Ana Sayfa Blog Sayfa 34

TBMM’nin Memlekete Beyannamesi

0

Anadolu’nun her köşesinden gelen vekillerinizin teşkil ettiği Büyük Millet Meclisi; olanı biteni dinleyip anladıktan sonra millete hakikati söylemeğe lüzum gördü. İngilizler tarafından satın alınan ve milleti bir­birine düşürmek maksadını güden bazı hainler sizi aldatmak için türlü türlü yalanlar söylüyorlar. İzmir vilâyetinin, Antalya’nın, Adana’nın, Ayıntab, Maraş ve Urfa havalisinin düşmanlar tarafından işgali üzerine silâhına sarılan milletdaş ve dindaşlarınızı yine size mahv ettirmek için ve padişah ve halifeye isyan sözünü ortaya atıyorlar. Millet Meclisi ha­life ve padişahımızı düşman tazyikinden kurtarmak, Anadolu’nun par­ça parça şunun bunun elinde kalmasına mani olmak, Pây-ı tahtımızı yine anavatana bağlamak için çalışıyor. Biz vekilleriniz Cenâb-ı Hakk ve Resûl-i Ekremin namına yemin ederiz ki padişaha, halifeye isyan sözü bir yalandan ibarettir ve bundan maksat vatanı müdâfaa eden kuvvetleri, aldatılan müslümanların elleriyle mahv etmek ve memleketi sahipsiz müdafaasız bırakarak elde etmektir. Hind’in, Mısır’ın başına gelen hâlden mübarek vatanımızı kurtarmak için İngiliz casusları­nın sizi aldatmak üzere uydurdukları yalana inanmayın! İzmir’ini, Adana’sını, Urfa ve Maraş’ını, velhasıl vatanın düşman istilâsına uğramış kısımlarını müdâfaa edenleri din ve milletlerinin şerefi için kan döken kardaşlarınızı arkadan size vurdurmak isteyen alçakları dinlemeyin ve onları Millet Meclisi’nin kararı üzerine cezalandıracak olanlara yardım edin, tâ ki din son yurdunu kaybetmesin, tâ ki milletimiz köle olmasın. Biz birlik oldukça düşman üzerimize gelemeyeceğini resmen ilân etti. Onun candan özlediği aramızda nifak ve şikaktır. Allah’ın laneti düş­mana yardım eden hainlerin üzerinde olsun ve rahmet ve tevfik-i halife ve padişahımızı millet ve vatanı kurtarmak için çalışanların üzerinden eksik olmasın.

25 Nisan 1336 (1920)

Büyük Millet Meclisinin Emriyle

Reis Mustafa Kemal

6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanuna İlişkin Uygulama Yönetmeliği.

0

6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanuna İlişkin Uygulama Yönetmeliği, 8 Mart 2012 tarihinde mecliste kabul edilerek 20 Mart 2012 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan 6284 Sayılı Kanunun uygulamasını göstermek üzere Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından 18 Ocak 2013 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.  

6284 SAYILI AİLENİN KORUNMASI VE KADINA KARŞI ŞİDDETİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUNA İLİŞKİN UYGULAMA YÖNETMELİĞİ

BİRİNCİBÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Amaç ve kapsam
MADDE 1

(1) Bu Yönetmelik, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınlar, çocuklar, aile bireyleri ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi ile şiddet uygulayan veya uygulama ihtimali olan kişiler hakkında şiddetin önlenmesine yönelik tedbirler ile bu tedbirlerin alınması ve uygulanmasına ilişkin usul ve esasları kapsar.

Dayanak
MADDE 2

(1) Bu Yönetmelik, 8/3/2012 tarihli ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunun 22 nci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar ve kısaltmalar
MADDE 3

(1) Bu Yönetmelikte geçen;
a) Aydınlatılmış rıza: Korunan kişinin kendisi hakkında verilebilecek tedbir kararının anlayabileceği bir biçimde sebepleri, aşamaları ve sonuçları hakkında açıklama yapılarak bilgilendirilmesi ve özgür iradesi ile bu hususların tamamını anlayıp kabul ettiğine dair yazılı beyanını,
b) Bakanlık: Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığını,
c) Gecikmesinde sakınca bulunan hal: Kolluk tarafından yapılacak tahkikat ve risk değerlendirilmesi sonucunda, derhal işlem yapılmadığı takdirde, şiddet eyleminin önlenememesi, kişinin can güvenliği, hak ve hürriyetlerinin korunmasının tehlikeye girmesi, korunan kişinin zarar görmesi, şiddet eyleminin iz, eser, emare ve delillerinin kaybolması, şiddet uygulayanın kaçması veya kimliğinin tespit edilememesi gibi ihtimallerin ortaya çıkması ve resen veya ilgilinin talebi üzerine mülki amirden ya da hâkimden karar almak için yeterince vakit bulunamaması halini,
ç) Geçici koruma: Hayati tehlikesi bulunan şiddet mağdurunun kolluk tarafından gerektiğinde her türlü teknik cihaz ve donanımlarla, yirmi dört saat esasına göre kesintisiz olarak, şiddet uygulayan veya uygulama tehlikesi bulunan kişilerden gelebilecek tehlikelerden korunması amacıyla yerine getirilen tedbiri,
d) Genel Müdürlük: Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünü,
e) Hâkim: Aile mahkemesi hâkimini,
f) Hayati tehlike: Bir kimsenin ölümle sonuçlanabilecek bir şiddet olayına maruz kalması ya da kalma ihtimalinin bulunması halini,
g ) İhbar ve şikâyet: İhbar, üçüncü kişiler tarafından ilgili makam veya mercilere olayın yazılı, sözlü veya başka bir suretle bildirilmesini; şikâyet, şiddet mağdurunun şiddet veya şiddet tehlikesi halinde ilgili makam veya mercilere müracaat etmesini,
ğ) Kanun: 8/3/2012 tarihli ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunu,
h) Kolluk: Polis, jandarma ve sahil güvenlik birimlerini,
ı) Kolluk amiri: Hakkında tedbir kararı verilen kişilerin yerleşim yeri veya bulunduğu ya da tedbirin uygulanacağı yerdeki Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından atamalarındaki usule göre konu ile yetkili ve görevli kolluk biriminin komutanını/amirini,
i) Konukevi: Fiziksel, duygusal, cinsel, ekonomik veya sözlü istismara veya şiddete uğrayanların, şiddetten korunması, psiko-sosyal ve ekonomik sorunlarının çözülmesi, güçlendirilmesi ve bu dönemde şiddet mağdurlarının varsa çocukları ile birlikte ihtiyaçlarının da karşılanmak suretiyle geçici süreyle kalabilecekleri ve konukevi, sığınmaevi, kadın sığınağı, kadınevi, şefkatevi ve benzeri adlarla açılan yatılı sosyal hizmet kuruluşunu,
j) Korunan kişi: Tedbir kararı kapsamında korunan şiddet mağdurunu ve varsa beraberindeki çocukları, aile bireylerini ve tek taraflı ısrarlı takip mağdurunu,
k) Koruyucu tedbir kararı: Kanun kapsamında belirtilen merciler tarafından korunan kişi hakkında olayın niteliği dikkate alınarak hükmedilecek tedbirlere ilişkin kararı,
l) Müdürlük: Aile ve Sosyal Politikalar il veya ilçe müdürlüğünü,
m) Şiddet: Kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranışı,
n) Şiddet mağduru: Mütekabiliyet ilkesi çerçevesinde uyruğuna bakılmaksızın, Kanunda şiddet olarak tanımlanan tutum ve davranışlara doğrudan veya dolaylı olarak maruz kalan ya da kalma tehlikesi bulunan kişiyi ve şiddetten etkilenen veya etkilenme tehlikesi bulunan kişiyi,
o) Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi (ŞÖNİM): Şiddetin önlenmesi ile koruyucu ve önleyici tedbirlerin etkin bir biçimde uygulanmasına yönelik güçlendirici ve destekleyici danışmanlık, rehberlik, yönlendirme ve izleme hizmetlerinin verildiği, yeterli ve gerekli personelin görev yaptığı ve tercihen kadın personelin istihdam edildiği, çalışmaların yedi gün yirmi dört saat esasına göre yürütüldüğü merkezi,
ö) Şiddet uygulayan: Kanunda şiddet olarak tanımlanan tutum ve davranışları uygulayan veya uygulama tehlikesi bulunan kişiyi,
p) Önleyici tedbir kararı: Kanunda belirtilen merciler tarafından şiddet uygulayan veya uygulama tehlikesi bulunan kişi hakkında, olayın niteliği dikkate alınarak hükmedilecek tedbirlere ilişkin kararı,
r) Şikâyet mercileri: Kolluğu, mülki amiri, Cumhuriyet başsavcılığını, hâkimi, Bakanlığın ilgili birimlerini,
s) Tedbir kararı: Kanun kapsamında, şiddet mağduru ve şiddet uygulayan hakkında hâkim, mülkî amir veya kolluk tarafından, talep veya ihbar üzerine ya da resen verilecek kararı,

ş) Tek taraflı ısrarlı takip: Aralarında aile bağı veya ilişki bulunup bulunmadığına bakılmaksızın , şiddet uygulayanın, şiddet mağduruna yönelik olarak, güvenliğinden endişe edecek şekilde fiziki veya psikolojik açıdan korku ve çaresizlik duygularına sebep olacak biçimde, içeriği ne olursa olsun fiili, sözlü, yazılı olarak ya da her türlü iletişim aracını kullanarak ve baskı altında tutacak her türlü tutum ve davranışı, ifade eder.

İKİNCİBÖLÜM
İhbar ve Şikâyet
İhbar ve şikâyet
MADDE 4

(1) Kişinin, şiddete uğraması veya şiddete uğrama tehlikesi altında bulunması halinde herkes durumu yazılı, sözlü veya başka bir suretle ilgili makam ve mercilere ihbar edebilir. Şiddet veya şiddete uğrama tehlikesinden haberdar olan kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ise durumu derhal, şikâyet mercilerine bildirmek zorundadır.
(2) Şiddet mağduru, şiddet veya şiddete uğrama tehlikesine maruz kalması halinde durumu şikâyet mercilerine yazılı, sözlü veya başka bir şekilde bildirebilir.
(3) Şikâyet mercileri Kanun kapsamındaki görevlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür.
(4) Müdürlük veya ŞÖNİM’e yapılan şikâyet ve ihbarlar, bunlar tarafından olayın özelliğine göre, kolluğa, mülki amire, Cumhuriyet başsavcılığına veya hâkime gecikmeksizin bildirilir.
(5) Sözlü yapılan şikâyet ve ihbarlar derhal tutanağa geçirilir.

Yapılacak işlemler
MADDE 5

(1) Kolluk, kendisine yapılan ihbar veya şikâyet üzerine genel hükümler doğrultusunda gerekli işlemleri yapar. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Kanun kapsamında almış olduğu koruyucu ve önleyici tedbirleri onaylanmak üzere tedbirin niteliğine göre mülki amire veya hâkime sunar. Kolluk, kendisine intikal eden her olay hakkında gecikmeksizin en seri vasıtalarla ŞÖNİM’e bilgi verir.
(2) Cumhuriyet başsavcılığı, yapılan ihbar ve şikâyet üzerine evrakın bir örneğini ivedilikle olayın niteliğine göre uygulanabilecek olan koruyucu veya önleyici tedbir hakkında karar verilmek üzere hâkime veya mülki amire gönderir.
(3) Mülki amire yapılan ihbar veya şikâyet üzerine Kanunun 3 üncü maddesinde belirtilen koruyucu tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere karar verilebilir. Ayrıca mülki amir olayın niteliğine göre şikâyet veya ihbarı, kolluğa veya Cumhuriyet başsavcılığına bildirir.
(4) Hâkim veya mülki amir tarafından verilen kararlar ivedilikle ŞÖNİM’e bildirilir.

ÜÇÜNCÜBÖLÜM
Tedbir Kararları Mülkî amir tarafından verilecek koruyucu tedbir kararları
MADDE6

(1) Kanun kapsamında korunan kişilerle ilgili olarak aşağıdaki tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere delil veya belge aranmaksızın mülkî amir tarafından ilgilinin talebi, Bakanlık veya kolluk görevlilerinin başvurusu üzerine ya da resen karar verilebilir:
a) Kendisine ve gerekiyorsa beraberindeki çocuklara, bulunduğu yerde veya başka bir yerde uygun barınma yeri sağlanması,
b) Diğer kanunlar kapsamında yapılacak yardımlar saklı kalmak üzere, geçici maddi yardım yapılması,
c) Psikolojik, meslekî, hukukî ve sosyal bakımdan rehberlik ve danışmanlık hizmeti verilmesi,
ç) Hayatî tehlikesinin bulunması hâlinde, ilgilinin talebi üzerine veya resen geçici koruma altına alınması,
d) Gerekli olması hâlinde, korunan kişinin çocukları varsa çalışma yaşamına katılımını desteklemek üzere dört ay, kişinin çalışması hâlinde ise iki aylık süre ile sınırlı olmak kaydıyla, on altı yaşından büyükler için her yıl belirlenen aylık net asgari ücret tutarının yarısını geçmemek ve belgelendirilmek şartıyla Bakanlık bütçesinin ilgili tertibinden karşılanmak suretiyle kreş imkânının sağlanması.

Barınma yerinin sağlanması
MADDE7

(1) Hakkında barınma yeri sağlanmasına karar verilen kişiler, Bakanlığa ait veya Bakanlığın gözetimve denetimi altında bulunan yerlerde; barınma yerlerinin yetersiz kaldığı hâllerde ise mülkî amirin, acele hâllerde kolluğun veya Bakanlığın talebi üzerine kamu kurum ve kuruluşlarına ait sosyal tesis, yurt veya benzeri yerlerde güvenli nakli sağlanıncaya kadar geçici olarak barındırılır.
(2) Korunan kişi varsa beraberindeki çocukları ile birlikte ŞÖNİM tarafından Bakanlığa bağlı veya Bakanlığın denetimi altında bulunan barınma yerlerine güvenli nakli sağlanıncaya kadar, bedeli ödenerek ve geçici barınmanın sağlandığı yer kolluğu tarafından kişinin güvenliği sağlanarak sosyal tesis, yurt ve benzeri yerlerde geçici olarak barındırılır. Barınma ve iaşe giderleri, ŞÖNİM tarafından ödenir. Korunan kişinin yerleştirildiği yere ilişkin bilgi ŞÖNİM’e bildirilir. ŞÖNİM kişinin talebini de dikkate alarak uygun ilk kabul birimi veya konukevi hizmeti verilecek yeri belirler ve korunan kişinin buraya yerleştirilmesini sağlar.
(3) Korunan kişi ve beraberindeki çocukların hayati tehlikesinin bulunması halinde konukevi, ilk kabul birimi veya diğer tesislere güvenli bir şekilde yerleştirilmesine kolluk tarafından refakat edilir. ŞÖNİM tarafından il içi ve il dışı nakillerde ulaşım için araç tahsis edilir ve ulaşım giderleri ile korunan kişinin zorunlu giderleri karşılanır.
(4) Barınma yeri sağlanması tedbirinin kolluk amirince uygulandığı veya korunan kişinin kollukta bulunduğu hallerde, kolluk tarafından kişi ŞÖNİM’e ivedilikle
ulaştırılır. Bunun mümkün olmaması halinde barınma ve iaşe giderleri Bakanlık bütçesinin ilgili tertibinden karşılanmak üzere kendisine ve beraberindekilere geçici barınma imkânı, ikinci fıkrada belirtilen şekilde sağlanır.
(5) Mülki amirin veya kolluk amirinin kararı ile kamu kurum ve kuruluşlarına ait barınma yerlerine getirilen şiddet mağduru, başka herhangi bir karar veya onay aranmaksızın barınma yerine derhal kabul edilir.
(6) Resen hakkında barınma yeri sağlanması tedbirine karar verilen kişinin barınma yerinde kalmak istememesi halinde aydınlatılmış rızası alınarak kalmak istediği yere ŞÖNİM tarafından ulaştırılır. Kişinin hayati tehlikesinin bulunması halinde kolluk refakati talep edilir.

Geçici maddi yardım yapılması
MADDE8

(1) Korunan kişi hakkında Kanunun 17 nci maddesi uyarınca geçici maddi yardım yapılır.
(2) Tedbir kararı, ilgiliye tefhim veya tebliğ edilir ve yerine getirilmek üzere ŞÖNİM’e gönderilir.
(3) Geçici maddi yardım kararı ile on altı yaşından büyükler için her yıl belirlenen aylık net asgari ücret tutarının otuzda birine kadar günlük ödeme yapılır.
Korunan kişinin birden fazla olması hâlinde, ilave her bir kişi için bu tutarın yüzde yirmisi oranında ayrıca ödeme yapılır. Ancak, ödenecek tutar hiçbir şekilde belirlenen günlük ödeme tutarının bir buçuk katını geçemez. Korunan kişilere barınma yeri sağlanması hâlinde bu fıkrada belirlenen tutarlar yüzde elli oranında azaltılarak uygulanır.
(4) Geçici maddi yardım, korunan kişinin kimlik numarası ve banka hesap numarası beyanına istinaden, kararın ŞÖNİM’e tebliğ edilmesini müteakiben hazırlanan bordro ile ödenir. Bordro, her ayın on beşinde ve otuzunda düzenlenerek tahakkuk eden meblağ ilgililerin banka hesabına yatırılır. Aynı tedbir kararında birden fazla kişi hakkında geçici maddi yardım yapılmasına dair karar verilmesi halinde bu kişiler aynı bordroda gösterilir ve ödemeler aynı banka hesap numarasına yapılır. Ödeme evrakına karar örneği eklenir. Geçici maddi yardıma dair ödemelere kararın geçerliliği süresince devam edilir. Geçici maddi yardım yapılmasının kaldırılmasına ya da değiştirilmesine karar verilmesi halinde kararın geçerli olduğu gün üzerinden hesaplanarak ödeme yapılır. Korunan kişiye elden ödeme yapılmaz.
(5) Geçici maddi yardımlar için yapılan ödemeler, Bakanlık bütçesine, geçici maddi yardımlar için konulan ödenekten karşılanır. Geçici maddi yardıma ilişkin ödemelerin gerialımı 42 nci maddede belirtilen esaslara göre yapılır.
(6) Diğer Kanunlara göre yapılan yardımlar, geçici maddi yardım yapılması tedbirine karar verilmesine engel olmaz.
(7) Bu madde kapsamında yapılan ödemeler, gelir vergisi ile veraset ve intikal vergisinden, bu ödemeler için düzenlenen kâğıtlar ise damga vergisinden istisnadır.

Rehberlik ve danışmanlık hizmeti
MADDE 9

(1) Korunan kişiye, kişinin psikolojik ve sosyo-ekonomik durumu değerlendirilerek, hakları, destek alabileceği kurumlar, meslek edindirme kurslarına katılmasına yönelik faaliyetlerde bulunmayı da kapsayacak şekilde iş bulma ve benzeri konularda gelişmesi ve uyum sağlaması, gerekli olan seçimleri, yorumları, planları yapması ve kararları vermesine yarayacak bilgi ve becerileri kazandırmak ve psikolojik destek sağlamak üzere ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile işbirliği içerisinde gerekli hizmetler verilir.
(2) Korunan kişinin hukuki rehberliğe ihtiyacı olması halinde 48 inci madde ile düzenlenen davalara müdahil olmayı da içeren gerekli destek ve danışmanlık hizmeti verilir.
(3) Bu hizmetlerin yerine getirilmesinde koordinasyon ŞÖNİM tarafından sağlanır.

Geçici koruma altına alınma
MADDE10

(1) Mülkî amir veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kolluk amiri tarafından, olayın niteliği, şikâyet ve ihbar göz önünde bulundurularak şiddet mağdurunun hayati tehlikesinin bulunması halinde ilgilinin talebi üzerine veya resen geçici koruma altına alma tedbiri verilir.
(2) Geçici koruma altına alınma tedbir kararının yerine getirilmesinden, hakkında koruyucu tedbir kararı verilen kişilerin yerleşim yeri, bulunduğu veya tedbirin uygulanacağı yerdeki kolluk görevli ve yetkilidir. Korunan kişi acil durumlarda hemen, diğer hallerde ise yirmi dört saat öncesinden gideceği yere ilişkin olarak görevli ve yetkili kolluğa bilgi verir. Kolluk tarafından korunan kişinin gideceği yerdeki kolluk gecikmeksizin haberdar edilir ve tedbir kararı uygulanmaya devam olunur.
(3) Korunan kişinin ne şekilde koruma altına alınacağı, şiddet mağduruna yönelik muhtemel tehdit ve risk göz önüne alınarak şiddet mağduru ve şiddet uygulayanın durumunun değerlendirilmesi suretiyle 11/11/2008 tarihli ve 27051 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhuriyet Başsavcılıkları ve Mahkemelerce Alınacak Tanık Koruma Tedbirlerine İlişkin Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelikte yer alan fiziki koruma tedbirleri hâkim veya mülki amir tarafından, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kolluk tarafından belirlenir.
(4) Korunan kişiye, geçici koruma kararının kapsam ve içeriği, şiddet veya şiddete uğrama tehlikesinin varlığı halinde arayabileceği telefon numaraları, kolluğun sorumlulukları, hangi durumlarda kolluğa bilgi vermesi gerektiği, hangi kolluk biriminin geçici koruma hizmetinden sorumlu olduğu ve benzeri hususlar, kolluk tarafından açıklanarak tutanağa geçirilir ve tebliğ edilir.

Kreş imkânı sağlanması
MADDE 11

(1) Çocuk sahibi olan korunan kişinin çalışmaması halinde, çalışma yaşamına katılımını desteklemek üzere dört ay, çalışması hâlinde ise iki aylık süre ile sınırlı olmak, on altı yaşından büyükler için her yıl belirlenen aylık net asgari ücret tutarının yarısını geçmemek ve belgelendirilmek şartıyla Bakanlık bütçesinin ilgili tertibinden karşılanmak üzere kreş imkânı sağlanması tedbiri verilir.
(2) Korunan kişi, çocuğun kamuya ait veya özel kreşe kaydedildiğine veya kreşe devam ettiğine dair belge ile aylık kreş bedelini gösterir belgeyi Müdürlüğe ibraz eder. Müdürlük birinci fıkra uyarınca gerekli işlemleri yerine getirir ve hizmetin alınması süresi üzerinden aylık olarak ödeme yapar. Çocuk bir aydan daha kısa bir süre faydalanmış ise hizmet aldığı gün üzerinden ödeme yapılır.
(3) Kreş bedelinin birinci fıkrada belirtilen tutardan az olması halinde belgedeki tutar, fazla olması halinde ise birinci fıkrada belirtilen tutar ödenir. Bu ödemeler Müdürlük tarafından kreşe yapılır.
(4) Kreş imkânı sağlanmasına dair tedbirin suiistimalinin öğrenilmesi halinde ödenen meblağ korunan kişiden tahsil edilir.

Hâkim tarafından verilecek koruyucu tedbir kararları
MADDE 12

(1) Kanun kapsamında korunan kişilerle ilgili olarak hâkim tarafından, ilgilinin talebi, Bakanlık veya kolluk görevlilerinin ya da Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine veya resen, şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaksızın aşağıdaki koruyucu tedbirlerden birine, birkaçına veya olayın özelliğine göre mülki amir tarafından alınabilecek tedbirler de dâhil olmak üzere, uygun görülecek benzer tedbirlere karar verilebilir:
a) İş yerinin değiştirilmesi.
b) Kişinin evli olması hâlinde müşterek yerleşim yerinden ayrı yerleşim yeri belirlenmesi.
c) 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunundaki şartların varlığı hâlinde ve korunan kişinin talebi üzerine tapu kütüğüne aile konutu şerhi konulması.
ç) Korunan kişi bakımından hayatî tehlikenin bulunması ve bu tehlikenin önlenmesi için diğer tedbirlerin yeterli olmayacağının anlaşılması hâlinde ve ilgilinin aydınlatılmış rızasına dayalı olarak 27/12/2007 tarihli ve 5726 sayılı Tanık Koruma Kanununa göre kimlik ve ilgili diğer bilgi ve belgelerinin değiştirilmesi.

İşyerinin değiştirilmesi
MADDE 13

(1) Hâkim tarafından, korunan kişinin tabi olduğu ilgili mevzuat hükümlerine göre, talebinin bulunması halinde veya onayı alınmak suretiyle işyerinin bulunduğu il içinde ya da il dışında değiştirilmesine karar verilebilir.
(2) Karar hâkim tarafından, korunan kişi bakımından en uygun koşullar göz önüne alınarak yerine getirilmek üzere korunan kişinin iş yerine tebliğ edilir.
(3) Karar yetkili kurum veya kişi tarafından yerine getirilir. İş yeri değiştirilmesine dair tedbir kararının kaldırılması halinde de karar işyerine tebliğ edilir.

Ayrı yerleşim yeri belirlenmesi
MADDE 14

(1) Hâkim tarafından, korunan kişinin talebi üzerine kişinin evli olması hâlinde müşterek yerleşim yerinden ayrı bir yerleşim yeri belirlenebilir.
(2) Hakkında ayrı yerleşim yeri belirlenmesine dair tedbir kararı verilen kişinin müracaatı üzerine, nüfus müdürlüğü tarafından kişinin talebine uygun olarak adresle ilgili işlemler yerine getirilir.

Aile konutu şerhi
MADDE 15

(1) Hâkim tarafından, Türk Medenî Kanunundaki şartların varlığı hâlinde ve korunan kişinin talebi üzerine tapu kütüğüne, aile konutu şerhi konulması kararı verilebilir.
(2) Karar, hâkim tarafından ivedilikle yerine getirilmek üzere ilgili tapu sicil müdürlüğüne gönderilir.

Kimlik ve diğer bilgi ve belgelerin değiştirilmesi
MADDE 16

(1) Kimlik ve diğer bilgi ve belgelerin değiştirilmesi tedbiri, hâkim tarafından, korunan kişinin hayati tehlikesinin bulunması ve bu tehlikenin önlenmesi için diğer tedbirlerin yeterli olmayacağının anlaşılması hâlinde, ilgilinin aydınlatılmış rızasına dayanılarak Tanık Koruma Kanunu hükümlerine göre verilen tedbir kararıdır.
(2) Karar, İçişleri Bakanlığınca gereği yerine getirilmek üzere hâkim tarafından Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir.
(3) Cumhuriyet başsavcılığınca bu karar İçişleri Bakanlığına ivedilikle gönderilir. Karar üzerine yapılan işlemin sonucu, İçişleri Bakanlığı tarafından Cumhuriyet başsavcılığına bildirilir.

Hâkim tarafından verilecek önleyici tedbir kararları
MADDE 17

(1) Hâkim tarafından şiddet uygulayanlarla ilgili olarak aşağıdaki önleyici tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere karar verilebilir:
a) Şiddet mağduruna yönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmaması.
b) Müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi.
c) Korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları konuta, okula ve işyerine yaklaşmaması.
ç) Çocuklarla ilgili daha önce verilmiş bir kişisel ilişki kurma kararı varsa, kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde kurulması, kişisel ilişkinin sınırlanması ya da tümüyle kaldırılması.
d) Gerekli görülmesi hâlinde korunan kişinin, şiddete uğramamış olsa bile yakınlarına, tanıklarına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin hâller saklı kalmak üzere çocuklarına yaklaşmaması.
e) Korunan kişinin şahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zarar vermemesi.
f) Korunan kişiyi iletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsız etmemesi.
g) Bulundurulması veya taşınmasına kanunen izin verilen silahları kolluğa teslim etmesi.
ğ) Silah taşıması zorunlu olan bir kamu görevi ifa etse bile bu görevi nedeniyle zimmetinde bulunan silahı kurumuna teslim etmesi.
h) Korunan kişilerin bulundukları yerlerde alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmaması ya da bu maddelerin etkisinde iken korunan kişilere ve bunların bulundukları yerlere yaklaşmaması, bağımlılığının olması hâlinde, hastaneye yatmak dâhil, muayene ve tedavisinin sağlanması.
ı) Bir sağlık kuruluşuna muayene veya tedavi için başvurması ve tedavisinin sağlanması.
(2) Hâkim, 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununda yer alan koruyucu ve destekleyici tedbirler ile Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre
velayet, kayyım, nafaka ve kişisel ilişki kurulması hususlarında da karar verebilir.
(3) Şiddet uygulayan, aynı zamanda ailenin geçimini sağlayan veya katkıda bulunan kişi ise hâkim, Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre nafakaya hükmedilmemiş olması kaydıyla, şiddet mağdurunun yaşam düzeyini göz önünde bulundurarak talep edilmese dahi tedbir nafakasına hükmedebilir. Tedbir nafakasının tahsiline ilişkin hususlar 43 üncü maddedeki usul ve esaslara göre yerine getirilir.

Şiddet tehdidinde veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmama
MADDE 18

(1) Hâkim tarafından, şiddet uygulayanın korunan kişiye karşı tehdit, hakaret, aşağılama veya küçük düşürme ve benzeri söz ve davranışlarda bulunmamasına ilişkin olarak karar verilebilir.

Uzaklaştırma ve konutun korunan kişiye tahsisi
MADDE 19

(1) Hâkim tarafından şiddet uygulayanın, korunan kişi ile birlikte oturdukları müşterek konuttan uzaklaştırılarak, konutun korunan kişiye tahsis edilmesine ilişkin karar verilebilir.
(2) Mülki amir ya da hâkim, talep edilmesi hâlinde korunan kişiye, şiddet uygulayana ya da bu kişilerin yakınlarına ait kişisel eşya ve belgelerin kolluk marifetiyle kendilerine teslim edilmesine karar verebilir. Teslim edilecek kişisel eşya ve belgeler, tedbir kararında gösterilir.
(3) Bu tedbirin uygulanması, şiddet uygulayanın uzaklaştırıldığı konutun kira, elektrik, su, telefon, doğalgaz ve benzeri giderlerini karşılamaya devam etmesine engel teşkil etmez. Hâkim şiddet uygulayanın, koruma kararı süresince aile konutunun kira sözleşmesini feshetmemesine, kamu konutu tahsisinin kaldırılması yönünde talepte bulunmamasına ve bu tür yükümlülüklerinin devamı ile uygun göreceği diğer tedbirlere de karar verebilir.
(4) Kira sözleşmesine ilişkin tedbir kararı kiralayana, kamu konutu tahsisinin kaldırılmamasına yönelik tedbir kararı ise ilgili kamu kurumuna bildirilir.

Korunan kişinin bulunduğu yere yaklaşmama
MADDE 20

(1) Hâkim tarafından, şiddet uygulayanın korunan kişiye, konuta, okula, işyerine ve korunan kişinin bulunabileceği sair yerlere yaklaşmamasına ilişkin karar verilebilir.

Çocukla kişisel ilişki kurulmasının sınırlandırılması
MADDE 21

(1) Hâkim tarafından daha önce verilmiş, çocukla kişisel ilişki kurma kararı varsa kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde yapılmasına veya durumun özelliğine göre sınırlandırılmasına ya da tümüyle kaldırılmasına ilişkin karar verilebilir.

Yakınlara, tanıklara ve çocuklara yaklaşmama
MADDE 22

(1) Hâkim tarafından gerekli görülmesi hâlinde, şiddet uygulayanın, şiddete uğramamış olsa bile korunan kişinin, yakınlarına, şiddetin tanıklarına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin hâller saklı kalmak üzere çocuklarına yaklaşmamasına ilişkin karar verilebilir.

Eşyalara zarar vermeme
MADDE 23

(1) Hâkim tarafından, şiddet uygulayanın, korunan kişinin şahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zarar vermemesine yönelik karar verilebilir.

İletişim araçlarıyla rahatsız etmeme
MADDE 24

 (1) Hâkim tarafından, şiddet mağdurunun korunması  amacıyla, şiddet uygulayanın görsel, işitsel, yazılı, internet ve benzeri iletişim araçlarıyla ya da sair surette korunan kişiyi rahatsız etmemesine yönelik karar verilebilir.

Silah teslimi
MADDE25

(1) Hâkim tarafından, şiddet mağdurunun korunması amacıyla şiddet uygulayana ait silâhların kolluğa teslimine ve tedbir süresinin sonuna kadar emanetine yönelik karar verilebilir.

Kamu görevi nedeniyle kullanılan silahın teslimi
MADDE 26

(1) Hâkim tarafından, şiddet uygulayanın, silah taşıması zorunlu olan bir kamu görevi ifa etse bile bu görevi nedeniyle zimmetinde bulunan silahı kurumuna teslim etmesine yönelik karar verilebilir.
(2) Silahı teslim alan kurum amiri, karar süresinin sonuna veya tedbirin değiştirildiğine ya da kaldırıldığına dair yeni bir karar verilmedikçe birinci fıkra hükümlerine göre verilen tedbir kararını uygulamaya devam eder ve silahı hiçbir şekilde iade etmez.
(3) Silahın teslim alınması ve iadesi işlemleri kurum amiri, şiddet uygulayan ve bir tanık arasında imzalanan tutanak ile yerine getirilir.

Alkol veya uyuşturucu ya da uyarıcı madde kullanmama ve bağımlılık halinde muayene ve tedavi
MADDE27

(1) Hâkim tarafından, şiddet uygulayanın, korunan kişilerin bulundukları yerlerde alkol, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmaması ya da bu maddelerin etkisinde iken korunan kişilere ve bunların bulundukları yerlere yaklaşmaması, bağımlılığının olması hâlinde, hastaneye yatmak dâhil, muayene ve tedavisinin sağlanmasına yönelik karar verilebilir.
(2) Hakkında önleyici tedbir kararı verilen kişinin, bir sağlık kuruluşunda muayene veya tedavi olmasının sağlanması ve sonuçları ile tedbirin kişi üzerindeki etkilerinin takibi ŞÖNİM tarafından ilgili kurum veya kuruluş ile koordinasyon içerisinde yerine getirilir. ŞÖNİM olayın özelliğine göre bu kararın yerine getirilmesi sırasında kolluktan yardım isteyebilir.
(3) Hakkında tedbir kararı verilen kişinin sağlık kuruluşunda tedaviyi reddetmesi halinde durum tutanakla tespit edilerek ivedilikle Cumhuriyet başsavcılığına ve ŞÖNİM’e bildirilir.
(4) Bu tedbirin uygulanmasına ilişkin giderler, 44 üncü maddenin üçüncü fıkrasındaki usul ve esaslara göre karşılanır.

Bir sağlık kuruluşunda muayene ve tedavi
MADDE28

(1) Hâkim tarafından şiddet uygulayanın, şiddet eğilimine yol açan davranışlarını önlemek amacıyla, sağlık kuruluşuna muayene veya tedavisi için başvurması ve tedavisinin sağlanmasına yönelik karar verilebilir.
(2) Şiddet uygulayanın muayene ve tedavisinin sağlanmasına karar verilmesi halinde, illerde il halk sağlığı müdürlüğüne, ilçelerde toplum sağlığı merkezine başvurulması zorunludur.
(3) Şiddet uygulayan, illerde il halk sağlığı müdürlüğü varsa ruh sağlığı şubesi tarafından, ilçelerde toplum sağlığı merkezi tarafından kamuya ait sağlık kuruluşuna sevk edilir. İlgilinin tedaviyi sürdürüp sürdürmediği ve yapılan işlemin sonucu bu birimler tarafından ŞÖNİM’e bildirilir.
(4) Hakkında tedbir kararı verilen kişinin sağlık kuruluşunda tedaviyi reddetmesi halinde durum tutanakla tespit edilerek ivedilikle Cumhuriyet başsavcılığına ve ŞÖNİM’e bildirilir.
(5) Bu tedbirin uygulanmasına ilişkin giderler, 44 üncü maddenin üçüncü fıkrasındaki usul ve esaslara göre karşılanır.

Kolluk amiri tarafından alınabilecek tedbirler
MADDE 29

(1) Mülkî amir tarafından alınabilecek barınma yeri sağlanmasına ve geçici koruma altına alınmasına ilişkin tedbirler, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ilgili kolluk amirince de alınabilir. Kolluk amiri, evrakı en geç tedbirin alındığı tarihi takip eden ilk işgünü içinde mülkî amirin onayına sunar. Mülkî amir tarafından kırk sekiz saat içinde onaylanmayan tedbirler kendiliğinden kalkar.
(2) 18, 19, 20 ve 22nci maddelerde belirtilen ve hâkim tarafından karar altına alınabilecek önleyici tedbirler, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ilgili kolluk amirince alınabilir. Kolluk amiri evrakı en geç tedbirin alındığı tarihi takip eden ilk işgünü içinde hâkimin onayına sunar. Hâkim tarafından yirmi dört saat içinde onaylanmayan tedbirler kendiliğinden kalkar.
(3) Tatil günleri sürenin hesabına dâhildir. Sürenin bitimi resmi tatil veya hafta sonuna rastlarsa, süre takip eden ilk iş günü sona erer.

DÖRDÜNCÜBÖLÜM
Tedbir Kararlarının Verilmesi, Yerine Getirilmesi ve Diğer Usul İşlemleri
Tedbir kararının verilmesi
MADDE30

(1) Tedbir kararı ilgilinin talebi, müdürlük, ŞÖNİM veya kolluk görevlileri ya da Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine verilir. Tedbir kararları en çabuk ve en kolay ulaşılabilecek yer hâkiminden, mülkî amirden ya da kolluktan talep edilebilir.
(2) Tedbir kararı ilk defasında en çok altı ay için verilebilir. Ancak şiddet veya şiddet uygulanma tehlikesinin devam edeceğinin anlaşılması hâlinde, resen, korunan kişinin, müdürlük, ŞÖNİM veya kolluk görevlilerinin talebi üzerine, tedbirlerin süresinin veya şeklinin değiştirilmesine ya da aynen devam etmesine karar verilebilir.
(3) Koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için, şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaz. Önleyici tedbir kararı, geciktirilmeksizin verilir. Kararın verilmesi, Kanunun amacını gerçekleştirmeyi tehlikeye sokabilecek şekilde geciktirilemez.
(4) Hâkim veya mülki amir tarafından resen, korunan kişi, müdürlük, ŞÖNİM veya kolluk görevlileri tarafından yapılan talep üzerine, şiddet veya şiddet uygulama tehlikesinin ortadan kalktığının anlaşılması halinde, kararı veren merci tarafından verilen tedbirlerin kaldırılmasına karar verilebilir. Tedbirlerin kaldırılmasına karar verilmesi halinde bu karar korunan kişiye de tebliğ edilir.

Tedbir kararının tebliği
MADDE 31

(1) Tedbir kararı, kararı veren merci tarafından korunan kişiye ve şiddet uygulayana tefhim veya tebliğ edilir. Bu karar, yerine getirilmek üzere görevli olan kurum veya kuruluşa gönderilir.
(2) Tedbir talebinin reddine ilişkin karar, sadece korunan kişiye tebliğ edilir.
(3) 29 uncu maddenin birinci fıkrası kapsamında alınan tedbirlerin belirtilen sürelerde yetkili merci tarafından onaylanmaması halinde tedbir kararının kalktığı korunan kişiye tebliğ edilir, ilgili kolluğa bildirilir.
(4) Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ilgili kolluk birimi tarafından alınan önleyici tedbir, şiddet uygulayana bir tutanakla derhâl tebliğ edilir ve bu husus hakkında ŞÖNİM’e ve mahkemeye bildirimde bulunulur.
(5) Şiddet uygulayana, tedbir kararına aykırı davranması halinde hakkında zorlama hapsine tabi tutulmasına karar verilebileceği ihtarı kararda belirtilir. Ayrıca tedbir kararının tefhim ve tebliğ işlemlerinde de bu ihtar yapılır.

Gizlilik
MADDE32

(1) Gerekli bulunması hâlinde, tedbir kararı ile birlikte talep üzerine veya resen, korunan kişi ve diğer aile bireylerinin kimlik bilgileri veya kimliğini ortaya çıkarabilecek bilgileri ve adresleri ile korumanın etkinliği bakımından önem taşıyan diğer bilgileri, tüm resmi kayıtlarda gizli tutulur. Bu bilgileri hukuka aykırı olarak başkasına veren, ifşa eden veya açıklayan kişi hakkında 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.
(2)Adli işlemlerde, şiddet mağduruna ilişkin gizlilik işlemleri Cumhuriyet Başsavcılıkları ve Mahkemelerce Alınacak Tanık Koruma Tedbirlerine İlişkin Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik hükümleri çerçevesinde yerine getirilir.
(3) Korunan kişiye yapılacak tebligatlarda ŞÖNİM’e ait adres bilgileri kullanılır.
(4) Birinci fıkra hükmüne göre bilgilerinin gizli tutulmasına karar verilen korunan kişinin, Milli Eğitim Bakanlığı, Merkezî Nüfus İdaresi Sistemi, Sosyal Güvenlik Kurumu, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi, kolluk, bankalar, sağlık kurum ve kuruluşları ve benzeri tüm kayıtlardaki bilgileri gizli tutulur.
(5) Korunan kişi hakkında gizlilik kararı verilmesi halinde, karar ŞÖNİM müdürü aracılığıyla tedbir kararının uygulanacağı yer nüfus müdürlüklerinde ilgilinin nüfus kaydına işlenir. Gizlilik şerhinde kararı veren merciinin adı, kararın tarih ve sayısı bulunur. Bu durumda korunan kişilerin resmi başvuru, iş ve işlemlerinin yapılması sırasında adres beyanı istenilmez. Gizlilik kararı verilen kayıtlar sadece elektronik ortamda tutulur.
(6) Korunan kişinin nüfus kaydına işlenen gizlilik şerhi, tedbir kararının süresinin sona ermesini takip eden on beşinci gün MERNİS veri tabanından silinir. Gizliliğe ilişkin tedbir kararının değiştirilmesi veya kaldırılması halinde ise nüfus müdürlüğü tarafından karar gecikmeksizin yerine getirilir.

Mülki amir tarafından verilen kararlara itiraz
MADDE 33

(1) Kanun hükümlerine göre mülki amir tarafından verilen koruyucu tedbir kararına karşı, tefhimveya tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde, ilgililer tarafından aile mahkemesine itiraz edilebilir. Aile mahkemesinin bulunmaması halinde 34 üncü maddenin ikinci fıkrasında yer alan usule göre işlem yapılır.
(2) Hâkim, verilen tedbir kararının kaldırılmasına veya uygun görülecek başka bir tedbirle değiştirilmesine veya aynen devamına karar verebilir.
(3) İtiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak, hâkim tarafından gerekli görülmesi halinde ilgililer dinlenebilir. Karar bir hafta içinde verilir. İtiraz üzerine verilen karar kesindir.

Hâkim tarafından verilen tedbir kararlarına ve zorlama hapsi kararına itiraz
MADDE 34

(1) Kanun hükümlerine göre hâkim tarafından verilen koruyucu veya önleyici tedbir kararları ile tedbir kararlarına aykırılık dolayısıyla verilen
zorlama hapsi kararlarına karşı, tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ilgililer tarafından aile mahkemesine itiraz edilebilir.
(2) İtiraz üzerine dosya, o yerde aile mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye, son numaralı daire için birinci daireye, o yerde aile mahkemesinin tek dairesi bulunması hâlinde asliye hukuk mahkemesine, aile mahkemesi hâkimi ile asliye hukuk mahkemesi hâkiminin aynı
hâkim olması hâlinde ise en yakın asliye hukuk mahkemesine gecikmeksizin gönderilir.
(3) Tedbir kararlarına karşı yapılan itirazı inceleyecek merci, itiraz talebinin kabulüne veya reddine, verilen tedbir kararının kaldırılmasına, uygun görülecek başka bir tedbirle değiştirilmesine veya aynen devamına karar verebilir.
(4) İtiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak, hâkim tarafından gerekli görülmesi halinde ilgililer dinlenebilir.
(5) Asıl dava ile birlikte talep edilen tedbirler hakkında verilen kararlara karşı, esas davadan bağımsız olarak ikinci fıkrada yer alan usule göre itiraz edilebilir.
(6) Zorlama hapsi kararlarına karşı yapılan itirazda da ikinci fıkrada yer alan usule göre işlem yapılır.
(7) Karar bir hafta içinde verilir. İtiraz üzerine verilen karar kesindir.

Tedbir kararının ilgili makamlara iletilmesi ve yerine getirilmesi
MADDE 35

(1) Tedbir kararları, kararın niteliğine göre Cumhuriyet başsavcılığına, kolluğa veya müdürlüğe gecikmeksizin en seri vasıtalarla bildirilir.
(2) Kanun kapsamında ilgili mercilere yapılan başvurular ile bu başvuruların kabul ya da reddine ilişkin kararlar, başvuru yapılan merci tarafından ŞÖNİM’e gecikmeksizin bildirilir.
(3) Tedbir kararları, kararın niteliğine göre kamu kurum ve kuruluşları tarafından ŞÖNİM ile işbirliği içerisinde ivedilikle yerine getirilir. Koruyucu veya önleyici tedbir kararlarının alınması ve yerine getirilmesi aşamasında şiddet mağduru ile şiddet uygulayan arasında uzlaşma ya da arabuluculuk önerilemez.
(4) Korunan kişinin geçici koruma altına alınmasına, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde barınma yeri sağlanmasına ilişkin koruyucu tedbir kararları ile şiddet uygulayan hakkında verilen önleyici tedbir kararlarının yerine getirilmesinden, hakkında koruyucu veya önleyici tedbir kararı verilen kişinin yerleşim yeri veya bulunduğu ya da tedbirin uygulanacağı yerdeki kolluk görevli ve yetkilidir.
(5) Önleyici tedbir kararı, Cumhuriyet başsavcılığı tarafından görevli ve yetkili kolluğa ivedilikle gönderilir ve kolluk marifeti ile uygulanması izlenir. Cumhuriyet
başsavcılığınca gerektiğinde tedbir kararının başvuruda bulunanlar tarafından kolluğa götürülmesine imkân tanınır. Önleyici tedbir kararlarının yerine getirilip getirilmediği karar süresince kolluk tarafından kontrol edilir. Bu kontrol korunan kişinin;
a) Bulunduğu konutun haftada en az bir kez ziyaret edilmesi,
b) İkinci derece dâhil olmak üzere yakınları ile iletişim kurulması,
c) Komşularının bilgisine başvurulması,
ç) Oturulan yerin muhtarından bilgi alınması,
d) Bulunduğu konutun çevresinde araştırma yapılması,
şeklinde yerine getirilir. Tedbir kararlarına aykırılığın tespit edilmesi halinde bu husus hakkında tutanak tutulur ve Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir.
(6) Tedbir kararlarının alınması ve uygulanması için yapılan iş ve işlemlerin aşamaları ve sonucu hakkında ilgili kurum tarafından aynı gün en geç saat 16.00’ya kadar en seri vasıtalarla ŞÖNİM’e bildirilir.
(7) Korunan kişi, korunduğu yer dışında başka bir yere gitmesi gerektiğinde gideceği yer hakkında kolluğa bilgi verir, bu durumda dahi hakkında verilen kararın uygulanmasına devam edilir. Korunan kişi tarafından tedbir kararına uyulmaması halinde bu husus kolluk amiri tarafından bir tutanak ile tespit edilir.
(8) Tedbir kararının ilgililere tefhim veya tebliğ edilmemesi, kararın uygulanmasına engel teşkil etmez.

Kolluk görevleri
MADDE 36

(1) Kolluk görevleri, kolluğun merkez ve taşra teşkilâtında Kanunda belirtilen hizmetlerle ilgili olarak, kolluk birimlerince belirlenmiş olan yeteri kadar görevli tarafından yerine getirilir.
(2) Bu görevliler, özellikle çocuk ve kadının insan hakları ile kadın erkek eşitliği konusunda eğitimalmış personel arasından belirlenir.

Teknik yöntemlerle takip
MADDE37

(1) Hâkim, tedbir kararlarının uygulanmasında teknik araç ve yöntemler kullanılmasına karar verebilir. Ancak, teknik araçlar kullanılmak suretiyle, kişilerin ses ve görüntü kaydı alınamaz, kişiler dinlenemez ve izlenemez.

Tedbir kararlarına aykırılık
MADDE 38

(1) Tedbir kararlarının ihlal edildiğinin kolluk tarafından tespit edilmesi halinde tutulan tutanak Cumhuriyet başsavcılığına iletilir. Bu tutanak Cumhuriyet başsavcılığı tarafından ivedilikle aile mahkemesine gönderilir. Tedbir kararlarının ihlal edildiğinin aile mahkemesince tespit edilmesi halinde ise başka bir işleme gerek kalmaksızın resen zorlama hapsine ilişkin karar verilebilir.
(2) Tedbir kararının ihlali, tedbire karar veren mahkemenin yargı alanı içerisinde olduğu takdirde zorlama hapsi kararı, bu mahkeme tarafından verilir. Ancak tedbirin başka bir mahkemenin yargı alanı içerisinde ihlal edilmesi halinde, mükerrerliğe neden olmamak açısından kararı veren mahkemeden aynı tedbir hakkında daha önce zorlama hapsine karar verilip verilmediği hususunda bilgi istenilir. Verilen bilgiye göre ihlal durumu değerlendirilerek karar verilir.
(3) Zorlama hapsine karar verilebilmesi için şiddet uygulayana, tedbir kararına aykırı davranması halinde hakkında zorlama hapsi uygulanacağına dair ihtarın da yer aldığı tedbir kararının tefhim veya tebliğ edilmiş olması gerekir.
(4) Zorlama hapsine ilişkin kararlar, duruşma yapılmaksızın verilir. Ancak, hâkim tarafından gerekli görülmesi halinde ilgililer dinlenebilir.
(5) Kanun hükümlerine göre hakkında tedbir kararlarına aykırı hareket eden şiddet uygulayana, fiili bir suç oluştursa bile, ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre hâkim tarafından üç günden on güne kadar zorlama hapsine tâbi tutulmasına karar verilir.
(6) Tedbir kararının gereklerine aykırılığın her tekrarında, ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre zorlama hapsinin süresi on beş günden otuz güne kadardır. Ancak zorlama hapsinin toplam süresi altı ayı geçemez.
(7) Zorlama hapsi kararları tekerrüre esas olmaz, koşullu salıverilme hükümleri uygulanmaz ve adli sicil kayıtlarına işlenmez.

Şiddet önleme ve izleme merkezlerinin kurulması
MADDE 39

(1) Bakanlık, şiddetin önlenmesi ile şiddet mağduru hakkında verilecek koruyucu tedbirler ile şiddet uygulayan hakkında verilecek önleyici tedbirlerin etkin bir biçimde uygulanmasına yönelik güçlendirici ve destekleyici danışmanlık, rehberlik, yönlendirme ve izleme hizmetlerinin verildiği, yeterli ve gerekli uzman personelin görev yaptığı ve tercihen kadın personelin istihdam edildiği, çalışmaların yedi gün yirmi dört saat esasına göre yürütüldüğü ŞÖNİM’i kurar.

Kurumlar arası koordinasyon
MADDE40

(1) Kanun hükümlerinin yerine getirilmesinde kurumlar arası ve sivil toplum kuruluşları ile koordinasyon Bakanlık tarafından gerçekleştirilir.
(2) Kamu kurumve kuruluşları ile diğer gerçek ve tüzel kişiler, Kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak kendi görev alanına giren konularda işbirliği ve yardımda bulunmak ve alınan tedbir kararlarını ivedilikle yerine getirmekle yükümlüdür. Gerçek ve tüzel kişiler, Kanun kapsamında Bakanlık çalışmalarını desteklemek ve ortak çalışmalar yapmak üzere teşvik edilir.
(3) Kadınların çalışma yaşamına katılımı, özellikle kadın ve çocukla ilgili olmak üzere şiddetle mücadele mekanizmaları ve benzeri politikalar konusunda, Bakanlık tarafından üniversiteler, ilgili meslek kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarının da görüşleri alınarak bilgilendirme materyalleri hazırlanır veya hazırlatılır. Materyaller, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu ile ulusal, bölgesel ve yerel yayın yapan özel televizyon kuruluşları ve radyolar tarafından ayda en az doksan dakika yayınlanır. Bu yayınlar, asgari otuz dakikası 17.00-22.00 saatleri arasında olmak üzere 08.00-22.00 saatleri arasında yapılır ve yayınların kopyaları her ay düzenli olarak Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna teslim edilir. Bu saatler dışında yapılan yayınlar, aylık doksan dakikalık süreye dâhil edilmez. Bu süreler Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından denetlenir.
(4) Kanunda öngörülen görevlerin yerine getirilmesi sırasında kamu kurum ve kuruluşlarının personeli Bakanlık görevlilerine yardımcı olurlar.

Eğitim
MADDE 41

(1) Kanunun etkin bir biçimde uygulanması amacıyla tüm kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, personel ve üyelerinin Bakanlığın hazırlayıp koordine edeceği, kadının insan hakları ile kadın erkek eşitliği konusunda eğitim programlarına katılmasını sağlar.
(2) İlköğretim ve ortaöğretim müfredatına, kadının insan hakları ve kadın erkek eşitliği konusunda eğitime yönelik dersler konulur. Müfredata eklenen derslerin içeriği Milli Eğitim Bakanlığının ilgili birimi ile Genel Müdürlük tarafından birlikte hazırlanır.
(3) Ortaöğretim öğrencileri ile yükseköğrenim öğrencileri, Bakanlığın görev alanına giren konularda sosyal sorumluluk projeleri oluşturmada ya da mevcut projelerin içerisinde yer alma konularında teşvik edilir. Bu öğrencilere mezun oldukları tarihte Bakanlık ile Milli Eğitim Bakanlığı ya da Yükseköğretim Kurumu tarafından hazırlanan bir sertifika verilir.

BEŞİNCİBÖLÜM
Mali Hükümler ve Diğer Hükümler
Geçici maddi yardımlarda rücu
MADDE 42

(1) Geçici maddi yardımlar için yapılan ödemelerin tahsili için, ödeme tutarı, ödemenin yapılacağı yer ile tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde ödenmesi hususu şiddet uygulayana tebliğ edilir. Ödemenin süresinde yapılmaması halinde bu tutar, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre ilgili vergi dairesi tarafından takip ve tahsil edilir.
(2) Korunan kişinin gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun ilgili müdürlüğe yapılan ihbar üzerine veya kollukta ya da ŞÖNİM tarafından kararların uygulanması izlenirken tespit edilmesi halinde, bu hususa ilişkin tutanak tutulur ve sosyal inceleme raporu düzenlenir. Bu durumda yapılan ödemeler, kendisine ödeme yapılan kişiden 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.
(3) Korunan kişinin gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun tespiti halinde birinci fıkra hükümlerine göre şiddet uygulayandan tahsil edilmiş olan tutar kendisine
iade edilir.

Nafaka
MADDE 43

(1) Kanun hükümlerine göre nafakaya karar verilmesi hâlinde, kararın bir örneği, resen nafaka alacaklısının veya borçlusunun yerleşim yeri icra müdürlüğüne gönderilir.
(2) Gizlilik kararı bulunması halinde icra müdürlükleri tarafından yapılacak işlemlerde 32 nci maddenin ikinci fıkrası kapsamında korunan kişinin bilgileri gizli tutulur.
(3) Nafaka ödemekle yükümlü kılınan kişinin Sosyal Güvenlik Kurumu ile bağlantısı olması durumunda, korunan kişinin başvurusu aranmaksızın nafaka, ilgilinin aylık, maaş ya da ücretinden icra müdürlüğü tarafından tahsil edilir.
(4) İcra müdürlüklerinin nafakanın tahsili işlemlerine ilişkin posta giderleri Cumhuriyet başsavcılığının suçüstü ödeneğinden karşılanır. Ayrıca harç ve benzeri hiçbir ad altında masraf alınmaz.

Sağlık giderleri
MADDE 44

(1) Korunan kişinin sağlık giderleri, genel sağlık sigortası kapsamında karşılanır. Ancak Kanun hükümlerine göre hakkında koruyucu tedbir kararı verilen kişilerden genel sağlık sigortalısı olmayan ve genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi kapsamına da girmeyen veya genel sağlık sigortası prim borcu sebebiyle fiilen genel sağlık sigortasından yararlanamayan ya da diğer mevzuat hükümleri gereğince tedavi yardımından yararlanma hakkı bulunmayanlar, bu hâllerin devamı süresince, 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (1) numaralı alt bendi kapsamında, gelir testine tabî tutulmaksızın genel sağlık sigortalısı sayılır.
(2) Korunan kişinin kimlik ve adres bilgilerinin gizlenmesi kararı varsa, sağlık hizmetlerinden yararlanırken, başvurusunun gizli tutulması, sıra beklememesi, öncelikli ve en kısa zamanda işlemlerinin tamamlanması esastır.
(3) Kanun hükümlerine göre hakkında önleyici tedbir kararı verilen kişinin aynı zamanda rehabilitasyonunun veya tedavi edilmesinin gerekli olduğuna karar verilmesi hâlinde, genel sağlık sigortası kapsamında karşılanmayan rehabilitasyon hizmetlerine yönelik giderler ile rehabilitasyon hizmetleri kapsamında verilmesi gereken diğer sağlık hizmetlerinin giderleri Bakanlık bütçesinin ilgili tertiplerinden karşılanır.

Harç, masraf ve vergiden muafiyet
MADDE 45

(1) Kanun kapsamındaki başvurular ile verilen kararların icra ve infazı için yapılan işlemlerden yargılama giderleri, harç, posta gideri ve benzeri hiçbir ad altında masraf alınmaz.
(2) Kanunun 17 nci maddesi uyarınca yapılan ödemeler, gelir vergisi ile veraset ve intikal vergisinden, bu ödemeler için düzenlenen kâğıtlar ise damga vergisinden müstesnadır.

Davaya katılma
MADDE46

(1) Bakanlık, gerekli görmesi hâlinde kadın, çocuk ve aile bireylerine yönelik olarak uygulanan şiddet veya şiddet tehlikesi dolayısıyla açılan ve
herhangi bir şekilde haberdar olduğu idarî, cezaî, hukukî her tür davaya ve çekişmesiz yargıya müdahil olarak katılabilir.

Yürürlük
MADDE 47

(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme
MADDE 48

(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı yürütür.

Manyasizade Refik Bey

0

Manyasizade Refik Bey (1853-1909) Osmanlı Devleti’nin son döneminde iki kez Adalet Nazırlığı yapmış bir devlet adamı ve Klasik Türk müziği bestecisidir. Avukatlık ve hukuk müşavirliği de yapan Refik Bey, aynı zamanda Hukuk Mektebi ve Mülkiye Mektebi’nde dersler vermiştir.

Selanik’te İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katılmış, 1908 yılında II. Meşrutiyetin ilanı üzerine İstanbul’a dönmüştür.

23 Temmuz 1908’de yapılan seçimlerde Osmanlı Meclis-i Mebusan Meclisine İstanbul milletvekili seçilmiştir.

Aynı dönemde, 125 dava vekilinin katılımıyla gerçekleştirilen baro genel kurulunda yapılan seçimde göreve getirilerek kısa bir süre İstanbul Barosu başkanlığını yapmıştır.

Kasım 1908-Mart 1909 tarihleri arasında Adliye Nazırlığı yapmış, bürokratlarca sürdürülen reform projelerine tam destek vermiş ancak 14 Mart 1909 tarihinde vefat etmiştir.

Siyasetçiliği yanı sıra yaptığı bestelerle Klasik Türk müziği’ne de büyük katkılarda bulunmuş olan Manyasizade Refik Bey’in ismi, İstanbul’un Fatih ilçesi Çarşamba semtindeki bir caddeye verilmiştir.

Manyasizade Refik Bey’in Avukatlığı 

1881 yılındaki Yıldız mahkemesinde Osmanlı padişahı Abdülaziz’i öldürmek suçuyla yargılan Midhat Paşa’nın avukatlığını üstlenmiştir. Bu mahkemede yaptığı avukatlık görevi yüzünden II. Abdülhamit tarafından kara listeye alınmış, Kavala’ya giderek bir süre orada yaşamak zorunda kalmıştır.

Namık Kemal’in, Midilli Mutasarrıfı iken, balık avlama meselesi yüzünden İtalyan konsolosu ile arasının açılması üzerine İtalyan Konsolusu tarafından hükümete şikayet edilmiş, bunun üzerine hükümet, Namık Kemal’e üç ay işten el çektirmiştir. Namık Kemal suçsuz olduğunu iddia ederek dava açmış, avukatı olarak da Manyasizade Refik Bey’i tayin etmiştir. Refik Bey’in çabalarıyla haklılığını ispat eden Namık Kemal görevine geri dönmüştür.

Refik Sait Bey
Refik Sait Bey

Birleşmiş Milletler Kopenhag Toplumsal Kalkınma Deklarasyonu

0
Birleşmiş Milletler Kopenhag Toplumsal-Kalkınma-Deklarasyonu

Birleşmiş Milletler Kopenhag Toplumsal Kalkınma Deklarasyonu (Copenhagen Declaration on Social Development) 6-12 Öart tarihlerinde yapılan toplantının ardından 14 Mart 1995 tarihinde deklare edilmiştir.

Birleşmiş Milletler Kopenhag Toplumsal Kalkınma Deklarasyonu

  1. Bizler, devlet ve hükümet başkanları olarak, Birleşmiş Milletler’ in daveti üzerine, herkes için toplumsal gelişme ve insan refahının önemini ve bu hedeflere hem günümüzde hem de yirmi birinci yüzyılda birinci sırada yer vermenin önemini tarihte ilk kez bir araya gelerek kabul ettik.
  2. Dünyanın her tarafında insanların köklü toplumsal sorunların derhal çözümlenmesi gerektiğini değişik biçimlerde ifade ettiğini biliyoruz. Yoksulluk, işsizlik ve toplumsal dışlanma gibi bütün ülkeleri etkisi altına almış olan sorunlar en önemli sorunlardır. İnsanların günlük yaşamlarındaki belirsizlik ve güvensizliğin azaltılması için bu sorunların yapısal ve derindeki nedenleri ve acı sonuçları üzerinde durmayı görev kabul ediyoruz.
  3. Toplumlarımızın, değişik ülkelerde ve bölgelerde yaşayan bireylerin, ailelerinin ve toplulukların maddi ve manevi gereksinmelerine daha etkili yanıtlar vermek zorunluluğu içinde olduğumuzu kabul ediyoruz. Bun en kısa zamanda çözümlenmesi gereken bir sorun olarak ele alıyoruz ve önümüzdeki yıllarda da sorunun sürekli ve kararlı bir şekilde çözümü yönünde çaba harcamayı bir taahhüt olarak kabul etmekteyiz.
  4. Toplumların bütün kesimlerinde demokrasi ve şeffaf ve güvenilir yönetim ve uygulamanın, insanı merkez alan sürdürülebilir toplumsal kalkınmanın gerçekleştirilmesinin temel ve ayrılmaz unsurları olduğuna inanmaktayız.
  5. Toplumsal kalkınma ve toplumsal adaletin tek tek ülkeler içinde ve ülkelerimiz arasında barışın sağlanması ve korunması için zorunlu koşullar olduğu inancını paylaşmaktayız. Toplumsal kalkınma ve toplumsal adalet de barış ise güvenliğin mevcut olmadığı ortamlarda ya da bütün insan haklarına ve temel özgürlüklere saygının mevcut olmadığı yerlerde gerçekleştirilemez. Bu temel karşılıklı bağımlılık 50 yıl önce Birleşmiş Milletler Tüzüğü’nde ifade edilmiştir ve bu iki unsur arasındaki ilişki günümüze gelinceye kadar daha da güçlenmiştir.
  6. Ekonomik kalkınma, toplumsal kalkınma ve çevrenin korunması konularının birbirlerine bağlı konular olduğuna ve bütün insanların yaşam kalitelerinin yükseltilmesi hedefine yönelik çabalarımızın temelini oluşturan sürdürülebilir kalkınmanın birbirini karşılıklı olarak güçlendiren ayrılmaz parçaları olduğuna içtenlikle inanmaktayız. Yoksulların, doğa kaynaklarından sürekli biçimde yararlanabilmeleri için güçlendirilmesi gerektiğini kabul eden adil toplumsal kalkınma da sürdürülebilir kalkınmanın zorunlu temellerinden biridir. Biliyoruz ki, sürdürülebilir kalkınma sürecinde geniş temelli ve kesintisiz ekonomik büyüme, toplumsal gelişme ve toplumsal adaletin süreklileştirilmesinde kaçınılmaz bir unsurdur.
  7. Bundan dolayı, toplumsal kalkınmanın, dünyadaki bütün insanların gereksinme ve özlemlerinin merkezinde yer aldığına ve bu sorunun hükümetlerin ve bütün sivil toplum sektörlerinin sorumluluğu içinde olduğuna inanıyoruz. Hem ekonomik hem de toplumsal bakımdan en üretken politikaların ve yatırımların insanın kapasitesini, kaynaklarını ve fırsatlarını güçlendirebilecek olanlar olduğunu kabul ediyoruz. Kadının tam katılımının gerçekleştirilmediği bir ortamda, toplumsal ve ekonomik kalkınmanın sürdürülebilir bir biçimde hayata geçirilemeyeceğine, uluslararası topluluk için kadın ve erkek arasındaki eşitlik ve adaletin birinci derecede önemli yer tuttuğuna ve bunların ekonomik ve toplumsal kalkınmanın merkezinde yeralması gerektiğine inanıyoruz.
  8. İnsanın sürdürülebilir kalkınma sorununun merkezinde yer alması gerektiğini ve insanın çevresi ile uyum içinde sağlıklı ve üretken bir yaşam sürdürme hakkına sahip olduğunu kabul ediyoruz.
  9. Burada toplanmamızın amacı, hükümetlerimizi ve ülkelerimizi bütün dünyada toplumsal gelişmenin güçlendirilmesi konusunda bağlayıcı açıklamalarda bulunmaktır. Böylece bütün erkekler ve kadınlar, özellikle yoksulluk içinde yaşayanlar, kendilerini tatmin edici yaşam biçimlerine götürecek ve ailelerinin, topluluklarının ve insanlığın refahına katkıda bulunacak yasal haklardan yararlanabilecekler, kaynakları kullanabilecekler ve sorumlulukları paylaşabileceklerdir. Uluslararası topluluk için bu çabaları desteklemek ve güçlendirmek çok önemli bir hedeftir. Bu, özellikle yoksulluk, işsizlik ve toplumsal dışlanmadan zarar gören insanlar için gereklidir.
  10. Birleşmiş Milletler’in ellinci kuruluş yıldönümünün arifesinde böylesine ciddi bir taahhütte bulunuyoruz. Soğuk savaşın bitiminden sonra toplumsal gelişme ve sosyal adaletin geliştirilmesi konusunda ortaya çıkmış olan bu tek olanağı gerçekleştirmeye kararlıyız. Birleşmiş Milletler Tüzüğü’nün prensiplerine bağlı olduğumuzu bir kez daha tekrar ediyor ve bu prensiplerin bize rehberlik yaptığını ifade ediyoruz. Ayrıca 1990 da New York’ta yapılan Dünya Çocuk Konferansı Zirve Toplantısı (1), 1992 yılında Rio de Janeiro’da yapılan Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı (2), 1993’te Viyana’da yapılmış olan Dünya İnsan Hakları Konferansı (3), 1994’te Barbados’ta Bridgetown’da toplanmış olan Kalkınmakta olan Küçük Ada Ülkeleri Sürdürülebilir Kalkınma Dünya Konferansı (4) ve 1994’te Kahire’de toplanan Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı gibi önemli toplantılarda üzerinde görüş birliğine varılarak imzalanan kararlara da bağlıyız. Bu zirve toplantısı ile ise temsil ettiğimiz ülkelerin hepsi için toplumsal kalkınma konusunda yeni bir taahhütte bulunuyoruz ve Hükümetler ve halklar arasında yeni bir uluslararası işbirliği dönemi açıyoruz. Bu işbirliğinin temelini insanın gereksinmelerini, haklarını ve özlemlerini kararlarımızın ve ortaklaşa eylemlerimizin merkezine koyan bir anlayış oluşturmaktadır.
  11. Burada, Kopenhag da bir umut, taahhüt ve eylem toplantısını gerçekleştirmek için bulunmaktayız. Önümüzdeki görevlerin güçlülüğünü tamamen farkında olarak, ele aldığımız konularda önemli gelişmelerin gerçekleştirilebileceği, gerçekleştirilmesi gerektiği ve gerçekleştiği inancıyla burada bulunmaktayız.
  12. Hem günümüzde hem de yirmibirinci yüzyılda herkes için dünyanın her köşesinde toplumsal kalkınmayı sağlamlaştırmak ve insanın refahına dönük çabaları güçlendirmek amacıyla bu Eylem Programı Deklarasyonu’na kendimizi bağlıyoruz. Bütün ülkelerdeki insanları, değişik bakış tarzlarına sahip insanları ve uluslararası topluluğu ortak davamızda yer almaya çağırıyoruz.
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab
A.      GÜNÜMÜZDE TOPLUMSAL DURUM VE  TOPLANTININ AMACI
  1. Bütün dünya ülkelerinde kimileri için refahın ve ne yazık ki, kimileri için de yoksulluğun anlatılamaz derecede yaygınlaşmakta olduğunu görmekteyiz. Bu çarpıcı çelişki kabul edilemez bir olgudur ve acil eylemlerle düzeltilmesi gerekir.
  2. Artan insan hareketliliği, iletişim alanındaki ilerleme, ticari ilişkilerde ve sermaye akışındaki büyük artış ve teknolojik gelişmelerin sonucu olan globalleşme, dünya ekonomisinin, özellikle kalkınmakta olan ülkelerin ekonomilerinin sürdürülebilir büyüme ve kalkınması için yeni olanaklar yaratmıştır. Globalleşme, bütün ülkelere ötekilerin deneyimlerini paylaşma ve başarılarından ders çıkarma olanakları yarattığı gibi, ideallerin, kültürel değerlerin ve özlemlerin karşılıklı beslendiği bir dünya ortamı da sağlamaktadır. Öte yandan, süratle ilerleyen değişim ve düzenleme sürecinin yanı başında bir de yoksulluğun, işsizliğin ve toplumsal çözülmenin yoğunlaştığı bir süreç yaşanmaktadır. Çevre ile ilgili tehlikenin de aralarında yer aldığı insan refahına yönelik tehditler de globalleşmiştir. Ayrıca, dünya ekonomisindeki global dönüşümler de bütün ülkelerde, toplumsal gelişme parametrelerini değiştirmektedir. Görevimiz, bu süreçlerin ve tehditlerin, insanların en fazla yarar sağlayabilecekleri ve insanlar üzerindeki olumsuz etkilerini hafifletebilecek biçimde yönlendirilmesidir.
  3. Ancak toplumsal ve ekonomik kalkınmanın bazı alanlarında gelişmeler gerçekleşmiştir.

a- Son 50 yıl içinde bütün dünyada ulusların zenginliği yedi kat, uluslararası ticari ilişkiler ise aynı dönemde bundan da daha fazla artmıştır.

b- Doğum oranı, okuryazarlık ve temel eğitim ve temel sağlık hizmetlerinden yararlanma olanakları, aile planlaması, dünya ülkelerinin çoğunluğunda artmış, çocuk ölüm oranı ise düşmüştür. Kalkınmakta olan ülkeler de bu tablo içindedir.

c- Demokratik çoğulculuk, demokratik kurumlar ve temel insan hakları alanları genişlemiştir. Sömürge yapıların sona erdirilmesi çabalarında büyük gelişme kaydedilmiş, ırk ayırımcılığının ortadan kaldırılması ise tarihsel bir başarı olmuştur.

  1. Ancak, çok sayıda insanın, özellikle kadın ve çocukların zorluklar ve mahrumiyet karşısında korunmasız durumda bulunduklarını kabul ediyoruz. Yoksulluk, işsizlik ve toplumsal çözülme çoğu kez yalıtılmışlık, marjinalizasyon ve şiddete başvurma sonucunu doğurmaktadır. Özellikle korunmasız durumdaki insanlarda ve bunların çocuklarında geleceğe yönelik endişe ve güvensizlik artmaktadır.

a- Hem kalkınmakta olan hem de kalkınmış ülkelerde, zenginlerle yoksullar arasındaki uçurum genişlemiştir. Ayrıca, bazı kalkınmakta olan ülkelerin süratle büyümekte olmalarına rağmen, kalkınmış ve kalkınmakta olan ülkeler ve özellikle en az kalkınmış ülkeler arasındaki uçurum da süratle büyümektedir.

b- Dünyada bir milyarın üzerinde insan, mutlak yoksulluk koşulları içinde yaşamaktadır. Bu insanların çoğunluğu evlerine her gün aç gitmektedir. Özellikle Afrika ve en az kalkınmış ülkelerde, çoğunluğunu kadınların oluşturduğu büyük bir kesim, gelir, kaynak, eğitim, sağlık hizmeti ya da beslenme gibi alanlarda çok az destek görebilmektedir.

c- Ekonomik değişim süreci içinde olan ve köklü politik, ekonomik ve toplumsal dönüşüm süreçlerini yaşamakta olan farklı özelliklere sahip ve farklı büyüklükteki ülkelerde yaşanan ciddi toplumsal sorunlar da dikkati çekmektedir.

d- Bütün dünyada çevrenin sürekli olarak kirlenmesinin en önemli nedeni sürdürülemez tüketim ve üretim biçimlerinin benimsenmesidir. Bu özellikle sanayileşmiş ülkeler için geçerlidir. Çok ciddi endişeler doğuran bu sorun bu ülkelerde yoksulluğun ve gelir dengesizliğinin artmasına neden olmaktadır.

e- Dünya nüfusunun hızla artması, bu artışın yapısı ve dağılımı ve yoksulluk ve toplumsal ve cinsler arası eşitsizlikle ilişkileri Hükümetlerin, bireylerin, toplumsal kurumların ve doğal çevrenin uyarlanma kapasiteleri karşısında bir tehdit oluşturmaktadır.

f- Dünyada 120 milyonun üzerinde insan resmi kayıtlara göre işsizdir. Zaman zaman çalışabilenlerin sayısı ise bundan daha fazladır. Resmi eğitim görenler de dahil olmak üzere çok sayıda genç insanın üretken iş bulma umudu fazla değildir.

g- Mutlak yoksulluk koşulları içinde yaşayan kadınların sayısı erkeklerden fazladır. Bu alandaki dengesizlik giderek artmaktadır. Bu ise kadınlar ve çocukları için ağır sonuçlar yaratacaktır. Kadınlar, yoksulluk, toplumsal çözülme, işsizlik, çevrenin kötüleşmesi ve savaşların sonuçları gibi sorunlarla uğraşmakta erkeklerden daha fazla yük taşımaktadırlar.

h- Dünyanın en büyük azınlıklarından biri sakatlardır. Bu grubun azınlık topluluklar içindeki oranı 10’da 1’den fazladır. Sakatlar yoksulluğa, işsizliğe ve toplumsal yalıtılmışlığa sürüklenmektedirler. Öte andan bütün ülkelerde, yaşlılar, toplumsal dışlanma, yoksulluk ve marjinalleşme karşısında son derecede korunmasız durumdadırlar.

i- Dünyada milyonlarca insan göçmen olarak yaşamaktadır. Bunların bir kısmı ise yurtlarından çıkarılmış insanlardır. Trajik toplumsal sonuçlar bu insanların ülkelerindeki toplumsal kararlılık ve ekonomik gelişmeyi olumsuz yönde etkilemektedir. Kendilerini kabul eden ülkelerde ve bölgelerde de benzer sonuçlar ortaya çıkmaktadır.

  1. Bu sorunlar özellikleri bakımından dünyanın her bölgesinde yaşanmaktadır. Ancak, birçok kalkınmakta olan ülkenin, özellikle Afrika ülkelerinin ve en az gelişmiş ülkelerin durumunun son derece vahim olduğunu ve bu ülkelerdeki durumun özel bir dikkati ve özel eylemleri gerektirdiğini kabul etmekteyiz. Köklü politik, ekonomik ve toplumsal dönüşümler yaşayan bu ülkelere ve barış ve demokrasi sürecinin sağlamlaştırılmakta olduğu ülkeleri uluslararası topluluğun desteklemesi gerektiğini kabul ediyoruz.
  2. Ekonomileri dönüşüm halinde olan ve aynı zamanda temel politik, ekonomik ve toplumsal değişimler içinde olan ülkeler de uluslararası topluluk tarafından desteklenmelidir.
  3. Köklü politik, ekonomik ve toplumsal değişim süreci içinde bulunan öteki ülkelerin de uluslararası topluluğun desteğine gereksinmeleri vardır.
  4. Toplumsal gelişmenin hedef ve amaçlarına ulaşılabilmesi için aile ve toplum için toplumsal huzursuzluk ve kararsızlığın esas kaynaklarının ortadan kaldırılması gereklidir. İnsanlarımızın sağlık, güvenlik, barış, emniyet ve refahı için ciddi tehditler oluşturan dünya çapındaki koşullara karşı mücadeleye özel önem vermeye ve bu konu üzerinde önemle durmaya söz veriyoruz. Önü alınamayan açlık, kötü beslenme, gizli uyuşturucu kullanımı ile bağlantılı sorunlar, terörizm, hoşgörüsüzlük ve ırksal, etnik, dinsel ve başka türden nefret duygularına yolaçan kışkırtmalar, yabancı düşmanlığı, sürekli, bulaşıcı ve kronik hastalıklar bu koşullar arasında yer almaktadır. Bunların ortadan kaldırılmasına dönük çalışmalar sırasında ulusal düzeyde ve özellikle bölgeler ve uluslararası düzeylerde işbirliği daha da güçlendirilmelidir.
  5. Bunun için, aşırı askeri harcamaların, silah ticaretinin, silah üreterek kar elde etmeye yönelik yatırımların kalkınma üzerindeki olumsuz etkileri açıklanmalıdır.
  6. Bulaşıcı hastalıklar bütün ülkelerde ciddi bir sağlık sorunu olarak önümüzde durmaktadır. Bu faktör bütün dünyada ölüm oranı üzerinde büyük bir etkide bulunmaktadır. Bir çok bölgede bulaşıcı hastalıklardan dolayı hayatlarını kaybedenlerin sayısı artmıştır. Bu hastalıklar toplumsal kalkınmanın önünde bir engel teşkil etmekte ve genellikle yoksulluk ve toplumsal dışlanmanın nedeni olmaktadır. Tüberkülozdan malaryaya, HIV’ den AIDS’e kadar uzanan geniş bir spektrum oluşturan bu hastalıkların engellenmesi, tedavisi ve denetim altına alınması konusuna özel önem verilmelidir.
  7. Dünya halklarının güvenini ancak onların gereksinmelerine özel önem verirsek elimizde tutabiliriz. Yoksulluğun, üretken istihdamın yokluğunun ve toplumsal çözülmenin insan onuruna bir saldırı olduğunun bilincindeyiz. Bu faktörlerin, koşulları olumsuz yönde etkilediklerini, insan kaynaklarının çarçur edilmesine yol açtıklarını ve pazarların ve ekonomik ve toplumsal kurumların ve süreçlerin işleyişinde yetersizliğe yol açtıklarını biliyoruz.
  8. Görevimiz, bize günümüzde ve gelecekte rehberlik edecek bir toplumsal kalkınma için insanı merkez  alan bir çatı oluşturmak, insani huzursuzluklardan en fazla etkilenenlerin acil gereksinmelerine yanıt vermektir. Bu görevi yerine getirmeye ve bütün dünyada toplumsal gelişme sürecini ilerletmeye kararlıyız.
B.       İLKELER VE HEDEFLER
  1. Biz Devlet ve hükümet başkanları, insan onuru, insan hakları, eşitlik, saygı, barış, demokrasi, karşılıklı sorumluluk ve işbirliği ve değişik dinsel ve ahlaki değerlere ve insanların kültürel ortamlarına tam saygı temeli üzerinde toplumsal gelişme için politik, ekonomik, etik ve manevi bir bakış tarzına bağlı olduğumuzu açıklıyoruz. Buna bağlı olarak herkesin tam katılımının gerçekleştiği toplumsal ilerleme, adalet ve insan koşullarının iyileştirilmesi yönündeki süreçlerin geliştirilmesine yönelik ulusal, bölgesel ve uluslararası politika ve eylemlere özel önem vereceğiz.
  2. Bu hedefe ulaşmak için özellikleri aşağıda açıklanan hedeflere yönelik bir eylem çerçevesi oluşturacağız:

a- İnsanı, kalkınmanın merkezine oturtup ekonomilerimizi insanın gereksinmelerini daha iyi karşılayabilecek bir şekilde yönlendirmek;

b- Nesiller arasında eşitliği sağlayarak ve doğal çevremizin bütünlüğünü ve sürdürülebilirliğini koruyarak bugünkü ve gelecekteki nesillere karşı sorumluluklarımızın gereklerini yerine getirmek;

c-Toplumsal gelişmenin bir ulusal sorumluluk olduğunu, uluslararası topluluğun ortaklaşa taahhüdü ve çabaları olmaksızın bunun başarılamayacağını kabul etmek;

d- Ekonomik, kültürel ve toplumsal politikalar arasında bir bütünlük oluşturarak bu alanların karşılıklı olarak birbirlerini desteklemelerini sağlamak ve çalışmalarda kamu ve özel sektörlerin karşılıklı bağımlılığını gözden uzak tutmamak,

e- Sürdürülebilir toplumsal kalkınmanın gerçekleştirilebilmesi için, ekonomi politikaların sağlam ve geniş bir temel üzerine oturtulmasına özen göstermek;

f-Ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeylerde demokrasi, insan onuru, toplumsal adalet ve dayanışmanın geliştirilmesi, toplumlar arasındaki farklılıklara tam saygı göstererek, hoşgörü, şiddeti dışlama, çoğulculuk ve ayırımcılık yapmama eğilimlerini güçlendirmek;

g- Eşit gelir dağılımının desteklenmesi ve herkes için eşit ve adil fırsatlar yaratılması yoluyla kaynakların daha geniş kesimlere ulaştırılmasının sağlanması;

h-Ailenin, toplumun temel birimi ve toplumsal kalkınmada çok önemli bir role sahip olduğunu kabul etmek. Aile fertlerinin haklarına, yeteneklerine ve sorumluluklarına önem vererek toplumun bu temel birimini güçlendirmek;

i-Kalkınma programlarında, zarara uğramış, korunaksız kişilere ve gruplara da yer verilmesi, ve toplumun bütün bireylerinin yasal haklarının uygulanması ve doğal ve toplumsal çevreden yararlanmalarının sağlanması yoluyla zarara uğrayanların karşılaştıkları sorunlara çözümler üretmek;

j-Bütün insan haklarına ve temel özgürlüklere, kalkınma hakkı da dahil olmak üzere, saygı, itaat ve korumanın geliştirilmesi, yasal hakların gerçekten uygulanmasının ve sorumluluklarının toplumun her düzeyinde daha geniş bir şekilde dağıtılmasını, kadın ve erkek  arasındaki eşitlik ve adaletin geliştirilmesi, çocukların ve gençlerin haklarının korunması, toplumsal bütünleşme ve sivil toplumun geliştirilmesi ve güçlendirilmesi;

k-Sömürgecilik ya da başka biçimlerde yabancı egemenliği ve yabancı işgali altındaki halklar başta olmak üzere, bütün halkların kendi kaderlerini kendilerinin tayin etme hakkını kabul edilmesi, Dünya İnsan Hakları Konferansı’nda kabul edilen Viyana Eylem Programı Deklarasyonu’nda (3), öteki hakların yanısıra, bu konuda da yer verilmiş olan hakların tam manasıyla gerçekleştirilmesine önem vermek,

l-İnsanın gelişmesini ve güvenliğini destekleyerek toplumun, kadın ya da erkek her üyesinin temel insani gereksinmelerinin karşılanabilmesini ve her kadın ya da erkeğin kişisel onuru, güvenliği ve yaratıcılığının gerçek yaşamda karşılığının bulunmasını sağlamak;

m-Yerli toplulukların ekonomik ve toplumsal gelişmelerini, kimlik, gelenek, toplumsal örgütlenme biçimleri ve kültürel değerlerine tam saygı göstererek kabul etmek;

n-Bütün kamu ve özel karakterli ulusal ve uluslararası kurumlarda şeffaf ve güvenilir yönetim ve tatbikata özel önem vermek;

o-Bütün insanların, özellikle kadınların, bireysel niteliklerinin güçlendirilmesinin kalkınmanın temel hedeflerinden biri ve kalkınmanın temel kaynağı olduğunu kabul etmek. İnsanların bireysel niteliklerinin güçlendirilmesi, insanın, toplumlarımızın işleyişini ve refahını belirleyecek kararların formülasyonu, uygulaması ve değerlendirilmesine tam katılımını gerekli kılar;

p-Toplumsal gelişme için uluslararası işbirliği ve ortak çalışmaya hız verilmelidir. Toplumsal gelişme evrenseldir ve yeni ve daha sağlam bir toplumsal gelişme taslağı hazırlanmalıdır;

q-Yaşlıların daha iyi bir yaşama ulaşma olanaklarının geliştirilmesi;

r-Yoksulluk içinde yaşayan insanların yeni bilgileşim teknolojilerinden ve öteki teknolojilerden yararlanmaları konusunda yeni yöntemler geliştirilmesi toplamsal gelişme hedeflerinin gerçekleştirilmesine katkıda bulunacaktır. Bundan dolayı bu tür teknolojilere ulaşma olanaklarının kolaylaştırılması gerektiğinin kabul edilmesi;

s-Kadınların politik, ekonomik, toplumsal ve kültürel yaşamın bütün alanlarında, eşit bireyler olarak katılımlarının geliştirilmesinin sağlanması ve bu olanakların geliştirilmesine ilişkin programların ve politikaların güçlendirilmesine ilişkin programların ve kadının temel haklarından tam olarak yararlanabilmelerini sağlayacak bütün kaynakların iyileştirilmesi;

t-Göçmenlerin kendi isteklerine bağlı olarak asıl ülkelerine güvenlik içinde gönderilmelerine olanak sağlayacak ve yurtlarından ayrılmak zorunda bırakılmış kişilerin yurtlarına gönüllü olarak ve güven içinde dönmelerini ve toplumlarına kolaylıkla uyum yapmalarını sağlayacak  bütün kaynakların iyileştirilmesi;

u- Tam toplumsal gelişme hedefine ulaşabilmek için savaş tutsaklarının, savaşta kaybolanların, uluslararası antlaşmalara uygun olarak iadelerinin öneminin vurgulanması;

  1. Bu hedefleri gerçekleştirmenin devletlerin en önemli sorumluluğu olduğunu kabul ediyoruz. Bu hedeflere sadece devletler aracılığıyla ulaşılamayacağını da kabul ediyoruz. Uluslararası topluluk, Birleşmiş Milletler, çok taraflı mali kurumlar, bütün bölgesel örgütler ve yerel yönetimler ve bütün sivil toplum görevlilerinin, kendi kaynak ve çaba paylarına gerçek katkılarda bulunmaları gerekir. Toplumsal gerginliklerin azaltılması ve daha geniş çaplı bir toplumsal ve ekonomik kararlılık ve güvenliliğin yaratılması yönünde dünya çapında harcanan çabalarla insanlar arasındaki eşitsizliklerin azaltılması ve kalkınmış ve kalkınmakta olan ülkeler arasında varolan büyük farklılıkların azaltılması için bunların yapılması gereklidir. Ekonomileri geçiş halinde olan ülkelerdeki radikal politik, toplumsal ve ekonomik değişiklikler, beraberlerinde ekonomik ve toplumsal durumlarında kötüleşmeyi de getirmektedirler. Bütün insanları, kendi etkinlik alanlarındaki somut eylemleriyle ve vatandaş olarak özel sorumluluklar üstlenmeleri yoluyla insan koşullarının güçlendirilmesi konusunda bireysel taahhütlerde bulunmaya çağırıyoruz.
C.       TAAHHÜTLER
  1. Toplumsal kalkınma için dünya çapında yürüttüğümüz çabalar, ve Eylem Programı’nda yeralan eylem önerileri, Birleşmiş Milletler Tüzüğü’ndeki amaç ve ilkelere bağlı kalarak ve uluslararası işbirliği ve mutabakat anlayışı içinde gerçekleşmektedir. Toplumsal gelişme için stratejilerin, politikaların, programların ve eylemlerin formülasyonu ve uygulamasının sorumluluğunun tek tek ülkelere ait olduğunu ve her ülkenin ekonomik, toplumsal koşulların, ortama bağlı olarak farklı olacağını gözönünde tutması gerektiğini, ve ülkelerin değişik dinsel ve etnik değerlere, vatandaşlarının farklı kültürel ortamlarına ve felsefi inançlarına, bütün insan haklarına ve temel özgürlüklere uyarak, tam saygı göstermesi gerektiğini kabul ediyoruz. Bundan dolayı toplumsal gelişme programları ve eylemlerinin tam olarak uygulanabilmesi için uluslararası işbirliği zorunludur.
  2. Toplumsal adalet, dayanışma, ülkeler içinde ve arasında uyum ve eşitlik amacına dönük hepimizin paylaştığı toplumsal gelişme davamızı temel alarak, ulusal egemenlik ve bölgesel bütünlük ilkelerine ve politika hedeflerine, kalkınma önceliklerine ve dinsel ve kültürel farklılıklara ve bütün insan haklarına ve temel özgürlüklere tam saygı göstererek, toplumsal ilerleme ve gelişme için aşağıdaki taahhütlerde somut olarak ifade edilmiş olan dünya çapında bir çabayı başlatıyoruz.
TAAHHÜT 1

            İnsanın toplumsal gelişmesinin gerçekleştirilmesini olanaklı kılacak bir ekonomik, politik, toplumsal, kültürel ve yasal çevrenin yaratılmasını taahhüt ediyoruz.

            Bu hedefe ulaşmak için tek tek ülkeler düzeyinde yapacaklarımız aşağıda yer almaktadır.

a-Anayasalarımıza, yasalarımıza ve usullerimize uygun olarak ve uluslararası hukuk kurallarına ve yükümlülüklerimize bağlı kalarak kararlı bir yasal çerçeve sağlayacağız. Bağlı kalacağımız uluslararası anlaşma ve yükümlülüklerimiz içinde kadın ile erkek arasında eşitlik ve adaleti destekleyen maddeler, bütün insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne tam saygıyı, adaletin herkes için uygulanmasını, her tür ayırımcılığın ortadan kaldırılmasını, şeffaf ve güvenilir yönetim ve uygulamayı ve özgür ve temsili sivil toplum örgütleriyle işbirliğini teşvik eden maddeler yer alacaktır.

b-Herkesin gelir, kaynak ve toplum hizmetlerinden eşit biçimde yararlanabilmesini desteklemeye dönük güçlendirici bir ekonomik ortam yaratacağız;

c-Halkın toplumsal ve ekonomik politika ve programlara katılım düzeyini ve yöntemlerini uygun olan yerlerde güçlendireceğiz. Bunun için desantralizasyon, kamu kurumlarında açık yönetim, sivil toplumun ve yerel toplulukların güç ve olanaklarının güçlendirilmesi ve böylece kendi örgütlerini, kaynaklarını ve etkinliklerini geliştirmelerini gerçekleştirmek gereklidir.

d-Hoşgörü, şiddeti dışlama ve farklılıklara saygı eğiliminin desteklenmesi ve anlaşmazlıkların barışçı yöntemlerle çözümlenmesi yoluyla barışı güçlendireceğiz;

e-Dinamik, açık, serbest piyasayı teşvik ederken gereken ölçülerde pazara müdahale etme gerekliliğini kabul edeceğiz, piyasa işleyişindeki kusurları engelleyip gereken önlemlerini alacağız, kararlılığı ve uzun dönemli yatırımları teşvik edeceğiz, adil rekabet ve ahlaki davranışları teşvik edeceğiz, ekonomik ve toplumsal kalkınmayı uyumlulaştıracağız (Buna yoksulluk koşulları içinde yaşayan insanların ve sakatların, özellikle kadınları, ekonomik ve toplumsal süreçlere tam ve üretken biçimde katılımını olanaklı kılacak ve bu hakkı onlara verebilecek uygun programların oluşturulması ve uygulanması da dahildir),

f-Özellikle yoksulluk koşulları içinde yaşayan insanlara yardımcı olabilmek için eğitim, gıda, barınak, istihdam, sağlık ve bilgileşim alanlarında gerçekleştirilmiş olanlar da dahil olmak üzere, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (6), Ekonomik Toplumsal ve Kültür Anlaşması (7), Kalkınma Hakkı Deklarasyonu (8) gibi konuyla ilgili uluslararası belgeler ve deklarasyonlarda ortaya konmuş bulunan hakların hayata geçirilmesini sağlayacak çalışmaların teşvik edilmesinin bir kez daha ifade edilmesi gerekmektedir;

g-Göçmenlerin istedikleri takdirde yurtlarına güvenlik içinde ve saygın kişiler olarak dönmelerini olanaklı kılacak somut koşulların yaratılması ve yurtlarından ayrılmak zorunda bırakılan insanların gönüllü olarak yurtlarına dönüşlerini ve döndükten sonra toplumlarına sıkıntı çekmeden uyum yapmalarını sağlayacak koşulları yaratacağız;

h-Uluslararası barış ve güvenliği teşvik edeceğiz ve uluslararası anlaşmazlıkların, Birleşmiş Milletler Tüzüğü’ne uygun olarak barışçı yöntemlerle çözümlenmesini teşvik edip bu yöndeki çabalara destek vereceğiz;

i- Toplumsal gelişmenin gerçekleştirilebilmesi için uluslararası işbirliğini güçlendireceğiz;

j- Diğer önlemlerin yanısıra, makroekonomik politikaların formülasyonu ve uygulamasında işbirliği, ticaretin liberalizasyonu, hem yeterli hem de önceden tahmin edilebilir ve sürdürülebilir kalkınma için gereken kaynakların elde edilebilirliğini en fazla düzeye çıkarabilecek şekilde hareketli, yeni ve ek mali kaynakları harekete geçireceğiz ya da temin edeceğiz, ulaşılabilir bütün fon kaynaklarından ve mekanizmalarından yararlanıp, mali kararlılığın güçlendirilmesi ve kalkınmakta olan ülkelerin ve ekonomileri değişim sürecinde olan ülkelerin gereksinmelerini dikkate alarak, dünya piyasalarına daha adil biçimde daha fazla girebilmeleri, üretken yatırımlardan, teknolojilerden ve gereken bilgiden yararlanmaları gibi önlemlerle destekleyici bir dış ekonomik çevrenin oluşturulmasına dönük politikaların teşvik edilmesi ve uygulanması, konularında çaba harcayacağız;

k-Ticaret, yatırım, teknoloji, borçlar ve resmi kalkınma yardımları ile ilgili uluslararası anlaşmaların toplumsal gelişmeyi destekleyecek biçimde uygulanmasını sağlamaya çalışacağız;

l- Özellikle teknik ve mali işbirliği yoluyla, kalkınmakta olan ülkelerin süratle, geniş bir temele dayanarak sürdürülebilir kalkınmalarını geliştirmeye yönelik çabalara destek vereceğiz. Küçük ada ülkelerinin, belirli bir bölgede kapalı kalmış ülkelerin ve en az gelişmiş ülkelerin özel gereksinmelerine özel önem verilmelidir.

m- Uygun uluslararası işbirliği içine girerek ekonomileri değişim sürecinde olan ülkelerin geniş temele dayalı sürdürülebilir kalkınma çabalarına destek vereceğiz;

n- Evrensel, vazgeçilmez ve temel insan haklarının ayrılmaz bir parçası olarak kalkınma hakkı da dahil olmak üzere evrensel, paylaşılmaz ve karşılıklı bağımlı ve karışlıklı ilişki içinde olan bütün insan haklarını kabul edeceğiz ve geliştireceğiz ve bu haklara saygı gösterilmesini, korunmasını ve itaat edilmesini sağlamaya çalışacağız.;

TAAHHÜT 2

Kararlı ulusal eylemler ve uluslararası işbirliği ile, insanlığın bir ahlaki, toplumsal, politik ve ekonomik zorunluluğu olarak, yoksulluğun dünyanın her köşesinde ortadan kaldırılması hedefi doğrultusunda çaba harcayacağımızı içtenlikle ifade ediyoruz.

Bunun için ulusal düzeyde, bütün sivil toplum örgütleri ile işbirliği yaparak ve çokboyutlu ve bütünlüklü bir yaklaşımla aşağıda belirtilen çalışmaları yapacağız:

a- Tercihen,  Uluslararası Yoksulluğun Ortadan Kaldırılması yılı olan 1996’da mümkün olan en kısa zaman içinde bütün dünyada yoksulluğun önemli oranda azaltılması ve her ülkede kendi koşullarına göre saptanacak bir hedef gününde mutlak yoksulluğun ortadan kaldırılması ve eşitsizliğin azaltılmasına dönük ulusal politikalar ve stratejilerin acil bir görev olarak benimsenip formüle edeceğiz ya da güçlendireceğiz;

b- Yoksulluğun asıl nedenlerinin ortaya çıkarılabileceği çabalara ve politikalara özel önem vereceğiz ve herkes için temel gereksinmeleri sağlayacağız. Bu çalışmalar içinde, açlık ve kötü beslenmenin ortadan kaldırılması, gıda maddelerinde güvenlik, eğitim, istihdam ve geçinme, temel sağlık hizmetleri –sağlık bakımlarının tekrarlanması, güvenilir içme suyu ve sağlık koruma ve yeterli barınak da dahil-, toplumsal ve kültürel yaşama katılım yer alacaktır. Yoksulluğun en büyük yükünü taşıyan kadınların ve çocukların gereksinme ve haklarına ve korunaksızların ve sakatlarının gereksinmelerine özel önem verilecektir.

c- Yoksullar için kredi, toprak, eğitim ve öğretim, teknoloji, bilgi ve bilgileşim de dahil olmak üzere üretken kaynaklara ulaşma ve genişleyen istihdamdan ve ekonomik fırsatlardan yararlanabilmeleri için politika ve yasal düzenleme ortamlarında karar alma süreçlerinde yeralmalarına olanak tanıyacak çalışmalar yapacağız;

d-Herkesin istihdam, hastalık, analık, çocuk yetiştirme dulluk, sakatlık ve yaşlılık sürelerinde yeterince ekonomik ve toplumsal korunma alabilmesini sağlayacak politikalar oluşturup uygulayacağız;

e-Ulusal bütçe ve politikalara, temel gereksinmeleri karşılayabilecek biçimde ve eşitsizlikleri azaltıp yoksulluğu stratejik bir hedef olarak belirleyecek özellikler vereceğiz;

f-  Eşitsizliklerin azaltılmasına çalışacağız, kaynaklardan yararlanma ve gelir elde etme olanaklarını artıracağız, eşitsizliği besleyen bütün politik, yasal, ekonomik ve toplumsal faktör ve kısıtlamaları ortadan kaldıracağız;

Bu alanda uluslararası düzeyde yapacaklarımız ise şunlardır:

g-Uluslararası topluluğun ve uluslararası örgütlerin, özellikle çok taraflı mali kurumların, kalkınmakta olan ülkelere ve bütün dünyada yoksulluğun ortadan kaldırılması ve temel toplumsal korunma olanaklarının sağlanması şeklindeki ortak hedefimiz doğrultusundaki çabalarında yardıma gereksinmesi olan ülkelere yardımcı olmalarını sağlayacağız;

h-Mali yardım sağlayan bütün uluslararası ve çok taraflı kalkınma bankalarını, kalkınmakta olan ülkelerin ve bütün ülkelerin insanı merkez alan sürdürülebilir kalkınma ve herkesin temel gereksinmelerinin karşılanması ile ilgili çabalarına dönük politika ve programlarına kesintisiz biçimde verdikleri destek konusunda teşvik edeceğiz; üzerinde anlaşmaya varılmış program hedeflerinin gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla sözkonusu kalkınmakta olan ülkelerle görüşmeler yaparak bu ülkelerin varolan programlarını değerlendirmelerini sağlayacağız; bu ülkelerin kendi politika ve programlarının herkesin temel gereksinmelerinin karşılanması ve mutlak yoksulluğun ortadan kaldırılmasını en önemli konu olarak benimseyen ve üzerinde anlaşmaya varılmış kalkınma hedeflerinin daha ileri noktalara ulaştırabilecek politika ve programlar olmasını teşvik edeceğiz; halkın katılımının bu tür program ve politikalar için son derece önemli olduğu üzerinde duracağız;

i- Özellikle Güney Asya gibi halkın önemli bir kesiminin yoksulluk içinde yaşadığı ve bundan dolayı toplumsal ve ekonomik kalkınma hedeflerine ulaşmakta ciddi güçlüklerle karşılaşan bölgelerin ve ülkelerin özel gereksinmelerine dikkat etmeye ve buralara destek vermeye çalışacağız.

TAAHHÜT 3

Tam istihdamı ekonomik ve toplumsal politikalarımızın temel önceliği olarak belirlemeyi ve bütün kadın ve erkeklerin özgürce üretken istihdam ve iş seçmeleri yoluyla sağlam ve sürekli geçinme olanakları yaratabilmelerini sağlamayı taahhüt ediyoruz.

Bunun için ulusal düzeyde şunları yapacağız:

a-İstihdam olanaklarının arttırılması, işsizliğin azaltılması ve adil yeterli ve uygun ücret alımının desteklenmesi ilkesini hükümet stratejilerinin ve politikalarının en önemli konusu olarak ele almak, işçilerin haklarına tam saygı göstermek, çalıştıranların, çalışanların ve bunların örgütlerinin katılımlarını gerçekleştirmek, gençlerin, kadınların, sakatların ve bütün öteki zarara uğramış grup ve bireylerin yapısal, uzun dönemli işsizlik ve her zaman iş bulamama gibi sorunlarına özel önem vermek, gibi konularda çaba harcayacağız;

b- Hem kırsal hem kentsel sektörlerde iş bulma olanakları ve üretkenliği geliştirecek politikalar oluşturacağız, kalkınma için insan kaynağı geliştirme konusuna yatırım yapacağız, üretken istihdam yaratan teknolojileri destekleyeceğiz, girişimcilik eğilimlerini ve küçük ve orta ölçekli girişimleri teşvik edeceğiz;

c-Toplumun zarara uğramış sektörlerine özel önem vererek, resmi olmayan sektördekiler de dahil olmak üzere küçük ve çok küçük işletmelerin, toprak, kredi, bilgileşim, altyapı ve öteki üretken kaynaklara ulaşma olanaklarını arttıracağız,

d-Hem çalıştıranların hem de çalışanların, ekonomik koşulların, teknolojilerin ve emek pazarlarının değişimine uyum yapmaları için gereken eğitim bilgileşim ve öğretimi gerçekleştirebilecek politikalar oluşturacağız;

e- Yeni istihdam alanları yaratabilecek değişik seçenekler keşfetmeye, gelir ve satınalma gücü yaratacak yeni yaklaşımları araştırmaya çalışacağız;

f- Çalışan insanların kazançlarıyla aile sorumlulukları arasında bir uygunluk oluşturabilecek politikaları destekleyeceğiz;

g-Kadınların çalışma alanlarına daha fazla girmelerine, emek pazarlarındaki konumlarının korunmasına, özellikle ücretler alanında erkeklerle kadınlar arasında eşitliğin geliştirilmesine önem vereceğiz;

h-İstihdamın geliştirilmesini konu alan stratejilerimizde resmi olmayan sektörün katkılarına gereken önemi vereceğiz. Kalkınmakta olan ülkelerde bu sektörün toplumsal bütünleşmeye ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasına yaptığı katkının arttığı ve resmi ekonomi ile bağlarının güçlendiği gözönünde tutulacaktır;

i-Nitelikli işler sağlanması ve çalışanların çıkarlarının ve temel haklarının korunması hedefine ne ölçüde ulaşıldığını izleyeceğiz; bunun için Uluslararası Çalışma Örgütünün ilgili sözleşmelerine özgürce saygı gösterilmesini desteklemek –buna angarya ve çocukların çalıştırılmasının yasaklanması, örgütleme özgürlüğü, sendika kurma ve toplu pazarlık yapma hakkı ve ayırımcılık yapmama ilkeleri de dahildir;

 Uluslararası  düzeyde yapacaklarımız ise şunlardır;

j-Göçmen işçilerin ilgili ulusal ve uluslararası araçların sağladığı koruma önlemlerinden yararlanmalarını sağlayacağız, göçmen işçi emeğinin sömürülmesine karşı etkili ve somut önlemler alacağız, bütün ülkeleri göçmen işçilerle ilgili uluslararası araçları dikkate almaya ve göçmen işçilerin bu haklarının yasalarla kabul edilmesine ve bu yasaların tam anlamıyla uygulanmasına yöneltilmesini sağlayacağız;

k-Makroekonomik politikalarda uluslararası işbirliğini, sürdürülebilir ekonomik büyümenin desteklenmesini ve yeni istihdam alanlarının yaratılabilmesi için ticaret ve yatırımın liberalizasyonunu, istihdamı artıran ve işsizliği azaltan başarılı politika ve programlarla ilgili deneyimlerin aktarılmasını teşvik edeceğiz;

TAAHHÜT 4

Kararlı, güvenli ve adil toplumlarla, ayırımcılık yapmayan, hoşgörülü, farklılıklara, fırsat eşitliğine, dayanışmaya, güvenliğe ve bütün halkın katılımına saygı gösteren ve zarar görmüş ve korunaksız grup ve kişilerin sorunlarına önem veren toplumların toplumsal bütünleşmelerini teşvik etmeyi taahhüt ediyoruz.

Bunun için ulusal düzeyde yapacaklarımız şunlardır.

a-Demokrasi, yasaların hakimiyeti, çoğulculuk ve çeşitlilik, hoşgörü ve sorumluluk, şiddeti dışlama ve dayanışmaya saygı gösterilmesini teşvik edeceğiz. Bunun için eğitim sistemlerinin, kitle iletişim araçlarının ve yerel topluluklarla örgütlerin halkın toplumsal bütünleşme konusundaki bilinçlerini geliştireceğiz ve toplumsal bütünleşmenin bütün özelliklerini ve bunun önemini kavramaları yönündeki çabalarına destek vereceğiz;

b- Bütün biçimleriyle ayırımcılığın ortadan kaldırılmasına ve insan onuruna saygı ve eşitliği temel alan toplumsal bütünleşmenin gerçekleştirilmesini hedefleyen politika ve stratejileri güçlendireceğiz;

c-  Sivil, politik, ekonomik, toplumsal ve kültürel yaşama katılım ve bu alanlarda haberleşmeyi güçlendirmenin en temel araçları olarak bütün eğitim, bilgileşim, teknoloji ve know-howdan herkesin yararlanmasını ve sivil, politik, ekonomik, toplumsal ve kültürel haklardan herkesin yararlanmasını sağlayacak süreçleri teşvik edeceğiz;

d- Zarar görmüş ve korunaksız grup ve bireylerin ekonomi ve toplumla tam anlamıyla bütünleşmelerin ve korunmalarını sağlayacağız;

e- Göçmenlerin ve göçmen işçi ailelerinin insan haklarına saygı gösterilmesini ve bu durumdaki insanların korunmalarını sağlayacak önlemlerin formüle edip güçlendireceğiz, bir çok ülkede değişik alanlarda arttığı görülen ırkçılık ve yabancı düşmanlığını ortadan kaldırmaya ve bütün toplumlarda daha fazla uyum ve hoşgörünün geliştirilmesini sağlayacak önlemleri belirleyerek teşvik edeceğiz;

f-Yerli toplulukların kimlik, kültür ve çıkarlarının korunarak geliştirilmesi için haklarının kabul edilip bunlara saygı gösterilmesi, toplumsal adalet isteklerinin desteklenmesi ve bu toplulukların, içinde yaşadıkları ülkelerin toplumsal, ekonomik ve politik yaşamlarına katılımlarını sağlayacak bir çevrenin oluşturulmasına önem vereceğiz.

g- İkinci Dünya Savaşı ve öteki savaşların eski askerleri ve mağdurları da dahil olmak üzere bütün eski askerlerin ekonomi ve toplumla tam anlamıyla bütünleşmelerini sağlayacağız ve bu kişilerin toplumsal korunma olanaklarını geliştireceğiz,

h-Bütün yaş gruplarından insanların uyumlu bir toplumun inşasında eşit ve son derece önemli unsurlar olarak katkıda bulunmalarını teşvik edeceğiz ve bunun önemini açıklayıcı çalışmalar yapacağız, toplumun bütün kesimlerinde nesiller arasında diyalogu güçlendireceğiz;

i-Kültürel, etnik ve dinsel farklılıkları kabul edeceğiz ve bunlara saygı göstereceğiz, ulusal, etnik, dinsel ya da dilsel azınlıklar içinde yer alan kişilerin haklarını geliştireceğiz ve bu hakları koruyacak, bu insanların içinde yaşadıkları toplumların politik, ekonomik, toplumsal, dinsel ve kültürel yaşamın her alanına tam katılımlarını kolaylaştıracak önlemler alacağız;

j-Yerel toplulukların ve grupların yeteneklerini arttıracağız, bunda kendi örgütlerini ve kaynaklarını geliştirmelerine dikkat ederek ve bu topluluklara hükümetler dışı örgütlerin eylemlerinden de yararlanarak toplumsal kalkınmaya ilişkin politikalar önereceğiz;

k-Toplumsal bütünleşmeyi güçlendiren kurumları destekleyeceğiz, ailenin çok önemli bir işleve sahip olduğunu kabul edeceğiz, aileye, korunması ve desteklenmesini garanti edecek bir ortam sağlayacağız. Farklı kültürel, politik ve toplum sisteminde değişik aile biçimlerinin varolduğunu kabul edeceğiz;

l-Suç işleme, şiddete başvurma ve gizli uyuşturucu kullanımını toplumsal bütünleşme sürecinde görülen sorunlar olarak ortaya koyacağız;

Uluslararası alanda yapacaklarımız ise şunlardır:

m-Ayırımcılığın ortadan kaldırılması ve bütün insan haklarının geliştirilmesi ve korunması konusunda bütün ülkelerde yasal düzenlemeler yapacağız ve bu yöndeki çalışmaları teşvik edeceğiz, bu konularla ilgili uluslararası düzeyde kabul edilmiş deklarasyonlara bağlı kalacağız ve uluslararası araçları kullanacağız ve mümkün olduğu ölçüde ihtiyat kaydına başvurmayacağız;

n-Göçmenlere ve göçmen kabul eden ülkelere insanı ve mali yardım sağlayan uluslararası mekanizmaları daha da güçlendireceğiz ve bu konuda sorumluluğun uygun oranlarda paylaşılmasını teşvik edeceğiz;

o-Eşitlik, karşılıklı saygı ve karşılıklı yarar sağlama temelinde uluslararası işbirliği ve birlikte çalışma eğilimin destekleyeceğiz.

TAAHHÜT 5

İnsan onuruna saygı gösterilmesini ve kadın ile erkek arasında eşitlik ve adaletin gerçekleştirilmesini, kadının politik,sivil, ekonomik, toplumsal ve kültürel yaşama ve kalkınma sürecine katılımını ve bu alanlarda önder konumlarda yer almasını sağlayacak eğilimlere destek vermeyi taahhüt ediyoruz.

Bunun için ulusal düzeyde yapacaklarımız şunlardır:

a-Aile içinde ve toplumda insan onuru, eşitlik ve adaletin önündeki bütün engelleri ortadan kaldırmaya dönük davranış, yapı, politika, yasa ve günlük pratiklerdeki değişikliklere destek olacağız, kentlerde ve kırsal alanda yaşayan kadınların ve yetersizlikleri olan kadınların, toplumsal, ekonomik ve politik yaşama, devlet politikaları ve programlarının uygulanması ve denetlenmesi süreçleri de dahil olmak üzere, tam ve eşit biçimde katılımını teşvik edeceğiz;

b-Her düzeyde karar alma süreçlerinde cinsler arasında bir denge ve eşitlik sağlayacak yapılar, politikalar, hedefler ve yakın amaçlar oluşturacağız, kadının politik, ekonomik, toplumsal ve kültürel fırsatlarını ve bağımsızlık olanaklarını genişleteceğiz, özellikle yerli kadınların, kırsal alanlardakilerin ve yoksulluk koşulları içinde yaşayan kadınlarınki de dahil olmak üzere kadının güçlendirilmesine katkıda bulunacak eğilimlere destek olacağız, ve gerekli olan yerlerde, gerçek eylemlerle, kadının ekonomik ve toplumsal politikaların oluşturulması ve bu politikaların uygulanması süreçlerine katılımını cinsler arası eşitlik fikrinin geliştirilmesi yoluyla kadının güçlendirilmesini teşvik edeceğiz;

c-Kadının okuryazarlık, eğitim ve öğretim etkinliklerine erkeklerle eşit ve tam biçimde katılımını sağlayacağız, kadının kredi ve öteki üretici kaynaklara ulaşmasının ve emlak ve arazi satın alması, elinde tutması ve satmasının önündeki bütün engellerin ortadan kaldırılmasını teşvik edeceğiz;

d-Bütün dünyada kadın ile erkeğin eşit olduğu ilkesini temel alarak ve Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı’nda belirlenen Eylem Programı’nın (5) içeriğine bağlı kalarak, sağlık hizmetlerinden en geniş anlamda yararlanılmasını sağlayacak uygun önlemleri alacağız;

e-Kadının toprak sahibi olma, mülkiyeti miras alma ya da borç para alma haklarının önündeki henüz kaldırılamamış kısıtlamaları ortadan kaldıracağız ve kadının erkeklerle eşit biçimde çalışma hakkına sahip olduğu ilkesini yaşama geçireceğiz;

f- Özellikle sağlık, beslenme, okuryazarlık ve eğitimle ilgili statü, refah ve fırsatlarında, cinsler arasında ayırımcılığın insan yaşamının daha ilk dönemlerinde başladığı kabul edilerek, kız çocuklarının erkek çocuklarla eşit olanaklara sahip olmasının sağlayacak politikalar, hedefler ve amaçlar oluşturacağız;

g-Kadın ile erkeğin aile, topluluk ve toplum yaşamında eşitliğini güçlendireceğiz, çocukların yetiştirilmesi ve ailenin yaşlı mensuplarının desteklenmesi alanlarında kadın ile erkek arasında sorumlulukların eşit olarak paylaşılması gerektiği, erkeklerin bütün sorumlulukları eşit olarak kadınlarla paylaşması gerektiği, ebeveynlik, cinsel ve çocuk yapma gibi alanlarda da kadınlarla eşit sorumluluklar üstlenmeleri gerektiği gibi konular üzerinde önemle duracağız;

h-  Kadınlara ve kız çocuklarına karşı uygulanan her tür ayırımcılık, sömürü, taviz ve bütün şiddet biçimlerinin, ilgili uluslararası araç ve deklarasyonlara bağlı kalınarak ortadan kaldırılmasına ve buna karşı mücadele edilmesine yönelik politikaların uygulanması ve bu konuda yasalar çıkarılarak ve bu yasaların uygulanmasını sağlayarak etkili önlemler almak;

i- Kadınların her türlü insan hakkından ve temel özgürlüklerden tam ve erkeklerle eşit biçimde yararlanmalarını teşvik edeceğiz ve bu haklarını koruyacağız;

j-Kadınların, olumlu eylem, eğitim, öğretim, iş yasalarıyla gereken koruma, nitelikli çocuk bakımı ve öteki destek hizmetlerinin sağlanması ve bu hizmetlerin kolaylaştırılması gibi önlemlerle ücretli çalışma ve istihdama tam anlamıyla katılabilmelerini sağlayacak politikalar oluşturacağız ya da var olan politikaları güçlendirip uygulayacağız;

Uluslararası düzeyde yapacaklarımız ise aşağıda yer almaktadır:

k- Kadınların insan haklarını geliştirmek ve bu hakları korumak, Kadınlara Karşı Her Türden Ayırımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi’nin (10) yanısıra ilgili öteki sözleşmelerin hükümlerini de uygulayacağız, mümkün olursa 2000 yılına kadar ve elden geldiğince koşullu imzadan kaçınarak bu sözleşmelerin hükümlerinin yasama organlarında kabul edilmesini ve uygulanmasını teşvik edeceğiz, ve Nairobi İleriye Dönük Kadının Geliştirilmesi Stratejileri (11) Kırsal Kesim Kadınları ile İlgili Cenevre Deklarasyonu (12) ve Nüfus Kalkınma Konusunda Uluslararası Eylem Programı’nın uygulanmasını teşvik edeceğiz;

l- Pekin’de Eylül 1995 te toplanacak olan Dördüncü Dünya Kadın Konferansının hazırlık çalışmalarına ve bu Konferansın sonuç belgesinde yeralan hükümlerin uygulanması ve izlenmesine özel önem vereceğiz;

m- Kadının güçlendirilmesi ve kadın erkek arasında eşitlik ve adaletin sağlanması çabalarında kalkınmakta olan ülkelerle, istedikleri takdirde uluslararası işbirliği yapacağız ve bu işbirliğini teşvik edeceğiz;

n- Kadınların ulusal ekonomiye katkılarını ve ulusal ekonomi için harcadıkları çabayı, kayıtlara geçmeyen işlerdeki ve evlerinde verdikleri katkılar da dahil olmak üzere bütün boyutlarıyla kavratacak ve daha açık bir şekilde ortaya koyabilecek elverişli araçları bulacağız.

TAAHHÜT 6

Evrensel ve eşit fırsatlı nitelikli eğitim hedefi için çaba sarfederek bu hedefe ulaşmak, bedensel ve ruhsal sağlık alanında mümkün olan en yüksek standarda ulaşmak, herkes için temel sağlık hizmetlerini gerçekleştirmek, toplumsal koşullarla ilgili eşitsizlikleri düzeltmek ve bu alanda ırk, ulusal köken, cinsiyet farklılığı yaş ya da sakat olup olmama gibi unsurlara dayalı bir ayırımcılık yapmamak, ortak ve özel kültürlerimizin geliştirilmesi ve bunlara saygı göstermek, kalkınmada kültürün rolünü güçlendirmeye çalışmak, insanı merkez alan sürdürülebilir kalkınmanın temel ilkelerini koymak, insan kaynaklarını tam manasıyla geliştirmek ve toplumsal kalkınmanın ilerletilmesine katkıda bulunmak konularında taahhütte bulunuyoruz. Bu etkinliklerin amacı, tam ve üretken istihdamı geliştirmek ve toplumsal bütünleşmeye destek olmaktır.

Bunun için ulusal düzeyde yapacaklarımız aşağıda belirtilmiştir:

a- İlkokul öncesi eğitim, ilkokul eğitimi ve okuma yazma bilmeyenler için eğitim de dahil olmak üzere, temel eğitimin genelleştirilmesi ve herkesin okuma yazma öğrenmesine yönelik zamanı belirlenmiş ulusal stratejiler oluşturacağız ve bu stratejileri destekleyeceğiz –bu çalışmaya bütün topluluklar dahil edilecektir ve özellikle eğitim sistemine ulusal dillerin sokulması alanında eğitim yapılacaktır, bu çalışma çeşitli resmi olmayan eğitim araçlarıyla desteklenecektir ve mümkün olan en yüksek öğrenim standardına ulaşılmaya çalışılacaktır;

b- Her yaş grubunda insanın faydalı bilgiye sahip olması, mantıklı düşünme yeteneğini ve değişik beceriler geliştirmesini ve etik ve sosyal değerlere sahip olmasını sağlamaya yönelik eğitimin kalitesini geliştirmeye çalışarak hayat boyu öğrenmenin önemini açıklayacağız; böylece her yaşta insan bütün yeteneklerini sağlıklı bir biçimde ve hakkettiği saygıyı görerek, kalkınmanın toplumsal, ekonomik ve politik süreçlerine tam anlamıyla katılabilecektir.

c- Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin (13) hükümlerine bağlı kalarak, çocukların, özellikle kız çocuklarının haklarını kullanabilmelerini ve bu hakların geliştirilmesini, eğitimi, yeterli beslenmeyi ve temel sağlık hizmetlerinden yararlanmayı herkes için olanaklı kılarak ve ebeveynlerin ve çocuklardan yasal bakımdan sorumlu başka kişilerin hak, görev ve sorumluluklarını kabul ederek sağlayacağız;

d-  Bütün çocukların ve gençlerin ilkokul eğitimine başlayıp bitirmelerini ve ilkokul, ortaokul, mesleki okul ve üniversite eğitimi alan kız ve erkekler arasındaki büyük orantısızlığı azaltacak uygun ve olumlu önlemler alacağız;

e- Kız çocukları ve kadınların eğitim olanaklarından tam ve eşit biçimde yararlanmalarını sağlayacağız; kadının eğitimine yatırım yapmanın, toplumsal eşitlik, yüksek üretkenlik ve sağlık koşullarının iyileşmesi, çocuk ölüm oranlarının ve doğurganlık oranlarının düşürülmesi gibi alanlarda toplumsal kazanımların elde edilmesi bakımından son derece önemli olduğunu kabul ediyoruz;

f- Birbiriyle bağlantılı programlarla, ve bireysel farklılıkları ve değişik durumları dikkate alarak çocuklar, gençler ve sakat yetişkinler için her düzeyde eşit eğitim olanakları sağlayacağız;

g-  Yerli toplulukların, özel gereksinmelerine, isteklerine ve kültürlerine uygun tarzda eğitim alma haklarını kabul ediyoruz ve bu toplulukların sağlık hizmetlerinden tam anlamıyla yararlanmalarını sağlayacağız;

h-Cinsler arasında eşitliğe dikkat ederek özel eğitim politikaları oluşturacağız ve dünyanın her tarafında geliştirilen genel ve özel bilişim verilerinin bilgi haline dönüştürülme eğilimini hızlandırmak amacıyla toplumun bütün düzeylerinde gereken mekanizmaları oluşturacağız ve bu bilginin yaratıcılık, üretken kapasitesinin arttırılması ve toplum yaşamına aktif katılım haline dönüştürülebileceğini belirleyecek tasarımlar geliştireceğiz;

i- Eğitimin ve mesleki eğitimin yeni iş alanlarının yaratılmasında ve işsizlikle ve toplumlarımızdaki toplumsal dışlanma ile mücadelede çok önemli unsurlar olduklarının bilincinde olarak emek pazarlarıyla eğitim politikaları arasındaki bağlantıları güçlendireceğiz ve bütün toplumsal kalkınma planlarında yüksek eğitimin ve bilimsel araştırmanın rolü üzerinde duracağız;

j-  Kalkınma hakkı da dahil olmak üzere bütün insan hakları ve temel özgürlüklere saygıyı güçlendiren ve geliştiren geniş temelli eğitim programları oluşturacağız, hoşgörü, sorumluluk ve farklılıklara saygı gösterme gibi değerleri geliştireceğiz, ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Eğitim Onyılı (1995-2005) (15) Belgesinde yer alan çatışmaların barışçıl yöntemlerle çözümlenmesine ilişkin eğitim sağlayacağız;

k- Herkes için temel eğitim hedefine ulaşmak için, temel eğitim araçları ve alanlarının genişletilmesine, hükümetler, hükümetler dışı örgütler, özel sektör, yerel topluluklar, dinsel gruplar ve aileler arasında işbirliği ortamlarının geliştirilmesini ve bu işbirliğinin arttırılmasını teşvik edeceğiz;

l-Toplumsal kalkınmanın önkoşullarından biri olarak çocuklar, gençler ve yetişkinler için okulda ve topluluk içindeki sağlık eğitimi programları oluşturacağız ve bu çalışmayı destekleyeceğiz; çocuklardan yasal olarak sorumlu olan ebeveynlerin ve başka sorumlu kişilerin haklarını, görevlerini ve sorumluluklarını Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne uygun olarak dikkate alacağız;

m-Alma Ata Temel Sağlık Hizmetleri Deklarasyonu’ndaki açıklamalara uygun olarak ve eşit ve toplumsal adaletin gerçekleştirilmesi ilkesini temel alarak, ülkeler düzeyinde Herkes İçin Sağlık Stratejileri’nin hedeflerine ulaştırılması amacıyla derhal şu doğrultularda çaba harcamaya başlayacağız: Sağlıklı içme suyu temini, insan sağlığının korunması ve beslenme eğitimi ve önleyici sağlık programlarını teşvik edeceğiz, ülkeler düzeyinde genel, ayırımcılığı dışlayan temel sağlık hizmetleri planları ya da programlarının geliştirilmesine ya da güncelleştirilmesine başlayacağız;

n-Sakatlara rehabilitasyon ve öteki bağımsız hizmetlerden ve yardımcı teknolojilerden yararlanma olanakları yaratmaya çalışacağız, böylece sakatların refah düzeylerinin azamiye yükseltilmesini, bağımsızlıklarının ve topluma tam anlamıyla katılımlarının sağlanması için çaba harcayacağız;

o-Ekonomik ve toplumsal kalkınmada herkes için sağlık hizmetlerinin korunması ve geliştirilmesi için sektörler arası bütünlüklü bir yaklaşık oluşturacağız ve bütün sektörlerde politikalarda sağlık hizmetleri konusunun yer almasına dikkat edeceğiz;

p-Dünya Çocuk Zirvesi, Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Toplantısı ve Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Toplantısı gibi toplantılarda belirlenmiş olan ana ve çocuk sağlığı ile ilgili hedefler doğrultusunda ve özellikle çocuk ve ana ölüm oranının düşürülmesi hedefine özel önem vererek çalışmalar yapacağız;

q-Birçok ülkede arttığı saptanan HIV ve AIDS gibi hastalıklarla daha etkili biçimde mücadele etmek amacıyla, gereken eğitim ve korunma hizmetlerine, HIV ve AIDS hastalarına gereken bakım ve destek hizmetlerinin ulaştırılmasına, HIV ve AIDS hastalarının yalıtılmışlıklarını ve bu hastalara karşı ayrımcılığı ortadan kaldırmak için gereken bütün önlemlerin alınmasına önem vereceğiz,

r- Bütün eğitim ve sağlık politika ve programlarında çevre duyarlılığını geliştireceğiz; sürdürülebilir tüketim ve üretim modelleri oluşturmaya önem vereceğiz;

Uluslararası düzeyde bu konuda yapacaklarımız şunlardır:

s-Uluslararası örgütlerin, özellikle uluslararası mali kurumların, bu hedeflere, politika programlarında ve elverişli operasyonlarında yer vererek destek olmalarına çalışacak ve bunu sağlayacağız; iki taraflı ve bölgesel işbirliği alanlarında yeni çalışmalarla da bu desteklenmelidir;

t- Kültürel farklılıklara ve insanlığın ortak kültürel mirasına saygı gösterilmesini sağlamak amacıyla kalkınmanın kültürel boyutlarının önemini kabul ediyoruz. Bu alanda yaratıcılığın kabul edilmesini ve geliştirilmesi gerekmektedir;

u-Özellikle Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü ve Dünya Sağlık Örgütü ile eğitim, kültür ve sağlık koşullarının geliştirilmesi konularıyla ilgili öteki uluslararası örgütlerden, yoksulluğun ortadan kaldırılması, tam ve üretken istihdamın geliştirilmesi  ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi gibi  konulara daha fazla önem vermeleri talebinde bulunacağız;

v- Kültürün geliştirilmesi için çeşitli eğitim tarzlarından yararlanan, eğitim ve iletişim araçları aracılığıyla bu konularda bilgi içeren malzeme üretip dağıtan, teknolojinin kullanımının yaygınlaşmasına katkıda bulunan, teknik ve mesleki eğitim ve bilimsel araştırmaları teşvik eden uluslararası örgütleri güçlendireceğiz;

w- Malarya, tüberküloz, kolera, tifo ve HIV/AIDS gibi çok sayıda insanın ölümüne yol açan önemli hastalıklara karşı daha güçlü ve daha eşgüdümlü global eylemlere destek vereceğiz, bu alanda Birleşmiş Milletler’in HIV/AIDS hastalıklarıyla ilgili ortaklaşa ve çeşitli kurumlardan mali yardım alan programını 816) desteklemeye devam edeceğiz;

x-  Etkin eğitim, öğretim ve sağlıkla ilgili program ve politikaların tasarım ve sunumunda, örneğin, teknoloji transferi alanında bilgi, deneyim ve uzmanlığı paylaşma ve yaratıcılığı arttırma alanlarında çalışmalar yapacağız; öteki sonuçların yanısıra yerel kapasite artırımını sağlayabilecek alanlarda, örneğin olanakların kötüye kullanılması konusunda denetim, önleyici ve rehabilite edici programlar alanlarında deneyim ve bilgi aktarımını destekleyeceğiz;

y- İnsan onuruna saygıyı, bütün kadınları ve çocukların özellikle sömürüye karşı korunmasını, uyuşturucu kaçakçılığı, çocuklara fahişelik yaptırılması, kadınların sünnet edilmesi gibi kötü davranışları çalışmalarının merkezine yerleştirmiş eğitim ve sağlık programlarına verilen uluslararası desteğin artırılması ve bu alanda eşgüdümün geliştirilmesine çalışacağız;

TAAHHÜT 7

Afrika ülkelerinin ve en az kalkınmış ülkelerin ekonomik, toplumsal ve insan kaynaklarının geliştirilmesini hızlandırmayı taahhüt ediyoruz.

Bunun için yapacaklarımız şunlardır:

a- Ulusal düzeyde toplumsal kalkınma hedeflerini de içeren ve ticaret ve yatırımlar için elverişli ortamı yaratabilecek ve insan kaynaklarını daha da geliştirilmesine birinci derecede önem verecek ve demokratik kurumların geliştirilmesini daha da güçlendirecek yapısal düzenleme politikaları uygulayacağız;

b-Afrika ülkeleri ile en az kalkınmış ülkelerde gıda maddelerinin güvenliğini artıracak, güney-güney işbirliği de dahil olmak üzere uluslararası işbirliği ve teknik ve mali yardımlar yoluyla üretilen metaların çeşitlendirilmesi ve karşılıklı ticaret ve işbirliği alanlarında ekonomik reformlar, programlar uygulama çabalarına destek  vereceğiz;

c-Dış borç sorunlarına kalkınmaya yönelik sağlam çözümler bulacağız; bu süreçte borç miktarlarında indirim yapılmasını, erteleme ya da borçların silinmesi gibi önlemleri içeren 1994 yılının Aralık ayında imzalanan Paris Club Anlaşmasındaki borçların bağışlanması konusundaki hükümlerin derhal uygulamaya konulması pratiğinden yararlanacağız; uluslararası mali kurumlardan çok miktarda çok taraflı borçlanmış olan düşük gelirli ülkelere yeni biçimlerde yardımda bulunulması konusunda bu ülkelerin borçlarının azaltılması yönünde araştırmalar yapmalarını isteyeceğiz; ve Zirve Toplantısı’nın önceliklerine uygun olarak toplumsal kalkınma programlarına uygulanması durumunda borçların dönüştürülmesi konusunda yeni teknikler geliştirmelerini de bu kurumlardan isteyeceğiz. Bu çalışmalarımızda Birleşmiş Milletler 1990 Afrika’nın Kalkınması için Yeni Gündem’in ’17) orta erimli değerlendirilmesini, 1990 yılında belirlenen En Az Kalkınmış Ülkeler için Eylem Programı’nın (18) içeriğini dikkate alacağız;

d- Uluslararası topluluk tarafından kararlaştırılmış olan Afrika’nın kalkındırılması için stratejiler ve önlemlerin uygulanmasını sağlayacağız ve Afrika ülkeleri ve en az kalkınmış ülkeler tarafından belirlenmiş olan kalkınma stratejileri, programları ve reform çabalarına destek vereceğiz;

e-Hem genel hem de toplumsal sorunlarla ilgili programlara verilen resmi kalkınma yardımlarını artıracağız ve bu programların daha etkili olmasını sağlayacağız; bunda ülkelerin ekonomik koşullarına ve yardım kapasitelerine dikkat edip, uluslararası antlaşmalardaki taahhütlerin yerine getirilmesine özen göstereceğiz;

f- Birleşmiş Milletler özellikle Afrika’da Ağır Kuraklık ve/yada Çölleşme Görülen Ülkelerde Çölleşmeye Karşı Savaş Sözleşmesi’nin yasama organlarında kabul edilmesini ele alacağız ve Afrika ülkelerine çölleşme ile mücadelelerinde ve kuraklığın sonuçlarının yumuşatılması uğraşında destek sağlayacağız;

g- Bulaşıcı hastalıkların, özellikle HIV, AIDS, malarya ve tüberkülozun ekonomik ve toplumsal kalkınmada ulaşılan düzeyi geriletmemesi ya da sınırlamaması için gereken bütün önlemleri alacağız;

TAAHHÜT 8

Yapısal düzenleme programlarında, toplumsal kalkınma hedeflerinin, özellikle de yoksulluğun ortadan kaldırılmasına, tam ve üretken istihdamın geliştirilmesine ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesine mutlaka yer vermeyi taahhüt ediyoruz.

a- Özellikle yoksulları ve toplumun korunaksız kesimlerini etkileyecek toplumsal programları ve harcamaları destekleyeceğiz, bütçe kısıtlamalarında da bu programları etkilemeyeceğiz, ayrıca toplumsal harcamalarda eşitlik ve etkililik oranını yükselteceğiz;

b-Toplumsal kalkınma alanında yapısal düzenleme programlarının etkilerini gözden geçireceğiz; uygun olan alanlarda, cinsler arasındaki farklılıkları dikkate alan toplumsal etki değerlendirmeleri ve öteki ilgili yöntemleri kullanacağız, böylece bu düzenleme programlarının olumsuz etkilerini azaltarak olumlu etkilerini arttıracağız; ilgili ülkelerin isteği üzerine bu gözden geçirme çalışmalarında uluslararası mali kurumlarla işbirliği yapılacaktır;

c- Ekonomileri geçiş halindeki ülkelerde, dönüşüm süreçlerine bütünlüklü yaklaşımları ve reformların toplumsal sonuçlarını ve kalkınma için zorunlu olan insan kaynaklarını araştıracağız;

d- Bütün düzenleme politikalarının ve programlarının toplumsal kalkınma ile ilgili unsurlarını, pazarların globalleşmesi ve hızlı teknolojik değişimle bağlantılı olarak ortaya çıkanlar da dahil olmak üzere, gelir ve kaynaklara daha eşitlikçi ve daha güçlü bir şekilde ulaşmaya yönelik politikalar oluşturarak, takviye edeceğiz;

e-  Bu ekonomik geçiş dönemlerinde kadınların omuzlarına erkeklerden daha fazla yük binmesini engelleyecek önlemler alacağız;

Uluslararası düzeyde bu alanda yapacaklarımız ise şunlardır:

f-  Çok taraflı kalkınma bankaları ve öteki yardım veren unsurların daha ileri hedeflere sahip toplumsal kalkınma yatırım borçları ile uygun yardımlarda bulunmalarını sağlamaya çalışacağız;

g-  Yapısal düzenleme programlarının her ülkenin ekonomik ve toplumsal koşullarına, ilgi ve gereksinmelerine uygun olmalarını sağlamak için çaba harcayacağız;

h- Yapısal düzenleme politikalarının tasarım, toplumsal yönetim ve değerlendirilmesine ve toplumsal kalkınma hedeflerinin gerçekleştirilmesi süreçlerine bölgesel ve uluslararası örgütlerin ve Birleşmiş Milletler Sisteminin, özellikle Bretton Woods kurumlarının destek ve işbirliğini temin edeceğiz ve bu kurumların bu çalışmayı kendi politika, program ve operasyonlarına dahil etmelerini sağlayacağız;

TAAHHÜT 9

Zirve toplantısının hedeflerini ulusal, bölgesel ve uluslararası işbirliği aracılığıyla gerçekleştirmek amacıyla toplumsal kalkınmaya tahsis edilmiş olan kaynakları arttırmayı ve-yada daha etkili biçimde kullanmayı taahhüt ediyoruz.

Bunun için ulusal düzeyde yapacaklarımız şunlardır:

a-İç tasarrufları geliştirmek ve seferber etmek için ve üretken yatırımlar için dış kaynakları çekmek amacıyla ve hem kamu hem özel fon kaynaklarını, toplumsal programlar için yenileştirmeye çalışarak ve kaynakların etkili kullanımlarını sağlayarak uygun ekonomik politikalar oluşturacağız;

b- Toplumsal kalkınmayı desteklemek amacıyla sürdürülebilir ekonomik büyümeyi ve sürdürülebilir kalkınmayı sağlayacak makroekonomik ve mikro ekonomik politikalar uygulayacağız;

c- Küçük ve çok küçük işletmelerin, resmi olmayan sektördekiler de dahil olmak üzere toplumdaki mağdur olmuş sektörlere özel önem vererek, daha fazla kredi almalarını teşvik edeceğiz;

d-Güvenilir istatistiklerin ve istatistik göstergelerinin toplumsal politika ve programlarının geliştirilip değerlendirilmesinde kullanılmasını sağlayacağız; böylece ekonomik ve toplumsal kaynaklar yeterli ve etkin biçimde kullanılacaktır;

e- Ulusal önceliklere ve politikalara uygun olarak, vergi sisteminin adil, artan oranlı ve ekonomik bakımdan etkin olmasını sağlayacağız; vergi sisteminin sürdürülebilir kalkınmayı ilgilendiren konularına gereken ilgiyi göstereceğiz ve vergilerin etkili bir biçimde toplanmasını sağlayacağız;

f- Bütçe işlemleri sırasında kamu kaynaklarının kullanımında şeffaflık ve güvenilirliği sağlayacağız ve temel toplumsal hizmetlerin teşvikine ve geliştirilmesine özel önem vereceğiz;

g- Yeni kamu ve özel mali kaynak yaratma konusunda yeni yöntemler bulmayı üstleniyoruz; bunun için ulusal güvenlik gereksinmelerine dikkat edilerek aşırı askeri harcamaların uygun oranlarda azaltılmasına –bütün dünyadaki askeri harcamalar ve silah ticareti de buna dahil- ve böylece toplumsal ve ekonomik kalkınma için ek fonların tahsisinin mümkün kılınmasına özen göstereceğiz;

h-Toplumsal kalkınma hedeflerinin, özellikle yoksulluğun ortadan kaldırılması hedefinin gerçekleşmesine kooperatiflerin bütün potansiyelleriyle katkıda bulunmalarını sağlayacağız; kooperatiflerin tam ve üretken istihdamın yaratılmasına ve toplumsal bütünleşmenin desteklenmesine katkıda bulunmalarını sağlayacağız,

Uluslararası düzeyde bu alanda şunları yapacağız:

i- Yeni ve ek mali kaynakları harekete geçirmeye çalışacağız; bu kaynaklar yeterli ve önceden tahmin edilebilir kaynaklar olacaktır ve bu kaynakların elde edilebilirliklerini azamiye çıkartabilecek ve çok taraflı, iki taraflı ve özel kaynaklar da dahil olmak üzere ve imtiyazlı ve bağış olarak verilenleri de içererek mümkün olan bütün fon kaynaklarını ve mekanizmalarını azamiye çıkarmak için çaba harcayacağız;

j- Yeterli ve önceden tahmin edilebilir yeni ve ek kaynakların sağlanabilmesi hedefini gerçekleştirebilmek için uluslararası mali, teknolojik ve insan becerisi ile ilgili olanakların kalkınmakta olan ülkelere akışını kolaylaştıracağız;

k- Uluslararası mali, teknolojik ve insani becerilerin ekonomileri değişim halinde olan ülkelere akışını kolaylaştıracağız;

l-  Gayri safi ulusal hasılanın yüzde 0.7 sinin genel resmi kalkınma yardımlarına tahsis edilmesi konusunda varılan anlaşmanın mümkün olan en kısa zamanda uygulanması için çalışacağız; toplumsal kalkınma programlarına yönelik fon paylarını artıracağız; Zirve Toplantısı’nda ortaya çıkarılan Eylem Programı’nda ve elinizdeki Deklarasyonda yer alan hedef ve amaçlara ulaşmak için gereken etkinliklerin çapı ve derinliği arasında bir uyum sağlayacağız;

m-Göçmenler ve yurtlarından zorla çıkarılmış kişilerle ilgili sorunlarla karşı karşıya bulunan ilkelerin gereksinmelerinin karşılanması amacıyla yapılan uluslararası kaynak akışını artıracağız;

n-Benzer güçlüklerin üstesinden gelmiş kalkınmakta olan ülkelerin deneyimlerinden yararlanabilecek Güney-Güney işbirliğini destekleyeceğiz;

o- Borçların ertelenmesi ya da başka türden borç yükünü hafifletecek önlemlere dair hükümlerin yer aldığı Aralık 1994 Paris Club Sözleşmesi’nde üzerinde anlaşmaya varılmış olan borçların bağışlanması konusundaki hükümler de dahil olmak üzere özellikle borçların bağışlanmasında daha elverişli koşullar aracılığıyla en yoksul ve ağır borç yükü altındaki düşük gelirli ülkelerin borçlarının hafifletilmesi için varolan borçların hafifletilmesine dair anlaşmaların acilen uygulanmasını sağlayacağız ve daha elverişli koşullar için görüşmeler yapacağız; uygun durumlarda bu ülkelerin, büyüme ve kalkınma süreçlerini yeniden harekete geçirebilmeleri için tekrar program belirlemek zorunda kalmamalarını sağlayabilecek oranda çift taraflı resmi borçlarında azaltma yapılmalıdır; uluslararası mali kurumlardan, çok taraflı borçları çok fazla olan düşük gelirli ülkelere yardım etmelerini ve bu ülkelerin borçlarının hafifletilmesine özen göstermelerini isteyeceğiz; borçların Zirve Toplantısı’nda saptanan önceliklere dikkat edilerek toplumsal kalkınma program ve projelerine uygulanacak şekilde dönüştürülmesi alanında yeni teknikler geliştireceğiz;

p-Büyümenin gelir, istihdam ve ticaret gibi unsurlara daha fazla bağlı olduğu süreçlerde bu unsurlara daha fazla bağlı olduğu süreçlerde bu unsurların birbirlerini karşılıklı olarak güçlendirdiklerini unutmaksızın ve Nihai Belge’nin uygulanmasının etkilerini değerlendirirken Afrika ülkelerinin ve en az gelişmiş ülkelerin eksiksiz yararlanmaları gerektiğine dikkat ederek, Dünya Ticaret Örgütü’nü kuran Marrakeş Anlaşmasında yer alan tamamlayıcı koşullar da dahil olmak üzere Uruguay Yuvarlak Masa Toplantısı Nihai Belgesi’nde yer alan çok taraflı ticaretle ilgili hükümlerin programlandığı zaman dilimi içinde uygulanmasını sağlayacağız;

q-Kalkınmakta olan ülkelerin, temel insani gereksinmelerini karşılayabilmeleri için geliştirmekte oldukları ticaretin liberalizasyonu sürecinin etkilerini denetleyeceğiz; bu ülkelerin uluslararası pazarlara daha fazla girmelerine yönelik yeni inisiyatifler oluşturmalarına özel önem vereceğiz;

r- Ekonomileri geçiş halinde olan ülkelerin uluslararası işbirliği ve mali ve teknik yardım konularındaki gereksinmelerine önem vereceğiz, geçiş halindeki ekonomilerin dünya ekonomisi ile tam bütünleşmesi için gereken gereksinmeleri üzerinde duracağız, özellikle çok taraflı ticaret kurallarına uygun olarak ve kalkınmakta olan ülkelerin gereksinimlerini dikkate alarak ihraç ürünlerinin dış pazarlara girişini arttırmaya özel önem vereceğiz;

s-  47/199 sayılı Genel Kurul kararında belirtildiği gibi kalkınmakta olan ülkelerin gereksinmelerinin arttığını dikkate alarak, önceden tahmin edilebilir, sürekli ve güvenilir etkinliklere aktarılan kaynak miktarında ciddi artış yaparak Birleşmiş Milletlerin kalkınma çabalarına destek vereceğiz; Birleşmiş Milletler’in ve uzman kurumların Toplumsal Kalkınma Dünya Zirve Toplantısı sonunda alınan kararların uygulanmasında sorumluluklarını daha güçlü bir şekilde ve daha geniş bir kapasiteyle yerine getirmelerine destek olacağız;

TAAHHÜT 10

Uluslararası, bölgesel ve yöresel kalkınma için işbirliğinin çerçevesini, birlikte çalışma anlayışı içinde, ve Birleşmiş Milletler ve öteki çok taraflı kurumlar aracılığıyla geliştirip güçlendirmeyi taahhüt ediyoruz;

Bunun için ulusal düzeyde yapacaklarımız şunlardır:

a- Toplumsal Kalkınma Dünya Zirve Toplantısı’nın sonuçlarının uygulanması ve denetlenmesi için uygun önlemler alıp elverişli mekanizmalar oluşturacağız; bunu, bütün sivil toplum sektörlerinin geniş katılımıyla ve Birleşmiş Milletler’e bağlı uzman kurumlar, programlar ve bölge komisyonlarının isteği üzerine ve bu kurumların yardımlarıyla gerçekleştireceğiz;

Bunun için ulusal düzeyde yapacaklarımız şunlardır:

b-  Özel bölgelerde yada yörelerde gerekli ve elverişli mekanizmalar oluşturup uygun önlemler alacağız. Bölge komisyonları, bölgesel hükümetler arası örgütler ve bankalarla işbirliği yaparak, yılda iki kez, yüksek politik düzeyde gerçekleştireceği toplantılarda, Zirve Toplantısı’nda saptanan hedeflerin hangi düzeyde gerçekleştirildiğini değerlendirebilir, belirli konulardaki deneyimler aktarılabilir ve gereken önlemler alınabilir. Bölge komisyonları uygun mekanizmalar aracılığıyla, bu tür toplantıların sonuçları hakkında Ekonomik ve Toplumsal Konsey’e rapor hazırlamalıdır.

Uluslararası düzeyde ise yapacaklarımız şunlardır:

c-  Birleşmiş Milletlere bağlı örgütlerdeki, uluslararası kalkınma ajanslarındaki ve çok taraflı kalkınma bankalarındaki temsilcilerimize, Zirve Toplantısı’nda kararlaştırılan hedefler ve taahhütlerin gerçekleştirilmesinde sürekli ve sürdürülebilir gelişmenin sağlanmasına dönük uygun ve eşgüdümlü önlemlerin alınması konusunda bu örgütlerin destek ve işbirliğini sağlama talimatı vereceğiz. Birleşmiş Milletler ve Bretton Woods kurumları, aralarında, toplumsal kalkınma için sağlanacak yardımların daha etkili düzeyde olması ve yeterli eşgüdüm ile gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla düzenli ve geniş çaplı diyaloglar sürdürmelidir;

d-  Birleşmiş Milletler Tüzüğü’ne ve uluslararası yasalara uygun olmayan ve Devletler arasında ticari ilişkilerin önüne engeller çıkaran tek taraflı önlemlerden kaçınacağız;

e-   Ekonomik ve Toplumsal Konsey’in, bu konseyin alt örgütlerinin ve Birleşmiş Milletlere bağlı ekonomik ve toplumsal kalkınma ile ilgili öteki örgütlerin yapılarını, kaynaklarını ve etkinliklerini güçlendireceğiz;

f-   Ekonomik ve Toplumsal Konsey’den, Hükümetlerin, bölge komisyonlarının, belirli konularla ilgili olarak çalışan komisyonların ve belirli konularla uzmanlaşmış kurumların raporlarını temel alarak, uluslararası topluluğun Dünya Toplumsal Kalkınma Zirve Toplantısı’nda belirlenen hedef ve amaçların uygulanması ve ulaşılan gelişme düzeyi hakkında tetkik ve değerlendirmelerde bulunmasını ve Genel Kurul’a gereken değerlendirme ve eylemleri hakkında rapor vermesini isteyeceğiz;

g-  Genel Kurul’dan 2000 yılında Zirve Toplantısı’nda belirlenen amaçların hayata geçirilmesi hakkında bir genel araştırma ve değerlendirme yapmak üzere özel bir toplantı düzenlenmesini isteyeceğiz.

NOTLAR
1-                     First Call for Children (New York, UNICEF, 1990)
2-                     B.M. Çevre ve Kalkınma Konferansı Raporu,
3-                     Viyana, Dünya İnsan Hakları Konferansı Raporu.
4-                     Kalkınmakta Olan Küçük Ada Devletlerin Sürdürülebilir Kalkınması Dünya Konferansı Raporu.
5-                     Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı Raporu, Kahire, 5-13 Eylül 1994.
6-                     Genel Kurul kararı 217 a(3).
7-                     Genel Kurul kararı 2200 a(21), ek.
8-                     Genel Kurul kararı 41/128, ek
9-                     Genel Kurul kararı 48/183.
10-                  Genel Kurul kararı 34/180, ek.
11-                  B.M. Kadın Onyılı: Eşitlik, Kalkınma ve Barış Nairobi, 15-26 Temmuz 1985.
12-                  a/47/308, ek.
13-                  Genel Kurul kararı 44/25, ek.
14-                  Genel Kurul kararı 49/184.
15-                  Temel Sağlık Hizmetleri Uluslararası Konferansı (Kazakistan, 6-12 Eylül 1978) Raporu.
16-                  Ekonomik ve Toplumsal Konsey Raporu 1994/24.
17-                  Genel Kurul kararı 46/151, ek, kıs. 2.
18-                  B.M. İkinci En Az Kalkınmış Ülkeler Konferansı (Paris, 3-14 Eylül 1990).
19-                  a/49/84/i, ek, ek 2.
20-                  Uruguay Çoktaraflı Ticari İlişkiler Görüşmeleri Sonuçları: Hükümler Metni (Cenevre, GATT Sekreteryası, 1994).

Google’ın yıkıcı ambargosunu protesto ediyoruz

0
Google’ın yıkıcı ambargosunu protesto ediyoruz

Kamuoyuna açık mektup: Google’ın yıkıcı ambargosunu protesto ediyoruz

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]
“Türkiye’deki dokuz bağımsız medya kuruluşu (Artı Gerçek, BirGün, Diken, Ekonomim, Gazete Pencere, Kısa Dalga, Medyascope, T24 ve ilketv.com.tr) Google’ın haber sitelerine karşı uygulamaya koyduğu algoritma değişikliğine karşı açıklama yaptı. Açıklama Gazete Duvar’ın kapanışının ardından geldi. Google’ın bağımsız medyaya “yıkıcı bir ambargo” uyguladığını belirten medya kuruluşları okur erişiminin ciddi şekilde engellediğini kaydetti:
Google’ın okur trafiğimize uyguladığı ambargo ve bu ambargonun yıkıcı sonuçlarıyla karşı karşıyayız.”
[/box]

Türkiye’de yayın yapan bağımsız medya kuruluşları olarak bir kez daha Google’ın okur trafiğimize uyguladığı ambargo ve bu ambargonun yıkıcı sonuçlarıyla karşı karşıyayız. Tüm kamuoyunun, özellikle de okurlarımızın, durumun ciddiyetinin farkına varmasının hayati önemde olduğunu vurgulamak istiyoruz.

Haber sitelerine yönlendirilen trafik akışı, ilk kez Ekim 2024’te ortaya çıkan ve yaklaşık 1 ay süren ambargonun ardından Ocak sonundan itibaren yeniden yok edildi. Google’ın ‘Keşfet’ ve ‘Haberler’ araçları üzerinden yönlendirilen okur trafiklerinin yüzde 98’i, bağımsız medya kurumlarının ağırlığını oluşturduğu çok sayıda haber sitesi için bir günde ortadan kaldırıldı.

Algoritma değişikliği dâhil hiçbir makul açıklaması olmayan bu ani ve büyük trafik kayıplarına karşılık tüm girişimlerimize rağmen Google ile sağlıklı ve sürekli bir muhataplık ilişkisi de kurabilmiş değiliz.

Önemle belirtmek isteriz ki Google’ın hiçbir denetime uğramadan, salt kendi ihtiyaçları doğrultusunda yaptığı trafik akışı değişiklikleri yalnızca medya kurumlarının görünürlüklerini etkilemekle kalmıyor. Google tarafından görmezden gelinenlerin ağırlığını bağımsız medya kurumlarının oluşturduğu bu ‘yeni’ internet haber ekosistemi, kamuoyunun habere erişimini de zorlaştırıyor. Uzun vadede ise bu durum, zaten birçok baskı ile mücadele eden medya kurumlarının mali yapılarına geri dönülmez zararlar verme riski taşıyor.

Okuduğunuz açıklamayı hazırladığımız günlerde, metnin altında imzası bulunması gereken Gazete Duvar’ın kapanması, tam da dikkat çekmeye çalıştığımız tehlikenin ne denli gerçek olduğunu ortaya koyuyor.

Bu nedenlerle, Türkiye’de yayın yapan bağımsız medya kuruluşları olarak Google’ın bu tutumuyla çalınan kurumsal haklarımızın, çalışanlarımızın emeğinin, okurlarımızın desteğinin her platformda takipçisi olacağımızı duyuruyoruz.

Başta Rekabet Kurumu olmak üzere hem yerel hem uluslararası hukuk mercilerinde yapılacak başvurularımızla bu mücadeleyi sürdüreceğimizi ve Google’ın bütün dünya ile birlikte ülkemizde de yarattığı bu tahribatın ısrarlı takipçisi olacağımızı ilan ediyoruz.

Ayrıca Türkiye’de konuyla ilgili devlet kurumlarını da gerekli önlemleri almaya, Google’ın ya da başka teknoloji tekellerinin kamuoyunun haber alma hakkı ve bağımsız gazetecilik çabasını hedef almasına izin vermeyerek yerel medyayı güçlendirecek düzenlemeleri hayata geçirmeye, bu çalışmaları sırasında da medya kurumları arasında herhangi bir ayrım gözetmeksizin fikir alışverişi kanallarını açık tutmaya davet ediyoruz.

Türkiye’de üretip Türkiye’de kazanan reklam verenlere de bir çağrımız var:

Gelirinizin önemli bir kısmını tüketiciye ulaşmak ve görünür olmak için internet reklamlarına aktarıyorsunuz. Ancak tüketiciyle en önemli buluşma noktalarından olan haber siteleri Google ambargosu yüzünden yüzde 90’a varan okur kayıpları yaşadığı için bu yatırım da hedefine ulaşmıyor. Sizleri, Google ve diğer teknoloji şirketleri bu tutumlarından vazgeçip, şeffaf bir şekilde ve yasal düzenlemelerle garanti altına alınmış̧ bir düzen kurulana kadar reklamlarınızı doğrudan ülkemizde yayın yapan medya kuruluşlarına yönlendirmeye davet ediyoruz.

Son çağrımız da okurlarımıza:

Bağımsız medyanın yaşadığı kriz, özgürce haber almak isteyen tüm yurttaşların krizidir. Daha da ötesi bu bir demokrasi krizidir.

İnternette haberleri Google üzerinden değil doğrudan okuru olduğunuz internet sitelerine girerek okuyun, bu gizli ambargoyu delerek bağımsız medyaya destek olun!

Eğer imkânınız varsa, takip ettiğiniz medya kuruluşlarına abone olarak, bağış yaparak katkı verin.

Bugünleri ancak siz okurlarımızın desteği ve dayanışmasıyla aşabiliriz.

Saygılarımızla…

Artı Gerçek
BirGün
Diken
Ekonomim
Gazete Pencere
ilketv.com.tr
Kısa Dalga
Medyascope
T24

İskilipli Atıf

0

İskilipli Atıf Hoca: Babası Akkoyunlu aşiretinin İmamoğulları ailesinden gelen Hasan Kethüdaoğlu Mehmed Ali Ağa, annesi Mekke’den göç etmiş, Arap Ben-î Hattab aşiretinden Nazlı Hanım’dır. 1875 yılında, Bayat’ın Toyhane köyünde doğmuş, Altı aylıkken öksüz kalmış, dedesi Hasan Kethüda’nın himayesinde yetişmiştir. Köy hocasından başladığı tahsiline 1891’den itibaren iki sene İskilip’te devam etmiş, 1893’ün Nisan ayında İstanbul’a gelerek medrese eğitimi görmüş, 1902’de medresedeki öğrenimini tamamlamıştır. 31 Mart Olayları sırasında bir hafta tutuklu kalmıştır. İskilipli Atıf Hoca, 1919 yılında Teali-i İslam Cemiyetinin başkanlığına getirilmiştir. 26 Aralık 1925’te, Frenk Mukallitliği ve Şapka risalesini yayımlayan ve dağıtanlarla birlikte yargılanmak üzere Ankara’ya gönderilmiştir. Teâlî-i İslâm Cemiyeti’nin başkanı iken bu cemiyet tarafından hazırlanan ve Yunan uçakları tarafından Anadolu’ya atılarak dağıtılan Millî Mücadele karşıtı bir beyannamesi (fetva) sebebiyle 26 Ocak 1926 Salı günü Ankara İstiklâl mahkemesinde yargılanmış, bir hafta sonra Ankara Samanpazarı Meydanı’nda asılmıştır. Ankara’da bulunan mezarı, 2009 yılı başında bulunduğu park yerinden alınarak İskilip Gülbaba Mezarlığı’na taşınmıştır. Mezar yeri değişikliği 2010 yılı başında kamuoyunun bilgisine sunulmuştur.

İlhan Cumhur Türker Hakkında Özel Af Kanunu

0

İlhan Cumhur Türker Hakkında Özel Af Kanunu, 7 Mart 1973’te TBMM’de, 30 Mayıs 1973 tarihinde Senato’da kabul edilmiş, 7 Haziran 1973’te Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.

İsmail Oğlu, 1931 Doğumlu, İlhan Cumhur Türker Hakkında Özel Af Kanunu

MADD E 1

Üste fiilen taarruz suçundan Erzurum 9 uncu Kolordu Komutanlığı Askerî Mahkemesinin 20/4/1970 gün, 1970/505 esas ve 1970/381 karar sayılı kesinleşmiş ilâmı ile iki ‘ay 15 ‘gün süre ile hapse mahkûm edilen ve bu mahkûmiyeti 647 sayılı Kanuna göre 15O0 lira para cezasına çevrilmiş bulunan, İsmail oğlu, 1931 doğumlu, Zonguldak İli, Bartın ilçesi, Cilt 111, Sayfa 5’7 de nüfusa kayıtlı, İlhan Cumhur Türker’in cezası bütün hukukî neticeleriyle birlikte affedilmiştir.

MADD E 2

Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADD E 3

Bu kanunu Millî Savunma ve Adalet Bakam yürütür.

Anayasa ve Adalet Komisyonu raporu Cumhuriyet Senatosu Anayasa ve Adalet Komisyonu Yüksek Başkanlığa

Millet Meclisinin 7 Mart 1973 tarihli 73 neü Birleşiminde öncelik ve ivedilikle görüşülerek işarı oyla kabul edilen, İsmailoğlu, 1931 doğumlu, İlhan Cumhur Türker hakkında Özel Af kanunu tasarısı, Millet Meclisi Başkanlığının 9 Mart 1973 tarihli ve 6508 sayılı yazıları ile Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına gönderilmekle, Komisyonumuzun 17 Mayıs 1973 tarihli Birleşiminde Adalet Bakanlığı temsilcisi de hazır bulunduğu halde tetkik ve müzakere olundu.

I – Tasarı, üste fiilen t a aruz suçundan 9 nen Kolordu Komutanlığı Askerî Mahkemesinin 20 Nisan 1970 tarihli ve esas 970/505; karar 970/381 sayılı kesinleşmiş ilâmı ile 2 ay 15 gün süre ile hapse mahkûm edilen ve bu mahkûmiyeti 647 sayılı Kanuna göre 1 500 lira para eczasına çevrilmiş bulunan, İsmailoğlu 1931 doğumlu, Zonguldak ili, Bartın ilçesi, cilt 111, sayfa 57’de nüfusa kayıtlı, İlhan Cumhur Türkcr’in cezasının bütün hukukî neticeleri ile affedilmesini öngörmektedir.

Tasarı, Komisyonumuzca, hükmün infazının sağlayacağı yarar yönünden değerlendirilerek; adı geçenin Türkiye Büyük Millet Meclisinin atıfetinden istifade ettirilmesinin yararlı sonuç doğuracağı görüşü ile benimsenmiştir. Komisyonumuzda hazır bulunan Adalet Bakanlığı temsilcisi. Komisyon gündeminde mevcut 4 adet Özel Af kanunu tasarısı ve teklifinin genel olarak desteklenmediğini ifade etmiştir.

II – Millet Meclisi metninin 1, 2 ve 3 neü maddeleri Komisyonumuzca da aynen kabul edilmiştir. Genel Kurulun tasviplerine arz olunmak üzere Yüksek Başkanlığa saygı ile sunulur.

TÜRKİYE BÜYÜL MİLLET MECLÎSİNİN KABUL ETTİĞİ METİN

İsmail oğlu, 1931 doğumlu, İlhan Cumhur T ürker hakkında özel Af kanunu tasarısı

MADDE 1. — Üste fiilen taamız suçundan Erzurum 9 neu Kolordu Komutanlığı Askerî Mahkemesinin 20 . 4 . 1970 gün, 1970/505 esas ve 1970 /381 karar sayılı kesinleşmiş ilâmı ile iki ay 15 gün süre ile hapse mahkûm edilen ve bu mahkûmiyeti 647 sayılı Kanuna göre 1 500 lira para cezasına çevrilmiş bulunan, İsmailoğlu, 1931 doğumlu, Zonguldak ili, Bartın ilçesi, cilt 11.1, sayfa 57’de nüfusa kayıtlı, İlhan Cumhur Türker’in cezası bütün hukukî neticeleriyle birlikte affedilmiştir.

MADDE 2. — Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3. — Bu kanunu Millî Savunma ve Adalet Bakanı yürütür.

Aristoteles

0
Aristoteles

Aristoteles, MÖ 384 veya 385 yıllarında Athos tepesi olarak adlandırılan tepenin yakınlarında küçük bir Makedonya kenti olan Stageira’da doğmuştur. Babası Nikomakhos, Makedonya kralı II. Amyntas’ın (Philippos’un babası) doktorudur.

Aristoteles’in Assos/Behramkale’deki heykeli Heykel tahrip edilmiş ancak daha sonra yeniden yapılmıştır.
Aristo’nun Yaşamı

Antik dönem Yunan filozofu olan Aristoteles, Platon ile birlikte Batı düşüncesinin en önemli iki filozofundan biri sayılmaktadır. Fizik, gökbilim, ilk felsefe, zooloji, mantık, siyaset ve biyoloji gibi çalışmalar yapan Aristoteles birçok eser yazmıştır. Platon’un Atina’daki akademisine 17 yaşında girmiş ve Platon’un en parlak öğrencilerinden biri olmuş, Akademia’daki öğretime kendisi de katkıda bulunmuştur. Platon’un öldüğü M.Ö. 347 Aristoteles’in gençliğine denk gelmektedir. Platon, Akademeia’nın başına varisi olarak Spevsippos’u atamış, Platon’un bu seçimi Aristoteles’in Akademeia’yı terk etmesine neden oluştur. Akademia’dan ayrılan Aristoteles, aynı yıl Ksenokratos ve Theophrastos ile bugün Biga Yarımadası olarak anılan Troas bölgesindeki Assos kentine gönderilmiş, Tiran Atarnevs’li Hermias’ın siyasî danışmanı ve dostu olmuş, yaşambilim üzerine çalışmalarına başlamıştır. 345-344 yıllarında, Lesbos (Midilli) adasının Doğu kıyısındaki Mytilene (Midilli) kentine gitmiştir. 343 yılında Pella’daki (Bugün Ayii Apostili) Kral Makedonyalı Philippos’un sarayına, oğlu Büyük İskender’in eğitimini üstlenmek üzere çağrılmış, 341 yılında Perslerin eline düşen Hermias’ın feci sonunu Pella’da öğrenmiştir.

Philippos’un ölümüyle MÖ 335 yılında Büyük İskender tahta geçmiş, Aristoteles Atina’ya dönüp Akademeia’ya rakip olarak Lykeion’u ya da diğer adıyla Peripatos’u kurmuş, burada on iki sene ders vermiştir. Okulu 860 yıldan fazla süre ayakta kalmıştır. M.Ö. 323 tarihinde ‘te Büyük İskender’in Asya seferi sırasında ölmesi üzerine Atina’da Makedon karşıtlığı doğduğunda Makedoncu olduğu düşünülen Aristoteles’e karşı dine saygısızlık davası açılmış, bir ölümlüyü ölümsüzleştirmekle itham edilmiştir. Aristoteles, Sokrates’in yazgısını paylaşmak yerine Atina’yı terk etmiş, kendi ifadesiyle Atinalılar’a “felsefeye karşı ikinci bir suç işlemeleri” fırsatını vermemiş, annesinin memleketi olan Eğriboz (Evboia) adasındaki Helke’ye Khalkis sığınmış, ertesi yıl MÖ 322 tarihinde altmış üç yaşında hayatını kaybetmiştir.

Antik Yunan’ın Platon’dan sonraki en önemli filozofu olan Aristoteles, bütün bilim dalları ile ilgilenmiş, mantık, fizik, metafizik, ahlak ve siyaset gibi çeşitli alanlarda araştırma ve çalışmalar yapmış, bu bilim dallarını sınıflandırarak sistemleştirmiştir.

Platon’dan ayrıldığı noktalar özellikle bilgi felsefesinde ve siyaset felsefesinde kendisini göstermektedir. Bilgi felsefesi alanında Platon bilginin nesnelerinin bu dünyada yer almadığı görüşünü savunurken, Aristoteles duyu organlarımızla algıladığımız nesnelerle, bilginin gerçek nesnelerin bir ve aynı olduğunu düşünmüştür. Siyaset felsefesi alanında Platon ebedi ve kusursuz bir devlet teorisi geliştirmeye uğraşırken Aristoteles mevcut devlet biçimlerini inceleyerek işe başlamış, var olanlar arasından mümkün olan en iyisini bulmaya çalışmıştır.

Aristo ve İbn Rüşd

Batı’da Aristo’nun mirasının yeniden keşfedilmesi, İbn Rüşd’ün yazdığı Arapça eserlerin 12. yüzyıl başlarında Latinceye tercümesiyle başlamıştır.

İbn-i Rüşd’ ün Aristo üzerine çalışmaları otuz yıl sürmüştür. Orta Çağ’ın Avrupalı skolastiklerinin kendisine gösterdikleri saygıdan ötürü Dante, İbn Rüşd’ü İlahi Komedya’da diğer büyük pagan filozoflarla beraber zikretmiştir.

Aristo’nun Eserleri

Yüklemler, Sofistiklerin Çoğalması Sonu Çürükler, Yorum Üzerine, Yerlemler, Birinci Çözümlemeler, Kosmos Üzerine, İkinci Çözümlemeler, Gök Cisimleri Üzerine, Gökyüzü Üzerine, Fizik, Duyular Üzerine, Kısa Doğa Yazıları, Can Üzerine, Rüyalar Üzerine, Uyku ve Uyanma Üzerine, Anı ve Anımsama Üzerine, Nefes Üzerine, Gençlik ve İleri Yaş Üzerine, Uzun ve Kısa Yaşamlılık Üzerine, Uykuda Kehanet Üzerine, İkincil Yazılar, Hayvanların Oluşumu Üzerine, Hayvanların Gelişimi Üzerine, Hayvanların Hareketi Üzerine, Hayvanların Tarihi Üzerine, Bitkiler Üzerine, izyognomikler, Duyulan Şeyler, Renkler Üzerine, Sorunlar, Melissos, Ksenofanes ve Gorgias Üzerine, Rüzgârların Yerleri ve Adları, Görünmez Çizgiler Üzerine, Mekanik, Duyulduk Harikulâde Şeyler, Bitkiler Üzerine, Poetika, Retorik, İskender’e Retorik, Politika, Erdemler ve Erdemsizlikler Üzerine, Eudemos’a Etik, Atinalıların Yasası, Nicomakos’a Etik, Magna Moralia, Ekonomikler, Doğa Yazılarından Sonra Gelenler, Doğa Cetveli

Aristo’nun Temel İlkeleri

Aristo’nun filozofluk açısından en önemli olan özelliği sağduyuya yakın olmasıdır, Aristo Demokritos’un atom ile alakalı olan görüşlerine ve Platon’un idealarına karşı çıkmıştır.  Bilim doğrularını ortaya koyabilecek olan bir kuram, ahlaki açıdan değerleri tam anlamı ile teminat altına alabilecek olan teori ahlaka ve bilime hakkını vermek adına teori arayışlarında bulunmuştur. Bulduğu çözüm töz öğretisidir, bu tözler özneller ve nihai gerçeklerden oluşur. Nihai anlamdaki gerçeklik somut şeylerden oluşmaktadır ve somut olan şeyler de ünlü düşünür için biyolojik olan bireylerden oluşmaktadır. Tözler tamamen nihai gerçeklerden oluşmaktadır, tözler var olmadığında var olan başka şeyler tözün özelliklerini alarak tümellerde var olmaz. Aristo Ploto’nun idealarının yanlışla da olsa birey olarak görüldüğü tümellerin de var olduğunu öne çıkartmaktadır. Tümellerin gerçekten var olduğunu öne sürer, tümellerin var olmaları nesnelere ve bireyselliğe bağlıdır. Var olanlar tümellere değil kedilere ve ağaçlara dış dünyada karşılaştığımız nesnelerdir.

Aristo’nun Ünlü Sözleri

“Cesaret kuvvetle birleşince birazcık artar.”

“Kahraman çevresine ölüm yaymaz ama ölüme meydan okur.”

“Kimi ister, kimi verir; doğa ile insan bir bütündür.”

“İnsanları iyi yapan yasalardır.”

“Bütün insanlar doğaları gereği bilmek isterler.”

“Herkes en fazla kendi çıkarını, en az başkalarının çıkarını düşünür.”

“İlkeler ya da ilk nedenler bilimidir felsefe.”

“İsteklerini tutsak al, vicdanına tutsak ol.”

“Hiçbir iyilik sahtelikle bir arada gitmez; doğru hiçbir zaman yanlışa yer vermez. Kendini olduğundan fazla göstermek de, çoğu kez gururdan değil budalalıktandır.”

“Eflatun’u severim ama gerçeği daha çok severim.”

“Zayıflar her zaman adalet ve eşitlik isterler. Güçlülerse bunların hiçbirini takmaz”

Hukuka Giriş

0
Hukuka Giriş
Hukuka Giriş 14. Baskı- Rona Aybay- Aydın Aybay – Ali Pehlivan

Hukuka Giriş isimli eser, Prof. Dr. Aydın Aybay ve Prof. Dr. Rona Aybay’ın birlikte kaleme aldıkları ve yıllardır çeşitli üniversitelerde ders kitabı olarak okutulan bir kitaptır. Kitap, aynı konuda yazılmış kitaplardan farklı bir bütünlüğe sahip olmasıyla dikkati çekmektedir.

Aybay Yayınları’ndan daha önce yedi kez basılmış, temel başvuru ve ders kitabı özelliklerine sahip olan kitabın yeni baskısı İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından okurlara ve öğrencilere sunulmuştur.

Hukuka Giriş’in Yeni Baskısı

Hukuka Giriş’in on dördüncü baskısı, Temmuz 2018’de yürürlüğe giren Anayasa ve yasa değişikliklerine göre yenilenmiş ve güncellenmiş; Türkçe-İngilizce Hukuk Deyimleri Sözlükçesi (Glossary) genişletilmiştir.

Çağdaş hukukun en önemli kavramı olarak öne çıkan insan hakları, kitapta yer alan konuların işlenmesinde temel bir yaklaşım olarak benimsenmiştir. Kitapta İnsan Hakları Evrensel Bildirisinin, anlaşılır bir Türkçe çevirisi bulunmakta, ayrıca İngilizce metnine yer verilmektedir.

Türkiye’de hukuk eğitiminde, teori ve uygulamada önde gelen isimlerden olan Rona Aybay’ın ağabeyi Aydın Aybay ile birlikte yazdıkları kitabın son baskısı Avukat Ali Pehlivan’ın katkıları ile hazırlanmıştır. Prof. Dr. Aydın Aybay’ın vefatı üzerine, Dr. Ali Pehlivan’ın yazar olarak katkısıyla oluşturulan yapıt; hukukla yeni tanışan öğrencilerin ve hukuk mesleği dışındaki okurların yanı sıra, hukukun bütünü ya da belli bir konusu hakkında, kısa yoldan bilgi tazelemek isteyen hukukçulara da yararlı olabilecek bir kaynaktır.  Kitap,  kendi içindeki sistematiği ile öne çıkmakta, anlatımındaki yalınlık ve konuları sunuşundaki yöntemiyle de benzerlerinden ayrılmaktadır.

Hukuka Giriş – 7. Baskı
İçindekiler (Özet)
Giriş
Birinci Bölüm
Hukuk Kavramı
Toplumsal Davranış Kuralları
Hukuk Kurallarının Öteki Davranış Kurallarıyla İlişkisi
Yaptırım
Hukuk Sözcüğünün Çeşitli Anlamları
Hukuka Giriş – 13. Baskı
İkinci Bölüm
Hukukun Kaynakları
Genel Bilgiler
Yasalar
Yapılageliş (Örf ve Âdet) Hukuku
Yardımcı Kaynaklar: Mahkeme Kararları (İçtihatlar) ve Öğreti
Üçüncü Bölüm
Hukukun Dalları
Genel Bilgiler
Özel Hukuk ve Özel Hukukun Dalları
Özel Hukukun Temel Kavramları
Kamu Hukuku ve Kamu Hukuku’nun Dalları
Kamu Hukuku’nun Temel Kavramı: Devlet
Karma Nitelikteki Hukuk Dalları
Dördüncü Bölüm
Hukukun Uygulanması
Genel Bilgiler
Hukukun Yer ve Zaman Bakımından Uygulanması
Hukukun, Kuralın Türüne (Niteliğine) Göre Uygulanması
Yorum
Yasa Boşluğu ve Kıyas
Türkçe-İngilizce Hukuk Deyimleri
Sözlükçesi (Glossary)
İçindekiler (Ayrıntılı)
Kısaltmalar
2018 Basısına Önsöz
2013 Basısına Önsöz
1. Giriş
I. Toplum Yaşamı, İnsanlar İçin Doğal Haldir
II. Toplum Yaşamı, Düzen Gerektirir
III. “Düzen” ve “Adalet” Kavramları
IV. İnsan Toplumu ile Hayvan Topluluğu Arasındaki Fark
BİRİNCİ BÖLÜM
Hukuk Kavramı
2. Toplumsal Davranış Kuralları
I. Genel Olarak
II. Ahlâk Kuralları
III. Din Kuralları
IV. Görgü Kuralları
V. Hukuk Kuralları
VI. Hukuk Kurallarına Aykırılığın Türleri
VII. Hukuk Kurallarına Uyulması Tam Olarak Sağlanabilir mi?
3. Hukuk Kurallarının Öteki Davranış Kurallarıyla İlişkisi
I. Genel Olarak
II. Görgü Kurallarıyla Hukuk Kuralları Arasındaki İlişki
III. Ahlâk Kuralları ile Hukuk Kuralları Arasındaki İlişki
1) Genel Ahlâk – Bireysel Ahlâk
2) Ahlâk ile Hukuk Arasında Yolların Ayrılması
IV. Din Kuralları ile Hukuk Kuralları Arasındaki İlişki
1) Laik Hukuk
2) Türk Hukukunun Laikleşmesi
3) Türk Hukukunda Dine İlişkin Düzenlemeler
4. Yaptırım
I. Yaptırım Kavramı
II. Yaptırım Çeşitleri
1) Genel Olarak
2) Türk Hukukunda Yaptırım Çeşitleri
A) Ceza
a) Eski TCK’ya Göre Ceza Türleri
b) TCK’ya Göre Yaptırım Türleri
aa) Hapis Cezaları
bb) Adli Para Cezası
cc) Güvenlik Tedbirleri
c) Kabahatler Kanunu’na Göre Yaptırım Türleri
aa) İdari Para Cezası
bb) İdari Tedbirler
cc) İdari Yaptırımlara Karar Verilmesi ve Başvuru Yolu
d) Disiplin Cezaları
B) Ödence (Tazminat)
a) Haksız Eylemden Doğan Ödence
b) Ceza Sorumluluğu ile Haksız Eylem Sorumluluğunun Farkı
c) Manevi Ödence
ç) Borca Aykırılıktan Doğan Ödence
d) Koruma Tedbirleri Nedeniyle Ödence
C) Zorla Yaptırma (Cebri İcra)
Ç) Zoralım (Müsadere)
D) Elkoyma
E) Tutuklama
F) Geçersizlik (Hükümsüzlük; Butlan)
5. Hukuk Sözcüğünün Çeşitli Anlamları
I. Hukuk Sözcüğü
II. Pozitif (Müspet) Hukuk
III. İdeal Hukuk
IV. Hukuk ve Adalet
V. İnsan Hakları ve Adalet
1) Giriş
2) İnsan Haklarının Korunması Alanında Uluslararası Denetim
A) Mahkeme Niteliğindeki Kuruluşlar
B) Mahkeme Niteliği Taşımayan Kuruluşlar
VI. Yazılı Hukuk – Yazılı Olmayan Hukuk
VII. Objektif Hukuk – Sübjektif Hukuk
VIII. “Evrensel Hukuk” – “Yerel Hukuk”
1) Yerel (Ulusal) Hukuk
2) Evrensel Hukuk
3) Hukuk Sistemleri
A) Roma Hukuku Geleneğine Bağlı Sistem (Kara Avrupası Hukuku)
B) Common Law
C) İslam Hukuku
Ç) Sosyalist Hukuk Sistemi
İKİNCİ BÖLÜM
Hukukun Kaynakları
6. Genel Bilgiler
I. Kaynak Kavramı
II. Hukukun Yürürlük Kaynakları
7. Yasalar
I. Genel Olarak
II. Türk Hukukunda Kanun
1) Kanunların Kabulü ve Yayımlanması
2) Kanunların Konusu
3) Kanunların “Ulaşılabilir” ve “Anlaşılabilir” Olması
4) Kanunların Niteliklerine Göre Tasnifi
A) Anayasalar – Sıradan Kanunlar
B) Genel Kanunlar – Özel Kanunlar
C) Biçimsel Bakımdan Kanun – Öz Bakımından Kanun
Ç) Süresiz Kanunlar – Süreli Kanunlar
D) Yürürlükte Olan Ama “İşlerlikte” Olmayan Kanunlar
III. Uluslararası Antlaşmalar
IV. Kanun Hükmünde Kararnameler
V. Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri
1) Giriş
2) “Yasama” ile “Yürütme” Arasında Ortaya Çıkabilecek“ Yasa Çatışması Sorunları
a) Giriş
b) TBMM’nin “Münhasır Yetkili” Olduğu Alanlar
c) Hem TBMM’nin Hem de Cumhurbaşkanı’nın “Yasama” Yetkisi Kullanabildiği Alanlar
ç) Karşılaşılması Olası Sorunlar
VI. Tüzükler
VII. Yönetmelikler
VIII. Öteki Düzenlemeler
IX. Yasalar Arasında Altlık-Üstlük İlişkisi
X. Yasaların Yayımlanması ve Derlenmesi
8. Yapılageliş (Örf ve Âdet) Hukuku
I. Genel Bakış
II. Yapılageliş (Örf ve Âdet) Hukukunun Ögeleri
1) Maddi Öge
2) Ruhsal Öge
3) Hukuksal Öge
III. Örf ve Âdetin Çeşitleri
IV. Örf ve Âdet Hukukunun Eksiklikleri
9. Yardımcı Kaynaklar: Mahkeme Kararları (İçtihatlar) ve Öğreti
I. Mahkeme Kararları
II. İçtihadı Birleştirme Kararları
III. Mahkeme Kararlarının Yayımlanması ve Derlenmesi
IV. Öğreti (Doktrin)
V. Bilgi Kaynakları
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Hukukun Dalları
10. Genel Bilgiler
I. Hukukun Dallara Ayrılması Sorunu
II. Kamu Hukuku – Özel Hukuk
III. Başka Ayrımlar
11. Özel Hukuk ve Özel Hukuk’un Dalları
I. Özel Hukuk
II. Özel Hukuk’ta Serbestlik İlkesi
III. Özel Hukuk’un Dalları
IV. Medeni Hukuk
1) Giriş
2) Medeni Hukuk’un Alt Dalları
A) Başlangıç Hükümleri
B) Kişiler Hukuku
a) Gerçek Kişiler
b) Tüzel Kişiler
C) Aile Hukuku
a) Evlilik Hukuku
b) Hısımlık
c) Vesayet
Ç) Miras Hukuku
D) Eşya Hukuku
E) Borçlar Hukuku
a) Genel Bölüm
b) Özel Bölüm
V. Ticaret Hukuku
1) Giriş
2) Ticaret Hukuku’nun Alt Dalları
A) Ticari İşletme
B) Ticaret Şirketleri
C) Kıymetli Evrak
Ç) Taşıma İşleri
D) Deniz Ticareti
E) Sigorta Hukuku
VI. Devletler Özel Hukuku (Uluslararası Özel Hukuk)
1) Giriş
2) Devletler Özel Hukuku’nun Alt-Dalları
A) Yasa Çatışmaları (Kanunlar İhtilâfı)
B) Uyrukluk (Vatandaşlık) Hukuku
C) Yabancılar Hukuku
12. Özel Hukukun Temel Kavramları
I. Hak Kavramı
A) “Mutlak Haklar” – “Nisbi Haklar”
B) “Aynî Haklar” – “Kişisel Haklar”
C) “Malvarlığı Hakları” – Kişivarlığı Hakları”
Ç) “Yenilik Doğuran Haklar”
II. Haksahibi Kavramı
III. Hakkın Kazanılması
IV. Borç Kavramı
V. Malvarlığı
VI. Mal Kavramı
VII. Hukuksal İşlem Kavramı
VIII. Sözleşme
IX. Mülkiyet
13. Kamu Hukuku ve Kamu Hukuku’nun Dalları
I. Kamu Hukuku Nedir?
II. Kamu Hukuku’nun Dalları
1) Anayasa Hukuku
A) Genel Olarak
B) Yazılı Anayasa
C) Türk Anayasa Hukuku’nun Tarihsel Gelişimine Kısa Bir Bakış
Ç) Anayasa Hukuku’nun Başlıca Konuları
2) İdare Hukuku
A) Genel Olarak
B) İdare Hukuku’nun Başlıca Konuları
3) Ceza Hukuku
A) Genel Olarak
B) Ceza Hukuku’nun İki Ana Konusu
a) Suçların Belirlenmesi
b) Cezaların Belirlenmesi
C) Ceza Verilmesinin Amacı
4) Yargılama Hukuku
A) Dava Kavramı
a) Genel Olarak
b) Dava Türleri
B) Mahkeme Kavramı
C) Yargılamanın Temel İlkeleri
Ç) Mahkeme Kararlarının Niteliği
D) Yargılama Türleri
a) Hukuk Yargılaması (Medeni Usul Hukuku)
b) Ceza Yargılaması
aa) Genel Olarak
bb) Suçsuzluk Belirgesi (Masumluk Karinesi)
c) Öteki Yargılama Usulleri
E) Mahkemelerin Örgütlenmesi
a) Adlî Yargı Mahkemeleri (Adlî Mahkemeler)
b) Yargıtay
c) İdare Mahkemeleri
ç) Danıştay
d) Askeri Disiplin Mahkemeleri
e) Sayıştay
f) Yüksek Seçim Kurulu
g) Anayasa Mahkemesi
aa) Genel Olarak
bb) Anayasa’ya Uygunluk Denetimi
cc) Bireysel Başvuru
çç) Öteki Görevler
h) Uyuşmazlık Mahkemesi
i) Hâkimler ve Savcılar Kurulu
j) “Mahkeme Dışı” Çözüm Yolları
aa) Genel Olarak
bb) Tahkim
cc) Arabuluculuk
çç) Uzlaştırma
5) İcra ve İflas Hukuku
6) Uluslararası Hukuk (Devletler Hukuku)
A) Genel Olarak
B) Uluslararası Hukukun Kaynakları
a) Uluslararası Antlaşmalar
b) Uluslararası Yapılageliş (Teamül)
c) Hukukun Uygar Uluslarca Benimsenmiş Genel İlkeleri
ç) Yargı İçtihatları
d) Öğreti (Doktrin)
C) Uluslararası Örgütler
a) Birleşmiş Milletler Örgütü
b) Avrupa Konseyi
c) Avrupa Birliği
aa) Avrupa Birliği’nin Kurulması ve Amaçları
bb) Avrupa Birliği’nin Organları
7) Mali Hukuk
8) Tebligat Hukuku
14. Kamu Hukuku’nun Temel Kavramı: Devlet
I. Ülke
II. İnsan Topluluğu
III. Egemenlik
15. Karma Nitelikteki Hukuk Dalları
I. İş Hukuku
II. Fikri Hukuk
III. Toprak Hukuku
IV. Çevre Hukuku
V. Bilişim Hukuku
VI. Rekabet Hukuku
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Hukukun Uygulanması
16. Genel Bilgiler
I. Kavram
II. Hukuku Kimin Uygulayacağı
III. Uygulamada Yöntem Sorunu
IV. Uygulamayla İlgili Çeşitli Sorunlar
1) Olaya Uygulanacak Hukuk Kuralının Saptanması
2) Örnekseme (Tasım; Kıyas)
3) Yargıcın ve Tarafların Rolü
4) Belirge (Karine)
17. Hukukun Yer ve Zaman Bakımından Uygulanması
I. Yer Bakımından Uygulama
II. Zaman Bakımından Uygulama
18. Hukukun, Kuralın Türüne (Niteliğine) Göre Uygulanması
I. Emredici Kurallar – Tamamlayıcı Kurallar Ayrımı
II. Ölçüt (Kriter)
II. Öteki Ayrımlar
19. Yorum
I. Kavram
II. Yorum Yöntemleri
1) Sözel (Lafzî) Yorum
2) Amaca Göre (Gaî=Teleolojik) Yorum
3) Tarihsel Yorum
4) İşlevsel yada Sistematik Yorum
5) Serbest Yorum
III. Yorumla İlgili Bazı Sorunlar
20. Yasa Boşluğu ve Kıyas
I. Yasa Boşluğu Sorunu
1) Eski Görüş
2) Yeni Görüş
3) Boşluk Kavramı
4) Boşluk Türleri
II. Yargıcın Kural Koyması
III. Örnekseme (Kıyas)
Ekler
Ek 1: İnsan Hakları Evrensel Bildirisi
Universal Declaration of Human Rights
Ek 2: Dava Dilekçesi (Örnek)
Ek 2A: Davaya Cevap Dilekçesi (Örnek)
Ek 3: Yargıtay Kararları
Ek 4: Anayasa Mahkemesi Kararı
Ek 5: Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararı
Türkçe-İngilizce Hukuk Deyimleri Sözlükçesi (Glossary)
Genel Dizin
Hukuka Giriş Kitabının Yazarları 
Prof. Dr. Rona Aybay

Prof. Dr. Rona Aybay, 1935 yılında İstanbul’da doğmuştur. Aybay, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni 1959 yılında bitirdikten sonra aynı fakültede doktorasını tamamlamıştır. Avukat Barış Aybay’ın babası ve Aydın Aybay’ın kardeşidir.  Aybay, 1964 yılında New York Columbia Üniversitesi’nde Mukayeseli Hukuk alanında master yapmış, 1973 yılında doçent, 1980 yılında ise Milletler Özel Hukuku Profesörü olmuştur.

Prof. Dr. Rona Aybay, mesleki kariyerinde; Ortadoğu Teknik Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümü başkanlığı, ODTÜ İdari İlimler Fakültesi Dekanlığı ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF) dekan yardımcılığı  görevlerini yürütmüştür. Rona Aybay, 12 Eylül İhtilalinden sonra sonra YÖK’ün 1402 sayılı yasaya dayandırdığı bir kararla üniversiteden uzaklaştırılmış; 7 yıl sonra Danıştay kararıyla üniversiteye dönmüştür.

Akademik ve İdari Kariyeri

Prof. Dr. Rona Aybay; Avrupa Konseyi Irkçılık ve Hoşgörüsüzlükle Savaşım Komisyonu ile Bosna-Hersek’teki insan hakları ihlallerini incelemekle görevli AGİT komisyonu üyeliklerinde bulunmuştur. Aybay, Bosna-Hersek İnsan Hakları Mahkemesinin kurulduğu 1996 yılından mahkemenin kapandığı 2003 yılına kadar Avrupa Konseyi tarafından seçilmiş uluslararası yargıç statüsü ile görev yapmıştır. Aybay, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin etkenliğini arttırmak üzere, Avrupa Konseyi’nce oluşturulan 11 üyeli Akil Kişiler Grubuna üye seçilmiştir. Aybay, 2006-2011 yılları arasında Türkiye Barolar Birliği İnsan Hakları Merkezi Başkanlığını yürütmüştür.

Aybay, Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve KKTC Yakın Doğu Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Öğretim Üyesi olarak görev yapmış, Milletlerarası Özel Hukuk ve İnsan Hakları Hukuku alanlarında lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerine dersler vermiş, çok sayıda kitap, makale, bildiri; yüzlerce konferans vermiştir. Server Tanilli ile Birlikte Türk Hukuk Bibliyografyasını hazırlamıştır. Prof. Dr. Rona Aybay, Türk Hukuk Kurumu genel sekreterliği yapmıştır. Avukatlar Dayanışma ve Hukuk Araştırmaları Vakfı kurucu üyesidir. İstanbul Barosuna bağlı olarak serbest avukatlık yapmakta olan Aybay, baroda başkan yardımcısı olarak da görev yapmıştır.

Prof. Dr. Aydın Aybay

Aydın Aybay, 1929’da İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğreniminden sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi. Mezun olduğu 1953 yılında aynı fakültenin Medeni Hukuk Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1958’de doktor, 1963’te doçent ve 1973’te profesör oldu.

Aybay, 1979’da İstanbul Üniversitesi’ne bağlı Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin kuruluşuna katıldı, Dekan Yardımcılığı görevinde bulundu. YÖK’ün, 1402 sayılı yasaya dayandırdığı bir kararla üniversiteden uzaklaştırıldı. Danıştay kararıyla 7 yıl sonra döndüğü İstanbul Üniversitesi’nden 1996’da emekli oldu. Bir yıl sonra da Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi dekanlığına getirilen Aybay, on yıla yakın bir süreyle yürüttüğü bu görevden ayrıldıktan sonra bu üniversitede öğretim üyesi olarak çalışmaya devam etmiş, 6 Mart 2013 tarihinde vefat etmiştir.

Prof.Dr. Aydın Aybay’ın Tapu Sicilinde Muvakkat Tescil (1959), Müşterek Mülkiyette Taksim (1964), Borçlar Hukuku (1964) Medeni Hukuk Dersleri (Prof.Dr. Feyzi Feyzioğlu ve Prof.Dr. Ümit Doğanay ile birlikte, 1973), İngiliz Hukukunda Taşınmaz Kirası ve Kiracıların Korunması Sorunu (1975), Eşya Hukuku Dersleri (Prof.Dr. Hüseyin Hatemi ile birlikte, 1981), Kat Mülkiyeti Kanunu (1985), Miras Hukuku Dersleri (1996) gibi eserleri bulunmaktadır.

Dr. Ali Pehlivan

Dr. Ali Pehlivan, 1977 yılında doğmuştur. Haziran 1998’de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden lisans derecesiyle mezun olduktan sonra, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde özel hukuk alanında ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde insan hakları hukuku alanında yüksek lisans derecelerini almıştır. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde, “Kabahatler Hukukunun Genel Esasları” isimli doktora teziyle 16 Ocak 2012 tarihinde “hukuk doktoru” unvanını alan Pehlivan; Prof. Dr. Aydın Aybay ve Prof. Dr. Rona Aybay’ın İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından basılan Hukuka Giriş kitabına, 2013 yılındaki 9. basısından itibaren ortak yazar olarak katılmıştır.

Pehlivan, Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Öğretim Görevlisi olarak dersler vermektedir. Türk Ceza Hukuku Derneği üyesi olan, Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku alanında yayınlanmış makaleleri bulunan Dr. Pehlivan, Türkiye Barolar Birliği ve Avrupa Konseyi’nin “Türk Avukatların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Konusunda Aşamalı Eğitimleri Projesi”nde eğitimci olarak görev yapmıştır. İstanbul Barosu ve Türkiye Barolar Birliği tarafından düzenlenen çeşitli eğitim çalışmalarına halen katkıda bulunmaktadır.

Buhran Çağında Haysiyet – Zor Zamanlarda İnsan Hakları

0

Buhran Çağında Haysiyet – Zor Zamanlarda İnsan Hakları (Dignity in Adversity. Human Rights in Troubled Times), isimli eser dünyaca ünlü Türk felsefeci ve siyaset kuramcısı Prof. Dr. Şeyla Benhabib tarafından 2011 yılında kaleme alınmıştır. Eser, Barış Yıldırım tarafından Türkçe’ye çevrilmiş, Koç Üniversitesi Yayınları tarafından 2013 yılında basılarak okuyucu ile buluşturulmuştur.

Buhran Çağında Haysiyet – Zor Zamanlarda İnsan Hakları (Dignity in Adversity. Human Rights in Troubled Times),
Kitabın Bölüm Başlıkları 
  • Yanılsamasız Kozmopolitizm
  • Aydınlanmanın Diyalektiği’nden Totalitarizmin Kaynakları’na
  • Totalitarizmin Gölgesinde Uluslararası Hukuk ve İnsan Çoğulluğu
  • Başka Bir Evrensellik
  • Demokrasi de Bir İnsan Hakkı mıdır?
  • Egemenliğin Alacakaranlığı mı, Kozmopolit Normların Yükselişi mi?
  • Sınır Aşan Hak Talepleri
  • Demokratik Dışlamalar ve Demokratik Yinelemeler
  • Politik Teolojinin Dönüşü
  • Günümüzde Ütopya ve Distopya
Buhran Çağında Haysiyet
Kitabın Tanıtım Bülteni

“Bu kitap, söylem etiği ve iletişimsel rasyonaliteye dayanan bir teori üzerinden, modern dünyayı şekillendiren daha geniş toplumsal dönüşümler çerçevesinde insan hakları felsefesi ve politikasını tartışıyor. Uluslararası insan haklarının, neoliberal imparatorluğun dünya hâkimiyeti şiarına indirgenmesine ya da muhafazakâr bakış açısıyla yasal kozmopolitliğin demokratik özerkliğe saldırı olarak görülmesine karşı çıkan Şeyla Benhabib, bu antitezlerin ötesine geçebilmek için iki temel kavram öne sürüyor. Uluslararası insan hakları normlarının “demokratik yineleme” süreçleriyle bağlama oturtulması gerektiğini; dahası, bu normların, toplumsal ve siyasi mücadele alanlarına yeni aktörlerin girmesini sağlayan “hukuk yaratıcı gücü” olduğunu söylüyor. Dünyaca ünlü siyaset kuramcısı Şeyla Benhabib, Türkçe basıma yazdığı önsözün de bulunduğu bu kitabında, insan haklarının bugün her zamanki kadar güncel ve acil olduğunu savunuyor. Küresel kapitalizmin, egemenliği, vatandaşlığı ve hukuku nasıl dönüştürdüğünü, soykırımdan Almanya, Fransa ve Türkiye’de türban meselesi vakalarına uzanan çeşitli örneklere bakarak irdeleyen yazar, buna karşılık, yeni kozmopolit insan hakları normlarının yükselişinde önemli bir açılım görüyor.”

Yazar Şeyla Benhabib Hakkında

Prof. Dr. Şeyla Benhabib, Yale Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Felsefe Bölümünde profesör olarak görev yapan bir Türk bilim insanıdır. Benhabib, 9 Şubat 1950 tarihinde İstanbul’da doğmuştur. Robert Kolejini (Amerikan Kız Koleji) bitirdikten sonra 1970 yılında felsefe eğitimi almak üzere Amerika Birleşik Devletlerine giderek Brandeis Üniversitesi’nde akademik çalışmalarına başlamış doktorasını ise 1977 yılında Yale Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Boston Üniversitesi, SUNY Stony Brook ve New School Araştırma Merkezi felsefe bölümlerinde dersler vermiştir. Çalışmalarının temelini siyaset bilimi ve felsefe oluşturmuş, derslerine Cambridge ve Harvard Üniversitelerinde devam etmiştir. 1995 yılında Amerikan Sanatlar ve Bilimler Akademisi üyesi olan Benhabib, Karl Marx, Hegel, Max Weber ve Jürgen Habermas üzerine yaptığı çalışmalarla da tanınmaktadır. Seyla Benhabib, Yale Üniversitesinde 2002-2008 yıllarında Etik, Politika ve Ekonomi Programı direktörü olarak görev olarak görev yapmış; 2006-2007 yıllarında Amerikan Felsefe Birliği Doğu Bölümü Başkanı olmuştur. Yale Üniversitesinde bilimsel çalışmalarına devam etmektedir.

Kültürel diyaloğa katkılarından dolayı 2009 yılında Ernst Bloch Ödülü alan Benhabib, küreselleşmenin, göçün ve çatışmanın baskısı altındaki gruplar ve sivil toplumun rolü üzerine yaptığı bilimsel çalışmaları ile 2012 yılında Leopold Lucas Ödülüne layık görülmüştür. Köln Üniversitesi tarafından verilen Eckhart Ödülü, küreselleşme ve göç alanındaki felsefi ve akademik çalışmaları nedeniyle 2014 yılında Benhabip’e verilmiştir.

University of Humanistic Studies, The University of Valencia ve Boğaziçi Üniversitesi tarafından kendisine fahri doktora unvanı verilmiştir. Boğaziçi Üniversitesi tarafından verilen onursal doktora “Sosyal Bilime Dünya Çapında Yaptığı Özgün Katkılarla Örnek Bir Bilim Kadını Olması Nedeniyle” takdim edilmiştir.

Türkçe’ye çevrilen Eserleri
  • Ötekilerin Hakları: Yabancılar, Yerliler, Vatandaşlar ve Eleştiri,
  • Norm ve Ütopya: Eleştirel Teorinin Temellerine Dair Bir İnceleme
  • Buhran Çağında Haysiyet – Zor Zamanlarda İnsan Hakları

Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Dil Tutum Belgesi

0

Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Dil Tutum Belgesi, Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi tarafından ilan edilmiştir.

Acıbadem Üniversitesi bünyesinde, toplumsal cinsiyet eşitliği ilkelerini hayata geçirmek için Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonu kurulmuştur. Ayrıca, 2022 yılı başında “toplumsal cinsiyet eşitliği eylem planı hazırlanmıştır. Bu çerçevede, “Toplumsal Cinsiyete Dayalı Ayrımcılık, Şiddet ve Cinsel Tacizi Önleme ve Destek Politika Metni” oluşturulmuştur.

Acıbadem Üniversitesi Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Dil Tutum Belgesi ise bu alışmaların tamamlayıcı parçası olarak hazırlanmıştır. Bu belge, Türkiye’nin de taraf olduğu CEDAW’ın prensiplerini esas almaktadır. Üniversitenin tüm yayın ve materyallerinin toplumsal cinsiyet eşitliğine uygun bir dile sahip olmasını amaçlamaktadır.

Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Dil Tutum Belgesi

Toplumsal cinsiyete duyarlı dil, cinsiyetçi olmayan, nötr ve dilde toplumsal cinsiyet eşitliği ve adaletini sağlamaya yönelik dilin kullanımını betimleyen genel bir terimdir. Bu dilin kullanımının amacı, bir cinsiyetin veya toplumsal cinsiyetin norm olduğunu ima eden, önyargılı, yanlı, ayrımcı veya küçük düşürücü olarak yorumlanabilecek kelime seçimlerinden kaçınmaktır. Toplumsal cinsiyete duyarlı dil kullanımının nihai hedefi, toplumsal cinsiyete dair klişelerin kullanımını tasfiye ederek, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına katkıda bulunmaktır.

Toplumsal cinsiyete duyarlı dil, basitçe toplumsal özneleri veya grupları toplumsal cinsiyetleri yönünden rencide etmemeye özen gösteren bir konuşma tarzını benimsemekten ibaret değildir.

Dil bir yandan, algıları, tutumları ve davranışları yansıtır. Diğer yandan da gerçekliği inşa ederek onun dilde kurulduğu şekilde görülmesini sağlar ve böylece gerçekliği etkiler.

Sözcükleri ve dilsel biçimleri farklı bir şekilde kullanmak, gerçekliğin yeniden adlandırılması ve yeniden yorumlanmasıdır. Toplumsal cinsiyete duyarlı dil, dildeki klişelere dikkat çekip, kullanımdan kaldırmasıyla toplumsal cinsiyete dayalı iktidarı görünür yapar ve dikkat çektiği eşitsizliklerin dilden kaynaklanan etkisini azaltarak daha adil ve eşitlikçi bir toplumda yaşama hedefine yönelik sosyal değişime katkıda bulunur.

Bu anlayış temelinde toplumsal cinsiyete duyarlı dil, toplumsal cinsiyet kavramının kapsamına giren, bütün cinsiyetleri, yönelimleri ve kimlikleri, kesişimsellikleri (çoklu ayrımcılıkları) içerecek şekilde eşitlikçi tutum ve davranışı geliştirme çabasının temel bileşenlerindendir.

Toplumsal cinsiyete duyarlı dilin kullanımı, 1970’lerden başlayarak toplumsal cinsiyet temelli hareketlerin talebi ve akademik çalışmaların ürünü olarak gündeme getirilmiştir. Ayrıca Türkiye’nin 1985 yılından beri taraf olduğu Birleşmiş Milletler Kadınlara Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi’nin (CEDAW) 1981 yılında yürürlüğe girmesinden itibaren Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Örgütü, Avrupa Parlamentosu gibi uluslararası kuruluşlar tarafından da benimsenmiştir.

Acıbadem Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonu 2021 yılında kurulmuş ve hazırlanan Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Eylem Planı Ocak 2022’de Üniversite Senatosu tarafından onaylanıp yürürlüğe girmiştir.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Eylem Planı bağlamında, toplumsal cinsiyete duyarlı dilin kapsamının her türlü konuşma, yazı ve görseli içerdiği takdirde hedefine ulaşacağı ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Eylem Planının benimsediği perspektifi en iyi şekilde yansıtacağı fikri kabul edilmiştir. Bu doğrultuda toplumsal cinsiyete duyarlı dil politikası oluşturulması, üniversitede kullanılan konuşma ve yazı dili ile görsel dilin kullanımına ilişkin yönergeler hazırlanması, farkındalık artırıcı materyal geliştirilmesi ve bunların izlenmesi kararlaştırılmıştır.

Üniversitenin toplumsal cinsiyete duyarlı dil anlayışını ortaya koymak amacıyla hazırlanan bu belge, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Eylem Planında da benimsenmiş olan toplumsal cinsiyet eşitliği ve adaletine uygun hareket edileceğini taahhüt etmektedir.

Bu taahhüt çerçevesinde aşağıda belirtilen faaliyetlerde bulunulacaktır:

1. Toplumsal cinsiyete duyarlı dilin uygulanması için yönergeler hazırlamak

2. Toplumsal cinsiyete duyarlı dil farkındalığı arttırmak amacıyla bilgilendirici çalışmalar yapmak

3. Toplumsal cinsiyete duyarlı dilin derslere ve derslik ortamına içerilmesini sağlamak amacıyla faaliyetlerde bulunmak

4. Üniversite bünyesindeki her türlü yazılı materyalin toplumsal cinsiyete duyarlı dil ile uyumlu olmasını sağlamak

5. Üniversite bünyesindeki her türlü basılı ve dijital görsel materyalin toplumsal cinsiyete duyarlı dil ile uyumlu olmasını sağlamak

6. Toplumsal cinsiyete duyarlı dilin izlenmesine ilişkin çalışmalar yapmak

7. Bu amaçları yerine getirmek için bütün birimler ile iş birliği içinde çalışmak

Mahkeme Hizmetlerinin Yeni Teknolojiler Kullanılarak Halka Ulaştırılması

0

Mahkeme Hizmetleri İle Diğer Hukuki Hizmetlerin Yeni Teknolojiler Kullanılarak Halka Ulaştırılması Hakkında Üye Devletlere Yönelik Rec(2001) 3 Sayılı Tavsiye Kararı, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesince, Bakan Vekillerinin 28 Şubat 2001 tarihli 743. Toplantısında kabul edilmiştir.

Avrupa Konseyi
Mahkeme Hizmetleri İle Diğer Hukuki Hizmetlerin Yeni Teknolojiler Kullanılarak Halka Ulaştırılması Hakkında Üye Devletlere Yönelik Rec(2001) 3 Sayılı Tavsiye Kararı

Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Statüsü’nün 15.b. maddesinin hükümleri uyarınca;

Avrupa Konseyi’nin amacının, üyeleri arasında daha büyük bir birlik gerçekleştirmek olduğunu göz önünde bulundurarak;

Modern bilgi teknolojisinin özellikle adaletin idaresi olmak üzere  Avrupa  devletlerinin  etkin idaresi için vazgeçilmez bir araç haline geldiği, böylece iyi  işleyen  bir demokrasi  için gerekli olan iyi işleyen bir idare elde edilmesine katkı yaptığını göz önüne alarak;

Avrupa vatandaşlarının kendi ülkeleri ile diğer Avrupa ülkelerinin kanun, tüzük  ve içtihatları ile idari ve adli bilgilere erişimini modern  bilgi  teknolojisini  kullanarak demokratik katılım ilkesi uyarınca kolaylaştırmak gerektiğini göz önüne alarak;

Vatandaşların kendi devletlerinin işleyişine ulusal, bölgesel ve yerel düzeyde katılımının idari kuruluşlarla kurulacak iletişimle, özellikle de internet gibi yeni bilgi teknolojilerini kullanarak adaletin idaresi yoluyla geliştirilerek kişisel menfaatlerini korumalarında  herkese eşit fırsat tanınabileceğini göz önüne alarak;

Mahkeme hizmetlerinin modern bilgi teknolojilerini kullanarak sunumunun Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin öngördüğü hukuka erişim ilkesini uygulamayı kolaylaştıracağını göz önüne alarak;

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 11 Eylül 1995 tarihinde kabul ettiği, mahkeme kararlarının hukuk bilgi erişim sistemlerinde seçimi, işlenmesi, sunumu ve arşivlenmesi hakkında R (95) 11 sayılı Tavsiye Kararı’na bakarak;

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Üye devletlere aşağıdaki hususları yerine getirmelerini tavsiye eder:

a- Tavsiye Kararı ekinde yer alan kural ve rehber ilkeleri ülkelerinde adaletin idaresinden sorumlu kişi ve kuruluşların dikkatine sunmaları;

b- Kendi ülkelerinde bu ilkelerin uygulanmasını sağlamak üzere uygun adımları atmaları.

Mahkeme Hizmetleri İle Diğer Hukuki Hizmetlerin Yeni Teknolojiler Kullanılarak Halka Ulaştırılması Hakkında Üye Devletlere Yönelik Rec(2001) 3 Sayılı Tavsiye Kararı Eki
 1. Hukuki bilgilerin  elektronik biçimde sunumu

Devlet kanun metnini hem kanunun kabul edildiği halde hem birleştirilmiş metin olarak elektronik biçimde halka ulaştırmalıdır; ayrıca, kanunun geçmişteki durumu ile  ilgili bilgilere de ulaşmak mümkün olmalıdır.

Fertlere kanun veri tabanında basit metin erişimi ücretsiz sağlanmalıdır.

Devletin ilgili mercileri hizmette katma değer üretilmesini kolaylaştırmak amacıyla kanun metinlerini özel sektöre elektronik biçimde sunmalıdır.

Bu şekilde elde ettikleri kanun metinlerini kullanırken özel sektör kaynak göstermeye ve metinlerin aynen yeniden yayımını güvence altına almaya teşvik edilmelidir.

Farklı devlet sunucularında yapılacak aramalar için özgün bir kullanıcı ara yüzü sağlanmalıdır.

Devletler bu ilkeleri kanun koyucu bütün mercilerine – ulusal, bölgesel, yerel, vs. – uygulamaları yönünde teşvik edilir.

2.Hukuk alanında resmi elektronik sicillere erişim

 Hukuk alanında mevcut elektronik sicillerin bir rehberi internet üzerinde oluşturulmalıdır.

Hukuk alanında ulusal resmi sicillere ağ erişimi gerekli güvenlik ve gizlilik gerekleri gözetilerek ilgili kuruluş ve kişilere sağlanmalıdır.

3. Mahkeme – Halk etkileşimi

 Yeni teknolojiler kullanılarak mahkemeler ve diğer hukuki kuruluşlar (siciller, vb.) ile  iletişim olabildiğince kolaylaştırılmalıdır.

Bundan, güvenlik ve gizlilik gereklerinin yerine getirilmesi koşuluyla aşağıdakiler anlaşılmalıdır:

  • işlemlerin elektronik araçlarla başlatılabilmesi;
  • bir elektronik iş akışı ortamında işlemlerle ilgili daha ileri adımlar atılabilmesi;
  • mahkeme bilgi sistemine erişim yoluyla işlemlerin durumu hakkındaki bilgileri alabilme;
  • işlemlerin sonuçlarını elektronik biçimde alabilme;
  • işlemlerin etkin takibi ile ilgili her türlü bilgiye (yazılı hukuk, içtihat hukuku ve mahkeme usulleri) erişebilme.

Mahkeme usulleri ile ilgili elektronik bilgiler halka açık hale getirilebilmelidir. Bilgiler en yaygın teknolojileri (internet) kullanarak yayılmalıdır.

Devlet, mümkün olduğunda, halka veya özel sektörden tedarikçilerine yaydığı bilgilerin doğruluğu ve tamlığını garanti etmelidir.

4. İlkelerin uygulanması – Siyaset konuları

 Aşağıda verilen tabloda aşağıdaki üç alanın her biri için değinilecek ana siyaset konular verilmektedir.

“Hukuki bilgiler” kanun, tüzük ve devleti bağlayıcı uluslararası anlaşmalar ile önemli mahkeme kararlarının her türlü resmi metnini içerir.

“Resmi siciller” mahkemeler ve/veya resmi mercilerce oluşturulan, halkın gerek genel gerekse özel hususlar hakkındaki bilgilere doğrudan veya dolaylı olarak erişim hakkının bulunduğu sicilleri içerir.

“Mahkeme işlemleri” mahkeme usulleri ile iç kurallar, dava bilgileri ve mahkemelerle haberleşmeleri içerir.

Konu
Hukuki bilgiler
Resmi siciller
Mahkeme İşlemleri
Elverişlilik Devletler kanun, tüzük, devleti bağlayıcı ilgili uluslararası  anlaşmalar ve önemli mahkeme kararlarının resmi metinlerini elektronik biçimde halkın erişimine sunmalıdır. İdeal olanı, bu bilgilerin her zaman erişilebilir olmasıdır. Sicillerden yararlananlar bu hizmetin sürekli sunulması beklentisi taşırlar. Devlet otoritelerinin böyle bir hizmet sürekliliğini sağlamanın teknik veya mali açıdan mümkün olup olmayacağını düşünmesi gerekecektir. Mahkeme sistemlerinden yararlananlar bu hizmetin mahkemenin mesai saatleri dışında da sunulması beklentisi taşırlar. Devlet otoritelerinin böyle bir hizmet sürekliliğini sağlamanın teknik veya mali açıdan mümkün olup olmayacağını düşünmesi

gerekecektir.

Erişilebilirlik Tüzükler, içtihat hukuku ve meclis belgeleri de dahil olmak üzere her türlü mevzuat halka açılmalıdır. Mümkün olduğu hallerde bilginin niteliği de dikkate alınmak suretiyle daha geniş erişim imkanı düşünülmelidir. Belirli durumlarda sorumlu merci tarafından ilgili taraflara giriş izni verilmesinin gerekli olacağı kabul

edilmektedir.

Dava tarafları ve ilgili diğer kişilere.

Ya avukatlar ya da mahkeme birimleri vasıtasıyla kontrollü erişim.

Zamanındalık Etkin olmak bakımından, resmi hukuk bilgi sistemleri güncel tutulmalı ve çabuk bir şekilde yayınlanmalıdır.

Özellikle avukatlar ve hakimler için olmak üzere önemli mahkeme hükümleri bakımından ivedilik çok önemlidir.

Hukuki bilgiler ile aynı ihtiyaçlar söz konusudur. Hukuki bilgiler ile aynı ihtiyaçlar söz konusudur.
Konu
Hukuki bilgiler
Resmi siciller
Mahkeme İşlemleri
Doğruluk Kabul edilen metinler veya yayımlanan hükümlerin elektronik ortamda aynen yayınlanmasını sağlamak üzere titiz kalite denetim usulleri uygulanmalıdır. Hukuki bilgiler ile aynı ihtiyaçlar söz konusudur. Hukuki bilgiler ile aynı ihtiyaçlar söz konusudur.
Mevsukiyet Elektronik metinlerin mevsukiyeti elektronik/ dijital imza gibi araçlarla garanti edilmelidir. Hukuki bilgiler ile aynı ihtiyaçlar söz konusudur. Karar için hukuki bilgiler ile aynı ihtiyaçlar söz konusudur. Ancak, işlem için böyle bir

şart yoktur.

Telif hakkı (metin ve veri) Çoğu devlette hukuk metinleri için telif hakkı uygulaması  bulunmasa da devletin bu metinlerin doğruluğunu sağlama yükümlülüğü vardır.

Resmi metinlerin özel yayıncılarca çoğaltıldığı hallerde kaynak gösterilmelidir. Metinlerin doğruluğunun sağlanmasından söz konusu özel yayıncılar

sorumludur.

Gerekmiyor. Gerekmiyor.
Sorumluluk Elektronik bilgilerin doğruluğundan resmi yayıncı sorumlu olmalıdır. Elektronik sicillerin tek kayıt olduğu hallerde, sorumluluk basılı sicillerdeki ile aynı olmalıdır. Normal idari sorumluluk uygulanmaya devam eder.
Konu
Hukuki bilgiler
Resmi siciller
Mahkeme İşlemleri
Ücret İlke olarak, hukuk veri tabanı bilgileri her türlü yasal metin aslı için ücretsiz olarak açılmalıdır. Ekonomik şartların ücret alınmasını gerektirdiği durumlarda bu ücret maliyeti karşılamaya yetecek kadar olmalıdır. Yayımlanan metinlerin sunumunun geliştirildiği, böylece katma değer sağlandığı durumlarda ücret alınması uygun olabilir. Hukuk metinlerinin asılları için özel yayıncılar ve dağıtımcılara aynı

ücret rejimi uygulanmalıdır.

Elektronik resmi sicil bilgilerinin açılması, halka, ticari işletmelere vs.’ye sunulan bir hizmettir. Bu nedenle, bu hizmetler bir ücret karşılığında  sunulabilir. Mahkeme işlemleri için normalde harç alınır. Oranı farklı olsa da bu harç elektronik hizmetler için de alınmaya devam edilebilir.
Gizlilik Gizlilik yasalarının mahkeme hükümleri için uygulanma biçimi ülkeden ülkeye değişiklik göstermektedir. Kişisel Bilgilerin Otomatik işlenmesi açısından Şahısların Korunması Sözleşmesi’nde öngörülen stardartlar dikkate alınmalıdır.

Mahkeme hükümlerinde taraflara ait bilgilerin gizliliğinin korunması hususu ülkeden ülkeye değişiklik göstermektedir ve bu hususun Avrupa

sathında incelenmesi gerekli olabilir.

Gizli bilgileri korumaya ve gizliliğin korunması üzerine Avrupa kuralları ile ulusal kuralları gözetmeye yönelik uygun tedbirler alınmalıdır. Erişim  ilgili taraflarla sınırlı tutulmalıdır. Normal gizlilik kuralları uygulanmalıdır.
Konu
Hukuki bilgiler
Resmi siciller
Mahkeme İşlemleri
Şeffaflık Vatandaşların sistemleri kullanmasını kolaylaştırmak ve hukukun kolayca anlaşılır olmasını sağlamak için bilgi sistemleri birleştirilmiş metinleri içermelidir.

Devletlerin bu birleştirilmiş metinleri uygun resmi metinlere nasıl dönüştüreceklerini düşünmeleri

gerekmektedir.

Kullanıcılar için sicillerde yer alan bilgilerin güvenilirliğini sağlamak  amacıyla, bu bilgilerin eksiksiz olduğu ve bunların son güncelleme durumu kullanıcılara gösterilmelidir.

Sicillerin yapısı iyi belgelendirilmeli ve kullanıcının anlayabileceği şekilde olmalıdır.

İşlemlerin sırası kullanıcının kolayca anlayabileceği şekilde olmalıdır.

Mümkün olduğu hallerde, kullanıcı ya sistem tarafından kendiliğinden ya da mahkeme personelinin yardımıyla işlemlerde yönlendirilmelidir.

Açıklama:

Yukarıdaki tabloda mahkeme içtihatları dışındaki mahkeme kararları ile ilgili konular yer almamaktadır. Bu diğer mahkeme kararları, elektronik kayıtlarının yapıldığı hallerde elektronik ortamda halka açılmalı ancak, bunu yaparken gizlilik ve veri koruma yönetmelikleri gözetilmelidir. Veri tabanının olduğu hallerde bu veri tabanı açılmalıdır.

Siyaseti belirlerken sonuçların uyumlu olması çok önemlidir. Bunun için, daha geniş Avrupa ortamı ve evrensel ortam dikkate alınmak suretiyle ulusal kuruluşlar arasında işbirliği tesisini gereklidir. Siyasetin uygulanmasındaki strateji sistemler üzerinden sinerji sağlamalı, World Wide Web (www) gibi fiili standartları kullanarak halka bilinen  ve  anlaşılır erişim araçları sunmalıdır. Ulusal düzeyde kullanıcının diğer ülkeler ile diğer Avrupa kuruluşları ve uluslararası kuruluşların hukuki bilgi kaynaklarına da erişimine izin verecek ulusal düzeyde ortak bir ağ geçidinin (gateway) kurulması düşünülmelidir.

5. Yönetim

Bilgi mercilerinde özel yönetim yeterliliği ve sorumluluğu kurumsallaştırılmalıdır.

İş süreçleri etkin iş akışı yönetimi sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmelidir.

6.Kullanıcı ortamı

 Devlet, halkı yeni bilgi teknolojilerini kullanmaya teşvik etmek ve bu  teknolojilerin  kullanımı hakkında halka eğitim vermekle sorumludur. Bu sorumluluk hukuk sistemi ile  ilgili temel uyumun sağlanması gerekliliğini de içerir.

Devlet, mahkeme ve hukuk bilgi sistemlerini işleten ve kullanan hakimler ile personele gerekli eğitim ve destek hizmetlerini sunmalıdır.

Bütün hukuk bilgi sistemleri sürekli kullanıcıların dışındaki kişilerin bile yeterli bilgileri almasını sağlamak için, etkin yardım özellikleri de dahil olmak üzere kullanıcı dostu sistemler olmalıdır.

Kullanıcı, basılı resmi hukuki belgelerin elektronik olarak da kendisine sunulmasını haklı olarak bekler.

7.Eğitim ve Öğretim

İnsanların yeni teknolojileri kullanmalarını sağlayacak eğitim programları geliştirilmelidir. Bu programlar daha okul çağında iken başlamalı, hayat boyu öğrenim süreci  olarak devam etmelidir.

8.Teknik hususlar

 Aşağıdaki hususlarla ilgili teknikler geliştirilmeli ve bunlar üzerinde mutabakat sağlanmalıdır:

  • elektronik ödeme,
  • elektronik imza,
  • sistem güvenliği,

Avukat Muvaffak Benderli

0

Avukat Muvaffak Benderli, 27 Aralık 1905 tarihinde Yanya’da doğdu. 1924 yılında Kabataş Lisesi’ni birincilikle bitirdikten sonra Dar-ül Fünun Edebiyat Şubesi’nde eğitimine devam etti. 1928 yılında fakülteden mezun oldu.

Mezuniyetinden sonra Adana’da edebiyat öğretmeni olarak çalıştı. 1930’da İstanbul’a döndü ve İstanbul Hukuk Fakültesi‘ni, kazandı. Hukuk eğitimini sürdürmekte iken Galatasaray, Haydarpaşa ve İstanbul Erkek liselerinde öğretmenliğe devam etti. 1932 yılında Feyziye Mekteplerinde (Işık Lisesi) edebiyat öğretmeni olarak göreve başladı.

Hukuk Fakültesinden mezun olan Benderli, hem eğitimci, hem de avukat olarak uzun yıllar çalıştı.

1947 yılından itibaren Galatasaray Talebe Kurulu Neşriyat kolu tarafından Ercüment Ekrem Talu, ve Abdi İpekçi’nin de katkıları ile çıkarılan Galatasaray Dergisi’nin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 

1960-1962 yılları arasında İstanbul Barosu Başkanlığını yürüttü. Başkan olduğu dönemde İstanbul Barosunda ilk kadın yönetici de yönetim kurulunda yer aldı. Avukat Şükûfe Ziya Ekitler İstanbul Barosu Yönetim Kurulunun ilk kadın üyesi oldu.

Mustafa Kemal Atatürk’e Bursa’da gençlerin mesajını iletmek üzere giden bir grup Darülfünun öğrencisi.  Muvaffak Benderli ve sonradan evlendiği Katime Benderli Atatürk’ün sağında.

1973-1981 arası Işık Üniversitesi Feyziye Okulları Vakfı Başkanlığını yaptı.

İstanbulspor Kurucu üyesidir.

Makale ve şiirleri gazete ve dergilerde yayınlandı.

28 Şubat 1982 günü 77 yaşında iken yaşamını yitirdi. 3 Mart 1982’de Teşvikiye Camiinde düzenlenen cenaze töreninin ardından Büyükada Mezarlığına defnedildi.

Yönetmen Can Togay’ın dedesi, hukuk kökenli yazar Gün Benderli’nin babasıdır.

Muvaffak Benderli’nin adı ,Sabetaycılara ait Fevziye Mektepleri Işık Lisesi Nişantaşı kampüsünün konferans salonuna verilmiştir.

Avukat Muvaffak Benderli’nin Eserleri ve Hakkında Yazılanlar

Edebiyat Bakalorya El Kitabı (1933)

Feyz-i Sıbyan’dan Işık’a Feyziye Mektepleri (Mert Sandalcı – 2005)

Muvaffak Hoca (Kolektif – 1983) – Eser Fevziye Mektepleri Vakfı tarafından basılmıştır. 

“Ara sıra bazı dostlarımızın, yakınlarımızın, taze anıları ve acıları ile başbaşa iken, onları kaybetmiş olmanın yıkıklığı içinde elbet bir şey yazmak ve söylemek heyecanını duymuşuzdur. Ne var ki bir süre sonra bu dostlarımızın yakınlarımızın anılarını yazmak genellikle güç gelmiştir. Hele şimdiye değin böyle çalışma yapmamış bir kimsenin, hayatı büyük başarılar içinde geçmiş, edebi zevk ve kültürü olan bir fikir adamı hakkında yazmaya kalkışması bir cürettir. O’nu, iyi bir şekilde yansıtamamış, anlatamamış olmanız üzüntüsü sarar insanı. Uzun bir süredir çalışırken hep bunu düşündüm. Gözlerimin önüne gelen o güleç simanın sanki beni bu yönden ikaz eder tavrını kafamda taşıdım. Bu sorumluluğu hep duydum. Bunca Başkanlarımızın ölümü üzerine yapılan törenlerde O’nun kelimelerin isabetle seçilip oturtulması ile geliştirdiği konuşmalarının hafızalarda iz bıraktığını unutmak mümkün değildir. O, daima Başkanlarımızı her vesile ile anma kadirşinaslığını göstermişti. Yönetim Kurulu toplantılarında, Sayın Fahir İpekçi, Sıddık Sami Onar Hocamız ve Sayın İbrahim Şevket Dilber, Sayın Osman Celal Kermenle ilgili anılarını dinleyenler geçmiş günlerde birlikte olmanın, ortak çalışmanın hazzını duymuşlardır. Sanıyorum ki bu onların yerine seçilip gelenler için de bir şevk kaynağı olmuştur. Böylesine bağlayıcı, uzlaştırıcı bir yeteneği vardı. Herkese, öğrencilerine, meslektaşlarına, dostlarına daima hatırşinas ve sevgi dolu idi. Taassup, yobazlık ve bağnazlık hiç mi hiç bağdaşamadığı, adeta birden düşman kesildiği konulardı. İnanç sahibi ve dava adamı idi. Türk inkilabının genç “muallim”lerindendi. Taviz vermez kişiliğinin yobazlık ve bağnazlığı reddedişi, onun Türk inkılabına ve ulusunun geleceğine olan inanç ve güven duygularını gösteriyordu…”

Muvaffak Benderli’nin Nişantaşı’nda Tevfik Fikret konulu bir konferans vereceğine dair 1939 tarihli gazete haberi

Birleşmiş Milletler Eğitimde Ayrımcılığa Karşı Sözleşme

0

Birleşmiş Milletler Eğitimde Ayrımcılığa Karşı Sözleşme, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu [UNESCO] tarafından 14 Aralık 1960 tarihinde Genel Toplantı’da kabul edilmiştir.

Paris’te toplanan Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü 14 Kasım –15 Aralık tarihleri arasındaki onbirinci oturumunda,

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin ayrımcılığı reddedip herkesin eğitim hakkını ilan ettiğini anımsayarak, eğitimde ayrımcılığın bu Bildirgede dile getirilen hakların çiğnenmesi olduğunu gözönüne alarak, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütünün Anayasasında belirtildiği gibi, insan haklarına evrensel saygının daha da geliştirilip eğitimde fırsat eşitliğinin tanınması için uluslar arasında işbirliğini amaçladığını gözönüne alarak,

Sonuç olarak, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütünün, ulusal eğitim sistemlerinin çeşitliliğine saygı duymakla birlikte, ödevinin salt eğitimde ayrımcılık biçimlerinin yasaklanması olmayıp aynı zamanda eğitimde herkes için fırsat ve davranış eşitliğini geliştirmek olduğunu bilerek, bu oturum gündeminin 17.1.4 maddesini oluşturan eğitimde ayrımcılığın çeşitli yönlerine ilişkin önerileri gözönüne alarak, Onuncu oturumunda, bu sorunun Üye Devletlere önerilerin yanısıra uluslar arası bir sözleşme konusu yapılması gerektiğine karar vererek, 1960 Aralığının ondördüncü günü bu Sözleşmeyi benimsemiştir:

Madde 1
  1.  Bu Sözleşmenin amacı bakımından ayrımcılık terimi; ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka bir görüş, ulusal ya da toplumsal köken, ekonomik güç ya da doğuş temeli üzerinde; eğitimde davranış eşitliğini kaldırmak ya da bozmak amacı ya da sonucuyla ve özellikle,
  2.  Herhangi bir kişi ya da grubu herhangi bir tür ya da düzeyde eğitim görmekten yoksun bırakmak;
  3.  Herhangi bir kişi ya da grubu, düşük düzeyli bir eğitimle sınırlamak;
  4.  Bu Sözleşmenin 2. maddesinin hükümleri saklı kalmak üzere kişiler ya da gruplar için ayrı eğitim sistemleri ya da kurumları kurmak ya da sürdürmek; ya da
  5.  Herhangi bir kişi ya da gruba, insan onuruyla bağdaşmaz koşullar uygulamak üzere yapılan herhangi bir ayrım, dışlama, sınırlama ya da üstün tutmayı içerir.
Madde 2

Bir Devlette izin verildiğinde;

  1.  Eğitimden eşit yararlanma olanağı, aynı düzeyde öğretim elemanı ve aynı nitelikte okul, bina ve donanımı sağlamak ve aynı ya da eşdeğerde ders görme fırsatı sunmak koşuluyla, iki ayrı cinsten öğrenciler için ayrı eğitim sistem ve kurumlarının kurulması ya da sürdürülmesi;
  2.  Katılma ya da yazılmanın isteğe bağlı olması ve sağlanan eğitimin yetkili makamlar tarafından aynı düzeydeki eğitim için konulabilecek ya da onaylanacak standartlara uyması koşuluyla öğrencilerin ana babaları ya da yasal vasilerinin isteklerine uygun bir eğitim vermek üzere din ve dil gerekçeleriyle ayrı eğitim sistem ve kurumlarının kurulması ya da sürdürülmesi;
  3.  Herhangi bir grubun dışlanmasını değil, kamu makamlarınca sağlananlara ek eğitim kolaylıkları sağlamayı amaçlaması ve bu amaç uyarınca çalışması ve sağlanan eğitimin yetkili makamlar tarafından aynı düzeydeki eğitim için konulabilecek ya da onaylanacak standartlara uyması koşuluyla özel eğitim kurumlarının kurulması ya da sürdürülmesi;

bu Sözleşmenin 1. Maddesinin anlamı bakımından bir farklılık uygulaması sayılmaz.

Madde 3

Bu Sözleşmenin anlamı çerçevesinde farklılığı kaldırmak ya da önlemek için, Sözleşmeci Taraflar,

  1.  Eğitimde farklılık içeren her türlü yasa hükmünü ve yönergeyi kaldırmayı ve her türlü yönetim uygulamasına son vermeyi,
  2.  Öğrencilerin eğitim kurumlarına alınmasında hiçbir ayrım yapılmamasını, gereğinde yasa yoluyla güvenceye bağlamayı,
  3.  Okul ücretleri ve öğrencilere burs ya da başka yardımlar sağlaması ve yabancı ülkelerde öğrenimini sürdürmek için gerekli izin ve kolaylıklar bakımından kamu makamları tarafından salt yetenek ve gereksinme dışında hiçbir davranış farklılığına olanak tanımamayı,
  4.  Kamu makamları tarafından eğitim kurumlarına sağlanan herhangi bir yardım konusunda, salt öğrencilerin belli bir gruptan olmaları nedeniyle herhangi bir kısıtlama ya da üstün tutmaya izin vermemeyi,
  5.  Ülkelerinde oturan yabancı uyruklulara kendi vatandaşlarına sağladığı aynı eğitim olanaklarını sağlamayı taahhüt eder.
Madde 4

Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, ayrıca koşullara ve ulusal geleneklere uygun yöntemlerle eğitim konusunda fırsat ve davranış eşitliğini geliştirmeye ve özellikle;

  1.  İlköğretimi ücretsiz ve zorunlu, ortaöğretimi değişik biçimleriyle genellikle herkesin yararlanabileceği, yükseköğrenimi bireysel yetenek temeli üzerinde herkesin eşit olarak görebileceği bir eğitim olarak gerçekleştirmeye ve yasanın öngördüğü okula gitme yükümlülüğüne herkesçe uygulamasını sağlamaya,
  2.  Aynı düzeydeki tüm kamu eğitim kurumlarında eğitim düzeylerinin eşdeğerde olmasını ve yine sağlanan eğitimin niteliğine ilişkin koşulların eş düzeyde tutulmasını güvence altına almaya,
  3.  İlköğretim görmemiş ya da ilköğretimi tamamlamamış kimselerin eğitilmesini ve bunların kişisel yeteneklerine göre öğrenimlerini sürdürebilmesini uygun yöntemlerle özendirmeye ve güçlendirmeye,
  4.  Fark gözetmeksizin öğretim mesleği için yetişme olanağı sağlamaya yönelik bir ulusal politikayı saptayıp geliştirerek uygulamayı üstlenir.
Madde 5
  1.  Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, aşağıdaki konularda anlaşmıştır:

a- Eğitim insan kişiliğinin tam gelişmesine ve insan hakları ve temel özgürlüklere saygının güçlenmesine yönelik olmalı, tüm uluslar, ırk ve din grupları arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu özendirmeli ve Birleşmiş Milletlerin barışın korunması yolundaki etkinliklerini daha da ileri götürmelidir.

b- Ana babalarının ve uygulandığı yerlerde vasilerin çocukları için önce, yetkili makamlarca konan ya da onaylanan en az eğitim standartlarına uymakla birlikte kamu makamlarınca yönetilen kurumlardan başka kurumları seçme ve ikinci olarak, yasaların uygulanması uyarınca bu Devlette izlenen işlemlerle bağdaşmak koşuluyla çocuklarının ana baba ve vasilerinin inançlarına göre din ve ahlak eğitimi almalarını ve hiçbir kişi ya da grubun kendi inancıyla bağdaşmayan dinsel eğitim görmeye zorlanmamasını sağlama özgürlüğüne saygı göstermek temel ilkedir.

c- Ulusal azınlık üyelerinin, okullarının yönetimi dahil, kendi eğitim etkinliklerini yerine getirme ve her Devletin eğitim politikasına göre kendi dillerini kullanma ya da öğretme haklarını tanımak temel ilkedir. Bununla birlikte, aşağıdaki hükümler saklıdır:

i.Bu hak, bu azınlık üyelerini bir bütün olarak topluluğun kültür ve dilini anlamaktan ve topluluk etkinliklerine katılmaktan alıkoyacak ve ulusal egemenliği zedeleyecek biçimde kullanılamaz.

ii.Eğitim düzeyi, yetkili makamlarca saptanan ya da onaylanan genel düzeyden düşük olamaz.

       iii. Bu gibi okullara devam isteğe bağlıdır.

  1.  Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, bu maddenin 1. fıkrasında dile getirilen ilkelerin uygulanmasını güvenceye bağlamak üzere tüm gerekli önlemleri alır.
Madde 6

Sözleşmeye Taraf Devletler, bu Sözleşmeyi uygularken Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütünce, bundan böyle eğitimde çeşitli farklılık biçimlerine karşı ve eğitimde fırsat ve davranış eşitliğini sağlamak üzere alınacak önlemleri saptamak amacıyla benimsenen önerilere en büyük özeni göstermeyi üstlenir.

Madde 7

Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü Genel Konferansına bu Konferansça belirlenecek tarihlerde ve biçimlerde sunacakları dönemsel raporlarında, 4. maddede tanımlanan ulusal politikanın saptanması ve geliştirilmesi ve bu politikanın uygulanmasında elde edilen başarıların ve karşılaşılan güçlükler dahil, benimsedikleri yasal ve yönetsel hükümlerle bu Sözleşmenin uygulanması amacıyla giriştikleri eylemler konusunda bilgi verir.

Madde 8

Bu Sözleşmeye Taraf olan iki ya da daha çok Devlet arasında sözleş-menin yorumlanması ya da uygulanmasına ilişkin olarak doğabilecek olan ve görüşmelerle çözümlenemeyen herhangi bir anlaşmazlık, öteki çözümleme yollarının başarısızlığı durumunda anlaşmazlığa taraf olanların isteği üzerine karara bağlanmak üzere Uluslararası Adalet Divanına sunulur.

Madde 9

Bu Sözleşmeye çekince konamaz.

Madde 10

Bu Sözleşme, iki ya da daha çok Devlet arasında sonuçlandırılan sözleşmelerle bireylerin ya da grupların yararlandığı hakları bu Sözleşmenin sözü ve ruhuna aykırı olmaması koşuluyla sınırlayıcı bir etki yaratamaz.

Madde 11

Bu Sözleşme, Fransızca, İngilizce, İspanyolca ve Rusça hazırlanmış olup, dört metin de aynı ölçüde geçerlidir.

Madde 12
  1.  Bu Sözleşme, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütüne Üye Devletler tarafından; kendi anayasal işlemleri uyarınca onay ya da kabule bağlıdır.
  2.  Onay ya da kabul belgeleri Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Müdürüne verilir.
Madde 13
  1.  Bu Sözleşme, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Üyesi olmayan ve Örgütün Yürütme Kurulu tarafından katılmaya çağrılan tüm Devletlerin katılmasına açıktır.
  2.  Katılma, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Müdürüne bir katılma belgesinin verilmesiyle hüküm kazanır.
Madde 14

Bu Sözleşme, üçüncü onay, kabul ya da katılma belgesinin verildiği tarihten üç ay sonra ve ancak sadece kendi belgelerini bu tarihte yada daha önce vermiş olan Devletler bakımından yürürlüğe girer. Öteki Devletler bakımından onay, kabul ya da katılma belgelerini vermelerinden üç ay sonra yürürlük kazanır.

Madde 15

Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, bu Sözleşmenin sadece kendi ana ülkelerinde değil; uluslararası ilişkilerinden sorumlu oldukları kendini yönetmeyen, vesayet altında bulunan sömürge ya da başka ülkelerde uygulanmasını kabul eder. Gerekliyse bu ülkelerde Sözleşmenin uygulanmasını sağlamak amacıyla onay, kabul ya da katılma üzerine ya da daha önce bu ülkelerin hükümetleri ya da öteki yetkili makamlarına danışmayı ve Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Müdürüne buna göre Sözleşmenin uygulandığı ülkeleri bildirmeyi üstlenir. Bildirim, alındığı tarihten üç ay sonra hüküm kazanır.

Madde 16
  1.  Bu Sözleşmeye Taraf her Devlet, bu Sözleşmeyi kendi adına ya da uluslararası ilişkilerinden sorumlu olduğu bir ülke adına bozabilir.
  2.  Sözleşmenin bozulması, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Müdürüne verilen yazılı bir belgeyle bildirilir.
  3.  Sözleşmenin bozulması, bozma belgesinin alınmasından oniki ay sonra hüküm kazanır.
Madde 17

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Müdürü 13. maddede anılan örgüt üyesi olmayan Devletlere ve Birleşmiş Milletlere, 12 ve 13. maddelerde hükme bağlanan tüm onay, kabul ve katılma belgelerinin verilmesini ve 15 ve 16. maddelerde hükme bağlanan bildirim ve bozmaları duyurur.

Madde 18
  1.  Bu Sözleşme, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Konferansı tarafından değiştirilebilir. Bununla birlikte böyle bir değişiklik, ancak değişikliğe taraf olacak Devletleri bağlar.
  2.  Genel Konferans, bu Sözleşmeyi tümüyle ya da bir bölümüyle değiştiren yeni bir sözleşme benimseyecek olursa; yeni sözleşme tersine bir hüküm koymadıkça; bu Sözleşme, değişik yeni sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak onay, kabul ya da katılmaya açık olmaktan çıkar.
Madde 19

Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 102. maddesi uyarınca bu Sözleşme; Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Müdürünün istemi üzerine Birleşmiş Milletler Sekreterliğinde sicile geçirilir.

Bu Sözleşme 1960 Aralığının bu onbeşinci gününde Paris’te Genel Konferansın onbirinci oturumunun Bakanı ve Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Müdürünün imzalarını taşıyan ve Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütünün Arşivine konacak olan iki özgün kopya olarak yapılmıştır. Onaylı tam kopyaları 12 ve 13. maddelerde anılan tüm Devletlerle Birleşmiş Milletlere gönderilir.

Bu metin Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü tarafından Paris’te yapılan ve 1960 Aralığının onbeşinci günü kapanan onbirinci oturumunda gereği gibi benimsenen özgün Sözleşme metnidir.

Yukarıdaki hükümlerde anlaşmaya varılarak 1960 Aralığının bu onbeşinci günü imzalanmıştır.

Hakimlerin Magna Carta’sı

0

Hakimlerin Magna Carta’sı, Avrupa Hakimleri Danışma Konseyi Magna Carta Çalışma Grubu tarafından Temel İlkeler adı altında 17 Kasım 2010 tarihinde kabul edilmiştir.

Avrupa Hakimleri Danışma Konseyi(Consultative Council of European Judges-CCJE), kuruluşunun 10. yıldönümü vesilesiyle Hâkimlerin Magna Cartası’nı (Temel ilkeler) belgesini ilan ederek Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin dikkatine sunmuştur. Belgedeki 12 Görüşün her biri, ele alınan konulara ilişkin ilave hususlar içermektedir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

HÂKİMLERİN MAGNA CARTA’SI (Temel ilkeler)
Hukukun üstünlüğü ve adalet

1. Yargı, her demokratik devletin üç kuvvetinden biridir. Görevi, hukukun üstünlüğünün mevcudiyetini
teminat altına almak ve dolayısıyla hukukun tarafsız, doğru, adil ve etkin bir şekilde gereğince uygulanmasını temin etmektir.

Yargı bağımsızlığı

2. Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, adaletin işleyişi için temel ön koşullardır.

3. Yargı bağımsızlığı kanuni, işlevsel ve mali olmalıdır. En üst düzeydeki ulusal kurallar vasıtasıyla Devletin diğer kuvvetleri, adalet arayanlar, diğer hâkimler ve genel olarak toplum açısından garanti edilir. Devlet ve her bir hâkim, yargı bağımsızlığını desteklemek ve korumakla sorumludur.

4. Yargı bağımsızlığı; yargı faaliyetleri bakımından ve hâkimlerin mesleğe alımı, emeklilik yaşına kadar atanması, terfileri, azledilememeleri, eğitimleri, yargısal dokunulmazlıkları, disiplinleri, maaşları ve finansmanları bakımından teminat altına alınır.

Bağımsızlık teminatları

5. Seçilme, atanma ve kariyer konularındaki kararlar nesnel ölçütlere dayalı olmalı ve bağımsızlığın garanti edilmesinden sorumlu organ tarafından alınmalıdır.

6. Disiplin soruşturmaları bağımsız bir organ nezdinde yürütülmeli ve bir mahkemeye müracaat etme imkânı bulunmalıdır.

7. Devlet, yargı organı ile istişare ederek adalet sisteminin düzgün işleyişi için gerekli olan insani, maddi ve mali kaynakları temin eder. Uygunsuz etkilerin önüne geçebilmek için hâkimler, kanunla belirlenmek üzere, yeterli düzeyde ücret almalıdır ve kendilerine yeterli bir emeklilik planı sunulmalıdır.

8. Başlangıç eğitimi ve hizmet içi eğitim, hâkimler için bir hak ve görevdir. Bunlar, yargının gözetimi altında düzenlenir. Eğitim, yargı sisteminin kalitesinin ve etkinliğinin yanı sıra hâkimlerin bağımsızlığının korunmasında da önemli bir unsurdur.

9. Yargı organı, yargısal işlevlerin (mahkemelerin organizasyonu, usuller, diğer mevzuat) icrasını etkileyen tüm kararlara müdahil olur.

10. Hâkimler, adaleti idare etme işlevlerini icra ederken hiçbir emir veya talimata ya da hiçbir hiyerarşik baskıya tabi olmazlar ve sadece kanunun bağlayıcılığı altında olurlar.

11. Hâkimler, kovuşturma ve savunma arasında tarafların eşitliğini temin eder. Savcılar için bağımsız bir statünün bulunması, Hukukun Üstünlüğünün temel bir gereğidir.

12. Hâkimler, yargının toplum içerisindeki görevinin savunulmasıyla görevli ulusal ve uluslararası hâkim derneklerine üye olma hakkına sahiptir.

Bağımsızlığın garanti edilmesinden sorumlu organ

13. Hâkimlerin bağımsızlığını temin etmek amacıyla her bir Devlet; yasama ve yürütme kuvvetlerinden bağımsız olan, yargı kurumlarının örgütlenme, işleyiş ve imajının yanı sıra tüzüklerine ilişkin tüm meseleler konusunda geniş yeterliliklerle donatılmış bir Yargı Konseyi oluşturmalıdır. Konsey ya sadece hâkimlerden oluşmalı ya da meslektaşlarınca seçilmiş hâkimler büyük çoğunluğu oluşturmalıdır.

Yargı Konseyi, faaliyetlerinden ve kararlarından sorumlu olmalıdır.

Adalete erişim ve şeffaflık

14. Adalet şeffaf olmalı ve yargı sisteminin işleyişine dair bilgiler yayımlanmalıdır.

15. Hâkimler, uyuşmazlıkların hızlı ve etkin şekilde ve makul fiyatlarla çözüme kavuşturulabilmesini temin etmek üzere adımlar atar; alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin teşvik edilmesine katkı sağlar.

16. Mahkeme belgeleri ve yargı kararları anlaşılır, basit ve açık bir dille hazırlanmalıdır. Hâkimler, adil ve kamuya açık şekilde gerçekleştirilen duruşmalara dayalı olarak makul bir süre içerisinde kamuya duyurulmak üzere gerekçeli kararlar çıkarmalıdır. Hâkimler, uygun dava yönetim yöntemleri kullanmalıdır.

17. Mahkeme kararlarının uygulanması, adil yargılanma hakkının temel bir unsurudur ve ayrıca adaletin etkinliğinin bir teminatıdır.

Etik ve sorumluluk

18. Hâkimlerin eylemlerine, disiplin kurallarından ayrı olan deontolojik ilkeler rehberlik eder. Bunlar hâkimlerin doğrudan kendileri tarafından hazırlanmalı ve eğitimlerine dâhil edilmelidir.

19. Her bir devlette, hâkimler için geçerli olan kanun veya temel bildirge, disiplin usulünü ve disiplin cezalarına yol açabilecek davranışları belirlemelidir.

20. Hâkimler, yargı görevleri dışında işledikleri suçlardan olağan hukuk kapsamında cezai açıdan sorumludurlar. Hâkimlere, görevlerinin uygulanması esnasındaki kasıtsız hatalardan dolayı cezai sorumluluk yüklenmez.

21. Yargı hatalarına ilişkin kanun yolu, uygun bir temyiz sistemine dayanmalıdır. Adaletin idaresindeki diğer kusurlara ilişkin her türlü kanun yolu yalnızca devlete karşı uygulanır.

22. Kasıtlı kusur halleri hariç olmak üzere bir hâkimin, yargı görevlerinin icrasına ilişkin iddialarla ilişkili olarak devletin tazmini şeklinde dahi olsa herhangi bir şahsi sorumluluğa tâbi tutulması uygun değildir.

Uluslararası mahkemeler

23. Bu ilkeler, gerekli değişiklikler dikkate alınmak kaydıyla, tüm Avrupa mahkemelerinin ve uluslararası mahkemelerin hâkimleri için geçerlidir.

Hakimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği ve Rolü

0
Hakimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği Ve Rolü Hakkında Üye Devletlere Yönelik R (94) 12 Sayılı Tavsiye Kararı

Hakimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği Ve Rolü Hakkında Üye Devletlere Yönelik 1994 Tarihli Tavsiye Kararı, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesince Bakan Vekillerinin 13 Ekim 1994 tarihli 518. Toplantısında “Hakimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği Ve Rolü Hakkında Üye Devletlere Yönelik R (94) 12 Sayılı Tavsiye Kararı” adıyla kabul edilmiştir.

Hakimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği Ve Rolü Hakkında Üye Devletlere Yönelik 1994 Tarihli Tavsiye Kararı; Avrupa Birliği üyeleri ve aday ülkelerin yargı kurumları için referans belge olarak kabul edilmektedir.

Belge, hakimlerin seçimi ve kariyerleri hakkında karar verecek makamın, idare ve hükümetten bağımsız olması prensibini getirmekte, bağımsızlığın sağlanması için bu makamın üyelerinin yargı tarafından seçilmesi ve çalışma usullerinin de bağımsız makam tarafından belirlenmesini ölçü olarak koymaktadır.

Tavsiye kararı ayrıca, yargı bağımsızlığını sağlamak için hakimlerin seçimi ve diğer özlük işlemleri ile ilgili kararları almak üzere ayrı bir yargı kurulunun oluşturulmasını öngörmektedir. Hakimlerin atanma sürecinin şeffaf olması, atanacak kişilerin seçiminde objektif kriterlere göre hareket edilmesi, bağımsız makamlar dışındaki kişi ve kurumların etki ve nüfuzundan uzak kalınması yargı bağımsızlığının ön şartlarından sayılmaktadır.

Hakimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği Ve Rolü Hakkında Üye Devletlere Yönelik 1994 Tarihli Tavsiye Kararı

Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Statüsü’nün 15.b. maddesinin hükümleri uyarınca;

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (bundan böyle “Sözleşme” olarak anılacaktır) “herkes, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir” ilkesini öngören 6. maddesine bakarak

Kasım 1985 tarili Birleşmiş Milletler Genel Kurulu “Yargının Bağımsızlığı Temel Kuralları”na bakarak;

Hakimler ile yargı yetkisini kullanan diğer kişilerin, insan hakları ve özgürlüklerin korunmasındaki asli rolünü belirterek;

Demokratik ülkelerde Hukuk Devleti ilkesini güçlü kılmak için hakimlerin bağımsızlığını geliştirmek arzusuyla;

Etkin ve adil bir hukuk sistemini gerçekleştirmek için hakimlerin konumu ve yetkilerinin güçlendirilmesi gerektiğinin farkında olarak;

Tüm insanların çıkarlarının korunmasını amaçlayan ve yargısal görev ve yetkilerin bir toplamı olan yargı sorumluluğunun, gereği gibi ele alınmasının gerekliliğinin bilinciyle;

Üye ülke hükumetlerine bireysel olarak hakimlerin, genel olarak yargının rolünü geliştirici, bağımsızlık ve etkinliklerini pekiştirici gerekli bütün tedbirleri almaları ve özellikle aşağıdaki ilkeleri uygulamalarını tavsiye eder:

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Tavsiye Kararının İçeriği

1. Bu tavsiye Kararı anayasa hukuku, ceza ve medeni hukuk, ticaret ve idare hukuku dahil yargı işlevlerini icra eden bütün kişilere uygulanabilir niteliktedir.

2. Bu Tavsiye Kararındaki ilkeler, hakimlik kariyeri ve hakimlerin maaşları gibi sadece meslekten hakimlere uygulanacağı ifadesinden açıkça anlaşılan hallerin dışında, yargı işlevlerini icra eden diğer kişilerle, meslekten olmayan hakimlere de uygulanır.

Birinci İlke – Hakimlerin Bağımsızlığı Genel İlkeleri
1. Hakimlerin bağımsızlığını korumak, geliştirmek ve saygı göstermek için gerekli bütün tedbirler alınmalıdır.
2. Özellikle aşağıdaki tedbirler alınmalıdır:

a. Hakimlerin bağımsızlığı, Sözleşme ve anayasal ilkelerin ışığı altında özel hükümlerin, mesela, anayasalara veya diğer yasalara konulması veya bu Tavsiye Kararının iç hukuka aktarılması suretiyle güvence altına alınmalıdır. Her ülkenin hukuki örfü de gözetilmek suretiyle bu hükümler aşağıdakileri içerebilir:

i. hakimlerin kararları kanunun öngördüğü temyiz usulü dışında hiçbir incelemeye konu olmamalıdır,

ii. hakimlerin görev süreleri ve maaşları kanunla güvence altına alınmalıdır,

iii. mahkemelerin yetkisi konusunda, kanunla getirilen tanıma dayanarak sadece mahkemeler karar vermeli, başka hiçbir organ bu konuda yetkili olmamalıdır,

iv. genel ve özel af gibi kararlar dışında, hükümet veya idare geriye dönük işletilmek suretiyle yargı kararlarını geçersiz kılacak şekilde karar alamamalıdır.

b. Yasama ve yürütme organı hakimlerin bağımsızlığını sağlamalı ve bunu tehlikeye sokan hiçbir adım atılmamalıdır.

c. Hakimlerin mesleki kariyerlerine ilişkin bütün kararlar nesnel ölçütlere dayanmalı, hakimlerin seçimi ve kariyerleri, vasıfları, dürüstlüğü, yetenek ve etkinlikleri gözetilerek liyakat esasına göre olmalıdır. Hakimlerin seçimi ve kariyerleri konusunda karar veren merci hükumet ve idareden bağımsız olmalıdır. Bu merciin bağımsızlığını güvence altına almak için, merciin üyeleri yargı tarafından seçilmeli ve bu merci kendi usul kurallarını kendisi vazetmelidir

Bununla birlikte, anayasa veya diğer yasa hükümleri ve örfün hakimlerin hükumetçe tayinine müsaadesi hallerinde, hakimlerin tayin usullerinin şeffaflığını ve hakimin görevde bağımsızlığını sağlayıcı teminatlar sağlanmalı ve bu kararlar, yukarıda sözü edilen nesnel ölçütlerin dışında hiçbir unsurdan etkilenmemelidir. Bu teminatlar aşağıdakilerin biri veya hepsi şeklinde olabilir:

i. hükümete uygulamada izleyeceği tavsiyeleri verecek özel bir bağımsız ve tam yetkili organın varlığı veya

ii. bir karara karşı bağımsız bir organ önünde bireye itiraz hakkı tanınması veya

iii. kararı alan merci tarafından, gereksiz ve uygunsuz etkilere karşı tedbir alınması.

d. Hükümlerini verirken hakimler bağımsız olmalı ve çevreden veya her türlü  nedenle doğrudan veya dolaylı olarak gelebilecek tahdit, nüfuz kullanma, teşvik, baskı, tehdit veya müdahalelerden uzak biçimde hareket edebilmelidir. Hakimlerin üzerinde bu şekilde nüfuz kurmayı amaçlayan kişilere karşı kanunla yaptırımlar öngörülmelidir. Hakimler vicdanlarına, maddi vakıayı yorumlamalarına ve kanunun açık hükümlerine göre, davalar hakkında tarafsız olarak karar vermek için sınırsız bir özgürlüğe sahip olmalıdırlar. Hakimler, davalarının esası hakkında, yargı dışında hiç kimseye rapor vermek zorunda bırakılmamalıdırlar

e. Davanın sonucuyla ilgili kişilerin veya davanın taraflarının istekleri davaların tevziini etkilememelidir. Bu tevzi işlemi kur’a çekme veya alfabetik sıra veya benzer esasa dayalı otomatik dağıtım çerçevesinde yapılabilir.

f. Ağır hastalık veya menfaat çatışması gibi geçerli nedenler dışında bir dava, o davaya bakan belirli bir hakimden alınmamalıdır. Davanın alınmasını gerektiren bu tür nedenler ve usuller kanunla öngörülmeli ve hükümet veya idarenin menfaatlerinden etkilenmemelidir. Bir davanın bir hakimden alınması kararı, yargı bağımsızlığına sahip olan bir merci tarafından verilmelidir.

3. Hakimler, ister tayin olunmuş ister seçilmiş olsun zorunlu bir emeklilik yaşı veya eğer varsa belirli bir hizmet süresinin sonuna kadar devam edecek bir hakimlik teminatından yararlanmalıdırlar.

İkinci İlke – Hakimlerin Otoritesi

1. Devlet kurumları ve temsilcileri de dahil olmak üzere, herhangi bir dava ile ilgili olan bütün kişiler hakimin otoritesi altındadır.

2. Hakimler otoritelerinin devamı, mahkemelerin onurunun korunması ve görevlerinin ifası için kullanmaya muktedir olacakları yeterli yetkilerle donatılmalıdır.

Üçüncü İlke – Uygun Çalışma Koşulları

1. Hakimlerin etkin çalışabilmesi için uygun çalışma şartları oluşturulmalı ve özellikle aşağıdakiler yapılmalıdır:

a. yeterli sayıda hakim çalıştırılmalı ve bu kişilere gerek tayinleri öncesinde gerek kariyerleri süresince mahkemeler ve mümkün olduğu takdirde diğer otorite ve kurumlar nezdinde pratik eğitim verilmesi gibi uygun eğitim imkanları sağlanmalıdır. Bu eğitim, hakim için ücretsiz olmalı ve özellikle yeni yasalar ile mahkeme kararlarına yönelik olmalıdır. Uygun olduğu hallerde eğitim Avrupa kurumları veya diğer yabancı kurumların yanı sıra mahkemelere yapılacak çalışma ziyaretlerini içermelidir;

b. hakimlerin statüsü ve maaşlarının, görev onuru ve yüklendikleri sorumluluklara uygun olması sağlanmalıdır;

c. salahiyetli hakimlerin işe alınması ve işte kalıcılığın sağlanması için kesin bir kariyer yapısı oluşturulmalıdır;

d. hakimlerin etkin ve gecikmeksizin hareket edebilmelerini temin edilmeli, özellikle büro otomasyonu ve veri işleme imkanlarının sağlanması da dahil yeterli sayıda personel ve ekipman ile desteklenmeleri sağlanmalıdır;

e. Mahkemelerin aşırı iş yükünün azaltılması ve önlenmesi için R (86) 12 sayılı Tavsiye Kararı’na uygun olarak, adli olmayan görevlerin diğer kişilere verilmesi hususunda gerekli tedbirler alınmalıdır.

2. Mahkeme binalarının koruma görevlileriyle donatımı veya ağır tehditlere maruz kalma ihtimali olan veya maruz kalan hakimlere polis koruması sağlanması gibi tedbirleri içerecek şekilde hakimlerin güvenliğini sağlayıcı bütün gerekli tedbirler alınmalıdır.

Dördüncü İlke – Birlikler

Hakimler tek başlarına veya başka herhangi bir organ ile birlikte, bağımsızlıklarının ve çıkarlarının korunması amacıyla birlik kurma özgürlüğüne sahip olmalıdırlar.

Beşinci İlke – Yargı Sorumlulukları

1. Yargılamalarda hakimler bütün kişilerin hak ve özgürlüklerinin korunması ile mükelleftir.

2. Hakimlerin hukukun doğru uygulanması, davaların süratli, etkin ve adil sonuçlandırılmasının temini ile mükelleftir ve bunu için yargı sorumluluklarını kullanmaları temin edilerek yeterli yetki ve görevlerle donatılmalıdır.

3. Hakimlerin, özellikle, aşağıda belirtilen sorumlulukları bulunmaktadır:

a. bütün davalarda herhangi bir dış etkiye maruz kalmaksızın bağımsız olarak hareket etmek;
b. tarafların usule ilişkin haklarının Sözleşme hükümleri uyarınca gözetilmesi ve bütün tarafların hakkaniyete uygun bir yargılamaya tabi olmasının temini için, maddi gerçeklerin değerlendirilmesi ve kanun hükümlerinin uygulanmasında davaları tarafsız bir şekilde yürütme;

c. yalnızca geçerli sebepler bulunduğu takdirde davadan geri çekilmek veya reddetmek. Geçerli sebeplerin kanunda tanımı yapılmalı ve ağır sağlık sorunları, menfaat çatışması veya adaletin sağlanması gereği gibi sebeplere dayanmalıdır;

d. uygun olduğu hallerde taraflara usul işlemlerinin tarafsız bir şekilde açıklanması;

e. uygun olduğu hallerde tarafların dostane bir çözüme ulaşmaları hususunda teşviki;

f. kanunla veya mevcut uygulamayla aksi öngörülmedikçe, verdikleri kararların açık ve tam gerekçelerini anlaşılır bir dille açıklamak;

g. görevlerinin etkin ve eksiksiz bir şekilde ifasının temini için gerekli eğitim programlarına katılmak.

Altıncı İlke – Görevlerin Yerine Getirilmemesi ve Disiplin Cezasını Gerektiren Suçlar

1. Hakimlerin görevlerini etkin ve eksiksiz bir şekilde yerine getirmemesi veya disiplin cezasını gerektiren bir suçun varlığı halinde; adli bağımsızlığı zedelemeyecek şekilde gerekli bütün önlemler alınmalıdır. Her devletin anayasal ilkeleri, hukuki hükümleri ile örfüne bağlı olarak bu tedbirler aşağıda sayılan hususları kapsayabilir, örneğin:

a. hakimden davanın geri alınması;

b. hakime mahkemede başka bir adli görev verilmesi;

c. geçici bir süre için maaşta kesinti gibi maddi cezalar uygulanması;

d. görevden uzaklaştırma.

2. Tayinle göreve getirilen hakimler zorunlu emeklilik sürelerine kadar, geçerli nedenler olmaksızın sürekli olarak görevden alınamaz. Kanunda açık tanımı yapılması gereken yukarıda belirtilen geçerli nedenler, hakimin belirli bir süre için seçimle göreve geldiği ülkelerde uygulanabilir veya adli görevlerin ifasında yetersizlik, cezai bir suç işlenmesi veya disiplin kurallarının ciddi ihlali gibi sebeplere dayanabilir.

3. Bu maddenin 1. ve 2. paragrafında belirtilen tedbirleri almanın lüzumlu olduğu hallerde devletler, mahkemenin yetki alanına girmeyen hallerde her türlü disiplin cezası ile tedbiri almakla görevli ve kararları üst derecede bir yargı organınca kontrol edilecek veya kendisi üst derecede bir yargı organı sıfatıyla hareket eden özel bir organın kanunla kurulması gereğine dikkat etmelidir. İlgili kanun, hakkında şüphe bulunan hakime, davanın makul bir sürede sonuçlandırılması ve bütün iddialara cevap verme
hakkının bulunması hususu gibi Sözleşmenin gerektirdiği bütün hakları sağlamalıdır.

Hakimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği ve Sorumlulukları Hakkında 2010 Tarihli Tavsiye Kararı

0

Hakimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği ve Sorumlulukları Hakkında 2010 Tarihli Tavsiye Kararı, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin “Hakimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği ve Sorumlulukları Hakkında Üye Devletlere Yönelik CM/Rec(2010)12 Sayılı Tavsiye Kararı” olarak 1098. Bakan Yardımcıları Toplantısında Bakanlar Komitesi tarafından 17 Kasım 2010 tarihinde kabul edilmiştir. Tavsiye Kararı 74 maddeden oluşmaktadır.


Hakimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği ve Sorumlulukları Hakkında 2010 Tarihli Tavsiye Kararı

Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Tüzüğü’nün 15.b sayılı maddesi kapsamında,

İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (bundan böyle “Sözleşme” olarak anılacaktır, ETS No. 5) 6. maddesini (“herkes, davasının, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil bir şekilde, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir”) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ilgili içtihatlarını dikkate alarak;

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1985 yılı Kasım ayında kabul edilen Birleşmiş Milletler Yargı Bağımsızlığı Temel İlkeleri’ni göz önünde bulundurarak;

Avrupa Hâkimleri Danışma Konseyinin (CCJE) görüşlerini, Avrupa Adaletin Etkililiği Komisyonunun (CEPEJ) çalışmalarını ve Avrupa Konseyi ile gerçekleştirilen çok taraflı görüşmeler çerçevesinde hazırlanan Hâkimlerle İlgili Mevzuat Hakkında Avrupa Şartı’nı dikkate alarak;

Hâkimlerin, adli görevlerini yerine getirirken insan hakları ve temel özgürlüklerin korunmasının sağlanması bakımından son derece önemli bir rol üstlendikleri hususuna dikkat çekerek;

Hukukun üstünlüğünün vazgeçilmez bir unsurunu teşkil eden ve hâkimlerin tarafsızlığı ve yargı sisteminin işleyişinin bir koşulu olan hâkimlerin bağımsızlığını teşvik etmeyi arzulayarak;

Yargı bağımsızlığı ile herkesin adil yargılanma hakkının güvence altına alındığını ve dolayısıyla bu durumun hâkimler için bir ayrıcalık anlamına gelmeyip insan hakları ve temel özgürlüklere saygı duyulması konusunda, herkesin adalet sistemine güven duymasını sağlayan bir güvence olduğunu vurgulayarak;

Etkin ve adil bir hukuk sistemi tesis edilebilmesi ve hâkimlerin, kendilerini yargı sisteminin işleyişine etkin bir şekilde adamaya teşvik edilebilmesi için konumlarının ve yetkilerinin teminat altına alınması gerektiğinin farkında olarak;

Herkesin menfaatlerinin korunmasını amaçlayan yargısal sorumluluk, görev ve yetkilerin usulüne uygun olarak yerine getirilmesinin sağlanması gerektiğinin bilincinde olarak;

Adli kurumların, hukukun üstünlüğü ilkesi doğrultusunda teşkilatlanması konusunda üye devletlerin farklı tecrübelerinden faydalanmayı arzu ederek;

Hakimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği ve Sorumlulukları Hakkında 2010 Tarihli Tavsiye Kararını PDF olarak kuyabilirsiniz
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Hukuk sistemleri, anayasal konumlar ve kuvvetler ayrılığına ilişkin yaklaşımlar bakımından söz konusu olan farklılıkları dikkate alarak;

İşbu Tavsiye Kararı kapsamındaki hiçbir ifadenin, hâkimlere üye devletlerin anayasaları veya hukuk sistemleri ile tanınan bağımsızlık güvencelerinin azaltılması amacı taşımadığını belirterek;

Bazı üye devletlerin anayasaları veya hukuk sistemleri uyarınca, işbu Tavsiye Kararı’nda bundan böyle “yargı kurulu” olarak anılacak olan kurulların oluşturulduğu hususuna dikkat çekerek;

Ortak bir yargı kültürünün oluşturulmasını teşvik etmek amacıyla, farklı üye devletlerin yargı mercileri ile hâkimleri arasındaki ilişkilerin geliştirilmesini temenni ederek;

Hâkimlerin bağımsızlığının ve etkinliğinin teşviki, hâkimlerin sorumluluklarının teminat altına alınıp daha etkin hale getirilmesi ve ayrıca bireysel olarak hâkimlerin ve genel olarak yargının rolünün güçlendirilmesi için gerekli tüm tedbirlerin desteklenmesi amacıyla, hâkimlerin bağımsızlığı, etkinliği ve rolü hakkındaki Rec(94)12 sayılı Tavsiye Kararı’nın önemli ölçüde güncellenmesi gerektiğini dikkate alarak,

Üye devletlerin hükümetlerine, yukarıda anılan Rec(94)12 sayılı Tavsiye Kararı’nın yerine geçen işbu Tavsiye Kararı’nın ekinde yer alan hükümlerin; mevzuat, politika ve uygulamalarında dikkate alınmasını ve hâkimlerin görevlerini söz konusu hükümlere uygun olarak yerine getirmelerini sağlamaya yönelik tedbirler almalarını tavsiye eder.

Hakimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği ve Sorumlulukları Hakkında Üye Devletlere Yönelik CM/Rec(2010)12 Sayılı Tavsiye Kararı Eki
I. Bölüm – Genel Hususlar
Tavsiye Kararı’nın Kapsamı

1. İşbu Tavsiye Kararı, anayasal konularla ilgilenenler de dâhil olmak üzere, adli görev ifa eden herkes için geçerlidir.

2. İşbu Tavsiye Kararı’nda yer alan hükümler, sadece meslekten hâkimler için geçerli olduğu bağlamdan açıkça anlaşılmadığı sürece meslekten olmayan hâkimler için de geçerlidir.

Yargı Bağımsızlığı ve Ne Ölçüde Güvence Altına Alınması Gerektiği Hususu

3. Sözleşme’nin 6. maddesinde belirtildiği üzere, bağımsızlığın amacı; herkese, davasının sadece hukuki temellere dayanılarak ve usulsüz şekilde etki altında kalınmaksızın yürütülecek olan adil bir yargılama ile karara bağlanması yönündeki temel hakkını temin etmektir.

4. Bireysel olarak hâkimlerin bağımsızlığı, bir bütün olarak yargının bağımsızlığının sağlanmasıyla güvence altına alınır. Bu bağlamda, hâkimlerin bağımsızlığı, hukukun üstünlüğünün temel bir unsurudur.

5. Hâkimler; davaları, hukuka ve olayları yorumlamalarına uygun olmak suretiyle, tarafsız bir şekilde karara bağlama konusunda sınırsız özgürlüğe sahip olmalıdır.

6. Hâkimlere; otoritelerinin devamı, mahkemenin onurunun korunması ve görevlerinin ifası için kullanmaya muktedir olacakları ölçüde yetkiler tanınmalıdır. Devlet kurumları veya temsilcileri de dâhil olmak üzere, herhangi bir dava ile ilgisi olan herkes hâkimlerin otoritesi altındadır.

7. Hâkimlerin ve yargının bağımsızlığı, üye ülkelerin anayasaları kapsamında veya yasa düzeyinde öngörülebilecek daha açık kurallarla mümkün olabilecek en üst seviyede hükme bağlanmalıdır.

8. Hâkimler, bağımsızlıklarının tehlikede olduğu kanaatine vardıkları hallerde, yargı kuruluna veya başka bir bağımsız makama başvurabilmeli veya bu hususta etkin iç hukuk yolları mevcut olmalıdır.

9. Bir dava, geçerli bir neden olmadan, ilgili hâkimden alınmamalıdır. Davanın hâkimden alınmasına ilişkin bir karar, bir yargı merci tarafından, önceden belirlenmiş nesnel ölçütlere dayanılarak ve şeffaf bir usul izlenmek suretiyle alınmalıdır.

10. Hâkimlerin her bir davada sahip oldukları yeterlilik konusunda, kanunla getirilen tanıma dayanarak karar vermesi gereken kişiler, bizzat hâkimlerin kendileridir.

II. Bölüm – Dış Bağımsızlık

11. Hâkimlerin dışarıya karşı bağımsızlığı, kendi menfaatleri için tanınan bir imtiyaz veya ayrıcalık olmayıp tarafsız bir adalet arayışı ve beklentisi içinde olan kişiler ve hukukun üstünlüğü yararına olan bir durumdur. Hâkimlerin bağımsızlığı; özgürlüğün, insan haklarına saygının ve hukukun tarafsız bir şekilde uygulanmasının bir güvencesi olarak değerlendirilmelidir. Hâkimlerin tarafsızlığı ve bağımsızlığı, tarafların mahkeme önünde eşitliğinin güvence altına alınmasında esastır.

12. Hâkimler ve yargı organları, bağımsızlıklarına halel getirmeksizin, adaletin etkin ve etkili şekilde tesis edilmesinin kolaylaştırılması amacıyla, mahkemelerin yönetimi ve idaresi ile ilgilenen kurumlar ve kamu makamlarıyla ve ayrıca hâkimlerin çalışmalarıyla bağlantılı görevleri olan kişilerle yapıcı iş ilişkileri içinde olmalıdır.

13. Hâkimlerin bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması ve geliştirilmesi ile birlikte bu unsurlara saygı gösterilmesinin sağlanması için gerekli tüm tedbirler alınmalıdır.

14. Kanunlarda, hâkimler üzerinde usulsüz bir şekilde nüfuz kullanmaya çalışan kişiler hakkında yaptırımlar öngörülmelidir.

15. Kararlar gerekçeli olmalı ve aleni bir şekilde ilan edilmelidir. Hâkimler, kararlarının gerekçelerinin haklılığını başka bir şekilde ortaya koymakla yükümlü olmamalıdır.

16. Hâkimlerin kararları, kanunda öngörülen temyiz veya yeniden yargılama yolu dışında herhangi bir incelemeye tabi tutulmamalıdır.

17. Yürütme ve yasama organları; genel af, özel af ve benzeri tedbir kararları dışında, yargı kararlarını geçersiz kılacak kararlar almamalıdır.

18. Yürütme ve yasama organları, hâkimlerin kararları hakkında yorumda bulunmaları durumunda, yargının bağımsızlığını zedeleyecek veya kamuoyunun yargıya olan güvenini sarsacak herhangi bir eleştiride bulunmaktan kaçınmalıdır. Ayrıca söz konusu organlar, temyize başvurma niyetinde olduklarını belirtmek dışında, hâkimlerin kararlarına uymak istedikleri konusunda şüpheye düşülmesine yol açacak eylemlerden de kaçınmalıdır.

19. Adli işlemler ve adaletin tesis edilmesine ilişkin meseleler, kamuoyunu ilgilendiren konulardır. Ancak, adli konular hakkında bilgi alma hakkı kullanılırken yargı bağımsızlığının getirdiği sınırlamalar dikkate alınmalıdır. Mahkemelerin sorumluluğunda ya da yargı kurulları veya diğer bağımsız makamların bünyesinde mahkeme basın sözcülüğü veya basın ve iletişim birimlerinin kurulması teşvik edilmelidir. Hâkimler, basın ve medya ile olan ilişkilerinde kendilerini sınırlamalıdır.

20. Hizmet ettikleri toplumun bir parçası olan hâkimler, halkın güveni olmadan adaleti etkin bir şekilde sağlayamaz. Hâkimler, toplumun yargı sisteminden beklentileri ve sistemin işleyişine ilişkin şikâyetleri hakkında bilgi sahibi olmalıdır. Yargı kurulları veya diğer bağımsız makamlar tarafından kurulan ve bu tür geri bildirimlerin alınmasını sağlayacak daimi mekanizmalar, bu duruma katkı sağlayacaktır.

21. Hâkimler, resmi görevleri dışında faaliyetlerde de yer alabilir. Hâkimlerin katılabileceği faaliyetler, fiili veya algılanan menfaat çatışmalarını önlemek amacıyla, tarafsızlık ve bağımsızlıklarına ters düşmeyecek faaliyetlerle sınırlandırılmalıdır.

III. Bölüm – İç Bağımsızlık

22. Yargı bağımsızlığı ilkesi, her hâkimin, hüküm verme görevlerinin ifasında bağımsız olması anlamına gelir. Hâkimler, kararlarını verirken bağımsız ve tarafsız olmalı ve yargı bünyesindeki merciler de dâhil olmak üzere herhangi bir çevreden gelebilecek doğrudan veya dolaylı kısıtlamalardan, usulsüz nüfuz kullanmaktan, baskı, tehdit veya müdahalelerden uzak bir şekilde hareket etmelidir. Yargıdaki hiyerarşik yapı, bireysel bağımsızlığı zedelememelidir.

23. Üst derece mahkemeleri, hukuk yolları hakkında kanuna uygun olarak karar verme süreci veya ön karar aşaması dışında, hâkimlere, davaları ne şekilde karara bağlamaları gerektiği konusunda talimat vermemelidir.

24. Mahkemelerde davaların dağıtımı, bağımsız ve tarafsız bir hâkim tarafından yargılanma hakkının güvence altına alınması amacıyla, önceden belirlenmiş nesnel ölçütlere göre gerçekleştirilmelidir. Davanın taraflarından birinin veya davanın sonucuyla ilgilenen başka herhangi bir kişinin isteklerinin bu konuda herhangi bir etkisi olmamalıdır.

25. Hâkimler, bağımsızlıklarını güvence altına almayı, menfaatlerini korumayı ve hukukun üstünlüğünü teşvik etmeyi amaçlayan meslek kuruluşları kurmakta ve bu kuruluşlara üye olmakta serbest olmalıdır.

IV. Bölüm – Yargı Kurulları

26. Yargı kurulları, yargının ve bireysel olarak hâkimlerin bağımsızlığını güvence altına almayı ve böylelikle yargı sisteminin etkin bir şekilde işlemesine katkı sağlamayı amaçlayan, yasayla veya anayasa uyarınca kurulmuş bağımsız organlardır.

27. Bu tür kurulların üyelerinin en az yarısı, yargıda çoğulculuk anlayışı dikkate alınmak suretiyle, yargının tüm seviyelerindeki meslektaşları tarafından seçilen hâkimlerden oluşmalıdır

.28. Yargı kurulları, hâkimlere ve topluma karşı son derece şeffaf olmalı ve bu bağlamda, ilgili usulleri önceden belirlemeli ve kararlarını gerekçelendirmelidir.

29. Yargı kurulları, görevlerini ifa ederken, bireysel olarak hâkimlerin bağımsızlığına müdahale etmemelidir.

V. Bölüm – Bağımsızlık, Etkinlik ve Kaynaklar

30. Hâkimlerin ve yargı sisteminin etkin olması; herkesin haklarının korunması, Sözleşme’nin 6. maddesinde belirtilen koşullara uyulması, hukuk güvenliği ve kamuoyunun hukukun üstünlüğüne güven duymasının sağlanması bakımından gerekli bir koşuldur.

31. Etkinlik, sorunlar hakkında hakkaniyete uygun bir değerlendirme yapılmasının ardından makul bir süre içerisinde nitelikli kararlar verilmesi anlamına gelir. Her hâkim, icrası kendi görev alanına giren kararların uygulanması da dâhil olmak üzere, sorumlu olduğu davaların etkin bir şekilde yürütülmesini sağlamakla yükümlüdür.

32. Yargı sisteminin teşkilatlanması ve işleyişinden sorumlu makamlar; hâkimlere, görevlerini yerine getirmeleri için gerekli koşulları sağlamakla yükümlüdür ve bu makamlar, hâkimlerin bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyup bu unsurlara saygı gösterilmesini sağlarken, aynı zamanda etkinlik koşulunu da yerine getirmelidir.

Kaynaklar

33. Her devlet; mahkemelere, Sözleşme’nin 6. maddesinde belirtilen standartlara uygun şekilde görev yapmaları ve hâkimlerin etkin bir şekilde çalışabilmeleri için gerekli kaynak, imkân ve donanımları sağlamalıdır.

34. Hâkimlere, usule ilişkin kararlar alırken, bu tür kararların mali sonuçlarının söz konusu olacağı hallerde, uygun bir karara varabilmeleri için gerekli olabilecek bilgiler sağlanmalıdır. Kaynakların en etkin şekilde kullanılması şartı, hâkimlerin belirli bir davada karar verme yetkilerini tek başına sınırlamamalıdır.

35. Mahkemelerde yeterli sayıda hâkim ve uygun niteliklere sahip destek personeli görevlendirilmelidir.

36. Mahkemelerdeki aşırı iş yükünün azaltılması ve önlenmesi amacıyla, adli olmayan görevlerin uygun niteliklere sahip başka kişilere verilmesi hususunda, yargı bağımsızlığı ilkesine uygun tedbirler alınmalıdır.

37. Gerek ilgili makamlar gerekse hâkimler tarafından, elektronik dava yönetim sistemlerinin ve bilişim ve iletişim teknolojilerinin kullanımı desteklenmeli ve aynı şekilde, bunların mahkemelerde kullanımının yaygınlaştırılması teşvik edilmelidir.

38. Hâkimlerin güvenliğini sağlamak amacıyla gerekli tüm tedbirler alınmalıdır. Bunlar arasında, mahkemelerin ve tehdit veya şiddet olaylarının mağduru olmuş veya olabilecek olan hâkimlerin korunması gibi tedbirler yer alabilir.

Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yolları

39. Alternatif uyuşmazlık çözüm mekanizmalarının oluşturulması teşvik edilmelidir.

Mahkemelerin İdaresi

40. Yargı sisteminin bütçesi hazırlanırken, varsa yargı kurullarına veya mahkemelerin idaresinden sorumlu diğer bağımsız kurumlara, bizzat mahkemelere ve/veya hâkimlerin oluşturduğu meslek kuruluşlarına danışılabilir.

41. Hâkimler, mahkemelerin idaresinde yer almaya teşvik edilmelidir.

Değerlendirme

42. Üye devletler, adaletin daha etkin bir şekilde işlemesine ve niteliğinin sürekli olarak iyileştirilmesine katkı sağlamak amacıyla, işbu Tavsiye Kararı’nın 58. fıkrasında belirtildiği gibi, hâkimlerin adli merciler tarafından değerlendirmeye tabi tutulmalarına ilişkin sistemler geliştirebilir.

Uluslararası Boyut

43. Devletler, yabancı veya uluslararası unsurların söz konusu olduğu davalarda, mahkemelere, hâkimlerin görevlerini etkin bir şekilde yerine getirebilmeleri ve uluslararası işbirliğinin ve hâkimler arasındaki ilişkilerin desteklenmesi için gerekli olabilecek uygun imkânları sağlamalıdır.

VI. Bölüm – Hâkimlerin Statüsü
Seçim ve Kariyer

44. Hâkimlerin seçim ve kariyerlerine ilişkin kararlar, kanunla veya ilgili makamlarca önceden belirlenmiş olan nesnel ölçütlere dayanılarak alınmalıdır. Bu tür kararlar alınırken liyakat esası geçerli olmalı ve bu bağlamda, davaları insan onuruna saygı çerçevesinde kanunları uygulamak suretiyle karara bağlamak için gereken ehliyet, nitelik ve beceriler göz önünde bulundurulmalıdır.

45. Hâkimlere veya hâkim adaylarına karşı cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka bir görüş, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa mensubiyet, servet, maluliyet, doğum, cinsel yönelim ve benzeri nedenlerle ayrımcılık yapılmamalıdır. Hâkim veya hâkim adayının ilgili devletin vatandaşı olması koşulu, ayrımcılık olarak değerlendirilmemelidir.

46. Hâkimlerin seçim ve kariyerleri hakkında karar veren merci, yasama ve yürütme organlarından bağımsız olmalıdır. Söz konusu merciin bağımsızlığının güvence altına alınması için üyelerinin en az yarısının meslektaşları tarafından seçilecek hâkimlerden oluşması gerekir.

47. Ancak, anayasa veya diğer yasa hükümlerinde devlet başkanı, hükümet veya yasama organının, hâkimlerin seçimi ve kariyerleri konusunda karar almasının öngörüldüğü hallerde, üyelerinin önemli bir bölümü hâkimlerden oluşan bağımsız ve yetkili bir makamın (IV.Bölümde bahsedilen yargı kurulları için geçerli kurallara halel getirmeksizin), atamalardan sorumlu merci tarafından uygulamada dikkate alınacak tavsiyelerde bulunmasına veya görüş bildirmesine izin verilmelidir.

48. İşbu Tavsiye Kararı’nın 46. ve 47. fıkralarında bahsedilen bağımsız makamların üyelerinin seçimi, mümkün olan en geniş temsil imkânı sağlanacak şekilde gerçekleştirilmelidir. İlgili usuller şeffaf olmalı ve alınan kararların gerekçeleri, talep etmeleri halinde, başvuran kişilere bildirilmelidir. Başarısız olan bir adaya, karara veya en azından kararın alınmasında izlenen usule itiraz etme hakkı tanınmalıdır.

Hâkimlik Teminatı ve Azledilememe

49. Hâkimlik teminatı ve azledilememe, hâkimlerin bağımsızlığının kilit unsurlarıdır. Buna göre; hâkimler, eğer zorunlu emeklilik yaşı mevcut ise bu yaşa kadar hâkimlik teminatına sahip olmalıdır.

50. Hâkimlerin görev süresi kanunla belirlenmelidir. Tayinle göreve getirilen bir hâkimin görevine, ancak kanunla belirlenen disiplin veya ceza hükümlerini ağır şekilde ihlal etmesi halinde veya adli görevlerini yerine getiremeyecek olması durumunda son verilebilir. Erken emeklilik, ancak ilgili hâkimin talebi halinde veya sağlık gerekçesiyle mümkün olabilir.

51. Adaylık sürecinin söz konusu olduğu veya belirli süreliğine yapılan alımlarda, atamanın onaylanması veya yeniden atama yapılmasına ilişkin kararlar, yargının bağımsızlığının tam anlamıyla gözetilmesi bakımından, işbu Tavsiye Kararı’nın 44. fıkrasına uygun olarak alınmalıdır.

52. Hâkimler, yargı teşkilatında reforma gidilmesi veya disiplin cezaları gibi durumlar dışında, kendileri istemedikleri sürece yeni bir göreve atanmamalı veya görev yerleri değiştirilmemelidir.

Maaş

53. Meslekten hâkimlerin maaşlarını düzenleyen sistemin temel kuralları kanunda belirtilmelidir.

54. Hâkimlerin maaşı, meslekleri ve sorumlulukları ile orantılı olmalı ve onları, kararlarını etkilemeye yönelik teşviklere karşı koruyacak yeterlilikte olmalıdır. Hastalık, annelik veya babalık izni gibi durumlarda makul bir maaşın ödenmeye devam edilmesine ve ayrıca çalışma sürecinde alınan maaşa göre makul bir emekli maaşının ödenmesine ilişkin güvenceler mevcut olmalıdır. Özellikle hâkimleri hedef alan maaş kesintilerine karşı güvence olarak, belirli yasa hükümleri getirilmelidir.

55. Hâkimlerin asli maaşlarının performansa bağlı olmasını sağlayacak sistemlerden kaçınılmalıdır. Zira bu tür sistemler, hâkimlerin bağımsızlığı açısından sıkıntı yaratabilir.

Eğitim

56. Hâkimlere, teorik veya uygulamalı olarak başlangıç ve hizmet içi eğitim hizmeti sunulmalı ve bu hizmet, tamamen devlet tarafından finanse edilmelidir. Söz konusu eğitim kapsamında, adli görevlerin ifasına ilişkin ekonomik, sosyal ve kültürel konular yer almalıdır. Eğitimin yoğunluğu ve süresi, daha önceki mesleki tecrübeler ışığında belirlenmelidir.

57. Bağımsız bir makam, eğitimin özerkliğini tamamen gözetmek suretiyle, başlangıç ve hizmet içi eğitim programlarının, yargı görevinin gerektirdiği açıklık, yetkinlik ve tarafsızlık koşullarına uygun olmasını sağlamalıdır.

Değerlendirme

58. Hâkimlerin değerlendirmeye tabi tutulması amacıyla adli makamlarca kurulabilecek sistemler, nesnel ölçütlere dayalı olmalıdır. Bu ölçütler, yetkili adli merci tarafından yayınlanmalıdır. Hâkimlerin kendi faaliyetlerine ve bu faaliyetlerle ilgili olarak yapılan değerlendirmelere ilişkin görüşlerini açıklamalarına olanak tanıyacak ve ayrıca yapılan değerlendirmelere karşı bağımsız bir makam veya mahkeme önünde itiraz imkânı sunacak bir usul izlenmelidir.

VII. Bölüm – Görev ve Sorumluluklar
Görevler

59. Hâkimler, dava sürecinde kişi onuruna saygı çerçevesinde hareket ederek, herkesin hak ve özgürlüklerini eşit ölçüde korumalıdır.

60. Hâkimler, her durumda bağımsız ve tarafsız hareket etmeli ve bu bağlamda, tarafların her birine adil yargılanma imkânı tanımalı ve gerektiğinde usule ilişkin konuları açıklamalıdır. Hâkimler, dava sürecini usulsüz bir şekilde etkilemeye çalışan dış unsurlara bu imkânı vermeyecek şekilde hareket etmeli ve bu şekilde hareket eder görünmelidir.

61. Hâkimler, kendilerine havale edilen davalar hakkında karar vermelidir. Hâkimler, ancak kanunda belirtilen geçerli sebeplerin varlığı halinde davadan çekilmeli veya davaya bakmayı reddetmelidir.

62. Hâkimler, her davayı, titizlikle ve makul bir süre içinde yürütmelidir.

63. Hâkimler, kararlarında, gerekçeleri açık bir şekilde ve net ve anlaşılır bir dilde belirtmelidir.

64. Hâkimler, uygun olan davalarda, tarafları dostane çözüm yoluna gitmeye teşvik etmelidir.

65. Hâkimler, düzenli olarak yeterliliklerini güncel koşullara uygun hale getirmeli ve geliştirmelidir.

Sorumluluk ve Disiplin İşlemleri

66. Hâkimler tarafından davaları karara bağlamak amacıyla gerçekleştirilen kanunu yorumlama, maddi olayları veya delilleri değerlendirme işlemleri; kötü niyet ve ağır ihmal halleri dışında, onlar açısından hukuki sorumluluk veya disiplin sorumluluğu doğurmamalıdır.

67. Hâkimlerin hukuki sorumluluğu, ancak devlet tarafından, tazminata hükmetmek zorunda kalınması halinde, dava açılması suretiyle tespit edilmeye çalışılabilir.

68. Hâkimler tarafından davaları karara bağlamak amacıyla gerçekleştirilen kanunu yorumlama, maddi olayları veya delilleri değerlendirme işlemleri; kötü niyet hali dışında, onlar açısından cezai sorumluluk doğurmamalıdır.

69. Hâkimlerin görevlerini etkin ve usulüne uygun olarak yerine getirmemeleri halinde disiplin süreci başlatılabilir. Bu süreç, bağımsız bir makam veya mahkeme tarafından yürütülmelidir. Bu bağlamda, adil yargılanma hakkına ilişkin tüm güvenceler sağlanmalı ve hâkime, karar ve cezaya itiraz etme hakkı tanınmalıdır. Disiplin cezaları orantılı olmalıdır.

70. Hâkimler, verdikleri kararların temyiz mercilerince bozulması yahut düzeltilmesinden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulmamalıdır.

71. Hâkimler, adli görev ifa etmedikleri durumlarda, herhangi bir vatandaş gibi özel hukuk, ceza hukuku ve idare hukuku çerçevesinde sorumludur.

VIII. Bölüm – Yargı Etiği İlkeleri

72. Hâkimler, faaliyetlerini, meslek etiği ilkeleri rehberliğinde gerçekleştirmelidir. Söz konusu ilkeler, disiplin cezası verilebilecek görevleri içerdiği gibi, aynı zamanda hâkimlere ne şekilde davranacakları konusunda da rehberlik eder.

73. Söz konusu ilkeler, kamuoyunun hâkimlere ve yargıya güven duymasını sağlaması gereken yargı etiği belgelerinde yer almalıdır. Bu tür belgelerin oluşturulması sürecine hâkimler öncülük etmelidir.

74. Hâkimler, yargı bünyesindeki bir organdan, etik ilkeleri konusunda tavsiye isteyebilmelidir.

Demokratik Bir Toplumda Hakim ve Savcılar Arasındaki İlişkiler Hakkında Bordeaux Bildirisi

0
 Demokratik Bir Toplumda Hakim ve Savcılar Arasındaki İlişkiler Hakkında Bordeaux Bildirisi
Demokratik Bir Toplumda Hakim ve Savcılar Arasındaki İlişkiler Hakkında Bordeaux Bildirisi

Demokratik Bir Toplumda Hakim ve Savcılar Arasındaki İlişkiler Hakkında Bordeaux Bildirisi 8 Aralık 2009 tarihinde kabul edilmiştir. (JUDGES AND PROSECUTORS IN A DEMOCRATIC SOCIETY-Bordeaux Declaration) Avrupa Hakimleri Danışma Konseyi(Consultative Council of European Judges – CCJE) ve Avrupa Savcıları Danışma Konseyi (Consultative Council of European Prosecutors – CCPE), Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından hâkim-savcı ilişkileri konusunda bir görüş hazırlanması talebinde bulunması üzerine her iki konsey tarafından birlikte kabul edilen bu Görüş hazırlanarak kabul edilmiştir. Avrupa Konseyine sunulan bu görüş “Bordeaux(Bordo) Bildirisi” olarak adlandırılmaktadır.

Consultative Council of European Judges (CCJE)

  Demokratik Bir Toplumda Hakim ve Savcılar Arasındaki İlişkiler Hakkında Bordeaux Bildirisi

Demokratik Bir Toplumda Hakim ve Savcılar Arasındaki İlişkiler Hakkında Bordeaux Bildirisi

DEMOKRATİK BİR TOPLUMDA HÂKİM VE SAVCILAR ARASINDAKİ İLİŞKİLER HAKKINDA AVRUPA KONSEYİ BAKANLAR KOMİTESİNİN DİKKATİNE SUNULAN AVRUPA HÂKİMLERİ DANIŞMA KONSEYİNİN (CCJE) 12 (2009) SAYILI GÖRÜŞÜ VE AVRUPA SAVCILARI DANIŞMA KONSEYİNİN (CCPE) 4 (2009) SAYILI GÖRÜŞÜ

Consultative Council of European Prosecutors (CCPE)

(BORDEAUX BİLDİRİSİ)

“DEMOKRATİK BİR TOPLUMDA HÂKİM VE SAVCILAR”

Avrupa Hâkimleri Danışma Konseyi (CCJE) ile Avrupa Savcıları Danışma Konseyi (CCPE), Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin hâkim-savcı ilişkileri konusunda bir görüş hazırlanması talebi üzerine aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:
Toplumun hukukun üstünlüğünün adil, tarafsız ve etkili bir yargı yönetimi ile güvence altına alınmasında menfaati vardır. Savcılar ve hâkimler, bütün muhakeme sürecinde bireysel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasını ve kamu düzeninin korunmasını sağlamalıdır. Bu, sanıkların ve mağdurların haklarına tamamıyla saygı duyulmasını gerektirir. Bir savcının kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı yargısal denetime açık olmalıdır. Mağdurun davayı mahkemeye doğrudan götürmesi buna bir seçenek olabilir.
Yargının adil idaresi; mahkemenin bağımsızlığına saygının, güçler ayrılığı ilkesinin ve nihai mahkeme kararlarının bağlayıcılığının yanı sıra savcılık ve savunma arasında güçler eşitliğinin bulunmasını gerektirir.
Adaletin adil, tarafsız ve etkili idaresinin teminat altına alınması için hâkim ve savcıların birbirinden farklı olan, ancak tamamlayıcılık arz eden görevlerinin gereğince icra edilmesine ihtiyaç vardır.
Hâkim ve savcılar hem kendi görevlerinde bağımsızlık içerisinde hareket etmeli hem de birbirlerinden bağımsız olmalı ve bu şekilde görünmelidirler.
Yeterli düzeyde örgütsel, mali, maddi ve insani kaynağın ulusal yargı sisteminin kullanımına sunulması gereklidir.
Hâkimler (bazı durumlarda jüriler), savcılık tarafından düzenli olarak önlerine getirilen davaları savcılığın, davalı tarafın veya başka bir unsurun uygunsuz etkisi altında kalmadan gereğince karara bağlamalıdır.
Hukukun icrası ve bazı durumlarda savcılığın dava öncesi takdir yetkileri; savcıların statüsünün yasa tarafından hâkimlerinkine benzer şekilde mümkün olan en yüksek seviyede güvence altına alınmasını gerektirir. Her iki meslek de karar verme sürecinde bağımsız ve özerk olmalı, görevlerini nesnel ve tarafsız olarak yerine getirmelidir.
CCJE ve CCPE, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesinin 3. fıkrasına ve 6. maddesine ilişkin olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin istikrarlı içtihatlarına işaret eder. Özellikle, Mahkemenin yargı yetkisi kullanmak üzere kanunla yetki verilen bir görevlinin yürütme organından ve dava taraflarından bağımsız olması gerekliliğini kabul ettiği, ancak daha yüksek ve bağımsız yargı otoritesine tabi olma durumunun dışlanmadığı kararlara atıfta bulunmaktadırlar.
Savcıya yargısal görevlerin verilmesi, özellikle küçük yaptırımlar içeren davalarla sınırlı tutulmalı; bu görevler, aynı konu hakkında soruşturma yapma yetkisi ile birlikte yerine getirilmemeli ve sanığın bu tür davaların, yargı görevleri icra eden bağımsız ve tarafsız bir makam tarafından karara bağlanmasına ilişkin hakkına halel getirmemelidir.
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Download [230.69 KB]

Savcıların bağımsız bir statüye sahip olmaları için aşağıdakiler başta olmak üzere birtakım asgari koşullar gereklidir:

Konum ve faaliyetlerinin savcılık hizmetinin dışında kalan her türlü kaynağın etki ve müdahalesinden bağımsız olması;
Maaşın yanı sıra mesleğe alınmalarının, kariyer gelişimlerinin, tayin (yalnızca kanuna göre veya kendi rızalarınca geçerlilik kazanmalıdır) dâhil olmak üzere mesleki teminatlarının kanunla öngörülen güvencelerle korunması.
Hukukun üstünlüğü ilkesi ile yönetilen bir devlette savcılık hiyerarşik bir yapıya sahip ise savcılar bakımından kovuşturmaların etkililiği; yetki, hesap verebilirlik ve sorumluluğun saydam çizgileri ile sıkı bir bağlantı içindedir.
Her bir savcıya verilen talimatlar yazılı olmalı, kanuna uygun olmalı ve kamunun ulaşabileceği savcılık hizmetlerinin bulunduğu yerlerde bununla alakalı ilke ve ölçütler ile uyumlu olmalıdır.
Savcının kovuşturma yapılmasına veya yapılmamasına ilişkin kararlarının kanun kapsamındaki her türlü denetimi tarafsız ve nesnel olarak icra edilmelidir.
Her durumda mağdurun menfaatlerine gerekli özen gösterilmelidir.
Yasal sürece dâhil olan tüm meslek mensuplarının ortak yasal ilkeleri ve etik değerleri paylaşmaları, adaletin doğru bir şekilde yönetimi açısından elzemdir.
Yönetim eğitimi de dâhil olmak üzere eğitimler, hâkim ve savcılar için bir hak olmanın yanında aynı zamanda bir görevdir. Bu eğitim tarafsız bir temelde düzenlenmeli ve etkililiği düzenli ve nesnel şekilde değerlendirilmelidir.
Uygun olduğu durumlarda hâkim, savcı ve avukatların ortak konularda birlikte eğitim almaları, en yüksek kalitede adalete ulaşmaya katkıda bulunabilecektir.
Toplum menfaati, adalet sisteminin işleyişi konusunda kamuyu bilgilendirmesi için medyaya gerekli bilginin sağlanmasını da gerektirir. Özellikle sanığın masumiyet karinesine, adil yargılanma hakkına ve davalara dâhil olan herkesin özel ve ailevi yaşam hakkına gerekli özeni göstermek suretiyle yetkili makamlar bu tür bilgileri sağlamalıdırlar.
Hâkim ve savcılar, kendi mesleklerinin medya ile ilişkilerine dair birer iyi uygulamalar veya kılavuz ilkeler belgesi oluşturmalıdır.
Hâkim ve savcılar, yargısal konularda uluslararası işbirliği bakımından kilit role sahiptirler.
Farklı ülkelerin yetkili makamları arasındaki karşılıklı güvenin geliştirilmesi gereklidir. Bu bağlamda insan haklarının ve temel özgürlüklerin etkili korunması amacıyla, savcılar tarafından uluslararası işbirliği vasıtası ile toplanan ve yargılama sürecinde kullanılan bilgilerin içerik ve kaynak bakımından saydam olması ve hâkimlere ve tüm taraflara açık olması bir zorunluluktur.
Savcıların ceza hukuku alanının dışında görevlere sahip olduğu üye devletlerde işbu belgede bahsi geçen ilkeler bu görevler için de geçerlidir.

Bu metin Avrupa Konseyi’nin katkılarıyla Türkçeye çevrilen gayri resmi tercümedir.

Avrupa Konseyi

İklime Dayanıklı Güçlü Adalar Deklarasyonu

0

İklime Dayanıklı Güçlü Adalar Deklarasyonu(Climate Strong Islands Declaration) 26 Şubat  2020 tarihinde Porto Riko’da ilan edilmiştir. Deklarasyon’na, Karayipler, Kuzey Atlantik ve Pasifik’teki ada toplulukları, sivil toplum örgütleri, üniversiteler ve akademiler imza koymuşlardır. OrgAnizasyon, The Ocean Foundation ve Global Island Partnership tarafından ortaklaşa düzenlenmektedir.

İklime Dayanıklı Güçlü Adalar Deklarasyonu

Bugün Ocean Foundation, kendi kaderini tayin etme, iklime dayanıklılık ve yerel çözümler yolunda ada topluluklarının yanında yer almaktan gurur duyuyor. İklim krizi şimdiden ABD’de ve dünya çapında ada topluluklarını mahvediyor. İnsan kaynaklı iklim değişikliğinin yarattığı veya şiddetlendirdiği aşırı hava olayları, yükselen denizler, ekonomik aksamalar ve sağlık tehditleri, adalar için tasarlanmamış politikalar ve programlar rutin olarak ihtiyaçlarını karşılayamasa da bu toplulukları orantısız bir şekilde etkiliyor. Bu nedenle, Karayipler, Kuzey Atlantik ve Pasifik’teki ada topluluklarından ortaklarımızla İklime Dayanıklı Adalar Deklarasyonu’nu imzalamaktan gurur duyuyoruz.

İklim krizi şimdiden Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ve dünya çapındaki ada topluluklarını mahvediyor. İnsan kaynaklı iklim değişikliğinin yarattığı veya şiddetlendirdiği aşırı hava olayları, yükselen denizler, ekonomik aksamalar ve sağlık tehditleri, adalar için tasarlanmamış politikalar ve programlar rutin olarak ihtiyaçlarını karşılayamasa da bu toplulukları orantısız bir şekilde etkiliyor. Artan stres altındaki ada popülasyonlarının bağlı olduğu ekolojik, sosyal ve ekonomik sistemlerle, dezavantajlı adalara yönelik hakim tutum ve yaklaşımlar değişmek zorundadır. Ada topluluklarının medeniyetimizin karşı karşıya olduğu iklim acil durumuna etkili bir şekilde yanıt vermesine yardımcı olmak için yerel, eyalet, ulusal ve uluslararası düzeylerde eylem talep ediyoruz.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ve dünyanın dört bir yanındaki ada toplulukları, kelimenin tam anlamıyla iklim krizinin ön saflarında yer alıyor ve şimdiden aşağıdakilerle başa çıkıyor:

  • elektrik şebekeleri, su sistemleri, telekomünikasyon tesisleri, yollar ve köprüler ve liman tesisleri dahil olmak üzere kritik altyapıyı tehlikeye atan veya yok eden aşırı hava olayları ve yükselen denizler;
  • sağlık hizmetleri, gıda, eğitim ve barınma sistemleri genellikle aşırı yüklenmiş ve yetersiz kaynaklara sahiptir;
  • balıkçılığı mahveden ve birçok adanın geçim kaynağının bağlı olduğu ekosistemleri bozan deniz ortamındaki değişiklikler; Ve,
  • fiziksel izolasyonları ve çoğu durumda görece siyasi güç eksikliği ile ilgili zorluklar.

Anakara topluluklarına hizmet etmek için tasarlanan düzenlemeler ve politikalar, aşağıdakiler de dahil olmak üzere, genellikle adalara iyi hizmet etmemektedir:

  • ada topluluklarının karşılaştığı koşullara yeterince yanıt vermeyen federal ve eyalet afete hazırlık, yardım ve kurtarma programları ve kuralları;
  • maliyetli ve riskli yollardan anakaraya bağımlılığı artıran enerji politikaları ve yatırımları;
  • adaların aleyhine olan içme suyu ve atık su sistemlerine yönelik geleneksel yaklaşımlar;
  • ada topluluklarının savunmasızlığını artıran konut standartları, bina kodları ve arazi kullanım düzenlemeleri; Ve,
  • gıda güvensizliğini artıran sistem ve politikaların sürekliliği.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki en savunmasız ada toplulukları rutin olarak göz ardı ediliyor, ihmal ediliyor veya marjinalleştiriliyor. Örnekler şunları içerir:

  • Porto Riko ve ABD Virgin Adaları için afet sonrası kurtarma yardımı siyaset, kurumsal ayak sürüme ve ideolojik duruş tarafından engellendi;
  • küçük veya yalıtılmış ada toplulukları genellikle çok az sayıda sağlık hizmeti sağlayıcısına ve hizmetine sahiptir ve var olanlar kronik olarak yetersiz finanse edilmektedir; Ve,
  • konut ve/veya geçim kaynaklarının kaybı, Katrina, Maria ve Harvey Kasırgalarının ardından gösterildiği gibi, kişi başına yüksek evsizlik ve zorunlu yer değiştirme oranlarına katkıda bulunur.

Yeterli kaynaklarla, ada toplulukları aşağıdakiler için iyi bir konumdadır:

  • bölgesel ve küresel ekonomilerde daha etkin bir şekilde yer almak için enerji, telekomünikasyon, ulaşım ve diğer teknolojilere yapılan yatırımlardan yararlanmak;
  • sürdürülebilirlik ve esnekliğe odaklanan umut verici yerel uygulamaları paylaşmak;
  • sürdürülebilirlik ve iklim azaltma ve uyum için yenilikçi çözümler pilotu;
  • deniz seviyesinin yükselmesi ve şiddetlenen fırtınalar ve doğal afetler karşısında kıyı direncini artıran ve kıyı erozyonunu önleyen doğa temelli çözümlere öncülük etmek;
  • Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin etkili yerel uygulamasını modelleyin.

İmzacılar olarak bizler, devlet kurumlarına, vakıflara, şirketlere, çevreci gruplara ve diğer kuruluşlara çağrıda bulunuyoruz:

  • Adaların enerji, ulaşım, katı atık, tarım, okyanus ve kıyı yönetimine dönüştürücü yaklaşımlar geliştirme ve mükemmelleştirme potansiyelini tanımak
  • Ada ekonomilerini daha sürdürülebilir, kendi kendine yeterli ve dirençli hale getirme çabalarını desteklemek
  • Ada topluluklarını dezavantajlı duruma mı yoksa marjinalize mi ettiğini belirlemek için mevcut politikaları, uygulamaları ve öncelikleri gözden geçirin
  • Büyüyen iklim krizine ve diğer çevresel zorluklara etkili bir şekilde yanıt vermelerine yardımcı olacak yeni girişimler, programlar ve projeler geliştirmek için ada topluluklarıyla saygılı ve katılımcı bir şekilde işbirliği yapın
  • Bağlı oldukları kritik sistemleri dönüştürmeye çalışırken ada topluluklarına sağlanan finansman ve teknik desteğin düzeyini artırın
  • Ada topluluklarının geleceklerini etkileyen finansman ve politika oluşturma faaliyetlerine daha anlamlı bir şekilde katılabilmelerini sağlamak

İklime Dayanıklı Güçlü Adalar Deklarasyonu’nu İmzalayanlar (Climate Strong Islands Declaration Signatories)

350.org
Abruña & Musgrave Architects
America’s WETLAND Foundation
Atlantic Marine ConservationSociety
Boricuas Unidos en la Diáspora
Brigadas Salubristas
Cambio, Puerto Rico
Citizen’s Campaign for the Environment
Clean Energy Group
Comite Dialogo Ambiental
Coral Vita
Defend H2O
El Puente

El Puente: Enlace Latino de Acción Climática
Emerge Puerto Rico
Enterprise
Environment America
Environmenal Defense Fund
Estuario
Friends of the Bay
Friends of the Earth United States
Fundacion Amigos de El Yunque
Fundación Comunitaria de Puerto Rico
Futures Forum
Galveston Bay Foundation
Global Island Partnership
Governor of Guam
Green Cross
Guam Legislature
Hawai’i Youth Climate Coalition
Hawai’i Green Growth

Hispanic Federation
Institute of Caribbean Studies
Island Impact
Island Institute
Kua‘āina Ulu ‘Auamo
Long Island Community Foundation
The Miami Foundation
Micronesia Climate Change Alliance
Mujeres de Islas
Natural Area Reserves System
The Nature Conservancy
The New York Community Trust
North Shore Land Alliance
The Ocean Foundation
Open Space Council
Pacific RISA
Para la Naturaleza
Puerto Rico Bar Association
Queremos Sol
Rocky Mountain Institute

Seacology
Sea Grant Puerto Rico
Sierra Club
Sisters of St. Joseph, Brentwood NY
Solar Responders
SWEEP Standard
Sylvester Manor Educational Farm
Trust for Public Land’s Hawaiian Islands Program
UnitedNationsAssociationoftheUnitedStatesofAmerica-PuertoRicoChapter
University of Guam
University of Guam Center for Island Sustainability
University of Guam Green Army
University of Puerto Rico Center for Public Health Preparedness
UniversityofPuertoRicoDepartmentofEnvironmentalHealth
Vieques Conservation and Historical Trust
ViequesLove
Wise Laboratory of Environmental and Genetic Toxicology
World Central Kitchen

Çekişmesiz Yargı İşleri

0

Çekişmesiz Yargı İşleri (Non-contentious proceedings), kanun tarafından istisna olarak sayılan, kişiler hukuku, aile hukuku, miras hukuku, eşya hukuku, borçlar hukuku, ticaret hukuku, icra ve iflas hukuku ile diğer hukuk alanlarına ilişkin kanunlarda sayılan yargı işleridir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereğince aksine bir düzenleme olmadığı takdirde çekişmesiz yargı işlerine Sulh Hukuk Mahkemeleri bakmaktadır.

Aile hukuku, ticaret hukuku, icra hukuku gibi alanlardaki çekişmesiz yargı işleri özel hüküm uyarınca belirtilen mahkemelerde görülmektedir.

Bazı çekişmesiz yargı işlerinde usulen davalı taraf da bulunmakta ve mahkemeden talepte bulunan taraf herhangi bir kişi ya da kuruma husumet yöneltmektedir. (Örneğin nüfus müdürlüğü)

İlgililer arasında uyuşmazlık olmayan haller, ilgililerin ileri sürebileceği herhangi bir hakkın bulunmadığı haller ve hakimin re’sen harekete geçtiği haller çekişmesiz yargı işleri olarak kanunlarda sıralanan diğer işler yanında çekişmesiz olarak görülmektedir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 382-388 inci maddelerinde düzenlenen Çekişmesiz Yargı İşleri’nin bir kısmı kesin olarak hükme bağlanmakta bir kısmı da istinaf kanun yoluna tabi tutulmaktadır. Bir kısım çekişmesiz yargı işleri Değişik İş dosya türünde görülmektedir.

Çekişmesiz Yargı İşleri

Ergin kılınma
Gaiplik kararı verilmesi
Vesayet kararı verilmesi ve vesayete daire diğer işler
Ad ve soyadın değiştirilmesi
Ölüm karinesi sebebiyle nüfus kütüğüne ölü kaydı düşülen kişinin sağ olduğunun tespiti
Nüfus kaydındaki kişisel durum sicil kaydının düzeltilmesi
Evlenme yaşında olmayanlara evlenme izni verilmesi
Gaiplik nedeniyle evliliğin feshi
Evlendirme memurunun, evlenme başvurusunu ret kararına karşı yapılan itiraz
Yeniden evlenmede bekleme süresinin hâkim tarafından kaldırılması
Terk eden eşin ortak konuta davet edilmesi
Eşlerden birinin, evlilik birliğini tek başına temsil etmek konusunda yetkili kılınması
Aile konutu ile ilgili işlemler için diğer eşin rızasının sağlanamadığı hâllerde hâkimin müdahalesinin istenmesi
Mevcut mal rejiminin eşlerden birinin veya alacaklıların talebiyle mal ayrılığına dönüştürülmesi ve sebeplerin ortadan kalkması hâlinde mal ayrılığından eski rejime geri dönülmesi
Paylaşmalı mal ayrılığında boşanma veya evliliğin iptali hâlinde, aile konutu ve ev eşyasını hangi eşin kullanmaya devam edeceği hakkında karar verilmesi
Sağ kalan eşe aile konutu üzerinde ve ev eşyası üzerinde mülkiyet veya intifa hakkı tanınması
Mal ortaklığında eşlerden birinin mirası reddine izin verilmesi
Ana babaya çocuğun mallarından bir kısmını çocuğun bakım ve eğitimi için sarf etme izninin verilmesi
Velayetin kaldırılması, velayetin eşlerden birinden alınarak diğerine verilmesi ve kaldırılan velayetin geri verilmesi
Hâkimin çocuğun mallarının yönetimine müdahale etmesi ve çocuğun mallarının yönetiminin kayyıma devri
Evlilik sona erince velayet kendisinde kalan eşin, hâkime çocuğun malları hakkında defter sunması
Aile yurdunun kurulmasına izin verilmesi, kuruluşun tebliğ ve ilanı, kapatılması hâlinde tapu sicilindeki şerhin silinmesine izin verilmesi, taşınmazın bizzat malik veya ailesi tarafından kullanılması şartına geçici olarak istisna tanınması.
Çocuk hâkimi tarafından, çocuğun anası, babası, vasisi, bakım ve gözetiminden sorumlu kimse, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu ve Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya resen çocuklar hakkında koruyucu ve destekleyici tedbir kararı alınması
Sulh hâkimi tarafından resmî vasiyetname düzenlenmesi; el yazısı ile vasiyetnamenin sulh hâkimi tarafından saklanması; sözlü vasiyetname tutanağının sulh veya asliye mahkemesine tevdiî
Vasiyeti yerine getirme görevlisine görevinin bildirilmesi
Vasiyeti yerine getirme görevlisinin tereke malları üzerinde tasarruf etmesine izin verilmesi
Gaibin mirasçılarına, gaibe düşen miras payının teslim edilmesi
Tereke mallarının korunması ve hak sahiplerine ulaşmasını sağlamak için önlem alınması
Mirasçılık belgesi verilmesi
Terekenin yazımı işleminin sona erdiğinin mirasçılara bildirilmesi, mirasın reddi beyanının tespiti ve tescili; mirasın reddinin, mirası reddeden kişiden sonra gelen mirasçılara bildirilmesi; mirasın reddi süresinin uzatılması
Terekenin resmî defterinin tutulması
Sulh hâkiminin özellikleri olan eşyanın mirasçılardan birine tahsis edilmesi veya satılmasına karar vermesi
Taşınmaz üzerinde taraf oluşturulmasına ve hak ihlaline sebebiyet vermeyecek düzeltmelerin yapılması
Taşınmaz rehninde alacaklı için kayyım tayini
Yetkisi sona eren temsilcinin temsil belgesini mahkemeye teslimi
Borçluya ifa veya teminat göstermesi için süre verilmesi
Tevdi mahalli belirlenmesi veya tevdi edilemeyecek eşyanın satılması
Alacaklısı ihtilaflı olan borcun mahkemeye tevdiî
Ayıplı hayvanın bilirkişi tarafından muayenesi
Mesafeli satımlarda ayıbın tespiti veya ayıplı malın satılmasına izin verilmesi
İşçiye kârdan hisse verilmesini öngören iş sözleşmesinde, mahkemenin işverenin hesaplarını inceleyecek bir kişi tayin etmesi
Eser sözleşmesinde eserin ayıplı olup olmadığının bilirkişiye tespit ettirilmesi
Satılmak için komisyoncuya gönderilen eşyanın hasarının tespiti
Komisyoncu elindeki malın açık artırma ile satışına izin verilmesi
Ticari defterlerin ziyaı halinde belge verilmesi
Acentenin müvekkili hesabına teslim aldığı malın Borçlar Kanununa göre satılması
Kollektif şirketin tasfiyesinde tasfiye memuru tayini
Komanditer ortağın talebiyle şirket hesaplarını incelemek için eksper tayini
Anonim şirkette ayni sermaye konulması, tescilden itibaren iki yıl içinde sermayenin onda birini aşan tutarda işletme devralınması ve sermaye azaltılmasında bilirkişi raporu alınması ve mahkemenin izni
Kıymetli evrakın iptali
Eşya taşımada eşyanın hasar ve eksiğinin tespit edilmesi; teslim edilememesi hâlinde Borçlar Kanunu hükümlerine göre satılmasına karar verilmesi; gönderilen eşyanın mahkeme marifetiyle muayenesi
Gemi ipoteğinde, malikin bulunamadığı hâllerde kayyım tayini
Deniz raporu tanzimi
Kırkambar sözleşmesinde geminin hareket gününün mahkeme tarafından tayini
Navlun sözleşmesinde, boşaltma limanında malların hâl ve vaziyetinin, ölçü, sayı ve tartısının ekspere tespit ettirilmesi
Müşterek avaryalarda dispeççi tayini ve dispecin mahkemece tasdiki
Denizcilik rizikolarına karşı sigortalarda zararın ve kapsamının belirlenmesi için bilirkişi tayini
Kooperatiflerde ayni sermayeye değer biçilmesi için bilirkişi tayini
İpotekli alacakta alacaklının gaipliği veya alacağı almaktan kaçınması hâlinde, borç tutarının icra dairesine tevdi edilmesi üzerine icra mahkemesi tarafından ipoteğin fekkine karar verilmesi
Doğrudan doğruya iflas
İflasın kaldırılması
İflasın kapanmasına karar verilmesi
Reddolunmuş mirasın tasfiyesinin, mirasçılardan birinin mirası kabul talebi üzerine mahkeme tarafından durdurulması
Konkordato mühleti verilmesi ve komiserin atanması
Konkordatonun tasdiki
Sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılmasında projenin ilanı ve ara dönem denetçisinin atanması
Fevkalade hâllerde, kusuru olmaksızın borçlarını yerine getiremeyen borçluya mühlet verilmesi
Nüfus kütüklerinin sayfa birleşim yerlerinin asliye hukuk mahkemesince mühürlenmesi
Noterlerin göreve başlarken mahkemede yemin ettirilmeleri
Noter evrak ve defterlerinden alınarak başka yere gönderilecek örneklerin mahkeme tarafından tasdiki
Kamu görevlilerinin mahkeme huzurunda kanunen yemin etme zorunluluğunun öngörüldüğü diğer durumlar

Tütünsüz Avrupa için Varşova Deklarasyonu – 2002

0

Tütünsüz Avrupa için Varşova Deklarasyonu, 19 Şubat 2002 tarihinde  düzenlenen Dünya Sağlık Örgütü Tütünsüz Avrupa için Varşova Bakanlar Konferansında kabul edilmiştir.

Tütünsüz Avrupa için Varşova Deklarasyonu – 2002

Tütünün zehirli ve alışkanlık yapıcı bir madde olarak Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Avrupa Bölgesi’ nin karşılaştığı en büyük sağlık sorunlardan biri olduğunu ve bu nedenle ortak bir tavır alınması gerektiğini kabul ederek;

Tütün kontrolünde, Avrupa’ nın değişik bölgelerindeki üye devletlerarasında büyüyen bir fark olduğunu vurgulayarak;

Bölgedeki başarılı örneklere rağmen, birçok üye ülkenin hala kapsamlı bir tütün kontrol politikaları hazırlamadıklarını not ederek;

Şimdiki ve gelecek neslin, tütün kullanımının sosyal, ekonomik ve sağlıksız etkilerinden ve istenmeden çevresel tütün dumanına maruz kalmadan korunma ve dumansız bir havayı soluduklarını bilerek;

Sigara içilmemesinin, tütünün yaygın bir şekilde kullanımının azalmasına büyük katkı sağlayacağını vurgulayarak;

Tütün Politikaları üzerine Birinci Avrupa Konferansı (Madrid, 1988) temeline ve sonucundaki 1987 – 2001 dönemini kapsayan ardışık Tütünsüz Avrupa için üç eylem planına dayanarak;

Hükümetlerin esas rolünün, eylem planlarını gözden geçirme ve pekiştirme, hükümet, sivil toplum örgütleri ve sağlık çalışanlarıyla birlikte katkılarını belirlemek olduğunu kabul ederek;

Tütün kontrolü alanında Birleşmiş Milletler içerisindeki Dünya Sağlık Örgütü’ nün liderliği ve yeterliliğinin altınını çizerek;

Tütün tüketimine karşı etkili eylem için bölgesel işbirliği ve dayanışmayı pekiştirmenin önemini takdir ederek;

Biz, Bakanlar ve WHO Tütünsüz Avrupa için Bakanlar toplantısına katılan Ülkelerin temsilcileri, sigara içme yoluyla oluşan küresel sağlığa karşı devam eden tehdit hakkında ciddi olarak endişe etmekteyiz. Bu nedenle:

1. Aşağıdaki prensipler doğrultusunda, tütün kontrolü için Bir Avrupa Stratejisi (Tütünsüz Avrupa için dördüncü eylem planı) geliştirip uygulayacağı mızı taahhüt ederiz:

• Tütün kontrolü, halk sağlığı önceliklerimiz arasında birinci sırada yer almaktadır;

• Tütün salgını ile mücadele etmenin, tütün endüstrisinin alıştırıcı taktikleri ve tütün kullanımının öldürücü doğası ve bağımlılığı hakkında uygun bir şekilde bilgilendirilmesi gereken özellikle gençlerin, çocukların ve bireylerin sağlığını korumadaki önemi çok büyüktür;

• Tütün kullanılmasının azaltılmasında ölçülebilir etkisi olan kapsamlı politikalar, bölge boyunca etkili bir şekilde uygulanacaktır. Böyle kapsamlı politikaların en önemli bileşenleri: yüksek vergiler, promosyon, sponsorluk ve tütün reklamlarındaki yasaklar, umuma açık yerlerde ve işyerlerinde sigara içmenin neden olduğu istemsiz dumana maruz kalmaya karşı koruma, kaçakçılıkta kesin kontrol ve sigara içmeyi durdurma önlemlerine ulaşma imkanıdır;

• Önceki eylem planlarının sonuçlarına göre kurulmuş yeni eylem planı, 2007 yılı itibarıyla bölgede ulaşılması gereken belirli hedefleri açık bir şekilde ortaya koymalıdır;

• Gençler, kadınlar ve savunmasız sosyo-ekonomik ve azınlık gruplarından olan bireyler arasındaki tütün tüketimindeki tehlikeli eğilime dikkatler öncelikli olarak odaklanmalıdır;

• Halk sağlığının korunması, tütün üretiminden daha önceliklidir; bu nedenle tütün üretimine alternatif yaygınlaştırabilen ekonomik aktiviteler değerlendirilmeli, aynı zamanda tütün üretimindeki sübvansiyonlar kademeli olarak diğer aktivitelere kaydırılmalıdır;

• Tütün politikaları, tütün kontrolünün cinsiyet bakımından bütün endişe ve perspektiflerini içermelidir.

2. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Tütün Kontrolü Çerçeve Anlaşması (Framework Convention on Tobacco Control – FCTC) hazırlaması için güçlü desteğimizi ilan ediyoruz ve Avrupa Bölgesi’ ndeki bütün üye ülkeleri (52 ülke) ve Avrupa Komisyonunu aşağıdakileri yapmak üzere işbirliğine çağırıyoruz.

• Halk sağlığını korunması önceliğinin altını çizin ve FCTC’ nin etkili ve güçlü geliştirilmesinde, kabul edilmesinde ve uygulanmasında aktif olarak katkıda bulunun;

• Tütün salgınına karşı uluslararası anlaşmaya varılmış tepkileri ve bütüncül tütün kontrol önlemlerini oluşturmaya yönelik çalışmaları yapın.

3. Üye ülkeleri ve hükümetler arası organizasyonları, tütün kontrolünde Avrupa işbirliğini ve dayanışmayı aşağıdakileri yaparak pekiştirmeleri için uyarıyoruz:

• Tütün kontrolünün, teknik, bilimsel ve yasal alanlarında, düzenli bilgi alış verişi için hükümetler arası uygun bir mekanizma yaratın;

• Başarılı programların deneyimlerini kullanarak, Avrupa’ nın değişik bölgeleri arasındaki politika farklılıklarını giderin;

• Ekonomik geçiş içerisinde bulunan üye ülkeler gibi özel durumda olan ülkelerin ulusal tütün kontrolü politikalarının hazırlanmasında yardımcı olun;

• Tütün Kontrolü Avrupa Stratejisi için ulusal muhatapların rolünü, bölgedeki tütün kontrolü politikalarının verimliliği için önemli bir erişim ağı olarak destekleyin;

• Tütün tüketimi savaşımına, toplumun bütün kesimlerini katmak için çabalayın;

4. WHO Bölge Direktörü’ nden Avrupa için aşağıdakileri talep ediyoruz:

• Üye ülkelere, kapsamlı tütün kontrol politikaları geliştirme ve uygulama çalışmalarında destek verilmesine ve yol gösterilmesine yüksek öncelik veriniz;

• 2002 WHO Avrupa Bölge Komitesi kararı için Tütün Kontrolü Avrupa Stratejisi geliştirmeye devam ediniz;

• Avrupa Bölgesi doğusunda bulunan üye ülkeler için, sorunun özel ciddiyeti ışığında, tütün kontrol politikalarını uygulama ve geliştirmek için, gelişimle ilgili ve bağış yapan acentelerden destek almak için yol gösteriniz;

• Avrupa Bölgesi’ ndeki tütün salgınına karşı koordinasyonlu eylem için sivil toplum örgütleri, ilgili hükümetler arası kuruluşlar ve üye ülkeler arasında ortaklığı kolaylaştırınız;

• Tütün kullanımının sonuçları ve belirleyicileri için standardize edilmiş gözetim modelleri kurunuz ve pekiştiriniz, bu amaçla özellikle ekonomik geçiş sürecinde olan ülkeler için finansal ve eylemsel kaynakları harekete geçiriniz.

19 Şubat 2002 / Varşova-Polonya

Dr. Marc DANZON – Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Direktörü
Professor Mariusz ŁAPİŃSKİ – Polonya Cumhuriyeti Sağlık Bakanı

Hacettepe Üniversitesi İnsan Hakları ve Felsefesi Uygulama ve Araştırma Merkezi

0
Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Hacettepe Üniversitesi İnsan Hakları ve Felsefesi Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin kurulması Yükseköğretim Kurulu’nun 19.02.1997 gün ve 97/6.415 sayılı kararı ile uygun görülmüştür. 16.04.1997 tarihli Resmi Gazetenin 22966 sayısında kuruluşu tamamlanmıştır.

Merkez Sosyal Bilimler Enstitüsüne bağlı olarak 1999-2000 döneminden itibaren İnsan Hakları Tezsiz Yüksek Lisans programı, 2004-2005 döneminden itibaren de İnsan Hakları Doktora programı yürütmektedir.

Hacettepe Üniversitesi İnsan Hakları ve Felsefesi Uygulama ve Araştırma Merkezi Doktora programı Türkiye’deki ilk insan hakları doktora programıdır.

Yapacağı eğitim ve araştırmalarla Türkiye’de ve dünyada insan haklarıyla ilgili iki önemli ihtiyacı karşılamak için:
a) İnsan hakları kavramının ve tek tek insan haklarının içeriğinin belirlenmesine katkıda bulunmak için;
b) İnsan hakları eğitiminde genellikle göz ardı edilen, ama insan haklarının en temel boyutu olan etik boyutun bu eğitime katılmasında aktif rol oynamak için;

İnsan haklarının yaşamda daha çok korunmasını sağlamak için bu amaca uygun yeni bir modeli, yani felsefi-etik merkezli disiplinlerarası bir programı uygulamak için kurulmuştur.

Bunun için de Merkez,
a) İnsan hakları duyarlılığının geliştirilmesine,
b) İnsan hakları alanında bilgi eksikliğinin giderilmesine,
c) İnsan haklarının etik temellerinin gösterilmesine,
d) İnsan haklarıyla ilgili bilimsel etkinlikler düzenlenmesine,
e)İnsan haklarıyla ilgili ulusal ve uluslararası diğer kuruluşlarla işbirliği yapılmasına,
f) İnsan haklarıyla ilgili konularda danışmanlık ve eğitim hizmeti verilmesine,
f) İnsan haklarıyla ilgili konularda yayınlar yapılmasına yönelik çalışmalar yapmaktadır.

Hacettepe Üniversitesi İnsan Hakları ve Felsefesi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği
KURULUŞ

Madde 1. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 3/j ve 7/d-2’nci maddeleri uyarınca ve Hacettepe Üniversitesi Senatosu’nun 16/01/1997 ve 97/3 sayılı kararı ile önerilen “Hacettepe Üniversitesi İnsan Hakları ve Felsefesi Uygulama ve Araştırma Merkezi” Yükseköğretim Kurulu’nun 19.02.1997 gün ve 97/6.415 sayılı kararı ile uygun görülmüştür.

KAPSAM

MADDE 2 – Hacettepe Üniversitesi’nde aşağıdaki amaçlar doğrultusunda araştırma, uygulama ve geliştirme çalışmalarını yürütmek üzere “İnsan Hakları ve Felsefesi Uygulama ve Araştırma Merkezi” kurulmuştur.

AMAÇ

MADDE 3 – Hacettepe Üniversitesi’ne bağlı bir birim olarak kurulan merkezin amacı:

a) İnsan hakları kavramıyla ilgili olarak ulusal ve uluslararası düzeylerde araştırma programları geliştirmek,

b) Bu araştırmaların uygulanma koşullarını hazırlamak, etikle ilgilerinde insan haklarının örgün ve yaygın eğitim-öğretimini güçlendirmek, yaygınlaştırmaktır.

ÇALIŞMA ESASLARI

MADDE 4 – Merkezin, kuruluş amacını gerçekleştirmek için başlıca faaliyet alanları aşağıda gösterilmiştir.

a) Merkezin ilgi alanına giren her türlü araştırma, inceleme ve yayın faaliyetlerinde bulunmak ve bu alandaki çalışmaları desteklemek,

b) Bu alanda ileri düzeyde uzmanlık kursları ve sertifika programları düzenlemek ve yürütmek,

c) Ulusal ve uluslararası düzeylerde konferanslar, kongreler ve benzeri toplantılar düzenlemek ve bunlara iştirak etmek, “UNESCO KÜRSÜLERİ” sistemi içinde uluslararası kuruluşlarla işbirliği yapmak,

d) Felsefe ve insan haklarıyla ilgili alanlarda teorik ve pratik bilgi ve deneyim birikiminin yayılmasını sağlamak; öğretim üyesi, uzman ve öğrenci mübadelesi yapmak,

e) Konuyla ilgili yayınların, belgelerin ve kararların izlenmesi amacıyla bir ihtisas kitaplığı oluşturmak,

f) Ulusal ve uluslararası kuruluşların ihtiyaç duydukları alanda inceleme ve araştırma yapmak, proje hazırlamak, eğitim programları düzenlemek, alanı ile ilgili danışmanlık hizmeti vermek ve bu kuruluşlarla işbirliği yapmak,

g) Yönetim Kurulu’nun uygun gördüğü diğer faaliyetlerde bulunmak,

ORGANLAR
MADDE 5 – Merkezin organları şunlardır;
a- Merkez Müdürü
b- Merkez Yönetim Kurulu
A – Merkez Müdürü

MADDE 6 – Merkez Müdürü, merkezin çalışma alanı ile ilgili öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıl için atanır. Süresi biten Müdür yeniden atanabilir.

Merkez Müdürü, Merkezin amaçları doğrultusundaki çalışmaların düzenli bir biçimde yürütülmesinden, Merkez’in bütün etkinliklerinin gözetim ve denetiminin yapılmasından ve sonuçlarının alınmasından Rektör’e karşı birinci derecede sorumludur. Merkez’i temsil eden Müdür, Merkez Yönetim Kuruluna başkanlık eder. Merkez çalışmalarının düzenli ve etkin bir biçimde yürütülmesi ve denetimi ile ilgili gerekli önlemleri alır. Merkez çalışmalarının gerektirdiği görevlendirmeleri yapar.

Merkez Müdürü’nün herhangi bir nedenle görevinden ayrıldığı durumlarda Merkez Yönetim Kurulu üyelerinden birisini vekil olarak bırakır. Vekil bırakmadan ayrılma durumunda, Merkez Yönetim Kurulu üyelerinden, öğretim görevinde en kıdemli olan öğretim üyesi Müdür’e vekalet eder.

B – Merkez Yönetim Kurulu

MADDE 7 – Merkez Yönetim Kurulu, Merkez’in çalışma alanı ile ilgili öğretim elemanları arasından üç yıl için Merkez Müdürü’nce önerilen adaylar arasından Rektör’ce atanan beş öğretim üyesinden oluşur.

Merkez Yönetim Kurulu, Merkez Müdürü’nün çağrısı ile toplanır. Yönetim Kurulu, gerekli gördüğü durumlarda geçici çalışma grupları kurabilir ve bunların görevlerini düzenler.

Merkez Yönetim Kurulu, Merkez’in yönetimi ile ilgili konularda aşağıdaki görevleri yapar;

a) Merkez’in çalışmaları ile ilgili plan ve programların hazırlanmasını ve uygulanmasını sağlar.

b) Merkez’in yatırım, plan ve bütçe tasarısını hazırlar, onaylanmak üzere Rektör’e sunar.

c) Merkez elemanlarının uygulama, araştırma ve yayım konularındaki isteklerini değerlendirip, önerilerde bulunur.

d) Merkez Müdürü’nün, Merkez’in yönetimi ile ilgili getireceği bütün işlerde karar alır.

e) 2547 sayılı Yasa ile verilen diğer görevleri yapar.

KADROLAR

MADDE 8 – Merkez’in akademik ve idari personel gereksinimi, 2547 sayılı Yasanın

13’ncü maddesine göre Rektörce görevlendirilecek elemanlarla karşılanır.

MALİ HÜKÜMLER

MADDE 9 – Merkez’in gelirleri şunlardır;

a- Üniversite bütçesi ile tahsis edilecek ödenekler,

b- Yardımlar ve bağışlar,

c- Merkez’in faaliyetlerinden elde edilen gelirler,

d- Diğer gelirler,

YÜRÜRLÜK

MADDE 10 – Bu Yönetmelik, Resmi Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlüğe girer.

YÜRÜTME

MADDE 11 – Bu Yönetmelik hükümlerini Hacettepe Üniversitesi Rektörü yürütür.

Özgür Yargı Derneği Manifestosu

0

Özgür Yargı Derneği Manifestosu

Adalet halkın nefesidir” mottosuyla, halkın nefes alabileceği adalete içkin bir dünya istemiyle; hak aramayı, haksızlık refleksi yüksek bir oyun olmaktan çıkartmak üzere, tam bağımsız bir yargı ve adalete içkin bir hukuk düşüyle “ÖZGÜR YARGI” isimli derneği kurmuş bulunmaktayız.

Özellikle belirtmek isteriz ki; bu yalnızca bir dernek değil, aynı zamanda manyetik bir özgürlük akımının, adalet hareketinin ve tam bağımsız bir hukuk biliminin filiz vermesi olacaktır.

Yargının bağımsızlığını ve adaletin felsefesini yaratmaya talibiz. Hukuka ve adalete dair hayallerimiz için yola çıkıyoruz. Bu yolda, her şeyden önce yargının bağımsızlığının gerekliliğine inanıyoruz. Yargının bağımsız olmadığı bir yerde en iyi yasaları da yapsanız, bir anlam ifade etmeyeceğini düşünüyoruz. Hedefimiz zor, çünkü biliyoruz ki hukuk, bin yıllardır güçlüler ve egemenler tarafından kendilerine yontulmaya çalışılmış ve onlara hizmet için var kılınmış gibi bir duruma düşürülmüştür. Dünyanın her yerinde bu sosyolojik, siyasal ve psikolojik gerçeklik kısmi farklılıklarla da olsa devam edegelmektedir. Bu bakımdan ortaya koyduğumuz özgür, adil ve eşitlik içinde bir hukuk formu ideali, çok zor bir hedef olarak görünmektedir. Bu zorluğa karşı mücadelede en büyük ilham kaynağımız, içindeki canlılarla birlikte tüm doğaya faydalı olabilecek işler yapabilmek tutkusudur.

Biz, hukukun sadece insanlar için değil; hissedebilen bütün canlılar ve onların içinde yaşadığı tüm doğanın bütünlüklü çıkarları için varolması gerektiğine inanıyoruz.

Mahkeme dosyalarının kâğıtlardan oluşmadığını, içinde birçok insanın ve hissedebilen birçok canlının yaşamı olduğu bilincinden hareket ediyoruz.

Biz, yepyeni bir hukuk kültürü yaratmak istiyoruz. Bu kültür içinde yargı, sadece yargıç, savcı ve adliye binalarından ibaret olmayacak. İçinde avukatlar ve yurttaşlarda kendilerine eşit paydaş olarak yer bulacak. Yurttaşlar adliye ile etkileşim içinde olacak. Böylece yurttaşlar adliyenin bir tür denetleyicisi olacak. Adaletsizlikler karşısında topluca itiraz etmesini, kamuoyu oluşturmasını bilen yurttaş kültürü oluşacak. Sonuçta, tıpkı 1750 yılında Postdam’da yaşayan bir değirmenci gibi, değirmenini kendisinden zorbalıkla almaya kalkışan Prusya Kralı II. Frederick’e, Berlin’deki bağımsız yargıçların varlığından aldığı güç ve bunun ortaya çıkardığı özgüvenle, “Berlin’de Hâkimler var” diyerek, adaletin olduğu her yerde umudun da olduğu duygusunu zihinlerinde, kalplerinde ve ruhlarında hissedeceklerdir.

Özgür Yargı Derneği olarak, A,B,C gibi konjonktüre göre değişen planlarımız yok ve olmayacak. Bizim tek bir plan ve gerçekliğimiz var: O da “adalet” olacaktır. Bu anlamda bizler, doğrunun, gerçekliğin ve haklının yanında olmakla birlikte, kötünün ve kötülüklerin de karşısında olacağız. Kısacası adalet halkın nefesidir. Bu nefes de bizim varoluş sebebimiz olduğu gibi, aynı zamanda da tek gerçekliğimizdir. Zira Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi; kurtuluş, gelecek, özgürlük, her şey adaletle olasıdır. Dolayısıyla bu nefesin yılmaz koruyucuları olacağız.

Biz hayalciler değiliz, hayalleri olan insanlarız. Bu nedenle her zaman “gerçekçi ol, imkânsızı iste” mottosundan hareket etme kararlılığında olacağız.

Adalete dair hayallerimizi gerçeklikle buluşturmak için, ilk önce dernek bünyesinde “Özgür Yargı Akademisi” ni kuracağız. Bu akademiye “Bağımsız Yargı Üniversitesi” de diyebiliriz. Şimdiden, çoğunluğu alanında öncü profesörlerden oluşan bir kadro yapısı oluşturduk. Hedefimiz bu sayıyı bir ay içinde 50’ye çıkarmak. Akademi bünyesinde 4-6 aylık aralıklarla adalete içkin konularda sempozyumlar düzenleyeceğiz ve ilk sempozyumun ana başlığı “Yargı Bağımsızlığı ve Özgür Hukuk Bilimini Kurmak” olacak.

Bunun dışında dernek bünyesinde Çocuk ve Kadın Hakları Komisyonu ve Çevre ve Hayvan Hakları Komisyonunu da kuracağız.

Özellikle belirtmek isterim ki, bizim mücadelemiz asla ve asla siyaset mücadelesi olmayacak; yargının ve adaletin onur mücadelesini vermek ve özgür hukuk bilimini kurmak olacak. Dolayısıyla derneğimiz, masum ve bilimsel bir adalet hareketidir ve 21. yüzyılın kaotik girdabının ortasında, vicdanın, toplumsal barışın, özgürlük ve eşitliğin varoluşsallığının etkileyici ve üst düzeyde bir kıvılcımıdır.

Hukuk dünyası bir göl ise, derneğimiz ve amaçları da bu göle çalınacak özgürlük, eşitlik, adalet ve bağımsızlık mayasıdır. Sizleri temin ederiz ki, bu gölde, o hep aradığımız özgürlük, eşitlik, adalet ve bağımsızlık mayası tutacak…

Sizleri, ayakları yere basan bir dünyada, adalete içkin bir varoluşun, yer ve zaman dışı cazibesini, sınırsız olanaklar içinde keşfe ve yaşamaya davet ediyoruz.

Ya adalete içkin özgür ve tam bağımsız hukuk bilimi kazanacak ya da biz kaybedeceğiz.

Son olarak, Albert Camus’un bir sözünden esinlenerek şunu özellikle ifade etmek isteriz ki; adalet bir denizse, bizler birer martıyız. Ve biz martılar, fırtınanın şiddeti ne olursa olsun, sevdiğimiz denizden asla vazgeçmeyeceğiz.

Özgür Yargı Derneği Yönetim Kurulu

 

ÖZGÜR YARGI DERNEĞİ İLKELERİ

(1) Erkler ayrılığı ilkesinin yargının bağımsızlığının önkoşulu olduğunu kabul eder.
(2) Gerek derneğin iç işleyişinde ve gerekse de yargının üzerinde işlediği genel sistem içerisinde gerçek demokratik esasları benimser ve olabildiğince doğrudan demokrasi ilkesini gözetir. Demokrasiyi yönetsel bir işleyiş olarak düşünmenin yanında etik bir değer olarak da kabul ederek, yönetsel bir sistemi tanımlamanın ötesine taşan anlayışla ve içinde cansız varlıklar da olmak üzere tüm doğa unsurları arasındaki ilişkileri düzenleyen bir bütün olarak kavrar. Bu nedenle katılım unsurunu sadece seçimlerde oy vermekle sınırlı görmez, hayatın bütün alanlarına yaymak ister.
(3) Adalete içkin hukuk halkındır ve bu anlamdaki hukukun üstünlüğünü savunur.
(4) Meslek etiği ilklerinin bir gereği olarak, politik faaliyette bulunmaz. Fakat yürütme erki, yasama erki ya da diğer kişi, kurum ve kuruluşların yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığına yönelik her türlü olumsuz davranış, tutum ve girişimlerine karşı bir nevi meşru müdafaa tarzındaki karşı çıkışlarının yargı etiği ilkelerinin ve yargının onurunun önemli ve vazgeçilmez bir gereği sayar.
(5) Liyakat ilkesinin yargı bağımsızlığının olmazsa olmaz ilkelerinden birisi olduğunu kabul eder ve liyakatsizliğin, kendinde olandan fazlasını istemek olduğunu iddia eder. Yargıda, bürokraside ya da başka bir alanda, birisinin liyakatiyle uyumlu olmayan mevkie getirilmesi, hem hakkı yenen kişiye, hem ilgili kurum ya da ilgili işyerine ve hem de bu kurum ya da işyerlerinden hizmet alan yurttaşlara yönelik bir adaletsizlik sayar. Özetle, bir göreve liyakatlinin yerine, liyakatli olmayanı getirmenin ayrımcılık suçuna eş değer bir hukuksuzluk olduğunu kabul eder.
(6) 2802 Sayılı Hâkimler ve Savcılar Yasası’nın 15.maddesinde yargıçlık ve savcılık mesleğinin üçüncü sınıf, ikinci sınıf, birinci sınıfa ayrılmış ve birinci sınıf olmak üzere dört sınıfa ayrıldığı belirtilmiş olup; bu durum yargı alanında liyakate dayalı bir yükselme, terfi ve atama sisteminin bir aracı olarak düşünülmüşse de, bunun doğru olmadığını, yargıç ve savcılar arasında kıdemden kaynaklanan sınıf farklarının yaratılmış olmasının, aslında daha çok okumak, çalışmak ve araştırmakla geliştirilecek vicdani yetkinliğin, tamamen mesleki kıdeme indirgenmesi anlamına gelmekte olduğunu ve liyakat ilkesinin özüne aykırı olduğunu, bunun yanında, yargıçlar arasında eşitsizlik yarattığı gibi, değişik sınıf kategorisinde yer alan yargıçlar tarafından yargılaması yapılan ilgili ve benzer davaların tarafları arasında eşitsiz bir durum yaratılmış olduğu izlenimi yaratılmış olması açısından da eleştiriye neden olabilecek bir durum olduğunu kabul eder.
(7) Yargıtay ve Danıştay üyeliklerinin seçiminde liyakat sistemi esas alındığında, kürsü diye tabir edilen yargılama makamlarında bilfiil görev yapan yargıç ve Cumhuriyet savcılarının seçilmesi gerektiğini; buna karşın gerek Bakanlık bürokratları, gerek müfettişler ve gerekse de yönetsel bir birim olan HSK’da görevli bürokratların seçilmemesi gerektiğini, zira yıllar boyunca yargılama yapmamış, adalet dağıtmak görevinde bulunmamış, tabiri caizse kürsü arkasında görev yapmış bürokratların kendi alanlarında liyakatli olsalar da, adalet dağıtma görevi bakımından kürsüde görev yapan yargıç ve savcılardan daha liyakatli olmadıklarını kabul eder. Yine yüksek mahkeme seçimlerinde benzer durumun, (yalnızca) unvanlı görevlerde bulunmuş başsavcılar ve (müstakil) komisyon başkanları içinde aynen geçerli olduğunu kabul eder. Zira bir başsavcı ve müstakil komisyon başkanının görevi yönetsel bir görev olup, yargısal değildir. Dolayısıyla bu görevlerde bulunanların yüksek yargı seçimlerinde kürsü yargıçlarından daha liyakatli oldukları öne sürülemeyeceğini savunur.
Bunun yanında Yüksek mahkemelerin üye ihtiyacı olan dairesinin baktığı davalar bakımından uzmanlığını ve ilgili alanda yetkinliğini ispatlamış kürsü yargıç ve savcılarının üye seçilmesini savunur.
(8) Yargıç ve savcı atamalarında ve unvanlı kadrolara yapılacak atamalarda olması gerektiği gibi ve hatta daha da sıkı koşullara bağlı olacak şekilde, önceden ilan edilmiş, objektif, cinsiyet ayrımcılığı içermediği gibi, cinsiyet eşitliğini ısrarla vurgulayan ve gerektiği ölçüde kadınlar lehine pozitif ayrımcılık öngören, belirlenebilir, puanlaması olanaklı ve somut, dürüstlük ve doğruluğu olduğu kadar idealist özellikleri ön plana çıkaran ölçütler getirilmesi gerektiğini savunur.
(9) Yargı bağımsızlığının sağlanabilmesi için ilk derece mahkeme kararları dolayısıyla yargıç ve savcılara, Yargıtay ilgili daire başkanları ve İstinaf Mahkemesi ilgili daire başkanlarınca; İstinaf mahkemesi başkanı, üyeleri ve savcısına ise, Yargıtay ilgili daire başkanları tarafından not verilmesi uygulamasının kaldırılmasını savunur.
(10) Yargı bağımsızlığının mutlak bir şekilde sağlanabilmesi yolunda önemli bir adım olarak, savcıların kendi içinde özerk, dışarıya karşı tam bağımsız olmaları gerektiğini; bu nedenle haklarında başsavcılar tarafından performans formu ya da benzeri şekilde sicil formu düzenlenmemesi gerektiğini savunur. Savcısı bağımsız olmayan bir hukuk sisteminde meydana gelen bir adli olayın, hukuksuz bir şekilde; ya bir şekilde mahkemeler önüne hiç götürülmeyebileceği ya gerektiği gibi götürülemeyeceği ya da yargılama aşamasında diyalektik bir yargılamanın yapılamayacağını ve böylece etkili şekilde kovuşturulamayacağı gerçeğini göz ardı etmez.
(11) Yine yargı bağımsızlığının mutlak bir şekilde sağlanabilmesi yolunda önemli bir adım olarak, gerek yargıçlar ve gerekse de Cumhuriyet savcıları hakkında Kurul müfettişleri ile adalet müfettişlerinin olağan denetim yetkilerinin kaldırılarak, performans değerlendirme ve geliştirme formu düzenlemeleri uygulamasının kaldırılması gerektiğini savunur.
(12) Staj/adaylık döneminde bağımsızlığı sağlanamayan bir yargıç ve savcının, yargı bağımsızlığını içselleştirerek, adalete içkin kararlar verebilmesinin imkânsız olduğunu, bu neden yargıç ve savcı yardımcılarının belirlenmesi, eğitimi, görevden alınması ve atanmasının yargı bağımsızlığı esasına göre düzenlenmesi gerektiğini savunur.
(13) Yargıçlar ve savcılara, kendileri hakkındaki sicil dosyalarına istedikleri zaman erişebilme olanağı tanınması gerektiğini savunur.
(14) Unvanlı kadroların belirli liyakat ölçütlerinin karşılayanlar arasından yargıç ve savcıların oylarıyla seçilmesini, seçilenlerin 2 yıl üzerinden tek dönem için seçilmesini ve dönüşümlü olması gerektiğini savunur.
(15) Hak ve özgürlükler ile yargı dünyasına ilişkin tüm konularda parlamento tarafından yapılan veya yapılması gündeme gelen konularda düşünce, görüş ve eleştirel katkı sağlamayı sorumluluğunun bir gereği sayar. Bu türden bir katkıda bulunmak konusunda üyelerini ve tüm hukuk bileşenlerini teşvik eder.
(16) Adli kolluğun etkin kullanılabilmesinin önünün açılmasını ve geliştirilmesini destekler.
(17) Yargı kararlarını hiç ya da zamanında yerine getirmeyen kişi, kurum, kuruluş ya da benzerlerine yönelik hukuki yaptırımların caydırıcı ağırlıkta olması için yeni bir yasal düzenlenme yapılması gerektiğini savunur.
(18) Başta adalet daireleri olmak üzere tüm işyerlerinde, adına mobbing denilen psikolojik işkence uygulamalarının önlenmesi için, mobbingin ceza yasalarında suç olarak düzenlenmesi gerektiğini savunur.
(19) Hukukun siyasete alet edilmesinin önlenmesi için, bu gibi girişimlerin ceza yasalarında ağır cezalık suç olarak düzenlenmesi gerektiğini savunur.
(20) Hukuku dogmatik ve statik bir bilim olmaktan kurtarılarak, öğretide hukuka irrasyonel bir felsefenin temel öğretisi gözüyle bakılmasının önüne geçilmesi gerektiğini savunur.
(21) Soruşturma ya da duruşma dosyalarında yazılı isimlerin bir insan olduğu gerçeğinin bir an bile akıldan çıkarılmaması gerektiğini savunur.
(22) Somut ve materyalist hayat koşullarının, soyut ve fizikötesi adalet duygusuyla ilişkisinin gerçeklik boyutunda olduğu zaman doğru karara ulaşılabileceğini savunur.
(23) Hukukçunun asayiş ve güvenlik insanı değil, adalet insanı olduğunu savunur.
(24) Avukatı, yargıç ve savcılarla birlikte yargılamanın asli bir unsuru olarak görür. Dolayısıyla avukatın, yargıç ve savcının her karar ve işleminde varlığını bilgisiyle hissettiren kurucu yargı organlarından birisi olduğunu savunur. Bu kapsamda olmak üzere, avukatlarla yargıç ve savcıların yargılama süjesi olmak bakımından eşit makamlar olması gerektiğini savunur.
(25) Savcılar ve yargıçların ayrı binalarda görev yapmaları gerektiğine inanır.
(26) Savunma makamının savunmayı hakkıyla yapabilecek yetkilerle donatılması gerektiğine inanır.
(27) İddia makamı ile savunma makamı arasında denge sağlanması gerektiğine inanır. Başka bir deyişle “silahların eşitliğinin”, “yetkilerde dengenin” ve usulü eşitliğin sağlanması gerektiğini savunur. Bu durumu sağlamanın adil (hakkaniyete uygun) yargılama ilkesinin ön koşulu olduğunu savunur.
(28) İddia makamı ile yargıcın aynı kürsüde yan yana oturmasının ‘iddia’ ile ‘hükmün’ birleşmesi anlamına gelebileceği kaygısını taşır. Hem bu kaygı hem de silahların eşitliği ve dolayısıyla adil yargılanma prensibi gereği, iddia makamı ile savunma makamının duruşma salonundaki mekânsal konumunun yargıç kürsüsüne aynı uzaklıkta bir mesafede eşit derecede olması gerektiğini savunur.
(29) Avukatların mutlak bağımsızlığını savunur. Bağımsızlığı olmayan bir avukatlık mesleğinin savunma ve hak arama görevini gerçekleştiremeyeceğini düşünür.
(30) TBB başkanının ve yönetim kurulunun aralarından seçeceği bir üyenin HSK’nın doğal üyesi olması gerektiğini savunur.
(31) Savunma hakkının niteliği ve adil yargılanma hakkının gereği olarak kişinin kendini savunabilmesi ve bu amaçla kendine avukat tutabilmesinin temel insan haklarından birisi olduğunu kabul eder.
(32) Savunma makamının kısıtlanan haklarının, şüpheli ve sanığın kısıtlanan hakları demek olduğu kadar, şüpheli ve sanığın kısıtlanan haklarının da savunma makamının kısıtlanan hakları demek olduğunun bilincindedir. Bunun yanında, özellikle günümüzdeki gibi karmaşık ve kaotik toplumlarda herkesin bir gün herhangi bir şekilde şüpheli konumuna düşme olasılığı bulunduğu gözetildiğinde, savunma makamının kısıtlanan haklarının bütün toplumun kısıtlanan hakları demek olacağının da bilincindedir.
(33) Savunma ve savunma makamı söz konusu olduğunda, başta Birleşmiş Milletler Avukatların Rolü Konusunda Temel Prensipleri, Avrupa Topluluğu Avukatlık Meslek Kuralları ve Avukatlık Meslek Kuralları olmak üzere savunma etiğine ilişkin tüm hükümleri savunur.
(34) Derneğin amaçlarını gerçekleştirmek üzere il, ilçeler ve yurt dışında şubeler ve temsilcilikler açmak, platformlar, çalışma grupları ve komisyonlar oluşturmak gerektiğine inanır.

ÖZGÜR YARGI DERNEĞİ TÜZÜĞÜ ÖNSÖZÜ

Özgür Yargı Derneği, ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri ile hukukun örgütlenme özgürlüğüne ilişkin evrenselleşmiş ilke ve kuralları çerçevesinde kurulmuş olup;
 
Yargı bileşenlerinin ekonomik, sosyal ve özlük haklarının iyileştirilmesi istemlerini ve hatta ortaya konulan emeğin gerçek hakkının verilmesi mücadelesini göz ardı etmeksizin,
 
Her şeyden önce yargının onuru için, bağımsızlık ve tarafsızlığını gerçekleştirmek amacına ulaşabilmek üzere,
 
Türk Yargı Etiği Bildirgesi ve başta Bangalor Yargı Etiği İlkeleri olmak üzere uluslararası hukukta düzenlenmiş olan tüm yargı etiği kodlarına ve savunma etiği kodlarına titizlikle uyulmasını ve adalete içkin bir hukuk dünyası yaratmak için,
 
Başta yargıç, savcılar ve avukatlar olmak üzere tüm adalet bileşenlerinin çıkarlarının, adaletin halkın nefesi olduğu mottosundan hareketle halkın adalet ümidiyle bütünleşmiş bir anlayışla,
 
Yargıçların Rolü, Etkinliği ve Bağımsızlığı Konusunda Avrupa Konseyi Üye Devlet Bakanlar Komitesi’nin [R(94)12] sayılı tavsiye kararının dördüncü maddesinde belirtildiği üzere, “Yargıçların tek başlarına veya başka herhangi bir organ ile birlikte, bağımsızlıklarının ve çıkarlarının korunması amaçlarıyla özgürce birlik kurabilmeleri” ne olanak tanıdığı hususu da göz önünde bulundurularak,
 
Sadece yargıç ve savcıların değil, avukatların, adalet personellerinin ve sivil halkın da üye olabilmesine olanak tanıyarak, adaletin halkın nefesi olduğu düşüncesini demokratik katılım ilkesi ile taçlandırarak,
Toplumsal barışın anahtarının adalet duygusunun tatminine, toplumsal ilerlemenin anahtarının ise, özgürlüğün varoluşuna bağlı olduğu düşüncesiyle,
 
Özellikle yargı ve savunma etiği alanında olmak üzere, düzenlenecek bilimsel etkinler ile adaletin bir kutup yıldızı olduğu söyleminin bilimsel olarak hayata geçirilmesi çabası üzerinde önemle durulması sonucunda yargının onurunun, bağımsızlığının ve tarafsızlığının gerçekleştirilmesinin çok daha kolay olacağı bilimsel bakış açısıyla,
 
Dernek bünyesinde adalete içkin konularda kuramsal düzeyde sempozyumlar düzenleyip, çeşitli aralıklarla eğitimler verecek “Özgür Yargı Akademisi” isimli, adeta bir üniversitenin bilim kurulunu çağrıştıran yeni ve alanında ilk olacak seçimlik bir dernek komisyon oluşturulacağı,
 
Yargı ve savunma dünyasının amacının sadece insanların değil, bütün canlıların ve hatta doğanın parçası olan bütün bileşenlerin haklarının korunması olduğu bilinci içerisinde Dernek bünyesinde, çevre ve hayvan hakları komisyonu oluşturulacağı,
 
Çeşitli nedenlerle toplum içinde dezavantajlı grupların başında gelen çocuklar ve kadınların insan haklarının hayata geçirilebilmesi için, yoğun bir çaba gösterilmesi gerektiği düşüncesiyle çocuk ve kadın hakları komisyonu oluşturulacağı,
 
Sözü ile hukuk dünyasında yerini alacaktır:

Bahri Bayram Belen

0

Avukat Bahri Bayram Belen, 12 Mart 1951 tarihinde Burdur’da doğmuş, ilk ve orta öğretimini Burdur’da tamamlamış, 1969 yılında Burdur Lisesinden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanarak hukuk eğitimine başlamıştır. Belen, 1975 yılında fakülteden mezun olduktan sonra avukatlık stajını tamamlayarak 1976 yılında İstanbul Barosu‘na kayıtlı serbest avukat olarak mesleğe başlamıştır.

Cumhuriyet Davasında görev alan Bahri Bayram Belen’in duruşma sırasındaki karikatürü Yıldıray Çınar tarafından çizildi. (Türkiye mahkemelerinde duruşma salonunda fotoğraf çekimi yasaktır)

Mesleki Yaşamı

Avukat Bahri Bayram Belen, 12 Eylül Darbesi öncesindeki siyasi olayların yoğun olduğu bir dönemde avukatlığa başlamış, mesleki çalışmalarının temelinde Ceza Hukuku ve siyasi davalar olmuştur. İstanbul Barosunun çeşitli komisyon ve merkezlerinin kuruluşunda ve faaliyetlerinde yoğun olarak yer almıştır. Staj Eğitim Merkezi’nde Ceza ve Ceza Usul Hukuku ve Uygulamada Avukatlık konularında dersler vermiş, meslek içi eğitim çalışmalarda görev almıştır.

Bahri Belen, 1998-2000 yıllarında Yücel Sayman başkanlığındaki İstanbul Barosu yönetim kurulunda görev almış, sonraki yıllarda Türkiye Barolar Birliği delegeliği yapmıştır. 2004 yılında Çağdaş avukatlar Grubu adına İstanbul Barosu Başkan Adayı olmuş, bu seçimde Kazım Kolcuoğlu ile yarışmış, 12.443 avukatın katıldığı seçimde Kolcuoğlu 4 bin 971 oy almış, Belen ise 3 bin 849 oy alarak yarışı ikinci sırada tamamlamıştır. Belen, 2014’ yılındaki İstanbul Barosu seçimlerinde Özgürlükçü Demokrat Avukatlar’ın (ÖDAV) ve 2018 yılındaki seçimlerde de Fikret İlkiz’in yönetim kurulu listesinde yer almıştır.

Avukatlık mesleğinde 40. yılını doldurmuş, 30 Mayıs 2018 Çarşamba günü düzenlenen törenle plaket almıştır.

Hukuk ve Medya Alanındaki Çalışmaları

Bahri Belen, İstanbul Barosu Dergisi, Açık Sayfa Hukuk Dergisi ve değişik gazete ve dergide hukuk, avukatlık, savunma hakkı ve baroların faaliyetleri hakkında yazı ve makaleleri yayınlanmıştır. Çok sayıda konferans, panel ve seminerde konuşmacı olarak görev almış, gazete ve televizyonda röportajları yayınlanmıştır.

Belen halen Açık Radyo‘da Av.Aynur Tuncel ile birlikte “Hukuk Güvenliği” isimli programı düzenlemekte ve sunmaktadır.

Av. Aynur Tuncel ve Av. Bahri Belen ve Avukat Sezgin Tanrıkulu Açık Radyo’da “Hukuk Güvenliği. programında

Çetin Özek‘e Armağan isimli eserde Av. Bahri Belen Türk Ceza Yasası, Hemingway, II Duce isimli makalesi ile yer almıştır.

Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nin (MLSA) düzenlediği çalışmalara destek vermektedir.

12 Eylül döneminde “Savcılığın bilgisi dahilinde işkence yürütülüyor” şeklinde dilekçe yazdığı için hakkında dava açılmış, yargılanmış ve beraat etmiştir.

12 Eylül Darbesinden sonra açılan ve Sıkıyönetim Askeri Mahkemeleri ile Devlet Güvenlik mahkemelerinde devam eden davalarda aktif olarak rol almış, birçok ünlü sanığın avukatlığını yapmıştır. Türkiye İşçi Partisi Davası, Orhan Adli Apaydın‘ın da yargılanmasına ve hastalanarak ölmesine neden olan Barış Derneği Davası ve DİSK Davaları, Kutlu-Sargın Davası, Mustafa Hayrullahoğlu’nun işkence altında öldürülmesi ile ilgili dava, İstanbul, Ankara, Diyarbakır, Gölcük, Adana Mersin TKP-TİP-TSİP-Vatan Partisi, Dev-Yol, Dev Sol, Kurtuluş davalarında savunma görevi üstlenmiştir.

12 Eylül yargılamalarında uygulamaya konulan Tek Tip Elbise uygulamasının usul kanunlarına ve insan haklarına aykırı olduğu gerekçesiyle bu uyulamaya şiddetle karşı çıkarak mücadele etmiştir.

Belen, Ertuğrul Mavioğlu tarafından hazırlanan “Apoletli Adalet/Bir 12 Eylül Hesaplaşması” isimli çalışmada dönemin tanıklıklarına ilişkin geniş bir mülakat vermiştir.

1988 yılında Çetin Özek‘in de aralarında olduğu birçok avukatla birlikte Gün Dergisi Davasında savunma avukatı olarak görev yapmıştır.

Kamuoyunda çok tartışılan Cumhuriyet Gazetesi Davası, Gezi Davası, Çağdaş Hukukçular Derneği Davası, 2007’de başlayan Hrant Dink Davası, 3 kez beraatla sonuçlanan Pınar Selek Davası ve Güngören Davasında avukat olarak görev almıştır. Güngören Davasında uğramış olduğu saldırıda Belen’in burnu kırılmış; İstanbul Barosu, bu olay üzerine Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nın önünde basın açıklaması yaparak saldırıyı protesto etmiştir.

Belen, Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde Umut Kitabevi’nin bombalanmasına ve Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya’nın meslekten atılmasına neden olan ve kamuoyunda “Şemdinli Davası” olarak bilinen davada müdahil avukat olarak yer almıştır.

Sosyal ve Siyasal Çalışmaları

Duayen bir hukukçu olarak tanımlanan Bahri Belen, Avukatlar Vakfının kurucu üyesi olarak vakfın kuruluşunda yer almıştır. Çağdaş Hukukçular Derneği,  Türk Ceza Hukuku Derneği, Kemal Türkler Eğitim ve Kültür Vakfı Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı – TÜSTAV ve Ada Dostları Derneği üyesidir.

1990’lı yıllarda Cumhuriyet Gazetesine Uzan Grubu tarafından uygulanan haciz işlemlerine karşı direniş göstermiş, Cumhuriyet Gazetesinin ayakta kalması için mücadele etmiştir.

Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyesi olarak görev almış, gazetenin avukatlığını yürütmüştür.

1995 yılında Yaşar Kemal’in Devlet Güvenlik Mahkemesindeki yargılaması sırasında mahkeme avlusunda oluşturulan Düşünce Suçu(!?)na Karşı Girişim‘in destekçilerindendir.

Özgürlük, demokrasi ve insan hakları çerçevesinde yapılan birçok aydınlar bildirisine imza atmıştır.

2000 yılında düzenlenen “Hapishaneler Gerçeği Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri Kurultayı”nın organizasyonunda görev almıştır.

Hapishaneler Gerçeği Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri Kurultayı

2002 yılında İstanbul barosu tarafından düzenlenen Cezaevleri Sempozyumunda konuşmacı olarak görev almıştır.

2006 yılında bir grup aydın arkadaşı ile birlikte “PKK’ya silahlı eylemlere önkoşulsuz olarak son verme” çağrısı yapmıştır.

Türkiye Barolar Birliği ve İzmir Barosu tarafından 16 Nisan 2011 tarihinde İzmir’de düzenlenen “Olağanüstü Yargılamaların Olağanlaşmış Hali – Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri” konulu çalışmaya katılmıştır.

2011 yılında Abdullah Öcalan’ın avukatlığını yapan 36 hukukçunun tutuklanmasının ardından, meslektaşlarıyla dayanışma ve savunma hakkının kutsal olması çerçevesinde bildiri yayınlayan ve Öcalan’n avukatlığını yapmaya hazır olduklarını açıklayan 400 avukat arasında yer almıştır.

Hafıza Merkezi tarafından 30 Mayıs 2015 tarihinde düzenlenen “Geçmişte Yaşanan Ağır İnsan Hakları İhlallerinde Cezasızlık Sorunu ve Geçmişle Yüzleşme” başlıklı çalıştayda; Zorla Kaybetmelerde Cezasızlığa Karşı Ortak Mücadele” isimli proje çalışmasına katılmıştır.

Adalet Nöbeti’nde basın açıklaması yaparken

2016 yılı sonrasında yurt çapında düzenlenen İfadeyi Savunmak başlıklı konferanslar serisinde görev almıştır. Bu çalışmalarına halen devam etmektedir.

14 Kasım 2016 günü Bahri Belen önderliğindeki 30 avukat, Cumhuriyet Gazetesi yazar ve yöneticilerinin tutukluluğuna itiraz dilekçesini verdikten sonra adliye binasından çıkarak cübbeleriyle sessiz yürüyüşe geçmişler, ellerinde Cumhuriyet gazetesini taşıyarak gazetenin Şişli’deki binasının önüne kadar ‘Susma, sustukça sıra sana gelecek’ ve ‘Baskılar bizi yıldıramaz’ sloganları atmışlardır. Belen, Gazete binası önünde basın açıklaması yapmıştır.

Bahri Belen Avukat – Cumhuriyet Yürüyüşü

2017 yılında düzenlenen “Türkiye’nin Demokratikleşme Hikayesi: Rejim ve Siste Sorunu” konulu konferansa konuşmacı olarak katılmıştır.

Türkiye’nin Demokratikleşme Hikayesi Rejim ve Siste Sorunu – Bahri Belen – Ersin Kalaycıoğlu – Ümit Aktaş

Demokrat hukukçular tarafından düzenlenen #AdaletNöbeti‘nin önemli figürlerinden olmuş, “Herkes için Adalet” mottosu ile 03 Mayıs 2018 tarihinde Çağlayan Adliyesi’nde gazeteci Gülşah Karadağ ile birlikte basın açıklaması yapmıştır.

Avukat Bayram Bahri Belen Adalet Nöbetinde Avukat Kemal Aytaç ve demokrat avukatlarla birlikte

17 Şubat 2020 tarihinde, 1376 yurttaş ile birlikte Gezi Davası açıklaması yapmış, “Hepimiz oradaydık” başlıklı bildiriye imza atmıştır.

İbrahim Özden Kaboğlu’nu baro başkanlığına adaylığa davet eden bildiriye imza atmış, 19-20 Ekim 2024 günü gerçekleşen İstanbul Barosu Genel Kurulunda ise Divan Başkanı olarak görev yapmıştır.

Baro seçimlerinden sonra İstanbul Baro Meclisi Divan Başkanı olarak görev almıştır.


“Adalet mülkün temeli ise bu ülkede önce hukuk ve hukukun doğru işlemesi sonucu adaletin hayata geçmesi lazım. Herkesin adaletli bir karar veriliyor duygusunu yaşaması lazım”
“Bir ülkede yargının nasıl işlediğini görmek istiyorsanız; o ülkede avukatlara gözaltı, tutuklama ve haklarında dava açılıp açılmadığına bakın.”
Avukat Bahri Bayram Belen

Gülizar Biçer Karaca

0

Gülizar Biçer Karaca, 20 Eylül 1967 tarihinde Aydın / Kuyucak’ta dünyaya geldi. 1989 yılında Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu ve serbest avukatlık yapmaya başladı.

SHP’de siyasete başladı, 1991 yılında SHP’de başlayan siyaset hayatını, 1993 yılından itibaren CHP’de sürdürdü. CHP’nin yeniden açılmasının ardından gençlik kolları yönetiminde bulundu.

1999-2004 yılları arasında Kınıklı Belediye Meclis üyeliği yaptı.

2000-2002 yılları arasında Denizli Barosu Yönetim Kurulu Üyesi ve genel sekreteri olarak görev aldı.

2005-2015 yılları arasında Atatürkçü Düşünce Derneği Denizli Şubesi Başkanlığı yaptı. Denizli Kadın Platformu ile 26 STK, Oda ve siyasi partiden oluşan Denizli Demokrasi Platformunun kuruluşunda yer aldı.

Sığınma evleri, aile içi şiddetin önlenmesi, medeni kanun ve kadın hakları konularında çalışmalar gerçekleştirdi, Kadın Sığınma Evi Projesi’nde yer aldı.

2015 genel seçimlerinde Denizli milletvekili seçildi. TBMM Başkanlık Divanı Katip üyesi oldu. 2016 yılında CHP parti meclisine girdi. 12 Şubat 2018 itibarıyla CHP’nin doğa haklarından sorumlu genel başkan yardımcılığına getirildi. Bu görevinde iken “Doğa Hakları Manifestosu: 7 BÖLGE 7 İLKE / DOĞA İÇİN ADALET” ilan edildi. Karacanın açıkladığı Doğa Hakları Manifestosu, ekoloji politikalarında partinin yol haritası olarak nitelendirildi. 2020 yılı itibarıyla insan haklarından sorumlu genel başkan yardımcısı oldu ancak 1 Haziran 2023 tarihinde istifa etti.

5 siyasi partiyle birlikte yer aldığı “Altılı Masa”da oluşturulan Göç Komisyonunda CHP’yi temsil etti.

2023 seçimlerinde yeniden milletvekili seçildi ve CHP TBMM Grubu tarafından TBMM Meclis başkanvekili olarak kabul edildi.

Doğa Hakları Manifestosu: 7 BÖLGE 7 İLKE / DOĞA İÇİN ADALET

Hapishanenin Doğuşu

0

Hapishanenin Doğuşu-Disiplin ve Ceza (Surveiller et Punir Naissance de la Prison), Fransız filozof Michel Foucault tarafından 1975 yılında yazılmış, Türkçe’ye tercümesi Mehmet Ali Kılıçbay tarafından yapılmış ve eser 2019 yılında basılmıştır.

Kitap, modern çağda Batı ceza sistemlerinde meydana gelen değişiklikleri analiz etmekte, sosyal ve teorik mekanizmalar Fransa kaynaklı tarihi belgelere dayalı olarak incelenmektedir. Bireyler üzerinde hükümran olan iktidar olgusu ve güç ilişkilerinin orta çağdan modern çağa kadar nasıl değiştiği irdelenmiştir.

Kitap, Damiens adındaki bir mahkumun infazını ayrıntılı olarak anlatarak başlamaktadır. Mahkûm suçunu herkesin önünde itiraf etmekte, bu işkenceyi izleyenler ise gösteriyi keyifle izlemektedir. Kral, herkese açık işkence gösterisi sayesinde iktidar erkine sahip olduğunu herkese kanıtlamaktadır.

 

Kitabın Arka Kapak Yazısı 

“İktidarın kendini gösteriş ve debdebe içinde dışa vurduğu, gücünü bu gösterişten aldığı eski siyasal sistemden mümkün olduğunca ve giderek artan bir şekilde görünmez hale geldiği modern siyaset sistemine geçiş, bir yandan iktidarı kişileştiren hükümdarın yerine, adsız kişiler tarafından kullanılan bir yönetim aygıtının yerleşmesiyle, diğer yandan da kamuya açık cezalandırmadan, gizli cezalandırmaya doğru olan bir hareketle belirlenmektedir. Kendini öne çıkartan iktidar bireyin oluşmasını engellemiştir; oysa karanlıklara çekilen modern iktidar herkesi bireyselleştirmek istemektedir; çünkü bireyselleştirmek, gözetim altında tutmak ve cezalandırmak yani egemen olmak demektir. Böylece modern iktidar çocuğu okulla, hastayı hastaneyle, deliyi tımarhaneyle, askeri orduyla, suçluyu hapishaneyle kuşatarak bireyselleştirmiş, kaydetmiş, sayısal hale getirmiş, egemen olmuştur. Her kişi bir yerde kayıtlı hale gelince, herkes denetim altında olacak, gözetim altında tutulacaktır. Modern iktidar büyük gözaltıdır.”

Kitaptan Alıntılar

“Özgürlükleri keşfeden Aydınlanma çağı disiplinleri de keşfetmiştir.”

“Modern iktidar büyük gözaltıdır.”

“Dışarıda bırakılmak içeri kapatılmakla aynı şeydir.”

 ‘’İşkence edilerek sorgulanan beden, suçun uygulama noktasıdır, aynı zamanda hakikatin çekilip çıkarıldığı yerdir.’’

“Sorgulama gerçeğin bilinmesine ulaşma konusunda tehlikeli bir araçtır; bu nedenden ötürü yargıçlar buna iyice düşünmeden başvurmamalıdırlar. Bundan daha tek yanlı bir şey olamaz. Gerçek bir suçu saklayacak kadar soğukkanlı olan suçlular vardır…; masum olan bazıları ise böyle şeylere dayanamadıklarından, işlemedikleri suçları itiraf etmektedirler.”

“Cellat yalnızca yasayı uygulayan kişi olmakla kalmamakta, aynı zamanda gücü sergileyen kişi de olmaktadır; suçun şiddetine egemen olmak için, ona karşı uygulanan bir şiddetin ajanıdır.”

“Mahkemeler, artık eskiden olduğu gibi yalnızca çağımızın sefalet ve yaralarının sergilendiği bir yer, toplumsal düzensizliğimizin hüzünlü kurbanlarının yan yana sergilendikleri bir yer değildir: Buralar aynı zamanda savaşçıların haykırışlarıyla inleyen bir arenadır.”

Laiklik Bildirgesi

0
Laiklik İhlalleri Raporları

Laiklik Bildirgesi, 25 Eylül 2023 tarihinde kurulan Laiklik Meclisi tarafından 8 Ekim 2023 günü Ankara’da, İ.T.Ü Evi’nde düzenlenen basın toplantısı ile açıklanmıştır. Bildirge, meclis sözcüleri Ömer Faruk Eminağaoğlu, Umut Kuruç ve Berkay Çelen tarafından deklare edilmiştir.

Eşit, Özgür Bir Ülke İçin Laiklik Bildirgesi

Yirmi yılın aşkın süredir ülkemiz topyekûn bir gerici kuşatmanın önemli bir aşaması ile karşı karşıyadır. 100’üncü yılında Cumhuriyet’in pek çok kazanımı yok edilmiştir. Ülkemizin, idari, hukuki ve toplumsal yapısını değiştirme amacıyla atılan adımlarla toplumsal yaşamın güvencesi olan laiklik, ayaklar altına alınmakta hatta açık bir biçimde tasfiyesi hedeflenmektedir. Toplum, dini kurallarla yeniden yapılandırılmakta; halkımız, tarikat ve cemaat ağlarıyla kuşatılmaktadır. Bilim, hurafelerle; hukuk, şer’i hükümlerle; yurttaş, tebaa; halk, ümmet ile ikame edilmeye çalışılmaktadır. Siyasi iktidar, TBMM bileşiminden de güç alarak ‘Yeni Türkiye’ ifadesiyle kurduğu rejimin anayasasını hazırlama niyetini açıkça ortaya koymaktadır. Yeni anayasanın laikliğin tasfiyesi anlamına da geldiği bilinmektedir. Bütün bu gerici hamleler ve artan saldırılara karşı, gericiliğe karşı laiklik ve aydınlanma mücadelesi çok önemli bir hale gelmiştir. Ülkemiz topraklarında ve Cumhuriyet’in kurucu değerlerinde var olan direncin örgütlenmesi tarihsel bir sorumluluktur.

LAİKLİK MECLİSİ, BİR İMZA KAMPANYASI OLARAK YOLA ÇIKMADI. 100’ÜNCÜ YILINDA CUMHURİYET’İN TARİHSEL HAKLILIĞINA DAYANIYOR

Uygarlık ve aydınlanmanın korunması ve sağlamlığı, laikliğin ödün verilmez yüksek değerinden başlayacaktır. Bu nedenle ‘Laiklik Meclisi’ adı altında buluştuk. Laikliği, toplumun ilerlemesi için temel unsur olarak gören; insanın özgürlüğünün ancak laik bir anayasal ve hukuki zeminde, laik bir toplumda gerçekleşebileceğini ve gericiliğin en çok emekçi ve yoksulları baskı altına aldığını düşünen yurttaşlar olarak bir araya geldik. Laiklik Meclisi, bir imza kampanyası olarak yola çıkmadı. 100’üncü yılında Cumhuriyet’in tarihsel haklılığına dayanıyor. Akıl açıcı bir görev üstlenen ve gericiliğe karşı mücadele eden bir yapı olarak yoluna devam etmesini hedefliyoruz. Uzun süredir laikliğe farklı kesimlerden yönelen saldırılar ve bunun yarattığı kafa karışıklığı da düşünüldüğünde, Laiklik Meclisi bir fikri barikat oluşturacak ancak savunma hattından ibaret bir konumlanmayla kalmayacaktır. Aynı zamanda, laiklik mücadelesinin önünü açacak şekilde toplumsal bağlar kuran, ayakları yere basan bir dinamik yaratarak topluma cesaret ve umut veren bir mücadele hattı oluşturulacaktır.

YAŞANABİLİR, EŞİT VE ÖZGÜR BİR ÜLKENİN İNŞASI İÇİN HEDEFİMİZ, LAİKLİĞİ KAZANMAKTIR

Laiklik özgürlüktür. Sadece din ve devlet işlerinin ayrılmasına indirgenemez, ön veya ardıl eklerle niteliği zayıflatılamaz, içi boşaltılamaz. Laiklik, emekçilerin dünyayı ve içerisinde yaşadıkları düzeni anlama ve değiştirme iradesidir, yaşamsaldır. İdari yapının, yasaların ve normların Ortaçağ kalıplarına hapsedilmediği; bugünün ve geleceğin kuşaklarında uygarlık değerlerinin, aklın, bilimin ve sorgulamanın esas olduğu; toplumsal yaşamın tebaa değil, yurttaşlık esaslı kurulduğu; yurttaşlığın haklar mücadelesi anlamına geldiği; kadın-erkek eşitliğinin mutlak ve temel insan hakkı olduğu bilinciyle hayatı ileri doğru değiştirme iradesinin ortaya konulabileceği; aklın ve iradenin özgür olabileceği koşullar ancak laiklik zemininde yükselir. Bu nedenlerle yaşanabilir, eşit ve özgür bir ülkenin inşası için hedefimiz, laikliği kazanmaktır. Laikliği kazanmak geleceği kazanmak, eşitlikçi bir topluma yürüyüş, özgür bir yaşama atılmış adımdır.

LAİK CUMHURİYET YERİNE GERİCİ BİR BASKI REJİMİ ÖZLEMİ İÇERİSİNDE OLANLAR VE MAYIS 2023’TE ORTAYA ÇIKAN TBMM BİLEŞİMİ, ANAYASA YAPAMAZ

Anayasa ve yasalar ayaklar altına alınırken hukuk yeniden yapılandırılmakta, içi boşaltılmaktadır. Gelinen aşamada ‘Yeni Türkiye’ adıyla kurulan rejiminin anayasası için hazırlıklar sürmektedir. Cumhuriyet öncesi bir döneme referans verilerek uzunca bir süredir yürütülen hazırlıklar aracılığıyla, halkın değil tarikat ve cemaatlerin anayasasının hedeflendiği açıktır. Bu koşullar altında, laik cumhuriyet yerine gerici bir baskı rejimi özlemi içerisinde olanlar ve Mayıs 2023’te ortaya çıkan TBMM bileşimi, anayasa yapamaz. Egemenliğin Ortaçağ kalıntısı olan tarikat ve cemaatlere değil, halka ait olduğu; yurttaş ve evrensel insan haklarının, özgürlüklerin, hukukun, toplumun ve bütün kurumların ileri doğru gelişiminin güvencesi olan laik bir anayasanın niteliklerini ortaya koymak Laiklik Meclisi’nin en önemli görevleri arasında yer almaktadır. Laiklik Meclisi, yeni anayasa adı altında laikliğin tasfiyesine ya da içi boşaltılarak kağıt üzerinde bırakılmasına karşı çıkacak ve bu yönde sözünü söyleyecektir. Bu amaçla Laiklik Meclisi bünyesinde bir ‘Anayasa Komisyonu’ kurularak konu ile ilgili çalışmalara başlanacaktır.

LAİK HUKUK SİSTEMİNİN NİTELİKLERİNİ ORTAYA KOYMAK LAİKLİK MECLİSİ’NİN GÖREVİDİR

Ülkemizde yasaların hiçe sayıldığı, kanun hükmünde kararnamelerle yönetilen ve yasaların torba yasalarla işlevsizleştirildiği/kadükleştirildiği, yasama, yürütme ve yargının bağımsız niteliklerinin ortadan kalktığı bir yapılanma dayatılmaktadır. Yargılamalar bir yandan yasal düzenlemelere, hukukun temel ilkelerine aykırı kararlara bağlanırken diğer yandan kamu vicdanını hiçe saymaktadır. Hukuk metinlerinde dini ifadeler giderek daha fazla yer kaplamaktadır. Bunun yanı sıra Medeni Kanun ve 6284 sayılı kanun hedef alınmaktadır. Laikliğin tasfiye edildiği bu koşullarda, hukukun temelinin laiklik olduğunu, yasama, yürütme, yargının birbirinden bağımsız güçler olarak işlemesi gerektiğini, bu temelde laik hukuk sisteminin niteliklerini ortaya koymak Laiklik Meclisi’nin bir diğer görevidir. Özellikle son 20 yılda eğitimi hedef alan gerici dönüşüm, Milli Eğitim Bakanlığı’nın Diyanet İşleri Başkanlığı’na devrettiği büyük yetkiler, özellikle emekçilerin çocuklarına neredeyse tek seçenek olarak dayatılan imam hatip okullarının sayısı, ÇEDES, karma eğitimin tasfiyesine dönük adımlar, müfredatta bilimsel başlıkların dini içeriklerle ikamesi, ilköğretim öncesine kadar yaygınlaşan Kur’an kursları, tarikat ve cemaat uzantısı yapıların imzalanan protokollerle eğitimin tamamına nüfuz etmesi gibi saldırılarla yaygınlaşmakta ve derinleştirmektedir.

ÇEDES İLE BİRLİKTE DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI VE TARİKAT UZANTILARIYLA YAPILAN PROTOKOLLER İPTAL EDİLMELİDİR

Çocukların ve gençlerin akıl ve bilim yoluyla, sorgulayan kuşaklar haline gelmesinin ve dünyayı değiştirme iradesi kazanabilmesinin koşulu ancak ve ancak laik ve bilimsel bir eğitim sistemiyle mümkündür. Bu bağlamda Laiklik Meclisi, şu başlıklarda ve ilkeler çerçevesinde çalışmalar yapacak ve mücadele edecektir: Öğretim Birliği Yasası ile laik bilimsel eğitim ve bunu sağlayacak müfredat uygulanmalıdır. Başta kız çocukları olmak üzere yoksul emekçi çocuklarını eğitimden koparan 4 4 4 yapılandırması iptal edilmelidir. Diyanet İşleri Başkanlığı’na, tarikatlara, cemaatlere ve bunların uzantılarına, yasa dışı olarak varlıklarını devam ettiren medreseler ve sübyan mekteplerine eğitimden el çektirilmelidir. Hizmet ve yardımlaşma adı altında bütün özel kurum, dernek ve vakıfların kurduğu çocuk yuvaları, yetiştirme yurtları, dershaneler, sevgi evleri vb. bütün yapılanmalar devletleştirilmelidir. Destek ve koruma hizmeti devlet tarafından sağlanmalıdır. ÇEDES ile birlikte Diyanet İşleri Başkanlığı ve tarikat uzantılarıyla yapılan protokoller iptal edilmelidir.

LAİKLİK MECLİSİ BÜNYESİNDE ‘KARMA EĞİTİM KOMİSYONU’ VE ‘ÇEDES İZLEME KOMİSYONU’ KURULACAKTIR

Tarikatlara ve uzantılarına ait yurtlar, devletleştirilerek gençlere dayatılan gerici baskı dağıtılmalıdır. İlköğretimden başlamak üzere karma eğitimi hedef haline getiren söylemlere ve uygulamalara son verilmelidir. Zorunlu din dersleri kaldırılmalıdır. Seçmeli ders adı altında din dersi dayatmasından derhal vazgeçilmelidir. Eğitimde laik ve bilimsel bir yapı kurulmalıdır. Bu çalışmaların ilk adımı olarak Laiklik Meclisi bünyesinde ‘Karma Eğitim Komisyonu’ ve ‘ÇEDES İzleme Komisyonu’ kurulacaktır. Bu komisyonlar her iki başlık üzerinden laiklik karşıtı atılan adımlar ile ilgili çalışmalar yürütecek, basın açıklamaları yapacak ve kamuoyuyla raporlar paylaşacaktır.

YURTTAŞLARIN ÖZEL HAYATLARINA YÖNELİK SALDIRILARLA BİRLİKTE 400 YIL ÖNCESİNİN YASAKLARI UYGULANMAKTADIR

Gerici kuşatma, toplumsal yaşamı ve en başta kadınları hedef alarak güçlendirilmektedir. Haklarının farkında olan yurttaş yerine itaat eden tebaa hedeflenmektedir. Eğitim, sağlık gibi alanların yanı sıra Aile ve Dini Rehberlik uygulamasıyla toplumsal bir gerici dönüşümün hedeflendiği açıktır. Kadınların eşitliğinin fıtrata ters olduğu anlayışı, günlük yaşamda her türlü gerici müdahaleyi olanaklı hale getirmektedir. Artan kadın cinayetleri ile kadına yönelik şiddetin ve bu suçlardaki cezasızlığın arkasında yatan bu anlayıştır. Yurttaşların özel hayatlarına yönelik saldırılarla birlikte 400 yıl öncesinin yasakları uygulanmaktadır. Türkiye’nin eşit, özgür ve aydınlık geleceği, bu bakış ve niyetlerin ortadan kalkmasına bağlıdır. Bunları topluma hatırlatmak ve bunun için çalışmaları teşvik etmek Laiklik Meclisi’nin ana görevleri arasındadır.

KADINLARI AŞAĞILAYAN, KILIK KIYAFETİ NEDENİYLE DÜŞMAN GÖSTEREN VE ŞERİAT KURALLARINA GÖRE KADIN TANIMI YAPAN HABER VE YORUMLARLA GERİCİLİĞİ MEŞRULAŞTIRANLARIN BU SÖYLEMLERİ KABUL EDİLEMEZ

Bunun için Laiklik Meclisi şu başlıklar çerçevesinde sözünü söyleyecektir: Cemaat ve tarikatların ‘sivil toplum kuruluşları’ olarak adlandırılan uzantılarının belediyeler ve siyasi iktidar aracılığıyla topluma ve özellikle kadınlara yönelik ‘projeleri’ ile ‘sosyal yardımlar’ adı altında örgütlenmelerine son verilmelidir. Benzeri şekilde siyasi iktidar ve gerici belediyeler eliyle yürütülen, toplumsal yaşamı haremlik selamlık esasına göre düzenleyen, kadınları toplumsal yaşamdan yalıtan uygulamalara son verilmelidir. Anayasanın laiklik ilkesi ayaklar altına alınarak çıkarılan ve müftülere nikâh kıyma yetkisi veren yasa iptal edilmelidir. Kadınları aşağılayan, kılık kıyafeti nedeniyle düşman gösteren ve şeriat kurallarına göre kadın tanımı yapan haber ve yorumlarla gericiliği meşrulaştıranların bu söylemleri kabul edilemez.

SİYASİ İKTİDARIN ‘İDEOLOJİK İŞLER BAKANLIĞI VE ŞEYHÜLİSLAMLIK’ GİBİ FAALİYET YÜRÜTEN DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI, TOPLUMU GERİCİLEŞTİRMENİN EN YETKİLİ ORGANI HALE GELMİŞTİR

Bugün siyasi iktidarın ‘ideolojik işler bakanlığı ve Şeyhülislamlık’ gibi faaliyet yürüten Diyanet İşleri Başkanlığı, toplumu gericileştirmenin en yetkili organı ve devletin tüm kurumlarında belirleyici hale gelmiştir. Bu duruma karşı devletin din işleri mutlak olarak laiklik esasına göre yeniden düzenlenmelidir. Herhangi bir dinsel baskıya, dayatmaya ve düzenlemeye izin verilmemelidir. Diyanet İşleri Başkanlığı, hazineden aldığı devasa bütçe, siyasi destek ve güç ile anayasayı ve hukuku hiçe sayan, şer-i hukuku tesis etmeye çalışan ve kendini anayasa ile hukukun üstünde gören bir kurumdur. Diyanet Vakfı ile birlikte Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesi, birçok bakanlıktan daha büyük hale gelmiştir. Bu bütçe, kamu kaynaklarından aktarılmaktadır. Buradan hareketle Laiklik Meclisi; Diyanet İşleri Başkanlığı ve Diyanet Vakfı’nın laiklik karşıtı faaliyetleri, istihdam sayıları, bütçe ve kaynaklarını takip ederek, hazırlanan raporları kamuoyu ile paylaşacaktır.

TARİKAT VE CEMAATLER DAĞITILMALI, FAALİYET YÜRÜTEN UZANTILARI KAPATILMALI, İŞGAL ETTİĞİ DEVLET KADEMELERİNDEN, HUKUKİ MEKANİZMALARDAN VE TOPLUMSAL ALANLARDAN ÇIKARILMALIDIR

30 Kasım 1925’te, 677 sayılı ‘Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Kapatılmasına ve Türbedarlıklarla Bir Takım Unvanların Yasaklanmasına İlişkin Kanunla’ tarikat ve cemaatler kapatılmıştır. Ancak, uzun süredir holdingleşen, büyük mali ve siyasi güç kazandırılan tarikat ve cemaatler, devlet kademelerinde, hukuki mekanizmalarda en kritik noktaları işgal etmektedir. Eğitim alanında yaygınlaşmış ve toplumsal yaşamı belirler hale gelmiştir. Ülkemizde tarikatların egemenliğine son verilmelidir. Bunun için aşağıdaki başlıklar çerçevesinde çalışmalar yapılacak, raporlar, basın açıklamaları ve bültenleri hazırlanacaktır. Tarikat ve cemaatler dağıtılmalı, faaliyet yürüten uzantıları kapatılmalı, işgal ettiği devlet kademelerinden, hukuki mekanizmalardan ve toplumsal alanlardan çıkarılmalıdır. Bu yapıların dinsel kisve altında kurdukları maddi örgütlenme engellenmeli, devlet ya da siyasi iktidar aracılığı ile elde ettikleri maddi kaynakların kesilmesi gerekmektedir. Bu yapıların toplumsal, siyasal ve bürokratik kademelerdeki varlıkları ve faaliyetleri, laikliğe dönük saldırıları, mali ve siyasi ilişkileri Laiklik Meclisi’nin takip merkezinin en önemli başlıkları arasında yer alacaktır. Tarikatların, cemaatlerin ve gerici vakıfların adının anıldığı en önemli olaylar arasında çocuk istismarları, tacizler, tecavüzler, şiddet ve tarikat örgütlenmesi adı altında ortaya çıkan çarpık ilişkiler yer almaktadır. Laiklik Meclisi, tarikatlar ve cemaatler yüzünden farklı şekillerde mağdur olan yurttaşların, kadınların ve çocukların davalarının takip edilmesini kendine önemli bir görev olarak belirlemektedir.

LAİKLİK MECLİSİ’NİN ÖNEMLİ MÜCADELE BAŞLIĞI YENİ ANAYASA ARACILIĞI İLE LAİKLİĞİN TASFİYESİNE KARŞI ÇIKIŞ OLACAKTIR

Laikliği kazanmak, geleceği kazanmak için çok önemli bir adımdır. Laiklik Meclisi, gericiliğin güncel açılımlarına karşı bir duruş sergilemekle kalmayacak, bu mücadelede bütünlüklü olarak sözünü söyleyecektir. Laiklik Meclisi, devlet mekanizmalarını işgal eden, holdingleşen ve toplumun her tarafına yayılan tarikatların egemenliğine karşı çıkışta önemli bir direnç odağı olacaktır. Laiklik Meclisi, Türkiye’nin aydınlanmacı, ilerici birikiminin kendini ifade edeceği bir merkez olacaktır. Laiklik Meclisi’nin önemli mücadele başlığı yeni anayasa aracılığı ile laikliğin tasfiyesine karşı çıkış olacaktır. Ülkemizde laikliğe dönük güncel saldırılara karşı tavır almak, sözünü söylemek, yeri geldiğinde hukuki girişimde bulunmak ve çalışmalar yürütmek Laiklik Meclisi’nin görevleri arasındadır. Yukarıda bahsedilen amaç ve hedefler çerçevesinde ‘Laiklik Meclisi Takip Merkezi’ kurulması kararlaştırılmıştır. Bu merkez, laiklik ihlallerini, gerici uygulamaları, yasaların ters yüz edilmesini tespit ederek, belli aralıklarla ‘laiklik ihlalleri raporu’ yayınlayacaktır.

Laiklik Meclisi  Hakkında

Laiklik karşıtı uygulamalara tepki gösteren 90 kişilik aydın grubu, 25 Eylül 2023 tarihinde “Laiklik Meclisi” kurduklarını duyurdu. Meclis, “Eşit, Özgür Bir Ülke İçin Laiklik Bildirgesi” yayınlayarak yola çıktı. Oluşum, Laiklik Meclisi İzleme Merkezi‘ni kurarak aylık raporlar yayınlamaya başladı. Ayrıca, gündeme ilişkin basın bildirileri ve açıklamalar yaptı.

Laiklik Meclisi Kurucuları 

Abdurrahman Bayramoğlu – Avukat
Prof. Dr. Ahmet Saltık – Hekim, Hukukçu, Siyaset Bilimci
Prof. Dr. Ahmet Yıldız – Eğitimci
Dr. Akasya Kansu Karadağ – Hukukçu, İKD GYK Üyesi
Ali Güler – Tüm Yerel Sen Ankara Şube Yöneticisi
Ali Özgür Dedeoğlu – Eğitimci
Dr. Alper Akçam – Tıp Doktoru, Yazar
Dr. Anıl Aba – Akademisyen
Arzu Becerik – Avukat
Atilla Hekimoğlu – Emekli Yargıç, Avukat
Atilla Özsever – Gazeteci, Yazar
Aydan Büyükyıldız – Emekli Yargıç, Avukat
Doç. Dr. Ayhan Ural – Eğitimci
Aysel Tekerek – Avukat, Siyasetçi
Ayşenur Yazıcı – Sunucu, Yazar
Aytaç Ural – Alevi Bektaşi Federasyonu Eğitim Sekreteri, MYK Üyesi
Barış Terkoğlu – Gazeteci, Yazar
Başar Yaltı -Avukat
Bayram Kapucu – Emekli Yargıç, Avukat
Berkay Çelen – Avukatlar Sendikası Başkanı
Betül Arım – Tiyatro, Sinema ve Seslendirme Sanatçısı
Bilgütay Hakkı Durna – Avukat
Prof. Dr. Bilsay Kuruç
Doç. Dr. Candan Badem – Akademisyen, Tarihçi
Caner Beklim – Radyo Yapımcısı
Cem Alptekin – Avukat
Dr. Cemil Ozansü – Akademisyen, Hukukçu
Ceyda Cimili Akaydın – Avukat
Damla Özen – Tiyatro Sanatçısı
Deniz Şenkal – Genel Sağlık İş Merkez Denetleme Kurulu Üyesi
Deniz Hakyemez – Yazar
Elif Yar – Avukat
Engin Ayça – Sinema Yönetmeni
Erendiz Atasü – Yazar
Esin Köymen – Mimar
Prof. Dr. Gamze Yücesan Özdemir
Güldal Okuducu – Yazar, Siyasetçi, TBMM 22. Dönem Milletvekili
Güldeste Dedeoğlu – Genel Sağlık İş Merkez Denetleme Kurulu Üyesi
Gülsen Tuncer – Sinema ve Tiyatro Sanatçısı
Güvenç Dağüstün – Müzisyen
Dr. Hande Heper – Akademisyen, Hukukçu
Hasan Sivri – Gazeteci, Yazar
Hürriyet Yaşar – Yazar
Dr. Hüseyin Gündoğdu – Birleşik Kamu İş Balıkesir İl Temsilcisi
İbrahim Fikri Talman – Emekli Yargıç
İlke Kızmaz – Müzisyen
Prof.Dr. İlker Cenan Bıçakçı
Prof. Dr. İzge Günal
Prof.Dr. İzzeddin Önder
Prof. Dr. Korkut Boratav
Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu
Mahmut Aslan – Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğt. Vakfı G. Sekreteri
Prof. Dr. Mehmet Tomanbay – TBMM 22. Dönem Milletvekili
Mercan Erzincan – Müzisyen
Merdan Yanardağ – Gazeteci, Yazar
Murtaza Demir – PSAKD Kurucu Başkanı
Mustafa Bağarkası – Emekli Yargıç, Avukat
Mustafa Karadağ – Emekli Yargıç, Avukat
Mustafa Kemal Erdemol – Gazeteci, Yazar
Mustafa Köz – Edebiyatçı, Yazar
Naciye Füsun Çağlar – Emekli Yargıç
Namık Koçak – Gazeteci, Yazar
Nazan Moroğlu – Avukat
Nida Açıkalın – Avukat Hareketi Yürütme Kurulu Üyesi
Ozan Çoban – Müzisyen
Ömer Faruk Eminağaoğlu – Hukukçu
Özgür Eryılmaz – Avukat
Özkan Rona – Eğitimci
Prof. Dr. Rıfat Okçabol – Akademisyen, Eğitimci
Prof. Dr. Saadet Ülker – Hemşire
Sadık Albayrak – Yeni Gelen Dergisi Yazı İşleri Müdürü
Doç. Dr. Savaş Karabulut – Jeofizik Mühendisi – Akademisyen
Selcik Ulusoy – Avukat, Ankara Barosu Cumhuriyet Kurulu Başkanı
Selin Nakıpoğlu – Avukat
Dr. Semiha Özalp Günal – İKD GYK Üyesi
Serdar Şahinkaya – İktisat Tarihçisi
Şenal Sarıhan – Hukukçu, TBMM 25. ve 26. Dönem Milletvekili
Ş. Serap Çatalpınar – İTÜ BİRLİK Başkanı
Prof. Dr. Şule Özsoy Boyunsuz – Akademisyen, Hukukçu
Şükran Eroğlu – Avukat
Tamer Akgökçe – Emekli Yargıç, Avukat
Tülin Tankut – Yazar, İKD Danışma Kurulu Üyesi
Türkan Kurtulmaz – Avukat
Dr. Ulaş Karadağ – Akademisyen
Umut Kuruç – İKD Genel Başkanı
Veli Demir – Eğitimci
Yavuz Alogan – Yazar, Editör, Çevirmen, Siyasetçi
Yeliz Toy – Eğitimci
Zöhre Aksüt – Dev-Turizm İş İzmir Şube Başkanı
Zülal Kalkandelen – Gazeteci, Yazar

Demokratik Hukuk Devletinin Alameti Farikası Olarak Yargı Bağımsızlığı İlkesi

0

Yargı Bağımsızlığı İlkesi: Demokratik Hukuk Devletinin Alameti Farikası

Anayasa Mahkemesi Eğitim ve İnsan Kaynaklarını Geliştirme Merkezi (AACC-CTHR) tarafından organize edilen Asya Anayasa Mahkemeleri Birliği ve ve Muadili Kurumlar Birliği 11. Yaz Okulu’nda, Anayasa Mahkemesi Başkanı Prof. Dr. Zühtü Arslan tarafından Ankara’da yapılan 19 Eylül 2023 tarihli kapanış konuşmasıdır.

“Bağımsız ve tarafsız bir yargı olmadan bırakın hukuk devletini aslında devlet bile olmaz.”

“Yargı bağımsızlığı adil yargılanma hakkının yanında, diğer tüm temel hak ve özgürlüklerin de başlıca ve en etkin güvencesidir.”

“Yargı bağımsızlığı, hâkimin tarafsızlığını sağlamanın da ön şartıdır.”

“Yargı mensuplarının kirlenmemiş ve prangasız bir vicdana sahip olmaları gerekmektedir.”

“Adil kişinin eli, te­raziyi tutarken titremez”

 

Zühtü Arslan

Sayın Konuklar,
Değerli katılımcılar,

Öncelikle hepinizi en içten duygularımla selamlıyorum.

On birinci Uluslararası Yaz Okulunda sizleri aramızda görmekten dolayı büyük bir memnuniyet duyduğumu ifade etmek isterim.

Bir süredir bu etkinliği Asya Anayasa Mahkemeleri Birliği’nin üç daimî sekretaryasından birini oluşturan Eğitim ve İnsan Kaynakları Gelişimi Merkezi olarak düzenliyoruz. Her yıl dünyanın farklı yerlerinden misafirlerimiz bu programlara katılıyor ve görüşlerini diğer katılımcılarla paylaşıyor.

Bu yılki programa 25 ülkenin anayasallık denetimi yapan anayasa veya yüksek mahkemeleri ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden toplam 52 temsilci katılım sağlamıştır. Ben tüm katılımcılara katkılarından dolayı şükranlarımı sunuyorum.

Değerli Misafirler,

Bilindiği üzere bu program kapsamında her yıl mahkemelerimizin görev alanını ilgilendiren önemli bir konuyu ele alıyoruz. Bu yılki konuyu da “Adil Yargılanma Hakkının Bir Güvencesi Olarak Yargı Bağımsızlığı” olarak belirledik.

Bu başlık bizi yanıltmasın. Yargı bağımsızlığı sadece adil yargılanma hakkının bir güvencesi değildir. Türk Anayasa Mahkemesi kararlarında vurgulandığı üzere, yargı bağımsızlığı adil yargılanma hakkının yanında, diğer tüm temel hak ve özgürlüklerin de başlıca ve en etkin güvencesidir.1

Bağımsız ve tarafsız bir yargı olmadan bırakın hukuk devletini aslında devlet bile olmaz. Zira devlet, tanımı icabı toplumun hukuk kuralları zemininde örgütlenmiş halidir. Şiddet tekeli olarak devletin meşruiyeti hukuka bağlıdır. Hukukun kişilerin adaleti tesis ederek hak ve özgürlükleri koruyacak şekilde uygulanması da bağımsız yargının varlığına bağlıdır.

Öte yandan, yargı bağımsızlığı sadece hukuk devletinin değil, kuvvetler ayrılığı ilkesinin de zorunlu bir sonucudur. Kuvvetler ayrılığı, yargının yasama ve yürütmenin müdahalesinden uzak olmasını gerektirmektedir. Yargının diğer devlet erklerinin kontrolü altında olması hak ve özgürlüklerin sonu olur.

Peki demokratik hukuk devleti bakımından hayati öneme sahip olan yargı bağımsızlığı nedir ve neyi gerektirir? Esasen tüm demokratik anayasalarda bu soruyu cevaplayan hükümler vardır. Anayasamızın “Mahkemelerin bağımsızlığı” başlıklı 138. maddesi de bunlardan biridir.

Bu madde biri mahkemelere ve hâkimlere diğeri de yargı dışı aktörlere yönelik yükümlülüklere yer vermektedir. Öncelikle yargı bağımsızlığı yargı tarafsızlığını temine yönelik olarak, hâkimlerin hiçbir etki altında kalmadan vicdani kanaatlerine göre karar vermesini ifade eder. Anayasa Mahkememizin ifadesiyle, bağımsızlık “hâkimin çekinmeden ve endişe duymadan, hukukun öngördüğü gereklerden başka herhangi bir dış etki altında kalmadan” serbestçe karar verebilmesi anlamına gelir. Bu anlamda yargı bağımsızlığı “adaletin dolaylı dolaysız her türlü etki, baskı, yönlendirme ve kuşkudan uzak [bir şekilde] dağıtılması amacını gütmektedir”.2

Esasen yargı bağımsızlığı, hâkimin tarafsızlığını sağlamanın da ön şartıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkememizin kararlarında belirtildiği üzere, hâkimin tarafsızlığı onun tarafların leh ve aleyhlerinde bir düşünceye, önyargıya sahip olmamasını ifade eder.3

Saygıdeğer Katılımcılar,

Hâkimin tarafsız olduğu konusunda taraflarda bir kanaatin oluşması çok önemlidir. Bunun için hâkimin çok dikkatli olması, elindeki adalet terazisini kuyumcu hassasiyetiyle tutması gerekir.  İslam’ın “Dört Halife”sinden ikincisi olan Hz. Ömer, Basra’ya hâkim olarak tayin ettiği Ebu Musa’ya yazdığı mektupta hâkimin önüne gelen davada taraflara bakışlarında bile eşit davranmak suretiyle karar vermesi gerektiğini belirtmiştir.

Bakışlarda eşitliğin amacı tarafların hâkimin adaleti konusunda şüpheye düşmelerine, yanlış bir kanaat taşımalarına yol açmamaktır. Nitekim mektubun devamında hâkimin eşit muamelesi sayesinde taraflardan güçlü ve zengin olanın kendisinin kayırılacağı zannına kapılmasının, zayıf olanın ise adaletsizliğe uğrayacağını düşünmesinin engelleneceği ifade edilmiştir.4

Diğer yandan, Anayasa’nın 138. maddesi yargı bağımsızlığını korumak için yargı dışı aktörlere yönelik açık ve kesin bir dille uyarılarda bulunmakta, onlara bazı yükümlülükler yüklemektedir. Bunlardan en başta geleni müdahalesizlik anlamında negatif yükümlülüktür. Buna göre hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez, tavsiye ve telkinde dahi bulunamaz.

Anayasamız yasama organı için bu müdahale yasağını özel olarak düzenlemiştir. Görülmekte olan bir dava hakkında yargı yetkisinin kullanılmasına ilişkin olarak parlamentoda soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.

Anayasa’nın yargı bağımsızlığı konusunda kamu gücü kullananlara yüklediği pozitif yükümlülük ise yargı kararlarının etkili icrasıdır. Bu yükümlülük yargı bağımsızlığının tamamlayıcı unsurudur. Buna göre yasama, yürütme ve idare makamları mahkeme kararlarını değiştirmeden ve geciktirmeden uygulamak zorundadır.

Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda algı da çok önemlidir. Mahkemelerin ve hâkimlerin bağımsız ve tarafsız olmaları yetmez, öyle olduklarının da bilinmesi gerekir. Bu nedenle hukuk devleti yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı görünümüne zarar verecek davranışlardan kaçınmayı gerektirmektedir.

Değerli katılımcılar,

Sonuç olarak, hakları ve özgürlükleri korumanın ön şartı olan yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının tam olarak gerçekleşmesi bir dizi yükümlülüğün yerine getirilmesine bağlıdır. Ancak bu ilkenin hayata geçirilmesi her şeyden önce yargı mensuplarının kirlenmemiş ve prangasız bir vicdana sahip olmalarını gerektirmektedir.

Bu kuşkusuz kolay değildir, zira hiçbirimiz steril bir dünyada yaşamıyoruz. Ne var ki, hakimlik tam da böyle bir ortamda ter temiz bir vicdanla adaleti tesis etmeyi gerektiren bir meslektir.

Alman filozof Nietzsche, saygı­mızı adil olan kişiden daha fazla hak eden kimsenin bulunmadığını çünkü onda tüm erdemlerin birleşeceğini söyler. Nietzsche’ye göre bu erdemlere ve yargılama yetkisine sahip “adil kişinin eli, te­raziyi tutarken titremez artık”.5

Bu duygu ve düşüncelerle sizleri bir kez daha selamlıyor, 11. Yaz Okulu programının her yönüyle başarılı ve verimli geçmiş olmasını temenni ediyorum.

Etkinlikte emeği geçen herkese teşekkür ediyor, hepinize daha adil bir dünyada sağlıklı ve huzurlu günler diliyorum.

Zühtü ARSLAN
Anayasa Mahkemesi Başkanı

* Anayasa Mahkemesi Eğitim ve İnsan Kaynaklarını Geliştirme Merkezi (AACC-CTHR) tarafından organize edilen 11. Yaz Okulu’nda yapılan konuşma. Ankara, 19 Eylül 2023.

1 AYM, E.2021/83, K.2022/168, 29/12/2022, § 11.

2 AYM, E.2016/144, K.2020/75, 10/12/2020, § 26; E.2022/72, K.2023/3, 05/01/2023, § 24).

3 Piersack/Belçika, B. No: 8692/79, 1/10/1982, § 30 ; Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §  110;  Çetin Doğan (3) [GK], B. No: 2021/30714, 15/2/2023, § 232.

4 Mektubun metni için bkz. Muhammed Hamidullah, “Halife Hz. Ömer Devrinde Adlî Teşkilat- Ebu Mûsâ el-Eş’arî’ye Gönderilen Kazaî Talimatnâmeler”, Çev. F.Atar, M.Hamidullah, İslâm Anayasa Hukuku, Ed. V.Akyüz, (İstanbul: Beyan Yayınları, 2015), içinde ss. 309-311.

5 Friedrich Nietzsche, Tarihin Yaşam İçin Yararı ve Sakıncası, 6. Basım, Çev. M. Tüzel, (İstanbul: İş Bankası Yayınları, 2021), ss. 42, 43.

Kara, Deniz ve Hava Yoluyla Göçmen Kaçakçılığına Karşı Protokol

0

Kara, Deniz ve Hava Yoluyla Göçmen Kaçakçılığına Karşı Protokol; Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne(Palermo KonvansiyonuUN Convention against Transnational Organized Crime) ek olarak düzenlenmiştir.

Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne Ek Kara, Deniz ve Hava Yolu ile Göçmen Kaçakçılığına Karşı Protokol, Birleşmiş Milletler tarafından 12-13 Aralık 2000 tarihlerinde New York City’de düzenlenen konferansta kabul edilmiştir.

Protokolün Türkiye tarafından uygun bulunduğuna dair 4803  sayılı kanun Resmi Gazete‘nin 04 Şubat 2003 tarihli sayısında yayınlanmıştı.

SINIRAŞAN ÖRGÜTLÜ SUÇLARA KARŞI BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SÖZLEŞMESİ (Palermo Konvansiyonu)

Organize suçlarla mücadelede ilk uluslararası düzenlemedir. 15 Kasım 2000’de BM Genel Kurulu tarafından kabul edilmiş, 12-15 Aralık 2000 tarihinde de Palermo’da imzaya açılmıştır. Türkiye sözleşmeyi 30.01.2003 tarih ve 4800 sayılı Kanun ile kabul etmiştir.

Sözleşmenin amacı ; sınır aşan örgütlü suçların önlenmesi ve daha etkili bir şekilde mücadele edilmesi için işbirliğinin geliştirilmesidir.

Sözleşmenin kapsamına; sınır aşan nitelikteki ve örgütlü suç gruplarınca işlenen;

  1. Üst sınırı 4 yıl veya daha fazla hürriyetten mahrumiyeti veya daha ağır bir cezayı gerektiren suçlar (ağır suçlar),
  2. Örgütlü suç grubuna katılma,
  3. Karapara aklama,
  4. Yolsuzluk ve
  5. adaletin engellenmesi suçları,

girmektedir.

Karapara aklama suçu Sözleşmenin 6’ncı maddesinde düzenlenmiştir. Sözleşme ile taraf devletlerden kara para aklama suçunda öncül suçları, ağır suçlar, örgütlü suç grubuna katılma, yolsuzluk ve adaletin engellenmesi suçlarını da kapsayacak şekilde en geniş şekliyle belirlemeleri istenmiş, ülkelerce öncül suçların tespitinde sayma yönteminin benimsenmesi durumunda asgari olarak örgütlü suç gruplarınca işlenen suçların karapara aklamanın öncül suçu olarak belirlenmesi istenmiştir.

Sözleşmenin 7 inci maddesi karapara aklama ile mücadele önlemlerine ilişkindir. Buna göre taraf devletlerden,

  1. Bankalar ve banka dışı mali kuruluşlar ile karapara aklamaya müsait diğer kurumlara kimlik tespiti, kayıtların saklanması ve şüpheli işlemlerin bildirilmesi yükümlülüklerinin getirilmesi,
  2. Karapara aklamaya ilişkin bilginin toplanması, analizi ve yasa uygulama birimlerine iletilmesi için ulusal merkezi bir birim olan mali istihbarat birimi kurulması,
  3. Nakit ve parasal değeri haiz her türlü evrakın sınır ötesi hareketinin denetlenmesi, izlenmesi ve bunların sınır ötesi nakline ilişkin bildiriminde bulunulmasını istenmiştir.

Sözleşmede ayrıca suç gelirlerine el konulması ve müsaderesi, suçların önlenmesinde özel soruşturma yöntemlerinin kullanılması, suçluların iadesi ve karşılıklı adli yardım konularında düzenlemeler yer almaktadır.

SINIRAŞAN ÖRGÜTLÜ SUÇLARA KARŞI BİRLEŞMİŞ MİLLETLER

SÖZLEŞMESİ’NE EK KARA, DENİZ VE HAVA YOLUYLA GÖÇMEN

KAÇAKÇILIĞINA KARŞI PROTOKOL
 

Önsöz

Bu Protokole Taraf Devletler,

Kara, deniz ve hava yoluyla yapılan göçmen kaçakçılığını önlemek ve bununla mücadele etmek için atılacak etkin adımların, işbirliği, bilgi alışverişi ve ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeylerdeki sosyo-ekonomik önlemleri de içeren diğer uygun önlemler dahil, kapsamlı bir uluslararası yaklaşım gerektirdiğini beyan ederek,

Genel Kurul’un, göçün özellikle yoksullukla ilişkili olan temel nedenlerini ele almak, uluslararası göçün herkes için yararlı sonuçlar vermesini sağlamak, ilgili bölgelerarası, bölgesel ve altbölgesel mekanizmaların göç ve kalkınma sorununa eğilmelerini sürdürmek için, üye devletleri ve Birleşmiş Milletler çerçevesindeki kuruluşları uluslararası göç ve kalkınma alanındaki işbirliğini güçlendirmeye çağırdığı 22 Aralık 1999 tarih ve 54/212 sayılı kararını hatırlatarak,

Göçmenlere insanca muamele yapılmasına ve haklarının bütünüyle korunmasının sağlanmasına duyulan ihtiyaca kani olarak,

Diğer uluslararası forumlarda yürütülen çalışmalara rağmen, göçmen kaçakçılığını ve bununla ilgili konuları tüm yönleriyle ele alan evrensel bir belgenin mevcut olmadığı gerçeğini göz önünde tutarak,

İlgili Devletlere büyük zararlar veren göçmen kaçakçılığına ve bu Protokol’de yer alan, diğer suç eylemlerine yönelik örgütlü suç gruplarının faaliyetlerindeki önemli artıştan endişe duyarak,

Aynı zamanda, göçmen kaçakçılığının, göçmenlerin hayatlarını ve güvenliklerini tehlikeye atabileceğinden endişe duyarak,

Sınıraşan örgütlü suçlara karşı kapsamlı bir uluslararası sözleşmenin ayrıntılı bir şekilde hazırlanması ve diğerlerinin yanı sıra, göçmenlerin yasadışı kaçakçılığını ve deniz yolu dahil taşınmasını ele alan uluslararası belgelerin ayrıntılı olarak hazırlanışını görüşmek amacıyla, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun açık katılımlı hükümetlerarası bir ad-hoc komite kurulmasına karar verdiği, 9 Aralık 1998 tarih ve 53/111 sayılı Genel Kurul kararını hatırlatarak,

Sınıraşan Örgütlü Suçlara karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne, kara, deniz, hava yoluyla göçmen kaçakçılığına karşı uluslararası bir belge eklenmesinin bu suçu önlemede ve bu suçla mücadelede faydalı olacağına kanaat getirerek,

Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:

I. Genel hükümler

Madde 1
Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’yle ilişkisi

1. Bu Protokol, Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne ektir. Bu Protokol, Sözleşme’yle birlikte yorumlanacaktır.

2. Bu Protokolde aksine hüküm bulunmadıkça, Sözleşme hükümleri bu Protokol için de geçerli olacaktır.

3. Bu Protokol’un 6. Maddesinde belirtilen suçlar, Sözleşme uyarınca belirlenmiş suçlar olarak kabul edilecektir.<center

Madde 2
Amacı

Bu Protokol’un amacı, göçmen kaçakçılığını önlemek ve bununla mücadele etmek, kaçak göçmenlerin haklarını korurken, Taraf Devletler arasında bu amaçla yapılan işbirliğini geliştirmektir.

Madde 3
Tanımlar

Bu Protokol’un amaçları bakımından:

(a) “Göçmen kaçakçılığı”, doğrudan veya dolaylı olarak, mali veya diğer bir maddi çıkar elde etmek için, bir kişinin vatandaşlığını taşımadığı veya daimi ikametgah sahibi olmadığı bir Taraf Devlete yasadışı girişinin temini anlamına gelir.

(b) “Yasadışı giriş”, giriş yapılan devletin yasal giriş için gerekli şartlarına uymaksızın, sınırı geçmek anlamına gelir.

(c) “Sahte seyahat veya kimlik belgesi”;

  • (i) Seyahat veya kimlik belgesini bir devlet adına yapmaya veya düzenlemeye kanunen yetkili bir kişi veya kurum dışında, herhangi bir kişi tarafından herhangi bir şekilde maddi olarak sahte bir biçimde yapılmış veya değiştirilmiş ya da,
  • (ii) Usulüne uyulmadan çıkarılmış veya aldatma, yolsuzluk veya baskı yoluyla veya yasadışı başka bir biçimde elde edilmiş ya da,
  • (iii) Gerçek hamili dışında bir kişi tarafından kullanılan,

Herhangi bir seyahat veya kimlik belgesi anlamına gelir.

(d) “Gemi”, bir devlet tarafından sahip olunan veya işletilen ve kullanımı sırasında hükümetin ticari olmayan hizmetlerinde bulunan gemiler, yüzer hizmet araçları ve savaş gemileri hariç, su kesimi olmayan tekne ve deniz uçakları dahil olmak üzere, su üzerindeki taşımacılıkta kullanılan veya kullanılmaya müsait her çeşit yüzer araç anlamına gelir.

Madde 4
Kapsam

Bu Protokol, metinde başka türlü belirtilmedikçe, mahiyetleri itibariyle sınıraşan nitelikte olduğu ve örgütlü bir suç grubu suça karıştığı takdirde, bu Protokol’un 6. maddesi uyarınca tespit edilmiş suçların önlenmesi, soruşturulması ve kovuşturulması ve bu tür suçlara hedef olmuş kişilerin haklarının korunması için uygulanır.

Madde 5
Göçmenlerin cezai sorumluluğu

Göçmenler, bu Protokol’un 6. maddesinde öngörülen eylemlerin konusu olmaktan dolayı bu Protokol’e göre, cezai kovuşturmaya tabi tutulmayacaklardır.

Madde 6
Suç haline getirilme

1. Her Taraf Devlet, kasten ve doğrudan veya dolaylı olarak mali veya diğer bir maddi çıkar elde etmek için gerçekleştirilmeleri halinde, aşağıdaki eylemleri suç haline getirmek üzere gerekli yasal ve diğer önlemleri alacaktır:

(a) Göçmen kaçakçılığı,

(b) Göçmen kaçakçılığını gerçekleştirmek amacıyla işlendiği takdirde:

  • (i) Sahte seyahat veya kimlik belgesi imali,
  • (ii) Bu tür bir belgenin tedariki, temini veya bulundurulması,

(c) İlgili Devletin vatandaşı olmayan veya o Devlette daimi ikametgahı bulunmayan bir kişinin, anılan Devlette, yasal olarak kalmak için gerekli şartlara uymaksızın orada kalmasına, bu fıkranın (b) bendinde söz edilen veya başka yasadışı yollarla imkân sağlamak.

2. Her Taraf Devlet, aşağıdaki eylemleri suç haline getirmek için gerekli yasal ve diğer önlemleri alacaktır:

  • (a) Kendi hukuk sisteminin temel kavramlarına bağlı kalmak kaydıyla, bu maddenin 1. fıkrasında belirtilen bir suçu işlemeye teşebbüs etmek,
  • (b) Bu maddenin 1 (a), (b) (i) veya (c) fıkralarında belirtilen bir suça iştirak ve kendi hukuk sisteminin temel kavramlarına bağlı kalmak kaydıyla, bu maddenin 1 (b) (ii) fıkrasına göre tesis edilmiş bir suça suç ortağı olarak iştirak,
  • (c) Bu maddenin 1. fıkrasında yer alan suçları işlemek üzere başkalarını örgütlemek veya yönetmek.

3. Her Taraf Devlet, aşağıdaki durumların bu maddenin 1 (a), (b) (i) ve (c) fıkralarında yer alan suçlarda ve kendi hukuk sisteminin temel kavramlarına bağlı kalmak kaydıyla, bu maddenin 2 (b) ve (c) fıkralarında yer alan suçlarda cezayı ağırlaştırıcı nedenler olarak kabul edilmesi için gerekli yasal ve diğer önlemleri alacaktır:

  • (a) Göçmenlerin hayatlarını veya güvenliklerini tehlikeye sokan veya tehlikeye sokması muhtemel durumlar veya,
  • (b) Bu tür göçmenlerin istismarı dahil, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamelelere yol açan haller.

4. Bu Protokol’deki hiçbir hüküm,  bir Taraf Devleti, kendi iç hukukuna göre eylemleri bir suç teşkil eden bir kişiye karşı önlem almaktan alıkoymayacaktır.

II. Deniz yoluyla göçmen kaçakçılığı

Madde 7
İşbirliği

Taraf Devletler, uluslararası deniz hukukuna göre, deniz yoluyla göçmen kaçakçılığını önlemek ve durdurmak için, mümkün olan en geniş ölçüde işbirliği yapacaklardır.

Madde 8
Deniz yoluyla göçmen kaçakçılığına karşı önlemler

1. Bir Taraf Devlet, kendi bayrağını taşıyan veya kendisinde kayıtlı olduğunu öne süren tabiiyetsiz veya yabancı bir bayrak taşıyan veya herhangi bir bayrak taşımayıp da gerçekte o Taraf Devletin tabiiyetinde olan bir geminin deniz yoluyla göçmen kaçakçılığına karıştığından şüphelenmek için makul nedenler varsa, geminin bu amaçla kullanılmasını durdurmak için diğer Taraf Devletlerden yardım talep edebilir. Talepte bulunulan Taraf Devletler, imkânları ölçüsünde her türlü yardımda bulunacaklardır.

2. Bir Taraf Devlet, uluslararası hukuk uyarınca seyrüsefer özgürlüğünü kullanan, başka bir Taraf Devletin bayrağını taşıyan veya başka bir Taraf Devlette kayıtlı olduğuna dair işaretler taşıyan bir geminin, deniz yoluyla göçmen kaçakçılığına karıştığından şüphelenmek için makul nedenleri varsa, Bayrak Devleti’ne bu durumu bildirebilir, Bayrak Devleti’nden geminin kaydının teyidini isteyebilir ve teyidi halinde, Bayrak Devleti’nden o gemiye ilişkin gerekli önlemleri almak için yetki talep edebilir. Bayrak Devleti, talepte bulunan devleti, aşağıdaki veya diğer hususlarda yetkilendirebilir:

  • (a) Gemiye çıkmak,
  • (b) Gemiyi aramak ve,
  • (c) Eğer, geminin deniz yoluyla göçmen kaçakçılığında kullanıldığına dair kanıt bulunursa, Bayrak Devleti’nce verilen yetki dahilinde, gemiye ve gemideki kişilere ve yüke ilişkin önlemler almak.

3. Bu maddenin 2. fıkrasına göre herhangi bir önlem almış bir Taraf Devlet, bu önlemin sonuçları hakkında ilgili Bayrak Devleti’ne derhal bilgi verecektir.

4. Bir Taraf Devlet, kendisinde kayıtlı olduğunu öne süren veya kendi bayrağını taşıyan bir geminin buna hakkı olup olmadığını belirlemek için başka bir Taraf Devletten gelen bir talebi ve bu maddenin 2. fıkrasına uygun olarak yapılmış bir yetki talebini vakit geçirmeksizin yanıtlayacaktır.

5. Bayrak Devleti, bu Protokol’un 7. maddesine uygun olarak, yetkisini, alınacak etkin önlemlerin kapsamına ilişkin koşullar da dahil olmak üzere, kendisi ve talepte bulunan Devlet arasında kararlaştırılacak koşullara tabi kılabilir. Bir Taraf Devlet, Bayrak Devleti’nin açık yetkisi olmadan, kişilerin hayatlarına yönelik yakın tehlikeyi ortadan kaldırmak için gerekenler veya ilgili ikili veya çok taraflı anlaşmalardan kaynaklananlar dışında, ek önlemler almayacaktır.

6. Her Taraf Devlet, yardım taleplerini, gemi sicilinin veya geminin kendi bayrağını taşıma hakkının teyidi için yapılan talepleri ve uygun önlemlerin alınmasına ilişkin yetki taleplerini almak ve yanıtlamak üzere, bir veya gerektiği takdirde birden çok makam tayin edecektir. Belirlenecek bu makam veya makamlar, Genel Sekreter aracılığıyla, belirlenmelerinden itibaren 1 ay içinde diğer tüm Taraf Devletlere bildirilecektir.

7. Bir Taraf Devlet, geminin deniz yoluyla göçmen kaçakçılığında kullanıldığından ve tabiiyetsiz olduğundan veya tabiiyetsiz bir gemiye benzetilmiş olabileceğinden şüphelenmek için makul nedenleri varsa, gemiye çıkabilir ve gemiyi arayabilir. Eğer bu şüpheyi doğrulayan bir kanıt bulunursa, o Taraf Devlet, ilgili iç ve uluslararası hukuk uyarınca uygun önlemleri alacaktır.

Madde 9
Koruyucu hükümler

1. Bir Taraf Devlet, bu Protokol’un 8. maddesi uyarınca, bir gemiye karşı önlemler aldığında, aşağıdakileri yerine getirecektir.

  • (a) Gemideki kişilerin güvenliklerini ve onlara insancıl muamele yapılmasını sağlayacaktır,
  • (b) Geminin veya yükünün emniyetini tehlikeye atmamak gereğini gözetecektir,
  • (c) Bayrak Devleti’nin veya ilgili başka bir devletin ticari veya yasal çıkarlarına halel getirmemek gereğini gözetecektir,
  • (d) Gemiye ilişkin alınan herhangi bir önlemin çevreye zarar vermemesini mümkün olan yollarla sağlayacaktır.

2. Bu Protokol’un 8. maddesine dayanılarak alınan önlemlerin yersiz olduğu anlaşıldığı takdirde, geminin, alınan önlemlere kendi davranışıyla yol açmamış olması şartıyla, uğradığı her türlü kayıp veya zarar tazmin edilecektir.

3. Bu bölüm uyarınca alınan, benimsenen veya uygulanan herhangi bir önlem, aşağıdaki hususları engellememek veya etkilememek gereğini gözetecektir:

  • (a) Uluslararası deniz hukuku uyarınca, kıyı Devletleri’nin hakları, yükümlülükleri ve yargılama yetkisini kullanmaları veya,
  • (b) Bayrak Devleti’nin yargılama yetkisini kullanma hakkı ve gemiye ilişkin idari, teknik ve sosyal konulardaki yetkisi.

4. Bu bölüm uyarınca denizde alınan her türlü önlem, sadece, savaş gemileri veya eskeri uçaklar tarafından veya devlet hizmetinde olduklarını ve bu amaçla yetkilendirilmiş olduklarını açıkça gösteren, teşhis edilebilir işaretler taşıyan diğer gemi ve uçaklar tarafından icra edilecektir.

III. Önleme, işbirliği ve diğer önlemler

Madde 10
Bilgi

1. Sözleşme’nin 27. ve 28. Maddeleri saklı kalmak kaydıyla, Taraf Devletler, özellikle ortak sınırı olanlar veya göçmenlerin kaçırıldığı güzergahlar üzerinde bulunan Taraf Devletler, bu Protokol’un amaçlarına ulaşmak üzere, ilgili iç yasal ve idari sistemleriyle uyum içinde, aşağıdaki konularda aralarında bilgi alışverişinde bulunacaklardır.

  • (a) Bu Protokol’un 6. maddesinde belirtilen eylemlere karışan örgütlü suç grupları tarafından kullanıldığı bilinen veya kullanılıyor olmasından şüphelenilen yolların, nakliyecilerin ve ulaşım araçlarının yanı sıra, biniş ve varış noktaları,
  • (b) Bu Protokol’un 6. maddesinde belirtilen eylemlere karıştıkları bilinen veya karışmış olduklarından şüphelenilen örgütlerin veya örgütlü suç gruplarının kimlik ve yöntemleri,
  • (c) Bir Taraf Devlet tarafından düzenlenen seyahat belgelerinin gerçek olup olmadığı ve geçerli belgelerin şekli ve boş seyahat veya kimlik belgelerinin çalınması veya kötüye kullanımı,
  • (d) Kişileri gizlemenin ve taşımanın yolları ve yöntemleri, bu Protokol’un 6. maddesinde belirtilen eylemlerde kullanılan seyahat veya kimlik belgelerinin yasadışı yollarla değişikliği, taklidi ve elde edilmesi veya başka biçimlerdeki kötüye kullanımı ve bunları ortaya çıkarmanın yolları,
  • (e) Bu Protokol’un 6. maddesinde belirtilen eylemleri önlemek ve bunlarla mücadele etmek için yasama alanındaki deneyimler, uygulamalar ve önlemler ve,
  • (f) Bu Protokol’un 6. maddesinde belirtilen eylemlerin önlenmesi, ortaya çıkarılması ve soruşturulmasında Taraf Devletlerin karşılıklı yeteneklerin geliştirilmesinde ve bu eylemlere karışanların kovuşturulması için kanunların uygulanmasında faydalı olan bilimsel ve teknolojik bilgi.

2. Bilgi alan bir Taraf Devlet, bilgiyi ileten Taraf Devletin bilginin kullanımına sınırlama getirecek herhangi bir talebine uyacaktır.

Madde 11
Sınır önlemleri

1. Taraf Devletler, kişilerin serbest dolaşımına ilişkin uluslararası taahhütler saklı kalmak kaydıyla, göçmen kaçakçılığının önlenmesi ve tespiti için gerekli olabilecek sınır kontrollerini, mümkün olduğu ölçüde güçlendireceklerdir.

2. Her Taraf  Devlet, ticari nakliyeciler tarafından işletilen ulaşım araçlarının, bu Protokol’un 6. maddesinin 1 (a) fıkrasında öngörülen suçların işlenmesinde kullanılmasını önlemek için yasal ve diğer uygun önlemleri, mümkün olduğu ölçüde alacaktır.

3. Uygun durumlarda ve yürürlükteki uluslararası sözleşmeler saklı kalmak kaydıyla, bu tür önlemler, herhangi bir ulaşım aracının sahibi veya yöneticisi dahil, ticari nakliyecilere, bütün yolcularının giriş yapılan Devlete giriş için gerekli seyahat belgelerine sahip olup olmadıklarını araştırma zorunluluğunu getirmeyi içerecektir.

4. Her Taraf Devlet, bu maddenin 3. fıkrasında öngörülen yükümlülüğün ihlali hallerini yaptırıma bağlamak için gerekli önlemleri, kendi iç hukukuna uygun olarak alacaktır.

5. Her Taraf Devlet, bu Protokol’de belirtilen suçların işlenmesine karışan kişilerin ülkelerine girişlerinin reddine veya vizelerinin iptaline imkân veren önlemleri, kendi iç hukukuna uygun olarak almayı değerlendirecektir.

6. Her Taraf Devlet, bu Sözleşme’nin 27. Maddesi saklı kalmak kaydıyla, diğer önlemlerin yanı sıra, doğrudan iletişim kanalları kurmak ve sürdürmek suretiyle, sınır kontrol makamları arasındaki işbirliğini güçlendirmeyi değerlendirecektir.

Madde 12
Belgelerin güvenliği ve kontrolü

Her Taraf Devlet, aşağıdaki amaçlar için gerekli olabilecek önlemleri, mümkün olan yollarla, alacaktır:

(a) Verdiği seyahat veya kimlik belgelerinin kolayca kötüye kullanılamayacak ve güçlük çekmeden tahrif edilemeyecek veya kanuna aykırı şekilde değiştirilemeyecek, kopya edilemeyecek veya düzenlenemeyecek kalitede olmalarını temin etmek,

(b) Taraf Devlet tarafından veya adına verilen seyahat veya kimlik belgelerinin doğruluğunu ve güvenliğini temin etmek ve bunların kanuna aykırı şekilde yapımını, düzenlenmesini ve kullanımını önlemek.

Madde 13
Belgelerin yasallığı ve geçerliliği

Bir Taraf Devlet, başka bir Taraf Devletin talebi üzerine, kendi adına çıkarılan veya çıkarılması öngörülen ve bu Protokol’un 6. maddesinde belirtilen eylemlerde kullanılıyor olmasından şüphelenilen seyahat veya kimlik belgelerinin yasallığını ve geçerliliğini kendi iç hukukuna uygun olarak makul bir süre içinde doğruluyacaktır.

Madde 14
Eğitim ve teknik işbirliği

1. Taraf Devletler, göçmenlerin haklarına bu Protokol’de öngörüldüğü şekilde saygı göstermenin yanı sıra, bu Protokol’un 6. Maddesinde belirtilen eylemleri önlemek ve bu tür eylemlere konu olmuş göçmenlere insani muamelede bulunmak için göç konularında görevli personeline ve diğer ilgili görevlilerine uzmanlık eğitimi sağlayacak veya bu eğitimi geliştireceklerdir.

2. Taraf Devletler, bu Protokol’un 6. maddesinde belirtilen eylemleri önlemek, bunlarla mücadele etmek, bu eylemleri ortadan kaldırmak ve bu tür eylemlere konu olmuş göçmenlerin haklarını korumak için kendi ülkelerindeki personele yeterli eğitim verilmesini temin etmek amacıyla, birbirleriyle, yetkili uluslararası örgütlerle, sivil toplum örgütleriyle, diğer ilgili kuruluşlarla ve sivil toplumun diğer unsurlarıyla uygun şekilde işbirliği yapacaklardır. Bu tür bir eğitim şunları içerecektir.

  • (a) Seyahat belgelerinin güvenliği ve kalitesinin geliştirilmesi,
  • (b) Sahte seyahat veya kimlik belgelerinin tanınması ve tespiti,
  • (c) Suça, özellikle, bu Protokol’ün 6 ncı maddesinde belirtilen eylemlere karıştıkları bilinen veya karıştıklarından şüphe duyulan örgütlü suç gruplarını teşhis etmeye, kaçak göçmenleri taşımada kullanılan yöntemlere, seyahat veya kimlik belgelerinin 6 ncı maddede belirtilen eylemleri gerçekleştirmek amacıyla kötüye kullanımına ve göçmen kaçakçılığında kullanılan gizleme yollarına ilişkin istihbari bilgilerin toplanması,
  • (d) Kaçırılmış kişilerin, mutat veya mutat olmayan giriş ve çıkış noktalarında ortaya çıkarılması için usuller geliştirilmesi ve,
  • (e) Göçmenlere insanca muamele yapılması ve haklarının bu Protokol’de öngörüldüğü şekilde korunması.

3. Bu konuda uzmanlığa sahip Taraf Devletler, bu Protokol’ün 6 ncı maddesinde belirtilen eylemlere konu olan kişiler için sıklıkla kaynak veya transit ülke durumuna düşen devletlere teknik yardım sağlamayı değerlendireceklerdir. Taraf Devletler, 6 ncı Maddede belirtilen eylemlerle mücadele etmek amacıyla, taşıt, bilgisayar sistemleri ve belge okuyucuları gibi gerekli olanakları sağlamak için tüm çabayı göstereceklerdir.

Madde 15
Diğer önleyici önlemler

1. Her Taraf Devlet, bu Protokol’ün 6 ncı maddesinde belirtilen eylemlerin örgütlü suç grupları tarafından çıkar amacıyla, sıklıkla işlenen suç faaliyetleri olduğu ve göçmenler için ciddi risk teşkil ettiği gerçeği hakkında kamuoyundaki bilinci artırmak amacıyla bilgilendirme programları uygulamayı veya geliştirmeyi sağlayacak önlemler alacaktır.

2. Sözleşme’nin 31 inci Maddesi uyarınca, Taraf Devletler, göç etme olasılığı bulunan kişilerin örgütlü suç gruplarının tuzağına düşmelerini önlemek amacıyla, halkı bilgilendirme alanında işbirliği yapacaklardır.

3. Her Taraf Devlet, göçmen kaçakçılığının yoksulluk ve azgelişmişlik gibi sosyo-ekonomik nedenleriyle mücadele etmek için ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeylerdeki kalkınma programlarını ve işbirliğini, göçün sosyo-ekonomik  boyutlarını hesaba katarak ve ekonomik ve sosyal bakımdan zayıf bölgelere özel önem vererek, uygun olduğu ölçüde teşvik edecek veya güçlendirecektir.

Madde 16
Koruma ve yardım önlemleri

1. Bu Protokol’ün uygulanmasında, her Taraf Devlet, bu Protokol’ün 6 ncı Maddesinde belirtilen eylemlere konu olmuş kişilerin, uluslararası hukukun ilgili hükümlerinin sağladığı, özellikle yaşama hakkı, işkenceye veya başka zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı muameleye veya cezaya tâbi tutulmama hakkı gibi haklarını saklı tutmak ve korumak için uluslararası hukuktan doğan yükümlülükleriyle uyumlu olarak, gerekli yasal ve diğer bütün uygun önlemleri alacaktır.

2. Her Taraf Devlet göçmenlere, bu Protokol’ün 6 ncı Maddesinde belirtilen eylemlere konu olmaları nedeniyle, bireyler veya gruplar tarafından yöneltilebilecek şiddete karşı koruma sağlamak için uygun önlemleri alacaktır.

3. Her Taraf Devlet, bu Protokol’ün 6 ncı maddesinde öngörülen eylemlere konu olmaları nedeniyle, hayatları veya güvenlikleri tehlikeye giren göçmenlere uygun yardımı sağlayacaktır.

4. Taraf Devletler bu madde hükümlerini uygularken, kadınların ve  çocukların özel ihtiyaçlarını dikkate alacaklardır.

5. Bu Protokol’ün 6 ncı Maddesinde belirtilen eylemlere konu olmuş bir kişinin alıkonulması halinde, her Taraf Devlet, uygulanabildiği hallerde konsolosluk görevlilerine bildirim yapılması ve onlarla iletişime ilişkin hükümler hakkında ilgili kişilerin gecikmeksizin bilgilendirilmesi dahil, Konsolosluk İlişkilerine İlişkin Viyana Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerine uyacaktır.

Madde 17
Anlaşmalar ve düzenlemeler

Taraf Devletler, aşağıdaki amaçlarla ikili veya bölgesel anlaşmalar veya uygulamaya ilişkin düzenlemeler veya mutabakat muhtıraları yapmayı kabul ederler :

  • (a) Bu Protokol’ün 6 ncı maddesinde belirtilen eylemleri önlemek ve bunlarla mücadele etmek için en uygun ve etkin önlemleri almak veya,
  • (b) Kendi aralarında bu Protokol’ün hükümlerini güçlendirmek.
Madde 18
Kaçak göçmenlerin geri dönüşü

1. Her Taraf  Devlet, bu Protokol’ün 6 ncı Maddesinde belirtilen eylemlere konu olmuş ve kendi vatandaşı olan veya geri dönüş zamanında kendi ülkesinde daimi ikamet hakkı bulunan bir kişinin geri dönüşünü, sebepsiz veya makul olmayan bir gecikmeye yol açmadan kolaylaştırma ve kabul etme hususunda mutabıktır.

2. Her Taraf Devlet, bu Protokol’ün 6 ncı maddesinde belirtilen eylemlere konu olmuş ve kendi iç hukuku uyarınca giriş yapılan Devlete giriş zamanında kendi ülkesinde daimi ikamet hakkı olan bir kişinin geri dönüşünü kolaylaştırma ve kabul etme olasılığını değerlendirecektir.

3. Giriş yapılan Taraf Devletin talebi üzerine, talepte bulunulan bir Taraf Devlet, bu Protokol’ün 6 ncı Maddesinde belirtilen eylemlere konu olmuş bir kişinin kendi vatandaşlığını taşıyıp taşımadığını veya kendi ülkesinde daimi ikamet hakkı olup olmadığını, sebepsiz veya makul olmayan bir gecikmeye yol açmadan doğrulayacaktır.

4. Bu Protokol’ün 6 ncı maddesinde belirtilen eylemlere konu olmuş ve gerekli belgeleri bulunmayan bir kişinin geri dönüşünü kolaylaştırmak için, anılan kişinin vatandaşlığını taşıdığı veya daimi ikamet hakkına sahip olduğu Taraf Devlet, giriş yapılan Taraf Devletin talebi üzerine, o kişini kendi ülkesine seyahat etmesini veya yeniden giriş yapmasını sağlamak için gerekli olabilecek seyahat belgelerini düzenlemeyi veya izni vermeyi kabul edecektir.

5. Bu Protokol’ün 6 ncı maddesinde belirtilen eylemlere konu olmuş bir kişinin geri dönüşü ile ilgisi olan her Taraf Devlet, geri dönüşü, düzenli bir biçimde ve kişinin güvenliği ve haysiyetini göz önüne alarak gerçekleştirmek için uygun olan bütün önlemleri alacaktır.

6. Taraf Devletler, bu maddenin uygulanmasında, ilgili uluslararası örgütlerle işbirliği yapabilirler.

7. Bu madde, bu Protokol’ün 6 ncı maddesinde öngörülen eylemlere konu olmuş kişilere giriş yapılan Taraf Devletin iç hukukunca sağlanan herhangi bir hakkı ortadan kaldırmaz.

8. Bu madde, bu Protokol’ün 6 ncı maddesinde belirtilen eylemlere konu olmuş kişilerin geri dönüşlerini tamamen veya kısmen düzenleyen başka herhangi bir ikili veya çok taraflı antlaşmayı veya ilgili herhangi bir uygulama anlaşmasını veya düzenlemeyi veya bunlar kapsamında üstlenilen yükümlülükleri etkilemeyecektir.

IV. Nihaî hükümler

Madde 19
Saklı tutulan hükümler

1. Bu Protokol’deki hiçbir hüküm, Devletlerin ve bireylerin, uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukuku ve özellikle, uygulandığı durumlarda, 1951 tarihli Sözleşme ve 1967 tarihli Mültecilerin Statüsü’ne ilişkin Protokol’ün ilgili hükümlerinde yeralan, kaçtığı ülkeye iade edilmeme ilkesi dahil, uluslararası hukuk kapsamındaki diğer haklarını, yükümlülüklerini ve sorumluluklarını etkilemeyecektir.

2. Bu Protokol’de öngörülen önlemler, kişilere bu Protokol’ün 6 ncı maddesinde belirtilen eylemlere hedef oldukları gerekçesiyle, ayrım yapmayacak bir biçimde yorumlanacak ve uygulanacaktır. Bu önlemlerin yorumu ve uygulanışı uluslararası düzeyde kabul görmüş ayrımcılık yapmama ilkesine uygun olacaktır.

 

Madde 20
Uyuşmazlıkların çözümü

1. Taraf Devletler, bu Protokol’ün yorumlanmasına veya uygulanmasına ilişkin uyuşmazlıkları müzakere yoluyla çözmek için çaba göstereceklerdir.

2. Makul bir zaman içerisinde müzakere yoluyla çözülemeyen bu Protokol’ün yorumlanmasına veya uygulanmasına ilişkin iki veya daha fazla devlet arasında herhangi bir uyuşmazlık, bu Taraf Devletlerden birinin talebi üzerine, tahkime götürülecektir. Eğer, tahkim talebinin yapıldığı tarihten altı ay sonra, Taraf Devletler, tahkime dair düzenlemelerde anlaşamazlarsa, bu Taraf Devletlerden herhangi biri, uyuşmazlığı Divan’ın Statüsü’ne uygun bir taleple, Uluslararası Adalet Divanı’na götürebilir.

3. Her Taraf Devlet, bu Protokol’e ilişkin imzalama, onaylama, kabul veya uygun bulma veya katılım sırasında kendisini, bu maddenin 2 nci fıkrasıyla bağlı saymadığını bildirebilir. Diğer Taraf Devletler, bu tür bir çekince koymuş herhangi bir Taraf Devlet’e karşı bu maddenin 2 nci fıkrasıyla bağlı olmayacaklardır.

4. Bu maddenin 3 üncü fıkrası uyarınca çekince koymuş herhangi bir Taraf Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne yapacağı bir bildirimle, bu çekinceyi her zaman kaldırabilir.

Madde 21
İmza, onay, kabul, uygun bulma ve katılım

1. Bu Protokol, 12-15 Aralık 2000 tarihleri arasında İtalya’nın Palermo kentinde ve ondan sonra da, 12 Aralık 2002 tarihine kadar New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde bütün devletlerin imzasına açık kalacaktır.

2. Bu Protokol, bu maddenin 1 inci fıkrası uyarınca, üyelerinden en az bir devletin bu Protokol’u imzalaması halinde, bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatlarının imzasına da açık olacaktır.

3. Bu Protokol, onaylamaya, kabule veya uygun bulmaya tâbidir. Onaylama, kabul veya uygun bulma belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi edilecektir. Bir bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatı, üye devletlerinden en az biri aynı işlemi yaptığı takdirde, onaylama, kabul veya uygun bulma belgesini tevdi edebilir. Onaylama, kabul ve uygun bulma belgesinde bu tür bir teşkilat, bu Protokol ile düzenlenen konulara ilişkin yetkilerinin sınırını beyan edecektir. Bu tür bir teşkilat yetkilerinin kapsamına ilişkin herhangi bir değişikliği de saklayıcıya bildirecektir.

4. Bu Protokol, herhangi bir devletin veya üyesi devletlerden en az birinin bu Protokol’e taraf olduğu herhangi bir bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatının katılımına açıktır. Katılım belgeleri Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri’ne tevdi edilecektir. Katılımı sırasında, bölgesel bir ekonomik bütünleşme teşkilatı bu Protokol ile düzenlenen konulara ilişkin yetkilerinin sınırını beyan edecektir. Bu tür bir teşkilat yetkilerinin kapsamında meydana gelecek herhangi bir değişikliği de saklayıcıya bildirecektir.

Madde 22
Yürürlüğe giriş

1. Bu Protokol, kırkıncı onaylama, kabul, uygun bulma veya katılım belgesinin tevdi edildiği tarihten sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecek, ancak Sözleşme yürürlüğe girmeden önce yürürlüğe girmeyecektir. Bu fıkranın amaçları bakımından, bölgesel bir ekonomik bütünleşme teşkilatı tarafından tevdi edilmiş herhangi bir belge, bu tür teşkilatlara üye devletler tarafından tevdi edilenlere ilave olarak sayılmayacaktır.

2. Her devlet veya bölgesel bir ekonomik bütünleşme teşkilatı için, bu Protokol’e ilişkin kırkıncı onaylama, kabul, uygun bulma veya katılım belgelerinin tevdiinden sonra, bu Protokol’u onaylayan, kabul eden, uygun bulan ve Protokol’e katılan her Taraf Devlet ve bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatı bakımından, bu Protokol ilgili belgenin tevdiini izleyen 30 uncu gün yürürlüğe girecektir.

Madde 23
Değişiklikler

1. Bu Protokol’ün yürürlüğe girmesini takip eden beşinci yılın dolmasından itibaren, bir Taraf Devlet, değişiklik önerisinde bulunabilir ve bunu Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine yazılı olarak sunabilir, Genel Sekreter bunun üzerine, değişiklik önerisini Taraf Devletlere ve Taraflar Konferansı’na, önerilerin görüşülmesi ve karara bağlanması amacıyla iletecektir. Taraflar Konferansı her bir değişiklik üzerinde görüş birliğine varabilmek için her türlü çabayı gösterecektir. Eğer, görüş birliğine yönelik bütün çabalar tükenmiş ve anlaşmaya varılamamışsa, değişikliğin benimsenmesi için son çare olarak, Taraflar Konferansı toplantısında hazır bulunan ve oy kullanan Taraf Devletlerin üçte iki oy çokluğu aranacaktır.

2. Bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatları, kendi yetkileri dahilindeki konularda, bu maddedeki oy haklarını, bu Protokol’e taraf olan kendi üyesi devletlerin sayısına eşit sayıda oyla kullanacaklardır. Bu tür bir teşkilata üye devletler kendi oy haklarını kullandıkları takdirde teşkilat oy kullanamayacak; teşkilatın oy hakkını kullanması halinde üye devletler ayrıca oy haklarını kullanamayacaklardır.

3. Bu maddenin 1 inci fıkrası uyarınca benimsenen bir değişiklik, Taraf Devletlerce, onaya, kabule veya uygun bulmaya tabidir.

4. Taraf bir Devlet açısından, bu maddenin 1 inci fıkrası uyarınca benimsenen bir değişiklik, bu tür bir değişikliğe ilişkin onaylama, kabul veya uygun bulma belgesinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi edildiği tarihten doksan gün sonra yürürlüğe girecektir.

5. Yürürlüğe giren bir değişiklik, bu değişiklikle bağlı olduğunu açıkça bildiren Taraf Devletler açısından bağlayıcı olacaktır. Diğer Taraf Devletler ise bu Protokol’ün hükümleriyle ve daha önce onaylamış, kabul etmiş veya uygun bulmuş oldukları herhangi bir değişiklik ile bağlı kalmaya devam edeceklerdir.

Madde 24
Çekilme

1. Taraf bir Devlet, bu Protokol’den, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne yapacağı yazılı bir bildirimle çekilebilir. Çekilme, bildirimin Genel Sekreterce alınmasından bir yıl sonra geçerli olacaktır.

2. Bölgesel bir ekonomik bütünleşme teşkilatının bu Protokole taraf olma durumu, teşkilata üye bütün devletlerin Protokol’den çekilmeleri halinde sona erecektir.

Madde 25
Saklayıcı ülke ve kullanılacak diller

1. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu Sözleşme’nin saklayıcısı tayin edilmiştir.

2. Bu Protokol’ün Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca metinlerinin eşit derecede geçerli olduğu özgün metni Birleşmiş Milletler Genel Sekreterince saklanır.

Yukarıdaki hususları tasdiken, usulen yetkilendirilmiş aşağıda imzaları bulunan temsilciler bu Protokol’ü imzalamışlardır.

Türk Tabipler Birliği Meslek Etiği Kuralları

0

Türk Tabipler Birliği Meslek Etiği Kuralları, Türk Tabipleri Birliği tarafından 1999 tarihinde kabul edilerek yayınlanmıştır. 1998 yılı başında değiştirilmek ve günün koşullarına uygun hale getirilmek üzere Türk Tabipleri Birliği tarafından yeniden ele alınan 1961 tarihli “Tıbbi Deontoloji Tüzüğü” yapılan çalışmalar sonunda 1998 Ekim ayında Ankara’da toplanan TTB 47. Olağanüstü Genel Kurulu’nda görüşüldükten sonra son şeklini almış ve gerekli süreçler tamamlanarak, yasa gereği olarak, TTB’nin Tıp Dünyası adlı 15 günlük gazetesinin 1 Ocak 1999 tarihli nüshasında yayınlanmıştır. Türk Tabipler Birliği Meslek Etiği Kuralları 1 Şubat 1999’dan başlayarak geçerlilik kazanmıştır.

Türk Tabipler Birliği Meslek Etiği Kuralları

Kendilerini her zaman dünya hekimliğinin bir parçası olarak gören Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde ulusal, evrensel ve çağdaş bir sorumluluk ve hizmet anlayışına sahip bulunan, hekimlik mesleğinin içinde yer aldığı toplumsal ve kültürel koşullardan soyutlanamayacağının bilinci ile insanın sahip olduğu olanakları geliştirebilmesinin en temel koşulunun onun bedensel ve ruhsal sağlığı olduğunun bilincini taşıyan bu ülkenin hekimleri; dünyadaki ve Türkiye’deki toplumsal ve bilimsel değişimler göz önünde bulundurularak ve çeşitli platformlarda tartışılarak oluşturulan Hekimlik Mesleği Etik Kuralları’na bağlılıklarını bildirmekle, insana insan olarak hizmet etmenin yüce onurunu taşırlar.

Hekimler Meslek Etiği Kuralları

Birinci Bölüm (Amaç, Kapsam ve Tanımlar)
Amaç: 

Madde 1: Bu kuralların amacı, hekimerin mesleklerinin gereklerini yerine getirirken uymaları zorunlu olan hekimlik meslek etiği kurallarını belirlemektir.

Kapsam:
Madde 2:
 Türkiye’de hekimlik yapma hakkını kazanmış olup mesleğini uygulayan tüm hekimler bu kurallar kapsamındadır.

Dayanak:
Madde 3:
 Bu kurallar bütünü 6023 sayılı yasanın 59/g
Maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar:
Madde 4:
 Bu metinde geçen;
a)Bakanlık deyimi; Sağlık Bakanlığı’nı,
b)Hekim Deyimi; tıp doktorlarını
c)Hekim örgütü deyimi; Türk Tabipleri Birliği’ni ifade eder.

İkinci Bölüm (Genel Kural ve İlkeler)
Hekimin Görev ve Ödevleri: 

Madde 5: Hekimin öncelikli görevi, hastalıkları önlemeye ve bilimsel gerekleri yerine getirerek hastaları iyileştirmeye çalışarak insanın yaşamını ve sağlığını korumaktır. Meslek uygulaması sırasında insan onurunu gözetmesi de, hekimin öncelikli ödevidir. Hekim, bu yükümlülüklerini yerine getirebilmek için, gelişmeleri yakından izler.

Etik İlkeler: 

Madde 6: Görevlerini yerine getirirken, hekimin uyması gereken evrensel tıbbi etik ilkeleri yararlılık, zarar vermemek, adalet ve özerklik ilkeleridir.

Hekimin Yansızlığı: 

Madde 7: Hekim görevlerini her durumda hastaları arasındaki siyasal görüş, sosyal durum, dini inanç, milliyet, etnik köken, ırk, cinsiyet, yaş, toplumsal ve ekonomik durum ve benzeri farklılıkları gözetmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür.

Vicdani ve Mesleki Kanı: 

Madde 8: Hekim, mesleğini uygularken vicdani ve mesleki bilimsel kanaatine göre hareket eder.

Sır Saklama Yükümlülüğü 

Madde 9: Hekim, hastasından mesleğini uygularken öğrendiği sırları açıklayamaz. hastanın ölmesi ya da o hekimle ilişkisinin sona ermesi, hekimin bu yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
Hastanın onam vermesi ya da sırrın saklanmasının hasta ya da öteki insanların yaşamını tehlikeye sokması durumunda, hastanın kişilik haklarının zedelenmemesi koşuluyla, hekim bu sırrı saklamakla yükümlü değildir.
Yasal zorunluluk durumlarında hekimin rapor düzenlemesi de, meslek sırrının açıklanması anlamına gelmez.
Hekim, tanık ya da bilirkişi olarak mahkemeye çağrıldığında olayın meslek sırrı olduğunu ileri sürerek bu görevlerinden çekilebilir.

Acil Yardım: 

Madde 10: Hekim, görevi ve uzmanlığı ne olursa olsun, gerekli tıbbi girişimlerin yapılmadığı acil durumlarda, ilk yardımda bulunur.

Ticari Amaç ve Reklam Yasağı 

Madde 11: Hekim, mesleğini uygularken reklam yapamaz, ticari reklamlara araç olamaz, çalışmalarına ticari bir görünüm veremez; insanları yanıltıcı, paniğe düşürücü, yanlış yönlendirici, meslektaşlar arasında haksız rekabete yol açıcı davranışlarda bulunamaz. Hekim, yayın araçlarıyla yapacağı duyurularda varsa, Tababet Uzmanlık Tüzüğü’ne göre kabul edilmiş olan uzmanlık alanını, çalışma gün ve saatlerini bildirebilir. Tabela ve benzeri tanıtım araçlarının biçim ve boyutları yerel tabip odası tarafından saptanır.

Meşru ve Yasak Yöntemler: 

Madde 12: Hekim mesleğini yerine getirirken, bilimsel ve çağdaş tanı ve tedavi yöntemleriyle koruyucu hekimlik ilkelerini gözönünde bulundurur; hastalarının tanı ve tedavisinde bilimsel olmayan yöntemleri uygulayamaz. Hekim, gerekli bilimsel aşamalardan geçip ruhsatlandırılmamış kimyasal, farmakolojik, biyolojk
Maddeleri ilaç olarak kullanamaz.

Hekimliğin Kötü Uygulanması(Malpractice): 

Madde 13: Bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi “hekimliğin kötü uygulaması” anlamına gelir.

Aracılık Etme ve Aracıdan Yararlanma Yasağı: 

Madde 14: Hekim, öteki hekimlere veya tetkik-tedavi kuruluşlarına maddi çıkar karşılığı hasta gönderemez. Hekim, hasta sağlamak amacıyla aracı kişilerden yararlanamaz.

Endüstri ile İlişkilerde Çıkar Sağlama Yasağı: 

Madde 15: Hekimler, endüstri kuruluşları ile hiçbir çıkar ilişkisi kuramazlar. Bilimsel araştırmalar ve eğitime yönelik ilişkiler ise, şeffaf ve kurumsal olmalıdır. Bu ilişkilerde Türk Tabipleri Birliği’nin hazırladığı “Hekim ve İlaç Tanıtım İlkeleri” geçerlidir.

Üçüncü Bölüm (Hekimler Arası İlişkiler)
Meslektaşlar Arasında Saygı: 

Madde 16: Hekim, kendi meslektaşlarını mesleki yönden onur kırıcı ve haksız saldırılara karşı korur.

Yetkinlik Dışı Faaliyet Yasağı: 

Madde 18: Hekim tıbbi görevlerini yerine getirirken, gecikmenin hasta yaşamını tehdit edebileceği zorunlu durumlar dışında özel bilgi, beceri gerektiren bir girişimde bulunamaz.

Danışım (Konsültasyon) ve Ekip Çalışması: 

Madde 19: Danışım ve ekip çalışması sürecinin düzenli işleyebilmesi ve bir hekim hakkı olarak yaşama geçirilebilmesi için;
a) Hasta izlemi sırasında,değişik uzmanlık alanlarının görüş ve uygulamalarına gereksinim doğduğunda, tedaviyi yürüten hekim durumu hasta ve/veya yakınlarına bildirmelidir. Konsültasyonu hastanın tedaviyi yürüten hekimi yazılı olarak ister. Yazılı istemde hastanın özellikleri, konsültasyon isteğinin nedenleri açık ve anlaşılır biçimde belirtilir.
b) Konsültasyon sürecinde konsültan hekim de, hastanın sürekli hekimi gibi hastadan sorumludur.
c) Konsültan hekim, alanında bilimsel ve teknik bilgiye sahip olmalıdır.
d) Konsültasyon sonucunda, konsültasyonun gerekçesi ve sonuçları, açık ve anlaşılır biçimde tutanak ile belgelenir.
e) Konsültasyon sonuçlarından hastalar da yeterli ölçüde bilgilendirilir.
f) Konsültasyonun sonucunda hastanın tedaviyi yürüten hekimi ile konsültan hekimin görüş ve kanaatleri arasında fark olur ve hasta konsültan hekimin önerilerini kabul ederse, hastanın tedaviyi yürüten hekimi tedaviyi bırakabilir.
g) Konsültasyon istenen hekim davete uymak zorundadır.

Odaya Bildirme Yükümlülüğü: 

Madde 20: Hekim meslektaşları ile meslek uygulaması konusunda uzlaşmaz bir anlaşmazlığa düştüğünde ya da tıp etiği açısından yanlış davranan bir meslektaşının bu davranışını kasıtlı bir biçimde sürdürmesi durumunda yerel tabip odasına konuyla ilgili bildirimde bulunur.

Dördüncü Bölüm (Hekim-Hasta İlişkileri)
Hasta Haklarına Saygı: 

Madde 21: Hekim hastasının sağlığı ile ilgili kararlar alırken; bilgilenme hakkı, aydınlatılmış onam hakkı, tedaviyi kabul ya da red hakkı, vb hasta haklarına saygı göstermek zorundadır.

Hekim Seçme Özgürlüğü: 

Madde 22: Hasta, mevzuatın belirlediği kurallara, tıbbi uygulamanın özelliklerine ve kurumun koşullarına göre hekimini seçmekte özgürdür.

Muayenesiz Tedavi Yasağı: 

Madde 23: Hekim, acil vakalar gibi zorunlu durumlar dışında, hastasını bizzat muayene etmeden tedavisine başlayamaz.

Hasta Üzerinde Etkinin Kullanımı: 

Madde 24: Hekim, hasta üzerindeki etkisini tıbbi amaçlar dışında kullanamaz.

Tedaviyi Üstlenmeme veya Yarıda Bırakma: 

Madde 25: Hekim, ancak tıbbi bilgisini gerektiği gibi uygulayamayacağına karar verdiğinde ve hastasının başvurabileceği başka bir hekim bulunduğu durumlarda, hastanın bakımını veya tedavisini üstlenmeyebilir veya tedaviyi yarım bırakabilir. Yukarıdaki koşullarda tedaviyi bırakacak hekim, bu durumu ve hastanın sağlığının tehlikeye düşmeyeceğini hastaya ve hasta yakınlarına anlatır ve onları tıbbi yardımla ilgili başka olanaklar konusunda bilgilendirir. İkinci hekim bulunmadan hekim hastasını bırakamaz. Hekim, tedaviyi üstlenen meslektaşına hasta hakkındaki tüm bilgileri aktarmakla yükümlüdür.

Aydınlatılmış Onam: 

Madde 26: Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar,olası tedavi seçenekleri ve riskleri konusunda aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir.
Acil durumlar ile, hastanın reşit olmaması veya bilincinin kapalı olduğu ya da karar veremeyeceği durumlarda yasal temsilcisinin izni alınır. Hekim, tesilcinin izin vermemesinin kötü niyete dayandığını düşünüyor ve bu durum hastanın yaşamını tehdit ediyorsa, durum adli mercilere bildirilerek izin alınmalıdır. Bunun mümkün olmaması durumunda, hekim başka bir meslektaşını danışmaya çağırır ya da yalnızca yaşamı kurtarmaya yönelik girişimlerde bulunur. Acil durumlarda müdahale etmek hekimin takdirindedir. Tedavisi yasalarla zorunlu kılınan hastalıklar toplum sağlığını tehdit ettiği için hasta veya yasal temsilcisinin aydınlatılmış onamı alınmasa da gerekli tedavi yapılır.
Hasta vermiş olduğu aydınlatılmış onamı dilediği zaman geri alabilir.

Bilgilendirmeme Hakkı: 

Madde 27: Hasta, hastalığı konusunda bilgilendirilmek istemediğini belirtmişse, hekimin bilgi vermesi gerekmez. Ailenin haberdar edilmesi hastayla görüş birliğine varılarak yapılmalıdır. Bilinçsiz durumdaki hastalar için, yakınlarının bilgilendirilip bilgilendirilmemesine hekim karar verir.

Terminal Hastalara Yardım: 

Madde 28: Hekim, terminal dönemdeki hastalara her türlü insani yardımı yapmaya ve insan onuruna yaraşır koşulları sağlamaya ve çekilen acıyı olabildiğince azaltmaya çalışır.

Ücret:
Madde 29:
 Hasta ücret konusunda önceden hekimden bilgi alabilir. Hekim, tüm muayene, tetkik, tıbbi ve cerrahi girişimlerde meslek örgütünün belirlediği taban ücretin altında bir ücret alamaz. Hekimin meslektaşları ile meslektaşlarının eşleri ve bakmakla yükümlü olduklarından muayene ve tedavi için -masraflar dışında- ücret almaması uygundur.

Gereksiz Harcama Yaptırma Yasağı: 

Madde 30: Hekim, hastanın parasal durumu ne olursa olsun, kesin zorunluluk olmadıkça pahalı ilaçlar ve yöntemler öneremez, hastaya gereksiz harcamalar yaptıramaz ve yererı olmayacağını bildiği bir tedaviyi veremez.

Hastayla İlgili Bilgilerin hastaya Verilmesi ve Kullanımı: 

Madde 31: Hasta dosyalarındaki bilgilerin geniş bir özeti ile bilgi ve belgelerin örnekleri, isteği durumunda hastaya verilir. Hekim, yasal zorunluluk olmadıkça, bu bilgileri başkasına veremez. Hekim, hastanın kimlik bilgilerini saklı tutmak koşuluyla, bu bilgileri dosya üzerinde yapacağı araştırmalarda kullanabilir.

Rapor Düzenleme: 

Madde 32: Hekim, bizzat muayene ve tedavi ettiği hastasına gerekli gördüğünde hastalıkla ilgili rapor verir. Bu raporda tıbbi gerekçelere bağlı olarak istirahat, tedavi şekli, diyet, çalışma koşulalrı gibi hasta için gerekli, geçici ya da kalıcı bilgiler ve hekimin önerileri bulunur.

Beşinci Bölüm (Hekim ve İnsan Hakları)
Uluslararası Sözleşmelere Uyma Zorunluluğu: 

Madde 33: Her hekim, başta İnsan Hakları Evrensel Bildigesi olmak üzere tüm insan hakları belgeleribe ve hekimlikle ilgili ortak kurallara uymakla yükümlüdür.

İşkenceye Yardım Yasağı: 

Madde 34: Hekim, tıbbi bilgi ve becerisiyle, işkence ve benzeri uygulamalara katılamaz, yadımcı olamaz, gerçeğe aykırı rapor düzenleyemez. İşkence iddiası olan olgularla karşılaşan hekim, mesleki bilgi ve becerilerini gerçeğin ortaya çıkarılması için kullanır.

Tutuklu ve Hükümlülere Verilecek Tıbbi Yardım: 

Madde 35: Tutuklu ve hükümlülerin muayenesi de, öteki hastalarınki gibi, kişilik haklarına saygılı, hekimlik sanatını uygulamaya elverişli koşullarda yapılır ve onların gizlilik hakları korunur. Hekimin, bu koşulların sağlanması için ilgililerden istekte bulunma hakkı ve sorumluluğu vardır. Muayene sonucu düzenlenecek belge veya raporlarda hekimin adı, doyadı, diploma numarası ve imzası mutlaka bulunur. Belge ve raporun bir örneği kişiye verilir. Belge ve rapor baskı altında yazılmış ise, hekim bu durumu en kısa zamanda meslek örgütüne bildirir.

Tutuklu ve Hükümlülerin Tıbbi Yardımı Reddetmesi: 

Madde 36: Hekim, muayene ve tedavi olanaklarını bilinçli olarak reddeden tutuklu ve hükümlülere bu davranışlarının donuçlarının neler olabileceğini açıklar. Zorla muayene ve tedavi yolunu deneyemez, öneremez.

Ölüm Cezasına Etkin Katılım Yasağı: 

Madde 37: Hekim, hiç bir zaman ölüm cezasının infazında bulunamaz, infaza yardımcı olamaz, ölüm cezası uygulanmasına tıbbi hizmet veremez.

Olağanüstü Durumlar ve Savaş: 

Madde 38: Hekim, olağanüstü durumlar ve savaşta, evrensel nitelikteki tıbbi etik kurallarını yansızlıkla uygular. Hasta ve yaralı sayısının çokluğu nedeniyle, herkese gerekli tıbbi yardımın verilemediği koşullarda hekim, tedavi olanağı yüksek olan ağır vakalara öncelik verir.

Cinsel İlişki Muayeneleri: 

Madde 39: Hekim, savcılıklar ve mahkemeler dışında kalan kişi ve kurumlardan gelen cinsel ilişki muayene istemlerini dikkate almaz. Hekim ilgilinin veya ilgili reşit değilse, veli ve vasisisnin aydınlatılmış onamı olmadıkça cinsel ilişki muayenesi yapamaz.

Altınci Bölüm
(Tıbbi Araştırmalar ve Yayın Etiği)
İnsan Üzerinde Araştırma: 

Madde 40: İnsan üzerinde yapılacak klinik, deneysel ya da epidemiyolojik araştırmalar, gerek ilaç, gerek cerrahi yöntem araştırmaları olsun, bilimsel bilgi birikimine katkıda bulunabilmek amacıyla yerel etik kurulllardan geçmek koşuluyla yapılır. İnsan üzerinde yapılan tüm araştırmalar, bilimsel ve mesleki yönden yeterli ve yetkin kişiler tarafından yürütülür. Araştırmanın sorumluluğu tümüyle araştırmacıya aittir.

Deneğin Bilgilendirilmesi ve Aydınlatılmış Onam: 

Madde 41: İnsan üzerinde yapılan araştırmalarda her deneğe araştırmanın amacı, yöntemleri, beklenen yarar ve olası yan etkileri hakkında, deneğin anlayabileceği dilde ve biçimde yeterli bilgi verilmesi zorunludur. Deneğe, çalışma başladıktan sonra isterse araştırmaya katılmaktan vazgeçebileceği ve onamını geri alabileceği, ancak bu nedenle daha sonraki tedavisinin ve takibini aksamayacağı anlatılır. Bilgilendirme sonrasında deneğin konuyu yeterince anlayıp anlamadığı değerlendirilir.
Araştırma hakkında yeterli bilgilendirme sağlandıktan sonra, deneğin yazılı onamı alınır. Bu onam, deneğin özgür iradesine dayanmalıdır.

Reşit ve Mümeyyiz Olmayanların Durumu: 

Madde 42: Reşit ve/veya mümeyyiz olmayan kişiler yönünden veli veya vasisinin aydınlatılmış onamı gereklidir.

Deneğin Korunması: 

Madde 43: İnsan üzerinde yapılan tıbbi araştırmalarda deneğin yaşamı, bedensel ve zihinsel bütünlüğü ile sağlığı her zaman toplumsal ve bilimsel çıkarların üzerinde tutulur.
Deneğin özel yaşamına saygı gösterilmesi ve kişisel bilgilerin gizliliği sağlanır. Bilimsel araştırma ve yayınlar ile akademik-bilimsel amaçlı sunuşlarda deneğin kimliği gizli tutulur.
Bir tıbbi araştırmada, beklenen katkı ne olursa olsun, denek için ciddi bir tehlike şüphesi doğduğunda araştırma durdurulur.
Araştırmanın giderleri deneğe, yakınlarına ya da sosyal güvenlik kuruluşlarına yansıtılamaz.

Yayın Etiği: 

Madde 44: Hekim, araştırma verilerini değerlendirirken ve yayına hazırlarken bilimsel gerçekleri yansıtmalıdır. Çalışmaya fiilen katılmamış kişilerin adları o yayında yer alamaz. Kaynak göstermeden ve izin almadan başkalarına ait veriler, olgular ve yazılı eserler kullanılamaz.

Yedinci Bölüm (Çeşitli Hükümler)
Hüküm Bulunmayan Durumlar: 

Madde 45: Bu kurallarda yeralmayan durumlarla karşılaşıldığında, hekim, genel etik ilkelere, ulusal düzenlemelere, uluslararası düzeydeki bildirge ve sözleşme hükümlerine uyar.

Disiplin Kovuşturması:

Madde 46: Hekimler, bu kurallar bütünü hükümlerine aykırı davranışlarda bulunduklarında, 6023 Sayılı Türk Tabipleri Birliği Yasası’na göre tabip odaları yönetim kurulları tarafından onur kurullarına sevk edilirler.
Hekimlerin disiplin soruşturmasına uğraması, haklarında ayrıca hukuki ve cezai takibat yapılmasına engel değildir.

Yürürlük: 

Madde 47: Bu kurallar bütünü, Türk tabipleri Birliği Büyük Kongresi’nde kabul edilip, Türk tabipleri Birliği yayın organlarından birince yayımlandıktan bir ay sonra yürürlüğe girer ve Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi ve tabip odaları tarafından yürütülür.

Men’i Müskirat Kanunu – İçki Yasağı

0

Men’i Müskirat Kanunu, savaş koşullarının devam ettiği bir dönemde sarhoşluğun önlenmesi amacıyla içki yasağı öngören kanuni düzenlemedir.

Kanun, Resmi Gazetede (1 Şubat 1921) 28 şubat 1337 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Ancak, Kanuna göre cezalandırılması gereken birçok kişi meclisin çıkardığı af kanunları ile affedilmek zorunda kalınmıştır.

9 Nisan 1924 İçki Affı: Değişiklikler ve Yürürlükten Kaldırılma

Birinci meclis döneminde 28 şubat 1337 tarihinde çıkarılan Meni Müskirat Kanunu (Sarhoşluk veren şeylerin önlenmesi) 9 Nisan 1924’te kaldırılmış cezalar affedilmiştir. İçki yasağı kaldırılana kadar tahminen yirmi sekiz kişi Meclis tarafından affedilmiştir

Müskirat Kanunu 1924 yılında çıkarılan “Müskirat resminin tadiline dair olan 8 kânunusani 1336 tarihli kararnamede münderiç rüsumun tezyidine ve meni müskirat kanununun tadiline dair kanun” ile değiştirilmiştir. Bu değişiklikle birlikte, içkide izinli serbesti dönemi başlamış, kanuna dayalı olarak verilen tüm cezalar da affedilmiştir.

Dönemin hükümeti içki üretim ve satışını devlet tekeline almış, tüm içki üretimi, ithalatı ve ihracatı devlet kontrolüne geçmiştir.

Men’i Müskirat Kanunu

BİRİNCİ MADDE

Memaliki Osmaniye’de her nevi müskirat imal, ithal, füruht ve istimali memnudur.

İKİNCİ MADDE

Müskirat imal, ithal ve nakil ve füruht edenlerden müskiratın beher kıy esi için elli lira cezayi nakdî alız ve elde edilen müskirat imha olunur.

ÜÇÜNCÜ MADDE

Alenen müskirat istimal edenler veya hafiyen istimal edipte sarhoşluğu görülenler ya haddi seri veya elli liradan iki yüz liraya kadar cezayi nakdî veyahut üç aydan bir seneye kadar hapis cezasİyle tecziye olunurlar. Sıfatı resmiye erbabından olanlar dahi memuriyetten tardedilir ve bu husustaki hükümler kabili itiraz ve istinaf ve temyiz değildir.

DÖRDÜNCÜ MADDE

Bu kanunun tasdiki ve neşriyle beraber içki imaline mahsus bilcümle alât ve edevat müsadere edilir. Mevcut içkiler derhal temhir edilir ve iki ay zarfında memaliki ecnebiyeye ihracına müsaade olunur. îki ay hitamında mevcut müskirat imha olunur.

BEŞİNCİ MADDE

Tababette kullanılacak her nevi ispirtolu mevat ihtiyaç nispetinde Sıhhiye vekâletince eczanelere tevzi ve sarfiyatı kontrole tabi tutulur.

ALTINCI MADDE

Tababette istimal olunacak ispirtolu mevaddm sureti istimal ve sarfı hakkında Sıhhiye vekâletince bir talimatname kaleme alınacaktır.

YEDÎNCÎ MADDE

Bu kanun tarihi neşrinden itibaren mer’idir.

SEKÎ.ZÎNCÎ MADDE

Bu kanunun icrayi ahkâmına Dahiliye, Adliye ve Sıhhiye vekilleri memurdur,

Örnek Bir Af Kanunu 

“24 Nisan 1922 – Arapsun’un Rum mahallesinden Dimitri kızı Temya hakkındaki hükmün ref’ine dair Kanun

Meni Müskirat Kanunu’na muhalefetten ötürü mahkum olan Dimitri Kızı Temya bu kanun ile affedilmiştir. Yapılan oylama sonucunda, tek maddelik kanun “ref” terimiyle kabul edilmiştir:

Madde 1- Arapsun’un Rum mahallesinden Dimitri Kızı Temya’nın Men’i Müskirat Kanununa tevfikan 750 lira cezayi nakdî ahzı ile mücazatına ve itadan imtinaı halinde yüz mah müddetle hapsine dair Arapsun Sulh Ceza Mahkemesinden verilen hüküm salâhiyettar bir mahkemeden sâdır olmamış olmasına ve esasen mabilhilmahkûmiyeti olan fiil kanunen cürüm teşkil etmemesine binaen mezbure Temya hakkındaki hüküm ref’ edilmiştir.”

Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi

0

Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi, Bakanlar Kurulu tarafından 13 Ocak 1960 tarihinde kabul edilerek 19 Şubat 1960’ta resmi Gazetede yayınlanmıştır. Etik Beyannamenin dayanağı 6023  Sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu‘dur.

Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi, tıp ve diş hekimlerinin mesleki etik kurallarını belirleyerek uymaları gereken esasları belirleyen bir düzenlemedir.

Nizamnamenin temel amacı, hekimlerin hastalara cinsiyet, ırk, milliyet, dini inanç veya sosyal statü farkı gözetmeksizin, mesleklerini etik bir şekilde icra etmelerini sağlamak ve hastalara karşı azami özen göstermelerini zorunlu kılmaktır. Nizamnamede, hekimlerin sır saklama yükümlülüğüne özel vurgu yapılmıştır. Hekimlere, reklam yapma ve ticari faaliyetlerde bulunma konularında getirilen sınırlar da nizamname ile düzenlenmiştir.

Türk Tabipler Birliği Meslek Etiği Kuralları

Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi ve Hekimlik Meslek Etiği Kuralları 

Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi’nin yerini, 1 Şubat 1999 tarihine yayınlanan Hekimlik Meslek Etiği Kuralları almıştır.

Yeni Meslek Etiği Kuralları, 1996’dan itibaren yapılan çalışmalar sonucunda taslak bir metin haline getirilmiştir. 1998 ylı Ekim ayında Ankara’da toplanan TTB 47. Olağanüstü Genel Kurulu’nda görüşülen metne son şekli verilmiş ve etik kurallar değişen koşullara uygun hale getirilmiştir.

Yeni Hekimlik Meslek Etiği Kuralları, Türk Tabipleri Birliği tarafından  TTB’nin Tıp Dünyası adlı 15 günlük gazetesinin 1 Ocak 1999 tarihli nüshasında yayınlanmıştır. Türk Tabipler Birliği Meslek Etiği Kuralları 1 Şubat 1999’dan başlayarak geçerlilik kazanmıştır.

Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi

MADDE 1

 Tabip ve diş tabiplerinin, deontoloji bakımından riayetle mükellef oldukları kaide ve esaslar bu Nizamnamede gösterilmiştir.
6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanununun 7 nci maddesi mucibince tabip odalarına kayıtlı bulunan tabip ve diştabipleri, bu Nizamname hükümlerine tabidirler.

BİRİNCİ KISIM
UMUMİ KAİDE VE ESASLAR
MADDE 2

Tabip ve diş tabibinin başta gelen vazifesi, insan sağlığına, hayatına ve şahsiyetine ihtimam ve hürmet göstermektir.
Tabip ve diş tabibi; hastanın cinsiyeti, ırkı, milliyeti, dini ve mezhebi, ahlâki düşünceleri, karakter ve şahsiyeti, içtimai seviyesi, mevkii ve siyasi kanaatı ne olursa olsun, muayene ve tedavi hususunda âzami dikkat ve ihtimamı göstermekle mükelleftir.

MADDE 3

Tabip, vazifesi ve ihtisası ne olursa olsun, gerekli bakımın sağlanamadığı âcil vakalarda, mücbir sebep olmadıkça, ilk yardımda bulunur.
Diş tabibi de, kendi sahasında, aynı mükellefiyete tabidir.

MADDE 4

 Tabip ve diş tabibi, meslek ve sanatının icrası veslesiyle muttali olduğu sırları, kanuni mecburiyet olmadıkça, ifşa edemez.
Tıbbi toplantılarda takdim edilen veya yayınlarda bahis konusu olan vakalarda, hastanın hüviyeti açıklanamaz.

MADDE 5

Sağlık müesseselerinde tatbik olunan usul ve kaideler mahfuz olmak üzere, hasta; tabibini ve diş tabibini serbestçe seçer.

MADDE 6

Tabip ve diş tabibi, sanat ve mesleğini icra ederken, hiç bir tesir ve nüfuza kapılmaksızın, vicdanî ve meslekî kanaatına göre hareket eder.
Tabip ve diş tabibi, tatbik edeceği tedaviye tâyinde serbesttir.

MADDE 7

Tabip ve diş tabibi sanat ve mesleğinin icrası dışında dahi olsa, meslek ahlâk ve adabı ile telif edilemeyen hareketlerden kaçınır.

MADDE 8

Tabiplik ve diş tabipliği mesleklerine ve tedavi müesseselerine, ticari bir veçhe verilemez.

Tabip ve diş tabibi, yapacağı yayınlarda tababet mesleğinin şerefini üstün tutmaya mecbur olup, ne suretle olursa olsun, yazıların da kendi reklâmını yapamaz.

Tabip ve diş tabibi, gazetelerde ve diğer neşri vasıtalarında, reklâm mahiyetinde teşekkür ilânları yazdıramaz.

MADDE 9

Tabip ve diş tabibi, gazete ve sair neşir vasıtaları ile yapacağı ilânlarda ve reçete kâğıtlarında, ancak ad ve soyadı ile adresini, Tababet İhtısas Nizamnamesine göre kabul edilmiş olan ihtısas şubesini, akademik ünvanını ve muayene gün ve saatlarını yazabilir.
Muayenehane kapılarına veya binaların dışına asılacak tabebâların ebadı ve adedi, mahalli tabip odaları tarafından tesbit edilebilir. Tabipler ve diş tabipleri, tabip odalarının bu husustaki kararlarına riayet etmekle mükelleftirler.
Tabelâlarda en çok iki renk kullanılabilir. Işık verici vasıtalarla tabelâları süslemek yasaktır.

MADDE 10

 Araştırma yapmakta olan tabip ve diş tabibi, bulduğu teşhis ve tedavi usulünü, yeter derecede tecrübe ederek faydalı olduğuna veya zararlı neticeler tevlit etmiyeceğine kanaat getirmedikçe, tatbik veya tavsiye edemez. ancak, yeter derecede tecrübe edilmemiş olan yeni bir keşfin tatbikatı sırasında alınacak tedbirler hakkında ilgililerin dikkatini celbetmek ve henüz tecrübe safhasında olduğunu ilâve etmek şartı ile, bu keşif tavsiye edebilir.
Bir keşif hakkında yalnış kanaat uyandıracak ifadeler kullanılması yasaktır.

MADDE 11

Tecrübe maksadı ile insanlar üzerinde hiç bir cerrahi müdahale yapılamıyacağı gibi aynı maksatla kimyevî, fizikî veya biyolojik şekilde herhangi bir tedavi de tatbik edilemez.
Klâsik medotların bir hastaya fayda vermiyeceği klinik veya lâboratuvar muayeneleri neticesinde sabit olduğu takdirde daha önce, mûtat tecrübe hayvanları üzerinde kâfi derecede denenmek suretiyle faydalı tesirleri anlaşılmış olan bir tedavi usulünün tatbikı caizdir. Şu kadar ki, bu tedaviinin tatbik edilebilmesi için, hastaya faydalı olacağının ve muvaffakiyet elde edilmemesi halinde ise mûtat tedavi usullerinden daha elverişsiz bir netice alınmıyacağının muhtemel bulunması şarttır.
Evvelce tecrübe edilmiş olmamakla beraber, zarar vermesine ihtimal bulunmayan ve hastayı kurtarması kati görülen bir müdahale yapılabilir.

MADDE 12

Tabip ve diş tabiplerinin:
A) Hastalara, herhangi bir suretle olursa olsun, haksız bir menfaat temini istihdaf eden fiil ve hareketlerde bulunanları;
B) Birbirlerine, muayene ve tedavi için hasta göndermeleri mukabilinde ücret alıp vermeleri;
C) Kendilerine hasta temini maksadiyle, eczacı, yardımcı tıbbi personel ve diğer her hangi bir şahsa tavassut ücreti ödemeleri;
D) Şahsi bir menfaat düşüncesi veya gayrimeşru bir gaye ile ilâç, tıbbi alet veya vasıtalar tavsiye etmeleri yahut sağlık müesseselerine hasta sevketmeleri veya yatırmaları;
E) Muayene ve tedavi ücretinin tesbiti ve bunun ödenmesi hususunda, üçüncü şahısların tavassutunu kabul etmeleri;
caiz değildir.

İKİNCİ KISIM
MESLEKDAŞLARIN HASTALARI İLE MÜNASEBETLERİ
MADDE 13

Tabip ve diş tabibi, ilmî icaplara uygun olarak teşhis koyar ve gereken tedaviyi tatbik eder. Bu faaliyetlerinin mutlak surette şifa ile neticelenmemesinden dolayı, deontoloji bakımından muaheze edilemez.
Tababet prensip ve kaidelerine aykırı veya aldatıcı mahiyette teşhis ve tedavi yasaktır.
Tabip ve diş tabibi; teşhis, tedavi veya korunmak gayesi olmaksızın hastanın arzusuna uyarak veya diğer sebeplerle, akli veya bendeni mukavemetini azaltacak her hangi bir şey yapamaz.

MADDE 14

Tabip ve diş tabibi, hastanın vaziyetinin icabettirdiği sıhhi ihtimamı gösterir. Hastanın hayatını kurtarmak ve sıhhatını korumak mümkün olmadığı takdirde dahi, ıstırabını azaltmaya veya dindirmeye çalışmakla mükelleftir.
Tabip ve diş tabibi, hastasına ümit vererek teselli eder. Hastanın maneviyatı üzerine fena tesir yapmak suretiyle hastalığın artması ihtimali bulunmadığı takdirde, teşhise göre alınması gereken tedbirlerin hastaya açıkca söylenmesi lâzımdır. Ancak, hastalığın, vahim görülen akibet ve seyrinin saklanması uygundur.
Maş’um bir pronostik hastanın kendisine çok büyük bir ihtiyatla ihsas edilebilir. Hasta tarafından, böyle bir pronostiğin ailesine açıklanmaması istenilmemiş veya açıklanacağı şahıs tâyin olunmamış ise, durum ailesine bildirilir.

MADDE 15

 Hastaya bakmak üzere bir aile nezdinde veya herhangi bir müesseseye çağrılan tabip, korunmayı da sağlamaya çalışır. Tabip hastalara ve onlarla birlikte yaşayanlara, kendilerine ve muhitlerine karşı mesuliyetlerini bildirir.
Tabib icabında, tedaviye devamı reddetmek pahasına da olsa hijyen ve korunma kaidelerine riayeti temin için gayret sarfeder.

MADDE 16

Tabip ve diş tabibi bir kimsenin sıhhi durumu hakkında, ilmî metodları tatbik suretiyle bizzat yaptığı muayene neticesinde edindiği vicdani ve fennî kanaata ve şahsi müşahadesine göre rapor verir.
Hususi bir maksakta veya hatır için rapor veya herhangi bir vesika verilmez.

MADDE 17

Tabip ve diş tabibi, hastanın hususi veya ailevi işlerine karışamaz. Ancak, hayati ehemmiyeti haiz bulunan veya sağlık bakımından zaruri görülen hallerde, mümkün olan kolaylığı ve mânevi yardımı sağlar.

MADDE 18

Tabip ve diş tabibi, âcil yardım, resmî veya insani vazifenin ifası halleri hariç olmak üzere, mesleki veya şahsi sebeplerle hastaya bakmayı reddedebilir.

MADDE 19

Tabip ve diş tabibi mesleki veya şahsi sebeplerle, tedaviyi bitirmeden hastasını bırakabilir.
Ancak, bu gibi hallerde, diğer bir meslektaşın tedavi veya müdahalesine imkân verecek zamanı evvelden hesaplayarak hastayı vaktinde haberdar etmesi şarttır. Hastanın bırakılması halinde hayatının tehlikeye düşmesi veya sıhhatinin zarara uğraması muhtemel ise, diğer bir meslektaş temin edilmedikçe, hastayı terkedemez.
Hastayı bu suretle terkeden tabip veşa diş tabibi, lüzum gördüğü veya hasta tarafından talep edildiği takdirde, tedavi zamanına ait müşahade notlarını verir.

MADDE 20

 Tabip ve diş tabibi, faydasızlığını bildiği bir ilâcı, hastaya veremez. Ancak, esaslı bir tedavi yapaması mümkün olmayan hallerde, teselli bakımından bazı ilâçlar tavsiye edebilir.
Mali vaziyetleri müsait olmayan hastalara, mutlak zaruret olmadıkça, pahalı teselli ilâçları verilmesi caiz değildir.
Tabip ve diştabibi, hastaya lüzumsuz veya fuzulî masraflar yaptırmıyacağı gibi faydası olmayacağına ve hastanın malî kudretinin kâfi gelmiyeceğini bildiği bir tedaviyi tavsiye edemez.

MADDE 21

 Başkalarının yardımı ile yapılacak cerrahî ameliyeler ile diğer tedavilerde, operatör, müdavi tabip ve diş tabibi, beraber çalışacağı elamanları seçmekte serbesttir.
Götürü ücret şartı müstesna olmak üzere, yardımcı tıbbi personelin ücretleri hasta tarafından ödenir.
Hasta tarafından çağrılmamış olan müdavi tabip veya diş tabibi, ameliyatta hazır bulunmaktan dolayı ayrıca ücret isteyemez.
Umumi, mülhak ve hususi bütçeli daireler ile belediyelere, iktisadi Devlet teşekküllerine veya bunlara bağlı müeseselere ait sağlık tesislerinde olan usul ve esaslar mahfuzdur.

MADDE 22

Ananın hayatını kurtarmak için yeğâne çare teşkil ettiği takdirde, avortman yapılması caizdir. Ciddi bir tehlikede bulunan ananın hayatı, cerrahi müdahaleyi veya gebeliğe son verebilecek bir tedaviyi zaruri kılıyorsa, hastalığın taallûk ettiği tıp şubesinde mütehassıs iki tabibin ve bu iki mütehassıs temin edilemediği takdirde iki tabibin objektif ve katî delillere dayanan raporları alınmadıkça bu müdahale veya tedavi yapılamaz. Bu raporların aslı müdahaleyi veya tedaviyi yapan tabib tarafından mühafaza olunur ve kendisi tarafından tasdikli ve hastanın ismini ihtiva edmeyen bir örneği, mensup olduğu tabib odasına taahhütlü olarak gönderilir.
Raporun tasdik şerhinde, avortmanın yapıldığı tarih ve mahal gösterilir. Ağır ve âcil vakalarda, yukarıki fıkra mucibince tabip raporu alınması mümkün olmadığı takdirde, tabib re’sen hareket eder ve keyfiyeti derhal taahhütlü bir mektupla mensup olduğu tabip odasına bildirir.
Avortmanlarda, hastanın ve varsa veli veya vasisinin yazılı olarak muvafakatının alınması şarttır.
Bu nizamnamenin yirmi birinci maddesinde yazılı sağlık tesislerinde yapılacak avortmanlarda, bu tesislerde cari olan usul ve esaslar mahfuzdur.

MADDE 23

 Güç doğumlarda tabip, anayı ve çocuğu kurtarmaya gayret eder.
Bu gibi hallerde tabip, ailevî, mülâhazaralar vesair tesirlere kapılmaksızın, ilmin ve fennin icaplarını yerine getirir.

MADDE 24

Hasta, konsültasyon yapılmasını arzu ederse, müdavi tabip veya diş tabibi bu talebi kabul eder.
Müdavi tabip veya diş tabibi, konsültasyon yapılmasına lüzum gördüğü takdirde, keyfiyeti hastaya bildirir. Bu teklifin kalbul edilmemesi halinde, müdavi tabip veya diş tabibi, hastasını bırakabilir.
Bu Nizamnamenin yirmi birinci maddesinde yazılı sağlık tesislerinde, konsültasyonun hangi hallerde ve ne suretle yapılacağı, hastahaneler talimatnamelerinde gösterilir.

MADDE 25

Konsültasyonlarda münakaşa ve müşavareler hasta ile etrafındakilerin duyup anlıyamıyacakları şekilde yapılır.
Münakaşa ve müşavare esnasında, meslek vekarının muhafaza edilmesine dikkat olunur.
Konsültasyona iştirak eden tabip veya diş tabibinin, bir meslektaşı himaye maksadı ile veya başka bir hissi sebeple, lüzumsuz medihlerden kaçınarak kanaatını açıkça söylemesi lâzımdır.

MADDE 26

Konsültasyonda varılan neticeler, bir konsültasyon zaptı ile tespit ve bu zabıt müştereken imza olunur.
Konsültasyon neticesi, ayrıca en yaşlı tabip veya diş tabibi tarafından hastaya bildirilir. Netice bildirilirken hastanın veya yakınlarının maneviyatını bozacak veya kendilerini tereddüt ve şüpheye düşürecek müphem ve imalı sözler sarfedilmesi caiz değildir.

MADDE 27

Konsültan tabip veya diş tabibi, yapılan tedaviyi uygun görmediği takdirde, kanaatını konsültasyon zaptına yazmakla iktifa eder. Yapılan tedaviye müdahalede bulunamaz.

MADDE 28

Konsültan tabip veya diş tabibi ile müdavi tabibin kanaatları arasında aykırılık hasıl olur ve hasta, konsültan tabip veya diş tabibin kanaatını tercih eder ise, müdavi tabip kendi görüşünde israr ettiği takdirde hastayı terkedebilir.

MADDE 29

Konsültan tabip veya diş tabibi hastanın ısrarlı talebi olmadıkça hastayı tedavi edemez.
Konsültan tabip veya diş tabibin konsültasyonu icabettirmiş olan hastalığın devamı müddetince, müdavi tabibin muvafakatı olmadan, hastanın yanına aynı hastalık için mesleki bir maksatla sonradan girmesi caizdir.

MADDE 30

Yapılan konsültasyonda her tabip veya diş tabibi, ücretini ayrı ayrı alır. Ücretin bir elden alınarak taksimi caiz değildir.
Konsültasyon, müdavi tabibe, konsültan tabip veya diş tabibi gibi, ücret almak hakkını verir.

MADDE 31

Asgari ücret tarifesi tatbik olunan yerlerde tabip veya diş tabibi rekabet veya propaganda maksadı ile, tarifede yazılı asgari miktardan aşağı ücret kabul edemez.

MADDE 32

Tabip ve diş tabibinin kendi meslekdaşları ile bunların bakmakla mükellef oldukları usul ve füruunun ve karı ve kocalarının muayene ve tedavileri için ücret almaması uygundur. Bu hallerde, zaruri masraflarını isteyebilir.

MADDE 33

Her çeşit cerrahı müdahale, doğum, fizikoterapi, radyoterapi, diş tababeti tedavileri ve tabibin sıkı nezaretini gerektiren sürekli kürler için hastalardan maktu bir ücret istenebilir.

Bir kür evinde veya bakım ve tedavi müessesinde, tedavi için maktu bir ücret alınabilir.

Diğer hallerde maktu ücretle hasta tedavisi yapılamaz.

Bu Nizamnamenin yirmi birinci maddesinde yazılı sağlık tesislerinde cari olan usul ve esaslar mahfuzdur.

MADDE 34

Götürü ücreti alınması caiz olan hallerde, tedavi tamamlanmadan herhangi bir sebeple bırakılırsa, müdavi tabip o zamana kadar sarfettiği mesai ile masraflarına tekabül eden ücreti alır ve peşin ücret almış ise bakiyesini iade eder.

MADDE 35

Acil vakalarda müdahele eden tabip veya diş tabibi, bu müdahaleden dolayı, ücretini sonradan istiyebilir.

MADDE 36

Bu Nizamnamenin yirmi birinci maddesinde yazılı sağlık tesislerinde çalışan tabib ve diş tabibi, bu daire ve müesseselere ait sağlık kurullarına başvurmuş olan hastaları muayenehane veya lâboratuvarına celbederek ücretle tedavi edemez.

ÜÇÜNCÜ KISIM
MESLEKTAŞLARIN BİRBİRİ İLE VE PARAMEDİKAL MESLEK MENSUPLARI İLE MÜNASABETLERİ
MADDE 37

Tabip ve diş tabipleri, kendi aralarında iyi meslektaşlık münasebetlerini idame ettirmeli ve mânevi bakımından birbirine yardım etmelidirler. Meslekle ilgili anlaşmazlıklarını, evvelâ kendi aralarında halletmeğe çalışmalı ve bunda muvaffak olamadıkları takdirde mensup oldukları tabip odalarına haber vermelidirler.

MADDE 38

Tabip ve diş tabibi meslektaşlarını zemmedemiyeceği gibi onları küçük düşürecek diğer tavır ve hareketlerde de bulunamaz.

Tabip ve diş tabibi, herhangi bir şahsın haysiyet kırıcı hücumlarına karşı meslektaşlarını korur.

MADDE 39

Tabip ve diş tabibi meslektaşlarının hastalarını elde etmeğe mâtuf hareket ve teşebbüslerde bulunamaz.

MADDE 40

Tabip ve diş tabibi, paramedikal meslek mensupları ile mesleki münasebetlerinde, onların bağımsızlığını ihlâl etmemeli, kendilerine nazaket göstermeli, onları hastalarına karşı müşkül bir duruma koyabilecek hareketlerden sakınmalıdır.

DÖRDÜNCÜ KISIM
ÇEŞİTLİ HÜKÜMLER
MADDE 41

Tabip odaları her yıl Ocak ayı başında, odalarda kayıtlı bulunan tabip ve diş tabiplerinin ad ve soyadları ile ihtısas ve adreslerini gösteren levhayı hazırlamakla mükelleftir.

MADDE 42

Muayenehane veya lâboratuvar açan tabip ve diş tabibi, hasta kabulüne veya lâboratuvarda faaliyete başladığı tarihten ve muayenehane veya lâboratuvarlarını kapatması veya nakletmesi halinde de, kapatma veya naklin vukuubulduğu tarihten itibaren en çok bir hafta içinde, keyfiyeti, yazılı olarak mensup olduğu tabip odasına bildirir.

MADDE 43

Tabip ve diş tabibi, muayanehane veya lâboratuvarlarında, kendi namına diğer bir meslektaşı çalıştıramaz. Ancak, muvakkat bir müddet için bizzat bulunmadığı takdirde, diğer bir meslektaşı yerine bırakabilir. Bu müddet bir aydan fazla devam ederse, mensup olduğu tabip odasını haberdar eder.

MADDE 44

Tabip ve diş tabipleri, bu Nizamname hükümlerine aykırı hareket ettikleri takdirde, 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanununun 30 uncu maddesine tevkifan mensup oldukları Tabip Odaları İdare Heyetleri tarafından Haysiyet Divanına sevkedilirler.

Tabip ve diş tabiplerinin inzibati ceza ile tecyize edilmeleri, haklarında ayrıca hukuki veya cezai takibat yapılmasına mâni değildir.

MUVAKKAT MADDE

Bu Nizamname hükümleri, sanatlarını icra den permili dişçiler hakkında da tatbik olunur.

MADDE 45

6023 sayılı Kanunun 59 uncu maddesinin (g) bendine müsteniden hazırlanmış ve Şûrayı Devletçe tetkik edilmiş olan bu Nizamname hükümleri, Resmî Gazete ile neşri tarihinden iki ay sonra yürürlüğe girer.

MADDE 46

Bu Nizamname hükümlerini icraya, Adliye ve Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekilleri memurdur.

Türk Anayasa Hukukçuları

0
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası

Türk Anayasa Hukukçuları

Anayasa Hukukçusu

Doğum Tarihi

Ölüm Tarihi

Ahmet Merih Öden
09.06.1952
 
Ali Fuat Başgil
1893
17.04.1967
Atilla Özer
1941
 
Bakır Çağlar
1941
25.07.2011
Bedii Süheyl Batum
06.05.1955
 
Bertil Emrah Oder
8 Ocak 1968
 
Bülent Tanör
03.09.1940
28.11.2002
Cem Eroğul
1944
 
Erdal Onar
1942
 
Erdoğan Teziç
1936
23.04.2017
Ergun Özbudun
01.07.1937
 
Hikmet Sami Türk
1935
 
Hüseyin Nail Kubalı
1903
1981
İbrahim Özden Kaboğlu
10.04.1950
 
İlhan Arsel
1920
07.02.2010
Kemal Gözler
1966
 
Mahmut Esat Bozkurt
1892
21.12.1943
Mehmet Merdan Hekimoğlu
 
21.12.1943
Mehmet Zafer Üskül
 30.08.1944
 
Meltem Dikmen Caniklioğlu
01.08.1962
 
Muammer Aksoy
 1917
31.01.1990
Mümtaz Soysal
15.09.1929
 
Mustafa Erdoğan
1956
 
Mustafa Koçak
09.11.1952
 
Necmi Yüzbaşıoğlu
1962
 
Orhan Aldıkaçtı
 1924
22.05.2006
Osman Can
1968
 
Osman Korkut Kanadoğlu
06.09.1968
 
Oya Araslı
1943
 
Sait Güran
 23.05.1936
 
Serap Yazıcı
1965
 
Şeref Gözübüyük
11.05.1924
2006
Server Tanilli
 1931
29.11.2011
Sibel İnceoğlu
1964
 
Şükrü Karatepe
1949
 
Tarık Zafer Tunaya
1916
29.01.1991
Tuncer Karamustafaoğlu
Turhan Feyzioğlu
1922
24.03.1988
Yavuz Atar
1965
 
Yavuz Sabuncu
 24.09.1948
12.02.2007
Yusuf Şevki Hakyemez
1960
 
Zafer Gören
17.12.1945
Zühtü ARSLAN
01.01.1964
 
Türk Anayasa Hukukçuları

Ahmet Merih Öden, Ali Fuat Başgil, Atilla Özer, Bakır Çağlar, Bedii Süheyl Batum, Bertil Emrah Oder, Bülent Tanör, Cem Eroğul, Erdal Onar, Erdoğan Teziç, Ergun Özbudun, Hikmet Sami Türk, Hüseyin Nail Kubalı, İbrahim Özden Kaboğlu, İlhan Arsel, Kemal Gözler, Mahmut Esat Bozkurt, Mehmet Merdan Hekimoğlu, Mehmet Zafer Üskül, Meltem Dikmen Caniklioğlu, Muammer Aksoy, Mustafa Erdoğan, Mustafa Koçak, Mümtaz Soysal, Necmi Yüzbaşıoğlu, Orhan Aldıkaçtı, Osman Can, Osman Korkut Kanadoğlu, Oya Araslı, Sibel İnceoğlu, Şükrü Karatepe, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Sait Güran, Serap Yazıcı, Server Tanilli, Şeref Gözübüyük, Tarık Zafer Tunaya, Tuncer Karamustafaoğlu Turhan Feyzioğlu, Yavuz Atar, Yavuz Sabuncu, Zafer Gören, Zühtü ARSLAN

Avukatlık Mesleği Üzerine Avrupa Konseyi Sözleşmesi Hazırlanması İçin Tavsiye Kararı

0

Avukatlık Mesleği Üzerine Avrupa Konseyi Sözleşmesi Hazırlanması İçin Tavsiye Kararı

Avrupa Konseyi Sözleşmesi Hazırlanması İçin Tavsiye Kararı 24 Ocak 2018 tarihinde kabul edilmiştir. 

Avukatlık Mesleği Üzerine Avrupa Konseyi Sözleşmesi Hazırlanması İçin Tavsiye Kararı
24 Ocak 2018 Tarihinde Kabul Edilen 2121 (2018) Numaralı Tavsiye Kararı.
1- Parlamenterler Meclisi, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin, avukatların özel rolünün adaletin yerine getirilmesinde onları birer önder ve mahkeme ile halk arasında birer aracı olarak merkezi bir yere koyduğu görüşüyle hemfikirdir. Avukatlar, hukukun üstünlüğüne dayanan bir Devlette vazifesi asli olan mahkemelere halkın güven duymasını temin etmek bakımından önemli bir rol oynarlar. Halkın mensuplarının adaletin yerine getirileceğine güven duymaları için, avukatlık mesleğinin etkili temsili gerçekleştirme yeterliliğine inanmaları gerekmektedir.
2-Meclis, Bakanlar Komitesinin avukatlık mesleğinin özgürce icrasına ilişkin olarak; üye Devletlere yönelik R (2000) 21 numaralı Tavsiye Kararında ortaya konan asgari normları onaylar. Meclis, bu normların, bağlayıcı olmamakla birlikte, özellikle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinden kaynaklananlar başta olmak üzere, bağlayıcı yükümlülüklerden doğan ilkeleri aydınlatma ve bu ilkeleri uygulanabilir kılma amacını güttüğünü hatırlatır.

Avukatlık Mesleğinin Korunmasına Yönelik Avrupa Konseyi Sözleşmesi (Council of Europe Convention for the Protection of the Profession of Lawyer) 11-12 Mart 2025 tarihinde düzenlenen 1522. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısında kabul edilmiştir. Sözleşme, avukatlık mesleğini kurumsal mekanizmalarla korumayı amaçlayan ilk uluslararası belgedir. Avrupa Hukuki İşbirliği Komitesi(CDCJ)‘nin çalışmaları ile hazırlanan Sözleşme, avukatların bağımsızlığını, güvenliğini ve mesleki faaliyetlerini tehdit eden durumlara karşı uluslararası düzeyde yasal koruma sağlamayı amaçlamaktadır. Avukatlık mesleğini korumaya yönelik uluslararası sözleşme metni Türkiye Barolar Birliği Uluslararası İlişkiler ve Avrupa Birliği Merkezi tarafından Türkçe’ye tercüme edilmiştir.

3-Bu itibarla pek çok Avrupa Konseyi ülkesinde avukatlara yönelik taciz, tehdit ve saldırıların meydana gelmeye devam etmesi ve hatta yaygınlık kazanarak sistematikleştiği ve bariz bir şekilde bilinçli bir politikanın sonucu olduğu bazı ülkelerde artış göstermesi, son derece ciddi bir endişe kaynağıdır. Bu saldırılara, başka hususların yanı sıra, kimi durumlarda otoritelerce yetersiz şekilde soruşturulan, öldürme, kamu görevlileri tarafından da olmak üzere fiziksel şiddet, tehdit, haksız aleni eleştirilere maruz kalma ve avukatların önde gelen politik figürler dahil olmak üzere müvekkilleriyle bir tutulması, avukatları cezalandırmak üzere ceza soruşturmasının kötüye kullanılması ya da avukatların belli davalardan alınması, müvekkillerin avukatları ile görüşmelerinin hukuka aykırı şekilde izlenerek avukatlık mesleğine özgü ayrıcalıkların ihlal edilmesi, hukuka aykırı soruşturmalar kapsamında arama ve el koyma, avukatların kendi müvekkillerinin ceza davalarında tanık olarak sorguya çekilmesi, disiplin soruşturmasının kötüye kullanılması ve avukatların bağımsızlığının etkili şekilde korunmasını sağlama ve işlevsel kılma bakımından çeşitli yapısal ve usule ilişkin yetersizlikler de dahildir.
4-Meclis, bu durumun, R (2000) 21 numaralı Tavsiye Kararının hükümlerini bir Sözleşme şeklinde bağlayıcı bir belge haline getirerek, etkili bir kontrol mekanizmasıyla, bu kararın hukuki statüsünü güçlendirme gereğini ortaya koyduğunu dikkate alır. Bu nitelikte bir Sözleşme, üye olmayan ülkelerin taraf olmasına da izin verilerek daha geniş bir uluslararası alanda bağlayıcı normlara kaynak teşkil edebilir.
5-Devam eden yargılama süreçleri dahil, bireysel hakların her gün korunmasında avukatların üstlendiği rol bağlamında, Meclis ayrıca avukatların güvenliğine ve bağımsızlığına ve mesleklerinin gereklerini etkin şekilde yerine getirmelerine yönelik yakın tehditlere cevap verebilmek adına bir erken uyarı mekanizmasına ihtiyaç duyulduğunu göz önünde bulundurur. Meclis, Avrupa Konseyinin, gazetecilerin ve gazetecilerin güvenliğinin korunmasını desteklemek amacıyla mevcut olan Platformunu hatırlatır ve işbu metin bağlamında da benzer bir mekanizmanın eşit ölçüde pratik etkinlik, usul bakımından verimlilik ve teknik yönden elverişlilik sağlayacağını dikkate alır.
6-Bu nedenle Meclis, Avrupa Konseyi üyesi devletlere R (2000) 21 numaralı Tavsiye Kararının etkili şekilde uygulanması da dahil olmak üzere; avukatlık mesleğinin özgürce icra edilmesine saygı duymaları, korumaları ve geliştirmeleri için çağrı yapar.
7-Parlamenterler Meclisi Bakanlar Komitesi’ne:
7.1. R (2000) 21 numaralı Tavsiye Kararında yer verilen standartlara dayanılarak; avukatlık mesleği üzerine bir sözleşme hazırlanması ve kabul edilmesi ve bunu yaparken;
7.1.1. Avrupa Baroları ve Hukuk Birlikleri Konseyi Avrupa’da Avukatlık Mesleğine İlişkin Temel İlkeler Tüzüğü ve Avrupa’da Avukatların Tabi Olduğu Meslek Kuralları, Uluslararası Avukatlar Birliğinin 21. Yüzyılda Avukatlık Meslek Kurallarına Dair Turin İlkeleri, Uluslararası Barolar Birliğinin Avukatlığın Bağımsızlığı İçin Standartları, Avukatlık Mesleğinin İcrası Üzerine Uluslararası İlkeleri ve Şikayet ve Disiplin Usulleri Üzerine Rehberi dahil olmak üzere, ilgili diğer belgelerin dikkate alınması;
7.1.2. Yolsuzluğa, kara para aklamaya ve terörizmle mücadele amacıyla kabul edilen önlemler de dahil olacak şekilde, ilgili yasal ve düzenleyici bağlamda yaşanan gelişmelere cevap vermek üzere avukata erişim ve avukatın müvekkillerine erişimi, mesleki faaliyetlerinin icrası sırasında yapılan açıklamalar için dokunulmazlığı ve avukat-müvekkil iletişiminin gizliliği gibi temel konularla ilgili olarak güvencelerin sağlanması;
7.1.3. Sivil toplum örgütlerinin ve avukat örgütlerinin de görüş sunma imkanıyla birlikte; taraf devletler tarafından sunulan periyodik raporları denetleyecek uzman grubu seçeneğini göz önünde bulundurarak etkili bir kontrol mekanizması oluşturulması;
7.1.4. Sözleşmenin, taraf olmayan devletlerin katılımına açılmasının düşünülmesi;
7.2. gazetecilerin güvenliğinin ve gazeteciliğin korunmasının geliştirilmesi platformu model alınarak avukatların güvenliğine ve bağımsızlığına ve mesleki görevlerini etkili bir şekilde yapabilmelerine yönelik acil tehditlere karşı erken uyarı mekanizmasının oluşturulması. Bu bağlamda, Meclis, “Avrupa Konseyi Üyesi Devletlerde insan hakları savunucularının rolünün ve korunmasının güçlendirilmesi” 2085 (2016) numaralı Tavsiye Kararında avukatlar dahil, insan hakları savunucularının korunması için platform kurulması için yaptığı çağrıyı tekrarlar;
7.3. İki yönlü işbirliği aktiviteleri dahil; taraf devletler tarafından yeni bir sözleşmenin onaylanmasının beklendiği R (2000) 21 numaralı Tavsiye Kararının uygulanmasının sağlanması için aktiviteler düzenlenmesi;
7.4. 2085 (2016) numaralı Tavsiye Kararın tam olarak uygulanması çağrısı yapar.

Türk Dil Kurumu

0

 

Türk Dil Kurumu, Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla 12 Temmuz 1932’de Atatürk’ün talimatıyla kurulmuştur. Cemiyetin kurucuları, hepsi de milletvekili ve dönemin tanınmış edebiyatçıları olan Sâmih Rif’at, Ruşen Eşref, Celâl Sâhir ve Yakup Kadri’dir. Kurumun ilk başkanı Sâmih Rif’at’tır. Türk Dili Tetkik Cemiyetinin amacı, “Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek” olarak tespit edilmiştir. Kurulan cemiyet bu amacını Türk dilini tetkik ve elde edilen neticeleri neşir ve tamim ederek gerçekleştirecektir.

Bu amaca ulaşmak için de şu yol takip edilecektir: 1. Toplanıp ilmî müzakerelerde bulunmak; 2. Türk dilini kendi meşelerine, tekâmülüne ve ihtiyaçlarına göre tespit ve tedvin etmek; 3. Türk dilini tetkike yarayacak vesaik ve malzemeyi elde etmek, eski kitaplardan ve memleketin her mıntıkasındaki halk dilinden derlemeler yapmak ve yaptırmak; 4. Cemiyet mesaisinin semerelerini her türlü yollarda neşre çalışmak.

Atatürk’ün sağlığında, 1932, 1934 ve 1936 yıllarında yapılan üç kurultayda hem Kurumun yönetim organları seçilmiş, hem dil siyaseti belirlenmiş, hem de ilmî bildiriler sunulup tartışılmıştır. 26 Eylül-5 Ekim 1932 tarihleri arasında Dolmabahçe Sarayı’nda yapılan Birinci Türk Dili Kurultayı sonunda Kurumun “Lügat-Istılah, Gramer-Sentaks, Derleme, Lenguistik-Filoloji, Etimoloji, Yayın” adları ile altı kol hâlinde çalışmalarını sürdürmesi kabul edilmiştir. Sonraki kurultaylarda bu kollardan bazıları ayrılmış, bazıları tekrar birleştirilmiş; fakat ana çatı değiştirilmemiştir. 1934’te yapılan kurultayda Cemiyetin adı, Türk Dili Araştırma Kurumu; 1936’daki kurultayda ise Türk Dil Kurumu olmuştur.

 Türk Dil Kurumu başlangıçtan beri çalışmalarını iki ana eksen üzerinde yürütmüştür:
1. Türk dili üzerinde araştırmalar yapmak, yaptırmak;

2. Türk dilinin güncel sorunlarıyla ilgilenerek çözüm yolları bulmak.

Atatürk’ün kendisi de Türk dili üzerindeki yerli ve yabancı araştırmaları bizzat inceleyerek, dönemindeki bilginleri Türk dili üzerinde araştırmalar yapmaya yönlendirmiştir. Nitekim Türk dilinin en eski anıtları olan Göktürk (Runik) yazılı metinlerin ilk iki cildi onun sağlığında yayımlanmış; 1940’larda yayın hayatına çıkabilen Dîvânu Lügâti’t-Turk, Kutadgu Bilig gibi eserler üzerinde de yine onun sağlığında çalışılmaya başlanmıştır. Daha sonra birçok cilt hâlinde ortaya çıkacak olan Tarama ve Derleme Sözlüğü‘yle ilgili çalışmalar da Atatürk’ün sağlığında başlamıştır. Tarama Sözlüğü, 13. yüzyılda başlayan Batı Türkçesinin eski eserlerinin taranmasıyla; Derleme Sözlüğü, Anadolu ağızlarında kullanılan kelimelerin derlenmesiyle oluşturulmuş büyük sözlüklerdir. Çağdaş Türkçenin grameri, sözlüğü, imlâsı ve terimleriyle ilgili çalışmalar da Atatürk tarafından ilgiyle izlenmiştir.

Türk Dil Kurumunun kuruluşuyla birlikte çağdaş Türkçede çok hızlı bir arılaştırma akımı da başlamıştır. Bizzat Atatürk’ün öncülük ettiği, Türk dilinin yabancı kökenli sözlerden temizlenmesi akımı 1935 güzüne kadar sürmüş; halkın diline girip yerleşmiş kelimelerin dilden atılması işleminden bu tarihte vazgeçilmiştir. Atatürk’ün ölümünden sonra da öz Türkçe akımı Türk aydınları arasında sürekli tartışılan bir konu olmuştur.

1936 Kurultayı’nda kabul edilen tüzük değişikliği ile tüzüğün birinci maddesi ad değişikliğini bildirmekle birlikte TDK’nin Atatürk’ün öncülüğünde kurulduğu şu sözlerle ifade edilmiştir: Ulu önder Atatürk’ün kutlu eliyle ve onun yüce Kurucu ve Koruyucu Genel Başkanlığı altında 12 Temmuz 1932’de kurulmuş olan “Türk Dili Tetkik Cemiyeti”, “Türk Dil Kurumu” adını almıştır.

Atatürk, ölümünden kısa bir süre önce yazdığı vasiyetname ile mal varlığını Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumuna bırakmıştır. Bu iki kurumun bütçesi bugün de Atatürk’ün mirasından karşılanmaktadır.

Atatürk, 1 Kasım 1936’da Türkiye Büyük Millet Meclisinin V. dönem 2. yasama yılını açış konuşmasında Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunun geleceği ile ilgili dileklerini şu sözlerle dile getirmiştir:

Başlarında değerli Eğitim Bakanımız bulunan, Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumunun her gün yeni gerçek ufuklar açan, ciddî ve aralıksız çalışmalarını övgü ile anmak isterim. Bu iki ulusal kurumun, tarihimizin ve dilimizin, karanlıklar içinde unutulmuş  derinliklerini, dünya kültüründe başlangıcı temsil ettiklerini, kabul edilebilir bilimsel belgelerle ortaya koydukça, yalnız Türk ulusunun değil, bütün bilim dünyasının ilgisini ve uyanmasını sağlayan, kutsal bir görev yapmakta olduklarını güvenle söyleyebilirim. Tarih Kurumunun Alacahöyük’te yaptığı kazılar sonucunda, ortaya çıkardığı beş bin beş yüz yıllık maddî Türk tarih belgeleri, dünya kültür tarihinin yeni baştan incelenmesini ve derinleştirilmesini gerektirecektir. Birçok Avrupalı bilim adamının katılması ile toplanan son Dil Kurultayının aydınlık sonuçlarını görmekle çok mutluyum. Bu ulusal kurumların az zaman içinde ulusal akademilere dönüşmesini dilerim. Bunun için, çalışkan tarih, dil ve bilim adamlarımızın, bilim dünyasınca tanınacak orijinal eserlerini görmekle mutlu olmanızı dilerim.”

Türk Dil Kurumunun yapısıyla ilgili ilk önemli değişiklik 1951 yılındaki olağanüstü kurultayda yapılmıştır. Atatürk’ün sağlığında Millî Eğitim Bakanının Kurum başkanı olmasını sağlayan tüzük maddesi 1951’de değiştirilmiş; böylece Kurumun devletle bağlantısı koparılmıştır. Söz konusu Kurultay’da yapılan tüzük değişikliği ile Cumhurbaşkanlarının Kurumu koruyuculuk özellikleri, Millî Eğitim Bakanlarının doğal Kurum başkanlıkları hükümleri kaldırılmış, Yönetim Kurulunun kendi içinde başkan seçmesi kuralı getirilmiştir. Böylece Kurumun 1951 yılına kadar süren devlet himayesindeki dernek statüsüne son verilmiştir. Bu tarihten sonra bir dernek yapısındaki TDK’nin Başkanı, hemen her meslekten kişilerin bulunduğu üyeler tarafından seçilen Yönetim Kurulu içerisinden seçilecektir. Bu hüküm, izleyen kurultaylarda kabul edilen tüzüklerde yer almıştır.

İlk büyük yapı değişikliğinin yaşandığı 1951 yılındaki Olağanüstü Türk Dil Kurultayı’nda Kurumun amaç maddesi de değiştirilerek “dil araştırmalarının devrimci bir anlayışla ve bilim metotlarına uygun olarak yapılmaya çalışılacağı” belirtilmiştir. Atatürk dönemi “nizamname”lerinde ve tüzüğünde yer alan amaç maddesinin Atatürk’ten sonra değiştirilmiş bu biçimine 1954, 1956, 1964, 1973, 1979 yıllarındaki kurultaylarda kabul edilen tüzüklerde aynen yer verilmiştir.

İkinci önemli yapı değişikliği 1982 Anayasası ile gerçekleşmiştir. Atatürk’ün 1936 yılı meclis açış konuşmasında dile getirdiği “Bu ulusal kurumların az zaman içinde ulusal akademilere dönüşmesini dilerim” şeklindeki isteği dikkate alınarak her iki kurum da bu değişiklik ile akademik bir yapıya kavuşturulmuştur. 1982’de kabul edilen ve şu anda da yürürlükte olan Anayasa ile Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu, bir Anayasa kuruluşu olan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu çatısı altına alınmış; böylece devletle olan bağlar yeniden ve daha güçlü olarak kurulmuştur.

Anayasanın 134. maddesiyle Atatürk’ün manevi himayelerinde Cumhurbaşkanlarının gözetim ve desteğiyle başbakanlığa bağlı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu kurulmuştur. Anayasanın bu maddesine bağlı olarak kabul edilen 2876 Sayılı Kanun ile Türk Dil Kurumu; AtatürkAraştırma Merkezi, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezi ile birlikte kamu tüzel kişiliğine sahip dört kurumdan biri olarak tanımlanmıştır.

Yeni dönemde Türk Dil Kurumu başkanı artık atama yoluyla göreve getirilmektedir. Bununla beraber 2876 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanunu’nun TDK ile ilgili bölümünde Atatürk dönemi “nizamname”lerinde ve tüzüğünde yer alan ifadelerin aynen korunduğu, hatta bazı ifadelerin tırnak içerisinde aynen aktarıldığı görülmektedir. Ayrıca Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu için Atatürk’ün vasiyetnamesinde belirtilen mali menfaatler saklı olup kendilerine tahsis edilmiştir.

 Bu dönem içinde Türk Dil Kurumu ve diğer Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bağlı kuruluşları, 20’si Yüksek Öğretim Kurumu; 20’si Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yüksek Kurulu tarafından seçilen 40 asıl üyeden oluşan Bilim Kurullarına sahiptir. Üyelerin büyük çoğunluğu Türk üniversitelerinde çalışan Türkologlardır. Başbakanın önerisiyle Cumhurbaşkanınca tayin edilen Kurum Başkanı ve 40 asıl üye Bilim Kurulunu oluşturmaktaydı. Kurumun ilmi çalışmaları bu kurul tarafından planlandığı gibi yönetim işlerini üstlenen Yürütme Kurulu ile ilmi çalışmaları yürüten Kol ve Komisyonların üyeleri de bu kurul tarafından seçilmekteydi.

Türk Dil Kurumu teşkilat yapısında yapılan son değişiklik 02.11.2011 tarihinde 664 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yapılmıştır. Söz konusu kararname ile Atatürk’ün vasiyetine uygun olarak Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunun tüzel kişilikleri korunarak malî menfaatler saklı tutulmuş ve kendilerine tahsis edilmiştir.

664 Sayılı Kararname’ye bağlı olarak yürürlüğe giren Atatürk Kültür, Dil Ve Tarih Yüksek Kurumu Asli, Şeref ve Haberleşme Üyeleri Yönetmeliği hükümlerine göre Kurumun görev alanına giren konularda üstün nitelikli ilmî araştırma ve eserleriyle, eğitim, öğretim, kültür ve sanat hizmetleriyle temayüz etmiş, Türkiye Cumhuriyeti uyruklu kişiler arasından seçilen 40 aslî üye Bilim Kurulunu oluşturmaktadır. Aslî üyeler, Yüksek Kurum Başkanı ile ilgili Kurum başkanının birlikte önereceği iki katı aday arasından Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yönetim Kurulunca seçilmektedir.

Bilim Kurulu Çalışma Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmelik hükümlerine göre de İlmî çalışmaları yürüten Kol ve Komisyonların üyeleri de Bilim Kurulu tarafından seçilmektedir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

İlmî çalışmaları yürüten kollar şunlardır:

1. Türk Yazı Dilleri ve Ağızları Kolu

2. Türkçenin Eğitimi ve Öğretimi Kolu

3. Yazıt Bilimi Kolu

4. Sözlük Kolu

5. Yayın ve Tanıtma Kolu

6. Dil Bilimi ve Dil Bilgisi Kolu

Türk Dil Kurumunun Türk dilinin çeşitli alanlarına, dönemlerine ve konularına yönelik ilmî araştırmaları bilim ve uygulama kolları ile sınırlı değildir. Bilim ve uygulama kollarının yanı sıra Türk Dil Kurumunun desteklediği projelerle Türk dili ile ilgili bazı alanlarda ve konularda da araştırmalar yürütülmesi, bu araştırmaların yayına dönüştürülmesi ile ilim dünyamıza yeni yayınlar kazandırılması amaçlanmaktadır. Türk Dil Kurumunda şu anda şu projeler yürütülmektedir:

1.Türk Dili ile İlgili Yabancı Dillerdeki Temel Eserlerin Tercüme Edilmesi

2.Türkiye Türkçesi Köken Bilgisi (Etimoloji) Sözlüğü’nün Hazırlanması

3.Türk İşaret Dili Sisteminin Oluşturulması, İşaret Dili Sözlüğü’nün Hazırlanması

4.Uzaktan Öğretim Yöntemiyle Yabancılara Türkçe Öğretimi Yazılımı

5.Farklı Kültürlerin Temel Düşünce ve İlim Eserlerinin Türkçeye Çevirisi

6.Türk Dili Belgesel ve Film Yapımı

    Türkiye Türkçesinin çağdaş sözlüğünü sürekli geliştirerek Genel Ağ ortamında sürekli güncelleyen Türk Dil Kurumu, 2011 yılı içinde Türkçe Sözlük’ün 11. baskısını yayımlamıştır.   Türkçe Sözlük‘ ün son baskısında 122.000 civarında kelime yer almıştır. Yazım Kılavuzu‘nun son baskısı 2012 yılında yayımlanmıştır. İlköğretim müfredatına göre seçilen 11.630 kelimenin tanım ve anlamlarının yer aldığı İlköğretim Okulları için Türkçe Sözlük’ ün 5. baskısı gerçekleştirilmiştir.Anlamlarının verilmesinde hem ilköğretim ders içerikleri hem de ilköğretim öğrencilerinin söz varlığı göz önünde bulundurulmuştur. İlköğretim Okulları için Yazım Kılavuzu’ güncellenerek içeriğine “Yazım Kuralları”, “Konu Dizini”, “Genel Dizin” bölümlerine yer verilmiş ve 6. baskısı yayımlamıştır.

     Son dönemde, yılda 30-40 ilmî eseri yayın dünyasına kazandıran Türk Dil Kurumunun üç süreli yayını da bulunmaktadır. Güncel dil ve edebiyat konuları ve geniş kitlenin anlayacağı dilde yazılmış araştırmaları içine alan Türk Dili dergisi ayda bir yayımlanmaktadır. Altı ayda bir yayımlanan Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi; Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen, Azeri, Tatar vb. Türk topluluklarının dil ve edebiyatlarıyla ilgili araştırmalara yer verir. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı-Belleten ise tamamen ilmî araştırmaları içine alır ve yılda bir sayı iki cilt yayımlanır. Uluslararası hakemli dergi niteliğindeki Türk Dünyası, ASOS Index, SOBIAD (Sosyal Bilimler Atıf Dizini) ve Google scholar tarafından taranmaktadır. Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi’ne ULAKBİM (DergiPark) üzerinden de ulaşılabilmektedir. Alanımızın önemli dizinlerinden MLA ile yazışmalarımız tamamlanmış, taranma talebimiz kabul edilmiştir. TURKOLOGISCHER ANZEIGER ve TURKOLOGY ANNUAL tarafından taranan Türk Dili Araştırmaları Yıllığı BELLETEN dergisi,  Üniversiteler Arası Kurul Başkanlığının Filoloji Temel Alanları için kabul ettiği ‘ulusal hakemli’ dergi niteliğini taşımaktadır. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı BELLETEN dergisine de ULAKBİM (DergiPark) üzerinden ulaşılabilmektedir.

Türk Dil Kurumu kuruluşundan bugüne içinde bilim sanat terimleri sözlükleri, ağız araştırmaları, Türk dünyası destanları ve edebî metinlerinin bulunduğu geniş bir yelpazede 1163’ü geçen eseri yayımlayarak bilim kültür dünyasına sunmuştur. Günümüzde Türk Dil Kurumu, zengin bir araştırma kütüphanesiyle Türkiye’nin önde gelen araştırma ve kültür kurumu olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

Yargı Reformu Strateji Belgesi

0
Yargı Reformu Strateji Belgesi

Yargı Reformu Strateji Belgesi, hukuk devletinin güçlendirilmesi, hak ve özgürlüklerin korunup geliştirilmesi, etkin ve hızlı işleyen bir adalet sisteminin oluşturulması amacıyla Avrupa Birliği Hukuku perspektifi çerçevesinde hazırlanarak ilan edilmektedir.

Adalet Bakanlığı İnsan Hakları 2021 Eylem Planı

Avrupa Birliği müktesebatı ile uyum sağlanması amacıyla müzakere süreci devam etmekte, müzakere sürecinde “Yargı ve Temel Haklar” başlıklı 23’üncü Fasıl kapsamına yargı reformu çalışmaları devam etmektedir.

Yargı Reformu Temel İlkeleri

Yargı Reformu Strateji Belgelerinin ilki 2009 yılında hazırlanmış, 2009 yılında hazırlanan belge 2015 yılında güncellenerek ilan edilmiştir. Yargı Reformu Strateji Belgelerinin üçüncüsü 30 Mayıs 2019 tarihinde açıklanmıştır. Yeni strateji belgesi önceki belgelerin devamı niteliğindedir. Yargı Reformu Strateji Belgesi 2023 Yargı Vizyonu hedefiyle Güven Veren ve Erişilebilir Bir Adalet Sistemini amaçlamaktadır.

Yargı Reformu Strateji Belgesinin üçüncüsü 30.05.2019 tarihinde açıklanmıştır.

Yargı Reformu Strateji Belgesinin Amaç ve Hedefleri 
  • Hak ve Özgürlüklerin Korunması ve Geliştirilmesi
  • Yargı Bağımsızlığı, Tarafsızlığı ve Şeffaflığının Geliştirilmesi
  • İnsan Kaynaklarının Nitelik ve Niceliğinin Artırılması
  • Performans ve Verimliliğin Artırılması
  • Savunma Hakkının Etkin Kullanımının Sağlanması
  • Adalete Erişimin Kolaylaştırılması ve Hizmetlerden Memnuniyetin Artırılması
  • Ceza Adaleti Sisteminin Etkinliğinin Artırılması
  • Hukuk Yargılaması ile İdari Yargılamanın Sadeleştirilmesi ve Etkinliğinin Artırılması
  • Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yöntemlerinin Yaygınlaştırılması
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab
Adil Yargılanma Hakkı ve Yargı Reformu Strateji Belgesi

Yargı Reformu Strateji Belgelerinin en önemli amacı, tüm insan hakları sözleşmelerinin hedeflediği adil yargılanma hakkının gerçekleşmesini sağlamaktır. Avrupa Konseyi Adaletin Etkililiği Komisyonu’nun (CEPEJ), adil yargılanma hakkının korunmasına ilişkin olarak geliştirdiği Yargıda Zaman Yönetimi çalışmasına ilişkin model önceki Strateji Belgesi döneminde hayata geçirilmiştir. Bu kapsamda genel bir çerçeve oluşturmak üzere ülke genelinde soruşturma ve yargılamalarda hedef süreler belirlenmiştir.

Demokratik toplumun en önemli göstergesi olan adil yargılanma hakkı aşağıdaki hak ve ilkeleri kapsamaktadır:

a. Mahkemeye erişim hakkı
b. Bağımsız ve tarafsız yargı yerinde yargılanma hakkı
c. Kanuni hakim güvencesi
d. Masumiyet karinesi
e. Makul sürede yargılanma hakkı
f. Savunma hakkı
g. Silahların eşitliği ilkesi
h. Çelişmeli yargılanma hakkı
i. Gerekçeli karar hakkı
j. Kararların icrası hakkı
k. Aleni yargılanma ve karar hakkı
l. İsnat edilen suçu öğrenme hakkı
m. Tanık dinletebilme ve sorgulama hakkı
n. Tercümandan yararlanma hakkı

Yargı Reformu Strateji Belgesinin Kapsamı ve Önemi

Türkiye Cumhuriyeti, Yargı Reformu Strateji Belgesi ile demokrasisini güçlendirmeye, hak ve özgürlükleri geliştirmeye ve genişletmeye vurgu yapmaktadır.

Yargı Reformu Strateji Belgesinin ana başlıkları; hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi, hak ve özgürlüklerin daha etkin korunup geliştirilmesi, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının güçlendirilmesi, sistemin şeffaflığının artırılması, yargısal süreçlerin basitleştirilmesi, adalete erişimin kolaylaştırılması, savunma hakkının güçlendirilmesi ve makul sürede yargılanma hakkının daha etkin korunması” olarak sıralanmaktadır.

Tutuklama konusuna belgede özel bir bölüm açılmış, tutukluluk süresinin makul olmasına, tutuklamanın istisnai bir tedbir olduğuna, zorunlu hallerde ve ölçülü bir tedbir olarak uygulanmasına vurgu yapılmıştır.

Reform Belgesi ile, Avrupa Birliği üyelik sürecine verilen önemin altı çizilmiş, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini stratejik bir hedef olarak görmeye devam ettiği ve katılım sürecine bağlılığını koruduğunu ilan etmiştir. Belgede, Türkiye’nin AB ile bütünleşmesinin, AB’nin temelinde yer alan evrensel değerlerin bir yansıması olmakla kalmayıp, uluslararası barış ve istikrarın sağlanması bakımından da tarihi bir dönüm noktası olacağı belirtilmiş; bu bütünleşmenin kültürel zenginliği sağlayarak farklı anlayışların birlikteliğine ve Avrupa ortak hukukunun birlikte geliştirilmesine vesile olacağı vurgulanmıştır.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

İbrahim Ethem Menderes

0

İbrahim Ethem Menderes, 1899 yılında İzmir’de dünyaya geldi.

3 Ekim 1916 ile 7 Kasım 1918 tarihlerinde askerlik hizmetini yerine getirdi.

1919’da İstanbul Yeditepe Askeri Lisesi’ni, ardından 1923’te ise İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi.  Bir süre avukatlık ve çiftçilik yaptı.

13 Aralık 1920’de Kurtuluş Savaşı’na katılarak yeniden silahlı kuvvetlerde görev aldı. 23 Ağustos 1923’te askerlik görevini tamamlayarak terhis oldu

Siyasi kariyerine, Cumhuriyetçi Serbest Fırka ile başladı. Daha sonra  Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’ne geçti ve on beş yıl CHP Aydın İl Başkanlığı yaptı.

Ethem Menderes, 1933 yılında Aydın İli Daimi Encümen Üyeliği görevini üstlendi. Daha sonra Aydın’da 15 yıl Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İl Başkanlığı yaptı.

1 Kasım 1938’de Aydın Belediye Başkanı oldu. Ancak, Belediye Başkanı iken 24 Nisan 1941’de yeniden silah altına alındı. 21 Ocak 1942’de rütbesi Üsteğmenliğe yükseldi.1 Ağustos 1942’de terhis oldu.

 1945’te CHP’den istifa etti. Aydın’da Demokrat Parti teşkilatını kurdu.

1950, 1954 ve 1957 seçim dönemlerinde Demokrat Parti’den Aydın Milletvekili olarak meclise girdi. Bu dönemde, farklı hükümetlerde görev aldı  Menderes Hükümetlerinde, 1 Ağustos 1952’de İçişleri Bakanlığı, 17 Mayıs 1954’te Milli Müdafaa(Savunma) Bakanlığı, 15 Eylül 1955’te Devlet Bakanlığı, 30 Eylül 1955’te Dahiliye (İçişleri) Bakanlığı, 12 Ekim 1956’da  Nafıa (Bayındırlık) Bakanlığı, 19 Ocak 1958’de ikinci defa Milli Müdafaa(Savunma) Bakanlığı görevlerini üstlendi.

İbrahim Ethem Menderes, Türkiye Jokey Kulübü’nün eski 2. Başkanıdır. 1956 -1960 yılları arasında görev yaparak atçılık, yarışçılık ve yetiştiriciliğine katkıda bulunmuştur.

Yargılanmaları ve Ölümü 

27 Mayıs 1960 ihtilali sonrasında Türk Silahlı Kuvvetleri ülke yönetimine el koydu ve Ethem Menderes’i tutukladı. Anayasayı çiğneme suçlamasıyla Yassıada’da Adnan Menderes ile birlikte Yassıada Yüksek Adalet Divanı tarafından yargılandı. yargılama sonucunda 10 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı.

1964 yılında sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildi ve aynı yıl çıkan Af Yasasından da yararlandı.

İbrahim Ethem Menderes, 1962 yılında Menderes İnşaat Şirketi’ni kurdu. Ömrünün sonuna kadar bu şirketin müdürlüğünü yürüttü. 1978 yılında en iyi yönetici ödülünü kazandı. 1980 askeri darbesinden sonra, ‘Devlet İhalesine Fesat Karıştırmak’ suçu nedeniyle 12 yıl hapis cezası aldı.

Ethem Menderes, 18 Eylül 1992’de, hapis cezasının bitiminde tam kapıdan çıkmak üzereyken geçirdiği beyin kanaması sonucunda hayatını kaybetmiştir.

Aydın Telli Baba Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Eski Başbakan Adnan Menderes’in çocukluk arkadaşı olmasına rağmen aralarında akrabalık bağı bulunmamaktadır.

Türkiye Jokey Kulübü tarafından İbrahim Ethem Menderes Koşusu düzenlenmekte ve anısı yaşatılmaya çalışılmaktadır.

İbrahim Ethem Menderes, İsmet İnönü ile birlikte (Kaynak: İnönü Vakfı)

Ethem Menderes Yassıada duruşmasında savunma yaparken

İskender Özturanlı

0

Avukat ve Yazar M. İskender Özturanlı 1923 yılında Söke’de doğdu. 1946’da İstanbul Hukuk Fakültesini bitirdi. 1949’da İzmir’de avukatlık yapmaya başladı. Avukatlık mesleğindeki kariyerinin yanında önemli bir yazar olarak tanındı.

Ali Fuat Başgil ‘in kurmuş olduğu Hür Fikirleri yayma cemiyeti İzmir Örgütünün kurucuları arasında yer aldı.

1970’de İzmir Barosu Başkanlığına seçildi. 12 Mart 1971’de gerçekleşen askeri muhtıradan sonra zamanın iktidarına ve özgürlükleri kısıtlayan anayasa değişikliklerine karşı çıkarak demokratik ilkeleri savundu. Özturanlı, bir sivil toplum önderi olarak ülkedeki hukukun üstünlüğü ve hukuk devletinin egemen olması yolunda çaba harcadı. 1978-1980 yılları arasında Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu Başkanlığını üstlendi.

1990 yılında İzmir Atatürkçü Düşünce Derneğini kurdu ve uzun süre bu derneğin şube başkanlığını yürüttü.

İskender Özturanlı

1983 yılına kadar kapatılan Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu üyesi olarak görev yaptı. Kurumun kapatılmasından sonra kurulan Dil Derneğinin kurucuları arasında yer aldı. 

Yeni Asır, Sabah Postası, Demokrat İzmir, Ege Ekspres, Vatan, Yeni Ortam, Milliyet, Cumhuriyet Gazeteleri ile Varlık, Türk Dili, Çağdaş Türk Dili, Sanat Çevresi, Müdafaa-i Hukuk dergilerinde çeşitli konularda yazıları, eleştirileri ve denemeleri yayımlandı..

Emeklilik yaşamını Urla’da sürdüren Özturanlı birikimlerini değişik gazetelere, dergilere ve toplum katlarına ulaştırmakta iken 01 Ekim 2008’de yaşamını yitirdi. Urla İskele Mezarlığı’na defnedildi.

M. İskender Özturanlı Ege TV’de katıldığı bir programda
 
 
 
 
 
 
 
 
 

M. İskender Özturanlı’nın Eserleri 

Denizden Bir Avuç Su

Bombalı Demokrasinin İflası

Büyük Hukukçular

Devler ve Cüceler

Gecenin Neresindeyiz

Laik Devlet ve Sarıklı Siyaset

Nerdesin Ey Atatürk

Savaşı Atatürk Kazanacak

Türkiye’de laikliğin Serüveni

Uygarlık, Özgürlük ve Atatürk

Anma Törenine ilişkin bir haber

Türkiye’de Laikliğin Serüveni

M. İskender Özturanlı, “Türkiye’de Laikliğin Serüveni” adlı bu yapıtıyla 1923 devrimcilerinin “cumhuriyetin onsuz olmaz ilkesi” olarak benimsedikleri laikliğin nereden nereye geldiğini, nereye götürülmek istendiğini irdelemeye çalışmaktadır.

Cumhuriyetin temel taşı olan laiklik ilkesinin saygı görmemesi halinde, tüm cumhuriyet kurum ve kuruluşlarının yok olma olasılığını dile getirmekte, laiklikten vazgeçmenin çağdaşlıktan, uygarlıktan ve insanlıktan vazgeçmek olacağını vurgulamaktadır.

Nerdesin Ey Atatürk

“Atatürk’ten sonra gelmiş geçmiş tüm devlet adamlarından ve siyasi iktidarlardan yakınmalar bulacaksınız elinizdeki kitapta. Çünkü Türkiye’yi yönetenlerin hemen hemen tümü Atatürk ilkelerinden ödün üstüne ödün ler vererek, devrimin hızını kesmişler, çoşkusunu söndürmüşlerdir. Kimileri de devrimle demokrasi arasında bocalayıp durmuşlardır. Devrimi bir yana atıp demokrasiye yönelmişlerdir.

Demokrasiye ancak devrimle birlikte gidilebileceğini sezinleyemedikleri için demokrasiye de ulaşamamışlardır.”

Büyük Hukukçular

Devlet gücünü hukukun gücünden alır. Yöneticiler “konuşan yasalar”; yasalar da “konuşmayan yöneticiler”dir. Hukuka önem ve değer vermeyen uluslar, herzaman ve her dönemde yıkımla karşılaşmışlardır. Bu kitapta İzmir Barosu ve Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu Başkanlıklarını bir süre üstlenmiş olan M. İskender Özturanlı’nın Türkiye’nin yetiştirdiği 12 büyük hukukçuyu kendi biçemince nasıl anlattığını göreceksiniz. Kitaptaki yazılar 1994 – 1999 tarihleri arasında İzmir Barosu dergisinde yayımlanmıştır.

Denizden Bir Avuç Su

Deneyimli hukukçu M. İskender Özturanlı Cumhuriyetle yaşıt bir kişi. Halkevlerinde ve Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu’nda yetişmiş bir yazar. Yıllardır gerçekleri savunuyor. Karanlığa çekilmek istenen Türkiye’nin aydınlığa nasıl çıkacağını göstermeye çalışıyor. “Elinizdeki kitapta, anayasal düzen, Atatürk ilkeleri ve demokrasi yolunda Türkiye’nin nereden nereye getirildiği anlatılmaya çalışılmış, ülkenin siyasal ve ekonomik yönden ne durumlara düştüğü dile getirilmiştir. Türk devrimcilerinin zaman zaman neden hançerlendiği ve kurşunlandığı belirtilmiş, laiklikten vazgeçmenin toplumumuz için çılgınlık olacağı vurgulanmıştır. Atatürk’ün özenle kurduğu laik devletin sarıklı siyasetçilere ne denli kuşatıldığı, ileri atılımların hızının nasıl kesildiği gözler önüne serilmiştir.”

Bombalı Demokrasinin İflası

M. İskender Özturanlı, Bombalı Demokrasi’nin İflası adını verdiği son kitabında ülke ve dünya barışını tehdit eden olaylar dizisini irdelemekte ve tehlikenin boyutlarını göstermeye çalışmaktadır. Kitabın her satırında şu çarpıcı gerçekle karşılaşırsınız.l Çağdışı bir kapitalizm ve doymak bilmez bir emperyalizm dünyayı kana boyamaktadır. Ülkemizde beliren bağnaz bir düşüncesizlik, toplumumuzu karınlık Ortaçağa götürmeye çalışmaktadır. Bu tehlikelerden kurtulabilmek için yüreklilik, yüreklilik ve gene yüreklilik gereklidir. Dünya barışını yok etmek isteyenlere savaşmak dünya insanının, Atütürk’ün çağdaşlık ve laiklik yürüyüşünü durdurmak isteyenlere direnmek, Türk insanının görevi haline gelmiştir.

İnsanlığın Serüveni

Bu kitapta dünyanın ve insanlığın acıklı durumu ile karşılaşacaksınız. Ölümsüz barışa niçin bu türlü ulaşılmadığı, toplumsal erincin niçin yaratılmadığı sorunlarıyla yüz yüze geleceksiniz. Vahşi bir kapitalizmin ve doymak nedir bilmeyen silah endüstrisinin nelere mal olduğu gerçeği çıkacak karşınıza. Türkiyemizde meydana gelen olumsuz olayların, siyasal, kültürel ve eğitsel alandaki geriliğin nedenleri gelecek gözlerinizin önüne. M. İskender Özturanlı, bu kitabında kimi zaman kötümser, kimi zaman da iyimser tablolar sergilemektedir. Ne var ki salt kötümser değildir.

Devler ve Cüceler

Atatürk, gün geçtikçe daha çok büyümekte, daha da devleşmektedir. Düşünceleri devleşmekte, eylemi devleşmiştir. Onu yok etmek isteyenler, kendileri yok olmuşlardır. Düşüncelerini öldürmek için silaha sarılanlar, sonunda silahı kendilerine çevirmişlerdir. O bir dağdır, parçalanamaz. O bir meşaledir, söndürülemez. O bir devdir, yıkılamaz. Kitapta Atatürk’ün önemle üzerinde durduğu hukuk, politika, sanat edebiyat konuları işlenmiş, niçin Atatürkçü olmamız gerektiği vurgulanmıştır.

Savaşı Atatürk Kazanacak

M. İskender Özturanlı, en aşağı elli yıldan beri hukuk, özgürlük, uygarlık, çağdaşlık yolunda savaş veren, Atatürk ilkelerini savunan bir yazarıdır. Kitap, Türkiye’nin elli yıllık serüvenini anlatmaya çalışmakta, nereden nereye geldiğini ya da getirildiğini gözler önüne sermektedir…

İskender Özturanlı’nın yazmış olduğu Büyük Hukukçular isimli kitap Cumhuriyet döneminin büyük hukukçularını konu edinmiştir.

Hüseyin Nail Kubalı

0
Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı

Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı, 1903  yılında Niğde’de doğmuş ve 13 Ekim 1981 tarihinde yaşama veda etmiştir. Anadolu’ya göç etmiş bir Dağıstan (Lezgi) ailesinin çocuğudur. Ekonomist Ali Nail Kubalı’nın amcasıdır.

Niğde Reji İdaresi Amiri ve diğer görevliler. Ortada açık renk elbise ve palto giyen amirin yanında çocukları Hüseyin Nail Kubalı ve kardeşi

Kubalı, Afyonkarahisar’da Rüştiye ve İdadi öğrenimini tamamlamış, Niğde, Sivas, Konya’da lise öğrenimini sürdürmüş, 1924 yılında İstanbul Erkek Lisesini bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni kazanmış ve 1928 yılında mezun olmuştur.

Akademik Kariyeri ve Görevleri

Doktora eğitimini Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesinde kamu hukuku üzerine tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak göreve başlamıştır. Kamu hukuku doçenti olan Kubalı, 1943 yılında profesörlük unvanını kazanmıştır.

Hüseyin Nail Kubalı
Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı

Kubalı, 1937-1943 yıllarında Boğaziçi Lisesinde felsefe dersleri ve 1956 yılında sonra da İstanbul İktisadi Ticari İlimler Akademisi’nde, Devrim Tarihi derslerini okutmuş; 1949 yılından itibaren İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mukayeseli Hukuk Enstitüsü Müdürlüğü‘nde çalışmalara başlamış, 1956 yılınan enstitü müdürü olmuş, emekliye ayrıldığı 1973 yılına kadar bu enstitüde çalışmalarına devam etmiştir.

Harp Okulu ve Harp Akademisi Öğretim Üyeliği, İktisat Fakültesi Medeni Hukuk Öğretim Üyeliği yapan Kubalı 1948-1950 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi dekanlığı görevini yürütmüştür.

Yıl 1964. Prof. Hüseyin Nail Kubalı’nın evi. Soldan ikinci Prof. Orhan Aldıkaçtı, üçüncü; kardeşi Prof. Hasan Nail Kubalı, dördüncü Hüseyin Nail Kubalı, altıncı; Kubalı’nın eşi, sekizinci Bülent Tanör

Ordinaryüs profesörlüğü reddetmiş, bu akademik unvanın kaldırılmasını üniversite senatosuna rapor vererek teklif etmiştir.

Sivil Toplum Faaliyetleri ve Ödüller

Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı, Fransız hukuk kültürü dostları Henri Kapidant Derneği tarafından 1967 yılında, mukayeseli hukuk alanındaki çalışmalarından ötürü gümüş madalya verilmiştir. Kubalı, derneğin derneğin Türk Grubu başkanlığını da yürütmüştür.

Uluslararası Hukuk Bilimleri Derneği üyeliğinde bulunmuş, Türk Milli Komitesi başkanlığını yürütmüştür.

Kubalı, 1949 yılında Seçim Kanunu, 1960 yılında Anayasa ise ve Ceza Kanunu tasarılarını hazırlayan komisyonlara Üniversite Temsilcisi olarak katılmıştır.

Gençlik yıllarında edebiyatla yakından ilgilenmiş, Hayat ve İçtihat dergilerinde şiirleri yayınlanmıştır. Bilimsel dergilerde yazdığı makalelerin yanı sıra Cumhuriyet ve Son Havadis Gazetesi’nde yazılar yazmıştır. Antolojilerde ve okul kitaplarında yayınlanmış şiirleri bulunan Kubalı’nın 1924 yılında İstanbul Erkek Lisesinin son sınıfında okuduğu sırada yazdığı Nefes şiiri, 1925 yılında annesi için yazdığı Ağıt ve 1952 yılında eşi için yazdığı Destan isimli şiirleri edebiyat çevreleri tarafından en beğenilen şiirler arasındadır.

Türk Devrim tarihi - Hüseyin Nail Kubalı
Türk Devrim tarihi – Hüseyin Nail Kubalı

Bilimsel çalışmalarının yanında siyasal ve sosyal alanda da çalışmalar yürütmüş; 1958 yılında üniversitedeki kadrosundan bakanlık emrine alınmış ancak tepkiler üzerine 40 gün sonra görevine iade edilmiştir. Vermiş olduğu bir demeç yüzünden üniversite senatosu tarafından disiplin cezasına çarptırılmış, bir ay ders vermekten alıkonulmuştur.

27 Mayıs 1960 tarihli askeri darbe öncesinde tutuklanmış,  Tahkikat Komisyonu’nda sorguya çekilmiş ancak daha sonra serbest bırakılmıştır. Yassıada Yargılamalarında tanık sıfatı ile ifadesine başvurulmuştur.

21 Ekim 1977 tarihinde Cumhuriyet Senatosu’na cumhurbaşkanlığınca seçilen üye sıfatıyla görev yapmaya başlamış, 12 Eylül 1980 tarihine kadar bu görevi yürütmüştür.  Senatoda yaptığı etkili konuşmalarla anılmış, 1980 darbesi öncesindeki konuşmalarında, Cumhuriyet rejiminin korunması, demokrasinin işler kılınması ve siyasal kavgaların durması için devlet kadrolarında partizanlığın sona erdirilmesi ve Adalet Partisi- Cumhuriyet Halk Partisi koalisyonu kurulması gerektiğini savunmuştur.

Hüseyin Nail Kubalı -Leçons de Sociologie
Hüseyin Nail Kubalı -Leçons de Sociologie

Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı’nın Eserleri

Prof. Kubalı, Émile Durkheim’ın kızı Jacques Halphen ve Georges Davy’in desteği ile Durkheim’ın Bordeaux ve Paris’te verdiği ahlak ve hukuk sosyolojisi derslerinin “Leçons de Sociologie” başlığıyla ilk kez yayınlamıştır. Leçons de Sociologie, Paris ve İstanbul’da eş zamanlı olarak yayınlanmış, Türkçe’ye tercümesi Kubalı tarafından yapılmıştır.

Hüseyin Nail Kubalı - Anayasa Hukuku
Hüseyin Nail Kubalı – Anayasa Hukuku

  • L’idée de I’Etat chez les pécurseurs de I! Ecole Sociolohique Française (1935)
  • Esas Teşkilat Hukuk Dersleri (1943-1945)
  • Devlet Ana Hukuk dersleri (1946)
  • Türk Esas Teşkilat Hukuku Dersleri (1960)
  • Anayasa Hukuku-Genel Esaslar ve Siyasi rejimler (1965)
  • Demokrasinin Anayurdunda / İngiltere’ye Dair (1966)
  • Devrim Tarihi Dersleri (1973)
  • Esas Teşkilat Hukuku – Birinci Kitap: Nazariyeler ve Umumi Prensipler
  • Ondokuzuncu yüzyılın sonlarından itibaren Türkiye’de mukayeseli hukukun gelişmesi ve mukayeseli araştırmaların bugünkü durumu
  • Demokrasinin Anayurdunda
  • Hak ve hürriyet yolunda / Hüseyin Nail Kubalı.
  • Liberal Siyasi Rejimler ve Sosyal Demokrasi Telakkisi, Antiliberal Siyasi Rejimler ve Marksist İdeoloji

    Anayasa Hukuku Dersleri (Genel Esaslarıve Siyasi Rejimler), HÜSEYİN NAİL KUBALI
    Anayasa Hukuku Dersleri (Genel Esaslarıve Siyasi Rejimler), HÜSEYİN NAİL KUBALI

Eğitimciler İçin Mesleki Etik İlkeler

0

Eğitimciler İçin Mesleki Etik İlkeler, Milli Eğitim Bakanlığı İnsan Kaynakları Genel Müdürlüğü tarafından duyurulan 24 Haziran 2015 tarihinde yayınlanan genelge ile ilan edilmiştir. 

Eğitimciler İçin Mesleki Etik İlkeler / Genelge

“Ekonomik ve sosyal hayatı olumsuz etkileyen, ahlaki değerleri aşındıran, kamu kurumlarına olan güveni zedeleyen tutum ve davranışlara karşı kurumsal kapasitenin geliştirilmesi, güvenilir bir yönetim anlayışının oluşturulması amacıyla hazırlanan “Türkiye’de Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı” Bakanlar Kurulunda kabul edilmiş, 22.02.2010 tarihli ve 27501 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak uygulamaya konulmuştur. Söz konusu Eylem Planında; kamu yönetimi içerisindeki her bir meslek grubu için ayrı ayrı etik ilkelerin belirlenmesi ve çıkar çatışmalarının önlenmesi öngörülmüş, bu amaçla Eğitim-Öğretim Hizmeti Verenler İçin Mesleki Etik İlkelerin belirlenmesi çalışmalarına başlanmıştır.

Çalışmalarda, Birleşmiş Milletler “Kamu Görevlileri İçin Uluslararası Davranış Kuralları(Yasaların Uygulanmasından Sorumlu Olanlar için Davranış Kuralları)” ve Başbakanlık “Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri İle Başvuru Usul ve Esasları hakkında Yönetmelik” esas alınmıştır. Bu doğrultuda öncelikle Bakanlığımız birimlerinin yazılı görüşleri alınmış, Başbakanlık, Bakanlığımız ve öğretmen sendikası temsilcilerinden bir çalışma grubu oluşturulmuştur. Daha sonra, İzmir’de Bakanlığımız temsilcileri, milli eğitim şube müdürleri, müfettişler ve branş öğretmenlerinin katılımı ile bir komisyon çalışması yapılmıştır. Belirlenecek ilkelerin uluslararası ilkeler ile uyumunu sağlamak amacıyla değişik ülke örnekleri çalışmaya entegre edilmiştir. Başbakanlık koordinesinde; Bakanlığımız temsilcileri, milli eğitim şube müdürleri, okul müdürleri, öğretmenler, öğrenciler, veliler, sivil toplum ve sendika temsilcileri ile akademisyenlerin katıldığı iki ayrı çalıştay daha düzenlenerek çalışmaya son şekli verilmiştir.

Eğitim personelinin, örnek insan olarak ulusal ve uluslararası etik kurallara uyması kaçınılmazdır. Söz konusu etik ilkeler, halihazırda eğitimciler tarafından kabul görmekle birlikte, çalışmanın amacına ulaşabilmesi bu ilkelerin davranışa dönüştürülmesine bağlıdır. Bu amaçla, genelge ekinde gönderilen “Eğitim-Öğretim Hizmeti Verenler İçin Mesleki Etik İlkeler”in her düzeydeki yönetici, öğretmen ve tüm eğitim personeline imza karşılığı duyurulması, etik ilkelerin tanıtılması, denetimlerde yöneticiler ile maarif müfettişleri tarafından izlenmesi sağlanacaktır. Bilgilerinizi ve gereğini rica ederim. Nabi AVCI / Bakan
EK: Eğitimciler için Mesleki Etik İlkeler.(3sayfa)

 

Eğitimciler için Mesleki Etik İlkeler

 I-ÖĞRENCİLER İLE İLİŞKİLERDE ETİK İLKELER
  1. Sevgi ve Saygı

Eğitim ve öğretim faaliyetleri başlangıcından son aşamasına kadar, sevgi ve saygı üzerine dayandırılır. Eğitimci; herhangi bir düzey farkı ve eksikliği gözetmeden bütün öğrencileri severek, sevdiğini hissettirerek, onlara sevgiyi aşılar. Küçüklere karşı sevginin, büyüklere karşı saygının önemini anlatırken öncelikle kendisi örnek olur, öğrenciyi utandıracak, onurunu kıracak söz ve davranışlardan hassasiyetle kaçınır.

  1. İyi Örnek Olma

Eğitimci; söz, davranış, hal, hareket ve görüntüsü ile öğrencilere iyi örnek olur, bilgi birikimiyle öğrencilerde öğrenme istek ve azmini uyandırır. Kötü örnek oluşturacak tutum ve davranışlardan kaçınır.

3.Anlayışlı ve Hoşgörülü Olma

Eğitimci, özellikleri bakımından farklılık gösteren bütün öğrencilere diğerleri gibi anlayış ve hoşgörü ile yaklaşır.

  1. Adil ve Eşit Davranma

Eğitimci; mesleğini icra ederken öncelikle insan haklarına saygı duyarak; ırk, dil, din, renk, siyasi görüş ve aile statüsü gözetmeden, öğrencilere adil ve eşit davranır. Öğrencilere eğitim-öğretim fırsatlarından adil yararlanma hakkı tanır, her öğrenciye eşit şekilde ilgi göstererek onların iyi yetişmelerini sağlar.

  1. Öğrencinin Gelişimini Gözetme

Eğitimci; öğrencilerin fiziksel, duygusal, sosyal, kültürel ve ahlaki gelişimlerini gözetir, bu doğrultuda öğrencileri ile samimi ve güvene dayalı iletişim kurar. Derslerde öğrencilerin kendini rahat bir şekilde ifade etmesi, derse katılımları konusunda onları cesaretlendirir. Bedenen ve ruhen sağlıklı, iyi ahlaklı, kendine güvenen, sorumluluk sahibi bireyler yetiştirmek için gereken çabayı gösterir.

  1. Öğrenciye Ait Bilgileri Saklama

Eğitimci; öğrenciyle ilgili edindiği bilgilerin gizliliğine riayet eder, yasal zorunluluklar ve acil durumlar dışında bu gizli bilgileri korur ve kimseyle paylaşmaz. Öğrencinin özel hayatına ait bilgileri, ailesinin dışında kimseye açıklamaz.

  1. Menfi Psikolojik Durumları Yansıtmama

Eğitimci; kişisel, ailevi ve çevresel nedenlerle üzüntü, sıkıntı, mutsuzluk gibi kişisel durumlarını öğrencilere yansıtmaz ve onları açıklamaz.

  1. Kötü Muameleden Kaçınma

Eğitimci; öğrencinin beden ve ruh sağlığını, fiziksel, sosyal gelişimini ve eğitimini olumsuz yönde etkileyecek şekilde davranmaz. Bir öğrencinin okul içinde ve okul dışında kötü muameleye uğradığını fark ettiğinde gerekli tedbirleri alır, durumu yetkili makamlara bildirir.

II-EĞİTİM MESLEĞİNE İLİŞKİN ETİK İLKELER
  1. Mesleki Yeterlilik

Eğitimci; saygın ve onurlu bir mesleğin mensubu olduğu bilinci ile hareket eder. Görevinin gerektirdiği bilgi, nitelik ve yeteneklere sahip olabilmek için, her türlü bilgiyi, bilimsel ve teknolojik gelişmeleri takip ederek gelişimini sürdürür. Mesleğini sevmediği izlenimini gösterecek davranışlardan kaçınır.

  1. Sağlıklı ve Güvenli Eğitim Ortamı Sağlama

Eğitimci, eğitim ve öğretim ortamında öğrenci sağlığını ve güvenliğini tehdit edebilecek her türlü unsurun ortadan kaldırılması konusunda üzerine düşen sorumluluğu yerine getirir, eğitim ve öğretimin güven ve düzen içinde yapılmasını sağlar.

  1. Mesai ve Ders Saatlerine Uyma

Eğitimci, mesai ve ders saatlerine titizlikle uyar; derse geç girerek, dersten erken ayrılarak ya da gerçeğe aykırı mazeretler üreterek eğitim sürecini kesintiye uğratmaz. Ders saatlerini etkin ve verimli kullanır. Dersten geç ayrılmak suretiyle öğrencinin dinlenme hakkını engellemez.

  1. Hediye Alma

Eğitimci, Öğretmenler Günü gibi özel gün ve haftalarda verilen, maddi değeri olmayan sembolik nitelikteki hediyeler hariç, mesleki kararını ve tarafsızlığını etkilemesi muhtemel herhangi bir hediyeyi kabul etmez.

  1. Kişisel Menfaat Sağlama

Eğitimci, mesleki nüfuzunu kullanarak kişisel menfaat sağlamaz; kurum kaynaklarını, araç ve gereçlerini kişisel amaç için kullanmaz. Yardımcı ders kitabı ve diğer araç gereçleri sadece öğrencilerin gelişimini gözetmek üzere tavsiye eder. Bunun dışında bir gerekçeyle, çıkar sağlama amaçlı istek ve yönlendirmelerden kaçınır.

  1. Özel Ders Verme

Eğitimci, kanuni istisnalar hariç olmak üzere öğrencilere ücret veya başka bir menfaat karşılığı özel ders vermez.

  1. Bağış ve Yardım Talebinde Bulunma

Eğitimci, öğrenci ve velilerden bağış, yardım veya başka bir isim altında para yada eşya talebinde bulunmaz, bunlarla ilgili zorunluluk getirmez.

III- EĞİTİMCİLERLE İLİŞKİLERDE ETİK İLKELER

Eğitimci; meslektaşları arasında ırk, dil, din, renk, cinsiyet, siyasi görüş ve aile statüsüne dayalı ayrımcılık yapmaz. Meslektaşlarına, öğrencilerle ilgili güven sarsıcı veya önyargılı yaklaşmalara neden olacak şekilde telkin ve yönlendirmede bulunmaz. Meslektaşları ile ilgili edindiği bilgilerde gizliliğe riayet eder. Öğrencilerin huzurunda ve değişik ortamlarda meslektaşları aleyhine söz söylemez, olumsuz söz ve davranışlardan kaçınır. Meslektaşları ile öğrencilerin kaliteli bir eğitim-öğretim alması için işbirliği yapar, bu süreçte karşılaştığı sorunları okul yönetimi ile paylaşır.

IV-VELİLER İLE İLİŞKİLERDE ETİK İLKELER

Eğitimci, öğrencilerin sosyal, fiziksel, duygusal, kültürel, ahlaki, manevi ve düşünsel açıdan gelişimlerini sağlamak, beceri ve yeteneklerini ortaya çıkarmak için velilerle iyi iletişim kurar. Çocuklarıyla gerektiği gibi ilgilenmeleri konusunda velileri yönlendirir. Veliler arasında ırk, dil, din, renk, cinsiyet, siyasi görüş, ve aile statüsüne dayalı ayrımcılık yapmaz.

V- OKUL YÖNETİMİ VE TOPLUM İLE İLİŞKİLERDE ETİK İLKELER

Eğitimci; öğrencilerin kaliteli bir eğitim-öğretim hizmeti almasını sağlamak için okul yönetimi ile işbirliği yapar, bu süreçte karşılaştığı sorunları yetkili birime bildirir. Kurum kaynaklarını etkili, verimli ve tutumlu kullanır. Topluma karşı pozitif ve aktif rol sergiler, sorumluluklarını yerine getirerek örnek olur.

VI- OKUL YÖNETİCİLERİNİN; ÖĞRETMENLER, ÖĞRENCİLER VE VELİLER İLE İLİŞKİLERİNDE ETİK İLKELER

Okul yöneticileri; eğitim ve öğretimin sağlıklı ve güvenli bir ortamda yapılabilmesi için gereken önlemleri alır. Kurum kaynaklarının etkin, verimli ve tutumlu bir şekilde kullanılmasını sağlar. Öğretmenler, öğrenciler ve veliler arasında ırk, dil, din, renk, cinsiyet, siyasi görüş ve aile statüsüne dayalı ayrımcılık yapmaz. Öğretmenler, öğrenciler ve velilerin okulda yaşanan sorunları açık bir şekilde ifade etmesine imkân verir, sorunlara çözüm üretme konusunda gayret gösterir. Öğrencilerin eğitim ve öğretimiyle ilgili olarak velilerle olumlu ve sürekli iletişim kurar. Eğitim hizmetlerinin yürütülmesinde öğretmenler arasında eşitlik, tarafsızlık ve liyakat ilkelerine riayet eder.

Warren E. Burger

0
Warren E. Burger - ABD Başyargıcı

Warren Burger, Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesinin 15. Başyargıçı olarak görev yapan hukukçudur.

Ailenin yedi çocuğundan biri olarak 17 Eylül 1907’de Minnesota’da dünyaya geldi.

1931 yılında St. Paul Hukuk Fakültesi‘nden onur derecesiyle mezun oldu. Ayrıca, hukuk eğitimi sırasında, bir sigorta şirketinin muhasebe bölümünde çalıştı.

1931’den 1953’e kadar St. Paul’daki bir hukuk şirketinde avukatlık yaptı.

1 Mayıs 1953 ile 14 Nisan 1956 arasında başsavcı Yardımcısı olarak görev yaptı. 1956’da Columbia Bölgesi Temyiz Mahkemesine atadı. 23 Haziran 1969’a kadar bu mahkemede görev yaptı.

Eyalet Mahkemeleri Ulusal Merkezi’nin ve Yüksek Mahkeme Tarih Kurumu’nun kurulmasına yardımcı oldu.

Başkan Richard Nixon tarafından 23 Mayıs 1969 tarihinde Yargıç Earl Warren’ın yerine geçmesi için aday gösterildi. Başkanın önerisi 9 Haziran 1969’da Amerika Birleşik Devletleri Senatosu tarafından onaylandı ve 23 Haziran 1969’da yüksek mahkemedeki görevine yemin ederek başladı.

Emekli olduğu 1986 yılına kadar 17 yıl devam eden mahkemedeki görev süresi boyunca kürtaj, ölüm cezası, dini kurum ve okullarda ırk ayrımcılığına ilişkin özgürlükçü kararlar verdi. Okullarda ırk ayrımcılığını azaltmak için verilen kararda öncülük yaptı. Kadınların kürtaj hakkını güvenceye alan 1973 tarihli karara imza attı.

Yargı sisteminin verimliliğini artırmak için çalıştı.

1986’da Yüksek Mahkeme’den emekli oldu ve Bicentennial Komisyonu Başkanlığına getirili.

Watergate Skandalından kaynaklı davada kendisini mahkemeye atayan Nixon aleyhine karar verdi.

Warren E. Burger, 25 Haziran 1995 tarihinde yaşamını yitirdi.

Yargıç Warren E. Burger

Osmanlı Devleti Dönemi Uluslararası Antlaşmaları

3
Osmanlı Devleti Uluslararası Antlaşmaları

Topkapı Sarayı – Adalet Kulesi

Osmanlı Devleti Uluslararası Antlaşmaları, devletin 1299 yılında kurulması ile 1920 yılına kadar geçen sürede imzalanmış antlaşmalardır.
Antlaşma
Anlaşma Tarihi
Taraf Devletler
Osmanlı-Venedik Antlaşması
1416
 Venedik Cumhuriyeti
Osmanlı-Bizans Antlaşması
1420
 Doğu Roma İmparatorluğu
Edirne-Segedin Antlaşması
1444
 Macaristan Krallığı
Osmanlı-Venedik Antlaşması
1479
 Venedik Cumhuriyeti
İstanbul Antlaşması
1533
 Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu
İstanbul Antlaşması
1547
 Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu
İstanbul Antlaşması
1553
 Fransa Krallığı
Amasya Antlaşması
1555
 Safevî Devleti
Edirne Antlaşması
1568
 Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu
Ferhat Paşa Antlaşması
1590
 Safevî Devleti
Zitvatorok Antlaşması
1606
 Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu
Nasuh Paşa Antlaşması
1612
 Safevî Devleti
Serav Antlaşması
1618
 Safevî Devleti
Hotin Antlaşması
1621
 Lehistan-Litvanya Birliği
Kasr-ı Şirin Antlaşması
1639
 Safevî Devleti
Vasvar Antlaşması
1664
 Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu
Bucaş Antlaşması
1672
 Lehistan-Litvanya Birliği
İzvança Antlaşması
1676
 Lehistan-Litvanya Birliği
Bahçesaray Antlaşması
1681
 Rusya Çarlığı
Karlofça Antlaşması
1699
 Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu
Venedik Cumhuriyeti
Lehistan-Litvanya Birliği
Rusya Çarlığı
İstanbul Antlaşması
1700
 Rusya Çarlığı
Prut Antlaşması
1711
 Rusya Çarlığı
Pasarofça Antlaşması
1718
 Avusturya Arşidüklüğü
İstanbul Antlaşması
1724
 Rusya İmparatorluğu
Hemedan Antlaşması
1727
 Safevî Devleti
Ahmet Paşa Antlaşması
1732
 Safevî Devleti
İstanbul Antlaşması
1736
 Afşar Hanedanı
Belgrad Antlaşması
1739
 Avusturya Arşidüklüğü
Rusya İmparatorluğu
Kerden Antlaşması
1746
 Afşar Hanedanı
Küçük Kaynarca Antlaşması
1774
 Rusya İmparatorluğu
Aynalıkavak Antlaşması
1779
 Rusya İmparatorluğu
Ziştovi Antlaşması
1791
 Avusturya Arşidüklüğü
Yaş Antlaşması
1792
 Rusya İmparatorluğu
Trablus Antlaşması
1795
 Amerika Birleşik Devletleri
Tunus Antlaşması
1797
 Amerika Birleşik Devletleri
El-Ariş Antlaşması
1801
 Fransa 1. Cumhuriyet
Paris Barış Senedi
1801
 Fransa 1. Cumhuriyet
Paris Antlaşması
1802
 Fransa 1. Cumhuriyet
Kale-i Sultaniye Antlaşması
1809
 Birleşik Krallık
Bükreş Antlaşması
1812
 Rusya İmparatorluğu
Erzurum Antlaşması
1823
 Kaçar Hanedanı (İran)
Akkerman Antlaşması
1826
 Rusya İmparatorluğu
Edirne Antlaşması
1829
 Rusya İmparatorluğu
İstanbul Antlaşması
1832
 Yunanistan Krallığı
Kütahya Antlaşması
1833
 Mısır Hidivliği
Hünkâr İskelesi Antlaşması
1833
 Rusya İmparatorluğu
Baltalimanı Antlaşması
1838
 Birleşik Krallık (Britanya)
Londra Antlaşması
1840
 Mısır Hidivliği
Birleşik Krallık
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu
Prusya Krallığı
Rusya İmparatorluğu
Londra Antlaşması
1841
 Birleşik Krallık
Fransa 2. Cumhuriyet
Rusya İmparatorluğu
Paris Antlaşması
1856
 Birleşik Krallık
Fransa 2. İmparatorluk
Ayastefanos Antlaşması
1878
 Rusya İmparatorluğu
Berlin Antlaşması
1878
 Alman İmparatorluğu
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu
Birleşik Krallık
İtalya Krallığı
Fransa 3. Cumhuriyet
Rusya İmparatorluğu
İstanbul Antlaşması
1885
 Birleşik Krallık
İstanbul Antlaşması
1897
 Yunanistan Krallığı
Uşi Antlaşması
1912
 İtalya Krallığı
Londra Antlaşması
1913
 Bulgaristan Krallığı
İstanbul Antlaşması
1913
 Bulgaristan Krallığı
Atina Antlaşması
1913
 Yunanistan Krallığı
Yeniköy Antlaşması
1914
 Rusya İmparatorluğu
Osmanlı-Alman Gizli Antlaşması
1914
 Alman İmparatorluğu
Erzincan Mütarekesi
1917
 Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti
Brest Litovsk Antlaşması
1917
 Alman İmparatorluğu
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu
Bulgaristan Krallığı
Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti
Batum Antlaşması
1918
 Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti
Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti
Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti
Mondros Antlaşması
1918
İtilaf Devletleri
Sevr Antlaşması
1920
İtilaf Devletleri

Pedro Alonso López

0

Pedro Alonso López, 8 Ekim 1948 tarihinde Kolombiya’da, on üç çocuklu fakir bir fahişenin yedinci çocuğu olarak dünyaya geldi. 1957 yılında, küçük kız kardeşine cinsel istismarda bulunurken annesine yakalandı ve evden kovuldu.

On iki yaşındayken verildiği yetimhaneden bir öğretmeninin kendisini taciz etmesi nedeniyle firar etti. On sekiz yaşındayken araba hırsızlığı yapan bir çetenin üyesi olduğu gerekçesiyle hapse atıldı.

Tüm zamanların en kötü ikinci katili olarak bilinen Pedro Lopez

1969’dan 1980’e kadar süren bir ölüm çılgınlığı başlattı. Hapishanede kendisine tecavüz eden iki adamı öldürdü ve iki yıl hapis cezasına çarptırıldı.

9 yaşındaki bir kız çocuğunu kaçırmaya çalışırken yakalandı. Kızılderililer tarafından diri diri gömülmek üzere iken Amerikalı bir misyonerin müdahalesiyle polise teslim edildi.

1979’da meydana gelen bir sel baskınında dört genç kızın cesetleri ortaya çıktı.

ney Amerika, Kolombiya, Peru ve Ekvador’da üç yüzün üzerinde çocuğa tecavüz ettiği ve öldürdüğü tahmin edilmektedir. 1980 yılında, dokuz ile on iki yaş arasındaki 53 çocuğun toplu mezarı polis tarafından bulundu.

Lopez, yargılama aşamasında kendisini “yüzyılın adamı” olarak tarif etmiş ve suçları hakkında bir kitap yazacağını söyleyerek övünmüştür. Diğer seri katiller gibi cinayet sayısını abarttığı iddia edilmiştir. 110 genç kızın cinayetinden sorumlu olarak tutuklanmıştır. Tutuklandıktan sonra hücre arkadaşı gibi davranan gizli bir dedektife cinayetlerini itiraf etmiş, ancak cinayetleri profesyonelce işlediği ve arkasında delil bırakmadığı anlaşılmıştır.

Ömür boyu hapis cezasıyla yargılanmış, 1998 yılında ‘iyi halden’ serbest bırakılmış, kurbanların yakınları başına ödül koymuştur. Kolombiya’da tekrar göz altına alınmış, üç sene hastanede yatarak tedavi görmüş, akıl sağlığını yerinde olduğu anlaşılmış, 70 dolarlık bir kefaletle serbest bırakıldıktan sonra kaçarak izini yok etmiş, kendisinden bir daha haber alınamamıştır. 2002 yılında yeni bir cinayetle bağlantılı olarak tutuklama kararı çıkarılmış ancak bulunamamıştır. Halen firaridir.

Kendisine, Andes Canavarı olarak lakap takılmıştır.

Biyografisi, Belgesel tarzında bir TV Dizisine konu edilmiş ve kitap olarak biyografisi yazılmıştır.

Genellikle küçük kız çocuğu olan kurbanlarını, annelerinden uzaklaştıkları anlarda biblolarla kandırarak onlara tecavüz ediyor, boğazlıyor ve cesetlerini ıssız yerlere gömüyordu. Birçok seri katille ortak özelliği kötü bir çocukluk geçirmiş olmasıydı. Cinayetlerine, hapishanede uğradığı tecavüzün ve annesinin kendisine kötü muamelede bulunmasının etkili olduğu düşünülmektedir.

Dünyanın en çok cinayet işleyen seri katilleri arasında yer almasına karşın müebbet hapis yahut idam cezasına çarptırılmayan istisnai katillerdendir.

Pedro Alonso López, el monstruo de los Andes (Biblioteca: Mente Criminal) (Dünyanın en uzun sıradağlar zinciri olarak bilinen, Kolombiya, Peru ve Ekvador’un ortak sınırında bulunan And Dağları civarında işlediği cinayetlerin sadece 57’si kanıtlandı. Peru Dağları olarak da bilinen bölgede, 8 ile 14 yaşları arasındaki 300’den fazla kız ve ergen kadını öldürmesi ile gurur duydu ve övündü. Masum ve savunmasız küçük çocukları kurban seçti. Hak ettiği cezaya çarptırılamadı ve serbest bırakıldı. Serbest bırakılması dünya hukuk sisteminin sorgulanmasına neden oldu ve insanları şoke etti. Biyografisinin insanlığa yeni şeyler öğretmesi umuldu. Suçlar nasıl işlendi? Bu suçları neden işledi? Böylesine aşağılık suçları işleyen bir kişinin serbest kalması ne anlama gelmektedir?

Demokrasi, sır, kripto ve yargı

0

Demokrasi, sır, kripto ve yargı / Hilmi Şeker 

Hukuk sırrı kutsamaz, onu disipline ederek birlikte yaşamayı önerir. Demokratik hukuk devletinin değerleri, sırla belirlenmeyi veya çevrelenmeyi, istisna addeder. Dolayısıyla fırsatını bulduğunda kesin gereklilik, ölçülülük, meşru neden gibi dinamiklerle ilişki kurarak gizi, kendisine kaynak aktaran bir parametre olmaya zorlar.

Kurulan ilişki, sırrın aşkın ve otonom olmasını baskılayarak, onun zahiri tehlike ve kaygılara kapılarak kontrolsüz güç ve keyfi bir eden olma tutkusunu sınırlar. Ona araçsal olmayı anımsatarak, gizin, uğruna mücadele edilen, saltık nesne olmasını önler.

Devlet Sırrı Kanun Tasarısı; giz ve gizli olanı kurumsallaştırırken, sır olana mutlak bir anlam ve işlev yükleyerek, onun bireyin hizmetinde olanı bertaraf eden yanını vurgulamaktan uzaklaşır. Tasarının giz olanı belirleme tekelini, yürütme ve uzantılarına bırakması, yargının sırrı yaratma, tanımlama, biçimlendirme, çözme ve yaymadaki payının minimize edilmesi ciddi diyalektik sorunlara yol açar. Anılan risk, giz olana erişimi önleme düşüncesini kurumsallaştırmakta ve değerlerle disipline edilmesine yönelik düşüncenin pratize olma ihtimalini zayıflatır.

Bu yaklaşım, aristokratik değerlere aşinadır. Demokratik değerler, ömrünü özgürlüklere adar. Özgürlüklere odaklanma, kurumların sırlarla korunması fikrini benimser. Ancak, onun mutlak egemen ve ereğe dönüşme fikrine yabancı kalır. Dolayısıyla aristokratik eğilimlere göz kırpan kavram, kurum ve kuramları besleyen bir anlayışın, demokratik değerlere nasıl ne şekilde katkı ve destek sunacağı kuşkulu kalır.

Tartışma, sır olanın toplumsal kabul edilebilirlik ihtimalini azaltmakla kalmaz, hukuk ve meşruluk anlayışının, kurum ve kuruluşlara nüfuz etmesini kısıtlar veya ortadan kaldırır. Birey ve toplumun özgürlük anlayışına sırtını dönen sır ile onun çözümüne özgülenen yaşam tarzının- giz ve gizli olana karar veren düşün dünyasında- difüzyonik bir etki yaratarak onu değiştirme, dönüştürme, yeniden inşasına ya da hak ve özgürlüklerin emrinde olmasına imkân vermez. Köklerden kopukluk, sır olanın seçkinler tarafından, hangi model ve referanslara göre belirlendiği, şekillendiği, dolaşıma sunulduğunu ve bu zihniyetin meşru parametrelerle ne denli bağdaştığını tartışmadan vareste tutmakla yetinmez, evrensel standartlarla ilişki kurmayı da soğuk karşılar.

Böylece toplumsal ve bireysel değerlerle bağdaşan ve bu yüzden de meşruiyet debisi doruğa ulaşan sır ve giz anlayışıyla, arasına alınması zor bir mesafe koyar. Bu toplumsal olanın kamusal olana egemen olamaması ya da olma ihtimalinin sıfırlanması manasına gelir. Özgürlükleri görmeyi, duymayı, konuşmayı yok sayan bu anlayış- içine dönük olmaklıktan kaynaklanan- herkesten, her şeyden soyut bir yaşamı varlık nedeni addeder.

Güncel sır anlayışı, toplumsal meşruiyetten ödün vermeyi yoksar. Gerekli, ölçülü ve kaçınılmaz parametrelere yaslanan deşifre ihtiyacını, sahici ve denetlenebilir olmak koşuluyla, tolare etmeyi olağan karşılar. Bu kompozisyonda sır yasağını benimseme, sırrın özgürlüklerle ittifakına, onunla bağdaşmasına ya da onunla işbirliği yapmasına bağlıdır. Anılan anlayış, sırrın özgürlükleri hedefleyen bir risk olmaktan çıkarılması için, denetlemeyi zorunlu görür, ancak yeterli saymaz. Dolayısıyla sırrın yargı denetiminden kaçırılmasına şiddetle karşı çıkar. Sanal ihtiyaç ve habis özlemlerin oligarşik, aristokratik, monarşik eğilimleri besleyen edenlerin kendisini sır olarak lanse etmesini yasaklar. Böylelikle hangi nesnenin nasıl, niçin, ne şekilde, ne miktarda sır kalacağını, gizin ne kadarlık kısmının kimlerle ve nasıl paylaşılacağına ilişkin öncelik ve üstünlüğü yargıya bırakır.

Yargı neyin sır veya gizli olduğunu belirlemede son sözü söyleyendir. Bu yetki kesin, keskin ve yalın sorumluluğun izlerini taşır. Nesnenin, yargı kararıyla sırrını koruması, onun deşifresini önlerken, çözülme olasılığında ise sır olan nitelik değiştirerek, yayılabilir bir yargılama nesnesine dönüşür. Sırrın korunabilmesi meşru amaçlarla sınırlıdır.

Gerekli ve orantılı olmaklık meşruluğu belirleyen paha biçilmez parametrelerdir.

Anılan değerler gizin, belirleyenlerin kişisel tercih, özlem ve kaygılarının gölgesinde biçimlenmesine olanak tanımaz. Bilgi veya nesnenin sır olmaktan çıkması, savunmanın bu bilgiye yaslanarak kendisini pekiştirmesine, hukuki dinlenilme hakkının konusuna kavuşmasına, retoriğin kendisini sıçratacak malzemeyi edinmesine imkân ve kolaylık sağlar. Böyle bir malzemenin kamuya açık ve onun denetimindeki alandan sudan gerekçelerle kaçırılması: bin bir güçlükle özgürleşen nesnenin tartışma dışı kalması veya yarışanlardan saklanması, adil yargılanmayı ayakta tutan temelleri, yargısal kararlar aracılığıyla zayıflatır.

Yargı denetiminin minimize edilmesi, sırrın yargının merkezine oturarak, ona egemen olması demektir. Böyle bir tablo içinde yargıç eden olmaktan çıkarak, onaylayana dönüşür. İnisiyatifsizlik- nesneye dokunulmazlık ölçüsünde- diyalektiği malzemesiz, yargıcı işlevsiz, yargılayan veya yarışanları konusuz, belagati de etkisiz kılar. Dahası, gizi gizle pekiştirerek, olumlu veya olumsuz kuşkunun kişisel, sanal ve yabancı olanın çabasıyla epistemik olana dönüşmesini önler. Bu sahici olandan feragat, varsayımsal olanla flört manasına gelir.

Böylece yargılama dediğimiz diyalektik, kıskandıracak kadar korunan giz üzerinden veya onun aracılığıyla olası kazanımlarını ve muhataplarını yitirir. Savunma temelinden yoksun kalarak gerçek ve doğruluğunu sınama ve sınatma imkânını kaybeder. Nesnesini yitiren yargı, kendisine yabancılaşır.

Giz addedilenin aleyhe etki ve sonuç yaratma yasağı ya da sırrın yargılamaya etkisinin sıfırlanması, oluşan kaybı tek başına gidermeye yetmez. Kaybedilen irtifa ve nesneden ötürü hak arayışı, yaslanacağı başka olanak ve kolaylıklar aramaya koyulur. Bu kendisini ‘Contrablanced’ olarak karakterize eden ve sınırlamayla yaratılan dezavantajın, usuli güvencelerle dengelenmesini, yabancılaşmayı ve sapmayı frenleyen çare olarak görür. Aktüel sır anlayışı, sırrın korunmasıyla oluşan kayıpların yargılamanın her aralığında ve her otorite tarafından kendiliğinden giderilmesini, kaybın telafisi için zorunlu görür. Bu öneri saltık ve yalındır. Retoriğin malzeme ve irtifa kaybının giderilmesi yargıcı, reflektif olmaya davet eder. Yargıç, diğer otoriteler ve yargılananlar bu sorumluluğun gereklerini kendiliğinden kişi mekân ve zamandan bağımsız, almaşık her gereçten yararlanarak gerçekleştirmekle ödevlidir. Yargıç ödevini çağcıl örneklerden beslenerek, onlarla samimi bir iletişim ve ilişki kurarak belirlemeyi, karşı denge için yaşamsal sayar.

Ödevden kaçınma bir başka açıdan: çelişmeli yargı ve eşitlik ilkesinin ihlali aracılığıyla, kuşkunun kendisini pekiştirerek hükme dönüşmesine yol açar. Anılan dönüşüm eş zamanlı olarak yargısal emrin tartışılmayan kadar dayanaksız, temelsiz ya da gerekçesiz kalmasını tetikler. Gerekçeden yoksunluk, yargının toplumsal ve kamusal denetiminden kaçırılmasını hoş görerek, denetlenebilir olmayı hafife alır.

Tasarının gizli nesne kavramını kurumsallaştırma arzusu, sır ile olmayan arasındaki skalada, tartışmadan istisna kılınacak bir başka kategorinin oluşumuna kaynaklık eder. Gizli olanın yazgısını belirleme tekeli, yargıcın inisiyatife ortak edilmesiyle el değiştirme imkânı bulur. Böylece gizli olanın diyalektik malzeme olma yasağından kaynaklanan tehlike, gerçeklik olmaktan göreceli de olsa çıkar. İşlevi genleşen yargı, idari otoritelerin aşkın ve otonom tanım, belirmeme ve biçimlendirme pratiğini denetleyen sahici egemene dönüşür.

İmkânlı olmak, gizin tartışma malzemesi olma ihtimalini gerçeğe evirmeye muktedirdir. Gizil güç, bağımsız ve sınırsız olmaya kalkıştığında, yasalarla erişilme imkânına kavuşma ihtimali olan nesnenin, sapmalarla örtük ya da gömülü kalmasına neden olabilir. Söz konusu durum, yasayla gün yüzüne çıkması gerekenin, keyfi kararlarla önlenmesi manasına gelir. Bu ihtimalde nesnenin zincirlerinden kurtulması, birkaç iyi yargıcın varlığına ya da olumlu sürprizlerin gerçekleşmesine ihtiyaç duyar. Evrensel tanımlar, sürprizlerle varolmayı tercih etmez. Bu olasılığın olguya dönüşmesinin, temelsizlikle ittifak etmesi, misyonu kuşku ve gizlerle mücadele etmek olan yargının, varlığını yadsıması, rolüyle yollarını ayırması demektir. Uğursuz yazgıdan kaçınmak, yargıcın demokratik değerlere sadakatiyle ya da onun geleneksel olandan bağımsız tanımlama ve algılama zihniyetiyle doğrudan orantılıdır.

Kaygıya son vermek: öte yandan nesneyi sırra dönüştüren iradeyi besleyen link ve temellerin meşru, makul, hukuki, doğru ve doyurucu olmasını zorunlu kılar. Bu hedeften sapma, özgürlüklerin sırlarla çelişkisini tetikleyerek, yekdiğerini yok etmesine vesile olur.

Sırrın ilişilmezliğini kurumsallaştırma iddiası-birçok eksikle- sistemin çatlaklarına yerleşmiş geleneksel giz anlayışını toparlama, kristalize etme, özgürlükler eşliğinde konuşlandırma ve kurumsallaştırma misyonundan uzaktır. Sırları disipline etmeyi tasarlayan bakış, onu ayakta tutan dinamiklerin, demokratik hukuk devletinin yaslandığı değerlerin asgari umarlarını, ihtiyaçlarını ve beklentilerini karşılamaktan yoksundur. CMK’daki sır anlayışının muhafaza edilmesi, sır ve gizi korumadaki aşırılığı, diğer yargı yollarının sırra ilişkin değerlerini görmezden gelmesi ve yürütmenin doruğunu sorumsuz kılan anlayışı, denge ve denetim olgusunu dışlaması ya da ziyadesiyle gözetmemesi onu, aristokratik motiflere yaklaştırmaktadır. Betimlenen tablo, sırların hukukla meşru bir zeminde yapacağı düeti ertelemektedir.

Bu düşüncenin, çözümü kolaylaştıran kriptoyu vermekten kaçınması ya da deşifreyi olanaklı kılan istisna ve muafiyeti tanımaktan, çözülme ve çözüme imkân verecek öneri, usul-esaslardan, gerekçenin gücünü yeterince algılamaktan yoksunluğu ve almaşık çözüm öneren sınır ötesi standartları yadsıması, demokratik hukuk devletinin yaslandığı temelleri kemiren koşulları tetikler.

Özelde savunma, genelde yargının işlerliği önünde ciddi bir bariyere dönüşen sır algısı; güncel ve demokratik giz anlayışıyla, komplekslerden arî, içten ve eşit bir ilişki kurmayı, toplumsal olanın, kamusal alanı etkisine almasına izin veren ve de meşruluk sorunlarını aşacak bir yörüngeye oturmalıdır. Bu deneyim, geleneksel alışkanlıklar ve reflekslerden kurtulmayı zorunlu kılar. Kurumsal uzlaşma, toplumsal kabul edilebilirlik standartlarıyla uyumlu anlayışla zıtlaştığı sürece, bir değer olmaktan uzaklaşır. Meşrulukla zıtlaşmak, adaletin sırrın rehberliği ve egemeliğinde, bilinen akıbete terk edilmesine göz yumar.

İnsanlık, savunmadan saklanan dosyalara yaslanarak, verilen hükmün yargılama diyalektiği, eşitlik ilkesi, savunma ve gerekçeli karar alma hakkını nasıl ve ne şekilde bertaraf ettiğini, bu yok oluşun birey ve toplum nezdinde yarattıklarının hazin ve trajik öyküsünü Dreyfus ve çağdaşlarından öğrenmiştir. Çağın bu trajediye son vermesi, sırrı kutsayan anlayışın, hukuka boyun eğmesiyle mümkündür.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti – Türkiye Kıta Sahanlığı Antlaşması

0

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti – Türkiye Kıta Sahanlığı Antlaşması

Bundan böyle akit taraflar olarak anılacak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti,

Mevcut iyi komşuluk ve dostluk ilişkilerini daha derinleştirmek ve genişletmek isteğinden hareketle,

Tarafların kıta sahanlığının doğal kaynakları araştırmak ve işletmek amacıyla egemen haklarını kullandıkları Akdeniz’de kıta sahanlığının ilgili bölgelerinin sınırının saptanmasını arzulayarak,

Yapıcı müzakereler ve iyi komşuluk ruhu içerisinde adil ve karşılıklı kabul edilebilir çözümler sağlanması yolundaki isteklerini göz önüne alarak

Akdeniz’de kıta sahanlığı sınırlandırmasının hakça ilkeler esasına göre yapılmasını kabul ederek,

Uluslar arası hukukun ilgili ilkelerini ve kurallarını göz önünde bulundurarak,

Aşağıda hususlarda anlaşmışlardır:

Madde 1

Akdeniz’de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki kıta sahanlığı sınırı, aşağıda koordinatları belirtilen noktalardan geçer:

1. 35-33-09.584K 32-16-18.000D

2. 35-33-41.913K 32-21-12.349D

3. 35-33-47.278K 32-31-50.801D

4. 35-35-38.364K 32-37-51.980D

5. 35-37-58.043K 32-46-34.195D

6. 35-39-53.677K 32-56-36.616D

7. 35-40-59.868K 33-02-50.096D

8. 35-40-55.189K 33-10-19.709D

9. 35-41-19.465K 33-19-40.157D

10. 35-40-58.546K 33-23-18.544D

11. 35-41-14.617K 33-32-33.838D

12. 35-41-45.874K 33-38-16.025D

13. 35-42-04.417K 33-45-08.528D

14. 35-42-29.670K 33-53-00.873D

15. 35-43-50.531K 34-02-48.043D

16. 35-45-06.627K 34-06-06.897D

17. 35.45.44.498K 34-10-13.085D

18. 35-48-11.903K 34-14-21.393D

19. 35-49-46.780K 34-18-51.643D

20. 35-51-41.517K 34-24-51.492D

21. 35-52-57.081K 34-28-43.550D

22. 35-54-25.608K 34-33-30.506D

23. 35-54-42.208K 34-36-28.498D

24. 35-54-06.978K 34-40-56.920D

25. 35-52-55.052K 34-44-01.021D

26. 35-51-19.934K 34-46-40.603D

27. 35.49.09.889K 34-48-51.634D

Akit taraflar aralarındaki kıta sahanlığı sınırlandırma çizgisinin doğuda 35-49-09.889K ile 34-48-51.634D koordinatlarında olan nokta ve batıda 35-33-09.584K ile 32-16-18D koordinatları olan noktaya kadar saptama konusunda yukarıda belirtildiği gibi anlaşmaya varmışlardır.

Bu koordinatların doğudaki 35-49-09.889K ile 34-48-51.634D noktasının doğusuna ve batıdaki 35-33-09.584K ile 32-16-18D noktasının batısına doğru olan yöndeki sınırlandırmanın ve daha uzağa doğru uzatılarak çizilmesinin, ilgili taraflarla uluslararası hukuk kurallarına ve hakkaniyet ilkelerine göre ileride yapılacak anlaşmalarla gerçekleştirilmesi konusunda da mutabık kalmışlardır.

Madde 2

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti arasında koordinatları yukarıda belirtilen kıta sahanlığı sınır çizgisi, bu anlaşmanın ayrılmaz bir parçasını oluşturan 12 Nisan 2008 yılında yayınlanmış olan TR 30 numaralı deniz haritasında da gösterilmiştir.

İşbu anlaşmada belirtilen coğrafi koordinatlar WGS 84 ile ifade edilmiştir.

Madde 3

Kıta sahanlığının deniz yatağında veya toprak altında doğal kaynak rezervinin işbu anlaşmanın 1. Maddesi’nde belirlenen sınırın üzerinde, her iki tarafın da kıta sahanlığı alanına girecek şekilde bulunduğunun belirlenmesi durumunda, akit taraflar bu rezervin en verimli şekilde nasıl işletileceği konusunu müştereken saptamak üzere görüşmeler yapacaklardır.

Madde 4

İşbu anlaşma Kıbrıs Türklerinin, adanın kıta sahanlığının tümü üzerindeki meşru, eşit ve ayrılmaz haklarını haleldar etmeyecektir. Akit taraflar Kıbrıs meselesine kapsamlı çözüm bulunması çabalarını sürdüreceklerdir.

Madde 5

İşbu anlaşmanın yorumu ve uygulanması konusunda bir uyuşmazlık çıkması durumunda bu uyuşmazlık diplomatik yollardan müzakere veya tarafların ortak rızasına dayanacak diğer barışçı yöntemlerle çözüme kavuşturulacaktır.

Madde 6

Bu anlaşma taraf devletlerce onaylandıktan sonra, onay belgelerinin değişimi tarihinden itibaren yürürlüğe girecektir.

Bu anlaşma 21 Eylül 2011 tarihinde New York’ta Türkçe olmak üzere iki nüsha halinde düzenlenmiştir.

31 Aralık – Hukuk Takvimi

0

31 Aralık – Hukuk Takvimi

1880
Türkiye ile ABD arasındaki Marshall yardım planına adını veren Nobel Barış Ödülü sahibi George Marshall doğdu (Ölümü: 1954)
1880
Alman filozof Arnold Ruge öldü. (Doğumu 13 Eylül 1802) Bağımsız ve Birleşik Almanya`nın savunucusu olduğundan 1825 yılında Kolberg zindanlarında 5 yıl hapse mahkûm edildi. Serbest kaldıktan sonra Antik Yunan eserlerini çevirdi ve Genç Hegelciler grubuna katıldı.
1923
Lozan Boğazlar Sözleşmesi yürürlüğe girdi. Boğazlar Sözleşmesi veya 1923 Lozan Boğazlar Sözleşmesi, 1923-1936 yılları arasında İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının statüsünü belirlemiştir. Lozan Barış Antlaşması‘nın 143 maddeden oluşan ilgili bölüm 1936 yılında Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin imzalanmasıyla yürürlükten kalkmıştır.
1924
Toksöz gazetesi, hükümet kararıyla kapatıldı.
1928
Haydarpaşa – Eskişehir – Konya ve Yenice – Mersin Demiryolu’nun devlet tarafından satın alınmasına ilişkin antlaşma bir yasayla onaylandı.
1928
Anadolu ve Mersin – Tarsus – Adana Demiryolları ile Haydarpaşa Limanının satın alınmasına ilişkin antlaşma T.B.M.M’de bir kanunla onaylandı
1931
İzmir’de erkek haklarını savunmak için, Erkekler Birliği adıyla bir dernek kuruldu.
1932
Litvanya Bağımsızlık Yasası’nın yirmi imzacısından biri ve Polonya’nın ilk cumhurbaşkanı Gabriel Narutowicz’in kardeşi olan avukat ve politikacı Stanisław Narutowicz öldü. (Doğumu 2 Eylül 1862)
19462
Türkiye ile Almanya arasında savaş malzemesi alımı için kredi antlaşması imzalandı.
1946
ABD Başkanı Harry Truman, İkinci Dünya Savaşının bittiğini resmen açıkladı
1949
Damat Ferit Paşa hükümetinin temsilcisi sıfatıyla Sevr Antlaşması‘nı imzalayan delegelerden biri olan şair, filozof ve devlet adamı Rıza Tevfik Bölükbaşı öldü (Doğumu 1869)
1961
Eski bakan ve Yassıada mahkumu Tevfik İleri öldü.  (Doğumu 1911)
1977
Türkiye’de ilk kez bir hükümet gensoru verilerek düşürüldü: 218 güvenoyuna karşılık, 228 güvensizlik oyuyla İkinci Milliyetçi Cephe (MC) iktidarı sona erdi
1979
İspanya’da Katalonya Özerk Bölgesi kuruldu.
1979
Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcısı Doğan Öz’ün öldürülmesinden dolayı ölüm cezasına çarptırılan ülkücü İbrahim Çiftçi’nin avukatlarından Yalçın İlikli, Mamak Askeri Ceza ve Tutukevi’ne bir kitabın kapağı içinde 2 adet falçatayı sokmak isterken yakalandı.
1980
Milli Güvenlik Konseyi, sağlık personelini kapsayan tamgün yasasını yürürlükten kaldırdı.
1981
Sermaye Piyasası Kurulu belirlendi. 6 yıl süreyle görev yapacak kurulun başkanlığına Prof. Dr. İsmail Türk getirildi.
1983
Nijerya’da askeri darbe oldu ve Tümgeneral Muhammadu Buhari devlet başkanı oldu
1985
Pakistan’da 8,5 yıl süren sıkıyönetim dönemi sona erdi.
1985
TRT televizyonunda yayınlanan “Dünya Tarihi” adlı yabancı dizinin “İnsanlığın Başlangıcı” başlıklı maymunlarla ilgili ilk bölümü TRT Denetimi sonucunda sansürlendi.
1994
Avusturya, Finlandiya ve İsveç, Avrupa Birliği‘ne üye oldu. Birlik 15 üyeye ulaştı.
1995
12 Eylül döneminde Diyarbakır’da TKP/ML davasından tutuklu kalan Mustafa Kaya, 1991’de şartı tahliyesinin ardından 1993’te yeniden tutuklanarak kaldığı Bursa Hapishanesinde iken kanser hastalığı nedeniyle götürüldüğü hastahanede yaşamını yitirdi.
1997
Yekta Güngör Özden’in Anayasa Mahkemesindeki üyeliği 31 Aralık 1997 tarihinde sona erdi.
1997
Anayasa Mahkemesi, DYP milletvekilleri Mehmet Ağar ve Sedat Bucak’ın dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ilişkin 11 Aralık tarihli TBMM kararının kaldırılması yönünde yaptıkları başvuruyu reddetti
1998
Danıştay, Sincan’da düzenlenen Kudüs Gecesinin ardından İçişleri Bakanlığınca görevden alınan ve yargılama sonucunda 4 yıl 7 ay ağır hapis cezasına çarptırılan eski Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız’ın Belediye Başkanlığını düşürdü.
1998
Bursa Adliyesi’nin taşınmasında çalıştırılan Bursa Cezaevi’nin 4 hükümlüsü hakkında ”taşınma sırasında 5.Asliye Ceza Hakimi A.V.Güneş’in masasında bulunan 100 gram badem şekerini yedikleri” iddiasıyla açılan davada sanıklar hakkında 6 aydan 3 yıla kadar hapis istendi.
2001
İHD İstanbul Şube Başkanı Avukat Eren Keskin insan hakları ihlallerinin 2001 yılında da sürdüğünü, “Hayata Dönüş”ün izlerinin daha da derinleştiğini belirterek “F tipi cezaevlerinde hala ölüm kol geziyor, hükümet adım atmamakta direniyor” dedi.
2002
İslam dünyasının önde gelen eğitim kurumlarından El Ezher Üniversitesi’nin şeyhi Muhammed Seyyit Tantavi, Fransa’daki başörtüsü yasağına destek çıktı; “Müslüman kadın, Fransa gibi Müslüman olamayan bir ülkede yaşıyorsa, hükümetin başörtüsüne yasak koyması onun hakkıdır” dedi.
2004
İspanya’da Bask ülkesi parlamentosu “serbest ortaklık statüsü”nü onayladı. Ilımlı milliyetçi Bask Başbakanı Juan Jose Ibarretxe’nin önerisi, özerklik statüsünü “serbest ortaklığa” çeviriyor. Bask’ın kendi yargı sistemini kurmasını ve uluslararası kuruluşlarda temsil hakkını içeriyor. Madrid ise planı “yasadışı” olarak niteledi.
2005
Suriye Meclisi eski Devlet Başkan Yardımcısı Abdülhalim Haddam’ın vatana ihanet gerekçesiyle yargılanmasını oybirliğiyle kabul etti. Haddam, Devlet Başkanı Beşar Esad’ın eski Lübnan Devlet Başkanı Refik Hariri’yi öldürülmeden önce tehdit ettiğini savunmuştu.
2006
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in 2000 yılında göreve başladığından itibaren cezaevinde yatan 260 kişiyi affettiği açıklandı. Affedilenlerin çoğunun F tipi cezaevlerine karşı sürdürdükleri ölüm orucu sonrası Wernicke Korsakoff’a yakalananlar. olduğu öğrenildi.
2007
Romanya ve Bulgaristan resmen Avrupa Birliği (AB) üyesi oldu.
2016
15 Temmuz’daki darbe girişimine ilişkin 11 ilde bin 390 şüpheliyi kapsayan 20 iddianame, mahkemelere gönderildi.

31 Aralık – Hukuk Takvimi

‘Milli hukuk’ deyişinin düşündürdükleri – Prof. Dr. Sami Selçuk

0
Sami Selçuk

Milli Hukuk deyişinin düşündürdükleri -Prof. Dr. Sami Selçuk

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””] Yargıtay Eski Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez’in adli yıl açılışında yaptığı konuşma üzerinden değerlendirmelerde bulundu. Makale Karar Gazetesi’nde yayınlandı. [/box]

SAMİ SELÇUK

Yayın Yargıtay Başkanı, yeni yargılama yılını açtı. Sayın Başkanın açış konuşmasını ve bu konuşmayı alkışlayanları, çoğunluk eleştirdi. Özellikle siyasal nitelikli eleştirileri dışlayarak salt bilimsel ve hukuksal açıdan konuşma ele alındığında aşağıdaki sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Her şeyden önce öğretim dizgemiz (sistem) yetersizdir. Bu yüzden “Ben bu konuda ne biliyorum?” sorusunu insana dayatmamakta, sordurtmamaktadır. Dolayısıyla bu dizge, günümüzden 2425 yıl önce ölen Sokrates’in çok gerisindedir. Bu nedenle araştırmaksızın hemen eleştirmeyi kalkışan bilgisizleri ve bilinçsizleri bir yana bırakarak konuşmayı bilimsel açıdan değerlendirmek gerekir. Bu açıdan bakıldığında, 1700 sözcüğü, yani bir gazete yazı boyutunu aşmayan bu açış konuşması, üzülerek belirtelim ki, bilimsel açından kavramların ve ilkelerin birbirine karıştırıldığı bir konuşma olmanın da ötesinde, “zarafetin zarif’i eksilmesin” vb. gibi özentili, çocuksu ve yazım kurallarına ters düşen, sınırları belirsiz sözcüklerle bezenmiş, yargılama erkini iç ve dış dünyada küçük düşürenleri eleştirmek şöyle dursun, onlara iltifatlarla yüklü yapay ve çok yetersiz bir metindir.

Sami Selçuk

Her şeyden önce şu nokta asla unutulmamalıdır: Hukuk, bir bilimdir; kültür bilimidir. Evet, özellikle Roma hukukundan bu yana geliştirilen kendisine özgü çok varsıl ilkeler, kavramlar ve terimler diline sahip bir kültür bilimidir, günümüz hukuku. Öyleyse ilkin konuşmaya, anayasalarda bile yapılan bir yanlışla başlayalım: Üzerinde durulan konu, mahkemelerin duruşmalar sonunda kurduğu “yargı” (hüküm) değil, demokrasinin üç erkinden biri, çoğu bilim insanlarına göre, demokrasinin güvencesi olduğu için erkeler arasında birincisi, yani “yargılama” erkidir. Bu hukuk terimini, 1961 ve 1982 anayasaları yanlış kullansa bile, her hukukçu, özellikle de Yargıtay Başkanlığını üstlenmiş bir hukukçu, doğru kullanmak zorundadır.

Özetle Merhum Kunter’in vurguladığı üzere yasama, yürütme terimlerinden sonra “yargılama” yerine, “hüküm” anlamına gelen “yargı” denmesi, kaba bir yanılgı; bunun sorumlu bir hukukçu tarafından kullanılması ise, bağışlanamaz bir dil yetersizliği ve kavram duyarsızlığıdır. Ayrıca hemen eklemek gerekir ki, sayın başkan, konuşmasında yargılama erki içinde yer alan mahkemelerin bütün dünyada tek oturumla biten, ülkemizde ise insanlarımızı sürüm sürüm süründüren duruşma sorununa, daha doğrusu sorunsallaşan, süreğenleşen (müzminleşen) bu soruna ve bunu aşmanın çarelerine hiç değinmemiştir. Buna karşılık bırakınız hukukçuları, sokaktaki insanı bile şaşırtan, ne olduğu belirsiz, kendinden menkul, yapay, bilim dışı bir terimi konuşmasına odak yaparak saçma ve verimsiz bir tartışmanın kapısını açmıştır: “(Ulusal (milli) hukuk!?” Çünkü dünyada ulusal hukuk diye bir dizge hiçbir dönemde ve hiçbir ülkede görülmemiştir. Görülemez de.

En eski iki dizgeyi, adlarından da anlaşılacağı üzere “Roma-Germen hukuk dizgesi”ni, Romalılar ve Germenler; “Anglo-Sakson hukuk dizgesi”ni, Angıllar ve Saksonlar yaratmışlardır.

Bu iki büyük dizgenin arasındaki ayrım ise, daha önceleri birçok yazımızda değinildiği üzere, birincisinin “hukuk devleti,” ikincisinin “hukukun üstünlüğü” ilkesine dayanmasıdır.

Oysa 1961 ve 1982 Anayasaları, ikinci maddelerinde “hukukun üstünlüğü”nden değil, “hukuk devleti”nden söz ederek ülkemizin Roma-Germen hukuk dizgesinde yer aldığını bütün dünyaya duyurmuş, ancak zaman zaman da inanılmaz bir bilinçsizlikle, bu iki ilkeyi birbirinin yerine kullanmıştır (sözgelimi, 1961 Any., m. 77, 92; 1982 Any., m. 81, 102).

Bunun anlamı şudur: Ülkemizde anayasa yapıcıları bile, bu iki dizge ve ilkenin nedenlerinin, ilkelerinin, sonuçlarının da başka başka olduğunun ne ayrımındadırlar ne de bilincinde.

Yargıtay Başkanı da, bu konuda hiç duyarlı olmamıştır. Nitekim Anıtkabir özel defterine yazdıkları bununun kanıtıdır: “Kurduğunuz Cumhuriyet, diyor, Sayın Başkan, -çoğul olarak hukuk devleti ilkeleri üzerine inşa edilmiştir (…) Yargı –ki, elbette yargılama demek istiyor- bağımsızlığını ve tarafsızlığını en üst düzeyde koruyarak hukukun üstünlüğünü (…) sürdüreceğiz.”

İki cümlede üç yanlış. Çünkü Türkiye, herkesçe bilindiği üzere İslam hukuk dizgesinden çoktan çıkmış, Tanzimat’tan bu yana da hukuk devleti ilkesine dayanan Kara Avrupa’sı, yani Roma-Germen hukuk dizgesi içinde yerini almış; ancak tarihin hemen her döneminde Hint, Uzak Doğu, Afrika ve Madagaskar hukuk dizgelerinin dışında kalmıştır. Bu benimsemenin sonuçlarına gelince, geliniz, bunlara birlikte değinelim.

“Hukuk devleti ilkesi”nin boy verdiği Kara Avrupası ülkelerinde, sözgelimi, Almanya, İtalya, İspanya, Portekiz ve Fransa’da “devlet merkezci” bir yönetim, cumhuriyet vardır. Devlet, her yerde hâzır ve nâzır, Jakoben. Çünkü bu ülkelerde hukuku üreten temel güç, yalnızca devlettir. Bu yüzden de yazılı hukuk, her zaman bu tekelci devletten yanadır. Devlet kendi yarattığı hukuk nedeniyle yurttaşlarıyla sürgit sürtüşme içinde, dahası bu hukuku sürekli araç kılarak pek çok şeye el atmış durumdadır. Sözgelimi, sıkışınca başvurduğu kavramlardan biri “kamu yararı”dır. İçeriği ve sınırları belirsiz ve de her zaman çok tartışmalı olan bu kavramla hukuk, sık sık gizemleştirilmiş (mistikleştirilmiş), hukuku siyasallaştırma oyununun bir parçası olmuştur.

“Kamu yararı,” “yönetimin takdir hakkı” vb. ağırlıklı kavramlarla beslenen bu yaklaşım, hukukta da etkisini göstermiş, “özel hukuk” ve “kamu hukuku” ayırımı yapılmıştır. Özetle bu düzende toplum ve hukuk, devletin vesayetindedir; dolayısıyla edilgindir. Vesayetçi devletin yukarıdan aşağıya doğru düzenlediği makro anlamda bir toplumsal sözleşme vardır ve adı da anayasadır. Ancak bunun amacı, devleşen “Leviathan devleti” hukukun sınırlarında tutmaktır. Bu ne ölçüde başarılırsa, Kant’tan, Rousseau’dan esinlenilen “hukuk devleti”ne, dolayısıyla demokrasiye de ancak o ölçüde ulaşılabilecektir. Bu amaç, ne yazık ki, bugün de sürmektedir. Çünkü Jakoben devlet, sıkışınca hukukun bir türlü tanımlayıp erişemediği kör, karanlık, görünmez kavramlara başvurmaktadır. Bunlardan en çarpıcı olanı, “hikmet-i hükümet”tir (la raison d’ Etat, la ragion di Stato).

Bu hikmeti kendinden menkul “hikmet-i hükümet” kavramından 6.1.1989’da Fransız Yargıtay’ının iki yüzüncü yılında yaptığı konuşmada Başkan Mitterand şöyle yakınmıştır: “Hukuk, adalet, hiçbir biçimde hikmet-i hükümet denilen nesneye kurban edilmemelidir. Uzun yıllar taşıdığım siyasal sorumluluğum döneminde hikmet-i hükümet diye bir nesneye hiç rastlamadım. Ancak ne zaman hikmet-i hükümetten söz edilmişse, bilmelisiniz ki, bu bir başka şeyi gizlemek için uydurulmuş bir bahanedir”.

Başbakan William Pitt’in dilinde ise, hikmet-i hükümetin karşılığı “devlet zorunluluğu”dur. Mitterand’dan 206 yıl önce 18.11.1783’te Komünler Meclisinde Pitt, şöyle demiştir: “Devlet zorunluluğu, birey özgürlüklerini çiğnemenin özrüdür; zorbaların bahanesi, kölelerin inancıdır.” Bu anlayışın sonucu ise, şu olmuştur: Kara Avrupası ülkelerinde devlet, birey zararına dokunulamaz bir nesnedir. Dolayısıyla böyle bir toplum içinde sürdürülen kavga, bu dokunulamazlığı sarsma savaşımıdır. Bunun kaçınılamaz sonucu ise, şudur: Kara Avrupası’nda toplum, devletçi kurallara bağlı ve içine kapalıdır. İktidar ise, tektir.

Yargılama erki de, elbette bundan payını almıştır. Erkler ayrılığından ne denli çok söz edilirse edilsin, Kara Avrupa’sı hukuk dizgesinde, kamu hukuku ve özel hukuk ayrımı asıldır. Dolayısıyla hukuk ve yargılama, bu dizgede asla bir bütün değildir. “Yargılamanın birliği / tekliği ilkesi” (le principe de l’unité de la juridiction, il principio di unità della giurisdizione) hiçbir dönemde gerçekleştirilememiş, bu dizge içinde yer alan ülkelerde hukukun adli, idari ve anayasal vb. bütün alanlarında son sözü söyleyen üç ayrı mahkeme ortaya çıkmış; asla ABD, İngiltere, Kanada, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vb. ülkelerde görüldüğü üzere, son sözü söyleyen tek bir “Yüksek mahkeme” (Cour suprême, Supreme court, Corte suprema, Corte suprema) kurulamamıştır.

Özetle “hukuk devleti” küresindeki kavga, devletin topluma ve bireye karışmasını azaltma kavgasıdır. Temel amaç, “az devlet, çok hukuk” formülüyle özetlenebilir. Bu ise, kuşkusuz çok dar bir ufuktur. Buna karşılık, “hukukun üstünlüğü ilkesi”nin boy verdiği Anglo-Sakson hukuk dizgesini benimseyen ülkelerde, toplum, sözleşmecidir, uzlaşmacıdır; kendi kendisini düzenlemektedir, saydam ve dışa açıktır. Birey ise yarışmacıdır. Dolayısıyla girişim gücü, devlette değil, bireyde ve sivil toplum örgütlerindedir;

Hukuk dizgesi, asla devlet merkezci değildir. Toplum çoğulcudur, iktidar tek değil, parçalıdır.

Çok kutuplu kurumlar, kuruluşlar devletin bir kesim temel görevlerini üstlenmiştir. Çoğulculuk, kurumsal parçalanmayı, işbölümünü yaratmış; dolayısıyla toplum kendi hukukunu kendisi üretmektedir. Bu nedenle de, Devletin karşısında devletten bağımsız özerk ve egemen bir güç, yani hukuk vardır; her sorun, üretilen bu hukukun hakemliğinde çözülmektedir. Çünkü birey ve devlet, bu hukukun karşısında eşittir; dolayısıyla her ikisi de toplumun ürettiği ve dayattığı bu hukuka bağlıdır. Bu hukuk ise, yaşanarak, Sokratik yöntemle öğretilmekte ve de uygulanmaktadır. Somuttur, esnektir ve de kesinlikle devletten bütünüyle bağımsızdır.

Özetle hukukun üstünlüğü ilkesine dayanan hukuk düzeninde toplum, devletin vesayetinde değildir, devletse toplumun içindedir. Bu yüzden, dikkat ediniz, genellikle yazılı bir anayasaya bile gerek duyulmamıştır, bu düzende.

Bu anlayışın sonuçları ise, elbette insan özgürlüğü açısından çok önemlidir: Hukuk, bütünüyle devletten bağımsızdır. Yargılama erki ise, hem bağımsız, hem de çok güçlüdür. “Yargılama birliği ilkesi” sağlanmış, Yargıtay, Danıştay, Anayasa Mahkemesi ayrımı yapılmamış, Kara Avrupa’sındaki bu mahkemelerin görevleri tek bir Yüksek Mahkemeye verilmiştir. Hukukta da, aynı doğrultuda özel hukuk, kamu hukuku gibi katı ayrımlara gidilmemiştir. Her derecedeki mahkeme, bir yasanın anayasal kurallara, bir tüzüğün yasalara aykırı olup olmadığına karar verebilmektedir.

İktidar da, çoğulcu toplumun gereği olarak, elbette parçalı, aşağıdan yukarıya doğru biçimlenmiştir. Görüldüğü üzere, geniş bir ufuktur, bu. Dolayısıyla bu ikinci dizgede gelişen “hukukun üstünlüğü ilkesi,” çağcıl demokrasinin özüdür. Bu nedenlerle Anglo-Sakson ülkelerinde “hukukun üstünlüğü,” Kara Avrupası ülkelerinde, deyim yerinde ise, “üstünlerin hukuku” egemendir. Bu yüzden de Fransız yazarı Cohen-Tanugi, ses getiren yapıtında, Anglo-Sakson ülkelerinde “devletsiz hukuk”un, Kara Avrupası ülkelerinde ise “hukuksuz devlet”in olduğunu dile getirmiştir (Cohen-Tanugi, Le droit sans l’ Etat, sur la démocratie en France et en Amérique, Paris, 1987; Sami Selçuk, bilgi@t24.com.tr, 03 Mayıs 2021).
Hiç de haksız değil. Bir kez daha belirtelim ki, Roma-Germen (Kara Avrupa’sı), Common Law (Anglo-Sakson), Toplumcu (sosyalist) dizgelerinin yanı sıra, İslam, Hint, Çin ve Japonya’yı kapsayan uzak doğu, Afrika, Madagaskar hukuk dizgeleri de elbette vardır, hukuk dünyasında. Türkiye, bilindiği üzere, Tanzimat’tan bu yana İslam hukuku dizgesinden Roma-Germen (Kara Avrupa’sı) hukuk dizgesine kaymıştır. “Milli hukuk” konusunda son olarak belirtelim ki, hukuk, sanat değil, kültür bilimlerinden biridir. Dolayısıyla bilimin sanat gibi “milli”si asla olmaz, olamaz.

Ancak Yargıtay başkanının konuşmasını öğretim dizgemiz (sistem) yüzünden çok da yadırgamış değilim. Çünkü bu konuşma, aslında ülkemiz öğretiminde yaşanan bir yöntem yetersizliğinin ürünüdür. André Gide (1869-1951), bir denemesine, Ozan Mallarmé’den (1842-1898) söz ederken şöyle başlar: “Ne tuhaf adam şu Mallarmé! Konuşmadan önce uzun uzun düşünüyor.” Aslında bununla da yetinmiyor, Mallarmé. Gide’e göre, konuşmasını sürdürürken de düşünüyor ve de sözcüklerini çok özenle seçiyor. Bu yüzden de düşüne taşına “ağır ağır konuşuyor.” (Gide, André, (Suut Kemal Yetkin), Denemeler, İstanbul, 1955, s. 117).

Bilimsel etkinliğin ve doğruya, gerçeğe ulaşmanın ilk kuralı, bilindiği üzere, şudur: Kim olursak olalım, bir konuda karara varmak, tanı koymak durumunda isek, sözgelimi, hukukçu, hekim, mimar, mühendis, ayakkabı onarımcısı vb. isek, çok bildiğimizi sandığımız konularda bile, bilgimizden kuşkulanmaksızın, bildiklerimizi tazelemeksizin ve araş­tırmaksızın asla karar vermemeliyiz. İşte bizim temel sorunumuz, ulusça budur. Yani öğrencilerimizi öğretim görmeğe değil, daha çok eğitmeğe kalkışan okullarımızdaki öğretim dizgesi, insanımıza bildiklerinden kuşkulanma yöntemini ve alışkanlığını asla kazandıramamaktadır.

Aşağıdaki örnekler, bu çarpık yöntemin, ne yazık ki, üniversite çıkışlılarda bile bulunmadığını kanıtlamaktadır. Unutulmamalıdır ki, uygar insan, çağında yaşayabilen insandır. Uygar insanlar toplumunun temel özelliklerinden biri, hiç kuşkusuz, yanılgılardan ders çıkarabilme yetisine sahip olmasıdır. Bu bağlamda Türk toplumu, uygarlık yarışında birinciliğe oynamak istiyorsa, çaresiz, “bilimsel ve yöntemsel düşünerek sorgulayan insanlar toplumları”ndan ya da somut örnekleriyle “Sokrates ya da Descartes açığı yaşamayan toplum”lardan olmak zorundadır.

Descartes (1596-1650), “Düşünüyorum, öyleyse varım” demiş; Locke (1631-704), “Üzerine hiç yazı yazılmamış boş kâğıt” ya da “boş levha”dan (tabula rasa); Durkheim (1858-1917), “bilinçli bilmezlik”ten (ignorance consciente); Edmund Husserl (1859-1938), “insan bilincinin hiçbir zaman boş olmadığı”nı vurgulayarak önceden bilinenleri “ayraca alma”dan (epokhe, époché) söz etmişlerdir. Buna karşılık Türk toplumu, ne yazık ki, yaklaşık iki bin beş yüz yıldan bu yana atomun parçalandığı çağda bile “Bildiklerinden önce kuşkulan, sonra araştır, daha sonra da hüküm kur, yargıda bulun!” diyen Sokrates’ler, Descartes’lar açığını günümüzde bile kapatamamıştır. Hem de toplumun en alt katmanından en üst katmanına dek. Sokaktaki iddiasız, sade insanımızdan başlayarak kimi örnekler verelim. Merhum Melih Cevdet Anday (1915-2002), yıllar önce herkesi düşündüren güzel denemelerinden birinde yaşadığı bir olayı anlatmıştı.

Anday, yıllardır giriş katında ayakkabı onarımcısı bulunan bir apartman dairesinde oturmaktadır. Onarımcı, her gördüğünde “Bir çayımı iç, bey!” diyerek onu çağırmaktadır. Yazarımız bir gün bu çağrıya uyarak içeri girer. Onarımcı, onu içerideki konuğuna onu “emekli albay” diye tanıtır. Konuğu ise buna karşı çıkar, “Hayır, der, emekli tapu müdürü.” Bu uyuşmazlık yüzünden neredeyse kavga etmek üzeredirler. Anday, “Tartışılan konu benim; ama bana soran yok” diye bitiriyordu, o düşündürücü yazısını.
Örnek, elbette çok gülünç, ancak insanımızın yöntem ve düşünme açısından, çok, ama çok düşündürücüdür. Çünkü bilimsel olmayan bir konuda bile, insanımızın bildiğinden kuşkulanmaması, dahası bunu bir saygınlık sorununa dönüştürmesi ve de bir kavgayı göze alabilmesi!

Bırakınız sade insanımızı, yükseköğrenimden geçenlerde bile, bilgisinden kuşkulanıp konuyu incelemeksizin hemen görüşler bildirip uygulamaya yönelenleri ve kavga edenleri bile sık sık görebilirsiniz. Nitekim yıllar önce bilgisinden kuşkulanmama, önyargılı olma konusunda insanı şaşırtıp güldüren, doğru düşünme yöntemi konusunda ise hemen herkesi düşündüren yaşanmış bir öyküyü dinlemiştim.

Benim de yedek subay okulunda öğrenim gördüğüm 1960’lı yıllarda yedek subay öğrencilerine, rütbeleri yüzbaşı-albay arası değişen subaylar, çeşitli dersler verirlerdi. Bunların arasında bir ya da iki saat matematik, kimya, fizik vb. fen bilimi dersleri de vardı. Cumhuriyetin başlarında yurt dışında fizik öğrenimi gören, orta öğrenimde kitapları okutulan fizikçilerimizden Merhum Prof. Dr. Hayri Dener’in yedek subay okulunda öğrenciyken yaşadığı bir öykü anlatılırdı. Subay öğretmen, tahtaya bir formül yazar. Öğrencilerden biri formülün yanlış olduğunu söyler ve subay öğretmeni uyarır. Ancak subay öğretmen, bu uyarıya kulak vermez. Öğrenci bir kez daha uyarır. Subay öğretmen, bu uyarıyı da dinlemez. Üçüncü kez ayağa kalkıp karşı çıkınca ve subay öğretmenin “Ben bunu Hayri Dener’in kitabından aldım, sen ondan daha iyi mi bileceksin, otur yerine!” diye azarlayınca o öğrenci, şu yanıtı verir: “Eğer o Hayri Dener ben isem, hiçbir kitabımda böyle bir formüle yer vermedim.”

Tıp bilimiyle ilgili olarak ailecek yaşadığımız bir başka olay da aşağıdadır. Yaz aylarında kaldığımız binanın sahanlık ışıkları zaman zaman bozuluyor ve yanmıyordu. Böyle bir karanlığı yaşadığımız sırada akşam yemeği sonrası iki oğlum dolaşmak üzere kapının dışına çıkmışlardı. Bir çığlık sesi üzerine koşarak dış kapıyı açtığımda Hacettepe Ü. Tıp Fakültesinde öğrenci olan oğlum, banyoya girmiş, bir gözünü kapatarak öbür gözünü aynada inceliyordu. Kardeşinin dirseği gözlüğüne çarpmış, gözlük camı kırılmış, gözü yaralanmıştı. Hemen hastaneye gittik.

Orta yaşlı nöbetçi hekim, önce kanayan bölgeyi inceledi, gözde kanamanın olmadığını belirttikten sonra, kendi bilgisine güvenen bir çalımla göz hizasındaki yarayı dikmesini söylemişti, hemşireye. Oğlumsa buna karşı çıkmıştı. Hekim nedenini sorunca oğlum, “O bölümde gözyaşı kanalları var, dikerseniz onları tıkar, gözü kurutur, kör edersiniz” dedi. Hekim de şaşırarak nasıl bildiğini sordu. Oğlum, tıp fakültesi dördüncü sınıfta olduğunu söyledi. Elbette bu açıklama üzerine dikişten vazgeçildi. Şimdi geliniz birlikte düşünelim ve soralım: Ya oğlum tıp fakültesinin değil de, başka bir fakültenin öğrencisi olsaydı! Bunu akla getirmek bile insanın tüylerini ürpertiyor.

On yedi yıl öğrenim görmüş bir insan, tıp fakültesi çıkışlı bir hekim, her şeyden önce bilgisinden hiç kuşkulanmıyor, insan vücudunu iyileştirmekle görevli olduğu halde, incelemeksizin ve düşünmeksizin, “bu konuda ne biliyorum?” sorusunu, bundan yirmi beş yüzyıl önce yaşayan Sokrates gibi, kendisine hiç sormaksızın ivediyle karar veriyor ve insan bedeninde dikişe elverişsiz ayrıklı (istisnai) yerlerin bulunduğunu, bulunabileceğini hiç aklına getirmiyor ve de bilmiyordu. Düşünülmesi bile korkunç bir durum, tam anlamıyla da bir sorumsuzluktur, bu.

Oysa bir bakıma Sokrates’in çömezi olan Nasrettin Hoca bile, bundan sekiz yüz yıl önce “Eşeğin kaç ayağı var?” sorusunu, tıpkı Sokrates gibi bilgisinden kuşkulanarak ve eşeğinden inip, onun ayaklarını sayarak “dört” diye yanıtlamıştır. Evet, bu yöntem (metot) eksikliğinin örnekleri pek çoktur, ülkemizde. Bu eksiklikten, açıktan kaçınmanın çaresine gelince, bu çare, çok sıradan ve de çok yalındır: Bilmediği halde her konuda görüş bildirenlerden olmamak (Selçuk, Sami, Sokrates ve Descartes açığı yaşamanın kaçınılmaz sonuçları, T24, 10.6.2022).

Bütün bunları gözeterek biz, Sayın Yargıtay Başkanından, sözgelimi, Ayşe teyzelerin “Seni mahkemeye verir, sürüm sürüm süründürürüm” diyerek toplumda duyulan süreğen derdin, insanlarımızda derin yaralar açan ve yargıçlardan yargıçlara duruşma tutanaklarıyla aktarılan ve bu nedenle de “kesin hiçlik”le (mutlak butlan, nullité absolue, nullità assoluta) sakat duruşmalar ve bunların uzaması üzerinde durmasını, çarelerini göstermesini beklerdik. Çünkü bırakın yalnızca yasalarını aldığımız ülkeleri, açlık çeken Afrika ülkelerinde çok taraflı ve önemli davalar bile, tek oturumlu duruşmalarla bitirilmektedir. Biz de taşrada bulunduğumuz dönemde meslektaşlarımızı inandırarak tek oturumda kararlar verilmesini her zaman sağlamışızdır. Dolayısıyla hiç kimse, bu görevden, daha doğrusu yasal yükümlülükten asla kaçamaz. Kaç(a)mamalı da.

İngiliz Casus Mustafa Sagir: İstiklal Mahkemesi Kararı

0
[box type=”note” align=”” class=”” width=””]
Mustafa Sagir (1877 – 24 Mayıs 1921), Hint asıllı İngiliz casustur. Henüz 5 yaşındayken, on Hintli çocuktan biri olarak Londra’ya getirilmiş, İngiliz çıkarlarına göre yetiştirilmiş, kendi ifadelerinden de anlaşılacağı üzere tamamen bu amaç için eğitim görmüş, 25 yaşından itibaren de İngiltere namına casusluğa başlamıştır. Anadolu Hükümeti ve Mustafa Kemal Paşa hakkında gizli bilgiler toplamak için Ankara’ya gönderilmiştir. Durumun anlaşılması üzerine tutuklanmış, İstiklal Mahkemesi tarafından suçlu bulunarak idama mahkûm edilmiştir. 24 Mayıs 1921 tarihinde Ankara’da Karaoğlan Meydanı’nda (bugünkü Ulus Meydanı) idam cezası uygulanmıştır. Mahkemede, Mustafa Sagîr’in casusluk suçunun sabit olduğu, Ferit Cavid’in suç ortaklığına dair delillerin bulunduğu ve ona müebbet kürek cezası verilmesi gerektiği kararı çıkmıştır. Ayrıca, İzzet’in casuslukla ilgili şüpheli hareketleri nedeniyle gözetim altında tutulmasına, Mehmet Ali’nin ise suçla ilgisi olmadığına ancak İstanbul’a gönderilmesine karar verilmiştir.
[/box]
 

İngilizlerden aldığı talimat üzerine kendisine Hint Hilafet Komitesi’nin delegesi süsünü vererek casusluk yapmak üzere Ankara’ya geldiği ve Ankara’da, İstanbul’da ‘Ferit Cavid’ adresine kimyasal bir karışım ile gizli olarak yazmış bulunduğu mektuplarla Anadolu Hükümeti ve Mustafa Kemal Paşa hakkında sürekli olarak bilgi gönderdiği iddiasıyla mahkememize tevdi dilen İngiliz tebaasından Hindistan’ın Peçaver şehrinde mütevellit 34 yaşlarında Mustafa Sagîr bin Zekeriye ile Mustafa Sagîr’in İstanbul’da İngiliz Hafiye Teşkilatı’na gönderdiği anlaşılan ve gizli mürekkep ile yazılı raporlarını yerine ulaştırmak suretiyle merkumun casusluğuna katılmak suçuyla, kezâ mahkememize tevdi kılınan İstanbul’da mütevellit 42 yaşlarından ‘İleri’ gazetesi yazı kurulundan ‘Mehmet oğlu Ferit Cavit’ ile, keza İngiliz casus teşkilatına dahil olduğu ve Anadolu’da özellikle Şeyh Sunusî Hazretleri’nin ahval ve harekatını takip etmek üzere görevlendirildiği iddia olunan 25 yaşlarında deniz teğmenlerinden Ürgüp’lü Paşazade Mehmet Ali’nin yapılan açık yargılamalarında Hintli Mustafa Sagîr’in gerçekten 10 yaşından beri sadece İngilizler hesabına casusluk yapmak üzere özel şekilde yetiştirildiği ve bir çok yerlerde İngilizlerin nam ve menfaatine casusluk yaptığı ve sonradan İngiliz Dışişleri Bakanlığı’nın muvafakati ve İngilizlerin İstanbul’da casusluk yapmağa memur ettikleri Miralay Nelson’un emri ile İstanbul’a gelip Anadolu’nun itimadını kazanmış bazı kimselerle ortak olarak ‘Türk-Hint Muhadenet Cemiyeti’ adıyla bir cemiyet kurduğu ve daha sonra Karakol Heyet-i Merkeziyesi’nden aldığı itimatname ve belgeyi hamilen kendisine Hint Hilafet Komitesi Olağanüstü Delegesi süsünü vererek Ankara’ya geldiği ve Ankara’da kimyasal bir karışım ve eczalı mürekkeple yazılmış mektuplarla İngilizlere gizli hususları bildirdiği ve bu suretle casusluk yaptığı gerek ele geçen delillerle ve gerek kendi itirafları ve yapılan yargılama esnasında şahitlerin beyanı ile sabit olan Hintli casus Mustafa Sagîr’in asılarak idamına, Ferit Cavid bin Mehmet Cavid’in ise İstanbul’da İngiliz casus teşkilatı başkanı olduğu anlaşılan İngiliz Miralay Nelson’un daire-i itimadına girerek casus Mustafa Sagîr ile bu teşkilatın bakanı Nelson arasında haberleşme aracılığı yapmak ve şu suretle gerek Mustafa Sagîr’den gizli raporları Nelson’a, gerekse Nelson’dan aldığı talimatı Hintli casusa getirip götürmesi ve bunu yaparken de para alması, kendisinin Mustafa Sagîr’in suçuna iştirak ettiği kanaatini vermiş ise de, Mustafa Sagîr’in tutuklanmasından önce içine düşen bir korku ile Hintli’nin gerçek görevini sabık İstihbarat Komisyonu Başkanı Binbaşı Rıza Bey’e, gerek Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa’ya bir mektupla bildirmesi hafifletici sebeplerden sayılarak adı geçenin tutuklanma tarihi olan 22 Mart 1337 (1921) tarihinden itibaren müebbet küreğe mahkûmiyetine, gene aynı suçlara iştirak eden Bağdat Belediye Reis-i Sabıkı İzzet’in kasden İngilizler tarafından casus olarak Ankara’ya gönderildiğine dair Mustafa Sagîr’in kendi ifadesinden başka kanaat getirici bir ifadeye ulaşılmamakla beraber, İzzet’in Ankara’daki hareket tarzının calib-i zan ve şüphe bulunması dolayısıyla merkumun millî davanın bir mutlu sonla oluşacak iktidarına kadar hükümetin uygun bulacağı bir yerde kal’a-bend edilmesine ve bahriye mülazim-ı evveli Mehmet Ali Efendi’nin casusluğu sabit olmadığı, yalnız kendisinin bu millî davanın takibi için gerekli metin bir karaktere malik bulunmadığı anlaşıldığından bu kişinin de İstanbul’a iadesine, Mustafa Sagîr hakkında oy birliği ile, Ferit Cavid, İzzet ve Mehmet Ali hakkında oy çokluğuyla ve tümünün yüzlerine karşı karar verildi.

23 Mayıs 1373 (1921)

Millî Mücadele’de Ankara’da Asılan Bir Ingiliz Casus Hintli Mustafa Sagir

Mustafa Sagir Efendi, zamanın adıyla, Hindistan’ın Peşaver şehrinde doğmuş, adı gibi kendi de sahte olan bir kişiliktir. Adının haricinde İslamlıkla hiçbir ilişkisi olmayan, ünlü bir İngiliz casusudur.
 
İngilizlerin devşirme çocukları içinde en ünlüsü olan Sagir, döneminde tüm gittiği bölgeleri karıştıran bir karakterdir.  Özellikle Avrupa, Afganistan, İran ve Hindistan başta olmak üzere Orta Doğu ve bilakis Mısır’da tam bir casusluk rolü oynamıştır.
Mustafa Sagir incelendiğinde, İngilizlerin nasıl casus yetiştirdikleri, harcadıkları para, verdikleri eğitimle tam bir sömürücü ordusu kurdukları görülebilir.
 
Efendinin son görev yeri Osmanlı Türkiye’sidir. Önce İstanbul’u karıştırmış ve makûs talihine yavaş yavaş yaklaşarak Ankara’ya gelmişti. Hindistan Müslümanlarından topladığı milyonlarca altını Anadolu’ya getireceğini, gazete kuracağını, burada okullar yapacağını ve askerin her türlü ihtiyacını karşılayacağı yalanlarıyla Ankara’yı avlamaya çalışırken av olmuş ve 23 Mayıs 1921’de Ankara İstiklal Mahkemesi’nin verdiği kararla idam cezasına çarptırılmıştır. Ve 24 Mayıs 1921 yılında, Ankara’da asılmıştır.
 
İngilizler ve Hintliler, her ne kadar uğraşsalar da bu genç Ankara Hükümeti’nin bağımsızlığının bir belirtisi olarak mahkeme kararı yerine getirilmiştir.
 
Mustafa Sagir’in yaşamı, 1887 yılında Peşaver’de başlamış ve 1921 yılında Ankara’da sona ermiştir. Beş dil bilen, felsefe doktoru Sagir, ölü bir yatırım olarak İngilizlerin hanesine yazılmıştır.
 
Öğr. Gör. Rahmi AKBAŞ
Bilecik Şeyh Edebalı Üniversitesi

Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun

0
Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun
Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun

Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun 01.11.1984 tarih ve 3071 kanun numarası ile düzenlenmiş,  Resmi Gazetenin 10.11.1984 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Dilekçe hakkı, bireylerin, kişisel veya kamusal konularla ilgili dilek ve şikayetlerini, tek başına veya başkaları ile birlikte tüm kurum, yetkili makam, kuruluş ver her türlü devlet organı ile teşkilat şemasında bulunan tüm resmi kuruluşlara sunabilme hakkıdır.

Anayasanın 74. maddesine göre dilekçe hakkı şöyle tanımlanır: “Vatandaşların ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancıların kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri hakkında yetkili makamlara ve TBMM’ye yazı ile başvurma hakkıdır.”

Dilek şeklinde yapılan başvurularda resmi bir makamdan ya doğrudan doğruya kendisi ya da kamusal bir iş için, yetkisi dahilinde olmak üzere bir eylem ya da bir karar istenmekte; şikayet şeklinde olanlarda ise genel anlamda haksızlığa uğrayan bir kişi ya da kurumun çıkarlarının zedelenmesi ya da hukuk düzenindeki aksaklıklar ortaya konmaktadır.

Dilekçe hakkı, bireylerin kendileriyle veya kamusal işlerle ilgili olarak, tek başlarına veya topluca yargı dışında kalan devlet organlarına, dertlerini, sorunlarını, şikayetlerini, uğradıkları haksızlıkları ileterek çözüm bulmalarını istemelerinden ibaret bir insan hakkı olarak tanımlanmıştır.

Dilekçe hakkı anayasal bir hak olup hiçbir kurum ve kuruluşun usulüne uygun bir dilekçeyi reddetme hakkı bulunmamaktadır. Dilekçe hakkından ayrılmaz bir hak ise dilekçenin teslim edildiğine dair bir suretin dilekçe sahibine verilmesidir. Dilekçe hakkı, hukuki uyuşmazlığın doğmasından evvel yasal hakların aranmasında en öncelikli haktır.

Hak arama yolları konusunda yurttaşlara zamanında yapılmış başvurulardan sonra ek külfet getirmek anayasada güvence altına alınan hak arama özgürlüğüne aykırıdır.

Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun
Amaç:

Madde 1 – (Değişik: 2/1/2003-4778/23 md.)
Bu Kanunun amacı, Türk vatandaşlarının ve Türkiye’de ikamet eden yabancıların kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisine ve yetkili makamlara yazı ile başvurma haklarının kullanılma biçimini düzenlemektir.

Kapsam:

Madde 2 – (Değişik: 2/1/2003-4778/24 md.)
Bu Kanun, Türk vatandaşları ve Türkiye’de ikamet eden yabancılar tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi ile idari makamlara yapılan dilek ve şikâyetler hakkındaki başvuruları kapsar.

Dilekçe hakkı:

Madde 3 – Türk vatandaşları kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisine ve yetkili makamlara yazı ile başvurma hakkına sahiptirler.

(Ek: 2/1/2003-4778/25 md.)Türkiye’de ikamet eden yabancılar karşılıklılık esası gözetilmek ve dilekçelerinin Türkçe yazılması kaydıyla bu haktan yararlanabilirler.

Dilekçede bulunması zorunlu şartlar:

Madde 4 – (Değişik: 2/1/2003-4778/26 md.)
Türkiye Büyük Millet Meclisine veya yetkili makamlara verilen veya gönderilen dilekçelerde, dilekçe sahibinin adı-soyadı ve imzası ile iş veya ikametgâh adresinin bulunması gerekir.

Gönderilen makamda hata:

Madde 5 – Dilekçe, konusuyla ilgili olmayan bir idari makama verilmesi durumunda, bu makam tarafından yetkili idari makama gönderilir ve ayrıca dilekçe sahibine de bilgi verilir.

İncelenemeyecek dilekçeler:

Madde 6 – Türkiye Büyük Millet Meclisine veya yetkili makamlara verilen veya gönderilen dilekçelerden;
a) Belli bir konuyu ihtiva etmeyenler,
b) Yargı mercilerinin görevine giren konularla ilgili olanlar,
c) 4 üncü maddede gösterilen şartlardan herhangi birini taşımayanlar,

İncelenemezler.

Dilekçenin incelenmesi ve sonucunun bildirilmesi:

Madde 7 – (Değişik: 2/1/2003-4778/27 md.)
Türk vatandaşlarının ve Türkiye’de ikamet eden yabancıların kendileri ve kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri
konusunda yetkili makamlara yaptıkları başvuruların sonucu veya yapılmakta olan işlemin safahatı hakkında dilekçe sahiplerine en geç otuz gün içinde gerekçeli olarak cevap verilir. İşlem safahatının duyurulması halinde alınan sonuç ayrıca bildirilir.

Türkiye Büyük Millet Meclisine yapılan başvuruların incelenmesi:

Madde 8 – (Değişik: 2/1/2003-4778/28 md.)
Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilen dilekçelerin, Dilekçe Komisyonunda incelenmesi ve karara bağlanması altmış gün içinde sonuçlandırılır. İlgili kamu kurum veya kuruluşları Türkiye Büyük Millet

Meclisi Dilekçe Komisyonunca gönderilen dilekçeleri otuz gün içinde cevaplandırır. İnceleme ve karara bağlamanın esas ve usulleri Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde gösterilir.
(Ek fıkra: 1/12/2011-6253/41 md.) Dilekçe Komisyonu, görevleri ile ilgili olarak, kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile özel kuruluşlardan her türlü bilgi ve belgeyi almak, ilgilileri çağırıp bilgi almak, idari denetimin yapılmasını istemek, bilirkişi görevlendirmek ve yerinde inceleme yapmak yetkisine sahiptir. Bu yetkinin kullanılması durumunda kamu kurum ve kuruluşları ile kamu personeli, talep edilen bilgi ve belgeyi vermek, idari denetimi yapmak ve yerinde inceleme için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.

Kaldırılan hüküm:

Madde 9 – 26 Aralık 1962 tarih ve 140 sayılı Türk Vatandaşlarının Türkiye Büyük Millet Meclisine Dilekçe ile Başvurmaları ve Dilekçelerin İncelenmesi ile Karara Bağlanmasının Düzenlenmesine Dair Kanun yürürlükten kaldırılmıştır.

Geçici Madde 1 – (3071 sayılı Kanunun kendi numarasız geçici maddesi olup teselsül için numaralandırılmıştır.)

Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde gerekli değişiklikler yapılıncaya kadar, 140 sayılı Türk Vatandaşlarının Türkiye Büyük Millet Meclisine Dilekçe ile Başvurmaları ve Dilekçelerin İncelenmesi ile Karara Bağlanmasının Düzenlenmesine Dair Kanunun Dilekçe Komisyonunun çalışma esas ve usullerine ilişkin hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.

Yürürlük:

Madde 10 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme:

Madde 11 – Bu Kanun hükümlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ile Bakanlar Kurulu yürütür.

Dilekçe Yazım Kuralları ve Dilekçe Hakkında Yazılmış Olan Bir Dilekçenin Anatomisi isimli kitap

Bir Dilekçenin Anatomisi

İş Teftişi Sözleşmesi

0

İş Teftişi Sözleşmesi, 19 Haziran 1947 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)  tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 13.12.1950 tarihinde 5690 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 22.12.1950 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir.

Sözleşme, sınai iş yerlerinde ve ticari iş yerlerinde teftişi düzenlemekte, tüm iş yerlerinde teftişi düzenleyen bir teftiş sistemi kurulmasını öngörmekte ve bu teftiş sisteminin standartlarını  belirlemektedir.

Sözleşme, sınai iş yerlerinde ve ticari iş yerlerinde teftişi düzenlemekte, tüm iş yerlerinde teftişi düzenleyen bir teftiş sistemi kurulmasını öngörmekte ve bu teftiş sisteminin standartlarını  belirlemektedir.

ILO 81 No’lu İş Teftişi Sözleşmesi

ILO Kabul Tarihi: 19 Haziran 1947
Kanun Tarih ve Sayısı: 13.12.1950 / 5690
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 22.12.1950 / 17689

Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Yönetim Kurulu tarafından Cenevre’ye davet edilerek orada 19 Haziran 1947 tarihinde 30 uncu toplantısını yapan Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel konferansı,
Toplantı gündeminin 4 üncü maddesini teşkil eden Sanayi ve Ticaret te İş Teftişi meselesine dair muhtelif tekliflerin kabulüne,
Bu tekliflerin bir Milletlerarası Sözleşme şeklini almasına karar verdikten sonra,
Bin dokuz yüz kırk yedi yılı temmuz ayının on birinci günü,
İş Teftişi hakkında 1947 Sözleşmesi adını taşıyacak olan aşağıdaki Sözleşmeyi kabul eder:

BÖLÜM I

SANAYİDE İŞ TEFTİŞİ

MADDE 1

Hakkında bu Sözleşmenin yürürlükte bulunduğu Milletlerarası Çalışma Teşkilatının her üyesinin sınai işyerlerinde bir teftiş sistemi bulundurması lazımdır.

MADDE 2

Sınai işyerlerinde iş teftiş sistemi çalışma şartlarına ve işçilerin işleriyle meşgul bulundukları sırada korunmalarına dair konulan kanuni hükümlerin uygulanmasını sağlamakla iş müfettişlerinin vazifeli bulundukları bütün işyerleri hakkında uygulanır.

Milli mevzuat, maden ve ulaştırma işletmelerini veya bu gibi işletmelerin bazı kısımlarını bu Sözleşmenin uygulanmasından istisna edebilir.

MADDE 3

İş teftiş sisteminin vazifeleri şunlar olacaktır:

a.Çalışma müddetleri, ücretler, iş emniyeti, işçilerin sağlığı ve refahı, çocuk ve gençlerin çalıştırılması ve bunlarla ilgili diğer hususlar gibi, çalışma şartlarına ve işçilerin işleriyle meşgul bulundukları sırada korunmalarına dair kanuni hükümlerin mezkür hükümlerin tatbikini temin etmekle iş müfettişlerinin vazifeli bulundukları nispette uygulanmasını sağlamak;

b.İşverenlere ve işçilere, kanuni hükümlere riayet etmeyi sağlayacak en müessir yollar hakkında teknik malumat vermek ve tavsiyelerde bulunmak,

c.Mevcut kanuni hükümlerin sarih şekilde derpiş etmemiş olduğu kusur veya suistimalleri yetkili makamın dikkatine arzetmek;

İş müfettişlerine tevdi edilebilecek diğer vazifelerin, esas vazifelerini ifaya mani olmaması veya işverenler ve işçilerle olan münasebetlerinde müfettişler için zaruri bulunan nüfuz ve tarafsızlığa halel vermemeleri lazımdır.

MADDE 4

İş teftişi üye memleketin idari usulleriyle kabilitelif olşduğu nispette, merkezi bir makamı nezaret ve murakabesine tabi bulunacaktır.

Federal bir devlet bahis mevzuu olduğu takdirde, ‘‘merkezi makam’’ tabiri, ya federal bir makamı veya federasyonu teşkil eden bir hükümetin merkezi makamını ifade edebilir.

MADDE 5

Yetkili makam, aşağıda yazılı hususları kolaylaştırmak için uygun tedbirler alacaktır:

a.Bir taraftan teftiş servisleri, diğer taraftan benzeri faaliyetlerde bulunan hükümetin diğer servisleri de resmi ve hususi kurumlar arasında müessir bir işbirliği yapılması,

b.İş teftişi servisinin memurlarıyla işveren ve işçiler veya bunların teşekküleri arasında iş beraberliği yapılması.

MADDE 6

Teftiş personeli, memuriyette istikrarlarını ve hükümet değişikliklerini ve yerinde olmayan harici tesislere tabi bulunmalarını sağlayacak şekilde bir statü ve hizmet şartlarından faydalanan amme memurlarından terekküp edecektir.

MADDE 7

Amme hizmetlerine alınmak için milli mevzuatın tespit edeceği şartlar mahfuz kalmak kaydı ile iş müfettişleri yalnız görecekleri vazifeleri ifa edebilmek için gereken ehliyet gözönünde tutularak tayin edileceklerdir.

Bu ehliyetlerin tahkiki yolları yetkili makam tarafından tayin edilecektir.

İş müfettişlerinin vazifelerini ifa edebilmeleri için münasip şekilde yetiştirilmeleri lazımdır.

MADDE 8

Gerek erkekler, gerek kadınlar iş müfettişi tayin edilebileceklerdir; icap ettiği takdirde erkekle kadın müfettişlere özel vazifeler verilebilecektir.

MADDE 9

Her üye işleriyle meşgul olduklari esnada sağlık ve emniyetlerinin korunmasına dair olan kanuni hükümlerin uygulanmasını sağlamak ve kullanılan usullerin, malzemenin ve çalışma şekilerinin işçilerin sağlık ve emniyeti üzerindeki etkilerini incelemek maksatıyla, tababet, makina, elektrik ve kimya alanlarındaki mütehassılar da dahil olmak üzere, hakkiyle ehliyetli eksper ve teknisyenlerin milli şartlara göre en münasıp sayılabilecek tarzda teftiş faaliyetlerine iştiraklerini temin etmek için lüzumlu olan tedbirleri alacaktır.

MADDE 10

İş müfettişleri iş teftişi vazifesini müessir bir şekilde ifasına yetecek sayıda olacak ve bu sayı, aşağıdaki hususlar hakkıyle gözönünde tutularak tespit edilecektir.

a.Müfettişlerin ifa etmek mecburiyetinde oldukları vazifelerin önemi hususiyetiyle:

i.Teftişe tabi işyerlerinin sayı, mahiyet, büyüklük ve mevkii,

ii.Bu gibi işyerlerinde istihdam edilen işçilerin sayı ve nevileri,

iii.Uygulanmasının sağlanması gereken kanuni hükümlerin sayısı ve tenevvüü,

b.Müfettişlerin emrine verilmiş olan maddi vasıtalar;

c.Teftişlerin müessir bir şekilde icrası için bunların tabi olacağı ameli şartlar.

MADDE 11

Yetkili makam, iş müfettişlerine aşağıdaki hususların temin edilmesi için lüzumlu olan tedbirleri alacaktır:

a.Teftiş servisinin ihtiyaçlarına göre münasip şekilde techiz edilmiş ve ilgili bütün şahıslara açık bulundurulan mahalli bürolar;

b.Münasip amme taşıt kolaylıklarının mevcut olmadığı hallerde, müfettişlerin görevlerini ifa edebilmeleri için lüzumlu olan taşıt kolaylıkları,

Yetkili makam, iş müfettişlerinin vazifelerini ifa edebilmeleri için lüzumlu olabilecek seyahat vesair masralarının kendilerine tediyesi için gerekli tedbirleri alacaktır.

MADDE 12

Hüviyetlerini bildiren belgeleri hamil iş müfettişleri aşağıdaki yetkileri haizdir:

a.Teftişe tabi herhangi bir işyerine günün veya gecenin herhangi bir saatinde serbestçe ve önceden haber vermeksizin girmek,

b.Teftişe tabi olduklarına hükmetmek için makul bir sebep görebilecekleri bütün mahallere gündüz girmek;

c.Kanuni hükümlere hakikatten riayet edilip edilmediğine kanaat getirmek maksadıyle, lüzumlu görebilecekleri her türlü tetkik, kontrol ve tahkikatta bulunmak ve bilhassa:

i.Kanuni hükümlerin uygulanmasiyle ilgili her hususta işverene veya işletme personeline yalnız veya şahitler huzurunda sorular tevcih etmek;

ii.Çalışma şartlarına dair olan milli mevzuatın tutulmasını emrettiği her türlü defterlerin, kayıtların veya diğer vesikaların kanuni hükümlere uygun olup olmadıklarını tetkik etmek ve suretlerini çıkarmak veya bunlardan hulasalar maksadiyle, adı geçen vesikaların ibraz edilmesini talep etmek;

iii.Asılması kanunen mecburi olan ilanların asılmasını istemek;

iv.Tahvil etmek maksadiyle, kullanulan veya işlenen malzeme ve maddelerden numuneler almak ve bunları götürmek; şu şartla ki bu maksatla herhangi bir numune veya maddenin alınıp götürüldüğü işveren veya vekiline haber verilecektir.

Müfettişler teftişe geldiklerini, işveren veya vekiline haber verirler; meğer ki bu tarzda haber vermenin, vazifelerinin ifasına halel getirebileceğini mülahaza etmiş olsunlar.

MADDE 13

Tesislerde, tertiplerde veya çalışma usullerinde tespit ettikleri ve işçilerin sağlık emniyeti bakımından bir tehlike teşkil edeceğine kani olmak için makul bir sebep gördükleri eksikliklerin tamamlanması maksadiyle tedbirler aldırmak hususunda iş müfettişlerine yetki verilecektir.

Müfettişlerin bu gibi tedbirleri aldırmalarını mümkün kılmak üzere, adli veya idari makama her türlü itiraz için milli mevzuatın tanıdığı hak mahfuz kalmak şartıyle, kendileri aşağıda yazılı hususlarda emir vermek veya verdirmek yetkisine malik bulunacaklardır.

a.İşçilerin sağlık ve emniyetine dair olan kanuni hükümlerin tamamiyle uygulanmasını sağlamak için, tesislerde lüzumlu görülebilecek olan değişiklerin tesbit edilecek bir zaman zarfında yapılması;

b.İşçilerin sağlık ve emniyeti bakımından yakın bir tehlike mevcut olduğu takdirde, derhal tatbik olunmak üzere tedbirler alınması.

Fıkra 2 de derpiş olunan usul, üyenin, adli veya idari usulleriyle kabili telif olmadığı hallerde, müfettişler, emirlerin verilmesi veya derhal tatbik edilmek üzere tedbirlerin alınması için yetkili makama müracaat yetkisine malik bulunacaklardır.

MADDE 14

İş teftiş servisinin, milli mevzuatın emredeceği hallerde ve tarzlarda iş kazaları ve meslek hastalığı haberdar edilmesi lazımdır.

MADDE 15

Milli mevzuatin koyabileceği istisnalar mahfuz kalmak kaydiyle, iş müfettişleri:

a.Murakabeleri altındaki işletmelerle doğrudan doğruya veya dolayısiyle herhangi bir alakaları olmak kaydını haiz bulunmayacaklardır.

b.Vazifelerin ifası sırasında, imalat, ticaret sırları veya işletme usulleri hakkında öğrendiklerini, hizmetten ayrıldıktan sonra dahi ifşa etmemek mecburiyetinde olacaklar ve bu mecburiyet münasıp cezalar veya disiplin tedbirlerinin müeyyidesi altında bulundurulacaktır.

c.Tesislerde bir eksiklik bulunduğunu veya kanuni hükümlerin ihlal edildiğini kendilerine haber veren herhangi bir şikayet membaını mutlak suretle gizli tutacaklar ve teftişin bir şikayet üzerine yapıldığını işvreren veya vekiline bildirmekten çekineceklerdir.

MADDE 16

İşyerlerinin ilgili kanuni hükümlerin müessir bir şekilde uygulanmasını temin etmenin lüzumlu kılacaği kadar sık ve itinali bir şekilde teftiş edilmesi lazımdır.

MADDE 17

Uygulanması iş müfettişleri tarafından sağlanan kanuni hükümleri ihlal veya ihmal edecek şahıslar hakkında önceden ihtar edilmeksizin derhal kanuni tatbikata geçilecektir, şu kadar ki, noksanların ikmali veya önleyici tedbirlerin uygulanması için önceden ihtarda bulunulması gereken hallere dair milli mevzuat tarafından istisnalar kabul edilebilecektir.

Tatbikata geçmek veya geçilmesini tavsiye etmek yerine, ihtar veya tavsiyede bulunma keyfiyeti iş müfettişlerinin takdirine bırakılır.

MADDE 18

Uygulanması iş müfettişlerinin kontrolüne tabi olan kanuni hükümleri ihlal ve vazifelerini ifada iş müfettişlerine engel çıkarmak hallerine karşı münasıp cezai müeyyideler milli mevzuat tarafından derpiş edilecek ve müessir bir şekilde tatbik olunacaktır.

MADDE 19

İcabına göre, ya iş müfettişleri veya mahalli teftiş büroları; teftiş faaliyetlerinin neticeleri hakkında merkezi teftiş makamına genel mahiyette muntazam devre raporları vermekle mükellef tutulacaklardır.

Bu raporlar zaman zaman, merkezi makam tarafından tespit olunan tarzda hazırlanacak ve bu makam tarafından tespit edilen konuları ihtiva edecektir.

MADDE 20

Merkezi teftiş makami, kontrolü altında bulunan teftiş servislerinin çalışmalarına dair umumi mahiyette bir senelik rapor yayınlayacaktır.

Bu senelik raporlar, ait oldukları senenin hitamından sonra makul bir devre zarfında ve her halde 12 ay içinde yayınlanacaktır.

Senelik raporların suretleri, yayınlandıktan sonra makul bir devre zarfında her halde üç ay içinde Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürlüğüne gönderilecektir.

MADDE 21

Merkezi teftiş makamı tarafindan yayınlanan senelik rapor aşağidaki konuları ve adı geçen makamın kontrolüne tabi olan diğer ilgili hususları ihtiva edecektir.

a.Teftiş servisinin faaaliyetiyle ilgili kanunlar ve tüzükler;

b.İş teftiş servisinin personeli;

c.Teftişe tabi işyerlerinin istatistikleri ve buralarda çalıştırılan işçilerin sayısı;

d.Teftiş ziyaretlerinin istatistikleri;

e.İşlenen suçlara ve verilen cezalara dair istatistikler;

f.İş kazaları istatistikleri;

g.Meslek hastalıkları istatistikleri.

BÖLÜM II

TİCARETTE İŞ TEFTİŞİ

MADDE 22

Hakkında bu Sözleşmenin bu kısmının yürürlükte bulunduğu Milletlerarası Çalışma Teşkilatının her üyesinin ticari işyerlerinde bir iş sistemi bulundurulması lazımdır.

MADDE 23

Ticari işyerlerinde iş teftiş sistemi, çalışma şartlarına ve işçilerin işleriyle meşgul bulundukları sırada korunmalarına dair olan kanuni hükümlerin uygulanmasını sağlamakla iş müfettişlerinin vazifeli bulundukları işyerleri hakkında uygulanır.

MADDE 24

Ticari işyerlerinde iş teftiş sistemi, bu Sözleşmenin 3-21. Maddeleri hükümlerinin, uygulanabildikleri nispette yerine getirilmesini sağlamalıdır.

BÖLÜM III
MUHTELİF TEDBİRLER
MADDE 25

Milletlerarası Çalışma Teşkilatının bu Sözleşmeyi onoyan her üyesi onama belgesine ekleyeceği bir beyanla Sözleşmeyi kabulünde II nci kısmı müstesna tutabilir.

Bu şekilde beyanda bulunmuş her üye, müteakip bir beyanla evvelki beyanını herhangi bir zamanda iptal edebilir.

Bu maddenin birinci paragrafına göre yapılmış olan beyanın kendisi hakkında yürürlükte bulunduğu her üye Sözleşmenin tatbikine dair yıllık raporunda Sözleşmenin II nci kısmının hükümleri hakkında kendi kanunun ve tatbikatının durumunu bildirecek ve adı geçen hükümlerin ne dereceye kadar tatbik mevkiine konduğunu veya konulmasını tasavvur edildiğini açıklayacaktır.

MADDE 26

Herhangi bir işyerinin veya işyeri kısmının yahut servisinin, bu Sözleşmenin şumulüne girdiği muhakkak surette belli olmadığı takdirde, meselenin hali yetkili makama ait olacaktır.

MADDE 27

Bu Sözleşmede ‘‘Kanuni Hükümler’’ tabiri kanun ve tüzüklerden başka, kanun kuvvetini haiz bulunan ve uygulanmasını sağlamak iş müfettişlerinin vazifesi olan hakem kararlarını ve genel sözleşmeleri de içine alır.

MADDE 28

Milletlerarasi Çalişma Teşkilatı Statüsünün 2 nci maddesi gereğince verilecek olan senelik raporlara bu Sözleşme hükümlerini tatbik mevkiine koyan bütün kanunlar ve tüzükler hakkında mufassal malümat dercedilecektir.

MADDE 29

Bir üyenin ülkesi geniş bölgeleri ihtiva edip de bu bölgelerdeki nüfusun dağınıklığı ve gelişme safhası dolaysıyla yetkili makam bu Sözleşme hükümlerinin buralarda uygulanmasının kabil olmayacağını mülahaza ettiği takdirde, adı geçen makam, bu bölgeleri bu Sözleşmenin uygulanmasından ya tamamiyle veyahut muayyen işletmeler veya işler hakkında münasip göreceği istisnalar kabul etmek suretiyle kısmen muaf tutabilir.

Her üye, Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Satatüsünün 22 nci maddesi gereğince bu Sözleşmenin uygulanmasına dair vereceği ilk raporunda, hakkında bu madde hükümlerine müracaat niyetinde olduğu bölgeleri ve hükümlere müracaat niyetinde olmasının sebeplerini göstermelidir; hiç bir üye, daha sonra bu suretle göstermiş bulunduğu bölgelerden maadası için bu madde hükümlerine müraacat edemez.

Bu madde hükümlerine müracaat eden her üye, müteakip yıllık raporlarında, hangi bölgeler için bu madde hükümlerine müracaat hakkından vazgeçtiğini göstermelidir.

MADDE 30

Milletlerarasi Çaişma Teşkilatı Statüsünün 1946 yılında tadil edilen metnin 35 inci maddesinde zikrolunan ülkeler hususunda bu suretle tadil edilmiş olan adı geçen maddenin 4 ve 5 inci fıkralarında yazılı ülkeler hariç, bu Sözleşmeyi onayan her teşkilat üyesi, aşağıdaki hususları bildiren bir beyanı Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne, onanmasından sonra, mümkün olan en kısa müddet içinde göndermelidir:

Haklarında Sözleşme hükümlerinin hiç bir değişiklik yapılmadan uygulanmasını taahhüt ettiği ülkeler;

Haklarında Sözleşme hükümlerinin değişikliklerle uygulanmasını taahhüt ettiği ülkeler ve bu değişiklerin nelerden ibaret olduğu;

Haklarında Sözleşmenin uygulanamayacağı ülkeler ve bu gibi hallerde Sözleşmenin uygulanmamasının sebepleri,

Haklarında kararını sonraya bıraktığı ülkeler,

a.Bu maddenin birinci paragrafının a ve b bentlerinde zikrolunan taahhütler, onanmanın ayrılmaz kısımları olarak sayılacak ve aynı sonuçları doğuracaktır.

b.Her üye bu maddenin 1. paragrafının b), c) ve d) bentleri gereğince daha önce yapmış olduğu beyanda mevcut ihtirazı kayıtların hepsinden yahut bir kısmından, yeni bir beyan ile vazgeçebilecektir.

c.Her üye 34 üncü madde hükümlerine uygun olarak, bu Sözleşmenin feshedilebileceği devreler zarfında Genel Müdüre, daha evvelki herhangi bir beyanın hükümlerini herhangi başka bir bakımdan değiştiren ve belirli ülkelerdeki durumu bildiren yeni bir beyan gönderebilecektir.

MADDE 31

Bu Sözleşme konusunda dahil bulunan meseleler, anavatan dışı bir ülkenin makamlarının bizzat kendi yetkisi çerçevesi içine girdiği zaman, o ülkenin milletlerarası münasebetlerinden sorumlu olan üye, adı geçen ülkenin hükümetiyle mütabık olarak, Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne, o ülke adına, bu sözleşmedeki vecibeleri kabul ettiğine dair bir beyan gönderebilecektir.

Bu Sözleşmedeki vecibelerin kabulü hakkındaki bir beyan Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne;

a.Müşterek otoriteleri altında bulunan bir ülke için iki veya daha fazla teşkilat üyesi;

b.Birleşmiş Milletler Antlaşması hükümleri yahut o ülke hakkında yürürlükte olan diğer bir hüküm gereğince, o ülkenin idaresinden sorumlu bulunan Milletlerarası her makam tarafından gönderilebilir.

Bu maddenin yukarıdaki paragrafları hükümleri uyarınca, Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilen beyanlar, Sözleşme hükümlerinin ilgili ülkede değişikliklerle mi yoksa değişiklik yapılmadan mı uygulanacağını bildirmelidir; beyan Sözleşme hükümlerinin değişiklikler kaydıyla uygulandığını bildirdiği zaman, adı geçen değişikliklerin nelerden ibaret olduğunu belirtmelidir.

İlgili üye yahut üyeler veya Milletlerarası makam 17 nci madde hükümlerine uygun olarak, Sözleşmenin feshedilebileceği devreler zarfında Genel Müdüre, daha evvelki beyanın hükümlerinin herhangi başka bir bakımdan değiştiren ve bu Sözleşmenin uygulanması hususundaki durumu belirten yeni bir beyan gönderebilecektir.

BÖLÜM IV
SON HÜKÜMLER
MADDE 32

Bu sözleşmenin kesin onama belgeleri, Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilecek ve onun tarafından tescil edilecektir.

MADDE 33

Bu Sözleşme ancak onama belgeleri Genel Müdür tarafından tescil edilmiş olan Milletlerarası Çalışma Teşkilatı üyelerini bağlayacaktır.

Bu Sözleşme iki üyenin onama belgelerinin Genel Müdür tarafından tescil edilmesi tarihinden on iki ay sonra yürürlüğe girecektir.

Daha sonra bu Sözleşme her üye hakkında, kendisini onama belgesinin tescilinden itibaren on iki ay sonra yürürlüğe girecektir.

MADDE 34

Bu Sözleşmeyi onayan her üye, onu, ilk yürürlüğe giriş tarihinden itibaren on yıllık bir devre sonunda, Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne göndereceği ve bu müdürün tescil edeceği bir ihbarname ile feshedilebilir. Fesih, tescil tarihinden ancak bir yıl sonra muteber olacaktır.

Bu sözleşmeyi onamış olup da onu bundan önceki fıkrada yazılı on yıllık devrenin bitiminden itibaren bir yıl zarfında bu madde gereğince feshetmek ihtiyatını kullanmayan her üye, yeniden on yıllık bir müddet için bağlanmış olacak ve bundan sonra bu Sözleşmeyi, her on yıllık devre bitince, bu maddede derpiş edilen şartlar içinde feshedebilecektir.

MADDE 35

Milletlerarasi Çalışma Bürosu Genel Müdürü teşkilat üyeleri tarafından kendisine bildirilen bütün onama beyan ve fesihlerin tescil edildiklerini , Milletlerarası Çalışma Teşkilatının bütün üyelerine tebliğ edecektir.

Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel Müdürü, kendisine gönderilen Sözleşmenin ikinci onama belgesinin tescil edildiğini teşkilat üyelerine tebliğ ederken, bu Sözleşmenin yürürlüğe gireceği tarih hakkında teşkilat üyelerinin dikkatini çekecektir.

MADDE 36

Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü yukarıdaki maddeler gereğince tescil etmiş olduğu bütün onama ve fesihlere dair tam bilgileri, Birleşmiş milletler Antlaşmasının 102 nci maddesi uyarınca tescil edilmek üzere, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine ulaştıracaktır.

MADDE 37

Bu sözleşmenin yürürlüğe girmesinden itibaren her on yillik bir devre sonunda, Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Yönetim Kurulu bu Sözleşmenin uygulanması hakkındaki bir raporu Genel Konferansa sunacak ve onun tamamen veya kısmen değiştirilmesi keyfiyetinin konferans gündemine konulması lüzumu hakkında karar verecektir.

MADDE 38

Konferansın bu Sözleşmeyi tamamen veya kısmen değiştiren yeni bir Sözleşme kabul etmesi halinde ve yeni Sözleşme başkaca hükümler ihtiva eylemediği takdirde:

a.Tadil edici yeni Sözleşmenin bir üye tarafından onanması keyfiyeti, yukaridaki 34 ncü madde nazara alınmaksızın fakat tadil edici yeni Sözleşme yürürlüğe girmiş olmak kayıt ve şartı ile, bu Sözleşmenin derhal ve kendiliğinden feshini tazammun edecektir.

b.Tadil edici Sözleşmenin yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren, bu Sözleşme, üyelerin onanmasına artık açık bulundurulmayacaktır.

Bu Sözleşme onu onayıp da tadil edici Sözleşmeyi onamamış bulunan üyeler için; herhalde şimdiki şekil ve muhtevasıyle muteber olmakta devam edecektir.

MADDE 39

Bu Sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinleri aynı şekilde muteberdir.

Türkiye’nin Onayladığı ILO Sözleşmeleri

Türkiye, ILO tarafından kabul edilmiş olan sözleşmelerden 59 adetini onaylamıştır. Sekiz adet temel sözleşmenin tamamı, yönetişim sözleşmelerinden öncelikli olan dört sözleşmeden üçünü, 177 teknik sözleşmeden 48’i onaylanmıştır. Türkiye tarafından onaylanan 59 Sözleşmeden 55’i yürürlüktedir, 4 Sözleşmeye karşı çıkılmıştır.