmen Okulu’nu bitirdi.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde okurken bir yandan da Afyon ve Çankırı’nın köylerinde öğretmenlik yaptı. 1970 Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra 1974 yılında kura ile Yozgat/Çekerek Hakimliğine atandı.

Çorum/Alaca Ceza Hakimliği, Afyon/ Dinar Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı, Yargıtay Tetkik Hakimliği görevlerinden sonra 2003 yılında kendi isteğiyle elli dokuz yaşında iken emekli oldu.

Bir Ağır Ceza Reisinin Anıları isimli eseri 2019 yılında Dorlion Yayınları tarafından okuyucu ile buluşturulmuştur. Mahkeme salonlarında ve meslek yaşamında elde ettiği deneyimlerini bu eser ile okuyucuya aktarmıştır.

Anı, Günlük, Seyahatname, Şiir ve Roman kategorilerinde eserler yazmakta olan istisnai yargıçlardandır.

Yazar Dilaver Aygen’in Yayınlanmış Diğer Eserleri

• Orman Kanunu

• Cezaların İnfazı Hakkında Kanun

• Sabıka Kaydının Silinmesi, Yasal Hakların iadesi

• Orman Yasası İle İlgili Genel Kurul Kararları

• Yeni ve Eski Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu

• Bozkırın Sesi Şiirler (Şiir kitabı)

• Dayan Yüreğim (Şiir kitabı)

Bu yaşa geldim de yeni anladım,
Ahirinde dara düşenin,
Hısım akrabası yok imiş.
Muktedirlerin, güçlülerin,
Eline bakan çok imiş.
Yalan dünyada insanca yaşadım,
Gülenle güldüm ağlayanla ağladım,
Feleğin çelmesiyle yıkılınca anladım,
Düşenin dostu olmaz imiş.