Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi

0
Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Amerika Birleşik Devletlerinin kuzeydoğu kıyısında, New England bölgesindeki Massachusetts eyaletine bağlı  Boston’a komşu olan ve 110.000 civarında nüfusu olan Cambridge kentinde bulunmaktadır. Fakülte, 1817 yılında kurulmuştur ve ülkedeki en eski sürekli hukuk okuludur. Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Yale, Stanford ve Chicago Hukuk Fakülteleri ile birlikte Amerika Birleşik Devletlerinin en prestijli hukuk fakültelerinden birisi olarak kabul edilmekte, dünyanın en iyi hukuk fakülteleri sıralamasında da ilk sıralarda yer almaktadır. Fakülte, QS World University Rankings tarafından her yıl düzenlenen dünyanın en iyi hukuk fakülteleri sıralamasında birinci sıradadır.

Okul,  Harvard Law veya HLS olarak bilinmektedir. Kurucuları, Joseph Story ve Simon Greenleaf olan fakültenin 2017 yılı itibariyle 1.990 öğrencisi bulunmaktadır. Okulun büyük imkanları, kampüsü ve mezunlarının yargı, hükumet ve iş dünyasında kendilerine seçkin yerler bulmaları saygınlığını artırmaktadır.

Mezunlar, bileşik devletlerde Baro ve mahkemelerde en yüksek oranda başarı sağlamakta, yüksek mahkemelerde önemli oranda Harvard mezunu bulunmakta, özel sektör ve kamuda kurumlarında iş bulma oranı % 90 a ulaşmaktadır.

Harvard Hukuk Fakültesinin 1 Temmuz 2017’de göreve gelen dekanı John F. Manning’dir ve fakültede çoğunluğu profesör olmak üzere 328 öğretim üyesi kadrolu olarak akademik faaliyet yürütmektedir. Fakülte öğrenciler arasındaki yoğun rekabet ortamından ötürü rekabetçi kültürün temsilcisi olarak bilinmektedir. Öğrenim ücreti yıllık olarak yaklaşık 60.000 USD’dir.

Harvard Hukuk Fakültesi kampüsünde 90’dan fazla öğrenci organizasyonu bulunmakta, fakülte ve öğrencileri tarafından birçok bilimsel dergi çıkarılmaktadır. Harvard Law Review, Irk ve Etnik Adalet Üzerine Harvard Dergisi, Harvard Çevre Hukuku Dergisi, Harvard İnsan Hakları Dergisi, Harvard Uluslararası Hukuk Dergisi, Harvard Hukuk ve Cinsiyet Dergisi(Kadın Hukuku Dergisi), Harvard Hukuk ve Kamu Politikası Dergisi, Harvard Hukuk ve Teknoloji Dergisi, Harvard Spor ve Eğlence Hukuku Dergisi, Harvard Mevzuat Dergisi, Harvard Latino Law Review, Harvard Ulusal Güvenlik Dergisi, Harvard Müzakere Hukuku Dergisi ve Harvard İş Hukuku Dergisi bu dergilerden bazılarıdır.

Fakülte, dünyanın en büyük akademik hukuk kütüphanesine sahiptir.

Türkiye’deki Bahçeşehir Üniverstesi Hukuk Fakültesi ile Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi birçok alanda ortak çalışma yürütmektedir. İki üniversitenin hukuk fakülteleri arasında ortak araştırma, öğrenci değişimi, misafir akademisyen çalışmaları da bulunmaktadır. Harvard Law Review dergisinin bütün sayıları Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesinde mevcuttur.

Harvard Hukuk mezunları olan Barack ve Michelle Obama

Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi, ABD ve dünyanın sosyal, ekonomik ve politik hayatında önemli yer tutan mezunlar vermiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nin 19. başkanı Rutherford B. Hayes , 44. başkanı Barack Obama, Obama’nın karısı Michelle Obama, Michael Dukakis , Ralph Nader ve Mitt Romney, Ted Cruz, Mike Crapo, Tim Kaine, Jack Reed, Chuck Schumer, Tom Cotton, Mark Warner, Robert Zoellick, Navanethem ve İrlanda eski başkanı Mary Robinson Harvard Hukuk’tan mezundur. Goldman Sachs başkanı Lloyd Blankfein, Reddit CEO’su Ellen Pao, TIAA-CREF başkanı Roger W. Ferguson, Toys R Us başkanı Gerald L. Storch, Delta Air Lines CEO’su Gerald Grinstein okuldan mezundur.

Hukuk bilimciler, Payam Akhavan, William P. Alford, Rachel Barkow, Yochai Benkler, Alexander Bickel, Erwin Chemerinsky, Amy Chua, Sujit Choudhry, Robert C. Clark, I. Glenn Cohen, Ronald Dworkin, Christopher Edley, Jr. , Melvin A. Eisenberg, Susan Estrich, Jody Freeman, Gerald Gunther, Andrew T. Guzman, Louis Henkin, Harold Koh, Richard J. Lazarus, Arthur R. Miller, Gerald L. Neuman, Eric Posner, Richard Posner, John Mark Ramseyer, Jed Rubenfeld, Lewis Sargentich, John Sexton, Jeannie Suk, Kathleen Sullivan, Cass Sunstein, C. Raj Kumar ve daha birçok büyük hukuku Harvard hukuk okulundan mezundur. Ünlü hukuk felsefecisi Lon Luvois Fuller Harvard’da uzun yıllar ders vermiştir.

İhsan Sabri Çağlayangil

0
İhsan Sabri Çağlayangil
İhsan Sabri Çağlayangil

İhsan Sabri Çağlayangil, 1908 yılında İstanbul’da doğmuş, 1931 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde mezun olmuş, İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü Polis Koleji ve Yüksek Polis Enstitüsünde öğretmenlik yapmıştır.

Emniyet Genel Müdür Muavinliği görevinden sonra, sırasıyla Yozgat, Antalya, Çanakkale, Sivas, ve Bursa Valilikleri görevlerinde bulunmuştur.

1947 yılında İsviçre’de toplanan Uluslararası Pasaport ve Hudut Formaliteleri Konferansına Türk Heyeti Başkanı olarak katılmıştır.

Süleyman Demirel, Sabri Çağlayangil ve Bülent Ecevit

Yunanistan, İtalya, İsviçre, Fransa Hükümetlerinin zabıta teşkilatlarında resmi araştırmalar yapmış, 1956 da Amerika ICA teşkilatının davetlisi olarak 2 ay süreyle Birleşik Amerika’da 16 eyalette çeşitli sahalarda araştırmalarda bulundu. Münih Uluslararası İpekçilik Kongresine Türk Heyeti Başkanı olarak katılmıştır.

İhsan Sabri Çağlayangil, 1960 yılından sonra mülki yöneticilik mesleğinden ayrılarak siyasi hayata girmiştir. 1961 yılında Bursa Senatörlüğüne, Cumhuriyet Senatosu Adalet Partisi Grup Başkanlığı ve Genel Kurul Üyeliğine seçilmiştir. 4. Koalisyon Hükümetinde Çalışma Bakanı olarak görev almış, 1965 yılında Demirel Kabinesinde Dışişleri Bakanı olmuştur.

Çağlayangil,  1975 ve 1977 yıllarında Dışişleri Bakanı olarak atanmış, 1979 yılında ise Cumhuriyet Senatosu Başkanı olmuştur. 06.04.1980-12.09.1980 tarihleri arasında Cumhurbaşkanına Senato Başkanı olarak vekalet etmiştir.

1983 de Büyük Türkiye Partisinin Kurucu üyesi olmuş, Parti kapatılınca bir süre Zincirbozan’da gözaltında tutulmuş, 30 Eylül 1983’te serbest bırakılmıştır. Daha sonra DYP’ye katılmış ve 1990’da aktif politikadan ayrılmış ve 30 Aralık 1993 tarihinde Ankara’da vefat etmiştir. Çağlayangil’in bir kızı bulunmaktadır.

Fransızca, İngilizce ve Rusça bilen Çalayangil’in; Arşiv İlmi, Polis Psikolojisi ve Anılarım adlı üç eseri bulunmaktadır. Kendisine Afgan Krallığı ve Mısır Cumhuriyeti tarafından nişan verilmiştir.

Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Türkiye Arasında Ortaklık İlişkisi Kurulmasına Dair Anlaşmaya Katma Protokol ve Ekleri 23 Kasım 1970 tarihinde Belçika’nın başkenti Brüksel’de İhsan Sabri Çağlayangil tarafından imzalanmıştır.

Çağlayangil’ in Anıları – Kader Bizi Una Değil, Üne İtti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Yargı Etiği Kuralları

0
European Convention on Human Rights

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Yargı Etiği Kuralları, mahkemenin genel kurulu tarafından 23 Haziran 2008 tarihinde kabul edilmiştir. Mahkeme tarafından güncellenen etik kodlar(Resolution on Judicial Ethics) 1 Eylül 2021 tarihinde yürürlüğe girmek üzere 21 Haziran 2021 tarihinde kabul edilerek mahkemenin web sayfasında yayınlanmıştır.

Mahkeme, güncellenen kararında, görevdeki yargıçlar ile birlikte eski yargıçları da etik kurallardan sorumlu tutmaktadır. Mahkeme dışı faaliyetler ve alınan ödül ve hediyeler de  etik kuralların gözlemi altındadır. Yargı görevinin doğasında bulunan yükümlülükler daha şeffaf şekilde denetlenmesi ve halkın mahkemeye olan güvenini arttırmak etik kuralların temel amaçlarındadır. Etik kuralların eski versiyonu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Yargı Etiği Bürosu tarafından 2020 yılında Türkçeye kazandırılmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Yargı Etiği Kuralları – 21 Haziran 2021 tarihinde güncellenen metin 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi,

Yargı görevine ilişkin kriterleri belirleyen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 21. maddesini dikkate alarak;

Bu kriterleri geliştiren Mahkeme İçtüzüğü‘nün 3, 4 ve 28. kurallarını dikkate alarak;

Yukarıda belirtilen hükümlerin yorumlanması veya uygulanmasına halel getirmeksizin, açıklık ve şeffaflık adına, bu kriterlerin temelini oluşturan ilkeleri açıkça ifade etmenin uygun olduğunu değerlendirerek;

Bu metinde ortaya konan ilkelere bağlılığın kamuoyunun Mahkemeye olan güvenini sürdürdüğünü ve artırdığını dikkate alarak;

Mahkeme Genel Kurulu tarafından 23 Haziran 2008 tarihinde kabul edilen yargı etiğine ilişkin ilkeleri inceledikten sonra işbu kararı kabul etmiştir:

1. Dürüstlük

Hâkimlerin davranışları, yargı görevi için bir ölçüt olan yüksek ahlaki karaktere uygun olmalıdır. Mahkeme’nin içinde ve dışında, gerekli dürüstlük ve ayrıca Mahkeme’nin otoritesi ve itibarının doğasında bulunan sadakat, haysiyet ve sağduyu ile hareket etme görevlerinin her zaman farkında olmalıdırlar. Hâkimler, sürmekte olan davalarla ilgili taraflarla ve diğer kişilerle olan tüm temaslarında özel dikkat göstermelidirler.

2. Bağımsızlık

Hâkimler, adli görevlerini yerine getirirken, herhangi bir ulusal veya uluslararası kamu kurumundan, organından veya makamından veya herhangi bir özel kuruluştan bağımsız olacaklardır. Kendilerini dahili veya harici, doğrudan veya dolaylı her türlü uygunsuz etkiden uzak tutacaklardır. Her türlü faaliyetten, ifadeden ve ilişkilendirmeden kaçınmalı, talimata uymayı reddetmeli, yargı görevine engel olacağı ve bağımsızlığına olan toplumsal inancı olumsuz yönde etkileyeceği düşünülebilecek her türlü durumdan kaçınmalıdırlar.

3. Tarafsızlık

Hâkimler görevlerini tarafsız bir şekilde yerine getirmeli ve tarafsız bir görüntü sergilemelidir. Mahkeme içinde ve dışında çıkar çatışmasına yol açacak şekilde algılanabilecek durumlardan ve çıkar çatışmalarından kaçınmaya özen göstermelidirler. Hâkimler, kişisel çıkarlarının olduğu bir davaya müdahil olmamalıdır. Tarafsızlıklarına yönelik kamu inancını olumsuz yönde etkileyebileceği düşünülen her türlü faaliyet, ifade ve ortaklıktan kaçınmalıdırlar.

4. Çalışkanlık ve Yeterlilik

Hâkimler, görevlerini özenle ve saygılı bir şekilde yerine getirirler. Yargı görevleri diğer tüm faaliyetlerden önceliklidir ve çok önemli ve istisnai nedenler dışında hâkimler, yargı görevlerini yerine getirmek ve tüm toplantılara katılmak için hazır bulunmalıdırlar. Yüksek düzeyde yeterliliklerini sürdürmek üzere hâkimler mesleki bilgi ve becerilerini geliştirmeye çalışmalıdır.

5. İhtiyat ve Gizlilik

Hâkimler, adli görevlerini yerine getirirken ihtiyatlı davranmalıdır. Müzakerelerin gizliliğine saygı göstereceklerdir. Hâkimler, Mahkeme önündeki işlemlerle ilgili veya gizli bilgilerle ilgili olarak ihtiyatlı
davranmalıdır.

6. İfade ve Bağlantılar

Hâkimler, ifade hürriyetlerini, görevlerinin haysiyeti ve Mahkeme kurumuna sadakatleri ile bağdaşacak şekilde kullanırlar. Mahkeme’nin otoritesini ve itibarını zedeleyecek veya bağımsızlıkları veya tarafsızlıkları konusunda makul şüpheye yol açacak şekilde, kendilerini ifade etmekten kaçınacaklardır. Bu, yargı işlevinin yerine getirilmesi, Mahkeme’nin temsili ve Mahkeme dışındaki akademik veya diğer kamu veya özel faaliyetler için eşit şekilde geçerlidir. Sosyal medyayı kullanırken son derece dikkatli hareket edeceklerdir.

7. Ek Aktivite

Hâkimler, bağımsızlık, tarafsızlık ve tam zamanlı görevlerinin gereklilikleriyle bağdaşmadığı sürece herhangi bir ek faaliyette bulunamazlar. Mahkeme İçtüzüğü’nün 4. maddesinde öngörüldüğü üzere, herhangi bir ek faaliyeti Mahkeme Başkanına bildireceklerdir. Sadece öğretim, araştırma ve yayım faaliyetleri ücretlendirilebilir. Adli veya diğer görevler için izin talepleri Mahkeme Başkanına sunulmalıdır.

8. Hediye ve Avantajlar

Hâkimler, adli makamlarının prestijini herhangi bir kişisel kazanç için kullanmamalıdır. Hâkimler, görevleri veya görevleri ile ilgili olarak kendileri veya herhangi bir aile ferdi için hediye, iltimas veya menfaat kabul edemezler. Bu mütevazi değerden daha fazla takdir ve misafirperverlik göstergeleri için de aynı derecede geçerlidir, ancak bunlarla sınırlı değildir.

9. Nişan ve Onurlar

Hâkimler, Mahkeme yargıçları olarak görev yaptıkları süre boyunca herhangi bir nişan veya unvan
kabul edemezler.

10. Ad Hoc Yargıçlar

Bu Kararın maddeleri, ilgili olduğu ölçüde, ad hoc hâkimler, için geçerli olacaktır.

11. Eski Yargıçlar

Madde V ve ilgili olduğu ölçüde, Madde VI eski Hâkimler için geçerli olacaktır. Eski Hâkimler İçtüzük uyarınca, görevden ayrıldıkları tarihten önce yapılan bir başvuruyla ilgili olarak veya daha sonra yapılan başvurularla ilgili olarak, görevden ayrıldıktan sonraki iki yıl boyunca Mahkeme önünde herhangi bir tarafı temsil edemezler.

12. Uygulama

Belirli bir durumda bu ilkelerin uygulanmasına ilişkin şüphe olması durumunda, bir hâkim Mahkeme Başkanının tavsiyesine başvurabilir. Başkan gerektiğinde Büroya danışabilir. Başkan, bu ilkelerin uygulanması hakkında Mahkeme Genel Kuruluna yıllık olarak rapor verir.

13. Yürürlük

Bu düzenleme 1 Eylül 2021 tarihinde yürürlüğe girer.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 23 Haziran 2008 Tarihli Yargı Etiği Kuralları

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi,

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin yargı görevine ilişkin ölçütleri belirleyen 21. maddesini göz önünde bulundurarak;

Mahkeme iç tüzüğünün, bu ölçütleri geliştiren 3., 4. ve 28. maddelerini göz önünde tutarak;

Yukarıda atıfta bulunulan hükümlerin yorumlanışına ya da uygulanışına zarar vermeden, bu ölçütlere temel oluşturan ilkelerin, açıklık ve şeffaflık adına, ifade edilmesinin uygun olacağını değerlendirerek;

Bu metinde belirlenen ilkelerin, insan haklarının korunmasını amaçlayan uluslararası bir mahkeme konumundaki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine kamuoyunun duyacağı güveni artıracağını düşünerek;

Bu yargı etiği tavsiye kararını kabul eder.

I. Bağımsızlık

Hâkimler, yargı görevlerini yerine getirirlerken, her türlü dış kaynaklı merci ve etkiden bağımsızdırlar. Bağımsızlıklarına duyulan güveni etkileyebilecek her türlü faaliyete katılmaktan, derneğe üye olmaktan ve durumdan kaçınırlar.

II. Tarafsızlık

Hâkimler görevlerini tarafsız şekilde yerine getirirler ve tarafsızlıklarının görünürlüğünü de temin ederler. Çıkar çatışmalarından ve çıkar çatışmasının doğduğu algısını yaratabilecek durumlardan kaçınırlar.

III. Doğruluk

Hâkimlerin davranışları, yargı görevinin bir kıstası olan yüksek ahlâki karakter ile tutarlı olmalıdır. Hâkimler, Mahkemenin duruşunu ve itibarını koruyup sürdürme görevlerinin daima bilincinde olmalıdırlar.

IV. Özen ve Yetkinlik

Hâkimler, mevkilerinin gerektirdiği görevleri özenle yerine getirirler. Üst düzeydeki yetkinliklerini sürdürebilmek için, mesleki becerilerini geliştirmeye devam ederler.

V. Ketumluk

Hâkimler, mahkemede görülen davalara ilişkin sırlar veya gizli bilgiler hususunda azami şekilde ketum davranırlar ve müzakerelerin gizliliğine saygı duyarlar.

VI. İfade Özgürlüğü

Hâkimler ifade özgürlüklerini, bulundukları mevkiin gerektirdiği meslek haysiyetiyle bağdaşır şekilde kullanırlar. Mahkemenin otoritesine zarar verebilecek ya da tarafsızlıkları hususunda şüphe uyandırabilecek kamuoyu açıklamalarından ve görüş bildirmekten kaçınırlar.

VII. Ek Faaliyetler

Hâkimler, bağımsızlık, tarafsızlık ilkeleri ile ve tam zamanlı görevlerinin gereklilikleri ile bağdaşmadığı sürece, hiçbir ek faaliyette bulunamazlar. Mahkeme iç tüzüğünün 4. kuralı gereği, gerçekleştirmek istedikleri bir ek faaliyeti, Mahkeme Başkanına bildirirler.

VIII. Ödüller ve Avantajlar

Hâkimler, bağımsızlıklarının ya da tarafsızlıklarının sorgulanmasına sebebiyet verebilecek hiçbir hediyeyi, ödülü ya da avantajı kabul edemezler.

IX. Nişan ve Onur Belgeleri

Hâkimler, kendilerine sunulan nişan ve onur belgelerini, ancak böyle bir kabulün onların bağımsızlığına ve tarafsızlığına dair şüpheler uyandırmaması durumunda kabul edebilirler. Mahkeme başkanına önceden bilgi vermelidirler.

X. Tavsiye Kararının Kapsamı

Yukarıda belirlenen ilkeler, Mahkeme üyelerini ve ilgili bazı durumlarda eski üyeler ile geçici hâkimleri kapsar.

Son Hükümler

Belirli bir durumda bu ilkelerin uygulanışına dair şüphe duyan hâkim, Mahkeme Başkanından tavsiye isteyebilir. Başkan, gerektiğinde büroya danışabilir. Başkan, bu ilkelerin uygulanışına ilişkin bir raporu Genel kurula sunabilir.

Süreyya Ağaoğlu

0
Avukat Süreyya Ağaoğlu

Süreyya Ağaoğlu, Türkiye’nin ilk kadın avukatıdır. 1903 yılında Dağlık Karabağ’a bağlı Şuşa kentinde doğmuş, 29 Aralık 1989’da İstanbul’da yaşamını yitirmiştir.

Atatürk ile

Süreyya Ağaoğlu’nun babası olan Hukuk Profesörü Ahmet Ağaoğlu, görevleri ve konumu itibari ile Ankara’ya göç etmek durumunda kalmıştır. Atatürk ve silah arkadaşları ile samimi olan ve aydın kesim arasında sevilen bir kişi olan Ahmet Ağaoğlu Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile birlikte Basın ve Yayın Genel Müdürlüğü konumuna geçmiştir. Babasının konumu ve teşviklerini de başarılı bir şekilde değerlendirerek İstanbul Kız Lisesi’nde okuma hayatını devam ettirmiştir. Lise yıllarında sınıfta cumhuriyet devrimlerinden söz ettiğinde, arkadaşlarının gavur olarak çağırdığı Süreyya Ağaoğlu, avukat olmayı hedeflemiş, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ne kaydını yaptırmak istediğinde engellerle karşılaşmış, o yıllarda fakültede kız öğrenci olmadığından, üniversitenin rektörüne başvurmuştur.

Dönemin kadınlarının henüz çarşafla dolaştığı bir zamanda başını bile kapatmadan rektörle görüşmeye giden Ağaoğlu, Selahattin Bey’e fakülteye girmek istediğini söylediğinde, odanın içinde kahkahalar yükselmiş, ancak Ağaoğlu, bu direnişin ardından kendisi gibi avukat olmak isteyen 3 arkadaşını daha götürünce fakülte kaydı gerçekleşmiş ve 1921 yılında ilk kez bir kız öğrencinin hukuk fakültesinde eğitim alması mümkün olmuştur.

Avukat Ağaoğlu 176-1978 yılları arasında Türk Hukukçu Kadınlar Derneği başkanlığı yapmıştır.

Süreyya Ağaoğlu başarılı eğitim dönemi sonrasında 1925 yılında o günkü adıyla Darülfünun hukuk fakültesinden mezun olmuştur. Rockfeller Foundation tarafından Paris Uluslararası Enstitüsü’nde 3 aylık burs imkanı sağlanmış ancak yasal düzenlemeler ve izinler sağlanamadığı için bu fırsatı kaçırarak gidememiştir.

Fakülteden mezun olduktan sonra babasının da desteği ile Ankara’da Şurayı Devlet(Danıştay) Tanzimat Dairesinde iş hayatına başlamıştır. Burada çalıştığı ikinci yılın sonrasında (1927 yılında) Ankara Barosu’na başvurunu yapmış, 1928 yılında  serbest avukatlık ruhsatını almıştır. Resmi anlamda Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın avukatı olarak tarihe geçmiştir. İlerleyen yıllarda Ankara Barosu’nda bulunan sicil kaydını İstanbul Barosu’na 1936 yılında nakletmiştir. İlk ruhsat kaydı İstanbul Barosunda görünmekte ve 1379 Baro sicil numarası ile kayıtlı bulunmaktadır. Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra ölene kadar avukatlık yapmıştır. Avukatlık mesleğini icra ederken aynı zamana kadın hakları savunuculuğunu da yürütmüştür.

Süreyya Ağaoğlu’nun Sivil Toplum Çalışmaları

Süreyya Ağaoğlu, Londra’da bulunduğu sürede bir çok inceleme yapmış ve Kadın Hakları üzerinde görüşmeleri ve konuşmaları Colombia Radyosu’nda yayınlanmıştır. İlerleyen yıllarda Amerikan Kadın Hukukçular Birliği‘ne üye olmuş, Türkiye’de yaşanan kadın hakları problemlerine ve bu problemlerin çözümüne yönelik çalışmalar yapçocumıştır.

Türkiye’nin ilk kadın avukatı olarak tarihe geçmesi yanında kadınların sosyal alanda yer alabilmeleri için de mücadele vermiş, kadınların tıpkı erkekler gibi bir restoranda yemek yiyebilmesine Latife Hanım ile birlikte öncülük etmiştir.

Ağaoğlu, Hür Fikirleri Yayma Derneği, Türk-Amerikan Üniversiteler Derneği ve  Süreyya Ağaoğlu Çocuk Dostları Derneği’nin kurucu üyesi olarak çalışmalarda bulunmuştur. 1948 yılında Berlin, Milletlerarası Hukukçular Komisyonu Üyesi olmuştur.

1960 ihtilalinin ardından Yassıada Davaları‘nda babası Ahmet Ağaoğlu‘nun avukatlığını üstlenmiştir.

Avukat Ağaoğlu 176-1978 yılları arasında Türk Hukukçu Kadınlar Derneği başkanlığı yapmış, 1980-1982 döneminde ise derneğin işbirliği içinde olduğu ULUSLARARASI KADIN HUKUKÇULAR FEDERASYONU 2. Başkanı seçilmiştir

Süreyya Ağaoğlu Çocuk Dostları Derneği

1949 yılında Amerika seyahatine gidip döndükten sonra kendi deyimiyle “Taksim parkındaki kimsesiz çocuklar” için Süreyya Ağaoğlu Çocuk Dostları Derneği’ni kurmuştur.

Londra’da Gördüklerim ve Bir Hayat Şöyle Geçti adlı kitapları yazmış ve birçok hukuki makale yazmıştır.

Ağaoğlu, İstanbul’da katıldığı “Kadın Hakları ve Çağdaşlaşma” konulu panelden ayrılırken düşerek beyin kanaması geçirerek yaşamını yitirmiş; ölümü, yaşamı boyunca sürdürdüğü kadın hakları mücadelesinin özeti gibi olmuştur.

Ankara Barosunun Hukuk Gündemi/Atatürk Özel Sayısı 2013/1 sayısında Ağaoğlu’nun yaşamı Av. Soner ALPER ve Av. Gülşah YILDIRIM tarafından detaylıca yazılmıştır.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN VE ANKARA BAROSUNUN İLK KADIN AVUKATI AĞAOĞLU
 

Sivil İtaatsizlik / Kitap / Hayrettin Ökçesiz

0
Sivil İtaatsizlik - Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz
Sivil İtaatsizlik isimli kitap Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz tarafından yazılarak 2011 yılında Legal Yayınevi tarafından yayınlanmıştır.
Kitabın Konu Başlıkları 

Sivil İtaatsizliğin Öncülerinin Düşünceleri ve Eylemleri

Hukuk Devletinde Sivil İtaatsizlik Olayları

Hukuk Devletinde Sivil İtaatsizlik Kavramının Belirlenmesi

Hukuk Devletinde Sivil İtaatsizlik Olgusunun Meşruluğu Sorunu

Kitap, önsözde şu şekilde tanıtılmaktadır: 

“‘Kamusal alan’ın içerisinde yer alan ve onun zorunlu bir ürünü sayabileceğimiz “resmi alan’ın ya da devlet alanının normatif temel ilkelerinde kurgulanmasını, uygulanmasını ve gelecekteki uygun gelişimini sağlamak; en önemlisi de, resmi alanın kamusal yaşamı totaliter bir nitelikle, ayrıkotu gibi bütünüyle sarmasını, terörize etmesini engellemek amacıyla bu kamusal alanın yetkin ve etkili direktifler verme görevinde üstün bir başarı derecesi göstermesi zorunludur.

Kamusal alanın çoğunluk kararlan ve konsensüs içerikleri olarak ürettiği bu direktiflerin, bir ‘özel alan’da köklerini bulması ve bunların orada aranması, kitle sapkınlığının önüne geçilmesi için önemli bir ölçüt oluşturacaktır. Evrensel hukuk kültürünün bir ürünü ve hukuk düzenlerinde normatif bir öge olarak karşımızda bulunan temel insan haklan ve özgürlükleri katalogu başka bir bakışla, burada aranan olgusal ölçüt dizgesi olarak da anlaşılabilir: İnsan bireyinin kamusal ve resmi alana temel oluşturan dirimsel, tinsel ve duyunçsal bütünlük alanlarının yetkinleşme araçları siyasal ve hukuksal çerçeveye özgürlük, güvenlik ve eşitlik üstün–değerleri olarak yansıtılmakla resmi ve kamusal alandaki yozlaşmalann oluşumuna set çekilmektedir. Geriye bu sosyal hedeflere uygun karar üretme tarzlarının ve bu kararların üretimi kalmaktadır.

İşte ‘Sivil İtaatsizlik’ bu yolda ve bu çerçevede önemli bir yöntem olmak özelliği taşımaktadır. Öte yandan, hukuka ve yetkeye itaat borçluyuz. Ama bu itaatin anlamlı ve değerli olabilmesi için her bir yurttaşın yeri geldiğinde ‘sivil itaatsizliğe’ bilincinin ve cesaretinin bulunması gerekir. Sivil bir itaat için bu zorunludur.

Küreyi saran her türlü terör ve şiddet fırtınası karşısında bireyin son çare olarak kullanabileceği tek siyasal yöntem bu ‘sivil itaatsizlik’tir. Diğerlerine itibar etmenin bu fırtınayı daha da güçlendireceğini unutmamalıdır. Hukuk Devleti yurttaşları olarak biz yasalara ancak sivil bir itaat ya da başka bir deyişle sivil itaatsizlikler borçluyuz.”(Önsözden)

Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz
Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz
Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz, 1953 yılında Aksaray’da doğmuş, Aksaray Lisesini bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine kaydını yaptırmıştır. Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra Adalet Bakanlığının burslu öğrencisi olarak Federal Almanya Cumhuriyetindeki Göttingen Üniversitesi’nde sorumluluk hukuku alanında doktora yapmıştır.
Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz, Almanya’da doktorasını tamamladıktan sonra 1984 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Anabilim Dalında yardımcı doçent olarak göreve başlamış, 1993 yılında doçent, 6 yıl sonra da profesör olmuştur. 1999 yılında Akdeniz Üniversitesine geçerek çalışmalarına devam etmiş, profesör olarak bu üniversiteden emekli olmuştur. Ökçesiz 2013 yılı eylül ayında emekli olduktan sonra Aydın Üniversitesinde görev yapmıştır.

Ökçesiz, 2005 yılından 2015 yılında kapatılmasına kadar Cumhuriyet Gazetesi “Bilim Teknoloji” haftalık ekinde “Hukuk Politikası” adlı köşe yazıları yazmıştır. Güncel Hukuk Dergisi danışma kurulu üyesidir.

Hukuk felsefesi ve sosyolojisi alanlarında telif ve çeviri çalışmalar yapmış, “Argumentum Aylık Hukuk Dergisi”nin 28. Sayısına kadar yazı işleri sorumluluğunu yürütmüştür.

Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz, İstanbul Barosu Yayınları tarafından düzenli olarak çıkarılan ‘Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi- HSFA‘nın kurucusudur.

Ökçesiz, Sivil İtaatsizlik ve Pasif Direniş uzmanıdır. Sivil İtaatsizlik isimli eserinde; sivil itaatsizliğin öncülerinin düşünceleri ve eylemleri, hukuk devletlerinde sivil itaatsizlik olayları, hukuk devletinde sivil itaatsizlik kavramının belirlenmesi ve hukuk devletinde sivil itaatsizlik olgusunun meşruluğu sorununu incelemiştir.

Ökçesiz, İstanbul Barosu Dergisinin yanı sıra birçok hukuk dergisine makaleler yazmış, hukuk ve felsefe dergilerinde görev almış, bilimsel toplantılara ve yayınlara öncülük etmiştir. Halen, yaşamakta olduğu Almanya’da, Goethe Universität Frankfurt’ta Hukuk Felsefesi Enstitüsünde konuk profesör olarak çalışmakta, akademisyenlik yanında sanatla iç içe yaşamakta, resim sergileri düzenlemekte yada sergilere eserleri ile katılmakta, Türkiye’deki dergilere makaleler yazmaya devam etmektedir.

Sivil İtaatsizlik Kavramı

Sivil İtaatsizlik, devlet otoritesinin açık bir şekilde, görülebilir ve anlaşılabilir derecede, haksız olarak tanımlanabilecek eylem ve işlemine karşı yürütülen, şiddete ve kaba güce başvurmadan, toplumun ve devletin bilgisi dahilinde gerçekleştirilen, yasaya aykırı ama hukuka uygun protesto türüdür.  Siyasi ve ahlaki temelde yükselen sivil itaatsizlik, bir hukuk kuralını ihlal etmekte ve bu ihlalin sonuçlarına katlanmayı kabullenmiş bireyler tarafından gerçekleştirilmektedir.

Bergama köylülerinin eylemleri Türkiye’de sivil itaatsizlik türünün en önemli örneklerindendir

Demokratik kuralların uygulandığı ülkelerde ortaya çıkan ciddi haksızlıklara karşı, yasal imkanlar elverişli vasıtalar olmaktan çıktığında başvurulan sivil itaatsizlik, modern anayasalarda yer alan temel hak ve hürriyetlerin savunulması uğruna ortak adalet anlayışına uygun olarak yürütülmekte, şiddeti reddetmekte, toplumdaki başkaca bireylerin haklarını çiğnememekte ancak barışçıl amacın gerçekleşmesi için pozitif hukukun bir normunu ihlal etmektedir. Sivil itaatsizlik, hukuk devletinin ve evrensel değerlerin korunarak ileriye taşınması için etkin ve barışçıl bir protesto biçimidir.

Meşru ve barışçıl olarak tanımlanan sivil itaatsizlik eylemini gerçekleştirenler, yaptıkları eylemin yasaya aykırı olduğunu bilmekte, haksız uygulamalara karşı bütün yasal yolları denedikten sonra tanımlanan bu yöntemi kamuya açık şekilde kullanmaktadır.

Sivil İtaatsizlik, şeffaf bir şekilde gerçekleşmekte, toplumda yaşayan bireylerin vicdanlarına seslenmekte, çıkarcılıktan uzak bir şekilde ortak yaşam için pasif bir direniş yürütülmektedir. Yapılacak eylemin şekli, içeriği ve sonuçları önceden öngörülmekte, şiddet içeren davranışlar sergilenmemekte, başkalarının hak ve özgürlüklerine zarar verilmemekte, zararsız bir eylem olarak tanımlanmaktadır.

Barış Hakkı Bildirgesi

0

Barış Hakkı Bildirgesi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 19 Aralık 2016 tarihinde kabul edilmiştir. 

Barış Hakkı Bildirgesi

Genel Kurul,

Başta İnsan Hakları Konseyi’nin 20/15 sayılı, 5 Temmuz 2012 tarihli kararı olmak üzere; Genel Kurul, İnsan Hakları Komisyonu ve İnsan Hakları Konseyi tarafından kabul edilen, herkesin tüm insan haklarından eksiksiz bir şekilde faydalanılabilmesinin vazgeçilmez şartı olan barış hakkının ve barışın savunulmasına ilişkin geçmiş bütün kararları anımsatarak,

Barışın herkes için bütün insan haklarının savunulması ve korunması bakımından hayati bir şart olduğunu vurgulayarak,

İnsan Hakları Konseyi’nin 32/28 sayılı, 1 Temmuz 2016 tarihli Barış Hakkı Bildirgesi kararını kabul etmesini memnuniyetle karşılayarak,

  1. İşbu kararın ekinde bulunan Barış Hakkı Bildirgesi’ni kabul etmekte;
  2. Hükümetleri, Birleşmiş Milletler sistemi dahilindeki ajansları ve örgütleri, hükümetlerarası örgütler ile sivil toplum örgütlerini Bildirge’yi yaygınlaştırmaya ve Bildirge’ye ilişkin evrensel bir saygı ve anlayış geliştirmeye davet etmekte;
  3. Barış hakkının savunulması hususunu 73. oturumunda “insan haklarının savunulması ve korunması” başlığı altında değerlendirmeyi sürdürmeye karar vermektedir.
  4. Genel Toplantı

19 Aralık 2016

EK – Barış Hakkı Bildirgesi

Genel Kurul,

Birleşmiş Milletler Şartı’nda yer alan amaçlar ve ilkeler doğrultusunda,

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Medeni ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi,4 Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi, Viyana Deklarasyonu ve Eylem Planı’nı anımsatarak,

Ayrıca Kalkınma Hakkına Dair Bildirge, Birleşmiş Milletler Binyıl Bildirgesi, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri de dahil olmak üzere Sürdürülebilir Kalkınma için 2030 Gündemi ve 2005 Dünya Zirvesi Sonuç Bildirgesi’ni anımsatarak,

Ayrıca Toplumların Barış İçinde Yaşama Hazırlanması Bildirgesi, Halkların Barış Hakkı Bildirgesi, Barış Kültürü Bildirgesi ve Eylem Planı ile işbu Bildirge’nin konusuyla ilgili diğer uluslararası araçları anımsatarak,

Sömürge Yönetimi Altındaki Ülkelere ve Halklara Bağımsızlık Verilmesine İlişkin Bildiri’yi de anımsatarak,

Ayrıca Birleşmiş Milletler Şartı uyarınca Devletlerarası Dostane İlişkiler ve İşbirliği’ne dair Uluslararası Hukuk İlkelerine İlişkin Bildirge’nin, Devletlerin uluslararası ilişkilerinde başka herhangi bir Devletin toprak bütünlüğünü veya siyasi bağımsızlığını tehdit etmekten veya güç kullanmaktan veya Birleşmiş Milletler’in amaçlarından herhangi biriyle çelişen hareketlerden kaçınması gerektiği ilkesini resmi olarak ilan ettiğini; Devletlerin uluslararası anlaşmazlıklarını uluslararası barışı, güvenliği ve adaleti tehlikeye atmaksızın barışçıl yollarla çözmeleri gerektiği ilkesini; Şart uyarınca herhangi bir Devletin yerel yargı yetkisi dahilindeki meselelere müdahale etmeme ödevi bulunduğunu; Şart uyarınca Devletlerin birbiriyle işbirliği yapma ödevi bulunduğunu; eşit haklar ilkesini ve halkların kendi kaderini tayin etme [hakkını]; Devletlerin egemen eşitliği ilkesini; ve Şart uyarınca Devletlerin kendilerine verilen yükümlülükleri iyi niyetle yerine getirmeleri gerektiği ilkesini anımsatarak;

Şart’ta belirtildiği üzere bütün Üye Devletlerin uluslararası ilişkilerinde başka herhangi bir Devletin toprak bütünlüğünü veya siyasi bağımsızlığını tehdit etmekten veya güç kullanmaktan veya Birleşmiş Milletler’in amaçlarından herhangi biriyle çelişen hareketlerden kaçınma ve uluslararası anlaşmazlıklarını uluslararası barışı, güvenliği ve adaleti tehlikeye atmaksızın barışçıl yollarla çözmeleri gerektiğine dair yükümlülükleri bulunduğunu bir kez daha teyit ederek,

Barış kültürünün daha kapsamlı bir şekilde geliştirilebilmesinin, bütüncül olarak Şart’ta ve Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmelerinin yanı sıra Genel Kurul’un 1514 (XV) sayılı ve 14 Aralık 1960 tarihli kararında yer alan Sömürge Yönetimi Altındaki Ülkelere ve Halklara Bağımsızlık Verilmesine İlişkin Bildiri’de de düzenlendiği gibi, sömürge veya başka yabancı egemenliği biçimleri veya dış işgal altında yaşayan halklar da dahil olmak üzere, bütün halkların kendi kaderini tayin hakkının hayata geçirilmesiyle ilişkili olduğunu tanıyarak,

Bir Devletin ya da ülkenin ulusal birliği ve toprak bütünlüğü veya siyasi bağımsızlığının kısmen veya tamamen bozulmasına yönelik bütün girişimlerin, Genel Kurul’un 2625 (XXV) sayılı ve 24 Ekim 1970 tarihli kararında yer alan Birleşmiş Milletler Şartı uyarınca Devletlerarası Dostane İlişkiler ve İşbirliğine ilişkin Uluslararası Hukuk İlkeleri Bildirgesi’nde belirtildiği üzere, Şart’ın amaçları ve ilkeleriyle çeliştiğinden emin olarak,

Anlaşmazlıkların veya çatışmaların barışçıl yollarla çözülmesinin önemini teslim ederek,

Uluslararası Terörizmi Ortadan Kaldırmak İçin Alınacak Önlemlere İlişkin Bildirge’de terör eylemleri, yöntemleri ve uygulamalarının Birleşmiş Milletler’in amaçları ve ilkelerini ağır bir şekilde ihlal ettiğinin ve uluslararası barış ve güvenliği tehdit edebileceğinin, Devletlerarası dostane ilişkileri tehlikeye atabileceğinin, Devletlerin toprak bütünlüğü ile güvenliklerini tehdit edebileceğinin, uluslararası işbirliğini engelleyebileceğinin ve insan hakları, temel özgürlükler ve toplumun demokratik temellerini ortadan kaldırmayı hedefleyebileceğinin ilan edilmiş olduğunu anımsatıp, bütün terör eylemlerini son derece esefle karşılayarak ve bütün terör eylemlerinin nedenlerine, ne zaman ve nerede işlendiklerine bakılmaksızın suç teşkil ettiklerini ve haklı görülemeyeceklerini bir kez daha teyit ederek,

Terörle mücadelede alınan bütün önlemlerin, Şart’ta düzenlenenlerin yanısıra, uluslararası insan hakları, mülteci hukuku ve insancıl hukuk da dahil olmak üzere uluslararası hukuk uyarınca Devletlerin yükümlülükleriyle uyumlu olması gerektiğini vurgulayarak,

Henüz terörizmle ilgili uluslararası araçlara taraf olmayan bütün devletleri öncelikli olarak bunlara taraf olmayı değerlendirmeye teşvik ederek,

Herkes için insan haklarının ve hukukun üstünlüğünün savunulması ve korunmasının terörle mücadelede elzem olduğunu bir kez daha teyit ederek ve etkili terörle mücadele önlemleri ile insan haklarının korunmasının birbiriyle çelişen hedefler değil, birbirini tamamlayan ve karşılıklı olarak birbirini güçlendiren hedefler olduğunu tanıyarak,

Şart’ın Giriş bölümünde dile getirildiği üzere, Birleşmiş Milletler halkların gelecek nesillerini savaş felaketinden korumasına ve temel insan haklarına olan inancı, toplumsal gelişmeyi ve daha fazla özgürlükle daha iyi hayat standartlarını savunma ve hoşgörülü davranarak birbiriyle barış içinde iyi komşular olarak yaşama kararlığını da bir kez daha teyit ederek,

Barış ve güvenliğin, kalkınma ve insan haklarının Birleşmiş Milletler sisteminin dayanakları ve kolektif güvenlik ve refahın temelleri olduğunu anımsatarak ve gelişme, barış ve güvenlik ile insan haklarının birbiriyle bağlantılı olduklarını ve birbirlerini karşılıklı olarak güçlendirdiklerini tanıyarak,

Barışın yalnızca çatışma yokluğu olmadığını, aynı zamanda diyaloğun teşvik edildiği, çatışmaların karşılıklı anlayış ve işbirliği ruhuyla çözümlendiği ve sosyoekonomik gelişmenin sağlandığı olumlu ve dinamik bir katılım süreci olduğunu tanıyarak,

İnsanlık ailesinin tüm üyelerinin doğuştan varlıklarına özgü bulunan haysiyetle birlikte eşit ve devredilemez haklara sahip olmalarının tanınmasının dünyada özgürlük, adalet ve barışın temeli olduğunu anımsatarak ve barışın bütün insanların doğuştan gelen haysiyetlerine dayanan bütün devredilemez haklarını eksiksiz bir şekilde kullanmaları yoluyla savunulabileceğini tanıyarak,

Ayrıca herkesin İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde yer alan hakların ve özgürlüklerin eksiksiz bir şekilde hayata geçirilebileceği bir toplumsal ve uluslararası düzene hakkı olduğunu anımsatarak,

Ayrıca dünyanın herkes için yoksulluğun ortadan kaldırılması ve sürdürülebilir ekonomik büyüme, sürdürülebilir kalkınma ve küresel refahın savunulmasına olan bağlılığını ve ülke içinde ve ülkelerarası eşitsizliklerin azaltılması gereksinimini anımsatarak,

Şart’ın amaçları ve ilkeleri uyarınca silahlı çatışmaların önlenmesinin ve dünya çapında halkların karşı karşıya olduğu birbiriyle bağlantılı güvenlik ve kalkınma zorluklarıyla etkili bir şekilde başa çıkma yolu olarak bir silahlı çatışmaların önlenmesine yönelik bir kültürün savunulmasına bağlılığın önemini anımsatarak,

Ayrıca bir ülkenin tam ve eksiksiz kalkınmasının, dünya refahının ve barış davasının kadınların her alanda erkeklerle eşit şartlarda maksimum katılımını şart koştuğunu anımsatarak,

Savaşlar insanların zihninde başladığı için barış savunusunun yapılacağı yerin de insan zihni olduğunu bir kez daha teyit ederek, anlaşmazlıkların veya çatışmaların barışçıl yollarla çözülmesinin önemini anımsatarak,

İnsan hakları ile dinlerin ve inançların çeşitliliğine saygıya dayalı bir hoşgörü ve barış kültürünün her seviyede geliştirilmesi için küresel diyaloğun teşvik edilmesine yönelik daha güçlü uluslararası çaba gösterilmesi gerektiğini anımsatarak,

Çatışma sonrası durumlarda ulusal mülkiyet ilkesine dayalı kalkınma desteği ve kapasite geliştirme çalışmalarının, barışı rehabilitasyon, yeniden entegrasyon ve uzlaşma yoluyla yeniden tesis etmesi gerektiğini de anımsatarak;

Birleşmiş Milletler’in küresel barış ve güvenlik arayışıyla gerçekleştirdiği barış yapma, barışı koruma ve barış inşası faaliyetlerinin önemini tanıyarak,

Ayrıca barış kültürü ile insanlığın adalet, özgürlük ve barış eğitiminin insan onurunun ayrılmaz bir parçası olduğunu ve bunların bütün ulusların karşılıklı yardım ve ortaklık ruhuyla yerine getirmesi gereken bir ödev olduğunu anımsatarak,

Barış kültürünün, Bir Barış Kültürü Bildirgesi’nde tanımlandığı gibi bir dizi değer, tavır, gelenek ve davranış biçimi olduğunu ve bütün bunların barış için elverişli bir ulusal ve uluslararası ortamla teşvik edilmesi gerektiğini bir kez daha teyit ederek,

İtidal ve hoşgörünün, barış ve güvenliğin savunulmasına katkıda bulunan değerler olarak önemini tanıyarak,

Sivil toplum örgütlerinin barış inşası ve barışın korunması ile barış kültürünün güçlendirilmesine yapabilecekleri önemli katkıları da tanıyarak,

Devletlerin, Birleşmiş Milletler sisteminin ve diğer ilgili uluslararası kuruluşların, eğitim ve öğretim yoluyla barış kültürünü güçlendirmeyi ve insan hakları farkındalığını desteklemeyi amaçlayan programlara kaynak ayırmaları gerektiğini vurgulayarak,

Birleşmiş Miletler İnsan Hakları Eğitimi Bildirgesi’nin barış kültürünün teşvik edilmesine katkısının önemini de vurgulayarak,

Karşılıklı güven ve anlayış ortamında kültürlerin çeşitliliğine, hoşgörüye, diyaloğa ve işbirliğine saygının, uluslararası barış ve güvenliğin en iyi güvencelerinden olduğunu anımsatarak,

Ayrıca hoşgörünün dünyamızdaki zengin kültür çeşitliliğine, ifade biçimlerimize ve insan olma hallerimize saygı, bunları kabul ve takdir etme ile barışı mümkün kılan bir erdem olmasının yanı sıra barış kültürünün savunulmasına katkıda bulunduğunu anımsatarak,

Ayrıca ulusal veya etnik, dinsel ve dilsel azınlıklara mensup olan kişilerin haklarının toplumun bir bütün halinde kalkınmasının asli unsuru olarak hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir çerçevede kesintisiz bir şekilde savunulması ve hayata geçirilmesi, halklar ve Devletler arasındaki dostluğun, işbirliğinin ve barışın güçlendirilmesine katkıda bulunacağını anımsatarak,

Bütün ırkçılık, ırk ayrımcılığı, yabancı düşmanlığı ve ilgili hoşgörüsüzlük [biçimlerinin] mağdurlarının; medeni, siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının geliştirilmesi için özel ve olumlu önlemler içerebilecek stratejilerin, programların, politikaların ve uygun yasal düzenlemelerin ulusal, bölgesel ve uluslararası seviyelerde tasarlanması, teşvik edilmesi ve uygulanması gereksinimini vurgulayarak,

Irkçılık, ırk ayrımcılığı, yabancı düşmanlığı ile ırkçılık ve ırk ayrımcılığına varan diğer ilgili hoşgörüsüzlük [biçimlerinin], halklar ve uluslar arasındaki dostane ve barışçıl ilişkiler önünde engel teşkil ettiğini ve silahlı çatışmalar da dahil olmak üzere pek çok ülke içi ve uluslararası çatışmanın temel nedenlerinden olduğunu tanıyarak,

Bütün paydaşları barışı savunmanın bir aracı olarak dünyadaki bütün insanlar, halklar ve uluslar arasında hoşgörü, diyalog, işbirliği ve dayanışmanın yüksek önemini tanıyarak faaliyetlerini bu hatlarda yürütmeye resmen davet ederek ve bu amaçla bugünkü nesillerin gelecek nesilleri savaş felaketinden esirgemeye yönelik derin bir istekle birlikte hem kendilerinin hem de gelecek nesillerin barış içinde yaşamayı öğrenmelerini güvence altına almaları gerekmektedir,

İlan olunur:

Madde 1

Herkesin barıştan yararlanma hakkı vardır ki bu şekilde bütün insan hakları savunulabilir ve korunabilir, gelişme eksiksiz bir şekilde hayata geçirilebilir.

Madde 2

Devletlerin eşitliğe ve ayrımcılık yapmamaya, adalete ve hukukun üstünlüğüne saygı göstermeleri, hayata geçirmeleri ve teşvik etmeleri; korku ve yokluktan azade [bir şekilde yaşamayı]  toplumlar içinde ve arasında barış inşası yolu olarak güvence altına almaları gerekmektedir.

Madde 3

Devletler ve başta Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı [UNESCO] olmak üzere Birleşmiş Milletler ve özel ajansların işbu Bildirge’yi hayata geçirmek üzere uygun sürdürülebilir önlemleri alması gerekmektedir. Uluslararası, bölgesel, ulusal ve yerel örgütler ile sivil toplum işbu Bildirge’yi desteklemeye ve hayata geçirilmesine yardımcı olmaya teşvik edilmektedir.

Madde 4

Uluslararası ve ulusal barış eğitimi kurumları, bütün insanlar arasında hoşgörü, diyalog, işbirliği ve dayanışma ruhunun güçlendirilmesi için teşvik edilmelidir. Bu amaçla Barış Üniversitesi; öğretim, araştırma, lisansüstü eğitim ve bilginin yayılması için çalışarak barış için eğitime yönelik büyük evrensel göreve katkıda bulunmalıdır.

Madde 5

İşbu Bildirge’deki hiçbir husus Birleşmiş Milletler’in amaçları ve ilkelerine aykırı olarak yorumlanmamalıdır. İşbu Bildirge’ye dahil olan hükümlerin Birleşmiş Milletler Şartı, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi3 ve Devletler tarafından onaylanan ilgili uluslararası ve bölgesel araçlar doğrultusunda anlaşılması gerekmektedir.

Mevzuat ve İçtihat Siteleri

1
Mevzuat ve İçtihat Siteleri

Mevzuat ve İçtihat Siteleri

 

https://www.karartek.com.tr
TBB İçtihat Bilgi Bankası
www.kazanci.com 
İçtihat Bilgi Bankası
https://www.lexpera.com.tr
İçtihat ve Mevzuat
https://emsal.yargitay.gov.tr
Yargıtay İçtihatları
http://www.hukukturk.com
İçtihat ve Mevzuat
https://www.corpus.com.tr
İçtihat ve Mevzuat
www.sinerjimevzuat.com.tr
İçtihat ve Mevzuat
www.lebibyalkin.com.tr
İçtihat ve Mevzuat
http://www.emlakmevzuati.com
Emlak Mevzuatı
https://www.kanunum.com
İçtihat ve Mevzuat
https://www.emsal.co
İçtihat Bilgi Bankası
www.kararara.com
İçtihat Bilgi Bankası
www.mevzuat.adalet.gov.tr
Mevzuat Bilgi Bankası
http://www.meseyazilim.com
İçtihat Bilgi Bankası
www.hukukmedeniyeti.org
İçtihat ve Mevzuat
http://dialogprestige.com
İnteraktif Mevzuat Koleksiyonu
http://mevdata.net
İçtihat ve Mevzuat
http://www.neohukuk.net
İçtihat ve Dilekçe
http://www.kazancihukuk.com
İçtihat ve Mevzuat
http://www.e-uyar.com
İçtihat ve Mevzuat
http://www.dinamikhukuk.com
Hukuk Bilgi Bankası
http://www.hukukyazilimlari.com
İçtihat ve Mevzuat
https://legalbank.net
Hukuk Bilgi Bankası
https://jurix.com.tr
Hukuk Dergileri
https://www.yargidunyasi.com
Hukuk Bilgi Bankası
www.resmigazete.gov.tr
Mevzuat 
www.e-hukukrehberi.com
Hukuk Rehberi
http://www.cdmy.com.tr
İçtihat ve Mevzuat
http://www.palmiyeyazilim.com.tr/
İçtihat ve Mevzuat
www.danistay.gov.tr
Danıştay İçtihatları
http://www.forumadalet.net
İçtihat ve Forum
http://www.ictihatlar.info
İçtihat
www.anayasa.gov.tr
AYM İçtihatları
http://www.msb.gov.tr
Askeri Yargıtay İçtihatları
https://hudoc.echr.coe.int/tur
AİHM İçtihatları
http://iskanunu.com
İş Hukuku Mevzuatı
http://www.alomaliye.com
Mevzuat
www.yargitaydergisi.gov.tr
Yargıtay İçihatları
https://www.sayistay.gov.tr
Sayıştay Kararları
http://www.msb.gov.tr
AYİM Kararları
https://eur-lex.europa.eu/
Avrupa Birliği Mevzuat Bilgi Sistemi
https://www.govinfo.gov/
ABD Devlet Bilgi Sistemi
https://www.legifrance.gouv.fr/
Fransız Mevzuat Bilgi Sistemi
https://www.legislation.gov.uk/browse/uk
Birleşik Krallık Mevzuat Bilgi Sistemi
https://karararama.yargitay.gov.tr/
Yargitay Karar Arama
http://www.msb.gov.tr
AYİM Kararları
https://www.fullegal.com/
İçtihat ve Hukuk Programları

 

Mevzuat ve İçtihat Siteleri, mevzatı ve yargı kurumlarının vermiş olduğu kararları sistematik olarak yayınlayan internet siteleridir. Özel şirketlerin yapmış oldukları çalışmalar sonucunda, yargı kararları ve mevzuata son kullanıcı açısından erişim ve kullanım daha kolay hale gelmektedir.

TBMM tarafından çıkarılan tüm kanunlar, Kanun Hükmünde Kararnameler, Tüzük ve Yönetmelikler http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/ adresinden yayınlanmaktadır. Ayrıca, tüm mevzuat devletin resmi yayın organı olan www.resmigazete.gov.tr adresinden yayınlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.

27 Aralık – Hukuk Takvimi

0
27 Aralık Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, önemli hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuk düzenlemeler

27 Aralık – Hukuk Takvimi

1794

Danimarka’nın hukukçu başkanlarından Christian Albrecht Bluhme (27 Aralık 1794-6 Kasım 1866) dünyaya geldi. University of Copenhagen’da eğitim aldı. Avukatlık, denetçilik ve icra memurluğu yaptı. 1938’de yargıç oldu. 1844’te yüksek mahkemeye atandı. Üst düzey görevleri sayesinde tanınmaya başladı. 1848’de Ticaret Bakanı olarak hükümete girdi. 1849’da kraliyet tarafından Kurucu Meclis’te üye seçildi. Akabinde geçici kabine sekreteri oldu ve bu pozisyonda kral nezdinde önemli bir siyasi nüfuz kazandı. Rusya, Prusya ve Almanya ile müzakere yürüten heyetlerde yer aldı. Danimarka’nın ikinci Başbakanı oldu. 1852’den 1853’e Başbakan unvanıyla, 1864’ten 1865’e konsey başkanı unvanıyla devleti yönetti.
1861 Fransız anarşist ve aktivist Auguste Vaillant, doğdu.(27 Aralık 1861- 5 Şubat 1894) 3 Şubat 1894’te idam cezasına çarptırıldı ve hızlıca infaz edildi.

1867 Hukukçu, avukat ve Belçika’nın ilk devlet başbakanı Léon Delacroix, (–) dünyaya geldi. Ailesi Brüksel burjuvazisindendi. Université libre de Bruxelles’de hukuk okudu. 1889’da Brüksel barosuna kaydoldu. 1917 yılları arasında baro başkanlığı görevini yürüttü. – tarihleri arasında Başbakan olarak göre yaptı.
1928 Harf Devrimi sonrası İstanbul Belediyesi, süresi içinde levhalarını yeni harflerle değiştirmeyen esnafa ceza kesmeye başladı.
1933 T.B.M.M,, Menemen’de gericiler tarafından öldürülen Kubilay’ın annesine maaş bağlayan  2364 sayılı kanunu kabul etti. Kanuna göre, “Menemen hadisesinde şehit edilen Kubilay merhumun annesi Zeynep Hanıma yaşadıkça vatanî hizmet mukabili olarak maktuan otuz lira aylık bağlanmasına” karar verildi.
1936 Daha önce hakkında hapis kararları verilen Şair Nâzım Hikmet yeniden gözaltına alındı.
1937 Denizbank Kuruluş Kanunu kabul edildi.
1944 Çapakçur bölgesinin adı Bingöl olarak değiştirildi.
1945 28 devlet anlaşma imzalayarak Dünya Bankası kuruldu. Türkiye Dünya Bankasına 1947 yılında üye oldu.
1947 İtalya Cumhuriyeti Anayasası, İtalya Resmi Gazetesinin 27 Aralık 1947 tarihli sayısında yayınlandı. Kurucu Meclis, 22 Aralık 1947 tarihli oturumunda İtalyan Cumhuriyeti Anayasasını onaylamış, ve Geçici Devlet Başkanı İtalya Cumhuriyeti Anayasasını ilan etmişti.
1949 300 yıl süren Hollanda egemenliğinden sonra Kraliçe Juliana, Endonezya’nın bağımsızlığını tanıdı.
1949 Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri arasında Eğitim Komisyonu Kurulması kararlaştırıldı ve Kültür Antlaşması imzalandı.
1967 Kıbrıs Türk toplumu, Ada’da “Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi”ni kurdu. Başkanlığa Fazıl Küçük getirildi.
1968 13 Aralık’ta kabul edilen 1072 Sayılı Rulet, Tilt, langırt ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında Kanun, Resmi Gazetede yayınlandı.
1977 Ceza Kovuşturmalarının Aktarılmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’nin Onaylanması Hakkındaki Bakanları Kurulu Kararı yayınlandı.
1978 İspanya, 40 yıl süren diktatörlük rejiminin ardından demokrasiye geçti. Francisco Franco, 26 yıl ülkeyi yönetmiş ve 20 Kasım 1975’te ölmüştü.
1979 Kenan Evren liderliğindeki Türk Silahlı Kuvvetleri Komuta Kademesi, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e uyarı mektubu verdi.
1980 İstanbul’da DİSK Genel Başkanı Abdullah Baştürk ve Genel Sekreter Fehmi Işıklar’la beraber 68 sendikalı tutuklandı.
1981 Hacettepe Üniversitesi öğretim üyelerinden akademisyen, çevirmen ve yazar Doç. Dr. Bedrettin Cömert‘in katil sanığı Rıfat Yıldırım, Berlin’de yakalandı.
1989 Ceza İşlerinde Karşılıklı Adli Yardım Avrupa Sözleşmesine Ek Protokol’ün Onaylanmasi Hakkında Karar Bakanlar Kurulunda kabul edildi.
1990 Türkiye’de ilk özel limanın yapımına başlandı.
1995 Türkmenistan Anayasası’nda değişiklik yapıldı.
1996 Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin Onaylanması Hakkında Bakanlar Kurulu Kararı, Resmi Gazetede yayınlandı.
1999 Yargıtay 4. Hukuk Dairesi türbanın yükseköğretim kurumlarında serbest sayılan kıyafet kapsamında düşünülemeyeceğine karar verdi.
1999 Almanya’da partiye yapılan bağışları gizli hesaplara aktardığını itiraf eden Hıristiyan Demokrat Parti (CDU) onur başkanı ve eski başbakan Helmut Kohl hakkında emniyeti suiistimal suçlamalarıyla soruşturma açılması kararı alındı.
2007 Oxford Üniversitesinde Uluslararası Hukuk ve Diplomasi dallarında yüksek lisans eğitimi görmüş olan Pakistan eski başbakanlarından Benazir Butto suikasta uğrayarak öldürüldü. Kendisi gibi hukukçu olan eski Pakistan devlet başkanı ve başbakanı Zülfikar Ali Butto ise 1979 yılında idam edilmişti.
2016 Alman Hukukçu, diplomat ve siyasetçi, Guido Westerwelle doğdu. (27 Aralık 1961, Bad Honnef, 18 Mart 2016, Köln) Bonn Üniversitesi’nde hukuk öğrenimini tamamladı. 1994’te hukuk doktorasını Hagen Açıköğrenim Üniversitesi’nde Parti hukûku ve politik gençlik örgütleri (Das Parteienrecht und die politischen Jugendorganisationen) adlı tezle tamamladı. 1991’de avukat olarak çalışmaya başladı. Anne ve babası da avukattı. 2009-2013 yılları arasında 2. Merkel Kabinesi’nde başbakan yardımcılığı ve dışişleri bakanlığı görevlerinde bulundu. Ayrıca, 1996-2013 yılları arasında Almanya Federal Meclisi üyeliği ve 2001-2011 arasında Hür Demokratik Parti (FDP) başkanlığı görevlerini yürüttü. 18 Mart 2016’da, 54 yaşında lösemi nedeniyle yaşamını yitirdi. Federal Almanya’da eşcinselliği açıktan yaşayan ilk ünlü politikacıdır.
2020 Faslı hukukçu, diplomat ve siyasetçi Mohamed Louafa yaşamını yitirdi. (1948 – 27 Aralık 2020) Paris Hukuk Fakültesi’nde yüksek lisans ve Paris 1 Panthéon-Sorbonne Üniversitesi Sosyal ve Ekonomik Kalkınma Çalışması Enstitüsü’nde doktora yaptı. 1976 yılında Rabat Hukuk Fakültesi’nde akademisyen oldu. 1977 seçimlerinde Hamid Chabat’ın İstiklâl Partisi’nden milletvekili seçildi ve 1997 yılında kadar milletvekilliği yaptı, 1983-1992 yıllarında Marakeş belediyesini yönetti. 2000-2004 yıllarında Hindistan ve Nepal Büyükelçisi, 2006-2009 yıllarında İran ve Tacikistan Büyükelçisi, 2009-2011 yılları arasında ise Brezilya, Paraguay, Surinam ve Guyana Büyükelçisi olarak görev yaptı. 2012 yılında Millî Eğitim Bakanı oldu. 2013’te Yönetim ve Genel İşlerden sorumlu Bakan oldu, Nisan 2017’te kadar bu görevi yürüttü. 72 yaşındayken Fas’ta, COVID-19 salgını nedeniyle vefat etti.
2023 YouTube kanalındaki yayınında, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama” suçu işlediği iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında  İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçlarını Soruşturma Bürosu’nda ifade veren Can Ataklı ifadesinin ardından sevk edildiği Sulh Ceza Hakimliği’nde “karakolda imza atmak ve yurt dışına çıkış yasağı” şeklindeki adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
2023 Motokurye Göçer’in ölümüne neden olan Somali Cumhurbaşkanı hakkında açılan davanın ilk duruşma günü belli oldu. Muhammed Hasan Şeyh Mahmud’un yargılanmasına 16 Ocak’ta başlanacağı açıklandı.
2023 TİP, 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Can Atalay dosyasında karar verilene kadar Çağlayan Adliyesi önünde oturma eylemi yapma kararı aldı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, akşam saatlerinde verdiği karar ile dosyayı yeniden Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne yeniden gönderme kararı verdi. AYM kararında, dosyanın Yargıtay’a gönderilemeyeceğinin belirtilmesine karşılık, “İhlale konu başvuru Yargıtay kararına karşı yapılmıştır. Atalay, mahkememizde milletvekili seçilmeden önce yargılanmış, temyiz aşamasında vekil seçilmiştir. Bu nedenle yetki Yargıtay’dadır” denildi.
2023 Hakeme yumruk atan Faruk Koca, tutuklu bulunduğu cezaevinden tahliye edildi. Koca, 11 Aralık’ta Çaykur Rizespor maçının ardından sahaya inerek hakeme yumruk atmış, Koca’nın beraberindeki iki kişi yere düşen hakemin kafasını tekmelemiş, olayın ardından her üç kişi tutuklanmış, Koca, özür dileyerek başkanlıktan istifa etmişti. Koca’ya ayrıca ömür boyu futboldan men cezası verilmişti.
2023 Erzurum’da terör örgütü propagandası yaptığı gerekçesiyle gözaltına alınan ve tutuklama talebiyle Hınıs Sulh Ceza Hakimliğine sevk edilen kadın, sevk edildiği mahkemenin verdiği “sosyal medya hesaplarından bir ay boyunca Türk bayrağı paylaşma” kararı sonrası adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Zanlı, mahkemenin kararının ardından sosyal medya hesaplarından ay yıldızlı bayrağı paylaşmaya başladı. Cumhuriyet Başsavcılığı ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılma kararına itiraz etti.
2023 Adnan Oktar Örgütü davasında bazı sanıklar bakımından verilen tahliye kararında imzası buluna hakimlerin görevden el çektirilmesi ve yurt dışına çıkış yasağı için konulması için HSK’ya başvurulduğu bildirildi.
2024 TBMM Başkanvekili Gülizar Biçer Karaca, “Biz şeriatçıyız, ne işimiz var bu düzenle, bu rejimle” diyen Ahmet Mahmut Ünlü hakkında  “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme” iddiasıyla Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu
2024 Yenidoğan çetesi davasında hakkında yakalama kararı bulunan Güney Hastanesi mesul müdürü doktor Ali Dirik sahte kimlikle İstanbul’da yakalandı
2024

İzmir’de sazan sarmalı yöntemi ile ev satışı dolandırıcılığı yapan 7 şüpheli tutuklandı.

27 Aralık – Hukuk Takvimi

Anayasa Mahkemesinin İhlal Kararının Uygulanmaması Nedeniyle Bireysel Başvuru Hakkının İhlal Edilmesi

0

Anayasa Mahkemesinin İhlal Kararının Uygulanmaması Nedeniyle Bireysel Başvuru Hakkının İhlal Edilmesi

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 21/12/2023 tarihinde, Şerafettin Can Atalay (3) (B. No: 2023/99744) başvurusunda Anayasa’nın 148. maddesinde güvence altına alınan bireysel başvuru hakkı ile Anayasa’nın 67. maddesinde güvence altına alınan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ve Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesinin İhlal Kararının Uygulanmaması Nedeniyle Bireysel Başvuru Hakkının İhlal Edilmesi – GEREKÇELİ KARAR TAM METİN 
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

 

Olaylar

Kamuoyunda Gezi Parkı Davası olarak bilinen ceza davasının sanıklarından olan başvurucu, milletvekili seçilmesi nedeniyle yasama dokunulmazlığına sahip olduğunu belirterek Yargıtaydan durma kararı verilmesini ve tahliye edilmesini talep etmiştir. Başvurucunun bu talebi, işin esası bilahare incelenmek üzere reddedilmiştir. Başvurucunun bireysel başvuruda bulunması üzerine Anayasa Mahkemesi, başvurucunun seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. İhlal kararı kendisine gönderilen İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi (ilk derece mahkemesi), kararına ilişkin herhangi bir kanun yolu zikretmeyerek başvurucu hakkındaki mahkûmiyet kararının Yargıtayca onanmasını gerekçe göstermek suretiyle dosyayı Yargıtay 3. Ceza Dairesine göndermiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Yargıtay 3. Ceza Dairesine başvurucunun yasama dokunulmazlığından faydalanamayacağı yolunda bir mütalaa vermiş; söz konusu mütalaa başvurucuya tebliğ edilmemiştir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi “Anayasa Mahkemesi kararına uyulmamasına” şeklinde Türk hukukunda bulunmayan bir karar vermiştir. Başvurucunun bu karara yönelik itirazını inceleyen ilgili daire ise karar verilmesine yer olmadığına hükmetmiştir.

İddialar

Başvurucu, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının gereğinin yerine getirilmemesi nedeniyle bireysel başvuru hakkı ile seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının; mahkûmiyet hükmünün infazına devam edilmesi nedeniyle de kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Somut olayda Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının gereği yerine getirilmemiştir. Anayasa Mahkemesi kararlarının yerine getirilmemesi, Anayasa’nın 153. maddesinin altıncı fıkrasında Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı hükmü ile çatışan bir durumdur. Kararlarının bağlayıcılığına ilişkin bu hüküm Anayasa Mahkemesince bireysel başvuru kapsamında ihlal edildiğine karar verilen anayasal hak ve özgürlükler için de geçerli olan ek bir güvencedir. Öte yandan yeniden yargılama dosyası görevi ve yetkisi olmayan bir mahkemece görülerek Anayasa’nın 142. maddesinin amir hükmüne ve Anayasa’nın 37. maddesinde yer alan tabii hâkim ilkesine açıkça aykırı hareket edilmiştir.

Anayasa’nın 148. maddesinde, şartlarını yerine getiren herkese Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunma hakkı verilmiştir. Hiç kuşkusuz Anayasa Mahkemesi kararlarının etkili bir şekilde uygulanması bireysel başvuru hakkının ayrılmaz bir parçasıdır. Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararların ihlal kararında tespit edildiği şekliyle icra edilmemesi de etkili başvuru hakkının özel bir türü olan bireysel başvuru hakkının açık ve ağır bir şekilde ihlali anlamına gelmektedir. Bireysel başvuru kararlarının uygulanmaması Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmayı anlamsız hâle getirecektir. Nitekim tam da bu sebeplerle Anayasa’nın 153. maddesinin son fıkrasında Anayasa Mahkemesi kararlarına uyma ve bu kararları değiştirmeksizin yerine getirme hususunda yasama, yürütme ve yargı organları ile idare makamlarına herhangi bir takdir yetkisi tanınmamış veya bu konuda bir istisnaya da yer verilmemiştir.

Öte yandan somut başvuruya konu yargılamada Anayasa Mahkemesi, ilk derece mahkemesini ilgili mahkeme olarak belirlediği için Yargıtayın 6216 sayılı Kanun kapsamında yeniden yargılama yetki ve görevi bulunmamaktadır. İhlal kararının gönderildiği ilk derece mahkemesi ise Anayasa Mahkemesinin kararı uyarınca önüne gelen dosyada yeniden yargılamayla ilgili görevini yerine getirmemiş; başvurucunun anayasal haklarını da gözeten bir yargılama yapmamıştır.

Kamu gücünün eylem, işlem ve ihmallerinin Anayasa’ya uygunluğunu kesin ve bağlayıcı olarak karara bağlama yetkisi münhasıran Anayasa Mahkemesine aittir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru yoluyla bir temel hak ve özgürlüğün ihlal edildiğine karar verdiğinde herhangi bir merciin bu kararın Anayasa’ya veya kanuna uygun olup olmadığını inceleme ve denetleme yetkisi bulunmamaktadır.

Anayasa ve kanunlar Anayasa Mahkemesi kararını yerine getirme yükümlülüğü altında olan kamu makamlarına ve somut olayda ilk derece mahkemesine dosyayı farklı bir yargı merciine gönderme yetkisi vermediği gibi herhangi bir yargısal makamı da Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığını tartışma konusunda yetkilendirmemiştir. Anayasa Mahkemesi kararının bağlayıcılığı, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenleri kapsadığı gibi ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak merciin belirlenmesini de kapsar. Anayasa Mahkemesi kararının uygulanmasının reddedilmesi ve hukukun emrettiği yöntemler izlenerek ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmaması Anayasa’nın 153. maddesinin sözüyle açıkça çelişen, anayasa koyucunun iradesine aykırı bir yorum ve uygulama olmuştur.

Sonuç olarak ilk derece mahkemesinin yetkisi dâhilindeki bir dosyayı Yargıtaya göndermesiyle başlayan, Yargıtayın da Anayasa hükümlerini gözardı ederek verdiği bir kararla şekillenen süreç Anayasa’nın sözüne açıkça aykırılık oluşturmuş ve neticede başvurucunun bireysel başvuru hakkı, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaline yol açmıştır.

Avrupa Yaya Hakları Bildirgesi

0

Avrupa Yaya Hakları Bildirgesi(Yayaların korunmasına ilişkin KARAR ve Avrupa Yaya Hakları Şartı), Avrupa Komisyonu Çevre, Halk Sağlığı ve Gıda Güvenliği Komitesi tarafından hazırlanarak 12 Ekim 1988 tarihinde (The European Charter of Pedestrians’ Rights) Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilmiştir. Bildirge, Avrupa Birliği Resmi Gazetesi’nin 14 Kasım 1988 tarihli sayısında yayınlanmıştır. Bildirgenin yaptırım gücü bulunmamaktadır. Yaya hakları, kent hakkının bir parçası olarak kabul görmektedir. .

Yerel yönetimler ve yaya hakları alanında çalışanlar için referans olan uluslararası bir belgedir. Bildirge metni Türkçe’ye  Doç. Dr. İbrahim Alper Arısoy ve Nuray Önoğlu tarafından kazandırılmıştır.

Avrupa Yaya Hakları Bildirgesi

1. Yaya, sağlıklı bir çevrede yaşama; bedensel ve ruhsal sağlığını layıkıyla korumaya elverişli koşullar altında kamusal alanlarının nimetlerinden özgürce yararlanma hakkına sahiptir.

2. Yaya, motorlu taşıtların değil; insanların gereksinimlerine göre düzenlenmiş kent veya köylerde yaşama; günlük ihtiyaçlarını yürüyerek veya bisikletle giderebilme hakkına sahiptir.

3. Çocuklar, yaşlılar ve engelliler, kentlerin toplumsal ilişkileri kolaylaştıran, mevcut zaaflarını daha da kötüleştirmeyen yerler olmasını bekleme hakkına sahiptir.

4. Engellilerin, mimariden kaynaklanan ve hareket imkânlarını kısıtlayan unsurların kaldırılması, toplu taşıma araçlarının uygun ekipmanla donatılması gibi hareket imkânlarını azami düzeye çıkaracak tedbirleri belirleme hakları vardır.

5. Yayanın, özellikle yaya kullanımı için tasarlanmış; mümkün olduğunca geniş ölçekli, yalıtılmış “yaya bölgeleri” halinde sınırlanmamış ve kentin genel düzeniyle uyumlu bir şekilde planlanmış kentsel alanlara sahip olma hakkı vardır.

6. Yayaların aşağıdakileri beklemeye özellikle hakları vardır:

a) Motorlu taşıtların, bilim insanlarının tolere edilebilir düzeyde kabul ettikleri kimyasal emisyon ve gürültü düzeyi standartlarına uygun olması;

b) Hava veya gürültü kirliliğine neden olmayan taşıtların toplu taşıma sistemlerinin tamamında yaygın bir şekilde kullanımı;

c) Kentsel alanlarda ağaç dikimiyle “yeşil akciğerler” oluşturulması;

d) Yol ve kavşakların yeniden düzenlenmesiyle (örneğin güvenlik adalarının işin içine katılmasıyla) hız sınırlarının denetimini; böylece motorlu taşıt sürücülerinin hızlarını yaya ve bisikletlilerin güvenliğini gözetecek şekilde ayarlamaları;

e) Motorlu taşıtların uygunsuz ve tehlikeli kullanımını teşvik edici (özendirici) reklamların engellenmesi;

f) Görme ve duyma engellilerin gereksinimlerini de dikkate alan etkili bir işaretleme sistemi,

g) Yol ve kaldırımlarda araç ve yaya trafiğinin erişimini kolaylaştıracak, sırasıyla yollar ve kaldırımlarda hareket özgürlüğünü ve durma imkânlarını sağlayacak özel önlemlerin (örneğin kaymaz kaldırım yüzeyleri, kaldırım taşları ile yol arasındaki seviye farkını giderecek rampalar, trafik yüküne uygun genişlikte yollar, inşaat durumunda özel düzenlemeler, motorlu araç trafiğini gözetmek için kentsel sokak altyapısının uygun hale getirilmesi, araç parkına uygun alanlar ile yaya alt ve üst geçitlerinin sağlanması gibi) benimsenmesi;

h) Risk yaratanların ortaya çıkan risklerin mali sonuçlardan sorumlu olacağı bir risk yükümlülüğü sisteminin kurulması (1985 itibariyle Fransa’da olduğu gibi);

7. Yaya, ulaşım araçlarının entegrasyonu aracılığıyla elde edilebilecek tam ve engelsiz hareket hakkına sahiptir. Yaya özellikle aşağıdakileri bekleme hakkına sahiptir;

a) Engelli-engelsiz tüm yurttaşların gereksinimini karşılayacak ölçüde yaygın ve donanımlı bir toplu taşıma sistemi;

b) Kentsel alanlarda bisiklet yollarının sağlanması;

c) Otopark alanlarının yayaların hareketini ve mimari eserlere erişimini engellemeyecek şekilde düzenlenmesi;

8. Her üye ülke, yaya haklarına ilişkin kapsamlı bilgilerin en uygun kanallar aracılığıyla duyurulmasını ve ilköğretimden itibaren çocukların yaya haklarını öğrenmesini güvence altına almalıdır.

Çölleşme İle Mücadele Sözleşmesi

0

Çölleşme İle Mücadele Sözleşmesi (The United Nations Convention to Combat Desertification (UNCCD), Birleşmiş Milletler tarafından 17 Haziran 1994’te düzenlenerek Paris’te imzalanmış ve 26 Aralık 1996’da resmen yürürlüğe girmiştir.

Dünyadaki neredeyse tüm ülkeler sözleşmeye taraf olmuştur. Sözleşme öncelikli olarak Afrika’daki çölleşmeye maruz kalan ülkeler için oluşturulmuştur. Sözleşme gereği Taraf ülkeler Ulusal Eylem Planlarını hazırlamakla yükümlü olup çekince konulamamaktadır. Çekilmek ise mümkündür.

Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından düzenlendiği 17 Haziran günü, 1994 yılından itibaren Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü kutlanmaya başlanmıştır. 

Küresel ölçekte çölleşmenin durumunu ortaya koymak, ülkeleri çölleşme ile mücadele konusunda çalışmalar yapmaya zorlamak ve yapılan iyi uygulamaları yaygınlaştırmak, çölleşmeden etkilenen ülkelerde sürdürülebilir kalkınmanın sağlanmasına katkıda bulunmak ve çölleşme ile mücadele konusunda işbirliğini geliştirerek bu alandaki çalışmaları desteklemek için ulusal ve küresel fonları harekete geçirmek sözleşmenin temel amaçlarındandır.

Türkiye’nin Sözleşmeye Yaklaşımı

Türkiye, sözleşmeyi 15 Ekim 1994 tarihinde Paris’te imzalamış; sözleşmeye 16 Mayıs 1998 tarihli Resmi Gazetede yayınlamış, 31 Ağustos 1998 tarihinde resmen taraf olmuştur.

2015 yılı toplantısı Ankara’da yapılmış, Ekim 2015’ten itibaren iki yıllık dönem için sürecin başkanlığını Türkiye üstlenmiştir.

Sözleşme’nin uygulanmasını güçlendirmek için “Ankara Girişimi” başlatılmıştır. Sözleşme’nin Kuzey Akdeniz Bölgesi Koordinasyon Birimi’nin İstanbul’da kurulması için BMÇMS Sekretaryasıyla Anlaşma imzalanmış ve birimin resmi açılışı Ocak 2017’de gerçekleştirilmiştir.

ÖZELLİKLE AFRİKA’DA CİDDİ KURAKLIK VE/VEYA ÇÖLLEŞMEYE MARUZ ÜLKELERDE ÇÖLLEŞMEYLE MÜCADELE İÇİN BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SÖZLEŞMESİ

Önsöz

Bu sözleşmenin tarafları,

Çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme çabalarının merkezinde etkilenen veya tehdit altında olan alanlardaki insanların olduğunu doğrulayarak,

Devletler ve uluslararası örgütler de dahil olmak üzere uluslararası topluluğun çölleşme ve kuraklığın olumsuz etkileri konusundaki acil duyarlılığını yansıtarak,

Kurak, yarı-kurak ve az yağışlı alanlar toplamının, yeryüzündeki arazi yüzölçümünün büyük bir oranını oluşturduğunu ve bu alanların da dünya nüfusunun büyük bir kesiminin yaşam çevresi ve geçim kaynağı olduğunu bilerek,

Çölleşme ve kuraklık sorunlarının küresel bir nitelik taşıdığını, dünyanın bütün bölgelerini etkilediğini ve çölleşmeyle mücadele ve/veya kuraklığın etkilerinin hafifletilmesi için uluslararası topluluğun ortak eyleminin gerektiğini kabul ederek,

Ciddi kuraklık ve/veya çölleşme sorunlarına maruz ülkeler arasında, başta en az gelişmiş ülkeler olmak üzere gelişmekte olan ülkelerin ağırlıkla yer aldığını ve bu olguların özellikle Afrika’daki trajik sonuçlarını dikkate alarak,

Çölleşmenin fiziksel, biyolojik, politik, sosyal, kültürel ve ekonomik faktörlerin karmaşık etkileşimleri sonucunda ortaya çıktığını da dikkate alarak,

Etkilenen ülkelerin çölleşme ile yeterince mücadele kabiliyetinin ticaretten ve uluslararası ekonomik ilişkilerin ilgili yönlerinden etkilenmesini göz önüne alarak,

Sürdürülebilir ekonomik büyüme, sosyal gelişme ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasının, özellikle Afrika’da, etkilenen gelişmekte olan ülkelerin önceliklerini oluşturduğunun ve bunun sürdürülebilirlik hedeflerini karşılamanın temel şartı olduğunun bilincinde olarak,

Çölleşme ve kuraklığın, yoksulluk, kötü sağlık ve beslenme şartları, gıda güvencesinden yoksunluk gibi önemli sosyal sorunlarla ve göç, zorunlu göç ve demografik dinamiklerden kaynaklanan sorunlarla etkileşimleri sonucunda sürdürülebilir kalkınmayı etkilediğini akılda tutarak,

Devletlerin ve uluslararası örgütlerin çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme konusundaki ve özellikle de 1977 yılında düzenlenen Birleşmiş Milletler Çölleşme Konferansı’nda kabul edilen Çölleşmeyle Mücadele Eylem Planına ilişkin uygulamalardaki geçmiş çaba ve deneyimlerinin önemini takdir ederek,

Geçmişteki tüm çabalara karşın, çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme konusunda istenilen ilerlemenin sağlanamamış olduğunu ve sürdürülebilir kalkınma kapsamında her düzeyde yeni ve daha etkin bir yaklaşım gerektiğini idrak ederek,

Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda alınan ve çölleşmeyle mücadelede temel oluşturan kararların, özellikle de Gündem 21 ve onun 12. Bölümünün geçerliliğini ve uygunluğunu kabul ederek,

Gelişmiş ülkelerin Gündem 21’in 33. Bölümünün 13. Paragrafında mevcut taahhütlerini bunun ışığında teyit ederek,

47/188 sayılı Genel Kurul Kararı’nı ve özellikle bu kararda Afrika için öngörülen önceliği, çölleşme ve kuraklık konusunda ilgili tüm diğer Birleşmiş Milletler karar ve programlarını ve gerek Afrika ülkelerinin gerekse diğer bölgelerdeki ülkelerin ilgili deklarasyonlarını hatırlayarak,

Birleşmiş Milletler sözleşmesi ve uluslararası hukuk prensipleri çerçevesinde, Devletlerin sahip oldukları kaynakları kendi çevre ve kalkınma politikaları doğrultusunda egemen olarak kullanma hakları bulunduğunu ve kendi yetki ve kontrol sınırları dahilindeki faaliyetlerinin diğer devletlerde ve ulusal yetki sınırlarının dışındaki alanlarda çevreye zarar vermemesini sağlama sorumlulukları bulunduğunu 2. İlkesinde belirtilen Çevre ve Kalkınma konulu Rio Deklarasyonunu teyit ederek,

Ulusal hükümetlerin çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmekte kritik bir rol oynadıklarını ve bu alandaki ilerlemenin etkilenen bölgelerde eylem programlarının yerel olarak uygulanmasına bağlı olduğunu kabul ederek,

Çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmekte uluslararası işbirliği ve ortaklıkların önemini ve gerekliliğini de kabul ederek,

Başta Afrika olmak üzere gelişmekte olan ülkelere, eksiklikleri halinde bu sözleşme çerçevesindeki yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmelerini güçleştirecek olan ve yeni ve ek fonlar da dahil olmak üzere hatırı sayılı mali kaynakları ve teknolojiye de erişimi içeren etkin araçlar sağlanmasının önemini de ayrıca kabul ederek,

Çölleşme ve kuraklığın Orta Asya ve Kafkas ülkeleri üzerindeki etkisi hakkında endişelerini belirterek,

Özellikle gelişmekte olan ülkelerin kırsal kesimlerindeki çölleşme ve/veya kuraklıktan etkilenen bölgelerde kadınların oynadığı önemli rolü ve çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme programlarının her düzeyinde gerek kadın gerekse erkeklerin tam katılımını sağlamanın önemini vurgulayarak,

Çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme programlarında sivil toplum kuruluşlarının ve diğer önemli grupların özel rolünü vurgulayarak,

Uluslararası ve ulusal toplulukların karşı karşıya oldukları küresel ölçekteki diğer çevre sorunları ile çölleşme arasındaki ilişkiyi akılda tutarak,

Çölleşmeyle mücadelenin Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi ve diğer ilgili çevre sözleşmelerinin hedeflerinin gerçekleştirilmesine sağlayabileceği katkıları da akılda tutarak,

Çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme stratejilerinin, sağlam sistematik gözlemlere ve derin bilimsel bilgilere dayandırıldıkları ve sürekli değerlendirmeye tabi tutuldukları takdirde en etkin olacaklarına inanarak,

Ulusal plan ve önceliklerin uygulanmasını kolaylaştırmak için, uluslararası işbirliğinin etkinlik ve koordinasyonunun iyileştirilmesine acil ihtiyaç duyulduğunu kabul ederek,

Şimdiki ve gelecekteki kuşaklar yararına çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmek için gereken eylemlere girişilmesinde kararlı olarak,

Aşağıdaki hususları kararlaştırmışlardır.

KISIM I- Giriş
Madde 1-Kullanılan Terimler

Bu sözleşmenin amaçları açısından;

a. “Çölleşme”, kurak, yarı-kurak ve az yağışlı alanlarda, iklim değişiklikleri ve insan faaliyetleri de dahil olmak üzere çeşitli faktörlerden kaynaklanan toprak bozulmasını ifade eder;
b. “Çölleşmeyle Mücadele”, kurak, yarı-kurak ve az yağışlı alanlarda sürdürülebilir kalkınma için arazinin entegre olarak geliştirilmesinin bir parçası olan ve

i.arazi bozulmasını önlemeye ve/veya azaltmaya,
ii.kısmen bozulmuş arazinin rehabilitasyonuna, ve
iii.çölleşmiş arazinin geri kazanılmasına yönelik faaliyetleri içerir;

c. “Kuraklık” , yağışların kaydedilen normal düzeylerin önemli ölçüde altına düşmesi sonucu arazi ve kaynak üretim sistemlerini olumsuz olarak etkileyen ve ciddi hidrolojik dengesizliklere yol açan doğal olayı ifade eder;
d. “Kuraklığın etkilerini hafifletme”, çölleşmeyle mücadeleyle ilgili olarak toplumun ve doğal sistemlerin kuraklığa karşı hassasiyetlerini azaltmak için kuraklığın önceden tahminine ilişkin faaliyetleri içerir;
e. “Arazi”, toprak, bitki örtüsü ve diğer canlıları kapsayan biyo-üretken karasal sistemi ve sistem içinde işleyen ekolojik ve hidrolojik proseslerini ifade eder;
f. “Arazi bozulması”, kurak, yarı-kurak ve yarı-nemli:

i. rüzgar ve/veya suyun etkisiyle oluşan toprak erozyonu,
ii. toprağın fiziksel, kimyasal ve biyolojik veya ekonomik özelliklerinin bozulması; ve
iii. bitki örtüsünün uzun süreli kaybı;

gibi insan faaliyetlerinden ve yaşam çevresi biçimlerinden kaynaklanan prosesler de dahil olmak üzere bir prosesin veya prosesler bileşiminin veya arazi kullanımının neden olduğu, yağmurla beslenen ekili alanlarda, sulama yapılan ekili alanlarda veya otlak, mera, orman ve ağaçlık alanlarda biyolojik ve ekonomik verim ve çeşitlilik azalmasını ve kaybını ifade eder;
g. “Kurak, yarı-kurak ve yarı nemli alanlar”, kutup ve kutup altı bölgelerinin dışında kalan ve yıllık yağış miktarının evapotranspirasyon potansiyeline oranı 0.05 ile 0.65 arasında olan alanları ifade eder.
h. “Etkilenen alanlar”, çölleşmeden etkilenen veya çölleşme tehdidi altında bulunan kurak, yarı-kurak ve/veya yarı nemli alanları ifade eder;
i. “Etkilenen ülkeler”, topraklarının bir kısmı veya tümü etkilenen alanlardan oluşan ülkeleri ifade eder;
j. “Bölgesel ekonomik entegrasyon örgütü”, belli bir bölgedeki bağımsız devletler tarafından oluşturulan ve bu sözleşme ile düzenlenen konularda yetkili olan ve kendi usulleri uyarınca bu sözleşmeyi imzalamaya, onaylamaya, kabul etmeye ve uygun görmeye veya sözleşmeye katılmaya yetkilendirilmiş olan bir örgütü ifade eder;
k. “Gelişmiş ülke Taraflar”, gelişmiş ülke Tarafları ve gelişmiş ülkelerce oluşturulan bölgesel ekonomik entegrasyon örgütlerini ifade eder.

Madde 2- Amaç

1. Bu sözleşmenin amacı, etkilenen ülkelerde sürdürülebilir kalkınmanın sağlanmasına katkıda bulunmak üzere Gündem 21 ile uyumlu entegre bir yaklaşım çerçevesinde uluslararası işbirliği ve ortaklık düzenlemeleri ile desteklenen her düzeyde etkin eylemler yoluyla, özellikle Afrika’da olmak üzere ciddi kuraklık ve/veya çölleşmeye maruz ülkelerde, çölleşmeyle mücadele etmek ve kuraklığın etkilerini hafifletmektir.

2. Bu amaca ulaşmak için, etkilenen alanlarda, aynı anda hem arazinin verimliliğini iyileştirerek, hem de arazi ve su kaynaklarının rehabilitasyonunu, korunmasını ve sürdürülebilir yönetimini sağlayarak özellikle yerel topluluklar düzeyinde hayat şartlarının iyileştirilmesi üzerinde odaklaşan uzun dönemli stratejilerin uygulanması gerekecektir.

Madde 3- İlkeler

Bu sözleşmenin amacının gerçekleştirilmesi ve hükümlerinin uygulanmasında Tarafları, diğer Hususların yanı sıra, aşağıdaki ilkeler yönlendirecektir.

1. Taraflar, çölleşmeyle mücadele ve/veya kuraklığın etkilerini hafifletme programlarının tasarlanmasında ve uygulanmasında kararlara halkın ve yerel toplulukların katılımını sağlamalı, ulusal ve yerel düzeylerdeki eylemleri kolaylaştırmak üzere daha üst düzeylerde yapabilir kılan bir ortamın yaratılmasına çalışmalıdırlar;

2. Taraflar, uluslararası bir dayanışma ve ortaklık ruhu içinde alt-bölge ve bölge düzeylerinde ve uluslararası düzeyde işbirliği ve koordinasyonu iyileştirmeli, mali, beşeri, örgütsel ve teknik kaynakları ihtiyaç duyulan yerlere daha iyi yönlendirmelidirler;

3. Taraflar, her düzeyde hükümet, topluluk, sivil toplum kuruluşu ve arazi sahipleri arasındaki işbirliğini bir ortaklık ruhu içerisinde geliştirerek, etkilenen bölgelerde arazinin ve kıt su kaynaklarının niteliğinin ve değerinin daha iyi anlaşılmasını sağlamalı ve bunların sürdürülebilir kullanımı için çalışmalıdırlar; ve,

4. Taraflar, başta en az gelişmiş ülkeler olmak üzere, etkilenen gelişmekte olan ülke, Tarafların özel gereksinim ve şartlarını göz önüne almalıdırlar.

Kısım II- Genel Hükümler
Madde 4- Genel Yükümlülükler

1. Taraflar bu sözleşme çerçevesindeki yükümlülüklerini münferiden veya mevcut yada öngörülen iki taraflı ve çok taraflı düzenlemeler veya bunların bileşimi kapsamında müştereken yerine getirecekler ve her düzeyde çabaların koordinasyonuna ve tutarlı uzun dönemli stratejilerin geliştirilmesine gereken önemi vereceklerdir.

2. Bu sözleşmenin amacına ulaşmak için Taraflar;

a. çölleşme ve kuraklık süreçlerinin fiziksel, biyolojik ve sosyo-ekonomik yönlerine eğilen entegre bir yaklaşımı benimseyecek;
b. sürdürülebilir kalkınmayı destekleyici nitelikte, yapabilir kılan bir uluslararası ekonomik ortamın yaratılmasını sağlamak amacıyla, uluslararası ticaret, pazarlama düzenlemeleri ve borçlar açısından etkilenen gelişmekte olan Taraf Ülkelerin durumlarına ilgili uluslararası ve bölgesel kuruluşlarda gereken ilgiyi gösterecek;
c. yoksulluğu giderme stratejilerini, çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme çabaları ile bütünleştirecek;
d. çölleşme ve kuraklık sorunu ile ilişkili olarak gerek çevre koruma gerekse toprak ve su kaynaklarının korunması konularında etkilenen Taraf Ülkeler arasında işbirliği yapılmasını destekleyecek; alt-bölgesel, bölgesel ve uluslararası işbirliğini güçlendirecek;
e. ilgili hükümetler arası kuruluşlar çerçevesinde işbirliği yapacak;
f. tekrarın önlenmesi gereğini göz önünde tutarak, gerekirse kurumsal mekanizmaları kararlaştıracak; ve
g. çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme amacıyla önemli finansman kaynaklarının harekete geçirilerek etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflara yönlendirilmesinde, mevcut iki taraflı ve çok taraflı mali mekanizma ve düzenlemelerin kullanılmasını destekleyeceklerdir.

3. Etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflar, Sözleşmenin uygulanmasında yardımdan yararlanabilirler.

Madde 5- Etkilenen Taraf Ülkelerin Yükümlülükleri

Etkilenen ülke Taraflar, 4’üncü maddedeki yükümlülüklerine ek olarak;

a. çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme konusuna gereken önceliği vermeyi, kendi şart ve imkanları çerçevesinde yeterli kaynakları ayırmayı;
b. çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmek için, sürdürülebilir kalkınma plan ve/veya politikaları çerçevesinde strateji ve öncelikleri belirlemeyi;
c. çölleşmenin temelindeki nedenlere eğilerek, çölleşme sürecine katkıda bulunan sosyo-ekonomik faktörlere özel bir önem vermeyi;
d. çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme çabalarında, sivil toplum kuruluşlarının da desteği ile yerel halkın ve özellikle kadınların ve gençlerin bilincini geliştirmeyi ve katılımını sağlamayı; ve
e. mevcut yasaları güçlendirerek veya böyle yasalar yoksa yenilerini çıkararak ve uzun dönemli politika ve eylem programları geliştirerek yapabilir kılan bir ortamı yaratmayı üstlenirler.

Madde 6-Gelişmiş Taraf Ülkelerin Yükümlülükleri

Gelişmiş ülke taraflar, 4’üncü maddedeki genel yükümlülüklerine ek olarak;

a. başta Afrika’daki ülkeler ve en az gelişmiş ülkeler olmak üzere, gelişmekte olan ülke tarafların çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme çabalarını kararlaştırıldığı gibi aktif olarak münferiden veya müştereken desteklemeyi;
b. başta Afrika’daki ülkeler olmak üzere, gelişmekte olan ülke tarafların çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmeye yönelik kendi uzun dönemli plan ve stratejilerini etkin bir biçimde geliştirip uygulamalarına yardımcı olacak önemli mali kaynak ve diğer destek biçimlerini sağlamayı;
c. 20’nci maddenin 2 (b) paragrafı uyarınca yeni ve ek kaynakların harekete geçirilmesini desteklemeyi;
d. özel sektör ve diğer hükümet dışı kaynaklardan finansman sağlanmasını teşvik etmeyi; ve
e. başta gelişmekte olan ülke Taraflar olmak üzere, etkilenen ülke tarafların uygun teknoloji, bilgi ve ustalığa erişimlerini kolaylaştırmayı ve desteklemeyi üstlenirler.

Madde 7-Afrika İçin Öncelik

Bu sözleşmenin uygulanmasında Taraflar, diğer bölgelerdeki gelişmekte olan ülke tarafları ihmal etmeden, Afrika’da hüküm süren özel durum nedeniyle, bu bölgedeki etkilenen ülke Taraflara öncelik tanıyacaklardır.

Madde 8-Diğer Sözleşmelerle İlişkisi

1. Her bir anlaşma çerçevesindeki faaliyetlerden azami yarar sağlamak ve tekrarlardan kaçınmak için Taraflar, bu sözleşme ve eğer Taraf iseler ilgili diğer uluslararası anlaşmalar ve özellikle de Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve sözleşmesi ve Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi kapsamındaki faaliyetlerin koordinasyonunu teşvik edeceklerdir. Taraflar, özellikle araştırma, eğitim, sistematik gözlem, bilgi toplama ve bilgi alışverişi alanlarında, ilgili anlaşmaların amaçlarına ulaşmasında bu faaliyetlerin katkısı bulunduğu oranda müşterek programlar yürütülmesini teşvik edeceklerdir.

2. Bu Sözleşmenin hükümleri, herhangi bir Tarafın bu Sözleşmenin kendisi için yürürlüğe girmesinden önce taraf olduğu iki taraflı, bölgesel veya uluslararası bir anlaşmadan doğan hak ve yükümlülüklerini etkilemeyecektir.

KISIM III -Eylem Programları, Bilimsel Ve Teknik İşbirliği Ve Destekleyici Önlemler
Bölüm 1-Eylem Programları
Madde 9-Temel Yaklaşım

1. Etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflar ile bölgesel uygulama eki çerçevesinde olsun olmasın ulusal bir eylem programı hazırlama niyetini Daimi Sekretarya’ya yazılı olarak bildirmiş olan diğer etkilenen ülke Taraflar, 5’inci maddeden doğan yükümlülüklerini yerine getirirlerken, çölleşme ile mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme stratejisinin merkezi unsuru olarak konuyla ilgili mevcut başarılı plan ve programlar ile alt-bölgesel ve bölgesel eylem programlarını mümkün olduğunca kullanarak ve bunları esas alarak ulusal eylem programlarını hazırlayacak, açıklayacak ve uygulayacaklardır. Bu nevi programlar, saha faaliyetlerinden çıkarılan derslere ve araştırma sonuçlarına dayanarak sürekli bir katılımcı süreç içerisinde güncelleştirilecektir. Ulusal eylem programlarının hazırlanması, sürdürülebilir kalkınmaya yönelik ulusal politikaların formülasyonu için gösterilen diğer çabalarla karşılıklı olarak yakından ilişkilendirilecektir.

2. 6’ncı madde uyarınca gelişmiş ülke Taraflarca çeşitli biçimlerde yardım sağlanmasında, başta Afrika’daki ülkeler olmak üzere etkilenen gelişmekte olan ülke Tarafların ulusal, alt-bölgesel ve bölgesel eylem programlarının doğrudan veya ilgili çok taraflı örgütler kanalıyla veya her iki şekilde kararlaştırıldığı üzere desteklenmesine öncelik tanınacaktır.

3. Taraflar, eylem programlarının detaylandırılmalarının, uygulanmalarının ve izlenmelerinin Birleşmiş Milletler sistemindeki organ, fon ve programlar ile kendi yetki ve imkanları dahilinde diğer ilgili hükümetler arası örgütler, akademik kurumlar, bilimsel çevreler ve sivil toplum kuruluşları tarafından desteklenmesini teşvik
edeceklerdir.

Madde 10- Ulusal Eylem Programları

1. Ulusal eylem programlarının amacı, çölleşmeye katkıda bulunan faktörleri ve çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmek için gereken pratik önlemleri tanımlamaktır.

2. Ulusal eylem programları hükümetin, yerel toplulukların ve arazi kullanıcılarının rollerini belirleyecek, mevcut ve gereken kaynakları belirtecektir. Bu programlar, diğer hususların yanısıra; çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmeye yönelik uzun dönemli stratejileri içerecek, uygulamaya ağırlık verecek ve sürdürülebilir kalkınmaya yönelik ulusal politikalarla entegre edilecek;

a. değişen şartları yanıtlayacak düzenlemelere izin verecek ve yerel düzeyde farklı sosyo-ekonomik, biyolojik ve jeofiziksel şartlarla başa çıkabilecek kadar esnek olacak;
b. henüz bozulmamış veya çok az bozulmuş arazilerde koruyucu önlemlerin uygulanmasına özel bir özen gösterecek;
c. ulusal klimatolojik, meteorolojik, ve hidrolojik imkanları ve kuraklığa ilişkin erken uyarı imkanlarını güçlendirecek;
d. verici topluluk, her düzeyde hükümetler, yerel halk ve topluluk grupları arasında ortaklık ruhu içerisinde işbirliği ve koordinasyonu geliştiren politikaları destekleyerek kurumsal çerçeveleri güçlendirecek ve yerel halkın gereken bilgi ve teknolojiye erişimini kolaylaştıracak;
e. sivil toplum kuruluşlarının ve kadınlı erkekli tüm yerel halkın, özellikle de çiftçi ve hayvancılar ile onları temsil eden örgütler de dahil olmak üzere kaynakların kullanıcılarının, ulusal eylem programlarına ilişkin politika planlama, karar verme, uygulama ve gözden geçirme süreçlerine yerel, ulusal ve bölgesel düzeylerde etkin bir biçimde katılımını sağlayacak; ve
f. uygulamaya ilişkin düzenli izleme ve gelişme raporları isteyeceklerdir.

3. Ulusal eylem programları, kuraklığa karşı hazırlanmak ve kuraklığın etkilerini hafifletmek için, diğer hususların yanısıra aşağıdaki önlemlerin bazılarını veya tümünü içerebilir:

a. yerel ve ulusal tesisler ile alt-bölge ve bölge düzeylerinde müşterek sistemler de dahil olmak üzere erken uyarı sistemlerinin ve çevresel nedenlerle yerinden olan kişilere yardım mekanizmalarının yerine göre kurulması ve/veya güçlendirilmesi;
b. kuraklığa karşı hazırlıkların ve kuraklık yönetiminin, mevsimlere ve yıllara göre iklim tahminlerini de dikkate alan kuraklık kriz planlarını da içerecek biçimde, yerel, ulusal, alt-bölgesel ve bölgesel düzeylerde güçlendirilmesi;
c. özellikle kırsal alanlarda, depolama ve pazarlama tesisleri de dahil olmak üzere gıda güvence sistemlerinin yerine göre kurulması ve/veya güçlendirilmesi;
d. kuraklığa yatkın alanlarda gelir sağlayıcı alternatif geçim projelerinin geliştirilmesi; ve
e. gerek tarım gerekse hayvancılık için sürdürülebilir sulama projelerinin geliştirilmesi.

4. Ulusal eylem programları, etkilenen taraf ülkelerin her birine özgü şart ve ihtiyaçlar dikkate alınarak, çölleşmeyle mücadeleye ve kuraklığın etkilenen alanlarda ve halkın üzerinde etkisini hafifletmeye yönelik başka önlemlerin yanısıra, aşağıdaki öncelik alanlarının bir bölümüne veya hepsine ilişkin önlemleri de içerirler;

Yoksulluğun giderilmesini ve gıda güvencesi sağlanmasını amaçlayan programları güçlendirmek için alternatif geçim kaynaklarının desteklenmesi ve ulusal ekonomik ortamların iyileştirilmesi; demografik dinamikler; doğal kaynakların sürdürülebilir yönetimi; sürdürülebilir tarımsal uygulamalar; çeşitli enerji kaynaklarının geliştirilmesi ve verimli kullanımı; kurumsal ve yasal çerçeveler; hidroloji ve meteoroloji hizmetlerini de içerecek biçimde değerlendirme ve sistematik gözlem yeteneklerinin güçlendirilmesi, kapasitelerin oluşturulması, eğitim, kamu duyarlılığının arttırılması.

MADDE 11-Alt-Bölgesel Ve Bölgesel Eylem Programları

Etkilenen Taraf ülkeler, ulusal programlarını uyumlulaştıracak, tamamlayacak ve verimliliğini arttıracak alt-bölgesel ve/veya bölgesel eylem programlarının ilgili bölgesel uygulama eklerine uygun olarak hazırlanmasında istişare ve işbirliği yapacaklardır. 10’uncu madde hükümleri, gereken değişikliklerle alt-bölgesel ve bölgesel programlara uygulanacaktır. Bu işbirliği, sınırlar ötesi doğal kaynakların sürdürülebilir yönetimi, bilimsel ve teknik işbirliği ve ilgili kurumların güçlendirilmesi için üzerinde mutabık kalınmış müşterek programları da içerebilir.

Madde 12-Uluslararası İşbirliği

Etkilenen Taraf ülkeler, diğer taraflar ve uluslararası toplulukla birlikte, bu Sözleşmenin uygulanması açısından yapabilir kılan bir uluslararası ortamın geliştirilmesini sağlamak üzere işbirliği yapmalıdırlar. Bu işbirliği, bilimsel araştırma ve geliştirme, bilginin toplanması ve yayılması ve mali kaynakların yanısıra, teknoloji transferi alanlarını da kapsamalıdır.

Madde 13-Eylem Programlarının Geliştirilmesi Ve Uygulanması İçin Destek

1. 9’uncu madde uyarınca eylem programlarının desteklenmesine ilişkin önlemler arasında, diğer hususların yanı sıra;

a. gereken uzun dönemli planlamaya imkan vermek üzere, eylem programlarında önceden kestirilebilirliği sağlayacak mali işbirliği;
b. başarılı pilot program faaliyetlerinin gerekirse başka yerlerde tekrarlanabilirliğini sağlamak üzere, sivil toplum kuruluşlarının eylemleri de dahil olmak üzere, yerel düzeyde daha iyi destek sağlanmasını mümkün kılan işbirliği mekanizmalarının geliştirilmesi ve kullanılması;
c. yerel topluluk düzeyinde katılımcı eylemler için öngörülen deneysel ve tekrara dayalı yaklaşımla uyumlu olacak biçimde projelerin tasarım, finansman ve uygulamalarında daha fazla esneklik; ve
d. işbirliği ve destek programlarının etkinliğini arttıracak idari ve mali usuller; bulunmalıdır.

2. Etkilenen gelişmekte olan Taraf ülkelere bu tür destekler sağlanırken, Afrika ülkesi Taraflara ve en az gelişmiş ülke Taraflara öncelik tanınacaktır.

Madde 14-Eylem Programlarının Geliştirilmesinde Ve Uygulanmasında Koordinasyon

1. Taraflar, eylem programlarının geliştirilmesinde ve uygulanmasında, doğrudan veya ilgili hükümetler arası örgütler vasıtasıyla, birbirleri ile yakın mesai yapacaklardır.

2. Tekrarların önlenmesi, müdahale ve yaklaşımlar arasında uyum sağlanması ve yardımın etkisinin maksimize edilmesi için gelişmiş ülke Taraflar, gelişmekte olan ülke Taraflar, ilgili hükümetler arası örgütler ve sivil toplum kuruluşları arasında mümkün olan en eksiksiz koordinasyonu sağlamak amacıyla, Taraflar özellikle ulusal düzeyde ve saha düzeyinde operasyonel mekanizmalar geliştireceklerdir. Etkilenen gelişmekte olan ülkelerde, kaynakların verimli kullanımının maksimize edilmesi, ihtiyaçlara cevap veren yardımlar sağlaması ve bu Sözleşme çerçevesindeki ulusal eylem program ve önceliklerinin uygulanması için, uluslararası işbirliğine ilişkin faaliyetlerinin koordinasyonuna öncelik verilecektir.

Madde 15-Bölgesel Uygulama Ekleri

Eylem programlarına dahil edilecek unsurlar, etkilenen Taraf ülkeler veya bölgeler için geçerli olan sosyo-ekonomik, coğrafi ve iklimsel faktörlerin yanısıra ekonomik gelişme düzeylerine göre seçilip uyarlanacaktır. Belli alt-bölgeler ve bölgeler için eylem programlarının hazırlanmasına, bunların hangi konulara ağırlık vereceklerine ve içeriklerine ilişkin rehber ilkeler bölgesel uygulama eklerinde verilmektedir.

Bölüm 2-Bilimsel Ve Teknik İşbirliği
Madde 16-Bilgi Toplama, Analiz Ve Değişim

Taraflar, etkilenen alanlarda toprak bozulmasının sistematik olarak gözlemlenmesini, kuraklık ve çölleşmenin süreç ve etkilerinin daha iyi anlaşılmasını ve değerlendirilmesini sağlamak üzere, konuyla ilgili kısa ve uzun dönemli veri ve bilgilerin toplanmasını, analizini ve değişimini, her biri kendi imkanları dahilinde koordine ve entegre etme konusunda görüş birliğine varmışlardır. Böylece, diğer hususların yanısıra, olumsuz iklim değişimi dönemlerinde başta yerel halk olmak üzere her düzeyde kullanıcıların pratik bir biçimde yararlanabileceği erken uyarı ve önceden planlamalar mümkün olacaktır. Bu amaçla Taraflar, yerine göre;

a. her düzeyde bilginin toplanmasına, analizine, değişimine ve sistematik gözlemlerin yapılmasına hizmet eden ve diğer hususların yanısıra;

i. birbiriyle uyumlu standart ve sistemlerin kullanılmasını hedefleyen;
ii. uzak alanlarda dahil olmak üzere ilgili verileri ve istasyonları kapsayan;
iii. arazi bozulmasına ilişkin verilerin toplanması, iletimi ve değerlendirilmesinde modern teknolojiyi kullanan ve yayan; ve
iv. ulusal, alt-bölgesel ve bölgesel düzeylerdeki veri ve bilgi merkezlerini küresel bilgi kaynakları ile daha yakından ilişkilendiren

b. küresel bir kurumlar ve tesisler ağının işlerliğini sağlayacak ve güçlendirecek;

c. somut sorunların çözülebilmesi açısından, bilginin toplanma, analiz ve değişiminin yerel toplulukların ve karar vericilerin ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikte olmasını ve yerel toplulukların bu faaliyetlere katılmalarını sağlayacak;
d. diğer hususların yanısıra entegre fiziksel, biyolojik, sosyal ve ekolojik dizilerini de içeren bilgi ve verilerin toplanma, analiz ve değişimini tanımlamaya, yürütmeye, değerlendirmeye ve finanse etmeye yönelik iki taraflı ve çok taraflı program ve projeleri destekleyecek ve yenilerini geliştirecek;

e. özellikle de değişik bölgelerdeki hedef gruplar arasında bilgi ve deneyim değişimini sağlamak üzere yetkili hükümetler arası örgütlerin ve sivil toplum kuruluşlarının uzmanlığından tam olarak yararlanacak;

f. sosyo-ekonomik verilerin toplanmasına, analizine ve değişimine ve bunların fiziksel ve biyolojik veriler ile entegrasyonuna ağırlık verecek;

g. halka açık tüm kaynaklardan sağlanan çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme ile ilgili bilgilerin değişimini ve bunların tamamının açık ve hemen kullanılabilir durumda olmasını sağlayacak; ve

h. her birinin kendi ulusal mevzuat ve/veya politikaları çerçevesinde yerel ve geleneksel bilgilerin değişimini sağlayacak, bu bilgiyi yeterli biçimde koruyacak önlemleri alacak, yerel halklara hakkaniyetli ve karşılıklı anlaşmaya dayanan şartlar çerçevesinde bu bilgiden sağlanan yararlara eşdeğer bir karşılık sağlayacaklardır.

Madde 17-Araştırma Ve Geliştirme

1. Taraflar,her birinin kendi imkanları ölçüsünde, uygun ulusal, alt-bölgesel, bölgesel ve uluslararası kuruluşlar vasıtasıyla çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme alanlarında teknik ve bilimsel işbirliğini desteklemeyi taahhüt ederler. Bu amaçla Taraflar;

a. çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmek, kaynakların hem daha yüksek verimliliğini hem de sürdürülebilir kullanım ve yönetimini sağlamak amacıyla, gerek çölleşme ve kuraklığa yol açan süreçler gerekse doğal ve beşeri nedensel faktörlerin etkileri ve birbirinden farları hakkındaki bilgilerin artmasına katkıda bulunan;
b. iyi tanımlanmış amaçlara hizmet eden, yerel halkın somut ihtiyaçlarına eğilen ve etkilenen alanlardaki halkın hayat standartlarını iyileştirecek çözümlerin saptanarak uygulanması sonucunu doğuran;
c. geleneksel ve yerel bilgilerin sahiplerinin, bu bilgilerin ticari olarak kullanılmasından veya bu bilgilerden elde edilen teknolojik gelişmelerden hakkaniyetli bir şekilde ve karşılıklı anlaşmaya dayanan şartlar çerçevesinde doğrudan yararlanmalarını kendi ulusal mevzuat ve/veya politikaları çerçevesinde sağlamak suretiyle, geleneksel ve yerel bilgi, ustalık ve uygulamaları koruyan bütünleştiren, zenginleştiren ve geçerli kılan;
d. disiplinler-arası ve katılıma dayalı sosyo-ekonomik araştırmalara özel önem verilerek özellikle araştırma temeli zayıf olan ülkelerdeki yerel becerilerin geliştirilmesi ve gereken kapasitelerin güçlendirilmesi için başta Afrika’da olmak üzere etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflarda ulusal, alt-bölgesel ve bölgesel araştırma kabiliyetini geliştiren ve güçlendiren;
e. konuyla ilgili olarak yoksulluk, çevre faktörlerinden kaynaklanan göç ve çölleşme olguları arasındaki ilişkileri göz önüne alan;
f. yerel halk ve toplulukların etkin katılımı ile sürdürülebilir kalkınmaya yönelik iyileştirilmiş, makul fiyatlı ve erişilebilir teknolojilerin geliştirilmesi amacıyla ulusal, alt-bölgesel, bölgesel ve uluslararası düzeylerde kamu ve özel sektör araştırma kuruluşları arasında ortak araştırma programlarının yürütülmesini destekleyen; ve
g. etkilenen alanlarda, diğer hususların yanısıra yağmur bulutlarını tohumlayarak, su kaynaklarının kullanılabilirliğini arttıran; araştırma faaliyetlerini destekleyeceklerdir.

2. Belli bölge ve alt-bölgeler için yerel şartları yansıtan araştırma öncelikleri eylem planlarına dahil edilmelidir. Taraflar Meclisi, Bilim ve Teknoloji Komitesinin tavsiyesi ile araştırma önceliklerini periyodik olarak gözden geçirecektir.

Madde 18-Teknolojinin Transferi, Edinimi, Uyarlanması Ve Geliştirilmesi

1. Taraflar, sürdürülebilir kalkınmanın sağlanmasına katkıda bulunmak için, etkilenen alanlarda çölleşmeyle mücadeleye ve/veya kuraklığın etkilerinin hafifletilmesine yönelik çevresel açıdan duyarlı, ekonomik açıdan gerçekleştirilebilir ve sosyal yönden kabul edilebilir teknolojilerin transferini, edinimini, uyarlanmasını ve geliştirilmesini desteklemeyi, finansmanını sağlamayı ve/veya finansmanını kolaylaştırmayı karşılıklı olarak anlaşmaya varıldığı gibi ve her birinin ulusal mevzuat ve/veya politikalarına uygun olarak taahhüt ederler. Bu tür işbirlikleri yerine göre iki taraflı veya çok taraflı olarak ve hükümetler arası kuruluşlar ile sivil toplum kuruluşlarının uzmanlıklarından tam olarak yararlanılarak gerçekleştirilecektir.

Taraflar, özellikle;

a. kullanılabilir teknolojiler ile bunların kaynakları, çevresel riskleri ve edinilebilecekleri genel şartlara ilişkin bilgilerin yayılması için ulusal, alt-bölgesel, bölgesel ve uluslararası düzeylerdeki ilgili bilgi sistem ve bankalarından yararlanacak;
b. özellikle etkilenen gelişmekte olan ülke Tarafların, yerel halkların somut ihtiyaçları için pratik uygulamaya yatkın teknolojilerden, bu teknolojilerin sosyal, kültürel, ekonomik ve çevresel etkilerine özel bir dikkat göstererek, ayrıcalıklı ve tercihli şartlar da dahil olmak üzere karşılıklı anlaşma ile sağlanacak uygun şartlarla, fikri mülkiyet haklarının korunması gereğini de dikkate alarak, yararlanmasını kolaylaştıracak;
c. etkilenen ülke Taraflar arasında teknoloji işbirliğini mali yardım ve diğer uygun araçlarla geliştirecek;
d. etkilenen gelişmekte olan Taraflar ile teknoloji işbirliğini, özellikle de alternatif hayat biçimlerine elverişli sektörlerde ortak girişimler (iş ortaklıkları) oluşturulmasını da içerecek biçimde yaygınlaştıracak; ve
e. uygun teknoloji, bilgi, ustalık ve uygulamaların geliştirilmesine, transferine, edinilmesine ve uyarlanmasına uygun iç piyasa şartlarını ve teşviklerini yaratmak için, fikri mülkiyet haklarının etkin ve yeterli düzeyde korunmasına ilişkin önlemler de dahil olmak üzere, gereken mali ve diğer önlemleri alacaklardır.

2. Taraflar, her birinin kendi imkanları ölçüsünde ve ulusal mevzuat ve/veya politikaları çerçevesinde geleneksel ve yerel teknoloji, bilgi, ustalık ve uygulamaları özellikle koruyacak, destekleyecek ve kullanacaklardır, Taraflar, bu amaçla;

a. yerel halkla birlikte bu tür teknoloji, bilgi, ustalık ve uygulamaların envanterini çıkararak potansiyel kullanım alanlarını belirlemeyi ve gereğinde ilgili hükümetler arası kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşlarının da işbirliği ile bu bilgilerin yayılmasını sağlamayı;
b. bu tür teknoloji, bilgi, ustalık ve uygulamaların yeterli bir şekilde korunmasını ve bunların ticari olarak kullanımından veya bunlara dayanarak gerçekleştirilen teknolojik gelişmelerden yerel halkın hakkaniyet esasına ve karşılıklı mutabakata göre yararlanmasını sağlamayı;
c. bu tür teknoloji, bilgi, ustalık ve uygulamaların veya bunlara dayanarak geliştirilen yeni teknolojilerin iyileştirilmesini ve yayılmasını teşvik etmeyi ve aktif olarak desteklemeyi; ve
d. bu tür teknoloji, bilgi, ustalık ve uygulamaların daha geniş kullanımı için uyarlanmasını ve gerektiğinde modern teknoloji ile bütünleştirilmesini kolaylaştırmayı; üstlenirler.

Bölüm 3-Destekleyici Önlemler

Madde 19-Kapasite Oluşturma, Eğitim Ve Kamu Bilinci

1. Taraflar, çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme çabalarında kapasite oluşturulmasının, yani kurumlaşma, eğitim ve yerel ve ulusal kapasitelerin geliştirilmesinin öneminin bilincindedirler ve yerine göre;

a. yerel örgütlerin ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliği ile yerel halkın özellikle de kadın ve gençlerin başta yerel düzeyde olmak üzere her düzeyde tam katılımını sağlayarak;

b. çölleşme ve kuraklık alanındaki eğitim ve araştırma kapasitelerini ulusal düzeyde güçlendirerek;

c. ilgili teknoloji, yöntem ve tekniklerin daha etkin yayılmasını sağlamak üzere destek ve yaygınlaştırma hizmetlerini kurarak ve/veya güçlendirerek ve kırsal kuruluş üyeleri ile saha elemanlarını doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımına ve korunmasına yönelik katılımcı yaklaşımlar konusunda eğiterek;

d. yerel halkın bilgi, ustalık ve uygulamalarının kullanılmasını ve yayılmasını mümkün olan her yerde teknik işbirliği programları ile hızlandırarak;

e. çevresel açıdan duyarlı teknolojileri ve geleneksel tarım ve hayvancılık yöntemlerini gerektiğinde modern sosyo-ekonomik şartlara uyarlayarak;

f. yakıt olarak oduna bağımlılığı azaltmak üzere başta yenilenebilir enerji kaynakları olmak üzere alternatif enerji kaynaklarının kullanımına uygun eğitim ve teknolojiyi sağlayarak;

g. etkilenen gelişmekte olan ülke Tarafların 16’ncı madde uyarınca bilgi toplama, analiz ve değişim alanlarındaki kapasitelerini güçlendirmek üzere, karşılıklı anlaşmaya göre işbirliği yoluyla programlar geliştirerek ve uygulayarak;

h. yeni beceriler geliştirecek eğitimin sağlanması da dahil olmak üzere, alternatif hayat biçimlerini yenilikçi yöntemlerle destekleyerek;

i. kuraklık şartları ve gıda üretimi konusunda erken uyarı bilgilerinin yayılmasına ve kullanılmasına yönelik verilerin toplanması ve analizinden sorumlu personel, yönetici ve karar vericileri eğiterek;

j. mevcut ulusal kurumların ve yasal çerçevelerin daha etkin işletilmesi ve gereğinde yenilerinin oluşturulmasının yanı sıra stratejik planlama ve yönetimi güçlendirerek; ve

k. etkilenen gelişmekte olan ülke Tarafların kapasite oluşturma faaliyetlerini kültürel değişim programları yoluyla ve uzun dönemli bir etkileşimli öğrenim ve araştırma süreci çerçevesinde güçlendirerek, kapasite oluşumunu teşvik
edeceklerdir.

2. Etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflar, diğer Tarafların ve yetkin hükümetler arası örgütler ile ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliğiyle yerel ve ulusal düzeylerde mevcut kapasite ve tesislerin disiplinler arası bir irdelemesini yapacak ve bunların güçlendirilme potansiyellerini araştıracaklardır.

3. Taraflar birbirleri ile işbirliği yaparak hükümetler arası örgütler ve sivil toplum kuruluşları kanalıyla hem etkilenen hem de gerekirse etkilenmeyen ülke Taraflarda, çölleşme ve kuraklığın neden ve etkilerinin ve bu Sözleşmenin amacına ulaşmasının öneminin daha iyi kavranmasını sağlamak için kamu duyarlılığının arttırılmasına ve halkın eğitimine yönelik programlar geliştirecek ve destekleyeceklerdir. Bu amaçla;

a. halka yönelik bilinçlendirme kampanyaları düzenleyecek;
b. halkın ilgili bilgilere erişimini, eğitim ve bilinçlendirme faaliyetlerine yaygın halk katılımını daimi bir temelde teşvik edecek;
c. halkın duyarlılığının artmasına katkıda bulunan derneklerin kurulmasını destekleyecek;
d. mümkünse yerel dilde olmak üzere eğitsel ve kamu duyarlılığını arttırmaya yönelik materyallerin geliştirilmesini ve değişimini sağlayacak, etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflarda eğitim ve bilinçlendirme programlarını uygulayan personelin eğitilmeleri için uzmanlar görevlendirecek ve uzman değişimleri yapacak ve yetkin uluslararası kuruluşların bünyesinde mevcut ilgili eğitim materyallerinden yararlanacak;
e. etkilenen alanlardaki doğal kaynakların saptanmasına, korunmasına, sürdürülebilir kullanım ve yönetimine ilişkin olarak etkilenen alanlardaki eğitim ihtiyaçlarını belirleyecek, okullardaki müfredat programlarını geliştirecek, başta kızlar ve kadınlar için olmak üzere herkese açık eğitim ve yetişkinler için okuma yazma program ve fırsatlarını ihtiyaca göre yaygınlaştıracak; ve
f. çölleşme ve kuraklığa karşı bilinçlenme konusunu gerek eğitim sistemleriyle gerekse derecesiz, yetişkinler için açık veya uygulamalı eğitim programlarıyla bütünleştirmek üzere disiplinler arası katılımcı programlar geliştireceklerdir.

4. Taraflar Meclisi, çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmek amacıyla bölgesel eğitim ve öğretim merkezi ağlarını kuracak ve/veya güçlendirecektir. Söz konusu ağlar, bu amaçla kurulmuş veya güçlendirilmiş bir kurum tarafından koordine edilecek ve gelişmekte olan etkilenen ülke Taraflar arasındaki programların uyumlu olması ve deneyim alışverişi yapabilmesi amacıyla bu ülkelerdeki bilimsel, teknik ve idari personeli eğitecek, eğitim ve öğretimden sorumlu mevcut kurumları güçlendirecektir. Bu ağların ilgili hükümetler arası örgütler ve sivil toplum kuruluşları ile yakın işbirliği yapması sağlanarak, çalışmalarda tekrarlardan kaçınılacaktır.

Madde 20-Mali Kaynaklar

1. Sözleşmenin amacına ulaşmasında finansman konusunun hayati önemi göz önüne alınarak, Taraflar, çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmeye yönelik programlara yeterli kaynakların tahsisi konusunda imkanları çerçevesinde her türlü çabayı göstereceklerdir.

2. Bu bağlamda gelişmiş ülke Taraflar, 7’nci madde uyarınca, diğer bölgelerdeki gelişmekte olan etkilenen ülke Tarafları ihmal etmeden, etkilenen Afrika ülkesi Taraflara öncelik verecek; ve

a. çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme programlarının uygulanmasını desteklemek üzere hibe ve ayrıcalıklı şartlarla borç sağlanması da dahil olmak üzere büyük mali kaynakları harekete geçirecek;
b. Küresel Çevre Kolaylığı (GEF) kuruluş Senedinin ilgili hükümlerine uygun olarak dört odak alanına ilişkin çölleşme ile ilgili faaliyetlerin mutabık kılınan maliyet artışlarını karşılayacak yeni ve ek kaynakların GEF’den sağlanması da dahil olmak üzere, yeterli ve öngörülebilir nitelikte mali kaynakların zamanında harekete geçirilmesini destekleyecek;
c. Uluslararası işbirliği çerçevesinde teknoloji, bilgi ve ustalık transferini kolaylaştıracak; ve
d. Etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflar ile işbirliği içerisinde vakıflar, sivil toplum örgütleri ve diğer sektör kuruluşlarından sağlanabilecekler de dahil olmak üzere kaynakların harekete geçirilmesi ve kanalize edilmesini sağlayacak yenilikçi yöntem ve teşvikleri ve bu çerçevede başta Afrika’daki ülkeler olmak üzere etkilenen gelişmekte olan ülke Tarafların dış borç yükünü azaltmak suretiyle finansman imkanlarını arttıracak borç takası ve diğer yenilikçi yaklaşımları da araştıracaklardır.

3. Etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflar, ulusal eylem programlarını uygulamak üzere imkanları ölçüsünde yeterli kaynakları harekete geçirmeyi taahhüt ederler.

4. Taraflar mali kaynakları harekete geçirirlerken tüm ulusal, iki taraflı ve çok taraflı fon, kaynak ve mekanizmalarından tam olarak yararlanacak ve bunların kalitatif olarak iyileştirilmesine çalışacak ve bu çerçevede konsorsiyum, ortak program ve paralel finansman imkanlarını kullanacak, sivil toplum kuruluşları da dahil olmak üzere özel sektörün finansman kaynak ve mekanizmalarından yararlanmaya çalışacaklardır. Bu amaçla Taraflar, 14’üncü madde uyarınca geliştirilen operasyonel mekanizmaları tam olarak kullanacaklardır.

5. Çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmek amacıyla etkilenen gelişmekte olan ülke Tarafların ihtiyaç duyduğu mali kaynakların harekete geçirilmesi için Taraflar;

a. çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmeye tahsis edilmiş olan kaynakları daha etkin ve verimli olarak kullanarak, başarılı ve aksayan yönlerini belirleyerek, etkin kullanımlarını engelleyen faktörleri ortadan kaldırarak ve gerekirse programları bu Sözleşmenin uzun dönemli entegre yaklaşımı çerçevesinde yeniden yönlendirerek, söz konusu kaynakların yönetimini rasyonelleştirecek ve güçlendirecek;
b. bölgesel kalkınma bankaları ve fonları da dahil olmak üzere çok taraflı finansman kuruluş ve fonlarının yönetim organlarında başta Afrika’daki ülkeler olmak üzere etkilenen gelişmekte olan ülke Tarafların bu Sözleşmenin uygulanmasına hizmet eden faaliyetlerinin ve özellikle bölgesel uygulama ekleri çerçevesinde ele alınan eylem programlarının desteklenmesine öncelik ve önem verecek; ve,
c. bölge ve alt-bölge düzeylerindeki işbirliğini, ulusal düzeydeki çabaları desteklemek üzere güçlendirmenin yollarını araştıracaklardır.

6. Diğer Tarafların, çölleşmeyle ilgili bilgi, ustalık ve teknikleri ve/veya mali kaynakları etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflara gönüllü olarak sağlamaları teşvik edilmektedir.
7. Gelişmiş ülke Tarafların başta mali kaynaklar ve teknoloji transferine ilişkin yükümlülükleri olmak üzere, Sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmeleri, başta Afrika’daki ülkeler olmak üzere etkilenen gelişmekte olan ülke Tarafların Sözleşme çerçevesindeki yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmelerine yardımcı olacaktır. Gelişmiş ülke Taraflar bu yükümlülüklerini yerine getirirlerken ekonomik ve sosyal gelişme ve yoksullukla mücadelenin başta Afrika’daki ülkeler olmak üzere etkilenen gelişmekte olan Tarafların en öncelikli konuları olduğunu dikkate alacaklardır.

Madde 21-Mali Mekanizmalar

1. Taraflar Meclisi, başta Afrika’daki ülkeler olmak üzere gelişmekte olan ülke tarafların bu Sözleşmeyi uygulamalarına yönelik fonların maksimize edilmesi için mali mekanizmaların geliştirilmesini teşvik edecektir. Bu amaçla Taraflar Meclisi, diğer hususların yanısıra;

a. Sözleşmenin ilgili hükümleri uyarınca yürütülen faaliyetler için gerekli fonların ulusal, alt-bölgesel, bölgesel ve küresel düzeylerde sağlanmasını kolaylaştıran;
b. 20’nci madde çerçevesinde çok kaynaklı finansman, yaklaşım, mekanizma ve düzenlemelerini ve bunların değerlendirilmesini destekleyen;
c. ilgilenen Taraflara, ilgili hükümetler arası kuruluşlara ve sivil toplum kuruluşlarına, bunlar arasındaki koordinasyonu kolaylaştırmak amacıyla, mevcut fon kaynakları ve finansman biçimleri hakkında düzenli bilgiler sağlayan;
d. finansman kaynaklarının etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflarda yerel düzeye etkin ve hızlı bir biçimde kanalize edilmesi için, sivil toplum kuruluşlarının katılımını gerektirenler de dahil olmak üzere, ulusal çölleşme ile mücadele fonları gibi mekanizmaların oluşturulmasını kolaylaştıran; ve
e. Sözleşmenin daha etkin uygulanmasını desteklemek üzere başta Afrika olmak üzere bölge ve alt-bölge düzeylerinde mevcut fonları ve mali mekanizmaları güçlendiren; yaklaşım ve politikaları ele alarak benimseyeceklerdir.

2. Taraflar Meclisi, ayrıca, Birleşmiş Milletler Sistemi içerisindeki çeşitli mekanizmalar ve çok taraflı mali kuruluşlar vasıtasıyla, gelişmekte olan ülke Tarafların Sözleşme çerçevesindeki yükümlülüklerini yerine getirmelerine yönelik faaliyetlerine ulusal, alt-bölgesel ve bölgesel düzeylerde destek sağlanmasını teşvik edeceklerdir.

3. Etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflar, mevcut tüm mali kaynakların etkin kullanımını sağlayacak olan ulusal kalkınma programlarıyla bütünleştirilmiş eşgüdüm mekanizmalarını kullanacak, gerekirse bunları kuracak ve/veya güçlendireceklerdir.

Ayrıca yeni mali kaynaklar bulmak, programlar geliştirerek uygulamak ve yerel düzeydeki grupların mali kaynaklara erişebilirliğini sağlamak üzere sivil toplum kuruluşlarını, yerel grupları ve özel sektörü de içeren katılımcı süreçlerden yararlanacaklardır. Bu eylemler, yardımı sağlayanlar tarafından yürütülecek geliştirilmiş bir koordinasyon ve esnek programlama ile güçlendirilebilir.

4. Mevcut mali mekanizmaların etkinlik ve verimliliğini arttırmak için, teknoloji transferi de dahil olmak üzere hibe ve/veya ayrıcalıklı ve diğer şartlarla önemli miktarda mali kaynakların harekete geçirilerek etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflara kanalize edilmesini sağlayacak eylemleri desteklemek üzere, bu Sözleşmeyle bir Küresel Mekanizma oluşturulmuştur. Söz konusu Küresel Mekanizma, Taraflar Meclisi’nin yetki ve yönlendirmesi altında işleyecek ve ona karşı sorumlu olacaktır.

5. Taraflar Meclisi, ilk olağan toplantısında Küresel Mekanizmayı barındıracak bir örgütü belirleyecektir. Taraflar meclisi ve belirlemiş olduğu örgüt, bu Küresel Mekanizma tarafından, diğer hususların yanısıra;

a. Sözleşmenin uygulanması amacıyla kullanılabilecek iki taraflı veya çok taraflı işbirliği programlarının tanımlanarak envanterinin çıkarılmasını;
b. yenilikçi finansman yöntemleri, mali yardım kaynakları ve ulusal düzeyde işbirliği faaliyetlerinde koordinasyonun iyileştirilmesi konularında istek üzerine Taraflara tavsiyelerde bulunulmasını;
c. ilgilenen Taraflara, ilgili hükümetler arası kuruluşlara ve sivil toplum kuruluşlarına, aralarında koordinasyonun kolaylaştırılması amacıyla mevcut fon kaynakları ve finansman biçimleri konusunda bilgi sağlanmasını; ve,
d. Taraflar Meclisi’ne ikinci olağan toplantısından başlayarak faaliyetleri hakkında bilgi verilmesini;

Sağlamak üzere, Küresel Mekanizmanın çalışma usulleri üzerinde anlaşmaya varacaklardır.

6. Taraflar Meclisi ilk toplantısında, mümkün olduğu ölçüde mevcut bütçe ve insan gücü kaynakları çerçevesinde kalmak suretiyle, Küresel Mekanizmanın idari işlemlerine ilişkin gerekli düzenlemeleri, söz konusu Mekanizmayı barındırmak üzere saptamış olduğu örgütle birlikte yapacaktır.

7. Taraflar Meclisi 4’üncü paragraf uyarınca kendisine karşı sorumlu olan Küresel Mekanizmanın politikalarını, uygulamaya yönelik usullerini ve faaliyetlerini 7’nci madde hükümlerini de dikkate alarak üçüncü olağan toplantısında değerlendirecek ve bu değerlendirme sonucunda gerekli gördüğü önlemleri alacaktır.

KISIM IV-Kurumlar
Madde 22-Taraflar Meclisi

1. İşbu Sözleşme ile bir Taraflar Meclisi kurulmuştur.
2. Taraflar Meclisi, Sözleşmenin en üst organıdır. Görev kapsamı çerçevesinde etkin uygulama için gerekli kararları alacaktır. Özellikle de;

a. ulusal, alt-bölgesel, bölgesel ve uluslararası düzeyde edinilen deneyimler ışığında ve bilimsel ve teknolojik bilgilerdeki gelişmelere dayanarak, Sözleşmenin uygulanmasını ve kurumsal düzenlemelerinin işlerliğini düzenli aralıklarla değerlendirecek;
b. Taraflarca benimsenen önlemlere ilişkin bilgi değişimini destekleyecek ve kolaylaştıracak, 26’ncı madde uyarınca sunulacak bilginin iletileceği biçim ve takvimi kararlaştıracak, raporları değerlendirecek ve bunlara göre tavsiyelerde bulunacak;
c. Sözleşmenin uygulanması için gerekli gördüğü bağlı kuruluşları oluşturacak;
d. Bağlı kuruluşlarınca sunulan raporları değerlendirecek ve bu kuruluşlara rehberlik edecek;
e. Gerek kendisinin gerekse bağlı kuruluşlarının iç tüzük ve mali kurallarını oybirliğiyle kararlaştırarak kabul edecek;
f. 30 ‘uncu ve 31’inci maddeler uyarınca Sözleşme değişikliklerini kabul edecek;
g. bağlı kuruluşları da dahil olmak üzere faaliyet programını ve bütçesini onaylayacak ve bunların finansmanı için gerekli olan düzenlemeleri yapacak;
h. gerektiğinde yetkin ulusal, uluslararası ve hükümetler arası kuruluşların ve sivil toplum kuruluşlarının bilgi ve hizmetlerinden yararlanacak ve onlarla işbirliği yapacak;
i. tekrarı önlemek kaydıyla, ilgili diğer Sözleşmelerle ilişkileri destekleyecek ve güçlendirecek; ve
j. Sözleşmenin amacına ulaşması için gereken diğer işlevleri yerine getirecektir.

3. Taraflar Meclisi, Sözleşmede öngörülen karar verme usulleri dışında kalan konulardaki karar verme usullerini kapsayan kendi iç tüzüğünü ilk toplantısında kabul edecektir. Bu tüzük belli karaların kabulü için gerekli çoğunluk oylarının belirlenmesini de içerebilir.

4. Taraflar Meclisinin ilk toplantı çağrısı 35’inci maddede belirtilen geçici Sekreterya tarafından yapılacak ve Taraflar Meclisi Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra en geç bir yıl içerisinde toplanacaktır. Taraflar Meclisince aksine kararlar alınmadığı takdirde ikinci, üçüncü ve dördüncü olağan toplantılar yılda bir yapılacak, dördüncüden sonraki olağan toplantılar ise iki yılda bir düzenlenecektir.

5. Taraflar Meclisinin olağanüstü toplantıları ya Taraflar Meclisinin olağan toplantısında kararlaştırılacak yada herhangi bir Tarafın yazılı talebi üzerine, talebin Daimi Sekreterya tarafından Taraflara duyurulmasını izleyen üç ay içerisinde Tarafların en az üçte birince desteklenmesi halinde yapılabilecektir.

6. Taraflar Meclisinin her olağan toplantısında bir Başkanlık Divanı seçilecektir. Başkanlık Divanının yapısı ve işlevleri iç tüzükle belirlenecektir. Başkanlık Divanı üyelerinin seçiminde, eşit coğrafi dağılım unsuruna ve başta Afrika olmak üzere etkilenen ülke Tarafların yeterli düzeyde temsiline dikkat edilecektir.

7. Birleşmiş Milletler, Birleşmiş Milletlerin ihtisas kuruluşları ve Sözleşmede Taraf olmayan Birleşmiş Milletler üyesi Devletler ve nezdindeki gözlemciler, Taraflar Meclisinin toplantılarında gözlemci sıfatı ile temsil edilebilirler. Ulusal veya uluslararası olsun ya da hükümet veya sivil toplum kuruluşu olsun, Sözleşme ile kapsanan konularda vasıf sahibi herhangi bir kuruluş, Taraflar Meclisinin bir toplantısında gözlemci olarak temsil edilme talebini Daimi Sekretaryaya bildirdiği takdirde, Tarafların en az üçte birince itiraz edilmedikçe toplantıya kabul edilebilir. Gözlemcilerin kabul ve katılımları Taraflar Meclisince kabul edilen iç tüzüğe tabi olacaktır.

8. Taraflar Meclisi, 16’ncı maddenin (g) paragrafı, 17’nci maddenin 1 (c) paragrafı ve 18’inci maddenin 2 (b) paragrafı ile ilgili bilgileri, bu konularda uzmanlığı bulunan yetkin ulusal veya uluslararası kuruluşlardan isteyebilir.

Madde 23-Daimi Sekretarya

1. İşbu Sözleşme ile bir Daimi Sekreterya kurulmuştur.
2. Daimi Sekretaryanın görevleri;

a. Sözleşme uyarınca kurulan Taraflar Meclisinin ve bağlı kuruluşlarının toplantıları için gerekli düzenlemeleri yapmak ve gereken hizmetleri sunmak;
b. kendisine sunulan raporları toplamak ve iletmek;
c. başta Afrika’daki ülkeler olmak üzere etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflara, talepleri halinde, Sözleşmeye göre istenilen bilgilerin toplanmasında ve iletilmesinde yardım sağlanmasını kolaylaştırmak;
d. diğer uluslararası kuruluş ve sözleşmelerin sekretaryalarıyla kendi faaliyetleri arasında koordinasyon kurmak;
e. Taraflar Meclisinin yönlendiriciliğinde, görevlerinin etkin bir biçimde yerine getirilmesi için gerekli olan idari işlem ve akitleri yapmak;
f. bu Sözleşme çerçevesindeki görevlerinin yürütülmesine ilişkin raporları hazırlayarak Taraflar Meclisine sunmak; ve
g. Taraflar Meclisince kararlaştırılan diğer Sekreterya işlevlerini yerine getirmektir.

3. Taraflar Meclisi, ilk toplantısında bir Daimi Sekreterya atayacak ve çalışması için gerekli düzenlemeleri yapacaktır.

Madde 24-Bilim Ve Teknoloji Komitesi

1. Çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmeye ilişkin bilimsel ve teknolojik konularda Taraflar Meclisine bilgi sağlamak ve tavsiyelerde bulunmak üzere, işbu Sözleşme ile Taraflar Meclisinin bağlı kuruluşu statüsünde bir Bilim ve Teknoloji Komitesi kurulmuştur. Komite, Taraflar Meclisinin olağan toplantıları ile aynı zamanda toplanacak, disiplinler arası bir niteliğe sahip olacak, ve tüm Tarafların katılımına açık olacaktır. Komite, ilgili uzmanlık alanlarında yetkin olan hükümet temsilcilerinden oluşacaktır. Taraflar Meclisi ilk toplantısında komitenin görev tanımına karar verecektir.

2. Taraflar Meclisi ilgili konularda uzmanlık ve deneyim sahibi bağımsız uzmanların bir listesini tutacak ve güncelleştirecektir. Liste, disiplinler arası bir yaklaşım ve geniş coğrafi temsil ihtiyaçlarının göz önüne alınarak Taraflarca yazılı olarak gösterilen adaylara dayandırılacaktır.

3. Taraflar Meclisi, bilim ve teknoloji alanlarındaki çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmeyle ilgili en son duruma ilişkin belli konularda Komite kanalıyla kendisine bilgi sunmak ve tavsiyelerde bulunmak üzere, gerektiğinde özel görev panelleri oluşturabilir. Bu paneller, yukarıda belirtilen listeden disiplinler arası yaklaşım ve geniş coğrafi temsil esasları gözetilerek seçilen uzmanlardan oluşur. Bilimsel niteliğe ve uygulama deneyimine sahip olan bu uzmanlar, Komitenin önerisi üzerine Taraflar Meclisince atanırlar. Taraflar Meclisi, söz konusu panellerin görev tanımını ve çalışma usullerini belirler.

Madde 25-Kurum Ve Kuruluşlar Arasında
İlişkiler Ağı

1. Bilim ve Teknoloji Komitesi, Taraflar Meclisinin gözetiminde, mevcut ilişki ağları ile ağın birimlerini oluşturmaya hazır kurum ve kuruluşların belirlenmesine ilişkin bir araştırma ve değerlendirme yapacaktır. Böyle bir ilişkiler ağı, Sözleşmenin uygulanmasına destek sağlayacaktır.

2. 1’inci paragrafta sözü edilen bu araştırma ve değerlendirme sonucunda Bilim ve Teknoloji Komitesi, 16-19’uncu maddelerde belirtilen konuların etkin bir biçimde ele alınmasını sağlamak üzere yerel, ulusal ve diğer düzeylerdeki birimler arasında bir ağ oluşturulmasına ve güçlendirilmesine ilişkin yöntemler konusunda Taraflar Meclisine tavsiyelerde bulunacaktır.

3. Bu tavsiyeleri göz önüne alarak Taraflar Meclisi;

a. ağ için en uygun ulusal, alt-bölgesel, bölgesel ve uluslararası birimleri tanımlayarak, uygulamaya dönük işlemler ve zamanlama konusunda tavsiyelerde bulunacak; ve
b. böyle bir ağı her düzeyde güçlendirmeye ve kolaylaştırmaya en uygun olan birimleri tanımlayacaktır.

Kısım V-Usuller
Madde 26-Bilgi İletişimi

1. Taraflardan her biri, Taraflar Meclisinin olağan toplantısında görüşülmek üzere, Sözleşmeyi uygulamak için aldığı önlemler konusunda bir raporu Daimi Sekreterya vasıtasıyla Taraflar Meclisine iletecektir. Taraflar Meclisi, bu raporların sunulma takvim ve biçimini belirleyecektir.
2. Etkilenen ülke Taraflar 5’inci madde uyarınca saptanan stratejilere ve bunların uygulanmasına ilişkin bir açıklama sunacaklardır.
3. 9-15’inci maddeler uyarınca ulusal eylem programları uygulayan etkilenen ülke Taraflar, programlarına ve bunların uygulanmalarına ilişkin ayrıntılı bir açıklama sunacaklardır.
4. Herhangi bir etkilenen ülke Taraflar grubu, eylem programları çerçevesinde alt-bölge ve/veya bölge düzeyinde alınan önlemlerle ilgili ortak bir bildiri hazırlayabilir.
5. Gelişmiş ülke Taraflar, Sözleşme çerçevesinde sağladıkları veya sağlamakta oldukları mali kaynaklarla ilgili bilgiler de dahil olmak üzere, eylem programlarının hazırlanmasına ve uygulanmasına yardımcı olmak için aldıkları önlemler hakkında bilgi vereceklerdir.

6. 1-4’üncü paragraflar uyarınca sunulan bilgiler, Daimi Sekreterya tarafından en kısa süre içerisinde Taraflar meclisine ve ilgili bağlı kuruluşlarına iletilecektir.

7. Taraflar Meclisi, Afrika’daki ülkeler başta olmak üzere etkilenen ülke Tarafların talebi üzerine, gerek bu madde uyarınca bilgi toplanması ve iletilmesi gerekse eylem programlarının teknik ve mali ihtiyaçlarının belirlenmesi amacıyla teknik ve mali destek sağlanmasını kolaylaştıracaktır.

Madde 27-Uygulama Sorunlarının Çözümü İçin Önlemler

Taraflar Meclisi, Sözleşmenin uygulanmasında ortaya çıkabilecek sorunların çözümü için gerekli olan işlemleri ve kurumsal mekanizmaları görüşerek, kabul edecektir.

Madde 28-Uyuşmazlıkların Çözümlenmesi

1. Taraflar, Sözleşmenin uygulanmasına veya yorumlanmasına ilişkin uyuşmazlıkları aralarında görüşmeler yoluyla veya kendi seçecekleri diğer barışçı yöntemlerle çözeceklerdir.

2. Bölgesel ekonomik entegrasyon örgütü olmayan bir Taraf, Sözleşmeyi onaylama, kabul etme, uygun görme veya Sözleşmeye katılma aşamasında veya daha sonra herhangi bir zamanda, Yediemine sunulacak yazılı bir senet ile Sözleşmenin uygulanması ve yorumlanması konusunda herhangi bir uyuşmazlık halinde, aynı yükümlülüğü kabul eden bir Taraf ile ilgili olarak;

a. Taraflar Meclisince en kısa zamanda bir ekte tespit edilecek usullere göre tahkim ve/veya,
b. uyuşmazlığın Uluslararası Adalet Divanına götürülmesi yollarından birini veya her ikisini birden uyuşmazlığın çözümlenme yöntemi olarak kabul ettiğini bildirebilir.

3. Bölgesel ekonomik entegrasyon örgütü olan bir Taraf, 2 (a) paragrafında belirtilen usuller çerçevesinde tahkim için benzer bir bildirimde bulunabilir.

4. Paragraf 2 uyarınca yapılan bir bildirim, süresinin bitimine kadar veya feshine ilişkin yazılı ihbarın Yediemine verilmesinden üç ay sonraya kadar yürürlükte kalacaktır.

5. Uyuşmayan Taraflar aksine bir anlaşmaya varmadıkça, bir bildirimin süresinin sona ermesi, fesih ihbarı veya yeni bir bildirimin yapılması hakem kuruluna veya Uluslararası Adalet Divanına intikal etmiş bir davayı herhangi bir şekilde etkilemez.

6. Eğer bir uyuşmazlığın Tarafları paragraf 2 uyarınca aynı usulü veya herhangi bir usulü kabul etmemişlerse ve bir Tarafın diğerine aralarında bir uyuşmazlık olduğuna dair yazılı ihbarından itibaren on iki ay içerisinde uyuşmazlığı çözememişlerse, Taraflardan birinin talebi üzerine uyuşmazlık, Taraflar Meclisinin en kısa sürede bir ekte tespit edeceği usullere göre uzlaşmaya götürülecektir.

Madde 29-Eklerin Statüsü

1. Ekler Sözleşmenin ayrılmaz bir parçasıdır ve aksi açıkça belirtilmediği sürece Sözleşmeye yapılan göndermeler eklerine de yapılmış sayılırlar.

2. Taraflar eklerin hükümlerini, bu Sözleşme maddeleri çerçevesindeki hak ve yükümlülüklerine uygun bir biçimde yorumlayacaklardır.

Madde 30-Sözleşme Değişiklikleri

1. Herhangi bir Taraf, Sözleşmede değişiklik yapılmasını önerebilir.

2. Sözleşme değişiklikleri, Taraflar Meclisinin olağan toplantısında kabul edilirler. Önerilen değişiklik metni, kabulüne sunulacağı toplantı tarihinden en az altı ay önce Daimi Sekreterya tarafından Taraflara iletilir. Daimi Sekreterya değişiklik önerilerini Sözleşmeyi imza edenlere de iletecektir.

3. Taraflar, Sözleşmedeki herhangi bir değişiklik önerisi karşısında oy birliği ile karara varmak üzere her çabayı göstereceklerdir. Oy birliğinin sağlanması için bütün çabalara rağmen mutabakat sağlanamamışsa, son çare olarak değişiklik toplantıda hazır bulunan ve oy veren Tarafların üçte iki çoğunluğu ile kararlaştırılacaktır.

Kararlaştırılan değişiklik Daimi Sekreterya tarafından Yediemine iletilecek ve Tarafların onay, kabul, uygun görüş ve katılmasına sunulmak üzere Yediemince dağıtımı yapılacaktır.

4. Bir değişikliğe ilişkin onay, kabul, uygun görüş ve katılma senetleri Yediemine tevdi edilirler. 3’üncü paragraf uyarınca kararlaştırılan bir değişiklik, kabul eden Taraflar için, kararlaştırıldığı tarihteki Sözleşme Taraflarının en az üçte ikisinin onay, kabul, uygun görüş ve katılma senetlerinin Yediemince alındığı tarihi izleyen doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

5. Değişiklik, diğer herhangi bir Taraf için, bu Tarafın Yediemine sözkonusu değişikliğe ilişkin onay, kabul, uygun görüş ve katılma senedini verdiği tarihi izleyen doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

6. Bu madde ve 31’inci madde de geçen “hazır bulunan ve oy veren Taraflar” deyimi, hazır bulunan ve olumlu veya olumsuz oy kullanan Tarafları ifade etmektedir.

Madde 31-Eklerin Kabulü Ve Değiştirilmesi

1. Sözleşmeye ek ilaveleri ve eklerdeki değişiklikler, Sözleşmede değişiklik yapılmasına dair 30’uncu maddede öngörülen usule uygun olarak önerilir ve kabul edilirler. Sözleşmeye bölgesel uygulama eki ilavesi veya bölgesel uygulama eklerinde değişiklik yapılmasıyla ilgili olarak yukarıdaki maddede belirtilen çoğunluk hükmü, ilgili bölgeden hazır bulunan ve oy veren Tarafların üçte iki çoğunluğunu da içerecektir. Bir ekin kabulü veya değiştirilmesi, Yediemin tarafından tüm Taraflara iletilecektir.

2. Sözleşmeye bölgesel uygulama eki ilavesi veya bölgesel uygulama eklerinde değişiklik yapılması dışında kalan ve 1’inci paragrafa uygun olarak kabul edilen ekler veya eklerdeki değişiklikler, Sözleşmenin tüm Tarafları için Yedieminin söz konusu ek veya değişikliğin kabulünü Taraflara bildirdiği tarihten altı ay sonra yürürlüğe girecektir.; ancak, bu süre içinde Yediemine yazılı olarak söz konusu ek veya değişikliği kabul etmediğini bildirmiş olan Taraflar müstesnadır. Bu ek veya değişiklikler, kabul etmediklerine ilişkin bildirimlerini geri alan Taraflar için, bu geri alma bildiriminin Yediemine ulaştığı tarihi izleyen doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

3. 1’inci paragrafa uygun olarak kabul edilmiş olan ilave bir bölgesel uygulama eki veya herhangi bir bölgesel uygulama ekinde yapılan değişiklikler, aşağıda belirtilen istisnalar dışında, bu ek veya değişikliğin kabulünün Yediemin tarafından Taraflara bildirdiği tarihten altı ay sonra Sözleşmenin tüm Tarafları için yürürlüğe girecektir. Söz konusu istisnalar şunlardır.

a. Yukarıda belirtilen altı ay içerisinde Yediemine yazılı olarak o bölgesel uygulama ekinin ilavesini veya o bölgesel uygulama ekinde yapılan değişikliği kabul etmediğini bildirmiş olan Taraflar. Kabul etmeme bildirimini geri alan Taraflar için söz konusu ek veya değişiklikler, kabul etmeme bildiriminin geri alındığına dair bildirimin Yediemine ulaşma tarihini izleyen doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

b. Bölgesel uygulama eki ilavesi veya bunlardaki bir değişiklik için 34’üncü maddenin 4’üncü paragrafına göre beyanda bulunmuş olan herhangi bir Taraf için söz konusu ek veya değişiklik, buna ilişkin onay, kabul, uygun görme veya katılma bildiriminin Yediemine tevdi tarihini izleyen doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

4. Bir ekin veya ekte yapılan değişikliğin kabulünün Sözleşmede değişiklik gerektirmesi halinde, bu ek veya ekte yapılan değişiklik Sözleşmedeki değişikliğin yürürlüğe girmesinden önce geçerli olmayacaktır.

Madde 32-Oy Hakkı

1. 2’nci paragrafta belirtilen durum dışında, Sözleşme Taraflarından her birinin bir oyu bulunacaktır.
2. Bölgesel ekonomik entegrasyon örgütleri kendi ehliyetleri dahilindeki konularda, Sözleşmeye Taraf olan üye Devletlerin sayısı kadar oy hakkına sahiptirler. Bu tür bir örgütün üyesi olan herhangi bir Devlet oy hakkını kullanmışsa örgütün oy hakkı ortadan kalkar, keza örgüt oy hakkını kullanırsa üyelerin oy kullanma hakkı kalmaz.

Kısım VI-Son Hükümler
Madde 33-İmza

Bu Sözleşme 14-15 Ekim 1994 tarihlerinde Paris’te Birleşmiş Milletler’e veya Birleşmiş Milletler’in herhangi bir uzman kuruluşuna üye veya Uluslararası Adalet Divanı Statüsüne Taraf olan Devletlerin ve bölgesel ekonomik entegrasyon örgütlerinin imzasına açılacaktır. Bu tarihten sonra 13 Ekim 1995’e kadar Birleşmiş Milletler’in New York’taki merkezinde imzaya açık tutulacaktır.

Madde 34-Onay, Kabul, Uygun Görme Ve Katılma

1. Sözleşme, Devletlerin ve bölgesel ekonomik entegrasyon örgütlerinin onay, kabul, uygun görme ve katılmalarına tabidir. Sözleşme, imzadan kaldırılmasının ertesi gününden itibaren katılıma açık tutulacaktır. Onay, kabul, uygun görme ve katılma bildirimleri Yediemine teslim edilecektir.

2. Üye Devletlerinin hiç biri sözleşmeye Taraf olmayan bir bölgesel ekonomik entegrasyon örgütü Sözleşmeye Taraf olduğu takdirde, Sözleşmeden doğan tüm yükümlülüklerden sorumlu tutulacaktır. Bu tür bir örgüte üye bir veya birkaç Devletin de Sözleşmeye Taraf olması durumunda ise, örgüt ve üye Devletler Sözleşmeden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmesinde her birinin sorumluluğunun ne olduğuna karar vereceklerdir. Böyle durumlarda örgüt ile üye Devletler, Sözleşmeden doğan haklarını aynı anda kullanamazlar.

3. Bölgesel ekonomik entegrasyon örgütleri onay, kabul, uygun görme ve katılma senetlerinde, Sözleşmeyle düzenlenen konularda ne derece yetkili olduklarını belirtmek zorundadırlar. Bu yetkilerde önemli bir değişiklik olması halinde, durumun Taraflara duyurulması için Yediemini derhal bilgilendireceklerdir.

4. Herhangi bir Taraf onay, kabul, uygun görme ve katılma senedinde, ilave edilecek herhangi bir bölgesel uygulama ekinin veya herhangi bir bölgesel uygulama ekinde yapılacak değişikliklerin, ancak buna ilişkin bir onay, kabul, uygun görme ve katılma senedinin tevdi edilmesinden sonra kendisi açısından yürürlüğe girebileceğini beyan edebilir.

Madde 35-Ara Düzenlemeler

23’üncü maddede belirtilen Sekreterya fonksiyonları, Taraflar Meclisinin ilk toplantısı tamamlanıncaya kadar Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 22 Aralık 1992 tarihli ve 47/188 sayılı kararı ile geçici olarak oluşturulan Sekreterya tarafından yürütülecektir.

Madde 36-Yürürlüğe Giriş

1. Sözleşme ellinci onay, kabul, uygun görme veya katılma senedinin tevdi tarihini izleyen doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

2. Ellinci onay, kabul, uygun görme ve katılma senedinin tevdi edilmesinden sonra Sözleşmeyi onaylayan, kabul eden, uygun gören veya Sözleşmeye katılan her bir Devlet veya bölgesel ekonomik entegrasyon örgütü için Sözleşme, bu Devlet veya bölgesel ekonomik entegrasyon örgütünün onay, kabul, uygun görme ve katılma senedini tevdi ettiği tarihi izleyen doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

3. 1’inci ve 2’nci paragrafların amacı açısından, bir bölgesel ekonomik entegrasyon örgütü tarafından tevdi edilen bir senet, bu örgütün üyesi olan Devletler tarafından tevdi edilmiş olan senetlere ilave olarak sayılmayacaktır.

Madde 37-Çekinceler

Bu Sözleşmeye çekince konulamaz.

Madde 38-Çekilme

1. Herhangi bir Taraf, Sözleşmenin kendisi açısından yürürlüğe girişinden itibaren üç yıl geçtikten sonra herhangi bir zamanda, Yediemine yazılı bildirimde bulunarak Sözleşmeden çekilebilir.

2. Böyle bir çekilme, bildirimin Yeddiemine ulaşma tarihinden itibaren bir yıl dolduktan sonra veya bu tarihten daha geç ise çekilme bildiriminde belirtilen tarihte geçerli olacaktır.

Madde 39-Yeddiemin

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Sözleşmenin Yedieminidir.

Madde 40- Asıl Metinler

Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca metinlerinin her biri eşit olarak asıl olan bu Sözleşmenin orijinali, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine tevdi edilecektir.

ŞAHADET MAKAMINDA, usulü dairesinde yetkilendirilen aşağıdaki imza sahipleri işbu Sözleşmeyi imzalamışlardır.

İŞBU SÖZLEŞME bin dokuz yüz doksan dört yılı Haziran ayının 17’nci günü Paris’te düzenlenmiştir.

26 Aralık – Hukuk Takvimi

0
26 Aralık Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün, önemli olaylar, yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuki düzenlemeler

26 Aralık – Hukuk Takvimi

1196

Yaptığı hukuk reformları ile bilinen Roma İmparatoru II. Friedrich dünyaya geldi. (Ölümü: 13 Aralık 1250) 1212-1220  arasında Almanya krallığı yaptı. 22 Kasım 1220’de Kutsal Roma Germen İmparatoru oldu ve Papa III. Honorius tarafından törenle imparatorluk tacı giydirildi. Büyük babası II. Rugerro’nin 1140’ta başlattığı “Ariano Assis” adı verilen seri hukuk reformu sürecini devam ettirerek  hukuk sistemini güçlü temellere oturttu. II. Friedrich’in pekiştirdiği bu hukuk reformunun ilk kısmı 1220’de imparatorluk tacını giymesinden hemen sonra hazırlanan “Capua Assisleri” adli kanunlar ile başladı ve en gelişmiş meyvesini 1231’de kanunlaştırılan “Malfi Esas Kanunu” veya diğer adı ile “Liber Augustalıs” kanunu ile aldı. Ülkenin kanunlarının hep birlikte yazılıp toplanması ile ortaya çıkan hukuk sistemi  ve külliyat Orta Çağ için çok ileri bir hukuk anlayışını doğurarak etkilerini günümüze kadar sürdürdü. Bu hukuk sistemini ortaya çıkaran kanunlar Avrupa hukuku ve kanunları için bir örnek teşkil etti. Bu kanunlarla Sicilya Krallığı bir mutlak monarşi olmaya devam etti ancak devletin kanun ve kuralları açık bir şekilde ilan edildi. “Malfi Esas Kanunu” küçük değişikliklerle 1819’a kadar Sicilya hukukunun temelini oluşturmaya devam etti.

1862 Minnesota’daki Sioux isyanına katıldığı için tutuklanan 303 Kızılderililerden 39’unun infazları gerçekleşti. ABD Başkanı Abraham Lincoln, 6 Aralık 1862’de infazlara onay vermişti.  Olay insanlık tarihi için kara bir gün olarak kayda geçti.
1876 İbrahim Ethem Paşa 26 Aralık 1876’da Danıştay (Şuray-ı Devlet) başkanı oldu. Bu görevi bittiğinde Sadrazam oldu.,
1918

Hukukçu Georgios Ioannou Rallis (Yorgo Rallis) dünyaya geldi. (Ölümü: 15 Mart 2006) Atina Üniversitesi‘nde hukuk ve siyaset eğitimi gördü. 1940’da yaşanan İtalyan işgaline karşı direnişe katıldı. 1950 yılında Yunan Meclisi’ne Halk Partisi’nden seçildi. Aleksandros Papagos’un hükûmetinde 1954 yılında bakan oldu. Daha sonra Konstantin Karamanlis’in önderlik ettiği Ulusal Radikal Birlik’e katılarak Karamanlis hükûmetlerinde bakan oldu. 1967 yılında yapılan darbe sonrası demokrasiyi savunması tutuklanıp Kasos Adası’na sürgün edildi. Demokrasiye geçiş sonucu kurulan hükûmette Eğitim Bakanı oldu ve bu dönemde birçok reform yaptı. 1978 yılında Dışişleri Bakanı oldu ve Sovyetler Birliği’ni ziyaret eden ilk Yunan Dışişleri Bakanı olarak tarihe geçti. Bu devirde Bulgaristan ile Yugoslavya ilişkilerini yeniden canlandırmaya çalışırken bir yandan da ülkesinin Avrupa Birliği’ne girmesi için elinden geleni yaptı. 1980’de Yunanistan Cumhuriyeti’nin 84. başbakanı olarak görev yaptı.

Georgios Ioannou Rallis
1923

Cumhuriyet’in kuruluşundan kısa süre sonra ikinci genel af yasası çıkarıldı. Kanun “Zafer ve Barış Şerefine” çıkarıldı ve “Zafer ve Barış Şerefine” kimi suçlar dışında “Aff-ı Umumi Kanunu” adıyla T.B.M.M.’nde kabul edildi. Söz konusu düzenlemeyle 29 Ekim 1923 tarihine kadar işlenmiş suçlara verilen cezaların yarısı affa tabi tutuldu. Yasayla af kapsamına gireceklerin üç ay içinde teslim olmaları koşulu getirildi.

1923

Alman hukukçu ve politikacı Dietrich Eckart yaşamını yitirdi. (Doğumu: 23 Mart 1868) Erlangen’de hukuk eğitimi gördü. Daha sonra Münih Ludwig Maximilian Üniversitesi’nde tıp okudu. 1891’de şair, oyun yazarı ve gazeteci olmaya karar verdi. Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’nin (NSDAP) ilk üyelerinden birisi oldu. Hitler’in 3.000 Nazi ile Marienplatz’a darbe yapmak amacı ile yürürken polis ateşine maruz kalıp yaralandığı, 8-9 Kasım 1923 tarihli başarısızlıkla sonuçlanan Birahane Darbesi’nin katılımcılarından biriydi. Bu darbe teşebbüsünden sonra tutuklandı ve Hitler ve diğer parti yetkilileri ile birlikte Landsberg Hapishanesi’ne atıldı. Alkolizm ve morfin bağımlılığıyla birleşen kalp krizi sonucu 26 Aralık 1923’te Berchtesgaden’de öldü. Adolf Hitler, Kavgam isimli kitabının ikinci cildini kendisinden 21 yaş büyük olan Eckart’a ithaf etti. Antisemitist olmadan önce, en çok hayran olduğu iki kişi, her ikisi de Yahudi olan şair Heinrich Heine ve Otto Weininger’dı.

Hukukçu ve Alman Faşizminin kurucusu Hitler’in sıkı bir taraftarı olan Dietrich Eckart
1925
1933 FM radyo’nun patenti alındı
1941 Depremde yararı görülen mahkumlar için af kanunu çıkarıldı 
1942

Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanununu değiştiren 4328 sayılı Kanun Resmi Gazetede yayınlandı

1957

Dokuz subayın, isyan kışkırtıcılığı yapmak ve fesat çıkarmaktan tutuklandıkları açıklandı. Demokrat Parti iktidarını devirmek için bir cunta yapılanması oluşturduğu iddia edilen; Albay İlhami Barut, Yüzbaşı Kazım Özfırat, Yarbay Faruk Güventürk, Binbaşı Ata Tan, Binbaşı Asım Ural, Albay Naci Aşkun, Yüzbaşı Hasan Sabuncu, Piyade Binbaşı Ahmet Dalkılıç ve emekli Subay Cemal Yıldırıman hakkında 26 Mayıs 1958’de başlayan yargılamalar sonucunda, Dokuz Subay Davası sanıklarından olan ve “Orduda isyan hazırlığı var diyerek orduyu ihbar eden” Kurmay Binbaşı Samet Kuşçu, 2 yıl hapis ve ordudan tart cezasına çarptırıldı, diğer sanık  subaylar beraat ederek yeniden görevlerine döndü.

 

 

Başarısız darbe girişiminin ardından Celal Bayar,  “Mesele ciddidir. Bu iş, 9 subayın işi değil. Bütün memlekette ordu içinde cuntalar kök salmıştır. Bunların üzerine ciddiyetle gidin, teşkilatı meydana çıkarın” demiş, sonraki yıllarda gazeteci Cüneyt Arcayürek’e konuşan dönemin Cumhurbaşkanı Bayar “9 Subay olayı iyi değerlendirilse 27 Mayıs olmazdı” şeklinde konuşmuştur.

1962

Türk Vatandaşlarının Türkiye Büyük Millet Meclisine Dilekçe ile Başvurmaları ve Dilekçelerin İncelenmesi ile Karara Bağlanmasının Düzenlenmesine Dair Kanun mecliste kabul edildi. İlk Dilekçe Kanunu olarak, 26 Aralık 1962 tarihinde kabul edildi ve Resmî Gazetenin 5 Ocak 1963  tarihli sayısında yayınlandı.

1967

20 Mayıs 1963 gecesi başlayıp gece bastırılan 21 Mayıs Darbesi faillerinin affına dair kanun çıkarıldı.

1972
  • Gizli örgüt kurmak iddiasıyla yargılanmakta olan Yazar Fakir Baykurt ve 7 arkadaşı, sekizer yıl onar ay hapse mahkûm oldu.
  • Yaygın şiddet hareketleri ve Anayasa’nın 124 üncü maddesindeki koşulların varlığı nedeniyle; Adana, Ankara, Bingöl, Elâzığ, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, İstanbul, Kahramanmaraş, Kars, Malatya, Sivas, Urfa, Adıyaman, Hakkâri, Diyarbakır, Mardin, Siirt, Tunceli, İzmir, Hatay, Ağrı illerinde sıkıyönetim ilan edildi. 1402 Sayılı kanun ile Sıkıyönetim Askeri Mahkemeleri kuruldu.
1978

Ankara Cumhuriyet Savcısı iken 24 Mart 1978 tarihinde suikasta uğrayan Doğan Öz‘ü öldürmekle suçlanan sanıklar hakkında Ankara Ağır Ceza Mahkemesinde açıldı  Dava daha sonra Ankara Sıkıyönetim Askeri Mahkemesine gönderildi. İbrahim Çiftçi ve diğer sanıklara idam cezası verildi. Karar daha sonra bozuldu.

Cumhuriyet Savcısı Doğan Öz
1981

Hukukçu, ticaret mahkemesi yargıcı, siyasetçi ve devlet adamı Suat Hayri Ürgüplü yaşamını yitirdi. (Doğumu: 13 Ağustos 1903)

1991 Yıkılan SSCB’den sonra Rusya Federasyonu ilan edildi
1994

37 aydının Madımak Oteli’nde yakılmasıyla ilgili Sivas Davası sonuçlandı. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, 22 sanığa verilen idam cezasını on beşer yıl ağır hapis cezasına çevirdi. Mahkeme, Aziz Nesin’in halkı tahrik ettiğini ve olayların çıkmasına yol açtığını öne sürdü.

1996

17 Haziran 1994’te düzenlenerek Paris’te imzalanan Birleşmiş Milletler Çölleşme İle Mücadele Sözleşmesi (The United Nations Convention to Combat Desertification (UNCCD), 26 Aralık 1996’da resmen yürürlüğe girdi. Sözleşme öncelikli olarak Afrika’daki çölleşmeye maruz kalan ülkeler için oluşturulmuştur. Taraf ülkeler Ulusal Eylem Planlarını hazırlamakla yükümlü olup çekince konulamamaktadır. Çekilmek ise mümkündür.

 1997

Yunan asıllı Fransız hukukçu, filozof ve aktivist Cornelius Castoriadis yaşamını yitirdi. (Doğumu: 11 Mart 1922 ) Hukuk, felsefe ve ekonomi eğitimi gördü. Claude Lefort ve Jean-François Lyotard ile birlikte “Ya Sosyalizm Ya Barbarlık” dergisini kurdu. Tabiata, İnsana ve Hayata Dair başlığıyla yazılarını topladığı kitabında, “Marksist olmak ile devrimci olmak arasında tercih yapmak zorunda kaldığında devrimi tercih ettiği”ni söyledi. Psikanalize yöneldi ve uzun yıllar analizci olarak etkinlik gösterdi. 1980’lerden itibaren, Fransa‘da araştırma görevlisi olarak dersler verdi.

 2006

Hukukçu ve ABD’nin 38. başkanı Gerald Rudolph Ford öldü. Ford, Michigan Üniversitesi’ni bitirdikten sonra Yale Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu.Ford, 1974-1977 yılları arasında başkanlık yapmıştı.

Gerald Rudolph Ford
 2012

Hukukçu, Fransız diplomat ve üst düzey devlet görevlisi, Étienne Burin des Roziers yaşamını yitirdi. (Doğumu: 11 Ağustos 1913), Hukuk eğitiminden sonra diplomat oldu. Charles de Gaulle’ün yakın ekibinde yer aldı. Öğretim üyeliği yaptı. 1958 yılında Varşova büyükelçisi olarak atandı. 1962-1967 yıllarında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri olarak Gaulle’ün yakın çalışma arkadaşı odu. 1967-1972 yıllarında Roma büyükelçisi, 1972-1975 yıllarında Avrupa Topluluğu nezdinde daimi temsilci olarak görev yaptı. 1975 yılında Fransız Danıştayında üyeliğe atandı ve 1985 yılına kadar bu görevi sürdürdü. Savaş Nişanı, Direniş Madalyası, Ulusal Liyakat Nişanı ve Légion d’honneur sahibidir. 26 Aralık 2012’de 99 yaşında hayata veda etti.

2013 Aralarında Bilal Erdoğan’ın da bulunduğu 96 kişi hakkında yürütülen 25 Aralık soruşturma dosyasında Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş dosyadan el çektirildi. Dosyada Cumhuriyet savcıları İrfan Fidan, Fuzuli Aydoğdu ve İsmail Uçar görevlendirildi.
 2017

BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek Bireysel Başvuru Usulüne İlişkin İhtiyari Protokol Kapsamındaki Usul Kuralları, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 19 Aralık 2011 tarihli ve 66/138 sayılı kararıyla kabul edilmiş, 14 Nisan 2014 tarihinde yürürlüğe girmişti. Türkiye, İhtiyari Protokol’ünü onayladığına dair belgeleri 26 Aralık 2017 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne tevdi etti. İhtiyari Protokol, Türkiye bakımından 26 Mart 2018 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

26 Aralık – Hukuk Takvimi

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Kuruluş Bildirgesi

0

Bildirge

SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETLER BİRLİĞİ’NİN KURULUŞU HAKKINDA

Sovyet cumhuriyetlerinin kuruluşundan bu yana, dünya devletleri iki kampa ayrılmıştır: Kapitalizm kampı ve sosyalizm kampı.

Orada, yani kapitalizm kampında, ulusal düşmanlık ve eşitsizlik, sömürgeci kölelik ve şovenizm, ulusal baskı ve pogromlar, emperyalist zulümler ve savaşlar vardır.

Burada, yani sosyalizm kampında, karşılıklı güven ve barış, ulusal özgürlük ve eşitlik, barışçıl birlikte yaşama ve halkların kardeşliğe dayalı işbirliği vardır.

On yıllar boyunca kapitalist dünyanın halkların özgür gelişimini kapsayan milliyet meselesini çözme girişimleri, insanın insan tarafından sömürülmesi sistemiyle birleştirerek sonuçsuz kaldı. Aksine, ulusal çelişkilerin kargaşası giderek büyüdü ve kapitalizmin varlığını tehdit etmektedir. Burjuvazi halklar arasında işbirliği yapma konusunda güçsüzdü.

Sadece Sovyetler kampında, sadece nüfusun çoğunluğunu altında birleşen proletarya diktatörlüğü koşullarında, ulusal baskı tamamen yok edildi, karşılıklı güven ortamı yaratıldı ve halklar arasında kardeşliğe dayanan işbirliğinin temellerini atmak mümkün oldu. Sadece bu koşullar sayesinde Sovyet cumhuriyetleri tüm dünyanın emperyalistlerinin iç ve dış saldırılarını geri püskürtmeyi başardılar. Ancak bu koşullar sayesinde iç savaşı başarılı bir şekilde ortadan kaldırabildiler, kendi kendine var olmalarını sağladılar ve barışçıl ekonomik yapıya başlayabildiler.

Ancak savaş yılları iz bırakmadan geçmedi. Yıkılan alanlar, durdurulan hasatlar, yıkılan üretici güçler ve savaştan miras kalan tükenmiş ekonomik kaynaklar, her cumhuriyetin ekonomik inşaat konusundaki ayrı çabalarını yetersiz kılmaktadır. Cumhuriyetlerin ayrı varlığı ile ulusal ekonominin restorasyonu imkânsızdır.

Öte yandan, uluslararası durumun istikrarsızlığı ve yeni saldırılara dair tehlike, kapitalist kuşatma karşısında Sovyet cumhuriyetlerinin birleşik bir cephesinin oluşturulmasını kaçınılmaz kılmaktadır.

Son olarak, sınıf doğasında uluslararası bir yapı olan Sovyet iktidarının yapısı, Sovyet cumhuriyetlerinin emekçi kitlelerini tek bir sosyalist çatıda birleştirmeye itiyor.

Tüm bu koşullar, Sovyet cumhuriyetlerinin dış güvenliği, iç ekonomik refahı ve halkların ulusal kalkınma özgürlüğünü sağlayabilecek bir birlik devletinde birleştirilmesini zorunlu kılmaktadır.

Sovyet kongrelerinde yakın zamanda toplanan ve oybirliğiyle “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği”ni kurmaya karar veren Sovyet cumhuriyetlerinin iradeleri, bu birliğin her cumhuriyet için gönüllü bir eşit halk birleşimi olmasını garanti eder. Birlikten özgürce ayrılma hakkının birliğe katılma konusunda gerek mevcut gerekse gelecekte ortaya çıkması gereken tüm sosyalist Sovyet cumhuriyetlerine açık olması, yeni birlik devletinin Ekim 1917’de atılan barışçıl birlikte yaşama ve kardeşlik işbirliğinin temellerinin değerli bir tacı olmasına ve dünya kapitalizmine karşı gerçek bir kale olarak tüm ülkelerin emekçi halkını Dünya Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti’nde birleştirme yolundaki yeni ve kararlı bir adıma hizmet edecektir.

Biz, bu cumhuriyetlerin delegeleri, bütün bunları tüm dünyaya ilan ederek ve bize yetki veren Sovyet sosyalist cumhuriyetlerinin anayasalarında ifadelerini bulan Sovyet gücünün temellerinin dokunulmazlığını duyurarak, bir Kuruluş anlaşması imzalamaya karar veriyoruz:

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği

 

25 Aralık – Hukuk Takvimi

0
25 Aralık Hukuk Takvimi: Hukuk tarihinde bu güne ilişkin önemli olaylar, kanun değişiklikleri, sözleşmeler, davalar, yargılamalar, idamlar, tutuklamalar, infazlar ve diğer hukuki gelişmeler. Ayrıca, diplomatik ilişkilerdeki dönüm noktaları, ulusal ve uluslararası hukuk kuruluşlarına ait gelişmeler, bildirgeler ve hukukçuların doğum ve ölüm günlerine dair detaylı bilgiler.

25 Aralık – Hukuk Takvimi

336

İlk Noel kutlaması, Roma’da yapıldı. Noel, nüfusunun çoğunluğu Hristiyan olan ülkelerin yanı sıra, Hindistan ve Malezya gibi Hristiyanların azınlıkta olduğu birçok ülkede de resmî tatil olarak kabul edilmektedir.

 

1683 II. Viyana Kuşatmasının başarısızlıkla sonuçlanması üzerine, Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa boğularak idam edildi. Osmanlı Devleti’nin en kudretli sadrazamlarından olan paşanın idamı ile Avrupa’daki “Fetih Dönemi” de kapandı.
1876

Hukukçu, Pakistan Bağımsızlık Hareketinin lideri ve ülkenin ilk devlet başkanı Muhammed Ali Cinnah, Karaçi’de  doğdu. (Ölümü: 11 Eylül 1948)

Muhammed Ali Cinnah
1918

Mısır’ın Nobel Ödüllü, üçüncü Cumhurbaşkanı.Muhammed Enver Sedat doğdu. (Ölümü: 6 Ekim 1981) Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Jimmy Carter öncülüğünde, 12 gün süren gizli görüşmeler sonunda, Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat ve İsrail Başbakanı Menahem Begin, Camp David Barış Anlaşmasını imzalamıştır. Camp David  Antlaşmasına göre, İsrail, Sina Yarımadasından tamamen çekilmeyi üstlenmiş, BM Güvenlik Konseyinin 242 ve 338 sayılı kararları esas alınarak, Kudüs hariç Batı Şeria ve Gazze’de yaşayan Filistinlilere özerklik verilmesi ve beş yıllık geçici yerel yönetim kurulması öngörülmüş ayrıca İsrail, ilk kez bir Arap devleti tarafından tanınmıştı. Sedat, İsrail-Mısır Barış Antlaşmasını imzalaması nedeniyle Menahem Begin ile birlikte Nobel Barış Ödülünü kazanmıştı.

Jimmy Carter, Enver Sedat ve Menahem Begin
1922

Edebiyat kariyeri boyunca, insan haklarını savunan, adaletsizlik ve zulümle mücadeleye adanmış bir hayat süren, Ukrayna’lı hümanist yazar Vladimir Korolenko, yaşamını yitirdi.(Doğumu: 27 Temmuz 1853)

Vladimir Korolenko adına 1953 yılında SSCB tarafından bastırılan bir posta pulu
1933

Dava Vekili (Avukat) ve Cumhuriyet döneminde Yozgat’ın ilk parlamenterlerinden olan Ahmet Hamdi Altıok, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1878, Yozgat) Rüştiye Mektebini bitirdikten sonra medreseden mezun oldu. Diyanet Katipliği, Akdağmadeni Mahkemesi Başkatipliği, Yozgat Mahkemesi Zabıt Katipliği, Sivas, Zara, Zile Müstantikliği, Yozgat Müdafaa-i Hukuk Heyeti Merkez Üyeliği, Yozgat Belediye Meclisi ve Meclisi Umumi Üyeliği yaptı. TBMM’de, II. Dönem Bozok, III. ve IV. Dönem Yozgat Milletvekilliği yaptı. Evli ve üç çocuk babasıdır.

Ahmet Hamdi Altıok
1952 Said-i Nursi hakkında açılan dava yargılanma başladı.
1963 Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı kuruldu.
1973 Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci Cumhurbaşkanı, Mustafa İsmet İnönü, Ankara’da yaşamını yitirdi.  (Doğumu: 24 Eylül 1884, İzmir)
1979

Tunceli Cumhuriyet Savcısı Mustafa Gül, 25 Aralık 1979 gecesi, Tunceli ilinde kaldığı lojmanda öldürüldü. Gül için; Kahramanmaraş adliyesinde faaliyette bulunan Adli Görüşme odalarına “Şehit Cumhuriyet Savcısı Mustafa Gül Adli Görüşme Odası” adı verilmiştir.

Savcı Mustafa Gül
1979 Maraş Katliamını protesto eden 2439 kişi gözaltına alındı. Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1343 kişi hakkında takipsizlik kararı verdi. 9 kişi tutuklandı. Diğer kişiler hakkında soruşturmaya devam edildi.
1979 DİSK, Türk Tabipleri Birliği, TYS, TGS, TÜMOD, TÜMAS, İstanbul Barosu, Petrol İş’in aralarında bulunduğu örgütlerce imzalanan bildiri ile “Asıl kaynak bir yana bırakılarak terörün kaynağı olarak temel hak ve özgürlükler gösteriliyor, bu hedef şaşırtmasıdır” denildi.
1981 Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER)’in faaliyetlerini durdurdu. Savcılık, TÖB-DER’in “Marksist-Leninist bir düzeni amaçladığını” iddia etti.
1985 Türkiye’nin ilk hayalî ihracat davası sonuçlandı: Yahya Murat Demirel 23 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı.
 1985 Memurların disiplin cezalarının affı yasalaştı.
1989

Romanya Devlet Başkanı Nikolay Çavuşesku ve başkan yardımcısı olarak da görev yapan eşi Elena Çavuşesku idam edildi. Çavuşesku çifti olağanüstü bir mahkemede yargılanmışlardı. Elena, Romanya devleti tarafından idam edilen tek kadın oldu.

Kurşuna Dizilerek Öldürülen Romanya’nın Eski Diktatörü Nikolay Çavuşesku
1993 Rusya Federasyonu Anayasası, (Konstitutsiya Rossiyskoy Federatsii) 12 Aralık 1993 tarihinde yapılan referandum sonucunda kabul edildikten sonra 25 Aralık 1993 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe girdi. Prof. Dr. Ali Asker tarafından Türkçeye çevrildi.
1995

Varoluşçuluk, etik ve ontoloji ile ilgili çalışmalarıyla tanınan Litvanya kökenli Fransız filozof, Emmanuel Levinas, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 12 Ocak 1906, Kovno ) Yahudi kökenli Levinas, Litvanya’da doğdu. Orta öğrenimini Litvanya ve Rusya’da tamamladı. 1923-30 arası Fransa, Strasbourg’ta felsefe öğrenimi gördü. 1928-29’da Almanya, Fribourg’da Husserl ve Heidegger’in derslerine katıldı. 1930’da Fransız vatandaşlığına geçti. École Normale İsraélite Orientale’de yöneticilik ve Poitiers (1964), Paris-Nanterre (1967), Sorbonne (1973) üniversitelerinde öğretim üyeliği yaptı. Türkçe’ye tercümesi yapılan çok sayıda eseri bulunmaktadır.

Emmanuel Levinas
2000 Rusya Başkanı Vladimir Putin, Sovyetler Birliği Marşı’nın üzerine Aleksandr Aleksandrov tarafından yeni yazılan sözlerle hazırlanan yeni Rusya Ulusal Marşı’nın kabulü üzerine yasayı imzaladı.
2000 12-13 Aralık 2000 tarihlerinde İtalya’nın Palermo kentinde düzenlenen İnsan Ticaretinin Önlenmesine İlişkin Birleşmiş Milletler Protokolü Birleşmiş Milletler konferansında kabul edilerek, 25 Aralık 2003 tarihinde yürürlüğe girdi. (Sınır aşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek İnsan Ticaretinin, Özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine, Durdurulmasına ve Cezalandırılmasına İlişkin Protokol)
2008 Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası’nda değişiklik yapıldı
2010

Hukukçu ve Venezuela’nın 43. devlet başkanı Carlos Andres Perez, Miami’deki Mercy Hastanesi’nde tedavi gördüğü sırada kalp krizi geçirerek yaşamını yitirdi. (Doğumu: 27 Ekim 1922) Perez, 12 Mart 1974-12 Mart 1979 ve 2 Şubat 1989-21 Mayıs 1993 tarihlerinde iki defa görev yapmıştı.

2012

Hukukçu ve Katılımcı Demokrasi Partisi kurucu genel başkanı Şerafettin Elçi, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 14 Mart 1938)  5 Ocak 1978 – 12 Kasım 1979 tarihlerinde Bayındırlık Bakanı olarak görev yapmıştı. Avukat Elçi, 1961 yılında, hukuk fakültesi ikinci sınıf öğrencisi iken, Kürtçe şiir okunması nedeniyle açılan 49’lar Davasından da yargılanmıştı.

Şerafettin Elçi
2016

Yardım meleği Dr. Liza lakabıyla anılan insan hakları savunucusu ve doktor Yelizaveta Glinka, Soçi’den havalandıktan sonra Karadeniz’e düşen askeri uçakta, 54 iken yaşamını yitirdi. (Doğumu: 20 Şubat 1962, Moskova) Kurmuş olduğu Adil Yardım fonu ile hasta çocuklara ve savaş mağduru insanlara yardım etti. Çalışmalarından ötürü Rusya devlet başkanı Vladimir Putin tarafından kendisine madalya verildi.

Yelizaveta Glinka ve Putin bir arada
 2019
2019

Çek oyuncu, yazar, televizyon sunucusu, siyasetçi ve insan hakları aktivisti, Taťana Fischerová yaşamını yitirdi. (Doğumu: 6 Haziran 1947, Prag) 2002’den 2006’ya kadar Çek Cumhuriyeti Parlamentosu üyesi olarak görev yaptı. Çek Cumhuriyeti cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday oldu ancak seçilemedi.

İnsan Hakları savunucusu Táňa Fischerová
2024 İpek Kıraç, iş insanı babası İnan Kıraç hakkında, manevi ve maddi olarak korunması amacıyla kısıtlanması ve kendisine vasi atanması talebiyle İstanbul Anadolu Sulh Hukuk Mahkemesi’ne başvurduğunu açıkladı.
2024 Kanal İstanbul Projesi’ne ilişkin alınan rezerv alan ilanı ve çevre düzeni planı değişikliği kararları, İstanbul 5. İdare Mahkemesi tarafından hukuka aykırı bulunarak iptal edildi. Rezerv alan kararına dayandırılarak yapılan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği de iptal edildi. Mahkeme, bu planın şehircilik ilkelerine ve kamu yararına aykırı olduğunu vurguladı. Karar oyçokluğu ile alındı.
2024

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan, mezuniyet töreninde ‘Mustafa Kemal’in askerleriyiz’ sloganı atan ve kılıçlı yemin eden teğmenlerin soruşturmasında avukatlık görevini üstlendi.

2024

Manisa’nın Alaşehir ilçesinde, arazi tapusu konusunda 71 yıl önce açılan davada karar verildi. Salihli Kadastro Mahkemesi’nde görülen ve kadastro çalışmaları sırasında yapılan bir hatadan dolayı 1953 yılında açılan davanın ilk avukatı Mustafa Yıldırım dosyaya 55 yıl çalıştıktan sonra 9 Eylül 2021’de vefat etti ve kararı göremedi, dosyada 30 kez hakim değişti. Mahkeme, Hüseyin Uzan’ın dava konusu olan 22 dönüm arazisini Uzan’ın mirasçıları adına tescil etti.

25 Aralık – Hukuk Takvimi

Rusya Federasyonu Anayasası

1
Rusya Federasyonu Anayasası

Rusya Federasyonu Anayasası, Doç. Dr. Ali Asker tarafından Türkçeye çevrilmiştir.(1) Rusya Federasyonu Anayasası(Konstitutsiya Rossiyskoy Federatsii) 12 Aralık 1993 tarihinde yapılan referandum sonucunda kabul edilmiş ve 25 Aralık 1993 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Rusya Federasyonu Anayasası

Rusya Federasyonu Anayasası ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyet sistemi kaldırılmıştır. Rusya Federasyonu Anayasası için 12 Aralık 1993 tarihinde anayasa referandumu yapılmıştır. Rusya Federasyonu Anayasası kabulünden sonra çeşitli değişikliklere uğramıştır. Yapılan değişiklikler Doç. Dr. Ali Asker tarafından Türkçe’ye çevrildikten sonra Rusya Federasyonu Anayasası tercümesi güncellenerek Dünya Anayasaları listesine eklenecektir.

Rusya Bayrağı

Rusya Federasyonu Anayasası

Biz, kendi toprakları üzerinde ortak bir kaderde birleşmiş Rusya Federasyonun çok uluslu halkı,

İnsan hak ve özgürlüklerini, toplumsal barışı ve anlaşmasını doğrulayarak,

Devletin tarih boyu oluşmuş birliğini koruyarak, halkların eşitliği ve kendi kaderini belirleme haklarının evrensel ilkelerinden yola çıkarak,

Bizlere, Vatana sevgi ve saygıyı, adaleti ve iyiliğe inancı aşılamış atalarımızın anısına saygı duyarak,

Rusya’nın egemen devletçiliğini ihya ederek ve onun demokratik temellerinin dokunulmazlığını doğrulayarak,

Rusya’nın refahını ve gelişmesini sağlamağa can atarak,

Bugünkü ve gelecek nesiller karşısında Vatanımız için sorumluluk duygusundan yola çıkarak,

Dünya topluluğunun bir parçası olduğumuzun bilincine vararak,

RUSYA FEDERASYONU ANAYASASINI  kabul ederiz.

I. KISIM
BİRİNCİ BÖLÜM
ANAYASAL DÜZENİNİN ESASLARI
Madde 1
  1. Rusya Federasyonu – Rusya, hükümet şekli cumhuriyet olan demokratik federatif hukuk devletidir.
  2. “Rusya Federasyonu” ve “Rusya” isimleri eşanlamlıdır.
Madde 2

İnsan, onun hak ve özgürlükleri yüce değerlerdir. İnsan ve vatandaş hak ve özgürlüklerini tanımak, uymak ve korumak devletin görevidir.

 Madde 3
  1. Rusya Federasyonunda egemenliğin taşıyıcısı ve hakimiyetin tek kaynağı onun çok uluslu halkıdır.
  2. Halk, kendi hakimiyetini doğrudan, ayrıca devlet hakimiyet organları ve yerel yönetim organları aracılığıyla gerçekleştirir.
  3. Halk hakimiyetinin doğrudan yüksek ifadesi, referandum ve serbest seçimlerdir.
  4. Rusya Federasyonunda hiç kimse hakimiyete el koyamaz. Hakimiyetin gasp edilmesi veya hakimiyet yetkisine el koyma federal kanunla cezalandırılır.
Madde 4

Rusya Federasyonunun egemenliği onun tüm ülkesini kapsar.

Rusya Federasyonu Anayasası ve federal kanunlar Rusya Federasyonu genelinde egemendir.

Rusya Federasyonu kendi ülkesinin bütünlüğü ve dokunulmazlığını sağlar.

Madde 5
  1. Rusya Federasyonu, Rusya Federasyonunun eşit haklara sahip unsurları olan  cumhuriyetler, topraklar, vilayetler, federal şehirler, özerk vilayetler ve özerk alanlardan oluşur.
  2. Cumhuriyet (devlet) kendi Anayasası ve mevzuatına sahiptir. Toprak, vilayet, federal şehir, özerk vilayet ve özerk alanlar kendi Tüzüklerine ve mevzuatına sahiptirler.
  3. Rusya Federasyonunun federatif düzeni; devlet bütünlüğüne, devlet hakimiyetinin bütünlüğüne, Rusya Federasyonu devlet hakimiyet organları ve Rusya Federasyonu unsurlarının devlet hakimiyet organları arasında yönetim konularının ve yetkilerinin ayrılmasına, Rusya Federasyonunda halkların hak eşitliği ve kendi kaderini belirlenmesine dayanır.
  4. Rusya Federasyonunun tüm unsurları, federal devlet hakimiyet organlarıyla olan karşılıklı ilişkilerinde ve kendi aralarında eşit haklara sahiptirler.
 Madde 6

Rusya Federasyonu vatandaşlığı federal kanunla edinir ve sona erer. Edinme esasına bakılmaksızın tek ve eşittir.

Rusya Federasyonunun her vatandaşı kendi ülkesinde Rusya Federasyonu Anayasasıyla öngörülmüş tüm hak ve özgürlüklere sahiptir ve eşit ödevler taşır.

Rusya Federasyonu vatandaşları kendi vatandaşlığından veya onu değiştirme hakkından yoksun bırakılamaz.

Madde 7
  1. Rusya Federasyonu; politikası, insanın onurlu yaşamını ve özgürce gelişmesini sağlayan ortam oluşturmaya yönelmiş sosyal devlettir.
  2. Rusya Federasyonunda insanların çalışma ve sağlığı korunur, güvence altına alınmış asgari ücret belirlenir, ailenin, anneliğin, babalığın ve çocukluğun, sakatların ve yaşlı vatandaşların devlet tarafından korunması sağlanır, sosyal hizmetler sistemi geliştirilir, devlet emekli aylığı, yardımı ve sosyal güvenliğin diğer güvenceleri belirlenir.
Madde 8
  1. Rusya Federasyonunda ekonomik alanın bütünlüğü, malların, hizmetlerin ve mali kaynakların serbest dolaşımı, rekabetin desteklenmesi, ekonomik faaliyetlerin serbestliği güvence altına alınır.
  2. Rusya Federasyonunda özel, devlet, belediye ve diğer mülkiyet şekilleri kabul edilir ve eşit şekilde korunur.
Madde 9
  1. Rusya Federasyonunda toprak ve diğer doğal zenginlikler, ilgili bölgede yaşayan halkların yaşam ve faaliyet temeli olarak kullanılır ve korunur.
  2. Toprak ve diğer doğal zenginlikler özel, devlet, belediye ve diğer mülkiyet şekillerinde olabilir.
Madde 10

Rusya Federasyonunda devlet hakimiyeti; yasama, yürütme ve yargı ayrılığı esasında gerçekleştirilir. Yasama, yürütme ve yargı hakimiyet organları serbesttir.

Madde 11
  1. Rusya Federasyonunda devlet hakimiyeti; Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, Federal Meclisi (Federasyon Konseyi ve Devlet Duması), Rusya Federasyonu Hükümeti ve Rusya Federasyonu mahkemeleri tarafından gerçekleştirilir.
  2. Rusya Federasyonu unsurlarında devlet hakimiyeti bu unsurlar tarafından oluşturulan devlet organlarınca gerçekleştirilir.
  3. Rusya Federasyonunun devlet hakimiyet organları ile Rusya Federasyonu unsurlarının devlet hakimiyet organları arasında yönetim konuları ve yetkilerin ayrılması, bu Anayasayla, yönetim konuları ve yetkilerin ayrılmasına ilişkin federal ve diğer antlaşmalarla gerçekleştirilir.
Madde 12

Rusya Federasyonunda yerel yönetim tanınır  ve güvence altına alınır. Yerel yönetimler kendi yetkileri çerçevesinde serbesttir. Yerel yönetim organları devlet hakimiyet organları sistemine dahil değildir.

Madde  13
  1. Rusya Federasyonunda ideolojik çoğulculuk kabul edilir.
  2. Hiçbir ideoloji, devlet ideolojisi veya zorunlu ideoloji olarak belirlenemez.
  3. Rusya Federasyonunda siyasal çoğulculuk, çok partililik tanınır.
  4. Toplumsal birlikler kanun önünde eşittir.
  5. Amaç ve faaliyetleri; Rusya Federasyonunun anayasal düzeninin temellerini zorla değiştirmeye ve ülke bütünlüğünü ihlal etmeye, devlet güvenliğini sarsmaya, silahlı oluşumlar oluşturmaya, sosyal, ırki, milli ve dini ayrımcılığı körüklemeye yönelik toplumsal birliklerin oluşturulması ve faaliyeti yasaktır.
Madde 14
  1. Rusya Federasyonu dünyevi devlettir. Hiçbir din, devlet dini veya zorunlu din olarak belirlenemez.
  2. Dini birlikler devletten ayrılmıştır ve kanunlar önünde eşittir.
Madde 15
  1. Rusya Federasyonu Anayasası, Rusya Federasyonu genelinde yüksek hukuki güce, doğrudan yürürlüğe sahiptir ve uygulanır. Rusya Federasyonunda uygulanan kanunlar ve diğer hukuk düzenlemeleri, Rusya Federasyonu Anayasasına aykırı olmamalıdır.
  2. Devlet hakimiyet organları, yerel yönetim organları, yetkili kişiler, vatandaşlar ve onların birlikleri Rusya Federasyonu Anayasasına ve kanunlara uymakla yükümlüdürler.
  3. Kanunlar resmi şekilde yayımlanır. Yayımlanmayan kanunlar uygulanmaz. İnsan hak, özgürlük ve ödevlerini ilgilendiren normatif hukuk düzenlemeleri herkesin bilgilendirilmesi için resmi şekilde yayımlanmamışsa uygulanamaz.
  4. Uluslararası hukukun evrensel ilke ve normları ve Rusya Federasyonunun uluslararası antlaşmaları, Rusya Federasyonunun hukuk sisteminin bir parçasıdır. Eğer; Rusya Federasyonunun uluslararası antlaşmasıyla, kanunla öngörüldüğünden farklı bir hüküm öngörülmüşse, uluslararası antlaşmanın hükmü uygulanır.
Madde 16
  1. Anayasanın bu bölümünün hükümleri Rusya Federasyonunun anayasal düzeninin temellerini oluşturur ve bu Anayasada belirlendiğinden farklı bir şekilde değiştirilemez.
  2. Bu Anayasanın hiçbir hükmü, Rusya Federasyonunun anayasal düzeninin temellerine aykırı olamaz.
İKİNCİ BÖLÜM
İNSAN VE VATANDAŞ HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİ
Madde 17
  1. Rusya Federasyonunda, uluslararası hukukun evrensel ilke ve normları doğrultusunda ve bu Anayasaya uygun olarak, insan ve vatandaş hak ve özgürlükleri tanınır ve güvence altına alınır.
  2. İnsanın temel hak ve özgürlükleri ayrılmaz ve doğuştandır.
  3. İnsan ve vatandaş hak ve özgürlüklerinin gerçekleştirilmesi diğer kişilerin hak ve özgürlüklerini ihlal edemez.
Madde 18

İnsan ve vatandaş hak ve özgürlükleri doğrudan yürürlüktedir. Bunlar kanunların ruhunu, sözünü ve uygulanmasını, yasama ve yürütme hakimiyetini ve yerel yönetimlerin faaliyetini belirler ve yargı tarafından güvence altına alınır.

Madde 19
  1. Herkes kanun ve mahkeme önünde eşittir.
  2. Devlet; cinsiyet, ırk, milliyet, dil, köken, malvarlığı ve makam, ikamet yeri, dini tutum, görüş, toplumsal birliklere mensubiyet, ayrıca diğer durumlarına bakmaksızın insan ve vatandaş hak ve özgürlüklerinin eşitliğini güvence altına alır. Sosyal, ırki, milli, dil veya dini mensubiyet niteliğine göre, vatandaşların haklarının her hangi bir şekilde sınırlandırılması yasaktır.
  3. Erkek ve kadın eşit hak ve özgürlüklere, onların kullanılmasında eşit imkanlara sahiptirler.
Madde 20
  1. Herkes yaşam hakkına sahiptir.
  2. Ölüm cezası; bu ceza kaldırılıncaya kadar sanığa, davasının jürinin katılımıyla gerçekleştirilen mahkemede görüşülmesi hakkının tanınması şartıyla, insan yaşamına yönelik en ağır suçlara göre, müstesna ceza olarak federal kanunla belirlenebilir.
Madde 21
  1. Kişinin onuru devlet tarafından korunur. Hiç bir şey bu hakkın kısıtlanması için esas olamaz.
  2. Hiç kimse; işkenceye, şiddete ve zalimce veya insan onurunu aşağılayıcı diğer muameleye  veya cezaya maruz bırakılamaz. Hiç kimse; kendi rızası olmaksızın tıbbi, bilimsel ve diğer deneylere maruz bırakılamaz.
Madde 22
  1. Herkes, özgürlük ve kişisel dokunulmazlık hakkına sahiptir.
  2. Tutuklamaya, göz altına almaya ve göz altında tutmaya, sadece mahkeme kararıyla izin verilir. Mahkeme kararına kadar kişinin tutukluluk hali 48 saatten fazla süremez.
Madde 23
  1. Herkes, özel yaşamın, kişisel ve ailevi sırrın dokunulmazlığı, kendi şeref ve haysiyetinin korunması hakkına sahiptir.
  2. Herkes, yazışma, telefon görüşmeleri, posta, telgraf ve diğer iletişim gizliliği hakkına sahiptir. Bu hakkın sınırlandırılmasına sadece mahkeme kararına dayanılarak izin verilir.
Madde 24
  1. Kişinin onayı olmaksızın özel hayatıyla ilgili bilgi toplama, saklama, kullanma ve yaymaya izin verilmez.
  2. Devlet hakimiyet organları ve yerel yönetim organları, yetkili kişileri, aksi kanunla öngörülmedikçe, herkese kendi hak ve özgürlüklerini doğrudan ilgilendiren belge ve dosyaları inceleme olanağını sağlamakla yükümlüdürler.
 Madde 25

Konut dokunulmazdır. Hiç kimse, federal kanunda düzenlenen durumlar veya mahkeme kararına dayanılan haller hariç, oturanların iradesi dışında konuta giremez.

Madde 26
  1. Herkes kendi milli kökenini belirleme ve bildirme hakkına sahiptir. Hiç kimse kendi milli kökenini belirlemeye veya bildirmeye zorlanamaz.
  2. Herkes ana dilini kullanma, iletişim, eğitim, öğrenim ve yaratıcılık dilini serbestçe seçme hakkına sahiptir.
Madde 27
  1. Yasal yollarla Rusya Federasyonu sınırları dahilinde bulunan herkes; serbestçe seyahat etme, bulunma ve ikametgah yerini seçme hakkına sahiptir.
  2. Herkes, serbestçe Rusya Federasyonu sınırları dışına çıkabilir. Rusya Federasyonu vatandaşı hiçbir engelle karşılaşmadan Rusya Federasyonuna dönme hakkına sahiptir.
Madde 28

Herkesin vicdan özgürlüğü, tek başına veya başkalarıyla birlikte her hangi bir dine inanma veya hiçbirine inanmama hakkı dahil, ibadet özgürlüğü, dini ve diğer görüşleri serbestçe seçme, onlara sahip olma, yayma ve onlara uygun şekilde hareket etme özgürlüğü güvence altına alınır.

Madde 29

Her kesin düşünce ve ifade özgürlüğü güvence altına alınır.

Sosyal, ırki, milli veya dini kin ve düşmanlığı uyandıracak propaganda yapma veya teşvik etme yasaktır. Sosyal, ırk, milliyet, din veya dil üstünlüğünün propagandası yasaktır.

Hiç kimse görüş ve inançlarını açıklamaya veya onlardan vazgeçmeye zorlanamaz.

Herkes; her türlü yasal yöntemle bilgiyi serbestçe arama, edinme, aktarma, ürütme ve yayma hakkına sahiptir. Devlet sırrını oluşturan bilgilerin listesi federal kanunla belirlenir.

Kitlesel iletişim özgürlüğü temin edilir. Sansür yasaktır.

 Madde 30

Herkes kendi çıkarlarını korumak için sendikalar oluşturma hakkı dahil örgütlenme hakkına sahiptir. Toplumsal birliklerin faaliyet özgürlüğü güvence altına alınır.

Hiç kimse her hangi bir birliğe girmeye ve orada bulunmaya zorlanamaz.

Madde 31

Rusya Federasyonu vatandaşları barışçıl, silahsız toplanma, toplantı, miting, gösteri ve yürüyüş yapma hakkına sahiptir.

Madde 32

Rusya Federasyonu vatandaşları doğrudan veya kendi temsilcileri aracılığıyla devlet yönetimine katılma hakkına sahiptirler.

Rusya Federasyonu vatandaşları devlet hakimiyeti organları ve yerel yönetim organlarına seçme ve seçilme, ayrıca referanduma katılma hakkına sahiptirler.

Fiil ehliyetine sahip olmadığı mahkemce belirlenmiş, ayrıca mahkeme hükmüyle ceza infaz yerlerinde bulunan vatandaşlar seçme ve seçilme hakkına sahip değildir.

Rusya Federasyonu vatandaşları devlet memuriyetine eşit şartlarla girebilirler.

Rusya Federasyonu vatandaşları yargılama sürecine katılma hakkına sahiptirler.

Madde 33

Rusya Federasyonu vatandaşları devlet organları ve yerel yönetim organlarına bizzat başvuru, ayrıca bireysel ve toplu başvuruda bulunma hakkına sahiptirler.

Madde 34
  1. Herkes kendi yeteneğini ve malvarlığını, girişimcilik ve kanunla yasaklanmayan diğer faaliyetler için serbestçe kullanma hakkına sahiptir.
  2. Tekelleşmeye ve haksız rekabete yönelen ekonomik faaliyet yasaktır.
Madde 35
  1. Özel mülkiyet hakkı kanunla korunur.
  2. Herkes malvarlığına sahip olabilir, tek başına veya başkalarıyla birlikte bu konuda sahiplik, zilyetlik ve intifa haklarını gerçekleştirebilir.

Hiç kimse, mahkemenin kararı olmaksızın kendi malvarlığından yoksun bırakılamaz. Malvarlığının devlet ihtiyaçları için zorunlu kamulaştırılması sadece önceden ve eşdeğerde tazmin edilmesi şartıyla yapılabilir.

Miras hakkı güvence altına alınır.

Madde 36

Vatandaşlar ve onların birlikleri özel mülkiyetlerinde toprak bulundurabilirler.

Toprak ve diğer doğal kaynaklar üzerinde sahiplik, zilyet ve intifa hakkı, çevreye zarar vermemek ve diğer kişilerin hak ve yasal çıkarlarını ihlal etmemek şartıyla, toprak üzerinde mülkiyet hakkına sahip olanlar tarafından serbestçe kullanılır.

Toprakların kullanılmasının şartları ve şekli federal kanunla belirlenir.

Madde 37

Çalışma serbesttir. Herkes serbestçe kendi çalışma yeteneği üzerinde karar verme, faaliyet türü ve meslek seçme hakkına sahiptir.

Zorla çalıştırma yasaktır.

Herkes güvenli ve hijyenik koşullara uygun çalışma hakkına, her hangi bir engel olmaksızın ve çalışma ücretinin federal kanunla belirlenmiş asgari düzeyinden aşağı olmayan maaş alma hakkına, ayrıca işsizlikten korunma hakkına sahiptir.

Grev hakkı dahil, federal kanunla belirlenmiş yollarla çözülen bireysel ve toplu iş uyuşmazlıkları hakkı tanınır.

Her kes dinlenme hakkına sahiptir. İş sözleşmesiyle çalışanlar için  federal kanunla belirlenmiş çalışma süresi, tatil ve bayram günleri, ücretli yıllık izin güvence altına alınır.

Madde 38

Annelik, çocukluk ve aile devletin koruması altındadır.

Çocuklara bakma, onların eğitimi ebeveynlerin eşit hak ve ödevleridir.

18 yaşına ulaşmış çalışabilen evlatlar çalışamayan ebeveynlerine bakmakla yükümlüdürler.

Madde 39

Herkese yaş, sakatlık, hastalık, ailenin geçimini sağlayanın kaybı, çocukların eğitimi için ve kanunla belirlenen diğer durumlarda sosyal güvenlik hakkı sağlanır.

Devlet emeklilik maaşları ve sosyal yardımlar kanunlarla belirlenir.

 İsteğe bağlı sosyal sigorta, sosyal güvenliğin diğer şekillerinin oluşturulması ve hayır işleri teşvik edilir.

Madde 40

Herkes konut hakkına sahiptir. Hiç kimse keyfi olarak konutundan yoksun bırakılamaz.

Devlet hakimiyet organları ve yerel yönetim organları konut inşaatını teşvik eder, konut hakkının sağlanması için ortam oluşturur.

Konut ihtiyacı olan fakir ve kanunla belirlenmiş diğer vatandaşlara devlet, belediye ve diğer konut fonlarından kanunla belirlenmiş normda ücretsiz ve uygun fiyatla konut temin edilir.

 Madde 41
  1. Herkes sağlığının korunması ve tıbbi yardım almak hakkına sahiptir. Devlet ve belediye sağlık kurumlarında vatandaşlara tıbbi yardım ilgili bütçe kaynakları, sigorta primleri ve diğer gelirlerden karşılanarak hesabına ücretsiz yapılır.
  2. Rusya Federasyonunda toplum sağlığının korunması ve güçlendirilmesiyle ilgili federal programlar finanse edilir; devlet, belediye ve özel sağlık hizmetleri sisteminin geliştiriltmesi yönünde önlemler alınır; insan sağlığının güçlendirilmesine, beden eğitimi ve sporun geliştirilmesine, ekolojik ve hıfzı sıhha konusundaki  faaliyetleri teşvik edilir.
  3. İnsanın yaşam ve sağlığı için tehlike oluşturan gerçeklik ve durumların yetkili kişiler tarafından saklanması federal kanunlar uyarınca sorumluluk altına alınmasını gerektirir.
 Madde 42

Herkes sağlıklı çevrede yaşama, onun durumuyla ilgili  doğru bilgileri alma ve çevre hukukunun ihlali sonucu kendisinin sağlığına veya malvarlığına verilen zararın tazminatını alma hakkına sahiptir.

Madde 43

Herkes eğitim hakkına sahiptir.

Devlet veya belediyenin eğitim kurumları ve işletmelerde okul öncesi, temel genel ilk öğretim ve meslek öğreniminin parasız olması ve herkes için ulaşılabilirliği güvence altına alınır.

Herkes sınav esasında devlet veya belediyenin eğitim kurumları ve işletmelerde yüksek eğitim alma hakkına sahiptir.

Temel genel ilk öğretim zorunludur. Ebeveyniler veya onların yerinde olan kişiler çocukların genel ilk öğretim düzeyinde eğitim almasını sağlarlar.

Rusya Federasyonu, devlet federal eğitim standartlarını belirler, eğitimin ve kendi kendine eğitimin çeşitli şekillerini destekler.

Madde 44

Herkesin edebi, sanatsal, bilimsel, teknik ve diğer yaratıcılık ve eğitim verme özgürlüğü güvence  altına alınır. Fikri mülkiyet kanunla korunur.

Herkes kültürel yaşama katılma ve kültür kurumlarından yararlanma, kültür değerlerine ulaşma hakkına sahiptir.

Herkes tarihi ve kültürel mirasın korunmasına özen göstermekle yükümlüdür.

Madde 45

Rusya Federasyonunda insan ve vatandaş hak ve özgürlüklerinin devlet tarafından korunması güvence altına alınır.

Herkes kendi hak ve özgürlüklerini kanunla yasaklanmayan şekilde savunma hakkına sahiptir.

Madde 46

Herkesin hak ve özgürlüklerinin yargısal korunması güvence altına alınır.

Devlet hakimiyet organları, yerel hakimiyet organları, toplumsal birlikler ve yetkili kişilerin karar ve eylemlerinden (eylemsizliklerinden) mahkemeye şikayette bulunabilir.

Herkes, devletin mevcut iç hukuksal savunma araçlarını kullandıktan sonra, Rusya Federasyonunun uluslararası antlaşmalarına uygun olarak insan hak ve özgürlüklerinin korunmasına ilişkin uluslararası organlara başvururda bulunabilir.

 Madde 47

Hiç kimse, davasının kanunla belirlenen mahkeme ve hakimlerce görüşülmesi hakkından yoksun bırakılamaz.

Suç işlemekle itham edilen kişi federal kanunla öngörülen durumlarda davasının jürinin katılımıyla yapılan mahkemede görüşülmesi hakkına sahiptir.

Madde 48

Herkesin yüksek düzeyde hukuk yardımı alma hakkı güvence altına alınır. Kanunla öngörülen durumlarda hukuk yardımı ücretsiz yapılır.

Tutuklanan, göz altında bulunan, suç işlemekle itham edilen kişi tutuklandığı, göz altına alındığı veya itham ileri sürüldüğü andan itibaren avukat (savunucu) yardımından yararlanma hakkına sahiptir.

Madde 49

Suç işlemekle itham edilen bir kişi, suçluluğu federal kanunla öngörülen şekilde ispat edilmediği ve mahkemenin kesin hükmüyle yürürlüğe girmediği sürece suçsuz sayılır.

Sanık kendi suçsuzluğunu ispat etmekle yükümlü değildir.

Suçluluğa ilişkin esaslı şüpheler sanığın lehine yorumlanır.

Madde 50

Hiç kimse aynı suçtan dolayı iki defa mahkum edilemez.

Yargı işlemlerinin yürütülmesi sırasında federal kanunu ihlal ederek elde edilmiş deliller geçersizdir.

Her mahkumun, federal kanunla öngörülmüş şekilde hükmün üst mahkemece yeniden incelenmesini, ayrıca cezanın affını veya hafifletilmesini isteme hakkı vardır.

 Madde 51

Hiç kimse kendisi, eşi ve federal kanunla belirlenmiş diğer akrabaları aleyhine tanıklık etmekle yükümlü değildir.

Federal kanunla tanıklık etmekten muaf tutan diğer durumlar da belirlenebilir.

Madde 52

Suçlardan ve hakimiyetin kötüye kullanılmasından zarar görenlerin hakları kanunla korunur. Devlet, zarar görenlerin yargıya ulaşmasını ve verilen zararın tazmin edilmesini sağlar.

Madde 53

Herkes devlet organları veya onların yetkili kişilerinin eylemleri (veya eylemsizlikleri) dolayısıyla verilen zarara göre devletten tazminat alma hakkına sahiptir.

Madde 54

Sorumluluk belirleyen veya ağırlaştıran kanunlar geriye yürümez.

Hiç kimse işlediği anda hukuk ihlali sayılmayan eylemden dolayı sorumluluk taşımaz. Hukuk ihlali yapıldıktan sonra onunla ilgili sorumluluk kaldırılmış veya hafifletilmişse, yeni kanun uygulanır.

Madde 55

Rusya Federasyonu Anayasasında temel hak ve özgürlüklerin yer alması diğer evrensel insan ve vatandaş hak ve özgürlüklerinin reddi veya küçümsenmesi gibi yorumlanamaz.

Rusya Federasyonunda insan ve vatandaş hak ve özgürlüklerini ortadan kaldıran veya kısıtlayan kanunlar çıkarılamaz.

İnsan ve vatandaş hak ve özgürlükleri yalnız anayasal düzenin temelleri, ahlak, sağlık, diğer kişilerin hak ve yasal çıkarlarının koruması, ülke savunması ve devlet güvenliği amacıyla federal kanunla sınırlandırılabilir.

Madde 56

Olağanüstü hal durumunda vatandaşların güvenliğinin sağlanması ve anayasal düzenin korunması için federal anayasal kanun uyarınca sınırları ve yürürlülük süresi belirtilerek hak ve özgürlüklere belirli sınırlamalar getirilebilir.

Rusya Federasyonunu genelinde ve ayrı ayrı bölgelerinde olağanüstü hal, federal anayasal kanunla belirlenmiş durum ve şekillerde uygulanabilir.

Rusya Federasyonu Anayasasının 20.,  21., 23.(1. fıkra), 24., 28., 34. (1.fıkra), 40 (1. fıkra), 46.-54. maddelerinde öngörülen hak ve özgürlükler sınırlandırılamaz.

Madde 57

Herkes kanunla belirlenen vergi ve resimleri ödemekle yükümlüdür. Yeni vergiler belirleyen veya vergi mükelleflerinin durumunu ağırlaştıran kanunların geriye yürümez.

Madde 58

Herkes doğayı ve çevreyi korumakla, doğal zenginliklere özen göstermekle  yükümlüdür.

 Madde 59

Vatanı savunma her Rusya Federasyonu vatandaşının görevi ve yükümlülüğüdür.

Rusya Federasyonu vatandaşı federal kanuna uygun olarak askeri hizmet yapar.

Rusya Federasyonu vatandaşının görüşü veya dini itikadı askeri hizmetin yapılmasına aykırıysa, ayrıca federal kanunla belirlenen diğer durumlarda alternatif sivil hizmet  yapma hakkı vardır.

Madde 60

Rusya Federasyonu vatandaşı 18 yaştan itibaren kendi hak ve ödevlerini serbestçe ve tam olarak kullanabilir.

Madde 61

Rusya Federasyonu vatandaşı Rusya Federasyonu sınırları dışına sürülemez veya diğer devlete verilemez.

 Rusya Federasyonu tüm vatandaşlarının korunmasını ve himayesini güvence  altına alır.

Madde 62

Rusya Federasyonu vatandaşı, Rusya Federasyonunun federal kanununa veya uluslararası antlaşmasına dayanarak yabancı ülke vatandaşlığı (ikili vatandaşlık) edinebilir.

Rusya Federasyonu vatandaşının yabancı ülke vatandaşlığının olması, eğer Rusya Federasyonunun federal kanununda veya uluslararası antlaşmasında aksi öngörülmemişse, onun hak ve özgürlüklerini sınırlandırmaz ve Rusya vatandaşlığından doğan ödevlerden muaf tutmaz.

Yabancılar ve vatandaşlığı olmayan kişiler Rusya Federasyonunun federal kanunu veya uluslararası antlaşmasıyla belirlenmiş durumlar dışında Rusya Federasyonu vatandaşlarıyla eşit haklardan yararlanır ve eşit ödevler taşır.

Madde 63

Rusya Federasyonu yabancılara ve vatandaşlığı olmayan kişilere uluslararası hukukun evrensel normlarına uygun olarak siyasi sığınma hakkı verir.

Siyasi görüşleri, ayrıca Rusya Federasyonunda suç sayılmayan eylemler (hareket veya hareketsizlik) nedeniyle takip edilen kişilerin başka devletlere verilmesine izin verilmez. Suç işlemekle itham edilen kişilerin, ayrıca mahkumların cezasını infaz ettirmek için başka devletlere verilmesi Rusya Federasyonunun federal kanunu veya uluslararası antlaşması gereğince gerçekleştirilir.

Madde 64

Bu bölümdeki hükümler Rusya Federasyonunda kişinin hukuki statüsünün temellerini oluşturur ve bu Anayasayla belirlenen şekilde değiştirilir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
FEDERAL DÜZEN
Madde 65
  1. Rusya Federasyonunda aşağıdaki Rusya Federasyonu unsurları bulunur:

Adıgey Cumhuriyeti (Adıgeya), Altay Cumhuriyeti, Başkurdistan Cumhuriyeti, Buryatiya Cumhuriyeti, Dağıstan Cumhuriyeti, İnguşetiya Cumhuriyeti, Kabardin-Balkar Cumhuriyeti, Kalmıkya Cumhuriyeti, Karaçay-Çerkez Cumhuriyeti, Karel Cumhuriyeti, Komi Cumhuriyeti, Mariy El Cumhuriyeti, Mordov Cumhuriyeti, Saha (Yakutya) Cumhuriyeti, Kuzey Osetya Cumhuriyeti (Alanya), Tataristan Cumhuriyeti (Tataristan), Tıva Cumhuriyeti, Udmurt Cumhuriyeti, Hakas Cumhuriyeti, Çeçen Cumhuriyeti, Çuvaş Cumhuriyeti (Çavaş Cumhuriyeti),

Altay Toprağı, Krasnodar Toprağı, Krasnoyarsk Toprağı, Primorsk Toprağı, Stavrapol Toprağı, Habarovsk Toprağı,

Amur vilayeti, Arhangelsk vilayeti, Astrahan vilayeti, Belgorod vilayeti, Bryansk vilayeti, Vladimir vilayeti, Volgograd vilayeti, Vologod vilayeti, Voronej vilayeti, İvanov vilayeti, İrkutsk vilayeti, Kaliningrad vilayeti, Kaluga vilayeti, Kam­çatka vilayeti, Kemerovo vilayeti, Kirov vilayeti, Kostroma­ vila­yeti, Kurgan vilayeti, Kursk vilayeti, Leningrad vilayeti, Lipetsk vilayeti, Magadan vilayeti, Moskova vilayeti, Murmansk vilayeti, Nijegorod vilayeti, Novgorod vilayeti, Novosibirsk vilayeti, Omsk vilayeti, Orenburg vilayeti, Orlov vilayeti, Penza vilayeti, Perm  vilayeti, Pskov vilayeti, Rostov vilayeti, Ryazan vilayeti, Samara vilayeti, Saratov vilayeti, Sahalin vilayeti, Sverdlov vilayeti, Smolensk vilayeti, Tambov vilayeti, Tver vilayeti, Tomsk vilayeti, Tula vilayeti, Tümen vilayeti, Ulyanovsk vilayeti, Çelyabinsk vilayeti, Çita vilayeti, Yaroslavl vilayeti.

Moskva,  Sankt-Petersburg federal şehirlerdir.

Yahudi Özerk Vilayeti,

Agin-Buryat Özerk Alanı, Komi-Permyak Özerk Alanı, Koryaksk Özerk Alanı, Nen Özerk Alanı, Taymır (Dolgano-Nen) Özerk Alanı, Ust-Ordınsk Buryat Özerk Alanı, Hantı-Mansiysk Özerk Alanı, Çukot Özerk Alanı, Evenkiy Özerk, Yamalo-Nen Özerk Alanı.

  1. Rusya Federasyonuna yeni unsurların kabulü ve içinde yeni unsurların oluşturulması federal anayasal kanunla belirlenmiş şekilde gerçekleştirilir.
Madde 66
Cumhuriyet statüsü Rusya Federasyonu Anayasası ve cumhuriyetlerin anayasalarıyla belirlenir.

Toprakların, vilayetlerin, federal şehirlerin, özerk vilayetlerin, özerk alanların statüsü, Rusya Federasyonu Anayasası ve toprağın, vilayetin, federal şehrin, özerk vilayetlerin, özerk alanların ilgili Rusya Federasyonu unsurunun yasama (temsili) organı tarafından kabul edilmiş Tüzükle belirlenir.

Özerk vilayetlerin ve özerk alanların yasama ve yürütme organlarının önerisi üzerine özerk vilayet ve özerk alan hakkında federal kanun kabul edilir.

Toprağın veya vilayetin sınırları içindeki özerk alanlar arasındaki ilişkiler federal kanun ve özerk alanın devlet organları ile ilgili toprak veya vilayetin devlet hakimiyet organları arasında yapılan antlaşmalarla düzenlenebilir.

Rusya Federasyonu unsurunun statüsü; Rusya Federasyonu ve Rusya Federasyonu unsurunun karşılıklı rızası ile federal anayasal kanuna uygun olarak değiştirilebilir.

Madde 67

Rusya Federasyonu ülkesi; unsurlarının ülkelerini, dahili suları ve ülke denizlerini, bunlar üzerindeki hava sahasını kapsar.

Rusya Federasyonu; federal kanun ve uluslararası hukuk normları ile belirlenen şekilde kıta sahanlığı ve Rusya Federasyonunun münhasıran ekonomik bölgesinde egemen haklara sahiptir ve yetkilerini kullanır.

Rusya Federasyonu unsurları arasındaki sınırlar, onların karşılıklı rızasıyla değiştirilebilir.

Madde 68
Rusya Federasyonu genelinde devlet dili Rusçadır.

Cumhuriyetler kendi devlet dillerini belirleyebilirler. Bu diller Cumhuriyetlerin devlet hakimiyeti organlarında, yerel yönetim organlarında, devlet kurumlarında Rusya Federasyonunun devlet dili ile bir arada kullanılır.

Rusya Federasyonu, tüm halklarına ana dillerini muhafaza etmeleri, öğrenmeleri ve geliştirmeleri için ortamın oluşturulması hakkını güvence altına alır.

Madde 69

Rusya Federasyonu; milli azınlıkların haklarını, uluslararası hukukun evrensel ilke ve normlarına ve Rusya Federasyonunun uluslararası antlaşmalarına uygun olarak güvence altına alır.

Madde 70

Rusya Federasyonunun Devlet Bayrağı, Devlet Arması ve Milli Marşı,  onların tasviri ve resmi kullanım şekli federal anayasal kanunla belirlenir.

Rusya Federasyonunun başkenti Moskova şehridir. Başkentin statüsü federal kanunla belirlenir.

 Madde 71
Rusya Federasyonunun yetkileri şunlardır:

Rusya Federasyonu Anayasasının ve federal kanunların kabulü ve değiştirilmesi, kanunlara uyulması üzerinde denetim,

 Rusya Federasyonunun federal düzeni ve ülkesi,

İnsan ve vatandaş hak ve özgürlüklerinin düzenlenmesi ve korunması; Rusya Federasyonunda vatandaşlık; milli azınlıkların haklarının düzenlenmesi ve korunması,

Yasama, yürütme ve yargı hakimiyetinin federal organları sisteminin teşk ve faaliyet biçiminin belirlenmesi; federal devlet organlarının oluşturulması,

Federal devlet mülkiyeti ve onun yönetilmesi,

 Rusya Federasyonunun devlet yönetimiyle ilgili, iktisadi, ekolojik, sosyal, kültürel ve milli gelişim alanlarındaki federal politikanın ve federal programların temellerinin belirlenmesi,

Ortak pazarın hukuki temellerinin belirlenmesi; Mali, döviz, kredi ve gümrük düzenlemesi, para dolaşımı, fiyat politikasının temelleri; federal bankalar dahil federal ekonomik hizmetler,

Federal bütçe; federal vergi ve resimler; federal bölgesel kalkınma fonları,

Federal enerji sistemleri, nükleer enerji, füzyonlanabilir maddeler, federal ulaşım, ulaştırma, haberleşme ve iletişim; uzay faaliyetleri,

Rusya Federasyonunun dış politikası ve uluslararası  ilişkileri, Rusya Federasyonunun uluslararası antlaşmaları; savaş ve barış konuları,

Rusya Federasyonunun dış ekonomik ilişkileri,

Savunma ve güvenlik; savunma sanayi; silah, mühimmat, askeri donanım ve diğer ekipmanların alım-satım şeklinin belirlenmesi, zehirli maddelerin, uyuşturucu maddelerinların üretimi ve onların kullanım şekli,

Rusya Federasyonunun devlet sınırlarının, kara sularının, hava sahasının, münhasır ekonomik bölgsinin ve kıta sahanlığının statüsünün belirlenmesi ve korunması,

 Mahkeme teşkilatı; savcılık; ceza, ceza usul ve ceza infaz mevzuatı; genel ve özel af; medeni, medeni usul, tahkim usulü mevzuatı; fikri mülkiyetle ilgili hukuk düzenlenmeleri,

Federal uyuşmazlık hukuku,

Meteorolojik hizmetler; standartlar, numuneler, metrik sistem ve  zaman ölçümlenmesi; jeodezi ve haritacılık; coğrafi yerlerin isimleri; devlet istatistiği ve muhasebesi,

Rusya Federasyonunun devlet ödülleri ve onursal unvanları,

Federal devlet memuriyeti.

 Madde 72
Rusya Federasyonu ve Rusya Federasyonu unsurlarının ortak yetkileri şunlardır:

Cumhuriyetlerin Anayasalarının ve kanunlarının, toprakların, vilayetlerin, federal şehirlerin, özerk vilayetin ve özerk alanların Tüzüklerinin, kanunlarının ve diğer normatif hukuk düzenlemelerinin Rusya Federasyonu Anayasası ve federal kanunlara uygunluğunun sağlanması,

İnsan ve vatandaş hak ve özgürlüklerinin korunması; milli azınlıkların haklarının korunması; kanuniliğin, hukuk düzeninin ve kamu güvenliğinin sağlanması; sınır bölgeleri rejimi,

Toprak, toprağın altı, su  ve diğer doğal kaynaklar üzerinde sahiplik, zilyetlik ve intifa konuları,

Devlet mülkiyetinin sınırlarının belirlenmesi,

Doğal kaynakların işletilmesi; çevrenin muhafazası ve ekolojik güvenliğin sağlanması; özel korunması gereken doğal bölgeler; tarihi ve kültürel anıtların muhafazası,

Eğitim, öğrenim, bilim, kültür, beden eğitimi ve spor ile ilgili genel konular,

Sağlık konularının koordine edilmesi; ailenin, anneliğin, babalığın ve çocukluğun korunması; sosyal güvenlik dahil sosyal güvence,

Felaketler, doğal afetler, salgın hastalıklarla mücadele önlemlerinin alınması ve bunların sonuçlarının ortadan kaldırılması,

Rusya Federasyonunda vergilendirmenin ve resimlerin genel ilkelerinin belirlenmesi,

İdari, idari usul, iş, aile, konut, toprak, su, orman mevzuatı, toprak altı ve çevre muhafazası mevzuatı,

Yargı ve hukuk muhafaza organlarının kadroları; barolar ve noterler,

Nüfus sayısı az olan etnik grupların tarihi yaşam yerleri ve geleneksel yaşam biçimlerinin korunması,

Devlet hakimiyeti ve yerel yönetim organları sisteminin oluşturulmasının genel ilkelerinin belirlenmesi,

Rusya Federasyonu unsurlarının uluslararası ve dış ekonomik ilişkilerinin koordine edilmesi, Rusya Federasyonunun uluslararası antlaşmalarının yerine getirilmesi.

  1. Bu maddenin hükümleri, Cumhuriyetler, topraklar, vilayetler, federal şehirler, özerk vilayet ve özerk alanlarda eşit düzeyde uygulanır.
Madde 73

Rusya Federasyonunun yetki alanı dışında kalan Rusya Federasyonu ve Rusya Federasyonu unsurlarının ortak yetki konuları hakkında, Rusya Federasyonu unsurları tam devlet hakimiyetine sahiptirler.

 Madde 74

Rusya Federasyonu ülkesinde malların, hizmetlerin ve mali kaynakların serbest dolaşımı için, gümrük sınırlarının, gümrük vergi ve resimlerinin ve diğer engellerin konulması yasaktır.

Malların ve hizmetlerin dolaşımıyla ilgili sınırlamalar, sadece insanların  güvenliğinin, yaşam ve sağlığının korunması, doğanın ve kültürel değerlerin muhafazası için gereken durumlarda federal kanuna uygun olarak konulabilir.

Madde 75

Rusya Federasyonunun para birimi Rubl’dur. Para basımı münhasıran Rusya Federasyonu Merkez Bankası tarafından gerçekleştirilir. Rusya Federasyonunda diğer para birimlerinin basımına ve dolaşımına izin verilmez.

Rubl’un istikrarının sağlanması ve korunması, Rusya Federasyonu Merkez Bankasının temel işlevidir ve bu işlevini diğer devlet hakimiyet organlarından bağımsız olarak gerçekleştirir.

Rusya Federasyonunda federal bütçe için alınan vergiler sistemi ile vergilendirme ve resimlerin genel ilkeleri federal kanunla düzenlenir.

Devlet borçlanması, federal kanunla belirlenen şekilde ve gönüllülük ilkesine dayanarak gerçekleştirilir.

Madde 76

Rusya Federasyonunun yetki alanındaki konular hakkında, Rusya Federasyonunun genelinde doğrudan uygulanan federal anayasal kanunlar ve federal kanunlar kabul edilir.

Rusya Federasyonu ve Rusya Federasyonu unsurlarının ortak yetki alanına giren konular hakkında federal kanunlar ve onların esasında Rusya Federasyonu unsurlarınca kabul edilen kanunlar ve diğer hukuk düzenlemeleri çıkarılır.

Federal kanunlar, federal anayasal kanunlara aykırı olamaz.

Rusya Federasyonu yetki alanı ve Rusya Federasyonu ile Rusya Federasyonu unsurlarının ortak yetki alanları dışındaki konularda; Cumhuriyetler, topraklar, vilayetler, federal şehirler, özerk vilayet ve özerk alanlar, kanunların ve diğer normatif hukuk düzenlemelerinin kabulü dahil kendi hukuk tasarruflarını gerçekleştirirler.

Rusya Federasyonu unsurlarının kanunları ve diğer normatif hukuk düzenlemeleri, bu maddenin birinci ve ikinci fıkralarına uygun olarak kabul edilmiş  federal kanunlara aykırı olamaz. Rusya Federasyonunda çıkarılmış federal kanun ve diğer düzenlemeler arasında çelişki durumunda federal kanun uygulanır.

Federal kanun ile Rusya Federasyonu unsurlarının bu maddenin dördüncü fıkrasına uygun olarak çıkarılmış normatif hukuk düzenlemeleri arasında çelişki olması durumunda Rusya Federasyonu unsurunun normatif hukuk düzenlemesi uygulanır.

Madde 77

Cumhuriyetlerin, toprakların, vilayetlerin, federal şehirlerin, özerk vilayetin, özerk alanların, devlet hakimiyeti organları sistemi; Rusya Federasyonu anayasal düzeninin temellerine ve devlet hakimiyetinin temsili ve yürütme organlarının federal kanunla belirlenen genel ilkelerine uygun olarak, Rusya Federasyonu federe unsurlarınca serbest şekilde belirlenir.

Rusya Federasyonu yeki alanı ve Rusya Federasyonu devlet hakimiyeti sınırlarında; Rusya Federasyonu ve Rusya Federasyonu federe unsurlarının, ortak yetki alanına dahil konular hakkında Rusya Federasyonunun federal yürütme organları ve Rusya Federasyonu federe unsurlarının yürütme organları, Rusya Federasyonunun tek bir yürütme hakimiyeti sistemini oluştururlar.

Madde 78

Federal yürütme organları, kendi yetkilerini gerçekleştirmek için kendi bölgesel organlarını oluşturabilir ve ilgili yetkili kişileri atayabilirler.

Federal yürütme organları, Rusya Federasyonu Anayasasına ve federal kanunlarına aykırı olmamak koşuluyla, Rusya Federasyonu federe unsurlarının yürütme organlarıyla anlaşarak, kendi yetkilerinin bir kısmını onların kullanımına devreder.

Rusya Federasyonu federe unsurlarının yürütme organları, federal yürütme organlarıyla anlaşarak, kendi yetkilerinin bir kısmının kullanılmasını onlara devredebilirler.

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı ve Rusya Federasyonu Hükümeti, Rusya Federasyonu Anayasasına uygun olarak, Rusya Federasyonu genelinde federal devlet hakimiyeti yetkisinin kullanılmasını sağlarlar.

 Madde 79

Rusya Federasyonu insan ve vatandaş hak ve özgürlüklerini sınırlandırmamak ve Rusya Federasyonu anayasal düzeninin temelleriyle çelişmemek kaydıyla, devletlerarası birliklere katılabilir ve yetkilerinin bir kısmını uluslararası antlaşmalara uygun olarak onlara devredebilir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
RUSYA FEDERASYONU CUMHURBAŞKANI
Madde 80

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, Devletin başıdır.

 Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı; Rusya Federasyonu Anayasasının, insan ve vatandaş hak ve özgürlüklerinin güvencesidir. Rusya Federasyonu Anayasasının belirlediği şekilde Rusya Federasyonu egemenliğinin, bağımsızlığının ve toprak bütünlüğünün korunması için önlemeler alır, devlet organlarının uyumlu işleyişini ve karşılıklı işbirliğini sağlar.

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, Rusya Federasyonu Anayasasına ve federal kanunlara uygun olarak devletin iç ve dış politikasının temel yönlerini belirler.

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, devletin başı olarak Rusya Federasyonunu ülke içinde ve uluslararası ilişkilerde temsil eder.

Madde 81

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, genel eşit ve doğrudan seçim hakkına dayanarak, gizli oylamayla Rusya Federasyonu vatandaşları tarafından dört yıl süre ile seçilir.

Yaşı 35’ten az olmayan, Rusya Federasyonunda en az 10 yıl daimi ikamet eden, Rusya Federasyonu vatandaşı Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı seçilebilir.

Aynı kişi, arka arkaya iki dönemden fazla Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı görevinde bulunamaz.

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı seçimlerinin yapılma şekli federal kanunla belirlenir.

 Madde 82
Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı görevine başlarken halk karşısında aşağıdaki şekilde yemin eder:

 “Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı yetkilerini kullanırken, insan ve vatandaş hak ve özgürlüklerine saygı göstereceğime ve koruyacağıma, Rusya Federasyonu Anayasasına uyacağıma ve savunacağıma, devletin egemenliği ve bağımsızlığını, güvenliğini ve bütünlüğünü savunacağıma, halka sadakatle hizmet edeceğime yemin ederim.”

Yemin, Rusya Federasyonu  Federasyon Konseyi üyeleri, Devlet Duması milletvekilleri ve Anayasa Mahkemesi hakimlerinin hazır bulunduğu resmi ortamda yapılır.

Madde 83

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı:

Devlet Dumasının rızasıyla Rusya Federasyonun Hükümet Başkanını göreve atar,

Rusya Federasyonu Hükümetinin oturumlarına başkanlık yapma hakkına sahiptir,

Rusya Federasyonu Hükümet Başkanının istifasıyla ilgili karar alır,

Rusya Federasyonu Merkez Bankası Başkanlığı görevine atanması için Devlet Dumasına aday önerir; Rusya Federasyonu Merkez Bankası Başkanının görevinden alınması konusunu Devlet Duması gündemine getirir,

Rusya Federasyonu Hükümet Başkanının teklifiyle Rusya Federasyonu Hükümet Başkanının yardımcılarını, federal bakanları göreve atar ve görevden alır,

Göreve atanmaları için; Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi, Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesi, Rusya Federasyonu Yüksek Hakem Mahkemesi hakimlerinin adaylıklarını, ayrıca Rusya Federasyonu Başsavcısının adaylığını Federasyon Konseyine önerir; Rusya Federasyonu Başsavcısının görevden alınması için Federasyon Konseyine teklif sunar; diğer federal mahkemelerin hakimlerini göreve atar,

Statüsü federal kanunla belirtilen, Rusya Federasyonu Güvenlik Konseyini kurar ve yönetir,

Rusya Federasyonunun askeri stratejisini onaylar,

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının Sekreterliğini oluşturur,

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının yetkili temsilcilerini göreve atar ve görevden alır,

Rusya Federasyonu Silahlı Kuvvetlerinin yüksek komuta heyetini göreve atar ve görevden alır,

Federal Meclis kamaralarının ilgili komite ve komisyonlarına danışarak, Rusya Federasyonunun yabancı devletler ve uluslararası kuruluşlardaki temsilcilerini göreve atar ve geri çağırır.

Madde 84

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı:

Rusya Federasyonu Anayasası ve federal kanuna uygun olarak Devlet Duması seçimlerini belirler,

Rusya Federasyonu Anayasasında öngörülen durum ve şekillerde Devlet Dumasını fesheder,

Federal anayasal kanunla düzenlenen  şekilde referandum belirler,

Devlet Dumasına kanun tasarıları sunar,

Federal kanunları imzalar ve yayımlar,

Ülkedeki durumla, devletin iç ve dış politikasının temel yönleriyle ilgili Federal Meclise yıllık mesaj sunar.

Madde 85
  1. Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, Rusya Federasyonu devlet organları ve Rusya Federasyonu federe unsurlarının devlet organları arasında, ayrıca Rusya Federasyonu federe unsurlarının devlet hakimiyet organlarının aralarındaki uyuşmazlıkları çözmek için uzlaşma prosedürlerini kullanabilir. Uzlaşma kararının alınamaması durumunda Cumhurbaşkanı, sorunu çözmek için konuyu ilgili mahkemeye devredebilir.
  2. Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, Rusya Federasyonu federe unsurları yürütme organları düzenlemelerinin yürürlüğünü, bu düzenlemeler Rusya Federasyonu Anayasasına ve federal kanunlarına, Rusya Federasyonunun uluslararası yükümlülüklerine aykırı olduğunda veya sorun ilgili mahkemede çözümlenmeden, insan ve vatandaş hak ve özgürlüklerinin ihlali durumunda  durdurabilir.
Madde 86

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı:

Rusya Federasyonu dış politikasını yönetir,

Görüşmeler yapar, Rusya Federasyonunun uluslararası antlaşmalarını imzalar,

Onay belgelerini imzalar,

Akredite olunmuş diplomatik temsilciliklerin güven mektuplarını ve avdetnamelerini kabul eder.

Madde 87

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, Rusya Federasyonu Silahlı Kuvvetlerinin Yüksek Başkomutanıdır.

Rusya Federasyonuna saldırı ve yakın saldırı tehdidi durumlarında, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı; Rusya Federasyonu genelinde veya ayrı ayrı bölgelerinde, Federasyon Konseyi ve Devlet Dumasına bu konuda derhal bilgi sunarak sıkıyönetim uygular.

Sıkıyönetimin rejimi federal anayasal kanunla belirlenir.

Madde 88

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı; federal anayasal kanunlarda öngörülen durumlarda ve şekilde, Rusya Federasyonu genelinde veya onun ayrı ayrı bölgelerinde Federasyon Konseyi ve Devlet Dumasına bu konuda derhal bilgi sunarak olağanüstü hal uygular.

Madde 89

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı:

Rusya Federasyonu vatandaşlığı ve siyasi sığınma verilmesi konularını karara bağlar,

Rusya Federasyonunun devlet ödülleriyle ödüllendirir, Rusya Federasyonunun onursal rütbelerini, yüksek askeri ve yüksek özel rütbelerini verir,

Suçluları af eder.

Madde 90

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı kararname çıkarır ve emirler verir.

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının kararname ve emirleri Rusya Federasyonu genelinde bağlayıcıdır.

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının kararname ve emirleri Rusya Federasyonu Anayasasına ve federal kanunlara aykırı olamaz.

Madde 91

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı dokunulmazlık hakkına sahiptir.

Madde 92

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, yemin ettiği andan itibaren yetkilerini kullanmaya başlar ve yeni seçilen Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanın yemin ettiği andan itibaren, görev süresinin sona ermesiyle yetkilerini kullanmaya son verir.

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, istifası, sağlık durumuyla ilgili olarak kendi yetkilerini uzun süre kullanamaması veya görevden uzaklaştırılması durumunda, zamanından önce yetkilerini kullanmaya son verir. Bu durumda Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanlığı seçimleri Cumhurbaşkanı yetkilerinin zamanından önce sona erdiğinde itibaren üç ay içinde yapılır.

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının kendi görevlerini yerine getiremediği tüm durumlarda, bu görevler Rusya Federasyonu Hükümet Başkanı tarafından yerine getirilir. Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı görevlerini vekaleten yerine getiren kişi, Devlet Dumasını feshetme, referandum belirleme, ayrıca Rusya Federasyonu Anayasasına ilave ve değişikliler yapılmasını teklif etme hakkına sahip değildir.

Madde 93
  1. Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, sadece Devlet Duması tarafından ileri sürülen devlete ihanet veya diğer ağır suç işlemesi konusundaki ithama dayanarak ve Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının eylemlerinde suç unsurlarının varlığına ilişkin Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesinin görüşü üzerine ve itham usullerine uyulduğuna ilişkin Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesinin görüşüne dayanarak, Federasyon Konseyince görevinden uzaklaştırılabilir.
  2. İthamın ileri sürüldüğüne ilişkin Devlet Dumasının kararı ve Federasyon Konseyinin Cumhurbaşkanını görevden alma kararı, Devlet Duması milletvekillerinin en az üçte birinin teşebbüsü ve Devlet Dumasınca oluşturulan özel komisyonun görüşü doğrultusunda, her kamaranın üye tam sayısının üçte iki oyu ile kabul edilmelidir.
  3. Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının görevden alınmasına ilişkin Federasyon Konseyinin kararı, Devlet Duması tarafından Devlet Başkanına karşı ithamın ileri sürüldüğü andan itibaren en geç üç ay içinde kabul edilmelidir. Eğer bu süre içinde Federasyon Konseyinin kararı kabul edilmezse, Devlet Başkanına karşı ileri sürülmüş itham reddedilmiş sayılır.
BEŞİNCİ BÖLÜM
FEDERAL MECLİS
Madde 94

 Federal Meclis – Rusya Federasyonu parlamentosu,  Rusya Federasyonunun temsili ve yasama organıdır.

Madde 95

Federal Meclis iki kamaradan, Federasyon Konseyinden ve Devlet Dumasından oluşur.

Federasyon Konseyine, Rusya Federasyonun her federe unsurunun temsili ve yürütme organlarından birer temsilci olmak kaydıyla ikişer temsilci girer.

Devlet Duması 450 milletvekilinden oluşur.

Madde 96

1.Devlet Duması dört yıl süre için seçilir.

  1. Federasyon Konseyinin oluşum şekli ve Devlet Dumasının seçim şekli federal kanunla belirlenir.
Madde 97

21 yaşına ulaşmış ve seçimlere katılma hakkına sahip her Rusya Federasyonu vatandaşı Devlet Dumasının milletvekili seçilebilir.

Bir kişi aynı anda Fedesyon Konseyi üyesi ve Devlet Duması milletvekili olamaz. Devlet Duması milletvekili, diğer temsili devlet hakimiyet organlarının milletvekili ve yerel yönetimlerin halk vekili olamaz.

Devlet Duması milletvekilleri devamlı şekilde çalışırlar. Devlet Duması milletvekilleri devlet memuriyetinde bulunamaz, öğretim, bilimsel ve diğer yaratıcı faaliyetler dışında her hangi bir ücretli faaliyetle uğraşamaz.

 Madde 98

Federasyon Konseyi üyeleri ve Devlet Duması milletvekilleri görev süreleri boyunca dokunulmazlık hakkına sahiptirler; Suçüstü yakalanma durumları hariç tutuklanamaz, hapsedilemez, aranamaz, ayrıca, diğer insanların güvenliğinin sağlanması için federal kanunla öngörülmüş durumlar hariç kişisel aramaya tabi tutulamazlar.

Dokunulmazlık hakkından yoksun bırakılmasına ilişkin konu, Rusya Federasyonu Başsavcısının önerisiyle Federal Meclisin ilgili kamarası tarafından karara bağlanır.

Madde 99

Federal Meclis daimi çalışan organdır.

Devlet Duması seçimden sonraki otuzuncu gün ilk oturum için toplanır. Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı Devlet Dumasını bu süreden önce oturuma çağırabilir.

Devlet Duması ilk oturumu en yaşlı milletvekili tarafından açılır.

Yeni seçilmiş Devlet Dumasının çalışmaya başlamasıyla, önceki Devlet Dumasının yetkileri sona erer.

Madde 100

Federasyon Konseyi ve Devlet Dumasının oturumları ayrı ayrı yapılır.

Federasyon Konseyi ve Devlet Duması oturumları açık yapılır. Kamaraların içtüzüklerinin öngördüğü durumlarda kapalı oturumlar yapılabilir.

Kamaralar; Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının mesajlarını, Rusya Federasyonu Anayasa Mahkeme Başkanının mesajlarını, yabancı devlet başkanlarının konuşmalarını dinlemek amacıyla birlikte toplanabilirler.

Madde 101

Federasyon Konseyi kendi içinden Federasyon Konseyi Başkanını ve yardımcılarını seçer. Devlet Duması kendi üyeleri içinden Devlet Duması Başkanını ve yardımcılarını seçer.

Federasyon Konseyi Başkanı ve yardımcıları, Devlet Duması Başkanı ve yardımcıları oturumları yönetir ve kamaraların iç düzenini sağlar.

Federasyon Konseyi ve Devlet Duması, komite ve komisyonlar oluşturur, kendi  yetki alanlarındaki konularda parlamento dinlemeleri gerçekleştir.

Kamaraların her biri; kendi iç tüzüğünü kabul eder ve kendi iç düzenine ilişkin konuları çözüme bağlar.

Federal bütçenin uygulanmasına ilişkin denetimin gerçekleştirilmesi için, Federasyon Konseyi ve Devlet Duması, oluşumu ve  faaliyet  şekli federal kanunla düzenlenen Sayıştayı oluşturur.

 Madde 102
Federasyon Konseyinin yetkileri şunlardır:

Rusya Federasyonu federe unsurları arasında, sınır değişikliklerinin onaylanması,

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının, sıkıyönetim ilan edilmesine ilişkin kararnamesinin onaylanması,

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının, olağanüstü hal ilan edilmesine ilişkin kararnamesinin onaylanması,

Rusya Federasyonu Silahlı Kuvvetlerinin, Rusya Federasyonu sınırları dışında kullanılmasına izin verilmesi,

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin belirlenmesi,

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının görevinden uzaklaştırılması,

Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi, Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesi, Rusya Federasyonu Yüksek Hakem Mahkemesi hakimlerinin göreve atanması,

Rusya Federasyonu Başsavcısının göreve atanması ve görevden alınması,

Sayıştay Başkan ve üyelerinin yarısının göreve atanması ve görevden alınması,

Federasyon Konseyi, Rusya Federasyonu Anayasasıyla yetki alanına aid edilen konularda karar alır.

Rusya Federasyonu Anayasasıyla başka bir usul öngörülmemişse, Federasyon Konseyinin kararları Federasyon Konseyi üye tam sayısının çoğunluk oyu ile kabul edilir.

Madde 103
  1. Devlet Dumasının yetkileri şunlardır:

Rusya Federasyonu Hükümet Başkanın atanması için Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanına onay vermek,

Rusya Federasyonu Hükümetine güvenoyu vermek,

Rusya Federasyonu Merkez Bankası Başkanını göreve atama ve görevden alma,

Sayıştay Başkanını ve üyelerinin yarısını göreve atama ve görevden alma,

Federal anayasal kanun doğrultusunda faaliyet gösteren İnsan Hakları Yetkilisini göreve atamak ve görevden almak,

Genel af ilan etmek,

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının görevinden uzaklaştırılması için suçlamada bulunmak,

  1. Devlet Duması, Rusya Federasyonu Anayasasıyla yetki alanına dahil edilen konularda karar alır.
  2. Rusya Federasyonu Anayasasında başka bir usul öngörülmemişse, Devlet Duması kararları Devlet Duması üye tam sayısının çoğunluğunun oyu ile kabul edilir.
Madde 104

Yasama teşebbüsü hakkı, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanına, Federasyon Konseyine, Federasyon Konseyi üyelerine, Devlet Duması milletvekillerine, Rusya Federasyonu Hükümetine, Rusya Federasyonu federe unsurlarının yasama (temsili) organlarına aittir. Yasama teşebbüsü hakkı ayrıca yetki alanlarıyla ilgili konularda Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesine, Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesine, Rusya Federasyonu Yüksek Hakem Mahkemesine aittir.

Yasa tasarıları Devlet Dumasına sunulur.

Vergilerin uygulanması veya kaldırılmasına, ödenmesinden muaf tutulmasına, devlet borçlanması yapılmasına, devletin mali yükümlülüklerinin değiştirilmesine ilişkin kanun tasarıları ve federal bütçeden karşılanan harcamaları öngören diğer kanun tasarıları, sadece Rusya Federasyonu Hükümetinin görüşü alınarak sunulabilir.

Madde 105

Federal kanunlar Devlet Duması tarafından kabul edilir.

Federal kanunlar, Rusya Federasyonu Anayasasında başka bir usul öngörülmemişse,  Devlet Duması üye tam sayısının çoğunluk oylarıyla kabul edilir.

Devlet Duması tarafından kabul edilmiş federal kanunlar beş gün içinde Federasyon Konseyinin görüşüne sunulur.

Federal kanun, Federasyon Konseyi tarafından, kamaranın üye tam sayısının çoğunluğunun lehte oy kullanmasıyla, yahut on dört gün içinde Federasyon Konseyi tarafından görüşülmemişse kabul edilmiş sayılır. Federasyon Konseyi tarafından federal kanunun geri çevrilmesi durumunda ortaya çıkan uyuşmazlığın aşılması için kamaralar uzlaşma komisyonu oluşturabilirler ve bundan sonra federal kanun Devlet Dumasında tekrar görüşülür.

Federasyon Konseyi kararı Devlet Duması tarafından onaylanmazsa, ikinci oylamada Devlet Duması üye tam sayısının en az üçte ikisinin lehte oy kullanmasıyla federal kanun kabul edilmiş sayılır.

Madde 106

Devlet Dumasının aşağıdaki konularda kabul ettiği federal kanunların Federasyon Konseyi tarafından görüşülmesi zorunludur:

Federal bütçe,

Federal vergiler ve resimler,

Mali, döviz, kredi, gümrük düzenlemesi, para dolaşımı,

Rusya Federasyonu uluslararası antlaşmalarının onaylanması ve iptali,

Rusya Federasyonunun Devlet sınırlarının statüsü ve korunması,

Savaş ve barış.

Madde 107

Kabul edilen federal kanun, imzalanması ve yayımlanması için, beş gün içinde Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanına  sunulur.

 Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı on dört gün içinde federal kanunu imzalar ve ilan eder.

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, federal kanunun kabul edildiği andan itibaren  on dört gün üçünde geri çevirirse; Devlet Duması ve Federasyon Konseyi, Rusya Federasyonu Anayasasında belirlenen şekilde söz konusu kanunu yeniden görüşür. İkinci görüşme sırasında federal kanun eski şekliyle Federasyon Konseyi ve Devlet Duması üye tam sayısının üçte iki oy çoğunluğuyla kabul edilirse, yedi gün içinde Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı tarafından imzalanır ve yayımlanır.

 Madde 108

Federal anayasal kanunlar, Rusya Federasyonu Anayasasıyla öngörülen konularda kabul edilir.

Federal anayasal kanunlar Federasyon Konseyi üye tam sayısının en az dörtte üçünün ve Devlet Duması milletvekillerinin üye tam sayısının en az üçte ikisinin oy çoğunluğuyla onaylanmışsa, kabul edilmiş sayılır. Federal anayasal kanun on dört gün içinde Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı tarafından imzalanır ve yayımlanır.

Madde 109

Devlet Duması Rusya Federasyonu Anayasasının 111. ve 117. maddelerinde öngörülen durumlarda Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı tarafından feshedilebilir.

Devlet Dumasının feshi durumunda, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı; yeni seçilecek Devlet Dumasının, fesihten sonra en geç dört ay içinde, toplanmasını sağlayabilecek yeni seçim tarihini belirler.

Devlet Duması, seçildikten sonraki bir yıl içinde Rusya Federasyonu Anayasasının 117. maddesinde öngörülen gerekçeyle feshedilemez.

Devlet Duması, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanına karşı bir suçlamada bulunduğu andan itibaren, Federasyon Konseyinin bu konudaki kararının kabul edilmesine kadar feshedilemez.

Devlet Duması, Rusya Federasyonu genelinde sıkıyönetim veya olağanüstü hal uygulandığı sırada, ayrıca Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının yetki süresinin sona ermesinin son altı ayı içinde feshedilemez.

ALTINCI BÖLÜM
RUSYA FEDERASYONU HÜKÜMETİ
Madde 110

Rusya Federasyonunda yürütme hakimiyeti Rusya Federasyonu Hükümeti tarafından kullanılır.

Rusya Federasyonu Hükümeti, Rusya Federasyonu Hükümet Başkanı, Rusya Federasyonu Hükümeti Başkanı yardımcıları ve federal bakanlardan oluşur.

Madde 111
  1. Rusya Federasyonu Hükümet Başkanı, Devlet Dumasının rızasıyla Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı tarafından atanır.

Rusya Federasyonu Hükümet Başkanının adaylığına ilişkin teklif yeni seçilen Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının göreve başlamasından veya Rusya Federasyonu Hükümetinin istifasından sonra en geç iki hafta içinde, yahut Devlet Duması tarafından adaylığının geri çevrilmesinden sonraki bir hafta içinde gündeme alınır.

Devlet Duması, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanınca önerilen Rusya Federasyonu Hükümeti Başkanının adaylığını, bu konudaki teklifin gündeme alınmasından sonraki bir hafta içine görüşür.

Rusya Federasyonu Hükümet Başkanı adaylıklarının Rusya Federasyonu Devlet Duması tarafından üç kez geri çevrilmesi durumunda, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, Rusya Federasyonu Hükümet Başkanını göreve atar, Devlet Dumasını fesheder ve yeni seçimlerin yapılmasına karar verir.

Madde 112
  1. Rusya Federasyonu Hükümet Başkanı; atanmasından sonraki bir haftalık süre içinde, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanına federal yürütme organlarının yapısına ilişkin teklifte bulunur.
  2. Rusya Federasyonu Hükümet Başkanı; Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanına, Rusya Federasyonu Hükümet Başkanı yardımcılık görevine ve federal bakanlıklara  adaylıklar önerir.
Madde 113

Rusya Federasyonu Hükümet Başkanı; Rusya Federasyonu Anayasasına, federal kanunlara ve Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının kararnamelerine uygun olarak, Rusya Federasyonu Hükümet faaliyetlerinin temel yönlerini belirler ve çalışmasını organize eder.

Madde 114
  1. Rusya Federasyonu Hükümeti:

Federal bütçeyi hazırlar ve Devlet Dumasına sunar ve uygulanmasını sağlar; federal bütçenin uygulanmasına ilişkin Devlet Dumasına rapor sunar;

Rusya Federasyonunda tek bir maliye, kredi ve para politikasının gerçekleşmesini yönlendirir;

Rusya Federasyonunda kültür, bilim, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, ekoloji alanlarında tek bir devlet politikasının yürütülmesini sağlar;

Federal mülkiyetin yönetimini gerçekleştirir;

Ülke savunması, devlet güvenliği, Rusya Federasyonunun dış politikasının yürütülmesi yönünde önlemler alır;

Kanuniliğin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin sağlanması, mülkiyetin ve kamu düzeninin korunması, suçlulukla mücadele için önlemler alır;

Rusya Federasyonu Anayasası, federal kanunlar, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının kararnameleriyle verilen diğer yetkileri kullanır.

  1. Rusya Federasyonu Hükümetinin faaliyet şekli, federal anayasal kanunla belirlenir.
Madde 115

Rusya Federasyonu Hükümeti, Rusya Federasyonu Anayasasına, federal kanunlara, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının normatif kararnamelerine dayanarak ve onların yerine getirilmesi için karar ve emirler verir ve bunların yerine getirilmesini sağlar.

Rusya Federasyonu Hükümetinin karar ve emirleri Rusya Federasyonunda bağlayıcıdır.

Rusya Federasyonu Hükümetinin karar ve emirleri Rusya Federasyonu Anayasasına, federal kanunlara, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının kararnamelerine aykırı olduğu durumlarda, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanını tarafından iptal edilebilir.

Madde 116

Rusya Federasyonu Hükümeti, yeni seçilmiş Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanına kendi yetkilerini iade eder.

Madde 117
  1. Rusya Federasyonu Hükümeti istifada bulunabilir ve bu istifa Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı tarafından kabul edilir veya geri çevrilir.
  2. Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı Rusya Federasyonu Hükümetinin istifası konusunda karar alır.
  3. Devlet Duması, Rusya Federasyonu Hükümetine güvensizlik oyu verebilir. Rusya Federasyonu Hükümetine güvensizlik oyu verilmesine ilişkin karar, Devlet Duması üye tam sayısının çoğunluğuyla kabul edilir. Devlet Duması tarafından Rusya Federasyonu Hükümetine güvensizlik oyu verilmesinden sonra; Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, Rusya Federasyonu Hükümetinin istifasını ilan edebilir veya Devlet Dumasının kararını onaylamayabilir. Eğer üç ay içinde Devlet Duması, Rusya Federasyonu Hükümetine tekrar güvensizlik oyu verirse, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, Hükümetin istifasını ilan eder veya Devlet Dumasını fesheder.
  4. Rusya Federasyonu Hükümet Başkanı, Devlet Duması karşısında Rusya Federasyonu Hükümetine güven oyu isteğinde bulunabilir. Eğer Devlet Duması güven oyu vermezse, Cumhurbaşkanı yedi gün içinde Rusya Federasyonu Hükümetinin istifası veya Devlet Dumasının feshi ve yeni seçimlerin yapılması konusunda karar alır.
  5. Rusya Federasyonu Hükümeti istifası veya yetkilerini iade etmesi durumunda Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının görevlendirmesiyle, yeni Rusya Federasyonu Hükümetinin oluşmasına kadar görevine devam eder.
YEDİNCİ BÖLÜM
YARGI HAKİMİYETİ
Madde 118

Rusya Federasyonunda yargı yetkisi sadece mahkemelerce kullanılır.

Yargı yetkisi anayasal, sivil, idari ve cezai yargı işlemleriyle gerçekleştirilir.

Rusya Federasyonunun yargı sistemi, Rusya Federasyonu Anayasası ve federal anayasal kanunlarla belirlenir. Olağanüstü mahkemelerin kurulmasına izin verilmez.

Madde 119

25 yaşına ulaşmış, hukuk alanında yüksek öğrenim görmüş ve hukuk alanında en az beş yıl deneyime sahip Rusya Federasyonu vatandaşları hakim olabilirler. Federal kanunla Rusya Federasyonu hakimlerinde aranan ilave özellikler belirlenebilir.

Madde 120

Hakimler bağımsızdırlar ve sadece Rusya Federasyonu Anayasasına ve federal kanunlara tabidirler.

Mahkeme, davayı incelerken devlet organının veya diğer organların düzenlemesinin kanunlara aykırı olduğunu belirlerse, kanuna uygun karar alır.

 Madde 121

  1. Hakimler değiştirilemez.
  2. Hakimlerin yetkileri federal kanunla belirlenen usul ve esaslar dışında sona erdirilemez veya durdurulamaz.
Madde 122

Hakimler dokunulmazdır.

Hakimler hakkında federal kanunla belirlenen şekil dışında  ceza kovuşturulması yapılamaz.

 Madde 123

Tüm mahkemelerde davaların görüşülmesi açık yürütülür. Davanın kapalı duruşmada görüşülmesine, sadece federal kanunla belirlenen durumlarda izin verilir.

Federal kanunla öngörülen durumlar dışında, ceza davalarının mahkemelerde gıyabi görüşülmesine izin verilmez.

Yargılama tarafların çekişmesi ve eşitliği esasında gerçekleştirilir.

Yargılama işlemleri federal kanunla öngörülen durumlarda, jürinin katılımıyla gerçekleştirilir.

Madde 124

Mahkemelerin finansmanı, sadece federal bütçeden sağlanır ve yargının federal kanunlara uygun olarak tam ve bağımsız şeklide yürütülmesini temin etmelidir.

Madde 125
  1. Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi 19 hakimden oluşur.
  2. Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi; Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının, Federasyon Konseyinin, Devlet Dumasının, Federasyon Konseyi üyelerinin veya Devlet Duması milletvekillerinin beşte birinin, Rusya Federasyonu Hükümetinin, Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesi ve Rusya Federasyonu Yüksek Hakem Mahkemesinin, Rusya Federasyonu federe unsurlarının yasama ve yürütme organlarının başvurusu üzerine, aşağıdakilerin Rusya Federasyonu Anayasasına uygunluğu konusundaki davaları çözer:

Federal kanunların, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının, Federasyon Konseyinin, Devlet Dumasının, Rusya Federasyonu Hükümetinin normatif düzenlemelerinin,

Cumhuriyetlerin Anayasalarının, Rusya Federasyonu federe unsurlarının Tüzüklerinin, ayrıca, Rusya Federasyonu devlet organlarının yetki alanına dahil konular ve Rusya Federasyonu devlet organlarıyla Rusya Federasyonu federe unsurlarının devlet organlarının ortak yetki alanına dahil konularda çıkarılan kanunlarının ve diğer normatif düzenlemelerinin,

Rusya Federasyonu devlet organları ile Rusya Federasyonu federe unsurlarının devlet organları arasında, Rusya Federasyonu federe unsurlarının devlet organlarının kendi aralarında yapılmış anlaşmaların,

Rusya Federasyonunun yürürlüğe girmemiş uluslararası antlaşmalarının.

  1. Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi aşağıdaki organlar arasındaki yetki ihtilaflarından doğan uyuşmazlıkları çözer:

Federal devlet organları arasında,

Rusya Federasyonu devlet organları ile Rusya Federasyonu federe unsurlarının hakimiyet organları arasında;

Rusya Federasyonunun federe unsurlarının yüksek devlet organlarının kendi aralarında,

  1. Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi; vatandaşların anayasal hak ve özgürlüklerinin ihlaline ilişkin şikayetler ve mahkemelerin başvurusu üzerine somut davada uygulanan veya uygulanmaya konan kanunun anayasallığını federal kanunla öngörülmüş şekilde denetler.

Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi; Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının, Federasyon Konseyinin, Devlet Dumasının, Rusya Federasyonu Hükümetinin, Rusya Federasyonu federe unsurlarının yasama organlarının başvurusu üzerine Rusya Federasyonu Anayasasını yorumlar.

Anayasaya aykırı olarak tanımlanan düzenlemeler veya onların değişik hükümleri yürürlükten kalkar; Rusya Federasyonunun Rusya Federasyonu Anayasasına aykırı uluslararası antlaşmaları yürürlüğe konamaz ve uygulanamaz.

Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi; Federasyon Konseyinin başvurusu üzerine, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının devlete ihanet veya diğer ağır suç işlediğine ilişkin ithamın kanunlara uygun bir şekilde ileri sürüldüğü konusunda görüş bildirir.

Madde 126

Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesi medeni, cezai, idari ve diğer davalara ilişkin ve genel mahkemeler üzerinde üst yargı organı olup, federal kanunla öngörülen usulde onların faaliyeti hakkında yargı denetimini gerçekleştirir ve mahkeme pratiğine ilişkin açıklamalar yapar.

Madde 127

Rusya Federasyonu Yüksek Hakem Mahkemesi, hakem mahkemelerince incelenmiş ekonomik uyuşmazlıklar ve diğer davaların çözümüne ilişkin yüksek yargı organı olup, federal kanunla öngörülen usulde onların faaliyeti hakkında yargı denetimini gerçekleştirir ve mahkeme pratiğine ilişkin açıklamalar yapar.

Madde 128
  1. Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi, Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesi, Rusya Federasyonu Yüksek Hakem Mahkemesi hakimleri, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının önerisiyle Federasyon Konseyi tarafından atanır.
  2. Diğer federal mahkemelerin hakimleri, federal kanunla belirlenmiş şekilde, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı tarafından atanır.
  3. Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi, Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesi, Rusya Federasyonu Yüksek Hakem Mahkemesi ve diğer federal mahkemelerin yetkileri, oluşum ve faaliyet şekli federal anayasal kanunla düzenlenir.
Madde 129

Rusya Federasyonu Savcılığı, alt kademe savcıların üst kademe savcılarına ve Rusya Federasyonu Başsavcısına tabi olduğu merkezleştirilmiş tek sistemden oluşur.

Rusya Federasyonu Başsavcısı Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanın önerisiyle Federasyon Konseyi tarafından göreve atanır ve görevden alınır.

Rusya Federasyonu federe unsurlarının savcıları, federe unsurların onayıyla Rusya Federasyonu Başsavcısı tarafından atanır.

Diğer savcılar Rusya Federasyonu Başsavcısı tarafından atanır.

Rusya Federasyonu Savcılığının yetkileri, oluşum ve faaliyet şekli federal anayasal kanunla belirlenir.

SEKİZİNCİ BÖLÜM
YEREL YÖNETİM
 Madde 130

Rusya Federasyonunda yerel yönetimler, halk tarafından yerel önem taşıyan konuların serbestçe çözümünü, belediye mülkiyeti üzerinde sahiplik, zilyetlik ve intifa haklarının kullanılmasını sağlar.

Yerel yönetimler referandum, seçimler ve iradenin doğrudan ifadesinin diğer şekilleriyle, yerel yönetimlerin seçilmiş ve diğer organlarıyla gerçekleştirilir.

Madde 131

Yerel yönetimler şehir, köy yerleşim bilimlerinde ve tarihi ve yerel gelenekleri dikkate alarak diğer bölgelerde oluşturulur. Yerel yönetim organlarının yapısı halk tarafından serbestçe belirlenir.

Yerel yönetimlerin sınırlarını değiştirmeye, ilgili bölge halkının görüşü dikkate alınarak izin verilir.

 Madde 132

Yerel yönetim organları belediye mülkiyetini serbestçe yönetir, yerel bütçeyi oluşturur, onaylar ve uygular, yerel vergi ve resimleri belirler, kamu düzeninin korunmasını sağlar, ayrıca yerel öneme sahip diğer konuları çözer.

Yerel yönetim organları kanunla, gerçekleştirilmeleri için gereken maddi ve mali kaynakların verilmesi şartıyla ayrı ayrı devlet yetkileri ile donatılabilirler. Verilen yetkilerin kullanılması devlet denetimi altındadır.

Madde 133

Rusya Federasyonunda yerel yönetimler, yargısal korunma, devlet organları kararları sonucunda ortaya çıkmış ek giderlerin tazmini, yerel yönetimin Rusya Federasyonu Anayasası ve federal kanunlarla belirlenmiş haklarının sınırlandırılmasının yasaklanmasıyla güvence altına alınır.

DOKUZUNCU BÖLÜM
ANAYASADA DÜZELTMELER VE ANAYASANIN
DEĞİŞTİRİLMESİ
Madde 134

Rusya Federasyonu Anayasasında düzeltmeler yapılması ve hükümlerinin değiştirilmesine ilişkin teklif, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, Federasyon Konseyi, Devlet Duması, Rusya Federasyonu Hükümeti, Rusya Federasyonu federe unsurlarının yasama (temsili) organları, ayrıca Federasyon Konseyi üyeleri ve Devlet Duması milletvekillerinin beşte birinden az olmayan grupları tarafından ileri sürülebilir.

Madde 135

Rusya Federasyonu Anayasasının 1., 2., ve 9. bölümlerinin hükümleri Federasyon Konseyince değiştirilemez.

Rusya Federasyonu Anayasasının 1., 2., ve 9. bölümlerinin hükümlerinin değiştirilmesine  ilişkin teklif Federasyon Konseyi üye tam sayısının ve Devlet Duması milletvekili tam sayısının beşte üçü tarafından desteklenirse, federal anayasal kanun gereğince Anayasal Meclis toplanır.

Anayasal Meclis; ya Rusya Federasyonu Anayasasının değiştirilemezliğini on\aylar, ya da Anayasal Meclisin üye tam sayısının üçte ikisi tarafından kabul edilen veya tüm-halk oylamasına çıkarılan Rusya Federasyonunu yeni Anayasa tasarısını hazırlar. Halk oylaması yapılırsa oylamaya seçmenlerin yarıdan fazlası katıldığında ve oylamaya katılanların yarıdan çoğu lehte oy kullandığı takdirde Rusya Federasyonu Anayasası kabul edilmiş sayılır.

Madde 136

Rusya Federasyonu Anayasasının 3.-8. bölümlerinde düzeltmeler, federal anayasal kanununun kabul edilmesi için öngörülen şekilde kabul edilir ve Rusya Federasyonu federe unsurlarının en az üçte ikisinin yasama organlarında kabul edildikten sonra yürürlüğe girer.

Madde 137

Rusya Federasyonu Anayasasının Rusya Federasyonunun yapısını belirleyen 65. maddesinde değişiklikler, Rusya Federasyonuna yeni federe unsurların kabulü ve Rusya Federasyonu yapısında yeni federe unsurların oluşturulması, Rusya Federasyonu federe unsurlarının anayasal hukuki statüsünün değiştirilmesi hakkında federal anayasal kanun gereğince yapılır.

Cumhuriyetin, toprağın, vilayetin, federal şehrin, özerk vilayetin, özerk alanın adında değişiklik yapılması durumunda Rusya Federasyonu federe unsurunun yeni ismi Rusya Federasyonu Anayasasının 65. maddesine ilave edilir.

II.KISIM
NİHAİ VE GEÇİCİ HÜKÜMLER
  1. Rusya Federasyonu Anayasası, genel halk oylamasının sonuçlarına göre resmi olarak yayımlandığı gün yürürlüğe girer.

Genel halk oylamasının yapıldığı  12 Aralık 1993 tarihi, Rusya Federasyonu Anayasasının kabul günü sayılır.

Aynı anda 12 Nisan 1978 yılında kabul edilmiş Rusya Federasyonu Anayasasının (Temel Kanun) sonradan yapılan değişiklikler ve ilavelerle birlikte yürürlüğü sona erer.

Rusya Federasyonu Anayasasının hükümleriyle Federal Anlaşmanın – Rusya Federasyonu Federal Devlet Organları ile Rusya Federasyonu Egemen Cumhuriyetlerinin Devlet Organları Arasında Yetki Konularının ve Hakimiyetin Ayrılması hakkında Anlaşmanın, Rusya Federasyonu Federal Devlet Hakimiyeti Organları  ile Toprakların, Vilayetlerin, Moskova ve Sank Petersburg Şehirlerinin Devlet Hakimiyet Organları Arasında Yetki Konularının ve Hakimiyetin Ayrılması hakkında Anlaşmanın, Rusya Federasyonu Federal Devlet Organları  ile Rusya Federasyonuna Dahil Özerk vilayetin ve Özerk Alanların Devlet Organları Arasında Yetki Konularının ve Hakimiyetin Ayrılması hakkında Anlaşmanın, ayrıca Rusya Federasyonu federal devlet organları ile  Rusya Federasyonu federe unsurlarının devlet organları arasındaki diğer antlaşmaların, Rusya Federasyonu federe unsurlarının devlet organlarının kendi aralarındaki antlaşmaların hükümlerinin çelişmesi durumunda, Rusya  Federasyonu Anayasasının hükümleri uygulanır.

  1. Rusya Federasyonu sınırları içinde bu Anayasanın yürürlüğe girmesine kadar yürürlükte olan kanunlar ve diğer hukuk düzenlemeleri Rusya Federasyonu Anayasasına aykırı olmadıkça uygulanırlar.
  2. Rusya Federasyonunun – Rusya’nın Anayasasına (Temel Kanun) uygun olarak seçilen Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, yeni Anayasanın yürürlüğe girdiği günden itibaren, seçildiği sürenin sonuna kadar bu Anayasanın belirlediği yetkilerini kullanır.
  3. Bakanlar Kurulu – Rusya  Federasyonu Hükümeti, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği günden itibaren bu Anayasayla Rusya Federasyonu Hükümetine tanınan hak, görev ve sorumlulukları kazanır ve bundan sonra Rusya Federasyonu Hükümeti adını alır.
  4. Rusya Federasyonunda mahkemeler yargılamayı, bu Anayasayla belirlenmiş yetkilerine uygun olarak yürütür. Anayasanın yürürlüğe girmesinden sonra Rusya Federasyonunun tüm mahkemelerinin hakimleri, seçildikleri süre için kendi yetkilerini devam ettirirler. Boşalmış makamlar Anayasayla belirlenmiş şekilde doldurulur.
  5. Mahkemelerde jürinin katılımıyla davalara bakılma usulünü belirleyen federal kanunun yürürlüğe girmesine kadar ilgili davalar hakkında eski yargı usulü uygulanır.  Rusya Federasyonunun ceza usul mevzuatının bu Anayasanın hükümlerine uygun bir şekle getirilmesine kadar, sanığın hapsi, göz altına alınması ve tutuklanmasıyla ilgili önceki usuller uygulanır.
  6. İlk seçilen Federasyon Konseyi ve ilk seçilen Devlet Duması iki yıl süre için seçilir.
  7. Federasyon Konseyi seçildikten sonraki otuzuncu gün ilk oturumu için toplanır. Federasyon Konseyinin ilk oturumu Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı tarafından açılır.
  8. İlk seçilen Devlet Dumasının milletvekili aynı anda Rusya Federasyonu Hükümetinin üyesi de olabilir. Bu Anayasanın milletvekillerinin dokunulmazlığına ilişkin hükümleri, aynı anda Rusya  Federasyonu Hükümeti üyesi olan Devlet Duması milletvekillerine, kendi görevlerini yerine getirmesiyle bağlı yaptığı eylemler (eylemsizlik) dolayısıyla sorumluluk konusunda uygulanmaz.

İlk seçilen Federasyon Konseyi milletvekillerinin yetkileri devamlı görev esasına dayanmaz.

Rusya Haritası

Rusya Federasyonu

Eski Rus Devleti olan Kiev Rus’unun (9-12. yüzyıl) dağılmasından sonra ortaya çıkan knyazlıklar (prenslikler) 13.-15. yüzyılda Moğol-Tatar egemenliğinde  kalmışlardır. 14. yüzyıldan başlayarak Moskva prensliğinin yükselişi güçlü bir merkezi devletin kurulmasıyla sonuçlanmıştır. 16. yüzyılın sonlarından başlayan bir ekonomik gerileme ve karışıklık dönemi, siyasi bunalıma yol açmış, bu gelişme sonucu, 1613’te Zemskiy Sobor adı verilen genel meclis Mihail Fyodroviç Romanov’u Çar olarak seçmiştir. 18.yüzyıldan itibaren Rusya’da  yeni bir tarihi süreç başlamıştır. 1700-1721 Kuzey Savaşında zafer kazanmayı başaran Rusya, 1721 yılında Büyük Petro (1682-1725) tarafından İmparatorluk olarak ilan edilmiştir. Yayılmacılık politikası yürüten Rusya İmparatorluğu,  19. yüzyılın sonlarına kadar kendi sınırlarını bir hayli genişletmiştir.

İmparator I. Aleksandr’ın döneminde (1801-1825) Rusya İmparatorluğu’nda bir dizi liberal reformlar yapılmıştır. Bazı kurumlar modernleştirilmiş, merkezi yönetimde reformlar yapılmıştır (1802’den itibaren bakanlıkların örgütlenmesi ve 1810’da Danıştayın kurulması gibi). 1832’de tüm mevzuat bir araya getirilerek Kanunlar Külliyatı oluşturulmuştur.

Rusya’da bazı subaylar Aralık 1825 tarihinde bir Anayasa ilan etmek amacıyla darbe girişiminde bulunmuşlarsa da başarısız olmuşlardır. 1.Aleksandr döneminde (1855-1881) yapılan bir dizi reform, bireysel özgürlükler ve kanun önünde eşitlik rejimine geçiş sürecini başlatmış ve bu süreç Rusya’da kapitalizmin gelişimini hızlandırmıştır.

Rus-Japon (1904-1905) savaşındaki yenilgi, 1900-1903 dünya ekonomik krizinden yeni çıkmış ülkenin durumunu daha da kötüleştirmiş ve  1905 İhtilaline yol açmıştır. İhtilal, İmparatoru bir dizi reform yapmaya zorlamıştır. Bu çerçevede, Çar tarafından imzalanan 17 Ekim Manifestosu, medeni haklar ve özgürlüklerle birlikte parlamenter kurumları vadeden bir bildiri olmuştur. Manifestoca tanınan dernek kurma özgürlüğü uyarınca, bir çok yasal parti kurulmuştur.

Birinci Dünya Savası ve Sonrasında Rusya

Birinci Dünya Savaşının başlaması ve Rusya’nın büyük kayıplara uğraması ve ekonomide yaşanan zorluklar, halk kitlelerinin hoşnutsuzluğunu had safhaya çıkarmıştır. 23-28 Şubat (yeni tarihle 8-13 Mart) 1917’de Petrograd’da gerçekleşen ayaklanmanın askerlerce de desteklenmesi sonucu, İmparator II. Nikola tahttan indirilmiş ve mutlakiyet rejimine son verilmiştir. Kerenski’nin önderliğinde bir Geçici Hükümet kurulmuştur. Ancak, tarihte “Şubat Devrimi” olarak bilinen bu devrim başarılı olamamış, kısa bir süre sonra, 24 Ekim 1917 yılında, gerçekleştirilen “Ekim İhtilali”ile, Rusya’da sosyalizm ku­rulmuş ve yeni bir anayasal sistem oluşturulmuştur.

25-27 Ekim (yeni tarihle 8-10 Kasım) tarihleri arasında toplanan ikinci Sovyetler Kongresinde iki önemli kararname kabul edilmiştir. “Barış Dekreti” olarak isimlendirilen birinci kararname ile, bütün savaşan halklara ve onların hükümetlerine, adil ve kalıcı bir barışın kurulması amacıyla, görüşmelerin başlatılması çağrısında bulunulmuştur. “Toprak Dekreti” adıyla bilinen ikinci kararnameyle de, soyluların bütün toprak mülkiyeti lağvedilerek, toprakların devletleştirilmesi öngörülmüştür. Kongrede ayrıca, yürütme organı olarak Lenin başkanlığında ve Bolşeviklerden oluşan bir Halk Komiserliği (Sovnarkom) seçilmiştir. Rusya’da yasal hükümeti oluşturacak olan Kurucu Meclis için 26-28 Kasım 1918 tarihinde yapılan seçimlerde Bolşevikler çoğunluğu elde edemeyince, 5 (18) Ocak 1918 yılında Lenin tarafından Meclis feshedilmiştir.

Sovyet döneminin ilk Anayasası olan Rusya Sovyet Sosyalist Federatif Cum­huriyeti Anayasası (Temel Kanun) 10 Temmuz 1918 tarihinde V. Tüm-Rusya Sovyetler Kongresinde kabul edilmiştir.Sovyet dönemindeki diğer Rus anayasaları, 1925 RSFSC Anayasası (11 Mayıs 1925), 21 Ocak 1937ve 12 Nisan 1978 tarihli anayasalardır.

Sovyetler Birliğinin Dağılması

Rusya Federasyonunda Sovyetler Birliğinin dağılmasından önce iç içe geçmiş çok kademeli bir federal yapı şu şekildeydi: 16 Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti, 5 özerk vilayet, 6 toprak, 49 vilayet, 10 özerk alan.

12 Haziran 1991’de Rusya’da ilk defa yapılan devlet başkanlığı seçimlerinde Yeltsin, oyların %57,3’nü alarak Rusya Federasyonunun ilk Cumhurbaşkanı olmuştur.

Yeni Anayasanın yapımında 20 Mayıs 1993 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararnamesi önemli rol oynamıştır. Bu kararnameye göre, çok geniş tabanlı bir Anayasa komisyonunun oluşturulması öngörülüyordu. Bu komisyonun oluşturulmasında önce 1991 yılında yasama organı olan Halk Vekilleri Kongresi yeni Rusya Anayasası tasarısının hazırlanması konusunda karar almıştır. Ancak bu kararla yeni bir anayasanın yapımı sağlanamamış, buna karşın 1978 Anayasasında önemli değişiklikler (300’den fazla) gerçekleştirilmiştir.

Anayasanın Hazırlanması ve Kabulü

1993 yılında toplanan Anayasa Komisyonu 250 üyeden oluşmakta ve 5 ayrı grup halinde çalışmaktaydı: Federal hakimiyet organlarını temsil eden üyeler, federe unsurları temsil eden üyeler,  yerel yönetimleri temsil eden üyeler, siyasi parti, toplumsal örgütler, sendikalar ve dini kurumların temsilcileri, işletmeler ve özel sektör temsilcileri.

Haziran – Ekim 1993 tarihleri arasında yapılan çalışmalar sonucu yeni anayasa tasarısı hazır hale getirilmiştir. Yeni Anayasa, 12 Aralık 1993 tarihinde halk oyuna sunulmuş, referanduma toplam seçmen sayısının %54.8 katılmış, katılanların %58.4’i anayasanın kabulü yönünde oy kullanmıştır. Referanduma düşük katılımın nedeni olarak, o dönemde Rusya’da yaşanan siyasi karışıklıklar gösterilmiştir.

1993 Anayasasında, Rusya Federasyonunun  hükümet şekli cumhuriyet olan demokratik federatif hukuk devleti olarak nitelenmiştir. Anayasaya göre, Rusya Federasyonu, Rusya Federasyonunun eşit haklara sahip unsurları olan  cumhuriyetler, topraklar, vilayetler, federal şehirler, özerk vilayetler ve özerk alanlardan oluşmaktadır. Federasyon içindeki her bir federe cumhuriyet kendi anayasasına, ayrıca her bir toprak, vilayet, federal şehir, özerk vilayet ve özerk alanlar ise kendi Tüzüklerine sahiptirler.

 Rusya’nın federatif devlet niteliği Sovyetlerden kal­ma çok kademeli bir özelliği sahiptir ve federasyon 81 federe unsu­r­dan; 21 Cumhuriyet, 6 toprak, 49 vilayet, 2 federe kent (Moskova ve St. Petersburg), bir özerk vila­yet, on özerk alandan oluşmaktadır.

Doç Dr. Ali Asker

Doç. Dr. Ali Asker

(1.) Doç Dr. Ali Asker 1968 doğumludur. 1986-1993 yılları Azerbaycan Teknik Üniversitesinde Radyoteknik Fakültesinde lisans ve yüksek lisans (bileşik)eğitim almış, aynı dönemde Sovyetler Birliği Silahlı Kuvvetlerinde, 1992 yılında Azerbaycan Milli Ordusunda askerlik hizmetini yapmıştır. Ali Asker, 1993-1997 yıllarında Bakü Devlet Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eğitim aldıktan sonra 1998-2000 yıllarında Marmara Üniversitesi SBE Kamu Hukuku Anabilim dalında yüksek lisans yapmıştır. 2007 yılında Ankara SBE Kamu Hukuku Anabilim dalı doktora programından “Eski Sosyalist Ülkelerde Siyasi Rejim Değişmeleri” tezini savunarak mezun olmuştur. Doktora sonrası dönemde Azerbaycan’ın Ayna ve Zerkalo gazetelerinin Türkiye temsilciliğini yapmıştır.  Ali Asker, değişik düşünce kuruluşlarında Kafkasya, Rus-Slav, Orta Asya ve Türk Dünyası üzerine çalışmalar yapmıştır Rusya ve Avrasya coğrafyası ülkeleriyle ilgili bölge çalışmaları, hukuk ve tarih üzerine çalışmaları bulunmaktadır. 2011 yılından Karabük Üniversitesi İİBF Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde öğretim üyesi olarak göreve başlamıştır. Halen aynı fakültenin Uluslararası İlişkiler Bölümü başkanı görevini yürütmektedir. Doç Dr. Ali Asker’in yayınlanmış birçok eseri bulunmaktadır. 

Yazdığı Kitap Bölümleri 
Azerbaycan Milliyetçiliği. İçinde: Milliyetçilik (Editör: Tevfik Erdem), Otorite Yay., İstanbul 2020 (ss. 552-563)
Mehmet Emin Resulzade. İçinde: Milliyetçilik (Editör: Tevfik Erdem), Otorite Yay., İstanbul 2020 (ss. 749-768)
Ali Asker, Ahmet Bey Ağaoğlu. İçinde: Milliyetçilik (Editör: Tevfik Erdem), Otorite Yay., İstanbul 2020 (ss. 784-797).
Ali Bey Hüseyinzade (Turan). İçinde: Milliyetçilik (Editör: Tevfik Erdem), Otorite Yay., İstanbul 2020 (ss. 806-822).
Azerbaycan’da Milli Kimlik İnşasının Sosyo-Ekonomik ve Fikri Temelleri (19. Yüzyılın Ortaları- 20. Yüzyılın Başları). İçinde: Azerbaycan Düşünce Tarihi Evreler, Olaylar ve Şahsiyetler (19. Yüzyılın Ortaları-20. Yüzyıl Başları), (Editör: Ali Asker), Ankara 2020
Kâmil Veli Nerimanoğlu, Ali Asker, Milli Kimlik İnşasında Dil Unsuru ve Dil Politikası, İçinde: Azerbaycan Düşünce Tarihi Evreler, Olaylar ve Şahsiyetler (19. Yüzyılın Ortaları-20. Yüzyıl Başları), (Editör: Ali Asker), Ankara 2020
Üç Dönem Kesitinde Azerbaycan Tiyatrosu: Aydınlanma, Bağımsızlık ve Sosyalizm Evrelerine Bir Bakış, İçinde: Azerbaycan Düşünce Tarihi Evreler, Olaylar ve Şahsiyetler (19. Yüzyılın Ortaları-20. Yüzyıl Başları), (Editör: Ali Asker), Ankara 2020
Geleneksel Toplumdan Cumhuriyete Yönetim ve Hukuk Sisteminin Tarihi Gelişimi, İçinde: Azerbaycan Düşünce Tarihi Evreler, Olaylar ve Şahsiyetler (19. Yüzyılın Ortaları-20. Yüzyıl Başları), (Editör: Ali Asker), Ankara 2020
Azerbaycan Türklerinin Düşünce Hayatında Üzeyir Bey Hacıbeyli’nin Rolü, İçinde: Azerbaycan Düşünce Tarihi Evreler, Olaylar ve Şahsiyetler (19. Yüzyılın Ortaları-20. Yüzyıl Başları), (Editör: Ali Asker), Ankara 2020

Avrupa Birliği Adalet Divanı

0

Avrupa Birliği Adalet Divanı, (European Court of Justice) Avrupa Toplulukları Adalet Divanı olarak da tanımlanmaktadır. Avrupa Birliği üyesi ülkeleri arasında ve Avrupa Birliği hukukunu ilgilendiren konularda son sözü söyleyen kurum ve en yüksek mahkemedir.

Avrupa Adalet Divanı, 1952 tarihinde kurulmuş olup 2.000’in üzerinde personelle ve 350 milyon EURO’nun üzerinde bir bütçe ile çalışmaktadır. Lahey’de bulunan Uluslararası Adalet Divanı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile karıştırılmamalıdır. 

Divan, Lüksemburg’da kurulmuştur ve her Avrupa Birliği Hukukunun uygulandığı üye ülkelerin her birinden bir yargıç seçilmek sureti ile oluşmaktadır. Yargıçlar, üye devlet hükumetlerinin mutabakatı ile altı yıl için atanırlar ve yeniden atanmaları mümkündür.

Divan yargıçları, aralarından birini tekrar seçilebilmek üzere 3 yıllığına Divan Başkanı olarak seçmektedir. Her davada daire üyelerinden biri Raportör olarak görev almakta, dava bir ülke ile ilgiliyse o ülke adına divanda bulunan yargıç raportör olarak görev yapamamaktadır.

Avrupa Birliği Adalet Divanı Dava Süreci

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Divan yargıçlarının bağımsızlıkları güvence altına alınmıştır. Müzakereler gizlidir ve açıklanmaz, kararlar çoğunluk oyuna göre oluşmaktadır. Avrupa Birliği Adalet Divanı çok dilli bir kurumdur ve üye devletlerin dilini ve kendi özel hukuk sistemlerini gözetmektedir.

Avrupa Birliği Adalet Divanının temel amacı, Avrupa Birliği hukukunun Avrupa Birliği içerisinde her yerde aynı şekilde yorumlanmasını ve uygulanmasını sağlamaktır.

Divan, Birlik hukukunun yorumlanmasında ve uygulanmasında hukuka saygıyı sağlama, ulusal hukuk düzenleri ile AB hukuk düzeni arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi, hukuki denetim, yorum, uyuşmazlık çözme, hukuk yaratma ve boşluk doldurma işlevlerini yerine getirmektedir.

Avrupa Adalet Divanı, üye ülkelerle ya da Avrupa Birliği kurumlarıyla ilgili davalarla ve üye ülke mahkemelerinin bir üst kuruma sevk ettiği uyuşmazlıklara bakmakta, ilk derece mahkemelerinde alınan kararlar için Adalet Divanı’na başvurulabilmektedir.

Adalet Divanı’na başvuru hakkı sadece yerel mahkemelere tanınmış olup, yerel mahkemelerde davayı açan kişilerin veya davalıların Adalet Divanı’na başvurma hakları yoktur. Yerel mahkeme gerekli gördüğü takdirde taraflar istemeseler bile, bir davada dava konusu uyuşmazlığın çözümü için meseleyi bekletici sorun yaparak ön-karar prosedürü gereği Adalet Divanı’na götürebilmektedir.

Avrupa Birliğindeki davaların çoğu bu prosedür içinde sonuçlandırılmaktadır. Bu süreç birlik hukukunun temel nitelikleri arasında yer alan Avrupa Birliği hukuk kurallarının doğrudan etkili olması ilkesinin oluşmasını sağlayan yasal bir araç olmakta ve yerel merci ve mahkemeler aracılığıyla iç uygulamada birlik hukukunun homojenliğini sağlamaktadır.

Avrupa Birliği Adalet Divanı içerisinde Genel Mahkeme, üye devletler, Avrupa Birliği kurumları veya Avrupa Merkez Bankasının davacı olarak yer aldığı davalara, ilk derece mahkemesi olarak bakmaya yetkilidir. Genel mahkeme tarafından verilen kararlar, hukuki meselelerle sınırlı olmak kaydıyla Statü’de öngörülen sınırlamalar ve şartlar dahilinde Adalet Divanında temyiz edilebilir.

Genel Mahkeme, ihtisas mahkemelerinin kararlarına karşı açılan davalara bakmaya yetkilidir. Genel Mahkeme tarafından bu kapsamda verilen kararlar, Birlik hukukunun birliğinin ve uyumunun ciddi bir şekilde etkilenme riskinin bulunması halinde, Statü’de öngörülen şartlar ve sınırlamalar dahilinde, istisnai olarak Adalet Divanı tarafından yeniden incelenebilir.

Avrupa Birliği Adalet Divanı, Avrupa Birliği kurumlarının eylemlerinin yasallığını ve üye devletlerin antlaşmalar kapsamındaki yükümlülüklere uyup uymadıklarını denetleyerek Avrupa Birliği hukukunun yorumlanması işini yapmaktadır. Adalet Divanı aynı zamanda AB hukukunu uygulayan ulusal mahkemeler ile de bağlantılı olarak çalışmakta, AB hukukuyla bir şekilde ilgisi olan bir uyuşmazlık üzerinde karar vermesi istenen herhangi bir ulusal mahkeme ön hukuki kararlar için Adalet Divanına sorular yöneltebilmektedir.

Divan AB hukukunun bir hükmünün hukukiliğini gözden geçirmekte ya da yorumlamaktadır. AB mevzuatının vatandaşlara günlük hayatlarının değişik alanlarında tanımış olduğu hakları korumak suretiyle, Avrupa yurttaşlarına hukuka uygun bir yaşam alanı oluşturulması konusunda Divan içtihatlar geliştirmektedir.

Barış Hakkının Desteklenmesi Hakkında Karar

0

Barış Hakkının Desteklenmesi Hakkında Karar,  Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi tarafından 22 Haziran 2017 tarihinde kabul edilmiştir. (Promotion of the right to peace)

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 15 Mart 2006 tarihinde 60/251 sayılı kararıyla kurumsal statü kazanmıştır. BMİHK, daha önce 60 yıl boyunca görev yapmış olan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun işlevlerini üstlenmiştir.

İnsan Hakları Konseyi, Birleşmiş Milletler sistemi içinde yer alan ve dünya genelinde tüm insan haklarının geliştirilmesi ve korunmasından sorumlu 47 devletten oluşan hükümetler arası bir organdır. Yıl boyunca dikkatini gerektiren tüm tematik insan hakları konularını ve durumlarını tartışma yeteneğine sahiptir.. Merkezi, Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi’dir.

.[/box]

Barış Hakkının Desteklenmesi

İnsan Hakları Konseyi,

Başta İnsan Hakları Konseyi’nin 32/28 sayılı, 1 Temmuz 2016 tarihli kararı olmak üzere; Genel Kurul, İnsan Hakları Komisyonu ve İnsan Hakları Konseyi tarafından kabul edilen, tüm insan haklarının herkesçe eksiksiz bir şekilde kullanılabilmesinin vazgeçilmez şartı olan barış hakkının ve barışın desteklenmesine ilişkin geçmiş bütün kararları anımsatarak,

Genel Kurul’un 71/189 sayılı, 19 Aralık 2016 tarihli kararıyla Barış Hakkı Bildirgesi’ni kabul etmesini memnuniyetle karşılayarak,

Devletler ve başta Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı [UNESCO] olmak üzere Birleşmiş Milletler ve özel ajansların Bildirge’yi hayata geçirmek üzere uygun sürdürülebilir önlemleri alması gerektiğini anımsatarak,

  1. Herkesin barıştan yararlanma hakkı olduğunu ve bu şekilde bütün insan haklarının savunulabilir ve korunabilir, kalkınmanın eksiksiz bir şekilde hayata geçirilebilir olduğunu anımsatır,
  2. Devletlerin eşitliğe ve ayrımcılık yapmamaya, adalete ve hukukun üstünlüğüne saygı göstermeleri, hayata geçirmeleri ve teşvik etmeleri; korku ve yokluktan azade [bir şekilde yaşamayı] toplumlar içinde ve arasında barış inşası yolu olarak güvence altına almaları gerektiğini vurgular,
  3. Barışın yalnızca çatışma yokluğu değil aynı zamanda diyaloğun teşvik edildiği ve çatışmaların karşılıklı bir anlayış ve işbirliği ruhuyla çözüldüğü ve sosyoekonomik gelişmenin güvence altına alındığı olumlu, dinamik ve katılımcı bir süreç olduğunu tanır,
  4. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri’nin desteğiyle İnsan Hakları Konseyi’nin 37. ve 38. oturumları arasındaki dönemde, Barış Hakkı Bildirgesi’nin hayata geçirilmesini görüşmek üzere barış hakkına ilişkin yarım günlük bir oturumlararası bir atölye düzenlemeye karar verir,
  5. Yüksek Komiser’den İnsan Hakları Konseyi’ne 39. oturumunda atölyeye ilişkin özet formunda bir rapor sunmasını talep eder,
  6. Görüşmeler sırasında dünya çapında bir temsiliyet sağlanabilmesi amacıyla bütün Üye Ülkeleri, özel ajansları ve sivil toplumu atölye tartışmalarına katılmaya teşvik eder,
  7. Konuyla ilgili tüm yetkinin kendisinde kalmasına karar verir.

The Client- Müvekkil

0

The Client (Müvekkil), John Grisham‘ın kitabından aynı isimli kitabından senaryolaştırılarak uyarlanan bir filmdir. Film, oyuncu performansları ile göz dolduran heyecanlı ve gerilimli bir yapımdır. Oscar‘a aday gösterilmiştir.

Brad Renfro, 1994, (c) Warner Brothers

 

Yapım Yılı       :1994 – ABD
Tür                  :Dram ,  Gerilim ,  Gizem
Süre               :119 Dak.
Yönetmen      :Joel Schumacher
Oyuncular      :Tommy Lee Jones ,  Susan Sarandon ,  Mary-Louise Parker ,  William H. Macy ,  Anthony LaPaglia
Senaryo          :Akiva Goldsman ,  Robert Getchell
Yapımcı           :Arnon Milchan ,  Steven Reuther

Joel Schmuacher ‘in yönettiği filmde başrolleri en iyi kadın oyuncu oscar ödülü sahibi (1996) Susan Sarandon ve en iyi yardımcı erkek oyuncu oscar ödülü sahibi (1993) Tommy Lee Jones paylaşmıştır.

The Client(Müvekkil), ormanın yakınında kardeşi ile birlikte oynayan 11 yaşındaki Mark’ın (Brad Renfro) bir intihara tanık olmasıyla başlamaktadır. İntihar eden kişi mafya avukatıdır. Cesedi bulan polis ve FBI, avukatın intihar etmeden önce Mark ile konuştuğundan şüphelenmiş ve olayı çözmek için Mark’ı yakın markaya almıştır. Hükumet adına çalışan Roy Foltrigg (Tommy Lee Jones) olayı aydınlatmakta kararlıdır. Ancak mafya Mark’ı tehdit etmektedir. Eğer Mark konuşursa ailesi ve kendisi öldürülecektir. Mark, onu temsil etmeyi kabul eden “Reggie” ile tanışır. Avukat, davayı siyasi hırsları için bir sıçrama tahtası olarak kullanan biridir. Mark ve Reggie, New Orleans’a gider. Reggie, Foltrigg ile anlaşma yapmak ve aileyi tanık koruma programına yerleştirmeyi planlamaktadır.

Sistem eleştirisi yapılan filmde, The Client isimli kitabın konusuna bağlı kalınarak 11 yaşındaki bir çocuğun sırf bir intihara şahit olduğu için FBI ve soruşturma savcıları tarafından nasıl hırpalandığı da gözler önüne serilmektedir.

Sağlıklı Şehirler Atina Deklarasyonu

0

Sağlıklı Şehirler Atina Deklarasyonu(Athens Declaration for Healthy Cities), 22-25 Ekim 2014 tarihinde Yunanistan’da düzenlenen konferansta kabul edilmiştir.

Dünya Sağlık Örgütü(World Health Organization-WHO) Avrupa Bölgesi Ofisi tarafından organize edilen ve Atina’da toplanan Uluslararası Sağlıklı Şehirler Konferansında; “Sağlık ve Şehir: 21. yüzyılda kentlerde yaşam Kendisini sağlık ve esenliğin geliştirilmesine adamış şehirlerin vizyonları ve en iyi çözümleri” başlığı altında yapılan toplantı, kent yaşamını daha kaliteli ve sağlıklı bir zemine taşıma amacı ile düzenlenmiştir.

Sağlıklı Şehirler Atina Deklarasyonu

6. Fazda DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı ve Avrupa Ulusal Sağlıklı Şehirler Ağları için Politik Bildiri ve Eylemlere Yönelik Taahhütler

Herkes için sağlık, sağlık alanında eşitlik ve esenlik için yerel liderliğin güçlendirilmesi

Politik bildiri

Bizler, Sağlıklı Şehirler hareketinin belediye başkanları ve üst düzey politik temsilcileri olarak, Sağlıklı Şehirler hareketinin değer ve prensiplerine olan taahhüdümüzü yinelemek için Yunanistan’ın Atina kentinde gerçekleştirilen 2014 Uluslararası Sağlıklı Şehirler Konferansında bir araya geldik.

Gittikçe kentleşen ve birbirine bağımlı hale gelen bir dünyada, şehirlerimizi daha sağlıklı, güvenli, adil, içermeci, dayanıklı ve sürdürülebilir bir hale getirmek amacıyla hem bireysel hem de toplu olarak liderliğimizi ortaya koyacağız.

Aşağıdakileri kabul ediyoruz:

  • Vatandaşlarımızın esenliği, sağlık ve mutluluğu, sağlığın yaşamın tümü üzerindeki belirleyicileri hakkında alacağımız politik kararlara bağlıdır;
  • Kent yaşamının kalitesini etkileyen iklim değişikliği ile mücadele etmek için derhal eyleme geçmemiz gerekiyor; ve
  • Canlı topluluklar için hayati öneme sahip olan sosyal farklılıklar ve güven, sadece sosyal ayrımcılıkları ve sağlık alanındaki eşitsizlikleri artıran politikalarla mücadele edersek gerçekleşebilir. Bu nedenle şehirlere ve insanlara yatırımı güçlü bir şekilde destekleyeceğiz ve hem şehirlerimiz arasında hem de birçok başka paydaş ile yapılacak şehir diplomasisi gücümüzü büyük ölçüde derecede artıracağız. Özellikle de Birleşmiş Milletler gündemini (worldwewant2015.org) geliştirme ve uygulama konusunda güçlü bir şekilde çalışacağız.

Aşağıdakileri taahhüt ediyoruz:

  • Şehirlerimizle ve mahallelerimizle ilişkili planlama, tasarım, bakım, iyileştirme ve yönetim konularına sağlık ve sürdürülebilir kalkınmayı dahil edeceğiz ve yeni teknolojileri kullanacağız;
  • Karar vericileri, sağlık alanındaki eşitsizlikleri artıran, insanların temel hizmetlere erişimini engelleyen ve fiziksel ve ruhsal sağlık ve esenliklerini zedeleyen zorunlu tasarruf önlemleri gibi politikaların riskleri konusunda uyarmak için kamusal platformlarımızı ve ağlarımızı kullanacağız;
  • Sağlığın belirleyicileri ile ilişkili devletin ve toplumun tüm katmalarını içerisine alan yaklaşıma olan ihtiyaç konusunda bilinci artıracağız; tüm ilgili paydaşları bir araya getirmek, işin içerisine dahil etmek ve isteklendirmek için gücümüzü kullanacağız; ve tüm sektörlerin, politikalarında sağlık ile ilgili konuları da dikkate almaları için gücümüzü kullanacağız;
  • Sağlık, sağlık alanında eşitlik ve esenlik konularının, fakirliğin azaltılması, sosyal içermeciliğin artırılması ve ayrımcılığın ortadan kaldırılması için sosyal ve ekonomik kalkınma ve gelişmenin her seviyesinin bir barometresi (sonuç ölçütü) olarak kullanılmasını destekleyeceğiz.
  • Kolaylaştırıcılık, sosyal yenilikler ve arabuluculuk, yerel, ulusal ve uluslararası alanlarda sağlık yatırımlarını savunma konusunda sahip olduğumuz özgün liderlik rollerimizi kucaklayacağız.
  • Yeni ortaya çıkan veya sürmekte olan sağlık sorunları hakkındaki daha etkin ve verimli politika ve yönetişim yaklaşımları hakkındaki yeni bilgileri paylaşmaya devam edeceğiz.

Sağlık, ulusal, bölgesel ve küresel gündemlerde daha da önemli bir rol oynayacak ve ayrıca şehirlerden oluşan ağlar küresel sağlık, çevre ve kalkınma hedef ve politikalarının oluşturulmasında daha belirleyici bir role sahip olacaktır. Bu nedenle bizler, küresel olarak ulusal hükümetleri ve uluslararası kurumları aşağıdakileri gerçekleştirmeye davet ediyoruz:

  • Ulusal ve uluslararası sağlık politikalarının hazırlanmasında ve uygulanmasında yerel ve kentsel boyutun önemini anlamak;
  • Sağlık alanında eşitliği, sosyal içermeyi ve sürdürülebilir kalkınma politikalarını desteklemek için mümkün olduğunda ilave kaynakları ve yasal enstrümanları devreye sokmak;
  • Ulusal ve uluslararası sağlık stratejileri için bilgi almak ve yerel yönetimlerin temsilcilerinin uluslararası forumlara katılımını teşvik etmek üzere yerel sağlık koşullarının analizinde ve hakkındaki çalışmalarda sektörler arası ve katılımcı yaklaşımlarla şehirlerin deneyim ve bilgilerini kullanmak;
  • Ulusal sağlıklı şehirler ağlarını koordinasyon, kapasite geliştirme ve diplomasi rolleri açısından desteklemek.

Şehir ve sağlık sektöründeki liderleri ve şehirlerde yaşayan herkesi, daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek üzere bu amaçlar altında bize katılmaya davet ediyoruz.

DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı ve Avrupa Ulusal Ağlarının 6. Fazda için Eylem Taahhütleri

Avrupa şehirlerinin belediye başkanları ve üst düzey politik temsilcileri olarak, 25 Ekim
2014 tarihinde, Atina’da gerçekleştirilen 2014 Uluslararası Sağlıklı Şehirler Konferansında, sağlıklı şehirler hareketi içerisinde önümüzdeki beş sene yapacağımız çalışmalara ilham verecek ve yol gösterecek olan altıncı fazın başlangıcında bir araya gelen bizler aşağıdakileri taahhüt ediyoruz:

1. Eşitlik, halkın güçlendirilmesi, ortaklıklar, dayanışma ve sürdürülebilir kalkınma (Sağlıklı şehirlerin prensip ve değerleri) alanlarında, DSÖ Tüzüğü ve Evrensel İnsan Hakları Beyannamesine dayanarak oluşturulan ve aşağıdakileri ifade eden sağlıklı şehir prensip ve değerlerine olan taahhüdümüzü yineliyoruz: “Ulaşılabilir en yüksek sağlık standardına erişmek, ırk, din, politik inanç, ekonomik ve sosyal koşullarından bağımsız olarak her insanın temel hakkıdır.”

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Sağlıklı şehirlerin prensip ve değerleri

Eşitlik: Sağlık alanında eşitsizliklerle mücadele etmek, zarar görebilir ve sosyal açıdan dezavantajlı olan kişilerin ihtiyaçlarını gözetmek (eşitsizlik, sağlık alanındaki adaletsizlikler ve kötü sağlığın engellenebilir nedenleri anlamına gelmektedir). Sağlık hakkı, cinsiyet, ırk, dini inanç, cinsel eğilim, yaş, engellilik veya sosyoekonomik imkanlardan bağımsız olarak herkes için geçerlidir.

Katılımcılık ve Yetkilendirme: İnsanların sağlıklarını, sağlık hizmetlerini ve esenliklerini etkileyen kararlara toplu ve bireysel olarak katılma hakkını elde etmelerini sağlamak. İnsanların kendi kendine yetebilir hale gelmesini sağlamak için fırsatlara erişim ve becerilerini geliştirmelerine imkan vermek.

Ortaklıklar halinde çalışmak: Entegre yaklaşımların uygulanması ve sağlık alanında sürdürülebilir gelişim için sivil toplum ve diğer devlet harici aktörler dahil olmak üzere etkin çok sektörlü stratejik ortaklıklar geliştirmek.

Dayanışma ve dostluk: Ağlar içerisinde barış, dostluk ve dayanışma ruhu ile çalışmak ve sağlıklı şehirler hareketindeki şehirlerin sosyal ve kültürel çeşitliliğine saygı duymak ve takdir etmek.

Sürdürülebilir kalkınma: Çevre açısından ve sosyal açıdan sürdürülebilir olan ekonomik kalkınmanın gerçekleşmesi için çalışmak (ve ulaşım sistemleri dahil olmak üzere tüm altyapısı için çalışmak): günün ihtiyaçlarını karşılarken gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama yeteneklerine zarar vermemek.[/box]

Sağlıklı şehirlerin prensip ve değerleri
    • Eşitlik: Sağlık alanında eşitsizliklerle mücadele etmek, zarar görebilir ve sosyal açıdan dezavantajlı olan kişilerin ihtiyaçlarını gözetmek (eşitsizlik, sağlık alanındaki adaletsizlikler ve kötü sağlığın engellenebilir nedenleri anlamına gelmektedir). Sağlık hakkı, cinsiyet, ırk, dini inanç, cinsel eğilim, yaş, engellilik veya sosyoekonomik imkanlardan bağımsız olarak herkes için geçerlidir.
    • Katılımcılık ve Yetkilendirme: İnsanların sağlıklarını, sağlık hizmetlerini ve esenliklerini etkileyen kararlara toplu ve bireysel olarak katılma hakkını elde etmelerini sağlamak. İnsanların kendi kendine yetebilir hale gelmesini sağlamak için fırsatlara erişim ve becerilerini geliştirmelerine imkan vermek.
    • Ortaklıklar halinde çalışmak: Entegre yaklaşımların uygulanması ve sağlık alanında sürdürülebilir gelişim için sivil toplum ve diğer devlet harici aktörler dahil olmak üzere etkin çok sektörlü stratejik ortaklıklar geliştirmek.
    • Dayanışma ve dostluk: Ağlar içerisinde barış, dostluk ve dayanışma ruhu ile çalışmak ve sağlıklı şehirler hareketindeki şehirlerin sosyal ve kültürel çeşitliliğine saygı duymak ve takdir etmek.
    • Sürdürülebilir kalkınma: Çevre açısından ve sosyal açıdan sürdürülebilir olan ekonomik kalkınmanın gerçekleşmesi için çalışmak (ve ulaşım sistemleri dahil olmak üzere tüm altyapısı için çalışmak): günün ihtiyaçlarını karşılarken gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama yeteneklerine zarar vermemek.

2. Yerel, ulusal ve uluslararası alanda insanların sağlık ve esenliğini savunan ve bunun için en yüksek derecede politik taahhütte bulunan ve tüm vatandaşların durumlarını iyileştirmek ve korumak için sahip olduğumuz özel liderlik rolümüzü kabul ediyor ve bunu kullanacağımızı belirtiyoruz.

3. Politikaların geliştirilmesi konusunda sorumlu olduğumuz tüm vatandaşların çıkarlarını şeffaf bir şekilde temsil ediyoruz ve tümünün politika oluşturma sürecine katılımını sağlayacağız.

4. Diğerlerini işin içerisine dahil etmek için kamusal platformlarımızı ve ağlarımızı kullanacağız ve bunun için: kentsel alanlarda kötü sağlığın temel sebepleri konusundaki bilinci artıracağız; sağlık alanında çalışmak üzere tüm ilgili paydaşları bir araya getirmek ve harekete geçirmek için tüm imkanlarımızı kullanacağız; ve tüm sektörlerin politikalarında sağlık konularını dahil etmeleri için gücümüzü kullanacağız.

5. Bilgi ve uzmanlıkların paylaşıldığı dinamik platformlar ve kriz yönetimi ve toplu şehir sağlığı diplomasisi için hayati öneme sahip araçlar olarak sağlıklı şehir ağlarını destekleyeceğiz.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Sağlıklı şehirlerin stratejik yaklaşımları

Sağlığı şehirlerin sosyal ve politik gündemlerinin en üst sıralarını yerleştirmek için eylemlerde bulunmak

Sağlık ve sürdürülebilir kalkınma hedefli yerel seviyedeki ve sağlığın belirleyicileri, sağlık alanında eşitlik ve Herkes için Sağlık ve tüm politikalarda sağlık prensiplerine dayanan politika ve eylemleri geliştirmek

Sağlık, tüm yerel politikalarda sağlık ve eşitlik ve sağlık için entegre planlama amacıyla sektörler arası ve katılımcı yönetişimi desteklemek

Avrupa Bölgesindeki tüm şehirlerde sağlığı iyileştirmek için kullanılan politika ve uygulama uzmanlığını, kanıtları, bilgi ve yöntemleri geliştirmek

Avrupa şehirleri ve yerel yönetimlerin ağları arasında dayanışma, işbirliği ve bağlantılı çalışmayı ve kentsel konularda çalışan ortaklıklar ile yerel yönetimler arasındaki işbirliklerini geliştirmek

Sağlıklı şehirler ağlarının tüm DSÖ bölgelerindeki tüm Üye Devletlerin ağlarına erişim imkanlarını geliştirmek[/box]

6. Sağlıklı şehirler ile ilişkili önceki deklarasyonları ve politik beyanları (1986-2014) hatırlayacak, söz konusu düzenleme ve taahhütlerin gerçekleştirmesi için çalışacak ve bu kapsamda sağlığın geliştirilmesi, bulaşıcı olmayan hastalıkların önlenmesi, eşitlik, sağlıklı şehir politikaları ve çevre sağlığı hakkındaki ilgili DSÖ, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği konvansiyonları, deklarasyonları, şartları, stratejileri ve eylem planlarını yerelde destekleyeceğiz (EK 1)

7. Aşağıdakiler dahil olmak üzere etkin ve verimli eylemler için yeni fırsat ve kanıtlardan yararlanacağız:

  • Yakın geçmişte meydana gelen ve ömür beklentisini, sağlığı, tanı ve tedavi imkanlarını, bilgi toplamayı, dağıtmayı, dijital erişim ve bağlantıları önemli derecede iyileştiren yeni teknolojiler (bilimsel, eczacılığa ait ve iletişim tabanlı)
  • Sağlığın sosyal belirleyicileri hakkındaki yeni araştırmalara dayanan bilgiler ve sağlığı geliştiren veya sağlık alanındaki eşitsizlikleri azaltan kaynakların dağıtımı ve toplulukların kendi kaderini tayin etme yeteneği ile ilişkili mekanizmalar
  • Sağlık ve ekonomik performansın birbiriyle olan bağlantıları hakkındaki ve yerel, ulusal ve uluslararası sağlık sistemlerinin insanlar, fikirler ve ürünler için yenilikçi, işveren, arazi sahibi, kurucu, tüketici ve rekabetçi olarak ekonomiler üzerindeki etkileri hakkındaki yeni bilgiler
  • Belediye başkanlarının, diğer politikacıların ve halk sağlığı savunucularının daha iyi işbirliğine imkan sağlamak ve topluluklar, devlet ve özel sektör temsilcileri dahil olmak üzere devletin ve toplumun tüm katmanları yaklaşımlarını uygulamak amacıyla farklı oyuncuları, koalisyonları ve ağları bir araya getirerek yönetişim yapılarını ve mekanizmalarını nasıl değiştirdiği hakkında yeni kanıtlar,
  • Günümüzün değişen politik ortamında belediye başkanlarının ve diğer karar vericiler ile halk sağlığı kurumlarının yararlı bir şekilde benimseyebileceği yeni roller

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Belediye başkanları ve diğer kamu görevlileri için yeni roller

Belediye başkanları ve diğer üst düzey memurlar sağlık ve esenliği aşağıdaki yollarla iyileştirebilir:

Tüm politikaların sağlık üzerindeki etkilerini de dikkate alan daha kapsamlı bir anlayışı benimsemek;

Tüm sektörlere, kullanılabileceği durumlarda, çok sayıda paydaşın müdahil olması ve merkezi olmayan karar verme süreçlerinin daha iyi kullanılması konusunda çağrıda bulunmak;

Sektörler arası güven ve anlayışın oluşturulması için kaynaklar atamak ve en önemlisi zaman ayırmak;

Birbirine bağlı olan hedefleri farklı sektör ve topluluklarda yer alan ortaklarla birlikte tanımlamayı kolaylaştırmak ve desteklemek ve ağdaki ortaklara karşı saygı göstererek bir ağ yöneticisi rolü üstlenmek;

Sağlık, sağlık konusunda eşitlik ve esenliğin temel bileşenler haline gelmesinin gerektiği sosyal değer ve hedefler konusunda yerel, ulusal, bölgesel ve küresel diyaloğu desteklemek;

Şehirlerin küresel ve yerel zorlukların üstesinden gelmesine yardımcı olacak pratik girişimler oluşturabilmek için yeni, işbirliğine dayanan fırsatları desteklemek;

ve Yapay çevrenin ve yeni teknolojilerin vatandaşların sağlığını nasıl etkileyebileceği ve daha akıllı şehirler oluşturmada nasıl kullanılabileceği konusunda yeni bilgileri kullanmak.(Bir şehrin akıllı olarak tanımlanabilmesi için doğal kaynakların akıllı yönetimi ve katılımcı yaklaşım ile insan ve sosyal sermayeye yapılan yatırımın ve geleneksel ve modern bilgi ve iletişim teknolojileri altyapısının sürdürülebilir ekonomik kalkınmayı ve yüksek yaşam kalitesini desteklemesi gerekmektedir.)[/box]

8. İnsanların sağlık ve esenliği ile ilişkili yeni ortaya çıkan, geçmişten gelen endişe ve sorunlarla mücadele edeceğiz; bunlara şunlar da dahildir: Sağlık alanındaki eşitsizliklerin azaltılmasına duyulan ihtiyaç, bulaşıcı olmayan ve ruh sağlığı sorunları dahil olmak üzere kronik hastalıkların artan yükü, sakatlanmalar ve şiddet, yeni ve tekrar ortaya çıkan bulaşıcı hastalıklar, iklim değişikliği ve süren ekonomik krizler.

Sağlık 2020 – şimdi bizim zamanımız

9. Devlet ve toplum nezdinde sağlık ve esenliğe yönelik eylemleri destekleyen Avrupa politik çerçevesi Sağlık 2020’yi benimsiyor ve kendimizi Sağlık 2020’nin ortak hedeflerine yönelik çalışmaya adıyoruz

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Sağlık 2020 hedefleri

1. DSÖ Avrupa Bölgesinde 2020 yılına kadar erken ölümleri azaltmak

2. DSÖ Avrupa Bölgesinde sağlıklı ömür beklentisini artırmak

3. DSÖ Avrupa Bölgesinde sağlık alanındaki eşitsizlikleri azaltmak

4. DSÖ Avrupa Bölgesinde insanların esenliğini artırmak

5. Evrensel kapsam ve ulaşılabilir en yüksek sağlık seviyesine ulaşılmasını sağlamak

6. Üye devletlerde sağlık alanında ulusal hedefler ve amaçlar belirlemek Üye Devletler tarafından kabul edilen göstergeler bu hedefleri destekleyecektir.[/box]

10. DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı ve ulusal sağlıklı şehirler ağları şehirlerinin Sağlık 2020’nin uygulanmasında temel araçlar olduğunu ve bizim etkimizi kullanacağını kabul ediyor ve bunu desteklemek için çalışmayı taahhüt ediyoruz.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Sağlıklı şehirlerin sağlık, esenlik ve eşitlik üzerindeki etkisi Mevzuat. Şehirler, arazi kullanımı, bina standartları, su ve hıfzıssıhha sistemlerini etkileyebilecek ve tütün kullanımı ve meslek sağlık ve güvenliği konusunda sınırlandırmalar oluşturabilecek konumdadırlar.

Entegrasyon. Yerel hükümetler sağlığın geliştirilmesi konusunda entegre stratejiler geliştirme ve uygulama yeteneğine sahiptir

Sektörler arası ortaklıklar. Şehirlerin demokratik sorumlulukları, güçlerini ortaklıklar üzerinden paylaşmayı ve birçok sektörden katkının sağlanmasını desteklemeyi gerektirmektedir.

Vatandaşların katılımı. Yerel yönetimler her gün vatandaşlarla iletişim halindedir ve vatandaşların endişe ve önceliklerine en yakın konumdadır. Özel ve kar amacı gütmeyen sektörler, sivil toplum ve vatandaş grupları ile birlikte çalışma konusunda önemli fırsatlar sunmaktadır.

Eşitlik odağı. Yerel yönetimler, fakir insanlar ve hassas gruplara daha fazla fırsat oluşturmak için yerel kaynakları harekete geçirme ve şehirdeki tüm vatandaşların haklarını destekleme kapasitesine sahiptir.[/box]

11. Sağlık 2020’yi, DSÖ Avrupa Sağlıklı şehirler Ağının 6. Fazında iyi bir zamanlama ile gelmiş ve güçlü bir birleştirici çerçeve olarak kullanacağız.

DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağının Taahhütleri ve Temaları

12. Uygulamanın temelinde politik taahhüt olduğunu beyan ediyoruz.

13. Sağlık hedefli şehir planlama kavramının geçerli ve istenilen bir şey olduğunu kabul ediyoruz ve tüm politikalarda sağlık konusundaki çalışmalara yeni bir odak alanı olan toplumsal dayanıklılık ve sağlık okuryazarlığına ile devam edeceğiz.

14. 6. Fazın, Sağlık 2020’nin şehirlerde uygulanması sırasında şehirleri destekleyeceğini ve anahtar paydaşların bir araya gelmesi ile güçlerini sağlık ve esenliğe odaklamasına, sosyal inovasyon ve değişim potansiyelinden yararlanmalarına ve yerel halk sağlığı sorunlarıyla mücadeleye yönelik çalışmalarında destekleyeceğini anlıyoruz.

15. Her şehrin özgün olduğunu kabul ediyoruz ve bu kapsamda 6. Faz’ın genel ve ana hedeflerini, kendi yerel durumumuza uygun bir şekilde takip edecek ve yerel vatandaşların sağlıklarına en yüksek pozitif etkiyi yapacak öncelikli eylem planlarını tanımlayacağız.

16. Farklı giriş noktaları ve yaklaşımlar kullanacağız fakat 6. Fazın genel ve ana hedeflerine ulaşma konusunda birlikte çalışmaya devam edeceğiz.

17. 6. Faz’ı şehir, ulusal ve ulusaltı seviyelerde birlikte öğrenme, uzmanlık ve deneyimlerin öğrenilmesi ve paylaşılması konusu özgün bir platform olarak kullanacağız.

18. Genel ve ana konular üzerinde çalışırken yeni kanıt ve bilgileri kullanacak ve 5. ve 6. Faz’ın ve temalarından yararlanacağız.

Ana konular ve temalar

19. Kendimizi 6. Faz’ın genel çerçevesini belirleyen Sağlık 2020’nin aşağıdaki iki stratejik hedefi üzerinde çalışmaya adayacağız:

  • Herkesin sağlığını iyileştirmek ve sağlık alanındaki eşitsizlikleri azaltmak; ve
  • Sağlık alanında liderlik ve katılımcı yönetişimi iyileştirmek.

20. Sağlık alanındaki eşitsizliklerle mücadele etmek için, yerel yönetimin tüm katmanları yaklaşımı, güçlü politik destek ve değişim için kapasite geliştirme kavramları üzerinden sistematik eylemleri destekleyeceğiz.

21. Sağlık ve esenlik alanında etkin liderlik için politik adanmışlık, vizyon ve stratejik yaklaşım, destekleyici kurumsal yapılar, ağ çalışmaları ve benzeri hedefler üzerinde çalışan diğer insanlarla bir araya gelmenin gerekli olduğunu anlıyoruz.

22. Sağlık alanında yerel liderliğin şu anlama geldiğini biliyoruz: Sağlığa ait bir vizyon ve anlayışın sosyal ve ekonomik kalkınma için önemi; yeni ortaklıklar ve birliktelikler oluşturmak için taahhüt ve adanmışlık; resmi ve resmi olmayan yerel aktörler ile sağlık konusunda hesap verilebilirliğin geliştirilmesi: Yerel eylemleri ulusal, Avrupa ve küresel politikalarla bir araya getirmek; değişiklikleri önceden görmek ve planlamalar yapmak; tüm vatandaşların mümkün olan en yüksek sağlık seviyesine çıkmasını sağlamak için bir koruyucu, kolaylaştırıcı, katalizör, arabulucu, avukat ve savunucu olarak eylemlerde
bulunmak.

23. Gerekli olduğunda, çocukların sağlığı ve erken yaşlarda gelişim; istihdamın, çalışma koşullarının ve yaşam boyu öğrenimin iyileştirilmesi; yaşlı insanların yaşam koşullarının iyileştirilmesi; sosyal korumanın iyileştirilmesi ve fakirliğin azaltılması; toplumsal dayanıklılık hakkında çalışma; sosyal içerme ve uyumun iyileştirilmesi; cinsiyet, etnik yapı veya cinsel eğilimlerden bağımsız olarak hakların ve eşitliğin savunulması dahil olmak üzere yaşam seyri yaklaşımını kullanarak politikalar ve müdahaleler geliştireceğiz.

24. Şehir sağlık diplomasisi kavramını 6. Fazda keşfedilecek ve şehirlerin uluslararası alanda birlikte çalışmasına yönelik fırsatları yansıtan ve aynı zamanda ulusal ve küresel halk sağlığı gündemleri ile bağlantılar kuran yeni bir tema olarak kabul ediyoruz.

25. 6. Fazdaki ana konuların, Sağlık 2020’nin dört politik önceliğinin yerelde uygulanmasına dayandığını kabul ediyoruz:

  •  Tüm yaşam boyunca sağlığa yatırım yapmak ve insanları güçlü kılmak;
  • Avrupa Bölgesi’ndeki bulaşıcı ve bulaşıcı olmayan ana sağlık sorunları ile mücadele etmek;
  • İnsan odaklı sistemleri, halk sağlığı kapasitesini, acil durumlara hazırlıklı olmayı ve tehlikelerin izlenmesini desteklemek; ve
  • Dayanıklı toplumlar ve destekleyici ortamlar oluşturmak.

26. Bu dört temanın birbirinden ayrı eylem alanları olmadığını, birbirine bağımlı ve birbirini destekleyici olduğunu kabul ediyoruz. Yaşamın tamamına odaklanan bir yaklaşımın ve insanların güçlü hale getirilmesinin hastalıklarla mücadeleyi ve halk sağlığının güçlendirilmesini destekleyeceğini biliyoruz. Şehirler, eşitsizlikleri azaltmaya odaklandıklarında ve politikalarını, yatırım ve hizmetlerini birleştirdiklerinde sağlık alanında daha fazla fayda elde edeceklerdir.

27. DSÖ ve işbirliği merkezleri tarafından desteklenen DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı’nın ana temalarına odaklanacak, elde ettiğimiz bilgileri Avrupa ve ötesindeki tüm şehirlerin yararına sunacağız.

İşbirliği ve ortaklık

30. Şehirlerin, DSÖ Avrupa Bölgesinde, yalnız bir şekilde hareket edemeyeceğini ve ulusal ve bölgesel yönetimlerin ve ayrıca Avrupa Birliği ile DSÖ Avrupa Bölge Ofisinin de önemli bir role sahip olacağını kabul ediyoruz.

31. DSÖ Avrupa Bölge Ofisine aşağıdakiler konusunda çağrıda bulunuyoruz:

  • DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı 6. Fazının (2014–2019) hedeflerine yönelik stratejik liderlik ve eylemler için teknik destek sunmak;
  • Özellikle de şimdiye kadar Sağlıklı Şehirler hareketinde yer almamış olanlar dahil olmak üzere Avrupa Bölgesindeki tüm Üye Şehirlerde sağlıklı şehirler için kapasite geliştirme ve ağ çalışmalarını desteklemek, kolaylaştırmak ve koordine etmek,
  • Yerel eylem bileşenlerinin geliştirilmesi ve geliştirilmesinin teşvik edilmesi ve DSÖ’nün ilgili stratejik hedeflerinde ve teknik alanlarında yerel yönetimlerin rolünün dikkate alınması; ve
  • Sağlıklı şehirler gündemine diğer mesleklerin ve disiplinlerin daha fazla dahil olmasını desteklemek ve sağlık ve esenliğe olan kritik katkılarını kabul etmek.
Sonuç

Bizler, Avrupa Şehirlerinin belediye başkanları ve şehirlerin üst düzey politik temsilcileri olarak Yunanistan’ın Atina kentinde gerçekleştirilen 2014 Uluslararası Sağlıklı Şehirler Konferansında bir araya geldik ve Avrupa ve ötesinde, kentlerimizde yaşayan bugün ve gelecekteki kuşakların refahının, sağlığı ve esenliği geliştirme konusundaki yeni fırsatları kullanma istek ve imkanlarımıza bağlı olduğuna kanaat getirdik.

Yargı Etiği Danışma Kurulu’nun Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Karar

0
Yargıtay Önceki Başkanları

Yargı Etiği Danışma Kurulu’nun Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Karar taslağı, hakkında gelen görüşler, Kurul’un 2018 yılındaki toplantılarında müzakere edilerek değerlendirilmiş ve metne son hali verilerek yayınlanmıştır. Kararın, 24 Aralık 2018 tarihinden itibaren uygulanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Yargı Etiği İlkeleri’ni kabul ettiği 8 Aralık 2017 tarihinden önceki davranış veya işlemler, Yargı Etiği Danışma Kurulu’nun görevi dışında bırakılmıştır. 

YARGI ETİĞİ DANIŞMA KURULU ÇALIŞMA USUL VE ESASLARI HAKKINDA KARAR TASLAĞI”NA İLİŞKİN GÖRÜŞLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ HAKKINDA GEREKÇE

Yargı Etiği Danışma Kurulu’nun Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Karar

BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Amaç
MADDE 1

(1) Bu Kararın amacı, hâkimlerin ve Yargıtay Cumhuriyet savcılarının davranışlarının ve muhtemel davranış modellerinin etik değerlere uygunluğu hakkında, önerilerde bulunmak üzere kurulan Kurul’un çalışma usul ve esaslarını belirlemektir.

Kapsam
MADDE 2

(1) Bu karar, Kurul’un yapısını, üyelerinin niteliklerini, görev ve sorumluluklarını, çalışma yöntemini, hâkimlerin ve Yargıtay Cumhuriyet savcılarının yapacakları başvuruların değerlendirilmesini ve bu konuda verilecek kararların niteliğini kapsar.

Yargıtay personeli ile hâkim ve Cumhuriyet savcısı adayları hakkında bu karar uygulanmaz.

Dayanak
MADDE 3

(1) Bu Karar, 8.12.2017 tarihinde Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından oybirliği ile kabul edilen Yargıtay Yargı Etiği İlkeleri’nin “KISIM III”, “IV. Yargı Etiği Danışma Kurulu” başlıklı maddenin 2’nci fıkrasına dayanılarak hazırlanmıştır.

(2) Anayasa’nın 90’ıncı maddesinin son fıkrası uyarınca Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile insan haklarına ilişkin evrensel ilkeler de Kurul’un çalışmalarının dayanağını oluşturur.

Tanımlar
MADDE 4

(1) Bu Karar’da geçen;

a) Hâkim: Yargıtay Birinci Başkanı, başkan vekilleri, daire başkanları, üyeler ve tetkik hâkimlerini,
b) Yargıtay Cumhuriyet savcısı: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı Vekili ve Yargıtay Cumhuriyet savcılarını,
c) Kurul: Yargı Etiği Danışma Kurulu’nu,
d) Başkan: Yargı Etiği Danışma Kurulu Başkanı’nı,
e) Başkan Vekili: Yargı Etiği Danışma Kurulu Başkan Vekili’ni,
f) Üye: Yargı Etiği Danışma Kurulu üyesini,
g) Sekretarya: Yargı Etiği Danışma Kurulu Sekreteryası’nı,

ifade eder.

KİNCİ BÖLÜM
Kurul’un Yapısı, Üyelerin Nitelikleri, Seçimi, Görev Süresi ve Bağımsızlığı
Kurul’un yapısı
MADDE 5

(1) Kurul, yedi Yargıtay üyesi, iki tetkik hâkimi, bir Yargıtay Cumhuriyet savcısı ve bir öğretim üyesinden oluşur.

(2) Başkan, en kıdemli Yargıtay üyesidir. Üyelerden birinin daire başkanı olması halinde daire başkanı; birden fazla daire başkanı olması halinde ise en kıdemli daire başkanı Kurul’a başkanlık eder. Kıdemin belirlenmesinde, Yargıtay’da uygulanan kıdem sistemi esas alınır.

(3) Başkan Vekilliğini, Başkan’dan sonra gelen en kıdemli daire başkanı, daire başkanı olmaması halinde en kıdemli Yargıtay üyesi yürütür.

(4) Sekretarya görevi, Yargıtay genel sekreter yardımcısı tarafından yerine getirilir.

Hâkim ve Yargıtay Cumhuriyet savcısı üyelerin nitelikleri
MADDE 6 

(1) Kurul’da görev alan yedi Yargıtay üyesinden en az ikisinin kadın olması zorunludur. Yargıtay daire başkanları da Yargıtay üyesi kontenjanından Kurul’a üye olarak seçilebilirler.
(2) Yargıtay tetkik hâkimleri, Yargıtay kıdemi en fazla olan yirmi tetkik hâkimi arasından seçilir.
(3) Yargıtay Cumhuriyet savcısı, Yargıtay Cumhuriyet savcılığı kıdemi en fazla olan on Cumhuriyet savcısı arasından seçilir.

Kurul’a seçilecek öğretim üyesinin nitelikleri
MADDE 7 

(1) Kurul’a seçilecek öğretim üyesinin, etik alanında bilimsel nitelikte eser yazmış ve üniversitelerin etik kurullarında daha önce görev almış olması zorunludur. Herhangi bir yükseköğretim kurumunda öğretim üyesi olarak görev yapmayanlar, Kurul üyeliğine aday olamazlar.
(2)Bilimsel eser kapsamına, doktora tezi, uluslararası ve ulusal alan endekslerinde taranan dergilerde yayımlanmış hakemli makale, bilimsel kitaplar ile benzeri akademik özelliği olan kitap bölümleri dahildir. Diğer makaleler, editöre mektup, kitap kritiği, deneme, hikâye, anı, roman, internetteki blog yazıları gibi çalışmalar “etik alanında bilimsel nitelikte eser” olarak kabul edilmez.
(3) Öğretim üyesinin etik alanında yazdığı bilimsel nitelikte eser veya eserler ile üniversitelerin etik kurullarında daha önce görev yaptığına dair belgeler Sekretarya tarafından arşivlenir.

Hâkim ve Yargıtay Cumhuriyet savcısı üyelerin seçimi
MADDE 8 

(1) Yargıtay üyeleri, Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından Yargıtay daire başkanlarının seçimindeki usule göre seçilir.
(2) Tetkik hâkimleri, Birinci Başkanlık Kurulu tarafından Yargıtay kıdemi en fazla olan yirmi tetkik hâkimi arasından seçilir.
(3) Yargıtay Cumhuriyet savcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından Yargıtay Cumhuriyet savcılığı kıdemi en fazla olan on Cumhuriyet savcısı arasından seçilir.
(4) Hâkim ve Yargıtay Cumhuriyet savcısı üyelerin, üyelik şartlarını taşıdığını gösteren belgeler Sekretarya tarafından arşivlenir.
(5) Üye olmak için gerekli nitelikleri taşımadığı halde seçilenler, Kurul tarafından seçimi yapan makama bildirilir. Böyle bir kararın alındığı toplantıya, hakkında bildirim yapılan üye katılamaz.

Öğretim üyesinin seçimi
MADDE 9 

(1) Seçimin, liyakat, şeffaflık ve topluma karşı hesap verilebilirlik ilkelerine uygun şekilde yapılması esastır.
(2) Öğretim üyesinin görevinin sona ermesinden bir ay önce öğretim üyesinin seçim süreci başlatılır.
(3) Adayların özgeçmişleri ile üyelik için gerekli koşulları taşıdığına dair belgeleri Sekretarya’ya ulaştırmaları için Yargıtay kurumsal internet sitesinde ilan yapılır. İlanın bir örneği, üniversite rektörlüklerine ve hukuk fakültelerinin dekanlıklarına seçimden en az otuz gün önce gönderilir. Seçimin daha geniş bir çevrede duyurulması için yararlı olacağı anlaşılan başka yerlere de ilan metni gönderilebilir.
(4) Adayların özgeçmişleri ile seçim için gerekli tüm koşulları taşıdıklarına dair ibraz edilen belgeler, Sekretarya tarafından toplantıdan bir hafta önce üyelere dağıtılır.
(5) Kurul’un ilk toplantısında Sekretarya, tüm adaylar hakkında sunum yapar. Öncelikle, adaylık için gerekli koşulları taşımayanlar hakkında karar verilir. Gerekli koşulları taşıyan adayların, eserleri, kıdemleri, görev aldıkları projeler, çalıştıkları kurumlar, yabancı dilde yazılmış eserlere ulaşma kabiliyetleri ile Kurul çalışmalarına sağlayacakları diğer katkılar dikkate alınarak oy kullanılır. Adaylar hakkında yapılan müzakere tamamlandıktan sonra üyeler açık oylamayla ve salt çoğunlukla öğretim üyesini belirler. İlk oylamada seçilememesi halinde, ikinci oylamada en çok oy alan iki aday arasında seçim yapılır. Oyların eşitliği halinde Başkan’ın oyunu almış aday seçilir.
(6) Seçime ilişkin Kurul kararı, seçilen öğretim üyesine tebliğ edilir ve ayrıca görev yaptığı üniversitenin ilgili birimine bilgi verilir. Öğretim üyesinin seçimine ilişkin karar, gerekçeli olarak yazılır ve Yargıtay internet sitesinin etik ile ilgili sayfasına konulur. Adaylık başvurusunda bulunan diğer adaylara da seçim sonucu hakkında bilgi verilir.
(7) Öğretim üyesinin seçimine ilişkin diğer hususlar Kurul’un hazırlayacağı, Öğretim Üyesinin Seçimi Hakkında Yönerge’de düzenlenir.

Üyelerin görev süresi
MADDE 10 

(1) Üyelerin görev süresi iki yıldır. Süresi dolanlar, görev veya unvanları değişse dahi yeniden seçilemezler.
(2) Üyelerin görev süreleri, öğretim üyesinin seçilmesiyle Kurul’un oluştuğu tarihte başlar.
(3) Üyelerin görevlerinin sona ermesinden bir ay önce, yeni üyelerin seçimi için ilgili kurul ve makamlara Başkan tarafından bildirimde bulunulur.
(4) Yeni seçilen Kurul üyeleri görevlerine başlayana kadar, önceki Kurul üyelerinin görevleri devam eder.

Üyelerin görevlerinin sona ermesi
MADDE 11 

(1) Üyelerin görevleri aşağıdaki hallerde sona erer:
a) Üyelerin görev süresinin tamamlanması üzerine, yeni seçilen üyelerin göreve başlaması,
b) Üye seçilmek için gerekli niteliklerin kaybedilmesi,
c) Üyenin istifa etmesi.
(2) Üyelerde eksilme olması halinde, durum derhal ayrılan üyeyi seçen kurul veya makama bildirilir. Ayrılan üyenin seçildiği yöntemle belirlenen yeni üye, yerine seçildiği üyenin görev süresini tamamlar.

Üyelerin bağımsızlığı
MADDE 12 

(1) Üyeler kendilerini seçen kurul ya da makamdan bağımsız olarak görev yaparlar.

Sekretarya
MADDE 13

(1) Sekretarya görevini, Yargıtay Başkanının görevlendireceği bir Yargıtay genel sekreter yardımcısı yürütür. Görevlendirme yapılırken, Kurul’un yaptığı görevin önemi ve niteliği dikkate alınarak liyakat ilkesi gözetilir. Bu görev, Yargıtay genel sekreter yardımcısının gözetiminde olsa dahi başka bir hâkime veya personele verilemez.
(2) Görevlendirilen Yargıtay genel sekreter yardımcısının geçici görev, yıllık veya hastalık izni gibi yasal bir mazeretinin bulunması halinde, işbölümüne göre onun işlerine bakan Yargıtay genel sekreter yardımcısı sekretarya görevini geçici olarak yürütür.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Kurul’un Görev, Yetki ve Sorumlulukları
Kurul’un görevi
MADDE 14

(1) Kurul’un görevi, hâkim ve Yargıtay Cumhuriyet savcılarının davranışlarının veya muhtemel davranış modellerinin etik değerlere uygunluğu hakkında karar vermektir.

Kurul’un yetkisi
MADDE 15

(1) Kurul, görevlerini etkin ve verimli bir şekilde yerine getirmek üzere ilgili kurumlarla yazışma yapabilir, bilgi ve belge isteyebilir ve diğer faaliyetlerde bulunabilir.
(2) Kurul, gerekli görmesi halinde bilgi ve deneyiminden yararlanmak istediği kişileri toplantıya davet edebilir.

Kurul’un ve üyelerin sorumlulukları
MADDE 16

(1) Kurul, çalışmalarında bağımsız olup, kurum içi ve kurum dışı şeffaflık ve topluma karşı hesap verilebilirlik ilkelerine göre faaliyetlerini yürütür.
(2) Kurul çalışmalarında gizlilik ilkesine uyulur.
(3) Kitle iletişim araçları ile sosyal medyada Kurul’da görüşülen konular hakkında açıklama yapılamaz ve bilgi paylaşılamaz.
(4) Kurul’a intikal eden konularla ilgili olarak Yargıtay Yargı Etiği İlkelerinin 2.7 ve Yargıtay Cumhuriyet Savcıları Etik Davranış İlkelerinin 3.2 maddelerinde öngörülen hallerde üyeler toplantılara katılamaz.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Başkan ve Başkan Vekili, Üyeler ve Sekretarya’nın Görevleri ile Kurulun Çalışma Yöntemi
Başkan’ın görevi
MADDE 17 

(1) Başkan;

a) Kurul’u temsil eder,
b) Kurul’un toplantılarına başkanlık eder,
c) Kurul’a ilişkin yazışmaları imzalar,
d) Toplantı gündemini belirler,
e) Gerekli hallerde, üyeleri komisyon şeklinde çalışmak üzere görevlendirir,
f) Kurul kararlarının taslaklarına ilişkin değişiklik önerilerini değerlendirerek sonuçlandırır,
g) Kurul’un düzenli ve verimli çalışmasını sağlamak için gerekli önlemleri alır.

Başkanvekili’nin görevi
MADDE 18

(1) Başkan Vekili, yasal mazereti nedeniyle görevlerini kısmen veya tamamen yerine getirememesi halinde Başkan’a ait görevleri yerine getirir.

Üyenin görevi
MADDE 19 

(1) Üye;

a) Kurul toplantılarına katılır,
b) Kurul’un görev, yetki ve sorumlulukları içindeki işleri yapar,
c) Kurul’un ahenkli, verimli ve düzenli çalışmasının sağlanmasında ve işlerin gecikmeksizin incelenip karara bağlanmasında Başkan’a yardım eder.

Sekretarya’nın görevi
MADDE 20 

(1) Sekretarya;
a) Gündemi üyelere toplantıdan önce iletir,
b) Kurul kararlarının taslaklarını hazırlar,
c) Kurul’un araştırma, inceleme ve benzeri nitelikteki diğer taleplerini karşılar,
d) Kurul’un yazışmalarının düzenli bir şekilde yapılmasını sağlar,
e) Kurul’un arşivinin düzenli tutulması için gerekli önlemleri alır,
f) Başkan’ın vereceği diğer görevleri yapar.

Kurul’un çalışma yöntemi
MADDE 21 

(1) Kurul’un, tüm üyelerinin katılımı ile toplanması ve çalışması esas olup en az yedi üyenin katılımı ile de toplanabilir.
(2) Toplantıda, önceden belirlenen gündemdeki konular sırayla görüşülür. Ancak, gündemdeki konular görüşülmeye başlanmadan önce, üyelerden birinin teklifi üzerine gündeme yeni maddelerin eklenmesine ya da maddelerin görüşülme sırasının değiştirilmesine, toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verilebilir.
(3) Gerekli görülen hallerde üyeler, Başkan’ın görevlendirmesiyle bir veya birden fazla komisyon oluşturarak da çalışabilirler. Ancak tüm kararlar Kurul olarak verilir.
(4) Kurul, adli tatil dışında her ay en az bir kez olmak üzere toplanır. Başkan’ın daveti veya üyelerin salt çoğunluğunun isteği üzerine gecikmeksizin de toplanabilir.

BEŞİNCİ BÖLÜM
Başvuru Yapılması, Başvurunun İncelenmesi ve Karar
Hâkim ve Yargıtay Cumhuriyet savcılarının Kurul’a başvurması
MADDE 22 

(1) Hâkimler ve Yargıtay Cumhuriyet savcıları davranışlarının veya muhtemel davranış modellerinin etik değerlere uygunluğu konusunda Kurul’dan görüş isteyebilirler.
(2) Başvurucu, adını ve soyadını, görev yeri ve adresini, iletişim bilgilerini, görüş istediği konunun ayrıntılarını içeren özlü ve imzalı dilekçesini, varsa ilgili belgeleri ile birlikte Sekretarya’ya sunarak başvurusunu yapar. Başvuru tarihi, dilekçenin Sekretarya’ya ulaştığı tarihtir.

Görüş talep edilemeyecek haller
Madde 23 

(1) Aşağıdaki hallerde Kurul’dan görüş istenemez:

a) Soyut, genel, güncelliğini kaybetmiş geçmiş olaylar ile soruyu soran kişi dışında başka bir kişinin davranışına ilişkin konular,
b) Yargı etiğinin amaç ve kapsamı dışında kalan davranış veya işlemler,
c) Ceza veya disiplin soruşturması yapılmış ya da yapılmakta olan davranış veya işlemler,
d) Yargı etiği ile ilgili olmayan Anayasa, kanun, tüzük veya yönetmelik gibi normlara bağlı yapılan işlemlerin yorumu,
e) Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nun Yargıtay Yargı Etiği İlkeleri’ni kabul ettiği 8 Aralık 2017 tarihinden önceki davranış veya işlemler.

Başvuruların incelenmesi
MADDE 24 

(1)Başvurular Sekretarya tarafından ön incelemeye tabi tutulur. Başvuruların yapılmasına ve incelenmesine ilişkin hususlar ile ön incelemenin usul ve esasları, Kurul’un hazırlayacağı Ön İnceleme Yönergesinde düzenlenir.
(2) Toplantıdan en az üç gün önce gündem ile birlikte başvuruda bulunan kişinin adı ve soyadı ile başvurunun konusunu içeren liste üyelere dağıtılır.
(3) Üyeler, ihtiyaç duymaları halinde başvuruyla ilgili her türlü belgeyi Sekretarya’dan talep edebilir.

Başvuruların müzakere edilmesi
MADDE 25

(1) Başvurular Kurul’a Sekretarya tarafından sunulur. Gerekli görülmesi halinde Başkan sunum yapmak üzere bir üyeyi de görevlendirebilir.
(2) Başvurular öncelikle usul, sonra da esas bakımından incelenir.
(3) Başvuruların sonucu, listenin ilgili sütununa yazılır, Başkan ve Sekretarya tarafından imzalanır.

Başvuru üzerine karar verilmesi ve kararın niteliği
MADDE 26

 (1) Kararlar, tüm kurul üyelerinin salt çoğunluğu ile alınır.
(2) Kurul’un görevine girmeyen konulardaki taleplerin reddine dair gerekçeli karar ilgilisine bildirilir. Kurul, uygun gördüğü hallerde liste usulü red kararı verebilir.
(3) Başka bir kurum veya makamın görev alanına giren hallerde evrak ilgili makama gönderilmeyip, sadece red kararı yazılır.
(4) Kurul, başvurunun özelliklerine göre makul bir süre içinde kararını verir. Bu sürenin başvuru tarihinden itibaren iki ayı aşacak olması durumunda, başvuru sahibine, değerlendirmenin gecikmesine neden olan hususlar açıklanarak bildirim yapılır.
(5) Kurul’un görüşü bağlayıcı değildir, tavsiye niteliğindedir.

Kurul kararının yazılması
MADDE 27

(1) Kurul kararının taslağı Sekretarya tarafından hazırlanır. Başkan gerekli gördüğü hallerde bu görevi üyelerden birine verebilir.

2) Esas hakkında verilen kararlarda;

a) Somut vakalar,
b) Karara dayanak olan kurallar ve içtihatlar,
c) Yargıtay Etik İlkeleri, Bangalor Yargı Etiği İlkeleri, Budapeşte İlkeleri,
d) Diğer kurumların etik ilkeleri, görüş ve kararları,
e) Birleşmiş Milletler ile Avrupa Konseyi’nin konuyla ilgili kural, görüş ve standartları,
f) Karşılaştırmalı hukuktaki diğer etik ilke, kural ve içtihatlar ile görüşler, dikkate alınır.

(3) Karar, verildiği tarihten itibaren en geç bir ay içinde yazılır.
(4) Karar, başvurucuya Kurul tarafından uygun görülen iletişim araçlarından biri ile yazılı olarak tebliğ edilir.

Kurul kararının yayımlanması
MADDE 28

(1) Kurul kararının kişisel verilerden arındırılmış bir nüshası Yargıtay kurum içi ağında (intranet) yayımlanır.

(2) Kurul, çalışmalarına ilişkin faaliyet raporu ile kararlara dair istatistiki bilgileri Yargıtay’ın internet sitesinde yayımlar.

ALTINCI BÖLÜM
Yürürlük ve Yürütme
Yürürlük
MADDE 29

(1) Bu karar, 24/12/2018 tarihinden itibaren uygulanır.

Yürütme
MADDE 30

(1) Bu karar Kurul tarafından yürütülür.

Genç Avukatlar Çalıştayı Sonuç Bildirisi

0

Genç Avukatlar Çalıştayı Sonuç Bildirisi 26 Haziran 2022 tarihinde açıklanmıştır. 

İstanbul Barosu Genç Avukatlar Merkezi’nce, Türkiye’nin değişik barolarının Genç Avukatlar Meclisi, Merkezi ve Komisyonu temsilcisi genç avukatların katılımıyla, 25-26 Haziran 2022 tarihinde İstanbul Barosu Konferans Salonunda Genç Avukatlar Çalıştayı gerçekleştirilmiş ve çalıştay sonunda Sonuç Bildirisi açıklanmıştır. 

Genç Avukatlar Çalıştayı Sonuç Bildirisi

-İstanbul Barosu Genç Avukatlar Merkezi Hukuk Mesleklerine giriş sınavlarına ek olarak Avukatlık Mesleğine giriş sınavı olmalı ve bu sınav Türkiye Barolar Birliği tarafından yapılmalıdır. 

-Hukuk fakültesi kontenjanlarının azaltılması, taban puanının ve başarı sırasının yükseltilmesi için gerekli adımların atılması sağlanmalıdır.

 -Hukuk Fakülteleri için yeterlilik skalaları belirlenmeli, yeterli Kütüphane, akademisyen, pratik alanları ve kaynak sağlayamayan hukuk fakülteleri kapatılmalıdır. Üniversiteler arasında müfredat birliği sağlanmalı ve özellikle zorunlu derslerin içerikleri bir olmalıdır.

 -Hukuk Fakültelerinde Avukatlık Klinikleri kurularak hukuk öğrencilerinin pratiğe yönelik çalışmaları arttırılmalı, Hukuk Eğitiminin süresi uzatılmalı; Avukatlık Hukuku fakültelerde zorunlu ders olmalı ve barolar tarafından yetkilendirilecek Avukatlar tarafından verilmelidir.

 -Stajyer Avukatlardan ‘staja başlama keseneği’ adı altında alınan ücretler alınmamalı, ilk 6 aylık stajda hakim ve savcılara verilen ücretlerin aynısı Devlet tarafından zorunlu staj yaptırılan stajyere verilmeli; sigortası devlet tarafından karşılanmalıdır.

 -Stajyer avukatların ikinci 6 aylık stajları için asgari ücret belirlenmeli ve bu yayımlanan AAÜT’ye eklenmelidir.

– Stajyer avukatın ikinci altı ay staj süresinde avukat yanında çalışması halinde bu süre boyunca yanında çalıştığı avukat tarafından sigorta yaptırma zorunluluğu getirilmelidir.

– Uygulanan genç girişimci desteğinin vergi ve Bağkur prim muafiyeti süreleri uzatılmalıdır.

 –  Avukatlık Ruhsatı başvurusu yapılırken alınan vergiler kaldırılmalıdır.

 – Bağlı çalışan avukatların asgari ücreti de AAÜT’ye eklenmelidir. Denetimi, barolar tarafından sıkı sıkıya yapılmalıdır.

 – Baroların her yıl yayımladığı AAÜT tavsiye niteliğinden çıkarılmalıdır.

 

– CMK ve adli yardım ücretlerindeki KDV %1’e indirilmeli, ücretler Asgari Ücret Tarifesi’nin altında olmamalıdır. CMK ve adli yardım ödemelerinin ödemeye ilişkin belgelerin teslimini takip eden ay içinde yapılmalıdır.

– Tapu, Vatandaşlık, Arabuluculuk, Uzlaştırma işlerinde taraf vekilliği zorunlu hale getirilmelidir. 

 -Uzlaştırmacılık, sadece Avukatlara özgülenmelidir. Bu kapsamda TBB’nin ve baroların ortak hareket etmesi sağlanmalıdır.

 – Arabuluculukta 5 yıl kıdem şartı kaldırılmalıdır.

 – Baro organlarının seçimlerinde kıdem şartı kaldırılmalıdır.

 -Numaralı barolar kapatılmalıdır.

 – Avukatların toplatmalardaki ve haciz mahallerindeki can güvenliğinin tesisi için; olay mahalline en yakın karakolda 5 kişilik hazır ekip bulundurulması ve buna ek olarak her haciz arabasında en az 3 (üç) polis/jandarma bulundurma zorunluluğu getirilmelidir.

 – Reklam Yasağı Yönetmeliği güncellenerek çağımıza uygun hale getirilmeli, sıkı sıkıya uygulanmalı ve baroların Yönetmelik uygulamalarının denetiminde daha aktif olması sağlanmalıdır.  

-Yeşil pasaport alım süresi hakim ve savcılarla eşitlenerek 5 (beş) yıl olarak güncellenmelidir.

 – Adliyeler dahil avukatların çalışma sahalarında yaşadıkları zorluklar(kalemlere girememek, savcı ile görüşememek, kurumlardan bilgi ve belge alamamak vb.) giderilmeli ve avukatların çalışma sahalarında iyileştirmeler yapılmalıdır.

Afyonkarahisar Barosu Genç Avukatlar Komisyonu

Aksaray Barosu Genç Avukatlar Komisyonu

Amasya Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Ankara Barosu Genç Avukatlar Kurulu

Antalya Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Aydın Barosu Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Bilecik Barosu

Burdur Barosu Genç Avukatlar Komisyonu

Bursa Barosu Genç Avukatlar Merkezi

Çanakkale Barosu Gençlik Meclisi

Çankırı Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Çorum Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Denizli Barosu Gençlik Meclisi

Diyarbakır Barosu Genç Avukatlar Merkezi

Edirne Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi

Gaziantep Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Hatay Barosu Genç Avukatlar Komisyonu

Isparta Barosu Genç Avukatlar Komisyonu

İstanbul Barosu Genç Avukatlar Merkezi

İzmir Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Kahramanmaraş Barosu Gençlik Meclisi

Kayseri Barosu Genç Avukatlar Komisyonu

Kırklareli Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Kocaeli Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Konya Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Malatya Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Mardin Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Mersin Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Muğla Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Niğde Barosu Genç Avukatlar  Komisyonu

Osmaniye  Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Sakarya Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Samsun Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Şırnak Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Tekirdağ Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Tokat Barosu Genç Avukatlar Komisyonu

Van Barosu Genç Avukatlar Meclisi

 

 

 

24 Aralık – Hukuk Takvimi

0
24 Aralık Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, önemli hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuki düzenlemeler

24 Aralık – Hukuk Takvimi

1745

1215- Magna Carta sözleşmesini imzalayan İngiltere Kralı Yurtsuz John doğdu. (Ölümü:19 Ekim 1216) Magna Carta, Latincede ‘Büyük Sözleşme, Büyük Ferman’ anlamına gelmekte ve Orta Çağ’ın en önemli hukuki belgesi sayılmaktadır. Anlaşma, feodallerin kral karşısındaki haklarını garanti eden ve Hukukun üstünlüğüne vurgu yapan ilk belgedir. Günümüzdeki demokrasinin temel referans belgelerinden addedilmektedir.

1923

New Jersey’li hukukçu, senatör, vali, yargıç ve devlet adamı, Birleşik Devletler Anayasası‘nın hazırlayıcılarından William Paterson, İrlanda’da doğdu.(Ölümü:9 Eylül 1806) Paterson, 1747’de ailesiyle birlikte İrlanda’dan Kuzey Amerika İngiliz kolonilerine göç etti. 14 yaşında New Jersey Kolejine(Princeton Üniversitesi) başladı ve buradan mezun olduktan sonra hukuk fakültesine girdi ve hukuk lisandı aldı. 1768 yılında baroya kabul edildi. Eyalet kongresinde 1775-76 yıllarında iki kez görev yaptı. 1776 yılında New Jersey Eyalet Anayasasını hazırlayan anayasa konvansiyonunda delegelik yaptı. ABD’nin bağımsızlığından sonra, New Jersey’nin ilk Başsavcısı olarak atandı ve 1776-1783 yıllarında bu görevi yürüttü. 1787 yılında, New Jersey delegasyonu federal Anayasa Konvansiyonu’na başkanlık etti. ‘da New York’ta yaşamını yitirdi.

William Paterson
1923 Arnavutluk’ta Cumhuriyet ilan edildi.
1929

Sabiha Sertel ve Zekeriya Sertel tarafından çıkarılan aylık edebiyat ve magazin dergisi Resimli Ay’ın sorumlu müdürü Behçet Bey tutuklandı.

 1934

“Kemal Öz Adlı Türkiye Cumhur Reisine Verilen “ATATÜRK” Adının veya Bunun Başına ve Sonuna Söz Konarak Yapılan Adların Hiç Bir Kimse Tarafından Alınamayacağını Buyuran Kanun” Resmi Gazetede yayınlandı. 

 1947

Gerilla lideri Markos Vafiadis önderliğindeki komünizm yanlısı yaklaşık 20 bin kişi, Yunanistan’ın kuzeyinde Serbest Yunan Hükümeti ilan etti

 1951

 Libya, Fransa ve Birleşik Krallık(İngiltere)’tan bağımsızlığını ilan etti.

 1956

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında imzalanan “Atom Enerjisinin sivil sahada istimali hususunda iş birliğine dair Anlaşma”, resmi gazetede yayınlandı. Atom Enerjisi Anlaşması, 10 Haziran 1955 tarihinde Vaşington’da imzalanmış ve 14 Aralık 1956’da TBMM’de kabul edilmişti.

 1956

Bangladeşli hukukçu Irene Khan, Dakka’da doğdu. Manchester Üniversitesi’nde ve Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesinde hukuk eğitimi aldı. Uluslararası kamu hukuku ve insan hakları alanında uzmanlaştı. Yoksulluk ve eşitsizlikle mücadelelere katıldı. 1980 yılında Birleşmiş Milletler’de çalışmaya başladı ve 20 yıl Mülteciler Yüksek Komiserliği’nde (UNHCR) çalıştı. 1995’te UNHCR Hindistan’ın Misyon Şefi olarak atandı ve en genç ülke temsilcisi oldu. 1999 yılında, Kosova krizi sırasında UNHCR Makedonya ekibini üç ay süreyle yönetti. Uluslararası Af Örgütü’ne 2001 yılında Genel Sekreter oldu ve bu görevine 2009 yılına kadar devam etti. 2012-2019 yılları arasında Uluslararası Kalkınma Hukuku Örgütü (The International Development Law Organization-IDLO) Genel Direktörü olarak çalıştı. 2020 yılı Ağustos ayı itibariyle Birleşmiş Milletler İfade ve Düşünce Özgürlüğü Özel Raportörü olarak atandı.

1960

12 Eylül 1931 tarihinde verilen kararla Cumhuriyet tarihinde, TBMM kararıyla idam edilen ilk kadın olan Ispartalı Fatmana’dan 30 yıl sonra bir kadının idamına karar verildi. Dudu Sarıkaya idam edildi. Türkiye Cumhuriyeti yargı tarihinde toplam 712 idamdan 15’ini kadınlar oluşturuyor.

 1963 359 sayılı Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Kanunu kabul edildi
1968

Avrupa’da ekonomik entegrasyon öngören ve 1857’de Roma Antlaşması ile kurulan Avrupa Ekonomik Topluluğu’na(AET) karşı “Ortak Pazar’a Hayır” haftası adıyla kampanya başlatıldı.

1971

Hukuki veya Ticari Mevzularda Adli ve Mahkeme Dışı Gayri Adli Evrakın Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Sözleşme kabul edilerek 24 Aralık 1971 tarih ve 14052 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı.

 1979

Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği’nin (TÖB-DER), Maraş katliamının yıl dönümünde, Türkiye çapında düzenlediği direniş ve protesto eylemlerinde kolluk kuvvetlerinin de müdahalesi ile 4 kişi öldü, 4.000 kişi gözaltına alındı. Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı, Maraş katliamının birinci yılında iş bırakma eylemi de düzenleyen TÖB-DER’in faaliyetlerini durdurdu Dernek, 12 Eylül 1980’den sonra, Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi tarafından, TCK 141. ve 142. maddelerine göre, yasa dışı faaliyette bulunduğu gerekçesiyle tamamen kapatıldı. Yöneticilerine 1 ile 8 yıl arasında değişen hapis cezaları verildi. 650 şubesi ve 160 bin üyesi bulunuyordu.

1993

Özgür Gündem Gazetesi 2 ay süreyle kapatıldı; yazı işleri müdürü 4 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Gazete, 683 günlük yayın hayatı süresince; üç kez 30 gün, on beş kez 15 gün, iki kez 10 gün olmak üzere toplam 335 gün kapatılmıştı. 2011’de yeniden yayına başlasa da 16 Ağustos 2016’a yeniden kapatıldı.

1994 Cumhuriyet Halk Partisi ve Sosyal Demokrat Halkçı Parti birleşme kararı aldı.
1995

24 Aralık 1995 Milletvekili Genel Seçimlerinde 158 milletvekilliği kazanan Refah Partisi, Türkiye’nin birinci parti oldu. Necmettin Erbakan, Başbakan oldu. Parti daha sonra Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. Bu partinin kapatılmasından sonra Fazilet Partisi kuruldu ve onunda kapatılmasının ardından Saadet Partisi ile Adalet ve Kalkınma Partisi kuruldu.

1995

Anayasa Hukuku profesörü Mümtaz Soysal, Zonguldak milletvekili seçildi.

Prof. Dr. Mümtaz Soysal
 1995

Hukukçu ve eski Adalet Bakanı Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK, 24 Aralık 1995’te parlamentoya girdi.  Türk, Temmuz 1997-Aralık 1998 arasında İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı; Haziran 1999-Ağustos 2002 arasında da  Adalet Bakanı olarak görev yaptı.

 1997

Çakal Carlos lakaplı Venezuelalı uluslararası eylemci Ilich Ramirez Sanchez, ömür boyu hapse mahkûm edildi. 1994’te tutuklama kararı veren Fransız mahkemesi, yapılan yargılama sonucunda, 1975 yılında iki Fransız müfettiş ve bir Lübnanlının öldürülmesiyle ilgili olarak Sanchez’i suçlu bulmuştu. Hakkında birçok kitap yazıldı ve filmlere konu oldu. Hapiste iken başkaca olaylarla ilgili olarak yargılandı, itiraflarda bulundu ve ceza aldı.

 1998

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Sivas Katliamı Davası’nda 33 kişi hakkındaki idam kararlarını, usul eksiklikleri nedeniyle bozdu. 16 Haziran 2000’de Ankara 1 Numaralı DGM, Yargıtay’ın yerel mahkeme kararını iki kez bozduğu davanın üçüncü yargılamasında 33 sanık hakkında idam cezası verdi. 10 Mayıs 2001’de Yargıtay, 31 kişinin idam cezasını onadı. 2 kişi hakkındaki karar bozuldu.

1998

İzmir DGM’de açılan davada, daha sonra Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan HADEP Denizli Gençlik Komisyonu Başkanı Hayri Ateş; yaptığı bir konuşmasında “bölücülük propagandası” yaptığı gerekçesiyle ve Terörle Mücadele Kanununun 8/1 inci maddesine göre 20 ay hapis ve para cezasına çarptırıldı.

1999

HADEP Kars İl Başkanı Şemistan Ağbaba., Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesinin 24 Aralık 1999 tarihli ve 360-385 numaralı kararıyla silahlı çetenin hareketlerini kolaylaştırmak suçundan Türk Ceza Kanununun 169 ve Terörle Mücadele Kanununun 5 inci maddesi uyarınca neticeten 3 yıl 9 ay ağır hapis cezasına mahkûm edildi. Karar Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesinin 31 Ekim 2000 tarihli kararıyla onanarak kesinleşti.

2003

HADEP Kars İl Başkanı Şemistan Ağbaba, Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesinin 24 Aralık 1999 tarihli ve 360-385 numaralı kararıyla silahlı çetenin hareketlerini kolaylaştırmak suçundan Türk Ceza Kanununun 169 ve Terörle Mücadele Kanununun 5 inci maddesi uyarınca neticeten 3 yıl 9 ay ağır hapis cezasına mahkûm edildi. Karar Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesinin 31 Ekim 2000 tarihli kararıyla onanarak kesinleşti.

 2008 Mozambik, Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Sözleşmeyi imzaladı.
 2008 Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu‘nun bazı hükümleri ilga edildi, bazı hükümlerde değişiklikler yapıldı. Kanuna uymayanlara verilen cezalar artırıldı.
 2019

30988 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan BAZI KANUNLARDA VE 375 SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN’ un 61. Maddesi ile 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununa eklenen  geçici 11. maddesinde değişiklik yapıldı ve nüfus müdürlüklerine mahkeme kararı olmaksızın bazı düzeltmeleri yapma yetkisi tanındı.

24 Aralık – Hukuk Takvimi

Avukat-Müvekkil Etkileşiminde Aktarım ve Karşı Aktarım

0
.Fahrettin Kayhan (Avukatlık Kimliği ve Avukatın Yargı Sistemi İçindeki Yeri

Avukat-Müvekkil Etkileşiminde Aktarım ve Karşı Aktarım / Avukat Fahrettin Kayhan

“Düşmanını savunabilmek bir avukat için inanılmaz bir onurdur.” Jacques Vergés

Mesleğe başladığım yıllarda kıdemli avukatlardan sıkça duyduğum, bana ilk duyduğumda saçma gelen bir söz vardı: “avukatın tek düşmanı müvekkilidir”. Bu sözün arkasından mutlaka bu önermeyi doğrulayan korkunç bir-iki meslek anısı anlatılırdı.

Bu sözü, yaşadığım olumsuz deneyimlerin desteklemesiyle, ben de bir süre otomatik olarak tekrar edegeldim. Konferanslarımda ve staj seminerlerinde stajyerlere ve meslektaşlarıma, benden öncekilerin bana öğrettiği gibi “avukatın tek düşmanı vardır: o da müvekkilidir” cümlesini kurduktan sonra yaşadığım olumsuz ve can yakıcı birkaç deneyimi ekledim.

Ama bu paradoksal söz, sayısız gerçek olaylara dayansa da, ilk duyduğumdan bugüne kadar beni hep rahatsız etmiştir. Bizzat yaşadığım olaylar, meslektaşlarımın bana anlattığı anılar, Baro yönetim kurulu üyeliği yaptığım sırada incelediğim soruşturma dosyaları, bu sözü büyük ölçüde destekliyordu. Ama mesleğimin varlık nedeni olan ve derdine çare arayan müvekkilleri düşman olarak nitelemeyi de kabul edemiyordum. Sonunda, avukatların müvekkillerine, müvekkillerin de avukatlarına karşı beslediği olumlu ve özellikle de olumsuz duyguların mekanizmasını anlamadan bu sorunun çözümlenmesi veya bu sorunla bilinçli olarak başa çıkılmasının olanaksız olduğuna karar verdim.

Zira avukat ve müvekkilinin birbirlerine karşı hissettikleri olumlu ve olumsuz duygular; danışma, uyuşmazlığın çözümü ve dava sürecini etkilediği gibi, avukatlık sözleşmesinin avukat veya müvekkili tarafından mantıksız nedenlerle sonlandırılmasına, avukatın baroya veya savcılığa şikâyetine ya da avukat ve müvekkili arasında daha ağır uyuşmazlıkların çıkmasına neden olabiliyordu. Pek çok meslektaş, bilgisi ve eğitimi olmayan bu konuda kolaylıkla riskli ilişkilere doğru sürüklenmekte; farkında bile olmadan kendini meslekle bağdaşmayan bir tutumun içinde bulabilmekteydi.

Ülkemizdeki avukatlığının darbımeseli haline gelen bu sözden hareketle konuyu araştırmaya başladım. Araştırmalarım problemin psikanalizin belli başlı konularından biri olan “aktarım ve karşı aktarım” sonunu olduğuna beni ikna etti.

Bu yazımda, avukat-müvekkil ilişkilerinde aktarım ve karşı aktarımın psikolojik dinamikleri, bununla ilgili alınacak önlemleri araştıracağım. Psikanalizle ilgili eserlerde aktarım sorunu, karşı aktarımdan önce incelenir.

Michigan Üniversitesi’nden hukuk ve psikiyatri profesörü Andrew S. Watson, konuyu ayrıntılı olarak incelediği eserinde, aktarımın teşhis edilebilmesi için öncelikle karşı aktarımın incelenmesi gerektiğinden hareketle bu süreci tersine çevirir ve öncelikle karşı aktarımı inceler (s. 78,79). Watson’un görüşüne katılmakla beraber, bu konunun bizim hukuk literatürümüzde avukat müvekkil ilişkileri yönünden hiç incelenmemiş olmasından hareketle psikanalistlerin sistematiğine bağlı kalarak öncelikle aktarım olgusunu inceleyeceğim. Daha sonra hukuksal uyuşmazlıkların psikolojik sonuçları ve bunun aktarım ve karşı aktarımla ilişkisi üzerinde kısaca durduktan sonra, aktarım ve karşı aktarım konusunda avukatın tutumu konusuna değineceğim.

A. Aktarım (Transference)

Psikanalizde; analiz görenin, en erken nesne ilişkilerinden kaynaklanan ve analiz ortamında yeniden canlanmış duygularını büyük ölçüde bilinçsiz olarak psikanaliste yöneltilmesine aktarım denilmektedir (Tükel, s.13). Tanımdaki “en erken nesne ilişkileri” ibaresi, analiz görenin çocukluk döneminde genellikle çocuk üzerinde otoritesi olan (anne, baba, bakıcı, ağabey vs) kişiler ile olan yaşantıları ifade etmektedir. Başka bir ifadeyle, psikanaliz ilişkisi içinde hasta, geçmişe ait duygu ve tutumlarını farkında olmadan şimdiki bir nesneye yönelterek (psikanalist), şimdiki mekân ve şimdiki zamanda yeniden dramatize eder. Geçmiş yaşantıdaki roller aynı kalmakla beraber oyuncular ve sahne değişmekte ve geçmiş yeniden tekrar edilmektedir. Bunu iki kişilik bir tiyatro oyununun, baş oyuncusu değişmemek üzere her defasında farklı sezonlarda farklı bir oyuncuyla farklı salonlarda sahnelenmesine benzetebiliriz.

Analitik ilişkide aktarım kalıpları otomatik ve bilinçdışı olarak ortaya çıkar. Bir hastanın hekimine bağlanması ve ondan sevgi beklemesinin çoğu zaman bilinçli bir yanı vardır, asıl bilinçdışı olan bunların hastanın geçmişiyle olan ilişkisidir. Bu anlamda aktarım, hastanın anne veya babasıyla olan çocukluktaki ilişkisinin görüşme odasında yinelenmesidir. Buradaki yineleme, geçmişteki olayı hatırlayıp anlatmak değildir, hasta geçmişteki ilişkiyi psikanalist üzerinden yeniden sahneler.

Aktarım, psikanalizde hasta-hekim ilişkisi içinde ele alınmış ve incelenmiştir. Aktarım sadece psikanaliz esnasında görülen ve analiz ortamında ortaya çıkan bir fenomen değildir. Yetişkinlikteki (genellikle güç ve otorite içeren) tüm önemli ilişkilerdeki duygusal yaşantılar, çocukluk dönemindeki özgün yaşantıların bir tür tekrarı, yeniden sahnelenmesi niteliğindedir. Bu anlamda en genel tanımıyla aktarım, şahsın çocukluk çağında kendisi için önemli kişilerle yaşamış olduğu duyguları şimdi ilişki kurduğu kişi veya kişilerle yeniden yaşaması, bu kişileri kendi çocukluğundaki algı ve duygulara göre değerlendirerek tepkiler göstermesidir (Danacı, s.55). Bu anlamda eğitim ilişkisi, mesleki ilişki, otorite ilişkisi veya sevgi temelinde bir ilişki olsun her ilişki, önemli ölçüde bilinç dışı aktarım aksiyonları içerir. Her beşerî ilişkinin, aktarım ilişkisi ile gerçek ilişkinin farklı dozlardaki bir karışımı olduğu söylenebilir. Özellikle bizim kültürümüzde dede, baba, dayı, hala, teyze, ağabey, abla, bacı gibi hısımlık ilişkisi tanımlayan sözcüklerin bu ilişkinin olmadığı kişiler için de kullanımının yaygınlığını dikkate alarak; sosyal ilişkilerde aktarım dozunun yüksek ve bunun kronik olduğunu söyleyebiliriz.

Aktarımın diğer bir özelliği, katmanlı olarak ortaya çıkabilmesi; yani farklı cinsiyetler de olabilen geçmişteki birden çok kişiyle bağlantılı duygu, düşünce ve tutumlar şu andaki tek bir kişiye aktarılabilmesidir (Danacı 56). Yine aktarımın, geçmişte yaşanan olayın birebir canlandırılması ve basitçe tekrar edilmesi olduğu düşünülmemelidir. Aslında aktarımın içeriği, geçmişte yaşanmış olaydaki ruhsal gerçekliktir. Esasen aktarılan, en derin seviyede kişinin ruhsal gerçekliğiyle ilintili bilinçdışı arzu ve fantezilerdir (Tükel, s.35).

Watson, aktarım terimini, avukat müvekkil ilişkisinde bir müvekkilin avukatına karşı olan tüm tepkilerini ifade ettiğini; bu tepkilerin, müvekkilin algı kapasitesi ölçüsünde algıladığı avukatının kişiliğine yönelik tepkileri değil, aynı zamanda geçmişe ait olan ve farkında olunmadan yansıtılan tepkilerin de aktarıma dahil olduğunu ifade etmektedir (s. 75). Watson’un tanımı, psikanalistlerin tanımından biraz daha geniş gözükmekle birlikte, aslında ifade edilmek istenen şey aynıdır. Zira avukatın kişiliğine yönelik tepki, az veya çok çocukluluk yaşantılarının yeniden dramatizasyonudur. Öte yandan biraz önce vurguladığımız gibi, hiçbir aktarım saf değildir; içinde az veya çok bugüne dair gerçek de içerir. Bize göre aktarım, müvekkilin çocukluk çağında kendisi için önemli bir veya birden fazla kişiyle (anne, baba, bakıcı, ağabey, abla vs. ) yaşamış olduğu duyguları, farkında olmadan, avukatı üzerinden yeniden yaşaması, avukatını kendi çocukluğunda yaşadığı algı ve duygulara göre değerlendirerek ona tepkiler göstermesidir.

Bir avukat aktarımın belirtilerini anında teşhis edebilmeli, aktarımın niteliğini ayırt edebilmeli ve müvekkille ilişkisini aktarımın farkındalığıyla yürütmelidir. Aktarımın başlıca belirtileri, müvekkilin avukata yönelik olarak duruma uygun olmayan yoğun ve aşırı olumlu veya olumsuz tepkileri aktarımın tipik belirtisidir. Müvekkilin; randevusuz ziyaretleri, acil bir durumlar hariç sosyal davranış kuralları gereği aramanın uygun olamadığı gün ve saatlerde avukatını sık sık telefonla araması, randevusuna geç gelmesi, randevuyu unutması, avukatın davayla ilgili sorduğu soruya yanıt vermemesi, bilgi ve belge vermekten kaçınması, görüşme gerektiği zamanlarda iletişimi anlamsız biçimde kesmesi, avukatlık ücreti kararlaştırma konusunda kayıtsız davranması, kararlaştırılan ücreti ödememesi gibi davranışlarla avukatına direnç göstermesi diğer tipik bir aktarım göstergesidir.

Aktarım mekanizması, avukatın fiziksel bir özelliği, bir jesti, davranışsal veya ifadesel bir jesti ya da müvekkil tarafından algılanan bir tutumu, geçmişte (genellikle çocukluk döneminde) yoğun bir şekilde olumlu veya olumsuz duygular yaşadığı müvekkilin hayatındaki önemli bir kişinin tam bir imajını oluşturacak şekilde müvekkilin bilinçdışı tarafından otomatik olarak genelleştirilir. Bu tetikleme tamamen bilinçsiz şekilde gerçekleşmektedir. Bu aşamadan sonra geçmişteki yaşantı/lar müvekkil tarafından avukata yöneltilerek dramatize edilir.

Aktarım yaşantısı içindeki müvekkil, yaptığı davranışının kesinlikle farkına varmayacaktır. Bu nedenle, müvekkilin bu otomatik tepkisini, mantıksal gerekçelerle veya onu ikna ederek değiştirmek imkânsızdır. Uygulamada, bu mekanizma avukatlar tarafından bilinmediğinden ve aktarım olgusu teşhis edilmediğinden avukatla müvekkil arasında çok uzun süren tartışmalar yaşanabilmektedir. Müvekkilin kendisi neyi niçin yaptığını fark edene kadar, aktarım niteliğindeki davranışlarının farkında olmayacaktır.

Aktarım olumlu olabileceği gibi olumsuz da olabilir. Olumlu aktarım, sevgi ve sevginin öncül belirtilerinin avukata aktarılmasıdır. Bu duyguların başlıcası; sevgi, hoşlanma, güvenme, anlayışlı bir yaklaşım, teslimiyet, hayranlık, tutku, sevecenlik ve saygıdır. Başka bir ifadeyle, avukatına güvenmek, onu sevmek, saygı göstermek, ona tutulmak ve kendini ona teslim edebilmek olumlu aktarımın işaretidir.

Olumsuz aktarımda ise müvekkiller avukatlarına karşı güvensizdirler; avukatlarının kendilerine bir yarar sağlayacağı umudunu taşımazlar, avukatın yeteneklerini hor görebilirler, avukat onları iten, sevmeyen, vermekten çok almaya bakan ve şahsi çıkarlarını önde tutan bir kişidir. Olumsuz aktarımda müvekkil avukatın işini iyi yapmadığını düşünebilir. Müvekkil avukatına öfke, kızgınlık ve hatta nefret duyabilir. Müvekkil avukatına uyuşmazlığıyla ilgili tevdî ettiği bilgiler nedeniyle korkuya, endişeye ve hatta dehşete kapılabilir, utanç duyabilir. Müvekkiller, karşı cinsten avukatlarına karşı yoğun bir sevgi veya cinsel bir çekim hissedebilirler.

Aktarım, çoğu kez çift değerli (ambivalans) özellik arz eder. Sevgiden nefrete, güvenden güvensizliğe salınım hareketi yapabileceği gibi, aynı anda da yaşanabilir.

B. Karşı Aktarım (Countertransference)

Karşı aktarım ise bir aktarıma muhatap olan şahsın, aktarımı yapana karşı geliştirdiği bilinç dışı duygusal tepkidir. Psikanalizde bu terapistin, hastanın aktarımına karşı geliştirdiği aktarım olarak ortaya çıkar. Bazı yazarlar göre ise terapistin, hastanın tüm davranış, duygu ve isteklerine yönelik tepkisinin karşı aktarım olarak değerlendirilmesi gerekir. Bazıları ise karşı aktarımın hastanın aktarım tepkilerine karşıt bir olay olmadığını; hekimin çocukluk çağında kendisi için önemli kişilerle yaşamış olduğu duyguları müvekkiliyle bilinç dışı olarak yeniden yaşaması, müvekkilini kendi çocukluğundaki algı ve duygulara göre değerlendirerek bilinçsiz tepkiler göstermesidir. Watson, karşı aktarımın, avukat müvekkil ilişkisinde bir müvekkilin avukatına hissettirdiği tüm duygular olduğunu ifade etmiştir (s. 75, 88).

Bu açıklamalardan sonra, yazımızın başında andığımız “avukatın tek düşmanının müvekkili” olduğu yolundaki önermenin, çok uzun süre farklı müvekkillerle yaşanmış çok yoğun olumsuz karşı aktarım deneyimlerinin aşırı genellemeyle tüm müvekkillere yansıtılmış olumsuz bir duygu yaşantısı olduğu yorumunu rahatlıkla yapabiliriz. Bu önerme, bir anlamda mesleki başarısızlığın, eğitim eksikliğinin, mesleğin bir parçası olan sorunlarla başa çıkamamış olmanın itirafıdır. Üstelik böyle bir genel önerme, buna inanmış bir avukatın müstakbel müvekkil ilişkilerinde olumsuz karşı aktarım riskini artırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

C. Hukuksal Uyuşmazlıkların Psikolojik Sonuçlarının Yansıtma, Aktarım ve Karşı Aktarım Süreçleriyle Bağlantısı

Hukukçuların, sadece hukuk kural ve kuramlarıyla uğraştıkları düşünülür. Bu görüş uygulamayla teması olmayan akademisyenler için geçerli olabilir. Uygulamadaki bir hukukçu; hukuk kurallarından ve kuramları kadar, ambivalans (çiftdeğerli) bir duygu olan “adalet duygusu”nu korumakla, adalet duygusunun zedelenmesi halinde açığa çıkan intikam, öfke, kin, hınç, nefret, dehşet, kıskançlık gibi çok yoğun negatif beşerî duyguların hukuksal çarelerle dengelenmesi işiyle uğraşan bir insanlık uzmandır.

Bir hukuksal problemin; ekonomik, sosyal, biyolojik ve psikolojik birçok boyutu vardır. Hukuksal uyuşmazlıkların psikolojik kökenleri, ayrı bir incelemenin konusunu oluşturacak kadar geniş bir konudur. Ancak bir hukuksal uyuşmazlığın müvekkilin duygu, düşünce ve davranış dünyasına ciddî etkileri vardır.

Avukata sunulan vakaların çoğunda hukuksal sorunlarla birlikte psikolojik problemler bir aradadır. Özellikle, ceza hukuku, aile hukuku gibi alanlarda avukat çoğu kez bir psikiyatrın müdahalesini gerektirecek derecede bunaltılı veya başka psikiyatrik belirtilerin bulunduğu müvekkiline hukuksal olarak yardım etmek zorundadır. Hukuksal sorun, müvekkilin ruh sağlığını hafif bunaltıdan ağır psikoz derecesine kadar olumsuz olarak etkilemiş olabilir veya uyuşmazlığın sonraki aşamalarında bu belirtiler ortaya çıkabilir. Müvekkil, fiil ehliyetini kaldıran bir psikiyatrik sorun yaşıyor olabilir ve hatta davanın konusunu psikiyatrik bir olay (vesayet ve kayyım davaları) oluşturabilir.

Şiddet içeren bir aile hukuku problemini, psikolojik boyutlarını kale almadan kavramak ve çözmek neredeyse olanaksızdır. Keza cismanî zarar ve ölümlü vakalarda hukuksal yardım görevi üstlenen avukatın, vakanın post travmatik psikolojik etkileri konusunda bilgi ve deneyim sahibi olmadan uyuşmazlığın çözüm
sürecini yönetmesi, bu trauma nedeniyle ortaya çıkabilecek avukat-müvekkil sorunlarıyla başa çıkması neredeyse imkânsızdır.

Hatta duygusal olarak nötr olduğu düşünülen ticarî davalar, yoğun duygular içerebilir. Buna en ilginç örneğe bir endüstriyel tasarım hakkına tecavüz davasında rastladım. Müvekkilem, kahve fincanı motifleri tasarımıyla uğraşıyordu. Müvekkilemin davayla ilgili yoğun duygusal tepkileri, davalıya karşı hissettiği çok aşırı öfke, nefret ve intikam duygularına, daha önce hiçbir davamda (hatta Habil-Kabil davaları olarak nitelendirdiğim bir kardeş cinayeti davasında bile) tanık olmamıştım. Üstelik müvekkilin benden önceki avukat, tüm iyi niyetli gayretlerine ve gerçekten dürüst çalışmasına karşın, müvekkilin yer değiştirme mekanizmasıyla yansıtılan intikam ve öfke duygularının kurbanı olmuş ve azledilmişti. Tek hatası, elindeki davanın sadece bir endüstriyel tasarım davası olduğunu sanmasıydı. Bu davanın müvekkilin ruh dünyasındaki öznel sembolizasyonunu çözümleyemeyen bir avukatın davayı sonuna kadar sürdürmesi gerçekten olanaksızdı.

Hatta başkaları için psikolojik olarak çok anlamsız ve önemsiz görünen bir dava müvekkil için, psikolojik olarak çok farklı anlam ve öneme sahip olabilir. Örneğin, yapılacak masrafa ve harcanacak zamana nazaran elde edilecek kazanımın çok düşük olduğu düşünülen bir dava, (avukatından başkasını ilgilendirmeyen) müvekkilin ruh dünyasında, çoğu kez kendisin de farkında olmadığı, çözümlenmesi bir psikanalisti belki de yıllarca uğraştıracak öznel simge olabilir. Uygulamada küçümsenen bir isim tashihi davasının bile, görevim bu olmadığı için ben bunu hedeflemediğim halde, bazen yıllarca süren psikolojik tedaviden daha etkili olabildiğini ve müvekkilin duygu durumunu (mood) değiştirebildiğine bizzat gözlemlediğimde doğrusu çok şaşırmıştım. Bu anlamda, davaların traumatik etkilerinin yanı sıra, sağaltıcı etkilerinin olup olmadığı başlı başına bir araştırma konusudur.

Bu “simge davalar” (ki aslında her dava psikolojik açıdan bir öznel simgeler örüntüsüdür) psikolojik dokusu bilinmediği takdirde avukat müvekkil ilişkileri açısından çok ciddî tuzaklar içerir.

Avukatın müvekkiline hukuksal olarak yardımcı olabilmesi için, her şeyden önce, ele alacağı davanın müvekkilinde yarattığı etkiler ve avukat müvekkil ilişkisine yansımaları konusunda bilinçli olması gerekmektedir.

Bir davanın müvekkilde yarattığı ruhsal durumun avukat müvekkil ilişkisine ve dava sürecine etkileri şunlar olabilir:

a) Müvekkilin avukatına vakayı sunarken, çok açık ve tartışmasız olan olguları, çeşitli derecelerde bilinçsiz olarak çarpıtmasına, inkâr etmesine yol açabilir. Bu olgu, her hangi psikopatolojik belirti göstermeyen kişilerde de, davanın yarattığı baskının etkisiyle savunma düzeneklerinin devreye girmesiyle (özellikle inkâr, akla uygun hale getirme, yansıtma, yer değiştirme savunma biçimlerini baskın olarak kullanan kişiliklerde) istisnasız her vakada karşımıza çıkan normal bir davranıştır.

Bu durum, ilk görüşmede avukata aktarılan öykünün, davanın ilerleyen aşamalarında, görüşmenin kayıt altına alınmış olduğu durumlarda bile, çarpıtılması ve inkârı şeklinde de sıkça görülür. Bu durumlarda müvekkili ahlaksız veya yalancı olarak değerlendirmek doğru ve haklı görülebilecek bir yaklaşım değildir. Çünkü konunun bilinçli yalan söylemeyle ilgisi yoktur. Çevresinde çok dürüst tanınan ve hakikaten dürüst insanlar da dava travması altında, çoğu kez bu şekilde davranırlar. Bu durum avukat tarafından ahlâken yargılanacak, kınanacak bir konu değil; anlaşılması ve başa çıkılması gereken insanî ve meslekî temel sorunlardır.

b) Müvekkilin uyuşmazlığın karşı tarafına hissettiği yoğun olumsuz duyguları (intikam, öfke, hınç, nefret vb.) yer değiştirme (displacement) savunma mekanizmasının etkisiyle yine büyük ölçüde bilinçsiz olarak avukatına yöneltebilir.

Yer değiştirme, aktarımla çok benzer. Daha doğrusu, aktarım yer değiştirmenin özel bir türüdür. Görüşme aşamasında avukatın davanın olası olumsuz sonuçlarına dikkat çekmesi halinde (ki avukatın etik görevidir), müvekkilin anlattığı öykünün tutarsızlıklarına dikkat çektiğinde, bir delilin yetersizliğini vurguladığında veya davayı üstlenmeyi reddettiğinde, avukatın müvekkile yargılayıcı davranması halinde ve hatta avukatın duruşma salonunda karşı taraf avukatıyla selamlaşması durumunda dahi duygusal bir patlama olarak ortaya çıkabilmektedir.

c) Uyuşmazlığın niteliği, aktarımı ve karşı aktarımı kolaylaştırabilir ve hatta kaçınılmaz kılabilir. Bu her davada rastlanabilecek bir olgu olmakla birlikte, aile hukukuna dair uyuşmazlıklarda, uyuşmazlıktaki tarafların sıfatının tetiklemesiyle istisnasız hemen her olayda gerçekleşir.

D. Aktarım ve Karşı Aktarım Konusunda Avukatın Tutumu

Hemen belirtmek gerekir ki, aktarım ve karşı aktarım olgusunu avukat müvekkil ilişkisinde tehlikeli hale getiren aktarım ve karşı aktarımın gerçekleşmesi değildir; zira aktarım ve karşı aktarımın her beşerî ilişkide az veya çok ortaya çıkması kaçınılmazdır. Risk, aktarım ve karşı aktarım sürecinin bilinç dışı olarak ve aniden ortaya çıkmasından kaynaklanmaktadır.

Psikanalizde amaç, aktarımların otaya çıkartılarak analiz edilmesidir. Keza karşı aktarımın da farkına vararak otoanalizle veya suprevizyonla analiz edilerek, ortaya çıkan verilerin analizde kullanımıdır. Başka bir deyimle psikanalistlerin üzerinde çalıştığı malzeme aktarım ve karşı aktarımlardır. Oysa avukatın, müvekkili analiz etmek, onun psikolojik rahatsızlıklarını tedavi etmek gibi bir amacı ve görevi yoktur. Avukat, müvekkilin hukuksal sorununa, yine hukuksal çözümler üretmekle görevlidir. Avukatın aktarım ve karşı aktarımla ilgilenmesinin nedeni, terapi amaçlı değildir. Aktarım ve karşı aktarım; avukatın uyuşmazlıkla ilgili vakıaları doğru tespit etmesini ve hukuksal problemleri teşhis etmesini engelleyebilmesi, müvekkille ilişkisini ve iletişimini olumsuz yönde etkileyebilmesi ve nihayet avukatın kendi ruh sağlığı için risk oluşturması nedeniyle her avukatın bilmesi ve kendini eğitmesi gereken bir konudur.

Hemen belirtmek gerekir ki, “aktarım” ve “karşı aktarım” kendi başına olumsuz bir şey değildir. Özellikle, cinsellikten arınmış bir hoşlanma, sevgi, saygı, güven hoşlanma içeren olumlu aktarım ve karşı aktarım türü, özellikle avukat müvekkil ilişkisinin temeli olan “güven duygusunu” pekiştirmesi açısından yararlı olabilir. Cinsellik içeren olumlu aktarımlar, kin, nefret, öfke içeren olumsuz aktarımlar ve karşı aktarımlar avukat müvekkil ilişkilerinde özel bir güçlük yaratacaktır.

Yine de avukat müvekkil ilişkisinin temeli aktarıma dayanmamalıdır. Zira aktarım ve karşı aktarım çoğu kez çift değerli (ambivalans) özellik arz eder. Bu durum, sevgi-nefret, güven-güvensizlik gibi zıt duyguların salınımlı olarak veya bir arada yaşanması durumudur.

Peki, Aktarım ve karşı aktarım konusunda avukatın tutumu ne olmalıdır?

Bu konuda psikanalistlerin geliştirdiği yöntemlerden mesleğimizin bünyesine uygun olanlarını uygulayabiliniz:

a) Avukat müvekkilini etkin dinleyebilme becerisini geliştirmelidir. Dinleyebilmek, bir başkasına ilgi ve saygı duymayı, sabırlı ve rahat olmayı gerektirir. İyi dinlemenin ön koşullarından biri de empatidir. Empati kişinin kendisini bir an için başkasının yerine koyarak, o durumda neler yapabileceğini, neler düşünebileceğin, nasıl davranacağını anlamaya yönelik bir içebakış (introspection) çalışmasıdır. Empati avukatın kısa bir süre kendi benliğinden ayrılarak müvekkilinin benliğine uzanması, onun benliğine dalması, ona yaklaşması ve onu anlamaya çalışmasıdır. Ancak empati sürecinin çok uzamaması gerekir.

Empatinin uzaması, avukatın müvekkilinin sorunları, kişiliği ve yaşamı ve hukuksal sorunuyla özdeşlemesine yol açar ki; bu, durum avukatın hukuksal yardım görevini yapmasını imkansız hale getirebilir. Avukatın müvekkiliyle kısa süreli empati kurarken; kendi kimliğini unutmaması, müvekkiliyle ilişkisinin hukuksal amaçlarını aklından çıkarmaması, kendi benliği ile müvekkilinin benliği arasında ayrım yapmayı sürdürebilmesi gerekir (Öztürk, s.111 vd).

Empati, aşırıya kaçtığında, aktarımı ve karşı aktarımı tetikleyebilir. Avukat karşı aktarım sürecinde “kurtarma fantezisi” olarak adlandırılan bir ruh haline kendini kaptırabilir. Bu faydalı olmadığı gibi müvekkilin çıkarlarına zarar bile verebilir (Watson s. 84).

b) Avukat, aktarım ve karşı aktarımın ipuçları konusunda uyanık olmalıdır. Özellikle duruma ve bağlama uygun olmayan yoğun ve aşırı olumlu veya olumsuz tepkileri aktarım ve karşı aktarımın göstergesi olduğu akılda tutulmalıdır. Aktarım olgusu tespit edildiğinde karşı aktarım konusunda hassas olunmalıdır. Aktarımın akıbeti karşı aktarımdır (Küey, s.34).

c) Aktarım ve karşı aktarımı teşhis eden avukat, psikanalist veya psikiyatr olmadığını müvekkilinin ruhsal sorunlarını çözme konusunda uzman olmadığını asla unutmamalı, amatör psikologluğa soyunmamalıdır. Bu konudaki analiz ve yorumlarını kendine saklamalıdır. Aksine tutum, avukatlık mesleği açısından bu çok ciddî bir etik sorun oluşturur.

d) Avukat; hukuksal probleme teşhis koyabilmek uyuşmazlığın her yönüyle ilgili bilgi sahibi olmaya çalışmakla birlikte; mesleki sorumluluğunun uyuşmazlığın hukuksal yönüyle ilgili olduğunu ve görevinin hukuksal çözümler üretmek olduğunu her an aklında tutmalıdır.

e) Avukat, aktarım karşısında kendi içinde gelişen olumlu ve özellikle olumsuz karşı aktarım belirtilerini, duruma ve bağlama uygun olmayan yoğun ve aşırı olumlu veya olumsuz duygularını daha başlangıç aşamasında farkına varma, olumsuz karşı aktarım sürecini durdurma ve nedenlerini tespit etme becerisi geliştirmelidir. Aktarımın, psikanalistler için dahi en büyük tehlike kaynağı olarak kabul edildiği unutulmamalıdır (Keser, s. 37.

f) Avukat aktarım karşısında yansız (nötr) davranmalıdır. Avukatlık mesleği, müvekkiline hukuksal yardım mesleğidir. Avukatın müvekkilini hukuk, ahlak ve din kuralları veya her hangi bir değer yargısıyla yargılamaya hakkı ve yetkisi yoktur. Bu nedenle, müvekkilin sorununa karşı nötr kalmayı becerebilmelidir. Yargılayıcı tutum veya müvekkilden olguyu dinlerken yargı yüklü imâlı sorular, imâlı jestüel hareketler müvekkilin aktarıma veya başka türlü yer değiştirme savunmalarına başvurmasına yol açabilir. Bu avukat açısından ciddi bir etik ihlalidir.

g) Avukat, olumsuz aktarımla veya başka türlü bir yansıtmayla karşılaştığında, metanetini, sabrını ve kibarlığını yitirmemeli, bir noktadan sonra müvekkilini bu tutumunu açıkça yasaklaması gerekse bile, bu durumun kendisinde bir olumsuz aktarım yaratmasına izin vermemelidir. Avukatın bu tutumunun temelinde; müvekkilin aktarım ve yer değiştirme savunmasına dayalı davranışlarının bilinçdışı oluğunu bilmesi yatmaktadır.

h) Avukat, müvekkiliyle yaptığı görüşmeleri mümkün mertebe tutanağa bağlamalı veya onun bilgisi dahilinde kayda almalı; dava ile ilgili hazırlanan dokümanları (dilekçeler, layihalar) müvekkille paylaşmalı ve olguların doğruluğu konusunda onayını almalıdır (Avukatlık Kanunu 53, 54). Avukat, istisnasız bir şekilde, güvenilir olmalı ve müvekkiline güven vermelidir.

i) Avukat el koyduğu işlere ait çekişmeli hakları edinmekten ve bunların edinilmesine aracılık etmekten kaçınmalıdır (Avukatlık Kanunu 47).

k) Hepsinden önemlisi avukat, kendini tanıma konusunda sürekli bir çaba içinde olmalıdır. Belki de avukatlık dahil her mesleğin yegane nihaî amacı, sonucu ve kazanımı budur.

Bunun bir yolu kendi hakkında geçmişe dönük otobiyografik bir çalışma yapmasıdır. Kişi kendisiyle ilgili yaptığı bu çalışmada birbiriyle çelişen birçok hikâye elde edecektir. Bunun nedeni, kişinin kendi oluşturduğu bu hayat hikâyesinin savunma mekanizmalarıyla çarpıtılmış olmasıdır. Tüm çarpıtılmışlığına rağmen, kendini tanıma çalışması buradan başar. Avukatın günlük aktivitelerinde, kitap okurken, film izlerken, sohbet ederken, duruşmada aniden ortaya çıkan kendi güçlü duygularını izlemesi, kaydını tutması ve bu güçlü duyguların neden kaynaklandığını araştırması diğer bir yoldur. Buradaki temel engel, bu “güçlü duyguların” kaynağını çoğu kez bilmek istemememizdir. Bu kendini tanıma çalışmaları, meslektaş grupları oluşturarak çeşitli yöntemler uygulanmak suretiyle (psikanaliz, drama vs) bir danışman liderliğinde yapılabilir (Watson. s. 79–81 ).

Kanımca, kendini tanımaya yönelik çalışmayı savunma mekanizmaları engeli nedeniyle bir avukatın tek başına yapması oldukça zordur ve belli bir düzeyin ötesinde kesinlikle (araştırma kişiliğin çelik çekirdeğine dayandığında) imkânsızdır.

Avukat olmayan danışmalar rehberliğine yapılan çalışma faydalı olmakla birlikte, danışmalar avukatlık mesleğinin gerekleri ve işleyişi konusunda deneyim sahibi olmadığından verimli olmayabilir. Bu konuda meslek kuruluşlarının staj eğitimi ve meslek içi eğitim kapsamında iyi yapılandırılmış eğitim programları geliştirmesi gerekmektedir. Esasen bu konudaki en etkili çalışma; staj aşamasında staj veren avukat rehberliğinde yapılabilir. Ancak, staj veren avukatın bu konuda çalışma yapmış biri olması, yüksek meslekî duyarlılığa, meslek sevgisine ve olgunluğa sahip olması gerekir.

Sonuç

Avukat müvekkil ilişkisinin basit bir hukuksal danışma, bir davanın da sadece hukuksal sorunlardan ibaret olmadığı, bilakis hukuksal sorun olarak tarif ettiğimiz şeyin hukuksal sorun dışında her şey olabileceği; avukat müvekkil etkileşiminin bilinç dışı ve bilinçaltı boyutlarının, bilinçli yürütülen kısmından daha derin ve kapsamlı olduğu anlaşılmaktadır.

Avukat müvekkil etkileşimini, müvekkilin ve toplumun yararına olacak biçimde yürütebilmek için avukatın psikolojik rahatsızlıkların etimolojisi konusunda asgari düzeyde de olsa bilgili olması ve avukat müvekkil ilişkilerinin psikolojik dinamikleri konusunda eğitimli olması, “avukat” rolünü özümsemiş olması ve mesleğini tüm sorunlarıyla birlikte sevmesi gerektiği kanısındayım.

Sanırım, bu yazıda anlatılanları, kendi adıma, tek bir ilkeye indirgemem gerekirse söyleyebileceğim belki de tek cümle şudur: “ Avukat, Kendini Tanı!”

 

Makale, 2014 yılında Ankara Barosu Dergisi‘nde yayınlanmıştır.

KAYNAKLAR

Andew S. Watson, The Lawyer in the Interviewing and Counselling Process, The Bonns-Merill Company, 1976.
Ayça Gürdal Küey, “Karşı Aktarım Kavramının Gelişimi, Psikanaliz Yazıları, Aktarım ve Karşı Aktarım, İstanbul, Sonbahar 2008, 27-35.
Ayşen Esen Danacı, “Aktarım ve Karşı Aktarım”, ADÜ Tıp Fakültesi Dergisi 2009:10(3), s. 55-58.
Orhan Öztürk, Ruh sağlığı ve Bozuklukları, Feryal matbaası, Ankara, 2002.
Raşit Tükel, “Aktarım ve Dinamikleri”, Psikanaliz Yazıları, Aktarım ve Karşı Aktarım, İstanbul, Sonbahar 2008, 13-27.
Talat Parman, “Ayna aynı Zamanı Gösterir mi? Karşı Aktarım ve Zaman”, Psikanaliz Yazıları, Aktarım ve Karşı Aktarım, İstanbul, Sonbahar 2008, 47-57.
Vehbi Keser, “İki Kişilik Alan”, Psikanaliz Yazıları, Aktarım ve Karşı Aktarım, İstanbul, Sonbahar 2008, 35-47.

 

Hikmet Sami Türk

0
Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK

Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK 28.05.1999-05.08.2002 tarihleri arasında Adalet Bakanı olarak görev yapmıştır. 1935 yılında Trabzon’un Of İlçesinde doğmuş, 1950’de Bafra Ortaokulu’nu, 1954’te İstanbul’da Kabataş Erkek Lisesi’ni bitirmiştir.

Türk, 1964’te Almanya’da Köln Hukuk Fakültesi’nde hukuk doktoru unvanını kazanmış, 1968-1995 yıllarında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuk Anabilim Dalında profesör olarak çalışmış, 1995’te Ankara Üniversitesi Senatosu üyeliğine seçilmiştir. 2001-2011 yıllarında Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Anayasa Hukuku ve Ticaret Hukuku dersleri vermiştir.

Eski Adalet Bakanı Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK

Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK’ün Politik Yaşamı

Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK, 24 Aralık 1995 ve 18 Nisan 1999 milletvekili genel seçimlerinde DSP adayı olarak Trabzon milletvekilliğine seçilmiş, 55. Hükümette Temmuz 1997-Aralık 1998 arasında İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı; 56. Hükümette Ocak-Mayıs 1999 arasında Milli Savunma Bakanı ve 57. Hükümette Haziran 1999-Ağustos 2002 Adalet Bakanı olarak görev yapmıştır. 6 Haziran 2010 ve 30 Haziran 2013 tarihinde yapılan DSP 8 ve 9. Olağan Kurultaylarında Parti Meclisi Üyeliğine seçilmiştir.

Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK’ün hukuk alanında yayımlanmış 16 kitabın müellifidir. Ayrıca, edebiyat alanında yayımlanmış 2, halk eğitimi alanında yayımlanmış 1 kitabı vardır. Ticaret Hukuku, Anayasa Hukuku, Seçim Hukuku, Maden Hukuku, Çevre Hukuku ve Medeni Hukuk alanlarında yayımlanmış 125’ten faza inceleme, bildiri, açış konuşması, kanun taslağı, rapor ve çevirisi bulunmaktadır. Gençlik yıllarından itibaren çeşitli gazete ve dergilerde, özellikle, astronomi, havacılık, edebiyat, kültür, dış politika ve tarih konularında çok sayıda makale, fıkra, deneme, eleştiri ve yazı yayımlamıştır.

Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK, 1958 yılında “Akis” Dergisinin düzenlediği “Demokratik Rejim İçinde Yaşamak İsteyen Milletler Ne Yapmalıdır?” konulu yazı yarışmasında birincilik ödülünü almıştır. 1990 yılında “Ticaret Ortaklıklarının Birleşmesi” başlıklı kitabı ile Türkiye İş Bankası Toplum ve İnsan Bilimleri Büyük Ödülünü kazanmıştır.

Yabancı dil olarak Almanca, İngilizce, Fransızca, İtalyanca ve İspanyolca bilen Prof. Dr. Türk, evli ve iki çocuk babasıdır.

Meğerki Ne Ola Ki – Öykü Yalçın

0

Meğerki Ne Ola Ki – Öykü Yalçın

“Meğerki Ne Ola Ki” isimli makalenin yazarı hukukçu Öykü Yalçın

Öykü Yalçın; 5 Şubat 1996, İzmir doğumludur. Liseyi İzmir Cengiz Aytmatov Sosyal Bilimler Lisesinde okumuş, Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesini tam burslu olarak bitirmiştir. Özyeğin Üniversitesi Eğitimde Fırsat Eşitliği Burs Programı’na hak kazanmıştır.

Özel hukuk dalları ile yakından ilgilenmekte ve avukat olarak çalışmaktadır. 

Ayrıca çocuk hukuku alanında aktif faaliyetler yürütmüştür. İsveç Lund Üniversitesi Raoul Wallenberg İnsancıl Hukuk ve İnsan Hakları Enstitüsü (RWI) Türkiye Programı desteği ile Kasım 2019’da faaliyete başlayan Özyeğin Üniversitesi Disiplinlerarası Çocuk Hakları Laboratuvarı bünyesinde çalışmalar yapmaktadır.

İcra ve iflas hukuku, bankacılık hukuku, sağlık hukuku, tüketici hukuku, fikri mülkiyet hukuku, borçlar hukuku, aile ve miras hukuku, gayrimenkul hukuku, ticaret hukuku, reklam hukuku, sigorta hukuku ve iş hukuku alanlarında çalışmaktadır. Edebiyat ile yakından ilgilenmekte ve metin yazarlığı yapmaktadır.

 

Meğerki Ne Ola Ki

“Meğerki” hukuk fakültesindeki öğrencilerin sıklıkla zihin karışıklığına sebebiyet veren bir sözcüktür. Günlük hayatta kullanımına pek rast gelinmemesine karşın hukuki metinlerde kullanımı oldukça yaygındır. Öğrencilerin, gerek hukuki metinleri okurken gerek fakülte sıralarında ders dinlerken, içinde “meğerki” geçen cümleleri kavramakta zorlanmaları mümkündür. Bu sebeple, bu kelimenin etimolojisini, kullanımını ve hukuktaki yerini araştırma gerekliliği hissedilmiştir.

Kullanımı kavrandıktan sonra kelimenin sıklıkla hatalı kullanımlarına şahit olunmuştur. Kanaatimizce, hukukta oldukça sık başvurulan bu sözcüğün hatalı kullanımı, telafisi zor yahut imkansız hadiselere yol açmaya müsaittir. İşte bu sebeple, hususi olarak “meğerki” sözcüğü ile ilgili bir yazı kaleme almak arzusu duyulmuştur. Zira kaynaklar dikkatle tarandığında bu hususu özel olarak irdeleyen bir esere rastlanmamıştır. Bu yazıda “meğerki” kelimesinin sözlük anlamından, kullanım şeklinden, kullanımın anlaşılmasını pekiştirmeye yardımcı olması muhtemel örneklerden ve sıkça tanık olunan yanlış kullanımlarından bahsedilmesi hedeflenmektedir.

1. Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğe Göre Meğerki

Meğerki; İstek veya emir kipinde olan ve biri diğerini engelleyecek durumda bulunan iki cümleyi birbirine bağlayan bir sözdür. Örnek: Bu iş bitmeyecek meğerki siz de yardım edesiniz.(1)

Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlükte yukarıdaki gibi açıklanmış ve örneklenmiştir. Ayrıca “meğerki” kelimesinin yazımı hususunda ‘’ki’’ bağlacının bitişik olarak yazılması gerektiğinin de bilinmesinin önem arz ettiği kanaatindeyiz. Zira yalnızca cümle içindeki anlamının yerinde olması değil, yazımının imla kurallarına uygun olmasının da bir hukukçu için dikkate değer olduğu aşikardır.

Burada fazlaca ayrıntısına girmeksizin temel olarak Türkçede ‘’belki, çünkü, hâlbuki, mademki, meğerki, oysaki, sanki’’ kelimelerindeki ‘’ki’’ bağlacının bitişik yazılması gerektiği kuralı hatırlanmalıdır.(2) Hatta ortaokul ve lise dil bilgisi müfredatında bu kelimelerin ‘’SoMBaHÇem’’ şeklinde kısaltılarak ezberletilmeye çalışılması da belki hatırlanmasına yardımcı olacaktır. Bu hayal ürünü kelimedeki büyük yazılan harfler ‘’ki’’ bağlacının bitişik yazıldığı kelimelerin baş harflerine tekabül etmektedir.

2. Meğerki Nasıl Kullanılır?

Türk Dil Kurumu tanımı ve “meğerki” kullanılmış cümlelerin irdelenmesi sonucu “meğerki” kelimesinin kullanımını şu şekilde özetlemek mümkündür: Bir kural ve ardından onun istisnası tek bir cümle halinde “meğerki” ile bağlanarak kurulabilir. Yine, örnek olarak TDK’nin cümlesi incelenecek olursa; ‘’Bu iş bitmeyecek meğerki siz de yardım edesiniz.’’ cümlesi az önce açıklanmaya çalışılan kuralı bilmeyen birisi için pek bir anlam ifade etmeyebilir. Oysaki bu açıklama ile bağdaştırılacak olursa, cümle aslında bu iş bitmeyecek ama eğer siz yardım ederseniz bitecek anlamı taşımaktadır. İlk cümlede görüldüğü üzere kural olarak görülen kesin bir cümle ve “meğerki” bağlacından sonra o kuralın istisnasına yer verilmiştir.

Daha fazla örnek ile bu günlük hayata yabancı kullanımı idrak etmek kolaylaşacaktır:

2.1. Kimse söyleneni yapmıyor meğerki ilahi bir ilham içine doğsun. (3)

Bu cümleden ‘’Kimse söyleneni yapmıyor, ancak ilahi bir ilham içine doğmuş olanlar istisnai olarak söyleneni yapıyorlar. Bir kimse ancak ilahi bir ilham içine doğarsa söyleneni yapıyor, aksi halde kimse söyleneni yapmıyor.‘’ anlamlarını çıkarmak mümkündür.

2.2. Rumeli kıyısında akşam, daima uzakta, daima eşyaya sinmiş bir hal olarak tadılır. Meğerki karşı kıyıdaki yalıların camlarını kanlı bir hasretle tutuşturmasın; önünüzde kıpırdayan denizde yer yer alev parçalarını, sanki bir tarafta bir gül bahçesi yıkılmış, her türlü renkli taştan bir bahar çökmüş gibi yüzdürmesin. (4)

Ahmet Hamdi Tanpınar, Boğaziçi’ni betimlediği bu cümlesinde ‘’ Rumeli kıyısında akşamların her zaman eşyaya sinmiş bir hal olarak tadıldığından ancak karşı kıyıdaki yalıların camlarını kanlı bir hasret tutuşturduğu zaman öyle olmadığından, farklı bir görüntü aldığından’’ bahsetmiştir.(5)

Birtakım edebi cümlelerdeki örneklerinden sonra makalenin esas amacına ulaşmasına vesile olabilecek hukuki metinlerdeki örneklerine yer vermek faydalı olacaktır:

2.3. Bedeli tamamen ödenmemiş nama yazılı paylar, ancak şirketin onayı ile devrolunabilir; meğerki, devir, miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebrî icra yoluyla gerçekleşsin.(6)

Bu cümlede Ticaret Kanunumuz “Bedeli tamamen ödenmemiş nama yazılı paylar ancak şirketin onayı ile devrolunabilir, kural budur; ancak devir, yukarıda anılan haller yoluyla gerçekleşirse istisnai olarak bu kural geçerli olmayacaktır; bedeli tamamen ödenmemiş nama yazılı payların illa şirketin onayı ile devri koşulu aranmayacaktır.” anlamını “meğerki” bağlacını kullanmak suretiyle tek cümlede özetlemiştir.

2.4. Tasfiye memurlarının üçüncü kişilerle tasfiye amacı dışında yaptığı işlemler şirketi bağlar; meğerki, üçüncü kişinin işlemin tasfiye amacının dışında olduğunu bildiği veya hâlin gereğinden bilmemesinin mümkün olamayacağı ispat edilsin.(7)

Bu cümlede hükme bağlanan kural ise tasfiye memurlarının üçüncü kişilerle tasfiye amacı dışında yaptığı işlemlerin kural olarak şirketi bağlayacağı, ancak üçüncü kişi işlemin tasfiye amacı dışında olduğunu biliyor veya bilmesi gerekiyor ise ve bu durum ispatlanırsa şirketi bağlamayacağıdır.

Çeşitli edebi ve hukuki metinlerden örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ancak kuralın anlaşılmasını sağlamak adına verilen bu örnekler kafi görülmektedir.

3. Sıkça Başvurulan Hatalı Kullanımlar

“Meğerki” kullanımının araştırılması esnasında direkt bu hususta bir kaynağa rastlanılmamıştır. Nitekim bu sebeple bu makalenin kaleme alınmasına ihtiyaç duyulmuştur. “Meğerki” sözcüğünün kullanımı noktasının üzerinde durulmasının eksikliği ve kaynak noksanlığı sebebi ile de sıklıkla bazı kavramlarla karıştırılmaktadır.

3.1. Bunlardan ilki ‘’yeter ki’’ kelimesidir.

Yeter ki; ancak, şu şartla anlamlarını vermek için kullanılır.(8)

Örnek: Yeter ki biri ona iyice bakmış, oturup onunla konuşmuş olsun. Memduh Şevket Esendal’ın bu cümlesinde muhtemelen birisinin aslında göründüğünden daha farklı, belki daha bilgili veya iyi kalpli birisi olduğundan bahsedilmektedir. ‘’Dışarıdan o şekilde görülmese de aslında iyi birisidir ve bu ancak birisi onunla oturup konuşursa ortaya çıkar.’’ anlamı verilmektedir. Görüldüğü üzere “meğerki” kelimesindeki gibi bir kural ve istisnasını belirtmekten uzak bir nitelik taşımaktadır. Yaygın yanlış kullanımına ‘’Bir gün gelecek ve belki de bu anılar, sefil bir insanın bu son itirafları onlara biraz olsun katkıda bulunacak meğerki ben öldükten sonra, rüzgâr bu çamur lekeli kâğıtları avlunun içinde savurmasın.’’ cümlesi örnek verilebilir. “Meğerki” sözcüğünün anlamını içselleştirdikten sonra bu cümlenin manasızlığı açıkça fark edilecektir. Cümleden meğerki çıkarılıp, yeter ki konduğu zaman cümlenin anlam kazandığı görülecektir.

3.2. Bir diğer sıkça karıştırılan kavram ise eğerdir.

Şart anlamını güçlendirmek için şartlı cümlelerin başına getirilen bu kelime, şayet olarak tanımlanmaktadır.(9) Örnek: Eğer Cemil Bey benimle evlenmek istiyor idiyse buna olmaz diyecek herhalde ben değildim.(10). Görüldüğü üzere eğer de “meğerki” sözcüğünün anlamı ile bağdaşmamaktadır. Ayrıca eğer, şartlı cümlelerin başında kullanılmaktadır. “Meğerki” ise kural ve istisna cümlelerinin aralarında tercih edilmektedir.

Sık duyulan yanlış kullanımına misal olarak ‘’Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar uzlaşmaya tabidir meğerki cinsel dokunulmazlığa karşı işlenmiş bir suç değilse.’’ cümlesi gösterilebilir. Burada, soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçların uzlaştırmaya tabi olduğu ancak o suç cinsel dokunulmazlığa karşı işlenmiş ise uzlaştırmaya tabi olmadığı anlamı aktarılmak istenmiştir. Oysaki bu cümlenin kuruluş şekli itibari ile eğer cinsel dokunulmazlığa karşı işlenmiş bir suç değilse soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlar uzlaştırmaya tabidir anlamı çıkmaktadır, ancak “meğerki” kullanılmıştır. Dolayısıyla bu, hatalı olmuştur. Doğru cümle ise ‘’ Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlar uzlaştırmaya tabidir meğerki cinsel dokunulmazlığa karşı işlenmiş bir suç olsun.’’ şeklinde kurulabilir.

3.3. Meğerki ile karıştırıldığına şahit olunan son kavram ise meğer sözcüğüdür.

Türk Dil Kurumu bu sözcüğü; bilinmeyen, farkında olunmayan bir durum için kullanılan bir söz, meğerse, oysa, oysaki olarak tanımlamıştır.(11) Örnek: Evinin şaşmaz düzenine, sürekli durgunluğuna meğer ne de alışmış. Attila İlhan’ın bu cümlesi ‘’ Evinin şaşmaz düzenine, sürekli durgunluğuna alışmadığını veya alışamayacağını sanıyordum ancak o alışmış.’’ anlamı taşımaktadır. Çoğu zaman bir durumun sonradan fark edilmesi, öyle olduğunun sonradan öğrenilmesi ve buna şaşırılması hali söz konusudur. Tanıklık edilen yanlış kullanıma ise “Ben sevdiğini sanmıştım meğerki çok yanılmışım.” cümlesi örnek niteliğindedir. Yukarıda da detaylı olarak açıklandığı üzere bu cümlede meğer kullanılması yerinde olacak iken “meğerki” kullanımı hatalı olmuştur.

4.Sonuç

Özetle, “meğerki” sonrası kullanılan istisnai cümledeki vaziyet olmadıkça “meğerki” öncesinde belirtilen kural geçerlidir. Ancak “meğerki” sonrası cümledeki durum geçerli olursa ilk cümledeki kural geçerli olmayacaktır.

Cümlelerinde “meğerki” kalıbını tercih etmek isteyen hukukçuların yukarıda açıklanmaya gayret edilen kurala uygun olarak “meğerki”kalıbını kullanmaları yerinde olacaktır. Böylelikle ilk olarak iletişimin temel unsuru olan dili doğru kullanmaya bir hukukçu olarak azami özen gösterilmiş olacak, ikinci olarak “meğerki” kelimesinin kullanımını doğru bir şekilde öğrendikleri takdirde hukuk fakültesindeki öğrencilerin idraki kolaylaşacak, son ve belki de en mühim husus olarak da birtakım önemli hukuki metinlerde telafisi imkansız veya oldukça güç zararlara sebebiyet vermenin önüne geçilmiş olacaktır.

1. https://sozluk.gov.tr/
2.http://tdk.gov.tr/wp-content/uploads/2020/01/9_Hamza-Z%C3%BClfikar FARS%C3%87AK%C3%96KENL%C4%B0-K%C4%B0-BA%C4%9ELACINI-ADLANDIRMA-_-6.pdf
3. http://earsiv.sehir.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11498/11126/001507796006.pdf?sequence=1
4. Tanpınar, Ahmet Hamdi, Beş Şehir, Milli Eğitim Basımevi, 1969
5. Bu cümlenin edebi olarak daha fazla irdelenerek açıklanması mümkündür ancak bu makalede yalnızca makale konusu sözcüğün kullanımına örnek niteliğinde anıldığı için ayrıntılandırılmamıştır.
6. 6012 sayılı Türk Ticaret Kanunu, Madde 491, Fıkra 1
7. 6012 sayılı Türk Ticaret Kanunu, Madde 539, Fıkra 2
8. https://sozluk.gov.tr/
9. https://sozluk.gov.tr/
10. Hep O Şarkı, Karaosmanoğlu, Yakup Kadri, İletişim Yayınları, 23. Baskı,2016, İstanbul
11. https://sozluk.gov.tr/

Prof.. Dr. Şebnem Korur Fincancı Savunması

0

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın ‘örgüt propagandası’ yaptığı iddiasıyla 7 yıl 6 ay hapis cezası ile tutuklu olarak yargılandığı İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, 23 Aralık 2022 günü davanın ilk duruşmasında yapmış olduğu savunmadır.Fincancı, savunmasına başlamadan önce; 64 yaşında olmasına ve sağlık sorunlarına karşın, insanlık onuruna aykırı bir biçimde 5,5 saat boyunca elleri kelepçeli bir biçimde Ankara’dan İstanbul’a getirildiğini ifade ederek “Ben elinde silah olan birisi değilim. Benim tek silahım kalemim, beynim” dedi.

20 Ekim 2022 tarihinde, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “terör örgütü propagandası yapmak” ve “Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, devletin kurum ve organlarını aşağılamak” suçlarından başlatılan soruşturma kapsamında 26 Ekim 2022 sabah saatlerinde İstanbul’da gözaltına alan ve 27 Ekim 2022 tarihinde tutuklanarak daha sonra hakkında dava açılan Fincancı, 11 Ocak 2023 tarihindeki karar duruşmasında 2 yıl 8 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılmış ve tahliye ediliştir.

Prof.. Dr. Şebnem Korur Fincancı Savunması

Bugün içinde bulunduğum bu ilginç duruma ilişkin beyanımı sizlerle paylaşmaya başlamadan önce bir teşekkürü dile getirmek istiyorum. Yıllardır yaşamak zorunda bırakıldığımız yargılamalardan sonuncusunda, soruşturmadan kovuşturmaya adım adım olağanüstü hukuki değerlendirmeleri ören, bizden derin ve kapsamlı bir hissiyatla kurdukları sözlerin bu baki kubbede bir seda olduğunu bilen, ancak tüm bunlara rağmen avukatlıkta ısrar eden, üzerine yılmadan 582 avukatlık bir dayanışmayı bir hafta gibi kısa bir sürede başaran avukatlarıma bir teşekkür bu. Özellikle 20 yıldır bu dalgalanmalarda insan onuruna yaraşır bir duruşu başarmış sevgili Meriç Eyüboğlu’na ayrı bir teşekkür borçluyum, bu yılları birlikte geçirmiş, her keresinde beni zenginleştirmiş olduğu için.

Savcı ifademi alırken, artık yorgunluğun üzerime çöktüğü saatlerde hatırlayamadığım araştırmalarımı, çalışmalarımı, yayımlanan kitaplarımı bana hatırlatan, benden önce sıralayan bir avukatım olduğu için çok şanslıyım.

Tutuklama kararına itiraz ise başlı başına Hukuk Fakültelerinde okutulmayı hak ediyor. Tüm “usul güvenceleri” yerine getiriliyormuş gibi yapılırken, ev aramasının canlı yayınında kurgulanan hakikat bükücülükle hem yargı mensupları hem de kamuoyunda olumsuz etkileme çabalarının, yürütme ile yargının olmaması gereken ilişkisinin, masumiyet karinesi ve adil yargılama hakkının daha başında ihlal edilmesi, gözaltı kararı veren savcının daha ifade dahi alınmadan suçluluğuma karar verip, kendince emin olduğu suçu hiç ilgisi olmayan Türk Tabipleri Birliği Merkez Konsey üyelerine de yükleyerek görevden alınma talebiyle başvurmasının yürüttüğü bu soruşturmayı da nesnellikten, tarafsızlıktan azade kıldığını, adli tıp bildiği iddiası karşısında ön tanı ile tanı ayrımını yapamıyor olmasının çelişkisini, avukatlarıma bilgi vermeden önce tutuklamaya sevk kararının da basın organlarına servis edildiğini, başından beri hepimizin hukuken değil siyaseten öngördüğü bu tabloyu ortaya koyup, buna rağmen yapılmaması gerekenleri tek tek sıralayarak, hukuku koruma çabaları teşekkürün ötesini hak ediyor. Bu kıymetli metin; ilk yayımlandığında okuyup tutuklandıktan sonra yeniden elime geçtiği için tekrar okuma olanağı bulduğum, Haffner’in “Bir Alman’ın Hikayesi” isimli kitabına bir atıf yapmaya itti beni: “Hepsi kocamış yüksek mahkeme heyeti üyelerinin arasında biraz tuhaf görünen, genç sarışın bir sulh mahkemesi hakimi” diye tanımladığı hakimin, “gleichschaltung-koordinasyon” adına artık kanunlara uymak zorunda olmadıkları, metne değil ruhuna dayanmadıklarında taşrada bir sulh mahkemesine gönderilme riskine karşı uyarısını, incelikle hazırlanan hukuki değerlendirmelerin ve sonunda yüksek mahkeme binasının terk edilmişlik duygusunu hatırlattı. Böylesi bir ruh halini kabul etmedikleri ve adalette ısrar ettikleri için teşekkür ediyorum hepsine.

İçinde bulunduğum, yalnız ben değil Türkiye’de yaşayan herkes için ilginç olduğunu düşündüğüm bu duruma gelince; Sokrates’in savunmasının başında söyledikleri ile başlayayım ben de sözlerime: “Beni suçlayanların üzerinizdeki etkisini bilemiyorum; fakat sözleri o kadar kandırıcıydı ki, ben kendi hesabıma onları dinlerken az daha kim olduğumu unutuyordum”.

Sokrates’in Savunması

Ben de bu suçlamaların üzerinizdeki etkisini bilemiyorum ama kim olduğumu neyse ki unutmadım. İnsanlık tarihinin biriktirdikleri ile Immanuel Kant’ın “Saf Aklın Eleştirisi”nde söylediği gibi aklıma, tüm görevlerin en zoru dese de, kendini bilme görevini yeniden tanımlıyorum.

Tüm temelsiz iddiaları reddedecek bir mahkeme kuruyorum zihnimde. Aklımı bir tahakküm aracı olarak kullanmayı değil, özgürlüklerin kaybedildiği, insan onurunun yok edildiği sınırsız iktidara, her türlü değere sahip olarak yok eden katıksız bir güç düzenine boyun eğmeden, tam da Sokrates’in benzetmesiyle “devletin başına musallat olan at sineği” olmaya çalışıyorum.

“Hak yolunda çalışan bir kimsenin devlet adamı değil, sadece yurttaş olarak kalması gerektiği” uyarısına katılıyor ve bu yaşıma kadar da elimden geldiğince bir yurttaş, bir hekim, bir adli tıp uzmanı, bir bilim insanı ve insan hakları savunucusu olarak ödevlerimi olabildiğince eksiksiz yerine getirdiğime, üzerinde düşünmeye değer bir hayatım olduğuna kanaat getiriyorum.

Önce hekimlikle, hekim kimliğimle başlamalı. Virchow’un tanımı benim için hep yol gösterici olmuştur: “Hekim zor durumda olanların avukatı (sesini duyuranı) olmalıdır”. Bu sözü burada saygıyla, sevgiyle andığım patoloji hocam Talia Bali Aykan’dan duyduğum günden beri de, belirtilen ilkeye hep sadık kaldım.

Bu toprakların en zor durumda hastalardan olanlarla Verem Savaş Dispanserinde başladığım hekimlik karşılaşmalarım, Talia hocamın yönlendirmesiyle adli tıp uzmanlık eğitimi ve Spinoza’nın dediği gibi “ıstırap görüldüğünde son bulur” anlayışıyla, kimliğinden bağımsız tüm insanlığın ıstırabını görünür kılma çabasıyla sürdü.

Dava: Sokrates’ten O. J. Simpson’a Yargılamanın Tarihi

Adli tıbbın özellikle 70’ler ve 80’lerde dünyanın pek çok ülkesinde ıstırabı yaratanın kimliğini gözeten, ıstırabı çekeni bu kimlik ışığında görmezden gelen yapısını değiştirmek üzere, eğitim içeriğimizi, bilimsel yaklaşımın o nesnel ve bağımsız niteliğini geliştirmek için mücadele etmek adına; bilimsel meslek örgütümüz olan Adli Tıp Uzmanları Derneği’nin kurucularından, bugün Türkiye’de hem ulusal hem de uluslararası saygınlığı olan indekslerde yer alan alanındaki tek bilimsel dergimiz Adli Tıp Bülteni’nin yayın hayatına başlamasının öncülerinden olma onurunu taşıyorum.

Kendim de öğrenerek yol aldığım bu süreçte, adli tıbbın özellikle bağımsız bir yapısı olmadığında devletlerin işlediği iddia edilen suçların görünmez kılınmasında bir araca dönüşebileceğini keşfetme olanağı buldum. İşte bu keşif, Sokrates’in at sineği olarak devleti rahatsız eden insan hakları mücadelemle buluşturdu adli tıp uzmanı kimliğimi. Yaptığım yüzlerce araştırma, yazdığım makaleler ve kitaplar, kitap bölümleri hep ıstırabın kimliğinden bağımsız görünür kılınmasına dair yöntemleri içeriyor. Danışmanlığını yaptığım son tez çalışması gözümüzle göremediğimiz bedensel yaralanmaları görünür kılmak üzere termal kameradan yararlandığımız bir araştırmaydı. Zarar verenin değil, görünür kılanın cezalandırıldığı koşullarda ortaya çıkan zorunlu emekliliğim nedeniyle resmi danışmanlık sıfatım sona erse de, başından sonuna heyecanla yer aldığım bu araştırmada görev üstlenen meslektaşlarıma da teşekkür borçluyum.

İnsan hakları mücadelesini adli tıp uzmanı kimliğimle harmanladığım çalışma yıllarımın başlarından itibaren görünür kılma çabamın cezalandırıldığı ya da cezalandırılmaya çalışıldığı olumsuz durumlar kadar, hatta daha fazla, bu emeğin değer gördüğü bir hayat yaşadım. Bu ilginç sürecin başından beri desteğini hissettiğim, bugün de sizlerin gördüğü tablo, bu değerin yansımasıdır.

BM İşkenceye Karşı Sözleşmenin hazırlanmasında emeği olan, bugün ne yazık ki aramızda bulunmayan ve Yunanistan için de bir kayıp olarak nitelenmesi gereken sevgili meslektaşım Maria Kalli’yi tanıma, dostu olma, ondan öğrenme olanağı verdi bu hayat bana. Veli Lök (Prof. Dr. Veli Lök, Uluslararası İşkence Kurbanları Rehabilitasyon Merkezi’nin ilk kez verdiği İşkenceyle Mücadele Ödülü’ne layık görüldü. Lök, işkence izlerinin yıllar sonra da tespitini sağlayan kemik sintigrafisi çalışmalarıyla uluslararası literatüre girdi.)  hocamı, Fikri Öztop hocamı tanıyıp öğrencileri olabildim.

PHR (Physicians for Human Rights- İnsan Hakları için Hekimler) ile Bosna’da toplu mezarlarda çalışıp ıstırabı görünür kılma çabasında Bob Kirsher’dan, insan hakları ihlallerinde hekim sorumluluğun önemini kavramamı, içselleştirmemi sağlayan Vincent İacapino’dan öğrendim, birlikte çalıştığımız, birbirimizden öğrendiğimiz yolların sonunda bugün bir BM kılavuzu olan “İşkencenin Etkili Soruşturması ve Belgelenmesi El Kitabı- İstanbul Protokolü” yazıldı. İlk baskısında yazarlarından biri olduğum bu kılavuzun 2022 güncellemesinde kurucular kuruluna layık görüldüğüm Türkiye İnsan Hakları Vakfı adına editörlerinden biri oldum.

Tüm dünyadaki işkence rehabilitasyon merkezlerinin bir araya geldiği IRCT (International Rehabilitation Council for Torture Victims- Uluslararası İşkence Rehabilitasyon Konseyi) içinde dünyanın dört bir köşesinde, hem İstanbul Protokolü eğitimlerinin düzenlenmesi, eğiticiliği, hem de işkence izlerinin görünür olması için, pek çok ülkeden meslektaşımla birlikte çalıştım,

IFEG (Independent Forensic Expert Group- Bağımsız Adli Uzmanlar Grubu) üyesi olarak belgeleme çalışmaları ve birçok ülkenin yüksek mahkemesi tarafından kararlarını yeniden değerlendirme aracı olarak kullanılan tutum belgelerinin hazırlanmasına katkı sundum.

İsrail’de gözaltında ölen bir gencin defin için hazırlanırken çekilen fotoğrafları ve otopsi raporunun karşılaştırması ile hazırladığım tıbbi değerlendirme, yüksek mahkemece dikkate alınıp, Adli Tıp Kurumu başkanının görevden el çektirilmesini sağladı.

Bahreyn’de bir gencin yeniden yaptığım “gayrı resmi” otopsisinde ve aldığım doku örneklerinin incelenmesinde, elektrik işkencesini görüp görünür kılıp, yargıda karşılık bulmasa da, ailesinin ıstırabını bir nebze olsun dindirebilecek öteki göz oldum.

İstanbul Protokolü: İşkence ve Diğer Zalimane İnsanlık Dışı Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi için EI Kılavuzu

Yaşadığım topraklarda, kendi memleketimde ise ilk cezalandırma girişimini gene bir video ile yaşadım. Gözaltında fenalaşıp, hastaneye kolluk tarafından yolda bulunduğu iddiasıyla getirilen, ölümünün ardından bir veteriner patolog tarafından yapılan otopsisinde “darp cebir izi” görülmeyen gencin, defin için hazırlanırken ailesi tarafından çektirilen videosu yol gösterdi olmayan “darp cebir izi”ni görmemizde, ön tanıya ulaşmamızda. Hastane kayıtları ile işkenceyi tanımlayabildik, tanı koyabildik.

Beyanımın bundan sonrası bu ilginç duruma, adli tıp bildiğini söyleyen savcının iddialarına, o iddiaları benimseyen ve tutuklama kararını veren yargıca, kaçacağım şüphesiyle tutukluluğumun devamına karar verip dosyayı kabul eden sizlere söyleyeceğim sözdür. Yıllarımı verdiğim adli tıbba, hele ki toksik(zehirli) gazlar ve kimyasal silahlar konusunda pek çok ulusal ve uluslararası makale ve kitap yazmış bir bilim insanı olarak, adli tıbbı bildiğini iddia eden savcıdan, kabul edersiniz ki, epeyce fazla vakıf olduğum aşikarken, bilimsel bir tartışma yerine linç girişiminde bulunanlara, tıbbi değerlendirmeye katılmadığını ifade eden tıp dışı insanlara bir çift sözüm var.

O zaman önce bilim felsefesi, bilimsel bilginin oluşum süreci ile adli tıbba dair bazı konuları da açıklığa kavuşturmak gerekiyor. Nesnel gerçeklerin bilimsel analizinde, bilimsel önermelerle başlayan süreç, bu önermeler bizden çıksa da bilimsel yöntemle yadsıma çabasıyla sürer. Ancak tüm yadsıma adımları sonuçsuz kaldığında, o önermemiz artık bir bilimsel hakikate dönüşür. Buna rağmen B. Russell’ın dediği gibi, “akılcılık, kesinliğin olanaklı olmadığı durumda, olasılığı en kuvvetli görüşe ağırlık verir. Yabana atılmayacak olasılıklar da kenarda durur, yeni kanıtlar bu olasılıkları güçlendirir”.

Burada B. Russell’in kesinliğin olanaklı olmadığı durumda, olasılığı en kuvvetli
görüşe ağırlık verme ifadesinin, yıllar sonra uluslararası kılavuzlarda yerini bulduğunu ve kanıt standartlarının dört temel tanımının ortaya çıktığını söylemek gerekir[1]

1. Makul şüphe: Sorgulanan olayla ilgili şüphe ortaya çıktığı, ancak başka sonuçların da mümkün olduğu durum (%40). Klasik ifade ediliş, “bu makul sonuç muhtemeldir”

2. Olasılıklar dengesi (yeterli delil):Bulguyu destekleyen deliller daha fazladır (%51). Klasik ifade: “Bu makul sonuçtur”

3. Açık ve ikna edici delil: Bulgu için somut destek, belirgin ölçüde delil bulguyu desteklerken sınırlı bilgi tersini önerir (%60). Klasik ifade: “Açıktır ki…”

4. Tartışmasız /kuvvetli delil: Sonuca vardıran veya yüksek düzeyde ikna edici delilin desteklediği bulgu (%80). Klasik ifade: “Tartışılmaz, inkar edilemez”

Burada gerçeğin araştırılması için yapılan çalışmalar tanımlanırken, bir insan hakkı ihlali ile ilgili iddialar olduğunda, sivil toplum örgütleri tarafından yürütülen çalışmalardan söz edilmelidir[2]. Bu çalışmalar uluslararası soruşturma komisyonları aracılığı ile yürütülüp raporlanabilir ancak bir mahkeme yerine geçmez. Hukuki değerlendirmenin bir parçası ve aracı olabilir [3].

İddialar ve bir kuşku ortaya çıktığında, bu tür iddiaların bağımsız ve nesnel ölçütlerle tartışılması, araştırılması toplumda adalet duygusunun sarsılmaması için bir zorunluluktur.

Çünkü başkasına zarar verme, incitme farkına varmasak da bizi, inciteni ve tanık olanları da incitir. Bilim birbirimize zarar verme olanaklarını da arttırır ve bu koşullarda toplumsal yaşamın sürmesini olanaklı kılanın, aklın eyleme egemen kılınması olduğunu söyler Russell, “Sorgulayan Denemeler”inde.

Ne yazık ki son dönemde Kant’ın savunduğu aklın yerine kendilerine yeni Kantçılar diyenlerin akıl dışılığa kayıtsız bir teslimiyetle karşı karşıya kaldığına ve hakikat ötesi çağın hakikat bükücülerinin de bilimsel paradigmada yer edindiğine tanıklık ediyoruz. Bu nedenle Hume’un bilimi reddeden felsefesine değil, kavramları sakatlanmamış bir hakikati kavrama niyetindeki siyaset felsefesine de ihtiyacımız var, bilimin o nesnel ve bağımsız olması gereken yaşamdan yana kurulacak karakterinde. “Her şey boyunduruk altında kaldıkça, her şey yok olup gitmiş demektir, baştakiler canlarının istediği gibi ortadan kaldırır onları” der Rousseau “Toplum Sözleşmesi” eserinde.

Burada Tacitus’u, Agricola’daki sözünü anmadan olmayacak “ub, slitüdinem faciunt, pacem appelant- ıssızlık yarattıkları yerde barış var diyorlar.” Özgürlükten vazgeçip konformizme savrulmanın yıkıma götürdüğünü söyler Rousseau. Nesnel, bağımsız ve yaşamdan yana bilimselliğin, özgürlüğünü feda edemeyeceği muhakkaktır. Bu özgürlüğe karşı kendisinden farklı düşünceleri cezalandırarak “gerçek” üreten faydacıların güvenle söyleyerek, bu üretileni hakikate yaklaştırma çabasını ve nihayetinde ortaya çıkan gerçeği kendisinin bildiğini sanmayı zülüm olarak tanımlıyor Russell.

O nedenle özgür aklın eyleme, bilime egemen olması, gerçeği kendisinin bildiğini sananların zulmünü de önleyecektir. Toplumsal yaşamın sürmesini olanaklı kılmak adına da bu bilimsel yaklaşımların kılavuzlarını oluşturmak, onları da ortak aklın bilimin kötüye kullanılmasının denetim mekanizmaları olarak değerlendirmek gerekir.

Memleketini, insanlarını seven hekimler olarak, uzmanlık alanımın da kattığı bilgilerle, devletin işleyişine koşulsuz bağlılık yemini edemeyeceğimi, bizlerin hekimler olarak bağıtımızın insanlık olduğunu bir kez daha anımsatmak boynumun borcudur. Locke’den Hobbes’a, Leviathan’a uzanan yolda, devlet adını verdiğimiz aygıt, elinde bulunduğu siyasi otoritenin emelleri doğrultusunda erki kötüye kullanabilir. İnsanlık tarihi bu kötüye kullanımlarla, ona karşı mücadelelerin tarihidir zaten.

O nedenle biz yurttaşlara düşen sorumluluk da, erkin kötüye kullanılmasını önleyecek tedbirleri almak, bunun için yan yana dayanışmayla durmak ve uygulamaları titizlikle denetlemektir.

Şirket hastaneleri ile sağlığa ayrılan sınırlı kaynağın 1/5’ini heba etmenin de, sağlığı bir tüketim nesnesine dönüştürme ısrarının da, mesleki bağımsızlığımızı ortadan kaldırma çabalarının da, koruyucu hekimliği, hekimliğimizi değersizleştirerek hastanede karşıladığımız küresel salgında meslektaşlarımızı yitirmemizin sebebi olmalarının da, daha ötesinde kışkırttıkları sağlık talebiyle şiddet nesnesine dönüştürülmemizin de karşısında durmak için bir araya geldiğimiz, adı altında mücadele ettiğimiz Tabip Odaları ve Türk Tabipleri Birliği işte bu denetimi yapacak emek ve meslek örgütlerinden sadece birisidir.

Bugüne dek bu ödevini layıkıyla yapmaya hep gayret etmiş, siyasi otoritenin aidiyeti değişse de, Nusret Fişek hocamızdan beri de bu denetimlerin hesabı sorulmuş, bedel ödetilmeye çalışılmıştır. Bugün de meslektaşlarımızın oylarıyla üstlendiğimiz görevimiz, bir adli tıp uzmanı hekim olarak paylaştığım tıbbi görüşüm ileri sürülerek benzer biçimde kriminalize edilmeye çalışılmaktadır.

Devlet adı verilen aygıt, elinde bulunduğu siyasi otoritenin kimliği doğrultusunda, tüm kurumlarıyla bir suç yapılanmasına dönüştürülebilir. Bu dönüşümün önündeki engel, yok etmeye çalıştıkları toplum olma becerisi, yurttaşların toplum olma ısrar ve sorumluluğu, bunun için ve denetlemek üzere kurdukları yapılanmalar, örgütlerdir. Bu aygıtların işleme konusunda ısrarcı oldukları, uluslararası bağıtlarla ve insanlığa, insanlık değerlerinin korunmasına ilişkin geliştirilmiş örgütlerle önleme çabalarına rağmen yetersiz kalınan, insanlığa dair suçlar ve insan hakları ihlalleri de bir hekimlik uygulaması olarak adli tıp uzmanlığının çalışma alanına girmektedir.

Leviathan, Thomas Hobbes

Çalışma alanımızın sınırlandırılması ve kriminalize edilmesi ise kabul edilemez.

Adli tıp uzmanlığı, hekimlik uygulamalarında çok yakından bilinmeyen, tıp fakültesi eğitimi sırasında da pek vakıf olamadığımız bir alandır. Oysa aciller başta olmak üzere hekimlik uygulamalarımızda oldukça sık adli olgularla karşılaşır ama pek fark etmeden etrafından dolaşırız.

Adli olgu deyince, bu devlet aygıtının Türkiye’deki adli tıp yapılanmasından beslenen bir algıyla kolluk, savcılık ve mahkeme ile ilişkili olmasını gerekli görürüz. İş kazaları kayıtlara girmez, meslek hastalıkları görülmez, aile içi şiddet merdivenlerden yuvarlanır, çocuk istismarları atlanır. Bazen de yaralanmalara dair “adli tıp” derslerinden kalanlar birbirine karışır, olmayan istismarlar aileleri dağıtır, ruhsal destekle güçlendirilmeden yapılan cevval bildirimlerle cinsel saldırılar toplumsal bir saldırıya dönüştürülür.

İstanbul Sözleşmesi: Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi

Adli tıp uzmanlığı ve öğretim üyesi olarak üniversitede sürdürdüğüm çalışmalar, uluslararası görevlerdeki gözlemlerim 15 yıllık bir birikimin ardından Tıp Fakültesinde bir adli tıp polikliniği kurma ve resmi adli tıp işleyişinde gözden kaçan, görmezden gelinen veya o işleyişe erişemeyenlerin bireysel başvuru yapabileceği bir birim oluşturma düşüncesi, meslektaşlarımla uzun tartışmaların ardından 1999 yılında hayata geçti. Türkiye’nin ilk adli tıp polikliniği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı bünyesinde kurulmuş oldu. Bu öncü girişimin ne denli etkili olduğu, bugün Türkiye’nin pek çok yerleşik tıp fakültesinde ve ardından Sağlık Bakanlığı hastanelerinde de adli tıp polikliniklerinin peş peşe ortaya çıkmasından da anlaşılmaktadır. Yıllar içinde bu polikliniğin birçok başvurusu ile hazırlanan tıbbi değerlendirmeler hem ulusal yargı süreçlerinde, hem de AİHM kararlarında Abu Ghraib ve Guentanamo işkence iddialarının araştırılmasında katkı sunan belgeler olmuştur.

Adli tıp uzmanlığı birbiriyle uzlaşmaz tarafları olanların içinde, tüm taraflara eşit mesafede durarak, nesnel bilimsel ölçütlerle zararı saptama, ölçme değerlendirme ve hakikati ortaya koyma çabasının olduğu bir hekimlik uygulamasıdır. Bazen önce istismara uğrayan çocuğu, ardından da demans nedeniyle tüm inhibisyonları ortadan kalkmış istismarcısını ardı ardına muayene edersiniz. İki tarafında yaşadıklarını dikkate alan, nesnellikten ve bilimsellikten ödün vermeyen, insanla karşılaşmanın hekimlik değerlerinden süzülmüş tutumuyla davranırsınız.

Taraflar arasındaki güç dengesizliği ise adli tıp uygulamalarının en zorlu alanıdır. Devletlere uluslararası bağıtlarla tanımlanmış yükümlülüklere aykırı insanlığı karşı suçlar, insan hakları ihlallerine dair iddialarda, iddianın bir tarafı olan devlet, onun araçlarını elinde bulundurma yetkisi olan erk ise, çalışma koşullarının bağımsızlığını garanti edecek bir yapılanmaya ihtiyaç vardır. İnsanlığa dair ilerlemeler daha önce de belirttiğim gibi bunu sağlayacak kurumlaşma önerileri ve çalışma ilkelerini içeren kılavuzların hazırlanmasını gerektirmiş, uzmanlık alanımızda yaptığım çalışmalar bana da, daha önce de belirttiğim gibi bu kılavuzlardan birinin yazarlarından olma olanağı vermiştir.

İstanbul Protokolü, bir yaşam biçimi olarak benimsediğim hekimliğimin, insanlık için sürdürdüğüm insan hakları mücadelemin bir armağanıdır. Bu kılavuzu hazırlarken esinlendiğimiz Minnesota Protokolü de iddianameye konu olan programda andığım kılavuzlardan diğeridir.

Hukuk Dışı, Keyfi ve Kısayoldan İnfazların Etkin Biçimde Önlenmesi ve Soruşturulmasına İlişkin Prensipler

Adli tıp uzmanlığında, hakikat arayışımız sırasında her zaman zarar gören/gördüğü iddia edilenle doğrudan karşılaşma olanağımız olmayabilir.

Ortada bir suç iddiası varsa haliyle suçu ve delilleri gizleme çabası da olabilir ve primer/birincil delillere ulaşmak güçleşir, onları arama gerekliliğini desteklemek için sekonder/ikincil veya dolaylı deliller kullanılabilir. Özellikle insan haklarının korunması bağlamında devletlerin işlediği iddia edilen suçların devletlerden bağımsız araştırılabilmesi için ve bu araştırmaları yapanların dayanaksız biçimde suçlanmalarını önlemek amacıyla hazırlanmış pek çok kılavuzdan birisi de, OHCHR’ın bir BM belgesi olan “Commisions of Inquiry and Fact-Finding Missions on International Human Rights and Humanitarian Law: Guidance and Practice (Uluslararası İnsan Hakları ve İnsancıl Hukuk Gerçeği Araştırma ve Soruşturma Komisyonları Rehber ve Uygulama Kitabı)” isimli 2015 tarihli kılavuzu, ayrıca onun ışığında Leiden Üniversitesi’nden bilim insanlarının da katkılarıyla hazırlanmış bir rapor olan; “Report on Digitally Derived Evidence Used in UN Human Rights FactFinding Missions: Approaches and Standards of Proof (Dijital Olarak Elde Edilen Delillerin İnsan Hakları Araştırılmalarında Kullanılması Hakkında Rapor: Kanıt Standardı ve Yaklaşımları)”dır.

Primer (birincil) ve sekonder (ikincil) kaynaklar veya delillerin değerlendirilmesi, açık kaynakların tartışılması ve bu bağlamda fotoğraf, video vb dijital delillerin ele alınmasında gerçeği araştırma komisyonlarının yaptığı değerlendirmelerin yöntemleri belirtilmektedir. Leiden Üniversitesi’nin birçok gerçeği araştırma görevinde dijital delillerin değerlendirilmesini tartıştığı raporunda video ve fotoğrafların orijinalliği doğrulandığında primer bilgi kaynağı olarak kabul edildiği, kurbanlar veya tanıklardan doğrudan elde edilen bilgi ile eşdeğer olduğu belirtilmektedir. Komisyon raporlarının bir kısmında orijinalliğin komisyon tarafından belirlendiği ifade edilip açıklama yer almazken, örneğin 2019 Myanmar raporunda “örgütlerin ham veri ve notları, uzman görüşleri, başvuru ve açık kaynak materyalleri gibi sekonder (ikincil) bilgi ile kontrol edilmiş, dijital doğrulama için…uzman görüşü de alınmıştır” ayrıntılı açıklaması ile bir çok güvenilir bilginin de bir araya getirildiği tanımlanmıştır[4] Bu raporun dayandığı BM Kılavuzu da komisyonların yararlanacağı kaynakları tanımlayarak[5], bilgi kaynaklarını primer ve sekonder olarak sıralamakta [6], c bendinde de video materyal ve fotoğrafları ayrıntılı olarak aktarmakta, görüleceği üzere bu bendi d bendindeki resmi belgelerden ayrı ele almaktadır.

Günümüzde mobil telefonlar yüksek nitelikli fotoğraf ve görüntü elde edilebilmesi özelliği ile ve you tube benzeri kamuya açık alanlar veya facebook gibi sosyal iletişim mecralarına yüklenerek soruşturmacılar için, özellikle de olay yerine ulaşılamadığı koşullarda önemli bilgi kaynağı olabilmektedir. Bu tür kaynaklar propaganda materyali olarak da kullanılabildiğinden bu materyalin orijinalliği, kullanım değeri, üzerinde değişiklik yapılıp yapılmadığı, olayın gerçekleşip gerçekleşmediği, görüntülerdeki kişilerin bu eylemlerde yer alıp almadığı bağımsız kaynakların bir araya getirilmesi ile değerlendirilmeli, özellikle görüntüleri sağlayan tanıkların beyanları da değerli bir bilgi olarak kullanılmalıdır [7].

Propaganda iddiasıyla suçlandığım yayına ve konuşma içeriğine gelince; sorularla birlikte 7 dakikalık konuşma bir komisyon faaliyeti değil, ancak bu tür komisyonlara sekonder (ikincil) bilgi kaynağı olarak sunulan türde bir videonun insan hakları ihlalleri üzerine uzmanlaşmış bir adli tıp uzmanı olarak tarafımdan yapılan adli tıbbi değerlendirmesi. Ayırıcı tanı basamaklarını o kısa yayında aktaramayacağım için, bu değerlendirme sonucu ulaştığım ve kısaca ifade ettiğim bir ön tanıdan söz ediyoruz.

Burada size ayırıcı tanı basamaklarını da aktarmak isterim. Videoda karanlık bir ortamda bulunan kişilerden bazılarında kimi belirtiler gözleniyor. Aynı ortamda o belirti gösterenlere yardım eden ama etkilenmemiş görünenler var. Bu etkisini zamanla yitiren bir uçucu madde-gaz formu düşündürüyor. Bunu destekleyen ve toksik bir gaz formu düşündüren ikinci veri, etkilenenlerden birinin ağzında kanlı köpüklü bir sızıntı olmasıdır. Bu da kanlı köpük dolayısıyla akciğer etkilenmesini, solunum yoluyla alınmış toksik bir gazı destekliyor. Ayrıca bu kişide istemsiz kasılma benzeri hareketler sinir sistemi tutulumunu düşündürüyor. Etkilenen diğer kişide de öforiyi işaret eden belirtiler gözleniyor. Aynı ortamda bulunanlarda, farklı etkilenmeler o ortamda kalma, maruziyet süresi ve yoğunluğu ile ilişkili olabilir. Özellikle uçucu ve havayla yer değiştirme özelliği olan toksik gazların bazılarında ortaya çıkabilen bu tür belirtiler zarara yol açan bir etken varlığı için tıbbi olarak olasılıklar dengesi oluşturduğunda (%51- yeterli delil) bu makul sonuç ışığında yapılması gereken de; o etkenin türü, oraya hangi yolla ulaştığı ve ulaştıran sorumluların saptanması için etkili bir soruşturma ve tıbbi belgelemedir.

Savcının eşanlamlı iki sözcüğü peş peşe kullanıp “teşhis/tanı koyduktan sonra ileri tetkik” isteyemeyeceğim sonucuna varmış olması da bu bilgi eksikliğinin bir tezahürüdür. Videodaki belirtiler üzerine yaptığım “belli ki bir toksik/zehirli gaz kullanılmış durumda” makul sonucuna ulaştığım tıbbi değerlendirme, bir “ön tanı”dır. Çünkü olay yerinde yapılacak inceleme, alınacak örneklerden yapılacak laboratuvar tetkikleri ve cenazelerin Minnesota Protokolü ışığında gerçekleştirilecek otopsileri ile etkili bir belgeleme ve olay yerinin iddia edilen olayla ilişkisi, bir kimyasal etken saptandığı koşulda bunun yasak silah olup olmadığı saptanabilir, dolayısıyla etkili bir soruşturma kılavuzlarda da belirtildiği şekilde bağımsız uzmanlar tarafından araştırılmadan, “tanı” bileşenleri olarak bu zararlı (sağlık üzerinde olumsuz etkileri görülen) etkenin türü, hangi yolla kim veya kimler tarafından bu olay yerine ulaştığı yani sorumluların saptanması olanaklı değildir. O nedenle yayında belirttiğim tıbbi görüş bir ön tanıdır. Tanıya erişebilmek için de etkili ve bağımsız bir soruşturma ve belgeleme gerekmektedir.

Hepimizin hekimlik uygulamalarında ön tanı, hatta tanı sürecinde bize dayatılan o birkaç dakikalık yakınma dinleme, gözlem ve başarabilirsek muayene sürelerine mesleki birikim ve deneyimimizi edindiğimiz yılları da kattığını, sizler de benim kadar bilirsiniz. O bir iki dakikalık video izleme süresinin ardında da, programda birkaç cümleye sığdırmaya çalıştığım 35 yılı aşkın deneyim ve 45 yılı bulan hekimlik bilgi birikimim var.

Yayında da ifade ettiğim, ekte sunduğumuz OHCHR Kılavuzunun Ek 1’inde anılan diğer kılavuzlar da, bu değerlendirmeler için kullanılan kılavuzlar arasındadır.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği(OHCHR)

Bu birikimden heybemde kalan bir örneği de burada paylaşmak yerinde olacaktır. Arap baharının yaşandığı ülkelerden birinde kolluk görevlilerinin yoğun göz yaşartıcı gaz kullanımı ve bir gaz kanisterinin göğsüne isabeti ile aracı içinde öldüğü iddia edilen bir kişi hakkında, ülkenin insan hakları savunucuları aracın ve ölen kişinin fotoğraflarını ileterek göğüsteki yaralanmanın gaz kanisteri isabeti ile olup olmayacağını sormuştu. Araç özellikleri de dahil geçmiş bilgiler ve araç içinde bulunan hava yastığı ortasında yerinden ayrılmaması beklenen metal aksamın araç içindeki fotoğrafı ve şekli ile göğüsteki yaralanmanın uyumlu olduğunu ve bu ölümcül yaralanmanın metal aksamın çarpması ile meydana gelmiş olabileceğini belirtmiştim. Bu bir ön tanı idi, tanı için ayrıntılı inceleme gerekeceğini de ifade etmiştim. Kimse çelişkili bulmamıştı.

Adli tıp uygulamalarında elimizdeki veriler yetersiz olduğunda da, ön değerlendirme raporları hazırlayabiliriz. Siz hukukçuların anlayacağı dilde söyleyecek olursak “geçici rapor” dediğiniz türde raporlar, ek verilerle desteklendiğinde bütünlüklü bir tıbbi değerlendirmeye hazırlık olur. Gene sizin dilinizde yer alan “kati rapor”, bazı meslektaşlarımın da yetersiz adli tıp bilgisi nedeniyle yanlış olarak kullandığı bir terimdir. Bir adli rapor geçici de, kati de olmaz. Ön değerlendirme raporu, sonraki adli tıbbi değerlendirmelere katkı sunar, yeni incelemeler ve verilerle zenginleşerek bütünlüklü, bazı durumlarda seyri değişebilen bir adli tıp değerlendirmesine dönüşebilir. Alanımızın önemli isimlerinden Bernard Knight’in ifadesiyle “adli tıpta ne asla, ne daima” vardır.

O nedenle savcının “hem teşhis ve tanı koyduğum hem de yerinde inceleme yani ileri tetkik önerdiğim dolayısıyla çelişki bulunduğu” tanımlaması adli tıp yönünden bilim dışı bir yaklaşımdır.

Yayın organının niteliği üzerinden bilimsel bir değerlendirmenin suç olarak tanımlanması ise insan hakları savunucusu kimliğimle örtüşmemektedir.

Bir insan hakları savunucusu olarak Arendt’in çok yerinde bir biçimde ifade ettiği “haklara sahip olma hakkı” temel ilkesiyle, yayın organlarının “kim, ne” olarak tanımlandığından bağımsız, ifade özgürlüğü ve toplumun haber alma hakkını gözetme sorumluluğum bulunmaktadır. Bu nedenle de kimin aradığıyla, yayının politik çizgisiyle ve hangi yayına bağlandığımla ilgilenmiyorum. Günümüzün en önemli bulduğum filozoflarından Etienne Balibar’ın adımı, beni insan kılan Kant ve Arendt ile birlikte anarak onurlandırdığı destek metninde ifade ettiği üzere; “Aydınlar ve uzmanlar seslerini yükselterek, suçları duyurarak hukuku ve insan haklarını ihlal eden uygulamaları eleştirerek devleti zayıflatmıyor, meşru otoritesini ortadan kaldırmıyor, aksine hayati öneme sahip olan yurttaşlık görevini yerine getiriyorlar” yaklaşımı, Rousseau’nun da toplum sözleşmesinde belirttiği gibi asıl yasalara uyulmamasının devletin meşruiyetini zedelediği ve “eriyip gitmesine” yol açacağı düşünüldüğünde; bir hekim, adli tıp uzmanı, bilim insanı ve insan hakları savunucu olarak bilimsel özgürlük ve ifade özgürlüğü hakkını kullandığım görülebilir ve hak kullanımı suç olarak tanımlanamaz.

İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirgesi

Burada kısa da olsa sevgili Nilgün Toker’in, insan hakları alanında çalışan bir siyaset felsefecisinin aklına da başvurmak isterim. Yurttaş sorumluluğu ve bilim insanı sorumluluğunun birbiriyle ilişkili ancak bilim insanı sorumluluğunun yurttaş sorumluluğunun ötesine uzanan, daha geniş bir alanı kapsayan sorumluluğu.

Bizler bilim insanları olarak önce bilimsel bir kamunun parçası olduğumuz için, yurttaşlık tanımının içerdiği ifade özgürlüğü ile sınırlandırılamayacak biçimde bilimsel kanaatimiz, bilimsel ölçütlerle, bilimsel kamuoyunca tartışılır.

Bilim insanının yurttaşlık alanına, kamuya konuşması ise farklı bir sorumluluktur.

Bilgiden kaynaklı sorumluluğumuz aynı zamanda yurttaş olmaktan kaynaklı sorumluluğumuzla birleştiğinde önemli bir niteliğin taşıyıcısı olacağımız da muhakkaktır. Görme, anlama, bilme kapasitesi bilimsel etkinlik aracılığıyla genişlemiş olan bilim insanı bu kapasiteleri aracılığıyla yurttaşlık alanına, kamuya uyarma, gösterme sorumluluğu da taşımaktadır. Sevgili Nilgün Toker’in tanımlamasıyla bir kamusal entelektüel olarak soru sorma, kamuya hakikat talebi bildirme, dolayısıyla “araştırılsın” dememin anlamı da bu sorumluluğa dayanmaktadır.

Bu beyanı bitirmeden önce altını önemle çizmek istediğim bir konuda Türk Tabipleri Birliği Merkez Konsey Başkanlığı üzerinden, diğer kimliklerimden arındırılma girişimidir. Elbette TTB Merkez Konseyine seçilenler olarak hekimlere ve halk sağlığını korumak adına topluma karşı sorumluluklarımız var. Ancak bu seçim ve üstlendiğimiz sorumluluk bizleri diğer görev ve sorumluluklarımızdan azade kılmıyor. Kimliklerimizi ortadan kaldırmıyor. Örneğin 2. Başkanımız Ali İhsan Ökten hala yetkin bir beyin cerrahı olarak ameliyatlarına devam ediyor, iyi bir fotoğrafçı olarak görsel şölenleriyle de insanları zenginleştiriyor. Onu bu kimliklerden soymak, ayırmak mümkün olmadığı gibi, beni de yalnız bu ülkenin değil dünyanın kabul ettiği adli tıp uzmanı kimliğimden arındırmak, özellikle de insan hakları ihlali iddiaları ortaya çıktığında ilk danışılacak adli tıp uzmanlarının başında geldiğimi yok saymak mümkün değil.

Merkez Konsey üyeleri olarak birbirimizden bağımsız bu kimliklerimiz, bizleri ve çalışmalarımızı beslese de, Merkez Konsey kimliklerimizden ayrı bir varoluşa işaret eder. Türk Tabipleri Birliği Merkez Konsey Başkanlığı kimliğini, tek kimlikmiş gibi sunmak, diğer kimliklerimi susturmak, varoluşumu sınırlamak anlamına gelecektir.

Brecht’i anmadan olmaz bu beyanda. Hele ki söz konusu olan “suç” ise: “Nasıl bir zamanda yaşıyoruz ki, suskunlukla geçiştirilen pek çok suçu içinde barındırdığı için ağaçlardan söz etmek neredeyse suç sayılıyor”

Hekimlik insana dair, insanı tüm zararlı etkenlerden koruma ve bu etkilerden arındırma çabası olarak insanlığa karşı suçların karşısında durmaktan, insanlık onuruna yönelik ihlallerle örselenmekten korumaya, zehir akıtan fabrikaları durdurmaktan, zeytinimize, arımıza, börtü böceğimize sahip çıkmaya, savaşların iklim değişikliğine etkisini bugünlerde sıkça gördüğümüz, duyduğumuz ve basit yöntemlerle önlenebilecek kolera salgınlarıyla karşımıza diken her türden halk sağlığına zararlı duruma karşı duruşa, bu yaşam biçimine verilen addır.

Bu yaşam biçimini, duruşumuzu suça dönüştürme çabaları ise beyhudedir. Nazım Hikmet’in dediği gibi “Yaşamak ciddi bir iştir”.

R. Şebnem Korur Fincancı
[1] Geneva Academy Standards of Proof in International Humanitarian and Human Rights FactFinding and Inquiry Missions- Geneva Akademi Uluslararası İnsancıl ve İnsan Hakları Araştırma ve Soruşturmaları Görevinde Kanıt Standartları, s 48-49
[2] Geneva Academy Standards of Proof in International Humanitarian and Human Rights FactFinding and Inquiry Missions- Geneva Akademi Uluslararası İnsancıl ve İnsan Hakları Araştırma ve Soruşturmaları Görevinde Kanıt Standartları, s 11
[3] Geneva Academy Standards of Proof in International Humanitarian and Human Rights FactFinding and Inquiry Missions- Geneva Akademi Uluslararası İnsancıl ve İnsan Hakları Araştırma ve Soruşturmaları Görevinde Kanıt Standartları, s 12-13
[4] Report on Digitally Derived Evidence Used in UN Human Rights Fact-Finding Missions. Approaches and Standards of Proof- Dijital Olarak Elde Edilen Delillerin İnsan Hakları Araştırılmalarında Kullanılması Hakkında Rapor: Kanıt Standardı ve Yaklaşımları, s 10-12
[5] Report on Digitally Derived Evidence Used in UN Human Rights Fact-Finding Missions. Approaches and Standards of Proof- Dijital Olarak Elde Edilen Delillerin İnsan Hakları Araştırılmalarında Kullanılması Hakkında Rapor: Kanıt Standardı ve Yaklaşımları, s 37
[6] Report on Digitally Derived Evidence Used in UN Human Rights Fact-Finding Missions. Approaches and Standards of Proof- Dijital Olarak Elde Edilen Delillerin İnsan Hakları Araştırılmalarında Kullanılması Hakkında Rapor: Kanıt Standardı ve Yaklaşımları, s 42-2. madde ilk paragraf
[7] Commisions of Inquiry and Fact-Finding Missions on International Human Rights and Humanitarian Law: Guidance and Practice -Uluslararası İnsan Hakları ve İnsancıl Hukuk Gerçeği Araştırma ve Soruşturma Komisyonları Rehber ve Uygulama Kitabı, s 44-45

Tütün Mücadelesi Şartı – 1988

0

Tütün Mücadelesi Şartı, 7-11 Kasım 1988 tarihlerinde, İspanya’nın başkenti Madrid’de, Dünya Sağlık Örgütü tarafından düzenlenen Türün Politikası Konusunda Avrupa Konferansında kabul edilmiştir.

Konferans, sigara içmenin 50 ayrı hastalığa neden olduğunu tespit etmiş, sigara içmeyenlerin başkalarından kaynaklı dumanı soludukları için kalp krizleri ve çeşitli kanser hastalıklarına yakalandığı konusunda bilimsel görüşler ortaya konulmuştur. Sigaranın kapalı ortamlarda yasaklandığı ülkelerde ilk altı ayda kalp krizlerinin azaldığının tespit yapılmıştır.

Tütün Mücadelesi Şartı – 1988

  • Tütün dumanı içermeyen temiz hava,sağlıklı ve kirlenmemiş bir havaya sahip olma hakkının en önemli öğesidir.
  • Her  çocuk ve genç,her türlü tütün tanıtımından korunma hakkına ve herhangi bir tütün ürünü kullanımına başlamaları için yapılan özendirmelere karşı koymak için gerekli bütün eğitim ve yardımları alma hakkına sahiptir.
  • Bütün vatandaşlar kapalı kamu alanlarında ve toplu taşıma araçlarında dumansız bir have soluma hakkına sahiptirler.
  • Her çalışan işyerinde tütün dumanı ile kirlenmemiş bir hava soluma hakkına sahiptir.
  • Her içici alışkanlığının üstesinden gelebilmek için teşvik edilme ve yardım alma hakkına sahiptir.
  • Her vatandaş tütün kullanımının sonucunda ortaya çıkan çeşitli sağlık risklerine karşı bilgilendirilme hakkına sahiptir.
DUMANSIZ AVRUPA İÇİN 10 STRATEJİ  
  1. İnsanların dumansız bir yaşam seçme hakkının anlaşılması ve sağlanması
  2. Ortak kullanıma açık alanlarda dumansız bir ortam sağlanmasının yasalaştırılması
  3. Tütün ürünleri reklamlarının ve tanıtımlarının ve tütün endüstrisi tarafından sağlanan sponsorların yasalarla engellenmesi
  4. Toplumun her üyesinin tütün kullanımının zararları ve pandeminin boyutu ile ilgili bilgilendirilmesi
  5. Tütün kullanımını bırakmak isteyenler için geniş yardım olanaklarının sağlanması
  6. Tütün vergilerinden elde edilen gelirin en az yüzde biririnin tütün kontrolü ve sağlığın iyileştirilmesi için yapılan etkinliklerin finansmanı için kullanılmasının yükümlülük haline getirilmesi
  7. Sürekli ve giderek artan bir şekilde caydırıcı finansal yaptırımlar uygulanması
  8. Nikotinin dağıtımı/yaygınlaştırılması için uygulanabilecek yeni metodların yasaklanması ve tütün endüstrisinin gelecekteki yeni pazarlama stratejilerinin önüne geçilmesi
  9. Pandeminin etkilerinin gözlemlenmesi ve alınan karşı tedbirlerin etkinliğinin değerlendirilmesi
  10. İyi sağlık koşullarının oluşması için çalışan toplumun bütün birimleri arasında birleşmesinin sağlanması

Atatürk Soyadının Verilmesi

0

Atatürk Soyadı; 24 Kasım 1934 tarihinde Mustafa Kemal’e 2587 Sayılı Kanun ile verilmiş, Atatürk Soyadının verilmesine ilişkin 2587 Sayılı KEMAL ÖZ ADLI CÜMHUR REİSİMİZE VERİLEN SOY ADI HAKKINDA KANUN 27 Kasım 1934 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

KEMAL ÖZ ADLI CÜMHUR REİSİMİZE VERİLEN SOY ADI HAKKINDA KANUN

Kanun Numarası : 2587
Kabul Tarihi : 24/11/1934
Yayımlandığı R.Gazete : Tarih : 27/11/1934, Sayı : 2865
Yayımlandığı Düstur : Tertip : 3, Cilt : 16, Sayfa : 4
Madde 1 – KEMAL öz adlı Cumhur Reisimize ATATÜRK soy adı verilmiştir.
Madde 2 – Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.
Madde 3 – Bu kanun Büyük Millet Meclisi tarafından icra olunur.

Soyadı Kanunu, 21 Haziran 1934 tarihinde kabul edilerek 2 Temmuz 1934 tarihinde resmi gazetede yayınlanmıştır. Soyadı Kanunu Cumhuriyet Devrimlerinin önemli bir parçasıdır. Çıkarılan 2525 sayılı Soyadı Kanunu ile her vatandaşın öz adından başka bir de soyadı taşıması zorunlu kılınmıştır. Kanuna göre soyadları Türkçe olacak, rütbe, memurluk, yabancı ırk ve millet adları ile ahlaka aykırı ve gülünç kelimeler soyadı olarak kullanılmayacaktır.

Soyadı Kanununun kabulünden ve Mustafa Kemal’e verilen Atatürk Soyadının verilmesinden önce yapılan çalışmalarda 14 farklı soyadının teklif edilmiş, bu soyadları üzerinde düşünüldükten sonra Atatürk soyadında karar kılınmıştır. Atatürk soyadı yanında,; etel, etil, etealp, arız, ulaş, yazır, emen, çogaş, salış, begit, ergin, tokuş ve beşe gibi soyadları üzerinde de tartışmalar yapılmıştır.

İsmet İnönü ve 22 arkadaşının 24 Kasım 1934 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne verdiği kanun teklifi sonucunda 2865 sayılı Resmî Gazete’de 2587 numaralı kanunla Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya ‘Atatürk’ soyadı verilmiştir. Bu kanunun kabulünden kısa bir süre sonra 17 Aralık 1934 tarihinde 2622 Sayılı Kanun kabul edilmiş ve Atatürk soyadının hiçbir şekilde başkaları tarafından kullanılamayacağı karar altına alınmıştır.

24/11/1934 TARĠH VE 2587 SAYILI KANUNLA KEMAL ÖZ ADLI TÜRKĠYE CÜMHUR REİSİNE VERİLEN “ATATÜRK” ADININ VEYA BUNUN BAŞINA VE SONUNA SÖZ KONARAK YAPILAN ADLARIN HİÇBİR KİMSE TARAFINDAN ALINAMAYACAĞINI BUYURAN KANUN

Kanun Numarası : 2622
Kabul Tarihi : 17/12/1934
Yayımlandığı R.Gazete : Tarih : 24/12/1934, Sayı : 2888
Yayımlandığı Düstur : Tertip : 3, Cilt : 16, Sayfa : 24
Madde 1 – Kemal Öz adlı Türkiye CUmhur Reisine 24/11/1934 tarih ve 2587 sayılı kanunla verilmiş olan ATATÜRK soy adı yalnız tek şahsına mahsustur, hiç kimse tarafından öz ve soy adı olarak alınamaz kullanılamaz ve kimse tarafından hiç bir suretle bir kimseye verilemez.
Madde 2 – “ATATÜRK” adının başına ve sonuna başka söz konarak öz ve soy adı alınamaz ve kullanılamaz.
Madde 3 – Bu kanun hükmü 24/11/1934 tarihinden başlar.
Madde 4 – Bu Kanunun hükmünü yerine getirmeğe Dahiliye Vekili memurdur.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Tüketicinin Korunması Hakkında Direktif – 1985

0

Tüketicinin Korunması Hakkında Direktif, Brüksel’de 23 Aralık 1985 tarihinde düzenlenerek Avrupa Birliği Konseyi Başkanı tarafından üye devletlere bildirilmiştir.

10 maddeden oluşan Konsey Direktifinden sonra Türkiye, Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’da değişiklikler yapmıştır Ayrıca, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından Kapıdan Satışlara İlişkin Uygulama ve Esasları Hakkında Yönetmelik çıkarılmış ve direktife uyum sağlanmıştır. 

 

İşyerleri dışında müzakere edilen sözleşmelerle ilgili olarak tüketicinin korunması hakkında 20 Aralık 1985 tarihli KONSEY DİREKTİFİ
(85/577/AET)


AVRUPA TOPLULUKLARI KONSEYİ,

Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu kuran Antlaşma’yı ve bu Antlaşma’nın özellikle 100. maddesini göz önünde tutarak, 

Komisyon’un önerisini göz önünde tutarak,

Avrupa Parlamentosu’nun görüşünü göz önünde tutarak,

Ekonomik ve Sosyal Komite’nin görüşünü göz önünde tutarak,

Bir tacir ile tüketici arasında tacirin işyeri dışında bir sözleşme yapılması veya tek taraflı bir yüklenimde bulunulması üye devletlerde yaygın bir ticari uygulama biçimi olduğundan; söz konusu sözleşme ve yüklenimler bir üye devletten diğerine farklılık gösteren mevzuatın konusu olduğundan;

Söz konusu mevzuatlar arasındaki herhangi bir farklılık ortak pazarın işleyişini doğrudan etkileyebileceğinden; dolayısıyla bu alandaki mevzuatları yaklaştırmak gerektiğinden;

Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun tüketicinin korunması ve bilgilendirilmesi politikası ön programı özellikle 24 ve 25. paragrafları kapsamında, kapıdan satışlarla ilgili haksız ticari uygulamalara karşı tüketicilerin korunması için uygun tedbirler alınmasını öngördüğünden; Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun tüketicinin korunması ve  bilgilendirilmesi politikası ikinci programı ön programda tanımlanan eylem ve önceliklerin sürdürüleceğini teyit etmiş olduğundan;

Tacirin işyeri dışında akdedilen sözleşmelerin ayırıcı özelliği, kural olarak sözleşme müzakerelerinin, tacir tarafından tüketicinin hazırlıksız olduğu ya da beklemediği şekilde başlatılması olduğundan; tüketici çoğu zaman, önerinin kalitesini ve fiyatını diğer önerilerle karşılaştıramadığından; bu sürpriz unsur, genel olarak sadece kapıdan sözleşmelerde değil, aynı zamanda, tacir tarafından işyeri dışında akdedilen diğer sözleşme türlerinde de mevcut olduğundan;

Sözleşmeden doğan yükümlülüklerini değerlendirebilmesi için tüketiciye en az yedi günlük bir fesih hakkı süresi tanınması gerektiğinden;

Tüketicinin, bu düşünme süresi hakkında yazılı olarak bilgilendirilmesi için uygun tedbirlerin alınması gerektiğinden;

Üye devletlerin, tüketicilerin yararına olduğunu düşündükleri ölçüde, sözleşmelerin işyerleri dışında akdedilmesine tamamen ya da kısmen yasak getirme veya mevcut bir yasağı yürürlükte tutma özgürlüğünün etkilenmemesi gerektiğinden,

İŞBU DİREKTİFİ KABUL ETMİŞTİR:

Madde 1

Bu Direktif, bir tacirin tüketiciye mal veya hizmet sunduğu ve bir tacir tarafından:

– tacirin işyeri dışında düzenlenen bir kısa gezi sırasında, veya
– tüketicinin açık talebi üzerine gerçekleşmeyen ve

(i) tüketicinin ya da başka bir tüketicinin evine yapılan bir ziyaret sırasında;
(ii) tüketicinin işyerine yapılan bir ziyaret sırasında;

akdedilen sözleşmelere uygulanır.

2. Bu Direktif, tüketicinin ziyareti talep ettiği anda diğer mal veya hizmetlerin tacirin ticari veya mesleki faaliyetlerinin bir parçasını oluşturduğunu bilmemesi veya makul olarak bilmesinin mümkün olmaması koşuluyla, tüketicinin tacirin ziyaretini talep ettiği mal veya hizmet tedariki sözleşmeleri dışındaki mal veya hizmet tedariki sözleşmelerine de uygulanır.

3. Bu Direktif, tacir tarafından kabul edilmeden önce tüketici açısından bağlayıcılığı olmamasına rağmen tüketici tarafından 1. paragrafta veya 2. paragrafta tanımlananlara benzer şartlar altında yapılan önerilerle ilgili sözleşmelere de uygulanır.

4. Bu Direktif, tüketicinin önerisiyle bağlı bulunduğu hallerde tüketici tarafından 1.paragrafta veya 2. paragrafta tanımlananlara benzer şartlar altında akdi olarak yapılan önerilere de uygulanır.

Madde 2

Bu Direktifin amaçları doğrultusunda:

‘tüketici’, bu Direktif kapsamındaki işlemlerde, kendi ticareti veya mesleği dışında sayılabilecek amaçlarla hareket eden bir gerçek kişiyi;

‘tacir’, söz konusu işlemlerde kendi ticari veya mesleki sıfatıyla hareket eden bir gerçek veya tüzel kişiyi ve tacir adına veya hesabına hareket eden herhangi bir kişiyi,

ifade eder.

Madde 3

1. Üye devletler, bu Direktifin yalnızca tüketici tarafından yapılacak ödemenin belli bir tutarı aştığı sözleşmelere uygulanmasına karar verebilirler. Bu tutar 60 ECU’ dan fazla olamaz.

Konsey, Komisyon’un önerisi üzerine hareket ederek, ilk defasında bu Direktifin bildiriminden itibaren en geç dört yıl içinde ve ondan sonra her iki yılda bir, Topluluk içindeki ekonomik ve parasal gelişmeleri göz önünde tutarak bu tutarı inceler ve gerekli olduğu takdirde değiştirir.

2. Bu Direktif aşağıdaki sözleşmelere uygulanmaz:

(a) gayrimenkul inşaatı, satışı ve kira sözleşmelerine veya gayrimenkule ilişkin diğer haklarla ilgili sözleşmelere;

Gayrimenkul için mal tedariki ve söz konusu malların gayrimenkule dâhil edilmesiyle ilgili sözleşmeler veya gayrimenkulün onarımıyla ilgili sözleşmeler bu Direktifin kapsamı dâhilindedir;

(b) hane halkının mevcut tüketimine yönelik olan ve dağıtıcılar tarafından düzenli olarak tedarik edilen gıda maddelerinin veya içeceklerin veya diğer malların tedarikiyle ilgili sözleşmelere;

(c) aşağıda sayılan şartların her üçünün de gerçekleşmesi koşuluyla, mal veya hizmet tedarikine ilişkin sözleşmelere:

(i) sözleşme, tacirin temsilcisinin bulunmadığı bir durumda, tüketicinin uygun biçimde okuma fırsatı bulduğu tacire ait bir kataloğa dayalı olarak akdedilmişse,
(ii) tacirin temsilcisi ile tüketici arasında mevcut veya müteakip herhangi bir işlemle ilgili olarak temasın sürdürülmesi yönünde niyet mevcutsa,
(iii) hem katalog hem de sözleşme, tüketiciyi, malları teslim aldıktan sonra, mallara makul özeni gösterme yükümlülüğü dışında herhangi başka bir yükümlülüğü olmaksızın, yedi günden az olmayan bir süre içinde malları tedarikçiye iade etme ya da sözleşmeyi bu süre içinde feshetme hakkına sahip olduğu konusunda açıkça bilgilendiriyorsa;

(d) sigorta sözleşmelerine;

(e) menkul kıymetler sözleşmelerine.

3. Üye devletler, 1(2). maddeden derogasyon yoluyla bu Direktifi, tüketicinin haklarında tacirin ziyaretini talep ettiği mal veya hizmetlerle doğrudan bir bağlantısı olan mal veya hizmet tedariki sözleşmelerine uygulamaktan kaçınabilirler.

Madde 4

1. madde kapsamındaki işlemler söz konusu olduğunda, tacirlerin tüketicilere, feshetme hakkının kendisine karşı kullanılabileceği bir kişinin adı ve adresinin yanı sıra, tüketicilerin 5. maddede öngörülen süre içinde feshetme haklarının olduğuna ilişkin yazılı bildirimde bulunmaları zorunludur.

Söz konusu bildirime tarih konur ve bildirimde sözleşmenin tanımlanmasını sağlayan unsurlar belirtilir.

Tüketiciye:

(a) 1(1). maddedeki durum söz konusu olduğunda, sözleşme akdedildiği anda;
(b) 1(2). maddedeki durum söz konusu olduğunda, en geç sözleşme akdedildiği anda;
(c) 1(3). maddedeki ve 1(4). maddedeki durumlar söz konusu olduğunda, öneri tüketici tarafından yapıldığında,

bu bildirimde bulunulur.

Üye devletler, bu maddede belirtilen bilgilerin verilmediği durumlar için tüketicinin korunmasına yönelik uygun tedbirlerin ulusal mevzuatlarında yer almasını sağlarlar.

Madde 5

1. Tüketici, ulusal mevzuatta öngörülen usule uygun olarak, 4. maddede belirtilen bildirimi almasından itibaren yedi günden az olmayan bir süre içinde bildirimde bulunmak suretiyle taahhüdünün sonuçlarından cayma hakkına sahiptir. Cayma bildiriminin söz konusu süre sona ermeden önce gönderilmiş olması yeterlidir.

2. Bildirimde bulunulması, tüketicinin feshedilen sözleşme kapsamındaki bütün yükümlülüklerden kurtulması sonucunu doğurur.

Madde 6

Tüketici, bu Direktif ile kendisine tanınan haklardan feragat edemez.

Madde 7

Tüketici cayma hakkını kullanırsa, özellikle sağlanan mal veya hizmet bedellerinin ve alınan malların iadesine ilişkin olmak üzere, söz konusu caymanın hukuki sonuçları, ulusal mevzuatlar tarafından düzenlenir.

Madde 8

Bu Direktif, üye devletlerin, tüketicilerin korunması için daha uygun hükümler kabul etmelerine veya mevcut hükümleri yürürlükte tutmalarına engel teşkil etmez.

Madde 9

1. Üye devletler, Direktifin bildirimini takip eden 24 ay içinde bu Direktife uyum sağlamak için gerekli tedbirleri alırlar. Üye devletler Komisyon’u durumdan derhal haberdar ederler.

2. Üye devletler, bu Direktifin düzenlediği alanda kabul ettikleri ulusal mevzuatlarının temel hükümlerinin metinlerini Komisyon’a bildirirler.

Madde 10

Bu Direktifin muhatabı üye devletlerdir.

Brüksel’de 23 Aralık 1985 tarihinde düzenlenmiştir.

Konsey adına
R. KRIEPS
Başkan

Bu Direktif üye devletlere 23 Aralık 1985 tarihinde bildirilmiştir.

 

Tüketicinin Korunması Hakkında Direktif, Brüksel’de 23 Aralık 1985 tarihinde düzenlenerek Avrupa Birliği Konseyi Başkanı tarafından üye devletlere bildirilmiştir.

10 maddeden oluşan Konsey Direktifinden sonra Türkiye, Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’da değişiklikler yapmıştır Ayrıca, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından Kapıdan Satışlara İlişkin Uygulama ve Esasları Hakkında Yönetmelik çıkarılmış ve direktife uyum sağlanmıştır. 

 

İşyerleri dışında müzakere edilen sözleşmelerle ilgili olarak tüketicinin korunması hakkında 20 Aralık 1985 tarihli KONSEY DİREKTİFİ
(85/577/AET)


AVRUPA TOPLULUKLARI KONSEYİ,
Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu kuran Antlaşma’yı ve bu Antlaşma’nın özellikle 100. maddesini göz önünde tutarak, 

Komisyon’un önerisini göz önünde tutarak,

Avrupa Parlamentosu’nun görüşünü göz önünde tutarak,

Ekonomik ve Sosyal Komite’nin görüşünü göz önünde tutarak,

Bir tacir ile tüketici arasında tacirin işyeri dışında bir sözleşme yapılması veya tek taraflı bir yüklenimde bulunulması üye devletlerde yaygın bir ticari uygulama biçimi olduğundan; söz konusu sözleşme ve yüklenimler bir üye devletten diğerine farklılık gösteren mevzuatın konusu olduğundan;

Söz konusu mevzuatlar arasındaki herhangi bir farklılık ortak pazarın işleyişini doğrudan etkileyebileceğinden; dolayısıyla bu alandaki mevzuatları yaklaştırmak gerektiğinden;

Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun tüketicinin korunması ve bilgilendirilmesi politikası ön programı özellikle 24 ve 25. paragrafları kapsamında, kapıdan satışlarla ilgili haksız ticari uygulamalara karşı tüketicilerin korunması için uygun tedbirler alınmasını öngördüğünden; Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun tüketicinin korunması ve  bilgilendirilmesi politikası ikinci programı ön programda tanımlanan eylem ve önceliklerin sürdürüleceğini teyit etmiş olduğundan;

Tacirin işyeri dışında akdedilen sözleşmelerin ayırıcı özelliği, kural olarak sözleşme müzakerelerinin, tacir tarafından tüketicinin hazırlıksız olduğu ya da beklemediği şekilde başlatılması olduğundan; tüketici çoğu zaman, önerinin kalitesini ve fiyatını diğer önerilerle karşılaştıramadığından; bu sürpriz unsur, genel olarak sadece kapıdan sözleşmelerde değil, aynı zamanda, tacir tarafından işyeri dışında akdedilen diğer sözleşme türlerinde de mevcut olduğundan;

Sözleşmeden doğan yükümlülüklerini değerlendirebilmesi için tüketiciye en az yedi günlük bir fesih hakkı süresi tanınması gerektiğinden;

Tüketicinin, bu düşünme süresi hakkında yazılı olarak bilgilendirilmesi için uygun tedbirlerin alınması gerektiğinden;

Üye devletlerin, tüketicilerin yararına olduğunu düşündükleri ölçüde, sözleşmelerin işyerleri dışında akdedilmesine tamamen ya da kısmen yasak getirme veya mevcut bir yasağı yürürlükte tutma özgürlüğünün etkilenmemesi gerektiğinden,

İŞBU DİREKTİFİ KABUL ETMİŞTİR:

Madde 1

Bu Direktif, bir tacirin tüketiciye mal veya hizmet sunduğu ve bir tacir tarafından:

– tacirin işyeri dışında düzenlenen bir kısa gezi sırasında, veya
– tüketicinin açık talebi üzerine gerçekleşmeyen ve

(i) tüketicinin ya da başka bir tüketicinin evine yapılan bir ziyaret sırasında;
(ii) tüketicinin işyerine yapılan bir ziyaret sırasında;

akdedilen sözleşmelere uygulanır.

2. Bu Direktif, tüketicinin ziyareti talep ettiği anda diğer mal veya hizmetlerin tacirin ticari veya mesleki faaliyetlerinin bir parçasını oluşturduğunu bilmemesi veya makul olarak bilmesinin mümkün olmaması koşuluyla, tüketicinin tacirin ziyaretini talep ettiği mal veya hizmet tedariki sözleşmeleri dışındaki mal veya hizmet tedariki sözleşmelerine de uygulanır.

3. Bu Direktif, tacir tarafından kabul edilmeden önce tüketici açısından bağlayıcılığı olmamasına rağmen tüketici tarafından 1. paragrafta veya 2. paragrafta tanımlananlara benzer şartlar altında yapılan önerilerle ilgili sözleşmelere de uygulanır.

4. Bu Direktif, tüketicinin önerisiyle bağlı bulunduğu hallerde tüketici tarafından 1.paragrafta veya 2. paragrafta tanımlananlara benzer şartlar altında akdi olarak yapılan önerilere de uygulanır.

Madde 2

Bu Direktifin amaçları doğrultusunda:

‘tüketici’, bu Direktif kapsamındaki işlemlerde, kendi ticareti veya mesleği dışında sayılabilecek amaçlarla hareket eden bir gerçek kişiyi;

‘tacir’, söz konusu işlemlerde kendi ticari veya mesleki sıfatıyla hareket eden bir gerçek veya tüzel kişiyi ve tacir adına veya hesabına hareket eden herhangi bir kişiyi,

ifade eder.

Madde 3

1. Üye devletler, bu Direktifin yalnızca tüketici tarafından yapılacak ödemenin belli bir tutarı aştığı sözleşmelere uygulanmasına karar verebilirler. Bu tutar 60 ECU’ dan fazla olamaz.

Konsey, Komisyon’un önerisi üzerine hareket ederek, ilk defasında bu Direktifin bildiriminden itibaren en geç dört yıl içinde ve ondan sonra her iki yılda bir, Topluluk içindeki ekonomik ve parasal gelişmeleri göz önünde tutarak bu tutarı inceler ve gerekli olduğu takdirde değiştirir.

2. Bu Direktif aşağıdaki sözleşmelere uygulanmaz:

(a) gayrimenkul inşaatı, satışı ve kira sözleşmelerine veya gayrimenkule ilişkin diğer haklarla ilgili sözleşmelere;

Gayrimenkul için mal tedariki ve söz konusu malların gayrimenkule dâhil edilmesiyle ilgili sözleşmeler veya gayrimenkulün onarımıyla ilgili sözleşmeler bu Direktifin kapsamı dâhilindedir;

(b) hane halkının mevcut tüketimine yönelik olan ve dağıtıcılar tarafından düzenli olarak tedarik edilen gıda maddelerinin veya içeceklerin veya diğer malların tedarikiyle ilgili sözleşmelere;

(c) aşağıda sayılan şartların her üçünün de gerçekleşmesi koşuluyla, mal veya hizmet tedarikine ilişkin sözleşmelere:

(i) sözleşme, tacirin temsilcisinin bulunmadığı bir durumda, tüketicinin uygun biçimde okuma fırsatı bulduğu tacire ait bir kataloğa dayalı olarak akdedilmişse,
(ii) tacirin temsilcisi ile tüketici arasında mevcut veya müteakip herhangi bir işlemle ilgili olarak temasın sürdürülmesi yönünde niyet mevcutsa,
(iii) hem katalog hem de sözleşme, tüketiciyi, malları teslim aldıktan sonra, mallara makul özeni gösterme yükümlülüğü dışında herhangi başka bir yükümlülüğü olmaksızın, yedi günden az olmayan bir süre içinde malları tedarikçiye iade etme ya da sözleşmeyi bu süre içinde feshetme hakkına sahip olduğu konusunda açıkça bilgilendiriyorsa;

(d) sigorta sözleşmelerine;

(e) menkul kıymetler sözleşmelerine.

3. Üye devletler, 1(2). maddeden derogasyon yoluyla bu Direktifi, tüketicinin haklarında tacirin ziyaretini talep ettiği mal veya hizmetlerle doğrudan bir bağlantısı olan mal veya hizmet tedariki sözleşmelerine uygulamaktan kaçınabilirler.

Madde 4

1. madde kapsamındaki işlemler söz konusu olduğunda, tacirlerin tüketicilere, feshetme hakkının kendisine karşı kullanılabileceği bir kişinin adı ve adresinin yanı sıra, tüketicilerin 5. maddede öngörülen süre içinde feshetme haklarının olduğuna ilişkin yazılı bildirimde bulunmaları zorunludur.

Söz konusu bildirime tarih konur ve bildirimde sözleşmenin tanımlanmasını sağlayan unsurlar belirtilir.

Tüketiciye:

(a) 1(1). maddedeki durum söz konusu olduğunda, sözleşme akdedildiği anda;
(b) 1(2). maddedeki durum söz konusu olduğunda, en geç sözleşme akdedildiği anda;
(c) 1(3). maddedeki ve 1(4). maddedeki durumlar söz konusu olduğunda, öneri tüketici tarafından yapıldığında,

bu bildirimde bulunulur.

Üye devletler, bu maddede belirtilen bilgilerin verilmediği durumlar için tüketicinin korunmasına yönelik uygun tedbirlerin ulusal mevzuatlarında yer almasını sağlarlar.

Madde 5

1. Tüketici, ulusal mevzuatta öngörülen usule uygun olarak, 4. maddede belirtilen bildirimi almasından itibaren yedi günden az olmayan bir süre içinde bildirimde bulunmak suretiyle taahhüdünün sonuçlarından cayma hakkına sahiptir. Cayma bildiriminin söz konusu süre sona ermeden önce gönderilmiş olması yeterlidir.

2. Bildirimde bulunulması, tüketicinin feshedilen sözleşme kapsamındaki bütün yükümlülüklerden kurtulması sonucunu doğurur.

Madde 6

Tüketici, bu Direktif ile kendisine tanınan haklardan feragat edemez.

Madde 7

Tüketici cayma hakkını kullanırsa, özellikle sağlanan mal veya hizmet bedellerinin ve alınan malların iadesine ilişkin olmak üzere, söz konusu caymanın hukuki sonuçları, ulusal mevzuatlar tarafından düzenlenir.

Madde 8

Bu Direktif, üye devletlerin, tüketicilerin korunması için daha uygun hükümler kabul etmelerine veya mevcut hükümleri yürürlükte tutmalarına engel teşkil etmez.

Madde 9

1. Üye devletler, Direktifin bildirimini takip eden 24 ay içinde bu Direktife uyum sağlamak için gerekli tedbirleri alırlar. Üye devletler Komisyon’u durumdan derhal haberdar ederler.

2. Üye devletler, bu Direktifin düzenlediği alanda kabul ettikleri ulusal mevzuatlarının temel hükümlerinin metinlerini Komisyon’a bildirirler.

Madde 10

Bu Direktifin muhatabı üye devletlerdir.

Brüksel’de 23 Aralık 1985 tarihinde düzenlenmiştir.

Konsey adına
R. KRIEPS
Başkan

Bu Direktif üye devletlere 23 Aralık 1985 tarihinde bildirilmiştir.

23 Aralık – Hukuk Takvimi

0

23 Aralık – Hukuk Takvimi

1876
Kanunu Esasi, (I. Meşrutiyet), II. Abdülhamit’in tahta çıkışıyla birlikte ilan edildi. İlk parlamento dönemi 13 Şubat 1878’de sona erdi. Türkiye Anayasa tarihinin ilk yazılı belgesi olan Kanunu Esasi, mutlak monarşiden anayasal monarşiye geçişin yasal hükümlerini oluşturdu. Kanunu Esasi, gerçek bir meşrutiyet olmamasına karşın, ilk defa yasama meclisinin oluşturulması, ilk defa bir Anayasal metin ile bazı temel hak ve özgürlüklerin sağlanması ve yargı bağımsızlığına dönük bazı prensipler getirmesi bakımından önem taşımaktadır.
1928
Şair Nâzım Hikmet, 3 yıl hapse mahkûm oldu. Şair, 1927’de hala Sovyetler Birliği’nde iken yeni kurulan bir gizli komünist partiye üye olduğu gerekçesiyle Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanarak gıyaben 3 ay hapis cezası aldı. 1928 yılında af çıkınca yararlanmak üzere Türkiye Büyükelçiliği’ne giderek vize ve pasaport istedi, vize alamayınca Laz İsmail (Bilen) ile birlikte gizlice Türkiye’ye girerek Hopa’da yakalandı.
1930
İzmir Menemen’de meydana gelen gerici ayaklanmada, yedek subay öğretmen Mustafa Fehmi Kubilay, Bekçi Hasan ve Bekçi Şevki, Cumhuriyet karşıtlarınca öldürüldü.
1937
 Hukuk kökenli gazeteci ve yazar Doğan Hızlan doğdu.
1948
Japonya’nın savaş dönemi Başbakanı Hideki Tojo ve o dönemin liderlerinden 6 kişi Tokyo’da asıldı. Tokyo’da kurulan Uzak Doğu Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesi(Tokyo Savaş Suçları Mahkemesi), başbakanlık da yapmış olan ve ikinci dünya savaşı sırasında Japonya Savaş Bakanlığını yürüten general Hideki Tojo’nun da bulunduğu bazı Japon askeri ve sivil yetkilileri İkinci Dünya Savaşı sırasındaki eylemlerinden ötürü ölüm cezasına çarptırdı. Tjo, 23 Aralık 1948 tarihinde asılarak idam edildi.
1953
Sovyetler Birliği’nin eski Gizli Polis Şefi Lavrenti Beria, idam mangası tarafından kurşuna dizilerek öldürüldü. Beria, ajanlıkla suçlanıyordu.

Lavrenti Beriya, 20 Temmuz 1953 tarihli Time dergisi kapağında
1967
Fransız düşünür Gracchus Babeuf’un Devrim Yazıları adlı eserinin toplatılmasını  protesto etmekten yargılanan aydınlar Yaşar Kemal, Melih Cevdet Anday, Demir Özlü, Şükran Kurdakul, Edip Cansever, Arif Damar, Memet Fuat, Orhan Arsal, Hüsamettin Bozok ve Sabri Altınel yargılandıkları davada beraat etti.
1968
Nazım Hikmet’in şiirlerini “Bütün Eserleri” adlı bir kitapta topladığı için tutuklanan yazar Nezihe Meriç tahliye edildi.
1969
Cumhuriyet Savcılığı, Genel Öğretmen Boykotu’nu düzenleyen TÖS ve İLK-SEN için kapatma talep etti. İki kurumun yürütme ve yönetim kurulları için ise ceza davası açıldı.
1969
İTÜ Gümüşsuyu Yurdunda 800 polis ve 200 jandarma tarafından arama yapıldı.
1972
“Anarşik faaliyetlerde bulundukları” gerekçesiyle Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi eski dekanı Prof. Dr. Uğur Alacakaptan’a 6 yıl 3 ay, asistan Uğur Mumcu’ya 5 yıl 10 ay hapis cezası verildi. Alacakaptan ve Mumcu’ya ayrıca ömür boyu kamu hizmetlerinden yararlanamama ve 11 ay 10’ar gün sürgün cezası verildi.
1974
Milletvekili Seçimi Kanununda ve Siyasî Partiler Kanununda değişiklik yapan 1834 sayılı kanun Resmi Gazetede yayınlandı.
1980
Ankara’daki Mısır Büyükelçiliği’ni basan 4 Filistinli gerilla idama mahkûm edildi.
1981
Alparslan Türkeş, Askeri Savcı Albay Nurettin Soyer hakkında 23 Aralık 1981’de 1 milyon TL’lik manevi tazminat davası açtı. Dava, Askeri Savcı Nurettin Soyer’in hazırladığı MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası İddianamesinde yer alan bazı cümle ve pasajların Türkeş’in kitaplarından tahrif edilerek alındığı, böylece iddianamedeki ağır suçlamalara mesnet yaratılmak istendiği iddiasıyla açıldı.
1982
Barış Derneği Davası’nda 9 ay 27 gündür tutuklu olan 19 sanık tahliye edildi.
1985
Tüketicinin Korunması Hakkında Direktif, Brüksel’de 23 Aralık 1985 tarihinde düzenlenerek Avrupa Birliği Konseyi Başkanı tarafından üye devletlere bildirilmiştir. 10 maddeden oluşan Konsey Direktifinden sonra Türkiye, Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’da değişiklikler yapmıştır Ayrıca, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından Kapıdan Satışlara İlişkin Uygulama ve Esasları Hakkında Yönetmelik çıkarılmış ve direktife uyum sağlanmıştır.
1986
6 yıl süren Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) davası sona erdi. DİSK kapatıldı. 1477 sanıktan 264’ü için 15 yıla kadar varan hapis cezaları verildi.
1990
Yugoslavya’nın üç Cumhuriyetinden biri olan Slovenya’da yapılan referandumda halk bağımsızlık kararı aldı.
1992
İrlanda Anayasasında, çocuk haklarına ilişkin yeni düzenlemeler yapıldı.
1994
Gagauz Cumhuriyeti, 23 Aralık 1994 tarihinde  referandum ile özerk bir bölge haline geldi. Moldova’ya bağlı olan Gagavuzya’da  Cumhuriyetin  ilanının ardından kara karar, Moskova tarafından iptal edilmişti.
1995
10 Aralık günü polis tarafından gözaltına alınan 18 Özgür Gündem gazetesi çalışanından 16’sı serbest bırakıldı; Genel Yayın Yönetmeni G.Ersöz ile Müessese Müdürü A.R.Halis ise tutuklandı.
1996
Bergamalı köylüler yargı kararlarına rağmen siyanürlü altın üretimine devam edilmesini protesto ederek çıplak yürüyüş yaptı.
1998
İstanbul DGM Başsavcılığı, 10 Temmuz’da Mısır Çarşısı’na bomba koyarak 7 kişinin ölümü ve 127 kişinin yaralanmasına yol açtıkları iddiasıyla, aralarında Sosyolog Pınar Selek’in de bulunduğu 5 sanık hakkında ölüm, 10 sanık hakkında çeşitli hapis cezası istemiyle dava açtı.
2000
Pınar Selek’in de yargılandığı Mısır Çarşısı Davası’na ilişkin hazırlanan bilirkişi raporunda patlamayal LPG tüpünden sızan gazın neden olduğu tespiti yapıldı.
2001
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 63 yıl önce mülklerine el konulan 10 Türk vatandaşının davasını haklı bularak Yunanistan’ı tazminat ödemeye mahkum etti.
2003
Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve Ek Protokolleri Türkiye bakımından 23 Aralık 2003 tarihinden itibaren hüküm doğurmaya başladı. Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 16 Aralık 1966 tarihli ve 2200 A (XXI) sayılı kararıyla kabul edilmiş ve 19 Aralık 1966 tarihinde imzaya açılmıştı.
2003
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ilk defa bir ulusal kanala program durdurma cezası verdi. Star Televizyonu’nun ana haber bülteninin dört gün yayından kaldırılması kararlaştırıldı.
2005
Hollanda’da bir mahkeme, 1988’de Saddam Hüseyin rejiminin Kuzey Irak’taki Halepçe’ye zehirli gaz atmasının soykırım olduğuna hükmetti. Karar, Saddam’a kimyasal silahlar satan bir Hollandalının yargılandığı davada alındı.
2006
15 üyeli BM Güvenlik Konseyi, İran’a nükleer programı dolayısıyla yaptırım kararı aldı. Askeri yaptırımı bulunmayan karara göre İran’a nükleer katkı yapacak malzeme satışı yasaklandı.
2010
Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme, 23 Aralık 2010 tarihinde yürürlüğe girdi. Sözleşme, bütün zorla kaybedilmelerin önlenmesi ve bu suçun dokunulmazlık zırhına bürünmesine karşı mücadele amacıyla; 20 Aralık 2006 tarihinde BM Genel Kurulu tarafından kabul edilmiş ve 6 Şubat 2007’de Paris’te ve ardından New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde imzaya açılmıştı. Sözleşme, fiili savaş durumu, savaş tehdidi, ülke içinde siyasal istikrarsızlık veya başka herhangi bir kamusal acil durum dahil olmak üzere, bütün zorla kaybedilmelerin önlenmesi ve bu suçun dokunulmazlık zırhına bürünmesine karşı mücadele amacıyla BM üyesi ülkeler tarafından imzalanmıştı.
2013
191 gündür komada olan Berkin Elvan’ın ailesi CHP Milletvekili Hüseyin Aygün ile Meclis’te yaptıkları basın toplantısında, yargı sürecinin tamamlanmasını beklemeden AİHM’ne başvurduklarını açıkladı.
2016
İsrail’in işgali altındaki Filistin topraklarında yasa dışı tüm yerleşim faaliyetlerini “derhal ve tamamen” durdurmasını talep eden Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı ABD’nin ilk kez çekimser oy kullanması sonucunda diğer 14 ülkenin oyu ile kabul edildi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Osman Kavala’nın tutukluluk halini ‘inceleyen’ mahkeme heyeti oy çokluğuyla aldığı kararı açıkladı. tutukluluk halinin devamına karar verdi. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, AİHM’in Kavala kararını yerine getirmediği için Türkiye’ye karşı ihlal süreci başlatılmasını istedi.

Osman Kavala
2021
LeMan Dergisi, cezaevlerinde yaşamını yitiren hasta mahpusları kapak yaptı.  Türkiye cezaevlerinde 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpus bulunuyor. İnsan Hakları Derneği (İHD, cezaevlerinde hayatını kaybeden hasta mahpuslar için 30 kentte, “Yaşamı savunuyoruz” nöbeti yapıyor. Geçtiğimiz bir hafta içinde üç hasta mahpus yaşamını yitirmiş ve hasta mahpus sayısı 1602’ye düşmüştü.

2024
  • Görev süresi 20 Ocak 2025’te sona erecek olan ABD Başkanı Joe Biden, federal düzeyde idam cezasına mahkum edilmiş 40 hükümlüden 37’sinin cezalarını şartlı tahliye hakkı olmaksızın müebbet hapis cezasına çevirdi. ‘Terör’ ya da ‘nefret saikli katliam’ suçlarından hüküm giyen 3 kişi bu karardan istisna tutuldu.
  • Beşiktaş taraftar grubu Çarşı mensuplarının yargılandığı 35 sanıklı davada İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, tüm sanıkların “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye teşebbüs” suçlamasından beraatine karar verdi. Daha önce verilen beraat kararı Yargıtay tarafından bozulmuştu.

23 Aralık – Hukuk Takvimi

İslam İşbirliği Teşkilatı İnsan Hakları Bildirgesi (Kahire Bildirgesi)

0
İslam İşbirliği Teşkilatı İnsan Hakları Bildirgesi (Kahire Bildirgesi)

İslam İşbirliği Teşkilatı İnsan Hakları Bildirgesi (Kahire Bildirgesi), 1990 yılında 45 devletin katılımıyla gerçekleştirilen 19. Dışişleri Bakanları Konferansında alınan karara ek olarak İslam’da İnsan Hakları Kahire Bildirisi olarak kabul ve ilan edilmiştir.   

Bu bildiriden önce İslam İşbirliği Teşkilatı, 1983 yılında Dakka’da yapılan 14. Dışişleri Bakanları Konferansında İslam’da İnsan Hakları Dakka Bildirisini yayınlamıştır.

İslam İşbirliği Teşkilatı İnsan Hakları Bildirgesi (Kahire Bildirgesi)

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Üye Devletleri, insan onuruna dair derin inançları ve insan haklarına saygıları ve İslam hukuku ilkelerinin güvence altına aldığı bu hakların gerçekleştirilmesi ve korunmasıyla ilgili taahhütlerinden yola çıkarak, toplumlarının vicdanlarında yer edinmiş yüce değer ve ilkelerini model alarak ve tüm düzeylerde icra ettikleri politikaların temel parametrelerine dayanarak;

İnsanlığın, insan haklarını savunma çabalarına katkıda bulunmak, tüm insanları istismar ve zulümden korumak ve İslam hukukunun yüce ilkelerine uygun olarak herkesin özgürlük ve onurlu bir yaşam sürme hakkını tekrar ifade etmek amacıyla;

İslamiyetin en eski insan hakları antlaşması olan Medine Sözleşmesiyle kabul görmüş erdemli ve gelenekselleşmiş örf ve adetler ile İslam uygarlığının insan hakları nosyonuna temel teşkil edecek adalet, eşitlik ve barış değerlerinin farkında olarak,

Kendi anayasal ve yasal sistemlerine, uluslararası insan hakları yükümlülüklerine uygun olarak üye devletlerde insan hakları ve temel özgürlükleri, iyi yönetim, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve hesap verebilirliğin geliştirilmesine katkıda bulunan İslam İşbirliği Şartını; güven teşvikini dikkate alarak ve üye devletler arasında ve diğer devletlerle dostane ilişkileri, karşılıklı saygı ve işbirliğini teşvik ederek;

Tüm insan haklarının evrensel, bölünmez ve birbiriyle bağlantılı ve ilişkili olduğunu tekrarlayarak;

Kalkınma hakkının devredilemez bir insan hakkı olduğunu ve kalkınma için fırsat eşitliğinin hem devletlerin hem de bireylerin hakkı olduğunu kabul ederek;

Kadınlar, çocuklar, gençler, yaşlılar ve özel ihtiyaç sahibi kişilerinki de dahil insan haklarını korumak ve geliştirmek, İslami aile değerlerini sürdürmek; toplumun doğal ve temel birimi olan ailenin rolünü güçlendirmek, korumak ve geliştirmek; toplulukların haklarını korumak ve dini ve kültürel kimliklerini sürdürmek konusunda İslam İşbirliği Teşkilatı Şartı’nın I. Maddesinin 14, 15 ve 16. Maddelerinde öngörülen kutsal yeminlerini tekrar teyit ederek;

Bileşmiş Milletler (BM) Şartı, Uluslararası Haklar Sözleşmesi ve ilgili uluslararası ve bölgesel insan hakları mekanizmaları ve sözleşmelerini dikkate alarak;

Üye devletler arasında tüm alanlarda koordinasyon, dayanışma, entegrasyon ve bağlılık ve, halkları arasındaki bağları derinleştirme, insan hakları alanında iletişim ve işbirliğini güçlendirme gereğince;

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Aşağıdaki metin üzerinde mutabıktır:

MADDE 1:
İnsan Onuru

a. Tüm insanlar tek bir aile oluşturur. Irk, renk, dil, cinsiyet, din, siyasi görüş, ulusal veya sosyal köken veya farklı bir statü gözetilmeksizin insan onuru ve temel haklar konusunda hepsi eşittir.

b. Özellikle kadın ve çocukların maruz kaldığı kölelik, esaret, angarya ve insan ticareti her türlü biçimde ve her durumda yasaktır.

MADDE 2:
Yaşam Hakkı

a. Allah’ın bahşettiği bir hediye, tüm insanların en kutsal hakkı olan yaşam hakkı yasayla korunur. Bu hakkı tüm ihlallere karşı korumak devletlerin görevidir. Hiç kimse bu haktan yoksun bırakılamaz.

b. Ölüm cezası ancak suçun işlendiği zaman yürürlükte olan yasaya uygun olarak, en ağır suçlar için uygulanabilir. Bu ceza yalnızca yetkili bir mahkeme tarafından verilecek nihai karara uygun olarak uygulanabilir.

c. Hakkında ölüm cezasına hükmedilenler af veya cezasının hafifletilmesini talep etme hakkına sahiptir. Uygun görülmesi halinde tüm cezalarda genel af, af ya da ceza indirimine gidilebilir.

d. Ölüm cezası on sekiz yaşından küçüklere ve hamile kadınlara uygulanamaz.

e. İnsanoğlunun yok edilmesiyle sonuçlanabilecek araçların kullanımı yasaktır.

MADDE 3:
Dokunulmazlık

Her insan hayattayken ve öldükten sonra kişisel dokunulmazlığa, namus ve onurunun korunması hakkına sahiptir. Devlet ve toplum kişiden kalanları ve gömüldüğü yeri korur.

MADDE 4:
Aile ve Evliliğin Korunması

a. Aile toplumun doğal ve temel ögesidir.

b. Aile, kadın ve erkek arasındaki evliliğe dayanır. Evlenme yaşındaki erkek ve kadınlar evlilikle ilgili kural ve koşullara uygun şekilde evlenme ve aile kurma hakkına sahiptir. Eşlerin tam ve özgür iradeleri olmaksızın evlilik gerçekleştirilemez. Yürürlükteki mevzuat, kadın ve erkeğin evlilik süresince ve evliliğin sona ermesinden sonra eşlerin sahip olduğu hak ve yükümlülükleri belirler.

c. Devlet ve toplum, aile haklarının korunmasını sağlama, aile bağlarını güçlendirme, aile üyelerini koruma ve aile üyeleri arasındaki, özellikle kadın ve çocuğa yönelik her türlü şiddet ve istismarı önlemekle yükümlüdür.

MADDE 5:
Kadınların Hakları

a. Kadınlar ve erkekler, kadınların uygulanabilir mevzuat ve yasal araçlarla kapsamlı korunması çerçevesinde, onur, haklar ve yükümlülükler bakımından eşittir. Tüm kadınlar ekonomik bağımsızlığa ve ismini ve soyunu sürdürme hakkına sahiptir.

b. Devlet ve toplum, kadının güçlendirilmesini engelleyen zorlukları ortadan kaldırmak, nitelikli eğitim, temel sağlık hizmetleri, istihdam ve mesleki korumaya erişimini sağlamak ve hayatın tüm alanlarına eşit şekilde katılım dahil eşit işe eşit ücret hakkını sağlamak üzere gerekli önlemleri alır.

c. Kadınlar ve kız çocukları her türlü ayrımcılık, şiddet, istismar ve zararlı uygulamaya karşı korunur. Devlet ve toplum Bildirge’de belirtilen haklardan tam olarak yararlanabilmeleri için bu korumayı sağlar.

MADDE 6:
Çocuk Hakları

a. Her çocuğa doğum anından itibaren hijenik ve manevi bakımın yanı sıra uygun bakım ve eğitim hakkı tanınması ebeveynler, toplum ve Devlettin sorumluluğundadır. Hem fetüs hem de anne korunur ve onlara özel bakım sağlanır.

b. Çocukların haklarının gözetilmesi, korunması ve hakların her durumda kullanımını sağlamaktan öncelikle ebeveynler sorumludur.

c. Ebeveynler ve yasal vasiler, ahlaki değerleri ve dini inançlarına göre çocuklarının yararı ve geleceğini dikkate alarak, onlar için uygun gördükleri eğitim türünü belirleme hakkına sahiptir.

d. Her iki ebeveyn çocukları, akrabalar da hısımlarına karşı belli haklara sahiptir.

e. Devletler, başta yetim ve özel ihtiyaç sahipleri olmak üzere çocuğun korunması, yaşamını sürdürmesi, gelişmesi ve iyiliğini sağlamak için gerekli yasal, idari ve adli tüm önlemleri alır ve tüm durumlarda, suça itilme riski olması veya mahpus olması fark etmeksizin, çocuk için alınacak tüm önlemlerde temel kriterin çocuğun yüksek yararının olmasını sağlar.

MADDE 7:
Hukuken tanınma hakkı

Herkes, hukuk önünde yükümlülük ve bağlılık bakımından yasal statüsünden yararlanma hakkına sahiptir. Bu statünün kaybedilmesi veya zarar görmesi halinde kişi yasal vasisi tarafından temsil edilir.

MADDE 8:
Eğitim hakkı

a. Eğitim temel bir insan hakkıdır ve diğer hakların kullanımı açısından büyük önem arz eder. İnsan Hakları Eğitimi eğitim hakkının ayrılmaz bir parçasıdır.

b. Devlet ve toplum için bilgi arayışı bir zorunluluk, eğitim sağlanması görevdir. Devlet, insanlığın yararı için erkek ve kadınların, bilim ve akıl, din ve evrenin gerçekleri konusuna aşina olmasını sağlamak için, eğitim alınması konusunda toplum yararına gerekli araçları sağlar ve eğitimsel çeşitliliği korur.

c. Temel eğitim zorunlu ve parasızdır. Yüksek ve teknik eğitim uygun tüm yöntemlerle erişilebilir kılınır.

d. Herkes, kişiliğini geliştirmek ve hak ve yükümlülüklere karşı saygısını güçlendirmek ve bunları korumak için, bütünleşik ve dengeli bir tutumla, aile dahil farklı eğitim ve danışmanlık kurumlarından eğitim alma hakkına sahiptir. Eğitim, uluslararası barış ve güvenliğin sürdürülmesinin yanı sıra tüm uluslar, ırksal ve dinsel gruplar arasında insan haklarına saygıyı, anlayış ve toleransı ve dostluğu güçlendirmelidir.

MADDE 9
Kendi kaderini tayin etme hakkı

a. Kendi kaderini tayin etme hakkı devredilemez bir insan hakkıdır. Herkes kendi kaderini tayin etme ve kendi refah ve kaynakları üzerinde söz sahibi olma ve siyasi sistemleri özgürce seçme ve ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimlerini özgürce sürdürme hakkına sahiptir.

b. Herkes ulusal egemenlik ve toprak bütünlüğü hakkına sahiptir.

c. Her türlü yabancı işgali ve sömürgecilik tamamen yasaktır. İşgal ve sömürgecilik mağduru olanlar özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkına sahiptir. Her türlü işgal ve sömürünün önlenmesine yönelik mücadeleye destek vermek devletlerin ve insanların görevidir.

MADDE 10
Serbest dolaşım özgürlüğü

a. İçinde veya dışında olduğu farketmeksizin herkes ülkesinde serbestçe dolaşma ve ikametgahını belirleme ve zulme uğraması halinde başka bir ülkeye sığınma hakkına sahiptir. Sığınılan ülke, sığınma gerçekte siyasi olmayan bir suçtan kaynaklanan bir eylemden kaynaklanmadığı sürece kişiye gerekli korumayı sağlar.

b. Hiç kimsenin keyfi veya usulsüz şekilde kendi ülkesi de dahil, herhangi bir ülkeden ayrılması veya söz konusu ülkenin herhangi bir yerine yerleşmesi engellenemez ve kişi zorla yerleşime zorlanamaz.

c. Hiç kimse ülkesinden sürgün edilemez veya hiç kimsenin ülkesine dönmesi yasaklanamaz.

MADDE 11:
Vatandaşlık Hakları

Herkesin kanunla yönetilen bir vatandaşlık hakkına sahiptir. Hiç kimse keyfi veya usulsüz olarak vatandaşlıktan yoksun bırakılamaz veya vatandaşlığını değiştirme hakkından vazgeçemez.

MADDE 12:
Çalışma hakkı

a. Çalışma, çalışabilecek durumdaki her kişi için Devlet ve toplum tarafından korunan bir haktır. Herkes kendisine uygun olan ve kendisi ve toplum yararına olan işi seçme özgürlüğüne sahiptir.

b. Çalışan, diğer sosyal güvencelerin yanı sıra iş güvenliği ve emniyeti hakkına sahiptir. Kişi hiçbir şekilde gücünü aşan işte çalıştırılamaz, zorlamaya, sömürüye veya zarara maruz bırakılamaz.

c. Kadın ve erkek ayrımı gözetmeksizin tüm çalışanlar, tatil ödeneği ve terfilerin yanı sıra adil ücret hakkına sahiptir. Çalışandan yasa ve düzenlemelere uygun olarak işine bağlılık ve titizlik beklenir.

d. Çalışan ve iş sahibinin ihtilafa düşmesi halinde, ihtilafın giderilmesi, sorunların çözülmesi, hakların teyit edilmesi ve adaletin yerine getirilmesi için devlet yasal araçlarla devreye girer.

e. Herkes kendi menfaatini korumak amacıyla sendika kurma ve sendikalara üye olma hakkına sahiptir.

MADDE 13:
Meşru Ekonomik ve Mali Kazanç Hakkı

a. Herkes; tekelleşme, hile olmadan ve kendisine veya başkalarına zarar vermeden meşru kazanç elde etme hakkına sahiptir.

b. Tefecilik mutlak surette yasaktır.

MADDE 14:
Mülkiyet Hakkı

a. Herkes meşru şekilde elde edilmiş mülkiyet hakkına ve kendisine, başkalarına veya genel olarak topluma halel gelmeden mülkiyetten kaynaklanan haklarına sahiptir. Kamu yararının gerektirmesi ve adil tazminat ödenmesi hali dışında kamulaştırmaya izin verilemez.

b. Hiç kimse keyfi/usulsüz şekilde mülkiyet hakkından yoksun bırakılamaz.

MADDE 15:
Fikri mülkiyet hakları

Herkes, uygarlığın yararına ve gelişimine katkı sunacak biçimde, bilimsel, edebi, sanatsal veya teknik yapıtlarının ürünlerinden yararlanma ve bunlardan kaynaklanan manevi ve maddi menfaatlerini koruma hakkına sahiptir.

MADDE 16:

Ulaşılabilir en üst düzey fiziksel ve psikolojik sağlık standartlarından yararlanma hakkı

a. Herkes, kötülüklerden/ahlaksızlıktan uzak, kişisel gelişimini destekleyecek temiz bir çevrede yaşama hakkına sahiptir ve bu hakkı yerine getirmek devletin ve genel olarak toplumun görevidir.

b. Herkes ulaşılabilir en yüksek fiziksel ve psikolojik sağlık standartlarına sahip olma hakkına ve toplum ve kaynakları ölçüsünde devlet tarafından sağlanan tesislere erişim hakkına sahiptir.

c. Devlet, olanakları çerçevesinde, yemek, giyim, barınma, eğitim, bakım ve diğer tüm temel ihtiyaçlar dahil, bireyin ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin ihtiyaçlarını karşılayabilmesini sağlayacak iyi bir yaşam sürdürme hakkını sağlar.

MADDE 17:
Mahremiyetin korunması

a. Herkes kendisi, dini, bakmakla yükümlü olduğu kişiler, onuru ve mülkiyeti için güven içinde yaşama hakkına sahiptir.

b. Herkes mülkiyeti ve ilişkileri bakımından özel ilişkilerinin yürütülmesinde, evinde, aile içinde mahremiyet hakkına sahiptir. Kişinin gizlice izlenmesi, gözetlenmesi ve adına leke sürülmesi yasaktır. Devlet kişiyi keyfi müdahalelerden korur.

c. Kişisel konut her durumda dokunulmazdır. Sahiplerinin izni olmaksızın konuta girilemez veya sakinleri konuttan hukuksuz şekilde tahliye edilemez.

MADDE 18:
Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü

a. Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Din veya inancını açıklama özgürlüğü, sadece yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel sağlık veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli sınırlamalara tabi tutulabilir.
b. Hiç kimse seçtiği din veya inanca sahip olma veya din veya inancı kabul etme özgürlüğüne zarar verecek zorlamaya maruz bırakılamaz.

c. Ebeveynler, uygulanabilir durumdayken de yasal vasi ,kendi inançlarına uygun olarak çocuklarına dini ve ahlaki eğitim sağlama hakkına sahiptir.

MADDE 19:
Fikir ve ifade özgürlüğü

a. Herkes evrensel insan haklarının ayrılmaz bir parçası olan fikir ve ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanımı özel görev ve sorumluluklar gerektirir.

b. Devlet bu hakkın kullanımını korumak ve kolaylaştırmanın yanı sıra meşru ulusal bütünlüğünü, menfaatlerini korumak ve toplumsal uyum, refah, adalet ve hakkaniyeti güçlendirmekle yükümlüdür.

c. Bu hakkın kullanımına yönelik kısıtlamalar kanunla açık şekilde belirlenir ve şu kategorilerle sınırlıdır:

i. Savaş propagandası.

ii. Din, inanç, köken, ırk, etnisite, renk, dil, cinsiyet veya sosyo-ekonomik durum temelinde şiddet veya nefrete teşvik.

iii. Başkalarının insan hakları ve itibarına saygı.

iv. Ulusal güvenlik ve toplum düzeniyle ilgili konular.

v. Kaos veya suçun önlenmesi amacıyla toplum sağlığı ve ahlakının korunmasının gerektirdiği önlemler.

d. Devlet ve toplum, kutsal diğer ilke ve değerlerin yanı sıra birlik, anlayış ve adalet ilkelerinin yayılması ve geliştirilmesi ile nefret, önyargı ve aşırıcılık/radikalizme karşı mücadele için çaba gösterir. İfade özgürlüğü peygamberlerin, dinlerin, dini sembollerin kutsallığına zarar verecek şekilde veya toplumun ahlaki ve etik değerlerini sarsmak içi kullanılamaz.

MADDE 20:
Adalet ve adil yargılanmaya erişim hakkı

a. Herkes hiçbir ayrım gözetmeksizin kanun önünde eşittir. Adil yargılanma ve adalet hakkı tam yetkili, bağımsız ve tarafsız mahkemeler aracılığıyla korunur.

b. Suçluluğu savunma hakkı güvence altına alınmış, adil bir yargılama ile kanıtlanana kadar davalı masumdur

c. Kanunsuz suç veya ceza olmaz.

d. Cezai sorumluluğun şahsiliği (cezanın şahsiliği) esastır.

MADDE 21:
Özgürlük ve güvenlik ve işkenceye maruz kalmama hakkı

a. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Hiç kimse keyfi tutuklama veya gözaltına tabi tutulamaz. Hiç kimse yasada belirlenmiş haller ve yasanın öngördüğü usuller dışında özgürlüğünden mahrum bırakılamaz.

b. Hiç kimse fiziksel veya psikolojik işkenceye veya zalimane, insanlık dışı ve küçültücü muamele ve cezaya tabi tutulamaz.

c. Herkes gözaltındayken insani muamele görme hakkına sahiptir; tutuklu ve hükümlüler ayrı yerlerde tutulur ve durumlarına uygun muamele görür.

d. Hiç kimse tıbbi veya bilimsel deneye tabi tutulamaz veya organları rızası olmadan ve olası tıbbi komplikasyonlara karşı tam özen olmadan kullanılamaz.

e. Bedensel zarardan korunma güvence altına alınmış, dokunulmaz bir haktır. Bu hakkı korumak devletin görevidir ve kanunla belirlenmiş nedenler dışında ihlal edilemez.

MADDE 22:
Kamu işlerinin yürütülmesine katılım hakkı

a. Otorite güvene dayanır ve bunun kötüye kullanımı veya suiistimal edilmesi temel insan haklarının güvence altına alınabilmesi adına mutlak surette yasaktır.

b. Herkes, doğrudan veya özgürce seçilen temsilciler aracılığıyla dolaylı şekilde ülkesindeki kamu işlerinin yürütülmesine katılma hakkına sahiptir. Ayrıca fırsat eşitliği ilkesi çerçevesinde kamu hizmetine girme hakkını sahiptir.

MADDE 23:
Savaş veya silahlı çatışma halinde adil muamele görme

a. Muharip olmayanlar, yaşlılar, hastalar, engelliler, kadınlar, çocuklar, savaş tutsakları ve siviller dahil ancak bunlarla sınırla olmaksızın tüm bireylerin haklarını korumak adına, savaş ve silahlı çatışma durumlarında Uluslararası İnsani Hukuk kuralları uygulanır.

b. Savaş ve silahlı çatışma halinde kutsal yerlere zarar vermek, ağaç kesmek, hasat ve besi hayvanlarına zarar vermek ve sivil bina ve tesisleri tahrip etmek yasaktır.

MADDE 24
Genel hükümler

a. Herkes, İslam hukuku ilkelerine halel getirmeksizin mevcut Bildiride düzenlenen hak ve özgürlükleri kullanma hakkına sahiptir.

b. Bu Bildirideki hiçbir şey, üye devletlerin iç mevzuatlarıyla korunan hak ve özgürlüklerine ve uluslararası ve bölgesel insan hakları araçlarından kaynaklana yükümlülüklerine zarar verecek şekilde yorumlanamaz veya değiştirilemez.

Yargıtay

0
Yargıtay Önceki Başkanları

Yargıtay, adli yargıya bağlı mahkemelerin vermiş olduğu kararların son inceleme mercii olan en üst yargı organı ve temyiz mahkemesidir. Yargıtayın kuruluşu, işleyişi ve üyelerinin nitelikleri yasa ile düzenlenmiş, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu ile çalışma usulü belirlenmiştir. İstisnai olarak sayılan bazı davalarda ilk ve son derece mahkemesi olarak görevlidir.

Yargıtay, ilk derece mahkemeleri veya bölge adliye mahkemeleri (istinaf mahkemeleri) gibi olay incelemesi yapmamakta, temyiz başvurusu üzerine başvuruya konu kararın hukuka uygun olup olmadığı konusunda norm denetimi yapmaktadır. Yerel mahkemelerce ve Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından verilen kararlar, yasalara ve yargılama usullerine aykırı olduğu takdirde kararın bozma, yasalara ve yargılama usullerine uygun olduğu takdirde ise onama kararı verilmektedir. Kısmen bozma yada kısmen onama kararları da verilebilmektedir.

Yargıtayın Tarihçesi Osmanlı Devleti döneminde çıkarılan 6 Mart 1868 tarihli “Divan-ı Ahkâm-ı Adliye” kanununa dayanmaktadır.   Temyiz Mahkemesi olan ve misyonu ülkedeki hukuk birliğinin sağlamak olan Yargıtayın üyeleri, birinci sınıfa ayrılmış adli yargı hakim ve cumhuriyet savcıları ile bu meslekten sayılanlar arasından seçilmektedir.

Yargıtayın Görevleri
Yargıtay Kanunu 13. Maddeye göre Yargıtayın görevleri şu şekilde sıralanmıştır:

Temyiz incelemesi yapmak, yani tüm hukuk ve ceza mahkemeleri tarafından verilen kararları son merci olarak inceleyip karara bağlamak

Kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümleri ilk ve son merci olarak inceleyip karara bağlamak

Yargıtay Başkan ve üyeleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ve özel kanunlarında belirtilen kimseler aleyhindeki görevden doğan tazminat davalarına ve bunların kişisel suçlarına ait ceza davalarına ve kanunlarda gösterilen diğer davalara ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmak

Özel kanunlarla Yargıtaya verilen diğer işleri görmek

Yargıtay’da İşbölümü 

Yargıtay, hukuk ve ceza dairesi olarak iş bölümü yapmakta bu daireler önceden yapılan iş bölümüne uygun olarak Ceza Mahkemeleri ve Hukuk Mahkemeleri tarafından verilen kararların denetimini yapmaktadır.

Yargıtay Hukuk Daireleri, ilk derece hukuk mahkemeleri olan Asliye Hukuk Mahkemesi, Sulh Hukuk Mahkemesi, Asliye Ticaret Mahkemesi, Tüketici Mahkemesi, Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, Aile Mahkemesi, Kadastro Mahkemesi, İş Mahkemesi kararlarını temyiz mercii incelemektedir. Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri tarafından verilen kararlar da bu kapsamdadır.

Yargıtay Ceza Daireleri, ilk derece ceza mahkemeleri olan Ağır Ceza Mahkemesi, Asliye Ceza Mahkemesi, Çocuk Mahkemesi, Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi, Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi kararlarını temyiz mercii olarak incelemektedir. Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri tarafından ceza hukuku uyuşmazlıklarına ilişkin verilen kararlar da bu kapsamda temyiz incelemesine tabidir.

Hukuk Genel Kurulu, birinci başkanının başkanlığında, hukuk daireleri başkan ve üyelerinden kurulmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, ilgili dairenin bozma ilamına karşı ilk mahkemelerin eski kararlarında direnmesi halinde yeni bir temyiz talebi olduğunda toplanarak davayı kesin olarak karara bağlamaktadır.

Ceza Genel Kurulu, ceza daireleri başkan ve üyelerinin birinci başkanının başkanlığında, ceza daireleri başkan ve üyelerinden kurulmaktadır. Ceza Genel Kurulu, ilgili dairenin bozma ilamına karşı ilk mahkemelerin eski kararlarında direnmesi halinde yeni bir temyiz talebi olduğunda toplanarak davayı kesin olarak karara bağlamaktadır. Ayrıca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazlarını incelemekte ve karara bağlamaktadır.

Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kararları

Yargıtay Büyük Genel Kurulu içtihat farklılıklarını gidermeye ve içtihat birliğini sağlamaya yetkili ve görevlidir. Genel kurulun toplanarak altığı bu kararlar Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kararlarıdır. İçtihadın birleştirilmesini Yargıtay Birinci Başkanı doğrudan doğruya isteyebilir. Ayrıca Yargıtay dairelerinin veya genel kurulların verdikleri karar sonucunda veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının başvurusu ile de içtihadı birleştirme kararı alınabilmektedir. İçtihadın birleştirilmesini başka kişi yada mercilerin talep etmesi halinde içtihadı birleştirme yoluna gidilip gidilmeyeceğini Birinci Başkanlık Kurulu karar vermektedir. İçtihadı Birleştirme Kararları benzer hukuki ihtilaflarda adli yargıdaki tüm mahkemeleri bağlamaktadır.

Arabuluculuk Daire Başkanlığı

0
Arabuluculuk Daire Başkanlığı

Arabuluculuk Daire Başkanlığı, 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile verilen görevleri yapmak üzere Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulmuş, 2012 yılında Arabuluculuk Daire Başkanı görevine başlamıştır.

Arabuluculuk Daire Başkanlığı, yasanın uygulanmasını sağlamak ve arabuluculuk sisteminin çalışabilmesi için yasa ile verilen görevleri yapmaktadır. Daire Başkanlığı, bir daire başkanı, yeteri kadar tetkik hâkimi ve diğer personelden oluşmaktadır. Daire Başkanlığında, Arabuluculuk Hizmetleri Bürosu, Sicil Bürosu, proje Bürosu, Denetim Bürosu ve Eğitim Bürosu bulunmaktadır.

Dairenin ilk başkanı Veysel Bektaştır. Arabuluculuk Daire Başkanı Hakan Öztatar ise 2013 yılında göreve getirilmiştir. Daire Başkanlığı aynı zamanda Arabuluculuk Kurulunun sekretaryasını  yürütmektedir.

Arabuluculuk Daire Başkanlığı, kurulduğu günden itibaren AB, İngiltere Büyükelçiliği, İsveç Büyükelçiliği, TOBB, Arabuluculuk dernekleri ve başkaca kurumlarla birlikte hukuk uyuşmazlıklarında arabuluculuk uygulamalarının geliştirilmesi projeleri geliştirmiş ve uygulamıştır.

Arabuluculuk Daire Başkanlığı Adalet Bakanığına bağlıdır

Arabuluculuk Daire Başkanlığının Görevleri ve Faaliyetleri

Başkanlık, Adalet Bakanlığı, kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, kamu yararına çalışan vakıf ve dernekler ile uygun görülen gönüllü gerçek ve tüzel kişilerle işbirliği yaparak görevini yerine getirmektedir.

Arabuluculuk Daire Başkanlığı, arabuluculuk hizmetlerinin düzenli ve verimli olarak yürütülmesini sağlamakta, arabuluculukla ilgili yayınlar yapmakta, bu konudaki bilimsel çalışmaları teşvik etmektedir.

Arabuluculuk Daire Başkanlığı görevleri kapsamında yayınlar da hazırlamaktadır

 Arabuluculuk Daire Başkanlığı, arabuluculuğun tanıtımını yapmakta, kamuoyunu bilgilendirmekte, ulusal ve uluslararası kongre, sempozyum ve seminer gibi bilimsel organizasyonları düzenlemekte veya desteklemektedir. Kurum, ülke genelinde arabuluculuk uygulamalarını izlemekte, istatistikleri tutmakta ve yayımlamaktadır.

Arabuluculuk eğitimi verecek kuruluşlar daire başkanlığı tarafından belirlenmekte, arabuluculuk eğitimi verecek eğitim kuruluşları listelesi kurum tarafından düzenlenmektedir.

Arabuluculara ilişkin sicili tutmak, sicile kayıt taleplerini karara bağlamak daire başkanlığını görevidir.

Daire, arabulucular tarafından düzenlenen son tutanakların kayıtlarını tutmakta ve birer örneklerini saklamakta, her yılın başında Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesini hazırlamaktadır.

Arabuluculuk Mevzuatı

Arabuluculuk sisteminin çerçeve kanunu 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu‘dur. Kanun, 07.06.2012 tarihinde kabul edilmiş ve Resmi Gazetenin 22.06.2012 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği 2 Haziran 2018 tarihine Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Yönetmeliğin amacı, hukuk uyuşmazlıklarının arabuluculuk yoluyla çözümlenmesine ilişkin her türlü arabuluculuk faaliyeti ile arabuluculuğa ilişkin usul ve esasları düzenlemek, Arabuluculuk sisteminin çerçeve kanunu olan 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunununun uygulamasını göstermektir.

İş Uyuşmazlıklarında dava şartı arabuluculuğun esaslarını da düzenleyen İş Mahkemeleri Kanunu 2017 çıkarılmıştır.  İş Mahkemeleri Kanunu 7036 kanun numarası ile 12.10.2017 tarihinde kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 25.10.2017 tarihli sayısına yayınlanmış ve 01.01.2018 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.  İş Mahkemeleri Kanununa paralel olarak, arabulucuların uzmanlık alanları ve uzmanlığa ilişkin usul ve esaslar Daire Başkanlığı tarafından belirlenmiştir.

Arabuluculuk Kurulu, Türkiye Arabulucular Etik Kurallarını 2017 yılı sonunda düzenleyerek yayınlamıştır. Etik kurallar, Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü Arabuluculuk Daire Başkanlığı tarafından hazırlanmış, Arabuluculuk Kurulu tarafından gözden geçirilerek kabul edilmiştir.

Arabuluculuğun Gelştirilmesi Projesi

Arabuluculuk Kurulu

Arabuluculuk Kurulu, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu kapsamında görev yapmak üzere Adalet Bakanlığı bünyesinde oluşturulmuştur. Kurulun üyeleri, Hukuk İşleri Genel Müdürü, Daire Başkanı, HSK tarafından seçilen hâkim, Türkiye Barolar Birliğinden üç temsilci, Türkiye Noterler Birliğinden bir temsilci, YÖYu tarafından seçilen bir öğretim üyesi, Adalet Bakanının seçtiği üç arabulucu, TOBBB’dan bir temsilci, üç işçi sendikaları konfederasyonundan birer temsilci, işveren sendikaları konfederasyonunca seçilen bir temsilci, TESK’den bir temsilci ve Türkiye Adalet Akademisi Eğitim Merkezi Başkanının yer aldığı 15 kişiden oluşmaktadır. Başkanlığını Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürü yapmaktadır. Kurulun sekretaryası Daire Başkanlığınca yürütülmektedir.

Kurulun başkanı Hukuk İşleri Genel Müdürüdür, kurul mart ve eylül aylarında olmak üzere yılda en az iki kez toplanmaktadır.

Arabuluculuk Kurulu, arabuluculuk hizmetlerine ilişkin temel ilkeler ile arabuluculuk meslek kurallarını belirlemekte, arabuluculuk sınavına ilişkin temel ilke ve standartları tespit etmekte, arabulucuların denetimine ilişkin kuralları belirlemektedir.

Eğitim kuruluşlarının eğitim izinlerini iptal etmek, arabulucunun sicilden silinmesine karar vermek, aidat ve yıllık aidat miktarını belirlemek, Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesini onaylamak ve Daire Başkanlığına tavsiyelerde bulunmak kurulun diğer görevleridir.

Arabuluculuk Daire Başkanı Hakan Tatar

Hakan Öztatar

Hakan Öztatar 1977 yılında doğmuş, Malatya Anadolu Lisesinin ardından, 1999 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuştur. Öztatar, 2000-2002 döneminde “Türkiye’de Avukatlık ve Sorunları” üzerine yüksek lisans eğitimi almış, 1999-2000 yıllarında avukatlık stajını tamamlamıştır. Hakan Öztatar, 2000-2002 döneminde hâkim adaylığı stajını tamamlayarak 2002 yılında Karaman Hâkimliğine başlamış, Baskil ve Finike hakimliği yapmıştır. 2011 yılında Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü Tetkik Hâkimliğine atanmış, 2013 yılında Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığı görevine getirilmiştir. Hakan Öztatar, İstanbul Tahkim Merkezi (İSTAC) Genel Kurulu ve Yönetim Kurulunda, 2015 yılından bu yana Adalet Bakanlığını temsil etmektedir.

Hakan Öztatar, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliğini hazırlayan ekipte yer almış, Lisanslı Yediemin Depoları Hakkında Yönetmelik, Hukuk Mahkemelerinde Bilirkişi Listelerinin Düzenlenmesi Yönetmeliği, Bilirkişi ve Hakem Ücret Tarifeleri, İcra İflas Kanunu Yönetmeliği, Tebligat Kanunu Yönetmeliği için çalışmış, İcra İflas Kanunu Bilim Komisyonunda görev almıştır.

İngilizce ve Almanca bilen Öztatar, İsveç, Avusturya, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya’ya çalışma ziyaretlerinde bulunmuş ve konferanslara katılmış, Türkiye’nin pek çok şehrinde düzenlenen konferans, seminer ve panellerde konuşmacı olarak yer almış, Adalet Bakanlığı Meslek İçi Eğitim Programlarında ve Türkiye Adalet Akademisinde dersler vermiştir.

ARABULUCULUK KURULU ÜYELERİ
 ADI – SOYADI  KURUMU  ÜNVANI
 Feyzullah TAŞKIN  Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü  Genel Müdür
 Hakan ÖZTATAR  Arabuluculuk Daire Başkanlığı  Daire Başkanı
 İlker KOÇYİĞİT  Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu  Hâkim
 Mehmet TUNÇ  Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu  Hâkim
 Avukat Kürşat KARACABEY  Türkiye Barolar Birliği  Avukat
 Avukat Yurdagül GÜNDOĞAN  Türkiye Barolar Birliği  Avukat
 Avukat Bahar GÜLTEKİN CANDEMİR  Türkiye Barolar Birliği  Avukat
 Avukat Yakup ERİKEL  Ankara Barosu  Arabulucu
 Salih DEMİRKIR  Türkiye Noterler Birliği  Beşiktaş 6. Noteri
 İbrahim ÖZBAY  Yükseköğretim Kurulu  Erzincan Üniversitesi

Hukuk Fakultesi Öğretim Üyesi

 Fatih SOYSAL  Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği  Reel Sektör Araştırma ve Gel. ve Uyg. Daire Baş.
 Avukat Nihat ŞİMŞEK  Kayseri Barosu  Arabulucu
 Avukat F. Yasemin ERTEKİN  Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu  Genel Sekreter Yardımcısı
 Avukat Muhsin ÖZYAR  Ankara Barosu  Arabulucu
 Rıfat İNANÇ  Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı  Eğitim Merkezi Başkanı
Selçuk ERTAN  Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK Genel-İş Sendikası Hukuk İşleri Müdürü
H. Ferhan TUNCEL  Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu  TÜRK-İŞ Sendikası Hukuk Müşaviri
Başar AY  Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu Türkiye Tekstil Sanayi İşverenleri Sendikası
Genel Sekreteri
 Hüseyin öz  Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu  Hak İş Sendikaları Konfederasyonu – Avu

22 Aralık – Hukuk Takvimi

0
22 Ağustos Hukuk Takvimi: Hukuk tarihinde bu güne ilişkin önemli olaylar, kanun değişiklikleri, sözleşmeler, davalar, yargılamalar, idamlar, tutuklamalar, infazlar ve diğer hukuki gelişmeler. Diplomatik ilişkilerdeki dönüm noktaları, ulusal ve uluslararası hukuk kuruluşlarına ait gelişmeler, bildirgeler ve hukukçuların doğum ve ölüm günlerine dair detaylı bilgiler. 

22 Aralık – Hukuk Takvimi

1453

İstanbul Üniversitesi (Darülfünun) kuruldu. Darülfünun, Cumhuriyet Devrilerinden sonra, 1933 yılında üniversiteye dönüştürüldü.

1849

Suç ve Ceza’nın yazarı Dostoyevski çıkarılan af kanunu sonucunda idamdan kurtuldu. 1849 yılında devlet aleyhindeki bir komploya karıştığı iddiası ile tutuklanan ünlü yazar on ay hapishanede kaldı, kurşuna dizilmek üzereyken diğer sekiz tutuklu arkadaşı ile birlikte affedildi. Cezası dört yıl kürek, dört yıl da adî hapse dönüştürüldü. Cezasını çekmesi için Sibirya’da bulunan Omsk Cezaevi’ne gönderildi.

Fyodor Dostoyevski, bir af kanunu ile hayatta kalabilmişti 
1856

Amerikalı avukat, siyasetçi ve Nobel Barış Ödülü sahibi Frank B. Kellogg doğdu. (Ölümü: 21 Aralık 1937)  Rochester, Minnesota‘da hukuk okudu ve avukatlık yapmaya başladı. 1906’da EH Harriman hakkındaki soruşturma için Eyaletler Arası Ticaret Komisyonu’na özel danışman olarak atandı. Antitröst yasasıyla ilgili davalarda ABD yönetimini temsil eden avukat olarak ün kazandı. 1917’de Senato üyeliğine seçildi. 1923’de Londra büyükelçiliği görevinde bulundu. Calvin Coolidge’in başkanlığı sırasında dış işleri bakanı oldu. ABD dış işleri bakanı olarak en önemli başarısı, ulusal politikanın bir aracı olarak savaşı yasaklayan ve 15 ülkenin katılımıyla Paris’te imzalanan, çok taraflı antlaşma niteliğindeki Kellogg-Briand Paktı‘nın imzalanmasını sağlamak oldu. Bu başarısından dolayı 1929 Nobel Barış Ödülü’nü aldı. NATO’nun temeli sayılan Kellogg Briand Paktı’na Türkiye, 1929 yılında katıldı. Kellogg, 1930 yılında Milletlerarası Daimi Adalet Divanı’nda görev aldı.

Dünyaca ünlü hukukçu ve diplomat Frank B. Kellogg, 1925 yılında Time Dergisi’ne kapak olmuştu. 
1880

İngiliz yazar, çağdaş romanın en belirleyici özeliklerinden olan psikolojik çözümlemenin öncüsü George Eliot yaşamını yitirdi. (Doğumu: 22 Kasım 1819) Edebiyat yaşamına eleştirmen ve çevirmen olarak başladı. 1859’da yayımlanan ilk romanı Adam Bede’de gözlenen, günlük yaşamı gerçekçi ayrıntılarla yansıtma yeteneği bundan sonraki yapıtlarının başlıca özelliği oldu. Eliot yazmaktaki amacının “tozlu sokaklardan ve tarlalardan gelen etten kemikten insanların” yaşamlarını yansıtmak olduğunu söyledi.

1894

Yüzbaşı Alfred Dreyfus’un haksız yere casusluk suçuyla yargılandığı Dreyfus davası, Fransa’da başladı. Dava, Alman Askeri Ataşesi’nin çöp sepetinde bulunan ve Dreyfus’ün el yazısıyla yazıldığı iddia edilen belgeye dayanarak açıldı. Dosyada başka delil bulunmamasına ve Dreyfus’un kağıttaki el yazısının kendisinin eli ürünü olmadığını ifade etmesine rağmen, bu belgenin Dreyfus’a ait olup olmadığı araştırılmak yerine Fransız İstihbaratının hazırlamış rapora göre mahkumiyet verilmişti.

Yüzbaşı Alfred Dreyfus
1932

Hindistan’daki İngiliz yönetimi, Mahatma Gandhi‘nin de aralarında olduğu 28 bin mahkûmu serbest bıraktı

1933 Türkiye-Yunanistan Takas Anlaşması yapıldı.
1947

İtalyan Kurucu Meclisi, 22 Aralık 1947 tarihli oturumunda İtalyan Cumhuriyeti Anayasasını onayladı ve Geçici Devlet Başkanı olarak belirlenen Enrico Roberto De Nicola, İtalya Cumhuriyeti Anayasasını ilan etti. İtalya Cumhuriyeti Anayasası, İtalya Resmi Gazetesinin 27 Aralık 1947 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi.

1950

İş Teftişi Sözleşmesi’nin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 22 Aralık 1950 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girdi. İş Teftişi Sözleşmesi 19 Haziran 1947’de ILO tarafından kabul edildi. Türkiye sözleşmeyi 13 Aralık 1950 tarihinde 5690 sayılı yasa ile onayladı. Sözleşme, sınai iş yerlerinde ve ticari iş yerlerinde teftişi düzenlemekte, bir teftiş sistemi kurulmasını öngörmekte ve bu teftiş sisteminin standartlarını belirlemektedir.

1955

Eski Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı ve Anayasa Mahkemesi Üyesi Serdar Özgüldür İstanbul’da doğdu. 1976’da Kara Harp Okulunu bitirdi ve subay olarak atandı. 1981 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezuniyetini takiben askerî hâkim sınıfına geçti, muhtelif askerî mahkemelerde hâkimlik ve askerî savcılık görevlerinde bulunduktan sonra Askerî Yüksek İdare Mahkemesi savcısı olarak görev yaptı. 1995 yılında Askerî Yüksek İdare Mahkemesi üyeliğine seçildi, 1995 ile 2002 yılları arasında Birinci Daire üyeliği ve 2002-2004 yılları arasında da bu Mahkemenin genel sekreterliği görevlerinde bulundu. 2000 ile 2003 yılları arasında Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü asıl üyeliği yaptı. 21 Haziran 2004 tarihinde Anayasa Mahkemesi asıl üyeliğine, 22 Mart 2012 tarihinde de Uyuşmazlık Mahkemesi başkanlığına seçildi. 21 Mart 2016 tarihinde bu görevi sona erdikten sonra üye olarak görevine devam etti ve  23 Aralık 2020 tarihinde emekli oldu. Kamu hukuku alanında yüksek lisans ve doktora eğitimi bulunmaktadır.

1962 1961 Anayasası gereğince, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kuruldu.
1970

Amerikalı hukukçu ve politikacı Ted Cruz doğdu. Harvard Üniversitesi Hukuk bölümünden mezun oldu. 1999 – 2003 yılları arasında, Federal Ticaret Komisyonunda Politika Planlama Dairesi müdürü oldu.  George W. Bush’un seçim kampanyalarında iç politika danışmanlığı ve Amerika Birleşik Devletleri Adalet Bakanlığı’nda başsavcı vekilliği görevini yürüttü. Teksas Başsavcı vekili olarak atandı ve 2008’e kadar bu görevde kaldı. Bu makamda en uzun süre bulunan hispanik kökenli hukukçu unvanını kazandı. 2004 – 2009 yılları arasında, Teksas Üniversitesi’nin Hukuk bölümünde, ABD Yüksek Mahkemesi içtihatları alanında, profesör sıfatıyla misafir öğretim görevlisi olarak dersler verdi.  2012 tarihinde senatör oldu ve Ulusal Cumhuriyetçi Senatörler Komitesi başkan yardımcılığına atandı. 2015 yılında ABD Başkanlığına adaylığını açıklamışsa da daha sonra adaylıktan çekildi.

ABD’li hukukçu ve senatör Ted Cruz
1989

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Çevre ve Kalkınma Konferansı hakkındaki 44/228 sayılı ve Bugünkü ve Gelecek Kuşaklar İçin Küresel İklimin Korunmasına Dair 44/207 sayılı kararlarını kabul etti.

1989

Birleşmiş Milletler, Adalarda ve kıyı alanlarında, özellikle alçak konumlu kıyı alanlarında deniz seviyesi yükselmesinin muhtemel zararlı etkilerine dair 22 Aralık 1989 tarih, 44/206 sayılı Genel Kurul kararını kabul etti.

1982

ILO 87 No’lu Sendika Özgürlüğü ve Sendikalaşma Hakkının Korunması Sözleşmesi, Resmi Gazetenin 22 Aralık 1992 tarihli sayısında yayınlandı. Sözleşme, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 17 Haziran 1948 tarihinde kabul edildi. Türkiye tarafından 25 Kasım 1992 tarihli ve 3847 sayılı kanun ile kabul edildi ve Resmi Gazetenin 25 Şubat 1993 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi. Sözleşme, çalışanların ve işverenlerin herhangi bir ayrım yapılmaksızın ve önceden izin almaksızın istedikleri kuruluşları kurma ve  bu kuruluşlara üye olma hakkını garanti altına aldı, örgütlenme hakkını ve sendikal özgürlükleri düzenledi.

1994

Schengen İcra Komitesi, 22 Aralık 1994 tarihli ve (SCH/Com-ex (94)17 sayılı kararını verdi.

1999 Hükûmet Egebank, Yaşarbank, Yurtbank, Sümerbank ve Esbank’a el koydu
1999

Medenî ve ticarî meselelerde mahkemelerin yetkisi ve mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin 44/2001 No’lu Avrupa Birliği Konsey Tüzüğü (EC) kabul edildi

2000

“23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçlardan dolayı şartla salıverilmeye, dava ve cezaların ertelenmesine dair kanun” resmi gazetede yayınlandı. Kanun, Rahşan Affı olarak nitelendi. Kanun, temel olarak cezaevlerinde yer kalmaması nedeniyle, ölüm orucu eylemlerini sona erdirmek için başlatılan ‘Hayata Dönüş Operasyonundan sonra, 22 Aralık 2000 tarihinde 4616 sayılı yasa olarak çıkarıldı. 70 bin kişi kapasitesi olan cezaevlerinin nüfusu 40 bine kadar düştü.

2002 Bilgi Toplumunda Telif Hakları Direktifi, “Bilgi Toplumunda Telif Hakları ve Bağlantılı Hakların Belirli Yönlerinin Uyumlaştırılması hakkında Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifi” adıyla 22 Mayıs 2001 tarihinde ve 2001/29/AT sayılı karar ile kabul edildi. Üye devletler, 22 Aralık 2002 tarihinden önce, bu Direktife uygun gerekli kanunları, tüzükleri ve idari hükümleri yürürlüğe koyacaklarını ve komisyona bildireceklerini taahhüt etti.
2005 20 Aralık Uluslararası İnsani Dayanışma Günü (International Human Solidarity Day), BM Binyıl Bildirgesi (Milenyum Bildirgesi) kapsamında, 22 Aralık 2005 tarihinde  kabul edilen 60/209 sayılı BM kararıyla resmi olarak belirlendi. Bireylerin medeni ve siyasi hakları ile ilgili olarak, dayanışma kültürünün geliştirilmesi ve yoksullukla mücadele için BM Genel Kurulu tarafından kabul edilmiş bir uluslararası birlik günüdür.
Polonyalı hukukçu, siyasetçi ve aktivist, Wojciech Borowik yaşamını yitirdi. (Doğumu: 24 Haziran 1956) Varşova Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Bir süre serbest sigortacı olarak çalıştı. İşçi Savunma Komitesi ile Bağımsız Öğrenci Dayanışması Derneği’ne katıldı. Sıkıyönetimden sonra altı aydan fazla bir süre gözaltında tutuldu ve serbest bırakıldıktan sonra bağımsız basınla işbirliği yaptı. 1989’da Yurttaşlar Komitesi Ofisi’nin müdür yardımcılığı görevinde bulundu. 1990’ların başında Sejm parlamentosundaki Dayanışma Grubu’nun sekreteri olarak çalıştı. 1992’den 1993’e kadar “Akşam Ekspresi” adlı reklam bürosunun yöneticiliğini yaptı. İşçi Hareketi’nin kurucularından biriydi. 2002-2004 yılları arasında Merkezi İstatistik Dairesi Başkan Yardımcısı, 2007 yılında Varşova Komünizm Müzesi’nin inşası için oluşturulan ekibin başkanı ve İfade Özgürlüğü Derneği’nin yönetim kurulu başkanı olarak görev yaptı. Covit19 nedeniyle yaşamını yitirdi.
2021 Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan ve yönetim kurulu, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ü makamında ziyaret etti. Ziyarete, TBB Genel Sekreteri Veli Küçük ile Yönetim Kurulu üyeleri Ali Bayram ve Ramazan Erhan Toprak eşlik etti. Görüşmede Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, Hukuk İşleri Genel Müdürü Hakan Öztatar, Hukuk İşleri Genel Müdür Yardımcısı Emre Yurtalan, Mevzuat Genel Müdür Yardımcısı Süleyman Özar da hazır bulundu. Erinç Sağkan, avukatlık mesleğiyle şu sorunları dile getirdi: “Takpas’ın avukatların kullanımına yeniden ve biran evvel açılması; KVKK tebliğinde yer alan veri koruma görevlisinin hukukçulardan olması; Ticaret Mahkemelerinin münhasıran yetkisine alınan işlere dönük ilçelerde yaşanan sorunlar ve gecikmeler; Kamu avukatlarının sorunları ve özlük haklarının iyileştirilmeleri; Stajyer avukatlara Bakanlık veya İş-Kur üzerinden ücret ödenmesinin sağlanması; 1 yıllık genç girişimci prim muafiyetinin 3 yıllık süreye çıkartılması; Serbest çalışan avukatların asgari ücrete kadar olan gelirlerine vergi muafiyeti sağlanması ve Avukatların kayıt ve evrak incelemede yaşadığı sorunların giderilmesi.”
2023 ABD New York Doğu Bölgesi Savcılığı, dünyanın en büyük porno sitesi Pornhub’ın yasadışı seks ticaretine karıştığını kabul ederek ve mahkeme ile yaptığı savunma anlaşması gereğince kurbanlara tazminat ödemeyi kabul ettiğini açıkladı. Anlaşmaya göre, hükümete 1,8 milyon dolar ödeme yapılacak ve görüntüleri izinsiz olarak yayınlanan mağdurlara da ayrıca tazminat ödenecek. Karar, porno sitelerine ilişkin olarak AB tarafından yeni düzenlemelerin yapıldığı günlere denk geldi. 
2024 İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Baro Başkanı ve yönetim kurulu üyeleri hakkında, “Terör örgütü propagandası yapmak” ve “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” suçlarından resen soruşturma başlatıldı. İstanbul Barosu, 21 Aralık 2024 günü sosyal medya hesaplarından “Uluslararası İnsancıl Hukuk Uygulansın” başlıklı bir bildiri yayınlamıştı. Soruşturma üzerine İzmir Barosu “Eğer uluslararası hukuk ve Avukatlık Kanunu kapsamında görev yapmak suçsa bizi de yargılayın!” şeklinde açıklama yaptı.

22 Aralık – Hukuk Takvimi

21 Aralık / Hukuk Takvimi

0
21 Aralık - Hukuk Takvimi
21 Aralık / Hukuk Takvimi

21 Aralık / Hukuk Takvimi

1867
Avusturya’da Devlet Danışma Meclisinde temsil edilen krallıklar ve eyaletlerdeki vatandaşların genel hakları hakkında 21 Aralık 1867 tarih ve RGBI 142 sayılı Temel Kanun kabul edildi
1876
Mithat Paşa ikinci kez getirildiği Danıştay(Şuray-ı Devlet) başkanlığından ayrıldı
1904
Uluslararası Savaş ve Çatışma Hukukunun önemli metinlerinden Savaşta Hastane Gemilerinin Devlet Yararına konulmuş Bütün Vergi ve Harçlardan Muaf Tutulmasına dair La Haye Sözleşmesi kabul edildi
1918
Osmanlı Padişahı Vahdettin, Meclis-i Mebûsan’ı feshetti.Yeni seçimler yapıldıktan sonra açılan meclis 11 Nisan 1920’de resmen kapatıldı
1937
Amerikalı avukat, siyasetçi ve Nobel Barış Ödülü sahibi Frank B. Kellogg yaşamını yitirdi. (Doğumu: 21 Aralık 1856) Rochester, Minnesota‘da hukuk okudu ve avukatlık yapmaya başladı. 1906’da EH Harriman hakkındaki soruşturma için Eyaletler Arası Ticaret Komisyonu’na özel danışman olarak atandı. Antitröst yasasıyla ilgili davalarda ABD yönetimini temsil eden avukat olarak ün kazandı. 1917’de Senato üyeliğine seçildi. 1923’de Londra büyükelçiliği görevinde bulundu. Calvin Coolidge’in başkanlığı sırasında dış işleri bakanı oldu. ABD dış işleri bakanı olarak en önemli başarısı, ulusal politikanın bir aracı olarak savaşı yasaklayan ve 15 ülkenin katılımıyla Paris’te imzalanan, çok taraflı antlaşma niteliğindeki Kellogg-Briand Paktı‘nın imzalanmasını sağlamak oldu. Bu başarısından dolayı 1929 Nobel Barış Ödülü’nü aldı. NATO’nun temeli sayılan Kellogg Briand Paktı’na Türkiye, 1929 yılında katıldı. Kellogg, 1930 yılında Milletlerarası Daimi Adalet Divanı’nda görev aldı.

Frank B. Kellogg
1943
Türkiye’de çağdaş hukuk sisteminin temellerinin atılmasında önemli katkıları olan Mahmut Esat Bozkurt yaşamını yitirdi (Doğum 1892)
1953
Türk-Fransız Ticaret Antlaşması imzalandı; antlaşma hükümlerine göre Fransa, Türkiye’ye 100 milyon lira tutarında kredi açtı
1959
Kim Dergisi bir ay süreyle kapatıldı. Kim’in sahibi ve Yazı İşleri Müdürü Şahap Balcıoğlu’na 16 ay hapis cezası verildi
1964
Nihat Renda Yargıtay Üyeliğine seçildi
1965
Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edildi. Sözleşme 4 Ocak 1969 tarihinde yürürlüğe girdi
1965
Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi(The Committee on the Elimination of Racial Discrimination (CERD) kuruldu.
https://hukukansiklopedisi.com/irk-ayrimciliginin-ortadan-kaldirilmasi-komitesi/
1971
Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Avusturyalı diplomat Kurt Waldheim seçildi
1972
Doğu Berlin’de iki Almanya arasında Temel Anlaşma imzalandı.
1990
Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı bugünkü ve gelecek kuşaklar için küresel iklimin korunmasına dair 45/212 sayılı kararını kabul etti. Alınan kararların uygulanması için seçici sekretaryası oluşturuldu
1999
Hakkında iki ayrı gıyabi tutuklama kararı bulunan, Şişli eski Belediye Başkanı Gülay Aslıtürk, Londra’da yakalandı
1999
23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçlardan dolayı şartla saliverilmeye, dava ve cezaların ertelenmesine dair kanun kabul edildi
2005
Birleşik Krallık(İngiltere)’ta hemcinsler arasında medeni birliktelik yasallaştı. Elton John ve hayat arkadaşı David Furnish bu yasadan ilk yararlanan çift oldu
2006
Kimyasal Silahların Önlenmesi Sözleşmesi (CWC)’nin yedinci maddesi kapsamında kabul edilen 5564 sayılı “Kimyasal Silahların Geliştirilmesi, Üretimi, Stoklanması ve Kullanımının Yasaklanması Hakkında Kanun” yürürlüğe girdi
2007
Norveç, Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Sözleşme‘yi imzaladı
2016
AB Komisyonu, Türkiye ile  Gümrük Birliği’nin güncellemesi müzakerelerini başlatmak için AB Konseyi’nden yetki istedi
 2023
  • Anayasa Mahkemesi’nce(AYM) tarafından verilen hak ihlali kararının İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi ve Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından yerine getirilmemesi üzerine Türkiye İşçi Partisi (TİP) Milletvekili Can Atalay tarafından yapılan ikinci başvuru hakkında da ihlal kararı verildi.
  • İstanbul Beylikdüzü’nde geçen yıl çocuğunun da evde bulunduğu sırada eşi V.B. ve baldızı F.Z.K.’yı öldürdüğü gerekçesiyle ‘Canavarca hisle kasten öldürme’ suçundan 2 kez ağırlaştırılmış müebbet istemiyle Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan F.B.’nin duruşmalarına devam edildi “Ben de bir kız babasıyım. Bu olayın mağduru benim. Ben eşime ve baldızıma sahip çıktım. Tahliyemi talep ediyorum” dedi.
  • Büyükçekmece 1. Sulh hukuk Mahkemesi, İstanbul’un Esenyurt ilçesinde bulunan bir sitede yapılan kat malikleri toplantısının iptali için açılan davada “vekaletnamenin Türkçe yazılı olma şartı bulunmadığı, başka dilde yazılı olmasının vekaletnamenin sıhhatine etki etmeyeceği”, “Türkçe bilmeyen kişinin yöneticisi seçilmiş olmasının” önünde genel bulunmadığı, “yönetim planında blok temsilcisi olunması için kat maliki olma haricinde vatandaşlık sınırlaması yapılmadığı” gerekçesiyle davanı reddine karar verdi. 
  • Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, Dijital Hizmetler Yasası (DSA) kapsamında üç büyük porno sitesi Pornhub, Stripchat ve XVideos’ çevrimiçi platform kabul ederek  17 Şubat 2024’ten itibaren uygulanmak üzere, çocuk cinsel istismarının önlenmesi ve küçüklerin korunması konusunda ek yükümlülükler uygulanmasına karar verdi. Daha önce Facebook, YouTube, Instagram ve TikTok gibi internet platformlarına yönelik kurallar getirilmiş ve çevrim içi kullanıcıları korumak ve sistemden kaynaklı riskleri azaltmak için özel önlemler alınması kararlaştırılmıştı.
 2024
Gazeteci Samiye Özlem Gürses’in YouTube’da yayınladığı videoda, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile ilgili kullandığı, “Gördüğünüz üzere IŞİD yapısı, yani TSK-SMO yapısı Kürtlerin olduğu bölgelerde küçük küçük kazanımlar elde etmiş” şeklindeki sözleri üzerine, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı. Savcılık tarafından “devletin askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılama” suçundan tutuklama istenen Gürses hakkında Sulh Ceza Hakimliği, yurt dışına çıkış yasağı ve ev hapsi(konutu terk etmeme) kararı verdi.

21 Aralık / Hukuk Takvimi

Sami Selçuk Manifestosu: 1999-2000 Yılı Adli Yıl Açılış Töreni Konuşması

0
Prof.. Dr. Sami Selçuk

Sami Selçuk tarafından 1999-2000 Yılı Adli Yıl Açılış töreninde Yargıtay’da yapılan konuşma uzun yıllar gündemde kalmıştır.

Yargıtay Başkanı Doç. Dr. Sami Selçuk’un devleti, kurum ve kuruluşların işleyişini, demokrasideki aksaklıkları ve 1982 Anayasası’nı ağır bir dille eleştirdiği konuşması basın tarafından “Yargı, siyaseti sarstı” başlığı ile verilmiştir. Selçuk konuşmasında, 1982 Anayasası’nı “ferman anayasası”na benzetmiş ve “antilaik” olarak nitelendirmiştir.

Konuşma, bir hukuk bildirgesi, bilimsel makale, tarihten bu güne evrensel metin ve aynı zamanda resmi bir açılış hitabıdır.

Doç.Dr. Ibrahim Ethem BİLİCİ tarafından yazılan yüksek lisans tezi “Sami Selçuk Örneğiyle Haberde Objektiflik: Adli Yıl Açış Konuşmasının Basında Yansımalarının İncelenmesi – News objectivity with the sample of Sami Selçuk” başlığı ile Selçuk Üniversitesi tarafından onaylanmıştır.

Konuşma ayrıca e-kitap ve basılı kitap olarak yayınlanmıştır.

Sami Selçuk

 

[box type=”success” align=”” class=”” width=””]

KONUŞMADAN PASAJLAR
İçleri boşaltılmamış, sulandırılmamış evrensel kavramlarla düşünen ve üreten; dünyanın kıyısında köşesinde değil, odağında yer alan; tarihe maruz kalan değil, tarih yapan, çağın ruhuna denk düşen bir Türkiye istiyorum.
Uygar yüzlü, ışıyan Atatürk’ü ve sonluluk değil, sonsuzluk olan, 1930’lara mıhlanan değil, bilimin ışığında geleceğe gelecekler üreten Atatürkçülüğü geri istiyorum.
Düşük yoğunluklu, yozlaşmış, büyük ağabeylerin vesayetindeki icazetli demokrasiyi reddediyorum. Eşit bireylerden oluşmuş özgür halkın, özgür halk tarafından, özgür halk için yönetimi anlamında çıtası en yüksek demokrasiyi istiyorum.
Demokrasinin yönettiği düşünceler ve inançlar Cumhuriyetimi geri istiyorum.
Yaşamın ve barışın vazgeçilmez gerekçesi olarak, dokuları örselenmemiş, kendisini dengeleyen bir doğa; kılcal damarları çoğulculukla beslenen ve kendini geliştiren bir toplum istiyorum.
Çoğulculuğun doğal sonucu olarak, din ve devletin karşılıklı bağımsızlığı ilkesine yaslanan, barışçı, kırılmalara uğramamış, özürsüz ve ödünsüz laikliği geri istiyorum.
Düşünceleri, inançları yasaklamayan, yalnızca barış içinde tartıştırıp yarıştıran, adalet imbiğinden geçmiş ve insanları özgürleştiren bir hukuk; böyle bir hukukun egemenliğinde, düşünce ve inançlara eşit uzaklıkta, karar süreçlerine kattığı halkına güvenen, yansız ve meşruluğunu hukuktan alan güçlü bir devlet istiyorum. Böyle bir devletin; devletlerin özgür birey ve halk için olduğu anlayışını temel alan, insanların evrensel ahlak kodu sayılan hak ve özgürlükleri gerçekleştirmeyi kaygı edinen, gözeneklerine değin içselleştirdiği hukukun üstünlüğü omurgasıyla ayakta duran bir anayasayla örgütlenmesini istiyorum.
Hukuku değil, devleti koruma kaygısıyla Memurin Muhakematı Kanunu gibi yasaların destekçisi sözde anayasa metinlerinin çağcıl bir ülkede yeri olmadığını özellikle vurguluyorum.
Sığlaşan hukuktaki her yanlışın patlamaya hazır bir krater olduğu bilinciyle; her aileyi yargısallaştıran ve devleti bireylerle sürtüştüren çarpık hukukun ürettiği davalar yığınının fay hattındaki hukuk göçüğünden insanımın kurtarılmasını, yazılı hukukun değiştirilmesini, “dura dura bayatlayan adalet” (B. Brecht) yüzünden umudunu mafyaya bağlayanların “makûs talih”lerinin yenilmesini istiyorum.
Özlenen hukuku yaşama geçirmenin önkoşullarını yaratabilmek için, hukukun biricik yorumcusu ve sözcüsü yargı erkinin öbür erklerden bağımsız olmasını, özellikle yürütmenin kuşatma harekâtını yarmasını; devleti ve demokrasiyi meşrulaştıran yargı gücünün yasama ve yürütme güçleriyle maddi ve manevi bütün alanlarda eşit kılınmasını istiyorum.[/box]

1999 – 2000 ADLİ YILI AÇIŞ KONUŞMASI – Doç. Dr. Sami SELÇUK Yargıtay Birinci Başkanı
GİRİŞ

Yeni adlî yılı açıyorum.

Açılışı onurlandıran sizlere adlî yargı adına gönül borcumu ödüyor; yeni yılın insanımıza, ülkemize, insanlığa adalet, barış, mutluluk getirmesini; bu yıl yitirdiğimiz 18. Hukuk Dairesi Başkanı, sınıf ve can arkadaşım sevgili Sait REZAKİ ve Yargıtay C.Savcısı sevgili Arif Ünal ERSOY ile öbür meslektaşlarıma Tanrı’dan rahmet, emekliliğe sağlıkla ayrılan bütün meslektaşlarıma yaşam boyu esenlikler diliyorum.

17 Ağustos depremi yalnızca Marmara’yı değil, hepimizi yüreğimizden vurdu. Canlar gitti, evler yıkıldı. Bütün Türkiye ağladı. Yardımseverlik ve acıma duyguları çok yüksek olan halkımız devletiyle oradaydı. Ölenlere rahmet, yaralananlara sağlıklar diliyorum.

Türk Ulusunun başı sağ olsun.

Tanrı bana üçüncü bin yılın ilk adlî yılını açma olanağını bağışladı.

Bu bir ayrıcalık mıdır yoksa rastlantı mıdır, bilemem.

Bildiğim tek şey, belki de dünya tarihinin rakamsal gibi görünen bu önemli dönemecinde beynimin üşüşen binlerce soruyla dolu ve yüreğimin karmaşık duygularla yüklü olduğudur.

Yaşadığımız olgulara bakıyorum. Cumhuriyetimizin 75., Atatürk’ün ölümünün 60. yılını geride bırakırken, çağcıl demokrasinin, küreselleşmenin ve postmodernizmin gündeme taşıdığı sorunları düşündüğümüzde, sanıyorum ki, “yirminci yüzyıldan yirmi birinci yüzyıla geçiş, yalnızca kronolojik bir olay olmakla kalmayacak, bir çağ değişimini de beraberinde getirecektir”(1). “Zira “av mevsimi” değil, ama “avlanma çağı” bitmiş, “haklar ve özgürlükler çağı” başlamıştır.

İnsanlık ve Türkiye kendilerine buna göre çeki düzen vermek zorundadır.

Dünyaya bakıyorum. Tüylerim diken diken.

1989’da Latin Amerika’da 100, Güney Asya’da 350, Doğu Asya’da 150, Afrika sahrasının güneyinde 300, öteki bölgelerinde 100 milyon insan açlıkla savaşmış(2). Açlık sorunu çözülmek şöyle dursun, gelişmiş ülkelerle gelişmemiş ülkeler arasındaki uçurumlar daha da büyümüş. 1998’de dünyada tüketime harcanan para 1975’tekinin iki katı olmuş. Bunun %86’sını zengin, %14’ünü yoksul ülkeler tüketmiş. Dünyanın en zengin üç kişisinin varlığı 48 yoksul ülkenin ulusal gelirinden çok. Dünyanın en zengin 15 adamının varlığı, Kara Afrika’nın tüm gelirinin üzerinde. Dünyanın en zengin 225 insanının varlığının yalnızca %4’ü bütün dünyadaki insanların gereksinmelerini karşılayacak ölçekte. Dünyada bilimsel araştırmaların %90’ı Kuzey Amerika, Batı Avrupa ve Japonya’da yapılıyor. Oran Latin Amerika’da %1,9, Afrika’da ‰5’tir. ABD ve Kanada 1994’te bilimsel araştırmalara 178 milyar dolar, Nijerya 20 milyon dolar harcamış(3). Teknolojiyle doğal dengelerin alt üst edildiği, kültürlerin ve uygarlıkların amansızca çatıştığı, dünya nimetlerinin âdil üleşilmediği acımasız ve acınası bir dünyadır bu.

Kimi devletler, böyle bir dünyada, adalet özünden yalıtılmış bir hukukun ruhsuz diliyle ahlâk ve aklın silahlı bekçiliğine özenmişler(4).

Ülkeme bakıyorum. Sırtını birbirine dönmüş iki Türkiye.

Uzun soluklu düşündüğümüzde ve ileri toplumların tarihleriyle karşılaştırdığımızda, efsanevi bir kurtuluş savaşını başaran, Cumhuriyeti kuran, onca travmalara karşın demokratik sabır ve erginlik sınavından yüz akıyla çıkan, ekonomik ve kültürel dinamikleriyle dışa doğru patlayan, yayılan, genişleyen bir halk. Dipdiri, capcanlı, hep ayakta. Gerçekten büyük bir halk bu. Böyle bir halkın çocuğu olmak bana kıvanç ve umut veriyor. Bu birinci Türkiye’dir, doğru ve gerçek Türkiye’dir. Atatürk’ün kafasındaki bu Türkiye’dir.

Buna karşılık, her şeyi geriden izleyen, kendisinin üretip devletleştirdiği yazılı hukuka göre halkıyla mahkemelerinde sürtüşen, halkına güvenmeyen, hep içe doğru patlayan, yayılan, genişleyen, birinci Türkiye’ye yetişemeyen, hastalık irisi hantal bir devlet(5). Bu ikinci Türkiye’dir, yanlış ve öykünmeci Türkiye’dir. Atatürk’ün tasarladığı Türkiye bu değildir.

Gönül isterdi ki; ülkemiz sık sık demokrasi göçüğü altında kıvranan bu ikinci Türkiye’yle, Sokrates‘siz, Descartes’sız, Nobel’siz üçüncü bine girmesin. Ama işte giriyor.

Eğer “bunalım”; “dünyanın yaşamakta olduğu hızlı gelişme ve değişme karşısında bir ülkenin uyum yaparken karşılaştığı sorunları, yeterli bir toplumsal değişme perspektifine sahip olmadığı için, doğru olarak algılayamaması ve değerlendirememesi, dolayısıyla bu sorunları çözecek yeterliliği gösterememesi ya da yanlış çözümlere sapması”(6) ise, Türkiye’de bir bunalım vardır.

Bunu çözmek bizlere düşüyor.

Peleponnes savaşında yaşamlarını yitirenlerin ardından söylediği ağıtsöylevinde Perikles, devlet yönetimiyle ilgilenmenin erdemlerinden söz eder. İlgilenmeyenleri “zararsız”, ama “yararsız” yurttaşlar olarak niteler. Bence doğru bir saptamadır bu. Gerçekten diktatörlüklerin büyük önderlere, demokrasilerinse her şeyden önce kendilerini ciddiye alan, bilinçli, sorumlu, büyük yurttaşlara gereksinimleri vardır(7).

Sizlerin önünde, yararlı, ciddi, bilinçli, sorumlu, büyük yurttaşların önünde, yıllardır hukuk bilimi ve uygulamasıyla iç içe yaşamış her hukukçu; yalnızca karar veren bir görüş üreticisi (müçtehit) olarak değil, halkını aydınlatan yol gösterici (mürşit) ve hukuk savaşımcısı (mücahit) olarak da konuşmak durumundadır. Üstelik bu hukukçu, öğrenimde fırsat eşitliğini gerçekleştirememiş bir toplumun çocuğu ise, bu yüzden daha yetenekli birinin zararına ve fakat kendi yararına öğrenim yapma olasılığı yüksek biri ise, özverili halkına daha çok borçlu demektir. Böyle olunca da, gözlemlerini ve saptamalarını, tek yol gösterici bilimin en son doğrularına göre değerlendirmek zorundadır.

Gerçekleri peçeleyerek gerçeklerden kurtulmanın sanal cennetinde yaşama kolaylığı, “gerçekleri söylemekten korkmayınız” diyen Atatürk’ün okullarında yetişmiş bizlere elbette yaraşmaz.

Unutmayalım ki, totaliter eğilimli toplumlar sevaplarını, özgürlük yanlısı toplumlar günahlarını abartırlar. Ama, bu beriki daha güvencelidir(8). Hiç değilse aldatmaz. Kuşkusuz en doğrusu, sorunları kırılmalara uğratmadan indirgemeciliği reddeden bir mantıkla ele almaktır.

Ben ülkemi doğrularıyla yanlışlarıyla, sevaplarıyla günahlarıyla birlikte seven biriyim. Gerçekçiyim.

Hukukun kimliği evrenseldir. Ülkelere göre değişmez.

Sorunlara işte bu bilinçle yaklaşacak, sizleri de düşünmeye çağıracağım. Şimdi bu tarihsel günde, Türk olarak, hukukçu olarak, yurttaş olarak, Atatürk’ün resmi altında, sizlerin önünde temel soruları birlikte soralım ve bilimin ışığında yanıtlayalım: Atatürkçülük ve onun uzun vadedeki amacı neydi? Çağcıl demokrasi nedir? Türkiye hangi noktadadır? “Çağcıl” (moderne) derken, en ileri uygar değerleri yakalamış olanları; “çağdaş” (contemporain) derken, aynı zaman diliminde yaşayanları amaçlıyorum.

***
ATATÜRKÇÜLÜK

Tarih yapan her eylem adamının başına gelenler, Atatürk’ün de başına gelmiştir. Bu bir sınavdır. Atatürk ve Atatürkçülük, bilinçli yurttaşlar sayesinde bu çetin sınavı aşacaktır, aşmalıdır. İnancım budur. Kimileri ona tasarlayarak (taammüden) sövüyorlar. Bu bir haçlı seferidir. Bu konuda diyeceklerim kısa ve kesindir. Bu saygısızlığı bırakınız.

Atatürk kadar, kısa yaşamını halkına harcayan, yoğun yeğin hizmet eden önderler pek azdır. Türk halkının, geri kalmış ülkeler halklarının kurtuluşunda, çağcıllaşmasında en büyük pay onundur. Ben burada konuşuyor, sizler orada başınız dik dinliyorsanız, inananlar camiye, kiliseye, havraya gidiyor, esnaf alışverişini yapıyor, çiftçi toprağını sürüyorsa, bütün bunları ona ve arkadaşlarına borçluyuz. Bu yüzden “Atatürk” kavramı, artık bir ölümlünün adı olmaktan çıkmış, bayrak gibi, yurt gibi toplumsal/ulusal bir “değer” olmuştur. Ceza hukuku bu değeri koruyor. Burada korunan Atatürk’ün resmi, büstü, anıtı değil; insana ilişkin bir değer olan toplumsal ortak duygudur: Atatürk’e bağlılık, sevgi, saygı ve minnet.

Toplum barışı için bu ulusal değerde artık hepimiz birleşelim.

Atatürkçülük karşıtlarının en tehlikelileri, kanımca, donanım yetmezliğinin yüzeyselliğinde yaşayan “gizli antikemalistler”dir. Tuzağa düşmemek için, tarih ve Atatürkçülük bilincimizi bilimin sınamalarından geçirerek onları iyi tanımak durumundayız. Bunların bir kesimi, sondaj, arşiv cımbızıyla Atatürk’ün konjonktürel bir sözünü alarak kendi ideolojileri yararına kötüye kullanmayı huy edinmişlerdir. Sözgelimi, Türkiye Büyük Millet Meclisini açarken “padişah ve halifeyi kurtarmak”tan söz eden Atatürk’ü padişahçı/halifeci; cumhuriyet ve laiklik karşıtı ilan ederler. Bir bölümü de, onu boyutsuz biçimciliğe, giysi, imaj çağdaşlığına, yapay, sahte ve kozmetik batılılaşmaya; farklılaşmaya geçit vermeyen, tekçi, monolitik, totaliter resmî bir Türk kimliğine kilitlerler. Bu yerel “şarkiyatçılar” (terim Edward W. Said’indir), Atatürkçülüğü, Doğunun Batıda alaya alınan imajından kurtulmak için yapılan, geçmişten kopuk biçimsel değişikliklere indirgerler(9).

Gizli antikemalistlerin bir bölümü, Atatürkçülüğü, katı bir ideolojiye dönüştürerek, süre ve içerik açılarından onu güdükleştirip dondurmuşlardır. Süre/zaman dilimi açısından Atatürkçülük, artık var olmayan, yinelenemeyen 1930’ların “asr-ı saadet”ine hapsedilmiştir. Bunlar, 1930’ları 1980’lerle, 1990’larla örtüştürmek gibi, geçmişi şimdiki zamana taşımanın anakronik ironisini yaşar, her sabah yenilenip yeniden kurulan bir dünyada, bugün bile paradoksal biçimde di’li geçmiş zamanda konuşurlar. Eleştirel akılcılıkla Atatürkçülüğü irdeleyenleri yurda ihanetle suçlarlar. Bir akımı/görüşü besleyen biricik damarın eleştiri olduğunu, eleştiri olmazsa o akımın büzülüp içine kapanacağını, melankolikleşeceğini, tek boyutlu bir yapıya dönüşeceğini, Newton’ın “atalet yasası” uyarınca tükeneceğini bilmezlikten gelirler. İçerik açısından bu gizli “antikemalistler”, efsaneleşmiş, sıra dışı bir kahramana duyulan Platoncu hayranlıkla yetinirler, beyin çilesi çekip bir türlü “öze” inemezler. Bu yüzden de, bilim yerine her Allah’ın günü, ozansı, slogancı, sığ sözcüklerle tıka basa kof hamaset dolu yalınkat söylevleri yineler, Atatürk’ü metalaştırırlar. Umberto Eco’nun dediği gibi, bu an büyük bir yangını söndüren çok büyük bir kahramana itfaiyeci unvanının verildiği andır. O anda, bir yandan bilimsel deyişle toplumda yaratılan bıkkınlık/bezginlik karmaşasıyla (Aristeides kompleksi) Atatürk sevimsizleştirilirken, öte yandan onun “en büyük yapıtım” dediği Meclisinin yanı sıra, partisi, mirasını bıraktığı çocukları Türk Tarih ve Dil Kurumları, hukuka kökten aykırı yasalarla bir çırpıda kapatılır; okutulması zorunlu din dersleriyle laiklik ilkesi çökertilir.

Böylece Atatürkçülük diye Atatürkçülük diye Atatürkçülük vurgun yemiştir. Bunları hep birlikte yaşadık ve kahrolduk.

Bütün bunlar, ideoloji yaftasının ayartıcı ve ölümcül çekiciliğinde, kendilerinden menkul ideolojik biatın Atatürkçülüğe çıkardığı talihsiz faturalardır. Gizli antikemalistlerin ortak yöntem yanılgısı, Atatürkçülükten Atatürkseverliğe ulaşacak yerde tersini yapmış olmalarıdır. Atatürk’ü âdeta severken boğmuşlardır. Hem de “Beni görmek (sevmek) demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim düşüncelerimi, duygularımı anlıyorsanız, hissediyorsanız bu yeterlidir”(10) diyen Atatürk’ü.

Kuşkusuz Atatürkçülük bunlardan hiçbirisi değildir.

1920’lerde “Anadolu yaylasındaki ışık”ı(11), bir eylem adamı yakmıştır. Eylem adamlarının, öncelikle Atatürk’ün en iyi tanımı kanımca şudur: “İnsan (Atatürk) yaptığıdır“(12).

Elbette Atatürk, sondaj-arşiv yöntemiyle değil, olsa olsa yaptıkları ve değişmez amacı gözetilerek tanımlanabilir.

İlkin o, halkına inanır. Pragmacıdır. Kendi diliyle “ulusunun vicdanında ve geleceğinde sezinlediği gelişme yeteneğini, ulusal bir sır gibi vicdanında taşıyarak” ve “uygulamayı evrelere ayırıp adım adım yürüyerek”(13) devrimini ustaca gerçekleştirmiştir. Bu pragmacılıktır.

Okur yazarı yok denecek oranda az, feodaliteden kurtulamamış, Rönesans, Reform, Aydınlanma, Sanayi Devrimi süreçlerini yaşamamış, sınıf katmanları oluşmamış, kültürel değerleri farklı bir halkı, yüzyılları yıllara sığdırarak ve devrim yoluyla yoğunlaşma momentini yakalayarak demokrasiye hazırlama, akılcı/demokrat insanı yaratma kavgasına girişmiştir. “Devrimler gülsuyuyla yapılmaz” (Disraeli). Bu yüzden o, otoriterdir. Ama asla totaliter değildir. Olmamıştır da. Hem de yaşadığı dönemin modasına karşın. Tek biçimli Sovyet insanını (homo sovieticus) ya da faşist insanı yaratmak için, insanların nasıl ve ne düşüneceklerini, nasıl duygulanacaklarını toplum mühendisliğine özenerek belirlemeye çalışan totaliter ideolojilerle kuşatıldığı bir çağda, Meclisi kapatma çağrılarını, padişahlık, ömür boyu cumhurbaşkanlığı önerilerini reddetmiş, ünlü sofrasında sabahlara dek tartışarak politikalar oluşturmuş bir önderdir, Atatürk. Faşizmi getirme önerisine “zorbalık” diye karşı çıkmıştır(14).

Atatürk’ün ağzından bilimle çakışan gerekçeleri şöyledir: “Öğreti istemem, donar kalırız“(15). “Biz de uygulanamaz düşünceleri, kuramsal bir takım ayrıntıları yaldızlayarak, kitap yazabilirdik. Öyle yapmadık. Ulusun maddî ve manevi olarak çağcıllaşması yolunda eylemi söz ve kuramlara üstün tuttuk”. “Ben manevi miras olarak kalıplaşmış hiçbir düstur bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır. Zaman süratle ilerliyor. Böyle bir dünyada asla değişmeyecek hükümler getirdiğini ileri sürmek, aklın ve bilimin gelişmesini inkâr etmek olur. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde aklın ve bilimin rehberliğini benimserlerse benim manevi mirasçım olurlar”. Atatürkçülüğün şifresi işte bu sözlerdedir.

Demek, Atatürk ideolog ve ideokrat, Atatürkçülük ideoloji ve ideokrasi değildir. Bilimin yaşama uygulanmasıdır. Yöntemi bilimsellik, amacı demokrasidir.

İdeolojiler, Atatürkçülüğün amacı olan demokrasiye ters düşerler. Zira ampirik olarak yanlış, etik olarak haksız bir dayatmacılığı içeren “ideolojiler, fanatik özleri nedeniyle demokrasiyle bağdaşamazlar(16).

Hiçbir görüş/akım, Jüpiter’in kafasından ansızın doğan Minerva gibi, sıfır malzemeyle yaratılamaz. Sokrates Descartes’ı, Descartes Voltaire’i, Hugo’yu, Picasso’yu yaratmıştır. Atatürk de geçmişin ortak kültür belleğini ulusal potada katalizör olarak eritmiştir. Buna göre içli türkülerimizin titreşimleri çok sesli ezgilerle seslendirilecek, Yunus bizim kalacak, Goethe ve Baudelaire’in tadına varılacaktır. Ne köksüzleşme, ne Batıya özenme, ne de görüntüde çağdaş biçimsellik. Yalnızca özümsenmiş çağcıllık. Çünkü “özümsemek koşuluyla başkalarından beslenmek kadar özgün hiçbir şey yoktur. Aslanı aslan yapan özümsediği koyun etidir.” (Paul Valéry).

Atatürk’ün deyişiyle “haraset-i fikriye” sayesinde özgün Türk kimliği yeryüzündeki vazgeçilmez yerini alacaktır.

İnsanlar geçmişten ders alırlar. Ama geçmişte değil, yalnızca şimdiki zamanda yaşarlar.

1930’lara dönülemez. Dönülürse şimdiki zaman da avucumuzdan kayar gider; yarının rüzgârları hiç esmez olur.

1930’lardan ders alarak, ama 1930’ların bekçiliğine özenmeden geleceğe bilimin ışığında gelecekler üretilirse, işte o zaman Atatürk’ün mirasçısı, Atatürkçü olunur. Bunu iyi bilelim.

Şu an, zihinsel patinajdan kurtulmanın; 1930’ları yineleyip ifşa etmenin değil, yarınları gözeterek ve günümüzü iyi okuyarak Atatürkçülüğü sürgit inşa etmenin zamanıdır.

1930’lar, özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı, tartışmacı demokrasinin fizyolojik işlerliğinin, “fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” demokrat insanı yetiştirmenin önhazırlık, fidanlık dönemidir. Marliott’un, Atatürk için bir “diktatör değil, bir ulus edükatörü (eğitici)” demesinin nedeni budur(17).

Özetle Atatürk, demokrasiye iki talihsiz denemeyle geçmek istemiş, başaramayarak ertelemiş; “…demokrasinin bütün gerekleri sırası geldikçe uygulamaya konulmalıdır.” diyerek bunu gelecek kuşaklara, bizlere bırakmıştır(18).

Görülüyor ki, biz Mustafa Kemaller, 6 Eylül 1999’daki çağcıl bilimin en son verilerine ve değerlerine yaslanan demokrasiyi ne denli iyi algılar, amacımızı buna göre belirler ve optimal demokrasiyi gerçekleştirirsek o denli Atatürk’ün mirasçısı, Atatürkçü olabiliriz(19).

Unutmayalım. Bir toplum, şanlı bir tarihle, kurtuluş savaşıyla, devrimlerle, bunlarda en büyük payı bulunan eşsiz bir önderle, sarsıntısız geçilen bir demokrasi denemesiyle her gün övünüp duramaz. Övünmekle yetinmek, “bir örnekliğin/donmanın tehdidi” (François Jacop) altında yaşamak demektir. Buna hakkımız yoktur. Geleceğe bakalım. İkibinli yıllara evrilirken, demokrasinin biçimsel bir dekora dönüşmemesi için onu iyi algılayıp tanımlamak zorundayız.

Öyleyse ikinci temel soruyu soralım ve yanıtlayalım: Nedir çağcıl demokrasi?

***
ÇAĞCIL DEMOKRASİ

Çağcıl demokrasi, özgür, özerk, eşit bireylerden oluşan, bilgilendirilmiş özgür halkın, hukukun egemenliği altında, sivil toplumun özgürlükçülüğe, çoğulculuğa ve katılımcılığa yaslanan normlarına göre, özgür halk tarafından, özgür halk için yönetilmesidir.

Özgürlük

Bu tanımdan da anlaşılıyor ki, demokrasinin ilk öğesi ve ortak değeri özgürlüktür.

Demokrasinin özü, özgürlükte yoğunlaşır, iktidarın yürütülmesinde değil(20). 

Özgürlükçülük bir kez benimsenmeye görsün, gerisi gelecektir. Haklar ve özgürlükler, toplumla birlikte ortaya çıkarlar(21). Toplum demokratikse zaten bunları içselleştirmiştir.

Özetle, demokrasinin odağında hak ve özgürlüklerle donatılmış, baskılardan arınmış, özgür/özerk birey vardır. Her şey bu odağa göre konumlanır. Kurumların, örgütlerin, yöntemlerin, tekniklerin bütünü olan demokrasi, özerklik anlamında bir değer olarak algılanan özgürlük üzerine oturtulmuştur(22).

Bireyin özgürlüğü ilkin beynin özgürlüğünü sağlamakla başlar. Bunun için de devletin görüşler, inançlar karşısında yansız olması gerekir. Görüşler karşısında yansız devlet düşünce özgürlüğünü, inançlar karşısında yansız devlet laikliği güvence altına almış olur. Devlet okullarında bireye bilimin verileri, ideolojik süzgeçlerden geçirilmeden, yansız, nesnel (objektif) olarak sunulur, algılama kapıları açık tutulur.

Birey onları, koşullanmamış, özgür beyniyle kendisi değerlendirecek, seçimini kendisi yapacaktır. Birey insandır; öğrenir. Okullarda bu nedenle öğrenim (instruction) vardır, eğitim (éducation) değil. Demokrasi, düşünceler, inançlar cumhuriyetidir. Düşünceler üzerinde yalnızca kaba baskıyı değil, beyin yıkama biçimindeki dolanlı baskıyı da reddeder. İdeoloji aşılayan, kuşkucu ve sorgulayıcı (agnostik) temele dayanmayan öğrenim demokratik değildir(23). Demokratik toplumun beyni yıkanmış misyoner ve organik aydınlara, devlet makamlarını doldurmaya özgülenmiş uslu yurttaşlara değil, toplumun gelişmesi için Sokratesçe sorgulama ve eleştirel akılcılık alışkanlığını kazanmış bireylere gereksinmesi vardır. Okulların işlevleri böyle yurttaşlar yetiştirmektir. Çünkü toplumun yararı için bireyin devlet gibi düşünmeme, “kurulu düzeni sorgulama, eleştirme, kınama, hatta mahkûm etme özgürlüğü” vardır (Laski).

Esasen, demokrasi, bireysel özgürlükle düzen kavgasına dayanır ve bu, dünün, şimdinin, yarının kavgasıdır(24).

İnsanı insan yapan en soylu organ beyin, beynin en kutsal ürünü düşünce, inançtır. Buna herkesin ve devletin saygı duyması zorunludur.

Bu saygı, bireyin özgürce oluşturduğu düşünceyi, inancı dış dünyaya yansıtma aşamasında ortaya çıkar. “Düşün, ama içinden düşün” demek, “hiç düşünme” demektir. Birey hem düşünecek, hem de her türlü araçla onu sergileyecektir. Yasaklarla, kozmik cezalarla sergilenmeleri önlenen düşünce, inanç, bir bilinç küresine hapsedilir, ağızlar kapatılır, kalemler kırılırsa, “kenetlenmiş dişlerle özgürlük türküleri söylenemez” (Alfonso Reyes). Böyle bir toplum henüz avcılık çağındadır, ilkeldir. Avladığı değer ise düşüncedir, inançtır, insan beynidir, son çözümlemede insanın, toplumun ta kendisidir.

Özgürlükçü demokraside herkes özgürlük türküsünü söyler. Dişler kenetlenmediğinden halk söylenmez, söyler, hem de yüksek sesle.

Düşüncelerin, inançların açıklanmasını yasaklama girişimleri dün olanaksızdı, bugün daha da olanaksızdır. Çünkü “insan yok edilebilir, ama teslim alınamaz” (Hemingway).

“Düşünceler kurşuna dizilemez” (Napoléon).

Dünün dünyasını ele alalım. Sokrates’in eylemi Atina yasalarına göre suçtu. Sokrates herkese açıklık, doğrudanlık, yüzyüzelik, sözlülük ilkelerinin uygulandığı öylesine başarılı bir yargılama sonucunda hüküm giydi ki, uygarlığın bu yargılamayla başladığı ileri sürülmüştür (M.C.Anday). Ancak düşüncenin cezalandırılamazlığı unutulmuştu. Bu yüzden Sokrates’i yargılayan 502 yargıçtan hiç birinin adını bilmiyoruz. Ama 2398 yıldan beri “hükümlü Sokrates konuşuyor” (Faruk Erem), Atina adaleti ise lanetleniyor. Ne ki, insanlık bunlardan hiç ders almamış görünüyor.

Sokrates’in Savunması

Düşünce yasakları her zaman toplum zararınadır.

Yasaklanan düşüncenin bütünü ya da bir kesimi doğruysa “doğru”dan, yanlış ise doğrunun daha belirgin biçimde ortaya çıkmasından yoksun kalan bir toplum yoksullaşacak, yeni tezlere ulaşamayacak, olduğu yerde duracaktır.

Düşüncelerin açıklanmasını yasaklamak, yalnızca düşünceyi üreten insanın değil, başkalarının dinleme ve değerlendirme özgürlüklerine de saldırıdır. Çünkü ötekilerin düşünceyi dinleme, değerlendirme özgürlükleri, berikilerin düşünceyi açıklama özgürlüklerinin bulunmasına bağlıdır.

Sınırsız özgürlük şeytanlar içindir. İnsanın şeytanlaşmasına elbette göz yumulamaz. Beynin her ürünü söze dönüşüp dışarıya yansıtılamaz. Sövgüler, iftiralar böyledir, düşünce sayılmazlar ve her düzende cezalandırılırlar. Ayrıca hukuk, suç sayılan eylemlere kışkırtmaları, zorla düşünce dayatmalarını da suç sayar. Ancak bunların dışında kalan şeyler, toplumu sarsan, yüreğinden yaralayan görüşler bile, düşünceyi açıklama özgürlüğünün sınırları içinde kalır, suç sayılmazlar(25). Tersi anlayış çoğu zaman düşünce suçudur(26). Esasen “sakıncalı olmayan bir düşünce
çoğu zaman düşünce olarak anılmaya değmez” (O. Wilde).

Bugünün gelişmelerini, skandal yaratan, sakıncalı düşünceler sergileyen insanlara borçluyuz.

Ceza hukuku, suç sayılan eylemlere kışkırtmaları cezalandırırken çok duyarlı olmak, “suçların yasallığı ilkesi“ni çiğnememeye özen göstermek zorundadır. Bu ilke birey özgürlüğünün güvencesi, ceza hukukunun temelidir. Bu yüzden insan hakları bildirilerine, anayasalara (md. 38) girmiştir. Bu ilkenin somut izdüşümlerinden biri de, ceza hükümlerinin açık, belirgin, kesin olmaları, örtülü, gri, belirsiz, mat, değerlendirici ve görece olmamalarıdır. Bu tür sözcüklere yer verilmemelidir. Bu bir alt ilkedir. Bu alt ilkeye uyulmazsa, hem suçların yasallığı ilkesi ve hem de düşünce özgürlüğü sinsice, kurnazca, dolanlı yolla çiğnenmiş olur. Böyle bir hukuk, kendi örgülü saçlarına tutunarak bataklıktan çıktığını söyleyen Baron Von Munchhausen’ın mantığıyla işleyen bir hukuktur.

Özgürlükleri kötüye kullanacakları ya da demokratik sistemi yıkacakları bahanesiyle de düşünceyi açıklama özgürlüğü sınırlanamaz, yasaklanamaz.

Bunun üç temel nedeni vardır:

Birinci neden, düşüncenin özyapısıyla ilgilidir. Her düşünce karşıtıyla vardır ve gücünü karşıtına borçludur. Marksizm liberalizmin, liberalizm Marksizm’in yanlışlarını ortaya koyarak ve yeni sentezler yaratarak düşünceleri güçlendirmişlerdir.

İkinci neden, demokrasinin özyapısıyla ilgilidir. Demokratik toplum, tek gerçek savını ve kültürel tekelciliği reddeder. Her zaman açık uçludur. Özgürlükçüdür. Bu yüzden de hoşgörüsüz yıkıcı akımlara, görüşlere bile hoşgörülü olacak kadar cömert olmak zorundadır. Bu temel ilkeden vazgeçerse demokratik olmayan bir yöntemi
seçmiş ve tuzağa düşmüş olur. Kendi varlığını özsavunma gerekçesi de olsa, bu tutarsızlıktır. Demokratik rejimin kavgası, sürgit bu tuzağa düşmenin ve bu tuzaktan kurtulmanın kavgasıdır. Demokrasi militan olmamalıdır. Demokrasinin amacı, demokratik olmayan rejimleri çökertmek değil, onları özgürleştirmektir(27). Özgürleştireceğim bahanesiyle özgürlük çiğnenemez. Çiğnenirse kısır döngü kırılamaz ve bunalım daha da derinleşir. Demokrasinin bir özelliği bünyesinde her an bir risk taşımasıdır. Riski göze alamayan rejimlerin adı diktatörlüktür(28). Demokrasinin biricik sigortası yine ve ille de demokrasidir.

Üçüncü neden, demokrasinin uçları evcilleştirici, demokratik bağışıklığın sağlamlaştırıcı dehasıyla ilgilidir. Deneyimler göstermiştir ki, aşırı görüşleri, inançları etkisiz kılmanın en iyi çaresi, özgür bırakıp onlarla ilgilenmemektir. Bu tutum, aşırı görüşleri, inançları önce parçalayacak, çoğullaştıracak, ılımlı kılıp evcilleştirecektir(29). Özgürlükçü demokratik toplumlar toplama kampı tohumları dahil, totalitarizmin bütün tohumlarını, içlerinde taşırlar ve hoşgörerek parçalayıp onların serpilmelerini ve bütünleşmelerini önlerler. Dikkat ediniz. Bütün totaliter rejimler bunu iyi bildikleri için, her zaman gelişme ortamını sağlayan çoğulculuğun amansız düşmanı olmuşlardır(30). Eğer uç akımlar yasaklanırsa, demokrasi bu işlevinden, sistemi ayakta ve sağlam tutan demokratik bağışıklıktan yoksun ve ilk fırsatta yıkılma tehlikesiyle yüz yüze kalacaktır. Tutuklanma Hitler’i yaratmıştır. Sürgün Lenin’i yaratmıştır. Sürgün edilmeseydi, büyük olasılıkla Lenin, ömrünü bir parti başkanı olarak Duma’da noktalayacaktı.

Her yasak, yasaklanana güç kazandırmış, aykırılığı mayalandırmıştır. Çünkü yasaklanan her görüş, her inanç merakı kışkırtır. Yasaklanan görüş, inanç çapından çok salgılar. Roma katakomblarına sürülen Hıristiyanlık, ilkin bükülmüş bir dal, daha sonra tepen bir daldır. Yasak kapakları kalktığında sel her yeri kaplar. Artık ortada “tartışan insanlar değil, çarpışan ordular vardır.” (B. Russell).

Yasak, önceleri görece bir dinginlik sağlar. Ancak geçicidir, aldatıcıdır. Çünkü baskıyla sağlanan barış, aslında için için süren bir savaştır. Yasaklanan görüşlerin gaddarlık patlamasıyla öç almalarının(31) nedeni, baskı rejimlerinin sistemin bağışıklığını sağlamaktan yoksun kalmalarıdır.

Küçük Hitler’lere mikrofon vermeyerek onları silemeyiz. Hoşlanmasak bile Ku Klux Klanların felsefelerini yayma ve sokakta yürüyüş hakları vardır(32).

Unutmayalım ki, en tehlikeli düşünceler bile insanlığın çılgınlıkları arasında yer almıştır, almalıdır. Çünkü insanlar arasında sağduyu eşit paylaşılmıştır (Descartes).

Yaratıcılık için kaosa da gerek vardır(33).

Düşünsel “anarşi, demokratik ülkelerin en çok değil, en az korkmaları gereken şeydir” (Alexis de Tocqueville).

“Öyleyse ötekinin demokrasiyi yıkma amacı varsa, bırakalım konuşsun. Konuşsun ki, demokrasi içinde sağduyu onu yapayalnız bıraksın. Bu fırsatı demokrasiye verelim, kaçırmayalım. O susturulursa, ona karşı en güvenilir savunma aracından kendimizi ve halkımızı yoksun bırakmış oluruz. bu savunma aracı şudur: Aşırı uçları savunan kaba görüşleri akılcı yöntemlerle reddetme hakkını halkın elinden almak. Demokrasi “ben ötekinden daha iyi düşünüyorum” yolundaki vesayetçi, Jakoben ve tekelci anlayışı reddeder. Bu hakkı halkın elinden alırsa tuzağa düşmüş olur. Böyle bir tuzağa düşen demokrasiyi ise, artık demokratik ilkeler değil, demokrasi düşmanlarının sindirme yöntemleri yönlendirmiş olacak, demokrasi demokrasi olmaktan çıkacaktır” (Cohen). Bu yüzden Jefferson, “Eğer, demiştir, aramızda birliğimizi bozmak isteyenler varsa, onları rahatsız etmeyelim, kendi hallerine bırakalım”.

Unutmayalım ki, yaşamak için gerekli organlarla donatılan insana bunları kullanma fırsatı vermek, gelişmenin önkoşuludur(34).

Özetle özgürlükçülük, başta beynin, düşüncenin, inancın özgürlüğü olmak üzere, ancak demokrasiyle gerçekleştirilebilen, onun olmazsa olmaz öğesidir.

“Özgürlük kişinin özsorumluluk iradesinin olması demektir. Kişinin bizi ayıran mesafeleri koruması demektir. Kişinin doğru zamanda ölmeyi isteyebilecek biçimde yaşaması demektir. Rakiplerine, onları aynı olmaya indirgeyerek değil, onlarla uğraşarak, onlara direnerek ve meydan okuyarak saygı duyması demektir. Bir rakip olarak saygı duyduğu kişiyi kimileyin bir dost olarak seçmesi demektir. Karşılıklı bağımlılığı çatışmayla, çatışmayı saygıyla kaynaştırması demektir. Karşı karşıya kaldığı şeyler yoluyla kendisinden öteye uzanması, bunların benlikte uyandırdığı yokluk, farklılık ve olasılık yankılarında hayat bulması demektir. Çok biçimli özgürlük düşüncesini tek bir kimlik modeline çengelleyerek onu sabit hale getirmeyi reddetmesi demektir.“(35).

Yineliyorum. Özgürlüğü yerli yersiz sınırlayan bir hukuk ve devlet, insanı insan yapan temel öğeye, özgürlüğe ihanet etmiş bir hukuk ve devlettir. Böyle bir düzende hukuk da, devlet de meşru değildir.

Çoğulculuk Çoğulculuk, “Batı politikasının keşfinin övüncü” olarak demokrasinin önkoşuludur(36).

Demokratik toplum kültürel tekelciliği dışlar. Toplumun doğa yasasını gözetir.

Bu yasaya göre her toplumda kafa sayısınca görüş, yürek sayısınca sevgi vardır. Çünkü bireyi birey yapan bireyi tanımlayan şey, eşsiz, benzersiz olma niteliğidir”(37).

İnsanlar arasında tek ortak nitelik farklı oluşlarıdır(38).

Farklılıklar, başkalıklar çağını yaşıyoruz. Bunun anlamı, özgürlük, özellik, çeşitlilik, değişiklik, çok mantıklılık (multiples socio-logiques), çok odaklılık (polycentralisme) demektir(39). Felsefi, siyasal, kültürel çoğulculuk demektir. Çoğul gerçeklik demektir. Son çözüm önerisinin, dayatmacılığın reddi demektir.

Çoğulculuk, bireysel özgürlüğün/özerkliğin doğal sonucudur. Değil mi ki herkes, berikilerle ötekiler dikeylemesine, yataylamasına özgür ve eşittir, öyleyse orada bireyler hiçbir düşünce kalıbına uymak zorunda değildir; çünkü bireydir, “bende” değildir. Birey kendi alınyazısını belirlemede özerktir. Özerk birey olarak demokratik sürece katılacak, öyle kalacaktır. Tek değer değil, değerler çokluğu
yaşanacaktır(40). Çünkü her bireyin yaşam biçimini kültürel bir değere dönüştürme hakkı vardır(41). Doğa tek tip insan yaratan bir klinik değildir; çoğulcudur. Toplumlar da doğal yapıları gereği böyledir. Nitekim Babil Kulesi Söylencesi, Tanrı’nın bile tek dil tasarısından hoşlanmadığının kanıtıdır(42). Sivil toplum, insana özgü değerlerin özündeki çoğulcu yapıyı benimseyen bir toplumdur. Akılcı temeli yalnızca kendisinin oluşturduğunu ileri sürmez(43) ve dayatmaz. Ne katıksız bireyci ne de katıksız kolektivisttir. “Akıl bize, her zaman ötekinden gelir. (…) Farklılıklar düzenli değiş tokuştur. (…) Değiş tokuşun olanaksız olduğu her yerde dayatma, terör vardır. (…) Öteki öteki kaldığı sürece ırkçılık yoktur. Öteki ne zaman ki farklılığa zorlanır, orada ırkçılık başlar. (…) (Hiç kimse boşuna yorulmasın). Ötekinin kökünü kazımak için yapılan her girişim ötekinin yok edilemezliğini kanıtlamaktadır.”(44). Aslında çelişki, çatışma toplumsallaşma biçimidir (Simmel). Bundan korkulmamalı, buna özendirilmelidir. Zira demokrasi bir üst dildir (métalangue), farklılıkların katılıklarını çoğulculuk sayesinde eritir(45). Demokrasinin çokluk ayırdına varılamayan dehası da işte buradadır.

Bu yüzdendir ki, demokrasi, toplum mühendislerinin gelgeç ve kurgusal bir tasarımı değil, toplumsal gelişmeyi sağlayan sorgulayıcı bir araştırma izlencesidir, programıdır. Yaygın sivillik ve çoğulculuk ortamında boy verir. Bütün bunlar ortaya koyuyor ki, toplum ideologların, yöneticilerin hamur gibi yoğurup biçim verecekleri bir varlık değildir(46). Bu amaçla yapılan “devrimler, omuzdaki yükü değiştirmemiş, yalnızca omuz değiştirmiştir” (B. Shaw). O kadar.

Sonuç hep bellidir. Hiçbir kültür çizmeyle yok edilememiştir. Her girişim onu güçlendirmiştir. Tek biçimli insan yaratma dayatması (intégrisme), tehlikeli bir arındırma girişimi(47) olarak ilkin girişimin sahiplerini yok etmiştir.

Kurgusal akılla toplum mühendisliğine özenen Jakobenler, Robespierre, Billaud-Varennes, Saint-Just, Le Pelletier, insanı terörle yeniden üretmeye yeltendiler. Napoléon bütün Avrupa’yı bir kimyager gibi kendi deneyi için kullanacağı bir hammadde olarak gördü(48).

Mussolini, Hitler, Stalin, Franco yalnız milyonlarca cana değil, insanlığımıza, onurumuza da kıydılar. Hepsi de tek biçimli insan yaratma isterisiyle kendilerini Tanrı’nın yerine geçirdiler. Kendi akıllarının ürettiği tek gerçeği topluma dayatarak, kendilerinden menkul yol göstericiliği benimseyerek, toplumsal olayların/olguların kişilere, aktörlere teslim olmayacak kadar karmaşık olduğunu düşünmediler. Yarattıkları ideolojik/yanlı Procrustes devlet sayesinde insanların yataklarına uzun gelirse, ayaklarını kestiler, kısa gelirse ayaklarını uzatmaya yeltendiler. Kimileyin de insanları önce parçalara ayırdılar. Sonra bu parçaları yeni biçimler altında birleştirip kendi insanlarını yaratmak istediler. Her totaliter rejim gibi, “bir meyve koparmak için ağacı devirdiler” (Montesquieu). Özgür birey yok oldu. Ortada yalnızca tek bir efendi kaldı. Bu devletti. Geriye ise her efendinin gerek duyduğu köleler. Bireysiz devlet “çaldığı dişlerle ısıran hain bir yaratık” (Nietzche) olup çıktı. Topluma deli gömleği giydiren böyle bir rejimde ve devlette insanlar maske takıp sahte kimlik kartlarıyla dolaşmak zorundadır. Bireyler için tek kurtuluş yolu ikiyüzlülüktür. Orada hiç kimse artık kendisi değildir. Ortalıkta duyulan sesler slogan, yinelenen törenler kısır ritüellerdir.

Pastörize insanlardan oluşan bir toplumda fotokopilerle yığınlaşma başlar. Örgütlenme yoktur. Çünkü farklılık yoktur. Bunun adı da kültürel soykırımdır (génocide culturelle).

Artık insanlar tek şey bilir, tek şey düşünürler. Bu da rejimin dayattığı gerçektir. Herkesin aynı şeyi düşündüğü bir yerde, aslında kimse düşünmüyor demektir. İnsanın yerine kişiliksiz yaratıklar, “hiç kimse”ler (Octavio Paz) geçmiştir.

İdeolojik, militan devletin sonu hep aynıdır. Hızlı yaşlanır (progeria). Çünkü ölümcül devlet yetmezliği hastalığına yakalanmıştır. İnsanı köleleştirdiği için meşru değildir. Devleti ayakta tutan zorbalıkla meşruluk arasındaki ilişki ise ters orantılıdır.

İnsan, “yanakları kızaran bir yaratıktır(49), onurludur. Her yönüyle tanınmak, kabul edilmek ister. Devlet ve herkes insana saygılı olmak zorundadır. İnsana, insanın kendisine, insan kümelerine ve ölüm pahasına değer verdiği şeylere, kültüre, dile, kimliğe saygı. Bu saygı insan ruhunun, yaradılışının bileşenlerinden biridir. İnsan olmanın, insan sayılmanın vazgeçilmez koşuludur.

İnsan yalnızca biyolojik gereksinmeleri olan bir varlık değil, hak ettiği değer verilmeyince öfkelenen, aşağılanınca utanan, değerince değer verilince gurur duyan bir yaratıktır(50). Platon buna “thymos” diyordu. Hiçbir insan, kendisine bebekler gibi davranılmasından hoşlanmaz. O her zaman ergindir. Ergin ve özerk olarak tanınmasını ister. Tarihin motörü budur.

Çoğulculuk zenginliktir. Her kültürün çoğulcu kültüre getireceği zenginlik, değişiklik; gelişme ve değişme patlamalarının nedenidir(51). Bu yüzden çoğulcu demokraside berikiler, ötekilerin karşıt görüşlerini sergileme hakları örselendiğinde kendi hakları örselenmiş gibi savunurlar. Çünkü savundukça kendilerinin de çoğalacaklarını bilirler. O yüzden her kültür başlı başına bir değerdir, boşlukların yanı sıra deneyimleri, bilgelikleri, erdemleri içinde taşır. Geleceği, geçmişi ve şimdiyi canlı bir iletişimle bütünleştirir. Eş zamanlı ve tarihsel çeşitlilik çoklu tekliktir (unitas multiplex), insanlığın ortak dokusudur.

İnsanlık dayanışması kültürel çeşitliliğe saygı içinde gerçekleştirildiğinde(52) barışa ulaşılacaktır. Başka başka kültürlerin, kimliklerin bir aradalığı sağlanınca barışa ulaşılır. Çünkü çoğulcu yaşam ötekine saygıya dayanır(53). Kültürler arasında değer açısından, yansız devletin ve hukukun egemenliği altında, eşitlik ve her kültürün güneş altında yerini alma hakkı vardır(54). Kültürler birbirlerini küçümseyemezler. Okul bahçesinde berikilerin öteki saydıkları bir çocuğa “seninle oynamayız” demelerinin yarattığı acıyı sözcükler anlatmaya yetmez. Bu bir insanlık suçudur(55). SS’lerle ötekileri düşününüz. Aralarında diyalog yoktu. Çünkü eşitlik yoktu. SS’ler ötekileri düşman olarak bile görmüyorlardı. Köpekler, domuzlar, zararlı böcekler gibi görüyorlardı. Ötekiler onların gözünde hayvan bile değillerdi. Sadece birer çöptüler. Çöpün alınyazısı yakılmaktır(56). Bu yüzden insanlık “tek”in yerine “çok”u, ötekilerle berikileri, “Bir ağaç gibi tek ve hür/ve bir orman gibi kardeşçesine” (N. Hikmet) yaşatan çoğulcu demokrasiyi getirdi. Aynı değil, başka başka şeyler söylendiği için gerçek diyalog başladı. İnsanların devletleştirilmesi aşaması bitti, devletin insancılaşması aşamasına geçildi. Toplumlar barışa, dinamizme kavuştular. Kimileri bunu “tarihin sonu” diye duyurdu(57). Bir bakıma haklıydılar. Çünkü demokrasi, çoğulculuğu, çeşitliliği hem özendiriyor, hem de hoşgörü çimentosuyla bir arada yaşatıyordu(58). Çözülme ve ayrışmanın içinde birleşme vardır(59). Görülmemiş çeşitliliklerimizin içindeki birleştirici ipliklerimizi bulmak gerekir (di)(60). Bulunmuş ve “biz” kavramına ulaşılmıştır. Bunun anlamı, diyalojik ilkeyle birden çok aklın yarışarak dinamiklerin seferber edilmesi, dönüşümlülük ilkesiyle (principe de récursion) yaratma, üretme kesintisizliğine ulaşılmasıdır(61).

Son çözümlemede, doğanın da, toplumun da yapısı çoğulcudur. Doğa da, toplum da çoğulcu dinamiklerine dokunulmasını içlerine sindiremezler. Bu dokunulmazlığın çiğnenmesi durumunda birincisi, kendisiyle birlikte insanı; ikincisi, dokunanları yok etmektedir. Doğal dengenin ve toplumsal barışın bozulmasının kökeninde yatan neden de, çoğulculuğun göz ardı edilmesidir.

Hoşgörü, Görecelik

Bütün bunların doğal sonucu şudur: Demokrasinin paradigması, hoşgörü ve göreceliktir. Bilgi, görüş, eylem, ahlak açısından gerçekler görecedir. Bunu ayakta tutan da hoşgörüdür. Çünkü hoşgörü ötekinden nefret etmeme bilincini kazandıran erdemdir. Bu yüzden, demokraside çoğunluğun kararı, hiçbir zaman gerçeğin kanıtı değildir. Sadece tartışmayı geçici olarak sona erdiren çaresizliğin çaresidir.

Kültürel Kimlik

Çoğulculuğun doğal izdüşümlerinden biri de kültürel kimliktir. Gelenekler, alışkanlıklar, diller, düşünceler, inançlar, manevi değerler, yaratıcılık, kararların öğesi olarak ortak bilincin ve ortak kimliğin dayanaklarıdır. Yurttaş kavramı başkalıkları içselleştiren, meşrulaştıran kolektif kimliğin hukuksal kodudur(62). Bu yüzden 19-28 Haziran 1972 Helsinki Avrupa Kültür Politikası Konferansında, her kültürel başkalığa saygının öğrenimde aşılanması istenmiş; 26 Temmuz-6 Ağustos 1982 Mexico Konferansında, kültürel kimliklerin savunulmasının toplumları bölmediği, zenginleştirdiği, bunları göz ardı etmenin bunalımlara yol açtığı vurgulanmıştır(63).

Görülüyor ki, çağcıl demokrasi, siyasal kimliği ve istekleri değil, bir kümeye aidiyeti yansıtan, insanı özelliklerini gözeterek kendisi kılan kültürel kimliği korumak zorundadır. Çoğulculuğun doğal sonucudur bu(64). Çoğulcu demokrasi, dayatmacı, hegemonyacı kimliği dışlar. Çünkü dogmaya, dogmalaşmalara göz yumamaz. “Kimliği olumlayan ve fakat onun dogmalaşmasını önleyen, çeşitliliği koruma kaygısı taşıyan ve farklılıkları bağımlılık ve savaşımda birleştiren tartışmacı demokrasi(65) iç barışın vazgeçilmez gerekçesidir. Dinginlik ve barış, yasalarla değil, birey ve devletin çoğulculuk ilkelerine ve izdüşümlerine uymalarıyla sağlanır.

Eleştirel Akılcılık

Demokrasi, itiraz temellidir. Eleştirel akılcılığa yaslanır. Hiçbir görüş, inanç ve tutum tartışma dışı sayılamaz. Kimsenin eleştiriden ve tartışmadan vazgeçme lüksü yoktur. Çünkü eleştiri, tartışma kamu ahlakına girer, toplum yararınadır, ödevdir. Bireysel ahlakın alanına giren bir hak değildir. Haktan vazgeçilebilir, ama ödevden vazgeçilemez.

Katılımcılık

Özgürlük, çoğulculuk, elbette özgür halk yönetimi demek olan demokrasi için yetmez. Demokrasi, düşünceler cumhuriyetidir, diyalogdur. Bu diyaloğu, seçim, partiler, sendikalar, dernekler gibi sivil halk örgütleri, baskı grupları sağlayacak, karar süreçlerine halkın sürekli katılması gerçekleştirilecektir. Özgürlük, çoğulculuk amaç; katılımcılık bunların gerçekleşmesi için araçtır. Yeter ki, katılım, halkın doğru bilgilendirilmesine dayansın. Tersi durumda kararlar sakatlanır ve tutarlı olmazlar.

Aldanmamak için doğru bilgi akışı zorunludur. Devlet sokaktaki insana yalan söyleyemez.

Yansız Devlet

Demokrasinin, özgürlükçülük, çoğulculuk, eleştirel akılcılık, katılımcılık boyutları bir kez benimsenmeye görsün, ardından bütün ilkeler, kavramlar, kurumlar yerli yerine oturacaktır. Başkalığa katlanamayan, yandaşlarını kayıran, onlara ayrıcalıklar dağıtan, karşıtlarını “takip, tanzim ve tedip” eden, eğitici, ideolojik, militan devlet gidecek, görüşler, inançlar karşısında yansız devlet gelecektir. Yansız olduğu için hiçbir görüşü, inancı önceden mahkûm etmeyen bir devlettir bu. Düşünceler karşısında yansız olduğundan düşünce özgürlüğünü sağlayan, inançlar karşısında yansız olduğundan laik bir devlettir. Yansız devlet kötülüğü gören, ama ilkeleri örselemeden kötülüğü düzelten(66), yaşamın bütün yönlerini denetlemeye kalkışmayan, Hegelci biçimde uyuşmazlıkların yansız hakemi olan, toplum katmanlarının birbirleri üzerinde baskı kurmasına izin vermeyen(67); yaşamın hiçbir düşünce kalıbına sığdırılamayan zenginliğini, değişkenliğini, çeşitliliğini, önceden öngörülemezliğini gözeten, ötekilerle berikilerin enerjilerini çatıştırmadan yarıştıran ve bunun hukuksal çerçevesini çizen, koruyucu, katalizör ve “güvenceci” (Jean-Marie Benoist) bir devlettir bu(68).

Özgür Halk

Yansız devletin maddi dayanağı özgür halk, kurumsal dayanağı hukuktur.

Bilgilendirilmiş ve özgür yurttaşlardan, bireylerden oluşan halk, ne devlet ne de grup dayatmacılığına izin verir. Özgürlükçü demokraside halk sayısal, demokrasi dışı güçlerle sağa sola savrulan insanlar yığını değil, bağımsız, özgür, eşit öznelerden oluşan bir topluluktur. İktidarın tek ve gerçek sahibidir. Demokraside, kafalar kırılmaz, kafalar sayılarak değerlendirilir. Bu nedenle yönetim, iktidar, halkın rızasına dayanır. Çoğunluğun ve azınlığın karmaşık ilişkisinde, kararlarında, bu iradenin payı vardır(69).

O yüzden karara herkes saygılıdır. Kararın ve devletin gücü ve meşruluğu bu saygıya dayanır. Seçimden önce yere göğe sığdırılamayan halkı, daha sonra edilgin, bilinçsiz, bilgisiz gören iktidarlar, kendilerinden menkul bilge çobanlıklarıyla onu gütmeye kalkışırlar. Oy veren bir halkın zekâsından kuşkulanmaya kimsenin hakkı yoktur(70). 19. yüzyılın “demokrasiye yatkın olan ya da olmayan toplumlar ayırımı bitmiştir. 20. yüzyılda bir toplumun demokrasiyle yönetilebilir olup olmadığı ölçütünün yerini bir toplumun demokrasiye ancak demokrasi sayesinde olgunlaşıp ulaşabileceği postülası almıştır” (1998 Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Amartya Sen)(71). “Toplumsal uyanış, ekonomik gelişmeyi aşmıştır” gerekçesiyle köreltmecilikten (obskürantizm) yana olan, halkın toyluğu varsayımına dayanan vesayetçi anlayışları, özellikle pretoryen diktatörlük dönemlerindeki onurlu tutumuyla her halk yalanlamıştır. Pretoryen iktidarları iğreti, gayrimeşru gören halklar, önce onları yalnızlaştırıp kıyıya iterler (périphérisation olgusu), pretoryen iktidarın uzaklaştırdıkları toplum önderlerini ilk fırsatta siyaset sahnesine taşıyarak iktidarı onlara teslim ederler. Bu Duverger’nin “görünmeyen gerçek nöbetçi” dediği halkın başarısıdır ve tarihin her döneminde böyle olmuştur. Çünkü tarihte hiçbir halk örs olmaya katlanamamıştır. Zira, her ülkede
“halk, bir ölüler kümesi değil, kendi kültürünü üretecek (doğal) kurum ve kurallara sahip bir aktörler topluluğudur”(72).

Demokrasilerde, halk devlet için değil, devlet halk içindir(73)

Hukuk

Yansız devlet ilkesinin doğal sonuçlarından biri de, kuşkusuz hukuk ve ona biçilen işlevdir. Demokraside hukuk adalet süzgecinden, devlet de âdil hukuk süzgecinden geçirilir; elde edilen hukukun üstünlüğünü benimsemiş devlettir. Hukukun amacı, adaletsizliği önlemektir. Hukuk örgütlenmiş adalettir(74). Yasal metin âdil olmak zorundadır.

Adaletsiz hukuk, yalnızca “yanlış hukuk” değil, hukuk doğasından yoksun bir hükümler yığınıdır (Radbruch), hukukta devletçiliktir.

Demokraside devletin dokunduğu her şey hukuka dönüşmelidir.

Devlet “çok hukuk, az devlet” formülünün de ötesinde hukukun üstünlüğünü yaşama geçirirse devleşmez, ama gerçekten devlet olur ve meşruluk katsayısı arttığından güçlenir. Yasaların genelliği, yasayı yapanlar dahil herkese ayırımsız uygulanabilirliği(75), gizli hukuk (droit latent) yerine açık hukuk ve saydam devletin geçmesi gereklidir. Hukukun olmadığı yerde halk “sürü” (Goyard-Fabre), insan “köle”dir (Mauchaussat).

Demokraside, böyle bir hukukun iki işlevi vardır. Herkese eşit uygulanmak ve gün ışığında tartıştıran, yarıştıran bir barış tekniği olmak. Yasaklayıcı olmamak. Hukukun zorunlu ilkelerini güvenceye alan bir devlet kendi taahhütlerine uyar. “Yasasız suç ve ceza olmaz”, “yargısız kimse cezalandırılamaz” birer devlet taahhüdüdür.

İşte devlet, işte hukuk. Devlet hukuka saygılı olduğu, hukuk da insanları özgürleştirdiği oranda meşrulaşır ve güç kazanırlar. Sonuçta her ikisinin de işlevi, özgürlüklerin açılımını sağlamaktadır.

Hukukun üstünlüğüne yaslanan bir devlette, hiç kimse hukukun ne üstündedir ne de altındadır, yalnızca içindedir. Hukukun karşısında herkes eşittir; her görüş, her inanç hukukun egemenliği altında birlikte yan yana yaşar, yarışır ve gelişir.

Hukukun üstünlüğü dışlanırsa, en âdil hukuk bile, keyfiliklerin oyun oynandığı bir manipülasyon alanına dönüşür. Orada artık hukukun yerini güç, özgürlüğün yerini uşaklık almıştır(76).

Erkler / Güçler Ayrılığı

Peki bu hukuku kim kotaracak, kim uygulayacak, uyuşmazlıkta hukukun ne olduğunu, ne dediğini kim söyleyecektir?

Hukuku, demokrasilerde, halkın kendisi ya da onun adına temsilcileri, yani yasama erki (iktidarı), gücü, kotarıp düzenler; yürütme erki, gücü uygular; yargı erki, gücü de hukuku yorumlayıp son sözü söyler(77). Buna “erkler, güçler ayrılığı ilkesi” diyoruz.

Erkler, güçler ayrılığı ilkesinin başlıca iki nedencesi vardır.

Birincisi klasiktir, Montesquieu’nündür. Çünkü, diyordu, Montesquieu, deneyimler, güç (iktidar) sahibinin gücünü kötüye kullanma eğiliminde olduğunu göstermektedir. Despotik iktidarlar, aslında yasalara göre değil, kendi irade ve tutkularına göre yönetirler(78). Bunu önlemek için gücün gücü, iktidarın iktidarı durdurması gerekir (XI. kitap, 4. bölüm). Böylece Montesquieu; Aristo ile birlikte ucun ucun söylenen, Locke’ta iki güçle sınırlanan, demokrasinin örgütlenme ve hukuk düzeninin işlemesiyle ilgili erkler, iktidarlar, güçler ayrılığı ilkesinin can alıcı noktasını yakalamış oldu.

Özgürlük için başka yol yoktur. İktidar, güç tek elde toplanmamalıdır. İktidar tek elde toplanırsa manipülasyon başlayacaktır(79).

Montesquieu‘ye göre, yasama ve yürütme iktidarları tek elde toplanırsa hukuk zorbalaşır, çünkü zorba yasalar çıkar. Yasamayla yargı ya da yürütmeyle yargı aynı elde toplanırsa, yargı yasalar çıkararak keyfiliğe kayar ya da yürütme zorbalaşır. Üç durumda da özgürlük yoktur.

En kötüsü üç iktidarın tek elde toplanmasıdır. Bu durumda her şey yitirilir. Bunun örneği, üç iktidarı da elinde tutan ve korkunç bir baskı uygulayan Osmanlı Sultanıdır. Ayrıca ordu yasamaya değil, yürütmeye bağlı olmalıdır. Yasamaya bağlı olursa askerî yönetim var demektir(80).

Erkler, güçler ayrılığının ikinci nedencesi ise, demokrasinin çoğulcu yapısının iktidar olgusuna yansımasından kaynaklanmaktadır. Zira çoğulcu demokrasi hiçbir iktidarın, gücün tek elde toplanmasına izin vermez. Her iktidar parçalanmıştır(81). Erkler, güçler ayrılığı ilkesi, günümüzde de demokrasinin temelidir, çoğu anayasalarda bulunmaktadır. Saint-Just: “Zorbalar saltanatlarını sürdürmek için halkı bölüyorlar. Sizler özgürlüğün saltanatını sürdürmek istiyorsanız iktidarı bölünüz” demiş; 1789 İnsan ve Yurttaşlık Hakları Bildirisinde de erkler ayrılığına yer vermeyen
anayasaların anayasa sayılamayacakları vurgulanmıştır (md. 16).

Montesquieu’nün erkler/güçler ayrılığı ilkesinin sonuçları bellidir: Görevsel, yetkisel açıdan üç erk, iktidar bağımsızdır. Bu bir. Kişiler açısından birbirlerini azledemezler. Bu iki. Maddi açıdan aralarında organik bağlantı yoktur. Bu üç(82). Ne var ki, bu sonuç gerçekçi değildir. Çünkü bu üç erk, iktidar, güç birbirlerinden kopuk değildir. Aralarında işbirliği, dayanışma, denge ve yakınlaşma vardır. Öğretide(83) ve anayasalarda (1982 Anayasası) bu belirtilmiştir.

Kuramsal tartışmaları bir yana bırakırsak, erkler/iktidarlar ayrılığı ilkesi bugün uygulamaya dikey ve yatay olarak iki biçimde yansımıştır.

Birincisi, çoğulcu demokraside iktidarlar, yalnızca yataylamasına değil, dikeylemesine de çoğulcu olmak zorundadır. Böylelikle iktidarın, gücün merkezde toplanması önlenmekte, merkezle yerel yönetimler iktidarı paylaşarak saydam devlete ulaşılmaktadır(84).

İkincisi, iktidar, yataylamasına, yasama, yürütme ve yargı olarak paylaşılmaktadır. İlk ikisinin kimileyin iç içe olması hoş görülmektedir. Ancak üçüncü iktidarın (tiers pouvoir), yani yargının güçlü olabilmesi için, ilkin bağımsız, ikinci olarak da öbürleriyle eşit olması zorunluluğu öğreti ve uygulamada vurgulanmaktadır.

Yargının bağımsız olması zorunludur. Çünkü hukukta kimse kendi kendisinin yargıcı olamaz. Eğer yasa yapanlarla uygulayanlar kendi kendilerinin yargıcı olurlarsa orada özgürlük ve adalet değil, düpedüz çıplak güç, zorbalık egemen olur(85).

Hukukun en amansız düşmanı güçtür. İktidarların en tehlikeli girişimi ise, salt çıplak güce dönme girişimidir(86). Salt güce dönüşen bir devlet uyruklarını köle yapar, sömürür. Böyle bir devlette yargı ve yargıç görünüşte vardır, gerçekte yoktur. Orada halkın Tanrı’ya sığınmaktan başka çaresi kalmaz(87).

Öte yandan bağımsız yargı, yasama ve yürütme ayrılığının da en önemli güvencesidir(88).

Yasama, yürütme ve yargı güçlerinin çalışma, yaşam, devlet içindeki konum gibi maddi ve manevi bütün alanlarda eşit olmaları zorunludur(89).

1982 Anayasasının başlangıcında bu eşitlik ilkesi, 140. maddesinde de eşitliğin nasıl sağlanacağı vurgulanmıştır.

Bağımsız Yargı

Görülüyor ki, demokrasinin özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı, eşitlikçi olması; eleştirel akla, kültür göreceliğine, halka, yansız devlete, hukukun üstünlüğüne, erkler ayrılığına dayanması; hukukun âdil ve bir barış tekniğini üstlenmiş bulunması yetmiyor. Demokrasinin kendisini güvenceye alması için, bu hukuku uygulayacak, hukuk adına her olayda hukukun ne dediğini nesnel mantıkla söyleyecek bir erke, güce de gereksinme vardır. Bu bağımsız yargıdır. Eğer hukuk uygulaması bağımsız, özerk bir yargının elinde değilse her şey boşunadır.

Toplumun benimsediği hukuku bağımsız olmadığı için objektif biçimde uygulayamayan bir yargı, adaletin ve  demokrasinin düş kırıklığıdır.

Siyasete bulanmış ya da bulanma olasılığı bulunan, adaleti siyaset terazisinde tarttığı izlenimi uyandıran bir yargı, ne denli duyarlı olursa olsun, kirli adalet salgılar.

Adaletteki kirliliği, “adaletsizliği temizleyebilen bir madde ise bugüne değin bulunamamıştır”(90).
Siyasal güçle yargı gücü arasındaki ilişkide, hangisi güçlü ise öbürünü kendisine dönüştürecektir. Siyasal iktidar güçlü ise yargı siyasallaşacak, yargı güçlü ise siyasal iktidarı hukukun içine çekecek, onu meşrulaştıracaktır.

Unutmayalım. Siyaset hep hareketlidir, boş oturmaz ve beklemez. Hukuk, siyasetin rahatını bozmaya başladığı anda, siyasal güç de hukuk(91) ve yargıyla oynamaya başlar. Ancak bağımsız bir yargı ve yargıçtır ki, her türlü etkiden arınmış objektif mantıklılık ilkesine (il principio di ragione obbiettiva) göre, hukukun ne dediğini (potere di jus dicere: jurisdictio), yanlar üstü (super partes) üçüncü bir otorite olarak söyleyebilir(92).

Yargının, yargıcın bağımsızlığı bir “kast” ayrıcalığı değildir. Yargıcın hukuk adına karar verirken yansızlığını sağlamak içindir. Toplum, insan yararı içindir. Yargının bağımsızlığı; yasama, yürütme, bir başka yargı organı, kamuoyu, yargıcın kendi inanç ve görüşleri karşısında yansız olarak karar verebilmesi; “herkesin yasa önünde eşitliği” ve “yasa herkes için eşit uygulanır” kurallarının gerçekleştirilebilmesi için zorunludur.

Ne devlet organları, ne sokağın sıcak mantığı yargıcı etkileyebilmelidir.

Yargıç, yargılarken ve karar verirken, inançlarını, görüşlerini duruşma salonunun eşiğinde bırakan insandır.

Devletin tüm organlarında çalışanlar meleklerden oluşsalar bile, devletin her işlemi hukukun, dolayısıyla yargının süzgecinden geçecek, en azından bu yol açık olacaktır.

Yargıcın gücü, demokraside çok önemlidir. Hukuk konusunda yasa koyucunun sübjektif iradesinden bağımsız, genişletici, geliştirici yorum yapma tekelini elinde bulundurması, verdiği kararların, bütün kişi ve kurumları bağlaması ve değiştirilememesi onun gücünün önemini kanıtlamaya yeterlidir. Yargının işlevi geçişsiz değil, geçişlidir.

Hukuku yargıçlar keşfeder(93). Zira yasaları yasama organları, ama hukuku yargıçlar yapar(94). Hak ve özgürlüklerin bekçisi yargıdır, yargıçtır. Görülüyor ki, yargı rastgele bir görev değil, sistemi “meşrulaştıran bir kurum”dur(95).

Yargının işlevi hukuk düzenini korumaktır.

Bugün Kara Avrupa’sı sistemini benimseyen gelişmiş ülkelerde bile yargının tam bağımsız kılınabilmesi için yapılması gerekenler tartışılmakta; bağımsızlığına yeni kavuşmuş ülkeler ise, gelişmiş olanlardaki yakınmaları da gözeterek düzenlemeler yapmaktadırlar.

***
VE TÜRKİYE

Daha önce dünyadaki ürpertici adaletsizliğe değinmiştim. Bu adaletsizliğin yanı sıra siyaset ve devlet de boş durmuyor. Siyasal düzen, kendine araç kıldığı “plantasyon devlet“e (Jasay, 1985) dönüşmeye savaşıyor.

Devletler, onca anayasal sınırlamalara karşın, geri döndürülemez biçimde güçlenme, polisleşme hevesindeler. Ona verilen özerkliği geliştirme sorumluluğu, bireysel özgürlüklerde gedikler açmakta. Demokrasiler, kendi çıkarlarını güvenceye almak isteyen kümelerin “oy güdülendirmesi” altında(96). Demokrasiler biçimsel bir dekora dönüşme tehlikesindeler(97).

Bunları aşmak için yoğun bir çaba var. İnsanlık, insan hak ve özgürlükleri ortak paydasında birleşmiş, insan hak ve özgürlükleri, bir iç hukuk sorunu olmaktan çıkmış, devletin kendi ve öbür ülkeler yurttaşlarına davranışını öteki devletlerle gönüllü kuruluşların denetlemesi, yani dış müdahale meşrulaştırılmış, ulusal sınırlar delinmiş. Uluslararası insan hakları ve özgürlükleri bildiri ya da sözleşmeleri, evrensel bir ahlak kodu ve insanlığın ortak anayasası olmuş(98). İnsan Hakları Konfederasyonu, “bütün insanların haklarının korunması ve geliştirilmesi, uluslararası topluluğun meşru/hukuksal ilgi alanıdır” diyerek dış müdahale ilkesini onaylamış (paragraf, n.2, 3) ve insan haklarıyla demokrasi ilişkisini “karşılıklı birbirine bağlılık ve dayanışma” olarak nitelemiş(99).

Böyle bir dünyada, Türkiye/Anadolu, kuzeyden güneye sarkan bütün yarımadalara inat, doğudan batıya uzanan tek yarımada konumundaki kural dışılığını sanki yönetiminde, demokrasi anlayışında, öğrenimde, hemen her alanda sürdürüyor. 1950’lerin demokrasisi aşılmış, dünyaya yetmiyor. Bu yüzden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 1950’lerin ölçütlerine göre hazırlanan Avrupa İnsan Hak ve Özgürlükleri Sözleşmesini geniş ve geliştirici yorumlarla yeni anlayışa uyarlamaya çalışıyor. Türkiye Sözleşmenin mimarlarından ve onu iç hukukuna almış. Tıpkı bir zamanlar aldığı İsviçre Medeni Yasası, İtalyan Ceza Yasası gibi. Ama demokrasisini 1950’lerin sözleşmesine bile uyarlayamamış. Hüküm üstüne hüküm giyiyor. Biliyoruz.

Türkiye Batıya en yakın ülke. Ama, feodal yapıdan sıyrılma, Rönesans, Reform, Aydınlanma, Sanayi Devrimi ortak kültürünün dışında kalmış. Bireyleri, özgürlükçülük, çoğulculuk, eşitlik, demokrasi, sekülerleşme, laiklik gibi kavramlara yabancı kalmış. Ödünç aldığı evrensel/küresel kavramların içlerini boşaltıp kendince doldurmuş.

Evet, mülkiyet hakkı insana kural olarak mülkiyetini değiştirme, yok etme hakkı tanır. Ama, yararlanma (intifa) hakkı, nesnenin olduğu gibi korunmasını, yalnızca ondan yararlanma hakkını öngörür. Evrensel kavramlar da öyle. Bunlar üzerinde hiçbir insanın ya da devletin mülkiyet hakkı yoktur. Yalnızca yararlanma hakkı vardır.

Atatürk, yıllar önce “Gözlerimizi kapayıp mücerret yaşadığımızı farz edemeyiz. Memleketimizi bir çember içine alıp dünya ile alakasız kalamayız“ dediği halde, devletimiz yasama organınca benimsenen ulus üstü hukuku bir türlü içine sindirememiş, “yalnız kovboy”u oynuyor.

Cumhuriyet yönetimine en yakın rejim olan demokrasi, onu kazanarak onun üzerine kurulması gerekirken, demokrasiyle cumhuriyet sanki karşı karşıya. Demokrasi cumhuriyeti yönlendirecek yerde cumhuriyet demokrasiyi yönetiyor.

Cumhuriyet epistemolojisinden demokrasi epistemolojisine geçişin sancıları bir türlü dinmiyor, bitmiyor. Peki bu neden böyle olmuştur?

Tanılarımızı (teşhislerimizi) doğru koyabilmek için, toplum mühendisliği özentilerinden arınmış, indirgemecilikten uzak, tartışma, deneme, sınamaya dayanan eleştirel akılcılıkla, nesnel yansızlıkla sorunları irdelemek ve bu soruyu yanıtlamak zorundayız. Böyle bir yaklaşım, kanımca bizi şu saptamaya ulaştıracaktır.

Türkiye, devlet ve toplum olarak, kendisine Kara Avrupası ülkelerini, özellikle Fransa’yı, bir ölçüde de Almanya ve öbür ülkeleri örnek almıştır.

Hukukun Üstünlüğü / Hukuk Devleti

Bu etkinin en çarpıcı örneği 1961 ve 1982 Anayasalarının 2. maddelerinde görülüyor. Bu maddelerde Cumhuriyetin nitelikleri sayılırken “hukuk devleti”nden söz ediliyor, “hukukun üstünlüğü”nden değil. İki ilkenin birbirinin yerine kullanıldığı da var (sözgelimi, 1961 An., md. 77, 92; 1982 An. Md. 81, 102). Oysa bunlar farklı anlayışların ürünüdür.

“Hukuk devleti ilkesi” Kara Avrupalı, özellikle Fransız ve Alman kökenli. “Hukukun üstünlüğü (egemenliği, önceliği) ilkesi” Anglo-sakson kökenli. Her iki ilkenin nedenleri de, sonuçları da başkadır.

“Hukuk devleti ilkesi”nin boy verdiği Kara Avrupası ülkelerinde, özellikle de Fransa’da “devlet merkezci” bir yönetim, cumhuriyet vardır. Devlet her yerde hazır ve nâzır. Jakoben. Bu ülkelerde hukuku üreten temel güç devlettir. O yüzden de hukuk hep devletten yanadır. Devlet kendi yarattığı hukuk nedeniyle yurttaşlarıyla sürtüşme içinde ve bu hukuku araç kılarak pek çok şeye el atmış durumda. Sıkışınca başvurduğu kavramlardan biri “kamu yararı”. İçeriği belirsiz ve tartışmalı olan bu kavramla hukuk, zaman zaman mistikleştirilmiş, hukuku siyasallaştırma oyununun bir parçası olmuş. “Kamu yararı”, “yönetimin takdir hakkı” ağırlıklı kavramlarla beslenen bir yönetim, hukukta da etkisini göstermiş, “özel hukuk” ve “kamu hukuku” ayırımı ortaya çıkmış. Buna koşut olarak “yargılama birliği” ilkesinden sapılmış. Toplum ve hukuk, devletin vesayetinde ve edilgin. Vesayetçi devletin yukarıdan aşağıya doğru düzenlediği makro anlamda bir toplumsal sözleşme var. Adı anayasa. Amaç, devleşen “Leviathan devleti” hukukun sınırlarında tutmak. Bu ne ölçüde başarılırsa, Kant‘tan, Rousseau‘dan esinlenilen “hukuk devleti”ne, dolayısıyla demokrasiye de ancak o ölçüde ulaşılabilecek.

Bu amaç, bugün de sürüyor. Çünkü Jakoben devlet, sıkışınca hukukun bir türlü erişemediği kör,karanlık, görünmez bir kavrama başvuruyor: “hikmet-i hükümet: la raison d’ Etat”. Hikmeti kendinden menkul “hikmet-i hükümet” kavramından 06.01.1989’da Fransız Yargıtayındaki konuşmasında Başkan Mitterand şöyle yakınmaktadır: “Hukuk, adalet hiçbir biçimde hikmet-i hükümet denilen nesneye kurban edilmemelidir. Uzun yıllar taşıdığım siyasal sorumluluğum döneminde hikmet-i hükümet diye bir nesneye rastlamadım. Ne zaman hikmet-i hükümetten söz edilmişse, bilmelisiniz ki, bu bir başka şeyi gizlemek için uydurulmuş bir bahanedir”. Başbakan William Pitt’in dilinde hikmet-i hükümetin karşılığı devlet “zorunluluk”udur. Mitterand’dan 206 yıl önce 18.11.1783’te Komünler Meclisinde şöyle diyordu: “Zorunluluk, birey özgürlüklerini çiğnemenin özrüdür; zorbaların bahanesi, kölelerin inancıdır”.

Bütün bunlar, Kara Avrupası ülkelerinde devleti, birey zararına dokunulmaz bir nesneye dönüştürmüştür. Savaş, bu dokunulmazlığı sarsma savaşıdır.

Bunun sonucu olarak Kara Avrupasında toplum devletçi kurallara bağlı, içine kapalıdır. İktidar tektir. Yargı da bundan payını almıştır. Erkler, güçler ayrılığından ne kadar söz edilirse edilsin yargı birliği sağlanamamış, yargıyı bağımsız kılma kavgası bir türlü bitmemiştir. Görülüyor ki, “hukuk devleti” küresindeki savaşım, devletin topluma ve bireye karışmasını azaltma savaşımıdır. Temel amaç, kanımca “az devlet, çok hukuk” formülüyle özetlenebilir. Dar bir ufuktur bu.

Buna karşılık, “hukukun üstünlüğü ilkesi”nin boy verdiği Anglo-Sakson ülkelerinde toplum, sözleşmeci, uzlaşmacıdır. Kendi kendini düzenler. Saydam ve dışa açıktır. Birey yarışmacıdır. Girişim gücü devlette değil, bireyde ve sivil toplum örgütlerindedir, devlet merkezci değildir. Toplum çoğulcu olduğundan iktidar tek değil, parçalıdır. Çok kutuplu kurumlar, kuruluşlar devletin bir kesim temel görevlerini de üstlenmişler. Çoğulculuk kurumsal parçalanmayı, işbölümünü yaratmış, toplum kendi hukukunu kendi üretiyor. Devletin karşısında özerk bir hukuk var. Her şey üretilen bu hukukun hakemliğinde çözülüyor. Bireyle devlet bu hukukun karşısında eşit konumda. Her ikisi de toplumun ürettiği ve dayattığı hukuka bağlı. Toplumun ürünü olduğundan başat, egemen güç hukuk. Devlet ikincil planda. Hukuk yaşanarak, Sokratik yöntemle öğretiliyor, uygulanıyor. Somuttur, esnektir ve de devletten bağımsızdır. Toplum devletin vesayetinde değil, devlet toplumun içindedir. Bu yüzden genellikle yazılı bir anayasaya gerek duyulmamıştır. Bunun sonuçları ise ortadadır: Hukuk devletten bağımsız. Yargı da bağımsız ve çok güçlü. Yargı birliği örselenmemiş. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ayırımına gidilmemiş. Tek bir Yüksek Mahkeme var. Çünkü hukuk birliği sağlanmış. Hukukta özel hukuk, kamu hukuku gibi katı kavramlaşmalara yer yok. Her derecedeki mahkeme, bir yasanın anayasal kurallara, bir tüzüğün yasalara aykırı olup olmadığına karar verebiliyor. İktidar, çoğulcu toplum gereği, parçalı ve aşağıdan yukarıya doğru biçimleniyor. Geniş bir ufuktur, bu. İşte “hukukun üstünlüğü ilkesi” böyle bir gelişmenin sonucu ve demokrasinin de özü. Anglo-Sakson ülkelerinde “hukukun üstünlüğü”, Kara Avrupası ülkelerinde, deyim yerinde ise, “üstünlüğün hukuku” egemen. Bu yüzden bir Fransız hukukçusu, ses getiren yapıtında, Anglo-Sakson ülkelerinde “devletsiz hukuk”un, Kara Avrupası ülkelerinde ise “hukuksuz devlet”in olduğunu söylüyor(100). Haksız da değil.

Fransa Örneği ve Türkiye

İşte Türkiye’nin talihsizliği, hukukun üstünlüğünün yeşerdiği ülkeleri değil, hukuk devletinin uç verdiği ülkeleri örnek almasıyla başlıyor.

Demokrasimiz tökezledikçe, dünya üstümüze geldikçe kendi konumumuzu Anglo-Sakson demokrasilerine göre değil, ufuk daraltarak Fransız Cumhuriyetine göre değerlendiriyor, ülkemizi aklamaya çalışıyoruz. Hukukun üstünlüğünden geçtik, hukuk devleti savaşımını bugün bile sürdüren Fransa, 1789’dan bu yana üç kez krallık devirmiş, iki kez krallığa yeniden dönmüş. Dört kez Cumhuriyet yıkmış, beşincisini yaşıyor. Dokuz kez (1830, 1848, 1851, 1870, 1873, 1887, 1889, 1934, 1958) darbe girişimi yaşamış. 15 kez anayasa değiştirmiş. Bugün bile zaman zaman Jakoben devletliği depreşen bir ülke. 90-615 sayılı ve 13.07.1990 tarihli Yasanın 9. maddesiyle 1881 Basın Özgürlüğü Yasasına eklenen 24 bis. Maddesiyle Yahudilik karşıtı propagandayı suç saymış, Roger Graraudy’yi cezalandırmış. Düşünceyi açıklama özgürlüğünü çiğnemiş. Cumhuriyetten demokrasiye evrilememenin, bir türlü laik olamamanın, yargı bağımsızlığını gerçekleştirememenin sancılarını çekiyor.

De Gaulle’ün ironi tınısı güçlü bir sözü vardır. “Ben Almanya’yı çok severim. Öylesine çok severim ki, bir Almanya bana yetmez. İki Almanya isterim” diyor. Bana gelince. Benim için zaten iki Fransa var. Biri giyotinli, anayasasını insan derisiyle kaplamış, Baudelaire’i cezalandırmış, yargı öncesi insanları giyotine gönderen Savcı Foulquié’yi çıkarmış Jakoben Fransa. Ben bu Fransa’ya karşıyım. Öbürü Decartes’ın, Montesquieu’nün, Voltaire‘in, Balzac’ın, Sartre‘ın, Camus‘nün, Foucault‘nun, Lyotard’ın, Lacan’ın, Morin’in, Baudrillard’ın Fransa’sı. Benim sevdiğim bu ikinci Fransa’dır, 1968 olaylarını yaşadığım, kültüründen yararlandığım Fransa’dır.

Ya Almanya? Weimar’ın Naziler çoğaldığı için değil, demokratlar azaldığı için yıkıldığını bir türlü kavrayamamış bir ülkedir Almanya. “Hukuk devleti” ve “hukukun üstünlüğü” ilkelerinin boy verdiği ülkeleri anlatırken, Kara Avrupasını ve özellikle Fransa’yı değil de sanki Türkiye’yi anlatıyormuşum duygularını yaşadığınızı biliyorum.

Cumhuriyet, Demokrasi

Türkiye, tıpkı Fransa gibi, aradaki ayırımı anlamadığından bir türlü cumhuriyetten demokrasiye evrilemiyor.

Cumhuriyeti kurabilen bir halk, sivil normlarla demokratik cumhuriyeti yaratabilecek çapta büyük bir halktır.

Demokrasiyi öğrenmenin ve yaşatmanın en iyi yolu, hiç ara vermeden uygulamaktır(101).

Cumhuriyetin insanı akılcı, demokrasinin insanı akılcı ve üreticidir. Cumhuriyette devlet dinden etkilenmez. Demokraside devlet dinden, din devletten etkilenmez.

Soyutlayıcı, evrensel ve yurttaşlık yükümlülüklerine dayanan Cumhuriyette devlet, ister istemez merkezcidir, düşçüdür. Çoğulcu kültür ile haklara ve özgürlüklere yaslanan demokrasi gerçekçidir, yereldir, merkezciliğe karşıdır. Çünkü demokraside herkesin bir gerçeği vardır. Cumhuriyet, yönetme, yönlendirme, güdümlendirme aşırılığından yıkılabilir. Cumhuriyette “ulusal oluşumun rektörü de, vektörü de devlettir” (Pierre Nora). Demokrasi ise ya az yönetmeyle ya da hiç yönetmemeyle güç kazanır.

Cumhuriyette hukuku devlet üretir. Devleti memurlar yönetir. Demokraside hukuku halk üretir. Devleti hukuk yönetir.

Cumhuriyet çocukta insanı arar ve çocuk olarak görür. Demokrasi ise insanda çocuğu görür, çocuklara ve kocaman çocuklara çocuk muamelesi yapmadan özgürlük tanır.

Cumhuriyet eğitir. Toplumu okula benzetmeye yeltenir. Demokrasi öğrenim verir. Okulu topluma benzetmeye çalışır.

Cumhuriyet önce yurttaşı, sonra bireyi yaratmayı; demokrasi önce bireyi, sonra yurttaşı oluşturmayı amaçlar.

Cumhuriyet eşitliği sever ve savunur, ama eşitlikçi (égalitariste) değildir; yoksulluk onu sarsar. Demokraside herkes, birey de devlet de, hukuk önünde eşittir; yoksulluk onu üzer, ama sarsmaz.

Cumhuriyetin son sığınağı “devlet”, devletin son sığınağı “hikmet-i hükümet”tir. Demokrasinin son sığınağı halk, halkın son sığınağı “hukuk”tur.

Elbette Cumhuriyetin ülküsü kısa vadelidir, ufku dardır, son duraklıdır: Hukuk devleti. Demokrasinin ülküsü de, ufku da sonsuzdur, dur durak bilmez: Hukukun üstünlüğü(102).

Kuşkusuz Fransa, Almanya, İtalya demokratikleşmede çok büyük adımlar attılar. Ama Anglo-Sakson demokrasilerinin düzeyinde değiller henüz. Fransa da, Türkiye de henüz Cumhuriyetle yönetiliyor. Ama rejimleri optimal demokrasi değil.

Din ve Devlet İlişkisi: Teokrasi, laikçilik (laïcisme), laiklik (laïcité) / Sekülerleşme

Fransa’yı örnek alan Türkiye, din-devlet ilişkisi açısından, Fransa’nın yaşadığı hastalıklardan bir türlü kurtulamamanın sıkıntısını çekmekte, laiklik Türkiye Cumhuriyeti devletinin yumuşak karnı olmayı sürdürmektedir.

Devletin dinler karşısında alacağı tutumlar bellidir.

Birincisinde, dinsel ve siyasal otoriteler, sınırları belirsiz biçimde iç içedirler. Eski ve ortaçağ devletlerinde durum böyledir.

İkincisinde, bütün özel ve kamusal yaşamı din belirler. Devlet, din merkezlidir (théocentrique), değişmez ve ilişilemez dogmalarla yönetilir. Devletin tek dini vardır, öbürleri dışlanmıştır. Bu rejimin adı teokrasidir ve her yerde eşitsizliklerin, ayrıcalıkların, çatışmaların nedeni olmuştur.

Üçüncüsünde, devlet ve din ayırımı ilkesinden yola çıkılır(103). Ancak ayırımın kapsam ve derecesini devlet belirlediğinden, devlet, dini çoğu kez toplumdan dışlar ya da onu güdümler. Dini devletleştiren bu sistemin adı, laiklik (laïcité) değil, laikçiliktir (laïcisme, laisizm). Şovinizm nasıl ulusçuluğun yozlaşmış, hastalıklı biçimiyse, laikçilik de bir bakıma laikliğin yozlaşmış, hastalıklı biçimidir. Dinleri aşındırmaya yönelik laikçiliğin anayurdu Devrim Fransa’sıdır. Gerçekten Jakobenlerin Fransa’sında laiklik; ruhban sınıfına karşı, ruhban sınıfının yaşamdaki izlerini kazımak için yapılan kinci, tepkici bir devrimin ürünüdür. Din merkezci bir anlayış gitmiş, salt akılmerkezci militan bir anlayış gelmiştir. Bu ise laiklik (laïcité) değil, laikçiliktir (laïcisme)(104). Katı bir ideolojidir. Descartes’ın akılcılığıyla A.Comte’un bilimsel bir kilisenin temellerini atan pozitivizmi birleşmiş, laikçilik ideolojisine ulaşılmıştır. Laikçilik Fransız okullarında konuşlanarak, “tanrılı din” yerine “tanrısız beşeriyet dini” kurmayı amaçlamış, dini toplum dışına itmiştir. Dine saygısızdır, saldırgandır(105). Toplum mühendisliğine özenen misyoner Fransız laikçileri, 1790 Anayasasında dini sivil otoriteye teslim etmiş, akılcı insan yetiştirmek kaygısıyla Katolik Fransa’da 1794’e değin dinsel etkinlikleri yasaklamışlardır. Bu ve Napoléon döneminde çıkarılan bütün yasalarda Kilise hukukuna tepkinin izleri vardır, bunların bir bölümü bugün de sürmektedir. Jules Ferry Yasasıyla din ve devlet ayırımına gelinmiş, Ferry’nin deyişiyle “tanrısız ve kralsız” bir dünya kurulmak istenmiştir(106). Bugün Fransa’da gittikçe yumuşayan bir laikçilik; yani din ve devlet ilişkisinde katı ve düşmanca bir ayırım (séparation hostile) değil, ılımlı ve dostça bir ayırım (séparation bienveillante) söz konusudur(107). Michelet, “Fransız Devrimi hiçbir kiliseyi benimsemedi. Çünkü kendisi kiliseydi” der(108).

Laikçilik, din ve devlet ayırımı ilkesinden yola çıkan bir anlayış ise de, aynı ilkeden yola çıkan Hollanda ve İrlanda, laikçiliği aşmayı, yumuşak bir biçimde laikliğe geçmeyi başarmışlardır(109).

Dördüncü tutum laikliktir. Laiklikte din ve devlet karşılıklı olarak bağımsızdırlar. Bağımsızlık esasından yola çıkan laiklikte din kuralları devleti, devlet de din kurallarını belirleyemez ve yönlendiremez. Devlet bütün inançlara, dinlere karşı ilgisiz ve eşit uzaklıktadır.

Çoğulcu demokraside laikliğin gerçek ve çağcıl anlamı işte budur. Çünkü çoğulculuk, zaten laik olmayı zorlar(110). Laiklik, dünyasallaşma (sécularisation, sekülerleşme), çoğulcu demokrasinin ana rahminde gelişmiştir. Demokrasinin çoğulcu boyutunun dinler/inançlar açısından somut yaşama zorunlu bir yansımasıdır. Bir rejim demokratikse, çoğulcu; çoğulcuysa, laik/seküler olmak zorundadır. Bu yüzden hukukun üstünlüğüne dayanan Anglo-Sakson demokrasilerinde laiklik/sekülerleşme, bir devrimin değil, doğal bir evrimin sonucu ve sosyolojik bir olgudur. Zira çoğulcu demokraside, hiçbir düşünsel ya da dinsel başkalık yok edilemez, görmezlikten gelinemez, tekelleştirilemez ve başkalarına dayatılamaz. Her dinin, inancın kendi alınyazısını belirleme hakkı vardır. Avrupa Birliği Sözleşmesinin 128. maddesi de bu doğrultudadır(111).

Laiklik, sekülerleşme; toplumsallaşmayı, toplumsal farklılaşmayı, eleştirel akılcılığı, doğal bir sonuç olarak, kendiliğinden yaratmıştır(112). Bunları yaratmak için, toplum mühendisliğine özenilmemiştir.

Laik devlette, devlet dinlere eşit uzaklıkta olduğundan hiçbir dini, inancı dışlayamaz ya da kayıramaz; akçalı v.b. biçimlerde destekleyemez. Din okulları açamaz. Ancak, toplulukların din okulları açmasını da önleyemez. Din derslerine engel olamaz; bunların önünü açar. Ne var ki, bu dersler, beyin yıkayıcı olmayacak, çoğulcu, agnostik, kuşkucu esaslara göre olacak, birey dinler arasında seçimini özgürce yapacaktır. Din dersleri zorunlu olmayacak, ancak her an ilgilinin buyruğuna hazır bulunacaktır(113). Devlet; bu okulları; kamu düzeni, kamu güvenliği, kamu ahlakı, kamu sağlığı açısından denetleyecek, uyuşmazlık çıkarsa sorunu bağımsız yargı çözecektir.

Görülüyor ki, laiklik ile laikçilik arasındaki temel ayrılık, nedenlerle sonuçların yer değiştirmesinden ve bu yüzden de ayrı ilkelerden yola çıkmalarından kaynaklanmaktadır. Gerçekten laikliğin temel nedeni, çoğulculuktur. Çoğulcu kültürün önemli bir öğesi olan dinler, inançlar başkalıklarının uygulamaya yansımasıdır. Sonucu ise, eleştirel akılcılıktır. Çünkü birey, çoğulcu, kuşkucu, koşullanmamış aklıyla seçimini kendi yapacaktır. Oysa laikçilik, laikliğin sonucu olan akılcılık kaygısıyla yola çıkmakta, akılcı bireyi yetiştirmeyi amaçlamakta, bu amacın gerçekleşmesinde dini başlıca engel olarak görmekte, onu, dolayısıyla çoğulculuğu, demokrasiyi reddetmektedir. Devlet ister istemez pozitivizme kaymakta, kendi ideolojisine uygun bireyler yetiştirmekte, kaş yapayım derken göz çıkarmaktadır. Çünkü bunun sonucunda yetişen birey eleştirel akılcılıktan uzaklaşacak, tekilci akılla düşünecek, salt devletin ideolojisinin savunucusu olacak, geriye de koşullanmış ve hasta bir beyin ve sözde akıl kalacak, ancak “eleştirel” boyut yok olacaktır.

Türk deneyiminin, gerçek laiklikten, sekülerleşmeden değil, Fransız laikçiliğinden esinlendiğinde incelemeciler birleşmektedir(114). Bu saptama doğrudur. Bu anlayışa göre, Türk uygulaması, pozitivist ve akılcı motiflerle bezenen, akılcı insan yaratmaya özenen bir tutumdur. Tanzimatla başlamış, kimi devrimlerle sürmüş, 1937’den sonra anayasalara girmiştir. Referansı çoğulculuk değil, akılcılıktır; bu yüzden de nedenle sonuç birbirine karıştırılmıştır. Oysa hukuk ve devlet yönetimi açılarından neredeyse Fransa’yla bütünleşen Belçika, laiklik konusunda Fransa’nın din ve devlet ayırımı ilkesini reddetmiş, din ve devletin karşılıklı bağımsızlıkları ilkesini benimsemiş, Fransız laikçiliğinin doğurduğu açmazları yaşamamıştır(115).

Acaba Türkiye niçin Fransa’yı örnek almış, Belçika’nın tutumunu ıskalamıştır? Nedeni belli. Çünkü Türkiye demokrasinin farklılıklar rejimi olduğunu, çoğulculuk boyutunu sık sık göz ardı etmektedir.

Şimdi teokrasi, laiklik, laikçilik (laisizm) kavramlarının saydam anlamlarını gözeterek, Pandora’nın kutusunu açalım ve tanıyı (teşhisi) koyalım. Türkiye Cumhuriyetinde, iktidar halkın seçimine dayanmaktadır. Bu bakımdan Türkiye Cumhuriyeti laiktir. Bu bir. Türkiye Cumhuriyetinde Halifelik kaldırılmıştır. Şer’iye ve Evkaf Vekâleti ise görünüşte kaldırılmış, aslında Diyanet İşleri Başkanlığı adıyla bir bakana bağlanarak devlet örgütü içine alınmıştır. Örgütün dini İslam, mezhebi Sünnidir. Devlet, bu din ve mezhebin (resmi) okullarını açmıştır. Örgüt ve okulların finansmanı devlete aittir. Resmi okullarda din dersi okutulması zorunludur. Bu koşullarda konuyu değerlendirelim. Ontolojik olarak yaklaştığımızda, bir din ve mezhebin örgütünü devlet birimi içine alarak anayasal düzeyde güvenceye bağlayan (md. 136) ve laikliğin gerçekleştirilmesini güçleştiren (2820 sayılı S.Partiler Yasası, md. 89), din ve mezhebin okullarını açan, finansmanını sağlayan bir devletin dini ve mezhebi vardır; bir dini ve mezhebi kayırmış, örtülü olarak benimsemiştir. Böyle bir devlet teokratiktir. Bu iki. Konuya teleolojik (amaçsal) olarak baktığımızda ise durum çok farklıdır. Devlet, böylelikle dinlerini bildirmeyenlere ya da uluslararası hukukta benimsenen dinlerden birine inanan her insana nüfus cüzdanı vermemekte, devlet birimleri içine aldığı Diyanet İşleri Başkanlığı ve açtığı din okulları aracılığıyla dini denetlemekte ve yönlendirmektedir. Bunun adı ise laikçiliktir.

Kurtuluş Savaşında din sömürüsünden çok çeken Atatürk ve arkadaşlarının o dönemde dini denetim altında tutmaları anlaşılır ve gerçekçi bir tutumdur. Ancak çoğulcu demokraside bu tutum sürdürülemez. Kurumlar ve kurallarla düzlüğe çıkmak gerekir.

Laiklik, ülkemizde çarpıcı kırılmalara uğramış, popülist ve/ya da devletçi kaygılarla laiklik, teokrasi ve laikçilik arasında salınıp durulmuştur. Tanı (teşhis) açıktır: Türkiye Cumhuriyeti, egemenliğin kaynağı açısından laik; devlet örgütlenmesi açısından teokratik; dini yönlendirme açısından laikçi bir devlettir.

Laik, teokratik ve laikçi niteliklerinin ağırlıklarını gözettiğimizde, din ve devlet ilişkisi açısından Türkiye Cumhuriyetinin rejimi, demokrasi peçelemesi altında, kimileyin laiklik kırması bir teokrasidir; kimileyin laiklik kırması bir laikçiliktir. Ancak hiçbir zaman tam laik değildir. Güzeli ağlatan, çirkini söyleten kavga da bu yüzden sürmektedir. Kanımca ideolojik laikçiliği, teokrasiyi bırakıp laikliğe dönmenin tam sırasıdır. Fransız laikliği, daha doğrusu laikçiliği, kendi aşırılığı tarafından bozguna uğratılmıştır. Çünkü “çığırından çıkmış bir laiklik, kendi içinde kültürel bir “kendini yıkma” tohumunu da taşır”(116). Öyleyse Fransız örneğini bir yana bırakalım. Bu bir. Din, özellikle de İslam, sosyolojik olarak, Türk kültürünün en önemli parçasıdır. Ulusal birliği sağlamada bu tutkaldan yararlanmanın yollarını arayalım. Bu iki. Atatürk’ün “gazi”lik gibi dinsel bir ünvanı benimseyerek dini dışlamadığını ve onu katalizör olarak kullandığını unutmayalım(117). Bu üç. “Herkesin bir yolu, ideolojisi, yöntemi vardır. Allah sizleri sınamak için böyle yaptı. Hayırlarda (tercihlerde) birbirinizle yarışın”(118), “Doğu da Batı da Allah’ındır. Nereye dönseniz Allah karşınızdadır”(119) diyen, dillerin çeşitliliğini ve 124000 peygamberi kabul eden bir Tanrı, bir din hiçbir topluluğa düşman olamaz. Bağımsız kararı (içtihat), danışmayı (şûra), oydaşmayı, uzlaşmayı (icma: consensus) benimseyen bir din çağcıldır(120), kanımca çoğulcudur, laikliğe elverişlidir. İslamın bu damarını işleyerek onu laiklikle bütünleştirebiliriz. Bu dört.

Düşünce Suçu

Örnek aldığımız Fransa’nın düşünce hükümlüsü Baudelaire’leri, Garaudy’leri var. Ama yine de bizimki kadar övünecekleri (!) düşünce suçluları yok. Bu konuda ciddi iddialar bulunmaktadır. Bunlara göre; Türkiye’de 1993’te 60, 1994’te 102, 1995’te 83, 1996’da 91 gazeteci yazar tutuklanmış; Türkiye İnsan Hakları Vakfına göre 1993’te 18, 1994’te 45, 1995’te 46, 1996’da 31 yazar düşünce suçlusu olarak cezaevine girmiştir. İnsan Hakları Derneğine göre, 1997’de bu rakam 153’tür. Bir başka iddiaya göre de, 1997’de 22 ülkenin cezaevinde toplam 180 gazeteci bulunmaktadır. Bunun 78’i Türkiye’dedir ve birincilik bizdedir. Sayı, Zambiya’da 1, Sudan’da 2, Nijerya’da 8’dir(121).

Bu iddialar değerlendirilmeli, Türkiye yasalarla beyinleri ezilmeye, sesleri kısılmaya çalışılanların ülkesi olarak 21. yüzyıla girmemelidir. Yapılacak iş, salt düşünce suçları olan hükümleri kaldırmak, suçlara eylem çağrısı yapan, suça kışkırtan hükümlerdeki sözcük ve deyişleri, suçların yasallığı ilkesi gereğince, belirgin ve saydam kılmaktır.

Çağcıl demokraside devlet düşünceler karşısında yansızdır. Hukuku, düşünceleri barış içinde yarıştırmak için kullanır, yasaklamak için değil. Yargı bağımsızlığı ve erkler arasında eşitlik Hukukun üstünlüğü değil, hukuk devleti ilkesini benimseyen Kara Avrupası ülkelerinden esinlenen Türkiye, yargı erkinin bağımsızlığını ve öbür erklerle eşitliğini gerçekleştirmeden üçüncü bin yıla girecek mi? Bugün bu soruyu yalnız yargı değil, herkes soruyor.

Daha önce de belirtildiği üzere, yargı her zaman önemli bir iktidar, güç olmuştur. Metafizik dönemde mistik, dinsel (teolojik) dönemde tanrısal, bilimsel dönemde laik bir güçtür yargı.

Bu yüzden de siyaset onu hep kendi buyruğunda görmek istemiştir. Türk’ün geleneğinde yargının bağımsızlığı hep olmuştur. Yüzyıllar önce Musa Çelebi’ye Serasker Bedrettin, “divan bağımsız, hüküm yasal olmalı” diyordu. Adaletin kirlenmemesi için, yargıya kristal özeniyle yaklaşmak zorundayız. Bu konuda yargısını hâlâ bağımsız ve güçlü kılamamış Fransa bize örnek olmamalıdır.

Daha 1991’de Fransız Cumhuriyetçi Parti Başkan Vekili Alain Madelin, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun bağımsız olmadığını, hukukta devletçilikten hukuk devletine geçmek için yargının bağımsız olması gerektiğini yazıyor(122), aynı yıl eski Cumhurbaşkanı Giscard d’Estaing ve şimdiki Cumhurbaşkanı Jacques Chirac da bu görüşü paylaşıyorlardı(123).

25.07.1993’te Anayasanın 65. maddesi değiştirilerek, Kurulun oluşmasında Cumhurbaşkanının yetkisi sınırlandırılmış, ancak yakınmalar bitmemiştir. 20 Ocak 1997’de beş büyük reform isteyen Cumhurbaşkanı Chirac, 21 Haziran 1997’de Başbakan Jospin yargının bağımsız olmadığını vurguladılar. 29 Ekim 1997 tarihli Adalet Reformu taslağında, c.savcılarının da bağımsız olmaları, Cumhurbaşkanının başkan, Adalet Bakanının başkanvekili oldukları Kurulda oy haklarının bulunmaması, üye sayısının değişmesi, toplantıların herkese açık yapılması gerektiği belirtilmektedir. İtalya ve Almanya’da tartışmalar sürüyor. Kendi ülkelerinde yargının bağımsız olmadığı söylenen devletleri örnek almak yanlıştır. Kurul üyesi seçimlerinde yürütmenin, siyasal organın etkisine açık, girişim gücü Adalet Bakanlığına bağımlı, bakan ve müsteşarı doğal üye sayılan, ayrı bütçesi, birimleri ve çalışma yeri bulunmayan, oturumları gizli ve yönetsel kararları yargı yoluna kapalı olan bir Kurul ve denetimi Bakanlıkça yapılan bir yargı, yürütme ve yasamanın karşısında bağımsız olamaz.

Yapılacak iş bellidir.

Eski deneyimler gözetilerek yasamanın ve yürütmenin Kurulun oluşmasında etkisi, payı olmamalıdır. Yasamanın Kurula üye seçimi geçmişte başarısız olmuş, yargıya yasama ve yürütmenin etkisini, kısacası politikayı sokmuştur. Metafizik ulusal irade kavramlarıyla bu denenmiş yol yeniden denenmemelidir.

Başka ülkelerden elbette yararlanılmalıdır. Ancak bu konuda iki nokta gözden kaçırılmamalıdır. Birincisi hukuksal koordinatların örtüşüp örtüşmedikleri, ikincisi o ülkelerde yakınmaların olup olmadığı mutlaka gözetilmelidir. Örneğin, yarı başkanlık sisteminin gereği olarak Fransa’da cumhurbaşkanı yargı bağımsızlığının güvencesidir (Anayasa, md. 64) ve bundan sorumludur. Ancak cumhurbaşkanları orada yargıya hep güvenmiş ve saygı göstermişlerdir. Sözgelimi, hiçbir cumhurbaşkanı, kurulun üç kat aday göstermesinde direnmemiş, önüne gelen tek adayı Kurulun isteği doğrultusunda öngörülen göreve atamıştır. Bundan başka gelişmiş ülkelerde kamuoyunun yargı bağımsızlığı konusundaki duyarlılığı gözetilmelidir. Bu duyarlılık siyasal iktidar üzerinde önemli bir baskı öğesidir.

İki örnek vereyim.

1966 Ben Barka suikastında dönemin Adalet Bakanı, sorgu yargıcı Casamayor’dan kamuoyundaki duyarlılığı gözeterek davayı uzatmamasını istemiş, yargıcın bu müdahaleyi takma adla basında duyurması üzerine Bakan yargıç hakkında disiplin cezası uygulamak istemiştir. Kamuoyunda kıyamet kopmuştur. Savaş sonrasında İtalya demokrasiye geçti. Faşizm döneminden kalan ve valilere doğduğu kentten başka kente gidenleri kent dışına çıkarma yetkisi veren Zorunlu Sürgün Yasasını Anayasa Mahkemesi iptal etti. Halkın sevgilisi Başbakan De Gasperi, düzeni sağlamak ve suçluluğu önlemek için bu yasaya gerek olduğunu, yeniden çıkaracaklarını duyurunca, Anayasa Mahkemesi Başkanı Prof. Dr. De Nicola bir bildiri yayımladı. Başbakanı eleştirdi ve hükümet karara uyuncaya değin Anayasa Mahkemesinin hiçbir davaya bakmayacağını, Roma’dan ayrılıp Napoli’ye taşınacağını açıkladı. Dediğini de yaptı. Böylelikle belki de yargının tarihinde ilk kez bir sivil itaatsizlik olgusu yaşanıyordu. Kamuoyunda kıyamet koptu. Grevler başladı. Bunalım çıktı. En sonunda Başbakan De Gasperi, iptal kararına uyacaklarını bildirmek ve özür dilemek zorunda kaldı. Mahkeme de Roma’ya döndü.

Türkiye’de her şey “hikmet-i hükümet” sayesinde birer bilmeceye dönüşmüştür. 2398 yıl önce Sokrates’in nasıl yargılandığını biliyoruz. Ama yüzyıl önceki Mithat Paşa davası hâlâ bir sır. Bir sayın Adalet Bakanı ayrılış konuşmasında “adalete karışmadığını” övünçle söyleyebiliyor, bunu erdem olarak sunabiliyor. Bu itiraftan anlıyorsunuz ki, yargının kapısı siyasal müdahalelere açık. Ama kimseden çıt çıkmıyor.

Kanımca yargının özlükten denetimine değin bütün işleriyle ilgili olarak bağımsız bir Yüksek Yargı Kurulu oluşturulmalı, adlî ve idarî yargı alt kurulları bulunmalı, seçimlerde yasama ve yürütmeye pay verilmemeli, Kurulun kararlarına karşı yargı yolu açık olmalıdır.

Yeni bağımsızlığına kavuşmuş ya da demokrasiye son çeyrek yüzyılda geçmiş ülkeler, gelişmiş ülkelerdeki yakınmaları değerlendirerek sistemlerini kurmaktadırlar. Sözgelimi, İspanya, Hırvatistan, Polonya, Portekiz, Slovenya’da adalet bakanı kurula alınmamış, Bulgaristan’da ve Makedonya’da ise bakana oy hakkı tanınmamıştır. 1982 Anayasasının başlangıcında yasama, yürütme ve yargı erkleri, güçleri arasında eşitlik ilkesine, 140. maddesinde de bu eşitliğin nasıl sağlanacağına değinilmiştir. Kararnameyle yasayı birbirine karıştıran ve yargıçlarla savcıları “memur”laştırmak isteyen kerameti kendisinden menkul bir hukuk anlayışı, Anayasayı çiğneme pahasına, yıllardan beri bu eşitliği göz ardı etmiş, yargının bütçedeki payı yüzde birlerin altına düşürülerek bu eşitsizlik somutlaştırılmıştır. Yasama ve yürütmenin parlak lüksü yargıyı soldururken, aslında yalnızca yargının değil, devletin de saygınlığı, onuru soldurulmuştur.

Bundan yargımız ve halkımız şikâyetçidir. Yavru vatan Kıbrıs, eşitlik sorununu çözmüş ve anavatana bu konuda ders vermektedir.

Meşruluk ve 1982 Anayasası

Çıplak bir uyarıda bulunmak zorundayım. Türkiye meşruluk debisi neredeyse sıfıra yaklaşmış bir Anayasayla yeni yüzyıla giremez, girmemelidir. Meşruluk, toplumbilimin, siyaset biliminin en önemli kavramlarından biridir ve örselenemez.

Halkta, bir kurumun, yasanın ya da yöneten kişi(ler)in, bilinen ve benimsenen kurallara göre oluşmuş bir çoğunluğu arkalarında bulundurduklarına ilişkin yaygın inanç varsa, o kurum, o yasa ya da yöneten(ler) meşrudur (Burdeau, Duverger, Aron, Easton, Kelsen, Lipson, Weber). Meşruluk, toplumdaki barış ve dinginliği sağlayan; kurumu, yasayı, iktidarı ayakta tutan büyülü bir inançtır. En zorba yönetimler bile hep kendilerini meşru göstermeye çalışırlar. Bu yüzden İtalyan Tarihçisi Ferraro: “Meşruluk, sitenin/devletin/toplumun görünmeyen barış meleğidir” der.

Meşruluk iki türlüdür: Biçimsel meşruluk (la légitimité formelle) ve maddî meşruluk (la légitimité matérielle). Çoğunluk kurallara göre sağlanmamış ise biçimsel meşruluk yoktur. Kurallara göre sağlanan çoğunluğun onayı sonradan geri çekilmiş ise maddî meşruluk yoktur.

Acaba 1982 Anayasası biçimsel ve maddi açılardan meşru mudur? Biçimsel meşruluk açısından ele aldığımızda görünüm şudur: Anayasa, halk ya da halkın özgür iradesiyle seçilen bir kurucu iktidar, parlamento tarafından değil, kapatılan parlamentonun sıralarına oturtulan atanmış kişilerce yapılmıştır(124).

İkinci olarak, meşruluk bir karara, işleme, herkesin sonuçları sorgulayabilecek ve eşit biçimde, zorsuz ve yasaksız katılmalarına bağlıdır. İradeler tartışma sürecinden geçmedikçe meşruluktan söz edilemez(125). Çünkü tartışma varsa ve ne denli açıksa, sorunlar o denli saydamlaşır, bilgi edinilir ve yanlışa düşme tehlikesi azalır. 04.06.1888’de Clémenceau, “konuşulan ülkelerde zafer, susulan ülkelerde utanç vardır” demişti.

1982 Anayasası tartışmaya kapalı tutulmuştur.

Üçüncüsü, tartışma yasağına koşut olarak tek yanlı bir beyin yıkama bombardımanından sonra oylama yapılmış, halk iğfal edilmiştir.

Dördüncüsü, Anayasa benimsenmediği takdirde pretoryen diktasının süreceği mesajı verilmiş, ölümü gören eli böğründeki halk çaresiz, sıtmaya razı olmuştur(126).

Beşincisi, içini gösteren, “seni mimlerim” zarflarıyla gizli oy ilkesi çiğnenmiştir. Altıncısı, tek işlemle hem devlet başkanı, hem de Anayasa oylanmıştır. Her ikisini destekleyenlerin ya da onlara karşı olanların sayısı, oranı belirsizdir. Devlet başkanını destekleyenler Anayasaya katlanmışlarsa Anayasa; Anayasayı destekleyenler devlet başkanına katlanmışlarsa devlet başkanı desteksiz kalmış
demektir.

Peki hangisi çoğunluğu elde etmiştir? Bu bir bilmecedir. Ancak bilinen şudur. İkisi de kuşkuyu içinde taşıyor. Üstelik devlet başkanı için zaten seçme söz konusu değil. Çünkü tek adaydır. Seçenekler arasında özgür seçimde bulunamayan birey özerk değildir. Çünkü özgürlük özerklikten önce gelir(127).

Görülüyor ki, toplumla yapılan bu sözleşme (Anayasa) tehditle, fesada uğratılmış bir iradeyle benimsetilmiştir. Göstermelik oylama hukuken sakattır. Bu yüzden Anayasa biçimsel meşruluktan yoksundur, geçersizdir. Unutmayalım ki, bu tür yollarla halkoyuna sunulan anayasaların sağladığı çoğunluk her ülkede %97-%100 arasında gerçekleşmiştir ve görünüştedir (Duverger). Türkiye’de %93 çoğunluk, halkın onuruna saldırıyla elde edilen ayıplı bir çoğunluktur. “Kurşun yerine oy” kullanılarak (Duverger) kabul ettirilen 1982 Anayasası, hazırlayanlar ve hazırlanış biçimiyle bir tür “ferman anayasası”dır(128).

Gelelim 1982 Anayasasının maddi meşruluk açısından durumuna. Bilindiği üzere anayasalar, örgütlenmiş siyasal birim olan devletin gücünü sınırlayan, bireyin hak ve özgürlük alanlarıyla bunların çiğnenmelerine karşı denetim yollarını belirleyen, iktidarın tek elde toplanmasını önleyerek çoğulculuğu benimseyen, çok iktidar ilişkisinde dengeleri sağlayan, her türlü hukuk dışılığı engelleyen metinlerdir.

1982 Anayasası tersini yapmış, devlet gücünü sınırlayacak yerde hak ve özgürlükleri sınırlamış ve bunları âdeta istisnalar haline getirmiş, halka güvensizliği ruhuna içselleştirmiş, yargı birliğini ve bağımsızlığını örselemiş, demokrasi rejimini değil, cumhuriyet yönetimini öngörmüştür. 1961’in insan hak ve özgürlüklerine “dayanan” devleti (md. 2) gitmiş, hak ve özgürlüklere lütfen “saygılı” (md. 2), “kutsal devlet”i (23.07.1995’e dek dayanabilen bir kutsallıktır bu) gelmiştir.

Devlet ve değerleri her ülkede elbette korunur. Korunmalıdır da. Ama “devlet” kutsallaştırılırsa ilişilemez (tabu) olur çıkar. Çünkü kutsallara dokunulamaz. Görünen o ki, erek (telos) ve varlıkbilim (ontologie) açılarından (Karl Loewenstein ve Giovanni Sartori’nin anayasaları sınıflamalarına göre) 1982 Anayasası, siyasal iktidarın keyfiliğini önleyici, insanların hak ve özgürlüklerinin özünü kollayıcı olmadığından normatif ve güvenceci bir anayasa değildir. Diyanet İşleri Başkanlığının konumuna değin devletin örgütlenmesini ayrıntılarıyla düzenleyip devleti korumayı amaçladığından, toplum dinamikleriyle bütünleşemediğinden, hak ve özgürlükleri istisna olarak algıladığından ve bunları adı var kendi yok ölü bir metne dönüştürdüğünden, görünüşte, nominal, semantik bir anayasadır, bir metindir. Elbise dolabında bekleyen bir balo giysisidir. Çünkü günlük yaşam ve hukukla ilgili değildir.

Anayasaya göre halk ve birey devlet içindir, devlet halk ve birey için değildir. Öyle ki, Belçika’nın getirdiği yasaktan (1831 Anayasası md. 24; 1994 Anayasası md. 31) 151 yıl sonra, devleti koruma kaygısıyla, memur yargılaması için izin sistemini getirmiştir (md. 129/son). Memurîn Muhakematı Hakkında Kanun-ı Muvakkat gibi baskı yasalarını üretmeye kodlanmış bir metindir bu. Anayasa laiklikten söz etmiştir, ama zorunlu din derslerini getirerek laikliğin canına okumuştur, antilaiktir. Bu yüzden de Türkiye bugün, anayasacılık kavramlarına göre belirtilmek gerekirse, bir “anayasalı devlet”tir, ama bir “anayasal devlet” değildir(129).

Taşıdığı bu yapım (imalat) yanlışları nedeniyle derin siyasal ve toplumsal bunalımlar üreten, toplum dokusunu yırtan(130) bu Anayasanın arkasında, artık onu kotaranlar bile durmuyor, duramıyorlar ki, “demokrasiye vurgun Türk çocukları” dursunlar. Çağımızın en büyük matematikçilerinden biri Kurt Gödel’dir. Nazilerden kaçarak Amerika’ya sığınmıştır. Sürekli uzatılan çalışma izinleri sayesinde üniversitede görev almıştır. ABD yurttaşlığına geçmesi gündeme geldiğinde, ABD Anayasasını okur ve sarsılır. Zira Gödel’e göre bu Anayasa diktatörlüğü önleyecek silahlardan yoksundur. Her an bir Hitler yaratabilir. Bu yüzden Gödel, ABD yurttaşlığını reddetmeyi düşünür. Onu zorla inandırmışlardır, yurttaşlık konusunda.

Bugün Türkiye’de 1982 Anayasasını reddeden Gödel’ler çoğunluktadır ve bu Anayasanın maddi meşruluğu da kalmamıştır. Benim burada yaptığım, meşruluk kavramı açısından yalnızca bir hasar
saptamasıdır.

Türkiye; hukuk devleti değil, hukukun üstünlüğü temeline oturan, evrensel ilkelerin tezgâhında yerel ipliklerle dokunan, ortak paydası insan hak ve özgürlükleri olan bir Anayasayla üçüncü bine girmeyi hak etmiştir.

Ancak bir hukukçu olarak şunu vurgulamak zorundayım. Anayasayı eleştirmek başka, ona uymak başkadır. Hiçlikle (butlanla) sakat olan bu Anayasa yeni bir Anayasayla yürürlükten kalkıncaya dek, ona uymak yasal bir yurttaşlık görevidir.

Öte yandan onun meşruluğunu tartışmak, kamuoyunu uyarmak ve halka doğruları söylemek de bir hukukçunun ahlaki bir ödevidir. Ben hem görevimi, hem de ödevimi yerine getirmeyi sürdüreceğim.
***
NELER YAPMALI?

İşte, dokunduğu her şeyi bilim testinden geçirerek akılcılığa dönüştürebilen ve kendini durmadan yenileyerek kültür genlerine içselleştirdiği çağla aynı dalga boyunu yakalayabilen pırıl pırıl bir Atatürkçülük.

İşte, ilke ve boyutları, marangozun budaksız ağaçta kayan rendesi gibi, iyi işletildiğinde, barışın, gelişmenin, açmazları aşmanın altın anahtarlarını cömertçe sunan; ancak bunların bir tanesinde bile sapma olduğunda, bağışlamayıp sürçen ve, bütün sistemi bunalıma sürükleme pahasına, çözüm anahtarlarını inanılmaz bir kıskançlıkla geri alan görkemli ve çağcıl demokrasi.

Nihayet işte, doğruları, yanlışları, esin kaynakları ve sorunlarıyla kara sevdamız

Türkiye, bizim Türkiyemiz.

Tercih sizlerindir.

Ben Türk halkının “güzeli ağlatan, çirkini söyleten” bir halk olmadığına inanmışımdır. Bu yüzden hep ondaki titreşimleri ve bilimi gözeterek doğruları dile getirmeye çalıştım. Hem de, yabancı sözcüklerle kuşatılmış, başkenti bile sokaklarına dek istilaya yeltenen “Türkgilizce”yle değil, vurgun olduğum, ses bayrağım anadilim Türkçe’nin yalınlığıyla, içtenliğiyle yazdım ve konuştum.

Şu anda da, birey, yurttaş, hukukçu olarak ve bütün sorumluluğu üstlenerek tercihlerimi dile getiriyorum.

İçleri boşaltılmamış, sulandırılmamış evrensel kavramlarla düşünen ve üreten; dünyanın kıyısında köşesinde değil, odağında yer alan; tarihe maruz kalan değil, tarih yapan, çağın ruhuna denk düşen bir Türkiye istiyorum.

Uygar yüzlü, ışıyan Atatürk’ü ve sonluluk değil, sonsuzluk olan, 1930’lara mıhlanan değil, bilimin ışığında geleceğe gelecekler üreten Atatürkçülüğü geri istiyorum.

Düşük yoğunluklu, yozlaşmış, büyük ağabeylerin vesayetindeki icazetli demokrasiyi reddediyorum. Eşit bireylerden oluşmuş özgür halkın, özgür halk tarafından, özgür halk için yönetimi anlamında çıtası en yüksek demokrasiyi istiyorum.

Demokrasinin yönettiği düşünceler ve inançlar Cumhuriyetimi geri istiyorum. Hoşgörünün de ötesinde “öteki benim eşitim” diyen, birbirlerine meydan okuyarak saygı duyan, berikilerle ötekilerin hak ve özgürlükleri çiğnendiğinde, kendilerinin hak ve özgürlükleri çiğnenmişçesine çiğneyenlere karşı çıkma ortak bilincini, akılcı eleştiri, tartışma, sorgulama, algılama kapılarını açık tutma yeteneklerini kazanmış özgür ve demokrat insanların yaşadığı demokratik cumhuriyet
istiyorum.

Yaşamın ve barışın vazgeçilmez gerekçesi olarak, dokuları örselenmemiş, kendisini dengeleyen bir doğa; kılcal damarları çoğulculukla beslenen ve kendini geliştiren bir toplum istiyorum.

Çoğulculuğun doğal sonucu olarak, din ve devletin karşılıklı bağımsızlığı ilkesine yaslanan, barışçı, kırılmalara uğramamış, özürsüz ve ödünsüz laikliği geri istiyorum.

Düşünceleri, inançları yasaklamayan, yalnızca barış içinde tartıştırıp yarıştıran, adalet imbiğinden geçmiş ve insanları özgürleştiren bir hukuk; böyle bir hukukun egemenliğinde, düşünce ve inançlara eşit uzaklıkta, karar süreçlerine kattığı halkına güvenen, yansız ve meşruluğunu hukuktan alan güçlü bir devlet istiyorum.

Böyle bir devletin; devletlerin özgür birey ve halk için olduğu anlayışını temel alan, insanların evrensel ahlak kodu sayılan hak ve özgürlükleri gerçekleştirmeyi kaygı edinen, gözeneklerine değin içselleştirdiği hukukun üstünlüğü omurgasıyla ayakta duran bir anayasayla örgütlenmesini istiyorum.

Hukuku değil, devleti koruma kaygısıyla Memurin Muhakematı Kanunu gibi yasaların destekçisi sözde anayasa metinlerinin çağcıl bir ülkede yeri olmadığını özellikle vurguluyorum.

Sığlaşan hukuktaki her yanlışın patlamaya hazır bir krater olduğu bilinciyle; her aileyi yargısallaştıran ve devleti bireylerle sürtüştüren çarpık hukukun ürettiği davalar yığınının fay hattındaki hukuk göçüğünden insanımın kurtarılmasını, yazılı hukukun değiştirilmesini, “dura dura bayatlayan adalet” (B. Brecht) yüzünden umudunu mafyaya bağlayanların “makûs talih”lerinin yenilmesini istiyorum.

Özlenen hukuku yaşama geçirmenin önkoşullarını yaratabilmek için, hukukun biricik yorumcusu ve sözcüsü yargı erkinin öbür erklerden bağımsız olmasını, özellikle yürütmenin kuşatma harekâtını yarmasını; devleti ve demokrasiyi meşrulaştıran yargı gücünün yasama ve yürütme güçleriyle maddi ve manevi bütün alanlarda eşit kılınmasını istiyorum.

Yargının ivedi gereksinimlerinin kısa vadede karşılanmasını, 1966 New York Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesinde (md. 14) bir insan hakkı olarak vurgulanan üst (ara) mahkemeye başvuru (istinaf) hakkının tanınmasını, böylelikle üst mahkemeleri, yargı kolluğu, akademisi, binalarıyla halkın ve Türkiye’nin saygınlığına yaraşan yetkin bir adlî yargı istiyorum.

Diyeceklerim şimdilik bunlardır.

Gösterdiğiniz ilgi ve sabra gönül borcumu öderken, 2000 yılında demokrasinin utkusuyla taçlanmış, baskı ve terörden arınmış, barışa kavuşmuş bir Türkiye’de ve dünyada buluşmak umuduyla saygılar sunarım.

Yaşasın Türkiye !

REFERANSLAR :
(1) PERES, Shimon, Tarihte Av Mevsiminin Sonu, derleyen: GARDELS, Nathan, (B. ‘Çarakçı’ Dişbudak, Yüzyılın Sonu, (Büyük Düşünürler Çağımızı Yorumluyor), İş B. Yay., İstanbul, 1999, s.315. Geri Dön
(2) DEDEOĞLU, Gözde, 21. Yüzyıl Yumuşamak Zorunda, Cumhuriyet, 21.06.1999. Geri Dön (3) TOPUZ, Hıfzı, Globalleşme İçinde Bilimsel Araştırmalar, Adam Sanat, Nisan 1998, s.6. Geri Dön
(4) SARTWELL, Crispin, (A. Yılmaz), Edepsizlik, Anarşi ve Gerçeklik, Ayrıntı, İstanbul, 1998. Geri Dön
(5) Dışa/içe patlayan ülkeler ayırımını ünlü düşünür AKBAR’dan esinlenerek ülkemize uyarladım. Bakınız: AKBAR, S.Ahmed, Bağdat Kapılarında Medya Patronları, GARDELS, s.41. Geri Dön
(6) Türkiye Bilimler Akademisinin (TÜBA) 1998’de oluşturduğu komisyonun “bunalım” tanımı budur: Türkiye’de Bunalım ve Demokratik Çıkış Yolları, Ankara, 1998, ÇAVDAR, Ayhan O., Önsöz, s.v. Geri Dön
(7) BARBER, Benjamin, R., (M. Beşikçi), Güçlü Demokrasi, Yeni Bir Çağ İçin Katılımcı Siyaset, Ayrıntı, İstanbul, 1995, s.18. Geri Dön
(8) BOORSTIN, Daniel, J., İmajın Bir Tarihi: Sahte Olaylardan Asıl Gerçeğe, GARDELS, s.256. Geri Dön
(9) Bu anlayışın sonuçları ve eleştirisi için bakınız: KADIOĞLU, Ayşe, Cumhuriyet İradesi Demokrasi Muhakemesi, Metis, İstanbul, 1999, s.31-33, 104-106. Geri Dön
(10) Cumhuriyet, 11.08.1929. Geri Dön
(11) HERRIOT, Edouard, Préface, s.v., ALP, Tekin. Le kémalisme, Paris, 1937. Geri Dön
(12) André MALRAUX, bu tanımı şu yapıtında sık sık yineler: Antimémoires, Folio,Paris, 1976, s.16, 38… (Ayraç İçindeki “Atatürk” sözcüğü benim, s.s.). Geri Dön
(13) Söylev, Ankara, 1978, I., s.11, 12; MARCHAND, P., Le réveil d’une race, Paris, 1927, s.42; RISLER, J.C., L’ Islam moderne, Paris, 1963, s.21. Geri Dön
(14) TURAN, Şerafettin, Türk Devrim Tarihi, Ankara, 1996, III, s.21. 1937’de “altı ok”un Anayasaya sokulması sırasında Anayasa Komisyonu Başkanı merhum Şemsettin Günaltay, yaptığı konuşmada karşıt düşünce açıklamasının yasak ve suç olacağını belirtmiş, merhum Recep Peker de bunu doğrulamıştır. Bakınız: DOĞAN, D. Mehmet, Tek Parti Doğruları Demokrasiye Karşı, Yeni Türkiye, n.17, 1997, s.484. Geri Dön
(15) “Öğreti” sözcüğünün buradaki anlamı hiç kuşkusuz ideolojidir. Geri Dön
(16) SARTRE, Jean-Paul, L’Etre et le néant, Paris, 1984, s.12. Geri Dön
(17)SARIBAY, Ali Yaşar, Demokrasinin “Prelude”ü olarak Kemalizm, Türkiye Günlüğü, n.28, May-Haz., 1994, s.16 vd.; HEPER, Metin, Kemalizm ve Demokrasi, aynı dergi, s.39; MAHÇUPYAN, Etyen, Kemalizm: Bir Geçiş Dönemi, aynı dergi, s.58, 60. Karşıt görüş: ALTAN, Mehmet, Kemalizm Ordunun Resmi İdeolojisidir, aynı dergi, s.61-64. Geri Dön
(18) İNÖNÜ’de 1962’deki bir radyo konuşmasında aynı görüşü doğrulamıştır. Geri Dön
(19) Yeni bir incelemesinde Mohammed ARKOUN, Atatürk’le ilgili incelemelerin bu tarihsel olayın çok yönlü araştırma alanını henüz tüketemediklerini, düşünme öğesini taşıyanın pek az olduğunu belirtiyor ve kanımca haklıdır (ARKOUN, Mohammed, (E. Öktem, İslami Bakış Açısı İçinde Pozitivizm ve Gelenek Olarak Kemalizm Olayı, Cogito, n.1, 1994, s.49. Geri Dön
(20) BURDEAU, Georges, Le libéralisme, Seuil, Paris, 1979, s.181-183. Geri Dön (21) BERNARD, Michel/LAUZON, Léo-Paul, Les rétrolibéraux, Devoir, Québec, 21.12.1994. Geri Dön
(22) VECA, Salvatore, (E. Buissière), Ethique et politique, PUF, Paris, 1999, s.157. Geri Dön
(23) A.İnsan Hakları Mahkemesinin Kjeldsen (07.12.1976), Kokkinakis (25.05.1993) kararları bu doğrultudadır. Geri Dön
(24) BURDEAU, s.44. Geri Dön
(25) A.İnsan Hakları Mahkemesinin Handyside (07.12.1976), Sunday Times (26.04.1979), P.M. Ligens (08.07.1986), G. Oberschlich (01.07.1997), T.Komünist Partisi (30.01.1998) kararları. Geri Dön
(26) TANİLLİ, Server, Devlet ve Demokrasi, Anayasa Hukukuna Giriş, İstanbul, 1981, s.30-33. Geri Dön
(27) KYMLICKA, Will, (A. Yılmaz), Çokkültürlü Yurttaşlık, Ayrıntı, İstanbul, 1998, s.154, 155, 251 vd.; GÜRAN, Sait, İfade Hürriyeti Üzerinde İdarenin Yetkileri, İstanbul, 1969, s.380. Geri Dön
(28) ERDEM, Fazıl Hüsnü, Düşünce Özgürlüğü, Ankara Baro Dergisi, 1998, n.1, s.6, 7, 24, 27. Geri Dön
(29) HUNTINGTON, Samuel, P., Anlaşamayan Uygarlıklar, GARDELS, s.81. Geri Dön
(30) MORIN, Edgar, Pour sortir du XX ème siècle, Paris, 1984, s.90, 91. Geri Dön
(31) CANETTI, Elias, (G.Aygen). Kitle ve İktidar, Ayrıntı, İstanbul, 1998, s.23, 26.
Geri Dön
(32) SYBERBERG, Hans Jurgen, Almanya’nın Ruhu; Modern Tabu, GARDELS, s.137, 141. Geri Dön
(33) BOORSTIN, s.254. Geri Dön
(34) BASTIAT, Fréderic, (D. Russell/Y. Arslan), Hukuk, Ankara, 1997, s.62, 65. Geri Dön
(35) CONNOLLY, William, (F. Lekesizalın), Kimlik ve Farklılık, Ayrıntı, İstanbul, 1995, s.249-250. Geri Dön
(36) VECA, s. 166, 167. Geri Dön
(37) JUNG, C.C., (C.E. Sılay), Keşfedilmemiş Kimlik, Ankara, 1998. Geri Dön
(38) LYOTARD, Jean-François, (Z. Aslan), Ötekinin Hakları, Liberal Düşünce, n.14, 1999, s.144. Geri Dön
(39) LEFEBVRE, Henri, Le manifeste différentialiste, Gallimard, Paris, 1970, s.45, 48. Geri Dön
(40) CROWDER, George, Çoğulculuk ve Liberalizm, Diyalog, 1995, s.81. Geri Dön
(41) SARIBAY, Ali Yaşar, Postmodernite,. Sivil Toplum ve İslam, İletişim, İstanbul, 1994. s.11. Geri Dön
(42) BERLIN, Isalah, Volksgeist’in Geri Dönüşü; İyi ve Kötü Milliyetçilik, GARDELS, s.101. Geri Dön
(43) BARRY, Norman, (M. Erdoğan), Komünizm Sonrası Dönemde Klasik Liberalizm, Ankara, 1997, s.101. Geri Dön
(44) BAUDRILLARD, Jean, (E. Abora/İ. Ergüden), Kötülüğün Şeffaflığı, Ayrıntı,
İstanbul, 1997, s.117, 119, 120, 122, 137. Geri Dön
(45) CONNOLLY, s.248. Geri Dön
(46) BASTIAT, s.11. Geri Dön
(47) HENRY-LEVY, Bernard, La pureté dangereuse, Paris, 1984, s.XIV. Geri Dön
(48) BASTIAT, s.41-57. Geri Dön
(49) FUKUYAMA, Francis, (D.-A.Canal), La Fin de l’histoire et le dernier homme,
Flammarion, Paris, 1992, s.202 vd. Geri Dön
(50) FUKUYAMA, s.17-19. Geri Dön
(51) RAPUSCINSKI, Ryzsard, Amerika’da la raza cosmica, GARDELS, s.164, 172, 173. Geri Dön
(52) MORIN, Edgar/NAÏR, Sami, Une Politique de Civilisation, Arléa, Paris, 1997, s.33, 34. Geri Dön
(53) BURDEAU, s.286. Geri Dön
(54) BERLIN, s.103; RAPUSCINSKI, s.178. Geri Dön
(55) LYOTARD, Ötekinin…, s.149. Geri Dön
(56) LYOTARD, s.145, 147, 150. Geri Dön
(57) FUKUYAMA, aynı yapıt. Geri Dön
(58) TOURAIN, Alain, Qu’est-ce que la démocratie? Fayard, Paris, 1994, s.9, 37. Geri Dön
(59) RAPUSCINSKI, s.178. Geri Dön
(60) PAZ, Octavio, Tarihin Sonunda Batı Doğuya Dönüyor, GARDELS, s.192. Geri Dön
(61) MORIN, Edgar, Penser l’ Europe, Paris, 1987, s.29 vd. Geri Dön
(62) VECA, s.115. Geri Dön
(63) TOPUZ, Hıfzı, Kültürel Kimlik, Adam Sanat, Ekim 1998, s.23-26. Geri Dön
(64) ERDOĞAN, Anayasal…, s.151, 152. Geri Dön
(65) CONNOLLY, s.267 vd. Geri Dön
(66) BURDEAU, s.173. Geri Dön
(67) BARRY, s.101. Geri Dön
(68) DUVERGER, Maurice, Le lièvre libéral et la torture européenne, Paris, 1990, s.98 vd., 189 vd.; KEANE, John, (N. Erdoğan), Demokrasi ve Sivil Toplum, Ayrıntı, İstanbul, 1994, s.49. Geri Dön
(69) BURDEAU, s.187, 221. Geri Dön
(70) BASTIAT, s.51, 52. Geri Dön
(71) İleten: ÇONGAR, Yasemin, Devlet Nereye Demokrasi Nereye (1), Milliyet, 02.08.1999. Geri Dön
(72) YAVUZ, Hakan, İslam ve Türkiye, Türkiye Günlüğü, n.29, Tem.-Ağ. 1994, s.231. Geri Dön
(73) Kopenhag Belgesi, 26.09.1990. Geri Dön
(74) BASTIAT, s.14, 18, 23, 58, 61. Geri Dön
(75) PETTIT, Philip, (A. Yılmaz), Cumhuriyetçilik, Bir Özgürlük ve Yönetim Teorisi, Ayrıntı, İstanbul, 1998, s.231; (Bir zamanlar Amerikan Parlamentosu üyeleri, kimi vergilerden kendilerini bağışık tutmuşlardır (Pettit, s.232); ERDOĞAN, Anayasal…,
s.79, 80, 182-186. Geri Dön
(76) PETTIT, s.231, 233. Geri Dön
(77) MONTESQUIEU, Charles de S.B., Oeuvres complètes, Seuil, Paris, 1964, s.536
(II. kitap, 1. bölüm). Geri Dön
(78) Ibid, s.532. Eski Yunan düşünürü Thucydides de, her insanın iktidarını sonuna dek zorlama eğiliminde olduğunu söylemiştir. Geri Dön
(79) BURDEAU, s.65; PETTIT, s.235, 236. Geri Dön
(80) MONTESQUIEU, s.586-588. İlginçtir, Kudüs yolculuğundan dönerken Chateaubriand da “Yalnızca Padişahın özgür, öbür herkesin köle (kul) olduğu bir
ülkede kalamam” diyerek İstanbul’da mola vermemiştir. Geri Dön
(81) VECA, s.131. Geri Dön
(82) EISENMANN, Charles, L’ “Esprit des lois” et la séparation des pouvoirs, Mélanges R. Carré de Malberg, Paris, 1933, s.165, 183; DE MALBERG, Carré, Contribution à la théorie générale de l’ Etat, Paris, 1922, II, s.5, 8, 18, 20, 28, 29, 35, 36, 43, 49, 110, 121, 131, 142; TANİLLİ, s.376, 377. Geri Dön
(83) EISENMANN, s.166-179, 187-192; DUGNIT, Léon, La séparation des pouvoirs et l’assemblée nationale de 1889, Paris, 1893, s.15-19, 47-116; BRUN, Henri/TREMBLAY, Guy, Droit Constitionnel, Québec, 1990, s.687 va.; ÖZBUDUN,
Ergun, Türk Anayasa Hukuku, Ankara, 1993, s.144-153; TEZİÇ, Erdoğan, Anayasa
Hukuku, İstanbul, 1986, s.402-408; KAPANİ, Münci, Kamu Hürriyetleri, Ankara, 1976, s.282; TOURAIN, s.50; HAYEK, ileten: YAYLA, Atilla, Siyaset Teorisine Giriş, Ankara 1998, s.113, 114; ERDOĞAN, Anayasal…, s.107. Geri Dön
(84) AKTAN, Coşkun Can, Kirli Devletten Temiz Devlete, İstanbul, 1999, s.81. Geri
Dön
(85) Marchamont Nedham 1657’de buna değinmiştir; ileten: PETTIT, s.236; DUGUIT, s.15; KAPANİ, s.283; BRUN/TREMBLAY, s.389; CASSIN, René, Montesquieu et les droits de l’homme, La pensée politique et constitutionelle de Montesquieu, bicentenaire de l'”Esprit des lois” 1748-1948, Sirey, Paris, 1952, s.118; TEZİÇ, s.408, 409; ÇAĞLAR, Bakır, Politika ve Hukukta Neoliberalizm, Yeni Türkiye, n.25., s.27. Geri Dön
(86) PEYREFITTE, Alain, Les chevaux du lac Ladoga. La justice entre les extrêmes, Plon, Paris, 1981, s.524. Geri Dön
(87) BOUILLON, Hardy, (A.İ. Savaş), John Locke, Ankara, 1998, s.23-29. Geri Dön
(88) ERDOĞAN, Anayasal…, s.105. Geri Dön
(89) SEIGNOBOS, Histoire politique de l’ Europe contemporaine, Paris, 1929, I., s.104; DE MALBERG, s.35, 36, 49; DUGUIT, s.16. Geri Dön
(90) CONNOLLY, s.247. Geri Dön
(91) ÖZDEMİR, Hikmet, Yargı Denetimi Demokrasinin Ahlakıdır, Yeni Türkiye, n.17, 1997, s.365. Geri Dön
(92) CORDERO, Procedura penale, Milano, 1985, s.253; DUVERGER, Maurice,
Instittutions politiques et droit constitionnel, PUF, Paris, 1975, I., s.177; FOSCHINI, Sistema del diritto processuale penale, Milano, 1965, I., n.333, 336; FAZZALARI, Giurisprudenza volontaria (dir. proc. civ.), Enciclopedia del diritto, Milano, 1970, XIX, s.354; FAZZALLARI, Istituzioni di diritto processuale, Padova, 1986, s.394; BELLAVISTA, Lezioni, 1968, s.153. Geri Dön
(93) HAYEK, DWORKIN, ileten: BARRY, s.43. Geri Dön
(94) ÖKÇESİZ,Hayrettin, Hukuk Devleti ve Yargıcı, Yeni Türkiye, 1997, n17., s.361.
Geri Dön
(95) VECA, s.66. Geri Dön
(96) BARRY, s.33, 34, 72. Geri Dön
(97) ENGELHARD, Philippe, La troisième guerre mondiale est commencée, Arléa, Paris, 1997, s.282. Geri Dön
(98) ERDOĞAN, Anayasal…, s.157, 162; BEETHAM, David/BOYLE, Kevin, (V.Bıçak), Demokrasinin Temelleri, Ankara, 1998, s.105. Geri Dön
(99) BEETHAM/BOYLE, s.105. Geri Dön
(100) COHEN-TANUGI, Laurent, Le droit Sans l’ Etat, sur la démocratie en France et en Amérique, PUF, Paris, 1987. Geri Dön
(101) VECA, s.155. Geri Dön
(102) TOURAINE, s.61-63, 177; DEPRAY, Régis, Etes-vous démocrate ou républicaine? Le Nouvel Observateur, 30 nov 6 déc. 1989; ERDOĞAN, Anayasal…,
s.194 vd.; KADIOĞLU, s.13, 14, 24, 25, 59, 62, 63. Geri Dön
(103) ROBBERS, Gerhard, Etat et Eglises dans l’Union Européenne, Baden-Baden,
1997, s.350-351. Geri Dön
(104) TOURAINE, s.172. Geri Dön
(105) MILOSZ, Czezlaw, Dinsel Hayal Gücünün Kaderi, GARDELS, s.33; VERGİN, Nur, Din ve Devlet İlişkileri: Düşüncenin “Bitmeyen Senfoni”si, Türkiye Günlüğü, n.29, 1994, s.11, 13; KILIÇBAY, M.Ali, Demokrasiye geçit vermeyen düşman kardeşler: Dincilik ve Laikçilik, aynı dergi, s.117-120; YAVUZ, Hakan, İslâm ve Türkiye, aynı dergi, s.236, 237; HOCAOĞLU, Durmuş, Sekülarizm, Laisizm ve Türk Laisizmi, aynı dergi, s.52, 62-64; ANAYURT, Ömer, Fransa’da klasik geleneksel laikliğin çöküşü ve modern laikliğe geçiş, aynı dergi, s.169-173. Geri Dön
(106) VERGİN, s.11-15. Geri Dön
(107) ROCHE, J./POULLE, A., Libertés publiques, Paris, 1990, s.106; BASDEVANTGAUDEMET, Birigitte, Etat et Eglises en France, ROBBERS, s.129-158. Bu gelişmeye bakarak laikçiliğin, laikliğin çocuk hastalığı olduğunu ileri sürmek (VERGIN, s.13) kanımca doğru değildir. Çünkü ilkesi ayırımdır. Geri Dön(108) İleten: AKYOL, Taha, Jakoben Devlet, Jakoben Hürriyet, Yeni Türkiye, 1997, n.17, s.479. Geri Dön
(109) ROBBERS, s.351, CASEY, James, Etat et Eglises en lrlande, ROBBERS, s.159-
182; BIJSTERVELD, Sophie C., Etat et Eglises aux Pays-Bas, ROBBERS, s.225, 246.
Geri Dön
(110) DURAND-PRINBORGNE, Claude, La laïcité, Dalloz, Paris, 1996, s.28. Geri Dön
(111) ROBBERS, s.351, 352, 358; ARSLAN, Ahmet, İslam, Laiklik ve Çağdaşlaşma,
Türkiye Günlüğü, 1994, n.29, s.134; BOUILLON, s.30, 31. Geri Dön
(112) WALLIS, Roy/BRUCE, Steve, ileten: KADIOĞLU, s.75, 76. Geri Dön
(113) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Kjeldsen (07.12.1976), Kokkinakis
(2505.1993) kararları. Geri Dön
(114) AKTAN, Gündüz, Dinde Yenileşme ve Devlet, Radikal, 17.07.1999; VERGİN,
s.11-15; KADIOĞLU, s.28, 29-33, 51, 75, 81, 97, 98, 121; HOCAOĞLU, s.58-67;
TURGUT, Mehmet, Laiklik ve Demokrasi, aynı dergi, s.99, 100, 106; ERDOĞAN, aynı dergi, s.115; KILIÇBAY, s.118; YILDIZER, Refik, Demokrasi ve Agnostizm ya da Kemalist Tek Yolculuk, Yeni Türkiye, 1997, n.17, s.496; AKYOL, s.482. Geri Dön
(115) TOFRS, Rik, Etat et Eglises en Belgique, ROBBERS, s.18. Geri Dön
(116) BREZINSKI, Zbigniew, Esnek Batının Zayıf Surları, GARDELS, s.64. Geri Dön
(117) KADIOĞLU, s.51. Geri Dön
(118) Kur’an, Bakara, 148; Maide, 48; Fâtır, 32; Mü’minûn, 61. Geri Dön
(119) Kur’an, Bakara, 115. Geri Dön
(120) AKBAR, s.54, 55. Geri Dön
(121) DÜNDAR, Can, Sabah, 04.05.1997; TUŞALP, Erbil, Hürriyet, 24.07.1999. Geri
Dön
(122) De l’étatisme à l’ Etat de droit, Le Monde, 04.05.1991. Geri Dön
(123) Le Monde, 24.05.1991. Geri Dön
(124) CEMAL, Ahmet, Hukuk Kültürümüz “Uygar” mı? Cumhuriyet, 07.09.1998. Geri Dön
(125) HABERMAS, MANIN, ileten: ERDOĞAN, Mustafa, Kamu Alanı ve Liberalizm, Yeni Türkiye, 1999, n.25, s.8, 9, 10. Geri Dön
(126) TANİLLİ, Server, Apo ve Apolar…, Cumhuriyet, 20.11.1998. Geri Dön
(127) RAZ/GRAY, ileten: BARRY, s.65, 67, 68. Geri Dön
(128) Deyiş için bakınız: ERDOĞAN, Anayasal…, s.38. Geri Dön
(129) ERDOĞAN, Anayasal…, s.32. Geri Dön
(130) ÇAĞLAR, Bakır, ileten: AKBAL, Oktay, “İmalat Hatalı Anayasa”, Cumhuriyet,  29.12.1998. Geri Dön

İstisna Hukukunun Akademik Versiyonu: Sinik Kişilik, Sinsi Kimlik

0
hilmi şeker
Yazar Hilmi Şeker

İstisna Hukukunun Akademik Versiyonu: Sinik Kişilik, Sinsi Kimlik / Hilmi Şeker 

İstisnalar hariç eserler, derlemeyi alışkanlığa dönüştürdü. Kim ne demişlerden oluşan metinler, akademik eser kabul edildi. Eser addedilen, insanın kaygıları, toplumun sorunlarıyla buluşmak yerine, gücün beklenti, tercihleriyle örtüşmeyi, günü kotarmayı seçti.

Akademik özgürlük: gerçeği yansızlıkla aramanın, güçle baş etmenin, olup bitenleri burada durarak anlamlandırmanın, insani olanakları tartışarak geliştirmenin, insan, doğa ve ekonun dramına, kalıcı ve kati çözümler bulmanın diğer adıdır.

İnsan, doğa ve nesnenin sırrına erişmek, doğanın sakladıklarını bulmak, insanın istifadesine sunmak, dertlerine deva olmak, akademik yansızlığın güvenceye alınmasına bağlıdır.

Yansızlık, akademisyenin, akademinin kendisine, sokağa, topluma, kurum, kuruluş özne, eden ve nesnelere karşı koruması, gücü takmayacak vaziyete gelmesidir.

Özgürlük; sapma ve savrulmaları, başıboşluğu, yabancılaşmayı önleyen, hiyerarşiyi reddeden, kuşkuları, dikkatiyle aşan, etkinliği ve verimliliğini özenle gerçekleştiren bir ilişkiyi önerir.

Etik ilişki değerlerle var olur. Bilimsel düşüncenin üretilmesi, yayılması, uygulanması, kurumsallaştırılmasının, insani değerleri referans alan bir bilimsel ilişkiyle mümkün olacağını inanır. Öznenin nesne ile ilişkisinin insani değerler üzerine inşa edilmesini arzular.

Kavramlara hizmetli, başka özne, nesne ve amaçlara meyilli bilimsel bir ilişki, mensubiyetinin yarattığı körlükle, gerçeği göremez. Kavramları duygularıyla şekillendirir. Nesneyle objektif bir ilişki kuramaz, bilim üretemez. Sorunlara sahici ve doğru bir çözüm bulamaz.

İnsani bilimin, gerçeğe özgür ve eşit bir ortamda tartışılarak erişilmesini savunur. Yasak, baskı ve şiddetin iradeyi fesada uğratmasını, gerçeği talan, tahrif ve tahrip etmesini yasaklar.

Bu değerlerin akademisyenlerin etik kişi değerlerinden özerk olması, akademik özgürlüğü güvenceye alan içsel bir teminattır.

Mevcut düzen, etik değerlerle ciddi bir kavgaya tutuştu. Değerlerin ilişkileri belirleyen olmaktan çıkmasıyla, gerisinde bıraktığı boşluğu, estetik kaygılardan mahrum kişi değerleri doldurdu.

Habis kişi değerleri, hiyerarşi ile gerçek arasındaki çelişkiyi kullanarak, hiyerarşik yapılanmayı hedeflerinin optimum aracı olarak belirledi. Hiyerarşi, gerçekle girdiği her düelloyu kazandı. Bireysel, politik, dini, etnik, ideolojik ve biyografik edenlerin tetiklediği çıkar, kapris, kıskançlık, egomani düşüncenin akıbetini yazdı.

Akademik kadrolar, statükonun tasnifine tabi tutuldu. Özgürlüğe tutkun, bilimden gayrisini görmeyenler, talan ve tahrip ustası seleksiyonun hışımına uğradı. Kişisel istikbalini, gerçeklere yeğleyen akademik astlar yaşamak için sinmeyi seçti.

Duygu, düşünce, kişiliği ile akademik misyonuna yaşam veren değerleri eşikte bıraktı. Doğruları söylemek, tartışmak, yarışmak yerine, kişiliğini, saygınlığını örseleyen ön kabul, talimat ve buyrukların çürüten, uyutan, iç boşaltan ağına takıldı. Takiyeyi örtülü hedefiyle buluşmanın, yegane çaresi olarak gördü.

Akademik karar ve süreçler, nesnel önceliklerin kontrolünden çıkarak, sinsi yapının pragmatik, çıkarcı ve öznel önceliklerinin etkisine girdi.

Sistem, sinik ve sinsileştiren yapısını hukukla kurduğu sıkı dostlukla sürdürülebilir kıldı. Hukuk uzatılan bu eli, her defasında ve içtenlikle kavradı. Akademisyen/akademinin özlemleri, hayal ve umutları çağdışı düzenleme ve yorumlarla kelepçelendi. Özüne yabancılaşan akademi, özgünlüğünü yitirdi. Gelecek özlemlerini berhava eden bu düzeneğe biat etti, varlığını bekasına adadı.

Özgürlük, bir çok yerden ve zaviyeden kuşatıldı. Karanlıkta ısrar eden, diyalektiği hiçleştiren ve yansızlığı zedeleyen ilişkilerin kışkırttığı duyarsız pratikler kirli ve kuralsız saldırının başını çekti.

Yansızlık; diyalektiğin tamamlanmasını, bilginin yenilenmesini ve etik ilişki değerlerinin oluşturulmasını önleyenlerin saldırısından korunamadı. Akademi doğru ve gerçek bilgiyi üretemedi. Anakronizmin özü semiren tuzağına düştü. Ülkenin problemlerine disiplinlerin bakış, teşhis ile çözüm önerilerini hafife aldı. İlişkiler, insani değerlerin belirlediği rotadan çıktı. Yönünü kaybeden bilim, kavramlardan medet uman ilişkilerin çekim alanına takıldı.

Yıldıran, yıpratan ve bıktıran akademik hayat sıralı ilişkinin kamu adına verdiği yetkiyi sömürerek; özü, aidiyetleri ve geleceği için tehlikeli addettiği düşünceyle önü sonu olmayan, her türlü silahı meşru sayan kirli bir mücadeleye girişti. Hukukun açık, açmaz ve desteğinden yararlanmayı bilen bu bakış, kendisiyle yarışma potansiyeli olan her düşünce ve buluşu bezdiren yol ve yordamı keşfetti.

Bilimin zamanı ve kaynağı gasp edildi. Düşüncelerin yek diğerini sınama olasılığı yok edildi. Resmi karizma kutsandı. Ona ilişme ve aşılma yasaklandı. Diyalog talebi yoksanan, itibar göreceği ve huzur bulacağı yeni mekan aramaya koyuldu. Beyin göçü ivme kazandı. Öznelliğiyle baş başa kalan kanı, sağladığı steril ortamla karanlığın efendisi oldu.

Sürekli özellik geliştiren intihaller altın çağını yaşadı. Parmak ısırtan intihaller, aşırmayla baş etmenin altı yolunu yazdırdı. Kaş ile göz arasında aşırılan düşünce, emek, mesai ve buluşların adliye serüveni görmezden gelindi. Orijinal eserlerin referans olma, yarına kalma umarı seraba dönüştü.

Nakarat tez ve eserler, bilimsellik kisvesiyle başkalarının ağzı, dili ve tarzı oldu. Sınırların ötesinde hayat söndüren intihallere, beri tarafta cübbe giydirildi, terfi üstüne terfi ettirilerek intihal özendirildi.

Etik kurullar, caydıran üslere dönüştü. Kılıktan kılığa giren yıldırmaya mobbingle mücadele dernekleri yetişemedi.

Kurullar, standartlarla uyumsuz addedilen özlemlerin terbiye ve tebdil edildiği halden düşürüldüğü mekanlara dönüştü. Uyumu ve uzlaşmayı reddeden projeler nadasa bırakıldı. Şanslı olanlar, öznel neden ve sözde gerekçelerle evcilleştirildi.

Bilim ideali, bıktıran dişliler arasında un ufak edildi. Özgürlük; kör dövüş, yaban tepki, öfke ve içgüdülerin gazabına uğradı. Buluşların ve körpe projelerin gerçeği arama muradı gözünde kaldı.

Cinsiyet; hipokrat yemini ve etik ilişki değerlerini gözünü kırpmadan askıya aldı. Hastalar, cinsine göre tasnif ve tedavi edildi. Geleceğin akademisyeni, cinsinden hareketle saptandı.

Cins; yirmi birinci yüzyılda, herkese inat özgürlüğü belirleyen ilkel ölçüt olmaktan asla vazgeçmedi. Mobbing, canını dişine taktı, kadın için fazla mesai yaptı. Özgün ve özge deneyimlerle kendine yakışanı yaptı.

Kariyer özleminin önü, korumasız an ve geçitlerde insafsızca kesildi. Köşe başını tutanların ima, dayatma ve isteğiyle is kokan yayınlara, onu hayatında bir kez olsun görmeyenler ortak edildi. Bir yayından bir kaç unvan çıkarıldı.

Sömürü; palazlanarak asalak yayın türü ve yayınların sırtından inmeyen özgün bir sınıf oluşturdu.

Akademinin keşfeden, tartışan, çeviren, karşılaştıran, imrendiren geçmişi mazi oldu. Enflasyon akademi kadrolarını vurdu. Herkes profesörler oldu. Yükselme esaslarını dolanan, zamana oynayan etkinliğin niteliği, performansın gerçekliği sınanmadan unvana dönüştürüldü.

Aidiyet duygusunun; kefalet, ima ve işaret ettiği aday haksız, yoğun, yersiz abartılı atıflarla ihya edildi.

Hakiki eser, hakkettiği referansı ıssız bir köşede bekledi durdu. Umuda yenilenler, yükselme standartların desteğinden mahrum kaldı. Tezlerin, kıran kırana tartışılması, özgürce dolaşması, yayılması ve toplumla buluşması önlendi.

Aidiyet çarkı yükselme kriterlerini sömürmede ustalaştı. İçerik yoksunu, ölçütlerle kavgalı, derleme ve sıradan bir dokunuşla tuz buz olacak eserler, ayarlanan ve iradesi rehin alınanlardan istediğini kopardı.

Bir tez, bir kaç makale, bir iki sunum bir ömür üzerine yatılacak turfanda unvanlar için yeterli oldu.

İdari kurullar, akademik usul ve süreçlerin kontrol merkezine ve ati üzerinde söz sahibi olmanın mevzilerine dönüştü. İdari görevlerle, ders taksiminde yarar, getiri, referans ve mazi başat rol oynadı. Dünyayı kasıp kavuran gelişmelerin, sınırların berisinde meydana getirdiği değişiklikler, yarattığı etki sonuçların paylaşılması, ayak oyunlarının insafına kaldı.

İstisnalar hariç eserler, derlemeyi alışkanlığa dönüştürdü. Kim ne demişlerden oluşan metinler, akademik eser kabul edildi. Eser addedilen, insanın kaygıları, toplumun sorunlarıyla buluşmak yerine, gücün beklenti, tercihleriyle örtüşmeyi, günü kotarmayı seçti. Dolanan laflar gerçeği perdeledi.

Başucu, başyapıt ve içtihatlar etrafında dönen görüşler, sanat yapmak yerine kendinden öncekileri tekrarlayarak zanaat olmayı yeğledi. Özgünlük; başa musallat olan kıskançlık, ilkel duygu ve reflekslerle çevrelendi.

Literatür: dayatılan, egemen addedilen görüşe indirgendi. Sınırların berisi, Higgs Bozon sevdalısı dünyayı seyretmekle yetindi. Katı vesayet; farklı olasılıkları ötekileştirerek, onların gerçeğe katkısını, yarışanlardan güç almasına önledi.

Duygular, dipnotlarını yönlendirdi. Ufukları daraltı, dimağları köreltti. İhtiras, çıkar, sarsılma korkusu gözüne kestirdiği kişi ve nesneyi dondurdu. Değişme, yaşama ve yenilenme arzusu hor görüldü. Özensizlikle işbirliği yapan vesayet, özgürlüğün belini kırdı.

Dil, düşünceyi hapsetti. Akademik eserler, zayıf dil, anlatım defolarıyla düşünceyi sendroma soktu. Düşüncenin dile gelmesini, ifadenin özgürleşmesini engelledi.

Bu tablo en çok asistanları vurdu. Bilimle peçelenen habislik, akademinin ilk basamağına yaşamı dar etti, sömürü ve mobbing etkisini derinleştirdi, sınırını tereddütsüz genişletti.

Alttakiler, üstekilerin arzu, istek ve kaprislerine göğüs gerdi. Sömürü, maddi sınırları yoklamaya başladı. Yazgıları akademik çabadan çok, getir götür işlerine tahammül ve kaprislere sadakat belirledi.

Direnenler, döngünün sunduklarından ve sağladıklarından mahrum bırakıldı. Mimlenenler, işin inceliklerini asla öğrenemedi, ileri gidenlerin pamuğa bağlı statüleri son buldu. Adaletin işe iade ettiği akademisyen, daraltılan mekanlarda soluklanamadı, beterine razı oldu.

Mevzuat, olup bitenleri organize etti. Hukuk, akademik özgürlüğün birikim ve kazanımlarını bir kaç tuş ve dokunuşla geri aldı. Hukuki desteğini yitiren akademi, öz dinamikleriyle yaşama ve ayakları üzerinde durmayı bıraktı.

Yeni dünya düzeni; hukuku kendi hedef ve amaçlarını gerçekleştirmekle görevlendirdi. YÖK yasasıyla akademik özgürlük, kişiler ve düşünceler üzerinden herkesin gözü kulağı önünde tasfiye edildi.

Üniversitelerin idari, mali ve bilimsel özerklik talebi dışlandı, değerlerini oluşturması ve kurumsallaşması engellendi. Seçim yöntemlerinin tekçi, baskıcı ve şımarık genleri; politik, ideolojik kodların koridorlarda cirit atmasına refakat etti.

Onca muhalefete rağmen, YÖK, üniversiteleri ele geçirmeyi tamamladı. Düşünce özgürlüğü ile akademik kadroların kontrolünü ele geçirdi. Öznel politik ve ideolojik tercihler üniversitelerin üzerine abandı, el değmedik yer, gidilmedik bir karış toprak bırakılmadı.

Politik, ekonomik, sosyal tercihler, seçim sisteminin açtığı kanalları kullandı. İdeoloji idari kademelere yerleşti.

Güvenlik kaygılarının öne çıkardığı, kişiye has ceza hukukuyla düşünce özgürlüğünü terörle özdeşleştiren TMY, bir fırsatını bulup gerçeğe takan akademisyeni, adliyenin kapısından almayı ihmal etmedi. İstisna hukuku gerçeği söylemenin, bilim yapmanın bedelini ilgilenenlere ziyadesiyle öğretti/ödetti. Yarım kalan akademik eğitim, özgür üniversite, cezaevi ya da sınırların ötesinde sürdürüldü.

Akademik kadroların çalışma özgürlüğü, sözde gerekçelerle önlendi. Emeği ile ekmeği arasında tercihe zorlanan kadroların iradesi fesada uğratılarak bilim yapmaları önlendi, göç etmeleri kolaylaştırıldı.

Mantar gibi çoğalan, boş buldukları her yere konan üniversiteler, rica minnet buldukları akademik kadroları, taşımalı olanlarla takviye ederek bilgiyi, kadro ve üniversiteyi yozlaştırdı. Dekanlar, öğretim üyelerini her açıdan teftiş ederek, onları arza bağladı, arza çakılmak özgürlüğü kısıtladı.

Darbe döneminin yasama desteğiyle hizaya getirdiği akademinin, gerçekle iştigal etmediği, açık yaraların üzerine gitmediği, sinir uçlarına dokunan çözümler üretmediği, toplum ve kamu yararıyla uyumlu eylemediği aşikardır.

Böyle bir akademik tablonun, akademisyenin önüne koyduğu yegane tercih gerçekleri, konjoktürel ve gelenekler üzerinden biçimlendirmesinden başkası değildir.

YÖK yasasının güvenlik algısının özenle ve hassasiyetle vücuda getirdiği özel, özgün sıralı, kadiri mutlak yapının, akademisyen üzerindeki açık, örtülü baskısı sürdükçe, buradan gerçek adına bir şeylerin çıktığını savlamak abesle iştigaldir.

İstisna hukukuyla paslaşan üniversite, memleketin yakıcı sorunlarının herkesin gözü ve kulağı önünde tartışılarak çözülmesine aman vermedi, aksi çabalar pusu atan kavramlardan alınan destekle idari ve güvenlik bürokrasisine havale edildi.

Yakıcı sorunların tartışılma talebi ile tartışmak için mekan arayan entelektüel, tarihçi, yazar, politikacı, akademisyen ve aktiviste kapılarını sıkı sıkıya kapattı. Güvenlik, bütünlük çiftini sıkıştıkça çağıran, tekçi yapı ve uzantılarının çatlak ses istemeyen solosuna biat ederek, bilim ile sanrılar arasındaki kadim krizin altında kaldı. Özgürlük iddiasının kof bir söylem olduğu, manipülasyondan öte bir anlam taşımadığı defalarca teyit edildi.

Güç karşısında debelenen akademi, yurttaşın dram ve trajedisine kalıcı etkili ve meşru bir çözüm bulmak, direnmek yerine, özgürlüğünü eliyle sunmayı, güç ve çıkara cübbe giydirerek yaranmayı seçti. Hızını alamadı, darbeci geleneği doktorayla taltif etmekte beis görmedi. Bir çok açıdan örselenen bilim, kendini saldı. Yakıcı meselelerden uzak, tatlı pembe bir hayatı gerçek olarak lanse etti.

Özgürleşmek, özlemleri gerçekleştirecek dünya ve içinde kıran kırana yarışan düşüncelerden insana, doğaya ve evrene odaklananı öne çıkarmak, vesayeti körükleyen, eskimiş bilgiyle eyleyen, bilim etiğiyle kavgalı, takrir-i sükuna müptela ve çözümsüzlüğü dayatan bu düzenin değişmesine bağlıdır.

Reformun, eskisinden taşıyacağı izlerin, romantik ve nostaljik damarları kabartan potansiyeli onu güvenilmez kılmaktadır. Özgür, özerk, özge ve özlemli bir akademi umuduyla…

Hilmi Şeker/Yargıç/İstanbul 

Makale 2013 yılında Güncel Hukuk Dergisinde yayımlanmıştır. 

 

20 Aralık Uluslararası İnsani Dayanışma Günü

0

20 Aralık Uluslararası İnsani Dayanışma Günü, 22 Aralık 2005 tarihinde ilan edilmiştir. (International Human Solidarity Day), BM Binyıl Bildirgesi(Milenyum Bildirgesi)

BM’nin kabul edilen 60/209 sayılı  kararıyla resmi olarak belirlenmiştir.

20 Aralık, bireylerin medeni ve siyasi hakları ile ilgili olarak, dayanışma kültürünün geliştirilmesi ve yoksullukla mücadele için birlik günüdür. BM Genel Kurulu tarafından kabul edilmiş bir uluslararası demokrasi ve hukuk günüdür. 

20 Aralık, yoksulluğa karşı mücadelede dayanışmanın önemini tüm insanlığa hatırlatma günüdür.

Gün, Birleşmiş Milletler teşkilatı ve üyesi olan devletler tarafından benimsenmiştir. Evrensel değerler konusunda yardımlaşmak, küresel adalet hedeflerini gerçekleştirmek ve bu alanlarda farkındalık yaratmak temel hedeftir.

Girişimin amacı, barış ve güvenliği koruyarak insan hakları ve sosyo-ekonomik gelişmeyi sağlamaktır. Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri hedeflerine uygun olarak yoksulluk ve diğer sosyal problemleri gündeme getirmek teşvik edilmektedir.

2002 yılında kurulan Dünya Dayanışma Vakfı, 2003’de BM Kalkınma Programı olarak yeniden yapılandırılmıştır.

BMKP’nun öncelikli görevi yoksulluğu ortadan kaldırmaktır. Temel görev;  başta en yoksul kesimler olmak üzere insani, toplumsal ve ekonomik gelişmeyi teşvik etmektir. Az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler önceliklidir.

20 Aralık Uluslararası İnsani Dayanışma Günü Etkinlikleri 

Uluslararası İnsani Dayanışma Günü,

  • Emek sömürüsünün olmadığı işçi hakları odaklı dayanışma,
  • Çalışma standartlarının iyileştirilmesi,
  • Eşit ve adil ücret uygulamalarının yaygınlaştırılması,
  • İşyeri demokrasisi,
  • İhtiyaç sahiplerine ücret ve sosyal güvenlik haklarının sağlanması
  • Kültürel çeşitlilik içinde birlik mesajı vermek,
  • Hükümetlere uluslararası anlaşmalara olan taahhütlerini hatırlatmak,
  • Dayanışmanın önemi konusunda toplumu bilinçlendirmek
  • Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini kamuoyunun sürekli tartışmasını sağlamak

kutlama gününün en önemli gündem maddelerindendir.

20 Aralık Dayanışma Günü, serbest piyasa ve devletler tarafından eşitsizliğe ve adaletsizliğe sürüklenen toplumsal kesimlere yönelik girişimleri gündemine almaktadır. Antikapitalist bir bakış açısı benimsenmemiş, ekonomik sorunlara doğrudan müdahaleyi esas almıştır. Dönüşümcü, aşamalı bir toplumsal dönüşüm talepli bir girişimdir. Yerel girişimlerle dayanışma ekonomisini oluşturmak, yerel halkın temel ekonomik ihtiyaçlarını karşılamak ve devletlerin sahip oldukları ekonomik pastanın adil bölüşümüne vurgu yapmak  temel hedeflerdendir. Ülkelerin özellikle en yoksul kesimleri, farkındalık etkinliklerinin odak noktasını oluşturmakta, açlık, susuzluk, sağlık hizmetlerinden yoksunluk gibi temel hizmetleri alamayan kesimlere el uzatılması çağrısı yapılmaktadır. Bu çerçevede, sağlık hizmetlerini ve ilacı ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak; doğal veya insan kaynaklı afetlerden zarar görenlere yardım etmek ve evrensel eğitim standartlarına herkesin ulaşmasını sağlamak gerekmektedir.

Philadelphia(1993)

0
Philedelphia

Philadelphia, 1993 yılında vizyona girmiştir.

İşinde başarılı ancak eşcinsel olan bir avukatın (Tom Hanks) birgün AIDS virüsü taşıdığının fark edilmesi ve çok geçmeden çalıştığı hukuk bürosundaki işine sudan bir sebeple son verilmesi üzerine gelişen hukuk mücadelesini anlatmaktadır.

Avukatın patronu ile arası çok iyi olduğu için bu duruma çok şaşırmıştır. Yapacağı bir şey kalmayan avukat, şirketi ve patronu aleyhine dava açmaya karar verir. Böylece AIDS kurbanı bir insanın toplum içindeki yerini sorgulayan bir dava ve hukuk mücadelesi de başlamış olur.

Ve ona bu hukuk mücadelesinde arkadaşı (Denzel Washington) yardımcı olacaktır.

Philadelphia – Künye 

Yapım          : 1993 – ABD
Tür                : Dram
Süre              : 125 dakika
Yönetmen   : Jonathan Demme
Oyuncular  : Tom Hanks, Denzel Washington, Antonio Banderas, Mary Steenburgen, Obba Babatundé
Senaryo       : Ron Nyswaner

The Rainmaker

0
The Rainmaker-Yağmurcu
Matt Damon, Danny DeVito, Virginia Madsen ve Jori Voight gibi oyuncularla dikkat çeken Rainmaker, tüm zamanların en önemli yönetmenlerinden biri olan Francis Ford Coppola tarafından yönetilmiştir.
The Rainmaker

Yönetmen : Francis Ford Coppola

Yapım        : 1997 / Amerika / 135 Dakika

Oyuncular   : Matt Damon, Danny DeVito, Claire Danes

MAGNA CARTA TÜKÇE METNİ

0

Magna Carta Sözleşmesinin Maddeleri

1. Her şeyden önce, Tanrı’nın önünde diz çöktük ve bizim ve varislerimiz için İngiliz Kilisesinin sonsuza dek özgür olduğunu, haklarına eksiksiz bir şekilde, özgürlüklerine de kısıtlanmadan sahip olması gerektiğini bu sözleşme ile teyit ettik. İngiliz Kilisesi için çok önemli ve gerekli görülen seçim özgürlüğünü, baronlarla aramızda çıkan ihtilaftan önce, tamamen kendi irademize dayanarak kabul etmemizden ve efendimiz Papa III. Innocent tarafından da tasdiklerini aradığımız bu sözleşmeyi onaylamamızdan doğacak her şeyin, aynen korunmasını diliyoruz. Bu sözleşmeye biz uyacağız; varislerimizin de sonsuza kadar samimiyetle bu sözleşmeye uyacaklardır. Aşağıda sıralanan tüm özgürlüklere bizim ve varislerimizin sahip olmasını ve olmaya devam etmesini krallığımızın bütün özgür insanlarına kabul ettirdik. Bu bizim ve varislerimiz tarafından onlara ve onların varislerine de kabul ettirilmiş sayılmalıdır.[5] 2. Adalet, satılamaz, geciktirilemez; hiçbir özgür yurttaş, ondan yoksun bırakılamaz.[7] 3. Yasalar dışında hiçbir vergi, yüksek rütbeli kilise adamları ile baronlardan meydana gelen bir kurula danışılmadan, haciz yoluyla veya zor kullanarak toplanamaz.[7] 12. Krallığımızda, ülkemizin Genel Meclisinin izni olmadıkça zorla, askerlik hizmeti karşılığı olarak vergi ya da yardım parası alınamaz. Fiziksel varlığımızın diyet verilerek esaretten kurtarılması, en yaşlı oğlumuzun şövalyeliğe kabul töreni veya en büyük kızımızın ilk evliliği durumları bunun dışındadır. Bu üç amaç için makul bir yardım talep edilebilir. Londra kentinin yardım paraları da benzer bir biçimde ayarlanacaktır. 13. Londra kenti, eskiden sahip olduğu tüm özgürlüklerini ve geleneklerini hem karada hem de denizde koruyacaktır. Ayrıca, tüm kentlerin, arazilerin, çiftliklerin ve limanların da kendi ayrıcalıklarını korumalarını istiyor ve onlara bu hakkı bahşediyoruz. 14. Eğer yukarıda bahsedilen o üç durumun dışında yardım parasının ya da askerlik yapmama karşılığında alınacak verginin miktarını belirlemek söz konusu olursa, Krallığımızın Genel Meclisinin toplanması amacıyla, en az 40 gün önceden olması koşuluyla, belirli bir gün ve yerde toplanabilmeleri için, tüm başpiskoposları, piskoposları, manastır baş rahiplerini, kontları ve büyük baronları mühürlü mektuplarla çağıracağız. Ayrıca, en yüksek mevkideki tüm kişileri şerifler ve görevli memurlarımız vasıtasıyla toplantı için çağıracağız. Tüm çağrı mektuplarında toplantının gerekçesini de açıklayacağız. Ve böylece başarıyla yerine getirilen bir çağrıdan sonra, söz konusu olan iş, çağrılanların tümü gelmemiş olsa bile, sadece katılanlardan oluşan meclis tarafından kararlaştırılan günde yerine getirilecektir. 16. Hiç kimse, asilzadelerin ücreti için ya da diğer herhangi bir kiralık arazi için gerekli olandan daha fazla hizmet vermeye zorlanamaz. 20. Özgür bir adam suçun derecesine göre küçük bir suç için yalnızca para cezasına çarptırılabilir. Büyük çaplı bir suç, suçun büyüklüğüne göre para cezasına çarptırılabilir ve bir tüccar da malları korunarak aynı şekilde cezalandırılabilir. Aynı şekilde, bir cani, eğer bizim merhametimize mazhar olursa, para cezasına çarptırılabilir. 38. Bundan böyle hiçbir hakim her hangi bir kimseyi ilgili olayda doğru ve güvenilir deliller ortaya koymadan dava edemez. 39. Kendi zümresinden olanlar ya da ülkenin ilgili yasalarına uygun olarak verilen bir karar olmadıkça hiçbir özgür kişi tutuklanamaz, hapse atılamaz, mal ve mülkü elinden alınamaz, sürgüne yollanamaz ya da herhangi bir biçimde kötü muameleye maruz bırakılamaz. 40. Kimseye hakkı ya da adaleti satmayacağız, menetmeyeceğiz ya da geciktirmeyeceğiz. 41. Bütün tüccarlar, kadim ve yerleşmiş geleneklere tabi olmak koşuluyla bütün kötü vergilerden muaf olarak alışveriş yapmak amacıyla kara veya deniz yoluyla emniyetli bir şekilde İngiltere’nin dışına çıkabilirler, İngiltere’ye girebilirler, İngiltere’de oyalanabilirler ya da transit geçiş yapabilirler. Bu olanakları bize karşı savaşan bir ülkenin tüccarları olma durumu hariç savaş zamanında da güvence altındadır. Bize karşı savaşan ülkenin tüccarları savaşın başlangıcında ülkemizde bulunurlarsa biz ya da baş yargıcımız, bize karşı savaşan ülkedeki tüccarlarımızın nasıl muamele gördüklerini tamamıyla öğrenene değin, mallarına ve canlarına zarar vermeksizin, gözaltına alınacaklar ve eğer bizim tüccarlarımız orada bir zarar görmemişlerse onlar da ülkemizde emniyet içinde olacaklardır. 45. Krallığın yasalarını bilmeyen ve bu yasalara tümüyle uyacağına kanaat getirmediğimiz kişileri hakim, vali, şerif ya da sınırlı yetkili hakim olarak atamayacağız. 51. Atlı ve silahlı olarak ülkemize zarar vermek için gelmiş olan tüm yabancı kökenli şövalyeleri, okçuları, kiralık askerleri ve vasalleri barış sağlanır sağlanmaz sınırdışı edeceğiz. 61. Krallığımızda eskiden beri varolan koşulların daha iyi bir hale getirmek, baronlarla aramızda mevcut olan ihtilafın en hayırlı bir biçimde sonuçlandırmak ve Tanrı’nın rızasını kazanmak için yukarıda sayılan maddeleri onayladıktan sonra, şimdi de kapsamlı ve sürekli bir istikrardan yararlansınlar diye aşağıdaki güvenceyi veriyoruz. Krallığımızın sınırları içerisinde bulunan baronlar kendi aralarından diledikleri 25 kişiyi seçecekler ve bu 25 kişi tüm güçleriyle, halihazırdaki bu fermanla kendilerine bağışladığımız ve teyit ettiğimiz barışı ve özgürlükleri uygulayacaklar, bunlara uyacaklar ve karşı tarafın da uymasını sağlayacaklardır. Bu şu şekilde olacaktır: Eğer biz ya da başyargıcımız veya memurlarımız ya da emrimizdeki herhangi bir kimse, herhangi bir durumda, herhangi birine karşı suç işler, güvenlik ve barış kararlarından herhangi birini ihlal ederse ve eğer bu hareket adı geçen 25 barondan sadece dördü tarafından öğrenilirse, bunlar bize gelerek veya yurtdışında isek başyargıcımıza giderek, işlenen suçu bildirecekler ve bu haksızlığı hiçbir gecikme olmaksızın gidermemizi talep edeceklerdir. Bu hatayı, biz ya da yurtdışında isek başyargıcımız düzeltmezse, dört baron olayı geri kalan 21 baronun önüne götürecek ve bütün ülkeyi de arkalarına alarak , kalelerimizin, topraklarımızın ve mülkümüzün elimizden alınması yoluyla, olay kendi isteklerine uygun bir biçimde yeniden yoluna girene dek, bize uygun bir biçimde baskı yapacaklar, haciz uygulayacaklar ve ellerinden başka ne geliyorsa onu yapacaklardır. Ama bu arada bizim, kraliçenin ve çocuklarımızın şahısları dokunulmadan korunacaktır. Ve eğer bir değişiklik yapılırsa daha önceden söz konusu olan uygulamaya uygun bir şekilde yapılacaktır. 63. Bundan dolayı, İngiliz kilisesinin özgür olacağını, ülkemizdeki tebaanın belirtilen bütün yerlerde ve bütün konularda yukarıda bahsedilen bütün özgürlüklere, haklara ve imtiyazlara hem kendileri için hem de varisleri için tam olarak ve serbest bir biçimde sahip olmalarına karar verdik. Ayrıca hem kendi adımıza hem de baronların adına, yukarıda bahsedilen bütün hükümlere her hangi bir kötü niyet olmaksızın iyi niyetle uyulacağı üzerine yemin edildi. Saltanatımızın on yedinci yılında, Haziranın on beşinci gününde Windsor ve Stanes arasındaki düzlükte tarafımıza tevdi edildi.[5]

A. Nazım Kaynak

0
A. Nazım Kaynak

Yargıtay Önceki Başkanı A. Nazım Kaynak, 05.05.1947 tarihinde Afşin’de doğmuş, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1970 yılında mezun olduktan sonra, Elbistan hakim adayı olarak göreve başlamıştır. Kaynak, sırasıyla Tutak, Göynük, Yerköy Hakimliği ve Yargıtay Tetkik Hakimliği yapmış, 28.05.1996 tarihinde Yargıtay Üyesi olmuş, 19.02.2009 tarihinde Yargıtay 6. Hukuk Dairesi Başkanı olmuştur.

Hasan Gerçeker‘in yaş haddi ile emekli olması üzerine 02.06.2011 tarihinde Yargıtay Birinci Başkanlığı’na seçilmiş; 05.05.2012 tarihinde yasal yaş sınırı nedeniyle emekliye ayrılmıştır.

Nazım Kaynak, “Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10 Yıllık Emsal Kararları” adlı ortak eserin sahibidir ve iki çocuk babasıdır.

[box type=”success” align=”aligncenter” class=”” width=””]Yargıtay, adli yargıya bağlı mahkemelerin vermiş olduğu kararların son inceleme mercii olan en üst yargı organı ve temyiz mahkemesidir. Yargıtayın kuruluşu, işleyişi ve üyelerinin nitelikleri yasa ile düzenlenmiş, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu ile çalışma usulü belirlenmiştir. İstisnai olarak sayılan bazı davalarda ilk ve son derece mahkemesi olarak görevlidir. Yargıtay, ilk derece mahkemeleri veya bölge adliye mahkemeleri (istinaf mahkemeleri) gibi olay incelemesi yapmamakta, temyiz başvurusu üzerine başvuruya konu kararın hukuka uygun olup olmadığı konusunda norm denetimi yapmaktadır. Yerel mahkemelerce ve Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından verilen kararlar, yasalara ve yargılama usullerine aykırı olduğu takdirde kararın bozma, yasalara ve yargılama usullerine uygun olduğu takdirde ise onama kararı verilmektedir. Kısmen bozma yada kısmen onama kararları da verilebilmektedir. Yargıtayın Tarihçesi Osmanlı Devleti döneminde çıkarılan 6 Mart 1868 tarihli “Divan-ı Ahkâm-ı Adliye” kanununa dayanmaktadır. Temyiz Mahkemesi olan ve misyonu ülkedeki hukuk birliğinin sağlamak olan Yargıtayın üyeleri, birinci sınıfa ayrılmış adli yargı hakim ve cumhuriyet savcıları ile bu meslekten sayılanlar arasından seçilmektedir.[/box]

Gençlerin Yerel ve Bölgesel Yaşama Katılımına İlişkin Yeniden Düzenlenmiş Avrupa Şartı

0

Gençlerin Yerel ve Bölgesel Yaşama Katılımına İlişkin Yeniden Düzenlenmiş Avrupa Şartı (Revised European Charter on the Participation of Young People in Local and Regional Life), Avrupa Konseyi içinde yerel yönetimleri temsil eden kurum olan “Avrupa Yerel ve Bölgesel İdareler Meclisi” tarafından 21 Mayıs 2003 tarihinde Strasbourg’ta kabul edilmiştir.

Gençlerin Yerel ve Bölgesel Yaşama Katılımına İlişkin Yeniden Düzenlenmiş Avrupa Şartı

(10. oturum – 21 Mayıs 2003 – 128 No.lu Tavsiye Kararına Ek)

Giriş

Daha sonra Gençlerin Yerel ve Bölgesel Yaşama Katılımına İlişkin yeniden düzenlenmiş Avrupa Şartı olarak anılacak olan belgenin temelleri Lozan’da (Haziran 1988) ve Llangollen’de (Eylül 1991) Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimleri Daimi Konferansınca düzenlenen birinci ve ikinci gençlik politikaları konferanslarında atılmıştı. Bundan hemen sonra da 1992 yılı Mart ayında Daimi Konferansta Şartın kabulüne ilişkin Madde 237 No.lu Karar ve Madde 22 kabul edildi.

Gençlerin Yerel ve Bölgesel Yaşama Katılımına İlişkin Avrupa Şartının 10ncu Yıldönümünü Kutlamak Üzere, Avrupa Konseyi Avrupa Yerel ve Bölgesel İdareler Meclisi, yine Avrupa Konseyi’nin Gençlik ve Spor Müdürlüğü ile birlikte “Gençler – Kent ve Bölgelerindeki Yaşamın Aktörleri” konulu bir konferans düzenledi. 7-8 Mart 2002 tarihlerinde Krakow’da düzenlenen konferansın genel amacı, Şart’ın on yıllık varlığı boyunca gençlik katılımındaki ilerlemeyi değerlendirirken, aralarında iyi uygulamaların yaygınlaştırılmasının da yer aldığı, gençlik katılımının geliştirilmesine ilişkin yöntemleri tartışmaktı. Konferansa katılanların kabul ettiği Krakow Deklarasyonunda, gençlerin, diğer herhangi bir yaş grubuna dahil bireyler gibi yaşadıkları belediyeler ve bölgelerin vatandaşı oldukları ve bu nedenle her türlü toplumsal katılımdan yararlanmaları gerektiği ve gençlerin, özellikle yerel ve bölgesel hayata katılım olmak üzere, demokratik yaşamın gelişmesindeki rolü teyit edildi, onaylandı ve kabul edildi. Konferans bunun yanı sıra, Avrupa Konseyinin “Demokratik Kurumların Çalışmasını Sağlama” adlı entegre projesine de katkı sağladı.

Katılımcılar aynı zamanda gençlerin çağdaş toplumda gençlerin karşı karşıya kaldıkları yeni sorunlara da bir çözüm bulunması çağrısında bulundular. Bunun sonucunda da Avrupa Yerel ve Bölgesel İdareler Meclisinden (CLRAE) ve Avrupa konseyi Gençlik Sorunları Danışma Konseyinden, Gençlerin Yerel ve Bölgesel Yaşama Katılımına İlişkin Avrupa Şartında, örneğin bilgi toplumu ve kentlerde güvensizlik gibi yirmi birinci yüzyılın yeni sorunlarına da çözüm getirebilecek şekilde değişiklikler yapılabilmesi için öneriler hazırlayacak uzmanlar tayin etmesini istediler.

Bu amaçla yapılan çalışma toplantıları 2002 yılı sonunda ve 2003 yılı başında düzenlendi. İşte bu çalışma toplantılarında alınan kararlar Şartın mevcut şekline temel oluşturmaktadır. Şartın bu versiyonu üç bölüme ayrılmaktadır. Birincisinde yerel ve bölgesel idarelere gençleri etkileyen çeşitli alanlara ilişkin politikaların nasıl uygulanacağı konusundaki genel yol gösterici ilkeler sağlanmaktadır. İkinci bölümde gençlerin katılımını arttırmaya yönelik vasıtalar sunulmaktadır. Son olarak üçüncü bölümdeyse, gençlerin katılımına ilişkin kurumsal şartların nasıl sağlanacağı belirtilmektedir.

Önsöz

Daha demokratik, katılımcı ve müreffeh toplumlar oluşturmak istiyorsak gençlerin yerel ve bölgesel düzeyde alınan kararlara ve eylemlere katılmaları çok büyük önem taşımaktadır. Herhangi bir toplumun demokratik yaşamına katılma, her ne kadar bunlar da önemli unsurlarsa da, sadece oy verme veya seçimlerde aday olmaktan ibaret değildir.

Katılımcılık ve aktif vatandaşlık daha iyi bir toplum oluşturmaya katkıda bulunacak şekilde eylem ve girişimlere katılma ve bunları etkilemeye yönelik haklara, araçlara, mekana, fırsatlara ve gereğine göre desteğe sahip olmak demektir.

Gençlere en yakın idareler olarak yerel ve bölgesel idareler gençlerin katılımını desteklemede çok önemli bir yere sahiptirler. Bu idareler bu desteği sağlarken gençlerin demokrasi ve yurttaşlığın ne olduğunu sadece duyup öğrenmelerini değil, bunu bizzat uygulama fırsatına sahip olmalarını da sağlayabilirler. Ancak gençliğin toplumsal yaşama katılımı sadece faal yurttaşlar yaratıp geleceğin demokrasisini yaratmaktan ibaret değildir.

Katılımın gençler için anlamlı kılınması için gençlerin karar ve eylemleri daha ileri bir yaştayken değil, gençken etkileyebilmeleri ve yön vermeleri hayati önem taşır.

Yerel ve bölgesel idareler gençliğin katılımını destekler ve yardımcı olurken aynı zamanda gençlerin sosyal entegrasyonuna da destek olurlar. Bunu yaparken gençlere sadece gençliğin sorunlarını ve baskılarını aşmada yardımcı olarak değil, aynı zamanda çoğu kez isimsiz bir anonimliğin ve bireyciliğin egemen olduğu modern toplumun sorunlarını göğüslemede de yardım ederek sağlarlar. Ancak, gençlerin yerel ve bölgesel yaşama katılımının başarılı, kalıcı ve anlamlı olabilmesi için, sadece siyasi ve idari sistemlerin geliştirilmesi veya yeniden yapılanması yeterli değildir. Gençliğin toplum yaşamına katılımını desteklemeye yönelik herhangi bir politika veya girişim gençlerin çok çeşitli ihtiyaçlarını, şartlarını ve yönelimlerini dikkate almak zorundadır. Ve ayni zamanda bu politikalar ve eylemlerde mutlaka bir neşe ve eğlence unsuru olmalıdır.

İlkeler

1. Gençlerin yerel ve bölgesel yaşama katılımı, yurttaşların yerel toplumsal yaşama katılımına ilişkin olarak Bakanlar Komitesinin Rec (2001) 19 sayılı Tavsiye Kararında belirtilen, vatandaşların kamu yaşamına katılımına ilişkin global politikanın bir parçasını oluşturmalıdır.

2. Yerel ve bölgesel idareler bütün sektörel politikaların bir gençlik boyutu olmasının gerekliliğine inanmışlardır. Bu nedenle bu şartın kurallarına uymayı ve gençler ve temsilcileriyle istişare ve işbirliği yaparak çeşitli katılım biçimlerini uygulamayı üstlenirler.

3. Bu şartta önerilen ilkeler ve çeşitli katılım biçimleri ayrım yapmaksızın bütün gençler için geçerlidir. Bunun gerçekleştirilmesi için de toplumun daha dezavantajlı kesimlerinden gençlerin ve etnik, ulusal, sosyal, cinsiyet bakımından, kültürel ve dil açısından azınlıkta olan gençlerin yerel ve bölgesel yaşama katılımının desteklenmesine özel önem verilmelidir.

Bölüm 1: Sektörel prensipler

I.1 Dernek faaliyetleri ve örgütlenmeye, spora, eğlenceye yönelik prensipler

4. Yerel ve bölgesel idareler örgütlü sosyo-kültürel faaliyetleri desteklemelidirler. Dernekler, çeşitli örgütler, gençlik grupları ve toplumsal merkezler tarafından yürütülen bu faaliyetler belediyelerde veya bölgelerde sosyal birlikteliğin temel direklerinden birini oluşturduğu gibi, spor, kültür, el sanatları ve çeşitli meslek kolları, artistik ve diğer yaratıcılık, ifade ve sosyal faaliyet alanlarında gençliğin katılımı için de ideal birer kanal oluşturmaktadırlar.

5. Yerel ve bölgesel gençlik dernekleri sektörünü geliştirme amacıyla yerel ve bölgesel idareler gerekli tedbirleri alarak özellikle de yerel ve bölgesel seviyedeki yaşamda hayati bir rol oynayan gençlik kulübü ve teşkilatlarının başkanları ve yöneticilerinin yanı sıra gençlik görevlilerini eğiten örgütleri desteklemelidirler.

6. Yerel ve bölgesel idareler, dernekleri, gençleri resmi bünyelerine dahil ederek aktif katılımı geliştirmeye teşvik etmelidirler.

I.2 Gençliğe iş bulunmasını destekleyerek işsizlikle mücadeleyi gerçekleştirme prensibi

7. Gençlerin yaşadıkları ekonomik ve sosyal koşullar onların yerel topluma katılma arzu ve yeteneğini etkiler. Gençler işsizken veya yoksulluk içinde yaşıyorlarsa yerel ve bölgesel yaşama katılma konusunda daha isteksiz olma eğilimindedirler. İşsiz gençler toplumda en çok dışlanan kesim olması muhtemel grup olduğundan yerel ve bölgesel idareler gençliğin işsizliğini azaltmak için politikalar geliştirerek girişimlerde bulunmalıdır.

8. Bu nedenlerle yerel ve bölgesel idareler şunları yapmalıdır:

i. İşsiz olan veya işini kaybetme riski taşıyan gençler de dahil olmak üzere, gençlerle, yerel işverenlerle, sendikalarla, eğitim, öğretim ve iş ve işçi bulma kurumu yetkilileriyle görüş alış verişinde bulunarak gençlik arasında işsizliğin nedenlerini araştırmalı ve gençler için iş imkanları bulmaya çalışmalıdırlar.
ii. Yerel iş bulma merkezleri kurarak işsiz gençlere anlamlı ve istikrarlı iş bulmalarında uzman personelce yardım ve destek sağlamalıdırlar. İşsiz gençler arzu ederlerse bu merkezlerin yönetimine katılma hakkına sahip olmalıdırlar;
ii. Çalışma yeri, teçhizat, eğitim ve mesleki tavsiyelerde bulunarak gençlerin veya gençlik gruplarının işletme, iş yeri ve kooperatif kurmalarına yardımcı olmalıdırlar.
iv. Gençlerin sosyal ekonomi, toplumsal kendi-kendine yardım girişimleri veya kooperatiflerle deneyler yapmalarını teşvik etmelidirler.

I.3 Kentsel çevre ve yerleşim, konut politikası ve ulaştırma

9. Yerel ve bölgesel idareler, gençlik temsilcileriyle birlikte, sosyal ilişkileri ve kaliteli kamu alanlarının oluşturulmasını mümkün kılacak, daha entegre ve daha az parçalanmış bir yaşam çevresine dayalı bir kentsel çevre politikası oluşturmaya yönelik koşulları yaratmalıdırlar.

10. Yerel ve bölgesel idareler gençleri istişare mekanizmalarına çok yakından dahil eden, yerel veya bölgesel olarak seçilmiş temsilcileri, ekonomi konusundaki karar verici ilgilileri, dernek başkanlarını ve mimarları bir araya getiren konut ve kentsel çevre politikaları oluşturmalıdırlar. Bunların amacı şöyle ifade edilebilir:

i. Bireylerin kendilerini geliştirmelerini ve kuşaklar arasında gerçek bir dayanışmayı mümkün kılacak daha uyumlu bir çevre için programlar oluşturmak;
ii. Konut ve/veya konut yenileme programlarını oluştururken konutlarda yaşayanların sosyal ve kültürlerarası gerçekliklerini hesaba katan kentsel çevre için gayret birliği içeren bir politika oluşturmak.

11. Yerel ve bölgesel idareler, gençlik teşkilatları, kiracı örgütleri ve/veya tüketici kuruluşları, sosyal konut kuruluşları ve sosyal ilişkiler görevlileriyle yakın işbirliği içinde çalışarak aşağıdaki hizmetlerin geliştirilmesini desteklemeli veya mevcut sosyal yapılar içinde aşağıdakileri geliştirmelidir:

i. gençler için konutlarla ilgili yerel bilgi hizmetleri;
ii. gençlerin konutlara erişimini sağlamak için yerel programlar (örneğin düşük maliyetli krediler, kira garanti sistemleri).

12. Gençler başlıca kullanıcıları oldukları kamu taşıma araçlarına kolay erişim sayesinde hareket kabiliyeti kazanırlar. Bu hareket kabiliyeti sosyal yaşama katılmada ve tam birer yurttaş olmada vazgeçilmez unsurlardır.

13. Bu nedenle gençler, gerek yerel gerekse bölgesel seviyede kamu ulaştırma araçlarının organizasyonunda yer almalıdırlar. Özel fiyatlar sayesinde en dezavantajlı gençlerin bile seyahat edebilmesi mümkün olmalıdır.

14. Kırsal bölgelerde hareket kabiliyeti ve ulaşım sadece gençlerin toplumsal yaşama katılımı için gerekli olan bir unsur değil yaşam kalitesinin sağlanması için temel bir ihtiyaçtır. Bu nedenle yerel ve bölgesel makamlar halen ulaşım vasıtalarına erişimleri olmaması nedeniyle toplumsal yaşamdan soyutlanan gençler gibi gruplar için kırsal bölgelerdeki hareket kabiliyetini arttırmaya ve ulaştırma hizmeti sağlamaya yönelik kırsal ulaştırma girişimlerini desteklemelidirler.

I.4 Gençlik katılımını yaygınlaştırmaya çalışan bir eğitim ve öğretim politikası

15. Okul gençlerin yaşamlarının önemli bir bölümünü geçirip formel bir eğitim programından geçtikleri bir yer olmakla kalmayıp aynı zamanda yaşamla ilgili pek çok görüş ve bakış açılarının şekillendiği bir kurumdur.

Gençlerin okuldayken toplum yaşamına katılım ve demokrasiyle ilgili bilgiler edinmeleri ve okulda demokrasi, katılım ve yurttaşlıkla ilgili bilgiler verilmesi ve bunlara yeterli kaynak ayrılması büyük önem taşımaktadır. Ancak okul aynı zamanda gençlerin demokrasiyi yaşayarak öğrenecekleri ve karar verme mekanizmasına katılımlarının desteklendiği, yaygınlaştırıldığı ve etkili bir şekilde gerçekleştiğinin ortaya konduğu bir yer olmalıdır. İşte bu nedenlerle:

i. yerel ve bölgesel idareler gençlerin okul yaşamına katılmalarını aktif bir şekilde desteklemeli, gençlerin demokratik öğrenci dernekleri kurmalarını sağlayacak toplantı odaları gibi diğer destekler ve finansal destek sağlamalıdırlar. Bu dernekler bağımsız ve özerk idareli olmalı ve arzu ettikleri takdirde, öğretmenler ve okul yetkilileriyle birlikte çalışarak okulun yönetiminde alınacak kararlara katılma hakkına sahip olmalıdırlar.

ii. Okul müfredat programından yerel ve bölgesel idarelerin sorumlu olduğu durumlarda yerel ve bölgesel idareler öğrencilerle ve öğrenci dernekleriyle müfredat programı ve bu programın geliştirilmesinde sürekli bir istişare içinde bulunulmasını sağlamalıdırlar. Yerel ve bölgesel idareler aynı zamanda yurttaşlık ve siyasi konularla ilgili eğitimin okul müfredatına dahil edilmesini ve bütün öğrencilerin eğitim programlarında bu konulara gereken önemin ve kaynakların sağlanmasını temin etmelidirler.

I.5 Hareket kabiliyeti ve öğrenci değişimine ilişkin prensipler

16. Yerel ve bölgesel idareler gençlere (genç işçiler, öğrenciler veya gönüllüler) karşılıklı değişim programları kanalıyla hareket kabiliyeti sağlanmasından yana olan, sosyal ilişki ağlarını ve Avrupa yurttaşlığı bilincini geliştiren dernekleri veya grupları desteklemelidirler.

17. Yerel ve bölgesel idareler gençleri, gençlik teşkilatlarını ve okullarını, uluslararası kardeş okul veya örgüt faaliyetlerine, her türlü gençlik değişim sistemine ve Avrupa sosyal ilişki ağlarına aktif bir biçimde katılmaya teşvik etmelidirler. Bu idareler gençlere, gençlik örgütlerine ve okullarına, dil eğitimini ve kültürler arası karşılıklı değişim programlarını ve aynı zamanda karşılıklı deneyim mübadelesini teşvik etmek üzere parasal destek sağlamalıdırlar.

18. Yerel ve bölgesel idareler gençleri ve/veya temsilcilerini kardeş okul veya kuruluş komitelerine veya bu tür mübadeleleri gerçekleştirecek diğer organlara dahil etmelidirler.

I.6 Sağlık politikası

19. Gençlerin geliştirdiği ve genel sağlık ve toplumsal yaşam dinamiği kavramının geliştirilmesini teşvik eden projelerin oluşturulup uygulanmasını yaygınlaştırma amacıyla, yerel ve bölgesel idareler gençlik örgütleri, seçilmiş temsilciler ve sosyal refah ve sağlığın yaygınlaştırılmasına yönelik tüm sosyal ve profesyonel gruplar arasında bir istişare mekanizması kurmalı veya geliştirmelidir.

20. Gençler arasında sigara, alkol ve uyuşturucu madde kullanımının yarattığı tahribatla karşı karşıya olan yerel ve bölgesel idareler, gençlik örgütleri ve sağlık kuruluşlarıyla birlikte bu sorunlardan etkilenen gençler için yerel bilgilendirme politikaları ve danışma kuruluşları geliştirmeli veya teşvik etmeli, aynı zamanda genç sosyal hizmet görevlileri ve ilgili gençlere yönelik sigara, alkol, uyuşturucu tüketimini önleme ve iyileştirme stratejileri uygulayan kuruluşların gönüllü çalışanları ve liderleri için özel eğitim politikaları oluşturmalıdır.

21. Cinsel yoldan bulaşan hastalıkların halihazırdaki artışı göz önünde bulundurularak, yerel ve bölgesel idareler gençlere yönelik bilgilendirme kampanyalarını ve önleyici tedbirleri arttırarak toplumda ahlaki yargılamaların ve dışlamanın yer almadığı sosyal ilişkilerin oluşmasını sağlayan bir dayanışma ruhunu teşvik etmelidirler. Bu bilgilendirme ve eylem planlarının uygulanmasında ve tasarımında gençler ve yerel gençlik örgütleri ve sağlık kurumlarının temsilcileri kapsamlı bir şekilde yer almalıdırlar.

I.7 Cinsiyet eşitliği politikası

22. Yerel ve bölgesel idareler, kadın ve erkeklerin yerel ve bölgesel faaliyetlere eşit katılımına ilişkin optimum koşulları hazırlama prensiplerinin bir parçası olarak, genç kadın ve erkeklerin profesyonel yaşamda, derneklerde, siyasette ve yerel ve bölgesel idarelerde sorumluluk mevkilerine getirilmesini desteklemek üzere pozitif girişimlerde bulunmalıdırlar.

23. Yerel ve bölgesel idareler yetkileri dahilinde çocukluk döneminin başlarından itibaren kadınlarla erkekler arasında eşitliğe dayalı bir eğitim politikasını yaygınlaştırmaya çalışmalıdırlar.

24. Kadınlarla erkekler arasında eşitlik politikasını teşvik etmek üzere yerel ve bölgesel idareler:

i. genç kadınlar ve erkekler arasındaki eşitsizlikleri gidermeye yönelik orta vadeli bir plan hazırlamalıdırlar;
ii. kızlar ve genç kadınlar için fırsat eşitliği sağlayan tedbirleri uygulamalı ve değerlendirmelidirler.

25. Bu amaca ulaşmak için bu politikalar özellikle genç kızlar ve genç kadınların:

i. mesleki nitelik kazandırıcı eğitim kurslarından özellikle haberdar edilmesi sağlanmalı;
ii. geleneksel olarak erkeklerin yaptığı işler de dahil olmak üzere mesleki dallarda burslar ve eğitim kursları verilerek genç kızlar ve genç kadınların mesleki beceriler edinmeleri sağlanmalı;
iii. kadınlara ayrılan bir kota uyarınca bunlara en yüksek sorumluluk mevkilerinde görevler verilerek kamu alanındaki görevleri yerine getirme konusunda eğitim verilmelidir;
iv. genç kızlara ve genç kadınlara yönelik sosyal hizmetler için parasal destek önlemleri uygulanmalıdır.

I.8 Kırsal bölgelere yönelik özel politika

26. Gençliğin katılımını teşvik edici eylem ve girişimlerde bulunurken yerel ve bölgesel idareler kırsal bölgelerde yaşayan gençlerin farklı ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmalıdırlar. Bu nedenle de:

i. eğitimle, çalışmayla, konut ve ulaştırma hizmetleriyle ilgili ve diğer sektörel politikaların kırsal bölgelerde yaşayan gençlerin özel ihtiyaçlarını yansıtmasını sağlamalıdırlar. Bu politikalar kırsal bölgelerde yaşamak isteyenlerin bunu yapmasına yardımcı olmalıdır. Kırsal alanlarda yaşayan gençler kentlerde yaşayanlardan daha düşük seviyede sosyal hizmetlerden yararlanmaya katlanmak zorunda kalmamalı veya düşük düzeyde sosyal hizmet beklentisi içinde olmamalıdırlar;
ii. kırsal bölgelerde faal olan gençlik örgütlerine ve diğer toplumsal örgütlere parasal ve diğer tür destek sağlamalıdırlar. Bu örgütler kırsal topluluklarda sosyal ve kültürel yaşamı canlandırabilir ve gençler için önemli bir sosyal çıkış yolu oluşturabilirler. Gençlik örgütleri ve diğer toplumsal örgütler gençliğin sosyal yaşama katılmalarında önemli bir rol oynamalarının yanı sıra yaşam kalitesini de arttırarak kırsal kesimlerde ortaya çıkan yalnızlık duygusunun da bertaraf edilmesine yardımcı olabilir.

I.9 Kültüre erişim politikası

27. Sanat ve kültür zevklere, mekanlara ve döneme bağlı olarak sürekli değişim gösteren çok farklı biçimlerde vücut bulur. Ancak sanat ve kültür, birbirini izleyen kuşakların katkıda bulunduğu, geçmiş, halihazırdaki ve geleceğe ilişkin kişisel ve kolektif mirasın parçasıdırlar. Bir anlamda toplumların aynasıdırlar. Gençler, kültürle etkileşimleri ve gerek inisiyatif alma, gerek araştırma gerekse yenilikçi girişim kapasiteleriyle bu kültürel oluşumlara katkıda bulunur ve bunların içinde rol alırlar. Bu bakımdan gençlerin kültürün bütün biçimlerine erişimine izin vermek ve yeni alanlar da dahil olmak üzere yaratıcı faaliyet imkanlarını teşvik etmek önemlidir.

28. Bu nedenle yerel ve bölgesel idareler gençlerle ve örgütleriyle birlikte, gençlerin bilgiye, kültürel faaliyetlerin uygulanmasına ve bu amaçla oluşturulan yerlerde ve bu amaçla geliştirilen yöntemleri kullanarak yaratıcı faaliyetlerde bulunmalarını mümkün kılarak, kültürel oyuncular olmalarına izin verecek politikalar benimsemelidirler.

I.10 Sürdürülebilir gelişmeye ve çevreye yönelik bir politika

29. Çevrenin giderek ve açık bir biçimde bozulduğu bir ortamda yerel ve bölgesel idareler çevresel sorunlarla ilgili bilinç düzeyini arttırmak için okul ve derneklerdeki eğitim projelerine parasal destek sağlamalıdırlar.

30. Gelecekte geçmişin hatalarının yaratacağı sonuçlarla baş etmek zorunda kalacak olan gençler açısından çevresel sorunların birincil önem taşıdığı bilinciyle, yerel ve bölgesel idareler sürdürülebilir kalkınma ve çevre korumasını teşvik eden ve buna gençleri ve gençlerin örgütlerini dahil eden faaliyet ve projeleri desteklemelidirler.

1.11 Şiddet ve suçla savaşmaya yönelik prensipler

31. Şiddet ve suçun kurbanlarının genellikle genç insanlar olduğu hatırda tutulmalıdır. Aynı zamanda, modern toplumda suç ve şiddete karşı uygun yanıtları bulmak da gerekli olduğundan bu sorunlarla savaşıma gençlerin doğrudan katılımının gerekliliğinden hareketle;

32. Yerel ve bölgesel idareler:

i. suç önleme konseylerinin mevcut olan yerlerde gençleri bu konseylere dahil etmeliler;
ii. özellikle de suça katılma riski alan veya daha önce suç işlemiş gençlerle çalışmalılar;
iii. ırkçı şiddet eylemlerine karşı mevcut her türlü imkanla mücadele etmeliler;
iv. okullarda her türlü şiddet olayına karşı çıkmalı ve çözüm getirmeye çalışmalıdırlar. Bunu eğitim ve polis yetkilileri, öğretmenler, veliler ve gençlerin kendileri gibi ilgili tüm aktörlerle işbirliği içinde yapmalıdırlar.
v. gerek okulda gerekse okul dışında şiddete karşı ve hoşgörüye yönelik projeleri teşvik eden dernek ağlarının ve programlarının yaratılmasına katkıda bulunmalıdırlar.
vi. gençleri cinsel istismardan, tacizden veya diğer kötü muamelelerden korumak ve bu tür muameleye tabi kalanlara psikolojik ve maddi destek ve mahrem danışmanlık hizmeti sağlayacak yapıları oluşturmak için her türlü gayreti sarf etmelidirler.

33. Yukarıdaki hususları uygularken, yerel ve bölgesel idareler gençlerle polis gibi kamu yetkilileri arasında bir güven ve saygı ortamı oluşturulmasına katkıda bulunmalıdırlar.

I.12 Ayrımcılığa karşı politikalar

34. Yerel ve bölgesel idareler insan haklarını yaymağa ve azınlıklara veya engelli gençlere veya ayrımcılığa maruz kalabilecek diğer toplum kesimlerine karşı ayrımcılığı önlemeye yönelik tedbirleri aktif bir biçimde teşvik etmeli ve azınlıkların farklı ihtiyaç, gelenek, kültür ve yaşam tarzlarını dikkate alarak azınlıkların topluma entegrasyonu yoluyla çok kültürlü toplulukların geliştirilmesini teşvik etmelidirler.

35. Bu bağlamda yerel ve bölgesel idareler:

i. bütün vatandaşların kamu alanlarına, mesleki eğitime, okullarda eğitime, konut imkanına, kültürel faaliyetlere ve yaşamın diğer alanlarına eşit erişime sahip olmalarını temin etmek üzere ayrımı önleyici yasaların parlamentodan geçirilmesini sağlamalı veya bu yasaları güçlendirmelidirler. Bu erişim yerel idare temsilcileri, azınlık temsilcileri ve gençlerin kendileri tarafından izlenmeli ve teminat altına alınmalıdır.
ii. okul müfredatının bir parçası olarak dinler arası diyaloğu, çok kültürlü, ırkçılık karşıtı eğitimi ve ayrımcılığa karşı eğitimi desteklemelidirler.

I.13 Cinsellikle ilgili prensipler

36. Gençler ailelerine, okula, dini toplumlarına ve diğer “yetkililere” bağımlı oldukları çocukluktan, bağımsız bir yetişkin yaşama geçiş döneminde kişisel ilişkileriyle ilgili (aile içinde veya yakın çevrelerinde, yaşıtlarıyla, bir arkadaşlarıyla ya da sevgilileriyle) bir takım sorunlarla yüz yüze gelebilirler. Her ne kadar bunu itiraf etmeye pek hazır değillerse de, cinselliklerinin ortaya çıkışı ve bunu kullanmaları her zaman pek kolay olmaz. Bunun yanı sıra, cinsel sağlıkla ilgili konularda ısrarlı bir cehalet ve belirli cinsel davranışlarla ilgili riskler konusunda resmi yaklaşımlara karşı bir güvensizlik vardır.

37. Gençlerin bu alanda sağlıklı ve tatmin edici bir duygusal yaşama yöneltilebilmeleri için yerel ve bölgesel idareler velilerle, okul idareleriyle ve bu alanda uzmanlaşmış kuruluşlarla işbirliği içinde:

i. okullarda belirli bir yönlendirme içermeyen cinsel eğitimi;
ii. ilişkiler, cinsel yöntemler ve aile planlaması konularında bilgi sağlayan kuruluş ve hizmetleri;
iii. ve bu alanda yaşıt gruplarla yapılacak çalışmaları teşvik etmeli ve desteklemelidir.

38. Gençler, gençlere yönelik bu tür bilgilerin ve diğer hizmetlerin planlama, uygulama ve değerlendirmesinde aktif bir biçimde yer almalıdırlar.

I.14 Hak ve yasalara erişim politikası

39. Birlikte yaşanabilmesi için toplumlar herkesin saygı gösterdiği kurallara dayalı olmalıdır. Demokratik toplumlarda bu kurallar yurttaşların seçilmiş temsilcilerince görüşülüp kabul edilir ve özellikle de bütün bireylere hak ve yükümlülükler yükleyen yasal metinlerde olmak üzere somut ifadeler haline getirilir.

40. Bu metinlerin sayısı arttıkça bireylerin bunları bilmesi, saygı göstermesi ve uygulaması da giderek zorlaşmakta, bu nedenle yurttaşlar arasında farklılıklar oluşmaktadır. Gençler doğal olarak bu durumdan kaygı
duymaktadırlar.

41. Bu nedenle yerel ve bölgesel idareler gençlerin haklarına erişimini,

i. özellikle okullarda, aynı yaş grupları arasında ve bilgi servisleri kanalıyla gerekli bilgilerin dağıtımını yaparak gençlerin bu konudaki bilgilerini arttırarak,
ii. arzu eden gençlerle birlikte faaliyet gösterecek şekilde oluşturulan servislerin desteği ile haklarının uygulanmasını sağlayarak,
iii. gençlerin yeni kuralların oluşturulmasına katılımına imkan sağlayarak kolaylaştırmalıdır.

Bölüm II: Gençlerin toplumsal yaşama katılımını sağlayacak vasıtalar

42. Gençlerin toplumsal yaşama gerçek anlamda katılımını sağlamak için bazı araçlar onların kullanımına sunulmalıdır. Bu da gençlere toplumsal yaşama katılım konusunda eğitim verilmesini, onların bilgilendirilmelerini, onlara iletişim vasıtaları sağlanmasını, gençlerin projelerinin desteklenmesini, gençlerin toplumsal davalara bağlılığını ve bu amaçla yaptıkları gönüllü çalışmaların takdir edilerek öne çıkarılmasını içermektedir. Tam ve gerçek anlamda katılım ancak gençlerin siyasi partilerdeki, sendikalardaki ve derneklerdeki rolünün tanınıp takdir edilmesi ve her şeyden de öte, gençlerin kendileri tarafından ve onlarla birlikte kurulan gençlik derneklerinin teşvik edilmesi yolunda çabalar harcandığı zaman gerçekleşir.

II.1 Gençliğin toplumsal yaşama katılım konusunda eğitilmesi

43. Okulların gençlerin yaşamındaki ağırlıklı rolün bilincinde olan yerel ve bölgesel idareler okul ortamında gençlerin toplumsal yaşama katılımı konusunda destek ve eğitim, insan hakları eğitimi ve okullarda gayri resmi öğrenme imkanları sağlamalıdırlar. Yerel ve bölgesel idareler aynı zamanda aşağıdaki faaliyetleri destekleyip teşvik ederek gençlerin örgütsel yaşama ve yerel topluma katılımı için eğitim ve destek sağlamalıdırlar:

i. gençliğin toplumsal yaşama katılımına ilişkin uygulamalar konusunda öğretmenler ve gençlik sosyal görevlileri için mesleki eğitim;
ii. okul öğrencilerinin okulda her türlü katılımının sağlanması;
iii. okullarda yurttaşlık bilgisi eğitimine ilişkin programlar;
iv. gerekli eğitim mekanı ve vasıtası sağlanarak ve iyi uygulamaların bireyler arasında mübadelesini destekleyerek aynı yaş grubunda olanlara eğitim verilmesi

II.2 Gençlerin bilgilendirilmesi

44. Bilgi, toplumsal yaşama katılım için kilit önem taşıdığından, gençlerin kendilerini ilgilendiren ve kendileri için önem taşıyan fırsatlar konusunda bilgiye erişim hakkı sadece yerel ve bölgesel yaşam bağlamında değil, aynı zamanda resmi Avrupa belgelerinde ve uluslararası belgelerde de giderek daha çok yer almakta ve kabul görmektedir.

45. Toplumsal faaliyetlere ve toplum yaşamına katılmak için veya kendilerine yönelik hizmetlerden ve fırsatlardan yararlanabilmek için, gençlerin bunlardan haberdar olmaları gerekir. Kendilerini ilgilendiren ve kendilerinin düzenlediği faaliyetlere ve projelere katılmak çoğu kez gençlerin topluma ve toplumun siyasi yaşamına daha derin bir şekilde katılmalarını cesaretlendiren bir sürece doğru atılan bir adımdır.

46. Bu nedenle yerel ve bölgesel idareler gençlere yönelik mevcut bilgi ve danışma merkezlerini bu merkezlerin gençlerce belirtilen ihtiyaçlara uygun kalitede hizmetleri sağlayacak şekilde desteklemeli ve iyileştirmelidir. Bu tür merkezlerin olmaması halinde yerel ve bölgesel idareler ve diğer ilgili makamlar diğer kuruluşların yanı sıra, okullar, gençlik hizmetleri ve kütüphaneler gibi mevcut yapılardan da yararlanarak gençler için yeterli bilgi merkezlerinin kurulmasına yardımcı olmalı ve bunu teşvik etmelidirler. Bilgiye erişimde güçlük yaşayan (dil sorunları nedeniyle, Internet erişimi olmaması nedeniyle vb.) gençlik gruplarının bilgi ihtiyaçlarını karşılamak için özel tedbirler alınmalıdır.

47. Gençlere sağlanacak bilgi hizmetleri bazı profesyonel ilke ve standartlara uygun olmalıdır.

Kamu yetkililerinin, mümkün olduğunda üzerinde mutabık kalınmış bir dizi ulusal veya bölgesel kalite ölçülerine ve standartlarına göre belirlenmiş bu tür standartlara uyulmasını temin etmeleri ve bu standartların sürekli geliştirilmesini teşvik etmeleri uygun olacaktır. Gençler, gençlik bilgi merkezleri ve hizmetlerinin faaliyet ve ürünlerinin hazırlık, uygulama ve değerlendirmesine katılma ve bu merkezlerin yönetimlerinde yer alma imkanına sahip olmalıdırlar.

II.3 Gençlerin toplumsal yaşama bilgi ve iletişim teknolojileriyle katılımı

48. Bilgi ve iletişim teknolojileri gençlerin toplumsal yaşama katılımına imkan verme ve onları bilgilendirmek üzere yeni olanaklar sunabilir. Bu teknolojiler sayesinde çok çeşitli bilgilerin mübadelesi mümkün olabileceği gibi, karşılıklı etkileşime dayalı olan bu teknolojiler sayesinde gençlerin toplumsal yaşama katılım düzeyi de arttırılmış olacaktır. Bu nedenle yerel ve bölgesel idareler bu teknolojileri, bu imkanlara erişimin, erişim mekanları ve bu yeni vasıtaların kullanılmasına ilişkin eğitim bakımından tüm gençlere sağlanmasının garanti edilmesi koşuluyla, bilgi ve toplumsal yaşama katılım politikalarında kullanmalıdırlar.

II.4 Gençlerin basın yayın faaliyetlerine katılımının teşvik edilmesi

49. Gençler bir taraftan basın ve yayın organlarının ürün ve servislerinin en büyük tüketicileri arasında yer alırken, öte yandan, kendilerini ifade etmek için verilen imkanları arttırmak suretiyle basın tarafından sağlanan bilginin üretiminde yer alarak, basın yayın alanında da faal aktörler haline gelebilirler. Gençler bazı konulara kendi yaklaşımlarını uygulayarak kendi yaş gruplarına aynı konularla ilgili farklı ve daha erişilebilir bilgilerin sağlanmasını mümkün kılabilirler. Bu katılım sayesinde gençler bilginin yapısını anlayarak gerekli eleştirel yetenekleri
kazanırlar.

50. Bu nedenle yerel ve bölgesel idareler gençler tarafından ve gençler için geliştirilen medya organlarının (radyo, televizyon ve yazılı ve elektronik medya vb.) ve diğer ilgili eğitim programlarının oluşturulup faaliyet
göstermesini desteklemelidirler.

II.5 Gençleri gönüllü projelerde çalışmaya ve kendilerini toplumsal gayelere adamaya teşvik etmek

51. Gençlere gönüllü toplumsal projelere katılma konusunda destek olunmalıdır. Gerek eğitim kurumlarında gerekse iş dünyasında giderek artan bir performans baskısı altında olan gençlere gönüllü çalışmalara katılmaları konusunda cesaret verilmesi ve bu alandaki başarılarının takdir edilmesi önem taşımaktadır. Bu nedenle yerel ve bölgesel idareler şunları yapmalıdırlar:

i. gönüllü çalışma merkezlerinin kurulması desteklenmeli ve gençlerin bilgi ve tanıtım kampanyaları gibi gönüllü faaliyetlere katılımını teşvik ve desteklemeğe yönelik girişimler geliştirilmelidir.
ii. gençlerle, gönüllü projeler gerçekleştiren örgütlerle, eğitim kuruluşlarının yetkilileriyle ve işverenlerle işbirliği içinde gönüllü faaliyetlerin formel eğitim sistemi ve çalışma yaşamında takdir edildiği ve değerlendirildiği sistemler oluşturulmalıdır.

II.6 Gençlerin geliştirdikleri proje ve girişimlerin desteklenmesi

52. Gençler umut ve arzularını herkese yarar sağlayacak proje ve girişimlere dönüştürülebilecek pek çok fikir ve düşünceye sahiptirler. Gerekli desteğin sağlanması halinde bu projeler, hem başarıları hem de başarısızlıklarıyla gençlerin sorumluluk duygularını ve bağımsız ve özerk hareket etme yeteneklerini geliştirerek sosyal yaşamın aktörleri haline gelmelerine yardımcı olur. Bu nedenle yerel ve bölgesel idareler küçük veya büyük olsun, bu projelerin uygulanmasına projelerin icrasında profesyonel kişilerin yer almasına izin vererek ve gençlerin bu projeleri uygulamasında parasal, maddi ve teknik destek sağlayarak yardımcı olmalıdırlar.

II.7 Gençlerin kurduğu örgütleri teşvik etmek

53. Gençlik örgütleri gençlerin ihtiyaç ve ilgilerine hizmet etmeleri ve esas itibariyle gençlerin görüşlerinin yansıtılmasına odaklanmaları nedeniyle özel bir konuma sahiptirler. Bu örgütler aynı zamanda gençlere diğer gençlerle birlikte alınacak karar ve eylemlere katılma fırsatları da verir ve bu sürecin güçlüklerini yaşamalarını mümkün kılacak bir alan sağlar. Bu örgütler belirli bir formel yapıya sahip olan örgütler de olabilir, daha gayri resmi birer gençlik grubu da olabilirler. Gençlerin arzu ettikleri takdirde içinde yaşadıkları toplumda kendi seçecekleri bir gençlik örgütüne katılma fırsatına sahip olmaları önemlidir. Gençler aynı zamanda arzu ettikleri takdirde kendi örgütlerini kurma hakkına sahip olmalı ve bu konuda desteklenmelidirler.

Bu nedenle:

i. Yerel ve bölgesel idarelerin sadece gençlerin faaliyetlerini yürüten, veya onlara hizmet veren ya da gençlerin sesini duyuran ve onların haklarını koruyan gençlik örgütlerini desteklemeye yönelik ayrı bir bütçeleri olmalıdır. Öncelik gençler tarafından ve gençler için işletilen ve/veya gençliğin toplumsal yaşama aktif bir biçimde katılımını mümkün kılan prensip ve sistemleri haiz örgütlere verilmelidir;
ii. yerel ve bölgesel idareler gençleri ilgilendiren politikalara ilişkin konularda gençlerle ve gençlik örgütleriyle birlikte Avrupa Konseyi eş-yönetim ilkelerini ve karar verme usullerini geliştirmelidirler. Bu tür eş-yönetim yapılarının oluşturulduğu durumlarda gençlere tam ortak olarak saygı gösterilmesi ve gençlerin isterlerse bu yapıya
katılmaması önem taşımaktadır.

II.8 Gençlerin Sivil Toplum Örgütlerine (STK) ve siyasi partilere katılımı

54. Canlı, bağımsız ve faal bir Sivil Toplum Örgütü sektörü gerçekten demokratik toplumların çok önemli unsurlarıdır. Aynı zamanda sivil toplumun diğer sektörleri olan örneğin siyasi partilerin de yerel ve bölgesel seviyede güçlü ve aktif olmaları önemlidir. Herhangi bir ülkenin, bölgenin veya mahallin demokratik yaşamına katılım birkaç yılda bir seçimlerde oy vermekten ibaret değildir. İşte bu nedenle de STK’lara ve siyasi partilere katılım çok önemlidir. Çünkü bu katılım sayesinde vatandaşlar karar ve eylemlere sürekli olarak katılabilmekte ve bunları etkileyebilmektedirler. Bu nedenle de gençlerin toplumlarındaki örgütsel yaşama katılmalarının teşvik edilmesi ve
desteklenmesi hayati önem taşımaktadır.

55. Yerel ve bölgesel idareler gençlerin faaliyetlerine ve demokratik karar verme yapı ve süreçlerine katılımını aktif bir biçimde teşvik eden STK’lara parasal ve diğer kaynaklar sağlamalıdırlar.

56. Yerel ve bölgesel idareler, siyasi partilerle işbirliği yaparak ve partizan bir tutum içinde olmaksızın gençlerin genelde partilerin siyasi sistemine katılımını teşvik etmeli ve örneğin bu konuda eğitim gibi spesifik
girişimleri desteklemelidirler.

Bölüm III: Gençlerin yerel ve bölgesel faaliyetlere kurumsal olarak katılımı

57. . Birinci bölümde belirtilen sektörel politikaların uygulanabilmesi için yerel ve bölgesel idarelerin gençlerin kendilerini etkileyen karar ve tartışmalara katılımını mümkün kılacak uygun yapı ve düzenlemeleri oluşturmaları gerekmektedir.

58. Bu yapılar, ister köy, ister kasaba, ister kentsel bir mahallede ve hatta bir bölgede olsun oluşturuldukları seviyeye göre farklı şekiller alacaklardır. Bu yapılar gençlerle yerel ve bölgesel idareler arasında gerçek bir diyalog oluşmasını mümkün kılacak koşulları yaratmalı ve gençlerin ve temsilcilerinin kendilerini etkileyen politikalarda söz sahibi olmalarını sağlamalıdır. Bu tür yapı ve kurumlar normal olarak gençliğin ilgi duyduğu her türlü konu ile uğraşan, gerekli kesimleri temsil eden ve kalıcı yapılar olmalıdırlar. Ayrıca, belirli bir konuyu ele almaya yönelik, sadece o amaca yönelik olarak oluşturulacak kurum ve yapılar da düşünülebilir. Bazı durumlarda da farklı kurum ve yapıların
birleştirilmesi uygun olabilir.

III.1 Gençlik konseyleri, gençlik parlamentoları ve gençlik forumları

59. Gençlerin yerel ve bölgesel faaliyetlere etkili bir biçimde katılımı toplumdaki sosyal ve kültürel değişimle ilgili farkındalıklarına dayalı olmalıdır ve bu da, bir gençlik konseyi, gençlik parlamentosu veya bir gençlik forumu gibi, daimi bir temsil yapısını gerekli kılmaktadır.

60. Böyle bir yapı bir seçimle, veya gençlik örgütlerinin içinden gençlerin kendi tayin ettikleri üyelerle veya gönüllü örgütlenme esasına göre gerçekleştirilebilir. Buradaki üyelik bileşimi toplumun sosyolojik yapısını yansıtmalıdır.

61. Gençler projelerde doğrudan doğruya sorumluluk almalı ve ilgili politikalarda faal bir rol almalıdırlar. Bu maksatla, yerel ve bölgesel idareler aktif katılımı destekleyecek yapılar oluşturmalı veya bunları desteklemelidir.

62. Bu yapılar gençlerin sorunlarıyla ilgili olarak, özellikle de bu tür kaygılarını yetkililere aktarıp onlara muhtemelen teklifler götürebilecekleri, kendilerini serbestçe ifade edebilecekleri fiziki çerçeveyi sağlayacaklardır. Ortaya atılacak sorunlar bu Şart’ın I. bölümünde ifade edilenlerle benzerlik taşıyabilirler.

63. Bu tür bir yapının üstleneceği görev ve roller şöyle sıralanabilir:

i. gençlerin kaygı duydukları konularda, diğer konuların yanı sıra, yerel ve bölgesel idarelerin teklif ve prensipleriyle de ilgili görüşlerini serbestçe açıklayabilecekleri bir platform sağlamak;
ii. gençlere yerel ve bölgesel idarelerin yetkililerine teklifler sunma olanağı sağlamak;
iii. yetkililere bazı spesifik konularda gençlerin fikrini alma ve onlarla danışma fırsatı sunmak;
iv. gençlerin de yer alacağı projelerin geliştirildiği, izlendiği ve değerlendirildiği bir platform sağlamak;
v. gençlere ait dernekler ve örgütlerle istişareyi kolaylaştıracak bir platform oluşturmak;
vi. gençlerin yerel ve bölgesel idareler in diğer danışma kurullarına katılımını kolaylaştırmak.

64. Bu tür yapılar, gençlere kendilerini etkileyen sorunlarla ilgili olarak konuşma ve girişimde bulunma fırsatı vererek gençlere demokratik yaşam ve kamu işlerinin yönetiminde eğitim sağlarlar.

65. Bu nedenle, demokratik yurttaşlık ilkelerini öğrenme ve uygulama yeteneklerini geliştirme maksadıyla gençler bu tür yapılara ve bu yapılar kapsamında gerçekleştirilen faaliyetlere katılmaya teşvik edilmelidir.

Özellikle de yetkililerle proje ve diyaloglar başlatan gençler için bu tür yapılar demokratik liderlik alanında da eğitim sağlanması için bir platform oluşturmalıdır.

66. Yerel ve bölgesel idareler ve gençlerin kendileri de, özellikle de gençlerin seçimlere ve halk oylaması gibi diğer seçim ve kamuoyu ölçüm yöntemlerine katılım gibi vatandaşlık haklarını kullanmalarının teşvik edilmesi açısından, gençlerin bu tür yapılara katılımının sağlayacağı bir tür katsayı ya da ‘çarpan’ etkisinden yararlanacaklardır.

III.2 Gençlik katılımına yönelik yapıların desteklenmesi

67. Etkili bir şekilde işleyebilmeleri için gençlik katılımına yönelik kurumsal yapılar (resmi veya gayrıresmi) için kaynak ve destek gerekmektedir.

Bu amaçla yerel ve bölgesel idareler bu kurumların pürüzsüz ve etkili bir şekilde çalışmasını sağlayacak gerekli mekan, parasal imkan ve maddi desteği sağlamalıdırlar. Bu imkanların sağlanması söz konusu yapıların örneğin özel vakıflar ve şirketler gibi diğer kaynaklardan ilave parasal ve maddi destek arayamayacağı anlamına gelmemelidir.

68. Yerel ve bölgesel idareler gençliğin toplumsal yaşama katılımına yönelik yapılara destek sağlanmasını teminat altına almalıdırlar. Bu amaçla söz konusu yapı ve kurumların gerek duyduklarında başvuracakları ve destek tedbirlerinin uygulanmasından sorumlu bir şahsı veya bir grup şahısları garantör olarak belirlemelidirler.

69. Bu şahıs veya şahıslar, siyasi yapı ve kurumlardan ve gençlik katılım kurumlarından bağımsız olmalı ve bu şahısların adaylıkları yukarıda belirtilen her iki kuruluşça da onaylanmalıdır.

70. Yukarıda belirtilen desteğin sağlanmasının teminatı olmanın yanı sıra bu şahsın (şahısların) görevleri arasında şunlar da yer almalıdır:

i. Taraflarca ortaya atılan herhangi bir sorunla ilgili olarak gençlerle seçilmiş yerel ve bölgesel temsilciler arasında bir ara makam olarak faaliyet göstermelidir;

ii. Yerel ve bölgesel idarelerle gençler arasında herhangi bir gerginlik olduğunda gençleri savunan taraf olarak hareket etmelidir;

iii. Yerel ve bölgesel idarelerin gençlerle iletişiminde bir kanal olarak görev yapmalıdır.

iv. Gençlerin yerel ve bölgesel yaşama katılım düzeyini, örneğin projelerinin uygulanmasıyla veya gençlik katılım yapılarında yer alma düzeyleriyle ve bu katılımın etkilerini değerlendirmek üzere gençlerin ve yerel ve bölgesel idarelerin dikkatine sunulacak düzenli raporlar hazırlamalıdır.

 

Sokrates

0
Sokrates'in Savunması

Sokrates’in Biyografisi (M.Ö. 470 – 399)

470: Bir Attike mıntıkası (demos) olan Alopeke’de heykeltıraş (belki de taş yontucusu veya mermer ustası) Sofroniskos ile ebe Fenarete’nin oğlu olarak dünyaya geldi. Sokrates başlangıçta babasının mesleğini icra etmiş görünmektedir.

441: Sokrates Perikles’in yakın çevresine dahil olur. Alkibiades, Kritias, Harmides gibi genç aristokratlarla yakınlık kurar.

432: Trakya’da Potidea kuşatmasına katılır. Platon‘un Simposion (Şölen) adlı eserinde Alkibiades kuşatmayı anlatırken Sokrates’in olağanüstü fiziki dayanaklılığını nakleder.

424: Delion’da Thebai’liler tarafından bozguna uğratılan Atina ordularında yer alır. Geri çekilme sırasında büyük bir cesaret gösterir ve Alkibiades’i yaralı şekilde terk etmeyerek hayatını kurtarır.

422: Trakya’da Amfipolis seferine katılır. Şayet sefer bu tarihte gerçekleştiyse belirli söylencelerin iddia ettiği gibi Ksenofanes’in hayatının Sokrates tarafından kurtarılmış olması imkânsızdır. Lâkin sefer 414 yılında gerçekleşmiş de olabilir.

422-415: Ksanthippe ile evlenir, üç oğulları olur. Bazı söylentilere göre Sokrastes’in Mirto adında bir karısı daha olmuştur. Ancak bu evliliğin Ksanthippe’le olan evliliğinden önce mi, sonra mı gerçekleştiği bilinmemektedir.

406: Arginuse Adaları (Garip Adaları) muharebesine katılan amirallere karşı açılan davada Kurul’a başkanlık etmektedir. Amirallerin kanuna aykırı surette blok halinde yargılanmalarına karşı çıkan tek kişi olur.

404: Otuz Tiranlar’a itaat etmeyi ve Salamis’li Leon’u tevkif etmeyi reddeder.

399: Sokrates’in yargılanması, mahkumiyeti ve infazı.

Kaynak: Platon Apologie de Socrate, éd. Pierre Pellegrin, Nathan, 2013.

Ali Asker

0
Prof.. Dr. Ali Asker
Prof. Dr. Ali Asker

Prof. Dr. Ali Asker(Alesker Aleskerli) 1968 yılında Azerbaycan’da doğdu. 1986-1993 yılları Azerbaycan Teknik Üniversitesinde Radyoteknik Fakültesinde lisans ve yüksek lisans (bileşik) eğitimini tamamladı.

1987-1989 yıllarında SSCB Silahlı Kuvvetleri Transkafkasya Askeri Dairesinde askerlik görevini bitirdikten sonra eğitimine devam etti. Üniversite yıllarında Azerbaycan Milli Harekatının gençlik örgütlenmelerinde yer aldı. Şubat 1992’de Hocalı Soykırımı’nın ardından, gönüllü olarak Azerbaycan Milli Ordusuna yazılarak Birinci Karabağ Savaşı’na iştirak etti. Öğrenim sebebiyle terhis edildikten sonra eğitimine devam etti ve 1993’te uzman mühendis derecesi aldı.

Ali Asker, 1993’te Bakü Devlet Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanarak 1997 yılında yüksek onur diplomasıyla bu eğitim kurumundan mezun oldu. 

1997-1998 yıllarında Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsünde bir sene hazırlık eğitiminin ardından 1998-2000 yıllarında Marmara Üniversitesi SBE Kamu Hukuku Anabilim dalında “Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasında Devlet Sistemi ve Temel Öğeleri” konulu tezini savunarak yüksek lisans derecesi elde etti. 

2007 yılında Ankara SBE Kamu Hukuku Anabilim dalı doktora programından “Eski Sosyalist Ülkelerde Siyasi Rejim Değişmeleri” tezini savunarak 2010 yılında mezun oldu.

1998-2000 yıllarında Azerbaycan Millet Gazetesinde temsilci ve muhabir olarak çalıştı. Doktora eğitimi sonrası dönemde Azerbaycan’ın Ayna ve Zerkalo gazetelerinin Türkiye temsilciliğini yürüttü.   

Rusya ve Avrasya coğrafyası ülkeleriyle ilgili bölge çalışmaları, hukuk ve tarih üzerine çalışmaları bulunmaktadır.

2011 yılından Karabük Üniversitesi İİBF Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde öğretim üyesi olarak göreve başlamıştır.

 2016’da Bölge Çalışmaları alanında doçent unvanı almıştır. 

 2021’de aynı fakültenin Uluslararası İlişkiler Bölümünde Uluslararası Siyaset Profesörü kadrosuna atandı.

Halen aynı fakültenin Uluslararası İlişkiler Bölümü başkanı görevini yürütmektedir.

Yayınlanmış birçok eseri ve makalesi bulunmaktadır. Dünya Anayasalarını Türkçeye kazandırması nedeniyle kendisine 2019 yılında Hukuk Ansiklopedisi Özel Ödülü tevcih edilmiştir. 

Asker, değişik düşünce kuruluşlarında Kafkasya, Rus-Slav, Orta Asya ve Türk Dünyası üzerine çalışmalar yapmıştır. SSCB’den ayrılan ülkelerin anayasalarını Türkçe’ye kazandırması ile bilinmektedir. Rusya, Orta Asya, Kafkaslar. Demokratikleşme ve Rejim Değişimleri ile Türk Dünyası çalışmaları alanında uzmandır. ASAM(Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi) ve 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü‘ne rapor, makale ve analizler hazırlamıştır.  

Yazdığı Kitap Bölümleri 
Azerbaycan Milliyetçiliği. İçinde: Milliyetçilik (Editör: Tevfik Erdem), Otorite Yay., İstanbul 2020 (ss. 552-563)
Mehmet Emin Resulzade. İçinde: Milliyetçilik (Editör: Tevfik Erdem), Otorite Yay., İstanbul 2020 (ss. 749-768)
Ali Asker, Ahmet Bey Ağaoğlu. İçinde: Milliyetçilik (Editör: Tevfik Erdem), Otorite Yay., İstanbul 2020 (ss. 784-797).
Ali Bey Hüseyinzade (Turan). İçinde: Milliyetçilik (Editör: Tevfik Erdem), Otorite Yay., İstanbul 2020 (ss. 806-822).
Azerbaycan’da Milli Kimlik İnşasının Sosyo-Ekonomik ve Fikri Temelleri (19. Yüzyılın Ortaları- 20. Yüzyılın Başları). İçinde: Azerbaycan Düşünce Tarihi Evreler, Olaylar ve Şahsiyetler (19. Yüzyılın Ortaları-20. Yüzyıl Başları), (Editör: Ali Asker), Ankara 2020
Kâmil Veli Nerimanoğlu, Ali Asker, Milli Kimlik İnşasında Dil Unsuru ve Dil Politikası, İçinde: Azerbaycan Düşünce Tarihi Evreler, Olaylar ve Şahsiyetler (19. Yüzyılın Ortaları-20. Yüzyıl Başları), (Editör: Ali Asker), Ankara 2020
Üç Dönem Kesitinde Azerbaycan Tiyatrosu: Aydınlanma, Bağımsızlık ve Sosyalizm Evrelerine Bir Bakış, İçinde: Azerbaycan Düşünce Tarihi Evreler, Olaylar ve Şahsiyetler (19. Yüzyılın Ortaları-20. Yüzyıl Başları), (Editör: Ali Asker), Ankara 2020
Geleneksel Toplumdan Cumhuriyete Yönetim ve Hukuk Sisteminin Tarihi Gelişimi, İçinde: Azerbaycan Düşünce Tarihi Evreler, Olaylar ve Şahsiyetler (19. Yüzyılın Ortaları-20. Yüzyıl Başları), (Editör: Ali Asker), Ankara 2020
Azerbaycan Türklerinin Düşünce Hayatında Üzeyir Bey Hacıbeyli’nin Rolü, İçinde: Azerbaycan Düşünce Tarihi Evreler, Olaylar ve Şahsiyetler (19. Yüzyılın Ortaları-20. Yüzyıl Başları), (Editör: Ali Asker), Ankara 2020

Ağaoğlu Ahmet Bey – Ali Asker

19 Aralık – Hukuk Takvimi

0
19 Aralık Hukuk Takvimi: Hukuk tarihinde bu güne ilişkin önemli olaylar, kanun değişiklikleri, sözleşmeler, davalar, yargılamalar, idamlar, tutuklamalar, infazlar ve diğer hukuki gelişmeler. Ayrıca, diplomatik ilişkilerdeki dönüm noktaları, ulusal ve uluslararası hukuk kuruluşlarına ait gelişmeler, bildirgeler ve hukukçuların doğum ve ölüm günlerine dair detaylı bilgiler.

19 Aralık – Hukuk Takvimi

1921 5 Aralık’ta yapılan plesibit üzerine, Konstantin, Yunanistan Kralı olarak Atina’ya döndü.
 1920

Guyana’nın ilk kadın Cumhurbaşkanı olan Janet Jagan göreve başladı. Jagan, 17 Mart 1997 – 19 Aralık 1997 arasında başbakanlık ve 19 Aralık 1997 – 11 Ağustos 1999 arasında Cumhurbaşkanlığı yaptı.

Janet Jagan
 1921

Hıyaneti Vataniye Kanunu kapsamındaki bazı suçlar için öngörülen af kanunu çıkarıldı. TBMM Hükümeti, devam eden savaşta orduya asker temin etmek amacıyla bu af yasasını çıkardı ve halkın birlik içinde milli mücadeleye destek vermesini amaçladı.

 1954

Avrupa Kültürel Varlıkların Korunması Sözleşmesi, 19 Aralık 1954 tarihinde Paris’te imzalandı. Ortak kültür ve medeniyeti keşfetmek, yardımlaşmak ve korumak temel amaçlardandır. Avrupa Konseyi çerçevesinde imzalanan ilk antlaşmalardandır.

 1961

Nuremberg Mahkemesi (Judgment At Nuremberg) vizyona girdi. Yapımcılığını ve yönetmenliğini Stankey Kramer’in üstlendiği film, izleyiciyi sarsan bir sinematografi ile Hitler’in emrinde çalışan faşist rejime mensup, savaş suçlusu dört yargıcın yargılanmasını ve arka plandaki soykırımı işlemektedir.

 1962

Birleşmiş Milletler  Genel Kurulu, Sığınma Hakkına İlişkin olarak 19 Aralık 1962 tarihli 1839 (XVII) sayılı kararını aldı.

 1966

Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme, 19 Aralık 1966 tarihinde imzaya açıldı. Sözleşme, 16 Aralık 1966 tarihli ve 2200 A (XXI) sayılı BM kararıyla kabul edilmiş ve 41. madde dışında, 23 Mart 1976 tarihinde yürürlüğe girmişti.

 1968

Birleşmiş Milletler, silahlı çatışma hallerinde insan haklarına saygı ve sivil nüfusun korunması için temel prensipler konusunda 2444 (XXIII) sayılı kararını aldı.

 1972

Büyük Anadolu Partisi, 19 Aralık 1972 tarihinde Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatıldı. Kapatma kararının gerekçesi 23 Mart 1973 tarihli Resmi Gazete’de yayınlandı. Büyük Anadolu Partisi, 4 Kasım 1969 tarihinde İstanbul’da kurulmuş, Cumhuriyet Başsavcılığı 11/10/1972 gününde Büyük Anadolu Partisi’nin kapatılması istemiyle dava açmış, 19 Aralık 1972 tarihinde Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatılmıştır. 1986 yılında kurulan ve Anayasa Mahkemesi tarafından 1992 yılında kapatılan Büyük Anadolu Partisi(BAP) ile karıştırılmamalıdır. 

 1978

Maraş Katliamı olarak bilinen Kahramanmaraş Olayları başladı. 26 Aralık‘a kadar süren olaylarda 111 kişi öldü, 176 kişi yaralandı.

 1984 Çin ve Birleşik Krallık, Hong Kong’un 1 Temmuz 1997’de Çin Halk Cumhuriyeti’ne devredilmesi konusunda anlaştı.
 1989

Bileşmiş Milletler, Çölleşmeyle Mücadele Eylem Planının uygulanmasına dair 19 Aralık 1989 tarihli ve 44/172 sayılı Genel Kurul kararını aldı.

 1991

Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı, bugünkü ve gelecek kuşaklar için küresel iklimin korunmasına dair 46/169 sayılı Genel Kurul kararını aldı.

 1991

Avrupa Birliği, 3925/91 (EEC) sayılı kararıyla, kişilerin Birlik içi uçuşlarında kabin ve el bagajlarına ve Birlik içi deniz geçişlerinde bagajlarına yönelik kontrollerin ve formalitelerin kaldırılması hususundaki Konsey Tüzüğünü çıkardı.

 1996 Danimarka, İzlanda ve İskandinav Ülkeleri Schengen‘e dahil oldu. (İsveç, Norveç, Finlandiya)

Shengen Vizesi
 2000

Ölüm orucu ve açlık grevlerinin devam ettiği 20 cezaevine müdahale edildi. Hayata Dönüş adı verilen operasyonun ilk gününde, Çanakkale ve Ümraniye cezaevleri hariç 18 cezaevinde eylem sona erdirildi. Olaylar nedeniyle büyük insan hakları ihlalleri yaşandı. Adli Tıp Kurumu, 19 Aralık 2000 tarihinde düzenlenen operasyonlarda, Bayrampaşa Cezaevi’nde ölen üç tutuklunun savcı denetiminde yapılan otopsisinde, cesetlerin, mermi çekirdekleri çıkarıldıktan sonra Adli Tıp’a teslim edildiklerinin ortaya çıktığını açıkladı. 

 2009  Gazeteci İsmail Cihan Hayırsevenler, Bandırma’da öldürüldü.
2011 Liechtenstein, Avrupa Birliği Schengen anlaşmasına katıldı.
2011

BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek Bireysel Başvuru Usulüne İlişkin İhtiyari Protokol Kapsamındaki Usul Kuralları, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 19 Aralık 2011 tarihli ve 66/138 sayılı kararıyla kabul edildi. Protokol, 14 Nisan 2014 tarihinde yürürlüğe girdi. Türkiye, İhtiyari Protokol’ü 24 Eylül 2012 tarihinde imzaladı. Türkiye, İhtiyari Protokol’ü 24 Eylül 2012 tarihinde imzalamış, onayın uygun bulunduğuna ilişkin 9 Mart 2017 tarih ve 6976 sayılı Kanun, 3 Nisan 2017 tarih ve 30027 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı.

 2012 Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 19 Aralık 2011 tarihli toplantısında, “Kız çocuklarının çocuk haklarından eşit olarak yararlanmadığını, onlara  verilecek her türlü desteğin kız çocuklarına karşı ayrımcılığı ve şiddeti önleyeceğini, onları güçlendireceğini ve bunun toplumsal açıdan yararını önemle vurgulayarak” 11 Ekim gününün “Dünya Kız Çocukları Günü” olarak kabul edilmesine oybirliğiyle karar vermişti. 2012 yılından beri 11 Ekim tarihi, kız çocuklarının eğitim, sağlık, güvenlik, beslenme, gelişim gibi haklarını eşit olarak kullanması ve kız çocuklarına yönelik ayrımcılık ve şiddete son verilmesi çağrılarının yapıldığı bir gün olarak kutlanmaktadır.
2023 Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde 18i tutuklu 108 siyasetçinin yargılandığı Kobanê Davasına devam edildi. Sincan Cezaevi Kampüsü’nde yapılan duruşmasıyı Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğlulları ve Tuncer Bakırhan da izledi. Figen Yüksekdağ, esas hakkındaki mütaalaya karşı savunmasını yaptı: “Bizlere karşı sergilenen siyasi tasfiye operasyonunun doğal ve kaçınılmaz sonuçlarından biri yaşanıyor. Toplum ekonomik olarak, değerler yapısı olarak dibe vuruyor. Bununla birlikte yozlaşma, bıkkınlık, sosyal dinamiklerini yitirme durumu yaşanıyor.”
2023 İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 54. Hukuk Dairesi, yerel mahkemece görülerek reddedilen bir kira uyarlama davasında, ‘kiralarda yüzde 25 artış düzenlemesini’ tartışmaya açan bir karar vererek  yüzde 25 sınırının ‘adil olmadığına’ hükmetti.
2023 Depremin üzerinden 10 aydan fazla süre geçmesine rağmen Malatya’da adliye sorununun çözülemediği, adliyesinin yedi ayrı binada hizmet vermesi nedeniyle avukatların duruşmalara yetişemediği, halkın mağdur olduğu bildirildi. Malatya Barosu, sorunun çözümü için 20 Aralık’ta ‘Tek çatıda adliye’ yürüyüşü düzenleyeceğini duyurdu. Yürüyüşe, Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan‘ın da katılacağı açıklandı.
2023 Türkiye Barolar Birliği (TBB) İnsan Hakları Merkezi, BİRTEK-SEN ve Özak Tekstil işçilerine yönelik baskılara ilişkin yazılı açıklama yaptı. Valiliğin 29 Kasım 2023 tarihli il genelini kapsayan eylem yasağı kararına atıf yapılan açıklamada: “Mülki amirler, kolluk makamları ve adli makamların bu tutumları, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, ifade özgürlüğü, seyahat özgürlüğü, kişi özgürlüğü ve güvenliği gibi birden çok temel hak ve özgürlüğü ihlal etmiş, hukuka aykırı biçimde sınırlandırılmasına yol açmıştır.” denildi. 
2023 Atatürkçü Düşünce Derneği, tarikat ve cemaatlerle protokol yapmaya devam edeceklerini açıklayan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu: ‘Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, tarikat-ı medeniyedir. Medeniyetin gerektirdiğini yapmak insan olmak için kâfidir.’
2023

78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can, kapatılan Özgür Gündem gazetesiyle dayanışmak amacıyla bir günlük “Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği” kampanyasına katıldığı gerekçesiyle ve “terör örgütü propagandası yapmak” iddiasıyla 1 yıl 3 ay hapis alması nedeniyle bulunduğu Marmara 5 No’lu Kapalı Cezaevi’nden(Silivri) tahliye edildi.

2023 BM, İsrail saldırısının durması için sesini yükseltti. UNICEF, Gazze’de ampüte edilen çocukların bu kez hastanelerde vurulmasına örnek vererek öfkesini dile getirdi. DSÖ, “Dünyanın bunun devam etmesine izin vermesi inanılacak gibi değil” dedi.
2023 İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkezi Hapishaneler Komisyonu, “Hayata Dönüş Operasyonu”nun 23. yıldönümünde açıklama yaptı. Derneğin açıklamasında, hapishanelerdeki hak ihlallerine ve tecrit sistemine değinildi: “Tecridin en ağır halinin uygulandığı 14 F Tipi, 7 S Tipi, 22 Yüksek Güvenlikli ve 14 Y Tipi hapishane ile mahpuslar ağır bir izolasyona tabi tutuluyor.”
2023 Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan, Türkiye Adalet Akademisi tarafından düzenlenen “Akademi Söyleşileri” kapsamında hâkim ve savcı adayları ile bir araya gelerek “Cumhuriyet’in 100. Yılında Anayasa Yargısı” başlıklı bir konuşma yaptı. Hakim ve savcı adaylarına konuşma yapan AYM Başkanı Zühtü Arslan, “Uzaktan kumandalı yargı da yargıç da olmaz” dedi.
2023 Gazeteci Murat Ağırel’in Cumhuriyet’te yayımlanan ’50 bin TL’lik biletler’ başlıklı yazısı hakkında yapılan suç duyuru hakkında takipsizlik kararı verildi. Kararda ifade özgürlüğüne vurgu yapılarak “kullanılan dilin haberin niteliği gereği sert, tahrik edici, şaşırtıcı ve çarpıcı olduğu ve fakat basın ve ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kaldığı” belirtildi. 

19 Aralık - Hukuk Takvimi

19 Aralık – Hukuk Takvimi

Müzik Sektörü Meslek Birlikleri

0
Müzik Sektörü Meslek Birlikleri
1. MESAM (Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği)
Kuruluş Tarihi : 11.08.1986
Adresi : Sıracevizler Cad. Esen Sok. Saruhan Plaza No :6 Kat: 6
Bomonti,Şişli/İstanbul
Telefon : 0.212.296 99 10
Faks: 0.212.296 99 26

Web Adresi: www.mesam.org.tr

 

 2. MSG (Musiki Eseri Sahipleri Grubu Meslek Birliği )
Kuruluş Tarihi : 26.07.1999
Adresi : Esentepe Mahallesi Haberler Sokak No: 4
Şişli / İSTANBUL
Telefon : 0.212.267 45 15
Faks: 0.212.267 45 60
Web Adresi: www.msg.org.tr
 
3.  MÜYOR-BİR (Müzik Yorumcuları Meslek Birliği)
Kuruluş Tarihi : 19.04.2000
Adresi : Harbiye M. Cumhuriyet C. Dörtler Apt. No:42 K:2 D:2
Elmadağ Şişli/İstanbul
Telefon : 0212 241 74 76
Faks:0.212.241 74 79
Web Adresi: www.muyorbir.org.tr
4. MÜZİKBİR (Bağlantılı Hak Sahibi Fonogram Yapımcıları Meslek Birliği)
Kuruluş Tarihi : 14.04.2008
Adresi: Fevzipaşa Cad. Bilgili Apt. No:42 D. 4 Fatih / İSTANBUL
 Tel: 0212. 532 57 52 – 53
Faks: 0212 532 56 33
Web Adresi: www.muzikbir.org
 
5. MÜ-YAP (Mü-Yap Bağlantılı Hak Sahibi Fonogram Yapımcıları Meslek Birl.)
Kuruluş Tarihi : 03.08.2000
Adresi :Kuloğlu Mah.Turnacıbaşı Sok. No: 6 Kat:5   Beyoğlu/İSTANBUL
Telefon :0.212.292 46 13 (pbx)
Faks: 0.212.292 46 17
Web Adresi: www.mu-yap.org
6. MÜYA-BİR (Bağlantılı Hak Sahibi Fonogram Yapımcıları Meslek Birliği)
Kuruluş Tarihi: 22.08.2006 / 137587
Adresi : Merkez Efendi Mah. Mevlana Cad. Tercüman Sitesi A-10 Blok  Kat: 8
Daire: 36 Cevizlibağ/Zeytinburnu/İSTANBUL
Tel: 0212.582 12 83- 84- 60 pbx
Faks:0.212.582 12 64
Web Adresi: www.muya-bir.org.tr

Ombudsman Akademik Dergisi

0
Ombudsman Akademik

Ombudsman Akademik Dergisi, Kamu Denetçiliği Kurumu tarafından çıkarılan süreli ve hakemli bir yayın organıdır.

Kamu Denetçiliği Kurumu-Ombudsmanlık, kamu hizmetlerinin işleyişinde bağımsız ve etkin bir şikayet mekanizması oluşturmak suretiyle, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını denetlemektedir. Kurum, insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde idareye önerilerde bulunmak amacıyla kurulmuştur ve derginin yayını da bu çerçeve içindedir.

Ombudsman Akademik Dergisi

Kamu Denetçiliği Kurumu-Ombudsmanlık yasal görevlerini yapmak yanında görevi ile uyumlu bilimsel çalışmalara da yönelmiş ve 2014 yılından itibaren “Ombudsman Akademik” hakemli dergisi yayımlamaya başlamıştır.

Ombudsman Akademik Dergisinin Yayın Alanı

Ombudsman Akademik Dergisi, kamu yönetiminde karşılaşılan sorunlara bilimsel çözümler bulunmasına ve idarede iyi yönetimin yerleşmesine katkıda bulunmayı amaçlayan ve bilimsel yazılar yayınlayan bir dergidir.

Ombudsman Akademik Dergisinde, Kamu Denetçiliği Kurumunu ve görev alanını ve dünya uygulamalarını doğrudan ilgilendiren konularda, idarenin işlem, eylem, tutum ve davranışı nedeniyle menfaati ihlal edilen bireylerin başvurularını ilgilendiren konularda, idarenin denetimini, hak arama yollarını, iyi yönetim ilkeleri ve benzeri şekilde idare hukuku ve kamu yönetimini ilgilendiren konularda yazılar yayınlamaktadır. Dergi ayrıca, kadın, çocuk, engelli ve benzeri insan hak ve hürriyetlerini ilgilendiren ulusal ve uluslararası mevzuat hükümlerini içeren konular ile adalet sistemimizde uzlaşma ve arabuluculuk gibi konularda bilimsel yayınlar yapmaktadır.

Ombudsman Dergisi Yayın İlkeleri

Ombudsman Akademik Dergisi resmi internet sitesinden Yayın İlkelerini ilan etmiştir. Bu ilkelere göre, yazılar, bilimsel ölçülere uygun, açık ve anlaşılır olmalı, Kamu Denetçiliği Kurumunun faaliyet alanı ile ilgili bütün konularda olmalı, iyi tanımlanmış bir problematiğe dayanmalı ve başlıklar bu problematikle uyumlu olmalıdır. Gönderilecek makaleler, daha önce başka bir yerde yayımlanmamış veya  yayımlanmak üzere gönderilmemiş olmalıdır.

Ombudsman Akademik Dergisi Hakemli Bir Dergidir

Ombudsman Akademik Dergisi Hakemli Bir Dergidir. Ombudsman Akademik Dergisi, 2017 yılından itibaren de TÜBİTAK ULAKBİM Sosyal ve Beşeri Bilimler Veri Tabanında taranmaya başlamıştır.Ombudsman Akademik Dergisinde yayımlanması kabul edilen çalışmaların tüm yayın hakları Ombudsman Akademik Dergisine aittir. Makalesi yayımlanan yazarlara, Kamu Kurum ve Kuruluşlarınca Ödenecek Telif ve İşlenme Ücretleri Hakkında Yönetmeliğe uygun olarak Yayın Kurulu tarafından onaylanan miktarda telif ücreti ödenmektedir. Derginin yayın dili Türkçedir ve Yabancı dillerdeki çalışmaların yayımlanması Editörler Kurulunun kararına bağlıdır.

Akademik Dergi İletişim

Yazışma adresi: Kavaklıdere Mah. Zeytindalı Caddesi No:4 Çankaya ANKARA

İletişim Bilgileri İnternet adresi: www.ombudsman.gov.tr

e-posta: dergi@ombudsman.gov.tr

Dr. Ümit ŞAHİN

Kamu Denetçiliği Kurumu

Kavaklıdere Mah. Zeytindalı Cad. No:4 Çankaya/ANKARA

Tel: 0312 465 22 00

e-posta: umit.sahin@ombudsman.gov.tr

İtiraz hakkı

0

İtiraz Hakkı, yasalar karşısında hakkının ihlal edildiğini düşünen her birey ve tüzel kişinin mahkemeler nezdinde hukuki yollara başvurmadan önce idari birimlere yapacağı başvurulardır. Hukuki yola başvurmadan önce gerek devlet organlarına ve gerekse hukuki muhataplarına yapacakları itiraz ile yanlış görülen iş ve işlemin düzeltilmesini talep hakkı kullanılır.

İtiraz hakkından genel olarak devlet organlarının yaptığı işlemlere karşı itiraz anlaşılsa da her türlü işe ve işleme karşı itiraz mümkündür. Örneğin;  idari para cezasına itiraz, her türlü idari iş ve işleme karşı itiraz, faturaya itiraz, ödeme emrine itiraz, ihtarnameye itiraz vb.

İtiraz hakkının kullanılmasında en önemli husus yasalarca önceden öngörülmüş olan sürelere dikkat edilmesidir.

Kamu Denetçiliği Kurumu-Ombudsmanlık

0
Kamu Denetçiliği Kurumu Binası

Kamu Denetçiliği Kurumu-Ombudsmanlık, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası gereğince kurulmuş olan  Anayasal bir kurumdur. Kuruma özel kuruluş kanunu çıkarılmış ve 6328 sayılı Kanun ile kurum çalışmalarına başlamış, kurumun çalışma ve işleyişine dönük olarak yönetmelikler çıkarılmıştır.

Kamu Denetçiliği Kurumu-Ombudsmanlık, idarenin işleyişi ile ilgili şikayetler üzerine, devletin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmak amacıyla kurulmuştur. Vatandaşlar, devletin ve devlete ait tüm kurum ve kuruluşların yaptığı iş ve işlemler hakkında kuruma başvuru yaparak sorunlarının çözüme kavuşturulmasını talep edebilmektedir.

Kamu Denetçiliği Kurumu-Ombudsmanlık, TBMM Başkanlığına bağlı, kamu tüzel kişiliğini haiz, özel bütçeli, merkezi Ankara’da bulunan ve Başdenetçilik ile Genel Sekreterlikten oluşan bir kurumdur. Kurum, Ombudsmanlık olarak bilinmektedir. Başdenetçilik, TBMM tarafından dört yıllığına seçilen bir Kamu Başdenetçisi ve beş Kamu Denetçisinden oluşmakta, başdenetçi tarafından yönetilmekte ve temsil edilmektedir.

Kurumun Kuruluş Amacı

Kamu Denetçiliği Kurumu-Ombudsmanlık, hukukun üstünlüğünün sağlanması, iyi yönetim ilkelerinin yerleştirilmesi ve halka karşı sorumluluk anlayışı içinde ve hakkaniyet temelinde kararlar alınabilmesi için bir denetim mekanizması olarak kurulmuştur. Kurum, 2013 yılından itibaren faaliyetlerini sürdürmektedir ve “halkın avukatı” sloganıyla çalışarak aldığı kararlar ile idareye yol göstermektedir.

Kamu Denetçiliği Kurumu Binası

Kamu Denetçiliği Kurumu-Ombudsmanlık, idarenin hizmet kalitesinin yükseltilmesine, iyi yönetim ilkelerinin yerleşmesine, insan haklarının gelişmesine, hukukun üstünlüğünün sağlanmasına çalışmaktadır. Kurum, hak arama kültürünün yaygınlaşmasına, şeffaf, hesap verebilir, insan odaklı bir idarenin oluşmasına katkı sağlamak için faaliyetlerini yürütmektedir.

Avrupa Birliğinde kurulu bulunan Avrupa Ombudsmanı ve diğer devletlerdeki kurum yapılanmaları örnek alınmıştır

Kamu Denetçiliği Kurumu-Ombudsmanlık, kamuoyunun eleştirisine açıklık ve değişim talebini karşılamak, hızlı ve etkili iletişim olanaklarına uygun olarak davranmaktadır. Kurum, toplumun taleplerine karşı daha duyarlı, katılımcılığa önem veren, açıklık, saydamlık, hesap verebilirlik, tarafsızlık, dürüstlük ve objektiflik ilkelerine bağlı kamu hizmeti verilmesini sağlamak için çalışmaktadır.

Kamu Denetçiliği Kurumu-Ombudsmanlık, kamu kurumlarının etik değerlere uygun davranmasını sağlamak, yönetimde yolsuzlukların önlenmesine katkıda bulunmak, kaliteli kamu hizmeti sunulmasını, kamu yönetimine ve kurumlarına güvenin oluşmasını amaçlamaktadır.

Kamu Denetçiliği Kurumu-Ombudsmanlık, Birleşmiş Milletler, OECD ve Avrupa Konseyi gibi Türkiye’nin üyesi olduğu uluslararası kuruluşların mevzuatına ve çalışmalarına uygun bir kamu hizmeti oluşturmak amacındadır.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab
Kamu Denetçiliği Kurumu Etik Komisyonu

Kamu Denetçiliği Kurumu-Ombudsmanlık bünyesinde oluşturulan Etik Komisyonu, devletin tüm kurum ve kurulları için, kamu görevlilerinin uymaları gereken etik davranış kurallarını belirlemek, bu kurallara uygun işleyişi sağlamak ve etik kuralların ihlali halinde, yargısal ve idari denetimin yanında, dış denetim yapmakla görevli bulunmaktadır.

Kamu Denetçiliği Kurumu Etik Komisyonunun görevleri, etik kültürünü yerleştirmek ve geliştirmek, personelin etik davranış ilkeleri konusunda karşılaştıkları sorunlarla ilgili olarak tavsiyelerde ve yönlendirmede bulunmak ve etik uygulamaları değerlendirmektir.

Komisyon, kamu görevlilerinin uyacakları mesleki ve etik ilke ve kuralları belirlemek, bunların uygulanmasını gözetmek, kamu görevlilerinin görevlerini eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak yapmalarını sağlamak ve etik kültürü ülkemizde benimsetmek ve yerleştirmek amacıyla kurulan Kamu Görevlileri Etik Kurulunun yaptığı çalışmalarla uyumlu bir program takip etmektedir.

Kamu Denetçiliği Kurumu-Ombudsmanlık ve Uluslararası Sözleşmeler

Kamu Denetçiliği Kurumu-Ombudsmanlık, Türkiye’nin kabul etmiş olduğu uluslararası mevzuatın yerleşmesi ve bu mevzuatta öngörülen kamu hizmeti kalitesine ulaşmak için görevlidir. Bu çerçevede, Soykırım Suçunun Önlenmesine Ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme, İşkence ve Diğer Zalimane, Gayriinsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmeye Ek İhtiyari Protokol, Ölüm Cezasının Kaldırılmasını Amaçlayan Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme, Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesine İlişkin İhtiyari Protokol, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Tasfiye Edilmesine Dair Sözleşmeye İlişkin Seçmeli Ek Protokol, Kadınların Siyasal Haklarına İlişkin Sözleşme, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek Çocuk Satışı, Çocuk Fahişeliği ve Çocuk Pornografisi ile İlgili İhtiyari Protokol, Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek Çocukların Silahlı Çatışmalara Dahil Olmaları Konusundaki Seçmeli Protokol, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’ye Ek Çocukların Silahlı Çatışmalara Dahil Olmaları Konusundaki İhtiyari Protokol, Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme, Tüm Göçmen İşçilerin ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme, İşkencenin ve Gayriinsani ya da Küçültücü Ceza veya Muamelenin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesine 2 No’lu Ek Protokol, Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi, Terörizmin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi, Terörizmin (Tedhişçiliğin) Önlenmesi Avrupa Sözleşmesi Tadil Protokolü, (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartı, Avrupa Konseyi Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Ulusal veya Etnik, Dinsel veya Dilsel Azınlıklara Mensup Olan Kişilerin Haklarına Dair Bildiri, Din veya İnanca Dayanan Her Türlü Hoşgörüsüzlüğün ve Ayrımcılığın Tasfiye Edilmesine Dair Bildiri, Kadınlara Karşı Şiddetin Tasfiye Edilmesine Dair Bildiri, Gelişme Hakkına Dair Bildiri, Mahpusların Islahı İçin Asgari Standart Kurallar, Herhangi Bir Biçimde Tutulan veya Hapsedilen Kişilerin Korunması İçin Prensipler Bütünü, Tutuklulara Uygulanacak Muameleler İçin Temel İlkeler, Özgürlüğünden Yoksun Bırakılmış Küçüklerin Korunması İçin Kurallar, Hukuk Dışı, Keyfi ve Kısa Yoldan İnfazların Etkili Biçimde Önlenmesi ve Soruşturulmasına Dair Prensipler, Kanun Adamlarının Zor ve Silah Kullanmalarına Dair Temel Prensipler, Zorla Kayıp Edilmeye Karşı Herkesin Korunmasına Dair Bildiri, Savcıların Rolüne Dair İlkeler, İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin İhlaline İlişkin Haberleşmede Uygulanacak Prosedür, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin “Avrupa Cezaevi Kuralları” Başlıklı (87) 3 No’lu Tavsiye Kararı, Kopenhag Kriterleri, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Sonuç Bildirgesi (Helsinki Belgesi), Yeni Bir Avrupa İçin Paris Şartı Yeni Bir Demokrasi, Barış ve Birlik Çağı, Avrupa Güvenlik Şartı, Avrupa Konseyi Statüsü, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’ye Ek Protokol, İnsan Hakları ve Ana Hürriyetlerin Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’ne Ek Birinci, İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesi’ne Ek Ölüm Cezasının Her Koşulda Kaldırılmasına Dair 13 Nolu protokol, İşkencenin ve Gayriinsani ya da Küçültücü Ceza veya Muamelelerin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi, İşkencenin ve Gayriinsani ya da Küçültücü Ceza veya Muamelenin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesine 1 No’lu Ek Protokol, İnsan Haklarının Geliştirilmesi ve Korunması İçin Kurulan Ulusal Kuruluşların Statüsüne İlişkin İlkeler (Paris Prensipleri) ve Birleşmiş Milletler Antlaşması kurumun çalışmalarına yön vermektedir.

Kamu Denetçiliği Kurumu-Ombudsmanlık Faks ve E-posta Yoluyla Başvuru Yapılabilmektedir.

Kamu Denetçiliği Kurumuna, faks veya elektronik posta yoluyla şikayet başvurusu yapılabilmektedir. Faks ve elektronik başvuru yapıldıktan sonra dilekçe asılları, 15 gün içerisinde Kuruma gönderilmelidir.

E-Devlet yoluyla yapılan başvurularda dilekçe aslının kuruma gönderilmesine gerek bulunmamaktadır.

E-Başvuru Sayfası>>

Başvuru formlarından size uygun olanını aşağıdaki bağlantılardan indirebilirsiniz.

Gerçek Kişi   Word Belgesi İndir   Pdf Belgesi İndir

Tüzel Kişi    Word Belgesi İndir    Pdf Belgesi İndir

https://www.ombudsman.gov.tr/rehber-sikca-sorulan-sorular/