Ana Sayfa Blog Sayfa 36

Türk Dil Kurumu

0

 

Türk Dil Kurumu, Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla 12 Temmuz 1932’de Atatürk’ün talimatıyla kurulmuştur. Cemiyetin kurucuları, hepsi de milletvekili ve dönemin tanınmış edebiyatçıları olan Sâmih Rif’at, Ruşen Eşref, Celâl Sâhir ve Yakup Kadri’dir. Kurumun ilk başkanı Sâmih Rif’at’tır. Türk Dili Tetkik Cemiyetinin amacı, “Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek” olarak tespit edilmiştir. Kurulan cemiyet bu amacını Türk dilini tetkik ve elde edilen neticeleri neşir ve tamim ederek gerçekleştirecektir.

Bu amaca ulaşmak için de şu yol takip edilecektir: 1. Toplanıp ilmî müzakerelerde bulunmak; 2. Türk dilini kendi meşelerine, tekâmülüne ve ihtiyaçlarına göre tespit ve tedvin etmek; 3. Türk dilini tetkike yarayacak vesaik ve malzemeyi elde etmek, eski kitaplardan ve memleketin her mıntıkasındaki halk dilinden derlemeler yapmak ve yaptırmak; 4. Cemiyet mesaisinin semerelerini her türlü yollarda neşre çalışmak.

Atatürk’ün sağlığında, 1932, 1934 ve 1936 yıllarında yapılan üç kurultayda hem Kurumun yönetim organları seçilmiş, hem dil siyaseti belirlenmiş, hem de ilmî bildiriler sunulup tartışılmıştır. 26 Eylül-5 Ekim 1932 tarihleri arasında Dolmabahçe Sarayı’nda yapılan Birinci Türk Dili Kurultayı sonunda Kurumun “Lügat-Istılah, Gramer-Sentaks, Derleme, Lenguistik-Filoloji, Etimoloji, Yayın” adları ile altı kol hâlinde çalışmalarını sürdürmesi kabul edilmiştir. Sonraki kurultaylarda bu kollardan bazıları ayrılmış, bazıları tekrar birleştirilmiş; fakat ana çatı değiştirilmemiştir. 1934’te yapılan kurultayda Cemiyetin adı, Türk Dili Araştırma Kurumu; 1936’daki kurultayda ise Türk Dil Kurumu olmuştur.

 Türk Dil Kurumu başlangıçtan beri çalışmalarını iki ana eksen üzerinde yürütmüştür:
1. Türk dili üzerinde araştırmalar yapmak, yaptırmak;

2. Türk dilinin güncel sorunlarıyla ilgilenerek çözüm yolları bulmak.

Atatürk’ün kendisi de Türk dili üzerindeki yerli ve yabancı araştırmaları bizzat inceleyerek, dönemindeki bilginleri Türk dili üzerinde araştırmalar yapmaya yönlendirmiştir. Nitekim Türk dilinin en eski anıtları olan Göktürk (Runik) yazılı metinlerin ilk iki cildi onun sağlığında yayımlanmış; 1940’larda yayın hayatına çıkabilen Dîvânu Lügâti’t-Turk, Kutadgu Bilig gibi eserler üzerinde de yine onun sağlığında çalışılmaya başlanmıştır. Daha sonra birçok cilt hâlinde ortaya çıkacak olan Tarama ve Derleme Sözlüğü‘yle ilgili çalışmalar da Atatürk’ün sağlığında başlamıştır. Tarama Sözlüğü, 13. yüzyılda başlayan Batı Türkçesinin eski eserlerinin taranmasıyla; Derleme Sözlüğü, Anadolu ağızlarında kullanılan kelimelerin derlenmesiyle oluşturulmuş büyük sözlüklerdir. Çağdaş Türkçenin grameri, sözlüğü, imlâsı ve terimleriyle ilgili çalışmalar da Atatürk tarafından ilgiyle izlenmiştir.

Türk Dil Kurumunun kuruluşuyla birlikte çağdaş Türkçede çok hızlı bir arılaştırma akımı da başlamıştır. Bizzat Atatürk’ün öncülük ettiği, Türk dilinin yabancı kökenli sözlerden temizlenmesi akımı 1935 güzüne kadar sürmüş; halkın diline girip yerleşmiş kelimelerin dilden atılması işleminden bu tarihte vazgeçilmiştir. Atatürk’ün ölümünden sonra da öz Türkçe akımı Türk aydınları arasında sürekli tartışılan bir konu olmuştur.

1936 Kurultayı’nda kabul edilen tüzük değişikliği ile tüzüğün birinci maddesi ad değişikliğini bildirmekle birlikte TDK’nin Atatürk’ün öncülüğünde kurulduğu şu sözlerle ifade edilmiştir: Ulu önder Atatürk’ün kutlu eliyle ve onun yüce Kurucu ve Koruyucu Genel Başkanlığı altında 12 Temmuz 1932’de kurulmuş olan “Türk Dili Tetkik Cemiyeti”, “Türk Dil Kurumu” adını almıştır.

Atatürk, ölümünden kısa bir süre önce yazdığı vasiyetname ile mal varlığını Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumuna bırakmıştır. Bu iki kurumun bütçesi bugün de Atatürk’ün mirasından karşılanmaktadır.

Atatürk, 1 Kasım 1936’da Türkiye Büyük Millet Meclisinin V. dönem 2. yasama yılını açış konuşmasında Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunun geleceği ile ilgili dileklerini şu sözlerle dile getirmiştir:

Başlarında değerli Eğitim Bakanımız bulunan, Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumunun her gün yeni gerçek ufuklar açan, ciddî ve aralıksız çalışmalarını övgü ile anmak isterim. Bu iki ulusal kurumun, tarihimizin ve dilimizin, karanlıklar içinde unutulmuş  derinliklerini, dünya kültüründe başlangıcı temsil ettiklerini, kabul edilebilir bilimsel belgelerle ortaya koydukça, yalnız Türk ulusunun değil, bütün bilim dünyasının ilgisini ve uyanmasını sağlayan, kutsal bir görev yapmakta olduklarını güvenle söyleyebilirim. Tarih Kurumunun Alacahöyük’te yaptığı kazılar sonucunda, ortaya çıkardığı beş bin beş yüz yıllık maddî Türk tarih belgeleri, dünya kültür tarihinin yeni baştan incelenmesini ve derinleştirilmesini gerektirecektir. Birçok Avrupalı bilim adamının katılması ile toplanan son Dil Kurultayının aydınlık sonuçlarını görmekle çok mutluyum. Bu ulusal kurumların az zaman içinde ulusal akademilere dönüşmesini dilerim. Bunun için, çalışkan tarih, dil ve bilim adamlarımızın, bilim dünyasınca tanınacak orijinal eserlerini görmekle mutlu olmanızı dilerim.”

Türk Dil Kurumunun yapısıyla ilgili ilk önemli değişiklik 1951 yılındaki olağanüstü kurultayda yapılmıştır. Atatürk’ün sağlığında Millî Eğitim Bakanının Kurum başkanı olmasını sağlayan tüzük maddesi 1951’de değiştirilmiş; böylece Kurumun devletle bağlantısı koparılmıştır. Söz konusu Kurultay’da yapılan tüzük değişikliği ile Cumhurbaşkanlarının Kurumu koruyuculuk özellikleri, Millî Eğitim Bakanlarının doğal Kurum başkanlıkları hükümleri kaldırılmış, Yönetim Kurulunun kendi içinde başkan seçmesi kuralı getirilmiştir. Böylece Kurumun 1951 yılına kadar süren devlet himayesindeki dernek statüsüne son verilmiştir. Bu tarihten sonra bir dernek yapısındaki TDK’nin Başkanı, hemen her meslekten kişilerin bulunduğu üyeler tarafından seçilen Yönetim Kurulu içerisinden seçilecektir. Bu hüküm, izleyen kurultaylarda kabul edilen tüzüklerde yer almıştır.

İlk büyük yapı değişikliğinin yaşandığı 1951 yılındaki Olağanüstü Türk Dil Kurultayı’nda Kurumun amaç maddesi de değiştirilerek “dil araştırmalarının devrimci bir anlayışla ve bilim metotlarına uygun olarak yapılmaya çalışılacağı” belirtilmiştir. Atatürk dönemi “nizamname”lerinde ve tüzüğünde yer alan amaç maddesinin Atatürk’ten sonra değiştirilmiş bu biçimine 1954, 1956, 1964, 1973, 1979 yıllarındaki kurultaylarda kabul edilen tüzüklerde aynen yer verilmiştir.

İkinci önemli yapı değişikliği 1982 Anayasası ile gerçekleşmiştir. Atatürk’ün 1936 yılı meclis açış konuşmasında dile getirdiği “Bu ulusal kurumların az zaman içinde ulusal akademilere dönüşmesini dilerim” şeklindeki isteği dikkate alınarak her iki kurum da bu değişiklik ile akademik bir yapıya kavuşturulmuştur. 1982’de kabul edilen ve şu anda da yürürlükte olan Anayasa ile Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu, bir Anayasa kuruluşu olan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu çatısı altına alınmış; böylece devletle olan bağlar yeniden ve daha güçlü olarak kurulmuştur.

Anayasanın 134. maddesiyle Atatürk’ün manevi himayelerinde Cumhurbaşkanlarının gözetim ve desteğiyle başbakanlığa bağlı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu kurulmuştur. Anayasanın bu maddesine bağlı olarak kabul edilen 2876 Sayılı Kanun ile Türk Dil Kurumu; AtatürkAraştırma Merkezi, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezi ile birlikte kamu tüzel kişiliğine sahip dört kurumdan biri olarak tanımlanmıştır.

Yeni dönemde Türk Dil Kurumu başkanı artık atama yoluyla göreve getirilmektedir. Bununla beraber 2876 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanunu’nun TDK ile ilgili bölümünde Atatürk dönemi “nizamname”lerinde ve tüzüğünde yer alan ifadelerin aynen korunduğu, hatta bazı ifadelerin tırnak içerisinde aynen aktarıldığı görülmektedir. Ayrıca Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu için Atatürk’ün vasiyetnamesinde belirtilen mali menfaatler saklı olup kendilerine tahsis edilmiştir.

 Bu dönem içinde Türk Dil Kurumu ve diğer Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bağlı kuruluşları, 20’si Yüksek Öğretim Kurumu; 20’si Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yüksek Kurulu tarafından seçilen 40 asıl üyeden oluşan Bilim Kurullarına sahiptir. Üyelerin büyük çoğunluğu Türk üniversitelerinde çalışan Türkologlardır. Başbakanın önerisiyle Cumhurbaşkanınca tayin edilen Kurum Başkanı ve 40 asıl üye Bilim Kurulunu oluşturmaktaydı. Kurumun ilmi çalışmaları bu kurul tarafından planlandığı gibi yönetim işlerini üstlenen Yürütme Kurulu ile ilmi çalışmaları yürüten Kol ve Komisyonların üyeleri de bu kurul tarafından seçilmekteydi.

Türk Dil Kurumu teşkilat yapısında yapılan son değişiklik 02.11.2011 tarihinde 664 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yapılmıştır. Söz konusu kararname ile Atatürk’ün vasiyetine uygun olarak Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunun tüzel kişilikleri korunarak malî menfaatler saklı tutulmuş ve kendilerine tahsis edilmiştir.

664 Sayılı Kararname’ye bağlı olarak yürürlüğe giren Atatürk Kültür, Dil Ve Tarih Yüksek Kurumu Asli, Şeref ve Haberleşme Üyeleri Yönetmeliği hükümlerine göre Kurumun görev alanına giren konularda üstün nitelikli ilmî araştırma ve eserleriyle, eğitim, öğretim, kültür ve sanat hizmetleriyle temayüz etmiş, Türkiye Cumhuriyeti uyruklu kişiler arasından seçilen 40 aslî üye Bilim Kurulunu oluşturmaktadır. Aslî üyeler, Yüksek Kurum Başkanı ile ilgili Kurum başkanının birlikte önereceği iki katı aday arasından Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yönetim Kurulunca seçilmektedir.

Bilim Kurulu Çalışma Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmelik hükümlerine göre de İlmî çalışmaları yürüten Kol ve Komisyonların üyeleri de Bilim Kurulu tarafından seçilmektedir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

İlmî çalışmaları yürüten kollar şunlardır:

1. Türk Yazı Dilleri ve Ağızları Kolu

2. Türkçenin Eğitimi ve Öğretimi Kolu

3. Yazıt Bilimi Kolu

4. Sözlük Kolu

5. Yayın ve Tanıtma Kolu

6. Dil Bilimi ve Dil Bilgisi Kolu

Türk Dil Kurumunun Türk dilinin çeşitli alanlarına, dönemlerine ve konularına yönelik ilmî araştırmaları bilim ve uygulama kolları ile sınırlı değildir. Bilim ve uygulama kollarının yanı sıra Türk Dil Kurumunun desteklediği projelerle Türk dili ile ilgili bazı alanlarda ve konularda da araştırmalar yürütülmesi, bu araştırmaların yayına dönüştürülmesi ile ilim dünyamıza yeni yayınlar kazandırılması amaçlanmaktadır. Türk Dil Kurumunda şu anda şu projeler yürütülmektedir:

1.Türk Dili ile İlgili Yabancı Dillerdeki Temel Eserlerin Tercüme Edilmesi

2.Türkiye Türkçesi Köken Bilgisi (Etimoloji) Sözlüğü’nün Hazırlanması

3.Türk İşaret Dili Sisteminin Oluşturulması, İşaret Dili Sözlüğü’nün Hazırlanması

4.Uzaktan Öğretim Yöntemiyle Yabancılara Türkçe Öğretimi Yazılımı

5.Farklı Kültürlerin Temel Düşünce ve İlim Eserlerinin Türkçeye Çevirisi

6.Türk Dili Belgesel ve Film Yapımı

    Türkiye Türkçesinin çağdaş sözlüğünü sürekli geliştirerek Genel Ağ ortamında sürekli güncelleyen Türk Dil Kurumu, 2011 yılı içinde Türkçe Sözlük’ün 11. baskısını yayımlamıştır.   Türkçe Sözlük‘ ün son baskısında 122.000 civarında kelime yer almıştır. Yazım Kılavuzu‘nun son baskısı 2012 yılında yayımlanmıştır. İlköğretim müfredatına göre seçilen 11.630 kelimenin tanım ve anlamlarının yer aldığı İlköğretim Okulları için Türkçe Sözlük’ ün 5. baskısı gerçekleştirilmiştir.Anlamlarının verilmesinde hem ilköğretim ders içerikleri hem de ilköğretim öğrencilerinin söz varlığı göz önünde bulundurulmuştur. İlköğretim Okulları için Yazım Kılavuzu’ güncellenerek içeriğine “Yazım Kuralları”, “Konu Dizini”, “Genel Dizin” bölümlerine yer verilmiş ve 6. baskısı yayımlamıştır.

     Son dönemde, yılda 30-40 ilmî eseri yayın dünyasına kazandıran Türk Dil Kurumunun üç süreli yayını da bulunmaktadır. Güncel dil ve edebiyat konuları ve geniş kitlenin anlayacağı dilde yazılmış araştırmaları içine alan Türk Dili dergisi ayda bir yayımlanmaktadır. Altı ayda bir yayımlanan Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi; Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen, Azeri, Tatar vb. Türk topluluklarının dil ve edebiyatlarıyla ilgili araştırmalara yer verir. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı-Belleten ise tamamen ilmî araştırmaları içine alır ve yılda bir sayı iki cilt yayımlanır. Uluslararası hakemli dergi niteliğindeki Türk Dünyası, ASOS Index, SOBIAD (Sosyal Bilimler Atıf Dizini) ve Google scholar tarafından taranmaktadır. Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi’ne ULAKBİM (DergiPark) üzerinden de ulaşılabilmektedir. Alanımızın önemli dizinlerinden MLA ile yazışmalarımız tamamlanmış, taranma talebimiz kabul edilmiştir. TURKOLOGISCHER ANZEIGER ve TURKOLOGY ANNUAL tarafından taranan Türk Dili Araştırmaları Yıllığı BELLETEN dergisi,  Üniversiteler Arası Kurul Başkanlığının Filoloji Temel Alanları için kabul ettiği ‘ulusal hakemli’ dergi niteliğini taşımaktadır. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı BELLETEN dergisine de ULAKBİM (DergiPark) üzerinden ulaşılabilmektedir.

Türk Dil Kurumu kuruluşundan bugüne içinde bilim sanat terimleri sözlükleri, ağız araştırmaları, Türk dünyası destanları ve edebî metinlerinin bulunduğu geniş bir yelpazede 1163’ü geçen eseri yayımlayarak bilim kültür dünyasına sunmuştur. Günümüzde Türk Dil Kurumu, zengin bir araştırma kütüphanesiyle Türkiye’nin önde gelen araştırma ve kültür kurumu olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

Yargı Reformu Strateji Belgesi

0
Yargı Reformu Strateji Belgesi

Yargı Reformu Strateji Belgesi, hukuk devletinin güçlendirilmesi, hak ve özgürlüklerin korunup geliştirilmesi, etkin ve hızlı işleyen bir adalet sisteminin oluşturulması amacıyla Avrupa Birliği Hukuku perspektifi çerçevesinde hazırlanarak ilan edilmektedir.

Adalet Bakanlığı İnsan Hakları 2021 Eylem Planı

Avrupa Birliği müktesebatı ile uyum sağlanması amacıyla müzakere süreci devam etmekte, müzakere sürecinde “Yargı ve Temel Haklar” başlıklı 23’üncü Fasıl kapsamına yargı reformu çalışmaları devam etmektedir.

Yargı Reformu Temel İlkeleri

Yargı Reformu Strateji Belgelerinin ilki 2009 yılında hazırlanmış, 2009 yılında hazırlanan belge 2015 yılında güncellenerek ilan edilmiştir. Yargı Reformu Strateji Belgelerinin üçüncüsü 30 Mayıs 2019 tarihinde açıklanmıştır. Yeni strateji belgesi önceki belgelerin devamı niteliğindedir. Yargı Reformu Strateji Belgesi 2023 Yargı Vizyonu hedefiyle Güven Veren ve Erişilebilir Bir Adalet Sistemini amaçlamaktadır.

Yargı Reformu Strateji Belgesinin üçüncüsü 30.05.2019 tarihinde açıklanmıştır.
Yargı Reformu Strateji Belgesinin Amaç ve Hedefleri 
  • Hak ve Özgürlüklerin Korunması ve Geliştirilmesi
  • Yargı Bağımsızlığı, Tarafsızlığı ve Şeffaflığının Geliştirilmesi
  • İnsan Kaynaklarının Nitelik ve Niceliğinin Artırılması
  • Performans ve Verimliliğin Artırılması
  • Savunma Hakkının Etkin Kullanımının Sağlanması
  • Adalete Erişimin Kolaylaştırılması ve Hizmetlerden Memnuniyetin Artırılması
  • Ceza Adaleti Sisteminin Etkinliğinin Artırılması
  • Hukuk Yargılaması ile İdari Yargılamanın Sadeleştirilmesi ve Etkinliğinin Artırılması
  • Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yöntemlerinin Yaygınlaştırılması
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab
Adil Yargılanma Hakkı ve Yargı Reformu Strateji Belgesi

Yargı Reformu Strateji Belgelerinin en önemli amacı, tüm insan hakları sözleşmelerinin hedeflediği adil yargılanma hakkının gerçekleşmesini sağlamaktır. Avrupa Konseyi Adaletin Etkililiği Komisyonu’nun (CEPEJ), adil yargılanma hakkının korunmasına ilişkin olarak geliştirdiği Yargıda Zaman Yönetimi çalışmasına ilişkin model önceki Strateji Belgesi döneminde hayata geçirilmiştir. Bu kapsamda genel bir çerçeve oluşturmak üzere ülke genelinde soruşturma ve yargılamalarda hedef süreler belirlenmiştir.

Demokratik toplumun en önemli göstergesi olan adil yargılanma hakkı aşağıdaki hak ve ilkeleri kapsamaktadır:

a. Mahkemeye erişim hakkı
b. Bağımsız ve tarafsız yargı yerinde yargılanma hakkı
c. Kanuni hakim güvencesi
d. Masumiyet karinesi
e. Makul sürede yargılanma hakkı
f. Savunma hakkı
g. Silahların eşitliği ilkesi
h. Çelişmeli yargılanma hakkı
i. Gerekçeli karar hakkı
j. Kararların icrası hakkı
k. Aleni yargılanma ve karar hakkı
l. İsnat edilen suçu öğrenme hakkı
m. Tanık dinletebilme ve sorgulama hakkı
n. Tercümandan yararlanma hakkı

Yargı Reformu Strateji Belgesinin Kapsamı ve Önemi

Türkiye Cumhuriyeti, Yargı Reformu Strateji Belgesi ile demokrasisini güçlendirmeye, hak ve özgürlükleri geliştirmeye ve genişletmeye vurgu yapmaktadır.

Yargı Reformu Strateji Belgesinin ana başlıkları; hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi, hak ve özgürlüklerin daha etkin korunup geliştirilmesi, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının güçlendirilmesi, sistemin şeffaflığının artırılması, yargısal süreçlerin basitleştirilmesi, adalete erişimin kolaylaştırılması, savunma hakkının güçlendirilmesi ve makul sürede yargılanma hakkının daha etkin korunması” olarak sıralanmaktadır.

Tutuklama konusuna belgede özel bir bölüm açılmış, tutukluluk süresinin makul olmasına, tutuklamanın istisnai bir tedbir olduğuna, zorunlu hallerde ve ölçülü bir tedbir olarak uygulanmasına vurgu yapılmıştır.

Reform Belgesi ile, Avrupa Birliği üyelik sürecine verilen önemin altı çizilmiş, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini stratejik bir hedef olarak görmeye devam ettiği ve katılım sürecine bağlılığını koruduğunu ilan etmiştir. Belgede, Türkiye’nin AB ile bütünleşmesinin, AB’nin temelinde yer alan evrensel değerlerin bir yansıması olmakla kalmayıp, uluslararası barış ve istikrarın sağlanması bakımından da tarihi bir dönüm noktası olacağı belirtilmiş; bu bütünleşmenin kültürel zenginliği sağlayarak farklı anlayışların birlikteliğine ve Avrupa ortak hukukunun birlikte geliştirilmesine vesile olacağı vurgulanmıştır.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

İbrahim Ethem Menderes

0

İbrahim Ethem Menderes, 1899 yılında İzmir’de dünyaya geldi.

3 Ekim 1916 ile 7 Kasım 1918 tarihlerinde askerlik hizmetini yerine getirdi.

1919’da İstanbul Yeditepe Askeri Lisesi’ni, ardından 1923’te ise İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi.  Bir süre avukatlık ve çiftçilik yaptı.

13 Aralık 1920’de Kurtuluş Savaşı’na katılarak yeniden silahlı kuvvetlerde görev aldı. 23 Ağustos 1923’te askerlik görevini tamamlayarak terhis oldu

Siyasi kariyerine, Cumhuriyetçi Serbest Fırka ile başladı. Daha sonra  Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’ne geçti ve on beş yıl CHP Aydın İl Başkanlığı yaptı.

Ethem Menderes, 1933 yılında Aydın İli Daimi Encümen Üyeliği görevini üstlendi. Daha sonra Aydın’da 15 yıl Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İl Başkanlığı yaptı.

1 Kasım 1938’de Aydın Belediye Başkanı oldu. Ancak, Belediye Başkanı iken 24 Nisan 1941’de yeniden silah altına alındı. 21 Ocak 1942’de rütbesi Üsteğmenliğe yükseldi.1 Ağustos 1942’de terhis oldu.

 1945’te CHP’den istifa etti. Aydın’da Demokrat Parti teşkilatını kurdu.

1950, 1954 ve 1957 seçim dönemlerinde Demokrat Parti’den Aydın Milletvekili olarak meclise girdi. Bu dönemde, farklı hükümetlerde görev aldı  Menderes Hükümetlerinde, 1 Ağustos 1952’de İçişleri Bakanlığı, 17 Mayıs 1954’te Milli Müdafaa(Savunma) Bakanlığı, 15 Eylül 1955’te Devlet Bakanlığı, 30 Eylül 1955’te Dahiliye (İçişleri) Bakanlığı, 12 Ekim 1956’da  Nafıa (Bayındırlık) Bakanlığı, 19 Ocak 1958’de ikinci defa Milli Müdafaa(Savunma) Bakanlığı görevlerini üstlendi.

İbrahim Ethem Menderes, Türkiye Jokey Kulübü’nün eski 2. Başkanıdır. 1956 -1960 yılları arasında görev yaparak atçılık, yarışçılık ve yetiştiriciliğine katkıda bulunmuştur.

Yargılanmaları ve Ölümü 

27 Mayıs 1960 ihtilali sonrasında Türk Silahlı Kuvvetleri ülke yönetimine el koydu ve Ethem Menderes’i tutukladı. Anayasayı çiğneme suçlamasıyla Yassıada’da Adnan Menderes ile birlikte Yassıada Yüksek Adalet Divanı tarafından yargılandı. yargılama sonucunda 10 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı.

1964 yılında sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildi ve aynı yıl çıkan Af Yasasından da yararlandı.

İbrahim Ethem Menderes, 1962 yılında Menderes İnşaat Şirketi’ni kurdu. Ömrünün sonuna kadar bu şirketin müdürlüğünü yürüttü. 1978 yılında en iyi yönetici ödülünü kazandı. 1980 askeri darbesinden sonra, ‘Devlet İhalesine Fesat Karıştırmak’ suçu nedeniyle 12 yıl hapis cezası aldı.

Ethem Menderes, 18 Eylül 1992’de, hapis cezasının bitiminde tam kapıdan çıkmak üzereyken geçirdiği beyin kanaması sonucunda hayatını kaybetmiştir.

Aydın Telli Baba Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Eski Başbakan Adnan Menderes’in çocukluk arkadaşı olmasına rağmen aralarında akrabalık bağı bulunmamaktadır.

Türkiye Jokey Kulübü tarafından İbrahim Ethem Menderes Koşusu düzenlenmekte ve anısı yaşatılmaya çalışılmaktadır.

İbrahim Ethem Menderes, İsmet İnönü ile birlikte (Kaynak: İnönü Vakfı)
Ethem Menderes Yassıada duruşmasında savunma yaparken

İskender Özturanlı

0

Avukat ve Yazar M. İskender Özturanlı 1923 yılında Söke’de doğdu. 1946’da İstanbul Hukuk Fakültesini bitirdi. 1949’da İzmir’de avukatlık yapmaya başladı. Avukatlık mesleğindeki kariyerinin yanında önemli bir yazar olarak tanındı.

Ali Fuat Başgil ‘in kurmuş olduğu Hür Fikirleri yayma cemiyeti İzmir Örgütünün kurucuları arasında yer aldı.

1970’de İzmir Barosu Başkanlığına seçildi. 12 Mart 1971’de gerçekleşen askeri muhtıradan sonra zamanın iktidarına ve özgürlükleri kısıtlayan anayasa değişikliklerine karşı çıkarak demokratik ilkeleri savundu. Özturanlı, bir sivil toplum önderi olarak ülkedeki hukukun üstünlüğü ve hukuk devletinin egemen olması yolunda çaba harcadı. 1978-1980 yılları arasında Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu Başkanlığını üstlendi.

1990 yılında İzmir Atatürkçü Düşünce Derneğini kurdu ve uzun süre bu derneğin şube başkanlığını yürüttü.

İskender Özturanlı

1983 yılına kadar kapatılan Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu üyesi olarak görev yaptı. Kurumun kapatılmasından sonra kurulan Dil Derneğinin kurucuları arasında yer aldı. 

Yeni Asır, Sabah Postası, Demokrat İzmir, Ege Ekspres, Vatan, Yeni Ortam, Milliyet, Cumhuriyet Gazeteleri ile Varlık, Türk Dili, Çağdaş Türk Dili, Sanat Çevresi, Müdafaa-i Hukuk dergilerinde çeşitli konularda yazıları, eleştirileri ve denemeleri yayımlandı..

Emeklilik yaşamını Urla’da sürdüren Özturanlı birikimlerini değişik gazetelere, dergilere ve toplum katlarına ulaştırmakta iken 01 Ekim 2008’de yaşamını yitirdi. Urla İskele Mezarlığı’na defnedildi.

M. İskender Özturanlı Ege TV’de katıldığı bir programda
 
 
 
 
 
 
 
 
 

M. İskender Özturanlı’nın Eserleri 

Denizden Bir Avuç Su

Bombalı Demokrasinin İflası

Büyük Hukukçular

Devler ve Cüceler

Gecenin Neresindeyiz

Laik Devlet ve Sarıklı Siyaset

Nerdesin Ey Atatürk

Savaşı Atatürk Kazanacak

Türkiye’de laikliğin Serüveni

Uygarlık, Özgürlük ve Atatürk

Anma Törenine ilişkin bir haber

Türkiye’de Laikliğin Serüveni

M. İskender Özturanlı, “Türkiye’de Laikliğin Serüveni” adlı bu yapıtıyla 1923 devrimcilerinin “cumhuriyetin onsuz olmaz ilkesi” olarak benimsedikleri laikliğin nereden nereye geldiğini, nereye götürülmek istendiğini irdelemeye çalışmaktadır.

Cumhuriyetin temel taşı olan laiklik ilkesinin saygı görmemesi halinde, tüm cumhuriyet kurum ve kuruluşlarının yok olma olasılığını dile getirmekte, laiklikten vazgeçmenin çağdaşlıktan, uygarlıktan ve insanlıktan vazgeçmek olacağını vurgulamaktadır.

Nerdesin Ey Atatürk

“Atatürk’ten sonra gelmiş geçmiş tüm devlet adamlarından ve siyasi iktidarlardan yakınmalar bulacaksınız elinizdeki kitapta. Çünkü Türkiye’yi yönetenlerin hemen hemen tümü Atatürk ilkelerinden ödün üstüne ödün ler vererek, devrimin hızını kesmişler, çoşkusunu söndürmüşlerdir. Kimileri de devrimle demokrasi arasında bocalayıp durmuşlardır. Devrimi bir yana atıp demokrasiye yönelmişlerdir.

Demokrasiye ancak devrimle birlikte gidilebileceğini sezinleyemedikleri için demokrasiye de ulaşamamışlardır.”

Büyük Hukukçular

Devlet gücünü hukukun gücünden alır. Yöneticiler “konuşan yasalar”; yasalar da “konuşmayan yöneticiler”dir. Hukuka önem ve değer vermeyen uluslar, herzaman ve her dönemde yıkımla karşılaşmışlardır. Bu kitapta İzmir Barosu ve Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu Başkanlıklarını bir süre üstlenmiş olan M. İskender Özturanlı’nın Türkiye’nin yetiştirdiği 12 büyük hukukçuyu kendi biçemince nasıl anlattığını göreceksiniz. Kitaptaki yazılar 1994 – 1999 tarihleri arasında İzmir Barosu dergisinde yayımlanmıştır.

Denizden Bir Avuç Su

Deneyimli hukukçu M. İskender Özturanlı Cumhuriyetle yaşıt bir kişi. Halkevlerinde ve Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu’nda yetişmiş bir yazar. Yıllardır gerçekleri savunuyor. Karanlığa çekilmek istenen Türkiye’nin aydınlığa nasıl çıkacağını göstermeye çalışıyor. “Elinizdeki kitapta, anayasal düzen, Atatürk ilkeleri ve demokrasi yolunda Türkiye’nin nereden nereye getirildiği anlatılmaya çalışılmış, ülkenin siyasal ve ekonomik yönden ne durumlara düştüğü dile getirilmiştir. Türk devrimcilerinin zaman zaman neden hançerlendiği ve kurşunlandığı belirtilmiş, laiklikten vazgeçmenin toplumumuz için çılgınlık olacağı vurgulanmıştır. Atatürk’ün özenle kurduğu laik devletin sarıklı siyasetçilere ne denli kuşatıldığı, ileri atılımların hızının nasıl kesildiği gözler önüne serilmiştir.”

Bombalı Demokrasinin İflası

M. İskender Özturanlı, Bombalı Demokrasi’nin İflası adını verdiği son kitabında ülke ve dünya barışını tehdit eden olaylar dizisini irdelemekte ve tehlikenin boyutlarını göstermeye çalışmaktadır. Kitabın her satırında şu çarpıcı gerçekle karşılaşırsınız.l Çağdışı bir kapitalizm ve doymak bilmez bir emperyalizm dünyayı kana boyamaktadır. Ülkemizde beliren bağnaz bir düşüncesizlik, toplumumuzu karınlık Ortaçağa götürmeye çalışmaktadır. Bu tehlikelerden kurtulabilmek için yüreklilik, yüreklilik ve gene yüreklilik gereklidir. Dünya barışını yok etmek isteyenlere savaşmak dünya insanının, Atütürk’ün çağdaşlık ve laiklik yürüyüşünü durdurmak isteyenlere direnmek, Türk insanının görevi haline gelmiştir.

İnsanlığın Serüveni

Bu kitapta dünyanın ve insanlığın acıklı durumu ile karşılaşacaksınız. Ölümsüz barışa niçin bu türlü ulaşılmadığı, toplumsal erincin niçin yaratılmadığı sorunlarıyla yüz yüze geleceksiniz. Vahşi bir kapitalizmin ve doymak nedir bilmeyen silah endüstrisinin nelere mal olduğu gerçeği çıkacak karşınıza. Türkiyemizde meydana gelen olumsuz olayların, siyasal, kültürel ve eğitsel alandaki geriliğin nedenleri gelecek gözlerinizin önüne. M. İskender Özturanlı, bu kitabında kimi zaman kötümser, kimi zaman da iyimser tablolar sergilemektedir. Ne var ki salt kötümser değildir.

Devler ve Cüceler

Atatürk, gün geçtikçe daha çok büyümekte, daha da devleşmektedir. Düşünceleri devleşmekte, eylemi devleşmiştir. Onu yok etmek isteyenler, kendileri yok olmuşlardır. Düşüncelerini öldürmek için silaha sarılanlar, sonunda silahı kendilerine çevirmişlerdir. O bir dağdır, parçalanamaz. O bir meşaledir, söndürülemez. O bir devdir, yıkılamaz. Kitapta Atatürk’ün önemle üzerinde durduğu hukuk, politika, sanat edebiyat konuları işlenmiş, niçin Atatürkçü olmamız gerektiği vurgulanmıştır.

Savaşı Atatürk Kazanacak

M. İskender Özturanlı, en aşağı elli yıldan beri hukuk, özgürlük, uygarlık, çağdaşlık yolunda savaş veren, Atatürk ilkelerini savunan bir yazarıdır. Kitap, Türkiye’nin elli yıllık serüvenini anlatmaya çalışmakta, nereden nereye geldiğini ya da getirildiğini gözler önüne sermektedir…

İskender Özturanlı’nın yazmış olduğu Büyük Hukukçular isimli kitap Cumhuriyet döneminin büyük hukukçularını konu edinmiştir.

Hüseyin Nail Kubalı

0
Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı

Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı, 1903  yılında Niğde’de doğmuş ve 13 Ekim 1981 tarihinde yaşama veda etmiştir. Anadolu’ya göç etmiş bir Dağıstan (Lezgi) ailesinin çocuğudur. Ekonomist Ali Nail Kubalı’nın amcasıdır.

Niğde Reji İdaresi Amiri ve diğer görevliler. Ortada açık renk elbise ve palto giyen amirin yanında çocukları Hüseyin Nail Kubalı ve kardeşi

Kubalı, Afyonkarahisar’da Rüştiye ve İdadi öğrenimini tamamlamış, Niğde, Sivas, Konya’da lise öğrenimini sürdürmüş, 1924 yılında İstanbul Erkek Lisesini bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni kazanmış ve 1928 yılında mezun olmuştur.

Akademik Kariyeri ve Görevleri

Doktora eğitimini Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesinde kamu hukuku üzerine tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak göreve başlamıştır. Kamu hukuku doçenti olan Kubalı, 1943 yılında profesörlük unvanını kazanmıştır.

Hüseyin Nail Kubalı
Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı

Kubalı, 1937-1943 yıllarında Boğaziçi Lisesinde felsefe dersleri ve 1956 yılında sonra da İstanbul İktisadi Ticari İlimler Akademisi’nde, Devrim Tarihi derslerini okutmuş; 1949 yılından itibaren İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mukayeseli Hukuk Enstitüsü Müdürlüğü‘nde çalışmalara başlamış, 1956 yılınan enstitü müdürü olmuş, emekliye ayrıldığı 1973 yılına kadar bu enstitüde çalışmalarına devam etmiştir.

Harp Okulu ve Harp Akademisi Öğretim Üyeliği, İktisat Fakültesi Medeni Hukuk Öğretim Üyeliği yapan Kubalı 1948-1950 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi dekanlığı görevini yürütmüştür.

Yıl 1964. Prof. Hüseyin Nail Kubalı’nın evi. Soldan ikinci Prof. Orhan Aldıkaçtı, üçüncü; kardeşi Prof. Hasan Nail Kubalı, dördüncü Hüseyin Nail Kubalı, altıncı; Kubalı’nın eşi, sekizinci Bülent Tanör

Ordinaryüs profesörlüğü reddetmiş, bu akademik unvanın kaldırılmasını üniversite senatosuna rapor vererek teklif etmiştir.

Sivil Toplum Faaliyetleri ve Ödüller

Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı, Fransız hukuk kültürü dostları Henri Kapidant Derneği tarafından 1967 yılında, mukayeseli hukuk alanındaki çalışmalarından ötürü gümüş madalya verilmiştir. Kubalı, derneğin derneğin Türk Grubu başkanlığını da yürütmüştür.

Uluslararası Hukuk Bilimleri Derneği üyeliğinde bulunmuş, Türk Milli Komitesi başkanlığını yürütmüştür.

Kubalı, 1949 yılında Seçim Kanunu, 1960 yılında Anayasa ise ve Ceza Kanunu tasarılarını hazırlayan komisyonlara Üniversite Temsilcisi olarak katılmıştır.

Gençlik yıllarında edebiyatla yakından ilgilenmiş, Hayat ve İçtihat dergilerinde şiirleri yayınlanmıştır. Bilimsel dergilerde yazdığı makalelerin yanı sıra Cumhuriyet ve Son Havadis Gazetesi’nde yazılar yazmıştır. Antolojilerde ve okul kitaplarında yayınlanmış şiirleri bulunan Kubalı’nın 1924 yılında İstanbul Erkek Lisesinin son sınıfında okuduğu sırada yazdığı Nefes şiiri, 1925 yılında annesi için yazdığı Ağıt ve 1952 yılında eşi için yazdığı Destan isimli şiirleri edebiyat çevreleri tarafından en beğenilen şiirler arasındadır.

Türk Devrim tarihi - Hüseyin Nail Kubalı
Türk Devrim tarihi – Hüseyin Nail Kubalı

Bilimsel çalışmalarının yanında siyasal ve sosyal alanda da çalışmalar yürütmüş; 1958 yılında üniversitedeki kadrosundan bakanlık emrine alınmış ancak tepkiler üzerine 40 gün sonra görevine iade edilmiştir. Vermiş olduğu bir demeç yüzünden üniversite senatosu tarafından disiplin cezasına çarptırılmış, bir ay ders vermekten alıkonulmuştur.

27 Mayıs 1960 tarihli askeri darbe öncesinde tutuklanmış,  Tahkikat Komisyonu’nda sorguya çekilmiş ancak daha sonra serbest bırakılmıştır. Yassıada Yargılamalarında tanık sıfatı ile ifadesine başvurulmuştur.

21 Ekim 1977 tarihinde Cumhuriyet Senatosu’na cumhurbaşkanlığınca seçilen üye sıfatıyla görev yapmaya başlamış, 12 Eylül 1980 tarihine kadar bu görevi yürütmüştür.  Senatoda yaptığı etkili konuşmalarla anılmış, 1980 darbesi öncesindeki konuşmalarında, Cumhuriyet rejiminin korunması, demokrasinin işler kılınması ve siyasal kavgaların durması için devlet kadrolarında partizanlığın sona erdirilmesi ve Adalet Partisi- Cumhuriyet Halk Partisi koalisyonu kurulması gerektiğini savunmuştur.

Hüseyin Nail Kubalı -Leçons de Sociologie
Hüseyin Nail Kubalı -Leçons de Sociologie

Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı’nın Eserleri

Prof. Kubalı, Émile Durkheim’ın kızı Jacques Halphen ve Georges Davy’in desteği ile Durkheim’ın Bordeaux ve Paris’te verdiği ahlak ve hukuk sosyolojisi derslerinin “Leçons de Sociologie” başlığıyla ilk kez yayınlamıştır. Leçons de Sociologie, Paris ve İstanbul’da eş zamanlı olarak yayınlanmış, Türkçe’ye tercümesi Kubalı tarafından yapılmıştır.

Hüseyin Nail Kubalı - Anayasa Hukuku
Hüseyin Nail Kubalı – Anayasa Hukuku

  • L’idée de I’Etat chez les pécurseurs de I! Ecole Sociolohique Française (1935)
  • Esas Teşkilat Hukuk Dersleri (1943-1945)
  • Devlet Ana Hukuk dersleri (1946)
  • Türk Esas Teşkilat Hukuku Dersleri (1960)
  • Anayasa Hukuku-Genel Esaslar ve Siyasi rejimler (1965)
  • Demokrasinin Anayurdunda / İngiltere’ye Dair (1966)
  • Devrim Tarihi Dersleri (1973)
  • Esas Teşkilat Hukuku – Birinci Kitap: Nazariyeler ve Umumi Prensipler
  • Ondokuzuncu yüzyılın sonlarından itibaren Türkiye’de mukayeseli hukukun gelişmesi ve mukayeseli araştırmaların bugünkü durumu
  • Demokrasinin Anayurdunda
  • Hak ve hürriyet yolunda / Hüseyin Nail Kubalı.
  • Liberal Siyasi Rejimler ve Sosyal Demokrasi Telakkisi, Antiliberal Siyasi Rejimler ve Marksist İdeoloji

    Anayasa Hukuku Dersleri (Genel Esaslarıve Siyasi Rejimler), HÜSEYİN NAİL KUBALI
    Anayasa Hukuku Dersleri (Genel Esaslarıve Siyasi Rejimler), HÜSEYİN NAİL KUBALI

Eğitimciler İçin Mesleki Etik İlkeler

0

Eğitimciler İçin Mesleki Etik İlkeler, Milli Eğitim Bakanlığı İnsan Kaynakları Genel Müdürlüğü tarafından duyurulan 24 Haziran 2015 tarihinde yayınlanan genelge ile ilan edilmiştir. 

Eğitimciler İçin Mesleki Etik İlkeler / Genelge

“Ekonomik ve sosyal hayatı olumsuz etkileyen, ahlaki değerleri aşındıran, kamu kurumlarına olan güveni zedeleyen tutum ve davranışlara karşı kurumsal kapasitenin geliştirilmesi, güvenilir bir yönetim anlayışının oluşturulması amacıyla hazırlanan “Türkiye’de Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı” Bakanlar Kurulunda kabul edilmiş, 22.02.2010 tarihli ve 27501 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak uygulamaya konulmuştur. Söz konusu Eylem Planında; kamu yönetimi içerisindeki her bir meslek grubu için ayrı ayrı etik ilkelerin belirlenmesi ve çıkar çatışmalarının önlenmesi öngörülmüş, bu amaçla Eğitim-Öğretim Hizmeti Verenler İçin Mesleki Etik İlkelerin belirlenmesi çalışmalarına başlanmıştır.

Çalışmalarda, Birleşmiş Milletler “Kamu Görevlileri İçin Uluslararası Davranış Kuralları(Yasaların Uygulanmasından Sorumlu Olanlar için Davranış Kuralları)” ve Başbakanlık “Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri İle Başvuru Usul ve Esasları hakkında Yönetmelik” esas alınmıştır. Bu doğrultuda öncelikle Bakanlığımız birimlerinin yazılı görüşleri alınmış, Başbakanlık, Bakanlığımız ve öğretmen sendikası temsilcilerinden bir çalışma grubu oluşturulmuştur. Daha sonra, İzmir’de Bakanlığımız temsilcileri, milli eğitim şube müdürleri, müfettişler ve branş öğretmenlerinin katılımı ile bir komisyon çalışması yapılmıştır. Belirlenecek ilkelerin uluslararası ilkeler ile uyumunu sağlamak amacıyla değişik ülke örnekleri çalışmaya entegre edilmiştir. Başbakanlık koordinesinde; Bakanlığımız temsilcileri, milli eğitim şube müdürleri, okul müdürleri, öğretmenler, öğrenciler, veliler, sivil toplum ve sendika temsilcileri ile akademisyenlerin katıldığı iki ayrı çalıştay daha düzenlenerek çalışmaya son şekli verilmiştir.

Eğitim personelinin, örnek insan olarak ulusal ve uluslararası etik kurallara uyması kaçınılmazdır. Söz konusu etik ilkeler, halihazırda eğitimciler tarafından kabul görmekle birlikte, çalışmanın amacına ulaşabilmesi bu ilkelerin davranışa dönüştürülmesine bağlıdır. Bu amaçla, genelge ekinde gönderilen “Eğitim-Öğretim Hizmeti Verenler İçin Mesleki Etik İlkeler”in her düzeydeki yönetici, öğretmen ve tüm eğitim personeline imza karşılığı duyurulması, etik ilkelerin tanıtılması, denetimlerde yöneticiler ile maarif müfettişleri tarafından izlenmesi sağlanacaktır. Bilgilerinizi ve gereğini rica ederim. Nabi AVCI / Bakan
EK: Eğitimciler için Mesleki Etik İlkeler.(3sayfa)

 

Eğitimciler için Mesleki Etik İlkeler

 I-ÖĞRENCİLER İLE İLİŞKİLERDE ETİK İLKELER
  1. Sevgi ve Saygı

Eğitim ve öğretim faaliyetleri başlangıcından son aşamasına kadar, sevgi ve saygı üzerine dayandırılır. Eğitimci; herhangi bir düzey farkı ve eksikliği gözetmeden bütün öğrencileri severek, sevdiğini hissettirerek, onlara sevgiyi aşılar. Küçüklere karşı sevginin, büyüklere karşı saygının önemini anlatırken öncelikle kendisi örnek olur, öğrenciyi utandıracak, onurunu kıracak söz ve davranışlardan hassasiyetle kaçınır.

  1. İyi Örnek Olma

Eğitimci; söz, davranış, hal, hareket ve görüntüsü ile öğrencilere iyi örnek olur, bilgi birikimiyle öğrencilerde öğrenme istek ve azmini uyandırır. Kötü örnek oluşturacak tutum ve davranışlardan kaçınır.

3.Anlayışlı ve Hoşgörülü Olma

Eğitimci, özellikleri bakımından farklılık gösteren bütün öğrencilere diğerleri gibi anlayış ve hoşgörü ile yaklaşır.

  1. Adil ve Eşit Davranma

Eğitimci; mesleğini icra ederken öncelikle insan haklarına saygı duyarak; ırk, dil, din, renk, siyasi görüş ve aile statüsü gözetmeden, öğrencilere adil ve eşit davranır. Öğrencilere eğitim-öğretim fırsatlarından adil yararlanma hakkı tanır, her öğrenciye eşit şekilde ilgi göstererek onların iyi yetişmelerini sağlar.

  1. Öğrencinin Gelişimini Gözetme

Eğitimci; öğrencilerin fiziksel, duygusal, sosyal, kültürel ve ahlaki gelişimlerini gözetir, bu doğrultuda öğrencileri ile samimi ve güvene dayalı iletişim kurar. Derslerde öğrencilerin kendini rahat bir şekilde ifade etmesi, derse katılımları konusunda onları cesaretlendirir. Bedenen ve ruhen sağlıklı, iyi ahlaklı, kendine güvenen, sorumluluk sahibi bireyler yetiştirmek için gereken çabayı gösterir.

  1. Öğrenciye Ait Bilgileri Saklama

Eğitimci; öğrenciyle ilgili edindiği bilgilerin gizliliğine riayet eder, yasal zorunluluklar ve acil durumlar dışında bu gizli bilgileri korur ve kimseyle paylaşmaz. Öğrencinin özel hayatına ait bilgileri, ailesinin dışında kimseye açıklamaz.

  1. Menfi Psikolojik Durumları Yansıtmama

Eğitimci; kişisel, ailevi ve çevresel nedenlerle üzüntü, sıkıntı, mutsuzluk gibi kişisel durumlarını öğrencilere yansıtmaz ve onları açıklamaz.

  1. Kötü Muameleden Kaçınma

Eğitimci; öğrencinin beden ve ruh sağlığını, fiziksel, sosyal gelişimini ve eğitimini olumsuz yönde etkileyecek şekilde davranmaz. Bir öğrencinin okul içinde ve okul dışında kötü muameleye uğradığını fark ettiğinde gerekli tedbirleri alır, durumu yetkili makamlara bildirir.

II-EĞİTİM MESLEĞİNE İLİŞKİN ETİK İLKELER
  1. Mesleki Yeterlilik

Eğitimci; saygın ve onurlu bir mesleğin mensubu olduğu bilinci ile hareket eder. Görevinin gerektirdiği bilgi, nitelik ve yeteneklere sahip olabilmek için, her türlü bilgiyi, bilimsel ve teknolojik gelişmeleri takip ederek gelişimini sürdürür. Mesleğini sevmediği izlenimini gösterecek davranışlardan kaçınır.

  1. Sağlıklı ve Güvenli Eğitim Ortamı Sağlama

Eğitimci, eğitim ve öğretim ortamında öğrenci sağlığını ve güvenliğini tehdit edebilecek her türlü unsurun ortadan kaldırılması konusunda üzerine düşen sorumluluğu yerine getirir, eğitim ve öğretimin güven ve düzen içinde yapılmasını sağlar.

  1. Mesai ve Ders Saatlerine Uyma

Eğitimci, mesai ve ders saatlerine titizlikle uyar; derse geç girerek, dersten erken ayrılarak ya da gerçeğe aykırı mazeretler üreterek eğitim sürecini kesintiye uğratmaz. Ders saatlerini etkin ve verimli kullanır. Dersten geç ayrılmak suretiyle öğrencinin dinlenme hakkını engellemez.

  1. Hediye Alma

Eğitimci, Öğretmenler Günü gibi özel gün ve haftalarda verilen, maddi değeri olmayan sembolik nitelikteki hediyeler hariç, mesleki kararını ve tarafsızlığını etkilemesi muhtemel herhangi bir hediyeyi kabul etmez.

  1. Kişisel Menfaat Sağlama

Eğitimci, mesleki nüfuzunu kullanarak kişisel menfaat sağlamaz; kurum kaynaklarını, araç ve gereçlerini kişisel amaç için kullanmaz. Yardımcı ders kitabı ve diğer araç gereçleri sadece öğrencilerin gelişimini gözetmek üzere tavsiye eder. Bunun dışında bir gerekçeyle, çıkar sağlama amaçlı istek ve yönlendirmelerden kaçınır.

  1. Özel Ders Verme

Eğitimci, kanuni istisnalar hariç olmak üzere öğrencilere ücret veya başka bir menfaat karşılığı özel ders vermez.

  1. Bağış ve Yardım Talebinde Bulunma

Eğitimci, öğrenci ve velilerden bağış, yardım veya başka bir isim altında para yada eşya talebinde bulunmaz, bunlarla ilgili zorunluluk getirmez.

III- EĞİTİMCİLERLE İLİŞKİLERDE ETİK İLKELER

Eğitimci; meslektaşları arasında ırk, dil, din, renk, cinsiyet, siyasi görüş ve aile statüsüne dayalı ayrımcılık yapmaz. Meslektaşlarına, öğrencilerle ilgili güven sarsıcı veya önyargılı yaklaşmalara neden olacak şekilde telkin ve yönlendirmede bulunmaz. Meslektaşları ile ilgili edindiği bilgilerde gizliliğe riayet eder. Öğrencilerin huzurunda ve değişik ortamlarda meslektaşları aleyhine söz söylemez, olumsuz söz ve davranışlardan kaçınır. Meslektaşları ile öğrencilerin kaliteli bir eğitim-öğretim alması için işbirliği yapar, bu süreçte karşılaştığı sorunları okul yönetimi ile paylaşır.

IV-VELİLER İLE İLİŞKİLERDE ETİK İLKELER

Eğitimci, öğrencilerin sosyal, fiziksel, duygusal, kültürel, ahlaki, manevi ve düşünsel açıdan gelişimlerini sağlamak, beceri ve yeteneklerini ortaya çıkarmak için velilerle iyi iletişim kurar. Çocuklarıyla gerektiği gibi ilgilenmeleri konusunda velileri yönlendirir. Veliler arasında ırk, dil, din, renk, cinsiyet, siyasi görüş, ve aile statüsüne dayalı ayrımcılık yapmaz.

V- OKUL YÖNETİMİ VE TOPLUM İLE İLİŞKİLERDE ETİK İLKELER

Eğitimci; öğrencilerin kaliteli bir eğitim-öğretim hizmeti almasını sağlamak için okul yönetimi ile işbirliği yapar, bu süreçte karşılaştığı sorunları yetkili birime bildirir. Kurum kaynaklarını etkili, verimli ve tutumlu kullanır. Topluma karşı pozitif ve aktif rol sergiler, sorumluluklarını yerine getirerek örnek olur.

VI- OKUL YÖNETİCİLERİNİN; ÖĞRETMENLER, ÖĞRENCİLER VE VELİLER İLE İLİŞKİLERİNDE ETİK İLKELER

Okul yöneticileri; eğitim ve öğretimin sağlıklı ve güvenli bir ortamda yapılabilmesi için gereken önlemleri alır. Kurum kaynaklarının etkin, verimli ve tutumlu bir şekilde kullanılmasını sağlar. Öğretmenler, öğrenciler ve veliler arasında ırk, dil, din, renk, cinsiyet, siyasi görüş ve aile statüsüne dayalı ayrımcılık yapmaz. Öğretmenler, öğrenciler ve velilerin okulda yaşanan sorunları açık bir şekilde ifade etmesine imkân verir, sorunlara çözüm üretme konusunda gayret gösterir. Öğrencilerin eğitim ve öğretimiyle ilgili olarak velilerle olumlu ve sürekli iletişim kurar. Eğitim hizmetlerinin yürütülmesinde öğretmenler arasında eşitlik, tarafsızlık ve liyakat ilkelerine riayet eder.

Osmanlı Devleti Dönemi Uluslararası Antlaşmaları

3
Osmanlı Devleti Uluslararası Antlaşmaları

Topkapı Sarayı – Adalet Kulesi

Osmanlı Devleti Uluslararası Antlaşmaları, devletin 1299 yılında kurulması ile 1920 yılına kadar geçen sürede imzalanmış antlaşmalardır.
Antlaşma
Anlaşma Tarihi
Taraf Devletler
Osmanlı-Venedik Antlaşması
1416
 Venedik Cumhuriyeti
Osmanlı-Bizans Antlaşması
1420
 Doğu Roma İmparatorluğu
Edirne-Segedin Antlaşması
1444
 Macaristan Krallığı
Osmanlı-Venedik Antlaşması
1479
 Venedik Cumhuriyeti
İstanbul Antlaşması
1533
 Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu
İstanbul Antlaşması
1547
 Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu
İstanbul Antlaşması
1553
 Fransa Krallığı
Amasya Antlaşması
1555
 Safevî Devleti
Edirne Antlaşması
1568
 Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu
Ferhat Paşa Antlaşması
1590
 Safevî Devleti
Zitvatorok Antlaşması
1606
 Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu
Nasuh Paşa Antlaşması
1612
 Safevî Devleti
Serav Antlaşması
1618
 Safevî Devleti
Hotin Antlaşması
1621
 Lehistan-Litvanya Birliği
Kasr-ı Şirin Antlaşması
1639
 Safevî Devleti
Vasvar Antlaşması
1664
 Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu
Bucaş Antlaşması
1672
 Lehistan-Litvanya Birliği
İzvança Antlaşması
1676
 Lehistan-Litvanya Birliği
Bahçesaray Antlaşması
1681
 Rusya Çarlığı
Karlofça Antlaşması
1699
 Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu
Venedik Cumhuriyeti
Lehistan-Litvanya Birliği
Rusya Çarlığı
İstanbul Antlaşması
1700
 Rusya Çarlığı
Prut Antlaşması
1711
 Rusya Çarlığı
Pasarofça Antlaşması
1718
 Avusturya Arşidüklüğü
İstanbul Antlaşması
1724
 Rusya İmparatorluğu
Hemedan Antlaşması
1727
 Safevî Devleti
Ahmet Paşa Antlaşması
1732
 Safevî Devleti
İstanbul Antlaşması
1736
 Afşar Hanedanı
Belgrad Antlaşması
1739
 Avusturya Arşidüklüğü
Rusya İmparatorluğu
Kerden Antlaşması
1746
 Afşar Hanedanı
Küçük Kaynarca Antlaşması
1774
 Rusya İmparatorluğu
Aynalıkavak Antlaşması
1779
 Rusya İmparatorluğu
Ziştovi Antlaşması
1791
 Avusturya Arşidüklüğü
Yaş Antlaşması
1792
 Rusya İmparatorluğu
Trablus Antlaşması
1795
 Amerika Birleşik Devletleri
Tunus Antlaşması
1797
 Amerika Birleşik Devletleri
El-Ariş Antlaşması
1801
 Fransa 1. Cumhuriyet
Paris Barış Senedi
1801
 Fransa 1. Cumhuriyet
Paris Antlaşması
1802
 Fransa 1. Cumhuriyet
Kale-i Sultaniye Antlaşması
1809
 Birleşik Krallık
Bükreş Antlaşması
1812
 Rusya İmparatorluğu
Erzurum Antlaşması
1823
 Kaçar Hanedanı (İran)
Akkerman Antlaşması
1826
 Rusya İmparatorluğu
Edirne Antlaşması
1829
 Rusya İmparatorluğu
İstanbul Antlaşması
1832
 Yunanistan Krallığı
Kütahya Antlaşması
1833
 Mısır Hidivliği
Hünkâr İskelesi Antlaşması
1833
 Rusya İmparatorluğu
Baltalimanı Antlaşması
1838
 Birleşik Krallık (Britanya)
Londra Antlaşması
1840
 Mısır Hidivliği
Birleşik Krallık
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu
Prusya Krallığı
Rusya İmparatorluğu
Londra Antlaşması
1841
 Birleşik Krallık
Fransa 2. Cumhuriyet
Rusya İmparatorluğu
Paris Antlaşması
1856
 Birleşik Krallık
Fransa 2. İmparatorluk
Ayastefanos Antlaşması
1878
 Rusya İmparatorluğu
Berlin Antlaşması
1878
 Alman İmparatorluğu
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu
Birleşik Krallık
İtalya Krallığı
Fransa 3. Cumhuriyet
Rusya İmparatorluğu
İstanbul Antlaşması
1885
 Birleşik Krallık
İstanbul Antlaşması
1897
 Yunanistan Krallığı
Uşi Antlaşması
1912
 İtalya Krallığı
Londra Antlaşması
1913
 Bulgaristan Krallığı
İstanbul Antlaşması
1913
 Bulgaristan Krallığı
Atina Antlaşması
1913
 Yunanistan Krallığı
Yeniköy Antlaşması
1914
 Rusya İmparatorluğu
Osmanlı-Alman Gizli Antlaşması
1914
 Alman İmparatorluğu
Erzincan Mütarekesi
1917
 Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti
Brest Litovsk Antlaşması
1917
 Alman İmparatorluğu
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu
Bulgaristan Krallığı
Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti
Batum Antlaşması
1918
 Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti
Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti
Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti
Mondros Antlaşması
1918
İtilaf Devletleri
Sevr Antlaşması
1920
İtilaf Devletleri

Pedro Alonso López

0

Pedro Alonso López, 8 Ekim 1948 tarihinde Kolombiya’da, on üç çocuklu fakir bir fahişenin yedinci çocuğu olarak dünyaya geldi. 1957 yılında, küçük kız kardeşine cinsel istismarda bulunurken annesine yakalandı ve evden kovuldu.

On iki yaşındayken verildiği yetimhaneden bir öğretmeninin kendisini taciz etmesi nedeniyle firar etti. On sekiz yaşındayken araba hırsızlığı yapan bir çetenin üyesi olduğu gerekçesiyle hapse atıldı.

Tüm zamanların en kötü ikinci katili olarak bilinen Pedro Lopez

1969’dan 1980’e kadar süren bir ölüm çılgınlığı başlattı. Hapishanede kendisine tecavüz eden iki adamı öldürdü ve iki yıl hapis cezasına çarptırıldı.

9 yaşındaki bir kız çocuğunu kaçırmaya çalışırken yakalandı. Kızılderililer tarafından diri diri gömülmek üzere iken Amerikalı bir misyonerin müdahalesiyle polise teslim edildi.

1979’da meydana gelen bir sel baskınında dört genç kızın cesetleri ortaya çıktı.

ney Amerika, Kolombiya, Peru ve Ekvador’da üç yüzün üzerinde çocuğa tecavüz ettiği ve öldürdüğü tahmin edilmektedir. 1980 yılında, dokuz ile on iki yaş arasındaki 53 çocuğun toplu mezarı polis tarafından bulundu.

Lopez, yargılama aşamasında kendisini “yüzyılın adamı” olarak tarif etmiş ve suçları hakkında bir kitap yazacağını söyleyerek övünmüştür. Diğer seri katiller gibi cinayet sayısını abarttığı iddia edilmiştir. 110 genç kızın cinayetinden sorumlu olarak tutuklanmıştır. Tutuklandıktan sonra hücre arkadaşı gibi davranan gizli bir dedektife cinayetlerini itiraf etmiş, ancak cinayetleri profesyonelce işlediği ve arkasında delil bırakmadığı anlaşılmıştır.

Ömür boyu hapis cezasıyla yargılanmış, 1998 yılında ‘iyi halden’ serbest bırakılmış, kurbanların yakınları başına ödül koymuştur. Kolombiya’da tekrar göz altına alınmış, üç sene hastanede yatarak tedavi görmüş, akıl sağlığını yerinde olduğu anlaşılmış, 70 dolarlık bir kefaletle serbest bırakıldıktan sonra kaçarak izini yok etmiş, kendisinden bir daha haber alınamamıştır. 2002 yılında yeni bir cinayetle bağlantılı olarak tutuklama kararı çıkarılmış ancak bulunamamıştır. Halen firaridir.

Kendisine, Andes Canavarı olarak lakap takılmıştır.

Biyografisi, Belgesel tarzında bir TV Dizisine konu edilmiş ve kitap olarak biyografisi yazılmıştır.

Genellikle küçük kız çocuğu olan kurbanlarını, annelerinden uzaklaştıkları anlarda biblolarla kandırarak onlara tecavüz ediyor, boğazlıyor ve cesetlerini ıssız yerlere gömüyordu. Birçok seri katille ortak özelliği kötü bir çocukluk geçirmiş olmasıydı. Cinayetlerine, hapishanede uğradığı tecavüzün ve annesinin kendisine kötü muamelede bulunmasının etkili olduğu düşünülmektedir.

Dünyanın en çok cinayet işleyen seri katilleri arasında yer almasına karşın müebbet hapis yahut idam cezasına çarptırılmayan istisnai katillerdendir.

Pedro Alonso López, el monstruo de los Andes (Biblioteca: Mente Criminal) (Dünyanın en uzun sıradağlar zinciri olarak bilinen, Kolombiya, Peru ve Ekvador’un ortak sınırında bulunan And Dağları civarında işlediği cinayetlerin sadece 57’si kanıtlandı. Peru Dağları olarak da bilinen bölgede, 8 ile 14 yaşları arasındaki 300’den fazla kız ve ergen kadını öldürmesi ile gurur duydu ve övündü. Masum ve savunmasız küçük çocukları kurban seçti. Hak ettiği cezaya çarptırılamadı ve serbest bırakıldı. Serbest bırakılması dünya hukuk sisteminin sorgulanmasına neden oldu ve insanları şoke etti. Biyografisinin insanlığa yeni şeyler öğretmesi umuldu. Suçlar nasıl işlendi? Bu suçları neden işledi? Böylesine aşağılık suçları işleyen bir kişinin serbest kalması ne anlama gelmektedir?

Demokrasi, sır, kripto ve yargı

0

Demokrasi, sır, kripto ve yargı / Hilmi Şeker 

Hukuk sırrı kutsamaz, onu disipline ederek birlikte yaşamayı önerir. Demokratik hukuk devletinin değerleri, sırla belirlenmeyi veya çevrelenmeyi, istisna addeder. Dolayısıyla fırsatını bulduğunda kesin gereklilik, ölçülülük, meşru neden gibi dinamiklerle ilişki kurarak gizi, kendisine kaynak aktaran bir parametre olmaya zorlar.

Kurulan ilişki, sırrın aşkın ve otonom olmasını baskılayarak, onun zahiri tehlike ve kaygılara kapılarak kontrolsüz güç ve keyfi bir eden olma tutkusunu sınırlar. Ona araçsal olmayı anımsatarak, gizin, uğruna mücadele edilen, saltık nesne olmasını önler.

Devlet Sırrı Kanun Tasarısı; giz ve gizli olanı kurumsallaştırırken, sır olana mutlak bir anlam ve işlev yükleyerek, onun bireyin hizmetinde olanı bertaraf eden yanını vurgulamaktan uzaklaşır. Tasarının giz olanı belirleme tekelini, yürütme ve uzantılarına bırakması, yargının sırrı yaratma, tanımlama, biçimlendirme, çözme ve yaymadaki payının minimize edilmesi ciddi diyalektik sorunlara yol açar. Anılan risk, giz olana erişimi önleme düşüncesini kurumsallaştırmakta ve değerlerle disipline edilmesine yönelik düşüncenin pratize olma ihtimalini zayıflatır.

Bu yaklaşım, aristokratik değerlere aşinadır. Demokratik değerler, ömrünü özgürlüklere adar. Özgürlüklere odaklanma, kurumların sırlarla korunması fikrini benimser. Ancak, onun mutlak egemen ve ereğe dönüşme fikrine yabancı kalır. Dolayısıyla aristokratik eğilimlere göz kırpan kavram, kurum ve kuramları besleyen bir anlayışın, demokratik değerlere nasıl ne şekilde katkı ve destek sunacağı kuşkulu kalır.

Tartışma, sır olanın toplumsal kabul edilebilirlik ihtimalini azaltmakla kalmaz, hukuk ve meşruluk anlayışının, kurum ve kuruluşlara nüfuz etmesini kısıtlar veya ortadan kaldırır. Birey ve toplumun özgürlük anlayışına sırtını dönen sır ile onun çözümüne özgülenen yaşam tarzının- giz ve gizli olana karar veren düşün dünyasında- difüzyonik bir etki yaratarak onu değiştirme, dönüştürme, yeniden inşasına ya da hak ve özgürlüklerin emrinde olmasına imkân vermez. Köklerden kopukluk, sır olanın seçkinler tarafından, hangi model ve referanslara göre belirlendiği, şekillendiği, dolaşıma sunulduğunu ve bu zihniyetin meşru parametrelerle ne denli bağdaştığını tartışmadan vareste tutmakla yetinmez, evrensel standartlarla ilişki kurmayı da soğuk karşılar.

Böylece toplumsal ve bireysel değerlerle bağdaşan ve bu yüzden de meşruiyet debisi doruğa ulaşan sır ve giz anlayışıyla, arasına alınması zor bir mesafe koyar. Bu toplumsal olanın kamusal olana egemen olamaması ya da olma ihtimalinin sıfırlanması manasına gelir. Özgürlükleri görmeyi, duymayı, konuşmayı yok sayan bu anlayış- içine dönük olmaklıktan kaynaklanan- herkesten, her şeyden soyut bir yaşamı varlık nedeni addeder.

Güncel sır anlayışı, toplumsal meşruiyetten ödün vermeyi yoksar. Gerekli, ölçülü ve kaçınılmaz parametrelere yaslanan deşifre ihtiyacını, sahici ve denetlenebilir olmak koşuluyla, tolare etmeyi olağan karşılar. Bu kompozisyonda sır yasağını benimseme, sırrın özgürlüklerle ittifakına, onunla bağdaşmasına ya da onunla işbirliği yapmasına bağlıdır. Anılan anlayış, sırrın özgürlükleri hedefleyen bir risk olmaktan çıkarılması için, denetlemeyi zorunlu görür, ancak yeterli saymaz. Dolayısıyla sırrın yargı denetiminden kaçırılmasına şiddetle karşı çıkar. Sanal ihtiyaç ve habis özlemlerin oligarşik, aristokratik, monarşik eğilimleri besleyen edenlerin kendisini sır olarak lanse etmesini yasaklar. Böylelikle hangi nesnenin nasıl, niçin, ne şekilde, ne miktarda sır kalacağını, gizin ne kadarlık kısmının kimlerle ve nasıl paylaşılacağına ilişkin öncelik ve üstünlüğü yargıya bırakır.

Yargı neyin sır veya gizli olduğunu belirlemede son sözü söyleyendir. Bu yetki kesin, keskin ve yalın sorumluluğun izlerini taşır. Nesnenin, yargı kararıyla sırrını koruması, onun deşifresini önlerken, çözülme olasılığında ise sır olan nitelik değiştirerek, yayılabilir bir yargılama nesnesine dönüşür. Sırrın korunabilmesi meşru amaçlarla sınırlıdır.

Gerekli ve orantılı olmaklık meşruluğu belirleyen paha biçilmez parametrelerdir.

Anılan değerler gizin, belirleyenlerin kişisel tercih, özlem ve kaygılarının gölgesinde biçimlenmesine olanak tanımaz. Bilgi veya nesnenin sır olmaktan çıkması, savunmanın bu bilgiye yaslanarak kendisini pekiştirmesine, hukuki dinlenilme hakkının konusuna kavuşmasına, retoriğin kendisini sıçratacak malzemeyi edinmesine imkân ve kolaylık sağlar. Böyle bir malzemenin kamuya açık ve onun denetimindeki alandan sudan gerekçelerle kaçırılması: bin bir güçlükle özgürleşen nesnenin tartışma dışı kalması veya yarışanlardan saklanması, adil yargılanmayı ayakta tutan temelleri, yargısal kararlar aracılığıyla zayıflatır.

Yargı denetiminin minimize edilmesi, sırrın yargının merkezine oturarak, ona egemen olması demektir. Böyle bir tablo içinde yargıç eden olmaktan çıkarak, onaylayana dönüşür. İnisiyatifsizlik- nesneye dokunulmazlık ölçüsünde- diyalektiği malzemesiz, yargıcı işlevsiz, yargılayan veya yarışanları konusuz, belagati de etkisiz kılar. Dahası, gizi gizle pekiştirerek, olumlu veya olumsuz kuşkunun kişisel, sanal ve yabancı olanın çabasıyla epistemik olana dönüşmesini önler. Bu sahici olandan feragat, varsayımsal olanla flört manasına gelir.

Böylece yargılama dediğimiz diyalektik, kıskandıracak kadar korunan giz üzerinden veya onun aracılığıyla olası kazanımlarını ve muhataplarını yitirir. Savunma temelinden yoksun kalarak gerçek ve doğruluğunu sınama ve sınatma imkânını kaybeder. Nesnesini yitiren yargı, kendisine yabancılaşır.

Giz addedilenin aleyhe etki ve sonuç yaratma yasağı ya da sırrın yargılamaya etkisinin sıfırlanması, oluşan kaybı tek başına gidermeye yetmez. Kaybedilen irtifa ve nesneden ötürü hak arayışı, yaslanacağı başka olanak ve kolaylıklar aramaya koyulur. Bu kendisini ‘Contrablanced’ olarak karakterize eden ve sınırlamayla yaratılan dezavantajın, usuli güvencelerle dengelenmesini, yabancılaşmayı ve sapmayı frenleyen çare olarak görür. Aktüel sır anlayışı, sırrın korunmasıyla oluşan kayıpların yargılamanın her aralığında ve her otorite tarafından kendiliğinden giderilmesini, kaybın telafisi için zorunlu görür. Bu öneri saltık ve yalındır. Retoriğin malzeme ve irtifa kaybının giderilmesi yargıcı, reflektif olmaya davet eder. Yargıç, diğer otoriteler ve yargılananlar bu sorumluluğun gereklerini kendiliğinden kişi mekân ve zamandan bağımsız, almaşık her gereçten yararlanarak gerçekleştirmekle ödevlidir. Yargıç ödevini çağcıl örneklerden beslenerek, onlarla samimi bir iletişim ve ilişki kurarak belirlemeyi, karşı denge için yaşamsal sayar.

Ödevden kaçınma bir başka açıdan: çelişmeli yargı ve eşitlik ilkesinin ihlali aracılığıyla, kuşkunun kendisini pekiştirerek hükme dönüşmesine yol açar. Anılan dönüşüm eş zamanlı olarak yargısal emrin tartışılmayan kadar dayanaksız, temelsiz ya da gerekçesiz kalmasını tetikler. Gerekçeden yoksunluk, yargının toplumsal ve kamusal denetiminden kaçırılmasını hoş görerek, denetlenebilir olmayı hafife alır.

Tasarının gizli nesne kavramını kurumsallaştırma arzusu, sır ile olmayan arasındaki skalada, tartışmadan istisna kılınacak bir başka kategorinin oluşumuna kaynaklık eder. Gizli olanın yazgısını belirleme tekeli, yargıcın inisiyatife ortak edilmesiyle el değiştirme imkânı bulur. Böylece gizli olanın diyalektik malzeme olma yasağından kaynaklanan tehlike, gerçeklik olmaktan göreceli de olsa çıkar. İşlevi genleşen yargı, idari otoritelerin aşkın ve otonom tanım, belirmeme ve biçimlendirme pratiğini denetleyen sahici egemene dönüşür.

İmkânlı olmak, gizin tartışma malzemesi olma ihtimalini gerçeğe evirmeye muktedirdir. Gizil güç, bağımsız ve sınırsız olmaya kalkıştığında, yasalarla erişilme imkânına kavuşma ihtimali olan nesnenin, sapmalarla örtük ya da gömülü kalmasına neden olabilir. Söz konusu durum, yasayla gün yüzüne çıkması gerekenin, keyfi kararlarla önlenmesi manasına gelir. Bu ihtimalde nesnenin zincirlerinden kurtulması, birkaç iyi yargıcın varlığına ya da olumlu sürprizlerin gerçekleşmesine ihtiyaç duyar. Evrensel tanımlar, sürprizlerle varolmayı tercih etmez. Bu olasılığın olguya dönüşmesinin, temelsizlikle ittifak etmesi, misyonu kuşku ve gizlerle mücadele etmek olan yargının, varlığını yadsıması, rolüyle yollarını ayırması demektir. Uğursuz yazgıdan kaçınmak, yargıcın demokratik değerlere sadakatiyle ya da onun geleneksel olandan bağımsız tanımlama ve algılama zihniyetiyle doğrudan orantılıdır.

Kaygıya son vermek: öte yandan nesneyi sırra dönüştüren iradeyi besleyen link ve temellerin meşru, makul, hukuki, doğru ve doyurucu olmasını zorunlu kılar. Bu hedeften sapma, özgürlüklerin sırlarla çelişkisini tetikleyerek, yekdiğerini yok etmesine vesile olur.

Sırrın ilişilmezliğini kurumsallaştırma iddiası-birçok eksikle- sistemin çatlaklarına yerleşmiş geleneksel giz anlayışını toparlama, kristalize etme, özgürlükler eşliğinde konuşlandırma ve kurumsallaştırma misyonundan uzaktır. Sırları disipline etmeyi tasarlayan bakış, onu ayakta tutan dinamiklerin, demokratik hukuk devletinin yaslandığı değerlerin asgari umarlarını, ihtiyaçlarını ve beklentilerini karşılamaktan yoksundur. CMK’daki sır anlayışının muhafaza edilmesi, sır ve gizi korumadaki aşırılığı, diğer yargı yollarının sırra ilişkin değerlerini görmezden gelmesi ve yürütmenin doruğunu sorumsuz kılan anlayışı, denge ve denetim olgusunu dışlaması ya da ziyadesiyle gözetmemesi onu, aristokratik motiflere yaklaştırmaktadır. Betimlenen tablo, sırların hukukla meşru bir zeminde yapacağı düeti ertelemektedir.

Bu düşüncenin, çözümü kolaylaştıran kriptoyu vermekten kaçınması ya da deşifreyi olanaklı kılan istisna ve muafiyeti tanımaktan, çözülme ve çözüme imkân verecek öneri, usul-esaslardan, gerekçenin gücünü yeterince algılamaktan yoksunluğu ve almaşık çözüm öneren sınır ötesi standartları yadsıması, demokratik hukuk devletinin yaslandığı temelleri kemiren koşulları tetikler.

Özelde savunma, genelde yargının işlerliği önünde ciddi bir bariyere dönüşen sır algısı; güncel ve demokratik giz anlayışıyla, komplekslerden arî, içten ve eşit bir ilişki kurmayı, toplumsal olanın, kamusal alanı etkisine almasına izin veren ve de meşruluk sorunlarını aşacak bir yörüngeye oturmalıdır. Bu deneyim, geleneksel alışkanlıklar ve reflekslerden kurtulmayı zorunlu kılar. Kurumsal uzlaşma, toplumsal kabul edilebilirlik standartlarıyla uyumlu anlayışla zıtlaştığı sürece, bir değer olmaktan uzaklaşır. Meşrulukla zıtlaşmak, adaletin sırrın rehberliği ve egemeliğinde, bilinen akıbete terk edilmesine göz yumar.

İnsanlık, savunmadan saklanan dosyalara yaslanarak, verilen hükmün yargılama diyalektiği, eşitlik ilkesi, savunma ve gerekçeli karar alma hakkını nasıl ve ne şekilde bertaraf ettiğini, bu yok oluşun birey ve toplum nezdinde yarattıklarının hazin ve trajik öyküsünü Dreyfus ve çağdaşlarından öğrenmiştir. Çağın bu trajediye son vermesi, sırrı kutsayan anlayışın, hukuka boyun eğmesiyle mümkündür.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti – Türkiye Kıta Sahanlığı Antlaşması

0

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti – Türkiye Kıta Sahanlığı Antlaşması

Bundan böyle akit taraflar olarak anılacak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti,

Mevcut iyi komşuluk ve dostluk ilişkilerini daha derinleştirmek ve genişletmek isteğinden hareketle,

Tarafların kıta sahanlığının doğal kaynakları araştırmak ve işletmek amacıyla egemen haklarını kullandıkları Akdeniz’de kıta sahanlığının ilgili bölgelerinin sınırının saptanmasını arzulayarak,

Yapıcı müzakereler ve iyi komşuluk ruhu içerisinde adil ve karşılıklı kabul edilebilir çözümler sağlanması yolundaki isteklerini göz önüne alarak

Akdeniz’de kıta sahanlığı sınırlandırmasının hakça ilkeler esasına göre yapılmasını kabul ederek,

Uluslar arası hukukun ilgili ilkelerini ve kurallarını göz önünde bulundurarak,

Aşağıda hususlarda anlaşmışlardır:

Madde 1

Akdeniz’de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki kıta sahanlığı sınırı, aşağıda koordinatları belirtilen noktalardan geçer:

1. 35-33-09.584K 32-16-18.000D

2. 35-33-41.913K 32-21-12.349D

3. 35-33-47.278K 32-31-50.801D

4. 35-35-38.364K 32-37-51.980D

5. 35-37-58.043K 32-46-34.195D

6. 35-39-53.677K 32-56-36.616D

7. 35-40-59.868K 33-02-50.096D

8. 35-40-55.189K 33-10-19.709D

9. 35-41-19.465K 33-19-40.157D

10. 35-40-58.546K 33-23-18.544D

11. 35-41-14.617K 33-32-33.838D

12. 35-41-45.874K 33-38-16.025D

13. 35-42-04.417K 33-45-08.528D

14. 35-42-29.670K 33-53-00.873D

15. 35-43-50.531K 34-02-48.043D

16. 35-45-06.627K 34-06-06.897D

17. 35.45.44.498K 34-10-13.085D

18. 35-48-11.903K 34-14-21.393D

19. 35-49-46.780K 34-18-51.643D

20. 35-51-41.517K 34-24-51.492D

21. 35-52-57.081K 34-28-43.550D

22. 35-54-25.608K 34-33-30.506D

23. 35-54-42.208K 34-36-28.498D

24. 35-54-06.978K 34-40-56.920D

25. 35-52-55.052K 34-44-01.021D

26. 35-51-19.934K 34-46-40.603D

27. 35.49.09.889K 34-48-51.634D

Akit taraflar aralarındaki kıta sahanlığı sınırlandırma çizgisinin doğuda 35-49-09.889K ile 34-48-51.634D koordinatlarında olan nokta ve batıda 35-33-09.584K ile 32-16-18D koordinatları olan noktaya kadar saptama konusunda yukarıda belirtildiği gibi anlaşmaya varmışlardır.

Bu koordinatların doğudaki 35-49-09.889K ile 34-48-51.634D noktasının doğusuna ve batıdaki 35-33-09.584K ile 32-16-18D noktasının batısına doğru olan yöndeki sınırlandırmanın ve daha uzağa doğru uzatılarak çizilmesinin, ilgili taraflarla uluslararası hukuk kurallarına ve hakkaniyet ilkelerine göre ileride yapılacak anlaşmalarla gerçekleştirilmesi konusunda da mutabık kalmışlardır.

Madde 2

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti arasında koordinatları yukarıda belirtilen kıta sahanlığı sınır çizgisi, bu anlaşmanın ayrılmaz bir parçasını oluşturan 12 Nisan 2008 yılında yayınlanmış olan TR 30 numaralı deniz haritasında da gösterilmiştir.

İşbu anlaşmada belirtilen coğrafi koordinatlar WGS 84 ile ifade edilmiştir.

Madde 3

Kıta sahanlığının deniz yatağında veya toprak altında doğal kaynak rezervinin işbu anlaşmanın 1. Maddesi’nde belirlenen sınırın üzerinde, her iki tarafın da kıta sahanlığı alanına girecek şekilde bulunduğunun belirlenmesi durumunda, akit taraflar bu rezervin en verimli şekilde nasıl işletileceği konusunu müştereken saptamak üzere görüşmeler yapacaklardır.

Madde 4

İşbu anlaşma Kıbrıs Türklerinin, adanın kıta sahanlığının tümü üzerindeki meşru, eşit ve ayrılmaz haklarını haleldar etmeyecektir. Akit taraflar Kıbrıs meselesine kapsamlı çözüm bulunması çabalarını sürdüreceklerdir.

Madde 5

İşbu anlaşmanın yorumu ve uygulanması konusunda bir uyuşmazlık çıkması durumunda bu uyuşmazlık diplomatik yollardan müzakere veya tarafların ortak rızasına dayanacak diğer barışçı yöntemlerle çözüme kavuşturulacaktır.

Madde 6

Bu anlaşma taraf devletlerce onaylandıktan sonra, onay belgelerinin değişimi tarihinden itibaren yürürlüğe girecektir.

Bu anlaşma 21 Eylül 2011 tarihinde New York’ta Türkçe olmak üzere iki nüsha halinde düzenlenmiştir.

31 Aralık – Hukuk Takvimi

0

31 Aralık – Hukuk Takvimi

1880
Türkiye ile ABD arasındaki Marshall yardım planına adını veren Nobel Barış Ödülü sahibi George Marshall doğdu (Ölümü: 1954)
1880
Alman filozof Arnold Ruge öldü. (Doğumu 13 Eylül 1802) Bağımsız ve Birleşik Almanya`nın savunucusu olduğundan 1825 yılında Kolberg zindanlarında 5 yıl hapse mahkûm edildi. Serbest kaldıktan sonra Antik Yunan eserlerini çevirdi ve Genç Hegelciler grubuna katıldı.
1923
Lozan Boğazlar Sözleşmesi yürürlüğe girdi. Boğazlar Sözleşmesi veya 1923 Lozan Boğazlar Sözleşmesi, 1923-1936 yılları arasında İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının statüsünü belirlemiştir. Lozan Barış Antlaşması‘nın 143 maddeden oluşan ilgili bölüm 1936 yılında Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin imzalanmasıyla yürürlükten kalkmıştır.
1924
Toksöz gazetesi, hükümet kararıyla kapatıldı.
1928
Haydarpaşa – Eskişehir – Konya ve Yenice – Mersin Demiryolu’nun devlet tarafından satın alınmasına ilişkin antlaşma bir yasayla onaylandı.
1928
Anadolu ve Mersin – Tarsus – Adana Demiryolları ile Haydarpaşa Limanının satın alınmasına ilişkin antlaşma T.B.M.M’de bir kanunla onaylandı
1931
İzmir’de erkek haklarını savunmak için, Erkekler Birliği adıyla bir dernek kuruldu.
1932
Litvanya Bağımsızlık Yasası’nın yirmi imzacısından biri ve Polonya’nın ilk cumhurbaşkanı Gabriel Narutowicz’in kardeşi olan avukat ve politikacı Stanisław Narutowicz öldü. (Doğumu 2 Eylül 1862)
19462
Türkiye ile Almanya arasında savaş malzemesi alımı için kredi antlaşması imzalandı.
1946
ABD Başkanı Harry Truman, İkinci Dünya Savaşının bittiğini resmen açıkladı
1949
Damat Ferit Paşa hükümetinin temsilcisi sıfatıyla Sevr Antlaşması‘nı imzalayan delegelerden biri olan şair, filozof ve devlet adamı Rıza Tevfik Bölükbaşı öldü (Doğumu 1869)
1961
Eski bakan ve Yassıada mahkumu Tevfik İleri öldü.  (Doğumu 1911)
1977
Türkiye’de ilk kez bir hükümet gensoru verilerek düşürüldü: 218 güvenoyuna karşılık, 228 güvensizlik oyuyla İkinci Milliyetçi Cephe (MC) iktidarı sona erdi
1979
İspanya’da Katalonya Özerk Bölgesi kuruldu.
1979
Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcısı Doğan Öz’ün öldürülmesinden dolayı ölüm cezasına çarptırılan ülkücü İbrahim Çiftçi’nin avukatlarından Yalçın İlikli, Mamak Askeri Ceza ve Tutukevi’ne bir kitabın kapağı içinde 2 adet falçatayı sokmak isterken yakalandı.
1980
Milli Güvenlik Konseyi, sağlık personelini kapsayan tamgün yasasını yürürlükten kaldırdı.
1981
Sermaye Piyasası Kurulu belirlendi. 6 yıl süreyle görev yapacak kurulun başkanlığına Prof. Dr. İsmail Türk getirildi.
1983
Nijerya’da askeri darbe oldu ve Tümgeneral Muhammadu Buhari devlet başkanı oldu
1985
Pakistan’da 8,5 yıl süren sıkıyönetim dönemi sona erdi.
1985
TRT televizyonunda yayınlanan “Dünya Tarihi” adlı yabancı dizinin “İnsanlığın Başlangıcı” başlıklı maymunlarla ilgili ilk bölümü TRT Denetimi sonucunda sansürlendi.
1994
Avusturya, Finlandiya ve İsveç, Avrupa Birliği‘ne üye oldu. Birlik 15 üyeye ulaştı.
1995
12 Eylül döneminde Diyarbakır’da TKP/ML davasından tutuklu kalan Mustafa Kaya, 1991’de şartı tahliyesinin ardından 1993’te yeniden tutuklanarak kaldığı Bursa Hapishanesinde iken kanser hastalığı nedeniyle götürüldüğü hastahanede yaşamını yitirdi.
1997
Yekta Güngör Özden’in Anayasa Mahkemesindeki üyeliği 31 Aralık 1997 tarihinde sona erdi.
1997
Anayasa Mahkemesi, DYP milletvekilleri Mehmet Ağar ve Sedat Bucak’ın dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ilişkin 11 Aralık tarihli TBMM kararının kaldırılması yönünde yaptıkları başvuruyu reddetti
1998
Danıştay, Sincan’da düzenlenen Kudüs Gecesinin ardından İçişleri Bakanlığınca görevden alınan ve yargılama sonucunda 4 yıl 7 ay ağır hapis cezasına çarptırılan eski Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız’ın Belediye Başkanlığını düşürdü.
1998
Bursa Adliyesi’nin taşınmasında çalıştırılan Bursa Cezaevi’nin 4 hükümlüsü hakkında ”taşınma sırasında 5.Asliye Ceza Hakimi A.V.Güneş’in masasında bulunan 100 gram badem şekerini yedikleri” iddiasıyla açılan davada sanıklar hakkında 6 aydan 3 yıla kadar hapis istendi.
2001
İHD İstanbul Şube Başkanı Avukat Eren Keskin insan hakları ihlallerinin 2001 yılında da sürdüğünü, “Hayata Dönüş”ün izlerinin daha da derinleştiğini belirterek “F tipi cezaevlerinde hala ölüm kol geziyor, hükümet adım atmamakta direniyor” dedi.
2002
İslam dünyasının önde gelen eğitim kurumlarından El Ezher Üniversitesi’nin şeyhi Muhammed Seyyit Tantavi, Fransa’daki başörtüsü yasağına destek çıktı; “Müslüman kadın, Fransa gibi Müslüman olamayan bir ülkede yaşıyorsa, hükümetin başörtüsüne yasak koyması onun hakkıdır” dedi.
2004
İspanya’da Bask ülkesi parlamentosu “serbest ortaklık statüsü”nü onayladı. Ilımlı milliyetçi Bask Başbakanı Juan Jose Ibarretxe’nin önerisi, özerklik statüsünü “serbest ortaklığa” çeviriyor. Bask’ın kendi yargı sistemini kurmasını ve uluslararası kuruluşlarda temsil hakkını içeriyor. Madrid ise planı “yasadışı” olarak niteledi.
2005
Suriye Meclisi eski Devlet Başkan Yardımcısı Abdülhalim Haddam’ın vatana ihanet gerekçesiyle yargılanmasını oybirliğiyle kabul etti. Haddam, Devlet Başkanı Beşar Esad’ın eski Lübnan Devlet Başkanı Refik Hariri’yi öldürülmeden önce tehdit ettiğini savunmuştu.
2006
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in 2000 yılında göreve başladığından itibaren cezaevinde yatan 260 kişiyi affettiği açıklandı. Affedilenlerin çoğunun F tipi cezaevlerine karşı sürdürdükleri ölüm orucu sonrası Wernicke Korsakoff’a yakalananlar. olduğu öğrenildi.
2007
Romanya ve Bulgaristan resmen Avrupa Birliği (AB) üyesi oldu.
2016
15 Temmuz’daki darbe girişimine ilişkin 11 ilde bin 390 şüpheliyi kapsayan 20 iddianame, mahkemelere gönderildi.

31 Aralık – Hukuk Takvimi

‘Milli hukuk’ deyişinin düşündürdükleri – Prof. Dr. Sami Selçuk

0
Sami Selçuk

Milli Hukuk deyişinin düşündürdükleri -Prof. Dr. Sami Selçuk

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””] Yargıtay Eski Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez’in adli yıl açılışında yaptığı konuşma üzerinden değerlendirmelerde bulundu. Makale Karar Gazetesi’nde yayınlandı. [/box]

SAMİ SELÇUK

Yayın Yargıtay Başkanı, yeni yargılama yılını açtı. Sayın Başkanın açış konuşmasını ve bu konuşmayı alkışlayanları, çoğunluk eleştirdi. Özellikle siyasal nitelikli eleştirileri dışlayarak salt bilimsel ve hukuksal açıdan konuşma ele alındığında aşağıdaki sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Her şeyden önce öğretim dizgemiz (sistem) yetersizdir. Bu yüzden “Ben bu konuda ne biliyorum?” sorusunu insana dayatmamakta, sordurtmamaktadır. Dolayısıyla bu dizge, günümüzden 2425 yıl önce ölen Sokrates’in çok gerisindedir. Bu nedenle araştırmaksızın hemen eleştirmeyi kalkışan bilgisizleri ve bilinçsizleri bir yana bırakarak konuşmayı bilimsel açıdan değerlendirmek gerekir. Bu açıdan bakıldığında, 1700 sözcüğü, yani bir gazete yazı boyutunu aşmayan bu açış konuşması, üzülerek belirtelim ki, bilimsel açından kavramların ve ilkelerin birbirine karıştırıldığı bir konuşma olmanın da ötesinde, “zarafetin zarif’i eksilmesin” vb. gibi özentili, çocuksu ve yazım kurallarına ters düşen, sınırları belirsiz sözcüklerle bezenmiş, yargılama erkini iç ve dış dünyada küçük düşürenleri eleştirmek şöyle dursun, onlara iltifatlarla yüklü yapay ve çok yetersiz bir metindir.

Sami Selçuk

Her şeyden önce şu nokta asla unutulmamalıdır: Hukuk, bir bilimdir; kültür bilimidir. Evet, özellikle Roma hukukundan bu yana geliştirilen kendisine özgü çok varsıl ilkeler, kavramlar ve terimler diline sahip bir kültür bilimidir, günümüz hukuku. Öyleyse ilkin konuşmaya, anayasalarda bile yapılan bir yanlışla başlayalım: Üzerinde durulan konu, mahkemelerin duruşmalar sonunda kurduğu “yargı” (hüküm) değil, demokrasinin üç erkinden biri, çoğu bilim insanlarına göre, demokrasinin güvencesi olduğu için erkeler arasında birincisi, yani “yargılama” erkidir. Bu hukuk terimini, 1961 ve 1982 anayasaları yanlış kullansa bile, her hukukçu, özellikle de Yargıtay Başkanlığını üstlenmiş bir hukukçu, doğru kullanmak zorundadır.

Özetle Merhum Kunter’in vurguladığı üzere yasama, yürütme terimlerinden sonra “yargılama” yerine, “hüküm” anlamına gelen “yargı” denmesi, kaba bir yanılgı; bunun sorumlu bir hukukçu tarafından kullanılması ise, bağışlanamaz bir dil yetersizliği ve kavram duyarsızlığıdır. Ayrıca hemen eklemek gerekir ki, sayın başkan, konuşmasında yargılama erki içinde yer alan mahkemelerin bütün dünyada tek oturumla biten, ülkemizde ise insanlarımızı sürüm sürüm süründüren duruşma sorununa, daha doğrusu sorunsallaşan, süreğenleşen (müzminleşen) bu soruna ve bunu aşmanın çarelerine hiç değinmemiştir. Buna karşılık bırakınız hukukçuları, sokaktaki insanı bile şaşırtan, ne olduğu belirsiz, kendinden menkul, yapay, bilim dışı bir terimi konuşmasına odak yaparak saçma ve verimsiz bir tartışmanın kapısını açmıştır: “(Ulusal (milli) hukuk!?” Çünkü dünyada ulusal hukuk diye bir dizge hiçbir dönemde ve hiçbir ülkede görülmemiştir. Görülemez de.

En eski iki dizgeyi, adlarından da anlaşılacağı üzere “Roma-Germen hukuk dizgesi”ni, Romalılar ve Germenler; “Anglo-Sakson hukuk dizgesi”ni, Angıllar ve Saksonlar yaratmışlardır.

Bu iki büyük dizgenin arasındaki ayrım ise, daha önceleri birçok yazımızda değinildiği üzere, birincisinin “hukuk devleti,” ikincisinin “hukukun üstünlüğü” ilkesine dayanmasıdır.

Oysa 1961 ve 1982 Anayasaları, ikinci maddelerinde “hukukun üstünlüğü”nden değil, “hukuk devleti”nden söz ederek ülkemizin Roma-Germen hukuk dizgesinde yer aldığını bütün dünyaya duyurmuş, ancak zaman zaman da inanılmaz bir bilinçsizlikle, bu iki ilkeyi birbirinin yerine kullanmıştır (sözgelimi, 1961 Any., m. 77, 92; 1982 Any., m. 81, 102).

Bunun anlamı şudur: Ülkemizde anayasa yapıcıları bile, bu iki dizge ve ilkenin nedenlerinin, ilkelerinin, sonuçlarının da başka başka olduğunun ne ayrımındadırlar ne de bilincinde.

Yargıtay Başkanı da, bu konuda hiç duyarlı olmamıştır. Nitekim Anıtkabir özel defterine yazdıkları bununun kanıtıdır: “Kurduğunuz Cumhuriyet, diyor, Sayın Başkan, -çoğul olarak hukuk devleti ilkeleri üzerine inşa edilmiştir (…) Yargı –ki, elbette yargılama demek istiyor- bağımsızlığını ve tarafsızlığını en üst düzeyde koruyarak hukukun üstünlüğünü (…) sürdüreceğiz.”

İki cümlede üç yanlış. Çünkü Türkiye, herkesçe bilindiği üzere İslam hukuk dizgesinden çoktan çıkmış, Tanzimat’tan bu yana da hukuk devleti ilkesine dayanan Kara Avrupa’sı, yani Roma-Germen hukuk dizgesi içinde yerini almış; ancak tarihin hemen her döneminde Hint, Uzak Doğu, Afrika ve Madagaskar hukuk dizgelerinin dışında kalmıştır. Bu benimsemenin sonuçlarına gelince, geliniz, bunlara birlikte değinelim.

“Hukuk devleti ilkesi”nin boy verdiği Kara Avrupası ülkelerinde, sözgelimi, Almanya, İtalya, İspanya, Portekiz ve Fransa’da “devlet merkezci” bir yönetim, cumhuriyet vardır. Devlet, her yerde hâzır ve nâzır, Jakoben. Çünkü bu ülkelerde hukuku üreten temel güç, yalnızca devlettir. Bu yüzden de yazılı hukuk, her zaman bu tekelci devletten yanadır. Devlet kendi yarattığı hukuk nedeniyle yurttaşlarıyla sürgit sürtüşme içinde, dahası bu hukuku sürekli araç kılarak pek çok şeye el atmış durumdadır. Sözgelimi, sıkışınca başvurduğu kavramlardan biri “kamu yararı”dır. İçeriği ve sınırları belirsiz ve de her zaman çok tartışmalı olan bu kavramla hukuk, sık sık gizemleştirilmiş (mistikleştirilmiş), hukuku siyasallaştırma oyununun bir parçası olmuştur.

“Kamu yararı,” “yönetimin takdir hakkı” vb. ağırlıklı kavramlarla beslenen bu yaklaşım, hukukta da etkisini göstermiş, “özel hukuk” ve “kamu hukuku” ayırımı yapılmıştır. Özetle bu düzende toplum ve hukuk, devletin vesayetindedir; dolayısıyla edilgindir. Vesayetçi devletin yukarıdan aşağıya doğru düzenlediği makro anlamda bir toplumsal sözleşme vardır ve adı da anayasadır. Ancak bunun amacı, devleşen “Leviathan devleti” hukukun sınırlarında tutmaktır. Bu ne ölçüde başarılırsa, Kant’tan, Rousseau’dan esinlenilen “hukuk devleti”ne, dolayısıyla demokrasiye de ancak o ölçüde ulaşılabilecektir. Bu amaç, ne yazık ki, bugün de sürmektedir. Çünkü Jakoben devlet, sıkışınca hukukun bir türlü tanımlayıp erişemediği kör, karanlık, görünmez kavramlara başvurmaktadır. Bunlardan en çarpıcı olanı, “hikmet-i hükümet”tir (la raison d’ Etat, la ragion di Stato).

Bu hikmeti kendinden menkul “hikmet-i hükümet” kavramından 6.1.1989’da Fransız Yargıtay’ının iki yüzüncü yılında yaptığı konuşmada Başkan Mitterand şöyle yakınmıştır: “Hukuk, adalet, hiçbir biçimde hikmet-i hükümet denilen nesneye kurban edilmemelidir. Uzun yıllar taşıdığım siyasal sorumluluğum döneminde hikmet-i hükümet diye bir nesneye hiç rastlamadım. Ancak ne zaman hikmet-i hükümetten söz edilmişse, bilmelisiniz ki, bu bir başka şeyi gizlemek için uydurulmuş bir bahanedir”.

Başbakan William Pitt’in dilinde ise, hikmet-i hükümetin karşılığı “devlet zorunluluğu”dur. Mitterand’dan 206 yıl önce 18.11.1783’te Komünler Meclisinde Pitt, şöyle demiştir: “Devlet zorunluluğu, birey özgürlüklerini çiğnemenin özrüdür; zorbaların bahanesi, kölelerin inancıdır.” Bu anlayışın sonucu ise, şu olmuştur: Kara Avrupası ülkelerinde devlet, birey zararına dokunulamaz bir nesnedir. Dolayısıyla böyle bir toplum içinde sürdürülen kavga, bu dokunulamazlığı sarsma savaşımıdır. Bunun kaçınılamaz sonucu ise, şudur: Kara Avrupası’nda toplum, devletçi kurallara bağlı ve içine kapalıdır. İktidar ise, tektir.

Yargılama erki de, elbette bundan payını almıştır. Erkler ayrılığından ne denli çok söz edilirse edilsin, Kara Avrupa’sı hukuk dizgesinde, kamu hukuku ve özel hukuk ayrımı asıldır. Dolayısıyla hukuk ve yargılama, bu dizgede asla bir bütün değildir. “Yargılamanın birliği / tekliği ilkesi” (le principe de l’unité de la juridiction, il principio di unità della giurisdizione) hiçbir dönemde gerçekleştirilememiş, bu dizge içinde yer alan ülkelerde hukukun adli, idari ve anayasal vb. bütün alanlarında son sözü söyleyen üç ayrı mahkeme ortaya çıkmış; asla ABD, İngiltere, Kanada, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vb. ülkelerde görüldüğü üzere, son sözü söyleyen tek bir “Yüksek mahkeme” (Cour suprême, Supreme court, Corte suprema, Corte suprema) kurulamamıştır.

Özetle “hukuk devleti” küresindeki kavga, devletin topluma ve bireye karışmasını azaltma kavgasıdır. Temel amaç, “az devlet, çok hukuk” formülüyle özetlenebilir. Bu ise, kuşkusuz çok dar bir ufuktur. Buna karşılık, “hukukun üstünlüğü ilkesi”nin boy verdiği Anglo-Sakson hukuk dizgesini benimseyen ülkelerde, toplum, sözleşmecidir, uzlaşmacıdır; kendi kendisini düzenlemektedir, saydam ve dışa açıktır. Birey ise yarışmacıdır. Dolayısıyla girişim gücü, devlette değil, bireyde ve sivil toplum örgütlerindedir;

Hukuk dizgesi, asla devlet merkezci değildir. Toplum çoğulcudur, iktidar tek değil, parçalıdır.

Çok kutuplu kurumlar, kuruluşlar devletin bir kesim temel görevlerini üstlenmiştir. Çoğulculuk, kurumsal parçalanmayı, işbölümünü yaratmış; dolayısıyla toplum kendi hukukunu kendisi üretmektedir. Bu nedenle de, Devletin karşısında devletten bağımsız özerk ve egemen bir güç, yani hukuk vardır; her sorun, üretilen bu hukukun hakemliğinde çözülmektedir. Çünkü birey ve devlet, bu hukukun karşısında eşittir; dolayısıyla her ikisi de toplumun ürettiği ve dayattığı bu hukuka bağlıdır. Bu hukuk ise, yaşanarak, Sokratik yöntemle öğretilmekte ve de uygulanmaktadır. Somuttur, esnektir ve de kesinlikle devletten bütünüyle bağımsızdır.

Özetle hukukun üstünlüğü ilkesine dayanan hukuk düzeninde toplum, devletin vesayetinde değildir, devletse toplumun içindedir. Bu yüzden, dikkat ediniz, genellikle yazılı bir anayasaya bile gerek duyulmamıştır, bu düzende.

Bu anlayışın sonuçları ise, elbette insan özgürlüğü açısından çok önemlidir: Hukuk, bütünüyle devletten bağımsızdır. Yargılama erki ise, hem bağımsız, hem de çok güçlüdür. “Yargılama birliği ilkesi” sağlanmış, Yargıtay, Danıştay, Anayasa Mahkemesi ayrımı yapılmamış, Kara Avrupa’sındaki bu mahkemelerin görevleri tek bir Yüksek Mahkemeye verilmiştir. Hukukta da, aynı doğrultuda özel hukuk, kamu hukuku gibi katı ayrımlara gidilmemiştir. Her derecedeki mahkeme, bir yasanın anayasal kurallara, bir tüzüğün yasalara aykırı olup olmadığına karar verebilmektedir.

İktidar da, çoğulcu toplumun gereği olarak, elbette parçalı, aşağıdan yukarıya doğru biçimlenmiştir. Görüldüğü üzere, geniş bir ufuktur, bu. Dolayısıyla bu ikinci dizgede gelişen “hukukun üstünlüğü ilkesi,” çağcıl demokrasinin özüdür. Bu nedenlerle Anglo-Sakson ülkelerinde “hukukun üstünlüğü,” Kara Avrupası ülkelerinde, deyim yerinde ise, “üstünlerin hukuku” egemendir. Bu yüzden de Fransız yazarı Cohen-Tanugi, ses getiren yapıtında, Anglo-Sakson ülkelerinde “devletsiz hukuk”un, Kara Avrupası ülkelerinde ise “hukuksuz devlet”in olduğunu dile getirmiştir (Cohen-Tanugi, Le droit sans l’ Etat, sur la démocratie en France et en Amérique, Paris, 1987; Sami Selçuk, bilgi@t24.com.tr, 03 Mayıs 2021).
Hiç de haksız değil. Bir kez daha belirtelim ki, Roma-Germen (Kara Avrupa’sı), Common Law (Anglo-Sakson), Toplumcu (sosyalist) dizgelerinin yanı sıra, İslam, Hint, Çin ve Japonya’yı kapsayan uzak doğu, Afrika, Madagaskar hukuk dizgeleri de elbette vardır, hukuk dünyasında. Türkiye, bilindiği üzere, Tanzimat’tan bu yana İslam hukuku dizgesinden Roma-Germen (Kara Avrupa’sı) hukuk dizgesine kaymıştır. “Milli hukuk” konusunda son olarak belirtelim ki, hukuk, sanat değil, kültür bilimlerinden biridir. Dolayısıyla bilimin sanat gibi “milli”si asla olmaz, olamaz.

Ancak Yargıtay başkanının konuşmasını öğretim dizgemiz (sistem) yüzünden çok da yadırgamış değilim. Çünkü bu konuşma, aslında ülkemiz öğretiminde yaşanan bir yöntem yetersizliğinin ürünüdür. André Gide (1869-1951), bir denemesine, Ozan Mallarmé’den (1842-1898) söz ederken şöyle başlar: “Ne tuhaf adam şu Mallarmé! Konuşmadan önce uzun uzun düşünüyor.” Aslında bununla da yetinmiyor, Mallarmé. Gide’e göre, konuşmasını sürdürürken de düşünüyor ve de sözcüklerini çok özenle seçiyor. Bu yüzden de düşüne taşına “ağır ağır konuşuyor.” (Gide, André, (Suut Kemal Yetkin), Denemeler, İstanbul, 1955, s. 117).

Bilimsel etkinliğin ve doğruya, gerçeğe ulaşmanın ilk kuralı, bilindiği üzere, şudur: Kim olursak olalım, bir konuda karara varmak, tanı koymak durumunda isek, sözgelimi, hukukçu, hekim, mimar, mühendis, ayakkabı onarımcısı vb. isek, çok bildiğimizi sandığımız konularda bile, bilgimizden kuşkulanmaksızın, bildiklerimizi tazelemeksizin ve araş­tırmaksızın asla karar vermemeliyiz. İşte bizim temel sorunumuz, ulusça budur. Yani öğrencilerimizi öğretim görmeğe değil, daha çok eğitmeğe kalkışan okullarımızdaki öğretim dizgesi, insanımıza bildiklerinden kuşkulanma yöntemini ve alışkanlığını asla kazandıramamaktadır.

Aşağıdaki örnekler, bu çarpık yöntemin, ne yazık ki, üniversite çıkışlılarda bile bulunmadığını kanıtlamaktadır. Unutulmamalıdır ki, uygar insan, çağında yaşayabilen insandır. Uygar insanlar toplumunun temel özelliklerinden biri, hiç kuşkusuz, yanılgılardan ders çıkarabilme yetisine sahip olmasıdır. Bu bağlamda Türk toplumu, uygarlık yarışında birinciliğe oynamak istiyorsa, çaresiz, “bilimsel ve yöntemsel düşünerek sorgulayan insanlar toplumları”ndan ya da somut örnekleriyle “Sokrates ya da Descartes açığı yaşamayan toplum”lardan olmak zorundadır.

Descartes (1596-1650), “Düşünüyorum, öyleyse varım” demiş; Locke (1631-704), “Üzerine hiç yazı yazılmamış boş kâğıt” ya da “boş levha”dan (tabula rasa); Durkheim (1858-1917), “bilinçli bilmezlik”ten (ignorance consciente); Edmund Husserl (1859-1938), “insan bilincinin hiçbir zaman boş olmadığı”nı vurgulayarak önceden bilinenleri “ayraca alma”dan (epokhe, époché) söz etmişlerdir. Buna karşılık Türk toplumu, ne yazık ki, yaklaşık iki bin beş yüz yıldan bu yana atomun parçalandığı çağda bile “Bildiklerinden önce kuşkulan, sonra araştır, daha sonra da hüküm kur, yargıda bulun!” diyen Sokrates’ler, Descartes’lar açığını günümüzde bile kapatamamıştır. Hem de toplumun en alt katmanından en üst katmanına dek. Sokaktaki iddiasız, sade insanımızdan başlayarak kimi örnekler verelim. Merhum Melih Cevdet Anday (1915-2002), yıllar önce herkesi düşündüren güzel denemelerinden birinde yaşadığı bir olayı anlatmıştı.

Anday, yıllardır giriş katında ayakkabı onarımcısı bulunan bir apartman dairesinde oturmaktadır. Onarımcı, her gördüğünde “Bir çayımı iç, bey!” diyerek onu çağırmaktadır. Yazarımız bir gün bu çağrıya uyarak içeri girer. Onarımcı, onu içerideki konuğuna onu “emekli albay” diye tanıtır. Konuğu ise buna karşı çıkar, “Hayır, der, emekli tapu müdürü.” Bu uyuşmazlık yüzünden neredeyse kavga etmek üzeredirler. Anday, “Tartışılan konu benim; ama bana soran yok” diye bitiriyordu, o düşündürücü yazısını.
Örnek, elbette çok gülünç, ancak insanımızın yöntem ve düşünme açısından, çok, ama çok düşündürücüdür. Çünkü bilimsel olmayan bir konuda bile, insanımızın bildiğinden kuşkulanmaması, dahası bunu bir saygınlık sorununa dönüştürmesi ve de bir kavgayı göze alabilmesi!

Bırakınız sade insanımızı, yükseköğrenimden geçenlerde bile, bilgisinden kuşkulanıp konuyu incelemeksizin hemen görüşler bildirip uygulamaya yönelenleri ve kavga edenleri bile sık sık görebilirsiniz. Nitekim yıllar önce bilgisinden kuşkulanmama, önyargılı olma konusunda insanı şaşırtıp güldüren, doğru düşünme yöntemi konusunda ise hemen herkesi düşündüren yaşanmış bir öyküyü dinlemiştim.

Benim de yedek subay okulunda öğrenim gördüğüm 1960’lı yıllarda yedek subay öğrencilerine, rütbeleri yüzbaşı-albay arası değişen subaylar, çeşitli dersler verirlerdi. Bunların arasında bir ya da iki saat matematik, kimya, fizik vb. fen bilimi dersleri de vardı. Cumhuriyetin başlarında yurt dışında fizik öğrenimi gören, orta öğrenimde kitapları okutulan fizikçilerimizden Merhum Prof. Dr. Hayri Dener’in yedek subay okulunda öğrenciyken yaşadığı bir öykü anlatılırdı. Subay öğretmen, tahtaya bir formül yazar. Öğrencilerden biri formülün yanlış olduğunu söyler ve subay öğretmeni uyarır. Ancak subay öğretmen, bu uyarıya kulak vermez. Öğrenci bir kez daha uyarır. Subay öğretmen, bu uyarıyı da dinlemez. Üçüncü kez ayağa kalkıp karşı çıkınca ve subay öğretmenin “Ben bunu Hayri Dener’in kitabından aldım, sen ondan daha iyi mi bileceksin, otur yerine!” diye azarlayınca o öğrenci, şu yanıtı verir: “Eğer o Hayri Dener ben isem, hiçbir kitabımda böyle bir formüle yer vermedim.”

Tıp bilimiyle ilgili olarak ailecek yaşadığımız bir başka olay da aşağıdadır. Yaz aylarında kaldığımız binanın sahanlık ışıkları zaman zaman bozuluyor ve yanmıyordu. Böyle bir karanlığı yaşadığımız sırada akşam yemeği sonrası iki oğlum dolaşmak üzere kapının dışına çıkmışlardı. Bir çığlık sesi üzerine koşarak dış kapıyı açtığımda Hacettepe Ü. Tıp Fakültesinde öğrenci olan oğlum, banyoya girmiş, bir gözünü kapatarak öbür gözünü aynada inceliyordu. Kardeşinin dirseği gözlüğüne çarpmış, gözlük camı kırılmış, gözü yaralanmıştı. Hemen hastaneye gittik.

Orta yaşlı nöbetçi hekim, önce kanayan bölgeyi inceledi, gözde kanamanın olmadığını belirttikten sonra, kendi bilgisine güvenen bir çalımla göz hizasındaki yarayı dikmesini söylemişti, hemşireye. Oğlumsa buna karşı çıkmıştı. Hekim nedenini sorunca oğlum, “O bölümde gözyaşı kanalları var, dikerseniz onları tıkar, gözü kurutur, kör edersiniz” dedi. Hekim de şaşırarak nasıl bildiğini sordu. Oğlum, tıp fakültesi dördüncü sınıfta olduğunu söyledi. Elbette bu açıklama üzerine dikişten vazgeçildi. Şimdi geliniz birlikte düşünelim ve soralım: Ya oğlum tıp fakültesinin değil de, başka bir fakültenin öğrencisi olsaydı! Bunu akla getirmek bile insanın tüylerini ürpertiyor.

On yedi yıl öğrenim görmüş bir insan, tıp fakültesi çıkışlı bir hekim, her şeyden önce bilgisinden hiç kuşkulanmıyor, insan vücudunu iyileştirmekle görevli olduğu halde, incelemeksizin ve düşünmeksizin, “bu konuda ne biliyorum?” sorusunu, bundan yirmi beş yüzyıl önce yaşayan Sokrates gibi, kendisine hiç sormaksızın ivediyle karar veriyor ve insan bedeninde dikişe elverişsiz ayrıklı (istisnai) yerlerin bulunduğunu, bulunabileceğini hiç aklına getirmiyor ve de bilmiyordu. Düşünülmesi bile korkunç bir durum, tam anlamıyla da bir sorumsuzluktur, bu.

Oysa bir bakıma Sokrates’in çömezi olan Nasrettin Hoca bile, bundan sekiz yüz yıl önce “Eşeğin kaç ayağı var?” sorusunu, tıpkı Sokrates gibi bilgisinden kuşkulanarak ve eşeğinden inip, onun ayaklarını sayarak “dört” diye yanıtlamıştır. Evet, bu yöntem (metot) eksikliğinin örnekleri pek çoktur, ülkemizde. Bu eksiklikten, açıktan kaçınmanın çaresine gelince, bu çare, çok sıradan ve de çok yalındır: Bilmediği halde her konuda görüş bildirenlerden olmamak (Selçuk, Sami, Sokrates ve Descartes açığı yaşamanın kaçınılmaz sonuçları, T24, 10.6.2022).

Bütün bunları gözeterek biz, Sayın Yargıtay Başkanından, sözgelimi, Ayşe teyzelerin “Seni mahkemeye verir, sürüm sürüm süründürürüm” diyerek toplumda duyulan süreğen derdin, insanlarımızda derin yaralar açan ve yargıçlardan yargıçlara duruşma tutanaklarıyla aktarılan ve bu nedenle de “kesin hiçlik”le (mutlak butlan, nullité absolue, nullità assoluta) sakat duruşmalar ve bunların uzaması üzerinde durmasını, çarelerini göstermesini beklerdik. Çünkü bırakın yalnızca yasalarını aldığımız ülkeleri, açlık çeken Afrika ülkelerinde çok taraflı ve önemli davalar bile, tek oturumlu duruşmalarla bitirilmektedir. Biz de taşrada bulunduğumuz dönemde meslektaşlarımızı inandırarak tek oturumda kararlar verilmesini her zaman sağlamışızdır. Dolayısıyla hiç kimse, bu görevden, daha doğrusu yasal yükümlülükten asla kaçamaz. Kaç(a)mamalı da.

Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun

0
Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun
Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun

Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun 01.11.1984 tarih ve 3071 kanun numarası ile düzenlenmiş,  Resmi Gazetenin 10.11.1984 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Dilekçe hakkı, bireylerin, kişisel veya kamusal konularla ilgili dilek ve şikayetlerini, tek başına veya başkaları ile birlikte tüm kurum, yetkili makam, kuruluş ver her türlü devlet organı ile teşkilat şemasında bulunan tüm resmi kuruluşlara sunabilme hakkıdır.

Anayasanın 74. maddesine göre dilekçe hakkı şöyle tanımlanır: “Vatandaşların ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancıların kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri hakkında yetkili makamlara ve TBMM’ye yazı ile başvurma hakkıdır.”

Dilek şeklinde yapılan başvurularda resmi bir makamdan ya doğrudan doğruya kendisi ya da kamusal bir iş için, yetkisi dahilinde olmak üzere bir eylem ya da bir karar istenmekte; şikayet şeklinde olanlarda ise genel anlamda haksızlığa uğrayan bir kişi ya da kurumun çıkarlarının zedelenmesi ya da hukuk düzenindeki aksaklıklar ortaya konmaktadır.

Dilekçe hakkı, bireylerin kendileriyle veya kamusal işlerle ilgili olarak, tek başlarına veya topluca yargı dışında kalan devlet organlarına, dertlerini, sorunlarını, şikayetlerini, uğradıkları haksızlıkları ileterek çözüm bulmalarını istemelerinden ibaret bir insan hakkı olarak tanımlanmıştır.

Dilekçe hakkı anayasal bir hak olup hiçbir kurum ve kuruluşun usulüne uygun bir dilekçeyi reddetme hakkı bulunmamaktadır. Dilekçe hakkından ayrılmaz bir hak ise dilekçenin teslim edildiğine dair bir suretin dilekçe sahibine verilmesidir. Dilekçe hakkı, hukuki uyuşmazlığın doğmasından evvel yasal hakların aranmasında en öncelikli haktır.

Hak arama yolları konusunda yurttaşlara zamanında yapılmış başvurulardan sonra ek külfet getirmek anayasada güvence altına alınan hak arama özgürlüğüne aykırıdır.

Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun
Amaç:

Madde 1 – (Değişik: 2/1/2003-4778/23 md.)
Bu Kanunun amacı, Türk vatandaşlarının ve Türkiye’de ikamet eden yabancıların kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisine ve yetkili makamlara yazı ile başvurma haklarının kullanılma biçimini düzenlemektir.

Kapsam:

Madde 2 – (Değişik: 2/1/2003-4778/24 md.)
Bu Kanun, Türk vatandaşları ve Türkiye’de ikamet eden yabancılar tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi ile idari makamlara yapılan dilek ve şikâyetler hakkındaki başvuruları kapsar.

Dilekçe hakkı:

Madde 3 – Türk vatandaşları kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisine ve yetkili makamlara yazı ile başvurma hakkına sahiptirler.

(Ek: 2/1/2003-4778/25 md.)Türkiye’de ikamet eden yabancılar karşılıklılık esası gözetilmek ve dilekçelerinin Türkçe yazılması kaydıyla bu haktan yararlanabilirler.

Dilekçede bulunması zorunlu şartlar:

Madde 4 – (Değişik: 2/1/2003-4778/26 md.)
Türkiye Büyük Millet Meclisine veya yetkili makamlara verilen veya gönderilen dilekçelerde, dilekçe sahibinin adı-soyadı ve imzası ile iş veya ikametgâh adresinin bulunması gerekir.

Gönderilen makamda hata:

Madde 5 – Dilekçe, konusuyla ilgili olmayan bir idari makama verilmesi durumunda, bu makam tarafından yetkili idari makama gönderilir ve ayrıca dilekçe sahibine de bilgi verilir.

İncelenemeyecek dilekçeler:

Madde 6 – Türkiye Büyük Millet Meclisine veya yetkili makamlara verilen veya gönderilen dilekçelerden;
a) Belli bir konuyu ihtiva etmeyenler,
b) Yargı mercilerinin görevine giren konularla ilgili olanlar,
c) 4 üncü maddede gösterilen şartlardan herhangi birini taşımayanlar,

İncelenemezler.

Dilekçenin incelenmesi ve sonucunun bildirilmesi:

Madde 7 – (Değişik: 2/1/2003-4778/27 md.)
Türk vatandaşlarının ve Türkiye’de ikamet eden yabancıların kendileri ve kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri
konusunda yetkili makamlara yaptıkları başvuruların sonucu veya yapılmakta olan işlemin safahatı hakkında dilekçe sahiplerine en geç otuz gün içinde gerekçeli olarak cevap verilir. İşlem safahatının duyurulması halinde alınan sonuç ayrıca bildirilir.

Türkiye Büyük Millet Meclisine yapılan başvuruların incelenmesi:

Madde 8 – (Değişik: 2/1/2003-4778/28 md.)
Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilen dilekçelerin, Dilekçe Komisyonunda incelenmesi ve karara bağlanması altmış gün içinde sonuçlandırılır. İlgili kamu kurum veya kuruluşları Türkiye Büyük Millet

Meclisi Dilekçe Komisyonunca gönderilen dilekçeleri otuz gün içinde cevaplandırır. İnceleme ve karara bağlamanın esas ve usulleri Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde gösterilir.
(Ek fıkra: 1/12/2011-6253/41 md.) Dilekçe Komisyonu, görevleri ile ilgili olarak, kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile özel kuruluşlardan her türlü bilgi ve belgeyi almak, ilgilileri çağırıp bilgi almak, idari denetimin yapılmasını istemek, bilirkişi görevlendirmek ve yerinde inceleme yapmak yetkisine sahiptir. Bu yetkinin kullanılması durumunda kamu kurum ve kuruluşları ile kamu personeli, talep edilen bilgi ve belgeyi vermek, idari denetimi yapmak ve yerinde inceleme için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.

Kaldırılan hüküm:

Madde 9 – 26 Aralık 1962 tarih ve 140 sayılı Türk Vatandaşlarının Türkiye Büyük Millet Meclisine Dilekçe ile Başvurmaları ve Dilekçelerin İncelenmesi ile Karara Bağlanmasının Düzenlenmesine Dair Kanun yürürlükten kaldırılmıştır.

Geçici Madde 1 – (3071 sayılı Kanunun kendi numarasız geçici maddesi olup teselsül için numaralandırılmıştır.)

Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde gerekli değişiklikler yapılıncaya kadar, 140 sayılı Türk Vatandaşlarının Türkiye Büyük Millet Meclisine Dilekçe ile Başvurmaları ve Dilekçelerin İncelenmesi ile Karara Bağlanmasının Düzenlenmesine Dair Kanunun Dilekçe Komisyonunun çalışma esas ve usullerine ilişkin hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.

Yürürlük:

Madde 10 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme:

Madde 11 – Bu Kanun hükümlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ile Bakanlar Kurulu yürütür.

Dilekçe Yazım Kuralları ve Dilekçe Hakkında Yazılmış Olan Bir Dilekçenin Anatomisi isimli kitap

Bir Dilekçenin Anatomisi

İş Teftişi Sözleşmesi

0

İş Teftişi Sözleşmesi, 19 Haziran 1947 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)  tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 13.12.1950 tarihinde 5690 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 22.12.1950 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir.

Sözleşme, sınai iş yerlerinde ve ticari iş yerlerinde teftişi düzenlemekte, tüm iş yerlerinde teftişi düzenleyen bir teftiş sistemi kurulmasını öngörmekte ve bu teftiş sisteminin standartlarını  belirlemektedir.

Sözleşme, sınai iş yerlerinde ve ticari iş yerlerinde teftişi düzenlemekte, tüm iş yerlerinde teftişi düzenleyen bir teftiş sistemi kurulmasını öngörmekte ve bu teftiş sisteminin standartlarını  belirlemektedir.

ILO 81 No’lu İş Teftişi Sözleşmesi

ILO Kabul Tarihi: 19 Haziran 1947
Kanun Tarih ve Sayısı: 13.12.1950 / 5690
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 22.12.1950 / 17689

Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Yönetim Kurulu tarafından Cenevre’ye davet edilerek orada 19 Haziran 1947 tarihinde 30 uncu toplantısını yapan Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel konferansı,
Toplantı gündeminin 4 üncü maddesini teşkil eden Sanayi ve Ticaret te İş Teftişi meselesine dair muhtelif tekliflerin kabulüne,
Bu tekliflerin bir Milletlerarası Sözleşme şeklini almasına karar verdikten sonra,
Bin dokuz yüz kırk yedi yılı temmuz ayının on birinci günü,
İş Teftişi hakkında 1947 Sözleşmesi adını taşıyacak olan aşağıdaki Sözleşmeyi kabul eder:

BÖLÜM I

SANAYİDE İŞ TEFTİŞİ

MADDE 1

Hakkında bu Sözleşmenin yürürlükte bulunduğu Milletlerarası Çalışma Teşkilatının her üyesinin sınai işyerlerinde bir teftiş sistemi bulundurması lazımdır.

MADDE 2

Sınai işyerlerinde iş teftiş sistemi çalışma şartlarına ve işçilerin işleriyle meşgul bulundukları sırada korunmalarına dair konulan kanuni hükümlerin uygulanmasını sağlamakla iş müfettişlerinin vazifeli bulundukları bütün işyerleri hakkında uygulanır.

Milli mevzuat, maden ve ulaştırma işletmelerini veya bu gibi işletmelerin bazı kısımlarını bu Sözleşmenin uygulanmasından istisna edebilir.

MADDE 3

İş teftiş sisteminin vazifeleri şunlar olacaktır:

a.Çalışma müddetleri, ücretler, iş emniyeti, işçilerin sağlığı ve refahı, çocuk ve gençlerin çalıştırılması ve bunlarla ilgili diğer hususlar gibi, çalışma şartlarına ve işçilerin işleriyle meşgul bulundukları sırada korunmalarına dair kanuni hükümlerin mezkür hükümlerin tatbikini temin etmekle iş müfettişlerinin vazifeli bulundukları nispette uygulanmasını sağlamak;

b.İşverenlere ve işçilere, kanuni hükümlere riayet etmeyi sağlayacak en müessir yollar hakkında teknik malumat vermek ve tavsiyelerde bulunmak,

c.Mevcut kanuni hükümlerin sarih şekilde derpiş etmemiş olduğu kusur veya suistimalleri yetkili makamın dikkatine arzetmek;

İş müfettişlerine tevdi edilebilecek diğer vazifelerin, esas vazifelerini ifaya mani olmaması veya işverenler ve işçilerle olan münasebetlerinde müfettişler için zaruri bulunan nüfuz ve tarafsızlığa halel vermemeleri lazımdır.

MADDE 4

İş teftişi üye memleketin idari usulleriyle kabilitelif olşduğu nispette, merkezi bir makamı nezaret ve murakabesine tabi bulunacaktır.

Federal bir devlet bahis mevzuu olduğu takdirde, ‘‘merkezi makam’’ tabiri, ya federal bir makamı veya federasyonu teşkil eden bir hükümetin merkezi makamını ifade edebilir.

MADDE 5

Yetkili makam, aşağıda yazılı hususları kolaylaştırmak için uygun tedbirler alacaktır:

a.Bir taraftan teftiş servisleri, diğer taraftan benzeri faaliyetlerde bulunan hükümetin diğer servisleri de resmi ve hususi kurumlar arasında müessir bir işbirliği yapılması,

b.İş teftişi servisinin memurlarıyla işveren ve işçiler veya bunların teşekküleri arasında iş beraberliği yapılması.

MADDE 6

Teftiş personeli, memuriyette istikrarlarını ve hükümet değişikliklerini ve yerinde olmayan harici tesislere tabi bulunmalarını sağlayacak şekilde bir statü ve hizmet şartlarından faydalanan amme memurlarından terekküp edecektir.

MADDE 7

Amme hizmetlerine alınmak için milli mevzuatın tespit edeceği şartlar mahfuz kalmak kaydı ile iş müfettişleri yalnız görecekleri vazifeleri ifa edebilmek için gereken ehliyet gözönünde tutularak tayin edileceklerdir.

Bu ehliyetlerin tahkiki yolları yetkili makam tarafından tayin edilecektir.

İş müfettişlerinin vazifelerini ifa edebilmeleri için münasip şekilde yetiştirilmeleri lazımdır.

MADDE 8

Gerek erkekler, gerek kadınlar iş müfettişi tayin edilebileceklerdir; icap ettiği takdirde erkekle kadın müfettişlere özel vazifeler verilebilecektir.

MADDE 9

Her üye işleriyle meşgul olduklari esnada sağlık ve emniyetlerinin korunmasına dair olan kanuni hükümlerin uygulanmasını sağlamak ve kullanılan usullerin, malzemenin ve çalışma şekilerinin işçilerin sağlık ve emniyeti üzerindeki etkilerini incelemek maksatıyla, tababet, makina, elektrik ve kimya alanlarındaki mütehassılar da dahil olmak üzere, hakkiyle ehliyetli eksper ve teknisyenlerin milli şartlara göre en münasıp sayılabilecek tarzda teftiş faaliyetlerine iştiraklerini temin etmek için lüzumlu olan tedbirleri alacaktır.

MADDE 10

İş müfettişleri iş teftişi vazifesini müessir bir şekilde ifasına yetecek sayıda olacak ve bu sayı, aşağıdaki hususlar hakkıyle gözönünde tutularak tespit edilecektir.

a.Müfettişlerin ifa etmek mecburiyetinde oldukları vazifelerin önemi hususiyetiyle:

i.Teftişe tabi işyerlerinin sayı, mahiyet, büyüklük ve mevkii,

ii.Bu gibi işyerlerinde istihdam edilen işçilerin sayı ve nevileri,

iii.Uygulanmasının sağlanması gereken kanuni hükümlerin sayısı ve tenevvüü,

b.Müfettişlerin emrine verilmiş olan maddi vasıtalar;

c.Teftişlerin müessir bir şekilde icrası için bunların tabi olacağı ameli şartlar.

MADDE 11

Yetkili makam, iş müfettişlerine aşağıdaki hususların temin edilmesi için lüzumlu olan tedbirleri alacaktır:

a.Teftiş servisinin ihtiyaçlarına göre münasip şekilde techiz edilmiş ve ilgili bütün şahıslara açık bulundurulan mahalli bürolar;

b.Münasip amme taşıt kolaylıklarının mevcut olmadığı hallerde, müfettişlerin görevlerini ifa edebilmeleri için lüzumlu olan taşıt kolaylıkları,

Yetkili makam, iş müfettişlerinin vazifelerini ifa edebilmeleri için lüzumlu olabilecek seyahat vesair masralarının kendilerine tediyesi için gerekli tedbirleri alacaktır.

MADDE 12

Hüviyetlerini bildiren belgeleri hamil iş müfettişleri aşağıdaki yetkileri haizdir:

a.Teftişe tabi herhangi bir işyerine günün veya gecenin herhangi bir saatinde serbestçe ve önceden haber vermeksizin girmek,

b.Teftişe tabi olduklarına hükmetmek için makul bir sebep görebilecekleri bütün mahallere gündüz girmek;

c.Kanuni hükümlere hakikatten riayet edilip edilmediğine kanaat getirmek maksadıyle, lüzumlu görebilecekleri her türlü tetkik, kontrol ve tahkikatta bulunmak ve bilhassa:

i.Kanuni hükümlerin uygulanmasiyle ilgili her hususta işverene veya işletme personeline yalnız veya şahitler huzurunda sorular tevcih etmek;

ii.Çalışma şartlarına dair olan milli mevzuatın tutulmasını emrettiği her türlü defterlerin, kayıtların veya diğer vesikaların kanuni hükümlere uygun olup olmadıklarını tetkik etmek ve suretlerini çıkarmak veya bunlardan hulasalar maksadiyle, adı geçen vesikaların ibraz edilmesini talep etmek;

iii.Asılması kanunen mecburi olan ilanların asılmasını istemek;

iv.Tahvil etmek maksadiyle, kullanulan veya işlenen malzeme ve maddelerden numuneler almak ve bunları götürmek; şu şartla ki bu maksatla herhangi bir numune veya maddenin alınıp götürüldüğü işveren veya vekiline haber verilecektir.

Müfettişler teftişe geldiklerini, işveren veya vekiline haber verirler; meğer ki bu tarzda haber vermenin, vazifelerinin ifasına halel getirebileceğini mülahaza etmiş olsunlar.

MADDE 13

Tesislerde, tertiplerde veya çalışma usullerinde tespit ettikleri ve işçilerin sağlık emniyeti bakımından bir tehlike teşkil edeceğine kani olmak için makul bir sebep gördükleri eksikliklerin tamamlanması maksadiyle tedbirler aldırmak hususunda iş müfettişlerine yetki verilecektir.

Müfettişlerin bu gibi tedbirleri aldırmalarını mümkün kılmak üzere, adli veya idari makama her türlü itiraz için milli mevzuatın tanıdığı hak mahfuz kalmak şartıyle, kendileri aşağıda yazılı hususlarda emir vermek veya verdirmek yetkisine malik bulunacaklardır.

a.İşçilerin sağlık ve emniyetine dair olan kanuni hükümlerin tamamiyle uygulanmasını sağlamak için, tesislerde lüzumlu görülebilecek olan değişiklerin tesbit edilecek bir zaman zarfında yapılması;

b.İşçilerin sağlık ve emniyeti bakımından yakın bir tehlike mevcut olduğu takdirde, derhal tatbik olunmak üzere tedbirler alınması.

Fıkra 2 de derpiş olunan usul, üyenin, adli veya idari usulleriyle kabili telif olmadığı hallerde, müfettişler, emirlerin verilmesi veya derhal tatbik edilmek üzere tedbirlerin alınması için yetkili makama müracaat yetkisine malik bulunacaklardır.

MADDE 14

İş teftiş servisinin, milli mevzuatın emredeceği hallerde ve tarzlarda iş kazaları ve meslek hastalığı haberdar edilmesi lazımdır.

MADDE 15

Milli mevzuatin koyabileceği istisnalar mahfuz kalmak kaydiyle, iş müfettişleri:

a.Murakabeleri altındaki işletmelerle doğrudan doğruya veya dolayısiyle herhangi bir alakaları olmak kaydını haiz bulunmayacaklardır.

b.Vazifelerin ifası sırasında, imalat, ticaret sırları veya işletme usulleri hakkında öğrendiklerini, hizmetten ayrıldıktan sonra dahi ifşa etmemek mecburiyetinde olacaklar ve bu mecburiyet münasıp cezalar veya disiplin tedbirlerinin müeyyidesi altında bulundurulacaktır.

c.Tesislerde bir eksiklik bulunduğunu veya kanuni hükümlerin ihlal edildiğini kendilerine haber veren herhangi bir şikayet membaını mutlak suretle gizli tutacaklar ve teftişin bir şikayet üzerine yapıldığını işvreren veya vekiline bildirmekten çekineceklerdir.

MADDE 16

İşyerlerinin ilgili kanuni hükümlerin müessir bir şekilde uygulanmasını temin etmenin lüzumlu kılacaği kadar sık ve itinali bir şekilde teftiş edilmesi lazımdır.

MADDE 17

Uygulanması iş müfettişleri tarafından sağlanan kanuni hükümleri ihlal veya ihmal edecek şahıslar hakkında önceden ihtar edilmeksizin derhal kanuni tatbikata geçilecektir, şu kadar ki, noksanların ikmali veya önleyici tedbirlerin uygulanması için önceden ihtarda bulunulması gereken hallere dair milli mevzuat tarafından istisnalar kabul edilebilecektir.

Tatbikata geçmek veya geçilmesini tavsiye etmek yerine, ihtar veya tavsiyede bulunma keyfiyeti iş müfettişlerinin takdirine bırakılır.

MADDE 18

Uygulanması iş müfettişlerinin kontrolüne tabi olan kanuni hükümleri ihlal ve vazifelerini ifada iş müfettişlerine engel çıkarmak hallerine karşı münasıp cezai müeyyideler milli mevzuat tarafından derpiş edilecek ve müessir bir şekilde tatbik olunacaktır.

MADDE 19

İcabına göre, ya iş müfettişleri veya mahalli teftiş büroları; teftiş faaliyetlerinin neticeleri hakkında merkezi teftiş makamına genel mahiyette muntazam devre raporları vermekle mükellef tutulacaklardır.

Bu raporlar zaman zaman, merkezi makam tarafından tespit olunan tarzda hazırlanacak ve bu makam tarafından tespit edilen konuları ihtiva edecektir.

MADDE 20

Merkezi teftiş makami, kontrolü altında bulunan teftiş servislerinin çalışmalarına dair umumi mahiyette bir senelik rapor yayınlayacaktır.

Bu senelik raporlar, ait oldukları senenin hitamından sonra makul bir devre zarfında ve her halde 12 ay içinde yayınlanacaktır.

Senelik raporların suretleri, yayınlandıktan sonra makul bir devre zarfında her halde üç ay içinde Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürlüğüne gönderilecektir.

MADDE 21

Merkezi teftiş makamı tarafindan yayınlanan senelik rapor aşağidaki konuları ve adı geçen makamın kontrolüne tabi olan diğer ilgili hususları ihtiva edecektir.

a.Teftiş servisinin faaaliyetiyle ilgili kanunlar ve tüzükler;

b.İş teftiş servisinin personeli;

c.Teftişe tabi işyerlerinin istatistikleri ve buralarda çalıştırılan işçilerin sayısı;

d.Teftiş ziyaretlerinin istatistikleri;

e.İşlenen suçlara ve verilen cezalara dair istatistikler;

f.İş kazaları istatistikleri;

g.Meslek hastalıkları istatistikleri.

BÖLÜM II

TİCARETTE İŞ TEFTİŞİ

MADDE 22

Hakkında bu Sözleşmenin bu kısmının yürürlükte bulunduğu Milletlerarası Çalışma Teşkilatının her üyesinin ticari işyerlerinde bir iş sistemi bulundurulması lazımdır.

MADDE 23

Ticari işyerlerinde iş teftiş sistemi, çalışma şartlarına ve işçilerin işleriyle meşgul bulundukları sırada korunmalarına dair olan kanuni hükümlerin uygulanmasını sağlamakla iş müfettişlerinin vazifeli bulundukları işyerleri hakkında uygulanır.

MADDE 24

Ticari işyerlerinde iş teftiş sistemi, bu Sözleşmenin 3-21. Maddeleri hükümlerinin, uygulanabildikleri nispette yerine getirilmesini sağlamalıdır.

BÖLÜM III
MUHTELİF TEDBİRLER
MADDE 25

Milletlerarası Çalışma Teşkilatının bu Sözleşmeyi onoyan her üyesi onama belgesine ekleyeceği bir beyanla Sözleşmeyi kabulünde II nci kısmı müstesna tutabilir.

Bu şekilde beyanda bulunmuş her üye, müteakip bir beyanla evvelki beyanını herhangi bir zamanda iptal edebilir.

Bu maddenin birinci paragrafına göre yapılmış olan beyanın kendisi hakkında yürürlükte bulunduğu her üye Sözleşmenin tatbikine dair yıllık raporunda Sözleşmenin II nci kısmının hükümleri hakkında kendi kanunun ve tatbikatının durumunu bildirecek ve adı geçen hükümlerin ne dereceye kadar tatbik mevkiine konduğunu veya konulmasını tasavvur edildiğini açıklayacaktır.

MADDE 26

Herhangi bir işyerinin veya işyeri kısmının yahut servisinin, bu Sözleşmenin şumulüne girdiği muhakkak surette belli olmadığı takdirde, meselenin hali yetkili makama ait olacaktır.

MADDE 27

Bu Sözleşmede ‘‘Kanuni Hükümler’’ tabiri kanun ve tüzüklerden başka, kanun kuvvetini haiz bulunan ve uygulanmasını sağlamak iş müfettişlerinin vazifesi olan hakem kararlarını ve genel sözleşmeleri de içine alır.

MADDE 28

Milletlerarasi Çalişma Teşkilatı Statüsünün 2 nci maddesi gereğince verilecek olan senelik raporlara bu Sözleşme hükümlerini tatbik mevkiine koyan bütün kanunlar ve tüzükler hakkında mufassal malümat dercedilecektir.

MADDE 29

Bir üyenin ülkesi geniş bölgeleri ihtiva edip de bu bölgelerdeki nüfusun dağınıklığı ve gelişme safhası dolaysıyla yetkili makam bu Sözleşme hükümlerinin buralarda uygulanmasının kabil olmayacağını mülahaza ettiği takdirde, adı geçen makam, bu bölgeleri bu Sözleşmenin uygulanmasından ya tamamiyle veyahut muayyen işletmeler veya işler hakkında münasip göreceği istisnalar kabul etmek suretiyle kısmen muaf tutabilir.

Her üye, Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Satatüsünün 22 nci maddesi gereğince bu Sözleşmenin uygulanmasına dair vereceği ilk raporunda, hakkında bu madde hükümlerine müracaat niyetinde olduğu bölgeleri ve hükümlere müracaat niyetinde olmasının sebeplerini göstermelidir; hiç bir üye, daha sonra bu suretle göstermiş bulunduğu bölgelerden maadası için bu madde hükümlerine müraacat edemez.

Bu madde hükümlerine müracaat eden her üye, müteakip yıllık raporlarında, hangi bölgeler için bu madde hükümlerine müracaat hakkından vazgeçtiğini göstermelidir.

MADDE 30

Milletlerarasi Çaişma Teşkilatı Statüsünün 1946 yılında tadil edilen metnin 35 inci maddesinde zikrolunan ülkeler hususunda bu suretle tadil edilmiş olan adı geçen maddenin 4 ve 5 inci fıkralarında yazılı ülkeler hariç, bu Sözleşmeyi onayan her teşkilat üyesi, aşağıdaki hususları bildiren bir beyanı Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne, onanmasından sonra, mümkün olan en kısa müddet içinde göndermelidir:

Haklarında Sözleşme hükümlerinin hiç bir değişiklik yapılmadan uygulanmasını taahhüt ettiği ülkeler;

Haklarında Sözleşme hükümlerinin değişikliklerle uygulanmasını taahhüt ettiği ülkeler ve bu değişiklerin nelerden ibaret olduğu;

Haklarında Sözleşmenin uygulanamayacağı ülkeler ve bu gibi hallerde Sözleşmenin uygulanmamasının sebepleri,

Haklarında kararını sonraya bıraktığı ülkeler,

a.Bu maddenin birinci paragrafının a ve b bentlerinde zikrolunan taahhütler, onanmanın ayrılmaz kısımları olarak sayılacak ve aynı sonuçları doğuracaktır.

b.Her üye bu maddenin 1. paragrafının b), c) ve d) bentleri gereğince daha önce yapmış olduğu beyanda mevcut ihtirazı kayıtların hepsinden yahut bir kısmından, yeni bir beyan ile vazgeçebilecektir.

c.Her üye 34 üncü madde hükümlerine uygun olarak, bu Sözleşmenin feshedilebileceği devreler zarfında Genel Müdüre, daha evvelki herhangi bir beyanın hükümlerini herhangi başka bir bakımdan değiştiren ve belirli ülkelerdeki durumu bildiren yeni bir beyan gönderebilecektir.

MADDE 31

Bu Sözleşme konusunda dahil bulunan meseleler, anavatan dışı bir ülkenin makamlarının bizzat kendi yetkisi çerçevesi içine girdiği zaman, o ülkenin milletlerarası münasebetlerinden sorumlu olan üye, adı geçen ülkenin hükümetiyle mütabık olarak, Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne, o ülke adına, bu sözleşmedeki vecibeleri kabul ettiğine dair bir beyan gönderebilecektir.

Bu Sözleşmedeki vecibelerin kabulü hakkındaki bir beyan Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne;

a.Müşterek otoriteleri altında bulunan bir ülke için iki veya daha fazla teşkilat üyesi;

b.Birleşmiş Milletler Antlaşması hükümleri yahut o ülke hakkında yürürlükte olan diğer bir hüküm gereğince, o ülkenin idaresinden sorumlu bulunan Milletlerarası her makam tarafından gönderilebilir.

Bu maddenin yukarıdaki paragrafları hükümleri uyarınca, Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilen beyanlar, Sözleşme hükümlerinin ilgili ülkede değişikliklerle mi yoksa değişiklik yapılmadan mı uygulanacağını bildirmelidir; beyan Sözleşme hükümlerinin değişiklikler kaydıyla uygulandığını bildirdiği zaman, adı geçen değişikliklerin nelerden ibaret olduğunu belirtmelidir.

İlgili üye yahut üyeler veya Milletlerarası makam 17 nci madde hükümlerine uygun olarak, Sözleşmenin feshedilebileceği devreler zarfında Genel Müdüre, daha evvelki beyanın hükümlerinin herhangi başka bir bakımdan değiştiren ve bu Sözleşmenin uygulanması hususundaki durumu belirten yeni bir beyan gönderebilecektir.

BÖLÜM IV
SON HÜKÜMLER
MADDE 32

Bu sözleşmenin kesin onama belgeleri, Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilecek ve onun tarafından tescil edilecektir.

MADDE 33

Bu Sözleşme ancak onama belgeleri Genel Müdür tarafından tescil edilmiş olan Milletlerarası Çalışma Teşkilatı üyelerini bağlayacaktır.

Bu Sözleşme iki üyenin onama belgelerinin Genel Müdür tarafından tescil edilmesi tarihinden on iki ay sonra yürürlüğe girecektir.

Daha sonra bu Sözleşme her üye hakkında, kendisini onama belgesinin tescilinden itibaren on iki ay sonra yürürlüğe girecektir.

MADDE 34

Bu Sözleşmeyi onayan her üye, onu, ilk yürürlüğe giriş tarihinden itibaren on yıllık bir devre sonunda, Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne göndereceği ve bu müdürün tescil edeceği bir ihbarname ile feshedilebilir. Fesih, tescil tarihinden ancak bir yıl sonra muteber olacaktır.

Bu sözleşmeyi onamış olup da onu bundan önceki fıkrada yazılı on yıllık devrenin bitiminden itibaren bir yıl zarfında bu madde gereğince feshetmek ihtiyatını kullanmayan her üye, yeniden on yıllık bir müddet için bağlanmış olacak ve bundan sonra bu Sözleşmeyi, her on yıllık devre bitince, bu maddede derpiş edilen şartlar içinde feshedebilecektir.

MADDE 35

Milletlerarasi Çalışma Bürosu Genel Müdürü teşkilat üyeleri tarafından kendisine bildirilen bütün onama beyan ve fesihlerin tescil edildiklerini , Milletlerarası Çalışma Teşkilatının bütün üyelerine tebliğ edecektir.

Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel Müdürü, kendisine gönderilen Sözleşmenin ikinci onama belgesinin tescil edildiğini teşkilat üyelerine tebliğ ederken, bu Sözleşmenin yürürlüğe gireceği tarih hakkında teşkilat üyelerinin dikkatini çekecektir.

MADDE 36

Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü yukarıdaki maddeler gereğince tescil etmiş olduğu bütün onama ve fesihlere dair tam bilgileri, Birleşmiş milletler Antlaşmasının 102 nci maddesi uyarınca tescil edilmek üzere, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine ulaştıracaktır.

MADDE 37

Bu sözleşmenin yürürlüğe girmesinden itibaren her on yillik bir devre sonunda, Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Yönetim Kurulu bu Sözleşmenin uygulanması hakkındaki bir raporu Genel Konferansa sunacak ve onun tamamen veya kısmen değiştirilmesi keyfiyetinin konferans gündemine konulması lüzumu hakkında karar verecektir.

MADDE 38

Konferansın bu Sözleşmeyi tamamen veya kısmen değiştiren yeni bir Sözleşme kabul etmesi halinde ve yeni Sözleşme başkaca hükümler ihtiva eylemediği takdirde:

a.Tadil edici yeni Sözleşmenin bir üye tarafından onanması keyfiyeti, yukaridaki 34 ncü madde nazara alınmaksızın fakat tadil edici yeni Sözleşme yürürlüğe girmiş olmak kayıt ve şartı ile, bu Sözleşmenin derhal ve kendiliğinden feshini tazammun edecektir.

b.Tadil edici Sözleşmenin yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren, bu Sözleşme, üyelerin onanmasına artık açık bulundurulmayacaktır.

Bu Sözleşme onu onayıp da tadil edici Sözleşmeyi onamamış bulunan üyeler için; herhalde şimdiki şekil ve muhtevasıyle muteber olmakta devam edecektir.

MADDE 39

Bu Sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinleri aynı şekilde muteberdir.

Türkiye’nin Onayladığı ILO Sözleşmeleri

Türkiye, ILO tarafından kabul edilmiş olan sözleşmelerden 59 adetini onaylamıştır. Sekiz adet temel sözleşmenin tamamı, yönetişim sözleşmelerinden öncelikli olan dört sözleşmeden üçünü, 177 teknik sözleşmeden 48’i onaylanmıştır. Türkiye tarafından onaylanan 59 Sözleşmeden 55’i yürürlüktedir, 4 Sözleşmeye karşı çıkılmıştır.

The Magna Charta Universitatum

0

MAGNA CHARTA UNIVERSITATUM​

ÖNSÖZ

Avrupa’nın en eski üniversitesi olma özelliğini taşıyan Bologna Üniversitesi’nin dokuz yüzüncü kutlama törenine katılan Avrupa Üniversiteleri Rektörleri, Avrupa ülkeleri arasındaki sınırların tümden kaldırılmasına dört senelik bir süre kaldığı ve tüm Avrupa toplulukları arasındaki karşılıklı işbirliğinin daha da geliştirilmesinin öngörüldüğü bu günlerde devletler ve halkların, değişim içerisinde olan ve uluslararası boyutlara doğru açılan bir toplumda, üniversitelerin oynayacağı rolün öneminin bilincinde olmalarını dile getirmişler ve bu konuya ilişkin inançlarını şöyle sıralamışlardır:

1. Bin yıllık bir devrenin kapanmakta olduğu bu dönemde insanlığın geleceği büyük bir ölçüde gerçek anlamdaki üniversiteler nezdinde kültür, bilgi ve araştırma merkezlerinde yapılan çalışma sonuçlarının oluşturacağı kültürel, bilimsel ve teknik gelişmeye bağlı olacaktır.
2. Üniversitelerin genç kuşaklara bilgi yayma görevi bugün için tüm topluma yönelik olmayı gerektirmektedir. Bir toplumun kültürel, sosyal ve ekonomik geleceği sürekli eğitim konusunda yapılacak özel ve hatırı sayılır yatırımlara bağlıdır.
3. Üniversiteler gelecek kuşaklara öğretim ve eğitim konularında doğal çevre ve içindeki yaşam öğelerine saygılı bir sistemi garanti etmelidir.

Avrupa Üniversiteleri Rektörleri tüm devletlerin ve ulusların vicdanı nezdinde aşağıdaki temel ilkelerin şimdi ve her zaman için üniversite kurumu anlayışına destek ve yön vereceğini bildirir.

TEMEL İLKELER

1. Üniversiteler bulundukları ülkelerin coğrafi ve tarihi koşullarına göre değişik şekillerde düzenlenmiş özerk kurumlar olup araştırma ve öğretim öğeleri aracılığıyla kültür üretimi ve iletişiminde bulunur. Üniversitelerin, içinde var oldukları dünyanın gereksinimlerine hazır olabilmeleri, araştırma ve öğretim çalışmalarının tüm diğer ekonomik ve siyasi güçlerden manevi entelektüel yönlerden bağımsız olmasıyla mümkündür.
2. Öğretim, gerek toplumun gerekse bilimin ihtiyacı ve gereksinimlerini izleyecek bir yapı arz ediyorsa, o zaman eğitim ile araştırma çalışmaları birbirinden ayrılmaz bir bütün oluşturur.
3. Üniversite yaşamının temel ilkeleri öğretim, araştırma ve olgunlaştırma öğelerinde özgürlük olduğundan gerek hükümetlerin gerekse üniversitelerin her biri kendi sorumluluk alanında olmak üzere, bu ilkeleri korumaları gerekir. Hoşgörülü ve her zaman diyaloga açık olunması üniversite ortamını ideal hale getireceğinden öğretim görevlilerinin bilgi aktarımını en iyi şekilde yapabilmelerine, araştırma ve yenilik aracılığıyla bilginin geliştirilmesini sağlamalarına zemin hazırlayacağı gibi öğrencilerin yetenekli ve gönüllü olarak bu bilgilerle kendilerini zenginleştirmelerine de olanak sağlayacaktır.
4. Üniversite Avrupa hümanist geleneklerinin bir vekili olup, evrensel bilgiye ulaşmayı amaçlar. İşlevliğini daha da artırabilmek için tüm coğrafi ve siyasi sınırları reddeder ve değişik kültürlerin birbirini tanımasını ve birbirine nüfuzunu destekler.

UYGULAMA ŞEKLİ

Temel ilkeler halinde belirtilen bu amaçların gerçekleştirilmesinde, içinde bulunulan duruma uygun nitelikteki etkin araçlar kullanılmalıdır.

1. Araştırma çalışmalarında ve öğretimde özgürlüğün korunmasını sağlayacak uygun imkanlar tüm üniversite topluluğunun elinde hazır bir tarzda bulunmalıdır.
2. Öğretim üyelerinin görevlendirilmesi ve unvanlarının düzenlenmesinde araştırma ve öğretimin birbirinden ayrılmaz bir bütün teşkil ettiği ilkesine bağlı kalınmalıdır.
3. Her bir üniversite, içinde bulunduğu özel şartlara uygun tarzda, öğrencilerinin özgürlüklerini koruyup kültürel ve eğitim hedeflerine ulaşabilmeleri için gerekli şartları garanti altına almalıdır.
4. Üniversiteler, özellikle Avrupa’dakiler, bilginin sürekli olarak ilerlemesi için enformasyon ve dokümantasyonun karşılıklı değişimini ve ortak proje uygulamalarını vazgeçilmez unsurlar olarak görür.

Bu amaçla, tarihin erken devirlerinde olduğu gibi, bugün de öğretim görevlileri ve öğrenciler arasında değiş-tokuşun teşvik edilmesi, ayrıca statü, unvan ve sınav değerlerinin (ulusal diplomanın geçerliliği korumakla beraber) eşdeğer kabul edilmesi ve burs dağıtımı genel politikasının hizmetin devamını garanti etmesi açısından vazgeçilmez olduğu kanaatinde hemfikir olunmaktadır.

Bildirgeyi imzalayan tüm Rektörler, kendi üniversiteleri adına yetkileri dahilinde tüm ulusları ve uluslararası kuruluşları, üniversitelerce oybirliğiyle saptanmış ilkeleri içeren bu ‘Magna Carta’dan esinlenmeleri için teşvik görevini üstlenirler.

İlhan Sami Çomak AİHM Kararı

0

İlhan Sami Çomak hakkındaki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı 10 Ekim 2006 tarihinde verilmiştir. 

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””] 

PEN Norveç Onursal Üyesi Şair İlhan Çomak, 1973 yılında Bingöl-Karlıova’da doğdu. 1994 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü’nde öğrenciyken, tutuklanarak cezaevine kondu. DGM’de yargılandı ve idam cezasına mahkûm edildi. Türkiye’de idam cezası kaldırılınca cezası müebbet hapse çevrildi. Türkiye’deki yasal yolların tükenmesiyle yaptığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başvurusu sonucunda, 2006’de adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ve yargılamamın yenilenmesine hükmedildi. Kararın üzerinden altı sene geçtikten sonra, 2013’te yargılama yeniden başladı. Önceki yargılamayı esas yeni dava 2016’da bitti ve Çomak’ın aleyhine sonuçlandı. İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen müebbet hapis cezası Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından onandı.  30 yıldır cezaevinde olan şair İlhan Sami Çomak, İnfaz hakimliğinin tahliye kararını onaylaması sonrasında Marmara Cezaevi’nden (Silivri Cezaevi) 26 Kasım 2024 günü tahliye edildi.

[/box]

ÇOMAK – TÜRKİYE DAVASI (Başvuru no:225/02)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ 

Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 225/02 başvuru no’lu davanın nedeni, Türk vatandaşı İlhan Çomak’ın (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 20 Kasım 2001 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından S.Ballıkaya ve Çelik tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

1973 doğumlu başvuran İstanbul’da ikamet etmektedir.

Başvuran 29 Ağustos 1994 tarihinde, üzerinde sahte kimlik ve bir tabanca bulundurmaktan dolayı yakalanmıştır. Başvuran Türk hukukunda yasadışı örgüt olan PKK mensubu olmakla suçlanmıştır.

Başvuran, 13 Eylül 1994 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenmiş ve aynı gün DGM yedek hakimi önüne çıkarılmıştır.

Cumhuriyet Başsavcılığı, 20 Ekim 1994 tarihli iddianameyle başvuranı Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca, özellikle bölücü faaliyetlerde bulunmak ve İstanbul bölgesinde orman yangınlarına neden olmakla itham etmiştir.

Başvuranın davası 1 Kasım 1994 tarihinde bir askeri ve iki hukuk hakiminden oluşan DGM önünde başlamıştır.

DGM, 15 Aralık 1994 ve 9 Şubat 1995 tarihli duruşmalarda başvuranın savunmasını  dinlemiştir.

DGM, 4 Nisan ve 26 Eylül 1995 tarihleri arasında yapılan duruşmalarda başvuranı, diğer sanık ve tanıkları dinlemiştir. DGM, olay tespitine ilişkin video kayıtlarının kendisine sunulmasını da istemiştir. Ayrıca DGM, olay yeri tespit tutanakları hazırlayıp imzalayan polis memurlarının da mahkemeye çıkarılmasını istemiştir.

DGM, 26 Eylül 1995 tarihli duruşmada istenilen video kayıtları mahkemeye sunulduğunu tespit etmiştir.

DGM, 5 Mart, 29 Ağustos, 12 Kasım 1996 ve 21 Ocak 1997 tarihli duruşmalarda tanıkları ve söz konusu tutanakları hazırlayan polisleri dinlemiştir.

DGM, 21 Ocak, 18 Mart ve 15 Mayıs 1997 tarihlerinde dinlenmek üzere iki tanığın mahkemeye çağrılması kararı vermiştir.

DGM, 10 Temmuz 1997 tarihinde tanıklardan birini dinlemiş ve bu tanık başvuranın dava konusu örgüte mensup olduğunu onaylamıştır.

Cumhuriyet Başsavcılığı, 5 Mart 1998 tarihinde başvuran aleyhinde TCK’nın 125.maddesinin uygulanmasını istemiştir.

DGM, 29 Haziran 1999 tarihli duruşmadan 31 Ekim 2000 tarihine kadar üç hukuk hakiminden oluşan bir heyet olarak toplanmıştır. Ancak dosyada bu dönemdeki DGM’nin adli usul işlemleri konusunda çok az unsur bulunmaktadır.

DGM, 31 Ekim 2000 tarihinde başvuranı TCK’nın 125. maddesi uyarınca bölücü faaliyetlerde bulunmaktan suçlu bulmuş ve ömür boyu hapis cezasına çarptırmıştır. Ayrıca DGM, orman yangınlarına sebep olması hususunda delil yetersizliğinden başvuranın beraatine karar vermiştir.

Yargıtay 21 Mayıs 2001 tarihinde ilk derece mahkemesi kararını onamıştır.

HUKUK AÇISINDAN

I. AİHS’NİN 6§1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuran, usul işlemlerinin bir kısmı boyunca kendisini mahkum eden DGM bünyesinde askeri hakimin bulunması nedeniyle davasının tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından görülmediğini iddia etmektedir. Başvuran AİHS’nin 6§1 maddesini ileri sürmektedir.

Hükümet, DGM’nin tarafsız ve bağımsız olmamasına ilişkin şikayet konusunda verilen ulusal nihai kararın aynı mahkeme tarafından verilen karar olduğunu ileri sürmektedir. Bu bağlamda Yargıtay’ın bu şikayet konusunda karar vermeye hiçbir şekilde yetkili olmadığını ve dolayısıyla temyizin durumun düzeltilmesi amacıyla etkili iç hukuk yolu olmadığını savunmaktadır. Hükümet buradan başvuranın ilk derece mahkemesi kararının verildiği 31 Ekim 2000 tarihinden itibaren hesaplanmak üzere altı ay içinde başvurusunu yapmak zorunda olduğu sonucunu çıkarmaktadır.

AİHM, Özdemir-Türkiye davasında (no: 59659/00) benzer bir itirazı daha önce reddettiğini hatırlatmaktadır. AİHM farklı bir sonuca varmak için hiçbir gerekçe görmemekte ve dolayısıyla Hükümet’in itirazını reddetmektedir. Bundan dolayı bu şikayet AİHS’nin 35§3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun değildir. Bu şikayet başka hiçbir kabul edilemezlik gerekçesine ters değildir. Dolayısıyla şikayeti kabul edilebilir ilan etmek uygun olacaktır.

Hükümet AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edilmediğini savunmaktadır.

AİHM, Öcalan-Türkiye davasında (no: 46221/99), sadece bir kısmı için bile olsa, bir sivilin askeri hakimden oluşan bir mahkemeye çıkarılması durumuna özel ihtimam gösterdiğini ve demokratik toplumda böylesi bir durumun mahkemelerin vermesi gereken güven duygusunu ciddi bir şekilde zedelediğine kanaat getirdiğini hatırlatmaktadır. Daha sonra AĐHM, itiraz edilen mahkemenin usul işlemlerinin soruşturma, yargılama ve karar aşamalarının her birinde yasama ve yürütme güçlerinden bağımsız olması gerektiğini vurgulayarak, ilgili ceza davasında daha sonra da geçerli kalan yargılama işlem yada işlemlerinde askeri hakimin rol alması durumunda, mahkemedeki daha sonraki yargılamanın meydana gelebilecek şüpheleri yok ettiği ortaya konulmadığı sürece, sanığın, yargılamanın tümünün uygun bir şekilde yapılıp yapılmadığı konusunda şüphe duyabileceği sonucuna varmıştır. Daha da açık olmak gerekirse, bir sivil aleyhindeki davada, davanın ayrılmaz parçasını oluşturan yargılama işlemine askeri hakimin katılması, yargılamanın tümünün tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından yürütüldüğü izlenimini ortadan kaldırmaktadır.

AĐHM bu davada, iki hukuk ve bir askeri hakimden oluşan DGM önünde başvuran aleyhinde 20 Ekim 1994 tarihinde bir ceza davasının başlatıldığını tespit etmektedir. Askeri hakimin, kovuşturmaların başladığı tarihten yaklaşık beş yıl sonra 29 Haziran 1999 tarihinde bir hukuk hakimi ile değiştirilmesinden önce, tanıkların dinlenmesi ve başvuranın beyanlarının alınmasına ayrılan esas hakkındaki birçok duruşma gerçekleşmiş ve çok sayıda adli muamele yapılmıştır. Daha sonra yenilenmeyen bu muameleler, askeri hakimin yerine gelen hakim tarafından geçerli kılınmıştır.

Bu koşullarda mevcut dava, sözü edilen Öcalan davasından farklı değildir ve AĐHM, askeri hakimin yargılama sona ermeden sivil hakimle değiştirilmesinin, başvuranın kendisini yargılamış olan mahkemenin tarafsız ve bağımsız olmamasına ilişkin makul şüphelerini ortadan kaldırdığını kabul edemez.

Dolayısıyla AİHS’nin 6§1 maddesi ihlal edilmiştir.

II. AİHS’NN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

A. Tazminat

Başvuran, maddi ve manevi tazminat olarak sırasıyla 191.160 YTL [100.600 Euro] ve 50.000 Euro istemektedir. Ayrıca başvuran, sadece yeniden yargılanmanın yeterli adil tazmini oluşturacağına kanaat getirmektedir.

Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.

AİHM, dava koşullarında ihlal tespitinin yeterli adil tazmin oluşturduğuna kanaat getirmektedir (Bkz. mutatis mutandis Çiraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar). Aynı şekilde AİHM için, bu davada olduğu gibi bir kimse AİHS’nin gerekli kıldığı tarafsız ve bağımsız olma koşullarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından cezaya mahkum edildiğinde, ilgilinin isteği üzerine yeni bir dava yada yargılamanın yeniden başlatılması, tespit edilen ihlalin düzeltilmesi için en uygun yolu teşkil edecektir (Bkz. Öcalan).

B. Masraf ve Harcamalar

Başvuran AİHM önünde yapılan masraf ve harcamalar için 5.000 Euro istemektedir.

Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.

AİHM, elinde bulunan unsurları ve konuya ilişkin içtihadını gözönünde bulundurarak, AİHM önündeki yargılama masrafı için 1.000 Euro’nun başvurana ödenmesinin makul olduğuna kanaat getirmektedir.

C. Gecikme Faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE,

1. Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilebilir olduğuna;
2. AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. Başvuranın uğradığı manevi zarar için mevcut kararın tek başına yeterli adil tazmin oluşturduğuna;
4. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana masraf ve harcamalar için 1.000 (bin) Euro’nun miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödenmesine,

b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;

5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;

karar vermiştir.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesine uygun olarak 10 Ekim 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir

Hıyaneti Vataniye Kanunu Kapsamındaki Bazı Suçlar İçin Çıkarılan Af

0
1921 Af Kanunu

Hıyaneti Vataniye Kanunu Kapsamındaki Bazı Suçlar İçin Çıkarılan Af, Hıyanet-i Vataniye Mücrimlerinden Bir Kısmının Affına Dair Kanun adıyla 19 Aralık 1921 tarihinde çıkarılmıştır. Meclisin kabul ettiği ilk af kanunlarındandır.  Hıyaneti Vataniye Mücrimlerinden Bir Kısmının Affı” hakkındaki kanun tasarısı, Meclisin 19 Aralık 1921 tarihli 130. Birleşiminin 1. Oturumunda 162 kişinin katılımı sonucunda yapılan oylamada 106 kabul, 36 ret ve 20 çekimser oyla kabul edilmiştir. TBMM Hükümeti, devam eden savaşta orduya asker temin etmek amacıyla bu af yasasını çıkarmış; halkın birlik içinde milli mücadeleye destek vermesi amaçlanmıştır.

TBMM Hükûmeti, orduya asker temin etmek amacıyla bu aftan yararlanmayı amaçlamıştır. İnsan gücünü savaşta kullanmak, birliği sağlamak, dönemin olağanüstü şartları içinde cephede duyulan asker ihtiyacını karşılamak ve halkı yeni kurulmuş devletin yanına çekmek temel gerekçeleridir.

Hıyanet-i Vataniye Mücrimlerinden Bir Kısmının Affına Dair Kanun (19 Aralık 1921)

MADDE 1 – Hiyaneti vataniye cürmünden dolayı istiklâl mahkemeleriyle mahakimi nizamiye ve divanı harbler tarafından idama mahkûm edilen eşhasın cezaları müebbet küreğe ve müebbet kürek cezaları on beş sene muvakkat küreğe tahvil ve maadası affedilmişlerdir. Halen işbu efalden maznun bulunanlar dahi evrakına nazaran bu aftan istifade eyliyeceklerdir. Ancak eczayı vatandan bir kısmının tefrik veya ecnebi bir Devlete ilhakına çalışanlar ve casusluk edenler ve halen memaliki ecnebiye ve bilâdı meşgulede bulunanlarla ihtilas ve rüşvet ahzeyliyerek Devletin kuvayı maddiye ve mâneviyesini tenkis etmiş olanlar işbu aftan müstesnadır.

MADDE 2 – 23 Nisan 1336 tarihinden itibaren şimdiye kadar; hiyaneti vataniye cürmünden dolayı tahkikat ve takibatı kanuniye icrasına mübaşeret edilmemiş olanlar aleyhinde artık takibatı kanuniye icra edilemez.

MADDE 3  – İşbu kanun tarihi neşrinden muteberdir.

MADDE 4 – İşbu kanun Büyük Millet Meclisi tarafından icra olunur.

Çıkarılan af kanunu ile vatana ihanet suçundan dolayı İstiklal Mahkemeleri, Nizamiye Mahkemeleri ve divanı harpler tarafından idama mahkûm edilen kişiler ve ömür boyu ceza verilenlerin cezalarında indirim yapılmış, diğer suçlular affedilmiştir. Vatanı bölmeye çalışanlar ile casusluk yapanlar; ihtilas ve rüşvet ahzeyleyerek devletin maddi ve manevi kuvvetlerini kötüye kullanmış olanlar af kanunu kapsamı dışında
kalmışlardır. 23 Nisan 1920 tarihinden 19 Aralık 1921 tarihine kadar olan dönemde vatana ihanet suçundan dolayı hakkında işlem yapılmayanlara bu kanundan itibaren herhangi bir işlem yapılmaması da kararlaştırılmıştır.

9 Mayıs 1921’de Hükûmet darbesi tertip etmekten Ankara İstiklal Mahkemesinde mahkûm edilen Halk İştirakiyun Fırkası üyesi komünistlerden Nazım Resmor (Dâhiliye Eski Vekili ve Tokat Mebusu); Matbuat ve İstihbarat müdüriyeti eski memurlarından Ziynetullah Nuşirevan; Emek Gazetesi kadrosundan Abdülkadir; Baytar Binbaşı Salih Hacıoğlu ve ikinci derecede suçlu dört kişi; özellikle Sakarya Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasından sonra, ülke içinde ve dışında gücünü iyice pekiştirmiş olan TBMM Hükûmeti tarafından, 19.12.1921 tarihli 155 sayılı kanun uyarınca affedilmişlerdir.

Hapsedilenlerin ve Tutulanların İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlıkdışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Korunmasında Sağlık Personelinin ve Özellikle Doktorların Görevine dair Tıbbi Etik Prensipleri

0

Birleşmiş Milletler Tıbbi Etik İlkeleri, “Hapsedilenlerin ve Tutulanların İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlıkdışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Korunmasında Sağlık Personelinin ve Özellikle Doktorların Görevine dair Tıbbi Etik Prensipleri(Principles of Medical Ethics relevant to the Role of Health Personnel, particularly Physicians, in the Protection of Prisoners and Detainees against Torture and Other Cruel, Inhuman or Degrading Treatment or Punishment)  adıyla 18 Aralık 1982 tarihinde kabul edilmiştir.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, “Tutuklu ve hükümlülerin işkenceye ve zalimce, insanlık dışı ya da aşağılayıcı öteki ceza ve davranışlara karşı korunmasında sağlık personeli ve özellikle hekimlerin görevlerine ilişkin tıbbi etik ilkeleri” başlıklı metni kabul etmiş ve Tıbbi Etik ilkeleri oluşmuştur.

Birleşmiş Milletler, tutuklu ve hükümlülerin, işkenceye ve zalimce, insanlık dışı ya da aşağılayıcı öteki ceza ve muamelelere karşı korunmasında sağlık personelinin ve özellikle hekimlerin görevleri nedeniyle uymaları gereken kuralları belirlemiştir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün Rolü 

BM, 1975 yılında Genel Kurul, bütün kişilerin işkenceye ve zalimce, insanlık dışı ya da aşağılayıcı öteki ceza ve davranışlara karşı korunması hakkındaki Bildirgeyi kabul edilmiştir. Dünya Sağlık Örgütü(WHO), her türlü tutulma ve hapsedilme koşullarında bulunan kişilerin işkenceye ve zalimce, insanlık dışı ya da aşağılayıcı öteki ceza ve davranışlara karşı korunmasına uygulanacak tıbbi etik (éthique médicale) ilkelerinin incelenmesi ve hazırlanmasını sürdürmeye davet edilmiştir. Dünya Sağlık Örgütüne bu alanda tıbbi etik yasası hazırlama görevi vermiştir.

Dünya Sağlık Örgütü yürütme kurulu  1979 yılı Ocak ayında, “tıp bilimleri uluslararası örgütleri kurulu” tarafından hazırlanan, hekimler tarafından yapılan hangi eylemlerin tıp etik kurallarını ihlal etmiş sayılacağını belirten bir taslağı onaylamış ve bu belgeyi Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine göndermiştir.

Genel Kurul, 1979 ve 1982 yılları arasında taraf ülkelerden, uzman kurumlardan ve ilgili kuruluşlardan yasa taslağı hakkında görüşlerinin incelenmek üzere kendisine gönderilmesini istemiş; 1981 yılında Ekonomik ve Sosyal Konsey bünyesinde de müzakereler yapılmış, bu çalışmalar temel alınarak, yasa taslağı metni gözden geçirilerek kabul edilmek üzere Genel Kurula sunulmuştur.

İşkence, Gayriinsani Muamele ve Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi Tıbbi Etik İlkeleri

Birinci ilke

Tutuklu ve hükümlülere tıbbi bakım vermekle görevli sağlık personeli ve özellikle hekimler, bu kişilerin bedensel ve zihinsel sağlıklarını korumak durumunda olup hastalık halinde bu kişilere tutuklu veya hükümlü bulunmayan kişilere yapılan bakımla aynı nitelikte hizmet vermek yükümü altındadırlar.

İkinci ilke

Eğer sağlık personeli, özellikle hekimler, aktif veya pasif biçimde, işkence ve öteki zalimce, insanlık dışı ya da aşağılayıcı davranışlar konusundaki eylemlerin (2) ortak faili, katılımcı ya da kışkırtıcısı oluyorlar ise bu durum tıbbi etik ilkelerinin açık ihlal biçimidir.

Üçüncü ilke

Eğer sağlık personeli özellikle hükemler, tutuklu ve hükümlüler ile onların bedensel ve zihinsel sağlıklarını değerlendirmek, korumak ya da iyileştirmek dışında mesleki ilişki içindeyseler bu durum tıbbi etik ilkelerinin ihlali anlamına gelir.

Dördüncü ilke

Sağlık personeli, özellikle hekimler tarafından yapılan eylemler aşağıdaki durumlarda tıbbi etik ilkelerinin ihlali anlamına gelir:

a) Bilgi ve yetkilerini hükümlü ya da tutukluların bedensel ya da zihinsel sağlıkları ya da durumları üzerinde kötü etkiler doğurma olasılığı bulunan ve bu konuya ilişkin uluslararası belgelere uygun olmayan bir soruşturmaya tabi tutulmasına yardım için kullanmak,

b) Tutuklu veya hükümlülerin bedensel veya zihinsel sağlıkları üzerinde kötü etkileri olabilen ve ilgili uluslararası belgelere uygun bulunmayan herhangi bir biçimdeki ceza ya da muamele uygulamasına dayanır olduklarını gösterir belge vermek ya da verilmesine yardımcı olmak, ya da herhangi bir biçimde olursa olsun ilgili uluslararası belgelere uygun olmayan böyle bir ceza veya muamele uygulamasına katılmak.

Beşinci ilke

Eğer sağlık personeli, özellikle hekimler, her ne biçimde olursa olsun, tutuklu veya hükümlülerin tecrit edilmesine katıldıkları takdirde, bu durumun tümüyle tıbbi ölçütlere dayanılarak hükümlü ya da tutuklunun ya da öteki hükümlü veya tutukluların, veya koruma görevlilerinin bedensel veya zihinsel sağlığının korunması veya güvenliği için gerekli olması ve bedensel veya zihinsel sağlık bakımından hiçbir tehlike taşımaması hariç olmak üzere, tıbbi etik ilkelerinin ihlali söz konusudur.

Altıncı ilke

Yukarıda sayılan ilkelere hiçbir nedenle, genel tehlike durumlarında bile istisna getirilemez.

Kelebekler Zamanında – In The Time of The Butterflies

0

Kelebekler Zamanında, Trujillo diktatörlüğündeki Dominik Cumhuriyeti’nde her gün yaşanan trajedileri resmeden diktatörlük karşıtı bir filmdir. Film, tarihi bir olayı, Mirabel Kızkardeşler’in hayatını anlatmaktadır. Varlıklı bir ailenin çocukları olan üç kardeşin trajik yaşamına ayna tutmaktadır. Mirabel kız kardeşlerden birinin kod adının Kelebek olmasından esinlenerek o günden bu yana bu üç kız kardeş, gerek Dominik’te gerekse bütün dünyada “Kelebekler” adıyla efsaneleştirilerek anılmaya başlamışlardır

Kız kardeşlerden Minerva’nın kardeşleriyle birlikte okumak isteği vardır. Babasından kendisini ve kardeşlerini bir okula yollamasını ister. Bu istekleri kabul edilen çocuklar okulda beş yıl kalırlar. Minerva burada bir okul oyununda rol alır ve hem kendisinin hem de kardeşlerinin hayatını değiştirecek olaylar başlar.

Filmin Künyesi  
Vizyon Tarihi          21 Ekim 2001
Süresi 95 dakika
Ülke Amerika Birleşik Devletleri, Meksika
Yönetmen Mariano Barroso
Senaryo David Klass, Judy Klass,
Müzik Van Dyke Parks
Oyucular Salma Hayek, Edward James Olmos, Mía Maestro, Demián Bichir, Pilar Padilla, Lumi Cavazos, Geraldine Bazán, Pedro Armendáriz, Jr. Ana Martín,  Marc Anthony
Kelebekler Zamanında – In The Time of The Butterflies

1930’da Rafael Trujillo adlı diktatör, askeri darbe yaparak Dominik Cumhuriyeti’nde iktidarı ele geçimiş ve Dominik halkı, 31 yıl baskı ve zulüm altında yaşamak zorunda kalmıştır. İktidarda olduğu süre boyunca 50 bin kişinin ölümüne neden olan Trujillo şehirlerin, dağların isimlerini dahi kendi adıyla değiştirmiştir. Mirabel Kızkardeşler Amerika kıtası tarihinin en kanlı diktatörlerinden biri olarak tarihe geçen Trujillo’nun kabusu haline gelmiştir.

1960 yılının 25 Kasım’ında, Dominik Cumhuriyeti’nin kuzey bölgesinde, bir uçurumun dibinde üç kadının cesedi bulunur. Bunlar Mirabel kardeşlerdir. Patria 36, Minerva 34 ve Maria Teresa 24 yaşlarındadır.Ertesi sabah gazetelerde bu ölümlerin bir kaza sonucu meydana geldiğini anlatan bir haber çıkar. Ama gerçek göründüğü gibi değildir. Bu katliam kayıtlara “araba kazası” olarak geçecektir.

25 Kasım 1960 tarihinde 3 kız kardeşin cesetlerinin Dominik Cumhuriyetinin kuzey bölgesinde bir uçurumun dibinde bulunması üzerine, diktatörlük önce bu ölümlerin nedeni olarak “trafik kazasını” göstermiş ancak asıl gerçeğin diktatörlük karşıtı Clandestina hareketinin kurucuları ve kadroları içinde olan bu kadınların tehlike olarak görülerek tecavüz edilip katledildikleri ortaya çıkmıştır.

Bu üç kadın diktatörlük karşıtı mücadelenin sembolü haline gelmişler, direniş hareketi bu sembollerle güçlenmiş ve bir yılın sonunda diktatörlük, Anti-Trujilo hareketi tarafından iktidardan düşürülmüştür. Trujillo 30 Mayıs 1961’de uğradığı bir suikast sonucu öldürülmüş ve diktatörlük “Kelebekler”in öldürülmelerinden bir yıl sonra çökmüştür.

Film, Mirabel Kızkardeşleri sinemaya aktarmıştır. 

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

25 Kasım tarihi, Birleşmiş Milletler tarafından “Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü” olarak kabul edilmiştir.

25 Kasım, Dominik Cumhuriyetinde, Trujillo diktatörlüğüne karşı özgürlük mücadelesini yükselten Mirabel kız kardeşlerin, diktatörlüğün askerleri tarafından, tecavüz edildikten sonra vahşi bir şekilde katledildikleri, utanç gününün ve insanlık ayıbının yıl dönümüdür.. Çocukluklarından ve sevda hikayelerinden silah kaçırmalarına, hapishanede maruz kaldıkları işkencelere kadar tüm hikaye trajedinin bir parçasıdır.

1981’de Dominik’te toplanan Latin Amerika Kadın Kurultayı’nda Mirabel kardeşlerin öldürüldükleri gün olan 25 Kasım, “Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü” olarak kabul edilmiş, 1999 yılında ise, 25 Kasım, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından “Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü” olarak belirlenmiştir. .

Dominik Cumhuriyeti’nde ve Amerika’da çok satanlar listesinde olan yazar olan Julia Alvarez; Mirabel kız kardeşlerin hayatını anlattığı romanını “In the Time of The Butterflies” (Kelebekler Zamanı) yayımlamıştır. Bu kitap, Mirabel kız kardeşlerin kelebekler olarak tanınmasına neden olmuştur. 2000 yılı 25 Kasım’ında Mirabel Kardeşlerin cesetleri kadın örgütleri tarafından doğdukları köye taşınmıştır. 2001 yılında “In the time of the butterflies-Kelebekler Zamanında” filmi çekilmiş ve büyük ilgi görmüştür.

[/box]

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]Filmin başrol oyuncusu Salma Hayek, 2 Eylül 1966 yılında Coatzacoalcos, Veracruz, Meksika’da doğdu. Babası Lübnanlı, annesi Meksikalıdır. Oyunculuğu ile tarihi bir olayı güçlü bir şekilde yansıttı.[/box]

 

24 Kasım – Hukuk Takvimi

0
24 Kasım Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, önemli hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuki düzenlemeler
24 Kasım – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Bugün
1632

Aydınlanmanın erken dönem düşünürlerinden Yahudi kökenli Hollandalı filozof Baruch Spinoza dünyaya geldi. Benedictus de Spinoza veya Bento d’Espiñoza olarak da bilinmektedir. René Descartes ve Gottfried Leibniz ile birlikte 17. yüzyıl felsefesinin en önde gelen rasyonalistlerinden biri olarak kabul edilmektedir. En büyük eseri Ethica adlı kitaptır. 21 Şubat 1677’de 44 yaşında ölmüştür.

Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: Spinoza.avif

1826

İtalyan gazeteci ve yazar Carlo Lorenzini doğdu. (Ölümü: 26 Ekim 1890) Kültürel bir  simge haline gelen çocuk romanı karakteri Pinokyo’nun yaratıcısıdır.

1870

İlk mizah dergisi ‘Diyojen’ 131 yıl önce, İstanbul’da yayımlanmaya başlandı.

1884

İsrail Devleti’nin İkinci Cumhurbaşkanı Yitzhak Ben-Zvi, halihazırda Ukrayna topraklarında bulunan Poltava şehrinde doğdu. (Ölümü: 23 Nisan 1963) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 1909 Jön Türk Devrimi’nin ardından Türkiye’ye gönderildi. Kudüs’te, ilk İbrani lisesini kurdu. 1914 yılında Filistin’e döndü ancak Osmanlı yetkililerince 1915 yılında kovuldu. Bunun üzerine ABD’ye göç ederek orada Siyonizm ile ilgili yayınlar ve aktiviteler gerçekleştirdi. 1920’den 1929’a kadar  İsrail’de baskın işçi örgütü haline gelen Genel Çalışma Federasyonu “Histadrut” sekreterliğinin üyesi olarak görev yaptı. 14 Mayıs 1948’de İsrail’in Bağımsızlık Bildirgesi‘ni imzaladı. 1952’de İsrail cumhurbaşkanı oldu ve ölümüne kadar bu pozisyonda kaldı. Ortadoğu tarihi ve arkeolojisi alanında tanınmış bir bilgindi.  Yahudi Ortadoğu Toplulukları Araştırma Enstitüsü’nü yönetti (Bugünkü adıyla Ben-Zvi Enstitüsü)  1958’de “Yahudilerin tarihi, Sürgünler ve Kurtarılanlar” kitabını yazdı. 

İsrail’in ikinci Cumhurbaşkanı Yitzhak Ben-Zvi, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu idi.
1918 Macaristan Komünist Partisi kuruldu.
1921

Amerikalı avukat siyasetçi ve televizyon spikeri John Vliet Lindsay doğdu. (Ölümü: 19 Aralık 2000) Yale Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okudu. 1949’da hukuk kariyerine Webster, Sheffield, Fleischmann, Hitchcock ve Chrystie hukuk firmasında başladı. 1951 yılında New York Genç Cumhuriyet Kulübü’ne katıldı ve 1952’de kulüp başkanı oldu. 1957 yılında Sivil Özgürlük Davaları ve  Sivil Haklar Yasası üzerinde çalıştı. 1959’dan 1965’e kadar ABD Temsilciler Meclisi üyeliği, 1966’dan 1973’e kadar da New York şehri belediye başkanlığı görevinde bulundu. ABD Başkan adayı olmanın yanı sıra Good Morning America‘da sıklıkla sunuculuk yaptı. 

John Lindsay
1923

1923- Sayıştay, Cumhuriyetin ilânının hemen ertesinde, 24 Kasım 1923 tarihinde, 374 sayılı “Divan-ı Muhasebatın Sureti İntihabına Dair Kanun” ile Kıta Avrupası Fransa modeli esas alınarak yeniden kuruldu.

1925

Erzurum’da da şapka inkılabına karşı gösteriler yapıldı. Tutuklananlardan 13’ü İstiklal Mahkemeleri tarafından idama mahkûm edildi ve Erzurum’da 1 ay sıkıyönetim ilan edildi.

1928

Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati Bey’in hazırladığı ‘Millet Mektepleri Talimatnamesi’  11 Kasım 1928’de Bakanlar Kurulunca onaylandı ve 7284 sayılı Bakanlar Kurulu kararının 24 Kasım 1928’de Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla yürürlüğe girdi.

1932

Şilili yazar, aktivist ve psikiyatr Claudio Benjamín Naranjo Cohen doğdu. (Ölümü: 12 Temmuz 2019) Yaşamı boyunca küresel insan hakları konusunda mücadele eden bir aktivist oldu. Psikoterapinin ve manevi geleneklerin bütünleştirilmesinde öncü olarak kabul edildi. Enneagram Kişilik Kuramları ana geliştiricisi ve ‘Gerçeği Ardından Arayanlar Enstitüsü’ kurucusudur.

Claudio Benjamín Naranjo Cohen
1934

Soyadı kanununun kabulünden sonra 24 Kasım 1934 yılında 2258 Sayılı Kanunla, TBMM Türk milletinin bir şükran ifadesi olarak, Gazi Mustafa Kemal Paşaya Atatürk soyadını verdi. Atatürk soyadının başkaları tarafından kullanılması yasaklandı.

1934

Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesine dair Bakanlar Kurulu Kararı kabul edildi. 2 Şubat 1935 Ayasofya Müzesi halka açıldı ve tarihin ortak mirası olarak koruma altına alındı. Danıştay 10’uncu Dairesi, 10 Temmuz 2020’de aldığı kararla, Ayasofya’nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etti. 24 Temmuz 2020’de cami olarak tahsis edildi. 10 Temmuz 2020’de imzalanan 2729 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Ayasofya’nın Diyanet İşleri Başkanlığı’na devri ve ibadete açılması kararlaştırıldı. Ayasofya; hasara uğradıktan sonra İmparator II. Theodosios tarafından mimar Ruffinos’a yeniden yaptırılan Ayasofya, 10 Ekim 415’te yeniden ibadete açılmış, 1453’te kiliseden camiye çevrilmişti. Sevr Antlaşmasının da imzalandığı 1920 Paris Konferansı sırasında büyük tartışmalara konu olmuştu.

1946

Amerikalı seri katil ve tecavüzcü Ted Bundy (Theodore Robert Bundy) doğdu. (Ölümü: 24 Ocak 1989) Washington Üniversitesi ve Puget Sound Üniversitesinde eğitim gördü. 1974 ve 1978 arasında yedi eyalette işlediği 30 cinayeti itiraf etti. ABD hukuk sistemindeki ifadesiyle “Avukatlığını kendisi üstlendi.” Yargı süreci boyunca iki kere hapisten kaçtı. 12 kurbanın başını kesti ve kafataslarını dairesinde hatıra olarak sakladı. Amerikan seri katillerinin öncül örneği olarak kabul edildi.  ‘Seri Katil’ terimi ilk defa Bundy’i tanımlamak için ortaya atıldı.

1948

İngiliz politikacı ve diplomat Edgar Algernon Robert Gascoyne-Cecil yaşamını yitirdi. (Doğumu: 14 Eylül 1864)  1936’da Fransız Pierre Cot ile birlikte yürüttüğü ‘Uluslararası Barış Kampanyası’  Nobel Barış Ödülüne layık görüldü.

Robert Cecil
1948

Amerika Birleşik Devletleri’nde Anneler Günü’nü ilk başlatan kişi Anna Marie Jarvis yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1 Mayıs 1864)

1961

BM, nükleer silah yasağını ABD’nin protestosuna rağmen kabul etti. 

1964

Ceza Hukukçusu, Prof. Dr. Serap Keskin Kiziroğlu, İzmir’de doğdu. 

1977 Avrupa Konseyi Statüsü’ne Dair Londra Sözleşmesi, İspanya tarafından imzalandı.
1980 Ölüm cezası Askeri Yargıtay Daireler Kurulu’nca tekrar onanan Erdal Eren’in avukatları Eren’in isnat edilen suçun gerçek suçlusu olmadığı ve yargılamanın usulsüz yapıldığı gerekçesiyle kararın düzeltilmesi talebinde bulundu.
1980

Askeri Yargıtay, TCK 142.madde kapsamındaki komünizm propagandası sayılan suçların yaygın şiddet eylemlerinin ve anarşik ortam yaratılmasının kökeni olduğunu kabul ederek bu suçlara bakmaya Sıkıyönetim Askeri Mahkemeleri’nin görevli olduğuna karar verdi.

1982

Makro Ekonomi ders notlarında komünizmi övdüğü iddiasıyla tutuklu yargılanan Prof. Sadun Aren bilirkişi raporuyla beraat etti.

1988

Tuzla Köprüsü operasyonuna katılan 16 polisin 56’şar yıl hapis istemiyle yargılanmasına başlandı.

1990

Kadınlar, Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Cemil Çiçek’in ‘Flört fuhuştur’ ve ‘feminizm sapıklıktır’ şeklindeki söylemlerini düdük çalarak protesto etti. İstanbul Galatasaray’daki eylemde, polis 5 kadını dövdü, 11 kadın gözaltına alındı.

1990

Kuruçeşme Toplantıları’nda alınan kararla düzenlenen Sosyalistlerin Birlik Partisi Girişimi’nin Kuruluş Kurultayı Ankara’da toplandı

1994

Öğretmenler Günü, öğretmenlik mesleğini icra eden kimseleri onurlandırmak için çeşitli etkinliklerin düzenlendiği bir kutlama günüdür. Pek çok ülkede 1994’ten beri her yıl 5 Ekim günü UNESCO tavsiyesiyle Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır.5 Ekim günü, 1966 yılında Paris’te gerçekleşen “Öğretmenlerin Statüsü Hükümetlerarası Özel Konferansı”nın sona erip UNESCO temsilcileri ile ILO tarafından “Öğretmenlerin Hakları ve Statüsü Tavsiyesi”nin oy birliği ile kabul edilişinin yıl dönümüdür.

1996 Refah Partisi Ankara Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Tekdal, Kanal-D televizyondaki konuşmasında: “Parlamenter sistemin hakim olduğu yerlerde, eğer bir millet gerekli şuuru göstermez, hak nizamının tesisi sadedinde gayret sarfetmez ise, kendisini iki bela karşılayacaktır. Bunlardan bir tanesi bütün münkerler karşısına gelecek, zulüm görecek ve zulmün neticesinde de helak olup gidecektir. Bir diğeri mükellef olduğu hak nizamının tesisi için çalışmadığı için cenabı hakka hesabını veremeyecektir ve bu takdirde de yine zelil olacaktır. İşte değerli kardeşlerim, bu hassasiyetlere dikkat etmek suretiyle hak sistemini tesis etmek isteyen ve bu uğurda mücadele eden topluluklara elden gelen gayretin gösterilmesi elbetteki vazifemizdir. Türkiye’de hak nizamı tesis etmek isteyen siyasal kadronun adı Refah Partisi’dir.” dedi. 
2001

HADEP İstanbul İl Başkanı Avukat Mahmut Şakar ve Yönetim Kurulu Üyeleri olan sanıklar Mehmet Salih Yıldız, Halil Salık, Hıdır Doğan, Mehmet Salih Güven, Nusrettin Kaplan, Ayşe Karadağ, Saim Aktürk, Ferhat Yeğin, Alican Önlü, Aslan Yüce, Aslıhan Duran, Delal Eren, Fethi Özcan, Oktay Şamiloğlu, Mehmet Taş ve Erol Yılmaz haklarında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda, kamu davasının ertelenmesine dair verilen karar kesinleşmişti.

2002

Etik, toplumsal adalet, eşitlik ve siyaset felsefesi üzerine çalışmalar yapan ve Bir Adalet Teorisi isimli eseri Vedat Ahsen Coşar tarafından Türkçe’ye çevrilen ABD’li filozof Prof. Dr. John Bordley Rawls yaşamını yitirdi. (Doğumu: 21 Şubat 1921) Rawls, Harvard Üniversitesi’nde 40 yıl boyunca etik ve siyaset felsefesi alanında dersler vermişti.

John Rawls – Harvard Üniverstesi Gazetesinde. “Rawls’un çalışması, dünyada ahlak ve siyaset felsefesini değiştirdi” denilmektedir.
2004

Aile Hekimliği Kanunu, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi, birey ihtiyaçları doğrultusunda koruyucu sağlık hizmetlerine ağırlık verilmesi, kişisel sağlık kayıtlarının tutulması ve bu hizmetlere eşit erişimin sağlanması amacıyla; 5258 sayılı kanun numarası ile 24 Kasım 2004 tarihinde kabul edildi. Resmi Gazetenin 09 Aralık 2004 tarihli sayısında  yayınlanarak yürürlüğe girdi.

2006

Avrupa Barolar ve Hukuk Birlikleri Konseyi(CCBE), 24 Kasım 2006’da, Brüksel’de yapılan genel kurul toplantısında Avrupa’da Avukatlık Mesleğine İlişkin Temel İlkeler Tüzüğü’nü (Charter of Core Principles of The European Legal Profession) kabul etti.

2009

Türkiye Futbol Federasyonu Etik Davranış İlkeleri, TFF Yönetim Kurulu’nun 24.11.2009 tarihli toplantısında kabul edildi.

2010

İzmir’de tekel işçilerine destek verdikleri için yargılanan 30 öğretmen beraat etti.

2011

Türkiye, tarafından ilk imzası atılan İstanbul Sözleşmesi(İstanbul Sözleşmesi: Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi) 24 Kasım 2011 tarihinde mecliste oybirliği ile kabul edildi. Oylamadan 246 kabul, “sıfır” ret oyu çıktı. Çekimser oyu veren tek milletvekili ertesi gün Meclis’e dilekçe vererek yanlışlıkla “çekimser” tuşuna bastığını ve oyunu “kabul” oyuyla değiştirmek istediğini bildirdi. Sözleşme, Türkiye bakımından 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girdi ancak Türkiye, 20 Mart 2021 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile İstanbul Sözleşmesi‘nin tek taraflı olarak feshedildiğini duyurdu.

2019 Toplumsal Cinsiyet, Cinsiyet Kimliği, Cinsiyet İfadesi, Cinsel Yönelim Eşitliği ve Sağlık Hizmetleri Bildirgesi; 15-16 Aralık 2018 tarihinde Ankara’da düzenlenen ‘Türk Tabipler Birliği III. Etik Bildirgeler Çalıştayı’nda geliştirilerek 24 Kasım 2019 tarihinde TTB Olağanüstü 71. Büyük Kongre’sinde kabul edildi. Bildirge, 24 maddeden oluşan öneriler silsilesini içermekte; toplumsal cinsiyet, cinsiyet kimliği, cinsel yönelim kavramlarını tanımlayarak sağlık hizmetlerinde tüm bireyler için eşitliği öngörmektedir.
2021 Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nda boşalan üyeliğe Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Genel Müdür Yardımcısı Havvanur Yurtsever seçildi. TBMM Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon, HSK üyeliğine aday olarak Havvanur Yurtsever, Timur Borahan ve Mustafa Halit Çelik’i belirlemişti
2021 Türkiye Cumhuriyeti ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında, ticaret, enerji, çevre, limanlar ve lojistik gibi çok sayıda alanın yanı sıra iki ülke borsaları arasında işbirliğini öngören mutabakat muhtırası imzalandı.
2021 Birleşmiş Milletler (BM)’e bağlı Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) Türkiye’deki çalışanları greve gitmeye karar verdi. Çalışanlar artan döviz kurunun hayat şartlarını zorladığını söyleyerek yetkililere çağrıda bulundu.
2021 Hukukçu, senatör ve eski içişleri bakanı Hasan Fehmi Güneş’in, 23 Kasım 2021’de 87 yaşında vefatının ardından Türkiye Büyük Millet Meclisinde tören düzenlendi. Güneş, Sakarya’daki ebedi istirahatgahına doğru yola çıktı.

Hasan Fehmi Güneş
2021 İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesi, Pendik’te 7 aylık hamile kadın ve eşinin içinde bulunduğu araca saldırdıkları gerekçesiyle baklavacı Hasan ve Hüseyin Sel kardeşlere verilen 5’er yıllık hapis cezasını bozdu. Anadolu 59. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 2020 yılında verilen kararda her iki sanık  “Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçundan 4’er yıl 2’şer ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Mahkeme, “Ulaşım araçlarının kaçırılması ve alıkonulması” suçundan da sanıkları 10’ar ay hapis cezasına çarptırmıştı.
2021

Riba-Events isimli organizasyon şirketinin sahibi Rıza Cerit’in, turnede sahne alması için 500 bin Euro bedelle anlaştığı şarkıcı (Yusuf Aktaş) Reynmen’e turne öncesi ödediği 200 bin Euro’nun iadesi için açtığı davada karar çıktı. Davayı karara bağlayan mahkeme, Reynmen’in Rıza Cerit’e 200 bin Euro ödemesine karar verdi.

2023
  • Ankara Cumhuriyet Başsavcısı A.A. ve soruşturma savcısı AA.’nın “Orhun Haber” adlı hesap üzerinden hedef alınması ile ilgili tehdit, hakaret ve iftira suçlarından şüpheli olarak gözaltına alınan iki kişiden birinin eski Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı olduğu anlaşıldı.
  • Yolsuzluk ve rüşvet iddiasıyla tutuklanan ve daha sonra adli kontrol şartıyla tahliye edilen Gökçeada Belediye Başkanı Ünal Çetin ve diğer 7 sanık hakkındaki davanın ilk duruşması Çanakkale 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Suçlamaların hiçbirini kabul etmediğini belirten Çetin, “Yargılanmak istiyorum” dedi. Yeni duruşma günü 22 Mart 2024 olarak belirlendi.
  • İstanbul ve 5 başka ilde eksik evraklı hafriyat kamyonları için rüşvet alındığına ilişkin şikayetler üzerine 46 polis memuru ve 62 sivil hakkında Anadolu Adliyesinde başlatılan soruşturma kapsamında, ilk etapta gözaltına alınan 46 polisten 25’i tutuklama talebiyle, 21’i ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmak üzere sulh ceza hakimliğine sevk edildi.
2023

Sevgilisi Reeva Steenkamp’ı  14 Şubat 2013’te öldürdüğü gerekçesiyle yaklaşık 2016 yılında 13 yıl, 5 ay hapis cezasına çarptırılan ve 11 yıldır Pretoria yakınlarındaki Atteridgeville hapishanesinde cezasını çeken paralimpik olimpiyat şampiyonu Oscar Pistorius hakkında şartlı tahliye kararı verildi. Duruşmalarda, sevgilisinin hırsız olduğunu sanarak öldürdüğünü iddia eden Pistorius’un terapi görmek zorunda olacağı ve 5 Ocak 2024’te serbest bırakılacağı açıklandı.

2023

Yargıtay’ın kapatılan HADEP’e isim benzerliği nedeniyle itirazı üzerine HEDEP açıklama yaptı: “Partinin uzun ismi değişmeyecek, sadece kısa adı olan HEDEP değiştirilecek”

 2023

Hırvat uyuşturucu baronu Nenad Petrak‘a, kırmızı bültenle aranmasına rağmen 250 bin dolara daire satın aldığı için TC vatandaşlığı verildiği ve Nenat Çelik ismini aldığı ortaya çıktı. Şahıs 18 Kasım 2023 günü, Kartel-2 isimli operasyonu kapsamında İstanbul Üsküdar’daki lüks rezidansta yakalanmıştı.

 2024
  • Colorado’da ‘Doğaya Dönüş‘ adlı cenaze evinin sahipleri Jon ve Carie Halfada çiftinin, cenaze yakınlarına ölenlerin külleri yerine ‘beton karışımı’ verdiği anlaşıldı. ABD’nin Colorado eyaletinde yer alan bir tesiste 190 adet çürümüş ceset bulunmasına ilişkin davada, sabıklar tüm suçlamaları kabul etti. Cuma günü son duruşması görülen davada Jon ve Carie Hallford çiftine, ‘ceset istismarı’ ve ‘dolandırıcılık‘ da dahil olmak üzere 200’ü aşkın suçlama yöneltildi.
  • Tunceli Belediyesi’ne içişleri bakanlğınca kayyım atanmasının ardından gözaltına alınan Birsen Orhan tutuklamaya sevk edildi. Orhan, Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’nde konutu terk etmeme adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
  • Filozof Baruch Spinoza‘nın 392. doğum gününde Heybeliada’da lokma dağıtıldı. Lokmayı beyin cerrahı Türker Kılıç’ın dağıttığı öğrenildi.
  • Millî Eğitim Bakanlığına bağlı resmî ve özel örgün-yaygın eğitim kurumlarında oluşturulan okul kütüphanelerinin kuruluş, işleyiş ve personeli ile ilgili iş ve işlemlere ait esasları kapsayan Millî Eğitim Bakanlığı Okul Kütüphaneleri Yönetmeliği, Resmî Gazete’de yayımlandı. Yönetmeliğe göre resmî ve özel örgün-yaygın eğitim kurumlarında oluşturulacak kütüphanelerde kitap sayısı 10 binden fazla olması durumunda kütüphaneci atanacak. Kütüphanecinin atanamadığı durumlarda ilgili valilikçe Türk dili ve edebiyatı veya Türkçe alanlarından öncelikli olarak norm kadro fazlası öğretmenlerden görevlendirme yapılacak.
2024
  • Ankara’da sahte kredi çetesine yönelik operasyonda gözaltına alınan 11 şüpheliden 7’si tutuklandı.
  • Balıkesir’de bıçakla rehin alınan bir kadın polisin saldırganı öldürmesi sonucu kurtarıldı.
  • Eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş’in ablasına yönelik saldırıyı azmettirdiği için ev hapsine tutulan ve 2 kişiyi öldüren Servet Bozkurt ile kendisine yardım eden kişiler tutuklandı.
  • Bursa’da, dedesini bıçaklayarak ağır yaralayan 18 yaşındaki İbrahim İ. tutuklandı. Dede Kemal K. tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

24 Kasım – Hukuk Takvimi

23 Kasım – Hukuk Takvimi

0
23 Kasım – Hukuk Takvimi
1221 1252-1284 yılları arasında Kastilya krallığı yapan Kastilyalı X. Alfonso doğdu. (Ölümü: 4 Nisan 1284) İktidarı döneminde para birimini ve maliyeyi yeniledi. Birçok şehre fuar yapmaları için izin vererek ve Honrado Concejo de la Mesta’yı kabul ederek aktif ve kârlı bir ekonomi politikası gerçekleştirdi. Aynı zamanda kraliyet yazıhanesinde gerçekleştirdiği bilim, tarih ve hukuk alanındaki eserleriyle de üstünlüğü kabul edildi. X. Alfonso, Musevi, Müslüman ve Latin entelektüellerden oluşan ve Toledo Çevirmenler Okulu olarak anılan grubun işbirliği ve  bizzat kendi yazılarıyla katkıda bulunduğu ve İspanyolca düzyazının büyük ölçüde başladığı bir edebi eser topluluğunu sonraki kuşaklara aktardı. 1935’te Ay’daki bir kratere onun onuruna “Alphonsus” adı verildi.

Kastilyalı X. Alfonso
1804 ABD’nin 14. başkanı ve hukukçu Franklin Pierce doğdu. (Ölümü: 8 Ekim 1869) Northampton Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden mezun oldu. 1842’de istifa edinceye kadar Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisi’nde ve Amerika Birleşik Devletleri Senatosu’nda görev yaptı. Kurduğu özel hukuk şirketinin yakaladığı başarıları sayesinde 1845’te New Hampshire eyaleti Başsavcısı olarak seçildi. Meksika-Amerika Savaşı(25 Nis 1846 – 2 Şub 1848) sırasında orduda Tuğgeneral olarak görev yaptı. Kansas-Nebraska Kanunu’nu yürürlüğe soktuktan sonra Kuzey eyaletlerindeki popülerliği azaldı. Kanunun yürürlüğe girmesi, Batı eyaletlerinde kölelik yandaşları ve karşıtları arasında şiddetli çatışmalar çıkmasına neden oldu ve ABD iç savaşını tetikledi.  4 Mart 1853 – 4 Mart 1857 arasında başkanlık görevini üstlendi. Tarihe en başarısız başkanlardan biri olarak geçti.

Franklin Pierce
1915 1915  Prof. Dr. Yusuf Kemal Tengirşenk, Adliye Nezareti Müsteşarlığına(Adalet Bakanlığı) tayin edildi.
1925 Osmanlı Devleti döneminde kurulan Şuray-ı Devlet(Danıştay), Türkiye Cumhuriyeti döneminde yeniden kuruldu ve yapılandırıldı. 669 Sayılı Şûrayi Devlet Kanunu ile kurulan Danıştay, 6 Temmuz 1927 tarihinde çalışmaya başladı. İlk kuruluşunda Danıştay, üç idari bir dava dairesi olmak üzere, dört daireden oluşmaktaydı.
1938 Almanyalı faşist lider Adolf Hitler beş bin markın üzerinde malvarlığı bulunan Yahudilere yüzde 20 oranında vergi getirdi.
1941 İkinci dünya savaşının getirdiği sıkıntılar sonucunda, İstanbul’da un ve şeker sıkıntısı çıkması nedeniyle pasta çörek ve benzeri yiyecek maddelerinin yapımı ve satışı yasaklandı.
1954 Bedii Faik, Dünya gazetesinde, Devlet Bakanı Mükerrem Sarol’a hakaret ettiği iddiasıyla tutuklandı.
1964 Başbakan İsmet İnönü başkanlığında toplanan Milli Güvenlik Kurulu karasularının 6 milden 12 mile çıkarılmasını kararlaştırdı.
1967 Bolivya’da tutuklu bulunan Fransız yazar Regis Debray ve Arjantin’li C.Bustos gerillalarla birlikte hareket ettikleri gerekçesiyle 30’ar yıl hapse mahkum edildi.
1970 Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu Arasında Katma Protokol, 23 Kasım 1970 tarihinde, Belçika’nın başkenti Brüksel’de İhsan Sabri Çağlayangil tarafından imzalandı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 5 Temmuz 1971’de kabul edildi. 22 Temmuz 1971 tarihinde Cumhuriyet Senatosu’nda onaylandı. 3 Ağustos 1971 tarihinde resmi gazetede yayınlanan 1448 sayılı Kanun gereğince 1 Ocak 1973’te yürürlüğe girdi.
1971 Hukukçu, Ordinaryüs Profesör ve siyasetçi Hasan Vasfi Sevig(Vasfi Raşid Seviğ)yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1887)
1971 Çin Halk Cumhuriyeti temsilcileri, BM ve BM Güvenlik Konseyi toplantılarına ilk defa katıldı.
1974 Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri arasında Stratejik Silahları Sınırlama Antlaşması (SALT) SSCB’nin Vladivostok kentinde imzalandı.
1974 Federal Almanya Çalışma Bakanlığı toplam 1 milyon 400 bin yabancı işçinin biten sözleşmelerini yenilemeyeceğini açıkladı. 420 bin Türk işçisini ve ailelerini yakından ilgilendiren karar tepkiyle karşılandı.
1985 Başbakan Turgut Özal’a suikast girişiminde bulunan Kartal Demirağ idam cezasına çarptırıldı. Suçun teşebbüs halinde kalması nedeniyle cezası 20 yıl ağır hapse indirildi.
1986 Şerif Gören’in ‘Yılanların Öcü’ adlı filmine toplu bilet alarak öğrencilere satan SBF Öğrenci Derneği yöneticileri hakkında disiplin soruşturması açıldı. Dekanlık, YÖK Öğrenci Disiplin Yönetmeliği’nin 8/a maddesi uyarınca 1 haftadan 1 aya kadar uzaklaştırma istedi.

Yılanların Öcü – Afiş
1993 Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖZDEP) hakkında, Anayasa Mahkemesi tarafından 23 Kasım 1993’te kapatma kararı verildi. ÖZDEP, 19 Ekim 1992’de kurulmuştu.
1993 Laz Kültür dergisi ‘Ogni’ İstanbul DGM’ce 23 Kasım 1993’te Terörle Mücadele Yasası’nın 8.maddesine dayanılarak toplatıldı.
1993 Anayasa Mahkemesi, programında bölücülüğe yer verildiği gerekçesiyle ÖZDEP’in (Özgürlük ve Demokrasi Partisi) kapatılmasına karar verdi.
2000 Bağlantılı Hak Sahibi Fonogram Yapımcıları Meslek Birliği-MÜ-YAP’ın İlk Genel Kurul Toplantısı yapıldı ve ilk Yönetim Kurulu üyeleri belirlendi.
2001 Yargı Bağımsızlığı ve Hakimlerin Azledilmemelerine İlişkin Standartlar; Avrupa Hakimleri Danışma Konseyinin Yargı Bağımsızlığı ve Hakimlerin Azledilmemelerine İlişkin Standartlar Konusunda Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Dikkatine Sunduğu 1(2001) Sayılı Görüş olarak 23 Kasım 2001 tarihinde kabul edildi.
2010 Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te meydana gelen katliamda, 37 kişinin yaşamını yitirdiği Madımak Oteli’nin kamulaştırılmasına karar verildi.
2010 Diyarbakır’da 16 yıl önce M.Ş. Avşar’ın kaçırılıp öldürülmesinde azmettirici olarak yargılanırken tahliye edilip gıyabında 30 yıla mahkum edilen kaçak Jitemci Uzman Çavuş G.Sütçü’nün cezası Yargıtay’ca onandı. Avukat Tahir Elçi ilk kez bir Jitemci’nin mahkum olduğunu söyledi.
2010 Eski Cumhuriyet Savcısı ve parlamenter İlhan Cihaner’i tutukluluğa sevk etmesi ile bilinen Savcı Osman Şanal; Cumhuriyet Gazetesi muhabiri İlhan Taşçı’nın ‘Cüppeli Adalet’ kitabının kapağındaki kişinin kendisine benzetildiği iddiasıyla tazminat davası açtı.
2015 Hukukçu, diplomat ve eski bakan Kamran İnan yaşamını yitirdi. (Doğumu: 18 Şubat 1929, Hizan, Bitlis) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu, Cenevre Siyasal Bilgiler Fakültesinden hukuk alanında doktora derecesi aldı. Dışişleri Bakanlığı’nda göreve başladı ve çeşitli memuriyetler yürüttü. 14 Ekim 1973 tarihinde Adalet  Partisi’nden Bitlis senatörü seçildi. 1979 tarihine kadar Cumhuriyet Senatosu Dışişleri Komisyonu Başkanlığı, Türkiye-AET karma parlamento grubu başkanlığı ile 1977-1978 yılları arasında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı görevlerinde bulundu. Birleşmiş Milletler Cenevre Temsilciliği’nde daimi temsilci olarak Türkiye’yi temsil etti. TBMM Dışişleri Komisyonu başkanlığı görevinde bulundu. Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand tarafından tevcih edilen Légion D’Honneur Nişanını, 2006 yılında Fransa Parlamentosu tarafından görüşülen Ermeni Soykırımının inkarını suç sayan yasa tasarısı görüşmelerini gerekçe göstererek iade etti.

Kamran İnan
2017 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, HDP Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran hakkında, PKK’lıların cenazesine katıldığı gerekçesiyle soruşturma başlatıldı.
2017 Hint hukukçu ve siyasetçi Tarun Gogoi yaşamını yitirdi. (Doğumu: 11 Ekim 1934) Gauhati Üniversitesinde hukuk eğitimi gördü. Siyasi kariyerine 1968’de Jorhat’ta belediye yönetim kurulu üyesi olarak başladı. 1976’da Tüm Hindistan Kongre Komitesi’nin (AICC) Ortak Sekreteri seçildi. 1985’ten 1990’a kadar  AICC’nin Genel Sekreteri olarak görev yaptı  Onuncu Lok Sabha’da Devlet Güvenceleri Komitesi, Danışma Komitesi, Birlik Petrol ve Doğal Gaz Bakanlığı ve Dış İlişkiler Komitesi üyeliklerinde bulundu. 1986 ve 1990 yılları arasında Assam Pradesh Kongre Komitesi’nin (APCC) Başkanı olarak görev yaptı. Hindistan Ulusal Kongresi’ni yasama meclisi seçimlerinde zafere götürdükten sonra 2001 yılında Assam Baş Bakanı seçildi ve parti eyalette art arda üç seçim zaferi rekoru kırdı. Böylelikle bir eyalette devletin en uzun süre hizmet veren başbakanı oldu. 

Hindistan, Assam Eyaleti eski başkanı ve hukukçu Tarun Gogoi
2021

Hasan Fehmi Güneş

Hukukçu, Senatör ve İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş, Ankara’da yaşamını yitirdi.  (Doğumu:1934, Adapazarı,)

2023 CHP Grup Başkanvekili Burcu Köksal, sistematik şiddete maruz kalan kadınların, şiddeti uygulayanlara karşı işledikleri suçların, meşru müdafaa hükmü kapsamında değerlendirilmesini içeren kanun teklifini, TBMM Başkanlığına sundu
2023 Gazeteci Levent Gültekin aleyhine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar’ın açmış olduğu tazminat davasında 25.000 TL tazminata hükmedildi. Koca ülkenin savunma sanayisini damada bağlamışlar o da kaderini kayınpederine bağlamış” sözlerinden ötürü karar verildiğini ifade eden Gültekin sözlerinin eleştiri sınırları olduğunu açıklayarak “Hakaret yok, iftira yok, basit bir eleştiri, haram olsun”  dedi.
2023
  • İstanbul Anadolu Başsavcısı İsmail Uçar’ın Hakimler ve Savcılar Kurulu’na verdiği dilekçeden sonra HSK Teftiş Kurulu Başkanlığı müfettişlerince hazırlanan rapor doğrultusunda 21. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı S.D. görevden uzaklaştırıldı.
  • Yargıtay, Yeşil Sol Parti’nin adını Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi olarak değiştirerek HEDEP kısaltmasını kullanamayacağına karar verdi. Kararda, kısaltmanın, daha önce kapatılan Halkın Demokrasi Partisi’nin kısa adı olan ve 20033 yılında kapatılan HADEP‘i andırdığı belirtilen karar, HEDEP’e bildirildi ve kısaltmanın değiştirilmesi istendi. Partinin, kısaltmayı değiştirmek ya da karara itiraz etme hakları bulunuyor.
2023
  • İsrail istihbaratı adına Türkiye’de “casusluk” yaptığı tespit edilen 2 şüpheli, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturma tutuklandı.
  • 15-17 Eylül 2023 tarihlerinde Kadının İnsan Hakları Derneği’nin düzenlediği “Haklarımız için Bir Aradayız!” isimli çalıştay sonrasında ortaya çıkan ve Türkiye’nin farklı bölgelerinden 23 farklı sivil toplum örgütü tarafından yürütülen kampanya çerçevesinde https://hepimizicinanayasa.org/ sitesi açıldı.
  • “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan hakkında yakalama kararı bulunan, kapatılan Zaman Gazetesinin yöneticilerinden Mehmet Kamış, emniyet güçleri tarafından yakalandıktan sonra savcılıktaki sorgusunun ardından İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sevk edildi ve kaçma şüphesinin bulunduğu gerekçesiyle tutuklandı.
  • Başka Gazete Genel Yayın Yönetmeni Yaman Kaya‘ya saldırı düzenleyen yönelik silahlı saldırıyla ilgili soruşturmada ‘ev hapsi’ şartıyla serbest bırakılan Z.B. ve S.M., Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine Bursa 3. Asliye Ceza Mahkemesince tutuklandı.
  • İsrail Yüksek Mahkemesi, Hamas ile yapılan esir takası anlaşmasına(4 günlük ‘insani ara’) yönelik itirazı reddetti. Gazze Şeridi’nde tutulan 50 esirin serbest bırakılmasına karşılık İsrail hapishanelerinde tutuklu bulunan 150 Filistinli kadın ve çocuk serbest bırakılacak. Çatışmalara bu süre zarfından 4 günlük insani ara verilecek.
2024 CHP’li Bodrum Belediyesi’nde Strateji Geliştirme Bürosu’nda görevli Özgül Aydoğan Yaşar’a, resmi yazı ile yeni görevi verildi: “Gündoğan Muhtarlık binasının arkasındaki tuvalet temizliğini yapmak üzere görevlendirildi”
2024 Tunceli ve Ovacık Belediye Başkanlarının görevden alınıp yerlerine kayyım atanmasına tepki gösteren İstanbul Barosu, seçme ve seçilme hakkı ihlalinin sürekli hale geldiğine dikkat çekerek görevden alınan belediye başkanlarının ivedilikle görevlerine dönmesi ve adil yargılanma hakkından yararlanmaları için çağrı yaptı.
2024
  • Yenidoğan çetesi davasına Bakırköy 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Duruşmada çete lideri olmakla suçlanan doktor Fırat Sarı savunma yaptı. Davada şu ana kadar tutuklu 22 sanıktan 21’i savunma yapmış oldu. Dosyadaki tahliye talepleri reddedildi. Davanın duruşmalarına 26 Kasım günü saat 10.00’da devam edilecek.
  • İzmir’de 3 polisin yaralandığı silahlı saldırının ardından gözaltına alınan 14 kişiden 6’sı tutuklandı.
2024
  • ABD’li Senatör Lindsey Graham, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin  İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkındaki tutuklama kararını uygulayacak ülkelere yaptırım uygulanması için yasa tasarısı hazırladıklarını söyledi.
  • İngiltere Başbakanlık Ofisi Sözcüsü, Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM), İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında çıkardığı tutuklama emirleri hakkında yorum yapmayı reddetti, ancak hükümetin “yasal yükümlülüklerini yerine getireceğini” bildirdi.
  • İstanbul’da konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan UCM’nin Netanyahu hakkındaki kararına destek vererek Avrupa ülkelerini kararın uygulanması için rol oynamaya çağırdı.

23 Kasım – Hukuk Takvimi

Cartagena Mülteciler Bildirisi

0
Cartagena Müteciler Bildirisi

Cartagena Müteciler Bildirisi, Kolombiya’da 19-22 Kasım 1984 tarihleri arasında yapılan Orta Amerika, Meksika ve Panama’daki Mültecilerin Yasal ve İnsancıl Problemlerden korunması Hakkında Uluslararası Konferanslarında kabul edilmiştir. Bildirge, Amerika Devletler Topluluğu tarafından kabul edilen İnsan Hakları Belgelerindendir.

Konferans dizisi, temellerini tümü ile paylaştığı ve aşağıda tekrar ettiği; Orta Amerika’da barış ve İşbirliğine ilişkin Contadora kararlarında belirtilen mültecilere ilişkin taahhütleri takdir ile kabul eder:
(a) “Mültecilerin Statüsüne ilişkin 1951 Sözleşmesi ve 1967 Protokolü’nü eğer henüz kabul etmemişlerse, kabul etmek için anayasal prosedürün tamamlanması.”
(b) “Mültecilerin değişik kategorilerdeki diğer göçmenlerden ayrı tutulmasını sağlamak amacıyla, yukarıdaki paragrafta sözü edilen Sözleşme ve Protokolde kabul edilen terminolojinin benimsenmesi.”
(c) “Yukarıda geçen Sözleşme ve Protokol’deki hükümlerin kabul edilmesinden sonra, uygulanbilmesi için gerekli içsel mekanizmaların oluşturulması.”
(d) “Orta Amerika ülkeleri arasında ve bütün Devletlerde sığınma problemlerinden sorumlu olan Hükümet kurumlarının temsilcileri arasında bir danışma mekanizmasının kuruluşunun güvence altına alınması.”
(e) “Orta Amerika’da Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (BMMYK) üstlendiği çalışmaların desteklenmesi ve BMMYK’nin kuruluş bildirgesinde belirtilen görevleri yerine getirmesine yardımcı olmak için doğrudan eşgüdüm mekanizmalarının kurulması.”
(f) “Bütün mültecilerin ülkelerine geri dönüşlerinin gönüllü olmasının ve bunun kişisel olarak kendi beyanlarıyla teyit etmelerinin ve geri dönüşlerinin BMMYK ile işbirliği içinde gerçekleşmesinin sağlanması.”
(g) “Mültecilerin, ülkelerine geri dönüşlerine yardımcı olmak üzere menşe ülke, gideceği ülke ve BMMYK temsilcilerinden oluşan bir üçlü Komisyonun kurulmasının güvence altına alınması.”
(h) “Sağlık, eğitim, çalışma ve güvenlik alanları başta olmak üzere, mültecilerin korunması ve desteklenmesine yönelik programların takviye edilmesi.”
(i) “Program ve projelerin, mültecilerin kendi kendilerine yetebilmelerinin sağlanması amacıyla hazırlanmasının güvence altına alınması.”
(j) “BMMYK ve diğer uluslararası kuruluşların işbirliği ile her Devletin, mültecilerin korunması ve desteklenmesinden sorumlu yetkilileri eğitmesi.”
(k) “Uluslararası topluluktan Orta Amerika mültecileri için, ikili ya da çok taraflı antlaşmalar yoluyla sağlanacak acil destek istenmesi.”
(l) “BMMYK’nin işbirliği ile Orta Amerikalı mültecileri barındıracak diğer ülkelerin tespit edilmeleri. Hiçbir koşulda, bir mülteci kendi rızası olmadan üçüncü bir ülkeye gönderilemez.”
(m) “Bölge Hükümetlerinin mülteci problemini yaratan koşulları yok etmeleri için gereken çabayı göstermelerinin sağlanması.”
(n) “Mültecilere tam güvenceler verilecek biçimde, gönüllü ve kişisel geri dönüşün temelleri üzerinde antlaşma sağlanmasından sonra, mültecileri kabul eden ülkelerin, BMMYK ve mültecileri kabul eden ülke temsilcilerinin de eşlik edeceği biçimde menşe ülkelerin resmi heyetlerinin mülteci kamplarını inceleyebilmesi için gereken izinleri vermesinin güvence altına alınması.”
(o) “Mülteci kabul eden ülkelerin, BMMYK ile eşgüdüm içinde olarak, gönüllü ve kişisel geri dönüş durumlarında mültecilerin ülkeden ayrılma işlemlerini kolaylaştırmalarının güvence altına alınması.”
(p) “Her durumda mültecilerin insan haklarına sayı duymak şartıyla, mülteci kabul eden ülkelerin mültecilerin menşe ülkelere karşı eylemlere katılmalarını önleyecek uygun önlemlerin kurumsallaştırılması.”
Konferans dizisi aşağıdaki nihai kararları benimser:
1. Bölge ülkeleri arasında, Sözleşme ve Protokolün uygulanmasını kolaylaştırmak için gerekli ulusal kanunların ve yönetmeliklerin kabul edilmesini teşvik etmek, ve gerekirse mültecilerin korunmasını sağlamak için iç işlemler ve mekanizmaları oluşturmak. Ayrıca, kabul edilen ulusal kanun ve yönetmeliklerin Sözleşme ve Protokol ilkelerini yansıtmasını güvence altına almak ve böylelikle mülteciler konusunda gerekli olan ulusal kanunların sistematik bir biçimde uyumlulaştırılması işlemini sağlamak.
2. 1951 Sözleşmesi ve 1967 Protokolünü henüz onaylamamış ya da kabul etmemiş Devletlerin, bu belgelerin kapsamlarına sınırlama getirecek biçimde çekince koymamalarını sağlayacak biçimde onaylamalarını ve kabul etmelerini güvence altına almak ve bu türden çekinceler koymuş ülkeleri bu çekinceleri en kısa zamanda kaldırmaya davet etmek.
3. Orta Amerika bölgesindeki kitlesel mülteci akınından edilen tecrübeler göz önünde bulundurularak, uygun ölçüde ve bölgede devam eden durum akılda tutularak; ABÖ (Afrika Birliği Örgütü) Sözleşmesi’ndeki (1. Madde, 2. paragraf) örneğin ve Amerika Ülkeleri Arası İnsan Hakları Komisyonu’nun raporlarında kullanılan öğretinin ışığında, mülteci kapsamının genişletilmesinin gereğini tekrar vurgulamak.
Böylece, bölgede kullanılması tavsiye edilen mülteci tanımı ya da kavramı, 1951 Sözleşmesinin ve 1967 Protokolünün öğelerini içerdiği gibi, bunun yanı sıra, yaygın şiddet, dış saldırı, iç çatışmalar, yaygın insan hakkı ihlalleri, ya da kamu düzenini ciddi olarak bozan diğer durumlardan dolayı hayatları, güvenlikleri, ya da özgürlükleri tehdit altında olduğu için ülkelerinden kaçan kişileri de kapsayacaktır.
4. Sığınma hakkı verilmesinin ya da mülteci statüsünün tanınmasının barışçı, politik olmayan ve sadece insancıl doğasını teyit etmek ve her iki durumun da mültecilerin menşe ülkelerine karşı düşmanca bir tutum olarak addedilemeyeceğine ilişkin uluslararası kabul görmüş ilkenin önemin vurgulamak.
5. Zulüm riski olan yere geri göndermeme ilkesinin (sınırda geri çevirmenin yasaklanmasını da içerecek şekilde); mültecilerin uluslararası korumasının bir olarak önemini ve anlamını vurgulamak. Bu ilke mülteciler için çok önemlidir ve uluslararası hukukun şimdiki durumunda bir jus cogens kuralı olarak kabul edilmeli ve uygulanmalıdır.
6. Sığınma ülkelerine, sınır bölgelerinde bulunan mülteci kamplarının ve yerleşim bölgelerinin, mültecilere sağlanan güvenliğin arttırılmasını, insan haklarının güvence altına alınmasını ve kendi kendine yeterliliklerinin arttırılması ve evsahibi toplumla entegrasyonlarını hedefleyen projelerin uygulanmasını göz önüne alarak, sınırdan makul bir uzaklıktaki iç bölgelerde kurulması gerektiği konusunu vurgulamak.
7. Dünyanın değişik bölgekerinde mülteci kamplarına ve yerleşme bölgelerine yapılan askeri saldırıların yarattığı sorunları kaygı ile karşıladıklarını vurgulayarak, Orta Amerika ülkeleri, Meksika ve Panama Hükümetlerine, bu konuda BMMYK Yüksek Komiserinin BMMYK Yürütme Komitesine sunduğu önlemleri desteklemelerini tavsiye etmek.
8. 1951 Sözleşmesi ve 1967 Protokolü şle Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesinin hükümleri temelinde, özellikle 22 no’lu Kitlesel Göç Durumlarında Sığınma Arayanların Korunması maddesi olmak üzere, BMMYK Yürütme Komitesinin nihai kararları göz önünde bulundurularak Bölge ülkelerinin mültecilere yaptığı muamelelerde bir asgari standardı ortaya koymalarını güvence altına almak.
9. Yerlerinden edilmiş kişilerin kendi ülkelerindeki durumlarından duyulan kaygıyı dile getirmek. Bu bağlamda, Konferans Dizisi ulusal yetkililere ve sorumlu uluslararası örgütlere, bu kişilere koruma ve destek sağlamaları ve bulardan çoğunun çektiği güçlüklerin hafifletilmesi çağrısını yapar.
10. 1969 Amerika İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf Devletlere, topraklarında bulunan asilados (sığınmacı) ve miltecilerle ilişkilerinde bu belgedeki yükümlülükleri uygulamları çağrısında bulunmak.
11. Çok sayıda mülteci bulunan bölgedeki ülkelerde, uluslararası topluluk tarafından BMMYK vasıtasıyla sunulan kaynakları istihdam yaratılmasına ya da oluşturulmasına ayırarak, bu kişileri ülkenin üretici yaşamına entegre etmek ve böylece mültecilerin ekonomik, sosyal ve külürel haklarından yararlanmaları konusunda gereken çalışmayı yapmak.
12. Miltecilerin geri dönişlerinin gönüllü ve bireysel özellikte olmasını ve bunun mutlak güvenlik koşulları altında yerine getirilmeis ve tercihen mültecinin menşe ülkesindeki ikamet yerinde olması gereğini vurgulamak.
13. Ailelerin tekrar birleştirilmesinin, mülteciler konusunda temel ilke olduğu ve bunun sığınma ülkesindeki insancıl muameelere dayalı hükümet şekli olduğu kadar; gönüllü geri dönüş durumlarında da sağlanacak olanakların temeli olduğunu kabul etmek.
14. Sivil Toplum Örgütlerini, uluslararası ve ulusal örgütleri, değerli görevlerini sürdürmeleri; çalışmalarını BMMYK ve sığınma ülkesinin ulusal yetkilileri ile bu yetkililerin koyduğu ilkeler çerçevesinde uyum içinde kalarak eşgüdümle yürütmeleri konusunda teşvik etmek.
15. Asilados (sığınmacı) ve mültecilerin uluslararası korunmasını arttırmak amacı ile başta Amerika Ülkeleri Arası (Inter-American) İnsan Hakları Komisyonu olmak üzere, Amerikan Ülkeleri Arası sistemin yetkili örgütlerinden daha çok faydalanılmasını desteklemek.
Dolayısıyla, bu görevin gerçekleştirilmesi için Konferans Dizisi Komisyonu ile BMMYK’nin arasında var olan yakın eşgüdüm ve işbirliğinin güçlendirilmesi gereğini gözönünde tutmaktır.
16. Afrika Birliği Örgütü (ABÖ) ile BMMYK’nin İşbirliği Programı’nın ve bugüne kadar yürütülen faaliyetlerin önemini kabul etmek ve bundan sonraki aşamanın Orta Amerika, Meksika ve Panama’da kitlesel mülteci akımları tarafından yaratılan soruna odaklanması gereğini önermek.
17. Orta Amerika ve Contadora Grubu ülkelerinde, mültecilerin ve genel olarak insan haklarının korunmasına ilişkin uluslararası normlar ve ulusal yasaların mümkün olan her seviyede yayılmasını sağlamak. Konferans Dizisi, özellikle bu tür bir yayılmanın uygun üniversiteler ve yüksek öğretim merkezlerinin değerli işbirliği ile yürütülmesinin önemli olduğuna inanır.
Bu nedenlerle Konferans Dizisi aşağıdaki önerileri yapar:
Contadora Kararlarında belirtilen, mültecilerle ilgili taahhütlerin Konferans Dizisine katılan 10 Devlet için de norm oluşturması ve Orta Amerika bölgesindeki mültecilerle ilgili olarak kabul edilecek tavra taviz vermeden ve dürüst olarak riayet edilmesi.
Konferans Dizisi (III) tarafından ulaşılan nihai kararların, günümüzde; Orta Amerika, Meksika ve Panama’da sürmekte olan kitlesel mülteci akımının yol açtığı vahim sorunlara karşı aranan çözüm arayışlarında dikkate alınması gerektiği.
Konferans Dizisinin çalışma belgesinin ve öneri ve raporlarının yanı sıra vardığı nihai kararlar ve tavsiyelerinin ve diğer önemli dokümanlarının bir kitap halinde basılması ve Kolombiya Hükümeti, BMMYK, Afrika Birliği Örgütü’nün yetkili organlarından bu belgenin en yaygın şekilde dağıtımını sağlamak için gerekli işlemleri yapmalarının istenmesi.
Eldeki belgenin “Cartagena Mülteciler Bildirisi” olarak ilan edilmesi.
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserinden bu bildirinin içeriğini Orta Amerika ülkeleri; Belize, ve Kontadora Grubunu oluşturan ülkelerin Devlet Başkanlarına resmi olarak iletilmesinin istenmesi.
Nihayet, Konferans Dizisi Kolombiyalı yetkililere, ve özellikle Konferans Dizisini varlıkları ile şereflendiren Cumhurbaşkanı Bay Belisaro Betancur, Dış İşleri Bakanı Bay Augusto Ramirez Ocampo ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri Mr. Paul Hartling’e, ayrıca Cartagena de İndias Üniversitesi ve Üçüncü Dünya Araştırmaları Bölgesel Merkezi’ne öncülükleri ve bu önemli olayın gerçekleştirilmesindeki katkıları için derin takdirlerini sunar.
Konferans Dizisi, Bolivar Valiliği ve Cartagena şehrinin yetkilileri tarafından sunulan destek ve misafirperverliği özellikle beyan eder.
Konferans Dizisi ayrıca, haklı olarak “Kahraman Şehir” olarak anılan Cartagena halkına sıcak karşılamaları nedeni ile teşekkür eder.
Sonuç olarak, Konferans Dizisi, Kolombiya halkı ve yetkililerinin özverili sığınma ve mülteci geleneğini takdir ile kayda geçirir.

1960 Genel Af Kanununa Ek Kanun – Genel Af

0
1960 Ek Af Kanunu

1960 Genel Af Kanunu,26 Ekim 1960 tarihinde TBMM’de kabul edilerek resmi gazetenin 28 Ekim 1960 tarihli sayısında yayınlanmıştır. Bu af kanunu, Türkiye Cumhuriyet tarihindeki en kapsamlı aflardandır. Yasayla; kusurdan doğan suçlarla üst sınırı 5 yılı geçmeyen hürriyeti bağlayıcı cezalar hakkında takibat yapılmaması hükmü getirilmiş; devlet aleyhine, ırza yönelik ve Atatürk aleyhine işlenen suçlar gibi bazı suçlara verilen cezalar af kapsamı dışında bırakılmıştır.

18 Kasım 1960 tarihinde ise, 1960 Genel Af Kanununa Ek Kanun çıkarılmıştır.

“113 sayılı Af Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesine ve bu kanuna bazı hükümler eklenmesine dair Kanun” 18 Kasım 1960 tarihinde kabul edilmiş, genel affın kapsamı genişletilmiş, bazı hükümler değiştirilmiş, bazı hükümler ise kaldırılmıştır.

15.000 civarındaki tutuklu ve hükümlünün tahliye hazırlıklarına başlanmış, Kanun, 22 Kasım 1960 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Bu kanun ile, cezalardan indirilen miktarın beş seneden aşağı olamayacağı ve müebbet ağır hapis cezalarının ise 24 sene ağır hapis cezasına çevrileceği hüküm altına alınmış; suç konusu fiillerden hazinenin uğramış olduğu zararların tazmininin talep edilmeyeceği hususu da  af kapsamına alınmıştır.

Tutuklu ve hükümlülerin salıverilme işlemlerinin kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren 15 gün içerisinde tamamlanması öngörülmüştür.

1960 Genel Af Kanununa Ek Kanun – Genel Af – 113 sayılı Af Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesine ve bu kanuna bazı hükümler eklenmesine dair Kanun

Kanun No : 134
Kabul tarihi: 18/11/1960
Madde 1

113 sayılı kanunun 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir : 27 Mayıs 1960 tarihine kadar işlenmiş olan suçlardan :

A ) Taksirli cürümlerle kanunların suçu tesbit eden aslî maddesinde, yukarı haddi beş seneyi geçmeyen hürriyeti bağlayıcı bir ceza ile yahut yalnız veya birlikte olarak para cezası ile cezalandırdığı veya müsadereyi yahut bir meslek veya sanatın yapılmamasını veyahut bu cezalardan birini veya bir kaçını istilzam eden fuller hakkında takibat yapılmaz.

Bu fıkra hükmünden istifade edecek olanların affı kabul etmemeğe hakları vardır. Bu hakkını kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ay içinde kullananlar hakkında tahkikat veya takibata devam olunur Mahkûmiyet halinde bu hakkın kullanılmış olması aftan istifadeye engel olmaz.

B ) Beş sene ve daha az hürriyeti bağlayıcı bir cezaya ve bu miktarı aşmayan hürriyeti bağlayıcı ceza ile birlikte veya müstakilen hükmedilmiş para cezasına mahkûm olanlar, fer’i ve mütemmim cezalar ile ceza mahkûmiyetlerinin neticelerine de şamil olmak üzere affedilmişlerdir.

C) Müstakilen beş seneden fazla hürriyeti bağlayıcı bir cezaya veya bununla birlikte para cezasına mahkûm edilenlerin cezalarının üçte biri indirilir. Ancak indirilen miktar beş seneden aşağı olamaz.

Müebbet ağır hapis cezaları 24 sene ağır hapis cezasına çevrilir.

Madde 2

Aynı kanunun 2 ncı maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir:

Yukarıda yazılı fullerden dolayı Hazinece uğranılmış zararlar dahi tazmin ettirilmez.

Madde 3

Aynı kanunun 3 üncü maddesinin B, C, 1 ve J bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:

B) Miktar ve kıymetçe beş yüz liradan fazla olsun zimmet, ihtilas, irtikâp, rüşvet suçları ile Türk Ceza Kanununun 339, 340, 341, 342, 366, 367 ve 368 inci maddelerinde yazılı suçlar.

C) Türk Ceza Kanununun 414, 415, 416, 417, 418, 429 ve 430 uncu maddesinin 1 inci fıkrası ile 431, 435 ve 436 ncı maddelerinde yazılı suçlar. Ancak kaçırmanın evlenmek maksadıyle yapıldığı ve kaçırılan kim senin ırzına geçilmediği ve 416 ncı maddenin son fıkrasının aslî hüküm olarak tatbik edildiği hallerde kanunun 1 inci maddesi hükmü uygulanır.

1) Karşılığı 500 (Dâhil) Türk lirasını geçmeyen döviz kaçakçılığı ile İstimal ve İstihlâk maksadıyle işlenmiş kaçakçılık fulleri ve 6829 sayılı kanunun ek 2 nci maddesinin IV üncü bendinin 1 mci fıkrası hükmünü ihlâl eden fiiller hariç, Kaçakçılığın Men ve Takibine dair 1918 sayılı Kanun ile tadillerini ve Türk Parasının Kıymetini Koruma hakkındaki Kanun hükümlerini ihlâl eyliyen fiiller.

Şu kadar ki:

Her ne suretle olursa olsun resmî makamların muvafakatiyle hariçte bulunan dövizlerini memlekete getirmiş olanlar birinci madde hükmünden faydalanırlar.

J) Türk Ceza Kanunu ile diğer kanunlarda yazılı suçlardan dolayı olum cezasına mahkûm edilen veya edilecek olanlar.

Madde 4

Aynı kanunun 3 üncü maddesinin Ç ve K bentleri kaldırılmıştır.

Madde 5

Aynı kanunun 4 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:

Bu kanunun 1 İnci maddesinin (C) bendinden faydalanan hükümlüler kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren mahkûm oldukları cezanın zamanaşımı süresi içinde ve her halde beş yıl zarfında aşağı
haddi altı aydan az olmayan hürriyeti bağlayıcı cezayı müstelzim aynı cinsten diğer bir cürüm işledikleri takdirde evvelce haklarında hükmedilmiş bulunan cezanın infaz edilmeyen kısmı aynen çektirilir.

Madde 6

Aynı kanunun 5 İnci maddesinin 1 İnci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:

Bu kanunun hükümleri bir ceza mahkûmiyeti olmasa ve faile ait bulunmasa dahi kanunen kullanılması, yapılması, taşınması, bulundurulması, satılması, alınması ve memlekete sokulması suç teşkil eden veya inhisara tabi bulunan eşyanın müsaderesine mâni değildir.

Madde 7

Aynı kanunun 7 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir : Bu kanun hükümlerinin «Taksirli Suçlar hariç» Hâkimler ve Memurin Kanunları ile bunlara ek kanunlara ve sair hususi kanunlara tevfikan verilmiş ve verilecek idari ve inzibatî karar veya yapılmış ve yapılacak işlemlere ve subay, askeri memur ve astsubayların cezalarının hukuki neticelerinden olan rütbenin kaybedilmesi ve orduya subay, askerî memur, astsubay olarak kabul olunmamak ve askerî nispetin kesilmesi işlemlerine şümulü yoktur. Ancak 1 inci maddenin (B) bendinden faydalanan askerî ve sivil şahısların emeklilik hakları geri
verilir.

Hususi kanunlara göre mercilerince verilmiş olan ve bu kanunun neşri tarihinde infaz edilmemiş bulunan para cezaları da birinci madde hükmüne tabidir. Vergi cezaları ve misil zamları bu hükümden hariçtir.

Madde 8

Yargıtay’ca incelenmekte bulunan bir ceza dâvasının ortadan kaldırılmasına karar verilmesi halinde usulünce açılmış ve mahkûmiyetle neticelenmiş olan şahsı hak dâvalarına ait kararlar üzerinde Temyiz incelemişi yapılmak üzere dosya, görevli hukuk dairesine gönderilir. Şahsi hakka ait mahkûmiyet kar arı Hmkuk, Dairesince bozulduğu takdirde dosya görevli ve yetkili hukuk mahkemesine yollanır ve o mahkemece Hukuk Muhakemeleri Usulü gereğince dâva karara bağlanır.

Yargıtay Hukuk Dairesi ilâmından alınacak harçlar, hukuk ilâmlarındaki harçların aynıdır Mahal mahkemeleri peşin ilâm harcını tamamlattıktan sonra dâvaya devam ederler.

Mahal mahkemesince verilmiş bulunan bir ceza mahkûmiyet kararı ile beraber usulünce açılmış şahsi hak dâvalarına ait olarak verilmiş mahkûmiyet kararlarının Temyizce incelenmesi ceza kararlarının temyizindeki şartlara göre istendiği takdirde dosya yukarıdaki fıkra gereğince İşleme tabi tutulur

Madde 9

Bu kanun hükümlerinden faydalanacak tutuk ve hükümlülerin salıverilme işleri kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren 15 gün içerisinde tamamlanır.

Madde 10

Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 11

B u kanunu Bakanlar Kurulu yürütür.

19/11/1960

22 Kasım – Hukuk Takvimi

0
22 Kasım - Hukuk Takvimi
22 Kasım – Hukuk Takvimi
1220 Yaptığı hukuk reformları ile bilinen Roma İmparatoru II. Friedrich ((26 Aralık 1194 – 13 Aralık 1250) 22 Kasım 1220’de Kutsal Roma Germen İmparatoru oldu ve Papa III. Honorius tarafından törenle imparatorluk tacı giydirildi. Büyük babası II. Rugerro’nin 1140’ta başlattığı “Ariano Assis” adı verilen seri hukuk reformu sürecini devam ettirerek  hukuk sistemini güçlü temellere oturttu. II. Friedrich’in pekiştirdiği bu hukuk reformunun ilk kısmı 1220’de imparatorluk tacını giymesinden hemen sonra hazırlanan “Capua Assisleri” adli kanunlar ile başladı ve en gelişmiş meyvesini 1231’de kanunlaştırılan “Malfi Esas Kanunu” veya diğer adı ile “Liber Augustalıs” kanunu ile aldı. Ülkenin kanunlarının hep birlikte yazılıp toplanması ile ortaya çıkan hukuk sistemi  ve külliyat Orta Çağ için çok ileri bir hukuk anlayışını doğurarak etkilerini günümüze kadar sürdürdü. Bu hukuk sistemini ortaya çıkaran kanunlar Avrupa hukuku ve kanunları için bir örnek teşkil etti. Bu kanunlarla Sicilya Krallığı bir mutlak monarşi olmaya devam etti ancak devletin kanun ve kuralları açık bir şekilde ilan edildi. “Malfi Esas Kanunu” küçük değişikliklerle 1819’a kadar Sicilya hukukunun temelini oluşturmaya devam etti.
1819 İngiliz yazar, çağdaş romanın en belirleyici özeliklerinden olan psikolojik çözümlemenin öncüsü George Eliot doğdu. (Ölümü: 22 Aralık 1880) Edebiyat yaşamına eleştirmen ve çevirmen olarak başladı. 1859’da yayımlanan ilk romanı Adam Bede’de gözlenen, günlük yaşamı gerçekçi ayrıntılarla yansıtma yeteneği bundan sonraki yapıtlarının başlıca özelliği oldu. Eliot yazmaktaki amacının “tozlu sokaklardan ve tarlalardan gelen etten kemikten insanların” yaşamlarını yansıtmak olduğunu söyledi.
1852

Fransız diplomat ve siyasetçi Paul d’Estournelles doğdu. (Ölümü: 15 Mayıs 1924) Lycée Louis-le-Grand’da hukuk ve Doğu dilleri okudu.  1876’da diplomatik bir kariyere başladı. İlk diplomatik görevlerini KaradağOsmanlı İmparatorluğu, Hollanda, Büyük Britanya ve Tunus’ta yaptı. 1904’te Senatoya girdi. Üçüncü Cumhuriyet’in sömürge politikasına sürekli olarak karşı çıkarak sömürge meseleleriyle ilgilendi . Fransız parlamentosundaki sömürge koltuklarının ortadan kaldırılmasını savundu. Özellikle Madagaskar’da Fransız sömürge yönetiminin kurulmasına ve Büyük Güçlerin  Çin’i parçalamasına şiddetle karşı çıktı.  Kendini uluslararası ilişkileri iyileştirmeye adadı ve 1900’da Daimi Tahkim Mahkemesi üyeliği görevine geldi. Fransa’yı 1898 ve 1907  Lahey Barış Konferansında  temsil etti. Uluslararası  tahkim savunuculuğu dolasıyla 1909’da Nobel Barış Ödülünü kazandı.

1891 Yahudi kökenli Amerikalı modern propagandanın kurucusu Edward Louis Bernays doğdu. (Ölümü: 9 Mart 1995) Psikoloji bilimci ve psikanaliz’in kurucusu Sigmund Freud’un yeğenidir. Bernays toplum ve ikna psikolojine çok farklı bir perspektifden bakarak 1929’da ‘Torches of Freedom’ başlığı ile yaptığı propagandada sigara içmeyi teşvik etti ve  tütünün dünya piyasasında önem kazanmasını sağladı.  Kadınların sigara içmesinin bir tabu olduğu yıllarda Bernays’in, bir grup kadının eline sigaralar vererek yaptırdığı yürüyüş, halkla ilişkiler dünyasında efsaneleşmiş bir eylem oldu. Bernays’in yarattığı düşünce eğer bir kadın sigara içiyorsa, bu onun daha güçlü ve bağımsız olduğunun kanıtıdır şeklindeydi.  Bu eylemin sonunda sigaranın ateşi ‘özgürlük meşalesi’ olarak anıldı ve kadınlara sigara satışı artmaya başladı. 1954’de CIA tarafından planlanan Guatemala devleti hükümetinin devrilmesinde yaptığı zekice propagandalarla ün kazandı.  Procter & Gamble ve General Electric dahil onlarca büyük Amerikan şirketinin, devlet kurumlarının, politikacıların, şovmenlerin ve birçok kâr amacı gütmeyen kuruluşların  reklam propagandalarını yaptı.
1916 Amerikalı gazeteci ve roman yazarı Jack London (John Griffith London) yaşamını yitirdi. (Doğumu: 12 Ocak 1876) Vahşetin Çağrısı, Martin Eden, Demir Ökçe, Beyaz Diş ve Deniz Kurdu başta olmak üzere elliden fazla kitap yazdı. Dünya ticari dergi romanının öncüsü ve yazarlıktan yüksek gelir elde edebilen ilk Amerikalılardan oldu. Kariyeri boyunca defalarca intihalden suçlandı. 22 Kasım 1916’da, çiftliğinde yaşamını yitirdi.
1940 II. Dünya Savaşı’nın Balkanlar’a sıçraması üzerine İstanbul, Kocaeli ve Trakya illerinde  sıkıyönetim ilan edildi.
1943 Lübnan, Fransa’dan bağımsızlığını kazandı.
1944

Fransız siyasetçi Joseph Caillaux yaşamını yitirdi. (Doğumu: 30 Mart 1863) École des Sciences Politiques‘de hukuk okudu. 1888’de maliye müfettişi olarak kamu hizmetine girdi ve resmi kariyerinin çoğunu Cezayir’de geçirdi. Languedoc bağcılarının 22 Mayıs 1907’deki isyanı sırasında şarap sahtekarlığıyla ilgili bir yasa tasarısı sundu. Parlamentoya sunulan metin, şarap yetiştiricileri tarafından hasatlarının yıllık beyanını, ikinci aşama tatlandırmanın yasaklanmasını şeker alımlarının kontrolünü ve vergilendirilmesini sağladı. 1911’de başbakan oldu başbakanlığı sırasında Almanya ile bir uzlaşma politikası destekledi ve 1911 İkinci Fas Krizi sırasında barışın korunmasını sağladı.  I. Dünya Savaşı sırasında Meclis’teki  barış partisinin lideri oldu. 1917’de vatana ihanetten tutuklandı. Senato Yüksek Mahkemesi tarafından vatana ihanetten suçlu bulundu ve üç yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ayrıca beş yıl boyunca Fransız topraklarında ikamet etmesi yasaklandı ve on yıl boyunca medeni haklardan mahrum bırakıldı. Savaştan sonra yeniden itibarı iade edildi ve 1920’lerin sol kanat hükümetlerinde görev yaptı.

1946 Hukukçu ve Alman Nazi politikacısı Otto Georg Thierack yaşamını yitirdi. (Doğumu: 19 Nisan 1889) Leipzig Üniversitesinde hukuk eğitimi gördü. Saksonya’da deneme hakimliği yaptı.1 Ağustos 1932’de NSDAP’ye üye oldu. 1933’te Saksonya adalet bakanlığına yükseldi ve 1935’te  Reichsgericht eş başkanı ve  1934’te kurulan Volksgerichtshof’un başına geçti. 1942’de Otto Georg Thierack Nazi Almanyası’nın Adalet Bakanlığı’na geçti. 27 Ağustos’ta Alman Hukuk akademisinin başkanı oldu ve bu mevki’de birçok insanın özellikle Vernichtung durch Arbeit aksiyonuyla ölümünden sorumluydu. Heinrich Himmler ile yaptığı bir konuşma sonrasında yazdığı bir makalede Yahudi, Çingene, Rus ve Ukraynalıların üç sene üzerinde bir suç işledikleri zaman bu aksiyonla öldürülmelerini talep etti. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Batılı Müttefik Devletler tarafından tutuklanınca kendini zehirleyerek intihar etti.
1948 İkinci Türkiye İktisat Kongresi toplandı. Kongrede, devletçilik politikası eleştirildi, özel girişimciliğin teşviki istendi.
1949 Fransız ceza avukatı Olivier Metzner dünyaya geldi. (Ölümü: 17 Mart 2013) Franz Kafka okuduktan sonra hukukla ilgilenmeye başladı.
1950 Hukukçu, diplomat ve siyasetçi Volkan Bozkır doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 1972 yılında Dışişleri Bakanlığı’na girdi. 1987-1989 yılları arası Başbakan Turgut Özal‘ın Dışişleri Danışmanlığını, 1989-1992 yılları arasında New York Başkonsolosluğu görevini ve 1992-1996 yılları arasında Turgut Özal ve Süleyman Demirel’in Özel Kalem Müdürlüğü ve Dışişleri Başdanışmanlığı görevlerini yürüttü. Bükreş Büyükelçiliği, Avrupa Birliği Siyasi İşlerden sorumlu Genel Sekreter Yardımcılığı, Dışişleri Bakanlığı müsteşar yardımcılığı ve 2005-2009 yılları arasında Büyükelçi unvanıyla Avrupa Birliği nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliğinde görevlerinde bulundu. 2019’da 75. Dönem Birleşmiş Milletler Genel Kurul Başkanlığı için Türkiye adına aday gösterildi ve  Türkiye’den bu göreve seçilen ilk isim oldu.
1950 Dünya Barış Konseyi, şair Nazım Hikmet, Pablo Picasso,  Pablo Neruda,  Paul Robeson ve  Wanda Jakubowska’ya Uluslararası Barış Ödülü verdi.
1952 Daha sonra avukatlık da yapan Hüseyin Üzmez isimli lise öğrencisi 22 Kasım 1952 tarihinde gazeteci Ahmet Emin Yalman’ı silâhla vurarak yaraladı.
1954 Sovyet hukukçu ve diplomat Andrey Yanuaryeviç Vışinski yaşamını yitirdi. (Doğumu: 10 Aralık 1883) Kiev Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. 1903’te Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin  Menşevik kanadında yer aldı. 1913 yılında avukat oldu. 1920 yılında Rus Komünist Partisi’ne katıldı. Moskova Devlet Üniversitesi’nde ders verdi. 1931 yılında Rusya SFSC Başsavcılığı’na, 1933 yılında SSCB Başsavcı Yardımcılığı’na, 1935 yılında da SSCB Başsavcılığı’na getirildi. Savcı olduğu dönemde hukuk kuramcısı olarak ünlendi. 1928 yılında Eğitim Komiserliği’nde danışmanlığa atandı. Savcılık görevinde iken sabotajlara ve karşı-devrimci eylemlere karışmakla suçlanan kişilerle ilgili çeşitli davalarda savcılık yaptı. 1933 yılında ünlü Sovyet hidroelektrik santrallerini sabote etmek girişimiyle suçlanan İngiliz mühendislerin yargılandığı Metro-Vickers Davası sırasında kamuoyunda tanındı. 1940 yılında Komünist Parti Merkez Komitesi üyeliğine ve Dışişleri Komiserliği Yardımcılığına getirildi. 1949’da Dışişleri Bakanı oldu. Sovyet lider Stalin 1953 yılında öldükten sonra SSCB’nin Birleşmiş Milletler daimi temsilciliği görevini üstlendi ve Dışişleri Bakanı Birinci Yardımcısı olarak diplomasi alanında çalıştı. 1954’te kalp krizi sonucunda yaşamını yitirdi.
1960 1960 Genel Affına Ek olarak 18 Kasım’da mecliste kabul edilen ‘113 sayılı Af Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesine ve bu kanuna bazı hükümler eklenmesine dair Kanun‘ resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmişti.
1962 Fransız hukukçu ve siyasetçi René Coty yaşamını yitirdi. (Doğumu: 20 Mart 1882)
1967 İstanbul’daki Kıbrıs yürüyüşünde ABD bayrağı yaktıkları gerekçesiyle Deniz Gezmiş, Aşık İhsani ve Uğur Büke gözaltına alındı.
1968 Şadi Alkılıç ‘Türkiye’nin tek kurtuluş yolu sosyalizmdir’ başlıklı yazısından dolayı komünizm propagandası yapma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.
1969 Kosta Rika’nın başkenti San Jose’de düzenlenen Amerikalılar Arası İnsan Hakları İhtisas Konferansında, Amerikan İnsan Hakları ve Ödevleri Bildirisi’nde yer alan hakların etkin bir şekilde koruma altına alınması hedefiyle Amerika İnsan Hakları Sözleşmesi kabul edilmiştir. Sözleşme, 8 Temmuz 1978 tarihinde yürürlüğe girdi. Sözleşmeye taraf devletlerin insan haklarına saygı yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği temelde bu belge çerçevesinde incelenmektedir. Sözleşmeye Aralık 2018 itibarıyla ADÖ üyesi 23 devlet taraf olup, Örgüt üyesi devletlerden Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada ise Amerikan İHS’ye hiçbir zaman taraf olmamıştır
1975 İspanya’da monarşi geri döndü ve Don Juan Carlos İspanya kralı oldu.
1976 Okuduğu şiirler ve çalıp söylediği türkülerde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle DGM’ce 8.5 yıl hapis ve 4 yıl sürgün cezasına çarptırılan iki gözü görmeyen kadın ozan Şah Turna için 22 kasım 1976 da devrimci kuruluşlar af kampanyası başlattı.
1976 Prof. Dr. Mümtaz Soysal ile cezaevinde evlenen sosyolog ve bilim insanı Sevgi Soysal doğdu. (Ölümü: 320 Eylül 1936)
1978

Ankara Valisi’nin Ülkü Ocakları‘nın kapatılması talebiyle yaptığı başvuruyu değerlendiren Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesi, Ülkü Ocakları Derneğinin kapatılmasına karar verdi.

1978 Suadiye yolcu vapurunun rotası dışına çıkarılmasıyla ilgili olarak gözaltına alınan 497 öğrencinin 76’sı hakkında soruşturma başlatıldı.
1982 DİSK/Tekstil Sendikası yöneticilerinin Sıkıyönetim Mahkemesi’nde başlayan ve ‘Savaş hali’ hükümlerinin uygulandığı duruşmasında 28 kişinin 5-20 yıl arası hapsi ve sendikanın kapatılması istendi.
1982 Açıköğretim uygulaması başladı.
1984
  • Cartagena Müteciler Bildirisi, Kolombiya’da 19-22 Kasım 1984 tarihleri arasında yapılan Orta Amerika, Meksika ve Panama’daki Mültecilerin Yasal ve İnsancıl Problemlerden korunması Hakkında Uluslararası Konferanslarında kabul edildi. Bildirge, Amerika Devletler Topluluğu tarafından kabul edilen İnsan Hakları Belgelerindendir.
  • İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 7. Ek Protokolü 22 Kasım 1984 tarihinde kabul edildi. 1 Kasım 1988 tarihinde yürürlüğe girdi. Türkiye, Protokol’ü 14 Mart 1985 tarihinde imzaladı ancak protokol Türkiye’de 2016’da yürürlüğe girdi.
1990 BM Gıda ve Tarım Örgütü’nden (FAO) telgrafla gıda yardımı talep eden 19 belediye memuru gece evlerinden gözaltına alındı; 5’i serbest bırakılırken 14’ü hakkında DGM’ce soruşturma başlatıldı
1996 Human Rights Watch’un hazırladığı, Belge Yayınları’ndan basılan ‘Savaş ve İnsan-Türkiye’ye Silah Transferleri ve Savaş Yasaları İhlalleri‘ adlı kitap nedeniyle TCK 159’dan dava açılan yayıncı Ayşenur Zarakolu ve gazeteci Ertuğrul Kürkçü’nün yargılanmasına devam edildi. Kesinleşmiş bir cezasından dolayı Bayrampaşa Cezaevi’nden getirilen Zarakolu, yine Belge Yayınlarından çıkan Faysal Dağlı’nın ‘Ateşten Portreler’ adlı kitabı nedeniyle yargılandığı davadan beraat etti.
2001 Yeni Türk Medeni Kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 22 Kasım 2001’de kabul edildi. 4721 Sayılı Kanun, 1 Ocak 2002’de yürürlüğe girdi. Yeni kanun 17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi‘ni yürürlükten kaldırdı. Başlangıç hükümleri dışında, kişiler hukuku, aile hukuku, miras hukuku, eşya hukuku ve borçlar hukuku olmak üzere beş kitap ve 1030 maddeden oluşmaktadır.
2004 Hükümet, F tipi cezaevlerini yasal hale getirip hücre, tek tip elbise, çalışma zorunluluğu öngören tasarıyı geri çekti.
2005 Almanya’da seçimlerinde Angela Merkel başbakan oldu. Hıristiyan Demokrat partileri (CDU/CSU) ile Sosyal Demokrat Parti (SPD) koalisyonu toplam 448 milletvekilinden 397’sinin oyunu aldı. Merkel, Almanya’nın ilk kadın ve Doğu Almanyalı başbakanı oldu.
2010 İTÜ’nün 2008 akademik yılı açılışında Başbakan Erdoğan’ı protesto eden Öğrenci Kolektifi’nden 18 öğrenci 1 yıl 3 ay hapse mahkum edildi.
2011 OdaTV Haber Müdürü Barış Terkoğlu, imtiyaz sahibi Soner Yalçın, yazar Doğan Yurdakul, Barış Pehlivan ve Müyesser Yıldız’ın silahlı terör örgütüne üye olmak (Ergenekon) iddiasıyla tutuklu yargılandıkları davanın ilk duruşması yapıldı. Haklarındaki iddianame 26 Ağustos 2011’de hazırlandı. İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi Yurdakul’u 22 Şubat 2012 tarihinde yapılan duruşmada sağlık nedenleriyle serbest bıraktı. Yıldız 18 Haziran 2012’de Terkoğlu 14 Eylül 2012, Yalçın ise 27 Aralık 2012 tarihli duruşmada tahliye edildi.
2013 Karşılama ve uğurlama törenleri ile temel atma, açılış ve benzeri törenlerde kırmızı halı serilmesi uygulamasına son verilmesine ilişkin genelge Resmi Gazete’de yayımlandı.
2016 OHAL kapsamında yayınlanan 677 Sayılı KHK ile 7 gazete, 1 dergi ve 1 radyo kanalının yanı sıra, eğitim, kültür ve diğer alanlarda faaliyet gösteren, çeşitli illerdeki 375 dernek kapatıldı.
2016 AİHM, dergisine el konulan ve sorumlu müdürü Umut Güner “müstehcenlik”ten yargılanan Kaos GL Derneği(Başvurucu Kaos Gey ve Lezbiyen Kültürel Araştırma ve Dayanışma Derneği)’nin ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğine karar verdi.
2017 Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi, eski Sırp Komutan Ratko Mladic hakkında, 1995 yılında Srebrenitsa soykırımında 8 binden fazla Bosnalı erkeğin öldürülmesi, insanlığa karşı suç ve savaş kanunlarını ihlal suçundan müebbet hapis cezası verdi.
2017 Avukat Eren Keskin, gazetede çıkan bir haberde “Cumhurbaşkanı’na hakaret” edildiği iddiasıyla 7 bin TL adli para cezasına mahkum edildi.
2017 Şilili avukat ve siyasetçi Juan Luis Maurás yaşamını yitirdi. (Doğumu: 18 Haziran 1922) Şili Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okudu. 1946’da Londra’da düzenlenen Dünya Gençlik Kongresinde Şili delegasyonu başkanlığı yaptı. Ertesi yıl, Prag’da düzenlenen Dünya Öğrenci Kongresi’ne delege olarak katıldı. Daimi Maliye Komisyonu üyeliği ve Daimi Dış İlişkiler Komisyonu üyeliği yaptı. 1961 de Şili’nin Birleşmiş Milletler Olağanüstü Büyükelçisi olarak  atandı. Halk Birliği hükümetine mesafeli olmasına rağmen 11 Eylül 1973 darbesinden sonra dayatılan ve Salvador Allende’yi deviren askeri diktatörlüğe karşıydı . Demokrasiyi geri kazanma mücadelesinin ortasında Radikal Parti’ye yeniden katıldı. 22 Kasım 2017 de Antofagasta’da kalp sorunları nedeniyle yaşamını yitirdi.
2019 Ankara 21. Ağır Ceza Mahkemesi, 7 Kasım 2016 tarihinde ozguruniversite.org sitesinde yayınlanan “Asıl Terör Devlet Terörüdür” başlıklı yazısı ve ev aramasında bulunan fotoğraflar ile köşe yazıları delil göstererek “terör örgütü propagandası” iddiasıyla yargılanan Fikret Başkaya hakkında beraat kararı verdi. Başkaya’nın avukatı Levent Kanat Bianet’e yaptığı açıklamada, “Bu karar umarım düşünce özgürlüğüne karşı yeni davaların açılmasının, yargı baskısı ve ceza tehditlerinin önünde de engel olur. Bu tür davalar düşünce özgürlüğünün önünde büyük bir ayıptır” dedi.
2023
  • İsrail ile Hamas geçici ateşkes anlaşması yaptı.
  • AYM, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nde çalışan altı işçinin Cumhurbaşkanını ve hükümeti eleştiren paylaşımlar yaptığı gerekçesiyle tazminatsız olarak işten atılmasını hak ihlali saydı. Mahkeme özel hayata saygı hakkı ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verdi.
  • Bürosunun yanındaki lokantada müvekkilinin hasımları tarafından silah kabzası ile darbedilen  Samsun Barosuna bağlı Avukat Adem Erol hakkında, kendisini yaralayanların peşinden tuzluk atması nedeniyle ‘kasten silahla adam yaralamaya teşebbüs’ suçundan 4 yıl 6 ay hapis talebiyle dava açıldı. İddianame Samsun 5. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Avukat, “Silahla saldırıp mermiyi silahın ağzına verenlere gül mü atacaktım?”  dedi. İlk duruşmanın 9 Ocak 2024 tarihinde yapılmasına karar verildi. 
2024 İsviçre makamları, Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında çıkardığı tutuklama emri kapsamında İsviçre’nin, Netanyahu’yu ülkeye gelmesi halinde tutuklamakla yükümlü olduğunu bildirdi. Fransa ve Almanya ise ne açıklama yapmadı.
2024 Tekirdağ’da “cinsel istismar” ve “şiddet” sonucu kaldırıldığı hastanede 30 gün boyunca yoğun bakımda verdiği yaşam mücadelesinin ardından hayatını kaybeden 2 yaşındaki Sıla bebeğin davasına ilişkin iddianame hazırlandı.
2024
  • Fatih Altaylı ile İsmail Saymaz hakkında, ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçundan soruşturma başlatıldı. MHP ise her ikisi ve bazı medya kuruluşları hakkında ayrıca suç duyurusunda bulundu.
  • ‘MOSSAD’a casusluk yapmak‘ suçlamasıyla 20 sanığın 45’er yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılandığı davada ara karar açıklandı. Mahkeme heyeti, tutuklu 2 kişinin tahliyesine karar verdi.
  • Martı TAG ile İstanbul Taksiciler Odası arasında 2,5 yıldır süren davada mahkeme kendilerinin lehine karar verdi. İstinaf Mahkemesi Martı’nın yaptığı istinaf başvurusu kabul ederek yerel mahkeme kararının hatalı olduğuna karar verdi. Dosya yerel mahkemeye gönderildi.
2024
  • MHP Kırıkkale Milletvekili Halil Öztürk, alkollü içki ve uyuşturucu madde alarak araç kullananlar ile trafiği tehlikeye sokacak şekilde şerit değiştirenlere verilen cezaların artırılması maksadıyla TBMM Başkanlığına kanun teklifi sundu.
  • İç güvenlik alanında düzenlemeler içeren kanun teklifi, TBMM Genel Kurulunda kabul edildi. Kanun, trafikte yetkisiz kişilerin “çakar” kullanımına, ateşli silahlara yönelik cezaların artırılmasına, mahalle bekçilerinin yetkilerine ve Polis Bakım ve Yardım Sandığına ilişkin bazı hususları düzenliyor.
2024

Dolandırıcılık 

  • İzmir’de 12 ayrı kuyumcuya 22 ayar görüntüsü verilmiş düşük ayarlı altın satarak dolandırdıkları suçlamasıyla gözaltına alınan 2’si kadın 6 şüpheliden 3’ü tutuklandı.
  • Bir doktoru forex yatırım piyasalarında yüksek kar vaadiyle kandırarak yaklaşık 10 milyon TL değerinde dolandırdığı belirlenen 36 kişiden 26’sı tutuklandı, haklarında 3 ayrı suçtan 33 yıla kadar hapis cezası istemi ile dava açıldı. Sanıkların, vurgundan elde ettikleri paraları kripto para borsasına havale ettikleri tespit edildi.
  • Bayburt’ta sosyal medyadan köpek sahiplenmek isteyen 36 kişiyi dolandırdığı belirlenen iki kişi yakalandı. Şüphelilerden hakkına kesinleşmiş 20 yıl 8 ay hapis cezasıyla aranan İ.A., tutuklanırken, Ç.T. adli kontrolle serbest kaldı.
2024 Paris İdari Mahkemesi, Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) partisinin Filistin asıllı Avrupa Parlamentosu (AP) üyesi Rima Hassan’ın başkent Paris’teki Sciences Po Üniversitesi’nde vereceği konferansın iptal edilmesinin ‘yasadışı’ olduğuna karar vererek konferansın iptal edilmesine yönelik kararı iptal etti.
2024 BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (the Office for the Coordination of Humanitarian Affairs – OCHA), bu yıl dünya genelinde 281 yardım görevlisinin ölümünün kayıtlara geçtiğini açıkladı. 2024, İsrail’in yoğun saldırıları altında bulunan Gazze’deki savaşın da etkisiyle insani yardım çalışanları için ‘kayıtlardaki en ölümcül yıl’ oldu. Dünyada, 300 milyondan fazla insan, insani yardıma ve korumaya ihtiyaç duyuyor.
2023 CHP’nin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın şikayetiyle 11 yıl 8 ay hapis cezası ve siyasi yasak istemiyle “kamu görevlisine görevinden dolayı alenen hakaret” suçundan Mersin 3. Asliye Ceza Mahkemesinde yargılandığı dava kapsamında talimatla Ankara’da ifade verdi.. Kılıçdaroğlu, savunmasında söylediklerinden dolayı hiçbir pişmanlığı bulunmadığını belirtti. Duruşmaya katılan kalabalık, “hak, hukuk, adalet” sloganları attı.

22 Kasım – Hukuk Takvimi

21 Kasım – Hukuk Takvimi – Hukuk Tarihinde Bugün 

0
21 KASIM - Hukuk Takvimi

21 Kasım – Hukuk Takvimi – Hukuk Tarihinde Bugün 

933 

Hanefi fıkıh ve akaid alimi Ebu Cafer et-Tahavî, öldü. (Doğumu: 853)

1694 

Fransız Aydınlanması’nın en önemli filozoflarının başına gelen ve Aydınlanma hareketinin kurucularından   François Voltaire( François Marie Arouet) dünyaya geldi. (21 Kasım 1694 – 30 Mayıs 1778) 

Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: Voltaire.webp

1740

Danimarkalı feminist ve yazar Charlotte Baden doğdu. (Ölümü: 1824)

1768 

Alman Protestan teolog, felsefeci ve idealist düşünürü Friedrich Schleiermacher, doğdu. (Ölümü: 1834)

1789

Kuzey Karolina, ABD’nin 12. eyaleti oldu.

1870 Amerikalı yazar, radikal anarşist ve aktivist Alexander Berkman, doğdu. (Ölümü:1936)
1870  Çek tarihçi, hukukçu, arşivci, yazar, çevirmen ve şair Karel Jaromír Erben, yaşamını yitirdi. (Doğumu:1811)
1900 Yahudilerin Filistin’e göçünü engellemek amacıyla Osmanlı yönetimi tarafından çeşitli önlemler alındı. Padişah Abdülhamit “Kırmızı Tezkere” usulünü getirdi, “İbrani Misafirler mukaddes Topraklara Duhuliye Şartları” adı altındaki nizamname nizamnameye Filistin bölgesindeki tüm yabancı temsilciliklere dağıtıldı. Nizamname, dünyanın herhangi bir ülkesinden kalkıp Filistin’i ziyaret etmek isteyen her Musevi’ye, her üzerinde mesleği, milliyeti ve yolculuk nedeninin yazılı olduğu bir tezkere ya da pasaport edinme zorunluluğu getirdi. Mukaddes Topraklara seyahat eden Yahudilere pasaportlarını ya da seyahat belgelerini gümrüklerde bırakarak, bunun yerine diğer belgelerden kolaylıkla ayırt edilebilmeleri için kırmızı renkte olan ve “kırmızı kâğıt” adı verilen seyahat tezkerelerini alarak seyahat etmelerine izin verildi.
1922 21 Kasım 1922 Lozan Konferansı’nın ilk oturumu yapıldı.
   
1941 Tüm yüksek okulların son iki döneminde Türk İnkılap Tarihi ve Türkiye Cumhuriyeti Rejimi dersinin okutulması zorunlu oldu.
1947 Devletlerarası İstişari Denizcilik Teşkilâtına tanınacak veya mevcudiyeti münasebetiyle verilecek olan hukuki yetki, imtiyaz ve muafiyetler konusunda Birleşmiş Milletler Asamblesi tarafından 21 Kasım 1947 tarihinde Genel Sözleşme kabul edildi. 
1955 Türkiye, İran, Irak, Pakistan ve Birleşik Krallık’ın katılımıyla Bağdat Paktının  ilk konsey toplantısı başladı. (21-22 Kasım 1955) ABD gözlemci gönderdi ve paktı destekledi. 
1959

21 Kasım 1959 tarihli 1400 (XIV) sayılı Genel Kurul kararı kabul edildi. Karara göre Uluslararası Hukuk Komisyonu, sığınma hakkıyla ilgili uluslararası hukukun ilke ve kurallarının kodifikasyonu konusunda yetkilendirildi. 

1963

Alcatraz Kuşçusu lakabıyla tanınan ve aynı adlı filme ilham kaynağı olan ünlü Amerikalı mahkûm Robert Franklin Stroud yaşamını yitirdi. ((Doğumu: 28 Ocak 1890 – Ölümü: 21 Kasım 1963) Alkatraz hapishanesine naklinden önce Leavenworth’de kuş beslemekteydi. Ornitolog olan Stroud’un Alkatraz’da hayvan beslemesine izin verilmedi.

1972 Yedeksubaylığını yapmakta olan Uğur Mumcu duruşmaya resmî elbiseyle gelerek savunmasını yaptı. Mumcu, delillerin Ülkü Ocaklı militanlar ile MİT ajanlarınca türetildiğini ileri sürerek ”27 Mayıs Devrimi suç sayılmadan bu devrimi savunanlar  komünistlikle suçlanamaz” dedi.
1972 Dünya Kültürel Ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü(UNESCO) Genel Konferansının 17 Ekim-21 Kasım 1972 tarihleri arasında Paris’te toplanan onyedinci oturumunda kabul edilmiştir.
1978

Suadiye yolcu vapuru 21 Kasım 1978’de rotası dışına çıkarılarak kaçırıldı. 16 öğrenci Sıkıyönetim Mahkemesi’nce tutuklandı. 

1980 Ege Ordu ve Sıkıyönetim Askeri Savcılığı, TKEP (Türkiye Komünist Emek Partisi) davasında yargılanan 10 kişiden Seyit Konuk, Necati Vardar ve Ethem Coşkun’un 2 MHP İl yöneticisini öldürmek suçundan idam cezasına çarptırılmasını istedi.
1980 Hayrettin Eren, Saraçhane’de gözaltına alındı. Zorla Kaybedildi ve kendisinden bu güne kadar bir haber alınamadı. Eren ile aynı operasyonda gözaltına alınan kişiler askeri mahkemede Eren’in de kendileriyle birlikte yargılanması gerektiğini söyledi, dilekçeler yazıldı, ancak bir hiçbir makamdan yanıt alınamadı. 1986’da yaptığı suç duyurusu sonuçsuz kaldı. Savcılığın takipsizilik kararı aileye 24 Aralık 2014 tarihli yazı ile gönderildi. Aile 2014’de AİHM’e başvurdu. Annesi Elmas Eren oğlunu aradıktan sonra 2019’da yaşamını yitirdi.
1980 Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) Genel Başkanı Gültekin Gazioğlu ve 63 eğitimci hakkında gıyabi tutuklama kararı alındı. 
1982

Cumhurbaşkanı Kenan Evren, 1982 Türkiye anayasa referandumunda %95 “EVET” oyu veren Fatsa’da halka teşekkür etti.

1985

ABD Başkanı Ronald Reagan ve Sovyetler Birliği lideri Mihail Gorbaçov Cenevre’de buluştu. Zirveden, stratejik nükleer silahların yüzde 50 azaltılması kararı çıktı.

1988 Türkiye Cumhuriyeti, Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı 21 Kasım 1988 tarihinde çekinceler koyarak imzaladı. Şart, 1991 yılında onaylandı. 
1989 61 yaşındaki Saliha Şener, SHP’nin 26 Mart yerel seçim mitinginde Kürtçe konuşma yaptığı için 1 yıl hapse mahkum edildi. Ceza paraya çevrilerek ertelendi.
1990 Türk Ceza Kanunu’nun 13 ayrı maddesindeki idam cezasını ömür boyu hapis cezasına çeviren yasa tasarısı Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi. 
1990 İzmir bağımsız milletvekili Kemal Anadol, eski Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in idamla yargılanması talebiyle suç duyurusunda bulundu. Anadol, Evren’in Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan anılarında TBMM’yi ortadan kaldırmak amacıyla gizli örgüt kurduğunu ikrar ettiğini söyledi.
1990 Yeni Bir Avrupa İçin Paris Şartı (Paris Andlaşması-Charter of Paris for a New Europe)) Avrupa’da demokrasiyi, barışı ve birliği desteklemek ve geliştirmek amacıyla 21 Kasım 1990 tarihinde Paris’te imzalandı. 19 Kasım 1990–21 Kasım 1990 tarihleri arasında 34 üye ülkenin katılımıyla düzenlenen Paris Zirvesi sonucunda “Soğuk Savaş” resmi olarak sona erdirildi, Avrupa için barışa, temel hak ve özgürlüklere, karşılıklı anlayış ve işbirliğine dayalı demokratik bir geleceğin esaslı noktaları imzalanan Yeni Bir Avrupa için Paris Şartı ile tescil edildi.
1994 İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi RP, DYP ve ANAP’lı üyelerin ittifakıyla, Kuran kursu öğrencileriyle Diyanet mensuplarına İETT otobüslerinde %50 indirim hakkı tanıdı; 2 hafta önce SHP ve DSP’nin verdiği ”öğretmenlere ücretsiz ulaşım hakkı” önergesi ise reddedildi.
1995 Dayton Barış Anlaşması ile Bosna Savaşı sona erdi.
   
1997 Uluslararası Ticarî İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü tarafından 21 Kasım 1997 tarihinde kabul edilmiş, 17 Aralık 1997 tarihinde Paris’de imzalanmış, 1 Şubat 2000 tarihinde TBMM’de kabul edilen 4518 sayılı yasa ile Türkiye tarafından onaylanmıştır.
1998 İstanbul’da Mor Çatı Kadın Sığınakları Vakfı’nın çağrısıyla iki günlük 1. Kadın Sığınakları Kurultayı düzenlendi. Amaç, kadına yönelik şiddete karşı mücadelede kadınlar ve gruplar arası kalıcı bir iletişim ağı oluşturmak.
2000 Peru Devlet Başkanı Alberto Fujimori resmen istifa ederek Japonya’ya gitti. Fujimori yolsuzluk ve seçim hileleri ile suçlanıyordu.
2001 Avrupa Birliği, kartel oluşturup vitamin fiyatlarını yapay olarak arttıran sekiz eczacılık ve kimya şirketini 752 milyon dolar (1.1 katrilyon) cezaya çarptırdı. Bu, AB tarihinde ekonomik olarak bir suça verilen en yüksek ceza.
2001 Çocuk Haklarına dair Budapeşte Taahhüdü ve Eylem Planı kabul edildi. 
2001 Eğitimci, felsefeci, yazar, çevirmen Adnan Cemgil (92) hayata veda etti. 1807’de doğdu. 1950 yılında, kurucularından olduğu “Türk Barışseverler Cemiyeti”nin genel sekreterliğini yaptı. Bu derneğin faaliyeti nedeniyle yargılandı, 15 ay hüküm giydi. Kore’ye asker gönderilmesine karşı çıktıkları için yargılandı. 1941-1944 yılları arasında “Yurt ve Dünya” dergisinin, 1947’de de “24 Saat” gazetesinin yazı işleri müdürlüklerini yaptı. 1944-1945 yıllarında İnönü Ansiklopedisi’nde redaktör olarak çalıştı. 1961 yılında eşiyle birlikte “Evren Yayınevi”ni kurup, ansiklopedi çıkardı. 1960’larda TİP üyesi oldu. Cumhuriyet gazetesi ve Yeni Ortam’da yazılar yazdı. 1942-1987 yılları arasında Türkçeye 50 kadar çeviri yapıt kazandırdı.
2002 İstanbul 1 No’lu DGM, Pencere Yayınları’ndan çıkan Necdet Buldan’ın faili meçhul cinayete kurban giden kardeşi Savaş Buldan için yazdığı “Savaş’a Mektuplar” adlı kitabına toplatma kararı verdi. İstanbul 2. Asliye Mahkemesi, Dragan Babic’in ‘Son Sürgün’ adlı kitabının ‘imhasına’ karar verdi. Ayrıntı Yayınları’nın “Yeraltı Edebiyatı” dizisinden çıkan kitap, müstehcen olduğu gerekçesiyle toplatılmıştı. Kitap, yakılacak ya da kağıt fabrikasına gönderilip hamur haline getirilecek.
2001 BM Hukuk Komisyonu 21 kasım 2001 tarihinde, kim tarafından işlenirse işlensin terörizmin metot ve yöntemlerini kınayan bir karar aldı. 
2002

Prag’daki NATO zirvesi’nde; Litvanya, Letonya, Estonya, Bulgaristan, Romanya, Slovakya ve Slovenya’ya, ittifaka katılmaları çağrısı yapıldı.

  Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliği 21.11.2003 tarihli, 25256 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. 
2003 BM Güvenlik Konseyi İstanbul’daki bombalı saldırılar üzerine karar aldı. 1516 sayılı karar, Türkiye’ye meşru müdafaa çerçevesinde gerekirse sınır ötesi askeri harekata girişme hakkı veriyor.
   
   
   
2004- Mardin/Kızıltepe’de Ahmet Kaymaz ve oğlu Uğur Kaymaz öldürüldü. Vücudundan 13 kurşun çıkarılan 12 yaşındaki Uğur ve babası Ahmet Kaymaz için açılan davada yargılanan 4 polis memuru 18 Nisan 2007’de “meşru müdafaa” gerekçesiyle beraat etti, Yargıtay kararı onadı. Kaymaz ailesi 2012’de AİHM’ne başvurdu. Mahkeme Şubat 2014’de Türkiye’yi Kaymaz ailesine toplam 135 bin Euro tazminat ödemeye mahkum etti. AİHM kararının ardından İHD Mardin Şubesi avukatlarının “yargılanmanın yenilenmesi” talebi ağır ceza mahkemesince gerekçesiz reddedildi. Kaymazlar’ın avukatı Tahir Elçi’ye Ocak 2008’de “Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçundan 3 yıl hapis istemiyle dava açıldı. 
2005 Uluslararası Af Örgütü Britanya’da yaptığı anket sonuçlarını açıkladı; ankete katılanların yüzde 25’inin tecavüz olayında kadının tutum ve davranışının etkili olduğuna inandığı anlaşıldı.
2005 Birleşik Krallık’ta hemcinsler arasında medeni birliktelik yasallaştı. Elton John ve hayat arkadaşı David Furnish bu yasadan ilk yararlanan çift oldu.
2008 Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi’ne(TÜRKPA) dair 21 Kasım 2008  tarihli İstanbul Anlaşması imzalandı. (TÜRKPA) Dolmabahçe Sarayı’nda; Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye Cumhuriyeti parlamento başkanlarının imzalamış olduğu antlaşma ile kuruldu.
   
2011 AİHM Oda TV soruşturması kapsamında tutuklu olan gazeteciler Ahmet Şık ve Nedim Şener’in başvurusu kapsamında Ankara’dan savunma istedi.
2012

12 Eylül Davası’nda savunması yatakta alınan Kenan Evren: “12 Eylül kurucu bir ihtilaldır, tarihi bir olaydır, yargılanamaz.”, “Taraf demesinler diye bir sağdan, bir soldan astık”

   
   
2012 Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu kabul edildi. 
2013 Ukrayna hükümeti, AB ile serbest ticaret anlaşmasının imzalanmasına yönelik hazırlıkları askıya aldı.
2024

Antalya’da 49 suç kaydı ve toplamda 77 yıl 17 gün kesinleşmiş hapis cezası bulunan R.T.M. isimli şahsın (33) cezaevinden izinli çıktıktan sonra kreşte hırsızlık yaptığı ortaya çıktı.

2024
  • DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, TBMM Genel Kurulu’nda; terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan’a 6 aylık yeni bir avukat görüş yasağı verildiğini açıkladı.
  • Tayland’da, 36 yaşındaki seri katil Sararat Rangsiwuthaporn, hakkındaki 14 cinayet ve 80 suçtan Bangkok’ta ilk kez hakim karşısına çıktı. Kadın sanık, arkadaşını siyanürle zehirlemekten idam cezasına mahkum edildi.
  • Çerkezköy İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, Çerkezköy başta olmak üzere İzmir ve Aydın’da kendilerini polis olarak tanıtarak 25 milyon TL dolandırıcılık yapan şüphelilere yönelik başarılı bir operasyon gerçekleştirdi. Şüpheliler adliyeye sevk edildi. 
  • İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz, “Artık Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti değil” dedi.
  • Peri Suyu üzerine yapılan Pembelik Barajı ve HES’e karşı direnen ve topraklarını savunan 8 köylüye 2 yıl 6’ar ay ceza verildi. Köylüler ve çevre aktivistleri basın açıklaması yapmak, güvenlik güçlerine direnmek, çadır nöbeti tutmak gibi eylelerden yargılandı.

  • Bursa’da polisin ‘Dur’ ihtarına uymayarak, kaçan ehliyetsiz sürücü 25 kilometre süren takibin ardından yakalandı. Sürücüye çeşitli trafik suçlarından toplamda 58 bin lira para cezası verildi.

  • Mardin’in Artuklu ilçesinde adliye yakınlarında düzenlenen silahlı saldırıda 1’i avukat 4 kişi yaralandı.
  • Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, eski İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin El Kassam Tugayları’nın başındaki Muhammed Deif ve Hamas liderlerinden El-Masri hakkında tutuklama kararı verdi. İtalya Savunma Bakanı Crosetto, “UCM’ye taraf olduğumuz için İtalya’ya gelirlerse onları tutuklamak zorunda kalırız” dedi.
  • Sinan Ateş’in ablasına düzenlenen saldırının azmettiricisi olarak yargılanan Servet Bozkurt, ev hapsinde olduğu sırada, Ankara’da eşi Elif Bozkurt (41) ile onun sevgilisi olduğunu iddia ettiği Hasan Şahin’i katletti. 

  • İstanbul Havalimanı’ndaki güvenlik görevlilerinin de dahil olduğu altın kaçakçılığına ilişkin soruşturmada 7 şüpheli tutuklandı.

  • Ordu evinde emrindeki askerlere cinsel saldırıda bulunduğu gerekçesiyle tutuklanan eski Sakarya Garnizon Komutanı Albay Fahri Can Çağlar, Sakarya 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde son kez hakim karşısına çıktı. 5 ayrı suçtan toplam 38 yıl 70 ay 106 gün hapse çarptırıldı.

  • Trump’ın, yeni kabinesinde Adalet Bakanı olacağını açıkladığı eski Kongre üyesi Gaetz, hakkındaki cinsel taciz tartışmalarının ardından adaylıktan çekildiğini duyurdu.

  • DEM Parti Esenyurt ilçe eşbaşkanları Abdullah Arınan ve Rojda Yılmaz, tutuklandı.

2024
  • Dünya Felsefe Günü (Her yıl, kasım ayının üçüncü perşembe günü kutlanmaktadır) Dünya Felsefe Günü, UNESCO tarafından 31 Mart 2005 tarihinde Paris’te alınan karar ile, her Kasım ayının 3. Perşembe günü kutlanması ilan edilen uluslararası bir gündür. UNESCO, bu Günü her yıl Kasım ayında, dünya çapında kutlamak üzere gerekli desteği sağlamakta, küresel çapta felsefi bir etkinlik olarak geniş bir platform oluşturmaktadır. Felsefenin, toplumları dönüştürücü gücüne vurgu yapma ve ondan ilham alma günüdür. 
  • Sakarya Garnizon Komutanı iken 15 askere dönük cinsel istismar iddiasıyla tutuklanan Kurmay Albay Fahri Can Çağlar hakkında görülen davada 42 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
21 Kasım - Hukuk Takvimi - Hukuk Tarihinde Bugün 
21 Kasım – Hukuk Takvimi – Hukuk Tarihinde Bugün 

Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi Hakkında İstanbul Anlaşması

0

Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi Hakkında İstanbul Anlaşması, 21 Kasım 2008  tarihinde li Dolmabahçe Sarayı’nda imzalanmıştır. Antlaşmaya, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye Cumhuriyeti parlamento başkanları imza koymuştur. İstanbul Anlaşması ile TÜRKPA) kurulmuştur. 

İSTANBUL ANLAŞMASI – TÜRK DİLİ KONUŞAN ÜLKELER PARLAMENTER ASAMBLESİ

Türk Dili Konuşan Ülkelerin Parlamentoları (bundan sonra “Taraflar” olarak adlandırılacaktır) aralarındaki tarih, kültür ve dil birliğine dayanarak, ulusal mevzuatların yakınlaştırılması ve diğer parlamentolararası faaliyetler konularında en sıkı işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla aşağıdaki konular üzerinde mutabakata varmışlardır:

Madde 1

Taraflar, parlamentolararası işbirliğini geliştirmek ve genişletmek amacıyla Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi’ni (bundan sonra Asamble olarak adlandırılacaktır) bir danışma organı olarak tesis
eder.

Madde 2
Asamble:
  • Parlamentolararası işbirliğini geliştirir;
  • Türk Dili Konuşan Ülkelerin kültürel mirasının ve tarih, sanat, edebiyat ve diğer alanlardaki ortak değerlerinin korunması ve gelecek nesillere aktarılması konusu da dahil olmak üzere, ulusal mevzuatların yakınlaştırılması konusunda tavsiye kararları alır;
  • Siyasi, sosyo-ekonomik, kültürel ve insani konuları müzakere eder;
  • Taraflar arasında hukuki ve diğer konularda bilgi alışverişinde bulunur;
  • Gerektiği takdirde milletvekilleri ile parlamento görevlilerinden oluşan çalışma grupları kurar;
  • Tarafların milletvekilleri ve parlamento görevlilerinin karşılıklı ziyaretlerinin gerçekleştirilmesinde işbirliği sağlar;
  • Asamblenin çalışma kurallarını ve faaliyetlerini belirleyen diğer düzenleyici belgeleri, kendi logosu ve simgelerini kabul eder.
Madde 3

Asamble, Genel Kurul toplantılarında müzakere ettiği konular hakkında oybirliği esasına göre karar alır.
Asamble kararlarını aşağıdaki biçimlerde alır:

Bildiri,
Çağrı,
Tavsiye.

Madde 4

Asamble, Tarafların delegasyonlarından oluşur. Parlamento delegasyonları 7’şer milletvekilinden oluşur. Parlamento delegasyonlarına Tarafların Meclis Başkanları başkanlık eder. Her bir Taraf Asamblede eşit haklara ve bir oy hakkına sahiptir.

Madde 5

Asamblenin faaliyetlerini Tarafların parlamento başkanlarından oluşan Asamble Konseyi koordine eder. Asamble Konseyi Taraflar için ortak, etkin gelişme yollarını ve aralarındaki işbirliği perspektiflerini belirler, Asamblenin amaç ve görevlerinin yerine getirilmesine yönelik kararlar alır. Konsey müzakere ettiği konularda oybirliği esasına göre karar alır.

Madde 6

Sekretarya, Asamblenin daimi çalışma organı işlevini yerine getirir. Sekretaryanın yapısı ve faaliyetleri Asamble Konseyi tarafından onaylanan Sekretarya Yönetmeliğince belirlenir.

Madde 7

Asamble olağan Genel Kurul toplantıları ve Asamble Konseyi toplantıları yılda bir defadan az olmamak kaydıyla, alfabetik sırayla işbu Anlaşmaya taraf ülkelerde yapılır. Ev sahibi ülke Asamble toplantılarına başkanlık yapar.

Olağanüstü Asamble ve Konsey toplantıları çağrısı, Taraflardan birinin teklifi ve diğerlerinin onayı üzerine başkanlığı yürüten ülke parlamentosu tarafından yapılır.

Ev sahibi ülke Asamble ve Konsey toplantılarının organizasyonu ile ilgili tüm masrafları üstlenir.

Her parlamento delegasyonu, Asamble çalışma toplantılarına katılım ile ilgili masrafları üstlenir.

Madde 8

Tarafların devlet dilleri, Asamblenin çalışma dilleridir.

Madde 9

İşbu Anlaşmaya katılmayan uluslararası parlamenter örgütler ve diğer ülkelerin ulusal Parlamentolarının Temsilcileri, Konsey üyelerinin rızasıyla Asamble toplantılarına gözlemci olarak davet edilebilir ve katılabilirler.

Madde 10

Diğer Türk Dili Konuşan Ülke Parlamentoları Tarafların tümüne yazılı bildirim yapılması yoluyla işbu Anlaşmaya katılabilir. Bu Anlaşma katılımcı Parlamento için yazılı katılım bildiriminin tüm Taraflarca alınmasından itibaren yürürlüğe girer.

Madde 11

İşbu Anlaşma süresiz olarak imzalanmıştır. Taraflardan her biri işbu Anlaşmadan çekilebilir. Ayrılan Taraf için Anlaşma, yazılı ayrılma bildiriminin diğer Taraflarca alındığı tarihten itibaren altı aylık sürenin bitimiyle sona ermiş olur.

Madde 12

Taraflar, karşılıklı mutabakat üzerine ve özel bir protokol düzenlemek yoluyla İşbu Anlaşmaya değişiklik ve ilaveler yapabilirler. Bu protokol Anlaşmanın ayrılmaz bir parçasıdır.

Madde 13

İşbu Anlaşma, Taraflarca imzalandığı andan itibaren yürürlüğe girer.

Madde 14

Anlaşma her biri Azerice, Kazakça, Kırgızca ve Türkçe olarak dört nüsha hazırlanmış ve 21 Kasım 2008 tarihinde İstanbul’da imzalanmıştır.

Bütün dillerdeki metinler eşit hukuki geçerliliğe sahiptir.

Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi adına Oktay Asadov
Kazakistan Cumhuriyeti  Parlamentosu adına  Muhammet Kopeyev
Kırgız Cumhuriyeti Joqorku Keneşi adına Aytibay Tagayev
Türkiye Büyük Millet Meclisi adına  Köksal Toptan

Dünya Felsefe Günü

0

Dünya Felsefe Günü, UNESCO tarafından 31 Mart 2005 tarihinde Paris’te alınan karar ile, her Kasım ayının 3. Perşembesinde kutlanması öngörülen uluslararası bir farkındalık günüdür.

UNESCO, bu Günü her yıl Kasım ayında, dünya çapında kutlamak üzere gerekli desteği sağlamakta, küresel çapta felsefi bir etkinlik olarak geniş bir platform oluşturmaktadır. Felsefenin, toplumları dönüştürücü gücüne vurgu yapma ve ondan ilham alma günüdür.  

2023 tarihi 16 Kasım
2024 tarihi 21 Kasım
2025 tarihi 20 Kasım
2026 tarihi 19 Kasım

İlk olarak 21 Kasım 2002’de Paris’teki Unesco merkezinde icra edilen Dünya Felsefe Günü’ne 53 ülke katılmıştır. Birkaç yıl için etkinlik entelektüel takvimde önemli bir hale gelmiş, uluslararası entelektüel topluluk ve geniş kamuoyu tarafından büyük bir destek görmüştür. Paris, Şili, Fas, Türkiye, İtalya ve Rusya’da düzenlenen etkinliklerin 2004 yılı programlarına 22’si Afrika’dan, 6’sı Arap bölgesinden, 17’si Asya ve Pasifik’ten, 22’si Avrupa ve Kuzey Amerika’dan, 12’si Latin Amerika ve Karayipler’den olmak üzere yaklaşık 95 felsefi kurumun katılmıştır. 

‘Dünya Felsefe Günü’ Türkiye’de başta Türkiye Felsefe Kurumu olmak üzere, özellikle üniversitelerin felsefe bölümleri tarafından çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır. Yuvarlak masa toplantıları, televizyon programları, yayınlar, okullarda, üniversitelerde ve hatta halka açık yerlerde düzenlenen kültürel faaliyetler ile felsefi düşünme biçiminin tüm toplum katmanları tarafından benimsenmesi hedeflenmektedir. 

Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: Dunya-Felsefe-Gunu-2024-1024x585.webp

UNESCO ve Dünya Felsefe Günü’nün İlanı 

UNESCO, Dünya Felsefe Günü’nü ilan ederek, 2002 yılından itibaren kutlanan ve kalıcı değer yaratmayı hedefleyen Felsefe Günü’nü kurumsallaştırmıştır. Dünya Felsefe Kurumu’nun ilk kadın sekreteri ve ilk kadın başkanı, Türkiye Felsefe Kurumu’nun ise kuruluşundan bu güne başkanı olan İoanna kuçuradi, Dünya Felsefe Günü’nün kurulmasında önemli çabalar göstermiştir. 2002, 2003 ve 2004 yıllarındaki kutlamalar Felsefe Günü’nün ilanına temel oluşturmuştur. 19 Mayıs 2004 tarihli bir mektup ile, Fas Krallığı Kültür Bakanı Mohamed Achaari, Fas’ta 9-10 Mart 2004 tarihlerinde düzenlenen Printemps de la Philosophie Bahar Buluşmalarının üçüncü oturumunda yapılan görüşmelerin ardından, bir dünya felsefe günü kurulmasına ilişkin bir öneriyi Unesco Genel Direktörüne iletmiştir.

UNESCO tarafından, Felsefe Günü’nün kapsamı ve Dünya Felsefe Günü ilan edilerek genişletilmesine ilişkin hedefler belirlendikten sonra uygulama biçimi ve maliyetleri araştırılmış, 2005 yılında yapılan UNESCO 33. Genel Konferansında her yıl Kasım ayının üçüncü Perşembesi Dünya Felsefe Günü olarak kutlanması kararı alınmıştır. Kararın alınmasında, ulusal delegasyonlar, ulusal komisyonlar, ilgili STK’lar, üniversiteler, araştırma enstitüleri ve önde gelen şahsiyetlerle gerçekleştirilen geniş çaplı danışma süreci etkili olmuştur. UNESCO, tüm ortaklarını, ulusal komisyonları, üniversiteleri ve sivil toplum örgütlerini bu günün önemine uygun etkinlikler düzenlemeye davet etmektedir. 

Dünya Felsefe Günü’nün Amaçları, Hedefleri ve Misyonu 

  • Felsefeye ulusal ve uluslararası düzeyde bağlılığı yenilemek,
  • Felsefi analizi ve araştırmayı teşvik etmek,
  • Felsefenin önemine dair toplumsal bilinci artırmak,
  • Eleştirel bakış açısının ve felsefi düşüncenin yaygınlaşması,
  • Felsefe öğretiminin güçlendirilmesini sağlamak, eğitim bakanlıklarıyla işbirliği yaparak eğitim müfredatında felsefe öğretimini teşvik etmek, felsefenin aşamalı olarak müfredata dahil edilmesini sağlamak,
  • UNESCO’nun entelektüel liderliğini daha görünür hale getirmek,
  • Felsefeyi daha erişilebilir hale getirmek ve küresel bir felsefi ağ kurmak,
  • Filozofların bir araya gelerek rasyonel tartışma yapmalarını ve özgürce fikir alışverişinde bulunmalarını sağlamak, uluslararası toplantılar düzenlemek, dünyadaki filozoflar için yeni ağlar kurmak ya da mevcut olanları güçlendirmek amacıyla bir toplanma yeri ve felsefi forum olarak işlev görmek,
  • Disiplinler arası ve sınırları aşan, bilgi ve öğrenme ilişkileri üzerine açık ve çoğulcu bir diyalog gerçekleştirmek,
  • Üniversiteler, kurumlar ve ilgili STK’lar aracılığıyla felsefeyi daha erişilebilir kılmak için bir momentum yaratmak,
  • Okullarda farkındalık yaratmak ve bu günü mümkün olduğunca geniş çapta kutlamak,
  • Yerel organizatörleri ve belediyeleri Dünya Felsefe Günü’nün hazırlıklarına ve kutlanmasına aktif katkıda bulunmaya teşvik etmek,
  • Günümüzün büyük çağdaş sorunları üzerinde felsefi analiz, araştırma ve incelemeleri teşvik etmek, böylece insanlığın karşılaştığı zorluklara daha etkili bir şekilde yanıt vermek,
  • Felsefenin önemini ortaya koyarak, modernleşme ya da küreselleşmenin etkilerinden dolayı birçok toplumun karşılaştığı seçimlerde eleştirel bir biçimde nasıl kullanılabileceği konusunda halk arasında bilinç yaratmak,
  • Küresel sorunlara felsefi bir bakış açısı ile yaklaşılmasını teşvik etmek, toplumlar arasında açık bir diyalog ortamı yaratarak kalıcı değer üretmek,
  • Daha iyi bir dünya inşa etmek, bir barış idealine doğru ilerlemek için felsefi bir yaklaşımın benimsenerek krizlerin, kargaşasının ötesinde bir dünyanın inşası için çalışmak, 

UNESCO ayrıca, Birleşmiş Milletler’in son yıllarda gündemine aldığı; ;İnsan Genomu ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Yapay Zeka Etiği Tavsiyesi, İklim Değişikliği, Biyolojik Çeşitliliğin Korunması, İnternetin İnsan Hakları İçin Kullanılması, Yerli Hakların Hakları ve Yerel Diller konularında da düşünmeyi ve uygar biçimde tartışmayı teşvik etmektedir. 

Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: Ionna-Kucuradi-1024x682.jpeg
Değerli Arkadaşlarım, Değerli Felsefeseverler, Günümüzde gitgide yayılan ve çelişkili bir ifadeyle “medenî ilkellik” dediğim olgunun temelindeki ana düşünsel nedenlerinden biri, ‘hak’ ile ‘çıkar’ arasındaki farkın yeterince görülememesidir. İkibindörtyüz yıl önce Sokrates’in yaptığı, ama üstünde durmadığı hak tanımına göre, ‘hak’ derken kastedilen, bu hak kimin hakkıysa, ona muhakkak verilmesi gereken bir şeydir –bir “borç” olan ve geri verilmesi gereken bir şey. ‘Çıkar’ ise, kimin çıkarıysa, onun hak ettiğinden daha fazlası, başkasından/başkalarından eksilen daha fazlasıdır. Çıkar kavramı çatışmayı içerir. Çıkarlar çatışır. “Ortak çıkarlar” da, başkalarının ortak olan ya da olmayan çıkarlarıyla çatışır. Dünyamızda barış isteyenlerimizin ‘hak’ ile ‘çıkar’ arasındaki farkı görmesi ve bunun etik gerekleri üzerinde düşünmesi dileğiyle, sizlerin ve sevdiklerinizin Dünya Felsefe Gününü kutlar, saygılar sunarım. İoanna Kuçuradi / Türkiye Felsefe Kurumu Başkanı

Hukuk Felsefesi ve Dünya Felsefe Günü 

Hukuk Felsefesi tarihsel adalet arayışını anlamlandırmak ve kavramsallaştırmak üzere ortaya çıkmıştır. Felsefenin alt dallarından biri olan Hukuk Felsefesi, hukukun temel kavramlarını, prensiplerini ve yapısını derinlemesine inceleyen bir disiplindir. Hukukun ne olduğunu, hangi temellere dayandığını incelemekte, hukuk normlarının geçerliliğini sorgulamakta, hukukun yaşayan toplumla bağını sorgulamaktadır. Hukuk Felsefesi, hukuk ve etik, hukuk ve güç, hukuk ve bireysel haklar gibi pek çok sorunsala ışık tutmaktadır. 

hukukçular açısından Hukuk Felsefesini öne çıkarma gündür. Felsefe olmadan hukukun da bir anlamının olmayacağı gerçeği hukukçular için rehber olmalıdır. Felsefenin eleştirel ve bağımsız düşünceyi teşvik eden, dünyayı ve hukuk düzeninin daha iyi anlamak için çalışabilen bir disiplin olduğunu anlamak her hukukçu için zorunluluktur.

Felsefe Günü, barolar, hukuk örgütleri, üniversitelerin Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi kürsüleri ile bu alanda çalışan sivil toplum örgütleri için önemli bir etkinlik fırsatı sunmaktadır.

Felsefe eğitiminin dünyamızda gerçekleştirebileceği en önemli işlevi, insanın dogmalardan arınmasını sağlayabilen bir anahtar olmasıdır. 10–17 Ağustos 2003 tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenen 21. Dünya Felsefe Kongresi’nin açılış konuşmasında Anayasa Mahkemesi Eski Başkanı ve Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer felsefenin işlevini şöyle vurgulamıştır:

“İnsanlık bir yandan kendini geliştirip özgürleştirirken öte yandan gelişmiş toplumlarla az gelişmiş toplumlar arasında büyüyen uçurum, eşitsizlik, yoksulluk, bilgisizlik, kültürsüzleşme, bağnazlık ve bunlardan kaynaklanan terör, kültürlerarası çatışma, moral değerlerde çözülme gibi sorunların üstesinden gelmeye çalışmaktadır (…) Felsefe insanın yaşamını, değerlerini, amaçlarını sorgulamakta, varlığı bütün olarak ele almakta, temelde insanın sorgulayabilme yeteneğine dayanmaktadır (…) Felsefenin geliştirdiği kuşkuculuk ve eleştirel düşünce, bilimsel düşüncenin, yenilikçi buluşların temelini oluşturmuştur. Eleştirel, sorgulayıcı ve çözümlemeci düşüncenin önem kazandığı dönemler, bilimsel üretim ve aydınlanmacı gelişmelerin önünü açmıştır. Dünya Ortaçağın karanlığından, skolastik düşüncenin dar ve tutucu kalıplarından, felsefi düşüncenin sorgulayıcı ve eleştirel yaklaşımı ile çıkmıştır.”

Yeni Bir Avrupa İçin Paris Şartı

0
Yeni Bir Avrupa İçin Paris Şartı

Yeni Bir Avrupa İçin Paris Şartı (Paris Andlaşması-Charter of Paris for a New Europe) Avrupa’da demokrasiyi, barışı ve birliği desteklemek ve geliştirmek amacıyla 21 Kasım 1990 tarihinde Paris’te imzalanmıştır.

Yeni Bir Avrupa İçin Paris Şartı
Biz, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı‘na taraf Devletlerin Devlet ya da Hükümet Başkanları, köklü değişikliklerin ve tarihi beklentilerin yer aldığı bir dönemde Paris’te bir araya geldik. Çatışma dönemi ve Avrupa’nın bölünmüşlüğü artık sona ermiş bulunuyor. İlişkilerimizin bundan böyle saygı ve işbirliği üzerine kurulacağını ilan ederiz.
Avrupa, kendisini geçmişin mirasından kurtarıyor. İnsanların cesareti, halkların iradelerinin gücü ve Helsinki Nihai Senedi’ndeki fikirlerin kuvveti Avrupa’da yeni bir demokrasi, barış ve birlik dönemi açmıştır.
Bugün, halklarımızın onlarca yıldır besledikleri umut ve beklentilerin gerçekleştirilmesi; insan haklarına ve temel hürriyetlere dayalı demokratik sisteme kesin bağlılık, ekonomik özgürlük ve sosyal adalet yoluyla refah ve tüm ülkeler için eşit güvenlik zamanıdır.
Nihai Senedin On İlkesi, son on beş yıldan bu yana daha iyi ilişkiler kurulması için bize nasıl ışık tuttuysa, arzuladığımız bu gelecekte de bize rehber olacaktır. Bütün AGİK yükümlülüklerinin tam olarak uygulanması, ülkelerimizin emellerinin gerçekleştirilmesine imkan sağlayacak girişimler için temel teşkil etmelidir.
Milletlerimizin tek yönetim sistemi olarak demokrasiyi kurmayı, sağlamlaştırmayı ve güçlendirmeyi taahhüt ederiz. Bu çabamızda aşağıdaki hususlara sadık kalacağız;
İnsan hakları ve temel hürriyetler, tüm insanların doğumlarıyla birlikte iktisap ettikleri vazgeçilmez haklardır ve kanunlarla garanti altına alınmışlardır. Bunların korunması ve geliştirilmesi devletin başta gelen görevidir. Bunlara saygı, zorba bir devlete karşı asıl güvenceyi oluşturur. Bunlara uyulması ve tam olarak uygulanması hürriyetin, adaletin ve barışın temelidir.
Demokratik yönetim, düzenli olarak yapılan hür ve adil seçimlerle ifadesini bulan halk iradesine dayalıdır. Demokrasinin temelinde insana saygı ve hukukun üstünlüğü yatar. Demokrasi, ifade hürriyetinin, toplumun her kesimine karşı hoşgörünün ve herkes için fırsat eşitliğinin en iyi güvencesidir.
Temsili ve çoğulcu karakteriyle demokrasi, seçmene karşı sorumluluğu, kamu görevlilerinin kanunlara uyma yükümlülüklerini ve tarafsız bir şekilde dağıtılan adaleti kapsar. Kimse kanunların üzerinde olamaz.
Ayrım gözetmeksizin herkesin: düşünce, vicdan, din ya da inanç hürriyetine, ifade hürriyetine, örgütlenme ve toplantı düzenleme hürriyetine, seyahat etme hürriyetine sahip olduğunu;
hiç kimsenin: keyfi tutuklama ya da gözaltına alınmaya, işkenceye veya diğer zalimane, insan onuruyla bağdaşmayan ya da aşağılayıcı muameleye veya cezaya tabi tutulamayacağını;
yine herkesin: haklarını bilmeye ve kullanmaya, hür ve adil seçimlere katılmaya, herhangi bir suçla itham edilmeleri halinde adil ve açık yargılanmaya, tek başına ya da topluca mülk edinmeye ve ferdi teşebbüse, ekonomik, sosyal ve kültürel haklardan yararlanmaya hakkı olduğunu teyit ederiz.
Ulusal azınlıkların etnik, kültürel, dil ve dini kimliklerinin korunacağını, ulusal azınlıklara mensup kişilerin bu kimliklerini ayrıma tabi tutulmaksızın ve korumaya ve geliştirmeye hakları olduğunu teyit ederiz.
Herkesin, haklarının ihlali halinde, ulusal ve uluslararası alanda, yasal yollara başvurma hakkını garanti altına alacağız.
Bu ilkelere tam saygı, yeni Avrupa’yı üzerinde inşa etmeyi amaçladığımız temeli oluşturmaktadır.
Ülkelerimiz, demokratik kazanımları vazgeçilmez hale dönüştürebilmek amacıyla işbirliği yapacaklar ve birbirlerini destekleyeceklerdir.
Ekonomik hürriyet, sosyal adalet ve çevre sorumluluğu refah için vazgeçilmez unsurlardır.
Demokrasi içinde kullanılan ve hukukun üstünlüğü çerçevesinde korunan kişinin hür iradesi, başarılı bir ekonomik ve sosyal gelişme için gerekli temeli oluşturur. İnsan haysiyetine saygı gösterip, üstün tutan ekonomik faaliyeti teşvik edeceğiz.
Hürriyet ve siyasi çoğulculuk, dengeli ekonomik gelişmeye, refaha, sosyal adalete, istihdamı artırmaya, ekonomik kaynakların verimli kullanılmasına zemin hazırlayacak pazar ekonomilerinin geliştirilmesi olan ortak hedefimizin zorunlu unsurlarıdır. Pazar ekonomisine geçiş yönünde çaba harcayan ülkelerdeki değişimin başarısı önem taşımakta olduğu kadar hepimizin de çıkarınadır. Bu bize, ortak amacımız olan daha yüksek bir refah seviyesini paylaşma imkanını verecektir. Bu amaçla işbirliği yapacağız.
Çevrenin korunması ülkelerimizin paylaşmaları gereken bir sorumluluktur. Bu alandaki ulusal ve bölgesel çabaları desteklerken, daha geniş kapsamlı ortak hareket ihtiyacına da eğilmek mecburiyetindeyiz.
Avrupa’da artık yeni bir çağ açılırken, Avrupa Devletleri, Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada arasında dostane ilişkiler ile işbirliğini geliştirmeye ve pekiştirmeye, halklarımız arasındaki dostluğu teşvik etmeye kararlıyız.
Avrupa’da demokrasiyi, barışı ve birliği desteklemek ve geliştirmek için Helsinki Nihai Senedi’nin On İlkesine tam bir sadakatle uyacağımızı taahhüt ederiz. On ilkenin geçerliliğinin devam ettiğini ve bu ilkelerin yürürlükte tutulması hususundaki kararlılığımızı teyit ediyoruz. Tüm ilkeler, her biri öteki ilkeler göz önünde tutularak yorumlanmak suretiyle, eşit değerde ve çekincesiz uygulanır. Bu ilkeler ilişkilerimizin temelini oluştururlar.
Birleşmiş Milletler Yasası ile yüklendiğimiz mükellefiyetler ve Helsinki Nihai Senedi’nin getirdiği taahhütlere uygun olarak, herhangi bir ülkenin toprak bütünlüğüne ya da siyasi bağımsızlığına karşı kuvvet kullanmaktan veya kuvvet kullanma tehdidinde bulunmaktan ya da bu belgelerin ilke ve amaçlarıyla bağdaşmayan bir tarzda eylemde bulunmaktan sakınacağımız taahhüdünü tekrarlarız. Birleşmiş Milletler Yasası ile yüklenilen mükellefiyetlere uymamanın, uluslararası hukukun ihlali olduğunu hatırlatırız.
Anlaşmazlıkları barışçı yollarla çözme taahhüdümüzü teyit ederiz. Taraf Devletler arasındaki çatışmaların önlenmesi ve çözümü için mekanizmalar geliştirmeyi kararlaştırmış bulunuyoruz.
Avrupa’nın bölünmüşlüğü sona ererken, güvenlik ilişkilerimize, birbirimizin bu alandaki tercih hürriyetine tam anlamıyla saygı göstererek, yeni bir nitelik kazandırmak yönünde çaba harcayacağız. Güvenlik bölünemez ve her taraf Devletin güvenliği ayrılmaz bir şekilde diğer Devletlerinkine bağlıdır. Dolayısıyla aramızda güveni ve güvenliği güçlendirmek ve silahların kontrolü ve silahsızlanmayı teşvik etme yolunda işbirliği yapacağımızı taahhüt ediyoruz.
İlişkilerinin geliştirilmesi konusunda 22 Ülkenin Ortak Deklarasyonu’nu memnuniyetle karşılıyoruz.
İlişkilerimizin temelinde demokratik değerlere, insan haklarına ve temel hak ve hürriyetlere ortak sadakatimiz yatacaktır. Devletlerimiz arasında barış ve güvenliği güçlendirmek için demokrasinin ileriye götürülmesinin, insan haklarına saygı ve riayetin elzem olduğuna eminiz. Halkların eşit haklara sahip olduklarını ve Birleşmiş Milletler Yasası ile uluslararası hukukun, devletlerin toprak bütünlüklerini konu alanlar dahil, ilgili normlarına uygun olarak, kendi kaderlerini tayin hakkına sahip bulunduklarını tekrar teyit ederiz.
Siyasi danışmayı artırmak ve ekonomik, sosyal, çevresel, kültürel ve insani sorunları çözümlemek amacıyla işbirliğini genişletmeye kararlıyız. Bu ortak amaç ve aramızda giderek artan karşılıklı bağımlılık onlarca yıldan bu yana devam eden güvensizliğinin üstesinden gelinmesinde, istikrarın güçlendirilmesinde ve birleşik Avrupa’nın inşasında bize yardımcı olacaktır.
Avrupa’nın, bir barış kaynağı olmasını, diğer ülkelerle görüş alışverişine, diyaloga ve işbirliğine açık bulunmasını ve ilerideki tehlikelere karşı ortak mukabele arayışlarına katılmasını istiyoruz.
Demokrasinin güçlendirilmesi ve güvenliğin artırılması aramızdaki dostane ilişkilere katkı sağlayacaktır.
22 taraf Devlet arasında silahlı kuvvetlerde indirime gidilmesini sağlayacak Avrupa’da Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşması’nın imzalanmasını memnuniyetle karşılıyoruz. Taraf Devletler arasında saydamlığı ve güvenin artmasına yol açacak yeni bir dizi güven ve güvenlik artırıcı önlemlerin kabulünü onaylıyoruz. Bunlar Avrupa’da istikrarın ve güvenliğin güçlendirilmesi yönünde önemli adımlardır.
AGİK süreci çerçevesinde güvenliğe ve işbirliğine getirilen yeni yaklaşımların yanı sıra Avrupa’da Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşması’nın sonucu olarak, silahlı kuvvetlerde şimdiye değin görülmemiş ölçülerde indirime gidilmesi, Avrupa’da güvenliğin yeni bir anlam kazanmasına ve ilişkilerimize yeni bir boyut getirilmesine yol açacaktır. Bu çerçevede devletlerin kendi güvenlik düzenlemelerini seçme özgürlüklerini bütünüyle tanıyoruz.
Yek vücut ve hür Avrupa yeni bir başlangıç aşamasındadır. Halklarımızı bu büyük çabaya katılmaya davet ederiz.
Almanya konusunda 12 Eylül 1990 tarihinde Moskova’da imzalanan Nihai Çözüm Antlaşmasını büyük bir memnuniyetle kaydediyor ve Alman halkının Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Nihai Senedi ilkelerine uygun olarak ve komşularının tam mutabakatıyla tek bir Devlet altında birleşmiş olmasını samimi bir memnuniyetle karşılıyoruz. Almanya’nın ulusal birliğinin sağlanması, istikrar, barış ve işbirliği yolundaki sorumluluklarını müdrik birleşik ve demokratik bir Avrupa’da adil ve kalıcı barış düzeninin tesisine önemli bir katkıdır.
Hem Kuzey Amerika ve hem de Avrupa ülkelerinin katılmış olmaları AGİK’in temel niteliğidir; bu husus, geçmişte elde edilen başarıları gözler önüne serdiği gibi AGİK sürecinin geleceği için de elzemdir. Ortak değerlere vazgeçilmez bağlılığımız ve ortak mirasımız bizi birbirimize kenetleyen bağlardır. Uluslarımızın zengin çeşitliliği ile tüm alanlarda işbirliğini genişletmek taahhüdümüzde birlik içindeyiz. Önümüzdeki engeller ancak ortak hareket, işbirliği ve dayanışma ile aşılabilir.
Uluslarımızın kaderi diğer tüm ulusların kaderine bağlıdır. Birleşmiş Milletleri ve onun uluslararası barışın, güvenliğin ve adaletin tesisi yönündeki rolünün güçlendirilmesini bütünüyle destekliyoruz. Birleşmiş Milletlerin, Yasasında kutsallaşan ilke ve amaçlarına bağlılığımızı bir kez daha teyit ediyor ve bu ilkelerin ihlalini kınıyoruz. Birleşmiş Milletlerin dünya olaylarındaki artan rolünü ve devletlerimiz arasındaki ilişkilerin iyileşmesine koşut olarak etkinliğinin artmasını hoşnutlukla karşılıyoruz.
Dünyanın büyük bir bölümünde korkunç boyutlara ulaşan ihtiyaçları müdrik olarak, kendimizi diğer tüm ülkelerle dayanışmaya adıyoruz. Dolayısıyla bugün Paris’ten dünyanın tüm uluslarına çağrıda bulunuyoruz. Temel insani değerler manzumesini korumak ve yüceltmek yolundaki ortak çabalarda her ülkeye ve tüm ülkelere katılmaya hazırız.
GELECEK İÇİN REHBER İLKELER
AGİK’in tüm ilke ve hükümlerinin bütünüyle uygulanması yönündeki kesin taahhüdümüzden hareket ederek, halklarımızın ihtiyaç ve emellerine cevap vermek üzere, işbirliğimizin dengeli ve kapsamlı bir şekilde geliştirilmesine yeni bir ivme kazandırmaya karar vermiş bulunuyoruz.
İnsan haklarına ve temel hürriyetlere duyduğumuz saygının vazgeçilmez olduğunu beyan ederiz. AGİK’in insani boyutla ilgili hükümlerini bütünüyle uygulayacak ve geliştireceğiz.
İnsani Boyut Konferansı Kopenhag Toplantısı Belgesi’nden hareketle demokratik kurumların güçlendirilmesi ve hukukun üstünlüğü uygulamasının geliştirilmesi için işbirliği yapacağız. Bu amaçla, Oslo’da 4-15 Kasım 1991 tarihlerinde bir uzmanlar semineri düzenlenmesini kararlaştırmış bulunuyoruz.
Ulusal azınlıkların toplumlarımızın hayatına zengin katkılarını artırmak azmiyle, durumlarının daha da iyileştirilmesine çalışacağız. Barış, adalet, istikrar ve demokrasinin yanı sıra halklarımız arasındaki dostane ilişkilerin de ulusal azınlıkların etnik, kültürel, dil ve dini kimliklerinin korunmasını ve bu kimliğin kuvvetlendirilmesi için gerekli şartların yaratılmasını gerektirdiğine ilişkin derin inancımızı teyit ederiz. Ulusal azınlıklarla ilgili sorunların ancak demokratik bir siyasi çerçevede tatminkar olarak çözümlenebileceğini beyan ederiz. Ulusal azınlıklara mensup fertlerin haklarına, evrensel insan haklarının bir parçası olarak, bütünüyle saygı gösterilmesi gerektiğini de kabul ediyoruz. Ulusal azınlıkların daha iyi korunması ve ulusal azınlıklar konusundaki işbirliğinin artırılması yönündeki acil gereksinmeyi müdrik azınlıklar Cenevre’de 1-19 Temmuz 1991 tarihlerinde ulusal azınlıklar konusunda bir uzmanlar toplantısı düzenlenmesini kararlaştırmış bulunuyoruz.
Her çeşit ırkçı ve etnik nefret, Yahudi düşmanlığı, yabancı düşmanlığı, ayırımcılık ile dini ve ideolojik gerekçelere dayanan zulümle mücadeleye kararlı olduğumuzu ifade ederiz.
AGİK yükümlülüklerine uygun olarak seyahat özgürlüğü ve vatandaşlarımız arasındaki temaslar ile serbest bilgi ve fikir akışının özgür toplumların ve serpilen kültürlerin idamesi ve gelişmesi için zaruri olduğunu vurgularız. Ülkelerimiz arasında turizmin ve ziyaretlerin artmasını memnuniyetle karşılıyoruz.
İnsani boyut mekanizması yararlılığını ispatlamıştır ve bunun bir sonucu olarak bu mekanizmanın, diğer hususlar meyanında, uzmanların yada insan hakları konularında tecrübe sahibi tanınmış şahsiyetlerin hizmetlerinden yararlanılmasını öngören yeni usulleri içerecek şekilde genişletilmesinde kararlıyız. Bu mekanizma çerçevesinde fertlerin, haklarının korunması sürecine katılmasını sağlayacağız. Dolayısıyla, bu alandaki taahhütlerimiz özellikle İnsani Boyut Konferansı Moskova toplantısında, devletlerimizin taraf bulunabileceği mevcut uluslararası anlaşmalardaki yükümlülükleri sınırlamaksızın, geliştirmeyi üstleniyoruz.
Avrupa’da değişmekte olan siyasi ve askeri ortam, askeri güvenlik alanındaki ortak çabalar için yeni imkanlar yaratmaktadır. Avrupa’da Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşması ile Güvenlik ve Güvenlik Artırıcı Önlemler Görüşmeleri’nde sağlanan önemli gelişmeleri daha da ileri götüreceğiz. Güven ve Güvenlik Artırıcı Önlemler Görüşmeleri’ni, aynı görev yönergesiyle sürdürmeyi ve Helsinki’de 1992’de yapılacak AGİK izleme Toplantısı’ndan önce sonuçlandırma yollarını aramayı taahhüt ederiz. İlgili taraf Devletlerin Avrupa’da konvansiyonel kuvvetler müzakerelerini aynı görev yönergesiyle sürdürme ve Helsinki İzleme Toplantısı’ndan önce sonuçlandırma kararlarını da memnuniyetle karşılıyoruz. Ulusal bir hazırlık döneminden sonra taraf Devletler arasında güvenlik alanında daha kapsamlı bir işbirliğine gidilmesi ve Helsinki İzleme Toplantısı’nı takiben 1992 yılına kadar bütün taraf Devletlere açık yeni silahsızlanma ve güven ve güvenlik artırıcı önlemler müzakerelerine başlanması amacına yönelik olarak 34 taraf devlet arasında görüşme ve danışmalarda bulunulmasını bekliyoruz.
Mümkün olan en kısa zamanda toplanacak ve kimyasal silahları yasaklayacak denetlenebilir, global ve kapsamlı bir Sözleşme’nin sonuçlandırılması çağrısında bulunuyor ve bu Sözleşme’yi imzalayan ilk Devletler olma arzumuzu izhar ediyoruz.
Serbest Semalar girişiminin önemini teyit ediyor ve görüşmelerin mümkün olan en kısa zamanda başarıyla sonuçlandırılması çağrısında bulunuyoruz.
Avrupa’da çatışma tehdidi azalmış olmamakla birlikte, diğer tehlikeler toplumlarımızın istikrarını tehdit etmektedir. Taraf Devletlerin bağımsızlıklarını, egemen eşitliklerini ya da toprak bütünlüklerini ihlal eden faaliyetlere karşı demokratik kurumları savunmada işbirliği yapmaya kararlıyız. Bunlar içinde dış baskı, zorlama ve yıkıcılık gibi yasadışı faaliyetler de vardır.
Terörizmin her eylemini, metodunu ve tatbikini caniyane olarak tanımlayarak kayıtsız şartsız kınıyor ve terörizmin hem ikili ve hem de çok taraflı işbirliği yoluyla yok edilmesi için çalışmaktaki kararlılığımızı ifade ediyoruz. Uyuşturucu madde kaçakçılığına karşı mücadelede de yine ortak hareket edeceğiz.
Devletlerin kuvvete başvurmaktan veya kuvvete başvurma tehdidinde bulunmaktan kaçınma görevlerini tamamlayan temel unsurlardan birini de uyuşmazlıkların barışçı yollardan çözümünün oluşturduğunu ve her ikisinin de uluslararası barış ve güvenliğin korunması ve güçlendirilmesi için zorunlu faktörleri teşkil ettiğini müdrik olarak, doğması muhtemel çatışmaları siyasi yollarla etkin biçimde önleme yollarını aramakla kalmayacak, aynı zamanda, ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkları barışçı yollardan çözmek için uluslararası hukuka uygun mekanizmalar geliştireceğiz. Dolayısıyla, bu alanda yeni işbirliği yolları ve özellikle üçüncü tarafların zorunlu katılımını da içeren uyuşmazlıkların barışçı yollardan çözümü yöntemleri geliştirmeyi üstleniyoruz. 1991 yılı başında Valetta’da yapılacak uyuşmazlıkların barışçı yollardan çözümü toplantısının yarattığı imkandan bu çerçevede tam olarak yararlanılması gerektiğini vurgularız. Dışişleri Bakanları Konseyi, Valetta toplantısı raporunu dikkate alacaktır.
Pazar ekonomisine dayanan ekonomik işbirliğinin ilişkilerimizin vazgeçilmez bir unsuru olduğunu ve bunun müreffeh ve birleşik Avrupa’nın kurulmasında araç teşkil edeceğini vurgularız. Sonuçlarını kuvvetle desteklediğimiz Ekonomik İşbirliği Bonn Konferansı Belgesi’nde de ifadesini bulduğu gibi demokratik kurumlar ve ekonomik özgürlük, ekonomik ve sosyal gelişmeyi hızlandırır.
Ekonomik, bilimsel ve teknolojik alanlardaki işbirliğinin AGİK’in temel direklerinden biri haline geldiğine dikkat çekeriz. Taraf Devletler bu alandaki gelişmeleri periyodik olarak gözden geçirmeli ve bu sürece yeni katkılarda bulunmalıdırlar.
Aramızdaki genel ekonomik işbirliğinin genişletilmesi, hür teşebbüsün teşvik edilmesi ve ticaretin GATT kurallarına göre artırılması ve çeşitlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Sosyal adaleti ve gelişmeyi güçlendirecek, halklarımızın refahını daha da ileriye götüreceğiz. Bu çerçevede, işsizlik sorununa karşı etkin politikalar geliştirilmesinin önemini müdrikiz.
24’ler Grubunun esasen üstlenmiş olduğu gibi, demokratik ülkelerin pazar ekonomisine geçiş ve kendine yeten ekonomik ve sosyal büyüme ortamının yaratılması çabalarını desteklemeyi sürdürme gereğini teyit ederiz. Bu ülkelerin uluslararası ekonomik ve mali sistemle, faydalarının yanı sıra kurallarını da kabul edecek şekilde bütünleşmeleri gereğine dikkat çekeriz.
AGİK sürecinde ekonomik işbirliğinin artan önemi çerçevesinde kalkınmakta olan taraf Devletlerin çıkarlarının göz önüne alınması gerektiğini düşünüyoruz.
İnsan haklarına saygı, insan hakları ve temel hürriyetlerin geliştirilmesi ile bilimsel gelişme arasındaki bağlantıyı hatırlatırız. Bilim ve teknoloji alanındaki işbirliği ekonomik ve sosyal kalkınmada temel bir rol oynayacaktır. Dolayısıyla taraf Devletler arasındaki mevcut teknolojik uçurumun üstesinden gelebilmek maksadıyla; bu alandaki işbirliği uygun bilimsel ve teknolojik enformasyon ile bilginin daha büyük oranda paylaşılması yönünde seyretmelidir. Taraf Devletleri insan potansiyelini ve hür teşebbüs ruhunu geliştirmek için birlikte çalışmaya teşvik ederiz.
Ekonomik ve sosyal kalkınma için ülkelerimiz arasında enerji, nakliye ve turizm alanlarında işbirliği yapılmasına gerekli hızı kazandırmaya kararlıyız. Çevre sorunlarına dikkat edilmek kaydıyla, enerji kaynaklarının ekonomik ve akılcı bir şekilde geliştirilmesi için en uygun şartların yaratılması yolundaki pratik adımları bilhassa memnuniyetle karşılıyoruz.
Avrupa Topluluğu’nun siyasi ve ekonomik gelişmesindeki önemli rolünü kabul ediyoruz. Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu (ECE/UN), Bretton Woods Kurumları, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD), Avrupa Serbest Ticaret Birliği (EFTA) ve Uluslararası Ticaret Odası (ICC) gibi uluslararası ekonomik örgütlerin de, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nın (EBRD) kurulmasıyla güçlenecek olan ekonomik işbirliğinin daha da ileriye götürülmesinde önemli görevleri olacaktır. Hedeflerimize ulaşabilmek için bu örgütlerin faaliyetlerinde etkin bir eşgüdüme gidilmesi gerekliliğini vurgular ve bütün ülkelerin bu faaliyetlere katılmaları için yöntemler bulunması ihtiyacına işaret ederiz.
Çevre sorunlarının ivedilikle üstesinden gelinmesi gereğini ve bu alanda tek tek ve birlikte çaba gösterilmesinin taşıyacağı önemi müdrikiz. Hava, su ve toprakta sağlam bir ekolojik dengenin yeniden tesisi ve idamesi için çevremizi korumak ve geliştirmek maksadıyla çabalarımızı yoğunlaştırmayı taahhüt ederiz. Bu amaçla, çevreye ilişkin ortak yükümlülükler ve hedeflerin oluşturulmasında AGİK sürecinden azami ölçüde yararlanmaya ve böylelikle Sofya Çevre Koruma Toplantısı Raporu’nda öngörülen faaliyetleri sürdürmeye kararlıyız.
Çevrenin geliştirilmesinde fertlere ve kamuya teşebbüs imkanı sağlayacak iyi bilgilendirilmiş bir toplumun rolünün önemine dikkat çekeriz. Bu amaçla, uygulanan politika, proje ve programların çevre üzerindeki etkilerinin halka açıklanmasının yanı sıra, çevreyle ilgili toplum bilincini ve eğitimi geliştireceğimizi beyan ederiz.
Gerekli önlemleri alabilmek için imkanları yetersiz kalan ülkeleri destekleme zaruretinin bilinciyle temiz ve düşük atık teknolojisine geçilmesine öncelik veriyoruz.
Çevre konusundaki politikaların etkin bir şekilde uygulanabilmeleri için bunların uygun yasal önlemler ve idari düzenlemelerle desteklenmesi gerektiğini belirtiriz.
Mevcut taahhütlere uyulup uyulmadığını düzenli bir şekilde değerlendirecek ve ayrıca, çevrenin durumu ile çevreye yönelebilecek muhtemel tehlikeler konusunda bilgi vermeyi ve bilgi alış verişini mümkün kılacak daha iddialı yükümlülüklerin geliştirilmesi için yeni önlemler alınması gerektiğini vurgularız. Avrupa Çevre Ajansı’nın (EEA) kurulmasını da memnuniyetle karşılıyoruz.
Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu (ECE/UN) ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) gibi çevrenin korunmasıyla ilgilenen uluslararası örgütlerde izlenecek politikaların gözden geçirilmesi, sorunlara yönelik çalışmalar yapılmasını ve tatbiki faaliyetlerde bulunulmasını memnuniyetle karşılıyoruz. Bu örgütler arasındaki işbirliğinin geliştirilmesinin ve etkin bir koordinasyona gidilmesinin gerekliliğini de vurgularız.
Ortak Avrupa kültürümüzün ve paylaştığımız ortak değerlerin kıtanın bölünmüşlüğüne son verilmesindeki önemli katkısını takdir ediyoruz. Bu itibarla, yaratıcı özgürlüğe ve tüm zenginliği ve çeşitliliğiyle kültürel ve manevi mirasımızın korunmasına ve güçlendirilmesine bağlılığımızı vurgularız.
Avrupa’daki son değişikliklerin ışığı altında Krakow Sempozyumu’nun taşıdığı artan önemi vurguluyor ve kültür alanında daha yoğun bir işbirliğine gidilmesi için bu sempozyumca rehber ilkeler belirlenmesini bekliyoruz. Avrupa Konseyi’ni bu Sempozyuma katkıda bulunmaya davet ediyoruz.
Halklarımız arasında daha fazla yakınlık oluşturmak amacıyla taraf Devletlerin birbirlerinin şehirlerinde kültür merkezleri açmalarını ve aynı zamanda audio-vizuel alanda yoğun işbirliği yapılmasını ve müzik, tiyatro, edebiyat ve sanat alanlarında daha geniş temaslarda bulunulmasını destekliyoruz.
Kültürel mübadelede, eğitimin her alanında işbirliği ve diğer taraf Devletlerin dillerinde eğitim ve öğretim yoluyla; özellikle gençler arasında karşılıklı anlayışı güçlendirmek üzere ulusal politikalarımız çerçevesinde özel çaba harcamaya kararlıyız. Bu çabaların ilk sonuçlarını 1992’de yapılacak Helsinki İzleme Toplantısı’nda gözden geçireceğiz.
Misafir oldukları ülkelerde kanunlara uygun olarak ikamet eden göçmen işçiler ve ailelerinin sorunlarının ekonomik, kültürel ve sosyal yönleri kadar insani bir boyutu bulunduğunu da kabul ediyoruz. Haklarının korunması ve geliştirilmesi ile ilgili uluslararası yükümlülüklerin yerine getirilmesinin ortak kaygımız olduğunu teyit ediyoruz.
Avrupa’da meydana gelen temel siyasi değişikliklerin Akdeniz bölgesine olumlu bir yansımada bulunacağını düşünüyoruz. Dolayısıyla, Avrupa’nın istikrarı için önemli bir faktör oluşturan Akdeniz’de, işbirliği ve güvenliği güçlendirme çabalarını sürdüreceğiz. Sonuçlarını hepimizin desteklediği Akdeniz Palma de Mallorca Toplantısı Raporu’nu memnuniyetle karşılıyoruz.
Bölgede devam eden gerginliklerden endişe duyuyor ve belirgin önemli sorunlara Nihai Senet İlkelerine saygıya dayalı, barışçı yollarla adil, geçerli ve kalıcı çözümler bulunması için çabalarımızı artırma kararlılığımızı tekrarlıyoruz.
Taraf olmayan Akdeniz ülkeleriyle ilişkilerimizi çeşitlendirmek ve ahenkli bir şekilde geliştirmek için uygun şartlar yaratmak istiyoruz. Bu ülkelerle yoğunlaştırılmış işbirliği, ekonomik ve sosyal gelişmeyi teşvik etmek ve böylelikle istikrarı pekiştirmek amacıyla yürütülecektir. Bu sonuca ulaşmak için, Avrupa ve onun Akdeniz’deki komşuları arasındaki refah uçurumunu büyük ölçüde kapatmaya yönelik olarak bu ülkelerle birlikte çalışacağız.
Hükümet dışı kuruluşların, dini ve diğer grupların ve fertlerin AGİK hedeflerine ulaşılmasındaki önemli rollerini hatırlatır ve faaliyetlerini, taraf Devletlerin, AGİK çerçevesindeki yükümlülüklerini yerine getirmeleri amacıyla, kolaylaştırmaya çalışacağımızı açıklarız. Bu kurumlar, gruplar ve fertler, önemli görevlerini yerine getirebilmek için, AGİK’in faaliyetlerine ve yeni yapılarına uygun bir şekilde katılmalıdırlar.
Biz, taraf Devletlerin aşağıda belirtilen yüksek temsilcileri; Zirve Toplantısı’nın sonuçlarına verdiğimiz büyük siyasi önemi müdrik olarak ve kabul ettiğimiz kararlar uyarınca hareket etme kararlılığımızı beyan ederek, aşağıya imzalarımızı atıyoruz.
21 Kasım 1990 tarihinde Paris’te imzalanmıştır.

Ceza Soruşturmalarında Savcıların Rolü

0
Avrupa Savcıları Danışma Konseyi'nin (CCPE) Ceza Soruşturmalarında Savcıların Rolü Hakkında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Dikkatine Sunduğu 10(2015) Sayılı Görüş

Ceza Soruşturmalarında Savcıların Rolü’ne dair Avrupa Savcıları Danışma Konseyi’nin (CCPE) Ceza Soruşturmalarında Savcıların Rolü Hakkında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Dikkatine Sunduğu 10(2015) Sayılı Görüş  20 Kasım 2015 tarihinde kabul edilmiştir. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından görevlendirilen Avrupa Savcıları Danışma Konseyi (CCPE) savcıların rolüne ilişkin olarak 57 maddeden oluşan görüşü ve tavsiye liste halinde sıralanan 11 maddeden oluşan  tavsiye listesini hazırlamıştır.

Ceza Soruşturmalarında Savcıların Rolü Hakkında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Dikkatine Sunduğu 10(2015) Sayılı Görüş; referans belgeler listesi, görüşün amacı ve kapsamı, soruşturmaların savcılar tarafından gözetimi, savcıların, polisin ya da diğer soruşturma makamlarının savcıların yetkisi altında soruşturma yürüttükleri durumlar, soruşturma yürütme konusunda polisin bağımsız olduğu durumlar, savunma tarafının soruşturmalar esnasındaki hakları açısından ve soruşturma teknikleri açısından savcıların rolü, masumiyet karinesi ilkesine ve savunma hakkına saygı, savcıların soruşturmalardaki rolünü güçlendirmeye yönelik tedbirler, uluslararası işbirliği, kitle iletişim araçları ile etkileşim ve eğitim başlıklarını taşımaktadır.

Consultative Council of European Prosecutors (CCPE) – Avrupa Savcıları Danışma Konseyi

Ceza Soruşturmalarında Savcıların Rolü
I. GİRİŞ

1. Avrupa Savcıları Danışma Konseyi (CCPE), Bakanlar Komitesinin üye devletlere yönelik hazırladığı “ceza adalet sisteminde savcılığın rolü” konulu Rec(2000)19 sayılı Tavsiye Kararı‘nın uygulanmasına ilişkin hususlar üzerine görüş bildirme görevi ile 2005 yılında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından kurulmuştur.

2. Bakanlar Komitesi, CCPE’yi 2015 yılı için kendisine sunulmak üzere ceza soruşturmalarında savcıların rolüne ilişkin bir görüş hazırlayarak kabul etmesi için görevlendirmiştir. CCPE, 29 üye Devletten alınan anket cevaplarına dayanarak bu Görüşü hazırlamıştır.

3. Bu cevaplara göre, savcılarla soruşturma makamları arasındaki ilişkilerin birçok yönünün Anayasa ve/veya ulusal kanunlar ve iç düzenleyici araçlarla (örneğin Genel Savcı tarafından verilen emirler ya da talimatlar, davranış kuralları, etik kuralları vb.) düzenlendiği görülmektedir.

4. Ceza soruşturmalarında savcıların rolü, sistemden sisteme değişiklikler göstermektedir. Bazı ülkelerde savcılar soruşturma yürütebilmektedir. Diğer ülkelerde ise polis savcıların yetkisi ve/veya denetimi altında soruşturma yürütebilmekte ya da polis veya diğer soruşturma makamları bağımsız hareket edebilmektedirler.

5. Kovuşturma sistemi her üye Devlette değişiklik gösterebilmektedir. Sistem, zorunlu kovuşturma ya da takdire bağlı kovuşturma ilkesini temel alabilmektedir. Ayrıca çok sayıda kovuşturma sistemi geleneksel olarak soruşturmaya yönelik ya da çekişmeli modelleri yansıtmaktadır.

6. Hem soruşturmaların etkili olmasını hem de ilgili kişilerin haklarına saygı duyulmasını sağlamak için Avrupa’da son yıllarda özellikle de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (bundan böyle “AİHM” olarak anılacaktır) etkisiyle bu modelleri birbirine yakınlaştırma yönünde gelişmeler gerçekleşmiştir; bunun asıl amacı tüm bu sistemlerin ortak temel değerlerle uyumlu hale getirilmesidir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Download [520.54 KB]

A. Referans belgeler

7. CCPE, İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi’ne (bundan böyle “AİHS” olarak anılacaktır), özellikle de 2, 3, 5, 6 ve 8. maddeleri ile AİHM içtihatlarına atıfta bulunulmasının önemini vurgulamaktadır. Ayrıca Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesinin bulgularının ve önerilerinin önemine de değinmiştir.

8. CCPE, yukarıda adı geçen, bazı ceza yargısı sistemlerinde savcıların soruşturmaları yürüttüklerinin, yönlendirdiklerinin ya da denetlediklerinin belirtildiği Rec(2000)19 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate almıştır. CCPE ayrıca Bakanlar Komitesinin üye devletlere yönelik hazırladığı, Avrupa Polis Etiği Yönetmeliğine ilişkin Rec(2001)10 sayılı Tavsiye Kararı’nı, terör suçları dâhil olmak üzere ağır suçlara yönelik “özel sorgulama teknikleri” üzerine Rec(2005)10 sayılı Tavsiye Kararı’nı ve 31 Mayıs 2005 tarihinde
Macaristan’ın Budapeşte şehrinde düzenlenen, savcılarla polis arasındaki ilişki konulu 6. Avrupa Genel Savcıları Konferansında kabul edilen sonuçları da dikkate almıştır. CCPE, savcılara ilişkin Avrupa norm ve ilkeleri konulu 9(2014) sayılı Görüş’ünde (“Roma Şartı”) ve özellikle ceza yargısı alanı dışında savcılıkların rolü konulu 3(2008) sayılı Görüş’ü ile savcılarla basın arasındaki ilişki konulu 8(2013) sayılı Görüş’ü dâhil olmak üzere diğer ilgili görüşlerinde belirtilen ilkeleri temel almıştır.

9. CCPE ayrıca Birleşmiş Milletlerin 1966 tarihli Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ni, 17 Aralık 1979 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen Kolluk Kuvvetlerinin Davranış Kuralları’nı (34/169 Sayılı Tavsiye Kararı), 1984 tarihli İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme’yi, 1990 tarihli Savcıların Rolüne İlişkin Yönerge‘yi ve ilgili Birleşmiş Milletler araçlarının uygulanmasını denetlemekle yükümlü komitelerin tavsiyelerini de dikkate almıştır.

10. Bunların yanı sıra, CCPE, 1999 yılında Uluslararası Savcılar Birliği (IAP) tarafından kabul edilen Savcıların Mesleki Sorumluluk Standartları ile Temel Görev ve Hakları Bildirisi’ni, IAP tarafından kabul edilen diğer ilgili belgeleri ve savcılık hizmetleriyle polis arasındaki ilişkiler konulu 25 Mayıs 2015 tarihli Visegrad Grubu Genel Savcılar Sopot Deklarasyonu’nu dikkate almıştır.

B. Görüşün amacı ve kapsamı

11. Bu Görüş, soruşturmalardaki tüm tarafların (mağdurlar, davalılar, savunma vekili, tanıklar vb.) haklarını göz önünde bulundurarak cezai soruşturmalarda savcıların rolüne ilişkin tavsiyeleri uygulamaya koymayı ve savcılar ile soruşturmacılar arasında iyi çalışma uygulamalarını tanımlayıp teşvik etmeyi amaçlamaktadır.

12. Rec(2000)19 sayılı Tavsiye Kararı’nda, savcılar ile soruşturma organları arasındaki ilişki kısaca vurgulanmış, Avrupa Konseyi üye Devletlerinde var olan çeşitli sistemler arasındaki farklar da kaydedilmiştir.

13. Bu husus, ceza adaletinin düzgün idaresi bağlamında çok büyük önem taşır. Hukukun üstünlüğünün temel ilkelerinden biri de savcılar ile soruşturma makamlarının, soruşturmanın tüm aşamalarında insan hakları ve temel özgürlüklere saygı duymalarıdır.

14. Bu, şu anlama gelmektedir:

• Savcılar, yetki alanlarında olduğu zaman, soruşturmadan etkilenen kişilerin insanca muamele görmelerini ve meşru haklarını savunabilmelerini sağlamalıdırlar.

• Savcılar, görev ve yetkileri çerçevesinde mümkün olduğu ölçüde, herhangi bir yetkiyi kötüye kullanma veya uygunsuz davranış hususunda uygun bir makam nezdinde hesap verebilir olmaları açısından soruşturma organlarının kanuna riayet etmelerini ve belirli davranış standartlarına uymalarını temin etmek için tüm yetkilerini kullanmalılar.
• Savcılar, duruşma hakimine sunulan soruşturma sonuçlarının, mahkemeyi yanlış yönlendirmeyecek şekilde bulguların gerçekliğini yansıttığından emin olmalılardır.

15. Bu Görüş, cezai alandaki ve savcılık bağlamındaki soruşturmalarla kısıtlıdır.

II. CEZA SORUŞTURMALARINDA SAVCILARIN ROLÜ
A. Soruşturmaların savcılar tarafından gözetimi

16. Genel olarak savcılar, soruşturmaların hukuka uygunluğunu en geç bir kovuşturmanın başlatılması veya devam ettirilmesi gerekip gerekmediği konusunda karar verirken incelemelidir. Bu bağlamda savcıların ayrıca soruşturmaların nasıl yürütüldüğünü ve insan haklarına saygı duyulup duyulmadığını da denetlemesi gereklidir.

17. Savcılar, yetkileri olduğu takdirde, soruşturma organlarına uygun bir şekilde bağlayıcı emirler verebilir, öneriler, talimatlar ya da yönergeler sunabilirler; bu emirler, öneriler, talimatlar ya da önergeler, soruşturmanın tamamına ya da birtakım soruşturma eylemlerine ilişkin olabilirler ve ceza kanununun asli kuralları ve usul kuralları ile AİHS tarafından teminat altına alınan haklara uygun olmayı sağlama amacı taşırlar.

18. Soruşturmanın etkinliğinin sağlanması amacıyla, bu talimat ya da yönergeler; diğerlerinin yanı sıra, elde edilmesi gereken kanıtlar, soruşturmanın gelişmesinde kullanılacak uygun strateji, kanıtların toplanmasında kullanılacak yöntem ve araçlar, açıklanması ve kanıtlanması gereken olaylar ve soruşturmalar esnasında alınacak önlemler ile ilgili olabilir.

19. Savcılar, soruşturmalar üzerinde denetleyici bir rolleri olması halinde, soruşturma organlarının kendilerini ceza davalarına ilişkin soruşturmaların gidişatı, kendilerine verilen ceza politikası öncelikleri ve savcıların emirlerinin uygulanması hususlarında bilgilendirmelerini sağlamalıdırlar.

20. Aşağıdaki hususların savcıların yetki alanına girdiği üye Devletlerde savcılar,

• Soruşturmaların yegane amacının doğruyu bulmak ve davayı açığa kavuşturmak olmasını, AİHS’nin özellikle 2, 3, 5, 6 ve 8. maddelerinde bildirilen insan hakları ve temel özgürlüklere uygun olmasını, objektif, tarafsız, profesyonel bir şekilde ve makul bir süre içinde yürütülmesini temin etmek için çabalamalıdır. Savcılar, soruşturmacıların çalışmalarını yönlendirirken, kontrol ederken veya denetlerken görev ve yetkileri çerçevesinde mümkün olduğu ölçüde soruşturmacıların aynı ilkelere ve temel haklara saygı duyduklarından emin olmalıdırlar.

• Soruşturmalar esnasında masumiyet karinesi ilkesine ve savunma makamının haklarına saygı duyulmasını sağlamaya çabalamalıdır. Mümkün olan durumlarda soruşturmanın bu aşamasında şüphelilerin kimliklerinin halka ifşa edilmemesinin ve kişisel güvenlikleri ile onur ve özel hayatın korunması haklarının gözetilmesi gereklidir.

• Soruşturmalar esnasında, soruşturmanın ilerlemesinin ve etkinliğinin tehlikeye atılmaması amacıyla bilgilerin gizliliğinin korunması için çabalamalıdır.

• Dâhil oldukları soruşturmalar esnasında tarafların, tanıkların ve davaya dâhil olan diğer kişilerin kişisel güvenliğinin teminat altına alınmasını sağlamalıdır.

• Mağdurların, özellikle de savunmasız kişilerin, soruşturmanın başlatılması ve sonuçları ile ilgili bilgilendirilmesini uygun kaynaklar aracılığıyla sağlamalı, bu esnada haklarına saygı duyulduğundan emin olmalıdırlar.

21. Savcılar, bu görevleri yerine getirirken vazifelerini adil, sürekli ve sür’atli bir şekilde yerine getirmeli, böylece sürecin gerektiği gibi ilerlemesine ve ceza adalet sisteminin düzgün işlemesine katkıda bulunmalıdır.

22. Savcılar, yetkileri dâhilinde olması halinde, insani ve finansal kaynaklar dâhil olmak üzere kaynakların etkin yönetimine ilişkin hususları dikkate almalıdırlar. Ayrıca orantısız harcamalardan kaçınmalı ve hukukun üstünlüğü ile usul haklarına daima saygılı olmalıdırlar.

B. Savcıların soruşturma yürüttükleri durumlar

23. Savcılık soruşturmasına izin verilen üye Devletlerde savcılar soruşturmaları kanuna uygun, profesyonel, adil, sür’atli, ellerinden gelen en iyi şekilde ve kimseye karşı önyargı beslemeksizin ve ayrımcılık yapmaksızın gerçekleştirmek zorundadırlar. Ayrıca, savunma makamının lehine olabilecek delilleri ortaya çıkarmak ve toplamak için soruşturma yöntemleri geliştirmelidirler.

24. Savcılar, soruşturma işlevleri çerçevesinde diğer soruşturma organlarıyla en az aynı hak ve yükümlülüklere ve işlevlerini yerine getirebilmek için gerekli olan araçlara sahip olmalıdırlar.

C. Polisin ya da diğer soruşturma makamlarının savcıların yetkisi altında soruşturma yürüttükleri durumlar

25. Polisin savcılık makamının yetkisi altında olduğu veya polis soruşturmalarının savcılık hizmetleri tarafından denetlendiği üye Devletlerde savcılar ceza soruşturmalarındaki görevlerini daima ulusal ve uluslararası kanunlara uygun bir şekilde ve tam anlamıyla yerine getirebilmelerini garanti etmek için gerekli olan etkin tedbirler kullanma yetkisi ile donatılmalıdır. Savcılar, soruşturmaların en uygun ve etkin şekilde ve hukukun üstünlüğü ile usul haklarına daima saygı gösterilmek kaydıyla yürütülmesini temin etmelidir.

26. Bu görevler şunları içerebilir:

• Ceza politikası önceliklerinin etkili uygulanmasını sağlamak,

• Ceza soruşturmalarını ne zaman açacakları ya da nasıl yürüteceklerine ilişkin polise talimatlar vermek,

• Her bir dava dosyasını ilgili soruşturma bürosuna sevk etmek,

• Polis ve savcılık birimleri arasında verimli ve etkili bir işbirliği olmasını teşvik etmek ve birden çok organın dâhil olduğu soruşturmalarda koordinasyonu sağlamak,

• Hukuki konularda rehberlik etmek ve talimatlar vermek,

• Soruşturmaların hukukiliğini ve kalitesini denetlemek,

• Gerekli olması halinde hukuka uygunluğa ilişkin değerlendirme ve kontroller gerçekleştirmek,

• Uygun olması halinde ve ulusal kanunlara uyması kaydıyla, ihlaller için yaptırım uygulamak veya uygulanmasını teşvik etmek.

27. Savcıların soruşturmaları denetlediği üye Devletlerde savcılara, ceza soruşturmalarının etkin ve hukuk ile tamamen uyumlu bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlamaları için usul bakımından yeterli genişlikte yetkiler verilmelidir.

Özellikle, savcıların ulusal kanunlar çerçevesinde soruşturmaları denetleme yetkisine sahip olduğu üye Devletlerde:

• Savcılar, soruşturmacıların soruşturma açma, soruşturmayı durdurma ve iptal etmenin yasallığına ilişkin hükümler dahil olmak üzere kanun hükümlerine uyduklarından, ayrıca mağdurlar ve savunma makamları dâhil olmak üzere ceza davasına dâhil kişilerin haklarının göz önünde bulundurulduğundan emin olmalıdırlar. Bunu gerçekleştirebilmek için savcılara gelecekte yürütülecek ve hâlihazırda yürütülmüş olan soruşturmalara ilişkin tüm önemli kararlar hakkında, özellikle de ceza davasına dâhil olan kişilerin hak ve özgürlüklerine ciddi bir kısıtlama getirilmesi ihtimali içeren kararlar hakkında bilgi verilmesi gerekmektedir (örneğin ihbar edilen bir suçun sonuçları ve soruşturmadaki temel olaylar).

• Savcıların, soruşturmacı tarafından verilen bu tür önemli kararların kabul edilmesini onaylama ya da reddetme yetkisi bulunmalıdır.

• Ceza davalarındaki tarafların haklarına ve kanuni menfaatlerine gerekli saygının gösterilmesi için savcıların ayrıca gerektiğinde bu kişileri daha yüksek bir savcılık veya mahkeme önünde itiraz hakları olduğuna dair bilgilendirmesi gerekir.

• Savcılar, soruşturmanın gizliliğini de gözlemlemelidir.

Soruşturmacılardan veya üçüncü taraflardan gelen gizli bilgilerin ifşa edilmesine, bu bilgilerin ifşa edilmesi adaletin menfaati ya da kanunlar doğrultusunda olmadığı sürece izin vermemelidirler.

• Soruşturmanın zamanında gözlemlenebilmesi, gerektiğinde önemli kanıtların kaybının önlenmesi, güvenliğin ve mağdurların dava dosyasına erişiminin sağlanması (ulusal kanun izin veriyorsa) veya haklarında kovuşturma işlemleri yapılması gereken kişilerin adaletten kaçması ihtimalinin önlenebilmesi için savcılar, cezai soruşturmayla ilgili olan ve soruşturmacıların erişimine açık olan tüm materyallere özgürce ve her zaman ulaşabilme imkânına sahip olmalıdır.

• Savcılar, kişilerin kanuna aykırı ya da gerekçesiz bir şekilde tutuklanmalarını veya hapse atılmalarını önlemek adına düzenli aralıklarla soruşturmaları denetlemelidirler.

• Savcılar, uluslararası ve ulusal kanunlar uyarınca, özgürlükleri kısıtlanmış tüm kişileri, yetkililer veya başka kişilerce uygulanabilecek uygunsuz muamelelerden korumak için çaba sarf etmeli ve bu bağlamda sunulan şikâyetleri dikkatlice gözden geçirmelidirler.

• Savcılar, hem soruşturmacıların eylemlerinin kanuna uygunluğunu ve talimatlarının yerine getirilme durumunu değerlendirmelerini hem de kanunun bu soruşturmacılar tarafından ihlal edilmesini mümkün olduğunca önlemelerini sağlamak üzere kanun ile belirlenmiş yetkilere sahip olmalıdır.

• Soruşturmacıların ciddi insan hakları ihlallerine yol açan kanun dışı soruşturma yöntemleri kullanmaları durumunda, savcıların bu soruşturmacılar aleyhinde ceza davası açma hakkı ya da soruşturmacılara karşı ceza davası açmaya veya disiplin işlemleri yapmaya yetkisi olan ilgili makamlara başvurma hakkı olmalıdır.

• Savcıların, gözaltında bulunan bir şüpheliyi/davalıyı özgürce ziyaret edebilme hakları olmalıdır.

D. Soruşturma yürütme konusunda polisin bağımsız olduğu durumlar

28. Polisin ya da başka soruşturma makamlarının bağımsız şekilde soruşturma yürüttüğü üye Devletlerde hukuk sistemlerinin söz konusu soruşturmaların hukuka uygun bir şekilde yürütülmesini ve polis ile diğer soruşturma makamlarının profesyonelce, adil bir şekilde ve süratli hareket etmesini sağlayacak uygun denetleme usullerinin olması gerekir.

29. Her halükarda savcılar, soruşturma organları ile uygun ve işlevsel bir işbirliğini teşvik etmeye yönelik etkili tedbirler alabilmelidir.

III. SAVUNMA TARAFININ SORUŞTURMALAR ESNASINDAKİ HAKLARI AÇISINDAN VE SORUŞTURMA TEKNİKLERİ AÇISINDAN SAVCILARIN ROLÜ
A. Masumiyet karinesi ilkesine ve savunma hakkına saygı

30. Mahkeme’nin içtihadı (Messier/Fransa (AİHM, 30 Haziran 2011) uyarınca, prosedürel boyutları dâhil tüm cezai süreçler, tarafların delilleri ve savunmalarını özgürce sunabilmesi (çekişmeli yargılama) ilkesine dayanmalı, kovuşturma ve savunma tarafları arasında silahların eşitliği ilkesi geçerli olmalıdır. Söz konusu ilkeler, âdil yargılanmanın temel unsurlarını oluştururlar. Buna ilaveten, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin 1. fıkrası, kovuşturma makamının, yargılama aşamasında savunma tarafına, suçlanan kişinin lehinde ya da aleyhinde elde edilmiş olan tüm ilişkili delilleri açıklamasını gerektirmektedir. Adil yargılanma hakkı, silahların eşitliği ilkesini kapsar ve ayrıca çekişmeli yargılama ilkesini öngörür. Ayrıca, savcının elinde bulunan ilgili tüm materyallerin zamanında açıklanmasını da kapsar. Bu bütün ispat unsurlarının mevcut olması anlamına gelmektedir. Savcının ya da diğer kovuşturma makamlarının hem suça hem de masumiyete ilişkin kanıtlara ulaşabilmesi için bu bir yükümlülüktür.

31. Soruşturmalardaki görevleri ne olursa olsun savcılar, eylemlerinin hukuka uygun ve aşağıdaki ilkelere saygı gösterir nitelikte olmasını temin etmelidirler:

• Kanun önünde eşitlik;

• Savcıların tarafsızlığı ve bağımsızlığı;

• Avukata erişim hakkı;

• Savunma tarafının ilgili tüm materyale ilişkin bilgilendirilme hakkı;

• Masumiyet karinesi;

• Silâhların eşitliği;

• Mahkemelerin bağımsızlığı;

• Sanığın âdil yargılanma hakkı.

32. Masumiyet karinesine saygı, yalnızca mahkemeler için değil, diğer tüm devlet organları için de bağlayıcıdır. Savcılar ve soruşturma organları, bu ilkenin ihlaline yol açacak her türlü beyandan ve tutumdan kaçınmalıdır.

33. Adil bir cezai sürecin gereği olarak silâhların eşitliği ilkesi, soruşturmaya konu olan kişinin, karşı taraflara göre görülür şekilde dezavantajlı bir konuma oturtulmadan mahkeme önünde davasını sunabilmesini gerektirir. Bu nedenle, taraflar arasında, soruşturmanın tüm unsurlarını tartışabilecekleri adil bir denge kurulmalıdır.

34. Cezai meselelerde çekişmeli yargılama ilkesine saygı, soruşturma aşaması ile yargılama aşamasının birbirinden ayrılmasını gerektirir. Birinci aşama olan sorgulama aşamasında çekişmeli yargılama ilkesi kendini mutlak şekilde göstermez. Daha ziyade, bu aşama söz konusu ilkenin bir öncülü olarak kendini gösterir; bir suçlamaya ilişkin adlî işlem başlatılması için yeterli sebep olup olmadığını saptamak amacıyla kanıt araştırması yapmayı içerir. Dolayısıyla bu aşama boyunca prosedür gizli olabilir.

35. Bununla birlikte, AİHS’nin 6. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi; her sanığın, hakkındaki suçlamaların doğası ve sebeplerine ilişkin olarak anlayacakları dilde, makul zamanda ve ayrıntılı şekilde bilgilendirilme hakkını hükme bağlar. Sanık, kendisine isnat edilen suç hakkında en geç tutuklandığı andan itibaren eksiksiz bir biçimde bilgilendirilmelidir. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen “makul zaman” da o andan itibaren işlemeye başlar. Tutuklanan, alıkonulan ya da özgürlüğünden mahrum bırakılan kişiye, hakları yazılı şekilde vakit kaybetmeksizin iletilmelidir. Söz konusu bildirim, açık ifadelerle ve kişinin anlayacağı dilde yazılmalıdır.

Bildirim, diğerlerinin yanı sıra, kişinin aşağıdaki haklarına ilişkin bilgiler içermelidir:

• Kendisine isnat edilen suça ilişkin tam bilgi sahibi olma hakkı;

• Alıkonulmasına dayanak oluşturan sebeplere ilişkin tam bilgi sahibi olma hakkı;

• Bir avukata erişme ve avukata etkin şekilde danışma hakkı;

• Söz konusu bildirimin sözlü ya da yazılı tercüme edilmesi hakkı.

36. Suça ya da masumiyete dayanak oluşturan kanıtları araştırma ve koruma yükümlülüğü, her davaya özgü olgular bağlamında gerçekçi şekilde yorumlanmalı; kanıtların ilgililiği, değerlendirme süreci sonrasında belirlenmelidir.

37. Suçla ya da masumiyetle ilişkili kanıtlar, gerektiği ve uygulanabilir olduğu ölçüde, en azından prosedürün sonuçlanma aşamasına kadar, ulusal hukuka uygun şekilde elde tutulmalıdır. Bir kanıtın savcılıkça kullanılmayacak olması; bu kanıtın imhası, gerektiğinde sunulmaya hazır halde bulundurulmaması ya da kanıta ilişkin not ve kayıtların imhası için geçerli sebep değildir. Kanıtın, savcılığın iddialarının aksini ispat edebilecek nitelikte makul bir olasılık ortaya çıktığında muhafaza edilmesi gerekir.

38. Savcı, sanığın masumiyetine ilişkin olan ya da savunma tarafına somut olarak yardımı dokunacağından haberdar olduğu materyalleri ortaya çıkarır. Savcı, söz konusu materyalleri ortaya çıkarmayı reddederse ya da ortaya çıkaracak durumda değilse sanığın suçsuz olduğuna ya da davanın düşmesine karar verilebilir.

39. Savcılar, her zaman kendi mesleklerine ilişkin yasalara, kurallara ve etik kuralları ile Savcılar için Etik Kuralları’na (Budapeşte İlkeleri) uygun şekilde, profesyonelce hareket etmelidirler. En üst düzey dürüstlük standartlarını benimsemeye çabalamalı, hal ve hareketlerinin eleştiriye konu olamayacak seviyede olmasına dikkat etmelidirler.

B. Özel Soruşturma Teknikleri

40. Savcılar, faaliyetlerini sanığın suçlu olup olmadığını hızlı şekilde değerlendirebilecek biçimde ayarlamalıdırlar. Bu çerçevede, yasalara uygun oldukları sürece, mevcut olan en güncel teknikleri kullanmalı, uzmanlaşma ve multi-disipliner yaklaşım hususlarına gereken özeni göstermelidirler.

41. Savcılar, bu tür tekniklerden bazılarının kullanımının, kişilerin haklarında kısıtlamalara neden olabileceğini de göz önünde bulundurmalıdırlar; örneğin, Muhbirlerin, gizli ajanların kullanımı, toplantıların kaydedilmesi, telefonların, elektronik postaların, internet haberleşmelerinin izlenmesi ve engellenmesi, erişim izni olmadan sistemlere sızan bilgisayar programlarının, GPS alıcılarının ve tarayıcıların kullanımı bu tür tekniklerdendir.

42. Savcıların bilhassa özel hayata müdahale eden özel tekniklerin kullanıldığı soruşturmalarda görev aldığı üye devletlerde savcılar, ciddi bir suçun işlendiği veya suça zemin hazırlandığı ciddi durumlar haricinde bu tür soruşturma tedbirlerine başvurmamalı; söz konusu tedbirlere, yalnızca diğer tedbirlerin uygulanabilir veya elverişli olmadığı durumlarda, demokratik toplum koşullarında gerekli olduğu derecede ve cezai soruşturmalar ile kovuşturmalar bağlamında uygun olduğu düşünüldüğünde başvurulmalıdır (Rec(2005)10 sayılı Tavsiye Kararı, 2. bent). Bu bağlamda savcılar, orantılılık ve tarafsızlık ilkelerine, kişilerin temel haklarına ve masumiyet karinesine saygı göstermelidirler.

43. Üye devletler, söz konusu tekniklerden faydalanma hususunda uygun bir dengenin kurulabilmesi amacıyla;

• Bu yeni tekniklerin kullanımı yoluyla elde edilen kanıtlardan faydalanmaya dair gereken izinler ile sınırlamaları içeren uygun yasal düzenlemeleri gerçekleştirmeli;

• Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin hükme bağladığı koşulları yerine getirmek ve Mahkemenin içtihadından dolayı ortaya çıkan, adlî kontrol, yasalara saygı gibi ilkeleri gerçekleştirmek amacıyla gereken tedbirleri almalı;

• Savcıların yeni tekniklerden etkin bir şekilde faydalanabilmesine olanak tanımak ve cezai soruşturmaları kolaylaştırmak amacıyla, savcılar ile savcılıklarda çalışan personele uygun eğitim fırsatlarını sunmalıdırlar.

IV. SAVCILARIN SORUŞTURMADAKİ ROLÜNÜ GÜÇLENDİRMEYE YÖNELİK TEDBİRLER
A. Uluslararası işbirliği

44. Savcılar, devletlerin egemenliğine saygı duymanın ve ulusal ve uluslararası yasaların hükümlerine mutlak surette uymanın gerekliliğini dikkate alarak cezai kovuşturmalar alanında uluslararası işbirliğini ve karşılıklı güveni teşvik etmelidirler.

45. Devletler, özellikle uzmanlaşmış ağlar, seminerler ve çalıştaylar yoluyla deneyimlerin paylaşılmasına olanak tanımak amacıyla, yürürlükte bulunan anlaşmalar ve sözleşmeler çerçevesinde, farklı devletlerde ya da uluslararası kuruluşlarda görev yapan savcılarla kendi savcılarının doğrudan iletişim halinde olmalarını teşvik etmelidir.

46. Savcılar, kendi yetki alanları içerisinde mal varlıklarını dondurma, yakalama ve alıkoyma dâhil olmak üzere cezai meselelerde hukuki yardıma ve suçluların ülkeye iadesine yönelik uluslararası talepleri, kendi işleri veya ülke düzeyinde benzer işler için gösterdikleri özeni göstererek değerlendirmelidir.

47. Savcılar arasındaki işbirliği, özellikle hukuki yardım hususunda yapılan taleplerin gerekli mercilere aktarılması ve icrası bağlamında mümkün olduğunca yeni bilgi teknolojileri kullanılarak ve taleplerin niteliği ile bu taleplerin diğer dillere yapılmış tercümeleri düzenli olarak güncellenerek geliştirilmelidir.

48. Uluslararası işbirliği alanındaki savcılık faaliyetleri konusunda uzmanlığın daha kapsamlı hale gelmesi, bizzat bu alanda uzmanlığı bulunan savcıların bu tür görevlerin icrası için atanmasına olanak tanıyarak veya uluslararası işbirliğine dair meselelerle ilişkili savcılara yardımcı olabilecek yapılar kurarak teşvik edilmelidir.

49. Savcılar ile uluslararası yasal meselelere ilişkin süreçler kapsamında görev alan diğer personelin uluslararası düzeyde suçluların ülkeye iadesi ve hukuki yardım alma hususunda talepte bulunma ve diğer ülkelerden bu yönde alınan talepleri değerlendirip bu taleplere yanıt verme hususundaki becerilerini geliştiren özel eğitimlerin verilmesi gerekir. Bu eğitimler, yabancı dil öğrenimi ile en güncel uluslararası yasaları ve karşılaştırmalı içtihadı kapsamalıdır. Bu sayede, farklı ülkelerden katılımcıların etkili ağlar oluşturması teşvik edilecek ve kolaylaştırılacaktır.

50. Savcılık organlarının cezai konularda uluslararası işbirliğinden sorumlu merkezî ulusal merciler olarak görevlendirildiği durumlarda bu organlar, kendi ülkelerinin ulusal mevzuatı çerçevesinde, yabancı ülkelerden gelen talepleri doğrudan icra etmek ve/veya bu taleplerin icra edilişini denetleme hakkını saklı tutarak talepleri diğer görevli mercilere iletmek için yetkilendirilmelidir.

51. Bu bağlamda, her ülkede, farklı ülkelerin yetkili mercilerinin düzenli şekilde bir araya gelerek ortak ilgi alanlarını tartışmak suretiyle doğrudan iletişim kurmalarını sağlayacak irtibat noktalarının oluşturulmasına özen gösterilmelidir. Bu irtibat noktalarının, uluslararası işbirliğine dair meseleler hususunda yüksek düzeyde becerileri bulunmalı, yabancı dil anlayabilmeli ve konuşabilmelidir. “İrtibat hâkimlerinin” görevlendirilmesi de yine aynı nedenlerden dolayı faydalı olabilecektir ve teşvik edilmelidir.

B. Kitle İletişim Araçları ile Etkileşim

52. Savcılar; halkın güvenini artırmak, görev ve yetkileri konusunda bilgi yaymak ve böylece çalışmaları hakkında halkın daha iyi bilgilenmesine katkıda bulunmak üzere, çalışmalarında kamuya açıklık ve şeffaflık ilkelerine uygun olarak kitle iletişim araçları ile yeterli düzeyde etkileşimde bulunmanın gerekliliğinin bilincinde olmalıdırlar.

53. Savcılarca kitle iletişim araçlarına sunulacak bilgi; açık, güvenilir ve kesin olmalı, soruşturmanın dürüstlüğünü ve etkililiğini zedelememeli, savcıların kişisel güvenliğini tehlikeye atmamalıdır. Kişisel olarak savcılarla değil, savcılığın faaliyetleri ile ilgili olmalıdır. Savcılar, basınla etkileşimde bulunurken hiçbir basın kuruluşu arasında ayrım gözetmemelidir.

54. Sunulacak bilgi ayrıca ifade özgürlüğü, kişisel verilerin korunması, soruşturmaların gizliliği, insan haysiyeti, masumiyet karinesi ilkesi, yargılama işlemlerine dâhil olan diğer katılımcılar açısından etik kurallar ve belli bilgilerin ifşasını düzenleyen ve kısıtlayan yasal normlar ile uyum göstermelidir.

55. Savcılar, kitle iletişim araçları vasıtasıyla suç işlenmesinin engellenmesini ve/veya işlenen suçların kovuşturulmasını teşvik etmek ve ulusal veya uluslararası düzeyde cezai işlemlerin işleyişine dair anlayışı güçlendirmek amacıyla da kamuya bilgi sunabilirler.

56. Savcılar, faaliyetleri hususunda halkı vaktinde ve daha iyi bilgilendirebilmek amacıyla web sitelerinin kurulması, gereğince yönetilmesi ve düzenli olarak güncellenmesi dâhil olmak üzere bilgi teknolojilerinden faydalanmalıdırlar.

57. Savcıların kitle iletişim çalışanlarıyla doğrudan ve düzenli irtibat halinde olması halinde kaliteli ve kesin bilgi sunma amacıyla kitle iletişim araçlarıyla etkileşim konusunda özel eğitim verilmelidir. Bu tür eğitimler, gerekli oldukları her durumda düzenlenmeli, eğitimlerde uzmanlardan ve gazetecilerden destek alınmalıdır.

C. Eğitim

58. Savcıların, özellikle soruşturmalar bağlamında üst düzey niteliklere sahip olmaları, savcılık hizmetlerinin yeterliliği ve kamuoyunun savcılık hizmetlerine olan güveninin artması açısından gerekli bir durumdur. Bu nedenle savcılar, uzmanlık alanlarına ilişkin gereken temel ve sürekli eğitimleri almalıdırlar.

TAVSİYE LİSTESİ

a. Üye devletler, savcıların ve soruşturma organlarının cezai soruşturmalar çerçevesindeki hak ve yükümlülüklerini açıkça belirlemelidir.

b. Genel anlamda savcılar, soruşturmaların yasalara uygunluğunu, en geç kovuşturmanın başlatılması veya devam ettirilmesi gerekip gerekmediği konusunda karar verirlerken incelemelidir. Bu bağlamda savcılar, soruşturmaların ne şekilde yürütüldüğünü ve soruşturmalar yürütülürken insan haklarına saygı gösterilip gösterilmediğini de izlemelidir.

c. Savcılar bu görevi icra ederlerken soruşturmaların yasalara uygunluğunu teyit edebilmek ve meydana gelebilecek yasa ihlâllerine gereken tepkiyi verebilmek için ihtiyaçları olan tüm yasal, malî ve teknik araçlarla donatılmalıdır.

d. Soruşturmalar tarafsız şekilde yürütülmeli, soruşturmacıların hem suça hem de masumiyete ilişkin kanıtları araştırma ve koruma yükümlülüğünü içermelidir.

e. Savcılar, güvenilir nitelikli mevcut tüm kanıtları mahkemeye sunmalı, sanığa da kendisini ilgilendiren kanıtları açıklamalıdır.

f. Savcılar; sanıkların, mağdurların, tanıkların ve kovuşturma işlemlerine diğer şekillerde dâhil olmuş tüm kişilerin haklarına saygı göstermelidirler.

g. Savcılar ve soruşturma organları, işbirliği içerisinde hareket etmeli, işlevlerini gerçekleştirebilmek için gereken bilgileri birbirleriyle paylaşmalıdırlar.

h. Savcılar ve soruşturma organları, özellikle davada tutukluların bulunması halinde görevlerini mümkün olan en etkili ve hızlı şekilde icra etmeli, soruşturma araçlarını kullanırken orantılılık ilkesini gözetmelidir.

i. Savcılar ve soruşturma organları, hem yasalar hem de en modern soruşturma teknikleri hususunda gerekli eğitimi en uygun koşullarda almalıdır.

j. Savcılar ve soruşturma organları, uluslararası ilişkileri ve işbirliğini en yeterli düzeyde gerçekleşecek şekilde geliştirmelidir.

k. Savcılar, işlev ve yetkileri hususunda bilgi sunmak ve bu sayede halkın kendi faaliyetlerine dair bilgilerinin artmasına katkıda bulunmak suretiyle, aynı zamanda masumiyet karinesi ilkesi ve adil yargılanma hakkı gibi temel hak ve ilkelere saygı göstererek halkın savcılık hizmetlerine olan güvenini artırma çabası içerisinde olmalıdır.

20 Kasım – Hukuk Takvimi

0
20 Kasım - Hukuk Takvimi

20 Kasım – Hukuk Takvimi – Hukuk Tarihinde Bugün 

1858
Nobel Edebiyat Ödülü sahibi İsveçli yazar, Selma Lagerlöf doğdu.  (Ölümü: 1940) Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan ilk kadın yazar oldu.

Selma Lagerlöf
1863
Ziraat Bankası, Ahmed Şefik Midhat Paşa tarafından kuruldu. Pirot Kasabası’nda kurulan ilk Memleket Sandıkları bankanın kuruluşuna temel teşkil etti. 1867 yılında “Memleket Sandıkları Nizamnamesi”‘ yürürlüğe girdi ve sandıklar Banka şubelerine dönüştürüldü. 1924 yılında çıkarılan kanunla banka, bir devlet kurumu olmaktan çıkardı ve anonim şirket haline geldi

 Memleket Sandıkları’nın kurucusu Mithat Paşa aynı zamanda ilk Osmanlı anayasası olan Kânûn-ı Esâsî‘yi hazırlayan kurulun başkanı olarak görev yapmıştı.
Osmanlı Devletinin en önemli hukukçularından Kemalpaşazâde Said Bey(Lastik Said), memuriyetten çıkarılıp müebbet hapisle cezalandırılmasına ve bir kalede hapsedilmesine karar verilerek, 20 Kasım 1899 tarihli sürgün kararı mazbatası ile Yemen’e sürüldü. Sürgün kararının gerekçesi, devlet ve saltanat aleyhine neşrolunan muzır neşriyata muavenet ve dedikoduya sebep olmaktı. Cezasını, Yemen kenti Sana’da geçirdi.

Kemal Paşazade Said (Lastik Said)
1910
Lev Nikolayeviç Tolstoy, yaşamını yitirdi. (Doğumu:1828) Tolstoy, hukuk fakültesine başlamış ancak diplomasını almadan üniversiteden ayrılmıştı.

Tolstoy’un mezarı
1922
Lozan Konferansı’nın açılış töreni yapıldı. Türk heyeti adına Rıza Nur Bey tarafından okunan bir bildiri okundu.
1923
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti örgütleri Halk Fırkası çatısı altında toplandı.
1923
Nobel Edebiyat Ödülü sahibi, Aktivist, kadın hakları savunucusu  ve ırkçılık karşıtı yazar Nadine Gordimer, Johannesburg’da doğdu.(Güney Afrika Ölümü: 14 Temmuz 2014) 1974’te Man Booker Ödülü’nü ve 1991’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandı. Apartheid karşısında mücadele ederek özgürlük ve insanlığa vurgu yaptı. Afrika Ulusal Kongresi’nin (ANC) üyesi olarak, çok sayıda makale, deneme ve söylev kaleme aldı.

Nadine Gordimer
1925
ABD Adalet Bakanlarından Robert F. Kennedy, doğdu. John F. Kennedy’nin ardından, bir suikast sonucu 1968’de hayatını kaybetmiştir.

Robert F. Kennedy, suikasttan hemen sonra zeminde yaralı halde yerde yatarken
1936
Saavedra Lamas Paktı, Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edildi. 21 Haziran 1935 tarihinde; Arjantin, Brezilya, Meksika, Paraguay, Şili ve Uruguay arasında imzalanan sözleşme, Türkiye Cumhuriyeti, “Harbin önünü almağa mahsus Cenubi Amerika Muahedesine Cumhuriyet Hükümetince vuku bulan iltihakın tasdikimi dair kanun” ile sözleşmeyi onayladı. Atatürk, Yurtta Sulh Cihanda Sulh ilkesi gereğince okyanus ötesine barış mesajı verdi.  Türkiye Cumhuriyeti Hariciye Vekili Doktor Tevfik Rüştü Aras, aynı tarihte Arjantin Cumhuriyeti Dış Bakanı Carlos Saavedra Lamas’a bir mektup gönderecek barış yolunda yapılan çalışmalarını tebrik etti.
1940
Macaristan, Mihver Devletleri’ne katıldı.
1942
 Hukukçu ve ABD başkanı Joe Biden doğdu.

Joe Biden’ın Yemin töreni
1945
Nazilerin üst düzey yetkililerinin yargılanmalarına, Almanya teslim olduktan sonra, 20 Kasım 1945’te Nuremberg Mahkemesinde başlandı. Mahkeme kuralları, Kıta Amerikası ve Anglo-Amerikan yargı sistemlerinin birlikte uygulanması sonucunda belirlendi. Yargılamalar sırasındaki tüm konuşmalar, tercümanlar yoluyla İngilizce, Fransızca, Almanca ve Rusça’ya tercüme edildi. Kulaklıklı simultane çeviri sistemi tarihte ilk kez Nürnberg Uluslararası Askeri Savaş Suçları Mahkemesinde uygulandı.  Adolf Hitler, Heinrich Himmler ve Joseph Goebbels, savaş sona ermeden önce intihar ettikleri için yargılanamadı. Hermann Goering, intihar etmesi nedeniyle idam edilemedi.

Nuremberg Mahkeme Salonu
1949
Hukukçu ve Japonya’nın 15. başbakanı Wakatsuki Reijirō, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1866) 1892 yılında Tokyo İmparatorluk Üniversitesi’ne başladı ve hukuk fakültesini bitirdi. Başbakanlıktan önce Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanı olarak görev yaptı.

Wakatsuki Reijiro
1956
Parlamenter ve hukukçu Ali Rıza Öztürk, dünyaya geldi. (Çine, Aydın) İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesini ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Maden işletmelerinde maden mühendisliği, ÇUKOBİRLİK Genel Müdür Yardımcılığı, Mersin İl Genel Meclisi Üyeliği, Silifke Köylere Hizmet Götürme Birliği Yönetim Kurulu Üyeliği ve Serbest Avukatlık yaptı. Türkiye Büyük Millet Meclisi Mersin Milletvekilliği görevini yürüttü. Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi (KEİPA) Türk Grubu üyeliğini yürüttü.

Ali Rıza Öztürk
1959
Birleşmiş Milletler, Çocuk Hakları Deklarasyonunu yayınladı.
1961
Türkiye’de ilk koalisyon Hükümeti, Başbakan İsmet İnönü tarafından Adalet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi işbirliğinde kuruldu.
1963
Her Türlü Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Birleşmiş Milletler Bildirgesi ilan edildi. Bildirge, tüm dünyada her biçim ve görünüşüyle ırk ayrımcılığının ivedi olarak kaldırılmasını ve insan kişiliğinin onurunu tanıyıp ona saygı gösterilmesini sağlama gereğini açıkça vurguladı. Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme ise, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 21 Aralık 1965 tarihli kararıyla kabul edilerek 4 Ocak 1969 tarihinde yürürlüğe girmiş ve Türkiye tarafından 13 Ekim 1972 tarihinde imzalanmıştı.
1979
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi ve Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekan Yardımcısı, Prof. Dr. Ümit Doğanay uğradığı saldırı sonucunda yaşamını yitirdi.
1980
Askerî Yargıtay Daireler Kurulu, Zekeriya Önge’yi öldürme suçundan idam cezasına çarptırılan Erdal Eren’in idamını onayladı.
1989
Birleşmiş Milletler, Çocuk Hakları Sözleşmesi kabul edildi. Çocukları korumak ve yaşam koşullarını iyileştirmek adına 20 Kasım 1989 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından imzalanan ‘Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin imzalanmasıyla birlikte  20 Kasım günü, ‘Dünya Çocuk Hakları Günü’ olarak ilan edildi. Sözleşme, 1990’da Türkiye dahil yaklaşık 142 devlet tarafından kabul edildi, kabul eden devlet sayısı daha sonra arttı. Türkiye, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme‘nin uygulamasına 2 Ekim 1995 tarihinde başladı.
1992
Şair Cahit Sıtkı Tarancı’nın yeğeni, gazeteci Namık Tarancı, uğradığı silahlı saldırı sonucu öldü. (Doğumu:1955, Diyarbakır), Düzenlenen saldırının arkasında Türkiye’deki Hizbullah örgütlenmesinin olduğu ortaya çıktı.
1998
İtalya, 12 Kasım’da Roma Hava Alanı’nda yakalanan PKK lideri Abdullah Öcalan’ı serbest bıraktı.
1999
Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü, transfobi sonucu öldürülen veya nefret suçuna uğrayan Transları anmak ve tranfobiye dikkat çekmek için düzenlenmeye başlandı.
2003
İngiltere’nin İstanbul Başkonsolosu, Roger Short, terör saldırısı sonucunda yaşamını yitirdi. (Doğumu: 9 Aralık 1944) Short, Malvern College ile University College, Oxford’da eğitim gördü.1969’da Dışişleri ve Milletler Topluluğu Bürosunda çalışmaya başladı ve Türkiye’nin başkenti Ankara’ya diplomat olarak gönderildi.  Sırasıyla Rio de Janeiro, Ankara ve Oslo’daki görevlerinin ardından 1994’te Birleşik Krallık’ın Bulgaristan büyükelçisi olarak atandı. 2000 yılında İstanbul’a atanarak Birleşik Krallık başkonsolosu olarak görev yapmaya başlayan Short, 20 Kasım 2003’te başkonsolosluğun bulunduğu binaya düzenlenen bombalı intihar saldırısında yaşamını yitirdi. Akıcı bir Türkçe konuşan Short, Türkiye uzmanı olarak biliniyordu.

Roger Short
2015
Ceza Soruşturmalarında Savcıların Rolü’ne dair Avrupa Savcıları Danışma Konseyi’nin (CCPE) Ceza Soruşturmalarında Savcıların Rolü Hakkında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Dikkatine Sunduğu 10(2015) Sayılı Görüş 20 Kasım 2015 tarihinde kabul edildi.
2016
Hukukçu ve Yunanistan Cumhuriyeti’nin 5. Cumhurbaşkanı Konstantinos Stefanopulos, Atina ‘da yaşamını yitirdi. (Doğumu: 15 Ağustos 1926, Patras)  Patras Saint Andrew Lisesi’ni bitirdikten sonra Atina Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu. 1954-1974 yılları arasında Patras Barosu üyesi olarak avukatlık yaptı. 1958 yılında siyasete atıldı. 1964 yılında milletvekili seçildi. 1981-1985 yılları arasında Meclis Başkanlığı ve Meclis Sekreterliği görevlerini üstlendi. 1974 yılında Yunanistan’ın demokrasiye geçişi sonrası kurulan milli birlik hükûmetinde Ticaret Bakan Yardımcılığı görevini yürüttü. Daha sonra, İçişleri Bakanlığı (1974-76), Sosyal İşler Bakanlığı (1976-77) ve Devlet Bakanlığı (1977-81) yaptı. 1985’te Demokratik Reform Partisi’ni kurdu. 1989 yılında yapılan seçimlerde Atina milletvekili olarak seçildi. 10 Mart 1995 – 12 Mart 2005 arasında cumhurbaşkanı olarak görev yaptı.

Konstantinos Stefanopulos
2020
Amerikalı ahlâk filozofu ve metafizikçi, Judith Jarvis Thomson yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1929)
2021
Türkiye’nin ilk Çocuk Adalet Merkezi, Erzurum’da açıldı. Merkezin açılışını Adalet Bakanı Abdülhamit Gül gerçekleştirdi. Gül, “Çocuk, yargılandığını değil devletin kendisini suçtan uzak tutmak için seferber olduğunu iliklerine kadar hissetsin, istiyoruz. Eğer bir çocuk suçlu olursa toplum olarak bizler suçluyuz. ” dedi.
2021
Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma kapsamında, Valilik Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı’na yönelik operasyon düzenlendi. Merkeze bağlı Artuklu ilçesinde 2017-2018 yıllarındaki resmi ihalelerde usulsüzlük yapıldığı bilgisi üzerine 8 kişi gözaltına alındı. Şüpheliler, sorgulanmak üzere emniyete götürüldü. Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma için “gizlilik” kararı alındı.
2021
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturma kapsamında, İzmir merkezli 21 ilde düzenlenen ve 83 kişinin gözaltına alındığı ‘saadet zinciri’ operasyonunda adliye sevk edilen şüphelilerden 5’i, tutuklandı, birçok kişiye de adli kontrol verildi. Polis ekiplerince 17 Kasım sabahı şüphelilere yönelik başlatılan operasyonlarda, 83 kişi gözaltına alınmıştı.
2021
Bergama Belediyesi’nin yapmak istediği ‘Millet Bahçesi Projesi’’ne ilişkin davada İzmir 5.İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı verdi. Projeyle ilgili olarak 86 esnaf suç duyurusunda bulunmuş ve 3 ayrı dava açılmıştı.
2023
  • Hakkari Yüksekova’da aracında 52.5 kilo patlayıcı ele geçirilen polis A.K. ile 4 sanık hakkında açılan davanın karar duruşması yapıldı. Mahkeme, “silahlı terör örgütüne üye olmak”, “terör örgütüne silah sağlama” ve “tehlikeli maddelerin izinsiz bulundurulması” suçlarından yargılanan polis A.K’ye 21 yıl, diğer 4 sanığa 17 yıl 6’şar ay hapis cezası vererek tutukluluk hallerinin devamına hükmetti.
  • Kolombiyalı şarkıcı Shakira,  2012 ile 2014 yılları arasında İspanya’da 6 farklı suç işleyerek 14,5 milyon euro vergi kaçırmakla suçlandığı ve hakkında 8 yıl 2 ay hapis cezası istenen davada suçlamaları kabul ederek anlaşma yolunu seçti ve 2.9 milyon Euro ödemeyi kabul etti.
  • Şerafettin Can Atalay’ın AYM’nin verdiği hak ihlali kararına uymayan Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin kararına  karşı yapmış olduğu itiraz Yargıtay 4. Ceza Dairesi tarafından reddedildi. AYM kararı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiş, mahkeme ise dosyayı Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne postalamıştı.
  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu, kendisine tevdi edilen yaklaşık 950 soruşturma dosyasının büyük bölümüne 2 sene boyunca el bile sürmeyen cumhuriyet savcısına verilen cezayı onadı. Yüksek Mahkeme, savcının soruşturma dosyalarını makul sürede bitirmediğine dikkat çekti.
  • Anayasa Mahkemesi, Anayasa Tarihi Galerisi’ni 360 derece sanal tur teknolojisi ile kullanıma açtığını duyurdu: “Dünyadaki ve Osmanlı Devleti döneminden bu yana Türkiye’deki anayasal faaliyetlere ilişkin bilgilendirmelerin yer aldığı galeride Anayasa Mahkemesinin kuruluşunun yayımlandığı Resmî Gazete’nin nüshası, ıslak imzalı kararlar, geçmişten bugüne Mahkemede kullanılan daktilo, telefon ve çeşitli materyaller, eski mahkeme üyelerinin cüppe ve kepleri sergilenmektedir.”
2024
  •  Kamuoyunda “yenidoğan çetesi” olarak bilinen, bebeklerin ölümüne neden olmak ve Sosyal Güvenlik Kurumu’nu (SGK) zarara uğratmak suçlamasıyla Bakırköy 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan 22’si tutuklu 47 sanık, 3’üncü günde de hakim karşısına çıktı.
  • İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Bilişim Suçlar Soruşturma Bürosu’nca, Acun Ilıcalı ile TV8 kanalı ve Exxen dijital platform yetkilileri hakkında, “yasa dışı bahse teşvik ve reklam” suçu iddiasıyla soruşturma başlatıldı. Soruşturmanın, UEFA Uluslar Ligi maçlarında gösterilen yasadışı bahis reklamlarına ilişkin olduğu öğrenildi.
  • Ankara’nın Sincan ilçesinde 13 yaşındaki ortaokul öğrencisi arızalanan asansörde kalan ve kurtarma çalışması sırasında boşluğa düşen Beren Su Bolat’ın ölümüyle ilgili olarak 3 itfaiye görevlisi ve apartman yöneticisi hakkındaki iddianame kabul edildi. Batı 5. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede, sanık itfaiye görevlileri Bayram Babatürk, Buğra Yalabık ve Ercan Akyıldız ile apartman yöneticisi Yılmaz Güney’in “Bilinçli taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma” suçundan 3 yıldan 22,5 yıla hapisle cezalandırılmaları istendi.
  • Fatih Camii imamı Galip Usta ile cami cemaatinden Bilal Erdem’i bıçakla yaraladığı, bir kişiyi de darbettiği gerekçesiyle İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nde tutuklu yargılanan Ömer Salgın, 22 yıl 9 ay hapisle cezalandırıldı.
  • Gazeteci Uğur Dündar hakkında D.G. isimli bir kişi tarafından açılan ‘babalık davası’nda karar çıktı. Mahkeme, Dündar’ın D.G.’nin biyolojik babası olmadığı sonucuna vararak davayı reddetti.
  • İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Beylikdüzü Belediye Başkanlığı dönemine ilişkin ‘ihaleye fesat karıştırma’ suçlamasıyla Büyükçekmece 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davanın yeni duruşması 8 Ocak’a ertelendi.
  • İçişleri Bakanlığı tarafından 3 Haziran’da görevden alınarak yerine kayyım atanan Hakkari Belediye Başkanı Mehmet Sıddık Akış hakkında “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” ve “Toplantı ve gösteri yürüyüş kanununa muhalefet” iddialarıyla açılan davanın karar duruşması görüldü. Akış’a toplam 9 yıl hapis cezası verildi.
  • Sosyal medya paylaşımları nedeniyle hakkında soruşturma başlatılan eski AKUT Başkanı Nasuh Mahruki ‘yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ ve ‘yargı organlarını alenen aşağılama’ suçlarından tutuklandı.
  • Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA), çocuk yaşta zorla evliliklerin tüm yasal düzenlemelere rağmen, dünya genelinde yaygın bir sorun olmaya devam ettiğini belirtti. Küresel verilere göre, kız çocukların yüzde 36’sı 18 yaşından önce, yüzde 10’u ise 15 yaşından önce evleniyor.
  • Basın çalışanlarına yönelik gözaltı operasyonlarını 19 Nisan 2023’te İstanbul Kadıköy’de düzenlenen eylemle protesto eden gazeteciler Serpil Ünal, Yadigar Aygün, Pınar Gayıp, Eylem Nazlıer, Zeynep Kuray ve Esra Soybir “2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na Muhalefet” suçundan yargılandıkları Anadolu Adliyesi 22’nci Asliye Ceza Mahkemesince 5’er ay hapis cezası verildi.

20 Kasım – Hukuk Takvimi

UNESCO Sanatçının Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı

0

Sanatçının Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı, UNESCO(Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu)’nun 27 Ekim 1980 tarihinde yapılan genel kongresinde kabul edilmiştir.

Alınan kararlar, sanatçıların sosyal ve ekonomik statüsünü; eğitim, sosyal güvenlik, istihdam, gelir ve vergi koşulları, ifade özgürlüğü gibi konularda uygulanacak politika ve tedbirlerle iyileştirmeyi öngörmektedir.

Sanatçının Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı, sanatçıların sendikalaşma ve meslek kuruluşları yoluyla örgütlenme hakkını geliştirmeyi teşvik etmektedir. Sanatçıların çalışma koşullarını iyileştirmek ve sosyal haklarını güvence altına almak amacıyla düzenlenmiştir. Bu tavsiye kararı, sanatçıların ifade özgürlüğünü, ekonomik güvenliğini ve mesleki gelişimini desteklemeyi hedefler. Belge, hükümetleri sanatçıların sosyal güvencelerini sağlamak ve telif haklarını korumak için düzenlemeler yapmaya teşvik etmektedir. Sanatçının toplumdaki rolünü ve yaratıcı üretimlerini sürdürebilmesi için uygun koşulların sağlanmasının önemine özenle vurgu yapılmıştır.

Kararların uygulanması için bir takip sistemi kurulmuş, UNESCO’nun tavsiyelerinin uygulanıp uygulanmadığı hakkında her üye ülkenin rapor vermesi usulü getirilmiştir. İzlemeyi gerçekleştiren Sekretarya, her dört yılda bir üye devletlerden, ulusal komisyonlardan ve sivil toplum kuruluşlarının raporlarından kararların uygulaması hakkında bilgi toplamakta, kültürün gelişimi konusunda sanatçılara merkezi bir misyon biçmektedir.

UNESCO Sanatçının Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu Genel Konferansı, 23 Eylül-28 Ekim 1980 tarihli Belgrad toplantısının 21. oturumu,
Kurumun amacının, kendi anayasasının 1. Maddesi şartlarına uygun olarak, Birleşmiş Milletler Bildirgesi tarafından ırk, cinsiyet, dil ya da ilişki (bağlantı/ilinti) ayrımı gözetilmeksizin tüm dünya insanları için teyit edilen adalet, hukuk egemenliği, insan hakları ve temel özgürlüklere olan evrensel saygının daha ileri düzeye taşınabilmesi için milletler arası işbirliğini sağlayarak eğitim, bilim ve kültür aracılığıyla barış ve güvenliğe katkı sağlamak olduğunu hatırlatarak,
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi şartlarını ve özellikle söz konusu Tavsiye Kararının ekinde alıntı yapılmış olan 22, 23, 24, 25, 27 ve 28. Maddeleri hatırlatarak,
Bu hakların tam anlamıyla garanti altına alınmasını sağlamak amacıyla, Birleşmiş Milletler Eğitim, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi şartlarını, özellikle söz konusu Tavsiye Kararının ekinde alıntı yapılmış olan 6. ve 15. Maddeleri ve kültürün korunması, geliştirilmesi ve yayılması için gerekli önlemlerin alınması gereksinimini hatırlatarak,
UNESCO Genel Konferansının 14. Oturumunda kabul edilen Uluslararası Kültürel İşbirliği İlkeleri Bildirgesi ve özellikle söz konusu Tavsiye Kararının ekinde alıntı yapılmış olan 3. ve 4. Maddeler ile UNESCO Genel Konferansı’nın 19. Oturumunda kabul edilen Halkların En Geniş Ölçekte Kültürel Yaşama Katılımı ve Katkılarına ilişkin Tavsiye Kararını hatırlatarak,
Tam ve en geniş tanımlarıyla güzel sanatların hayatın vazgeçilmez bir parçası olması gerekliliğini ve hükümetlerin, sadece sanatsal ifade özgürlüğünü teşvik eden çevrenin yaratılıp sürdürülmesine değil, yaratıcı zekânın ortaya çıkışını kolaylaştıracak maddi koşulları da yaratmaya ve sürdürmeye yardımcı olması gerektiğini kabul ederek,
Her sanatçının, yukarıda belirtilen temel metinler, Bildirgeler, Sözleşme ve Tavsiye Kararlarında yer alan sosyal güvenlik ve sigorta hükümlerinden etkili bir şekilde faydalanma haklarını kabul ederek,
Sanatçının toplumun yaşamı ve gelişiminde önemli bir role sahip olduğunu ve bu yüzden yaratıcı fikirlerini ve ifade özgürlüğünü muhafaza ederken, herhangi başka bir vatandaşa olduğu gibi, sanatçıya da toplumun gelişimine katkı sağlaması için, sorumluluklarını deneyimleyebileceği fırsatın verilmesi gerektiğini göz önünde bulundurarak,
Toplumun kültürel, teknolojik, ekonomik, sosyal ve politik gelişiminin sanatçının statüsünü etkilediğini ve dünyadaki sosyal gelişim de dikkate alındığında sanatçının statüsünün gözden geçirilmesi gerektiğini de kabul ederek,
Kültürel aktivitelerle doğrudan ilgilenen ve bu sayede çalışanlara ait tüm yasal, sosyal ve ekonomik avantajlardan faydalanan bir insan olarak sanatçının mesleki koşulları dikkate alınacak şekilde sanatçının haklarını teyit ederek,
İster çalışan ister kendi işini yapan olsun; sanatçının, kültürel gelişime yaptığı katkılar dikkate alınarak sosyal güvenliği, işgücü ve vergi şartlarının iyileştirilmesi ihtiyacını da teyit ederek,
Geleneksel sanatların uygulamasının devamını sağlayan ve bir ulusun folklorunu icra eden sanatçıların kültürel kimliğin korunması ve geliştirilmesindeki rolünün evrensel kabul şartlarında hem ulusal hem de uluslararası önemini hatırlatarak,
Ayrıca sanatın canlılığının ve sürdürülebilirliğinin, sanatçının hem bireysel hem de toplum yaşamındaki refahına bağlı olduğunu kabul ederek,
Genel itibariyle çalışanın hakları ve dolayısıyla sanatçının haklarını tanımlayan Uluslararası Çalışma Örgütü’nün sözleşme ve tavsiye kararlarını, özellikle söz konusu Tavsiye Kararının ekinde yer alan sözleşme ve tavsiye kararlarını hatırlatarak,
Uluslararası Çalışma Örgütü’nün bazı standartlarının istisnalara izin veren, sanatçıları veya belirli kesimleri hariç tutan yapısına rağmen sanatsal aktivitenin yer aldığı özel koşullara bağlı olarak, gerekli olan standardın uygulama alanını genişletme ve standardı diğer standartlarla destekleme ihtiyacını not alarak,
Kültürel çalışmalarla etkin bir şekilde uğraşan kişiler olarak sanatçıların statüsünün tanınmasının, hiçbir şekilde yaratıcılık, ifade ve iletişim özgürlüklerini tehlikeye atmayıp aksine saygınlık ve güvenilirliklerini onaylaması gerektiğini dikkate alarak,
Sanatçıların sıkıntılarının giderilmesi için Taraf Devletlerin büyük bir kısmında gerçekleştirilen toplum otoriteleri aktivitelerinin, sanatçının yeteneklerinin gelişebilmesi ve hayat kalitesinin artırılmasında oynayabilecekleri role uygun olarak ülkelerin ve toplumların kültürel politika ve kültürel kalkınma aktivitelerinin uygulama ve planlanması için gerekli şartları sağlamak amacıyla özellikle insan hakları, ekonomi, sosyal durumlar ve sanatçıların istihdam şartları göz önünde bulundurularak, gerekli ve kaçınılmaz olduğuna inanarak,
Sanatın eğitimde önemli bir rol oynadığı ve sanatçının eserleri aracılığıyla, özellikle gençlerin ve bütün insanlığın dünya görüşünü etkileyebileceği gerçeğini dikkate alarak,
Sanatçıların ortak kaygılarını topluca/ortaklaşa değerlendirebilmesi ve gerekli durumlarda savunabilmesine olanak sağlayacak profesyonel (mesleki) bir zümre olarak tanınma ve sendika veya profesyonel organizasyonlar kurma hakkının olduğunu dikkate alarak,
İtibarı yüksek olan güzel sanatların gelişiminin ve güzel sanatlar eğitiminin ilerlemesinin,  büyük oranda sanatçıların yaratıcılığına bağlı olduğunu dikkate alarak,
Sanatsal etkinliklerin kompleks doğasının ve bu sayede ortaya çıkan farklı türlerinin ve sanatçının maddi ve manevi haklarının işlerinde, eserlerinde veya onların kullanılması sırasında korunmasının ve söz konusu korumanın genişletilme ve güçlendirilme ihtiyacının hayat şartları ve sanatçının yeteneğinin gelişimindeki öneminin bilincinde olarak,
Kültürel politikanın ifadesi ve uygulamasında etkili eylem sağlamaları amacıyla hem sanatçıların hem de insanlığın görüşlerinin mümkün olduğu kadar göz önünde bulundurulma çabasının ihtiyacını dikkate alarak,
Çağdaş sanat eserlerinin halka açık yerlerde gösterimi ve bu sebeple iletişimin ihtiyaçlarına cevap verebilecek, toplum ve çevresi arasında yeni ve anlamlı bir ilişki kurulmasına etkili bir katkı sağlayabilecek halka açık yerler için estetik değerlerin oluşturulması amacıyla mimarların, yüklenicilerin ve sanatçıların yakın iş birliğiyle bu gösterimin sanatçının önemsediği görüşlerin göz önünde bulundurularak yapılması gerektiğini dikkate alarak,
Sanatçıların, yeteneklerini geliştirmesinin beklendiği toplumlar içerisindeki ve farklı ülkelerdeki koşullarının çeşitliliği ve eserlerini ürettikleri toplumların söz konusu eserlere verdiği önemin değişkenliğini göz önünde bulundurarak,
Sanatçının statüsüne ilişkin sözü edilen farklılıklar ve benzer endişelerin bütün ülkelerde ortaya çıkmasına rağmen, söz konusu Tavsiye Kararının amaçladığı üzere çözüm bulunabilirse ve sanatçının statüsü geliştirilebilirse ortak irade ve esin kaynağına çağrıda bulunulacağına inanarak,

Sanatçının statüsüne ilişkin sözü edilen farklılıklar ve benzer endişelerin bütün ülkelerde ortaya çıkmasına rağmen, söz konusu Tavsiye Kararının amaçladığı üzere çözüm bulunabilirse ve sanatçının statüsü geliştirilebilirse ortak irade ve esin kaynağına çağrıda bulunulacağına inanarak,

Söz konusu Tavsiye Kararının ekinde listelenen, yürürlükte olan özellikle edebi ve sanatsal mülkiyetle alakalı uluslararası sözleşmelerin hükümlerini, Evrensel Sözleşme ile Fikir ve Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına ilişkin Bern Sözleşmesi ve sanatçıların haklarının korunmasına ilişkin, Genel Konferansın resmi kararlarını,  UNESCO’nun hükümetler arası kültür politikaları konferanslarını ve Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından kabul edilen sözleşme ve tavsiye kararlarını not alarak,

Sanatçının Statüsüne ilişkin öneriler söz konusu oturumun 31. Maddesi kapsamında yer alarak,

20. oturumda bu sorunun Üye Devletler Tavsiye Kararı şeklini almasına karar vererek,

1980 yılı Ekim ayının yirmi yedinci gününde işbu Tavsiye Kararı’nı kabul eder.

Genel Konferans, Üye Devletlerin sıralanan hususları, gerekebilecek her türlü yasal veya diğer adımları atarak her bir devletin kendi anayasal uygulaması ve görüşülmekte olan sorunların doğası, prensip ve normlarına uygun olarak kendi sınırları içerisinde işbu tavsiyede belirtilen uygulamasını önerir.

Genel Konferans, federal olan veya üniter olmayan anayasal sisteme sahip Taraf Devletlere federasyonun anayasal sistemi tarafından yasal önlemler alma zorunluluğu olmayan bireysel kurucu Devletler, ülkeler, iller, kantonlar veya başka herhangi bir toprak ve siyasi alt bölümlerin yasal yetkisi altında söz konusu tavsiye kararının koşullarına göre uygulanması önerisinde bulunur. Federal hükümet sözü edilen koşulların tavsiye kararıyla kabul edilmesi için söz konusu Devletlerin, ülkelerin, illerin veya kantonların yetkili makamlarını bilgilendirmesi için teşvik edilir.

Genel Konferans, Üye Devletlerin, söz konusu Tavsiye Kararını sanatçının statüsünün gelişimine katkıda bulunabilecek ve sanatçıların kültürel yaşama katılımını ve gelişimini teşvik edecek otoritelerin, kurum ve kuruluşların dikkatine sunmasını önerir.

Genel Konferans, Üye Devletlerin söz konusu Tavsiye Kararını etkilemek amacıyla alınmış kararlarını kendileri tarafından belirlenecek şekilde ve tarihinde raporlamalarını önerir.

I. Tanımlar

Mevcut Tavsiye Kararının amaçları için:

  1. ‘Sanatçı’, yaratan veya yaratıcı ifadeyi sunan ya da sanat eserlerini yeniden yorumlayan, sanatsal yaratıcılığını hayatının gerekli bir parçası olarak gören ve bu şekilde sanat ve kültürün gelişimine katkı sağlayan, iş yeri veya derneğe herhangi bir ilişkiyle bağlı olsun veya olmasın sanatçı olarak tanımlanan veya tanımlanmayı isteyen herhangi bir kişi anlamına gelir.
  2. ‘Statü’ kelimesi, bir yandan yukarıda belirtildiği gibi bir toplum içerisinde, sanatçıların rol oynamak için talep gördükleri kısma/yere atfedilen öneme dayanarak sanatçılara gösterilen saygıyı diğer taraftansa sanatçının faydalanabileceği, gelir ve sosyal güvenlik konularına özel referansla ahlaki, ekonomik ve sosyal haklar dâhil hak ve özgürlüklerin tanınmasını belirtir.

II. Uygulama Kapsamı

Söz konusu Tavsiye Kararı, paragraf 1.1’de belirtildiği gibi, icra edilen sanatın dalına veya türüne bakılmaksızın bütün sanatçılar için geçerlidir. Ayrıca İcracı Sanatçılar, Fonogram Yapımcıları ve Yayın Kuruluşlarının Korunmasına Dair Roma Sözleşmesi çerçevesinde icracılar ve çevirmenlerin yanı sıra Evrensel Telif Hakları Sözleşmesi ve Fikir Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına ilişkin Bern Sözleşmesi kapsamında bütün yaratıcı sanatçı ve yazarlar da bu karara dâhildir.

III. Yol Gösterici İlkeler

1. Üye Devletler sanatın çeşitli toplumların manevi mirası ve kültürel kimliğini yansıttığını, koruduğunu ve zenginleştirdiğini kabul ederek ifade ve iletişimin evrensel biçimini oluştururlar. Ayrıca Üye Devletler etnik bir ortak payda olarak kültürel veya dini farklılıkları ve bu amaçlarla insan toplumuna ait olma duygusunu herkese hissettirirken bir bütün olarak nüfusun sanata erişimini sağlamalıdırlar.

2. Üye Devletler, kültürel gelişim ve kültürel amaçlar için boş vaktin değerlendirilmesi amacıyla sanatçının icraatlarına vurgu yapmak üzere tasarlanmış, özellikle görsel medya ve eğitim sistemi tarafından düzenlenen etkinlikler dâhil bütün aktiviteleri desteklemelidirler.

3. Üye Devletler, sanatın hayat ve bireysel/toplumsal kalkınma için rolünün zorunlu olduğunu kabul ederek, sanatçıyı ve yaratma özgürlüklerini koruma, savunma ve yardım etme Sorumluluğuna sahiptirler. Bu amaçla, Üye Devletler özellikle sanatçılar için daha fazla özgürlük sağlanmasına imkân tanıyan tedbirleri alarak sanatçının yaratıcılığını ve yeteneklerinin yeşermesini teşvik etmek ve eserlerinden faydalanma hakkını kabul ederek sanatçıların statülerini iyileştirmek için bütün gerekli adımları atmış olmalıdırlar. Üye Devletler, sanatçıların yaşam kalitesiyle ilgili konularda artan katılımlarını korumak için, tüm uygun araçlar aracılığıyla, çaba sarf etmelidirler. Üye Devletler, sanatsal faaliyetlerin, daha insani bir toplum yaratmak, barış ve manevi zenginlik içerisinde birlikte yaşamak amacıyla, ulusların küresel gelişim teşebbüslerinde rol oynadığını göstermeli ve onaylamalıdırlar.

4. Üye Devletler, gerektiğinde uygun yasal yollar aracılığıyla, sanatçıların kendi belirledikleri sendika ve meslek kuruluşları kurma ve söz konusu kuruluşların üyesi olma hak ve özgürlüğüne sahip olduklarını garanti etmelidirler. Ayrıca Üye Devletler, eğer isterlerse, sanatçıların kültürel politika ve sanatçıların mesleki eğitimleri de dâhil olmak üzere istihdam politikalarını oluşturan ve istihdam koşullarını belirleyen kurum ve kuruluşlara katılımlarını da mümkün kılmalıdırlar.

5. Üye Devletler, genel anlamda ulusal planlamanın, özel olaraksa kültür alanındaki planlamanın her seviyesinde, sanatçılara yardım ve maddi manevi destek sağlamak için ilkelerin belirlenmesi amacıyla, diğerlerinin yanı sıra kültür, eğitim ve istihdamla ilgili ilkelerle yakın işbirliği içerisinde, gereken ayarlamaları yapmalıdırlar. Aynı zamanda Üye Devletler kamuoyunu, söz konusu politikaya neden ihtiyaç duyulduğu ve gerekçesi hakkında bilgilendirileceğini garanti etmelidirler. Bu sebeple, eğitim vesanat eserlerinin toplum tarafından takdir edilmesini sağlamak amacıyla, toplumsal farkındalığın teşvikini vurgulamalıdırlar. Telif mevzuatı çerçevesinde, telifle alakalı olmadığı zamanlarda satış hakları (droit de suite) ve komşu hakları mevzuatı dâhil olmak üzere kendilerine tanınması gereken haklar saklı kalmak kaydıyla, sanatçılar eşit şartlardan faydalanmalı ve mesleklerinin gerçek önemi kamunun dikkatine sunulmalıdır. Sanatçının istihdam ve çalışma şartları, kendini tam anlamıyla sanatsal faaliyetlere adamak isteyen sanatçılar için çeşitli fırsatlar sağlamalıdır.

6. İfade ve iletişim özgürlüğü bütün sanatsal faaliyetlerde zorunlu ön şart olduğu için, Üye Devletler, bu konudaki insan haklarına ilişkin uluslararası ve ulusal mevzuat tarafından sağlanan tartışmasız bir biçimde tanınan korumayı kabul etmelidirler.

7. Üye Devletler, milletlerin kültürel ve genel anlamdaki kalkınmalarında sanatsal faaliyet ve yaratıcılık göz önüne alındığında, sanatçının bireysel veya dernek, sendikalar aracılığıyla sanatlarını icra ettikleri toplumların yaşantısına bütünüyle katılmasına fırsat veren şartlar yaratmalıdırlar.

8. Üye Devletler, ırka, renge, cinsiyete, dile, dine, politik veya diğer görüşlere, milli veya sosyal kökene, ekonomik durum veya doğuma bakmaksızın bütün bireylerin, sanatsal yeteneklerini bütünüyle geliştirmek ve kullanmak amacıyla gerekli vasıfları elde etmek veya geliştirmek, iş sahibi olmak ve ayrımcılık olmadan mesleklerini deneyimlemek için aynı imkânlara sahip olmasını garanti altına almalıdırlar.

IV. Meslek ve Sanatçının Eğitimi

1. Üye Devletler, erken yaşlardan itibaren okulda sanatsal yaratıcılığa saygıyı ve sanatsal mesleklerin tanıtımı ve gelişimini güçlendirme eğilimindeki bütün adımları teşvik etmelidirler. Aynı zamanda üstün kalite eserlerin üretimi için sanatsal yaratıcılığın harekete geçmesinin gerekli mesleki yetenek eğitimine ihtiyaç duyacağını göz önünde bulundurulmalıdır. Bu sebeple Taraf Devletler aşağıdakileri sağlamalıdırlar:

(a) sanatsal yetenek ve kabiliyetin harekete geçebilmesi amacıyla tasarlanan eğitim için gereken tedbirleri almalı;

(b) eğitimin, sanatsal duyarlılığın gelişmesi konusuna öncelik verdiğini ve bu sayede sanatın her türlü ifadesine açık toplum algısının oluşmasına katkı sağladığını garanti etmek amacıyla sanatçılarla ilişkili gerekli bütün tedbirleri almalı;

(c) belirli sanat dallarının öğretiminin başlatılması veya geliştirilmesi için her fırsatta gerekli bütün tedbirleri almalı;

(d) burs verilmesi veya ücretli eğitim izni gibi çeşitli teşvikler aracılığıyla sanatçıların kendi alanlarında veya ilgili uzmanlıklarda bilgi birikimlerini güncelleyebilme şansına sahip olduklarını garanti etmeli, teknik becerilerini artırmalı, yaratıcılığı harekete geçiren temaslar kurmalı, erişim sağlayabilmek amacıyla yeniden eğitim oluşturmalı ve sanatın diğer kollarında çalışma yollarını aramalı ve bu amaçlarla Üye Devletler, uygun altyapının sağlanması ve mevcut altyapının gerektiğinde artırılması ve geliştirilmesi konusuna dikkat etmeli;

(e) sanatçının istihdam şartlarını göz önüne alarak ve gerektiğinde diğer sektörlere geçiş yapmasına olanak sağlayarak, eş-güdümlü ve kapsamlı mesleki rehberlik, eğitim politikaları ve programları benimsemeli ve geliştirmeli;

(f) sanatçıların en geniş terim anlamıyla kültürel mirasın restorasyonu, korunması ve kullanımına katılımını teşvik etmeli ve sanatçıların sahip oldukları bilgi ve sanatsal becerilerini gelecek nesillere aktarımını sağlamalı;

(g) sanat ve zanaat eğitiminde geleneksel yollarla bilgi aktarımının ve özellikle çeşitli toplulukların kurulma girişimlerinin önemini kabul ederek, korumak ve desteklemek amacıyla gereken bütün tedbirleri almalı;

(h) sanat eğitiminin, sanatın icrasından ayrılmaması gerektiğini kabul ederek ve söz konusu eğitimin kültür merkezleri, tiyatrolar, sanat stüdyoları, radyo ve televizyon yayın kuruluşlarıyla yeniden yönlendirilmesinin, söz konusu eğitim ve stajda önemli bir rol oynadığını anlamalı;

(i) kadının yaratıcılığını ve sanatsal etkinliğin farklı dallarında yer alan kadınların rolünü desteklemeyi amaçlayan kurum ve kuruluşların teşviki konusuna özel önem göstermeli;

(j) güzel sanatların icrası ve sanat yaşantısının uluslararası bir boyuta sahip olduğunu kabul ederek sanatsal faaliyetlerle bağlantılı bütün gelirin özellikle seyahat ve çalışma hibesinin, diğer kültürlerle hareketli ve geniş kapsamlı iletişim kurma olanağı sağlamasını teşvik etmeli;

(k) sanatçıların kendi seçtikleri ülkede sanatlarını icra edebilmeleri için özgürlüklerini engellemeden, sanatçılara uluslararası hareket özgürlüğünü sağlamak amacıyla bütün uygun adımları atmalı ve bunu garanti ederken de yerel yeteneklerin gelişimini ve milli sanatçıların çalışma ve istihdam şartlarını kısıtlamamalı,

(l) geleneksel sanatçıların ihtiyaçlarına özel önem vermeli, özellikle sanatçıların yurt içi ve yurt dışı seyahatlerini kolaylaştırarak gelenek ve göreneklerin gelişimine hizmet etmelidirler.

2. Mümkün olduğu ölçüde, hem sanatçıların hem de eğitmenlerin bağımsızlık ve özgürlükleri saklı kalmak kaydıyla, Üye Devletler, eğitimleri sırasında sanatçıların, geleneksel ve halk kültürü de dâhil kendi toplumlarının kültürel kimliğinin farkında olmalarını sağlayacak girişimleri başlatmalı ve desteklemelidirler. Bu sayede söz konusu kültür ve kimliğin yeniden canlanması ve ifadesine katkı sağlayacaklardır.

V. Sosyal Mevki

Üye Devletler yenilikler ve araştırmalar dâhil sanatsal etkinliği dikkate alarak sanatçıların statüsünü topluma bir hizmet olarak korumalı ve geliştirmelidirler. Üye Devletler, kültürel işlerle aktif olarak uğraşan insanlar olarak sanatçıların eserlerinin gelişimi için gereken saygıyı görme ve ekonomik önlem sağlama durumunu olanaklı hale getirmelidirler. Üye Devletler aşağıdakileri sağlamalıdırlar:

  1. Kültürel çevrelerine uygun bir biçimde sanatçıların toplumsal tanınırlıklarını kabul etmeli ve yetersiz olan mevcut sistemin yerine sanatçılara hak ettikleri itibarı vermeyi amaçlayan bir sistem kurmalı,
  2. Sanatçının, insan haklarıyla ilgili ulusal ve uluslararası mevzuat tarafından sağlanan haklardan ve korumadan faydalandığına dikkat etmeli,
  3. Sanatçıların, istihdam, yaşam ve çalışma şartları konusunda ulusal ve uluslararası mevzuat tarafından aktif nüfusun benzer bir grubu için görüşülen eşit haklardan faydalandığını anlamak amacıyla gerekli adımların atılması için çaba sarf etmeli ve mesleğini yapan sanatçıların, makul sınırlar içerisinde gelir ve sosyal güvenlik konularında korumadan faydalandıklarını kabul etmeli,
  4. Özellikle Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına ilişkin Bern Sözleşmesi, Uluslararası Telif Hakları Sözleşmesi ve İcracı Sanatçılar, Fonogram Yapımcıları ve Yayın Kuruluşlarının Korunmasına Dair Sözleşme gibi var olan sözleşmelerin şartlarına uygun bir biçimde sanatçı haklarının uluslararası korunmasının önemini kabul etmeli ve uygulama alanı, kapsam ve söz konusu sözleşmelerin etki sınırlarını artırmak amacıyla özellikle henüz gerekli önlemleri almayan Üye Devletlerin sözleşmelere bağlı kalma olasılığını göze alarak gerekli önlemleri almalı,
  5. Üyelerin çıkarlarını temsil etmek ve korumak amacıyla sanatçı sendika ve meslek gruplarının haklarını kabul etmeli ve sanatsal aktiviteyi teşvik etmek, korunması ve gelişimini sağlamak için alınması gereken önlemler konusunda kamu otoritelerine önerilerde bulunma fırsatı sunmalıdır.

VI. Sanatçının İstihdam, Yaşam ve Çalışma Koşulları; Mesleki Kuruluşlar ve Sendikalar

1. Sanatçıların karşılaştıkları zorlukların üstesinden gelmelerini sağlayacak maddi ve manevi desteği sağlayarak sanatçının sosyal tanınırlığının geliştirilmesi ihtiyacının farkına varılması amacıyla Üye Devletler aşağıdakiler konusunda teşvik edilirler;

(a)        kariyerlerinin başında özellikle kendilerini tamamen sanata adadıkları başlangıç dönemi sırasında sanatçıları desteklemek amacıyla gerekli tedbirler almak;

(b)       kamu harcamalarının bir kısmını sanatsal çalışmalara ayırarak sanatçılara kendi alanlarında istihdam sağlamak,

(c)        sanat kuruluşlarına, komisyonlarına, bireysel sanatçılara veya yerel, bölgesel veya millî sanatsal aktivitelerin organizasyonuna yardımlar sağlayarak ve sanat fonları kurarak sanatçılar için ücretli iş olanaklarını artırmak amacıyla sanatsal etkinlik çıktıklarına karşı kamu ve özel talebin kalkınma ve canlanması kapsamında sanatsal faaliyetler sağlamak,

(d)       sanatçıların yaratıcılığına, kabiliyetine, iletişim ve ifade özgürlüğüne karşı bir sınırlama olmadan sanatçılara verilen ödülleri tanımlamak ve özellikle,

(i) ulusal ve yerel düzeydeki eğitim ve sosyal servis sistemlerinin ilgili kategorileri çerçevesinde kütüphanelerde, müzelerde, akademide ve diğer kamu kuruluşlarında sanatçıya fırsatlar sunmak,

(ii) şair ve yazarların, yabancı edebi eserlerin çevrilmesi konusundaki çabalara katılımını artırmak,

(e)        sanatın yayılmasını ve sanatçının toplumla buluşmasını teşvik etmeye olanak sağlayan gerekli tesislerin (müzeler, konser salonları, tiyatrolar ve diğer forum alanları) gelişimini cesaretlendirmek,

(f)        istihdam politikalarının veya kamu istihdam hizmetlerinin çerçevesinde, söz konusu Tavsiye Kararının ekinde listelenmiş olan Uluslararası Çalışma Örgütünün Ücretli İş Bulma Büroları Sözleşmesine (gözden geçirildi) (No.96) bağlı kalarak sanatçıların iş bulmasına yardımcı olacak etkili bir sistemin kurulması imkânı için çalışmak,

2. Üye Devletler, sanatsal yaratıcılığı, kültürel gelişimi, istihdam şartlarının iyileştirilmesi ve geliştirilmesini amaçlayan genel politika çerçevesinde sanatçıların çıkarına uygun ve mümkün olduğu durumlarda aşağıdaki konularda teşvik edilirler:

(a)        aktif nüfusun farklı kesimlerinden sanatçılar için kabul edilen standartların icrasını kolaylaştırmak ve teşvik etmek ve sanatçıların çalışma koşullarıyla ilişkili olarak çalışan gruplar tarafından ortaya konan bütün bu haklardan faydalandığından emin olmak,

(b)       sanatçıların, Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından tanımlanan çalışma ve istihdam koşullarını özellikle aşağıda belirtilen koşullarla alakalı yasalarla korumanın yolunu aramak:

(i) çalışma saatlerinin, haftalık tatilin ve ücretli izin kullanımının, özellikle sahne sanatçıları için kamusal gösterilerde harcanan zamanın yanı sıra seyahat ve provada harcanan zamanın dikkate alınması,

(ii) yaşam, sağlık ve iş ortamının korunması,

(c)        sanatçıların sanatsal etkinliğin yararına olan çalışma alanlarının değiştirilmesiyle ilgili düzenlemeler icra edilirken, mimari miras ve çevresinin korunması ve aynı zamanda sağlık ve güvenlikle ilgili düzenlemelerin sağlanarak çalıştıkları ortamla ilgili sanatçının özel problemlerini dikkate almak,

(d)       öncelikli olarak sanatçıyı ve işverenleri temsil eden kurumların danışmanlığında gerektiğinde sanatçıların tazminatı için uygun formlar için önlem almak, üstlenilen sanatsal faaliyetin niteliğine veya sanatçıların istihdam durumuna bağlı nedenlerden dolayı, paragraf 2 (b) (i)’de sözü edilen konularla alakalı şartları ileri sürmemek;

(e)        maaş erteleme veya üretim kârı paylaşımı şeklinde kâr ortaklığı sistemlerinin sanatçıların gerçek gelirleri ve sosyal güvenlik hakkı karşılaştırıldığında sanatçıların haklarını zayıflattığının farkına varmak ve bu gibi durumlarda söz konusu hakların korunması için gerekli önlemleri almak.

3. Çocuk sanatçılara özel ilgi gösterilmesi amacıyla, Üye Devletler, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirgesinin şartlarını dikkate almaları konusunda teşvik edilirler.

4. İstihdam ve çalışma koşullarının korunması konusunda mesleki kuruluşların ve sendikaların sahip olduğu rolü kabul ederek, Üye Devletler aşağıdaki adımları atma konusunda teşvik edilirler:

(a)        işbu Tavsiye Kararının ekinde listelenen uluslararası çalışma sözleşmelerinden yola çıkarak örgütlenme özgürlüğü, örgütlenme hakkı ve toplu pazarlıkla ilgili standartların icrasının gözetlenmesi ve yerine getirilmesi, kabul edilen söz konusu standart ve genel ilkelerin sanatçıya uygulanabilir olduğunun garanti edilmesi,

(b)       henüz var olmayan örgütlerin kurulma özgürlüğünün teşvik edilmesi,

(c)        örgütlenme özgürlüğü hakkına karşı herhangi bir sınırlama olmadan ulusal veya uluslararası söz konusu örgütler için tam olarak görevlerini yerine getirebilmeleri amacıyla fırsatlar sağlanması,

5. Üye Devletler, kültürel çevreleri içerisinde istihdam edilen veya kendi işini yapan sanatçılar için genellikle eşit sosyal koruma sağlamaya yönelik çaba gösterme konusunda teşvik edilirler. Üye Devletler sanatçının ailesindeki bağımlı fertlerin faydalanabileceği uygun sosyal korumanın genişletilmesi amacıyla da aynı şekilde önlemler almalıdırlar. Üye Devletlerin kabul etmek için uygun bulabileceği sosyal güvenlik sisteminin geliştirilmesi veya tamamlanmasında, istihdamın sürekli olmayan doğası ve pek çok sanatçının gelirlerindeki keskin farklılıklar tarafından karakterize edilen sanatsal aktivitenin özellikleri sanatçının yaratma, yayımlama ve eserini dağıtma özgürlüğünde bir kısıtlama oluşturmaksızın dikkate alınmalıdır. Bu çerçeve içerisinde Üye Devletler kamu otoriteleri ya da sanatçıların eserleri/hizmetleri veya pazar işletme teşebbüsleri tarafından finansal katılımın yeni biçimlerine başvurma gibi sanatçıların sosyal güvenlik finansmanı sağlayacak özel araçların kabulünü göz önüne almaları konusunda teşvik edilirler.

6. Sanatçının statüsüne ilişkin ulusal veya uluslararası mevzuatın, teknolojideki, kitle iletişim medyasının gelişimindeki, sanat ve gösteri eserlerinin mekanik üretim yollarındaki, kamunun eğitilmesindeki, kültür endüstrilerinin yer aldığı belirleyici kısımdaki gelişimin gerisinde kaldığını fark ederek Üye Devletler gerektiğinde aşağıdaki uygun önlemlerin alınması konusunda teşvik edilirler:

(a)        eserlerinin dağıtımı ve ticari istismarı için sanatçının hakkının ödendiğini garanti etmek ve eserlerinin yetkisiz istismarına, değiştirilmesine ve dağıtımına karşı kontrolün sürdürülmesini sağlamak,

(b)       yeni iletişimin ve yapılandırılan medyanın teknolojik gelişimi saklı kalmak kaydıyla, sirk çalışanları, kukla oynatıcıları ve diğer sanatçılar dâhil bütün sanatçıların ve kültürel endüstrilerin maddi ve manevi haklarını mümkün olduğu ölçüde garanti altına alan bir sistem sağlamak ve bunu gerçekleştirirken Roma Sözleşmesi ve Roma Sözleşmesi Hükümetler arası Komitesi tarafından söz konusu konuya ilişkin kabul edilen şartları göz önüne almak,

(c)        yeni iletişim ve yapılandırılan medyanın teknik gelişmeleri ve kültürel endüstrilerin sonucu, sanatçının karşılaşacağı sıkıntıları telafi etmek,

(d)       radyo televizyon kurumları ve mekanik üretim projeleri gibi teknolojik gelişmelerden faydalanan kültürel endüstrilerin kamu yararına yeni istihdam fırsatları sağlayarak sanatsal yaratıcılığı desteklemek ve harekete geçirmeye yönelik çaba sarf etmek konusunda rol oynamasını sağlamak,

(e)        sanatçılara ve sanatçı sendikalarına yeni teknolojilerin çalışma şartları veya istihdam olma konusunda yarattığı zorluklarla alakalı olarak yardımcı olmak.

7.

(a)        sanatçıların gelirlerinin belirsizliği ve ani değişimlerine, sanatsal etkinliklerin kendine özgü özelliklerine ve çoğu sanatsal akımın nispeten kısa bir süre için takip edilebileceği gerçeğine dayanarak Üye Devletler, belirli bir yaşa ulaşılmasına göre değil kariyerlerinin uzunluğuna göre sanatçıların belirli kategorilerinde emeklilik haklarının hazırlanması ve sanatçıların çalışmalarının kendi vergi sistemleri çerçevesinde göz önüne alınması konularında teşvik edilirler;

(b)       Üye Devletler belirli alanlarda çalışan sanatçıların (örneğin balerinler, dansçılar, ses sanatçıları) sağlık ve mesleki kariyerlerini korumak amacıyla yalnızca iş göremezlik durumunda değil aynı zamanda hastalığın önlenmesi amacıyla yeterli tıbbi bakım sağlamak ve özellikle sanatçılara özgü sağlık sorunlarının araştırma imkânları konusunda teşvik edilirler.

(c)        Üye Devletler sanat eserinin tüketim ürünü ya da yatırım aracı olarak düşünülemeyeceği gerçeğini dikkate alarak sanatçının ve sanatın gelişiminin çıkarına olduğu inancıyla üretimi, yaygınlaştırılması ve ilk satışı sırasında sanat eserleri ve sanatsal gösteriler için dolaylı vergilendirmenin hafifletilmesi konusunda teşvik edilirler.

8. Ayrı ayrı veya kitlesel olarak Üye Devletler millî kültürün gelişimini sınırlandırmaksızın sanat eserlerinin uluslararası el değişiminin ve sanatçılar arasındaki iletişimin desteklenmesi ihtiyacının artan önemini dikkate alarak aşağıdaki konularda teşvik edilirler:

(a)        diğerlerine ek olarak özellikle geçici ithalatlar konusunda ithalat vergileriyle ilgili esnek gümrük düzenlemeleri ve imtiyazları yoluyla söz konusu eserlerin özgür dolaşımına yardım etmek,

(b)       ulusal sanatçıların seyahatine önem vererek sanatçıların uluslararası seyahat ve değişiminin desteklenmesi için adımlar atmak.

VII. Kültürel Politikalar ve Katılım

İşbu Tavsiye Kararının 111.7 ve V.5 paragrafları çerçevesinde Üye Devletler, genellikle herkesin olduğu gibi sanatçının ve sanatçıları temsil eden iş ve ticaret birliği örgütlerinin fikirlerine saygı duyulması amacıyla gerekli önlemlerin alınması konusunda UNESCO’nun Halkların En Geniş Ölçekte Kültürel Yaşama Katılımı ve Katkılarına ilişkin Tavsiye Kararı’nın doğrultusunda, kültürel politikaların formülasyonu ve uygulanmasını dikkate alarak çaba sarf etmelidirler. Bu amaçla sanatçı ve sendikaları için tartışma, karar verme süreçleri ve gelecekte amaçlanan hedeflerin icrasına katılım amacıyla gerekli düzenlemelerin yapılması konusunda teşvik edilirler:

(a)       kamu otoriteleri tarafından sanatsal etkinliklerin maddi ve manevi anlamda desteklenmesinin sağlanması ve sanatçının profesyonel anlamda eğitimi için istihdam şartları ve iş ve yaşam koşulları gibi önlemlerle sanatçının statüsünün toplum içerisinde iyileştirilmesi;

(b)       halk bilimi ve geleneksel sanatçıların diğer etkinlikleri de dâhil kültürel mirasın korunması ve etkili sunumu, kültürel kimlik, çevresel konular ve izin kullanımıyla ilgili görüşler, kültür ve sanatın eğitimdeki yeri için kültür ve sanatın toplum içerisinde kültürel kalkınmaya ilişkin unsurlarla özendirilmesi,

(c)        işlerin ve kişilerin değişimi, bölgesel ve uluslararası kültürel etkinliklerin düzenlenmesi için uluslararası kültürel işbirliğinin çalışmaların dağıtımı ve çevirisiyle ilgili unsurlarla cesaretlendirilmesi.

VIII. İşbu Tavsiye Kararının Kullanımı ve Uygulanması

1.Üye Devletler sanatçının statüsüne ilişkin eylemlerini, özellikle UNESCO Milli Komisyonları gibi işbu Tavsiye Kararının hedefleriyle bağlantılı etkinlikler düzenleyen ulusal ve uluslararası kuruluşlar, ulusal ve uluslararası sanatçı kuruluşları, Uluslararası Çalışma Örgütü, Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü ile işbirliği yaparak genişletmek ve büyütmek çabasındadırlar.

2.Üye Devletler, yukarıda bahsi geçen ve sanatçıyı temsil eden kuruluşların çalışmalarını desteklemeli ve sanatçının işbu Tavsiye Kararında belirtilen hükümlerden faydalanmasına olanak sağlamak amacıyla mesleki işbirliği hakkı tanımalıdırlar.

IX. Mevcut Avantajlar

Sanatçılar belirli alanlarda bu Tavsiye Kararında öngörülenden daha elverişli statüye sahiplerse, belirtilen şartlar doğrudan ya da dolaylı olarak önceden elde edilen avantajların azalmasına sebebiyet vermeyecektir.

Ek

A. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi

Madde 22

Herkesin, toplumun bir üyesi olarak sosyal güvenliğe hakkı vardır. Ulusal çabalarla ve uluslararası işbirliği yoluyla ve her devletin örgütlenmesine ve kaynaklarına göre, herkes onur ve kişiliğinin serbestçe gelişimi için gerekli olan ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının gerçekleştirilmesi hakkına sahiptir.

Madde 23

(1) Herkes çalışma, işini serbestçe seçme, adaletli ve elverişli koşullarda çalışma ve işsizliğe karşı korunma hakkına sahiptir.

(2) Herkesin, herhangi bir ayrım gözetmeksizin, eşit iş için eşit ücrete hakkı vardır.

(3) Herkesin kendisi ve ailesi için insan onuruna yaraşır ve gerekirse her türlü sosyal koruma önlemleriyle desteklenmiş bir yaşam sağlayacak adil ve elverişli bir ücrete hakkı vardır.

(4) Herkesin çıkarını korumak için sendika kurma veya sendikaya üye olma hakkı vardır.

Madde 24

Herkesin dinlenmeye, eğlenmeye, özellikle çalışma süresinin makul ölçüde sınırlandırılmasına ve belirli dönemlerde ücretli izne çıkmaya hakkı vardır.

Madde 25

(1) Herkesin kendisinin ve ailesinin sağlık ve refahı için beslenme, giyinme, konut ve tıbbi bakım hakkı vardır. Herkes, işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık ve kendi iradesi dışındaki koşullardan doğan geçim sıkıntısı durumunda güvenlik hakkına sahiptir.

(2) Anaların ve çocukların özel bakım ve yardım görme hakları vardır. Bütün çocuklar, evlilik içi veya evlilik dışı doğmuş olsunlar, aynı sosyal güvenceden yararlanırlar.

Madde 27

(1) Herkes toplumun kültürel yaşamına serbestçe katılma, güzel sanatlardan yararlanma, bilimsel gelişmeye katılma ve bundan yararlanma hakkına sahiptir.

(2) Herkesin yaratıcı olduğu bilim, edebiyat ve sanat ürünlerinden doğan maddi ve manevi çıkarlarının korunmasına hakkı vardır.

Madde 28

Herkes, söz konusu bildiride yer alan hak ve özgürlüklerin hayata geçirildiği sosyal ve uluslararası düzen hakkına sahiptir.

B. Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme

Madde 6

  1. Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, herkesin serbestçe seçtiği ya da kabul ettiği bir işte çalışarak hayatını kazanma fırsatı veren çalışma hakkını tanırlar ve bu hakkın korunması için gerekli tedbirleri alırlar.
  2. Bu Sözleşmeye Taraf bir Devletin, bu hakkı tam olarak gerçekleştirmek için alacağı tedbirler, teknik ve mesleki rehberlikle eğitim programlarını, bireyin temel ekonomik ve siyasal özgürlüklerini koruyan şartlar altında, düzenli şekilde ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimiyle tam ve üretken istihdamını sağlamaya yönelik politika ve teknikleri içermelidir.

Madde 15

  1. Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, herkesin:
  1. Kültürel yaşama katılma hakkına;
  2. Bilimsel ilerlemeden ve uygulamalarından yararlanma hakkına;
  3. Kendisinin yarattığı herhangi bir bilimsel, edebi ya da sanatsal üründen doğan maddi ve manevi çıkarların korunmasından yararlanma hakkına sahip olduğunu kabul ederler.

2. Bu Sözleşmeye Taraf Devletlerin, bu hakkın tam olarak kullanılmasını sağlama yönünde alacakları tedbirler, bilim ve kültürün korunması, geliştirilmesi ve yayılması için gerekli olan tedbirleri kapsayacaktır.

3. Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, bilimsel araştırma ve yaratıcı faaliyetler için gerekli özgürlüğe saygı göstermekle yükümlüdürler.

4. Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, bilimsel ve kültürel alanda uluslararası işbirliğinin ve temasların özendirilmesinden ve geliştirilmesinden doğacak yararları kabul ederler.

C. Uluslararası Kültürel İşbirliği İlkeleri Bildirgesi

Madde III

Uluslararası kültürel işbirliği eğitim, bilim ve kültür ile ilişkili entelektüel ve yaratıcı aktivitenin bütün boyutlarını kapsayacaktır.

Madde IV

Uluslararası kültürel işbirliğinin çeşitli formlarda, iki ya da çok yönlü, bölgesel ya da evrensel amacı:

1. Bilgiyi yaymak, yeteneği teşvik etmek ve kültürleri zenginleştirmek;

2. İnsanlar arasında barışçıl ilişki ve arkadaşlıklar geliştirmek, insanlara birbirlerinin yaşam tarzlarını daha iyi anlama fırsatı sunmak;

3. Söz konusu bildirinin girişinde bahsedilen Birleşmiş Milletler Bildirgesinde yer alan ilkelerin uygulanmasına katkıda bulunmak;

4. Herkesin bilgiye erişimini sağlamak, bütün insanlığın sanat ve edebiyatına nail olmak, dünyanın her yerindeki bilimsel gelişme ve bu gelişmelerin yararlarını paylaşmak, kültürel hayatın gelişmesine katkı sağlamak;

5. Dünyanın her yerinde insanoğlunun maddi ve manevi yaşam standartlarını yükseltmek.

Ek. Uluslararası Belgeler ve Çalışan ve Sanatçı ile ilgili Metinler

  1. Halkların En Geniş Ölçekte Kültürel Yaşama Katılımı ve Katkılarına ilişkin Tavsiye Kararı, Genel Konferansın 19. Oturumunda kabul edildi. (Nairobi, 26 Kasım 1976)

B. Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi (Birleşmiş Milletler, New York, 16 Aralık 1966)

C. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirgesi (Birleşmiş Milletler, New York, 20 Kasım 1959)

D. Uluslararası Çalışma Örgütünün Uluslararası Çalışma Konferansı Tarafından kabul edilen Sözleşmeler ve Tavsiye Kararları

1. Sanatçılar dâhil bütün çalışanlar için geçerli belgeler:

– Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin Sözleşme (No: 87) , 1948;

– Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesi (No: 98), 1949;

– Ayırımcılık (İş ve Meslek) Sözleşmesi (No. III), 1958.

2. Taraf Devletlerin uygulama kapsamlarının sınırlanmasına izin veren genel başvuru ile sosyal güvenlik belgeleri:

Sosyal Güvenlik Sözleşmesi (Asgari Standartlar) (No. 102), 1952;

Anneliğin Korunması Sözleşmesi (revize edildi) (No. 103), 1952;

Muamele Eşitliği (Sosyal Güvenlik) Sözleşmesi (No. 118), 1962;

İş Kazaları Yardımlarına İlişkin Sözleşme (No. 121), 1964;

Maluliyet, Yaşlılık ve Dul/Yetim Yardımları Sözleşmesi (No. 128), 1967;

Tıbbi Bakım ve Hastalık Yardımları Sözleşmesi (No. 130), 1969;

3. Belirli bir alan ya da kategori çalışanları veya istihdam edilen işçilere ve icracı sanatçılara uygulanacak belgeler (bazı durumlarda sözleşmenin kapsamının Taraf Devlet tarafından onaylanma sırasında sınırlandırılmasına mecbur kılar.)

(a) İstihdam ve insan kaynakları geliştirme:

İş ve İşçi Bulma Servisi Kurulması Sözleşmesi (No. 88), 1948; İş ve İşçi Bulma Servisi Kurulması Tavsiye Kararları (No. 83), 1948;

Ücretli İş Bulma Büroları Sözleşmesi (revize edildi) (No. 96), 1949; İstihdam Politikası Sözleşmesi (No. 122), 1964; İstihdam Politikası Tavsiye Kararları (No. 122), 1964; İnsan Kaynaklarının Geliştirilmesi Sözleşmesi (No. 142), 1975; İnsan Kaynakları Geliştirme Tavsiye Kararları (No.150), 1975.

(b) Endüstriyel İlişkiler:

Toplu Sözleşme Tavsiye Kararı (No. 91), 1951; Gönüllü Uzlaştırma ve Tahkim Tavsiye Kararı (No. 92), 1951; İşletme Düzeyinde İşbirliği ILO Tavsiye Kararı (No. 94), 1952; Danışma (Sanayi ve Ulusal Değerler) Tavsiye Kararı (No. 113), 1960; Taahhüt İçerisinde İletişim Tavsiye Kararı (No. 129), 1967; Haksızlığın İncelenmesine ilişkin Tavsiye Kararı (No. 130), 1967.

(c) Çalışma Şartları:

Ücretlerin Korunması Sözleşmesi (No. 95), 1949; Eşit Ücret Sözleşmesi (No. 100 ), 1951; Eşit Ücret Tavsiye Kararı (No. 90), 1951; Hizmet İlişkisine Son Verilmesi Tavsiye Kararı (No. 119), 1963; Çalışma Saatlerinin Azaltılması Tavsiye Kararı (No. 116), 1962; Haftalık İzin (Ticaret ve Ofisler) Sözleşmesi (No. 106), 1957; Ücretli İzin Sözleşmesi (revize edildi) (No. 132), 1970; Ücretli Eğitim İzni Sözleşmesi (No. 140), 1974, Ücretli Eğitim İzni Tavsiye Kararı (No. 148), 1974;  Gençlerin Tıbbi Muayenesi (Sanayi Dışındaki İşlerde) Sözleşmesi (No. 78), 1946; Gençlerin Tıbbi Muayenesi (Sanayi Dışındaki İşlerde) Tavsiye Kararı (No. 79), 1946; Gençlerin Gece Çalışması (Sanayi Dışındaki İşlerde) Sözleşmesi (No. 79), 1946; Gençlerin Gece Çalışması (Sanayi Dışındaki İşlerde) Tavsiye Kararı (No. 80), 1946; İş Denetimi Sözleşmesi (No. 81), 1947; İş Denetimi Tavsiye Kararı (No. 81), 1947; Çalışanların Sağlığının Korunmasına İlişkin Tavsiye Kararı (No. 97), 1953; İş Sağlığı Hizmetleri Tavsiye Kararı (No. 112), 1959; Hijyen (Ticaret ve Ofisler) Sözleşmesi (No. 120), 1964; Mesleki Kanserler Sözleşmesi (No. 139), 1974; Mesleki Kanserler Tavsiye Kararı (No. 147), 1974; Çalışma Çevresi Sözleşmesi (No. 148), 1977; Çalışma Çevresi Tavsiye Kararı (No. 156), 1977; Asgari Yaş Sözleşmesi (No. 138), 1973.

(d) Göçmen İşçiler:

İstihdam için Göç Sözleşmesi (revize edildi) (No. 97), 1949; İstihdam için Göç Tavsiye Kararı (No. 86), 1949; Göçmen İşçiler Sözleşmesi (Ek Hükümler) (No. 143), 1975; Göçmen İşçiler Tavsiye Kararı (No. 151), Organizasyon 1975.

E. Uluslararası Çalışma Örgütü / Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu/ Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü

İcracı Sanatçılar, Fonogram Yapımcıları ve Yayın Kuruluşlarının Korunmasına dair Uluslararası Sözleşme (1961).

İcracı Sanatçılar, Fonogram Yapımcıları ve Yayın Kuruluşlarının Korunması için Model Kanun (1974).

Hükümetler Arası Roma Sözleşmesi’nin yedinci oturumunda kabul edilen İcracı Sanatçılar, Fonogram Yapımcıları ve Yayın Kuruluşlarının Korunmasına dair Tavsiye Kararları, (1979).

F. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu ve Dünya Mülkiyet Örgütü tarafından yönetilen Telif Sözleşmeleri

Evrensel Telif Sözleşmesi (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu) (1952, revize edilen hali 1971).

Fikir ve Sanat Eserlerinin Korunmasına İlişkin Bern Sözleşmesi (Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü) (1971)

İzleme

-İcra Kurulunun gözetlemeden sorumlu olduğu Tavsiye Kararları

-3. Danışma çizelgesi (2015)

-2. Danışma (2011)

  • Genel Konferansın 36. Oturumunda birleştirilmiş raporun sunumu (2011 Sonbahar)

-36 C/ Önerge 103

-Yasal Komitenin Raporu (36 C/80)

-1980 Sanatçının Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararının Taraf Devletlerce uygulanmasına ilişkin birleştirilmiş rapor (36 C/57)

  • Genel Konferansın 187. Oturumunda birleştirilmiş raporun yönetim kurulu tarafından incelenmesi (Sonbahar 2011)

-187 EX/ Karar 20 (VI)

-CR komitenin raporu (187 EX/50)

-1980 Sanatçının Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararının başvurusu (187 EX/ 20 VII kısım)

-1.Danışma (1983)

  • 22 C/ Önerge 26
  • Tavsiye kararının uygulamasına ilişkin Taraf Devletler tarafından teslim edilen il özel raporlar (22 C/22 ve Add.)

Dilaver Aygen

0

Dilaver Aygen, 1946 yılında Çankırı ili, Kurşunlu ilçesi, Sarıalan köyünde doğdu. İlkokulu doğduğu köyde tamamladı. 1957-1963 yılları arasında Çankırı Vakıflar Talebe Yurdu’nda kalarak Çankırı Ortaokulu ve Lisesi’ni bitirdi. 1963 yılı yaz aylarında Öğretmen Yetiştirme Kursu’na katılarak Kastamonu Öğretmen Okulu’nu bitirdi.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde okurken bir yandan da Afyon ve Çankırı’nın köylerinde öğretmenlik yaptı. 1970 Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra 1974 yılında kura ile Yozgat/Çekerek Hakimliğine atandı.

Çorum/Alaca Ceza Hakimliği, Afyon/ Dinar Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı, Yargıtay Tetkik Hakimliği görevlerinden sonra 2003 yılında kendi isteğiyle elli dokuz yaşında iken emekli oldu.

Bir Ağır Ceza Reisinin Anıları isimli eseri 2019 yılında Dorlion Yayınları tarafından okuyucu ile buluşturulmuştur. Mahkeme salonlarında ve meslek yaşamında elde ettiği deneyimlerini bu eser ile okuyucuya aktarmıştır.

Anı, Günlük, Seyahatname, Şiir ve Roman kategorilerinde eserler yazmakta olan istisnai yargıçlardandır.

Yazar Dilaver Aygen’in Yayınlanmış Diğer Eserleri

• Orman Kanunu

• Cezaların İnfazı Hakkında Kanun

• Sabıka Kaydının Silinmesi, Yasal Hakların iadesi

• Orman Yasası İle İlgili Genel Kurul Kararları

• Yeni ve Eski Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu

• Bozkırın Sesi Şiirler (Şiir kitabı)

• Dayan Yüreğim (Şiir kitabı)

Bu yaşa geldim de yeni anladım,
Ahirinde dara düşenin,
Hısım akrabası yok imiş.
Muktedirlerin, güçlülerin,
Eline bakan çok imiş.
Yalan dünyada insanca yaşadım,
Gülenle güldüm ağlayanla ağladım,
Feleğin çelmesiyle yıkılınca anladım,
Düşenin dostu olmaz imiş.

İstanbul Şartı – Avrupa Güvenlik Şartı

0

İstanbul Şartı(Avrupa Güvenlik Şartı-Charter for European Security), Türkiye’nin 1999 yılında AGİT Zirvesi’ne ev sahipliği yaptığı, 18-19 Kasım 1999’da İstanbul’da düzenlenen Zirve’de kabul edilmiştir. Bu zirvede kabul edilen diğer belgeler ile birlikte örgüt müktesebatına katılmıştır.

Zirve’de imzalanan Avrupa Güvenlik Şartı (İstanbul Şartı), 21. yüzyılda AGİT(Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı-Organization for Security and Co-operation in Europe) bölgesinin güvenlik, barış ve istikrarının güvence altına alınabilmesi için gerekli ilke ve yöntemleri belirlemiştir.

Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: Istanbul-Sarti-Avrupa-Guvenlik-Sarti.jpeg

İstanbul Şartı’nda, AGİT’in erken uyarı, çatışma önleme, kriz yönetimi ve çatışma sonrası rehabilitasyon alanlarındaki faaliyetlerini daha etkin hale getirmek için AGİT coğrafyasında faaliyet gösteren uluslararası ve bölgesel kuruluşlar arasında İşbirliğine Dayalı Güvenlik Platformu (Platform for Cooperative Security), Süratli Uzman Yardım ve İşbirliği Ekipleri (Rapid Expert Assistance Cooperation Teams/REACT) gibi mekanizmalar geliştirilmiştir.

 

İstanbul Şartı – Avrupa Güvenlik Şartı

1. 21. yüzyılın eşiğinde, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) üyesi ülkeler Devlet veya Hükümet Başkanları olarak, üye devletlerin birbirleri ile barış içinde ve bireylerin ve toplulukların özgürlük, refah ve güvenlik içinde yaşayabileceği hür, demokratik ve daha fazla bütünleşmiş bir AGİT bölgesi yaratılması için taahhüdümüzü kararlılıkla açıklıyoruz.

Bu taahhüdü yerine getirebilmek için birtakım yeni adımlar atılmasına karar verdik. Bu amaçla:

  • AGİT ile diğer uluslararası Teşkilatlar ve kurumlar arasında işbirliğini geliştirmek ve bu sayede uluslararası toplumun mevcut kaynaklarını daha etkin kullanabilmek için İşbirliğine Dayalı Güvenlik Platformu oluşturmaya,
  • AGİT’in barışı koruma operasyonlarındaki rolünü geliştirmeye ve böylece Örgütün güvenliğe ilişkin kapsamlı yaklaşımını daha iyi yansıtmaya,
  • AGİT’in yardım ve geniş çaplı sivil alan operasyonlarına ilişkin taleplere daha çabuk yanıt verebilmesini teminen Yardım ve İşbirliği Süratli Uzman Takımları (YİSUT) oluşturmaya;
  • Hukukun üstünlüğünün sürdürülmesini sağlamak amacıyla polis faaliyetleri yürütebilmek için yeteneklerimizi genişletmeye,
  • AGİT alan operasyonlarının planlanması ve konuşlandırılması amacıyla bir Harekat Merkezi oluşturmaya;
  • AGİT Daimi Konseyi altında Hazırlık Komitesini kurarak, AGİT içinde siyasi danışma sürecini güçlendirmeye;

karar verdik.

Şiddet kullanılan çatışmaları mümkün olduğunca önlemeyi taahhüt ediyoruz.

Bu Şarta dahil etmeye karar verdiğimiz önlemler, AGİT’in bu alandaki yeteneklerini güçlendirmesinin yanı sıra, savaş ve yıkımdan tahrip olmuş toplumların rehabilitasyonu konusunda AGİT’in kapasitesini de geliştirecektir. Bu Şart ortak ve bölünmez bir güvenlik alanı oluşturulmasına katkıda bulunacaktır. Şart, aynı zamanda, bölünmelerin ve farklı güvenlik düzeylerinin olmadığı bir AGİT bölgesi yaratılmasına yardımcı olacaktır.

KARŞIMIZDAKİ ORTAK TEHDİTLER

2. 20. yüzyılın son on yılı AGİT bölgesinde önemli başarılara tanıklık etmiş, önceden var olan gerginlikler yerini işbirliğine bırakmıştır. Ancak devletler arasında çatışma tehlikesi yok edilememiştir. Avrupa’da eski döneme ait bölünmeler geride bırakılmış, fakat, yeni riskler ve tehlikeler ortaya çıkmıştır.

Paris Şartını imzaladığımızdan bu yana, güvenliğimize yönelik tehditlerin devletlerarası anlaşmazlıklardan olduğu kadar, toplumlar içi uyuşmazlıklardan da kaynaklandığı açıkça görülmüştür. Çoğu kez AGİT kural ve ilkelerinin ulusal sınırlar içinde açıkça ihlal edilmesi nedeniyle çatışmalar yaşadık. Artık tümüyle geçmişte kaldığını düşündüğümüz tarzdaki vahşice davranışlara yeniden şahit olduk. Son on yılda, bu tür çatışmaların bütün AGİT üye devletlerinin güvenliğine bir tehdit oluşturduğu açıkça görülmüştür.

3. Son on yılda yaşanan trajedilerden olduğu kadar, devletlerarası gerilim ve bölünme tehlikelerinden ders alma kararlılığındayız. Güvenlik ve barış, iki temel unsuru kapsayan bir yaklaşım sayesinde geliştirilebilir; bunlar, vatandaşlar arasında güven tesis edilmesi ve devletler arasındaki işbirliğinin geliştirilmesidir. Bu amaçla, yardımcı olmak ve tavsiyelerde bulunmak üzere mevcut mekanizmalarımızı güçlendirecek ve yenilerini geliştireceğiz. Ulusal azınlık mensuplarının hakları da dahil, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygının tam anlamıyla yerleşmesi için çabalarımızı artıracağız. Buna paralel olarak, devletler arasında güven ve güvenlik artırılması için kapasitemizi kuvvetlendireceğiz. Devletler arasındaki anlaşmazlıkların barışçı yollardan çözümlenmesi için mevcut araçları daha da geliştirme kararlılığındayız.

4. Uluslararası terörizm, şiddete başvuran aşırılık, örgütlü suç ve uyuşturucu kaçakçılığı güvenliğe artan ölçüde bir tehlike teşkil etmektedir. Nedeni ne olursa olsun ve ne şekilde tezahür ederse etsin terörizm kabul edilemez bir olgudur. Her türlü terörist faaliyetin hazırlanmasını veya mali destek bulmasını önlemek için çabalarımızı artıracağız ve teröristlerin topraklarımızda üstlenmesine izin vermeyeceğiz. Hafif ve küçük silahların aşırı ve istikrarı bozucu bir şekilde artması ve kontrolsüzce yayılması da güvenliğimize ciddi bir tehlike oluşturmaktadır. Söz konusu yeni risk ve tehditlere karşı savunmamızı güçlendirmeye kararlıyız. Güçlü demokratik kurumlar ve hukukun üstünlüğü bu savunmanın temelini oluşturur. Bu tehditleri göğüsleyebilmek için birbirimizle daha etkin ve yakın işbirliği yapmaya da kararlıyız.

5. Ağır ekonomik sorunlar ve sağlıksız çevre koşulları güvenliğimize ciddi etkiler yapabilir. Ekonomi, bilim ve teknoloji ve çevre alanlarındaki işbirliği çok büyük önem arz etmektedir. Toplumsal haklara gerekli dikkat sarf edilirken, devam eden ekonomik ve çevresel reformlar, şeffaf ve istikrarlı iktisadi faaliyetler ve pazar ekonomisinin geliştirilmesi ile söz konusu tehditlere karşı yanıtımızı güçlendireceğiz. Daha önce benzeri görülmemiş düzeyde, bir çok ülkede devam eden başarılı ekonomik geçiş sürecini takdirle izliyoruz. AGİT bölgesinin bütününde güvenlik ve refaha katkıda bulunacak olan söz konusu reform sürecine devam etmeleri için onları teşvik ediyoruz.

Yolsuzluklarla mücadele ve kanun hakimiyeti için AGİT’in tüm boyutlarında çabalarımızı artıracağız.

6. AGİT bölgesine yakın, özellikle Akdeniz ve Orta Asya’daki üye ülkelere komşu bölgelerdeki güvenliğin AGİT için artan önemi haiz olduğunu teyit ediyoruz. Bu bölgelerdeki istikrarsızlık ve tehlikelerin AGİT ülkelerinin güvenlik ve refahına doğrudan etkisi bulunduğunun bilincindeyiz.

II. ORTAK TEMELLERİMİZ

7. Birleşmiş Milletler (BM) Şartına, Helsinki Nihai Senedine, Paris Şartına ve kabul ettiğimiz tüm diğer AGİT belgelerine tam bağlılığımızı yeniden teyit etmekteyiz. Bu belgeler ortak taahhütlerimizi ve faaliyetimizin temelini teşkil ederler. Bunlar, Avrupa’daki eski bölünmelerin sona erdirilmesi ve tüm AGİT bölgesi boyunca demokrasi, barış ve dayanışmanın gerçekleştirilmesi bakımından yeni bir dönem açılmasında bize yardım etmiştir. Bu belgeler, üye devletlerin birbirlerine ve bireylerine karşı davranışları bakımından açık standartlar getirmiştir.

AGİT yükümlülüklerinin hepsi üye devletlere istisnasız ve eşit olarak uygulanır.

Bunların iyi niyetle uygulanması, üyesi bulunulan kuruluşlar arası ilişkiler için olduğu gibi devletler, hükümetler ve halklar arasındaki ilişkilere de zemin oluşturur. Üye devletler AGİT kural ve ilkelerinin uygulanması bakımından birbirlerine sorumlu oldukları gibi vatandaşlarına da hesap verebilmelidirler. Bu yükümlülükler ortak kazanımlarımızı teşkil ederler; bu nedenle devletlerin münhasıran bir iç işi olarak kabul edilemez, diğer devletlerin yakın ve meşru ilgisine konu teşkil ederler.

AGİT’in BM şartının VIII. Bölümü altında bölgesel bir düzenleme olduğu ve bölgede erken uyarı, çatışmaların önlenmesi, kriz yönetimi ve kriz sonrası rehabilitasyonu bakımından öncelikli bir Teşkilat olduğunu yeniden ifade ediyoruz. AGİT, bölgesinde danışma, karar alma ve işbirliği konularını ihtiva eden içerikli ve kapsamlı bir teşkilattır.

8. Her katılımcı devletin eşit güvenlik hakkı vardır. Her üye devletin ittifak antlaşmaları da dahil, kendi güvenlik düzenlemelerini seçme ve değiştirme hakkının doğal bir hak olduğunu teyit ediyoruz. Her devletin tarafsız kalma hakkı da bulunmaktadır. Her üye devlet, bu konularda diğer devletlerin haklarına saygılı olacaktır. Üye devletler, kendi güvenliklerini diğerlerinin güvenliği pahasına güçlendirmeyeceklerdir. AGİT içinde hiçbir devlet, devletler grubu veya kuruluş AGİT bölgesinde barış ve istikrarın sürdürülmesinde diğerlerinden ayrıcalıklı bir sorumluluğa sahip olamaz veya söz konusu bölgenin herhangi bir yerini kendi nüfuz bölgesi olarak göremez.

9. İlişkilerimizi, şeffaflık, dayanışma, eşit ve gerçek ortaklığın ışığında ortak ve kapsamlı güvenlik kavramı ile uyumlu olarak tesis edeceğiz. Her üye ülkenin güvenliği diğerlerinin güvenliği ile ayrılmaz biçimde bağlantılıdır. Güvenliğin insani, ekonomik, siyasi ve askeri boyutlarını bir bütün olarak ele alacağız.

10. Oydaşmayı AGİT karar alma sürecinin temeli olarak kabul etmeye devam edeceğiz. AGİT’in değişen siyasi şartlara karşı esnekliği ve çabuk karşılık verme yeteneği, AGİT’in ortak ve bölünmez güvenliğe yönelik işbirliğine dayalı ve kapsamlı yaklaşımının merkezinde kalmalıdır.

11. BM Güvenlik Konseyinin uluslararası güvenlik ve barışın sürdürülmesine ilişkin öncelikli sorumluluğunu ve bölgemizin güvenlik ve istikrarına katkı sağlamadaki asli rolünü kabul ediyoruz. Kuvvete ve kuvvet tehdidine başvurmama konusu da dahil, BM Şartı altındaki hak ve yükümlülüklerimizi yeniden teyid ediyoruz. Bu bağlamda, BM Şartında yer aldığı üzere, anlaşmazlıkların barışçı yollardan çözümlenmesine ilişkin yükümlülüğümüzü de yeniden ifade ediyoruz.

Bu temellere dayanarak, karşılaştığımız tehditlerle daha etkin olarak mücadele edebilmek için ortak araçlarımızı geliştirecek ve kollektif karşılığımızı kuvvetlendireceğiz.

III. ORTAK YANITLARIMIZ
DİĞER KURULUŞLARLA İŞBİRLİĞİ: İŞBİRLİĞİNE DAYALI GÜVENLİK PLATFORMU

12. Maruz kaldığımız riskler ve tehditler ile tek bir devlet ya da kuruluşun başa çıkabilmesi mümkün değildir. Son on yıl zarfında, AGİT ile diğer uluslararası kuruluşlar arasında işbirliği tesisi için önemli adımlar attık. Uluslararası toplumun kaynaklarının tam olarak kullanılmasını teminen, uluslararası kuruluşlar arasında daha yakın bir işbirliğini taahhüt ediyoruz. Bu Şartın temel unsurlarından biri olarak benimsenen İşbirliğine Dayalı Güvenlik Platformu sayesinde, diğer yetkili kuruluşlarla işbirliğimizi eşitlik temelinde ve ortaklık ruhuna uygun olarak güçlendirmeyi ve geliştirmeyi üstleniyoruz. Şarta ekli belgede belirtilen İşbirliğine Dayalı Güvenlik Platformu ilkeleri, üyeleri bireysel ya da topluca kendilerini bu ilkelerle bağlayan tüm kuruluş ya da kurumlara uygulanır. Bunlar siyasi-askeri, insani ve ekonomik gibi güvenliğin tüm boyutlarına uygulanır.

Biz bu Platform sayesinde, herkesçe paylaşılan değerler temelinde, spesifik risklere yanıt verilmesi ve yeni riskler ve tehditlere karşı çözüm geliştirilmesi gibi güvenlik meseleleri ile ilgilenen çeşitli kurumlar arasında siyasi ve işlevsel uyumu geliştirmeye ve sürdürmeye gayret etmekteyiz. Bütünleşme bakımından oynayabileceği anahtar rolünü bilerek, çeşitli kuruluşların birbirlerini güçleri oranında desteklediği bir işbirliği ortamı yaratılmasını teminen, uygun olduğu ölçüde AGİT’in esnek bir eşgüdüm çerçevesi niteliği taşımasını öneriyoruz. Örgütler arasında bir hiyerarşi veya kalıcı bir işbölümü yaratmak istemiyoruz. AGİT’in çalışmasını desteklemek için, gelişen olaylara göre gerekli siyasi kararlara tabi olarak, üyesi bulunduğumuz uluslararası örgütlerin ve kurumların kaynaklarını kullandırmaya prensipte hazırız. 

13. Alt bölgesel işbirliği, AGİT alanında güvenliği artırmak açısından önemli bir unsur haline gelmiştir. AGİT çerçevesine dahil edilen Güney Doğu Avrupa İstikrar Paktı gibi süreçler ortak değerlerimizin geliştirilmesine yardım etmektedir. Bu süreçler yalnızca bulundukları bölgenin değil, tüm AGİT bölgesinin güvenliğine katkı sağlamaktadır.

İşbirliğine Dayalı Güvenlik Platformuna dayanarak, AGİT’in bir alt bölge işbirliği forumu oluşturmasını öneriyoruz. Bu açıdan ve işlevsel belgedeki modalitelere göre, AGİT, alt bölgeler arasında bilgi ve tecrübe değişimini kolaylaştıracak ve eğer istenirse, bunların karşılıklı anlaşma ve düzenlemeleri bakımından saklayıcı rolü üstlenebilecektir.

DAYANIŞMA VE ORTAKLIK

14. Bölgemizdeki barış ve güvenliğin en iyi şekilde güvence altına alınması, üye ülkelerin demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygıyı yüceltme yeteneği ve istekliliği ile sağlanabilir. Bizler yükümlülüklerimize tamamen uymaya hazır olduğumuzu bireysel olarak teyit ediyoruz.

AGİT ilkelerini daha da yüceltmek için ortak sorumluluğumuz bulunmaktadır. AGİT’in kurumları ve temsilcileri ile işbirliği içinde olmaya ve AGİT araçları ve mekanizmalarını kullanmaya kararlıyız. Uygulamayı gözden geçirme sürecinin devamında dayanışma ve ortaklık ruhu içinde işbirliği yapacağız. Bugün, AGİT ilke ve yükümlülüklerine riayet edilmesine katkıda bulunmak için, üyesi olduğumuz kuruluşları da kapsayan bir işbirliği bazında ortak önlemler almayı taahhüt ediyoruz. Üye ülkelerden gelen yardım taleplerine daha etkin yanıt verebilmek için mevcut işbirliği araçlarını güçlendirecek ve yenilerini geliştireceğiz. Söz konusu yükümlülükler ve ilkelere karşı açık, ciddi ve sürekli ihlalleri önleyebilmek için Örgütün etkinliğini artırıcı yollar arayacağız.

15. Hukukun ve düzenin yıkılması nedeniyle sorun yaşayan ve destek talep eden üye devletlere yardım etmek için mevcut yolları değerlendirmeye kararlıyız. Yardım talep eden devletle sorunun niteliğini ve desteğin yolları ile araçlarını birlikte araştıracağız.

16. Güvenliğin siyasi ve askeri veçhelerine ilişkin Davranış İlkeleri Rehberinin geçerliliğini teyit ediyoruz. Egemenliği, toprak bütünlüğü ve siyasi bağımsızlığı tehdit edilen, bireysel ve toplu meşru savunma hakkı
çerçevesinde destek arayan üye ülke ile AGİT yükümlülüklerine uygun olarak en kısa sürede danışmalarda bulunacağız. Ortak değerlerimizin savunulmasında ihtiyaç duyulan hareket tarzını ve tehdidin niteliğini birlikte değerlendireceğiz.

KURUMLARIMIZ

17. Parlamenter Asamble, AGİT’in yeni fikirler ve teklifler üreten en önemli kurumlarından birisi haline gelmiştir. Özellikle demokratik gelişme ve seçimleri izleme alanlarında artan rolünden memnuniyet duyuyoruz. Üye devletlerin kendi içlerinde ve diğer üyeler ile arasında güvenin artırılması, refah ve demokrasinin güçlendirilmesi için anahtar rolü oynayan faaliyetlerin daha da geliştirilmesi için Parlamenter
Asamblesine çağrıda bulunuyoruz.

18. Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosu (ODIHR), Ulusal Azınlıklar Yüksek Komiseri (HCNM) ve Medya Özgürlüğü Temsilcisi insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğüne saygıyı sağlamayı amaçlayan temel kurumlardır. AGİT Sekretaryası, Dönem Başkanına ve özellikle Teşkilatımızın alan faaliyetlerine hayati destek vermektedir. Ayrıca, AGİT Sekretaryasının işlevsel yeteneklerini, genişleyen faaliyetlerimize ve alan faaliyetlerinin etkin ve kendilerine verilen görev yönergesine uygun biçimde yürütülmesi ihtiyacına cevap verecek şekilde güçlendireceğiz. AGİT kurumlarına tam destek vermeyi üstleniyoruz.

Kaynaklarımızı optimal olarak kullanmak bakımından alan faaliyetleri arasındaki eşgüdümün yanı sıra, AGİT kurumları arasındaki yakın koordinasyonun önemini dile getiriyoruz. AGİT kurumlarına ve alan faaliyetlerine personel temin ederken, coğrafi dağılım ve cinsiyet eşitliğini göz önünde bulunduracağız.

AGİT faaliyetlerindeki kayda değer gelişmelerin ve çeşitliliğin farkındayız. Birçok üye ülkenin 1993 Roma Bakanlar Konseyi kararlarını uygulayamadığını ve bu nedenle Teşkilatın hukuki kapasite bakımından zorluklarla karşılaştığını biliyoruz. Bu durumu düzeltmeye çalışacağız.

İNSANİ BOYUT

19. AGİT’in kapsamlı güvenlik kavramının özünde insan haklarına, demokrasiye ve hukuk devletine saygının bulunduğunu teyit ediyoruz. Düşünce, inanç ve din özgürlüğü dahil insan hakları ve temel özgürlüklerin ihlali, hoşgörüsüzlük, saldırgan milliyetçilik, ırkçılık, şovenizm, yabancı düşmanlığı ve antisemitizm gibi güvenliğe tehdit oluşturan hususlarla mücadele etmeyi taahhüt ediyoruz. Ulusal azınlıklara mensup kişilerin haklarının geliştirilmesi ve korunması, üye devletlerin kendi içinde ve diğer üyelerle ilişkilerindeki demokrasi, barış, adalet ve istikrar bakımından temel unsurdur.

Bu bakımdan, özellikle 1990 Kopenhag İnsani Boyut Belgesinin ilgili hükümlerini teyit ediyor ve 1991 Cenevre Ulusal Azınlıklar Uzmanlar Toplantısı Raporunu hatırlatıyoruz.

Ulusal azınlıklara mensup kişilerin hakları da dahil insan haklarına tam saygı başlı başına bir amaçtır, egemenlik ve toprak bütünlüğüne zarar vermez, aksine onu güçlendirebilir. Mezkur belgelerde sayılan yaklaşımların yanı sıra çeşitli otonomi kavramları da, AGİT ilkeleri ile tutarlı olduğu sürece, devletlerin ulusal azınlıklarının etnik, kültür, dil ve din kimliğinin korunması ve geliştirilmesi için araç olurlar. Her türlü
azınlığa karşı şiddeti kınıyoruz. Hoşgörüyü artırmak ve herkesin etnik kökenine bakılmaksızın tam fırsat eşitliğinden faydalanabileceği çoğulcu toplumlar yaratmak için önlemler almayı üstleniyoruz. Ulusal azınlıklara ilişkin sorunların sadece hukukun üstünlüğüne dayanan bir demokratik siyasi çerçeve içinde tatminkar olarak çözümlenebileceğinin altını çiziyoruz.

Herkesin bir vatandaşlığı bulunduğunu ve kimsenin keyfi olarak vatandaşlığından mahrum bırakılmaması gereğini teyit ediyoruz.

Herkesin bu hakkı kullanabilmesini sağlamak üzere çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Vatansız kişilere daha iyi uluslararası koruma sağlanmasını üstleniyoruz.

20. Roma ve Sinti mensuplarının karşılaştığı sorunların ve bunların tam fırsat eşitliğinden yararlanmaları için AGİT yükümlülükleriyle tutarlı olarak etkili önlemler alınması ihtiyacının bilincindeyiz. Roma ve Sinti’nin toplumlarımız içinde tam ve eşit bir yere sahip olmaları ve onlara yönelik her türlü ayırımcılığın sona erdirilmesi için çabalarımızı artıracağız.

21. İşkencenin ve zalimane, gayrı insani ve aşağılayıcı muamele ve cezaların AGİT bölgesinde tamamen ortadan kaldırılmasını taahhüt ediyoruz. Bu amaçla, anılan sorunlarla mücadelede usul ve esasa ilişkin güvenceler ve çözümler sağlayacak yasaları geliştireceğiz. İşkence kurbanlarına yardımcı olacağız ve ilgili uluslararası örgütler ve sivil toplum kuruluşlarıyla uygun olduğu ölçüde işbirliği yapacağız.

22. Etnik temizlik ve toplu göçe zorlama politikalarını reddediyoruz.

Mültecilerin ve yerinden edilmiş kişilerin onurlu ve güvenli bir şekilde geri dönüşlerinin kolaylaştırılmasının yanı sıra, 1951 tarihli Mültecilerin Statüsüne İlişkin Konvansiyon ve onun 1967 tarihli Protokoluna uygun olarak iltica başvuru hakkına ve uluslararası korunmalarına saygı göstereceğimize ilişkin yükümlülüklerimizi yeniden teyit ediyoruz.

Mültecilerin ve yerinden edilmiş kişilerin ayırım gözetmeksizin yurtlarına yeniden entegre olmasını takip edeceğiz.

Çatışma zamanlarında sivillerin daha iyi korunmasını sağlayabilmek için uluslararası insani hukukun uygulamasını geliştirecek yollar arayacağız.

23. Kadınların haklarını tam ve eşit olarak kullanabilmesi, daha barışçı, istikrarlı ve demokratik bir AGİT alanı yaratılması için önemlidir. Kadın/erkek eşitliğini Örgütümüzde ve devletler seviyesinde politikalarımızın ayrılmaz bir parçası yapacağımızı taahhüt ediyoruz.

24. Kadınlara ve çocuklara karşı her türlü şiddet ve ayrımcılığı, cinsel suiistimali ve her türlü insan ticaretini ortadan kaldırmak üzere önlemler alacağız. Bu suçları önlemek üzere, diğerleri meyanında, anılan suçları işleyenlerin cezalandırılmasına ilişkin mevcut mevzuatı güçlendirecek veya yeni yasalar çıkaracağız ve mağdurların korunmasını geliştireceğiz. Mülteci ve ülke içinde yerinden edilmiş çocuklar da dahil, çatışma
sırasında ve sonrasında çocukların hak ve çıkarlarının korunmasına ilişkin önlemler geliştirecek ve uygulayacağız. 18 yaşın altındaki kişilerin çatışmalara katılmak üzere zorla veya mecburi olarak silah altına
alınmasını önlemek üzere yollar arayacağız.

25. AGİT yükümlülükleri ve özellikle 1990 Kopenhag Belgesine uygun olarak hür ve adil seçimler gerçekleştirilmesi taahhüdümüzü yeniden teyit ediyoruz. Seçim mevzuatının geliştirilmesi ve uygulanmasında ODIHR’in üye devletlere sağlayabileceği desteğin bilincindeyiz. Bu yükümlülükler çerçevesinde, üye ülkeler, ODIHR, AGİT Parlamenter Asamblesi ve diğer ilgili özel kurum ve kuruluşlardan seçimleri izlemek isteyen gözlemcileri davet edeceğiz. ODIHR’in seçimlere ilişkin değerlendirme ve tavsiyelerini vakit kaybetmeksizin takip etmeyi kabul ediyoruz.

26. Kamunun bilgiye erişiminin, serbest bilgi akışının ve özgür basının önemini teyiden ifade ediyoruz. Her demokratik, serbest ve açık toplumun ayrılmaz bir parçası olarak gördüğümüz özgür ve bağımsız basını geliştirecek, ülke içi ve sınır ötesi bilgi akışını engelsizce gerçekleştirecek temel şartları sağlamak için gerekli önlemleri alacağımızı taahhüt ediyoruz.

27. Sivil toplum kuruluşları (NGO) insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi bakımından hayati bir rol oynarlar ve güçlü sivil toplumun ayrılmaz bir parçasıdırlar. Temel özgürlükler, insan haklarına saygı ve sivil toplumun daha da geliştirilmesine tam katkı sağlayabilmesi için NGO’ların yeteneklerinin geliştirilmesini taahhüt ediyoruz.

SİYASİ-ASKERİ BOYUT

28. Güvenliğin siyasi ve askeri veçheleri üye ülkelerin çıkarları bakımından hayatidir. Bunlar AGİT’in kapsamlı güvenlik kavramının temel unsurlarından birini oluştururlar. Silahsızlanma, silahların kontrolü ve güven ve güvenlik artırıcı önlemler, askeri alanda önceden tahmin edilebilirlik, şeffaflık ve istikrarı artırarak güvenliği geliştirme çabalarının önemli parçalarıdır. Silahların kontrolü anlaşmalarının ve güven ve güvenlik artırıcı önlemlerin tam olarak uygulanması, zamanlı adaptasyonu ve ihtiyaç duyulması halinde daha da geliştirilmesi, siyasi ve askeri istikrarımıza katkıda bulunan ana unsurlardır.

29. Avrupa’da Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Antlaşması (AKKA), Avrupa güvenliğinin temel taşlarından biri olmaya devam edecektir. AKKA, önemli ölçüde askeri teçhizat indirimine olanak tanımıştır. Antlaşma, daha güvenli ve bütünleşmiş bir Avrupa’ya temel katkıyı yapmaktadır. Bu antlaşmanın tarafı olan devletler ileriye doğru kritik bir adım atmaktadırlar. Antlaşma, değişen şartlar içinde, hükümlerinin şeffaflık ve önceden tahmin edilebilirlik sağlayacak şekilde uyarlanması sayesinde güçlendirilmiştir. Birçok taraf devlet teçhizat seviyelerini daha da azaltacaklardır. Uyarlanmış Antlaşma, yürürlüğe girmesini müteakip, Urallardan Atlantik’e uzanan bir bölgede bulunan diğer AGİT üyesi devletlerin de gönüllü katılımına açılacak ve böylece Avrupa istikrarı ve güvenliğine önemli bir ilave katkı sağlayacaktır.

30. AGİT Güvenlik İşbirliği Forumu (AGİF) tarafından benimsenen 1999 AGİT Viyana Belgesi, güvenliğin siyasi-askeri veçheleri hakkındaki diğer belgelerle birlikte, askeri şeffaflık ve karşılıklı güven tesisinde tüm AGİT üyeleri için değerli araçlar sağlamaktadır. Bu alandaki tüm AGİT araçlarının düzenli olarak kullanılması ve tam olarak uygulanmasına devam edecek ve AGİT bölgesindeki güvenlik ihtiyaçlarına yeterince yanıt verilebilmesini teminen bu araçların zamanlıca uyarlamasına gayret edeceğiz. Güvenliğin siyasi-askeri veçhelerine ilişkin Davranış İlkeleri Rehberi içinde yer alan ilkelere bağlıyız. Siyasi/askeri güvenlik boyutuyla
ilgili olarak AGİT’in kapsamlı ve bölünmez güvenlik kavramını takip etmeye ve üye ülkelerin ortak güvenlik endişelerinin birlikte karşılanmasına yönelik olarak, AGİF çerçevesinde daha fazla çaba göstermeye kararlıyız. Kapsamlı güvenlik diyaloğuna devam edecek ve temsilcilerimizi AGİF çerçevesinde bu diyaloğu sürdürmesi konusunda görevlendireceğiz.

EKONOMİK VE ÇEVRESEL BOYUT

31. Çevresel tahribatın ve doğal kaynakların hızla tüketilmesinin güvenliğe yönelttiği riskler gibi, AGİT bölgesinde refah ve demokrasi ile güvenlik arasındaki bağlantı da daha gözle görünür bir hale gelmiştir. Ekonomik bağımsızlık, sosyal adalet ve çevresel sorumluluk refah için vazgeçilmez unsurlardır. Söz konusu bağlantılar temelinde, özellikle çatışma önleme ve erken uyarı faaliyetlerimizin bir öğesi olarak ekonomik boyuta yeterince özen gösterilmesini sağlayacağız. Bunu diğer saikler meyanında geçiş döneminde bulunan ekonomilerin dünya ekonomisiyle bütünleşmesini sağlamak, hukukun üstünlüğünü ve ekonomik alanda şeffaf ve istikrarlı bir hukuki sistemi geliştirmek için yapacağız.

32. AGİT geniş bir yelpazeye yayılan üyeliği, güvenliğe ilişkin kapsamlı yaklaşımı, çok sayıdaki alan faaliyetleri ve uzun bir geçmişe sahip kural koyucu bir örgüt olarak bilinmektedir. Bu nitelikler AGİT’e tehdidi tanımlamak imkanı verir ve çevresel ve ekonomik alanlardaki anahtar uluslararası kuruluşlar ve kurumlar arasındaki işbirliğine hızlandırıcı bir etki yapmasını sağlar. AGİT uygun olduğu ölçüde kendisine düşen bu rolü oynamaya hazırdır.

Ortak Güvenlik Platformuna uygun olarak, AGİT ile ilgili uluslararası kuruluşlar arasındaki söz konusu eşgüdümü arttıracağız. Mevcut çabaların tekerrüre yol açmamak veya bu konuda başka bir kuruluşça esasen yürütülen etkin çabaları ikame etmemek şartıyla, AGİT’in ekonomik ve çevresel sorunlara yanıt verme yeteneğini arttıracağız. AGİT’in özellikle yetenek sahibi olduğu alanlara odaklanacağız. İnsani kaynakları ve yetenekleri harekete geçirmek ve canlı sivil toplumlar oluşturulmasına yardım etmek örneğinde olduğu gibi AGİT’in insani boyut çerçevesindeki çabaları ekonomik boyutta önemli karşılıklı etkileşim sağlamaktadır. Bilgiye Erişim, Karar Verme Sürecine Kamunun Katılımı ve Çevresel Konularda Adaletin Sağlanması konusundaki 1998 Aarhus Konvansiyonunun ruhuna uygun olarak hareket edeceğiz.

HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ VE YOLSUZLUKLA MÜCADELE

33. Hukuk devletine bağlılığımızı teyit ediyoruz. Yolsuzluğun AGİT’in ortak değerlerine büyük bir tehdit oluşturduğunun bilincindeyiz.

Yolsuzluklar istikrarsızlık yaratır, güvenlik, ekonomik ve insani boyutun birçok veçhesini etkiler. Üye devletler, yolsuzlukla ve yolsuzlukları doğuran koşullarla mücadele etmeyi ve iyi yönetim ve toplumsal bütünlük için olumlu bir çerçeve yaratmayı üstlenirler.

Yolsuzluklarla mücadele etmek için mevcut uluslararası araçları daha verimli kullanacaklar ve birbirlerine yardım edeceklerdir. AGİT, hukukun üstünlüğünü geliştirme gayretlerinin bir parçası olarak yolsuzluklara karşı güçlü kamu ve iş çevreleri oydaşmasına bağlı NGO’larla çalışacaktır.

IV ORTAK ARAÇLARIMIZ
SİYASİ DİYALOĞU ARTIRMAK

34. AGİT bölgesinde güvenliğin bütün veçheleriyle ilgili olarak, gelişmeler hakkında diyaloğumuzu genişletmeye ve derinleştirmeye kararlıyız. Daimi Konseyi ve Güvenlik İşbirliği Forumunu, kendi ihtisas alanlarında, AGİT’in kapsamlı ve bölünmez güvenlik kavramını izlemek ve üye devletlerin güvenlik endişelerini etkin olarak çözümlemekle görevlendiriyoruz.

35. Siyasi danışmalar ve karar alma konusunda asli yetki sahibi olan Daimi Konsey, Örgütün günlük işleyişinin yanı sıra, geniş bir yelpazede kavramsal konuları da ele alacaktır. Konseye görüşmelerinde ve alacağı kararlarda yardımcı olmak üzere ve Örgüt içinde şeffaflık ile siyasi danışma sürecini güçlendirmek amacıyla, Daimi Konseye bağlı bir Hazırlık Komitesi oluşturacağız. Bu açık katılımlı komite normal olarak gayrıresmi düzeyde toplanacak ve Konsey veya Konsey Başkanınca, gerekli görüşmeleri yaparak sonucunu Konseye sunmakla görevlendirilecektir.

36. Aramızdaki dayanışma ve ortaklık ruhunu yansıtarak, AGİT yükümlülüklerine uyulmasını sağlamak üzere üye devletlere yardım etmek için siyasi diyaloğumuzu artıracağız. Bu diyaloğu teşvik etmek için mevcut usul ve yöntemlere uygun olarak aşağıdaki AGİT araçlarını artan ölçüde kullanmaya karar verdik:

-Gerekli olduğu hallerde uygulama ve mevzuat reformuna tavsiye ve uzmanlık sağlamak için, diğer ilgili uluslararası kuruluşların da katılımıyla, AGİT kurumlarından heyetler göndermek,
-İlgili devletler ile danışmaların ardından, durum tespiti ve tavsiye amaçlarıyla Dönem Başkanı özel temsilcileri göndermek,
-AGİT yükümlülüklerine uyulmasına ilişkin sorunları ele almak için AGİT ve ilgili devlet temsilcilerini bir araya getirmek,
-Diğer konular meyanında hukukun üstünlüğü, demokratikleşme ve insan hakları alanlarında standart ve uygulamaları geliştirmek için eğitim programları düzenlemek,
-Ekonomik Forum, AGİT gözden geçirme toplantı ve konferanslarında AGİT yükümlülüklerine uyumla ilgili hususları ele almak,
-Bu hususları, AGİT kurumlarının veya Dönem Başkanı Temsilcilerinin kendi görev alanları içinde yaptıkları tavsiyeler esas alınarak değerlendirmesi için Daimi Konseye sunmak,
-AGİT yükümlülüklerine uyulmaması durumunda özel veya takviyeli Daimi Konsey toplantıları düzenlemek ve izlenecek hareket tarzı konusunda karar vermek,
-İlgili ülkenin rızası ile alan faaliyetleri düzenlemek.

AGİT ALAN FAALİYETLERİ

37. Daimi Konsey alan faaliyetlerini oluşturacak ve bunların görev yönergeleri ve bütçeleri konusunda karar verecektir. Bu temelde, Dönem Başkanı ve Daimi Konsey söz konusu faaliyetlere rehberlik sağlayacaktır.

38. AGİT alan faaliyetlerinin geliştirilmesi Teşkilatın, yükümlülüklere uyum, güvenlik ve barışın ilerletilmesi konusunda önemli bir rol oynamasını mümkün kılacak şekilde geliştiğinin en önemli bir göstergesidir. Bu aracı, deneyimlerimize dayanarak, aşağıda belirtilen görevleri, ilgili görev yönergelerine göre yürütmek için güçlendirecek ve geliştireceğiz:

-AGİT ve ev sahibi ülke tarafından kabul edilen alanlarda, yardım sağlamak ve tavsiye oluşturmak,
-AGİT yükümlülüklerine uyulmasını gözlemlemek ve daha iyi uyum için tavsiyelerde bulunmak,
-Seçimlerin düzenlenmesine ve gözlenmesine yardım etmek,
-Hukukun üstünlüğü, demokratik kurumlar, hukuk ve kamu düzeninin ihyası ve sürdürülmesi için destek sağlamak,
-Çatışmaların barışçı yollarla çözümlenmesine ilişkin olarak müzakereler veya diğer önlemler için koşulların sağlanmasına yardımcı olmak,
-Çatışmaların barışçı yollardan çözümlenmesine ilişkin anlaşmaların uygulanmasına yardım etmek ve/veya denetlemek,
-Toplumun çeşitli veçhelerinin yeniden yapılanmasına ve iyileştirilmesine katkı sağlamak.

39. Alan faaliyetleri için personel tedariki üye devletlerce nitelikli kişiler arasından yapılmalıdır. Personel eğitimi AGİT’in ve alan faaliyetlerinin etkinliğinin artırılması için önemlidir, bu nedenle geliştirilmelidir. AGİT ülkelerinde mevcut olan eğitim imkanları ve AGİT’in eğitim faaliyetleri uygun düştüğü hallerde diğer kurum ve örgütlerle işbirliği yapılarak bu amaca ulaşılmasında aktif rol oynayabilir.

40. İşbirliğine Dayalı Güvenlik Platformuna uygun olarak, AGİT ile diğer uluslararası kurumlar arasında alan faaliyetlerinin yürütülmesi konusundaki işbirliği artırılacaktır. Bu işbirliği, ilgili kuruluşların kimliğine ve karar verme süreçlerine saygılı olarak, onların deneyiminden faydalanmak ve özellikle Avrupa Konseyi gibi diğer ortaklarla müşterek projeler geliştirmek suretiyle de yapılacaktır.

41. AGİT alan faaliyetlerine ev sahipliği yapan devletler uygun olduğu hallerde kendi sorumluluk alanında yetenek ve uzmanlık geliştirmeleri bakımından desteklenmelidir. Bu, faaliyetlere ilişkin görevlerin ev sahibi
ülkeye etkin olarak devredilmesini ve sonuç itibarıyla alan faaliyetlerinin tamamlanmasını kolaylaştıracaktır.

SÜRATLİ TEPKİ

42. Acil sivil ve polis uzmanı konuşlandırma yeteneğinin çatışma önleme, kriz yönetimi ve çatışma sonrası rehabilitasyon konusundaki çalışmaların etkinleştirilmesi bakımından önemli olduğunu biliyoruz. AGİT’in kullanabilmesi amacıyla Yardım ve İşbirliği Süratli Uzman Takımları (YİSUT) oluşturmak için üye devletlerde ve AGİT’te gerekli imkanların geliştirilmesini üstleniyoruz. Bu sistemle AGİT kurum ve yapıları, kendi çalışma usulleri çerçevesinde, çatışmanın önlenmesi, kriz yönetimi ve çatışma sonrası rehabilitasyon amacıyla, AGİT normları çerçevesinde üye devletlere yardım etmek için acil müdahale uzmanları göndermek imkanı bulacaktır. Gerektiğinde hemen gönderilebilecek söz konusu müdahale gücü, geniş bir yelpazede sivil uzmanları kapsayacaktır. Bu sistem, ihtiyaç halinde barışı koruma birimlerinin sivil unsurlarının hızla konuşlandırılması ve sorunların kriz haline dönüşmeden çözümlenmesi konusunda bize yetenek kazandıracaktır. Bu aynı zamanda AGİT’in geniş çaplı veya uzmanlık gerektiren operasyonlarında ekiplerin kısa sürede konuşlandırılması amacıyla ilave kapasite de sağlayacaktır.

YİSUT’un AGİT’in diğer yetenekleriyle birlikte Örgütün ihtiyaçlarına yanıt verecek şekilde zaman içinde gelişip tekemmül etmesini bekliyoruz.

HAREKAT MERKEZİ

43. Süratli intikal, AGİT’in çatışma önleme, kriz yönetimi ve çatışma sonrası rehabilitasyon çabalarımıza etkin katkı yapabilmesi bakımından önem taşır ve ciddi ön hazırlık ve planlama gerektirir. Bunu kolaylaştırmak üzere, Çatışma Önleme Merkezi bünyesinde, AGİT operasyonlarının her çeşidi için gerekli uzmanlığa sahip olup gereğinde süratle genişletilebilecek bir çekirdek kadrodan oluşan Operasyon Merkezi kurulacaktır. Operasyon Merkezinin rolü, YİSUT’u ilgilendirenler dahil alan faaliyetlerini planlamak ve konuşlandırmak olacaktır. Bu merkez İşbirliğine Dayalı Güvenlik Platformuna uygun olarak, gereğinde diğer uluslararası örgütler ve kurumlarla irtibat kuracaktır. Merkezin çekirdek kadrosu, mümkün olduğu ölçüde, üye ülkelerce finanse edilen ve uzmanlığa sahip personel arasından ve Sekretaryanın mevcut olanaklarıyla karşılanacaktır. Bu çekirdek kadro, ortaya çıkabilecek yeni görevlere cevap verebilmeyi teminen süratle genişletilmeye elverişli şekilde oluşturulacaktır. Ayrıntılı düzenlemeler, yürürlükteki usullere göre ayrıca kararlaştırılacaktır.

POLİSLE İLGİLİ FAALİYETLER

44. Çatışmaların önlenmesi, kriz yönetimi ve kriz sonrası rehabilitasyon çabalarının ayrılmaz bir parçası olarak, AGİT’in sivil nitelikli polis faaliyetlerinin geliştirilmesi için çalışacağız.

Bu faaliyetler aşağıdaki konuları kapsamaktadır:

-Polisin din ve etnik köken temelinde bir ayrımcılık yapmasını önlemek amacı da dahil olmak üzere, polisin gözetimi,
-Aşağıdaki konuları da kapsayacak şekilde polis eğitimi verilmesi:
-Yerel polisin taktik ve işlevsel yeteneğinin geliştirilmesi ve yarı askeri kuvvetlerin reformu,
-Terör, uyuşturucu trafiği, yolsuzluklara karşı ve toplumsal olaylara ilişkin yeni ve modern polis yetenekleri geliştirmek,
-Tüm halkın güvenini kazanmış, çok etnili ve çok dinli bir polis gücü oluşturmak,
– Genel olarak insan hakları ve temel özgürlüklere saygıyı geliştirmek.

Polise eğitimle kazandığı yeni yeteneklere uygun olarak modern araç ve gereç sağlanmasını teşvik edeceğiz. Bunlara ek olarak, AGİT yasal yaptırımların uygulanmasında da bir rol oynamak hususunda olanakları ve koşulları değerlendirecektir.

45. İnsan hakları ihlallerini önlemek konusunda anahtar rol oynayan bağımsız ve cezaevi reformları konusunda danışmanlık ve yardım sağlayan yargı sisteminin geliştirilmesine yardımcı olacağız. AGİT aynı zamanda, polisin demokratik ilkeler ve hukukun üstünlüğü içinde görevini ifa edebilmesini teminen siyasi ve hukuki çerçevenin geliştirilmesinde diğer kuruluşların çalışmalarını destekleyecektir.

BARIŞI KORUMA

46. AGİT bölgesinde barış ve istikrarın sürdürülmesinde AGİT’in anahtar rolünü güçlendirmeyi üstleniyoruz. AGİT’in bölgesel güvenliğe yaptığı en etkin katkılar alan faaliyetleri, çatışma sonrası rehabilitasyon, demokratikleşme, insan hakları ve seçim gözlemi gibi alanlarda gerçekleşmiştir. Barışı korumada AGİT’in potansiyel olarak daha büyük ve geniş rolü konusunda seçenekleri araştırma kararındayız. BM Şartı altında ve diğer mevcut kararlarımız temelinde geçerli olan hak ve yükümlülüklerimizi yeniden teyit ederek, üye ülkelerin belli bir durumda görev üstlenmek konusunda en etkili ve uygun örgütün AGİT olacağı yolunda görüş birliğine varmaları halinde, AGİT’in her olay bazında ve oydaşma ile karar vererek barışı korumada öncü rolü üstlenebileceğini tekrar ifade ediyoruz. Bu çerçevede AGİT, diğer örgütlerce üstlenilebilecek barışı koruma faaliyetlerine ilişkin görev yönergesi sağlamaya karar verebilir ve üye ülkelerden ve diğer kuruluşlardan kaynak ve uzman desteği isteyebilir. İşbirliğine Dayalı Güvenlik Platformuna dayanarak, bu faaliyetler için bir eşgüdüm çerçevesi de sağlayabilir.

UZLAŞMA VE TAHKİM MAHKEMESİ

47. Anlaşmazlıkların barışçı yollardan çözülmesi ilkesinin AGİT yükümlülüklerinin merkezinde bulunduğunu yineliyoruz. Bu açıdan Uzlaşma ve Tahkim Mahkemesi 1992 Stokholm Konvansiyonuna taraf olan çok sayıda üye ülke bakımından bir araçtır. Taraf ülkeleri aralarındaki veya gönüllü olarak bu Mahkemenin yetkisini kabul edecek üye devletlerle olan uyuşmazlıklarında bu aracı kullanmalarını teşvik edeceğiz. Henüz Konvansiyona katılmamış üyeleri katılma konusunu değerlendirmeye teşvik ediyoruz.

V. İŞBİRLİĞİ ORTAKLARIMIZ

48. AGİT bölgesi ile İşbirliği Ortakları bölgesinin güvenliği arasındaki karşılıklı ilişkinin ve İşbirliği Ortakları ile ilişki ve diyaloğa ilişkin yükümlülüklerimizin bilincindeyiz. Özellikle Cezayir, Mısır, İsrail, Ürdün, Fas ve Tunus gibi Akdenizli ortaklarımızla olan uzun süreli ilişkilerimizin önemini vurguluyoruz. İşbirliği Ortaklarımızın AGİT’in çalışmasına gittikçe artan ölçüde sağladıkları katılımı ve desteği biliyoruz.

Karşılıklı etkileşim çerçevesinde bu destek ve ilgiyi daha da geliştirmeye hazırız. 1992 Helsinki ve 1994 Budapeşte Zirve Belgeleri uyarınca AGİT norm ve ilkelerini geliştirmek için İşbirliği Ortakları ile daha yakın
çalışacağız. Ortaklarımızın, Teşkilatın norm ve ilkelerinin, özellikle çatışmaların barışçı yollardan çözümü temel ilkesinin, Akdeniz bölgesinde de gerçekleştirilmesini destekleme arzusunu memnuniyetle karşılıyoruz. Diyaloğun gelişmesine paralel olarak, İşbirliği Ortaklarını AGİT faaliyetlerine daha düzenli olarak katılmak üzere çalışmalarımıza davet edeceğiz.

49. Akdenizli Ortaklar Temas Grubu ve Akdeniz seminerleri potansiyeli tam olarak denenecek ve kullanılacaktır. Budapeşte görev yönergesi itibarıyla Daimi Konsey, Temas Grubu ve Akdeniz Seminerlerinden çıkan tavsiyeleri inceleyecektir. Akdenizli İşbirliği Ortaklarımızın Akdeniz’de erken uyarı, önleyici diplomasi ve çatışmaların önlenmesi konusunda mekanizmalar ve yapılar oluşturulmasında uzmanlığımızdan yararlanmasını teşvik edeceğiz.

50. Japonya ve Kore Cumhuriyeti’nin çalışmalarımıza artan ölçüde katılmalarını memnuniyetle karşılıyoruz. AGİT alan faaliyetlerine Japonya’nın yaptığı katkıdan memnunuz. Ortak çıkarlarımıza tehdit oluşturan konularda Asyalı ortaklarımızla işbirliğini daha da geliştireceğiz.

VI. SONUÇ

51. 21. yüzyıla girerken bu Şart AGİT’i yücelterek ve güçlendirerek tüm üye devletlerin güvenliklerine katkıda bulunacaktır. Bugün AGİT’in mevcut araçlarını geliştirmeyi ve yenilerini gerçekleştirmeyi kararlaştırdık. Hür, demokratik ve güvenli bir AGİT alanı yaratmak için tüm araçları gerektiği gibi kullanacağız. Bu Şart, aynı zamanda, istikrar ve güvenliği sağlamak için kurulan ve tüm Avrupa’yı kapsayan tek güvenlik örgütü olarak AGİT’in rolünü pekiştirecektir. Güvenlik Modeli Komitesinin çalışmalarını tamamlamış olmasını takdirle karşılıyoruz.

52. Aslı İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca, Rusça ve İspanyolca dillerinde ve hepsi aynı derecede geçerli olacak şekilde hazırlanan bu Şartın onaylı örnekleri Genel Sekreterce tüm üye devletlere ulaştırılacaktır. Üye devletlerin Yüksek Temsilcileri olarak bizler bu Şarta atfettiğimiz siyasi önem uyarınca, bu belgede yer alan hususlara uygun olarak hareket edeceğimize ilişkin kararlılığımızı açıklıyor ve altına imzamızı atıyoruz.

19 Kasım 1999 günü İstanbul’da imzalanmıştır.

 

Fikir ve Sanat Eserleri Haklarının Kiralanması, Ödünç Verilmesi ve Bağlantılı Haklara Dair Konsey Direktifi

0

Fikir ve Sanat Eserleri Haklarının Kiralanması, Ödünç Verilmesi ve Bağlantılı Haklara Dair Konsey Direktifi, 19 Kasım 1992 tarihli ve 92/100/AET sayılı karar ile ilan edilmiştir. Direktif, 12 Aralık 2006 tarihinde, 2006/115 nolu versiyonuyla kodifiye edilmiştir. (on rental right and lending right and on certain rights related to copyright in the field of intellectual property)

Direktif’in, 1 Temmuz 1994’den önce gerçekleştirilen kullanım faaliyetlerine halel getirmeksizin uygulanmasına karar verilmiştir. Direktif, eser sahiplerine ve icracılara yeterli yasal koruma sunmayı amaçlamakta, korsanlık tehdidine karşı etkin bir yasal çerçeve sunmaktadır. 

Konsey, Üye Devletler arasındaki farklılıklar nedeniyle telif haklarına ilişkin düzenlemelerde standartlaşmayı sağlamıştır. Telif haklarının korunması, kültürel ve ekonomik gelişim açısından önemli bir rol oynadığından, Avrupa Konseyi; kiralama ve ödünç verme haklarının uyumlu hale getirilmesini ve iç pazardaki ticari engelleri azaltmayı hedeflemiştir. 

 

Fikir ve Sanat Eserleri Haklarının Kiralanması, Ödünç Verilmesi ve Bağlantılı Haklara Dair Konsey Direktifi

AVRUPA BİRLİĞİ KONSEYİ,

Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu kuran Anlaşma’yı ve özellikle ilgili anlaşmanın 57 (2), 66 ve 100a numaralı maddelerini göz önünde tutarak,

Komisyon teklifini göz önünde tutarak (1),

Avrupa Parlamentosu ile işbirliği içerisinde (2), Ekonomik ve Sosyal Komite görüşünü göz önünde tutarak (3),

Üye Devletlerin yasaları ve uygulamaları tarafından, telif hakkı eserleri ve ilgili hakların korunması konusunda, kiralama ve ödünç vermeye yönelik sağlanan yasal korumada farklılıklar mevcut olduğundan; bu nevi farklılıklar, iç pazarda başarı kazanılmasını ve uygun işleyişi geciktiren ticaret engellerinin ve rekabet tahrifinin kaynağı olduğundan;

Üye Devletler, yeni ve farklı mevzuat kabul ettiklerinde, yasal korumadaki bu nevi farklılıklar artacağından ya da bu mevzuatı yorumlayan içtihat hukuku farklı bir biçimde geliştiğinden;

Bu sebeple anlaşmanın madde 3 (f)’si uyarınca, iç pazardaki rekabetin tahrif edilmemesini sağlayan bir sistem geliştirmek için, anlaşmanın madde 8a’sında belirlenen iç sınırlar olmaksızın bir alan tanıtma amacına uygun olarak, bu nevi farklılıkların ortadan kaldırılması gerektiğinden;

Telif hakkı eserlerinin kiralanması ve ödünç verilmesi ve ilgili hakların korunması konusu, özellikle eser sahipleri, icracılar, fonogram ve film yapımcıları açısından giderek artan önemli bir rol oynadığından; korsanlık artan bir tehdit haline geldiğinden;

Tespit, çoğaltım, dağıtım, yayın ve kamuya iletim hakkı ile ilgili hakların korunması konusunun yanında, kiralama ve ödünç verme haklarıyla telif hakkı eserlerinin yeterli korunmasının ve ilgili hakların korunması konusunun, benzer şekilde Topluluğun ekonomik ve kültürel gelişimi açısından büyük önem taşıdığı düşünüldüğünden;

Telif hakkı ve ilgili hakların korunmasının, farklı yararlanma biçimleri gibi yeni ekonomik gelişmelere uyum sağlaması gerektiğinden;

Yeni yaratıcı sanat eserlerinin oluşturulma temeli olarak, eser sahiplerine ve icracılara ait yaratıcı sanat çalışmaları yeterli gelir miktarını gerektirdiğinden; özellikle fonogram ve film yapımı için gereken yatırımlar, oldukça yüksek ve riskli olduğundan; bu gelirin korunma olasılığı ve söz konusu yatırımın tazmin edilmesi, sadece ilgili hak sahiplerinin yeterli yasal korunmaları yoluyla etkin bir şekilde garanti edilebileceğinden;

Adı geçen yaratıcı, sanatsal ve girişimcilik gerektiren faaliyetler, büyük ölçüde serbest meslek sahiplerine ait olduğundan; bu nevi faaliyetlerin takip edilmesinin, topluluk içerisinde uyumlaştırılmış yasal koruma sağlayarak kolaylaştırılması gerektiğinden;

Söz konusu faaliyetler hizmetlerin sunulmasında öncelikli rol oynuyorsa, tedariklerinin aynı düzeyde topluluk içerisinde uyumlaştırılmış yasal çerçeve sağlanarak kolaylaştırılması gerektiğinden;

Üye Devletlerin mevzuatlarına, söz konusu devletlerin birçoğunun telif hakkı ve ilgili haklarını içeren yasaların temelini oluşturan uluslararası konvansiyonlara tezat oluşturmayacak şekilde yaklaşılması gerektiğinden;

Kiralama ve ödünç verme hakkı, telif hakkı ile bağlantılı bazı haklar hakkındaki topluluk yasal çerçevesi; Üye Devletlerin belirli hak sahiplerine kiralama ve ödünç verme alanında sağladıkları hakların ve belirli hak sahiplerinin, ilgili hakların korunması alanında tespit, çoğaltım, dağıtım, yayın ve kamuya iletim haklarının belirlenmesinden oluşabilir;

İşbu Direktif amacı kapsamında, kiralama ve ödünç verme haklarının tanımlanması gerektiğinden;

Açıklık sağlamak amacıyla; kamu icrası ya da yayını, gösteri amaçlı sunum ya da reklâm amaçlı kullanım için, bazı sunum biçimlerinin işbu Direktif çerçevesindeki “kiralama ve ödünç verme”den, örneğin fonogram ve film gösterimi (sesli ya da sessiz, sinema eserleri, görsel-işitsel çalışmalar ya da hareketli görüntüler), hariç tutulması gerekli görüldüğünden;

İşbu Direktif çerçevesindeki ödünç verme, kamuya açık tesisler arasındaki iletimi içermediğinden;

Kamuya açık tesis tarafından gerçekleştirilen ödünç vermenin, meblağı işletme masraflarının karşılanmasını aşmayacak ödemeye neden olduğu durumda, işbu Direktif çerçevesinde doğrudan ya da dolaylı ekonomik ya da ticari yarar sağlanmadığından;

Söz konusu hakkın yönetimini, temsilci meslek birliklerine havale etme olasılığını elinde bulunduran eser sahipleri ve icracılar tarafından vazgeçilmez adil bedel elde edilmesini sağlayan düzenlemeler gerekli olduğundan;

Adil bedel, sözleşme sırasında ya da sözleşmeden sonra herhangi bir zamanda yapılan ödeme ya da ödemeler temel alınarak ödenebileceğinden;

Adil bedel için, fonogram ya da filmle ilgili eser sahiplerinin katkılarının öneminin hesaba katılması gerekli olduğundan;

Kamuya ödünç verme hakkında, belirli düzenlemeler yaparak, en azından eser sahiplerinin haklarının korunması da gerekli olduğundan; ancak, işbu Direktifin madde 5’ine dayanan önlemlerin, topluluk yasasına, özellikle anlaşmanın madde 7’sine uygun olması gerekli olduğundan;

Bölüm II hükümleri, Uye Devletleri madde 2 (5)’inde belirtilen karineyi, bu bölümün kapsadığı münhasır haklar kapsamına almaları konusunda alıkoymadığından; söz konusu karinenin, İcracıların, Fonogram Yapımcılarının ve Yayın Organizasyonlarının Korunmasına ilişkin Uluslararası Anlaşma’ya (buradan itibaren Roma Anlaşması olarak gönderme yapılan) uygunluğu kadar; Bölüm II hükümleri, Üye Devletleri söz konusu maddelerde sağlanan icracıların münhasır hakları hakkında, faydalanma yetkisi anlamında karşı konabilir karine sağlamaktan alıkoymadığından;

Üye Devletler, telif hakkına ilişkin hak sahipleri için, işbu Direktifin madde 8’inde gerekli görülenden daha geniş kapsamlı koruma sağlayabileceklerinden;

Uyumlaştırılmış kiralama ve ödünç verme hakları ile telif hakkına ilişkin haklar alanında uyumlaştırılmış korumanın, Üye Devletler arasındaki ticarete gizli kısıtlama teşkil etmeyecek şekilde ya da Societe Cinetheque v. FNCF (4) ile bildirilen hükümde tanımlandığı şekilde, medya kullanım kronolojisi kuralına aykırı olarak uygulanmaması gerektiğinden;

İŞBU DİREKTİFİ KABUL ETMİŞTİR:

BÖLÜM I
KİRALAMA VE ÖDÜNÇ VERME HAKKI
Madde 1

Uyumlaştırma aracı.

1. Üye Devletler, bu bölüm hükümleri çerçevesinde, madde 5’e tabi olarak, madde 2 (1)’de belirtildiği şekilde, telif hakkı eserlerinin ve nüshalarının ve diğer konuların kiralanması ve ödünç verilmesi konusunda yetkilendirme ve yasaklama hakkını sağlarlar.

2. İşbu Direktif amacı kapsamında, “kiralama”, kısa bir zaman süreci için, doğrudan ya da dolaylı ekonomik ya da ticari kâr sağlamak amacıyla kullanıma sunma anlamına gelir.

3. İşbu Direktif amacı kapsamında, “ödünç verme”, kamuya açık alanlar aracılığıyla gerçekleştirildiğinde, kısa bir zaman süreci için, doğrudan ya da dolaylı ekonomik ve ticari kâr sağlama amacı gütmeksizin kullanıma sunma anlamına gelir.

4. 1. paragrafta göndermede bulunulan haklar, madde 2 (1)’de belirtildiği şekilde, telif hakkı eserlerinin ve nüshalarının ve diğer konuların satışı ya da herhangi bir şekilde dağıtımı yoluyla son bulmaz.

Madde 2
Hak sahipleri, kiralama ve ödünç verme hakkı konusu.

1. Kiralama ve ödünç vermeyi yetkilendirme ve yasaklama münhasır hakkı, – eserin orijinali ve diğer nüshaları hakkında, eser sahibine,

icra tespiti hakkında, icracı sanatçıya,
– fonogramlar hakkında, fonogram yapımcısına, ve
– film ya da yayınları hakkında, filmin ilk tespitini gerçekleştiren yapımcıya aittir.

İşbu Direktif amacı kapsamında, “film” terimi, sesli ya da sessiz sinema eserini, görsel-işitsel eseri ya da hareketli görüntüleri ifade eder.

2. İşbu Direktif kapsamında, sinema eserinin ya da görsel-işitsel eserin esas direktörü, eser sahibi ya da eser sahiplerinden biri olarak düşünülür. Üye Devletler, diğerlerinin kitabın eş yazarları olarak değerlendirilmesini sağlayabilirler.

3. İşbu Direktif, binalara ve uygulamalı sanat eserlerine ilişkin kiralama ve ödünç verme haklarını içermez.

4. 1. fıkrada göndermede bulunulan haklar; aktarılabilir, devredilebilir ve akdi lisans vermeye tabi olabilir.

5. 7. fıkraya halel getirmeksizin, film yapımı hakkındaki sözleşme, film yapımcısıyla birlikte icracılar tarafından bireysel ya da toplu olarak gerçekleştirildiğinde, bu sözleşmede adı geçen icracının akdi hükümlere tabi olduğu, bunun aksine kiralama hakkını, madde 4 çerçevesinde, aktardığı farz edilir.

6. Üye Devletler, eser sahipleri hakkında 5. fıkrada belirtildiği şekilde, benzer bir karine sağlayabilirler.

7. Üye Devletler, adı geçen sözleşme madde 4 çerçevesinde adil bedel sağlıyorsa, film yapımı hakkında, icracı ya da film yapımcısı arasında sözleşme imzalanmasını sağlayabilir. Üye Devletler, aynı zamanda bölüm II’ de belirtilen haklarda gerekli değişiklikleri yaparlar.

Madde 3
Bilgisayar programlarının kiralanması.

İşbu Direktif, bilgisayar programlarının yasal kiralanması hakkındaki, 14 Mayıs 1991 tarihli 91/250/AET sayılı Konsey Direktifi’nin madde 4 (c)’sine halel getirmez.

Madde 4
Vazgeçilmez adil bedel hakkı.

1. Eser sahibinin ya da icracının fonogram, film ya da kopyasına ilişkin kiralama hakkını fonogram ya da film yapımcısına aktardığı ya da devrettiği durumda, söz konusu eser sahibi ya da icracı, kiralama konusunda adil bedel elde etmek için, bu hakkı elinde tutar.

2. Kiralama konusunda adil bedel elde etme hakkı, eser sahipleri ya da icracıları temsil eden meslek birliklerine havale edilebilir.

3. Adil bedel elde etme hakkının yönetimi, eser sahiplerini ya da icracıları temsil eden meslek birliklerine havale edilebilir.

4. Üye Devletler, söz konusu bedelin kimden talep edilip alınacağı konusu yanında, adil bedel elde etme hakkının meslek birlikleri tarafından yönetiminin uygulama sınırlarını düzenleyebilirler.

Madde 5
Münhasır kamuya ödünç verme hakkı derogasyonu.

1. Üye Devletler, en azından eser sahiplerinin bu nevi ödünç verme için bedel elde etmeleri şartıyla, kamuya ödünç verme hakkında madde 1’de sağlanan münhasır hakkı elden alır. Üye Devletler, kültürel tanıtım amaçlarını göz önünde bulundurarak, söz konusu bedeli belirleme hakkına sahiplerdir.

2. Üye Devletler, fonogramlara, filmlere ve bilgisayar programlarına ilişkin madde 1’de sağlanan münhasır ödünç verme hakkını uygulamadıklarında, en azından eser sahipleri için bir bedel sunarlar.

3. Üye Devletler, bazı kuruluşları, 1. ve 2. fıkralarda göndermede bulunulan bedel ödemesinden muaf tutabilirler.

4. Komisyon, Üye Devletlerle işbirliği içerisinde, 1 Temmuz 1997’den önce, Topluluk kamuya ödünç verme raporu hazırlar. Söz konusu raporu, Avrupa Parlamentosu’na ve Konsey’e gönderirler.

BÖLÜM II
TELİF HAKKINA İLİŞKİN HAKLAR
Madde 6
Tespit hakkı.

1. Üye Devletler, icracılara, icralarının tespiti konusunda yetki verme ya da yasaklama münhasır hakkını sağlarlar.

2. Üye Devletler, yayın kuruluşlarına, yayınları kablolu ya da kablosuz olsun, yayınlarının tespiti hakkında yetkilendirme ya da yasaklama münhasır hakkını tanırlar.

3. Kablo yayıncısı, kablo yoluyla sadece yayın kuruluşlarının yayınlarını iletiyorsa, 2. fıkrada sağlanan haktan yararlanmaz.

Madde 7
Çoğaltım hakkı.

1. Üye Devletler,

– icracılara icralarının tespiti konusunda,
– fonogram yapımcılarına fonogramları konusunda,
– filmlerinin orijinalleri ya da kopyalarının ilk tespitleri konusunda, yapımcılara, ve
– madde 6 (2)’de belirtildiği üzere, yayınlarının ilk tespitleri konusunda yayın kuruluşlarına, doğrudan ya da dolaylı çoğaltıma izin verilmesi ya da bunun yasaklanması münhasır hakkını sağlarlar.

2. 1. fıkrada göndermede bulunulan çoğaltım hakkı, aktarılabilir, devredilebilir ya da akdi lisansların verilmesine tabi olabilir.

Madde 8
Yayın ve kamuya iletim.

1. Üye Devletler, yayın icrası veya tespit sonucu gerçekleştirilen icra haricinde, icracılara kablosuz yayın konusunda yetkilendirme ya da yasaklama ve icralarının kamuya iletimi münhasır hakkını sağlarlar.

2. Üye Devletler, ticari amaçlarla yayınlanan fonogram ya da bu nevi fonogramın çoğaltımı kablosuz yöntemlerle yayın ya da kamuya iletim amacıyla kullanılıyorsa, tek adil bedelin kullanıcı tarafından ödenmesini sağlamak ve söz konusu bedelin ilgili icracılar ve fonogram yapımcıları arasında paylaşılmasını sağlamak için hak sağlarlar. Üye Devletler, icracılar ve fonogram yapımcıları arasında anlaşma olmaması durumunda, söz konusu bedelin onlar arasında paylaşılmasını belirleyen şartları düzenlerler.

3. Üye Devletler, söz konusu iletim kamuya açık alanlarda giriş ücreti karşılığında yapılıyorsa, yayın kuruluşlarına yayınlarının kablosuz yöntemlerle çoğaltımı ya da kamuya iletimi münhasır hakkını sağlarlar.

Madde 9
Dağıtım Hakkı.

1. Üye Devletler,

– icralarının tespiti hakkında icracılara,
– fonogramları hakkında fonogram yapımcılarına,
– filmleri ve kopyaları hakkında filmlerin ilk tespitlerini gerçekleştiren film yapımcılarına,
– madde 6 (2)’de belirlendiği üzere, yayınlarının tespiti hakkında, yayın kuruluşlarına satış ya da başka yollarla, buradan itibaren “dağıtım hakkı” olarak göndermede bulunulan söz konusu maddelerin ve kopyalarının kamuya sunumu münhasır hakkını sağlarlar.

2. Dağıtım hakkı, söz konusu maddenin topluluk içerisindeki ilk satışının hak sahibi tarafından ya da kendi rızasıyla gerçekleştirildiği durum haricinde, 1. fıkrada göndermede bulunulan maddeye ilişkin olarak topluluk içerisinde son bulmaz.

3. Dağıtım hakkı, Bölüm I’in belirli hükümlerine, özellikle madde 1 (4)’e halel getirmez.

4. Dağıtım hakkı, aktarılabilir, devredilebilir ya da akdi lisansların verilmesine tabi olabilir.

Madde 10
Hakların sınırlandırılması.

1. Üye Devletler,

a) özel kullanım;
b) güncel olaylar hakkında rapor verilmesine ilişkin olarak, kısa alıntıların kullanımı;
c) bir yayın kuruluşu tarafından kendi tesislerinin olanaklarıyla ve kendi yayınları için gerçekleştirilen geçici tespit;
d) sadece eğitim ya da bilimsel araştırma amaçlı kullanım, hakkında, Bölüm II’de göndermede bulunulan haklara sınırlama getirebilirler.

2. Herhangi bir Üye Devlet, 1. fıkrayı göz önünde bulundurmaksızın, edebiyat ve sanat eserlerinin telif haklarının korunmasıyla bağlantılı olarak sağladığı şekilde, icracılara, fonogram yapımcılarına, yayın kuruluşlarına ve filmlerin ilk tespitlerinin yapımcılarına ilişkin olarak da aynı çeşit sınırlamalar getirebilir.

Ancak, zorunlu lisanslar, sadece Roma Anlaşması ile uyumlu olması şartıyla verilebilir.

3. Fıkra 1 (a), çoğaltım ya da özel kullanıma ilişkin bedel hakkındaki mevcut ya da muhtemel mevzuata halel getirmez.

BÖLÜM III
SÜRE
Madde 11
Eser sahiplerinin haklarının süresi

İşbu Direktifte göndermede bulunulan eser sahiplerinin hakları, daha ileri uyuma halel getirmeksizin, Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunması Hakkındaki Berne Konvansiyonu ile sağlanan sürenin bitiminden önce sona ermez.

Madde 12
İlgili hakların süresi.

İcracılar, fonogram yapımcıları ve yayın kuruluşlarına ilişkin olarak, işbu Direktifte göndermede bulunulan haklar, daha ileri uyuma halel getirmeksizin, Roma Anlaşması’nda belirtilen ayrı sürelerin bitiminden önce sona ermez.

Filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren yapımcılara ilişkin bu Direktifte göndermede bulunulan haklar, tespitin gerçekleştirildiği yılın sonundan itibaren hesaplanan 20 yıllık sürecin bitiminden önce son bulmaz.

BÖLÜM IV
ORTAK HÜKÜMLER
Madde 13
Zaman içerisindeki uygulama.

1. İşbu Direktif, 1 Temmuz 1994’de telif hakkı ve ilgili haklar alanında Üye Devletlerin mevzuatlarıyla korunmakta olan ya da bu tarihte işbu Direktif hükümleri çerçevesinde koruma kriterlerini karşılayan adı geçen tüm telif hakkı eserleri, icralar, fonogramlar, yayınlar ve filmlerin ilk tespitleri için geçerlidir.

2. İşbu Direktif, 1 Temmuz 1994’den önce gerçekleştirilen kullanım faaliyetlerine halel getirmeksizin uygulanır.

3. Üye Devletler, hak sahiplerinin, söz edilen amaç çerçevesinde üçüncü taraflara sunulduğu ya da 1 Temmuz 1994’den önce elde edildiği ispatlanan madde 2 (1)’de göndermede bulunulan maddenin kiralanması ya da ödünç verilmesi konusunda yetki verdiklerinin kabul edildiğini ortaya koyabilirler. Ancak, Üye Devletler, adı geçen maddenin özellikle dijital kayıt olduğu durumda, hak sahiplerinin söz konusu maddenin kiralanması ya da ödünç verilmesi için, yeterli bedel elde etme haklarının olduğunu ortaya koyabilirler.

4. Üye Devletler, madde 2 (2) hükümlerini, 1 Temmuz 1994’den önce meydana getirilen sinema eserlerine ya da görsel-işitsel eserlere uygulamak zorunda değillerdir.

5. Üye Devletler, söz konusu tarihin 1 Temmuz 1997’yi geçmemesi şartıyla, madde 2 (2)’nin uygulanmaya başlanacağı tarihi belirleyebilirler.

6. İşbu Direktif, fıkra 3’e halel getirmeksizin, 8. ve 9. paragraflara tabi olarak, kabul edildiği tarihten önce sonuçlandırılan sözleşmeleri etkilemez.

7. Üye Devletler, 8. ve 9. fıkra hükümlerine tabi olarak, işbu Direktifin uygulanması sırasında kabul edilen ulusal hükümler çerçevesinde yeni haklar edinen hak sahipleri 1 Temmuz 1994’den önce kullanım konusunda izin verdiklerinde, yeni münhasır hakları aktardıklarını ortaya koyabilir.

8. Üye Devletler, söz konusu tarihin 1 Temmuz 1994’ü geçmemesi şartıyla, madde 4’de göndermede bulunulan vazgeçilmez adil bedel hakkının ortaya çıktığı tarihi belirleyebilirler.

9. 1 Temmuz 1994’den önce imzalanan sözleşmeler hakkında, madde 4’de belirtilen vazgeçilmez adil bedel hakkı, sadece eser sahipleri ya da icracıların veya onları temsil edenlerin 1 Ocak 1997’den önce bu anlamda bir talepte bulundukları durumda geçerlidir.

Hak sahipleri arasında bedel düzeyine ilişkin anlaşma sağlanamaması durumunda, Üye Devletler adil bedel seviyesini belirleyebilirler.

Madde 14
Telif hakkı ve ilgili haklar arasındaki bağlantı.

İşbu Direktif çerçevesinde telif hakkına ilişkin hakların korunması, geçerliliğini kaybetmez ve hiçbir şekilde telif hakkı korumasını etkilemez.

Madde 15
Son hükümler.

1. Üye Devletler, 1 Temmuz 1994’ü geçmemek şartıyla, işbu Direktife uyum sağlamak için gerekli olan yasaları, yönetmelikleri ve idari hükümleri yürürlüğe koyarlar.

Komisyonu buna ilişkin olarak derhal bilgilendirirler.

Üye Devletler, bu önlemleri kabul ettiklerinde, işbu Direktife göndermede bulunurlar ya da resmi yayınları sırasında, bu nevi göndermeye yer verirler. Bu nevi göndermede bulunma yöntemleri, Üye Devletler tarafından düzenlenir.

2. Üye Devletler, işbu Direktifin içerdiği alanda kabul ettikleri esas iç hukuk hükümlerini Komisyon’a iletirler.

Madde 16

İşbu Direktif, Üye Devletlere sunulur. Brüksel’de, 19 Kasım 1992’de imzalanmıştır.

Konsey adına, Başkan E.LEIGH

 

 

Avrupa Gençlik Bilgilendirmesi Şartı

0

Avrupa Gençlik Bilgi Şartı (Avrupa Gençlik Bilgilendirmesi Şartı-European Youth Information Charter), 19 Kasım 2004 tarihinde Slovakya Cumhuriyeti’nin başkenti Bratislava’da ERYICA-(The European Youth Information and Counseling Agency) Avrupa Gençlik Bilgilendirmesi ve Danışmanlık Ajansı’nın 15. Olağan Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir. Şartnamede yazan ilkeler Avrupa’da “Gençlik Bilgilendirmesi” ilkelerinin belirlenmesinde ve uygulanmasında en önemli ve en güncel kaynak olarak kabul edilmektedir.

AVRUPA GENÇLİK BİLGİ ŞARTI

• Gençlik bilgi merkezleri ve bilgilendirme hizmetleri istisnasız bütün gençlere açık olmalı

• Gençlik bilgi merkezleri ve bilgilendirme hizmetleri, konum, köken, cinsiyet, din veya sosyal statü gözetmeksizin her gencin bilgiye erişim eşitliğine sahip olmasını garanti altına almaya çalışır; imkanı kısıtlı gruplara ve özel ihtiyaçları olan gençlere ise özel ilgi gösterir.

• Gençlik bilgi merkezleri ve bilgilendirme hizmetleri herhangi bir randevu sistemi olmaksızın kolay ulaşılabilir ve sağladıkları samimi atmosfer ile gençler için çekici olmalı. Ayrıca çalışma saatleri, gençlerin ihtiyaçlarına cevap verir nitelikte ayarlanmalı.

• Sunulan bilgi, gençlerin istek ve ihtiyaçları üzerine kurulmuş olmalı, gençlerin ilgisini çekebilecek her konu başlığını içermeli ve yeni konu başlıklarını kapsayabilmek için sürekli bir devinim içerisinde olmalı.

• Her bir faydalanıcı, yetkinliğe ve otonomiye ulaşabilme, edinilen bilgiyi kullanma ve analiz etme yeteneklerini geliştirme yaklaşımı ile birer birey olarak saygı görmeli ve sorularına verilen cevaplar kişiselleştirilmeli.

• Gençlik bilgi hizmetleri ücretsiz sunulmalı.

• Bilgi, faydalanıcının mahremiyetine ve kimliğini açıklamama hakkına saygılı bir şekilde verilmeli.

• Bilgi, bilgi verme hakkında eğitim almış profesyonellerce verilmeli.

• Verilen bilgi eksiksiz, güncel, geçerli, uygulanabilir ve kullanımı kolay olmalı.

• Çoğulcu yaklaşım ve kullanılan kaynakların doğrulanabilmesi aracılığıyla verilen bilginin tarafsızlığının sağlanması konusunda çaba sarf edilmeli.

• Sunulan bilgi, herhangi bir dini, siyasi, ideolojik ya da ticari etkiden uzak olmalı.

• Gençlik bilgi merkezleri ve bilgilendirme hizmetleri, bir çok değişik grubun ihtiyaçlarına etkili ve uygun yollar, yaratıcı ve yenilikçi stratejiler, yöntemler ve araçlar kullanarak mümkün olan en çok sayıda gence ulaşabilme konusunda gayret göstermeli.

• Her bir genç; bilgi ihtiyacının belirlenmesi, bilginin hazırlanması ve iletilmesi, bilgi hizmetlerinin, projelerinin ve akran aktivitelerinin yönetilmesi ve değerlendirilmesi gibi konularla sınırlı kalmadan kendisine en uygun şekilde yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası düzeyde gençlik bilgilendirmesi çalışmalarına katılma fırsatına sahip olmalı.

• Gençlik bilgi merkezleri ve bilgilendirme hizmetleri, özellikle bulundukları bölgedeki diğer gençlik yapılanmalarıyla birlikte çalışmalı, gençlerle birlikte çalışan diğer paydaşlarla iletişim içerisinde olmalı.

• Gençlik bilgi merkezleri ve bilgilendirme hizmetleri, gençlerin modern bilgi ve iletişim teknolojilerini kullanarak bilgiye ulaşmalarına yardımcı olabilmeli ve gençlerin bu teknolojileri kullanma konusundaki becerilerini geliştirebilmeli

• Gençlik bilgilendirmesi çalışmaları için sağlanan hiç bir finansman kaynağı gençlik bilgi merkezlerini ve bilgilendirme hizmetlerini bu Şart’ın ilkelerini uygulamaktan alıkoymamalı

Dünya Çocuk İstismarını Önleme Günü

0

Dünya Çocuk İstismarını Önleme Günü(World Day for the Prevention of Child Abuse), her yıl 19 Kasım tarihinde bir farkındalık günü olarak düzenlemektedir. Çocuklara yönelik istismarı önleme kültürü oluşturmayı hedeflemektedir.

Bir sivil toplum kuruluşu olan Kadınlar Dünya Zirvesi Vakfı (WWSF-Women’s World Summit Foundation) 2000 yılında, 19 Kasım gününü ‘Dünya Çocuk İstismarı Önleme Günü’ olarak ilan etmiştir.

2000 yılında toplanan Dünya Kadın Konferansı, uluslararası çapta hükümetleri ve Sivil Toplum Kuruluşları (STK)’nı,  Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirgesinde yer alan Madde 19 ve 34 konularında daha aktif rol almalarını sağlamak için, 19 Kasım gününü Dünya Çocuk İstismarını Önleme günü olarak belirlemiştir.

Çocukların Cinsel İstismarı, Suiistimali ve Şiddetinin Önlenmesi ve İyileştirilmesi için Dünya Günü

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ise, 7 Kasım 2022’de aldığı A/RES/77/8 sayılı Kararı ile Cinsel istismar ve suiistimale karşı Sıfır Tolerans politikasının uygulanması için 18 Kasım‘ı “Çocukların Cinsel İstismarı, Suiistimali ve Şiddetinin Önlenmesi ve İyileştirilmesi için Dünya Günü” olarak belirlemiştir.

BM sistemine bağlı tüm kuruluşlar ve diğer ilgili taraflar, tüm Üye Devletler, diğer uluslararası kuruluşlar, dünya liderleri, din adamları, sivil toplum kuruluşları, akademik kurumlar ve özel sektör  dahil olmak üzere sivil toplumu ve diğer ilgili paydaşları her yıl Çocuk Cinsel İstismarı, Suiistimali ve Şiddetinin Önlenmesi ve İyileştirilmesi için Dünya Günü’nü her birinin en uygun gördüğü şekilde anmaya davet etmektedir. Tüm uluslararası toplum, çocukların cinsel istismarına ve suiistimaline karşı farkındalığı artırma ve mağdurların haklarını savunma taahhüdüne bağlı kalarak adaleti sağlamaya ve mağduriyetleri engellemeye teşvik edilmektedir. 

Karar, çocukların onurunu ve şiddetten uzak bir yaşam sürme hakkını öncelik olarak belirlemiştir. Çocuk istismarı, insan ticareti, işkence ve çocuklara yönelik her türlü şiddet biçimlerini sona erdirmenin tüm dünya ülkelerinin görevi olduğu vurgulanmıştır.

Birleşmiş Milletler Kararı,

  • Özellikle kız çocuklarının, çevrim içi ve çevrim dışı zorla cinsel ilişki ve cinsel istismara maruz kalma riskine,
  • Çocuk istismarı mağdurlarının çoğunun utanç, damgalanma ve korku nedeniyle adalet arayamadığına veya destek talep edemediğine,
  • Bu mağdurların ömür boyu sürebilecek fiziksel ve ruhsal sağlık sorunları yaşadığına vurgu yapmaktadır.

Çocukların Korunamaması Küresel Bir Sorun

Türkiye Cumhuriyeti’nin de kabul ettiği Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesine göre 18 yaşından küçük her insan çocuktur.

Çocukların ya da ergenlerin ana-babaları, onlara bakıp gözetmek ve onları eğitmekle görevli bireylerdir. Vasi, veli ya da yabancı kişiler tarafından yapılan, bedensel ve/veya psikolojik olarak sağlıklarına zarar veren fiziksel, duygusal, cinsel ya da zihinsel gelişimlerini engelleyen tutum ve davranışlar ‘çocuğa yönelik ihmal ve istismar’ olarak tanımlanmaktadır.

Çocuk istismarcıları; aile bireyleri ve çocuğun bakımından sorumlu olan kişiler, arkadaşlar, akrabalar, yabancılar, çocukla ilişkisi olabilen görevliler, işverenler ve diğer çocuklar olabilir.

Çocuklara ve gençlere yönelik şiddet ve istismar, cinsel istismar, çocuk ticareti , çocuk yaşta evlilik, seks turizmi ve zorla çalıştırma gibi birçok biçimde gerçekleşebilen dünya çapında bir olgudur Uluslararası araştırmalar, her 4 kız çocuğundan ve her 9 erkek çocuktan birinin cinsel istismara uğradığını ortaya koymaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından çocuğa yönelik 4 tip kötü muamele tanımlanmıştır;

1. Fiziksel İstismar: Çocuğa karşı; sağlığına, yaşamına, gelişimine veya onuruna zarar veren ya da zarar verebilme olasılığı yüksek, kasıtlı fiziksel güç kullanılmasıdır.

2. Cinsel İstismar: Çocuğun tam olarak anlayamadığı, onay vermesinin mümkün olamayacağı, gelişimsel olarak hazır olmadığı ya da toplumun yasalarına, sosyal normlarına aykırı olacak şekilde bir cinsel etkinliğe dahil edilmesidir

3. Duygusal İstismar: ebeveyn ya da çocuğa bakan kişinin davranışları ya da sözleriyle çocuğun ruh sağlığını bozacak etkide bulunması ve çocuğun bu nedenle büyüme gelişme ve ruh sağlığı açısından genetik kapasitesine ulaşmasının engellenmesidir.

4. İhmal: çocuğa bakmakla yükümlü kimselerin; çocuğun beslenme, giyinme, barınma, eğitim, sağlık, diş sağlığı ve sevgi gibi temel gereksinimlerini karşılamada ihmal göstermesi, çocuğun beden ve ruh sağlığının veya bedensel, duygusal, sosyal ya da ahlaki gelişiminin engellenmesidir.

Avrupa’da Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Hakkında Antlaşma – AKKA Antlaşması

0

AKKA Antlaşması – Avrupa’da Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Hakkında Antlaşma(Treaty on Conventional Armed Forces in Europe), 19 Kasım 1990 tarihinde Paris’te imzalanmıştır.

Antlaşmanın imzalandığı tarihte NATO üyesi olan ABD, Almanya, Belçika, Birleşik Krallık, Danimarka, Fransa, Hollanda, İspanya, İtalya, İzlanda, Kanada, Lüksemburg, Norveç, Portekiz, Türkiye ve Yunanistan ile Varşova Paktı üyesi olan Bulgaristan, Çekoslovakya, Macaristan, Polonya, Romanya ve Sovyetler Birliği arasında düzenlenmiştir.

Avrupa’da Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Hakkında Antlaşma’nın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair 3818 Sayılı Kanun 18 Haziran 1992 tarihinde mecliste kabul edilerek Resmî Gazete’nin 26 Haziran 1992 tarihli ve 21266 sayısında yayınlanmıştır. 

Türkiye, antlaşmaya çekinceler koymuştur. Türkiye; Antlaşma’nın “taraf devletlerin tüm adaları dahil, Avrupa’daki bütün topraklarını” kapsadığı ifadelerine çekince koyarak Ege Adaları’na ilişkin statünün korunmasını sağlamış, Lozan Barış Antlaşması’na, 1923 Lozan Boğazlar Mukavelenamesine ve 1947 Paris Barış Antlaşması’na atıf yaparak bu antlaşmaların kurduğu hukuk düzeninde bir değişiklik yapılmadığını deklare etmiştir.

Avrupa Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşması; belirlenen hedeflere ulaşarak güvenlik ve istikrarı birlikte temin etmeyi amaçlamaktadır. Belirlenen silah kategorilerinde indirim, karşılıklı bilgi paylaşımı ve taraf devletleri bağlayıcı sınırlamalar öngörmektedir.

Rusya, anlaşmayı 2007 yılında askıya almış, ABD ise tepki olarak 2011 yılında uygulamayı bırakmış, antlaşmanın güncellenmiş 1999 versiyonu birçok ülkenin parlamentoları tarafından kabul edilerek onaylanmamıştır.

Rusya, ABD’nin NATO’yu genişletme çabalarının anlaşmadaki kısıtlamaları anlamsız kıldığını, Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya alınması ile anlaşmanın fiilen sona erdiğini açıklayarak anlaşmadan 7 Kasım 2023 tarihinde resmi olarak çekilmiş, 3 Kasım 1990 tarihli Budapeşte Anlaşması il birlikte 31 Mayıs 1996 tarihli ek belgenin de geçerliliğini yitirdiği ilan etmiştir. 

AVRUPA’DA KONVANSİYONEL SİLAHLI KUVVETLER HAKKINDA ANTLAŞMA

DİBACE

Bundan sonra Taraf Devletler olarak anılacak olan, Belçika Krallığı, Bulgaristan Cumhuriyeti, Kanada, Çek ve Slovak Federal Cumhuriyeti, Danimarka Krallığı, Fransa Cumhuriyeti, Almanya Federal Cumhuriyeti, Yunanistan Cumhuriyeti, Macaristan Cumhuriyeti, İzlanda Cumhuriyeti, İtalya Cumhuriyeti, Lüksemburg Büyük Dukalığı, Hollanda Krallığı, Norveç Krallığı, Polonya Cumhuriyeti, Portekiz Cumhuriyeti, Romanya, İspanya Krallığı, Türkiye Cumhuriyeti, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı, Amerika Birleşik Devletleri, 10 Ocak 1989 tarihli Avrupa’da Konvansiyonel Kuvvetler Müzakeresi Görev Yönergesini rehber edinerek ve Viyana’da 5 Mart 1989’da başlayan bu müzakereyi yürütmüş bulunarak,

Bu Antlaşma’nın müzakeresinin yürütüldüğü çerçeveyi oluşturan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı’nın hedef ve amaçlarını rehber edinerek,

Karşılıklı ilişkilerinde olduğu gibi, genelde uluslararası ilişkilerinde de, herhangi bir Devlet’in toprak bütünlüğüne ya da siyasi bağımsızlığına karşı veya Birleşmiş Milletler Şartı’nın amaç ve ilkeleriyle bağdaşmayan herhangi bir şekilde güç kullanmaktan veya kullanma tehdidinde bulunmaktan kaçınmak yükümlülüklerini hatırlayarak,

Avrupa’da herhangi bir askeri çatışmanın önlenmesi ihtiyacının bilincinde olarak,

Avrupa’da daha fazla istikrar ve güvenlik arayışının hepsinin ortak sorumluluğu olduğunun bilincinde olarak,

Askeri çatışma yerine, bütün Taraf Devletler arasında barışçıl işbirliğine dayalı, yeni bir güvenlik ilişkileri modeli tesis etmeye ve böylece Avrupa’nın bölünmüşlüğünün aşılmasına katkıda bulunmaya çaba harcayarak,

Avrupa’da halihazırdaki kuvvet mevcudundan daha alt düzeylerde güvenli ve istikrarlı bir konvansiyonel silahlı kuvvetler dengesinin kurulması, istikrara ve güvenliğe zararlı eşitsizliklerin giderilmesi ve en büyük öncelikle, Avrupa’da baskın tarzında saldırı ve geniş çaplı taarruz harekatı başlatma yeteneklerinin ortadan kaldırılması amaçlarını taahhüt ederek,

(1948) Brüksel, (1949) Vaşington veya (1955) Varşova Antlaşmalarını imzaladıklarını veya sonradan, katıldıklarını ve ittifak antlaşmalarına taraf olmak ya da olmamak hakkına sahip bulunduklarını hatırlayarak,

Bu Antlaşma’nın uygulama alanı içinde, Antlaşma’yla sınırlandırılan silah ve teçhizatın sayılarının, 40.000 ana muharebe tankı, 40.000 topçu silahı, 60.000 zırhlı savaş aracı, 13.600 savaş uçağı ve 4.000 saldırı helikopterini aşmaması hedefinin sağlanacağı taahhüdünde bulunarak,

Bu Antlaşma’nın, herhangi bir Devlet’in güvenlik çıkarlarını olumsuz yönde etkilemek niyetini taşımadığını teyid ederek,

Avrupa’daki siyasi gelişmeler ışığında, müzakereler dahil, konvansiyonel silahların kontrolü sürecine, Avrupa’nın istikrarı ve güvenliği için gelecekteki ihtiyaçları da gözönüne alarak, devam etme taahhütlerini teyid ederek,

Aşağıdaki hususlar üzerinde anlaşmışlardır:

MADDE I

I.Her Taraf Devlet, muharebe tankları, zırhlı savaş araçları, topçu silahlan, savaş uçakları ve savaş helikopterleri dahil olmak üzere, bu Antlaşma’yla saptanan beş kategorideki konvansiyonel silahlı kuvvetlere ilişkin yükümlülüklerini, Antlaşma’nın hükümlerine uygun olarak yerine getirecektir.

2.Her Taraf Devlet, gerek konvansiyonel silahlı kuvvetlerin indirimi süresince, gerek indirimlerin tamamlanmasından sonra, güvenlik ve istikrarın temini için bu Antlaşma’yla saptanan diğer önlemleri de uygulayacaktır.

3.Bu Antlaşma, bundan sonra Mevcut Tjpier Protokolü olarak anılacak olan Silah ve Teçhizatın Mevcut Tipleri Hakkında Protokol ve buna bağlı Ek’i; bundan sonra Uçakların Yeniden Sınıflandırılması Protokolü olarak anılacak olan Savaş Yetenekli Eğitim Uçaklarının Belirli Model Veya Versiyonlarının Silahsız Eğitim Uçakları Olarak Yeniden Sınıflandırılması Hakkında Protokol’ü; bundan sonra İndirimler Protokolü olarak anılacak olan, Avrupa’da Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Hakkında Antlaşma’yla Sınırlandırılan Konvansiyonel Silah ve Teçhizatın İndirimini Yöneten İşlemler Hakkında Protokol’ü; bundan sonra Helikopterlerin Yeniden Sınıflandırılması Protokolü olarak anılacak olan Helikopterlerin Sınıflandırılması ve Çok Maksatlı Saldırı Helikopterlerinin Yeniden Sınıflandırılmasını Yöneten İşlemler Hakkında Protokol’ü; bundan sonra Bilgi Değişimi Protokolü olarak anılacak olan Bildirim ve Bilgi Değişimi Hakkında Protokol ile bundan sonra Format Eki olarak anılacak olan Bilgi Değişimi İçin Format Hakkında Ek’i; Denetim Protokolü’nü; Ortak Danışma Grubu Hakkında Protokol’ü; ve bundan sonra Geçici Uygulama Protokolü olarak anılacak olan Avrupa’da Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Hakkında Antlaşma’nın Belirli Hükümlerinin Geçici Olarak Uygulanması Hakkında Protokol’ü içermektedir. Bu belgelerden her biri, bu Antlaşma’nın ayrılmaz birer parçasını oluşturmaktadır.

MADDE II

1.Bu Antlaşma’nın amaçları için:

(A) ‘Taraf Devletler grubu’ teriminden 1955 tarihli Varşova Antlaşması’nı (1.Varşova’da 14 Mayıs 1955 günü imzalana Dostluk, İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Antlaşması) imzalayan Bulgaristan Cumhuriyeti, Çek ve Slovak Federal Cumhuriyeti, Macaristan Cumhuriyeti, Polonya Cumhuriyeti, Romanya ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nden oluşan Taraf Devletler grubu veya 1948 tarihli Brüksel Antlaşmasını (2.Brüksel’de 17 Mart 1948 günü imzalanan Ekonomik, Sosyal ve Kültürel İşbirliği ve Ortak Savunma Antlaşması) ya da 1949 tarihli Vaşington Antlaşması’nı(3.Vaşington’da 4 Nisan 1949 günü imzalanan Kuzey Atlantik Antlaşması) imzalayan ya da sonradan katılan, Belçika Krallığı, Kanada, Danimarka Krallığı, Fransa Cumhuriyeti, Almanya Federal Cumhuriyeti, Yunanistan Cumhuriyeti, İzlanda Cumhuriyeti, İtalya Cumhuriyeti, Lüksemburg Büyük Dukalığı, Hollanda Krallığı, Norveç Krallığı, Portekiz Cumhuriyeti, İspanya Krallığı, Türkiye Cumhuriyeti, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı ve Amerika Birleşik Devletleri’nden oluşan Taraf Devletler grubu anlaşılmaktadır.

(B)’Uygulama alanı’ teriminden, Taraf Devletler’in, Danimarka Kralhğfnın Faro Adaları, Norveç Krallığı’nın Ayı Adası dahil Svalbard Adası, Portekiz Cumhurlyeti’nin Azor ve Madeira adaları, İspanya Krallığı’nın Kanarya Adaları ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin Franz Jozef arazisi ile Novaya Zemiya dahil, Avrupa’daki tüm adalarını kapsayan, Atlas Okyanusumdan Ural Dağlan’na kadar, Avrupa’daki bütün toprakları anlaşılmaktadır. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği için uygulama alanı Ural Nehri ile Hazar Denizi’nin batısında bulunan bütün topraklan içermektedir. Türkiye Cumhuriyeti için uygulama alanı, Türkiye sınırının 39ncu enlemle kesişme noktasından Muradiye, Patnos, Karayazı, Tekman, Kemaliye, Feke, Ceyhan, Doğankent, Gözne ve buradan denize uzanan çizginin kuzeyinde ve batısında bulunan Türkiye Cumhuriyeti topraklarını içermektedir.

(C)’Muharebe tankı‘ teriminden, zırhlı ve diğer hedefleri ateş altına almak için gerekli, öncelikle yüksek namlu ilk hızlı görerek atış yapılabilen ana silaha sahip, üstün ateş gücü ve arazide yüksek hareket kabiliyeti olan; kendisine yüksek düzeyde koruma sağlayan; öncelikle, muharip birlikleri taşımak için tasarlanmamış ve teçhizatlandırılmamış; kundağı motorlu zırhlı savaş araçları anlaşılmaktadır. Bu gibi zırhlı araçlar kara kuvvetlerinin tank ve diğer zırhlı birliklerinin ana silah sistemi olarak hizmet görürler.

Muharebe tankları, en az 75 mm. çaplı, 360 derece dönebilen topla donatılmış, boş ağırlığı en az 16.5 metrik ton olan paletli zırhlı savaş araçlarıdır. Ayrıca, hizmete girecek olan ve yukarıdaki diğer kıstaslara uyan her tekerlekli zırhlı savaş aracı da muharebe tankı olarak kabul edilecektir.

(D)’Zırhlı savaş aracı‘ teriminden, zırh koruması olan ve arazide hareket yeteneğine sahip, kundağı motorlu araç anlaşılmaktadır. Zırhlı savaş araçları, zırhlı personel taşıyıcılarını, zırhlı piyade savaş araçlarını ve ağır silahlı savaş araçlarını kapsar.

‘Zırhlı personel taşıyıcı’ teriminden, bir piyade mangasını taşımak üzere tasarlanmış ve teçhiz edilmiş ve kural olarak, 20 mm. çapının altında, araçla birleşik imal edilmiş veya organik parçası olan bir silahla donatılmış bir zırhlı savaş aracı anlaşılmaktadır.

‘Zırhlı piyade savaş aracı’ teriminden, esas olarak bir piyade mangasını taşımak üzere tasarlanmış ve teçhiz edilmiş, normal olarak birliklere araç içinden zırh koruması altında ateş açma imkanı veren ve en az 20 mm. çapında araçla birleşik veya organik parçası olan bir silahla ve bazen de tanksavar füze fırlatıcısı ile donatılmış zırhlı savaş aracı anlaşılmaktadır. Zırhlı piyade savaş araçları kara kuvvetleri zırhlı piyade veya mekanize piyade veya motorize piyade birliklerinin ana silah sistemleri olarak hizmet görürler.

‘Ağır silahlı savaş aracı” teriminden, en az 75 mm. çapında, araçla birleşik veya organik parçası olan, görerek atış yapabilen topu bulunan, boş ağırlığı en az 6.0 metrik ton olan, zırhlı personel taşıyıcı veya zırhlı piyade savaş aracı veya muharebe tankı tanımlarına girmeyen, zırhlı savaş araçları anlaşılmaktadır.

(E)’Boş ağırlık’ teriminden, aracın, cephane, yakıt, yağ ve yağlama maddeleri; portatif tepkili zırh, yedek parça, araç gereç ve aksesuarları; portatif şnorkel I teçhizatı ile mürettebat ve şahsi eşyaları dışındaki ağırlığı anlaşılmaktadır.

(F)’Topçu silahı” teriminden, esas itibariyle görmeden atışla kara hedeflerini ateş altına alma yeteneğine sahip bulunan, büyük çaplı sistemler anlaşılmaktadır. Bu gibi topçu silahları birleşik görev gruplarına gereken görmeden ateş desteğini sağlarlar.

Büyük çaplı topçu sistemleri, 100 mm ve daha üstündeki çapta toplar, obüsler, top ile obüslerin özelliklerini birleştiren topçu silahları, havanlar ve çok namlulu roketatar sistemleridir. Ayrıca tali, görmeden etkili ateş yeteneğine de sahip, gelecekte geliştirilecek herhangi bir görerek ateş sistemi de, topçu silahlan tavanı
altında sayılacaktır.

(G)”Yabancı ülkede konuşlu konvansiyonel silahlı kuvvetler’ teriminden, bir Taraf Devlet’e ait olup da, başka bir Taraf Devlet’in uygulama alanı içindeki topraklarında konuşlandırılan konvansiyonel silahlı kuvvetler anlaşılmaktadır.

(H)’Belirlenmiş daimi depolama mevkii” teriminden, aktif birliklerdeki Antlaşma’yla sınırlandırılan konvansiyonel silah ve teçhizata getirilen sınırlamalara tabi olmayan, ancak genel tavanlar altında sayılan Antlaşma’yla sınırlandırılan silah ve teçhizatın bulunduğu, sınırlan açıkça belirlenmiş mevkiler anlaşılmaktadır.

(l)’Zırhlı araca monteli köprü” teriminden, bir köprüyü taşımak ve dahili mekanizmalarıyla kurmak ve yeniden toplamak yeteneğine sahip, kundağı motorlu, zırhlı taşıyıcı kurucu araç anlaşılmaktadır. Köprüye sahip bu tür bir araç, birleşik bir sistem olarak çalışır.

(J)‘Antlaşma’yla sınırlandırılan konvansiyonel silah ve teçhizat’ teriminden IV., V. ve VI. Maddeler’de saptanan sayısal sınırlandırmalara tabi muharebe tankları, zırhlı savaş araçları, topçu silahları, savaş uçaktan ve saldın helikopterleri anlaşılmaktadır.

(K)’Savaş uçağı” teriminden, güdümlü füzeler, güdü m süz roketler, bombalar, tüfekler, toplar veya diğer tahrip silahları marifetiyle hedefleri ateş altına alabilmek üzere silahlandırılmış ve teçhiz edilmiş, sabit kanatlı veya şekli değişken kanatlı bir uçak ile böyle bir uçağın keşif ve elektronik savaş gibi, diğer askeri işlevleri yerine getiren herhangi bir modeli veya versiyonu anlaşılmaktadır. “Savaş uçağı’ terimi temel eğitim uçaklarını kapsamaz.

(L)’Savaş helikopteri” teriminden, hedeflere karşı saldırıya girişmek üzere silahlandırılmış ve teçhiz edilmiş veya diğer askeri görevleri yerine getirmek üzere teçhiz edilmiş döner kanatlı hava araçları anlaşılmaktadır. ‘Savaş helikopteri* terimi saldırı helikopterleri ile savaş destek helikopterlerini kapsar. ‘Savaş helikopteri” terimi silahsız nakliye helikopterlerini kapsamaz.

(M)‘Saldırı helikopteri” teriminden, tanksavar güdümlü silahı, havadan yere veya havadan havaya güdümlü silahlar kullanmak üzere teçhiz edilmiş ve bu silahlara birleşik atış kontrol ve nişan sistemleriyle teçhiz edilmiş savaş helikopterleri anlaşılmaktadır. “Saldırı helikopteri” terimi özel saldırı helikopterleri ile çok maksatlı saldın helikopterlerini kapsar.

(N)”Özel saldırı helikopteri” teriminden, öncelikle güdümlü silahlar kullanmak amacıyla yapılmış saldırı helikopterleri anlaşılmaktadır.

(0)”Çok maksatlı saldırı helikopteri” teriminden, çeşitli askeri görevleri yerine getirmek amacıyla imal edilmiş ve güdümlü silah sistemlerini kullanmak üzere teçhiz edilmiş saldırı helikopterleri anlaşılmaktadır.

(P)’Savaş destek helikopteri” teriminden, saldırı helikopterinin niteliklerine sahip olmayan ve makinalı tüfek, top, güdümsuz «roket, bomba veya demet bomba gibi savunmaya yönelik ve bölgeyi baskı altına alan çeşitli silah sistemleriyle donatılabilen veya diğer askeri işlevleri yerine getirmek üzere teçhiz edilebilen savaş helikopterleri anlaşılmaktadır.

(Q) ‘Antlaşma’ya tabı konvansiyonel silah ve teçhizat’ teriminden, Bilgi Değişimi Protokolü uyarınca, bilgi değişimine tabi muharebe tankları zırhlı savaş araçları, topçu silahlan, savaş uçakları, temel eğitim uçakları, silahsız eğitim uçakları, savaş helikopterleri, silahsız nakliye helikopterleri, zırhlı araca monteli köprüler, zırhlı personel taşıyıcı benzerleri ve zırhlı piyade savaş aracı benzerleri anlaşılmaktadır

(R)“Hizmette” teriminden, konvansiyonel silahlı kuvvetlere ve konvansiyonel silah ve teçhizata ilişkin olarak, barış zamanında iç güvenlik işlevlerini yerine getirmek üzere tasarlanmış ve yapılandırılmış kuruluşların elinde olanlar veya III. Madde’de belirtilen herhangi bir istisnaya uyanlar dışında, uygulama alanı içindeki muharebe tankları, zırhlı savaş araçları, topçu silahlan, savaş uçakları, temel eğitim uçakları, silahsız eğitim uçakları, savaş helikopterleri silahsız nakliye helikopterleri, zırhlı araca monteli köprüler, zırhlı personel taşıyıcı benzerleri ile zırhlı piyade savaş aracı benzerleri anlaşılmaktadır.

(S)’Zırhlı personel taşıyıcı benzeri” ve ‘zırhlı piyade savaş aracı benzeri” terimlerinden, sırasıyla, zırhlı personel taşıyıcı ve zırhlı piyade savaş araçlarıyla aynı şasiye sahip, dış görünüşleri benzer, 20 mm. ve daha büyük çaplı topu veya tüfeği bulunmayan ve piyade mangasının taşınmasına imkan vermeyecek şekilde inşa edilen veya tadil edilen bir zırhlı araç anlaşılmaktadır. Ambulanslara özel statü tanıyan 12 Ağustos 1949 tarihli “Arazideki Silahlı Kuvvetlerin Yaralı ve Hastalarının Şartlarının İyileştirilmesi” ne dair Cenevre Sözleşmesi’nin hükümleri gözönünde tutularak, zırhlı personel taşıyıcı ambulanslar, zırhlı savaş aracı ve zırhlı personel taşıyıcı benzeri kabul
edilmeyeceklerdir.

(T)”İndirim mevkii‘ teriminden, Antlaşmayla sınırlandırılan konvansiyonel silah ve teçhizatın VIII. Madde uyarınca indiriminin yapıldığı, açıkça belirlenmiş bir yer anlaşılmaktadır.

(U)’İndirim yükümlülüğü” teriminden, bir Taraf Devlet’in VII. Madde’ye uyumu sağlamak üzere, bu Antlaşma’nın yürürlüğe girişinden sonra, 40 aylık bir süre içinde indirmeyi taahhüt ettiği Antlaşma’yla sınırlandırılan konvansiyonel silah ve teçhizatın her kategorisine ilişkin sayılar anlaşılmaktadır.

2.Antlaşma’ya tabi konvansiyonel silah ve teçhizatın mevcut tipleri. Mevcut Tipler Protokolü’nde sıralanmaktadır. Mevcut tiplerin listeleri XVI. Madde, 2. paragraf, (D) ait paragrafı ve Mevcut Tipler Protokolünün IV. Bölümü uyarınca, belirli aralıklarla güncelleştirilecektir. Mevcut tiplerin bu şekilde güncelleştirilmesi, bu Antlaşma’nın tadili
olarak kabul edilmeyecektir.

3.Mevcut Tipler Protokolü’nde sıralanan savaş helikopterlerinin mevcut tipleri, Helikopterlerin Yeniden Sınıflandırılması Protokolü’nün I. Bölümü uyarınca sınıflandırılacaktır.

MADDE III

1.Bu Antlaşma’nın amaçları için Taraf Devletler, aşağıdaki sayım kurallarını uygulayacaklardır:

Uygulama alanı içindeki, II. Madde’de tanımlanan, bütün muharebe tanklan, zırhlı savaş araçları, topçu silahları, savaş uçakları ve saldırı helikopterleri, bir Taraf Devlet’in olağan uygulamasına uygun olarak, aşağıda sayılanlar dışında, IV., V. ve VI. Maddeler’de saptanan sayısal sınırlandırmalara ve diğer hükümlere tabi olacaklardır:

(A)imalatla ilgili denemedekiler dahil, imal safhasında olanlar;
(B)münhasıran araştırma ve geliştirme amaçlarıyla kullanılanlar;
(C)tarihi kolleksiyonlara ait olanlar;
(D)IX. Madde hükümleri uyarınca hizmet dışı bırakılmış olup, elden çıkarılmayı bekleyenler;
(E)ihraç veya yeniden ihraç için bekletilen veya bu amaçla yenileştirmeye tabi tutulmakta olan ve uygulama alanında geçici olarak bulundurulanlar.

Bu durumdaki muharebe tankları, zırhlı savaş araçları, topçu silahları, savaş uçakları ve saldırı helikopterleri, Bilgi Değişimi Protokolü’nün V. Bölümü uyarınca, beyan edilmiş mevkiler dışında bulundurulacak veya bir önceki yılın yıllık bilgi değişiminde bildirilen bu tip beyan edilmiş mevkilerden en fazla 10’unda konuşlandırılacaklardır. Bu ikinci halde Antlaşma’yla sınırlanan konvansiyonel silah ve teçhizattan açıkça ayırdedilebilecek durumda olacaklardır;

(F)zırhlı personel taşıyıcılarından, zırhlı piyade savaş araçlarından, ağır silahlı savaş araçlarından veya çok maksatlı saldırı helikopterlerinden, barış zamanında iç güvenlik işlevlerini yerine getirmek üzere tasarlanmış ve yapılandırılmış kuruluşlarda bulundurulanlar;

(G)uygulama alanı dışındaki bir yerden, uygulama alanı dışındaki bir nihai varış yerine müteveccihen, uygulama alanından transit geçiş yapmakta olan ve uygulama alanında toplam 7 günden fazla kalmayanlar.

2.Bildirimleri, Bilgi Değişimi Protokolü’nün IV. Bölümü uyarınca zorunlu bulunan muharebe tankları, zırhlı savaş araçları, topçu silahları, savaş uçakları veya saldırı helikopterlerinden herhangi birine ilişkin olarak, ardarda ikiden fazla yıllık bilgi değişiminde, olağanın dışında yüksek sayı bildiren Taraf Devlet, sorulduğu takdirde, Ortak Danışma Grubu’ncja-nedenlerini izah edecektir.

MADDE IV

1. II.Madde’de tanımlanan uygulama alanı içinde her Taraf Devlet, muharebe tanklarını, zırhlı savaş araçlarını, topçu silahlarını, savaş uçaklarını ve saldırı helikopterlerini, bu Antlaşma’nın yürürlüğe girişinden 40 ay sonra ve müteakiben, mensubu bulunduğu Taraf Devletler grubu için, toplamı aşağıdaki sayıları aşmayacak şekilde sınırlandıracak ve gerekirse indirecektir:

(A)20.C00 muharebe tankı, bu miktarın en fazla 16.500’ü aktif birliklerde bulunacaktır;
(B)30.000 zırhlı savaş aracı, bu miktarın en fazla 27.300’ü aktif birliklerde bulunacaktır. 30.000 zırhlı savaş aracından en fazla 18.000’i zırhlı piyade savaş aracı ve ağır silahlı savaş aracı olacaktır; zırhlı piyade savaş araçları ile ağır silahlı savaş araçlarından en fazla 1500’ü ağır silahlı savaş aracı olacaktır;
(C)20.000 topçu silahı, bu miktarın en fazla 17.000’ı aktif birliklerde bulunacaktır;
(D)6.800 savaş uçağı; ve
(E)2.000 saldırı helikopteri.

Aktif birliklerde bulunmayan muharebe tankları, zırhlı savaş araçları ve topçu silahları, II.Madde’de tanımlanan belirlenmiş daimi depolama mevkilerine konulacak ve yalnızca bu Madde’nin 2.paragrafında tanımlanan alanda konuşlandırılacaktır. Bu belirlenmiş daimi depolama yerleri, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği topraklarının Odessa Askeri Bölgesi ile Leningrad Askeri Bölgesi’nin güney bölümünü kapsayan bölümlerinde de bulunabilecektir. Odessa Askeri Bölgesi’nde, en fazla 400 muharebe tankı ve 500 topçu silahı bu şekilde depolanabilecektir. Leningrad Askeri Bölgesi’nin güney bölümünde en fazla 600 muharebe tankı; en fazla 300’ü herhangi bir tipte zırhlı savaş aracı, gerisi zırhlı personel taşıyıcılardan oluşacak 800 zırhlı savaş aracı ve en fazla 400 topçu silahı bu şekilde depolanabilecektir. Leningrad Askeri Bölgesi’nin güney bölümünden, bu Askeri Bölge’nin, Doğudan Batıya 60 derece 15 dakika Kuzey enlemin güneyindeki toprakları anlaşılmaktadır.

2.Belçika Krallığı, Çek ve Slovak Federal Cumhuriyeti, Faro Adaları dahil  Danimarka Krallığı, Fransa Cumhuriyeti, Almanya Federal Cumhuriyeti, Macaristan Cumhuriyeti, İtalya Cumhuriyeti, Lüksemburg Büyük Dukalığı, Hollanda Krallığı, Polonya Cumhuriyeti, Azor ve Madeira Adaları dahil Portekiz Cumhuriyeti, Kanarya Adaları dahil İspanya Krallığı, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin, Ural Dağlan’nın batısındaki Battık, Beyaz Rusya, Karpatlar, Kiev, Moskova ve Volga-Ural Askeri Bölgeleri’ni kapsayan, Avrupa’daki tüm adaları dahil, bütün topraklarından oluşan alan içinde, her Taraf Devlet, muharebe tanklarını, zırhlı savaş araçlarını ve topçu silahlarını, bu Antlaşma’nın yürürlüğe girişinden 40 ay sonra ve müteakiben, mensubu bulunduğu Taraf Devletler grubu için, toplamı aşağıdaki sayıları aşmayacak şekilde sınırlandıracak ve gerekirse indirecektir:

(A) 15.300 muharebe tankı, bu miktarın en fazla 11.800’ü aktif birliklerde bulunacaktır;
(B)24.100 zırhlı savaş aracı, bu miktarın en fazla 21.400’ü aktif birliklerde bulunacaktır; ve
(C) 14.000 topçu silahı, bu miktarın en fazla 11.000’i aktif birliklerde bulunacaktır.

3.Belçika Krallığı, Çek ve Slovak Federal Cumhuriyeti, Faro Adaları dahil Danimarka Krallığı, Fransa Cumhuriyeti, Almanya Federal Cumhuriyeti, Macaristan Cumhuriyeti, İtalya Cumhuriyeti, Lüksemburg Büyük Dukalığı, Hollanda Krallığı, Polonya Cumhuriyeti, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin Baltık, Beyaz Rusya, Karpatlar ve Kiev Askeri Bölgeleri’ni kapsayan, Avrupa’daki adaları dahil, bütün topraklarından oluşan alan içinde her Taraf Devlet, muharebe tanktan, zırhlı savaş araçları ve topçu silahlarını, bu Antlaşma’nın yürürlüğe girişinden 40 ay sonra ve müteakiben, mensubu bulunduğu Taraf Devletler grubu için, aktif birliklerdeki toplamı aşağıdaki sayıları aşmayacak şekilde sınırlandıracak ve gerekirse indirecektir:

(A) 10.300 muharebe tankı;
(B) 19.260 zırhlı savaş aracı; ve
(C)9.100 topçu silahı; ve
(D)Kiev Askeri Bölgesinde bulunan aktif birliklerdeki ve belirlenmiş daimi depolama mevkilerindeki toplam miktarlar aşağıdaki rakamları aşmayacaktır:

(1)2.250 muharebe tankı;
(2)2.500 zırhlı savaş aracı; ve
(3)1.500 topçu silahı.

4.Belçika Krallığı, Çek ve Slovak Federal Cumhuriyeti, Almanya Federal Cumhuriyeti, Macaristan Cumhuriyeti, Lüksemburg Büyük Dukalığı, Hollanda Krallığı ve Polonya Cumhuriyetinin Avrupa’daki tüm adaları dahil, bütün topraklarından oluşan alan içinde, her Taraf Devlet, muharebe tanklarını, zırhlı savaş araçlarını ve topçu silahlarını, bu Antlaşma’nın yürürlüğe girişinden 40 ay sonra ve müteakiben, mensubu bulunduğu Taraf Devletler grubu için, aktif birliklerindeki toplamı aşağıdaki sayılan aşmayacak şekilde sınırlandıracak ve gerekirse indirecektir:

(A)7.500 muharebe tankı,
(B) 11.250 zırhlı muharebe aracı; ve
(C)5.000 topçu silahı

5.Aynı Taraf Devletler grubuna mensup Taraf Devletler, aktif birliklerdeki muharebe tanklarını, zırhlı savaş araçlarını ve topçu silahlarını, bu Madde’de ve V. Madde, I. paragraf, (A) alt paragrafında tanımlanan alanlardan her birinde, o alana uygulanan sayısal sınırlar dahilinde, VII. Madde uyarınca bildirilen azami mevcutlara uygun olarak ve hiç bir Taraf Devletin bir diğer Taraf Devletin topraklarında, o Taraf Devlet’in mutabakatı olmadan konuşlandırmaması kaydıyla konvansiyonel silahlı kuvvet bulundurabilirler.

6.Eğer bir Taraf Devletler grubunun, bu Madde’nin 4. paragrafında tanımlanan alan içindeki aktif birliklerinde bulunan «toplam muharebe tankları, zırhlı savaş araçları ve topçu silahları sayısı, bu Madde’nin 4. paragrafında saptanan sayısal sınırlamalardan az ise, bu şekilde hiçbir Taraf Devlet’in VII. Madde, 2., 3. ve 5. paragrafları uyarınca bildirilen azami mevcuttan düzeylerine ulaşmasını engellemek için, bu Madde’nin 3. paragrafında tanımlanan alandaki Taraf Devletler grubuna mensup Taraf Devletler tarafından, bu Madde’nin 3. paragrafında belirlenen sayısal sınırlara uygun olarak, muharebe tankları, zırhlı savaş araçları ve topçu silahları kategorilerinden her birindeki toplam sayılar ile söz konusu alan için belirlenen sayısal sınırlar arasındaki farka eşit miktarda bulundurulabilir.

MADDE V

I. Hiç bir Taraf Devlet’in güvenliğinin, herhangi bir aşamada, olumsuz olarak etkilenmemesini teminen:

(A)her Taraf Devlet, Bulgaristan Cumhuriyeti, Yunanistan Cumhuriyeti, İzlanda Cumhuriyeti, Norveç Krallığı, Romanya, Türkiye Cumhuriyeti’nin uygulama alanındaki bölümü ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin Leningrad, Odessa, Transkafkasya ve Kuzey Kafkasya Askeri Bölgeleri’ni kapsayan bölgede, tüm Avrupa adaları dahil, Avrupa’daki bütün topraklarından Oluşan alan içindeki muharebe tanklarını, zırhlı savaş araçlarını ve topçu silahlarını, bu Antlaşma’nın yürürlüğe girişinden 40 ay sonra ve müteakiben, mensubu bulunduğu Taraf Devletler grubu için, aktif birliklerindeki toplamı Madde VI, paragraf 1 ile Madde IV paragraf 2’deki toplam sayısal sınırlamalar arasındaki farkı, yani aşağıdaki sayıları aşmayacak şekilde sınırlandıracak ve gerekirse indirecektir:

(1)4700 muharebe tankı;
(2)5.900 zırhlı savaş aracı; ve
(3)6.000 topçu silahı.

(B)bu paragrafın (A) alt paragrafında saptanan sayısal sınırlar baki kalmakla birlikte, bir Taraf Devlet veya Taraf Devletler, bu paragrafın (A) alt-paragrafında tanımlanan alan içindeki aynı Taraf Devletler grubu mensuplarına ait bölgeye, her Taraf Devletler grubu içirt, aktif birliklerde aşağıdaki sayıları aşmayacak ilave toplam miktarları, geçici olarak konuşlandırabileceklerdir;

(1)459 muharebe tankı;
(2)723 zırhlı savaş aracı; ve
(3)420 topçu silahı; ve

(C)bu paragrafın (A) alt-paragrafında tanımlanan alan içinde toprağı bulunan herhangi bir Taraf Devlette, her Taraf Devletler grubu, mezkur ilave toplam sayılarının en fazla üçte birinden fazla olmamak koşuluyla, yani aşağıdaki miktarlarda konuşlandırabilecektir:

(1)153 muharebe tankı;
(2)241 zırhlı savaş aracı; ve
(3)140 topçu silahı.

2.Konuşlandıran Taraf Devlet veya Taraf Devletler’le kabul eden Taraf Devlet veya Taraf Devletler tarafından, diğer bütün Taraf Devletler’e, en geç konuşlandırmanın başlangıcında, konuşlandırılan muharebe, tankları, zırhlı savaş araçları ve topçu silahlarının, her kategorideki toplam sayıları da belirtilmek suretiyle bildirimde bulunulacaktır.. Konuşlandırmayı yapan Taraf Devlet veya Taraf Devletler’le, kabul eden Taraf Devlet veya Taraf Devletler, diğer bütün Taraf Devletler’e, geçici olarak konuşlandırılan bu muharebe tankları, zırhlı savaş araçları ve topçu silahlarının geri çekilmesinden sonra 30 gün içinde ayrıca bildirimde bulunacaklardır.

MADDE VI

Hiç bir Taraf Devlet’in, tek başına, uygulama alanında bulunan, Antlaşma’yla sınırlandırılan konvansiyonel silah ve teçhizatın yaklaşık üçte birinden fazlasına sahip olmamasını temin etmek amacıyla, her Taraf Devlet, muharebe tanklarını, zırhlı savaş araçlarını, topçu silahlarını, savaş uçaklarını ve saldırı helikopterlerini, bu Antlaşma’nın yürürlüğe girişinden 40 ay sonra ve müteakiben, uygulama alanı içindeki sayılan, bu Taraf Devlet için, aşağıdaki sayıları aşmayacak şekilde sınırlandıracak ve gerekirse indirecektir:

(A) 13.300 muharebe tankı;
(B)20.000 zırhlı savaş aracı;
(C)13.700 topçu silahı;
(D)5.150 savaş uçağı; ve
(E)1.500 saldın helikopteri.

MADDE VII

1.IV., V. ve VI. Maddelerde saptanan sınırlandırmaların aşılmaması amacıyla, hiçbir Taraf Devlet, bu Antlaşma’nın yürürlüğe girişinden 40 ay sonra, bu Madde’nin 7. paragrafı uyarınca, Antlaşma’yla sınırlandırılan konvansiyonel silah ve teçhizat mevcutları için, kendi Taraf Devletler grubu içinde önceden kabul ettiği ve bu Madde’nin hükümleri uyarınca bildirimde bulunduğu azami düzeyleri aşmayacaktır.

2.Her Taraf Devlet, bu Antlaşma’nın imzasında, diğer bütün Taraf Devletler’©, Antlaşma’yla sınırlandırılan konvansiyonel silah ve teçhizat mevcutlarının azami düzeylerini bildirecektir. Her Taraf Devlet tarafından, Antlaşma’nın imzasında yapılan Antlaşma’yla sınırlandırılan konvansiyonel silah ve teçhizat mevcutlarının azami düzeylerine ilişkin bildirim, bu Madde’nin 3. paragrafı uyarınca müteakip bildirimde belirtilen tarihe kadar geçerli kalacaktır.

3.1V., V. ve VI Maddeler’deki sınırlandırmalar uyarınca, her Taraf Devlet, Antlaşma’yla sınırlandırılan konvansiyonel silah ve teçhizatının azami düzeylerini değiştirmek hakkına sahiptir. Bir Taraf Devlet’in mevcutlarının azami düzeylerindeki herhangi bir değişiklik, o Taraf Devlet tarafından, bu değişikliğin bildirimde yürürlüğe gireceği belirtilen tarihten en az 90 gün önce, diğer bütün Taraf Deyletler’e bildirilecektir. IV. ve V. Madde’lerde saptanan sınırlandırmalardan herhangi birinin aşılmaması için, aynı Taraf Devletler grubuna mensup bir veya daha fazla Taraf Devlet’in, önceden bildirilen azami konvansiyonel silah ve teçhizat mevcutları düzeylerine tekabül eden bir indirim, bir Taraf Devlet’in mevcutlarının azami düzeylerinde sınırları aşma sonucunu verecek herhangi bir artırımdan önce veya onunla eş zamanlı olarak gerçekleştirilecektir. Mevcutların azami düzeylerindeki değişikliğe ilişkin bildirim, bildirimde belirtilen tarihten, bu paragraf uyarınca yapılan müteakip değişiklik bildiriminde belirtilen tarihe kadar geçerli olacaktır.

4.Zırhh savaş araçları için bu Madde’nin 2. veya 3. paragrafı uyarınca gereken her bildirim, aynı zamanda bildirimde bulunan Taraf Devlet’in zırhlı piyade savaş araçları ile ağır silahlı savaş araçları’ mevcutlarının azami düzeylerini de kapsayacaktır.

5.VIII. Madde’de saptanan 40 aylık indirim süresinin sona ermesinden 90 gün önce ve müteakiben, bu Madde’nin 3. paragrafı uyarınca yapılacak herhangi bir değişiklik bildiriminde, her Taraf Devlet, Madde IV, 2 ila 4. paragraf ve Madde V paragraf 1, (A) alt paragrafında tanımlanan alanlardan her birine ilişkin olarak, muharebe tankları, zırhlı savaş araçları ve topçu silahları mevcutlarının azami düzeylerini bildirecektir.

6.Bir Taraf Devlet tarafından bulundurulan’ ve Bilgi Değişimi Protokolü uyarınca bildirime tabi olan Antlaşma’yla sınırlandırılan konvansiyonel silah ve teçhizat sayılarındaki bir azalma, kendiliğinden, bir diğer Taraf Devlet’e, bu Madde uyarınca bildirime tabi mevcutların azami düzeylerini artırmak hakkını vermeyecektir.

7.Bu Madde’nin hükümleri uyarınca bildirilen mevcutların azami düzeylerinin aşılmamasının temin edilmesi, münhasıran, her Taraf Devlet’in kendisinin sorumluluğudur. Aynı Taraf Devletler grubuna mensup Taraf Devletler, bu Madde’nin hükümleri uyarınca bildirilen mevcutların azami düzeylerinin toplamının IV., V. ve VI. Madde’lerde saptanan sınırlandırmaları aşmamalarını temin etmek amacıyla danışmalarda bulunacaklardır.

MADDE VIII

1.IV., V. ve VI. Maddeler’de saptanan sayısal sınırlandırmalara İndirim Protokolü, Helikopterlerin Yeniden Sınıflandırılması Hakkında Protokol, Uçakların Yeniden Sınıflandırılması Hakkında Protokol, Mevcut Tipler Protokolü’nün I. Bölüm, 2. paragrafı, (A) alt paragrafının dipnotu ve Denetim Protokolü uyarınca, yalnızca indirim yoluyla ulaşılacaktır.

2.İndirime tabi konvansiyonel silah ve teçhizat kategorileri, muharebe tankları, zırhlı savaş araçları, topçu silahları, savaş uçakları ve saldırı helikopterleridir. Belirli tiplerin listesi Mevcut Tipler Protokolü’nde bulunmaktadır.

(A)Muharebe tanklarının ve zırhlı savaş araçlarının indirimi, imha, askeri olmayan amaçlarla kullanıma dönüştürme, sabit teşhir için yerleştirme, yer hedefleri olarak kullanma veya zırhlı personel taşıyıcılar için, Mevcut Tipler Protokolü’nün I. Bölüm, 2. paragraf, (A) alt paragrafının dipnotu uyarınca, tadilat yoluyla yapılacaktır.

(B)Topçu silahlarının indirimi, imha, sabit teşhir için yerleştirme veya kundağı motorlu topçu silahları için, yer hedefleri olarak kullanma yoluyla yapılacaktır.

(C)Savaş uçaklarının indirimi, imha, sabit teşhir için yerleştirme, yerde eğitim maksadıyla kullanma veya savaş yetenekli eğitim uçaklarının belirli modelleri veya versiyonları için, silahsız eğitim uçakları olarak yeniden
sınıflandırma yoluyla yapılacaktır.

(D)özel saldırı helikopterlerinin indirimi, imha, sabit teşhir için yerleştirme veya yerde eğitim maksadıyla kullanma yoluyla yapılacaktır.

(E)Çok maksatlı saldırı helikopterlerinin indirimi, imha, sabit teşhir için yerleştirme, yerde eğitim maksadıyla kullanma veya yeniden sınıflandırma yoluyla yapılacaktır.

3.Antlaşma’yla sınırlandırılan konvansiyonel silah ve teçhizat, bu Madde’nin 1. paragrafında sıralanan Protokollerde saptanan işlemlerin yerine getirilmesiyle ve o Protokoller uyarınca gereken bildirimin yapılmasıyla indirilmiş kabul edilecektir. Bu şekilde indirilen silah ve teçhizat artık IV., V. ve VI. Maddeler’de saptanan sayısal sınırlandırmalarda hesaba katılmayacaktır.

4.İndirimler üç aşamada gerçekleştirilecek ve bu Antlaşma’nın yürürlüğe girişinden en geç 40 ay sonra tamamlanacak ve böylece:

(A)birinci indirim aşamasının sonunda, yani bu Antlaşma’nın yürürlüğe girişinden en geç 16 ay sonra, her Taraf Devlet, Antlaşmayla sınırlandırılan konvansiyonel silah ve teçhizatının her kategorisindeki toplam indirim yükümlülüğünün, en az %25’inin indirimini yerine getirmiş olacaktır;

(B)ikinci indirim aşamasının sonunda, yani bu Antlaşma’nın yürürlüğe girişinden en geç 28 ay sonra, her Taraf Devlet, Antlaşma’yla sınırlandırılan konvansiyonel silah ve teçhizatının her kategorisindeki toplam indirim yükümlülüğünün, en az %60’ının indirimini yerine getirmiş olacaktır;

(C)üçüncü indirim aşamasının sonunda, yani bu Antlaşma’nın yürürlüğe girişinden en geç 40 ay sonra, her Taraf Devlet, Antlaşma’yla sınırlandırılan konvansiyonel silah ve teçhizatının her kategorisindeki toplam indirim yükümlülüğünü yerine getirmiş olacaktır. Askeri olmayan amaçlarla kullanıma dönüştürme işlemini yerine getiren Taraf Devletler, İndirim Protokolü’nün VIII. Bölümü uyarınca, bütün muharebe tanklarının dönüştürülmesini üçüncü indirim aşamasının sonunda tamamlamış bulunacaklardır; ve

(D)İndirim Protokolü’nün VIII. Bölüm 6. paragrafı uyarınca kısmen imha sonucu indirilmiş kabul edilen zırhlı savaş araçları, bu Antlaşma’nın yürürlüğe girişinden en geç 64 ay sonra, askeri olmayan amaçlarla kullanıma tamamen dönüştürülmüş veya İndirim Protokolü’nün IV. Bölümü uyarınca imha edilmiş olacaktır.

5.İndirilecek Antlaşma’yia sınırlandırılan konvansiyonel silah ve teçhizat, bu Antlaşma’nın imzası sırasındaki bilgi değişiminde uygulama alanı içinde mevcut olarak beyan edilecektir.

6.Bu Antlaşma’nın yürürlüğe girişinden itibaren en geç 30 gün içinde, her Taraf Devlet, kendi indirim yükümlülüğünü diğer bütün Taraf Devletler’e bildirecektir.

7.Bu Madde’nin 8. paragrafının hükmü hariç, bir Taraf Devlet’in her kategorideki indirim yükümlülüğü, Bilgi Değişimi Protokolü uyarınca, bu Antlaşma’nın imzasında bildirilen veya Antlaşma’nın yürürlüğe girişiyle geçerli olacak mevcutlardan hangisi daha büyükse, bununla, VII. Madde uyarınca bildirdiği mevcutların azami düzeyleri arasındaki farktan az olmayacaktır.

8.Bir Taraf Devlet’in, Bilgi Değişimi Protokolü uyarınca bildirilen mevcutlarında veya VII. Madde uyarınca bildirilen mevcutlarının azami düzeylerinde yapılan herhangi bir müteakip değişiklik, düzeltme bildirimiyle indirim yükümlülüğüne yansıtılacaktır. Aynı Taraf Devletler grubuna mensup bir veya daha fazla Taraf Devlet tarafından VII. Madde uyarınca bildirilen mevcutlarda, azami düzeyleri aşmayan uygun bir artışın bildirimi veya bu gibi bir veya daha fazla Taraf Devlet’in indirim yükümlülüklerinde uygun bir artışın bildirimi, bir Taraf Devlet’in indirim yükümlülüğündeki bir azalmaya ilişkin herhangi bir bildirimden önce veya bununla birlikte yapılacaktır.

9.Bu Antlaşma’nın yürürlüğe girişiyle birlikte, her Taraf Devlet, diğer bütün Taraf Devletler’e, Bilgi Değişimi Protokolü uyarınca, muharebe tankları ve zırhlı savaş araçlarının askeri olmayan amaçlarla kullanıma dönüştürülmesinde nihai işlemin yapıldığı yerler dahil, indirim mevkilerinin yerlerini bildirecektir.

10.Her Taraf Devlet, istediği sayıda indirim mevkii belirlemek, belirlediği bu mevkileri kısıtlama olmadan değiştirmek ve imha ile nihai dönüştürme işlemlerini, aynı anda azami 20 mevkide gerçekleştirmek hakkına sahiptir. Taraf Devletler, karşılıklı mutabakatla, indirim mevkilerini ortak kullanmak ve birleştirmek hakkına sahip
olacaklardır.

11.Bu Madde’nin 10. paragrafı hükmü baki kalmakla birlikte, temel verilerin doğrulanması süresinde, yani bu Antlaşma’nın yürürlüğe giriş tarihi ile bu tarihten 120 gün sonrası arasındaki dönemde, her Taraf Devlet, aynı anda en fazla iki indirim mevkiinde indirim gerçekleştirebilecektir.

12.Antlaşma’yla sınırlandırılan konvansiyonel silah ve teçhizatın indirimleri, bu Madde’nin 1. paragrafında sıralanan Protokoller/de aksi belirtilmediği takdirde, uygulama alanındaki indirim mevkilerinde yerine getirilecektir.

13.İndirim süreci, gerek indirim süresinde, gerek bu sürenin bitimini izleyen 24 ay içinde gerçekleştirilecek Antlaşma’yla sınırlandırılan konvansiyonel silah ve teçhizatın askeri olmayan amaçlarla kullanıma dönüştürülmesi işleminin sonuçları da dahil olmak üzere, Denetim Protokolü uyarınca, reddetme hakkı olmaksızın, denetime tabi olacaktır.

MADDE IX

1.VIII. Madde hükümleri uyarınca hizmetten çıkarma yolu dışında, uygulama alanı içindeki muharebe tankları, zırhlı savaş araçtan, topçu silahları, savaş uçakları ve saldırı helikopterleri, yalnızca hizmet dışı bırakma yoluyla, aşağıdaki koşullarda kullanımdan çıkarılacaktır:

(A)Antlaşma’yla sınırlandırılan bu silah ve teçhizat, Bilgi Değişimi Protokolü uyarınca, beyan edilmiş mevkii olarak bildirilecek ve böyle bir bildirimde, hizmet dışı bırakılmış Antlaşma’yla sınırlandırılan silah ve teçhizatın bulundurulduğu yerler olarak belirtilecek en fazla sekiz mevkide, hizmet dışı bırakılmak suretiyle elden çıkarılmayı bekleyecektir. Eğer hizmet dışı bırakılmış Antlaşma’yla sınırlandırılan silah ve teçhizat bulduran mevkilerde, Antlaşmaya tabi herhangi bir başka silah ve teçhizat da bulunuyorsa, hizmet dışı bırakılan Antlaşma’yla sınırlandırılan konvansiyonel silah ve teçhizat diğerlerinden ayırdedilebilecek şekilde yerleştirilecektir; ve

(B)bu şekilde hizmet dışı bırakılan Antlaşma’yla sınırlandırılan silah ve teçhizatın sayıları tek bir Taraf Devlet için, bildirmiş bulunduğu Antlaşma’yla sınırlandırılan silah ve teçhizat mevcutlarının yüzde birini veya 250 toplamını, hangi sayı daha büyükse, aşmayacak ve bunların en fazla 200 adedi muharebe tankı, zırhlı savaş aracı ve topçu silahı ve en fazla 50 adedi de saldın helikopteri ile savaş uçağı olacaktır.

2.Hizmet dışı bırakmaya ilişkin bildirim, hizmet dışı bırakılan Antlaşma’yla sınırlandırılan konvansiyonel silah ve teçhizatın sayısı ile tipini ve hizmet dışı bırakıldığı yeri içerecek ve Bilgi Değişimi Protokolünün IX. Madde, 1. paragraf, (B) alt paragrafı uyarınca diğer bütün Taraf Devletlere iletilecektir.

MADDE X

1.Belirlenmiş daimi depolama mevkileri, belirlenmiş daimi depolardaki Antlaşma’yla sınırlandırılan konvansiyonel silah ve teçhizatın ait olduğu Taraf Devlet tarafından, diğer bütün Taraf Devletler’e, Bilgi Değişimi Protokolü uyarınca bildirilecektir. Bu bildirim, belirlenmiş daimi depolama mevkilerinin adlarını, coğrafi koordinatlarıyla birlikte bulundukları yerleri ve her birinde bulunan Antlaşma’yla sınırlandırılan konvansiyonel silah ve teçhizatın, her kategorideki tiplerinin miktarlarını içerecektir.

2.Belirlenmiş daimi depolama mevkileri, yalnızca silah ve teçhizatın depolanmasına ve bakımına müsait tesisleri (ambar, garaj, atölye ve ilgili depolarla birlikte, diğer destek imkanları) kapsayacaktır. Belirlenmiş daimi depolama mevkilerinde, Antlaşma’yla sınırlandırılan konvansiyonel silah ve teçhizatla ilgili atış ve eğitim alanları
bulunmayacaktır. Belirlenmiş daimi depolama mevkilerinde, bir Taraf Devlet’in yalnızca konvansiyonel silahlı kuvvetlerine ait -silah ve teçhizatı bulunacaktır.

3.Her belirlenmiş daimi depolama mevkiinin, en az 1,5 metre yüksekliğindeki kesintisiz çevre çiti ile tespit edilmiş bir fiziki sınırı olacaktır. Çevre sınır çitinin, silahlar ile teçhizatın giriş ve çıkışı için yegane yol teşkil eden, en fazla 3 kapısı olacaktır.

4.Belirlenmiş daimi depolama mevkilerinde bulundurulan Antlaşma’yla sınırlandırılan silah ve teçhizat, bu Madde’nin 7, 8, 9 ve 10. paragrafları uyarınca, bulundukları mevkilerden geçici olarak dahi çıkarıldıklarında, aktif birliklerdeki Antlaşma’yla sınırlandırılan konvansiyonel silah ve teçhizat olarak sayılmayacaktır.

Belirlenmiş daimi depolama mevkileri dışında başka depolarda bulunan Antlaşma’yla sınırlandırılan-konvansiyonel silah ve teçhizat, aktif birliklerdeki Antlaşma’yla sınırlandırılan konvansiyonel silah ve teçhizat olarak sayılacaktır.

5.Aktif birlik veya teşkiller, 6. paragrafta belirtilen haller dışında, belirlenmiş daimi depolama mevkilerinde bulunmayacaklardır.

6.Belirlenmiş daimi depolama mevkilerinde, yalnızca belirlenmiş daimi depolama mevkilerinin güvenliği veya işletilmesi veya buralarda depolanan silah ve teçhizatın bakımı ile ilgili personel bulundurulacaktır.

7. Belirlenmiş daimi depolama mevkilerinde bulanan Antlaşma’yla sınırlandırılan silah ve teçhizatın bakımı, onarımı ve geliştirilmesi amacıyla, Taraf Devletler, ön bildirimsiz olarak, her belirlenmiş daimi depolama mevkiinde bulundurulduğunu bildirdikleri Antlaşma’yla sınırlandırılan silah ve teçhizatın, aynı anda % 10’una kadarını, kesirler en yakın tam çift sayıya tamamlanmak suretiyle veya her belirlenmiş daimi depolama mevkiinde bulunan, her kategori Antlaşma’yla sınırlandırılan silah ve teçhizattan 10’ar adedini, hangisi daha azsa, belirlenmiş daimi depolama mevkileri dışına çıkarabilmek ve dışarda tutabilmek hakkına sahip olacaklardır.

8.Hiç bir Taraf Devlet, 7. paragrafta belirtilen haller dışında, en az 42 gün önceden bütün diğer Taraf Devletler’e bildirimde bulunmadan, belirlenmiş daimi depolama mevkilerinden, Antlaşma’yla sınırlandırılan silah ve teçhizat çıkarmayacaktır. Bildirim, Antlaşma’yla sınırlandırılan silah ve teçhizatın ait olduğu Taraf Devlet tarafından yapılacaktır. Böyle bir bildirimde aşağıdaki hususlar belirtilecektir:

(A)Antlaşma’yla sınırlandırılan silah ve teçhizatın çıkarılacağı belirlenmiş daimi depolama mevkiinin bulunduğu yer ile çıkarılacak her kategorideki Antlaşma’yla sınırlandırılan silah ve teçhizatın tipi itibarıyla miktarları;
(B)Antlaşma’yla sınırlandırılan silah ve teçhizatın çıkarılma ve iade tarihleri; ve
(C)Antlaşma’yla sınırlandırılan silah ve teçhizatın belirlenmiş daimi depolama mevkileri dışında bulunacağı süre içinde tasarlanan konuşlandırma yeri ve kullanım amacı.

9.Her Taraf Devletler grubunun 7. paragrafta belirtilen haller dışında, belirlenmiş daimi depolama mevkilerinden çıkardığı ve dışarıda bulundurduğu Antlaşma’yla sınırlandırılan konvansiyonel silah ve teçhizatın toplam sayıları hiç bir zaman aşağıdaki düzeyleri aşmayacaktır:

(A)550 muharebe tankı;
(B) 1.000 zırhlı savaş aracı; ve
(C)300 topçu silahı.

10.Bu Madde’nin 8. ve 9. paragrafları uyarınca belirlenmiş daimi depolama mevkilerinden çıkarılan Antlaşma’yla sınırlandırılan konvansiyonel silah ve teçhizat, endüstriyel yenileştirme amacıyla çıkarılmış olan Antlaşma’yla sınırlandırılan konvansiyonel silah ve teçhizat kalemleri hariç, çıkarılmalarından en geç 42 gün sonra yerlerine iade edileceklerdir. Bu kalemler, yenileştirmenin tamamlanmasını müteakiben derhal belirlenmiş daimi depolama mevkilerine iade edileceklerdir.

11.Her Taraf Devlet, belirlenmiş daimi depolama mevkilerindeki Antlaşma’yla sınırlandırılan silah ve teçhizatın yerine başkalarını koymak hakkına sahip olacaktır. Her Taraf Devlet, diğer bütün Taraf Devletler’e, yerine koyma işleminin başlangıcında, yerine başkası konacak Antlaşma’yla sınırlandırılan silah ve teçhizatın sayısını, yerini, tipini ve nasıl kullanılacağını bildirecektir.

MADDE XI

1.Her Taraf Devlet, zırhlı araca monteli köprülerini, bu Antlaşmanın yürürlüğe girişinden 40 ay sonra ve müteakiben, mensubu bulunduğu Taraf Devletler grubu için, uygulama alanı içindeki aktif birliklerinde bulunan zırhlı araçlara monteli köprülerin toplam sayısı 740’ı aşmayacak şekilde sınırlandıracaktır.

2. Her Taraf Devletler grubu için, bu Madde’nin 1. paragrafında belirlenen toplam sayıyı aşan uygulama alanı içindeki bütün zırhlı araca monteli köprüler, II.Madde’de tanımlanan, belirlenmiş daimi depolama mevkilerine konacaktır. Zırhlı araca monteli köprüler, gerek tek başlarına, gerek Antlaşma’yla sınırlandırılan konvansiyonel silah ve teçhizatla birlikte, belirlenmiş daimi depolama mevkilerine konulduklarında, X.’Madde’nin 1 ila 6. paragrafları, hem zırhlı araca monteli köprülere, hem de Antlaşma’yla sınırlandırılan konvansiyonel silah ve teçhizata uygulanacaktır. Belirlenmiş daimi depolama mevkilerine konan zırhlı araca monteli köprüler, aktif birliklerde sayılmayacaklardır.

3.Bu Madde’nin 6.paragrafında belirtilen haller dışında, zırhlı araca monteli köprüler, bu Madde’nin 4. ve 5. paragraflarından hükümlere tabi olarak, bulundukları belirlenmiş daimi depolama mevkilerinden, yalnızca diğer bütün Taraf Devletler’e 42 gün önceden bildirim yapılması suretiyle çıkarılabilecektir. Bu bildirimde aşağıdaki
hususlar belirtilecektir:

(A)zırhlı araca monteli köprülerin çıkarılacağı belirlenmiş daimi depolama mevkilerinin yerleri ve her mevkiden çıkarılacak zırhlı araca monteli köprülerin sayıları;
(B)zırhlı araca monteli-köprülerin belirlenmiş daimi depolama mevkilerinden çıkarılma ve buralara iade tarihleri; ve
(C)zırhlı araca monteli köprülerin belirlenmiş daimi depolama mevkileri dışında bulunacakları süre içinde tasarlanan kullanım amaçları.

4.Bu Madde’nin 6. paragrafında belirtilen haller dışında, belirlenmiş daimi depolama mevkilerinden çıkarılan zırhlı araca monteli köprüler, bilfiil çıkarıldıkları tarihten en geç 42 gün sonra bu mevkilere iade edileceklerdir.

5.Her Taraf Devletler grubunun belirlenmiş daimi depolama mevkilerinden çıkardığı ve dışarıda bulundurduğu zırhlı araca monteli köprülerin toplam sayısı, aynı anda, hiç bir zaman 50’yi aşmayacaktır.

6.Taraf Devletler, bakım veya tadilat amaçlarıyla, her belirlenmiş daimi depolama mevkiinde bulundurduklarını bildirdikleri zırhlı araca monteli köprülerin, aynı anda yüzde 10’una kadarını, kesirler en yakın tam çift sayıya tamamlanmak
suretiyle veya her daimi depolama mevkiindeki zırhlı araca monteli köprülerden 10 adedini, hangisi daha azsa, belirlenmiş daimi depolama mevkilerinden çıkarmak ve dışarıda tutmak hakkına sahip olacaktır.

7-Sele yol açan veya daimi köprülere zarar veren doğal afetlerin vuku bulması durumunda, Taraf Devletler, belirlenmiş daimi depolama mevkilerinden zırhlı araca monteli köprüleri çıkarmak hakkına sahip olacaklardır. Bu durum, depodan çıkarma sırasında diğer tüm Taraf Devletler’e bildirilecektir.

MADDE XII

1.Bir Taraf Devlet’in, harici bir düşmana karşı kara savaşı için yapılandırılmamış ve teşkilatlandırılmamış olan, barış zamanında iç güvenlik işlevlerini yerine getirmek üzere tasarlanmış ve yapılandırılmış kuruluşlarının elinde bulunan
zırhlı piyade savaş araçları, bu Antlaşma’yla sınırlandırılmamaktadır. Bununla birlikte, bu Antlaşmayım uygulanmasını güçlendirmek ve bu gibi kuruluşlardaki bu tür silahların sayılarının, bu Antlaşma’nın hükümlerini dolaylı yoldan ihlal edecek şekilde kullanamamalarını temin etmek amacıyla, bir Taraf Devlet tarafından barış zamanında iç güvenlik işlevlerini yerine getirmek üzere tasarlanmış ve yapılandırılmış kuruluşların elinde bulunan 1000″ın üzerindeki zırhlı piyade savaş araçları, IV., V. ve VI.Maddeler’de belirtilen tavanların bir bölümünü oluşturacaklardır. Bir Taraf Devlet’in, bu gibi kuruluşlara tahsis ettiği zırhlı piyade savaş araçlarından en fazla 600 adedi, uygulama alanının V. Madde, 1. paragraf, (A) alt-paragrafında tanımlanan bölgesinde konuşlandırılabilecektir. Her Taraf Devlet ayrıca, bu gibi kuruluşların, iç güvenlik ihtiyaçlarını karşılamak için gereken muharebe yeteneklerinden daha fazlasına sahip olmaktan kaçınmalarını temin edecektir.

2.Konvansiyonel silahlı kuvvetlerinin envanterinde bulunan muharebe tanklarını, zırhlı piyade savaş araçlarını, topçu silahlarını, savaş uçaklarım, saldırı helikopterlerini ve zırhlı araca monteli köprülerini, konvansiyonel silahlı kuvvetlerinin bir bölümünü oluşturmayan herhangi bir kuruluşa yeniden tahsis etmek niyetinde olan bir Taraf Devlet, en geç böyle bir tahsisin yeniden yürürlüğe gireceği tarih itibariyle, diğer bütün Taraf Devletler’e bildirimde bulunacaktır. Bu bildirimde, yeniden tahsisin yürürlüğe gireceği tarih, sözkonusu teçhizatın bilfiil devredildiği tarih ve yeniden tahsis edilen Antlaşma’yla sınırlandırılan konvansiyonel silah ve teçhizat tiplerinin sayıları belirtilecektir.

MADDE XIII

1.Bu Antlaşma’nın hükümlerine uyulduğunun doğrulanmasını temin etmek amacıyla, her Taraf Devlet, Bilgi Değişimi Protokolü uyarınca, konvansiyonel silah ve teçhizatı hakkında bildirim ve bilgi değişiminde bulunacaktır.

2. Bu gibi bildirimler ve bilgi değişimi XVII. Madde uyarınca yapılacaktır.

3.Her Taraf Devlet, kendi sunduğu bilgilerden sorumlu olacaktır; bu gibi bilginin ve bildirimlerin alınması, sağlanan bilgilerin doğrulandığı veya kabul edildiği anlamına gelmeyecektir.

MADDE XIV

1.Bu Antlaşma’nın hükümlerine uyulduğunun doğrulanmasını temin etmek amacıyla, her Taraf Devlet, uygulama alanı içinde, Denetim Protokolü’nün hükümleri uyarınca denetim yapmak hakkına ve denetim kabul etmek yükümlülüğüne sahip olacaktır.

2. Bu gibi denetimlerin amaçlan şunlar olacaktır:

(A)Bilgi Değişimi Protokolü uyarınca sunulan bilgileri temel alarak, Taraf Devletler’in IV., V. ve VI. Maddeler’de saptanan sayısal sınırlandırmalara uyduklarını doğrulamak;

(B)muharebe tanklarının, zırhlı savaş araçlarının, topçu silahlarının, savaş uçaklarının ve saldın helikopterlerinin VIII. Madde ve İndirim Protokolü uyarınca, indirim mevkilerinde yürütülen indirim sürecini kontrol
etmek; ve

(C)Helikopterlerin Yeniden Sınıflandırılması Protokolü ve Uçakların Yeniden Sınıflandırılması Protokolü uyarınca yürütülen, sırasıyla, yeniden sınıflandırılmış çok maksatlı saldırı helikopterleri ile yeniden sınıflandırılmış savaş yetenekli eğitim uçaklarının belgeleme işlemlerini kontrol etmek.

3.Hiç bir Taraf Devlet, bu Madde’nin 1. ve 2. paragraflarında saptanan hakları, mensup olduğu Taraf Devletler grubuna mensup Taraf Devletler’e ilişkin olarak, denetim rejiminin hedeflerinden sıyrılmak amacıyla kullanmayacaktır.

4 Birden fazla Taraf Devlet tarafından ortaklarına yürütülen bir denetim halinde, içlerinden biri bu Antlaşmanın hükümlerinin yerine getirilmesinden sorumlu olacaktır.

5.Bir Taraf Devletin, Denetim Protokolünün VII. ve VIII. Bölümleri uyarınca, belirli her dönemde yapmak hakkına sahip olduğu ve kabul etmek yükümlülüğü altına girdiği denetimlerin sayısı, anılan Protokol’ün II. 0ölümü’nün hükümleri uyarınca saptanacaktır6.İndirim sonrası düzeylerin doğrulanmasına ilişkin 20 günlük sürenin bitiminde, her Taraf Devlet, üzerinde anlaşılan bir-sayıda havadan denetim yürütmek hakkına sahip olacak ve uygulama alanı içinde toprağı bulunan her Taraf Devlet havadan denetim kabul etmek yükümlülüğünü üstlenecektir. Bu gibi havadan denetimlerin sayıları ve diğer ilgili hükümler XV«H. Madde’de atıfta bulunulan müzakerelerde geliştirilecektir.

MADDE XV

1.3u Antlaşma’nın hükümlerine uyulduğunun doğrulanmasını temin etmek amacıyla, Pir Taraf Devlet, bu Antlaşma’nın XIV.Maddesinde belirtilen işlemlere ilave olarak, uluslararası hukukun genel olarak tanınan ilkelerine uygun şekilde “ulusal veya çok uluslu teknik doğrulama araçlarını kullanmak hakkı”na sahip olacaktır.

2.Bir Taraf Devlet, bir diğer Taraf Devlet’in, bu Maddenin 1.paragrafı uyarınca faaliyet gösteren ulusal veya çok uluslu teknik doğrulama araçlarına müdahale etmeyecektir.

3.8ir Taraf Devlet, bir diğer Taraf Devlet’in, bu Madde’nin 1 .paragrafına uygun olarak faaliyet gösteren ulusal ve çok uluslu teknik doğrulama araçlarıyla bu Antlaşma’ya uyulduğunun doğrulanmasına engel olacak gizleme önlemleri uygulamayacaktır. Bu yükümlülük, olağan personel eğitimi, bakım veya Antlaşma’yla sınırlandırılan silah ve teçhizatı içeren faaliyetlere ilişkin Örtme veya gizleme uygulamadan için geçerli olmayacaktır.

MADDE XVI

1.0u Antlaşma’nın hedeflerine ulaşması ve hükümlerinin uygulanması amacıyla, Taraf Devletler, bir Ortak Danışma Grubu kurmuşlardır

2. Ortak Danışma Grubu çerçevesinde, Taraf Devletler

(A)bu Antlaşma’nın hükümlerine uyulmasına veya muhtemel dolaylı ihlallerle ilgili sorunları ele alacaklar;

(B)bu Antlaşma’nın uygulanması sırasında görülebilecek müphemryetterin ve yorum farklılıklarının çözümünü arayacaklar;

(C)bu Antlaşma’nın işlerliğini ve etkinliğin* artıracak önlemleri görüşecek ve mümkünse mutabakata varacaklar;
(D)II.Maddenin 2.paragrafı gereğince, Mevcut Tipler Protokolü’nde yer alan listeleri güncelleştirecekler;

(E)bu Antlaşma’nın, Taraf Devletler arasında uyumlu uygulanışını sağlamak amacıyla teknik sorunları çözümleyecekler;

(F)Ortak Danışma Grubu ve bu Antlaşma uyarınca toplanan konferansların usul kuralları, çalışma yöntemleri ve harcamaların dağılım ölçütü ile Taraf Devletler arasında denetim masraflarının dağılımını belirleyecekler ve gerekirse gözden geçirip düzeltecekler;

(G)Taraf Devletler arasında yapılan bilgi değişimleri yoluyla veya bu Antlaşma uyarınca yürütülen denetimler sonucu elde edilen bilgilerin, yalnızca bu Antlaşma’nın amaçlan doğrultusunda kullanılmasını temin etmek için, her Taraf Devleî’in hassas olarak belirlediği bir bilginin korunmasına ilişkin özel ihtiyaçlarını da dikkate alarak, uygun önlemleri inceleyecekler ve belirleyecekler;

(H) herhangi bir Taraf Devletin isteği üzerine, bu Antlaşma’nın XXI’nci Maddesi uyarınca toplanacak herhangi bir konferansta incelenmesi önerilecek herhangi bir konuyu görüşecekler; bu görüşme, herhangi bir Taraf Devletin bu Antlaşma’nın XXI’nci Maddesinde düzenlenen süreci işletme hakkını etkilemeyecektir; ve (l)bu Antlaşma’nın uygulanmasından doğacak ihtilafları görüşeceklerdir.

3.Her Taraf Devlet, Ortak Danışma Grubu’nda, bu Antlaşma’yta İlgili herhangi bir konuyu ele almak ve gündeme koydurmak hakkına sahip olacaktır.

4.Ortak Danışma Grubu oydaşlaşma ile karar alacak veya tavsiyelerde bulunacaktır. Oydaşlaşmadan, kararın alınmasına veya tavsiyenin yapılmasına, herhangi bir Taraf Devlet temsilcisinin, herhangi bir itirazının bulunmamasının kastedildiği anlaşılacaktır.

5. Ortak Danışma Grubu XX. Madde uyarınca görüşülmek ve onaylanmak üzere, bu Antlaşmaya değişiklikler önerebilecektir. Ortak Danışma Grubu, ayrıca Antlaşma’nın işlerliğini ve etkisini geliştirici, Antlaşma hükümlerine uygun hükümler üzerinde anlaşabilir. Bu hükümler, idari veya teknik nitelikteki tali hususlara ilişkin
değillerse, yürürlüğe girmeleri XX.Madde uyarınca görüşmeye ve onaylamaya tabi
olacaktır.

6.Bu Maddedeki hiçbir husus, herhangi bir Taraf Devlet’in, bu Antlaşma’yla ve uygulamasıyla ilgili konularda, diğer Taraf Devletler’den, Ortak Danışma Grubu dışındaki kanallardan veya forumlarda bilgi istemesini veya istişarelerde
bulunmasını yasaklıyor veya kısıtlıyor addedilemez.

7.Ortak Danışma Grubu, Ortak Danışma Grubu Protokolü’nde belirlenen usulleri izleyecektir.

MADDE XVII

Taraf Devletler, bu Antlaşma gereğince sunulacak bilgi ve bildirimleri yazılı olarak ileteceklerdir. Taraf Devletler, diplomatik kanalları veya taraflarca belirlenen, özellikle ayrı bir düzenlemeyle kurulacak bir iletişim şebekesi de dahil olmak üzere, diğer resmi kanatlan kullanacaklardır.

MADDE XVIII

1.Taraf Devletler, bu Antlaşma’nın imzasından sonra konvansiyonel silahlı kuvvetler üzerindeki müzakerelere, aynı Görev Yönergesi’yle ve bu Antlaşma üzerine bina etmek amacıyla devam edeceklerdir.

2.Bu müzakerelerin hedefi, Avrupa’daki güvenlik ve istikrarı daha da güçlendirecek ve Görev Yönergesi uyarınca uygulama alanı içindeki konvansiyonel silahlı kuvvetlerin personel gücünü de sınırlandıracak ilave önlemler üzerinde bir anlaşmaya varmak olacaktır.

3.Taraf Devletler, bu müzakereleri, en geç Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı’nın 1992 yılında Helsinki’de yapılacak İzleme Toplantısına kadar sonuçlandırmaya çalışacaklardır.

MADDE XIX

1.Bu Antlaşma süresiz olacaktır. Bir başka antlaşma ile tamamlanabilir.

2.Her Taraf Devlet, bu Antlaşma’nın konusuna ilişkin olağanüstü olayların kendi yüksek çıkarlarını tehlikeye attığına karar verdiği takdirde, ulusal egemenlik haklarını kullanarak, bu Antlaşma’dan çekilmek hakkına sahip olacaktır. Çekilmek niyetindeki bir Taraf Devlet, bu yöndeki kararını Saklayıcı ve diğer bütün Taraf Devletler’e bildirecektir. Bu bildirim, bu Antlaşma’dan çekilme tarihinden en az 150 gün önce yapılacaktır. Bildirim, Taraf Devlet’in, yüksek çıkarlarını tehlikeye attığını düşündüğü olağanüstü olaylar hakkındaki bir açıklamayı da içerecektir.

3.Her Taraf Devlet, özellikle, bir diğer Taraf Devlet’in II. Madde’de tanımlanan, ancak Antlaşma’nın getirdiği sınırlandırmaların dışında kalan muharebe tankları, zırhlı savaş araçları, topçu silahları, savaş uçakları veya saldırı helikopterlerinin mevcutlarını, bu Antlaşma’nın, uygulama alanı içindeki kuvvet dengesine açık bir tehdit oluşturacak oranlarda yükseltmesi durumunda, ulusal egemenlik haklarını kullanarak, bu Antlaşma’dan çekilmek hakkına sahip olacaktır.

MADDE XX

1.Herhangi bir Taraf Devlet, bu Antlaşma’ya değişiklikler önerebilir, önerilen değişikliklerin metni, bunu bütün Taraf Devletler’e dağıtacak olan Saklayıcı’ya teslim edilecektir.

2.Eğer bir değişiklik bütün Taraf Devletler tarafından onaylanırsa, bu Antlaşma’nın yürürlüğe girişini düzenleyen XXII. Madde’de belirtilen usuller uyarınca yürürlüğe girecektir.

MADDE XXI

1.Bu Antlaşma’nın yürürlüğe girmesinden 46 ay sonra ve müteakiben her 5. yılda bir, Saklayıcı, bu Antlaşma’nın işleyişini gözden geçirmek üzere, bir Taraf Devletler konferansı toplayacaktır.

2.Bu Antlaşma’yla ilgili istisnai koşulların oluştuğunu düşünen herhangi bir Taraf Devlet tarafından istenmesi halinde, özellikle, bir Taraf Devlet’in, II. Madde, 1.paragraf, (A) alt paragrafında tanımlanan Taraf Devletler grubundan ayrılmak veya diğer Taraf Devletler grubuna katılmak niyetini açıklaması durumunda, Saklayıcı, bir Taraf Devletler olağanüstü konferansı toplayacaktır. Diğer Taraf Devletler’in bu konferans için hazırlanmalarını teminen, olağanüstü konferansın toplanmasının gerekli görülme sebebi de istekte belirtilecektir. Konferans istekte belirtilen şartları ve bunlanan Antlaşma’nın işlerliği üzerindeki etkilerini görüşecektir. Konferans, isteğin alınmasından sonra, en geç 15 gün içinde açılacak ve aksine karar verilmezse, 3 haftadan uzun
sürmeyecektir.

3.Üç veya daha fazla sayıda Taraf Devlet tarafından istenmesi durumunda, Saklayıcı, XX. Madde uyarınca önerilen bir değişikliği görüşmek üzere, bir Taraf Devletler konferansı toplayacaktır. Böyle bir konferans, gerekli isteklerin alınmasından sonra en geç 21 gün içinde açılacaktır.

4.Bir Taraf Devlet’in, XIX. Madde uyarınca bu Antlaşma’dan çekilme kararını bildirmesi durumunda, Saklayıcı, bu Antlaşma’dan çekilmeye ilişkin konuları görüşmek üzere, çekilme bildiriminin alınmasından sonra, en geç 21 gün içinde açılacak bir Taraf Devletler konferansı toplayacaktır.

MADDE XXII

1.Bu Antlaşma, her Taraf Devlet tarafından, kendi anayasal yöntemleri uyarınca, onaya tabi olacaktır. Onay belgelen Saklayıcı olarak tayin edilen Hollanda Krallığı Hükümeti’ne tevdi edilecektir.

2. Bu Antlaşma, Dibacesinde sıralanan Taraf Devletler’in onay belgelerini tevdi etmelerinden 10 gün sonra yürürlüğü girecektir.

3. Saklayıcı, tüm Taraf Devletler’e aşağıdaki hususları derhal bildirilecektir :

(A)her onay belgesinin tevdiini;
(B)bu Antiaşma’nın yürürlüğe girdiğini;
(C)XIX.Madde uyarınca, herhangi bir çekilmeyi ve bunun yürürlük tarihini;
(D)XX.Madde uyarınca önerilen herhangi bir değişikliğin metnini;
(E)bu Antlaşma’yla yapılan herhangi bir değişikliğin yürürlüğe giriş tarihini;
(F)XXI.Madde uyarınca yapılan herhangi bir konferans toplama isteğini;
(G)XXI.Madde uyannca bir konferansın toplanmasını; ve
(H)bu Antlaşma gereğince, Saklayıcı’nın, diğer bütün Taraf Devletler’e bildirmek zorunda olduğu diğer hususları,

4.Bu Antlaşma, Saklayıcı tarafından BM Sarfının 102.Maddesi uyarınca tescil ettirilecektir.

MADDE XXIII

İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca, Rusça ve İspanyolca metinleri eşit ölçüde asıl olacak bu Antlaşma, Saklayıcının arşivlerinde muhafaza edilecektir. Bu Antiaşma’nın usulüne uygun şekilde belgelenmiş örnekleri, Saklayıcı tarafından bütün Taraf Devletler’e iletilecektir.

19 Kasım – Hukuk Takvimi

0
19 Kasım Hukuk Takvimi: Hukuk tarihinde bu güne ilişkin önemli olaylar, kanun değişiklikleri, sözleşmeler, davalar, yargılamalar, idamlar, tutuklamalar, infazlar ve diğer hukuki gelişmeler. Ayrıca, diplomatik ilişkilerdeki dönüm noktaları, ulusal ve uluslararası hukuk kuruluşlarına ait gelişmeler, bildirgeler ve hukukçuların doğum ve ölüm günlerine dair detaylı bilgiler.

19 Kasım – Hukuk Takvimi – Hukuk Tarihinde Bugün

Dünya Çocuk İstismarını Önleme Günü

1600

İskoçya, İngiltere ve İrlanda’nın kralı I. Charles doğdu. 1625’te babası James ölünce Charles İskoçya ve İngiltere ile İrlanda krallıkları tahtına çıktı. (Ölümü: 30 Ocak 1649) I. Charles döneminde parlamentonun yetkilerinin azaltılması konusunda fikirlerin yaygınlaşmasıyla İngiliz Haklar Bildirgesi (Petition Of Rights) 17 Haziran 1628 tarihinde, kralın direnişine rağmen kabul edildi. Mutlak monarşiye karşı çıkanlar tarafından, 30 Ocak 1649 günü, Londra’daki Whitehall Sarayı önünde başı kesilerek idam edildi.

1841

ABD’nin hukukçu başkanlarından James Abram Garfield doğdu. (Ölümü:  19 Eylül 1881) Fakir bir şekilde büyüdü, Williams Koleji’nden mezun olduktan sonra, hukuk okudu ve avukat oldu. Amerika Birleşik Devletleri’nin 20. başkanı olarak 4 Mart 1881 – 19 Eylül 1881 tarihleri arasında görev yaptı.  Bir suikastçı tarafından vuruldu ve iki ay sonra öldü.

James Abram Garfield
1863

Hukukçu ve ABD’nin 16. başkanı Abraham Lincoln, ünlü Gettysburg Konuşması‘nı gerçekleştirdi. Konuşma; Amerikan İç Savaşı’da, Gettysburg Muhabere’sini Birlik Ordusu’nun kazanmasından sonra Abraham Lincoln’ün 1863 yılında seferberlik çağrısında bulunması ile birlikte New York Eyaleti’nde hükümete karşı çıkan isyanı bastırmak üzere yapıldı. Abraham Lincoln, halkı sakinleştirdi ve birliği sağladı. Tarihe geçen konuşma metni, anıt mezarının duvarına bulunmaktadır.

1867

Gettysburg Adliyesi, Amerikan İç Savaşı’nın ardından inşa edildi hizmete sunularak o dönemde önemli davaların görüldüğü bir merkez haline geldi.

1900

Birleşik Krallık’ta, seçme ve seçilme hakkı talep eden 119 kadın, Avam Kamarası’na zorla girmeleri nedeniyle tutuklandı.

1917

Hindistan’ın ilk kadın başbakanı İndira Priyadarşini Gandhi doğdu. (Ölümü: 31 Ekim 1984) Hindistan tarihindeki tek kadın başbakan ve ayrıca en uzun süre görev yapan ikinci başbakandır. Başbakanlıktan önce Dışişleri, İçişler, Savunma, Maliye, Enformasyon ve Yayın Bakanlıkları görevlerinde bulunmuştur.

Indira Priyadarshini Gandhi
1919 4. Balıkesir Kongresi toplandı.
1922

Osmanlı tahtının veliahdı olan Abdülmecid Efendi 19 Kasım 1922’de TBMM tarafından halife seçildi. Osmanlı halifeliğine resmen son veren 431 sayılı Kanun’un kabul edildiği 3 Mart 1924 tarihine kadar “halife” unvanını taşıdı. Tarihe “Son Osmanlı Halifesi” olarak geçti.

Son Halife Abdülmecit Efendi
1926 Troçki ve Zinovyev, Sovyetler Birliği politbüro’dan ihraç edildi. Aynı zamanda hukukçu olan Marksist teorisyen Troçki,  Stalin ve Mao’nun görüşlerine karşı en önemli muhalefet hareketini oluşturuyordu. Yaşamının bir kısmını Büyükada’da geçirdiği için Adalılar tarafından anma günleri düzenlenmektedir.

Lev Troçki
1939

Rumen hukukçu, profesör ve devlet başkanı Emil Constantinescu doğdu. Bükreş Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Jeoloji ve Jeofizik Fakültesi’nden mezun oldu. Daha sonra bir jeolog olarak kariyerine başladı. Duke Üniversitesi’nden Jeoloji alanında doktorasını aldı. 1966 yılında Bükreş Üniversitesi Jeoloji Bölümü’nde eğitim vermeye başladı. 1989 Romanya Devrimi’nden sonra, Sivil İttifak’ın kurucu üyesi ve başkan yardımcısı oldu. Romanya’daki muhalefetin ilk çağrışım yapısı olan Demokratik Rumen Anti-Totaliteryen Forum’un başkan yardımcılığı görevinde bulundu. 29 Kasım 1996 – 20 Aralık 2000 tarihleri arasında arasında Romanya Devlet Başkanı olarak görev yaptı.

Romanya’nın hukukçu devlet başkanlarından Emil Constantinescu
1942 Beslenme, giyecek ve yakacak için Harp Ekonomisi Bürosu kuruldu.
1946 Afganistan, İzlanda ve İsveç, İkinci Dünya Savasından sonra kurulan Birleşmiş Milletler Teşkilatına üye oldu.
1949

Türk Kütüphaneciler Derneği kuruldu. Dernek, Türk Kütüphanecilerini bir meslek örgütünün çatısı altında toplayarak, seslerini duyurabilecekleri, sorunlarını tartışabilecekleri, çözüm yolları arayabilecekleri, dostluk ve dayanışma topluluğu oluşturacakları bir ortam yaratmak amacıyla 19 Kasım 1949 tarihinde Adnan Ötüken öncülüğünde kurulmuştu.

1960 1960 Genel Affına Ek olarak ‘113 sayılı Af Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesine ve bu kanuna bazı hükümler eklenmesine dair Kanun‘un mecliste 18 Kasım 1960 tarihinde kabulü gereğince, 15.000 civarındaki tutuklu ve hükümlünün tahliye hazırlıklarına başlandı. Kanun, tutuklu ve hükümlülerin salıverilme işlemlerinin 15 gün içerisinde tamamlanmasını öngörmekteydi ve 22 Kasım 1960 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmişti.
1967 TBMM, Hükûmete ülke dışına asker gönderme yetkisi verdi. Donanma alarma geçirildi, Ankara’daki 28. Tümen İskenderun’a hareket etti.
1974

Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) 19 Kasım 1974 tarihinde Üniversitelerarası Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÜSYM) adı altında kuruldu. İdari ve mali özerkliğe sahip bulunan kurum, üniversitelere öğrenci seçme görevi yanında her yıl yaklaşık farklı meslek ve alanlara yönelik 50 sınavı gerçekleştiren bir kuruma dönüştü. Sınavlar ülke genelinde test usulüyle gerçekleştirilmektedir.

1979

Eski milletvekili  eve Ortadoğu Gazetesi yazarı İlhan Darendelioğlu, İstanbul’da uğradığı silahlı saldırı sonucunda yaşamını yitirdi.

1981

TKP Tevkifatı’nda tutuklanan ve 2 yıl süreyle ağır işkence altında hapis yapan Şair Enver Gökçe yaşamını yitirdi. Tutukluluğu sırasında ve mahkûmiyet sonrası tutulduğu İstanbul Sirkeci’deki Siyasi Şube’de, Sansaryan Hanı’nın tabutluklarında iki yıl süresince ağır işkence gördü. Fiziksel ve psikolojik sağlığını önemli ölçüde yok eden, pek çok şiirinin ve destanının, Yusuf ile Balaban’ın kaybolmasına da neden olan tutukluluk, hapislik ve sürgünlerin sonunda 1959’da işsiz ve yoksul kaldı. Son yıllarını Ankara’daki bir huzurevinde tamamladı.

1988

Bir Müslüman ülkede başbakanlık yapan ilk kadın Benazir Butto oldu. Butto, Oxford Üniversitesinde Uluslararası Hukuk ve Diplomasi dallarında yüksek lisans eğitimi gördü. Yaşamı bir suikast ile sona erdi. Kendisi gibi hukukçu olan eski Pakistan devlet başkanı ve başbakanı Zülfikar Ali Butto ise 1979 yılında idam edilmişti.

Zülfikar Ali Butto ve kızı Benazir Butto bir arada
1990

19 Kasım 1990–21 Kasım 1990 tarihleri arasında 34 üye ülkenin katılımıyla Paris Zirvesi toplantı. Yapılan bu toplantı sonucunda “Soğuk Savaş” resmi olarak sona erdirildi, Avrupa için barışa, temel hak ve özgürlüklere, karşılıklı anlayış ve işbirliğine dayalı demokratik bir geleceğin esaslı noktaları imzalanan Yeni Bir Avrupa için Paris Şartı ile tescil edildi.

—–

NATO ve Varşova Paktı üyesi 22 ülke Paris’te düzenlenen törenle kapsamlı bir silahsızlanmaya yönelik Avrupa Konvansiyonel Kuvvet Antlaşmasını(AKKA) imzaladı ve ortak bir deklarasyonla Bloklararası husumetin sona erdiğini ilan etti.

1992 Fikir ve Sanat Eserleri Haklarının Kiralanması, Ödünç Verilmesi ve Bağlantılı Haklara Dair Konsey Direktifi, 19 Kasım 1992 tarihli ve 92/100/AET sayılı karar ile ilan edilmiştir. Direktif, 12 Aralık 2006 tarihinde, 2006/115 nolu versiyonuyla kodifiye edilmiştir. (on rental right and lending right and on certain rights related to copyright in the field of intellectual property)
1994

İstanbul Barosu ile İstanbul Üniversitesi işbirliğinde düzenlenen ve Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz tarafından kurulan Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi(HFSA) Sempozyumlarının ilki “Hukuki Olgular Araştırması ve Hukuk Devleti – Hukuk Devleti Uygulaması ve Görgül (Empirik) Araştırılmasının Bilimsel Temelleri” adıyla 17-19 Kasım 1994 tarihleri arasında düzenlendi.

Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi(HFSA)
1998

Muradiye Kültür Vakfı ile bağlantılı şirketlerin Ankara Büyükşehir Belediyesi’nden aldığı usulsüz ihalelerden dolayı 1 haftadır gözaltında olan 21 kişiden 8’i tutuklandı. Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ise gözaltına alınıp 2 gün sonra serbest bırakıldı.

1999

İstanbul’da toplanan Avrupa ve Güvenlik İşbirliği Teşkilatı Zirvesi’nin son günü, Avrupa Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşmasının (AKKA) yeni koşullara uyarlanmış şekli, tarafların liderlerince imzalandı.

—-

Türkiye, 1999 yılında AGİT Zirvesi’ne ev sahipliği yapmış, 18-19 Kasım 1999’da İstanbul’da yapılan Zirve’de kabul edilen belgeler örgüt müktesebatına katılmıştır. Zirve’de imzalanan Avrupa Güvenlik Şartı (İstanbul Şartı-Charter for European Security), 21. yüzyılda AGİT bölgesinin güvenlik, barış ve istikrarının güvence altına alınabilmesi için gerekli ilke ve yöntemleri belirlemiştir. İstanbul Şartı’nda, AGİT’in erken uyarı, çatışma önleme, kriz yönetimi ve çatışma sonrası rehabilitasyon alanlarındaki faaliyetlerini daha etkin hale getirmek için AGİT coğrafyasında faaliyet gösteren uluslararası ve bölgesel kuruluşlar arasında İşbirliğine Dayalı Güvenlik Platformu (Platform for Cooperative Security), Süratli Uzman Yardım ve İşbirliği Ekipleri (Rapid Expert Assistance Cooperation Teams/REACT) gibi mekanizmalar geliştirilmiştir.

2000 Kadınlar Dünya Zirvesi Vakfı (WWSF) 2000 yılında, 19 Kasım gününü ‘Dünya Çocuk İstismarı Önleme Günü’ olarak ilan etmiştir.
2004 AB üyesi 21 ülkenin piskoposlarından oluşan AB Piskoposlar Komisyonu (COMECE) Türkiye’yle katılım müzakerelerinin başlaması için koşul konulmasını istedi. Açıklamada, dini bir sakınca görülmediği, ancak insan hakları konusunda daha fazla açılım istenmesi gerektiği savunuldu.
2004 Avrupa Gençlik Bilgi Şartı (Avrupa Gençlik Bilgilendirmesi Şartı-European Youth Information Charter), 19 Kasım 2004 tarihinde Slovakya Cumhuriyeti’nin başkenti Bratislava’da ERYICA-(The European Youth Information and Counseling Agency) Avrupa Gençlik Bilgilendirmesi ve Danışmanlık Ajansı’nın 15. Olağan Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir. Şartnamede yazan ilkeler Avrupa’da “Gençlik Bilgilendirmesi” ilkelerinin belirlenmesinde ve uygulanmasında en önemli ve en güncel kaynak olarak kabul edilmektedir.
2011 Ulusal Geçiş Konseyi’ne bağlı güçler Libya’nın öldürülen lideri Muammer Kaddafi’nin oğullarından Seyfülislam Kaddafi’nin yakalanarak tutuklandığını açıkladı. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) savcıları, Libya Adalet Bakanlığı yetkililerinin Seyfülislam’ın tutuklandığını teyit ettiklerini bildirdi.  Seyfülislam Kaddafi, yakalandıktan sonra ülkenin batısındaki Zintan kentine götürüldü. Libya Başbakanı Abdürrahim El Kib, Seyfülislam Kaddafi’nin Libya’da yargılanacağını söyledi.
2014 Bolu Cumhuriyet savcısı Zekeriya Öz, 25 Eylül 2014 tarihli “Utanmasını bilmeyen savcı” yazısı nedeniyle Posta gazetesi yazarı Nedim Şener hakkında Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi’nde 30 bin TL’lik tazminat davası açtı. Yazarla ilgili açılan  soruşturmanın da devam ettiği bildirildi.
2015 Taraf Gazetesi muhabiri Aysun Yazıcı hakkında, yolsuzluk operasyonunda tutuklanan Türkiye Halk Bankası eski genel müdürü Süleyman Aslan ile ilgili haberde  “soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiği ve “adil yargılamayı etkilediği” iddiasıyla ve 8,5 yıl hapis  istemiyle İstanbul Anadolu Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı Yazıcı’nın 31 Ekim 2016’da Sabiha Gökçen Havalimanı’nı kullanarak yurtdışına çıktığı belirlendi.
2015 Hukukçu ve ilahiyatçı Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, 14 Haziran 2015 tarihinde katıldığı bir televizyon programında, yaptığı konuşmada sonrası yapılan suç duyurusu üzerine, hakkında “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçundan açılan soruşturma kapsamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Bürosu savcısına ifade verdi.
2015 Bakırköy 12. Asliye Ceza Mahkemesi, Soma’da 301 madencinin ölmesinden sonra “Çocuklar Tayyip Erdoğan’ın mitingine otobüsle taşınan işçiler. Bu olan biten gayet normaldir hatta müstahaktır bile denilebilir” diyen ve AK Parti Manisa İl Başkanlığı’nın şikayetiyle hakaretten yargılanan gazeteci-yazar Yılmaz Özdil için zorla getirme kararı çıkardı.
2015 CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “Altın kaplamalı klozet, kendisine 1100 odalı saray yaptıracağına bu ülkede 17 milyon yoksul olduğu hiç aklına gelmiyor mu?” ve “Altın klozetli tuvalet dedin onu da aldın, saraylar dedin onu da aldın” gibi açıklamaları nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ankara 27 Asliye Hukuk Mahkemesi, açtığı 100 bin TL’lik tazminat davasını reddedildi.
2015 Ankara 21. Asliye Hukuk Mahkemesi, “İsviçre’de 3,48 milyar dolar! İsviçre’de 3105 Türk hesabı” haberi nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kişilik haklarına saldırı suçlamasıyla 20 bin TL talep ettiği Rotahaber.com sitesinin 8 bin TL tazminat ödemesine karar verdi
2018 Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 36’ncı Maddesi uyarınca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde görülmekte olan Kavala/Türkiye davasına müdahil olarak gözlemlerini Mahkeme’ye sunma kararı aldığını 19 Kasım 2018 tarihinde bildirdi. 
2020 Eski TBMM Başkanı ve Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu (YİK) üyesi Bülent Arınç, 19 Kasım’da katıldığı bir televizyon programında Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğunu eleştirerek Kavala’nın hala tutuklu olmasına ise “hayret ettiğini” söyledi. Cumhurbaşkanından gelen tepkiler üzerine 20 Kasım’da istifa etmek zorunda kaldı.
2020 BirGün gazetesi eski sorumlu müdürü Uğur Koç, internet sitesi eski müdürü Mustafa Kömüş ve gazete imtiyaz sahibi İbrahim Aydın’ın eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın şikayetiyle yargılandıkları davada İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi beraat kararı verdi. Sanıklar, “Ekşi Sözlük’teki Berat Albayrak-Özge Ulusoy başlığı kaldırıldı” haberi nedeniyle “kamu görevlisine görevinden dolayı alenen hakaret” iddiasıyla yargılanıyordu.
2023 Rengarenk Umutlar Derneği (RUMUD) ve Mezopotamya Psikiyatrisiler Derneği (DER-MEZ) tarafından kurulan, çocuk hak ihlallerinin izlendiği, raporlandığı ve görünür kılınmasına dair çalışmaların yürütüleceği  ‘Helin Hasret Şen Çocuk Hakları Akademisi’ açıldı.
2023 Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’i katletmesi nedeniyle 16 yıl hapiste kaldıktan sonra 15 Kasım 2023’te  Bolu F Tipi cezaevinden koşullu salıverilme kapsamında tahliye olan Ogün Samast hakkında yeni bir iddianame hazırlandığı öğrenildi. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin suç duyurusunda bulunması üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede Samast’ın “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” suçundan 7 yıl 6 aydan 12 yıla kadar hapsinin istendiği açıklandı. İddianame, incelenmek üzere İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi.
2023 Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı farklı kuruluşlardan ekipler, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) liderliğinde Gazze’de bulunan Şifa Hastanesi’nde değerlendirmelerde bulundu. DSÖ, “Güvenlik durumundan kaynaklanan zaman kısıtlamaları nedeniyle ekip, ‘ölüm bölgesi’ ve ‘vahim’ olarak tanımladıkları hastanede sadece bir saat geçirebildi.  Ekip hastanenin girişinde bir toplu mezar gördü ve 80’den fazla kişinin burada gömülü olduğu söylendi.” şekline açıklama yaptı.
2024 Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında 16 Haziran 2022’de “örgüt üyesi olma” iddiasıyla tutuklanan ve bir yılı aşkın bir süre tutuklu kaldıktan sonra ilk duruşmada tahliye edilen gazetecilerin davasına Diyarbakır 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi.  Mahkeme, adli kontrol ve yurtdışı yasağının devamına karar verdi. Duruşma 15 Mayıs 2025’e ertelendi. 15 gazetecinin 13 ay tutuklu kaldığı dosyada 20 gazeteci yargılanıyor.
2024
  • İsrail istihbaratının hedef aldığı Filistinliler ve Hamas bağlantılı kişilerle ilgili bilgileri  İsrail İstihbarat Servisi Çevrimiçi Operasyon Merkezi (İÇOM) ile paylaştıkları ve yaptıkları işler karşılığında İsrail istihbaratından özellikle terör örgütleri tarafından kullanılan “havale”, “kripto para” ve “Western Union” sistemi üzerinden para aldıkları iddia edilen 20 sanık hakkında açılan davanın ilk duruşması yapıldı. Sanıklar, İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, Marmara Cezaevi’nin karşısındaki duruşma salonunda hakim karşısına çıktı. Duruşmaya 15’i tutuklu 19 sanık ve tarafların avukatları katıldı.
  • Kamuoyunda ‘yüksek karlı gizli fon’ adıyla bilinen dolandırıcılık olayına ilişkin olarak, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca, İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davayla birleştirilmesi talebiyle, Denizbank Genel Müdürü Hakan Ateş ve Mehmet Aydoğdu hakkında 24 müştekiye karşı “nitelikli dolandırıcılık” suçunu işledikleri iddiasıyla, 72’şer yıldan 240’ar yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame düzenlendi. Fatih Terim, Arda Turan, Buse Terim, Emre Belözoğlu, Emre Çolak, Fernando Muslera ve Selçuk İnan’ın da bulunduğu 24 kişi müşteki sıfatını taşıyor.

  • Yasadışı bahis soruşturmasında sosyal medya fenomenleri Yasin Obuz, Mesut Can Eray, Cenk Pekkan, Ünal Orhan, Özgür Yağan, Kerem Gülsoy ve Özcan Acar hakkında yakalama kararı çıkarıldı.

  • HSK Birinci Dairesince, adli ve idari yargıya ilişkin mazeret kararnamesi çalışmaları tamamlanarak HSK’nin internet sitesinde ilan edildi. 332 hakim ve Cumhuriyet savcısının görev yerleri değiştirildi.
2024

Hong Kong Özel İdari Bölgesi’nde 47 eski muhalif milletvekili ve eylemcinin, demokrasi yanlısı kitlesel protestoların ardından 2020’deki meclis seçimleri öncesinde izinsiz “ön seçim” düzenledikleri gerekçesiyle “hükümeti devirmeye teşebbüsten” yargılandığı davada cezalar açıklandı. Hong Kong Mahkemesi, Hong Kong Üniversitesi’nin eski Hukuk Profesörü Benny Tai Yiu-tin’i, gayriresmi ön seçimin organize edilmesine öncülük ettiği gerekçesiyle 10 yıl hapse mahkum etti. 44 sanığa ise 4 yıl 2 ay ila 7 yıl 9 ay hapis cezaları verildi. Suçsuz bulunan iki sanığa ise ceza verilmedi.

19 Kasım – Hukuk Takvimi

Yapay Zeka ve Yargı Etiği İlişkisi

0

YAPAY ZEKA ve YARGI ETİĞİ İLİŞKİSİ / Av. Gizem Yılmaz

Günümüzde yoğun tartışmalara sebep olan akıllı makine teknolojisi, sanıldığı kadar yeni olmayıp Antik Yunan‘a kadar dayanmaktadır, ancak yapay zekânın gelişimi İkinci Dünya Savaşından sonraki makineleşme ile başlamıştır. Yapay zekâ terimi 1950’li yıllardan beri kullanılmakta, yapay zekâya yönelik etik yaklaşımlar da yine bu dönemden beri dile getirilmekte olmasına rağmen, yapay zekâ etiği bugüne kadar hak ettiği değeri görememiştir.

Gizem Yılmaz

Günümüze gelindiğinde ise, yapay zekânın hayatımızın her alanında önemli bir aktör haline geldiği yadsınamaz bir gerçektir. Bu durum, insan ve yapay zekânın birlikte var olduğu yeni bir toplum modelinin zeminini de oluşturmaktadır. Nasıl ki insanların toplum halinde uyum içinde yaşayabilmesi için kamu düzeni etrafında etik kurallar bulunmaktaysa, yeni oluşan toplum modelinde de insan ve yapay zekânın uyum içinde var olabilmesi için etik kuralları düzenleme ihtiyacı ertelenemez bir hal almış vaziyettedir.

Yapay zekâ etiği üzerine düşüncelere yer vermeden önce, Philippa Foot’un meşhur sorusunu gündeme getirerek yazıya başlamak iyi bir referans olabilir. Foot tarafından kullanılan ve “Tramvay Problemi” olarak ifade edilen düşünce deneyinde, iki makası olan bir tramvay yolu bulunduğu, birinci makasta yerde yatan beş insan, ikinci makasta ise yerde yatan bir insan olduğu, tramvayda makas geçişi yapılmadığı takdirde tramvayın beş insanın bulunduğu yoldan geçerek bu insanları öldüreceği, makas değişimi yapılması halinde tramvayın diğer raya girerek sadece yerde yatan tek bir insanın ölümüne sebep olacağı belirtilmektedir. Bu deney insanlar üzerinde yapıldığında, çoğunluğun tramvay makasını değiştirmeyi tercih ettiği, beş kişiyi kurtarmak için bir kişinin feda edilebileceği, iyi etiğe yakışanın ve insana uygun davranışın da bu olacağı düşüncesiyle hareket edildiği görülmüştür.(1) Otonom araçların yaygınlaşmasıyla bu deney bir boyut daha kazanmış ve soru, tramvayın otonom veya yapay zekâ tarafından yönetilen bir araç olması halinde yapay zekânın da makası değiştirmeyi tercih edip etmeyeceği üzerine yoğunlaşmıştır. Yapay zekâya göre en iyi olasılık az sayıda insan kaybı mı yoksa olayın gidişatının bozulmaması mı olacaktır? İşte burada yapay zekâ, ne yapması gerektiğine karar verirken bir etik paradoksu(2) içine girmekte ve yapay zekâ ile etik ilişkisi gündeme gelmektedir.

Yapay zekâ uygulamalarında neden etiğe ihtiyaç duyulduğunu somutlaştırabilmek adına bu paradokslar örnekleme yoluyla çoğaltılabilir. Mesela, aynı anda acil kan takviyesine ihtiyacı olan çok sayıda hasta olduğunu düşünelim. Yapay zekâ tabanlı bir doktor, A kişisini tedavi ettiğinde B kişisi, B kişisini tedavi ettiğinde A kişisi dışarıda kalacağından, hastalardan hangisine müdahale etmesi gerektiğine karar verirken yine etik sorunu içine girmek durumundadır. Sürücüsüz araç kazalarında da durum benzerdir. Örneğin; karşıdan freni arızalı bir sürücüsüz araç gelmekte olsun, yaya geçidinde de durumu fark etmeden karşıdan karşıya geçen yaşlı bir adam bulunsun. Bu durumda sürücüsüz otomobilin iki seçeneği bulunmaktadır; ya yaya geçidi boyunca devam ederek yaşlı adamı öldürecektir ya da beton bir bariyere çarparak içindeki kişileri öldürecektir. Yapay zekâ, hangi insanların hayatını kurtarması gerektiğine nasıl karar verecektir? Hangi faktörlerle doğru karar alındığına nasıl emin olacaktır? Kendi kendine öğrenen yapay zekâ sistemi bu ahlaki ikilemlere karşı nasıl bir tepki geliştirecektir? Hukuki sorumluluk kime ait olacaktır(3); yapay zekâ üreticisine mi, araca yapay zekâ sistemini entegre ederek satışa sunan şirkette mi, yapay zekâlı aracı riskleriyle birlikte satın alan tüketicide mi? Söz gelimi, savaş alanında kullanılan bir yapay zekâ ile savaş suçu işlendiğinde suç kimde olacaktır; savaşması için üretilen yapay zekâ uygulamalarının üreticisinde mi, uygulamayı kullanan yöneticide mi, yoksa savaşması için üretilen yapay zekânın kendisinde mi? Eğer sorumluluk bir yapay zekâya yüklenirse insanlar, bu durumu kötüye kullanarak yapay zekâyı büyük suçlar işleyecek şekilde dizayn edebilirler. Muhakeme ve özgür iradeyle karar verme yeteneği olmayan yapay zekâ, cezai sorumluluk altında da olmayacağından bu durumun insanlık için başlı başına etik dışı bir sonuç doğurması kaçınılmazdır.

Söz konusu durumlarda ikilemde kalan yapay zekâ uygulamasına ve robotlara etik anlayışın programlanması gerektiği düşüncesi artık çoğunlukla kabul görmektedir. Robotların insanlardaki fiziksel ve duygusal nedenlerden kaynaklanan muhakeme bozukluklarından arındırılmış olması nedeniyle ahlakî değerlendirmeleri daha tutarlı yapabileceği savunulmakta ve hatta robohâkimler buna örnek gösterilmektedir. Nitekim Amerika’da yapılan bir gözlemde, kahvaltıdan sonra karnı tok olan hakimlerin şartlı tahliye verme oranlarının %80’in üzerinde olduğunu, buna karşılık öğle yemeği saati yaklaştığında gelişen açlıkla birlikte şartlı tahliye verme oranlarının %30’lara düşerek daha sert bir tutum içine girdikleri ortaya konmuştur(4). Bu nedenle yapay zekânın verdiği kararların daha güvenilir olabileceği gerçeği ile karşılaşılmaktadır.

Yargıda Yapay Zekanın Kullanımı ve Etik Değerler

Peki, etik denildiğinde anlaşılması gereken nedir? Yapay zekânın da bir etiği olması mümkün müdür? Öncelikle bu sorulara cevap aranması gerektiği düşünülmektedir. Etik kavramı filozoflarca çağlar boyunca tartışılmış ve özellikle iyilik, doğruluk, hakikat ve güzellik kavramları üzerinde yoğunlaşılmıştır. Nihayetinde ahlaklı olma erdemi gibi genel bir etik tanımı kabul edilmiş ve daha iyi bir dünya modeline ulaşmak için bazı temel etik ilkeleri belirlenmiştir. Etik kavramının içinde bulundurduğu ilkeler; adalet, eşitlik, dürüstlük, tarafsızlık, sorumluluk, insan hakları, hukukun üstünlüğü, laiklik, demokrasi, insana ve emeğe saygı şeklinde kendini göstermektedir. Bu ilkeler, günümüz toplumlarının bir arada, düzen ve uyum içinde yaşayabilmesinin temellerini oluşturmakta ve kaosu engellemektedir. Aynı nedenle, yapay zekâ teknolojilerinin de etik kurallar çerçevesinde kontrol altında tutulması gerekmektedir. Zira artık insanoğlu, kendi kendine öğrenebilme, kendini geliştirme ve hatta kendi kararlarını verebilme becerileriyle donatılmış makineler üretmektedir. Yapay zekâ etiğini düzenleyecek olan kurallara tam da bu noktada ihtiyaç duyulmaktadır.

Etik kurallar, yapay zekâ teknolojilerinin kime ne şekilde hizmet edeceğini, sınırlarını, karar verme mekanizmasının tabi olacağı ilkeleri ve kullanım alanlarını belirler. Böylece, bağlayıcı ve evrensel nitelik gösteren hukukî etik anlayışı, yapay zekâya uyarlanmış olacaktır. Buradaki asıl mesele, kendi etiğimizi, bizden çok daha akıllı olacak varlıklara empoze etmenin işe yarayıp yaramayacağı sorunundan ortaya çıkmaktadır.

Gerçekten de insanoğlu tarafından genel kabul gören etik ilkeleri, geleceğin yapay zekâsına uygun bir formda tamamıyla kodlamak oldukça zor olacaktır, ancak bir yerden başlamak gerektiği konusunda da dünyada fikir birliğine varılmıştır. İlk etapta, “anaokulu etiği” şeklinde ifade edilen temel etik kuralların yapay zekâ teknolojilerine yüklenmesi önerilmektedir.

Anılan çerçevede, yapay zekâ üzerine uygulanabilecek etik değerlerin öğretilmesine ilişkin üç farklı yaklaşım bulunmaktadır.

Bunlardan birincisi, ödev ahlakı olarak ifade edilen ahlakî bazı kuralların makineye uygulanmasıdır. Bu normatif kurallar öyle belirlenmelidir ki robotun davranış seçiminde hiçbir tereddüt veya belirsizlik kalmamalıdır.

İkinci yaklaşım, makinenin dışarıdan dikte edilen herhangi bir kurallar bütünü olmadan kendi kendine doğruyu ve yanlışı kavrayabilme yeteneği ile donatılması, bunun için de evrimsel algoritmalar kullanılmasıdır.

Üçüncü yaklaşım ise ilk ikisinin birleştirilmesinden oluşmaktadır ve makinenin önceki kurallar setiyle başlamasını, ancak zamanla bu kuralları değiştirerek kullanmayı, uyarlamayı öğrenmesini savunmaktadır(5).

Yapay zekâ etiği konusundaki en iyi yaklaşım, kuşkusuz insanoğlunun menfaatine en çok uyan yaklaşım olacaktır. Bu itibarla, 1942 yılında Asimov’un ileri sürdüğü Üç Robot Yasası’ndaki(6) “insan odaklı etik” anlayışı üzerine etik kurallar yaklaşımı inşa edilmeye başlanmıştır. İnsanoğlunun üzerinde birleştiği görüşe göre, yapay zekâ etik kurallarının temelinde insanın korunması öncelikli olarak yer almalı ve geliştirilmelidir(7).

Yapay zekâ yazılımlarının amacı, insanın yeteneklerini ve potansiyelini artırmak olmalıdır. Aksi halde, yapay zekâ sistemleri de girilen verilerden elde ettiği öğrenmeler neticesinde tıpkı insanlardaki önyargılarda olduğu gibi ırkçı ya da cinsiyetçi sonuçlara ulaşabilir(8) ya da daha kötüsü, insanları yapay zekâ menfaatine olacak şekilde manipüle edebilir ve kullanabilir.

Asimov’a paralel olarak 1947 yılında, Jack Williamson tarafından daha basit ilkeler ortaya konulduğu görülmektedir. Williamson’a göre, robotlar insanlara hizmet ve itaat etmeli, insanları zarara uğramaktan korumalıdır.

İlerleyen yıllarda Güney Kore Ticaret Bakanlığı bünyesinde bir Robot Etiği Bildirgesi oluşturularak etik ilkeler belirlenmiştir. Güney Kore’nin ardından Avrupa Robotbilim Araştırma Ağı tarafından robot etiği konusunda izlenecek prensipler şu şekilde belirlenmiştir: “İnsan haysiyeti ve insan hakları, eşitlik ve hakkaniyet, yarar ve zarar, kültürel farklılıklara saygı ve çoğulculuk, ayrımcılığın yapılmaması, otonomi ve bireysel sorumluluk, aydınlatılmış mahremiyet, yardımlaşma ve dayanışma, sosyal sorumluluk, faydaların paylaşılması, doğaya karşı sorumluluktur.”

Son yıllarda ise yapay zekâ teknolojisindeki hızlı gelişme karşısında dünya genelinde etik çalışmaları hızlandırılmıştır.

Amerika Birleşik Devletleri’nde 2009 yılında Ulusal Robotik Girişimi kurulmuş, 2016’ya gelindiğinde Amerika Robotik Yol Haritası oluşturulmuş ve Yapay Zekânın Geleceğine Hazırlık konulu bir rapor düzenlenmiştir. 2018’de Bilim ve Teknoloji Politikaları Genel Müdürlüğü Başkanlığında bir Yapay Zekâ Komitesi kurulmuş, Yapay Zekâ Ulusal Güvenlik Komisyonu kurulmasına ilişkin Ulusal Güvenlik Yetkilendirme Kanunu çıkarılmıştır. Son olarak yapay zekâ AR-GE faaliyetlerine ilişkin Ulusal Strateji Planı hazırlanmış; ithalata ilişkin kanun değişiklikleri ile sürücüsüz araçlara ilişkin mevzuat düzenlemeleri yapılmıştır. Japonya da 2015 yılında Robot Devrimi Girişimi ve Ulusal Robot Stratejisi oluşturmuş, ilerleyen dönemde Robot Düzenleme Reformu Uygulama İlkelerini düzenlemiştir.

Çağın gerisinde kalmayan Avrupa Birliği ise 2012 yılında RoboLaw Projesi’ni(9) ve 2013 yılında SPARC isimli dünyanın en büyük sivil robotik programını hayata geçirmiştir(10). 2014’te Robotik Alanın Hukukî Düzenlenmesi Rehberi yayımlamış ve Horizon 2020 isimli AR – GE programı ile 80 milyar Euro değerinde yatırım yapmıştır.

Hukuk dünyası açısından bu gelişmelerden belki de en önemlisi, Avrupa Birliği tarafından 2018 yılında kabul edilen “Yapay Zekânın Yargı Sisteminde Kullanılmasına Dair Avrupa Etik Şartı“dır. Bu Şart, yargı sistemlerinde yapay zekânın kullanımına ilişkin etik ilkeleri belirleyen ilk Avrupa metnidir. Metinde, yargıda yapay zekânın kullanımı için yargı kararlarının ve verilerinin algoritmalarla işlenmesinde ve bu kararların kullanımında uyum sağlanması gereken beş temel prensip benimsendiği görülmektedir.

Bunlar; temel haklara saygı, ayrımcılık karşıtı olma, kalite ve güvenlik, şeffaflık, tarafsızlık ve adalet ile kullanıcı kontrolü altında olmadır. Etik Şart’ta kabul edilen bu prensipler yakından incelendiğinde, yapay zekânın etik kullanımı konusunda insanların denetimi ve kontrolü elden bırakmayacağı, insan haklarına ve değerlerine saygılı, şeffaf, güvenilir ve hesap verebilir bir sistem oluşturma hedefinde olunduğu anlaşılmaktadır. Nitekim hemen 2019 yılında, bu doğrultuda Güvenilir Yapay Zekâ Etik Rehberi yayımlanmıştır.

Buna göre dört etik ilke bulunmaktadır. İlkeler; insan özerkliğine saygı, zararı önleme, adalet ve açıklanabilirlik şeklindedir.

Bu ilkelerle ilgili de yedi temel gereklilik tespit edilmiş olup bunlar; veri yönetimi, gizlilik, adalet, ayrımcılık karşıtlığı temellerine dayalı olarak kısaca kılavuz ilkeler olarak ifade edilmiştir.

Bu incelemelerden sonra ve sonuç olarak, insanoğlunun yapay zekâyı insan odaklı bir etik anlayışı içinde tutarak kontrol etme arzu ve ihtiyacını somut olarak hayata geçirdiği ve önemli bir yol kat edildiği açıkça söylenebilir. Etik ilkeler vasıtasıyla yapay zekâ uygulamaları geliştirilmesini kontrol altında tutmak, yapay zekânın derin öğrenme becerisi sayesinde kendisini geliştirerek insanlardan daha zeki bir varlık olarak vücut bulması tehlikesini bertaraf edebilmek için de gereklidir. Aksi halde, yapay zekâ teknolojisinin geliştirilmesinin kendi içinde bir araç olarak görülmesi halinde, insan-üstü zekâ seviyesine ulaşarak kontrolden çıkması ve kıyamet senaryolarına yakın sonuçlar ile karşılaşılması söz konusu olabilir.

Bu nedenle, içinde bulunulan teknoloji çağının sunduğu imkânlardan en üst seviyede faydalanabilmek için riskleri en aza indirmek gerektiği açıktır. Bunun sağlanması için de en azından şimdilik yapay zekânın insanlığa hizmet etmekten başka bir amacının ve yetisinin bulunmayacak şekilde tasarlanması gerektiği söylenebilir.

Yapay zekânın insanlığa hizmet edebileceği en önemli alanlardan biri, adaletin sağlanması için gerçekleştirilen yargılama faaliyeti olarak kendini göstermektedir. Yapay zekânın, yargı sistemlerinde kullanılırken kişilik haklarına ve kişinin mahremiyetine ne denli müdahale edebileceği de toplumun üstün yararı karşısında bireylerin haklarının konumu dikkate alınarak yine etik prensiplere göre bir sınırlandırılmalıdır.

Dünya üzerindeki örneklerden ve Avrupa Etik Şartı prensiplerinden yola çıkarak Türkiye’de de yapay zekâ hizmetlerinin yargı sistemlerinde güvenle kullanılabilmesi için, öncelikle “insan odaklı etik” anlayışıyla hareket edilmesi gerekliliği kendini göstermektedir.

Temel insan haklarının korunması son derece önemli olduğundan, yargıda kullanılacak yapay zekânın, Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi temel insan hakları değerlerini gözetecek, bunu yaparken Türkiye hakkında verilen AİHM kararlarını da hassasiyetle göz önünde bulunduracak bir algoritmada tasarlanması önemsenmelidir.

Yargıda Şeffaflığa İlişkin İstanbul Bildirgesi

Yapay zekânın hatalı ön yargı geliştirme mekanizmasını iyileştirmek için yapay zekânın veri işleme metotlarının anlaşılabilir, gözlemlenebilir, şeffaf ve ayrımcılık karşıtı olması sağlanmalıdır. Böylece yapay zekâ tarafından çıkarım yapılırken kullanılan verilerin, içtihatların kontrolünü yapmak da mümkün olabilir ve gerektiğinde yapay zekânın girdilerine müdahale edilerek muhtemele hatalar önlenebilir.

Son olarak kişisel verilerin gizliliğinin sağlanabilmesi yapay zekâ erişimlerinin uyuşmazlık ve dava bazlı sınırlandırılması düşünülebilir.

Önerilerimiz elbette çok temel seviyede olup geliştirilmeye muhtaçtır. Dijital mühendisler ve hukukçular birlikte çalışarak yargı sistemini ileri taşıyacak ve hatta dünyaya örnek oluşturacak atılımlar yapabilir. Ancak çağın çok da gerisinde kalınmaması adına, adil ve bağımsız bir yargı için güvenilir yapay zekâ uygulamalarının kullanılmasına bir an önce başlanması gerekliliği de ortadadır. Yazımız bu anlamda bir ışık yakma amacından ötesini taşımamakta, bilimsel bir kaygı taşımamaktadır.

Kaynakça:
1- https://en.wikipedia.org/wiki/Trolley_problem.
2- Bu örnekteki gibi ahlaksal ikilemler oluşturarak insan sonuçlarını karşılaştıran yapay zekâ uygulaması olan Moral Machine için bkz. https://www.moralmachine.net/
3- Yapay zekânın sebep olduğu zararlarda hukuki sorumluluğa ilişkin olarak bkz. YILMAZ, Gizem (2021), “Yapay Zekâ ve Robotların Sebep Olduğu Zararlardan Doğan Sorumluluğun Kusursuz Sorumluluk Hükümleri Çerçevesinde İncelenmesi”, Şerafettin Ekici, Ekrem Solak, Muhammet Avşar (Ed.), Uluslararası Bilişim ve Teknoloji Hukuku Sempozyumu Tebliğler Kitabı, İstanbul: Adalet Yayınevi, s. 419 – 448.
4- Bu konuda başka örnek ve araştırmalar için bkz. YILMAZ, Gizem (2020), “ Yapay Zekânın Yargı Sistemlerinde Kullanılmasına İlişkin Avrupa Etik Şartı”, Marmara Üniversitesi Avrupa Araştırmaları Enstitüsü Avrupa Araştırmaları Dergisi: Avrupa’yı Tartışmak: Dünü, Bugünü ve Yarını, Kasım 2020, Cilt: 28 Sayı:1, s. 27 – 55. (https://dergipark.org.tr/tr/pub/maruaad/issue/
57737/823629)
5- ÇELEBİ, Vedat ve İNAL, Ahmet (2019), “Yapay Zekâ Bağlamında Etik Problemi”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Ekim 2019, Cilt: 12 Sayı: 66, s. 658 vd.
6- Asimov’un Üç Robot Yasası şöyledir:
1) Bir robot bir insana zarar veremez ya da hareketsiz kalarak bir insanın zarara uğramasına izin veremez.
2) Bir robot ilk yasayla çelişmediği takdirde insanlar tarafından verilen emirlere uymak zorundadır.
3) Bir robot ilk ve ikinci yasayla çelişmediği sürece kendi varlığını korumak zorundadır.
7- Örneğin; duran nesnelere çarpması yasak olan uçakların oto pilotları, kendilerini duran nesnelere kodlayarak yönlendiren kötü niyetli veya sakar insan pilotlara karşı, Asimov’un Üç Robot Yasası’ndan ikincisini uygulayarak bu komuta itaat etmeyip uçaktaki veya çarpılması muhtemel yerdeki insanların hayatını kurtarabilir.
8- Örneğin, açık pozisyonlara doğru adayları bulmak için işçi arayan bir şirketin kullandığı yapay zekâ sistemine, daha önce işe alınan çalışanların cinsiyet, hobi, eğitim ve tecrübe gibi verileri girildiğinde bu verilerin büyük çoğunluğu erkek çalışanlardan geliyorsa, sistemin gerçekleştireceği işe alımlardaki cinsiyet oranı kadından çok erkek olacaktır. Kanaatimizce bu durumda, kadınların çalıştırılmadığı muhafazakâr toplumlarda geçmişten gelen erkek baskın iş ortamını değiştirmekte yetersiz kalacak, sistem kendini tekrar edecektir.
9- Proje, Avrupa Parlamentosu’nun da katkılarıyla 1.497.966.-Euro finansman ile başlatılmıştır. Bu projeyle gelişmekte olan robotik ve nano-teknolojilerin hukukî ve ahlaki etkileri incelenerek mevcut hukukî düzenlemelerin yeterli olup olmadığı ve hangi yönlerden geliştirmeye ihtiyaç duyulduğu, bunun insanlar için önemli olan sosyal değerlere ve süreçlere etkilerinin neler olduğu araştırılmıştır.
10- Projeye Avrupa Komisyonu 700.000.000.-Euro ve diğer kuruluşlar toplam 2,8 milyar Euro yatırım yapmıştır.

 

Yargı Etiği Belgeleri

1960 Genel Af Kanunu

0

1960 Genel Af Kanunu ile, 27 Mayıs 1960 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yönetime el konulmasından sonra, 26 Ekim 1960 tarihinde çıkarılmış ve resmi gazetenin 28 Ekim 1960 tarihli sayısında yayınlanmıştır. 

1960 Genel Af Kanunu Türkiye Cumhuriyet tarihindeki en kapsamlı af yasalarındandır.
26 Ekim 1933 yılında Cezaları 5 yılı geçmeyen bütün mahkumların affedilmelerinden sonra; 1960 affına kadar yaklaşık 30 yıl genel af gündeme gelmemiştir.
Yasayla; kusurdan doğan suçlarla üst sınırı 5 yılı geçmeyen hürriyeti bağlayıcı cezalar hakkında takibat yapılmaması hükmü getirilmiştir. Bu af yasasında; devlet aleyhine, ırza yönelik ve Atatürk aleyhine işlenen suçlar gibi bazı suçlara verilen cezalar af kapsamı dışında bırakılmıştır.
18 Kasım 1960 tarihinde, genel affa ek kanun çıkarılmıştır.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Af Kanunu

Kanun No : 113 Kabul tarihi : 26/10/1960

Madde 1

27 Mayıs 1960 tarihine kadar işlenmiş olan suçlardan:

A) Taksirli cürümlerle kanunların yukarı haddi beş seneyi geçmiyen hürriyeti bağlayıcı bir ceza ile yahut yalnız para cezası ile cezalandırdığı veya müsadereyi veya bir meslek ve sanatın yapılmamasını veya bu cezalardan birini veya birkaçını istilzam eden fiililer hakkında takibat yapılmaz.

Bu fıkra hükmünden istifade edecek olanların affı kabul etmemeye hakları vardır. Bu hakkını kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ay içinde kullananlar hakkında tahkikat veya takibata devam olunur. Mahkûmiyet halinde bu hakkın kullanılmış olması aftan istifadeye engel olmaz.

B) Beş sene ve daha az hürriyeti bağlayıcı bir ceza ile mahkûm olanlar fer’î ve mütemmim cezalar ile ceza mahkûmiyetlerinin neticelerine de şâmil olmak üzere affedilmiştir.

C) Beş seneden fazla hürriyeti bağlayıcı bir ceza ile mahkûm olanların cezalarının üçte biri indirilir. Ancak indirilen miktar beş seneden aşağı olamaz.

Madde 2

27 ve 28 Mayıs 1960 günlerinde inkılâp hareketleri lehine lülen katılan askerî şahısların bu târihlerde işledikleri taksirli suçlarından dolayı haklarında takibat yapılmaz ve mahkûm olanlar, fer’î ve mütemmim cezaları ile ceza mahkûmiyetlerinin neticelerine de
şâmil olmak üzere affedilmiştir.

Madde 3 

Aşağıda yazılı bentlerde gösterilen suçlar aftan hariç bırakılmışlardır:

A) Türk Ceza Kanununun 125, 126, 127, 128, 129, 130, 131, 132 ve 133 üncü maddelerinde yazılı suçlarla 135 inci maddenin ikinci bendinde ve 136, 137, 138, 139, 140, 141, 142, 146, 150 ve sulh zamanında işlenen fiiller hariç 161 ve 163 üncü maddelerinde yazılı olan suçlar ve bunların 168, 171 ve 172 nci maddelerinde gösterilen şekilleri,

B) ihtilas, irtikâp, rüşvet suçlariyle miktar ve kıymetçe beşyüz liradan fazla olan zimmet suçları ve Türk Ceza Kanununun 339, 340, 341, 342, 366, 367 ve 368 inci maddelerinde yazılı suçlar,

C) Türk Ceza Kanununun 414, 415, 416 (Son fıkrası hariç), 417, 418, 429 ve 430 uncu maddesinin birinci fıkrası İle 431, 435 ve 436 ncı maddelerinde yazılı suçlar. Ancak kaçırmak, evlenmek maksadiyle yapılmış ve kaçırılan kimsenin ırzına geçilmemişse birinci madde hükmü uygulanır.

Ç) Türk Ceza Kanununun 448, 449 ve 450 nci maddeleri ile diğer kanunlarda yazılı aynı mahiyetteki adam öldürme suçları,

D) Türk Ceza Kanununun 495, 496, 497, 498 ve 499 uncu maddelerinde yazüı suçlar,

E) 4237 sayılı fevkalâde zamanlarda haksız mal iktisap edenler hakkındaki kanun ile 5816 sayılı Atatürk aleyhinde işlenen suçlar hakkındaki kanunların şümulüne giren suçlar,

F) Askeri Ceza Kanununun 55, 56, 59, 94, 97, 100, 101, 102, 103 ve 104 üncü maddeleri-ile 148 inci maddenin (B) bendi ve yukardaki bentlerde Türk Ceza Kanununun maddelerine atıf suretiyle cezalandırılan fiiller,

G) Millî Korunma suçlarının affına dair 79 sayılı kanunun birinci maddesinin ikinci fıkrası gereğince aftan istisna edilen şahısların işledikleri suçlar,

H) 6831 sayılı Orman Kanununda yazılı suçlar ile Türk Ceza Kanununnun 369, 370, 373 üncü maddesinin 1 inci fıkrası ve 374 üncü maddesinde yazılı suçlarla bunların 411, 412 ve 413 üncü maddelerinde gösterilen şekilleri,

I) Kaçakçılık Kanunu ile Türk Parasının Kıymetini Koruma hakkındaki Kanuna aykırı fiillerden sanık veya mahkûm olanlar,

Şu kadar ki :
Her ne suretle olursa olsun resmî makamların muvafakatiyle hariçte bulunan dövizlerini memlekete getirmiş olanlar birinci madde hükmünden istifade ederler.

J) Türk Ceza Kanunu ile diğer kanunlarda yazılı ölüm ve müebbet hapis cezasını müstelzim suçlar,

K) Mükerrirler,

L) Geçici 1 sayılı kanunun 6 nci maddesinde gösterilen şahısların (İşledikleri suçlar,

M) 45 sayılı kanun hükmüne tabi memurlarla bunların şeriklerinin memuriyet sıfat ve vazifelerini suiistimal suretiyle işledikleri suçlar,

N) 2559 ve 6761 sayılı kanun hükümlerinin tatbikinde bu kanunların tanıdığı vazife ve salâhiyetlerini suüstimal etmek suretiyle müessir iil ve sair suretlerle suç İşleyenler.

Madde 4

Bu kanunun birinci maddesinin (B) ve (C) bentlerinden faydalanan hükümlüler kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren mahkûm oldukları cezanın zaman aşımı süresi İçinde ve her halde beş yıl zarfında aşağı haddi altı aydan az olmıyan hürriyeti bağlayıcı cezayı müstelzim aynı cinsten diğer bir cürüm işledikleri takdirde evvelce haklarında hükmedilmiş bulunan cezanın infaz edilmiyen kısmı aynen çektirilir.

Madde 5

Bu kanun hükümleri kanunen kullanılması, yapılması, taşınması, bulundurulması, satılması, alınması ve memlekete sokulması suç teşkil eden veva inhisara tabi bulunan eşyanın müsaderesine karar vermeye mâni değildir.

Yukarıdaki fıkra haricinde kalan eşya gümrük ve diğer Devlet ve belediye vergi ve resimlerinin ödenmesi halinde sahiplerine verilir.

Madde 6

Firar halinde olup da bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten İtibaren Uç ay zarfında cumhuriyet savcılıklarına veya konsolosluklara müracaatla teslim olmıyanlar birinci madde hükmünden istifade edemezler.

Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte asker kaçağı, izinsiz, bakaya, yoklama kaçağı ve saklı bulunanlar ve askerlikten kurtulmak için hile yapanlar kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren iki ay içinde resmî mercilere teslim olmak şartiyle af olunmuşlardır.

Madde 7

Bu kanun hükümlerinin «Taksirli suçlar hariç» Hâkimler ve Memurin Kanunları ile bunlara ek kanunlara ve sair hususi kanunlara tevfikan verilmiş ve verilecek idari ve inzibatî karar veya yapılmış ve yapılacak işlemlere ve subay, askerî memur ve astsubayların cezalarının huhuki neticelerinden olan rütbenin kaybedilmesi ve orduya subay, askerî memur, astsubay olarak kabul olunmamak ve askerî nispetin kesilmesi işlemlerine şümulü yoktur.

Hususi kanunlara göre mercilerince verilmiş olan ve bu kanunun neşri, tarihinde infaz edilmemiş bulunan para cezaları da birinci madde hükmüne tabidir, vergi cezalan ve misil zamları bu hükümden hariçtir.

Madde 8

Bu kanun hükümlerinden faydalanacak tutuk ve hükümlülerin salıverme işleri kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren 15 gün içinde tamamlanır.

Madde 9

Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 10

Bu kanunu Bakanlar Kurulu yürütür.

27/10/1960

Basın Ahlak Esasları

0
Basın Ahlak Esasları

Basın Ahlak Esasları, basın ilan kurumu tarafından yayınlanmıştır.

Basın Ahlak Esasları, Basın İlan Kurumunun 18 Kasım 1994 tarihinde kabul ettiği Basın Ahlak Esasları Hakkında 129 Sayılı Genel Kurul Kararı gereğince resmi gazetede ilan edilerek yürürlüğe girmiştir.

Basın Ahlak Esasları
Madde 1

Bir kamu hizmeti olan gazetecilik, kişisel veya ahlâka aykırı amaç ve çıkarlara âlet edilemez ve kamu yararına aykırı bir şekilde kullanılamaz. Haberlerde ve olayların yorumunda gerçeklerden saptırma, çarpıtma veya kısaltma yoluyla amaçlı olarak ayrılınamaz. Doğruluğu kuşku uyandırabilen ve araştırılması gazetecilik imkânları içinde bulunan haberler, araştırılıp doğruluğuna emin olunmadan yayınlanamaz. Bu hizmetin görülmesinde aşağıdaki Basın Ahlâk Esasları’na uyulur:

a) Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve Cumhuriyetin insan haklarına dayalı, demokratik, lâik, hukuk devleti niteliği, Atatürk ilke ve inkılâpları ve Anayasa’nın 174’üncü maddesinde yazılı “İnkılâp Kanunları” aleyhine yayın yapılamaz.

b) Haberler hukuka aykırı yollardan elde edilemez ve yayınlanamaz.

c) Hiç kimse, suçlu olduğu kesin yargı kararıyle belirtilmedikçe suçlu olarak ilân edilemez; cezai soruşturma aşamasında veya devam eden davaların konusu olan olaylarla ilgili haber veya yorumlarda “Suçsuzluk” ilkesi ihlâl edilemez; soruşturma ve yargılamanın doğal ve yasal akışını, özellikle hâkimlerin kararını etkileyecek beyan ve yorumlarda bulunulamaz.

ç) Suça tahrik veya teşvik edecek ve suç ile mücadeleyi etkisiz kılacak yayın yapılamaz.

d) Şiddet ve terörü özendirecek; uyuşturucu maddeler ve her türlü örgüt suçları ile mücadeleyi etkisiz kılacak yayın yapılamaz.

e) Küçüklerin ve gençlerin toplum içinde, kişiliklerinin gelişmesini ve korunmasını olumsuz etkileyecek veya onlara yönelik cinsel tacize teşvik eden ve şiddeti özendiren yayın yapılamaz.

f) Kadınların, ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel alanlardaki bütün hak ve yetkilerden eşit olarak yararlanmasını engellemeye özendiren, kadın-erkek ayrımcılığını öngören, kadını sadece bir “cinsel nesne” olarak gösteren yayınlar yapılamaz.

g) Gazete ve dergiler, verdikleri gerçeğe aykırı bilgilerden dolayı, yollanacak, yayın organına ve üçüncü kişilere hakaret ve suç unsuru içermeyen cevap ve düzeltme metinlerini; bunların gönderilmesine sebep olan yazının etkisini bütünüyle giderecek şekilde, günlük süreli yayınlarda cevap ve düzeltme metinlerinin alındığı tarihten itibaren en geç üç gün içinde, diğer süreli yayınlarda ise cevap ve düzeltme metinlerinin alındığı tarihten itibaren üç günden sonraki ilk nüshada, ilgili yayının yer aldığı sayfa ve sütunlarda, aynı puntolarla ve aynı şekilde yayımlar.

ğ) Gazete veya dergiler kadro, baskı, dağıtım veya fiilî satış miktarı konusunda yanlış veya yanıltıcı bilgi veremez.

h) Ahlâka aykırı yayın yapılamaz.

ı) Kişi, kurum ve toplum katmanlarına yönelik yayınlarda, eleştiri sınırlarını aşan aşağılayıcı sözcükler kullanılamaz; hakaret edilemez, sövülemez iftira ve haksız isnat yapılamaz.

i) Kamu yararını ilgilendirmeyen durumlarda bireylerin özel hayatlarının gizliliği ihlâl edilemez.

j) Din istismar edilemez.

k) Yayınlarda hiç kimse ırkı, cinsiyeti, sosyal düzeyi ve dini inançları sebebiyle kınanamaz, aşağılanamaz. Vicdan, düşünce ve anlatım özgürlüklerini hukuka aykırı şekilde sınırlayıcı, sarsıcı veya incitici yayın yapılamaz.

l) Haber başlıklarında, haberin içeriği saptırılamaz ve çelişki yaratılamaz.

m) Gazeteci, kaynaklarının gizliliğini korur, kendisine verilen sırları ve kaynağını açıklayamaz.

n) İlân veya reklâm niteliğindeki haber, resim ve yazıların, tereddüte yer bırakmayacak şekilde ilân veya reklâm olduğu belirtilir.

Madde 2 

Gazete ve dergilerin Basın Ahlâk Esasları’na aykırı davrandığına ilişkin ihbar ve şikâyetler, kendilerini ilgilendiren hallerde gerçek ve tüzel kişilerce, genel olarak da 195 sayılı Kanun’un 5’inci maddesinde temsili öngörülen kurum veya kuruluşlarca Basın İlân Kurumu Yönetim Kurulu’na yapılır.
Yönetim Kurulu gerekli görürse, söz konusu aykırılığı doğrudan doğruya da ele alabilir.

Madde 3 

Bir yazı, haber, resim ve benzeri yayının Basın Ahlâk Esasları’na aykırı olduğu yolundaki başvurular, yayın tarihinden itibaren (30) gün içinde yapılmamış ise dikkate alınmaz. Süresi içinde yapılan başvurular, Genel Müdürlük’çe ilgili gazeteye tebliğ edilerek, (10) gün içinde savunmalarını vermesi istenir. Süresi içinde savunma verilmezse, savunma hakkından vazgeçilmiş sayılır. Bu husus, savunma istemini içeren yazıda açıkça belirtilir.

Yönetim Kurulu süresi içinde yapılan başvurular hakkında, savunmanın geldiği veya savunma hakkından vazgeçilmiş sayıldığı tarihten itibaren, (60) gün içinde kesin kararını verir.

Yönetim Kurulu’nun doğrudan doğruya ele aldığı aykırılıklar hususunda birinci fıkradaki (30) günlük süre (60) gündür. Savunma istenmesi ve karar verme konularında bu madde hükümleri aynen uygulanır. Resmî ilân ve reklâm yayınlama hakkına sahip olup da, herhangi bir sebeple buna ara veren mevkutelerde bu dönemde, Basın Ahlâk Esasları’na aykırı yayınlar yapılması halinde; bu maddenin bir ve üçüncü fıkralarında gösterilen süreler içinde başvuru ve inceleme yapılmış olmak kaydı ile, 195 sayılı Yasa’nın 49 uncu maddesinde öngörülen müeyyide, sözkonusu mevkutelerin resmî ilân ve reklâm yayınlama hakkı tekrar doğduğunda uygulanır. Ancak bu müeyyidenin uygulanmasında, zaman aşımı Basın Ahlâk Esasları’na aykırı yayının yapıldığı tarihten itibaren oniki aydır.

Aynı konuda yargı organlarına başvurulmuş olması, Yönetim Kurulu’nun incelemesini ve karar vermesini etkilemez.

Madde 4 

Gazete ve dergilerin, Basın Ahlâk Esasları’na uymadıkları Yönetim Kurulu’nca, kendiliğinden veya başvuru üzerine tespit edildiğinde, 195 sayılı Kanun’un 49’uncu maddesinin (a) bendi uygulanır.

Madde 5 

Yönetim Kurulu, gazete ve dergilerin Basın Ahlâk Esasları’na uyup uymadıklarına karar vermeden önce, gerekli görürse bir veya daha çok uzmanın görüşünü alabilir.

Uzman veya uzmanlar, on yıllık Sarı Basın Kartı sahibi gazeteciler ve tercihan Basın İlân Kurumu’nda temsil edilen fakültelerin öğretim üyeleri arasından seçilir.

Madde 6 

Resmi Gazete’nin 9/6/1964 tarihli ve 11723 sayılı nüshasında yayınlanan 20/5/1964 tarihli ve 25 numaralı Basın İlân Kurumu Genel Kurul Kararı ile ek ve tâdilleri yürürlükten kaldırılmıştır.

Geçici Madde 1 – Bu Karar’ın Resmi Gazete’de yayınlanmasından önce işlenmiş fiillere, 25 numaralı Basın İlân Kurumu Genel Kurul Kararı ile ek ve tâdilleri uygulanır.

Madde 7

Bu Karar, Resmi Gazete’de yayınlandığı tarihte yürürlüğe girer.

18 Kasım – Hukuk Takvimi

0
18 Kasım Hukuk Takvimi: Hukuk tarihinde bu güne ilişkin önemli olaylar, kanun değişiklikleri, sözleşmeler, davalar, yargılamalar, idamlar, tutuklamalar, infazlar ve diğer hukuki gelişmeler. Ayrıca, diplomatik ilişkilerdeki dönüm noktaları, ulusal ve uluslararası hukuk kuruluşlarına ait gelişmeler, bildirgeler ve hukukçuların doğum ve ölüm günlerine dair detaylı bilgiler.

18 Kasım – Hukuk Takvimi

1375 Papalık devletlerinin ayaklanmaları başladı.
1647 17. yüzyıl felsefesinin şüpheci düşünürlerinden Fransız filozof, Pierre Bayle doğdu.  (Ölümü: 1706) Tarihsel ve Eleştirel Sözlük isimli eseri yazdı.
1830  Alman hukuk profesörü, filozof ve Illuminati’nin kurucusu Adam Weishaupt, öldü (Doğumu: 1748) Ingolstadt Üniversitesi’nde hukuk profesörü olarak görev yaptı.  1 Mayıs 1776 tarihinde İlluminati gizli topluluğunu kurdu. 1784 yılında yerel otorite tarafından etkinlikleri yasaklanarak Bavyera eyaletinden kovuldu. Monarşik yönetimlerin ve dinin ortadan kaldırılması yönünde çalıştı.
1882 Fransız düşünür, Jacques Maritain doğdu.  (Ölümü: 1973)
1883 Hollandalı hukukçu ve Başbakan, Constantijn Theodoor Tellen van Lynden van Sandenburg, yaşamını yitirdi. (Doğumu:24 Şubat1826)  Utrecht’te dünyaya geldi. Hukuk eğitimi aldı ve bir süre avukatlık yaptı. 1866’da Hollanda Temsilciler Meclisinde görev yaptı. Daha sonra, 1874-1877 yılları arasında Heemskerk/Van Lynden van Sandenburg kabinesinde Adalet Bakanı olarak görevine devam etti. 20 Ağustos 1879’da başbakan oldu ve 1883 yılına kadar  Hollanda Başbakanı olarak görev yaptı..
1886  Hukukçu ve ABD’nin 21. Başkanı Chester A. Arthur, yaşamını yitirdi. (Doğumu:5 Ekim 1829)  Başkanlıktan önce Başkan Yardımcısı olarak görev yapmıştır. Görev süresinin bitimine dört ay kala önceki başkan Garfield’ın suikasta uğraması sonucunda başkanlığı devraldı.
1906 Mahkeme Kapısı isimli eserin yazarı, Sait Faik Abasıyanık, Adapazarı’nda doğdu. Gerçek adı Mehmet Sait‘tir. Adalar ilçesinde, Burgazada’da, Darüşşafaka Vakfı tarafından adını ve anısını yaşatmak üzere bir müze kurulmuştur. Ada Dostları Derneği tarafından her yıl anma toplantıları düzenlenmektedir. Uzun yıllar yapılmayan anma günleri 2022 yılından itibaren dernek başkanı İbrahim Aycan öncülüğünde yeniden başlatılmıştır. Ayrıca, aynı dernek tarafından yaptırılan anıt Burgazada iskelesindedir.
1913  Tek motorlu üstü açık tayyareye binme cesareti gösteren ilk kadın Belkıs Şevket Hanım oldu. Belkıs Hanım İstanbul üzerinde uçarken aşağı attığı kartlarda, Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-u Nisvan Derneği üyelerine selam yolluyordu.
1918 Letonya, Rus İmparatorluğu’ndan bağımsızlığını ilan etti.
1920 Türkiye Büyük Millet Meclisi, Emperyalizme Karşı Halkçılık Beyannamesi’ni ilan etti. Halkçılık Beyannamesi, Mustafa Kemal Paşa’nın 13 Eylül 1920 günü Meclise sunduğu, Halkçılık Programı’nın “Maksat ve Meslek” kısmından oluşmaktaydı. Program, Teşkilatı Esasiye’ye de kaynaklık etti. Halkçılık Programı, 18 Eylül 1920 günü Meclis’te okunduktan dört ay sonra 20 Ocak 1921 günü kabul edilen 1921 Anayasası‘nın temelini oluşturdu.
1920  Ermenistan’la Ateşkes Anlaşması imzalandı.
1922 Sultan Vahidettin, T.B.M.M. tarafından Halifelikten düşürüldü ve Abdülmecid Efendi halife olarak seçildi. Amcasının oğlu Mehmed Vahdettin’in 4 Temmuz 1918’de tahta çıkması üzerine Osmanlı tahtının veliahdı olan Abdülmecid 19 Kasım 1922’de halife seçildi. Osmanlı halifeliğine resmen son veren 431 sayılı Kanun’un kabul edildiği 3 Mart 1924 tarihine kadar “halife” unvanını taşıdı. Tarihe “Son Osmanlı Halifesi” olarak geçti.
1936 Adolf Hitler ve Benito Mussolini; General Franco’nun İspanya’da kurduğu Geçici Hükûmeti tanıdı.
1945  Sri Lankalı avukat ve siyasetçi, Mahinda Rajapaksa doğdu. 26 Ekim 2018-15 Aralık 2018 tarihleri arası başbakanlık makamında bulundu.
1953 Feriha Sanerk, Emniyet Müdürlüğüne yükselen ilk kadın oldu.
1960 Türk Standartları Enstitüsü; her türlü madde ve mamuller ile usul ve hizmet standartlarını yapmak amacıyla 18 Kasım 1960 tarih ve 132 Sayılı Kanunla resmi kuruluşunu tamamladı. TSE’nin ilk kuruluşu Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) bünyesinde hazırlanan tüzük ile 16 Ekim 1954 tarihinde gerçekleşmiş; Enstitü, 26 Mayıs 1955 tarihinde International Organization For Standardization-ISO’ya ve 01 Ocak 1956 tarihinde International Electrotechnical Commission-IEC’ye üye olarak kabul edilmiştir. “Türk Standardlarının Tatbiki Hakkında Nizamname” 4 Aralık 1959 tarih ve 10372 sayılı Resmi Gazetede Bakanlar Kurulu Kararnamesi olarak yayımlanmış ve yasal zemin hazırlanmıştır. Enstitünün ilgili olduğu bakanlık Sanayi ve Teknoloji Bakanlığıdır.
1960 1960 Genel affına ek kanun kabul edildi. 26 Ekim 1933 yılında cezaları 5 yılı geçmeyen bütün mahkumların affedilmelerinden sonra; 1960 affına kadar yaklaşık 30 yıl genel af gündeme gelmemiş, 1960 yılında Genel Af yasası çıkarılmıştı. Yasayla; kusurdan doğan suçlarla üst sınırı 5 yılı geçmeyen hürriyeti bağlayıcı cezalar hakkında takibat yapılmaması hükmü getirilmişti. Bu af yasasında; devlet aleyhine, ırza yönelik ve Atatürk aleyhine işlenen suçlar gibi bazı suçlara verilen cezalar af kapsamı dışında bırakılmıştı.
1960 Eski Ticaret Bakanı İbrahim Sıtkı Yırcalı ve Şemsi Demirkan’ın yolsuz kredi kullanımı suçuyla yargılandığı Değirmen Davası, Yüksek Adalet Divanında, 18 Kasım 1960 ‘da başladı. İddia edilen suçun 1955 yılında işlenmiş olması ve 5 yıllık zamanaşımı süresi nedeniyle 03.12.1960 tariinde düşürüldü. “Görev Kötüye Kullanmak ve Suça İştirak” temelli davada, “başkasına menfaat temini maksadıyla usulsüz tahsis yapmak ve tahsis edilen un değirmenini fahiş karla devretmek” suçlaması bulunuyordu. Yırcalı, Kuvayı Milliyecilerden Yırcalızade Şükrü Efendi’nin oğlu ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu idi. Paris Hukuk Fakültesi’nde Doktora yapmıştı. 29 Aralık 1988’de yaşamını yitirdi.
1974 Uluslararası Enerji Programı Antlaşması, 18 Kasım 1974 tarihinde Pariste İmzalandı.  “Uluslararası Enerji Programı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun”u  21 Ocak 1981’de TBMM’de kabul edildi ve 23 Ocak 1981’de Resmi Gazetede yayınlandı. 
1976 İspanya’da 37 yıl süren diktatörlüğün ardından yeniden demokratik rejim kurulması kararı alındı.
1977 Avusturyalı hukukçu, profesör ve eski Başbakan Kurt Schuschnigg, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1897) 1934’te bir suikastta öldürülen Engelbert Dollfuß’un ardından Avusturya şansölyesi oldu. Freiburg ve Innsbruck üniversitelerinde hukuk eğitimi almış ve önce adalet ve eğitim bakanı daha sonra da 36 yaşında şansölye seçilmişti. İkinci Dünya Savaşından sonra ABD’ye iltica etmiş ve 1948’den 1967’ye kadar Saint Louis Üniversitesi’nde siyâset bilimi dersleri vermiştir.
1992 Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunda değişiklik yapıldı.
1992 Serbest Gazeteci Hatip Kapçak, Mazıdağı’nda öldürüldü.
1994 Basın Ahlak Esasları, Basın İlan Kurumu tarafından 18 Kasım 1994 tarihinde kabul edildi. Basın Ahlak Esasları Hakkında 129 Sayılı Genel Kurul Kararı resmi gazetede ilan edilerek yürürlüğe girdi.
1994 BM Genel Kurulu 18 Kasım 1994 tarihli kararı ile, terörün her biçimiyle reddedilmesi gerektiğini kabul etti. Nerede olursa ve kim tarafından yapılırsa yapılsın, suç olduğu ve haklı görülmeyeceği açıklandı.
1998 Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Meslek İlkelerini İzleme Komitesi, “Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi” taslağını hazırladı ve taslak metin, meslek mensupları ve sivil toplum kuruluşları temsilcilerince tartışıldıktan sonra Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu tarafından 18 Kasım 1998’de kabul edildi. Gazetecilerin Hak ve Sorumlulukları Bildirgesi, gazetecinin meslek ilkeleri ve davranış kurallarıyla ilgili prensipleri ortaya koymaktadır.
1999 İstanbul’daki Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Zirvesi’nde, Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı ve Hazar geçişli doğal gaz projelerine ilişkin anlaşmalar, ilgili ülkelerin Devlet Başkanlarınca imzalandı. 1998 yılında Azerbaycan, Gürcistan, Kazakistan, Özbekistan ve Türkiye, “Hazar ve Orta Asya petrollerinin Batı pazarlarına Bakü Tiflis Ceyhan Petrol Boru Hattı” ile ulaştırılmasına ilişkin Ankara Deklarasyonu imzalanmıştı. 18 Kasım 1999 tarihinde ise uygulamaya dönük  olarak İstanbul’da protokol imzalandı.
2005 Fikri ve Sınai Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi Faaliyetleri (FİSAUM),  tarafından “Karşılaştırmalı Olarak Patent Yargılaması Uluslararası Sempozyumu” 17-18 Kasım 2005 tarihinde düzenlendi
2011 HSYK(Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) 18 Kasım 2011 tarihinde yayımladığı genelge ile insan hakları ihlalleri ile işkence ve kötü muamele iddialarına ilişkin soruşturmaların AİHS ve AİHM içtihadını da dikkate alarak hızlı, etkin, adil, eksiksiz ve insan haklarına saygılı bir şekilde yapılması, delillerin zamanında, tam ve hukuka uygun olarak toplanması ve bu kapsamdaki soruşturmaların kolluk kuvvetlerine bırakılmayarak bizzat Cumhuriyet savcılarınca gerçekleştirilmesi hususlarını yargı teşkilatına duyurdu.
2013 Adalet Bakanlığına bağlı bir birim olarak Mağdur Hakları Daire Başkanlığı kuruldu.
2020 Barışçıl protesto hakkını kullanan Cumartesi Anneleri’ne yeni bir dava açıldı. 25 Ağustos 2018 tarihli 700’üncü protestoya katılan 46 kişi hakkında düzenlenen iddianame 18 Kasım 2020 tarihinde İstanbul 21. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmamakla suçlanan katılımcılar hakkında 6 ay ile 3 yıl arasında değişen hapis cezası talep edildi.
2020  Hintli kadın yazar ve siyasetçi, Mridula Sinha, Covit-19 nedeniyle yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1942)
2021 Dünya Felsefe Günü kutlandı. Felsefe günü her yılın Kasım ayının üçüncü Perşembe’sinde tüm dünyada felsefe etkinlikleri ile kutlanmaktadır. Etkinlikler UNESCO ve felsefe kurumlarının teşviki ile gerçekleşmektedir.
2022 Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı, Demokrasi, İnsan Hakları ve Çalışma Bürosu tarafından yayınlanan 2022 raporunda, İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün, 18 Kasım’da bir rapor yayınlayarak İran sınırı boyunca Afganlara yönelik kötü muameleler olduğuna yönelik tespitlerde bulunduğunu iddia etti. Afganların uluslararası koruma için kayıt yaptırmalarının engellendiği, sınır dışı edilmekle karşı karşıya olanlara iltica talebinde bulunma fırsatının verilmediği ve yetkililerin sınırda on binlerce kişiyi geri püskürttüğü belirtildi.
2023 Almanya’nın “Kalifiye İş Gücü Göçünü Geliştirme Yasası“, 18 Kasım 2023 Cumartesi gününden itibaren yürürlüğe girdi. Yeni kurallar, devlet kurumlarının işini kolaylaştırmak için üç aşamada uygulamaya konulması bekleniyor. 
2024 Yenidoğan Çetesi Davası’nın ilk duruşması Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı.
2024 Ayhan Bora Kaplan suç örgütüne ilişkin davanın duruşması, Ankara 32’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’nde yapıldı. 17’si tutuklu, 61 sanığın yargılandığı davada sanıklar ve avukatlarının reddi hakim talebi reddedildi.
2024

Mersin’de polis ekiplerince düzenlenen operasyonlarda firari 49 hükümlü ve 19 şüpheli yakalandı. Şüpheliler emniyete götürüldü, hükümlüler de işlemlerinin ardından cezaevine gönderildi.

2024 Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanması ve kayyım atanmasıyla ilgili sosyal medya paylaşımları nedeniyle 9 Kasım’da tutuklanan gazeteci Furkan Karabay, yurtdışına çıkış yasağı konularak mahkeme kararıyla serbest bırakıldı.  İstanbul 17. Asliye Ceza Mahkemesi, Karabay’ın gazeteci olması, tutuklama tedbirinin dosyanın muhtevası ile bağdaşmaması ve adli kontrol tedbirinin yeterli olacağı gerekçesiyle tahliye kararı verdi.
2024 Aralarında Ankara, İstanbul ve Adana barolarının da bulunduğu 52 baronun ortak yazılı açıklama yaptı: “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e bağlılık bildirmek, subaylarımız için bir tarihi bilinç ve sorumluluktur”
2024

Trabzon Adliyesi’nin kadınlar tuvaletinde gizli kamera bulundu. Kamerayı 41 yaşındaki zabıt katibi G.S.’nin yerleştirdiği ortaya çıktı. Kadınlar tuvaletini uzun süredir izlediği tespit edilen şahıs tutuklanarak cezaevine gönderildi.

18 Kasım – Hukuk Takvimi

17 Kasım – Hukuk Takvimi – Tarihte Bugün 

0
17 Kasım Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, önemli hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuki düzenlemeler

17 Kasım – Hukuk Takvimi – Tarihte Bugün

   
   
   
1913 Osmanlı Devleti’nde ilk istihbarat teşkilatı olan Teşkilât-ı Mahsusa kuruldu.

1924 

Türkiye’de ilk muhalefet partisi lan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kuruldu. Partinin kurucuları arasında Halk Fırkası’ndan 9 Kasım’da ayrılan Refet (Bele), Adnan (Adıvar), Ali Fuat (Cebesoy), Hüseyin Rauf Orbay da vardı. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk muhalefet partisiydi.

1929 Ta Hronika davasında gazetenin sorumlu müdürü Madam Eleni Mihailidi Türklüğe Hakaret davasında beraat etti. Yapılan ilk yargılamada Mihailidi üç yıl ağır hapis cezasına mahkûm edilmiş ancak karar temyiz incelemesinde buzulmuştu. İstanbul’da Rumca olarak yayımlanan Ta Hronika (Τα Χρονίκα), 28 Şubat 1929’da Yunan Imerisios Tipos gazetesinden aktardığı bir makale ve bu makalede kullanılan “Agriyotera” kelimesinden dolayı 3 Mart 1929’da “devletin güvenliğini ihlal ettiği” gerekçesiyle Bakanlar Kurulu kararı ile kapatılmıştı. Mihailidi serbest bırakıldıktan sonra  5 Şubat 1930’da gazetenin yeniden açılmasına izin verildi. 

1930 

Serbest Cumhuriyet Fırkası kendini feshetti.

1933

Amerika Birleşik Devletleri, Sovyetler Birliği ile ticari ve diplomatik ilişkiler kurmaya başladı.

1942 Mısır kralı Faruk sürgüne gönderildi, yerine albay Cemal Abdul Nasır geçti.
1947 CHP’nin 7. Büyük Kurultay’ı 17 Kasım 1947’de başladı. Kurultay 19 gün sürdü, İnönü ilk kez “oybirliği” olmaksızın genel başkan seçildi. Cumhurbaşkanlığı ile CHP Genel Başkanlığı’nın aynı kişide birleşmesi halinde Genel Başkan Vekili’ne geniş yetkiler tanındı. Kurultayda, Altı Ok yeniden ele alındı. Devletçilik ilkesi yeniden tanımlanırken, özel girişime önem veren bir anlayış benimsendi.
1951 Nazım Hikmet’e Prag’da düzenlenen törenle “Uluslararası Dünya Barış Ödülü” verildi.
1972

Türkiye’de ilk kadın partisi olan Türkiye Ulusal Kadınlar Partisi kuruldu.

1972

Juan Peron 17 yıllık sürgünden sonra Arjantin’e döndü. Daha sonra devlet başkanı oldu. 

1976 Türkiye İşçi Partisi’nin davetlisi, Şilili sanatçılar sınır dışı edildi. Pinochet Cuntası’na karşı Şili halkıyla dayanışma geceleri için konuk olarka davet edilen üç şarkıcı “çalışma izinleri bulunmadığı” gerekçesiyle Ankara’ya sokulmadı.
1981 MHP Davası’nda yargılanan Alparslan Türkeş “Ben faşist değilim. Bütün hayatım boyunca demokrasiyi ve Atatürkçülüğü savundum. Bu iddianame ile sanık sandalyesine Türkiye Cumhuriyeti, Devlet, Atatürk ve Türk milliyetçileri oturtulmuştur” dedi.
1983 Yorgun Savaşçı filmi yaktırıldı. Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu, TRT Genel Müdürü Macit Akman, “gerekçe olarak, senaryonun tarihi gerçeklere uymadığı gösterildi” dedi.
1990 İtalya’da Başbakan Andreotti, ”Gladyo”nun ”devlet sırrı” kategorisinden çıkarıldığını, Sardunya Adası’ndaki üssünün ziyaret edilebileceğini açıkladı. 
   
1993

Güney Afrika siyasi liderleri, ırk ayrımına son veren yeni Anayasayı kabul ettiler.

   
2000 ABD’nin Teksas eyaletinde idam kararı kesinleşen zihinsel özürlü Johnny Paul Penry’nin cezasının infazı, idamına dört saat kala Yüksek Mahkeme tarafından ertelendi.
   
2004 1996 Yılında polis tarafından öldürülen İrfan Ağdaş’ın ailesi AİHM’de açtığı davada 15 bin Euro tazminat kazandı. Ağdaş’ın ölümünden yargılanan 3 polis beraat etmiş, karar Yargıtay’ca da onanmıştı. Ağdaş ailesinin avukat Behiç Aşçı, ”yeniden yargılama” talebinde bulundu.
2004 KKTC ekonomisini geliştirmek amacıyla Avrupa Komisyonu’nun hazırladığı tüzük Avrupa Parlamentosu’nda 39 ‘hayır’ oyuna karşılık 618 “evet” oyuyla kabul edildi. Tüzük, Avrupa Konseyi’de onaylarsa KKTC’ye mali yardım yapılmasını öngörüyordu. 
2005 Şili eski diktatörü 89 yaşındaki Augusto Pinochet’in mahkemeye çıkmasına engel olmadığına karar verildi. Eski diktatör, 1975’te 115 sosyalistin öldürüldüğü “Colombo Operasyonu” ile ilgili olarak suçlanıyordu. 
2006 Irak’ın Mahmudiye köyünde 14 yaşındaki Iraklı kıza tecavüz edip annesi, babası ve kızkardeşiyle birlikte öldürmekle suçlanan uzman çavuş James P. Barker ABD’nin Kentucky eyaletinde yapılan duruşmada ömür boyu hapse mahkum edildi.
   
2011 Festus Okey davasında Savcı sanık polisin “bilinçli taksirle ölüme sebebiyet vermek”ten 3 ile 9 yıl arası hapisle cezalandırılmasını istedi. Mahkeme heyeti, Festus Okey’in kardeşi olduğu iddiasıyla vekaleti sunulan T.G.Ogu’nun davaya müdahil olma talebini reddetti.
  Ankara’da TikTok fenomenleri arasında çıkan silahlı çatışmanın ardından gözaltına alınan zanlılardan Cansum Ş. “kasten öldürmeye teşebbüs” suçlamasıyla tutuklandı. Kavga ve ateş açılma anı ise TikTok’ta canlı yayınlandı. Şüpheliler M.H. ve Ç.Y. hakkında ise ‘konutunu terk etmemek’ ve ‘yurtdışı çıkış yasağı’ adli kontrol tedbirlerine hükmedildi. 
2024 Türkiye’nin ilk kadın Sümeroloğu Muazzez İlmiye Çığ 110 yaşında hayatını kaybetti.  
2024 “Hukukun Üstünlüğü Endeksi” üzerinden yaptığı eleştirilere yanıt veren Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “Böyle bir endekse güvenilir mi?” dedi.  Dünya Adalet Projesi’nin (World Justice Project’in) her yıl açıkladığı ‘Hukukun Üstünlüğü ve Yolsuzluk Endeksi’nin son sayısında Türkiye,  142 ülke arasında 117. sırada yer almıştı. 
   
2024
  • Afyon’da geri dönüşüm malzemesi toplarken, güpegündüz yol ortasındaki mazgal demirini çalan kişi polisin takibi sonrası yakalandı.
  • İstanbul, Maltepe’de bir hastanede görevli doktoru darbettiği iddiasıyla gözaltına alınan şüpheli tutuklandı. Bir süre önce aynı hastanede tedavi gören babası ölen şüphelinin bu nedenle olayı gerçekleştirdiği belirlendi. Darbedilen doktorun ise şüphelinin babasının tedavi sürecinde yer almadığı öğrenildi
  • Ankara’da TikTok fenomenleri arasında çıkan silahlı çatışmanın ardından gözaltına alınan zanlılardan Cansum Ş. “kasten öldürmeye teşebbüs” suçlamasıyla tutuklandı.
  • Hatay Reyhanlı’da bir iş yerinin demir kapısı çalındı. Güvenlik kamerası görüntülerinden kapının at arabası ile taşındığı anlaşıldı. zanlının yakalanması için çalışma başlatıldı.
  • Adana’da cezaevinden tahliye olan kişi, Yüreğir’deki mahallesinde yakınlarının havaya açtığı ateşle karşılandı. Polis, şüphelileri yakalamak için operasyon başlattı. İstanbul Aranan Şahıslar Büro Amirliği ekipleri 11-16 Kasım tarihleri arasında yaptıkları operasyonlarda hırsızlık, cinayet gibi suçlardan haklarında hapis cezası bulunan 1923 kişiyi yakaladı.
   
   
   
   
 
 
 

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi İhlallerinin Önlenmesine İlişkin Eylem Planı

0

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi İhlallerinin Önlenmesine İlişkin Eylem Planı”nın kabulü; Adalet Bakanlığının 8/2/2014 tarihli ve 16338 sayılı yazısı üzerine, Bakanlar Kurulu’nca 24/2/2014 tarihinde kararlaştırılmıştır. Karar, Resmi Gazete’nin 1 Mart 2014 tarihli sayısında yayımlanmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi İhlallerinin Önlenmesine İlişkin Eylem Planı -2014

Sunuş

Son yarım asra sığan uluslarüstü ve uluslararası kurumsallaşması ışığında “insan hakları hukuku” insanlığın “kozmik vicdan”ı haline gelmiş bulunmaktadır. Hiçbir bireysel trajedinin gözardı edilemediği zamanımızda, temel hak ve özgürlüklere ilişkin konuların, devletlerin egemenlik alanından çıkışına, küresel ve bölgesel düzeyde teminatlara bağlanışına tanık olmaktayız. Avrupa Konseyi’nin üyesi olan ülkemiz de Konsey belgeleriyle oluşturulan güçlü ve etkin bir koruma sistemine dahil olarak, insan haklarının en üst düzeyde korunması ve geliştirilmesine yönelik hedeflere ulaşma iradesini teyit etmiştir.

Temel hak ve özgürlüklere saygı temelinde, Avrupa’da ortak ve sürdürülebilir bir demokratik düzen oluşturma hedefiyle kurulan Avrupa Konseyi statüsünü 1949 yılında kabul ederek kurucu üyeler arasına katılan Türkiye, 1950’de imzaladığı sözleşmeyi 10 Mart 1954’te onaylayarak iç hukukun parçası haline getirmiş, 28 Ocak 1987’de ise bireysel başvuru hakkını tanıyarak Sözleşme ile oluşturulan denetim şemsiyesi altına girmiştir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

AİHM içtihatları ile uyum sağlamak ve bu suretle Ülkemizde insan hakları standartlarının geliştirilmesi ve korunması amacıyla son dönemde önemli reformlar hayata geçirilmiştir. Bununla beraber, Ülkemizin, bireysel başvuru yolunu çoğu taraf ülkeden daha erken bir tarihte açarak Avrupa Konseyi’nin oluşturduğu bölgesel koruma sistemi içinde yer alma cesaretine karşın, insan hakları pratiğinde, bir takım yapısal sorunlardan kaynaklanan sıkıntılar yaşadığı bilinen bir gerçektir. AİHM istatistiklerine bakıldığında, 31 Aralık 2013 tarihi itibarıyla, Mahkeme önündeki derdest dosyaların %11,3’lük dilimini ülkemiz aleyhine yapılan başvuruların oluşturduğu, bu kapsamda Türkiye’nin; Rusya, İtalya, Ukrayna ve Sırbistan’dan sonra 5. sırada yer aldığı
görülmektedir. Aynı tarih itibarıyla, AİHM’nin Türkiye hakkında vermiş olduğu toplam ihlal kararı sayısı 2.639’a ulaşmış olup, Ülkemiz maalesef hakkında en çok ihlal kararı verilen ülke durumundadır.

Bu kararların büyük bir çoğunluğunun icra süreci halen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından denetlenmektedir.

Temel hak ve özgürlüklerin korunarak geliştirilmesi idealine gölge düşüren bu görünümün iyileştirilmesi, gerek yapısal gerekse uygulamadan kaynaklanan sorunların giderilmesini ve bu amaçla hukuki reform çabalarının kararlılıkla ve sistematik bir şekilde sürdürülmesini zorunlu kılmaktadır. Bu ihtiyaca dayalı olarak, 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü bünyesinde İnsan Hakları Daire Başkanlığı kurulmuştur. İnsan Hakları Daire Başkanlığına AİHM’e ülkemiz aleyhine yapılan başvurulara ilişkin Hükümet savunmalarını hazırlama görevinin yanısıra, AİHM kararlarının icrası, insan hakları konusunda ilgili kurum ve toplumsal paydaşlarla işbirliği halinde projeler geliştirilmesi, uygulamaya yön verecek ve toplumsal farkındalığı pekiştirecek eğitim çalışmalarının hayata geçirilmesi ve ihlale neden olan yapısal sorunların çözüm süreçlerinin takibi görevleri de verilerek insan haklarının korunması ve bu alandaki ihlallerinin önlenmesi konusunda kilit bir rol tevdi edilmiştir. Bu görevler kapsamında 15-17 Kasım 2011 tarihleri arasında İnsan Hakları Daire Başkanlığı tarafından, Ankara’da ilgili tüm kurumlar ile AİHM ve Avrupa Konseyi’nde çalışan uzmanların katıldığı yüksek düzeyli bir “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye Kararları, Sorunlar ve Çözüm Önerileri Konulu Yüksek Düzeyli Konferans ve Çalıştay düzenlenmiş, Çalıştay’da oluşturulan 6 ayrı komisyonda, insan hakları ihlaline neden olan sistemik ve uygulama kaynaklı sorunlar ile çözüm önerileri ele alınmıştır.

Bu eylem planı, sözü edilen çalıştay sonuçları da dikkate alınarak, AİHM tarafından verilen ihlal kararlarına konu alanlarda ihlale neden olan sorunların ortadan kaldırılması amacıyla hazırlanmış olup, bu sorunların ortadan kaldırılmasına yönelik belirlenmiş takvime bağlı olarak alınması gereken önlemler, gerçekleştirilmesi öngörülen faaliyet ve düzenlemeler ile bunların gerçekleştirilmesinden sorumlu kurumları belirlemektedir. Öngörülen söz konusu faaliyetlerden mevzuat düzenlemesine ilişkin olanlar, idari yönden yapılabilecek hazırlık çalışmalarını ifade etmekte olup bu konulardaki nihai takdir elbette yasama organına aittir.

Eylem planı taslağı hazırlandıktan sonra, görüş ve önerilerinin alınması amacıyla ilgili tüm Bakanlıklara ve diğer kurumlara gönderilmiş, bu görüş ve öneriler dikkatle değerlendirilerek eylem planı taslağına son hali verilmiştir.

Eylem Planında yer alan amaçların gerçekleştirilebilmesi için belirlenen hedefler, planın uygulanabilir olması ve beklentileri karşılaması için açık ve sonuç almaya yönelik hedefler olarak belirlenmiştir.

Her bir hedefin altındaki açıklama ve faaliyetlerle de söz konusu amaçların gerçekleştirilmesi ve hedeflere ulaşılabilmesi için takip edilecek somut ve etkili adımlar ortaya konulmuştur.

Eylem Planı 14 ana amaçtan oluşmaktadır. Bu amaçların gerçekleştirilmesi için 46 hedef belirlenmiş olup, söz konusu hedeflere ulaşılması maksadıyla yapılacak faaliyetler de her bir hedefin altında ayrı ayrı açıklanmıştır. Ayrıca planda sözü edilen amaçların gerçekleştirilmesine yönelik ortaya konulan hedeflere ulaşılması için kısa, orta ve uzun vadeler öngörülmüş; kısa vade 0-1 yıl, orta vade 1 – 3 yıl, uzun vade ise 3 – 5 yıl arası bir zaman dilimi olarak belirlenmiştir.

Eylem Planının Bakanlar Kurulu tarafından kabulünü müteakip, planda öngörülen faaliyetlerin belirlenen takvime uygun olarak sorumlu kurumlarca yerine getirilmesinin takibi süreci Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü İnsan Hakları Daire Başkanlığı tarafından izlenecektir. Bu takip sürecinde sorumlu kurumlarca İnsan Hakları Daire Başkanlığı’na her altı ayda bir rapor verilecektir. Eylem Planının gerçekleşme durumu hakkında Adalet Bakanlığı tarafından Başbakanlığa yıllık rapor sunulacaktır.

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu Sözleşmesi – Unesco Anayasası

0

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu Sözleşmesi, UNESCO’yu kuran ve UNESCO Anayasası olarak bilinen sözleşmedir. Dünyada gerçek bir barış kültürü oluşturmayı amaçlayan bir kurum kurmaya karar veren 44 ülkenin temsilcileri tarafından oluşturulmuştur.

BM Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nü (UNESCO) kuran Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu Sözleşmesi 16 Kasım 1945 tarihinde imzalanmıştır. Kuruluş Sözleşmesi 4 Kasım 1946 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye, sözleşmeyi, 20 Mayıs 1946’da mecliste kabul etmiş ve ‘Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu Sözleşmesinin onanması hakkında 4895 sayılı Kanun 25 Mayıs 1946’da resmi gazetede yayınlanmıştır.

 Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu Sözleşmesi – Unesco Anayasası

Bu Sözleşmeye katılan Devletlerin Hükümetleri Milletler adına bildirirler ki,

Harbler insanların dimağlarında başlar Barışın savunma siperlerinin de insanların dimağlarında kurulması gereklidir.

İnsanların (birbirlerinin âdet ve yaşayışlarını bilmemesi dünya milletleri arasında şüphe ve güvensizliğin müşterek bir sebebi olmuş ve dolayısıyla aralarındaki farklar çok kere bir harbin çıkmasıyla neticelenmiştir. Şimdi sona eren büyük ve korkunç harb insanların haysiyet, eşitlik ve birbirlerine saygı göstermelerini emreden demokratik prensiplerin inkârı ve insanlarla ırkların eşit olmadıklarını ileri suren doktrinin, cehalet ve peşin hükümler yardımı ile yayılması sayesinde mümkün olmuştur.

Kültürün geniş ölçüde yayılması ve insanlığın âdetleri, hürriyet ve barış için eğitilmesi insan haysiyeti için elzem olduğu gibi bütün milletlerin karşılıklı yardım ve alâka anlayışı ile yerme getirilmeleri gereken kutsal bir ödevdir.

Yalnızca hükümetlerin siyası ve ekonomik tertiplerine dayanan bir barış, dünya milletleıinin toplu, devamlı ve samimi bağlanmalarını sağlıyan bir barış olamaz Bundan ötürü, başarısızlığa uğramaması için barışın insanlığın fıkır ve manevi birliğine dayanması gerektir.

Bu sebeplerden ötürü;

Bu Sözleşmeyi imzalıyan Devletler, nesnel gerçeğin hiçbir kayda bağlı olmadan araştırılması yolunda herkese tam ve eşit eğitim imkânları verilmesine, fıkır ve bilginin serbestçe mübadelesi lüzumuna inandıklarından, milletler arasındaki münasebetleri geliştirip artırmak ve böylece karşılıklı anlaşmayı ve birbirlerinin yaşayışları hakkında daha iyi ve doğru bilgi edinmeyi sağlamak karar ve azmindedirler.

Bunun sonucu olarak,

Dünya milletlerinin eğitsel, bilimsel ve kültürel münasebetleri yoliyle, uğrunda Birleşmiş Milletler Teşkilâtının kurulduğu ve anayasasının ilan ettiği milletlerarası barış ve insanlığın müşterek saadeti amaçlarını ilerletmek maksadıyle Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumunu kurmuşlardır.

Madde _ I
Amaçlar ve görevler

1. Kuruluşun amacı ırk, cins, dil ve dm farkı gözetmeksizin Birleşmiş Milletler Anayasasında dünya milletlerine tanınan insan hakları ve esas hürriyetlerine, kanunlara ve adalete müşterek bir saygı yaratmak için, milletler arasındaki işbirliğine eğitim, bilim ve kültür yolıyle yardım ve böylelikle barış ve güvene hizmet etmektir.

2 Bu amacı gerçekleştirmek için kuruluş

a) Bütün yayım araçlarından faydalanarak milletlerin birbirlerini tanımalarını ve anlamalarım ilerletmek ödevinde işbirliği yapacak ve bu maksatla söz ve resimlerle fikirlerin serbestçe akışına yardım için lâzım
olacak Milletlerarası Anlaşmaları tavsiye edecektir.

b) Eğitsel faaliyetlerin gelişmesi için arzu ettikleri takdirde üyelerle işbirliği yapmak, ırk ve cmse bakmaksızın, ekonomik veya sosyal hiç bir fark gözetmeksizin eğitim imkânlarının eşitliği idealini ilerletmek amacı ile milletlerarasında işbirliği karmak, dünya çocuklarını hur insanın sorumluluklarına en iyi şekilde hazırlamak için en iyi eğitim metodlarını tavsiye etmek suretiyle halk eğitimine ve kültürün yayılmasına yeni bir hız verecektir.

c) Dünyanın kitap, sanat eserleri, tarih ve bilim anıtları mirasının muhafaza ve korunmasını sağlayıp ilgili milletlere lüzumlu Milletlerarası Anlaşmaları tavsiye ederek,

Eğitim, Bilim ve Kültür sahasında faal şahısların Milletlerarası mübadelesi ve yayım, sanat ve bilim bakımından ilgi değer eşyalarla diğer bilgi kaynakları da dâhil olduğu halde kültürel faaliyetin bütün kollarında Milletlerarası işbirliğini teşvik ederek,

Bütün memleketlerdeki milletlere, bu memleketlerin herhangi birinde çıkan yayımlardan edinmek imkânını sağlayacak Milletlerarası işbirliği metotlarını gösterip öğreterek, bilgiyi devam ettirmek, artırmak ve yaymaktır.

3. Bu kuruluşa üye olan Devletlerin kültür ve eğitim sistemlerinin hürriyet, tamamlık ve verimli özelliklerini korumak maksadıyle, kuruluş esas itibariyle bu Devletlerin kanunlarının yetkisi içinde bulunan işlere karışmaz

Madde _ II
Üyelik

1 Birleşmiş Milletler kuruluşuna üye olanların, Birleşmiş’ Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür kuruluşuna da üye olmak hakları vardır.

2. Birleşmiş Milletler Kuruluşuna üye olmayan Devletler, bu Sözleşmenin 10 uncu maddesine uyularak onanmış bulunan Eğitim, Bilim ve Kültür Kuruluşu ile Birleşmiş Milletler Kuruluşu arasındaki Anlaşmanın şartlarına bağlı olarak Yönetim Kurulunun tavsiyesi ve Genel Kurulun üçte iki çokluğu ile Kuruluşa üye olarak kabul edilebilirler.

3 Kendilerinden Birleşmiş Milletler üyeliği yetkilerini kullanmak hakkı alınmış olan Kuruluş üyelerinden, Birleşmiş Milletler Kuruluşunun isteği üzerine bu Kuruluşun yetkilen de alınır.

4 Birleşmiş Milletler Kuruluşu üyeleri otomatik olarak bu kuruluş üyeliklerim de kaybederler

Madde . III
Kurullar

Kuruluşun bir Genel Kurulu, bir Yönetim Kurulu ve bir de bürosu vardır.

Madde IV
Genel Kurul
A) Yapısı

1.  Genel Kurul, kuruluşa üye olan Devletlerin temsilcilerinden kurulacaktır Her üye Devletin Hükümeti, sayısı beşi geçmeyecek murahhaslar tayin edecektir. Bu üyeler, şayet kurulursa, Millî Kurumla ve yahut eğitim, bilim ve kültür heyetleriyle danışmadan sonra seçileceklerdir.

B) Görevleri

2. Genel Kurul, kutulusun çalışmalarının doğrultusunu ve ana çizgilerini tayin edecektir. Yönetim Kurulunun hazırlayacağı projenin üzerinde karar verecektir.

3 Genel Kurul, uygun gördüğü zaman, eğitimin, bilimlerin, hümanitelerin ve kültürün yayılması konulan üzerinde Milletlerarası konferanslar toplayacaktır.

4. Genel Kurul, üye Devletlere sunulmak üzere önergeleri kabul ederken tavsiyelerle onamalarına sunulmuş olan Milletlerarası Sözleşmeler arasında fark gözetecektir. Birinci halde oy çokluğu yeter, İkinci halde ise üçte iki çokluk sağlanması gereklidir. Üye Devletlerden her biri tavsiye veya sözleşmelerin kabul edildiği son genel konferans oturumunun bitmesinden sonra geçecek bir yıl içinde, yetkili makamlarına bu tavsiye veya anlaşmaları sunacaktır.

5. Genel Kurul, iki kuruluşun yetkili memurları tarafından kararlaştırılan şart ve usullere uygun olarak, Birleşmiş Milletlerin ulusuna, bu Kuruluşu ilgilendiren meselelerin eğitsel, bilimsel ve killi Ih el safha lan hakkında tavsiyelerde bulunacaktır.

6 Genel Kurul, 8 inci maddede söylenen şekle uygun olarak zaman zaman üye Devletler tarafından sunulan raporları kabul edip inceleyecektir.

7 Genel Kurul, Yönetim Kurulunun üyelerini seçecek ve Yönetim Kurulunun tavsiyesi üzerine genel müdür tayin edecektir.

C) Oy verme

8 Her üye Devletin kurulda bu oyu olacakta Kararlar, bu Sözleşmenin üçte iki Çokluk sağlanmasını emrettiği haller dışında çoklukla alınacaktır. Çokluk, mevcut olup oylarını kullanan üyelerin çokluğu olacaktır.

D) Usul

9. Genel Kurul yılda bir kere normal olarak toplanacaktı!. Yönetim Kurulunun çağrımı ile olağanüstü toplantılar yapabilir Her oturum ondan sonraki oturumun yeni Genel Kurul tarafından tayin edilecektir.
Bu yerler yıldan yıla değişecektir.

10 Genel Kurul, her oturumda bir başkanla diğer görevlileri seçecek ve çalışma düzeni kabul edecektir.

11. Genel Kurul, Özel ve Teknik Komiteler ve gayeleri İçin lüzumlu olan diğer yardımcı kurumlar teşkil edecektir.

12. Genel Kurul, halkın toplantılarda halkın bulunması için koyacağı nizamlara bağlı olan tertibatın alınmasını sağlayacaktır.

E) Gözlemci

13. Genel Kurul, Yönetim Kurulunun tavsiyesi ve üçte iki oy çokluğu ile, çalışma düzenine bağlı olarak konferansın veya komisyonlarının oturumlarına, gözlemci olarak Milletlerarası teşkilâtların temsilcilerini davet edebilir (9 uncu maddenin 4 uncu paragrafında anlatıldığı şekilde)

Madde V
Yönetim Kurulu
Yapısı

1. Yönetim Kurulu, üye Devletler taralından tayin edilen murahhaslar arasından Genel Kurulca seçilecek 18 üye ile danışınım sıfatıyla konuşmalarda bulunacak olan Kurul Başkanından kurulacaktır

2. Yönetim Kumlunun, üyelerini seçerken, Genel Kurul sanat, humanıteler bilimler, eğitim alanlarında ve fikir yaymakta ehliyetli olan, tecrübe ve kabiliyetleriyle kurulun idare işlerini çevirebilecek nitelikte şahısları da almağa gayret edecektir Ayrıca kültür çeşitlerine ve coğrafi bakımdan muvazeneli bir şekilde seçilmelerine dikkat edecektir Kurul Başkanı dışarda kalmak üzere herhangi bir üye Devletin birden fazla murahhası Yönetim Kuruluna seçilemez

3. Yönetim Kuruluna seçilen üyeler uç yıl sure ile hizmet görecekler ve ikinci bir dönem için seçilmek hakları bulunacaktır Ancak ardı ardına iki dönemden fazla hizmet edemeyeceklerdir. İlk seçimde 18 üye seçilecektir Bunlardan üçte biri, ilk senenin sonunda, üçte biri ikinci senenin sonunda çekilecektir Çekilme sırası seçimden sonra ad çekmek suretiyle tayin edilecektir Bundan sonra her yıl 6 üye seçilecektir.

4. Üyelerinden birinin ölümü veya çekilmesi halinde, Yönetim Kurulu, ilgili üye Devletin murahhasları arasından bir vekil seçecektir Bu zat Genel Kurulun ertesi oturumuna kadar hizmet görecek ve bu oturumda dönemin geri kalan kısmı için başka bir üye seçilecektir.

B) Görevler

5. Yönetim Kurulu, Genel Kurulun yetkisi altında hareket ederek Kurul tarafından kabul edilen programın uygulanmasından sorumlu olacak ve gündem ile çalışma programını hazırlayacaktır.

6. Yönetim Kurulu, Genel Kurula, kuruluşa yeni üyeler alınmasını tavsiye edecektir.

7. Genel Kurulun kararlarına uygun olarak, Yönetim Kutulu, kendi çalışma düzenini tayin edecektir. Görevlilerini kendi üyeleri arasından seçecektir.

8. Yönetim Kurulu yılda normal olarak en az iki defa toplantı yapacaktır Başkanın teklifi veya Kurul üyelerinden altısının isteği üzerine çağırılırsa olağanüstü olarak da toplanabilir.

9. Yönetim Kurulu Başkanı, düşüncesiyle birlikte veya düşüncesi olmadan Genel Kurula kuruluşun çalışmalarına dair Genel Müdürün hazırladığı yıllık raporunu sunacaktır Bu rapor, daha önce Yönetim Kuruluna verilmiş olacaktır.

10. Yönetim Kurulu, kendi yetkisi içinde bulunan meseleler hakkında ‘Milletlerarası Kurumlara veya ehliyetli şahıslara danışmak için gereken bütün tertipleri alacaktır

11. Yönetim Kurulu üyeleri, kendilerine Genel Kurul tarafından verilen yetkileri, Hükümetlerinin temsilcileri olarak değil, Genel Kuruluş adına kullanacaklardır

Madde _ VI
Büro işleri

1. Büro bir genel müdür ve gereği kadar memurdan kurulacaktır.

2. Genel mudur, Genel Kurulun belirteceği şartlar altında, Yönetim Kurulu tarafından aday gösterilerek, altı yıl sure için Genel Kurul tarafından tayin edilecek ve tekrar seçilmek hakkını haiz bulunacaktır Mudur kuruluşun Başyönetim Memuru olacaktır.

3. Genel Mudur veya onun tarafından tayin edilen bir vekil, oy verme hakkı olmaksızın Genel Kurulun, Yönetim Kurulunun ve Kuruluş Komisyonlarının bütün toplantılarında bulunacaktır Genel Mudur Genel
Kurul ve Yönetim Kurulu tarafından takip edilmesi gereken uygun tedbirler hakkında teklifler hazırlayacaktır.

4. Genel Müdür, Genel Kurul tarafından onamlanacak memur tüzüğüne uygun olarak büro memurlarını tayin edecektir Memurlar dürüstlük, en yüksek ehliyet ve teknik yetki göz önünde tutulmak şartıyla mümkün olduğu kadar geniş bir coğrafi yayılışa göre tayin edileceklerdir.

5. Genel Müdürle memurların sorumlulukları tamamıyla Milletlerarası nitelikte olacaktır Görevlerini yapmakta herhangi bir Hükümet veya Kuruluş dışında herhangi bir makamdan talimat istemeyecekler ve alamayacaklardır. Memuriyetlerinin Milletlerarası niteliğine halel getirecek herhangi bir hareketten sakınacaklardır Her uye Devlet Genel Müdürle memurlarının Milletlerarası vasfına saygı göstermeyi ve görevlerini
yapma sırasında onlara tesir yapmamayı yükümlenir
6. Bu maddedeki hiçbir hüküm, kuruluşu, müşterek işler, memurlar ve hizmetliler değiştirilmesi hususunda Birleşmiş Milletler kuruluşu içinde de özel Anlaşmalar yapmaktan menedemıyecektır.

Madde _ VII
Millî işbirliği kurulları

1. Her üye Devlet, eğitim, bilim ve kültür işleriyle ilgili belli başlı kurullarını kuruluşun çalışmalarıyla temasa getirmek maksadıyla özel şartlarına uygun tertibat alacaktır Bu iş, tercihan Hükümeti ve bu gibi kurulları geniş ölçüde temsil eden bir millî komisyon teşkili yolu ile yapılmalıdır.

2. Millî komisyonlar veya millî işbirliği kurulları, kuruluşa ait meseleler hususunda, bulundukları yerlerde Genel Kuruldaki murahhaslarına ve Hükümetlerine danışmanlık edecekler ve kuruluşu ilgilendiren işlerde irtibat vasıtaları vazifesini göreceklerdir.

3. Kuruluş, bir üye Devletin isteği üzerine büroya mensup bir üyeyi, çalışmalarının gelişmesine yardım etmek maksadıyla o Devletin millî komisyonunda görev almak üzere geçici veya devamlı olarak murahhas sıfatıyla tayin edebilir

Madde _ VIII
Üye Devletlerin vereceği raporlar

Her üye Devlet, Genel Kurulca belirtilecek şekilde, eğitim, bilim ve kültür hayatına ait kanunlar, nizamlar ve istatistikler ve 4 uncu maddenin 4 uncu fıkrasında sözü geçen tavsiye ve anlaşmalar hakkında yapılan işlere dair kuruluşa vakit vakit raporlar verecektir.

Madde _ IX
Bütçe

1 Bütçe kuruluş tarafından düzenlenir.

2 Genel Kurul, 10 uncu madde hükümleri uyarınca yapılacak Anlaşmaya göre Birleşmiş Milletlerle varılacak karara uyarak bütçeyi ve kuruluşun üye Devletlerinin hisselerine düşecek malî ödevi onaylayacak ve bunların kesin şeklim (kararlaştıracaktır.

3 Genel Mudur, Yönetim Kurulunun onamı ile Hükümetlerden resmî ve özel kurumlardan, derneklerden ve özel şahıslardan doğrudan doğruya hediyeler bağışlar ve yardımlar alabilir

Madde X
Birleşmiş Milletler Kuruluşu ile olan münasebetler

Bu kuruluş, Birleşmiş Milletler Anayasasının 57 nci maddesinde yazıldığı şekilde, özel kurumlardan biri olarak, Birleşmiş Milletler Kuruluşu ile münasebete geçecektir Bu münasebet. Anayasanın 63 uncu maddesine göre Birleşmiş Milletler Kuruluşu ile bir Anlaşma yapılmak suretiyle işler hale getirilecektir. Sözü geçen Anlaşmanın bu Kuruluş Genel Kurulunun onanımdan geçmesi gereklidir. Anlaşma, her iki Kuruluş arasında müşterek gayenin uygulanması için verimli işbirliği sağlayacak, aynı zamanda bu Sözleşmede tanımlandığı şekilde, yetkisinin alanı içinde bu Kuruluşun özerkliğini tanıyacaktır Öteki işler arasında, böyle bir Anlaşma Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kuruluş bütçesinin kabulü ve sağlanması için gereken maddeleri de ihtiva edebilir.

Madde _ XI
Başka Milletlerarası Uzmanlık Kuruluşları ve Kurumlar ile olan münasebetler

1 Bu Kuruluş, ilke ve çalışmaları kendi amacına uygun olan Hükûmetlerarası kuruluşlar ve kurumlarla işbirliği yapabilir Bu maksatla Genel Mudur Yönetim Kurulunun genel müsaadesi altında hareket ederek
bu gibi kuruluşlar ve kurumlarla verimli münasebetler ve etkili işbirliği için erekli olabilecek müşterek komisyonlar kurabilir Bu gibi kuruluşlar veya kurumlarla yapılacak her turlu resmî Anlaşmaların Yönetim Kurulunun onanımdan geçmesi gereklidir.

2 Bu kuruluşun Genel Kurulu ile, amaç ve görevleri’ kuruluşun alam içinde bulunan her hangi Hükûmetlerarası uzmanlık kuruluş veya kurumları kaynak ve görevlerim bu kuruluşa devretmeyi isterlerse, Genel Mudur, Genel Kurulun onamı ile bu maksat için her iki tarafça kabul edilebilecek uyuşma yollarına başvurabilir.

3 Bu kuruluş, toplantılarda karşılıklı temsil edilmek imkânını sağlamak maksadıyla diğer Milletlerarası kuruluşlarla anlaşmalar yapabilir.

4 Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kuruluşu, yetkisine giren meselelerle ilgili, her hangi bir Hükümete bağlı olmayan Milletlerarası kuruluşlarla danışma ve işbirliği maksadıyla anlaşmalar yapabilir ve onları belirli işleri yüklenmeğe davet edebilir Böyle bir işbirliği, bu gibi kuruluşlar temsilcilerinin Genel Kurul tarafından kurulan danışma kurullarına katılmasını da sağlayabilir

Madde _ XII
Kuruluşun kanuni durumu

Birleşmiş Milletler Anayasasının, o kuruluşun kanuni durumuna dair olan 104 ve 105 inci maddelerinin hükümleri, imtiyazları ve dokunulmazlıkları aynen bu kuruluş için de yürür

Madde _ XIII
Değiştirmeler

1 Bu Sözleşme hakkındaki değiştirme teklifleri, Genel Kurulun üçte iki oyu ile onamı alındıktan sonra yürürlüğe girecektir. Ancak kuruluşun esas hedeflerinde değişikliği gerektiren veya üye Devletlere yeni ödevler yükleyen değiştirmeler, yürürlüğe girmeden önce bir defa da üye Devletlerin üçte ikisi tarafından kabul edilmesi gereklidir Teklif edilen değiştirmelerin metin tasarısı Genel Kurulca görüşülmeden en az altı ay önce üye Devletlere gönderilecektir.

2 Genel Kurulun, üçte iki çokluk sağlanması ile bu maddenin hükümlerini uygulamak için çalışma düzeni kabul etmek yetkisi olacaktır.

Madde _ XIV
Yorumlama

1. Bu Sözleşmenin İngilizce ve Fransızca metinleri eşit değerde sayılacaktır.

2 Bu Sözleşmenin yorumlanmasına ait her hangi bir mesele veya uyuşmazlık Genel Kurulun çalışma düzeni gereğince kararlaştıracağı şekilde halledilmek üzere Milletlerarası Adalet Divanına veya bu hakem meclisine verilecektir.

Madde XV
Yürürlüğe giriş

1. Bu Sözleşmenin onanması şarttır Onama belgeleri Birleşik Kırallık Hükümeti tarafından saklanacaktır
2 Bu Sözleşme Birleşik Kıt allık Hükümeti arşivlerinde imza için açıkta bulundurulacaktır Belge saklanmak üzere kaldırılmadan önce veya sonra imza edilebilir Hiçbir onama, imza edilmeden muteber sayılamayacaktır.

3 Bu Sözleşme, yirmi imza sahibi Devlet tarafından onandıktan sonra yürürlüğe girecektir Sonradan yapılacak onamalar derhal yürürlüğe girecektir.

4 Birleşik Kırallık Hükümeti, bütün Birleşmiş Milletler üyelerine onama belgelerini aldığını ve bundan önceki paragraf’ gereğince Sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihi haber verecektir.

Bu itibarla, kendilerine bu hususta yetki verilmiş olan imza sahipleri, bu Sözleşmenin her ikisi de aynı derecede doğru olan İngilizce ve Fransızca metinlerine imzalarını koymuşlardır Fransız ve İngiliz dillerinde tek nüsha olarak 1945 yılı Kasım ayının 16 n;ı günü Londra’da hazırlanmıştır Onama suretleri Birleşik Kırallık Hükümeti tarafından Birleşmiş Milletler üyelerinin bütün Hükümetlerine gönderilecektir.

16 Kasım – Hukuk Takvimi

0
16 Kasım - Hukuk Takvimi

16 Kasım – Hukuk Takvimi

1839 Kanadalı hukukçu, şair, siyasetçi, oyun ve kısa öykü yazarı Louis-Honoré Fréchette doğdu. (Ölümü: 31 Mayıs 1908) Université Laval’da hukuk eğitimi aldı. 1864 yılında, Lévis’de avukatlık bürosu açtı ve burada Le drapeau de Lévis ve La Tribune de Levis adında iki gazete kurdu. 1874’te  Ottawa Parlamentosu Üyeliği’ne seçildi. 1874’ten 1878 yılına kadar, Lévis’ten Liberal Parti’nin üyesi olarak Kanada Avam Meclisi’nde (Canadian House of Commons) görev yaptı.  1878’deki girdiği seçimleri kazanamadı ardından Montreal’a taşındı ve tüm vaktini yazmaya ayırdı.

Louis-Honoré Fréchette
1918 Macaristan Halk Cumhuriyeti ilan edildi.
1930 İtalyan hukukçu ve siyasetçi, Luigi Facta doğdu. (Ölümü: 5 Kasım 1930)  Turin Üniversitesinde hukuk okudu. Koalisyon kabinesinde adalet ve içişleri bakanlıklarının müsteşarlığını yaptı. 1910’dan 1914’e ve 1920’den 1921’e kadar İtalya Maliye Bakanı olarak görev yaptı. 1922’de Başbakan olarak atandı. Halkın çoğu, Facta’nın Mussolini’yi ve Faşizmin yükselişini durdurmada aktif bir rol üstlenemeyecek kadar zayıf ve Kral’a sadık olduğuna inanıyordu.  Benito Mussolini diktatörlüğünden önceki son İtalya Başbakanıydı.

Luigi Facta
1945

BM Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nü (UNESCO) kuran Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu Sözleşmesi imzalandı. Türkiye, sözleşmeyi, 20 Mayıs 1946’da mecliste kabul etti ve ‘Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu Sözleşmesinin onanması hakkında 4895 sayılı Kanun‘u 25 Mayıs 1946’da resmi gazetede yayınladı.

1945 Hukukçu ve İzlanda Başbakanı Sigurður Eggerz yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1 Mart 1875) Kopenhag Üniversitesi hukuk bölümünden mezun oldu. Almanya Büyükelçiliği dahil olmak üzere çeşitli diplomatik görevlerde bulundu. Dışişleri Bakanlığı’na girdi. Bağımsızlık Partisi’ni kuran politikacılardan biri oldu. 21 Temmuz 1914-4 Mayıs 1915 ve 7 Mart 1922-22 Mart 1924 tarihlerinde iki kez başbakanlık görevini üstlendi. 

Hukukçu ve İzlanda Başbakanı Sigurður Eggerz
1945 Türkiye Cumhuriyeti ile Irak Krallığı arasında Eğitim Öğretim ve Kültür İşbirliği Protokolü Londra’da 16 Kasım 1945 tarihinde imzalandı.
1953 Fransız hukukçu ve diplomat Maurice Gourdault-Montagne doğdu. Paris Siyasal Bilgiler Enstitüsü’nden mezun oldu. Paris 2-Assas Üniversitesi’nde Hukuk masterı yaptı. Ulusal Doğu Medeniyetleri ve Dilleri Enstitüsü’nü (Urduca ve Hintçe) bitirdi. 1978 yılında Dışişleri Bakanlığı’na girdi. 1991-1993 yılları arası  Dışişleri Bakanlığı sözcü yardımcılığı görevini yürüttü. 1995-1997 yıllarında da Başbakan kabine direktörlüğü görevini üstlendi. Cumhurbaşkanı  diplomatik danışmanlığı, Birleşik Krallık, Almanya, Japonya, Çin büyükelçiliği görevlerini üstlendi. 1 Ağustos 2017’den itibaren geçerli olmak üzere Dışişleri Bakanlığı genel sekreteri olarak atandı. 
1953 Alman Nazi Partisi avukatı, Wilhelm Stuckart doğdu. (Ölümü: 15 Kasım 1953)  Münih Üniversitesi  ve Frankfurt am Main Üniversitesinde hukuk, ekonomi ve politika eğitimi aldı. 1930 yılından itibaren bölge mahkemesinde yargıç olarak görev yaptı. 1932-1933 yılları arasında Pomeranya Stettin’da avukat ve mahkeme katibi olarak çalıştı.  Hitler yönetiminde en yüksek SS rütbesine kadar erişti. 1945’te kısa dönem İçişleri Bakanı olarak görev yaptı. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Yahudi karşıtı çalışmalar yürüttüğü gerekçesiyle tutuklandı ve yargılandı.
1964 Hukukçu ve siyaset adamı Adnan Çalıkoğlu yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1916) İstanbul Üniversitesi  Hukuk Fakültesinde okudu. Lise Müdürlüğü ve Kooperatif Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Serbest Avukatlık, Uşak Baro Başkanlığı ve TBMM XI. Dönem Uşak Milletvekilliği yaptı.

Uşak Barosu önceki başkanlarından Adnan Çalıkoğlu
1964 Hukukçu ve siyasetçi Mustafa Suphi Konak yaşamını yitirdi. (Doğumu: 20 Mart 1922) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Serbest avukatlık yaptı. Karadeniz Ereğli Belediye Başkanlığı ve XII. Dönem milletvekilliği görevlerinde bulundu. Meclisteki bir toplantıya yetişmek isterken ailesi ile birlikte geçirdiği trafik kazası sonucu yaşamını yitirdi.
1981 12 Eylül darbesi öncesi çıkan ‘Sosyalist İktidar’ dergisinin sahibi Metin Çulhaoğlu ile Yazı İşleri Müdürü İlhan Akalın komünizm propagandası yaptıkları gerekçesiyle 7 yıl 6’şar ay hapis cezasına çarptırıldı.

Metin Çulhaoğlu
1982 Halkın Kurtuluşu Gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Nevzat Acan, 27 Haziran 1977 tarihli gazetede yayınlanan yazılardan dolayı 15 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı.,
1987 Türk İşçi Partisi Genel Sekreteri Nabi Yağcı ile Türkiye Komünist Partisi Genel Sekreteri Nihat Sargın Avrupa’dan yurda döndükleri gün, 16 Kasım 1987’de hava alanında uçaktan indiklerinde yakalandılar. 5 Aralık 1987 tarihine kadar gözaltında tutulan Yağcı ve Sargın tutuklandılar ve iki yıl beş buçuk ay süreyle tutuklu kaldılar. Haklarında 229 sayfalık bir iddianame hazırlandı ve kendileri ile birlikte 14 kişi daha yargılandı. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi‘nde 48 duruşma yapıldı, Örgüt lideri olmak, bir sosyal sınıfın hakimiyetini sağlamak, bu amaçla propaganda yapmak, Anayasada öngörülen temel haklan ortadan kaldırmak, devletin itibarını zedeleyici bildiriler yaymak, sosyal sınıflar arasında kin ve nefret duyguları uyandırmak ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ve onun devlet başkanı ve hükümetinin şöhretini zedelemek gibi suçlarla itham edildiler. 06 Nisan 1990 günlü duruşma sonrası, “Komünist Partisi üzerindeki yasaklar kalkıncaya veya tahliye oluncaya kadar ölüm orucuna başladıklarını” açıkladılar. 4 Mayıs 1990’da tahliye edildiler. 9 Ekim 1991’de beraat ettiler. 28 Haziran 1988 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonu iki liderin işkence başvurusunu kabul etti.
1988 Yüksek öğrenim kurumlarında başörtüsünü serbest bırakan düzenleme Meclis’te yasalaştı.
1990 Hukukçu, siyasetçi ev Adana eski Belediye Başkanı Ege Bağatur yaşamını yitirdi. (Doğumu: 22 Şubat 1937) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Bir yandan avukatlık yaparken diğer yandan da İsmet İnönü ve Bülent Ecevit’in ortanın solu fikrini, Adana ve köylerini dolaşarak halka anlattı. 1968–1973 yılları arasında CHP Merkez İlçe Başkanlığı, Belediye Meclisi Üyeliği, Grup Sözcülüğü ve Belediye Başkan Vekillikleri görevlerinde bulundu. 1973’de Adana Belediye Başkanı seçildi ve 1977’ye kadar bu görevi yürüttü. Ege Bağatur’un oğlu Avukat Mehmet Çağrı Bağatur, 2019 yılı mahalli seçimler döneminde Demokratik Sol Parti (DSP) adına Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday oldu ancak seçilemedi.

Ege Bagatur
1990 Ankara 8. İş Mahkemesi, Ankara Valiliği ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın ihtiyati tedbir istemini kabul ederek, Eğitim-İş Sendikası’nın 1-2 Aralık’ta yapacağı genel kurula ilişkin faaliyetlerini durdurdu.
1994 1958 Cenevre Deniz Hukuku Sözleşmelerinin yerini 10 Aralık 1982 tarihinde kabul edilen Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi aldı. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi 10 Aralık 1982 tarihinde imzalandı ve 16 Kasım 1994 tarihinde yürürlüğe girdi.
2004 AİHM, avukat Ayten Ünal Tekeli’nin evlendikten sonra sadece kızlık soyadını kullanamaması nedeniyle açtığı davayı haklı buldu. Mahkeme, sadece kızlık soyadının kullanılmasına izin verilmemesi ayrımcılıktır şeklinde karar verdi.
2005 Fransa’da parlamento, göçmen isyanına karşı olağanüstü hal ilan etme süresini üç aya çıkaran yasayı onayladı.
2007 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Demokratik Toplum Partisi’nin kapatılması için Anayasa Mahkemesinde dava açtı. 2005 yılında kurulan Parti, siyasal hayatta kapatılan DEHAP‘ın yerini almıştı. Anayasa Mahkemesi 11 Aralık 2009 günü aldığı kararla partinin kapatılmasına karar verdi. Gerekçeli karar, Resmi Gazete’de 31 Aralık 2009 günü yayınlandı.
2007 Edirne’nin Uzunköprü ilçesinde 29 Ekim’de gözaltına alındıktan sonra “sınır ihlali” iddiasıyla tutuklanan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi ve Gençlik Meclisi Eş Sözcüsü Sevim Akdağ hakkında “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla açılan davanın duruşması görüldü. Diyarbakır 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada Akdağ, adli kontrol şartıyla tahliye edildi. 
2012 Türkiye’de hakim ve savcılar tarafından kurulan ve alanında tek sendika olan Yargıçlar Sendikası, Ankara’da kuruldu. 
2014 Deniz Seki, Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından 27 Mart 2014’te  cezasının onamasının ardından Esenyurt’ta yakalanarak yeniden cezaevine gönderildi. Seki, İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından “uyuşturucu ticareti yapmak” suçundan 22 Mayıs 2012’de 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.
2016 19 Cumhuriyet Gazetesi yöneticisi ve çalışanının şüpheli olarak yer aldığı dosyada 81 yaşındaki Orhan Erinç savcılıkta ifade verdi. Cumhuriyet Gazetesine yönelik operasyon kapsamında evinde arama kararı alınan Erinç hakkında yaşı dolayısıyla gözaltı kararı alınmadı.
2017 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM), Azerbaycan Muhalefet Partisi Lideri Ilgar Mammadov’un başvurusu üzerine ‘adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verdi.
2017 Berkin Elvan’ın ölümüyle ilgili olarak İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davaya devam edildi. Sanık polis memuru F.D. duruşmaya katılmadı. SEGBİS sitemindeki teknik bir arıza nedeniyle F.D’nin ifadesinin alınamadığı bildirildi. TÜBİTAK, olay anında çekilmiş görüntülerin netleştirilmesiyle ilgili hazırladığı raporu mahkemeye sundu. Raporda polis memurlarının görüntülerinin netleştirilmediği öğrenildi. TRT, görüntülerin iyileştirilmesi ile ilgili mahkeme tarafından yazılan yazıya cevaben teknolojik altyapısının bunu yapmaya uygun olmadığını ifade etti.  Mahkeme, sanık F.D.’nin tutuklanması ve sanığın mahkeme huzurunda ifade vermesi yönündeki talepleri reddetti ve duruşmayı 13 Aralık 2017 tarihine erteledi.
2017 Kocaeli’nin Çayırova ilçesinde bir kadına tecavüz iddiasıyla gözaltına alınan K. T. ve N. U. isimli polis memurlarının çıkarıldıkları mahkemece tutuklandığı öğrenildi.
2021 Büyükçekmece 10. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından ‘Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret’ suçundan yargılanan Fatih Tezcan hakkında 1.5 yıl hapis cezasına hükmedildi. Mahkeme, 14 Temmuz 2016’da, sosyal medya hesabından “‘Araplar bizi sattı’ diyen kardeşim, hadi onlar bir kez İngiliz’e uydu, sen aynı İngiliz’e hilafeti satan Yahudi’ye ‘Ulu Önderim’ diyorsun ya” şeklinde yaptığı açıklaması nedeniyle verdiği cezayı, Tezcan’ın ‘sabıkalı geçmişi, tekrar suç işlemeyeceği yönünde kanaat oluşmaması, suça yatkın kişiliği’ gibi gerekçelerle ertelemedi.
2023 Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde 22 Ağustos’taki trafik kazasında ağır yaralanan ve 15 Kasım’da yaşamını yitiren Avukat Erdal Safalı toprağa verildi.
2023 ”Suç gelirlerini aklama” iddiasıyla gözaltına alınan sosyal medya fenomenleri Alisya Bahar Candan ve kamuoyunda “Nihal Candan” olarak tanınan kardeşi Gülnihal Çiçek’in de aralarında bulunduğu 3 şüpheli çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklandı.
2023 Mide Bulandıran Öykü” başlıklı yazısı nedeniyle Barış Pehlivan’a açılan davada Yargıtay Üyesi Ömer Faruk Aydıner’in şikâyetinden vazgeçmesi üzerine İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi düşme kararı verdi. Duruşmayı çok sayıda gazeteci takip etti.

16 Kasım – Hukuk Takvimi

15 Kasım – Hukuk Takvimi

0
15 Kasım - Hukuk Takvimi
15 Kasım – Hukuk Takvimi
1280 13. yüzyıl Alman skolastik filozofu ve tanrıbilimcisi Albertus Magnus, Köln’de yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1193) Paris Üniversitesi’ne kürsü başkanlığı yürüttü. Eski Yunan eserlerinin İslam bilim insanları tarafından yapılmış çevirilerinin Batı Avrupa üniversitelerine girmesine katkıda bulundu. Aristoteles’in tüm eserlerini topladı, değerlendirdi ve kendine has üslubu ile yorumlayarak gelecek kuşaklara aktardı. Mantık, teoloji, botanik, coğrafya, astronomi, mineraloji, simya, zooloji, fizyoloji, frenoloji, adalet ve hukuk ansiklopedik çalışmalar yaptı.

Ortaçağ’ın karanlığın aydınlatan düşünürlerden Albertus Magnus
1757  Fransız İhtilali’nin en önemli devrimcilerinden biri olan Fransız gazeteci ve devrimci Jacques-René Hébert, doğdu.  (Ölümü: 24 Mart 1794- İdam) Katolik Kilisesi’ne olan karşıtlığı ve halkçılığıyla nam saldı. Ateizm hakkında meydanlarda konuşmalar yaptı. Hristiyanlık karşıtı kampanyalar yürüttü. Akılcılığı savundu. Devrim’den birkaç yıl sonra giyotine gönderildi. İnfazları 24 Mart 1794’te gerçekleşti. Cesedi Madeleine Mezarlığı’na kaldırıldı. Dul karısı da yirmi gün sonra 13 Nisan 1794’te idam edildi ve cesedi Errancis Mezarlığına atıldı.

Jacques-René Hébert
1776 Meksika düşünür, José Joaquín Fernández de Lizardi, Mexico City’de doğdu. (Ölümü:21 Haziran 1827) 19. yüzyılın başlarında Meksika toplumuna Fransız Aydınlanmasını ve Jean-Jacques Rousseau’nun fikirlerini anlattı. Monarşiye ve papalığa meydan okudu. Hapsedildi ve aforoz edildi. Efsanelere, hurafelere ve tabulara karşı çıktı.

José Joaquín Fernández de Lizardi
1862 Natüralizm akımının en önemli Alman temsilcisi olarak bilinen Gerhart Johann Robert Hauptmann doğdu. (Ölümü: 6 Haziran 1946) 1912 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne lâyık görüldü. Onlarca eser bıraktı.
1868 Romanya’nın dünya çapındaki bilim insanlarından Emil Racoviță, 15 Kasım 1868’de doğdu. Babasının isteği ile Sorbonne Üniversitesi’nde hukuk ve sosyal bilimler alanında lisans ve doktora derecesi kazandı. Daha sonra kendi isteğiyle Antropoloji eğitimi aldı ve dünyanın ilk mağaracılık enstitüsünü kurdu. Sosyalist Öğrenci Çevresi’nin aktif bir üyesi ve ardından Fransız Sosyalist Partisi’nin bir üyesi oldu. 1931 ve 1940 yılları arasında Fen Fakültesi ve Tıp Fakültesi öğrencilerine genel biyoloji dersi verdi, Tabiat Anıtları Komisyonu üyesi ve Bilim Bürosu başkan yardımcısı olarak görev yaptı. Romanya’da doğdu, Romanya’da öldü.

Emil Racoviță
1882 Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi’nde yargıç  olarak görev yapan Amerikalı avukat, profesör ve hukukçu Felix Frankfurter, Yahudi bir ailenin çocuğu olarak Viyana’da dünyaya geldi. (Ölümü: 22 Şubat 1965) Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden  birincilikle mezun oldu. Aynı okulda profesör olarak görev yaptı. Bu dönemde Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği’nin kurulmasında önemli bir katkısı oldu. Benjamin Cardozo’nun ölümünden sonra Başkan Franklin D. Roosevelt tarafından Yüksek Mahkeme yargıçlığına atandı. 1962’de emekli olana kadar Mahkemede görev yaptı.

ABD Yüksek Mahkemesi yargıcı ve Profesör Felix Frankfurter
1889 Brezilya’da monarşi devrildi ve cumhuriyet kuruldu.
1907 Almanya’da Adolf Hitler’e yönelik suikast ve darbe teşebbüsünde bulunan, Claus von Stauffenberg, doğdu. (Ölümü ve infazı: 21 Temmuz 1944, Berlin) Nazi Almanyası’nın kurmay subayı idi. 20 Temmuz 1944’te Schwarze Kapelle (Siyah Orkestra) üyelerince yapılan başarısız suikast ve darbe teşebbüsünün baş mimarlarındandı. Joseph Goebbels, Hitler’in hayatta olduğunu radyodan açıkladı ve Hitler, devlet radyosunda hayatta olduğuna dair konuşma yaptı. Aynı gece, tüfekle vurularak idam edildi. SS birlikleri tarafından mezarı açılarak madalya ve nişanları ile birlikte yakıldı. Ailesi ülkeden kaçmak zorunda kaldı.

Claus von Stauffenberg
Sosyolojinin kurucularından sayılan Fransız sosyolog, Émile Durkheim, Paris’te yaşamını yitirdi. (Doğumu:15 Nisan 1858) Durkheim, toplumun bir arada yaşayabilmesi için hukukun hayati rolüne vurguda bulunmuştu.

Émile Durkheim

1920

Birleşmiş Milletler’in İkinci Dünya Savaşından önceki versiyonu olan Milletler Cemiyeti(Cemiyet-i Akvam)’nin ilk toplantısı İsviçre’nin Cenevre şehrinde yapıldı.

1922 Yunanistan eski Başbakanı Dimitrios Gunaris kurşuna dizilerek idam edildi. (Doğumu: 5 Ocak 1867) Atina’da ve yurtdışında hukuk eğitimi aldı ve avukatlık yaptı. Politikaya atıldı. Venizelos’un rakibi idi. Halk Partisi’nin lideri olarak 25 Şubat-10 Ağustos 1915 ve 26 Mart 1921-3 Mayıs 1922 arasında Yunanistan Başbakanlığı yaptı. Altılar Davası olarak bilinen ve Askeri Ceza Mahkemesi sıfatı taşıyana mahkemedeki yargılama sonrasında, ‘Küçük Asya Felaketi’nin faili olarak diğerleri ile birlikte idama mahkûm edildi. Duruşmalardan hemen sonra Atina’da bir aşağılama şekli olarak sandalyeye ters oturtulmuş şekilde sırtından kurşuna dizilerek idam edildi.

Hukukçu ve eski Yunanistan Başbakanı Dimitrios Gunaris
1932 Amerikalı analitik filozof Alvin Carl Plantinga doğdu. Din felsefesi, epistemoloji ve mantık alanlarında çalışmaktadır.
1935 Hukukçu ve eski Başbakan Yıldırım Akbulut, Erzincan’da doğdu. (Ölümü: 14 Nisan 2021, Ankara), Avukatlık yaptı. Milletvekili oldu. Türkiye Cumhuriyeti’nin 20’inci başbakanı oldu. 1987 ile 1989 ve 1999 ile 2000 yılları arasında Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlığı görevini üstlendi.
1937 Dersim Harekâtı’nın ilk aşaması tamamlandı. İsyancı lideri olduğu gerekçesiyle aşiret reisi Seyit Rıza ve diğer altı kişi Elâzığ’da idam edildi.
1946

Avukat ve siyasetçi Cemil Çiçek doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Bir süre serbest avukat olarak çalıştı. 1987 Türkiye genel seçimlerinde Yozgat milletvekili olarak meclise girdi. 46. Türkiye Hükümeti’nde Aileden Sorumlu Devlet Bakanı olarak yer aldı. Daha sonra Adalet ve Kalkınma Partisi’ne katıldı. 58. ve 59. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinde Adalet Bakanı olarak atandı. 59. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinde Hükûmet Sözcülüğü yaptı. 60. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinde Devlet Bakanı ve Başbakan yardımcılığına getirildi.

1953 Alman Nazi Partisi avukatı, Wilhelm Stuckart öldü. (Doğumu: 16 Kasım 1902) Münih Üniversitesi ve Frankfurt am Main Üniversitesinde hukuk, ekonomi ve politika eğitimi aldı. 1930 yılından itibaren bölge mahkemesinde yargıç olarak görev yaptı. 1932-1933 yılları arasında Pomeranya Stettin’da avukat ve mahkeme katibi olarak çalıştı.  Hitler yönetiminde en yüksek SS rütbesine kadar erişti. 1945’te kısa dönem İçişleri Bakanı olarak görev yaptı. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Yahudi karşıtı çalışmalar yürüttüğü gerekçesiyle tutuklandı ve yargılandı.

Wilhelm Stuckart
1965 Avukat ve siyasetçi Bengi Yıldız doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Serbest Avukatlık, Haftalık Yeni Ülke Gazetesi Batman Muhabirliği, Gündem, Demokrasi, Ülkede Özgür Gündem Gazeteleri Muhabirliği ve İdareciliği görevlerinde bulundu. Batman Belediye Başkan Danışmanlığı ve Belediye Avukatlığı, İnsan Hakları Derneği Batman Şubesi Yöneticiliği ve Şube Başkanlığı, TBMM XXIII.ve XXIV. Dönem Batman Milletvekilliği, Türkiye-Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu Üyeliği yaptı. Hakkında açılan davalar nedeniyle meclise 75 dokunulmazlık dosyası gönderilen ve davaları 100’ü aşan Yıldız hakkında yüzlerce yıla kadar hapis cezaları istenmekte iken Kanada’ya iltica etti. 

Bengi Yıldız – TBMM Arşivi
1969 Washington, DC’de, Vietnam Savaşı’nı protesto eden çeyrek milyon kişi gösteri yaptı.
1970 Yunan hukukçu ve iki kez başbakanlık görevinde bulunmuş Yunan politikacı, Konstandinos Çaldaris yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1 Ocak 1884) Atina Üniversitesinde hukuk okudu. 1926’da, Özgür Düşünenler Partisi ile Argolidokorinthia eyaletinden milletvekili seçildi. 1933-1935 yılları arasında Panagis Çaldaris’in ikinci hükûmetine Ulaştırma Bakan Yardımcısı olarak girdi ve Başbakan Vekili olarak devam etti. 1946 seçimlerine, sağcı “Birleşik Yurtsever Parti” koalisyonunun lideri olarak katıldı ve seçimi kazandı. Ocak 1947’ye kadar Yunanistan başbakanlığı görevini yürüttü. 1947-1949 yıllarında BM Genel Kurulunda Yunanistanı’ı temsil eden heyete başkanlık yaptı.

Konstandinos Çaldaris
Konstandinos Çaldaris
1982 Yayıncı-yazar Muzaffer Erdost, kardeşi İlhan Erdost’un Kasım 1980’de dövülerek öldürülmesine dair Hollanda TV’de 18 Ocak 1981’de yaptığı konuşmada devletin hariçteki itibarını zedelediği gerekçesiyle 5 yıldan az olmamak üzere hapis talebiyle yargılanmaya başlandı.

Muzaffer İlhan Erdost
1983

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edildi. Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD), 1975-1983 yılları arasında faaliyetine devam ettikten sonra 1983 yılında KKTC adını almıştır.  Kıbrıs Türk Federe Devleti Meclisi, 15 Kasım 1983’de oy birliği ile aldığı bir kararla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilan etmiş ve KKTC Anayasası kabul edilerek yürürlüğe konulmuştur.

1988 Dev-Yol duruşmasında pankart açıp slogan attıkları için tutuklanan ve DGM’ce 5 yıla kadar hapisleri istenen 4 Yunan vatandaşı ilk duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi.
1988 Başbakan Turgut Özal, Türkiye Cumhuriyeti’nin, Bağımsız Filistin Devleti’ni tanıdığını açıkladı.
1991 İstanbul 10. Asliye Hukuk Mahkemesi, belediye memurlarının kurduğu Tüm Bel-Sen’in Kuruluş Kongresi anlamına gelen 1.Olağan Genel Kurulu 15 Kasım 1991 de üzerindeki tedbir kararını kaldırdı.
1995 Gazi Davasında 7 kişinin öldürülmesinden sorumlu tutulan sanık 20 polisin ilk duruşmasına Trabzon’da başlandı. Mahkeme, sanıkların memur olmaları nedeniyle yargılamanın gerekliliği için dosyanın İstanbul İl İdare Kurulu’na gönderilmesi ve davanın durdurulması ön kararını aldı.
1998 Yılmaz Güney’in yaşam öyküsünü anlatan “Bir Güzel Çirkin Kral” adlı oyunu 15 Kasım 1998 de Manisa ve Sarıgöl’de yasaklandı.
2000 Manisa’da 16 gence işkence iddiasıyla üçüncü kez yargılanan polislere 5 ila 10 yıl arasında ceza verildi. Polisler, ilk iki yargılamada beraat etmişlerdi. Karar temyiz edildi ancak Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Manisa Ağır Ceza Mahkemesi’nin 10 polis memuru hakkında verdiği kararı usul ve yasaya uygun bularak oybirliği ile onadı. Zamanaşımı süresinin dolmasına yaklaşık 3 ay kalan dava karara bağlandı.
2001 TBMM Adalet Komisyonunda Türk Ceza Kanunu ile Hapishane ve Tevkifhanelerin İdaresi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı kabul edildi. Tasarı, ölüm oruçlarına müdahaleyi ve ölüm orucuna teşvik edenleri engellemeyi öngörüyordu. Tasarıya göre cezaevine giren avukatların da aranabileceği hüküm altına alınıyordu.
2001 Uluslararası PEN Yazarlar Birliği, 15 Kasım gününü düşüncelerinden dolayı hapiste bulunan yazarlarla dayanışma günü ilan etti. 15 Kasım Dünya Hapisteki Yazarlar Günü
2021 Antalya’nın Finike ilçesinde, 7 yaşındaki kız çocuğu G.E.G. ile ağabeyi 10 yaşındaki İ.E.G.’ye cinsel istismarda bulundukları iddiasıyla tutuksuz sanıklar anne Merve A. ve üvey baba Rahmi A. ile çocukların 15 yaşındaki dayısı S.C.G., “cinsel istismar” ve “eziyet” suçlarından Elmalı Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandıkları davada beraat kararı verildi. ‘Elmalı Davası’ olarak bilinen olayda, iki kardeşin anneleri ve üvey babaları tarafından istismar edildiği öne sürülüyordu Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı İle Mücadele Derneği tahliye kararına tepki gösterdi.
2021 Diyarbakır Adliyesi’ne çıkarılan çoğunluğu siyasetçi ve sendika yöneticisi 19 kişiden 14’ü tutuklandı, 5 kişi serbest bırakıldı. Kararı protesto eden Diyarbakır Emek ve Demokrasi Platformu’nun Ofis semtindeki eylemine Diyarbakır Milletvekili Remziye Tosun da katıldı
2021 Türkiye’de Covit-19 aşısında karşı çıkanlar tarafından Dayatmasız Yaşam Partisi kuruldu. Parti, kuruluş dilekçesini İçişleri Bakanlığı’na verdi. Parti, aşının yanı sıra maskeye ve PCR testlerine de karşı çıkanlar tarafından kuruldu.
2023 Suriye Medya ve İfade Özgürlüğü Merkezi tarafından yapılan şikayet üzerine Fransa’da açılan davada yargıçlar, 2013 yılında Doğu Guta’da binden fazla kişinin öldüğü kimyasal silah saldırısının Suriye Ordusu’nun Başkomutanı Beşşar Esad’ın bilgisi olmadan gerçekleştirilemeyeceğine hükmederek yakalama emri çıkardı. İnsanlığa karşı suçlara ve savaş suçlarına dayanarak başlatılan soruşturmada Paris Mahkemesi, Suriye Arap Cumhuriyeti Devlet Başkanı Esad’ın kardeşi ve Suriye Özel Kuvvetleri komutanı Mahir Esad, General Ghassan Abbas ve General Bassam el-Hassan hakkında da aynı karar verildi.
2023 AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’i 19 Ocak 2007’de gazete binasının önünde düzenlediği silahlı saldırı ile öldüren ve 22 yıl 10 ay hapis cezası alan Ogün Samast 17 yaşında yaşında girdiği cezaevinden koşullu salıverme şartlarını taşıdığına kanaat getirilerek tahliye edildi.
2023 Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş‘ın “sosyal medyada dezenformasyon faaliyetleri yürüttüğü” suçlamasıyla yaptığı şikayet üzerine açılan davanın ilk duruşmasında, sanık Önder Algedik beraat etti. İklim, Enerji, Çevre Sorunları Araştırma Derneği başkanı Algedik, Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsü ormanında yapılan ağaç kesimine karşı mücadele yürüttü ve savunmasında Yavaş’ın ‘Asfalt beton belediyeciliği yapmayacağım’ taahhüdüne vurgu yaptı.
2024 Kafkaslardaki Abhazya Cumhuriyeti’nde Rusya ile imzalanan yatırım anlaşmasının yasalaşmasının görüşüleceği ve oylanacağı parlamentoda yüzlerce kişi eylem yaptı. Anlaşma, Abhazya’nın yatırım projelerini onaylamasını, arazı ve altyapı tahsis etmesini, Katma Değer Vergisi’nin (KDV) yüzde 50’sini geri ödemesini ve sekiz yıl boyunca kâr ve mülk vergilerinden muafiyet sağlamasını zorunlu kılıyor.
2024 Ekrem İmamoğlu’nun yargılandığı Ahmak Davası devam ederken heyet değişikliğinin adil yargılanma hakkı ihlali oluşturduğuna dair 15 Şubat 2024 tarihli Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesi 15 Kasım 2024 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlandı.
2024

Başbakan Yardımcısı Habeck hakkında sosyal medyada ‘aptal’ dediği gerekçesiyle 64 yaşındaki bir Alman emeklinin evi polis tarafından basıldı. Evi basılan Stefan Niehoff’un bilgisayarına ve cep telefonuna el konulduğu belirtildi. Savcılık tarafından yapılan açıklamada, polis baskını ile neticelenen suç duyurusunu Habeck’in bizzat kendisinin yaptığı dile getirildi. Alman medyasında yer alan bir habere göre, evi basılan Niehoff, eşi ve down sendromlu kızının sabah 6.15’te polis memurları tarafından uyandırıldığı belirtildi. Niehoff’un ‘isyana teşvikten’ suçlandığı aktarıldı. Niehoff açıklamasında, masum bir görselin evinin basılmasına neden olacağını hiç düşünmediğini vurguladı. Angela Merkel liderliğindeki Alman hükümeti tarafından çıkarılan bir yasa uyarınca, siyasetçiler resmi görevleriyle ilgili olarak karalayıcı yorumların hedefi olduklarını düşündükleri takdirde suç duyurusunda bulunma hakkına sahipler. Yasaya göre böyle bir suçtan suçlu bulunan kişinin para cezasına ya da üç yıla kadar hapis cezasına çarptırılabileceği belirtiliyor.

2024 Fransa’da cezaevinde bulunan Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) üyesi George İbrahim Abdallah’ın serbest bırakılmasına karar verildi. Reuters haber ajansının haberine göre, 40 yıldır cezaevinde olan Abdallah, Fransa’yı terk etmesi şartıyla 6 Aralık’ta tahliye edilecek.
2024
  • Niğde İl Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin yaptığı uyuşturucu operasyonunda gözaltına alınan 6 şüpheliden 4’ü tutuklandı.
  • Gaziantep’te başta insan öldürme olmak üzere 13 ayrı suçtan hakkında 54 yıl 6 ay kesinleşmiş hapis cezası bulunan firari şahıs, jandarmanın şafak operasyonu ile yakalandı.
  • Aralarında ünlü futbolcuların da olduğu çok sayıda kişiyi yüksek getirili gizli fon vaadiyle dolandırdığı iddiasıyla tutuklanan eski bankacı Seçil Erzan davasında Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın katılma talebi kabul edildi. Ara kararını açıklayan İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi, Seçil Erzan’ın tutukluluk halinin devamına hükmetti.
2024

Gürültü yaptığı gerekçesiyle, 28 Ağustos 2024 günü Güzelvadi Mahallesi’nde Emir Baki Bayındır’ı isimli çocuğu (10) tüfekle öldüren manav Mühsün Taşkın (62)  Gaziantep 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde ilk kez hakim karşısına çıktı. Duruşma, çocuğun olay günü birlikte oynadığı arkadaşlarının da dinlenmesi için 31 Ocak 2025 tarihine ertelendi.

15 Kasım – Hukuk Takvimi

14 Kasım – Hukuk Takvimi – Hukuk Tarihinde Bugün

0
14 Kasım Hukuk Takvimi; geçmişten günümüze hukuk tarihine ışık tutan önemli olaylar, yasal düzenlemeler, tarihte bugün ilan edilen bildirgeler, uluslararası sözleşmeler ve diplomatik adımların kronolojik dizini. bu gün doğan ve vefat eden hukukçular, görülen önemli davalar, alınan kararlar, yapılan tutuklamalar, infazlar ve hukuk dünyasını etkileyen eylemler. Tarihte bugün hukuk alanında yaşanan gelişmeler, takip ederek kolektif hukuki hafızanızı güçlendirin.

14 Kasım – Hukuk Takvimi – Hukuk Tarihinde Bugün

565 

Bizans İmparatoru  I. Justinianus(Büyük Justinianus) yaşama veda etti. Corpus Iuris Civilis külliyatı ile Roma Hukuku’nun günümüze ulaşmasını sağladı. 

Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: Justinianus.jpg

1831 Alman filozof Georg Wilhelm Friedrich Hegel yaşamını yitirdi. 
1848 Macar hukukçu ve devlet adamı Sándor Wekerle, dünyaya geldi.. (Doğumu: 14 Kasım 1848 – Ölümü: 26 Ağustos 1921) Budapeşte Üniversitesi’nde hukuk eğitimini tamamladı. Maliye Bakanlığı’nda genel sekreterlik görevinde bulundu. 1889 yılında Maliye Bakanlığı görevine getirildi. Ülkenin ekonomisinin düzeltilmesi yönünde faaliyetlerde bulunarak devlet kredilerinin geri dönüşümü konusunda olumlu adımlar attı. Macar bütçe tarihinde ilk defa bütçenin açık vermemesini sağladı. 1892’de başbakan oldu. Katolik ve soyluların muhalefetine rağmen 1894 yılında evlilik yasasını onayladı. Kendisine karşı gösterilen muhalif davranışların sonucunda 14 Ocak 1895’te görevinden istifa etti. Soylu bir aileden gelmeyen biri olarak başbakanlık makamına gelen ilk kişi oldu. 26 Ağustos 1921’de yaşamını yitirdi.
1856 Atina Antlaşması  (Yunanistan’la Barış Antlaşması), Balkan Savaşlarının sonunda, 14 Kasım 1913 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan Krallığı arasında imzalandı. Bu barış antlaşması sonucunda; Osmanlı İmparatorluğu Yanya ve Selanik’in Yunanistan’a ait olduğunu kabul etmiştir. 1897 yılında özerk olan Girit, Yunanistan’a katılmış, Osmanlı Devleti Girit’in Yunanistan’a ait olduğunu kabul etmiştir. Ayrıca, Yunanistan’da kalan Türk azınlığın statüsü sözleşme ile düzenlenmiş, azınlık hakları verilmiştir. Yunanistan’da kalan Müslümanlara ait camilerde Osmanlı padişahı adına hutbe okunması şartı sözleşmeye dercedilmiştir.
1918

Çekoslovakya’da cumhuriyet ilan edildi.

1922

Yargıtay eski başkanlarından Hasan Fehmi Bey(Kokay) 14 Kasım 1922′ de Sivas Hükümet Konağında bulunan makam odasında vefat etti. 

Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: Hasan-Fehmi-Bey-e1731607464308.jpg

1923

Cumhuriyetin ilanından hemen sonra, 14 Kasım 1923 tarihli ve 371 sayılı kanun ile Sivas’taki geçici temyiz kurulu kaldırılarak ve yapısal değişikliklere gidilerek Eskişehir’de Yargıtay kuruldu. Bu Mahkeme faaliyetlerine Türe Sokak da bulunan Adalet İlkokulunda devam etti. Yargıtay, Eskişehir’deki görevini 10 Haziran 1935’te Ankara’ya taşınana kadar sürdürdü.

1925

Sivas’ta bazı kişiler şapka inkılabına karşı duvarlara yazılar astı. İmamzade Mehmet Necati, bu nedenle idama mahkûm oldu.

 

 

   
   
1937 Hukukçu, siyasetçi, Türkiye Barolar Birliği ve Ankara Barosu’nun eski başkanı Önder Sav Manyas’ta doğdu.
1938 Prof. Dr. Süheyl Donay dünyaya geldi.
1939 İtalyan insan hakları aktivisti, gazeteci, film yapımcısı ve yazar, Anna Margherita Cataldi dünyaya geldi. (Doğumu:. 14 Kasım 1939, Torino – Ölümü: 1 Eylül 2021, Torino, İtalya) 14 Kasım  1939’da Torino, İtalya’da doğdu. Torino Politeknik Üniversitesi’nde öğrenim gördü. Akademi Ödülü sahibi olan Out of Africa adlı filmin yapımcısıydı. El País, Panorama, Epoca, La Repubblica, L’espresso, La Stampa, La Règle du Jeu, The Nation, Rolling Stone, The International Herald Tribune, Front Line ve BM Chronicl gibi yayınlara köşe yazarı, editör olarak katkı verdi. Dünya Sağlık Örgütü’nün iyi niyet elçisi ve Birleşmiş Milletler’in barış elçisi olarak çalıştı. 1 Eylül 2021’de doğum yeri Torino’Da COVID-19 kaynaklı sağlık sorunları nedeniyle 81 yaşında öldü.

1960

Yassıada duruşmalarında, eski Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’yla ilgili döviz yolsuzluğu davası başladı. Aynı gün, eski Başbakan Adnan Menderes’in yargılandığı “Bebek Davası”nda delil olarak bebeğin kemikleri Ankara’dan getirildi.

1963 İstanbul’da her türlü grev ve lokavt, Sıkıyönetim Komutanlığı’nın iznine bağlandı. 
1969

Muammer Kaddafi, Libya’daki bütün yabancı bankaları kamulaştırdı.  

1975 Seri Katil, Donald Henry Gaskins 14 Kasım 1975’te, tutuklandı, 24 Mayıs 1976’da cinayet suçlamasıyla yargılandı ve 28 Mayıs’ta suçlu bulunarak ölüm cezasına çarptırıldı. Ancak cezası ömür boyu müebbet cezasın çevrildi. Daha sonra hapishanede yeniden cinayet işledi. Dokuz kişiyi öldürmekten dokuz ömür boyu hapis cezası aldı. 6 Eylül 1991’de elektrikli sandalyede bileklerini keserek intihar etmeye çalıştıktan sonra idam edildi. Son sözleri, “Avukatlarımın benim yerime konuşmasına izin vereceğim. Ben gitmeye hazırım.” oldu.

1976

İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu, öğretim özgürlüğü ve can güvenliği kalmadığı gerekçesiyle Hukuk Fakültesi de dahil olmak üzere öğretimi süresiz olarak tatil etti.

1983  Barış Derneği davası sonuçlandı. 18 kişi 8 yıl, 5 kişi de 5 yıl hapis cezasına mahkûm oldu.
1985 939 sanıklı Artvin Devrimci Yol Davası’nda karar çıktı: 11 ölüm, 10 ömür boyu hapis ve 350 çeşitli hapis cezası, 439 beraat.
1988 Avrupa Yaya Hakları Bildirgesi (Yayaların korunmasına ilişkin KARAR ve Avrupa Yaya Hakları Şartı), Avrupa Komisyonu Çevre, Halk Sağlığı ve Gıda Güvenliği Komitesi tarafından hazırlanarak 12 Ekim 1988 tarihinde (The European Charter of Pedestrians’ Rights) Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edildikten sonra Avrupa Birliği Resmi Gazetesi’nin 14 Kasım 1988 tarihli sayısında yayınlandı. Bildirgenin yaptırım gücü bulunmamaktadır. Yaya hakları, kent hakkının bir parçası olarak kabul görmektedir. .
1988 Bakanlar Kurulunun 25/10/1988 tarihli ve 88/13431 sayılı “Bedelsiz İthala ta İlişkin Karar”; 14/11/1988 tarihli ve 19979 Mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı. 
1990  Medeni Kanun’da değişiklikler yapıldı. 
2001
  • Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliği,  Resmî Gazete’de yayımlandı. Yönetmelik daha sonra yeniden düzenlendi ve eskisi yürürlükten kaldırıldı. 
  • F tipi cezaevlerinde tecrite karşı Küçükarmutlu ve Alibeyköy’deki evlerde ölüm oruçlarını sürdürenlere yapılan operasyonda gözaltına alınan 18 kişiden 8’i tutuklandı.
2002

1993 yılında iki CIA mensubunu öldürmekten mahkûm olan Pakistanlı Aimal Han Kasi, Virginia’da zehirli iğneyle idam edildi.

2006  Bangalore Yargı Etiği İlkeleri HSYK’nın 27.06.2006 gün ve 315 sayılı kararı ile kabul edildi, Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından 14 Kasım 2006 gün ve 100289 sayılı yazı ile bu durum hakim ve savcılara duyuruldu. 
2006 DTP milletvekili olan Selahattin Demirtaş, ROJ TV isimli televizyon kanalına canlı telefon bağlantısı yolu ile katılarak, Öcalan’ın saygıdeğer bir insan ve Kürtlerin önderi olduğunu belirterek övdüğü, ‘.. hükümet ve ordu buna karşı duyarlı davranırsa, bu taleplere duyarlı davranılırsa artık bayraklara sarılı yada kesk-zor-zerlere (yeşil, sarı ve kırmızılara) sarılı cenazeler gencecik evlere gitmeyecek diye düşünüyorum’ diyerek PKK terör örgütünü mensuplarının cenazelerine sahip çıktığı ve destek vermek suretiyle örgütün propagandasını yaptığı gerekçesiyle, yargılandığı Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 14 Kasım 2006 gün ve 2005/258-2006/175 sayılı kararı ile TCY.nın 220/8. maddesi gereğince 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırıldı.
2007  Kat Mülkiyeti Kanunu’nda değişiklikler yapıldı. 
   
2014 İnsani Değer Olarak Miras ve Peyzaj (Heritage and Landscape as Human Values) hakkında Floransa Bildirgesi 2014 yılı Ekim ayında “Kültürel mirasın ve peyzajların barışçıl ve demokratik toplumları desteklemek için taşıdığı değere ilişkin ilke ve tavsiyeler bildirgesi”  başlığı ile kabul edilmiş ve 14 Kasım 2014 tarihinde ilan edilmiştir. ICOMOS(Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi) tarafından kabul edilen bildirge, BM Sürdürülebilir Gelişme Hedeflerini ve BM Binyıl Kalkınma Hedeflerini referans almıştır.
2016 Avukat Bahri Bayram Belen önderliğindeki 30 avukat, Cumhuriyet Gazetesi yazar ve yöneticilerinin tutukluluğuna itiraz dilekçesini verdikten sonra adliye binasından çıkarak cübbeleriyle sessiz yürüyüşe geçti. Ellerinde Cumhuriyet gazetesini taşıyarak gazetenin Şişli’deki binasının önüne kadar ‘Susma, sustukça sıra sana gelecek’ ve ‘Baskılar bizi yıldıramaz’ sloganları attılar. Belen, Gazete binası önünde basın açıklaması yaptı. Bu olay, kamuoyunda Adalet Nöbeti olarak bilinen ve yıllarca süren eylemlerin başlangıcı oldu.
2017 AİHM, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından yapılan yaklaşık 25 bin başvuruyu, Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonunun yetkili olduğu gerekçesiyle reddetti.
2019 Cemi Kırbayır‘ın zorla kaybedilmesi ile ilgili olarak Kars Savcılığı’nın 1986/1279 numaralı dosya ile başlattığı ve 2002 yılındaki takipsizlik kararı aileye tebliğ etmeden dosyanın kapatıldığının ortaya çıkmasından sonra aile Ardahan Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurarak takipsizlik kararının kaldırılmasını talep etti ve mahkeme takipsizlik kararını kaldırdı. Kars Cumhuriyet Başsavcılığı, dosyayı 14 Kasım 2019 tarihinde “kanun yararına bozma” talebiyle Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Müdürlüğü’ne gönderdi. 
   
   
   
2024

Antalya merkezli 7 ilde yapılan dolandırıcılık operasyonunda yakalanan 14 kişi tutuklandı.

2024

İzmir Barosu “İzmir’in Çernobil’i” olarak bilinen Gaziemir’deki eski kurşun fabrikası arazisindeki bulunan nükleer atıklarla ilgili Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na (IAEA) mektup gönderdi.

2024

İzmir’de 2 kişinin öldüğü ‘elektrik akımı’ faciasında savcı Cumhuriyet Savcısı yeni bilirkişi raporu talebinde bulundu. İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın, İZSU ve Gdz Elektrik A.Ş.’den İZSU Genel Müdürü Gürkan Erdoğan, Gdz Elektrik Dağıtım Genel Müdürü Uğur Yüksel, İZSU önceki dönem genel müdürü Ali Hıdır Köseoğlu, Gdz Elektrik Dağıtım A.Ş. Metropol Bölge Müdürü Ali Arcan, Gdz Elektrik’te Dağıtım Sistemi İşletme ve Bakım Müdürü Ekrem Yıldırım ve Yapım İşleri Sorumlusu Uzmanı Alper Doğan’ın da bulunduğu 13’ü tutuklu toplam 42 kişi yargılanıyor. 

2024

Antalya’da gözaltına alınan sahte güzellik uzmanı adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

2024 9. Yargı Paketi Resmi Gazete’de yayımlandı. 
2024

Konya’da 134 ayrı dosyadan 84 yıl 1 ay hapis cezası alan ve cezaevinden firar eden 18 yaşındaki M.Y. yakalandı. Hastane kontrolüne götürülen M.Y., “Adaletten kaçılmaz, biz polisimizi seviyoruz” dedi.

2024

Uşak’ta annesini bıçaklayarak öldürdüğü suçlamasıyla gözaltına alınan şüpheli tutuklandı.

2024

Ramazan Bayğara’nın lideri olduğu suç örgütüne üye olmakla suçlanan 286 kişi, 16 ilde düzenlenen operasyonla gözaltına alındı. Şüphelilerden 207’si tutuklanarak cezaevine gönderildi.

 

14 Kasım – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Bugün

Floransa Bildirgesi – İnsani Değer Olarak Miras ve Peyzaj

0

İnsani Değer Olarak Miras ve Peyzaj (Heritage and Landscape as Human Values) hakkında Floransa Bildirgesi 2014 yılı Ekim ayında “Kültürel mirasın ve peyzajların barışçıl ve demokratik toplumları desteklemek için taşıdığı değere ilişkin ilke ve tavsiyeler bildirgesi”  başlığı ile kabul edilmiş ve 14 Kasım 2014 tarihinde ilan edilmiştir. ICOMOS(Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi) tarafından kabul edilen bildirge, BM Sürdürülebilir Gelişme Hedeflerini ve BM Binyıl Kalkınma Hedeflerini referans almıştır.

Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi

Kültürel mirasın ve peyzajların barışçıl ve demokratik toplumları desteklemek için taşıdığı değere ilişkin ilke ve tavsiyeler bildirgesi

Sunuş

Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi (ICOMOS)’un 18. Genel Kurulu için 94 ülkeden 1.650’ün üzerinde katılımcı 9-14 Kasım 2014 tarihlerinde Floransa’da bir araya gelmiştir. 1.300 teknik önerge ve miras uzmanları arasındaki çeşitli görüş alışverişleri sonucunda, barışçıl ve demokratik toplumları desteklemek açısından kültürel mirasın ve peyzajların taşıdığı değere ilişkin ilke ve tavsiyeler içeren ve aşağıda sunulan Bildirge ortaya çıkmıştır.

Tüm bireyler ve topluluklar(a), kültürel miras ve peyzajın özgünlüğünü ve kültürel çeşitliliğini bir insan hakkı olarak korumakla görevli oldukları kadar, bu kültürel miras ve peyzajdan yararlanma hakkına da sahiptir. Bu bildirge, bugünkü ve gelecek kuşakların karşı karşıya olduğu zorluklarla baş edilebilmesi için, miras yönetimi etiği ve uygulamaları üzerine derinlemesine düşünülmesini teşvik etmektedir. ICOMOS, kültürel mirasın barış ve birlikteliğin bir tanığı olma potansiyeline odaklanan, uyumlu gelişmeye dair tümel(b) vizyonu sayesinde, bu sürecin önderliğini yapabilir.

2014’te ICOMOS “İnsani Değer olarak Miras ve Peyzaj” temasına adanmış olan 18. Genel Kurulu ve Bilimsel Sempozyumunu kutladı. Bu bildirge ICOMOS’un amaçlarını ve UNESCO ile Dünya Miras Alanları ile ilgili somut ve olmayan değerleri incelemeye yönelik işbirliğini yansıtmaktadır ve örgütün uzman becerilerini seferber etmek için bir fırsattır. Floransa Sempozyumu’nda gerçekleşen diğer tartışmalar kapsamında, “yerin ruhunu” ve insanların kimliğini korumak ve böylece yaşam kalitelerini iyileştirmek için, bir alanı Dünya Mirası olarak incelemek ve değerlendirmenin, insani “değerleri” korumaya ve bunlara saygı göstermeye dair etik bir bağlılık olarak sayılması gerektiği önerilmiştir.

Bu etkinlik aynı zamanda ICOMOS topluluğunun Venedik Tüzüğü’nün 50. ve Nara Belgesi’nin 20. yıldönümlerinin kutlaması için olağanüstü bir vesile olmuştur. Böylelikle aynı anda hem kendi kuruluş yasamızı ve bu yasanın potansiyelini, hem de özgünlük üzerine birçok bilimsel ve felsefi tartışmanın ürünü olan ve kültürel ifadenin çeşitliliğini destekleyen kilit bir belgeyi kutlamaktayız. Günümüzün sorunlarına bir yanıt olarak, 2014 Sempozyumu’nun ana amacı, çeşitli kültürlerden kişilerin ve grupların dahil olmasını ve katılımını sağlamak; bir yandan da kültürel mirasın insani değerlerinin tanınmasına katkıda bulunacak, diğer yandan kültürel çeşitliliği koruyacak ve teşvik edecek ilkeleri, stratejileri, standartları ve uygulamaları tanımlama işinde yol almak; bu doğrultuda gerekli örgütsel çerçeveyi ve becerileri geliştirmek için birlikte çalışmak idi.

Bu ilkeler daha önceki uluslararası belgelerde ve insan haklarının ve kültürel mirasın korunması ile ilgili kuruluş sözleşmelerinde iyi bir şekilde ifade edilmiştir.

ICOMOS, Sempozyumun temasını sürdürülebilir gelişme (BM Sürdürülebilir Gelişme Hedefleri) bağlamında değerlendirmiş, böylece BM Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne (Millennium Development Goals) kültür başlığının dahil edilmemesinden dolayı kaçırılmış olan fırsatı telafi etmeyi hedeflemiştir. UNESCO da halihazırda bu hedefe yönelik çalışmalarını Ekim 2014’te Floransa’da da tartışılan 2015 Sonrası Kalkınma Gündemi’ne (Post-2015 Development Agenda) katkıları yoluyla sürdürmektedir.

ICOMOS, dünyanın en büyük kültürel, hükümetler-arası ve hükümet-dışı kuruluşlarından bazıları ile birlikte bu konuları görüşmüş, bu görüşmelere ilişkin fikirlerini geçtiğimiz Sempozyumda sunmuştur.

Sempozyum Bildirgesi ICOMOS’un 2014 Floransa Bildirgesi, kültürel çeşitliliğin miras ve peyzaj değerleri aracılığıyla ifade edildiği kültür tartışmalarının merkezine insanları yerleştiren, sürdürülebilir, uyumlu ve kültürlerarası gelişmeyi teşvik etmek için ICOMOS’un yol göstermesini sağlayacak, geniş bir tartışmayı desteklemektedir.

Kültürü toplum ile tamamen bütünleştirmek konusundaki sorumluluğumuzun ve ICOMOS’un etik yükümlülüğünü somut eyleme dönüştürmekte kullanılabilecek ortak araçların gerekliliğinin farkındayız. ICOMOS üyelerinin, dünyanın kültürel mirasının yönetimi yoluyla yaşam kalitesini iyileştirme amaçlı önerge, belge ve sözleşmeleri oluşturmakta aktıf işbirliği göstermek ve bütünleşmeye ve kültürlerarasılığa katkıda bulunacak ortak teknik kaynaklar yaratmak konularında sorumlulukları olduğunu da biliyoruz.

Peyzajların, geçmiş kuşakların yaşayan hafızası olmaları ve gelecek kuşaklara somut ve somut olmayan bağlantılar sağlayabilecek olmaları dolayısıyla, kültürel mirasın ayrılmaz bir parçası olduğu kabul ediyoruz.

Kültürel miras ve peyzaj, toplulukların kimliklerinin vazgeçilmez bir unsurudur ve biyolojik çeşitliliğin de korunmasını güvenceye alan geleneksel uygulamalar ve bilgiler üzerinden yaşatılmalıdır.

Peyzajlar bugün beklenmedik tehditlerle karşı karşıya kalmıştır; kültürel ve doğal miras arasındaki ilişkinin yürütülmesiyle ilgili uygulama deneyimleri paylaşılarak ve yeni yaklaşımlar izlenerek bu tehditlerin yönetilmesi gerekmektedir. Insan haklarının korunmasına ve yeni ile geleneksel bilginin ve yerel yönetişimin güçlendirilmesine dayalı bir yaklaşıma ihtiyaç vardır.

18. Genel Kurul katılımcıları bu Bildirgeyi hükümetlerarası kuruluşlara, ulusal ve yerel yönetimlere ve tüm kuruluş ve uzmanlara hitaben sunmakta, aşağıdaki eylemleri tavsiye etmektedir:

1. Turizm ve yorumlama yoluyla toplulukların kimliklerinin paylaşılması ve deneyimlenmesi

1.1 Topluluk kimliklerinin paylaşılması: toplulukları ve turistleri güçlendirmek için fırsatlar

a. Toplulukların kimliklerinin birbirinin aynı veya durağan olduğu çok az görülmektedir; aksine kimlik, güncel jeo-politik koşullar bağlamında geçmişin ve bugünün paslaşması ile sürekli evrilen, canlı bir kavramdır. Dünyanın her yerinde, tezat– ve sıklıkla çatışma– içindeki topluluk kimlikleri, turizmin ekonomik, sosyal ve kültürel faydalarından nasibini almak amacı taşıyan kültürel miras turist destinasyonlarında sunulan çeşitli etkinlik ve hizmetler yoluyla ifade edilmektedir (ve bu etkinlik ve hizmetlerce olumsuz veya olumlu yönde biçimlendirilebilir).

b. Hizmet sunumu, girişimcilik, kültürel üretim veya gönüllü etkinlikler yoluyla toplulukların turizme katılımı, kültürel miraslarını takdir etmeleri için bir aracı olabilir ve alanda yaşayan toplulukların çeşitli kimliklerini olumlu biçimde tanıtmak için (kapasite geliştirme ile desteklenen) fırsatlar sağlayabilir.

c. Toplulukların ziyaretçilerle paylaştıkları gelenekler– festivaller, danslar ve mutfak kültürleri– zaman içinde küçük değişikliklere uğramakta ve bu gerek yerli halk gerekse ziyaretçiler için düşük nitelikli bir deneyim yaşanmasına sebep olabilmektedir. Yüksek düzeyde kültürel farkındalığa ve kendi içindeki eşsiz kültürel değerlerin ayırdına varma kapasitesine sahip bir topluluk, benimsediği kültürel mirasın bütünlüğünü, özgünlüğünü ve sürekliliğini korumakta daha güçlü bir konumdadır.

d. Yerel toplulukların afet ve çatışmadan etkilenmiş kültürel miras alanları ile ilgilenmesi, iyileşme nekaat ve uzlaşma için fırsatlar sunmaktadır. Topluluklar, acı dolu hatıralar karşısında kendi hayatlarının düzenini yeniden kurarken, peyzajın içinde mevcut olan fiziksel anıtları koruyarak veya yeni anıtlar yaratarak, ‘insanlık suçları’nın veya afetlerin sebep olduğu yıkımın ve can kaybının oluşturduğu psikolojik yaraları kaydedebilir. Buna bağlı olarak da, bu anıtlar birer ziyaretçi çekim noktası olarak, topluluklarca yapılan çeşitli yorumlamalar ve turistlerle sürdürülecek bir diyalog için fırsatlar yaratmaktadır.

e. Bir mekanın –somut ve somut olmayan– mirası hakkında ev sahibi topluluk ve ziyaretçiler arasında var olan bilgiyi ve kültürel farkındalığı artırmak, ‘bilgi için seyahat’ kavramına bağlı olarak, anlamlı kültürlerarası diyaloğun gelişimine, kültürel farklılıklara bireysel düzeyde saygı duyulmasına ve turist deneyiminin kalitesinin artmasına yardımcı olmaktadır. Bu, barış içinde
birlikte yaşamanın temelidir.

1.2 Kültürel etkileşimler ve iletişim: deneyim yoluyla bilgi oluşturmak ve algıları değiştirmek

a. Yerel turizm bağlamında sürdürülebilir koruma ve somut o lmayan kültürel mirasın muhafaza edilmesi, ancak yerel topluluklarda bu konudaki farkındalığın, derin bilginin ve kendi miraslarının değerine ve eşsiz bir kültürün yaratılmasında – ve yaratılmaya devam etmesinde – bir araya gelmiş çeşitli etkenlere ilişkin anlayışlarının geliştirilmesi ile başarılabilir.

b. Yerel topluluk üyeleri ve özellikle gençler arasında, mirasları ile ilişki kurmalarına ve onu yorumlamalarına ve de ziyaretçilerle başarılı iletişim kurmalarına destek vermek için kuşaklararası kapasite geliştirilmesi, aynı anda hem ziyaretçi deneyimlerini zenginleştirme hem de kendi öz-değer ve kimlik duygularını güçlendirme yönünde ikili fayda sağlayacaktır.

c. Ziyaretçiler ve topluluklar arasında iki yönlü iletişim aynı zaman merak uyandırabilir, (uygun durumda) çoklu yorumlamalara imkan verebilir ve ev sahiplerinin kendi hikayelerini kişisel bir biçimde anlatmalarını sağlayabilir.

d. Toplum-odaklı turizmin gelişimi, ziyaretçilerin daha kişiselleştirilmiş ve yaşamı zenginleştirici deneyimlere ilişkin artan beklentisine karşılık gelmektedir. İşbirliği-odaklı ve etik yerel turizm ağları, kültürel etkileşimleri aktif ziyaretçi katılımının merkezine alan, özelleşmiş turizmin itici gücüdür.

e. Kültürel mirasa ilişkin özgün, bütünsel ve insanı sarmalayan deneyimler, turizm yoluyla oluşan kültürlerarası diyaloğun kilit bir bileşenidir ve bir topluluğun diasporasının kendi geçmişiyle turist olarak yeniden ilişki kurmasının önemli bir unsurudur.

f. Kültürel etkinlikler, turizmi kendilerine çekmeyi amaçlayan birçok topluluk için stratejik araçlardır. Dini veya seküler yerel rituellere, özenlice yapılandırılmış, kapsayıcı bir yaklaşım ve kültürel festivaller yoluyla yaratılan eğlence ile karşılıklı bilgilenme, hüzün ve zevkin dengeli bir birleşiminin paylaşılması ve geliştirilmesi, eğer iyi yönetilirse, bizi adım adım daha zengin bir coğrafyaya doğru götürebilir.

1.3 Kültürel mekanlar: kültürel mirasın geliştirilmesi için çerçeveler bulunması

a. Fiziksel çevrenin planlanmasına ilişkin yaratıcı çözümler, hem ziyaretçilerin hem toplulukların bir mekan ile daha derin karşılıklı yarar ilişkisi kurmalarını sağlayabilir. Örneğin kültürel koridorlar, geleneksel rotaların hassas bir şekilde yeniden işler hale getirilmesiyle tarihi araştırmaların değerini ve mekanın kültürel önemini öne çıkarabilir.

b. Turist destinasyonlarındaki kültürel miras alanlarına erişimin etkili olması için, planlamaya ve yorumlamaya çok-katmanlı bir yaklaşım gereklidir. Yorumlama planlaması ve kalite kontrol mekanizmaları için duruma göre özelleşmiş stratejiler aracılığıyla, fiziksel, entellektüel, duygusal ve ekonomik erişim türleri birbiriyle uzlaştırılmalıdr.

c. Yaratıcı mekanlar – ister sanal ister gerçek olsun – somut ve somut olmayan kültürel miras arasındaki ilişki örüntüsüne bağımlıdır. Gelip geçici olana dair hatıralar, ziyaretçi deneyiminin ayrılmaz bir parçasıdır ve bu hatıraları gelecek için muhafaza etmenin ve zenginleştirmenin yeni yöntemleri bulunmalıdır.

d. Kültürel turizmin gelişimine yönelik tutarlı toplum-odaklı stratejiler, mekan ile dinamik kültürel gelenekler arasındaki bağlantının öneminin anlaşılmasına bağlıdır.

e. Turist destinasyonlarındaki kültürel miras alanlarının korunmasına ve yönetimine ilişkin örgütlenme, koruma planlamasını benimseyen fakat ötesine de geçen, bütünleşik plan, politika, yönetmelik ve uygulamaların oluşturduğu bütünsel bir sistem gerektirmektedir.

f. Bütünleşik bir mekan ve turizm planlaması: toplulukların rolünü destekleyebilir; kaliteli kültürel ürünlerin ve kültürel miras deneyimlerinin bir arada yaratılması için bir gündem oluşturabilir; yenilikleri ve küresel turist ve miras endüstrilerindeki değişen önceliklere göre belirli bir yerde ve anda bunlara uyum sağlanmasına yardımcı olabilir, böylelikle de toplulukların kimliklerini pekiştirebilir.

2. Kültürel habitat olarak peyzaj
2.1 Toplum odaklı bir yaklaşım

a. Peyzaj kavramı – ister kentsel ister kırsal anlamda olsun – uyumlu gelişme için yeni bir paradigma haline gelmekte, ekonomik, sosyal ve çevresel süreçleri bütünleştirebilen bir yaklaşım sunmaktadır.

b. Kentsel ve kırsal peyzajlar arasında, kültürel, sosyo-ekonomik ve çevresel süreçlerle, aynı zamanda insan nüfusunun esenliğiyle ilgili çok çeşitli ilişkiler bulunmaktadır.

c. Yerel toplulukların kendi kültürel miraslarıyla – ve aynı zamanda yenilikçi ve geleneksel uygulamalarla – ilgilenmesi, onları tanıması ve onlara saygı göstermesi, çok-işlevli peyzajların daha etkili yönetimini ve yönetişimini sağlayarak, bu peyzajların dayanıklılığına ve uyum sağlayabilirliğine katkıda bulunabilir.

2.2 Kültür ve doğanın bileşimi olarak peyzaj

a. Kültürel peyzajlar sadece koruma alanları olarak değil, aynı zamanda sürdürülebilir gelişme stratejilerinin başarıyla uygulanabileceği yerler olarak görülmelidir.

b. Birçok peyzajda, “doğal” ve “kültürel” gibi kavramlar anlamlarını büyük oranda yitirmiş, bu kavramlar yerine, sadece yerleşimlerin ve tarımın değil, aynı zamanda canlı türlerinin ve canlıların yaşam alanlarının da insanlar tarafından belirlendiği ve korunduğu bir “biyokültürel anlayış” gelişmektedir.

c. Koruma ile yenilik arasındaki yapay ayrımın sorgulanmasının zamanı gelmiştir; bu bağlamda kültürel peyzajlar, yeni ekonomik gelişme modelleri, iklim değişikliğine karşı tutumlar, risk yönetimi, biyolojik çeşitliliğin korunması ve insan sağlığı ışığında alınacak birer ders olarak görülmelidir.

2.3 Büyümenin itici gücü olarak peyzaj

a. Biyolojik ve kültürel çeşitlilik arasında peyzaj düzeyinde gerçekleşen etkileşimin ve bunun geçim kaynaklarının ve insan refahının geleceği için ne anlama geldiğinin daha iyi anlaşılması için, daha ileri düzeyde disiplinlerarası ve disiplinler-ötesi araştırmalara ihtiyaç vardır.

b. Doğal bilimler ile sosyal ve beşeri bilimler arasındaki ayrımdan kaynaklanan önemli entellektüel fikir ayrılıklarını aşmak gerekmektedir. Peyzaj planlaması, yönetimi ve korumasında yeni araçlar geliştirebilmek için bu disiplinler arasında geniş kapsamlı işbirliği gerekmektedir.

c. Kültürel peyzajlara ilişkin ulusal ve uluslararası taahhütleri etkili biçimde yerine getirebilmek için kamunun bilinçlenmesine ve siyasi eyleme ihtiyaç vardır.

3. Geleneksel bilgi yoluyla sürdürülebilirlik
3.1 Geleneksel bilginin yarattığı gündelik yaşam kalitesi

a. Eski uygarlıklardan günümüze aktarılmış olan geleneksel bilgi sistemlerinin kalkınmadaki rolü hakkındaki araştırmaların ve bilinçlendirmenin desteklenmesi gerekmektedir.

b. Geleneksel bilginin ürettiği kimliklerin, sosyal bütünlüğün, sosyal katılımın ve yaşam kalitesinin önemi anlaşılmalıdır.

c. Geleneksel teknikler ve uygulamalar ile ilgili anlam, sembolizm ve ritüellere ilişkin daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

d. Toplulukların sağlık, beslenme ve yaşam tarzı ile ilgili sahip olduğu geleneksel sistemler tespit edilmelidir.

e. Geleneksel ve yöreye özgü bilgiye ve sistemlere sahip yerel toplulukların ve yöreye ait halkların haklarının desteklenmesine ihtiyaç vardır.

3.2 Geleneksel bilginin ve uygulamaların dengeli teknolojik, yenilikçi gelişme programları ve sürdürülebilir gelişmenin dayanağı olarak değeri

a. Yeni bir teknolojik paradigmayı ilerletebilmek için geleneksel sistemlere ilişkin bilgi artırılmalıdır.

b. Geleneksel bilgiye ilişkin bir tipoloji tespit sistemi ile bu konudaki örnekleri ve iyi uygulamaları içeren bir veri tabanı oluşturulmalıdır.

c. Bütünsel, mütecaviz olmayan ve sürdürülebilir bir yaklaşım ile, geleneksel ve modern teknik ve teknolojilerden dengeli biçimde yararlanılması desteklenmelidir.

3.3 Miras alanlarına ve toplulukları ve insanları koruyan karar süreçlerine saygı

a. Geleneksel bilginin korunması için bireyler, topluluklar, yayıncılar ve geleneksel tekniklerin geliştiricileri tarafından uygulanabilecek olası yöntemler değerlendirilmelidir.

b. İklim değişikliği, doğal afetler, göç ve yoksulluk gibi küresel sorunlar ve riskler ile baş etmek için dayanıklı geleneksel teknikler desteklenmeli ve bunların her ülkede kullanımları yaygınlaştırılmalıdır. Dayanıklı teknolojiler tespit edilmeli, enerjinin etkin kullanımını ve karbondiyoksit emisyonlarının azaltılmasını sağlamak için geleneksel bilginin kullanımı teşvik edilmelidir.

c. Doğa ve insan kaynaklı risklere daha fazla maruz olan miras alanlarını ve kültür varlıklarını daha iyi koruyabilmek için, felaketlerin önlenmesine yönelik yapıcı’ toplu tepkilerin ve katılımcı eylemlerin gelişimi teşvik edilmelidir.

d. Öğrenim sistemleri ve mevzuat ile desteklenen sürdürülebilir politikaların ve programların oluşturulması için iletişim ve yorumlama imkanları sağlanmalıdır.

4. Toplum odaklı koruma ve yereli güçlendirme
4.1 Mirasın zenginleştirilmesinde toplumun sürece katılması

a. Topluluklar ile mirasları arasındaki bağ tanınmalı, bir topluluğun kendi mirasında bulunan değerleri ve bilgi sistemlerini belirleme hakkına saygı gösterilmelidir. Miras alanları, ister sit ister peyzaj olsunlar, ilişkili oldukları çeşitli topluluklar için farklı değerler taşıyabilir ve değer tespit süreci her grubu göz önüne almalıdır.

b. Miras ile ilgili meseleleri ele almak ve yenilikçi sinerjiler yoluyla yeni değer dizgileri yaratmak amacıyla, çok sayıda paydaş arasında farklı düzeylerde işbirliği ağları kurulmalıdır.

c. Miras koruma programlarının uzun vadeli sosyal etkilerini değerlendirmek için dinamik, esnek, kapsayıcı ve bütünleşik ilişki kurma süreçleri harekete geçirilmelidir.

4.2 Mirasın korunmasında ve yönetiminde ‘tabandan yukarıya’ yaklaşım

a. Formal planlama/yönetim sistemleri içerisinde topluluklara aktif bir rol vererek, korumaya dair karar-verme süreçlerinde bu toplulukların söz hakkı olmasını sağlamak önemlidir.

b. Koruma alanındaki profesyonellerin rolü, topluluk-güdümlü koruma girişimlerine teknik danışmanlık sağlamak ve bir topluluğun mirası ile ilişkisinde kopukluklar olduğunda bu kopukluğu onarıcı olarak kabul edilmelidir.

c. Yaratıcı tabandan-yukarı yaklaşımların temeli olacak şekilde, kalkınmanın ‘insan’ ölçeği yeniden öne çıkarılmalıdır.

4.3 Miras korumanın sürdürülebilir yerel sosyo-ekonomik gelişme ile bağlantısını kurmak

a. Miras koruma, sürdürülebilir gelişme hedeflerine katkıda bulunmalıdır.

b. (Ölçülebilir göstergelere dayalı) iyi uygulamalar desteklenmeli, mirasın refaha, sosyal bütünleşmeye ve sürdürülebilir ekonomik gelişmeye katkısı ile ilişkilendirilmelidir.

c. Arzulanan gelecek tahayyüllerini gerçeğe dönüştürmek için, ‘kitlesel fonlama’ (c) gibi yenilikçi yaklaşımlar ve araçlar, topluluk ağları için pro-aktif bir rol geliştirmek için kullanılmalıdır.

5. Koruma uygulamaları için gelişmekte olan araçlar
5.1 Kültürel miras hedefleri yeni araçların gelişimini yönlendirmeli, bunun tersi olmamalı, böylece kültürel mirasın merkezi konumu pekiştirilmelidir

a. Yeni araçlar ve teknolojiler, kendi içinde bir amaç olarak değil, koruma sürecinin çeşitli aşamalarını destekleyen yöntemler olarak görülmeli, kültürel mirasın bir insan hakkı olarak sahip olması gereken merkezi konumu gözetilmelidir.

b. Koruma çalışmalarında özgünlüğün gözetilmesi amacıyla, teorik ve metodolojik hedeflere ve uygulamalara yönelik rehber ilkeler ve ilişki ağları oluşturulmalı ve paylaşılmalıdır.

c. Teknoloji uzmanları ve miras alanındaki uygulamacılar, bilginin yöneticileri ve kullanıcıları arasındaki – teknolojik ama özellikle kültürel – kopuklukları gidermek için işbirliğini esas alan, disiplinlerarası araştırmalara (finansman politikaları ile ilgili olanlar dahil) yönelik rehber ilkeler geliştirilmelidirler.

5.2 Ortak kültürel gelişme için erişilebilir ve herkesi kapsayıcı yeni teknolojiler geliştirilmelidir

a. Kültürler, bilgi, malzemeler, geleneksel ve yenilikçi teknolojiler arasında adil ve kazançlı bir denge sağlanması için yerel ve geleneksel bilgiye saygı duyulmalıdır.

b. Korumada elde edilen sonuçları iyileştirmek için, hükümet dışı kuruluşların stratejik ortaklıklardaki kilit rolü tanınmalıdır.

c. Kültürel ve sosyal eşitsizliklerin aşılması için bilginin yayılmasına yönelik platformlar ve araçlar sağlamlaştırılmalı ve paylaşılmalıdır.

d. Mesleki çevrelerdeki tartışmalar aracılığıyla, koruma süreçlerindeki iyi uygulamaların alışverişine aktif katkı sağlanmalı, bu esnada mükerrer çabalardan kaçınılmasına dikkat edilmelidir.

5.3 İşlemlerin ve araçların işbirliğe yönelik standartlaşması ve sadeleşmesi sağlanmalıdır

a. Sonuçlarının kesinliği, güvenilirliği ve doğrulanabilirliğinden emin olunan, ve hem coğrafyalar arasında hem de zaman içinde karşılaştırmalı analizlere imkan sağlanması için uluslararası düzeyde kabul edilen ve uygulanabilir araçlar geliştirilmelidir.

b. Kültürel mirası belgeleme, koruma ve izleme işlerinde kullanılabilecek araçların, verimli bir döngünün parçası olarak benimsenebilmesi için, kullanıcı-dostu ve düşük-maliyetli teknolojilere öncelik verilmelidir.

c. Kültürel mirası koruma pratiğindeki standartlara ve prosedürlere demokratik bir biçimde erişim sağlanması için, öncelikli olarak çevrimiçi araçlar ve ‘açık kaynak’(d) platformlar geliştirilmelidir.

d. Teknolojilerin kültürel miras konusuna uyarlanmasında iyi tanımlanmış anahtar hedeflere karşılık gelmesi ve böylece koruma pratiğini iyileştirmeden sadece teknoloji sektöründe ilerlenmesi riskinden kaçınılması sağlanmalıdır. Floransa, 14 Kasım 2014

Türkiye’deki Seri Katiller

0

Türkiye’deki Seri Katiller isimli eser Mustafa Kaygısız tarafından 2008 yılında kaleme alınmıştır. Eser, Seçkin Yayınları tarafından okuyucu ile buluşturulmuştur. 

Kitap, gördüğü yoğun ilgi sonucunda, art arda ek baskılar yapmış, sonraki baskılarda ayrıca güncellenmiştir. Mesleği gereği, birçok adli vaka ile karşılaşan ve kolluk kuvvetlerinin eğitiminde de yer alan yazar, Türkiye’deki seri cinayetler konusunu bilimsel açıdan ele almaktadır. Kitap, polis tutanakları ve gerçek olaylarla konuya odaklanmaktadır.

Yazarın ayrıca, Temel Kriminalistik, Temel Adli BilimlerTürkiye’nin Siyasi Kriminal Tarihi, Dedektif Sizsiniz, Cinayetlerin Şifresive Suikastların Şifresi isimli eserleri bulunmaktadır. 

Türkiye’deki Seri Katiller, isimli çalışmada öldürmenin özel niteliği olan ve birbiri ile yakın bağlantısı olan çoklu öldürmeleri içine alan seri cinayet failleri ve seri katil kavramları anlatılmakta ve seri katiller hakkında geniş bilgi verilmektedir. Bilgisi verilen 70 gerçek olay arasında bir dönem çok ses getiren Palu ailesine de yer verilmiştir. Kriminoloji bilimi bakımından sıra dışı nitelik taşıyan eser; seri katiler, seri cinayetler, paralel cinayetler konusunda bilgi edinmek isteyen herkese hitap etmektedir.

Kitabın Konu Başlıkları:

  • Cinayet ve Seri Katiller
  • Seri Katillerin Özellikleri
  • Seri Katil Profilleri
  • Seri Katilin Cinayete Doğru Aşamaları
  • Paralel Cinayetler ve Katilleri
  • Türkiye Seri Katil Profilleri
  • Katili Bulunamayan Kurbanlar
  • Katilini Arayan Kurbanlar
  • Kimliğini Bulamayan Cesetler
  • Polis Dosyalarından Türkiye’den 50 Seri Katil
  • Türkiye’den Vaka Dosyaları

Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: Seri-Katiller-Mustafa-Kaygisiz.jpg

İçindekiler

Dördüncü Baskıya Önsöz …6
Önsöz …9
Giriş …15
SERİ CİNAYET–SERİ KATİLLER …19
ÖLDÜRME/CİNAYET …19
SERİ CİNAYET SERİ KATİLLER …21
SERİ KATİL TANIMLAMASI …23
SERİ KATİLLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ …25
TÜRKİYE’DE SERİ KATİL …31
TÜRKİYE SERİ KATİL PROFİLLERİ …31
SERİ KATİLİN ÇOCUKLUĞU …33
SUÇ/SUÇLU PROFİLLEME …33
CİNAYET EYLEMCİSİNİN PSİKOLOJİSİ …35
SERİ KATİL TİPLERİ …35
SUÇ İŞLEMELERİNE GÖRE SERİ KATİLLER …36
SERİ KATİLİN CİNAYETE DOĞRU AŞAMALARI …38
KADIN SERİ KATİLLER …39
TERÖRİST VE KATLİAMCI SERİ KATİLLER …41
SERİ KATİLLER …45
(1) FORSA HALİL (Osmanlı’da Seri Katil) …45
(2) HİRİSTO ANASTADİYADİS AHİLYA (Kasımpaşalı Hirisantos) …47
(3) ABDULLAH AKSOY (Çumra Canavarı) …52
(4) Kasımpaşa Canavarı …59
(5) YAVUZ YAPICIOĞLU (Avcılar Sapığı) …62
(6) ADNAN ÇOLAK (Baltacı Katil – Artvin Canavarı) …71
(7) SÜLEYMAN AKTAŞ (Çivici Katil) …77
(8) SEYİT AHMET DEMİRCİ (Mobilyacı Seri Katili) …82
(9) ORHAN AKSOY (Kolici Seri Katil) …94
(10) AYHAN KARTAL (İzmir Canavarı) …110
(11) HAMDİ KAYAPINAR (Kayseri Kanal Boyu Avcı Seri Katili) …114
(12) ALİ KEMAL TUFAN (Sapık Seri Katil) …129
(13) MURAT YALMAN (Af Sonrası Kayseri Seri Katili) …136
(14) HAKAN KARAYAVUZ (Alanya Sapığı) …142
(15) YÜKSEL AKTİN (Yakın Atış Katili) …147
(16) OSMAN BORA ÇUHACI (Zevk Peşinde Koşan Seri Katil) …151
(17) YUSUF CİHAN BİLGİ (Asansör Seri Katili) …160
(18) ERDAL SANSA (Tornavidalı Sapık Katil) …165
(19) SADIK BATMAZ (Testereli Katil) …169
(20) TUFAN DOĞANAY (Sapık Bekçi) …173
(21) DENİZ YAĞMUR (Güvenlikçi Seri Katil) …179
(22) NURİ ÇALIŞIR (Adana Katili) …186
(23) ALİ KAYA (Bebek Yüzlü Katil) …190
(24) HALİL AY (Göl Katili) …194
(25) MAHMUT İLGİ – ÖMER EROL (Travesti Katilleri) …200
(26) YİĞİT BEKÇE – MEHMET KARAHASAN (Otoyolu Katilleri) …204
(27) ÖZGÜR DENGİZ (Ankaralı Hannibal) …211
(28) KAZIM TÜRE (Testereli Katil) …220
(29) ZEKİ DAĞLI (Aile Katliamcısı Seri Katil) …226
(30) MEHMET SİNAN DEMİR (Aşiret Seri Katili) …232
(31) Bilinmiyor (Kesik Bacak Cinayetleri) …238
(32) UFUK SALİH HANTAL (Tarikat Seri Katili) …243
(33) DURMUŞ ANUÇİN (Kiralık Seri Katil) …250
(34) SATANİST KATİLLER (Ömer Çelik – Engin Arslan – Zinnur Gülşah Dinçer) …256
(35) ERDİNÇ TÜMER (Eşi Ortağı) …262
(36) TARKAN SİTEMKÂR UYSAL (Depremzede Katil) …265
(37) TUNCER USTAEL (Aile Kriminali ‘Palu–Ustael–Tanhal’ Ailesi) …266
(38) ÖZKAN ZENGİN (Kuyucu Katil) …277
(39) UĞUR VELİ GÜLIŞIK (Bayram Şekeri Çocukları Katili) …281
(40) ATALAY FİLİZ (Zeki Çocuk) …290
(41) YUNUS KAHRAMAN (Tanıdıklarının Katili) …299
(42) BEKİR ÇİFTÇİ (Isparta Yaşlı Kadınlar Katili) …304
(43) ÖZGÜR ARDUÇ (Ceren Özdemir–Psikopat Seri Katil) …308
(44) MEHMET ALİ ÇAYIROĞLU (Akkuş Canavarı) …313
(45) OKTAY TAYFUN BÖLGE (Kırkağaç Seri Katili) …321
PARALEL CİNAYETLER …325
(46) GÖKHAN ÖZGÖKMEN (Ankara Marketçi Seri Katiller) …327
(47) YENER YERMEZ (Üzeyir Garih Cinayeti) …333
(48) SELİM AKKURT (Tetikçi) …341
(49) KENAN ÖNER (Günlükten Çıkan Aile Cinayeti) …343
(50) ABDULLAH PALAZ (Haksızlıkların Cinayetleri) …349
(51) MEHMET GÖKER (Ankara–İzmir) …352
(52) HAMDİ AYRİ (İzmir Kokulu Katili) …354
(53) ETHEM SAKİN (Osmaneli Katili) …357
(54) MUSTAFA BALABAN (Aile Katliamcısı) …360
(55) YUSUF TURHAN– MEHMET TURHAN (Seri Katil Kardeşler) …362
(56) GÖKHAN ARMAĞAN (Aile Katliamcısı) …368
(57) DENİZ ŞAHİN (Kriminal Tırmanış) …370
(58) MOHAMAD OMAR YUSUFİ (Afgan Seri Katil) …373
KADIN SERİ KATİLLER …377
(59) HANZADE (Baltalı Hanza) …377
(60) HAMDİYE YAVUZ (Tıbbi Cinayetler) …379
(61) GALYALI LOCUSTA (Zehirli Katil) …382
(62) ELİZABETH BATHORY (Kanlı Kontes) …384
(63) MARY ANN COTTON (Kara Dul) …385
(64) JOLLY JANE TOPPAN …386
(65) MYRA HİNDLEY (Sevgili Seri Katiller) …388
(66) IRMA GRESE …389
KATİLİ BULUNAMAYAN CİNAYETLER – KATİLİNİ ARAYAN CESETLER – KİMLİKSİZ CESETLER …391
(67) MUSTAFA GÜNGÖR (Meclis Lojman Cinayeti) …392
KURBANLAR KATİLİNİ BULAMAZ …395
(68) AYDIN KARDEŞLER (Okul Önlüklü Çocuklar) …395
(69) AİLE KATLİAMLARI …397
İSTATİSTİK KURBANLARI …399
(70) KATHLEEN FOLBİGG (İstatistik Kurbanı) …400
(71) SALLY CLARK (Meadow Yasası Kurbanı) …403
Sonuç …405
Kaynaklar …409
İndeks …411