2024 Yaşayan Gezegen Raporu, Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) ve Londra Zooloji Derneği (ZSL) işbirliği ile hazırlanmıştır.
RAPORUN TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ
2024 Yaşayan Gezegen Raporu, Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) ve Londra Zooloji Derneği (ZSL) işbirliği ile hazırlanmıştır.
RAPORUN TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ
| 1862 |
ABD Başkanı Abraham Lincoln, Minnesota’daki Sioux isyanına katıldığı için tutuklanan 303 Kızılderililerden 39’unun asılmasına karar verdi; idamlar 26 Aralık’ta infaz edildi. Olay, Kızılderililer ve insanlık için kara bir gün olarak tarihe geçti. |
|
1865 |
Amerika Birleşik Devletleri Anayasasında değişiklik yapıldı. Köleliği yasaklayan madde anayasaya eklendi. |
|
1882 |
Alfred Escher Öldüİsviçreli hukukçu, politikacı ve iş adamı Alfred Escher, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 20 Şubat 1819- Ölümü: 6 Aralık 1882) Zürih Üniversitesinde hukuk eğitimine başladı ancak ağır bir hastalık geçirmesi sebebi ile eğitimine Bonn ve Berlin’de devam etti. 1837’de İsviçreli öğrencilerin oluşturduğu Sofingia (Schweizerischer Zofingerverein) adlı derneğe üye oldu, 1839/40’ta derneğin Zürih şubesinin başkanı, 1840’ta ise genel başkanı olarak seçildi. 1942’de Zürih Üniversitesinden hukuk doktoru unvanı kazandı. 1843 yazında Paris’ten döndükten sonra kendisini bilimsel çalışmalara verdi. Kapsamlı bir İsviçre Hukuk Tarihi yazmayı planlıyordu, ancak bunu hiçbir zaman gerçekleştiremedi. 1844’te Zürih Üniversitesinde bir deneme dersi verdikten sonra, sözleşmeli öğretim görevlisi oldu. 1848 yılında yeni İsviçre Anayasasının oluşturulmasıyla, Federal Meclise girmesi talep edildi. Escher yapılan seçimlerde 15 Ekim 1848’de federal meclise girdi ve 7 Kasım 1848’de ikinci başkan oldu, toplam 4 defa meclise başkan olarak seçildi. İsviçre’de demiryollarının geliştirilmesine öncülük etti. Birçok politik görevde bulundu, bunun yanında İsviçre Kuzeydoğu Demiryolu Şirketi, İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü (ETH-Zürih), Credit Suisse, Swiss Life ve Gotthard demiryollarının kuruculuğunu yaptı. 19. yüzyıl İsviçresinin siyasi ve ekonomik gelişimi üzerinde önemli bir etki bıraktı. |
|
1917 |
Finlandiya, Rusya’dan bağımsızlığını ilan etti. |
|
1917 |
Hukukçu ve siyasetçi Kemal Canbolat 6 Aralık 1917’de doğdu. (Ölümü: 16 Mart 1977) Sorbonne Üniversitesinde felsefe sanat, psikoloji, sosyoloji ve vatandaşlık eğitimi aldı. Daha sonra Lübnan’a döndü ve Saint-Joseph Üniversitesi’nde hukuk okudu. 1941-1942 yılları arasında avukat olarak çalıştı ve Lübnan hükûmetinin resmi devlet avukatı oldu. 1946 yılında ekonomi, tarım ve sosyal ilişkiler bakanı oldu. 1947 yılında, ikinci kez Lübnan Parlamentosunda milletvekili seçildi fakat hükûmeti, genel seçimlerde hile karıştırdığı sebebiyle suçlayarak istifa etti. İlerici Sosyalist Partiyi kurdu. Lübnan Dürzilerinin liderliğini yaptı. 1972’de Lenin Barış Ödülü aldı. 16 Mart 1977 tarihinde Suriye kontrol noktasının yakınlarında öldürüldü. Lübnan Dürzilerinin şimdiki lideri olan oğlu Velid Canbolat, Suriye Gizli Servisi’ni babasını öldürmekle suçladı. |
|
1922 |
İrlanda; İngiliz-İrlanda Antlaşmasından bir yıl sonra, 6 Aralık 1922 tarihinde Birleşik Krallıktan bağımsızlığına kavuştu. |
|
1937 |
Türkiye, 1927’de imzalanan Türkiye-Suriye Dostluk Antlaşmasını feshetti. |
|
1938 |
Fransa ve Almanya arasında dostluk anlaşması imzalandı. |
|
1967 |
Cumhuriyet yazarı İlhan Selçuk ile Yazı İşleri Müdürü Erol Dallı, gazetede yayınlanan bir yazıda Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a hakaret ettikleri gerekçesiyle yargılanmaya başladı. |
|
1971 |
Hindistan, Pakistan’dan bağımsızlığını ilan eden Bangladeş Demokratik Cumhuriyeti’ni tanıdığını 6 Aralık 1971’de açıkladı. Pakistan Hindistan’la bütün diplomatik ilişkilerini kesti. |
|
1976 |
Hukukçu ve devlet başkanı João Goulart yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1 Mart 1918) Porto Alegre Üniversitesi Hukuk Okulu’ndan mezun oldu. 1946’da Rio Grande do Sul eyalet meclisine seçildi; ardından eyaletin adalet ve içişleri bakanı oldu. Brezilya İşçi Partisi’ne girdi, 1951’de İşçi Partisi’nin başkanı oldu. 1953 ve 1954’te çalışma, sanayi ve ticaret bakanı olarak görev yaptı. 1956’dan 1961’e kadar Başkan Başkan Juscelino Kubitschek‘in yardımcısı olarak görev yaptı. Kendisini komünistlere sempati duymakla suçlayan ordunun güçlü muhalefetine rağmen 1961’de Brezilya Devlet Başkanlığı görevini üstlendi. Yabancı şirketlerin kâr transferlerini sınırlayan yasayı uygulamaya koydu. ABD ile büyük sorunlar yaşadı. çıkarılmasını sağladı. 1964 yılındaki askerî darbe sonucunda devrildi ve Brezilya’yı terk ederek Uruguay’a sığındı. Arjantin’in kuzeyindeki çiftliğinde sürgünde iken yaşamını yitirdi. |
|
1981 |
Kılık Kıyafet Yönetmeliği Resmi Gazete’de yayımlandı. Okullarda başörtüsü ve sakal yasaklandı.(MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI İLE DİĞER BAKANLIKLARA BAĞLI OKULLARDAKİ GÖREVLİLERLE ÖĞRENCİLERİN KILIK KIYAFETLERİNE İLİŞKİN YÖNETMELİK) |
|
1983 |
12 Eylül Darbesinin arından kurulan Milli Güvenlik Konseyi yönetimi sona erdi. Konsey, çıkardığı son yasayla “Kendi dönemlerini kötüleyen ya da küçük düşüren her türlü yazılı ve sözlü beyanı” yasakladı. Aynı tarihte, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı oluşturuldu. Yeni Anayasaya konulan geçici maddeye, 12 Eylül 1982’den bu tarihe kadar geçen süre içinde çıkarılmış olan yasaların Anayasa’ya aykırılığının ileri sürülemeyeceği hükmü konulmuştu. |
|
1990 |
Tunku Abdurrahman yaşamını yitirdi.Hukukçu ve Malezya’nın ilk başbakanı Tunku Abdurrahman yaşamını yitirdi. (Doğumu: 8 Şubat 1903) Cambridge Üniversitesi’nde hukuk ve tarih okudu. 1949’da baroya kabul edildi. Bir süre sonra Malaya Federal Adalet Bakanlığı’nda Savcı yardımcılığına atandı. 1951’de politikaya atılmak için bu görevinden ayrıldı. Birleşik Malayalılar Ulusal Örgütü’nün başkanı oldu. Bu örgütün, 1951’de Malaya Çinliler Birliği ve 1955’te Malaya Hintler Kongresi ile ittifak kurmasını sağladı. Başkanı olduğu İttifak Partisi’nin, 1955 seçimlerini büyük çoğunlukla kazanması üzerine kabine başkanı ve içişleri bakanı oldu. Londra’da yaptığı görüşmede Malaya’ya içişlerinde hemen özerklik tanınmasını ve Ağustos 1957’den sonra da bağımsızlık ilan edilmesini kabul ettirdi. Malaya Federasyonu’nun bağımsızlığını kazanmasından sonra, ülkenin ilk başbakanı oldu. Bu görevini, 1963’te Malezya Federasyonu kurulduktan sonra da sürdürdü. 1970-1973 yılları arasında İslam Konferansı Örgütü’nün genel sekreterliği görevinde bulundu. |
|
1993 |
1958-1987 yılları arasında Demokratik Alman Cumhuriyeti’nin istihbarat servisini yöneten Markus Wolf, Almanya’ların birleştiği Ekim 1990 sonrasında açılan davada, Batı Alman yönetimini yıkmak için gizli faaliyetlerde bulunduğu gerekçesiyle 6 yıl hapse mahkum edildi. |
|
1996 |
Danıştay, Sivas ve Başbağlar katliamlarında hayatını kaybeden 70 kişinin yakınları ile zarara uğrayanlar tarafından İçişleri Bakanlığı aleyhine açılan davalarda, Sivas İdare Mahkemesi’nin verdiği yaklaşık 120 milyon TL miktarlı tazminat kararlarını onadı. |
|
1996 |
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, SİP’in KP ile birleşip adını Türkiye Komünist Partisi(TKP) olarak değiştirmesinin ardından, TKP adından komünist sözcüğünün çıkarılması talebiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. |
|
2001 |
Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, Şebinkarahisar’da atık havuzunun patlaması sonucu çevreyi kirleten Nesko Maden şirketi ve olayda sorumluluğu olan kamu görevlileri hakkında suç duyurusunda bulundu. |
|
2021 |
Bazı Hukuk Olayları
|
|
2021 |
Amiraller Bildirisi İddianamesiAnkara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen ve “Montrö Bildirisi“ ya da ‘Amiraller Bildirisi’ olarak bilinen açıklamadan sonra başlatılan soruşturma sonucunda düzenlenen iddianame Ankara 20’nci Ağır Ceza Mahkemesine sunuldu. İddianamede, 103 emekli amiral hakkında TCK’nın 316/1’inci maddesi kapsamında, ‘devletin güvenliğine veya anayasal düzene karşı suç işlemek için anlaşma’ suçundan 12 yıla kadar hapis cezası talep edildi. 4 Nisan Bildirisi ya da 104 Emekli Amiral Bildirisi olarak da bilinen açıklamada “Montrö; sadece Türk Boğazlarından geçişi düzenleyen bir sözleşme değil, Türkiye’ye İstanbul, Çanakkale, Marmara Denizi ve Boğazlardaki tam egemenlik haklarını geri kazandıran, Lozan Barış Antlaşmasını tamamlayan büyük bir diplomasi zaferidir. Montrö, Karadeniz’e kıyıdaş ülkelerin güvenliğinin temel belgesi olup Karadeniz’i barış denizi yapan sözleşmedir. Türkiye’nin herhangi bir savaşta, savaşan taraflardan birinin yanında istemeden savaşa girmesini önleyen bir sözleşmedir. Montrö, Türkiye’nin II. Dünya Savaşında tarafsızlığını korumasına imkân yaratmıştır. Bu ve benzeri nedenlerle, Türkiye’nin bekasında önemli bir yer tutan Montrö Sözleşmesinin tartışma konusu yapılmasına/masaya gelmesine neden olabilecek her türlü söylem ve eylemden kaçınılması gerektiği kanaatindeyiz.” denilmişti. |
|
2023 |
Yapay zeka tarafından yazılan bir metni yasalaştıran ilk ülke Brezilya oldu.Ülkenin güneyindeki Porto Alegre kentinde çalıntı su sayaçlarının yenilenme masraflarına dair tasarı, 36 üyeli belediye meclisinde kabul edilerek yürürlüğe girdi. Meclis üyesi Ramiro Rosario, oylamadan 6 gün sonra metni yapay zekaya yazdırdığını açıklayarak, metni hazırlamanın normalde üç gününü alacağını, yapay zeka sayesinde sadece 15 saniyede metni hazırladığını söyledi ve yapay zekanın kullanımını övdü. |
|
2024 |
Türkiye’den bir diplomat ilk kez AGİT sekreteri oldu.Feridun Sinirlioğlu, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Genel Sekreteri olarak seçildi. Sinirlioğlu’nun seçilmesini sağlayan en önemli unsur, Türk diplomatın Türkiye-Yunanistan tarafından ortak aday olarak gösterilmesi oldu. İki komşu ülke arasında yapılan uzlaşı kapsamında Yunanistan Dışişleri Bakanlığı hukuk danışmanı Maria Telalian da AGİT’in Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi’nin başına getirildi. Yeni yönetim Malta’da toplanan AGİT 31. Bakanlar Konseyi toplantısında onaylandı. |
|
2024 |
|
|
2024 |
Romanya Anayasa Mahkemesi, ilk turu 24 Kasım’da yapılan Cumhurbaşkanı seçimine sonuçların geçersiz olduğuna hükmetti. |
Noktasız Dergi, ne akademinin fildişi kulelerine kapanan ne de sokağın gelip geçici gündemlerine kapılan bir grup üniversite öğrencisinin girişimleriyle, 2020 yılının başında kurulmuştur.

Dergi, insana ve dünyaya dair kaygıların alevlendirdiği düşünce üretimini somutlaştırmayı hedeflemiş, düşüncenin diyalektiğini yansıttığına inanılarak “noktasız” adını almıştır.
Tarihin noktasız akışı içerisinde Noktasız, çağının seyircileri değil, özneleri olma amacıyla kalemini silahı bellemiş kişilerin yapıtlarını yayımlamayı kendisine amaç edinmiştir.
İlk sayısı, Haziran 2020’de yayımlanmış, 2021 yılı itibarıyla Kültür Bakanlığı tarafından e-ISSN numarası (2757-7430) tahsis edilmiştir. Derginin tüm sayılarına internet arşivinden ulaşılabilmektedir.
Dergi, açık erişim ve gönüllülük esası ile yayım hayatına devam etmektedir. Ayrıca Noktasız Dergi bünyesinde kurulan “Noktasız Konuşmalar” platformunda alanında uzman kişilerin konuşmacı olduğu konferanslar ve Mart 2023’ten beri İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kütüphaneleri ile birlikte akademisyenlerin katılımıyla “Eleştirel Yaklaşımlar” üst başlığını taşıyan konuşmalar düzenlenmektedir.
Dergi kadrosu, evrensel düşünce mirasına ulusal bir katkı sağlamayı amaçlamaktadır.
Derginin Amacı ve Kapsam
Noktasız Dergi senede iki kez yayımlanan, kâr amacı gütmeyen, açık erişimli, bağımsız bir düşünce dergisidir. Hakemli olmamakla birlikte ulusal ve uluslararası dizinlerin ilgili kategorilerinde dizinlenmekte ve üniversite kütüphanelerinin kataloglarında yer almaktadır. Dergi, felsefe ve sosyal bilimler alanlarında üretilmiş düşünsel çalışmaları yayımlayarak bu alanlardaki Türkçe literatürü genişletmeyi amaçlamaktadır.
Dergide, her sayı için belirlenen temaya uygun olarak felsefe ve sosyal bilimler alanlarında makale, çeviri, düşünce ve inceleme yazıları yayımlanır. Öğrenci kongreleri ve sempozyumları da dahil olmak üzere bilimsel toplantılarda sunulan bildiriler de yayımlanmak üzere gönderilebilir. Kitap veya film gibi eserler üzerine yazılmış eleştiri yazıları da derginin kapsamına dahildir.
Açık Erişim, Lisanslama ve Arşivleme Politikası
Noktasız Dergi, bilgiye erişimin önündeki engelleri kaldırmak ve bilgiyi kamusallaştırmak amacıyla açık erişim politikasını benimsemiştir. Noktasız Dergi, yazarlardan herhangi bir makale işleme ücreti talep etmez ve derginin tüm sayılarına abonelik gerektirmeden ücretsiz bir şekilde erişilebilir. Noktasız Dergi, Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır. Noktasız Dergi‘nin tüm sayıları; noktasizdergi.com adresinin yanı sıra Academia üzerinden de arşivlenmekte, ayrıca derleme mükellefiyeti dolayısıyla Milli Kütüphane Elektronik Yayın Derleme Sistemine yüklenerek derlenmektedir. Noktasız Dergi‘de çalışması yayımlanmış yazarlar, çalışmalarını, dergide yayımlanmış haliyle ve derginin internet sitesini kaynak göstermek kaydıyla kendi kendilerine arşivleyebilirler.
Yayımcı ve Yayın Yönetmeni: Suat Kutay KÜÇÜKLER
Editör: Zeynep İlayda ÖZKURT YUMAK
Çeviri Editörü: Dilan BOZKURT
Görsel Editör: Hande Beril KÜÇÜKLER
Düzelti: İrem BAYRAKTAR
Yayın Kurulu Üyeleri: Tuğba DURAN, Buse GÜRELİ

Yazışma Adresi: noktasizdergi@gmail.com
Hukukbook editörü İbrahim Aycan, İstanbul Barosu Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu(HFSK) 2023-2024 dönemi sözcüsü Avukat Mehmet Can Seyhan ile bir söyleşi gerçekleştirdi. Seyhan, HFSK’ya aktif katılım çağrısı yaptı.
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]
Avukat Mehmet Can Seyhan, 1991 yılında Lüleburgaz’da doğdu. 2012 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. 2013 yılında stajını tamamlayarak İstanbul Barosu’na kayıt oldu ve serbest avukatlığa başladı. Halihazırda İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde Yüksek Lisans eğitimine devam etmekte, Avukatlık hukuku ile ilgili bir tez çalışması yürütmektedir. Marka vekilliği ve Patent vekilliği unvanları bulunmaktadır. Ağırlıklı olarak özel hukuk alanında avukatlık yapmaktadır. İş Hukuku ile Avukatlık Ücreti Uyuşmazlıklarında nitelikli hesap bilirkişisidir. İstanbul Barosu Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu çalışmalarında görev almaktadır. İstanbul Barosu Staj Eğitim Merkezinde “Avukatlık Sözleşmeleri ve Avukatın Yükümlülükleri” dersleri vermektedir.
[/box]
Hukukbook: Sayın Seyhan, HFSK’daki görev döneminiz sona erdi. Çalışma dönemindeki faaliyetlerle ilgili okuyucularımızı bilgilendirebilir misiniz?
Seyhan: Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu (HFSK) sözcülüğü görevimde, temel hedefimiz, hukukun yalnızca bir kurallar bütünü olmadığını, aynı zamanda toplumun dinamikleri ve adalet anlayışıyla şekillenen derin bir düşünce sistemi olduğunu vurgulamaktı. Bu kapsamda, düzenlediğimiz etkinlikler, paneller, yuvarlak masa toplantıları ve çalıştaylarla kendimizden başlayarak hem meslektaşlarımızın hem de akademisyenlerin bu alandaki bilgi ve farkındalık düzeylerini artırmayı amaçladık. Ayrıca, hukuk felsefesi ve hukuk sosyolojisinin gündelik hukuk pratiklerine katkısını göstermek adına somut projeler gerçekleştirdik. Bu dönemde, teoriyi pratiğe entegre etmeye yönelik yoğun bir çaba gösterdik.
Hukukbook: Bunu somutlaştırır mısınız?
Seyhan: İlk olarak şunu söylemek isterim, Hukuk Felsefesi dendiğinde, Hukuk Sosyolojisi dendiğinde avukatların mesafe koymaması adına büyük uğraş verdik. Çünkü biliyoruz ki yaygın davranış biçimi şudur; “Hukukçular, hukuk dışındaki şeyler, disiplinleri konuşmaktan biraz korkarlar, en çok gündelik hukuku konuşmak isterler.” Ama bu da hukukçuları maalesef eksik bırakır. Biz o eksikliği fark ederek, kapatmak istedik. Şunu söyledik; burada yaptığımız tüm çalışmaların “avukatın uygulaması ve yargıdaki pozisyonu itibari ile” ne işe yarayacağını, yani her faaliyetin amacını ortaya koyacağız. Avukat komisyona gelirken, komisyon faaliyetinde çalışırken, adaleti gerçekleştirmedeki rolünü hissedecek, fark edecek. Yoksa komisyon misyonunu gerçekleştiremez, buralar genel kültür seviyemizi artıracağımız yerler olarak, hobi mekanları olarak kalır. Yine, Mantık, muhakeme ve metodoloji alt çalışma grubumuzun çalışmalarında kaynakları irdeleyerek hukuk felsefesinin düşünme ve analiz etme süreçlerine nasıl bir derinlik kattığını anlatmaya, özellikle Staj Eğitim Merkezinde okutulmak üzere yazılı kaynak üretmeye çalıştık, çalışıyoruz. Meslek Kuralları ile ilgili bir anket çalışmamız var, Meslek Kurallarının Meslek ve Meslektaşa etkisini tespit etmeyi amaçlıyoruz. Cezaevi Koşullarının Suçta Tekerrüre Etkisini tespit etmeyi amaçlayan bir alt çalışma grubumuz aktif, HFSK Kütüphanesinin Bibliyografyasını oluşturduk. Bununla beraber meslektaşlarla sadece Baro ve Adliye binalarına sıkışıp kalmadan farklı ilişki biçimleri ile bir araya gelebilmek adına Şirince, Gümüşlük ve Kartepe gibi kamp alanlarında hukuk felsefesi ve sosyolojisi kampları düzenledik. Bu kamplardaki temel amacımız, doğa ile iç içe bir ortamda entelektüel birikimi bulunan hoca ve üstatlarla beraber, hukuk felsefesi ve sosyolojisindeki temel problemleri tartışmak ve kendimizi dönüştürmek olmuştur.
Tüm bu çalışmalar, katılımcıların yalnızca bilgi edinmesini değil, aynı zamanda bu bilgiyi mesleki hayatlarına entegre etmelerini sağlamayı hedefliyordu. Nihayet, bu komisyondaki herkes adalet düşüncesine sahip entelektüel avukatlar vasıtası ile toplumu iyileştirmeyi, dönüştürmeyi amaçlıyor. Bu yüzden her meslektaşımız bizim için çok önemli.
Hukukbook: Biliyorsunuz, HFSK 2008 yılında faaliyete geçmişti. Bilmeyen okuyucularımız için geçmiş 15-16 yılın bir özetini yaparak bugüne yansımalarını ve hukuk dünyasına katkılarını anlatabilir misiniz?
Seyhan: HFSK’nın 2008 yılında faaliyete geçmesinden bu yana, komisyon hukuk felsefesinin ve hukuk sosyolojisinin temel ilkelerini meslektaşlarımıza tanıtmayı amaçlayan birçok etkinlik düzenledi. Geçmiş dönemlerdeki başkanlarımız, emektar meslektaşlarımız baronun çatısı altında disiplinler arası tartışmalara zemin hazırlayarak bu alanın gelişimine önemli katkılarda bulundular. Bugüne kadar yapılan bu çalışmalar, HFSK’nın kurumsal hafızasını oluşturdu ve bizim de gelecekteki faaliyetlerimize yön verdi. Ayrıca belirtmek gerekir ki son birkaç dönemde, komisyonun demokratikleşmesi yönünde olumlu gelişmeler yaşanmıştır. Bu bakımdan komisyon, her geçen yıl genç meslektaşları bünyesinde daha da toplayarak onlara komisyon çatısı altında alana katkı sunacak çalışmalarını gerçekleştirme olanağı sunmuştur ya da bu meslektaşlar komisyonda aktif bir şekilde yer aldıkça komisyon daha da çoğulcu bir yapıya bürünmüştür.
Hukukbook: Geçmiş yıllara ilişkin çalışmaları görebileceğimiz bir dijital portal var mı?
Seyhan: Maalesef geçmiş yıllara ait çalışmaların tümünü kapsayan bir dijital portal şu an için bulunmuyor. Tabii İstanbul Barosu web sitesinin alt kısmında, komisyonumuza ayrılan alanda birçok çalışma, rapor da yer alıyor. Ama bunu iyileştirmemiz gerekiyor. Geçmiş etkinliklerin raporlarını, video kayıtlarını ve diğer belgeleri bir araya getirerek meslektaşlarımızın erişimine sunmayı hedefliyoruz. Bu portalın, komisyonun geçmiş birikimini görünür kılmasının yanı sıra gelecekteki çalışmalara da ilham vereceğine inanıyorum. Bunun için de Baro’daki bürokrasinin azaltılmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü 2024 Kasım itibari ile Komisyonlar kendi alanlarına çalışmalarını kendi iradeleri ile koyamıyorlar. Okuyucular, komisyon çalışmalarının yer aldığı web sayfasını inceleyebilirler.
Hukukbook: Size göre ülkemizde hukuk felsefesi ve sosyolojisi yeterince ilgi görüyor mu? Uluslararası standartlara göre çalışmalar yapılabiliyor mu?
Seyhan: Ne yazık ki ülkemizde hukuk felsefesi ve hukuk sosyolojisi yeterince ilgi gören disiplinler değil. Bunun en temel nedenlerinden biri, hukuk eğitiminin ağırlıklı olarak pozitif hukuk kurallarına odaklanması ve analitik düşünceyi geri planda bırakması. Oysa uluslararası standartlarda, hukuk eğitimi yalnızca kural öğretmeyi değil, bu kuralların arkasındaki adalet anlayışını, toplumsal bağlamını ve etik temellerini de sorgulamayı içeriyor. Ancak son yıllarda, bu alanda daha fazla çalışma yapıldığını ve uluslararası iş birliklerinin arttığını görüyoruz. Özellikle felsefe ve sosyoloji perspektifli hukuk konferansları, akademik yayınlar ve öğrenci toplulukları umut verici adımlar atıyor. Ayrıca hukuk mesleklerine giriş sınavı soru dağılımında bu disipline yer ayrılması da elbette olumlu bir gelişmedir. Zira bildiğimiz gibi hakimlik-savcılık sınavında bu alandan soru gelmezken bu yeni sınav sisteminde hukuk felsefesi ve sosyolojisinin es geçilmemesi bu alana dair bilincin yükseldiğini göstermektedir.
Hukukbok: Avukatların felsefeye, mantığa, hukuk metodolojisine ve retoriğe ilgisi yükseliyor mu? Umutlu musunuz?
Seyhan: Avukatların bu disiplinlere ilgisinin giderek arttığını söyleyebilirim. Özellikle mesleğin zorluklarının artması, hukukçuları daha derin düşünmeye ve çözüm üretmeye yöneltiyor. Retorik ve mantık, avukatların dava süreçlerinde daha etkili olmasını sağlarken, hukuk metodolojisi ise karmaşık hukuki sorunları çözmelerine yardımcı oluyor. Bu disiplinler, yalnızca mesleki birer araç değil, aynı zamanda hukukçuların toplumsal sorunlara daha geniş bir perspektiften yaklaşmasını sağlıyor. Bu ilginin artmasında düzenlediğimiz eğitim programlarının ve atölyelerin de payı olduğunu düşünüyorum. Umutluyum; çünkü genç hukukçular arasında bu disiplinlere yönelik bir merak ve öğrenme isteği giderek yükseliyor.
Hukukbook: Hukuk Sosyolojisi bağlamında adli istatistikler, saha araştırmaları, kriminoloji, hukuk fakültelerinin durumu, liyakat, yargı kadrosunda olması gereken standartlar ve benzer konularla ilgili baronun ve özelde de komisyonun somut çalışmaları var mı?
Seyhan: Komisyonumuzun Anket ve Makale Yarışması sonrasında geniş katılım ve uzun çalışmalar neticesinde oluşturduğu “Yargı Sorunları ve Çözüm Yolları” raporunun, komisyonumuzun alameti farikası olduğunu düşünüyorum. Az önce ifade etmiştim; “Cezaevleri Koşulları”, “Meslek Kuralları” kapsamında çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Ayrıca, hukuk fakültelerindeki eğitim kalitesini değerlendirmek ve liyakat sisteminin yargıdaki etkilerini araştırmak üzere akademisyenlerle ortak projeler geliştirmeyi planlıyoruz. Ancak bu çalışmaların daha somut sonuçlar verebilmesi için baronun daha geniş bir destek sağlaması gerektiği kanaatindeyim.
Hukukbook: Hukuk Felsefesi ve Hukuk Sosyolojisi disiplinlerinin teoride ve uygulamada yapması gereken çalışmalar hakkında neler düşünüyorsunuz?
Bu disiplinlerin en büyük sorumluluğu, hukukun temelini oluşturan adalet anlayışını sürekli sorgulamak ve geliştirmektir. Teoride, hukuk felsefesi ve sosyolojisi, hukukun toplumsal etkilerini ve adalet ilkelerini analiz ederek daha adil bir hukuk sisteminin temellerini atmalı. Uygulamada ise, bu analizlerin pratiğe aktarılması gerekiyor. Örneğin, yasa yapım süreçlerinde, sosyal adalet ve insan hakları odaklı yaklaşımlar geliştirmek, bu disiplinlerin katkılarıyla mümkün olabilir. Ayrıca, hukuk eğitiminin her aşamasında felsefe ve sosyoloji perspektiflerinin daha fazla yer alması gerektiğine inanıyorum.
Hukukbook: Fakültelerin HFS birimleri ile ilişkileriniz nasıl? Akademi, hukuk krizini aşmak için yeterince çalışıyor mu?
Seyhan: HFS birimleriyle oldukça yakın bir ilişki içerisindeyiz. Akademisyenlerle ortak projeler yürütüyor, konferanslar düzenliyor ve bu disiplinlerin daha fazla tanınmasını sağlamaya çalışıyoruz. Ancak, akademinin hukuk krizini aşma konusundaki çabalarının yeterli olduğunu söylemek zor. Özellikle hukukun güncel sorunlarına hızlı yanıt verilebilmesi adına akademi ile uygulama arasında daha güçlü bir bağ kurulması gerekiyor. Hukuk, statik bir alan değil; toplumsal değişimlere sürekli uyum sağlaması gereken bir yapı. Akademisyenlerin bu değişimleri daha fazla göz önünde bulundurarak çalışması gerektiğini düşünüyorum.
Hukukbook: HFSK’nın pediyodik bir yayını var mı?
Seyhan: Şu an için HFSK’nın düzenli olarak yayınladığı bir süreli yayını bulunmuyor. Ancak komisyon olarak, hukuk felsefesi ve sosyolojisi alanındaki çalışmaları derleyip paylaşabileceğimiz bir dergi veya bülten çıkarmayı hedefliyoruz. Bu yayın, hem meslektaşlarımız arasında bu disiplinlere olan ilgiyi artıracak hem de akademi ve baro arasında bir köprü görevi görecektir. Ancak, bu hedefi gerçekleştirebilmemiz için entelektüel meraka sahip nitelikli meslektaş sayımızı artırabilmemiz gerekir.
Hukukbook: Baro’nun bir kütüphanesi var mı? Eğer yoksa bu bağlamda HFSK ne yapabilir? Baronun Kanlıca ya da Balmumcu binaları kütüphaneye çevrilebilir mi?
Seyhan: İstanbul Barosu’nun, avukatların gidip emanet kitap alabilecekleri, okuyabilecekleri, vakit geçirebilecekleri bir kütüphanesi maalesef yok. Çok büyük bir eksiklik bu. Ekonominin hali de ortada, avukatların tüm kaynaklara parasız ulaşacakları bir kütüphanelerinin olması gerekir. Kitaba ulaşamayan mensubu olan bir Baro hangi misyonu üstlenebilir ki? Bunu temin edememiş bir Baro meslektaşını hangi meşru zeminde disiplin yargılamasına tabi tutacak, denetleyecek? Biz HFSK olarak, “HFSK Kütüphanesi” projesi başlattık ve Hukuk Felsefesi ve Hukuk Sosyolojisi ile ilgili eserleri derleyerek Bibliyografya oluşturduk. Bunu da Baro Yönetimine sunduk. Çok fazla bir maliyeti yok, umarım en kısa sürede Avukatların rahat erişebileceği bir lokasyonda en azından HFSK Kütüphanesine kavuşuruz. Balmumcu veya Kanlıca binalarının bir kısmının kütüphane olarak düzenlenmesi de değerlendirilebilir, şu an Staj Eğitimin yer aldığı Galata’daki binamız da var, umarım bu konuda ivedilikle bir proje geliştirilir.
Hukukbook: Avukatlar bazında baronun ve komisyonun sosyolojik araştırmaları mevcut mu? Sosyoloji bir toplum bilim olduğuna göre komisyondan ampirik incelemeler beklenmeli mi? Örneğin son yıllarda kaç avukat şiddete uğramış? Kaç Avukat, kaç yargı personeli yargılanmış ne kadarı olmuş olmuş ne kadarı beraat etmiş? Kaç avukat disipline sevk edilmiş? Kaç avukat ve yargı mensubu şiddete ya da cinsel tacize uğramış? Düşünce suçları felsefe ile doğrudan ilgili olduğu için soruyoruz; İstanbul’da son on yılda kaç kişi düşünce suçundan yargılanmış? Krizler hangi konularda yoğunlaşıyor? Eğer komisyon bu alanlara çalışmamışsa fakülteler çalışmış mı?
Seyhan: Komisyon değil de öncelikle Baro’dan başlamak lazım. Baro sicilinde kayıtlı kaç avukatın serbest çalıştığını, kaç avukatın bağlı çalıştığını, kaç avukatın masraf ortaklığı yaptığını dahi bilmiyor, maalesef. Bunları bilmeden, tespit etmeden neyi çözeceğinizi de bilemezsiniz. Bu dedikleriniz öncelikle baronun görevleridir. Ayrıca Komisyon olarak, avukatların mesleki ve sosyolojik durumunu analiz eden araştırmalar yapılması gerektiğine inanıyoruz. Özellikle avukatlara yönelik şiddet, meslek içi etik sorunlar ve çalışma koşulları gibi konularda ampirik çalışmaların yapılması, bu sorunların çözümü için önemli bir zemin hazırlayacaktır. Ancak şu ana kadar bu konuda sistematik bir araştırma gerçekleştirilmiş değil. Fakültelerin de bu yönde spesifik bir çalışmasının olduğunu bilmiyorum.
Hukukbook: Akademi ve özel olarak da HFS kürsüleri somut olarak neler yapabilir? Sahadaki adalet arayışına nasıl bir katkı sunabilirler? HFSK’nın 2022’de yaptığı Yargı Raporu ve İÜ akademisyenlerinin Tübitak ile birlikte yaptıkları Yargı Etiği çalışmalarını biliyoruz. Hukuk Felsefesi kürsü başkanı Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel HFSK’nın raporunu tarihe geçecek bir çalışma olarak nitelendirse de bu çalışmaların hukuk camiasında yeteri kadar ilgi görmediğini biliyoruz. Anket şirketleri ve bazı bireysel girişimlerle yapılan çalışmalar dışında kamuoyunun ve karar vericilerin dikkatini çekecek hangi çalışmalar yapılabilir?
Seyhan: Akademi ve HFS kürsüleri, sahadaki adalet arayışına katkıda bulunmak adına birkaç somut adım atabilir. Öncelikle, ampirik saha araştırmalarına daha fazla ağırlık verilmesi gerekiyor. Bu çalışmalar, yargının mevcut sorunlarını daha net bir şekilde ortaya koyabilir ve çözüm önerileri sunabilir. Örneğin, mahkemelerdeki iş yükünün adaletin işleyişini nasıl etkilediğine dair veri odaklı araştırmalar yapılabilir. Ayrıca, avukatların ve yargı mensuplarının etik ihlalleri konusundaki farkındalığını artırmak için eğitim programları ve atölyeler düzenlenebilir.
HFSK’nın 2022’de yaptığı Yargı Raporu ve İstanbul Üniversitesi akademisyenlerinin TÜBİTAK iş birliğiyle gerçekleştirdiği Yargı Etiği çalışmaları bu anlamda çok değerli. Ancak, bu çalışmaların hukuk camiasında yeterince yankı bulmaması, sunum biçimlerinin ve sonuçlarının etkili bir şekilde duyurulamamasıyla ilgili olabilir. Bu eksikliği gidermek için şu önerilerde bulunabilirim:
Kapsamlı Raporlama ve Duyuru: Akademik çalışmaların sonuçlarının, yalnızca bilimsel çevrelerle değil, kamuoyu ve karar vericilerle de paylaşılmasını sağlamak için sadeleştirilmiş raporlar hazırlanmalı. Bu raporlar, infografikler ve kısa videolar gibi görsel materyallerle desteklenebilir.
Meclis ve Medya ile İşbirliği: Çalışmaların kamuoyunda yankı bulması için medya kuruluşlarıyla iş birliği yapılabilir. Ayrıca, yargı reformlarını yönlendirecek meclis komisyonlarına bu çalışmaların çıktıları sunulabilir.
Düzenli Konferans ve Çalıştaylar: Anket şirketleri ve bireysel girişimlerin ötesine geçmek adına, yargı ve adalet sistemi üzerine düzenli olarak ulusal konferanslar düzenlenebilir. Bu etkinliklerde hem akademik hem de pratik öneriler tartışılabilir.
Halkla İlişkiler ve Kamu Farkındalığı: Hukuk felsefesi ve sosyolojisi çalışmaları, toplumsal adaleti desteklemek adına kamuoyunun anlayabileceği şekilde daha erişilebilir hale getirilmelidir. Bu kapsamda, üniversiteler, barolar ve STK’lar arasında ortak platformlar oluşturulabilir.
Karar Vericilere Doğrudan Raporlama: HFSK ve akademi tarafından yapılan çalışmalar, yalnızca bilimsel çevrelerde değil, bakanlıklar ve diğer yargı organlarında da dikkate alınmalıdır. Bu nedenle, bu kurumlarla düzenli iletişim kanalları kurulmalı.
Sonuç olarak, hukuk felsefesi ve sosyolojisi disiplinleri, yalnızca teorik bilgi üretmekle kalmamalı; aynı zamanda sahadaki adalet arayışına doğrudan katkıda bulunacak araçlar ve politikalar geliştirmelidir. Bu, hem akademinin hem de baroların ortak sorumluluğudur ve HFSK olarak bu süreçlere katkıda bulunmaya hazırız.
Hukukbook: Türkiye’de Hukuk Felsefesi yahut Hukuk Sosyolojisi alanında çalışan bir enstitü ya da araştırma merkezi var mı?
Seyhan: Türkiye’de bu alanda çalışan bağımsız bir enstitü veya araştırma merkezi maalesef bulunmuyor. Ancak üniversitelerin hukuk fakülteleri bünyesinde bu disiplinlere odaklanan kürsüler mevcut. Bu kürsülerin daha aktif ve üretken hale gelmesi için barolar ile iş birliği halinde olmaları gerektiğini düşünüyorum.
Hukukbook: Son genel kurulda divan başkanlığı yapan Bahri Bayram Belen’in “Felsefe olmazsa hukukun da bir anlamı olmadığı kanaatindeyim” sözleri üzerinden İstanbul Barosu avukatlarına neler söylemek istersiniz?
Seyhan: Sayın Bahri Belen’in bu sözleri, hukukun felsefi bir temelden yoksun olamayacağını çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Hukuk, yalnızca kurallar manzumesi değil, aynı zamanda bu kuralların dayandığı etik, adalet ve toplumsal denge anlayışıdır. İstanbul Barosu avukatlarına bu bağlamda çağrım, mesleklerini yalnızca bir “iş” olarak görmemeleri ve hukuku derin bir düşünce sistemi olarak ele almalarıdır. Hukukçular, toplumsal adaletin mimarlarıdır; ancak bu mimarlık, sağlam bir felsefi temel olmadan mümkün değildir.
Hukukbook: Bilim insanı Sayın Kaboğlu’nun baro başkanı seçilmiş olması HFSK’nın çalışmalarını olumlu yönde tetikleyecek mi?
Seyhan: Sayın Kaboğlu’nun baro başkanı seçilmiş olması, hukuk felsefesi ve sosyolojisi çalışmalarını ön plana çıkarma konusunda bir fırsat sunabilir. Anayasa hukuku ve insan hakları konularındaki bilgi birikimi, baro çalışmalarına disiplinlerarası bir perspektif kazandırabilir. Ancak, bu durumun HFSK’nın çalışmalarını olumlu yönde tetiklemesi, yalnızca başkanın kişisel katkılarından değil, tüm baro yönetiminin bu alanlara ayıracağı öncelikten ve komisyon üyelerinin iş birliğinden geçmektedir.
Hukuk felsefesi ve sosyolojisinin baro politikaları içinde daha fazla yer alabilmesi için HFSK olarak mevcut projelerimizi tamamlamaya ve özellikle yeni projeler geliştirmeye hazırız. Son olarak söylemeden edemeyeceğim, avukatların kişilerden çok yapıları konuşması gerektiğini düşünüyorum.
Hukukbook: Avukatlara, barolara, akademisyenlere ve topluma bir çağrınız var mı?
Seyhan: Avukatlara çağrım, hukuku yalnızca yazılı kurallardan ibaret görmeyip, toplumsal sorunları çözme ve adaleti sağlama sorumluluğunu taşımalarıdır. Barolar, meslek örgütü olmanın ötesinde, hukuk devletinin savunucuları olarak daha aktif bir rol üstlenmelidir. Akademisyenlerden beklentimiz, hukuk felsefesi ve sosyolojisi alanındaki çalışmaları yalnızca teoride bırakmayıp, uygulamaya aktarılabilir çözümler üretmeleridir. Topluma ise, hukukun yalnızca mahkeme salonlarında değil, hayatın her alanında etkili olduğunu hatırlatmak istiyorum. Adalet, herkesin ortak sorumluluğudur; bu sorumluluğu paylaşarak daha iyi bir toplum inşa edebiliriz.
Hukukbook: HFSK’nın yeni döneminde bu alanda çalışacak avukatlara ne söylemek istersiniz?
Seyhan: HFSK’nın yeni döneminde görev alacak meslektaşlarıma çağrım, bu alanın toplumsal adaleti şekillendirme potansiyelini unutmadan çalışmalarını sürdürmeleridir. Hukuk felsefesi de hukuk sosyolojisi de yalnızca teorik değil, aynı zamanda pratik alanlar. Bu nedenle hem meslektaşlarımızın hem de toplumun faydasına somut projeler üretmeye devam etmelerini diliyorum. Hep söylediğimiz gibi Baro, hepimizin çatısı altında beraberce üretebileceğimiz ve dayanışma sergileyebileceğimiz bir kurumdur. Bu nedenle de Baro’da gördüğümüz eksiklikleri Baro’nun komisyon ve merkezlerinde yer alarak düzeltmeye çalışmalıyız ki Baro’yu olumlu manada dönüştürebilme olanağına sahip olabilelim. Böylece yeni dönemde bu alana ilgi duyan tüm meslektaşları komisyonda aktif rol almaya bir kez daha davet ediyor ve bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ediyorum.
Hukukbook: Biz de okurlarımız adına teşekkür ederiz.

Dünya Tabipler Birliği Gürültü Kirliliği Raporu, 1992 yılı eylül ayında İspanya’nın Marbella kentinde 44. Dünya Tıp Kongresi’nde kabul edilmiş, Ekim 2007’de Danimarka’nın Kopenhag kentinde DTB Genel Kurulu’nda güncellenmiştir.

Gelişen çevresel farkındalık/duyarlılık ve gürültünün sağlık üzerine, ruhsal duruma, performans ve iyi halde olma üzerine etkileri bilgisiyle, çevresel gürültüyle savaş gittikçe önem kazanmıştır. Dünya Sağlık Örgütü gürültüyü, endüstriyel uluslarda başlıca çevresel sorun olarak tanımlamaktadır.
Gürültü insanları çeşitli yollarla etkiler. İşitme, vejetatif sinir sistemi, ruhsal durum, sesli iletişim, uyku ve performans ile ilişkili etkileri vardır. Gürültü daha fazla enerji tüketimine ve daha yüksek yıpranmaya neden olarak vücudun üzerinde artan bir yük olan stres etkeni gibi davranır. Bu yüzden gürültünün, stresin katkıda bulunduğu; hipertansiyon, miyokard enfaktüsü, angina pektoris ya da hatta inme gibi şekillerde görülebilen kardiyovasküler hastalıklar için başlıca kolaylaştırıcı olabileceğinden kuşkulanılır.
Ayrıca gürültünün psikososyal alanda etkileri dramatiktir. Çevresel gürültünün neden olduğu stres, özellikle trafik gürültüsü, yalnızca endüstriyel uluslarda değil aynı zamanda gelişmekte olan ülkelerde de temel endişedir. Hem yollarda, hem de havada sürekli ve muazzam büyüklükteki trafik sesleri yüzünden, strese neden olan çevresel gürültü, hem devamlığı anlamında, hem de etkilenen alan anlamında sürekli artmaktadır. Bu gürültünün neden olduğu işitme hasarı büyüyen bir endişedir.
Bu bağlamda sesin en çok ortak kaynağı, kulağın çeşitli yerlerde, çeşitli ses araçları (taşınabilir müzik çalarlar, stereo sistemler, diskotekler, konserler) ile maruz kaldığı müziktir. Duyma hasarına maruz kalma riski, birçok kişi tarafından tahmin edilemez ya da hatta bile bile inkar edilir. En büyük sorun (ya da görünüm) yüksek risk gruplarındaki (genelde genç kişiler anlamına gelir) farkındalık yaratma sorunu altında yatar. Bu açıdan kanun yapıcılar müdahale etmek ve potansiyel ses düzeyi limitlerini ve müzik olaylarında izin verilen en fazla ses düzeylerini ortaya koyarak ya da çocukların çok yüksek sesli ya da yüksek gürültü düzeyleri üreten oyuncaklarını yasaklayarak, hasarı azaltmak için yardıma çağrılır.
DTB sosyo-medikal sözlerini tutarak, daha geniş bilgilendirme ve daha akut farkındalık aracılığıyla, çevresel gürültüyle müdadeleye katkıda bulunmak amacıyla, gürültü kirliliği sorunu konusunda bir rapor yayınlamıştır.
1. Toplumu, özellikle çevresel gürültüden etkilenen insanları olduğu kadar, politika üretenleri ve karar verenleri, gürültü kirliliği hakkında bilgilendirin.
2. Ulaşım bakanlarınını ve şehir planlamacılarını büyüyen çevresel gürültü kirliliğine karşı koymak duyarlılığında alternatif fikirler geliştirmeleri için yardıma çağırın.
3. Çevresel gürültü kirliliğini yok etmek için uygun yasal düzenlemeyi destekleyin.
4. Yasal gürültü kirliliği uygulamalarını destekle ve kontrol ölçümlerinin etkililiğini izleyin.
5. Gençleri taşınabilir müzik çalarlardan, kulaklıklı stereo sistemlerin kullanımından, arabalardaki ses sistemlerinden, rock konserleri ve diskoteklerde bulunanlardan yayılanlar gibi, yüksek sesli müzik dinleme ile bağlantılı riskler hakkında bilgilendirin.
6. Eğitim otoritelerini, erken durumda kişiler üzerinde gürültünün etkilerine dikkat etmeleri için, çevresel gürültü yüzünden oluşan stresin, nasıl etkisiz hale getirilebileceğini, gürültü kirliliğinde payı olmada bireylerin rolleri ve yükse sesle müzik dinleme ile bağlantılı riskler hakkında insanları bilgilendirmeler için yöneltin.
7. Güç araçları ile çalışma ya da yüksek sesli motorlu araçları yönetme sonucu, özel sektörde gittikçe artan duyma hasarının riskleri hakkında bilgi sağlayın.
8. İş yerinde yüksek sesli gürültüye maruz kalan bu bireylerin azaltılamaz gürültüye karşı kendilerini korumalarının önemini vurgulayın.
9. İşte mesleki güvenlik ve sağlıktan sorumlu kişileri, işyerindeki çalışanların sağlığının korunmasından emin olmak için gürültü yayılımını azaltmak amacıyla, daha fazla harekette bulunmaları için yardıma çağırın
ILO 123 No’lu Asgari Yaş (Yeraltı İşleri) Sözleşmesi, 22 Haziran 1965 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 08.051991 tarihli ve 3729 sayılı yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 02.10.1991 tarihli sayısı ile yayınlanarak 08.12.1992 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

ILO Kabul Tarihi: 22 Haziran 1965
Kanun Tarih ve Sayısı: 8.5.1991 / 3729
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 21.5.1991 / 20877
Bakanlar Kurulu Kararı Tarih ve Sayısı: 19.8.1991/91-2163
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 2.10.1991/21009
Türkiye’de Yürürlüğe Girdiği Tarih: 8 Aralık 1992
Uluslararası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu’nun daveti üzerine 2 Haziran 1965 tarihinde Cenevre’de toplanan uluslararası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansı kırkdokuzuncu toplantısında;
Oturum gündeminin dördüncü maddesinde yer alan yeraltı madenlerinde işe alınmada asgari yaşa ilişkin bazı tekliflerin kabul edilmesine karar vererek;
1935 tarihli Yeraltı Çalışmaları (Kadınlar için) Sözleşmesinin, ilke olarak, yaşları ne olursa olsun kadınların her türlü madenlerde, yeraltında çalışmasını yasakladığını not ederek;
Madenler içinde uygulanan, 1937 tarihli Asgari Yaş (sanayi) Sözleşmesinin 15 yaşından küçük çocukların kamu ya da özel işletmelerde veya bunların bağlı birimlerinde istihdam edilmesi veya çalışmaması hükmünü getirdiğini not ederek;
Aynı sözleşmede, ayrıca, mahiyeti icabı veya çalışma şartlarından dolayı orada istihdam edilen kişilerin hayatı, sağlığı veya ahlakı bakımından tehlike arzeden işler için milli mevzuatta, ya bu işlere gençlerin kabulu için 15 yaş üstünde bir yaşın veya yaşların tesbit edilmesini, ya da bu yaşları tesbit edecek uygun bir makamın görevlendirilmesi gerektiğinin beyan edildiğini kaydederek ;
Madenlerde yeraltında istihdamın tabiyatı icabı bu işlere kabulde 15 yaş üstünde bir yaş tesbit eden uluslararası standartların arzulanır olduğunu düşünerek;
Bu standartların uluslararası bir Sözleşme şekli alması gerektiğini düşünerek ;
Bindokuzyüzaltmışbeş senesinin Haziran ayının yirmiikinci günü 1965 tarihli Asgari Yaş (Yeraltı Çalışması) adı verilecek olan aşağıdaki sözleşmeyi kabul etmiştir.
Bu sözleşmenin amacı bakımından “Maden” terimi, yeraltında insanları istihdam etmek suretiyle, yeraltından cevher çıkaran kamu ya da özel sektör olmak üzere herhangi bir işletmeyi ifade eder.
Madenlerde yeraltında isatihdama ya da çalışmaya ilişkin bu Sözleşme hükümleri taş ocaklarında yer altında istihdamı ya da çalışmayı da kapsar.
Tesbit edilmiş belirli bir yaş altındaki kişiler yeraltında madenlerde istihdam edilemez veya çalıştırılamazlar.
İşbu sözleşmeyi onaylayan her ülke onay belgesine ekleyeceği bir açıklamada tesbit ettiği asgari yaşı belirtecektir.
Asgari yaş hiçbir şekilde 16 yaştan aşağı olamaz.
İşbu Sözleşmeyi onaylamış olan her üye ülke, daha sonra onay esnasında tesbit etmiş olduğundan daha yüksek bir asgari yaş tesbit eder ise bu durumu ek bir çalışma ile Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne bildirebilir.
Yetkili makam işbu Sözleşme hükümlerinin etkin olarak uygulanmasını sağlamak amacıyla uygun cezalar da dahil olmak üzere gerekli tüm tedbirleri alır.
İşbu Sözleşmeyi onaylamış olan her üye ülke, Sözleşme hükümlerinin uygulanmasını denetlemek amacıyla, uygun bir teftiş hizmeti idame ettirmeyi veya uygun bir teftişin yapıldığına kani olmayı taahhüt eder.
Milli mevzuat işbu Sözleşmenin hükümlerine uymaktan sorumlu kişileri belirler.
İşveren, yeraltında istihdam edilen veya çalışan ve tesbit edilen asgari yaşın en fazla iki yaş üstündekiler için aşağıdaki huısuslarda kayıt tutar ve müfettişlerin denetimine hazır bulundurur.
Mümkün olan hallerde belgelenmiş doğum tarihlerini, ve
Kişinin işletmede yeraltında ilk defa istihdam edildiği veya çalıştığı tarihi,
İşveren, işçi temsilcilerinin talepleri üzerine yeraltında istihdam edilen ya da çalışan ve tesbit edilen asgari yaşın en fazla 2 yaş üstündeki kişilerin listelerini verir. Bu listeler, bu kişilerin doğum tarihlerini ve işletmede yer altında ilk defa istihdam edildikleri ya da çalıştıkları tarihi gösterir.
İşbu Sözleşmenin 2 nci ve 3 ncü maddeleri mucibince belirlenecek asgari yaş, en fazla temsil yetkisini haiz ilgili işveren ve işçi kuruluşlarıyla istişare sonunda tesbit edilir.
Bu sözleşmenin onay belgeleri tescil edilmek üzere Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilecektir.
Bu Sözleşme, Milletlerarası Çalışma Teşkilatı üyelerinden sadece onay belgeleri Genel Müdür tarafından tescil edilmiş olanları bağlayacaktır.
Bu Sözleşme, iki üyenin onay belgelerinin Genel Müdür tarafından tescil tarihinden oniki ay sonra yürürlüğe girecektir.
Bunu takıben, Sözleşme herhangi bir üye için, onaylamanın tescil edildiği tarihten oniki ay sonra yürürlüğe girecektir.
Bu sözleşmeyi onaylamış olan bir üye, Sözleşmenin ilk yürürlüğe giriş tarihinden itibaren on yıl geçtikten sonra, Milletlerarsı Çalışma Bürosu Genel Müdürüne göndereceği ve onun tescil edilecek bir bildirim ile Sözleşmeyi feshedebilir. Fesih, tescil tarihinin üzerinden bir yıl geçmeden muteber olmaz.
Bu Sözleşmeyi onaylamış bulunan ve önceki fıkrada belirtilen on yıllık devrenin sonundan itibaren bir yıl içinde bu Madde hakkını kullanmamış her üye yeniden on yıllık müddet için bağlanmış olacak ve bundan sonra bu Sözleşmeyi, her on yıllık sürenin sona ermesinden sonra, bu maddede derpiş edilen hükümlere göre feshedilebilecektir.
Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, Teşkilat üyeleri tarafından kendisine bildirilen bütün onay ve fesihlerin tescil işlemini Milletlerarası Çalışma Teşkilatının bütün üyelerine bildirecektir.
Genel Müdür, kendisine gönderilen sözleşmenin ikinci onay belgesinin tescil edildiğini ikinci teşkilat üyelerine bildirirken bu Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihine Teşkilat üyelerinin dikkatini çekecektir.
Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, önceki maddeler gereğince tescil etmiş olduğu onay ve fesih işlemlerine dair bilgilerin tamamını Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 102 nci maddesi uyarınca tescil edilmek üzere Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine ulaştıracaktır.
Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu gerekli gördüğü hallerde, bu Sözleşmenin uygulanması hakkında Genel Konferansa bir rapor sunacak ve sözleşmenin tamamen veya kısmen değiştirilmesi konusunun Konferans gündemine alınıp alınmaması hususunu inceleyecektir.
Genel Konferansın, bu Sözleşmenin tamamını veya bir kısmını değiştiren yeni bir Sözleşme kabul etmesi halinde ve bu yeni Sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde;
Değişiklik getiren yeni Sözleşmenin bir üye tarafından onaylanması bu yeni Sözleşmenin yürürlüğe girmesi kaydıyla, yukarıdaki sekizinci madde hükümleri gözönünde tutulmaksızın, İşbu Sözleşmenin derhal feshi neticesini doğuracaktır.
Değişiklik getiren yeni Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihinden itibaren işbu sözleşme üye onayına artık açık tutulmayacaktır.
Bu Sözleşme’yi onaylamış bulunan ve değişiklik getiren Sözleşmeyi onaylamayacak olan ülkeler açısından işbu Sözleşme aynı muhteva ve biçimde yürürlükte kalacaktır.
Bu sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinleri aynı derecede muteberdir.
Şerafettin Can Atalay tarafından Anayasa Mahkemesi‘ne yapılan bireysel başvuru hakkında Mahkeme Genel Kurulu 25 Kasım 2023 tarihinde 2023/53898 sayılı kararı vermiştir. Mahkeme, Anayasa’nın 67. maddesinde güvence altına alınan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Karar, 27.1.2023 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.
| TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
| ANAYASA MAHKEMESİ |
| GENEL KURUL |
| KARAR |
| ŞERAFETTİN CAN ATALAY BAŞVURUSU (2) |
| (Başvuru Numarası: 2023/53898) |
| Karar Tarihi: 25/10/2023 |
| R.G. Tarih ve Sayı: 27/10/2023-32352 |
| Başkan | : | Zühtü ARSLAN |
| Başkanvekili | : | Hasan Tahsin GÖKCAN |
| Başkanvekili | : | Kadir ÖZKAYA |
| Üyeler | : | Engin YILDIRIM |
| Muammer TOPAL | ||
| M. Emin KUZ | ||
| Rıdvan GÜLEÇ | ||
| Yusuf Şevki HAKYEMEZ | ||
| Yıldız SEFERİNOĞLU | ||
| Selahaddin MENTEŞ | ||
| Basri BAĞCI | ||
| İrfan FİDAN | ||
| Kenan YAŞAR | ||
| Muhterem İNCE | ||
| Raportörler | : | Yunus HEPER |
| Kübra ÇİFTÇİ | ||
| Başvurucu | : | Şerafettin Can ATALAY |
| Vekilleri | : | 1. Av. Fikret İLKİZ |
| 2. Av. Evren İŞLER |
1. Başvuru; milletvekili seçilerek yasama dokunulmazlığı kazanan başvurucunun yargılamada durma kararı verilmesi talebinin reddedilerek yargılamaya devam edilmesi nedeniyle seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının, tahliye talebinin reddedilmesi nedeniyle de kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
2. Başvuru 20/7/2023 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.
5. İkinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. Bir avukat olan başvurucu; Taksim Yayalaştırma Projesini protesto etmek amacıyla 28 Mayıs – 30 Ağustos 2013 tarihleri arasında Gezi Parkında düzenlenen eylemlerin ülke çapında kitlesel şiddet olaylarına dönüşmesi nedeniyle yürütülen ve Gezi Parkı Davası olarak bilinen ceza davasının sekiz sanığından biridir.
8. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince görülen söz konusu davada, başvurucu hakkında Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs suçundan 25/4/2022 tarihinde mahkûmiyet kararı verilmiş; başvurucunun suçu yardım etme niteliğinde görülerek 18 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükümle birlikte tutuklanmasına karar verilmiştir. Başvurucunun anılan karara yönelik istinaf başvurusu tahliye talebiyle birlikte, Bölge Adliye Mahkemesinin 28/12/2022 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
9. Anılan karar Yargıtay 3. Ceza Dairesinde temyiz incelemesindeyken başvurucu 14 Mayıs 2023 tarihinde yapılan milletvekili genel seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi 28. Dönem Hatay milletvekili olarak seçilmiştir. Başvurucu, milletvekili seçilmesi nedeniyle yasama dokunulmazlığına sahip olduğunu belirterek ilgili Ceza Dairesinden Anayasa’nın 83. maddesi gereğince durma kararı verilmesini ve tahliye edilmesini talep etmiştir. Başvurucunun bu talebi, işin esası bilahare incelenmek üzere münhasıran Dairenin, 13/7/2023 tarihli kararıyla incelenmiş ve reddedilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
“Yasama dokunulmazlığına getirilen ikinci istisna ise soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlardır. Anayasanın 14 üncü maddesi 03.10.2001 gün 4709 sayılı Kanunla değiştirilmeden önce düşünce özgürlüğüne aykırı birçok yasak bulunmaktaydı. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 17 nci maddesine uyumun amaçlandığı düzenlemeyle maddenin kapsamı daraltılmış ve anlaşılır hale getirilmiştir.
Anayasanın 14 üncü maddesinde sayılan durumların yasama dokunulmazlığı kapsamının dışında olması için bulunması gereken şartlar Anayasanın 83 üncü maddesinin 2. fıkrasında belirtilmiştir. Buna göre:
i) Suçun Anayasanın 14. maddesinde sayılan durumlarla ilgili olması,
ii) Suçun soruşturmasına seçimden önce başlanılmış olması,
iii) Yetkili makamın, durumu hemen ve doğrudan doğruya TBMM’ye bildirmesi gerekir.
Anayasanın 14 ‘ üncü maddesinde doğrudan doğruya bir suç tanımı yapılmış, bir suç ihdas edilmiş veya birtakım suç tipleri sayılmış değildir; ancak kavram, ilke ve faaliyetler ile genel çerçeveye yer verilmiştir.
Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması başlıklı 14. madde incelendiğinde kötüye kullanma olarak adlandırılan faaliyetler;
i) Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak,
ii) İnsan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetlerde bulunmak,
iii) Devletin veya kişilerin, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlamak, şeklinde düzenlenmiştir.
Anayasa koyucu hangi suçların Anayasanın 14 üncü maddesi kapsamına gireceğine ilişkin somut bir niteleme yapmamış, bunun kapsamını belirlenmesini bilinçli olarak yargı içtihatlarına bırakmıştır. Anayasa Koyucunun iradesinin, milletvekilinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığına kasteden bir faaliyette bulunduğu takdirde dokunulmazlıktan yararlanmaya devam etmemesi gerektiği yönünde olduğu açıktır.
Her ne kadar Anayasa Mahkemesi’nin Ömer Faruk Gergerlioğlu ve Leyla Güven kararlarında ‘Anayasa’nın 14. maddesinin birinci fıkrasının metninin Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ‘Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar’ ibaresini dolayısıyla da Anayasa’nın 14. maddesinin birinci fıkrası kapsamına girmesi nedeniyle yasama dokunulmazlığı dışında bırakılan suçları salt yargı organlarının kararlarıyla anlamlı bir şekilde belirlemeye ve böylece belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayacak şekilde yorumlamaya elverişli olmadığı’ ifade edilmiş ise de; Anayasa’nın 148. maddesi ile Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45 vd. maddeleri gözetildiğinde asli görevi norm denetimi olan Anayasa Mahkemesi’nin bir anayasa hükmüne yönelik inceleme ve denetleme yetkisinin şekil bakımından denetleme ile sınırlı olduğu ve tali nitelikteki bireysel başvuru yolu ile bir anayasa hükmünün yürürlükten kaldırılamayacağı veya uygulanmasının olanaksız hale getirilemeyeceği dikkate alındığında Anayasa Mahkemesi’nin meri anayasa normunu esastan iptal etme yetkisinin bulunmadığı, anayasa değişikliklerini sadece şekil bakımından inceleyip denetleyebildiği ve bireysel başvuru yoluyla meri anayasa normunun uygulanmasının ortadan kaldıracak veya işlevsiz hale getirecek şekilde bir karar vermesinin hukuken mümkün olmadığı cihetle, Anayasa Koyucunun 14 üncü maddede bilinçli olarak bıraktığı boşluğun maddede öngörülen faaliyetlerin devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyete yönelen tehdidin ağırlığı ile orantılı olacak bir biçimde içtihatta süreklilik ve istikrar ilkeleri de gözetilerek yargı kararları ile doldurularak belirli hale getirilmesi ilgili anayasa normunun yürürlüğünün ve işlevinin korunması bakımından hukuk devletinin bir gereğidir.
Belirlilik ilkesi yalnızca kanuni belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki belirliliği ifade etmektedir. Buna göre hukuk kurallarının belirliliğinin sağlanması yalnızca kanuni düzenleme ile sınırlanamaz. Normlara dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir nitelikleri haiz olması koşuluyla mahkeme içtihatları ile de hukuki belirlilik sağlanabilir.
O halde çözülmesi gereken hukuki mesele hangi suçların Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlar kapsamında değerlendirileceğine ilişkindir.
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun ‘Terör Tanımı’ başlıklı 1 inci maddesine göre, terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini , kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir. Aynı Kanunun “Terör Suçları” başlıklı 3 üncü maddesinde ise 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, mutlak ve asli nitelikte terör suçu olarak tanımlanmıştır.
5237 sayılı Kanun’un ‘Anayasayı İhlal’ başlıklı 309. maddesi cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler hakkında hapis cezasına hükmolunacağını bildirmektedir. Kanunun ilgili madde gerekçesinde; ‘Anayasanın Başlangıç Kısmında aynen ‘Millet iradesinin mutlak üstünlüğü; egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk dışına çıkamayacağı: Hiç bir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığını, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerini, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılmayacağı;’ şeklindeki ifade ile siyasal iktidarın kuruluş ve işleyişine egemen olması gereken ilkeler gösterilmiş bulunmaktadır. Siyasal iktidarın kuruluşu ve işleyişine egemen olan bu ilkeleri içeren kuralların bütünü, Anayasal düzeni teşkil etmektedir. Bu madde ile korunmak islenen hukuki yarar Anayasa düzenine egemen olan ilkelerdir. Madde ile korunmak istenen hukuki yararın niteliği dikkate alınarak, ‘Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzen’ ibaresi kullanılmış böylece korunmak istenen hukuki yarara açıklık getirilmiştir.’ şeklinde ifadelere yer verilmiştir.
Keza 5237 sayılı Kanun’un ‘Hükümete karşı suç’başlıklı 312. maddesi cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs edenler hakkında hapis cezasına hükmolunacağını bildirmektedir. Kanunun ilgili madde gerekçesinde: ‘Madde metninde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluştuğu üç güçten yönetim gücünü temsil eden Hükümetin ortadan kaldırılmasına veya böyle olmamakla birlikte görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs edilmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suç tanımında da Anayasa düzeninin temel organlarından biri olan Hükümetin ortadan kaldırılmasına veya görevlerinin engellenmesine yönelik teşebbüse ait icra hareketlerini tam suç gibi cezalandırılmaktadır. Maddenin uygulamasına ilişkin diğer hususlar için Anayasayı ihlal ve Yasama organına karşı suça ilişkin maddelerin gerekçelerine bakılmalıdır’ açıklamalarına yer verilmiştir.
Anayasa’nın 14. maddesinde ‘devletin ülkesi ve milleriyle bölünmez bütünlüğünü bozma’ ve ‘insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetlerde bulunma biçiminde’ çerçevesi çizilen faaliyetlerin 3713 sayılı Kanunun terör ve terör suçları tanımında tam da aynı kavram ve kurumlara vurgu yapıldığı ve 5237 sayılı Kanunda düzenlenen anayasayı ihlal suçunun unsurları ve madde gerekçesinde özellikle Anayasa’nın başlangıç hükümlerine yaptığı atıf ve korunan hukuki yarar birlikte değerlendirdiğinde Anayasa’nın 14. maddesinin yargı organlarının kararlarıyla belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayacak şekilde yorumlamaya elverişli olmadığını değerlendirmek mümkün olmayıp, açık bir şekilde 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçların Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Aksi takdirde Türkiye Cumhuriyeti’nin devleti ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne kasteden pek çok kanlı terör eylemini gerçekleştirdikleri için haklarında yukarıda sayılan mutlak terör suçlarından soruşturma ve kovuşturma bulunup yakalanması mümkün olmayan ve kırmızı bültenle aranan şahısların milletvekili seçilmesinin ve yemin ederek göreve başlamalarının önü açılır ki bu durumun hukuken isabetli olduğunu savunmak mümkün değildir.
Muhakeme engeli olan yasama dokunulmazlığı Meclis kararıyla veya 83 üncü maddenin 2. fıkrasında iki istisna olarak getirilen ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumların varlığı halinde kendiliğinden ortadan kalkacaktır.
…
Sanığın üzerine atılı cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunun Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında yer alması ve soruşturmasına seçimden önce başlanmış olması dikkate alındığında Anayasa’nın 83 üncü maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi uyarınca yasama dokunulmazlığından faydalanamayacağı kanaatine varılmakla yargılamanın genel usul hükümlerine göre devam etmesi gerektiği sonucuna ulaşılmış ve aşağıdaki karar verilmiştir.”
10. Başvurucu tarafından söz konusu karara, Yargıtay 4. Ceza Dairesi nezdinde yapılan itiraz da anılan kararda isabetsizlik, usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle ve oy çokluğuyla 17/7/2023 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir.
11. Başvurucu nihai hükmü 18/7/2023 tarihinde öğrendikten sonra 20/7/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
12. Söz konusu bireysel başvuru inceleme aşamasındayken Yargıtay 3. Ceza Dairesi 28/9/2023 tarihli kararıyla başvurucu hakkındaki mahkûmiyet hükmünü onamıştır.
13. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Hükûmete karşı suç” kenar başlıklı 312. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.”
14. İlgili diğer mevzuat ve Yargıtay kararları için ayrıca bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu [GK], B. No: 2019/10634, 1/7/2021, §§ 26-33; Leyla Güven [GK], B. No: 2018/26689, 7/4/2022, §§ 43-50).
15. Anayasa Mahkemesinin 25/10/2023 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
16. Başvurucu, yargılama devam ederken milletvekili seçilmiş olması nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisinden (TBMM) dokunulmazlığın kaldırılmasına dair parlamento kararı alınıncaya kadar yargılamada durma kararı verilmesi gerektiği halde talebi reddedilerek yargılamaya devam edilmesinin seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlali olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca Anayasa Mahkemesinin Ömer Faruk Gergerlioğlu ve Leyla Güven kararlarında aynı konuyu nihai bir şekilde hükme bağladığını; ancak Yargıtayın, durma talebinin reddine dair kararda Anayasa Mahkemesi kararlarından açık bir şekilde bahsettiği halde bu kararlara bilinçli bir şekilde uymadığını belirterek adil yargılanma hakkının da ihlal edildiğini iddia etmiştir.
17. Bakanlık 22/8/2023 tarihli görüşünde, Anayasa Mahkemesinin Ömer Faruk Gergerlioğlu kararında, Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlar kapsamında görülen bir suç nedeniyle yasama dokunulmazlığının bulunmadığı yönünde karar verilirken yetkili hâkim veya Cumhuriyet savcısı tarafından yapılacak değerlendirmenin usulünü belirlediğini, Yargıtay ilgili Dairesinin yargılamada durma kararı verilmesine yönelik talebi reddederken Anayasa Mahkemesinin Ömer Faruk Gergerlioğlu kararında belirlediği usule uygun karar verdiğini belirtmiştir. Öte yandan, hangi suçların 14. madde kapsamındaki durumlara gireceğinin yargı kararlarıyla belirlenebileceğini, ayrıca mevcut başvurunun Ömer Faruk Gergerlioğlu kararına konu olaydan farklı yönlerinin bulunduğunu, anılan karara konu olayda başvurucu terör örgütü propagandası yapma suçundan yargılanmakta iken mevcut başvuruda başvurucunun Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçundan yargılandığını, Yargıtayın mevcut başvurudaki suçun 14. madde kapsamında olduğuna dair içtihadının istikrarlı olduğunu, bu durumun başvurucu tarafından da öngörülebilir olduğunu ileri sürmüştür.
18. Başvurucu 28/8/2023 tarihinde Bakanlık görüşüne karşı beyanında; demokratik hukuk devleti ilkelerine aykırı olduğunu ileri sürdüğü Bakanlık görüşünün, hukuki değil siyasi bir görüş olduğunu belirterek başvuru formunda ileri sürdüğü ihlal iddialarını yinelemiştir.
19. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun bu başlık altındaki şikâyetlerinin “Anayasa’nın Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması” kenar başlıklı 14. ve “Yasama dokunulmazlığı” kenar başlıklı 83. maddelerinin ışığında ve bir bütün olarak Anayasa’nın 67. maddesinde güvence altına alınan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 49).
20. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması” kenar başlıklı 14. maddesi şöyledir:
“Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.
Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.”
21. Anayasa’nın “Seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları” kenar başlıklı 67. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı ve dördüncü fıkrası şöyledir:
“Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak … seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma … hakkına sahiptir.
Bu hakların kullanılması kanunla düzenlenir.”
22. Anayasa’nın “Yasama dokunulmazlığı” kenar başlıklı 83. maddesi şöyledir:
“Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisçe başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.
Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır; üyelik süresince zamanaşımı işlemez.
Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.
Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasi parti gruplarınca, yasama dokunulmazlığı ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.”
23. Milletvekillerinin yasama faaliyetine katılmasına yönelik müdahaleler Anayasa Mahkemesinin konu bakımından inceleme alanına girer (Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 123; Sebahat Tuncel, B. No: 2012/1051, 20/2/2014, §§ 56-58; Kadri Enis Berberoğlu (2) [GK], B. No: 2018/30030, 17/9/2020, § 55; Ömer Faruk Gergerlioğlu, §§ 56-60).
24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
25. Anayasa Mahkemesi, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile ilgili genel ilkelere çok sayıda kararında yer vermiştir. Anayasa Mahkemesi, seçilme hakkının sadece seçimlerde aday olma hakkını değil aynı zamanda ilgilinin seçildikten sonra milletvekili sıfatıyla temsil yetkisini fiilen kullanabilmesini de kapsadığını kabul etmiş ve seçilmiş milletvekillerinin yasama faaliyetine katılmasına yönelik sınırlamaların onların seçilme haklarına ve dolayısıyla siyasi faaliyette bulunma hakkına yönelik birer müdahale teşkil ettiği sonucuna ulaşmıştır (diğerleri arasından bkz. Mustafa Ali Balbay, § 132; Mustafa Hamarat [GK], B. No: 2015/19496, 17/1/2019, § 39; Kadri Enis Berberoğlu (2), §§ 61, 62). Nitekim Gergerlioğlu kararında da Anayasa Mahkemesi, bir ceza mahkemesinde yargılanmakta iken milletvekili seçilerek yasama dokunulmazlığını kazanan başvurucunun hukuksal durumunu incelemiş ve durma kararı verilmeyerek yargılamaya devam edilmesinin başvurucunun seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkına müdahale oluşturduğuna karar vermiştir (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 69).
26. Eldeki olayda başvurucu, 14/5/2023 tarihinde yapılan 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nde milletvekili seçilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun genel olarak yasama dokunulmazlığına sahip olduğu konusunda kuşku bulunmamaktadır. Bununla birlikte başvurucunun durumunun Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen istisna kapsamında olduğu gerekçesiyle yargılamaya devam edilmiş ve tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir. Başvurucu, milletvekili seçildikten sonra tahliye edilmediğinden TBMM’de yemin edememiş ve milletvekilliği görevini fiilen yerine getirememiştir. Bu görevin yerine getirilmesine engel olan tutukluluk halinin milletvekili olarak siyasi faaliyet ve temsil hakkını engellemiş olması da seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkına ayrıca bir müdahale teşkil etmektedir (yasama dokunulmazlığı müessesesine ve yasama dokunulmazlığı kapsamına giren yargılama işlemlerine ilişkin ayrıntılı açıklamalar için bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu, §§ 61-68). Dolayısıyla yargılamaya ve tutukluluk halinin devamına karar verilmesiyle birlikte başvurucunun seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkına müdahale edilmeye başlandığı kabul edilmiştir.
27. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 67. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.“
28. Somut başvuruya benzer nitelikte olan Ömer Faruk Gergerlioğlu başvurusunda Anayasa Mahkemesi dokunulmazlık müessesesinin teminat altına almaya çalıştığı güvenceleri yargı makamları eliyle sağlayacak yargısal mekanizmaların bulunmadığını, Anayasa’nın 14. maddesinin yasama dokunulmazlığı dışında bırakılan suçları salt yargı organlarının kararlarıyla anlamlı bir şekilde belirlemeye ve böylece belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayacak şekilde yorumlamaya elverişli olmadığını tespit etmiş; bu bağlamda seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarının korunmasına ilişkin temel güvencelere sahip, belirliliği ve öngörülebilirliği sağlayan anayasal veya yasal bir düzenlemenin bulunmaması nedeniyle başvurucunun Anayasa’nın 67. maddesinde güvence altına alınan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Ömer Faruk Gergerlioğlu, §§ 119-134).
29. Buna karşın eldeki başvuruda Yargıtay 3. Ceza Dairesi, temyiz için önünde bulunan davanın sanığı olan başvurucunun üzerine atılı cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunun Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında yer aldığı ve bu nedenle Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi uyarınca yasama dokunulmazlığından faydalanamayacağı kanaatine varmış, tahliye ve yargılamanın durması taleplerinin reddi ile yargılamanın devamına karar vermiştir.
30. Yargıtay 3. Ceza Dairesine göre Anayasa’nın 14. maddesinde doğrudan doğruya bir suç tanımı yapılmış, bir suç ihdas edilmiş veya birtakım suç tipleri sayılmış olmasa da kavram, ilke ve faaliyetler ile genel çerçeveye yer verilmiştir. Yine Daire, Anayasa koyucunun iradesinin, milletvekilinin Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığına kasteden bir faaliyette bulunduğu takdirde dokunulmazlıktan yararlanmaya devam etmemesi gerektiği yönünde olduğunu ifade etmiştir (bkz. § 9).
31. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru yolunda kamu gücünü kullanan bir organ doğrudan doğruya bir Anayasa normuna dayanarak bir temel hak veya özgürlüğe müdahalede bulunmuş ise müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçütlere uygun olup olmadığını incelemektedir.
32. Söz konusu ölçütlerin başında “kanunilik” gelmektedir. Anayasa Mahkemesi 13. maddede yer alan kanunilik kavramını özerk olarak yorumlamaktadır (kanunilik ölçütüne ilişkin temel ilkelerin vurgulandığı kararlar için bkz. Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 36; Tuğba Arslan [GK], B. No: 2014/256, 25/6/2014, § 82 vd.; Fikriye Aytin ve diğerleri, B. No: 2013/6154, 11/12/2014, § 34 vd.; Hayriye Özdemir, B. No: 2013/3434, 25/6/2015, §§ 56-61; Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş. [GK], B. No: 2014/19270, 11/7/2019, §§ 35-36).
33. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan “kanunla sınırlanabilir” lafzı açık olmakla birlikte, Anayasa Mahkemesi doğrudan Anayasa metnine dayanılarak gerçekleştirilen temel hak ve özgürlüklere yönelik müdahalelerin kanunilik şartını sağlamadığının -kategorik olarak- ileri sürülemeyeceğinin altını çizmiştir. Somut olayda başvurucunun seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkına Anayasa’nın 14. maddesi uyarınca müdahale edilmiştir. Derece mahkemeleri kanun koyucu tarafından kabul edilmiş olan bir kanun metnini yorumlayıp uygulayarak değil doğrudan Anayasa hükmüne dayanarak başvurucunun Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan yasama dokunulmazlığından faydalanamayacağına karar vermiştir. Eldeki başvuruda olduğu gibi müdahaleye imkân veren kuralın bir kanun hükmü değil de doğrudan doğruya, normlar hiyerarşisinde daha üstte yer alan ve kanunlara göre temel hak ve özgürlüklere çok daha yüksek güvence sağlayan Anayasa’nın bir kuralı olması da mümkündür. Bu çerçevede, temel hak ve özgürlüklere müdahale belirli ve öngörülebilir bir yorum ve uygulama yapmaya elverişli olan bir Anayasa normuna dayanmışsa müdahalenin kanuniliği şartı sağlanmış olacaktır (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 75).
34. Bununla birlikte birçok kararda ifade edildiği üzere kanunilik ölçütü aynı zamanda maddi bir içeriği de gerektirir ve bu noktada kanunun niteliği önem kazanır. Bu anlamıyla kanunilik ölçütü, sınırlamaya ilişkin kuralın erişilebilirliğini ve öngörülebilirliği ile kesinliğini ifade eden belirliliğini garanti altına alır (Metin Bayyar ve Halkın Kurtuluş Partisi [GK], B. No: 2014/15220, 4/6/2015, § 56; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri [GK], B. No: 2014/920, 25/5/2017, § 55; Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş., § 37). Tam da bu sebeple Anayasa Mahkemesi Gergerlioğlu kararında, aynı şekilde sınırlama doğrudan doğruya bir Anayasa kuralına dayanıyorsa söz konusu kuralın da belirli ve öngörülebilir olarak yorumlanıp yorumlanamayacağının değerlendirilmesi gerektiğine karar vermiştir (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 76).
35. Nitekim Gergerlioğlu kararından önce verdiği bir kararında Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 28. maddesinin sekizinci fıkrasını, başvuruya konu müdahalenin koşullarında Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan “kanunla sınırlanma” ölçütünü taşıyıp taşımadığı yönünden incelemiştir (Ersin Basın ve Yayıncılık San. ve Tic. Ltd. Şti. ve diğerleri, B. No: 2016/54096, 30/6/2021). Anılan fıkrada Türkiye’de yayımlanan süreli yayınların “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Cumhuriyetin temel ilkelerine, millî güvenliğe ve genel ahlâka aykırı yayımlardan mahkûm olma” hâli söz konusu olduğunda mahkeme kararı ile geçici olarak kapatılabileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın bu hükmü doğrultusunda süreli yayınların geçici olarak kapatılabilmesinin usulü ve şartları, 15/7/1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanunu’nun ek 2. maddesinde düzenlenmişti. 26/6/2004 tarihinde, 5680 sayılı Kanun’u tamamen yürürlükten kaldıran 9/6/2004 tarihli ve 5187 sayılı Basın Kanunu yürürlüğe girmiştir. Bu alanda yeni bir kanuna ihtiyaç duyulmasının sebebi Kanun’un genel gerekçesinde “günümüzün düşünce ve basın özgürlüğü kavramına ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere uygun yeni bir basın kanunu hazırlamak” olarak belirtilmiştir. Kanun koyucu 5187 sayılı Kanun’da süreli yayınların geçici olarak kapatılabilmesi usulüne hiç yer vermemeyi daha uygun görmüştür. Dolayısıyla 5680 sayılı Kanun’un mülga olmasıyla birlikte hukuk sistemimizde süreli yayınların geçici olarak kapatılması yolunu basın özgürlüğüne getirilebilecek bir sınırlama tedbiri olarak düzenleyen yürürlükteki yegâne hüküm olarak Anayasa’nın 28. maddesinin sekizinci fıkrası kalmıştır. Başka bir deyişle Anayasa koyucu söz konusu fıkrada süreli yayınların kapatılabileceğini ve buna ilişkin asgari standartları belirlemiş ancak kanun koyucu süreli yayınların kapatılması usulüne ifade özgürlüğünü koruma gerekçesiyle kanunlarda yer vermemeyi tercih etmiştir (Ersin Basın ve Yayıncılık San. ve Tic. Ltd. Şti. ve diğerleri, §§ 58-63). Bu kararda şu değerlendirmelere yer verilmiştir:
“64. Anayasa’nın anılan hükmünde, süreli yayınlara ilişkin kapatma kararı verilebilmesinin şartları ve kararın geçiciliğine ilişkin koşul açıkça daraltıcı nedenler olarak sayılmıştır. Buna göre Türkiye’de yayım yapan bir süreli yayının kapatılabilmesi için ilk olarak söz konusu yayının devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Cumhuriyet’in temel ilkelerine, millî güvenliğe ve genel ahlaka aykırılık oluşturması gerekir. İkinci olarak söz konusu yayında sorumluluğu olan kişinin yayın sebebiyle devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, millî güvenliğe ve genel ahlaka aykırılık kapsamında kalan bir suçtan dolayı mahkûm olması gerekir. Üçüncü olarak söz konusu ceza mahkûmiyeti nazara alınarak verilecek kapatma kararı ancak bir mahkeme tarafından verilebilir. Son olarak kapatma kararı yalnızca geçici olarak verilebilir.
65. Görüldüğü üzere 28. maddenin sekizinci fıkrası Anayasal düzlemde; sınırlandırma aracının kullanılabileceği meşru sebepleri sıralayan, bu aracı kullanabilecek merciyi ve aracın kullanılabileceği süreyi sınırlandıran bir çerçeve çizmekte ancak anılan aracın kullanılması ile ilgili usul ve şartları yeterli açıklıkta düzenlememektedir. Söz konusu hükümde süreli yayının geçici olarak kapatılabilmesinin şartı “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Cumhuriyetin temel ilkelerine, millî güvenliğe ve genel ahlâka aykırı yayımlardan mahkûm olma” hâli olarak belirtilmiş olmakla birlikte hangi suçların bu hâl kapsamında değerlendirileceği belirli değildir. Dahası Anayasa hükmü, kapatma kararının verilebileceği azami süre, kararı vermeye yetkili mahkeme, izlenecek yargılama usulü gibi hususlara ilişkin herhangi bir hüküm ihtiva etmemektedir. Bu nedenle söz konusu hükümde süreli yayınların geçici olarak kapatılmasının, hangi davranış veya olgulara hangi hukuksal sonuçların bağlanacağı ve bu bağlamda kamusal makamlar için nasıl bir müdahale yetkisi doğacağının belirli bir kesinlik ölçüsünde düzenlendiğinden söz edilemez.
66. Anayasa’nın 14. maddesinin birinci fıkrasında “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozma” ve “insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırma” amaçlarıyla kullanılması temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılması olarak sayılmıştır. Şüphesiz bir temel hak ve özgürlüğün kötüye kullanılmasının hukuk tarafından himaye edilmesi beklenemez. Bunun Anayasa koyucu tarafından ayrıca belirtilmesi maddede belirtilen halleri vurgulamak içindir. Anayasa Mahkemesinin, Anayasa’nın 14. maddesinin metninin Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin belirliliği ve öngörülebilirliğini sağlayıp sağlamadığına ilişkin değerlendirmelerinin 14. maddenin birinci fıkrasında yer alan hakkın kötüye kullanılması yasağının anlam ve kapsamına ilişkin hukuk aleminde doğuracağı bir sonuç yoktur.
67. Anayasa’nın 14. maddesinin ikinci fıkrasında ise Anayasa hükümlerinin nasıl yorumlanacağına ilişkin bir yorum kuralına yer verilmiştir. Söz konusu kural ile Anayasa koyucu Anayasa hükümlerinin temel hak ve özgürlüklerin yok edilmesini ve Anayasa’da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlanmasını mümkün kılacak şekilde yorumlanmasını yasaklamaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi,Gergerlioğlukararında Anayasa’nın 83. ve 14. maddelerini demokrasinin korunması bağlamında sistematik ve hak eksenli bir yoruma tabi tutmuş, milletvekili olan başvurucunun Anayasa’nın 83. maddesinde koruma altına alınan yasama dokunulmazlığından faydalanamaması nedeniyle aynı zamanda Anayasa’nın 67. maddesinde yer alan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarına yapılan müdahalenin Anayasa’yı ihlal ettiğine karar vermiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesinin Gergerlioğlu kararının, Anayasa’nın 14. maddesinin ikinci fıkra hükmünün “uygulanmasının ortadan kaldırılması veya işlevsiz hale getirilmesi” sonucunu doğurduğunun ileri sürülmesi mümkün değildir.
68. Kanun koyucu yasama sürecinde, 5680 sayılı mülga Kanun’da düzenlenen süreli yayınların geçici olarak kapatılması usulüne 5187 sayılı Kanun’da yer vermemesinin gerekçesini açıklamamıştır. Bununla birlikte 5187 sayılı Kanun’un basın özgürlüğünün güçlendirilmesine ağırlık veren genel gerekçesi dikkate alındığında bu yola basın özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahale aracı olması nedeniyle yeni kanunda yer verilmediği anlaşılmaktadır.
69. Müdahaleye dayanak olan kanunların öngörülebilirliği ve belirliliği bağlamında gereken kesinlik düzeyi, büyük ölçüde şikâyet konusu kuralın içeriğine, kapsaması öngörülen alana ve hitap ettiği kişilerin sayısına ve durumuna bağlıdır. Anayasal hükümlerin genel niteliği nedeniyle bunlardan beklenen kesinlik düzeyinin kanunlardan düşük olabileceği unutulmamalıdır (aynı yönde bkz. Rekvényi/Macaristan, B. No: 25390/94, 20/5/1999). Dolayısıyla ifade ve basın özgürlükleri yönünden oluşturduğu tehlikenin ağırlığı doğrultusunda süreli yayınların geçici olarak kapatılması, kamu otoriteleri tarafından gerçekleştirilebilecek muhtemel suistimalleri engelleyecek belirli ve kesin kurallar ile sıkı denetim öngören özel bir kanuni düzenleme gerektirmektedir. Bu doğrultuda eldeki başvuruda gazetenin süresiz olarak kapatılmasının süreli yayınların geçici olarak kapatılmasını düzenleyen “öngörülebilirlik ve belirlilik” ölçütlerini karşılayan kaliteli bir kanunun bulunmamasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Anayasa’nın 28. maddesinin sekizinci fıkrasının soyut kuralına dayanarak (bkz. § 65) yapılan müdahalenin kanunilik şartını karşılamadığı sonucuna varılmıştır.“
36. Görüldüğü üzere Ersin Basın ve Yayıncılık kararında Anayasa Mahkemesi Anayasa’nın 28. maddesinin sekizinci fıkrasının Anayasa’nın diğer maddelerine uygunluğunu incelememiş, kanun koyucuya süreli yayınların kapatılması için kanun çıkarması yönünde cevaz veren bu hükmün -bu hükme dayanarak çıkarılan kanunun ilga edilmesi nedeniyle- doğrudan doğruya uygulandığı başvuruya konu müdahalede, Anayasa’nın 13. maddesinin aradığı anlamda kamu gücünü kullanan organların keyfî davranışlarının önüne geçen ve kişilerin hukuku bilmelerine yardımcı olacak “öngörülebilirlik ve belirlilik” ölçütlerini karşılayan kaliteli bir kanunun bulunmadığı ve bu nedenle Anayasa’nın 28. maddesinin sekizinci fıkrasının soyut kuralının yorumlanması suretiyle yapılan müdahalenin kanunilik şartını karşılamadığı sonucuna varmıştır.
37. Benzer şekilde Anayasa Mahkemesi Gergerlioğlu kararında da -bu hükme dayanarak çıkarılmış bir kanun bulunmaması nedeniyle- doğrudan doğruya uygulandığı müdahalede Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresi yönünden Anayasa’nın 14. maddesinin belirli ve öngörülebilir olarak yorumlanıp yorumlanamayacağını değerlendirmiştir. Anayasa Mahkemesi söz konusu değerlendirmeyi yapmaya başlamadan önce dikkatli bir ayrıma gitmiştir:
“82. Belirtmek gerekir ki anayasa koyucu Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresi kapsamındaki suçların neler olduğunu açıkça belirlememiş, kanun koyucu da söz konusu suçları belirleyen bir kanuni düzenleme yapma yoluna gitmemiştir. Bu nedenle de derece mahkemeleri yargılamaya konu edilen suçun Anayasa’nın 14. maddesi kapsamına giren bir suç olup olmadığını kanun koyucu tarafından çıkarılmış bulunan bir kanun metnini yorumlayıp uygulayarak değil doğrudan Anayasa hükmünü yorumlayıp uygulayarak belirlemektedir. O hâlde derece mahkemelerinin Anayasa’nın 14. maddesine ilişkin olarak yaptığı yorumun öngörülebilirliği ve belirliliği ifade eden kanunilik ölçütüne uygun olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Norm denetiminde olduğu gibi bireysel başvuru yolunda da Anayasa maddelerinin nihai yorum yetkisi Anayasa Mahkemesine aittir (Kadri Enis Berberoğlu (2), § 71).”
38. Ayrıntılı bir değerlendirme sonucunda Anayasa Mahkemesi Anayasa’nın 14. maddesinin metninin Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin yasama dokunulmazlığı dışında bırakılan suçları salt yargı organlarının kararlarıyla anlamlı bir şekilde belirlemeye ve böylece belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayacak şekilde yorumlamaya elverişli olmadığına karar vermiştir (bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu, §§ 79-134). Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Gergerlioğlu kararında ve daha önce verdiği Ersin Basın ve Yayıncılık kararında herhangi bir Anayasa normunun şekil veya esas bakımından denetimini yapmamış, Anayasa normlarının müdahalenin kanuni dayanağı olarak doğrudan doğruya uygulandığı müdahalelerde o tür müdahaleler yönünden belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayacak şekilde yorumlanmaya elverişli olup olmadığını incelemiş; her iki kararında da başvuruya konu ve benzer müdahaleler yönünden “öngörülebilirlik ve belirlilik” ölçütlerinin ancak ilgili Anayasa maddelerine dayanılarak yapılacak bir kanun ile sağlanmasının mümkün olduğunu ifade etmiştir. Açıktır ki Anayasa koyucunun cevaz verdiği bu tür bir kanunun çıkarılması da ancak yasama organının takdirindedir.
39. Anayasa koyucunun hangi suçların Anayasa’nın 14. maddesi kapsamına gireceğine ilişkin somut bir niteleme yapmayarak bunun belirlenmesini bilinçli olarak yargı içtihatlarına bıraktığı şeklindeki başvuruya konu Yargıtay kararındaki değerlendirmelere Gergerlioğlu kararında ayrıntılı olarak açıklanan nedenlerle katılmak mümkün değildir. Başvuruya konu müdahale yönünden Anayasa’nın 14. maddesinin metninin kanunilik şartını taşıyıp taşımadığını değerlendirirken Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin kapsamına ilave olarak Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlar kapsamında görülen bir suç soruşturması ve kovuşturması nedeniyle yasama dokunulmazlığının bulunmadığının tespiti yönteminde kötüye kullanmalara karşı usule ve esasa ilişkin yeterince güvence sağlanıp sağlanmadığını da incelemiştir.
40. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin kapsamı yönünden yaptığı değerlendirmelere Anayasa’nın 14. maddesi metnini inceleyerek başlamıştır. Anayasa Mahkemesinin değerlendirmeleri ve ulaştığı sonuçlardan eldeki başvuru için önem taşıyanları özet olarak şöyledir (bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu, §§ 85-93):
i. Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasının gerekçesinde “14 üncü maddede yer alan suçlardan birini seçimden önce işlemiş olanlar, milletvekili seçilmeden önce haklarında bu suça ilişkin olarak soruşturmaya başlanmış ise madde hükümlerine göre dokunulmazlıktan yararlanamayacaklardır.” denilmiştir. Gerekçede “14 üncü maddede yer alan suçlar” ifadesine yer verilmiş ise de Anayasa’nın 14. maddesinde herhangi bir suça yer verilmemiştir.
ii. Anayasa’nın 14. maddesinin başlığı “Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması” olarak belirlenmiştir. Maddenin birinci fıkrası uyarınca kötüye kullanmadan bahsedebilmek için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir. Birincisi ortada her şeyden önce Anayasa’da yer alan bir temel hak ve hürriyetin kullanımı söz konusu olmalıdır. İkinci olarak da söz konusu temel hak ve hürriyetler “devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler” biçiminde kullanılmalıdır. Dikkat edilirse 14. maddede “suçlar” değil hakkın kötüye kullanılması “durumları” düzenlenmiştir. Bir hakkın kötüye kullanılmasının otomatik olarak suç kabul edilmesi mümkün değildir. Bunun için bir kötüye kullanmanın ayrıca ve açıkça kanunla suç olarak düzenlenmesi gerekir. Nitekim kuralın üçüncü fıkrasında 14. maddedeki durumların müeyyidesinin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir. 14. maddede ne bir suç tanımı yapılmış ne de bir suç listesi verilmiştir.
iii. Öte yandan Anayasa’nın 14. maddesinin birinci fıkrasının, 83. maddenin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresi yönünden yorumlanması -atfın 14. maddeye bir bütün olarak yapılması nedeniyle- anlamsız sonuçlara neden olacaktır. Şöyle ki, bir milletvekilinin Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetlerini temel bir hak veya özgürlüğü kullanma kapsamında gerçekleştirdiği iddia edildiğinde yasama dokunulmazlığından yararlanması mümkün değilken herhangi bir temel hak ve özgürlük kapsamına girmeyen ve çok daha ağır suçlara vücut veren eylemler işlediği iddia edildiğinde milletvekili yasama dokunulmazlığından yararlanabilecektir.
iv. Yukarıda sayılan nedenlerle Anayasa’nın 14. maddesinin birinci fıkrasının metni, Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresini, dolayısıyla da Anayasa’nın 14. maddesinin birinci fıkrası kapsamına girmesi nedeniyle yasama dokunulmazlığı dışında bırakılan suçları salt yargı organlarının kararlarıyla anlamlı bir şekilde belirlemeye ve böylece belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayacak şekilde yorumlamaya elverişli değildir.
v. Anayasa’nın 14. maddesinin ikinci fıkrası ise hem devlete hem de kişilere hitap etmekte ve bunların Anayasa’nın hükümlerinden birini yorumlayarak temel hak ve özgürlüklerin yok edilmesini veya Anayasa’da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmasını yasaklamaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılması yasağını düzenleyen 17. maddesi hükmü Anayasa’nın 14. maddesinin ikinci fıkrası ile paralellik arz etmektedir. Nitekim eldeki başvuruya konu Yargıtay 3. Ceza Dairesinin kararında da kuraldaki değişikliklerin Sözleşme’nin 17. maddesine uyum amacıyla yapıldığı ifade edilmiştir. Buna karşın bugüne kadar bir suçun Anayasa’nın 14. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında kalıp kalmadığının değerlendirilmesinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Sözleşme’nin 17. maddesi kapsamında temel hak ve özgürlüklerin kişi ve gruplarca kötüye kullanılması olarak değerlendirdiği fiiller dikkate alınmamıştır. Nitekim eldeki başvuruya konu Yargıtay 3. Ceza Dairesinin kararında da -atıf yapılmasına rağmen- AİHM’in Sözleşme’nin 17. maddesi kapsamındaki içtihadı göz önüne alınmamıştır. Sonuç olarak bugüne kadar hangi suçların anılan fıkra kapsamına dâhil olduğunun ikinci fıkranın genel ifadelerinden hareketle tutarlı biçimde belirlendiğini söyleyebilmek zordur.
vi. Anayasa’nın 14. maddesinin üçüncü fıkrasında “Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.” hükmüne yer verilmiştir. Kanun koyucu ceza kanunlarında birçok suç tipini düzenlemiş olmasına karşın bu suç tiplerinden hangilerinin Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında olduğu TBMM iradesinin ürünü olan bir kanun ile belirlenmiş değildir.
41. Yukarıdaki değerlendirmelerden çıkan sonuç ise Gergerlioğlu kararında şu şekilde ifade edilmiştir:
“95. Görüldüğü üzere Anayasa’nın 14. maddesi bir taraftan temel hak ve özgürlüklerin hangi amaçlarla kullanılabileceğine, diğer taraftan Anayasa hükümlerinin temel hak ve özgürlükleri Anayasa’nın öngördüğünden daha geniş sınırlandıracak şekilde yorumlanmasını engellemeye ilişkin genel hükümler ihtiva etmektedir. Maddeyle engellenmek istenilen faaliyetlerin suç teşkil eden eylemlerle sınırlı olmadığı, maddenin suç teşkil etsin ya da etmesin belli amaçlarla yapılacak tüm faaliyetleri içeren geniş bir kapsama sahip olduğu anlaşılmaktadır. Asıl amacı yasama dokunulmazlığının kapsamı dışında bırakılan suçları belirlemek olmayan Anayasa’nın 14. maddesinin genel ifadeler içeren metninden hareketle Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin yargı organlarınca belirliliği ve öngörülebilirliği sağlayarak anlamlı bir şekilde yorumlanması mümkün görünmemektedir.”
42. Yargıtayca değişik tarihlerde, Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresi yorumlanırken farklı sonuçlara ulaşılmış olması nedeniyle Anayasa Mahkemesi Gergerlioğlu kararında bunun sebeplerine odaklanmıştır. Yargıtay’ın söz konusu ibarenin kapsamını kimi zaman 14. maddenin birinci, kimi zaman ikinci fıkrasına atfen belirlediği tespit edilmiştir. Nitekim Gergerlioğlu kararında atıf yapılan bir kararında Yargıtay, söz konusu ibarenin kapsamını sadece Anayasa’nın 14. maddesinin birinci fıkrasını dikkate alarak belirlediğinden, aynı maddenin ikinci fıkrası kapsamında olduğunda kuşku bulunmaması gereken halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama suçunu yasama dokunulmazlığına istisna olan suçlar arasında görmemiştir (bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 27).
43. Yargıtayın Gergerlioğlu dosyasına sunulan kararları (bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu, §§ 26-33) ile başvuruya konu kararından (bkz. § 9) sadece terörle bağlantılı suçları “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresi kapsamında görme eğiliminde olduğu anlaşılmaktadır. Hâlbuki 14. maddenin kapsamı terörle bağlantılı meselelerden daha geniştir (bkz. §§ 37-40). Üstelik Yargıtay kararlarında temel haklar kötüye kullanılmadan işlenen terörle bağlantılı suçların yasama dokunulmazlığı kapsamında kalıp kalmadığı ile kapsam dışı bırakılan suçların bir temel hak ve özgürlüğün kötüye kullanılarak işlenmesinin zorunlu olup olmadığı açıklanmamaktadır (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 96).
44. Nitekim eldeki başvuruya konu Yargıtay kararında da “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresi, “Anayasa’nın 14. maddesinde ‘devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozma’ ve ‘insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetlerde bulunma biçiminde’ çerçevesi çizilen faaliyetlerin 3713 sayılı Kanunun terör ve terör suçları tanımında tam da aynı kavram ve kurumlara vurgu yapıldığı” gerekçesiyle “5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçların Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatine” varıldığı ifade edilmiş, kapsam bir kez daha sadece terörle bağlantılı bazı suçlarla sınırlandırılmıştır. Ancak bu kez de Yargıtay, Gergerlioğlu kararına konu mahkûmiyet kararını onayan kararında terör örgütünün propagandasını yapma suçunun Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında kaldığına karar vermesine karşın (bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 20), Yargıtay 3. Ceza Dairesi eldeki başvuruya konu kararında “mutlak ve asli nitelikte terör suçu” olarak görmediği suçları ve bu kapsamda terör örgütünün propagandasını yapma suçunu Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında görmemiştir (bkz. § 9).
45. Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında Anayasa’nın 83. maddesine getirilen istisnaların -Anayasa’nın 67. maddesinde güvence altına alınan seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı da dikkate alındığında- dar ve özgürlük lehine yorumlanması gerektiğini ifade etmiştir (Mustafa Ali Balbay, § 114; Mehmet Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, § 99; Kadri Enis Berberoğlu (2), § 91). Eldeki başvuruya konu 3. Ceza Dairesi kararında Yargıtay’ın önceki içtihatlarından farklı olarak Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında kaldığı düşünülen suçlar sayma yoluyla gösterilmiş, ancak içtihadın neden değiştirildiğine, Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasındaki “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresi maddenin tümüne atıf yaptığı halde 14. maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarının niçin tamamen değerlendirme dışında bırakıldığına ilişkin makul bir gerekçeye yer verilmemiştir.
46. Hal böyle olunca Yargıtay 3. Ceza Dairesinin başvuruya konu kararında Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresine ilişkin olarak Anayasa’nın 14. maddesi metni üzerinden yaptığı yorumların kuralda bir belirlilik ve öngörülebilirlik sağladığını söylemek mümkün değildir. Dolayısıyla belirtmek gerekir ki Yargıtay kararları söz konusu belirsizliği ortadan kaldırmakta yetersiz kalmaya devam etmektedir.
47. Anayasa Mahkemesi Gergerlioğlu kararında, Anayasa koyucunun “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresindeki belirsizliği giderme yetkisini münhasıran kanun koyucuya bıraktığının altını önemle çizmiştir. Gerçekten de Anayasa koyucu Anayasa’nın 14. maddesinin üçüncü fıkrasında “Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.” ve Anayasa’nın seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkını düzenleyen 67. maddesinin üçüncü fıkrasında “Bu hakların kullanılması kanunla düzenlenir.” hükümlerine yer vermiştir. Görüldüğü üzere Anayasa koyucu Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin belirliliğini sağlama görevini kanun koyucuya vermiş, yorum yoluyla 14. madde kapsamına giren suçları belirlemek için yargı organına açık bir yetki vermemiştir. Kuşkusuz ki yargı organı kural koyucu bir organ olmadığı için yorum yolu ile yasama dokunulmazlığının ve dolayısıyla seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının kapsamını belirleyemez (bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 98; bu konuyla ilgili olarak ayrıca bkz. Kadri Enis Berberoğlu (2), § 89).
48. Anayasa Mahkemesi, TBMM’nin iradesi olan bir kanun bulunmaksızın temel hak ve özgürlüklerin Anayasa Mahkemesi veya diğer mahkeme içtihatları ile sınırlanmasının mümkün olmadığını kabul etmektedir (Tuğba Arslan, § 80 vd.; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 54; Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş., § 36; Süleyman Kurtel [GK], B. No: 2016/1808, 22/1/2021, § 56). Esasen temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinde hak ve özgürlüklerin “ancak kanunla” sınırlanabileceği temel bir ilke olarak benimsenmiştir (kanunilik şartına başka bağlamlarda temel ilkelerin vurgulandığı kararlar için bkz. Sevim Akat Eşki, § 36; Tuğba Arslan, § 82; Hayriye Özdemir, §§ 56-61; Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş. § 35).
49. Anayasa’nın temel hak ve özgürlüklere müdahale eden şeklî anlamda bir kanunun varlığını şart koşmasının sebebi, bunun biçimsel anlamda hukuk devletinin bir gereği olmasıdır. Kanun, TBMM’nin iradesinin ürünü ve Anayasa’da öngörülen usullere uyularak yapılan bir yasama işlemidir. Bu anlayış temel hak ve özgürlükler alanında önemli bir güvence sağlar (Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş., § 36). Bu sayede yürütme ve yargı organlarının, yasamanın belirlediği ilke ve çizdiği sınırlara bağlı kalması ve hukuk düzeninde Anayasa’nın öngördüğü usule uygun olarak çıkarılan kanunların alt kademelerinde yer alan düzenlemelerle temel hak ve özgürlüklerin kolaylıkla sınırlandırılabilmesinin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Anayasa Mahkemesi temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında şeklî anlamda bir kanunun yokluğunu Anayasa’ya aykırılığın ağır bir biçimi olarak kabul etmektedir (Tuğba Arslan, § 98).
50. Anayasa Mahkemesi Tuğba Arslan kararında Anayasa’nın 87. maddesine göre “kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak” görev ve yetkisinin TBMM’ye ait olduğunun altını çizmiştir. Anayasa’nın 7. maddesinde yer alan “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez” kuralı, bir ayrım yapmadan, kanunun maddi ve şekli anlamlarını kapsamaktadır. Anayasa’nın 7. maddesinin anlamı, kanun yapma yetkisinin başka bir mercie devredilemeyeceği ve bunun doğal sonucu olarak da Anayasa’ya göre kanunla yapılması zorunlu olan bir düzenlemenin başka bir merci tarafından yapılamayacağıdır (bkz. Tuğba Arslan § 85).
51. Buna ilave olarak Anayasa’nın “Mahkemelerin bağımsızlığı” kenar başlıklı 138. maddesinde “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.” hükmüne yer verilmiştir. Bu bakımdan, Anayasa’nın 9. maddesi ile Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılan yargı yetkisinin “Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak” kullanılması gerekir. Buna karşın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasının ancak kanunla yapılacağına ilişkin Anayasa’nın 13. maddesinin amir hükmü, bir kanun hükmü olmaksızın mahkemelerin bir hak ve özgürlüğü ilk elden sınırlamasına izin vermez. Anayasa’nın açıkça yasama organına verdiği bir yetkinin mahkemelerce ilk elden kullanılması Anayasa’nın “Egemenlik” kenar başlıklı 6. maddesinde yer alan “Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.” ve “Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.” hükümlerine açık aykırılık oluşturacaktır.
52. Kamu otoritelerinin kaynağını Anayasa’dan almayan bir yetkiyi kullanmalarının devlet ve toplum hayatı için ağır sonuçları olmuştur. Bunun tipik örneği yükseköğretim kurumlarında kız öğrencilerin başörtüleri ile öğrenim göremeyeceklerine dair mahkeme kararları olmuştur. Anayasal ve yasal temelleri bulunmayan ve önceleri idarenin keyfi uygulamaları ile yürütülen başörtüsü yasaklarına daha sonra Anayasa Mahkemesinin 1989 ve 1991 yıllarında verdiği iki kararla hukuksal dayanak bulunmaya çalışılmış, bahsi geçen Anayasa Mahkemesi kararları uzun yıllar boyunca başörtüsü bağlamında din ve inanç özgürlüğünü sınırlandırmanın hukuki dayanağı kabul edilmiştir (bahsi geçen kararlar için bkz. AYM, E.1989/1, K.1989/2, K.T. 7/3/1989; AYM, E.1990/36, K.1991/8, K.T. 9/4/1991).
53. Daha sonra AİHM de başörtüsüne ilişkin Leyla Şahin/Türkiye kararında, hukuken öngörülmüş olma (prescribed by law) şartını kendi özerk yorum ilkeleri ışığında incelemiştir. Hakların biçimsel kanun hükümleri bulunmadan sınırlandırılabileceğini kabul eden AİHM, Anayasa Mahkemesinin konuya ilişkin kararlarından uzun alıntılar yaparak bu kararların ve -kanuni ve anayasal dayanakları olmayan- yönetmeliklerin yeterli hukuki dayanak oldukları sonucuna ulaşmıştır (bkz. Leyla Şahin/Türkiye, B. No. 44774/98, 29/6/2004, §§ 33-51).
54. AİHM’in Sözleşme’ye taraf ülkelerin farklı hukuk sistemlerini dikkate alarak yaptığı söz konusu değerlendirmelerine karşılık Anayasa Mahkemesi Tuğba Arslan kararında, hâkimin yarattığı hukukun insan hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması gibi tamamen biçimsel kanunilik ilkesi temelinde örgütlenen bir alanda hiçbir zaman “kanun” niteliğinde kural özelliği kazanamayacağına, Türkiye’de öğrencilerin kılık ve kıyafetlerine ilişkin uygulamanın dayanağı haline gelen Anayasa Mahkemesinin 1989 ve 1991 tarihli kararlarının, Anayasa’nın 13. maddesindeki temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğine ilişkin hükümde yer alan “kanunilik şartı”nı taşıyan kurallar olarak kabul edilemeyeceğine karar vermiştir (bkz. Tuğba Arslan §§ 96, 98).
55. Bu kapsamda 3. Ceza Dairesinin başvuruya konu kararı yahut başka bir yargı merciinin içtihatları, Anayasa’nın 13. maddesindeki temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğine ilişkin hükmünde yer alan “kanunilik şartı”nı taşıyan kurallar olarak kabul edilemez. Anayasa koyucunun kanunla düzenlenmesini öngördüğü bir hususun “boşluk” olarak değerlendirilmesi (bkz. § 9) anayasal olarak mümkün olmadığı gibi bu yönde bir girişim Anayasa’nın açıkça parlamentoya verdiği bir yetkinin bir yargı merciince kullanılması anlamına da gelecektir. Aksine bir kabulün ne 14. maddenin lafzıyla ne de Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen temel hak ve özgürlükleri sınırlama rejimiyle bağdaştırılması mümkündür. Kanun koyucuya Anayasa’yı yorumlarken belirli bir esneklik aralığı bırakan soyut anayasal normlar “Anayasa Koyucunun bilinçli olarak bıraktığı boşluklar” olarak nitelendirilemez. Temel hak ve özgürlükleri düzenleyen Anayasa normlarının yorumu eğer bir sınırlama niteliğinde ise yargı kararları ile değil Anayasa’nın 13. maddesinin amir hükmü gereği ancak kanun koyucu tarafından “doldurulabilir“.
56. Anayasa Mahkemesinin 1/7/2021 tarihli Gergerlioğlu kararından bugüne kadar kanun koyucu Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin belirliliğini sağlamak için yasal bir düzenleme yapmamıştır. Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında TBMM’nin rızası olmadıkça seçilmiş bir milletvekilinin görevi süresince hiçbir şekilde tutulamayacağı, tutuklanamayacağı, sorgulanamayacağı ve yargılanmayacağı belirtilmektedir. Meclis uygulaması ve geleneği gözönünde bulundurulduğunda bir milletvekili olan başvurucunun görev süresi esnasında -milletvekili seçilmeden önce soruşturmasına başlanmış olsa bile- yasama dokunulmazlığının bulunmadığının yargı makamlarınca tespit edilebileceğini makul bir şekilde öngörmesi beklenemez. Bu itibarla Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 14. maddesindeki durumların kapsamını ortaya koyan yasama dokunulmazlığının güvencelerini sağlayacak öngörülebilirlikte anayasal veya kanuni kurallar bulunmadığının açık olduğunu bir kez daha tekrarlamaktadır (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 102).
57. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde Anayasa’nın 14. maddesi ile Anayasa’nın seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkını düzenleyen 67. maddesinin üçüncü fıkralarından hareketle Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin kapsamına hangi suçların girdiği konusunda kanun koyucunun düzenlemesi dışında yargı organlarınca yapılan yorumlarla belirlilik ve öngörülebilirliği sağlamanın mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 103). Bu itibarla Gergerlioğlu kararında varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
58. Anayasa Mahkemesi Gergerlioğlu kararında kanunilik şartının sağlanabilmesi için ayrıca yasama dokunulmazlığının Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlar kapsamında görülen bir suç soruşturması ve kovuşturması nedeniyle bulunmadığının tespiti yönteminde usule ve esasa ilişkin güvenceler bulunup bulunmadığı yönünden de inceleme yapmıştır.
59. Temel hak ve özgürlüklere müdahaleye izin veren bir kanunun kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu birtakım güvenceler de içermesi gereklidir. Zira kanunilik ölçütü, sınırlamaya ilişkin kuralın öngörülebilirliği ile kesinliğini ifade eden belirliliğini de garanti altına almaktadır. Belirlilik, temel hakların sınırlandırılmasına ilişkin kanuni düzenlemenin içerik, amaç ve kapsam bakımından belirli ve muhataplarının hukuksal durumlarını algılayabilecekleri açıklıkta olmasına ilave olarak keyfîliğe yol açmayacak bir içerikte olmasını da ifade eder. Bir kanuni düzenlemede hangi davranış veya olgulara hangi hukuksal sonuçların bağlanacağı ve bu bağlamda kamusal makamlar için nasıl bir müdahale yetkisinin doğacağı belirli bir kesinlikte ortaya konmalıdır. Ancak böyle bir durumda bireylerin hak ve yükümlülüklerini öngörerek davranışlarını bu doğrultuda tanzim etmeleri mümkün olabilir (bkz. Atilla Yazar ve diğerleri [GK], B. No: 2016/1635, 5/7/2022, § 100-178; Hamit Yakut [GK], B. No: 2014/6548, 10/6/2021, § 76-137; Hayriye Özdemir, §§ 56, 57; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 56; Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş., § 38; Metin Bayyar ve Halkın Kurtuluş Partisi, § 57; norm denetimine ilişkin kararlarda belirliliğe ilişkin açıklamalar için çok sayıda karar arasından bkz. AYM, E.2009/51, K.2010/73, 20/5/2010; AYM, E.2011/18, K.2012/53, 11/4/2012). Ayrıca ilgili kanuni düzenleme temel haklara ne oranda müdahale ediyorsa söz konusu düzenlemede aranacak belirlilik oranı da aynı doğrultuda yükselecektir (Sara Akgül [GK], B. No: 2015/269, 22/11/2018, § 109; Hayriye Özdemir, § 58).
60. Anayasa Mahkemesi Gergerlioğlu kararında, Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin hem kişiler hem de mahkemeler başta olmak üzere kamu gücünü kullanan organlar yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmadığı sonucuna ulaşmıştır.
61. Bir kez daha vurgulamak gerekmektedir ki yasama dokunulmazlığının Meclis kararıyla kaldırılması kuralının iki istisnasından biri olarak düzenlenmiş bulunan ve eldeki bireysel başvuruya konu olan, milletvekilinin seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlardan biri kapsamında işlediği suç nedeniyle yargılanmasına ilişkin olarak Anayasa’da, kanunlarda veya TBMM İçtüzüğü’nde esasa ve usule yönelik güvenceler içeren hükümlere yer verilmemiştir (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 114).
62. Bu çerçevede bir milletvekilinin Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlar kapsamında görülen suçlardan dolayı yasama dokunulmazlığından yararlanamaması için tek şart olarak soruşturmanın seçimden önce başlamış olması gerektiği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesi soruşturmanın seçimden önce başlatılmış olması şartının Anayasa’nın 14. maddesindeki durumların belirsizliğine yönelik olarak asıl amacı milletvekillerinin demokratik işlevlerini gereği gibi yerine getirmesi olan yasama dokunulmazlığının korunması bağlamında seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkına yönelik müdahaleler yönünden yeterli bir güvence oluşturmadığını ifade etmiştir. Buna ilave olarak Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasının “Ancak, bu halde yetkili makam durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır.” biçimindeki son cümlesinde yer verilen zorunluluğun ise dokunulmazlığın bulunmadığının tespit edilmesinde kurucu bir etkisi bulunmadığını, dolayısıyla bu hükmün yargı makamlarınca dokunulmazlığın bulunmadığının tespiti yönteminde bir güvence olmadığını tespit etmiştir. Anayasa Mahkemesinin yaptığı tespitlerden bir başkası ise bahsi geçen ve durumu TBMM’ye bildirmekle yükümlü olan yetkili makamın kim olduğunun açıklanmamış olmasıdır (bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu, §§ 115-118).
63. Gergerlioğlu kararında, yargı mercilerinin seçilmiş bir milletvekilinin dokunulmazlığının bulunmadığına ilişkin bir kararı verebilmesi için Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarıyla ortaya koyduğu ve yapılmasını beklediği asgari değerlendirmeleri yapmadıkları, yalnızca başvurucuya isnat edilen suçun “Anayasanın 14. maddesindeki durumlar“dan birinin kapsamında kalan suçlardan olup olmadığını değerlendirdikleri tespit edilmiştir (bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu, §§ 106-112, 119-123). Nitekim eldeki olayda da Yargıtay 3. Ceza Dairesi -kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu güvenceler içeren bir kanun bulunmadığı için- kendisinden beklenen ve Gergerlioğlu kararında gösterilen aşağıdaki asgari değerlendirmeleri yapmamıştır:
i. Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14. maddesindeki durumlar” ibaresinin kapsamını ortaya koyan bir kanunun bulunup bulunmadığı,
ii. Anayasa Mahkemesinin içtihadında ortaya konulduğu gibi suç isnadının milletvekilinin yasama dokunulmazlığından faydalanmasını engelleyecek derecede ciddi bulunup bulunmadığı, milletvekilinin görevini tam olarak yerine getirmesini engelleyecek gereksiz suçlamalardan olup olmadığı,
iii. Yasama dokunulmazlığının bulunmadığının tespitine konu olan suçlamaların sırf siyasi amaçlarla yapılmış olup olmadığı ve özellikle suçlamanın gerçek amacının bir milletvekiline adil olmayan bir şekilde müdahale etmek ve görevini yerini getirirken özgürlük ve bağımsızlığını tehdit etmek amacı taşıyıp taşımadığı,
iv. Bu kapsamda suçlamaya temel teşkil eden gerekçelerin ciddiye alınması gerektiğini ortaya koyan ve olguları doğrulayan uygun bir soruşturma yapılıp yapılmadığı,
v. Söz konusu eylemin başta ifade özgürlüğü olmak üzere Anayasa’da koruma altında bulunan temel hak ve özgürlüklerin kapsamı içinde olup olmadığı ve hangi sebeplerle demokratik sisteme yönelik bir tehdit ve dolayısıyla bir hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirildiği,
vi. Anayasa’nın 14. maddesinde 2001 yılında yapılan değişiklikle, Anayasa’da yer alan hak ve özgürlüklerin bu hak ve özgürlükleri yıkmak “amacıyla kullanılamayacağı” hükmü yerine getirilen ve bu hak ve özgürlükleri yıkmayı “amaçlayan faaliyetler” olarak kullanılamayacağını öngören hükme göre isnat edilen suçlarda fiil, düşüncelerin açıklanması ve yayılması biçimindeyse bunların demokratik yaşam için doğrudan açık ve yakın tehlike oluşturup oluşturmadığı, gerçek bir zarara sebebiyet verip vermediği ve son olarak başvurucunun amacının başkalarının haklarını yok etmek olup olmadığı,
vii. Yasama dokunulmazlığının bulunmadığının tespitinin milletvekilinin şeref ve haysiyetinin korunması ile parlamentonun çalışmalarını aksatmaması yönünden gerekli olup olmadığı, dokunulmazlık kapsamında kalan soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin -özellikle de koruma tedbirlerinin- uygulanmasının milletvekilliği süresinin sonuna kadar veya Meclisin dokunulmazlığın kaldırılması kararı vermesine kadar ertelenip ertelenemeyeceği,
viii. Yasama dokunulmazlığının bulunmadığının tespiti hâlinde isnat edilen suçlamaların hukuki nitelendirmelerinin sonradan değişme ihtimalinin yüksek olup olmadığı ve bu anlamda muhtemel yeni nitelendirmelerin de “Anayasanın 14. maddesindeki durumlar“dan birinin kapsamında kalıp kalmayacağı,
ix. Anayasa’nın 14. maddesinin devlete verdiği yetki “demokratik sisteme yönelik tehdidin ağırlığı ve süresi ile sıkı sıkıya orantılı bir şekilde” kullanılması gerektiğinden bir milletvekilinin eylemlerinin “Anayasanın 14. maddesindeki durumlar“dan birinin kapsamında kaldığı iddiasıyla yasama dokunulmazlığının bulunmadığının tespitinin başvurulabilecek en son çare olup olmadığı.
64. Hukuk sistemimizde soruşturmaya veya kovuşturmaya devam etmeden önce bir milletvekilinin eylemi nedeniyle demokratik yaşam ve başkalarının hakları üzerinde meydana gelen zararın veya tehlikenin ağırlığını ölçen bağımsız yargısal bir mekanizma bulunmamaktadır. Mevcut durumda ne böyle bir mekanizma ne de savcılıkların ve mahkemelerin milletvekilinin dokunulmazlığının bulunmadığını tespit yetkisini nasıl kullanacağını tarif eden, dahası değerlendirme yaparken yargı makamlarına milletvekillerinin dokunulmazlığının bulunmadığını tespit ederek seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarına yaptıkları müdahalelerin Anayasa’ya uygun olup olmayacağını değerlendirmelerinde yardımcı olacak araçları sunan bir kanun bulunmaktadır. Mevcut uygulama milletvekillerinin yasama dokunulmazlıklarına bir ceza soruşturması veya kovuşturması ile yapılabilecek keyfî ve orantısız müdahaleleri önlemeye elverişli değildir. Milletvekillerinin gereksiz müdahale kaygı ve baskısı taşımalarına neden olacak olan bu uygulama, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarına ağır bir müdahale biçimidir ve dokunulmazlığın Meclisçe kaldırılması veya yargılamanın milletvekilliği görevinin sonuna kadar bekletilmesi gibi daha güvenceli diğer başka usuller varken kanun koyucu bu alanı anayasal güvenceleri sağlayan bir kanun ile düzenlemediği müddetçe başvurulmaması gereken bir yöntemdir (Ömer Faruk Gergerlioğlu, §§ 124-125).
65. Anayasa Mahkemesinin Ömer Faruk Gergerlioğlu kararında vardığı sonuç “meri anayasa normunun uygulanmasının ortadan kaldırılması veya işlevsiz hale getirilmesi” (bkz. § 9) olarak nitelendirilemez. Bu kapsamda tekrar belirtilmelidir ki Anayasa’nın 14. maddesi, yasama dokunulmazlığının dışında bırakılan suçları belirleme amacı ile vazedilmemiştir (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 84). Temel hak ve özgürlüklere ilişkin bazı genel ilkeleri belirlemek üzere getirildiği anlaşılan Anayasa’nın 14. maddesine göre, Anayasa Mahkemesinin Ömer Faruk Gergerlioğlu ve Leyla Güven kararlarının Anayasa hükmünü ortadan kaldırmasının yahut işlevsiz hale getirmesinin söz konusu olmadığı açıktır.
66. Anayasa’nın 14. maddesinin birinci fıkrasında “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozma” ve “insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırma” amaçlarıyla kullanılması temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılması olarak sayılmıştır. Şüphesiz bir temel hak ve özgürlüğün kötüye kullanılmasının hukuk tarafından himaye edilmesi beklenemez. Bunun Anayasa koyucu tarafından ayrıca belirtilmesi maddede belirtilen halleri vurgulamak içindir. Anayasa Mahkemesinin, Anayasa’nın 14. maddesinin metninin Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin belirliliği ve öngörülebilirliğini sağlayıp sağlamadığına ilişkin değerlendirmelerinin 14. maddenin birinci fıkrasında yer alan hakkın kötüye kullanılması yasağının anlam ve kapsamına ilişkin hukuk aleminde doğuracağı bir sonuç yoktur.
67. Anayasa’nın 14. maddesinin ikinci fıkrasında ise Anayasa hükümlerinin nasıl yorumlanacağına ilişkin bir yorum kuralına yer verilmiştir. Söz konusu kural ile Anayasa koyucu Anayasa hükümlerinin temel hak ve özgürlüklerin yok edilmesini ve Anayasa’da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlanmasını mümkün kılacak şekilde yorumlanmasını yasaklamaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi, Gergerlioğlu kararında Anayasa’nın 83. ve 14. maddelerini demokrasinin korunması bağlamında sistematik ve hak eksenli bir yoruma tabi tutmuş, milletvekili olan başvurucunun Anayasa’nın 83. maddesinde koruma altına alınan yasama dokunulmazlığından faydalanamaması nedeniyle aynı zamanda Anayasa’nın 67. maddesinde yer alan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarına yapılan müdahalenin Anayasa’yı ihlal ettiğine karar vermiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesinin Gergerlioğlu kararının, Anayasa’nın 14. maddesinin ikinci fıkra hükmünün “uygulanmasının ortadan kaldırılması veya işlevsiz hale getirilmesi” sonucunu doğurduğunun ileri sürülmesi mümkün değildir.
68. Anayasa’nın 14. maddesinin son fıkrasında hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı davranılması halinde müeyyidelerin kanunla düzenlenmesi gerektiği ifade edilmiştir. Bir kere bir milletvekilinin bir faaliyeti ile temel bir hak veya özgürlüğünü kötüye kullandığı tespit edilse ve müeyyide olarak Anayasa’nın 83. maddesinde yer alan yasama dokunulmazlığından faydalanamayacağı kuralı getirilebileceği kabul edilse bile Anayasa’nın amir hükmü gereği söz konusu müeyyidenin kanunla düzenlenmesi gerekmektedir. Böyle bir kanun bulunmadığı gibi Anayasa Mahkemesi’nin bahsi geçen kararlarında ceza kanunlarındaki suçlardan hangilerinin 14. madde kapsamında kötüye kullanma olarak kabul edileceği ve dolayısıyla yasama dokunulmazlığının kapsamı dışında tutulacağına ilişkin bir kanun hükmünün bulunmadığı da ifade edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi içtihadının bu yönden Anayasa’nın 14. maddesinin üçüncü fıkrasını da “ortadan kaldırması” yahut “işlevsiz bırakması” söz konusu değildir.
69. Esasen somut olayda ve Anayasa Mahkemesinin bahsi geçen Gergerlioğlu kararına konu olayda bir anayasal hükmün ortadan kaldırılması veya işlevsiz bırakılması değil, Anayasa’nın 14. maddesinde 2001 yılında yapılan değişikliğin ruhuyla bağdaşmayan, “kötüye kullanma” yasağının açıkça ihlali söz konusudur. 2001 değişikliği sonrasında Anayasa’nın 14. maddesi ile yalnızca temel hak ve özgürlükleri kötüye kullanan kişilere karşı bir koruma sağlanmasının amaçlanmadığı, Anayasa ile tanınan temel hak ve özgürlüklerin yok edilmesini veya Anayasa’da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunan devlete ve bu bağlamda kamu gücünü kullanan organlara karşı da bir koruma sağladığı tekrar hatırlatılmalıdır. Buna göre devletin, temel hak ve hürriyetlerin “Anayasa’da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlanmasını amaçlaması” da artık bir kötüye kullanma biçimi sayılacaktır. Başka bir deyişle devlet, Anayasa’da yer alan hak ve özgürlüklerin yok edilmesini ve temel hak ve özgürlükler için Anayasa’da gösterilen sınırlamalardan daha geniş sınırlamalar getirmesini amaç edinen bir faaliyette bulunamayacaktır (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 100).
70. Gergerlioğlu kararında Devlet için getirilmiş bu yeni “kötüye kullanma” yasağının varlığına rağmen mahkemelerin “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresine ilişkin olarak Anayasa’nın 14. maddesi metni üzerinden yapacağı her yorum denemesinin -kuralda geçen kavram ve ilkelerin ceza hukukunda hangi suçlara tekabül ettiklerinin ancak kanun koyucu tarafından belirlenmesi gerektiği ve mahkemelerce objektif olarak belirlenmesinin mümkün olmaması nedeniyle- kanunilik ve kıyas yasağı ilkelerini kaçınılmaz olarak zedeleyeceği ve Anayasa koyucunun kuralda gerçekleştirdiği 2001 yılı değişiklikleri ile ortaya koyduğu temel hak ve özgürlüklerin Anayasa’da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmaması yönündeki iradesine aykırılık oluşturacağı ifade edilmiştir (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 101).
71. Anayasa koyucunun Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresindeki belirliliği sağlama görevini münhasıran kanun koyucuya verdiği, yargı içtihatlarının Anayasa’nın 13. maddesindeki temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğine ilişkin hükümde yer alan “kanunilik şartı”nı taşıyan kurallar olarak kabul edilemeyeceği açıktır. Buna karşın Anayasa’nın TBMM’ye verdiği bu yetki yargı organlarınca kullanılarak başvurucunun Anayasa’nın 83. maddesinde koruma altına alınan yasama dokunulmazlığından faydalanamamasına ve dolayısıyla Anayasa’nın 67. maddesinde yer alan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarını kullanamamasına yol açan bir karar verilmiştir. Somut olayda Anayasa’nın açık hükmüne ve Anayasa Mahkemesinin açık içtihadına rağmen temel hak ve özgürlüklerin Anayasa’da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandıran bir yorum tercih edilerek Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmaması” kenar başlıklı 14. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan yorum yasağına aykırı hareket edilmiştir.
72. Kanunilik başlığı altında yapılan değerlendirmeleri şu şekilde özetlemek mümkündür:
i. Anayasa’nın 14. maddesinin metni, Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin yasama dokunulmazlığı dışında bırakılan suçları salt yargı organlarının kararlarıyla anlamlı bir şekilde belirlemeye ve böylece belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayacak şekilde yorumlamaya elverişli değildir.
ii. Nitekim Yargıtay 3. Ceza Dairesinin kararında ve Anayasa Mahkemesine sunulan bugüne kadar aynı konuda verilmiş diğer mahkeme kararlarında ulaşılan farklı sonuçlar Anayasa Mahkemesinin değerlendirmelerini doğrulamış, kuralın belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayacak şekilde tutarlı ve sürdürülebilir bir yoruma ulaşmaya elverişli olmadığını göstermiştir.
iii. Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresindeki belirliliği sağlama görevi münhasıran kanun koyucuya aittir ve kanun koyucu söz konusu ibarenin belirliliğini sağlamak için bugüne kadar yasal bir düzenleme yapmamıştır.
iv. Seçilmiş milletvekillerinin seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarına müdahalenin dayanağı haline gelen yargı içtihatları, Anayasa’nın 13. maddesindeki temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğine ilişkin hükümde yer alan “kanunilik şartı”nı taşıyan kurallar olarak kabul edilemez.
v. Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin belirliliğinin yargı kararları ile sağlanması seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkına bir müdahale oluşturacağı için anayasal olarak mümkün olmadığı gibi Anayasa’nın açıkça parlamentoya verdiği bir yetkinin de kullanılması anlamına gelecektir.
vi. Milletvekilinin seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlardan biri kapsamında işlediği suç nedeniyle yargılanmasına ilişkin olarak Anayasa’da, kanunlarda veya TBMM İçtüzüğü’nde esasa ve usule yönelik güvenceler içeren hükümlere yer verilmemiştir.
vii. Mevcut uygulama yargı makamlarının takdir yetkisini düzenleyen ve keyfî davranışların önüne geçebilmek için gerekli usule ilişkin bütün güvenceleri içermemekte; yargı makamlarını yasama dokunulmazlığına müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelip gelmediğini ve orantılı olup olmayacağını değerlendirmeye zorlayan -dokunulmazlıkların Meclisçe kaldırılması usulünde sağlanan güvence düzeyinde- bir usul ihtiva etmemektedir.
73. Anayasal organların görev ve yetkileri bizzat Anayasa koyucu tarafından düzenlenmiştir. Yargıtay adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adlî yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercii olarak görevlendirilmişken Anayasa hükümlerinin yeknesak bir biçimde uygulanmasını ve yorumlanmasını sağlama görevi de Anayasa Mahkemesine verilmiştir. Anayasa koyucunun 148. maddenin gerekçesinde de ifade ettiği üzere Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru yolunda verdiği kararlar “kamu organlarını, Anayasaya ve kanunlara daha uygun davranma konusunda zorlayıcı” niteliktedir. Esasen 153. maddesinin son fıkrası da, Anayasa Mahkemesi kararlarının mahkemeler dahil kamu gücünü kullanan tüm organlar bakımından bağlayıcı olduğunu ifade etmektedir.
74. Öte yandan Anayasa’nın nihai yorum yetkisine dayanarak Anayasa Mahkemesinin ortaya koyduğu içtihatlara kamu gücünü kullanan organların ve bilhassa mahkemelerin aykırı davranmaları yorum karmaşasına yol açar ve anayasanın üstünlüğüne dayanan bir hukuk düzeninde kabul edilemez. Bu sebeple Anayasa Mahkemesinin diğer kararları gibi bireysel başvuru yolunda verdiği kararlarından sonra kamu gücünü kullanan organların işlem ve eylemlerini, mahkemelerin mevcut içtihatlarını Anayasa’nın 138. maddesi gereğince öncelikle Anayasa’ya uygun karar verme yükümlülüğü karşısında yeniden gözden geçirmeleri gerekir. Anayasal düzenin yeknesak bir biçimde işlemesinin başka türlü sağlanması mümkün değildir.
75. Kamu gücünü kullanan organlar, Anayasa Mahkemesince ihlalin saptandığı andan itibaren, Mahkemenin benzer davalarda ihlal tespitlerini yinelemesine gerek kalmadan, onu telafi etmek için gerekli olan tedbirleri almakla yükümlüdür. Mevcut başvuruda olduğu gibi yapısal bir sorun tespit edilmişse, Anayasa Mahkemesi kararının objektif etkisinin çok daha kuvvetli olduğu kabul edilmelidir. Farklı bir kabul halinde, hakkında Anayasa’ya aykırılığı hükmen saptanmış olan aynı hukuksal durumda bulunan kişilerden yalnızca bir kısmının hukuki korunmadan yararlanabileceği ve bunun ise anayasanın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği kabul edilmelidir. Buna ilave olarak kamu gücünü kullanan organların Anayasa Mahkemesi kararlarına uymamaları, yahut kararlarda varılan sonuçları gözardı etmeleri bu organların kararlarının anayasal meşruiyetine gölge düşüreceği gibi demokratik bir hukuk devletinde anayasa yargısının temel amacı olan ve kamu gücünü kullanan tüm aktörlerin Anayasa’da belirtilen ilke ve normlara göre hareket etmesini ifade eden anayasanın üstünlüğü ilkesini de işlevsiz hâle getirir (bkz. Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021,§§ 107-108).
76. Kuşkusuz Anayasa Mahkemesi Anayasa hükümlerini yorumlama konusunda yegâne makam değildir. Anayasa hükümlerini uygulamak, temel hak ve özgürlükleri korumak ve uyuşmazlıklarda somutlaştırmak diğer yargı organlarının ve kamu gücünü kullanan tüm organların da yükümlülüklerindendir. Bu bağlamda, bir kez daha vurgulamak gerekirse, Anayasa’da yer alan kuralların, temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence ve ölçütlerin yorumlanması bakımından bütün anayasal organların yetkisi bulunmakla birlikte norm denetiminde olduğu gibi bireysel başvuru yolunda da Anayasa maddelerinin nihai yorum yetkisi Anayasa Mahkemesine aittir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Kadri Enis Berberoğlu (2), § 71).
77. Nitekim, Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında, mahkemelerin Anayasa’nın 14. maddesine ilişkin olarak yaptığı yorumların öngörülebilirliği ve belirliliği ifade eden kanunilik ölçütüne uygun olmadığı sonucuna ulaşmış ve Anayasa’nın 14. maddesini dar, özgürlükler lehine ve nihai bir şekilde yorumlamıştır. Anayasa Mahkemesinin Gergerlioğlu kararındaki tespitleri o başvurucuya benzer durumdaki diğer bireyler yönünden olduğu gibi eldeki başvuru için de geçerlidir. Buradaki benzerlik suç isnadındaki benzerlik değil Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında dokunulmazlığın bulunmadığı yönünde yapılan tespitte ortaya çıkan benzerliktir.
78. Diğer yandan Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kararlarının objektif ve subjektif olmak üzere iki temel işlevi bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesinin kararlarının objektif işlevi, genel olarak Anayasa’nın temel hak ve özgürlükleri düzenleyen hükümlerini yorumlamak ve bunların uygulanmasını gözetmektir. Subjektif işlevi ise bireysel başvuru yoluyla önüne gelen somut olayda anılan hükümlerin ihlal edilip edilmediğini incelemek, gerektiğinde başvurucu lehine giderime hükmetmektir (bkz. K.V. [GK], B. No: 2014/2293, 1/12/2016, §§ 52-53; F.N.G., B. No: 2014/11928, 21/6/2017, §§ 37-38).
79. Bireysel başvuru kararlarından sonra kamu makamları ve derece mahkemelerinin aynı meseleye ilişkin incelemelerinde, Anayasa Mahkemesinin Anayasa’nın uygulanması ve yorumlanması, temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ve insan haklarının gerekli kıldığı hâllere ilişkin olarak verdiği kararları dikkate almaları ve Anayasa hükümlerinin yorumuyla varılan sonuçları değerlendirilmeleri gerekir (İbrahim Er ve diğerleri [GK], B. No: 2019/33281, 26/1/2023, § 47). Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruda belirlediği ilkeler, vardığı sonuçlar ve bir ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağına ilişkin belirlemelerine göre hareket ederek kamu gücünü kullanan organların temel hak ve özgürlüklerin mevcut ihlallerinden kaynaklanan Anayasa’ya aykırılığı kaldırması ve yeni ihlallerin önlenmesi için tedbirler alması Anayasa Mahkemesi kararının objektif işlevidir. Böylece Anayasa Mahkemesi temel hak ve özgürlükleri yorumlarken diğer organlar ve kişilerin uygun davranmakla yükümlü oldukları bir hukuk düzeni yaratarak objektif bir işlev üstlenir.
80. Anayasa Mahkemesi kararlarının genel olarak Anayasa’yı yorumlama ve uygulama şeklinde ortaya çıkan objektif işlevinin subjektif işlevine göre ön planda olduğu kabul edilmelidir. Bunun sebeplerinden biri Anayasa’nın 2. maddesinde ifade edildiği gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin niteliklerinden birinin “insan haklarına saygılı” demokratik bir hukuk devleti olmasının ve Anayasa’nın 14. maddesinde ifade edildiği üzere devletin “insan haklarına dayanan demokratik” bir devlet olmasının doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesince tespit edilen bir ihlalin altında yatan sorunları giderme yönünde devletin bir yükümlülüğünün bulunmasıdır. İnsan haklarına saygı gösterme ve dayanma yükümlülüğü devlete, Anayasa’daki bütün hak ve özgürlükleri yetki alanı içerisindeki herkese sağlama ve hak ihlallerini önleme sorumluluğu getirir.
81. İkincillik ilkesi uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu ancak diğer yargı organlarınca ortadan kaldırılmayan ihlaller bakımından bir hak arama imkânı sunmaktadır. Dolayısıyla temel hak ve özgürlüklerin ilk elden kamu makamları ve derece mahkemeleri tarafından korunması gerekir. Bu durum da göstermektedir ki Anayasa Mahkemesi kararlarının öncelikli işlevi anayasal haklar ve özgürlüklerin yorumlanmasıdır. Böylece bireysel başvuru yolu somut bir başvuru ile başlatılmış olmasına rağmen sonuçları itibariyle objektif bir niteliğe bürünmektedir ve bu anlamda aynı zamanda objektif bir hukuk koruması aracı haline gelmektedir.
82. Öte yandan aynı meseleye ilişkin tüm uyuşmazlıkların Anayasa Mahkemesi önüne taşınması sonucunun doğmaması için objektif işlev bireysel başvuru açısından yaşamsaldır. Anayasa Mahkemesince çözümlenmiş meselelere ilişkin tüm uyuşmazlıkların tekrar bireysel başvuruya konu edilerek Anayasa Mahkemesince karara bağlanmasının beklendiği bir bireysel başvuru yolunun sürdürülebilmesi imkânsızdır. Bireysel başvuru yolunun işlerliğini devam ettirmesinde Anayasa Mahkemesinin Anayasa’yı yorumlamasının kritik önemi vardır. Bu işlevini en iyi şekilde yerine getirebilmesi ise -her bir başvuruda adaleti sağlamaktan ziyade- Anayasa Mahkemesinin daha önce Anayasa’yı yorumlamadığı meselelere odaklanmasına bağlıdır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. K.V., § 53; F.N.G., § 38; İbrahim Er ve diğerleri, § 47).
83. Kamu gücünü kullanan organların aynı ihlallerinin devam etmesi, Anayasa Mahkemesinin iş yükünü artırarak bireysel başvuru yolunu etkisizleştireceği gibi kararların sonuçlarının yalnızca somut olaya uygulanması bireysel başvurunun temel hak ve özgürlükleri koruma işlevini de olumsuz etkileyecektir. Bu nedenle kamu gücünü kullanan organlar gerektiğinde, ihlalin tekrarlanmamasına yönelik genel tedbirler almak ve Anayasa Mahkemesi kararları doğrultusunda bu ihlalin hukuk aleminde sebep olduğu sonuçları telafi etmek zorundadır.
84. Nitekim Gergerlioğlu kararında Anayasa Mahkemesi yasama dokunulmazlığının sağlanması için yeterli güvenceler ihtiva etmeyen mevcut sistemin yasama organına seçilmiş milletvekillerinin halkın görüşlerini serbestçe açıklamalarını ve bu anlamda belli kişilerin veya grupların ülkenin siyasal hayatına katılımlarını engelleyici nitelikte olduğu, bu itibarla seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarının etkisini ortadan kaldırdığını (bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 130) tespit ettikten sonra seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı yönünden ihlalin giderimi için yapılması gerekenlere ilişkin şu değerlendirmelerde bulunmuştur:
“198. Diğer taraftan mevcut başvuruda seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı yönünden ulaşılan ihlal, yasama dokunulmazlığına ilişkin olarak Cumhuriyet savcılıklarının veya derece mahkemelerinin Anayasa’ya uygun yorum yapmalarına imkân verecek açıklıkta bir Anayasa veya kanun hükmünün bulunmamasından kaynaklanmıştır.
199. Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlar kapsamında görülen bir suç soruşturması ve kovuşturması nedeniyle yetkili adli makamlarca yasama dokunulmazlığının bulunmadığının tespiti yönteminin hukuk aleminde etkin bir şekilde uygulanabilmesi için gerek 14. maddedeki durumlar kapsamına giren suçların belirlenmesi ve gerekse de usul ve esasa ilişkin güvencelerin bulunduğu bir yasal sistemin kurulması konusunda takdir yetkisi yasama organına aittir.
200. Bununla birlikte böyle bir kanunun çıkartılmaması anayasal bir boşluk meydana getirmeyecektir. Zira Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulmazlıkların Meclisçe kaldırılması usulünün tüm suçlar yönünden uygulanması mümkündür.
201. Bu itibarla başvurucunun yargılama sırasında milletvekili olması, başvuruya konu olayın dokunulmazlığın istisnalarından birini oluşturması ve Anayasa Mahkemesi kararının bu konudaki anayasal ve yasal belirsizliği ortaya koyması nedeniyle kararın bir örneğinin bilgi için yasama organına gönderilmesi gerektiği değerlendirilmiştir.”
85. Belirli durumlarda Anayasa Mahkemesi, ihlale sebep olan durumları ortadan kaldırmak için devletin alabileceği veya alması gereken tedbirleri belirtmeyi faydalı veya gerekli görebilmektedir. Bununla beraber bazı durumlarda, tespit edilen ihlalin doğası gereği alınması gereken bireysel veya genel tedbirler de bulunabilmektedir.
86. Gergerlioğlu kararında Anayasa Mahkemesi, mahkemelerce yapılması gerekenin, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkını koruyan temel güvencelere sahip, belirliliği ve öngörülebilirliği sağlayan anayasal veya yasal bir düzenleme yapılmadığı müddetçe, başvurucu hakkında TBMM tarafından dokunulmazlığın kaldırıldığına dair karar alınıncaya kadar yargılamada durma kararı verip başvurucunun tahliye edilmesine hükmetmekten ibaret olduğunu ifade etmiştir. Anayasa Mahkemesi kararında genel bir tedbir olarak “anayasal veya yasal bir düzenleme” gereğine dikkat çektikten sonra mevcut sistemde milletvekillerinin dokunulmazlığının ancak TBMM tarafından kaldırılmasının mümkün olduğunu belirtmiş ve özel bir tedbir olarak da böyle bir karar alınıncaya kadar başvurucunun tahliye edilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
87. Anayasa Mahkemesi Gergerlioğlu kararında seçilmiş milletvekillerinin seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarına müdahalenin dayanağı olan Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresi kapsamında ortaya çıkan meseleyi çözümlemiş, yapısal sorunu ortaya koymuştur. Açıktır ki Anayasa Mahkemesinin Gergerlioğlu kararındaki yapısal sorunları ortaya koyan değerlendirmeleri başvuruculara isnat edilen suçlara bağlı değildir ve bu nedenle sonuçları itibariyle objektif niteliği çok daha belirgindir.
88. Anayasa Mahkemesince tespit edilen ihlalin altında yatan sorunları giderme yönünde kamu gücünü kullanan makamlar genel bir yükümlülüğe sahip olmasına karşın Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Anayasa Mahkemesi içtihadına aykırı davranmış, benzer ihlalleri önleme yükümlülüğünü yerine getirmemiş; aksine başvurucunun anayasal haklarını -Anayasa’nın parlamentoya verdiği bir yetkiyi kullanarak- daraltıcı bir şekilde yorumlamak suretiyle ihlal etmiştir.
89. İncelenen başvuruda bir ceza davasında tutuklu olarak yargılanmakta iken milletvekili seçilerek yasama dokunulmazlığını kazanan başvurucunun durumunun Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen istisna kapsamında olduğu gerekçesiyle durma kararı verilmeyerek hakkındaki yargılamanın devamına karar verilmiş, tahliye edilmemiş, TBMM’de yemin edememiş ve milletvekilliği görevini fiilen yerine getirememiştir.
90. Yasama dokunulmazlığının sağlanması için yeterli güvencelerin olmadığı bir hukuk düzeninde seçmenini temsil eden ve onların taleplerine dikkat çekerek menfaatlerini savunan halkın seçilmiş temsilcilerinin kendileri için vazgeçilmez olan -başta ifade özgürlüğü ve siyasi faaliyetlere katılma hakkı olmak üzere- çok sayıda temel hak ve özgürlükleri üzerinde ciddi ve caydırıcı bir baskı oluşacak, söz konusu hak ve özgürlüklerden serbestçe yararlanmaları mümkün olmayacaktır (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 128).
91. Oysa milletvekilliği görevi demokratik bir siyasal hayatın bahşettiği üstün bir kamusal yarar ve öneme sahiptir. Tam da bu sebeple milletvekilleri anayasal bir koruma alanına sahip kılınmıştır. Seçilmiş milletvekillerinin ifade özgürlüğüne veya milletvekilliği görevini yerine getirmek için kullandıkları diğer hak ve özgürlüklerine yapılacak Anayasa’ya aykırı müdahaleler halk iradesiyle oluşan siyasal temsil yetkisini ortadan kaldıracak, seçmen iradesinin parlamentoya yansımasını önleyecektir (Mustafa Ali Balbay, § 129; Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 129).
92. Gerek yasama dokunulmazlığını koruma altına alan Anayasa’nın 83. maddesi ve gerekse temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmasını yasaklayan Anayasa’nın 14. maddesi ancak demokrasinin korunması bağlamında ve hak eksenli yorumlandıkları takdirde işlevlerini tam olarak yerine getirebilir. Mahkemeler söz konusu anayasal hükümleri özgürlükler lehine yorumlamadıkları gibi onları böyle bir yorum yapmaya sevk edecek esasa ve usule ilişkin güvencelerin bulunduğu bir yasal sistem de bulunmamaktadır (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 133).
93. Netice olarak eldeki başvuruda da Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan Ömer Faruk Gergerlioğlu kararında varılan sonuçtan ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır. Seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarının korunmasına ilişkin temel güvencelere sahip, belirliliği ve öngörülebilirliği sağlayan anayasal veya yasal bir düzenlemenin bulunmaması nedeniyle başvurucunun Anayasa’nın 67. maddesinde güvence altına alınan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.
Muammer TOPAL, Yıldız SEFERİNOĞLU, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN ve Muhterem İNCE bu görüşe katılmamışlardır.
94. Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı başvurucuya isnat edilen suçlardan tamamen bağımsız, yapısal bir sorundan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle başvurucunun yargılandığı davanın esasına ilişkin bir değerlendirme içermemektedir.
95. Başvurucu, 25/4/2022 tarihinde verilen mahkûmiyet hükmüyle birlikte tutuklandığını, ancak 14/5/2023 tarihinde milletvekili seçildiğini, TBMM kararı olmadıkça tutuklanamayacağını ve yargılanamayacağını, dolayısıyla Anayasa’nın 83. maddesinin gereği olarak tutukluluk halinin derhal sonlandırılması gerektiğini belirterek Yargıtayca tahliye talebinin reddedilmesinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali olduğunu ileri sürmüştür.
96. Bakanlık, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak, öncelikle sadece seçilme hakkından inceleme yapılması gerektiğini, eğer kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından da inceleme yapılacaksa seçilme hakkı başlığı altında yapılan açıklamaların bu hak için de dikkate alınması gerektiğini, öte yandan başvurucunun mahkûmiyet hükmüne bağlı olarak tutulması nedeniyle bu hak kapsamındaki ihlal iddialarının kabul edilemez olduğunu, ayrıca mahkemenin tutuklamanın devamına karar verirken sonuç ceza miktarını dikkate aldığını, başvurucunun kaçma şüphesinin bulunduğunu da değerlendirerek bu karara hükmettiğini belirtmiştir.
97. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı vermiş olduğu beyanında başvuru formunda ileri sürdüğü ihlal iddialarını yinelemiştir.
98. Başvurucunun bu başlık altındaki şikâyetleri, mahkûmiyet hükmüyle birlikte verilen tutuklama kararı sonrasında milletvekili seçilmesi ve dolayısıyla yasama dokunulmazlığından yararlanmasına rağmen Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından tutukluluğun devam ettirilmesine yöneliktir. Dolayısıyla bu kısımdaki iddiaların Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.
99. Anayasa’nın “Kişi hürriyeti ve güvenliği” kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ve ikinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
Şekil ve şartları kanunda gösterilen:
Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; … halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz.”
100. 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca suç soruşturması veya kovuşturması sırasında “kanunlarda belirtilen koşullar dışında … tutukluluğunun devamına karar verilen” kişilerin maddi ve manevi her türlü zararlarını devletten istemeleri mümkündür. Buna karşılık Yargıtay 3. Ceza Dairesi, başvurucunun yeniden milletvekili seçilmesinin bireysel başvuruya konu dosya bakımından yasama dokunulmazlığından yararlanması sonucunu doğurmadığını kabul etmiş ve tutukluluğu devam ettirmiştir. Yargıtay tarafından yapılan bu değerlendirme sebebiyle 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi uyarınca açılacak davada derece mahkemelerinin başvurucunun milletvekili seçildikten sonra tutukluluğunun devam ettirilmesinin kanuna uygun olmadığı sonucuna varmaları mümkün görünmemektedir. Buna göre anılan başvuru yolunun somut olayın koşullarında başvurucu bakımından etkili ve sonuç almaya elverişli bir hak arama yolu olarak değerlendirilmemesi gerekir (benzer değerlendirmeler için bkz. Kadri Enis Berberoğlu (2), § 103).
101. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
102. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konulduktan sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).
103. Kişilerin fiziksel hürriyetlerini güvence altına alan Anayasa’nın 19. maddesinin kişi hürriyetinin kısıtlanmasına imkân tanıdığı durumlardan biri de maddenin ikinci fıkrasında “mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi” olarak belirlenmiştir. Bu nedenle yargı organlarınca verilecek mahkûmiyet kararları kapsamında hapis cezasının veya güvenlik tedbirlerinin infaz edilmesi kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal etmez (Tahir Canan (2), B. No: 2013/839, 5/11/2014, § 33).
104. Buna karşılık mahkûmiyet hükmüne bağlı tutmanın hukukiliğini etkileyen bir durum söz konusu olduğunda tutulma hâli “mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi” kapsamında olsa bile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaline sebebiyet verebilir. Özellikle tutmanın önünde doğrudan Anayasa’dan veya kanunlardan kaynaklanan bir engelin bulunduğu (mahkûmiyete konu olan eylemin suç olmaktan çıkarılması, bir cezasızlık hâlinin bulunduğunun anlaşılması, mahkûmiyet hükmünü geçersiz kılan bir kanun değişikliği yapılması gibi) ya da tutmayı sona erdirmeyi zorunlu kılan yargısal bir kararın mevcut olduğu durumlarda özgürlükten yoksun bırakma ile mahkûmiyet kararı arasındaki bağ ortadan kalkar. Bu hâllerde tutmaya devam edilmesi hukuki dayanaktan yoksun bir şekilde özgürlüğün kısıtlanması sonucunu doğurur (Kadri Enis Berberoğlu (3), § 127).
105. Somut olayda başvurucunun Yargıtay 3. Ceza Dairesi önünde temyiz incelemesinde bulunan mahkûmiyet hükmüne bağlı olarak hürriyetinden yoksun bırakıldığı dönemde gerçekleştirilen genel seçimler sonucunda milletvekili seçildiği görülmektedir. Başvurucunun milletvekili seçilmesi halinde Anayasa’nın 83. maddesinde güvence altına alınan yasama dokunulmazlığından yararlanıp yararlanmayacağı meselesi, hükme bağlı tutmanın hukukiliğini doğrudan etkileyen bir durumdur (Mehmet İlker Başbuğ, B. No: 2014/912, 6/3/2014, §§ 78-86).
106. Anayasa Mahkemesi, Ömer Faruk Gergerlioğlu kararında olduğu gibi eldeki başvuruda da başvurucunun seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkını koruyan temel güvencelere sahip, belirliliği ve öngörülebilirliği sağlayan anayasal veya yasal bir düzenlemenin bulunmaması nedeniyle seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır. Bir kimsenin milletvekili seçildikten sonra yargılanıp yargılanmayacağı meselesi ile tutuklanıp tutuklanamayacağı meselesi aynı niteliğe sahiptir. Bu sebeple seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı yönünden yapılan tüm tespit ve değerlendirmeler kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı yönünden de geçerlidir.
107. Buna göre, başvurucunun 14/5/2023 tarihinde yapılan genel seçimlerde milletvekili seçilmesi nedeniyle -seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkını koruyan temel güvencelere sahip, belirliliği ve öngörülebilirliği sağlayan anayasal veya yasal bir düzenleme yapılmadığı müddetçe- yasama dokunulmazlığından yararlanmaya başladığı açıktır. Bu durumda başvurucunun tahliye talebine rağmen tutulmaya devam ettirilmesinin Anayasa’nın 83. maddesiyle bağdaşmadığının kabulü gerekir.
108. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 19. maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
Muammer TOPAL, Yıldız SEFERİNOĞLU, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN ve Muhterem İNCE bu görüşe katılmamışlardır.
109. Başvurucunun seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden, tutukluluk haliyle ilgili olarak Yargıtay tarafından kırkdört gün sonra karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki diğer şikâyeti hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
110. Başvurucu; ihlalin tespit edilerek yargılamada durma kararı verilmesini, tahliyesine karar verilmesini ve 50.000TL manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir.
111. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).
112. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
113. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), § 57).
114. Ayrıca Anayasa Mahkemesince yeniden yargılamaya hükmedilen hâllerde derece mahkemesinin yeniden yargılamaya karar vermesi için lehine ihlal kararı verilenin ya da ilgili başka kişi veya kişilerin talepte bulunması gerekmemektedir. Derece mahkemesi, Anayasa Mahkemesi kararı kendisine ulaşır ulaşmaz -ilgili usul kanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak- taraflarca başvuru yapılmasını beklemeksizin yeniden yargılama yapmak yükümlülüğündedir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının gereği olarak yeniden yargılama yapılacak hâllerde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak bir kabule değerlik incelemesi aşaması da bulunmamaktadır (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), § 58).
115. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken şey, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı gereğince yeniden yargılamaya başladığına dair karar almaktır. Esasen derece mahkemesinin yeniden yargılama yapılması yönünde karar almasıyla birlikte bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği Anayasa Mahkemesince tespit edilen önceki kararı kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Mahkeme sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), § 59).
116. İncelenen başvuruda yasama dokunulmazlığına rağmen hükümle birlikte uygulanan tutukluluğun sürdürülmesi sebebiyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; tutukluluğun sürdürülmesi, yargılamaya devam olunması nedenleriyle de seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararlarından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
117. Başvurucu yargılandığı dava kapsamında bireysel başvuru anında tutuklu statüsünde iken mahkûmiyet hükmünün onanmasıyla hükümlü haline gelmiştir (bkz. § 12). Bu durumda başvurucu milletvekili seçildiği halde tutuklu yargılanmaya devam edilmiş ve hakkındaki mahkûmiyet hükmü de onanmıştır. Buna göre Anayasa Mahkemesince başvurucu hakkında tespit edilen hak ihlallerinin sonlandırılmasına ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yönelik olarak;
i. Yeniden yargılama işlemlerine başlanması,
ii. Mahkûmiyet hükmünün infazının durdurulması ve ceza infaz kurumundan tahliyesinin sağlanması,
iii. Başvurucunun hükümlü statüsünün sona erdirilmesi,
iv. Yeniden yapılacak yargılamada durma kararı verilmesi
işlemlerinin yerine getirilmesi zorunludur (Kadri Enis Berberoğlu (3), §§ 140; ayrıca aynı kararın Anayasa Mahkemesi İhlal Kararlarının Gereğinin Yerine Getirilmesi Usulü başlığı altındaki ayrıntılı değerlendirmeler için bkz. §§ 93-100).
118. Bu amaçla iş bu kararın ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
119. Ayrıca eski hâle getirme kuralı çerçevesinde başvurucuya manevi zararları karşılığında taleple bağlı kalınarak net 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
2. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. 1. Anayasa’nın 67. maddesinde güvence altına alınan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Muammer TOPAL, Yıldız SEFERİNOĞLU, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN ve Muhterem İNCE’nin karşı oyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2. Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Muammer TOPAL, Yıldız SEFERİNOĞLU, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN ve Muhterem İNCE’nin karşı oyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK BULUNMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,
D. Kararın bir örneğinin hak ihlallerinin ortadan kaldırılması için başvurucunun yeniden yargılanmasına başlanması, mahkûmiyet hükmünün infazının durdurulması, ceza infaz kurumundan tahliyesinin sağlanması ve yeniden yapılacak yargılamada durma kararı verilmesi şeklindeki işlemlerin yerine getirilmesi için İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2021/178) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
F. 2.220,60 TL harç ve 18.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 21.020,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 25/10/2023 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY
Başvurucu Şerafettin Can Atalay’ın seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin çoğunluk görüşüne, Anayasa Mahkemesi’nin 2019/10634 Başvuru Sayılı ve 01/07/2021 tarihli Ömer Faruk Gergerlioğlu kararına eklenen “Farklı Gerekçe” ve 2018/26689 Başvuru Sayılı ve 07/04/2022 tarihli Leyla Güven kararının ekinde yer alan “Karşı Oy” muhtevasında dile getirilen görüşler çerçevesinde, iştirak edilmemiştir.
| Üye
Muammer TOPAL |
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
| Üye
Basri BAĞCI |
Üye
İrfan FİDAN |
KARŞIOY
Bu kararda tartışılan temel anayasal sorun ile aynı mahiyetteki sorunun tartışıldığı Leyla Güven ([GK], B. No: 2018/26689, 7/4/2022) kararında karşı oy kullanan üyelerin karşı oylarında belirttikleri gerekçelerle Mahkememiz çoğunluğunun tespit ettiği ihlal sonucuna katılmıyorum.
| Üye
Muhterem İNCE |
5 Aralık – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
|
1782 |
Martin Van Buren (d. 5 Aralık 1782 – ö. 24 Temmuz 1862) Amerika Birleşik Devletleri’nin 8. başkanıdır. 4 Mart 1837’den 4 Mart 1841’e kadar başkanlık görevini yürütmüştür. Başkanlık görevinden önce ABD’nin 8. başkan yardımcısı ve 10. Dışişleri Bakanı olarak görev yapmıştır. Amerika Birleşik Devletleri’nin İngiliz asıllı olmayan ilk başkanıdır. Aslen Hollandalı olan Van Buren, aynı zamanda, Amerikan Devrimi’nin ardından Amerikan vatandaşı unvanıyla dünyaya gelen ilk devlet başkanıdır. Amerika Birleşik Devletleri tarihinde, Thomas Jefferson ile birlikte başkan, başkan yardımcısı ve dışişleri bakanı olarak hizmet vermiş iki başkandan birisidir. |
|
1894 |
Güney Afrikalı hukukçu ve 1961 ile 1967 yılları arasında devlet başkanlığı yapan Charles Robberts Swart dünyaya geldi. (Doğumu: 5 Aralık 1894- Ölümü: 16 Temmuz 1982) |
|
1920 |
TBMM’de Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Grubu kuruldu. Mustafa Kemal Grup Başkanlığına seçildi |
|
1921 |
23 Ocak 1912-23 Temmuz 1912 tarihlerinde Şura-yı Devlet Reisliği yapan Said Halim Paşa, yaşamını yitirdi. (19 Şubat 1864, Kahire-5 Aralık 1921, Roma) |
|
1921 |
Britanya İmparatorluğu, İrlanda devrimci grubu Sinn Fein ile anlaşmaya vardı ve İrlanda bağımsız bir devlet oldu. |
|
1921 |
5 Aralık 1921 tarihinde çıkarılan Genel Af Kanunu ile Fransızların tahliye ettiği işgal bölgelerinde işlenmiş bütün suçların affedildiği TBMM tarafından kabul ve ilan edilmiştir. Kanun, 168 nolu Aff-ı Umumi Hakkında Kanun adını taşımaktadır. 20 Ekim 1921 tarihinde Fransızlarla imzalanan Ankara Anlaşmasının (İtilafnamesinin) beşinci maddesince öngörülen ve Fransızlar tarafından tahliye edilen bölgede genel af ilan edilmesi şartını yerine getirmek amacıyla çıkarılmıştır. Diplomatik ilişkiler sonucunda öngörülen bir siyasi aftır. |
|
1927 |
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Vaşington Büyükelçisi, Ahmet Muhtar Mollaoğlu güven mektubunu sundu. |
|
1927 |
Cumhuriyet döneminin ilk kâğıt paraları tedavüle çıkarıldı. 1, 5, 10, 50, 100, 500 ve 1000 liralık olmak üzere 7 ayrı değerde çıkarılan banknotlar eski Türkçe ve Fransızca bastırıldı. |
|
1933 |
ABD’de 14 yıldır devam eden içki yasağı kalktı. 1920 ile 1933 yılları arasında alkollü içeceklerin üretilmesi, satılması ve taşınması yasaklanmıştı. |
|
1934 |
Kadın Hakları GünüTürkiye’de kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanıyan kanun kabul edildi. 5 Aralık 1934 yılında 1924 Anayasasında ve Seçim Kanununda yapılan yasa değişikliği ile kadınların ilk kez oy kullanmasının ve aday olabilmesinin önü açıldı, yürürlüğe giren son yasayla Teşkilat-ı Esasiye Kanununun 10 ve 11. maddeleri değiştirilerek kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı. Türkiye, Fransa’dan Fransa ve İtalya’dan 11, Romanya’dan 12, Bulgaristan’dan 13, Belçika’dan 14, İsviçre’den ise 36 yıl önce kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıdı. Türkiye’de kadınların katıldığı ilk genel seçimler, 8 Şubat 1935 yılında yapılan TBMM 5. dönem seçimleridir. Bu seçimlerde 17 kadın milletvekili TBMM’ye girmiştir. |
|
1936 |
5 Aralık 1936’da, Türkiye ve Irak, 5 Haziran 1926 tarihli Türk-Irak Sınırı ve İyi Komşuluk İlişkileri Antlaşması süresiz olarak uzatıldı. |
|
1953 |
Bektaşi Şeyhi Sırrı Baba, Bakanlar Kurulu kararıyla sınır dışı edildi. |
|
1951 |
|
|
1957 |
Sukarno, tüm Hollandalıları Endonezya’dan sınır dışı etti |
|
1963 |
Arjantinli savcı Natalio Alberto Nisman dünyaya geldi. (Doğumu: 5 Aralık 1963- Ölümü: 18 Ocak) Buenos Aires Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu ve Ulusal Mahkemeler Adliyesi’nde hukuk katibi olarak görev yaptı. Daha sonra Buenos Aires ilçe banliyösüne savcı olarak atandı. 2004’te AMIA bombalama soruşturmasından sorumlu Özel Savcı oldu. 2006’da Nisman, İran hükümetini AMIA bombalama eylemini yönetmek ve Hizbullah milislerini bunu gerçekleştirmekle resmen suçladı. 18 Ocak 2015’te yaşamını yitirdi. |
|
1972 |
Milli Eğitim Bakanı Sabahattin Özbek: “12 Mart 1971 muhtırasından bu yana soruşturma açılan-ceza verilen 848 öğretmenin 767’si aşırı solcu, 81’i aşırı sağcıdır”. |
|
1978 |
Sovyetler Birliği, Afganistan ile 20 yıllık dostluk anlaşması imzaladı. |
|
1986 |
Pınar Kür’ün “Bitmeyen Aşk” adlı romanı “müstehcenlik” gerekçesiyle toplatıldı. |
|
1978 |
İlerici Kadınlar Derneği (İKD), kamu kurumlarında kreş-çocuk yuvaları açılması için Meclis’e 60 bin imzalı dilekçe verdi. |
|
1987 |
Türkiye İşçi Partisi (TİP) genel Sekreteri Nihat Sargın ve Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Nabi Yağcı (Haydar Kutlu) tutuklandı. 1987- 16 Kasım’da TBKP’yi kurmak için Türkiye’ye dönüşte havaalanında gözaltına alınan TKP Genel Sekreteri Haydar Kutlu (Nabi Yağcı) ile TİP Genel Sekreteri Nihat Sargın DGM’ce tutuklandı. Kutlu ve Sargın cezaevine götürülürken “işkence gördük” diye seslendi. |
|
1989 |
6 yıldır görev yapan Cumhurbaşkanlığı Konseyi’nin görevi sonlandı. 12 Eylül 1980’darbesinin ardından 5 kuvvet komutanının yönetiminde faaliyet gösteren Milli Güvenlik Konseyi, 6 Aralık 1983’den itibaren Cumhurbaşkanlığı Konseyi ismiyle göreve devam etmişti. |
|
1995 |
MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş, “Cumhuriyetimizin ilk dönemlerinde olduğu gibi ezan Türkçe okunsun” diyen eski Devlet Güvenlik Mahkemesi başsavcısı Nusret Demiral’ın istifasını istedi. |
|
1997 |
16 Mart 1978 Katliamı davasına bakan avukatlar “yargı yolunun tıkandığı” gerekçesiyle çekilme kararı aldı. Avukatlar, Emniyet’in katliamda sorumluluğu olan polisler hakkındaki evrakı yok etmesi, MİT’in bilgi vermemesi ve dava açması vb. engellemeleri gerekçe olarak sundu. |
|
1997 |
Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofisinin Genel Kurulu 5 Aralık 1997 tarihinde Buenos Aires’de (Arjantin) gerçekleştirdiği oturumunda, COMEX 2/97 sayılı Karara bağlı olarak, Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofısi’nin yeni uluslararası ortama uyumunu sağlamaya karar vermiştir. https://hukukansiklopedisi.com/uluslararasi-bag-ve-sarap-orgutunun-kurulus-anlasmasi/ |
|
1998 |
Galatasaray Lisesi önünde 15 haftadır polisçe engellenen Cumartesi Anneleri 196.buluşmalarını İHD İst.Şubesi önünde gerçekleştirdi. |
|
2001 |
Çocukların Korunması ve Ülkelerarası Evlat Edinme Konusunda İşbirliğine Dair Sözleşme, 29 Mayıs 1993 günü Lahey’de düzenlenmiştir. (The Convention of 29 May 1993 on Protection of Children and Co-operation in Respect of Intercountry Adoption) Türkiye, 5 Aralık 2001 tarihinde sözleşmeyi imzalamış, 5049 Sayılı Yasa ile 14 Ocak 2004 tarihinde sözleşme kabul edilmiş, onay işlemi 27 Mayıs 2004 tarihinde gerçekleşmiştir. |
|
2011 |
Vicdani reddin temel bir insan hakkı olarak tanınması için, vicdani retçi Mehmet Tarhan’ın girişimiyle kampanya başlatıldı. |
|
2012 |
“Tıp öğrencileri davası”nda 13’ü tutuklu 43 üniversite öğrencisinin “terör örgütü üyeliği”nden yargılanmasına başlandı. 6 aydır tutuklu olan 13 öğrenci tahliye edildi. |
|
2013 |
Nelson Mandela Aramızdan AyrıldıGüney Afrika’nın efsanevi lideri Nelson Mandela, 95 yaşında hayata gözlerini yumdu. Irkçı beyaz rejim tarafından 1962’de ömür boyu hapse mahkûm edildi, yürütülen etkin kampanyalar sonucu 1990’da salıverildi. 1994’de ırk ayrımını sonlandıran seçimlerde ANC’nin başında devlet başkanı seçildi.Nelson Rolihlahla Mandela ya da kabile adıyla Madiba (18 Temmuz 1918 – 5 Aralık 2013), Güney Afrikalı Anti Apartheid (ayrımcılık karşıtı) aktivist ve Güney Afrika Cumhuriyeti’nin ilk siyahî devlet başkanı. 1994’te ilk defa tüm halkın katıldığı seçimlerde devlet başkanı seçilmiştir. Yönetimi, Apartheid’ın mirasının dağılmasına, ırkçılığı engellemeye, fakirlik ve eşitsizliğe odaklanmıştır. Siyasi görüş olarak Demokratik Sosyalist olan Mandela, Afrika Ulusal Konseyi siyasi partisinde 1990’dan 1999’a kadar parti başkanlığı yapmıştır. |
|
2013 |
“2013 Yılı Uluslararası Basın Özgürlüğü Ödülü”nü Toronto’da törenle teslim aldı. Ödül’ün Eritre’li üç gazeteciyle birlikte Ahmet Şık’a verilmesine karar verilmişti. |
|
2017 |
Halk oyunları yarışması için Macaristan’a giden 16 kişilik ekipten 11’i iltica etti. Türkiye’ye 5 kişi döndü. |
|
2021 |
Derya Tuna, Asena, Perihan Savaş ve Yıldız Tilbe gibi pek çok kadına sözlü ve fiziksel şiddet uygulayan Tatlıses’e, 47.Altın Kelebek Ödülleri töreninde, ‘Yaşam Boyu Onur Ödülü’ verilmesi kadın örgütleri tarafından protesto edildi. Ödülün, 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü’ne denk gelmesi ayrıca eleştirildi. |
|
2021 |
Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanlığına, 348 delegeden 182’sinin oyunu alan Ankara Barosu Başkanı Ramiz Erinç Sağkan seçildi. |
|
2021 |
Amerikalı siyasetçi ve avukat Bob Dole(Robert Joseph “Bob” Dole ) yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1923 Ölümü: 5 Aralık 2021) 1969’dan 1996’ya kadar ABD Senatosu’nda Kansas’ı temsil etti. Görev süresinin son 11 yılı boyunca Amerika Birleşik Devletleri Senatosunun Cumhuriyetçi Parti Lideri olarak çoğunluk grubunu temsil etti. Senatoda geçirdiği 27 yıldan önce, 1961’den 1969’a kadar ABD Temsilciler Meclisi’nde görev yaptı. Dole, aynı zamanda 1996 seçimlerinde Cumhuriyetçi başkan adayı ve 1976 seçimlerinde başkan yardımcısı adayıydı. |
|
2024 |
23. Asliye Hukuk Mahkemesi, Rasim Ozan Kütahyalı’nın, Ekrem İmamoğlu’na 60 bin lira tazminat ödemesine hükmetti. Rasim Ozan Kütahyalı, katıldığı canlı yayında 31 Mart’ta yapılan yerel seçimlere ilişkin değerlendirmelerde bulunurken İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile ilgili söyledikleri, “Risk alarak söylüyorum her türlü şerefsizliği yapıyorsun. Adam satın alma, adam kayırma, ona buna paralar dağıtma” ifadelerini kullanmıştı. |
|
2024 |
Nasuh Mahruki ve İsrail Protestocularına Tahliye
|
|
2024 |
Gazeteci Ayşenur Arslan hakkında, 2 Ekim 2023’te Halk TV’deki programda, Meclis açılışı sırasında İçişleri Bakanlığına yapılan terör saldırısıyla ilgili haberi yorumlarken kullandığı ifadeler nedeni ile dava açıldı.Arslan’a ‘terör örgütü PKK propagandası yapmak’ suçlaması yöneltildi. Hakkında 1 yıldan 7,5 yıla kadar hapis cezası talep edilen Arslan, önümüzdeki günlerde İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde hakim karşısına çıkacak. |

Uluslararası Bağ ve Şarap Örgütünün Kuruluş Anlaşması (Agreement establishing the International Organisation of Vine and Wine), 3 Nisan 2001 tarihinde imzalanmış, bu anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle birlikte de 1 Ocak 2004 itibarıyla Uluslararası Bağ ve Şarap Örgütü resmî olarak faaliyete geçmiştir. 1924 yılında kurulan Dünya Bağ ve Şarap Ofisi’nin yerini, 3 Nisan 2001 tarihli anlaşma ile kurulan Dünya Bağ ve Şarap Örgütü (OIV) almıştır.
Sözleşme, Türkiye Cumhuriyeti adına 2 Temmuz 2001 tarihinde Paris’te imzalanmıştır.
Uluslararası Bağ ve Şarap Örgütünün Kuruluş Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun 7 Nisan 2004 tarihinde kabul edilerek Resmi Gazetenin 14 Nisan 2004 tarihli sayısında yayınlanmıştır.
OIV; üzüm, şarap, şarap bazlı içecekler, sofralık üzüm, kuru üzüm ve diğer asma tabanlı ürünler ile ilgili işlerde yeterlilikleri tanınmış bilimsel ve teknik nitelikte uluslararası bir kuruluştur.
Amaçları:
Dünya Bağ ve Şarap Örgütü’nün kendi yetkisi çerçevesinde amaçları şu şekildedir;
Bağcılık ve şarap sektöründeki üreticilerin, tüketicilerin ve diğer paydaşların ilgilerini dikkate alarak üyelerini bilgilendirmek,
Özellikle standardizasyon çalışmaları yürüten hem devletlerarası hem de sivil toplum kuruluşları gibi uluslararası kuruluşlara yardımcı olmak,
Mevcut uygulama ve standartların uluslararası uyumlaştırılmasına katkıda bulunmak ve gerektiğinde bağ ve şarap ürünlerinin pazarlama ve üretim koşullarını geliştirmek amacıyla yeni uluslararası standartların hazırlanması ve tüketicilerin çıkarlarının dikkate alınmasını sağlamak.
Bu hedeflere ulaşmak için, Dünya Bağ ve Şarap Örgütü’nün faaliyetleri aşağıdaki şekildedir:
Bilimsel araştırma ve deneylere rehberlik ve teşvik etmek,
Üyeleri ile irtibat halinde özellikle üzüm üretimi, şarapçılık uygulamaları, ürünlerin tanımı ve/veya tanımlanması etiketleme ve pazarlama koşulları, asma ürünlerinin incelenmesi ve değerlendirilmesi alanlarında bu önerilerin uygulanmasını izlemek ve öneriler hazırlamak,
Özellikle tüketiciler açısından bağ ve şarap üretim alanlarında ve ilgili orijin isimlerinde asma ürünlerinin orijinalliğinin garanti edilmesi, yeni bağcılık ve şarapçılık bitki varyetelerinin tanınması ve korunması için teknik ve bilimsel kriterlerin geliştirilmesi ile ilgili bütün önerilerin üyelerine sunulması,
Üyeleri veya ilgili olduğu yerde düzenlemelerin uyumlaştırılması ve kabulünün teşviki, faaliyet alanına giren uygulamaların karşılıklı tanınmasını kolaylaştırmak,
Tüketicilerin sağlığının korunmasına ve gıda güvenilirliğinin sağlanmasına katkıda bulunmak.
Yönetim Organları:
OIV’de en yetkili organ Genel Kurul’dur ve yılda bir kez toplanmaktadır. Üye devletler Genel Kurul’da delegeler tarafından temsil edilmektedir. Her ülkenin temel iki oy hakkına, Dünya bağ ve şarap sektöründeki görece pozisyonunu belirleyen objektif kriterlerden hesaplanacak ilave oy sayısı eklenmektedir. Kararlar oybirliği ile alınmaktadır.
Genel Kurul dışında, İcra Komitesi, Bilimsel ve Teknik Komite, İzleme Komitesi, Komisyonlar, Alt Komisyonlar ve Uzman Grupları mevcuttur. OIV’de Başkan ve Başkan Yardımcılarının yanı sıra örgütün iç idaresinden sorumlu bir de Genel Direktör görev yapmaktadır.
OIV, etkinliklerini Genel Kurul tarafından onaylanan bir stratejik plan çerçevesinde Bilimsel ve Teknik Komitenin eşgüdümünde diğer organları aracılığıyla yürütmektedir. Söz konusu Komite, bağcılık, önoloji (şarap bilimi) ve ekonomi olmak üzere üç ana başlık altında etkinliklerini sürdürmekte, bu konuda veri toplama, yayınlama, değerlendirme, tanım yapma ve standart oluşturma çalışmaları yapmaktadır. Komisyon ve alt komisyonlar, özellikle şarapçılık konusunda pek çok uluslararası normun belirlenmesi ve kontrol çalışmalarında etkin rol üstlenmektedirler.
Örgüt, tüm dünya devletlerinin katılımına açık olup, başvuran devletin üyeliği 6 ay içinde üye ülkelerin çoğunluğu tarafından karşı çıkılmadığı sürece kabul edilmektedir.
Halihazırda örgütün 44 üyesi vardır. Örgüte, gözlemci olarak devletler, bölgeler ve konuyla ilgili örgütler üye olabilmektedir.
OIV uluslararası planda pek çok örgüt ile eşgüdüm veya işbirliği içinde çalışmakta, bağcılık ve şarap alanında diğer örgütlerin çalışmalarına önemli katkılarda bulunmaktadır.
Bunların başında Avrupa Birliği Komisyonu gelmektedir. OIV’nin analiz yöntemleri AB mevzuatına olduğu gibi alınmaktadır, Önolojik (şarap bilimine ilişkin) uygulamalar için de aynı yönde bir proje mevcuttur. Ayrıca şarap yapımı için kullanılan türlerin listesi konusunda da işbirliği sağlanmıştır.
OIV, Codex Alimentarius ile sofra üzümleri normu, FAO (Gıda ve Tarım Örgütü) ile dünya bağ istatistikleri, MAYZEM (Milletlerarası Akdeniz Yüksek Zirai Etüdler Merkezi) ile Akdeniz Havzasının kartografisinin çıkarılması, UPOV (Yeni Bitki Türleri Koruma Birliği) ile asma türleri betimleme kodu hakkında ortak çalışmalar yürütmektedir.
Bunların yanında, işbirliği yaptığı diğer kuruluşlar arasında Uluslararası Şarap ve İspirtolu İçkiler Federasyonu (FİVS), Avrupa Şarapçılık Bölgeler Kurulu (AREV), Uluslararası Şarap Üniversitesi Derneği (AUİV), Uluslararası Şarapçılık Birliği (UİOE), AMORİM Uluslararası Akademisi, Avrupa Şarapçılık ve Bağcılık Hukukçuları Derneği
(AİDV) sayılabilir.
Türkiye ile İlişkileri:
Türkiye 1940 yılında o zamanki adıyla Uluslararası Şarapçılık Ofisi’ne üye olmak için başvurmuş ve 1946 yılında üye olmuştur. 1961 yılında kendi isteği ile çekilmiş ve 1976 yılında yeniden üye olmuş, 3 Nisan 2001 tarihli OIV Kurucu Anlaşmasını 15 Mart 2005 tarihinde onaylamıştır.
Türkiye Dünya üzüm üretiminde 6’ncı, çekirdeksiz kuru üzüm üretiminde ise 2. sırada bulunmakta olup, 1200 üzüm çeşidini içeren üretim alanı ile çok zengin asma gen potansiyeline sahip önemli bir üzüm üreticisi ülkedir.
Türkiye’deki bağ alanlarının % 38’inin, toplam üzüm üretiminin % 40’ının, çekirdeksiz kuru üzüm üretiminin büyük bölümü ile şaraplık üzümün % 20’sinin Ege Bölgesinde üretilmekte olup, sofralık ve çekirdeksiz kuru üzüm üretiminde dünyada söz sahibi ülkelerden biridir.
35. Dünya Bağ ve Şarap Kongresi ve 10. Genel Kurulu Sayın Bakanımızın himayelerinde, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (TAPDK) ev sahipliğinde 18–22 Haziran 2012 tarihleri arasında 45 ülkeden 300 bilim insanının katılımıyla İzmir’de gerçekleştirilmiştir. OIV 10. Genel Kurulu’nda Claudia Ines Quini 3 yıllık dönem için OIV Başkanlığına seçilmiştir. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Altındişli, Uluslararası Bağ ve Şarap Örgütü (OIV) Sofralık Üzüm, Kuru Üzüm ve Fermente Olmamış Üzüm Ürünleri Komisyonu Başkanlığı’na seçilmişlerdir.
Kanun Gerekçesi:
İspanya, Fransa, Yunanistan, Macaristan, İtalya, Lüksemburg, Portekiz ve Tunus Hükümetleri, 29 Kasım 1924 tarihinde Uluslararası Şarapçılık Ofisini (OIV) kurmuşlardır. OIV, bağ ve şarapla ilgilenen ülkelerin işbirliği sonucu oluşturulmuş, yalnızca devletlerin üye olabildiği bir kuruluştur. Kuruluş, 4 Eylül 1958 tarihinde o zamanki üye ülkelerin kararıyla “Uluslararası Bağcılık ve Şarapçılık Ofisi” ismini almıştır. Ofis, halen kırk beş ülkeden oluşmaktadır. Türkiye, 18 Eylül 1975 tarih ve 7/10738 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla üye olmuştur. Buenos Aires’te 5 Aralık 1997 tarihinde düzenlenen Genel Kurul Toplantısında, ofis, görevlerinin yeni uluslararası anlayışa uygun olarak düzenlenmesi gereksinimiyle, yeniden yapılanma kararı almaştır. Bu çerçevede, dünya bağcılık-şarapçılık sektörünün geleceğini güvenceye almak ve eksiklikleri gidermek amacıyla, kuruluş bünyesinde, çalışma kuralları, mevzuat, bütçe, insan kaynaklan yönetimi vb. konularda tadilat yapılması gerekmiştir. Yukarıda anılan düzenlemenin 7 nci maddesi gereğince Fransız Hükümeti, 36 üye ülkenin talebiyle Paris’te 14, 15, 22 Haziran 2000 ve 3 Nisan 2001 tarihlerinde Üye Ülkeler Konferansı düzenlemiştir. Bu toplantılarda yeniden yapılanma yasal düzenlemesi oluşturulmuş ve eski tüzüğün yürürlükten kaldırılarak, yeni Kurucu Anlaşmasının onun yerine geçmesi kararlaştırılmıştır. OIV, üye devletlerin ortak çıkarlarının korunması ve düzenlenmesi amacıyla genel politikalar oluşturulup, uygulanmasını hedeflemektedir. Dünyada bağ alanı bakımından 5 inci sırada gelen, önemli bir yaş, kuru üzüm ve şarap üreticisi olan ülkemizin, anılan organizasyonda etkin olarak yer almasının yararlı olacağı düşünülmektedir.
29 Kasını 1924 tarihinde yapılan bir uluslararası Anlaşma ile ispanya, Fransa, Yunanistan, İtalya, Lüksemburg, Portekiz ve Tunus Hükümetleri bir Uluslararası Şarap Ofisi oluşturmak üzere bir araya gelmişlerdir.
4 Eylül 1958 tarihinde üye ülkelerin kararı ile, ofis adım, Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofisi olarak değiştirmiştir. Bu hükümetierarası kuruluşun 3 Nisan 2001 tarihi itibariyle 45 üye ülkesi bulunmaktadır.
Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofisinin Genel Kurulu 5 Aralık 1997 tarihinde Buenos Aires’de (Arjantin) gerçekleştirdiği oturumunda, COMEX 2/97 sayılı Karara bağlı olarak, Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofısi’nin yeni uluslararası ortama uyumunu sağlamaya karar vermiştir. Bu karar, dünya bağcılık ve şarap sektörünün geleceğini garanti altına almak ve zorluklarım aşmak için, ofisin hedeflerinin, insan, malzeme ve bütçe kaynaklarının, mevzuat ve işleyiş kurallarının yeniden uyarlanmasını kapsamaktadır.
Yukarıda bahsi geçen Anlaşma’mn 7. maddesinin uygulanması kapsamında, Fransa Cumhuriyeti, 36 üye ülkenin talebi üzerine, 14,15, 22 Haziran 2000 ve 3 Nisan 2001 tarihlerinde Paris’te üye ülkeler Konferansı gerçekleştirmiştir.
Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofısi’nin üye devletleri, bundan sonra Taraflar olarak anılacaktır, aşağıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır:
1. “Uluslararası Bağ ve Şarap Örgütü” (UBŞÖ) bu Anlaşma ile oluşturulmuştur. UBŞÖ, değişik şekliyle 29 Kasım 1924 tarihli Anlaşma ile oluşturulmuş bulunan Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofısi’nin yerine geçecek ve mevcut Anlaşmanın hükümlerine tâbi olacaktır.
2. UBŞÖ’nün amaç ve faaliyetleri 2 nci maddede tanımlanmışta”. UBŞÖ, bağlar, şarap, şarap bazlı içecekler, üzüm, kuru üzüm ve diğer bağ ürünleri konusundaki çalışmaları, uluslararası düzeyde kabul görecek bilimsel ve teknik yetkiye haiz bir hükümetierarası kuruluş olacaktır.
1. Yetkileri çerçevesinde, UBŞÖ’nün amaçlan şunlardır:
a. üye devletleri, üreticileri, tüketicileri, bağcılık ve şarap ürünleri sektörünün diğer aktörlerini ilgilendiren tedbirlere ilişkin olarak bilgilendirmek;
b. özellikle standardizasyon faaliyetlerini yürüten diğer hükümetierarası ve hükümet dışı uluslararası örgütlere yardım etmek;
c. mevcut uygulama ve standartların uluslararası düzeyde uyumlaştırılmasına ve gerektiğinde, bağcılık ve şarap ürünlerinin üretim ve pazarlama koşullarının iyileştirilmesine yönelik yeni uluslararası standartların hazırlanmasına katkıda bulunmak ve tüketicilerin çıkarlarının dikkate alınmasını sağlamaya yardım etmek.
2. Bu amaçlara ulaşmak için, UBŞÖ şu faaliyetlerde bulunacaktır:
a. üyeler tarafından dile getirilen ihtiyaçların karşılanmasına yönelik bilimsel ve teknik araştırma ve deneyleri teşvik etmek ve yol göstermek, sonuçları değerlendirmek, gerektiğinde kalifiye uzmanlara danışmak ve gerektiğinde sonuçları uygun şekilde dağıtmak;
b. özellikle aşağıdaki alanlarda, önerilere varmak ve üyelerle bağlantılı olarak bu önerilerin uygulanmasını izlemek:
i. üzüm üretim koşulları,
ii. önolojik uygulamalar,
iii. ürünlerin tanımı ve/veya tarifi, etiketleme ve piyasa koşulları;
iv. bağ ürünlerinin analiz ve değerlendirme yöntemleri;
c. üyelerine aşağıdakilerle ilgili öneriler sunmak:
i. özellikle tüketicilere yönelik ve bilhassa etiketlerde bulunan bilgilere ilişkin bağ ürünlerinin
güvenilirliğinin garanti edilmesi,
ii. ticaret ve fikrî mülkiyete ilişkin uluslararası anlaşmalara ters düşmemek şartıyla, coğrafi isimlerle tayin edilmiş olsun ya da olmasın, coğrafî işaretlerin, özellikle bağ ve şarap üretim alanlarının ve ilgili kökeninin korunması, iii. bağcılık bitki çeşitlerinin tanınması ve korunmasına ilişkin bilimsel ve teknik kriterlerin geliştirilmesi;
d. düzenlemelerin üyeler tarafından uyumlaştırılması ve benimsenmesine katkıda bulunmak veya gereğine göre faaliyet alanındaki uygulamaların karşılıklı olarak tanınmasını kolaylaştırmak e. talep üzerine, doğacak masraflar talepte bulunanlar tarafından karşılanmak şartıyla, ülkeler ve kuruluşlar arasında arabuluculuk yapmak
f. şarap sektörü üzerinde önemli ve sürekli etkileri olabilecek bilimsel ve teknik gelişmeleri izlemek. değerlendirmek ve üyeleri zamanında bilgilendirmek;
g. tüketicilerin sağlığının korunmasına yardım etmek ve gıda güvenliğine aşağıdaki yöntemlerle katkıda bulunmak:
i. bağ ürünlerinin spesifik özelliklerini değerlendirmeyi mümkün kılacak şekilde, ihtisaslaşmış bilimsel izleme yoluyla,
ii. uygun beslenme ve sağlık konularında araştırmaların teşvik edilmesi ve yol gösterilmesi yoluyla,
iii. bu araştırmalardan çıkacak bilgilerin, 2 nci maddenin n. paragrafında belirtilen alıcıların dışındaki tıp ve sağlık mesleklerine de ulaştırılması yoluyla;
h. üyeler arasındaki işbirliğinin şu şekilde geliştirilmesi:
i. idarî işbirliği,
ii. spesifik bilgilerin değişimi,
iii. uzmanların değişimi,
iv. özellikle ortak projelerin ve diğer ortak araştırmaların oluşturulmasında yardım ve
uzman danışmanlık sağlama;
i. faaliyetlerinde, her üyenin bağ ürünleri üretim sistemlerinin, şarap, şarap bazlı ve üzüm bazlı içeceklerin yapım yöntemlerinin özelliklerini dikkate almak;
j . bağcılık ve şarap üretimi ile ilgili eğitim ağlarının gelişimine katkıda bulunmak;
k. dünya şarap ve bağcılık üretim mirasının ve tarihî, kültürel, insanî, sosyal ve çevresel yönlerinin tanınmasına ve geliştirilmesine katkıda bulunmak;
1. ticarî nitelik taşımayan ve amacı Kuruluşun yetki alanına giren kamusa! ve özel etkinlikleri himaye altıma almak,
m. sektördeki aktörlerle faaliyetleri kapsamında uygun bir diyalog kurmak ve gerektiğinde onlarla uygun düzenlemeler yapmak;
n. uygun bilgileri toplamak, işlemek ve bu bilgileri aşağıdakilere bildirmek:
i. üyeler ve gözlemciler,
ii. hükümetlerarası ve hükümetdışı diğer uluslararası örgütler,
iii. üreticiler, tüketiciler, bağcılık ve şarap sektöründeki diğer aktörler,
iv. diğer ilgili ülkeler,
v. basın ve kamu;
Bir bilgi ve iletişim kaynağı olarak rolünü kolaylaştırmak için UBŞÖ üyelerinden, muhtemel
faydalanıcılarından ve gerektiğinde uluslararası örgütlerden belli ölçüde bilgi ve veri talep edebilir.
0. yapısının ve çalışma usullerinin etkinliğini düzenli olarak yeniden değerlendirmek.
1. UBŞÖ’nün organları şunlardır:
a. Genel Kurul;
b. Başkan;
c. Başkan Yardımcıları;
d. Genel Müdür;
e. icra Komitesi;
f. Bilimsel ve Teknik Komite;
g. İzleme Komitesi;
h. Komisyonlar, alt komisyonlar ve uzman grupları;
i. Sekreterya.
2. UBŞÖ’ye üye devletler, kendi seçtiği delegelerle temsil edilecektir. Genel Kurul UBŞÖ’nün tüm üyelerinin temsil edileceği bir organ olacak ve üyeler tarafından atanmış delegelerden oluşacaktır. Genel Kurul bazı yetkilerini, üye başına bir delegeden oluşan icra Komitesine devredebilir. İcra Komitesi, bazı olağan idarî yetkilerini, UBŞÖ’nün Başkanı, Başkan Yardımcıları ve UBŞÖ Komisyonlarının ve Alt Komisyonlarının Başkanlarından oluşan UBŞÖ İzleme Komitesine devredebilir. Başkan, birinci Başkan Yardımcısı ve Komisyon Başkanları farklı uyruklardan olacaktır.
3.UBŞÖ bilimsel faaliyetlerini Genel Kurul tarafından onaylanan bir stratejik plan çerçevesinde, Bilimsel ve Teknik Komitenin koordinasyonunda, uzman gruplar, alt komisyonlar ve komisyonlar aracılığıyla yürütecektir.
4. Genel Müdür UBŞÖ’nün iç idaresinden, personelin işe alınması ve yönetiminden sorumlu olacaktır. İşe alınma mevzuatı mümkün olduğu ölçüde kuruluşun uluslararası karakterine uygun olacaktır.
5. UBŞÖ’de gözlemciler de yer alabilir. Gözlemciler, sadece işbu Anlaşma ve İç Tüzük hükümleri ile kendilerini bağlı sayacaklarını yazılı olarak bildirmelerinin akabinde kabul edileceklerdir.
6. Kuruluşun merkezi Paris’te (Fransa) olacaktır.
Her üye devlet delege sayışım belirleyecek; ancak iki temel oya ve ilaveten, gerektiğinde, işbu Anlaşmanın ayrılmaz parçalarım teşkil eden 1 inci ve 2 nci eklerinde yer alan her üye ülkenin bağcılık ve şarap sektöründeki göreceli pozisyonunu belirleyen objektif kriterlerden hesaplanacak ilave oy sayısına sahip olacaktır. Bu iki rakamın toplamı, ağırlıklı oyların sayısını oluşturacaktır. Her üye bağcılık ve şarap sektöründeki durumunu belirleyen katsayı, 1 inci ekteki hükümlere uygun bir şekilde düzenli olarak güncelleştirilecektir.
1. Genel Kurul UBŞÖ’nün üst organı olacaktır. Genel Kurul UBŞÖ’nün teşkilâtı ve çalışması ile ilgili düzenlemeleri tartışarak kabul edecek ve genel, bilimsel, teknik, ekonomik ve yasal nitelikli Komisyonların ve Alt Komisyonların oluşturulması ve sona erdirilmesine ilişkin karar taslaklarını hazırlayacaktır. Mevcut ödeneklerin sınırları içinde gelir ve masraflara ilişkin bütçeye karar verecek, hesapları denetleyecek ve onaylayacaktır. Genel Kurul UBŞÖ’nün uluslararası örgütlerle yapacağı bağ ve şarap ürünleriyle ilgili işbirliği ve birlikte çalışma protokollerini kabul edecektir.
Genel Kurul yılda bir kez toplanacaktır. Olağanüstü oturumlar UBŞÖ üyelerinin üçte birinin talebi üzerine gerçekleştirilebilir.
2. Oturumlarda çoğunluk, ağırlıklı oyların en az yarısına haiz ülkelerin üçte birinin hazır bulunması ile sağlanır. Bir üye başka bir üye devlet delegasyonu tarafından temsil edilebilir, ancak bir delegasyon birden fazla üye devleti temsil edemez.
3.
a) Genel Kurulun genel, bilimsel, teknik, ekonomik ve yasal nitelikli Komisyonların ve Alt Komisyonların oluşturulması ve sona erdirilmesine ilişkin karar taslaklarını kabul edeceği normal yöntem oydaşma olacaktır. Aym şey, İcra Komitesi bu konulardaki görevlerini yerine getirirken de geçerli olacaktır.
b) Oydaşma UBŞÖ Başkanı’nın, Komisyonların ve Alt Komisyonların veya Genel Müdürün seçiminde gerekmeyecek, bütçe ve üyelerin malî katkılarında uygulanmayacaktır, ilaveten, İç Tüzükte belirlendiği şekilde diğer malî kararlarda da uygulanmayacaktır.
c) Genel Kurul ya da icra Komitesi taslak bir önerge veya karar üzerinde ilk etapta oydaşmaya varamadığı takdirde, Başkan bir sonraki Genel Kurul veya İcra Komitesinden önceki ara döneminde üyelere danışarak görüşleri bir araya getirmek üzere tüm insiyatifî alacaktır. Oydaşma sağlamaya yönelik tüm bu çabalar sonuç vermediği takdirde, Başkan ağırlıklı çoğunluk esasına göre oylama yapacaktır ki bu da bir üyenin bir oyu olduğu temeline dayanarak, mevcut veya temsil edilen üyelerin üçte ikisinin bir fazlasının oyu anlamına gelmektedir. Yine de, bir üyenin ulusal çıkarlarının risk altında olduğunu düşünmesi halinde oylama bir yıl ertelenecektir. Müteakiben, muhalefet, ilgili üyenin Dışişleri Bakanı ya da yetkili siyasi otoritesi tarafından yazılı olarak teyid edilirse, oylama yapılmayacaktır.
4.
a) UBŞö Başkanı, Komisyon ve Alt Komisyon Başkanları ve Genel Müdürü, mevcut ya da temsil edilen üyelerin yarısından bir fazlasının aday için oy vermesi şartıyla, mevcut ya da temsil edilen üyelerin ağırlıklı oylarının üçte ikisinin bir fazlası anlamına gelen ağırlıklı çoğunluk oyuyla seçilecektir. 3u koşullar sağlanamadığı takdirde, en fazla üç ay içinde Genel Kurul olağanüstü toplantıya çağrılır. Duruma göre, mevcut Başkan, Komisyon ve Alt Komisyon Başkanları ve Genel Müdür bu ara dönemde görevlerine devam ederler.
b) UBŞÖ Başkanı, Komisyon ve Alt Komisyon Başkanları üç yıllık dönem için seçilirler. Genel Müdür beş yıllık görev dönemi için seçilir; Genel Müdür kendi seçimiyle aynı koşullar altında ikinci bir beş yıllık dönem için yeniden seçilebilir. Genel Kurul, ağırlıklı çoğunluk ve kendisini seçen üye devletlerin çoğunluğuna dayanarak Genel Müdürü görevden alabilir.
5. Bütçe ve üyelerin malî katkılarıyla ilgili oylamalarda ağırlıklı çoğunluk; mevcut ya da temsil edilen üyelerin ağırlıklı oylarının üçte ikisinin bir fazlası olarak uygulanacaktır. Genel Kurul aynı koşullarda, Genel Müdür ve UBŞÖ Yönetim Komitesinin ortak önerisi üzerine, İcra Komitesi’nin olumlu görüşü ile bir malî denetçi atayacaktır.
6. Resmî diller Fransızca, İspanyolca ve İngilizce olacaktır. Tercüme için gerekli fon işbu Anlaşmanın 2 nci ekine uygun olarak belirlenecektir. Bununla birlikte Genel Kurul, gerekli hallerde, 5 inci maddenin 3.a paragrafında yer alan koşullarda fon miktarını yeni ihtiyaçlara uyarlayabilir. Bir veya daha fazla sayıda üyenin talebi üzerine, diğer diller, özellikle İtalyanca ve Almanca, üyeler arasında iletişimi arttırmak için aynı finansman yöntemlerine uygun olarak ilave edilebilir, önceden, ilgili kullanıcıların, taleplerinden doğacak yeni malî katkıları resmî olarak kabul etmeleri gerekmektedir. Toplam beş dilin üzerinde yeni talepler, Genel Kurula sunulacak ve Genel Kurul kararını 5 inci maddenin 3.a paragrafında belirtilen koşullarda alacaktır. Kuruluşun üyesi olmayan üçüncü kişilerle olabilecek anlaşmazlıklarda referans dil Fransızca olacaktır.
7. UBŞÖ’nün organları açık ve şeffaf bir şekilde görev yapacaktır.
1. UBŞÖ’nün her üyesi, her yıl miktarı işbu Anlaşmanın 1 inci ve 2 nci ekindeki hükümlerinin uygulanmasıyla belirlenen ve Genel Kurulca kararlaştırılan bir malî katkı payı ödeyecektir. Genel Kurul, herhangi bir yeni üyenin malî katkısım, işbu Anlaşmanın 1 inci ve 2 nci ekindeki hükümlere göre belirleyecektir.
2. UBŞÖ’nün malî kaynakları her üyenin ve gözlemcinin yıllık zorunlu katkısı ve kendi faaliyetlerinden doğan gelirlerden meydana gelmektedir. Zorunlu ödemeler UBŞÖ’ye ilgili takvim yılı içerisinde yapılacaktır. Bu zamandan sonra, ödemeler gecikmiş sayılacaktır.
3. UBŞÖ’nün malî kaynakları, Genel Kurul tarafından 5 inci maddenin 3.a paragrafına uygun olarak oluşturulacak ve İç Tüzüğe dahil edilecek esaslara uygun olarak yapılmak şartıyla; üyelerin gönüllü katkılarını, kamu, yarı kamu ve özel nitelikli uluslararası ve ulusal kuruluşların bağışlarım, hibeleri, yardımları ve başka şekillerdeki ödemeleri içerebilecektir.
1. Bir üye devlet iki katkı payını ödemezse, bu durumun kesinleşmesini müteakip, bir sonraki İcra Komitesi toplantısı ve Genel Kuruldaki oy hakları ve katılım hakları otomatik olarak durdurulacaktır, İcra Komitesi durumu ayrı ayeı inceleyerek ilgili üyenin hangi koşullar altında durumunu düzeltebileceğini veya Anlaşmayı feshetmiş sayılabileceğini belirleyecektir.
2. Arka arkaya üç katkı payının ödenmemesi durumunda, Genel Müdür durumu ilgili üyeye veya gözlemciye bildirir. Eğer durum üçüncü yılın 31 Aralık gününü takip eden iki yıl boyunca düzeltilmezse, ilgili üye veya gözlemci otomatik olarak ihraç edilir.
Uluslararası hükümetlerarası bir örgüt, durumu İcra Komitesinin önerisi üzerine Genel Kurul tarafından incelenmek suretiyle, belirlenen koşullar altında UBŞÖ’ye katılabilir veya üyesi olabilir ve UBŞÖ’nün finansmanına katkıda bulunabilir.
1. Her üye, Genel Müdüre yazılı olarak bildirmek suretiyle işbu Anlaşmaya değişiklik önerisi getirebilir. Genel Müdür bu önerileri tüm Kuruluş üyelerine bildirir. Bildirim tarihinin ardından altı ay içinde üyelerin yarısının bir fazlası öneriye olumlu cevap verirse. Genel Müdür öneriyi bu sürenin ardından toplanan ilk Genel Kurula kabul için sunar. Değişiklikler mevcut veya temsil edilen üyelerin oy birliği ile kabul edilir. Genel Kurul tarafından kabul edilmesinin ardından, değişiklikler üyelerin iç mevzuatında belirtilen kabul, onay, uygun bulma veya katılım sürecine tâbi olacaktır. Değişiklikler kuruluşun üyelerinin üçte ikisinin bir fazlasının kabul, onay, uygun bulma veya katılım teminatı vermesini müteakip 30 gün sonra yürürlüğe girer.
2. Bu Anlaşma, üyelerin üçte ikisinin bir fazlasının bu yönde bir talebi onaylaması halinde gözden geçirilecektir. Bu durumda, Fransa Cumhuriyeti Hükümeti altı ay içinde bir üye devletler konferansı düzenleyecektir. Program ve önerilen gözden geçirme, konferanstan en az iki ay önce üyelere bildirilecektir. Konferans kendi kurallarını belirleyecektir. UBŞÖ’nün Genel Müdürü Genel Sekreter olarak hareket edecektir.
3. Gözden geçirilmiş Anlaşmanın yürürlüğe girmesinden önce, kuruluşun Genel Kurulu mevcut Anlaşmayla ve 10 uncu Maddedeki İç Tüzük ile belirlenmiş koşullarda, işbu Anlaşmaya taraf olan ancak gözden geçirilmiş anlaşma için kabul, onay, uygun bulma veya katılım garantisi vermemiş olan üyelerin, yürürlük sonrası UBŞÖ’nün faaliyetlerine ne ölçüde katılabileceğini belirleyecektir.
Genel Kurul, işbu Anlaşmanın uygulanmasına ilişkin hüküm ve koşulları belirleyen UBŞÖ’nün iç Tüzüğünü kabul edecektir. Bu kabule kadar, Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofisinin tüzüğü UBŞö için geçerli olacaktır. Bu tüzük, özellikle, önceki maddelerde atıfta bulunulan organların çalışma kurallarını, gözlemcilerin hangi koşullar altında katılabileceğini, mevcut Anlaşmada yapılması önerilen değişikliklerin incelenme koşullarını ve UBŞÖ’nün idarî ve malî yönetimine ilişkin hükümleri belirleyecektir. Ayrıca, belgelerin, özellikle finansman ile ilgili olanların, karar alma sürecinden önce Genel Kurula ve İcra Komitesi’ne bildirimine ilişkin koşullan belirleyecektir.
UBŞÖ’nün tüzel kişiliği bulunacak ve faaliyetlerinin yürütülmesi için gereken yasal yetki her üye devlet tarafından Kuruluşa ayrıca tevdi edilecektir.
İşbu Anlaşmaya çekince koyma imkânı bulunmaktadır. Bu, 5 inci Maddenin 3.a paragrafı hükümleri uyarınca Genel Kurul tarafından kabul edilecektir.
İşbu Anlaşma 31 Temmuz 2001 tarihine kadar Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofisinin bütün üye
devletlerinin imzasına açık kalacaktır. Bu Anlaşma kabul, onay, uygun bulma ve katılıma açık olacaktır.
Bu Anlaşmanın 13. Maddesi kapsamına girmeyen herhangi bir ülke, üye olmak için başvurabilir. Üyelik başvuruları, doğrudan UBŞÖ’ye yapılacak olup, bir kopyası Fransa Cumhuriyeti Hükümetine iletilecek ve Fransa Cumhuriyeti Hükümeti Anlaşmayı imzalayanları ve Anlaşmanın taraflarını başvurulardan haberdar edecektir. UBŞÖ üyelerine üyelik başvuruları ve yapılan gözlemlere ilişkin olarak bilgi verecektir. Üyelerin görüşlerini bildirmek için 6 aylık bir süreleri bulunmaktadır. Başvuru, bildirimi takip eden altı aylık sürenin bitiminde üyelerin çoğunluğu tarafından karşı çıkılmadığı takdirde kabul edilecektir. Saklayıcı makam başvuran ülkeye sonuç hakkında bilgi verecektir. Başvuru kabul edildiği takdirde, ilgili ülkenin katılım belgesinin tevdii için 12 ayı olacaktır. Madde 13’te atıfta bulunulan ancak verilen zaman sınırı içinde bu Anlaşmayı imzalamamış bulunan ülkeler, istedikleri zaman giriş yapabilirler.
Kabul, onay, uygun bulma ve katılım belgeleri Fransa Cumhuriyeti Hükümeti’ne teslim edilecek ve Fransa Cumhuriyeti Hükümeti bunu Anlaşmayı imzalayanlara ve Anlaşmanın taraflarına bildirecektir. Kabul, uygun bulma, onay ve katılım belgeleri Fransa Cumhuriyeti Hükümeti’nin arşivlerinde muhafaza edilecektir.
1. İşbu Anlaşma, otuz birinci kabul, onay, uygun bulma ve katılım belgesinin saklayıcı makama tevdiini takip eden yılın ilk günü yürürlüğe girecektir.
2. Bu tarihten sonra Anlaşmayı kabul eden, onaylayan, uygun bulan veya katılan devletler için bu Anlaşma, ilgili devletin kabul, onay, uygun bulma ve katılım belgesini saklayıcı makama tevdiini takip eden otuzuncu gün yürürlüğe girecektir.
3. Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofisinin Genel Kurulu, 29 Kasım 1924 tarihli Anlaşmanın değiştirilmiş şekli ve buna ekli İşleyiş Kurallarında belirlenen koşullarda, işbu Anlaşmanın yürürlüğe girmesini müteakip kabul, onay, uygun bulma ve giriş belgelerini vermemiş bulunan ülkelerin ne ölçüde UBŞÖ faaliyetlerine katılabileceğini belirleyecektir.
Madde 17
1. Değiştirilmiş şekli ile 29 Kasım 1924 tarihli Anlaşma, işbu Anlaşmanın yürürlüğe girmesini müteakip ilk Genel Kurulda oybirliği ile; işbu Anlaşmanın yürürlüğe girmesinden önce Anlaşmanın tüm tarafları oybirliğiyle mutabakat vermezse, sona erme koşullarına istinaden sona erdirilecektir.
2. “Uluslararası Bağ ve Şarap örgütü” Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofisinin tüm hak ve yükümlülüklerini devralacaktır.
Madde 18
İşbu Anlaşmanın taraflarından biri, altı ay önce UBŞÖ’nün Genel Müdürüne ve Fransa Cumhuriyeti Hükümetine yazılı bildirimde bulunarak Anlaşmayı tek yanlı olarak feshedebilir. Gözlemciler UBŞÖ’nün Genel Müdürüne altı ay önce yazılı bildirimde bulunarak çekilebilirler.
işbu Anlaşmanın aslı, Fransızca, İspanyolca ve İngilizce dillerindeki metinleri eşit ölçüde geçerli olmak üzere, Fransa Cumhuriyeti Hükümeti tarafından muhafaza edilecektir.
Aşağıda imzası bulunanlar, kendi Hükümetleri tarafından yetkilendirilmiş olup, “Uluslararası Bağ ve Şarap Örgütü (UBŞÖ)”nü oluşturan Anlaşmayı imzalamışlardır.
Paris’te 3 Nisan 2001 tarihinde yapılmıştır.
Ek 1, (Anlaşmanın 4. ve 6. Maddelerinde atıfta bulunulmaktadır)
Her üye ülkenin bağcılık ve şarap sektöründeki pozisyonunun belirlenmesi yöntemi
1. Her üye ülkenin bağcılık ve şarap sektöründeki göreceli pozisyonunu belirlemeye yarayan objektif kriterler:
a) En uç iki değer dışarıda bırakılmak suretiyle, istatistiklerin mevcut olduğu son beş yıllık dönemdeki ortalama şarap, özel şarap, şıra, üzüm bazlı ve şarap bazlı içecekler (şarap dengi olarak ifade edilmek suretiyle) üretimi (P);
b) İstatistiklerin mevcut bulunduğu son üç yıllık dönemdeki ortalama toplam bağcılık alanı (S);
c) İstatistiklerin mevcut bulunduğu son üç yıllık dönemdeki ortalama görünür şarap ve şarap dengi tüketimi (C) = (P) üretim-E (ihracat) +1 (ithalat)
2. Her üye ülkenin katsayısının belirlenmesi için formül:
X% = ( 0,60 P (ûve devlet) + 0,20 S (üye devlet) + 0,20 C (üye devlet) ) 100
P (UBŞÖ Toplamı) S (UBŞÖ Toplamı) C (UBŞÖ Toplamı)
3. Her üyenin katsayısı şu zamanlarda güncelleştirilir :
a) yeni bir üyenin girişini müteakip bütçe yılının başında;
b) en yeni istatistiklerin ışığında her üç yılda bir.
4. Yeni üyeler :
Gelecek yıllarda UBŞÖ’ye katılan yeni üyeler 1 inci ekte belirlenen formüle göre hesaplanan
zorunlu bir malî katkı ve 2 nci ekte tanımlandığı şekilde tercüme için ayrılan fona katılım payı
ödemelidirler.
Ek 2, (Anlaşmanın 4., 5. ve 6. Maddelerinde atıfta bulunulmaktadır)
Üye ülkelerin oy haklarının, zorunlu mali katkılarının belirlenmesi yöntemi ve dillerin finansmanı yöntemi
1. Temel oylar:
Her üye devlet iki temel oya sahiptir.
2. İlave oylar:
İlave oyların toplam sayısı, temel oyların toplam sayısının yarısına eşittir, ilave oylar, temel oylara eklenmek üzere, 1 inci ekte verilen formüle göre, üye ülkelerin bağcılık ve şarap sektöründeki göreceli pozisyonu ile orantılı olacak şekilde dağıtılır.
3. Ağırlıklı oylar:
Her üye devletin ağırlıklı oylarının sayısı, temel oyları ile varsa, ilave oylarının toplamına eşittir.
4. Zorunlu katkıların dağıtımı:
Üyeler tarafından ödenecek zorunlu katkıların toplam miktarı, Genel kurul tarafından kabul edilecek bütçeye göre hesaplanır.
Zorunlu katkıların toplam miktarının üçte biri, temel oylar arasında eşit olarak bölünür. Zorunlu katkıların toplam miktarının üçte ikisi, ilave oyların oranına göre bölünür.
Önceki ve mevcut Anlaşmalar arasında geçişi kolaylaştırmak için, ilk bütçe yılında, her üye ülkenin iki temel oyuna denk gelen malî katkı mevcut Anlaşmanın yürürlüğe girmesinden önce “katkı birimi”nden daha az olamayacaktır.
Gerekirse, ilave oylar için malî katkının miktarı, kabul edilmiş bulunan bütçedeki toplam zorunlu katkı miktarına ulaşmak üzere ayarlanır.
5. Dillerin finansmanı:
Dillerin finansmanına, üyelerin ve gözlemcilerin oluşturduğu değişik dil gruplarının öze! katkısı olmaksızın, UBŞÖ’nün genel bütçesinde yer verilmiştir.
Dillerin uygulanmasına ilişkin detaylı düzenlemeler İç Tüzükteki uygun hükümlerle belirlenecektir
Av. Dr. Ersoy Zırhlıoğlu, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 2007 yılında mezun oldu. Ankara Barosu’ndaki avukatlık stajını 2008 yılında tamamladı ve serbest avukat olarak çalışmaya başladı. Çeşitli baro faaliyetlerine aktif olarak katıldı, stajyer avukatlar ile Ankara Barosu arasında yaşanan sorunlarda stajyer avukatlar grup başkanı ve sözcüsü olarak görev yaptı. Ankara Barosu Bilişim ve Hukuk Dergisi Üyesi olarak çalıştı. Ankara Barosu Radyosu Kurucu Üyesi olarak görev aldı.
Yabancı dil, yüksek lisans ve doktora eğitimi için 10 yıllık bir süre için ABD’de ve Kanada’da bulundu. ABD’de geçirdiği öğrencilik döneminde, çeşitli dil okullarını bitirdi ve birçok fakülteden yüksek lisans öğrenimi (LL.M) için kabul aldı. 2009-2010 arasında New York’ta bulunan Pace Üniversitesi’nde (Pace Univesity) dil eğitimi aldı. Ersoy, bu süreçte Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu çatısı altında sivil tolum faaliyetlerine katıldı ve 2008-2010 yıllarında federasyonun(FTAA) disiplin kurulu üyeliğini yürüttü.
Pensilvanya Üniversitesi(University of Pennsylvania) Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu ve yüksek lisans (LL.M.) eğitimini 2010-2011 yılarında burada tamamladı. Dünyaca ünlü Prof. Dr. Stuart Diamond’dan müzakere eğitimi aldı. Programa sunduğu tezi ile daha sonra görev yaptığı ve doktora eğitimini tamamladığı Arizona Üniversitesi’ndeki öğrencilere rehberlik eden bir taslak model geliştirdi. British Columbia Üniversitesi’nden misafir araştırmacı olarak çalışmak üzere teklif aldı, 2012-2014 yıllarında misafir öğretim üyesi olarak iki yıl çalıştıktan sonra New York’a döndü. 2014-2016 yıllarında Arizona Üniversitesinde doktora çalışmaları için araştırmalarda bulundu. Doktora tezini “Uluslararası fikri mülkiyet anlaşmazlıklarını çözmenin etkili yöntemleri” konusunda tamamladı. Tezi, örnek doktora tez önerisi olarak kullanıldı. Doktora tezi ve sonrasındaki çalışmaları sonrası, dünyadaki birçok ülkenin patent, marka ve telif hakları uyuşmazlıklarının çözümlenmesi konularında uzman oldu. Doktora eğitiminin ardından 2017 yılı Aralık ayında Türkiye’ye döndü.
Dünya fikri Mülkiyet Örgütünde (WIPO) kayıtlı hakem ve arabulucudur. Amerikan Barolar Birliği üyesidir, birliğin 2022-2024 Alternatif Uyuşmazlıklar Bölümü Üyesi olarak görev yapmış, başarılarından dolayı Nisan 2022’de “ayın avukatı” ödülüne layık görülmüştür.
Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Ankara Barosu Dergisi, ABA tarafından yayınlanan Dispute Resolution Magazine, ABA Journal ve International Law News dergilerinde makaleleri yayınlanmakta, ABA tarafından düzenlenen seminerlerde eğitmen olarak görev almaktadır. Avrupa Konseyi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi eğitimlerinde görev almıştır.
Uluslararası ve ulusal müvekkilleri için çalışmakta, fikri mülkiyet anlaşmazlıkları, karşılaştırmalı özel hukuk, ABD hukuku, uluslararası ticaret hukuku, sözleşme müzakereleri, gayrimenkul hukuku ve yönetimi, ulusal ve uluslararası tahkim, karşılaştırmalı ticaret hukuku ve alternatif uyuşmazlık çözümü alanlarında çalışmaktadır.
Aydınlar Dilekçesi Savunması, Avukat Halit Çelenk tarafından 27 Eylül 1985 tarihinde Ankara Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’ne sunulmuştur.
“Türkiye’de Demokratik Düzene İlişkin Gözlem ve İstemler” başlıklı Aydınlar Dilekçesi 1383 imza ile Mayıs 1984’te TBMM ile Cumhurbaşkanlığına verilmiştir. Metin hakkında Sıkıyönetim tarafından yayın yasağı getirilmiş, metnin imzacılarından 59 kişi hakkında Ağustos 1984’te dava açılmıştır. Halit Çelenk’in de sanıkları arasında bulunduğu bu davada yapılan savunma metni ya konu olan Dilekçe, Halit Çelenk’in yazıları, yaşam öyküsü ve eserlerinin yer aldığı www.halitcelenk.org adresinden alınmıştır. Adam Yayınları tarafından yayınlanan Aydınlar Dilekçesi Davası isimli kitap Ekim 1986’da yayınlanmıştır.
Bu salonda önemli bir dava görülüyor. Çünkü bu dava ile “insan hakları” ve “demokratik rejim” yargılanıyor. Davanın önemi, iddianın tutarlı olmasından değil, dönemin “demokrasi” anlayışından, “hak ve özgürlük” anlayışından kaynaklanıyor.
Gerçekte yargılanan, iddianamede adları yazılı sanıklar değil, onlar tarafından hazırlanıp imzalanan bir dilekçenin içeriği, önerdiği ve dile getirdiği düşüncelerdir. Halkımızın, yılların süzgecinden geçerek gelen demokratik özlem ve dileklerini ve çağdaş bir demokrasinin ilkelerini içeren dilekçede suç bulamayanlar, biçimsel bir dava görüntüsü altında dilekçede yer alan düşüncelerin yargılanmasını istemişlerdir.
Görmekte olduğunuz dava, ülkemizin Adalet tarihinde önemli bir yer alacaktır. Bu dava, Adalet tarihine, dönemin demokrasi anlayışının, hak ve özgürlük anlayışının bir simgesi olarak geçecektir.
Bu dava, ülkemizde, özellikle 12 Martın bir devamı olan 12 Eylül döneminin getirdiği “hukuk anlayışı”nın bir göstergesi olacaktır.
Gerçekten bu dava karşısında şaşırmadım.
Çünkü, dört yılı İstanbul Hukuk Fakültesinde, bir yılı stajda olmak üzere 42 yıldan beri hukuk okuyorum. Araştırıyorum, yerli ve yabancı yayınları inceliyorum, uygulamaları izliyorum. Ulaştığım sonuç odur ki, Hukuk, sınıflı toplumlarda, egemenlerin iradesinin bir yansıması olarak ortaya çıkmakta, bu iradenin bir baskı aracı olarak kullanılmaktadır. Bir ünlü düşün adamı ve hukukçunun savunduğu bu görüşü ben de paylaşıyorum.
2362 yıl önce Eflatun “Devlet” adlı yapıtında Trasymakhus’un diliyle şunları söylemiştir: “Her hükümet kanunları kendi işine geldiği gibi kurar, demokratlık demokratlığa uygun kanunlar, Tyrannis Tyrannis’e uygun kanunlar kurar, ötekiler de tıpkı böyle; kanunları kurmakla kendi işine gelen şeylerin idare edilenler için de doğru olduğunu söylerler; kendi işlerine gelenden ayrılanı da kanuna, hakka karşı geliyor diye cezalandırırlar… Her şehirde kuvvet, hüküm süren unsurun elindedir.” (Devlet, kitap I, s. 31)
Tarih boyunca, özel koşulların getirdiği nadir istisnalar dışında, aynı gelişmeler süregelmiştir.
Kölelik düzeni kendi hukukunu, feodal düzen feodal hukuku, kapitalist düzen de yine kendine özgü hukuku getirmiş ve bunu egemenlerin çıkarları doğrultusunda oluşturmuş ve kullanmıştır
Ekonomik ve giderek siyasal gücü ellerinde bulunduran sınıflar ve bunların temsilcileri, yasal düzenlemeleri kendi çıkarları doğrultusunda yapmışlar, uygulamaları bu doğrultuda yürütmüşler, yönetilen sınıf ve tabakaları bu kurallara uymak zorunda bırakmışlar ve yasalara uymayanları suçlu ilan etmişlerdir.
Böylece hukuk kuralları, egemenler tarafından bir baskı aracı olarak kullanılagelmiştir. Bir incelememizde bu konuda şunları söylemiştik: Çağımız hukuk anlayışında, kuramsal açıdan, insancıl değerlerin ilke olarak ön planda yer alması gerekir. Bu, özellikle ceza ve ceza yargılama hukuku için geçerli. İnsancıl değerleri hedef olarak ele almayan, “İnsan Hakları”nı temel saymayan bir Ceza Yargılama anlayışına “Çağdaş” gözü ile bakmak olanaksız. Bir ülkenin Ceza ve Ceza Yargılama anlayışı, o ülkenin demokrasi anlayışının bir ölçüsüdür.
Kendi kendimize hep sorduk: Hukukçuların, düşünürlerin, yazar ve sanatçıların savunageldikleri “İnsan Hakları”, “İnsancıl hukuk”, “Hukukun üstünlüğü” ve hukuk devleti ilkelerinin günümüzde durumu nedir? “İnsan Hakları” ve “Hukuk devleti ilkesi” yaşama geçebilmiş midir? Anayasalarda yer almasına rağmen siyasal iktidarlar bu ilkelere uymakta mıdırlar? “Her şey insan için, insanın mutluluğu için”, “İnsan hukuk için değil, hukuk insan içindir” özdeyişleri toplum yaşamına ne oranda yansıyabilmiştir? Devlet ve toplum yaşamında, değişik görüntülere rağmen, temelde bu ilkelere hangi oranda değer verilmekte ve saygı gösterilmektedir?
Ülkemizde hukukçular, Üniversite öğretim üyeleri ve demokratik ilkelere inanmış kişi ve kuruluşlar; yıllardan beri Ceza Hukuku alanında, düşünce suçlarının ceza yasasından çıkarılmasını, Ceza yasasındaki suç ve cezaya ilişkin uyumsuzlukların, dengesizliklerin giderilmesini, bu yasanın çağdaş ve demokratik bir niteliğe kavuşturulmasını, Ceza Yargılama Hukuku alanında da, İdare kolluğu (İdari zabıta) yerine Adalet kolluğu (Adli zabıta)’nun oluşturulmasını, suçların hazırlık soruşturmasının İdare’ye bağlı polis görevlilerinden alınarak C. Savcılıklarına verilmesini, böylece soruşturmanın temelini oluşturan bu aşamada hukuk eğitimi görmüş Savcılarının görev yapmasını, giderek soruşturmanın güvenceye kavuşturulmasını ve sanıklar üzerinde baskı olanaklarının en aza indirilmesini, Çapraz Sorgu sisteminin getirilmesini, savunmanın suçlama ile birlikte başlatılmasını, polisin yasadışı uygulamalarının önlenmesini vb. ısrarla istemişlerdir.
İnsan Haklan, Hukukun Üstünlüğü ve Hukuk Devleti kavramları bu kişi ve kuruluşların sürekli sloganları olmuştur.
Yurdumuzda hukukçuların ve demokrasiden yana kişi ve kuruluşların anılan özlem ve taleplerine karşın, bu dilek ve istemler göz önüne alınmak şöyle dursun, bunun tersi doğrultuda yeni düzenlemelere gidilmiştir.
İnsancıl değerlere, hak ve özgürlüklere geniş oranda yer veren ve belli tarihsel koşulların bir ürünü olan 1961 Anayasası 12 Mart döneminde geriye doğru değiştirilmiş ve halkımıza tanınmış olan hak ve özgürlükler büyük çapta kısıtlanmıştır. Daha sonra 1982 Anayasası ile de 1961 Anayasası tümden yürürlükten kaldırılmış, kişinin hak ve özgürlükleri tamamen kısıtlanmış, Yargı Erki’nin özgürlüklerle ilgili en önemli görevleri Yürütme organına devredilerek Anayasanın kabul ettiği Güçler Ayrılığı ilkesi bir kenara itilmiş ve ülkemizde demokratik bir rejimin yerleşme olanakları büsbütün sınırlanmıştır.
“…Demokratik hukuk devleti, çağdaş insan haklarını korumak ve olgulara geçirmek işleviyle yükümlüdür. Oysa 1982 Anayasası, devletin kuruluşundaki tüm organ, yetki ve görevleri söz konusu işleve ve ereğe ters düşen bir biçimde düzenlemekle kalmamış, askeri yönetim kanunlarından aktarılan ilke ve kurallarla temel hak ve özgürlükleri genel olarak ve her birini ayrı ayrı alabildiğine sınırlamış ve kısıtlamış bulunmaktadır.” (Prof. Lütfi Duran, Cumhuriyet, 23 Ocak 1985).
Ceza ve Ceza yargılama hukuku alanında, tüm demokratik düzenleme önerilerine karşın, Ceza yasasında bu doğrultuda düzenlemeler yapılmadığı gibi aksine, düşünce suçlarının cezaları yükseltilmiş, Yargılama Hukukunda Adalet kolluğu doğrultusunda bir düzenlemeye gidilmediği gibi, 1982 Anayasasıyla getirilen yeni hükümler ve Polis Görev ve Yetki Yasasında yapılan değişikliklerle idareye bağlı emniyet görevlilerinin yetkileri arttırılmış ve genişletilmiştir.
1961 Anayasasının kabulünden bu yana, kısa ama önemli bir zaman kesitinden alınacak birkaç örnek, değerlendirmemizin doğruluğunu gösterecektir:
A) 1961 Anayasasının kabulünden 12 yıl gibi kısa bir zaman sonra “Bu anayasa ile devlet idare edilmez” denilerek, 12 Mart dönemine gelinmiş ve bu dönemde 1961 Anayasası ile halka verilen hak ve özgürlüklerin geri alınması için çalışmalar yapılmış ve bu anayasanın hak ve özgürlüklerle ilgili en önemli maddeleri değiştirilmiştir.
B) Bu değişikliklerle Yargı organlarının birçok görev ve yetkileri Yürütme organına verilmiş, giderek hak ve özgürlüklerin güvencesi ortadan kaldırılmıştır.
C) Bu değişikliklerle kamu görevlilerinin sendika kurma hakları ellerinden alınmış ve memur sendikaları yok edilmiştir.
D)Bu değişiklikler sonunda, T.B.M.M. tarafından yapılan Anayasa değişikliklerinin, Anayasa mahkemesince esas yönünden incelenemeyecekleri hükmü getirilerek Anayasa mahkemesinin temel görevi ortadan kaldırılmıştır.
E)Yürütme organına bağımlı hâkimlerden kurulu Devlet Güvenlik Mahkemeleri Yasası kabul edilerek sıkıyönetim sürekli hale getirilmiştir.
F)1969 sayılı yasa ile Ceza Yargılamaları Usulü Yasasında yapılan bir değişiklikle, Ceza yasasının temel ilkelerinden biri olan “Suçsuzluk karinesi” yani kişinin kesin bir mahkeme kararıyla mahkûm oluncaya kadar suçsuz sayılması kuralı kimi suçlarda kaldırılmıştır.
G)Danıştay yasasının 82. maddesinde yapılan bir değişiklikle, Danıştay davalarında İdare tarafından “gizli” kaydıyla gönderilen dosya ve belgelerin avukat ve davacı tarafından incelenemeyeceği kuralı getirilerek savunma hakkı çiğnenmiştir.
H)12 Eylül döneminde 1961 Anayasası tamamen ortadan kaldırılarak, demokratik bir rejimin, hak ve özgürlükler rejiminin gerçekleşmesine olanak vermeyen bir Anayasa getirilmiştir.
İ) Bağımsız sendika anlayışı kaldırılmış, sendikalar etkisiz duruma getirilmiş, işçi hakları savunulamaz hale getirilmiştir.
J) Polis görev ve yetki yasasında yapılan değişikliklerle kişinin ve özgürlükleri yaralanmış ve kullanılamaz hale getirilmiştir.
K) Dernekler, üyelerinin özlük hakları içine hapsedilmiş ve yurt sorunları üzerinde düşünce açıklama hakkından yoksun bırakılmışlardır.
L) Düşünce suçlarına ilişkin yasa maddelerinin kaldırılması şöyle dursun, bu maddelerin cezaları arttırılmıştır.
M) YÖK yasası ile üniversitelerin özerkliği ortadan kaldırılmış ve bilimsel araştırma olanakları sınırlanmıştır.
N) İnsanlar düşüncelerinden ötürü yargılanmış ve cezalandırılmışlardır.
O) İşkence sistematik bir hale getirilmiş ve sorgulamanın kuralı kabul edilmiştir. Gözler bağlanarak sorguya çekme soruşturmanın yöntemi olmuştur.
Ö) Emniyet ve cezaevlerinde çok sayıda kişi işkence sonucu ölmüş ya da sakat kalmıştır.
P) 12 Eylül döneminde, mahkemeye ve Askeri savcıya verdiği ifadelerde “Tutuklu sanıkların dövülmeleri için ben emir verdim” diyen böylece suçunu ikrar eden cezaevi müdürleri görülmüş ama tüm taleplere rağmen bunlar hakkında kamu davası açılmamıştır.
R) Savunma yapan avukatlar duruşma salonlarından çıkarılarak; kimi kez tutuklanarak, cezaevlerinde tutuklu-avukat görüşmeleri bazen telefonla bazen açıktan dinlenerek, mahkemelerde ülkemizde savaş olmadığı halde, “Savaş hali hükümleri” uygulanarak yanlı davranmaktan ötürü hâkimin reddi hakkı ortadan kaldırılarak savunma hakkı ihlal edilmiştir.
S) Devlet başkanı, soruşturma ve davalar devam ederken, bir yandan mahkemeleri etki altında bırakacak şekilde konuşmalar yapmış, böylece anayasanın açık hükümlerine aykırı bir davranış içine girmiş, öte yandan da 1985 adalet yılı açılış toplantısında: “Yargıda görev alanların ve alacak olanların, şartlar ne olursa olsun, etki altında kalmadan çalış- sürdürmeleri başta gelen görevleri olmalıdır.” sözlerini söylemiştir. Bu örnekler daha da çoğaltılabilir. Ama bütün bu yasama ve uygulama biçimleri hukuk’un nasıl kullanıldığını ve hangi sınıfların amaçlarına hizmet eder duruma getirildiğini göstermeye yeter sanırım. Hukukun, yasal düzenlemelerin ve uygulamaların bu niteliğinin bilincinde olarak davaya konu yapılan dilekçenin, “Bir dilekçe mi yoksa bildiri mi?” tartışmasına girmekte yarar görmüyorum. Bu, eski bir deyimle “Malum’u ilâm” olacaktır.
Değerlendirme sayın mahkemenindir. Saygılarımla.
Uluslararası Kuruluşlar, Örgütler, Alt Birim ve Kuruluşları Listesi
ULUSLARARASI KURULUŞLAR, ÖRGÜTLER, ALT BİRİM VE KURULUŞLARI LİSTESİ |
|||
Türkçe |
Kısaltma |
İngilizce |
|
Afrika Birliği |
AfB |
African Union |
|
Afrika Kalkınma Bankası |
AFKB |
African Development Bank |
|
Afrika, Karayip ve Pasifik Ülkeler Grubu |
ACP |
African, Caribbean and Pacific Group of States |
|
AGİT-Çatışmaları Önleme Merkezi |
ÇÖM |
OSCE-Conflict Prevention Centre |
|
AGİT-Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosu |
ODIHR |
OSCE-Office for Democratic Institutions and Human Rights |
|
AGİT Ekonomi ve Çevre Komitesi |
AGİT EÇK |
OSCE Economic and Environmental Committee |
|
AGİT Medya Özgürlüğü Temsilcisi |
MÖT |
OSCE Representative on Freedom of the Media |
|
AIDS, Tüberküloz ve Sıtma ile Mücadele Küresel Fonu |
Küresel Fon |
The Global Fund to Fight AIDS, Tuberculosis and Malaria |
|
AKB- Orta Asya Bölgesel Ekonomik İşbirliği Programı |
CAREC |
ADB- Central Asia Regional Economic Cooperation Program |
|
Akdeniz Bölgesel Deniz Kirliliği Acil Müdahale Merkezi |
REMPEC |
Regional Marine Pollution Emergency Response Centre for theMediterranean Sea |
|
Akdeniz Forumu |
FOROMED |
Mediterranean Forum |
|
Akdeniz için Birlik |
AiB |
Union for the Mediterranean |
|
Akdeniz ve Avrupa Bitki Koruma Örgütü |
EPPO |
European and Mediterranean Plant Protection Organization |
|
Akdeniz Parlamenter Asamblesi |
Akdeniz PA |
Parliamentary Assembly of the Mediterranean |
|
Amerikalar İçin Bolivarcı İttifak |
ALBA |
Bolivarian Alliance for the Peoples of Our America |
|
Amerikan Devletleri Örgütü |
ADÖ |
Organization of American States |
|
And Milletler Topluluğu |
CAN |
Andean Community of Nations |
|
Arap Birliği |
AL |
The League of Arab States |
|
Arktik Konseyi |
Arctic Council |
||
ASEAN Artı Üç (Çin, Japonya, Güney Kore) |
APT |
ASEAN Plus Three |
|
Asya İnsan Hakları Merkezi |
ACHR |
Asian Centre for Human Rights |
|
Asya İşbirliği Diyaloğu (Asya Birliği) |
AİD |
Asia Cooperation Dialogue (Asian Union) |
|
Asya Kalkınma Bankası |
AKB |
Asian Development Bank |
|
Asya’da İşbirliği Ve Güven Arttırıcı Önlemler Konferansı |
AİGK |
Conference on Interaction and Confidence Building Measures in Asia |
|
Asya Parlamenter Asamblesi |
APA |
Asian Parliamentary Assembly |
|
Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Forumu |
APEC |
Asia-Pacific Economic Cooperation Forum |
|
Asya-Pasifik Uzay İşbirliği Örgütü |
APSCO |
Asia-Pacific Space Cooperation Organization |
|
Avrasya Ekonomi Birliği |
EEU |
Eurasian Economic Union |
|
Avrasya Ekonomik Topluluğu |
EAEC |
Eurasian Economic Community |
|
Avrasya Patent Teşkilatı |
EAPO |
Eurasian Patent Organization |
|
Avrupa – Atlantik Ortaklık Konseyi |
AAOK |
Euro-Atlantic Partnership Council |
|
Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu |
AAET |
European Atomic Energy Community |
|
Avrupa Birliği |
AB |
European Union |
|
Avrupa Birliği Adalet Divanı |
ABAD |
Court of Justice of the European Union |
|
Avrupa Birliği Bölgeler Komitesi |
BK |
Committee of the Regions of the European Union |
|
Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesi |
EESC |
European Economic and Social Committee |
|
Avrupa Birliği Göç, Dış Sınırlar ve İltica Stratejik Komitesi |
SCIFA |
European Union Strategic Committee on Immigration, Frontiers andAsylum |
|
Avrupa Birliği Konseyi |
AB Konseyi |
Council of European Union |
|
Avrupa Birliği Konseyi – Çevre Konseyi |
Council of the European Union – Environment Council |
||
Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı |
FRA |
European Union Agency for Fundamental Rights |
|
Avrupa Çevre Ajansı |
AÇA |
European Environment Agency |
|
Avrupa Demiryolları Birliği |
CER |
Community of European Railway |
|
Avrupa Deniz Emniyeti Ajansı |
EMSA |
European Maritime Safety Agency |
|
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Forumu |
AGİF |
OSCE-The Forum for Security Co-operation |
|
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı |
AGİT |
Organization for Security and Co-operation in Europe |
|
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenterler Asamblesi |
AGİT-PA |
Parliamentary Assembly of the Organization for Security and Co-operationin Europe |
|
Avrupa Haberleşme Ofisi |
ECO |
European Communications Office |
|
Avrupa Hava Emniyeti Ajansı |
EASA |
European Aviation Safety Agency |
|
Avrupa Hava Seyrüsefer Emniyeti Teşkilatı |
Eurocontrol |
European Organisation for the Safety of Air Navigation |
|
Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası |
AİKB |
European Bank of Reconstruction and Development |
|
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi |
AİHM |
European Court of Human Rights |
|
Avrupa İşkenceyi ve İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele ve Cezayı Önleme Komitesi |
CPT |
European Committee for the Prevention of Torture and Inhuman or Degrading Treatment or Punishment |
|
Avrupa Jandarma Kuvveti |
AJK |
European Gendarmerie Force |
|
Avrupa-Kafkasya-Asya Taşımacılık Koridoru |
TRACECA |
Transport Corridor Europe Caucasus Asia |
|
Avrupa Komisyonu |
AK |
European Commission |
|
Avrupa Konseyi Kuzey-Güney Merkezi |
KGM |
North-South Centre of the Council of Europe |
|
Avrupa Konseyi |
CoE |
Council of Europe |
|
Avrupa Konseyi Eğitim Komitesi |
CDED |
Council of Europe-Steering Committee for Education |
|
Avrupa Konseyi Kültür Komitesi |
CDCULT |
Council of Europe-Steering Committee for Culture |
|
Avrupa Konseyi Kültürel Miras ve Peyzaj Komitesi |
CDPATEP |
Council of Europe-Steering Committee for Cultural Heritage andLandscape |
|
Avrupa Konseyi Yükseköğretim ve Araştırma Komitesi |
CDESR |
Council of Europe-Steering Committee for Higher Education and Research |
|
Avrupa Modern Diller Merkezi |
GRAZ |
European Centre for Modern Languages |
|
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi |
BK |
Committee of Ministers of the Council of Europe |
|
Avrupa Birliği – Ekonomik Politika Komitesi |
EPC |
European Union – Economic Policy Committee |
|
Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserliği |
AK İHK |
Commissioner for Human Rights of the Council of Europe |
|
Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi |
YBYK |
Congress of Local and Regional Authorities of the Council of Europe |
|
Avrupa Konseyi Eğitim Komitesi |
CC.ED. |
Education Committee of the Council of Europe |
|
Avrupa Konseyi Görsel-İşitsel İcra Komitesi |
EUREKA |
The European Audiovisual Observatory |
|
Avrupa Konseyi Kalkınma Bankası |
AKKB |
Council of Europe Development Bank |
|
Avrupa Konseyi Kuzey-Güney Merkezi |
KGM |
North-South Centre of the Council of Europe |
|
Avrupa Konseyi Kültür Komitesi |
CC-CULT |
Culture Committee of the Council of Europe |
|
Avrupa Konseyi Kültürel Miras Komitesi |
CC PAT |
Cultural Heritage Committee of the Council of Europe |
|
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi |
AKPM |
Parliamentary Assembly of the Council of Europe |
|
Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu |
VK |
Venice Commission of the Council of Europe |
|
Avrupa Konseyi Uluslararası Sivil Toplum Kuruluşları Konferansı |
INGOs |
Conference of International Non-Governmental Organizations |
|
Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi |
YBYK |
Congress of Local and Regional Authorities of the Council of Europe |
|
Avrupa Konseyi Yüksek Öğrenim ve Araştırma Komitesi |
CC-HER |
Higher Education and Research Committee of the Council of Europe |
|
Avrupa Konseyi Yolsuzlukla Mücadele Devletler Grubu |
GRECO |
Council of Europe Group of States against Corruption |
|
Avrupa Merkez Bankası |
ECB |
European Central Bank |
|
Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi |
CERN |
European Organization for Nuclear Research |
|
Avrupa Parlamentosu |
AP |
European Parliament |
|
Avrupa Parlamentosu – Çevre Komitesi |
European Parliament – Committee on Environment |
||
Avrupa Patent Ofisi |
EPO |
European Patent Office |
|
Avrupa Birliği Polis Teşkilatı |
EUROPOL |
European Police Office |
|
Avrupa Sayıştayı |
ECA |
European Court of Auditors |
|
Avrupa Serbest Ticaret Birliği |
EFTA |
European Free Trade Association |
|
Avrupa Uzay Ajansı |
ESA |
European Space Agency |
|
Avrupa Ve Akdeniz Bitki Sağlığını Koruma Örgütü |
EPPO |
European and Mediterranean Plant Protection Organization |
|
Avrupa’da Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşması |
AKKA |
Treaty on Conventional Armed Forces in Europe |
|
Avrupa’ya Devletlerarası Petrol ve Gaz Taşımacılığı Programı |
INOGATE |
Interstate Oil and Gas Transport to Europe Program |
|
Avrupa Yatırım Bankası |
EIB |
European Investment Bank |
|
Bağımsız Devletler Topluluğu |
CIS |
Commonwealth of Independent States |
|
Balistik Füze Yayılmasına Karşı Lahey Davranış İlkeleri Rehberi |
HCOC |
The Hague Code of Conduct Against Ballistic Missile Proliferation |
|
Baltık Asamblesi |
BA |
Baltic Assembly |
|
Baltık Bakanlar Konseyi |
Baltic Council of Ministers |
||
Baltık Denizi Çevre Koruma Komisyonu (Helsinki Komisyonu) |
HELCOM |
Baltic Marine Environment Protection Commission |
|
Baltık Denizi Parlamento Konferansı |
BSPC |
Baltic Sea Parliamentary Conference |
|
Barents Avrupa-Arktik Konseyi |
BEAC |
Barents Euro-Arctic Council |
|
Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu |
ECOWAS |
Economic Community of West African States |
|
Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik ve Parasal Birliği |
UEMOA |
West African Economic and Monetary Union |
|
Batı Afrika Yatırım Bankası |
BOAD |
West African Development Bank |
|
Birleşmiş Milletler |
BM |
United Nations |
|
Afet Yönetimi ve Olağanüstü Hallerde Müdahale Amaçlı Uzay Kaynaklı Bilgi için BM Platformu |
UN-SPIDER |
United Nations Platform for Space-based Information for Disaster Management and Emergency Response |
|
Birleşmiş Milletler Afet Riskinin Azaltılması Uluslararası Stratejisi |
UNISDR |
United Nations Office for Disaster Risk Reduction |
|
Birleşmiş Milletler Asya ve Pasifik Ekonomik Komisyonu |
UNESCAP |
United Nations Economic and Social Commission for Asia and the Pacific |
|
Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu |
AEK |
United Nations Economic Commission for Europe |
|
Birleşmiş Milletler Barışı İnşa Komisyonu |
PBC |
United Nations Peace Building Comission |
|
Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi |
UN CBD |
United Nations Convention on Biological Diversity |
|
Birleşmiş Milletler Bütçe ve İdare Konuları Danışma Komitesi |
ACABQ |
The Advisory Committee on Administrative and Budgetary Questions |
|
BM Cinsiyet Eşitliği ve Kadının Güçlendirilmesi Birimi |
UN Women |
UN Entity for Gender Equality and the Empowerment of Women |
|
Birleşmiş Milletler Çevre Programı |
UNEP |
United Nations Environment Programme (UNEP) |
|
BM Cinsiyet Eşitliği ve Kadının Güçlendirilmesi Birimi |
UN Women |
UN Entity for Gender Equality and the Empowerment of Women |
|
Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu |
UNICEF |
United Nations Children’s Fund |
|
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi |
CRC |
UN Committee on the Rights of the Child |
|
Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi |
UNCCD |
United Nations Convention to Combat Desertification |
|
Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı |
WFP |
United Nations World Food Programme |
|
Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü |
UNWTO |
United Nations World Tourism Organization |
|
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü |
UNESCO |
United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization |
|
UNESCO Dünya Miras Komitesi |
DMK |
UNESCO World Heritage Committee |
|
UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Hükümetlerarası Komitesi |
UNESCO Intergovernmental Committee for the Safeguarding of Intangible Cultural Heritage |
||
Birleşmiş Milletler Enformasyon Merkezi |
UNIC |
United Nations Information Centre |
|
Birleşmiş Milletler Engellilerin Hakları Komitesi |
CRPD |
UN Committee on the Rights of Persons with Disabilities |
|
BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi |
CESCR |
UN Committee on Economic, Social and Cultural Rights |
|
Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konsey |
ECOSOC |
United Nations Economic and Social Council |
|
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü |
FAO |
United Nations Food and Agriculture Organization |
|
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi |
BMGK |
United Nations Security Council |
|
Birleşmiş Milletler Irak Özel Komisyonu |
UNSCOM |
U.N. Special Commission on Iraq |
|
Birleşmiş Milletler Irk Ayrımcılığının Önlenmesi Komitesi |
CERD |
UN Committee on the Elimination of Racial Discrimination |
|
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi |
BMİDÇS |
United Nations Framework Convention on Climate Change |
|
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği |
İHYK |
Office of the United Nations High Commissioner for Human Rights |
|
Birleşmiş Milletler Kadının Statüsü Komisyonu |
CSW |
UN Commission on the Status of Women |
|
Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Komite |
CAT |
UN Committee against Torture |
|
Birleşmiş Milletler İşkencenin Önlenmesi Alt-Komitesi |
SPT |
UN Subcommittee on Prevention of Torture |
|
Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı |
UN-HABITAT |
United Nations Human Settlements Programme |
|
Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi |
CEDAW |
Committee on the Elimination of Discrimination against Women |
|
Birleşmiş Milletler Kalkınma İçin Bilim ve Teknoloji Komisyonu |
CSTD |
United Nations Commission on Science and Technology for Development |
|
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı |
UNDP |
The United Nations Development Programme |
|
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği |
UNHCR |
United Nations High Commissioner for Refugees |
|
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi |
HRC |
UN Human Rights Committee |
|
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği |
İHYK |
Office of the United Nations High Commissioner for Human Rights |
|
Birleşmiş Milletler Medeniyetler İttifakı |
Mİ |
United Nations Alliance of Civilizations |
|
Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu |
UNFPA |
United Nations Population Fund |
|
Birleşmiş Milletler Orman Forumu |
UNFF |
United Nations Forum on Forests |
|
Birleşmiş Milletler Ortak Denetim Birimi |
JIU |
Joint Inspection Unit of the United Nations |
|
Birleşmiş Milletler Silahsızlanma Komisyonu |
UNDC |
United Nations Disarmament Commission |
|
Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı |
UNCTAD |
United Nations Conference on Trade and Development |
|
BM Çocuk Hakları Komitesi |
CRC |
UN Committee on the Rights of the Child |
|
BM- FAO Balıkçılık Komitesi |
COFI |
UN- FAO Committee on Fisheries |
|
BM- FAO Çöl Çekirgesi Kontrol Komitesi |
DLCC |
UN- FAO Desert Locust Control Committee |
|
BM- FAO Gıda Güvenliği Komitesi |
CFS |
UN- FAO Committee for Food Safety |
|
BM- FAO Ormancılık Komitesi |
COFO |
UN- FAO Committee on Forestry |
|
Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli |
IPCC |
United Nations Intergovernmental Panel on Climate Change |
|
Birleşmiş Milletler Uluslararası Ticaret Hukuku Komisyonu |
UNCITRAL |
UN Commission on International Trade Law |
|
Birleşmiş Milletler – Su |
UN – Water |
||
Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi |
UNODC |
United Nations Office on Drugs and Crime |
|
Birleşmiş Milletler Uzayın Barışçı Amaçlarla Kullanılması Komitesi |
UBAKK |
UN Committee on the Peaceful Uses of Outer Space |
|
Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mülteciler için Yardım ve Bayındırlık Ajansı |
UNRWA |
United Nations Relief and Works Agency for Palestine Refugees in the Near East |
|
Birleşmiş Milletler Zorla Kaybedilmeler Komitesi |
CED |
UN Committee on Enforced Disappearances |
|
Biyolojik Çeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Hükümetlerarası Platformu |
IPBES |
Intergovernmental Platform on Biodiversity and Ecosystem Services |
|
Bölgesel Çevre Merkezi |
REC |
Regional Environmental Center |
|
Bölgesel İşbirliği Konseyi |
BİC-RCC |
Regional Cooperation Council |
|
Crans-Montana Forumu |
Crans-Montana Forum |
||
Daimi Hakemlik Mahkemesi |
DHM |
Permanent Court of Arbitration |
|
DB- Uluslararası Yeniden İmar ve Kalkınma Bankası |
IBRD |
WB- International Bank for Reconstruction and Development |
|
Deauville Ortaklığı |
DO |
Deauville Partnership |
|
Doğu Afrika Topluluğu |
EAC |
East African Community |
|
Doğu Karayipler Devletleri Örgütü |
OECS |
Organization of East Carribean |
|
Doğu ve Güney Afrika Ortak Pazarı |
COMESA |
Common Market for Eastern and Southern Africa |
|
Dünya Bankası |
DB |
World Bank |
|
Dünya Doğa Koruma Birliği |
IUCN |
International Union for Conservation of Nature |
|
Dünya Doğayı Koruma Vakfı |
WWF |
World Wildlife Fund |
|
Dünya Ekonomik Forumu |
WEF |
World Economic Forum |
|
Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü |
WIPO |
World Intellectual Property Organization |
|
Dünya Gümrük Örgütü (Gümrük İşbirliği Konseyi) |
WCO |
World Customs Organization |
|
Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü |
OIE |
World Organisation for Animal Health |
|
Dünya Meteoroloji Örgütü |
DMÖ |
World Meteorological Organization |
|
Dünya Sağlık Örgütü |
DSÖ |
World Health Organization |
|
DSÖ Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi |
TKÇS |
WHO Framework Convention on Tobacco Control |
|
Dünya Su Konseyi |
WWC |
World Water Council |
|
Dünya Ticaret Örgütü |
DTÖ |
World Trade Organization |
|
DTÖ Anlaşmazlıkların Çözümü Organı |
DSB |
WTO Dispute Settlement Body |
|
DTÖ Antidamping Uygulamaları Komitesi |
WTO Committee on Anti-Dumping Practices |
||
DTÖ Bölgesel Ticaret Anlaşmaları Komitesi |
CRTA |
WTO Committee on Regional Trade Agreements |
|
DTÖ Bütçe, Maliye ve İdare Komitesi |
WTO Budget, Finance and Administration Committee |
||
DTÖ Fikri Mülkiyet Haklarının Ticaretle İlgili Yönleri Konseyi |
TRIPS |
Council for Trade-Related Aspects of Intellectual Property Rights |
|
DTÖ Gümrük Değerleme Komitesi |
WTO Committee on Customs Valuation |
||
DTÖ Hizmet Ticareti Konseyi (Özel Taahhütler Komitesi) |
WTO Council for Trade in Services (Committee on Specific Commitments) |
||
DTÖ İthalat Lisansları Komitesi |
WTO Committee on Import Licensing |
||
DTÖ Kişilerin Serbest Dolaşımı Müzakere Grubu |
WTO Negotiating Group on Movement of Natural Persons |
||
DTÖ Korunma Önlemleri Komitesi |
WTO Committee on Safeguards |
||
DTÖ Köken (Menşe) Kuralları Komitesi |
WTO Committee on Rules of Origin |
||
DTÖ Mal Ticareti Konseyi |
WTO Council for Trade in Goods |
||
DTÖ Mali Hizmetler Ticareti Komitesi |
WTO Committee on Trade in Financial Services |
||
DTÖ Ödemeler Dengesi Komitesi |
BOP |
WTO Committee on Balance of Payments |
|
DTÖ Pazara Giriş Komitesi |
WTO Market Access Committee |
||
DTÖ Sağlık ve Bitki Sağlığı Önlemleri Komitesi |
WTO Committee on Sanitary and Phytosanitary Measures |
||
DTÖ Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Önlemler Komitesi |
WTO Committee on Subsidies and Countervailing Measures |
||
DTÖ Tarım Komitesi |
WTO Agriculture Committee |
||
DTÖ Tarife Tavizleri Komitesi |
WTO Committee on Tariff Concessions |
||
DTÖ Tekstil İzleme Organı |
TMB |
WTO Textiles Monitoring Body |
|
DTÖ Temsilciler Konseyi |
WTO Council of Representatives |
||
DTÖ Ticaret Müzakereleri Komitesi |
TMK |
WTO Trade Negotiations Committee |
|
DTÖ Ticaret Politikalarını Gözden Geçirme Organı |
TPRM |
WTO Trade Policy Review Body |
|
DTÖ Ticaret ve Çevre Komitesi |
WTO Trade and Environment Committee |
||
DTÖ Ticaret ve Kalkınma Komitesi |
CTD |
WTO Committee on Trade and Development |
|
DTÖ Ticaret ve Rekabet Çalışma Grubu |
WTO Trade and Competition Working Group |
||
DTÖ Ticaret ve Yatırım Çalışma Grubu |
WTO Trade and Investment Working Group |
||
DTÖ Ticarette Teknik Engeller Komitesi |
TBT |
WTO Committee on Technical Barriers to Trade |
|
Dünya Turizm Örgütü |
UNWTO |
World Tourism Organization |
|
Egmont Grubu (Mali İstihbarat Birimleri Egmont Grubu) |
Egmont Group |
||
Ekonomik İşbirliği Teşkilatı |
EİT |
Economic Cooperation Organization |
|
Enerji Şartı |
EŞ |
Energy Charter |
|
EİT- Bakanlar Konseyi |
COM |
ECO- Council of Ministers |
|
EİT- Bölgesel Planlama Konseyi |
RPC |
ECO-Regional Planning Council |
|
EİT- Ticaret ve Kalkınma Bankası |
ETDB |
ECO- Trade and Development Bank |
|
EİT- Ticareti Geliştirme Örgütü |
TPO |
ECO- Trade Promotion Organization |
|
Evrensel Posta Birliği |
UPU |
Universal Postal Union |
|
Fransızca Konuşan Ülkeler Örgütü |
FKÜÖ |
International Organization of Francophonie |
|
G-20 |
G-20 |
Group of Twenty |
|
Gazetecileri Koruma Komitesi |
CPJ |
Committee to Protect Journalists |
|
Gelişen Sekiz Ülke |
D-8 |
Developing Eight |
|
Göçmen İşçilerin ve Aile Üyelerinin Haklarının Korunması Komitesi |
CMW |
Committee on the Protection of the Rights of All Migrant Workers and |
|
Members of their Families |
|||
GUAM-DEKÖ (Gürcistan, Ukrayna, Azerbaycan, Moldova-Demokrasi ve Ekonomik Kalkinma Örgütü) |
GUAM |
Organization for Democracy and Economic Development |
|
Güney Afrika Kalkınma Topluluğu |
SADC |
Southern African Development Community |
|
Güney Amerika Ulusları Birliği |
UNASUR |
Union of South American Nations |
|
Güney Asya Bölgesel İşbirliği Örgütü |
SAARC |
South Asian Association for Regional Cooperation |
|
Güneyde Sürdürülebilir Kalkınma için Bilim ve Teknoloji Komisyonu |
COMSATS |
Commission on Science and Technology for Sustainable Development in the South |
|
Güneydoğu Avrupa Kanun Uygulama Merkezi |
SELEC |
Southeast European Law Enforcement Center |
|
Güney Ortak Pazarı |
MERCOSUR |
Southern Common Market |
|
Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği |
ASEAN |
Association of Southeast Asian Nations |
|
Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci |
GDAÜ |
South-East European Cooperation Process |
|
Güvenlik İşbirliği Merkezi |
RACVIAC |
Centre for Security Cooperation |
|
Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi |
IGAD |
Intergovernmental Development Authority |
|
Irkçılık ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu |
ECRI |
European Commission against Racism and Intolerance |
|
İngiliz Uluslar Topluluğu |
İUT |
Commonwealth of Nations |
|
İslam Devletleri Eğitimi, Bilim ve Kültür Örgütü |
ISESCO |
Islamic Educational, Scientific and Cultural Organization |
|
İslam İşbirliği Teşkilatı |
İİT |
Organization of Islamic Cooperation |
|
İİT Bilim, Teknoloji ve Yenilik Örgütü |
STIO |
OIC The Science, Technology and Innovation Organization |
|
İİT Bilimsel ve Teknolojik İşbirliği Daimi Komitesi |
BİLTEDAK |
OIC Standing Committee for Scientific and Technological Cooperation |
|
İİT Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi |
İSEDAK |
OIC Standing Committee for Economic and Commercial Cooperation |
|
İİT Enformasyon ve Kültürel İşler Daimi Komitesi |
ENKİDAK |
OIC Standing Committee for Information and Cultural Affairs |
|
İİT Bilgisayar Acil Müdahale Ekibi |
OIC-CERT |
OIC Computer Emergency Response Team |
|
İİT İslam Ülkeleri Gemi Sahipleri Teşkilatı |
OISA |
OIC Organization of the Islamic Shipowners Association |
|
İİT İslam Dayanışma Fonu ve Vakfı |
İDF |
OIC Islamic Solidarity Fund and its Waqf |
|
İİT İslam Dünyası Bilim Akademisi |
IAS |
OIC Islamic World Academy of Sciences |
|
İİT İslam İşbirliği Diyalog ve İşbirliği Gençlik Forumu |
ICYF-DC |
OIC Islamic Conference Youth Forum for Dialogue and Cooperation |
|
İİT İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi |
IRCICA |
OIC Research Center for Islamic History, Art and Culture |
|
İİT İslam Kalkınma Bankası |
İKB |
OIC Islamic Development Bank |
|
İİT İslam Teknoloji Üniversitesi |
İTÜ |
OIC Islamic University of Technology |
|
İİT İslam Ticaret,Sanayi ve Tarım Odası |
ICCIA |
OIC Islamic Chamber of Commerce, Industry and Agriculture |
|
İİT İslam Ticareti Geliştirme Merkezi |
İTGM |
OIC Islamic Center for the Development of Trade |
|
İİT İslam Ülkeleri Çimento Birliği |
ICA |
OIC Islamic Cement Association |
|
İİT İslam Ülkeleri İstatistik Ekonomik ve Sosyal Araştırma ve Eğitim Merkez |
SESRIC |
OIC Statistical, Economic, Social Research and Training Center for Islamic Co |
|
İİT İslam Ülkeleri Müşavirler Federasyonu |
FCIC |
OIC Federation of Consultants from Islamic Countries |
|
İİT İslam Ülkeleri Müteahhitler Federasyonu |
FOCIC |
OIC Federation of Contractors from Islamic Countries |
|
İİT İslam Ülkeleri Standartlar ve Metroloji Enstitüsü |
SMIIC |
OIC Standards and Metrology Institute for Islamic Countries |
|
İİT İslam Ülkeleri Vergi İdareleri Birliği |
ATAIC |
OIC Association of Tax Authorities of Islamic Countries |
|
İİT İslam Ülkeleri Yayın Düzenleyici Kuruluşlar Forumu |
IBRAF |
OIC Broadcasting Regulatory Authorities Forum |
|
İİT İslam Yayıncılar Birliği |
IBU |
OIC Islamic Broadcasting Union |
|
İİT İslami Bankalar ve Finans Kurumları Genel Konseyi |
CIBAFI |
OIC General Council for Islamic Banks and Financial Institutions |
|
İİT İslami Başkentler ve Şehirler Teşkilatı |
OICC |
OIC Organization of Islamic Capitals and Cities |
|
İİT İslami Dayanışma Spor Federasyonu |
ISS |
OIC Islamic Solidarity Sports Federation |
|
İİT İslami Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı |
ISESCO |
OIC Islamic Educational, Scientific and Cultural Organization |
|
İİT Kudüs Komitesi |
OIC Al Quds Committee |
||
İİT Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi |
IIUM |
OIC International Islamic University Malaysia |
|
İİT Uluslararası Arap-İslam Okulları Federasyonu |
WFAIIS |
OIC World Federation of Arabo-Islamic International Schools |
|
İİT Uluslararası İslam Fıkıh Akademisi |
İFA |
OIC International Islamic Fiqh Academy (IIFA) |
|
İİT Uluslararası İslam Haber Ajansı |
IINA |
OIC International Islamic News Agency |
|
İİT Uluslararası Kızılay İslam Komitesi |
ICIC |
OIC Islamic Committee of the International Crescent |
|
İİT Uluslararası Müslüman Alimler Birliği |
IUMS |
OIC International Union of Muslim Scouts |
|
İslam Özel Sektörü Geliştirme Kurumu |
ICD |
Islamic Corporation for the Development of the Private Sector |
|
Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Paktı |
KİİP |
Caucasus Stability and Cooperation Pact |
|
Kamu Alımları Konseyi |
Public Procurement Council |
||
Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü |
KEİ |
Black Sea Economic Cooperation Organization |
|
Karadeniz’in Kirliliğe Karşı Korunması Komisyonu |
The Commission on the Protection of the Black Sea Against Pollution |
||
Karadeniz Ticaret ve Kalkınma Bankası |
KTKB |
Black Sea Trade and Development Bank |
|
Karayip Devletleri Birliği |
KDB |
Association of Caribbean States |
|
Karayipler Topluluğu |
CARICOM |
Caribbean Community |
|
Katılımcı Sulama Yönetimi Uluslararası Ağı |
INPIM |
International Network on Participatory Irrigation Management |
|
Kıbrıs Kayıplar Komitesi |
Committee on Missing Persons in Cyprus |
||
Kızılay |
Red Crescent |
||
Kızılhaç |
Red Cross |
||
Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü |
CSTO |
Collective Security Treaty Organization |
|
Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi |
KİK |
Cooperation Council for the Arab States of the Gulf |
|
Kuzey Atlantik İşbirliği Konseyi |
KAİK |
North Atlantic Cooperation Council |
|
Kuzey Denizi Komisyonu |
North Sea Commission |
||
Kuzeydoğu Atlantik, Akdeniz ve Bağlı Denizlerde Tsunami Erken Uyarı Sistemi Hükümetlerarası Eşgüdüm Komitesi |
ICG/NEAMTWS |
Intergovernmental Coordination Group for the Tsunami Early Warning and |
|
Mitigation System in the North-Eastern Atlantic , the Mediterranean and Connected Seas |
|||
Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler Dünya Asamblesi |
WASME |
World Assembly for Small and Medium-Sized Enterprises |
|
Küresel Çevre Fonu |
GEF |
Global Environment Facility |
|
Lahey Uluslararası Özel Hukuk Konferansı |
HCOPIL |
Hague Conference on Private International Law |
|
Latin Amerika Entegrasyon Birliği |
LAIA |
Latin American Integration Association |
|
Latin Amerika Parlamentosu |
LAP |
Latin American Parliament |
|
Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu |
CELAC |
Community of Latin American and Caribbean States |
|
Mağrip Arap Birliği |
MAB |
Arab Maghreb Union |
|
Merkezi Avrupa Girişimi |
MAG |
Central European Initiative |
|
Milletlerarası Ahvali Şahsiye Komisyonu (Uluslararası Kişi Halleri Komisyon) |
CIEC |
International Commission on Civil Status |
|
MİKTA (Meksika, Endonezya, Güney Kore, Türkiye, Avustralya) |
MİKTA |
MIKTA (Mexico, Indonesia, Korea, Turkey Australia) |
|
Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü |
NATO |
North Atlantic Treaty Organization |
|
NATO Güvenlik Komitesi |
SC |
NATO-Security Committee |
|
NATO Konvansiyonel Silah Kontrolü Üst Düzey Görev Gücü |
HLTF |
NATO High-Level Task Force on Conventional Arms Control |
|
NATO Nükleer Planlama Grubu |
NPG |
NATO Nuclear Planning Group |
|
NATO Parlamenterler Asamblesi |
NATO PA |
NATO Parliamentary Assembly |
|
NATO Yüksek Düzeyli Grup |
HLG |
NATO High Level Group |
|
NATO-Rusya Federasyonu Konseyi |
NRC |
NATO-Russia Council |
|
NATO-Ukrayna Komisyonu |
NUK |
NATO-Ukraine Commission |
|
Nesli Tehlike Altındaki Türlerin Ticaretine İlişkin Sözleşme |
CITES |
Convention on International Trade in Endangered Species of Wild Fauna and Flora |
|
Nordik Bakanlar Konseyi |
Nordic Council of Ministers |
||
Nordik-Baltık Sekizlisi |
NB8 |
Nordic-Baltic Eight |
|
Nordik Konseyi |
Nordic Council |
||
Nordik Savunma İşbirliği |
NORDEFCO |
Nordic Defence Cooperation |
|
Nordik Yatırım Bankası |
NIB |
Nordic Investment Bank |
|
Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Andlaşması Örgütü |
NDYAÖ |
Comprehensive Nuclear-Test-Ban Treaty Organization |
|
Nükleer Enerji Ajansı |
NEA |
Nuclear Energy Agency |
|
Nükleer Tedarikçiler Grubu |
NSG |
Nuclear Suppliers Group |
|
İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı |
OECD |
Organisation for Economic Co-operation and Development |
|
OECD – Bilim ve Teknoloji Politikaları Komitesi |
CSTP |
OECD Committee for Scientific and Technological Policy |
|
OECD – Bütçe Komitesi |
OECD – Budget Committee |
||
OECD – Çelik Komitesi |
OECD – Steel Committee |
||
OECD – Deniz Taşımacılığı Komitesi |
MTC |
OECD – Maritime Transport Committee |
|
OECD – Eğitim Komitesi |
OECD – Education Committee |
||
OECD – Ekonomi ve Gelişme İncelemeleri Komitesi |
EDRC |
OECD – Economic and Development Review Committee |
|
OECD – Enerji Komitesi |
OECD – Energy Committee |
||
OECD – Enformasyon, Bilgisayar ve İletişim Politikaları Komitesi |
ICCP |
OECD – Committee for Information, Computer and Communications Policy |
|
OECD – Gıda, Tarım ve Balıkçılık Direktörlüğü |
OECD – Directorate for Food, Agriculture and Fisheries |
||
OECD – İhracat Kredi Grubu |
ECG |
OECD – Export Credit Group |
|
OECD – İstihdam, Çalışma ve Sosyal İşler Komitesi |
ELSA |
OECD – Employment, Labour and Social Affairs Committee |
|
OECD – İşçi Sendikaları Danışma Komitesi |
TUAC |
OECD – Trade Union Advisory Committee |
|
OECD – İşveren ve Sanayi Danışma Komitesi |
BIAC |
OECD – Business and Industry Advisory Committee |
|
OECD – Kalkınmaya Yardım Komitesi |
DAC |
OECD – Development Aid Committee |
|
OECD – Kamu Yönetimi Komitesi |
PUMA |
OECD – Public Management Committee |
|
OECD – Mali Eylem Görev Gücü |
OECD/FATF |
OECD – Financial Action Task Force |
|
OECD – Mali İşler Komitesi |
CFA |
OECD – Committee on Fiscal Affairs |
|
OECD – Mali Piyasalar Komitesi |
CMF |
OECD – Committee on Financial Markets |
|
OECD – Rekabet Hukuku ve Politikaları Komitesi |
CLP |
OECD – Competition Law and Policy Committee |
|
OECD – Sermaya Hareketleri ve Görünmeyen İşlemler Komitesi |
CMIT |
OECD – Committee on Capital Movements and Invisible Transactions |
|
OECD – Sigorta ve Özel Emeklilik Komitesi |
OECD – Insurance and Private Pensions Committee |
||
OECD – Su Yönetişim Programı |
OECD – Programme on Water Governance |
||
OECD – Ticaret-Rekabet Ortak Komitesi |
OECD – Joint Group on Trade and Competition |
||
OECD – Turizm Komitesi |
OECD – Tourism Committee |
||
OECD – Tüketici Politikaları Komitesi |
CCP |
OECD – Committee on Consumer Policy |
|
OECD – Uluslararası Hükümet Dışı Kuruluşlar İle İrtibat Komitesi |
OECD – Liaison Committee with International Non-Governmental Organisations |
||
OECD – Uluslararası Yatırım ve Çok Uluslu Girişimler Komitesi |
CIME |
OECD – Committee on International Investment and MultinationalEnterprises |
|
OECD Uluslararası İş İşlemlerinde Rüşvetle Mücadele Grubu |
OECD Working Group on Bribery in International Business Transactions |
||
Orta Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu |
ECCAS |
Economic Community of Central African States |
|
Orta Afrika Ülkeleri Ekonomik ve Parasal Topluluğu |
CEMAC |
Central African Economic and Monetary Community |
|
Orta Amerika Entegrasyon Sistemi |
SICA |
Central American Integration System |
|
Orta Amerika Ülkeleri Ekonomik Entegrasyon Bankası |
CABEI |
Central American Bank for Economic Integration |
|
Orta Amerika Ülkeleri Ortak Pazarı |
CACM |
Central American Common Market |
|
Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme |
RAMSAR |
Convention on Wetlands of International Importance, especially as Waterfowl Habitat |
|
Parlamentolararası Birlik |
PAB |
Inter-Parliamentary Union |
|
Pasifik Adaları Forumu |
PAF |
Pacific Islands Forum |
|
Pasifik İttifakı |
Pacific Alliance |
||
Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü |
OPEC |
Organization of the Petroleum Exporting Countries |
|
Portekizce Konuşan Ülkeler Topluluğu |
CPLP |
Community of Portuguese Language Countries |
|
Rio Grubu |
Rio Group |
||
Silahlı Kuvvetlerin Demokratik Kontrolü Merkezi |
DCAF |
Centre for the Democratic Control of Armed Forces |
|
Şanhay İşbirliği Örgütü |
ŞİÖ |
Shanghai Cooperation Organization |
|
Tehlikeli Atıkların Sınır Ötesi Taşınması ve Bertaraf Edilmesinin Kontrolüne İlişkin Basel Sözleşmesi |
Basel Convention on the Control of Transboundary Movements of Hazardous Wastes and Their Disposal |
||
Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü |
OPCW |
Organisation for the Prohibition of Chemical Weapons |
|
Tuna Nehrinin Korunması Uluslararası Komisyonu |
ICPDR |
International Commission for the Protection of the Danube River |
|
Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi |
Türk Konseyi |
The Cooperation Council of Turkish Speaking States |
|
DTÖ Sütçülük Konseyi |
WTO Dairy Council |
||
Uluslararası Adalet Divanı |
UAD |
International Court of Justice |
|
Uluslararası Af Örgütü |
UAÖ |
Amnesty International |
|
Uluslararası Ağırlıklar ve Ölçüler Bürosu |
BIPM |
International Bureau of Weights and Measures |
|
Uluslararası Akdeniz Bilimsel Araştırmalar Komisyonu |
CIESM |
International Commission for the Scientific Exploration of the Mediterranean Sea |
|
Uluslararası Akdeniz Yüksek Tarımsal Araştırmalar Merkezi |
CIHEAM |
International Centre for Advanced Mediterranean Agronomic Studies (CIHE |
|
Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi |
ICOMOS |
International Council on Monuments and Sites |
|
Uluslararası Arşiv Konseyi |
ICA |
International Council on Archives |
|
Uluslararası Aşı Enstitüsü |
IVI |
International Vaccine Institute |
|
Uluslararası Atlantik Ton Balıklarını Koruma Komisyonu |
ICCAT |
International Commission for the Conservation of Atlantic Tunas |
|
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı |
IAEA |
International Atomic Energy Agency |
|
Uluslararası Bağcılık ve Şarapçılık Örgütü |
OIV |
International Organisation of Vine and Wine |
|
Uluslararası Büyük Barajlar Komisyonu |
ICOLD |
International Commission on Large Dams |
|
Uluslararası Ceza Divanı |
UCD |
International Criminal Court |
|
Uluslararası Çalışma Örgütü |
ILO |
International Labour Organization |
|
Uluslararası Çiçek Üreticileri Birliği |
AIPH |
International Association of Horticultural Producers |
|
Uluslararası Demiryolları Birliği |
UIC |
International Union of Railways |
|
Uluslararası Demiryolu Taşımacılığı Hükümetlerarası Örgütü |
OTIF |
Intergovernmental Organisation for International Carriage by Rail |
|
Uluslararası Denizcilik Örgütü |
IMO |
International Maritime Organization |
|
Uluslararası Elektroteknik Komisyonu |
IEC |
International Electrotechnical Comission |
|
Uluslararası Enerji Ajansı |
UAE |
The International Energy Agency |
|
UEA Enerji Araştırma ve Teknoloji Komitesi |
CERT |
IEA Committee on Energy Research and Technology |
|
Uluslararası Et Konseyi |
IMC |
International Meat Council |
|
Uluslararası Finansman Kurumu |
IFC |
International Finance Corporation |
|
Uluslararası Gaz Birliği |
UGB |
International Gas Union |
|
Uluslararası Göç Örgütü |
IOM |
International Organization for Migration |
|
Uluslararası Göç Politikaları Merkezi |
ICMPD |
International Centre for Migration Policy Development |
|
Uluslararası Hidrografi Örgütü |
IHO |
International Hydrographic Organization |
|
Uluslararası Holokost Anma İttifakı |
IHRA |
International Holocaust Remembrance Alliance |
|
Uluslararası Hukukun Birleştirilmesi Enstitüsü |
UNIDROIT |
International Institute for the Unification of Private Law |
|
Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu |
FIDH |
International Federation for Human Rights |
|
Uluslararası İstatistik Enstitüsü |
ISI |
International Statistical Institute |
|
Uluslararası İslam Ticaret Finans Şirketi |
ITFC |
International Islamic Trade Finance Corporation |
|
Uluslararası İşbirliği Platformu |
UİP |
International Cooperation Platform |
|
Uluslararası Kahve Örgütü |
ICO |
International Coffee Council |
|
Uluslararası Kakao Örgütü |
ICCO |
International Cocoa Organization |
|
Uluslararası Kalkınma Birliği |
IDA |
International Development Association |
|
Uluslararası Kalkınma Hukuku Örgütü |
IDLO |
International Development Law Organization |
|
Uluslararası Kızılay Kızılhaç Dernekleri Federasyonu |
IFRC |
International Federation of Red Cross and Red Crescent Societies |
|
Uluslararası Kızılay/Kızılhaç Hareketi |
International Red Crescent / Red Cross Movement |
||
Uluslararası Kızılhaç Komitesi |
ICRC |
International Committee of the Red Cross |
|
Uluslararası Kurak Alanlar Tarımsal Araştırma Merkezi |
ICARDA |
International Center for Agricultural Research in the Dry Areas |
|
Uluslararası Kurşun ve Çinko Çalışma Grubu |
International Lead and Zinc Study Group |
||
Uluslararası Mısır ve Buğday Merkezi |
CIMMYT |
International Maize and Wheat Improvement Center |
|
Uluslararası Mobil Uydu Örgütü |
IMSO |
International Mobile Satellite Organization |
|
Uluslararası Müzeler Konseyi |
ICOM |
International Council of Museums |
|
Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu |
INCB |
International Narcotics Control Board |
|
Uluslararası Okuma Derneği |
IRA |
International Reading Association |
|
Uluslararası Para Fonu |
IMF |
International Monetary Fund |
|
Uluslararası PEN Kulüpleri Federasyonu |
PEN |
PEN International |
|
Uluslararası Kriminal Polis Teşkilatı |
INTERPOL |
International Criminal Police Organization |
|
Uluslararası Sergiler Bürosu |
BIE |
Bureau of International Exhibitions |
|
Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü |
ICAO |
International Civil Aviation Organization |
|
Uluslararası Soğutma Enstitüsü |
IIR |
International Institute of Refrigeration |
|
Uluslararası Standartlar Örgütü |
ISO |
International Organization for Standardization |
|
Uluslararası Şeker Örgütü |
ISO |
International Sugar Organization |
|
Uluslararası Sulama ve Drenaj Komisyonu |
ICID |
International Commission on Irrigation and Drainage |
|
Uluslararası Tarımsal Araştırma Danışma Grubu |
CGIAR |
Consultative Group on International Agricultural Research |
|
Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu |
IFAD |
International Fund for Agricultural Development |
|
Uluslararası Telekomünikasyon Birliği |
ITU |
International Telecommunication Union |
|
Uluslararası Telif Hakları Fonu Komitesi |
COFIDA |
Committee for International Copyright Funds |
|
Uluslararası Ticaret Merkezi |
ITC |
International Trade Centre |
|
Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı |
TÜRKSOY |
International Organization of Turkic Culture |
|
Uluslararası Ulaştırma Forumu |
ITF |
International Transport Forum |
|
Uluslararası Yasal Ölçüler Örgütü |
OIML |
International Organization of Legal Metrology |
|
Uluslararası Yatırım ve Girişimler Komisyonu |
IIIC |
International Investment and Initiatives Commission |
|
Uluslararası Yayıncılar Birliği |
IPA |
International Publishers Association |
|
Uluslararası Yazar ve Besteci Dernekleri Konfederasyonu |
CISAC |
International Confederation of Societies of Authors and Composers |
|
Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı |
IRENA |
International Renewable Energy Agency |
|
Uluslararası Zeytin Konseyi |
IOOC |
International Olive Council |
|
UNCTAD Deniz Taşımacılığı Hizmetleri Daimi Komitesi |
UNCTAD Standing Committee on Maritime Transport Services |
||
UNCTAD En az Gelişmiş Ülkeler Güven Fonu |
LDCF |
UNCTAD Trust Fund for Least Developed Countries |
|
UNCTAD Gelişmekte Olan Hizmet Sektörleri Daimi Komitesi |
UNCTAD Standing Committee on Developing Services Sectors |
||
UNCTAD Gelişmekte olan Ülkeler Arası İşbirliği Daimi Komitesi |
ECDC |
UNCTAD Standing Committee on Economic Cooperation among Developing Countries |
|
UNCTAD İşletme, Ticari Faaliyetin Kolaylaştırılması ve Kalkınma Komitesi |
UNCTAD Commission on Enterprise, Business Facilitation and Development |
||
UNCTAD Silahsızlanmaya Geçişte Yapısal Uyum AH Çalışma Grubu |
UNCTAD Ad Hoc Working Group to Explore the Issue of Structural |
||
UNCTAD Tercihler Özel Komitesi |
UNCTAD Special Committee on Preferences |
||
UNCTAD Ticaret Çevre Ve Kalkınma AH Çalışma Grubu |
UNCTAD Ad Hoc Working Group on Trade, Environment and Development |
||
UNCTAD Ticaret ve Kalkınma Konseyi |
TDB |
UNCTAD Trade and Development Board |
|
UNCTAD Uluslar arası Yatırımlar ve Girişimler Komisyonu |
UNCTAD Commission on International Investments and Initiatives |
||
UNCTAD Yoksulluğun Azaltılması Daimi Komitesi |
UNCTAD Standing Committee on Poverty Alleviation |
||
UNESCAP Çevre ve Doğal Kaynakların Geliştirilmesi Komitesi |
UNESCAP Committee on Environment and Natural Resources Development |
||
UNESCO – IPDC Hükümetlerarası Konseyi |
UNESCO – Intergovernmental Council of IPDC |
||
UNESCO Avrupa Bilim ve Teknoloji Bölge Ofisi |
ROSTE |
UNESCO Regional Office for Science and Technology in Europe |
|
UNESCO Enformasyon Programı Hükümetlerarası Konseyi |
PGI |
UNESCO Intergovernmental Council for the General Information Programme |
|
UNESCO Hükümetlerarası Enformatik Bürosu |
IBI |
UNESCO Intergovernmental Bureau for Informatics |
|
UNESCO Hükümetlerarası Enformatik Programı Hükümetlerarası Komitesi |
IIP |
Intergovernmental Committee for the Intergovernmental Informatics Programme |
|
UNESCO Hükümetlerarası Oşinografi Komisyonu |
IOC |
UNESCO Intergovernmental Oceanographic Commission |
|
UNESCO İletişimin Geliştirilmesine İlişkin Uluslararası Program |
IPDC |
UNESCO International Programme for the Development of Communication |
|
UNESCO İnsan ve Biyosfer Programı |
MAB |
UNESCO Man and the Biosphere Programme |
|
UNESCO İnsan ve Biyosfer Programı Uluslararası Koordinasyon Konseyi |
MAB Konseyi |
UNESCO International Coordinating Council of the Man and the Biosphere Programme |
|
UNESCO İstatistik Enstitüsü |
UIS |
UNESCO Institute for Statistics |
|
UNESCO Kültür ve Kalkınma Dünya Komisyonu |
UNESCO World Commission on Culture and Development |
||
UNESCO Kültürel Varlıkların Ait Oldukları Ülkelere İadesinin Teşviki Hükümetlerarası Komitesi |
ICPRCP |
UNESCO Intergovernmental Committee for Promoting the Return of Cultural Property |
|
UNESCO Uluslararası Güzel Sanatlar Derneği |
IAA |
UNESCO International Association of Art |
|
UNESCO-Uluslararası Hidroloji Programı |
IHP |
UNESCO International Hydrological Programme |
|
UNODC Suçun Önlenmesi ve Ceza Adaleti Komisyonu |
CCPCJ |
UNODC Commission on Crime Prevention and Criminal Justice |
|
UNODC Uyuşturucu Maddeler Komisyonu |
CND |
UNODC Commission on Narcotic Drugs |
|
Uyuşturucu Madde Kullanımı ve Kaçakçılığıyla Mücadele İşbirliği Grubu |
Pompidou |
Uyuşturucu Madde Bağımlılığı ve Yasadışı İnsan Ticareti ile Mücadele İşbirliği Grubu |
|
Visegrád Grubu |
V4 |
Visegrád Grubu |
|
Wassenaar Düzenlemesi |
WA |
Wassenaar Paketi |
|
Yatırım Uyuşmazlıklarının Çözümü Uluslararası Merkezi |
ICSID |
Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıklarının Çözümü Merkezi |
|
Yeni Bitki Türlerini Koruma Uluslararası Birliği |
UPOV |
Yeni Bitki Çeşitlerini Koruma Uluslararası Birliği |
|
Zangger Komitesi |
ZK |
Zangger Komitesi |
|

Uluslararası Örgütler Listesi
Dünya Tabipler Birliği Teletıp Etiği Raporu, 2007 yılı ekim ayında Danimarka’nın Kopenhag kentinde, Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir.

Teletıp, veri, doküman ve diğer bilgilerin telekomünikasyon sistemleri üzerinden taşınmasıyla girişimlerin, tanı/tedavi kararlarının ve önerilerin belli bir mesafe üzerinden yapıldığı tıp uygulamasıdır.
Bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişmesi ve ilerlemesi, hasta bakım hizmetlerinde yeni tıbbi tedavi yaklaşımlarının oluşturulmasına neden olmaktadır. Bu araçlar tıbbi uygulamada değişik yollar sunar. Teletıp uygulamasının benimsenmesi, hızı, tıbbi yardıma ulaşmada kısıtlılık halinde hastalara ulaşım kapasitesi ve ek olarak sağlık bakımını geliştirme gücü nedeniyle haklı çıkarılabilir.
Hekimler teletıp uygulamalarında aşağıdaki etik rehbere uymalıdırlar.
Hasta-hekim ilişkisi kişisel karşılaşma, yeterli hasta öyküsü ve bilgisine dayanmalıdır. Teletıp birincil olarak, hekimin güvenli ve kabul edilebilir sürede fiziksel olarak var olamadığı durumda kullanılmalıdır.
Hasta-hekim ilişkisi, karşılıklı güven ve saygıya dayanmalıdır. Hasta ve hekimin teletıp yöntemleri kullanıldığında, itimat edecek kadar birbirlerini tanıyabilmeleri önemlidir.
İdeal olarak teletıp önceden hasta ve hekim arasında kişisel bir ilişkinin var olduğu durumlarda, yalnızca teletıp hizmeti sağlanırken ve düzenlenirken kullanılmalıdır.
Hekim, teletıp konsültasyonu sırasında toplanan veri kodlanarak (kriptolanarak) güvenli hale getirilip yetkisiz kişilerin erişimini engelleyecek diğer güvenlik önlemleri alınarak, hasta mahremiyetinin ve veri doğruluğunun tehlikeye atılmadığından emin olmalıdır.
Teletıp kullanımı sırasında öneride bulunan hekim, kendisine verilen ve önerinin dayandığı bilgi kadar iyi, kendisinin verdiği öneriye ilişkin detaylı bir kayıtı da saklamalıdır.
Hekim, hasta ve sağlık çalışanlarının ya da hastaya bakan aile üyesinin gerekli telekomünikasyon sistemlerini ve ilgili araçları kullanabiliyor olduğundan emin olmak durumundadır. Hekim hastanın öneriyi ve tedaviyi anladığından ve bakımın sürekliliğinin garanti edildiğinden emin olmak için araştırmalıdır.
Bir diğer hekimden öneri ya da farklı fikir alan hekim, tedaviden ve hasta için verilen diğer kararlardan/önerilerden sorumludur.
Hekim uzaktan – iletişim sırasında, hasta ile temasında özel zorlukların ve belirsizliklerin farkında olmalı ve bunu kabullenmelidir. Hekim böyle bir durumun olduğunu hissettiği anda hasta ile doğrudan teması önermek konusunda hazırlıklı olmalıdır.
Teletıpta da en iyi olası tanı ve tedavi uygulamalarından emin olmak için düzenli olarak nitelik değerlendirme ölçekleri kullanılmalıdır.
Acil durumlarda teletıp uygulamalarının olanaklılığının ve zayıflıklarının (zayıf yönleri) farkında olunmalıdır. Eğer acil bir durumda teletıp kullanım gerekliliği doğarsa, tedavi ve önerileri, hastalığın tehlike seviyesinden ve hasta ile birlikte olan kişilerin kapasitesinden ve bilgi düzeylerinden etkilenir.
DTB ve ulusal tabip birlikleri, elektronik reçete, hekim tescili, sorumluluk ve elektronik tıbbi kayıtların yasal durumu gibi, teletıp uygulaması ile ilişkili konularda ulusal kanun yapma girişimini ve ilgili uluslararası anlaşmaları özendirmelidir.
Fransızlar tarafından işgal edilen topraklarda işlenen suçlara ilişkin Genel Af, hukuki sonuçlar doğurmasına karşın diplomatik ilişkiler sonucunda öngörülen bir siyasi af mahiyetindedir. 5 Aralık 1921 tarihinde çıkarılan Genel Af Kanunu ile Fransızların tahliye ettiği işgal bölgelerinde işlenmiş bütün suçların affedildiği TBMM tarafından kabul ve ilan edilmiştir. Kanun, 168 nolu Aff-ı Umumi Hakkında Kanun adını taşımaktadır. 20 Ekim 1921 tarihinde Fransızlarla imzalanan Ankara Anlaşmasının (İtilafnamesinin) beşinci maddesince öngörülen ve Fransızlar tarafından tahliye edilen bölgede genel af ilan edilmesi şartını yerine getirmek amacıyla çıkarılmıştır.
Fransızlar tarafından işgal edilip 20 Teşrinievvel 1337 (1921) tarihli itilâfname mucibince tahliye edilen arazide ika edilmiş olan bilcümle ceraim mürtekipleri hakkında aff-ı umumî ilan edilmiştir.
İşbu kanun tarih-i neşrinden itibaren merʻiyyü’l-icradır.
İşbu kanunun icrasına Adliye Vekili memurdur.
KANUN HAKKINDA YAPILAN GÖRÜŞMELERE AİT TBMM ZABIT CERİDESİ
Hacı Tevfik Efendi (Kengırı) — Teklif olunan şu aff-ı umumi alenen ilan ediyor ki; Meclis Fransızlarla yapılan itilâfnamenin bir maddesini kabul ediyor. Bunu herhalde bir mıntıkaya, bir yere tahsis etmemelidir, umum memleket aff-ı umumiye muhtaçtır. Her yerde birçok şeyler olmuştur. Aff-ı umumi olmalıdır.
Lûtfi Bey (Malatya) — Hukuk-ı şahsiye ne olacak?
Yusuf Ziya Bey (Bitlis) — Fransızlarla akdedilen itilâfnameyi Meclis-i Âli henüz tetkik ve tasdik etmedi. Onu tetkik etmeden böyle bir af kanunu yapmak doğru mudur? Bu ciheti nazar-ı dikkatinize arz ediyorum.
Adlîye Encümeni namına Nafiz Bey (Canik) — Efendim! Fransızlarla akdedilen muahedenamenin beşinci maddesinde “Tarafeyn-i âkideyn arazi-i meşgulenin tahliyesini müteakip bir aff-ı umumi ilan edecektir” deniyor. Beşinci maddede tarafeynin kabul ettiği şu kayıt mevcuttur. Binaenaleyh itilâfnamede mucibince Hükûmet o muhitte aff-ı umumi ilan etmek mecburiyetindedir. Yalnız rüfekadan birisinin buyurduğu veçhile, hukuk-ı şahsiye tabiî aff-ı umumi dâhilinde değildir. Esasen bu kavaid-i umumiye ahkâmındadır. Bunu tasrih etmeye lüzum yoktur. Biz encümende itilâfnamedeki maddeyi aynen naklederek madde-i kanuniye tanzimini daha muvafık gördük. Hukuk-ı şahsiyenin affı zaten ahkâm-ı umumiyeye mugayirdir. Binaenaleyh zikredilse de edilmese de ehemmiyeti yoktur. Kanunun bilâ münakaşa kabulünü teklif ederim.
Şeref Bey (Edirne) — Efendim! Hukuk-ı şahsiye hakkında Adliye Encümeni mazbata muharriri kardeşimiz kâfi izahatta bulunduğundan onu tekrar etmeyeceğim. Yalnız Ziya Bey kardeşimize cevap vereceğim. Malûm-ı âliniz muahedeler yapıldıktan sonra Meclisten geçmediği takdirde adem-i tatbiki lâzım gelmez. Muahedeler yapılır. İhtimal bir müddet sonra Meclisten geçer. Yalnız yeter ki biz burada kabul ve itilâf eylediğimiz noktada sadık kalalım.
Müfid Efendi (Kırşehir) — Refik-i muhteremimiz Nafiz Beyefendi hukuk-ı şahsiye hakkında bir şey denilemeyeceğini çünkü bunun için kaavid-i umumiye mevcut bulunduğunu beyan buyurdular. Bendeniz elimizde bulunan ve Meclis-i Âlinize resmen haber verilen itilafnamenin bir maddesinde tam bir aff-ı umumi kaydını, yani tam kelimesini gördüğüm için bunun hukuk-ı şahsiyeye de şümulü olabileceğini, binaenaleyh bu tam kelimesinin buradan kaldırılarak yalnızca aff-ı umumi denilmesi icap edeceğini Hariciye Vekilimize söylemiştim. Yusuf Kemal Bey biraderimiz o vakit bu tam kelimesinin neden ibaret olduğunu sarahaten izah etmediler. Bu kelime belki Hariciye Vekilimizi mahçup edecek bir şeydir. Binaenaleyh bu kelimenin mana-yı vuzuh ve şümulünü anlatmalıdır.
Saniyen; Şeref Beyefendi biraderimizin buyurdukları gibi bu itilâfnamede taahhüt ettiğimiz affın mütekabil olması lâzımdır. Meclis-i Âli, bu aff-ı umuminin orada ilanıyla beraber, öbür tarafın da aff-ı umumisini nazar-ı dikkate almalıdır. Biz orada aff-ı umumi ilan ederiz. Fakat diğer taraftan da kendi tebaamız hakkında aff-ı umumi ilan ettirmek ve onları da mağduriyetten kurtarmak çaresine tevessül etmek lâzım gelir. Binaenaleyh buradaki, tam kelimesinin hukuk-ı şahsiyeye taallûk edip etmediğini Hariciye Vekilinden sual ediyorum.
Mustafa Kemal Bey (Ertuğrul) — Efendim! Bendeniz, Fransızlarla akdettiğimiz bu itilâfname bu Meclis-i Âlice resmen tanınmış bir şey değildir. Onun tazammun ettiği bu af kanununun da burada müzakere edilmesi muvafık değildir, mütalâasında bulunuyorum.
Hafız Mehmed Bey (Trabzon) — Efendim! Müfid Efendi biraderimiz muahedenamedeki tam bir aff-ı umumi tâbirinden, yani buradaki tam kelimesinin vazʻından istidlalen bu aff-ı umuminin hukuk-ı şahsiyeye dâhi şümulü olmak ihtimalinden bahsettiler. Hukuk-ı şahsiyeyi Allah affedemiyor, değil ki biz affedeceğiz. Bu kavaidi hukukiye icabındandır. Biz affettik desek de nazar-ı hukukta hiçbir kıymeti yoktur, hiç manası yoktur. Af ancak hukuk-ı umumiyeye, cürme şâmildir. Katiyen hukuk-ı şahsiyeye taallûk ve şümulü yoktur. Bunun için hiç tereddüde lüzum yoktur. Hukuk-ı şahsiyeyi o adam affedebilir.
Ali Sürurî Efendi (Karahisar-ı Şarki) — Hafız Mehmed Efendi Bey biraderimizin mütalâalarına karşı bir nokta arz edeceğim; hukuk-ı şahsiyeyi af caizdir. Şu kadar ki taraf-ı Hükûmetten ashabına tazminat verilmek icap eder. Yoksa hukuk-ı şahsiye affedilmez diye bir kaide mevcut değildir.
Hafız Mehmed Bey (Trabzon) — Efendim! Bizim kavaid-i fıkhiye ve hukukiyemiz nokta-i nazarından hukuk-ı şahsiye kabil-i af değildir. Efendi hazretlerinin buyurdukları tazmindir. Hâlbuki zaten matlûp olan şey tazmindir. Bir şey tazmin edildikten sonra tabiîdir ki kendi kendine bertaraf olur. Yine hukuk-ı şahsiyeyi o adam affetmiş oluyor. Parayı almakla affediyor. Yoksa Hükûmet kendi kendine böyle bir şey yapamaz. Yani bunun kanunda kıymeti yoktur. Bunun üzerinde oynamayalım. Mahkeme bunu dinlemez.
Musa Kâzım Efendi (Konya) — Tarafeyn-i âkideyn arasında münakit olan itilâfnamede, itilâfnamenin akdini müteakip bir aff-ı umumi ilanı mezkûrdur. Bu muahedenamede tam bir af zikredilmiştir. Onu tefsir edecek tam bir affın medlulü dâhiline hukuk-ı şahsiye hiçbir vakit giremez. Hukuk-ı şahsiyeyi affetmek, hiçbir vakit Hükûmetin salâhiyeti dâhilinde değildir. Af bir hak mukabilinde olur. Bir kimse kendi hakkını affedebilir. Kendi hakkı meyanına dâhil olmayan hakkı ne Hükûmet ne efrat, hiçbir suretle affedemez çünkü bu eda-yı deyn kabilinden bir şey olamaz. Hukuk-ı şahsiyeyi af salâhiyeti olmayınca, aff-ı umumi ilanına dair olan, tam bir af değil, nâkis bir aftır. Bu mutlaka Hükûmetin salâhiyeti dairesinde bulunan hukuk-ı umumiyeye ait aksamı ceraim için mevzuubahistir. Hukuk-ı şahsiye tam bir af kelimesi içinde dâhil değildir. Bundan başka esasen bir itilâfname ile Hükûmetin mütekabilen yapmaya mükellef olduğu bu Aff-ı Umumi Kanununu müzakere ederken, itilâfnameyi müzakere eder gibi, kelimeler üzerinde münakaşa etmesek de çıkarıversek herhalde daha isabet olur. İtilâfnamedeki tam bir aff-ı umumi kelimesinin tefsiri bize düşmez. Bunun için bunda hukuk-ı şahsiye dâhildir. Mademki itilâfnâme kabul edilmiştir. İtilâfnameyi müzakere etmiyoruz. O kelime konduğu gibi muhafaza edilsin. Onu tefsir edecek Hariciye Vekâleti ve onun zabıtlarıdır. Binaenaleyh biz burada aff-ı umumiyi kabul edelim. Burada hukuk-ı şahsiye dâhil değildir. (Doğru sadaları)
Hariciye Vekili Yusuf Kemal Bey (Kastamonu) — Efendim! Zannediyorum ki tereddüdü mucip olan nokta kelimenin Fransızca’dan Türkçe’ye tercümesinden ileri geliyor. Türkçe ifadesinden ileri geliyor. Yani biz aff-ı umumi diyoruz. Umumi kelimesi olunca “tam”a ne lüzum var gibi zihinlere bir sual geliyor. Hâlbuki bizde bu aff-ı umumi, aff-ı hususi suretinde ifade edilen şey, Fransız lisanında bir kelime ile ifade olunuyor. Birisi; yani bu aff-ı umumiye mukabil olan kelime Amnistie’dir. Bu cüzi de olur, sonra da olur. Bunun umuma şamil olacağını ifade için konmuştur. “Plein” kelimesi yani tam kelimesi başka bir mana değil. Yani umumi kaydı olunca artık tam kelimesine hacet yoktur demeyiniz. Vardır. Çünkü bizde aff-ı umumi sözü, malum-ı âliniz, aff-ı hususiye mukabilidir. Aff-ı umumi dendiği vakitte umum affolunacak değildir. Aff-ı umumi nedir, ne gibi netayiç tevlit eder? Aff-ı hususi nedir, ne gibi netayiç tevlit eder? Bunları burada izaha lüzum görmüyorum. Onun için bizde aff-ı umumi denilince manası umuma şamil demek değildir. Aff-ı umumi o aftır ki; bilirsiniz, cürmü ortadan kaldırır. Bu manayadır. Buradaki umumi kelimesi mânayı lûgavisini tevsi etmiş bir mana-yı ıstılahide müstameldir. Onun için zihinlere tereddüt gelmesin rica ederim. Sonra diğer hususatta, itilafname ve saire hususatında Hariciye Vekiliniz itilâfname akdolunduğunu size resmen tebliğ etti. İtilâfnameyi burada okudu. Rica ederim bunları tefrik edelim. Her noktayı düşünelim. Yaptığımız işin yalnız bir muamele-i adliye olmayıp bir muamele-i siyasiye olduğunu ve büyük büyük neticeler tevlit ettiği ve edeceğini nazar-ı dikkatten dûr tutmalıyız. (Doğru sadaları)
Hukuki Araçların Eşitliği İlkesi, dil ve söylemde şiddeti reddeden hukukçular tarafından “silahların eşitliği ilkesi” yerine kullanılan kavramdır. Hakkaniyete uygun yargılamanın temel güvencelerinden biridir. Adil bir yargılama hakkının temini için, bağımsız ve tarafsız bir mahkemede, aleni bir şekilde yapılacak duruşmalarda hukuki araçların (silahların) eşitliği ilkesi geçerli olmalıdır. Eşitlik, yargı makamının takdirinde kalmamalı, silâhların eşitliğinin gerekli yasal hükümlerle saptanarak zorunlu kılınması gerekmektedir. Bu hak temel olarak, yargılamanın tarafları arasında denge sağlanmasını ve yargılama aşamalarında hak ve yükümlülükler bakımından tarafların eşitliğini şart koşmaktadır. Yargılama usulünde iddia ve savunma makamlarının delil sunma, itiraz etme ve savunma yapma hakları bakımından şeffaflığı ve eşitliği öngörmektedir.
Ceza soruşturmalarında, taraflar arasında, soruşturmanın tüm unsurlarını tartışabilecekleri adil bir denge kurulmalıdır. Savvcılar, isnat olunan suça ilişkin bilgileri, şüpheli ve/veya sanık ile müdafiine bildirmeli ve bu hakkı güvence altına almalıdır.
Yargı organı, tarafların hiçbirinin davasını savunurken ve savunma yaparken dezavantajlı duruma düşmemesini sağlamakla yükümlüdür. Özellikle ceza davalarında, tüm taraflar eşit fırsata sahip olmalı ve yargılama çekişmeli olmalıdır. Delillerin toplanmasını isteme ve tanıkların mahkemede hazır edilip sorgulanması konusunda iddia ve savunma makamları aynı kurallara tabidir. Bu hak, hem savcılığa ve katılan tarafa hem de sanık ve vekiline(savunma), her iki tarafça sunulan görüşler veya sunulan deliller hakkında bilgi edinme ve yorum yapma fırsatı sunmaktadır.
Silahların eşitliği ilkesi(the principle of equality of arms), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından adil yargılanma hakkı (AİHS m.6) bağlamında oluşturulmuş bir kavramdır.
Silahların eşitliği, arabuluculuk ve uzlaştırma işlemlerinde de geçerlidir. Arabulucu ve uzlaştırmacı, taraflara bir çözüm dayatmamalıdır.
Bu ilke, adil yargılanma hakkının ayrılmaz bir parçası olarak yargılamanın tüm aşamalarında tarafların eşit konumda bulunmasını güvence altına almaktadır.
Kendini Tüketen Hukukun Dramı -Bir Doğululaşma Serüveni isimli eser Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk tarafından 2015 yılında kaleme alınarak İmge Kitabevi tarafından okuyucuya sunulmuştur.

“Batı’dan yasaları almadan önce hukuku almalı ve hukukun kavramlarını ve ilkelerini içselleştirmeli, bilinçlenmeliydik.
Unutmayalım ki, Türkler Atatürk’ün dediği gibi sürekli Batı’ya “yönelmişlerdir.” Bir Balkan imparatorluğu olan Osmanlı Devleti bu yönelimi güçlendirmiş, Balkanları “Anadolu”laştırmış, daha sonra da Balkanlardan Anadolu’ya göçler olmuş, Anadolu “Balkan”laştırılmıştır. Bütün bunlar, yoğun kültürel değişimlere yol açmıştır.
1856’da resmen Avrupa Devleti niteliğini kazanan Osmanlı İmparatorluğu, bu evrede Batı uygarlığını benimsemişse de bu uygarlığın özümsendiği söylenemez.
Eziklik karmaşasına kapılmaksızın uygarlaşma ve çağcıllaşma tasarısını yürütmek gerekiyordu. Bu başarılamamıştır. Atatürk bunu gerçekleştirmek için yola çıktı. Bu konuda hukuk önemli bir araçtı.
Helen ve Hıristiyanlık kültür geleneğinde gelişen Batı kimliğinin temelinde ve toplumsal yaşamında Rönesans, insancılık, bilimsellik, akılcılık, demokrasi, insan hakları, çok dil, çok din, çok gelenek gibi bir itici güce ve zenginliğe yaslanan çoğulculuk, yaratılan değerlerin adil üleşilmesi olguları varsa, Türk kültürünün de aynı doğrultuda ilerlemesi, uygar toplumu yaratmanın vazgeçilemez koşuludur.
İşte hukuk ve uygulaması, bütün bu değerleri çiğneyenleri hizaya getiren biricik kurumdur. Yeter ki, hukukun dayandığı felsefeyi doğru algılayalım ve doğru uygulayalım. Zira hukuk kültürü doğru öğrenilen bilgilerin doğru uygulanmasıdır.
Bu konuda birinci soru şudur: Acaba Batı kültürünün ürünü olan Batı hukukunun felsefesini doğru öğrenip özümsedik mi?
İkinci soru da “Batı hukukunu doğru uyguluyor muyuz?” sorusudur.
Birinci soruya evet diyemiyorsak ikincisini sormaya elbette gerek yoktur. Vaktiyle “Auschwitz’ten sonra şiir yazmak barbarcadır,” demişti Adorno. Acaba ikinci soruyu soramıyorsak yaşanan hukuku ısrar-la uygulamak, Türk insanı için nasıl bir çabadır?
Bunun üzerinde herkesin nesnel biçimde düşünmesi gerek.”
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]Hukuk Defterleri Dergisi, Şubat ayında yayınlanan 29. sayısında Hukuk Ansiklopedisi hakkında yapılan geniş bir röportaja yer verdi. [/box]

Hukuk Ansiklopedisi, hukuk alanında büyük bir boşluğu doldurmaya aday bir site. Hem içindeki farklı başlıklar hem de bu başlıklardaki içerikler, özveriyle verilen gönüllü emeğin sonucunda oluşuyor. Biz de bu değerli çalışmayı bizlere kazandıran ekipten İbrahim Aycan ile Hukuk Ansiklopedisi’ne, hukuk eğitimi ve hukuka ilişkin keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.
Hukuk Defterleri: Hukuk Ansiklopedisi olarak birçok söyleşi yaptınız ama sanıyoruz ilk defa Hukuk Ansiklopedisi olarak bir röportaj veriyorsunuz. Öncelikle bunun için teşekkür etmek isteriz, onur duyduk. İsterseniz ilk olarak okurlarımız için Hukuk Ansiklopedisi’nin nasıl bir fikirle, ne zaman başladığı ve ne amaçladığını sorarak başlayalım.
İbrahim Aycan: 2018 başında başladık diyebiliriz. Ancak şöyle söyleyelim, bu fikir aşağı yukarı 2013- 2014’lerde benim zihnimde dolaşıyordu ama tam tanımlayamamıştım. Bu alanda büyük bir eksiklik olduğunu düşünmüştüm, hala da aynı düşüncedeyim. Bu bir fikir. Bu fikir herkese açık bir fikir, herkes çalabilir bu fikri, herkes yapabilir, hiç sorun yok. Yapsın herkes ama kimse yapmıyor, yapmamış ve şimdiye kadar yapılmamış.
HD (Hande): Çünkü çok büyük ve özverili bir uğraş.
İA: Büyük bir emek gerektiriyor, maalesef bizde de bu tarz emek veren insan sayısı çok az. Kafamda hep tasarlıyordum, bir hukuk bilgi bankası ya da online bir hukuk kütüphanesi şekilleniyordu, o zaman öyle tasarlıyordum. Online bir kütüphane olsun ama hukukla ilgili temel bilgilerin olduğu, şimdilerde bazı okuyucularımızın bir tür Hukuk Wikipedia’sı olarak tanımladığı bir portal olsun, sadece basit bilgilerin değil, kaynak olarak da kullanılabilecek, herkesin istifade edebileceği, hem hukukçuların hem sosyal bilimcilerin, felsefecilerin ya da bu alanlara yakın kitlenin, hukukla az çok uğraşan kesimin ilgisini çekebilecek bir portal olsun düşüncesi vardı. Hukukla ilişkisi olan, doğrudan bağı olan önemli bir kitle var.

Ukalalık olarak algılayabilirsiniz ama hukuk eğitiminde de çok büyük bir eksiklik var. Nosyon eksikliği var. Bünyesinde profesör olmayan hukuk fakültesi bile var. Bunu hukuk kurumları ve barolar da teyit ediyor. Hukuk nosyonundan mahrum yetişen büyük bir hukukçu kitlesi, her gün aramıza katılıyor. Dolayısıyla hukuk nosyonuna hizmet edecek, topluma faydalı olacak, belli duyarlılıkları olan, kadın haklarını ve kadını öne çıkaran; çevreyi, doğayı ve insanı, bilimselliği, analitik düşünceyi ön plana koyan bir bilgi bankası olsun istedik. Mantık ve felsefeyle yoğrulmuş bilgi olsun istedik. Buna mantığı ve felsefeyi benimseyen bir hukuk zihniyetini ön plana çıkarma çabası da diyebiliriz.

İlk başta online kütüphane gibi oluşan fikir zamanla dönüştü, nasıl ilerleneceği konusunda belirsizlik olsa da zamanla bu fikir gelişti ve büyüdü. Çok geniş bir alan, olağanüstü geniş bir alan, Ansiklopedi’nin hala yüzde biri dahi tamamlanmamış durumda. Bildiğim kadarı ile batıda bu tür çalışmalar 20-30 yılda tamamlanabiliyor. Acemilikle geçen ilk yılı saymazsak, mevcut hizmeti iki yıllık bir çaba ile veriyoruz diyebiliriz. Gerçekten doyurucu içerik vermeye başladığımız son iki yılda, okuyucu kitlemiz hiç azalmıyor, hatta tam tersine sürekli artıyor. Yani bu sevindirici bir şey ve çok nitelikli bir okuyucu kitlesi var. Maalesef halka inmeyi, özellikle halkın ve geniş kitlelerin okumasını istedikçe, okuyucu kitlesi yüksek lisanslı, doktoralı bir kesimden oluşmaya başladı. Bu iyi mi, kötü mü bilmiyorum. Ellinin üzerinde doktora tezi, yüksek lisans tezi ve bilimsel makalede referans gösterilmek sevindirici olsa da bu konuda bir problemimiz olduğunu kabul etmek gerek.
Ne yazık ki okumayan bir toplumla karşı karşıyayız, çok ciddi bir sorun bu. Muhtemelen sizin dergide de aynı sorun vardır. Okuması gereken, okuduğunu varsaydığımız kesimin de çok az okuduğunu biliyoruz ama hiç okumadığını düşündüğümüz kesim gerçekten vahim durumda. İnsanlar okumadıkları için de zaten toplumun vahameti ortada. Ama yine de inatla okumayı, araştırmayı ve belli değer yargılarını hatırlatmaya devam etmemiz gerekiyor.
HD (Hande): Şu an ki popüler kültür de zaten bunu yönlendiriyor, dediğiniz gibi… Siz aslında buna karşı bir “başkaldırı” da yapıyorsunuz.
İA: Topluma, istikrarla ve ısrarla, biraz da sosyal medya gücüyle, sürekli belli değerleri hatırlatıyor, hatırlatmayı prensip edinmeye çalışıyor; göz ardı edilen, görmezden gelinmeye çalışılan konuları gündeme getiriyoruz. En azından kendi takipçi kitlemize… Örneğin felsefe ve mantık olmadan hukukun olamayacağını her daim hatırlatmak görevimiz. Evrensel normlar olmadan hukukun var olamayacağını, var olsa bile adalet üretemeyeceğini hukukçulara hatırlatmak da öyle. Bu bağlamda hukuk felsefecilerine ve hukuk felsefesine okuyucuyu teşvik etmek de misyonumuzun bir parçası.
HD (Hande): Düşünüyorum da, hukukla ilgilenmesem bile hukuk filmlerine dair olan bölümü takip ederdim. Yalnızca filmleri izlemek isteyen ya da hukuk ve film bağını kurmaya çalışan biri olsaydım burayı takip ederdim. Bence sizin belirttiğiniz gruplar haricinde birçok insan bu ansiklopedide ilgileneceği bir alan bulabilecektir.
İA: Evet, tek başına hukuk filmleri kategorisi bile önemli bir kategori. Sadece oraya odaklanılsa ve dünyada sinema ile hukukun bağını kuran bütün filmler ve tiyatro oyunları bir araya getirilse muhteşem olur. Sinema ile adaletin ve hukukun bağını kuran çok önemli filmler var. Tiyatro oyunları da var tabi bunun içerisinde. Sinemayla adaletin ve hukukun bağını kuracak muhtemelen binlerce demeyeyim ama yüzlerce filmvardır.Bunlarınhepsininincelenmesiçok önemli bir uğraş olacaktır, diye düşünüyorum. Hukuk ile sanatın bağını kuran bir eseri de anmadan geçmeyelim: Yener Ünver ve Özlem Yenerer Çakmut öncülüğünde hazırlanan “Hukuk ve Sanat” bu anlamda önemli bir çalışma. Hukuk ve Sanat kitabına hayran kaldım. Orada Meriç Renkver’in kaleme aldığı bölümde hukuk ve sinemayı incelemişler. Hukukçu da değil. Kendisiyle tanışmayı mutlaka isterim. Hukukçu olmadığı halde hukuk filmleri üzerinden, adalet ve hukuk üzerine inceleme yapmış.
HD (Selin): Sinemayla ilgili Sevtap Metin’in Hukuku Sinemada Görmek başlıklı Tekin Yayınları’ndan basılmış bir çalışması da var. Sevtap Hoca’nın aslında İstanbul Üniversitesi’nde bir dersindeki öğrencileri ile birlikte hazırladığı bir kitap. O da çok güzeldi. Biz de onun atölyesini yapmıştık.
İA: Burada bir anekdotu anlatmadan geçmek istemem. Emin Artuk Hoca’yla bir röportaj yaptık. Henüz yayınlanmadı ama ansiklopedinin röportaj serisinden yayınlanacak. Ona hukukçu öğrenciler ne yapsınlar, ne tavsiye ediyorsunuz diye bir soru yöneltmiştik. Normalde bir hukuk hocasından, şu kitabı okusunlar gibi bir cevap beklersin. Hoca ise müzelere gitsinler efendim dedi. Hukukçulara müzeye gitmeyi, sanat eserlerini incelemeyi ve arkeoloji ile ilgilenmelerini tavsiye etti. Gerçekten bizde eksik olan da bu belki. Üniversitede öğrenciler felsefe, sosyoloji, hukuk tarihi gibi alanlardan zaten kaçarlar, sevmezler, benim gözlemim bu en azından. Çok az bir kitle ilgileniyor bu alanlarla.
HD (Selin): Hukuk açısından bu derslerin zorunlu olması gerektiği konusuna çok katılıyorum. Hakikaten hukuk çok sosyal bir bölüm. Hukukun hangi alanında çalışıyorsanız çalışın; yargıç, savcı, avukat veya akademisyen olabilirsiniz ama hukukçunun her zaman dayandığı nokta toplum. Toplumun en çok yansıdığı yer de sanat olduğu için bu derslerin olması önemli. Mesela biz atölyelerden birini resimle ilgili yapmıştık. Hukukun edebiyata, resme ve sinemaya yansısı çok fazla. Devletin, devlet idaresinin, iktidarın, iktidar biçimlerinin, hukukun alanlarının, yasanın, cezalandırmanın vb. bunların hepsinin yansısı çok fazla ve sanatın diliyle çok daha doğal halde görünüyor. Dolayısıyla hukukçular ve hukuk öğrencileri bunlardan bağımsız değil, bilakis bu nedenle sanatın kimi alanlarına ilişkin dersler zorunlu olarak fakültelerde verilmeli.
İA: Kesinlikle. Bu anlamda hukuk tarihi, felsefe ve sosyoloji de önemli. Mesela feminizmin nasıl doğduğunu hukukçuların bilmesi gerekir ki, kadın haklarını anlayabilsin. Ya da siyahi birinin birçok ülkede -batı ülkelerinde- kamu yönetiminde görev almasının eski olmadığını bilmesi gerekir. Tıpkı bir Ermeni ya da Roman kökenli bir Türk yurttaşının nasıl ki yargıç olamaması insan hakları bağlamında yadırganıyorsa, ABD’de de bir siyahinin yargıç olabilmesinin çok eski olmadığının bilinmesi lazım. Hukukçunun, evrensel hakların çok da eski olmadığını görmesi, sanki yüzyıllardan beri olan haklar gibi davranmaması, bu hakların her an elden gidebileceği riskini göz ardı etmemesi ve toplumsal sorumluluk sahibi olması gerekir.

HD (Hande): Tam da bu konularla ilgili alt başlıklarınızda da çok fazla detay var.
İA: Özellikle kurumdan bahsetmek isterim, ansiklopedi fikri başladıktan sonra çeşitli araştırmalar yaptım. Fiziki olarak Türk Hukuk Kurumu bu alanlarda zamanında çok çalışmış. Gerçekten çok çalışmış. Özellikle 1950’ler ve sonrasında çok çalışmışlar ama ondan sonra sebebini bilmediğim bir şekilde, bu çalışmalar azalmış. Son zamanlarda Kurum’un çabalarının arttığını biliyorum. Bunun yanında bir sürü girişimler olmuş hukuk ansiklopedisi adıyla. İnternette de olmuş. Birileri başlamış ama bir süre sonra âtıl kalmış, duraksamış, sönümlenmiş ve bitmiş. İnternet sitesinin adını almışlar ancak üç beş madde girmişler ve öyle kalmış. Uzun soluklu olamamış, çok uzun sürmemiş, hep yarım kalmış ama fiziki olarak hukuk ansiklopedisi daha önce üretilmiş, hatta birkaç tane var.

Bu araştırmaları yaparken hukuk alanında yayıncılık yapan, bu konularda kafa yoran başkaları olmuş mu, bunu araştırdım öncelikle. Yapan birileri varsa tekrar yapmaya gerek yok. Yapılıyorsa ona katkı verirsin, başka bir şekilde yardımcı olursun. Ansiklopedi düşüncesinden sonra gerçekten iyice araştırdım bunu ve gerçekten olmamasına çok şaşırdım. Bir hukuk bilgi bankasının kamuya açık şekilde olmamasına inanamadım. Yani gerçekten yok muymuş dedim, olmadığını tespit ettim. Yurt dışına da baktım ama bu formatta yok. Bizim gibi bir sürü kategoriyi bir araya getiren bir portal yok. Mesela makaleler yayınlayan, binlerce makale yayınlayan siteler var ve tabi ki mükemmel çalışmalar var.
Bir hayalden bahsedeyim; her ülkeden önemli hukukçuların, adını kalın harflerle tarihe yazdırmış hukukçuların biyografilerinin ve eserlerinin olduğu bir platforma ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla bunu global olarak birilerinin yapması gerekiyor. Evrenselleşen bir dünyada hukukçuların ve aynı alanda çalışanların birbirine entegre çalışmaları gerektiğini düşünüyorum. Birbirleriyle iletişim kurmasını, aynı alanlarda çalışan uzmanların birbirinden haberdar olmasını mesela Venezuela’da insan hakları alanında çalışan birisiyle buradaki bilim insanının birbiriyle entegre olması, Kore’deki hukuk tarihçisi ile Irak’takinin, Rusya’daki hukuk felsefecisi ile Brezilya’dakinin birbirini tanıması, aynı alandaki eser sahiplerinin birbirini öğrenmesi ve interaktif iletişime geçebilmesi gerekiyor. Günümüzün teknolojisi bunu sağlayabilir.
Uzun açıklamanın arasına bir hayal de karışmış oldu. Bununla birlikte, Ansiklopedi fikri başlayıp araştırma yaparken gördüğüm sitelerin içerisinde forum sitelerinin ve makale sitelerinin ve içtihat sitelerinin yoğun olduğunu gördüm. Hatta bu siteler için de Ansiklopedi’de sayfalar açtık. Abartmış olmayalım ama Hukuk Defterleri’nin internet sitesini gördüğümde işte bu dedim, yani gerçekten kaliteli bir hukuk sitesi bu dedim. İlk başta dergi olarak algılamadım tabi, portal olarak algıladım. Dedim ki gerçekten en niteliklisi bu! Bunlarla tanışabilsek, acaba kim bunlar diye düşündüm. Bir süre sonra başka bir vesile ile Hukuk Defterleri ile tanıştık. Nasıl oldu bilmiyorum ve bir süre sonra gerçekten Hukuk Ansiklopedisi, Hukuk Defterleri’ni kardeş portal olarak benimsedi, her zaman da destek olmak istedi. Bildiğim kadarı ile hukuk yayıncılığında sayılı yayından birisi Defterler!
HD (Hande): Çok teşekkür ederiz, Hukuk Defterleri Dergisi’ne sayfalarınızda da çokça yer verdiniz, veriyorsunuz. Bununla birlikte, Türkiye’deki bütün hukukla ilgili yayınlara, dergilere de sitenizde yer veriyorsunuz. Daha önce bunu yapan bir site ya da yayınevi olmadı. Onların bilgilerine yer veriyorsunuz ve bizim bile sonlarına denk geldiğimiz kimi hukuk dergilerine yeni kuşakların erişmesine veya onları araştıran gençlerin nereye bakacağını bilmesine imkân tanımış oluyorsunuz.
İA: Evet, hukuk dergileri kategorisini geliştirmeye devam ediyoruz. Üniversitelerin klasik anlamda birkaç ayda bir bastığı fasiküller ve akademik dergiler mevcut ancak onlar sosyal dergicilik yapmıyor. Daha çok akademik yayınlar yaygın, onları da kaç kişinin okuduğunu bilmiyoruz. Bu anlamda Güncel Hukuk Dergisi kapandığında hepimiz üzülmüştük. Neyse ki Defterler bir boşluğu dolduruyor.
HD (Hande): Haklısınız, ne yazık ki hukuk ve siyaset alanında veya hukuk ve toplum, hukuk ve sanat alanında dergiler neredeyse hiç kalmadı. Oysaki bu alanda bizim bir geçmişimiz, külliyatımız var ama bunlar hep sönümlendi. Bu açıdan şu anda var olan bir iki dergiyiz, ama bu külliyatı bilmeyenlerin internette, sizin sitenizde topluca bunları görebilmelerinin, en azından gelecek nesiller için önemli olduğunu düşünüyorum. Bizim geçmişimizin ve bir külliyatımızın olduğunu, Türkiye’de hukuka, topluma bir nosyonla, başka bir yerden bakan hukukçuların bir geçmişinin ve aslında bu anlamda bir devamlılığın olduğunu göstermek açısından da çok değerli.
İA: Tam da ansiklopedinin aslında ana misyonu diyebileceğimiz bir konuya temas ettiniz. Hafıza aktarımı, yani toplumun belleğinde var olanı görünür kılma çabası da diyebiliriz buna. Aslında var, bir yerlerde bir kütüphane köşesinde, internetin dibinde bir yerde, bir pdf dosya olarak gömülü bir yerde bazı bilgiler var. Bir pdf dosyasında kocaman beş yüz sayfanın dip köşesindeki güzel bir bilgiyi bulup çıkarıp, buyurun okuyun arkadaşlar diyoruz. 1970’te yazılmış muhteşem bir kitap var diyelim ki, hukuk kitapları kategorisinde görünür kılıyoruz ve gündeme getiriyoruz. Hukuk kitapları kategorisi de çok geniş bir alan, belki binlerce kitap vardır. Her biri için ayrı ayrı tanıtım sayfası yapılacak zaman oldukça. Ansiklopedi 100.000 sayfa olduğunda hukukçuların okuması gereken kitapların konu dizinli listeleri de oluşturulabilir. Örneğin 1970’lerde yazılmış o zamanın en iyi hukukçuları o kitapla tedrisat almışlar. Ne muhteşem kitap demişler ama kitap şimdi piyasada yok, yazarı ölmüş, yeni baskı yapan bir yayınevi de olmamış. Aslında güncellemeye bile ihtiyacı olmayan bir kitaptır belki ama böyle yok olan değerlerimiz var. Belki bunları ön plana çıkararak, gün ışığına çıkararak, yayınevlerinin bunları yeniden basmaları da sağlanabilir. Böylece yeniden basılması gerekenler listesi bile oluşturulabilir.

Evet, kategorilerimiz ilk başta azdı tabii. Türkiye’de bu kısırdöngüde, kadına değer verilmeyen bir toplumda, kadınların da neler ürettiğini göstermek adına kadınları zaten her zaman en başa koyuyoruz. Siteyi açan ilk başta bu ülkenin çalışkan kadınlarını görüyor. Hep kadınları görüyor ve görecekler. Dolayısıyla bu toplumda kadınlar var mesajını vermek istiyor Ansiklopedi. Ansiklopedi’de ilk başta kadın hukukçular diye bir kategori açtık. Ayrıca geniş hukukçu biyografileri var. Burada da tabii ki Ansiklopedi’nin kendi değerleri çerçevesinde öncelik sıralamasını yapıyoruz.
Sonuç itibariyle Ansiklopedi’de yer almak isteyenin hukuk kültürümüze bir değer katmış olması gerekir. Hem ülkeye bir katkısı olsun, hem hukuka bir katkısı olsun, hem de bir çizgisi olsun istiyoruz. Bu anlamda, hukuka az çok hizmet etmiş herkesin biyografisini ansiklopediye koymayı hedefliyoruz. Kategorilerden bir tanesi de buydu. Bunun yanında, yine hukuk ve sanat, hukuk tiyatrosu, hukuk tarihi vb. birçok kategorimiz de bulunuyor …
HD: Şu ana kadar iki söyleşi kitabı çıktı değil mi? Hukuk Ansiklopedisi olarak sadece söyleşiler yayınlamayı mı planlıyorsunuz ya da başka kitap planlarınız var mı?
İA: Elbette ki var ama röportajlar sonradan ortaya çıktı. Ansiklopedi ilk başta hiç bu tarz toplumla ya da insanlarla doğrudan diyaloğa girmeyi hedeflememişti. Dolaylı ya da doğrudan ilişkiye girmeyi hedeflemeden tamamen nötr bir bilgi bankası şeklinde ilerlemeyi seçmişti ama bir süre sonra kendiliğinden gelişen süreç yaşandı. Hukukçuların biyografisini yazarken, biyografisini yazdığımız kişilerden de fikir alma gereği oldu. Kurumları tanıtırken, kendilerinden doğrudan bilgi alma gereği doğdu. Bu arada onlarla etkileşime girince acaba onların görüşlerini yansıtsak mı diye bir düşünce oluştu ve Hukuk Ansiklopedisi’nin tırnak içerisinde söylüyorum “magazin”i oluştu. Ve karşımıza röportaj kitapları çıkmaya başladı.
Yeniden keşfetmemiz gereken bir bellek var. O belleği muhakkak yeni kuşağa aktarmamız lazım. Yeni kuşak, tüketim kültürünün ve hukukun ticarileşmesinin trajedisini yaşıyor.
Müktesebatı öğrenme gereği de duymuyor. İçtihat zannedilen sıradan yargı kararları üzerinden bir hukuk okuması ile karşı karşıyayız. Belki hızlı ve yoğun kent yaşamının ve daralan ekonomik alanların, okumak için zamanı kısıtlaması da söz konusu olabilir. Ama yine de hukukun hafızasını canlandırmamız ve hukuk nosyonunu öne çıkarmamız gerekir. Hak üzerine inşa edilmiş hukuk sisteminin ticarileşmesini ve hukuk bilgisinin sadece tüketilmek üzere edinilmesine karşı dur demek gerekiyor. Sizin gibi dergiler de aslında bunu yapmaya ısrarla devam etmek zorunda.
HD (Selin): Söyleşilerle, hukuk alanında sözlü tarih çalışması yapıyorsunuz. Röportajların altında bir eksikliği de tarif etmiş oldunuz. Röportaj yapılan kişiye dair kaynak azlığından ötürü doğru sorular sormakta da sorun doğabiliyor. Aslında biz de sizle bu amaçla röportaj yapıyoruz. Röportajda o kişiyi daha iyi aktarmak amacıyla doğrudan kaynağa başvuruyor olmak, sözlü tarihi üretmek açısından da çok değerli.
İA: Hukukçularla yapılan röportajlarda, dolaylı bir şekilde onları anlatmaktansa, doğrudan kendisine müracaat edip hem fikirlerini yansıtmak, hem de biyografilerini birlikte oluşturmak şeklinde bir format ortaya çıktı. Mesela geçen ay aramızdan ayrılan Atilla Sav üstadımızla da röportaj yapmak üzere sözleşmiştik, maalesef yapamadık. Yaşamını yitirdi. Çok üzüldük. Eğer yapmış olsaydık hukuk tarihine bir dipnot düşmüş olacaktık. Çünkü Atilla Sav hakkında açık kaynak çok fazla yok ve Türk hukuk tarihinde iz bırakmış bir kişilik.
Röportajlar bu şekilde değer üretmiş kişileri topluma lanse etme görevini, toplumun bu insanları daha çok tanımasını amaçlıyor. Birinci kitap olarak yayınladığımız, Hilmi Şeker Röportajı, toplumun daha çok tanıması gerektiğini düşündüğümüz bir hukukçunun vicdanından yükselen akademik bir çığlık idi. Sıradakiler de öyle. Emin Artuk Hoca, toplumun az tanıdığı bir kişi, çünkü medyatik değil ama onun daha çok tanınması gerektiğini düşündüğü için Ansiklopedi onunla röportaj yaptı. Vedat Ahsen Coşar ile de yaptık. Çevre davaları denildiğinde ilk akla gelen isimlerden Senih Özay ile de yaptık. Çin’de yaşayan Türk yazar Ali Rıza Arıcan ile Doğu Asya Hukuk Sitemi ve Toplum Yapısı üzerine geniş bir mülakat yaptık. Hukuk Ansiklopedisi’ni az sayıda kişi okusa da, yarın günde bir milyon kişi okusa da bu değerlerimizi yansıtmaya devam edeceğiz. İnsan için, hukuk için, demokrasi için çalışan Bahri Belen’i de hukuk yayıncılığında bir boşluğu dolduran diğer kişileri de unutmayacağız. Ticari davranmayan ve değer üretenlere karşılıksız desteğimiz devam edecek.
HD (Hande): Geçmiş dönem de hukuka ve hukuk mücadelesine çok büyük katkısı olan ama pek tanınmayan insanlar da var. Çoğu vefat etmiş olabilir ama hala yaşayan şu anda aktif olmadığı için belki bilmediğimiz meslektaşlarımız var… Aslında onları da keşke bu çalışmaların içine katabilsek ya da Ansiklopedi’yle daha da ön plana çıkabilseler. Ansiklopedi veya söyleşiler belki buna da bir vesile olur.
İA: Biraz önce de söylediğim gibi, sürekli topluma bunu hatırlatma görevi ve misyonunu önemsiyoruz. Özellikle sosyal medyada sürekli gündemde tutuyoruz. Bülent Tanör’ün yaşamını bu toplumun bilmesi lazım, öğrenmesi lazım. Çünkü temel bir sorun var. Tanör bütün dönemlerde zulme uğramış. Sadece bir dönemde değil. Niye bütün dönemlerde zulme uğruyor? Bunu toplumun düşünmesi lazım. Bunu topluma sürekli hatırlatmamız ve düşünmesini sağlamamız lazım.
Çünkü bu toplumun zihninin altında bilime düşmanlık var. Düşünceye düşmanlık var. Toplumdaki bu düşünceye ve bilime düşmanlık tarihsel bir geçmiş taşıdığı için devlete de yansıyor. Devlet tartışmasına girmek istemiyorum elbette. Devlet bu toplumun devletidir, devlet insanlar, binalar ve kanunlardan oluşan bir yapı. Yani Amerika gelip yukarıdan bize devletçilik yapmıyor. Bu toplumun ürettiği bir şey, dolayısıyla bu toplumun devletidir. 1971 Muhtırası da, 12 Eylül Darbesi de Amerikan darbesi olarak tanımlanır, ama Bülent Tanör bütün dönemlerde zulüm görmüştür. 28 Şubat döneminde de zulüm görmüştür. Saygıdeğer eşi Öget Hoca 2016’da üniversiteden ihraç edilmiştir. Bilim düşmanlığını Amerika bize zorla dikte etmiyor ki! Gelişen bütün olaylar toplum sosyolojisi ile doğrudan uyumludur. Bu nedenle bilim ve düşünce düşmanlığını yok etmek için tüm aydınların çalışması gerektiğini düşünüyorum. Bu ülkede, şiddet içeren hiçbir fikirleri olmamasına rağmen Sabahattin Ali de, Nazım Hikmet de üstelik Cumhuriyet Halk Partisi dönemlerinde zindanlarda çürümüştür. Eğer toplum şiddet içermeyen düşünceye dahi düşman olmasaydı, bu iki kişi de Bülent Tanör de zulüm görmezdi. Kadın düşmanlığını da eklemeden edemeyeceğim.
HD: İbrahim Bey, Ansiklopedi’de en son hukuk takvimi kısmını da açtınız değil mi?
İA: Evet, Ansiklopedi’de açtığımız son kategori bu. Oldukça ilgi de gördü. Hukuk tarihine hizmet edecek. Ancak ondan daha önemli kategorilerimiz var. Hukuk felsefesi ve sosyolojisi bizim hukukçularımızın kaçtığı bir alan. Felsefenin ve sosyolojinin hukukla bağını pek çoğu kurmak istemiyor, oysaki içinde yaşadığımız ve bütün hukukçuların şikâyet ettiği, sızlandığı adaletsizliklerin ve her şeyin temeli felsefedir. Hukukçular özenle kaçıyorlar hukuk felsefesinden ve sosyolojisinden. Hukukçular, toplumun sosyolojisini, yargıçların sosyolojisini, adalet personelinin psikolojisini ve geçmiş uygulamaların felsefi ve toplumsal temellerini düşünerek ortak bir akıl üretme yoluna gitseler, belki de içinde bulunduğumuz kaotik sorunların çoğu çözülebilir. Olaylar ve tarihsel süreç hakkında düşünerek bu konularda kafa yormak, öneriler ortaya çıkarmak ve sorunların çözümü için daha köklü akılcıl önermeler getirmek gerekiyor. Bu ancak Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi ile mümkün. O yüzden de bu kategoriyi hukukla felsefenin bağını güçlendirmek için açtık. Hukuk ve Felsefe Dergileri kategorimiz de mevcut. Orada bir liste oluşturarak hepsinin kurumsal biyografisini ve tarihçesini çıkarıyoruz.
HD: Çalışmalarınızı yaparken eskiden görülmüş davalardan da kimi kesitler sunuyorsunuz ve kitaplardan, o dönemki hukukçulardan, dönemin hukukçularının yaptıklarından bahsediyorsunuz. Bir bakıma onları tekrar hatırlatmış oluyorsunuz. Eski dönem ve yeni dönemin bir karşılaştırmasını yapmak hukuk alanında mümkün mü? Sizce bir süreklilik mi yoksa kopuş mu? Geldiğimiz nokta nedir?
İA: Aslında süreklilik var. Toplum sosyolojisi de devamlılığın nedeni. Bugünkü kuşaklar şu an yaşananların ilk defa bugün yaşandığını zannediyorlar ancak başka versiyonları daha önce yaşanmış süreçler tekrarlanıyor. Başka bir dozajda, başka bir türde. Belki daha yoğundur, belki daha az yoğundur, belki hakikatle bağı kopuktur. Ama her halükârda benzer kötülüklerin her devirde yaşandığını söyleyebilirim. 1972’de İstanbul’da yüzbinlerce eve baskın yapılıp aramalar gerçekleştirildiğini toplum çabuk unutuyor. 12 Eylül döneminde İstanbul Baro Başkanı’nın yapılan muamelelerden kanser olduğunu unutuyoruz. Sabahattin Ali, Nazım Hikmet ve Tanör, bu çerçevede çok önemli figürlerdir. Her devirde kötü olduğumuzun fotoğrafıdır bu. Bugün başka bir şekilde, başka versiyonla karşı karşıyayız. Bugün hakikatle bağı kopuk bir dünyada yaşıyoruz ve dünyada ilk defa yaşanan bir süreç var. İnternet çağı, bilginin bu kadar dolaşması, toplumların iç içe geçmesi, görevi halka sadece doğru bilgi vermek olan medyanın lümpenleşmesi, kırsal kesimden şehirlere aşırı bir göç yaşanması ve kentlerin büyük bir köye dönüşmesi, kuralsızlığın kural haline gelmesi… Türkiye özelinde söylüyorum. Burada akıl, mantık, nedensellik bağı vb. her şeyin yok olduğu, daha saçma sapan bir durumla karşı karşıyayız. Dincilik ve faşizm soslu vahşi kapitalizm diyebileceğim, yeni ve garip, kötücül bir dönem yaşıyoruz. Bu çok özel ve ekstrem bir durum, ama sizin sorduğunuz soruya gelirsek, tarihsel olarak da bence aynı şeyleri yaşıyoruz. Zamanında vatan haini ilan edilen Bülent Tanör’ün 1971’de, 1980’de ve 1999’da yaşadığı garabetin aynısını, 2016’da yaşayan sevgili eşi Öget Öktem Tanör dedi ki: “Bülent yaşasaydı şu an hapiste olurdu.” Bu insanlar bilim ve düşünce üretmekten başka ne yaptı?
HD: Söyleşimizin sonlarına gelirken, Hukuk Ansiklopedisi olarak bundan sonraki projeleriniz, yapmak istediklerinizi sormak isteriz.
İA: Aslında standart bir şekilde devam etmek istiyoruz. Hukuk Ansiklopedisi’nin önünde sınırsız bir hukuk bilgi kaynağı var. Bu sınırsız kaynaktan toplumun, hukukçuların, hukuk ile içli dışlı insanların ya da hukuki bilgiye ihtiyaç duyan kesimlerin istifade etmeleri için mümkün olan en geniş kaynağı bir araya getirmek istiyoruz. Mümkünse bu bilgi kaynağını sonuna kadar ücretsiz şekilde sunmak istiyoruz.
Wikipedia ve benzeri portallarda hukuk alanında yeterli bilgi olmadığını düşünüyorum. Bildiğim kadarı ile Google geçtiğimiz yıllarda tüm Dünya Anayasalarının İngilizce versiyonlarını bir araya getirme projesi başlatmıştı. Sonucu ne oldu bilmiyorum. Bizim hedeflerimizden bir tanesi de Dünya Anayasalarının tamamının Türkçe versiyonlarını Ansiklopedi’de bir araya getirerek hizmete sunmak. Hatta bu yöndeki çabaları nedeniyle Sayın Doç. Dr. Ali Asker’e özel bir ödül verdi Ansiklopedi.

Evrensel belgeleri, tüm etik beyannameleri, tüm uluslararası sözleşmeleri bir araya getiriyoruz. Bütün ulusal ya da uluslararası kuruluşların etik beyannamelerini, yargı etiği, tıp etiği, basın etiği belgelerini topluyoruz. Bunlara üniversitelerin etik beyannameleri de dâhil. Bunu bir sürü kurum yapıyor ancak sadece kendisini ilgilendiren konularla ilgili sözleşmeleri, beyannameleri koydukları için tamamını bir arada görme şansımız yok. Daha önce yapılmayan bir çalışma olarak her şeyin aynı ortamda olduğu bir bilgi havuzu yapıyoruz. Bütün evrensel kültürün, bütün dünyadaki metinlerin, kayda değer belgelerin bir arada olduğu bir havuz oluşuyor ve zamanla da büyüyor. İnsanlığın ortak mirasını ve müktesebatını hukukçulara sunmak ve sürekli hatırlatmak ansiklopedinin önemli misyonlarından bir tanesi.
Bu metinlere uyulsa da uyulmasa da, bir araya topluyor ve toplumun okumasını, bu kuralları içselleştirmesini istiyoruz. Hatta biz bunları yayınladığımız zaman alay eden insanlar olabiliyor. İnsanlarda inanç yok olmuş. Toplumun inancı kalmamış, nasıl olsa bu kurallara uyulmuyor neden gündeme getiriyorsunuz diyorlar.
Sınırlı sayıda da olsa makale yayınlamaya da başladık. Keşke mümkün olsa da Türkiye Barolar Birliği’nin daha önce yaptığı Hukuk Fakülteleri kalite ölçümlerini de bilimsel standartlara ve somut verilere uygun şekilde her yıl yapabilsek. Ancak bu çok zor bir iş. Umarım bir kuruluş bunu her yıl yapar ve biz de yayınlarız.
HD: Bu keyifli sohbet için teşekkür ederiz İbrahim Bey, son söz olarak okuyucularımıza bir şey söylemek ister misiniz?

İA: Ben umutlu olmak gerektiğini düşünüyorum. Okuyucularınıza Hukuk Ansiklopedisi çalışmasında ortaya çıkan bir sonucu söylemek isterim. Bu ülkenin kötülüklerle anılan hafızası çok güçlü ama bu ülkenin önemli bir birikimi de var. Bunu açıkça görüyoruz. Bu ülkenin kaynakları çok çeşitli, toplum çok renkli ve geçmişimizde, bugün de kıymetinin bilinmesi gereken çok önemli bir hafıza var. Hatta ve hatta hiç beğenmediğimiz, şu anda da adaletsizlik ürettiğini düşündüğümüz kurumların internet sitelerine girip baktığımızda, hafızanın hala yerinde ve canlı olduğunu görürüz. Toplumun birikiminin kısa sürelerde yok olmayacağını düşünüyorum. O yüzden Hukuk Ansiklopedisi çalışması ısrarla devam edecek; hukukun hafızasını, toplumun belleğini ve kültürel birikimini hatırlatmaya, biriktirmeye ve topluma sunmaya devam edecek. Benzer çalışmaların da artmasını dilerim.
Hukuk Defterleri’nin okuru bol olsun diyorum.
HD: Sizin de okurunuz bol olsun. Çok teşekkür ederiz.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Dilekçe Komisyonu, Anayasa’nın 74. maddesinde düzenlenen dilekçe hakkı kapsamında TBMM’ye gönderilen dilekçelerin incelenmesi ve karara bağlanmasıyla görevli komisyondur. Dilekçe komisyonu Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 20. maddesi ve 3071 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca; vatandaşların komisyona ulaştırdıkları talep ve şikayetler üzerine idari işlem ve eylemleri denetlemektedir. Dilekçe Komisyonunun dilekçeleri inceleme ve karara bağlamanın usul ve esasları TBMM İçtüzüğü’nde gösterilen şekilde yapılmaktadır.
İçtüzüğün dilekçe hakkı ile ilgili hükümleri şu şekildedir.
Dilekçelerin Başkanlık Divanınca incelenmesi
Madde 116. – Dilekçe Komisyonunun; Başkan, Başkanvekili, Sözcü ve Kâtibinden oluşan Başkanlık Divanı, komisyona gelen dilekçeleri inceleyerek;
1. Belli bir konuyu ihtiva etmeyen,
2. Yeni bir kanunu veya bir kanun değişikliğini gerektiren,
3. Yargı mercilerinin görevine giren konularla ilgili olan veya haklarında bu merciler tarafından verilmiş bir karar bulunan,
4. Yetkili idarî makamlarca verilen kesin cevap suretini ihtiva etmeyen,
5. Kanunun dilekçede bulunmasını zorunlu gördüğü şartlardan herhangi birini taşımayan,
Dilekçelerin görüşülemeyeceğini karara bağlar.
Komisyon Başkanlık Divanı, bu kararlarını; bastırır ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerine dağıtır. Dağıtım tarihinden itibaren onbeş gün içinde itiraz olunmayan Baş-kanlık Divanı kararları kesinleşir ve durum dilekçe sahiplerine yazılı olarak bildirilir.
Komisyon Başkanlık Divanı; görüşülemeyeceğini karara bağladığı dilekçelerden, kanun olarak düzenlenmelerinde toplumsal yarar gördüklerinin birer örneğini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına ve Başbakanlığa bilgi olarak gönderir.
Madde 117. – Komisyon Başkanlık Divanının 116 ncı maddenin dışında gördüğü dilekçeler ile aynı madde gereğince karara bağladığı dilekçelerden süresi içinde itiraza uğrayanlar, Komisyon Genel Kuruluna sevk edilir.
Komisyon Genel Kurulu, kendisine gönderilen dilekçeleri, ilk önce; 116 ncı madde hükmü gereğince inceleyerek karar konusu olup olamayacakları hususunu kararlaştırır.
Madde 118. – Komisyon Başkanlık Divanı, Komisyon Genel Kurulunca alınan kararları bastırır, bütün milletvekillerine ve bakanlara dağıtır.
Madde 119. – Türkiye Büyük Millet Meclisinin her üyesi Komisyon Genel Kurulunun kararına, kararın dağıtım gününden itibaren otuz gün içinde gerekçeli bir yazıyla itiraz edebilir. Aksi halde, dilekçe hakkındaki karar kesinleşir.
Komisyon GenelKurulu, itiraz edilen dilekçeler için, itiraz tarihinden itibaren otuz gün içinde bir rapor düzenleyerek Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunar. Türkiye Büyük Millet Meclisinin alacağı karar kesindir.
Bu madde hükümleri gereğince kesinleşen kararlar, dilekçe sahiplerine ve ilgili bakanlıklara bildirilir.
Madde 120. – Bakanlar 119 uncu madde gereğince kesinleşen kararlar hakkında yaptıkları işlemi, aynı maddenin son fıkrası uyarınca kendilerine yapılan bildiri tarihinden itibaren otuz gün içinde, Komisyon Başkanlığına yazıyla bildirirler. Komisyon Genel Kurulu, bunlardan gerekli gördüklerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmesini isteyebilir. Bu takdirde, komisyon kendi görüşünü belirten bir rapor hazırlayarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunar. Komisyonun bu istekte bulunması halinde 119 uncu maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları hükümleri uygulanır.
İlgili bakanlık birinci fıkra uyarınca yapması gereken bildiriyi yapmadığı takdirde de, aynı fıkra hükümleri uygulanır.
The Dancer Upstairs(Yukarıdaki Dansçı), hukukçu, felsefe profesörü ve Peru Aydınlık Yol Devrimci Hareketi Lideri Abimael Guzmán‘ın(Manuel Rubén Abimael Guzmán Reynoso) yaşamından kesitler sunmaktadır.

Filmin başrollerini Javier Bardem, Juan Diego Botto ve Laura Morante’nin oynadığı yapımcılığını ve yönetmenliğini John Malkovich’in yaptığı Abimael Guzmán’ın yakalanma hikayesini anlatan 2002 İspanyol-Amerikan suç gerilim filmidir.
Hikaye Perulu Maoist gerilla örgütü Shining Path’den esinlenmiştir. Başkan Gonzalo takma adıyla tanınan lideri Abimael Guzmán’dır. Film, senaryoyu da yazan Nicholas Shakespeare’in 1995 tarihli The Dancer Upstairs adlı romanından uyarlanmıştır. Yönetmeni John Malkovich olan filmde Javier Bardem, Juan Diego Botto ve Laura Morante oynamıştır.
Malkovich’in sinemada yönetmen olarak ilk adımını oluşturan iddialı yapım adı verilmeyen bir Latin Amerikan ülkesindeki kötü olayları anlatmaktadır. Taşrada düşük kademeli devlet memurları öldürülmekte, başkentte ise sokak lambalarından üzerlerine sloganlar sıvanmış ölü köpekler sallanmaktadır. Ortaya “Ezequiel” diye bir isim çıkmıştır; devrim yapmaya ant içmiş, fanatik taraftarlarının bir Tanrı gibi taptığı gizemli bir lider herkesin dilindedir. Telaşa kapılan ordu, saldırılara karşı aynı şiddette karşılık vermeyi kararlaştırınca ortalık panik havasına bürünmüştür. Operasyon görevi, eskiden avukatlık da yapmış olan polis müfettişi Augustin Rejas’a verilecektir.
Mazlum kitleleri, Latin Amerika ülkelerindeki faşist hükümete karşı, yürüttüğü vahşi devrime katılmaya teşvik eden hayalperest bir anarşist olan Ezequiel’in izini süren Rejas’in görevi, olayın boyutlarını araştırmak ve gizemli liderin bir efsane mi, yoksa devlete yönelik ciddi bir tehdit mi olduğunu araştırmaktır.
Rejas, Ezequiel’in ayak izlerini sürmeye başlayacak ve olayı çözmede tek yol gösterici işaret kızının bale öğretmeni Yolanda olacaktır.
İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi, Avrupa Konseyi çerçevesinde Kasım 1996’da kabul edilerek, 4 Nisan 1997 tarihinde imzaya açılmış olan “Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi: İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi” adıyla, 03.12.2003 tarihinde 5013 sayılı kanun ile onaylanmıştır. Oviedo Sözleşmesi olarak da bilinmektedir. 
Sözleşme ile; biyolojik ve tıbbi uygulamalarda ayrım gözetmeden insan hakları ve temel özgürlükler temel alınarak bütün bireylerin onur ve kişilik özellikleri garanti altına alınmış, bilimin ilgi alanının insanların iyiliğinin önüne geçmesi yasaklanmıştır. Sözleşmeye taraf olan devletler, sağlık gereksinimlerini ve kaynakları göz önüne alarak yeterli kalitede bir sağlık hizmetine erişmede eşitliği sağlamaya çalışacaklar; sağlık alanındaki tüm girişimlerin mesleki standartlarını oluşturacaklardır. Sözleşme, insan hakları ve hasta hakları çerçevesinde önemli bir metindir.
Bu Sözleşmeyi imzalayan, Avrupa Konseyi Üyesi Devletler diğer Devletler ve Avrupa Topluluğu,
10 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından ilân edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini;
4 Kasım 1950 tarihli İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesini;
18 Ekim 1961 tarihli Avrupa Sosyal Şartını;
16 Aralık 1966 tarihli Uluslararası Medenî ve Siyasî Haklar Sözleşmesini ve Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesini;
28 Ocak 1981 tarihli Avrupa Konseyi Kişisel Verilerin Otomatik İşlenmesine Karşı Bireylerin Korunması Sözleşmesini;
20 Kasım 1989 tarihli Çocuk Hakları Sözleşmesini gözönünde bulundurarak;
Avrupa Konseyinin amacının, üyeleri arasında daha büyük bir birliğe ulaşılması olduğunu ve bu amacın izlenmesinde kullanılacak yöntemlerden birinin, insan hakları ve temel özgürlüklerin idamesi ve daha da gerçekleştirilmesi olduğunu dikkate alarak;
Biyoloji ve tıp alanında gittikçe artan bir hızla ortaya çıkan gelişmelerin bilinciyle;
İnsana, hem birey, hem de insan türünün bir üyesi olarak saygı gösterilmesi ihtiyacına inanarak ve insan onurunu güvence altına almanın önemini kabul ederek;
Biyoloji ve tıbbın kötüye kullanılmasının, insan onurunu tehlikeye sokacak eylemlere neden olacağının bilinciyle;
Biyoloji ve tıptaki ilerlemenin, şimdiki ve gelecek kuşakların yararı için kullanılması gerektiği fikrini onaylayarak;
Biyoloji ve tıbbın yararlarından tüm insanlığın faydalanabilmesi için uluslararası işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu vurgulayarak;
Biyoloji ve tıbbın uygulanmasında ortaya çıkan sorular ve bunlara verilecek cevaplar üzerinde bir kamuoyu tartışması açılmasının teşvik edilmesinin önemini kabul ederek;
Toplumun tüm üyelerine, hakları ve sorumluluklarını hatırlatma arzusuyla;
Bir Biyoetik Sözleşmesi hazırlanmasına ilişkin 1160 (1991) sayılı Tavsiye Kararı dahil, Parlamenter Meclisinin bu alandaki çalışmalarını gözönüne alarak;
Biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, insan onuru ve bireyin temel hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bu tedbirlerin alınması kararına vararak;
Aşağıdaki hususları kabul etmişlerdir :

Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayırım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.
Tarafların her biri, bu Sözleşme hükümlerinin yürürlüğe sokulması bakımından kendi iç hukuklarında gerekli tedbirleri alacaklardır.
İnsanın menfaatleri ve refahı, bilim veya toplumun menfaatlerinin üstünde tutulacaktır.
Taraflar, sağlığa duyulan ihtiyaçları ve kullanılabilir kaynakları gözönüne alarak, kendi egemenlik alanlarında, uygun nitelikteki sağlık hizmetlerinden adil bir şekilde yararlanılmasını sağlayacak uygun önlemleri alacaklardır.
Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahelenin, ilgili meslekî yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.
Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir.
Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir.
İlgili kişi, muvafakatini her zaman, serbestçe geri alabilir.
Küçüğün görüşü, yaşı ve olgunluk derecesiyle orantılı bir şekilde, gittikçe daha belirleyici bir etken olarak gözönüne alınacaktır.
İlgili kişi mümkün olduğu ölçüde izin verme sürecine katılacaktır.
Gözetim, denetim ve başka bir makama başvurma süreçleri dahil, kanun tarafından öngörülen koruyucu şartlarla bağlı olmak üzere, ciddî nitelikli bir akıl hastalığı olan kişi, yalnızca böyle bir tedavi yapılmadığı takdirde sağlığına ciddî bir zarar gelmesinin muhtemel olduğu durumlarda, muvafakatı olmaksızın, akıl hastalığının tedavi edilmesini amaçlayan bir müdahaleye tâbi tutulabilir.
Acil bir durum nedeniyle uygun muvafakatın alınamaması halinde, ilgili bireyin sağlığı için tıbbî bakımdan gerekli olan herhangi bir müdahale derhal yapılabilir.
Müdahale sırasında isteğini açıklayabilecek bir durumda bulunmayan bir hastanın, tıbbî müdahale ile ilgili olarak önceden açıklamış olduğu istekler gözönüne alınacaktır.
Bir kimseye, genetik kalıtımı nedeniyle herhangi bir ayrımcılık uygulanması yasaktır.
Genetik hastalıkları teşhise yönelik veya ya kişinin bir hastalığa neden olan bir geni taşıdığını belirlemeye ya da genetik bir yatkınlığı veya bir hastalığa eğilimi ortaya çıkarmaya yönelik testler, sadece sağlık amaçlarıyla veya sağlık amaçlı bilimsel araştırma için ve uygun genetik danışmada bulunmak şartıyla yapılabilir.
İnsan genomu değiştirmeye yönelik bir müdahale, yalnızca, önleme, teşhis ve tedavi gayeleriyle ve sadece, amacının, herhangi bir altsoyun genomunda değişiklik yapılması olmaması halinde yapılabilir.
Cinsiyetle ilgili ciddî bir kalıtsal hastalıktan kaçınma hali hariç, doğacak çocuğun cinsiyetini seçmek amacıyla suni döllenme tekniklerinin kullanımından kaçınılacaktır.
Biyoloji ve tıp alanında bilimsel araştırma, bu Sözleşme hükümlerine ve insan varlığının korunmasını güvence altına alan diğer yasal hükümlere bağlı kalmak kaydıyla,serbestçe yapılabilir.
Bir kimse üzerinde araştırma, ancak aşağıdaki şartların tümünün yerine getirilmesi halinde yapılabilir:
iii) araştırma projesinin bilimsel değerinin, araştırma amacının öneminin değerlendirilmesi ve etik bakımdan kabul edilebilirliğinin çok disiplinli bir gözden geçirmeye tâbi tutulması dahil, yetkili bir kurum tarafından bağımsız bir şekilde incelenmeden sonra onaylanmış olması;
iii) muvafakat etme yeteneği bulunan bireyler üzerinde karşılaştırılabilir nitelikte bir etkinlik doğuracak bir araştırmanın yapılamaması;
iii) bağışın, alıcı bakımından hayat kurtarıcı olma beklentisinin bulunması;
İnsan vücudu ve onun parçaları, bu nitelikleri dolayısıyla, ticarî kazanç sağlanmasına konu olmayacaktır.
Bir müdahale sırasında insan vücudunun herhangi bir parçası alındığında, çıkarılan parça, yalnızca uygun bilgi verme ve muvafakat alma usullerine uyulduğu takdirde, çıkarılma amacından başka bir amaç için saklanabilir ve kullanılabilir.
Taraflar, bu Sözleşme’de öngörülen hakların ve ilkelerin hukuka aykırı bir şekilde ihlalinin en kısa sürede önlenmesi veya durdurulması için uygun yargısal korumayı sağlayacaklardır.
Tıbbî bir müdahale sonucunda, uygun olmayan bir zarara uğrayan kişinin, kanun tarafından öngörülen koşullar ve usuller uyarınca, adil bir tazminat isteme hakkı vardır.
Taraflar, bu Sözleşme’de yer alan hükümlerin ihlal edilmesi halinde uygulanacak uygun yaptırımları sağlayacaklardır.
Bu Sözleşmedeki hükümlerden hiçbiri, Tarafların, biyoloji ve tıbbın uygulanmasında bu Sözleşmede belirtilenden daha geniş bir koruma sağlama imkânını kısıtlayacak veya etkileyecek şekilde yorumlanmayacaktır.
Bu Sözleşmenin Tarafları, biyoloji ve tıp alanındaki gelişmelerin doğurduğu temel soruların, özellikle ilgili tıbbî, sosyal, ekonomik, ahlakî ve hukukî yansımaların ışığında, uygun şekilde kamusal tartışmaya konu olmasını ve bunların muhtemel uygulamalarının, uygun istişarelere konu olmasını sağlayacaklardır.
Avrupa İnsan Hakları Divanı,
– Taraflardan birinin Hükümeti’nin, diğer Taraflara bilgi verdikten sonra ileteceği,
– 32. Maddeye göre, Sözleşme Taraflarının temsilcileriyle kısıtlı bir şekilde oluşturulan Komitenin, kullanılan oyların üçte iki çoğunluğuyla alacağı karara dayalı talepler üzerine, bir mahkemede görülmekte olan herhangi belirli bir davaya doğrudan atıfta bulunulmaksızın, işbu Sözleşmenin yorumuna ilişkin hukukî sorunlar hakkında istişari nitelikte görüş bildirilebilir.
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’nden alınan bir talep üzerine, Taraflardan herhangi biri, iç hukukunun, Sözleşme hükümlerinden herhangi birinin etkin şekilde uygulanmasını sağlama tarzı hakkında açıklamada bulunacaktır.
Bu Sözleşmede yer alan ilkelerin geliştirilmesi amacıyla belirli alanlarda, 32. Madde uyarınca protokoller aktedilebilir.
Protokoller, Sözleşmeyi imzalayan Devletlerin imzasına açılacaktır. Protokoller, onay, kabul veya uygun bulmaya tabi olacaklardır. İmzacı bir Devlet, önceden veya aynı anda Sözleşmeyi onaylamadan, kabul etmeden ya da uygun bulmadan, Protokolleri onaylayamaz, kabul edemez, ya da uygunluk veremez.
Sonradan kabul eden Taraf bakımından değişiklik, bu Tarafın, kabul keyfiyetini Genel Sekretere bildirdiği tarihi izleyen bir aylık sürenin geçmesinden sonraki ilk günü yürürlüğe girecektir.
hakkında bildirimde bulunacaktır.
Aşağıda imzası bulunanların huzurunda, tam yetkiye sahip İmzacılar, bu Sözleşmeyi imzalamışlardır.
Oviedo’da, 4 Nisan 1997 tarihinde, her ikisi de eşit şekilde resmiyet taşıyan İngilizce ve Fransızca dillerinde ve Avrupa Konseyi arşivlerine tevdi edilecek tek nüsha halinde düzenlenmiştir. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, onaylanmış metinleri, Avrupa Konseyi üyesi Devletler, Avrupa Topluluğu, bu Sözleşmenin oluşumuna katılmış olan üye olmayan Devletler ve bu Sözleşmeye katılmaya davet edilen Devletlere iletilecektir.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, “Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi : İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi”nin 36 ncı maddesi uyarınca, Sözleşmenin 20 nci maddesinin, muvafakat verme yeteneği olmayan kimselerden kendisini yenileyen dokuların alınmasını mümkün kılan 2 numaralı bendinin, 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanunun 5 inci maddesiyle uyum halinde olmaması nedeniyle, işbu madde fıkrasını uygulamamak hakkını saklı tutar.
Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 13 Aralık 2006 tarihli ve A/RES/61/106 tarihli kararıyla kabul edilmiş ve 3 Mayıs 2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. (Convention on the Rights of Persons with Disabilities)
Türkiye, Sözleşme’yi 30 Mart 2007 tarihinde imzalamıştır. Sözleşme’nin onaylanması 3 Aralık 2008 tarih ve 5825 sayılı Kanunla uygun bulunmuştur. Sözleşme’nin onayına ilişkin 27 Mayıs 2009 tarih ve 2009/15137 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ve resmi Türkçe çeviri, 14 Temmuz 2009 tarih ve 27288 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Onay belgeleri 28 Eylül 2009 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne tevdi edilmiş ve Sözleşme Türkiye bakımından, 28 Ekim 2009 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Türkiye’nin Sözleşme’ye ilişkin bir çekince veya beyanı söz konusu değildir.
Engelli Hakları Sözleşmesi (GA kararı A / RES / 61/106), 13 Aralık 2006 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen uluslararası bir insan hakları sözleşmesidir. Şubat 2011 tarihi itibariyle, Sözleşmenin 98 Taraf Devleti vardır ve bir bölgesel entegrasyon örgütü olan Avrupa Birliği tarafından onaylanan ilk İnsan Hakları Sözleşmesi oluştur. Halihazırda sözleşme 147 ülke tarafından imzalanmıştır.
Sözleşme, engelli bireylerin tüm insan haklarından ve temel özgürlüklerden faydalanması gerektiğini teyit etmektedir. Engelli bireyler için tüm hak kategorilerinin nasıl uygulanması gerektiği açıklanmakta ve engellilerin haklarının ihlal edildiği alanlarda haklarını etkin bir şekilde kullanmaları ve bu hakların korunmasını sağlamayı amaçlamaktadır.
Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme’nin denetim organı Engelli Hakları Komitesidir.
Komite Cenevre’de ve yılda iki defa toplanmaktadır. Komite 18 bağımsız uzmandan oluşan bir organdır. Engelli Hakları Sözleşmesi’nin uygulanmasını izleyen komite üyeleri, bir hükumet temsilcisi olarak değil bireysel sorumluluk sahibi uzman olarak görev yaparlar.
Bütün Taraf Devletler, Sözleşme’de yer alan hakların nasıl uygulandığı konusunda Komiteye düzenli olarak raporlar sunmak zorundadırlar. Komite her raporu incelemekte ve rapor hakkında öneri ve tavsiyelerde bulunmakta, bu tavsiyeleri sonuç raporu şeklinde Taraf Devlete iletmektedir.
Giriş
İşbu Sözleşme’ye Taraf Olan Devletler,
(a) Birleşmiş Milletler Şartı’nda ilan edilmiş olan ve insanlık ailesinin tüm mensuplarının doğuştan sahip oldukları onuru, değeri, eşit ve devredilmez hakları dünyada özgürlüğün, adalet ve barışın temeli olarak kabul eden ilkeleri anımsayarak,
(b) Birleşmiş Milletler’in, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmeleri ile tanınan hak ve özgürlüklere herhangi bir ayrımcılığa uğramaksızın herkesin sahip olduğunu kabul ve ilan ettiğini göz önünde bulundurarak,
(c) Tüm insan haklarının ve temel özgürlüklerin evrensel, bölünmez, birbiriyle bağlantılı ve karşılıklı bağımlı olma niteliği ile engelli bireylerin bu haklardan herhangi bir ayrımcılığa uğramaksızın yararlanmalarının güvence altına alınması gerekliliğini tekrar teyit ederek,
(d) Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’yi, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’yi, Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme’yi, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesine İlişkin Uluslararası Sözleşme’yi, İşkence ve Diğer İnsanlık Dışı veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme’yi, Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni ve Uluslararası Göçmen İşçilerin ve Aile Bireylerinin Korunması Sözleşmesi’ni akılda tutarak,
(e) Engelliliğin gelişen bir kavram olduğunu ve engellilik durumunun, sakatlığı olan kişilerin topluma diğer bireyler ile birlikte eşit koşullarda tam ve etkin katılımını engelleyen tutumlar ve çevre koşullarının etkileşiminden kaynaklandığı gerçeğini kabul ederek,
(f) Engelliler için Dünya Eylem Programı ve Engelliler için Fırsat Eşitliğinin Sağlanmasına Yönelik Standart Kurallar’da yer alan ilke ve politika önerilerinin engellilere fırsat eşitliği sağlanmasına yönelik ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeyde politikaların, planların, programların ve eylemlerin geliştirilmesi, tasarlanması ve değerlendirilmesine katkısını göz önünde bulundurarak,
(g) Engelliliğe ilişkin konuların sürdürülebilir kalkınmayla ilgili stratejilerin ayrılmaz bir parçası olarak ele alınmasının önemini vurgulayarak,
(h) Bir kişinin engelli olduğu için ayrımcılığa maruz kalmasının her bireyin doğuştan sahip olduğu insanlık onuru ve değerinin de ihlal edilmesi anlamına geldiğini de kabul ederek,
(i) Bunun yanısıra engelli bireylerin çeşitliliğini kabul ederek,
(j) Daha yoğun desteğe ihtiyacı olan engelliler dahil olmak üzere, tüm engellilerin insan haklarının güçlendirilmesi ve korunmasının gerektiğini kabul ederek,
(k) Çeşitli araç ve yükümlülüklerin varlığına rağmen engelli kişilerin topluma eşit bireyler olarak katılmaları önündeki manilerin halen varolmaya devam ettiği ve dünyanın her yerinde engelli bireylerin insan hakları ihlallerine maruz kaldıkları gerçeğinden endişe duyarak,
(1) Özellikle gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere tüm ülkelerde engellilerin yaşam koşullarının geliştirilmesinde uluslararası işbirliğinin öneminin bilincinde olarak,
(m) Engellilerin toplumun refah ve çeşitliliğine yaptıkları ve yapabilecekleri olumlu katkıları ve engellileri insan haklarını ve temel özgürlükleri tam kullanmaya ve topluma tam katılmaya teşvik etmenin onların toplumsal aidiyetlerine, toplumun insani, sosyal ve ekonomik yönden kalkınmasına ve yoksulluğun azalmasına katkıda bulunacağını kabul ederek,
(n) Kendi seçimlerini yapma özgürlüğü de dahil olmak üzere engellilerin bireysel varlıklarının ve bağımsızlığının önemini kabul ederek,
(o) Engellilerin kendilerini doğrudan ilgilendirenler de dâhil olmak üzere politika ve programlarla ilgili karar alma süreçlerine etkin olarak katılabilmeleri gerektiğini dikkate alarak,
(p) Irk, ten rengi, cinsiyet, dil, din, siyasi veya başka fikir, ulusal, etnik veya toplumsal köken, mülkiyet, doğum, yaş veya başka bir statü bakımından birçok nedene dayalı olarak ve bu nedenle daha ağırlaştırılmış bir ayrımcılığa maruz kalan engellilerin karşılaştığı zor koşullardan kaygı duyarak,
(q) Engelli kadınların ve kızların hem ev içinde hem de ev dışında şiddete uğramaya, yaralanmaya veya istismara, ihmale, ihmalkar muameleye, kötü muameleye veya istismara karşı daha büyük bir risk altında oldukları gerçeğinin farkında olarak,
(r) Engelli çocukların diğer çocuklarla eşit koşullar altında tüm insan haklarından ve temel özgürlüklerden tam olarak yararlanması gereğini kabul ederek ve bu bağlamda Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne Taraf Devletlerin üstlendiği yükümlülükleri yeniden hatırlatarak,
(s) Engellilerin insan temel hak ve özgürlüklerinden tam yararlanmasını teşvike yönelik çabalara cinsiyet eşitliği perspektifinin de eklenmesi gerektiğini vurgulayarak,
(t) Engellilerin çoğunluğunun yoksulluk koşullarında yaşadığının altını çizerek ve bu bakımdan, yoksulluğun engelliler üzerindeki olumsuz etkisine dikkat çekmenin kritik önemini kabul ederek,
(u) Birleşmiş Milletler Şartı’nda yer alan amaç ve ilkelere saygı üzerine kurulu barış ve güvenlik ortamının ve yürürlükteki insan hakları belgelerine riayet edilmesinin özellikle silahlı çatışma ve işgal koşullarında engellilerin korunması için vazgeçilmez olduğunu akılda tutarak,
(v) Fiziksel, sosyal, ekonomik ve kültürel çevreye, sağlık ve eğitim hizmetlerine, bilgiye ve iletişime erişimin engellilerin tüm insan haklarından ve temel özgürlüklerden tam yararlanmasını sağlamadaki önemini kabul ederek,
(w) Diğer bireylere ve ait olduğu topluma karşı görevleri bulunan bireyin Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmesi’nde tanımlanan hakların güçlendirilmesi ve bu haklara riayet edilmesi için çaba gösterme yükümlülüğü altında olduğunun farkında olarak,
(x) Ailenin toplumun doğal ve temel birimi olduğu ve toplum ve devlet tarafından korunması gerektiğinin ve engellilerin tüm insan haklarından tam ve eşit ölçüde yararlanabilmesinin sağlanabilmesi için engelliler ile aile bireylerinin gerekli koruma ve desteği alması gerektiğine inanarak,
(y) Engellilerin haklarını ve onurunu güçlendiren ve koruyan kapsamlı bir uluslararası sözleşmenin engellilerin ağır sosyal dezavantajlarının ortadan kaldırılmasına ve onların medeni, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel ortamlara eşit fırsatlarla katılımının teşvik edilmesine, hem gelişen hem de gelişmekte olan ülkelerde önemli bir katkı sağlayacağına ikna olarak,
Aşağıdaki hükümler üzerinde anlaşmaya varmışlardır:
Amaç
Bu Sözleşme’nin amacı, engellilerin tüm insan hak ve temel özgürlüklerinden tam ve eşit şekilde yararlanmasını teşvik ve temin etmek ve insanlık onurlarına saygıyı güçlendirmektir.
Engelli kavramı diğer bireylerle eşit koşullar altında topluma tam ve etkin bir şekilde katılımlarının önünde engel teşkil eden uzun süreli fiziksel, zihinsel, düşünsel ya da algısal bozukluğu bulunan kişileri içermektedir.
Tanımlar
İşbu Sözleşme’nin amaçları açısından;
“İletişim” erişilebilir bilgi ve iletişim teknolojisi dahil dilleri, metin gösterimini, Braille alfabesi kullanarak ve dokunarak iletişimi, büyük harflerle baskıyı, yazılı, işitsel ve erişilebilir çoklu medyayı, sade dili, işitsel okumayı, beden dilini, diğer tür, biçem ve araçlarla gerçekleşen iletişimi içermektedir;
“Dil” sözlü dili, işaret dilini ve sözlü olmayan diğer dilleri kapsamaktadır;
“Engelliliğe dayalı ayrımcılık” siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel, medeni veya başka herhangi bir alanda insan hak ve temel özgürlüklerinin tam ve diğerleri ile eşit koşullar altında kullanılması veya bunlardan yararlanılması önünde engelliliğe dayalı olarak gerçekleştirilen her türlü ayrım, dışlama veya kısıtlamayı kapsamaktadır. Engelliliğe dayalı ayrımcılık makul düzenlemelerin gerçekleştirilmemesi dahilher türlü ayrımcılığı kapsar.
“Makul düzenleme”, engellilerin insan haklarını ve temel özgürlüklerini tam ve diğer bireylerle eşit şekilde kullanmasını veya bunlardan yararlanmasını sağlamak üzere belirli bir durumda ihtiyaç duyulan, ölçüsüz veya aşırı bir yük getirmeyen, gerekli ve uygun değişiklik ve düzenlemeleri ifade eder.
“Evrensel tasarım” ürünlerin, çevrenin, programların ve hizmetlerin özel bir ek tasarıma veya düzenlemeye gerek duyulmaksızın, mümkün olduğunca herkes tarafından kullanılabilecek şekilde tasarlanmasıdır. “Evrensel tasarım” gerek duyulduğu takdirde bazı engelli grupları için ihtiyaç duyulan yardımcı cihazların tasarımı zorunluluğunu da dışlamayacaktır.
Genel İlkeler
İşbu Sözleşme’nin dayandığı ilkeler şunlardır:
(a) Kendi seçimlerini yapma özgürlükleri ve bağımsızlıklarını da kapsayacak şekilde, kişilerin insanlık onuru ve bireysel özerkliklerine saygı gösterilmesi;
(b) Ayrımcılık yapılmaması;
(c) Engellilerin topluma tam ve etkin katılımlarının sağlanması;
(d) Farklılıklara saygı gösterilmesi ve engellilerin insan çeşitliliğinin ve insanlığın bir parçası olarak kabul edilmesi;
(e) Fırsat eşitliği;
(f) Erişilebilirlik;
(g) Kadın-erkek eşitliği;
(h) Engelli çocukların gelişim kapasitesine ve kendi kimliklerini koruyabilme haklarına saygı duyulması.
Genel Yükümlülükler
1. Taraf Devletler engelliliğe dayalı herhangi bir ayrımcılığa izin vermeksizin tüm engellilerin insan hak ve temel özgürlüklerinin eksiksiz olarak yaşama geçirilmesini sağlamak ve engellilerin hak ve özgürlüklerini güçlendirmekle yükümlüdür. Bu amaç doğrultusunda Taraf Devletler;
(a) Bu Sözleşme’de tanınan hakların uygulanması için gerekli tüm yasal, idari ve diğer tedbirleri almayı;
(b) Yürürlükte mevcut, engelliler aleyhinde ayrımcılık teşkil eden yasalar, düzenlemeler, gelenekler ve uygulamaları değiştirmek veya ortadan kaldırmak için gerekli olan, yasama faaliyetleri dahil uygun tüm tedbirleri almayı;
(c) Tüm politika ve programlarda engellilerin insan haklarının korunmasını ve güçlendirilmesini dikkate almayı;
(d) Bu Sözleşme’yle bağdaşmayan eylemler veya uygulamalardan kaçınmayı ve kamu kurum ve kuruluşlarının bu Sözleşme’ye uygun davranmalarını sağlamayı;
(e) Kişiler, örgütler veya özel teşebbüslerin engelliliğe dayalı ayrımcı uygulamalarını engellemek için gerekli tüm uygun tedbirleri almayı;
(f) Standartlar ve rehber ilkelerin geliştirilmesinde Sözleşme’nin ikinci maddesinde tanımlandığı gibi evrensel tasarımdan yararlanılması ve engellilerin özel ihtiyaçlarını karşılamak üzere evrensel olarak tasarlanmış ve mümkün olduğunca az değişikliği ve düşük maliyeti gerektiren ürünler, hizmetler, ekipman ve tesislerin araştırılması, geliştirilmesi, temini ve kullanılabilirliğini sağlamayı veya desteklemeyi;
(g) Maliyeti karşılanabilir teknolojilere öncelik vererek bilgi ve iletişim teknolojileri, hareket kolaylaştırıcı araçlar, yardımcı teknolojiler gibi engellilere yönelik yeni teknolojilerin araştırılması, geliştirilmesi, temini ve kullanılabilirliğini sağlamayı veya desteklemeyi;
(h) Engellilere yeni teknolojiler dahil hareket kolaylaştırıcı araçlara, yardımcı teknolojilere ve bunların beraberindeki diğer yardımcı ve destekleyici hizmetler ile tesislere ilişkin erişim bilgilerinin sağlanmasını,
(i) Engellilerle çalışan meslek sahipleri ve işyeri personelinin bu Sözleşme’de tanınan haklara ilişkin eğitiminin geliştirilmesi ve böylece bu haklarla güvence altına alınan destek ve hizmetlerin iyileştirilmesini
taahhüt eder.
2. Taraf Devletler ekonomik, sosyal ve kültürel haklarla ilgili olarak kaynakları ölçüsünde azami tedbirleri almayı ve gerektiğinde uluslararası işbirliği çerçevesinde engellilerin bu haklardan tam olarak yararlanmasını aşamalı olarak sağlamak için işbu Sözleşme’de yer alan ve uluslar arası hukuka göre derhal uygulanması gereken yükümlülükleri yerine getirmeyi taahhüt eder.
3. Taraf Devletler işbu Sözleşme’nin uygulanmasını sağlayacak yasalar ve politikaların geliştirilmesi ve yaşama geçirilmesi ile engellilere ilişkin diğer karar alma süreçlerinde engelli çocuklar da dahil olmak üzere engellilere onları temsil eden örgütler aracılığıyla sürekli danışacak ve etkin bir şekilde bu sürece dahil edeceklerdir.
4. Bu Sözleşme’deki hiçbir hüküm engelli kişilerin haklarının sağlanması bakımından daha elverişli nitelikte olan ve Taraf Devlet’in yasalarında veya Taraf Devlet’in uymayı taahhüt ettiği uluslar arası hukuk kurallarında mevcut bulunan hükümleri etkilemeyecektir. Taraf Devletler’den herhangi birinin hukuka, sözleşmelere, hukuki düzenlemelere, geleneğe göre yürürlükte bulunan temel insan haklarından herhangi birini işbu Sözleşme’nin bu hakları öngörmediği veya daha dar kapsamlı olarak öngördüğü gerekçesiyle kısıtlaması veya kısmen değiştirmesi mümkün değildir.
5. Bu Sözleşme’nin hükümleri herhangi bir sınırlama veya istisnaya tabi olmaksızın federal devletlerin bütün bölgelerinde uygulanır.
Ayrımcılık Yapılmaması ve Eşitlik
1. Taraf Devletler herkesin hukuk önünde ve karşısında eşit olduğunu ve ayrımcılığa uğramaksızın hukuk tarafından eşit korunma ve hukuktan eşit yararlanma hakkına sahip olduğunu kabul eder.
2. Taraf Devletler engelliliğe dayalı her türlü ayrımcılığı yasaklar ve engellilerin herhangi bir nedene dayalı ayrımcılığa karşı eşit ve etkin bir şekilde korunmasını güvence altına alır.
3. Taraf Devletler eşitliği sağlamak ve ayrımcılığı ortadan kaldırmak üzere engellilere yönelik makul düzenlemelerin yapılması için gerekli tüm adımları atar.
4. Engellilerin fiili eşitliğini hızlandırmak veya sağlamak için gerekli özel tedbirler işbu Sözleşme amaçları doğrultusunda ayrımcılık olarak nitelendirilmez.
Engelli Kadınlar
1. Taraf Devletler engelli kadınlar ile kız çocuklarının çok yönlü ayrımcılığa maruz kalmakta olduğunu kabul eder ve bu bakımdan onların tüm insan hak ve temel özgürlüklerinden tam ve eşit koşullarda yararlanmalarını sağlamaya yönelik tedbirleri alır.
2. Taraf Devletler kadınların tam gelişimi, ilerlemesi ve güçlenmesini ve bu Sözleşme’de belirtilen insan hak ve temel özgürlüklerini kullanmalarını ve bunlardan yararlanmalarını sağlamak için gerekli tüm tedbirleri alır.
Engelli Çocuklar
1. Taraf Devletler, engelli çocukların diğer çocuklarla eşit bir şekilde tüm insan temel hak ve özgürlüklerinden tam olarak yararlanmasını sağlamak için gerekli tüm tedbirleri alır.
2. Engelli çocuklarla ilgili tüm eylemlerde çocuğun en çıkarının gözetilmesine öncelik verir.
3. Taraf Devletler engelli çocukların kendilerini etkileyen her konuda diğer çocuklarla eşit koşullar altında görüşlerini serbestçe ifade etme hakkına sahip olmalarını, yaşları ve olgunluk seviyelerine göre görüşlerine önem verilmesini ve onlara bu hakkın tanınması için engeline ve yaşına uygun destek sunulmasını sağlar.
Bilinçlendirme
1. Taraf Devletler, aşağıdaki amaçları gerçekleştirmek için acil, etkin ve uygun tedbirleri almayı taahhüt eder:
(a) Aile dahil toplumun her kesiminde engellilere yönelik bilinci arttırmak ve engellilerin hakları ve insanlık onurlarına saygı duyulmasını teşvik etmek;
(b) Yaşamın her alanında engellilere yönelen klişeler, önyargılar, incitici uygulamalar ile cinsiyet ve yaş temelli ayrımcı davranışlarla mücadele etmek;
(c) Engelli bireylerin kapasiteleri ve katkılarına ilişkin bilinç yaratmak.
2. Bu amaca yönelik tedbirler aşağıdakileri içermektedir:
(a) Toplumda bilinç yaratmaya yönelik etkin kampanyaların tasarlanması, başlatılması ve sürdürülmesi:
(i) Engelli bireylerin haklarının kabul edilebilirliği konusunda toplumun eğitimi;
(ii) Engellilere yönelik olumlu yaklaşımların ve toplumsal bilincin artırılması;
(iii) Engelli bireylerin becerileri, meziyetleri ve yeteneklerinin işyerlerine ve iş piyasasına katkısının toplumca tanınmasını teşvik etmek;
(b) Erken yaştan itibaren tüm çocukların eğitim sisteminin her aşamasında engelli bireylerin insan haklarına saygıyla yaklaşmasını teşvik etmek;
(c) Tüm kitle iletişim araçlarında engellilerin işbu Sözleşme’nin amacına uygun bir yaklaşımla tanımlanmasını cesaretlendirmek;
(d) Engellilere ve haklarına ilişkin bilinci artırıcı eğitim programlarını desteklemek.
Erişebilirlik
1. Taraf Devletler engellilerin bağımsız yaşayabilmelerini ve yaşamın tüm alanlarına etkin katılımını sağlamak ve engellilerin diğer bireylerle eşit koşullarda fiziki çevreye, ulaşıma, bilgi ve iletişim teknolojileri ve sistemleri dahil olacak şekilde bilgi ve iletişim olanaklarına, hem kırsal hem de kentsel alanlarda halka açık diğer tesislere ve hizmetlere erişimini sağlamak için uygun tedbirleri alacaklardır. Erişim önündeki engellerin tespitini ve ortadan kaldırılmasını da içeren bu tedbirler diğerlerinin yanında, aşağıda belirtilenlere de uygulanır:
(a) Binalar, yollar, ulaşım araçları ve okullar, evler, sağlık tesisleri ve işyerleri dahil diğer kapalı ve açık tesisler;
(b) Elektronik hizmetler ve acil hizmetler de dahil olmak üzere bilgi ve iletişim araçları ile diğer hizmetler.
2. Taraf Devletler aşağıdakileri gerçekleştirmek için de uygun tedbirleri alacaklardır:
(a) Kamuya açık veya kamu hizmetine sunulan tesis ve hizmetlere erişime ilişkin asgari standart ve rehber ilkelerin geliştirilmesi, duyurulması ve bunlara ilişkin uygulamaların izlenmesi;
(b) Kamuya açık tesisleri işleten veya kamuya hizmet sunan özel girişimlerin engellilerin ulaşılabilirliğini her açıdan dikkate almalarının sağlanması;
(c) İlgili kişilerin engellilerin karşılaştığı ulaşılabilirlik sorunlarıyla ilgili olarak eğitilmesi;
(d) Kamuya açık binalar ve diğer tesislerde Braille alfabesi ve anlaşılması kolay nitelik taşıyan işaretlemelerin sağlanması;
(e) Kamuya açık binalara ve tesislere erişimi kolaylaştırmak için rehberler, okuyucular ve profesyonel işaret dili tercümanları dahil çeşitli canlı yardımların ve araçların sağlanması;
(f) Engellilerin bilgiye erişimini sağlamak için onlara uygun yollarla yardım ve destek sunulmasının teşvik edilmesi;
(g) Engellilerin İnternet dahil yeni bilgi ve iletişim teknolojilerine ve sistemlerine erişiminin teşvik edilmesi;
(h) Erişilebilir bilgi ve iletişim teknolojileri ve sistemlerinin tasarım, geliştirme ve dağıtım çalışmalarının ilk aşamadan başlayarak teşvik edilmesi ve böylece bu teknoloji ve sistemlere engelliler tarafından asgari maliyetle erişilebilmesinin sağlanması.
Yaşama Hakkı
Taraf Devletler her insanın yaşama hakkına sahip olduğunu yeniden onaylayarak engellilerin bu haktan etkin ve diğer bireylerle eşit koşullar altında yararlanmalarını sağlayacak gerekli tüm tedbirleri alır.
Risk Durumları ve İnsani Bakımdan Acil Durumlar
Taraf Devletler silahlı çatışma halleri, acil insani durumlar ve doğal afetler de dahil olmak üzere risk durumlarında engellilerin korunması ve güvenliğinin sağlanması için insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukuku dahil uluslararası hukuk çerçevesindeki yükümlülüklerini yerine getirmek için gerekli tüm tedbirleri alır.
Yasa Önünde Eşit Tanınma
1. Taraf Devletler, engellilerin bulundukları her yerde kişi olarak tanınma hakkına sahip olduklarını yeniden onaylar.
2. Taraf Devletler engellilerin tüm yaşam alanlarında diğer bireylerle eşit koşullar altında hak ehliyetine sahip olduğunu kabul eder.
3. Taraf Devletler engelli bireylerin hak ehliyetlerini kullanırken gereksinim duyabilecekleri desteği alabilmeleri için uygun tedbirleri alır.
4. Taraf Devletler hak ehliyetinin kullanımına ilişkin tüm tedbirlerin uluslararası insan hakları hukukuna uygun olarak istismarı önleyici uygun ve etkin bir şekilde güvenceler sağlamasını temin eder. Sözkonusu güvenceler hak ehliyetinin kullanımına ilişkin tedbirlerin kişinin haklarına, iradesine ve tercihlerine saygılı olmasını, çıkar çatışmasından bağımsız olmasını, kişinin iradesine haksız bir müdahalede bulunmamasını, kişinin içinde bulunduğu koşullar ile orantılı olmasını ve bu koşulları gözetmesini, mümkün olan en kısa süre içinde uygulanmasını, yetkili, bağımsız ve tarafsız bir merci veya yargı organı tarafından sürekli olarak gözden geçirilmesini sağlamalıdır. Bu güvenceler söz konusu tedbirlerin kişinin hak ve çıkarlarını etkilediği derecede ölçülü olmalıdır.
5. Taraf Devletler işbu Madde çerçevesinde engellilerin mülk edinmek veya mirasa hak kazanmak, mali işlerini kontrol etmek ve banka kredileri, ipotekleri ve diğer mali kredilere erişim açısından diğer bireylerle eşit haklara sahip olmasını sağlamak için uygun ve etkin bir şekilde tüm tedbirleri almalı ve engellilerin mülklerinden keyfi olarak mahrum bırakılmamasını sağlar.
Adalete Erişim
1. Taraf Devletler engellilerin diğer bireylerle eşit koşullar altında adalete etkin bir şekilde erişimini sağlamalıdır. Bunun için usule ve yaşa uygun düzenlemeler yapılmalı ve soruşturma ve diğer hazırlık aşamaları ve tanıklık dahil tüm hukuki işlemlere doğrudan ve dolaylı katılımları kolaylaştırılmalıdır.
2. Taraf Devletler engellilerin adalete etkin bir şekilde erişimini sağlamak için polis ve cezaevi personeli dahil adalet sistemi çalışanlarının gerekli eğitimi almalarını sağlamalıdır.
Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği
1. Taraf Devletler engellilerin diğer bireylerle eşit koşullar altında aşağıdaki haklardan yararlanmasını sağlar:
(a) Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkından yararlanma;
(b) Özgürlüklerinden hukuka aykırı veya keyfi bir şekilde mahrum bırakılmamaları, özgürlüğün kısıtlandığı hallerin hukuka dayalı olması ve engelliliğin, hiçbir koşulda özgürlüğün kısıtlanmasının gerekçesi olarak gösterilmemesi.
2. Taraf Devletler engelli kişiler eğer herhangi bir süreç sonunda özgürlüklerinden mahrum edildiyse; bunun diğer bireylerle eşit koşullar altında yapılmasını; engellilerin uluslararası insan hakları hukukuna uygun olarak güvencelere sahip olmasını ve makul düzenlemeye ilişkin hükümler dahil olmak üzere Sözleşme’nin hedefleri ve ilkeleriyle uyumlu muamele görmesini sağlar.
İşkence, insanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Maruz Kalmama
1. Hiç kimse işkence veya zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye veya cezaya maruz kalmamalıdır. Özellikle, hiç kimse rızası alınmaksızın tıbbi veya bilimsel deneye tabi tutulmamalıdır.
2. Taraf Devletler engellilerin işkence veya zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye veya cezaya karşı diğer bireylerle eşit koşullar altında korunmasını sağlamak için etkin bir şekilde tüm yasal, idari, yargısal ve diğer tedbirleri alır.
Sömürü, Şiddet veya İstismara Maruz Kalmama
1. Taraf Devletler engellilerin ev içinde ve dışında sömürüye uğramasının, şiddete ve istismara maruz kalmasının, bu tutumların cinsiyete dayalı hali dahil her biçiminden korumak için uygun yasal, idari, sosyal, eğitsel ve diğer tüm tedbirleri alır.
2. Taraf Devletler engellilere, ailelerine, onların bakımını sağlayanlara cinsiyetlerine ve yaşlarına uygun yardım ve desteği sağlayarak sömürü, şiddet ve istismar vakalarının nasıl önleneceğine, tespit edileceğine ve bildirileceğine dair bilgi ve eğitim vererek sömürünün, şiddetin ve istismarın her biçimini önleyici uygun tüm tedbirleri alır. Taraf Devletler koruma hizmetlerinin yaş, cinsiyet ve engellilik konularına duyarlı olmalarını sağlar.
3. Taraf Devletler sömürünün, şiddetin ve istismarın her biçimini önlemek için engellilere hizmet etmeye yönelik tüm tesislerin ve programların bağımsız merciler tarafından etkin bir şekilde denetlenmesini sağlar.
4. Taraf Devletler koruyucu hizmetlerin sunulması sırasında meydana gelenler de dahil olmak üzere sömürünün, şiddetin veya istismarın herhangi bir biçiminin mağduru olan engellilerin fiziksel, zihinsel ve psikolojik olarak tedavisi, rehabilitasyonu ve sosyal açıdan yeniden bütünleşmesini sağlayıcı uygun tüm tedbirleri alır. Sözkonusu iyileşme ve yeniden bütünleşme, kişinin sağlığına, öz saygısına, onuruna, özerkliğine kavuşmasını sağlar ve yaş ve cinsiyetiyle bağlantılı özel ihtiyaçlarını dikkate alır.
5. Taraf Devletler engellilere karşı sömürü, şiddet ve istismar vakalarının tespiti, soruşturulması ve gerekli hallerde kovuşturulmasını sağlamak için kadın ve çocuk merkezli yasa ve politikalar dahil etkili yasa ve politikaları yürürlüğe koyar.
Kişisel Bütünlüğün Korunması
Engelli her kişi, beden ve ruh bütünlüğüne diğer bireylerle eşit bir şekilde saygı duyulması hakkına sahiptir.
Seyahat Özgürlüğü ve Uyrukluk
1. Taraf Devletler engellilerin diğer bireylerle eşit koşullar altında seyahat ve yerleşim yerini seçme özgürlüğüne ve uyrukluk hakkına sahip olduğunu kabul eder ve engellilerin aşağıdaki haklarını sağlar:
(a) Uyrukluk kazanma ve değiştirme hakkı olması ve keyfi olarak veya engelli olması nedeniyle uyrukluktan mahrum bırakılmaması;
(b) Kişinin engelli olması nedeniyle uyrukluğuna veya kimliğine ilişkin diğer belgeleri elde etme, bu belgelere sahip olma ve bu belgeleri kullanma veya seyahat özgürlüğünden yararlanmasını sağlamak için gerekli olabilecek göçmenlik işlemleri gibi süreçleri yürütme olanağından mahrum bırakılmaması;
(c) Kendi ülkesi dahil herhangi bir ülkeden ayrılma özgürlüğünün olması;
(d) Kendi ülkesine girme hakkından engelli olmasına dayanılarak veya keyfi olarak mahrum bırakılmaması.
2. Engelli çocuklar doğum sonrasında derhal nüfusa kaydedilmeli ve doğuştan isim edinme, uyrukluk kazanma ve mümkün olduğu ölçüde kendi ebeveynlerini bilme ve onlar tarafından bakılma hakkına sahip olmalıdır.
Bağımsız Yaşayabilme ve Topluma Dahil Olma
İşbu Sözleşmeye Taraf Devletler tüm engellilerin diğer bireylerle eşit koşullar altında toplum içinde yaşama hakkına sahip olduğunu kabul eder ve engellilerin bu haktan eksiksiz yararlanabilmeleri ve topluma tam katılımlarını kolaylaştırmak için gerekli tedbirleri etkin bir şekilde alır. Bu çerçevede aşağıdaki noktalara dikkat edilmelidir:
(a) Engelliler diğer bireylerle eşit koşullar altında ikametgahlarını ve nerede ve kiminle yaşayacaklarını seçme hakkına sahiptirler ve özel bir yaşama düzenine zorlanamazlar;
(b) Engellilerin kişisel destek dahil olmak üzere toplum içinde yaşamak ve topluma dahil olmak için ihtiyaç duydukları konut içi, kurum içi ve diğer toplumsal destek hizmetlerine erişimleri sağlanmalı ve engellilerin toplumdan tecridi ve ayrı tutulması önlenmelidir;
(c) Kamusal hizmet ve tesisler engellilere diğer bireylerle eşit şekilde açık olmalı ve onların ihtiyaçlarına yanıt verebilmelidir.
Kişisel Hareketlilik
Taraf Devletler engellilerin olanaklar çerçevesinde azami ölçüde bağımsız hareket edebilmesini sağlamak için etkin bir şekilde gerekli tüm tedbirleri alır. Bu tedbirler şunlardır:
(a) Engellilerin istedikleri şekil ve zamanda ve karşılanabilir bir maliyetle hareket edebilmelerinin kolaylaştırılması;
(b) Engellilerin hareketi kolaylaştırıcı kaliteli araç ve gerece, yardımcı teknolojilere, yardım sunan insanlara ve araçlara karşılanabilir bir maliyetle erişiminin kolaylaştırılması;
(c) Engellilere ve engelli kişilerle çalışan uzman personele engellilerin hareket becerilerinin geliştirilmesi konusunda eğitim verilmesi;
(d) Harekete yardımcı araç ve gereçlerle yardımcı teknolojileri üretenlerin engellilerin her türlü ihtiyacını dikkate almaları hususunda teşvik edilmesi.
Düşünce ve İfade Özgürlüğü ile Bilgiye Erişim
Taraf Devletler engellilerin işbu Sözleşme’nin 2. Maddesinde tanımlanmış tüm iletişim araçlarını tercihe bağlı kullanabilmesi, bilgi ve fikir araştırma, alma ve verme özgürlüğü dahil düşünce ve ifade özgürlüğünden diğer bireylerle eşit koşullar altında yararlanabilmesi için uygun tüm tedbirleri alır. Bu tedbirler aşağıdakileri içermelidir:
(a) Kamuya sunulması amaçlanan bilginin engellilerin erişebileceği biçimlerde ve farklı engelli gruplarına uygun teknolojilerle güncel olarak ve ek bir bedel alınmaksızın sunulması;
(b) Engellilerin resmi temaslarda işaret dillerini, Braille alfabesini, beden dilini ve tercih ettikleri diğer tüm erişilebilir iletişim araç ve biçimlerini kullanmalarının kolaylaştırılması;
(c) Kamuya açık hizmet sunan özel kuruluşların internet dahil olmak üzere, engellilerin erişilebileceği ve kullanılabileceği biçimde bilgi ve hizmet sunmalarının teşvik edilmesi;
(d) İnternet aracılığıyla bilgi sunanlar dahil olmak üzere kitle iletişim hizmeti sunan kurumların hizmetlerini engellilerin erişebileceği şekillerde sunmalarının teşvik edilmesi;
(e) İşaret dili kullanımının kabul ve teşvik edilmesi.
Özel Hayata Saygı
1. İkametgahı ve yaşama biçimi ne olursa olsun hiçbir engelli bireyin özel hayatı, ailesi, konutu, haberleşmesi ve diğer iletişimlerine keyfi veya hukuka aykırı şekilde müdahale edilemez ve şeref ve haysiyetine yönelik hukuka aykırı uygulamalarda bulunulamaz. Engelliler söz konusu müdahale veya saldırılardan hukuken korunma hakkına sahiptir.
2. Taraf Devletler engellilerin kişisel, sağlık ve rehabilitasyon bilgilerinin gizliliğini diğer bireyler ile eşit koşullar altında korur.
Hane ve Aile Hayatına Saygı
1. Taraf Devletler evlilik, aile, ebeveynlik ve özel ilişkilere dair meselelerde engellilere karşı ayrımcılığı ortadan kaldırmak için uygun tedbirleri etkin bir şekilde ve engellilerin diğer bireylerle eşit olduğunu gözeterek alır. Bu çerçevede aşağıda belirtilenler sağlanmalıdır:
(a) Evlilik çağına gelmiş engellilerin evlenme ve aile kurma hakkının tanınması ve bu hakkın evlenmek isteyen eşlerin serbest iradeleri ve rızaları doğrultusunda kullanılması;
(b) Engellilerin çocuklarının sayısına ve yaş aralığına, serbestçe ve sorumluluğunu taşıyarak karar verme hakkının tanınması ve yaşlarına uygun bilgiye, üreme ve aile planlaması eğitimine erişim hakkının tanınması ile bu haklarını kullanmaları için gereken araçların oluşturulması;
(c) Çocuklar dahil olmak üzere engellilerin diğer bireylerle eşit koşullar altında doğurganlıklarından mahrum bırakılmaması.
2. Taraf Devletler, velayet, vesayet, kayyımlık, evlat edinme veya ulusal mevzuatta bu kavramların benzerlerinin yer aldığı kurumlar hususunda-her durumda çocukların yararlarının üstün tutulması şartıyla-engelli hakları ve sorumluluklarını güvence altına alır. Engelliler çocuklarının bakım sorumluluklarını yerine getirirken Taraf Devletler uygun desteği sunar.
3. Taraf Devletler, engelli çocukların aile yaşamlarıyla ilgili olarak diğer bireylerle eşit haklara sahip olmasını sağlar. Taraf Devletler bu hakları yaşama geçirmek ve engelli çocukların saklanması, terk edilmesi, ihmal edilmesi ve ayrı tutulmasının önüne geçmek üzere engelli çocuklara ve ailelerine erken ve kapsamlı bilgi, hizmet ve destek sunar.
4. Taraf Devletler, bir çocuğun ailesinin istemi olmadan ailesinden ayrılmamasını sağlar. Bunun istisnası yargısal denetime tabi yetkili mercilerin çocuğun üstün yararı gereğince ailesinden ayrılmasının gerekli olduğuna uygulanan yasa ve usuller uyarınca karar vermesidir. Hiçbir koşulda çocuğun veya ebeveynlerinden biri ya da hepsinin engelli olması nedeniyle çocuk anne ve babasından ayrı tutulamaz.
5. Taraf Devletler, engelli çocuğun çekirdek ailesinin çocuğa bakamaması durumunda, çocuğa geniş anlamda aile üyeleri, bunun mümkün olmadığı takdirde aile ortamını sağlayacak bir sosyal çevrede alternatif bakım sağlanması için her türlü çabayı göstermeyi taahhüt eder.
Eğitim
1. Taraf Devletler engellilerin eğitim hakkını tanır. Taraf Devletler, bu hakkın fırsat eşitliği temelinde ve ayrımcılık yapılmaksızın sağlanması için eğitim sisteminin bütünleştirici bir şekilde her seviyede engellileri içine almasını ve ömür boyu öğrenim imkanı sağlar. Bunun için aşağıdaki hedefler gözetilmelidir:
(a) İnsan potansiyelinin, onur ve değer duygusunun tam gelişimi ve insan haklarına, temel özgürlüklere ve insan çeşitliliğine saygı duyulmasının güçlendirilmesi;
(b) Engellilerin; kişiliklerinin, yeteneklerinin, yaratıcılıklarının, zihinsel ve fiziksel becerilerinin potansiyellerinin en üst derecesinde gelişiminin sağlanması;
(c) Engellilerin özgür bir topluma etkin bir şekilde katılımlarının sağlanması.
2. Taraf Devletler bu hakkın yaşama geçirilmesi için aşağıda belirtilenleri sağlar:
(a) Engelliler engelleri nedeniyle genel eğitim sisteminden dışlanmamalı ve engelli çocuklar engelleri nedeniyle parasız ve zorunlu ilk ve ortaöğretim olanaklarının dışında tutulmamalıdır;
(b) Engelliler yaşadıkları çevrede bütünleştirici, kaliteli ve parasız ilk ve orta öğretime diğer bireylerle eşit olarak erişebilmelidir;
(c) Bireylerin ihtiyaçlarına göre makul düzenlemeler yapılmalıdır;
(d) Engellilerin genel eğitimden etkin bir şekilde yararlanabilmeleri için genel eğitim sistemi içinde ihtiyaç duydukları desteği almalıdır;
(e) Engellilere yönelik bireyselleştirilmiş etkin destekleyici tedbirler, engellilerin tam katılımı hedefine uygun olarak, akademik ve sosyal gelişimi artırıcı ortamlarda sağlanmalıdır.
3. Taraf Devletler engellilerin toplumun eşit üyeleri olarak eğitime tam ve eşit katılımlarını kolaylaştırmak için yaşamı ve sosyal gelişim becerilerini öğrenmelerini sağlar. Taraf Devletler bu amaçla aşağıda belirtilen tedbirleri alır:
(a) Braille ve diğer biçimlerdeki yazıların okunmasının öğrenilmesi, beden dilinin ve alternatif iletişim araçları ve biçimleri ile yeni çevreye alışma ve bu çevrede hareket etme becerilerinin öğrenilmesi, akran desteği ve rehberlik hizmetlerinin kolaylaştırılması;
(b) İşaret dilinin öğrenilmesine, işitme ve konuşma engellilerin dilsel kimliğinin gelişimine yardımcı olunması;
(c) Görme, işitme veya hem görme hem işitme-konuşma engellilerin özellikle çocukların eğitiminin en uygun dille, iletişim araç ve biçimleriyle, onların akademik ve sosyal gelişimini artırıcı ortamlarda sunulmasının sağlanması.
4. Taraf Devletler bu hakkın yaşama geçmesini sağlamak için, engelli olanlar dahil olmak üzere, işaret dilini ve Braille alfabesini bilen öğretmenlerin işe alınması ve eğitimin her düzeyinde çalışan uzmanların ve personelin eğitimi için uygun tedbirleri alır. Sözkonusu eğitim engelliliğe ilişkin bilincin artırılmasını, alternatif iletişim araç ve biçimleri ile destekleyici eğitim tekniklerinin ve materyallerinin kullanılmasını içermelidir.
5. Taraf Devletler engellilerin genel yüksek okul eğitimine, mesleki eğitime, erişkin eğitimine ve ömürboyu süren eğitime ayrımcılığa uğramaksızın diğer bireylerle eşit koşullar altında erişimini sağlar. Taraf Devletler bu amaçla engellilerin ihtiyaçlarına uygun makul düzenlemelerin yapılmasını temin eder.
Sağlık
Taraf Devletler engellilerin engelliliğe dayalı ayrımcılığa uğramaksızın ulaşılabilir en yüksek sağlık standardından yararlanma hakkını tanır. Taraf Devletler engellilerin sağlıkla ilgili olarak rehabilitasyon da dahil olmak üzere, cinsiyete duyarlı sağlık hizmetlerine erişimini mümkün kılmak için uygun tüm tedbirleri alır.
Taraf Devletler;
(a) Parasız veya karşılanabilir bir maliyetle sağlanan sağlık bakımı ve programlarının, engellilere diğer bireylerle aynı kapsam, kalite ve standartta sağlanmasını ve bu hizmetlerin cinsel ve üreme sağlığı ile halk sağlığı programlarını da içermesini sağlar;
(b) Engellilerin özellikle engellilikleri nedeniyle gereksinim duyduğu sağlık hizmetlerini sağlar. Bu sağlık hizmetleri erken tanı ve mümkünse müdahaleyi, çocuklar ve yaşlılar dahil olmak üzere, engelliliğin azaltılmasını ya da artmasını önlemeyi hedefleyen hizmetleri kapsamalıdır;
(c) Sağlık hizmetlerini kırsal alanlar dahil olmak üzere mümkün olduğu kadar kişilerin yaşadıkları yerlerin yakınına götürülmesini temin eder;
(d) Sağlık profesyonellerinin engellilere sunduğu tıbbi bakımın diğer bireylere sundukları bakımla aynı kalitede olmasını ve bu bakımın hastaların bağımsız ve aydınlatılmış onaylarına dayanmasını sağlamak amacıyla diğer tedbirlerin yanısıra eğitim vererek, kamu kurumları ile özel kurumlar tarafından sunulan sağlık bakımının etik standartlarını yayımlayarak engellilerin insan hakları, onuru, özerkliği ve ihtiyaçları hakkında bilinç yaratır;
(e) Ulusal mevzuatın sağlık ve yaşam sigortasını düzenlediği hallerde engellilerin bu sigortalardan yararlanmaları bakımından ayrımcılık yapılmasını yasaklar ve sigortanın adil ve makul olmasını sağlar;
(f) Engelliliğe dayalı olarak sağlık bakımı veya hizmetlerinin sunulmamasını veya yiyecek ve içecek verilmemesini önlemek üzere gerekli tedbirleri alır.
Habilitasyon ve Rehabilitasyon
1. Taraf Devletler engellilerin azami bağımsızlığını, tam fiziksel, zihinsel, sosyal ve mesleki becerilerini elde etmelerini ve yaşamın her alanına tam katılımlarını sağlamak için akran desteği dahil uygun tedbirleri etkin bir şekilde alır. Bu bakımdan Taraf Devletler özellikle sağlık, istihdam, eğitim ve sosyal hizmetler alanlarında kapsamlı habilitasyon ve rehabilitasyon hizmetlerini sunar; mevcut hizmetleri güçlendirir ve genişletir. Bunun için şöyle bir yol izlemelidirler:
(a) Habilitasyon ve rehabilitasyon hizmet ve programları mümkün olan en erken evrede başlamalıdır ve bireylerin ihtiyaçlarının ve güçlü olduğu yönlerin çok-disiplinli bir çerçevede değerlendirilmesine dayanmalıdır;
(b) Engellilerin topluma katılımını ve toplumla bütünleşmesini destekleyen habilitasyon ve rehabilitasyon hizmet ve programlarına katılmak rızaya dayalı olmalıdır ve bu hizmet ve programlar kırsal alanlar dahil olmak üzere, engellilerin yaşadıkları yerlerin mümkün olduğu kadar yakınında sunulmalıdır.
2. Taraf Devletler habilitasyon ve rehabilitasyon hizmetlerinde çalışan profesyoneller ve personel için, temel ve sürekli eğitim programları geliştirilmesini destekler.
3. Taraf Devletler engelliler için hazırlanmış, habilitasyon ve rehabilitasyonla ilgili yardımcı cihazlar ve teknolojilerin erişilebilirliğini, bunlara ilişkin bilgiyi ve bunların kullanımını teşvik eder.
Çalışma ve İstihdam
1. Taraf Devletler engellilerin diğer bireylerle eşit koşullar altında çalışma hakkına sahip olduğunu kabul eder. Bu hak, engellilerin, açık, bütünleştirici ve erişilebilir bir iş piyasası ve çalışma ortamında serbestçe seçtikleri bir işle hayatlarını kazanmaları fırsatını da içerir. Taraf Devletler çalışırken engelli olanlar dahil olmak üzere tüm engellilerin çalışma hakkının yaşama geçmesini yasama çalışmalarını da içeren uygun tüm tedbirleri alarak güvence altına alır. Taraf Devletler bunların yanısıra;
(a) İşe alım ve istihdam edilme koşullarında, istihdamın sürekliliği, kariyer gelişimi ve sağlıklı ve güvenli çalışma koşulları dahil olmak üzere, istihdama ilişkin her hususta, engelliliğe dayalı ayrımcılığı yasaklar;
(b) Fırsat eşitliği, eşit değerde işe eşit ücret ilkesi, tacizden korunma ve mağduriyetin giderilmesi, güvenli ve sağlıklı çalışma koşulları dahil olmak üzere diğer bireylerle eşit koşullar altında adil ve uygun çalışma koşullarının sağlanmasına ilişkin olarak engellilerin haklarını korur;
(c) Engellilerin iş ve sendikal haklarını diğer bireylerle eşit koşullar altında kullana bilmelerini sağlar;
(d) Engellilerin genel teknik ve mesleki rehberlik programlarına, yerleştirme hizmetlerine, mesleki ve sürekli eğitime diğer bireylerle eşit koşullar altında etkin bir şekilde erişimini sağlar;
(e) İş piyasasında engellilerin istihdam olanaklarının ve kariyer gelişiminin desteklenmesine ve engellilerin iş aramasına veya işe başlamasına, çalışmaya devam etmesine ve işe geri dönmelerine yardım eder;
(f) Serbest çalışma, girişimcilik, kooperatif kurma ve kendi işini kurma konusundaki fırsatları geliştirir;
(g) Engellileri kamu sektöründe istihdam eder;
(h) Olumlu eylem programları, teşvikler ve diğer tedbirleri de içerebilecek uygun politika ve önlemlerle, engellilerin özel sektörde istihdam edilmelerini destekler;
(i) Engellilerin çalıştığı işyerlerinde makul düzenlemelerin yapılmasını sağlar;
(j) Engellilerin açık iş piyasasında iş deneyimi kazanmasını temin eder;
(k) Engelliler için mesleki rehabilitasyon, işte kalma ve işe dönüş programları yürütür.
2. Taraf Devletler engellilerin kölelik altında tutulmalarını engeller ve engellileri zorla veya mecburi çalışmaya karşı diğer bireylerle eşit koşullar altında korur.
Yeterli Yaşam Standardı ve Sosyal Korunma
1. Taraf Devletler, engellilerin yiyecek, giysi ve barınma dahil kendileri ve aileleri için yeterli yaşam standardı hakkını ve yaşam koşullarının sürekli olarak iyileştirilmesi hakkını tanır. Taraf Devletler bu hakkın engelli olmaları nedeniyle ayrımcılığa uğramaksızın tanınmasını temin etmek için gerekli adımları atar.
2. Taraf Devletler engellilerin sosyal korunma ve engelliliğe dayalı ayrımcılığa uğramadan bu haktan yararlanma hakkını tanır ve aşağıda belirtilen tedbirler dahil olmak üzere bahsekonu hakkın tanınmasını temin etmek ve geliştirmek için gerekli adımları atar:
(a) Engellilerin temiz su hizmetlerine, uygun ve bedeli ödenebilir hizmetlere eşit erişimlerini sağlamak ve engellilerin ihtiyaçlarına ilişkin araç-gereç ve diğer yardımlara erişimlerini temin etmek;
(b) Özellikle engelli kadın ve kızlar ve engelli yaşlılar dahil olmak üzere, engellilerin sosyal koruma programlarına ve yoksulluk azaltıcı programlara erişimini sağlamak;
(c) Yoksulluk koşullarında yaşayan engellilerin ve ailelerinin uygun eğitim, danışmanlık, mali yardım ve süreli bakım dahil engelliliğe ilişkin harcamalarında devlet yardımına erişimini sağlamak;
(d) Engellilerin toplu konut programlarına erişimini sağlamak;
(e) Engellilerin emeklilik fırsatları ve programlarına eşit erişimini sağlamak.
Siyasal ve Toplumsal Yaşama Katılım
Taraf Devletler, engellilerin siyasi haklarını ve diğer bireylerle eşit koşullar altında bunlardan yararlanma fırsatını güvence altına alır ve aşağıda belirtilenleri yerine getirir:
(a) Diğerlerinin yanısıra aşağıda belirtilenler yoluyla, engellilerin diğer bireylerle eşit koşullar altında seçme ve seçilme hakları dahil olmak üzere siyasi ve kamusal yaşama etkin şekilde ve tam katılımını doğrudan veya serbestçe seçilmiş temsilciler aracılığıyla sağlamak,
(i) Seçim usullerinin, tesislerinin, materyallerinin uygun, erişilebilir ve anlaşılması ve kullanılmasının kolay olmasını sağlamak,
(ii) Engellilerin, seçimlerde ve referandumlarda baskıya uğramadan, gizli oy kullanarak, aday olma ve etkili bir mevkide görev alma ve devletin tüm kademelerinde tüm kamu görevlerini yerine getirme haklarını koruyarak, uygun olan yardımcı ve yeni teknolojilerin kullanılmasını kolaylaştırmak,
(iii) Engellilerin seçmen olarak tercihlerini özgürce ifade edebilmelerini güvence altına alarak ve bu amaçla gerektiğinde, talep etmeleri durumunda oy kullanırken kendi seçtikleri bir kişinin desteğini almalarına izin vermek,
(b) Engellilerin ayrımcılığa uğramadan, diğer bireylerle eşit koşullar altında, kamu işlerinin idaresinde etkin ve tam katılımlarının sağlanacağı bir ortamı yaratmak ve aşağıda belirtilenler de dahilolmak üzere, kamu işlerine katılımlarının cesaretlendirmek;
(i) Ülkenin kamusal ve siyasi yaşamı ile ilgili sivil toplum kuruluşları, dernekler ve siyasi partilerin etkinliklerine ve yönetimine katılım;
(ii) Engellileri uluslararası, ulusal, bölgesel ve yerel düzeylerde temsil eden engelli örgütlerinin kurulması ve engellilerin içinde yer almalarının sağlanması.
Kültürel Yaşama, Dinlenme, Boş Zaman Aktiviteleri ve Spor Faaliyetlerine Katılım
1. Taraf Devletler engellilerin diğer bireylerle eşit koşullar altında kültürel yaşama katılım hakkını tanır ve engellilerin aşağıda belirtilenlerden yararlanmasını sağlamak için gerekli tüm tedbirleri alır:
(a) Kültürel materyallere ulaşılabilir biçimleri aracılığıyla erişmek;
(b) Televizyon programlarına, filmlere, tiyatroya ve diğer kültürel etkinliklere ulaşılabilir biçimleri aracılığıyla erişmek;
(c) Tiyatro, müze, sinema, kütüphane ve turistik hizmetler gibi kültürel etkinliklerin yapıldığı veya hizmetlerin sunulduğu yerlere ve ayrıca mümkün olduğu ölçüde ulusal kültür açısından önemli anıtlar ve alanlara erişmek.
2. Taraf Devletler, sadece engellilerin yararı için değil, toplumu zenginleştirmek amacıyla da engellilerin yaratıcı, sanatsal ve entelektüel kapasitelerini geliştirme ve kullanma imkanına sahip olmalarını sağlayıcı gerekli tedbirleri alacaklardır.
3. Taraf Devletler, uluslararası hukuka uygun olarak, fikri mülkiyet haklarını koruyan yasaların, engellilerin kültürel materyallere erişimine uygun olmayan veya ayrımcılık yaratan bir engel çıkarmaması için tüm uygun tedbirleri alır.
4. Engelliler, diğer bireylerle eşit koşullar altında, kendilerinin özel kültürel ve dil kimliklerinin, örneğin işaret dilleri ve işitme engelliler kültürü, tanınması ve desteklenmesi hakkına sahiptir.
5. Taraf Devletler, engellilerin eğlence, dinlenme ve spor etkinliklerine diğer bireylerle eşit koşullar altında katılımını sağlamak amacıyla aşağıda yazılı tedbirleri alır:
(a) Engellilerin her seviyedeki genel spor etkinliklerine mümkün olduğunca tam katılımını cesaretlendirmek ve artırmak;
(b) Engellilerin, özel spor ve eğlence etkinliklerini örgütleme, geliştirme ve bu etkinliklere katılma imkanına sahip olmasını temin etmek ve bu nedenle, diğer bireylerle eşit koşullar altında onlara uygun bilgi ve eğitimin verilmesini ve kaynakların sunulmasını sağlamak;
(c) Engellilerin spor, eğlence yerleri ile turistik alanlara erişimini sağlamak;
(d) Engelli çocukların, okullardaki etkinlikler dahil olmak üzere, oyun, eğlence, boş zaman aktiviteleri ve spor etkinliklerine eşit şekilde katılabilmelerini sağlamak;
(e) Eğlence, turistik, boş zaman aktiviteleri ve spor etkinliklerini organize edenlerin sunduğu hizmetlere engellilerin erişebilmesini sağlamak.
İstatistikler ve Veri Toplama
1. Taraf Devletler bu Sözleşmenin uygulanması açısından gerekli politikaları formüle etmeleri ve geliştirmelerinde kendilerine yol gösterecek, istatistik veriler ve araştırmalar da dahil olmak üzere uygun bilgileri toplar. Bilgi toplama ve bilginin sürdürülebilirliği için aşağıdaki noktalar dikkate alınır:
(a) Verinin korunması, engelli kişilerin özel yaşamlarına saygı ve gizliliğin sağlanmasına ilişkin yasal olarak oluşturulmuş güvenlik tedbirlerine uygun olmalıdır.
(b) İstatistiklerin toplanması ve kullanımında insan hakları, temel özgürlükler ve etik ilkelerin korunması konularındaki uluslararası düzeyde kabul edilen normlara uygunluk aranmalıdır.
2. Bu Maddeye göre toplanan bilginin, uygun olması halinde, dağıtılması ve mevcut sözleşme kapsamında taraf devletlerin uygulamalarının değerlendirilmesi ve engellilerin haklarını kullanırken karşılaştıkları güçlüklerin ortaya konulmasında kullanılması sağlanmalıdır.
3. Taraf Devletler topladıkları istatistiklerin dağıtılması konusunda sorumluluk almalı ve bu verilerin engelli kişiler ve diğerleri için erişilebilir olmasını sağlamalıdır.
Uluslararası İşbirliği
1. Taraf Devletler bu sözleşmenin amaç ve yükümlülüklerinin yerine getirilmesine yönelik olarak ulusal çabaların desteklenmesi konusunda uluslararası işbirliğinin önemini kabul eder ve teşvik eder. Bu doğrultuda devletlerarası ve devletler düzeyinde, gerektiğinde ilgili uluslararası ve bölgesel örgütler ve sivil toplumla özellikle engellilere yönelik örgütlerle işbirliğini sağlamak üzere gerekli tedbirleri alır. Bu tedbirler diğerlerinin yanı sıra şunları içerir:
(a) Uluslararası kalkınma programları da dahil olmak üzere uluslararası işbirliğinin, engellileri kapsamasını ve engelliler için erişilebilir olmasını güvence altına almak,
(b) Bilgi, deneyim ve eğitim programları ve iyi uygulamaların değişimi ve paylaşımı aracılığıyla kapasite geliştirmeyi teşvik etmek ve desteklemek,
(c) Araştırma, bilimsel ve teknik bilgiye erişim konularında işbirliğini geliştirmek,
(d) Erişilebilir ve destek sağlayıcı teknolojilere ulaşımın sağlanması aracılığıyla ve teknoloji transferi yoluyla uygun görülen teknik ve ekonomik yardımı sağlamak.
2. Bu Maddenin hükümleri, her taraf devletin mevcut sözleşmenin getirdiği yükümlülükleri yerine getirmesini gözardı etmez.
Ulusal Uygulama ve Denetim
1. Taraf Devletler kendi örgütlenme biçimlerine uygun olarak mevcut sözleşmenin uygulanmasıyla ilgili konular için hükümet içinde bir veya daha fazla kilit nokta tahsis eder ve hükümet içinde farklı sektörler ve farklı düzeylerdeki konuyla ilgili faaliyetlerin teşvik edilmesi için koordinasyon mekanizması kurar.
2. Taraf Devletler, kendi bünyeleri içerisinde, işbu Sözleşmeyi teşvik ve temin edip düzeltmek amacıyla kendi yasal ve idari sistemlerine uygun olan ve bir veya daha fazla bağımsız mekanizmayı içeren bir yapı bulundurur veya kurar ve bu yapıyı güçlendirir. Taraf Devletler bu yapıyı kurarken, insan haklarının teşviki ve korunması için ulusal kurumların statü ve işleyişine ilişkin ilkeleri de gözönünde bulundururlar.
3. Taraf Devletler, başta engelliler ve onları temsil eden kuruluşlar olmak üzere sivil toplumun denetim sürecine tam katılımını sağlar.
Engelli Hakları Komitesi
1. İşbu Sözleşmede verilen görevleri yerine getirmek üzere bir Engelli Hakları Komitesi kurulur (bundan sonra “Komite” olarak adlandırılacaktır).
2. Komite, işbu Sözleşme’nin yürürlüğe girdiği tarihte 12 uzmandan oluşur. 60 onay veya katılımdan sonra, Komite’nin üye sayısı altı kişi arttırılarak azami üye sayısı olan 18’e ulaşılır.
3. Komite üyeleri kişisel kapasiteleri ölçüsünde çalışmalı ve ahlaki değerleri yüksek, sözleşmenin içerdiği alanlarla ilgili başarıları ve deneyimleri kabul gören kişiler arasından seçilmelidirler. Taraf Devletler, adaylarını belirlerken bu sözleşmenin 4. Maddesinin 3. paragrafındaki hükümleri göz önünde bulundurmaya davet edilir.
4. Komite üyeleri Taraf Devletlerce seçilir. Taraf Devletler komite üyelerinin seçiminde eşit coğrafi dağılım, farklı medeniyetlerin ve yasal sistemlerin temsil edilmesi, kadın-erkek temsilinin dengeli olması ve engelli uzmanların katılımı hususlarını dikkate alır.
5. Komite üyeleri, Taraf Devletler Konferansı sırasında, Sözleşmeye Taraf Devletlerin vatandaşları arasından belirlediği adaylardan oluşan bir listeden gizli oyla seçilir. Taraf Devlet sayısının 2/3’ünün karar yeter sayısı olduğu bu toplantılarda, en fazla oyu alan ve temsil edilen devletlerin oylarının mutlak çoğunluğuna ulaşan kişiler seçimi kazanırlar.
6. İlk seçim, Sözleşmenin yürürlüğe girişinden itibaren altı ay içinde yapılır. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, her seçimden en az dört ay önce Taraf Devletlere yazı göndererek iki ay içinde adaylarını bildirmelerini ister. Genel Sekreter, taraf devletlerce gösterilen ve sözleşmeye uygun olan adaylarını adlarını alfabetik sıraya göre, kendisini aday gösteren Taraf Devletin adıyla birlikte listeler ve Sözleşmeye taraf devletlere gönderir.
7. Komite üyeleri dört yıllık bir dönem için seçilir. Üyeler, sadece bir dönem daha tekrar seçilebilirler. Ancak, ilk seçimlerde seçilen altı üyenin dönemi iki yıl sonunda biter. Bu altı üye, ilk seçimlerin hemen ardından, bu maddenin 5. paragrafında bahsekonu oturum başkanı tarafından kura yöntemiyle belirlenir.
8. Altı yeni üyenin seçimi, bu Maddenin ilgili hükümlerine göre gerçekleştirilen düzenli seçimlerle yapılır.
9. Komite üyelerinden biri ölüm, istifa ya da başka herhangi bir nedenle süresi dolmadan görevinden ayrılırsa, temsil ettiği Taraf Devlet, bu Maddenin ilgili hükümlerinde aranan nitelik ve yeterliliklere sahip bir başka uzmanı atar. Yeni üye kalan süreyi tamamlar.
10. Komite çalışmalarıyla ilgili kurallarını kendisi belirler.
11. Komitenin bu Sözleşmeyle verilen görevlerini etkin olarak yerine getirebilmesini teminen gereksinim duyacağı personel ve diğer ihtiyaçları Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından sağlanır. Ayrıca, Genel Sekreter Komite’yi ilk toplantı için toplar.
12. Bu Sözleşme hükümlerine göre kurulan Komitenin üyeleri, Genel Kurulun kararıyla, Birleşmiş Milletler kaynaklarından bir ücret alır. Genel Kurul bu kararı verirken Komite’nin sorumluluklarını dikkate alır.
13. Komite üyeleri, Birleşmiş Milletler misyonlarında görevli uzmanlar olarak Ayrıcalık ve Bağışıklıklar Sözleşmesinin ilgili kısımlarında yer alan imkan, ayrıcalık ve bağışıklıklardan yararlanırlar.
Taraf Devletlerce Sunulacak Raporlar
1. Her Taraf Devlet, Sözleşmenin ilgili Devlet için yürürlüğe girmesinden sonra iki yıl içerisinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri aracılığıyla Komiteye Sözleşmenin gereklerinin yerine getirilmesi için alınan önlemeler ve kaydedilen gelişmeler hakkında kapsamlı bir rapor sunar.
2. Bundan sonra, Taraf Devletler en az dört yılda bir ve buna ilave olarak zamana bağlı olmaksızın Komitenin talep etmesi durumunda müteakip raporları sunar.
3. Komite, raporların içeriği için başvurulabilecek temel noktaları belirler.
4. Komiteye ilk kapsamlı raporunu sunan bir Taraf Devletin müteakip raporlarının eski bilgileri içermesine gerek yoktur. Taraf Devletler komiteye rapor hazırlarken, açık ve şeffaf bir yöntem izlemeli ve bu Sözleşmenin 4. Maddesinin 3 paragrafındaki hükümleri gözönünde bulundurmalıdır.
5. Raporlar, Sözleşme yükümlülüklerinin yerine getirilme düzeyini etkileyen güçlükleri ve etkenleri de içerebilir.
Raporların Değerlendirilmesi
1. Komite, her raporu inceler, varsa önerilerini ve genel yorumlarını da ekleyerek ilgili devlete geri gönderir. Taraf devlet, seçtiği herhangi bir bilgiyle komiteye yanıt verir. Komite, Sözleşmenin uygulanmasına ilişkin ek bilgileri Taraf Devletlerden isteyebilir.
2. Bir Taraf Devlet, raporunu sunmada kaydadeğer ölçüde geç kalmışsa Komite, ilgili devlete, raporun sunulması yönünde çağrıda bulunabilir. Bu çağrıyı takip eden üç ay içerisinde sözkonusu rapor Komite’ye iletilmezse, Komite sözleşme hükümlerinin bahsekonu ülkede yerine getirilmesine yönelik çalışmaların gözden geçirilmesi ihtiyacının ortaya çıktığı yönde bildirimde bulunabilir. Taraf Devlet bu bildirime sözkonusu raporu sunarak yanıt verirse, bu maddenin birinci paragrafının hükümleri uygulanır.
3. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri raporların erişilebilir olmasını sağlar.
4. Taraf Devletler raporlarının, kendi ülkelerindeki kamuoyu için geniş ölçüde erişilebilir olmasını sağlar ve sözkonusu raporlara tavsiye ve önerilerin getirilmesini teşvik eder.
5. Komite, uygun gördüğü takdirde, içinde teknik yardım talebi ya da belirtisi bulunan raporları, kendi görüş ve önerileriyle Birleşmiş Milletler ihtisas kuruluşları, fon ve programları ile ilgili diğer kuruluşlara iletebilir.
Taraf Devletler ve Komite Arasındaki İşbirliği
1. Taraf Devletlerin her biri Komite’yle işbirliği yapmalı ve üyelere görevlerini yerine getirmede yardımcı olmalıdır.
2. Komite, Taraf Devletlerle ilişkisi çerçevesinde, bir devlete sözleşmenin uygulanması için ulusal kapasitesini geliştirici yollar ve araçlar konularında uluslararası işbirliği de dahil sorumluluklar verir.
Komitenin Diğer Organlarla İlişkisi
Sözleşme hükümlerinin etkin olarak yerine getirilmesinin güçlendirilmesi ve sözleşmenin kapsadığı alanla ilgili uluslararası işbirliğinin teşvik edilmesi açısından:
1. Birleşmiş Milletler’in ihtisas kuruluşları ve diğer organları, sözleşmenin, kendi çalışma alanlarına giren hükümlerinin uygulanmasının incelenmesi sırasında temsil edilmelidir. Komite, uygun görmesi halinde, ihtisas kuruluşları ve diğer organları, bu Sözleşmenin alanlarıyla ilgili hükümlerin nasıl yerine getirileceği hakkında uzman görüşüne başvurmak üzere çağırabilir. Komite, ihtisas kuruluşları ve diğer organlardan, sözleşmenin kendi faaliyet alanlarıyla ilgili uygulamalarına ilişkin rapor sunmalarını isteyebilir.
2. Komite, yetkisini kullanırken, raporlama ilkeleri, önerileri ve genel yorumlarında tutarlılığı sağlayabilmek, yetki ve görev alanlarının çatışmasından kaçınmak açısından, uygun görmesi halinde, uluslararası insan hakları anlaşmalarıyla oluşturulan diğer ilgili organlara danışır.
Komitenin Raporu
Komite, her iki yılda bir, faaliyetleri hakkında, Genel Kurul ve Ekonomik ve Sosyal Konsey’e rapor sunar. Komite raporunda ayrıca, Taraf Devletlerden alınan bilgiler ve raporların incelenmesi doğrultusunda ortaya çıkan öneri ve genel yorumları da belirtebilir. Bu öneri ve değerlendirmeler, Taraf Devletlerin olabilecek yorumlarıyla birlikte Komite raporunda yer alır.
Madde 40
Taraf Devletler Konferansı
1. Taraf Devletler sözleşme hükümlerinin yerine getirilmesi ile ilgili konuları tartışabilmek için düzenli aralıklarla Taraf Devletler Konferansı’nda biraraya gelir.
2. Sözleşmenin yürürlüğe girmesini takip eden altı ay içinde ilk Taraf Devletler Konferansı Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin çağrısıyla toplanır. Bundan sonraki toplantılar Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından iki yılda bir ya da Taraf Devletler Konferansı’nın kararıyla toplanır.
Depozitör
Sözleşmenin depozitörlük görevini Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri yürütür.
İmzalanma
İşbu Sözleşme, 30 Mart 2007 tarihinden itibaren, New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde, tüm devletler ve bölgesel bütünleşme örgütlerinin imzasına açılır.
Bağlanma İradesi
İşbu Sözleşme, imzacı Devletlerin onaylamasına ve bölgesel bütünleşme örgütlerinin resmi teyidine tabidir. Sözleşmeyi imzalamamış devlet veya bölgesel bütünleşme örgütlerinin katılımına açıktır.
Bölgesel Bütünleşme Örgütleri
1. “Bölgesel bütünleşme örgütü”, belirli bir bölgedeki bağımsız devletlerce kurulan ve bu sözleşme kapsamındaki konulardaki yetkilerini devrettikleri örgütü ifade etmektedir. Bu örgütler, onay veya katılım belgelerinde Sözleşme kapsamına giren konulardaki yetki düzeylerini açıklarlar. Sonrasında, bu yetki düzeylerinde değişiklik olduğu takdirde depozitorü bilgilendirirler.
2. Mevcut Sözleşmede “Taraf Devletler”e yapılan atıflar, yetkileri dahilinde bu örgütlere uygulanacaktır.
3. 45. maddenin 1. paragrafı, 47. maddenin 2. ve 3. paragrafları açılarından, bölgesel bütünleşme örgütlerince depozit edilen belgeler sayıma dahil edilmez.
4. Bölgesel bütünleşme örgütleri, Taraf Devletler konferansında yetkileri kapsamındaki konular hakkında oy kullanabilirler. Oyları, bu Sözleşmeye taraf üyelerinin sayısı kadardır. Bünyesindeki Taraf Devletlerden birinin oy kullanması durumunda bu örgütler oy haklarını kullanamazlar. Bu kural, tersi için de geçerlidir.
Yürürlüğe Girme
1. İşbu Sözleşme, 20. onay veya katılım belgesinin depozit edilmesini takip eden 30. gün yürürlüğe girer.
2. Sözkonusu 20. belgenin depozit edilmesinin ardından Sözleşme, onu imzalayan, resmen teyid eden veya ona katılan herhangi bir devlet ya da bölgesel bütünleşme örgütü için, onay belgelerini depozit etmelerini takip eden 30. gün yürürlüğe girer.
Çekinceler
1. Mevcut Sözleşmenin kapsamı ve amaçlarıyla uyumlu olmayan çekinceler kabul edilemez.
2. İleri sürülen çekinceler her zaman geri çekilebilir.
Değişiklikler
1. Herhangi bir Taraf Devlet Sözleşme üzerinde bir değişiklik önererek, bunu Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine bildirebilir. Genel Sekreter, öneriyi Taraf Devletlere bildirerek, tartışılıp karara bağlanması için bir konferans toplanması hakkındaki görüşlerini sorar. Bildirimi takip eden dört ay içinde Taraf Devletlerin en az 1/3’ü konferansın toplanmasından yana görüş bildirirse, Genel Sekreter, Birleşmiş Milletlerin himayesi altında Taraf Devletleri toplantıya davet eder. Sözkonusu değişiklik tasarısı, toplantı sırasında mevcut bulunan ve oy kullanan Taraf Devletlerin 2/3’ünün desteğini alması durumunda kabul edilir ve Genel Sekreter tarafından, onay için Genel Kurul’a, daha sonra ise kabulleri için tüm Taraf Devletlere iletilir.
2. Paragraf 1’e göre kabul edilen ve onaylanan bir değişiklik, anılan değişikliğin kabulü sırasında hazır bulunan Taraf Devlet sayısının 2/3’ü kadar onay belgesinin depozit edilmesini takip eden 30. günde yürürlüğe girer. Daha sonra, bahsekonu değişiklik herhangi bir Taraf Devlet için, kendi onay belgesini depozit etmesini takip eden 30. günde yürürlüğe girer. Bir değişiklik, sadece onu kabul eden devletleri bağlar.
3. Taraf Devletler konferansı sırasında oybirliğiyle karar verildiği takdirde, Paragraf 1 çerçevesinde kabul edilen ve onaylanan ve Sözleşmenin sadece 34, 38, 39 ve 40. maddelerine ilişkin bir değişiklik, anılan değişikliğin kabulü sırasında hazır bulunan Taraf Devlet sayısının 2/3’ü kadar onay belgesinin depozit edilmesini takip eden 30. günde tüm Taraf Devletler için yürürlüğe girer.
Çekilme
Herhangi bir Taraf Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne yazılı olarak bildirmek suretiyle sözleşmeden çekilebilir. Bu çekilme, sözkonusu bildirimin Birleşmiş Milletler Genel Sekreterince alınışından 1 yıl sonra geçerlilik kazanır.
Erişilebilir Format
Bu sözleşme erişilebilir formatlarda hazır bulundurulur.
Orijinal Metinler
Bu sözleşmenin Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca metinleri orijinalinin aynıdır.
Aşağıda imzaları bulunan ve temsil ettikleri devletlerce tam olarak yetkili kılınmış katılımcılar işbu Sözleşme’yi temsil ettikleri Devlet namına imzalamışlardır.

Kadın ve Kız Çocuk Ticareti hakkında Birleşmiş Milletler Genel Kurul Kararı (Trafficking in women and girls) 18 Aralık 2002 tarihinde kabul edilmiştir. Birleşmiş Milletler, kadın ve kız çocuk ticaretini köleliğin modern bir formu olarak kabul etmektedir.
Genel Kurul;
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi, Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmeleri İşkence ve Diğer Zalimane, Gayriinsani veya Küçültücü Muameleye veya Cezaya Karşı Sözleşme, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve Kadınlara Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına Dair Bildirge’de ortaya konan ilkeleri yeniden teyit ederek,
Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’ye ek iki İhtiyari Protokol’ün, özellikle Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren Çocuk Satışı, Çocuk Fahişeliği ve Çocuk Pornografisi ile İlgili İhtiyari Protokol’ün, Genel Kurulca kabul edilmesini memnuniyetle karşılayarak;
22 Aralık 2000 tarihinde yürürlüğe giren Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ne İlişkin İhtiyari Protokol’ün de Genel Kurulca kabul edilmesini memnuniyetle karşılayarak;
İnsan Hakları Komisyonu, Suçların Önlenmesi ve Ceza Adaleti Komisyonu tarafından kabul edilen bütün önceki kararları; aynı zamanda, İnsan Ticaretinin ve İnsanların Fuhuş Yoluyla Sömürülmesinin Yasaklanmasına Dair Sözleşme24 ile kadınlara karşı şiddet konusunda 13 Mart 1998’de Kadının Statüsü Komisyonu tarafından 54. oturumunda kabul edilen sonuçları ve 21 Ağustos 1998’de Ayrımcılığın Önlenmesi ve Azınlıkların Korunması Alt Komisyonu tarafından 50. oturumunda kabul edilen Köleliğin Çağdaş Biçimleri Üzerine Çalışma Grubu tavsiyelerini hatırlayarak;
Birleşmiş Milletler Milenyum Deklarasyonu’nu, özellikle insan ticareti de dahil olmak üzere, sınır aşan örgütlü suçların bütün boyutlarıyla mücadelenin yoğunlaştırılması konusunda Devlet ve Hükümet Başkanlarınca ifade edilen kararı da hatırlayarak;
Kadın ve kız çocuk ticareti konusunda son zamanlarda yapılan, İnsan Hakları Dünya Konferansı, Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı, Dünya Sosyal Kalkınma Zirvesi, Dördüncü Dünya Kadın Konferansı ve Genel Kurul’un çocuklar üzerine özel oturumu ve bunların izleme aşamaları da dahil olmak üzere, Birleşmiş Milletler konferans ve zirvelerinin sonuçlarını ve taahhütlerini yeniden teyit ederek;
1 Temmuz 2002’de yürürlüğe giren Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü’ne toplumsal cinsiyetle ilintili suçların dahil edilmesini kabul ederek; Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin ve bilhassa İnsan Ticaretinin, Özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine, Durdurulmasına ve Cezalandırılmasına İlişkin Protokol ile Kara, Deniz ve Hava Yoluyla Göçmen Kaçakçılığına Karşı Protokol olmak üzere buna ek Protokollerin, Genel Kurul tarafından Kasım 2000’de kabul edilmesini memnuniyetle karşılayarak;
Küreselleşmenin kadın ve çocuk ticareti, özellikle kız çocuk ticareti sorunu üzerindeki etkisini kabul ederek;
Ekonomik sömürü, fahişelik veya diğer cinsel istismar biçimleri aracılığıyla cinsel sömürü amaçlarıyla kadın ve kız çocuklarının cinsel şiddet ve insan ticaretine maruz kalmalarının ve çağdaş kölelik biçimlerinin ciddi insan hakları ihlalleri olduğunu yeniden teyit ederek;
Gelişmekte olan ve ekonomileri geçiş döneminde olan kimi ülkelerden gelişmiş ülkelere yönelik, aynı zamanda bölgeler ve devletler içinde ve arasında kadın ve çocuk ticaretinin artışından ciddi endişe duyarak ve söz konusu ticaretin erkek çocukları da kapsadığını onaylayarak;
İnsan ticareti mağdurlarının özellikle ırkçılık, ırk ayrımcılığı, yabancı düşmanlığı ve diğer ilgili hoşgörüsüz davranışlara maruz kaldığını kabul ederek;
İnsan ticaretine maruz kalan kadın ve çocukların, genel bilgi eksikliği, insan haklarının ve mağdur olduklarının farkında olunmaması ve kabul edilmemesi, aynı zamanda bilgi edinmede ve haklarının ihlali durumunda başvuru mekanizmalarına ulaşmada karşılaştıkları güçlükler nedeniyle daha da dezavantajlı ve marjinal bir konuma düştüklerini, korunmaları ve farkındalıklarının artması için özel önlemlerin alınması gerektiğini kabul ederek;
Hükümetlerin, hükümetler arası kuruluşların ve sivil toplum kuruluşlarının, kendi bölgeleri içinde, kadın ve çocuk, özellikle kız çocuk ticaretine yönelik iki taraflı, alt bölgesel ve bölgesel işbirliği mekanizmalarının ve girişimlerinin önemini kabul ederek;
Hükümetlerin, hükümetler arası kuruluşların ve sivil toplum kuruluşlarının insan ticaretiyle, özellikle kadın ve kız çocuk ticaretiyle mücadele için geliştirdikleri programları memnuniyetle karşılayarak;
Hükümetler arası kuruluşların ve sivil toplum kuruluşlarının insan ticaretinin boyutları ve karmaşık yapısı konusunda bilgi toplanması; insan ticaretine maruz kalan kadın ve çocuklara koruma ve yardım sağlanması ve geldikleri ülkelere gönüllü iadelerinin sağlanması konusunda yaptıkları çalışmaları kabul ederek;
İnsan ticaretinin, özellikle kadın ve çocuk ticaretinin ortadan kaldırılması için, uluslararası işbirliği ve teknik yardım programları da dahil olmak üzere, küresel düzeyde çabaların, kaynak, geçiş ve hedef ülkelerdeki Hükümetlerin aktif işbirliğini ve güçlü politik taahhütlerini gerektirdiğini kabul ederek;
İnsan ticaretinin önlenmesi, mağdurların iyileştirilmeleri ve topluma yeniden dahil edilmeleri için kapsamlı ve çok-disiplinli bir yaklaşım gerektiğini ve yargı ve kolluk kuvvetleri, göçmenlikten sorumlu yetkililer, insan ticaretine maruz kalan mağdurlar ve aileleri, hükümet-dışı kuruluşlar ve sivil toplum dahil olmak üzere bütün tarafların böyle bir yaklaşımın geliştirilmesi hususunda işbirliği yapmaları gerektiğini de kabul ederek;
İnternet dahil olmak üzere, yeni bilgi teknolojilerinin, fuhuş yaptırılarak başkalarının sömürüsü amacıyla ve çocuk pornografisi, pedofili ve çocukların cinsel bakımdan istismar edilmesinin diğer biçimleri, kadınların seks turizmi ve evlilik amaçlı insan ticaretine maruz bırakılmaları amacıyla, azalmayan bir biçimde kullanılmasından derin endişe duyarak;
Sınıraşan suç örgütleri ve uluslararası kadın ve çocuk ticaretinden kâr sağlayan diğer tarafların, tehlikeli ve insanlık dışı koşullara ve iç hukuk ile uluslararası standartlara açık aykırılıklara aldırmadan, giderek artan faaliyetlerinden ağır endişe duyarak;
Hükümetlerin, insan ticaretine maruz kalanlara insan hakları standartları ile uyumlu standart insancıl muamele göstermesi gerektiğini bir kez daha vurgulayarak;
1. Genel Sekreterin raporunu takdirle not eder;
2. Kadın ve kız çocuk ticareti sorununa işaret etmek üzere insan hakları sözleşme yapıları, özel raportörler ve İnsan Hakları Komisyonu’nun yardımcı yapıları, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, diğer Birleşmiş Milletler yapıları ve uluslararası kuruluşlar, hükümetler arası kuruluşlar ve hükümet kuruluşları ile sivil toplum kuruluşlarının kendi yetki alanları dahilinde aldıkları önlemleri memnuniyetle karşılar ve çabalarına devam ederek bilgilerini ve iyi örnekleri mümkün olduğunca geniş ölçüde paylaşmaya teşvik eder;
3. Kadının Statüsü Komisyonu’nun kırk yedinci oturumunda, kadın ve kız çocuk ticareti sorununa ilişkin konuları da içerecek olan, “Pekin Eylem Platformu ve Genel Kurul’un ‘Kadınlar 2000: Yirmi birinci yüzyılda toplumsal cinsiyet eşitliği, kalkınma ve barış’ başlıklı özel oturumu sonuç dokümanlarında tanımlandığı şekilde, kadının insan hakları ve kadın ve kız çocuklarına karşı her türlü şiddetin ortadan kaldırılması” konusunu öncelikli tema olarak ele alma kararını da memnuniyetle karşılar;
4. Hükümetlerin, kadın ticaretini ortadan kaldırmak amacıyla, dış faktörler de dahil olmak üzere, fahişelik ve para karşılığı seksin diğer biçimleri, zorla evlilik ve zorla çalıştırma amaçlarıyla kadın ve kız çocuk ticaretini teşvik eden temel etkenleri gidermeye yönelik, kadınların ve kız çocuklarının haklarına daha iyi koruma sağlayacak ve suç işleyenleri cezalandıracak bir bakış açısıyla, mevcut yasal düzenlemeleri güçlendirmek de dahil olmak üzere ceza ve medeni hukuk önlemleri aracılığıyla uygun tedbirleri almaları konusunda çağrıda bulunur;
5. Hükümetlerin, kadın ve kız çocuk ticaretinin her biçimiyle mücadele etmek ve bunu ortadan kaldırmak amacıyla, diğerlerinin yanı sıra kapasite geliştirmeyi, yasal tedbirleri, önleyici kampanyaları, bilgi alışverişini, mağdurlara koruma ve yardım sağlamayı, mağdurların topluma yeniden dahil edilmesini, aracılık yapanlar da dahil olmak üzere bu fiillere iştirak eden bütün faillerin kovuşturulmasını içeren kapsamlı bir insan ticareti karşıtı strateji aracılığıyla etkili önlemler geliştirmeleri, uygulamaları ve güçlendirmeleri; ve insan ticaretine maruz kalan kadınların ve kız çocuklarının daha iyi korunması için uygun ulusal eylem planları ve programları hazırlamaları konusunda da çağrıda bulunur;
6. Ayrıca hükümetleri, Birleşmiş Milletler’in hukuki belgelerini; Sınır Aşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ni ve özellikle İnsan Ticaretinin, Özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine, Durdurulmasına ve Cezalandırılmasına İlişkin Protokol’ü olmak üzere buna ek Protokolleri, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ni, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’yi, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ne İlişkin İhtiyari Protokol’ü, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’ye Ek Çocuk Satışı, Çocuk Fahişeliği ve Çocuk Pornografisi ile İlgili İhtiyari Protokol’ü ve bunların yanı sıra Uluslararası Çalışma Örgütü’nün, İş ve Meslek Bakımından Ayırım Hakkında Sözleşmesi’ni, 1958 (111 No’lu Sözleşme) ve En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Eylem Sözleşmesi’ni, 1999 (182 No’lu Sözleşme), imzalamaları ve onaylamaları konusunda çağrıda bulunur;
7. Kadın ve kız çocuk ticaretinin önlenmesi hususunda, Üye Devletleri, iki taraflı, alt bölgesel, bölgesel ve uluslararası anlaşmalar imzalamaya ve bunun yanı sıra İnsan Ticaretine, Özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretine Karşı Asya Bölgesel İnisiyatifi’nin Asya-Pasifik Bölgesi Eylem Planı; Avrupa Birliği girişimleri olarak Avrupa Birliği Konseyi’nin 15-16 Ekim 1999 tarihlerinde Tampere, Finlandiya’da yapılan toplantı sonuçlarında yer aldığı üzere, insan ticareti ile ilgili kapsamlı bir Avrupa politikası ve programları saptanması, Avrupa Konseyi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı ve Uluslararası Göç Örgütü’nün bu alandaki faaliyetleri gibi girişimlerde bulunmaya teşvik eder.
8. Bütün Hükümetlere, her türlü biçimiyle kadın ve çocuk, özellikle kız çocuk ticaretinin suç olarak tanımlanması; aracılar dahil, yerel ya da yabancı bütün suçluların, yetkili ulusal makamlarca, ya suçlunun kendi ülkesinde ya da suçun vuku bulduğu ülkede, yürürlükte olan mevzuata uygun olarak kınamaları ve cezalandırmaları; bu suçun mağdurlarının insan ticaretine maruz kaldıkları için cezalandırılmamalarının temin edilmesi ve mağdurlara gözetimleri altında iken cinsel tacizde bulunmaktan suçlu bulunan yetkili personelin cezalandırılması konularında çağrıda bulunur;
9. Hükümetleri, bilgi alışverişini teşvik etmek, kadınlara karşı şiddet ve özellikle kadın ticareti konusundaki verileri, trendleri, buna yol açan temel nedenleri ve faktörleri rapor etmek amaçlarıyla, hükümet dışı kuruluşlar dahil bütün sivil toplumun iştiraki ile oluşturulacak, ulusal bir raportör ya da kurumlar arası bir yapı gibi ulusal bir koordinatör mekanizması kurmaya ya da güçlendirmeye davet eder;
10. Hükümetleri ve ilgili Birleşmiş Milletler yapılarını, mevcut kaynaklar dahilinde, insan ticareti ve özellikle kadın ve kız çocuk ticareti sorunu ve bunun yanı sıra konuya ilişkin yasalar, düzenlemeler ve cezalar hakkında kamu farkındalığını artırmak için uygun önlemleri almaya ve insan ticareti mağduru kadınlara ve çocuklara yönelik talebi azaltmak için insan ticaretinin suç teşkil eden bir fiil olduğunu vurgulamaya teşvik eder;
11. İlgili Hükümetleri, hükümetler arası kuruluşlarla ve sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği halinde, özellikle konu hakkında ulusal ve taban düzeyinde kamu farkındalığını artırıcı eğitim ve kampanyalar olmak üzere, önleyici faaliyetleri güçlendirecek programları desteklemek ve bunlara kaynak ayırmak konusunda çağrıda bulunur;
12. İlgili Hükümetlere; insan ticaretine maruz kalan mağdurların fiziksel, psikolojik ve sosyal bakımdan iyileşmelerini sağlayacak, mesleki eğitim, hukuki yardım ve sağlık hizmeti dahil geniş kapsamlı programlar için kaynak ayırma ve mağdurlara sosyal, tıbbi ve psikolojik bakım hizmeti sağlamak amacıyla sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği yapmak için gerekli tedbirleri alma çağrısında bulunur;
13. Hükümetleri, hükümetler arası kuruluşlarla ve sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği yaparak, göç durumunda kadınların bilinçli kararlar vermelerini sağlamaya ve insan ticaretine maruz kalmalarını önlemeye yönelik, olanakları, kısıtlamaları ve haklarını açıklamaya yönelik kampanyalar düzenlemeye teşvik eder;
14. Hükümetleri, insan ticareti mağdurlarının topluma yeniden entegrasyonunu, eğitim ve etkili danışmanlık hizmetleri verilmesini sağlayacak programlarla mağdurlara veya potansiyel mağdurlara barınma yerleri ve telefonla yardım hatları sağlayacak programların geliştirilmesi ve uygulanması için, sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliğini artırmaya da teşvik eder;
15. Hükümetlere, insan ticareti mağdurlarına, özellikle kadın ve kız çocuklarına yapılacak muamelenin ve insan ticaretine karşı alınan bütün önlemlerin, özellikle mağdurları etkileyen önlemlerin, mağdurların insan haklarına tam saygı gösterilerek uygulanması ve ırk ayrımcılığının yasaklanması ile hukuki tazmin ilkeleri de dahil olmak üzere uluslararası düzeyde tanınan ayrımcılık yasağı ilkelerine uygun olması konusunda gerekli tedbirlerin alınması için çağrıda bulunur;
16. Hükümetleri, tanık koruma programları da dahil olmak üzere, insan ticareti mağduru olan kadınların polise ya da diğer yetkililere şikâyette bulunmalarını ve gerektiğinde yargı mercileri önünde hazır bulunmalarını sağlayacak gerekli tedbirleri almaya ve bu süre zarfında kadının korunması ve sosyal, tıbbi, mali ve adli yardımdan yararlanmasını garanti altına almaya davet eder;
17. Hükümetleri, yasal mevzuat dahilinde ve ulusal politikalara uygun olarak, insan ticareti mağdurlarının, özellikle kadınların ve kız çocuklarının, sömürü mağdurları olduklarını dikkate alarak, ülkelerine yasa dışı yollardan giriş yaptıkları ve ikamet ettikleri için kovuşturmaya uğramamaları hususunu değerlendirmeye de davet eder;
18. Hükümetleri, kadın ve çocuk ticaretinin, özellikle kız çocuk ticaretinin önlenmesi bakış açısıyla, internet hizmeti sunanların, internetin sorumlu kullanımını geliştirmek üzere kendi kendilerini düzenleyecek önlemleri benimsemelerini ve güçlendirmelerini teşvik etmeye davet eder;
19. İş dünyasının bütün sektörlerini, özellikle turizm ve kitle iletişim kuruluşları dahil, telekomünikasyon endüstrisini, kadın ve çocuk ticaretinin, özellikle kız çocuk ticaretinin önlenmesi için Hükümetlerle işbirliği yapmaya davet eder;
20. Kadın ve çocuk ticaretinin ortadan kaldırılması için küresel bir yaklaşım gerektiğini ve bu bağlamda, konu ile ilgili, amaca uygun ve karşılaştırılabilir istatistiki bilgilerin elde edilmesi için, sistematik veri toplama ile ortak metodoloji ve uluslararası ölçekte tanımlanmış göstergeler kullanılarak yapılacak kapsamlı çalışmaların önemini vurgular ve Hükümetleri, söz konusu ortak metodoloji ve göstergeler kullanılmak suretiyle sistematik veri toplama yöntemlerinin geliştirilmesi ve kadın ve kız çocuk ticareti konusundaki bilginin, suç örgütlerinin çalışma tarzları dahil, sürekli güncelleştirilmesine teşvik eder;
21. Hükümetlere, bu konudaki yenilikçi yaklaşımları ve en iyi uygulamaları dikkate alarak, iki taraflı, bölgesel ve uluslararası işbirliği yoluyla, kadın ve kız çocuk ticaretinin önlenmesi hususunda ulusal programlarını güçlendirmeleri konusunda çağrıda bulunur ve hükümetleri, Birleşmiş Milletler organlarını ve kuruluşlarını, hükümetler arası kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarını ve özel sektörü, kadın ve kız çocuk ticareti konusunda politika oluşturulmasına ya da politika değişikliğine temel teşkil edebilecek, eşgüdümlü ve ortak araştırma ve çalışmalar yapmaya davet eder;
22. Hükümetleri, bir kez daha, Birleşmiş Milletler’in desteğiyle, travmatik stres ve cinsiyete duyarlı danışma teknikleri konusundaki güncel araştırma ve malzemeleri dikkate alarak, insan ticaretine maruz kalan mağdurların özel ihtiyaçlarına duyarlı olmalarını sağlamak amacıyla, bu tür vakaları ele alan kolluk kuvvetleri, sağlık ve yargı personeli için eğitici el kitapları oluşturmaya davet eder;
23. İnsan ticaretinin önlenmesi amacıyla, Hükümetlere, kolluk kuvvetleri, göçmenlikten sorumlu yetkililer ve diğer ilgili birimlere yönelik olarak, söz konusu ticareti önleme yöntemleri, faillerin kovuşturulması, mağdurların haklarının korunması konuları üzerinde yoğunlaşacak bir eğitim sağlanması ya da mevcut eğitimin güçlendirilmesi; eğitimin insan hakları ile çocuk ve toplumsal cinsiyete duyarlı konuları dikkate almasını sağlaması ve hükümet dışı kuruluşlarla diğer ilgili kuruluşlar ve sivil toplumun diğer unsurları ile işbirliğini teşvik etmesi çağrısında bulunur;
24. Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmeleri’ne Taraf devletleri, ilgili komitelere sunacakları ulusal raporlarına, ülkelerindeki kadın ve kız çocuk ticareti ile ilgili bilgileri ve istatistikleri dahil etmeye ve karşılaştırılabilir verilerin sağlanması amacıyla ortak bir metodoloji ve istatistik yöntem geliştirilmesi konusunda çalışmaya
davet eder;
25. Genel Sekreter’den, referans ve yol gösterici olarak yararlanılmak üzere, gerek Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi42 de dahil olmak üzere Birleşmiş Milletler içindeki gerekse dışındaki çeşitli raporlara, araştırma ve diğer malzemelere dayanarak, kadın ve çocuk ticaretinin, özellikle kız çocuk ticaretinin çeşitli boyutlarıyla mücadelede uygulanan başarılı müdahalelerin ve stratejilerin derlenmesini ve Genel Kurul’un 59. oturumunda, işbu kararın uygulamasıyla ilgili bir rapor sunmasını talep eder;
26. Genel Sekreter’den, Genel Kurul’un 59. oturumuna sunacağı raporuna, mağdurların onurunu ve insan haklarını korumak perspektifiyle, insan ticaretine özellikle kadın ve kız çocuk ticaretine karşı bir uluslararası-Birleşmiş Milletler yılı ilan edilmesine ilişkin önerileri de dahil etmesini talep eder.
77. Genel Oturum
18 Aralık 2002
Köleliğin Kaldırılması Günü (International Day for the Abolition of Slavery), 1986 yılından itibaren dünya genelinde, 2 Aralık tarihinde kutlanmaktadır. Bu tarih, uluslararası düzeyde köleliğin kaldırılması ve modern kölelik biçimlerinin sona erdirilmesine dair önemli bir gündür.
2 Aralık, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini de desteklemektedir. Uluslararası toplumun her türlü kölelik ve sömürünün ortadan kaldırılması yönündeki kararlılığının bir hatırlatıcısı niteliğindedir.
Birleşmiş Milletler (BM), 2 Aralık 1949’da insan ticareti, cinsel istismar, çocuk işçi çalıştırma, zorla evlendirme ve çocukların silahlı çatışmalarda kullanılmak üzere zorla askere alınması gibi köleliğin çağdaş formlarını yok etmeyi amaçlayan bir yasa tasarısını kabul etmiştir. Bu nedenle 2 Aralık, dünya genelinde “Köleliğin Kaldırılması Günü” olarak benimsenmiştir.
Birleşmiş Milletler, 1981 yılında modern kölelik biçimlerini sona erdirmek için “Köleliğin Yasaklanması Uluslararası Günü” olarak ilan etmiştir. Bu gün, zorla çalıştırma, insan ticareti, kadın ve çocuk ticareti, çocuk işçiliği ve diğer modern kölelik biçimlerine karşı farkındalık yaratmayı amaçlamaktadır.
Birleşmiş Milletler,
Uluslararası Gün’e katılmak ve insanlığa karşı işlenen bu suçu sona erdirmek için ulusal ve küresel çaba önem arz etmektedir.
Osman ARSLAN, 02.12.2004 ile 20.12.2007 tarihleri arasında Yargıtay Başkanlığı yapmıştır.
Arslan, 21.12.1942 tarihinde Kalecik’te doğmuştur. Kırıkkale Lisesini bitirmiş, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1964 yılında mezun olduktan sonra, askerliğini Vize’de yedek subay olarak yapmıştır.
Keskin hakim adayı olarak mesleğe başlayan Arslan, sırasıyla Göksün, Osmancık, Şanlıurfa, Düzce ve Ankara Hakimliği görevlerinde bulunmuş; 23.6.1987 tarihinde Yargıtay Üyeliğine atanmıştır.
Osman Arslan, Yargıtay Büyük Genel Kurulunca 18.1.1994 tarihinde ilk kez, 3.2.1998 tarihinde ikinci kez, 4.2.2002 tarihinde üçüncü kez Yargıtay Onaltıncı Hukuk Dairesi Başkanlığına seçilmiştir.
Eraslan Özkaya’nın yaş haddi nedeniyle emekliye ayrılmasından sonra 02.12.2004 tarihinde Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nca, Yargıtay Birinci Başkanlığı’na seçilmiştir.
21.12.2007 tarihinde yasal yaş sınırı nedeniyle emekliye ayrılmış, kendisinden sonra Hasan Gerçeker Yargıtay Başkanı olmuştur.
Fransızca bilen Arslan, evli ve üç çocuk babasıdır.
[box type=”shadow” align=”aligncenter” class=”” width=””]Yargıtay, adli yargıya bağlı mahkemelerin vermiş olduğu kararların son inceleme mercii olan en üst yargı organı ve temyiz mahkemesidir. Yargıtayın kuruluşu, işleyişi ve üyelerinin nitelikleri yasa ile düzenlenmiş, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu ile çalışma usulü belirlenmiştir. İstisnai olarak sayılan bazı davalarda ilk ve son derece mahkemesi olarak görevlidir. Yargıtay, ilk derece mahkemeleri veya bölge adliye mahkemeleri (istinaf mahkemeleri) gibi olay incelemesi yapmamakta, temyiz başvurusu üzerine başvuruya konu kararın hukuka uygun olup olmadığı konusunda norm denetimi yapmaktadır. Yerel mahkemelerce ve Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından verilen kararlar, yasalara ve yargılama usullerine aykırı olduğu takdirde kararın bozma, yasalara ve yargılama usullerine uygun olduğu takdirde ise onama kararı verilmektedir. Kısmen bozma yada kısmen onama kararları da verilebilmektedir. Yargıtayın Tarihçesi Osmanlı Devleti döneminde çıkarılan 6 Mart 1868 tarihli “Divan-ı Ahkâm-ı Adliye” kanununa dayanmaktadır. Temyiz Mahkemesi olan ve misyonu ülkedeki hukuk birliğinin sağlamak olan Yargıtayın üyeleri, birinci sınıfa ayrılmış adli yargı hakim ve cumhuriyet savcıları ile bu meslekten sayılanlar arasından seçilmektedir.[/box]
Türkiye Futbol Federasyonu Etik Davranış İlkeleri, 5894 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun gereğince Türkiye Futbol Federasyonu Statüsünü esas alarak Türkiye Futbol Federasyonuna bağlı tüm birimleri bağlamak üzere hazırlanan Etik Kurulu Talimatı ile düzenlenmiştir. Etik Kurulu Talimatı, TFF Yönetim Kurulu’nun 24 Kasım 2009 tarihli toplantısında kabul edilmiş ve TFF’nin resmi internet sitesinde (www.tff.org) 02.12.2009 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Talimat daha sonra bazı değişikliklere uğramıştır.
Türkiye Futbol Federasyonu Etik Kurulu, Futbol Disiplin Talimatı uyarınca işlem yapılmayan ve etik kuralların kapsamına giren ihlalleri incelemektedir. İhlal gerçekleşmesi halinde, somut ihlalin koşullarını dikkate alarak ve ihlalin ağırlığı ile orantılı ve ölçülü olarak; uyarma, kınama, huzurda kınama, yazılı ya da görsel medya aracılığı ile kınama veya ihlalin toplumdaki olumsuz etkilerini gidermeye yönelik olarak kişinin konferans vermesi veya sporcularla ilgili organizasyonlara katılması gibi sportif ve eğitici yaptırımlara karar verebilmektedir. Kurul kararlarına uymayanlar hakkında Disiplin Kurulu tarafından Futbol Disiplin Talimatlarına aykırı hareketlere ilişkin hükümler uyarınca disiplin cezası verilmektedir. Başvuru sahibinin kimlik bilgileri, yargı organlarınca ve Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulunca talep edilmesi dışında gizli tutmak zorundadır.

Futbol camiasındaki tüm gerçek ve tüzel kişiler, evrensel “fair play” kurallarına uygun olarak; Türkiye’nin bağlı olduğu ulusal ve uluslararası futbol kuruluşları ve TFF tarafından konulan ve gözetilen bağlılık, dürüstlük ve sportmenlik prensiplerine bağlı kalmak ve buna göre davranmak, futbolun marka değerini korumak zorundadır.
Futbol camiasındaki tüm gerçek ve tüzel kişiler, birbirleriyle ve medya, taraftar gibi futbolun diğer paydaşlarıyla ilişkilerinde nezaket ve karşılıklı saygı anlayışı çerçevesinde davranacaklardır.
Futbol camiasındaki tüm gerçek ve tüzel kişiler;
a) Heyecanlı, kontrol dışı, ön yargılı ve suçlayıcı,
b) Kulüpler arasında çatışmaya yol açacak, dostane duyguları zaafa uğratacak,
c) Taraftarların ve izleyicilerin kötü tezahürat da dahil olmak üzere olumsuz tüm davranışlarını özendirecek, tahrik ve teşvik edecek beyan ve davranışlardan kaçınmak zorundadır.
Futbol camiasındaki tüm gerçek ve tüzel kişiler, taraftarlara ve izleyicilere davranışlarıyla örnek olmalı; onların olumsuz davranışlarda bulunmasını engellemek amacıyla üstlerine düşen tüm ödevleri yerine getirmekle yükümlüdürler.
Futbol camiasındaki kişiler, aldatmaya yönelik, yaralayıcı ve sakatlama olasılığı bulunan kasıtlı davranışların futbolun sportif ve ahlaki değerleriyle bağdaşmadığını kabul ederler.
Anlaşmalı müsabakaların yanı sıra, arkadaşlık, hemşerilik, akrabalık, coğrafi yakınlık gibi olgular veya herhangi bir aidiyet hali nedeniyle sportif performansın olumsuz etkilenmesi, kayırmacılık ve futbolun etik değerleriyle bağdaşmayan davranışlar olarak kabul edilir.
(1) Futbol camiasındaki tüm gerçek ve tüzel kişiler, eylem ve işlemlerinde adalet, eşitlik ve dürüstlük ilkeleri doğrultusunda hareket ederler; görevlerini yerine getirirken dil, din, inanç, siyasi düşünce, ırk, cinsiyet ve benzeri sebeplerle ayrım yapamazlar.
(2) Futbol camiasındaki tüm gerçek ve tüzel kişiler öncelikli, ayrıcalıklı, taraflı ve eşitlik ilkesine aykırı muamele ve uygulama yapamazlar; herhangi bir siyasi parti, kişi veya zümrenin yararını veya zararını hedef alan davranışlarda bulunamazlar.
Rakip takımlara zarar vermek veya herhangi bir futbolcunun değerini asıl değerinden az veya çok göstermek amacıyla gerçek dışı ve manipülatif beyanlarda bulunmak, söylentiler çıkarmak ve böylece transfer piyasalarını etkilemeye çalışmak; çeşitli baskı yöntemleri kullanmak suretiyle futbolcuların özgür iradeleriyle karar vermelerini engelleyecek davranışlarda bulunmak yasaktır.
Kanunlarda veya TFF’nin statü ve talimatlarında tanımlanan şike, teşvik primi, doping ve ırkçılığa konu eylemler bu talimatın uygulanmasında yüz kızartıcı eylemler olarak nitelendirilir.
| 1846 |
Fransız avukat ve eski başbakan Pierre Waldeck-Rousseau doğdu. (Ölümü:10 Ağustos 1904) Nantais Poitiers’de Fakültesi’nde hukuk okudu ve Paris barosuna kaydolarak avukatlığa başladı. Mali hukuk işlerinde uzmanlaştı. 1879 yılında milletvekili seçildi. 1882’de ilk yasa tasarısını hazırlayarak örgütlenme özgürlüğünün savunucusu oldu. 21 Mart 1884Waldeck-Rousseau Yasasını hazırladı. 14 Kasım 1881-30 Ocak 1882 ve 21 Şubat 1883-6 Nisan 1885 tarihleri arasında içişleri bakanı olarak görev yaptı. Başbakanlığı döneminde (22 Haziran 1899-7 Haziran 1902) Dreyfus olayının çözüme kavuşmasını ve Fransa’da sendikaların yasallaşmasını sağladı. |
| 1873 | Türk Tarih Kurumu’nun kurucu üyelerinden Yazar ve siyasetçi Yusuf Akçura doğdu. (Ölümü: 11 Mart 1935) 2. 3. ve 4. dönem İstanbul milletvekili, 5. dönemde ise Kars milletvekili olarak mecliste yer aldı. 1904 yılında yayımladığı Üç Tarz-ı Siyâset adlı makalesi Türkçülük akımının manifestosu kabul edildi. 1916 yılında Rusya Mahkûmu Müslüman Türk-Tatarların Hukukunu Müdafaa Cemiyeti’ni kurdu. Çeşitli Avrupa ülkelerinde Rusya’daki Türklerin haklarını dile getiren konferanslar verdi. 1918 yılında Rusya’daki Türk esirleri kurtarmak için Hilâl-i Ahmer Cemiyeti (Kızılay) temsilcisi olarak Rusya’ya gitti ve bir yıl kaldı. 1925 yılında Ankara Hukuk Mektebi‘nde siyasi tarih dersleri vermeye başladı. Mustafa Kemal’in kültür ve siyaset danışmanı olarak çalıştı. 1931 yılında Türk Tarih Kurumu‘nun kuruluşunda görevlendirildi ve ertesi yıl kurumun başına getirildi. Birinci Türk Tarih Kongresi’ni yönetti. 1933 yılındaki üniversite reformundan sonra İstanbul Üniversitesi’nde siyasi tarih profesörü oldu. |
| 1884 | Şair, mütefekkir, yazar, milletvekili ve eski Pakistan Büyükelçisi Yahya Kemal Beyatlı doğdu. (Ölümü: 1 Kasım 1958) |
| 1918 | Ermenistan, Osmanlı Devletinden bağımsızlığını ilan etti. |
| 1918 | Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Mehmed Talat Paşa tarafından Edirne’de kuruldu. |
| 1920 | Türkiye ile Ermenistan arasında Gümrü Antlaşması(Türkiye–Ermenistan Barış Antlaşması) Ermenistan’a bağlı Gümrü’de (Alexandropol) imzalandı. Kars, Ermenistan’dan alındı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ve Misak-ı Milli‘yi ilk tanıyan devlet Ermenistan oldu. |
| 1926 | Belçikalı avukat ve siyasetçi Gérard François Marie Cooreman yaşamını yitirdi. (Doğumu: 25 Mart 1852) Hukuk eğitimi aldı ve avukat olarak çalıştı. İş adamı ve finansör olarak daha aktifti ve Katolik sosyal gruplarıyla ilişki içine girdi. 1892’de Belçika Senatosu’na seçildi ve 1898-1914 yılları arasında Belçika Temsilciler Meclisi’nde Ghent’i temsil etti. 1899’da kısa bir süre için Çalışma ve Sanayi Bakanı olarak görev yaptı. |
| 1943 | Varlık Vergisini ödemediği için çalışma kamplarına gönderilenlerin serbest bırakılmasına karar verildi. Varlık Vergisi Hakkında Kanun, 11 Kasım 1942 tarihinde mecliste kabul edilmiş ve 12 Kasım 1942’de resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmişti. Kanun, İkinci Dünya Savaşı döneminde olağanüstü kazanç ve servete sahip olan kişilerden bir defaya mahsus olmak üzere vergi alınmasını öngörmekteydi. Verginin miktarı ve oranı kanun ile belirlenmemiş, miktarlarının belirlenmesi ve toplanması amacıyla her ilde vergi tespit komisyonları kurulmuştu. Tespitlere göre, mükelleflerin yüzde 87’sini gayrimüslim azınlıklar oluşturuyordu. |
| 1946 | Yaşamında birçok kez düşünce suçundan yargılanan Şair Ahmet Telli doğdu. |
| 1949 | Birleşmiş Milletler (BM), 2 Aralık 1949’da insan ticareti, cinsel istismar, çocuk işçi çalıştırma ve zorla evlendirme gibi köleliğin çağdaş formlarını yok etmeyi amaçlayan bir yasa tasarısını kabul etti. Bu nedenle 2 Aralık, dünya genelinde “Köleliğin Kaldırılması Günü” olarak kutlanmaktadır. |
| 1960 | Küba ve Kuzey Kore arasındaki ekonomik ve teknik işbirliği anlaşmaları imzalandı. |
| 1960 |
Celâl Bayar, Adnan Menderes, bakanlar ve milletvekillerinden oluşan toplam 60 sanıklı Topkapı Olayları Davası başladı. “4 Mayıs 1959 tarihinde Topkapı’da İsmet İnönü’ye karşı bir suikast düzenlemek amacıyla halkı kışkırttıkları” suçlamasıyla başlayan yargılama 17 Nisan 1961’de sonuçlandı. 184 şahidin dinlendiği davada Celâl Bayar ve Adnan Menderes ile birlikte 17 sanık mahkûm oldu, 43 sanık beraat etti. Dava, İsmet İnönü’ye Topkapı’da bir suikast tertiplendiği iddiasıyla Yüksek Adalet Divanında açılmıştır. İsmet İnönü’nün, 4 Mayıs 1959 tarihinde İstanbul’a gelmesi ve Yeşilköy Havalimanı’ndan şehir merkezine giderken Topkapı’da trafik müdürü tarafından durdurulmasından sonra halkın saldırısına uğramasına ilişkin davadır. İnönü, saldırıdan Binbaşı Kenan Bayraktar’ın emriyle askerlerin müdahale ile kurtarılmıştır. |
| 1963 | “Kürt devleti kurmak için teşebbüste bulundukları” iddiasıyla 20’si idamla yargılanan 42 kişi duruşmaya çıktı. |
| 1968 |
Özel hukuk fakültelerinin açılacağının ilanı üzerine İstanbul Üniversitesi Hukuk, İktisat, Eczacılık, İşletme ve Gazetecilik Yüksek Okulu’nda boykot başlatıldı. Hukuk öğretim üyeleriyle birlikte toplanan öğrenciler topluca Adliye’ye yürüdü. |
| 1971 | Birleşik Arap Emirlikleri, Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını kazandı. |
| 1980 | Fransız hukukçu yazar, yönetmen, senarist ve diplomat Romain Gary yaşamını yitirdi. (Doğumu: 8 Mayıs 1914) Paris‘te hukuk okudu. Fransız Hava Kuvvetlerinde uçak kullanmayı öğrendi. Pilot olarak, 65 saatten uzun süre uçarak, 25’in üzerinde başarılı saldırıda yer aldı. Savaşta gösterdiği kahramanlık nedeniyle kendisine çok sayıda onur nişanı ve madalya verildi. Savaştan sonra, Fransız diplomasisinde çalıştı. 1945’te, ilk romanını yayımladı. Émile Ajar takma adını da kullanarak yazdığı 30’un üzerinde roman, öykü ve anı kitabıyla, Fransa’nın en üretken ve popüler yazarlarından biri oldu. Birleşmiş Milletlerin 1952’de New York‘taki, 1955’te ise Londra‘daki Fransız Delegasyonu sekreterliğine getirildi. 1956’da Fransa‘nın Los Angeles başkonsolosu oldu. Mektubunda “Çok eğlendim, teşekkür ederim. Hoşçakalın.” diyerek 2 Aralık 1980’de Paris’te, kendisini tabancayla vurarak intihar etti. |
| 1981 | İstanbul Teknik Üniversitesi’nden 450 öğretim üyesi ve yardımcısı, YÖK’ün yüksek öğrenimi tahrip edeceği gerekçesiyle bir metin hazırlayarak kamuoyuna ilan etti. |
| 1988 | 16 sanıklı TBKP Davasına Ankara DGM’de sorgularla devam edildi. Halit Çelenk ve 218 avukatın Haydar Kutlu ve Nihat Sargın’ın tahliye edilmesi gerektiği yönündeki talepleri reddedildi. |
| 1993 | Türkiye Cumhuriyeti ile Ukrayna Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşması’nı onaylayan kanun TBMM tarafından 2 Aralık 1993 tarihinde kabul edilerek 8 Aralık 1993 tarihinde resmi gazetede yayınlandı. Sözleşme, Türkiye adına dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Ukrayna adına ise Cumhurbaşkanı Leonid M. Kravçuk tarafından 4 Mayıs 1992 tarihinde imzalanmıştı. |
| 1996 | Özgürlük ve Dayanışma Partisi(ÖDP) üyeleri tüm Türkiye çapında savcılıklara dilekçe vererek Susurluk Skandalı nedeniyle Dışişleri Bakanı Tansu Çiller, eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ve milletvekili Sedat Bucak hakkında suç duyurusunda bulundular. |
| 1997 | Çağdaş Gazeteciler Derneği Güney Marmara Şubesi’nin “İnsan Hakları Ödülü” Cumartesi Anneleri’ne, Çevre Ödülü de Bergamalı köylülere verildi. |
| 2002 | Yüksek Seçim Kurulu (YSK), 3 Kasım 2002’de Siirt’te yapılan milletvekili seçimini iptal etti. Seçim işlemlerindeki eksikliğin seçim sonuçlarında etkili olduğu sonucuna varan YSK, Siirt’teki seçimin yenilenmesine oybirliğiyle karar verdi. CHP Genel Başkanı Baykal, AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın seçilme yasağını kaldırmak için Anayasa değişikliğine hazır olduklarını açıkladı. |
| 2003 | Yargıtay 11. Ceza Dairesi, kayıp trilyon davasında kapatılan Refah Partisi’nin Genel Başkanı Necmettin Erbakan’a, “özel belgede sahtecilik” suçundan verilen, 2 yıl 4 ay hapis cezasını oy birliğiyle onayladı. Maliye Bakanlığı, kapatılan Refah Partisi’nin malvarlığı incelemeleri sırasında, 1.2 trilyon lira nakit açığı bulmuş, Refah Partisinin kapatılması üzerine partinin hazineye devredilmesi gereken varlıklarının kaçırıldığı anlaşılmış, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı suç duyurusunda bulunmuştu. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 68 RP yöneticisini de 1 yıl ile 1 yıl 2 ay arası hapisle cezalandırmıştı. |
| 2003 | ILO 146 No’lu Gemiadamlarının Yıllık Ücretli İznine İlişkin Sözleşme, 13 Ekim 1976 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edildi. Sözleşme, Türkiye tarafından 15 Temmuz 2003 tarihinde 4940 sayılı yasa ile onaylandı; Resmi Gazetenin 02.12.2003 tarihli sayısında yayınlanarak 28 Temmuz 2005 tarihinde yürürlüğe girdi. |
| 2004 | Osman ARSLAN Yargıtay Başkanlığına seçildi. Arslan, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1964 yılında mezun oldu. Sırasıyla Göksün, Osmancık, Şanlıurfa, Düzce ve Ankara Hakimliği görevlerinde bulundu. 23.6.1987 tarihinde Yargıtay Üyeliğine atandı. Osman Arslan, Yargıtay Büyük Genel Kurulunca 18.1.1994 tarihinde ilk kez, 3.2.1998 tarihinde ikinci kez, 4.2.2002 tarihinde üçüncü kez Yargıtay Onaltıncı Hukuk Dairesi Başkanlığına seçildi. Eraslan Özkaya’nın yaş haddi nedeniyle emekliye ayrılmasından sonra 02 Aralık 2004 tarihinde Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nca, Yargıtay Birinci Başkanlığı’na seçildi ve 20 Aralık 2007’y kadar görev yaptı. |
| 2009 | Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, kimlikleri belirsiz biçimde toplu mezarlara gömülen kişilerin kimliklerinin saptanması ve belgelenip gömülmesi için 3 aşamalı bir çalışma başlatılacağını duyurdu. Çalışmanın diğer insan hakları kuruluşlarıyla koordineli biçimde yürütüleceği açıklandı. |
| 2009 | Türkiye Futbol Federasyonu Etik Davranış İlkeleri, 5894 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun gereğince Türkiye Futbol Federasyonu Statüsünü esas alarak Türkiye Futbol Federasyonuna bağlı tüm birimleri bağlamak üzere hazırlanan Etik Kurulu Talimatı ile düzenlendi ve TFF’nin resmi internet sitesinde 02 Aralık 2009 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe girdi. Etik Kurulu Talimatı, TFF Yönetim Kurulu’nun 24 Kasım 2009 tarihli toplantısında kabul edilmişti. Talimat daha sonra bazı değişikliklere uğramıştır. |
| 2010 | Kentlere en az zararı vererek, insanları öldürmek üzere taktik nükleer silah olarak tasarlanan nötron bombasını icat eden Samuel T. Cohen 89 yaşında öldü. |
| 2012 | 12 Eylül döneminde Mamak Askeri Cezaevi’nde siyasi mahpuslara yapılan ağır işkencelerle ilgili soruşturmada tanık olarak dinlenen doktor S.K. işkencenin başında cezaevi müdürü albay Raci Tetik’in olduğunu açıkladı. |
| 2012 | Deniz Feneri soruşturmasında, “örgüt ve nitelikli dolandırıcılık” suçlamalarına dayanak oluşturan 3 yıllık telefon dinleme kayıtları imha edildi. |
| 2013 | Ethem Sarısülük davasına devam edildi. Sanık polis A.Ş. tele-konferansla savunma yaptı. Mahkeme Heyeti, davadan çekildi. Uluslararası Af Örgütü, Gezi Parkı protestoları sırasında gözünü kaybeden işçi Hakan Yaman’a destek için Çağlayan Adliye binasına lazer projektör yansıttı. |
| 2015 | Eski Arjantin Devlet Başkanı Carlos Menem, görev süresinde bazı bakanlara fazladan ödeme yapıldığı iddiaları sonrasında hakkında açılan yolsuzluk davasında hapis cezasına çarptırıldı. |
| 2016 | 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 2 Aralık 2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. |
| 2020 | Anayasa Mahkemesi, tutukluluk sürecinde müdafiyle görüşmenin teknik araçlarla kayda alınması, infaz memuru tarafından izlenmesi ve görüşme süresinin sınırlandırılması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verdi. |
| 2021 | Olağanüstü Hal (OHAL) İşlemleri İnceleme Komisyonu, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Genel Kamu Hukuku Bölümü araştırma görevlisi Cenk Yiğiter‘in başvurusunu reddetti. Anayasa Mahkemesi, 6 Ocak 2017 tarihli 679 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kamu görevinden çıkarılan Yiğiter’in de imzacıları arasında olduğu “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisi hakkında “ifade özgürlüğü” olduğu yönünde karar vermişti. |
| 2021 | Avusturyalı diplomat ve devlet adamı Sebastian Kurz, doğdu. GRG 12 Erlgasse’den mezun oldu Viyana Üniversitesinde başladığı hukuk öğrenimini yarıda bırakarak 2009 yılında Avusturya Halk Partisi‘nin gençlik şubesi başkanı seçildi. 2010 ve 2011 yılları arasında Viyana şehir meclisi üyeliğini yürüttü. Nisan 2011’de İçişleri Bakanlığı’nın bünyesinde müsteşarlığına atandı. 27 yaşında iken Avusturya Cumhuriyeti‘nin en genç bakanı ve Avrupa Birliği‘nin en genç dışişleri bakanı oldu. Yolsuzluk suçlamaları nedeniyle Avusturya’da başbakanlık görevinden istifa eden Sebastian Kurz siyaseti de bırakacağını açıkladığı basın toplantısında “Ne bir azizim, ne de bir suçlu” demişti. Para karşılığında kendisi ve partisi hakkında olumlu haberler yayımlatmak ve anket sonuçlarıyla oynamakla suçlanan Kurz, görevini kötüye kullanma, rüşvet ve hükümet başkanı olarak rüşvetçilik suçlamaları nedeniyle başbakanlıktan istifa etmişti. |
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi adına büyükelçiler seviyesinde toplanan ve AİHM kararlarının uygulanmasını denetlemekten sorumlu delegeler komitesinin üç gün süre toplantıları sona erdi. Komite, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Osman Kavala hakkında verdiği kararı yerine getirmediği gerekçesiyle Türkiye’ye karşı ihlal sürecini başlatma kararı verdi. Oylamada ihlal sürecinin başlatılabilmesi için üye ülkelerin üçte ikisinin oyu gerekiyordu. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, ihlal süreci başlatılması talebine tepki gösterdi. Karar, “bağımsız yargıya müdahale” olarak nitelendirildi. |
|
| Boğaziçi Üniversitesi rektörlüğüne Prof. Dr. Melih Bulu’nun atanmasını protesto edenlerin bir kısmının yargılandığı davada öğrenciler 7 yıla kadar hapis istemiyle hâkim karşısına çıktı. Öğrenciler “Biz demokratik hakkımızı kullandık. Yargılanması gerekenler bizler değiliz, üniversitenin kapısına kelepçe vuranlar” diyerek kendilerini savundu. Mahkeme, 17 kişinin adli kontrol hükümlerini kaldırarak, duruşmayı 31 Mart’a erteledi. | |
| 2021 | Uluslararası Af Örgütü, Yunanistan’ın mültecilere hukuka aykırı şekilde davrandığını açıkladı. Sığınmacıların mülteci kamplarında tutulmaları ve geçerli kimlik kartları (sığınma kartları) olmayanların kamptan ayrılmasına izin verilmemesi eleştirildi. |
| 2021 | Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, İzmir’de boşandığı erkek tarafından tehdit edilen, hayatından endişe ettiğini defalarca emniyet ve yargıya bildiren ve 2013’te öldürülen akademisyen kadının babasının açtığı davada, emsal niteliğinde bir karara imza attı. Kararda, İstanbul Sözleşmesi’nin de aralarında bulunduğu uluslararası sözleşmelere ve ulusal mevzuata atıf yapılarak, kamu görevlilerinin şiddeti bu enstrümanları kullanarak engellememesinin ihmal anlamına geldiğini belirtti. AYM, söz konusu kamu görevlileri hakkında yeniden soruşturma açılması için kararın bir örneği ilgili yerlere gönderildi. |
| 2023 | Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanmasını talep etmek için Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanındaki 975. hafta eylemine hukukçu ve Avrupa Parlamentosu Türkiye Daimi Raportörğ Nacho Sánchez Amor da katıldı. |
| 2023 | İnsan Hakları Derneği Hapishaneler Komisyonu, cezaevlerinde 651’i ağır olmak üzere bin 517 hasta tutuklu ve hükümlü bulunduğunu açıkladı. |
| 2024 | Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 29 Kasım’da TRT World Forum’daki konuşma yaptığı sırada, Türkiye’nin İsrail’le ticarete devam ettiğini iddia ederek protesto düzenleyen 9 kişi hakkında “2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” ve “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamalarından ötürü tutuklandı. Erdoğan, “Gemiler Gazze’ye bomba taşıyor” diyerek konuşmasını protesto edenlere, “Yavrum siyonistlerin burada dili ağzı olma. Aynen siyonistlerin dili ağzı gözü olmak suretiyle burayı provoke etmeye ne kadar çalışırsanız çalışın netice alamazsınız. Dünyadaki siyonistler Tayyip Erdoğan’ın nerede durduğunu çok iyi biliyor. Ama siz hala anlayamamışsınız” yanıtı vermiş, protestocular salondan çıkarılmıştı. |
Türkiye Cumhuriyeti ile Ukrayna Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşması, 4 Mayıs 1992 tarihinde imzalanmış, anlaşmayı onaylayan kanun TBMM tarafından 02.12.1993 tarihinde kabul edilerek 8.12.1993 tarihinde resmi gazetede yayınlanmıştır. Sözleşme Türkiye adına dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Ukrayna adına ise Cumhurbaşkanı Leonid M. Kravçuk tarafından imzalanmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti ile Ukrayna, Birleşmiş Milletler Yasasının amaç ve ilkelerine bağlılıklarını yineleyerek,
1 Ağustos 1975 tarihli Helsinki Nihaî Senedi, 21 Kasım 1990 tarihli Yeni Bir Avrupa İçin Paris Yasası ve Avrupa’da Güvenlik ve İşbirliği Konferansı süreci çerçevesinde kabul edilen diğer belgeler ile üstlendikleri yükümlülükleri teyid ederek,
Ülkeleri arasındaki geleneksel dostluk ve işbirliği ilişkilerinin gelecek için değerli bir temel oluşturduğunu kaydederek,
Aralarında imzalanmış ve yürürlükte bulunan tüm belgelere ve özellikle 2 Ocak 1992 tarihli Dostluk ve Kardeşlik Antlaşmasına bağlılıklarını teyit ederek,
Uluslararası ilişkilerde dostluk, anlayış, karşılıklı güven ve işbirliği ortamının güçlendirilmesi için çabaların sürdürülmesi gereğine inanarak ve bu çabalara katkıda bulunma azim ve kararlılıklarını açıklayarak,
Hukukun üstünlüğü, insan hakları, çoğulcu demokrasi, özgürlük gibi ortak değerlere dayalı bir Avrupa düzeninin geliştirilip güçlendirilmesine ve barış ve istikrara katkıda bulunmayı amaçlayarak,
Aralarındaki dostluk ve işbirliği ilişkilerinin karşılıklı yarar temelinde daha da geliştirilip güçlendirilmesi kararlılığı ile,
Aşağıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır:
Aşağıda “Taraflar” olarak anılacak Türkiye Cumhuriyeti ile Ukrayna, dost devletler olarak aralarındaki ilişkilerin karşılıklı güven, anlayış, işbirliği ve iyi komşuluk temellerine dayalı olduğunu teyit ederler.
Taraflar, ilişkilerini, uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde ve birbirlerinin siyasî bağımsızlığına, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı, içişlerine karışmama, hak eşitliği ve uyuşmazlıkların barışçı yöntemlerle çözümü ilkelerine dayalı olarak her alanda geliştirmek hususunda mutabıktırlar.
Taraflar, uluslararası ilişkilerde güç kullanılmasının veya güç kullanma tehdidinde bulunulmasının kabul edilemez olduğunu ve uluslararası sorunların barışçı yöntemlerle çözüme kavuşturulması gerektiğini teyit ederler. Taraflar, uluslararası barış ve güvenliği tehdit edecek veya tehlikeye sokabilecek bir gelişme karşısında temasa geçerek durumu değerlendirecek ve danışmalarda bulunacaklardır.
Taraflar, ilişkilerinin düzenli şekilde gelişmesini sağlamak, uluslararası ve bölgesel konularda görüş teatisinde bulunmak amaçlarıyla danışmalarda bulunacaklardır.
Danışmalar en üst düzeyde en az iki yılda bir kere dönüşümlü olarak Ankara ve Kiev’de yapılacak; Dışişleri Bakanları da düzenli olarak bir araya geleceklerdir.
Taraflar, ülkeleri arasında her düzeyde temasların arttırılmasını teşvik edecekler; Parlamentoları arasındaki temasların geliştirilmesine özel önem atfedecekler, sosyal kuruluştan, örgütleri ve vatandaşları arasındaki temasların geliştirilmesini destekleyeceklerdir.
Taraflar, karşılıklılık ilkesi çerçevesinde, birbirleri nezdindeki diplomatik, konsolosluk ve diğer resmî temsilciliklerin faaliyetlerini azamî ölçüde kolaylaştıracaklardır.
Taraflar, konsolosluk alanında işbirliği yapacaklar, vatandaşlarına vize verilmesi işlemlerinin karşılıklı olarak basitleştirilmesi yönünde çaba sarfedeceklerdir.
Taraflar, aralarındaki ekonomik, ticari bilimsel ve teknolojik alanlarda işbirliğinin iki ülke halkının refah ve mutluluğuna hizmet edecek şekilde ve karşılıklı yarar temelinde kapsamlı biçimde geliştirilmesi hususunda mutabıktırlar.
Taraflar, bu amaçla mal, hizmetler ve sermayenin iki ülke arasında geniş ve etkin dolaşımına tedricen geçiş için elverişli hukukî, ekonomik ve malî şartlan yaratacaklar; iki ülkenin kamu ve özel sektör şirketleri arasında doğrudan temastan teşvik edeceklerdir.
Taraflar, aralarındaki kıyı ticaretinin geliştirilmesi yolunda çaba sarfedecekler, ülkelerinde ve üçüncü ülkelerde ikili veya çok taraflı ortak yatırımlan özendirecek ve destekleyeceklerdir.
Taraflar, aralarındaki ekonomik işbirliğinin daha da güçlendirilmesi amacıyla gerekli antlaşmaların akdedilmesi ve pratik düzenlemelerin yapılması konusunda mutabıktırlar.
Taraftar, bu amaçla, Hükümetlerarası Türkiye-Ukrayna Karma Ekonomik Komisyonunun kurulmasını kararlaştırmışlardır.
Taraftar, Karadeniz bölgesi ülkeleri arasındaki ekonomik ilişkilerin daha da geliştirilmesini ve çeşitlendirilmesini amaçlayan “Karadeniz Ekonomik İşbirliği Deklarasyonunun etkin bir şekilde uygulanmasına öncelik atfetmektedirler. Taraftar, Karadeniz havzasının bir barış, istikrar ve refah bölgesi haline gelmesi yolunda önemli kalkılan bulunacağına inandıktan Karadeniz Ekonomik İşbirliğinin her aşamasında yakın temas içinde çalışmaya kararlıdırlar.
Çevrenin korunmasına büyük önem atfeden taraflar, bu alanda aralarındaki işbirliğini yoğunlaştıracaklar, Avrupa düzeyinde ve küresel düzeyde yürütülen işbirliğine katkılarım sürdüreceklerdir. Taraflar Karadeniz’de çevrenin korunmasına özet önem atfedeceklerdir.
Taraflar, bilim ve teknoloji alanında işbirliğini geliştirecekler, bilim adamları ve bilimsel araştırma kuruluşları arasında doğrudan temasları teşvik edeceklerdir.
Taraflar, kültür, sanat, eğitim ve enformasyon alanlarında işbirliğinin artırılması konusunda kararlıdırlar.
Taraflar, bu amaçla, kültürel ve sanat kuruluşları ile eğitim kurumlan arasında doğrudan temasları ve işbirliğini teşvik edecekler, basın ve yayın alanlarındaki işbirliğinin gelişmesini destekleyecekler ve aralarındaki haberleşmenin çağdaş olanaklardan da yararlanılarak daha geniş ve özgür biçimde gerçekleşmesini teşvik edeceklerdir.
Taraflar, karşılıklı anlayış ve dostluk duygularının pekiştirilmesi amacıyla; milletleri arasındaki temasların artmasını ve turizmin gelişmesini teşvik edecekler, gençlik ve spor kuruluşları arasındaki temasların güçlenmesini destekleyeceklerdir.
Taraflar, gerekçesi ve amacı ne olursa olsun; her tür terör eylemine karşı olduklarını ve terörizmin hiçbir koşulda haklı görülemeyeceği konusunda kesin inançlarını teyit etmişlerdir.
Taraflar, uluslararası terörizme, örgütlenmiş suçlara, silah ve uyuşturucu madde kaçakçılığı ile tarihî ve kültürel eser kaçakçılığına karşı mücadelede işbirliği yapacaklardır.
İkili askerî temasların artırılmasının karşılıklı anlayış ve güvenin güçlenmesine katkıda bulunacağına inanan Taraflar askerî makamlar arasında üst düzeyli temasların düzenli olarak gerçekleştirilmesi konusunda mutabık kalmışlardır.
Taraflar, aralarındaki dostluk ilişkilerinin ve işbirliğinin gelişmesinin demokratik, barışçı ve birleşmiş, bir Avrupa’nın inşasına ve uluslararası güvenliğe katkıda bulunacağına inançlarını teyit ederler.
Taraflar, Avrupa’da Güvenlik ve İşbirliği Konferansı sürecine tam bağlılıklarını yinelemişler bu süreç çerçevesinde ve diğer Avrupa kuruluşları bünyesinde Avrupa’da istikrarın korunması ve güven ortamının gelişmesi yönündeki çabalarını sürdüreceklerini beyan etmişlerdir.
Taraflar, Birleşmiş Milletler Örgütü potansiyelinden tam olarak yararlanılması ve Örgütün rol ve etkinliğinin güçlendirilmesi yönünde ortak çaba sarfedeceklerdir.
Taraflar Birleşmiş Milletler çerçevesinde tespit edilmiş bulunan küresel silahsızlanmayla ilgili hedeflere ve bunun gerçekleştirilmesiyle ilgili çalışmalara olan desteklerini teyit ederler. Taraflar “Eurasia” güvenliğinin kendi güvenlikleriyle doğrudan ilgisinin bilinciyle; bu alandaki silahsızlanma ve güven ve güvenlik artırma süreçlerine etkili katkıda bulunmak hususunda kararlıdırlar.
Taraflar bu amaçla, ülkelerinin yer aldığı yörenin çok yönlü güvenlik ihtiyaçlarına özellikle cevap veren düzenlemeler konusunda danışma ve işbirliği yapacaklardır.
Bu Antlaşma herhangi bir Devlete karşı değildir ve tarafların ikili veya çok taraflı anlaşmalardan doğan hak ve vecibelerini hiçbir şekilde etkilemeyecektir.
İşbu Antlaşma 10 yıl süreli olup Taraflardan birinin yürürlük süresinin dolmasından 1 yıl önce yazılı olarak feshi ihbarda bulunmaması halinde beşer yıllık sürelerle yürürlükte kalmaya devam edecektir.
İşbu Antlaşma Taraflarca onaylanacak ve onay belgelerinin teati edildiği tarihte yürürlüğe girecektir.
İşbu Antlaşma Birleşmiş Milletler Yasasının 102 nci maddesi uyarınca Birleşmiş Milletler Sekreteryasına tescil edilecektir.
Ankara’da 4 Mayıs 1992 tarihinde Türkçe ve Ukrayna dillerinde ikişer nüsha halinde ve her iki metin aynı ölçüde geçerli olacak şekilde imzalanmıştır.
Çartizm Hareketi
Çartizm Hareketi, İngiltere’de 1838 yılından 1850 yılına kadarki dönemde siyasal reform taleplerde bulunan işçi sınıfı hareketidir. Hareket, büyüklüğü ve tüm ülkede örgütlenmesi bakımından tarihsel önem taşımaktadır ve adını 1838’de yayınlanan altı maddelik People’s Charter bildirgesinden almaktadır. Tüm İngiltere’de destek bulan hareketin üyeleri 1848 yılında taleplerini içeren dilekçeyi imzalayarak Avam Kamarası’na sunmuş; bu dilekçenin oluşturduğu siyasal hareketlilik sayesinde büyük kitlesel eylemler yapılmıştır. Hareketin eylemleri anayasal sınırlar içinde ve meşru temeldedir. People’s Charter adı verilen demokratik talepler; 21 yaş üstündeki her erkeğin oy verme hakkı, oylamanın gizli olması, parlamento üyeliğinde eşitlik gibi haklar içermektedir. Çartizm Hareketi, Sanayi Devrimi ile ortaya çıkan toplumsal gelişmelerin sonucunda ortay açıkmış, büyük toplantılar ve gösteriler yapmış, dilekçe talebinin reddedilmesi üzerine genel grev örgütlemiş, askeri birliklerle hareketin etkisi kırılmaya çalışılmış, 1848’den sonra gücünü yitirmeye başlamıştır. Hareket açık bir programa sahip olmaması ve yönetim sorunları nedeniyle kalıcı olamamış ancak İngiltere’nin ve dünyanın işçi hareketleri arasında büyük yer tutmuştur.

Birleşik Krallık, mümkün olduğu kadar eşit sayıda sakinin yer aldığı, 200 seçim bölgesine bölünecek ve her bir seçim bölgesi Parlamentoya bir temsilci gönderecektir.
Yirmi bir yaşında olduğunu altı aydan beri ikamet ettiği yerin kilise katibine ispatlayan her kişi seçmen olarak ismini kaydettirmeye hak kazanır. Kayıt zamanı her yılın 1 Ocak-1 Mart arasındaki dönemdir.
Genel seçim her yılın 24 Haziran tarihinde yapılır ve üyelikte bir boşalma olduğunda boşalmadan sonraki 15 gün içinde doldurulur. Oy kullanma saatleri sabah saat altıdan akşam saat altıya kadar olan süredir.
Üyeler için mülkiyet şartı yoktur; ancak, 200 seçmen tarafından ikamet ettikleri yerin kilise katibine sunulmak üzere her hangi bir aday lehine imzalanan talep ile bu aday, aday olarak gösterilebilir. Bir bölgede aday olarak gösterilen tüm adayların listesi, seçmenlerin her bir adayın niteliklerini değerlendirebilmeleri için, her bir kilise bölgesindeki kilisenin kapısına raptedilir.
Her bir seçmen ikamet ettiği kilise bölgesinde oy kullanmak zorundadır. Her kilise idaresi o bölgede önerilen adaylara yetecek düzeyde oy sandığı temin eder ve oylamanın gizli olması amacıyla her kilise bölgesindeki kiliseler geçici bir yeri oylama için uygun bir hale getirir. Seçim gününde her seçmen oylama yerine düzenli bir şekilde geçtiğinde; ona refakat eden görevli tarafından tercih ettiği adayın sandığı içine atacağı bir oy topu verilir. Günün sonunda münasip görülen görevliler tarafından oylar sayılır ve oy sayısı kilisenin kapısının üzerine tutuşturulur. Bir sonraki gün o bölgenin katibi ve iki müfettiş bütün bölgedeki kiliselerden tüm oyları toplar ve bölgedeki her kiliseye postalanacak muzaffer adayın adını neticelendirir.
Üyeler, seçimden sonraki Ocak ayının ilk Pazartesi gününde Parlamentodaki koltuklarına otururlar ve oturumları sona erene kadar Pazar hariç her gün Eylül’ün 1’ine kadar oturuma devam ederler. Her gün oturum sabah saat 10’da başlar ve saat 4’te sona erer. Ve her üyeye üç ayda bir Hazineden yılda 400 Pound ödenir. Seçilecek bütün kamu görevlilerinin genel oy ile seçilmesi zorunludur.
Türkiye’de Yabancıların hukuki statüsü ne yazık ki ülkenin dış politikası ile paralellik göstermektedir. Dış politikada yaşanan gelişmeler/kırılmalar kendisini ülke içinde yabancıların statülerinde de göstermektedir. Bu çalışmanın da Türkiye’nin son bir iki yıl içinde dış politikasında yaşanan kırılmalar doğrultusunda okunması gerekmektedir. Bu cümleden olmak üzere aşağıda yazılı olan anlaşmalar çok önemlidir. Aşağıda yazılı iki anlaşma ile Rusya hinterlandında kalan, Çeçenya, Dağıstan, Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan, Tacikistan, Kırgızistan ile Çin hinterlandında kalan Doğu Türkistan’dan gelmiş ve Türkiye’ye sığınmış yabancıların statüleri olumsuz yönde tamamen değişmiştir. Yine son bir yıl içinde Suriyelilere yönelik siyasilerin kullanmış olduğu ötekileştirici dil ve toplumda Suriyelilere yönelik düşmanca tavırlar ve eylemlerin cezalandırılmaması ciddi bir sorun olarak önümüze çıkmaktadır. Bir diğer konu ise son zamanlarda Mısırlıların Türkiye’ye giriş çıkışlarında yaşanan problemlerdir. Bu bağlamda aşağıda yazılı olan tespitleri sadece karakollarda, göç idaresinde, geri gönderme merkezlerinde veya havaalanlarında çalışan bazı memurların ferdi davranışları olarak görmek hatalı olacaktır. Yaşananlar, dış politikada yaşanan gelişmelerle şekillenen bir anlayışın en düşük devlet memuruna kadar tezahür etmiş şeklidir.
Yapılan düzenleme öncesi Uluslararası koruma kanunun 53. Maddesinin son fıkrası uyarınca idare mahkemesinde sınır dışı etme kararına karşı davanın açılması ile ayrıca bir hükme gerek kalmaksızın sınır dışı etme kararı hakkında bir nevi yürütmeyi durdurma kararı verilmiş oluyordu ve dava sonuçlanana kadar yabancının sınır dışı edilmesi durdurulmuş oluyordu. Ancak KHK ile idareye göre uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından tanımlanan terör örgütleriyle ilişkili olduğu “değerlendirilenler” gibi gayet muğlak bir ifade ile yabancıların sınır dışı edilmemeleri yönündeki kanuni güvenceleri yok edilmiştir. KHK ile yapılan bu düzenleme örnek bir kanun niteliğinde olan 6458 sayılı kanunun bütünlüğünü bozmuş, bu kanunla sağlanan güvenceler ve olumlu değişiklikler yok edilmiş ve aslında kanunun ruhu yok edilmiştir. Bu değişiklikle Göç idaresi, hakkında soruşturma veya kovuşturma bile olmayan kişilere, yaşlı kadınlara ve kundaktaki bebeklere bile terörist muamelesi yapmaktadır. Göç idaresi, idari olarak terörist diye adlandırdığı kişilere, terör şüphelilerinden daha az kanuni haklar tanımaktadır.
MADDE 35- 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun 53 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına “hâlinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “54 üncü maddenin birinci fıkrasının (b), (d) ve (k) bentleri ile ikinci fıkrası kapsamındakiler hariç,” ibaresi eklenmiştir.
MADDE 36- 6458 sayılı Kanunun 54 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiş ve aynı maddenin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“k) Uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından tanımlanan terör örgütleriyle ilişkili olduğu değerlendirilenler.”
“(2) Bu maddenin birinci fıkrasının (b), (d) ve (k) bentleri kapsamında oldukları değerlendirilen uluslararası koruma başvuru sahibi veya uluslararası koruma statüsü sahibi kişiler hakkında uluslararası koruma işlemlerinin her aşamasında sınır dışı etme kararı alınabilir.”
Yabancılara konulan bazı tahdit kodları ile yabancıların ülkeye giriş, ülkede bulunmaları bazı statülere tabidir. Ancak, son bir yıl içinde çeşitli yeni kodlar ortaya çıkmıştır. Bu kodlardan en yaygın olanı G-87 denilen koddur. Bu kod kişinin kamu düzeni ve ülke güvenliği açısından tehdit oluşturduğu anlamına gelmektedir. OHAL’den sonra ise bu kod konulan kişiler yabancı terörist savaşçı olarak adlandırılmakta, bunlara farklı muamele edilmekte, kısıtlamalar uygulanmakta ve GGM’lerde ayrı bir yerde tutulmaktadırlar. Bu kodun bir kişi hakkında konulması ile o kişi artık cüzzamlı muamelesi görmektedir. Türkiye’de kod koyma yetkisi göç idaresindedir ancak göç idaresine gelen istihbari bilgi genellikle yabancı ülke istihbaratından gelen bilgilerdir. Bilginin bir süzgeçten geçirilip geçirilmediğini bilemiyoruz ancak göç idare bu gerekçeyle bazı kişilere bu kodu vermektedir. Hatta TÜRK vatandaşlığına geçmiş kişiler dahi bu uygulamanın dışında tutulmamaktadır. Yapılan idari başvurular ile konulan bu kodlar kaldırılmıştır. Bir Türk vatandaşına göç idaresi tarafında kod konulmasının hiçbir hukuki ve mantıki gerekçesi yoktur. Ayrıca, yaşanılan örneklerde 1-2 yaşındaki çocuklara dahi bu kodların verildiği görülmektedir. Nasıl bir istihbari süzgeç ki 1-2 yaşındaki bebekler yabancı savaşçı sayılmakta veya yabancı savaşçılarla irtibatlı olduğu düşünülmektedir. Göç idaresi, Türkiye’de yıllardır yasal şekilde ikamet eden, her durumda Göç idaresine gidip başvuran kişilerin durumunu araştırmadan, dosyalarına dahi bakmadan kod koymakta ve yabancı kişinin hayatı karartılmaktadır. Kişiye hangi sebeple kod konulduğu konusunda asla bilgi verilmemektedir.
Bu şekilde kod konularak GGM’lere konulan yabancılar için Sulh Ceza Mahkemeleri’ne yapılan idari gözetimin sonlandırma davaları otomatiğe bağlanmış bir şekilde red edilmekte ve kişiler bir yıla kadar idari gözetim altında kalabilmektedir.
OHAL döneminde GGM’lere teslim edilen yabancılar, karakollarda 30 güne kadar gözaltında kalmaktaydılar. Ancak, karakollar insanların uzun süre yaşamlarını devam ettirecek nitelikte değildir. 3-5 m2 olan nezarethanelerde 20-30 kişinin adeta üst üste kaldığı tarafımızdan gözlenmiştir. Bazen ise birkaç aile tüm çocukları ile bu mekanı paylaşmışlardır.
Bazı karakollarda başörtülü bayan yabancıların parmak izi alınırken çekilen fotoğraflarında zorla başörtüleri alınmıştır. Bununla ilgili fotoğraflar raporu hazırlayanda mevcut olup, mahremiyet nedeni ile rapor ekine konulmamıştır.
Karakollarda yabancılara karşı, Avrupa devletlerinde görülür cinsten yabancı düşmanlığı bulunmaktadır. Özellikle G-87 kodu konulmuş kişiler için avukatlar ziyarete gittiğinde, polisler avukatları ikna etmeye çalışmakta, bu insanlarla ilgilenilmemesi gerektiği, bu insanların terörist olduğu avukatların kulaklarına fısıldanmaktadır.
Karakola alınan kişinin bir yakınına bilgi verilmemektedir. Özellikle toplu olarak alımlarda avukatlar, müvekkilini karakol karakol aramaktadır. Yakınları bilgi almak için karakola gittiklerinde kendileri de alınmakta veya hiçbir bilgi verilmemektedir.
Özellikle havaalanlarında bulunan yabancıların avukat ile görüşmeleri engellenmektedir. Bunun hiçbir şekilde hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Geri gönderme merkezlerinde olan yabancılardan ise vekaletname alınamamaktadır. Bazı illerdeki göç idarelerinde, “önce il göç idaresine başvurarak vekaletname alma izni talep edeceksiniz, bu talep olumlu olursa biz size yanıt veririz, bu yazılı yanıtı notere götüreceksiniz, o zaman noter vekaletname çıkarabilir” denilmekte ve uygulamada böyle yapılmaktadır. Ancak, yapılan başvurulara bazen haftalarca cevap verilmemektedir. Bu süreç içerisinde yabancı için dava açılamaması ve yabancının sınır dışı edilmesi amaçlanmaktadır.
Bu durumu aşabilmek için avukatlar doğrudan Anayasa Mahkemesi’ne, görüşmek ve vekaletname çıkarmak için tedbir talebinde bulunmakta, Anayasa Mahkemesinden alanın tedbir ile vekaletname alınabilmektedir. Anayasa Mahkemesi tarafından alınan bu şekilde tedbir talepleri istenilmesi halinde gösterilebilir.
Bir yabancının avukatıyla görüşebilmesi ve vekaletname verebilmesi için AYM’den tedbir almak zorunda kalıyor olması ülkemizin hukuki geleceği açısından endişe vericidir.
6458 sayılı kanunu 57. Maddesinin 3. Fıkrası uyarınca bir yabancı en fazla 1 yıl süre ile idari gözetim altında tutulabilir, bu süre içinde sınır dışı edilmez/edilemez ise salıverilmesi gerekmektedir. Ancak, bazı kişiler için 1 yılın sonunda usulen salıverme tutunağı düzenlenmekte ve hemen akabinde yeniden sınır dışı etme kararı alınmaktadır. Halen 1 yıl 8 aydır idari gözetim altında tutulan anne baba ve 3 yaşında çocuk bulunmaktadır. Çocuk ilk idari gözetim kararı alındığında 1 yaşında idi. Bu şahısların isimleri ve hangi GGM’de tutuldukları talep edilmesi halinde yetkililere verilebilecektir. Bu şahıslar için ilgili savcılığa suç duyurusunda bulunulmuş, TBMM insan hakları komisyonuna şikayet edilmiş ve Kamu denetçisine durum bildirilmiştir. Ancak 7 ayı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen hiçbir kurumdan bir cevap alınamamıştır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, geri gönderme merkezleri ceza evi değildir. Haklarında sınır dışı kararı verilmiş olan yabancıların sınır dışı edilene kadar tutuldukları misafirhanelerdir. Bu nedenle yapıları, istihdam edilen memur kadroları kişilerin uzun süre buralarda kalmalarına uygun değildir. Genellikle bir bina şeklinde olan yerlerdir, bahçeleri, volta atma yerleri, güneşten direkt faydalanma alanları çoğunda yoktur. Bu nedenle bu yerlerde kişilerin, özellikle çocukların uzun süre kalmaları sağlık açısından sakıncalıdır. Bu sakıncalara rağmen ilgili bölümlerde de bahsettiğimiz gibi 1 yılı aşkın süredir bu yerlerde kalanlar bulunmaktadır.
Cezaevi olmamasına rağmen, noterlerin girip vekaletname düzenleme hakları burada yoktur. Her cezaevine noter haftanın belirlenen günlerinde gidebilir ve herhangi bir mahkumdan, herhangi bir avukata, hiçbir kurumdan izin almaksızın vekaletname alabilir.
Cezaevi olamamasına rağmen, yabancıların avukatları ile veya dışarda yakınları ile telefonla görüşme hakları bulunmamaktadır. Cezaevlerinde haftada bir, bazı cezaevlerinde iki haftada bir mahkumların yakınları ile ve avukatları ile telefonla görüş hakları bulunmaktadır.
Bazı geri gönderme merkezlerinden yoğun şekilde kaba dayak ve tehdit duyumları alınmaktadır. En çok bu yönde ihbar alınan GGM İzmir Işıkkent, Muğla, Aydın geri gönderme merkezidir.
GGM’lerde yabancılara zorla evraklar imzalatılmak istenmektedir. Yabancı şahısların çoğu evrak okuyacak ve okuduğunu anlayacak düzeyde Türkçeleri yoktur. Buna rağmen zorla evrak imzalatılmaktadır. Kanunen evrak imzalamayan kişi için yapılması gereken, imzadan imtina edildiğini belirtir bir tutanak tutulmasıdır.
GGM’lerde yabancıları bulundukları ortamdan bezdirmek ve kendi rızaları ile sınır dışı olmaları için sistematik olarak uygulamalar yapılmaktadır. Örneğin, yemekler iğrenç derecede kötü çıkarılmakta, kişilerin doktor veya hastaneye gitmeleri savsaklanmakta, ilaç talepleri yerine getirilmemektedir.
Bazı GGM’lerde çocukların bulunduğu ortamda sigara içilmektedir. Bunun sebebi GGM’lerin yapıları gereğidir. Yukarıda da bahsetmiş olduğumuz gibi GGM’ler kişilerin uzun süre kalabilecekleri ortamlar değildir.
Bazı GGM’lerde çocuklar, başörtülü anneleri ile hayat kadını denilen kişiler aynı ortamda tutulmaktadır. Bu durumun çocukların psikolojik gelişimlerine etkilerini yazmaya gerek bile duymuyoruz. Kanuna göre özel ihtiyaç sahibi sayılan çocuklu kadınlar için herhangi bir hassasiyet gösterilmemektedir
Geri gönderme merkezlerinde sürekli sağlık personeli bulunmamaktadır. Hastalık şikayetleri, kötü niyetli olduğu gerekçesi ile savsaklanmakta ve zamanında hastaneye nakiller yapılmamaktadır.
Geri gönderme merkezleri insanların uzun süre barınacakları yerler olmadıklarında, cinnet vakıaları ve hatta intihar vakıaları yaşanmaktadır. Bu vakıaları kişilerin psikolojik sorunlarına bağlayıp geçiştirmek sorunu hasıraltı etmektir. Çünkü bu vakıaların fazlalaşmasının asıl sebebi bu yerlerin fiziksel koşulları ve bu insanlara yapılan psikolojik baskılardır.
Göç idaresine girişte avukattan müvekkiline ait vekâletname talep edilmektedir. Avukatlık kanunun 46. Maddesine göre avukatın vekaletname olmaksızın dosya inceleme hakkı bulunmaktadır. Ancak göç idareleri bırakın dosya incelemeyi kamu binasına girmeyi bile vekaletname göstermeye bağlamaktadır. Bu vekaletnameyi denetleme yetkisini ise kapıda bulunan güvenlik görevlisine yaptırmaktadır.
İadesine karar verilen ve ülkesine sınır dışı edilmek üzere havaalanına getirilmiş olan yabancılara şiddet uygulanmaktadır. Bu şiddet bazen fiziki şiddet bazen ise manevi/psikolojik şiddet şeklinde kendini göstermektedir. Özellikle manevi şiddete dayanamayan ve ülkesine gönderilmesi halinde mutlak suretle idam veya işkence ile karşılaşacağını gören kişiler, uçağa binmemek için kendisine zarar vermekte, kollarını ve bacaklarını keserek yaralamaktadırlar. Bu şekilde kendini kesen kişilerin fotoğrafları raporu hazırlayanda bulunmakta olup, çok kanlı olması nedeni ile rapora eklenmemiştir.
Reel politik sebepler; gidecekleri, sığınacakları bir yer olmadığı için tek kurtuluş yeri olarak ülkemizi gören ve bize sığınan mazlum insanların iadesi ve sınır dışı edilmesi için geçerli sebep olamaz. Ayrıca bu insanların soydaş ve dindaşlarımız olduğu gerçeğini de düşünürsek hiçbir reel politik durum, iadelere ve sınır dışı etmelere gerekçe teşkil edemez. Ülkemiz 4.000.000 Suriyeli’ye ev sahipliği yapmaktadır ve bu durum ile haklı olarak övünmekteyiz. Rabbimiz bir ülkenin tüm fertlerine Ensar olma şerefini bahşetmiştir. Bununla şereflenmişken toplamda 100.000’i bile bulmayan Türki Cumhuriyetlerden ve başta Mısır olmak üzere farklı ülkelerden siyasi nedenlerle ülkemize sığınmış olan insanları ülkelerine iade ederek lanetle anılan Boraltan katliamına benzer örneklere yol açmamak gerekmektedir.
Giriş bölümünde bahsettiğimiz dış politikadaki değişiklere paralel olarak değişen yabancıların statülerini bir kenara koyarsak, Öncelikle yapılması gerekenler aşağıda yazılmıştır.
Avrupa Anayasaları listesinde; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Anayasası, Türkiye’nin de garantör olduğu 1960 Kıbrıs Anayasası, Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasası, Fransa Anayasası, İtalya Cumhuriyeti Anayasası, Danimarka Krallığı Anayasası, İrlanda Anayasası, İspanya Anayasası, Portekiz Cumhuriyeti Anayasası, Hollanda Krallığı Anayasası, Çek Cumhuriyeti Anayasası, Belçika Anayasası, Avusturya Federal Anayasası ve Rusya Federasyonu Anayasası ile Kosova Cumhuriyeti Anayasası bulunmaktadır. İngiltere’nin yazılı anayasası bulunmamaktadır.












Çek Cumhuriyeti Anayasası Türkiye Barolar Birliği önceki başkanı Vedat Ahsen Coşar tarafından Türkçeye tercüme edilmiş ve Barolar Birliği tarafından Faruk Erem‘e Armağan ismi ile 1999 yılında yayınlanan eserde yayınlanmıştır.
Çek Cumhuriyeti Anayasası, 01 Ocak 1993 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Çek Cumhuriyetinin anayasal düzeni; Birleşmiş Milletler Temel Hak ve Özgürlükler Bildirgesini, bu Anayasa’ya uygun duruma getirilen temel yapılanma yasalarını, 06 Haziran 1992’den itibaren uygulanan Çekoslovak Cumhuriyeti Milli Meclisi, Çekoslovak Sosyalist Cumhuriyeti Federal Meclisi ve Çek Cumhuriyetinin devlet sınırlarını tanımlayan Çek Milli Konseyi’nin temel yapılanma yasalarını kapsamaktadır.




Avrupa Anayasaları
Mülteci Hukukunda Çocukların Statüsü isimli eser, Gedik Üniversitesi Öğretim Görevlisi Nurşin Küçükyazıcı tarafından yayına hazırlanarak Adalet Yayınevi tarafından 2020 yılı Şubat ayında okuyucu ile buluşturulmuştur.

Birleşmiş Milletler sonrası imzalanan 1951 Tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme’den önceki dönem özetlenmiş, sözleşmenin getirdiği yeni statü tanımlanmıştır. 1967 Tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsü ile İlgili Protokol ve Birleşmiş Milletler Ülkesel Sığınma Bildirisi kitapta yer alan temel metinlerdendir.
Afrika Birliği Örgütü’nün mülteci tanımı, Cartagena Mülteciler Deklarasyonu, Arap Ülkelerindeki Mültecilerin Durumunu Düzenleyen Arap Birliği Sözleşmesi, Avrupa Birliği (AB) Hukukundaki Düzenlemeler ve Ulusal Mevzuat kitabın inceleme alanlarındandır.
Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’ndan Önceki Düzenlemeler, İskan Kanunu, 1994 Tarihli İltica ve Sığınma Yönetmeliği, Ulusal Eylem Planı Çerçevesinde Hedeflenen Düzenlemeler, 2006 Tarihli İçişleri Bakanlığı Talimatı, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ve Geçici Koruma Yönetmeliği kitapta detaylı şekilde incelenmiştir.
Mülteci Tanımı, Şartlı Mülteci Tanımı, İkincil Koruma, Geçici Koruma kavramları bilimsel analize tabi tutulmuştur.

“Bu çalışma, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalı İnsan Hakları Hukuku Tezli Yüksek Lisans Programı’ndaki öğrenimim sonunda hazırladığım ve oybirliği ile kabul edilen “Mülteci Çocukların Hukuki Statüsü” başlıklı yüksek lisans tezimin kitap haline getirilmesi fikrinden doğmuştur. Sığınma arayan çocuklar konusu, Uluslararası Hukuk literatüründe her daim güncelliğini muhafaza eden konulardan biridir. Dolayısıyla tez çalışmamın kitap olarak yayınlanması fikri de başlı başına bu konuyla ilgili hukuki sorunların ortaya konulmasına hizmet etmeyi amaçlamaktadır.
Bununla birlikte tez konumla ilgili kaynak taraması yaptığım dönemde, ülkemizde mülteci ve sığınmacıları ilgilendiren konuların daha çok uluslararası ilişkiler, siyaset bilimi ve kamu yönetimi gibi disiplinlerce ele alındığı, maalesef ki hukuk alanında yapılan çalışmaların sayısının oldukça az olduğu görülmüştür. Kaldı ki bu süreçte, mülteci mevzuatı içerisinde sığınma arayan çocukların statülerini değerlendiren yalnızca birkaç çalışmaya rastlanıldığı söylenebilir.
Halbuki çocuklar, sığınma arayışları s ırasında ve varış ülkelerinde azımsanmayacak sayıda hak ihlallerine maruz kalabilmektedirler. Bu yüzdendir ki tüm bu sorunlara hukukçuların daha fazla eğilmesi gerektiği kanaatine vardım. Söz konusu eksikliği bir nebze de olsa giderebilmek adına bir adım atma isteğim böyle bir çalışmanın ortaya çıkmasını sağlamıştır. Elbette ki bu fikrin bu kadar çabuk filizlenmesi, tezimin böyle bir amacı karşılayacağını söyleyerek beni onurlandıran çok kıymetli hocalarım sayesindedir.”
Eraslan ÖZKAYA, 19.06.2002 ile 01.12.2004 yılları arasında Yargıtay Başkanlığı görevini yürütmüştür.
Özkaya, 1939 yılında Hacıbektaş’ta doğmuş, Ankara Gazi Lisesini bitirmiştir. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1962 yılında mezun olduktan sonra, askerliğini Hadimköy’de yedek subay olarak yapmıştır.
Ankara hakim adayı olarak mesleğe başlamış; sırasıyla Hınıs Cumhuriyet Savcılığı, Tuzluca ve Pazarcık Hakim Yardımcılığı, Pazarcık ve Haymana Hukuk Hakimliği, Ankara Tapulama, Sulh Hukuk ve Asliye Hukuk Hakimliği görevlerinde bulunmuştur.
27.5.1986 tarihinde Yargıtay Üyeliğine atanan Eraslan Özkaya, Yargıtay Büyük Genel Kurulunca 15.9.1994 tarihinde ilk kez, 22.9.1998 tarihinde ikinci kez Yargıtay Birinci Hukuk Dairesi Başkanlığına seçilmiştir.
Sami Selçuk‘un yaş haddi nedeniyle emekli olması üzerine 19.6.2002 tarihinde Büyük Genel Kurulca Yargıtay Birinci Başkanlığına seçilmiş, bu görevde iken 01.12.2004 tarihinde yasal yaş sınırı nedeniyle emekliye ayrılmıştır.
Eraslan Özkaya’dan sonra Osman Arslan Yargıtay Başkanı olmuştur.
Fransızca bilen Özkaya’nın; 3 ciltten oluşan Elatmanın Önlenmesi Davaları, Muvazaa Davaları, İmar Hukuku ve Mevzuatı, Vekalet Sözleşmesi ve Kötüye Kullanılması, İnançlı İşlem ve Muvazaa Davaları, Hata, Hile, İkrah Davaları, Gabin Davaları, Eski Vakıf Hukuku, Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süreler, İmar Kanunu Şerhi ve Mevzuat ve Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi adlı eserleri ve mesleki konularda yayımlanmış çeşitli makaleleri bulunmaktadır. Evli ve üç çocuk babasıdır.

Eserde, üçüncü kişilerin açtıkları muvazaa davalarında Borçlar Hukuku, Ticaret Hukuku, Sosyal Sigortalar Hukuku alanında yapılan muvazaalı sözleşmelere ilişkin daha geniş açıklamalar yapılarak örnek içtihatlar konulmuş, kitap bu yönde daha da genişletilmiş, yazara ulaşan soruların cevaplandırılması hedeflenmiştir.
Değişen ve yeni çıkan içtihatlar hakkında yazar görüş ve düşüncelerini açıklamış, son çıkan içtihatlar gözden geçirilerek emsal nitelikte olanlar kitaba eklenmiştir.
Konu Başlıkları
İnançlı İşlem
Muvazaa
Taraf Muvazaası
Üçüncü Kişinin Açtığı Muvazaa Davaları
Muris Muvazaası
Nam–ı Müstear (Takma Ad)
Kanuna Karşı Hile (Kanundan Kaçma)
Sözleşmenin İptali
İcra İflas Kanununa Göre Sözleşmenin İptali Davaları
6183 Sayılı Kanuna Göre Sözleşmenin İptali Davaları
Davaların Birbirleri ile İlişkileri

Kitabın birinci baskısından sonra Medeni Kanun, Borçlar Kanunu, Ticaret Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu, Ceza Kanunu, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu gibi temel kanunlar yürürlükten kaldırılarak yenileri kabul edilmiş, öteki kanunlarda da önemli değişiklikler yapılmıştır.
Borçlar Kanunu’nun irade bozukluklarına “rızadaki fesat’a” ilişkin hükümlerinde de önemli değişiklikler yapılmış yanılma “hata”, aldatma “hile”, korkutma “ikrah” hukuki müesseseleri isimleri dahil önemli değişikliklere uğramışlardır.
Tüm bu değişiklikler eserin yeniden ele alınıp yeni baştan yazılmasını zorunlu kılmıştır. Bu arada yeni içtihatlar çıkmış, kanunlardaki değişikliklere paralel olarak içtihatlarda bazı değişiklikler olmuştur.
Tüm bu nedenlerle kitap dördüncü baskıda adeta yeniden yazılmış, konular daha da genişletilip, derinleştirilerek incelenmiş, emsal niteliğindeki önemli içtihatlar kitabın bünyesine alınmış, eser konusunda gerek bilimsel, gerekse uygulama yönünde tüm ihtiyaçlara cevap verecek bir kapasiteye ulaştırılmaya çalışılmıştır.
| İrade Bozuklukları (Rızadaki Fesat) | |
| Yanılma “Hata” | |
| Aldatma “Hile” | |
| Korkutma “İkrah” | |
| İrade Bozukluğunun Giderilmesi |

Gerek maddi gerekse usul hukukumuzda sürelerin büyük önemi ve yeri bulunmaktadır. Her dava veya hukuki işlemin kanunlarımızda yer alan süre çeşitlerinden bir veya birkaçı ile ilgisinin olduğunu rahatlıkla söylemek mümkündür.Ne yazık ki, nitelikleri, koşulları hüküm ve sonuçları tamamen farklı olan süreler hakkında kanunlarımız yeterli açıklıktan yoksundur.Bu husus hakların, davaların kaybedilmesine, asgariden sürüncemede kalmasına sebebiyet vermektedir.
Bu nedenle kanunlarımızda yer alan, kazandırıcı, kaybettirici zamanaşımı süreleri ile hak düşürücü süreler, hakka bağlı süreler, düzenleyici süreler, usuli süreler, kabul edilme nedenleri, nitelikleri, koşulları, hesap edilmeleri, durma ve kesilme sebepleri, hüküm ve sonuçları birbirlerine benzer ve farklı yönleriyle topluca şematik ve sistematik olarak bütün boyutları ile incelenmiş, bu yöndeki bilimsel görüşlere ve seçme içtihatlara yer verilmiş, bu suretle tüm ilgililere, hukukçulara, hak sahiplerine faydalı olmaya çalışılmıştır.
| Kazandırıcı Zamanaşımı Süreleri | |
| Kaybettirici Zamanaşımı Süreleri | |
| Düzenleyici Süreler | |
| Hakka Bağlı Süreler | |
| Usuli Süreler | |
| Hak Düşürücü Süreler | |
| Sürelerin Koşulları | |
| Sürelerin Hesaplanması | |
| Sürelerin Durması | |
| Sürelerin Kesilmesi | |
| Ek Süreler | |
| Uzatılmış Süreler | |
| Konularla ilgili Emsal İçtihatlar |

Başta Türk Borçlar Kanunu olmak üzere Türk Ticaret Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu gibi ana kanunlar ile öteki kanunlarda yapılan değişiklikler ve kabul edilen yeni kanun hükümleri göz önünde tutularak eserin yeni baştan hazırlanması gerekmiştir.
Kitap yeniden yazılırken eski ve yeni Borçlar Kanunu’nun hükümleri karşılaştırılmış, yapılan değişikliklere işaret olunmuş, bilimsel görüşlere ve yeni içtihatlara da yer verilerek vekâlet sözleşmesine ilişkin özel hükümler hakkında detaylı açıklamalarda bulunulmuştur.
Ayrıca Borçlar Kanunu’nun vekâlet sözleşmesini düzenleyen özel hükümlerini bütün boyutları ile açıklayabilmek için vekâlet sözleşmesinin özel türleri olarak kabul edilen ve Borçlar Kanunu’nun Vekâlet İşleri ile ilgili dokuzuncu bölümünde vekâlet sözleşmesi ile birlikte yer alan Kredi Mektubu, Kredi Emri ve Simsarlık Sözleşmeleri ikinci bölümde incelenmiş, ayrıca vekâletsiz iş görme hakkında yeterli açıklamalarda bulunulmuş vekâlet sözleşmesinin öteki iş görme sözleşmeleri ile benzer ve farklı yönlerine üçüncü bölüm ayrılarak derinliğine işlenmiştir.
Önceki baskıdan sonra çıkan içtihatlarla kitabın içtihatlar bölümü daha da zenginleştirilmeye çalışılmıştır.
| Vekalet Ücreti | |
| İşin Üçüncü Kişiye Gördürülmesi Halinde Sorumluluk | |
| Edinilen Hakların Vekalet Verene Geçişi | |
| Birlikte Vekalet Verenlerin ve Birlikte Vekillerin Sorumluluğu | |
| Ölüm, Ehliyetin Kaybedilmesi, İflas | |
| Özel Vekalet Çeşitleri | |
| Vekaletsiz İş Görme |
Eraslan Özkaya – Aşırı Yararlanma (Gabin) Davaları
Yürürlükten kalkmış olan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun “Gabine” ilişkin 21. maddesini karşılayan 6098 sayılı yeni Borçlar Kanunu’nun 28. maddesinde metin dilinin arılaştırılması dışında aşırı yararlanmanın “gabinin hüküm ve sonuçlarında değişiklik yapıldığı gibi tabi olduğu süreler yönünden de önemli yeni hükümler getirilmiştir. Aşırı yararlanma “gabin” hakkında yapılan bu değişiklik üzerine müessesenin yeni baştan incelenmesi zorunluluğu hasıl olmuş, eser üçüncü baskıya hazırlanırken yeniden titizlikle gözden geçirilmiş, bazı konular daha derinleştirilip, genişletilmiş, uygulamadaki bazı duraksamalara açıklık getirilmiştir. Yazarın iştirak etmediği bazı kararlar hakkındaki görüşleri de dipnot olarak açıklanmıştır.
| Kavram ve Tanım | |
| Aşırı Yararlanma (Gabin) Davaları | |
| Aşırı Yararlanmanın “Gabin’in” Unsurları | |
| Aşırı Yararlanmanın “Gabin’in” Hüküm ve Sonuçları |

Vakıflar ve Vakıf hukuku eski medeniyetlerden itibaren, özellikle İslam devletleri ve Osmanlı İmparatorluğunda tarihi perspektif içerisinde sıhhatli kaynaklara ilmi görüşlere ve içtihatlara dayanılarak geniş boyutları ile incelenmiş, hukukevler arasındaki görüş ayrılıkları ve nedenleri açıklanmış, günümüz tatbikatında dahi geniş yer tutan ve önemini koruyan vakıf davaları hakkında detaylı bilgiler verilmiş vakıf davaları ile ilgili seçilmiş içtihatlar kitap bünyesinde yer almıştır.
| Vakfın Tarifi Tanımı, Hukuki Mahiyeti Önemi | |
| Vakfın Kurulması ve Geçerlilik Koşulları | |
| Vakfın Eski Medeniyetlerde, islam Devletlerinde ve Osmanlı İmparatorluğundaki Tarihi Gelişimi | |
| Vakfın Unsurları ve Koşulları | |
| Vakfın Çeşitleri | |
| Vakıfların İdaresi Ehliyet ve Tevliyet | |
| Gedik ve Çeşitleri | |
| Vakıflarla ilgili Seçilmiş içtihatlar |
|
1640 |
Bizanslı prenses, felsefeci, hekim, hastane yöneticisi ve tarihçi Anna Komnini(Anna Comnena) dünyaya geldi. (1 Aralık 1083 – 1153) 11. yüzyılın sonu ile 12. yüzyılın başı arasında Bizans siyasi tarihinin ana kaynağı olan Aleksiad adlı eserin yazarıdır. |
|
1640 |
Portekiz, İspanya’dan bağımsızlığını ilan etti. |
|
1821 |
José Núñez de Cáceres, Dominik Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını kazandı. Yeni bölgeyi İspanyol Haiti Cumhuriyeti olarak adlandırdı. |
|
1824 |
Amerika Birleşik Devletleri başkanlık seçimlerinde hiçbir aday seçimde toplam seçim oylarının çoğunluğunu alamadığından, Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisine, Amerika Birleşik Devletleri Anayasasının On İkinci maddesi Değişikliği uyarınca kazananı belirleme görevi verildi. |
|
1834 |
1833 Köleliğin Kaldırılması Yasası uyarınca Cape Colony’de kölelik, kaldırıldı. |
|
1865 |
Amerika Birleşik Devletleri’nin güneyinde ilk siyahi üniversitesi olan Shaw Üniversitesi, 1 Aralık 1865 yılında Kuzey Carolina, Raleigh’de kuruldu. |
|
1900 |
Nikaragua yönetimi, kanal haklarını ABD hükümetine 5 milyon dolara sattı. Kanal anlaşması Mart 1901’de başarısız oldu. Büyük Britanya, değiştirilen anlaşmayı reddetti. |
|
1918 |
İzlanda, bağlı olduğu Danimarka krallığından egemenliğini ilan etti |
|
1919 |
Lady Astor; Birleşik Krallık, Avam Kamarası’nda yerini alan ilk kadın parlamento üyesi oldu. |
|
1920 |
Fransız politikacı Pierre Poujade doğdu. (Ölümü: 27 Ağustos 2003) |
|
1921 |
Yabancı firmaların ellerinde bulunan demiryolu işletmeciliği millileştirildi ve Anadolu Demiryolları Müdüriyet-i Umumiyesi adlı kurum oluşturuldu. |
|
1924 |
Türkiye–Estonya arasında Dostluk, Siyasal İşbirliği, İttifak ve Tarafsızlık Antlaşması (Münakit Muhadenet Muahedenâmesi) imzalandı. |
|
1925 |
Locarno Antlaşması, Fransa, Almanya, Birleşik Krallık, İtalya, Polonya, Belçika ve Çekoslovakya arasında İsviçre’nin Locarno şehrindeki konferansın ardından Londra’da imzalandı. |
|
1926 |
Türkiye ve Yunanistan arasında Ahali Müdalesi kapsamında el konan taşınmazların karşılıklı olarak değiştirilmesine yönelik antlaşma imzalandı. |
|
1928 |
|
|
1931 |
30 Kasım 1931 tarihinde kabul edilen İktisadi Buhran Vergisi Kanunu 1 Aralık 1931 tarihinde Resmi Gazete‘de yayınlanarak yürürlüğe girdi. |
|
1937 |
Ziraat ve Maliye Bakanlıkları tarafından müştereken hazırlanarak 7762 Kararname numarasıyla 8 Kasım 1937’de kabul edilen Orman İşletme Talimatnamesi 1 Aralık 1937’de Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Talimatnamenin dayanağı, Orman Kanunu, Orman Koruma Teşkilât Kanunu ve Orman Umum Müdürlüğü Teşkilât Kanunu’dur. |
|
1938 |
27 Haziran 1938 de kabul edilen 3499 sayılı Avukatlık Kanunu 1 Aralık 1938′ de yürürlüğe girdi. Bu kanun 19 Mart 1969’da kabul edilen 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu ile yürürlükten kaldırıldı. |
|
1943 |
Roosevelt, Churchill ve Stalin’in katıldığı Tahran Konferansı sona erdi. |
|
1951 |
Birleşmiş Milletler Mültecilerin Statüsüne İlişkin Sözleşme 1 Aralık 1951 tarihinde imzalandı. |
|
1954 |
Ulus Gazetesi başyazarı Gazeteci Hüseyin Cahit Yalçın, Demokrat Parti yönetimine karşı bir yazısından dolayı 79 yaşında tutuklanarak hapse girdi. Kısa süre sonra Cumhurbaşkanı tarafından affedildi. Hapishaneden çıktıktan sonra da yazı yazmayı ve iktidarı eleştirmeyi sürdürdü. |
|
1955 |
Montgomery, Alabama’da (ABD) Rosa Parks adında zenci bir kadın, otobüste yerini beyaz bir adama vermediği için tutuklandı. Ayrıca şehrin ırk ayrımcılığına dayanan yasalarını ihlal ettiği için suçlandı. Bu durum şehirde otobüs boykotuna yol açtı. Parks 14 $ para cezasına çarptırıldı, dava temyize götürüldü. 40 bin siyah 381 gün boyunca “otobüsleri boykot” eylemi yaptı, ırkçı yasa iptal edildi. |
|
1958 |
1 Aralık 1958’de yandaş radyo yayınlarına tepki olarak İstanbul’da RADYOLARDA PARTİZAN YAYINLARI DİNLEMEK İSTEMEYENLER DERNEĞİ kuruldu. Kurucularına 6 Aralık 1958’de dava açıldı. Dernek, 13 Kasım 1959’da feshedildi. |
|
1959 |
Antarktika Antlaşması, 1 Aralık 1959’da Washington’da imzalanmış, 23 Haziran 1961’de yürürlüğe girmiştir. 2024 yılı itibarıyla antlaşmaya taraf 57 ülke bulunmaktadır. |
|
1964 |
Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında ortaklık kurulmasını öngören, 12 Eylül 1963’te imzalanan Ankara Antlaşması yürürlüğe girdi. Türkiye-AB Ortaklık Konseyi, ilk toplantısı 1 Aralık 1964 tarihinde gerçekleştirdi. Antlaşmanın nihai amacı Türkiye’nin Avrupa Topluluğuna tam üye olmasıdır. |
|
1966 |
Kuşların Himayesine Dair Milletlerarası Sözleşme, 19 Mart 1902′ de Paris’ te imzalanan Ziraata Faydalı Kuşların Himayesine Dair Milletlerarası Sözleşmenin (International Convention for the Protection of Birds Useful to Agriculture) değiştirilmesi suretiyle 18 Ekim 1950’de Paris’ te düzenlenerek imzalandı. Sözleşme, 1 Aralık 1966 tarihli ve 797 sayılı Kanunla onaylandı, Resmî Gazetenin 17.12.1966 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi. |
|
1972 |
İtalyan hukukçu ve politikacı Antonio Segni yaşamını yitirdi. (Doğumu: 2 Şubat 1891-Ölümü: 1 Aralık 1972) |
|
1973 |
Papua Yeni Gine, Avustralya’dan özerkliğini 16 Eylül 1975’te de bağımsızlığını ilan etti. |
|
1973 |
İsrail’in ilk başbakanı ve İsrail Devleti’nin kurucusu David Ben-Gurion yaşamını yitirdi. (Doğumu: 16 Ekim 1886) 1912 yılında 8 ayda Türkçe öğrendikten sonra İstanbul’a taşındı ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde öğrenim gördü. Sosyalist Siyonizmin önde gelen siyasi önderlerindendi. 14 Mayıs 1948’de Tel Aviv’de İsrail Bağımsızlık Bildirgesi‘ni okudu. Bildiride yeni kurulan ülkenin vatandaşlarının ırk, din, cinsiyet ayrımı yapılmadan eşit sosyal ve siyasi haklara sahip olacağını vadetti. 1948 Arap-İsrail Savaşı’nda ülkenin liderliğini yaptı. 1942 yılında New York’ta düzenlenen Biltmore Konferansı’nın programını hazırlayan kişi oldu. Hükûmetteki görevinden ayrıldıktan sonra Ulusun Atası payesi ile onurlandırıldı. |
|
1977 |
SBF-DER Başkanı Hakan Yurdakuler’i 8 Nisan 1976’da öldürmekten sanık Davut Haskırış 20 yıl hapse mahkum edildi. |
|
1982 |
Sıkıyönetim idaresi, Günaydın gazetesinin yayımını durdurdu. |
|
1982 |
12 Eylül Darbesinden sonra oluşturulan Danışma Meclisi’nin görevi, 6 Kasım 1983 genel seçimlerinden sonra yeni parlamentonun göreve başlamasıyla sona erdi. |
|
1984 |
|
|
1986 |
Yazar Demir Özlü, hakkında açılan davaya katılmaması gerekçesiyle vatandaşlıktan çıkarıldı. |
|
1987 |
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Dünya AIDS Günü’nü ilan etti. |
|
1987 |
15 yıla kadar hapis istemiyle yargılanan İlginç Özkeskin ve Hasan Askeri duruşmada tek tip elbiselerini yırttıkları için “Mahkemeye hakaret”ten 5’er ay hapis cezası aldı. İstanbul DGM’de aynı sebepten 7 mahpus, 1 – 5 ay arası ceza aldı. |
|
1988 |
Cumhurbaşkanı Kenan Evren öğrenci af yasasını veto etti. Yasa üniversitelerde kılık kıyafete serbestlik tanıyordu. |
|
1989 |
Vatikan’da Papa 2.Jean Paul ile görüşen Mihail Gorbaçov, SSCB’nin Vatikan’la diplomatik ilişki kurmayı kabul ettiğini duyurarak Papa’yı SSCB’ye davet etti. Papa Gorbaçov’u, ailesini ve tüm Sovyet halkını takdis etti, Katoliklere din özgürlüğü yasasının çıkarılmasını istedi.. |
|
1991 |
Nursultan Nazarbayev, oyların %98,7’sini alarak Kazakistan’ın halk tarafından seçilen ilk Cumhurbaşkanı oldu. |
|
1995 |
Yaşar Kemal, Der Spiegell’deki “Zulmün Artsın” başlıklı yazısında “bölücülük yaptığı” suçlamasıyla yargılandığı davada, TMY’nın 8.maddesinde yapılan değişiklikliğin dikkate alınması sonucunda beraat etti. |
|
1997 |
İsviçre’den Türkiye’ye giriş yaptığı sırada gözaltına alınan şair-yazar Nihat Behram serbest bırakıldı. |
|
2000 |
Şili’nin eski diktatörü Augusto Pinochet‘nin, iktidarı dönemindeki cinayet ve insan kaçırma suçlarından dolayı tutuklanmasına karar verildi. |
|
2002 |
İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Filistinli intihar komandolarını “savaş suçlusu” olarak niteledi. Filistin yönetimi 160 sayfalık rapora sert tepki gösterdi. Filistin lideri Yaser Arafat’ın Yardımcısı Ebu Rudeyna, raporda İsrail’in sorumluluğuna değinilmemesini eleştirdi. |
|
2003 |
BM Genel Kurulu, ilk kez yolsuzluklarla mücadeleyi öngören uluslararası sözleşmeyi kabul etti. Sözleşme rüşvet, zimmete para geçirme, karapara aklamayı suç sayıyor ve bu yolla elde edilen malvarlıklarına el konulmasını öngörüyor. ABD, özel sektör ve sanayi sektöründe verilebilecek rüşvetlerin kapsam dışında bırakılmasını sağladı. |
|
2003 |
İsmail Rüştü Cirit başkanlığındaki Üsküdar 2.Ağır Ceza Mahkemesi, Akbil Davası’nda 37 kişiden 29’u hakkında beraat kararı verdi, Başbakan Erdoğan ve 3 AKP milletvekilinin yargılanması dokunulmazlık kapsamında durduruldu. |
|
2004 |
Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya, 1 Aralık 2004 yılında yaş haddinden emekliye ayrıldı. |
|
2005 |
Kırgısiztan’da yedi cezaevinde isyan çıktı.17 bin mahkumun kaldığı 35 cezaevinde olağanüstü hal ilan edildi. Güvenlik güçlerinin yaptığı baskınlarda 21 mahkum öldü. |
|
2005 |
Britanya’da vatandaş olmak isteyenlerin “Britanya’da Yaşam” adlı 45 dakikalık sınava tabi tutulmasına karar verildi. The Independent gazetesi “sadece yabancılar geçmeli, yerliler cehaletin tadını çıkarabilir” başlığını attı. |
|
2006 |
Türkiye’nin ilk Sümerologlarından 92 yaşındaki Muazzez İlmiye Çığ, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılamak”tan yargılandığı davada beraat etti. Çığ “Vatandaşlık Tepkilerim” adlı kitabında suç işlediği gerekçesiyle yargılanıyordu. |
|
2008 |
Afrika ülkelerinden Liberya’da, ülkenin tek yüksek güvenlikli cezaevinden 100’ü aşkın mahkum firar etti. |
|
2010 |
DİSK genel başkanlarından Kemal Türkler’in öldürülmesine ilişkin Ünal Osmanağaoğlu’nun yargılandığı dava, zaman aşımı gerekçesiyle düşürüldü. |
|
2011 |
YÖK Genel Kurulu, üniversiteye giriş sınavında yerleştirme puanlarının hesaplanmasında kullanılan katsayı uygulamasını kaldırdı. |
|
2014 |
Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu arasında cezai konularda karşılıklı adli yardımlaşma ve suçluların iadesi anlaşması imzalandı. Anlaşma, 15 Şubat 2017 tarihinde TBMM’de kabul edildi ve 01 Mart 2017 tarihinde resmi gazetede yayınlandı. |
|
2017 |
|
|
2020 |
Bangladeşli filozof ve kadın hakları savunucusu Hasna Begum hayatını kaybetti. (Doğumu: 24 Şubat 1935) Dakka Üniversitesi’nde felsefe bölümü profesörlüğü yaptı. 1991-1994 yılları arasında Dakka Üniversitesi Felsefe bölümü başkanı oldu. 2010 yılında Bangladeş’in Rokeya Üniversitesi Öğrenim Komisyonu’na (UGC) atandı. 1997-2005 yılları arasında Uluslararası Biyoetik Derneği’nin (IAB) yönetim kurulu üyeliği yaptı. Ayrıca “Biyoetik” adlı derginin editörü ve yönetim kurulu üyeliğinde bulundu. |
|
2022 |
|
|
2024 |
|

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi’nin haksız ve hukuksuz bir biçimde görevden alınması talebiyle açılan davanın yedinci duruşması 30 Kasım 2023 günü Ankara Dışkapı Adliyesi’nde görüldü.
Duruşma öncesi adliye önünde bir basın açıklaması yapıldı. Açıklamaya Türkiye Tabipleri Birliği Merkez Konseyi ve seçili kurulların üyeleri, tabip odalarının yönetici ve üyeleri ile hekim ve hak örgütlerinin, emek-meslek örgütlerinin, demokratik kitle örgütlerinin, siyasi partilerin temsilcileri ve milletvekilleri katıldı. Açıklamada “Susmuyoruz, korkmuyoruz, hiçbir yere gitmiyoruz”, “Direne direne kazanacağız”, “TTB susmadı, susmayacak”, “Yaşamak, yaşatmak istiyoruz” sloganları atıldı.
TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın basın açıklamasını okumasının ardından kurum temsilcileri tarafından kısa konuşmalar yapıldı.
Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) adına Fikri Kalender; gelirde ve vergide adaletsizliğin sürdüğü, emekçilerin yoksullukta eşitlendiği, baskı ve zulmün tırmandığı, yargı kararlarının bir kişinin iki dudağı arasında olduğu koşularda mücadele ve dayanışmanın kaçınılmaz olduğunu söyledi ve TTB ile omuz omuza olmayı sürdüreceklerini ifade etti.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Genel Sekreteri Şenol Köksal; TTB’nin sadece TTB olmadığını, aynı zamanda DİSK, KESK, TMMOB, demokratik kitle örgütleri ve topyekun toplumsal muhalefet olduğunu belirtti. Köksal, bu hukuksuzluk karşısında milyonlar olduklarına dikkat çekerek doğru bildiklerini söylemeye devam edeceklerini kaydetti.
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Genel Sekreteri Dersim Gül; halkın afetlere karşı korumasız bırakılmasına, rantsal dönüşüm ile kamusal varlıkların heba edilmesine, sağlığın özelleştirilmesine ve tüm bu yağma düzenine rağmen toplumun biat etmesinin amaçlandığını dile getirdi. Toplumsal muhalefetin köklü mücadele geleneğine atıf yapan Gül, davanın bir an önce düşürülmesi talebini yineledi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Şanlıurfa Milletvekili Mithat Sancar; “amaç dışı faaliyet” iddiasına karşın yaşam hakkını savunan, iyi hekimlik değerlerine sahip çıkan, barış ve demokrasi mücadelesi veren TTB’nin tam da amacına göre hareket ettiğinin altını çizdi. TTB’nin sesi gür çıktığı için hedef alındığına dikkat çeken Sancar, dayanışmanın ötesinde ortak bir mücadele hattı örülmesi gerektiğini vurguladı.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Dr. Zeliha Aksaz Şahbaz; “Biz hekimler olarak meslek ilkelerini örgütümüzden öğrendik. Örgütümüzle birlikte yol yürümeye; yaşam hakkını, demokrasiyi, barışı, toplum sağlığını önceleyen kamucu politikaları savunmaya devam edeceğiz. Bizi susturamayacaklar” diye konuştu.
Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık; bu siyasi davanın tek sebebinin, TTB’nin “Saray rejiminin bir halk sağlığı sorunu olduğu” tespitine dayandığını belirtti. Şık, ortak dayanışma ve mücadeleyi her düzlemde sürdüreceklerini sözlerine ekledi.
Basın açıklamasının ardından Ankara 31. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne geçildi.
Duruşmada ilk sözü alan TTB Hukuk Bürosu avukatları, hakimin tahkikat aşamasını bildirmesi üzerine beyanlarına başladı. Davaya gerekçe yapılan maddenin Anayasa’ya aykırı olduğunu, dolayısıyla bu usulsüz yargılamanın durdurularak dosyanın Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesi gerektiğini belirten avukatlar; TTB’nin bir meslek örgütü olarak kendi içinde yaptırım yapma hakkına sahip olduğunu, davanamenin meslek örgütü özerkliğini zedelediğini ifade etti. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın ifadesi alınmadan davanamenin açılmasına tepki gösteren avukatlar; Merkez Konseyi üyelerinin görevden alınmasının ölçülük ve seçme-seçilme ilkelerini zedeleyeceğini dile getirdi. Avukatlar ayrıca TTB’nin Dünya Tabipleri Birliği kurucu üyelerinden biri olarak tutum belgeleri doğrultusunda hareket ettiğini de sözlerine ekledi.
Dr. Şebnem Korur Fincancı da TTB’nin pandemiden şubat depremlerine toplum sağlığı için yürüttüğü çalışmalardan örnekler verdi. Mesleki sorumluluklarına sahip çıkan bir hekim ve bir adli tıp uzmanı olarak bilimsel bilgi paylaşmasının “kişisel görüş” denilerek kırılamayacağının altını çizen Korur Fincancı, davanamedeki usulsüzlüklere de dikkat çekerek “Bu örgütün hakkını teslim etmek, davanın esastan reddedilmesidir” dedi.
Duruşmaya verilen kısa aranın ardından kararını açıklayan mahkeme, TTB Merkez Konseyi üyelerinin görevden alınmasına karar verdi.
Duruşma öncesi TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı tarafından okunan açıklama ise şöyle:
Biz TTB’yiz, Görevimizin Başındayız!
Hukuki temelden yoksun bir siyasi davanın yeni bir duruşması için tekrar Dışkapı Adliyesi önündeyiz.
Seçilmişleri yargıyı kullanarak görevden almaya çalışmak, meslek örgütleri ve demokratik kamuoyu temsilcilerini susturmak iktidarın siyasi ajandasında önemli bir yer tutuyor, bunu biliyoruz.
Anayasa’yı tanımayan ve hukukun üstünlüğü ilkesini rafa kaldırmış olan iktidar hukuksuzlaştırmayı anayasasızlaştırma ile taçlandırmakta, her bir kurum ve birey için hayati olan anayasal hakların ilga edilmesine uğraşmaktadır.
Aynı zihniyet, bugün yine benzer yollarla TTB Merkez Konseyi’ni “amaç dışı faaliyet gösterme” gerekçesiyle görevden almaya çalışmaktadır. Amaç dışı faaliyet gösteren TTB değil, Anayasa’yı ve adaleti korumakla görevli olan kurumlardır.
Topluma kendi söylediğini tekrarlatmak dışında bir amaç gütmeyenler için TTB’nin faaliyetleri amaç dışı gibi görünebilir.
Aldırmıyoruz!
Biz görevimizin başındayız.
TTB Merkez Konseyi tüm baskılara rağmen bilimsel bilginin kılavuzluğundan, hekimlik mesleğinin etik ilkelerinden taviz vermeden; toplum sağlığı, meslektaşları ve tüm sağlık emekçilerinin hakları için mücadele etmeye devam edecektir.
Verilecek karar ne olursa olsun; hekimlik mesleğinin toplumsal sorumluluğunu yürekten hisseden TTB dün susmadı, bugün de susmayacaktır!
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
Kadınların Şiddete Karşı Korunması hakkındaki tavsiye kararı Avrupa Konseyi tarafından 30 Nisan 2002’de kabul edilmiştir. Bakanlar Komitesi’nin üye devletlere kadınların şiddete karşı korunmasına ilişkin Tavsiye Kararı Rec(2002)5 ve İzahat Belgesi tüm üye devletlere bu konuda yol haritaları önermektedir. (Recommendation Rec(2002)5 of the Committee of Ministers to member states on the protection of women against violence)
Temel insan haklarından biri sayılan kadın erkek eşitliği konusu, Kadın-Erkek Eşitliğini İzleme Komitesi’nin (CDEG) sorumluluğundadır. Komite’yi oluşturan (ve her biri bir ülkeyi temsil eden) uzmanlar hem ulusal düzeyde, hem de Avrupa Konseyi nezdinde etkin biçimde kadın erkek eşitliğinin sağlanması için girişimleri teşvik etmekle görevlendirilmişlerdir. CDEG bu amaçla tahlil, araştırma ve değerlendirmeler yapar, strateji ve siyasi önlemler saptar ve gerektiğinde uygun hukuki araçların çerçevesini çizmektedir.
Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Statüsü’nün 15.b maddesi uyarınca,
Kadınlara karşı şiddetin erkeklerle kadınlar arasındaki güç dengesizliğinden kaynaklandığını ve kadın cinsine karşı hem toplumda, hem aile içinde ciddi ayrımcılığa yol açtığını teyit ederek;
Kadınlara karşı şiddetin, kadınların insan hakları ve temel özgürlüklerini ihlal ettiğini ve zarar verdiğini
ya da bu hak ve özgürlüklerden yararlanma olanağını yok ettiğini öne sürerek;
Kadınlara karşı şiddetin, kadınların fiziksel, psikolojik ve/veya cinsel bütünlüklerine halel getirdiğini görerek;
Kadınların, insan hakları ve temel özgürlüklerle tutarlı olmayan geleneksel ya da töresel uygulamaların kurbanı olmaları hali de dahil, sık sık cinsiyetleri temelinde olduğu kadar kökenleri itibariyle de çok yönlü ayrımcılığa maruz kaldıklarını endişeyle görerek;
Kadınlara karşı şiddetin, Avrupa’da vatandaşların güvenliği ve demokrasiye önemli bir engel oluşturduğunu ve barış ve eşitliğin egemen kılınmasının aksine işlediğini göz önüne alarak;
Kadınlara karşı şiddetin, aile içinde -aile hangi biçimi alırsa alsın- ve toplumun bütün katmanlarında yaygınlığını endişeyle görerek;
Bütün Avrupa toplumlarını etkileyen ve bütün üyeleri ilgilendiren bu olguyla mücadelenin aciliyetini göz önüne alarak;
İkinci Avrupa Zirvesi’nde (Strasbourg, 1997) kabul edilen, üye ülke devlet ve hükümet başkanlarının, kadınlara karşı şiddetle ve kadınların cinsel sömürüsünün bütün biçimleriyle mücadelede kararlılıklarını teyid ettikleri Sonuç Bildirgesi’ni anımsatarak;
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (1950) hükümlerini ve Sözleşme organlarının, inter alia yaşam hakkı, işkence ve insanlık dışı ya da onur kırıcı muamele ya da cezaya maruz bırakılmama hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı ve adil yargılanma hakkını koruyan içtihadını akılda tutarak;
Avrupa Sosyal Şartı (1961) ile Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nı (1996) ve özellikle bu şartın kadınlarla erkekler arasında istihdam konusunda eşitliği ilgilendiren hükümlerini olduğu kadar, Avrupa Sosyal Şartı’na kolektif şikayet sistemi getiren Ek Protokol’ü göz önünde tutarak;
Çocukların kötü muameleye karşı korunmasına ilişkin R (79) 17 sayılı Tavsiye Kararı,
Aile içi şiddete ilişkin R(85) 4 sayılı Tavsiye Kararı,
Ceza yasaları ve usulü çerçevesinde kurbanın konumuna ilişkin R(85) 11 sayılı Tavsiye Kararı,
Kurbanlara yardım ve kurban konumuna itilmenin önlenmesine ilişkin R(87) 21 sayılı Tavsiye Kararı,
Aile içi şiddete ilişkin sosyal önlemler hakkında R (90) 2 sayılı Tavsiye Kararı,
Cinsel sömürü, pornografi, çocuk ve gençlerin fuhuşu ve ticaretine ilişkin R (91) 11 sayılı Tavsiye Kararı,
çocukları istismarın tıbbi ve sosyal yönlerine ilişkin R (93) 2 sayılı Tavsiye Kararı,
Cinsel sömürü amacıyla insan ticaretine karşı eyleme ilişkin R (2000) 11 sayılı Tavsiye Kararı,
ve Çocukların cinsel sömürüye karşı korunmasına ilişkin R (2001) 16 sayılı Tavsiye Kararı.
Avrupa Konseyi’nin düzenlediği Kadın-Erkek Eşitliği konulu 3. Avrupa Bakanlar Konferansı’nda (Roma,
1993) kabul edilen Deklarasyon ve Kararları da hatırlatarak;
Kadınlara Karşı Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına ilişkin Birleşmiş Milletler Deklarasyonu (1993), Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesine ilişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (1979), Uluslarötesi Organize Suçlara karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ve bu sözleşmeye ek, İnsan ve özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesi, Yasaklanması ve Cezalandırılmasına ilişkin Protokol (2000), Dördüncü Dünya Kadınlar Konferansı’nda (Pekin, 1995) kabul edilen Eylem Platformu, Pekin Deklarasyonu’nun ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edilen Eylem Platformu’nun (23.olağanüstü oturum, New York, 5-9 Haziran 2000) uygulamaya konması için İlave Eylem ve Girişimlere ilişkin Karar’ı akılda tutarak;
Birleşmiş Miletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni (1989) ve çocuk satışı, fuhuşu ve pornografisi ile ilgili bu sözleşmeye ek İhtiyari Protokol’ü (2000) akılda tutarak;
Uluslararası Çalışma Örgütü’nün Çocuk Emeğinin En Kötü Biçimlerinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılması için Acil Eyleme ilişkin 182 sayılı Sözleşmesi’ni (1999) ve Çocuk Emeğinin En Kötü Biçimlerine ilişkin R 190 sayılı Tavsiye Kararını da hatırlayarak;
Uluslararası insani yardım hukukunun temel ilkelerini ve özellikle savaş zamanında sivillerin korunmasına ilişkin 4. Cenevre Konvansiyonu’nu (1949) ve bu sözleşmenin 1. ve 2. Ek Protokollerini hatırlatarak;
Uluslararası Ceza Mahkemesi İç Tüzüğü’ne (Roma, 17 Temmuz 1998) cinsiyetle bağlantılı suçlar ve
cinsel şiddetin dahil edildiğini hatırlatarak;
1. kadınlara insan hakları ve temel özgürlüklerinin tanınması, bunları kullanma, bunlardan yararlanma ve bu hakların korunmasını teminat altına almak;
2. gerektiğinde, kadınların ekonomik ve sosyal haklarını özgür ve etkin bir şekilde kullanmalarını sağlayacak önlemleri almak;
3. bütün önlemlerin ülke çapında eşgüdümlenmesini, kurbanların ihtiyaçlarına odaklanmasını ve ilgili devlet kurumlarıyla sivil toplum örgütlerinin, özellikle bu tavsiye kararında belirtilen gerekli önlemlerin kararlaştırılıp uygulanmasıyla bağlantılandırılmasını sağlamak;
4. kadınlara karşı şiddetle mücadele eden sivil toplum örgütlerinin çalışmalarını her düzeyde teşvik etmek ve uygun lojistik ve maddi destek verilmesi dahil, bu örgütlerle aktif işbirliğini sağlamak.
II. Devletlerin şiddet fiillerini, bu fiiller ister devlet tarafından ister tekil kişilerce gerçekleştirilmiş olsun, engelleme, soruşturma ve cezalandırma konusunda gerekli ihtimamı gösterme ve kurbanları korumakla yükümlü olduklarını kabul etmek.
III. Kadınlara karşı erkek şiddetinin, kadınlarla erkekler arasında eşitsiz güç ilişkilerinden kaynaklanan temel bir yapısal ve toplumsal sorun olduğunu kabul etmek ve bu nedenle erkeklerin, kadınlara karşı uygulanan şiddetle mücadeleyi hedefleyen eylemlere katılımını teşvik etmek.
IV. Kadınlara karşı şiddetle mücadele eden bütün kurumları (polis, tıp ve sosyal yardım meslekleri) şiddetin önlenmesi ve kurbanların korunması için faaliyet sunan orta ve uzun dönemli eşgüdümlü eylem planları oluşturmaya teşvik etmek;
V. Ulusal ve uluslararası düzeyde araştırma, veri toplama ve ağ kurulmasını desteklemek;
VI. Kadınlara karşı şiddet başta olmak üzere eşitlik konusuyla ilgili, üniversite düzeyi dahil, yüksek öğrenim programları ve araştırma merkezleri kurulmasını desteklemek.
VII. Bilimle uğraşanlar, alan çalışması yapan sivil toplum örgütleri, siyasi karar alma konumundakiler, yasama, sağlık, eğitim kurumları, sosyal ve polis kurumları arasındaki karşılıklı etkileşimi geliştirmek.
VIII. Bu tavsiye kararının ekinde tarif edilen önlemleri, ulusal koşullar ve tercihler ışığında en uygun biçimde kabul etmek ve uygulamak ve bu amaçla kadınlara karşı şiddetle mücadele için bir eylem planı oluşturmayı gündeme almak.
IX. Avrupa Konseyi’ni bu tavsiye kararının hükümlerinin ulusal düzeyde takibinden haberdar etmek.
1. Bu tavsiye kararı çerçevesinde, ‘kadınlara karşı şiddet’ ifadesi, cinsiyete dayalı, kadınlara fiziksel, cinsel ya da psikolojik zarar veya sıkıntı veren ya da vermeye yol açabilecek her türlü şiddet fiilini ya da tehdidini ifade eder. Kamusal alanda ya da özel hayatta karşılaşılan baskı veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakmayı da içeren bu ifade aşağıda sayılanları kapsamakla birlikte, bunlarla sınırlı değildir:
a. inter alia fiziksel ve ruhsal saldırganlık, duygusal ya da psikolojik istismar, ırza geçme ve cinsel istismar, ensest, evlilik içi veya evlilik dışı çiftler arası tecavüz, töre adına işlenen suçlar, kadın cinsel organlarının mütilasyonu ve zorla evlilik gibi kadınlara zarar veren başka töresel uygulamalar dahil, aile içinde ya da hanede karşılaşılan şiddet;
b. inter alia ırza geçme, cinsel istismar, işyerinde, kurumlarda veya başka alanlarda cinsel taciz ve gözdağı dahil, genel olarak toplumda, kurumlarda ya da başka alanlarda karşılaşılan şiddet, cinsel ve ekonomik sömürü amacıyla kadın ticareti ve seks turizmi;
c. devlet ya da devlet görevlileri tarafından işlenen veya göz yumulan şiddet;
d. silahlı çatışma ve özellikle rehin alma, zorla iskan, sistematik ırza geçme, cinsel kölelik, zorla gebe bırakma ve cinsel ve ekonomik sömürü amacıyla insan ticareti durumlarında kadınların insan haklarının ihlali.
2. Kadınların herhangi biri tarafından herhangi bir şiddete maruz bırakılmama hakkını teminat altına almak, devletlerin sorumluluğunda ve çıkarınadır ve milli politikalarında önceliğe sahiptir. Bu meyanda, devletler bu yükümlülükten kaçınmak için töre, gelenek ya da dini öne süremezler.
3. Üye devletler aşağıda sayılan unsurlara dayalı şiddet uygulamalarına karşı milli politikalar oluşturmalı, geliştirmeli ve/veya gerektiğinde var olanları iyileştirmelidir:
a. kurbanların azami güvenliği korunması;
b. kurban konumuna itilen kadınlara, yeniden bu konuma düşmelerini engelleyecek en uygun destek ve yardım yapıları sunularak güçlenmelerinin sağlanması;
c. ceza hukuku ve medeni hukukun, muhakeme usulü dahil, uyarlanması;
d. kamuoyunda bu konuda duyarlılığın artırılması; çocuk ve gençlerin eğitimi;
e. kadınlara karşı şiddet olgusuyla karşılaşan çeşitli meslek sahiplerine özel eğitim verilmesinin sağlanması;
f. ilgili bütün alanlarda önleyicilik.
4. Bu çerçevede, mümkün olan her durumda, ulusal düzeyde ve gerektiğinde bölgesel ve/veya yerel yetkililerle işbirliği içerisinde, sivil toplum örgütlerinin yanı sıra akademik ve diğer kurumlara danışarak, kadınlara karşı şiddetle mücadele için önlemler almakla ve yasal reformların ya da eylem alanında herhangi bir yeni müdahale biçiminin değerlendirmesi ve düzenli olarak izlenmesinden sorumlu bir resmi eşgüdüm kurumu ya da organı kurmak gerekecektir.
5. Özellikle aşağıdaki alanlarda ulusal ve uluslararası düzeyde araştırma, veri toplama ve ağlar
geliştirilmelidir:
a. kadınlara karşı şiddetin ölçeğini daha iyi değerlendirebilmek için cinsiyet temelli istatistikler, entegre istatistikler ve ortak göstergeler hazırlanması;
b. saldırıların kurbanlar üzerindeki orta ve uzun vadeli etkileri;
c. şiddetin, aile içi şiddet dahil, tanıklar üzerinde yaptığı etkiler;
d. kadınlara karşı şiddetin sağlık, toplumsal ve ekonomik maliyeti;
e. kadınlara karşı şiddetle mücadelede hukuki ve yasal sistemlerin etkinliğini değerlendirme;
f. kadınlara karşı şiddetin nedenleri, yani erkekleri şiddete ve toplumu böyle bir şiddete göz yummaya iten nedenler;
g. şiddet konusunda ölçü alınacak kıstaslar geliştirme.
Üye devletler,
6. değişik şiddet türleri ve bunların kurbanlar açısından sonuçları ile ilgili entegre istatistikler dahil uygun bilgileri, mevcut bütün medya organlarını (basın, radyo ve televizyon vb) kullanarak derlemeli ve halka sunmalı;
7. toplumun sorunun farkına varması, kurbanlar ve genel olarak toplum üzerindeki yıkıcı etkisini anlaması ve bu sayede kadınlara karşı şiddet konusunu açıkça, önyargı veya peşin hükümlü fikirlere kapılmadan tartışabilmesi için bilgilendirme kampanyaları ve destek konferansları düzenleyerek kamuoyunu harekete geçirmeli;
8. aile içi şiddetin yanısıra kadınları etkileyen bütün diğer şiddet türlerinin de ele alınmasında kullanılacak unsurları, polis ve yargı mensupları ile tıp alanında ve sosyal alanda çalışanların temel eğitimine dahil etmeli;
9. bu çalışanların mesleki eğitim programlarına, kurbanların kabulünü, sunulan dinleme ve danışmanlık tarzını iyileştirmek ve kriz durumlarını teşhis edip yönetmeye yarayacak gerekli araçları sağlayabilmek için bilgi ve eğitim vermeli;
10. bu personelin özel eğitim programlarına katılımını teşvik etmek ve bu amaçla personeli bir ödüllendirme planına dahil etmeli;
11. kadınlara karşı şiddet konusunun yargıçların eğitimine dahil edilmesini teşvik etmeli;
12. örneğin terapistler gibi özdenetimli meslek çalışanlarının yetkili konumlardaki kişilerce işlenebilecek cinsel istismara karşı stratejiler geliştirmelerini teşvik etmeli;
13. erkeklerin, eylemlerinden sorumlu olmaları gerektiğini vurgulayarak ve erkekleri şiddet mekanizmalarını tahlil edip çözmeye ve farklı bir davranış tarzı benimsemeye teşvik ederek, kadınlara yönelik erkek şiddeti konusunda duyarlılık artırıcı kampanyalar düzenlemeli;
14. insan hakları konulu eğitim programlarına cinsiyet bakış açısını sokmalı ya da güçlendirmeli ve cinsler arası eşitliğe ve karşılıklı saygıya özel önem veren cinsel eğitim programlarını güçlendirmeli;
15. kız ve erkek çocukların, sosyal ve kültürel örüntü, önyargı ve basmakalıp cinsiyet rollerinden kaçınan ve özgüvenlerinin geliştirilmesine yönelik eğitim içeren bir temel eğitim almalarını, okulda zorluk çeken gençlere özel dikkat hasrederek sağlamalı; eğitimle bağlantılı mesleklerin tüm üyelerini cinsiyet eşitliği kavramını eğitimlerine dahil edecek şekilde eğitmeli;
16. okul müfredatına çocuk hakları, yardım telefon hatları, çocukların yardım isteyebilecekleri kurumlar ve güvenebilecekleri kişilerle ilgili özel bilgileri dahil etmelidir.
Üye devletler,
17. medyayı, basmakalıp olmayan, insana ve insanlık onuruna saygı temelinde kurulmuş kadın ve erkek imajlarını öne çıkarmaya ve şiddetle cinselliği bağlantılandıran programlardan kaçınmaya teşvik etmeli; bu kıstasları mümkün olduğunca yeni bilgi teknolojileri alanında da göz önüne almalı;
18. medyayı, kamuoyunu kadınlara karşı şiddet konusunda uyanık kılmak için bilgilendirme kampanyalarına katılmaya teşvik etmeli;
19. medya çalışanlarını bilgilendirmek ve şiddetle cinselliği bağlantılandıran programların olası sonuçları konusunda uyarmak için meslek içi eğitimi teşvik etmeli;
20. medya çalışanları için, kadınlara yönelik şiddet konusunu gözönüne alan ve mevcut ya da gelecekte kurulacak medya denetim kurumlarının temel ilkeleri arasında kadınlara karşı şiddet ve cinsiyetçilik konularının yer almasını teşvik eden davranış yönergeleri geliştirilmesini teşvik etmelidir.
Üye devletler,
21. yerel ve bölgesel planlama ile kent planlamasında karar alma konumundaki kişileri, kamuya açık yerlerde şiddet içeren fiilleri önleme ve kadınların güvenliğini takviye etme ihtiyacını hesaba katmaya teşvik etmeli;
22. özellikle çevre aydınlatması, kamu taşıt araçları ve taksi hizmetlerinin düzenlenmesi, otomobil park yerleri ile ikamete mahsus binaların tasarım ve planlamasıyla ilgili gerekli her türlü önlemi mümkün olduğunca almalıdır.
Üye devletler,
23. kurbanların, şikayet etmiş olsunlar ya da olmasınlar, herhangi bir ayrımcılık yapılmaksızın çokdisiplinli, eşgüdümlü profesyonel kadroların sağladığı acil ve kapsamlı yardımdan yararlanmasını sağlamalı; bu yardıma tıbbi muayene, adli tıp muayenesi, tedavi ve travma sonrası psikolojik, sosyal destek ve hukuki yardım dahil olup, yardım gizlilik esası temelinde, ücretsiz ve 24 saat ulaşılabilir olmalı;
24. özellikle, ev içi şiddet kurbanlarına sunulan her türlü hizmet ve hukuki yolun, talep üzerine göçmen kadınlara da sunulmasını sağlamalı;
25. adli tıp kanıtları ve bilgi toplama işlemlerinin standart protokol ve formlarla yapılmasını sağlayacak bütün önlemleri almalı;
26. kurbanların ihtiyaçlarına göre hazırlanmış, kurbanları açık ve anlaşılabilir bir dille hakları, yararlandıkları hizmetler ve öngörebilecekleri ya da başvurabilecekleri eylemler konusunda bilgilendiren dokümantasyonu, kurban şikayette bulunsun ya da bulunmasın, psikolojik, tıbbi ve sosyal destek ve hukuki yardım almaya devam etsin ya da etmesin, sunmalı;
27. bu tür eşgüdümlü eylemleri olanaklı kılacak şekilde polis, sağlık ve sosyal hizmet kurumları ve hukuki sistem arasında işbirliğini geliştirmeli, sivil toplum örgütleri arasında işbirliği ağı kurulmasını teşvik etmeli ve desteklemeli;
28. şiddet kurbanları ve/veya şiddetle ya da şiddet tehdidiyle karşı karşıya kalan kişiler için anonim, ücretsiz telefon yardım hatları gibi acil durum servislerinin kurulmasını teşvik etmeli; düzenli olarak telefon konuşmalarını izlemeli ve veri korumaya ilişkin standartlara saygı gösterme koşuluyla, sunulan yardım sırasında toplanan verileri değerlendirmeli;
29. polis ve diğer asayiş kurumlarının kurbanları kabul edip, tedavi ve danışmanlık sunarken, insana ve insanlık onuruna saygı temelinde uygun bir tavırla yaklaşmalarını, şikayetleri gizlilik esasına göre ele almalarını, kurbanların, polis görevlisiyle kurban arasında bir güven ilişkisi oluşturacak şekilde tasarlanmış yerlerde özel eğitimli personel tarafından gecikme olmaksızın dinlenmelerini ve olabildiğince, şiddet kurbanlarının isterlerse bir kadın görevli tarafından dinlenmelerini sağlamalı;
30. bu amaçla, bütün sorumluluk düzeylerinde çalışan kadın polis görevlisi sayısını artırmak için adım atmalı;
31. çocuklara her aşamada (ilk kabul, polis, savcılık, mahkemeler) uzman personel tarafından anlayışlı bir tutumla yaklaşılmasını, bakılmasını ve verilen yardımın çocuğun ihtiyaçlarına uygun olmasını sağlamalı;
32. şiddet kurbanı çocuklara gerekli psikolojik ve moral desteği sağlamak için, uygun yapılar oluşturarak ve çocukları ilk görüşmeden iyileşme anına kadar izleyecek eğitimli personel sağlayarak adımlar atmalı; bu hizmetler ücretsiz sunulmalı;
33. kurbanların, yardım hizmetini sunan polis, sağlık ve sosyal hizmet personeli tarafından cinsiyete duyarsız tutumlarla karşılaşmamaları ve yeniden kurban konumuna düşmemeleri için gerekli bütün önlemleri almalıdır.
Üye devletler,
34. ceza hukukunda kişiye karşı şiddet kullanmanın ve özellikle fiziksel veya cinsel şiddet kullanımının, sadece ahlak, onur veya terbiyenin ihlali olmayıp, kişinin fiziksel, psikolojik ve/veya cinsel özgürlüğü ve bütünlüğünün ihlalini teşkil ettiğini belirten hükümler içermesini sağlamalı;
35. milli mevzuatta, şiddet kullananlara karşı derhal ve etkin girişime olduğu kadar, şiddet kurbanı kadınlara yapılan haksızlığı telafiye de olanak veren uygun önlem ve yaptırımlar sunmalıdır.
Ulusal yasalar özellikle
• evlilik içi ya da dışı eşler arasında cinsel şiddet ve tecavüzü cezalandırmalı;
• direnç belirtisi göstermeseler bile, kişilere karşı onayları olmadan herhangi bir cinsel fiilde bulunmayı cezalandırmalı;
• kişinin onayını almadan, türü ve aracı ne olursa olsun, cinsel duhulü cezalandırmalı;
• gebe, korumasız, hasta, fiziksel veya akli özürlü veya bakıma muhtaç kişilerin durumunun her türlü istismarını cezalandırmalı;
• failin konumunu istismar etmesini, özellikle çocuklar karşısında yetişkin konumunun istismarını cezalandırmalıdır.
Üye devletler,
36. şiddet kullanıldığı kanıtlandığında, kurbanlara, olayın ciddiyeti ile orantılı olarak, maruz kaldıkları parasal, fiziksel, psikolojik, ahlaki ve sosyal zararı karşılayacak uygun tazminatın, adli masraflar dahil, verilmesini sağlamalı;
37. kurbanlara tazminat verebilmek için finansman sistemleri oluşturmayı gündeme almalıdır.
Üye devletler,
38. bütün şiddet kurbanlarının ve duruma göre, onları savunan tüzel kişiliği haiz kamu kurumu veya özel örgütlerin kurbanla birlikte ya da kurban adına dava açabilmesini sağlamalı;
39. cumhuriyet savcılarının ceza davası açmasını sağlayacak hükümleri koymalı;
40. savcıları, kamu adına dava açıp açmama kararı alırken, kadınlara ve çocuklara karşı kullanılan şiddeti ağırlaştırıcı veya belirleyici öğe saymaya teşvik etmeli;
41. davanın bütün aşamalarında kurbanların fiziksel ve psikolojik durumunun göz önüne alınmasını ve tıbbi ve psikolojik bakım görmelerini sağayacak bütün önlemleri almalı;
42. şiddet kurbanı veya tanığı olan kişiler dinlenirken, tekrar tekrar ifade vermelerinden kaçınmak ve yargılama usulünün travma yaratıcı etkilerini azaltmak için özel koşullar oluşturulmasını gündeme almalı;
43. kurumların iç tüzüklerinin, şiddet kurbanı ya da tanıklarının maruz kaldıkları travmayı göz önüne alarak ve bu travmanın tekrarlanmaması için, mazeretsiz ve/veya aşağılayıcı sorulara maruz kalmalarını engelleyecek şekilde düzenlenmesini sağlamalı;
44. gerektiğinde, kurbanları tehdit ve olası intikam girişimlerine karşı etkin biçimde korumak için önlemler alınmasını sağlamalı;
45. çocuk haklarının yargılama süresince korunması için özel önlemler almalı;
46. çocuklara bütün duruşmalarda, mahkeme gerekçeli bir kararla karşı çıkmadığı takdirde ya yasal temsilcileri ya da tercih ettikleri bir yetişkin tarafından eşlik edilmesini sağlamalı;
47. çocukların, yasal temsilcileri aracılığıyla veya tercih ettikleri ve bir kamu kurumu, özel örgüt veya yargı yetkilisinin onayladığı herhangi bir yetişkin aracılığıyla dava açabilmelerini ve gerekirse ücretsiz adli yardım alabilmelerini sağlamalı;
48. cinsel kabahat ve suçlar için kabul edilecek bir süre sınırlamasının, ancak kurban rüştünü ispat ettikten sonra başlamasını sağlayacak hükümleri koymalı;
49. gizlilik koşullarında edinilmiş bilgi ya da muayene sonucu, işleri gereği cinsel şiddete maruz kalmış çocuk vakalarıyla karşılaşan kişilerle ilgili, istisnai bir durum olarak, mesleki gizlilik şartından feragat edilmesine olanak vermeli.
Üye devletler,
50. şiddet faillerinin, eylemlerinin bilincine varmalarına ve sorumluluklarını anlamalarına yardımcı olarak, şiddetten arınmış bir davranış tarzını benimsemelerini teşvik edecek müdahale programları teşekkül etmeli;
51. faillere müdahale programlarına katılma fırsatını, mahkumiyete bir alternatif olarak değil, şiddeti önlemek için ilave bir önlem olarak sunmalı; bu tür programlara katılmak gönüllülük esasına dayanmalı;
52. mevcut kaynaklar izin verdiği ölçüde, şiddet kullanmaya yatkın erkekler için devletin onayından geçmiş merkezler ve sivil toplum örgütlerinin öncülüğünde kurulmuş yardım ve destek merkezleri kurmayı düşünmeli;
53. erkeklere yönelik müdahale programlarıyla kadınların korunmasına yönelik programların işbirliği ve eşgüdüm içinde yürümesini sağlamalıdır.
Üye devletler,
54. ulusal düzeyde ve Avrupa düzeyinde, suçluları yakalamak ve yeniden suç işlemelerine engel olmak için etkin bir politika oluşturabilmek amacıyla ve bu alanda milli mevzuat ve Avrupa Konseyi tarafından konan standartları hesaba katarak, teşhis edilmiş ya da edilmemiş cinsel şiddet faillerinin genetik profilini kapsayan veri bankaları oluşturmayı gündeme almalıdır.
Üye devletler,
55. her türlü aile içi şiddeti cezai suç olarak sınıflandırmalı;
56. aile içinde taammüden işlenen müessir fiil için, hangi aile bireyi işlemiş olursa olsun, uygulanacak cezaları gözden geçirmeli ve/veya artırmalı;
57. zinanın aile içi şiddete bahane olarak öne sürülmesine meydan vermemeli;
58. aşağıda sayılanları olanaklı kılmak için önlemler alma ihtimalini gündeme almalı:
a. polis güçlerinin tehlikede olan bir kişinin evine girmesini, faili yakalamasını ve failin hakim önüne çıkarılmasını mümkün kılmak;
b. yargının kurbanların korunmasını hedefleyen ihtiyati tedbir olarak, bir failin kurbanla bağlantı ve iletişim kurma veya ona yaklaşmasını, belirli alanlara girmesini ya da böyle alanlarda ikamet etmesini yasaklamasına olanak vermek;
c. polis, tıp ve sosyal hizmet kurumlarının aynı prosedürü izlemesi için bir zorunlu işleyiş protokolü oluşturmak;
d. polise bir rapor ulaşır ulaşmaz kurbanla bağlantıya girme inisiyatifini gösterecek pro-aktif kurban koruma servislerini geliştirmek;
e. kurbanın yardıma ulaşabilmek ve faile karşı -belli süre sınırlamaları dahilinde ve faille istenmeyen herhangi bir bağlantı kurmak zorunda kalmadan- girişimde bulunabilmek için bütün yasal ve pratik önlemleri almasına olanak vermek amacıyla, polis yetkilileri, mahkemeler, kurban koruma servisleri vb ilgili bütün kurumların uyumlu işbirliğini sağlamak;
f. yetkililerin faili uymaya zorladıkları önlemlerin her türden ihlalini cezalandırmak.
59. aile içi şiddet kurbanı olan/olmuş göçmen kadınlara, evsahibi ülkeyi terk etmek zorunda kalmadan, şiddet kullanan eşlerinden ayrılabilmeleri için, gerektiğinde eşten ayrı oturum hakkı vermeyi gündeme almalıdır.
Üye devletler,
60. iş arkadaşlarının ve üstlerin davranışları dahil, işyerinde kadınların haysiyetini etkileyen cinsel nitelikli her türlü davranışı veya cinsellik temelinde başka tutumları – komşuluk ilişkileri, öğrenci ve öğretmenler arası ilişkiler, telefonla taciz vb dahil, nerede olursa olsun, failin otorite konumunu kullandığı cinsel nitelikli bütün davranışlar bunlara dahildir ve bu durumlar kişi onurunun ihlalini teşkil eder – yasaklamak için adımlar atmalı;
61. işyerinde veya işle ilgili ya da nerede gerçekleşirse gerçekleşsin cinsel taciz konusunda duyarlılık yaratmak, bilgi vermek ve önlemeyi teşvik etmek ve kadın ve erkekleri bu tür davranışlardan korumak için, gerekli önlemleri almalıdır.
Üye devletler,
62. kadın ya da kızların genital organlarının, onayları alınarak ya da alınmadan, mütilasyonunu cezalandırmalıdır; genital mütilasyondan klitorisin dikilmesi, kesilmesi, kısmen veya tamamen çıkarılması veya koparılması anlaşılır;
63. bilerek ve isteyerek, kişinin onayı alınarak ya da alınmadan, herhangi bir genital mütilasyonun gerçekleştirilmesine katılan, yardımcı olan veya teşvik eden herkesin cezalandırılmasını sağlamalı; bu tür fiiller, kısmi olarak gerçekleştirilmiş de olsalar, cezalandırılmalı;
64. ilgili nüfus katmanlarına, özellikle göçmen ve mültecilere yönelik, bu fiillerin kurban açısından taşıdığı sağlık riskleri, failler açısından da cezai müeyyideleri konusunda bilgilendirme ve önleme kampanyaları düzenlemeli;
65. tıp mesleklerinde çalışanları, özellikle doğum öncesi ve sonrası muayeneleri yapmakla ve çocukların sağlığını denetlemekle yükümlü doktorları uyarmalı;
66. kadınların genital mütilasyonunu yasaklamak ve önlemek ve failleri kovuşturmakla ilgili ikili anlaşmaların imzalanması ya da güçlendirilmesini sağlamalı;
67. cinsiyete dayalı gerekçelerle tehdit altında bir grup olarak bu kadınlara özel koruma imkanı sunmayı gündeme almalıdır.
Üye ülkeler,
68. çatışma durumlarında kadın ve çocuklara karşı her türlü şiddet uygulamasını, bu uygulama aşağılama, işkence, cinsel kölelik veya bu eylemlerden kaynaklanan ölüm biçimlerinden hangisini alırsa alsın cezalandırmalı;
69. ırza geçme, cinsel kölelik, zorla gebe bırakma, zorla kısırlaştırma ya da benzer vahamette başka her türlü cinsel şiddeti insan haklarının kabul edilemez bir ihlali, insanlığa karşı işlenmiş suç olarak ve silahlı çatışma halinde işlenmişse, savaş suçu olarak cezalandırmalı;
70. soykırım, insanlığa karşı işlenmiş suç ve savaş suçlarını yargılayan ulusal ya da uluslararası ceza mahkemelerine ifade veren tanıkların korunmasını temin etmeli ve tanıklara en azından dava süresince yasal oturum sağlamalı;
71. soykırım, insanlığa karşı işlenmiş suç ve savaş suçlarını yargılayan ulusal ya da uluslararası ceza mahkemelerine tanık olarak çağrılan herkesin sosyal ve adli yardım almasını sağlamalı;
72. çatışmalarda şiddet kurbanı olan kadınlara insani gerekçelerle oturum vermek ve/veya cinsiyete dayalı zulüm gerekçesiyle mülteci statüsü veya başka ilave koruma hakları vermeyi mütalaa etmeli;
73. çatışma sırasında ve sonrasında şiddet kurbanlarına yardım ve danışmanlık sağlayan sivil toplum örgütlerine destek olmalı ve fon sağlamalı;
74. çatışma sonrası durumlarda kadınlara özgü konuların, çatışmadan etkilenmiş bölgelerdeki yeniden inşa ve siyasal yenilenme sürecine dahil edilmesini teşvik etmeli;
75. ulusal ve uluslararası düzeyde, çatışmalardan etkilenen bölgelerdeki bütün müdahalelerin cinsiyete duyarlılık eğitimi almış personelce gerçekleştirilmesini sağlamalı;
76. çatışma kurbanlarına yardım sunma ve çatışma sonrasında yeniden inşa ve yöreye dönüş çabalarına katkıda bulunma konusunda cinsiyete duyarlı bir yaklaşım izleyen programları desteklemeli ve fon sağlamalıdır.
Üye devletler,
77. devlet ya da devlet görevlileri tarafından uygulanan ya da göz yumulan her türlü fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddeti, görüldüğü her yerde ve özellikle ceza ya da tutukevleri, psikiyatrik kurumlar ve benzerlerinde cezalandırmalı;
78. devletin veya üçüncü kişilerin sorumluluğuna atfedilebilecek durumlarda, örneğin yatılı okullarda, huzurevlerinde ve başka kurumlarda uygulanan ya da göz yumulan her türlü fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddeti cezalandırmalıdır.
Üye devletler,
79. zorla kısırlaştırma ya da kürtaj, zor ya da baskı yoluyla kabul ettirilmiş doğum kontrolü ve doğum öncesi cinsiyet belirlemeyi yasaklamalı ve bu amaçla gereken her türlü önlemi almalıdır.
Üye devletler,
80. ‘töre adına işlenen cinayet’ geleneğine uygun olarak kadın ve çocuklara karşı şiddet uygulanmasının bütün biçimlerini cezalandırmalı;
81. ‘töre adına işlenen cinayet’leri engellemek için, çeşitli halk kesimlerine ve başta hakimler ve adli personel olmak üzere, ilgili meslek gruplarına hitap eden bilgilendirme kampanyaları dahil, gerekli bütün önlemleri almalı;
82. ‘töre adına işlenen cinayet’e katılmış, yardımcı olmuş ya da teşvik etmiş herkesi cezalandırmalı;
83. bu uygulamalarla mücadele eden sivil toplum örgütlerini ve diğer grupları desteklemelidir.
Üye devletler,
84. kişilerin onayı alınmadan zorla gerçekleştirilen evlilikleri yasaklamalı;
85. çocuk satışıyla bağlantılı faaliyetleri engellemek ve durdurmak için gerekli önlemleri almalıdırlar.
Avrupa Konseyi 5 Mayıs 1949 tarihinde 10 Avrupa devleti tarafından, aralarındaki birliği güçlendirmek amacıyla kurulmuş siyasi bir örgüttür. 2024 yılı itibariye 47 devleti kapsamaktadır. Örgütün temel hedefi demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğünü desteklemek, üye ülkelerin karşı karşıya kaldığı siyasi, toplumsal, kültürel ve yasal sorunlara ortak yanıt geliştirebilmektir. 1989’dan bu yana orta ve doğu Avrupa’nın birçok ülkesini bünyesine alan örgüt, bu ülkelerin siyasi, yasal ve idari reformları uygulama ve kalıcılaştırma çabalarına destek olmuştur. Avrupa Konseyi’nin daimi merkezi Strasbourg’dadır. Konsey, statüsü gereği, üye ülkelerin Dışişleri Bakanları’nın oluşturduğu Bakanlar Komitesi ve ulusal meclisin gönderdiği delegasyonları kapsayan Parlamenterler Meclisinden oluşmaktadır. Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi, üye ülkelerdeki yerel ve bölgesel özyönetim kurumlarını temsil etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir devlete karşı bireylerin, derneklerin veya başka sözleşmeci tarafların, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ihlal edildiği gerekçesiyle ileri sürdüğü şikayetleri karara bağlama yetkisini haiz hukuki organdır.
Kadınların İlerlemesi İçin Eylem Planı (Kadınlar için Kahire Eylem Planı), 24-25 Kasım 2008 tarihinde Kahire’de düzenlenen konferansta ilan edilmiştir. Taslak metin (İslam İşbirliği Teşkilatı) İKÖ ÜLKELERİNİN GELİŞİMİNDE KADININ ROLÜ başlıklı ikinci bakanlar konferansına sunularak kabul edilmiştir. Örgüt’ün 2016 yılında İstanbul’da yapılan toplantısında yeni bir eylem planı hazırlanmıştır.
1. 2005 yılında Sanaa’da gerçekleştirilen Dışişleri Bakanları İslam Konferansı’nın 32. Oturumunda “Müslüman Kadınlar ve İslam Toplumunun Kalkınmasında Sahip Oldukları Roller” ile ilgili bir karar kabul edilmiştir. (Eylem Planında geçen “Müslüman kadınlar” ifadelerinin “İKÖ üye devletlerindeki kadınlar” ifadesiyle değiştirilmesi toplantının başlangıcında kabul edilmiş ve gerekli redaksiyonların Sekretarya tarafından yapılacağı belirtilmiştir.) Söz konusu karar kadınlarla ilgili hususları tartışmak ve Müslüman toplumların kalkınmasında kadınların yer alabilmeleri için fırsat yaratma yolları ve yöntemleri üzerinde çalışmak amacıyla bir Bakanlar Konferansı düzenlemeye çağırmaktadır. Karar ayrıca, Kadın Konulu Bakanlar Konferansı’na, kadınların İKÖ Üye Devletlerinde toplumun her alanında aktif rol alma kapasitelerini arttırmak için bir İKÖ Eylem Planı taslağı hazırlama görevi vermiştir. 3. Olağanüstü Zirve’de söz konusu Bakanlar Konferansına ev sahipliği yapma teklifini sunan Türkiye Cumhuriyeti takdirle karşılanmış ve müteakip Uluslararası Dışişleri Bakanlar Konferansı kararlarında yapmış oldukları çalışmaları memnuniyetle karşılanmıştır. Anılan Bakanlar Konferansı 20-21 Kasım 2006 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilmiştir.
2. İKÖ Üye Devletleri, ülkelerindeki kadınların koşullarının geliştirilmesini taahhüt etmiştir. Üye ülkeler, aynı zamanda, İstanbul Konferansı’nın İKÖ Üye Devletlerindeki kadınlar için bir yol haritası çizilmesine katkı sağladığını kabul etmişlerdir. Bu, İKÖ’nün, üye ülkelerdeki kadınların durumunu güçlendirmekteki kararlılığını göstermektedir.
3. Tarih boyunca kadınlar sosyal hayata, nesillerin yetişmesine ve medeniyet inşasına katkıda bulunmuştur. Bu önemli katkıların yanında, bugün kadınlar sosyal hayatta marjinalleşme ve dışlanma problemiyle karşılaşmakta ve sosyal yaşam ile diğer alanlara katılımlarını engelleyen problemlerle karşı karşıya kalmaktadırlar. Bunlar, İslami olmayan kural ve uygulamalar ile dinin yanlış yorumundan kaynaklanmaktadır. Bu yanlış anlamayı gidermek için çaba sarf edilmelidir.
4. Kadınların bilgi ile güçlendirilmesi ve okumaz-yazmalıkları ile mücadele önemlidir. Eşitlik, kalkınma ve barış için gerekli bir araç olan kaliteli eğitime erişim tüm insanlar için temel bir haktır. Cinsiyete bakılmaksızın bilgi edinmek her Müslüman’ın görevidir. Ayrımcı olmayan eğitim, hem kadınlar ve kız çocuklarının hem de erkekler ve erkek çocuklarının yararınadır ve hayatın çeşitli alanlarında birbirleriyle daha dengeli ilişki ve işbirliği şekli sağlar. Ayrıca, toplumsal cinsiyet eşitliğine dayalı sürekli ve sağlıklı aile sistemini de garanti eder.
5. Kadınların Gelişimi için İKÖ Eylem Planı (OPAAW), İstanbul’da gerçekleştirilen “İKÖ Üye Devletlerinin Kalkınmasında Kadının Rolü” konulu 1. Bakanlar Konferansı’nda alınan tavsiye kararlarına dayanmaktadır. OPAAW, Üye Devletlerde kadınların karşı karşıya kaldıkları çeşitli zorlukları dile getirme taahhüdünü açıkça ortaya koymaktadır. İKÖ, kadınlar ve erkekler arasındaki eşitsizlikleri gidermek üzere, kadınlara yönelik her türlü ayrımcılık hareketinin önlenmesi için önlem almayı taahhüt etmektedir. Ayrıca, OPAAW kadınların statülerini güçlendirmek için İKÖ’nün öngörülü ve kapsamlı stratejisine işaret etmektedir.
6. OPAAW, İKÖ Üye Devletlerindeki kadınların koşullarını ve statülerini; kadınlar ve erkeklerle, STK’larla, topluluklarla ve özel sektörle ortaklık yoluyla geliştirme yönünde bir İKÖ yaklaşımıdır. İslamiyet’in kadınlara
verdiği hakların farkında olarak; kadınların toplumun ekonomik, sosyal, siyasi ve kültürel alanlarına aktif katılımları için fırsatları arttırmak amacıyla özel önlemlerin alınması gerekmektedir.
7. İKÖ Üye Devletleri, OPAAW’ın kabul edilmesi ve uygulanmasının Müslüman kadınların koşullarının iyileştirilmesine katkı sağlayacağına inanmaktadır. Bu hedefe ulaşabilmek için, kadınların, İKÖ üye devlerinde, sosyal, siyasi, ekonomik, kültürel ve diğer alanlara aktif ve özgür katılımlarının; mevzuat, adalet ve yasaların uygulanmasında sorumlu kurumlar dâhil olmak üzere uygun kanallar yoluyla sağlanması gerekmektedir.
8. İKÖ Üye Devletlerinin uluslararası sözleşme ve araçlar, özelikle Pekin Deklarasyonu ve Eylem Platformu (Dördüncü Kadın Konferansı), “Kadın 2000; 21. Yüzyıl için Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Kalkınma ve Barış” başlıklı Birleşmiş Milletler (BM) 23. Özel Oturumu (Pekin+5) bağlamındaki yükümlülüklerini akılda tutarak, İslam’ın adalet ve eşitlik değerleri ile İstanbul’da gerçekleştirilen kadın konulu Birinci İKÖ Bakanlar Konferansı doğrultusunda BM Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin (CEDAW) hükümlerine sıkı sıkıya bağlı olarak OPAAW, kadınların koşullarını iyileştirmek ve statülerini güçlendirmek için kadınları eşitsizliğe ve her türlü ayrımcılığa karşı korumak üzere yol ve araçlar bulmak için bir araç görevi görecektir.
1. İKÖ Üye Devletleri, toplumsal cinsiyet adaletini yaşamın tüm alanlarında tatbik etmek için, On yıllık Eylem Planı çerçevesinde ve 60/27-P sayılı Karar ile Kahire İslam’da İnsan Hakları Deklarasyonu doğrultusunda, “İslam’da Kadın Hakları Sözleşmesi”nin taslağını oluşturmak için çalışmaktadırlar.
2. Kadınların gelişmesine ilişkin İKÖ vizyonu, İstanbul Konferansı’nda öngörüldüğü gibi, İslam’ın yüce öğretileri rehberliğinde sosyal adalet, kadınlara gereken saygı(nın)/önem(in) (gösterilmesi), kadınların eğitimi ve sağlığı ile kadınların ekonomik aktivitelere katılımını geliştirme konularına dayanmaktadır.
3. Bu, kadınların hayatın tüm alanlarına etkin biçimde katılımını sağlamak üzere özel düzenlemeler geliştirmek için harekete geçmek yoluyla başarılacaktır.
1. Yoksulluğun azaltılması, sürdürülebilir kalkınmaya ulaşılması, yeterli destek ve kaynakların sağlanması; tüm sektörlerde ve her düzeyde toplumsal cinsiyet eşitliğine ulaşmak ve kadınları güçlendirmek için gerekli bileşenledir.
2. Kadınların karar alma mekanizmalarına katılımını yerel düzeyden ulusal düzeye kadar artırmak.
3. Kadınlara; kaliteli eğitime ve sağlık hizmetlerine erişim ile yükseltilmiş/geliştirilmiş katılım yoluyla eşit imkânlar sağlamak.
4. Kadınlara yönelik şiddet dâhil kadınlara karşı her türlü ayrımcılığı ortadan kaldırmak.
İKÖ Üye Devletleri, aşağıda yer alan araçlar yoluyla, kadınların statülerini yükseltecek ve OPAAW’ın hedeflerine ulaşacaktır:
1. Yoksulluğun azaltılması, sürdürülebilir kalkınmaya ulaşılması, yeterli destek ve kaynakların sağlanması; tüm sektörlerde ve her düzeyde toplumsal cinsiyet eşitliğine ulaşmak ve kadınları güçlendirmek için gerekli bileşenlerdir.
2. Kadınların karar alma mekanizmalarına katılımını yerel düzeyden ulusal düzeye kadar artırmak:
a) Siyasal sürece tam olarak katılımlarını sağlamak dâhil, kadınların tüm karar alma mekanizmalarında yüksek katılımlarını sağlamak.
b) Kadın yoksulluğu ile mücadele için daha etkili önlemler getirmek, onların tam insani potansiyellerini fark ederek yaşam şartlarını geliştirmek ve karar almaya eşit katılımlarını ve ilerlemelerini sağlamak.
c) Karar alma mekanizmalarına katılımlarını sağlamak ve gerekli bilgi ile beceri kazandırmak üzere kadınların yaygın ve örgün eğitime eşit erişimlerini sağlamak.
a) İKÖ Üye Devletleri hükümetleri; okuma programlarına kadınlar ve kız çocukları için kolay ve ücretsiz erişim geliştirmek, kız ve erkek çocuklarının temel eğitime ücretsiz, zorunlu ve eşit erişimlerini sağlamak ve bu alanda olabilecek engelleri ortadan kaldırmak için gerekli politika ve programları benimsemeli ve kadınların karar alma ve kalkınma süreçlerindeki rollerini geliştirmek üzere, onların bilgi-iletişim teknolojileri dahil ileri teknolojilere erişimlerini mevzuat yoluyla teşvik etmek.
b) Eğitimi yaygınlaştırmak, okumaz-yazmazlığı bitirmek, kız ve erkek çocuklarının okul terklerini engellemek ve eğitimi başarıya dönüştürmek için koşulları iyileştirmek amacıyla, özellikle kırsal alandaki aileler ile fakir aileler için teşvik sağlamak dahil tüm çabalar sarf edilmelidir.
c) Değişik iş sektörlerinde kadınlar için özel mesleki ve teknik eğitim kursları geliştirmek.
d) Diğer şeylere ek olarak kapasite geliştirme yoluyla kadın eğitici sayısını artırmak.
e) Hızla değişen işgücü piyasasına uyum sağlamak için kadınların yaşam boyu eğitime yüksek erişimlerini sağlamak.
f) Tüm düzeylerdeki öğretmenleri eşitlik değerleri ve ayrımcılık yapmama hususunda eğitmek ve ebeveynleri toplumsal cinsiyete duyarlı eğitim metotları faaliyetlerine dahil etmek.
1. İKÖ Üye Devletlerinde kadınların koşullarının iyileştirilmesi konusuna İKÖ On Yıllık Eylem Programı’nda (POA) büyük önem verildiği için bu konuda geçtiğimiz yıllarda çok önemli gelişmeler sağlanmıştır. Bu alanda POA aşağıda yer alan maddelere vurgu yapar:
2. İslamiyet’in adalet ve eşitlik değerleri ile doğru orantılı olarak, İKÖ Üye Devletlerdeki kadınları ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasi alanlarda güçlendirmek üzere yasaları güçlendirmek; yine İslamiyet’in adalet ve eşitlik değerleri ile doğru orantılı olarak ve CEDAW’ın hükümlerine bağlı kalarak kadınları her türlü şiddet ve ayrımcılıktan korumayı amaçlayan yasaları güçlendirmek.
3. Bununla beraber, kadınların kamu sektörü ile özel sektör – formel ve enformel sektörlere katılımlarını ve buralardaki rollerini izlemek üzere ulusal veriler ve aynı zamanda İKÖ verilerini geliştirmek amacıyla ekonomik, siyasal ve sosyal veriler üzerine kapsamlı bir çalışma yapılmalıdır.
a) Kadınlar ve erkekler arasındaki eşitsizlikler hala sürmektedir, özellikle istihdamda ve karar alma düzeyinde ve değişik kadın grupları arasında. b) Çoğu kadın, erkeklerden daha az para kazanmakta; ailelerde ve toplumda gereksinim duyulan ücretsiz işlerin birçoğunun sorumluluğunu da halen üzerlerinde taşımaktadır. Kadınlar hala kendileri ve bakmakla yükümlü oldukları kişiler için temel kaynaklar ve hizmetlere ulaşmakta zorluklarla karşılaşmaktadır.
c) Birçok kadın, özgürlüğü, güvenliği, emniyeti ve sağlığı ile ilgili büyük risklerle karşılaşmaktadır.
d) Pek çok kadın haklarına tam erişim noktasında hala engellemelerle karşılaşmaktadır.
e) Kırsal bölgelerde yaşayan kadınlar, özürlü kadınlar ve yaşlı kadınlar kalkınma ve ekonomik güvenliklerine tam katılımlarını engelleyen manilerle karşılaşmaya devam etmektedirler.
f) Toplumsal cinsiyet kaynaklı şiddet hala hâkimdir ve kadınların insan haklarını kullanmalarına engel teşkil etmektedir.
5. OPAAW, toplumun tüm üyeleri arasındaki bağlantıların ve ilişkilerin öneminin farkında olan kapsamlı bir dokümandır. OPAAW, kadın ve erkeklerin aileler açısından ve birey olarak önceliklerinin, seçimlerinin ve ihtiyaçlarının farklı olduğunu kabul eder. Bu düşünceleri akılda tutarak, OPAAW eşitsizlikleri azaltmak ve kadınlar için çıktıları arttırmak amacına hizmet etmelidir.
i. Eğitim, kaliteli eğitim için eşit imkan ve erişim sağlamak ve kadın okumaz-yazmalığını azaltmak için okumaz-yazmazlıkla mücadele programları geliştirmek.
ii. Sağlık, kadınların sağlığını iyileştirmek ve temel sağlık hizmetlerine tam erişimlerini sağlamak.
iii. Siyasal Katılım, sürdürülebilir kalkınmaya ulaşabilmek için kadın temsilini sağlamak amacıyla kadınların karar alma mekanizmalarına her düzeyde katılımlarını sağlamak.
iv. Ekonomik Sürdürülebilirlik, Üye Devletlerin ekonomilerine katkıda bulunmak amacıyla kadınların ekonomik özgürlüklerini arttırmak ve yeteneklerini geliştirmek (kadınların finansal kaynaklarını artırmaya yarayacak iyi gelir seviyesine, yetenek ve bilgiye, erişimi sağlamak).
v. Sosyal Adalet ve Refah, toplumun gelişimine ve sağlıklı ve anlamlı aile sistemine katkıda bulunmak amacıyla kadınların sosyal ihtiyaçlarını, güvenliğini ve eşitliğini geliştirmek ve temin etmek. Eski gelenek ve
göreneklerden kaynaklanan kadınlara yönelik ayrımcı kalıp yargıların değişmesini sağlamak.
vi. İş-yaşam dengesi, Daha yüksek iş-aile yaşamı dengesine ulaşmak için kadınları uygun sosyal destek mekanizmaları ile desteklemek.
1. İKÖ Üye Devletleri, İKÖ Genel Sekreterliği bünyesinde yer alan Kültürel ve Sosyal İşler Departmanı ile yakın işbirliği içinde, verilerini geliştirmeli, toplumsal cinsiyet analizlerini kullanmalı ve OPAAW’ı uygulamak üzere eyleme yönelik planlar benimsemeli ve kadınların gelişimine ulaşmalıdır.
2. İKÖ Üye Devletleri İKÖ Genel Sekreterliği ile birlikte OPAAW’ın izlenmesi yapılan uygulama çerçevesinde elde edilen gelişmeyi, İKÖ Üye Devletleri tarafından belirlenecek veriler temelinde, periyodik olarak değerlendirmelidir.
3. Kültürel ve Sosyal İşler Departmanı OPAAW’ın uygulanmasına aktif olarak dahil olacaktır. Departman, İKÖ Üye Devleti hükümetleriyle doğrudan çalışmaya, davet üzerine, OPAAW’ın amaçlarına ulaşmayı hedefleyen politikalar geliştirmeye ve uygulamasını sağlamaya devam edecektir.
4. İKÖ Genel Sekreterliği bünyesinde yer alan Kültürel ve Sosyal İşler Departmanı’nı, Departmanın yardımcı organları ile özel ve bağlı kurumlarını, kendi yetkileri bağlamında ve aynı zamanda BM’nin ilgili birimlerini, OPAAW’ın uygulanması noktasında İKÖ Üye Devletlerine yardımcı olmaya davet eder.
1. Aralık 2005’te Mekke’de gerçekleştirilen Üçüncü Olağandışı İslam Konferansı Zirvesi’nde alınan, İKÖ Genel Sekreterliği yapısı içinde kadınların güçlendirilmesini sağlamak üzere aile işlerinden sorumlu bir birimin kurulmasına yönelik kararı daha fazla ertelemeden uygulamak.
2. İKÖ bünyesinde, İKÖ Üye Devletlerindeki kadınlara ilişkin meseleleri tartışmak ve izlemek üzere, toplumsal cinsiyet temelinde oluşturulacak bir hükümet uzmanları grubu kurulmalıdır.
3. İKÖ üye devletleri, kadınlarla ilgili konuları görüşmek ve değişik alanlara göre pozisyon belirlemek amacıyla düzenli konferans, seminer ve sempozyumlar düzenlemek için girişimde bulunmalıdır. Bilinç artırma çalıştay ve kampanyaları; İKÖ Üye Devletlerindeki kadınların doğru imajı ile gayesini bölgesel, ulusal ve uluslararası düzeyde yansıtmak için oldukça yapıcı bir rol oynayabilir.
4. Kadın konulu Bakanlar Konferansı iki yılda bir düzenlenmelidir. Bu bağlamda, kadın konulu üçüncü Bakanlar Konferansı 2010 yılından geç olmamak üzere yapılmalıdır.
5. Kadın okuryazarlığına, İKÖ Üye Devletlerinde eğitime ilişkin stratejilerin geliştirilmesinde eğitilmiş ve güçlendirilmiş kadınların aktif olarak yer alması için büyük önem verilmelidir. Kız çocukları ve genç kadınlar için her seviyedeki eğitim imkânlarını geliştirmek ve yaygınlaştırmak amacıyla, İKÖ Üye Devletleri arasında öğrenci değişim programları dâhil, somut önlemler alınmalıdır.
6. Global bir perspektiften bakıldığında, iş kadınlarının gelişimlerini sağlamak amacıyla sahip olunan uzmanlık ve enerjiler arasında bir sinerjinin yaratılmasına ihtiyaç vardır. Kadın girişimcilerin ilgili oldukları işler doğrultusunda yönetim, pazarlama ve teknik becerilerini geliştirmek için teknik destek sağlamak amacıyla İKÖ Üye Devletleri arasında ağ oluşturulması adına bir forum düzenlenmelidir.
7. İKÖ Üye Ülkelerindeki kadınlar, karar almada ve OPAAW’ın uygulamasında eşit partnerler olarak kabul edilmeli ve görüşlerine, kendi çıkarlarına uygun olarak hak ettiği olumlu karşılık verilmelidir.
8. İKÖ Üye Devletlerindeki kadınlar, diğer alanların yanı sıra toplumlarla ülkelerin kalkınmasına ilişkin tüm karar alma süreçleri dahil yaşamın ve toplumun her alanında eşit partnerler ve aktif katılımcılar olarak görülmelidir.
9. Kadınlara, gençlerden yaşlılara kadar, yaşam alanlarında ve seçtikleri kariyerlerinde, ister anne veya ev kadını isterse ücretli işgücünde olsun, güvende ve rahat olabilecekleri bir çevre sağlanmalıdır. Böylece, ailelerine ve topluma pozitif liderlik yapabilsinler.
Avrupa Yerel Yaşamda Kadın-Erkek Eşitlik Şartı, 2006’da Innsbruck’da düzenlenen Avrupa Belediyeler ve Bölgeler Konseyi (CEMR) genel kurulunda kabul edilmiştir. Metin, Kadın erkek eşitliği 5. Topluluk Eylem Programı çerçevesinde hazırlanmıştır. (The European Charter for Equality of Women and Men in Local Life)
Şart, Avrupa’daki yerel ve bölgesel yönetimlerin yetkilerini kullanmak ve ortaklıklar oluşturmak suretiyle vatandaşları için daha fazla eşitliği hayata geçirme görevini edinmeleri amacıyla hazırlanmıştır.
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]
Avrupa Belediyeler ve Bölgeler Konseyi (CEMR), Avrupa’daki en geniş kapsamlı yerel ve bölgesel yönetimler birliğidir. Üyeleri, 40 Avrupa ülkesinden yerel ve bölgesel yönetimlerin oluşturduğu 60’ı aşkın ulusal birlikten oluşmaktadır. Bu birlikler hep birlikte 100.000 yerel ve bölgesel yönetimi temsil etmektedir. CEMR’nin; yerel ve bölgesel yönetimler adına Avrupa mevzuatını şekillendirmek ve üye dernekler ile seçilmiş görevlileri ve uzmanları arasında değişim platformu sağlamak üzere iki temel amacı bulunmaktadır. CEMR, uluslararası alanda, dünyada yerel yönetimleri temsil eden Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Dünya Teşkilatı’nın (UCLG) Avrupa ayağını oluşturmaktadır. CEMR, Şart’ı uygulama ve toplumsal cinsiyet eşitliğini geliştirme çabalarında Şart’ın imzacı taraflarını desteklemek üzere 2012 yılında Avrupa Eşitlik Şartı Gözlem Ajansı’nı oluşturdu. Bu çevrim içi platform, iyi uygulamaları ve başarılı yerel toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının örneklerini paylaşmakta ve imzacı taraflar arasında karşılıklı bilgi alışverişini kolaylaştırmaktadır. Aynı zamanda, eşitlik eylem planının nasıl geliştirileceğine dair rehberlik sağlamakta ve iletişim bilgileri ve imzacı tarafların toplumsal cinsiyet eşitliği eylem planlarına bağlantılar sağlayan bir veri tabanı (“Atlas”) içermektedir. İzleme Ajansı’nın çalışmaları, CEMR Eşitlik Daimî Komitesi ve CEMR üye derneklerinden ulusal koordinatörlerden/toplumsal cinsiyet odak noktalarından oluşan bir uzman grubu iş birliğiyle CEMR Sekreterliği tarafından koordine edilmektedir.
[/box]
Council of European Municipalities and Regions (CEMR), Avrupa’da yerel ve bölgesel düzeyde toplumun tüm kesimlerinin hizmetlerden eşit bir şekilde faydalanmaları amacıyla, 2006 yılında, hem siyasi bir belge hem de pratik bir araç niteliğinde olan “Avrupa Yerel Yaşamda Kadın-Erkek Eşitliği Şartı”nı geliştirmiştir.
2024 yılı itibariyle Türkiye’den 77 belediye Şart’ı imzalamıştır.
CEMR EŞİTLİK ŞARTI’NI İMZALAYAN BELEDİYELER |
||
No. |
Belediye Adı |
CEMR Şartı İmza Tarihi |
1. |
Bornova Belediyesi |
7.02.2013 |
2. |
Denizli Büyükşehir Belediyesi |
19.06.2013 |
3. |
Trabzon Büyükşehir Belediyesi |
11.06.2013 |
4. |
Kars Belediyesi |
14.05.2013 |
5. |
Bursa Büyükşehir Belediyesi |
2.05.2013 |
6. |
Muratpaşa Belediyesi |
3.06.2013 |
7. |
Nevşehir Belediyesi |
23.06.2013 |
8. |
İzmir Büyükşehir Belediyesi |
14.06.2013 |
9. |
Adana Büyükşehir Belediyesi |
12.09.2013 |
10. |
Tarsus Belediyesi |
18.12.2013 |
11. |
Çankaya Belediyesi |
11.11.2013 |
12. |
Antalya Büyükşehir Belediyesi |
13.01.2014 |
13. |
Büyükçekmece Belediyesi |
14.01.2014 |
14. |
Ortahisar Belediyesi |
5.05.2014 |
15. |
Giresun Belediyesi |
13.02.2014 |
16. |
Ordu Büyükşehir Belediyesi |
25.06.2014 |
17. |
Osmangazi Belediyesi |
11.12.2014 |
18. |
Akdeniz Belediyesi |
4.12.2015 |
19. |
Beylikdüzü Belediyesi |
2.06.2015 |
20. |
Şişli Belediyesi |
6.10.2015 |
21. |
Kadıköy Belediyesi |
6.04.2016 |
22. |
Süleymanpaşa Belediyesi |
4.08.2017 |
23. |
Urla Belediyesi |
11.09.2017 |
24. |
Gaziantep Büyükşehir Belediyesi |
5.09.2018 |
25. |
Karabağlar Belediyesi |
6.12.2018 |
26. |
Toroslar Belediyesi |
8.09.2019 |
27. |
Karşıyaka Belediyesi |
27.12.2019 |
28. |
Bodrum Belediyesi |
8.03.2020 |
29. |
Avcılar Belediyesi |
21.09.2020 |
30. |
Çiğli Belediyesi |
25.01.2021 |
31. |
Nilüfer Belediyesi |
04.03.2021 |
32. |
Mezitli Belediyesi |
24.05.2021 |
33. |
Tunceli Belediyesi |
28.05.2021 |
34. |
Bayraklı Belediyesi |
05.11.2021 |
35. |
Yenişehir Belediyesi |
18.11.2021 |
36. |
Ahmetbey Belediyesi |
18.11.2021 |
37. |
Adalar Belediyesi |
18.11.2021 |
38. |
Ardahan Belediyesi |
18.11.2021 |
39. |
Çine Belediyesi |
18.11.2021 |
40. |
İzmit Belediyesi |
18.11.2021 |
41. |
Kırklareli Belediyesi |
18.11.2021 |
42. |
Burdur Belediyesi |
18.11.2021 |
43. |
Çukurova Belediyesi |
18.11.2021 |
44. |
Ovacık Belediyesi |
18.11.2021 |
45. |
Tuzlukçu Belediyesi |
18.11.2021 |
46. |
Atakum Belediyesi |
1.12.2021 |
47. |
Odunpazarı Belediyesi |
6.12.2021 |
48. |
Edremit Belediyesi |
08.12.2021 |
49. |
Kartal Belediyesi |
24.12.2021 |
50. |
Yenimahalle Belediyesi |
27.12.2021 |
51. |
Selçuk Belediyesi |
08.03.2022 |
52. |
Menteşe Belediyesi |
08.03.2022 |
53. |
Seyhan Belediyesi |
15.04.2022 |
54. |
İstanbul Büyükşehir Belediyesi |
03.10.2022 |
55. |
Dazkırı Belediyesi |
11.10.2022 |
56. |
Eskişehir Büyükşehir Belediyesi |
12.10.2022 |
57. |
Merzifon Belediyesi |
14.10.2022 |
58. |
Balçova Belediyesi |
25.10.2022 |
59. |
Kuşadası Belediyesi |
01.11.2022 |
60. |
Tepebaşı Belediyesi |
03.11.2022 |
61. |
Amasra Belediyesi |
18.11.2022 |
62. |
Edirne Belediyesi |
06.01.2023 |
63. |
Buca Belediyesi |
04.05.2023 |
64. |
Gaziemir Belediyesi |
01.06.2023 |
65. |
Narlıdere Belediyesi |
01.06.2023 |
66. |
Fındıklı Belediyesi |
02.01.2024 |
67. |
Beşiktaş Belediyesi |
08.03.2024 |
68. |
Diyarbakır Yenişehir Belediyesi |
12.07.2024 |
69. |
Muğla Büyükşehir Belediyesi |
29.07.2024 |
70. |
Konak Belediyesi |
02.09.2024 |
71. |
Yüreğir Belediyesi |
03.09.2024 |
72. |
Bağlar Belediyesi |
01.10.2024 |
73. |
Bismil Belediyesi |
01.10.2024 |
74. |
Silvan Belediyesi |
01.10.2024 |
75. |
Maltepe Belediyesi |
16.10.2024 |
76. |
Sur Belediyesi |
21.10.2024 |
|
77. |
Didim Belediyesi |
31.10.2024 |
Şart, belediye hizmetlerinin planlanması, uygulanması ve izlenmesi süreçlerinde vatandaşların katılımını desteklemektedir. Farklı kesimlerin farklı ihtiyaçları olabileceğini ve belediyenin buna göre hizmetlerini şekillendirmesi gerektiğine vurgu yaparak bunu insan hakları temelinde değerlendirir. Şart üç bölümden, 8 alt başlıktan ve 30 maddeden oluşmaktadır. oluşmaktadır. Birinci bölümde imzacı tarafların çalışmalarında benimseyeceği temel ilkeler yer almaktadır. İkinci bölümde imzacı taraflardan Şart’ın hükümlerinin uygulanması amacıyla gerçekleştirmesi beklenen adımlar bulunmaktadır. Üçüncü bölüm ise, yerelde kadın-erkek eşitliğinin sağlanması konusunda somut taahhütleri içermektedir. İmzacı taraf, farklı ihtiyaçlara sahip kadınların, politik ve kamusal karar alma mekanizmalarının tüm aşamalarına dahil edilmesini, dengeli katılımlarını ve eşit temsillerini taahhüt etmektedir.
İşbu Şart, Avrupa’daki yerel ve bölgesel yönetimlerin yetkilerini kullanmak ve ortaklıklar oluşturmak suretiyle vatandaşları için daha fazla eşitliği hayata geçirme görevini edinmeleri amacıyla hazırlanmıştır.
Avrupa Belediyeler ve Bölgeler Konseyi ve ortakları tarafından geliştirilmiştir.
Yerel Yaşamda Avrupa Kadın Erkek Eşitliği Şartı Avrupa’daki yerel ve bölgesel yönetimlere hitaben hazırlanmıştır. Söz konusu yönetimler bu şarta imza koymaya, kadın – erkek eşitliği ilkesini hayata geçirmeyi kamusal bir görev kabul etmeye ve kendi yetki alanları dahilinde Şart’ta öne sürülen taahhütleri uygulamaya çağrılmaktadır.
İmzacı tarafların her biri, söz konusu taahhütlerin uygulanmasını desteklemek maksadıyla, Eşitlik Eylem Planı geliştirmek üzere çalışmalar yürütecektir. Bu Eylem Planları amaca uygun öncelikleri, eylemleri ve kaynakları içermektedir. Ayrıca; imzacı tarafların her biri, uygulamada gerçek eşitliğin hayata geçirilmesi için, kendi bölgesindeki tüm kurumlar ve kuruluşlarla etkileşime geçme taahhüdünde bulunmaktadır.
İşbu Şart Avrupa Belediyeler ve Bölgeler Konseyi’nin aşağıda listesi verilmiş olan bir çok ortakla beraber yürütmüş olduğu bir proje (2005-2006) çerçevesinde hazırlanmıştır. Proje; kadın-erkek eşitliği 5. Topluluk Eylem Programı kapsamında, Avrupa Komisyonu tarafından desteklenmiştir.
Kadın – erkek eşitliği herkes için temel bir hak ve demokrasi için gerekli bir değer niteliğindedir. Bu
hakkın hayata geçirilmesi için kanunen tanınmasının yanı sıra yaşamın her alanında – politik, ekonomik, sosyal ve kültürel – etkili uygulanmasına ihtiyaç vardır.
Bu hakkın resmen tanındığı sayısız örneğe ve kaydedilen ilerlemeye rağmen günlük yaşamda kadın
erkek eşitliği halen gerçekleşmemiştir. Kadınlar ve erkekler uygulamada aynı haklardan yararlanamamaktadır. Sosyal, politik, ekonomik ve kültürel eşitsizlikler devam etmekte, örneğin ücret eşitsizliği ve politik hayatta yetersiz temsil varlığını korumaktadır.
Söz konusu eşitsizlikler ailede, eğitimde, kültürde, medyada, iş dünyasında ve toplumsal örgütlenmede mevcut stereotiplerin üzerine inşa edilmiş olan sosyal kurguların sonucudur. Yeni bir
yaklaşım benimsemek ve yapısal değişiklikler gerçekleştirmek suretiyle harekete geçilebilecek pek çok alan mevcuttur.
İnsanlara en yakın yönetişim katmanı olan yerel ve bölgesel yönetimler eşitsizliklerin devamlılığı ve çoğalmalarına karşı mücadelede ve de gerçek manada eşitlikçi bir toplumun geliştirilmesinde en uygun noktayı temsil etmektedirler. Bu yönetim yapıları, sahip oldukları yetkinlikler ve farklı aktörlerle kuracakları işbirliği çalışmalarıyla, kadın erkek eşitliği lehine somut eylemler gerçekleştirebilirler.
Ayrıca; yerindenlik ilkesi kadınların ve erkeklerin eşitlik haklarının uygulanmasında özel bir önem taşımaktadır. Söz konusu ilke tüm yönetişim seviyelerinde -Avrupa düzeyi, ulusal, bölgesel ve yerel-
geçerlidir. Avrupa’daki bölgesel ve yerel yönetimlerin çok farklı alanlarda sorumlulukları mevcuttur ve bu sorumlulukların her biri hizmet götürdükleri nüfusun günlük yaşamını eşitliğin geliştirilmesi anlamında uygulamada etkileyecek olumlu bir rol üstlenebilir ve üstlenmelidir.
Yerel ve bölgesel özerklik ilkeleri ise yerindenlik ilkesiyle yakından bağlantılıdır. Avrupa Konseyi’nin 1985 tarihli Yerel Yönetimler Özerklik Şartı Avrupa devletlerinin büyük çoğunluğu tarafından imzalanmış ve onanmıştır. Bu Şart’ta aşağıdaki hususlara vurgu yapılmaktadır: “özerk yerel yönetim
kavramı yerel makamların, kanunlarla belirtilen sınırlar çerçevesinde, kamu işlerinin önemli bir bölümünü kendi sorumlulukları altında ve yerel nüfusun çıkarları doğrultusunda düzenleme ve yönetme hakkı ve imkanı anlamını taşır.” Eşitlik hakkının uygulanması ve geliştirilmesi de yerel yönetimlerin özerkliği kavramının temelinde yer almalıdır.
Yerel veya bölgesel demokrasi günlük yaşamın en somut alanlarında; toplu konut, güvenlik, toplu taşıma, iş dünyası ya da sağlık gibi; en uygun tercihlerin yapılabilmesine imkan vermelidir. Ayrıca; kadınların yerel ve bölgesel politikaların geliştirilmesi ve uygulanmasına tam katılımları onların yaşam deneyimlerinin, becerilerinin ve yaratıcılıklarının da dikkate alınması anlamına gelecektir.
Eşitliğe dayalı bir toplumda yaşamak istiyorsak yerel ve bölgesel yönetimlerin toplumsal cinsiyet boyutunu politikalarında, örgüt yapılarında ve uygulamalarında tam olarak dikkate almaları temel önem taşımaktadır. Gerçek kadın-erkek eşitliği bugünün ve yarının dünyasında ekonomik ve toplumsal başarımız için temel bir meseledir. Bu gereklilik sadece Avrupa düzeyinde veya ulusal düzeyde değil, kendi bölgelerimiz, kentlerimiz ve yerel topluluklarımız için de geçerlidir.
Avrupa Belediyeler ve Bölgeler Konseyi ve bağlı kadınlar komitesi yerel ve bölgesel yönetimlerden temsilciler seçerek, uzun yıllardan beri kadın -erkek eşitliğinin yerel ve bölgesel düzeyde geliştirilmesi maksadıyla faal çalışmalar yürütmüştür. 2005 yılında CEMR tarafından Avrupa yerel ve bölgesel yönetimleri için somut bir araç hayata geçirilmiştir: eşitlikçi kent. “Eşitlikçi kent” projesi, belirli Avrupa kentlerindeki ve belediyelerindeki iyi uygulamaları saptamak suretiyle yerel ve bölgesel düzeyde kadın-erkek eşitliği politikalarının uygulanması için bir metodoloji ortaya koymaktadır. Elinizdeki bu Şart söz konusu çalışma üzerine inşa edilmiştir.
Yerel ve bölgesel yönetimlerin toplumsal cinsiyet eşitliğinin geliştirilmesinde oynayabilecekleri etkin rol Uluslararası Yerel Yönetimler Birliği (IULA) tarafından 1998 yılında kabul edilen “Kadın ve Yerel Yönetimler” bildirisinde de vurgulanmıştır. Dünya Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Teşkilatı da kadın – erkek eşitliğini temel amaçlarından biri olarak belirlemiştir.
Avrupa Topluluğu ve Birliği’nin, kadın-erkek eşitliğinin geliştirilmesi de dahil olacak şekilde, temel hak ve özgürlükler baz alınarak kurulduğunu ve Avrupa mevzuatının, Avrupa’da bu alanda kaydedilen ilerlemenin temelini teşkil ettiğini hatırlayarak;
Birleşmiş Milletler uluslararası insan hakları yasal çerçevesini ve bilhassa İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni ve 1979 yılında kabul edilen Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ni hatırlayarak;
Avrupa Konseyi’nin kadın-erkek eşitliğinin ve yerel yönetimler özerkliğinin geliştirilmesindeki temel
katkısının altını çizerek;
Kadın-erkek eşitliğinin hayata geçirilebilmesinin üç tamamlayıcı alanda eylem gerektirdiğini – doğrudan eşitsizliklerin tasfiyesi, dolaylı eşitsizliklerin ortadan kaldırılması ve eşitlikçi bir demokrasinin proaktif/ileriye etkili biçimde geliştirilmesini destekleyecek politik, yasal ve sosyal ortamın oluşturulması- dikkate alarak;
Eşitlik hakkının hukuki tanınırlığı ile reel ve etkili uygulanması arasındaki süregelen çelişkilerin varlığından esef duyarak;
Avrupa’da yerel ve bölgesel yönetimlerin vatandaşları ve sakinleri için tüm sorumluluk alanları dahilinde eşitlik hakkının uygulanmasında, bilhassa kadın – erkek eşitliği, çok önemli bir rol oynadığını ve oynaması gerektiğini dikkate alarak;
Karar alma süreçleri ve liderlik mevkilerinde kadınların ve erkeklerin dengeli katılımlarının ve temsillerinin demokrasi için temel teşkil ettiğini dikkate alarak;
Bilhassa; 1979 tarihli Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi, 1995 tarihli Birleşmiş Milletler Pekin Bildirgesi ve Eylem Platformu, 2000 tarihli Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 23. Özel Oturum İlke Kararları (Pekin + 5), Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı, Aralık 1996 tarihli ve kadınların ve erkeklerin karar alma süreçlerine dengeli katılımları konulu Konsey Tavsiye Kararı ve 1998 tarihli Uluslararası Yerel Yönetimler Birliği ‘Kadın ve Yerel Yönetimler Bildirgesi’nden çalışmalarımız için ilham alarak;
Eylül 1981 tarihinde yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin 25. yıldönümünü anarak;
Yerel Yaşamda Avrupa Kadın Erkek Eşitliği Şartı’nı hazırlamıştır ve Avrupa yerel ve bölgesel yönetimlerini işbu Şart’ı imzalamaya ve uygulamaya çağırmaktadır.
Yerel Yaşamda Avrupa Kadın Erkek Eşitliği Şartı’na imza koyan taraflar aşağıdaki hususların çalışmalarımızın temel ilkelerini oluşturduğunu tanırlar:
Yerel ve bölgesel yönetimler söz konusu hakkı tüm sorumluluk alanları dahilinde, her türlü
ayrımcılığı – doğrudan veya dolaylı – önleme sorumluluğu da dahil, uygulamakla yükümlüdürler.
Toplumsal cinsiyetin yanı sıra ırk, ten rengi, etnik ve sosyal köken, genetik özellikler, dil, din veya inanç, siyasi veya diğer görüşler, ulusal azınlık mensubu olma, mülkiyet, doğum, engellilik, yaş, cinsel yönelim veya sosyo-ekonomik statüye dayalı çoklu ayrımcılık ve dezavantajların kadın-erkek eşitliği konusu çerçevesinde dikkate alınması gerekmektedir.
Kadın-erkek eşitliği hakkı gereği yerel ve bölgesel yönetimler, uygun tüm tedbirleri almak ve gerekli tüm stratejileri uygulamak suretiyle, karar alma süreçlerinin tüm aşamalarında kadınların ve erkeklerin dengeli katılımını ve temsilini sağlamakla yükümlüdürler.
Yerel ve bölgesel yönetimler, kadınların statüleri ve yaşam koşullarına dair eşitsizliklerin temelinde yer alan ve de kadınların ve erkeklerin politik, ekonomik, sosyal ve kültürel anlamdaki rollerinin eşitsiz değerlendirilmesine yol açan kalıp yargıların ve engellerin tasfiyesi yönünde çalışmalıdırlar.
Yerel nüfusun yaşamını etkileyen politikaların, yöntemlerin ve araçların geliştirilmesi aşamalarında toplumsal cinsiyet bakış açısı dikkate alınmalıdır.
“Toplumsal cinsiyet eşitliğinin ana plan ve politikalara yerleştirilmesi” (1. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin ana plan ve politikalara yerleştirilmesi: Temmuz 1997 tarihinde Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi bu kavramı aşağıdaki şekilde tanımlamıştır: “Mevzuat, politikalar veya programlar ve her alan ve düzeyde planlanan tüm eylemlerin kadınlar ve erkekler üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi süreci. Tüm politik, ekonomik ve sosyal alanlardaki tüm politikaların ve programların tasarım, uygulama, izleme ve değerlendirme aşamalarında kadınların ve erkeklerin endişelerini ve deneyimlerini sürecin bütünleşik bir parçası kılmak. Kadınların ve erkeklerin, bu sayede, hizmetlerden eşit faydalanmalarını sağlamak ve eşitsizliklerin devam etmesini önlemek. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin ana plan ve politikacılara yerleştirilmesinde nihai amaç toplumsal cinsiyet eşitliğini hayata geçirmektedir.)
” ve “toplumsal cinsiyete dayalı bütçeleme” (2.”Bu kavram toplumsal cinsiyet eşitliğinin ana plan ve politikalara yerleştirilmesi kavramının bütçe süreçlerine uygulanmasıdır. Bütçelerin toplumsal cinsiyete dayalı değerlendirilmesini, bütçe sürecinin tüm aşamalarına toplumsal cinsiyet bakış açısının dahil edilmesini ve gelir ve giderlerin toplumsal cinsiyet eşitliğini geliştirecek biçimde yeniden yapılandırılmasını kapsar.”)
tekniklerini uygulanması bu anlamda verilebilecek örneklerdir. Bu amaçla; kadınların yerel yaşam deneyimleri, hayat ve çalışma koşulları dahil, çözümlenmeli ve dikkate alınmalıdır.
Yerel ve bölgesel yönetimler eşitlik eylem planları ve programlarını hazırlamalıdır, bunların
uygulanması için mali ve insan gücü kaynağının tahsis edilmelidir.
Bu ilkeler bu belgenin temelini teşkil eder ve aşağıdaki bölüm üçte içerik detaylandırılmıştır.
İmzacı taraflar, işbu Şart’ın hükümlerinin yerine getirilmesi maksadıyla, aşağıdaki belirli adımları gerçekleştirmeyi üstlenirler:
(1) Bu Şart’a imza koyan her taraf, imzayı takip eden makul bir sürede (iki yılı geçmemek kaydıyla), Eşitlik Eylem Planı’nı geliştirir, kabul ve tasdik ederek uygular.
(2) Eşitlik Eylem Planı, imzacı tarafın Şart’ı ve ilgili taahhütlerini yürürlüğe koyabilmesi için gereken amaçlarını ve önceliklerini, planlanan tedbirlerini ve tahsis edeceği kaynakları ortaya koyar. Plan, aynı zamanda, uygulama noktasında önerilen zaman dilimlerine dair bilgiler içerir. İmzacı tarafın halihazırda bir Eşitlik Eylem Planı’na sahip olduğu hallerde ise söz konusu Plan gözden geçirilmek suretiyle içeriğinin işbu Şart’ta yer alan tüm konuları kapsaması temin edilir.
(3) Her imzacı taraf Eşitlik Eylem Planı’nı kabul ve tasdik etmeden önce geniş katılımlı bir istişare süreci yürütür ve kabul sonrası Planı’nın ilgili tüm taraflara dağıtımını sağlar. Aynı şekilde, Plan’ın uygulanmasına dair kaydedilen ilerlemeyi kamuoyuna düzenli olarak rapor eder.
(4) Her imzacı taraf, şartlar gerektirdiğinde, Eşitlik Eylem Planı’nı gözden geçirir ve takip eden her
dönem için ilave bir Plan hazırlar.
(5) Her imzacı taraf, işbu Şart’ın uygulanmasında kaydedilen ilerlemenin değerlendirilmesine imkan verecek uygun bir değerlendirme sistemiyle işbirliği yapmayı ve de Avrupa genelindeki yerel ve bölgesel yönetimlerle daha fazla kadın -erkek eşitliği sağlama noktasında etkili yollar konusunda karşılıklı bilgi alışverişine girmeyi taahhüt eder. Bu kapsamda, Eşitlik Eylem Planı’nı ve ilgili diğer kamu materyallerini paylaşır.
(6) Her imzacı taraf Avrupa Belediyeler ve Bölgeler Konseyi’ni, yazılı olarak, ilgili tarihte Şart’ı imzaladığı hususunda bilgilendirir ve Şart’la ilgili gelecekte yürütülecek işbirliği için belirlediği irtibat noktasını belirtir.
(1) Kadınların ve erkeklerin eşit olma hakkının demokrasinin temel bir ön koşulu olduğu ve demokratik bir toplumun kadınların becerilerini, bilgilerini, deneyimlerini ve yaratıcılıklarını görmezden gelemeyeceği İmzacı tarafça kabul edilir. Bu amaçla; imzacı taraf, eşitlik temelinde, farklı ardalanlardan ve yaş gruplarından kadınların politik ve kamusal karar alma süreçlerinin her aşamasına dahiliyetlerini, katılımlarını ve temsillerini temin eder.
(2) İmzacı taraf; hizmet götürdüğü nüfusun ve yerleşimin refahını geliştirme sorumluluğuyla demokratik yollardan seçilmiş organ olarak; faaliyet alanları dahilinde söz konusu hakkın uygulanması ve geliştirilmesi için gerekli tüm çabayı sarfeder. Yerel topluluğun demokratik lideri, hizmet sağlayıcısı ve görevlisi, planlamacı ve düzenleyici organı ve işvereni olarak bu alanda üzerine düşen sorumluluğu yerine getirir.
(1) İmzacı taraf kadınların ve erkeklerin eşit oy kullanma, aday olma ve seçilme haklarını tanır ve kabul eder.
(2) Politikaların oluşturulması ve uygulanması, kamu makamında bulunma ve yönetimin tüm seviyelerinde kamu görevlerini yerine getirme noktalarında kadınların ve erkeklerin eşit haklara sahip olduklarını tanır ve kabul eder.
(3) İmzacı taraf, seçimle iş başına gelinen ve kamusal tüm karar alma organlarında dengeli katılım ilkesini tanır ve kabul eder.
(4) İmzacı taraf, yukarıda bahsi geçen haklar ve ilkeleri desteklemek üzere aşağıdakiler de dahil tüm makul tedbirleri almayı taahhüt eder:
• Kadınları seçme ve seçilme haklarını kullanma noktasında teşvik etme
• Siyasi partileri ve grupları kadınların ve erkeklerin dengeli temsilleri ilkesini benimseme ve uygulama noktalarında teşvik etme
• Bu amaçla; siyasi partileri ve grupları tüm hukuki yollara başvurarak, uygun olduğu hallerde kota koymak suretiyle, aday olan ve seçilen kadın sayısını artıracak çalışmalar yapmaya teşvik etmek
• Kendi meslek kuralları standartlarını ve usullerini düzenlemek suretiyle muhtemel adayların ve seçilmiş temsilcilerin kalıplaşmış davranış ve dilden veya tacizden cesaretlerinin kırılmasını önlemek
• Seçilmiş temsilcilerin özel, mesleki ve kamusal yaşamlarını dengeleyebilecekleri tedbirler hayata geçirmek. Örneğin; çalışma saatlerinin ve yöntemlerinin düzenlenmesi ve bakmakla yükümlü olunan kişiler için bakım hizmetlerinin elverişli olması gibi seçilmiş temsilcilerin tam katılımlarını sağlayacak tedbirler.
(5) İmzacı taraf dengeli temsil ilkesini kendi karar alma ve istişari organlarına ve dış organlara yapılan atamalara tatbik edeceğini ve bu ilkeyi geliştirmek üzere çalışacağını taahhüt eder. Ancak; ilgili yönetimin mevcut durumda kadınların ve erkeklerin dengeli temsili ilkesini hayata geçiremediği hallerde yukarıdaki hüküm azınlıktaki cinsiyet grubu için mevcut toplumsal cinsiyet dengesinden daha aleyhte bir durum yaratmayacak biçimde uygulanır.
(6) İmzacı taraf, ayrıca, temsilci atadığı veya seçtiği hiç bir kamusal veya siyasi makamı kalıp yargısal tutumlar nedeniyle, gerek prensipte gerekse uygulamada, tek bir cinsiyete kısıtlamamayı veya tek bir cinsiyetin normal rolüymüş gibi algılamamayı taahhüt eder.
(1) İmzacı taraf vatandaşların kamu işlerinin yürütülmesine katılımlarının temel bir demokratik ilke olduğunu ve de kadınların ve erkeklerin bölgelerindeki, belediyelerindeki ve yerel topluluklarındaki yönetişim süreçlerine ve kamusal yaşama eşit katılım hakkına sahip olduklarını tanır ve kabul eder.
(2) İmzacı taraf; danışma komiteleri, mahalle konseyleri, e-katılım veya katılımcı planlama süreçleri benzeri yollarla; kadınların ve erkeklerin kamusal yaşama uygulamada eşit katılımlarını sağlamayı taahhüt eder. Mevcut katılım yollarının bu şekilde bir eşitliği sağlamadığı hallerde imzacı taraf yeni yöntemler geliştirme ve denemekle yükümlüdür.
(3) İmzacı taraf, politik ve medeni yaşamda toplumun tüm kesimlerinden kadınların ve erkeklerin, bilhassa aksi takdirde dışlanmış olabilecek azınlık gruplarına mensup kadınlar ve erkekler, faal katılımlarını geliştirmekle yükümlüdür.
(1) İmzacı taraf, topluluğu ve yerleşim bölgesinin demokratik lideri ve temsilcisi olarak, yerel yaşamda kadın erkek eşitliğinin hayata geçirilmesi için kamuoyu nezdinde resmi bir taahhütte bulunmalı, aşağıdaki hususları üstlenmelidir:
• İşbu Şart’ın imzacı tarafça, en üst düzey temsilciler organı tarafından görüşülüp kabul edildikten sonra, imzalandığının duyurulması
• Şart kapsamındaki taahhütlerini yerine getireceği sorumluluğunun üstlenilmesi ve düzenli olarak Eşitlik Eylem Planı’nın uygulanmasında kaydedilen ilerlemenin kamuoyuna rapor edilmesi
• Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda iyi davranış standartlarına bağlı kalınacağı ve destekleneceği hususunda imzacı tarafın ve temsilcilerinin taahhütte bulunması.
(2) İmzacı taraf, demokratik yetkilerini kullanmak suretiyle diğer siyasi ve kamu kurumlarını ve de özel kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarını uygulamada kadın -erkek eşitliğini temin edecek eylemler gerçekleştirmeye teşvik edecektir.
(1) İmzacı taraf, kamu ve özel sektördeki ve de sivil toplumdaki tüm ortaklarıyla işbirliğine giderek sorumluluk alanındaki tüm noktalarda daha fazla kadın – erkek eşitliği geliştirmek için çalışmayı taahhüt eder. Bu amaçla bilhassa sosyal ortaklarıyla işbirliği yolları araştırır ve uygular.
(2) İmzacı taraf, ortak olduğu organlar ve kuruluşlara – sosyal ortakları da dahil – Eşitlik Eylem Planları’nı geliştirme hususunda ve eşitlikle alakalı diğer önemli konularda danışır.
(1) İmzacı taraf; cinsiyetlerden birinin üstünlüğü ya da aşağılığı fikrine dayalı önyargılarla, uygulamaları ve dil ve görüntü kullanımıyla ve de kadın ve erkeğin kalıplaşmış rolleriyle mücadele etmeyi ve mümkün olduğu derecede önlemeyi taahhüt eder.
(2) Bu amaçla, imzacı taraf kamusal ve iç iletişim faaliyetlerinin söz konusu taahhütle uyumlu olmasını ve olumlu toplumsal cinsiyet imajlarını ve örneklerinin ön plana çıkarılmasını temin edecektir.
(3) İmzacı taraf, ayrıca, eğitim ve benzeri vasıtalarla personeline kalıp yargısal tutumların ve davranışların saptanması ve tasfiyesinde yardımcı olacak, bu bağlamda davranış standartları düzenleyecektir.
(4) İmzacı taraf toplumsal cinsiyet kalıp yargılarının kadın – erkek eşitliğinin gerçekleştirilmesinde yarattığı zararlı etkiye dair farkındalık yaratma faaliyetleri ve kampanyaları yürütecektir.
(1) İmzacı taraf kadınların ve erkeklerin sorunlarının eşit, tarafsız, hakkaniyetli ve makul sürede ele alınması hususunda eşit haklara sahip olduklarını tanır ve kabul eder. Bu bağlamda aşağıdaki hususları dikkate alır:
• Bireyleri olumsuz etkileyebilecek bireysel bir karar öncesinde dinlenme haklarının kullandırılması
• Yönetimin kararlarıyla ilgili nedenlerini belirtme görevi
• Bireyleri etkileyen hususlarda ilgili bilgilere erişim hakkının tanınması.
(2) İmzacı taraf, tüm görevleri çerçevesinde, politikalarının ve karar alma süreçlerinin niteliğinin etkilenen tüm taraflarla, oluşum aşamasında, istişare yapmak suretiyle iyileşebileceğini ve de kadınların ve erkeklerin, uygulamada, ilgili bilgilere eşit erişim hakkına ve eşit yanıtlama fırsatına sahip olmalarının temel önem taşıdığını kabul eder.
(3) İmzacı taraf, dolayısıyla, aşağıdaki adımları hayata geçirmeyi taahhüt eder:
• Bilgi edindirme düzenlemelerinin kadınların ve erkeklerin ihtiyaçlarını, bilgiye ve iletişim teknolojilerine erişim anlamında, dikkate almasının temini
• İstişarenin gerçekleştiği ortamlarda bu sürecin aksi halinde görüşlerini en az duyurabilecek tarafların istişare sürecine eşit katılımlarının sağlanması ve bunun gerçekleşmesi için kanuni pozitif ayrımcılık eylemlerinin gerçekleştirilmesi
• Uygun olduğu hallerde kadınlar için ayrı istişare faaliyetlerinin yürütülmesi.
(1) İmzacı taraf, tüm görevleriyle alakalı olarak, kadın erkek eşitliğiyle ilgili hakları ve prensipleri tanıyacak, saygı duyacak ve geliştirecektir. Toplumsal cinsiyetle alakalı dezavantajlı durumlar ve ayrımcılıkla mücadele edecektir.
(2) Bu Bölüm’de ifade edilen taahhütler veya ilgili hususlar ancak yasal yetkileri dahilinde olması halinde İmzacı taraf için geçerlidir.
(1) İmzacı taraf, görev alanındaki her konuda, bu Madde’de belirtildiği üzere toplumsal cinsiyet değerlendirmesi yürütmeyi taahhüt eder.
(2) Bu amaçla; imzacı taraf, öncelikleri, kaynakları ve çalışma takvimi doğrultusunda, toplumsal cinsiyet değerlendirmelerinin uygulanması için bir program hazırlamayı ve de söz konusu programı Eşitlik Eylem Planı’nda dikkate almayı taahhüt eder.
(3) Toplumsal cinsiyet değerlendirmesi aşağıdaki adımları kapsar:
• Mevcut politikaları, usulleri, uygulamaları, örüntüleri ve kullanım hacimlerini gözden geçirmek suretiyle yukarıda sayılanların adaletsiz ayrımcılık uygulamaları barındırıp barındırmadığını; toplumsal cinsiyet kalıp yargılarına dayanıp dayanmadığını ve kadınların ve erkeklerin herhangi bir spesifik ihtiyaçlarını dikkate alıp almadıklarını değerlendirmek
• Mali ve diğer kaynakların yukarıdaki amaçlar için ne şekilde tahsis edildiğini gözden geçirmek
• Söz konusu gözden geçirmeler neticesinde ortaya çıkabilecek konuları çözümlemek amacıyla öncelikleri ve uygun hedefleri belirlemek ve de hizmet sunumunda tanımlanabilir iyileştirmeler gerçekleştirmek
• Yeni veya tadil edilecek politikalara, usullere ve kaynak tahsisindeki değişikliklere dair tüm önemli tekliflerin başlangıç aşamasında değerlendirilmesi suretiyle kadınlar ve erkekler üzerindeki muhtemel etkilerinin belirlenmesi ve nihai kararların değerlendirmeler neticesinde alınması
• Çoklu ayrımcılık veya dezavantajlı durum mağduru bireylerin ihtiyaçları veya menfaatlerinin dikkate alınması.
(1) İmzacı taraf; cinsiyetin yanısıra ırk, etnik ve sosyal köken, genetik özellikler, dil, din veya inanç, siyasi veya diğer görüşler, ulusal azınlık mensubu olma, mülkiyet, doğum, engellilik, yaş veya cinsel yönelime dayalı her türlü ayrımcılığın yasaklandığını kabul eder.
(2) Ayrıca; söz konusu yasaklara rağmen bir çok kadın ve erkeğin çoklu ayrımcılık veya dezavantajlı durum mağduru olduğunu, sosyo-ekonomik dezavantajlar gibi, ve söz konusu mağduriyetlerin bireylerin işbu Şart’ta belirtilen veya atıfta bulunulan diğer haklarını kullanmalarını doğrudan etkilediğini kabul eder.
(3) İmzacı taraf, görevleri dahilinde, çoklu ayrımcılık veya dezavantajlı durumlarla mücadele etmek amacıyla tüm makul tedbirleri almayı taahhüt eder. Bu bağlamda alınacak tedbirler arasında aşağıdaki hususlar da yer almaktadır:
• Çoklu ayrımcılık veya dezavantajlı durumlara dair hususların Eşitlik Eylem Planı’nda ve toplumsal cinsiyet değerlendirmelerinde ele alınmasının temini
• İşbu Şart kapsamındaki diğer maddeler doğrultusunda yapılan çalışmalar ve alınan tedbirlerde çoklu ayrımcılık veya dezavantajlı durumlardan kaynaklanan sorunların dikkate alınmasının temini
• Kalıp yargılarla mücadele ve çoklu ayrımcılık veya dezavantajlı durum mağduru olabilecek kadınlar ve erkekler için eşit muamelenin geliştirilmesi maksadıyla kamuoyu bilgilendirme kampanyalarının yürütülmesi
• Göçmen kadınların ve erkeklerin belirli ihtiyaçlarının karşılanması için özel tedbirlerin alınması.
(1) İmzacı taraf, işveren rolü çerçevesinde, çalışma yaşamının örgütlenmesi ve çalışma koşulları da dahil kadınların ve erkeklerin istihdamın her alanında eşit haklara sahip olduklarını kabul eder.
(2) İmzacı taraf profesyonel, sosyal ve özel yaşamın dengelenmesi hakkını ve de işyerinde insanlık onuru ve güvenliğin temini hakkını tanır ve kabul eder.
(3) İmzacı taraf yukarıda bahsi geçen hakların desteklenmesi için yasal yetkileri kapsamında olumlu ayrımcılık da dahil olmak üzere gerekli tüm tedbirleri almayı taahhüt eder.
(4) (3). Maddede atıfta bulunulan tedbirler aşağıdakileri de kapsar:
(a) Yönetim örgütlenmesi dahilindeki istihdamla alakalı ilgili politikaların ve usullerin gözden geçirilmesi ve de makul bir zaman diliminde eşitsizliklerin çözümü için Eşitlik Eylem Planı’nda istihdam bölümünün geliştirilmesi ve uygulanması. Bu bağlamda, diğerlerine ilaveten, dikkate alınacak hususlar şu şekildedir:
• Eşit ücret, eşit değerdeki çalışma için eşit ücret de dahil olmak üzere
• Ücretlendirme, hizmet bedeli, ödeme sistemleri ve emeklilik haklarının gözden geçirilmesi için düzenlemelerin yapılması
• Adil ve şeffaf terfi ve kariyer geliştirme fırsatlarının temini için gerekli tedbirlerin alınması
• Bilhassa üst düzey yönetim kademelerindeki muhtemel dengesiz dağılımla mücadele için kadınların ve erkeklerin her düzeyde dengeli temsillerinin sağlanması için tedbirlerin alınması
• Her türlü mesleki ayrımcılıkla mücadele etmek ve çalışanların geleneksel olmayan istihdam yollarını tercih etmeleri için cesaretlendirilmelerini sağlayacak tedbirler almak
• Adil işe alınma usullerini temin edecek tedbirler almak
• Uygun, sağlıklı ve güvenli çalışma koşulları temin etmek
• Her türlü istişare veya toplu sözleşme organında kadınların ve erkeklerin dengeli katılımlarını temin için çalışanlar ve sendikalarıyla istişarede bulunmak.
(b) İş yerinde cinsel tacizin kabul edilemez olduğunu açıkça beyan eden düzenlemelerle, mağdurları desteklemek ve faillerle ilgili şeffaf politikalar geliştirmek ve uygulamak suretiyle ve de konuya ilişkin farkındalık yaratarak bu davranışa karşı mücadele etmek;
(c) Yerel nüfusun sosyal, ekonomik ve kültürel çeşitliliğini yansıtan bir işgücünün yönetim yapısının her düzeyinde oluşturulması;
(d) Aşağıdaki tedbirler vasıtasıyla profesyonel, sosyal ve özel yaşamın dengelenmesi:
• Çalışma saatlerinin düzenlenmesi ve bakmakla yükümlü olunan kişiler için bakım hizmetlerinin elverişli olması gibi politikaların, uygun olduğu hallerde, hayata geçirilmesi
• Erkekleri, bakmakla yükümlü olunan kişilerle ilgili izin haklarını kullanmaya teşvik etmek.
(1) İmzacı taraf, kamu ihalelerine dair görevlerinin ve yükümlülüklerinin ifasında – ürün tedariki, hizmet sunumu veya bayındırlık işlerinin yürütülmesi de dahil – kadın erkek eşitliğini geliştirme sorumluluğunu taşıdığını kabul eder.
(2) İmzacı taraf, kamu için önemli bir hizmetin, kanunen imzacı tarafın sorumluluğu olan, başka bir tüzel kişiliğe ihale edilmesinin teklif edildiği hallerde söz konusu sorumluluğun daha da önem kazandığını kabul eder. Bu durumlarda ihaleyi kazanan tüzel kişiliğin (mülkiyet biçimine bakılmaksızın) kadın erkek eşitliğini temin etme ve geliştirme sorumluluğu, tıpkı hizmetin doğrudan imzacı tarafça sunulması halinde olacağı şekilde, garanti edilmelidir.
(3) İmzacı taraf, bu bağlamda, aşağıdaki adımları hayata geçirmeyi taahhüt eder:
(a) Yapılacak her türlü büyük ölçekli sözleşmede sürecin toplumsal cinsiyet bağlamında çıkarımları yapılmalı ve eşitliğin kanunlara uygun biçimde geliştirilmesi için fırsatların varlığı değerlendirilmelidir;
(b) Şartnamenin sözleşmesel toplumsal cinsiyet amaçlarını dikkate aldığı temin edilmelidir;
(c) İlgili sözleşmedeki diğer hükümlerin ve koşulların söz konusu amaçları yansıtması ve dikkate alması temin edilmelidir;
(d) Avrupa Birliği kamu ihale mevzuatının verdiği yetkiler kullanılarak sosyal hususlara dair performans şartları koşulmalıdır;
(e) Personelin veya danışmanların kamu ihaleleriyle ilgili görevlerde sorumluluk almalarının ve görevlerinin toplumsal cinsiyet boyutunun ayırdında olarak, bu amaçla eğitim de vermek suretiyle, sözleşmeleri onaylamalarının temini;
(f) Ana sözleşmelerdeki hükümlerin taşeronların da toplumsal cinsiyet eşitliğini geliştirme konusundaki ilgili yükümlülüğü taşıdıkları hususunu içermesi.
(1) İmzacı taraf herkesin eğitim alma hakkını tanır ve herkesin mesleki ve sürekli eğitime erişim hakkını kabul eder. İmzacı taraf eğitimin; yaşamın her aşamasında; gerçek fırsat eşitliği yaratma, temel yaşam ve istihdam becerilerini kazandırma ve profesyonel ve mesleki gelişim için yeni imkanlar sunma noktalarındaki hayati önemini kabul eder.
(2) İmzacı taraf, görevleri dahilinde, kadınların ve erkeklerin ve de erkek ve kız çocuklarının eğitime ve mesleki ve sürekli öğretime eşit erişimlerini temin etmeyi ve geliştirmeyi taahhüt eder.
(3) İmzacı taraf her tür eğitim faaliyetinde kadınların ve erkeklerin rollerine dair kalıplaşmış kavramların ortadan kaldırılması gerekliliğini kabul eder. Bu doğrultuda aşağıdaki hususları, uygun olduğu hallerde, gerçekleştirmeyi ve geliştirmeyi taahhüt eder:
• Eğitim materyallerinin, okul ve diğer eğitsel programların ve öğretim metotlarının gözden geçirilerek kalıplaşmış tutumlar ve uygulamalarla mücadelenin temini
• Gelenekselleşmemiş kariyer seçeneklerini cesaretlendirmek maksadıyla özel eylemlerin gerçekleştirilmesi
• Medeni eğitim ve vatandaşlık eğitimi derslerine kadınların ve erkeklerin demokratik süreçlere eşit katılımlarıyla ilgili hususların bilhassa dahil edilmesi.
(4) İmzacı taraf okulların ve diğer eğitim kurumlarının idare ediliş biçimlerinin çocuklar ve gençler için önemli modeller simgelediğini kabul eder. Dolayısıyla; okul idaresi ve yönetişiminin her kademesinde kadınların ve erkeklerin dengeli temsilini geliştirmeyi taahhüt eder.
(1) İmzacı taraf tüm bireylerin yüksek standartlarda fiziksel ve ruhsal sağlığa sahip olma hakkını tanır ve nitelikli sağlık hizmetlerine ve tıbbi tedaviye ve de önleyici sağlık hizmetlerine erişimin kadınlar ve erkekler için bu hakkı kullanma noktasında temel önem arz ettiğini kabul eder.
(2) İmzacı taraf, kadınların ve erkeklerin sağlıklı olabilmeleri için eşit fırsatları güvenceye alırken, tıbbi ve sağlık hizmetlerinin kadınların ve erkeklerin farklı ihtiyaçlarını dikkate alması gerektiğini kabul eder. Ayrıca; söz konusu ihtiyaçların sadece biyolojik farklardan kaynaklanmadığını, aynı zamanda yaşam ve çalışma koşullarındaki farklardan ve de kalıp yargılaşmış tutumlardan ve varsayımlardan kaynaklandığını kabul eder.
(3) İmzacı taraf, sorumlulukları dahilinde, vatandaşlarının en üst düzey sağlık koşullarına sahip olmalarını temin ve geliştirmek için makul tüm eylemleri hayata geçirmeyi taahhüt eder. Bu amaçla; imzacı taraf aşağıdaki hususları, uygun olduğu hallerde, gerçekleştirmeyi ve geliştirmeyi taahhüt eder:
• Sağlık ve tıbbi hizmetlerin planlanması, bütçelendirilmesi ve sunumunda toplumsal cinsiyete dayalı bir yaklaşımın benimsenmesi
• Sağlık geliştirme faaliyetlerinin, sağlıklı beslenme ve egzersiz yapmanın önemini anlatan programlar dahil, kadınların ve erkeklerin farklı ihtiyaçlarını ve tutumlarını dikkate almasını sağlamak
• Sağlık çalışanlarının, sağlık geliştirme alanında çalışanlar dahil, toplumsal cinsiyetin sağlık ve tıbbi bakım hizmetlerini nasıl etkilediğini anlamalarını sağlamak ve de kadınların ve erkeklerin bu hizmetlere dair farklı deneyimlerini dikkate almalarını temin etmek
• Kadınların ve erkeklerin uygun sağlık bilgisine erişimlerini sağlamak.
(1) İmzacı taraf her bireyin gerekli sosyal hizmetlere erişim ve ihtiyaç halinde sosyal yardımlardan yararlanma hakkına sahip olduğunu tanır ve kabul eder.
(2) İmzacı taraf, kadınların ve erkeklerin; sosyal ve ekonomik koşullarındaki farklardan ve diğer etmenlerden ötürü; farklı ihtiyaçlara sahip olabileceklerini kabul eder. Bu bağlamda; kadınların ve erkeklerin sosyal bakım ve sosyal hizmetlere eşit erişimlerini sağlamak maksadıyla imzacı taraf gerekli tüm tedbirleri alacaktır. Bu tedbirler aşağıdaki amaçlan kapsamaktadır:
• Sosyal bakım ve sosyal hizmetlerin planlanması, bütçelendirilmesi ve sunumunda toplumsal cinsiyete dayalı bir yaklaşımın benimsenmesi
• Sosyal çalışmacıların, toplumsal cinsiyetin bakım ve sosyal hizmetleri nasıl etkilediğini anlamalarını sağlamak ve de kadınların ve erkeklerin bu hizmetlere dair farklı deneyimlerini dikkate almalarını temin etmek.
(1) İmzacı taraf; nitelikli ve düşük maliyetli ve de mali durumları ne olursa olsun tüm ebeveynler ve bakıcılar için erişilebilir olan çocuk bakım hizmetlerinin kadın erkek eşitliğini geliştirmede taşıdığı önemi ve kadınların ve erkeklerin iş, kamusal ve özel yaşamlarını dengelemelerine yardımcı olduğunu tanır ve kabul eder. Ayrıca; yukarıda tanımlanan çocuk bakım hizmetlerinin ekonomik ve sosyal yaşama ve de yerel topluluğun ve genel toplumun dokusuna katkılarını tanır ve kabul eder.
(2) İmzacı taraf bu tarz bir çocuk bakımı hizmet yapısının sunumunu ve geliştirilmesini, doğrudan veya diğer hizmet sunucular vasıtasıyla, görev kabul eder. İmzacı taraf, ayrıca, diğerlerinin de bu çocuk bakım hizmetlerini sunmalarını, yerel çalışanların çocuk bakım hizmeti sunması veya desteklemesi dahil, cesaretlendirmek için üzerine düşeni gerçekleştirir.
(3) İmzacı taraf çocuk yetiştirmenin kadınlar ve erkekler arasında ve genel olarak toplumda sorumluluk paylaşımını gerektirdiğini kabul ederek çocuk bakımını esas olarak kadınların görevi olarak nitelendiren toplumsal cinsiyet kalıp yargılarıyla mücadele etmeyi taahhüt eder.
(1) İmzacı taraf kadınların ve erkeklerin, çocukların yanı sıra, bakmakla yükümlü oldukları başka kişilere karşı sorumluluk taşıdıklarını ve de söz konusu sorumluluğun ekonomik ve sosyal yaşamdaki rollerini tam olarak üstlenmelerini etkileyebileceğini kabul eder.
(2) İmzacı taraf, ayrıca, söz konusu bakım sorumluluklarının orantısız biçimde kadınların üzerine bırakıldığını ve dolayısıyla kadın erkek eşitliği önünde bir engel teşkil ettiğini kabul eder.
(3) İmzacı taraf aşağıdaki tedbirler vasıtasıyla söz konusu eşitsizliklerle mücadele etmeyi taahhüt eder:
• Bakmakla yükümlü olunan bireyler için nitelikli ve düşük maliyetli bakım hizmetlerinin, doğrudan veya diğer hizmet sunucular vasıtasıyla, sunumunu ve geliştirilmesini öncelikleri arasına almak
• Bakım sorumlulukları nedeniyle sosyal tecrit mağduru olan bireylere destek sunumu ve fırsatların yaratılması
• Bakmakla yükümlü olunan kişilerin öncelikle kadınların sorumluluğu olduğuna dair kalıp yargılara karşı kampanyalar yürütmek.
(1) İmzacı taraf her bireyin yoksulluktan ve sosyal dışlanmışlıktan korunma hakkına sahip olduğunu kabul eder ve kadınların, genel olarak, kaynaklara, mallara, hizmetlere ve fırsatlara erkeklere göre erişimlerinin daha az olması nedeniyle sosyal dışlanma mağduru olma ihtimallerinin daha yüksek olduğunun farkındadır.
(2) İmzacı taraf, dolayısıyla, sunduğu hizmetler ve faaliyetleri vasıtasıyla ve sosyal ortaklarıyla beraber çalışarak aşağıdaki eşgüdümlü tedbirleri almayı taahhüt eder:
• Sosyal dışlanmışlık veya yoksulluk koşullarında yaşayan veya riski altında olan tüm bireylerin istihdam, konut, eğitim – öğretim, kültürel faaliyetler, bilgi ve iletişim teknolojileri ve de sosyal ve tıbbi yardıma erişimlerinin sağlanması
• Sosyal dışlanmışlık mağduru kadınların özel ihtiyaçlarının ve durumlarının farkında olarak hareket etmek
• Göçmen kadınların ve erkeklerin, özel ihtiyaçlarını dikkate almak suretiyle, toplumsal yaşamla bütünleşmelerinin sağlanması.
(1) İmzacı taraf konut edinme hakkını tanıyarak nitelikli barınma hizmetlerine erişimin temel insani ihtiyaçlardan biri olduğunu ve bireylerin ve ailelerinin refahı için hayati önem taşıdığını kabul eder.
(2) İmzacı taraf barınma hizmetleri alanında kadınların ve erkeklerin özel ve farklı ihtiyaçları olduğunu ve aşağıdaki boyutlar dahil olmak üzere bu farkların dikkate alınması gerektiğini kabul eder:
(a) Kadınlar, ortalama olarak, erkeklere kıyasla daha az gelir elde etmekte ve kaynaklara erişebilmektedir. Bu nedenden ötürü düşük maliyetli barınma hizmetleri onlar için önem taşımaktadır;
(b) Bir çok tek ebeveynli ailede hane reisi kadınlardır ve sosyal konut hizmetlerine erişimde bununla bağlantılı özel ihtiyaçları mevcuttur;
(c) Savunmasız ve yardıma muhtaç erkekler genellikle evsizler arasında aşırı temsil edilmektedir.
(3) İmzacı taraf, yukarıda bahsi geçen hususlar ışığında, aşağıdakileri gerçekleştirmeyi taahhüt eder:
(a) Yeterli büyüklük ve standartlarda olan ve de temiz bir çevrede ve hizmetlere erişebilir bir konumda olan konutlara herkesin erişiminin sağlanması ve geliştirilmesi;
(b) Evsizlik sorununun önlenmesi ve bilhassa evsizlere; ihtiyaç, korunmasızlık ve ayrımcılık yapmama temelinde; yardım sunumu;
(c) Yetkileri dahilinde konut fiyatlarının yeterli kaynaklara sahip olmayan bireyler için erişilebilir hale getirilmesine destek olmak.
(4) İmzacı taraf, ayrıca, kadınların ve erkeklerin eşit haklar çerçevesinde kiracı, ev sahibi veya başka türlü mülk sahibi olabilmelerini temin etmeyi ve de bu amaçla yetkilerini ve nüfuzunu kullanmak suretiyle kadınların ipotekli konut edinme hizmetlerine ve diğer mali yardım ve de kredi imkanlarına eşit erişimlerini sağlamayı taahhüt eder.
(1) İmzacı taraf tüm bireylerin kültürel yaşama katılma ve sanattan istifade etme hakkını tanır ve kabul eder.
(2) İmzacı taraf, ayrıca, sporun toplumun yaşamına ve 14. maddede dile getirilen sağlığa erişim hakkına katkılarını tanır ve kabul eder. İmzacı taraf kadınların ve erkeklerin kültürel, rekreasyonel ve sportif faaliyetlere ve tesislere eşit erişim hakkına sahip olduklarını tanır ve kabul eder.
(3) İmzacı taraf kadınların ve erkeklerin kültür, spor ve rekreasyon alanlarında farklı deneyimlere ve ilgi alanlarına sahip olduklarını ve söz konusu farklılıkların toplumsal cinsiyet kalıp yargılarının ve tutumlarının bir sonucu olabileceğini kabul ederek aşağıdakiler dahil olmak üzere özel tedbirler almayı taahhüt eder:
• Kadınların ve erkeklerin, erkek ve kız çocuklarının sportif, rekreasyonel ve kültürel tesislere ve faaliyetlere eşit erişimlerinin sağlanması ve bu alandaki hizmetlerin eşit sunumu
• Kadınları ve erkekleri, erkek ve kız çocuklarını sportif ve kültürel faaliyetlere eşit katılıma, sadece “erkek” veya “kadın” faaliyeti olarak nitelendirilenler de dahil, teşvik etmek
• Sanatçıları ve kültürel ve sportif dernekleri ve yapıları kadınlar ve erkeklere dair kalıplaşmış görüşlere meydan okuyan sportif ve kültürel faaliyetler yürütmeye cesaretlendirmek
• Halk kütüphanelerini arşivlerindeki kitaplar ve diğer promosyon materyallerinde toplumsal cinsiyet kalıp yargılarıyla mücadele eden eserler bulundurmaya teşvik etmek.
(1) İmzacı taraf her kadın ve erkeğin kişisel güvenlik ve hareket serbestliği haklarına sahip olduğunu ve kadınların veya erkeklerin güvende veya emniyette olmamaları/bu şekilde hissetmemeleri halinde bu hakların özgürce ya da eşit kullanılamayacağını, kamusal ve özel alanda, tanır ve kabul eder.
(2) İmzacı taraf, ayrıca, kadınların ve erkeklerin, kısmen farklı yükümlülükler veya yaşam tarzları nedeniyle, güvenlik ve emniyet alanlarında farklı sorunlar yaşadıklarını ve bu sorunların çözülmesi gerekliliğini tanır ve kabul eder.
(3) Bu bağlamda imzacı taraf aşağıdaki hususların gerçekleştirilmesini taahhüt eder:
(a) Toplumsal cinsiyet bakış açısıyla kadınların ve erkeklerin güvenliğini ve emniyetini etkileyen suç oranlarını ve örüntülerini çözümlemek (bireylere karşı ciddi suçlar da dahil) ve de suç mağduru olma korkusunun ve diğer güvensizlik nedenlerinin, uygun görüldüğü takdirde, derecesini ve doğasını ölçmek;
(b) Yerel çevrenin durumu ve tasarımına dair (örneğin: toplu taşımada aktarmalar, park yerleri, sokak aydınlatmaları) belirli iyileştirmeler de dahil olmak üzere ilgili alanlarda ve kolluk hizmetlerinde stratejiler, politikalar ve eylemler geliştirmek ve uygulamak; kadınların ve erkeklerin günlük yaşamdaki güvenliklerini ve emniyetlerini geliştirmek ve de ayrı ayrı güvensizlik ve emniyetsizliğe dair algılarını giderecek yollar bulmak;
1) İmzacı taraf kadınları oransız olarak etkileyen toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin temel insan haklarının ihlali ve insanların onuruna ve fiziksel ve ruhsal bütünlüklerine bir saldırı niteliği taşıdığını tanır ve kabul eder.
(2) İmzacı taraf, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin faillerin bakış açısından bir cinsiyetin diğer cinsiyete üstünlüğü fikrinden ve eşitsiz iktidar ilişkileri bağlamında ortaya çıktığını tanır ve kabul eder.
(3) İmzacı taraf toplumsal cinsiyete dayalı şiddete karşı politika ve eylemlerini tesis etmek ve güçlendirmek üzere aşağıdaki tedbirleri almayı taahhüt eder:
• Mağdurlar için özel destek yapılarının oluşturulması
• Esas olarak kullanılan tüm yerel dillerde o bölgede var olan hizmetlere dair kamuoyu bilgilendirme çalışmalarının yürütülmesi
• Mağdurların saptanması ve desteklenmesi noktalarında profesyonel personelin gerekli eğitimi almalarının sağlanması
• Polis, sağlık ve konut makamları gibi ilgili hizmetler arasında etkili eşgüdümün temini
• Muhtemel ve gerçek mağdurlara ve faillere yönelik farkındalık yaratma kampanyalarının ve eğitim programlarının düzenlenmesi.
(1) İmzacı taraf kadınları oransız olarak etkileyen insan kaçakçılığı suçunun temel insan haklarının ihlali ve insanların onuruna ve fiziksel ve ruhsal bütünlüklerine bir saldırı niteliği taşıdığını tanır ve kabul eder.
(2) İmzacı taraf insan kaçakçılığını önlemek için politika ve eylemlerini tesis etmek ve güçlendirmek üzere aşağıdaki tedbirleri almayı taahhüt eder:
• Bilgilendirme ve farkındalık yaratma kampanyaları
• Mağdurların saptanması ve desteklenmesi noktalarında profesyonel personelin gerekli eğitimi almalarının sağlanması
• Talebi yıldıracak tedbirler almak
• Tıbbi tedaviye, uygun ve güvenli konutlara ve tercüme hizmetlerine erişim de dahil olmak üzere mağdurlara yardım hizmetlerinin sunumu.
(1) İmzacı taraf, hizmet sunduğu bölgenin geleceğine yönelik planlama ve strateji geliştirme çalışmalarında, sürdürülebilir kalkınma ilkelerinin tam olarak benimsenmesi; ekonomik, sosyal, çevresel ve kültürel boyutların dengeli entegrasyonu ve bilhassa kadın erkek eşitliğini sağlama ve geliştirme de dahil olmak üzere; gerekliliğini tanır ve kabul eder.
(2) İmzacı taraf, bu bağlamda, hizmet bölgesindeki tüm planlama veya strateji geliştirme çalışmalarında kadın erkek eşitliği ilkesini temel bir boyut olarak dikkate almayı taahhüt eder.
(1) İmzacı taraf mekansal, ulaşım, ekonomik kalkınma ve arazi kullanım politika ve planlarının yerel yaşamda kadın erkek eşitliği hakkının tam olarak gerçekleştirilmesine imkan tanıyacak koşulların oluşturulmasında taşıdıkları önemi tanır ve kabul eder.
(2) İmzacı taraf bu tarz plan ve politikaların hazırlanması, yürürlüğe sokulması ve uygulanması konularında gerekli tedbirleri almayı taahhüt eder:
• Yerel yaşamın her alanında eşitliğin etkili biçimde hayata geçirilmesi gerekliliğinin dikkate alınması
• İstihdam, hizmetlere ve kültürel yaşama erişim, eğitim ve ailesel sorumluluklar benzeri alanlarda kadınlar ve erkeklerin spesifik ihtiyaçlarının ilgili veriler, imzacı tarafın kendi toplumsal cinsiyet değerlendirme çalışmaları da dahil, ışığında dikkate alınması
• Kadınların ve erkeklerin ihtiyaçlarını dikkate alan yüksek nitelikli tasarım çözümlerinin uygulanması.
(1) İmzacı taraf mobilite ve ulaşım imkanlarına erişimin kadınlar ve erkekler için haklarını kullanma, görev ve faaliyetlerini sürdürme – iş, eğitim, kültür ve temel hizmetlere erişim dahil – noktasında temel koşullar olduğunu tanır ve kabul eder. Ayrıca, bir belediye veya bölgesel yönetimin sürdürülebilirliği ve başarısının önemli oranda etkili ve yüksek nitelikli ulaşım altyapısı ve toplu taşımacılık hizmetleri tesisine dayandığını kabul eder.
(2) İmzacı taraf, ayrıca, kadınların ve erkeklerin genellikle uygulamada farklı ihtiyaçlarının ve mobilite ve ulaşım konularında farklı hizmet kullanım örüntülerinin olduğunu; gelir, bakım sorumlulukları ve çalışma saatleri gibi etmenlere bağlı olarak; kabul eder ve neticede kadınların erkeklere oranla toplu taşımacılığı daha fazla kullandığı gerçeğine göre hareket eder.
(3) İmzacı taraf aşağıdaki hususların gerçekleştirilmesini taahhüt eder:
(a) Kentsel ve kırsal alandaki kadınların ve erkeklerin, ayrı ayrı, mobilite ihtiyaçlarını ve ulaşım kullanım örüntülerini dikkate almak;
(b) Yetki alanında vatandaşlara sunulan ulaşım hizmetlerinin kadınların ve erkeklerin özel ve ortak ihtiyaçlarına yanıt vermesini ve yerel yaşamda kadın – erkek eşitliğinin sağlanmasına destek olmasını temin etmek.
(4) İmzacı taraf hizmet bölgesindeki toplu taşımacılık hizmetlerinin, çok türlü taşımacılık bağlantıları da dahil, geliştirilerek kadınların ve erkeklerin ortak ve özel ihtiyaçlarını karşılamasını ve de düşük maliyetli, güvenli, erişilebilir ve sürdürülebilir kalkınma süreçlerine katkıda bulunan bir yapıya dönüştürülmesini taahhüt eder.
(1) İmzacı taraf dengeli ve sürdürülebilir ekonomik kalkınmanın başarılı bir belediye ve bölge yönetimi için hayati önem taşıdığını ve bu alanda yapılacak faaliyetlerin ve hizmetlerin kadın erkek eşitliğinin geliştirilmesine önemli katkılar sağlayacağını tanır ve kabul eder.
(2) İmzacı taraf kadın istihdamının oranını ve niteliğini artırma ihtiyacını ve de uzun dönem işsizlik ve ücretsiz çalışmayla bağlantılı yoksulluk riskinin kadınlarda özellikle yüksek olduğunu tanır ve kabul eder.
(3) İmzacı taraf, ekonomik kalkınma alanında yürüttüğü faaliyetler ve hizmetlere ilişkin olarak, kadınların ve erkeklerin ihtiyaçlarını ve menfaatlerini tam olarak dikkate almayı, eşitliği ilerletecek fırsatlar yaratmayı ve bu amaçla gerekli tedbirleri almayı taahhüt eder. Bu eylemler aşağıdaki hususları da kapsayabilir:
• Kadın girişimcilere destek olmak
• İşletmelere sunulan mali destek ve diğer yardımların toplumsal cinsiyet eşitliğini geliştirici nitelikte olması
• Geleneksel olarak erkeklerin yapacağı iş olarak görülen alanlarda becerilerini geliştirmeleri ve nitelik kazanmaları için kadın kursiyerlerin teşvik edilmesi, bunun tam tersi de yapılacak biçimde
• Kadın çırak ve kursiyerleri geleneksel olarak erkeklerin yapacağı iş olarak görülen alanlarda işe almaları için işverenlerin teşvik edilmesi, bunun tam tersi de yapılacak biçimde.
(1) İmzacı taraf görev bölgesindeki çevrenin iyileştirilmesi ve üst düzey korunması için sorumluluğunun ayırdında olarak atık, gürültü, hava kalitesi, biyolojik çeşitlilik ve iklim değişikliğine etkiler gibi alanlarda gerekli çalışmaları yürütür. İmzacı taraf çevreyle ilgili bu hizmetlerden ve politikalardan kadınların ve erkeklerin eşit yararlanma hakkına sahip olduklarını tanır ve kabul eder.
(2) İmzacı taraf bir çok yerde kadınların ve erkeklerin yaşam tarzlarının farklı olduğunu ve de kadınların ve erkeklerin yerel hizmetleri ve kamusal veya açık alanları kullanmada farklı eğilimlere sahip olabileceklerini ya da farklı çevresel sorunlarla yüzleşebileceklerini tanır ve kabul eder.
(3) İmzacı taraf, bu doğrultuda, çevresel politikalarını ve hizmetlerini iyileştirmeyi, kadınların ve erkeklerin özel ihtiyaçlarını ve yaşam tarzlarını ayrı ayrı dikkate almayı ve kuşaklar arası dayanışma ilkesine uygun hareket etmeyi taahhüt eder.
(1) İmzacı taraf, hizmet bölgesindeki ilgili faaliyetlerin düzenleme organı olarak görevlerinin ifası sırasında, etkili düzenlemenin ve tüketici koruma tedbirlerinin yerel nüfusun güvenliğinin ve esenliğinin temininde taşıdıkları önemin farkında olarak ilgili düzenleme faaliyetlerinden kadınların ve erkeklerin farklı şekillerde etkilenebileceklerini kabul eder.
(2) İmzacı taraf, düzenleme görevlerinin ifası esnasında, kadınların ve erkeklerin özel ihtiyaçlarını, menfaatlerini ve koşullarını dikkate almayı taahhüt eder.
(1) İmzacı taraf, yerel ve bölgesel yönetimlerin yürüttüğü eşleştirme faaliyetlerinin ve de Avrupa ve diğer uluslararası işbirliği çalışmalarının vatandaşları birbirlerine yaklaştırmada ve ulusal sınırlar ötesinde karşılıklı öğrenme ve anlayış imkanı yaratmada taşıdığı değerin farkındadır.
(2) İmzacı taraf, eşleştirme faaliyetleri ve de Avrupa ve diğer uluslararası işbirliği çalışmaları alanında, aşağıdaki hususları gerçekleştirmeyi taahhüt eder:
• Farklı ardalanlardan gelen kadınları ve erkekleri eşitlik temelinde bu faaliyetlere dahil etmek
• Eşleştirme bağlantılarını ve Avrupa ve uluslararası işbirliği ortaklıklarını kadın erkek eşitliği konularında deneyim paylaşımı ve karşılıklı öğrenme platformu olarak kullanmak
• Ademi merkeziyetçi işbirliği eylemlerine toplumsal cinsiyet boyutunu dahil etmek.
Avrupa Belediyeler ve Bölgeler Konseyi (CEMR) Avrupa’daki en geniş kapsamlı yerel ve bölgesel yönetimler birliğidir.
Üyelerini otuzu aşkın Avrupa ülkesinden yerel ve bölgesel yönetimlerin ulusal birlikleri oluşturmaktadır.
CEMR’in ana amacı yerel ve bölgesel özerklik ve demokrasi temelinde güçlü ve birleşik ve de kararların, yerindenlik ilkesi uyarınca, vatandaşlara mümkün olduğunca yakın biçimde alındığı bir Avrupa’dır.
CEMR’in çalışmaları çok farklı alanları ve temaları içermektedir; kamu hizmetleri, ulaşım, bölgesel politikalar, çevre ve fırsat eşitliği gibi.
CEMR, aynı zamanda, uluslararası alanda da faal çalışmalar yürütmektedir. CEMR, Dünya Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Teşkilatı’nın Avrupa ayağını oluşturmaktadır.
Avrupa yerel ve bölgesel yönetimlerinin yetkilerini ve ortaklıklarını vatandaşları için daha fazla eşitlik yaratmak üzere kullanma taahhütleri işbu Şart’ın amacıdır.
Aşağıda imzası bulunan ………………………………………………………………………… (imzacı tarafın adı), …………………………………………………………………………………………………………… görevi kapsamında (makamı), ………………………………………………………………………………………………………….. „da (yerel/bölgesel yönetimin adı) attığım bu imza ile yukarıda bahsi geçen makamın Yerel Yaşamda Kadın Erkek Eşitliği Avrupa Şart’ına uyma ve hükümlerini yerine getirme hususunda resmen mutabık olduğunu teyit ederim. Şahsım, idare adına bu konuda gerekenlerin yapılmasında tam yetkilidir.
İmza
Tarih
Bu formun imzalı ve doldurulmuş bir kopyasını aşağıdaki adreste bulunan ve işbu Şart’ın düzenleyicisi olan Avrupa Belediyeler ve Bölgeler Konseyi’ne göndermeyi kabul ederim.
Avrupa Belediyeler ve Bölgeler Konseyi Genel Sekreterliği 15 rue de Richelieu F-75001 Paris – Fransa
İktısadî buhran vergisi kanunu, 30 Kasım 1931 tarihinde kabul edilmiş ve 1 Aralık 1931 tarihinde Resmi Gazete‘de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Reamî Gazete İle neşir ve ilâm: 1/XII/İ931 – Sayı : 1964
No. Kabul tarihi
1890 30 – XI – 1931
“Umumî, hususî ve mülhak bütçeler ve belediye bütçelerile idare edilen daire ve müesseseler ve hakikî veya hükmî şahıslar nezdinde veya onlara merbut olarak maaş, tahsisat, ücret, yevmiye, hakkı huzur, aidat ve ihtisas zammı ve bilûmum ikramiyeler veya her hangi bir nam ile olursa olsun bir bedel veya ayın mukabilinde çalıdan şahısların istihkakları ve şirket ve müesseselerin esas mukavelenameleri, nizamnameleri veya heyeti umumiye kararlan mucibince meclisi idarelerinde bulunanlara verilen temettü ile ikramiyeler ve hizmet mukabili verilecek tazminat ve ihbariye A e ayni mahiyetteki tediyeler bu kanun mucibince vergiye tâbidir.
Bu verginin istisnaları şunlardır:
A) 8 haziran 1930 tarih ve 1683 numaralı askerî \e mülkî tekaüt kanunundan evvelki kanun ve hükümlere göre kendilerine maaş tahsis olunan mütekait, yetim ve dullar,
E) Harp malüllerine Devlet bütçesinden yapılan tediyat,
C) Hidematı vataniye tertibinden maaş alanlar,
D) Bir ay zarfında maaş, ücret, yevmiye namı]e aldıkları mebaliğ 30 lira ve ondan aşağı olanlar (Ankara şehri için bu had 60 liradır),
E) Ziraî işlerde müstahdem işçiler ve rençperler,
F) Bir yere merbut ol umara k çalışan serbest işçiler,
(T) Harcırah ve harcırah yevmiyelerinin tamamile mesken bedellerinin 30 liraya kadar olan kısmi (mesken bedelleri, bu kanunun neşrinden evvel 193] senesinde mevcut olan bedellerdir),
H) Kamın ve nizamlara göre veya her hangi bir \v/.\ un sakatlanmasına mukabil veyahut mahkeme; kararile verilen tazminatlar.
Yergi, aşağıda yazılı nisbetler üzerinden alınır:
150 liraya kadar yüzde 10
151 liradan 350 liraya kadar olan kısım için
351 liradan 600 liraya kadar olan kısım için
601 liradan yukarı ulan kısım için
DÖRDÜNCÜ M,ADDE
Bu vergiye tâbi istihkakları 150 liraya kadar ( 150 lira dahil) olan şahısların aldıkları mebaliğden yalnız 30 lirası tenzil edildikten sonra mütebakisi üzerinden yüzde 10 vergi alınır ( Ankara şehri hakkında dahi hüküm böyledir)
Bir tahakkuk bordrosile yapılan tediyelerde vergi nisbeti – istihkaklar muhtelif unvanlarla olsa da – tediye yekûnu üzerinden hesap olunur.
Muhtelif cihetlerden istihkakı olupta yekûnu 150 liradan aşağı olan mebaliğin valnız birisi 30 liralık tenzilât haddinden istifade eder. Muhtelif istihkakların beheri 30 liradan aşağı olupta mecmuu 30 lirayı tecavüz ederse bu tenzilât yekûn üzerinden yapılır. İstihkakları mecmuu 150 lirayı geçen şahısların aldıkları mebaliğden tenzilât yapılmaz. Maaş, tahsisat, ücret ve yevmiyelerin vergisi tediye tarzına bakılmaksızın aylık olarak ve ikramiye, tazminat ve temettü gibi istihkakların vergisi de tediyeleri zamanında ayrıca yekûnları üzerinden tahakkuk ettirilir.
Ayniyat ve ecnebi parasüe yapılan tedivat yedinci maddedeki tediye gününün piyasa rayicine göre kıymetlendirilir.
Bu kanun mucibince hizmet erbabına tarhedilecek vergiler, mülhak ve hususî bütçelerle belediye bütçelerinde, masarif meyanında gösterilemez.
Tediye edilmiş sermayesinin en az nısfı Devlete ait olan müesseselerle sermayeye verilecek faiz; \eya temettüü Devletin teminatı altında bulunan bilûmum müesseseler, müntesipleri için bu vergiye mukabil verecekleri mebaliği, umum masrafları meyanına ithal edemezler.
İstihkaklarım umumî bütçeden alanlara ait vergi tevkifatı muhasebe! umumiye kanununun 43 üncü maddesi mucibince toptan icra edilir. Munzam hizmetleri dolayısile istihkakları olanların bu istihkakları ile maaşı aslilerine tekabül eden vergi farkı bu kanundaki nisbetlere göre mahallerinee tahakkuk ettirilip tahsil olunur.
Mülhak ve hususî bütçelerden \e belediye bütçelerinden tedi\e olunan istihkaklara ait vergi, bu idareler muhasebeeileıi tarafından tevkif ve bir hafta zarfında mal sandığına teslim olunur.
Tevkifatı muayen olan zamanlarda yapmıyan veya vergiyi zamanında mal .sandıklarına teslim etmiyen âmiri italarla muhasiplerden müştereken vergi yüzde 10 zam ile tahsil olunur ve haklarında ayrıca kanunî takibat yapılır.
Altıncı madde yapmıyan veya yergiyi zamanında mal edenler tarafından taallûk ettiği aydan sonra gelen ayın on beşinci günü akşamın kadar esamiyi muhtevi bir bordro ile mahallinin varidat tahakkuk idaresine bildirilir ve mukabilinde pulsuz bir makbuz verilir.
Bu bordrolarda vergiye tâbi olan veya olmıyan bilûmum istihkaklar gösterilir.
Şu kadar ki meskenlerde aileler hizmetinde bulunanlar için istihdam edenler tarafından bordro verilmesi mecburî değildir. Bu müstahdemlerden mükellef olanlar şahsan ve pulsuz bir beyanname verirler. Bu suretle bildirilen tahakkukat yekûnunun ayın yirmi beşinci günü akşamına kadar tedivesi mecburidir.
İkramiye, tazminat ve temettü gibi istihkakların vergisi tediye zamanında tevkif ve on gün içinde ödenir. Bordroyu vaktinde vermiş olupta tediyatı vaktinde ifa etmiyenlerin tediyeye mecbur oldukları miktarlar yüzde on zam ile tahsil olunur.
Aylık bordroları vaktinde vermiyenlerin istihdam ettikleri şahıslara ve beyauname vermiyenlere ait istihkaklar ve bunlara isabet eden vergi miktarları resen takdir ve tarh ve bir misil zam ile ve tekerrür halinde iki misil zam ile tahsil olunur.
Aylık bordrolarda veya beyannamelerde istihkaklar noksan gösterilir veya ketmedilirse vergi resen takdir ve tarh ve üç misil zam ile
tahsil olunur. Tekerrür halinde başkaca > irmi beş liradan aşağı olmamak üzere
istihdam edene ağır para cezası hükmolunur.
7, 8 ve 9 uncu maddelerde yazılı bordro vermekle mükellef eşhasa ait zamlar istihdam edenlere ait olup bunların istihdam edilenlere rücu
hakkı yoktur.
Bu kanun mucibince icra olunacak resen takdir ve tarhlarda ve buna karşı kanunî yollara müracaatta ve verginin ve zamların tahsilinde ve sair meskut bırakılan hususlarda kazanç vergisi kanununun hükümleri dairesinde muamele olunur.
Bu kanun 1 kânunuevvel 1931 tarihinden muteberdir.
Bu kanunun meriyete girdiği tarihten evvel tahakkuk ettiği halde tesviyesi bu tarihten sonra ya]ulan maaş, ücret ve yevmiyeler vergiye tâbi değildir.
İkramiye, tazminat temettü ve saire gibi mukannen olmıyan istihkaklardan meriyet tarihinden sonra tediye edilenler – bu tarihten evvel tahakkuk etmiş olsalar dahi – vergiye tabidirler.
13u kanunun hükümlerini icraya İcra Vekilleri Heyeti memurdur.
30 teşrinisani 1931 Cumhuriyet Reisliğine yazılan tezkerenin tarih ve numarası : 30 – XI – 1931 ve 1/174
Bu kanunun neşir ve ilânının Başvekilliğe bildirildiğine dair Cumhuriyet Reisliğinden gelen teskerenin tarih ve numarası : 30 – XI – 1931 ve 1/623
Bu kanunun müzakerelerini gösteren zabıtların Cilt Sayfa cilt ve sayfa numaraları : 4 21,52,79:97
VAKIFLAR YÖNETMELİĞİ
BİRİNCİ KISIM
Genel Hükümler
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Amaç ve kapsam
MADDE 1 – (Değişik:RG-10/11/2013-28817)
(1) Bu Yönetmelik; yeni vakıfların kuruluşu, vakıfların yönetimi, faaliyetleri, denetimlerine ilişkin usul ve esaslar ile Vakıflar Meclisi, Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı, Vakıf Uzmanlığı ve Uzman Yardımcılığı, Hukuk Müşavirliği ve Avukatlık ile ilgili görev, yetki ve sorumlulukların düzenlenmesi amacıyla hazırlanmıştır.
Dayanak
MADDE 2 – (Değişik:RG-10/11/2013-28817)
(1) Bu Yönetmelik 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun Ek 41 inci maddesi ve 18/3/2002 tarihli ve 2002/3975 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Kamu Görevlerine İlk Defa Atanacaklar İçin Yapılacak Sınavlar Hakkında Genel Yönetmeliğin Ek 6 ncı maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.
Tanımlar
MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelikte geçen;
ç) Bölge Müdürlüğü: Vakıflar Bölge Müdürlüklerini,
ğ) Genel Müdür: Vakıflar Genel Müdürünü,
ı) Hastane: Vakıflar Genel Müdürlüğüne bağlı sağlık kuruluşlarını,
ö) Mukataalı vakıf: Zemini vakfa, üzerindeki yapı ve ağaçlar tasarruf edene ait olan ve kirası yıllık olarak alınan vakıf taşınmazlarını,
ş) Taviz bedeli: Mukataalı ve icareteynli taşınmazların serbest tasarrufa terki için alınan bedeli,
ü) Vakıflar: Mazbut, mülhak, cemaat ve esnaf vakıfları ile yeni vakıfları,
ifade eder.
İKİNCİ KISIM
Vakıflarla İlgili Düzenlemeler
BİRİNCİ BÖLÜM
Yeni Vakıfların Kuruluşu, Yönetimi ve Diğer Düzenlemeler
Yeni vakıfların kuruluşu
MADDE 4 – (1) Yeni vakıf kurma iradesi, noterde düzenleme şeklinde hazırlanan resmi senetle veya ölüme bağlı tasarrufla açıklanır. Vakıf, yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil ile tüzel kişilik kazanır.
Resmi senetle kuruluş
MADDE 5 – (1) Gerçek veya tüzel kişilerin vakıf kurma iradesi, noterde düzenleme şeklinde hazırlanan resmi senetle açıklanır. Noter, resmi senedin bir örneğini yedi gün içinde Genel Müdürlüğe gönderir.
(2) Mahkemeye başvurma, resmi senedin düzenlenmesinden sonra vakfeden tarafından yapılır. Resmi senetle vakıf kurma işleminin temsilci aracılığıyla yapılması halinde, temsil yetkisinin noter tarafından düzenlenmiş temsilcilik belgesi ile verilmiş olması, bu belgede vakfın amacı ile özgülenecek mal ve hakların belirlenmesi zorunludur. Kurucular arasında tüzel kişi bulunması halinde; bu tüzel kişinin vakıf kurabileceğine ve vakfa mal varlığı tahsis edebileceğine dair hüküm bulunan kuruluş statüsünü veya yetkili organ kararını da vakıf senedi ile mahkemeye verirler.
(3) Resmi senetle kurulan vakıflarda vakfedenin ölmesi halinde mirasçılardan birisi tarafından tescil talebinde bulunulabilir. Vakıf senedinin düzenlenmesini takip eden üç ay içinde vakfedenin veya ölümü halinde mirasçılardan birisi tarafından tescil talebinde bulunulmamış veya vakfeden tüzel kişiliği haiz olup ta bu süre içinde sona ermiş ise vakfın tescili hususundaki başvurma Genel Müdürlük tarafından yapılır. Yetkili mahkemeye başvurulması üzerine, yapılacak harcamalar, ilgili vakıftan alınmak kaydıyla Genel Müdürlükçe karşılanır.
Ölüme bağlı tasarruf ile kuruluş
MADDE 6 – (1) Ölüme bağlı tasarruf yoluyla vakıf, vakfedenin ölümünden sonra tescil edilmek üzere kurulabilir. Bu yolla kurulan vakıflarda sulh hâkimi vakıf kurulmasına esas belgenin bir örneğini yedi gün içinde Genel Müdürlüğe gönderir.
(2) Ölüme bağlı tasarrufla kurulan vakıflarda mahkemeye başvuru, ilgililerin veya sulh hâkiminin bildirimi üzerine ya da Genel Müdürlükçe resen yapılır. Yetkili mahkemeye başvurulması üzerine, yapılacak harcamalar ilgili vakıftan alınmak kaydıyla Genel Müdürlükçe karşılanır.
(3) Ölüme bağlı tasarrufla kurulan vakfın miras bırakanın borçlarından sorumluluğu, özgülenen mal ve haklarla sınırlıdır. Vakfedenin mirasçıları ile alacaklılarının, bağışlamaya ve ölüme bağlı tasarruflara ilişkin hükümler uyarınca dava hakları saklıdır.
Tescil ve mahkeme işlemleri
MADDE 7 – (1) Mahkeme, dosya üzerinde Genel Müdürlüğün görüşünü almak, gerekirse vakfedeni dinlemek ve bilirkişi incelemesi yaptırmak suretiyle vakfın tesciline karar verir.
(2) Mahkeme, mal ve hakların korunması için gerekli önlemleri resen alır.
(3) Mahkeme, tescile veya tescil isteminin reddine ilişkin olarak verdiği kararı, resmi senetle birlikte Genel Müdürlüğe resen tebliğ eder.
(4) Tüzel kişilik kazanan vakıf, yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan, vakfeden ile vakıf adının, yerleşim yerinin, organlarının, amaç ve bu amaca özgülenen mal ve haklarının gösterildiği sicil defterine tescil edilir.
(5) Tescil kararı, başka bir mahkemece verilmiş ise ilgili belgelerle birlikte tescil için vakfın yerleşim yeri mahkemesine gönderilir.
Temyiz ve iptal
MADDE 8 – (1) Mahkemenin vakfın tesciline veya tescil isteminin reddine ilişkin kararlarına karşı, tebliğ tarihinden başlayarak bir ay içinde, başvuran ya da Genel Müdürlük tarafından temyiz yoluna gidilebilir.
(2) Genel Müdürlük veya ilgililer, vakfın kurulmasını engelleyen sebeplerin varlığı halinde iptal davası açabilirler.
Merkezi sicile tescil ve ilan
MADDE 9 – (1) Vakıf, yerleşim yeri mahkemesinin yapacağı bildirim üzerine Genel Müdürlükte tutulan merkezi sicile kaydolunur.
(2) Merkezi sicile kaydedilen vakıf, Resmî Gazete’de ilan edilir. İlanda; vakfedenin ve vakfın adı, yerleşim yeri, amacı, mal ve haklarının neler olduğu, varsa taşınmazlarının tapu bilgileri, vakfın organları ile kuruluş senedinin tarih ve sayısı, tescil kararının tarih ve sayısı ile hangi mahkemece verildiği belirtilir. İlan için yapılacak harcamalar vakıftan alınmak üzere Genel Müdürlük tarafından karşılanır.
Noksanlıklar
MADDE 10 – (1) Vakıf senedinde vakfın amacı ile bu amaca özgülenen mal ve haklar yeterince belirlenmiş ise, diğer noksanlıklar vakfın tüzel kişilik kazanması için yapılan başvurunun reddini gerektirmez.
(2) Bu tür noksanlıklar, tescil kararı verilmeden önce mahkemece tamamlattırılabileceği gibi kuruluştan sonra denetim makamının başvurusu üzerine, imkan varsa vakfedenin görüşü de alınarak, vakfın yerleşim yeri mahkemesi tarafından tamamlattırılır.
(3) Tescili istenen vakfa ölüme bağlı tasarrufla özgülenen mal ve haklar amacın gerçekleşmesine yeterli değilse; vakfeden aksine bir irade açıklamasında bulunmuş olmadıkça bu mal ve haklar, denetim makamının görüşü alınarak hakim tarafından benzer amaçlı bir vakfa özgülenir.
Özgülenen mal ve hakların vakfa geçmesi
MADDE 11 – (1) Vakfa özgülenen malların mülkiyeti ile haklar tüzel kişiliğin kazanılmasıyla vakfa geçer.
Taşınmazların tapuya tescili
MADDE 12 – (1) Tescile karar veren mahkeme, vakıf senedinin bir örneğini de ekleyerek vakfedilen taşınmazın vakıf tüzel kişiliği adına tescil edilmesini tapu idaresine bildirir.
(2) Tapu idaresi bu bildirim üzerine, vakıf adına tescili yapar. Bu tescil işleminden de vakıf yöneticileri sorumludur.
Yeni vakıfların yönetimi
MADDE 13 – (1) Yeni vakıfların yönetim organı vakıf senedine göre oluşturulur. Yöneticilerin çoğunluğunun Türkiye’de yerleşik bulunması zorunludur.
(2) Bu vakıfların organlarında ölüm, istifa ya da herhangi bir nedenle eksilme olduğu takdirde vakıf senedindeki hükümlere göre eksiklik tamamlanır. Vakıf senedinde hüküm bulunmaması halinde; öncelikle senet değişikliği yapılmak suretiyle eksiklik giderilir. Ancak;
ile mahkemeye başvurulur. Mahkemece, Genel Müdürlüğün yazılı görüşü alınarak organlardaki eksiklik tamamlanır.
(3) Mahkeme kararını müteakip, organlardaki eksilmelerin tamamlanması hususunda gerekli senet değişikliği yapılır.
İdare şeklinin değiştirilmesi
MADDE 14 – (1) Haklı sebepler varsa mahkeme, vakfın yönetim organı veya Genel Müdürlüğün istemi üzerine diğerinin yazılı görüşünü aldıktan sonra vakfın örgütünü, yönetimini ve işleyişini değiştirebilir.
(2) İstihdam edilenlere ve işçilere yardım vakıflarında, vakıf senedinin, faydalananların vakıftan faydalanma şartlarına ve idareye iştiraklerine dair hükümlerinde yapılacak değişikliklerin vakıf senedinde bu hususta yetkili olduğu belirtilen organın kararı üzerine, Genel Müdürlüğün yazılı düşüncesi alındıktan sonra mahkeme tarafından kararlaştırılır.
(3) Türk Ticaret Kanununun 468 inci maddesi gereğince kurulan vakıflardan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 20 nci maddesi hükümlerine tabi olanların vakıf senetlerinde yapılacak değişiklik, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının uygun görüşünden sonra, Genel Müdürlüğün yazılı görüşü alınarak yerleşim yeri mahkemesi tarafından kararlaştırılır.
Adres ve vakıf yöneticilerinin değişikliği
MADDE 15 – (1) Senet değişikliğini gerektirmeyen aynı yerleşim yeri içerisinde yapılacak adres değişikliğinin değişiklik tarihinden itibaren; yönetim organına seçilenlerin isimleri ile tebligata esas adreslerinin ise seçim tarihinden itibaren 15 gün içinde ilgili bölge müdürlüğüne bildirilmesi gerekir.
Vakıf varlıklarının değerlendirilmesi
MADDE 16 – (1) Vakıflar, varlıklarını, ekonomik kural ve riskleri gözetmek suretiyle değerlendirirler, paralarını Türkiye’de kurulu bankalara yatırırlar.
Yeni vakıfların şube ve temsilcilik açması
MADDE 17 – (1) Yeni vakıflar, vakıf senedinde hüküm bulunmak kaydıyla amaçlarını gerçekleştirmek üzere şube veya temsilcilik açabilirler. Bu vakıflar, yetkili organlarınca alınacak kararı müteakip şube ve temsilciliği açmadan önce Ek-1’deki beyannameyi vakıf merkezinin bulunduğu bölge müdürlüğüne vermek ve elektronik ortamda göndermek zorundadırlar. Vakıf tarafından şube veya temsilciliğin kapatılması durumunda da 30 gün içinde aynı usulle bölge müdürlüğüne beyanda bulunulur.
(2) Şube ve temsilciliklerde görev alan yöneticilerin, Kanunun 9 uncu maddesinde belirtilen suçlardan mahkûm olmaması ve çoğunluğunun Türkiye’de yerleşik bulunması zorunludur.
Şube ve temsilciliklerin vakfı temsili ve çalışma usulleri
MADDE 18 – (1) Şube ve temsilcilikler, faaliyetlerini vakıf adına yürütürler ve bulundukları yerde vakfı temsil ederler.
(2) Şube ve temsilciliklerin çalışma usul ve esasları vakıf merkezince düzenlenir.
(3) Şube ve temsilcilikler;
Vakfın sona ermesi
MADDE 19 – (1) Amacının gerçekleşmesi imkânsız hale gelen ve değiştirilmesinde de olanak bulunmadığı takdirde, vakıf kendiliğinden sona erer. Vakfın yönetim organı veya Genel Müdürlük vakfın amacının gerçekleşmesinin imkânsız hale geldiği kanısına varırsa dilekçe ile mahkemeye başvurarak durumun mahkeme siciline tescilini ister. Mahkeme, gereğine göre Genel Müdürlüğün veya vakfın yönetim organının yazılı düşüncesini alarak vakfın dağılması ve tasfiye kurulu oluşumu istemini karara bağlar ve mahkeme dağılma kararını sicile tescil eder. Sona eren vakfın kişiliği, ehliyeti tasfiye amacıyla sınırlı olmak üzere tasfiye sırasında da devam eder.
Vakfın dağıtılması
MADDE 20 – (1) Vakfın amacı, Türk Medeni Kanununun 101 inci maddesinin son fıkrası hükmüne girdiği takdirde Genel Müdürlükçe vakfın dağıtılması için yetkili asliye hukuk mahkemesine başvurulur.
Vakfın sona ermesinin ilanı
MADDE 21 – (1) Vakfın sona ermesi merkezi sicile kaydedilir ve Genel Müdürlük tarafından Resmî Gazete’de ilan olunur.
Sona eren veya dağıtılan yeni vakıfların mal ve hakları
MADDE 22 – (1) Sona eren yeni vakıfların borçlarının tasfiyesinden arta kalan mal ve haklar, vakıf senedinde yazılı hükümlere göre, senetlerinde özel bir hüküm bulunmayanlarda ise Genel Müdürlüğün ve devredilecek vakfın görüşü alınarak mahkeme kararıyla benzer amaçlı bir vakfa; dağıtılan yeni vakıfların borçlarının tasfiyesinden arta kalan mal ve haklar ise Genel Müdürlüğe devredilir.
İKİNCİ BÖLÜM
Mülhak Vakıf Yöneticiliği ve Sorumlulukları
Mülhak vakıf yöneticiliği
MADDE 23 – (1) Mülhak vakıflar, vakfiye şartlarına göre Meclis tarafından atanacak yönetici eliyle yönetilir ve temsil edilir. Vakfiyedeki şartları taşımamaları nedeniyle kendilerine yöneticilik verilemeyenler bu şartları elde edinceye, küçükler ile kısıtlılar fiil ehliyetlerini kazanıncaya veya boş kalan yöneticilik yenisine verilinceye kadar, vakıf işleri Genel Müdürlükçe temsilen yürütülür.
Yöneticide aranacak şartlar
MADDE 24 – (1) Yönetici olarak atanacak kişide aşağıdaki şartlar aranır:
Yönetici atamasında istenen belgeler ve başvuru
MADDE 25 – (1) Yöneticiliğe atanmak isteyenler, dilekçe ekinde aşağıda belirtilen belgelerle birlikte ilgili bölge müdürlüğüne başvurur.
ç) (Değişik:RG-14/8/2010-27672) Sağlıkla ilgili olarak görevini devamlı olarak yapmaya engel bir durumu olmadığına dair yazılı beyanı.
(2) Bölge müdürlüğü, başvuru dilekçesi ve eklerini Genel Müdürlüğe gönderir. Genel Müdürlükçe gerekli inceleme yapılarak oluşturulan dosya, atama yapılmak üzere Meclise sunulur.
(3) Birden çok yöneticilik talebi olması halinde Meclis; öncelikle vakfiye şartlarını dikkate alarak, batın tertibi, vakfın iş ve işlem kapasitesi, atanacak kişinin öğrenim durumu, adayların yerleşim yeri gibi hususları dikkate alarak karar verir.
Yönetici yardımcısında aranacak şartlar
MADDE 26 – (1) Yöneticiler, kendilerine aşağıdaki şartları haiz yardımcı tayin edebilirler ve Genel Müdürlüğe iletilmek üzere bölge müdürlüğüne bildirirler.
ç) Kanunun 9 uncu maddesinde belirtilen suçlardan birinden mahkûm olmamak.
Yöneticilerin görev ve sorumlulukları
MADDE 27 – (1) Yöneticiler; Kanunun 10 uncu maddesinde belirtilen sorumluluklarının yanında;
zorundadır.
Mülhak vakıflarda hasım gösterilme
MADDE 28 – (1) Mülhak vakıflarda mülkiyet ve intifa hakkı iddiasına ait vakfa karşı açılan davalarda, vakıf yönetimi ile Genel Müdürlük birlikte hasım gösterilir.
(2) Bu tür davalarda yargılama giderleri vakıf tarafından karşılanır.
(Mülga:RG-19/1/2013-28533)
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Seçim çevresi
MADDE 29 – (Mülga:RG-19/1/2013-28533)
Yönetim kurulunun oluşturulması ve seçim süresi
MADDE 30 – (Mülga:RG-19/1/2013-28533)
Seçmenlik şartları
MADDE 31 – (Mülga:RG-19/1/2013-28533)
Seçileceklerde aranılan şartlar
MADDE 32 – (Mülga:RG-19/1/2013-28533)
Seçim usulleri
MADDE 33 – (Mülga:RG-19/1/2013-28533)
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Vakıflarda Beyanname ve Bildirim
Beyanname verme yükümlülüğü
MADDE 34 – (1) Vakıf yöneticileri, Ek-2’deki beyannameyi eksiksiz doldurup her takvim yılının ilk altı ayı içerisinde bölge müdürlüğüne vermek ve elektronik ortamda göndermek zorundadırlar.
(2) Yeni vakıflar; şubelerinin muhasebe hesap planının vakıf merkezinin hesap planına uygun olmasını, yıl içindeki gelir ve giderlerini, yeni yıla devredecek makbuz bilgilerini ve mevcut paralarını gösteren yılsonu hesap durumlarını her yıl vakıf merkezine gönderilmesini, yıl sonunda şubenin mali tabloları ile vakıf merkezinin mali tablolarının konsolide edilmesini sağlarlar.
Bağış ve yardımlar
MADDE 35 – (1) Vakıflar; yurtdışındaki kişi, kurum ve kuruluşlardan alacakları nakdi bağış ve yardımlar ile yurtdışındaki benzer amaçlı vakıf ve derneklere yapacakları nakdi bağış ve yardımları banka aracılığı ile yaparak bir ay içerisinde bölge müdürlüğüne bildirirler.
(2) Yurtdışından bağış ve yardım alan vakıflar Ek-3’teki formu, yurtdışına bağış ve yardım yapan vakıflar ise Ek-4’deki formu iki nüsha olarak doldurup bir ay içerisinde ilgili bölge müdürlüğüne verirler.
(3) Bildirim formuna yetkili organın karar örneği, varsa bu konuda düzenlenen protokol, sözleşme ve benzeri belgelerin örnekleri de eklenir.
(4) Bildirimin bölge müdürlüğü tarafından onaylı bir örneği ilgili bankaya verilmek üzere başvuru sahibine verilir.
(5) (Mülga:RG-19/1/2013-28533).
Taşınmaz mal bildirimleri
MADDE 36 – (1) Vakıflar, iktisap ettikleri veya değiştirdikleri taşınmazlarla ilgili bilgileri tapuya tescilden itibaren bir ay içerisinde Ek-5’deki formu doldurarak bölge müdürlüğüne vermekle yükümlüdürler.
İktisadi işletme ve şirket kurulması
MADDE 37 – (1) İktisadi işletme ya da şirket kuran veya kurulmuş herhangi bir şirkete iştirak eden vakıflar, Ek-6’daki formu doldurarak bir ay içerisinde ilgili bölge müdürlüğüne gönderirler. Herhangi bir şirket hissesini satan ve şirket ortaklığından ayrılan veya şirketini tasfiye eden vakıflar, bölge müdürlüğüne bildirimde bulunurlar.
Beyanname ve bildirimlerin incelenmesi
MADDE 38 – (1) Yapılan tebligata rağmen, vakıflardan istenen beyanname ve bildirimlerin verilmemesi veya eksik verilmesi hallerinde Kanunun 11 inci maddesi gereğince idari para cezası uygulanır. (Mülga cümle:RG-19/1/2013-28533) (…)
BEŞİNCİ BÖLÜM
Vakıflarda Denetim
Vakıfların denetimi
MADDE 39 – (1) Vakıf yöneticileri, yıl sonundan itibaren altı ay içerisinde yapılacak iç denetim rapor ve sonuçlarını Ek-7’deki forma uygun olarak düzenleyerek rapor tarihini takip eden iki ay içerisinde ilgili bölge müdürlüğüne göndermekle yükümlüdürler.
(2) Yeni vakıflar şube ve temsilciliklerini de denetleyerek her yıl verecekleri raporlarda bu alt birimlerle ilgili bilgilere yer verirler.
(3) Vakıfların, şube ve temsilciliklerinin amaca ve yasalara uygunluk denetimi ile iktisadî işletme ve iştiraklerinin faaliyet ve mevzuata uygunluk denetimi Genel Müdürlükçe yapılır. Genel Müdürlük Rehberlik ve Teftiş Başkanlığınca vakıfların;
ç) Vakıf iktisadi işletmeleri ile iştiraklerinin iş ve işlemleri ile gerektiğinde vakıflara ait diğer iştiraklerinin iş ve işlemleri,
denetlenir.
Şube ve temsilciliklerin denetimi
MADDE 40 – (1) Şube ve temsilciliklerce yürütülen faaliyetlerden vakıf yönetimi ile birlikte şube yönetimi ve temsilci de sorumludur.
(2) Şube ve temsilciliklerin denetimi sonucunda; vakıf amacının gerçekleştirilmesine yeterince katkı sağlamadığı, vakıf senedine aykırı işlem yaptığı tespit edilenler ile beyanda bulunulmadan şube ve temsilciliğin faaliyete geçirilmesi halinde şube ve temsilciliğin kapatılması vakıf merkezine bildirilir.
İç denetimin amacı
MADDE 41 – (1) İç denetim, vakıf faaliyetlerinin mevzuata ve vakfın stratejik planına uygun olarak yürütülmesini; kaynakların etkili, ekonomik ve verimli kullanılmasını; bilgilerin güvenilirliğini, bütünlüğünü ve zamanında elde edilebilirliğini sağlamayı amaçlar.
(2) İç denetim vakfın risk yönetim ve kontrol süreçlerinin etkinliğini değerlendirerek sistemli ve disiplinli bir yaklaşımla vakfın amaçlarına ulaşmasına yardımcı olur.
İç denetimin kapsamı
MADDE 42 – (1) Vakfın tüm iş ve işlemleri iç denetim kapsamındadır.
(2) İç denetim faaliyeti;
ç) Vakfın denetime tabi tüm birimlerinin işlem, hesap ve mali tablolarının genel kabul görmüş muhasebe ilkeleri ile Genel Müdürlükçe belirlenen usul ve esaslara uygun olup olmadığı,
hususları dikkate alınarak defter, kayıt ve belgeleri üzerinden ve gerektiğinde işlem yapılan üçüncü şahıslarla hesap mutabakatı sağlanarak yürütülür.
İç denetimi yapabilecekler
MADDE 43 – (1) Vakıf senetlerinde denetim organına yer veren vakıflarda iç denetim bizzat bu organları eliyle yapılabileceği gibi bağımsız denetim kuruluşlarına da yaptırılabilir.
(2) (1) Vakfın yetkili organı ya da bağımsız denetim kuruluşu, iç denetimi, ancak denetçi sertifikasına sahip kişiler marifetiyle yapar veya yaptırabilir.
Sertifika alabilme şartları
MADDE 44 (1) – (1) Denetçi sertifikası alabilmek için; 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununa göre serbest muhasebeci mali müşavirlik veya yeminli mali müşavirlik ruhsatına sahip olanlar ile Genel Müdürlükte avukatlık, müdürlük ve şube müdürlüğü görevlerinde en az 5 yıl çalışmış olanların Genel Müdürlükçe yapılacak sertifika eğitimi sonunda düzenlenecek sınavda başarılı olmaları şarttır.
(2) Ayrıca Genel Müdürlükte; Müfettiş, İç Denetçi, Vakıf Uzmanı, Hukuk Müşaviri, Daire Başkanı ve Bölge Müdürü kadrolarında en az 5 yıl görev yapmış olanlar ile süreye bağlı olmaksızın Genel Müdür, Vakıflar Meclisi Üyesi, Genel Müdür Yardımcısı, Rehberlik ve Teftiş Başkanı, I. Hukuk Müşaviri kadrolarında görev yapmış olanlara talepleri halinde sınav şartına bağlı olmaksızın denetçi sertifikası verilir.
Bağımsız denetim kuruluşundan hizmet alımı
MADDE 45 – (1) Denetimi yapacak bağımsız denetim kuruluşu denetlenen vakfın yetkili karar organlarınca seçilir.
İç denetim raporu
MADDE 46 – (1) İç denetim raporu, denetim sonucunda denetçinin de görüşünün açıklandığı metindir. Bu raporun ekinde mali tablolar da yer alır.
(2) Rapor, Ek-7’deki forma uygun olarak denetimi yapan organ ya da bağımsız denetim kuruluşunu temsil ve ilzama yetkili olanların imzasını taşıyan bir yazı ekinde vakıf yönetimine sunulur.
(3) Rapor; doğruluk, açıklık, ölçülebilirlik, yapıcılık, uygunluk, tamlık ve kararlılık temel ilkeleri çerçevesinde;
ç) Yapılan denetimler esnasında tespit edilen iyi uygulama örneklerini gösterecek,
şekilde düzenlenir.
(4) Denetçi kanaatinin oluşmasına dayanak teşkil eden belgeleri rapora ekler.
(5) (1) İşletme esasına göre defter tutan vakıfların denetimlerinin sertifikalı denetçiler tarafından yapılması zorunlu değildir. Ancak yapılacak denetim neticesinde düzenlenecek raporun Ek-7’deki rapor formuna uygun olması zorunludur.
İç denetimin geçerliliği
MADDE 47 – (1) Yapılan denetimin geçerli olabilmesi için; bu Yönetmelikte belirtilen usul ve esaslar ile genel kabul görmüş denetim standartlarına uygun olarak yapılması zorunlu olup, Genel Müdürlüğün denetim ve inceleme yetkisi saklıdır.
Bağımsız denetçi sertifika sınavı
MADDE 48 (1) – (1) Denetçi sertifika eğitiminin içeriği, sınavının başvuru ve uygulama şekli ve esasları Genel Müdürlükçe belirlenerek resmi internet sitesinde duyurulur.
Uygulanacak diğer hükümler
MADDE 49 – (1) Yapılacak bağımsız denetimlerde, bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, vakıflar mevzuatına aykırı olmamak üzere, bağımsız denetime ilişkin mevzuat hükümleri ile uluslararası denetim standartları uygulanır.
ALTINCI BÖLÜM
Vakıfların Muhasebesi
Vakıfların muhasebesi
MADDE 50 – (1) Yeni vakıflar ile mülhak, cemaat ve esnaf vakıfları, muhasebe kayıtlarını Genel Müdürlüğün resmi internet sitesinde yayımlanacak Vakıflar Tek Düzen Hesap Planına uygun olarak tutarlar, bilânço ve gelir tablolarını da bu plan ekindeki örnek tablolara göre düzenlerler.
(2) Yıllık brüt geliri 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 inci maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde yer alan ve her yıl Maliye Bakanlığınca belirlenen tutarının üzerinde bulunan vakıflar ile vergi muafiyeti, işletmesi, iştiraki, şube ve temsilciliği olan vakıfların bilanço esasına göre defter tutmaları zorunludur.
(3) Bilanço esasına göre defter tutmayı gerektirmeyen vakıflar, işletme esasına göre defter tutabilirler.
(4) Vakıflar muhasebe kayıtlarını ve belgelerinin tevsikini 213 sayılı Vergi Usul Kanununda belirtilen hükümlere uygun olarak yaparlar.
(5) Mülhak vakıflar, ayrıca Ek-8’deki yıllık hesap cetvellerini düzenleyerek her takvim yılının ilk altı ayı içerisinde bölge müdürlüğüne vermek zorundadırlar. Mülhak vakıf yöneticisinin ibraz ettiği belgeler ve vakfiyede belirtilen hayır şartları esas alınarak, kesin hesap bölge müdürlüğünce kontrol edildikten sonra onaylanmak üzere Genel Müdürlüğe gönderilir.
Tutulacak defterler
MADDE 51 – (1) Vakıflar;
tutmak zorundadırlar.
Belgelerin saklanma süresi ve bağış makbuzları
MADDE 52 – (1) Vakıflar tarafından tutulması gereken defterler ile kullanılan bağış makbuzları, harcama belgeleri ve diğer belgeler özel kanunlarda belirtilen süreler saklı kalmak üzere, ilgili bulundukları mali yılı takip eden takvim yılından başlayarak 10 yıl süreyle saklanır.
(2) Vakıflar, kullanacakları bağış makbuzları ile gerekli görülen belgeleri Genel Müdürlükten temin ederler.
YEDİNCİ BÖLÜM
Mazbut ve Mülhak Vakıflarda Galle Fazlası
Başvuru şekli
MADDE 53 – (1) Vakıf evlatları veya ilgilileri dilekçe ile vakfiye şartı gereği vakıf evladı veya ilgilisi olduğunu ve galle fazlası almaya hak kazandığını gösteren mahkeme kararıyla;
başvuru yaparlar.
(2) (Mülga:RG-19/1/2013-28533)
(3) Vakfiyede batın tertibi veya bunun gibi herhangi bir şart mevcut ise, bu şartın mahkeme kararı ile ispatı gerekir.
Galle fazlasının hesabı
MADDE 54 – (1) Mahkeme kararı ile galle fazlası almaya hak kazanan vakıf evladı veya ilgilisi bulunan vakıflarda; % 15 ihtiyat akçesi, hayır şartı giderleri, yönetim ve temsil payı, tevliyet ücreti ile vakıf için yapılan diğer giderler, vakfın gerçekleşen gayri safi gelirinden düşüldükten sonra vakıf evlatlarına veya ilgililerine ödenecek galle fazlasının miktarı belirlenir.
(2) Galle fazlasının hesaplanmasında o yıla ait gelirin tamamı dikkate alınır.
(3) Vakfın onarıma ihtiyacı olan taşınmazı varsa, o yıl için gerçekleşen gayri safi gelirinden yönetim ve temsil payı veya tevliyet ücreti ile kanuni giderler ayrıldıktan sonra kalan miktar onarıma ayrılır.
(4) (Ek:RG-19/1/2013-28533) Temsilen yönetilen mülhak vakıflarda ayrıca tevliyet ücreti kesilmez.
Galle fazlasının ödenmesi
MADDE 55 – (1) Vakıf evladı veya ilgililerinin galle fazlasını almaya hak kazandıkları tarih ilk derece mahkemesi karar tarihi olup, galle fazlasına ilişkin ödeme mahkeme kararının kesinleşmesinden sonra yapılır.
(2) Galle fazlası, mazbut vakıflarda Genel Müdürlük onayından, mülhak vakıflarda ise kesin hesabın tasdikinden sonra 15 gün içerisinde yıllık olarak ödenir.
(3) İntifa hakkı ödemeleri yapıldıktan sonra ilk defa başvuranlara o yıl ödeme yapılmaz. Ancak hak kazandığı yılın veya yılların evlat hissesi, mahkeme kararının kesinleşmesini müteakip ödenir.
Galle fazlasının izleneceği hesaplar
MADDE 56 – (1) Galle fazlasına ilişkin ilk derece mahkemesi kararının ilgili bölge müdürlüğüne ya da mülhak vakıf yöneticiliğine tebliğ edilmesi halinde, galle fazlası karar tarihinden itibaren ilgililerine ödeninceye kadar emanet hesaplarda izlenir.
(2) Vakfın; yıllık gayri safi gelirinden kesilen ihtiyat akçesi, vakfa ait ayrı bir hesapta izlenir.
(3) İhtiyat akçesi oranı Meclis kararıyla değiştirilebilir.
(4) (Ek:RG-30/11/2011-28128) İhtiyat akçesi hesabında biriken ve kullanılmayan paralar ile vakfı adına yeni gayrimenkul satın alınabilir.
Galle fazlasının talep edilmemesi
MADDE 57 – (1) Emanet hesabına alınan galle fazlaları, alacağın doğduğu tarihten itibaren beş yıl içerisinde talep edilmemesi halinde vakfının hesabına gelir kaydedilir.
ÜÇÜNCÜ KISIM
Hayrat Taşınmazların Tahsisi ve Hayır Hizmetleri
BİRİNCİ BÖLÜM
Hayrat Taşınmazların Tahsisi
Tahsisi yapılabilecek hayrat taşınmazlar
MADDE 58 – (Değişik:RG-19/1/2013-28533)
(1) Medrese, sıbyan mektebi, darüşşifa, bimarhane, imaret, kütüphane gibi hayrat binalar, üzerindeki kültür varlığı çeşitli nedenlerle yıkılarak arsa haline gelmiş taşınmazlar ile arsa halindeki taşınmazlar ve üzerine yapılan binalar tahsis edilebilir.
Hayrat taşınmazların tahsisi
MADDE 59 – (1) Hayrat taşınmazların tahsisine Meclis yetkilidir.
(2) Genel Müdürlüğe ve mazbut vakıflara ait hayrat taşınmazlara öncelikle Genel Müdürlükçe vakfiyeleri doğrultusunda işlev verilir.
(3) Bu taşınmazlar vakfiyeleri doğrultusundaki işlevlerde kullanılmak üzere kamu kurum ve kuruluşlarına, benzer amaçlı vakıflara veya kamu yararına çalışan derneklere tahsis edilebilir.
(4) Onarım ve restorasyon ihtiyacı varsa tahsis onarım ve restorasyon karşılığı yapılır.
(5) Genel Müdürlükçe değerlendirilemeyen veya işlev verilemeyen hayrat taşınmazlar fiilen asli niteliğine uygun olarak kullanılıncaya kadar geçici süreyle kiraya verilebilir.
(6) Üzerindeki kültür varlığı çeşitli nedenlerle yıkılarak arsa haline gelmiş taşınmazlar imar durumları dikkate alınarak vakfiye doğrultusunda ihya edilmek üzere tahsis edilebilir.
Tahsis süresi
MADDE 60 – (1) Hayrat taşınmazların tahsis süresi taşınmazın onarım ve restorasyona ihtiyacının olup olmadığı ve tahsis amacı dikkate alınarak Genel Müdürlük tarafından belirlenir.
Tahsis talebi ve yapılacak işlemler
MADDE 61 – (1) Tahsis talepleri taşınmazın bulunduğu bölge müdürlüğüne yapılır. Başvuru üzerine tahsisi talep edilen taşınmazın, tapu kayıtları, vakıf kütük kayıtları, halihazır durumu, onarıma ihtiyacının bulunup bulunmadığı, vakıf kültür varlığı olup olmadığı tespit edilerek, taşınmazın son durumunu gösterir içten ve dıştan çeşitli açılardan çekilmiş fotoğrafları ile birlikte krokisi ve teknik elemanlarca hazırlanacak ayrıntılı rapor Genel Müdürlüğe gönderilir.
(2) Genel Müdürlükçe tahsis talebi, vakfiye şartları açısından değerlendirilir. Talebin uygun görülmesi halinde tahsis işlemleri başlatılır.
Tahsis işlemleri ve kullanım bedeli
MADDE 62 – (1) Tahsis işlemleri aşağıdaki şekilde yapılır.
ç) Tahsis kararının alınmasını müteakip; restorasyon projelerinin en geç altı ay içerisinde hazırlanacağı ve bir yıl içerisinde kültür ve tabiat varlıklarını koruma bölge kuruluna onaylatılacağı, tahsis tarihinden itibaren üç yıl içerisinde onarım veya restorasyonunun tamamlanacağı hususu ile diğer usul ve esasları içeren protokol, talep sahibi kurum ve kuruluş ile birlikte imza edilerek Genel Müdürlüğe gönderilir.
Tahsis edilen taşınmazların kullanımı
MADDE 63 – (1) Taşınmazlar tahsis amacı dışında kullanılamaz.
(2) Genel Müdürlüğün yazılı onayı olmaksızın;
(3) (Ek:RG-19/1/2013-28533) Genel Müdürlükten izin alınmak kaydıyla taşınmazın bir bölümü veya bütününde vakfın iktisadi işletmesi veya kamu kurumlarının sahibi ve ortağı olduğu iktisadi teşekküller tarafından amacın tahakkukuna matuf iktisadi faaliyet gösterilebilir.
Taşınmazın tahliyesi
MADDE 64 – (1) Tahsis edilen taşınmazla ilgili olarak;
tespit edilmesi ve taşınmazda yürütülen faaliyetin mahkemece yasaklanması halinde bölge müdürlüğünün talebi üzerine mülki amirlikçe taşınmazın tahliyesi sağlanır.
Tahsis edilen taşınmazların takibi
MADDE 65 – (1) Tahsis edilen hayrat taşınmazlar bölge müdürlüğünce sürekli kontrol edilerek, her dört ayda bir tahsis şartlarına uyulup uyulmadığının tespitine ilişkin rapor düzenlenir ve taşınmazın dosyasında muhafaza edilir.
İKİNCİ BÖLÜM
Aşevi Hizmeti
Aşevi açılması
MADDE 66 – (1) Vakfiyelerde yazılı hayır şartlarını yerine getirmek üzere Genel Müdürlükçe sıcak yemek ve kuru gıda verilecek muhtaç sayısı belirlenerek, bunların dağıtımı gerekli yerlerde aşevleri açılır.
Aşevinden yararlanacaklar
MADDE 67 – (1) Sosyal güvencesi bulunmayan veya geliri net asgari ücret miktarından fazla olmayanlar aşevinden yararlanabilirler.
(2) 1/7/1976 tarihli ve 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun gereğince aylık alanlar da aşevi hizmetinden yararlanabilirler.
Başvuru
MADDE 68 – (1) (Değişik:RG-14/8/2010-27672) Aşevi veya kuru gıda hizmetinden yararlanmak isteyen muhtaç kişiler Ek-9’da yer alan formu doldurmak suretiyle Bölge Müdürlüklerine şahsen, posta yoluyla veya Genel Müdürlüğün internet sitesi üzerinden başvuru yapabilirler. Bölge Müdürlüğünce yapılan değerlendirmede durumu uygun olanlar aşevi veya kuru gıda hizmetinden yararlandırılır.
(2) Kontenjanın dolmaması halinde, engelli çocuklar için açılmış eğitim kurumlarındaki çocuklara da kurum yönetiminin vereceği liste dikkate alınarak aşevi hizmeti verilebilir.
Muhtaçlığın izlenmesi
MADDE 69 – (1) Bölge müdürlüğünce aşevinden faydalananların gelirleri ve mal varlığı hakkında, gerçek ve tüzel kişilerden bilgi istenebilir. Yapılan araştırma sonucunda yararlanma şartlarını taşımadığı tespit edilenler aşevi hizmetinden faydalanamaz.
Yoklama
MADDE 70 – (1) Aşevi hizmetinden yararlananlar her yılın Kasım ayında Ek-10’daki yoklama belgesini doldurarak, aşevi görevlilerine vermek zorundadır.
(2) Yoklama belgesini 15 gün içerisinde vermeyenlere aşevi hizmeti verilmez.
Aşevi hizmetinin sona ermesi
MADDE 71 – (1) Aşevinden yararlananların;
halinde bu kişilere verilen hizmet son bulur.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Muhtaç Aylığı
Muhtaç aylığı
MADDE 72 – (1) Vakfiyelerde yer alan hayır şartlarının yerine getirilmesi amacıyla muhtaç durumda bulunan engelliler ile yetimlere aylık bağlanır.
Muhtaç aylığından yararlanacaklar
MADDE 73 – (1) Annesi ya da babası olmayan muhtaç çocuklar ile % 40 ve üzeri engelli olan muhtaçlara; sosyal güvencesi olmaması, herhangi bir gelir veya aylığı bulunmaması, mahkeme kararı veya kanunla bakım altına alınmamış olması, gelir getirici taşınır ve taşınmaz malı mevcut olmaması veya olup da bunlardan elde edeceği aylık ortalama gelirinin bu Yönetmelikle belirlenen muhtaç aylığı miktarını geçmemesi halinde aylık bağlanabilir.
(2) 18 yaşından küçük engelli çocuklara, kendilerine bakmakla yükümlü anne ve babalarının bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen şartları taşıdığı takdirde aylık bağlanır.
(3) Aynı aileden sadece bir kişiye aylık bağlanabilir.
Başvuru
MADDE 74 – (Başlığı ile birlikte değişik:RG-14/8/2010-27672)
(1) Kendisine aylık bağlanması için başvuracaklar Ek-11’de yer alan formu doldurarak yerleşim yeri Bölge Müdürlüklerine şahsen, posta yoluyla veya Genel Müdürlüğün internet sitesi üzerinden başvuru yapabilirler. Muhtaç engellilerin özrünü belirten sağlık kurulu raporu forma eklenir.
Sağlık kurulu raporu
MADDE 75 – (1) Sağlık kurulu raporunda istek sahiplerinin çalışarak hayatını kazanıp kazanamayacağı ile organ yokluğu ve bozukluğunun yüzde kaç olduğu belirtilir.
Başvuruların değerlendirilmesi
MADDE 76 – (1) (Mülga:RG-14/8/2010-27672)
(2) Bölge müdürlüğünce müracaat belgeleri üzerindeki beyanları doğrulandıktan sonra, Ek-12’de belirtilen kriterlere göre puanlama yapılarak dosya tamamlanır. İllerin boş muhtaç kadrosu dikkate alınarak Ek-13’deki forma göre hazırlanacak onay Genel Müdürlüğe gönderilir.
Ödenecek aylık miktarı
MADDE 77 – (1) Ödenecek aylık miktarı 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda belirtilen ve memur taban aylıklarına uygulanan taban aylığı katsayısının (400) dörtyüz gösterge rakamı ile çarpımından elde edilecek miktardır.
(2) Muhtaç aylığı bağlanacakların sayısı Genel Müdürlükçe belirlenir.
Aylıkların ödenmesi ve muhtaçlığın izlenmesi
MADDE 78 – (1) Aylıklar, Genel Müdürlük onayını takip eden aybaşından itibaren peşin olarak hak sahiplerine veya yetkili vekil ya da vasilerine ödenir.
(2) Bölge müdürlükleri tarafından aylık bağlananlara, banka hesap numaraları ile birlikte tebligat yapılır ve aylıklar banka hesaplarına yatırılır.
(3) İkametleri değişenlerin aylıkları devam eder. Boş kontenjan bulunması halinde ilgili bölge müdürlüğüne nakilleri yapılabilir.
(4) Yapılan araştırma sonucunda durumları 73 üncü madde kapsamına girmediği tespit edilenlerin aylıkları kesilir.
Yoklama
MADDE 79 – (1) Aylık sahipleri her yılın kasım ayında Ek-14’deki yoklama belgesini doldurarak aylık aldıkları bölge müdürlüğüne teslim ederler.
(2) Yoklama belgesini vermeyenlerin aylıkları dondurulur, yoklama belgelerini üç ay içerisinde getirmeleri halinde verilmeyen aylıkları toptan ödenir.
Aylıkların kesilmesi
MADDE 80 – (1) Aylık alanların;
ç) Aylıkların aralıksız üç ay alınmaması,
halinin tespitini takip eden ay başından itibaren aylıkları kesilir.
Bildirim yükümlülüğü
MADDE 81 – (1) Muhtaçlar, aylıklarının kesilmesini gerektiren halleri bölge müdürlüklerine en geç bir ay içinde yazılı olarak bildirmek zorundadırlar.
(2) Aylık bağlanmasını gerektiren şartların ortadan kalktığı tarihten itibaren yapılan fazla ödemeler genel hükümlere göre ilgililerden tahsil edilir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Eğitim Yardımı
Eğitim yardımı
MADDE 82 – (1) Vakfiyelerde yer alan hayır şartlarının yerine getirilmesi amacıyla, ailelerinin maddi durumu yeterli olmayan ilköğretim ve ortaöğretim öğrencilerine eğitim yardımı yapılabilir.
(2) Aynı aileden sadece bir öğrenciye eğitim yardımı verilir.
(3) Genel Müdürlükten muhtaç aylığı alanlar ile kamu kurum ve kuruluşlarınca bakım altına alınan ya da burs alan öğrencilere eğitim yardımı yapılmaz.
(4) Eğitim yardımı verilecek öğrenci sayısı, miktarı, yıllık artış oranı, ödeme zamanı ve illere göre dağılımı Genel Müdürlükçe belirlenir.
Başvuru
MADDE 83 – (1) (Değişik:RG-14/8/2010-27672) Eğitim yardımından faydalanmak isteyen öğrenciler ilköğretim ve ortaöğretim okullarının öğretim yılının başladığı tarihten itibaren bir ay içerisinde Bölge Müdürlüklerinde oluşturulacak müracaat kabul merkezlerine, şahsen, posta yoluyla veya Genel Müdürlüğün internet sitesi üzerinden başvuru yapabilirler. Postadaki gecikmelerden dolayı kurum sorumlu tutulamaz.
(2) Boş kontenjan bulunması halinde ise bölge müdürlüklerince duyuru yapılarak başvurular alınır.
İstenen belgeler
MADDE 84 – (Değişik:RG-14/8/2010-27672)
(1) Başvurular Ek-15’de yer alan formun doldurulması suretiyle yapılır.
Başvuruların değerlendirilmesi
MADDE 85 – (1) Öğrencilerin başvuru forumlarındaki bilgiler ek-16’daki kriterlere göre bölge müdürlüğünce değerlendirilerek, puan sıralaması yapılıp asıl ve yedek isim listeleri çıkarılır. Bu listeler Genel Müdürlükçe onaylandıktan sonra başvuru sahibi öğrencilere bölge müdürlükleri tarafından öğrenciler adına açtırılan banka hesap numaraları da belirtilerek tebligat yapılır ve eğitim yardımı verilmeye başlanır. Asıl listede boşalma olduğu takdirde yedek listedeki sıraya göre yardım verilir.
Eğitim yardımı verilme süresi
MADDE 86 – (1) Eğitim yardımı almaya hak kazanan öğrenciye, öğrencilik halinin devamı ve eğitim yardımı almasına engel bir durumun olmaması koşuluyla öğrenim süresince verilir. Öğrencinin başka bir okula naklini yaptırması halinde eğitim yardımı aynı bölge müdürlüğünce ödenmeye devam edilir.
Öğrenciliğin takibi ve eğitim yardımının kesilmesi
MADDE 87 – (1) Bölge müdürlükleri, eğitim yardımı alan öğrencinin öğrencilik halinin devam edip etmediğini her yıl tespit eder.
(2) Öğrenciliğin sona ermesi ve başarısız olması halinde eğitim yardımı kesilir. Ancak, sağlık sebebiyle öğrenim süresinin uzadığına ilişkin rapor ibrazı halinde eğitim yardımı devam eder.
Özel eğitim yardımı
MADDE 88 – (1) Bu Yönetmelik uyarınca verilen yıllık eğitim yardımı miktarının beş katını geçmemek kaydıyla muhtaç öğrencilere bir defaya mahsus olmak üzere özel eğitim yardımı yapılabilir.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Fakir ve Garip Hastalara Tedavi Yardımı
Sunulacak hizmetler
MADDE 89 – (Başlığı ile birlikte değişik:RG-14/8/2010-27672)
(1) Sağlık güvencesi bulunmayan, fakir ve garip olduğu tespit edilen hastaların tedavileri vakfiye şartları doğrultusunda hastane imkânları ile sınırlı olarak ve diğer hastalarla aynı kalitede ücretsiz yapılır. Zorunlu hallerde hastanede bulunmayan her türlü tıbbi malzeme dışarıdan temin edilir.
Fakir ve garip hasta haklarından yararlanacaklar
MADDE 90 – (Başlığı ile birlikte değişik:RG-14/8/2010-27672)
(1) Fakir ve garip hasta haklarından yararlanacak olanlar aşağıda belirtilmiştir.
ç) Vakıf aşevi hizmetinden faydalananlar,
Hasta kabulü
MADDE 91 – (Başlığı ile birlikte değişik:RG-14/8/2010-27672)
(1) Fakir ve garip hastalar hastane baştabipliğince belirlenmiş büroya müracaat ederler. Hastanın beyanı doğrultusunda Ek-17’de yer alan form düzenlenir.
(2) Ek-17’de yer alan formda belirtilen bilgiler hastane baştabipliğince tetkik edilerek değerlendirilir.
Tedavi işlemleri
MADDE 92 – (Başlığı ile birlikte değişik:RG-14/8/2010-27672)
(1) Acil olarak hastaneye müracaat eden fakir ve garip hastaların beyanlarına itibar edilerek tıbbi işlemleri yapılır.
(2) Ayaktan ve yatarak tedavi için hastaneye müracaat eden fakir ve garip hastaların beyanı doğrultusunda Ek-17’de yer alan form düzenlenerek tıbbi işlemleri başlatılır. İlgili polikliniğe sevk edilir.
Gerçeğe aykırı beyanda bulunma
MADDE 93 – (Değişik:RG-14/8/2010-27672)
(1) Gerçeğe aykırı beyanda bulunan ve sağlık güvencesi olduğu tespit edilen hastaların tedavi, ilaç ve tıbbi malzeme giderleri Sosyal Güvenlik Kurumundan tahsil edilir.
Fakir ve garip hastalara yapılacak diğer yardımlar
MADDE 94 – (1) Fakir ve garip hastaların gerektiğinde yol, cenaze ve benzeri giderleri karşılanabilir.
Yabancı uyruklu fakir kişilerin tedavisi
MADDE 95 – (1) Türkiye’de yaşayan yabancı uyruklu fakir kişilerin muayene ve tedavileri ücretsiz olarak yapılabilir.
DÖRDÜNCÜ KISIM
(Değişik kısım başlığı:RG-10/11/2013-28817)
Vakıflar Meclisi, Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı, Vakıf Uzmanlığı, Hukuk Müşavirliği ve Avukatlık
BİRİNCİ BÖLÜM
Vakıflar Meclisi
Meclisin oluşumu
MADDE 96 – (1) Meclis, Genel Müdürlüğün en üst karar organıdır.
(2) Meclis; Genel Müdür, üç Genel Müdür Yardımcısı ve I. Hukuk Müşaviri olmak üzere beş, vakıf konusunda bilgi ve deneyim sahibi yükseköğrenim mezunları arasından Başbakanın teklifi üzerine ortak kararname ile atanacak beş, yeni vakıflarca seçilecek üç, mülhak ve cemaat vakıflarınca seçilecek birer üye olmak üzere toplam onbeş üyeden oluşur. Ayrıca yeni vakıflar üç, mülhak ve cemaat vakıfları ise birer yedek üye seçer.
(3) Genel Müdür aynı zamanda Meclisin de başkanıdır.
(4) Genel Müdürün çeşitli nedenlerle görevinde bulunmadığı durumlarda Genel Müdüre vekâlet eden Meclis Başkanlığına da vekâlet eder.
(5) Genel Müdür Yardımcıları ve I.Hukuk Müşavirinin çeşitli nedenlerle görevinde bulunmadığı durumlarda yerlerine vekâlet edenler Meclis toplantılarına katılırlar.
Meclis Üyeliğine seçilme şartları
MADDE 97 – (1) Yeni vakıflar, mülhak ve cemaat vakıflarınca Meclis Üyeliğine seçilebilmek için aşağıdaki şartlar aranır.
ç) (Değişik:RG-18/9/2014-29123) Mülhak vakıflarda vakıf evladı olmak,
(2) (Ek:RG-30/11/2011-28128) (Değişik:RG-18/9/2014-29123) Genel Müdürlükte 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi kadrolu veya sözleşmeli olarak çalışan personel; meclis üyeliğine aday olamaz, Genel Müdürlükçe temsilen yönetilen mülhak vakıflar dışında hiçbir vakıf adına temsilen veya vekaleten oy kullanamaz.
Seçim kurulu ve görevi
MADDE 98 – (1) Seçimlere ilişkin işlemleri yürütmek ve seçimi sonuçlandırmak üzere personel arasından belirlenecek yeterli sayıda üyeden seçim kurulu oluşturulur.
(2) Seçim Kurulu; seçimlerin yürütülmesi ve oyların tasnifi ile görevli olup, bu görevini seçim ve tasnif işleri bitinceye kadar aralıksız olarak sürdürür.
Seçim zamanı ve yeri
MADDE 99 – (1) Meclis Üyesi seçimleri ile ilgili çalışmalar, seçilmiş beş üyenin görev sürelerinin bitiminden üç ay önce başlar.
(2) Seçimler Ankara’da yapılır.
(3) Seçimin yapılacağı adres, tarihi ve saati ile temsilci seçimine ilişkin hususlar Genel Müdürlüğün resmi internet sitesinde ilan edilir. Ayrıca yeni vakıflar, mülhak ve cemaat vakıflarına temsilci belirlemeleri için biri seçimden en az iki ay önce olmak üzere Türkiye genelinde yayımlanan tirajı en yüksek ilk beş gazetenin birinde iki defa duyuru yapılır.
Temsilci seçimi ve bildirimi
MADDE 100 – (1) Vakıf temsilcisi;
kararı ile belirlenir.
(2) Her vakıf bir temsilci belirleyebilir. Bir kişi birden fazla vakfın temsilcisi olabilir, temsil edilen her vakfın bir oy hakkı vardır.
(3) Vakıflar; vakıf temsilcisine ilişkin ek-19’daki formu doldurarak seçim gününden en az bir ay önce bölge müdürlüğüne teslim ederler. Bölge müdürlüğünce vakıf temsilcisine Ek-20’deki temsilci belgesi verilir.
Meclis Üyesi adaylarının belirlenmesi
MADDE 101 – (1) Adaylar; seçim kuruluna iletilmek üzere, ek-21’deki formu doldurarak seçim tarihinden en az on beş gün önce Genel Müdürlükte olacak şekilde gönderirler veya bizzat teslim ederler.
Temsilci ve Meclis Üyesi adaylarının ilanı
MADDE 102 – (1) Bölge müdürlükleri tarafından gönderilecek verilere dayanılarak oluşturulan temsilci listesi ile Meclis Üyesi seçilme şartlarını taşıyan adayların listesi, seçim tarihinden en az yedi gün önce Genel Müdürlüğün resmi internet sitesinde ve Türkiye genelinde yayımlanan tirajı en yüksek ilk beş gazetenin birinde ilan edilir.
(2) Listelere ilan tarihinden itibaren üç gün içerisinde Genel Müdürlüğe itiraz edilebilir. İtirazlar hakkında itirazı takip eden günde karar verilir.
(3) İtiraz edilmeyen veya itiraz sonucu verilen karara göre, listeler soyadına göre alfabetik sıralama yapılarak oluşturulur.
Seçim usul ve esasları
MADDE 103 – (1) Seçim, seçim kurulu gözetiminde yeni vakıflar, mülhak vakıflar ve cemaat vakıfları için aynı gün ayrı sandıklarda, gizli oy ve açık tasnif esaslarına göre yapılır.
(2) Seçimde kullanılacak araç ve gereçlerin temini ile seçim kurulunun sekreterya hizmetleri Vakıf Hizmetleri Daire Başkanlığınca yürütülür.
(3) Seçim kurulunca her sandıkta görevli bulundurulur.
Oy verme işlemi
MADDE 104 – (1) Temsilci listelerinde adı yazılı olmayanlar oy kullanamazlar. Oylar, oy verenin kimliği ile temsilci belgesinin ibrazı ve listedeki isminin karşısındaki yerin imzalanmasından sonra kullanılır. Temsilciler oy kullanmak üzere bir başkasına vekâlet veremez.
(2) (Değişik:RG-18/9/2014-29123) Seçim günü saat 09.00-16.00 arası oy verme süresidir. Ancak saat 16.00’ya geldiği halde sandık başında oylarını vermek üzere bekleyen temsilciler, seçim kurulu tarafından sayıldıktan sonra sıra ile oylarını kullanırlar. Bu husustaki değişiklikler seçim ilanında belirtilmek şartıyla seçim kurulunca tespit edilebilir.
(3) Oylar ilan edilen gün ve saatte sandığa atılmak suretiyle kullanılır.
(4) Oy verme işleminde seçim kurulunca verilen mühürlü zarfın kullanılması zorunludur.
(5) Vakıf temsilcilerinin oy pusulasını gizli olarak yazmaları veya hazır ve basılı oy pusulasını zarfa koymaları için, kendilerine kapalı oy verme yeri gösterilir. (Ek cümle:RG-30/11/2011-28128) Vakıf temsilcileri; en fazla kanunda sayılan asil üye sayısı kadar farklı adayın ad ve soyadını oy pusulasına yazarlar. Oy pusulasının kapalı yerde zarfa konulması mecburidir.
(6) Vakıf temsilcisinin oy hakkını sınırlayıcı hiçbir tedbir alınamayacağı gibi, mükellefiyet de yüklenemez.
(7) Adaylar sandık başında hiçbir temsilciye müdahale, telkin veya tavsiyede bulunamaz ve hiçbir temsilci oy kullandıktan sonra sandık başında kalamaz.
Sandıkların açılması ve oyların tasnifi
MADDE 105 – (1) Seçim sonunda sandıklar, seçim kurulu üyeleri tarafından oy verme yerinde bulunanların huzurunda açılır ve çıkan zarflar sayılarak tutanağa yazılır.
(2) Sandıktan çıkan bütün zarflar, tek tek kontrol edilir. Bunun sonucunda, üzerinde herhangi bir imza veya işaret taşıyan zarflar geçersiz sayılarak ayrılır. Kalan zarfların sayısı, oy veren vakıf temsilcisi sayısıyla karşılaştırılır. Zarfların sayısı oy veren temsilci sayısından fazla çıktığı takdirde, seçim kurulu başkanı, kalan zarflar arasından fazlalığı gelişigüzel çekerek ayırır.
(3) Ayrılan fazla zarflar açılmadan sayısı tutanağa geçirilerek derhal imha edilir. Bundan sonra geçerli zarflar sayılarak sandığa konur ve ara verilmeksizin açıkça tasnife başlanır.
(4) Oyların sayımı ve dökümü aralıksız devam eder. Yapılacak itirazlar seçim sürecini durdurmaz.
(5) Tasnif işinin düzeni ve idaresi seçim kurulu başkanına veya onun bulunmaması halinde görevlendireceği seçim kurulu üyesine aittir. Tasnif neticesinde oy pusulalarının zarf sayısına uygunluğu kontrol edilir ve keyfiyet tutanağa geçirilir.
(6) Adayların aldıkları oylar belirlendikten sonra, en yüksek oy alandan aşağıya doğru sıralanır ve seçilecek asıl ve yedek üyeler en yüksek oy alandan başlamak üzere belirlenir.
(7) Listelerde tespit edilen adaylar arasında eşit sayıda oy almış olanlar bulunduğu takdirde, seçim kurulu huzurunda seçim kurulu başkanı tarafından kura çekilerek sıralama yapılır.
(8) Asıl ve yedek üyelerin sıralanması bu surette ayrı ayrı belirlenir ve tutanağa asıl ve yedek üyelerin adları yazılır.
Geçersiz oy pusulaları
MADDE 106 – (1) Tasnif yapılırken;
ç) Aynı zarfta muhtelif adlarda birden fazla olan,
oy pusulaları geçersiz sayılır.
(2) Geçersiz sayılan oy pusulaları derhal bir tutanakla imha edilir.
Tutanak
MADDE 107 – (1) Seçim sonucunda düzenlenecek tutanağa;
ç) Sandıktan çıkan geçerli ve geçersiz zarf sayısı ile imha edilen zarf sayısı,
ğ) Tasnif sonucunun hazır bulunanlara duyurulduğu,
ı) Oy verme işlemlerinin Kanuna ve bu Yönetmeliğe aykırı olduğuna dair itiraz ve şikâyetler,
yazılır.
(2) Beş nüsha olarak düzenlenen tutanak seçim kurulu tarafından imzalanır. Tutanakların birer örneği seçim yerinde bir tam iş günü asılmak suretiyle ve Genel Müdürlüğün resmi internet sitesinde yayınlanmak suretiyle geçici seçim sonuçları ilan edilir. Bu ilan ayrıca bir tutanağa bağlanır.
(3) Kullanılan oylar ve diğer belgeler, tutanakların birer örneği ile birlikte üç ay süreyle Meclis bürosunda saklanmak kaydıyla Genel Müdürlüğe verilir.
İtirazlar ve incelenmesi
MADDE 108 – (1) Oy kullanan temsilciler ile adaylar geçici seçim sonuçlarına ilişkin itirazlarını, ilan süresinin bitiminden itibaren bir gün içerisinde yazılı olarak seçim kuruluna yaparlar. İtirazlar aynı gün incelenir ve karara bağlanır. İtiraz üzerine verilen kararlar idari işlemler bakımından kesindir. İtirazların karara bağlanmasından hemen sonra, itiraz olmaması halinde ise geçici seçim sonuçlarının ilanından bir tam gün sonra kesin sonuçlar Genel Müdürlük binasında bir tam iş günü asılmak ve Genel Müdürlüğün resmi internet sitesinde yayınlanmak suretiyle ilan edilir.
(2) Vakıf tarafından seçilen temsilcinin seçimde oy kullanmaması itiraza konu edilemez.
Bildirim
MADDE 109 – (1) Seçim kurulu, Meclis Üyeliği kesinleşenlere derhal yazılı bildirim de yapar.
Seçimlerin iptali
MADDE 110 – (1) Seçim kurulu tarafından seçim sonuçlarını etkileyecek ölçüde bir usulsüzlük veya mevzuata aykırı uygulama sebebiyle seçimlerin iptaline karar verildiği takdirde, iptaline karar verilen seçimle ilgili olarak süresi bir haftadan az, bir aydan fazla olmamak üzere seçimin yenileneceği gün tespit edilerek ilgililere bildirilir.
(2) Aynı temsilci ve adaylarla seçim yenilenir.
(3) Seçimler yenileninceye kadar geçen sürede, mevcut Meclis Üyeleri görevlerini sürdürürler.
Meclisin görevleri
MADDE 111 – (1) Genel Müdürlükçe teklif edilen;
ç) Kısmen veya tamamen hayrat olarak kullanılmayan cemaat vakıflarına ait taşınmazları, vakıf yönetiminin talebi halinde aynı cemaate ait başka bir vakfa tahsisini veya vakfın akarına dönüştürmeyi,
ğ) Her yıl yeni vakıfların kuruluşunda amaçlarına göre özgülenecek asgarî mal varlığı miktarını,
ı) Kanunun 10 uncu maddesi doğrultusunda vakıf yöneticilerinin görevlerinden alınması için dava açılmasını, telafisi imkânsız sonuçlar doğurabilecek hallerde bu davalar sonuçlanıncaya kadar, vakıf yönetiminin geçici olarak görevden uzaklaştırılması ve kayyımca yönetilmesinin mahkemeden talep edilmesini,
ö) Genel Müdürlükçe gerek görülen hususları,
karara bağlamak.
Toplantı zamanı
MADDE 112 – (1) Meclis, başkanın çağrısı üzerine ayda en az iki defa bunun dışında lüzum görüldüğü takdirde başkanın çağrısı üzerine zamanı ve gündemi bildirilerek toplanır.
Toplantı gündemi ve çağrı usulü
MADDE 113 – (1) Toplantıların gündemi başkan veya başkanın yetki verdiği bir üye tarafından tespit edilir. Toplantının günü, yeri, saati ve gündemi toplantının yapılacağı günden en az beş gün önce üyelere bildirilir. Beş günün hesabında duyuru günü ile toplantı günü hesaba katılmaz. Acil hallerde bu süre bir güne indirilebilir. Meclis üyelerine bildirim; kendilerince bildirilen elektronik posta, adrese taahhütlü posta yöntemlerinden biri veya imza karşılığı gündemin teslimi ile yapılır.
(2) Gündemde bulunmayan konular, başkanın veya üyelerin teklifi üzerine üyelerin salt çoğunluğunun kararı ile toplantı sırasında gündeme alınabilir.
Toplantı ve karar nisabı
MADDE 114 – (1) Meclis üye tam sayısının üçte ikisi ile toplanır, üye tamsayısının salt çoğunluğu ile karar alır. Toplantı yeter sayısının sağlanamaması halinde ikinci toplantı üç gün sonra yapılır. Bu husus ilk toplantıya ait tebligatta belirtilir.
(2) Meclis üyeleri, kendilerini ve üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımları ile evlatlıklarını ilgilendiren toplantı ve oylamaya katılamazlar. Bu durumda toplantı ve karar yeter sayısının tespitinde toplantıya katılacak olan üye sayısı esas alınır.
Toplantı ve oylama usulü
MADDE 115 – (1) Meclise, Genel Müdür başkanlık eder. Toplantı yeter sayısının olduğu anlaşıldığı takdirde toplantı başkan tarafından açılarak gündemin görüşülmesine başlanır.
(2) Başkan veya vekili toplantılarda bulunmadığı takdirde üyelerden en kıdemlisi, üyelik kıdeminde birlik halinde kamu hizmetinde en kıdemlisi ve bunda da birlik halinde üyelerin en yaşlısı başkanlık eder.
(3) Gündem konuları sırasıyla Genel Müdür tarafından görevlendirilecek vakıf uzmanınca sunulur. Gerekli görülmesi halinde ilgili daire başkanı ve diğer görevliler konu ile ilgili açıklama yapmak üzere toplantıya çağrılabilir.
(4) Vakıflar, kendilerini ilgilendiren toplantılarda oy hakkı olmaksızın bir yetkili ile temsil edilebilir. Bu vakıflara Meclis bürosunca toplantı günü önceden bildirilir.
(5) Gündem maddeleri tek tek açık olarak oylanır. Meclis üyeleri çekimser oy kullanamaz. Muhalif olan üye muhalefet gerekçesini kararda belirtir. Meclis üyeleri oy ve kararlarından sorumludur.
Kararların yazılması ve bildirimi
MADDE 116 – (1) (Değişik:RG-19/1/2013-28533) Toplantıda alınan kararlar üyelerce imzalanarak, bir yazı ekinde Genel Müdürlüğe gönderilir.
Meclis bürosu
MADDE 117 – (1) Meclisin büro hizmetleri bir müdür ve yeteri kadar personel tarafından yürütülür.
Meclis bürosunun görevleri
MADDE 118 – (1) Meclis bürosunun görevleri şunlardır:
ç) Personelle ilgili yazışmaları yürütmek,
(2) Büro görevlileri görevleri süresince edindikleri gizli bilgi ve belgeleri kanunen yetkili kılındıkları mercilerden başkasına açıklayamaz, hiçbir şekilde kullanamaz.
İmza yetkisi
MADDE 119 – (1) Meclis tarafından ilgili birimlere gönderilen yazılar başkan veya yetki verdiği bir üye tarafından imzalanır.
İzinler
MADDE 120 – (1) Ortak kararnameyle Meclis üyeliğine atananlar yıllık izinlerini toplantı ve çalışmaları aksatmayacak şekilde kullanırlar.
İKİNCİ BÖLÜM
Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı
Rehberlik ve Teftiş Başkanlığının görev merkezi ve çalışma grubu
MADDE 121 – (1) Başkanlık, bir başkanla yeteri kadar başmüfettiş, müfettiş, müfettiş yardımcıları ve büro personelinden oluşur. Başkanlığın ve müfettişlerin görev merkezi Ankara’dır.
(2) Başkanlık, doğrudan Genel Müdüre bağlıdır. Müfettişler görevlerini Genel Müdür adına yaparlar.
(3) Başkanlığın yazı, hesap, arşiv ve benzeri işleri, başkanlığa bağlı bir büro tarafından yürütülür. Büroda görevlendirilecek personelin atanmasında denetim hizmetlerinin gerekleri de dikkate alınarak Başkanlığın uygun görüşü alınır.
(4) Teftiş, inceleme ve soruşturma çalışmalarının devamlılığını sağlamak amacıyla denetime tabi birimin yoğunluğu dikkate alınarak diğer illerde çalışma grubu oluşturulabilir. Söz konusu gruplarda görevlendirilecek müfettişler Başkanlığın teklifi ve Genel Müdürün onayı ile belirlenir. Müfettişlerin grup merkezlerinin değiştirilmesi de aynı yolla yapılır.
(5) Bu çalışma gruplarında, Başkanlıkça verilen görevlerin yerine getirilmesi, büro hizmetlerinin yürütülmesi, müfettişlerin büroyla ilişkilerinin düzenlenmesi konularında o merkezdeki kıdemli müfettişlerden biri Başkan tarafından görevlendirilir.
Rehberlik ve Teftiş Başkanlığının görevleri
MADDE 122 – (1) Başkanlık, Genel Müdürün emri veya onayı üzerine, Genel Müdürlüğün merkez ve taşra kuruluşları, bağlı işletmeleri ve personeli ile ilgili olarak Genel Müdür adına teftiş, inceleme, ön inceleme ve soruşturma işlerini yürütür. Ayrıca;
ç) Müfettişlerin teftiş, inceleme, araştırma, ön inceleme ve soruşturma sonucu düzenleyecekleri raporları Başkanlık görüşü ile birlikte Genel Müdürlük makamına sunmak,
ğ) Birden fazla kamu kurum ve kuruluşlarını ilgilendiren soruşturmalarda görevlendirilecek müfettişleri Genel Müdür onayına sunmak,
Başkanlığın görev ve sorumluluğu içerisindedir.
(2) Başkan, müfettiş sıfat ve yetkisine haiz olup, mevzuat çerçevesinde verilen görevlerin yerine getirilmesinden sorumludur. Bu görevleri bizzat veya müfettişler aracılığıyla yerine getirir.
(3) Başkan, kendisine yardımcı olmak üzere gereği kadar müfettişi Başkanlık merkezinde görevlendirebileceği gibi, yeteri sayıda başmüfettişi Genel Müdürün Onayı ile Başkan Yardımcısı olarak da görevlendirebilir.
(4) Başkanlık; çalışmaların yürütülmesinde, raporlama ve diğer konularda uygulama birliğini sağlamak amacıyla hazırlanacak Başkanlık Çalışma Esasları ve Rehberi ile Başkanlık Talimatını Makam onayına sunmak ve uygulamakla görevlidir.
Müfettişlerin görev ve yetkileri
MADDE 123 – (1) Müfettişler doğrudan Genel Müdürlüğe bağlı olup, Genel Müdür adına;
ç) Teftiş, araştırma ve inceleme sırasında görev emrinin dışında öğrenmiş oldukları yolsuzluklar için sorumlular hakkında tabi oldukları soruşturma usulüne uygun olarak gecikmeden olaylara el koymak ve onay alınmak üzere durumu Rehberlik ve Teftiş Başkanlığına iletmek,
ğ) Genel Müdürlüğü ilgilendiren mevzuatın hazırlanması ve uygulanması ile ilgili çalışmalara katılmak, önerilerde bulunmak,
ı) Kanun, tüzük ve yönetmeliklerde belirtilen ve Genel Müdür tarafından verilen diğer benzeri görevleri yapmak,
ile görevli ve yetkilidirler.
Denetim programı ve uygulanması
MADDE 124 – (1) Yıllık denetim programları, teftiş edilecek birimlerin adet ve iş kapasiteleri, önceki teftiş programları göz önünde bulundurulmak suretiyle Başkanlıkça düzenlenir ve her yıl ocak ayında Genel Müdürün onayına sunulur.
(2) Müfettişlerin kıdem durumu, grup çalışmaları ile görev mahalli ve görevin özellikleri göz önünde tutularak denetime tabi birimlerin hangi müfettişlerce teftiş edileceği ve teftişe hangi tarihte başlanacağı Başkanlıkça belirlenir ve teftişin başlayacağı tarihten en az 15 gün önce müfettişlere duyurulmak suretiyle denetim programları uygulamaya konulur. Başkanlıkça program uygulanırken teftiş esasları talimatla belirtilir.
Düzenlenecek raporlar
MADDE 125 – (1) Müfettişler çalışmaları sonunda işin özelliğine göre;
ç) Soruşturma raporu,
düzenlerler.
Raporlar üzerinde yapılacak işlemler
MADDE 126 – (1) Müfettişler tarafından düzenlenen raporlar, Başkanlık tarafından incelendikten sonra Genel Müdürün onayına sunulur.
(2) Raporun, Başkanlık tarafından incelenmesi sonucunda;
(3) Genel Müdür onayı ile birlikte rapor ve ekleri ilgili birimlere gönderilir.
(4) Cezai ve hukuki yönden işlem gerektiren ön inceleme raporu ve soruşturma raporları Başkanlığa bilgi verilmek üzere Hukuk Müşavirliğine ve İnsan Kaynakları Daire Başkanlığına gönderilir.
(5) (Mülga:RG-19/1/2013-28533)
(6) (Mülga:RG-19/1/2013-28533)
Müfettişlerin bilgi ve belge isteme yetkileri
MADDE 127 – (1) Müfettişler görevlerini yaparken elektronik ortamdaki kayıtlar da dâhil olmak üzere gerekli gördükleri her türlü bilgileri, defter ve belgeleri, para ve para hükmündeki kıymetleri denetime tabi birimlerden istemek, görmek, bunların onaylı örneklerini, bir yolsuzluğun kanıtını oluşturanların asıllarını almak, kasa, depo ve ambarları incelemek ve saymak, bunları mühürlemek, inceleme ve sayma işlerinde yardım isteminde bulunmak, gerektiğinde diğer kamu kurum ve kuruluşları, bankalar ile gerçek ve tüzel kişilerden bilgi ve belge istemek yetkisine sahiptirler.
(2) Asılları alınan belgelerin, müfettişlerin mühür ve imzasıyla onanmış örnekleri, dosyasında saklanmak üzere alındığı yerin yetkililerine verilir.
(3) Bilirkişi incelemesini gerektiren hallerde müfettişler tarafından yaptırılacak çalışmaların bedeli denetim, inceleme veya soruşturma yapılan birim ya da vakıf tarafından karşılanır.
Müfettişlerin görevden uzaklaştırma yetkileri
MADDE 128 – (1) Müfettişler teftiş, inceleme, ön inceleme ve soruşturma sırasında kamu hizmetlerinin gerektirdiği hallerde, görevi başında kalmasında sakınca görülen Devlet Memurları Kanununa tabi personeli geçici önlem niteliğinde görevden uzaklaştırabilirler.
(2) Ayrıca Kanunun 10 uncu maddesi doğrultusunda vakıf yöneticilerinin mahkemece geçici olarak görevden uzaklaştırılmaları ile ilgili olarak Başkanlık aracılığı ile Genel Müdürlüğe öneride bulunabilirler.
Denetlenenlerin yükümlülük ve sorumlulukları
MADDE 129 – (1) Genel Müdürlük merkez ve taşra teşkilatı ile vakıf ve bunlarla ilgili diğer birimlerde görevli bulunanlar denetim konusu ile ilgili olarak;
ç) Görev yaptıkları birimin faaliyetlerini, iş akışını, arşiv ve kayıt sistemini denetlemeye uygun şekilde organize etmek,
zorundadırlar.
Müfettişlerin uyacakları hususlar
MADDE 130 – (1) Müfettişler;
ç) İnceledikleri defter ve belgelerde, denetimin yapıldığını belirten tarih ve imza dışında açıklama, düzeltme ve ilave yapamazlar,
Müfettiş yardımcılığına giriş koşulları, sınav yeri ve ilanları
MADDE 131 – (1) Genel Müdürlük müfettişliğine, müfettiş yardımcısı olarak girilir. Müfettiş yardımcılığına atanabilmek için, 18/3/2002 tarihli ve 2002/3975 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe giren Kamu Görevlerine İlk Defa Atanacaklar İçin Yapılacak Sınavlar Hakkında Genel Yönetmeliğe göre (A) grubu kadrolar için yapılacak Kamu Personeli Seçme Sınavında (KPSS) belirlenen puan türü ile asgari taban puanı ve yabancı dil sınavı cevaplama düzeyini sağlamış olanlar arasında yapılacak sınavı kazanmak şarttır.
(2) Müfettiş yardımcılığı yarışma sınavı, yazılı ve sözlü olmak üzere iki bölümden oluşur ve her iki bölümü de Ankara’da yapılır.
(3) Yarışma sınavına katılacaklarda aranacak genel ve özel koşullar, atama izni alınmış kadro sayısı, KPSS yabancı dil test sınavı asgari doğru cevap sayısı, KPSS puan türü ve taban puanlar, puan sıralamasına göre atama izni alınmış kadro kontenjanının yirmi katından fazla olmamak üzere kaç adayın çağrılacağı, sınava son başvuru tarihi ve yeri, istenecek belgeler, sınavın yeri, zamanı, içeriği başvuru süresinin bitiminden en az 15 gün önce Resmî Gazete’de, Türkiye genelinde yayın yapan tirajı en yüksek ilk beş gazetenin birinde en az bir kez olmak üzere ilan vermek suretiyle ve Genel Müdürlük resmi internet sitesinde duyurulur.
(4) Adayların başvuru ve kayıt süresi sınavların başlama tarihinden en az 10 gün önce bitecek şekilde tespit edilir.
Sınav kurulu
MADDE 132 – (1) Yarışma sınavını yapacak kurul; Rehberlik ve Teftiş Başkanının başkanlığında, Başkanın önerisi ve Genel Müdürün onayı ile görevlendirilecek dört müfettiş dahil olmak üzere beş kişiden oluşur. Ayrıca, aynı usulle üç yedek üye tespit edilir.
(2) Adayların mesleki bilgilerinin değerlendirilmesi amacıyla Genel Müdürlük birimleri, kamu kurum ve kuruluşları ile üniversitelerin uzmanlarından yararlanabilir.
Sınava giriş şartları
MADDE 133 – (1) Müfettiş yardımcılığı yarışma sınavına katılabilmek için,
ç) Görev yapmasına engel bir halin olmadığına dair ilgilinin yazılı beyanı,
gerekir.
(2) Mimarlık ve mühendislik fakültelerinden, hangi bölüm mezunlarına, ne kadar sayıda ihtiyaç olduğu Başkanın önerisi ve Genel Müdürün onayıyla belirlenir ve duyuruda belirtilir.
Sınava giriş için istenilen belgeler
MADDE 134 – (1) Sınava girmek isteyenler, aşağıdaki belgeler ile Ek-22’deki formu doldurarak başvururlar.
ç) KPSS sonuç belgesinin aslı veya Genel Müdürlükçe onaylı örneği.
(2) Başvuru formu ile belgelerde yer alan bilgilerde gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu ve girme şartlarını taşımadığı halde sınava girdiği anlaşılanlar, sınava ilişkin haklarını kaybederler.
Sınav adaylık belgesi
MADDE 135 – (1) Başkanlıkça, müfettiş yardımcılığı yarışma sınavına katılacak adaylara fotoğraflı sınava giriş belgesi verilir. Sınav giriş belgesi olmayan aday sınava alınmaz.
Sınav konuları
MADDE 136 – (1) Müfettiş yardımcılığı yarışma sınavı;
konularından seçilmek suretiyle yapılır.
Yazılı sınav sorularının hazırlanması ve sınav süreci
MADDE 137 – (1) Yazılı sınav soruları ve her soruya verilecek puanlar sınav kurulu tarafından konularına göre ayrı ayrı hazırlanır. Soru kâğıtları sınav kurulu tarafından imzalanır. Bu kâğıtlarda, verilecek puanlar ile sınavların ne kadar süreceği ayrıca gösterilir.
(2) Soru kâğıtları mühürlü zarflar içinde sınav kurulu başkanına teslim edilir.
(3) Sınav duyurulan saatte başlar. İçerisinde sınav soruları bulunan mühürlü zarf sınava katılanların huzurunda açılarak, adaylara dağıtılır veya yazdırılır. Sınavda sınav kurulu başkanınca yeterli sayıda personel gözcü olarak görevlendirilir.
(4) Adaylar cevaplarını mühürlü sınav kâğıtlarına yazarlar.
(5) Sınav bitiminde, soru zarflarının usulünce açıldığını ve sınavın başlama ve bitiş saatini, sınava girenlerin sayısını, kaç kâğıt kullandıklarını gösteren bir tutanak düzenlenir.
(6) Düzenlenen tutanak ve toplanan sınav kağıtları, zarf içine konulup kapatıldıktan ve mühürlendikten sonra Kurul Başkanına tutanakla teslim edilir.
(7) Sınav sürecinde;
ç) Sınav sırasında sınav disiplin ve düzenini bozanlar, kopya çekenler veya başkasının yerine sınava girenler sınavdan çıkarılır. Bu hususlar, sınav kurulu tarafından tutanağa bağlanır. Sınavdan çıkartılan adaylar bir daha müfettiş yardımcılığı yarışma sınavına alınmazlar.
(8) Sınav gerektiğinde bir protokol çerçevesinde Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezine veya üniversitelere yaptırılabilir.
Yazılı sınavın değerlendirilmesi ve sonucunun duyurulması
MADDE 138 – (1) Sınav kurulunca yazılı sınavın yapılması halinde cevap kâğıtları bu kurul tarafından değerlendirilir.
(2) Yazılı sınavda başarılı sayılabilmek için 100 tam puan üzerinden, grupların her birinden en az 60 puan alınması ve not ortalamasının ise asgari 65 olması gerekir.
(3) Yazılı giriş sınavını kazananların listesi aday numaralarına göre hazırlanarak duyurulur ve kazananlar bir yazı ile sözlü sınava davet edilir.
Sözlü sınav süreci, değerlendirilmesi ve sonuçların tutanağa bağlanması
MADDE 139 – (1) Sözlü sınavlar, yazılı sınav gruplarına giren konularda yapılır. Ayrıca bu sınavlarda adayların temsil ve ifade kabiliyeti, tavır ve davranışları gibi kişisel nitelikleri göz önünde bulundurulur.
(2) Sözlü sınavda grupların tümü için adaylara sınav kurulu üyelerinin her biri tarafından 100 tam puan üzerinden not verilir. Verilen bu notların ortalaması sözlü sınav puanını teşkil eder. Sözlü sınavda başarılı sayılmak için sözlü sınav puanının en az 65 olması şarttır.
(3) Sınav kurulu yazılı ve sözlü sınav sonuçlarını ayrı ayrı bir tutanağa bağlar.
Yarışma sınavı notu ve sonucunun duyurulması
MADDE 140 – (1) Yarışma sınavı notu, yazılı ve sözlü sınav notlarının ortalamasıdır.
(2) Yarışma sınavını kazananların durumu, sınav kurulu tarafından en yüksek puandan başlamak üzere sıralanarak bir tutanağa bağlanır. Başarı derecesinin eşitliği halinde yazılı sınav notu, bu halde de eşitlik bozulmadığı takdirde yabancı dil düzeyi esas alınır.
(3) Başarı puan sıralamasına göre, atama yapılacak kadro sayısı kadar asıl ve yedek aday olarak açıklanır.
(4) Kazanan adaylara yazılı tebligat yapılır. Ayrıca kazananların listesi Genel Müdürlüğün resmi internet sitesinde de duyurulur.
Müfettiş yardımcılığına atanma
MADDE 141 – (1) Müfettiş yardımcılığına atamalar başarı puan sıralamasına göre yapılır.
(2) Asıl adaylardan atama için gelmeyen veya ataması yapılıp da göreve başlamayan ya da göreve başlayıp da ayrılanların yerine sınav tarihinden itibaren 1 yıl içerisinde başarı puan sıralamasına göre yedek adaylar çağrılır.
Müfettiş yardımcılarının yetiştirilmesi
MADDE 142 – (1) Müfettiş yardımcılarının yetiştirilmesinde şu esaslara uyulur.
ç) Yabancı dil bilgilerinin gelişmesine imkân sağlamak.
(2) Müfettiş yardımcıları, üç yıllık yardımcılık döneminde aşağıdaki programa göre yetiştirilir.
Yetki verilmesi
MADDE 143 – (1) Müfettiş yardımcılarına, refakatinde çalıştıkları müfettişlerin refakat dönemi bitiminde düzenledikleri değerlendirme raporları da dikkate alınarak, ikinci aşamanın sonunda Başkanın teklifi, Genel Müdürün onayı ile re’sen teftiş, inceleme, ön inceleme, araştırma ve soruşturma yetkisi verilebilir.
Yeterlik sınavından önce çıkarılma
MADDE 144 – (1) Müfettiş Yardımcılığı döneminde başarı gösteremeyeceği veya müfettişlik vasıflarıyla bağdaşmayacak tutum, yasak fiil ve davranışları tespit olunanlar, yeterlik sınavı beklenmeksizin Müfettişlik dışında öğrenim durumları ve kadro derecelerine uygun başka bir göreve atanırlar.
Yeterlik sınav kurulu, sınavın şekli ve konuları
MADDE 145 – (1) Yeterlik sınavını yapacak kurul, Rehberlik ve Teftiş Başkanının başkanlığında; Başkanın önerisi ve Genel Müdürün onayı ile görevlendirilecek dört müfettiş olmak üzere beş üyeden oluşur. Ayrıca üç yedek üye tespit edilir.
(2) Müfettiş yardımcılarının görev alanını ilgilendiren mevzuat ve uygulaması ile denetleme, inceleme, soruşturma ve araştırma yöntemlerini öğrenip öğrenmediklerini, mesleğin gerektirdiği bilgi ve davranışları kazanıp kazanmadıklarını belirlemek üzere yeterlik sınavı yapılır.
(3) Yeterlik sınavı yazılı ve sözlü olmak üzere iki aşamada yapılır. Yazılı sınavı kazanan adaylar sözlü sınava katılırlar.
(4) Yeterlik sınavına girecek müfettiş yardımcılarına, sınav tarihi ile saati ve yeri, sınav tarihinden itibaren en az 2 ay önce bildirilir.
Yazılı sınav sorularının hazırlanması, sonuçların değerlendirilmesi
MADDE 146 – (1) Yazılı sınavın yapılması ve sonuçlarının değerlendirilmesi, 138 inci maddedeki düzenlemeye göre yapılır.
(2) Yeterlik sınavına girecek adaylardan hastalık, bir yakınının ölümü ve benzeri geçerli bir nedenle sınava katılamayanlar olduğunda, durumun resmi belgeyle tevsiki halinde sınav kurulu, geçerli mazereti olan adayların sınavının ileri bir tarihte yapılmasına karar verebilir. Bu hal tutanakla tespit edilir ve yeni sınav tarihi ile yeri adaylara yazıyla bildirilir.
(3) Bütün kâğıtlar okunup değerlendirildikten sonra en yüksek not alandan başlamak üzere tutanak düzenlenir.
Sözlü sınav ve değerlendirilmesi
MADDE 147 – (1) Yeterlik yazılı sınav sonuçları liste halinde duyurulur ve ayrıca sınava katılanlara yazılı olarak bildirilir. Başarı gösteren müfettiş yardımcılarına yapılan bildirimde sözlü sınavın günü, saati ve yeri belirtilir.
(2) Sözlü sınav yazılı sınav sonuçlarının duyurulmasından sonra 15 gün içerisinde yapılır.
(3) Sözlü sınav bildirilen gün ve saatte başlar. Müfettiş yardımcıları yazılı sınavı kazanma sırasına göre sözlü sınava alınırlar.
(4) Sözlü sınavda yazılı sınav konuları ile genel kültür, muhakeme, kavrayış, ifade, temsil kabiliyeti ve davranışları değerlendirilir.
(5) Sözlü sınavda, sınav kurulu başkan ve üyelerinin her biri 100 tam puan üzerinden not verir. Verilen notların ortalaması alınır. Sözlü sınavda başarılı sayılmak için not ortalamasının 70 ten aşağı olmaması gerekir.
(6) Sonuçlar başarı sıralamasına göre bir tutanağa bağlanır.
Yeterlik sınav notu ve başarı sırası, sonuçların duyurulması
MADDE 148 – (1) Müfettişlik yeterlik sınav notu, yazılı ve sözlü sınav notlarının ortalamasıdır. En yüksek sınav notu ortalamasından başlamak üzere yeterlik sınavı başarı listesi düzenlenerek sınav kurulunca imzalanır.
(2) Yeterlik sınav notu ortalamasının eşitliği halinde sıralamada müfettiş yardımcılığı kıdemi dikkate alınır.
(3) Sınav sonuçları yazılı olarak bildirilir.
(4) Başkanlık, atamaya esas sınav sonuçlarını ve belgelerini Genel Müdür onayı ile ilgili birime intikal ettirir.
Sınava girmeyenler ile başarı gösteremeyenler
MADDE 149 – (1) Müfettişlik yeterlik sınavında başarı gösteremeyenlere sınavdan itibaren altı ay içinde bir hak daha verilir.
(2) Bu süre sonunda da yeterlik sınavında başarı gösteremeyenler ile belgelenmiş ve geçerli nedeni bulunmaksızın sınava girmeyenler, Genel Müdürlükte öğrenim durumları ve kadro derecelerine uygun başka bir göreve atanırlar.
Müfettişliğe atanma
MADDE 150 – (1) Yeterlik sınavında başarı gösteren müfettiş yardımcıları, boş olan müfettiş kadrolarına başarı sırasına göre atanırlar ve bu sıra müfettişlik kıdemine esas oluşturur.
(2) Müfettişlik sıfatını kazandıktan sonra isteği ile veya naklen görevlerinden ayrılanlar, müracaatları halinde Başkanın görüşü alınarak müfettişlik kadrolarına yeniden atanabilirler.
Yükselme
MADDE 151 – (1) Müfettişlerin başmüfettişliğe yükselmesinde, mesleki yetenek ve kıdemi esas alınır.
(2) Başmüfettişliğe yükselmelerde adayların müfettiş yardımcılığı dönemi hariç yedi yıl müfettişlik yapmaları gerekir.
(3) Yükselmelerde Başkanın yazılı görüşüne başvurulur.
Müfettişlerin kıdemi
MADDE 152 – (1) (Değişik:RG-30/11/2011-28128) Müfettişlik kıdemine esas süre, müfettiş yardımcılığında, müfettişlikte, müfettişlik sıfat ve kadrosu muhafaza edilmek şartıyla idari görevlerde, ücretli izinlerde ve doğum nedeniyle alınan ücretsiz izinlerde geçirilen süredir. Askerlik, hastalık, yurtiçi ve yurtdışındaki eğitim çalışmaları gibi geçici ayrılmalar bu süreye dahildir.
(2) Müfettişlik kıdemine esas süreleri aynı olanlar için kıdem; müfettiş yardımcıları için yarışma sınavındaki, müfettişler için ise yeterlik sınavındaki başarı derecelerine göre tespit edilir.
(3) Başmüfettişler arasındaki kıdem sırasının tespitinde başmüfettişliğe atanma tarihi, aynı tarihte atananlar için müfettişlik kıdemi, müfettişlik kıdemi de aynı olanlar için ise yeterlik sınavındaki başarı derecesi esas alınır.
(4) Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı yaptıktan sonra müfettişliğe dönenler dönemlerinin en kıdemlisi sayılırlar. Aynı dönemde bu durumda birden fazla müfettiş olması halinde, müfettişlik kıdemi esas alınır.
(5) Aynı tarihte yapılan giriş sınavı ile Başkanlıkta göreve başlayan müfettiş yardımcılarından, müfettişliğe geç atananların kıdemleri, kendi dönemlerinden olan müfettişlerden sonra gelir.
(6) Müfettiş sıfatını kazandıktan sonra görevden ayrılanlardan Müfettişliğe dönenler kıdem bakımından dönemlerinin sonuna alınırlar. Başkanlıktaki görevinden veya kamu hizmetinden ayrıldıktan sonra geri dönenlerin kıdemlerinin belirlenmesinde Başkanlıktaki fiili hizmet süreleri esas alınır.
Rehberlik ve Teftiş Başkanlığına atanma
MADDE 153 – (1) Rehberlik ve Teftiş Başkanı, Genel Müdürlükte en az 5 yıl Başmüfettiş olarak görev yapanlar arasından Genel Müdürün teklifi ile Başbakan veya görevlendirdiği Devlet Bakanının onayı ile atanır.
Müfettişlik güvencesi ve idari kademelerde geçici görevlendirme
MADDE 154 – (1) Müfettişler, kendi istekleri olmadıkça veya denetim hizmetlerinin gerekleriyle bağdaşmayan sıhhi, ahlaki veya mesleki yetersizlikleri tespit edilmedikçe görevlerinden alınamaz, diğer idari görevlere atanamazlar. Yetersizlik halleri ancak yargı kararı, sağlık raporu veya biri kıdemli olmak üzere en az iki müfettişten oluşan komisyonca hazırlanacak rapor gibi belgelerle tevsik edilir.
(2) Müfettişler, Müfettişlik hakları saklı kalmak kaydıyla diğer idari kademelerde geçici olarak görevlendirilebilirler.
Müfettiş kimlik belgesi ve mühür
MADDE 155 – (1) Müfettiş ve müfettiş yardımcılarına yetkilerini, unvanını, kimlik bilgilerini gösteren, Genel Müdür tarafından imzalanmış bir kimlik belgesi verilir.
(2) Müfettiş ve yetkili müfettiş yardımcısına beratı ile birlikte mühür verilir. Bu berat ve mührün başkalarının eline geçmeyecek şekilde muhafazası, kaybedilmesi durumunda Başkanlığa bilgi verilmesi zorunludur.
(3) Görevinden ayrılan müfettiş ve müfettiş yardımcıları zimmetlerindeki resmi mühür ve beratı ile kimlik belgesini Başkanlığa teslim etmek zorundadır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Vakıf Uzmanlığı ve Uzman Yardımcılığı
Uzman Yardımcılığı
MADDE 156 – (1) Vakıf Uzmanlığına uzman yardımcısı olarak girilir. Uzman yardımcılığına atanabilmek için; KPSS’de (A) grubu kadrolar için yapılan sınavda Genel Müdürlükçe belirlenen puan türünde tespit edilen asgari puanı almış olanlar arasında yapılan yarışma sınavında başarılı olmak şarttır.
Yarışma sınavı
MADDE 157 – (1) Uzman Yardımcılığı yarışma sınavları kadro ve ihtiyaç durumuna göre, Kamu Görevlerine İlk Defa Atanacaklar İçin Yapılacak Sınavlar Hakkında Genel Yönetmelik hükümleri çerçevesinde Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi tarafından yapılan KPSS sonuçlarına göre sınav ilanında belirtilen asgari taban puan esas alınarak, atama izni alınmış kadro kontenjanının yirmi katından fazla olmamak üzere belirlenen sayıda aday arasından yazılı ve sözlü sınav yapılarak seçilir.
Aranılan şartlar
MADDE 158 – (1) Yarışma sınavına katılabilmek için,
ç) Sınavın yapıldığı tarihte otuz yaşını doldurmamış olmak,
şartları aranır.
Yarışma sınavına başvuru ve başvuru belgeleri
MADDE 159 – (1) Yarışma sınavına katılmak isteyen adaylar, Genel Müdürlükten temin edecekleri başvuru formuna aşağıdaki belgeleri eklerler:
ç) KPSS sonuç belgesinin aslı veya Genel Müdürlükçe onaylı örneği,
(2) Birinci fıkrada sayılan ve sınav ilanı ile istenebilecek diğer belgelerin Genel Müdürlük İnsan Kaynakları Daire Başkanlığına son başvuru tarihi mesai saati bitimine kadar elden teslim edilmesi gerekir. Posta ile yapılan başvurularda, birinci fıkrada belirtilen belgelerin Genel Müdürlük genel evrakına en geç yarışma sınavı duyurusunda belirtilen son başvuru tarihine kadar ulaşmış olması şarttır. Postadaki gecikmeler dikkate alınmaz.
(3) Gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu tespit edilen adaylar yarışma sınavına alınmazlar, bunlardan sınava girmiş olanların sınavları geçersiz sayılarak atamaları yapılmaz. Atamaları yapılmış olsa dahi iptal edilir. Bunlar hakkında yasal işlem yapılmak üzere Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulur.
Sınav hazırlıkları ve sınava giriş belgesi
MADDE 160 – (1) İnsan Kaynakları Daire Başkanlığı, yarışma sınavı hazırlık çalışmalarını yapar, yarışma sınavı başvurularını inceler ve aranılan şartların adaylarda mevcut olup olmadığını tespit eder.
(2) Gerekli şartları taşımayan adayların belgeleri istemeleri halinde iade edilir.
(3) İnsan Kaynakları Daire Başkanlığınca, sınava girme hakkı kazanan adaylara fotoğraflı sınava giriş belgesi verilir. Sınav giriş belgesinde kimlik bilgileri, sınav yeri ve tarihi yer alır. Sınav giriş belgesi olmayan aday sınava alınmaz.
Sınav kurulu
MADDE 161 – (1) Sınav kurulu Genel Müdür onayı ile İnsan Kaynakları Daire Başkanlığının bağlı bulunduğu Genel Müdür Yardımcısının başkanlığında, daire başkanları, birim müdürleri, vakıf uzmanları veya konusunda uzman kurum personeli arasından belirlenecek, başkan dahil beş asil ve üç yedek üyeden oluşur. İhtiyaç duyulması halinde üniversite öğretim üyeleri arasından en fazla iki kişi sınav kurulu asil üyesi olarak görevlendirilebilir.
Yarışma sınavı duyurusu
MADDE 162 – (1) Açıktan atama izni alınmış kadro sayısı, sınıf, unvan ve dereceleri, öğrenim dalları ve kontenjanları, yarışma sınavına katılma şartları, KPSS puan türleri ve asgari puanları ile puan sıralamasına göre çağırılacak aday sayısı, son başvuru tarihi ve başvuru yeri, başvuruda istenilecek belgeler, sınavın yeri, zamanı, içeriği ve değerlendirme yöntemi ile atama sırasında istenecek belgeler, başvuru süresinin bitiminden en az 15 gün önce Resmî Gazete’de, Türkiye genelinde yayın yapan tirajı en yüksek ilk beş gazetenin birinde en az bir kez olmak üzere ilan vermek suretiyle ve Genel Müdürlük resmi internet sitesinde duyurulur.
(2) Yeterlik sınavında, Osmanlıca el yazması ve matbu belgeleri okuyup günümüz Türkçesine çevirebilecek düzeyde yeterliliğe sahip olup olmadıklarına yönelik değerlendirmeye tabi tutulacak uzman yardımcıları, sınav ilanında açıkça belirtilir.
(3) Yarışma sınavına öğrenim dallarının herbiri itibariyle alınacak uzman yardımcısı kadro kontenjanı için Genel Müdürlükçe öngörülen sayıda başvurunun olmaması halinde kadro ve ihtiyaç durumuna göre öğrenim dallarında Genel Müdürlükçe değişiklik yapılabilir.
(4) Sınav konuları, yazılı ve sözlü sınavın yapılış şekli ve değerlendirilmesine ilişkin hususlar sınavdan önce duyurulur. Sınavı kazanan adaylardan aşağıdaki belgeler istenir.
ç) Görevini devamlı olarak yapmaya engel bir durumu olmadığına dair beyan,
Yarışma sınav notu ve sonucun duyurulması
MADDE 163 – (1) Yarışma sınavı başarı notu, her biri 100 üzerinden 65 puan alınması kaydıyla yazılı ve sözlü sınav notunun aritmetik ortalamasından oluşur.
(2) Sınav kurulu, öğrenim dalları itibariyle yarışma sınavı başarı listesini ve uzman yardımcısı aday listesini sözlü sınavın bittiği tarihi takip eden 5 iş günü içinde Genel Müdürlüğe teslim eder. Kazanan adaylara yazılı tebligat yapılır. Ayrıca kazananların listesi Genel Müdürlüğün resmi internet sitesinde de duyurulur.
Uzman Yardımcılığı süresi, atama ve görevlendirilme
MADDE 164 – (1) Adayların uzman yardımcılığına atanmaları başarı derecesine göre yapılır. Uzman yardımcılığı süresi en az üç yıldır.
Tez konusunun belirlenmesi
MADDE 165 – (1) Uzman yardımcısı; olumlu sicil almak kaydıyla adaylıkta geçen iki yıllık süreyi tamamladıktan sonra Genel Müdürlüğün görev alanı ile ilgili bir tez konusunu 1 ay içerisinde belirleyerek İnsan Kaynakları Daire Başkanlığına bildirir. Tez konusu Genel Müdürlük onayı ile kesinleşir ve ilgiliye duyurulur.
(2) İki yıllık süreye ücretsiz izin süresiyle askerlikte geçen süreler dahil değildir.
Tezin hazırlanmasına ilişkin esaslar
MADDE 166 – (1) Uzmanlık tezi, tez konusunun ilgiliye tebliğ tarihini takip eden bir yıl içinde hazırlanır. Bu sürenin son üç ayında uzman yardımcılarına başka görev verilmemesi esastır. Tezde yabancı dilde hazırlanmış özet bölümünün bulunması şarttır.
(2) Tezin hazırlanmasında, konunun başka bir kurum ve kuruluşta uzmanlık, yüksek lisans, doktora tezi veya başka bir ad altında içerik ve sonuçları açısından aynı şekilde incelenip savunulmamış olması esastır. Uzman yardımcısının hazırlayacağı tezin kendi görüş ve değerlendirmelerini içermesi ve bilimsel çalışma etiğine uygun olması gereklidir.
(3) Genel Müdürlük tarafından uzman yardımcılarına, vakıf uzmanı veya 158 inci maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde belirtilen nitelikleri taşıyan bir tez danışmanı belirlenir. Tez danışmanı, uzman yardımcısına tez çalışmalarında nezaret eder.
Yeterlik sınav komisyonu
MADDE 167 – (1) Yeterlik Sınav Komisyonu, İnsan Kaynakları Daire Başkanlığının bağlı olduğu Genel Müdür Yardımcısı başkanlığında, beş asil ve üç yedek üyeden Genel Müdür onayı ile oluşur. Gerektiğinde üniversite öğretim üyelerinden iki kişi komisyona dahil edilebilir.
(2) Komisyon üye tam sayısı ile toplanır, kararlar oy çokluğu ile alınır ve çekimser oy kullanılamaz.
Tezin teslimi
MADDE 168 – (1) Uzman yardımcısı hazırladığı tezi İnsan Kaynakları Daire Başkanlığına teslim eder. İlgili daire tezin bir örneğini tez danışmanına verir. Tez danışmanı on beş gün içinde tez ile ilgili raporunu hazırlar ve ilgili daireye gönderir. İnsan Kaynakları Daire Başkanlığı tezi, raporla birlikte değerlendirilmek üzere komisyon üyelerine dağıtır.
(2) Mazereti sebebiyle tezini zamanında teslim edemeyen uzman yardımcısına, talebi üzerine Genel Müdürlük onayı ile zorunlu halin gerektirdiği kadar ek süre verilebilir.
Tezin değerlendirilmesi
MADDE 169 – (1) Genel Müdürlükçe tespit edilecek değerlendirme gününde, uzman yardımcısı tezini sözlü olarak savunur ve üyelerin sorularını cevaplandırır. Değerlendirme günü uzman yardımcısına en az bir ay önceden İnsan Kaynakları Daire Başkanlığınca bildirilir.
(2) Komisyon, tezi değerlendirerek, tezin başarılı veya başarısız olduğuna oy çokluğu ile karar verir. Başarısız kabul edilen tezlerin eksiklikleri, nedenleri ile birlikte gerekçede belirtilir.
(3) Tezi başarısız görülen uzman yardımcısına komisyonca bir hak daha tanınır. Uzman yardımcısı ikinci hakkını, sonuçların ilanından itibaren üç ay içinde, daha önceden hazırlamış olduğu tezi düzelterek kullanır, düzeltilen tez aynı usulle yeniden değerlendirilir.
(4) Tezi ikinci defa başarısız görülen uzman yardımcısı, yeterlik sınavına girme hakkını tamamen kaybeder. Genel Müdürlükte öğrenim durumları ve kadro derecelerine uygun başka bir göreve atanırlar.
Yeterlik sınav duyurusu
MADDE 170 – (1) Yeterlik sınav tarihi, sınav komisyonunca belirlenerek sınavın yapılmasından bir ay önce duyurulur.
(2) Yeterlik sınavı, tezin başarılı bulunmasının tebliğinden itibaren en geç bir ay içerisinde Genel Müdürlükçe yapılır.
Yeterlik sınavına girebilme şartları
MADDE 171 – (1) Yeterlik sınavına girebilmek için, uzman yardımcısının üç yıl çalışmış olması, tezinin başarılı kabul edilmesi ve sicil notunun olumlu olması şarttır.
Yeterlik sınavı ve değerlendirme
MADDE 172 – (1) Tezi yeterli görülen uzman yardımcısı;
konularında sözlü sınava tabi tutulur.
(2) Sözlü sınavda; her adaya sınav kurulu üyelerince 100 tam puan üzerinden ayrı ayrı not verilir ve bunların aritmetik ortalaması sınav notunu belirler.
(3) Sözlü sınavda başarılı sayılmak için notun en az 70 olması gerekir.
(4) Ayrıca, 162 nci maddenin ikinci fıkrası kapsamında alınan uzman yardımcıları için Osmanlıcalarının yeterli düzeyde olup olmadığının ölçülmesine yönelik ayrı bir oturumda yazılı sınav yapılır. Yapılacak sınavda 100 tam puan üzerinden en az 70 alınması gerekir.
Yeterlik sınav sonucunun tebliği
MADDE 173 – (1) Komisyon tarafından sonuç listesi sözlü sınavın bittiği tarihi takip eden 5 iş günü içinde Genel Müdürlük onayına sunulur, sonuç ilgililere tebliğ edilir.
Uzmanlığa atama
MADDE 174 – (1) Yeterlik sınavında başarılı bulunan Uzman Yardımcısı, uzmanlık için aranan diğer şartları da taşıması kaydıyla Genel Müdürlük tarafından Vakıf Uzmanı olarak atanır. Ataması yapılanlar birden fazla ise aralarındaki başarı sıralaması, uzman yardımcılığı dönemindeki çalışmaları ve tez değerlendirme sonuçları birlikte değerlendirilerek Genel Müdürlükçe belirlenir.
Sınava girmeyenler ile başarı gösteremeyenler
MADDE 175 – (1) Uzman yardımcılığı yeterlik sınavında başarı gösteremeyenlere sınavdan itibaren altı ay içinde bir hak daha verilir.
(2) Bu süre sonunda da yeterlik sınavında başarı gösteremeyenler ile belgelenmiş veya geçerli nedeni bulunmaksızın sınava girmeyenler, Genel Müdürlükte öğrenim durumları ve kadro derecelerine uygun başka bir göreve atanırlar.
Uzman yardımcılarının görevleri
MADDE 176 – (1) Vakıf Uzman yardımcıları;
görevli ve yükümlüdürler.
Uzmanların görevleri
MADDE 177 – (1) Vakıf Uzmanları;
ç) Genel Müdürlükçe verilen diğer görevleri yerine getirmekle
görevli ve yükümlüdürler.
(Ek bölüm:RG-10/11/2013-28817)
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Hukuk Müşavirliği ve Avukatlık Sınavı ve Atamaya İlişkin Usul ve Esaslar
Giriş sınavı
MADDE 177/A – (1) Hukuk Müşaviri ve Avukat kadrolarına Genel Müdürlüğün boş kadro ve ihtiyaç durumuna göre KPSS (B) grubu KPSSP3 puan sıralaması esas alınarak yapılacak yazılı ve/veya sözlü sınavı sonundaki başarı sıralamasına göre atama yapılır.
Giriş sınavının duyurulması
MADDE 177/B – (1) Giriş sınavının şekli, katılma şartları, sınav konuları, istenecek belgeler, ilk ve son başvuru tarihi, başvuru yeri ve şekli, başvuru evrakının temin edileceği yerler, sınavın yeri ve zamanı, KPSSP3 asgari puanı, atama yapılması planlanan azami kadro sayısı, kadronun sınıfı ve derecesi ile gerekli görülen diğer hususlar son başvuru tarihinden en az bir ay önce Resmî Gazete’de, Türkiye genelinde yayımlanan tirajı en yüksek ilk beş gazetenin en az birinde ve Genel Müdürlük internet sitesinde yayımlanmak suretiyle duyurulur.
Giriş sınavına başvuru şartları
MADDE 177/C − (1) Giriş sınavına başvurmak isteyenlerin aşağıda belirtilen şartları taşımaları gerekir:
ç) Son başvuru tarihi itibariyle geçerlilik süresi dolmamış KPSSP3 puan türünden, giriş sınavı ilanında belirtilmiş olan asgari puanı almış olmak.
Giriş sınavına başvuru ve istenecek belgeler
MADDE 177/Ç – (1) Sınava başvuru, şahsen, elden veya posta yoluyla ilanda belirtilen adrese ya da ilanda belirtildiği takdirde internet üzerinden yapılabilir.
(2) Sınava katılmak isteyen adaylar, Genel Müdürlükten veya Genel Müdürlük internet adresinden temin edecekleri sınav başvuru formunu doldurarak aşağıdaki belgeleri eklerler:
ç) Avukatlık ruhsatnamesinin aslı veya onaylı örneği.
(3) İkinci fıkrada sayılan ve sınav ilanı ile istenebilecek diğer belgelerin Genel Müdürlük İnsan Kaynakları Daire Başkanlığına son başvuru tarihi mesai bitimine kadar teslim edilmesi gerekir. Bu belgelerin aslı ibraz edilmek kaydıyla suretleri Genel Müdürlükçe tasdik edilebilir. Posta ile yapılan başvurularda belgelerin son başvuru tarihine kadar Genel Müdürlüğe ulaşmış olması şarttır. Postadaki gecikmeler ile eksik belge ve bilgiyle yapılan başvurular dikkate alınmaz.
(4) Gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu tespit edilen adaylar yarışma sınavına alınmazlar.
(5) Aranılan şartları taşıyan adaylar, ilanda belirtilen KPSSP3 puan türünden en yüksek puanı alan adaydan başlamak ve atama yapılması planlanan kadro sayısının beş katını geçmemek üzere bir sıralamaya tabi tutulur. KPSSP3 puan türü itibariyle en son adayın aldığı puanla aynı puana sahip adaylar da giriş sınavına çağrılır.
(6) Sınava girmeye hak kazanan adayların isimleri ile söz konusu adayların nerede sınava gireceklerine ilişkin listeler Genel Müdürlük internet sitesinde yayımlanmak suretiyle duyurulur.
Sınav Kurulu
MADDE 177/D – (1) Sınav Kurulu, Genel Müdür onayı ile İnsan Kaynakları Daire Başkanlığının bağlı bulunduğu Genel Müdür Yardımcısının başkanlığında, 1. Hukuk Müşaviri, İnsan Kaynakları Daire Başkanı ile daire başkanları ve konusunda uzman kurum personeli arasından belirlenecek, başkan dâhil beş asıl ve üç yedek üyeden oluşur. İhtiyaç duyulması halinde üniversite öğretim üyeleri arasından en fazla iki kişi Sınav Kurulu asıl üyesi olarak görevlendirilebilir.
(2) Sınav Kurulu üye tam sayısı ile toplanır ve oy çokluğuyla karar alır. Oylama sırasında çekimser oy kullanılamaz. Karara katılmayanlar karşı oylarını gerekçeleriyle birlikte belirtmek zorundadır.
(3) Sınav Kurulu başkan ve üyeleri; kendilerinin, boşanmış olsalar dahi eşlerinin, ikinci dereceye kadar (bu derece dâhil) kan ve kayın hısımlarının veya evlatlıklarının katıldığı sınavlarda görev alamaz.
(4) Sınav Kurulu, başvuruların incelenerek adayların başvuru şartlarını taşıyıp taşımadıklarının tespit edilmesi, sınavın yapılması, sonuçların ilan edilmesi, itirazların incelenerek karara bağlanması ile sınavla ilgili diğer işlemlerin yürütülmesinde görevli ve yetkilidir.
Giriş sınavının yapılış biçimi
MADDE 177/E – (1) Sınav yazılı ve/veya sözlü olarak yapılabilir. Yazılı sınav klasik ve/veya test usulünde Genel Müdürlük veya diğer kamu kurum ve kuruluşları ile üniversiteler tarafından yapılır.
(2) Yazılı sınavın Genel Müdürlük tarafından yapılması halinde, sınav soruları Sınav Kurulu tarafından hazırlanır veya hazırlattırılır.
(3) Sınavın başka kurum veya kuruluşlara yaptırılması halinde, yazılı sınava ilişkin hususlar Genel Müdürlük ile anılan kurum veya kuruluş arasında yapılacak protokolle belirlenir.
Sınav konuları
MADDE 177/F – (1) Yazılı sınav konuları şunlardır:
ç) Medeni Hukuk.
ğ) İcra ve İflas Hukuku.
ı) Ceza Usul Hukuku.
(2) Genel Müdürlük gerek görmesi halinde, giriş sınavı duyurusunda yer vermek şartıyla ilave konular da belirleyebilir.
Sınavın değerlendirilmesi
MADDE 177/G – (1) Sınav, yüz tam puan üzerinden değerlendirilir ve sınavda başarılı sayılabilmek için en az yetmiş puan almak gerekir. Sadece yazılı sınav sonucuna göre atama yapılması halinde, bu sınavda en yüksek puan alandan başlamak üzere duyurulan azami boş kadro sayısı kadar atama yapılır.
(2) Sınavın yazılı ve sözlü yapılması halinde, yazılı sınavda başarılı olanlar sözlü sınava alınırlar. Sözlü sınavdan başarılı sayılabilmek için en az yetmiş puan almak şarttır. Yazılı ve sözlü sınav notları aritmetik ortalaması alınarak başarı notu bulunur. Başarı sıralaması en yüksek not alandan başlamak üzere belirlenir.
(3) Sınavın sadece sözlü yapılması halinde, başarı sıralaması, sözlü sınavda en yüksek not alan adaydan başlanarak belirlenir.
(4) Sınav notlarındaki herhangi bir eşitlik durumunda KPSSP3 puanı yüksek olan aday sıralamada üstte yer alır.
(5) Sınav sonuçları ve sözlü sınava girmeye hak kazanan adaylar ile sözlü sınavın yeri ve tarihine ilişkin listeler Genel Müdürlük internet sitesinde yayımlanmak suretiyle ilan edilir. Adaylara ayrıca yazılı bildirim yapılmaz.
(6) Sözlü sınavda adaylar;
ç) Özgüveni, ikna kabiliyeti ve inandırıcılığı,
yönlerinden ayrı ayrı puan verilmek suretiyle değerlendirilirler. Adaylar, Sınav Kurulu tarafından (a) bendi için elli puan, diğer bentlerde yazılı özelliklerin her biri için onar puan üzerinden değerlendirilir ve verilen puanlar ayrı ayrı tutanağa geçirilir. Sözlü sınavda başarılı sayılmak için, Sınav Kurulu üyelerinin yüz tam puan üzerinden verdikleri puanların aritmetik ortalamasının en az yetmiş olması şarttır.
Sınav sonuçlarının ilanı ve itiraz
MADDE 177/Ğ – (1) Giriş sınavı sonuçları, Sınav Kurulunca, puanı en yüksek adaydan başlamak suretiyle başarı derecesine göre sıraya konulup, atama yapılacak kadro sayısı kadar asıl aday ve bunların yarısı kadar yedek aday tespit edilerek bir liste halinde tutanağa bağlanır.
(2) Giriş sınavında başarılı olan adaylara ilişkin asıl ve yedek listeler Genel Müdürlük internet sitesinde yayımlanarak duyurulur. Ayrıca, asıl ve yedek listelerde yer alan adaylara sonuç yazı ile bildirilir.
(3) Asıl ve yedek listelerinde sıralama yapılırken, adayların giriş sınavı puanının eşit olması halinde, KPSSP3 puanı yüksek olan adaya öncelik tanınır.
(4) Yedek listede yer alan adayların hakları müteakip yazılı sınav tarihine kadar geçerli olup, daha sonraki sınavlar için müktesep hak veya herhangi bir öncelik teşkil etmez.
(5) Giriş sınavından yetmiş ve üzerinde puan almış olmak asıl ve yedek listesindeki sıralamaya giremeyen adaylar için müktesep hak teşkil etmez.
(6) Duyuru tarihinden itibaren beş gün içerisinde sınav sonuçlarına itiraz edilebilir. Yapılan itirazlar Sınav Kurulunca varsa sözlü sınav tarihinden önce ve her halde en geç on beş gün içinde sonuçlandırılır.
Hukuk Müşaviri ve Avukat kadrosuna atama
MADDE 177/H – (1) Hukuk Müşavirliği ve Avukatlık giriş sınavında başarılı olan adaylardan atamalarının yapılması için aşağıdaki belgeler istenir:
ç) Dört adet vesikalık fotoğraf.
(2) Giriş sınavında başarılı olup, asıl listede yer alanlardan, kendilerine yapılacak bildirimde belirtilen süre içinde istenen belgeleri ibraz edenler Hukuk Müşaviri ve Avukat kadrolarına atanırlar.
(3) Gerekli şartları taşımadığı sonradan anlaşılanların atama işlemleri yapılmaz. Atamaları yapılmış ise bu atamalar iptal edilir. Atama yapılması için kendilerine bildirilen süre içinde mazeretsiz olarak başvurmayan veya ataması yapıldığı halde süresi içinde göreve mazeretsiz başlamayan adaylar atama işleminden feragat etmiş sayılırlar ve sınav sonuçları kazanılmış hak sayılmaz.
(4) Atama işleminden feragat edenler, göreve başlamayanlar veya atamaları iptal edilenlerin yerlerine, yedek listeden başarı sırasına göre atama yapılabilir.
Gerçeğe aykırı beyan
MADDE 177/I – (1) Giriş sınavında başarılı olanlardan, gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu tespit edilenlerin, sınavları geçersiz sayılarak atamaları yapılmayacağı gibi, bu şekilde atamaları yapılmış olsa dahi bu atamalar iptal edilir ve bunlar hiçbir hak talep edemezler.
(2) Gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu tespit edilenler hakkında Türk Ceza Kanununun ilgili hükümleri uygulanmak üzere Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulur.
BEŞİNCİ BÖLÜM (2)
Çeşitli ve Son Hükümler
Vakıf kültür varlıklarının devri
MADDE 178 – (1) Vakıf yoluyla meydana gelip de her ne suretle olursa olsun Hazine, belediye, özel idarelerin veya köy tüzel kişiliğinin mülkiyetine geçmiş vakıf kültür varlıkları tapu sicil müdürlüğünce mazbut vakıfları adına tescil edilir.
(2) Vakıf yolu ile meydana gelen kültür varlıklarının tespiti; vakfiyeler, vakıf veya tapu kütüklerindeki kayıtlar, kadastro tespit evrakı, fermanlar, beratlar, atik senetler, yoklama kayıtları, kitabeler, tarihi kayıtlar, müze kayıtları, tescil kayıtları ile mülkname, temessük, tefviz, hazine-i hassa, mütevelli, mültezim, sipahi senetleri gibi belgelerden biri veya birkaçı ile yapılır.
(3) Eserin vakıf yoluyla meydana gelmiş vakıf kültür varlığı olduğunun ikinci fıkrada belirtilen belgelerle tespiti halinde bölge müdürlüğünün talebi üzerine mazbut vakıfları adına tescili yapılır.
Vakıf kültür varlığının tahliyesi
MADDE 179 – (1) Devralınan vakıf kültür varlığı herhangi bir suretle kiralanmışsa veya işgal edilmiş ise kiracılar veya işgalciler bu yerleri mütemmim cüz’ü ve teferruatı ile birlikte ve hiçbir değişikliğe tabi tutulmadan talep tarihinden itibaren otuz gün içerisinde tahliye ederek, Genel Müdürlüğe teslim etmek mecburiyetindedirler.
(2) Bu süre içinde boşaltılmadığı takdirde, bölge müdürlüğünün talebi üzerine bulunduğu yer mülki amirince en geç 15 gün içinde taşınmazın tahliyesi sağlanır.
Vakıf kültür varlıklarının korunması ve imar uygulamalarının bildirilmesi
MADDE 180 – (1) Kamu kurum ve kuruluşları, koruma imar planlarını düzenlerken vakıf kültür varlıklarıyla ilgili hususlarda Genel Müdürlüğün olumlu görüşünü almak zorundadırlar.
(2) Koruma imar planı, uygulama imar planı ve parselasyon planı çalışmaları bölge müdürlüklerince düzenli olarak takip edilir.
(3) Mazbut vakıflara ait taşınmazlarda akar niteliğini koruyacak şekilde imar düzenlemesi yapılır. Akar nitelikli vakıf taşınmazlara, imar planlarında yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, cami, karakol, okul, resmi hizmet alanı, belediye hizmet alanı gibi akar niteliği olmayan fonksiyonlar verilemez. Bu taşınmazlarda akar niteliğini koruyacak şekilde imar düzenlemesi yapılmadığının tespit edilmesi halinde, taşınmazın akar niteliğine uygun imar planı tadilatının yapılması ilgili kurumdan istenir. İlgili kurum talep doğrultusunda gerekli düzeltmeleri yapar. İmar tadilatı sonuçlanıncaya kadar işlemler bölge müdürlüğünce takip edilir.
Taviz bedeli
MADDE 181 – (1) Vakıf şerhi bulunan taşınmazlara dair işlemler bölge müdürlüklerince yürütülür.
(2) Vakıf şerhi bulunan taşınmazların, miri arazilerden mukataalı hayrata tahsis edilmeyenleri ile aşar ve rüsumu vakfedilen taşınmazlardan olup olmadığı tespit edilir. Bu tespit çalışması Kültür ve Tescil Daire Başkanlığı bünyesinde oluşturulan uzman kişilerin görev alacağı bir komisyon marifetiyle yürütülür.
(3) Komisyonca tespiti yapılan bu taşınmazlar taviz bedeli alınmaksızın serbest tasarrufa terk edilir.
Genel Müdürlüğü temsil
MADDE 182 – (1) Bölge müdürü; mahkemelerde, diğer kurul ve makamlarda Genel Müdürlüğü temsil edebileceği gibi bu sıfatla başka memurları da vekil tayin edebilir. Bölge müdürü veya vekil tayin edilen memur inşa, tamir, kiralama, kiraya verme, alım, satım, şerh ve ihale işlerinde de aynı suretle Genel Müdürlük namına hareket eder.
Yürürlükten kaldırılan yönetmelikler
MADDE 183 – (1) 28/12/1989 tarihli ve 20386 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Muhtaç Aylığı ve Vakıf İmaret Yönetmeliği, 5/9/1993 tarihli ve 21689 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vakıflar Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Yönetmeliği, 4/6/1998 tarihli ve 23362 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vakıf Hayrat Taşınmazların Tahsisi Hakkında Yönetmelik, 20/3/2001 tarihli ve 24348 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Bezm-i Âlem Valide Sultan Vakıf Gureba Hastanesi Fakir ve Garip Hastaların Teşhis ve Tedavisinde Uygulanacak Usul ve Esaslara Ait Yönetmelik, 28/7/2001 tarihli ve 24476 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yeni Vakıflar Birim Yönetmeliği, 24/1/2003 tarihli ve 25003 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Mal Edinmeleri, Bunlar Üzerinde Tasarrufta Bulunmaları ve Tasarrufları Altında Bulunan Taşınmaz Malların Bu Vakıflar Adına Tescil Edilmesi Hakkında Yönetmelik, 8/9/2006 tarihli ve 26283 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vakıflar Genel Müdürlüğü Burs Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.
Meclis Üyeliği için yapılacak ilk seçim
GEÇİCİ MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç bir ay içerisinde Kanun ve bu Yönetmelikte belirtilen usul ve esaslara uygun olarak Meclis üyeliği için yapılacak seçim süreci başlar.
Mevcut yönetim kurulu üyeleri
GEÇİCİ MADDE 2 – (1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihte görevde bulunan cemaat vakfı yönetim kurulu üyelerinden Kanunun 9 uncu maddesine aykırı olmayanların görevleri yeni seçimlere kadar devam eder.
İç denetim raporları
GEÇİCİ MADDE 3(1) – (1) Vakıflara ait 2008 yılı iç denetim raporlarının sertifikalı denetçiler tarafından düzenlenmesi zorunlu değildir. Ancak söz konusu raporların bu Yönetmelikte yer alan usul ve esaslara göre düzenlenmesi ve gönderilmesi zorunludur.
Yürürlük
MADDE 184 – (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 185 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Vakıflar Genel Müdürlüğünün bağlı bulunduğu Bakan yürütür.
__________
(1) Danıştay Onuncu Dairesinin 2/10/2012 tarihli ve Esas No. 2008/11347 Karar No. 2012/4555 sayılı ve 18/6/2014 tarihli ve Esas No. 2009/11943 Karar No. 2014/4092 sayılı Kararları ile bu Yönetmeliğin 43 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 44 üncü maddesi, 46 ncı maddesinin beşinci fıkrası, 48 inci maddesi ve Geçici 3 üncü maddesi iptal edilmiştir.
(2) 10/11/2013 tarihli ve 28817 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yönetmelik değişikliği ile madde 177 den sonra gelmek üzere Dördüncü bölüm eklenmiş, Dördüncü Kısım Dördüncü Bölüm, Beşinci Bölüm olarak teselsül ettirilmiştir.
| Yönetmeliğin Yayımlandığı Resmî Gazete’nin | ||
| Tarihi | Sayısı | |
| 27/9/2008 | 27010 | |
| Yönetmelikte Değişiklik Yapan Yönetmeliklerin Yayımlandığı Resmî Gazetelerin | ||
| Tarihi | Sayısı | |
| 1. | 14/8/2010 | 27672 |
| 2. | 11/8/2011 | 28022 |
| 3. | 30/11/2011 | 28128 |
| 4. | 19/1/2013 | 28533 |
| 5. | 10/11/2013 | 28817 |
| 6. | 18/9/2014 | 29123 |
| 7. | 30/6/2016 | 29758 |
Medyada Cinsel Şiddet ve Tacizi Önleyici Politika Belgesi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Kadın Gazeteciler Komisyonu tarafından hazırlanmış ve 2025 yılı 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü öncesinde ilan edilmiştir. Bildirge, medyada cinsel şiddet ve tacizin önlenmesine yönelik kapsamlı bir politika belgesidir.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Kadın Gazeteciler Komisyonu, medyada cinsel taciz ve istismar vakalarının ifşa edilmesi ve bu sorunların önlenmesine yönelik 21 Ağustos 2025’te yeni bir politika geliştirme çalışmasına başlamıştır. Üyeleri arasında Ayşegül Aydoğan Atakan, Ayten Serin İnsel, Çiğdem Yılmaz, İrem Barutçu, Mesude Demir, Semra Kardeşoğlu Kanar, Şükran Pakkan ve Zehra Güngör’ün bulunduğu Komisyonun bu girişimi, fotoğraf ve sinema sektörlerinden sonra medya alanını da kapsayarak, cinsel taciz ifşalarını değerlendirmeyi ve bu sorunların önlenmesine yönelik adımlar atmayı amaçlamıştır. Hazırlanan Belge, TGC Burhan Felek Konferans Salonu’nda 24 Kasım 2025 Pazartesi günü düzenlenen “Medyada Cinsel Şiddet ile Cinsel Tacizin Önlenmesi ve İşverene Düşen Sorumluluklar” başlıklı toplantıda tanıtılarak kamuoyunun dikkatine sunulmuştur.

Bu politika belgesi, sektördeki çeşitli ulusal ve uluslararası kurumların cinsel taciz politikalarına dayanarak hazırlanmıştır; bunların arasında ILO’nun (Uluslararası Çalışma Örgütü) Örnek Cinsel Taciz Politikası ve Norveç medya şirketi VG’nin cinsel taciz prosedürleri bulunmaktadır.
Bu politika belgesi, sektörde faaliyet gösteren medya kuruluşlarının cinsel istismar ve taciz
politikalarını belirlemek ve çalışanların güvenli bir ortamda çalışabilmelerini güvence altına almak üzere hazırlanmıştır. Taraflar, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve taciz de dâhil olmak üzere, çalışma yaşamında şiddet ve tacizin önlenmesi ve ayrımcılığın ortadan kaldırılması için çerçeve sunan Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 190 sayılı Şiddet ve Taciz Sözleşmesi (ILO C190) ve 206 sayılı Tavsiye Kararı, BM Kadına Yönelik Her Türlü̈ Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), İstanbul Sözleşmesi ve diğer uluslararası sözleşmeler ile Anayasa ve diğer mevzuat hükümleri referans alarak şiddet ve tacizden arındırılmış bir çalışma ortamının bir parçası olmayı kabul ederler.
Bu Politika Belgesinde müştereken taraflar; ……….. adresinde faaliyet gösteren ……… şirketi ile kurumda …. pozisyonunda çalışacak / çalışmakta olan ……………. arasındadır.
Taraflar, işyerindeki tüm çalışanlar için cinsel tacize karşı sıfır tolerans politikasını benimsediğini ve güvenli bir çalışma ortamı sağlama konusundaki kararlılığını, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve tacizin kadına yönelik ayrımcılık ve kadının insan haklarının ihlali olduğunu kabul ve taahhüt ederler. Taraflar, cinsiyet, cinsiyet kimliği veya cinsel yönelimine, statüsüne bakılmaksızın tüm çalışanlar için insan onuruna yakışır çalışma ortamı hazırlamak adına bu politika metnini imza altına alırlar. Bu politika belgesi aşağıda imzası bulunan kişi ve çalıştığı kurum açısından bağlayıcıdır. Bu belge ile işyerinde tüm şiddet ve cinsel taciz şikâyetlerinin, kişilik hakları gözetilerek saygı, güven ve gizlilik esasları çerçevesinde ciddiyetle ele alınacağı ve kurumun belirlediği yaptırım politikalarının devreye alınacağı taahhüt altına alınmıştır. İşbu politika metni çalışan ve işyeri açısından olumsuz sonuçların ortadan kaldırılması için yapılacak çalışmaların bütününü kapsar.
Politika Belgesi metni içinde;
a) Bu Politika Belgesinde şiddete maruz kalan kişi “ŞİKAYETÇİ” sıfatıyla anılacaktır,
b) Bu Politika Belgesinde ……. şirketi “İŞVEREN” sıfatıyla anılacaktır,
c) Bu Politika Belgesinde taraf olan ŞİKAYETÇİ ile İŞVEREN müştereken “TARAFLAR”
sıfatıyla anılacaktır,
d) İşverenin, tarafların imzaladığı ve iş sözleşmesinde belirtilen adreslerinde kurulu işyerleri ile kanun çerçevesinde işin niteliği ve yürütümü bakımından işyerine bağlı yerler ve dinlenme, bebek emzirme, yuva/kreş, yemek, uyku, yıkanma, muayene, bakım, bedeni veya mesleki eğitim yerleri gibi eklentiler ve araçlar ile uluslararası sözleşmeler ve yasalar uyarınca işyeri sayılan yerler “İŞYERİ” diye,
f) Bu Çalışma Yaşamında Şiddet Ve Tacizi Önlemeye Yönelik Politika Belgesi “POLİTİKA
BELGESİ” diye,
adlandırılmıştır.
Ayrıca bu Politika Metni içinde;
1) TOPLUMSAL CİNSİYET: Kadınlık ve erkeklik cinsiyet rollerinin toplumsal olarak inşa edildiğini, farklı cinsiyetlere atfedilen, hiyerarşi ve güç içeren rol ve sorumlulukların mevcut tarihsel, toplumsal ve coğrafi koşulların bir ürünü olduğunu ifade eder.
2) TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ: Cinsiyetler için eşit koşullar, eşit muamele, eşit fırsatlar, eşit değer, kaynakların eşit paylaşımı ve özgürlük, farklılık ve çeşitlilik demektir.
3) TOPLUMSAL CİNSİYET TEMELLİ ŞİDDET: Bir kişinin veya bir grubun cinsiyet, cinsiyet kimliği ve/veya cinsel yönelimine yönelik sözlü veya fiziksel saldırı ve ayrımcılıktır. Kişinin cinsiyetinden ötürü maruz kaldığı hakaret, küfür, tehdit, aşağılama, kötü muamele bu tanıma dahildir.
4) KADINA YÖNELİK ŞİDDET: Kadınlara yalnızca kadın oldukları için uygulanan veya kadınları etkileyen cinsiyete dayalı bir ayrımcılık ile kadının insan hakları ihlaline yol açan (ve 6284 sayılı Kanunda şiddet olarak tanımlanan) her türlü tutum ve davranışı ifade eder.
5) CİNSEL ŞİDDET: Cinsel nitelikli olan ve kişinin rızası olmadan gerçekleşen her türlü girişim veya tehdit içeren eylemdir. Cinsel şiddet şunları kapsar: Tecavüz, cinsel istismar ve cinsel taciz, sömürü ve zorla alıkoyarak fuhuşa zorlamak vb.
6) CİNSEL TACİZ: Sözle, beden diliyle veya iletişim araçları kullanılarak, kişinin rızasına dayanmayan, cinsel özgürlüğünü hedef alan ve fiziksel temas içermeyen cinsel içerikli davranışların tümüdür.
7) CİNSEL SALDIRI: Kişiye rızası olmaksızın temas ederek kişinin beden ve cinsel dokunulmazlığını ihlal eden davranışlardır.
8) FLÖRT ŞİDDETİ: Evlilik, sevgililik veya partnerlik ilişkisi içerisinde bir tarafın diğeri üzerinde egemenlik kurması, onu kontrol etmesi veya ona güç uygulamasıdır. İlişkiye hâkim olan fiziksel, cinsel, psikolojik veya dijital şiddet içeren davranışlardır.
9) DİJİTAL ŞİDDET: İnternet ve sosyal medya araçlarıyla rahatsız edici veya istenmeyen, ayrımcılık veya şiddet içeren davranışlardır. İzinsiz olarak kişinin fotoğraflarını paylaşmak, fotoğraf ya da video üretmek veya bununla tehdit etmek, cinsel içerikli fotoğraf veya mesaj göndermek, sosyal medya hesaplarını kontrol etmek, sosyal medya aracılığıyla kişi üzerinde güç kullanmak örnekler arasındadır.
10) ISRARLI TAKİP: Kişinin güvende hissetmesini engelleyecek ölçüde izlenmesi ve takip edilmesi durumudur. Israrlı takip, yoluna çıkmak vb. fiziksel olabileceği gibi sosyal medya araçlarıyla veya telefonla sürekli rahatsız etmek, huzursuz etmek ve peşinde olmak biçiminde de olabilir. 6284 Sayılı Kanun ısrarlı takipten korunmayı da içerir.
11) CİNSİYETÇİLİK: Bir cinsiyeti aşağılayıcı, hor görücü, ikincilleştirici ifade ve davranışlardır. Cinsiyetçi şakalar, küfürler, cinsiyetçi sözcükler, hitaplar gündelik dilde sık karşılaşılan örneklerdendir. Adam gibi, kız gibi vb. kullanımlar en sık kullanılan cinsiyetçi kalıplardır.
12) MİSİLLEME: İntikam almak veya mağdurun tekrar belirli bir şekilde davranmasını önlemek için çeşitli şekillerde onu taciz etmektir. Kişinin cinsel veya duygusal amaçlı girişim ve teklifleri reddetmesi ya da tacize uğradığını düşünerek şikâyet etme yoluna gitmek istemesi/gitmesi nedeniyle, açıkça veya örtülü olarak çalışma koşullarının intikam amacıyla zorlaştırılmasıdır. İşten çıkarma ya da işten çıkarma tehdidi, istenmeyen işlerde görevlendirme, maaştan kesme gibi örnekler kişiyi sessizliğe mahkûm etmeyi hedefleyen misilleme örnekleridir.
13) CİNSEL RÜŞVET/GÖZDAĞI TACİZİ (QUİD PRO QUO): İşveren veya amir konumundaki bir kişinin yetkisini/otoritesini kullanarak ast konumundaki bir işçinin işini veya işiyle ilgili bazı kazanımları elde etmesini veya elde tutmasını, cinsel talepleri kabul etmesi koşuluna bağlaması veya bu taleplere boyun eğmeyen işçinin bir zarara uğratılmasıdır.
14) MOBBİNG: Çalışanı işyerinde huzursuz etme, dışlama veya ihraç etme amacıyla uygulanan psikolojik baskılar olarak tanımlanır. Kişinin işini sabote etmek, hakkında dedikodu veya yanlış bilgiler yaymak, o yokmuş gibi davranmak, onu gruptan izole etmek vb. davranışlar mobbing davranışları arasındadır.
15) EKONOMİK ŞİDDET: Bir kişinin mali kaynaklarını o kişinin rızası olmadan kontrol etmek
veya kaynaklarının kötüye kullanılmasıdır. Bireye ekonomik zarar veren eylem ve davranışlardır.
16) ŞİDDETE MARUZ KALAN: Kurban veya mağdur gibi, yaşanan eylem sonucu kişiyi güçsüzlük pozisyonuna sabitleyen bir tanım yerine “maruz kalan” tanımı önerilmektedir. Şiddet başvurularında, şikâyetçi, başvuran gibi tanımlar da kullanılabilir.
17) ŞİDDET UYGULAYAN, FAİL: Bu tanım kişiyi işaret ederken, konu olanın şiddet uygulaması olduğunu vurgular. Cahil, sapık, öfke kontrol sorunu olan vb. tanımlar şiddetin sebebi olamayacağı için kullanılması doğru değildir.
18) İHBAR EDEN: Şiddet, taciz ve benzeri fiilden kendisi doğrudan etkilenmemiş ya da bu fiile kendisi maruz kalmamış olmakla birlikte bu fiili bildiren kişi.
19) TANIK MÜDAHALESİ: Şiddet, taciz ve benzeri fiile tanık olduktan sonra failin durması veya faile gerekli yaptırımın sağlanması için müdahalede bulunmaya denir. (*)
Bu politika belgesi, sözleşmesindeki statülerine bakılmaksızın tüm işçiler ile stajyerler, iş sözleşmesi fesih sürecinde olanlar, iş başvuru süreçlerindekiler, işe alım ve işverenin yetki, görev ve sorumluluklarını kullanan kişiler de dahil, çalışma yaşamındaki tüm diğer kişileri kapsar. Bu önlemler, mesai süresi ve işyeriyle sınırlı olmaksızın çalışma sırasında meydana gelen ya da işle bağlantılı olan ya da işten kaynaklanan, üçüncü taraflardan gelebilecek olanlar da dahil olmak üzere her türlü şiddet ve tacizin önlenmesini ve ortadan kaldırılmasını amaçlar.
Şirketin şiddet ve tacizi önlemeye yönelik taahhüttü, şirketin Disiplin Politikası, Satın Alma Politikası, İSG Politikasında gerekli değişiklikleri yapmayı ve uygulamayı kapsar.
İşveren, çalışma yaşamında (üçüncü şahıs şiddeti de dahil) şiddet ve tacize ya da ev içi şiddete uğradığını beyan eden kişiye, çalışma yaşamında kolaylık gösterir. Şikayet süresince işe devamı veya performansının düşmesi durumunda aleyhine hiçbir işlem yapmayacağını kabul eder. İhtiyacı ve isteği durumunda ücretli izin desteği verir. Kişinin ihtiyaç duyduğu desteklere erişmesi için çaba gösterilir. Taraflar, kişinin gereksinim duyması halinde, harici kuruluşlara ve kamusal destek tedbirlerine yönlendirme yapar. 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un öngördüğü doğrultuda iş ve işyeri değişikliği yapar.
● Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 190 sayılı Şiddet ve Taciz Sözleşmesi (ILO C 190) ve 206 sayılı Tavsiye Kararı,
● Kadına Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW)
● Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İSTANBUL SÖZLEŞMESİ)
● Türkiye Cumhuriyeti Anayasası
● Türk Ceza Kanunu
● 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun
● 4857 Sayılı İş Kanunu
● 6098 Türk Borçlar Kanunu ve ilgili yönetmelikler ve Yargıtay kararları,
● Varsa taraflarca imzalanan Toplu İş Sözleşmesinin “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” Bölümünde yer alan “Ayrımcılık Yasağı” “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” “İşe Alım Politikası” “Toplumsal Cinsiyet Temelli İşçi Sağlığı” maddeleri başta olmak üzere ilgili toplu iş sözleşmesi maddeleri esas alınmıştır.
İşveren ve tüm çalışanlar, yukarıdaki sıralanan mevzuat çerçevesinde hareket edecektir.
İşveren, yöneticiler ve çalışanlar, işyerinde ve dışarıda herkese insan onuruna yakışır bir şekilde muamele etmeyi kabul eder. Tüm çalışanlar, işyeri ortamında ve iş ile ilgili tüm alanlarda kendisine ya da bir başkasına yönelik şiddet ve taciz davranışlarını bildirmekle, Toplumsal cinsiyet eşitliği, ayrımcılık, şiddet ve taciz konulu eğitimlere katılmayı, işbu Politika Metnini okumayı ve gizliliği gözetmeyi kabul ederler.
● Bağırmak, vurmak, itelemek, bir nesne fırlatmak, duvara ya da masaya öfkeyle vurmak, eşyalara zarar vermek
● Laf atmak, dokunmak, okşamak, öpmek, istenmeyen cinsel ilişki ve zorlama
● Cinsel içerikli şaka, ayrımcı ifadeler, argo sözcükler
● Cinsel içerikli istenmeyen yazışmalar, telefon aramaları
● Aşağılayıcı lakap takma
● Flört etmek için ısrarcı davranmak
● Gözle takip etmek, bakmak
● Pornografik materyal (e-mail, poster asmak)
● Uygunsuz cinsel hareketler yapmak
● Kişinin cinsel yaşamıyla veya cinsiyet kimliğiyle ilgili açıklama yapmaya zorlamak veya dedikodu yapmak
● Cinsiyet, cinsiyet kimliği ya da cinsel yönelim nedeniyle düşmanca, ayrımcı ve nefret dili kullanmak
● Tehdit, şantaj, rüşvet ya da hakaretle kişiyi kontrol etmeye çalışmak
● Çalışanın görevi, terfi potansiyeli, maaş durumu ile cinsel tacize, ilişkiye izin vermesi arasında bir bağlantıyı ima eden, ilişkilendiren veya mantıken böyle bir imaya yol açacak şekilde yapılan beyanlar veya tehditler
● Benzeri davranışlar
● İşini sabote etmek, hakkında dedikodu yaymak, tehdit etmek, bilgi saklamak,
● Fiziksel olarak ağır işler yapmaya zorlamak, aşağılama amaçlı iş değişiklikleri yapmak,
yapılan işi sürekli eleştirmek gibi davranışlarla kişinin fiziksel ve duygusal sağlığına zarar vermek
● Diğer çalışanlarla iletişimi kesmek, başkalarıyla konuşmayı engellemek, izole bir işe ya da
işyerine atamak gibi sosyal ilişkilere saldırılar
● Yokmuş gibi davranmak, küsmek, surat asmak, cezalandırmak, duygusal baskı kurmak, bağırmak
● Alay etmek, isim takmak, dalga geçmek, süreklileştirmek, utandırmak
● Kararlara katılımını engellemek, ciddiye almamak, dini veya etnik kökeni ile dalga geçmek, görüşlerini, çalışmalarını küçümsemek, değersizleştirmek
● Bazen göklere çıkarmak bazen yerin dibine sokmak, konuşmasını engellemek
● Sistematik olarak devam eden benzeri davranışlar
● E-mail, cep telefonu, sosyal medya hesaplarını talep etmek, kontrol etmek, kiminle arkadaş olabileceğine karar vermek
● Rahatsızlık veren resim ya da video göndermek,
● Kişisel verileri ele geçirmek, yaymak, istenmeyen dijital içerikler üretmek ya da bunlarla tehdit etmek
● Cep telefonu ile denetlemek
● Sürekli mesaj atmak
● Cinsel içerikli fotoğraf çekmek, bunları yaymakla tehdit etmek
● İnternet üzerinden farklı bir hesap ile iletişim kurmaya çalışmak
● Benzeri davranışlar
● Korku uyandırmak, güvencesiz hissettirmek, telefonla rahatsız etmek, huzursuz etmek
● Her an her yerde karşısına çıkmak
● Rahat bırak uyarılarına aldırmamak
● Haber vermeden ya da davet edilmeden evine, okuluna, işine gittiği yerlerde karşısına çıkmak
● İstenmediği halde sürekli hediye ya da çiçek göndermek
● Eski sevgilinin arkadaşının çevresiyle iletişim kurmak, bilgi almaya çalışmak
● Eski sevgilinin eşyalarına zarar vermek
● Benzeri davranışlar
● Cinsel talep yerine gelmeyince işten çıkarmak
● Cinsiyetçi ve ayrımcı nedenlerle terfi ettirmemek
● Zamdan ve ücret kapsamındaki diğer haklardan faydalandırmamak
● Bir kişinin ırkı, cinsiyeti, uyruğu, cinsel yönelimi, dini, engelli olma hali, sağlığı, medeni
hali, sosyal ya da etnik kökeni ya da herhangi bir başka özelliğine ilişkin kişisel görüntüsü,
vücudu veya yaşam tarzı hakkındaki yorumlar
● Kadınlardan işe alım ve çalıştıkları süre içinde gebelik sorulması veya gebelik testi istenmesi
● Bireyin iyi niyetinin kötü amaçlı kullanılması, suiistimal edilmesi
● Çalışanların temel ihtiyaçlarının (tuvalet, su, tıbbi yardım vb.) karşılanması için zaman ve olanak sağlamamak ve benzeri davranışlar da şiddet ve taciz kapsamındadır.
Yukarıda örnekleri verilen şiddet ve taciz davranışlarına çalışma dönemi içinde, işe alım ve işten çıkarma sırasında; işyeri, işe gidiş geliş, işverenin sağladığı konaklama mekânları, iletişimler, işle ilgili sosyal etkinlikler, seyahat ve eğitimler sırasında kesinlikle tolerans gösterilmez.
Şiddete maruz kalan kişi, sözlü taciz, fiziksel şiddet, mobbing ve benzeri bir ya da birden çok
şiddete uğradığını işyerindeki Soruşturma Komitesi’ne bildirmeli, şikayetini birden çok kişiye
anlatmak zorunda kalmamalıdır. Şikayet konusu ve içerik, komite tarafından şirketin tayin edeceği yetkili kişiye ve varsa sendika temsilcisine bildirilebilir.
Şikayet sonrası çoğunluğun kadınlardan oluştuğu bir “Soruşturma Komitesi” kurulur. Soruşturma komitesinin şikayet konusunu gizlilik içinde ele alması ve soruşturması esastır ve taahhüt altına alınmalıdır. Soruşturma Komitesi, kapsam içi ve kapsam dışı çalışanların birlikte soruşturulması gereken durumlarda işveren vekilleri ile birlikte ivedilikle kurulur.
Şiddet ve tacize yönelik şikâyetler ile ilgili “Soruşturma Komitesi” tarafından derhal soruşturma başlatılır.
Soruşturma sırasında şiddet failinin savunması alınır. Konu, Soruşturma Komitesi’nin önerisi ile birlikte şirket tarafından belirlenecek bir yetkili aracılığıyla yaptırım yetkisi olan birime (Disiplin Kurulu, İnsan Kaynakları vb.) intikal ettirilir. İlgili birimin kararı doğrultusunda aşağıdaki yaptırımlardan biri uygulanır.
– Sözlü ihtar
– Yazılı ihtar
– Bölüm değiştirme
– Disiplin cezası (Disiplin yönetmeliğinde belirtilen)
– İş akdi feshi
Soruşturma süresince maruz kalan kişiye ihtiyaç halinde çalışma yeri ve koşullarında değişiklik, ücretli izin, tıbbi yardım, psikolojik yardım ve hukuki yardım gibi destekler sağlanır. Olası faile soruşturma süresince bölüm değişikliği, işten uzaklaştırma vb. tedbirler uygulanır.
Gizlilik İlkesi: Şikayet sürecinin tüm aşamalarında (bilgilerin toplanması, dernek sistemine işlenmesi, saklanması, üçüncü kişilerle paylaşılmaması ve güvenliğinin sağlanması) başvuru sahibi, şikâyet edilen kişi ve olay hakkında gizlilik ilkesine uygun davranılır. Süreçte şikayet konusu olay dışındaki konular ele alınmaz, görüşmeler veya ilgili başka bilgiler, yasal zorunluluk olması durumları hariç, başka kişilerle paylaşılmaz.
Özen Gösterme İlkesi: Şikâyet sürecinde yeni mağduriyetler üretebilecek ve insan onurunu zedeleyebilecek her türlü̈ davranıştan kaçınmak ve bu tür davranışların ortaya çıkmasını önlemek hususlarında dikkat ve özen gösterilir.
Güven İlkesi: Gizlilik ve özen gösterme ilkelerine uyularak, tarafların güven duygusunu zedelemeyecek şekilde davranılır.
Dengeli Yaklaşım İlkesi: Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet şikâyetlerini inceleme sürecinde hem şiddet eyleminin niteliği hem maruz kalanın olaydan etkilenme düzeyi, psikolojik ve fiziksel sağlık durumu ve taraflar arasındaki güç ilişkileri göz önünde bulundurulur.
İvedilik İlkesi: Şikâyet veya başvuru alındıktan sonra vakit geçirmeden harekete geçilmesine dikkat edilir.
Başvuranın Beyanı İncelemeye Esastır ilkesi: Şikâyet alındıktan sonra, değerlendirme sürecine başlarken “kadının (başvuranın) beyanı esastır” ilkesinden hareket edilir. Beyan, başka maddi delil olmama ihtimali olan cinsel taciz ve saldırı vb. vakaları için bir delildir.
Yargılamaksızın Destek İlkesi: Şikâyet sahibinin, sürecin her aşamasında ve talebi doğrultusunda psikolojik, tıbbi ve hukuki desteğe yönlendirilmesi esastır. Bu politikanın amacı, başvuru sahibini ve hakkında şikâyet olanı belirli bir ahlak yargısı temelinde yargılamak değil, başvuruya konu olan söylem ve eyleme karşı destek mekanizmasını devreye sokmaktır.
Taraflar; toplumsal cinsiyet, ayrımcılık ve toplumsal cinsiyet temelli şiddetin sona erdirilmesi için yapılacak farkındalık çalışmalarının ve eğitimin öneminin farkındadır. Bu kapsamda, işveren; İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Yıllık Eğitim Planına toplumsal cinsiyet, ayrımcılık ve toplumsal cinsiyet temelli şiddet ve taciz eğitimlerini ekler. Bu eğitimlerin uygulanmasında ihtiyaç halinde işveren uzmanlardan destek alır.
İşveren “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” ve “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü” gibi günleri, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ile ortaklaşa düzenlenecek şiddet ve taciz ile kadın hakları konusundaki farkındalığı artıracak etkinlikler için vesile kabul eder ve değerlendirir.
İşveren, çalışanlardan ya da üçüncü şahıslardan gelen, çalışanları ilgilendiren tüm şiddet, cinsel taciz şikâyetlerini dikkate alarak soruşturma konusu yapar. Şikâyetler ve işletilen tüm süreç, ilgili birimler tarafından raporlanır ve dosyasında muhafaza edilir.
Tüm çalışanlar şiddet veya cinsel taciz olaylarını derhal şikâyet kanallarını kullanarak iletir. Tüm belgelerin gizli tutulması ve şikâyetlerin gizlilik esasına uygun şekilde soruşturulması işveren tarafından güvence altına alınır, aksi yönde tutum sergileyenler için önceden tanımlanan yaptırımlar uygulanır.
Şiddete maruz kalan kişi, sözlü tacize ve fiziksel şiddete ve mobbinge uğradığını işyeri yöneticilerine, İşyeri Soruşturma Komisyonu’na, TGC kadın komisyonuna, varsa bağlı bulunduğu sendikanın işyeri temsilcisine veya İnsan Kaynakları yönetimine bildirebilir.
İşyerinde başvurulacak kişiler: İşyerindeki yöneticiler şiddet ve tacizi önleme prosedürünün bir parçasıdır. Çalışanlar, yüz yüze, yazılı veya mesai saatleri dışında telefonla da kendilerine ulaşarak sorunlarını paylaşabilirler. Yöneticiler, böyle bir durumda aldıkları tüm bilgileri gizlilik kuralına bağlı kalmak kaydıyla işverene/yönetime iletir.
İşyeri Soruşturma Komisyonu: Çoğunluğu kadın çalışanlar tarafından oluşan ve sayıları 3 ile 7 arasında değişen bir komisyondur. Komisyonda işyeri insan kaynakları temsilcisinin yanı sıra, çalışanların kendi aralarından seçtikleri bir temsilci ile varsa sendika temsilcisi ve talebe bağlı olarak TGC Kadın Komisyonundan bir kişi yer alır. Komisyona gelen şikâyetler, yaptırımlarla ilgili 7. Maddede ve bu belgede belirtilen kurallar ve atıf yapılan mevzuata uygun olarak yürütülür.
Birim Yöneticileri: Şikâyet mekanizmalarındaki sorumluluklarının bilincinde ve iletişime açık olmalıdır. Birim yöneticileri aldıkları tüm bilgileri gizlilik kuralına bağlı kalmak kaydıyla Soruşturma Komisyonu’na ve İşverenin tayin ettiği yetkili kişiye havale ederek titiz bir çalışma yapılmasını sağlar. İnsan Kaynakları ya da uygun görülecek birim komisyonun hazırlayacağı rapor doğrultusunda, komisyonun önerdiği yaptırımı uygulamakla yükümlüdür.
Dilek & Öneri & Şikâyet Kutuları: Çalışanlar, şiddet ve tacize maruz kalmaları halinde; mahremiyeti garanti altına alınmış yerlerde bulunan (Tuvaletler, soyunma odaları vb.), yönetim tarafından gizliliği esas alınmış dilek, öneri ve şikâyet kutularına başvuru yapabilirler. Dilek, öneri ve şikâyet kutuları en az haftada bir olmak koşuluyla düzenli aralıklarla İşyeri Soruşturma Komisyonu, İnsan Kaynakları ve İşyeri Sendika Temsilcisi tarafından birlikte açılır. Talepler geneli ilgilendiriyorsa duyuru panoları vasıtasıyla alınacak aksiyonlar çalışanlara duyurulur. Bireysel talepler için başvuru sahibi gizli tutularak ve misilleme yapılmayacağı garanti edilerek gereken inceleme yapılır. Şikâyet, yöneticiler ve İşyeri Soruşturma Komisyonu ile birlikte ele alınır ve çözümlenir.
Açık Kapı Politikası: İşveren çalışanlarıyla sürekli iletişim halindedir. İyi niyet ve saygı çerçevesinde çalışanlar, işyerinde yaşadıkları olumlu veya olumsuz her türlü durumu işverene yüz yüze anlatabilir. Çalışanlar ihtiyaç duydukları takdirde yanlarında iş arkadaşlarını bulundurabilir.
İşveren gerekli notları alır ve konunun incelenmesi için soruşturma süreci başlatır.
● Çalışma yaşamında toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve taciz fiilleri, disiplin suçu olarak değerlendirilir. Bu şikâyetlerde soruşturma şiddet ve tacize maruz kalanın beyanı ile başlatılır. Karşı taraf aksini ispat etmekle yükümlüdür.
● Soruşturma boyunca ikincil mağduriyetler (terfi, zam, önemli görev, işini koruma gibi istihdam faydaları karşılığında cinsel tacize boyun eğmek zorunda bırakılmak, tacize direnince işten çıkarılmak, görevden almak, görev vermemek vb.) yaratılmaması için gerekli her türlü önlem alınmalıdır.
● Konuyla doğrudan ilgisi olmadığı sürece şikâyetçinin geçmiş cinsel yaşamı, cinsel davranış
ve tutumları sorgulama konusu yapılamaz. Konu ile ilgisi bulunmayan özel yaşama dair detaylar irdelenemez.
● Tüm süreçler yazılı olarak yürütülür.
● Bu yöndeki şikâyetleri değerlendirmek, bilgi ve belgeleri toplamak için Madde 10’un alt başlığında yer alan İşyeri Soruşturma Komisyonu oluşturulur ve şikâyetler bu komisyona yapılır. Komite üyeleri soruşturma yürütebilecek nitelikte ve gerekli tüm eğitimleri almış kişilerden oluşur. Gerektiğinde tarafsız birimlerden uzman desteği talep edebilir.
● Soruşturma komitesi, maruz kalanın şikâyetini yazılı olarak aldıktan sonra, failden 5 gün içinde yazılı savunmasını, şahitlerini ve delillerini sunmasını ister.
● Soruşturma sırasında ve sonrasında şiddet ve tacize maruz bırakılan kişinin korunması ilkesi
esas alınır, kimliğini ve yaşadıklarını isteği dışında kimseyle paylaşmaz, gizlilik ve
mahremiyetini korur.
● Suçlanan kişi (şikâyetçi kişinin gizlilik haklarını ihlal etmeden) hakkındaki iddiayı öğrenme hakkına sahiptir.
● Soruşturma adil ve tutarlı biçimde, tüm tarafların haklarına saygı gözetilerek ele alınır.
● Tüm belgeleri toplayan Soruşturma Komisyonu şikâyeti aldıktan sonra bir ay içinde soruşturmasını sonuçlandırır. Olağanüstü durumlarda bu süre 2 aya kadar uzayabilir. Kurul topladığı bilgi ve belgeleri, değerlendirme raporu ve ceza önerisiyle birlikte Sendika Temsilcisi aracılığıyla Disiplin Kurulu’na iletir. Fail hakkında iş akdinin feshi dahil olmak üzere Madde 7’deki belirlenmiş cezalardan biri uygulanır.
● Taraflar, resmi şikâyet süreci sonucundan memnun değillerse işyerinin belirleyeceği birime itiraz edebilirler.
Acil telefon hatları
KADES (İçişleri Bakanlığı mobil telefona kadınların kimlik numarası ile indirebilecekleri acil yardım uygulaması)
ALO 183 Aile, Kadın Çocuk Ve Engelli Sosyal Hizmet Danışma Hattı
ALO 155 Polis İmdat
ALO 156 Jandarma İmdat
AlLO112 Acil Ambulans Hizmeti
ALO 170 Çalışma Hayatı İletişim Hattı
Diğer Destek Kurumları
Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlükleri
ŞÖNİM (Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi)
Baroların Kadın Hakları Merkezleri
İBB 7/24 Kadın Destek Hattı 444 80 86
Belediye Kadın Danışma Merkezleri
İllerdeki Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezleri
Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı (212) 292 52 32
Türkiye Kadın Federasyonu Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı (0212) 656 96 96 ve (0549) 656 96 96
Şikâyete konu iddianın yargıya intikal etmesi ihtimalini de göz önünde bulundurarak, gerekli
kayıtlar itina ile tutulur. Bu kayıtlarda başvuru tarihi, tacizin ya da kötü muamelenin gerçekleştiği tarih ve olayın ayrıntıları, eğer bildirilmişse maruz kalanın ve taciz ettiği iddia edilen kişilerin adları, araştırmanın yapıldığı tarih ve araştırmanın yapılış yöntemi, bulgular, varsa tanık ifadeleri, kamera kayıtları, sosyal medya kayıtları ve bu konuda inceleme sonucu verilen karar, karar tarihi ve kararı verenin adı disiplin cezası verildiyse tarihi ve içeriği, bunun kişilere tebliğ tarihi, şikâyette bulunana araştırmanın sonucundan ve karardan haber verildiğine dair belgeleri içerir. Bu konuda disiplin yönetmeliğinde belirtilen hükümlerin yanı sıra konunun çalışma yasaları ve ceza yasalarını ilgilendirmesi durumunda kanuni otoritelere başvuru yapılır.
Taraflar, çalışanlar arasında etkili iletişim kanallarının kurulabilmesi için gerekli eğitim programlarını düzenler ve çalışanlarını bu programlara dahil olması konusunda cesaretlendirir.
Bunun için de ‘Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet ve Tacizi, Önleme’ politikası, oryantasyon
eğitiminin bir parçası haline getirilir ve çalışanların ihtiyaç duyması halinde okumaları için duyuru panolarına da asılır.
Başta yeni işe alma/oryantasyon eğitimi olmak üzere yılda en az bir kere yöneticilere konu ile ilgili eğitim, yılda en az bir kere işçi gruplarına yönelik eğitim toplantılarının yapılması sağlanır.
Bu Politika Belgesi …/…./…… tarihi itibari ile yürürlüğe girer ve çalışanlar tarafından işyeri sözleşmesinin yanı sıra ayrı bir taahhüt belgesi olarak imzalanır. İmzalı belgenin bir örneği çalışana verilir. Politika belgesine imza atan çalışanlar, bu belgedeki kurallara uymakla mükellef olduklarını taahhüt eder. Bu Politika Belgesini taraflar yürütür.
(*) Kavramların detaylı açılımlarını buradan inceleyebilirsiniz.
Ülkesinde Yerinden Edilmiş Kişilere İlişkin Kılavuz İlkeler, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı(UNDP) tarafından hazırlanarak, 30 madde halinde ve 1998 yılında, BM Ekonomik ve Sosyal Konseyi’nin kararıyla kabul edilmiştir.
Kişilerin zorla yerinden edilmekten korunması, yerinden edildikten sonra bu kişilere korunma ve destek sağlanması ve bu kişilerin geri dönüşü, yeniden yerleştirme ve toplu entegrasyon, başlıkları altında devletlere yol gösterecek ilkeler belirlenmiştir. Metin, Türkçe’ye Doç. Dr. Kerem Altıparmak tarafından kazandırılmıştır.
İlkelerin amaçlarından en önemlisi, ülke içinde yerinden edilmiş kişiler için gerekli yasal ve kurumsal çerçeveleri geliştirmektir. Yol Gösterici İlkeler, hükümetlere, yetkili makamlara, hükümetlerarası kuruluşlara ve STK’lara ülke içinde yerinden edilmiş kişilerle ilgili uygulama ve çalışmalarda pratik önerilerde bulunmakta, sahadaki sorunların yasal çerçeveye oturtulmasını önermektedir. Kılavuz İlkelerin uygulamasındaki en önemli zorluk, bu ilkeleri uygulayacak olan devletlerin, yerinden etme uygulamalarını gerçekleştiren devletler olmasından kaynaklanmaktadır. Bu yönüyle ilkeler, tavsiye ve nasihat niteliği taşımaktadır.
Yerinden edilmiş kişiler, çoğunlukla; hak kayıpları yaşamakta, kendileri için kalıcı çözümlere ihtiyaç duymakta, eğitim hizmetlerinden yoksun kalmakta, psikososyal tahribat yaşamakta ve arazi anlaşmazlıkları yaşamaktadır. Şiddet, yoksunluk, ekonomik zorluk ve ayrımcılığa maruz kalma sonucunda yerinden olan kişilerin yardım ve korunma ihtiyaçları için bir yönlendirme ve izleme çerçevesi sağlamaktadır.
BM tarafından 1994’te başlatılan olan Yerinden Olma Projesi, uluslararası topluluğun yerinden olma konusundaki küresel krize müdahalesini geliştirmeyi amaçlamaktadır. Proje kapsamında, İlkeler’in yaygınlaştırılması için bölgesel ve ülke toplantıları düzenlenmekte, bilimsel çalışmalar yapılmakta ve kampanyalar düzenlenmektedir. Projenin ilerlemesi için Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi ile koordineli biçimde çalışılmaktadır.
Koruma Sorumluluğu (Responsibility to Protect, R2P), kavramsal olarak ilk kez bağımsız bir komisyon olan Müdahale ve Devlet Egemenliği Uluslararası Komisyonu (ICISS) tarafından 2001’de ortaya konmuş ve 2004’te dönemin Genel Sekteri Kofi Annan tarafından Birleşmiş Milletler (BM) gündemine taşınmıştır.
1- Bu yol gösterici ilkeler, tüm dünyada, ülke sınırları içinde yerinden olmuş kimselerin özgül gereksinimlerini karşılamaya yöneliktir. Bu ilkeler, kişilerin zorla yerlerinden olmaktan korunmasına, bu kişilerin yerlerinden olmaları ile geri dönüş, yeniden yerleştirme ve entegrasyon süreçlerinde sağlanacak koruma ve desteğe ilişkin hakları ve güvenceleri tanımlar.
2- Bu ilkelerin amaçları açısından, ülke içinde yerinden olmuş kişiler; zorla ya da zorunda kalarak evlerinden veya sürekli yaşamakta oldukları yerlerden, özellikle silahlı çatışmaların, yaygın şiddet hareketlerinin, insan hakları ihlallerinin veya doğal ya da insan kaynaklı felaketlerin sonucunda veya bunların etkilerinden kaçınmak için, uluslararası düzeyde kabul görmüş hiçbir devlet sınırını geçmeksizin kaçan ya da bu yerleri terk eden kişiler ya da kişi gruplarıdır.
3- Bu ilkeler, uluslararası insan hakları hukuku ve uluslararası insancıl hukuku yansıtmakta ve bu kurallarla uyumlu bulunmaktadırlar. Bu ilkeler:
a) Görevlerini yerine getirmesinde Genel Sekreterin ülke içinde yerinden olmuş kişiler hakkındaki özel temsilcisine;
b) Ülke içinde yerinden olma olgusu ile karşı karşıya kaldıklarında devletlere;
c) Ülke içinde yerinden olmuş kişiler ile ilişki içinde olan tüm diğer yetkililere, grup ve kişilere,
ve
d) Ülke içinde yerinden olma konusuyla ilgili tüm hükümetlerarası ve hükümet dışı kuruluşlara yol gösterir.
4- Bu yol gösterici ilkeler mümkün oldukça yaygın bir biçimde dağıtılmalı ve uygulanmalıdır.
1- Ülke içinde yerinden olmuş kişiler, bulundukları ülkede iç hukuk ve uluslararası hukukun diğer kişilere tanıdığı hak ve özgürlüklerden bu kişilerle eşit biçimde faydalandırılırlar. Bu kişiler ülke içinde yerlerinden oldukları gerekçesiyle hak ve özgürlüklerini kullanmalarında ayrımcılığa maruz bırakılamazlar.
2- Bu ilkeler, özellikle soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarına ilişkin uluslararası hukukça öngörülen bireysel cezai sorumluluk durumları saklı kalmak üzere uygulanır.
1. Bu ilkelere, hukuki statüleri ne olursa olsun bütün yetkililer, gruplar ve kişiler tarafından uyulur ve ilkeler aleyhe ayırım yapılmaksızın uygulanır. Bu ilkelere uygun davranılması ilgili herhangi bir yetkili, grup veya kişinin hukuki statüsünü etkilemez.
2. Bu ilkeler, uluslararası insan hakları ve insancıl hukuk belgelerinin hükümlerini veya iç hukukça kişilere tanınmış olan hakları kısıtlayacak, değiştirecek veya zayıflatacak biçimde yorumlanamazlar. Bu ilkeler, özellikle, başka ülkelerden sığınma talebinde bulunmaya ve bu ülkelerde sığınma hakkından yararlanmaya engel olmaz.
1. Ulusal yetkililer, kendi yetki alanları dahilinde yerlerinden olmuş kişilerin korunmasını sağlamak ve onlara insani yardımda bulunmak konusunda öncelikli olarak görev ve sorumluluk sahibidirler.
2. Ülke içinde yerinden olmuş kişiler bu yetkililerden korunma ve insani yardım talep etme ve edinme hakkına sahiptirler. Bu kişiler böyle bir talepte bulundukları için eziyete tabi tutulamaz ve cezalandırılamazlar.
1. Bu ilkeler, ırk, renk, cinsiyet, dil, din veya inanç, siyasi veya başka görüşler, milli, etnik veya toplumsal köken, hukuki veya sosyal statü, yaş, özürlülük, mülkiyet, doğum gibi bir neden veya benzeri başka bir ölçüt nedeniyle herhangi bir ayrımcılık yapılmaksızın uygulanır.
2. Çocuklar, özellikle yalnız başlarına olan küçükler, hamileler, küçük çocuklu anneler, aile reisi kadınlar, özürlüler ve yaşlılar gibi ülke içinde yerinden olmuş belirli kişiler, durumlarının gerektirdiği koruma ve yardımdan faydalanma ve özel gereksinimlerini dikkate alan bir muameleye tabi olma hakkına sahiptirler.
Tüm yetkililer ve uluslararası aktörler, kişilerin yerlerinden olmasına neden olabilecek durumları önlemek ve bu durumların önüne geçmek amacıyla, insan hakları ve insancıl hukuk dahil olmak üzere uluslararası hukuk kapsamındaki bütün yükümlülüklerine, her koşul altında saygı gösterecek ve bu yükümlülüklere saygı gösterilmesini sağlayacaktır.
1- Her insan, keyfi olarak evinden veya düzenli olarak yaşamakta olduğu yerden çıkarılmaya karşı korunma hakkına sahiptir.
2- Keyfi yerinden etme yasağı
a) Apartheid, etnik temizlik siyasetlerine veya yerinden olmadan etkilenen nüfusun etnik, dinsel veya ırksal temellerini değiştirmeyi amaçlayan veya bunlara neden olan benzer eylemlere dayanan,
b) Sivillerin güvenliğinin tehdit altında olmadığı veya zorunlu askeri koşulların gerektirmediği silahlı çatışma durumlarındaki,
c) Kamu yararının zorunlu ve baskın olması gerekçeleriyle meşrulaştırılamayan büyük ölçekli bayındırlık projelerindeki,
d) Etkilenenlerin güvenliği ve sağlığının bölgenin boşaltılmasını gerektirmediği felaket hallerindeki, ve
e) Toplu bir cezalandırma aracı olarak kullanılması halindeki, yerinden etme durumlarını kapsar.
3- Yerinden olma, koşulların gerektirdiğinden daha uzun süremez.
1- Kişilerin yerinden edilmelerini gerektirecek herhangi bir karardan önce, ilgili makamlar, yerinden olmanın tümüyle önlenebilmesi için mümkün olan bütün uygun seçeneklerin incelenmesini sağlar. Hiçbir seçeneğin bulunmadığı durumlarda, yerinden etmenin ve bunun olumsuz etkilerinin en aza indirilmesi için gereken bütün önlemler alınır.
2- Bu tür bir yerinden etmeyi gerçekleştiren makamlar, mümkün olan en iyi şekilde, yerinden olan kişilere kalacak uygun bir yer temin edilmesini, bu tür yerinden etmelerin yeterli düzeyde güvenlik, gıda, sağlık ve temizlik koşulları sağlanarak ve aynı ailenin fertlerini birbirinden ayırmaksızın uygulanmasını sağlarlar.
3- Yerinden etmenin silahlı çatışma ve felaket hallerinin acil safhaları dışındaki durumlarda gerçekleşmesi halinde aşağıdaki güvencelere uygun şekilde davranılır:
a) Hukuken bu tip önlemleri almaya yetkili kılınmış bir devlet makamı tarafından bu önleme özgü bir karar alınır,
b) Yerinden olanlara, yerinden ettirilme gerekçeleri ve usulleri, ve uygun durumlarda verilecek tazminat ve yeniden yerleştirilmelerine ilişkin tüm bilgilerin verilmesini güvence altına alacak gerekli önlemler alınır;
c) Yerinden olanlar durum hakkında bilgilendirildikten sonra özgürce verilmiş onayları aranır;
d) İlgili makamlar, yeniden yerleştirmenin planlanması ve idaresinde, bu durumdan etkilenen kişilerin, özellikle kadınlar başta olmak üzere, katılımına çaba gösterir,
e) Gerektiğinde, cebri icra vasıtaları yetkili yasal makamlar tarafından kullanılır, ve
f) İlgili kararların yetkili yargı makamları tarafından incelenmesi dahil olmak üzere, etkili hukuk yollarına başvurma hakkına saygı gösterilir.
Yerinden etme, bu durumdan etkilenenlerin yaşam, onur, özgürlük ve güvenlik haklarını ihlal edecek biçimde uygulanamaz.
Devletler, yerli halklar, azınlıklar, köylüler, göçerler gibi topraklarına özel bağımlılıkları ve bağlılıkları olan grupların yerlerinden edilmekten korunmaları konusunda özel bir sorumluluk altındadırlar.
1- Her insan doğumundan itibaren yasalarca korunan yaşama hakkına sahiptir. Hiç kimse keyfi olarak yaşama hakkından yoksun bırakılamaz. Ülke içinde yerinden olan kimseler, özellikle
a) Soykırım;
b) Adam Öldürme;
c) Yargısız ve keyfi infaz;
d) Kaçırma ve kayıt dışı gözaltılar da dahil, ölüm tehdidi içeren veya ölümle sonuçlanan zorla kaybetme durumlarına karşı korunurlar.
Yukarıda sözü edilen eylemleri yapmaya yönelik her türlü tehdit ve tahrik yasaktır.
2- Çatışmalara katılmamış veya artık katılmayan ülke içinde yerinden olan kimselere karşı saldırılar ve diğer şiddet eylemleri her koşul altında yasaktır. Ülke içinde yerinden olan kişiler özellikle:
a) sivillere yapılan saldırılara izin verilen alanların yaratılması da dahil, doğrudan veya ayrım gözetilmeksizin yapılan saldırı ve şiddet eylemlerine,
b) bir çatışma yöntemi olarak açlıktan ölüme terk edilmeye,
c) askeri hedefleri saldırılardan korumak amacıyla, veya askeri operasyonları korumak, kolaylaştırmak veya engellemek amacıyla kullanılmaya,
d) kendi kamplarına veya yerleşim yerlerine yapılan saldırılara, ve
e) anti-personel mayın kullanılmasına karşı korunurlar.
1- Her insan onur ve maddi, manevi ve ahlaki bütünlük hakkına sahiptir.
2 – Ülke içinde yerinden olmuş kimseler, özgürlükleri kısıtlanmış olsun veya olmasın, özellikle:
a) ırza geçme, uzuv kesme, işkence, zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezalandırmaya ve belli bir cinse yönelik şiddet, zorunlu fahişelik ve her türlü gayri ahlaki saldırı gibi diğer haysiyete karşı yapılan saldırılara,
b) kölelik veya evlilik için satılma, cinsel sömürü veya çocuk emeği gibi köleliliğin herhangi bir çağdaş biçimine, ve
c) ülke içinde yerinden olmuş insanlara korku yaymayı hedefleyen şiddet eylemlerine karşı korunurlar.
Yukarıda sözü edilen eylemleri yapmaya yönelik her türlü tehdit ve tahrik yasaktır.
1- Her insanın kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Hiç kimse keyfi olarak yakalanamaz veya tutuklanamaz.
2- Bu hakları ülke içinde yerinden olmuş kişiler açısından hayata geçirebilmek amacıyla, bu kişiler kamplarda tutulamaz veya kapatılamazlar. Eğer çok özel koşullarda bu şekilde tutulmaları ve kapatılmaları mutlak bir şekilde gerekliyse, bu durum koşulların gerektirdiğinden daha uzun sürmemelidir.
3- Ülke içinde yerinden olmuş kişiler, yerinden olmaları sonucunda gerçekleşecek ayrımcı yakalama ve tutuklamalara karşı korunurlar.
4- Ülke içinde yerinden olmuş kişiler hiç bir şart altında rehin alınamazlar.
1- Ülke içinde yerinden olmuş çocuklar hiçbir şart altında silah altına alınamaz, çatışmalara katılmaları istenemez ve bu çatışmalara katılmalarına izin verilemez.
2- Ülke içinde yerinden olmuş kişiler, yerinden olmaları sonucunda ordu ya da herhangi bir silahlı gruba alınmaları konusunda ayrımcı muamelelere maruz bırakılmaya karşı korunurlar.
Özellikle, silah altına almaya zorlayıcı ya da bu talebe uymamayı cezalandırıcı her türlü zalimane, insanlık dışı ve aşağılayıcı uygulama her şart altında yasaktır.
1- Ülke içinde yerinden olmuş her kişi dolaşım ve yaşayacağı yeri seçme özgürlüğüne sahiptir.
2- Ülke içinde yerinden olmuş kişiler, özellikle kampların ve diğer yerleşim yerlerinin içinde ve dışında özgürce hareket etme hakkına sahiptir.
Ülke içinde yerinden olmuş kişilerin
a) ülkenin başka bir yerinde emniyetli bir ortam aramaya,
b) ülkelerini terk etmeye,
c) başka bir ülkeden sığınma istemeye,
d) yaşamlarının, güvenliklerinin, özgürlüklerinin ve/veya sağlıklarının riske girebileceği herhangi bir yere zorla geri döndürülmeye veya yeniden yerleştirilmeye karşı korunmaya hakları vardır.
1- Ülke içinde yerinden olmuş bütün kişilerin, kayıp akrabalarının nerede ve ne durumda olduğunu öğrenme hakları vardır.
2- İlgili makamlar, kayıp oldukları bildirilen ülke içinde yerinden olmuş kişilerin nerede ve ne durumda olduğunu belirlemek konusunda çaba gösterir ve bu konuyla ilgilenen uluslararası örgütlerle işbirliği içinde çalışır. Bu makamlar, kayıp kişilerin yakınlarını soruşturmanın gelişimi hakkında bilgilendirir ve alınan her türlü sonucu bu kişilere bildirir.
3- İlgili makamlar, ölenlerin cesetlerini toplamak ve tanımlamak, yağmalanmasını ve parçalanmasını engellemek, cesetlerin yakınlarına iletilmesi veya saygın bir biçimde defnedilmesini kolaylaştırmak için gereken çabayı gösterir.
4- Ülke içinde yerinden olmuş kişilerin mezarlıkları her şart altında korunmalı ve bunlara saygı duyulmalıdır. Ülke içinde yerinden olmuş kişiler ölen yakınlarının mezarlarını ziyaret etme hakkına sahip olmalıdır.
1- Her insanın, aile yaşamına saygı gösterilmesi hakkı vardır.
2- Bu hakkı ülke içine yerinden olmuş kişiler açısından gerçekleştirmek amacıyla, bu kişiler arasından bir arada kalmak isteyen aile bireylerine bu olanak sağlanır.
3- Yerinden olma sonucu ayrılan aileler mümkün olan en kısa zamanda birleştirilir. Özellikle çocuklar söz konusu olduğunda, bu tip ailelerin birleşmelerini hızlandırmak için gereken bütün adımlar atılır. Sorumlu makamlar aile fertleri tarafından yapılan araştırmaları kolaylaştırır, ve ailelerin birleştirilmesi konusunda çaba gösteren insani yardım kuruluşları ile işbirliği içinde hareket eder ve onları teşvik eder.
4- Ülke içinde yerinden olmuş aile fertlerinden kamplarda tutularak veya buralarda kapatılarak özgürlükleri kısıtlanmış olanların bir arada kalma hakları vardır.
1- Ülke içinde yerinden olmuş bütün kişiler yeterli yaşam düzeyi hakkına sahiptir.
2- Yetkili makamlar, koşullar ne olursa olsun, ayrım gözetmeksizin ülke içinde yerinden olmuş kişilere en azından
a) temel gıda ve içilebilir su;
b) temel barınak ve konut;
c) uygun kıyafet ve;
d) temel tıbbi yardım ve sıhhi temizlik temin eder ve bu imkanlara güvenli bir biçimde ulaşmalarını sağlar.
3- Bu temel ihtiyaçların planlanması ve dağıtılmasına kadınların tam katılımının sağlanması için özel çaba gösterilir.
1- Ülke içinde yerinden olmuş tüm yaralılar ve hastalarla, özürlülere mümkün olan en kapsamlı şekilde ve en az gecikmeyle, tıbbi gerekçeler dışında hiçbir ayırım gözetmeksizin, ihtiyaç duydukları tıbbi bakım ve ilgi sağlanır. Ülke içinde yerinden olmuş kişiler, gerektiğinde psikolojik yardım ve sosyal hizmetlere ulaşma hakkına sahiptirler.
2- Kadınların, üreme sağlığı gibi, kadın sağlığı bakım ve hizmetleri ve cinsel ve diğer biçimlerde kötü muamele mağdurlarına uygun danışmanlık hizmetlerine ulaşmaları da dahil, sağlık gereksinimlerine özel bir itina gösterilmelidir.
3- Ülke içinde yerinden olmuş kişiler arasında, AIDS de dahil olmak üzere salgın ve bulaşıcı hastalıkların engellenmesine de özel itina gösterilmelidir.
1- Herkes her yerde, kanun önünde kişi olarak tanınma hakkına sahiptir
2- Bu hakkı ülke içinde yerinden olmuş kişiler açısından etkin hale getirmek için ilgili makamlar, bu kişilerin yasal haklarını kullanmaları ve bu haklardan yararlanmaları için pasaport, kimlik, doğum ve evlilik belgeleri gibi gerekli tüm belgeleri sağlarlar. Bu makamlar, özellikle yerinden olması sırasında kaybolan belgelerin yenilenmesi veya yeni belgeler verilmesini, kişinin bu ve diğer gerekli belgeleri alması için yaşadığı yere geri dönmesi gerekliliği gibi makul olmayan talepleri şart koşmadan yerine getirir.
3- Kadın ve erkekler bu tür gerekli belgelerin sağlanması ve belgelerin kendi adlarına hazırlanması konusunda eşit haklara sahiptirler.
1- Hiç kimse mal ve mülkünden keyfi olarak yoksun bırakılamaz.
2- Ülke içinde yerinden olmuş kişilere ait mal ve mülkler her şart altında ve özellikle aşağıdaki eylemlere karşı korunur:
a) Yağma;
b) Doğrudan veya ayrım gözetilmeksizin yapılan saldırı veya diğer şiddet eylemleri,
c) Askeri operasyonlar sırasında kalkan veya hedef olarak kullanılma;
d) Misilleme eylemlerinin hedefi olma; ve
e) Toplu cezalandırma amacı ile imha edilme veya alıkonma. 3- Ülke içinde yerinden olmuş kişilerin geride kalan mal ve mülkleri yok edilmeye, keyfi ve yasadışı kamulaştırma, işgal veya kullanıma karşı korunma altına alınmalıdır.
1- Ülke içinde yerinden olmuş kişiler, kamplarda yaşıyor olsunlar veya olmasınlar, yerlerinden olmaları nedeni ile aşağıdaki belirtilen haklarını kullanırken ayrımcılığa tabi tutulamazlar:
a) Düşünce, vicdan, din ve inanç, görüş ve ifade özgürlüğü hakkı;
b) Özgürce iş arama ve ekonomik faaliyetlere katılma hakkı;
c) Özgür biçimde örgütlenme ve topluca yapılan faaliyetlere eşit biçimde katılma hakkı;
d) Oy verme, siyasi ve kamusal faaliyetlere katılma hakkı ile bu hakkın kullanımı için gerekli yollara ulaşma hakkı; ve
e) Anladıkları bir dilde iletişim kurma hakkı.
1- Her insanın eğitim hakkı vardır.
2- Bu hakkı ülke içinde yerinden olmuş insanlar açısından etkin hale getirebilmek için ilgili makamlar, başta yerlerinden olmuş çocuklar olmak üzere, bu kişilerin ücretsiz ve zorunlu ilk öğretim almalarını sağlarlar. Eğitim, bu kimselerin kültürel kimliklerine, dil ve dinlerine saygılı bir biçimde yürütülmelidir.
3- Kadınların ve kız çocuklarının eğitim programlarına tam ve eşit katılımlarının sağlanması için özel gayret gösterilmelidir.
4- Ülke içinde yerinden olmuş kimselere, özellikle gençlere ve kadınlara, kamplarda yaşıyor olsun ya da olmasınlar, imkanlar el verdiği anda eğitim ve öğretim imkanları sağlanmalıdır.
1- Tüm insani yardımlar insanlık ve tarafsızlık ilkelerine uygun olarak ve ayrımcılık yapılmaksızın yerine getirilir.
2- Ülke içinde yerinden olmuş kimselere yapılacak olan insani yardımlar özellikle askeri veya siyasi gerekçeler nedeniyle saptırılamaz.
1- Ülke içinde yerinden olmuş kimselere insani yardım sağlama ödev ve sorumluluğu öncelikle ulusal makamlara aittir.
2- Uluslararası insani yardım kuruluşları ve benzeri kuruluşların ülke içinde yerinden olmuş kimseleri desteklemek amacı ile hizmet sunma hakları vardır. Bu doğrultuda yapılan bir teklif, dostane olmayan bir davranış veya bir devletin iç işlerine müdahale olarak görülemez, bir iyi niyet girişimi olarak değerlendirilir. Bu yönde verilecek onay, özellikle ilgili makamların gereken insani yardımı sağlayabilecek durumda olmadıklarında veya sağlamayı istemediklerinde keyfi olarak geri çekilemez.
3- Bütün ilgili makamlar insani yardıma serbest geçiş izni vermeli, bu yardımı sağlayanların ülke içinde yerinden olmuş kimselere hızla ve engellenmeksizin ulaşmalarını sağlamalıdır.
İnsani yardım faaliyetinde çalışan kişiler, ulaşım araçları ve malzemelerine saygı gösterilir ve korunur. Bu kimseler saldırı ve diğer şiddet eylemlerine maruz bırakılamaz.
1- Yardım hizmetini sağlayan uluslararası insani yardım örgütleri ve diğer ilgili aktörler, yardımı ulaştırırken ülke içinde yerinden olmuş kimselerin gereksinimlerinin ve insan haklarının korunması için gereken dikkati göstermelidir. Bu örgüt ve aktörler bu doğrultuda hareket ederken ilgili uluslararası standart ve davranış kurallarına uygun davranmalıdırlar.
2- Bir önceki fıkra, devletler tarafından hizmetleri önerilen veya talep edilen uluslararası kuruluşların bu amaca yönelik koruma yükümlülükleri saklı kalacak biçimde uygulanır.
1- Yetkili makamlar, ülke içinde yerinden olmuş kimselerin kendi istekleri ile güvenlik ve saygınlık içerisinde evlerine veya sürekli yaşadıkları yerlere geri dönmeleri veya kendi istekleri ile ülkenin bir başka yerine yerleşmeleri koşullarını oluşturma ve bunun gerektirdiği yolları sağlamak konusunda öncelikli görev ve sorumluluk sahibidir. Bu makamlar ülke içinde yerinden olmuş kişilerden geri dönmüş ve yeniden yerleştirilmiş kişilerin yeniden entegrasyonunu kolaylaştırma konusunda çaba gösterir.
2- Ülke içinde yerinden olmuş kimselerin, geri dönüş, yeniden yerleşme ve yeniden entegrasyonlarının planlanması ve idare edilmesi konularına bütünüyle katılmalarının sağlanması için özel gayret gösterilmelidir.
1- Ülke içinde yerinden olmuş kimseler arasında evlerine veya sürekli yaşadıkları yerlere dönenler veya ülkenin başka bir yerine yerleşenlere karşı yerlerinden olmuş olmalarından dolayı ayrımcılık yapılamaz. Bu kişilerin kamu faaliyetlerine her düzeyde tam ve eşit olarak katılma ve kamu hizmetlerinden eşit olarak faydalanma hakları vardır.
2- Yetkili makamların, geri dönen veya yeniden yerleştirilen ülke içinde yerinden olmuş kimselerin geride bırakmış oldukları veya yerlerinden olmaları sırasında ellerinden alınmış olan mal ve mülkleri geri alma konusunda mümkün olduğunca yardımcı olmak konusunda görev ve sorumlulukları vardır. Bu mal ve mülkün yeniden elde edilmesinin mümkün olmadığı durumlarda, yetkili makamlar, bu kimselere uygun tazminat veya benzeri başka adil giderim araçları sağlamalı veya bu yönde yardımcı olmalıdır.
Bütün ilgili makamlar, uluslararası insani yardım kuruluşlarının ve diğer ilgili aktörlerin kendi amaçları doğrultusunda derhal ve engellenmeksizin ülke içinde yerinden olmuş kimselerin geri dönüş, yeniden yerleştirme veya yeniden entegrasyonlarına yardım etmelerine izin vermeli ve kolaylıklar sağlamalıdır.
Türk Ceza Hukukçuları
Adem SÖZÜER, AHMET GÖKÇEN, ALİ KEMAL YILDIZ, AYHAN ÖNDER, AYŞE NUHOĞLU, Bahri ÖZTÜRK, CUMHUR ŞAHİN, ÇETİN ÖZEK, DOĞAN SOYASLAN, DURMUŞ TEZCAN, DUYGUN YARSUVAT, ERALP ÖZGEN, EROL CİHAN, Faruk Erem, Fatih Selami Mahmutoğlu, FERİDUN YENİSEY, FÜSUN SOKULLU AKINCI, HAMİDE ZAFER, KAYIHAN İÇEL, KÖKSAL BAYRAKTAR, M.Hakan Hakeri, Mehmet Emin Artuk, METİN FEYZİOĞLU, Mustafa Ruhan Erdem, NEVZAT TOROSLU, NUR CENTEL, Özlem YENERER ÇAKMUT, Sahir Erman, Sami Selçuk, SERAP KESKİN KİZİROĞLU, SULHİ DÖNMEZER, SÜHEYL DONAY, TAHİR TANER, TİMUR DEMİRBAŞ, UĞUR ALACAKAPTAN, ÜMİT KOCASAKAL, YENER ÜNVER













(D. 28 Mart 1883, Eskişehir – Ö. 12 Eylül 1962, İstanbul)




Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu, 30 Kasım 1925 tarihinde 677 Sayılı Kanun ile kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 13 Aralık 1925 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Osmanlı toplum ve eğitim hayatında önemli bir yere sahip olan tekke ve zaviyeler zamanla yozlaşmış ve toplumsal alanda bölünme ve gruplaşmalara sebep olmuştur. Uygar ve ileri bir millet olma amacını takip eden Mustafa Kemal Atatürk, Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanununu çıkararak toplum için uygarlık yolunda engel olarak gördüğü tekke, zaviye, türbe ve tarikat gibi kurumları ortadan kaldırmıştır.
Atatürk, Kastamonu’da 30 Ağustos 1925’te söylediği bir nutukta türbelerin, tekkelerin ve zaviyelerin kapatılmasının ve tarikatların kaldırılmasının işaretini vermiş; “Ölülerden medet ummak, medeni bir cemiyet için, şindir(lekedir). Efendiler ve ey millet, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.” demiştir.

30 Kasım 1925 tarih ve 677 sayılı kanunla tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması kabul edilmiş ve birtakım unvanların kullanılması yasaklanmıştır. Kanun, bütün tarikatlarla birlikte, şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük, gaipten haber vermek ve murada kavuşturmak amacıyla muskacılık gibi, eylem, unvan ve sıfatların kullanılmasını, bunlara ait hizmetlerin yapılmasını ve bu unvanlarla ilgili elbise giyilmesini de yasaklamıştır.
Türkiye Cumhuriyeti dahilinde gerek vakıf suretiyle gerek mülk olarak şeyhının tahtı tasarrufunda gerek suveri aharla tesis edilmiş bulunan bilümum tekkeler ve zaviyeler sahiplerinin diğer şekilde hakkı temellük ve tasarrufları baki kalmak üzere kamilen seddedilmiştir. Bunlardan usulü mevzuası dairesinde filhal cami veya mescit olarak istimal edilenler ipka edilir. Alelümum tarikatlerle şehlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, nakiplik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük ve gayıptan haber vermek ve murada kavuşturmak maksadiyle nüshacılık gibi unvan ve sıfatların istimaliyle bu unvan ve sıfatlara ait hizmet ifa ve kisve iktisası memnudur.
Türkiye Cumhuriyeti dahilinde salatine ait veya bir tarika veyahut cerri menfaate müstenit olanlarla bilümum sair türbeler mesdut ve türbedarlıklar mülgadır. Seddedilmiş olan tekke veya zaviyeleri veya türbeleri açanlar veyahut bunları yeniden ihdas edenler veya ayını tarikat icrasına mahsus olarak velev muvakkaten olsa bile yer verenler ve yukarıdaki unvanları taşıyanlar veya bunlara mahsus hidematı ifa veya kıyafet iktisa eyleyen kimseler üç aydan eksik olmamak üzere hapis ve elli liradan aşağı olmamak üzere cezayı nakdiile cezalandırılır.
Şeyhlik, Babalık ve Halifelik gibi mensupları arasında baş mevkiinde bulunanlar altı aydan az olmamak üzere hapis ve 500 liradan aşağı olmamak üzere ağır para cezasından başka bir yıldan aşağı olmamak üzere sürgün cezası ile cezalandırılırlar (1). (Ek: 1/3/1950 – 5566/1 md.; Değişik: 7/2/1990 – 3612/5 md.) Türbelerden Türk büyüklerine ait olanlarla büyük sanat değeri bulunanlar Kültür Bakanlığınca umuma açılabilir. Bunlara bakım için gerekli memur ve hizmetliler tayin edilir.
İşbu kanun neşri tarihinden muteberdir.
İşbu kanunun icrasına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.
(1) 13/7/1965 tarih ve 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesiyle sürgün cezası kaldırılmıştır.
677 SAYILI KANUNA EK VE DEĞİŞİKLİK GETİREN MEVZUATIN
YÜRÜRLÜĞE GİRİŞ TARİHİNİ GÖSTERİR LİSTE
______________________________________________________________
3612 — 16/2/1990
5438 — 16/6/1949
5566 — 4/3/1950
Kanun No: 5438
Kabul tarihi: 10/6/1949
Madde 1 — 30/11/1341 341 tarihli ve 677 sayılı kanunun birinci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir: Şeyhlik, Babalık ve Halifelik gibi mensupları arasında baş mevkiinde bulunanlar altı aydan az olmamak üzere hapis ve 500 liradan aşağı olmamak üzer e ağır para cezasından başka bir yıldan aşağı olmamak
üzere sürgü n cezası ile cezalandırılırlar.
Madde 2 — Bu kanun yayımı tarihinden yürürlüğe girer.
Madde 3 — Bu kanunu Adalet Bakan ı yürütür.
11/6/1949